zaman tüneli
yazarların güne puanı
hızlı geçti puanlayacak kadar anlayamadım.. baştan başlasak bi.
devamını gör...
carlsberg elephant
kırmızı tuborgun fillisi.
devamını gör...
üstteki yazarın ne sevdiğini kapak fotoğrafından tahmin et
türk seviyor, orta asya seviyor. ben de kendisini sevdim.
devamını gör...
üstteki yazarın ne sevdiğini kapak fotoğrafından tahmin et
kan seviyor. muhtemelen.
devamını gör...
üstteki yazarın ne sevdiğini kapak fotoğrafından tahmin et
motorların aşığı, motorları seviyo.
devamını gör...
üstteki yazarın ne sevdiğini kapak fotoğrafından tahmin et
yaz mevsimini ve deniz kenarında gezmeyi.
devamını gör...
üstteki yazarın ne sevdiğini kapak fotoğrafından tahmin et
gri kedi
devamını gör...
üstteki yazarın ne sevdiğini kapak fotoğrafından tahmin et
bakmadım kesin istanbuldur..
devamını gör...
özenilen meslekler
aşçılık.. gerçekten bir kaç tane farklı ülkelerin mutfaklarına hakim olup leziz yemekler yapmak isterdim millete..
devamını gör...
cem adrian
bambaşka bi adam ya. vallahi böyle bi ses yok. o kadar hislerime dokunuyor ki bambaşka hissettirebiliyor. böyle bir vokal arıyorum ama yok. tek.
devamını gör...
tanrı
kimine göre var kimine göre yok.. ama işin ilginç tarafı var olduğuna inanalar yok olduğuna inananlara takmış veya tam tersi olmuş.. biride çıkıp.. varsa gerçek tanrı ne istiyor umursamamış..
devamını gör...
gerçekleşince tüm dertlerim biter denilen şey
olmuyor işte o.. ha bir şey gerçekleşiyor bir dert bitiyor orası tamam.. ama tüm dertleri kapsamıyor bu.. neyse bunu çözünce gelirim.
devamını gör...
insanlığın yıldızının parladığı anlar
daha bismillah, en başlarda bizansın fethiyle başlar.
başlar da, bariz yanlıdır be anam babam. koskoca stefan zweig hiç utanmamış ramsesin kadeş savaşı yazıtlarını yazması gibi işine geldiğini yazmış.
kalanı da aynı inandırıcısızlıkla okuyorsunuz tabi. yavan bir okuma oluyor.
halbuki konular güzeldir, ama işte.
başlar da, bariz yanlıdır be anam babam. koskoca stefan zweig hiç utanmamış ramsesin kadeş savaşı yazıtlarını yazması gibi işine geldiğini yazmış.
kalanı da aynı inandırıcısızlıkla okuyorsunuz tabi. yavan bir okuma oluyor.
halbuki konular güzeldir, ama işte.
devamını gör...
sözlüğe ne oldu sorusu
aktroller akit gazetesine çevirdi sözlüğü.
devamını gör...
erkek yazarların son yaptığı yemek
mercimek çorbası..
devamını gör...
geçmeyen geçimsizliklerimiz
böyle de tuhaf bir başlıkla başlatıyorum bu konuyu
kim ne anlamak veya bu başlığı nerden ele almak isterse..
son zamanlarda neden hayatımda düzgün, sağlam bir ilişkim olmuyor diye düşünüyorum. neden karşılıklı sevip sevildiğimi hissetmiyorum dediğim bir sürü yüz var. neden flörtlerim olmuyor veya olsa bile ucundan döner bir pozisyonda oluyorlar. ben çok mu ürkütücüyüm, ben de mi tuhaflık var gibi gibi şeyler düşünürken buldum yine kendimi. esasen ben bu düşüncelere zaman zaman sık sık kapılıyorum da. yıllarca problemleri kendimde aradım. çok soru sorup çok anlam yüklüyorum. anlam yüklediğimde de kaybediyorum ya zaten. gidenler geri gelmiyor gelseler bile ne için gelindiğide ortada. yıkım dolu enkaz olduğumu düşünüyorum zaman zaman. çok mu şükürsüzüm ne?
bugün oda arkadaşımla bu konuyu konuştuk
‘sen problemsiz sorunsuz yaşayamıyorsun genel olarak huzuru reddediyorsun sanki sürekli bir problem arıyorsun kendine bir dert arıyorsun
bulamayınca da gidip kendine dert üretiyorsun. her şeyin çözümünü arıyorsun, çok kurcalıyorsun ve sürekli gerginsin açıkçası kimse yanında bu kadar gergin kendine problem arayan sakin yaşayamayan birini istemez kusura bakma. ’ dedi ve bir şey diyim mi çok haklıydı.. ben tam olarak böyle biriydim. uzun zamandır kendi bokumla bile kavga edecek konuma gelmiştim. üstelik bir günde de gelmedim bu noktaya yıllardır böyle.. elde edemediğim şeylerden mi dersek ben şu yaşıma kadar yapmak istediğim ne varsa yapabildim de üstelik. bu imkanlar bana sunulsa da sunulmasa da yarattığım imkanlar da oldu istediğim şeylere gün sonunda hep ulaştım. e madem öyle neden huzursuzdum? bugün kampüste random bir masaya oturdum fakülteden kızlı erkekli kalabalık bir masa sohbete katıldım ve uzun zaman sonra gerçekten güldüm. biri yaşadığı üzücü bir olayı komik bir şekilde hepimiz gülelim diye anlattı kendide güldü. sonucunda ders oldu, tecrübe dedi. bense hep bu kötü resim asma korkularımdan bazı şeylerden hep kaçtım finalde gülmeye cesaret edemeyebilirim diye. e sadedinde ne oldu derseniz o kötü resim ben oldum. benim duvarımda aynı resimlerden milyon tane var. üstelik işe yaramayan, zamansız, lüzumsuz denecek kadar da fazla. halbuki bir resmi indirip yerine yeni resim asabilmeyi bilmesi lazım insanın. öğrenmesi gerek veya denemesi gerek… neden deneme veya hata payı bırakmadım ki? neden öğrenilmiş çaresizliği yaşamak istedim veya neden bu acıtasyon kalelerini sundum ki kendime. neydi şimdi bu? ne doğru veya ne yanlıştı?
her şeyi bilip, görüp neye cesaret edemedin lan demezler mi insana. ben kendime bugün dedim bunu…
yoruldun be kızım dedim, yıprattın kendini dedim.
üstelik kimse de değil sen kendine yaptın bunu dedim.
bokunla kavga ettin yıllardır.. neyi ispatladın, neyi kanıtladın, ne, neyi, ne için ve neden sorularıyla sıktım kendimi. alamayacaksın o cevapları bi kere anlamadın mı? e anladın. anladım yani. e anlamakta yetmiyor herhalde. ya demem o ki ben çok güzel şeyler başardım da aslında, güzel şeyler kanıtladım kendime e ama yetmedi işte. daha farklı huzursuzluklarım doğdu.
geçmedi bu geçimsizliklerim bu yazıyı yazdığımda da taakkk diye geçmeyecek de üstelik. bazı şeyler de geçsin diye yazılmaz zaten. bir geceyi geçirdim, oyalandım işte bu satırlarda. biliyoruz ve kabulleniyoruz gibi bir yerdendi bu. öyle işte siz öylesiniz ben de böyleyim. fazla geliyorum kendime ben bile kendimi taşıyamıyorum. sıkılıyorum da belli değil mi zaten neredeyse her yazımda yollardayım.. iç çekişler, iç monologlar, dış sesler… derken eh bir yazıyı da böyle bi yerlerden noktalayalım.
kim ne anlamak veya bu başlığı nerden ele almak isterse..
son zamanlarda neden hayatımda düzgün, sağlam bir ilişkim olmuyor diye düşünüyorum. neden karşılıklı sevip sevildiğimi hissetmiyorum dediğim bir sürü yüz var. neden flörtlerim olmuyor veya olsa bile ucundan döner bir pozisyonda oluyorlar. ben çok mu ürkütücüyüm, ben de mi tuhaflık var gibi gibi şeyler düşünürken buldum yine kendimi. esasen ben bu düşüncelere zaman zaman sık sık kapılıyorum da. yıllarca problemleri kendimde aradım. çok soru sorup çok anlam yüklüyorum. anlam yüklediğimde de kaybediyorum ya zaten. gidenler geri gelmiyor gelseler bile ne için gelindiğide ortada. yıkım dolu enkaz olduğumu düşünüyorum zaman zaman. çok mu şükürsüzüm ne?
bugün oda arkadaşımla bu konuyu konuştuk
‘sen problemsiz sorunsuz yaşayamıyorsun genel olarak huzuru reddediyorsun sanki sürekli bir problem arıyorsun kendine bir dert arıyorsun
bulamayınca da gidip kendine dert üretiyorsun. her şeyin çözümünü arıyorsun, çok kurcalıyorsun ve sürekli gerginsin açıkçası kimse yanında bu kadar gergin kendine problem arayan sakin yaşayamayan birini istemez kusura bakma. ’ dedi ve bir şey diyim mi çok haklıydı.. ben tam olarak böyle biriydim. uzun zamandır kendi bokumla bile kavga edecek konuma gelmiştim. üstelik bir günde de gelmedim bu noktaya yıllardır böyle.. elde edemediğim şeylerden mi dersek ben şu yaşıma kadar yapmak istediğim ne varsa yapabildim de üstelik. bu imkanlar bana sunulsa da sunulmasa da yarattığım imkanlar da oldu istediğim şeylere gün sonunda hep ulaştım. e madem öyle neden huzursuzdum? bugün kampüste random bir masaya oturdum fakülteden kızlı erkekli kalabalık bir masa sohbete katıldım ve uzun zaman sonra gerçekten güldüm. biri yaşadığı üzücü bir olayı komik bir şekilde hepimiz gülelim diye anlattı kendide güldü. sonucunda ders oldu, tecrübe dedi. bense hep bu kötü resim asma korkularımdan bazı şeylerden hep kaçtım finalde gülmeye cesaret edemeyebilirim diye. e sadedinde ne oldu derseniz o kötü resim ben oldum. benim duvarımda aynı resimlerden milyon tane var. üstelik işe yaramayan, zamansız, lüzumsuz denecek kadar da fazla. halbuki bir resmi indirip yerine yeni resim asabilmeyi bilmesi lazım insanın. öğrenmesi gerek veya denemesi gerek… neden deneme veya hata payı bırakmadım ki? neden öğrenilmiş çaresizliği yaşamak istedim veya neden bu acıtasyon kalelerini sundum ki kendime. neydi şimdi bu? ne doğru veya ne yanlıştı?
her şeyi bilip, görüp neye cesaret edemedin lan demezler mi insana. ben kendime bugün dedim bunu…
yoruldun be kızım dedim, yıprattın kendini dedim.
üstelik kimse de değil sen kendine yaptın bunu dedim.
bokunla kavga ettin yıllardır.. neyi ispatladın, neyi kanıtladın, ne, neyi, ne için ve neden sorularıyla sıktım kendimi. alamayacaksın o cevapları bi kere anlamadın mı? e anladın. anladım yani. e anlamakta yetmiyor herhalde. ya demem o ki ben çok güzel şeyler başardım da aslında, güzel şeyler kanıtladım kendime e ama yetmedi işte. daha farklı huzursuzluklarım doğdu.
geçmedi bu geçimsizliklerim bu yazıyı yazdığımda da taakkk diye geçmeyecek de üstelik. bazı şeyler de geçsin diye yazılmaz zaten. bir geceyi geçirdim, oyalandım işte bu satırlarda. biliyoruz ve kabulleniyoruz gibi bir yerdendi bu. öyle işte siz öylesiniz ben de böyleyim. fazla geliyorum kendime ben bile kendimi taşıyamıyorum. sıkılıyorum da belli değil mi zaten neredeyse her yazımda yollardayım.. iç çekişler, iç monologlar, dış sesler… derken eh bir yazıyı da böyle bi yerlerden noktalayalım.
devamını gör...
gerçekleşince tüm dertlerim biter denilen şey
(bkz: jorge jesus) gelsin ve şampiyon olalım. var ya helva gibi olurum haa. *
devamını gör...
gerçekleşince tüm dertlerim biter denilen şey
şu he ya! şarkısını, klibindeki dansları yapa yapa karaoke söylesem, ciddi bi zihinsel temizlik yaşarım. eminim bundan.
devamını gör...
kendin hakkında bir entry gir
insanları da özlüyorum ama ettiğimiz muhabbetler kadar değil ki hiç susmazdım ben, nasıl geldim bu sessiz-yalnız noktaya?
devamını gör...
sözlüğe ne oldu sorusu
çok şeker var sözlükte, şekeri çıkmış. bir insülin vurdurması lazım.*
devamını gör...