enstantane yazar profili

enstantane kapak fotoğrafı
enstantane profil fotoğrafı
rozet
enstantane (çaylak)
kafa izninde
karma: 93 tanım: 2 başlık: 3 takipçi: 0

son tanımları


1. (çaylak)

bir kadına verilecek en güzel çiçek

çok değişkene sahip karmaşık bir denklem olabiliyor bu seçim bazen.

ben bu çiçek verme konusunda biraz kıt bir adamım. hem gösteriş yapmak için çiçek kopartmaya karşıyımdır hem de koparılmış çiçek 2 güne solacağı için bana "anı kurtarmak" için yapılan bir hereket olarak gelmesi sebebiyle tercih etmiyorum. karşında içinden hediye almak veya bir güzellik yapmak gelen bir insan varsa bence bu eylem biraz daha emeği ve üstüne düşünmeyi hak ediyordur.

"buraya neden yazıyorsun o zaman artist" diyen arkadaşlar için hayatım boyunca 2 kere bu çiçek verme olayına girdim ve benim yaptığım hataları yapmamanız için tecrübelerimi sizinle paylaşmak istedim.

ilk girişimim yoğun bir kavga ve bitmek bilmeyen bir ısrar neticesinde yapılmış bir eylemdi. o dönemki kız arkadaşımın çevresindeki kızlara, erkeklerin sürekli olarak demet demet çiçek alarak yaptıkları şov yüzünden bizimki kurulmuş tabi bana. ne öküzlüğümüz kaldı ne de sevgisizliğimiz.

"peki lan" dedim ben de, başladım planı kurmaya. birkaç gün sonra o uyurken sabah kalktım ve gidip 12 tane saksı aldım. kumlarını ve gübresini de ayarlayıp en sevdiği, en güzel kokan ve rengi en canlı 12 farklı çiçek tohumunu içlerine ekip getirdim eve. can suyunu vermesi için de tatlı bir kap aldım ve uyanmasını bekledim. uyanınca da "sana bir sürprizim var" dedim ve odaya getirdim. ilk tepki "hımm bunlar ne ?" oldu haliyle. anlatınca da "hımm ben ne yapacam ki bunları ?" dedi asık bir suratla. o anda aklımdan net bir şekilde "g.tüne sokarsın artık" geçti ama işte gençliğin getirdiği toylukla içimize attık. şimdi olsa yapıştırırdım hiç affetmem. yani ne bileyim bir anlık bir şey yerine onlara bakmasını, büyütmesini, içlerinden neler çıkacağını merak etmesini gibi bambaşka bir tepki bekliyor insan. tek bir demet çiçek alsam o anlık mutlu olacak belki, sonra onları sürahiye koyacak, 1 saat sonra önemini yitirecek, 2-3 gün sonra da çürümeye başlayıp, suyu da kirletip kokmaya başlayınca atacak. öyle yüzü asılınca hay yapacağım işe demiştim. sonra da zaten bakmadı çiçeklere. yarısı hiç çıkmadı yarısı da biraz baş verip kurudu gitti. en sonunda da "bu saksılar yer kaplıyor" dedi, onları da çöpe attı.

genelleme yapmak çok doğru mu bu konuda bilemiyorum lakin kadınlar genellikle çiçek yetiştirmek yerine böyle tek seferlik işleri daha çok tercih ediyorlar sanırım. gözlemlediğim kadarı ile bu böyle. o sebeple karşı tarafa bu tarz bir aksiyona girmeden önce ufaktan bir yoklamakta fayda var. ha bir öz eleştiri getirmek gerekirse benim de hatam var. o hata da kendi sevgi anlayışına, kafa yapısına göre hatunlar bulamamak oluyor. ben böyle işleri göze sokarak yapmayı sevmiyorum. ufak detaylardaki düşünce ve hareketler asıl sevginin göstergesidir bana göre. markete gittiğinde mesela onun sevdiği bir şeye denk gelince almak, kendi emeğinle bir şeyler yapıp hediye etmek ya da hediye alıyorsan da gerçekten seveceği bir şeyi bulabilmek mesela. bu kulağa çok kolay gibi görünse de o kişiyi ne kadar tanıdığınızın bir testidir aslında.

ha bir de ikinci girişimim var ki o daha efsanedir. gene başka bir dönemdeki sevgilim bir süredir evdeki sinek nüfusunun fazlalığından şikayet edip duruyordu. ben de gittim 2 tane eşek kadar şu sinek yiyen çiçekler var ya onlardan aldım. 2 koltuğumun altına aldım, gittim cafeye. gene aynı tepki "hımmm bunlar ne ki ?" anlattım ben de "bak bunlar evdeki sinekleri avlar. hem popülasyonu azaltır hem de bana göre sevimli canlılar. oturur izleriz biz de akşamları keyifli olur. uzun yıllar da yaşayabiliyorlar. su bile vermene gerek yok (ilkinden sulama olayına üşenmesi ve çiçekleri ödürmesi neticesinde oluşan doğal bir tepkiydi bu aslında)" gene aynı surat asıklığı "ben istemem bunları al sen götür evine. bakarsın istediğin kadar. çok çirkinmişlermiş ya". lan hay yapacağın işe dedim gene. götürdüm ben de eve gene koltuklarımın altında. ev arkadaşlarımın ilk tepkisi süperdi "oha bu o çiçeklerden mi lan ? sinek yakalayalım sinek hadi" demişlerdi. 1 seneye yakın baktık "cevahir" ve "makbule"ye.

başta dediğim gibi bu işin bir çok değişkeni var. o yüzden bir kadına verilebilecek en güzel çiçekten öte, verdiğiniz çiçeğin değerini anlayabilecek o güzel kadını bulmak hepsinden daha önemli
devamını gör...
2. (çaylak)

perküsyon

genel olarak “vurmalı çalgılar”a verilen isim denilebilir. yani herhangi bir uzvumuz ya da bir nesne yardımıyla ses çıkartan bir şeye vurmak suretiyle, belirgin bir sistematik içinde ritim tutmaya yarayan aletlerdir.

sanırım perküsyon, sesten sonra insanoğlunun ilk kullandığı enstrümanlardan biri... vurmalı çalgılarının kökeninin afrika kıtasına dayandığı ritimciler arasında bilinen bir gerçektir. en özgün, en tutarlı, en bağlayıcı ritimler bu kıtadan çıkmıştır. ilk dönemler için de boş ağaç kovuklarına vurarak, boş gövdenin içerisinde sesin yankılanması nedeniyle, düzgün ve yüksek bir sesin açığa çıktığına inanılır.

günümüze gelecek olursak da ağaç kovuğundan yola çıkan perküsyon, kendini şartlara göre değiştirerek yüzlerce ayrı kola ayrılmıştır. ilk olarak insanoğlu kıyafet için deri kullanımını keşfettikten sonra yeterli kıyafet ihtiyacına ulaştıkları için sanırım artan derileri farklı anlanlarda kullanmaya yönelmişlerdir. bunun bir kolu olarak da perküsyonlarda, deriyi kasnağa germe suretiyle ekolu ve hoş bir tını elde etmeyi başarmışlardır. günümüze doğru geldikçe deri yerini, plastik ve hatta metale bırakmaktadır. ama yine de kulağa en doğal gelen tınıyı gene hayvan derisi vermektedir. perküsyonlarda genel olarak keçi derisi yoğun olarak kullanılmaktadır ama davullarda dana, bendir de deve, tiz solo darbukalarda balık derisi kullanımı yaygındır. eski çağlarda mamut derisi falan geriyorlardır büyük ihtimal kasnağa. onun tınısını da duymak isterdim doğrusu.

bir de bas gitar icracısıyla birlikte perküsyon her zaman arka planda seyreden bir enstrümandır. bizim olayımız parçayı ana bir güzergahta tutarak diğer arkadaşlara özgürce hareket etme olanağı sunmaktır. yani bunu bir araba yolculuğu olarak düşünürsek şoför koltuğunda biz ritimciler oturur. bu yüzden parçada hata yapma olanağımız yoktur. küçük bir ritim bile kaçırsak bu şarkının tamamının p.ç olmasına neden olur. bu nedenle çalınan parçanın sonuna kadar aynı dikkati sergilemeniz gerekir. ilk zamanlarda kulağınız gitara, vokale ya da başka enstrümana kayabilir. bol antrenman yaparak kendi kısmınızı belledikçe, diğer kısımları dinleyerek zevkini çıkarmaya çalışın. yoksa “oo lan güzel solo girdi şerefsizzz…” derken kendinizi bambaşka bir ritim atarken bulabilirsiniz.

enstrüman çalmanın olmazsa olmazı çalışmak…çalışmak..çalışmaktır… unutmayın ki verdiğiniz 1 günlük ara, sizi 3 gün geriye götürecektir. perküsyon için konuşursak ilk zamanlarda süratlenme isteğinizi bir kenara bırakmanızı ve önce ana vuruşları belleyene kadar binlerce kez uygulamanız gelecek için sağlıklı bir yatırım olacaktır. yani basları, tizleri ve diğer çeşitli vuruşları standart hale getirene kadar tek tek üstünde çalışın. ben darbukada tek başına “düm” vuruşunu 1 ay çaldığımı bilirim. oturup 1 saat sadece tek vuruşu çalışıyordum. ertesi ay “tek” vuruşu, ertesi ay da “düm-tek” kombinasyonu.

bir de kişinin yetenekli olduğu enstrümanla, karakteri arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. mesela biz perküsyoncular hayatta her zaman geri planda durmayı tercih eden insanlarızdır. o yüzden sahnenin arkasında durmak çoğu perküsyoncu için sıkıntı oluşturmaz. ha ama sorarsanız bunlar da grubun genelde en p.ç elemanı olurlar. çene bir açıldı mı attığı ritimler gibi seriye bağlar, hiç beklemediğiniz anda, beklemediğiniz hareketler yapar, muhabbetler çevirebilirler…
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim