anabritannica
fasiküller halinde biriktirip sonra ciltlettirmiştik.bu işlem yıllara yayıldığından bazı ödevler arkadaşların evlerindeki larousse’lardan yapılmıştı.
ana britannica evin başköşesindeydi, o zamanlar google işlevi görmekte merak edilen bilgiye kısaca da olsa ulaşılabilmekteydi.(bilgi sınırlı olunca merak da sınırlı oluyor,tabii).
internetin gelişiyle onlar ve onun gibiler de evimizden gitti.
kardeşimin ansiklopedilerin sırtlarını ezberleyip papağan gibi tekrarlaması hala beni güldürür.
ana britannica evin başköşesindeydi, o zamanlar google işlevi görmekte merak edilen bilgiye kısaca da olsa ulaşılabilmekteydi.(bilgi sınırlı olunca merak da sınırlı oluyor,tabii).
internetin gelişiyle onlar ve onun gibiler de evimizden gitti.
kardeşimin ansiklopedilerin sırtlarını ezberleyip papağan gibi tekrarlaması hala beni güldürür.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
gün batımı, dalgaların sesi, yoldan geçerken tüm kedilerin ve köpeklerin peşinden koşup sevmek, müzik, sonu belli olmayan bir yolda uzunca yürümek, yağmurdan sonra toprağın kokusu, tertemiz bı gökyüzünde gece görünen yıldızlar, ormanda rüzgar eserken ağaç yapraklarının çıkardığı sesler, bir hayvana yemek ve su vermek, temiz havası olan bı yerde derin bir nefes almak, açık havada otururken gözlerini kapatıp sadece seslere odaklanmak ve daha birçok şey.
devamını gör...
nickaltına yazılınca mutlu olan yazar
bazen bana neden nickaltı giriyorsun ve bu kadar özeniyorsun diye sorular geliyor. işte o soruların cevabı bu başlık.
gerçi bende aynı cevabı veriyorum ve 'ne alaka ya kim mutlu olur nickaltıyla?' diye cevap verenler oluyor. bakın işte oluyormuş. olanlar varmış. biliyordum biliyordum hahah.
nickaltı girmeyi seviyorum. özellikle iyi enerji aldığım yazarlara. (kötü enerji aldığım çok az yazar var. yani nickaltı girmediysem onla ilgili henüz doğru cümleleri buşamadığımdandır. ) saçma gelebilir ama bu olayı çok ciddiye alıyorum. tanımlarını okuyor kendimce kişilik analizi yapıyorum falan filan.
sadece yazılması değil yazmakta hoşuma gidiyor yani. yazarkende mutlu oluyorum. siz düşünün artık ne kadar ufak şeylerden mutlu olabildiğimi hah. bazen ters tepki alır mıyım diye korktuğum olmuyor değil. ama daha hiç olmadı. aman aman dilinizi ısırın. (bunun neden yapıyoruz bilmiyorum. umarım yapmamışsınızdır hahah.)
gerçi bende aynı cevabı veriyorum ve 'ne alaka ya kim mutlu olur nickaltıyla?' diye cevap verenler oluyor. bakın işte oluyormuş. olanlar varmış. biliyordum biliyordum hahah.
nickaltı girmeyi seviyorum. özellikle iyi enerji aldığım yazarlara. (kötü enerji aldığım çok az yazar var. yani nickaltı girmediysem onla ilgili henüz doğru cümleleri buşamadığımdandır. ) saçma gelebilir ama bu olayı çok ciddiye alıyorum. tanımlarını okuyor kendimce kişilik analizi yapıyorum falan filan.
sadece yazılması değil yazmakta hoşuma gidiyor yani. yazarkende mutlu oluyorum. siz düşünün artık ne kadar ufak şeylerden mutlu olabildiğimi hah. bazen ters tepki alır mıyım diye korktuğum olmuyor değil. ama daha hiç olmadı. aman aman dilinizi ısırın. (bunun neden yapıyoruz bilmiyorum. umarım yapmamışsınızdır hahah.)
devamını gör...
tüketilirken bozulduğu farkına varılmayan gıdalar
kefir. abi zaten kendisi ekşi ve asitli. tarihi geçmiş geçen günkünün. tek tesellim neyse ki kapağını daha önceden açmamıştım açıp hemen içtim demek oldu. bir de skt dan 2 gün sonra gibi kısa bir zamanda içtiğimdi.
devamını gör...
aşk
can yücel aşkın tarifini şöyle anlatmış;
"onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz..
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan oysa... her filmin kahramanı o...
her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
her gidişte ayaklarınız "geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde yarın sizin gününüz!..
"çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz."
aslında aşk'a dair her şeyi bu güzel tarifle anlatmış olsa da aşk herkeste farklı yaşanan yegane duygudur. özlemin anlam bulduğu, huzur kokan, sevgiyle büyüyen ve sarmaşık gibi yüreğinizi sarıp sarmalayan duygudur aşk.
"aşk(ışk) kelimesinin sözlük anlamı ‘sarmaşık' demektir. bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. nice fidanlar, selviler, çınarlar, bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp gõrünmez şeyler, yok eder. sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi ,sonunu hazırlamasıdır. nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder." sözleriyle açıklamış iskender pala.
benim için de aşk bir bağdır. nasıl olduğu görülmeyen ilmek ilmek özlem, huzur ve sevgi dolu bir bağ.
-ne kadar seviyorsun dersen "nar" kadar derim. dışımda bir ben görünürüm, içimden binlerce sen dökülür!-
"onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz..
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan oysa... her filmin kahramanı o...
her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
her gidişte ayaklarınız "geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde yarın sizin gününüz!..
"çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz."
aslında aşk'a dair her şeyi bu güzel tarifle anlatmış olsa da aşk herkeste farklı yaşanan yegane duygudur. özlemin anlam bulduğu, huzur kokan, sevgiyle büyüyen ve sarmaşık gibi yüreğinizi sarıp sarmalayan duygudur aşk.
"aşk(ışk) kelimesinin sözlük anlamı ‘sarmaşık' demektir. bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. nice fidanlar, selviler, çınarlar, bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp gõrünmez şeyler, yok eder. sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi ,sonunu hazırlamasıdır. nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder." sözleriyle açıklamış iskender pala.
benim için de aşk bir bağdır. nasıl olduğu görülmeyen ilmek ilmek özlem, huzur ve sevgi dolu bir bağ.
-ne kadar seviyorsun dersen "nar" kadar derim. dışımda bir ben görünürüm, içimden binlerce sen dökülür!-
devamını gör...
küresel ısınma
ankara'da utanmasam tişörtle dolaşacağım bu günde "acaba geldi mi lan?" dediğim olay.
devamını gör...
hayat öpücüğü
ilk aklıma gelen murat boz 'un şarkısı oldu.
"...
gece yarıları ecel saatler
başımıza gelen kırık hayaller
hayat öpücüğüm dudaklarında
buna ölünürr."
"...
gece yarıları ecel saatler
başımıza gelen kırık hayaller
hayat öpücüğüm dudaklarında
buna ölünürr."
devamını gör...
gece mezarlıktan korkmak
korkmayın arkadaşlar, gece de gündüz de korkmayın. zira ben daha hiç bir ölünün insana zarar verdiğini görmedim. diriden korkun ölüden değil.
devamını gör...
güne psikolojik bir tespit bırak
geçmişte takılı kalmak depresyona, sürekli geleceği kurgulamak anksiyeteye yol açar.
devamını gör...
kitapçıya gidip çalışana şöyle güzel bir kitap var mı diyen müşteri
"böyle kapağı olan, okumalık..." diye devam edecektir sohbete.
devamını gör...
karşı cinsle uzun uzun mesajlaşmak
erkek yazar karizmatik,kibar,kültürlü ve yakışıklıysa aylarca sürer.
devamını gör...
beat kuşağı
orijinal adıyla beat generation, jack kerouac'ın dahil olduğu akıma verdiği isim. onun yanı sıra allen ginsberg, lucien carr ve william burroughs da bu grubun kurucu elemanlarıdır. daha sonra aralarına neal cassady, bob kaufman, gary snyder, gregory corso, ruth weiss ve başkaları da katıldı.
1940larda uptown manhattan'da ortaya çıkmış, 1950lerde ses getirmeye başlamış olup felsefesi savaş sonrası konformist amerikan hayat tarzına ve gelenekselliğine karşı başkaldırı etrafında şekillenmiştir. beat temsilcileri bu isyanlarını otostopla amerika'yı yeniden keşfederek, edebiyat ağır bassa da müzik, resim ve film gibi sanat dallarıyla da ilgilenerek, savaşa ve ayrımcılığa karşı duruşlarından ödün vermeyerek dile getirmiş; türlü uyuşturucu madde eşliğinde diledikleri hayatı ve cinselliklerini özgürce yaşamışlardır. arada birkaç cinayete** de karıştıkları bilinir. yalnızca doğu felsefesinden değil, efsanevi caz vokalisti billie holliday'den ve caz müziğinin "anlattığı hikayelerden" de esinlenip eserlerinde bu müziğe tutkularını sıklıkla dile getirmişlerdir.
kendilerinden sonra gelen akımlara etkileri kayda değer. nitekim burroughs bugün postmodern edebiyatın atalarından biri olarak görülür. hatta beat kuşağı 1960lardaki hippie hareketinin öncüsü sayılır. bob dylan, janis joplin, patti smith, jim morrison gibi ünlü müzisyenlere ilham kaynağı olmuşlardır.
en bilinen eserleri jack kerouac'ın on the road / yolda romanı, william burroughs'un naked lunch / çıplak şölen romanı ve allen ginsberg'ün howl / uluma şiiri ve aynı adlı şiir kitabıdır.
1940larda uptown manhattan'da ortaya çıkmış, 1950lerde ses getirmeye başlamış olup felsefesi savaş sonrası konformist amerikan hayat tarzına ve gelenekselliğine karşı başkaldırı etrafında şekillenmiştir. beat temsilcileri bu isyanlarını otostopla amerika'yı yeniden keşfederek, edebiyat ağır bassa da müzik, resim ve film gibi sanat dallarıyla da ilgilenerek, savaşa ve ayrımcılığa karşı duruşlarından ödün vermeyerek dile getirmiş; türlü uyuşturucu madde eşliğinde diledikleri hayatı ve cinselliklerini özgürce yaşamışlardır. arada birkaç cinayete** de karıştıkları bilinir. yalnızca doğu felsefesinden değil, efsanevi caz vokalisti billie holliday'den ve caz müziğinin "anlattığı hikayelerden" de esinlenip eserlerinde bu müziğe tutkularını sıklıkla dile getirmişlerdir.
kendilerinden sonra gelen akımlara etkileri kayda değer. nitekim burroughs bugün postmodern edebiyatın atalarından biri olarak görülür. hatta beat kuşağı 1960lardaki hippie hareketinin öncüsü sayılır. bob dylan, janis joplin, patti smith, jim morrison gibi ünlü müzisyenlere ilham kaynağı olmuşlardır.
en bilinen eserleri jack kerouac'ın on the road / yolda romanı, william burroughs'un naked lunch / çıplak şölen romanı ve allen ginsberg'ün howl / uluma şiiri ve aynı adlı şiir kitabıdır.
devamını gör...
sevgilin var mı sorusuna sana ne diyen kezban iticiliği
bilmesinin gerekmediğini düşünen insan neden kezban olsun ki? cevap vermek zorunda sanki peh.
devamını gör...
cevap verme sürünsün köpek
zalım kız triosunun birbirine verdiği tavsiye taslağı.
kaç delikanlı böyle derbeder oldu kim bilir.
kaç delikanlı böyle derbeder oldu kim bilir.
devamını gör...
atforvendetta
t: radyo, dergi ve klüplerden sorumlu moderatör kişisi.
zirve yapmaya karar vermiş, ülkenin kurucu değerlerine saygı münasebetiylen ankara şehrinden başlamıştır. ankara'da güzel bir 3. nesil kahve evinde gayet bürokratik bir zirveye imza atmıştır.
kendisi akdeniz çocuğu olması münasebetiylen tişörtle yaklaşık 2000. km yapmayı planlamış. ankara ayazında üşür diye mont verdik idare ettik. istanbul'a gitmiş yine kolları cıbıldak. #1325001
balkanlardan esen soğuk hava dalgaları, kartalkaya'ya düşen yılın ilk karı hasta eder, hocam. şalgam ile c vitamini alıyor olabilirsiniz, otobanda shot olarak atılan şalgam, radikal hava değişimleri ile savaşamaz.
acilen mont alması gereken moderatör kişisidir. ayrıca #1325404bu konuda kendisine çok kırgınım.*
zirve yapmaya karar vermiş, ülkenin kurucu değerlerine saygı münasebetiylen ankara şehrinden başlamıştır. ankara'da güzel bir 3. nesil kahve evinde gayet bürokratik bir zirveye imza atmıştır.
kendisi akdeniz çocuğu olması münasebetiylen tişörtle yaklaşık 2000. km yapmayı planlamış. ankara ayazında üşür diye mont verdik idare ettik. istanbul'a gitmiş yine kolları cıbıldak. #1325001
balkanlardan esen soğuk hava dalgaları, kartalkaya'ya düşen yılın ilk karı hasta eder, hocam. şalgam ile c vitamini alıyor olabilirsiniz, otobanda shot olarak atılan şalgam, radikal hava değişimleri ile savaşamaz.
acilen mont alması gereken moderatör kişisidir. ayrıca #1325404bu konuda kendisine çok kırgınım.*
devamını gör...
iq ortalaması düşük ortamlar
(bkz: ülkücülerin bulunduğu yerler)
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
kıyamadığım
hey bir zaman bakıp bakıp
seyrine doyamadığım!
şimdi gurbette bırakıp
sesini duyamadığım!
evde kapanıp kaldın mı?
seyrana çıkıp güldün mü?
başkalarının oldun mu?
'benimsin' diyemediğim!
akıtıp gözüm yaşını
hatırlarım gülüşünü;
kıvırcık saçlı başını
göğsüme koyamadığım!
dik yamaçların selisin,
sen benden daha delisin,
şimdi kimlerin kulusun?
başını eğemediğim!
nasıl vurgunum bilirdin,
niçin benden yüz çevirdin?
kimlerin koynuna girdin?
öpmeğe kıyamadığım!
-sabahattin ali.
hey bir zaman bakıp bakıp
seyrine doyamadığım!
şimdi gurbette bırakıp
sesini duyamadığım!
evde kapanıp kaldın mı?
seyrana çıkıp güldün mü?
başkalarının oldun mu?
'benimsin' diyemediğim!
akıtıp gözüm yaşını
hatırlarım gülüşünü;
kıvırcık saçlı başını
göğsüme koyamadığım!
dik yamaçların selisin,
sen benden daha delisin,
şimdi kimlerin kulusun?
başını eğemediğim!
nasıl vurgunum bilirdin,
niçin benden yüz çevirdin?
kimlerin koynuna girdin?
öpmeğe kıyamadığım!
-sabahattin ali.
devamını gör...
anayasamız kuran olsun
asla olmayacak, cumhuriyetin sözü olsun. *
devamını gör...
cinsiyetsiz tuvalet olur mu sorunsalı
geçen yıl stockholm merkez tren istasyonunda deneyimlediğim olaydır.
gayet medeni biri olmama rağmen garipsediğimi itiraf etmeliyim. bir kabinin boşalması için yanınızdaki bir kadınla sıra beklemek; çıktığınızda başka bir kadının makyaj tazelediğini görmek -kadın tuvaleti davranışlarını bilmediğim için- alışkın olmadığım bir durumdu. hatta tuvaletten ayrılırken "iyi ki türkiye'de yok böyle şeyler" dedim.
güzel bir şey değil.. isteklerinizin suyunu çıkarmayın..
gayet medeni biri olmama rağmen garipsediğimi itiraf etmeliyim. bir kabinin boşalması için yanınızdaki bir kadınla sıra beklemek; çıktığınızda başka bir kadının makyaj tazelediğini görmek -kadın tuvaleti davranışlarını bilmediğim için- alışkın olmadığım bir durumdu. hatta tuvaletten ayrılırken "iyi ki türkiye'de yok böyle şeyler" dedim.
güzel bir şey değil.. isteklerinizin suyunu çıkarmayın..
devamını gör...
