sadeliğin dayanılmaz hafifliği - courtney carver
devamını gör...

2 gün önce geçirdim. dikkatli sürün. eğer dikkatliyseniz daha fazla dikkat edin.
devamını gör...

ingilizcede present simple tense’in olumsuz haliyle çekimlenmiş ve türkçede bilmiyorum anlamına gelen cümledir.

24 saat ingilizce görülen hazırlık sınıfları olan anadolu liselerinden birinden mezunum. ilkokulun hemen ardından girip 7 sene boyunca okunan okullardı bunlar. ilk üç senesini bir şehirde son dört senesini ise başka bir şehirde okudum.

ingilizcem her zaman iyi oldu ve bunun sonunda de ingilizce öğretmeni oldum zaten. ama bütün arkadaşlarım benim kadar iyi değildi.

kimse ile dalga geçmek haddim değildir elbette, bir konuda başarısız olduğu için ama size anlattığım şu anımdan sonra bunun yıllarca anlatılan komik bir anı olmasının nedenin anlayacaksınız.

9. sınıfta iken ingilizce öğretmenimiz notları ders geçmeye yetmeyen arkadaşlarımıza bir şans daha verip sözlü yapacağını söyledi. ben peşin satan gibi derse girip arka sırada yerimi aldığımda arkadaşlarımdan bazıları rüzgara tutulmuş yaprak gibi titriyordu.

en sona kalan alpaslan tahtaya kalkınca muhteşem bir ana tanık olacağımızı bilmiyorduk elbette. hocanın onlarca sorusuna hiçbir cevap veremeyen alpo kalecinin penaltı anındaki endişesini yaşarken hoca dayanamadı ve ona son bir soru soracağını ve bilirse dersi geçireceğini söyledi ve şu unutulmaz diyalog yaşandı aralarında:

teacher: know ne demek oğlum? bunu söyle geçireceğim seni.
alpo: i don’t know, hocam.

soruyu duyar duymaz zaten gözleri büyümüştü alpaslan’ın. gözleri yüzüne sığmayacak kadar büyüktü. ve bu muhteşem cevapla noam chomsky’yi bile hayrete düşüren alpo o sene ingilizceden kalan tek öğrenci oldu.

demem o ki ne bildiğimizi bilmediğimiz zaman pek de bir şey biliyor sayılmayız. yani i know something but i don’t know what it is.
devamını gör...

zeki müren o kadar büyük bir isim ki işte öleli 20 seneyi geçti lakin işi bitmiş şimdiye kadar sanatı ile gündem olamamış bir looser'ı bile tekrar gündem yapabiliyor. işte bu yüzden sanat güneşi işte bu yüzden paşa! türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük sesi.
devamını gör...

küçük kardeşe büyük bir hayat dersi!
küçük bir çocukken abim radyodan dinlediği bir olayı anlatmıştı. bir genç otobüste yolculuk yaparken yanına orta yaşlı bir kadın oturur. bir süre sonra gence saati sorar. saati söyledikten sonra gencin gözü kadının kolundaki saate takılır. kadın fark eder ve saatinin yanlış olduğunu ayarlamayı bilmediğini söyler. genç şaşırır. ‘ama nasıl olur, saat ayarlamayı herkes bilir’ der ve hafiften kadını küçümser bir gülücük atar. kadın mahçup bir edayla ‘ona henüz sıra gelmedi’ der. sohbete başlarlar genç artık daha çok şaşkındır. kadının çok iyi bir üniversitede profesör olduğunu öğrenir. ve ekler kadın; ‘o kadar yoğun bir hayatım oldu ki böyle ufak ayrıntıları öğrenmeye zamanım olmadı. bunlara kafa yoramadım. evdeki tv’yi açamıyorum. telefonumun bazı ayarlarını beceremiyorum hala. aile toplantılarında anlatılan uzaktan akrabanın kızının, oğlunun maceraları ilgimi çekmiyor. kazara gittiğim düğünlerde ki kıyafet şaşasına yetişemiyorum. işin özü ufak şeylere yetişemiyorum. geri kalıyorum. o kadar yıl okudum, o kadar kitap yazdım, onca derse girdim, konferans verdim… gel gelelim hayatın detaylarına yetişemedim…’


abim bu hikayeyi bana ben çok ufakken anlatmıştı. daha o yaşta anlamamı istiyordu. küçük insanların küçük olaylarla ilgileneceğini. eğer büyük insan olmak istiyorsan hedeflerin büyük olsun diyordu. bazen rastgele bir hikaye, bir mimik, bir hareketin nasihatten daha çok işe yarayacağını biliyordu. gözlerimin içine bakıp ‘ya gördün mü koca prof. saat ayarlayamıyor’ diyordu. ayıplamıyor özendiriyordu. tabi bu şu demek değil. bırakın saatler ayarsız kalsın, tv’ler açılmasın bu işin özünü kavramak amaçlı anlatılmış bir hikaye . asıl mesele şuydu. küçük olayların gölgesinden sıyrılırsan büyük insan olursun. ya da o büyük saydığın hedeflere ulaşırsın.


birde işin küçük insanlar boyutu var. tabi ben şimdi kimseye küçük insan yaftası vurmayacağım. biliyorum ki küçük insan yok. küçük hedefler, küçük amaçlar, küçük uğraşlar, küçük dünyalar var… bunları küçük kılan düşüncelerimiz. kendi hayatımızı kendimiz küçültüyoruz çoğu zaman. bir arkadaşımız iş hayatında bir başarımı elde etmiş onunla mutlu olmak yerine onu delice kıskanmak küçüklük. komşumuz bir araba mı almış hayırlı olsun komşum demek yerine ala ala şu kıytırık arabayı almış bizim jep’in çeyreği bile etmez demek küçüklük. iş yerinizde yeni başlayan iş arkadaşınıza işi öğretmek, destek olmak yerine bilgi saklamak açık aramak küçüklük. akrabalarla, komşularla iyi geçinip aile gibi olmak varken onun lafını buna bununkini şuna taşımak küçüklük. herkesle anlaşamazsın tabi, bunu kimse beceremez ama senin düşmanın bellediğinin dostunun aklını çelmeye çalışmak, düşmanının düşmanıyla dost olmaya çalışmak küçüklük.


bile isteye niyetliyse bir insan küçük davranmaya yapacak bir şey yoktur. ama bazen insan tamamıyla içten taşan duygularla hareket eder işte buradaki büyüklük bunu fark edip duygularına hakim olup doğruyu fark etmektir. duygular bizi değil biz onları yönetmeliyiz. kontrol bizde olmazsa duygu yoğunluğu ve karışıklığıyla baş edemeyip hem kendi canımızı hem de çevremizdekilerin canlarını fena yakabiliriz.

abim büyüdüğümde küçük heveslere, küçük hesaplara, küçük duygulara kapılabileceğimi düşünmüş ya da çevremdekilerin bu tarz yönelişlerde bulunup beni üzebileceklerini hissetmiş olmalı. erken bir uyarıyla beni gerçek dünyaya hazırlamaya çalıştığı çok açık.

aldanma! aldırma! sen hedefini belirle koş koşabildiğin kadar. yanında olanlar seninle, olmayanlar geride kalır… büyük ol! büyüklük yap! belki dünyayı değiştiremezsin. ama dünyanı ve çevrendekilerin dünyasını değiştirebilirsin. tıpkı abimin kendi dünyasını ve benim dünyamı değiştirdiği gibi. teşekkürler abim. güzel uyu…

05.15.2015 yerel bir gazetedeki köşe yazım.
şuan yayında değil.
devamını gör...

gece de o pencere açık olduğundan dolayı içerisinde bulunmadığım insan tipi.
devamını gör...

(bkz: doping yaparken hamile kalan pesmerge)
devamını gör...

kendi derdini anlatmak isterken nasıl olduğunu anlamadan onu derdini dinlemeye başladığını farkettiğin insandır
devamını gör...

bir gün çekip gideceğim ben bu şehirden
geride hiçbir anı bile bırakmadan
bindiğim trenler belki hiç bilmeyecek
bir küçük istasyonda nasıl indiğimi
yağmurlu bir gece hangi istasyonda
yitik yıldızlara bakacaksın ardımdan.

ne kadar acı varsa bırakacağım
söylenmemiş sözlerle yalan aşkları
paslı zincirleri, mahpus türkülerini
kara bir sis gibi çöken umutsuzluğa
bir gün çekip gideceğim ben bu şehirden.

kitaplarım, şiirlerim bekleyecekler
yürüdüğüm sokaklar bekleyecekler
her sabah selam verdiğim akasya
her sabah selam verdiğim taş duvar
ve uçsuz bucaksız bu keder denizi
bir gün elbet dönüşümü bekleyecekler.

(bkz: behçet aysan)
devamını gör...

alejandro amenábar'ın 97 yapımı gizem/bilim kurgu türündeki filmi. penélope cruz, najwa nimri ve amenábar'ın filmlerinde görmeye alışık olduğumuz eduardo noriega ve fele martinez başrolleri oynuyor. film ilk başta konunun işlenmesindeki en önemli ipuçlarından birini bize başından sunuyor ama bunu içerisinde öyle bir yediriyor ki, böyle küçük bir detayın en ince yerinden filmi götüreceğini düşünmüyorsunuz.

noriega'nın canlandırdığı cesar karakteri, zengin, yakışıklı ve çapkın biri olarak sunuluyor izleyicilere. herkesin yapmayı sevdiği şeyleri seven biri olduğunu kendisi söylüyor. ancak sevdiği şeylerin başına açtığı olaylarla baş etmesinin zorluğunu görüyoruz bu filmi izlerken. gerçeklik ve rüyalar arasında gidip geliyoruz. bir süre sonra hangisinin gerçek olduğunu öğrenmek isteği duyuyoruz. her şey birbirine girmiş durumdayken, zaman ve mekan algısı yıkılmaya başlıyor. amenábar'ın bu noktadan çok ince bir detaya değindiğini söyleyebilirim: bazen uykudan uyandıktan sonra, çok kısa bir an da olsa zaman ve mekan algımızı kaybettiğimiz olur. tüm film boyunca bu hissiyatı hatırlayarak izledim cesar'ı. sanki psikiyatrın ona sorduğu sorular karşısında "bilmiyorum" derken bu durumu yaşıyordu. her şeyi anladıktan sonra olayları çözmeye başlarken, kendi gerçekliğinden bir parça görüyoruz, o da cesar'ın yüzü. kaza sonrası yüzündeki değişimin olduğu sahnelerin gerçek hayattan bir parça olduğunu anlamamızı sağlıyor bu detay. ancak son sahne, bize bir kere daha gerçeği sorgulatmaktan başka iş bırakmıyor.
devamını gör...

cidden böyle bişi var. ilham mı geliyor, sessizlik mi etkiliyor yoksa uykunun gelmesiyle gelen sersemlik kendimizi daha az sıkmamızı sağladığı için potansiyelimiz mi ortaya çıkıyor bilmiyorum ama böyle bişi var.
devamını gör...

bu kız beni görmeli şarkısıyla müzik piyasasına giren popçu abi. giriş o giriş patladı gitti. kendine özgü dansı bile vardır.

(bkz: mustafa sandal dansı)
devamını gör...

az önce arkadaş ortamındaki konumumu farkettim. tıpkı atakan özyurt (ortadaki) gibi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her gün trigonometri mi çözüyoruz dediğim başlık. eşit ağırlıkçı olarak her iki tarafa eşit mesafedeyim ama sözelcilerin kurduğu cümleler daha güzel ve anlaşılır.
devamını gör...

a.b.d'de bugünkü utah ve colorado civarlarında yaşayan, uto aztek dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
birçok kola ayrılmış, geniş bir alanda yaşayan saldırgan bir kabileydi. başka kabilelere saldırıp, kadınlarını ve çocuklarını kaçırıp köle olarak ispanyollara satıyor, karşılığında at alıyorlardı.
amerikalılar geldikten sonra, diğer beyazların burada yaşanmaz dediği utah'taki toprakları, kimsenin istemediği mormon'lar tarafından çatışmalar sonucu ele geçirildi.
a.b.d ordusu için paralı askerlik yapıp, direniş gösteren kabilelere karşı vahşi saldırılar yaptılar.
tabi birgün etrafta saldıracak kabile kalmayınca, bunlara, hadi sizde bırakın topraklarınızı gidin denildi ve ufak bir çatışma olsada teslim oldular ve rezervasyonlara yerleştirildiler.
devamını gör...

yunanca'da iyi iştahlar yani bizdeki karşılığı afiyet olsun olan kalí órexi(καλή όρεξη) söylenir. anorexia (ανορεξία) ise bu temennide geçen iştahın órexi (όρεξη) önüne ek almasıyla oluşur. aneroksiya nervoza sağlığı ciddi boyutta etkileyen bir iştahtan kesilme hastalığıdır. kilo kaybının önünü alınamazsa yaşamını riske atmış olurlar.
devamını gör...

canım sözlüğüm,
canım yazarlarım,
eksik olmayınız.
sayenizde, geçen haftaki birinciliğin çeki ile sipariş verdim.
çok sevdiğim trabzonlu gazeteci yazar şeref oğuz'dan
aşkı anlama kılavuzu-matematiksel bir model olarak.
sayenizde çok güzel bir kitabım oluyor.
iyi bakın kendinize değerlerinizle mutlu olun değerlerinizle mutlu edin.
devamını gör...

yılan
ulan nasıl bi şeye çevirdiysem hayvanı fotoğrafını gördüğüm an çığlık basıp ağlıyorum. psikolağa gittim tabi ama korkak bi insan olduğum için bi meseleyi halledemedim sonra da ilerleyemedik. belki bir gün bazı şeyleri halının altına süpürmeyince yeniden giderim
devamını gör...

her dinin kendine özgü ritüelleri vardır ve dünyanın her yerinde bu ritüellerin yerine getirilmesini arzulayanlar olduğu gibi o dinin mensubu olmadığı için dolaylı olarak bu ritüellerden rahatsız olduğunu öne sürenler de vardır. örneğin, "sesli ibadete çağrı" konusu avrupa insan hakları mahkemesi (aihm) önüne ilk kez schilder v. hollanda davasında gelmiştir. davanın konusu, bir kilise çanı ile ilgilidir.

başvurucu bir katolik kilisesinin papazıdır ve kilise cemaatini sabah 7:30’daki ibadete çağırmak için her gün saat sabah 7:15’te, kilisenin çanını çalmaktadır. kilisenin etrafında yaşayan mahalle sakinleri bu gürültüden şikayetçi olmuşlar ve şikayet üzerine belediye, papaza, 7:30’dan önceki çan sesinin kısılması gerektiğini, aksi halde aleyhine para cezası kesileceğini bildirmiştir.

başvurucu bu ihtara rağmen rutininde bir değişiklik yapmamış ve bu nedenle de hakkında para cezası kesilmiştir. başvurucu bu para cezasının ibadet özgürlüğünü ihlal ettiği düşüncesiyle aihm’e başvurmuştur.

aihm bu davada başvurucunun kilise çanını çalmasının tamamen yasaklanmadığını, sadece gece 23:00 ile sabah 07:30 arasında sesini kısık hale getirmesi yönünde bir sınırlamaya tabi tutulduğunu ve bunun da komşularının gece sükunetini güvence altına almak için yapıldığını kaydetmiştir. aihm’e göre söz konusu sınırlama, çatışan hakların dengelenmesi bakımından haklı görülebilirdir.[1]

bu karar da göstermektedir ki ibadete çağrı ritüelleri ölçülü olarak sınırlandırılabilir. aksi durum, özel yaşama saygı ve konut dokunulmazlığı hakkının bir parçası olan gürültüden korunma[2] hakkının göz ardı edilmesi anlamına gelir.

gürültü, insana rahatsızlık veren ve zarar verici düzeydeki sesler için ifade edilir. sesler ise ölçülebilir niteliktedir. bunun ölçü birimi, insan kulağının en hassas olduğu orta ve yüksek frekanslar temelinde ses basıncı seviyesine dayanan desibeldir.

0-50 desibel arasındaki sesler için “sesli”, 50-60 desibel arasındaki sesler için “gürültü” ve 70-80 desibel arasındaki sesler “çok gürültülü” olarak ifade edilir. 85 desibelden daha yüksek sesler insanlara rahatsızlık, 120 desibelden yüksek sesler ise zarar verir.[3]

dünya sağlık örgütü kapalı alanda; gece uykusu için 30 desibel, eğitim alanları için ise 35 desibelden daha az bir sesin gerekli olduğunu ifade etmektedir.[4] açık alanda da gece ortalamasının 40 desibel olması önerilmektedir. gündüz saatlerinde ise en yüksek sesin 65 desibel olması gerekmektedir.[5]

ab direktifleri ve eylem planlarına da konu edilen çevrenin gürültüden korunması ulusal mevzuatta çevre kanunu, kabahatler kanunu ile teknik desibel ölçümlerine de yer veren çevresel gürültünün değerlendirilmesi ve yönetimi yönetmeliği ile sağlanmaktadır. gürültünün öngörülen standartlara indirilmemesi durumunda çevre kanunu (md. 14 ve 20) ve kabahatler kanunu (md. 36) bir takım yaptırımlar öngörülmektedir. hatta duruma göre türk ceza kanunu’nun 183. maddesindeki “gürültüye neden olma suçu” da uygulama bulabilecektir.

sonuç olarak, bu açıklamalar ışığında, ezan, çan veya şofar vb dinsel seslerinin ne tamamen yasaklanması ne de anılan sınırları aşacak düzeye ulaşmaması gerekir. aksi durum, anayasadaki hak ve özgürlüklere saygıyı ve dengeyi bozar.

referanslar:
[1] iham, schileder v. hollanda, 2158/12, 16/10/2012, par. 23.
[2] uçak gürültüsü konusunda bkz. iham, hatton ve diğerleri v. bk, 08/07/2003, 36022/97; gece kulüplerinin gürültüsü konusunda bkz. iham, moreno gomez v. ispanya, 16/11/2004, 4143/02; iham, martinez martinez v. ispanya, 18/10/2011, 21532/08; elektronik oyun kulübü konusunda bkz. iham, mileva ve diğerleri v. bulgaristan; 25/11/2010, 43449/02, 21475/04; trafik gürültüsü konusunda bkz iham, dees v. macaristan, 09/11/2010, 2345/06.
[3] who europe, nights noise guidelines for europe, copenhagen: who, 2009.
[4] ibid., s. 156 vd.
[5] birgitta beglund/thomas lindvall/dietrich h. schwela (ed.), guidelines for community noise, geneva: who, 1999.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim