kocaman alkış
birine takdirini vermek için yapılan eylem helal olsun lan sana demenin bir çeşidi. daha fazlasını hak ediyorsa ayakta kocaman alkış daha iyi olur . daha fazla istiyorsanız şapkanızı çıkarın. okuyanların kafasında oluşması açısından örnek verecek olursak. kafa sözlük ekibini ayakta kocaman saygıyla alkışlıyorum. gibi gibi.
devamını gör...
rembrandt
hollanda'lı ressam'dır. resimlerinin tümünde bir iç dramın ipuçları sezilmektedir. en ünlü tablosu gece devriyesi'dir.buradan
devamını gör...
aileden birinin özlü sözleri
babamdan:
öl söz verme, öl sözünden dönme...
hayat felsefesi yaptığım bir cümledir. şimdiki insanlara göre söz vermek ve verdiği sözü tutmamak çok normal bir durumken, ağzımdan her çıkan kelimeyi defalarca kez düşünmemi sağlıyor.
öl söz verme, öl sözünden dönme...
hayat felsefesi yaptığım bir cümledir. şimdiki insanlara göre söz vermek ve verdiği sözü tutmamak çok normal bir durumken, ağzımdan her çıkan kelimeyi defalarca kez düşünmemi sağlıyor.
devamını gör...
evi yanmayanlar keşke bizim de evimiz yansa diyecek
akp'li gündoğmuş belediye başkanının yaptığı açıklama. artık bu kadar da olmaz (ya da bu kadar olur mu desem) dedirten açıklamadır da. yahu milletten bu kadar uzak bu kadar küstah bu kadar pişkin olunur mu? orada bizim ciğerimiz yanıyor. kilometrelerce uzaktan bizler bile ne yapabiliriz o canlılar için o ağaçlarımız için diye düşünürken bunlar millete krediyle ev satma peşinde. yazıklar olsun. tarih ve mahkemeler sizleri affetmeyecek. hepiniz yargılanacaksınız.
devamını gör...
şeker portakalı
brezilyalı bir yazar olan josé mauro de vasconcelos'un bu ölümsüz eseri ilk 1968 yılında yayıma girmiştir. normalde on iki günde yazdığı kitabı tam yirmi yıl sonra okuyucularına ulaştırır. bunu da şu sözlerle ifade eder. "ama onu yirmi yıldan fazla yüreğimde taşıdım," der yazar.
dünyada büyük bir ses uyandırmış olan bu kitap her ne kadar çocuklar için yazılmış gibi görünse de, aslında yazılanların çok derin ve anlam yüklü olduğunu görebiliriz okuduğumuzda. çünkü bu kitap bir çocuğun hayal gücünün sınırsız olduğunu ve yaşanılan zorlukların bir çocuğu nasıl büyüttüğünü gösterir bize. içinde bir sürü anlamlı ve güzel ifadeler var. insan, bu kitabı okuduğunda duygulanıyor ve ister istemez çocukluğuna dair buruk anıları canlanıyor beyninde. bu yüzden tekrardan okumak istesem de, okuyamıyorum. çünkü zeze'de kendi çocukluğumu görüyorum. hüzünlerimi, içime atışlarımı, pişmanlıklarımı, sevdiklerimi kaybedişimi, anlaşılmayışımı...
konusu, yoksul bir ailenin çocuğu olan zeze'nin hüzün dolu hayat hikayesini ele alıyor. zeze, hayal gücü yüksek ve çok derin yaşayan bir çocuk. aynı zamanda çok yaramaz ve herkesin kendisinden nefret ettiği birisi. bu yüzden herkes ona “şeytanın vaftiz oğlu” diye hitap eder. gerçekten de zeze, bazen ipin ucunu fazlaca kaçırabiliyor. okuldayken çok uslu ve çalışkan bir çocukken, sokakta ve evde çok yaramaz ve hiperaktiftir. bundan dolayı babasından dayak yese de, ablası onu korur ve kollar. aslında zeze'yi anlayan ve yardımcı olan tek kişi de ablasıdır.
bir gün maddi imkansızlıklardan dolayı taşınmak zorunda kalırlar. zeze, her ne kadar alıştığı yerden ayrılmak istemese de bunu kabullenmek zorunda kalır. taşındıkları yerde hayatını değiştirecek olan bir insandan da habersizdir. burada adını minguinho verdiği bir şeker portakalı ağacı olur. onunla hayaller kurar ve konuşur. tam bir dost olurlar. bir gün sokakta arkadaşlarıyla oynarken bir adam hedeflerindedirler. bu adama portekizli lakabını takarlar. zeze, bu adamın arabasının arkasına binerek adamı kızdırır ve bundan dolayı dayak yer. gururuna yediremeyen zeze, yolda giderken portekizliyle karşılaşır ve onu öldürmekle tehdit eder. adam ise onu affeder ve arabasına alır. ilk defa bu adamın arabasına binen zeze ise, artık onu bir düşmandan ziyade bir dost, bir yoldaş ve bir baba olarak görür. portekizliyle sıkı bir dostluk kuran zeze, onu çok sever ve babası olmasını ister. çünkü zeze, bir baba şefkatinden yoksun olarak büyümüştür. ama bir gün hiç beklemediği bir anda tren yolunda portekizlinin olduğu araba kaza yapmıştır ve onun öldüğünü görür. o günden sonra zeze'nin hayatı çok daha kötüleşir. portekizlinin ölümü üzerine yataklara düşer ve yaşama amacını kaybeder.
hüznün ve acının, mutluluğun ve sevginin bir arada olduğu, bir çocuğun içinde neler biriktirebileceği ve görünenden ziyade ne kadar güçlü ve zeki olduğunu gösteren bir kitap. bence çocuklara olan bakış açısının değişebileceğinin kanıtıdır şeker portakalı.
ayrıca bu serinin devamı olan güneşi uyandıralım ve delifişek kitaplarının da okunmasını tavsiye ederim. böylelikle zeze'nin çocukluğundan, gençliğine kadar hayatını öğrenebileceksiniz.
son olarak kitaptan bazı alıntılar eklemek istiyorum.
- neden hiç mutlu değilsin zeze ?
- neden mutlu olmalıyım ?
- çünkü dünyaya bir kere geliyoruz.
- iyi ki bir defa geliyoruz portuga.
- neden ?
- ikinci bir hayatı kaldıramazdım.
- - -
- acılarım kaç gün sürecek portuga?
- 40 gün.
- 40 gün sonra geçecek mi?
- hayır, alışacaksın...
- - -
"etrafımda konuşulanları işitiyordum. her şeyi anlıyordum, ama cevap vermek istemiyordum. konuşmak istemiyordum. tek düşündüğüm, gökyüzüne gitmekti."
- - -
onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek.
dünyada büyük bir ses uyandırmış olan bu kitap her ne kadar çocuklar için yazılmış gibi görünse de, aslında yazılanların çok derin ve anlam yüklü olduğunu görebiliriz okuduğumuzda. çünkü bu kitap bir çocuğun hayal gücünün sınırsız olduğunu ve yaşanılan zorlukların bir çocuğu nasıl büyüttüğünü gösterir bize. içinde bir sürü anlamlı ve güzel ifadeler var. insan, bu kitabı okuduğunda duygulanıyor ve ister istemez çocukluğuna dair buruk anıları canlanıyor beyninde. bu yüzden tekrardan okumak istesem de, okuyamıyorum. çünkü zeze'de kendi çocukluğumu görüyorum. hüzünlerimi, içime atışlarımı, pişmanlıklarımı, sevdiklerimi kaybedişimi, anlaşılmayışımı...
konusu, yoksul bir ailenin çocuğu olan zeze'nin hüzün dolu hayat hikayesini ele alıyor. zeze, hayal gücü yüksek ve çok derin yaşayan bir çocuk. aynı zamanda çok yaramaz ve herkesin kendisinden nefret ettiği birisi. bu yüzden herkes ona “şeytanın vaftiz oğlu” diye hitap eder. gerçekten de zeze, bazen ipin ucunu fazlaca kaçırabiliyor. okuldayken çok uslu ve çalışkan bir çocukken, sokakta ve evde çok yaramaz ve hiperaktiftir. bundan dolayı babasından dayak yese de, ablası onu korur ve kollar. aslında zeze'yi anlayan ve yardımcı olan tek kişi de ablasıdır.
bir gün maddi imkansızlıklardan dolayı taşınmak zorunda kalırlar. zeze, her ne kadar alıştığı yerden ayrılmak istemese de bunu kabullenmek zorunda kalır. taşındıkları yerde hayatını değiştirecek olan bir insandan da habersizdir. burada adını minguinho verdiği bir şeker portakalı ağacı olur. onunla hayaller kurar ve konuşur. tam bir dost olurlar. bir gün sokakta arkadaşlarıyla oynarken bir adam hedeflerindedirler. bu adama portekizli lakabını takarlar. zeze, bu adamın arabasının arkasına binerek adamı kızdırır ve bundan dolayı dayak yer. gururuna yediremeyen zeze, yolda giderken portekizliyle karşılaşır ve onu öldürmekle tehdit eder. adam ise onu affeder ve arabasına alır. ilk defa bu adamın arabasına binen zeze ise, artık onu bir düşmandan ziyade bir dost, bir yoldaş ve bir baba olarak görür. portekizliyle sıkı bir dostluk kuran zeze, onu çok sever ve babası olmasını ister. çünkü zeze, bir baba şefkatinden yoksun olarak büyümüştür. ama bir gün hiç beklemediği bir anda tren yolunda portekizlinin olduğu araba kaza yapmıştır ve onun öldüğünü görür. o günden sonra zeze'nin hayatı çok daha kötüleşir. portekizlinin ölümü üzerine yataklara düşer ve yaşama amacını kaybeder.
hüznün ve acının, mutluluğun ve sevginin bir arada olduğu, bir çocuğun içinde neler biriktirebileceği ve görünenden ziyade ne kadar güçlü ve zeki olduğunu gösteren bir kitap. bence çocuklara olan bakış açısının değişebileceğinin kanıtıdır şeker portakalı.
ayrıca bu serinin devamı olan güneşi uyandıralım ve delifişek kitaplarının da okunmasını tavsiye ederim. böylelikle zeze'nin çocukluğundan, gençliğine kadar hayatını öğrenebileceksiniz.
son olarak kitaptan bazı alıntılar eklemek istiyorum.
- neden hiç mutlu değilsin zeze ?
- neden mutlu olmalıyım ?
- çünkü dünyaya bir kere geliyoruz.
- iyi ki bir defa geliyoruz portuga.
- neden ?
- ikinci bir hayatı kaldıramazdım.
- - -
- acılarım kaç gün sürecek portuga?
- 40 gün.
- 40 gün sonra geçecek mi?
- hayır, alışacaksın...
- - -
"etrafımda konuşulanları işitiyordum. her şeyi anlıyordum, ama cevap vermek istemiyordum. konuşmak istemiyordum. tek düşündüğüm, gökyüzüne gitmekti."
- - -
onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek.
devamını gör...
mazotu çekip sözlüğe giren yazar
sabaha büyük bir baş ağrısı ile uyanacaktır. gece gece gel öpücem tarzı mesajlar atmasa bari.
devamını gör...
kitapların katlanmasına gıcık olmak
hissetmediğim duygudur.
kendi kitaplarım için söylüyorum. kitapları okurken ikiye katlar okurum. daha çok keyif alıyorum öyle okurken.
kitapların içinde geçen ve aklımda kalmasını istediğim, eğer ileride kullanmak istersem kolayca bulmak istediğim ya da sadece çok sevdiğim cümlelerin altını çizerim. hatta bazen tüm paragrafın altını çizdiğim bile olur.
cümlelerin altını çizmekle de yetinmem. sayfa kenarlarındaki boşluklara, bölüm sonlarındaki yarım sayfalık boş bölümlere, kitap sonundaki boş sayfalara mutlaka notlar alırım kitapla ilgili.
çay ve kahve dökmüşlüğüm de çok vardır bazı sayfalara. tamamen dökmesem de mutlaka damla damla çay kahve izi vardır.
bunların tümünün sonunda kitaplarımla aramda bir samimiyet doğuyor. okundukları anlaşılan kitaplar onlar. çünkü okunduğu zamana dair izler var üzerlerinde.
kitaplarımın katlanmasına gıcık olmuyorum, kitaplarımın el bebek gül bebek saklanmasına da katlanamıyorum.
kendi kitaplarım için söylüyorum. kitapları okurken ikiye katlar okurum. daha çok keyif alıyorum öyle okurken.
kitapların içinde geçen ve aklımda kalmasını istediğim, eğer ileride kullanmak istersem kolayca bulmak istediğim ya da sadece çok sevdiğim cümlelerin altını çizerim. hatta bazen tüm paragrafın altını çizdiğim bile olur.
cümlelerin altını çizmekle de yetinmem. sayfa kenarlarındaki boşluklara, bölüm sonlarındaki yarım sayfalık boş bölümlere, kitap sonundaki boş sayfalara mutlaka notlar alırım kitapla ilgili.
çay ve kahve dökmüşlüğüm de çok vardır bazı sayfalara. tamamen dökmesem de mutlaka damla damla çay kahve izi vardır.
bunların tümünün sonunda kitaplarımla aramda bir samimiyet doğuyor. okundukları anlaşılan kitaplar onlar. çünkü okunduğu zamana dair izler var üzerlerinde.
kitaplarımın katlanmasına gıcık olmuyorum, kitaplarımın el bebek gül bebek saklanmasına da katlanamıyorum.
devamını gör...
kendini ifade edememe kaygısı
önce kendini doğru anlaman sonra da doğru kelimelerle doğru şekilde anlatabilmendir. bazen zor olabiliyor. çoğunluktan farklı düşündüğün ya da hissettiğin zamanlar özellikle. bir de işin kendimi ifade etmeme değer mi boyutu var. senin için zor ve değerli bir şey karşındakinin çok umrunda olmayabilir.
devamını gör...
ucuz bir şey kalmaması
şu anda ülkedeki en ucuz şey hayvanların ve insanların hayatıdır.
devamını gör...
zeki olmanın dezavantajları
herkesin çevirdiği dümeni anlayıp ,onların senin anladığını anlayamamaları. yani cidden şevk kırıcı ve yorucu.
devamını gör...
uzun entrylerin okunmaması
yazarları üç grupta kategorize eden başlıktır.
1- sadece meja'nın ve yönetimin yazdığı uzun tanımları okuyanlar.
2- ne bulursa okuyanlar.
3- bir kaç cümle okurken bile sıkılıp kaydıranlar.
naçizane 2. gruba giriyorum efendim.
1- sadece meja'nın ve yönetimin yazdığı uzun tanımları okuyanlar.
2- ne bulursa okuyanlar.
3- bir kaç cümle okurken bile sıkılıp kaydıranlar.
naçizane 2. gruba giriyorum efendim.
devamını gör...
küçükken korktuğumuz filmler
alfred hitchcock.. birds..
ben mi çok yaslandım acaba??
ben mi çok yaslandım acaba??
devamını gör...
hindistan'da korona tanrıçası adlı tapınağın kurulması
allah akıl fikir versin tanrısı , içinde bir tapınak kursa lar , çok iyi olacak; tamam inançlara saygılı olalım , kimse kimsenin inancını kötüleme sin , ama herşeye de tapilmaz , fare nin içtiği sütten içiyor, dünyanın en pis suyunda yıkanıyor ve aynı suyu içiyor eee inanç , bırak kardeşim hiç bir şeye inanma daha iyi.
devamını gör...
zembilcilik
"hasırcılık" olarak da bilinen eski bir zanaat. hasır, sepet, sandık gibi ürünler sazlıklardan elde edilen sazların birleştirilmesiyle oluşturuldu. orta doğu'da nehir kenarlarında yetişen kamış ve bol bulunan hurma ağaçlarının saplarından örülen hasır ürünleri, plastik ve diğer sanayi ürünler ortaya çıkmadığı eski zamanlarda günlük hayatın vazgeçilmez ev gereçleri arasındaydı.
hasır ürünlerinin sıklıkla kullanıldığı ve zor şartlara rağmen örülmesine devam edilen ülkelerin arasında ırak bulunuyor. dicle ve fırat nehirlerine sahip, bereketli zengin toprakları olan ırak'ta hasırın çok eski bir geçmişi var.
şimdi günümüze uygun olarak daha çok sandalye, plaj şemsiyesi, çantalar da kullanılsa da git gide yok olan meslek dallarından biri oldu.
hasır ürünlerinin sıklıkla kullanıldığı ve zor şartlara rağmen örülmesine devam edilen ülkelerin arasında ırak bulunuyor. dicle ve fırat nehirlerine sahip, bereketli zengin toprakları olan ırak'ta hasırın çok eski bir geçmişi var.
şimdi günümüze uygun olarak daha çok sandalye, plaj şemsiyesi, çantalar da kullanılsa da git gide yok olan meslek dallarından biri oldu.
devamını gör...
mızmız öğretim üyesi
maaşla çalışmıyormuş da hayrına halkı bilgilendirme görevine soyunmuş gibi davranan hoca tipidir. gerçi, bir çoğu böyledir fakat böyle olmayanlar da vardır, onlar baldır şekerdir.
devamını gör...
grey turner belirtisi
ingiliz cerrah george grey turner tarafından tanımlanmış olan akut hemorajik pankreatit tablosunda görülen
lomber bölgedeki ekimoza verilen özel isimdir.
bu görünüme cullen belirtisi eşlik edebilir.
görüntü aşağıdaki gibidir.
lomber bölgedeki ekimoza verilen özel isimdir.
bu görünüme cullen belirtisi eşlik edebilir.
görüntü aşağıdaki gibidir.
devamını gör...
çaylakların tanımlarının gözükmemesi gerektiği
iki gün önce çaylaktım. o tanımlara gelen oylar var ya bir çaylağın yüreğine baharı getiriyor, kuşları cıvıldatıyor, çocuklara uçurtma uçurtuyor. yapman etmen ağalar, bir garip çaylağı sevindirmek, yüzünü güldürmek bu kadar mı sorun oldu?
devamını gör...
tüm zamanların en karizmatik cümlesi
"geldikleri gibi giderler!" mustafa kemal atatürk.
devamını gör...
