normal sözlük aşık atışması
pekâlâ azizim
fehmettik elbet
değilmiş zatı âlîn ekseriyetle sathî
dizmişsin art arda kelimeleri
diyorsun, lak lak eder kendileri
e pek tabii bahsettiğim işte budur
anlayana sivrisinek saz
anlamayana davul zurna az
kesemem muhabbeti âbâd ile
susmak değil sükût etmek, yeni yazdım bir şiirde
hangi ilim hangi fen hangi tefekkür
hayat kısa elbet, sükût ederse bilmeyen kadar bilen de
cihandaki namımı anlatacak değilim
okudukça okur, öğrendikçe eğilirim
pekâlâ azizim ben senin ehlinim
diyenlere de aldırmam
kibrimi okşamana muhtaç da değilim
fehmettik elbet
değilmiş zatı âlîn ekseriyetle sathî
dizmişsin art arda kelimeleri
diyorsun, lak lak eder kendileri
e pek tabii bahsettiğim işte budur
anlayana sivrisinek saz
anlamayana davul zurna az
kesemem muhabbeti âbâd ile
susmak değil sükût etmek, yeni yazdım bir şiirde
hangi ilim hangi fen hangi tefekkür
hayat kısa elbet, sükût ederse bilmeyen kadar bilen de
cihandaki namımı anlatacak değilim
okudukça okur, öğrendikçe eğilirim
pekâlâ azizim ben senin ehlinim
diyenlere de aldırmam
kibrimi okşamana muhtaç da değilim
devamını gör...
carl tanzler
yaşadığı korkunç ve saplantılı aşkla tarihe geçmiş, count carl von cosel olarak da bilinen alman radyoloji teknisyeni.
hassas kişilerin okumamasını tavsiye edeceğim şeyler yazacağım konu hakkında.
***
tanzler 1. dünya savaşı esnasında birkaç yere seyahat ettikten sonra almanya'ya geri döner. evlenir, çocukları olur. amerika'ya göç edip bir hastanede işe başlar. normal bir insan görüntüsü verse de, kendisinin doğmasından 100 yıl kadar önce ölmüş bir kontesi sürekli rüyalarında gördüğünü anlatmasıyla, aslında saplantılı bir tip olabileceğinin sinyalini vermiş bana kalırsa.
işe başladıktan 3 sene sonra hastaneye genç bir kadın gelir. elena adlı bu kadın, zamanın illeti olan verem hastalığına tutulmuştur. tanzler, rüyalarında gördüğü kadının o olduğunu iddia etmeye başlar.
elena, evliliği kağıt üzerinde süren, kocasından ayrı bir kadındır. tanzler onu kafaya takar ve tedavi etmek amacıyla ona yanaşmaya başlar. fakat genç kadının bu ilgiye hiçbir zaman karşılık vermediği herkes tarafından bilinmektedir.
***
tanzler, elena'yı lanet hastalığın elinden kurtaramaz. tüm cenaze masraflarını karşılar ve ailesinin izniyle elena'ya bir anıt mezar yaptırır. 2 sene boyunca hemen hemen her gece mezarı ziyaret eder. fakat bir gece, "bunu elena'nın istediği" iddiasıyla, mezardan cesedi alarak kendi evine götürür.
***
cesedin dağılmaya başlayan kemiklerini, piyano telleri yardımıyla birbirine bağlar. göz yuvalarına cam küreler koyar, dökülen saçlarının yerine peruk takar. kokmaması için onu sürekli parfümlere boğar. bu rezil durum 7 sene sürer.
7 sene sonra bir şekilde olay hakkında dedikodular yayılmaya başlar. büyük ihtimalle cesedin kokmasını önleyemedi ve fısıltı gazetesi iş başı yaparak dedikoduyu yaydı diye düşünüyorum. her neyse... elena'nın kardeşi dedikoduları duyar ve tanzler'i ablasının cesediyle dans eder vaziyette yakalar. durumu yetkililere bildirir. tanzler tutuklanır. akıl sağlığı yerindedir ve yargılanmasına hükmedilir. ancak davanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle serbest bırakılır.
***
cesetten geriye kalanlar, gizli bir yere gömülür ancak o esnada yapılan incelemeler gösterir ki, tanzler cesedin bacak arasına yapay bir vajina yerleştirmiştir. bu nekrofili iddiaları otopsiden 30 sene sonra açıklanır. ancak bunu inandırıcı bulmayanlar var. bence gayet olası...
***
tanzler serbest kaldıktan bir süre sonra elena'nın gerçek boyutlarda bir kuklasını yapıp bu kez onunla yaşamaya başlamış. öldüğünde yanı başındaymış sevgili elena'sının taklidi. bu olayın ardından pek çok söylenti çıkmış: kuklanın aslında elena'nın ta kendisi olduğuna dair. bu söylentiye bakılırsa, tanzler onu yeniden mezarından çalmış çünkü.
hassas kişilerin okumamasını tavsiye edeceğim şeyler yazacağım konu hakkında.
***
tanzler 1. dünya savaşı esnasında birkaç yere seyahat ettikten sonra almanya'ya geri döner. evlenir, çocukları olur. amerika'ya göç edip bir hastanede işe başlar. normal bir insan görüntüsü verse de, kendisinin doğmasından 100 yıl kadar önce ölmüş bir kontesi sürekli rüyalarında gördüğünü anlatmasıyla, aslında saplantılı bir tip olabileceğinin sinyalini vermiş bana kalırsa.
işe başladıktan 3 sene sonra hastaneye genç bir kadın gelir. elena adlı bu kadın, zamanın illeti olan verem hastalığına tutulmuştur. tanzler, rüyalarında gördüğü kadının o olduğunu iddia etmeye başlar.
elena, evliliği kağıt üzerinde süren, kocasından ayrı bir kadındır. tanzler onu kafaya takar ve tedavi etmek amacıyla ona yanaşmaya başlar. fakat genç kadının bu ilgiye hiçbir zaman karşılık vermediği herkes tarafından bilinmektedir.
***
tanzler, elena'yı lanet hastalığın elinden kurtaramaz. tüm cenaze masraflarını karşılar ve ailesinin izniyle elena'ya bir anıt mezar yaptırır. 2 sene boyunca hemen hemen her gece mezarı ziyaret eder. fakat bir gece, "bunu elena'nın istediği" iddiasıyla, mezardan cesedi alarak kendi evine götürür.
***
cesedin dağılmaya başlayan kemiklerini, piyano telleri yardımıyla birbirine bağlar. göz yuvalarına cam küreler koyar, dökülen saçlarının yerine peruk takar. kokmaması için onu sürekli parfümlere boğar. bu rezil durum 7 sene sürer.
7 sene sonra bir şekilde olay hakkında dedikodular yayılmaya başlar. büyük ihtimalle cesedin kokmasını önleyemedi ve fısıltı gazetesi iş başı yaparak dedikoduyu yaydı diye düşünüyorum. her neyse... elena'nın kardeşi dedikoduları duyar ve tanzler'i ablasının cesediyle dans eder vaziyette yakalar. durumu yetkililere bildirir. tanzler tutuklanır. akıl sağlığı yerindedir ve yargılanmasına hükmedilir. ancak davanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle serbest bırakılır.
***
cesetten geriye kalanlar, gizli bir yere gömülür ancak o esnada yapılan incelemeler gösterir ki, tanzler cesedin bacak arasına yapay bir vajina yerleştirmiştir. bu nekrofili iddiaları otopsiden 30 sene sonra açıklanır. ancak bunu inandırıcı bulmayanlar var. bence gayet olası...
***
tanzler serbest kaldıktan bir süre sonra elena'nın gerçek boyutlarda bir kuklasını yapıp bu kez onunla yaşamaya başlamış. öldüğünde yanı başındaymış sevgili elena'sının taklidi. bu olayın ardından pek çok söylenti çıkmış: kuklanın aslında elena'nın ta kendisi olduğuna dair. bu söylentiye bakılırsa, tanzler onu yeniden mezarından çalmış çünkü.
devamını gör...
türkiye'de vahşi hayvanlara hayat hakkı tanınmaması
ilk önce konuyla alakalı daha önce yazdığım bir tanımı buraya bırakayım.
#481713
anadolu leoparı yakın zamanlarda hatta bir iki kuşak öncemizde ülkemizde de popülasyon halinde yaşamaktaydı. artık hiç göremiyoruz. bunun sebeplerinden birisi de mantolu hasan lakaplı kişidir. hayatını anadolu leoparının neslini tüketmeye adamıştır. sayısız leoparı zevk için öldürmüş, lakabını da öldürdüğü leopar kürklerini sırtına alıp gezmesi ile almıştır. çok acıdır ki dönemin devlet başı ismet inönü kendisine bir tüfek hediye etmiştir. vahşi ya da evcil fark etmez hayvanlar canlıdır. size zararı dokunmamış hayvanları öldürmenin cinayet olduğu eğitimle kazanılan bir bilgi değildir. bu insanımızın sahip olmadığı vicdan ile alakalıdır.
#481713
anadolu leoparı yakın zamanlarda hatta bir iki kuşak öncemizde ülkemizde de popülasyon halinde yaşamaktaydı. artık hiç göremiyoruz. bunun sebeplerinden birisi de mantolu hasan lakaplı kişidir. hayatını anadolu leoparının neslini tüketmeye adamıştır. sayısız leoparı zevk için öldürmüş, lakabını da öldürdüğü leopar kürklerini sırtına alıp gezmesi ile almıştır. çok acıdır ki dönemin devlet başı ismet inönü kendisine bir tüfek hediye etmiştir. vahşi ya da evcil fark etmez hayvanlar canlıdır. size zararı dokunmamış hayvanları öldürmenin cinayet olduğu eğitimle kazanılan bir bilgi değildir. bu insanımızın sahip olmadığı vicdan ile alakalıdır.
devamını gör...
sami şekeroğlu
türkiye'nin ilk sinema profesörleinden ve arşivcilerindendir.
1937 yılında elazığ'da doğdu. ilk ve ortaokul eğitimini elazığ'da tamamladı. liseyi, o zamanlarda siyasi sebeplerden dolayı doğuya sürülen önemli isimlerinin toplandığı elazığ lisesi'nde okudu. burada aldığı eğitimin çok kaliteli ve kendisi için de çok değerli olduğunu her fırsatta dile getirir.
istanbul devlet güzel sanatlar akademisi'nde resim eğitimi aldı. eğitimi esnasında sinemaya olan ilgisi günden güne arttı ve 1962 yılında türkiye'nin ilk sinema kulübü olan kulüp sinema 7'yi kurdu. akademi'deki bazı hocaların, sinemanın sanat olmadığını düşündükleri için kulübe karşı çıkmasına rağmen sami şekeroğlu, akademi içinde küçük bir odada kulübü açık tuttu. bu hareketlerinden dolayı birçok kez de okuldan atıldı.
kulüpte, sinema tartışmalarının yanı sıra sami şekeroğlu'nun ve arkadaşlarının kendi çabalarıyla arşiv çalışmaları da başladı. unutulmuş, bakımsız kalmış filmlerin de peşinden giderek bir arşiv kurdu.
1967 yılında kulüp, türk film arşivi adını aldı. arşivin kuruluş amacı, “sinema sanatının sürekliliğini sağlamak ve sinemanın tarihsel gelişim çizgisine yararlı olabilmek için her türlü sinematografik belgeyi derleyip gelecekte de seyredilip incelenebilmesi için titizlikle korumak, bu amaca bağlı olarak öncelikle türk sinemasına ait ürünleri derlemek korumak, böylece ulusal bir sinema arşivi kurulmasını sağlamak film gösterileri düzenleyerek sinemanın gelişimini izlemek ve bu gelişimi sağlayan belli başlı yapıtlar üzerinde inceleme imkânını açmak, sinemanın tarihi, estetiği, sosyolojisi üzerine yayınlar yapmak, türkiye’de ve diğer ülkelerdeki sinema kuruluşlarıyla yukarıdaki amaçlar çerçevesinde işbirliği yapmak” şeklinde belirlendi.
ciddi bir büyüklüğe ulaşan arşivi, 1969 yılında karşılıksız olarak akademi'ye devretti ve devlet güzel sanatlar akademisi film arşivinin kurucusu oldu. bu devirle artık arşiv, bir devlet kurumu oldu.
1967'de fıaf'a(uluslararası film arşivleri federasyonu) üye olan arşiv, 1973'de yetkili ve asil üye mertebesine kabul edildi.
1974 yılında mimar sinan güzel sanatlar üniversitesinde, türkiye'deki ilk sinema eğitimini başlattı. yine sinema-tv merkezinde türkiye'nin ilk sinema müzesini kurdu. 1985 yılında toprak adamlar adında, hocası neşet günal'ı konu alan, deneysel bir belgesel film çekti.
bugün hala,84 yaşında, msgsü sinema-tv bölümünde, 1974 yılında balmumcu'da inşa edilen binada ders vermektedir. film arşivi ise yine aynı binada muhafaza edilmektedir.
1937 yılında elazığ'da doğdu. ilk ve ortaokul eğitimini elazığ'da tamamladı. liseyi, o zamanlarda siyasi sebeplerden dolayı doğuya sürülen önemli isimlerinin toplandığı elazığ lisesi'nde okudu. burada aldığı eğitimin çok kaliteli ve kendisi için de çok değerli olduğunu her fırsatta dile getirir.
istanbul devlet güzel sanatlar akademisi'nde resim eğitimi aldı. eğitimi esnasında sinemaya olan ilgisi günden güne arttı ve 1962 yılında türkiye'nin ilk sinema kulübü olan kulüp sinema 7'yi kurdu. akademi'deki bazı hocaların, sinemanın sanat olmadığını düşündükleri için kulübe karşı çıkmasına rağmen sami şekeroğlu, akademi içinde küçük bir odada kulübü açık tuttu. bu hareketlerinden dolayı birçok kez de okuldan atıldı.
kulüpte, sinema tartışmalarının yanı sıra sami şekeroğlu'nun ve arkadaşlarının kendi çabalarıyla arşiv çalışmaları da başladı. unutulmuş, bakımsız kalmış filmlerin de peşinden giderek bir arşiv kurdu.
1967 yılında kulüp, türk film arşivi adını aldı. arşivin kuruluş amacı, “sinema sanatının sürekliliğini sağlamak ve sinemanın tarihsel gelişim çizgisine yararlı olabilmek için her türlü sinematografik belgeyi derleyip gelecekte de seyredilip incelenebilmesi için titizlikle korumak, bu amaca bağlı olarak öncelikle türk sinemasına ait ürünleri derlemek korumak, böylece ulusal bir sinema arşivi kurulmasını sağlamak film gösterileri düzenleyerek sinemanın gelişimini izlemek ve bu gelişimi sağlayan belli başlı yapıtlar üzerinde inceleme imkânını açmak, sinemanın tarihi, estetiği, sosyolojisi üzerine yayınlar yapmak, türkiye’de ve diğer ülkelerdeki sinema kuruluşlarıyla yukarıdaki amaçlar çerçevesinde işbirliği yapmak” şeklinde belirlendi.
ciddi bir büyüklüğe ulaşan arşivi, 1969 yılında karşılıksız olarak akademi'ye devretti ve devlet güzel sanatlar akademisi film arşivinin kurucusu oldu. bu devirle artık arşiv, bir devlet kurumu oldu.
1967'de fıaf'a(uluslararası film arşivleri federasyonu) üye olan arşiv, 1973'de yetkili ve asil üye mertebesine kabul edildi.
1974 yılında mimar sinan güzel sanatlar üniversitesinde, türkiye'deki ilk sinema eğitimini başlattı. yine sinema-tv merkezinde türkiye'nin ilk sinema müzesini kurdu. 1985 yılında toprak adamlar adında, hocası neşet günal'ı konu alan, deneysel bir belgesel film çekti.
bugün hala,84 yaşında, msgsü sinema-tv bölümünde, 1974 yılında balmumcu'da inşa edilen binada ders vermektedir. film arşivi ise yine aynı binada muhafaza edilmektedir.
devamını gör...
kitap okuyan insanı belli eden detaylar
gözünden anlarsın. okuyanı da okumayanı da.
devamını gör...
yaban
yakup kadri karaosmanoğlu'nun kurtuluş savaşında yaralanan bir subayın hikayesini anlatan kitabı. karakterimiz savaşta bir kolunu kaybeder ve eri mehmet'in köyüne gider. porsuk yakınlarındaki bu köyde yaşananlar, aslında anadolu insanının o kadar da masum olmadığını gösterir. okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.
edit: her anadolu insanı kötüdür gibi bi anlam çıkarmayınız. demek istediğim her anadolu insanının masum, iyi niyetli olmadığıdır.
edit: her anadolu insanı kötüdür gibi bi anlam çıkarmayınız. demek istediğim her anadolu insanının masum, iyi niyetli olmadığıdır.
devamını gör...
millennials
y kuşağının eş anlamlısı. milenyumlar.
en büyük kuşak (the greatest generation) 1901-1927 arası doğanlar.
sessiz kuşak (the silent generation): 1928-1945 arasın doğanlar.
baby boomers: 1946- 1964 arası doğanlar.
x kuşağı: 1965- 1980 arası doğanlar.
millennials: 1981-1995 arası doğanlar.
z kuşağı: 1996- 2010 arası doğanlar.
alfa kuşağı: 2011- 2025 arası doğanlar.
nesillerin yaş aralıkları belirlenirken genellikle savaşlar ve icatlar temel alınmış. ikinci dünya savaşı sonrası doğanlar, internetli bir dünyaya doğanlar gibi. sonuçta her ülke için bu yıllar tam bir karşılık bulmaz. abd'de televizyonun yaygınlaşması, kablolu yayın ve türkiye'de tek kanallı yıllar gibi. ilk özel kanal 1990'da (star 1) açılmış. şunun şurasında internete mirc'e icq'ya, winamp ve napster'a ne kalmış. her nesil kendi müzik ve kılık kıyafet akımlarını yaratmış. ne değişmemiş, siyaset hep kirliymiş.
ben yine de doğum tarihi kendi nesil aralığının başlarında ve sonlarında olanları biraz şanssız buluyorum. biraz daha yalnız.
onlar x-y-z- alfa diye belirleyip dursun. şunu unutmayalim. 9. sınıftayken lise son sınıflar gözümüze çok büyük ablalar abiler gibi gelir. bir çoğu ile göz teması kurmaya çekiniriz. biz lise son oldugumuzda ise , şimdiki 9. sınıflar çok fena, bu nesil bir acayip, biz böyle değildik diye düşünürüz.
fırsat buldukça da bir önceki ve sonraki nesile bok atarız. bu değişmez. kimse kimseyi anlamaya çalışmaz. küçük bir çatışma mi oldu, çıkarına mı dokundu, hemen başlarız 'zaten bu z kuşağı yok mu' demeye.
bitmez bu nesil tartışmaları sonuçta. e ne yapacağız? kafa dengi birilerini bulacağız.
en büyük kuşak (the greatest generation) 1901-1927 arası doğanlar.
sessiz kuşak (the silent generation): 1928-1945 arasın doğanlar.
baby boomers: 1946- 1964 arası doğanlar.
x kuşağı: 1965- 1980 arası doğanlar.
millennials: 1981-1995 arası doğanlar.
z kuşağı: 1996- 2010 arası doğanlar.
alfa kuşağı: 2011- 2025 arası doğanlar.
nesillerin yaş aralıkları belirlenirken genellikle savaşlar ve icatlar temel alınmış. ikinci dünya savaşı sonrası doğanlar, internetli bir dünyaya doğanlar gibi. sonuçta her ülke için bu yıllar tam bir karşılık bulmaz. abd'de televizyonun yaygınlaşması, kablolu yayın ve türkiye'de tek kanallı yıllar gibi. ilk özel kanal 1990'da (star 1) açılmış. şunun şurasında internete mirc'e icq'ya, winamp ve napster'a ne kalmış. her nesil kendi müzik ve kılık kıyafet akımlarını yaratmış. ne değişmemiş, siyaset hep kirliymiş.
ben yine de doğum tarihi kendi nesil aralığının başlarında ve sonlarında olanları biraz şanssız buluyorum. biraz daha yalnız.
onlar x-y-z- alfa diye belirleyip dursun. şunu unutmayalim. 9. sınıftayken lise son sınıflar gözümüze çok büyük ablalar abiler gibi gelir. bir çoğu ile göz teması kurmaya çekiniriz. biz lise son oldugumuzda ise , şimdiki 9. sınıflar çok fena, bu nesil bir acayip, biz böyle değildik diye düşünürüz.
fırsat buldukça da bir önceki ve sonraki nesile bok atarız. bu değişmez. kimse kimseyi anlamaya çalışmaz. küçük bir çatışma mi oldu, çıkarına mı dokundu, hemen başlarız 'zaten bu z kuşağı yok mu' demeye.
bitmez bu nesil tartışmaları sonuçta. e ne yapacağız? kafa dengi birilerini bulacağız.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
dünyada çok önemli şeyler oldu
ama ben de sizin eve baktım
bir tayın bir taya baktığı
bir tayın bir taya uzun uzun baktığı
bir tayın bir tayı bıraktığı gibi
dünyada çok önemli şeyler oldu
atlar yalnız kalmamak için bu kadar koşarlar diyen o at
yalnızlar koşarken de yalnızdır diyen o at
yalnızlar öperken de yalnız
ben sana sımsıkı sarılırken de
o at buramdaydı
bu ses nereden geliyor dediğim o gün
göğsümdeki at kardeşlerim
göğsümdeki at yere uzandı
dünyada çok önemli şeyler oldu
hem ölmedim yüzükoyun
hem alnımda yeryüzü
ölürüm dediğim yerde ev yaptım.
ama ben de sizin eve baktım
bir tayın bir taya baktığı
bir tayın bir taya uzun uzun baktığı
bir tayın bir tayı bıraktığı gibi
dünyada çok önemli şeyler oldu
atlar yalnız kalmamak için bu kadar koşarlar diyen o at
yalnızlar koşarken de yalnızdır diyen o at
yalnızlar öperken de yalnız
ben sana sımsıkı sarılırken de
o at buramdaydı
bu ses nereden geliyor dediğim o gün
göğsümdeki at kardeşlerim
göğsümdeki at yere uzandı
dünyada çok önemli şeyler oldu
hem ölmedim yüzükoyun
hem alnımda yeryüzü
ölürüm dediğim yerde ev yaptım.
devamını gör...
ferrero rocher
efsane alman pralinidir. 1984’te satışa sunulmaya başlanan, ferrari roşa diye telaffuz ettiğim, foodgazm yaşatan çiko. bayramlarda, kutlamalarda iyi gider.
devamını gör...
kafa sözlük
açıldığı zamandan bu yana başta yazar olarak, 8 aydırsa moderatör olarak içinde bulunduğum platformdur. aynı zamanda ne yazık ki artık akademik yoğunluğum sebebiyle aktif olarak buralarda olmaya devam edemeyeceğim cağnım sözlüktür. bu yüzden başta benjamin olmak üzere bu sözlüğü bugünlere getiren tüm moderasyon ekibi ve yazarlara teşekkür etmek istiyorum. çünkü burası benim hem yazar olarak hem de moderatör olarak bulunmaktan keyif aldığım bir yer oldu.
sözlüğe kayıt olmamın da moderatör olmayı istememin de tek sebebi bana katacağı bir şeyler olacağını düşünmemdi. ki yanılmadım, burada tecrübe ettiğim şeylerin haddi hesabı yok. çok güzel insanlar da tanıdım, çok tuhaf* insanlarla da karşılaştım. güldüğüm, kızdığım, üzüldüğüm, şaşırdığım çok fazla şey yaşadım. açıkçası “ya işim gücüm mü yok, bunla uğraşılır mı” dediğim zamanlar da oldu. ama her seferinde yeniden motive olmamın sebebi buraya harcanan zamanı ve verilen emeği bizzat görmemdi. ulaşılan sonuçtan ziyade ulaşılmak istenen sonuç için harcanan çaba benim için her zaman çok daha kıymetli oldu. bu yüzden kimilerine göre sözlük çok bozmuş ya da başarısız olsa da, benim için hep çok kıymetli ve çok başarılıydı. ki hiç şüphesiz kafa sözlük ; x yazarı, y moderatöründen bağımsız inişlerle çıkışlarla da olsa başladığı yerden kısa zamanda çok iyi yerlere geldi. eminim ki buradan da çok daha iyi yerlere gidecektir.
son olarak benjamin amcaya çokça güvenin. çünkü sözlük için her zaman en iyisini yapacaktır. kıppssss* şimdilik hoçça ğalın ğidiyom ben
sözlüğe kayıt olmamın da moderatör olmayı istememin de tek sebebi bana katacağı bir şeyler olacağını düşünmemdi. ki yanılmadım, burada tecrübe ettiğim şeylerin haddi hesabı yok. çok güzel insanlar da tanıdım, çok tuhaf* insanlarla da karşılaştım. güldüğüm, kızdığım, üzüldüğüm, şaşırdığım çok fazla şey yaşadım. açıkçası “ya işim gücüm mü yok, bunla uğraşılır mı” dediğim zamanlar da oldu. ama her seferinde yeniden motive olmamın sebebi buraya harcanan zamanı ve verilen emeği bizzat görmemdi. ulaşılan sonuçtan ziyade ulaşılmak istenen sonuç için harcanan çaba benim için her zaman çok daha kıymetli oldu. bu yüzden kimilerine göre sözlük çok bozmuş ya da başarısız olsa da, benim için hep çok kıymetli ve çok başarılıydı. ki hiç şüphesiz kafa sözlük ; x yazarı, y moderatöründen bağımsız inişlerle çıkışlarla da olsa başladığı yerden kısa zamanda çok iyi yerlere geldi. eminim ki buradan da çok daha iyi yerlere gidecektir.
son olarak benjamin amcaya çokça güvenin. çünkü sözlük için her zaman en iyisini yapacaktır. kıppssss* şimdilik hoçça ğalın ğidiyom ben
devamını gör...
bizans imparatorluğu
asil adi roma imparatorlugudur. bizans imparatorlugu ismi ihtira ya da neologismdir. bizans imparatorlugu ismi 16.inci yuzyilda alman tarihci hieronymus wolf tarafindan uydurulmus bir sacmaliktir. bu isim ıstanbul'un, roma imparatorlugunun baskenti olmadan onceki ismi olan byzantium ya da byzantion'dan gelir.
almanlarin bu ismi uydurmasinin bir politik aciklamasi vardir tabii. alman prenslikleri, kutsal roma imparatorlugunun bir parcasi oldugundan ve kutsal roma imparatorlugu, roma imparatorlugunun varisi oldugunu iddia ettiginden dolayi, bu isim bizans imparatorlugunun itibarini sarsmak icin kullanilmaya baslanmis olabilir.
halbuki kutsal roma imparatorlugunun, roma imparatorlugu ile hicbir alakasi yoktur. kutsal roma imparatorlugu, sarlman'in imparatorlugunun devamidir. sarlman, papa tarafindan roma imparatoru ilan edilmistir ancak butun bunlar olurken bizans yuzyillardir, roma imparatorlugunun en zengin topraklarinda, latin kurumlarini devam ettirmekteydi.
peki butun bu bizans ve kutsal roma imparatorlugu arasindaki kavga osmanli'yi nasil ilgilendiriyor? hieronymus wolf, bizans imparatorlugu ismini ilk kez 16.inci yuzyilda kullaniyor. yani bizans coktan tarihe karismis durumda. ancak osmanli kendisini roma imparatorlugunun varisi olarak goruyor cunku bizans'in eski topraklarinda, bizans'tan aldigi bir suru kurumlari olan bir imparatorluk osmanli. "bizans imparatorlugu" isminin amaci, bizans'in itibarini sarsmaktan çok, osmanli'nin roma imparatorlugu'nun varisi oldugu iddiasini sarsmak cunku kutsal roma imparatorlugu ayni zamanda, osmanli'nin en buyuk rakibi.
almanlarin bu ismi uydurmasinin bir politik aciklamasi vardir tabii. alman prenslikleri, kutsal roma imparatorlugunun bir parcasi oldugundan ve kutsal roma imparatorlugu, roma imparatorlugunun varisi oldugunu iddia ettiginden dolayi, bu isim bizans imparatorlugunun itibarini sarsmak icin kullanilmaya baslanmis olabilir.
halbuki kutsal roma imparatorlugunun, roma imparatorlugu ile hicbir alakasi yoktur. kutsal roma imparatorlugu, sarlman'in imparatorlugunun devamidir. sarlman, papa tarafindan roma imparatoru ilan edilmistir ancak butun bunlar olurken bizans yuzyillardir, roma imparatorlugunun en zengin topraklarinda, latin kurumlarini devam ettirmekteydi.
peki butun bu bizans ve kutsal roma imparatorlugu arasindaki kavga osmanli'yi nasil ilgilendiriyor? hieronymus wolf, bizans imparatorlugu ismini ilk kez 16.inci yuzyilda kullaniyor. yani bizans coktan tarihe karismis durumda. ancak osmanli kendisini roma imparatorlugunun varisi olarak goruyor cunku bizans'in eski topraklarinda, bizans'tan aldigi bir suru kurumlari olan bir imparatorluk osmanli. "bizans imparatorlugu" isminin amaci, bizans'in itibarini sarsmaktan çok, osmanli'nin roma imparatorlugu'nun varisi oldugu iddiasini sarsmak cunku kutsal roma imparatorlugu ayni zamanda, osmanli'nin en buyuk rakibi.
devamını gör...
bir kere izledim onda da midem bulandı kapattım
fenerbahçe maçına maruz kalanların kuracağı bir cümle.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
merhaba sevgili arkadaşlar.
salı gününe elveda niteliğinde bir program olacak bu gece.
bundan sonra programımız cumartesi günleri yapılacak.
bu gece hayatın nasıl yaşanması gerektiği üzerine konuşacağız.
hayat nasıl yaşanmalı sorunsalı başlığına tanımlarınızı girebilir ve katkı sağlayabilirsiniz.
makinistiniz ben ve yolcularım sizler ile yine son istasyona doğru akşam saat 23:00'da tekrar yolculuğa çıkacağız.
dinlemek için;
buradan
salı gününe elveda niteliğinde bir program olacak bu gece.
bundan sonra programımız cumartesi günleri yapılacak.
bu gece hayatın nasıl yaşanması gerektiği üzerine konuşacağız.
hayat nasıl yaşanmalı sorunsalı başlığına tanımlarınızı girebilir ve katkı sağlayabilirsiniz.
makinistiniz ben ve yolcularım sizler ile yine son istasyona doğru akşam saat 23:00'da tekrar yolculuğa çıkacağız.
dinlemek için;
buradan
devamını gör...
uzun boylu birinin buraya dokunabiliyor musun diye sorması
bir takım komiklikler yapmaya çalışırken insanın duygularıyla oynayan eleman.
eğer yetişebiliyorsan onun ağzına vur!
*
rahatsız ukdesi
eğer yetişebiliyorsan onun ağzına vur!
*
rahatsız ukdesi
devamını gör...
en son alınan karar
kıskanç çocuğu olan misafirleri ağırlamamak.
devamını gör...
vergilendirilmiş kazanç kutsaldır
genellikle maliye binalarının girişinde yazan cümledir.
kime ait olduğu tam olarak bilinmese de şurada baş hesap uzmanı olan erdoğan nirun'a ait olduğu söylenmektedir.
kime ait olduğu tam olarak bilinmese de şurada baş hesap uzmanı olan erdoğan nirun'a ait olduğu söylenmektedir.
devamını gör...
kendinle sevgili olur musun sorunsalı
çok muhabbet etmeyeceksem olurum. sohbetim güzel ama sıkılınca tat vermiyor.
devamını gör...
abartılmış lezzetler
izmir bombası, arap asi, keşkek ve çoğu yöresel zımbırtı.
devamını gör...
sözlükte yazmak ama okumamak
yanlıştır efendim. bunu yapan kişiler pragmatist ruhlu kapitalistlerdir. aman yoldaş duymasın.
devamını gör...