mesaj atsam mı atmasam mı tereddütü
asla yaşamadığım tereddüttür. şimdi soracaksınız neden? anlatayım efendim.
söylenecek çok şey varken susmak kalbe zarardır. içimdekini söyler, gerisini karşı tarafa bırakırım. bir de en sevdiğim huyumdur; eğer susmuşsam benim için bitmiş demektir. bu nedenle çok çok kırılmadıysam asla mesaj atma ya da atmama tereddütüne düşmem, susmamaya, sorunu çözmeye çalışırım.
söylenecek çok şey varken susmak kalbe zarardır. içimdekini söyler, gerisini karşı tarafa bırakırım. bir de en sevdiğim huyumdur; eğer susmuşsam benim için bitmiş demektir. bu nedenle çok çok kırılmadıysam asla mesaj atma ya da atmama tereddütüne düşmem, susmamaya, sorunu çözmeye çalışırım.
devamını gör...
hakaret eden afgan'ın özür videosu
geldiğiniz şekilde dönerseniz bize en büyük iyiliği yapacaksınız. özrünü de al git yavaştan yaylanın artık. ayrıca zerre pişman olduğunu düşünmüyorum.
buradan
twitter'da +18 videolar beğenip sonra ahlâk dersi vermeye çalışmak, hiç mi şaşmaz. böyle konuşanların istisnasız hepsi böyle.
ayrıca bigolive ne ya, ne ahlaksız site varsa hepsine girmişsin. bir de ahlak dersi veriyor namus fukarası.
edit:kimseden nefret ettiğim falan yok. isteyen herkes gidip tanımlarıma bakabilir. sadece bu şahsa özel konuştum bir de yaptıklarına iyi taraftan mı bakacağım. insanlara sadece insan oldukları için bakarım hayatım boyunca ırk ayrımı yapmadım bunların yaptıkları ayrı bir şey. ben böyle şeylere tahammül edemiyorum varsın isteyen bu kadara şeye rağmen hala sempati duyabilir.
buradan
twitter'da +18 videolar beğenip sonra ahlâk dersi vermeye çalışmak, hiç mi şaşmaz. böyle konuşanların istisnasız hepsi böyle.
ayrıca bigolive ne ya, ne ahlaksız site varsa hepsine girmişsin. bir de ahlak dersi veriyor namus fukarası.
edit:kimseden nefret ettiğim falan yok. isteyen herkes gidip tanımlarıma bakabilir. sadece bu şahsa özel konuştum bir de yaptıklarına iyi taraftan mı bakacağım. insanlara sadece insan oldukları için bakarım hayatım boyunca ırk ayrımı yapmadım bunların yaptıkları ayrı bir şey. ben böyle şeylere tahammül edemiyorum varsın isteyen bu kadara şeye rağmen hala sempati duyabilir.
devamını gör...
metalci gençliğin tarihe karışması
metal müziğin klasik batı müziğine dayanmasındandır. şimdiki gençler isyanını rap ile yapıyor, yapsın tabii ergenlik zor. ama maalesef kalitesizlik moda.
devamını gör...
üniversitede yanlış bölümü tercih ettiğini anlamak
yetenek ile ilgili bölümlerin sınav ile öğrenci alması sonucu oluşan duygudur. burda yetenegin yoksa niye seçtin diyecekler olacaktır ama sorun "sinavla değil de yetenek ile öğrenci almış gibi" davranan egitimcilerdir. her derste olmasa da özellikle heykel ve seramik derslerinde zorlanmıştık tüm sınıf. hatta 2. dönem herkes kaydını dondurmaya, okulu bırakmaya başlamıştı. 44 kişilik sınıfta 25 kişi kalmıştık. kalan 25 kişi birbirini motive ediyor, okulda kalması için bölümü birbirimize sevdirmeye çalışıyorduk. "ilk mezunları biz olacağız, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, çoğu gitti azı kaldı, bu saatten sonra okul mu bırakılırmış? , o kadar emek verdik, yazık " gibi cümlelerle söz de birbirimize destek olduk. arada 2,3 kişiyi kaybetsek de iyi kötü son sınıfa kadar geldik.
devamını gör...
5 senelik kırmızı yanaklı su kaplumbağasını mı kurtarırsın ya da bir insanı mı sorunsalı
su kaplumbağalarına verilen değer biz kara kaplumbağalarına pek verilmiyor. resmen ayrımcılığa uğruyoruz. neticede bu ayrımı yapanlar da insanlar.
bu durumda ikisi içinde kabuğumu kıpırdatmamak en mantıklısı olur. artı kurtarmak istesem dahi ben karar verip harekete geçene kadar, tosbağa cennetini boylamış olurlar.
birbirlerine sarılıp sırat köprüsünden geçsinler. ben keyifle marulumu yiyeyim.
kahrolsun faşizm. yaşasın tosbağaların kardeşliği. bitsin artık insanların bu kalleşliği!
bu durumda ikisi içinde kabuğumu kıpırdatmamak en mantıklısı olur. artı kurtarmak istesem dahi ben karar verip harekete geçene kadar, tosbağa cennetini boylamış olurlar.
birbirlerine sarılıp sırat köprüsünden geçsinler. ben keyifle marulumu yiyeyim.
kahrolsun faşizm. yaşasın tosbağaların kardeşliği. bitsin artık insanların bu kalleşliği!
devamını gör...
jose manuel rodriguez delgado
1950 ile 1970 yılları arasında yaptığı zihin kontrolü çalışmalarıyla tarihe geçen ispanyol doktor. "bize çip takacaklar" mevzusunun da esas çıkış noktalarından biridir çalışmaları.
ispanya iç savaşı'nın hemen öncesinde doktorluk unvanını kazanmıştı delgado. başlarda göz doktoru olmak istiyordu babası gibi ama bazı makaleler okuduktan sonra beyin daha çok ilgisini çekmeye başladı.
bugün çok net biliyoruz ki, beynimiz elektrik sinyalleri yayıyor ve bu sinyallerin manipülasyonu mümkün. delgado da bunu başaran en ünlü isim.
***
delgado, stimoceiver adlı bir alet icat eder. bu aletle beynin yaydığı sinyalleri kontrol etmek mümkündür. insanlar ve hayvanlar üzerinde çeşitli deneyler yapan delgado, 20 yıl içerisinde bu konu hakkında 134 makale yayımladı. deney sonuçları oldukça ilginçti: sakin hayvanları vahşileştirme, vahşi hayvanları sakinleştirme, 2 kişinin birbirine aşık olmasını sağlama vesaire...
***
delgado bunları ilk başta, kablolu birtakım aracıların beyne yerleştirilmesi aracılığıyla yapıyordu. ancak zamanla yöntemi geliştirmiş ve çip + uzaktan kumanda ile işi halletmeye başlamıştı. yaklaşık 50-60 yıl önce bu aşamaya gelmiş olan bir işin günümüzde hangi aşamaya geldiği bilinmez ama özellikle "bize aşıyla çip takacaklar" iddiasının çıkış noktası budur, başta dediğim gibi. yani çip konusu insanları takip etmek amacıyla değil, zihin kontrolü sağlama amacıyla birlikte anılmaktadır literatürde.
delgado'nun en meşhur deneyinden bir parça izleyelim. matadora saldırmak üzere olan bir boğanın, düğmeye basıldığı an durduğunu videodan izleyebilirsiniz:
ispanya iç savaşı'nın hemen öncesinde doktorluk unvanını kazanmıştı delgado. başlarda göz doktoru olmak istiyordu babası gibi ama bazı makaleler okuduktan sonra beyin daha çok ilgisini çekmeye başladı.
bugün çok net biliyoruz ki, beynimiz elektrik sinyalleri yayıyor ve bu sinyallerin manipülasyonu mümkün. delgado da bunu başaran en ünlü isim.
***
delgado, stimoceiver adlı bir alet icat eder. bu aletle beynin yaydığı sinyalleri kontrol etmek mümkündür. insanlar ve hayvanlar üzerinde çeşitli deneyler yapan delgado, 20 yıl içerisinde bu konu hakkında 134 makale yayımladı. deney sonuçları oldukça ilginçti: sakin hayvanları vahşileştirme, vahşi hayvanları sakinleştirme, 2 kişinin birbirine aşık olmasını sağlama vesaire...
***
delgado bunları ilk başta, kablolu birtakım aracıların beyne yerleştirilmesi aracılığıyla yapıyordu. ancak zamanla yöntemi geliştirmiş ve çip + uzaktan kumanda ile işi halletmeye başlamıştı. yaklaşık 50-60 yıl önce bu aşamaya gelmiş olan bir işin günümüzde hangi aşamaya geldiği bilinmez ama özellikle "bize aşıyla çip takacaklar" iddiasının çıkış noktası budur, başta dediğim gibi. yani çip konusu insanları takip etmek amacıyla değil, zihin kontrolü sağlama amacıyla birlikte anılmaktadır literatürde.
delgado'nun en meşhur deneyinden bir parça izleyelim. matadora saldırmak üzere olan bir boğanın, düğmeye basıldığı an durduğunu videodan izleyebilirsiniz:
devamını gör...
ayrılık da sevdadandır
yol'a düş isimli müzik grubuna ait aynı isimli albümlerinde yer alan son derece hoş bir şarkıdır.
sözleri;
bir ay doğdu niye doğdu
beni kederlere boğdu
bizi boğdu
yokluğun ömrümü sardı
tütün bastı ay yarama
geceler ömrümü sardı
tütün bastı ay yarama
vedalaşmadan gidersen
yürek anlar ayrılığı, ayrılığı
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
yüreğimi yer yaşarım, ay karanlığıa şaşarım
ben şaşarım
zühre olmasan gece karanlığa karışırım
zührem olmazsan geceler topraklara karışırım
vedalaşmadan gidersen yürek anlar ayrılığı, ayrılığı
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
bir kokusu vardır akşamın ve toprağın
candan geçirir insanı, yaşama düşman yalnızlığı
bilirim tutarsızdır tuttukların
bağıra bağıra bağrına bastıkların bilirim
sadece uykularla sınırlıdır, ayakta uyutulduğunu unuttuğun anların
intihar ediyorsun belki rüyalarında
belki de biri öldürüyor seni sıkarak avuçlarında
korkuyorsun, korkuyorsun ölümden de yaşamaktan da
olmuyor iksisi de
ne yaşam beliriyor yüzünde
ne ölüm alıp başını gidiyor sessizce
her gün biraz daha ölerek yaşıyorsun
her gün yaşayarak biraz daha ölüyorsun
her gün biraz daha
keşke yapabileceğin bir şey olsa
bir şey olsa seninle ölmek dışında
vedalaşmadan gidersen yürek anlar ayrılığı, ayrılığı
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
sözleri;
bir ay doğdu niye doğdu
beni kederlere boğdu
bizi boğdu
yokluğun ömrümü sardı
tütün bastı ay yarama
geceler ömrümü sardı
tütün bastı ay yarama
vedalaşmadan gidersen
yürek anlar ayrılığı, ayrılığı
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
yüreğimi yer yaşarım, ay karanlığıa şaşarım
ben şaşarım
zühre olmasan gece karanlığa karışırım
zührem olmazsan geceler topraklara karışırım
vedalaşmadan gidersen yürek anlar ayrılığı, ayrılığı
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
bir kokusu vardır akşamın ve toprağın
candan geçirir insanı, yaşama düşman yalnızlığı
bilirim tutarsızdır tuttukların
bağıra bağıra bağrına bastıkların bilirim
sadece uykularla sınırlıdır, ayakta uyutulduğunu unuttuğun anların
intihar ediyorsun belki rüyalarında
belki de biri öldürüyor seni sıkarak avuçlarında
korkuyorsun, korkuyorsun ölümden de yaşamaktan da
olmuyor iksisi de
ne yaşam beliriyor yüzünde
ne ölüm alıp başını gidiyor sessizce
her gün biraz daha ölerek yaşıyorsun
her gün yaşayarak biraz daha ölüyorsun
her gün biraz daha
keşke yapabileceğin bir şey olsa
bir şey olsa seninle ölmek dışında
vedalaşmadan gidersen yürek anlar ayrılığı, ayrılığı
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
ayrılıkta sevdadandır, ben bilirim sevdalıyım
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
cumhuriyet tarihinin en düşük nüfus artış oranı
zaten kötü olan ekonomi, pandemi yüzünden daha beter oldu. yüzbinlerce çalışmayan insan var. şu sıralar kimsenin, çocuk bezi parasını düşünmek istediğini sanmıyorum. diğer masrafları saymaya bile gerek yok.
devamını gör...
gönül almayı bilmeyene ömür emanet edilmez
ikili ilişkilerin anahtarı olabilecek kadar güzel ve doğru bir cümle. ikili ilişkilerde kırılmamak söz konusu değil elbet birbirimizi kırarız önemli olan gönül almak. yoksa birlikte bir ömür nasıl geçer?
devamını gör...
sosyal fobi
eğer yaşınız 22-23'ten küçükse çok takmayın, zamanla geçer. ben 22 yaşına kadar baya sosyal fobi sahibiydim markete giderken, caddede yürürken elim ayağım falan titrerdi, tanımadığım insanlarla konuşmaya çekinirdim. sanırım liseye geçmeden bi kaç sene önce başlamıştı çünkü ilkokulda baya neşeli hareketli ve sosyal bi çocuktum, hocalar da severdi beni ama 7-8. sınıfta derste konuşamıyordum, özellikle kızlardan çok çekiniyordum. sebebi neydi bilmiyorum ama liseye geçtiğimde çok daha ağırlaştı durum, bi şekilde atlattım bu yılları üniversiteye geçince açılacağım diye kendime misyon edinmiştim ama o da olmadı hatta üniversitede en kötü zamanlarımı yaşadım, artık anksiyete krizlerine girip evde duvarları yumrukladığımı bile hatırlıyorum. zaten kendimi eve kapatmıştım o dönem, okula gidip ot gibi kampüste dikilip eve geri dönüyordum. 2. yılında üniversiteyi bıraktım yeniden üniversiteye hazırlanmaya başladım, o sıra 20 yaşındaydım istanbul'a üniversite okumaya gittim. hemen olmadı ama 2 yılda tüm karakterim değişti, neden bilmiyorum çok da sorgulamıyorum sanırım esas olay sürekli bu zihinsel rahatsızlığa direnmemdi. hiç bir zaman "tamam ben böyle bir insanım, böyle yaşayacağım" demedim. çok çekinsem de yeni üniversitemde her taşın altına elime soktum. utana sıkıla her sosyal aktiviteye dahil oldum. böyle böyle kurtuldum.
şu an insanlar çok umrumda değil açıkcası, beni yeni tanıyan insanlar genelde bana "olum sen deli misin?" "ben bunu yapsam çok utanırdım nasıl yapıyorsun böyle şeyleri" "çok cins bi insansın" diyorlar. bu sorun tecrübeyle çözülüyor, oturduğunuz yerden sosyal fobiyi dindiren müzik dinleyim de iyileşeyim diye düşünüyorsanız öyle bişey olmayacak. biraz kendinizi zorlamanız gerekiyor, hatta çok zorlamanız gerekiyor. sosyal tecrübeler edinmekten çekinmemeniz lazım, utanmaktan-yüzünüzün kızarmasından, kekelemekten çekinmemeniz lazım ve en önemlisi sürekli insanların ne düşündüğü düşünmeyi bırakmanız lazım.
not: her sosyal tecrübe kendine hastır. bi insan sosyal kelebek olduğu halde sunum yapmaktan ölümüne korkuyor olabilir, ya da tam tersi her gün çekinmeden sunum yapıyor olmasına rağmen tanımadığı insanların yanında lal kesiliyor olabilir. tüm bu sosyal tecrübeleri tek tek edimlemek gerekir. bunu yapmanın tek yolu da yılmadan denemek.
şu an insanlar çok umrumda değil açıkcası, beni yeni tanıyan insanlar genelde bana "olum sen deli misin?" "ben bunu yapsam çok utanırdım nasıl yapıyorsun böyle şeyleri" "çok cins bi insansın" diyorlar. bu sorun tecrübeyle çözülüyor, oturduğunuz yerden sosyal fobiyi dindiren müzik dinleyim de iyileşeyim diye düşünüyorsanız öyle bişey olmayacak. biraz kendinizi zorlamanız gerekiyor, hatta çok zorlamanız gerekiyor. sosyal tecrübeler edinmekten çekinmemeniz lazım, utanmaktan-yüzünüzün kızarmasından, kekelemekten çekinmemeniz lazım ve en önemlisi sürekli insanların ne düşündüğü düşünmeyi bırakmanız lazım.
not: her sosyal tecrübe kendine hastır. bi insan sosyal kelebek olduğu halde sunum yapmaktan ölümüne korkuyor olabilir, ya da tam tersi her gün çekinmeden sunum yapıyor olmasına rağmen tanımadığı insanların yanında lal kesiliyor olabilir. tüm bu sosyal tecrübeleri tek tek edimlemek gerekir. bunu yapmanın tek yolu da yılmadan denemek.
devamını gör...
aşk vs seks
aşklı seks.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
çünkü doğum günüm* seviyorum bu günü
devamını gör...
beni öp sonra doğur beni
sevgilisine "bana önce sevgili ol, beni öpüp kokla sonra da annem ol sarıp sarmala" demek isteyen şairin, cemal süreya'nın dizeleridir.
devamını gör...
mızmız öğretim üyesi
maaşla çalışmıyormuş da hayrına halkı bilgilendirme görevine soyunmuş gibi davranan hoca tipidir. gerçi, bir çoğu böyledir fakat böyle olmayanlar da vardır, onlar baldır şekerdir.
devamını gör...
hayatın boş olduğu gerçeği
bu gibi konularda yazmama kararı aldım açıkçası. çünkü kimseye neyi nasıl yapacağını söyleme haddini kendime yakıştıramıyorum artık pek. insan kendisi için en iyisini bilir ve bu bir yalandır. ama öyle. kişi neyi hak ediyorsa onu yaşamalı. zulüm azalmalı böylece. hak etmediğin bir şey iyi ve kötü fark etmiyor sana zulümdür. taht hakikaten kral gibi yaşamış birinin altına serilmeli. yüksek fikirler de sadece duymak isteyenlere söylenmeli. niçe diyor ya; "ben bu kulaklara göre bir ağız değilim" diye. bu cümle kolay kurulmuş olamaz.
ben yine de hayatın boş olduğunu sanmıyorum. bilakis hayat diğer her şeyden daha adildir. kötü şeyler yaşayan insanların biçoğu seçimlerinin kurbanıdırlar. bilinçsizliklerinin. cehaletlerinin. siz yokuş aşağı giderken bir allah kulu çıkıp; "hey bak dur" dememiş olamaz. "yapma o insan iyi biri değil" diyen biri muhakkak vardır. "bu iş seni batırır" da denmiştir biçoğunuza. ya, "aman çocuğum dikkat et" de mi denmedi? kişi refikinden azar? o da mı değil.
ama tabii maalesef senelerdir insanlığa pompalanan nihilizmin bir sonucu bu. dünyanın tehlikelerle dolu olduğu yalanına çok inandınız. herkes düşmanınızdı. sizi hiç sevmediler. hiç önemsemediler güya... tek gerçek şu; sizler kandırıldınız. sizi kandırdılar. sizi hakikaten aldattılar. uyuştunuz. biçoğunuz çoktan vazgeçti. biçoğunuz da öylesine takılıyor. uyuyor uyanıyor ve hepsi bu. saçma ilişkiler, geçici arkadaşlıklar, birbirini körelten riya dolu insanlar, müthiş bir entrika, müthiş bir donukluk... prensler ve prensesler. çok yüksekte, güya çok kıymetli, çok mış gibi, çok muş gibi, çok gibi. ama hiç gerçek değil. gününüz sürüklenerek geçiyor. belki alışveriş yaparak tatmin oluyorsunuzdur biraz? o tişört seni olduğundan daha güzel gösterir. o çantayı almazsan gerçekten ölürsün. ya da çok eğlenceli diziler izleyerek günü doldurmalısın? "kalabalıklar içindeki yalnızlığınızı" güya törpüleyen ve size sahte bir korunaklı alan yaratan çok çilekeş kankileriniz vardır ve daha ne olsun? insan daha ne ister ki? hadi şimdi gidip berke'nin neden online olduğunu ama sana yazmadığını düşün. melisa'nın tam bir kaşar olduğuna ikna etmek için sigara dumanı sinmiş köhne kafedeki arkadaşlarına saatlerini ayır.
ama bigün yukarı doğru bakacaksın. "zirve" denen bir yer vardır. "tanrılar dağı." orada çok yorgun ama mutlu insanlar var. seni görmek için aşağı bakmaları bile yetmiyor. çok ama çok sağlam bir dikkat de lazım istatistikten başka hiçbir şey olmayan kafa'nın sayılabilmesi için. al sana kalabalıklar ve içindeki yalnızlık. kösnül vs. çok seversiniz böyle kelimeleri.
insanın yüksek değerler üreteme gayesi tümüyle imha edildi. saçma sapan uğraşlarla geçirilen bir ömrün tatmin edici hiçbir tarafı yok ve olmayacak. ancak yüksek değerler etrafına örgütlenmiş bir bilinçli hal bizi kurtarır. bizden sonra da hayatın devam edeceği bilgisiyle barışıp üretimde olmak, üretimde kalmak gerekiyor. düşüş kalkışlar tabii ki de yaşanır. insan akışkan bir mahluk ama akışkanlığını belli başlı doğrularla sınırlandırarak kendini toparlayabilir. binlerce birbirini takip eden gün yaşıyoruz, iyi ve kötü. tümü bir büyük; "ben"in yaratılması için bizim tarafımızda çalışıyor çok dipte bir yerde. keşke'leri iyi ki'ye dönüştürme becerimiz var ama keşkeler arttıkça mutsuzluk ihtimalimiz de artıyor. her geçen gün gençleşmiyor yaşlanıyoruz. her geçen gün biraz daha azalan birçok şeye maruz kalıyoruz. korunması gereken milyonlarca büyük küçük duygumuz ve yapıp etmelerimizden öğrendiğimiz pratikler var. genel amacımız mutluluktan ziyade ödev bilinciyle üretime katkı sağlamak olmalı. bu üretim her tür ve şartta ve sonuçta gözlemlenebilmeli. her şeyin artırılmış bir formunu hayata geri vermek zorundayız.
"alma-verme dengesi" diye bir şey var. tümden sizi sömüren bir kuyuya hayat boyu yatırım yaparsanız mutlu olmanız mümkün değildir. bu kuyu herkes ve her şey olabilir. sonuçlar alabiliyor olmanız gerekir günün sonunda ya da gün içinde. hayat zor ve daha da zorlaşacak yaşınız ilerledikçe. çocuk aklıyla doğru hamleler yapan insanlar bugün müthiş bir haz yaşıyorlar. o yıllardan bu yıllara çok şey biriktirdiler. çok çalıştılar. hayatın boş ve boşuna taraflarıyla çok erken yüzleşip buna karşı bir önlem aldılar. bu insanlar salak değildi. salak olmadıklarının kanıtı onlarla aramızda fark. tümden zirveye oynayan, kendini asker disipliniyle bir şeylere hazırlayan, yaralarını seven, akışkan, gücünü zulüm için yalan dolan için manipülasyon için harcamayan insanlar var.
bir insan otuzuna kadar çok ama çok ve çok çalışmalı. otuza kadar ne yaparsa kar kalacak yanına. otuzdan sonra artık inşa ettiği benliğinin keyfini sürebilir. hak etti. ama otuz mühim bir kırılma. ben bazen çok acıyorum. görüyorum ve acıyorum. ziyan edilmiş hayatları, potansiyelleri, imkanları görüyorum. canım yanıyor. hakikaten tokatlayasım geliyordu eskiden bu insanları ama artık sanırım umursamıyorum. umursayamıyorum ya da. geçti o isteğim. herkes o masanın etrafına oturduğunda kendi keşkesini konuşacak. yalandan bir; "mutluyum"a sığınanları hemen anlarsınız. sığ ve sahtedirler. kendine bunu yapan birine saygı duyulamaz. acıktım. zaten saçma meseleler bunlar. takılmayın siz. aynen devam.
ben yine de hayatın boş olduğunu sanmıyorum. bilakis hayat diğer her şeyden daha adildir. kötü şeyler yaşayan insanların biçoğu seçimlerinin kurbanıdırlar. bilinçsizliklerinin. cehaletlerinin. siz yokuş aşağı giderken bir allah kulu çıkıp; "hey bak dur" dememiş olamaz. "yapma o insan iyi biri değil" diyen biri muhakkak vardır. "bu iş seni batırır" da denmiştir biçoğunuza. ya, "aman çocuğum dikkat et" de mi denmedi? kişi refikinden azar? o da mı değil.
ama tabii maalesef senelerdir insanlığa pompalanan nihilizmin bir sonucu bu. dünyanın tehlikelerle dolu olduğu yalanına çok inandınız. herkes düşmanınızdı. sizi hiç sevmediler. hiç önemsemediler güya... tek gerçek şu; sizler kandırıldınız. sizi kandırdılar. sizi hakikaten aldattılar. uyuştunuz. biçoğunuz çoktan vazgeçti. biçoğunuz da öylesine takılıyor. uyuyor uyanıyor ve hepsi bu. saçma ilişkiler, geçici arkadaşlıklar, birbirini körelten riya dolu insanlar, müthiş bir entrika, müthiş bir donukluk... prensler ve prensesler. çok yüksekte, güya çok kıymetli, çok mış gibi, çok muş gibi, çok gibi. ama hiç gerçek değil. gününüz sürüklenerek geçiyor. belki alışveriş yaparak tatmin oluyorsunuzdur biraz? o tişört seni olduğundan daha güzel gösterir. o çantayı almazsan gerçekten ölürsün. ya da çok eğlenceli diziler izleyerek günü doldurmalısın? "kalabalıklar içindeki yalnızlığınızı" güya törpüleyen ve size sahte bir korunaklı alan yaratan çok çilekeş kankileriniz vardır ve daha ne olsun? insan daha ne ister ki? hadi şimdi gidip berke'nin neden online olduğunu ama sana yazmadığını düşün. melisa'nın tam bir kaşar olduğuna ikna etmek için sigara dumanı sinmiş köhne kafedeki arkadaşlarına saatlerini ayır.
ama bigün yukarı doğru bakacaksın. "zirve" denen bir yer vardır. "tanrılar dağı." orada çok yorgun ama mutlu insanlar var. seni görmek için aşağı bakmaları bile yetmiyor. çok ama çok sağlam bir dikkat de lazım istatistikten başka hiçbir şey olmayan kafa'nın sayılabilmesi için. al sana kalabalıklar ve içindeki yalnızlık. kösnül vs. çok seversiniz böyle kelimeleri.
insanın yüksek değerler üreteme gayesi tümüyle imha edildi. saçma sapan uğraşlarla geçirilen bir ömrün tatmin edici hiçbir tarafı yok ve olmayacak. ancak yüksek değerler etrafına örgütlenmiş bir bilinçli hal bizi kurtarır. bizden sonra da hayatın devam edeceği bilgisiyle barışıp üretimde olmak, üretimde kalmak gerekiyor. düşüş kalkışlar tabii ki de yaşanır. insan akışkan bir mahluk ama akışkanlığını belli başlı doğrularla sınırlandırarak kendini toparlayabilir. binlerce birbirini takip eden gün yaşıyoruz, iyi ve kötü. tümü bir büyük; "ben"in yaratılması için bizim tarafımızda çalışıyor çok dipte bir yerde. keşke'leri iyi ki'ye dönüştürme becerimiz var ama keşkeler arttıkça mutsuzluk ihtimalimiz de artıyor. her geçen gün gençleşmiyor yaşlanıyoruz. her geçen gün biraz daha azalan birçok şeye maruz kalıyoruz. korunması gereken milyonlarca büyük küçük duygumuz ve yapıp etmelerimizden öğrendiğimiz pratikler var. genel amacımız mutluluktan ziyade ödev bilinciyle üretime katkı sağlamak olmalı. bu üretim her tür ve şartta ve sonuçta gözlemlenebilmeli. her şeyin artırılmış bir formunu hayata geri vermek zorundayız.
"alma-verme dengesi" diye bir şey var. tümden sizi sömüren bir kuyuya hayat boyu yatırım yaparsanız mutlu olmanız mümkün değildir. bu kuyu herkes ve her şey olabilir. sonuçlar alabiliyor olmanız gerekir günün sonunda ya da gün içinde. hayat zor ve daha da zorlaşacak yaşınız ilerledikçe. çocuk aklıyla doğru hamleler yapan insanlar bugün müthiş bir haz yaşıyorlar. o yıllardan bu yıllara çok şey biriktirdiler. çok çalıştılar. hayatın boş ve boşuna taraflarıyla çok erken yüzleşip buna karşı bir önlem aldılar. bu insanlar salak değildi. salak olmadıklarının kanıtı onlarla aramızda fark. tümden zirveye oynayan, kendini asker disipliniyle bir şeylere hazırlayan, yaralarını seven, akışkan, gücünü zulüm için yalan dolan için manipülasyon için harcamayan insanlar var.
bir insan otuzuna kadar çok ama çok ve çok çalışmalı. otuza kadar ne yaparsa kar kalacak yanına. otuzdan sonra artık inşa ettiği benliğinin keyfini sürebilir. hak etti. ama otuz mühim bir kırılma. ben bazen çok acıyorum. görüyorum ve acıyorum. ziyan edilmiş hayatları, potansiyelleri, imkanları görüyorum. canım yanıyor. hakikaten tokatlayasım geliyordu eskiden bu insanları ama artık sanırım umursamıyorum. umursayamıyorum ya da. geçti o isteğim. herkes o masanın etrafına oturduğunda kendi keşkesini konuşacak. yalandan bir; "mutluyum"a sığınanları hemen anlarsınız. sığ ve sahtedirler. kendine bunu yapan birine saygı duyulamaz. acıktım. zaten saçma meseleler bunlar. takılmayın siz. aynen devam.
devamını gör...
back to the future’dan akılda kalanlar
doktor emmet brown'un m. mcfly'a " geçmişe gittiğinde yaptıklarınla zamanda kırılmaya sebep oldun", deyip çizimle anlattığı sahne. çocuk aklımla nasıl da kafama yatmıştı, "geçmişte yapılanlar değişirse, geleceğin de değişir" fikri.
devamını gör...
kendi kendine eğlenmek
en güzeliii. şu an efsane eğleniyorumm mesela. bana göre acayip eğlenceli bir şeyle uğraşıyorum, biraz etrafımı sinir ediyorum ve al sana bol bol kahkaha.*
devamını gör...


