toplu taşımada inmek istediğini tuhaf şekilde dile getirenler
kaptan köşede silkelen.
doktor köşede at beni.
başkan bizi bi sümkür.
bunlar benim kafama kazınanlar.
doktor köşede at beni.
başkan bizi bi sümkür.
bunlar benim kafama kazınanlar.
devamını gör...
kitap yazmış yazarlar
ilerde bir gün kitabımın görseli ile editlemek hayali ile bu tanımı buraya iliştiriyorum.
devamını gör...
paul
nerdlerin gururu simon pegg’in senaryosunu yazdığı bir greg mottola filmidir. filmin başrollerinde ise muhteşem ikili simon pegg ve nick frost oynarken, seth rogen da paul’ü seslendirerek filme renk katmış.

geek ya da nerd diye isimlendirilen ve böylelikle nedense aşağılanmaya çalışılan iki grup var dünyada. bu tanımda ikisi arasındaki ufak farklılıkları anlatmayacağım ama bu filmdeki karakterler birer geek gibi görünüyorlar, siz yine de tam emin olmayın.

greame ve clive tam bir bilimkurgu hayranı olan ikilidir. comic-con’a gitmek için, elbette karavanları ile yola çıkarlar. akılları fikirleri hayran oldukları bilimkurgu hikayeleri ve kahramanlarında olan ikilimiz tam 51. bölgeden geçmek üzereyken uzaydan gelen ama beklendik uzaylı karakterine sahip olmayan paul ile karşılaşırlar. bu karşılaşma sırasında özellikle clive’ın tepkisi beni çok güldürmüştü.

bilimkurgu filmlerinde ve çizgi romanlarda hayran olduğumuz olayların ve kişilerin gerçek dünyada karşımıza çıktığında bize neler hissettirebileceğini ve başımıza ne sorunlar açabileceğini düşünmemize neden olacak bir film. ayrıca uzaylılara bakış açımızı da yeniden değerlendirmemiz gerekecek bence. uzaylı da olsa insan insandır.

geek ya da nerd diye isimlendirilen ve böylelikle nedense aşağılanmaya çalışılan iki grup var dünyada. bu tanımda ikisi arasındaki ufak farklılıkları anlatmayacağım ama bu filmdeki karakterler birer geek gibi görünüyorlar, siz yine de tam emin olmayın.

greame ve clive tam bir bilimkurgu hayranı olan ikilidir. comic-con’a gitmek için, elbette karavanları ile yola çıkarlar. akılları fikirleri hayran oldukları bilimkurgu hikayeleri ve kahramanlarında olan ikilimiz tam 51. bölgeden geçmek üzereyken uzaydan gelen ama beklendik uzaylı karakterine sahip olmayan paul ile karşılaşırlar. bu karşılaşma sırasında özellikle clive’ın tepkisi beni çok güldürmüştü.

bilimkurgu filmlerinde ve çizgi romanlarda hayran olduğumuz olayların ve kişilerin gerçek dünyada karşımıza çıktığında bize neler hissettirebileceğini ve başımıza ne sorunlar açabileceğini düşünmemize neden olacak bir film. ayrıca uzaylılara bakış açımızı da yeniden değerlendirmemiz gerekecek bence. uzaylı da olsa insan insandır.
devamını gör...
james gandolfini
the sopranos (dizi)sinde tony soprano karakterini canlandırmış italyan amerikalı oyuncu ve yapımcı.
devamını gör...
seninki de dert mi
söyleyenin ağzının ortasına iki tane çakılası laf. insanların sürekli dert yarıştırmasından doğmuştur, neden bundan bu kadar zevk alındığı ise bir muammadır. özür dilerim senden daha beter olamadım, elimden bu kadarı geldi diye cevap verilmelidir.
devamını gör...
olduramadım
olsun diye çabalayıp, kendimi parçalayıp en sonunda yapamadığım eylemler için kullandığım kelime. olduramadım işte, napayım.
devamını gör...
kafa avcıları
mutluluğu başka insanların mutluluğunu çalarak edinmeye çalışan insanların hikayesini anlatan kafa avcıları (hodejegerne) jo nesbø'nun aynı adlı 2008 yılındaki romanından uyarlanan 2011 yılı aksiyon ve gerilimle dolu norveç filmidir.
headhunters filmi oldukça sıradan başlasa da dakikalar geçtikçe heyecan tavan yapıyor. filmin yönetmeni morten tyldum, yıldızları nikolaj coster waldau (game of thrones - jaime lannister), aksel hennie ve synnøve macody lund. oyunculukları iyi, senaryosu sağlam bir film.
başarılı bir beyin avcısı olan roger kendi olanaklarının ötesinde lüks bir hayat yaşamaktadır. ikinci bir iş olarak sanat eseri hırsızlığı yapmaktadır. tanıştığı eski bir paralı asker olan clas'ın çok değerli bir tabloya sahip olduğunu öğrendiğinde tabloyu ele geçirmek için müthiş bir plan yapar. tabloya sahip olan yetenekli adam, peşine düşen deneyimli askerden kaçıp saklanmaya çalışacaktır.
hodejegerne.
headhunters filmi oldukça sıradan başlasa da dakikalar geçtikçe heyecan tavan yapıyor. filmin yönetmeni morten tyldum, yıldızları nikolaj coster waldau (game of thrones - jaime lannister), aksel hennie ve synnøve macody lund. oyunculukları iyi, senaryosu sağlam bir film.
başarılı bir beyin avcısı olan roger kendi olanaklarının ötesinde lüks bir hayat yaşamaktadır. ikinci bir iş olarak sanat eseri hırsızlığı yapmaktadır. tanıştığı eski bir paralı asker olan clas'ın çok değerli bir tabloya sahip olduğunu öğrendiğinde tabloyu ele geçirmek için müthiş bir plan yapar. tabloya sahip olan yetenekli adam, peşine düşen deneyimli askerden kaçıp saklanmaya çalışacaktır.
hodejegerne.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
ebeveynlerim yanımda iken kendimi zincirlerle duvara bağlanmış gibi hissediyorum. ne ne yapmak istediğimi ben planlayabiliyorum ne de düşüncelerimi tamamıyla sizinle planlayabiliyorum. sizinle iken beynimi çıkarıp kenara koyuyorum. böyle olması en azından sorgulamamı devreden çıkarıp daha katlanılabilir hale getiriyor durumumu.
9 senedir neredeyse tamamen sizden uzak durmak için eğitim hayatımı sebep ederek uzaklaştım. bunun son bulması beni tekrardan çok geriyor. sırf sizden uzaklaşmak için bir iş bulup çalışmak istiyorum.
9 senedir neredeyse tamamen sizden uzak durmak için eğitim hayatımı sebep ederek uzaklaştım. bunun son bulması beni tekrardan çok geriyor. sırf sizden uzaklaşmak için bir iş bulup çalışmak istiyorum.
devamını gör...
saba rüzgarı
seher vakitlerinde doğudan esen hafif rüzgar.
edebiyatta sevgiliden haber getirdiğine de inanılan manidar rüzgar.
edebiyatta sevgiliden haber getirdiğine de inanılan manidar rüzgar.
devamını gör...
duyulan en farklı isim ve soyisim kombinasyonu
show tv haber bülteninde tanık olduğum isim ve soyisimdir. babası askerde roketçi olunca ve soyad atar olunca kombinasyon kaçınılmaz olmuş.
roket atar
roket atar
devamını gör...
erkekleri itici yapan detaylar
hedefe giden yolda taktikler gütmesi ve bunu istemeden belli etmesi.
devamını gör...
ben malım demenin alternatif yolları
pilotlar uçak kullanan otobüs şöförleridir.
devamını gör...
şanlıurfa
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
adam seri katil.
bu sesi nerde duysam tanırım sısısıs
bu sesi nerde duysam tanırım sısısıs
devamını gör...
all quiet on the western front
yönetmen lewis milestone’un, erich maria remarque’ nin aynı adlı romanından uyarladığı türkçesi batı cephesinde yeni bir şey yok adlı romanından uyarlanmıştır. almanca orjinal adı im westen nichts neues dır.
kitabı çok güzel, filmi bir başka güzeldir.çekildiği 1930 yılına göre gerek anlatım, gerekse gerçekçi savaş sahneleri nedeniyle klasik kabul edilir.
kitap ve filmi birlikte anlatmaya çalışacağım, film olarak şimdiye kadar yapılmış hem en iyi savaş filmlerinden, konusu olarakta aynı zamanda yapılmış en iyi savaş karşıtı filmlerdendir. bu iki özelliği aynı anda vermesi nedeniyle ne kadar militarist olarak yaklaşırsanız o kadar anti-militarist olarak kendinizi yargılamak zorunda kalırsınız.(tabii sırf bir tarafı körü körüne tutmuyorsanız)
yazarı erich maria remarque olan bu eserde yazar, gerçekten anlattığı çocukların yaşında iken (henüz 16 yaşında) yaşı büyütülerek kuzey fransa’da cepheye gönderilir 1917’de yaralanır.
filmin yönetmeni lewis milestone ise abd ordusu ile 1. dünya savaşına katılmış, ve abd ordusu askerleri için eğitim filmleri çekmiştir. yazar ve yönetmenin aynı savaşta yolları kesişmese bile bu şekilde birlikte bulunmaları ilginç bir rastlantıdır.
film aslında sessiz çekilmesine karşın sonradan diyalogların ve efektlerin eklenmesiyle sesli hale getirilmiştir.
romanda ve filmde düşman; aslında fransızlar ve almanlar değil, doğrudan bu masum gençleri savaş alanına süren yöneticiler ve buna çanak tutan halktır. bu halk milliyetçilik ve vatan sevgisi kavramı ile bu gençleri yanlış yönlendirerek onları savaş alanına sürmektedirler. savaş zaten genelde bu değil midir?
yazıldığı ve çekildiği dönemi dikkate alacak olursak ( ki ilk yayınlanması almanya da ocak 1929 ,filmin çekimi ise 1930 yılıdır ) naziler almanyada yavaş yavaş güçlenmekte ve terör estirmektedirler. filmin gösterildiği salonlara bizzat , joseph goebbels’ in emriyle koku bombaları ve fareler bırakılmış, seyircilere bu şekilde korku salınmaya çalışılmıştır.
film, almanya’da almanları “korkak” gösterdiği gerekçesiyle sansürlenirken polonya’da ise “alman yanlısı” olduğu gerekçesiyle yasaklanır. naziler iktidara gelince de kitap yakılır, film yasaklanır. faşist ve militarist bir devletin böylesi alttan alta anti-militarist düşünceyi yayan bir filme ve kitaba müsaade etmesi düşünülemez bile.
aslında film olarak iki ayrı filmi vardır ,benim bahsettiğim 1930 tarihli olan lewis milestone’un yönettiği şu film:
bir de şu var ama ilkinin yanında daha kalitesiz bir remake olarak durmaktadır.
kitabı çok güzel, filmi bir başka güzeldir.çekildiği 1930 yılına göre gerek anlatım, gerekse gerçekçi savaş sahneleri nedeniyle klasik kabul edilir.
kitap ve filmi birlikte anlatmaya çalışacağım, film olarak şimdiye kadar yapılmış hem en iyi savaş filmlerinden, konusu olarakta aynı zamanda yapılmış en iyi savaş karşıtı filmlerdendir. bu iki özelliği aynı anda vermesi nedeniyle ne kadar militarist olarak yaklaşırsanız o kadar anti-militarist olarak kendinizi yargılamak zorunda kalırsınız.(tabii sırf bir tarafı körü körüne tutmuyorsanız)
yazarı erich maria remarque olan bu eserde yazar, gerçekten anlattığı çocukların yaşında iken (henüz 16 yaşında) yaşı büyütülerek kuzey fransa’da cepheye gönderilir 1917’de yaralanır.
filmin yönetmeni lewis milestone ise abd ordusu ile 1. dünya savaşına katılmış, ve abd ordusu askerleri için eğitim filmleri çekmiştir. yazar ve yönetmenin aynı savaşta yolları kesişmese bile bu şekilde birlikte bulunmaları ilginç bir rastlantıdır.
film aslında sessiz çekilmesine karşın sonradan diyalogların ve efektlerin eklenmesiyle sesli hale getirilmiştir.
romanda ve filmde düşman; aslında fransızlar ve almanlar değil, doğrudan bu masum gençleri savaş alanına süren yöneticiler ve buna çanak tutan halktır. bu halk milliyetçilik ve vatan sevgisi kavramı ile bu gençleri yanlış yönlendirerek onları savaş alanına sürmektedirler. savaş zaten genelde bu değil midir?
yazıldığı ve çekildiği dönemi dikkate alacak olursak ( ki ilk yayınlanması almanya da ocak 1929 ,filmin çekimi ise 1930 yılıdır ) naziler almanyada yavaş yavaş güçlenmekte ve terör estirmektedirler. filmin gösterildiği salonlara bizzat , joseph goebbels’ in emriyle koku bombaları ve fareler bırakılmış, seyircilere bu şekilde korku salınmaya çalışılmıştır.
film, almanya’da almanları “korkak” gösterdiği gerekçesiyle sansürlenirken polonya’da ise “alman yanlısı” olduğu gerekçesiyle yasaklanır. naziler iktidara gelince de kitap yakılır, film yasaklanır. faşist ve militarist bir devletin böylesi alttan alta anti-militarist düşünceyi yayan bir filme ve kitaba müsaade etmesi düşünülemez bile.
aslında film olarak iki ayrı filmi vardır ,benim bahsettiğim 1930 tarihli olan lewis milestone’un yönettiği şu film:
bir de şu var ama ilkinin yanında daha kalitesiz bir remake olarak durmaktadır.
devamını gör...
moderatör olduğum halde istediğim rozeti alamamam rezaleti
sen kim göbeksin ki istediğin rozeti alamıyorsun tepkisini vermeme sebep olmuş olayın rozeti.
devamını gör...
ateist ahlakı
şimdi tarifini yapardım ama, biz ateistlerin ahlak reklamı yapmak ve ahlak satmak gibi anlamsız alışkanlıkları yoktur.
devamını gör...
tıp vs mühendislik
iki meslekte de ne kadar köfte o kadar ekmek durumu geçerlidir. ikisi de kolay değildir. çok düşünmeyi seviyorsanız mühendis olun, insanlarla uğraşmayı seviyorsanız doktor.
devamını gör...
küçük prens
övünmek istemiyorum ama edebiyat dünyasından çok arkadaşım var. çoğu eskiden beri var olan dostluklar fakat yeni tanışıp hemen kaynaştıklarım, uzun yıllar süreceğine içten inandığım arkadaşlıklar kurduklarımın sayısı da az değil. sürekli görüşemiyoruz tabii hepsiyle, herkesin kendine göre işi gücü var. ama bu özlem dönemleri arkadaşlıklarımızı olduğundan çok daha güçlü bir hale getiriyor ki bu beni çok mutlu ediyor.
birkaçını sıralamam gerekirse bu arkadaşlarımı holden caufield ile başlamak hakkaniyetli olur bence. sonra oblomov gelir, zatı şahaneleri sabah yataktan kalkabilirse uzun sohbetler ediyoruz. huck ile çok nadir görüşüyoruz ama birbirimizi çok severiz.don quixote büyüğümdür ve çok saygı dolu bir arkadaşlığımız var, yanında sancho yokken tabii ki. christopher boone ile arkadaşlığımız görece olarak yeni ama çok güçlü bir bağ kurduk genç kardeşimle. kien ile ruh ikizi olabileceğimizi düşündüğümüz için, arada sırada bir kitabevinde selamlaşmakla yetiniyoruz.
bunların içinde biri daha var ki yeri hep ayrı oldu ve hep ayrı olacak. küçük prens. onunla dostluğumuz başladığında onun en yakın dostu exupery ile tanışmıyordum henüz. uçağı düşünce kaybolmuştu exupery. küçük prensle bir gün sohbet ederken veda eder gibi konuştu benimle ve gideceğini anladım ama çok üzülmedim çünkü herkes kendi gezegeninde olsa da bizim dosluğumuz ebediyen sürecekti, buna emindim.
sonra bir gazetecinin exupery’nin izine düştüğünü ve bu ize latin amerika’da bir köyde rast geldiğini öğrendim. oradaki köylülerin dediğine göre exupery’nin tarifine tam uyan biri birkaç yıl bu köyde yaşamış. birkaç gün önce köyden ayrılan exupery’nin yanında bir süredir köyde birlikte kaldığı sarışın, sürekli atkı takan arkadaşı varmış. köylüler kitabı okumuş olamayacağına göre yalan da söylüyor olamazlardı. bu da bana büyük bir umut ışığı oldu.
eğer exupery ile küçük prens kavuştu ise ben de onlarla bir gün kavuşabilirim.
birkaçını sıralamam gerekirse bu arkadaşlarımı holden caufield ile başlamak hakkaniyetli olur bence. sonra oblomov gelir, zatı şahaneleri sabah yataktan kalkabilirse uzun sohbetler ediyoruz. huck ile çok nadir görüşüyoruz ama birbirimizi çok severiz.don quixote büyüğümdür ve çok saygı dolu bir arkadaşlığımız var, yanında sancho yokken tabii ki. christopher boone ile arkadaşlığımız görece olarak yeni ama çok güçlü bir bağ kurduk genç kardeşimle. kien ile ruh ikizi olabileceğimizi düşündüğümüz için, arada sırada bir kitabevinde selamlaşmakla yetiniyoruz.
bunların içinde biri daha var ki yeri hep ayrı oldu ve hep ayrı olacak. küçük prens. onunla dostluğumuz başladığında onun en yakın dostu exupery ile tanışmıyordum henüz. uçağı düşünce kaybolmuştu exupery. küçük prensle bir gün sohbet ederken veda eder gibi konuştu benimle ve gideceğini anladım ama çok üzülmedim çünkü herkes kendi gezegeninde olsa da bizim dosluğumuz ebediyen sürecekti, buna emindim.
sonra bir gazetecinin exupery’nin izine düştüğünü ve bu ize latin amerika’da bir köyde rast geldiğini öğrendim. oradaki köylülerin dediğine göre exupery’nin tarifine tam uyan biri birkaç yıl bu köyde yaşamış. birkaç gün önce köyden ayrılan exupery’nin yanında bir süredir köyde birlikte kaldığı sarışın, sürekli atkı takan arkadaşı varmış. köylüler kitabı okumuş olamayacağına göre yalan da söylüyor olamazlardı. bu da bana büyük bir umut ışığı oldu.
eğer exupery ile küçük prens kavuştu ise ben de onlarla bir gün kavuşabilirim.
devamını gör...