ateşin insan evrimine etkileri
konuya ilgisi olanların okuması gerekendir.
ateş, insanın evriminde çok büyük bir öneme sahiptir. öncelikle sizlerle ateşin geçmişine bir göz atalım:
şimdiye kadar keşfedilmiş olan en eski ateş kalıntısı günümüzden 476 milyon yıl önce, karaları işgal eden bitkilerin yandığı orta ordovisyen dönem'e aittir. bu tarih önemlidir, çünkü bu zamanlardan önce atmosferdeki oksijen oranı oldukça düşüktü ve yanmaya kolay kolay izin vermiyordu. zaten karalarda da yoğun bir yanıcı madde birikintisi olmadığından, alevli yanma tepkimesine pek rastlanmıyordu. ancak ne zaman ki karalar bitkiler tarafından işgal edilmeye başladı ve oksijen oranları %13 ve üzerine ulaştı, işte o zaman bildiğimiz anlamıyla alevli tepkimeler ve hatta geniş alanlara yayılan yangınların izlerine rastlamaya başladık. keşfedilen ilk geniş çapta yangın kalıntısı, günümüzden 420 milyon yıl öncesine, geç silüryen devre aittir. bu zamanlardan sonra ise her dönemde yanma tepkimesi görülebilmiştir.
tarih sahnesine oldukça geç evrimleşmiş bir tür olarak çıkan insanlar ise, ateşi bilinçli olarak kontrol altına alabilmiş tek türdür. bu da ateşi bizler için daha anlamlı yapmaktadır. diğer türlerde ateşle birlikte evrimleşme söz konusu olabilse de, ateşi bilinçli kontrol edebilen başka bir hayvan türü tespit edilememiştir. örneğin avusturalyalı ateş şahini, yangın kavramının bilincindedir ve özellikle yangın olan bölgelerde, alevlerden kaçan hayvanları avlayarak beslenir. abd'de bolca bulunan uzun yapraklı çam gibi bitkiler, tohumları alev almaksızın çimlenemez. dolayısıyla yangınlar, bir yandan birçok canlıyı yok ederken, bir diğer yandan evrimsel süreçte sıklıkla gördüğümüz yangınla paralel bir evrim geçirmiş canlıları hayata bağlamaktadır. ancak hiçbir tür, yemek hazırlamadan tarıma, avcılardan korunmaktan avlanmaya, maddeleri işlemekten sağlığa, kimyasal çalışmalardan ısınmaya, dini kavramlardan mağara resimlerine, sanata, felsefeye ve daha nice konuya dahil ettiğimiz ateşi, biz insanlar kadar kapsamlı olarak algılayamaz ve kullanamaz. bu da, beynimizin evriminin önemli sonuçlarından biridir.
burada anlattığımız gibi, ateşi birçok farklı iş için kullanmaktayız. bunlara burada girerek sizleri sıkmak istemiyoruz, zaten ne amaçlarla kullanıldığını gayet iyi bilmektesinizdir. ancak burada bahsetmek istediğimiz, insan türlerinin evrimlerinin hangi noktasında ateşi kontrol altına alabildiğidir.
ne yazık ki bu konuda kesin bir yargı bulunmamaktadır. en net bulgularla konuşacak olursak, ateş günümüzden 400.000 yıl kadar önce homo erectus tarafından kontrol altına alınmıştır. 125.000 yıl kadar önce ise, birçok farklı insan türünün net bir şekilde ateşi kontrol edebildiğini biliyoruz. ancak bazı bilim insanları, ateşin kontrolünün 1.7 milyon yıl kadar öncesine gittiğini iddia etmektedirler. açıkçası bu iddialar çoğunlukla çürütülmüş veya yalanlanmıştır, çünkü bu dönemlere ait ateşin kontrolüne dair bulgular ya aşırı belirsizdir ya da düzmecedir. dolayısıyla bilim camiası bu konuda oldukça hassas ve titiz çalışmaktadır. küçük çapta bile olsa yangınlar çok yaygın ve aşırı sık olan olaylar olarak araştırmacıların kafalarını karıştırabilecek birçok iz arkada bırakabilmektedirler. önemli olan bu izlerden hangilerinin gerçekten kontrollü bir ateşe ait olduğunu tespit edebilmektir.
ateşin kontrolüne dair bulgular kesin olmadığı için, bu konudaki tartışmalara burada pek fazla girmeyeceğiz. ancak kabaca 400.000 yıl kadar önce, daha ortada homo sapiens türüne, yani bize ait hiçbir iz yokken atalarımızın ateşi kontrol altına aldığını söyleyebiliriz. peki bu bizim evrimimizi nasıl etkiledi? ateşi kontrol etmenin evrimimiz ile alakası nedir?
ateşin kontrolünün ilk etkilerinin davranışsal olduğu düşünülmektedir. çünkü kontrollü bir ateş, insanların diledikleri zaman ışık yaratabilmeleri anlamına gelmektedir. böylece gündüzcül (gündüz avlanan) bir hayvan türü olan insan, aktivitelerini gün ışığı ile sınırlandırmak zorunda kalmamaya başlamıştır. üstelik eskiden korktuğu avcılarının (yırtıcı kediler gibi) ve rahatsız edici misafirlerin (birçok böcek ve omurgasız türü) ateşten korkarak uzak durduğunun keşfi, insana çok ciddi bir evrimsel avantaj sağlamaya başlamıştır.
tüm bunlar bir yana ateş, insanın giderek etçilleştiği (baskın meyvecil diyetten, etçile kayan hepçil bir diyete geçtiği) ve bu sebeple beyin evrininin hızlandığı bir dönemde, sindirimi zor olan besinlerini pişirmesine yaramıştır. beslenme tipinin değişmesi, bir türün evrimsel değişimine etki eden en önemli özelliklerden biridir. hele ateşte pişen bir yemekte özellikle nişastaya dayalı karbonhidratlar bulunuyorsa, ateşin etkisiyle bu kimyasallar parçalanır ve insanlar bu ürünleri çok daha kolay sindirebilirler. bu sayede çok daha verimli ve yüksek bir enerji kaynağı elde etmiş olurlar. işte bu sebeple de evrimsel ekonomilerine ciddi katkılar sağlamış olurlar. yani evrimsel patikaları, hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başlar.
burada yanlış bir anlaşılma da sıklıkla yapılmaktadır: sanki ateşin kontrolü ve yemeklerimizi pişirmemiz, sadece et ürünleri ile alakalı bir durummuş gibi lanse edilmektedir. bu, ciddi bir hatadır. az önce belirttiğimiz yazımızda da sıklıkla vurguladığımız gibi insan türleri, evrimsel süreç içerisinde meyvecil bir diyetten ete ağırlık veren omnivor (hepçil) bir diyete geçmiş olsalar bile bu, yeşil beslenmeden uzak durdukları veya bu tip beslenmenin sona erdiği anlamına gelmemektedir. tam tersine, ateşin kontrolü sayesinde yüz binlerce ve milyonlarca yıldır sindiremedikleri bazı bitkisel ürünleri tüketebilmeye başlamışlardır. çünkü daha basit şekerler ve karbonhidratlardan oluşan çiçekleri, tohumları ve etli meyveleri sindirebilsek de; özellikle ham selüloz içeren bitki gövdeleri, yetişkin yapraklar, genişlemiş kökler ve bitki tüberlerini apandiksimiz evrimsel süreçte köreldiği için sindirememekteydik. ancak ateş sayesinde bu bitki kısımlarını pişirerek selülozu kısmen de olsa parçalayabilmeye ve bir miktar sindirebilmeye başladık (halen de ateş olmadan sindiremeyiz). üstelik ham haliyle zehirli olan bazı tohumlar ve bitki kısımları, ateşte pişirme sayesinde zehirsiz hale getirilebilmeye başladı. bu da diyetimize ciddi anlamda etki etti ve evrimsel sürecimize adeta yön verdi.
bazı bilim insanları ateşin insan beyninin evrimine etki etmediğini iddia etseler de, evrimsel biyologların ezici bir çoğunluğu bunun doğru olmadığını, ateşin beslenmemizi doğrudan etkilediğini, beslenmemizin de evrimsel değişimimizi doğrudan etkilediğini, bu yüzden de ateşin evrimimizde çok önemli bir rolü olduğunu belirtmektedirler. öyle ki, beslenme tipimizin değişmesi sebebiyle sadece beynimiz irileşmekle kalmadı (tabii ki bundaki tek sebep beslenme etkisi deği), aynı zamanda yüz ve çene yapımız da değişmeye başladı. vücudumuzdaki en belirgin körelmiş organlar olan 20 yaş dişlerimizin varlığı bile , bu durumu göstermeye yetmektedir.
tüm hatlarıyla baktığımızda, ateşin insan evrimi için oldukça önemli olduğunu görmek mümkündür. diyetimizi etkilemediğini varsaysak bile, davranışsal olarak çok ciddi etkileri olduğunu, dolayısıyla evrimsel avantajlarımıza doğrudan etki ettiğini söylememiz hiç hatalı olmayacaktır.
kaynak
ateş, insanın evriminde çok büyük bir öneme sahiptir. öncelikle sizlerle ateşin geçmişine bir göz atalım:
şimdiye kadar keşfedilmiş olan en eski ateş kalıntısı günümüzden 476 milyon yıl önce, karaları işgal eden bitkilerin yandığı orta ordovisyen dönem'e aittir. bu tarih önemlidir, çünkü bu zamanlardan önce atmosferdeki oksijen oranı oldukça düşüktü ve yanmaya kolay kolay izin vermiyordu. zaten karalarda da yoğun bir yanıcı madde birikintisi olmadığından, alevli yanma tepkimesine pek rastlanmıyordu. ancak ne zaman ki karalar bitkiler tarafından işgal edilmeye başladı ve oksijen oranları %13 ve üzerine ulaştı, işte o zaman bildiğimiz anlamıyla alevli tepkimeler ve hatta geniş alanlara yayılan yangınların izlerine rastlamaya başladık. keşfedilen ilk geniş çapta yangın kalıntısı, günümüzden 420 milyon yıl öncesine, geç silüryen devre aittir. bu zamanlardan sonra ise her dönemde yanma tepkimesi görülebilmiştir.
tarih sahnesine oldukça geç evrimleşmiş bir tür olarak çıkan insanlar ise, ateşi bilinçli olarak kontrol altına alabilmiş tek türdür. bu da ateşi bizler için daha anlamlı yapmaktadır. diğer türlerde ateşle birlikte evrimleşme söz konusu olabilse de, ateşi bilinçli kontrol edebilen başka bir hayvan türü tespit edilememiştir. örneğin avusturalyalı ateş şahini, yangın kavramının bilincindedir ve özellikle yangın olan bölgelerde, alevlerden kaçan hayvanları avlayarak beslenir. abd'de bolca bulunan uzun yapraklı çam gibi bitkiler, tohumları alev almaksızın çimlenemez. dolayısıyla yangınlar, bir yandan birçok canlıyı yok ederken, bir diğer yandan evrimsel süreçte sıklıkla gördüğümüz yangınla paralel bir evrim geçirmiş canlıları hayata bağlamaktadır. ancak hiçbir tür, yemek hazırlamadan tarıma, avcılardan korunmaktan avlanmaya, maddeleri işlemekten sağlığa, kimyasal çalışmalardan ısınmaya, dini kavramlardan mağara resimlerine, sanata, felsefeye ve daha nice konuya dahil ettiğimiz ateşi, biz insanlar kadar kapsamlı olarak algılayamaz ve kullanamaz. bu da, beynimizin evriminin önemli sonuçlarından biridir.
burada anlattığımız gibi, ateşi birçok farklı iş için kullanmaktayız. bunlara burada girerek sizleri sıkmak istemiyoruz, zaten ne amaçlarla kullanıldığını gayet iyi bilmektesinizdir. ancak burada bahsetmek istediğimiz, insan türlerinin evrimlerinin hangi noktasında ateşi kontrol altına alabildiğidir.
ne yazık ki bu konuda kesin bir yargı bulunmamaktadır. en net bulgularla konuşacak olursak, ateş günümüzden 400.000 yıl kadar önce homo erectus tarafından kontrol altına alınmıştır. 125.000 yıl kadar önce ise, birçok farklı insan türünün net bir şekilde ateşi kontrol edebildiğini biliyoruz. ancak bazı bilim insanları, ateşin kontrolünün 1.7 milyon yıl kadar öncesine gittiğini iddia etmektedirler. açıkçası bu iddialar çoğunlukla çürütülmüş veya yalanlanmıştır, çünkü bu dönemlere ait ateşin kontrolüne dair bulgular ya aşırı belirsizdir ya da düzmecedir. dolayısıyla bilim camiası bu konuda oldukça hassas ve titiz çalışmaktadır. küçük çapta bile olsa yangınlar çok yaygın ve aşırı sık olan olaylar olarak araştırmacıların kafalarını karıştırabilecek birçok iz arkada bırakabilmektedirler. önemli olan bu izlerden hangilerinin gerçekten kontrollü bir ateşe ait olduğunu tespit edebilmektir.
ateşin kontrolüne dair bulgular kesin olmadığı için, bu konudaki tartışmalara burada pek fazla girmeyeceğiz. ancak kabaca 400.000 yıl kadar önce, daha ortada homo sapiens türüne, yani bize ait hiçbir iz yokken atalarımızın ateşi kontrol altına aldığını söyleyebiliriz. peki bu bizim evrimimizi nasıl etkiledi? ateşi kontrol etmenin evrimimiz ile alakası nedir?
ateşin kontrolünün ilk etkilerinin davranışsal olduğu düşünülmektedir. çünkü kontrollü bir ateş, insanların diledikleri zaman ışık yaratabilmeleri anlamına gelmektedir. böylece gündüzcül (gündüz avlanan) bir hayvan türü olan insan, aktivitelerini gün ışığı ile sınırlandırmak zorunda kalmamaya başlamıştır. üstelik eskiden korktuğu avcılarının (yırtıcı kediler gibi) ve rahatsız edici misafirlerin (birçok böcek ve omurgasız türü) ateşten korkarak uzak durduğunun keşfi, insana çok ciddi bir evrimsel avantaj sağlamaya başlamıştır.
tüm bunlar bir yana ateş, insanın giderek etçilleştiği (baskın meyvecil diyetten, etçile kayan hepçil bir diyete geçtiği) ve bu sebeple beyin evrininin hızlandığı bir dönemde, sindirimi zor olan besinlerini pişirmesine yaramıştır. beslenme tipinin değişmesi, bir türün evrimsel değişimine etki eden en önemli özelliklerden biridir. hele ateşte pişen bir yemekte özellikle nişastaya dayalı karbonhidratlar bulunuyorsa, ateşin etkisiyle bu kimyasallar parçalanır ve insanlar bu ürünleri çok daha kolay sindirebilirler. bu sayede çok daha verimli ve yüksek bir enerji kaynağı elde etmiş olurlar. işte bu sebeple de evrimsel ekonomilerine ciddi katkılar sağlamış olurlar. yani evrimsel patikaları, hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başlar.
burada yanlış bir anlaşılma da sıklıkla yapılmaktadır: sanki ateşin kontrolü ve yemeklerimizi pişirmemiz, sadece et ürünleri ile alakalı bir durummuş gibi lanse edilmektedir. bu, ciddi bir hatadır. az önce belirttiğimiz yazımızda da sıklıkla vurguladığımız gibi insan türleri, evrimsel süreç içerisinde meyvecil bir diyetten ete ağırlık veren omnivor (hepçil) bir diyete geçmiş olsalar bile bu, yeşil beslenmeden uzak durdukları veya bu tip beslenmenin sona erdiği anlamına gelmemektedir. tam tersine, ateşin kontrolü sayesinde yüz binlerce ve milyonlarca yıldır sindiremedikleri bazı bitkisel ürünleri tüketebilmeye başlamışlardır. çünkü daha basit şekerler ve karbonhidratlardan oluşan çiçekleri, tohumları ve etli meyveleri sindirebilsek de; özellikle ham selüloz içeren bitki gövdeleri, yetişkin yapraklar, genişlemiş kökler ve bitki tüberlerini apandiksimiz evrimsel süreçte köreldiği için sindirememekteydik. ancak ateş sayesinde bu bitki kısımlarını pişirerek selülozu kısmen de olsa parçalayabilmeye ve bir miktar sindirebilmeye başladık (halen de ateş olmadan sindiremeyiz). üstelik ham haliyle zehirli olan bazı tohumlar ve bitki kısımları, ateşte pişirme sayesinde zehirsiz hale getirilebilmeye başladı. bu da diyetimize ciddi anlamda etki etti ve evrimsel sürecimize adeta yön verdi.
bazı bilim insanları ateşin insan beyninin evrimine etki etmediğini iddia etseler de, evrimsel biyologların ezici bir çoğunluğu bunun doğru olmadığını, ateşin beslenmemizi doğrudan etkilediğini, beslenmemizin de evrimsel değişimimizi doğrudan etkilediğini, bu yüzden de ateşin evrimimizde çok önemli bir rolü olduğunu belirtmektedirler. öyle ki, beslenme tipimizin değişmesi sebebiyle sadece beynimiz irileşmekle kalmadı (tabii ki bundaki tek sebep beslenme etkisi deği), aynı zamanda yüz ve çene yapımız da değişmeye başladı. vücudumuzdaki en belirgin körelmiş organlar olan 20 yaş dişlerimizin varlığı bile , bu durumu göstermeye yetmektedir.
tüm hatlarıyla baktığımızda, ateşin insan evrimi için oldukça önemli olduğunu görmek mümkündür. diyetimizi etkilemediğini varsaysak bile, davranışsal olarak çok ciddi etkileri olduğunu, dolayısıyla evrimsel avantajlarımıza doğrudan etki ettiğini söylememiz hiç hatalı olmayacaktır.
kaynak
devamını gör...
hemopeksin
plazmada bulunan serbest hem molekülünü bağlayan bir nevi haptoglobin gibi etkisi olan plazma proteinidir.
hemoliz durumlarında seviyesi azalır.
hemolizde arka arkaya yapılan hemopeksin ölçümleri haptoglobin göre daha değerli bir göstergedir.
hemoliz durumlarında seviyesi azalır.
hemolizde arka arkaya yapılan hemopeksin ölçümleri haptoglobin göre daha değerli bir göstergedir.
devamını gör...
sözlüğün düz yazarları
en sevdiğim yazar tipi.
ne afilli bir entry için uğraşır ne de laf ebeliği yapar. elle yemek yiyen araplar gibi lambur lumbur yazar, çıkar.
adeta önizle butonuna tepki olarak doğmuştur, tekrar sevmez.
ne afilli bir entry için uğraşır ne de laf ebeliği yapar. elle yemek yiyen araplar gibi lambur lumbur yazar, çıkar.
adeta önizle butonuna tepki olarak doğmuştur, tekrar sevmez.
devamını gör...
kripto parada her şeyini kaybeden emlakçının intihar etmesi
nasıl yatırım yapılacağını bilmeyen, elindeki avucundakini satarak tek yatırım aracı ile zengin olacağını zanneden bir yatırımcının hazin sonu.
devamını gör...
kalbe zarar veren iki şey
kalpsiz insanlar.
devamını gör...
davranış terapisi
günümüzde, hiç hak etmediği halde demode sayıldığını ve eksik görüldüğünü düşündüğüm terapi yaklaşımıdır. eksikleri olduğu kesindir, tüm diğer terapi yaklaşımları gibi. ancak, kişinin kendi başına en kolay uygulayabileceği terapi olmasıyla çok değerlidir gözümde.
öz saygınızı törpüleyen en küçük bir davranışı (örn. dişlerini fırçalamamak) bile iradi olarak ortadan kaldırarak, kendiniz için daha büyük olumlu adımlar atma yolunda enerji biriktirebilirsiniz. zaten diğer terapilerin amacı da eninde sonunda yaşam pratiğine dönük belli davranış değişiklikleri yaratmaktır.
üstelik egemenler ve devletler bu yaklaşımı halkın aleyhinde kullanmaktan asla vazgeçmezler. askerlikteki yanaşık düzen eğitimleri (rahat, hazır ol, sol-sağ vb.), üniforma uygulamaları, ast-üst hiyerarşi kurgulamaları, hatta okullardaki törenler bile buna hizmet eder. bir diğer örnek olarak, stadyumda taraftarları koltuğa oturtursan, ayakta duran taraftar kitlesinden bambaşka bir kitle elde edersin.
diyalektiğin şaşmaz yasası gereği, davranıştaki bir değişikliğin bilişe yansımaması olanaksızdır.
ama tüm bunlar, her türlü sorunda davranışçı yaklaşımın tek başına yeterli olacağı anlamına kesinlikle gelmez diyerek de gardımı alayım.
öz saygınızı törpüleyen en küçük bir davranışı (örn. dişlerini fırçalamamak) bile iradi olarak ortadan kaldırarak, kendiniz için daha büyük olumlu adımlar atma yolunda enerji biriktirebilirsiniz. zaten diğer terapilerin amacı da eninde sonunda yaşam pratiğine dönük belli davranış değişiklikleri yaratmaktır.
üstelik egemenler ve devletler bu yaklaşımı halkın aleyhinde kullanmaktan asla vazgeçmezler. askerlikteki yanaşık düzen eğitimleri (rahat, hazır ol, sol-sağ vb.), üniforma uygulamaları, ast-üst hiyerarşi kurgulamaları, hatta okullardaki törenler bile buna hizmet eder. bir diğer örnek olarak, stadyumda taraftarları koltuğa oturtursan, ayakta duran taraftar kitlesinden bambaşka bir kitle elde edersin.
diyalektiğin şaşmaz yasası gereği, davranıştaki bir değişikliğin bilişe yansımaması olanaksızdır.
ama tüm bunlar, her türlü sorunda davranışçı yaklaşımın tek başına yeterli olacağı anlamına kesinlikle gelmez diyerek de gardımı alayım.
devamını gör...
10 kasım 1938
daima fikirlerinin ve ilkelerinin izinden gitmek dileği ile, ruhun şad olsun paşam.
devamını gör...
ölümün en iyi tanımı
"gerçekte, kimse bilmiyor ölümün ne olduğunu; insana özgü en büyük iyiliktir belki ölüm, ama en büyük kötülük gibi korkuluyor ondan."*
devamını gör...
moda
kendine ait bir ambiansı vardır, sokaklarında dolaşınca hissedilir, binalarındanmıdır, insanlarındanmıdır, her nedense, bir araya gelince, ilham veren, huzur veren istanbulun en güzel semti oluşmuştur.
devamını gör...
nazara inanan insan
çok güldüğünde "çok ağlayacağız!" demesi muhtemel, batıl inancının yanında biraz da temkin biriktirmiş insandır.
devamını gör...
nadide hayat
ben izlerken cidden çok eğlendim demet akbağ oyunculuğu harika..
devamını gör...
ahmet kaya şarkılarındaki ölümcül cümleler
hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan.
devamını gör...
bu yazara yakın zamanda çok fazla beğeni yaptığınız için oyunuz kaydedilmedi
çoğunluk gibi benim de sevmediğim bir bildirim. tam yeni bir yazar keşfediyorum ya da uzun zamandır profiline bakamadığım ama sevdiğim bi yazarın tanımlarını oylamaya başlıyorum ki bu bildirim çıkıyor karşıma*. sözlükte yazmaktan çok okumayı sevdiğimi ve diğer insanların yazdıklarını merak ettiğimi daha önceden de söylemiştim ama bu bildirim yüzünden okuduğumu karşımdaki yazara belli edemiyorum ve üzülüyorum gerçekten. umarım yakın bir zamanda tamamen kalkmasa bile oylama ve favorileme sınırını düzeltip daha çok ve sık oylamamıza izin verilir**.
devamını gör...
divan edebiyatından şahane beyitler
tahammül mülkünü yıkdın hülâgû han mısın kâfir
aman dünyâyı yakdın âteş-i sûzan mısın kâfir
kız oğlan nâzı nâzın şeh-levend âvâzı âvâzın
belâsın ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kâfir
ne ma‘nî gösterir dûşundaki ol âteşîn atlas
ki ya‘ni şu‘le-i can-sûz-ı hüsn ü ân mısın kâfir
nedir bu gizli gizli âhlar çâk-ı girîbanlar
aceb bir şûha sen de âşık-ı nâlan mısın kâfir
sana kimisi cânım kimi cânânım deyü söyler
nesin sen doğru söyle can mısın cânan mısın kâfir
şarâb-ı âteşînin keyfi rûyun şu‘lelendirmiş
bu hâletle çerâğ-ı meclis-i mestan mısın kâfir
niçün sık sık bakarsın böyle mir’ât-ı mücellâya
meger sen dahı kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
nedîm-i zârı bir kâfir esîr etmiş işitmişdim
sen ol cellâd-ı dîn düşmen-i îman mısın kâfir
türkçesi:
ey kafir! tahammül ülkesini yıktın, hülagü han mısın?
aman! dünyayı yaktın. yakıcı ateş misin kafir?
nazın kızoğlan nazı, bağrışın şehlevend (delikanlı) bağırışıdır. belasın, ben de bilmem kız mısın, oğlan mısın kafir?
omzundaki o kırmızı atlas ne anlama gelir? yani güzelliğin can yakan alevi misin kafir?
bu gizli gizli ahlar, yaka yırtmalar nedir? acaba sen de bir şuhun inleyen aşıkı mısın kafir?
sana kimisi canım kimisi cananım der, nesin sen doğru söyle? can mısın, canan mısın kafir?
kızıl şarabın keyfi yüzünü alevlendirmiş, şu halle sarhoşlar meclisinin mumu musun kafir?
parlak aynaya neden böyle sık sık bakıyorsun? meğer sen de kendi güzell,ğine hayran mısın kafir?
inleyen nedim'i bir kafirin tutsak ettiğini işitmiştim; odin celladı, o iman düşmanı sen misin kafir?
nedim
aman dünyâyı yakdın âteş-i sûzan mısın kâfir
kız oğlan nâzı nâzın şeh-levend âvâzı âvâzın
belâsın ben de bilmem kız mısın oğlan mısın kâfir
ne ma‘nî gösterir dûşundaki ol âteşîn atlas
ki ya‘ni şu‘le-i can-sûz-ı hüsn ü ân mısın kâfir
nedir bu gizli gizli âhlar çâk-ı girîbanlar
aceb bir şûha sen de âşık-ı nâlan mısın kâfir
sana kimisi cânım kimi cânânım deyü söyler
nesin sen doğru söyle can mısın cânan mısın kâfir
şarâb-ı âteşînin keyfi rûyun şu‘lelendirmiş
bu hâletle çerâğ-ı meclis-i mestan mısın kâfir
niçün sık sık bakarsın böyle mir’ât-ı mücellâya
meger sen dahı kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
nedîm-i zârı bir kâfir esîr etmiş işitmişdim
sen ol cellâd-ı dîn düşmen-i îman mısın kâfir
türkçesi:
ey kafir! tahammül ülkesini yıktın, hülagü han mısın?
aman! dünyayı yaktın. yakıcı ateş misin kafir?
nazın kızoğlan nazı, bağrışın şehlevend (delikanlı) bağırışıdır. belasın, ben de bilmem kız mısın, oğlan mısın kafir?
omzundaki o kırmızı atlas ne anlama gelir? yani güzelliğin can yakan alevi misin kafir?
bu gizli gizli ahlar, yaka yırtmalar nedir? acaba sen de bir şuhun inleyen aşıkı mısın kafir?
sana kimisi canım kimisi cananım der, nesin sen doğru söyle? can mısın, canan mısın kafir?
kızıl şarabın keyfi yüzünü alevlendirmiş, şu halle sarhoşlar meclisinin mumu musun kafir?
parlak aynaya neden böyle sık sık bakıyorsun? meğer sen de kendi güzell,ğine hayran mısın kafir?
inleyen nedim'i bir kafirin tutsak ettiğini işitmiştim; odin celladı, o iman düşmanı sen misin kafir?
nedim
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
benim. sevdiğim herkeslerden vazgeçmiş haldeyimdir. severken, oradayken, öperken bile aslında tam olarak orada değilimdir. uzaktan izler haldeyimdir bizi.
oooo şizofreni diyorsunuz değil mi? evet.
çocukken annem sık sık terk edip giderdi. annemle bizi ayıran şeyin annem değil kapı olduğuna inanırdım ilk başlarda. kapı oradaydı ve nefret ederdim o kapıdan. evimizin bir kapısının olmamasını çok isterdim. bir gün ağlamamızı kullandığını anladım, cilve yapmak için kullanıyordu terk etmeyi. ağlayıp yalvarmamızdan besleniyordu. ağlamayı bıraktım. gitmekle tehdit ettiği bir gün açtım kapıyı, dedim git.
o zamandan sonra kapı oldum. ne tam içerde ne de tam olarak dışardayım. ınsanın kendi hayatının tam ortasında duramaması, giriş kapısı haline gelmesi çok acayip bir durum. kendi hayatımı izler haldeyim. bazen oluyor arkam hayatıma dönük. insan denilen o basit varlığın sevgiyi nasıl sömürüp kullandığını daha çocukken gördüğüm için olsa gerek, bu hale geldim. kendi hayatımın bile dışında kaldım.
doğru mu yanlış mı bilemem. ama olan bu. seviyorum ama vazgeçmiş haldeyim. bi geliyorum 3 ay kalıyorum, bi gidiyorum 6 ay yokum. kaçıngan bağlanma diyorlar sanırım bu duruma. beni alıp şöyle iyisinden tedavi etmeleri lazım bence. ah keşke.
hepimize üzülüyorum gençler. iyi çocuklardık aslında ama ne hale getirildik. yasık.
oooo şizofreni diyorsunuz değil mi? evet.
çocukken annem sık sık terk edip giderdi. annemle bizi ayıran şeyin annem değil kapı olduğuna inanırdım ilk başlarda. kapı oradaydı ve nefret ederdim o kapıdan. evimizin bir kapısının olmamasını çok isterdim. bir gün ağlamamızı kullandığını anladım, cilve yapmak için kullanıyordu terk etmeyi. ağlayıp yalvarmamızdan besleniyordu. ağlamayı bıraktım. gitmekle tehdit ettiği bir gün açtım kapıyı, dedim git.
o zamandan sonra kapı oldum. ne tam içerde ne de tam olarak dışardayım. ınsanın kendi hayatının tam ortasında duramaması, giriş kapısı haline gelmesi çok acayip bir durum. kendi hayatımı izler haldeyim. bazen oluyor arkam hayatıma dönük. insan denilen o basit varlığın sevgiyi nasıl sömürüp kullandığını daha çocukken gördüğüm için olsa gerek, bu hale geldim. kendi hayatımın bile dışında kaldım.
doğru mu yanlış mı bilemem. ama olan bu. seviyorum ama vazgeçmiş haldeyim. bi geliyorum 3 ay kalıyorum, bi gidiyorum 6 ay yokum. kaçıngan bağlanma diyorlar sanırım bu duruma. beni alıp şöyle iyisinden tedavi etmeleri lazım bence. ah keşke.
hepimize üzülüyorum gençler. iyi çocuklardık aslında ama ne hale getirildik. yasık.
devamını gör...
a 101'den kitap almak
nereden aldığın değil ne aldığın önemli esasen.
devamını gör...
insanlar ikiye ayrılır
"insanlar ikiye ayrılır, insanları ikiye ayıranlar ve ayırmayanlar. "
devamını gör...
orucun asıl amacı
bütün bir yıl boyunca nefsine sahip çıkan bireyler için ramazan ayı ekstrem bir durum olmuyor aslında. daha bir huşu içinde geçiyor onlar için.
devamını gör...
şarap
angora kırmızı önerimdir, 100 lira civarı. lezzetli ve doyurucu. içim şekli konusundaki kısıtlamaları bilemiyorum her yiğidin bir yoğurt yiyişi var sonuçta istersen aç 40dk bekle hava alsın istersen mantarı dişinle sök kafaya dikle, zatın zevkine kalmış.
devamını gör...
