sözlüğün 30 yaş challenge etkinliği de böyle oluyor işte.

ses kaydı bırakan herkesin ufaktan ifşa olduğu program. ne güzel seslerini duymak yazar arkadaşların. emeğine sağlık bengaripsengüzeldünyaumutlu.
devamını gör...

ne zaman daha kötüsü olamaz desem hep daha kötüsü oluyor.
ülkemi ne kadar çok sevsem de bu çok dokunuyor çünkü hep daha kötüsü oluyor ve kimse engel de olmuyor. biz burada ne kadar ses çıkartırsak çıkartalım bu o mahkeme de verilen karara müdahale edeneyeceğiz. ya o mahkemede karar verenlerden olacağız ya da o mahkemedekileri gerçekten bağımsız yapacaklar sadece isimde kalmayacak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

acun, üç güne sığdırılamayacak dizileri kalıcı aboneyle desteklemeye çalışmıyor, bakın böyle bişey kesinlikle yok. saçmalaökfklgşgisi............................

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

x'e bağlı veya otozomal resesif geçiş gösteren fagositer sistem defekti bir hastalıktır.

patogenezde nadph oksidaz enzim eksikliği vardır.

tanıda özellikle geç iyileşen,tekrarlayan boyun apseleri en sık klinik bulgudur.
ağır infeksiyonlar nedeniyle reaktif hipergamaglobulinemi vardır.

tanıda nitroblue tetrazolium testi veya daha kesin sonuçlar veren dihidrorodamin floresan testi kullanılabilir.
tedavide interferon gama faydalı olsada tek küratif tedavi kemik iliği transplantasyonudur.
devamını gör...


ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum.

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun.

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun.

belki haziran da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pinhani'nin şarkısı.
devamını gör...

kanadalı rock ve alternatif metal grubudur. grup ilk olarak 1992 groundswell ismiyle kurulmuştur. çıkardıkları ilk albüm, grubun istediği etkiye ulaşmayınca 1995 yılında groundswell dağılmış ardından 1997'de ismini ve üyelerini değiştiren grup, three days grace ismini almıştır.
neden three days grace ismi diye sorulduğunda grubun eski vokalisti adam gontier "bir şeyleri değiştirmek için sadece 3 günümüz vardı,bu da bize ilham kaynağı oldu". demiştir.
one-x ve three days grace albümleri dinlemeye değerdir.
devamını gör...

saçtır. saçmalama demeyin evet saç. yaş aldığınızı gösterir aynı zamanda başınızdan geçen her kara günün hatırasını inadına bembeyaz bir şekilde başınızın üstünde taşırsınız.
devamını gör...

hafızam beni yanıltmıyorsa 1830'ların başında fransız bir araştırmacıdan mektup almıştım. mektubunda anadolu'ya gelmek istediğini ve tavium kentini bulmak için araştırma yapacağını yazmıştı. hay hay dedim. gel madem, başımızın üzerinde yerin var. her ne kadar bulmak istediğin kenti hiç duymamış olsam da elimizden geleni yaparız. benim bu cevabımdan sonra kendisinden bir süre haber alamadık. meğer adam bizim buralara gelebilmek için 32346 takla atmakla meşgulmüş. ama geleceğinden bir an bile kuşku duymamıştım zira işin peşini kolay kolay bırakacak tipte biri olmadığı kelimelerinden anlaşılmaktaydı. inadım inat mabadım iki kanat tarzı bir arkadaş olduğu aşikardı ve beni yanıltmadı.

neyse efendim bir kaç sene sonra bu arkadaş kalktı geldi. karşıladık, yedirdik içirdik falan sonrasında tutturdu ben boğazköy taraflarına gideceğim diye. eh adam netice de misafir, kırmayalım madem dedik ve yola koyulduk. yol boyunca tavium aşağı, tavium yukarı resmen başımın etini yedi. bir sussa da kafamız rahat etse derdindeyiz. sonra boğazköy'de dolaşırken yıkık kerpiç evler gördük. anam! bu atı bir mahmuzladı, evlerin olduğu tepeye doğru dört nala gidiyor. el mecbur bizde peşinden... evler de eski püskü, yıkık dökük, ahı gitmiş vahı kalmış. dedim ki içimden tavium buysa hay ben senin merakına! sonra bir baktım tepede atı durdurmuş, yukarıdan manzarayı izliyor. hah dedim al işte. şehir, şehir gibi çıkmayınca tepeden manzara izlersin anca. o kadar yolu manzara izlemeye mi geldin? neyse bir kaç dakika içerisinde vardım yanına. adam büyülenmiş gibi karşıya bakıyor. kafayı bir kaldırdım ki, dev gibi, kocaman taş bloklar var karşımızda. bu, pat diye atından atladı. sağa baktı sola baktı. ileri gitti, beri geldi falan derken. atina kadar büyük dedi. anlamadım tabi ben. sağa sola bakıyorum, hırpalanmış taşlar ve sütunlardan başka bir şey göremiyorum. yahu dedim bırak atina'yı sen, bu sütunlardan istanbul'da da var hemi de gıcır gıcır. var gel geri dönelim de, onları incele sen. bana gülümseyerek bilal'e bakar gibi baktı ve bir şeyler mırıldandıktan sonra haydi yürüyelim biraz dedi.

iyi ki de yürümüşüz. çünkü asıl buluşu orada ben yaptım. bir süre yürüdükten sonra devasa iki kapı gördük. daha doğrusu ben gördüm. heyecanla bağırdım. niye heyecanlandım bilmiyorum ama kabartmalar muhteşemdi. birinde dev gibi bir aslan kabartması vardı. diğerinde ise krala benzeyen bir adam duruyordu. aslında benim heyecanlanmam da normal zira tarihe damga vurmak bizim genetiğimizde var. daha önce #394813 numaralı tanımda yazmış olduğum üzere büyük dedem tarihin akışını değiştiren şahsiyetlerden biriydi. istesek de istemesek de kendimizi tarihi mevzuların tam ortasında buluveriyoruz.

o akşam köylülerden birinin evinde kaldık. bizim fransız yazıyor, çiziyor. başını defterden kaldırmıyor. buldun herhalde tavium'u diye sordum? başını kaldırdı. yok, tavium değil. daha eski, daha farklı bir yer burası. duraksadı şu adama sorsana benzer yıkıntılar var mı civarda diye ekledi. allahtan yardımsever bir tosbağayım. sordum tabi. köylü evet dercesine başını salladı. yarın bizi oraya götürebilir misin diye devam ettim. yine başını salladı. adam sadece başını sallıyordu. salla başını al maaşını tarzı bir abiydi. aldı zaten maaşını. neyse anlattım durumu bizim fransıza, heyecanlandı tabi garibim. sabahın ilk ışıkları ile yola çıktık. köylünün kafasını sallayarak onayladığı yere geldiğimizde, bizi başka sürprizler bekliyordu. dev gibi sivri bir kayanın önünde durduk. ortasında bir yarık vardı ve yarıktan baktığınızda bir sürü resim görüyordunuz. ama bunların hepsi külahlı ve kemerli tiplerdi. lakin üzerlerinde deri ceket ve pantolonlar yoktu. kah o dönem bizim de bunlardan haberimiz yoktu. bu noktayı geçince yarıktan sağa doğru yöneldik, bu seferde takkeli tiplerle karşılaştık. bir de kanatlı arkadaşlar vardı. kayalara nur inmiş gibi bir manzara karşılamıştı bizi. biraz sağa sola bakınınca bunun bir fener alayı olduğunu anladık. kanatlı devasa iki varlık da bu geçit kapılarını koruyordu. öte tarafa giden kapıyı mı bulmuştuk acaba? neyse ne işte. kutsal bir mekanda bulunduğumuz aşikardı. hadi kapıyı bulmadıysak bile çok farklı bir tapınak bulmuş olabilirdik. ama bunu hangi ulus inşa etmişti? kimdi bu arkadaşlar? doğayı bu şekilde işleyip, reorx'un çekicini kullandığı gibi muazzam bir işçilikle bu yapıları ve kabartmaları nasıl yapmışlardı?

işte tarihin akışını değiştiren bu buluşu birlikte yaptığım kişi texier'di. bir kaç yıl sonra birkaç cilt tutan anıtsal eseri, ''küçükasya üzerine''yi 1839’da paris’te yayımladı. bu eserde benden hiç bahsetmemişti. halen kendisine kırgınlığım devam ediyor. adam öldü gitti ama affedemedim bir türlü. tarih ve bilim aşkına feda etmiş bulunduk yine kendimizi. ama bu iş burada bitmemişti zira texier henüz mevzuyu adlandıramamıştı. gördükleri için büyük kültürü olan bir ulus diyebilmişti sadece. adlandırma işi bana kalacaktı. çünkü tarihi olaylar bizim aileyi direkt olarak içine çeker ve bundan kaçış yoktur. o mevzuyu da bir ara anlatırım artık *
devamını gör...

tetikçinin gecesi şeklinde çevrilmiş 2004 yapımı michael mann filmi. filmi tom cruise için izlemeye başlamıştım fakat jamie foxx, jada smith, mark ruffalo gibi oyuncuları gördükçe ısındım filme. jason statham, javier bardem gibilerini de kısa da olsa görüyoruz bazı sahnelerde.

film bir taksici olan max karakterini canlandıran jamie foxx'u tanıtıyor ilk önce. sonra ilk sahnede de gördüğümüz tom cruise'un canlandırdığı vincent karakterini görüyoruz. bu ikilinin yolları max'in taksisinde kesişiyor ve olanlar oluyor. max, vincent'ın bir tetikçi olduğunu anladığı zaman her şeyin artık çok geç ve bu ikilinin aksiyon dolu, merak ve ilgi seviyesini koruyan; yer yer yükselten gecesini izliyoruz.

filmin sonunda, vincent'ın, taksiye ilk bindiğinde şehir hakkında söylediklerini yaşaması ve bunu tekrar söylemesi gerçekten güzel bir sahneydi bence


sonuna kadar sıkılmadığım ve seyir keyfi yüksek bir filmdi. tom cruise'u ne kadar gri saçlar ve gri takımlar içinde görmeyi komik bulsam da filmin sonunda beni yine kendine hayran bıraktı. bu adama ajan ve benzeri roller gerçekten yakışıyor! konusu itibari ile güzel bir iki saat geçirmenizi sağlayacak bir film fakat bunun yerine izleyeceğiniz başka bir aksiyon filmi de bu boşluğu dolduracaktır. izlerseniz de pişman olacağınızı düşünmüyorum.

film hakkında bir iki ilginç şeyi de bırakayım buraya:

arabanın önünden çakalların geçtiği sahne: amerikan kültüründe bir tabu olan bu olaya göre eğer yolunuz bir çakal ile kesişirse geri dönün ve yolunuza devam etmeyin. aksi takdirde başınıza kötü bir şey gelecektir.

tom cruise filmden önce kimse tarafından tanınmamak, hatırlanmamak adına fedex teslimatları yapmış filmden önce, çünkü canlandıracağı karakter iz bırakmadan bir yerlere girip çıkabilecek bir karakter özelliğinde olmalıymış.

filmdeki bir sahnede tom cruise bir sandalyeye takılarak düşüyor. bu filmde olmaması beklenen bir olaymış ama yönetmen bilerek bu sahneyi kesmek yerine filme dahil etmiş.

javier bardem, rolünün kısalığı icabından olsa gerek sette sadece 2 gün geçirmiş. fakat rolünde bir meksikalı gibi ingilizce konuşabilmek için aylarca çalışmış.

imdb - trivia
devamını gör...

onlar veren tarafta değil hep alan tarafta oldukları için o listede hiçbir zaman olamazlar. az bi vergi borçları çıkar devlette onu siler affeder zaten. öğrencinin evine de öğrenim kredisi için haciz gönderir.
devamını gör...

kuralım mı? içinde turuncu evlerin olduğu, kocaman bir kütüphanesi olan, kafa radyo binası bulunan, kafa dergi'nin basımının yapıldığı şirin bir köy. başıboşlar için bir mekân da ayarlarız tamam. yoldaş da muhtarımız olur.
devamını gör...

farklı düşüncelere saygı göstermemek.
devamını gör...

m. ö bile insanların harır harır bilimle uğraştığını, dünyanın yuvarlak olduğunu keşfettiğini, güneşin ne kadar uzakta olduğunu hesaplayan kanıtların bulunması, m.s 7. yyda gerçekleştiğine inanılan bir olgunun hiçbir bilimsel veya tarihi kaynakta geçmemesi olağanüstü şüphelidir. evet, inanç meselesine girersek bir tanrının olduğuna inanırsak bu olayın sadece bir kesimin görmesi için eyleme konulduğunu, diğerlerinin görmemesi için tanrısal bir gücün müdahele ettiğini söyleyebiliriz. ben de derim ki; o inanmıyorsa, onlar inanmıyorsa neden somut bir kanıtı onlara peygamber vasıtasıyla gösterdin de başka insanların senin varlığına inanması için gerekli olan o mücizeyi görmesine engel oldun. kuntu kenze hadisine göre bilinmek istenen bir tanrı bunu somut olarak çok kolay başarabilecekken neden inanmalarını ister de bilmelerini istemez.
devamını gör...

bu sabaha kime ait olduğunu bilmediğim bir söz ve kimin çektiğini bilemedigim resim ile başlayacağım, bu benim genel ruh halime çok uydu.

"şunu fark ettim ben artık hiçbir kaosun, kavganın, tartışmanın ortasında duramıyorum. eğer imkanım varsa öyle ortamlardan hemen uzaklaşıyorum. insanlara bir şeyleri kanıtlamak, kendimi kabul ettirmek gibi iddialarım yok. ben sessizliği, uysallığı, kendi halindeliği savunuyorum."

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

biz prezervatifi de bahisi de iyi biliriz.
devamını gör...

sırf sol görüşlü olduğu için kendisine düşmanlık beslenen, bu topraklardan çıkmış değerli bir yönetmen, oyuncu ve sanatçıdır. işlerine gelince sanatı dışında her şeyi nefret etmek için malzeme yapanlara şunu hatırlatayım.


eylül 1971'de gerçekleşen festivalde yılmaz güney toplam 25 bin tl'lik bir ödül kazanır. 4 ödülün birden toplamı olan bu miktar, o dönem için bir sinemacı elbette çok yüksek bir meblağdır. ancak yılmaz güney, ödülü türk hava kuvvetlerini güçlendirme vakfı'na bağışlar.


madem sanatı dışında bazı şeyleri konuşmak istiyorsunuz bunu konuşun.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

bir parkta oturup azıcık kafa dinleyeyim dedim daha liseye bile geçmemiş bir grup ergenin sohbetine maruz kaldım.. iki lafın biri küfür olması ne kadar itici... birbirlerine saygı yok birbirlerini lafını kesmeleri devamlı birbirlerini aşağılamaları...
zengin olma planları kuruyorlar. iş fikirleri havada uçuyor ama hiç birinde okumaya yönelik bir düşünce yok. yurt dışına gidip dilenci olmaya meyilli olmaları...



kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim