lgbti birey
lgbti'nin din ile ne alakası var. hem dine ne oluyor da insanların davranışlarına karışıyor. din dediğiniz şey tanrılar tarafından gönderilmedi, insanların kendi elleriyle yarattığı bir kurallar, maddeler. tanrıların işi gücü yok da dünyaya din gönderecek, gel de gülme. insan yine kendi yarattığı din ile yine insana karşı. gülünç. 21. yüzyılda hâlâ din mi kaldı.
devamını gör...
biriyle tartışınca elin ayağın titremesi
sabrımın son tanecikleri de alıp götürüldükten sonra istemesem de karşılık verip biriyle tartıştıysam akabinde başıma gelen durum. ne kadar soğukkanlı görünsem de uzun bir süre konuşurken sesim, durduğum yerde elim ayağım titrer. bunu yaşamayıp yırtık bir tip olmak için yapılması gerekenlere, güzel tavsiyelere açığım.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
berbat giden yakın mesafe ilişkisinden milyon kat iyi olan ilişki.
devamını gör...
küçükken inandığımız yalanlar
büyüyünce kızımı sana vereceğim. buna hala inanıyorum ve bekliyorum.
devamını gör...
aziz nesin
biz mağlup olduk efendim, çirkinliğe, kabalığa, bayağılığa mağlup olduk.
aziz nesin
aziz nesin
devamını gör...
annenin evlilikle ilgili laf dokundurması
yav benim babam yapıyor, çünkü hepimiz evde kaldık.
devamını gör...
normal sözlük 1 yaşında
ben bu 1 yılın son 2 ayına yetişebildim ama olsun, ağzımızın tadı yerinde olduğu müddetçe daha uzun yıllar beraber olacağımızdan ve birlikte keyifli vakit geçireceğimizden eminim. troll ise troll, bilgi ise bilgi. ne gerekiyorsa yaparız.
devamını gör...
sahibinden.com
kör'ün tuttuğunu, topal'ın yakaladığını öptüğü, hurda denilebilecek araçların astronomik fiyatlarda satılabildiği, bazende uygun fiyatlarla sağlam araçların ilanlarda yerini aldığı alışveriş sitesidir. buradan bir araç satın almaya kalkarsanız genelde satıcılar araçlarını el değmemiş nadide bir çiçek benzetmesiyle cevahir ederler. bir aracı satmaya kalkarsanız bu kez aracınız kelepir olur. tabi yalnızca araç değil bir çok ürün burada alınıp satılabilir.
devamını gör...
az tanım girmesine rağmen karma puanı yüksek olan yazarlar veri tabanı
meselenin sadece tanim olmadiginin farkina varmis, etkilese etkilese seviye atlamis yazarlardir.
begeni ve favorileme tuslarindan harac kesmiyoruz; gonlunuzce kullanabilir ve bu sayede belki sirinleri bile gorebilirsiniz*.
begeni ve favorileme tuslarindan harac kesmiyoruz; gonlunuzce kullanabilir ve bu sayede belki sirinleri bile gorebilirsiniz*.
devamını gör...
andre woolridge
1998-2001 yılları arasında beşiktaş basketbol takımında oynamış oyun kurucu. garip bir adamdı. ritme girdimi ve şutları sokmaya başladı mı vay halinize, ardı arkası kesilmiyordu. ilk geldiği yıl sezona fırtına gibi girmişti. efes'i ezdiğimiz maçta tabiri caizse efes'in içinde geçti. adam sezonun ilk maçlarında yüzüğü eline geçirmiş frodo gibiydi. kısacık boyuyla resmen nanik yapıyordu. o maçta efes potasına 26 sayı gönderdi ki, hatırladığım kadarıyla kısır bir maç olmuştu. nerdeyse bizim sayıların üçte biri andre'den gelmişti. hal böyle olunca bizde umutlandık tabi. bu adam gider yüzüğü hüküm dağına atar, fişi çeker dedik. çünkü o kadroda bir de buz adam virginijus praskevicius abimiz vardı. basketbolcu tabirinin vücuda gelmiş halidir kendisi. neyse işte sonra adamı yavaş yavaş tanımaya başladık. basketbol zekasının yerlerde olduğunu anladığımız anda hunileri kafaya takmaya başlamıştık. kevin thompson gibi temiz bitiren gibi bir 5 numara varken bile adamın içeriyi zorlamalarıyla birlikte son dakikalarda bir kaç maç verdik. kendine oynuyordu hergele. frodo gitmişti, gollum gelmişti. top adamın kıymetlisiydi. paylaşmıyordu. daha da kötüsü çemberi dövmeye başladığında geri çekilmeyi de bilmiyordu. tekrar tekrar aynı hatalara imza atıyordu.
istatistiklerini hep geliştirdi. ritmini buldu galatasaray'ı tek başına yendi. tofaş'a 36 sayı attı ama takımı resmen sabote etti. işin özü şu ki, yeteneklerini aklıyla birleştirse o beşiktaş kadrosu çok iş yapardı. ama 1 numaranın takım başarısı umurunda değildi. buz adam praskevicius abimizi bile delirtti. hangi maçtı tam hatırlamıyorum ama bomboş çember altı pasını vermeyip, maçın kaybedilmesine sebep oldu ve artık bu kadarına katlanamayan praskevicius, bu bıdığın üzerine doğru yürüdü. yürümesi de yetti zaten. arazi oldu anında andre * sonrasında james blackwell onun yerini aldı. daha iyi bir oyun kurucuydu ama o kadronun yerinde yeller esiyordu. iş işten geçmişti. sonra türkiye'ye yine oyak renault forması ile geri döndü. kahrını biraz da bursalılar çekti *
seni hiç unutmayacağım andre. umutlarımızın katili oldun. şimdi elinden bırakmak istemediğin basketbol topunu yanında her yere götür nasıl olsa emeklisin. karışanın eden olmaz.
istatistiklerini hep geliştirdi. ritmini buldu galatasaray'ı tek başına yendi. tofaş'a 36 sayı attı ama takımı resmen sabote etti. işin özü şu ki, yeteneklerini aklıyla birleştirse o beşiktaş kadrosu çok iş yapardı. ama 1 numaranın takım başarısı umurunda değildi. buz adam praskevicius abimizi bile delirtti. hangi maçtı tam hatırlamıyorum ama bomboş çember altı pasını vermeyip, maçın kaybedilmesine sebep oldu ve artık bu kadarına katlanamayan praskevicius, bu bıdığın üzerine doğru yürüdü. yürümesi de yetti zaten. arazi oldu anında andre * sonrasında james blackwell onun yerini aldı. daha iyi bir oyun kurucuydu ama o kadronun yerinde yeller esiyordu. iş işten geçmişti. sonra türkiye'ye yine oyak renault forması ile geri döndü. kahrını biraz da bursalılar çekti *
seni hiç unutmayacağım andre. umutlarımızın katili oldun. şimdi elinden bırakmak istemediğin basketbol topunu yanında her yere götür nasıl olsa emeklisin. karışanın eden olmaz.
devamını gör...
psikanaliz ve din
erich fromm'un az önce bitirdiğim kitabıdır.
kitap beş bölümden oluşur. ikinci bölümde freud ve jung üzerinden din ile psikanaliz arasındaki görüş ayrılıklarına yer verir. freud bu analizde din karşıtlığı savunmasındayken, jung ise dini benimsemiş olarak görülür.
sanırım en çarpıcı bölüm olan üçüncü bölümde ise insan inanışlarının aslında insanın nevrozu olduğunu kanıtladığı bölümdür. fromm bize babasını rol model alan, tüm hayatı boyunca onun gözüne girmeye çalışan birini örnek verir ve bu kişinin nevrozu onu soy tapıcılığına yönlendirmiş olacağını söyler.
kendini eksik ve yetersiz hisseden insan, kendinden daha yüce bir varlığa inanma ihtiyacı duyup tüm sorumluluklarından kurtarmaz mı kendisini? burada da tek tanrılı dine geçiş yapıyoruz. yazar burada kendisinden yüce bir olguya kendini bırakma belki de mazoşistçe bir hissiyat ile insan inanışının şekillendiğini söyler. ve tabii ki inanış tarzları sadece tek sebebe dayanmaz. tüm sebepler bizi farklı bir ruh halinde insana dönüştürür ya da sahip olduğumuz ruh hali bizi farklı inanışlara yönlendirir ya da inanma sebeplerimizi şekillendirir.
dördüncü ve beşinci bölümlerde psikanaliz teknikleri ve psikalanizin dinin karşısında olup olmadığı ile alakalı konulara değinilmiş. kitapla alakalı yazılacak derinlemesine çok şey var fakat spoiler olmadan yazmaya çalıştım ki okumak isteyenlerin şevki kırılmadan tüm ayrıntılara okurken sahip olsunlar.
konuya ilginiz varsa düşünmeden okuyun derim.
kitap beş bölümden oluşur. ikinci bölümde freud ve jung üzerinden din ile psikanaliz arasındaki görüş ayrılıklarına yer verir. freud bu analizde din karşıtlığı savunmasındayken, jung ise dini benimsemiş olarak görülür.
sanırım en çarpıcı bölüm olan üçüncü bölümde ise insan inanışlarının aslında insanın nevrozu olduğunu kanıtladığı bölümdür. fromm bize babasını rol model alan, tüm hayatı boyunca onun gözüne girmeye çalışan birini örnek verir ve bu kişinin nevrozu onu soy tapıcılığına yönlendirmiş olacağını söyler.
kendini eksik ve yetersiz hisseden insan, kendinden daha yüce bir varlığa inanma ihtiyacı duyup tüm sorumluluklarından kurtarmaz mı kendisini? burada da tek tanrılı dine geçiş yapıyoruz. yazar burada kendisinden yüce bir olguya kendini bırakma belki de mazoşistçe bir hissiyat ile insan inanışının şekillendiğini söyler. ve tabii ki inanış tarzları sadece tek sebebe dayanmaz. tüm sebepler bizi farklı bir ruh halinde insana dönüştürür ya da sahip olduğumuz ruh hali bizi farklı inanışlara yönlendirir ya da inanma sebeplerimizi şekillendirir.
dördüncü ve beşinci bölümlerde psikanaliz teknikleri ve psikalanizin dinin karşısında olup olmadığı ile alakalı konulara değinilmiş. kitapla alakalı yazılacak derinlemesine çok şey var fakat spoiler olmadan yazmaya çalıştım ki okumak isteyenlerin şevki kırılmadan tüm ayrıntılara okurken sahip olsunlar.
konuya ilginiz varsa düşünmeden okuyun derim.
devamını gör...
kadın yazarların nickaltı
"kız yazarlar" tabiriyle güldürmüş başlıktır.
devamını gör...
başak cengiz
tanımadığı bir cani tarafından tasarlanarak vahşice katledilen bir kadın.
bu hanımefendinin başına gelen ve onu bu dünyadan ayıran olayın adı ise tek kelime ile "vahşet"tir.
haberlerin içeriğini okurken kanım dondu. "tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme"dir bu. ceza en ağır şekilde çektirilmelidir. ancak bu kadarı da yetmez. yetmiyor. ne yazık ki tüm bunlar gideni geri getirmeyecek. ailesi, sevdikleri, arkadaşları ne durumdalardır şimdi kim bilir? ben tanımadığım halde düşünürken bile boğuluyorum ki onları hayal bile edebiliyorum. elden bir şey gelmiyor ne yazık ki sabır dilemekten başka.
bir şeyler eksik bu ülkede veya olan şeyler yetmiyor. zira öyle olmasa kadın cinayetleri, hayvan katliamları, ormanlarda gerçekleştirilen sabotajlar bu denli olmazdı. ben bu toplumun rehabilite edilmesi gerektiğini düşünüyorum. her mahalleden sorumlu uzman psikolog olmalı, aynı aile hekimi gibi. kanunlar daha da caydırıcı hale getirilmeli ve boşlukları doldurulmalı. doldurulmalı ki, bu olayda olduğu gibi çıkıp caninin avukatı " psikolojisi bozuk, deli, mümeyyiz mahcur olduğundan ceza alamamalı" gibi ifadeler söyleyemesin. akli dengesi yerinde değilse neden dışarda? hadi dışarda diyelim neden bu adamın elinde samuray kılıcı var? normal şeyler değil bunlar, inanın değil.
bu hanımefendinin başına gelen ve onu bu dünyadan ayıran olayın adı ise tek kelime ile "vahşet"tir.
haberlerin içeriğini okurken kanım dondu. "tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme"dir bu. ceza en ağır şekilde çektirilmelidir. ancak bu kadarı da yetmez. yetmiyor. ne yazık ki tüm bunlar gideni geri getirmeyecek. ailesi, sevdikleri, arkadaşları ne durumdalardır şimdi kim bilir? ben tanımadığım halde düşünürken bile boğuluyorum ki onları hayal bile edebiliyorum. elden bir şey gelmiyor ne yazık ki sabır dilemekten başka.
bir şeyler eksik bu ülkede veya olan şeyler yetmiyor. zira öyle olmasa kadın cinayetleri, hayvan katliamları, ormanlarda gerçekleştirilen sabotajlar bu denli olmazdı. ben bu toplumun rehabilite edilmesi gerektiğini düşünüyorum. her mahalleden sorumlu uzman psikolog olmalı, aynı aile hekimi gibi. kanunlar daha da caydırıcı hale getirilmeli ve boşlukları doldurulmalı. doldurulmalı ki, bu olayda olduğu gibi çıkıp caninin avukatı " psikolojisi bozuk, deli, mümeyyiz mahcur olduğundan ceza alamamalı" gibi ifadeler söyleyemesin. akli dengesi yerinde değilse neden dışarda? hadi dışarda diyelim neden bu adamın elinde samuray kılıcı var? normal şeyler değil bunlar, inanın değil.
devamını gör...
başak burcu
şahsımın da dahil olduğu burçtur. adımız takıntılı, psikopat ve temizlik hastası olarak çıkmış. kesinlikle katılmıyorum. düzeni severiz ama takıntılık ve psikopatlık derecesinde değil. her şeyin yerli yerinde olması size de çok mantıklı gelmiyor mu? ve temizlik konusu. bu konuda söylenecek pek bir şey yok, sadece pinti değiliz.
sevdiğimiz kişileri tam severiz, değer verdiklerimiz için tüm fedakarlıkları yapabiliriz. ince düşünürüz, bütünden çok detaylara bakarız. ve bu bizi sanıldığı gibi mutsuz yapmaz, aksine biz güzelliği detaylarda bulanlardanız. genelde duygusallıktan çok mantığımızı konuştururuz. ama içimizde her şeyden büyük bir merhamet duygusu vardır. yaptığımız çoğu şeyin gerekçesi de yine bu merhamet duygusudur.
sevdiğimiz kişileri tam severiz, değer verdiklerimiz için tüm fedakarlıkları yapabiliriz. ince düşünürüz, bütünden çok detaylara bakarız. ve bu bizi sanıldığı gibi mutsuz yapmaz, aksine biz güzelliği detaylarda bulanlardanız. genelde duygusallıktan çok mantığımızı konuştururuz. ama içimizde her şeyden büyük bir merhamet duygusu vardır. yaptığımız çoğu şeyin gerekçesi de yine bu merhamet duygusudur.
devamını gör...
tarihteki muazzam ayarlar
nazım hikmet bursa cezaevindeyken bir gün ; adalet bakanlığından cezaevini denetlemeye bir müfettiş gelir. bir kaç günlük denetimden sonra müdüre ' nazım da buradaymış çağır da görelim kimmiş neymiş ?' der. nazım'ı odaya getirirler müfettiş nazım'a oturacak yer dahi göstermez uzun bir süzme ve kısa bir konuşma ardından yalnızca 'gidebilirsiniz' der. nazım hikmet tam kapıdan çıkacakken müfettiş'e 'ömer hayyam'ı duydunuz mu ? ' diye sorar. müfettiş hemen atılır 'kim duymaz hayyam'ı ' nazım hikmet 'hayyam zamanında iran hükümdarı kim ?'diye sorduğundaysa müfettiş sessiz kalır. nazım konuşmasını sürdürür' görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanı'nı ve sizi kimse anımsamayacak' der çıkar.
devamını gör...
her şeyden sıkılmış olmak
tükenmişlik sendromu.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
"akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülmez." bu sözü okuduğumdan beri orwell'ın 1984'ünde hayat mottolarımdan biri olmuştur. başka türlü bakmışımdır hayata. bir fikri, bir düşünceyi yapan çoğunluğun savunması değildir, o fikrin içeriğidir, ne kadar o fikrin arkasında durduğunuzdur.
devamını gör...
yazarların kendilerine yakın hissettiği filozof
devamını gör...
küçük şeylerden mutlu oluyorum insanı
psikolojisi kolay kolay bozulmayacak olan insandır.
devamını gör...