çocuklarla girilen komik diyaloglar
-sence dedem cennete mi gitmiştir, cehenneme mi?
- şimdilik bekliyor, tüm ölenler son güne kadar bekleyecek ondan sonra karar verilecek.
- hmmm.
üç dört gün sonra 'deden gitti, özlüyor musun? ' diye soran birine cevap:
- dedem şu an bekleme salonunda bekliyor. herkes ölene kadar.
(ben ne yaptım böyle???)
- şimdilik bekliyor, tüm ölenler son güne kadar bekleyecek ondan sonra karar verilecek.
- hmmm.
üç dört gün sonra 'deden gitti, özlüyor musun? ' diye soran birine cevap:
- dedem şu an bekleme salonunda bekliyor. herkes ölene kadar.
(ben ne yaptım böyle???)
devamını gör...
edinilmiş en kıymetli hayat tecrübesi
bence her insanın sınırları olmalı. sınırsız, sonsuz olan her şey sıkıntı çıkartıyor istisnasız. fazla sevgi , fazla merhamet, fazla iyilik, fazla yemek, fazla eşya, fazla sosyal hayat... su hayatken onun bile fazlası zararlı bünyeye.
devamını gör...
meja (yazar)
#1859569
başlıkta hakkında konuşulan kişinin, çekici olması için 3k'den (kara, kuru, kıllı) uzak olması gerektiğine istinaden paylaşılmış bir fotoğraftır efendim. ancak onu bulabildim. çekici bulduğum için koymadım ama bundan bağımsız olarak zevksizim. çirkin seviyorum.
sorun yok sevgili darius. alıştım bunları duymaya ama tarzım bu, değiştiremedim denediğim hâlde. zaten son günlerde eskisi kadar çok yazmadığım için sizi bu sıkıntıdan bir parça kurtarmış olmalıyım*
başlıkta hakkında konuşulan kişinin, çekici olması için 3k'den (kara, kuru, kıllı) uzak olması gerektiğine istinaden paylaşılmış bir fotoğraftır efendim. ancak onu bulabildim. çekici bulduğum için koymadım ama bundan bağımsız olarak zevksizim. çirkin seviyorum.
sorun yok sevgili darius. alıştım bunları duymaya ama tarzım bu, değiştiremedim denediğim hâlde. zaten son günlerde eskisi kadar çok yazmadığım için sizi bu sıkıntıdan bir parça kurtarmış olmalıyım*
devamını gör...
lokmasını saymak
sofrasında yemek yiyen kişinin ne kadar yediğine dikkat etmek, çok yiyeceğinden korkmak.
devamını gör...
yaş ilerledikçe fark edilen şeyler
durup seyretmek, öğrenmenin bir yoluymuş.
devamını gör...
netflix belgesel önerileri
(bkz: fire in paradise)
devamını gör...
evernevergreen
hooops! sevgili editörümüzün naifliği hususunda tüm sözlüğün hemfikir olduğuna eminim. ancaaak tatlış, şirine ballı lokma tatlısıymış falan tarzı yorumlar onun kumaşına uymaz arkadaşlar. şu yorumları gördüğünden beri tatliş niyetine kendini yediğine eminim.
çiçek böcek kelebek modundan çok uzaklarda farklı kulvarlarda saygıdeğer bir hanımefendidir kendisi.
yani demem o ki, tatliş olmakla nahif olmak aynı anlama gelmiyor ve de gelmemeli.
bu o'nun için yazmayı düşündüğüm nickaltısı kesinlikle değildi fakat bu kadar tatlişliğe karşı ben bile kendimi yedim burada. seviyoruz seni ever, tatliş lobisine yem etmeyiz. *
çiçek böcek kelebek modundan çok uzaklarda farklı kulvarlarda saygıdeğer bir hanımefendidir kendisi.
yani demem o ki, tatliş olmakla nahif olmak aynı anlama gelmiyor ve de gelmemeli.
bu o'nun için yazmayı düşündüğüm nickaltısı kesinlikle değildi fakat bu kadar tatlişliğe karşı ben bile kendimi yedim burada. seviyoruz seni ever, tatliş lobisine yem etmeyiz. *
devamını gör...
erkeklerin kadınları sinir eden özellikleri
kaba saba olmaları.
eşine/sevgilisine insan gibi davranmak yerine sahibi gibi davranması.
küfür etmeyi marifet saymaları.
saygısız olmaları.*
eşine/sevgilisine insan gibi davranmak yerine sahibi gibi davranması.
küfür etmeyi marifet saymaları.
saygısız olmaları.*
devamını gör...
üç kelimeyle üniversite hayatı
kalabalık, yurt, otobüs.
devamını gör...
bir oturuşta okunacak kitap önerileri
devamını gör...
evrim teorisi
evrim "teorisi", tırnak içine aldım çünkü yanlış anlaşılıyor.
halk arasında yaygın olarak kullanılanın aksine "teori" sözcüğü bilimde "ispatlanmamış veya asılsız düşünce" anlamına gelmez.
tam tersine, uzun süreli, çok açılı, çok disiplinli gözlemler ve incelemeler sonucunda elde edilen verilerin "neden" ve "nasıl" o şekilde olduğunu açıklayabilen bilgi bütünleri anlamına gelir.
halk arasında yaygın olarak kullanılanın aksine "teori" sözcüğü bilimde "ispatlanmamış veya asılsız düşünce" anlamına gelmez.
tam tersine, uzun süreli, çok açılı, çok disiplinli gözlemler ve incelemeler sonucunda elde edilen verilerin "neden" ve "nasıl" o şekilde olduğunu açıklayabilen bilgi bütünleri anlamına gelir.
devamını gör...
açlık oyunları
distopik bir dünyada geçen, totaliter yönetime başkaldırı konulu kitaptan uyarlama film.
panem adlı bir ülke yoksullukla boğuşan 13 mıntıkadan oluşmaktadır. capitol yönetimi halktan soyutlanmış, diktatör ve varlıklıdır. her yıl yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocukların -bir kız bir erkek olmak üzere her mıntıkadan 2 çocuğun- zorunlu olarak katıldığı bir yarışma yapılır. yarışma sonunda hayatta kalan tek çocuk oyunu kazanacaktır. bu yarışma capitol tarafından tüm mıntıkalara televizyondan izletilir.
filme dair yorumum: gerçek hayatla bağdaştırılabilecek, mesaj alınabilecek yanları var. halkın çaresizliği kabullenmesi, işin yarışa çevrilerek rekabet ortamı yaratıp asıl düşmanın namluyu kendisinden diğer bölgelere çevirttirmesi. bölgeler adeta futbol fanatiğine dönüşüp, esas düşmanı bırakıp birbirlerini yemeleri/tek dertlerinin kendi bölgelerinin kazanması olması gibi. yönetimin televizyonlarda izleterek güç gösterisi yapması, halkın direncini kırması, insanların ölümlerini oyun gibi görmesi de diktatörce yönetilen ülkelerle bağdaştırılabilir. ancak film bunlardan çabuk kopmuş, bir sosyal mesaj-devrim filminden bence aşk filmine dönmüş. konu olarak bazı benzerlikleri olan ölüm yarışı, yaşamak için öldür gibi filmlere bağlamış. gladyatör filmiyle de benzerlikleri var ancak gladyatör bir külte dönüşmüşken yazdığım diğer filmler çerezlik olarak kalmıştır. izleyeni oturup tekrar izlemez, başkalarına tavsiye etmez. bence açlık oyunları da öyle olmuş, evet izlenilebilir ancak özellikle liseliler tarafından gibi bir havası var. v for vendetta olabilecekken alacakaranlık serisine bağlaması bunun en baş sebebi.
panem adlı bir ülke yoksullukla boğuşan 13 mıntıkadan oluşmaktadır. capitol yönetimi halktan soyutlanmış, diktatör ve varlıklıdır. her yıl yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocukların -bir kız bir erkek olmak üzere her mıntıkadan 2 çocuğun- zorunlu olarak katıldığı bir yarışma yapılır. yarışma sonunda hayatta kalan tek çocuk oyunu kazanacaktır. bu yarışma capitol tarafından tüm mıntıkalara televizyondan izletilir.
filme dair yorumum: gerçek hayatla bağdaştırılabilecek, mesaj alınabilecek yanları var. halkın çaresizliği kabullenmesi, işin yarışa çevrilerek rekabet ortamı yaratıp asıl düşmanın namluyu kendisinden diğer bölgelere çevirttirmesi. bölgeler adeta futbol fanatiğine dönüşüp, esas düşmanı bırakıp birbirlerini yemeleri/tek dertlerinin kendi bölgelerinin kazanması olması gibi. yönetimin televizyonlarda izleterek güç gösterisi yapması, halkın direncini kırması, insanların ölümlerini oyun gibi görmesi de diktatörce yönetilen ülkelerle bağdaştırılabilir. ancak film bunlardan çabuk kopmuş, bir sosyal mesaj-devrim filminden bence aşk filmine dönmüş. konu olarak bazı benzerlikleri olan ölüm yarışı, yaşamak için öldür gibi filmlere bağlamış. gladyatör filmiyle de benzerlikleri var ancak gladyatör bir külte dönüşmüşken yazdığım diğer filmler çerezlik olarak kalmıştır. izleyeni oturup tekrar izlemez, başkalarına tavsiye etmez. bence açlık oyunları da öyle olmuş, evet izlenilebilir ancak özellikle liseliler tarafından gibi bir havası var. v for vendetta olabilecekken alacakaranlık serisine bağlaması bunun en baş sebebi.
devamını gör...
nasıl yar diyeyim
devamını gör...
the fly
bu filmi ilk izlediğimde çocuktum. hatırladığım kadarıyla, tiksinti, korku karışımı bir his hasıl olmuştu. visitors etkisi yaratmıştı diyebilirim. bir süre sineklere karşı tavır aldım. aramıza ciddi mesafeler girdi. ısırılıp dönüşüm geçirmek istemiyordum. bu mesafeli ilişkimiz bir süre devam etti. ondan sonra mevzuyu unuttum. tabi sonrasında büyüdük. sağ olsun özel televizyonlar filmi unutmamıza imkân vermediler. iyi ki de öyle yapmışlar. izledikçe farklı noktalar dikkatimi çekmeye başladı. sonra dedim ki david cronenberg büyük adammış yahu. belki bir nevi modern kafka hikâyesi. böcek değil de sinek, samsa değil de, seth...
aslında bu film bir yeniden çekim. 1958 yılındaki ilk versiyonunu, bu filmi izledikten sonra izlemiştim. tabi benim için tam bir hayal kırıklığı olmuştu. bir bilim kurgu filmi olmaktan öte ,o koca kafalı sinek/insan karışımı yaratık tam bir komedi unsuruydu. kaldı ki ben eski filmleri seven bir tosbağayım. bayılırım hatta. bu yüzden 86 yapımının verdiği gazla, 58 yılına yaptığım zaman yolculuğunun, kapsülde kabuğumda ters dönmek suretiyle neticelendiğini üzüntü ile bildirmek isterim. kutsalı övebilmek adına bu kadar berbat bir filmin yapılmış olmasını ise esefle kınıyorum.
biz yine dönelim 86 yapımı olan bu filme. seth abi ışınlanma teknolojisini keşfeder. zaten zeki bir hergele. ama ne yazık ki işler yolunda gitmez. verenica ablaya mevzuyu göstermeye çalışırken densiz, terbiyesi ve hadsiz bir sinek kabine dalıverir. ışınlanma esnasında dna'lar birbirine karışır ve seth abimiz için ızdırap dolu bir süreç başlar. aslında fly, tek mekân çekimi bir film olmasa da, mevzunun çoğunun seth'in yaşadığı evde geçiyor oluşu filmi değerli kılıyor. oyunculuk ön plana çıktığı gibi aynı zamanda bunaltıcı ve gergin bir ortam oluşuyor. biliyorsunuz ki, işler daha berbat bir hale gelecek ama siz yine de gergin bir şekilde mevzunun noktalanmasını bekliyorsunuz.
görsellik ve güzellik algısı... bu algının yerle bir oluşu, o esnada yaşanan ıstırap ve yabancılaşma vesaire tam tadında işlenmiştir diyebilirim. kafka ve dönüşüm nasıl ki, ''gregor samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.'' klişesi ile insanların beyninde yer etmişse, fly bilim kurgu severlerin aklında seth'in şu sözleriyle yer etmiştir; ''ben bir böceğim. bir zamanlar insan olduğunu rüyasında görmüş ve buna bayılmış bir böcek... ama artık rüya sona erdi! ve böcek uyandı!'' ki o sahneyi izlediğinizde ve devamında söylenenleri duyduğunuzda kafka klişesinden çok daha çarpıcı bir söylemle karşı karşıya olduğunuzu göreceksiniz diye düşünüyorum.
bu arada jeff goldblum'a pek çok yapımda denk gelmişimdir. fakat şunu söylemem lazım ki, seth rolünde çıkardığı iş muazzamdı ve bir daha bunun yanına dahi yaklaşamadı. sanırım onun tepe noktası da bu roldü. bilim kurgu severler için kült film statüsünde sayılabilecek bir yapımdır. es geçmemek lazım. beğenmeyecek olsanız dahi izlemenizde fayda var zira her kurguda diğerine yaptığınız yolculuk daha anlamlı bir hal alıyor. en azından benim için böyle.
bu filmi beğenmeyenlere şöyle baktığım doğrudur. *
aslında bu film bir yeniden çekim. 1958 yılındaki ilk versiyonunu, bu filmi izledikten sonra izlemiştim. tabi benim için tam bir hayal kırıklığı olmuştu. bir bilim kurgu filmi olmaktan öte ,o koca kafalı sinek/insan karışımı yaratık tam bir komedi unsuruydu. kaldı ki ben eski filmleri seven bir tosbağayım. bayılırım hatta. bu yüzden 86 yapımının verdiği gazla, 58 yılına yaptığım zaman yolculuğunun, kapsülde kabuğumda ters dönmek suretiyle neticelendiğini üzüntü ile bildirmek isterim. kutsalı övebilmek adına bu kadar berbat bir filmin yapılmış olmasını ise esefle kınıyorum.
biz yine dönelim 86 yapımı olan bu filme. seth abi ışınlanma teknolojisini keşfeder. zaten zeki bir hergele. ama ne yazık ki işler yolunda gitmez. verenica ablaya mevzuyu göstermeye çalışırken densiz, terbiyesi ve hadsiz bir sinek kabine dalıverir. ışınlanma esnasında dna'lar birbirine karışır ve seth abimiz için ızdırap dolu bir süreç başlar. aslında fly, tek mekân çekimi bir film olmasa da, mevzunun çoğunun seth'in yaşadığı evde geçiyor oluşu filmi değerli kılıyor. oyunculuk ön plana çıktığı gibi aynı zamanda bunaltıcı ve gergin bir ortam oluşuyor. biliyorsunuz ki, işler daha berbat bir hale gelecek ama siz yine de gergin bir şekilde mevzunun noktalanmasını bekliyorsunuz.
görsellik ve güzellik algısı... bu algının yerle bir oluşu, o esnada yaşanan ıstırap ve yabancılaşma vesaire tam tadında işlenmiştir diyebilirim. kafka ve dönüşüm nasıl ki, ''gregor samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.'' klişesi ile insanların beyninde yer etmişse, fly bilim kurgu severlerin aklında seth'in şu sözleriyle yer etmiştir; ''ben bir böceğim. bir zamanlar insan olduğunu rüyasında görmüş ve buna bayılmış bir böcek... ama artık rüya sona erdi! ve böcek uyandı!'' ki o sahneyi izlediğinizde ve devamında söylenenleri duyduğunuzda kafka klişesinden çok daha çarpıcı bir söylemle karşı karşıya olduğunuzu göreceksiniz diye düşünüyorum.
bu arada jeff goldblum'a pek çok yapımda denk gelmişimdir. fakat şunu söylemem lazım ki, seth rolünde çıkardığı iş muazzamdı ve bir daha bunun yanına dahi yaklaşamadı. sanırım onun tepe noktası da bu roldü. bilim kurgu severler için kült film statüsünde sayılabilecek bir yapımdır. es geçmemek lazım. beğenmeyecek olsanız dahi izlemenizde fayda var zira her kurguda diğerine yaptığınız yolculuk daha anlamlı bir hal alıyor. en azından benim için böyle.
bu filmi beğenmeyenlere şöyle baktığım doğrudur. *
devamını gör...
rüyada pavlov’un göbeği’ni görmek
daha kötü versiyonu 'o göbeğin kaşıma hali'
günaha girmeye ve uğursuzluğun yakanızı bırakmamasına, toplum içinde fitne ve fesatlığın yayılacağına delalet eder
not: sadece kötü anlamlar seçilmiştir.
günaha girmeye ve uğursuzluğun yakanızı bırakmamasına, toplum içinde fitne ve fesatlığın yayılacağına delalet eder
not: sadece kötü anlamlar seçilmiştir.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
olur öyle arada.
devamını gör...
biz büyüdük ve kirlendi dünya
cocukken her seyin daha kolay, daha saf, daha mutlu, daha temiz oldugunu belirten soz kumesi.
belli bir olgunluga gelmis her kisinin cocukluguna ozlem duymasinin sebebi belki bu; belki de dunyayi kirleten, safligini koruyamayan insanoglu.
bu cumlenin gectigi sahane bir yeni türkü sarkisi vardir; melodisiyle sizi mutlu eder, sozleri de murathan mungan’a aittir.
dinlemek isteyene tik tik
belli bir olgunluga gelmis her kisinin cocukluguna ozlem duymasinin sebebi belki bu; belki de dunyayi kirleten, safligini koruyamayan insanoglu.
bu cumlenin gectigi sahane bir yeni türkü sarkisi vardir; melodisiyle sizi mutlu eder, sozleri de murathan mungan’a aittir.
dinlemek isteyene tik tik
devamını gör...
her şeyin anlamsız olması
jean-paul sartre bulantı kitabında şöyle der: "düşünüyorum da, hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. oysa, var olmaya devam etmemiz için hiçbir, ama hiçbir sebep yok."
her şeyin anlamsız olduğu fikri hayattan bir anlam çıkarmak istememizden doğuyor. oysa belki hayatın anlamı, anlamsız olmasıdır.
her şeyin anlamsız olduğu fikri hayattan bir anlam çıkarmak istememizden doğuyor. oysa belki hayatın anlamı, anlamsız olmasıdır.
devamını gör...
monica geller
friends dizisinde courtney cox tarafından canlandırılan aşırı düzenli, sistemli ve takıntılı karakter.
bana göre friends’teki en güzel kadın. evet jennifer aniston’dan bile.
bana göre friends’teki en güzel kadın. evet jennifer aniston’dan bile.
devamını gör...
