yaranamadım
cankan'ın dilinize dolanan şarkısıdır. bir kere aklınıza geldi mi "yaranamadım yavrum yaranamadım" diye istemsiz söylemeye başlarsınız.
devamını gör...
aşk
can yücel aşkın tarifini şöyle anlatmış;
"onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz..
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan oysa... her filmin kahramanı o...
her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
her gidişte ayaklarınız "geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde yarın sizin gününüz!..
"çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz."
aslında aşk'a dair her şeyi bu güzel tarifle anlatmış olsa da aşk herkeste farklı yaşanan yegane duygudur. özlemin anlam bulduğu, huzur kokan, sevgiyle büyüyen ve sarmaşık gibi yüreğinizi sarıp sarmalayan duygudur aşk.
"aşk(ışk) kelimesinin sözlük anlamı ‘sarmaşık' demektir. bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. nice fidanlar, selviler, çınarlar, bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp gõrünmez şeyler, yok eder. sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi ,sonunu hazırlamasıdır. nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder." sözleriyle açıklamış iskender pala.
benim için de aşk bir bağdır. nasıl olduğu görülmeyen ilmek ilmek özlem, huzur ve sevgi dolu bir bağ.
-ne kadar seviyorsun dersen "nar" kadar derim. dışımda bir ben görünürüm, içimden binlerce sen dökülür!-
"onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz..
ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa, ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan oysa... her filmin kahramanı o...
her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
her gidişte ayaklarınız "geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde yarın sizin gününüz!..
"çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz."
aslında aşk'a dair her şeyi bu güzel tarifle anlatmış olsa da aşk herkeste farklı yaşanan yegane duygudur. özlemin anlam bulduğu, huzur kokan, sevgiyle büyüyen ve sarmaşık gibi yüreğinizi sarıp sarmalayan duygudur aşk.
"aşk(ışk) kelimesinin sözlük anlamı ‘sarmaşık' demektir. bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. nice fidanlar, selviler, çınarlar, bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa, aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp gõrünmez şeyler, yok eder. sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi ,sonunu hazırlamasıdır. nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder." sözleriyle açıklamış iskender pala.
benim için de aşk bir bağdır. nasıl olduğu görülmeyen ilmek ilmek özlem, huzur ve sevgi dolu bir bağ.
-ne kadar seviyorsun dersen "nar" kadar derim. dışımda bir ben görünürüm, içimden binlerce sen dökülür!-
devamını gör...
3 gsm operatörünün mesajlaşma uygulaması için aldığı ortak karar
yeter yıllardır bizi sömürme leri , asla dürüst değiller , hep ne koparır'sak kâr peşinde ler.
ülkenin vatandaşını koruyan olmayınca , sömüren çok olur.
inşallah bu faturalar için bir standart gelirde insanlar rahat eder.
ülkenin vatandaşını koruyan olmayınca , sömüren çok olur.
inşallah bu faturalar için bir standart gelirde insanlar rahat eder.
devamını gör...
insan
kendi varlığına çok fazla anlam ve amaç yükleyen sıradan varlık. saçmalama işte, bir anlamı olsa 6 milyar tane olmazdı.
devamını gör...
köy enstitüleri
fakir baykurt'tur, talip apaydın'dır
devamını gör...
normal sözlük yazar kalitesi
bence '' yazar '' kalitesi gayet iyi. diğerleri zaten yaşları gereği 1 ay kendilerince eğlenip sonrasında yok oluyorlar. fazla takılmamak lazım.
devamını gör...
iki gözümün çiçeği
şarkıdan ziyade manalı bir şiir izlenimi veren manuş baba eseridir.
iki gözümün çiçeği
gözünü seveyim, iyi bak kendine
hasretle
selam ederim
iki gözümün çiçeği
gözünü seveyim, iyi bak kendine
hasretle
selam ederim
devamını gör...
kitap alıntıları
"kişi iyi şeylerle uğraştıktan sonra kötü biri olmaktan utanır. cesaret eğiticidir, bir bebek bile henüz öğrenmediği şeyleri duymaya ve söylemeye çalışır. bir kimse iyi şeyler öğrenirse, yaşlandıkça bunları korumayı sever. bu yüzden çocukları iyi eğitin."
"yaşamın rengi kısadır. bunu da kederlerle değil, olabildiğince mutlu sürmek gerekir."
yakarıcılar - euripides
"yaşamın rengi kısadır. bunu da kederlerle değil, olabildiğince mutlu sürmek gerekir."
yakarıcılar - euripides
devamını gör...
bir gün öleceğini bile bile yaşamak
ölüm olmasa yaşam, siyah olmasa beyaz, keder olmasa sevinç olmazdı.
devamını gör...
türk halkının cahil kalma nedeni
cahil kalmayı istemeleridir.
devamını gör...
kızların espri yapmayı becerememesi
çok güzel espriler yapıyoruz ama kimseye sövmeden ve zarar vermeden.
devamını gör...
nasılsın sorusuna verilecek cevaplar
laf olsun diye sorduysan iyi
gerçekten sorduysan kötü.
iç güveysinden hallice.
gerçekten sorduysan kötü.
iç güveysinden hallice.
devamını gör...
oğuz atay
tutunamayanlar'ı bize kazandıran yazar.
selim ışık'ın da dediği gibi;
“yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.”
selim ışık'ın da dediği gibi;
“yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.”
devamını gör...
geceye bir uykusuzluk sebebi bırak
kendi kendine düşünürken konunun konuyu açması.
devamını gör...
teknoloji ve tasarım dersi
hiçbir zaman (bkz: milli güvenlik dersi) olamamıştır. albay ile ders yapmak gibi acayip bir durum görmüştük.
devamını gör...
mağara bir buçuk aydır kapandığım odamdır
format=üstünden geçtiğin şey.
devamını gör...
10 yaşındaki çocuğa tecavüz etmeye çalışırken yakalanan kişi
yargı ceza veremiyor mu? peki öyleyse bu namussuzları tüm haber kanalları ifşa edecek. halk üzerine düşeni yapacak. hiç bir mahallede sokakta rahat gezemeyecekler. toplum ismini cismini bilsin yeter.
devamını gör...
muhafazakar ailenin farklı düşünen çocuğu olmak
din kültürü öğretmeni anne ve babanın çocuğuyum.
bakın psikolojik baskıyı falan bir kenara bırakırsak o kadar büyük bir toplumsal baskı altında büyüdüm ki inanın kafayı yemediğime şükrediyorum. küfür edersin senin annen baban din kültürü öğretmeni değil mi ayıp. sakız çiğnersin adab-ı muaşeret öğretmedi mi sana annen baban ayıp. sevgilin olur anan baban ilahiyatçı değil mi senin bilmiyor musun evlenmeden eline kız eli bile değmeyeceğini ayıp. içki içersin haram haram boğazında kalır.
sizin kendi benliğiniz ve hayatınızı yönlendirebilme yetiniz olduğunun farkında değildir insanlar. sürekli belirli kalıplar altında yaşamınızı idame ettirmenizi beklerler. bir birey olarak sekülerleşen çılgın hafız değilsinizdir, din kültürü öğretmeni x ve din kültürü öğretmeni y'nin oğlusunuzdur. bütün seçimleriniz bu yapılanmanın üstüne kurulmalıdır-sanki-.
karakteriniz şekillenirken sırf bu düşünce yapısından kurtulmak için farklı görüşlere eğiliminiz artar, sorgulamaya kendinizi başka bir insan olarak lanse ettirmeye çalışırsınız fakat bu arada aynı aile yapısında hayatınızı sürdürmenizde gerekir. yani sürekli bir ikilem içinde olursunuz. ne içinde ne dışındasınızdır yaşadığınız hayatın. bu yüzden hep bir kapı eşiğinde gibi yarım yamalaksınızdır. bazıları çok cesur olur resti çeker istediği hayatı yaşamak için bazıları şanslı olur ailesi bir birey olarak olduğu şekilde kabullenir. benim asıl üzüldüğüm annesini babasını toprağa koyana kadar yarım yamalak yaşayanlardır.
velhasıl kelam aynı ceza hukukundaki gibi suç ve cezanın şahsiliği ilkesinin insan yaşamında da uygulanması gerekir.
leküm diniküm veliyedin. senin dinin sanadır annecim/babacım, benim dinim banadır. her koyun kendi bacağından asılır.
bakın psikolojik baskıyı falan bir kenara bırakırsak o kadar büyük bir toplumsal baskı altında büyüdüm ki inanın kafayı yemediğime şükrediyorum. küfür edersin senin annen baban din kültürü öğretmeni değil mi ayıp. sakız çiğnersin adab-ı muaşeret öğretmedi mi sana annen baban ayıp. sevgilin olur anan baban ilahiyatçı değil mi senin bilmiyor musun evlenmeden eline kız eli bile değmeyeceğini ayıp. içki içersin haram haram boğazında kalır.
sizin kendi benliğiniz ve hayatınızı yönlendirebilme yetiniz olduğunun farkında değildir insanlar. sürekli belirli kalıplar altında yaşamınızı idame ettirmenizi beklerler. bir birey olarak sekülerleşen çılgın hafız değilsinizdir, din kültürü öğretmeni x ve din kültürü öğretmeni y'nin oğlusunuzdur. bütün seçimleriniz bu yapılanmanın üstüne kurulmalıdır-sanki-.
karakteriniz şekillenirken sırf bu düşünce yapısından kurtulmak için farklı görüşlere eğiliminiz artar, sorgulamaya kendinizi başka bir insan olarak lanse ettirmeye çalışırsınız fakat bu arada aynı aile yapısında hayatınızı sürdürmenizde gerekir. yani sürekli bir ikilem içinde olursunuz. ne içinde ne dışındasınızdır yaşadığınız hayatın. bu yüzden hep bir kapı eşiğinde gibi yarım yamalaksınızdır. bazıları çok cesur olur resti çeker istediği hayatı yaşamak için bazıları şanslı olur ailesi bir birey olarak olduğu şekilde kabullenir. benim asıl üzüldüğüm annesini babasını toprağa koyana kadar yarım yamalak yaşayanlardır.
velhasıl kelam aynı ceza hukukundaki gibi suç ve cezanın şahsiliği ilkesinin insan yaşamında da uygulanması gerekir.
leküm diniküm veliyedin. senin dinin sanadır annecim/babacım, benim dinim banadır. her koyun kendi bacağından asılır.
devamını gör...
sentenced
dinlemekten her daim çok büyük zevk aldığım, finlandiya'nın soğuk ve karamsar havasını yaptıkları müziğe çok iyi yedirip bunalımın dibine vuran grubum.
1989'da bir kaç demoyla başlayıp, 2005'te the funeral album ile biten müzik kariyerleri, işe death metal yaparak başlayan ilk kadronun neredeyse tamamen değişmesi ve miika tenkula'nın da etkisiyle daha melodik ve melankolik bir yapıda şekillendi. sert, karanlık ve her şeyden önce - kimilerinin basitlik olarak algıladığı - temiz ve net bir sounda sahiptiler.
1989'da bir kaç demoyla başlayıp, 2005'te the funeral album ile biten müzik kariyerleri, işe death metal yaparak başlayan ilk kadronun neredeyse tamamen değişmesi ve miika tenkula'nın da etkisiyle daha melodik ve melankolik bir yapıda şekillendi. sert, karanlık ve her şeyden önce - kimilerinin basitlik olarak algıladığı - temiz ve net bir sounda sahiptiler.
devamını gör...
