pandemi biraz daha devam ederse ben olacağım galiba.*
devamını gör...

depreme yakalananların hayatta kalmalarını sağlayan yatış pozisyonu.
devamını gör...

bir nâzım hikmet şiiri*

yıl 1938. türk yazınının büyük ustalarından nâzım hikmet “orduyu isyana teşvik” suçuyla tutuklanmış ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. istanbul, ankara ve çankırı tutukevlerinde geçirilen yaklaşık 2 yılın ardından hayatının tam 10 yılını geçireceği bursa tutukevine nakledilir. bursa yılları, adına şiir denen şu incelikli sanatın en yüksek sanat düzeyine erişeceği yıllar olacaktır.

bursa tutukevinde sıradan bir gün, yıl 1948. nâzım'a bir ziyaretçi gelmiştir: yazar peride celal, fakat yalnız değildir, yanında nâzım'ın dayısının kızı münevver de vardır. münevver, nâzım'dan 15 yaş küçük, kumral saçlı, yeşil gözlü, her daim neşeli ve umut dolu bir kızdır. bir iki üç derken münevver devamlı gelir gider olmuştur cezaevine, nâzım'ın tutunacak dalı olmuştur adeta. ve nihayet aralarında bir aşk filizlenir, filizlenir filizlenmesine de bu aşkın önünde engeller vardır. nâzım'ın 13 yıllık bir evliliği vardır piraye'yle, tek engel de bu değildir üstelik, dayısının kızı münevver de evlidir ve iki tane de çocuğun annesidir.

yıl 1948. nâzım, bursa tutukevinde o şiiri kaleme alır
münevver'i için:

***
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
acıkmışındır;
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.

hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin...
***

nâzım'ın ayağını bastığı kırk yıllık beton çayır çimen olmuştur münevver sayesinde.

devamında ne mi olur?

tarih 15 temmuz 1950. nâzım, yaptığı açlık grevlerinin bedenini çok zayıf düşürmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. avukatı gelir yanına bir gün "artık özgürsün" der, "af yasası yürürlüğe girdi".
tutukevinden tahliye edilen nâzım, tedavisi biter bitmez aşkı münevver ile buluşur. eşinden ayrılmıştır münevver, nâzım da bırakır cezaevinde her gece 9'dan sonra şiirler yazdığı piraye'sini. münevver ile birlikte yaşamaya başlarlar, aralarında nikah yoktur.

tarih 26 mart 1951. münevver ile nâzım'ın aşkından bir çocuk olur: memed*

nâzım cevaevinden çıkmıştır çıkmasına da polisler bir türlü bırakmazlar peşini, her yerde takip ederler, kitaplarının basımına ve tiyatro oyunlarının oynanmasına mâni olurlar. bu da yetmezmiş gibi askerlik şubesine çağırırlar nâzım'ı, askerlik yapmamış olduğunu ve hemen sevk edilmesi gerektiğini söylerler. nâzım, bahriye mektebini bitirdiğini güverte subaylığı yaptığını ve hastalığı dolayısıyla da çürüğe çıkarıldığını ifade eden bir dilekçe yazar askerlik şubesine.
aradan birkaç ay geçer, tekrar askerlik şubesine çağırılır nâzım, zara'ya* gitmek için acilen hazırlanması gerektiğini söylerler. nâzım sağlık kuruluna çıkmak istediğini söyler ve neticede haydarpaşa hastanesi'ne gönderilir. burada onu muayene eden doktorlardan biri bu halin normal olmadığını, bu işin sonunun iyi bitmeyeceğini hissettiğini fısıldar nâzım'ın kulağına.

tarih 17 haziran 1951. sabahın erken saatinde, askerlik işini düzeltmek amacıyla ankara'ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan şair, bir daha dönmez. nâzım hikmet'in 20 haziran 1951'de romanya'ya vardığını bükreş radyosu'ndan öğrenir hükümet yetkilileri ve elbette memed'inin annesi münevver.
sonradan yazılanlara göre, bir akrabasının kullandığı sürat motoruyla istanbul boğazı'ndan karadeniz'e açılmış, bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir rumen şilebiyle* romanya'ya gitmiştir nâzım. oradan da moskova'ya geçmiştir.

nâzım hikmet, 25 temmuz 1951'de, bakanlar kurulu kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır.
münevver hanım ile oğlu memed ise polis tarafından yakından izlenmeye devam edilir. yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmez.

münevver'in varlığı nâzım'ın başka kadınlarla birlikte olmasına engel olmadı. yurt dışında birçok sevgilisi oldu.

yıllar sonra stocholm barış konferansı'nda italyan bir delege olan joyce salvadori lussu, hayranı olduğu nâzım ile tanışma fırsatı buldu. zaman içinde de nâzım'la arkadaşlıkları ilerledi. nâzım, bu italyan delege aracılığıyla istanbul'da kalan eşi ve oğlu için para bile gönderiyordu. joyce salvadori, hayranı olduğu bu şairin tüm şiirlerini münevver için yazdığını düşünüyordu, ne vera'dan ne de piraye'den haberdardı. ve bir istanbul ziyaretinde münevver ile buluştu, o gün kafasına koydu, nâzım'la aşkı münevver'i buluşturacaktı. yasal yollardan bunu yapamayacağını anlayınca da zengin, italyan bir iş adamı sayesinde münevver ile oğlu memed'i deniz yoluyla önce yunanistan'a oradan da polonya'ya kaçırdı. bu sırada nâzım, dünya barış konseyi adına fidel castro'ya barış ödülü vermek üzere küba'daydı. döndüğünde polonya'nın başkenti varşova'da münevver ve oğlu memed ile buluştu, fakat bu buluşma pek sıcak geçmedi. zira münevver, nâzım'ın moskova'da başka bir kadınla* birlikte olduğunu biliyordu. aynı şekilde nâzım da münevver'in kendisini başka bir adamla aldattığını biliyordu.
şair oracıkta bir karar verdi ve oğlu ile münevver'i polonya'da dostlarına emanet edip moskova'ya, vera'sına döndü. böylece nâzım-münevver aşkı tamamen son buldu.

kişisel tavsiye: nâzım'ın münevver'den sonraki hikayesini (galina ve vera) okumak için iki sevda başlığındaki şu giriye göz atabilirsiniz: #439740
devamını gör...

matematikte birbiriyle ilişkili olan ve biri arttığında öteki de artan iki büyüklük arasındaki bağdır.
devamını gör...

tadını nedense hiç beğenmediğim, aşırı şekerli gelen içecektir.
devamını gör...

sırf bu dünyayı düşünmeyen öteki alemi düşünen, sırf puan düşünmeyen sevap isteyen yazarlara hitap eden mistik, nurlu puanlar olabilir.
tabi aksi de olabilir.
niyet ettim, şu yazara güzel bir nick altı yazmaya diye başlamakda faide var.
devamını gör...

olması gerekendir aksi düşünülmesi anormaldir. bizim ülkede çöpü yere atmak normalmiş gibi bakıyorlar neymiş belediye görevlileri işsiz kalacakmış.
devamını gör...

hastalarının hayatlarını konu alan kitaplar yazdığı ve dizilere ilham verdiği için birçok kişi tarafından eleştirilsede bu konuda kendisini taktir ettiğim psikiyatr, yazar ve sunucu.

insanlar bu kitaplar ve diziler sayesinde kendi yanlışlarını farkediyor ve belki de destek almaları gerektiğini kabulleniyor. bir kişinin bile hayatını değiştirebilse veya yaptığı yanlışı farketmesini sağlasa o bile bir hayatın kurtulması demektir.

yalnız kitapları ile ilham verdiği diziler arasında uçurumlar var bunuda söylemeden geçemeyeceğim. diziler gerçek yaşanmış hikayelerden çok esinlenilmiş hikayeler niteliğinde.
devamını gör...

sebepsizce imza denemeleri yapıyorum
devamını gör...

ingilizcesi bandwagon effect olan en yalın hali ile sırf insanların çoğu doğru olduğunu düşünüyor diye bir şeyin doğru olduğuna inanmak demektir. temelde “herkes böyle davranıyorsa bende böyle davranmalıyım” şeklindedir. başarılı ve popüler insanların alışkanlıklarını, davranışlarını, inançlarını izlemek insanın doğasında vardır. çünkü bunu yapmışta başarılı olmuş şeklinde düşünmenizi sağlar. başarılı bir insanın popülerliği ve güvenilirliğinden etkilenmiş bir insan, aynı hipnotze olmuş gibi muhakeme yeteneğini kaybeder. politikada sürü psikolojisi ise bir siyasi hareketi sadece popülerliğinden dolayı takip eden seçmenlerde görülmektedir. bu gibi sebeplerle seçmenler kazanması muhtemel görülen adayları desteklerler. (bir yerlerden size tanıdık geliyor mu, epey yakınınızdaki bir yer)

ingilizce adı ise bandwagon yani üzerinde bando olan bir at arabasından gelir. ilk kez amerikalı palyaço dan rice tarafından 1845 yılında kullanılır. o yılın başkanlık kampanyası boyunca rice, “herkesin olduğu yere gelin” gibi bir manaya gelecek şekilde “sürüye katılın” "to jump on the bandwagon" ifadesini kullanır. böylece başkan zachary taylor’ın zaferi elde etmesini sağlar.

ayrıca (bkz: asch deneyi)
devamını gör...

özellikle su israfının ayyuka çıktığı dönemde kullanılması gereken bir yöntemdir. geri kalmışlıkla alakası yoktur. duşta kalma sürenizi de kısaltarak zaman kazandırır. ayrıca "su kesildi", "su soğudu" gibi ani problemlere iyi bir çözümdür. köpüklü kalmamak için yanınızda bulundurun.
devamını gör...

ne uzun boya aşığım ne de perde asmaya adam aradım. sadece çok güzel seviyor aramızdaki 40 santimetreye rağmen. bazı şeylere çok dar bakıyorsunuz ey sözlük ahalisi.
devamını gör...

kendilerini ifade etmekten aciz, vasıfsız, insan olamamışların eğlencesidir.

çamur at izi kalsın mantığını çamur gibi hayatlarında başkalarına karşılık kullanmaktan acizce zevk alırlar.

özellikle yobaz kesimin bir numaralı silahıdır.
devamını gör...

karakterler mi sevilir yoksa karakterin sizden bir parça taşıması mı?

oblomow= yatak+düşünce+(tembellik)

oblomow; kitaba, köye, burjuva topluluğuna ve baş karakterimize ismini verir. bir köyde büyük bir aile oblomow ailesi. her şeyi ile kendilerine bağlı olan bu ailede oblomow, 30'lu yaşlara kadar herhangi bir işte çalışmayan, kimsenin bir şey beklemediği bir karakter. annesi, dadısı, kâhyası, arkadaşları... kimsenin ondan beklentisi yok. herkes ona hizmet için var. böyle bir hayata doğuştan sahip birine tembel diyemeyiz. çünkü oblomow bir işi yapmayı hiç istemedi beklentileri karşılamayı da. buna rağmen müthiş bir gözlem yapma işine girişti. en zor işi yapıyordu; bütün gün yatarak hayatsal faliyetler dışında sadece düşünüyordu.

ne kitap ama...

yazarların beyni korkutucu geliyor. tüm bu karakterlerin bir beyinden ve bu kadar gerçekçi yansıtılması ürkütücü. kitap gözü açık gördüğümüz rüyalardır. oblomow rüya ya da gerçek, siz olan bir kitap.

üstelik kitap basılmadan önce "oblomow'un rüyası" adlı bir makale ile anlatılır. daha sonra yazar bu romanı bir ayda yazar. kendisi bu süreci şöyle anlatr; uzun zamandır kafamda tasarladığım karakteri hayata geçirmek kitaba yansıtmak zor olacak bir durum değildi.
devamını gör...

amatörce yazılarımdan da anlaşılacağı üzere evet burada başladım stajıma. "olimpos'ta sözlük vardı da biz mi yazmadık".
iyi ki de burada başlamışım yazmaya. çok nadide kişilerle tanıştım. bakın bu söyleyeceklerim athena yengenizin kulağına gitmesin vallahi beni savaş arabasına pegasus niyetine bağlar koşturur. neyse başladım bitireyim
-tanıştığım en nazik,en nahif insan burada
-tanıştığım kalemi en güçlü insan burada
-bana yeniden yazma ve konuşma isteği aşılayan 4.cemre diyebileceğim insan da burada.

anlayacağınız sözlük 15-20 günde çok güzel şeyler getirdi bana diyebilirim.inşallah hepinize getirir. iyi ki burada başlamışım yazma serüvenime. athena yengeniz geliyor şşt tamam dağılın duymadınız bir şey.
devamını gör...

toplumda en yaygın görülen, gerilla tipi baş ağrısıdır. yaşam kalitesini en olumsuz etkileyen ağrılardandır. migren yalnızca bir baş ağrısı değil, hastalıktır. ışık, ses, koku duyarlılığı, stres, hava değişikliği, ülkemizde lodos rüzgarı, avrupa ülkelerinde de fön rüzgarı dediğimiz mevsimsel değişiklikler bu ağrıyı tetikleyebilir.
migreni olanlar genelde pratik, duyarlı kişiliğe sahip ve mükemmeliyetçi hastalardır. annede varsa eğer o migrenin çocuğa geçme olasılığı yüzde 70 oranındadır. kadınlarda 3 kat daha fazla görülür. baş ağrısı ile birlikte, mide bulantısı, ışık ve kokuya duyarlılık, görme bozuklukları, ağrı şiddetine göre el ve ayak uyuşmaları da yaşanır. atak süresi boyunca hasta çaresiz kendini karanlık bir odaya kapatarak ağrının kendisini terk edip gitmesini bekler. gündelik yaşamı olumsuz etkileyen, kapıdan sızan ufak bir ışık zerresi dahi ağrının tetiklenmesinde etkili olabiliyor. bu sebeple hasta, acil servisin kapısına dayanabiliyor.
bazı hastalarda mayalı gıdalar, tatlandırıcılı yiyecekler, turşu, peynir, çikolata, sirke de tetikleyici olabiliyor.
migren ataklarına karşı ağrı kesici etkili olmayabiliyor. tek çare odayı havalandırıp içeriye oksijen girmesini sağlamak, derin nefes egzersizleri ve alın masajı. mutlaka su içilmeli, çünkü bu ağrılar bir anlamda da susuz kalan beynin bir çığlığıdır.
devamını gör...

derin ve güzel uykuya hasret kalmaya neden olur. aşılması çok zor. gözlerin etrafı bile acımaya başlar ama asla erken saatlerde uyunmaz.
devamını gör...

okuma alışkanlığı olmayan kimseler için zweig kitapları biçilmiş kaftandır. hem kısadır hem de hikayeleri sürükleyici olduğu için insana okumayı sevdirir. bunun dışında okumayı seven insanlar için de zweig kitapları biçilmiş kaftandır çünkü okuyucuya güçlü duygular hissettirir. kitapkurdu kesilmekle alakası yok. zweig iyi bir yazar ve insanlar severek okuyabilir. zweigin bu kadar sevilerek okunması size niye dert oldu ben onu anlamadım.
devamını gör...

"fizik kanunlarına göre sırtını dayadığın herhangi bir şey birden bire giderse, o yöne doğru devrilirsin. bunun güçsüzlükle alakası yok." demiştir kızı anna'ya yazdığı mektupta.
devamını gör...

emri vereyim mi kardeşş
(bkz: ezel)
(bkz: tuncel kurtiz)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim