ben aşığım.
o seviyor.
farkımız ne biliyor musun?

- benim ona koşasım geliyor / o bana usul, sakin adımlarla yaklaşıyor.

- ben kendi zamanlarımı onunkine uygun olacak şekilde yönetirken / o benim zamanımdan çaldığı için suçlu hissediyor.

- bencilim. ayrılırsak kor ateşlerde yanarım, gitmesin diye gururumu çiğneyip bir takım sözlü savaşlar verdim / canımız acıyacak ama bekle diyemem, sana haksızlık olur diyecek kadar mantığını dinleyebiliyor.

- ben her konuya çözüm odaklı yaklaştım. yolunda gitmeyen şeylerin yanısıra hayatımızda güzel olan bir duygu kalsın istedim. / o kasırgalarımda boğulmanı istemiyorum, seni kendimden sakınacak kadar çok… evet o kelimeyi söylemedi. sözümün eri biri olarak ilişkide bana düşen sorumluluğu yerine getirebileceğim vakit, gönül rahatlığıyla seviyorum diyeceğim dedi ve ayrıldık.

- - - - - -

senin işin gücün, zamanların, hayatın yoluna girer de, beni böyle yıkıp gidebildin ya, hemde kibar bir uslüpla, severken ayrılabildin ya benden, şimdi ben bu acıyı yaşayıp, atlattığımda, sen ilmek ilmek işleyeceğim duvarlarımdan içeri atlayabilecek misin bakalım? çok kırgınım. en az senin kaderinden nefret ettiğin kadar.

hoşça kal, örtmen.
devamını gör...

geçen ay ulaştığım, bir whatsapp grubu kurduğumuz üniversite arkadaşlarımdan birinin kitabımı alıp resmini gurupta paylaşması.
diğerlerinin hoş mesajları...
dört yıllık muhabbetin, 22 sene sonra da devam etmesi.
hem vefa hem kıymet.
kitap bir yana yaşanmışlıkların iyi ki yaşanmış olması hissi tarif edilemez.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
daha büyük bir kitaplık lazım. ve daha büyük bir oda.
ve bolca çikolata.
devamını gör...

herkese selamlar, kucak dolusu sevgiler.

sevgili robotik kodlama lavabosu ile birlikte, sizlere bu akşam patti smith'in ilk albümü horses'a gidiş süreci ve bu güzel albümün kapak fotoğrafını çekmiş, patti'nin o dönemlerde en büyük destekçilerinden biri olan ruh arkadaşı robert mapplethorpe'tan bahsedeceğiz. tabi bunu yaparken de aralarda sizlere horses albümünden şarkılar çalacağız...

saat 22:00'da uygun olursanız ve bizi dinlerseniz minicik çocuklar gibi mutlu olacağız! sağlıcakla kalın!

hah unutmadan! biz konuşurken, çok hoş bir jarmusch filminin soundtracki de bizlere eşlik edecek... ipucu: tütünün var mı?
devamını gör...

marxist olduğunu kabul etmeyen bir marxist... sanırım özellikle bilimsel marxisme olan alerjisi yüzünden bunu yapıyo. ancak devrimci politikalara olan bağlılığı onu elevermekte.*

konu aydınlanma filozoflarına gelince burun kıvırır. ontoloji-tarih anlayışıyla ''heidegger'e karşıt'' bi felsefe anlayışı vardır. ayrıca hakikat-politika uyumsuzluğunu da merkeze alır. aslında antik yunan yorumları, heidegger yorumlarının tam bir anti-tezidir. ana fark burdan kaynaklanmakta kanımca. mesela badiou platoncu varlık anlayışına taban tabana zıttır. hakikat'in varlıkla ya da modern tabirle ontolojiyle bi ilgisi yoktur ona göre. özne/olay etkileşimidir hakikat dediğin. aynı şekilde felsefeyi de evrensel, genelgeçer bilginin kaynağı bir disiplin olarak görmez. genelgeçer bilgi dışarıdadır ve felsefe bu 'olay' kavramındaki pratiğe uyduğu kadar bu bilgiye yol olabilir. postmodern eleştirisi çok başarılıdır. kardeşim bize abuk subuk seküler bi din pazarlaması yapıyosunuz, almışsınız dini terminolojiyi, orjinal bi şey anlatıyomuş gibi kandırıyosunuz milleti der kısaca. gödel, cantor, cohen genelinde matematik felsefesi değerlendirmeleri de okunmaya değer. zermelo-frankel set kuramı, ontolojisinin dayanağı abimizin. gödel'i bile kendi kılıfına uydurmuştur. çalışmadığı konu yoktur kendisinin. bi bakmışsın hölderlin'in şiirlerindeki lacan'cı imgelemi inceliyo, bi bakmışsın brecht'in epik tiyatrosu'nda sınıf eleştirisine değiniyo. ayrı ayrı her şeyden katıp katışdırdığı için çok zevkli, okunulası bi adam değil. çünkü kolay konumlandırılamıyo. ancak illa bi konumlandırma yapılacaksa, analitikçi argümanlarla kıtacılık yapan bi adamdır. sıkı sıkıya bilime bağlıdır ve postmodernlere bu konuda çok saldırır. kısaca nev-i şahsına münhasır bir neo-marxist kıtacıdır.
devamını gör...

bir kişiye tamamen ve koşulsuz olarak güvendiğinizde, sonuç iki şeyden biridir: ya ömür boyu bir insan ya da ömür boyu bir ders.
devamını gör...

falda çıkan şekilleri google'da aratmak.
devamını gör...

terapi niyetine resim yapanların doldurduğu başlık. insanı rahatlatıyor gerçekten.

her sözlüğe koydum bunu, buraya da koyayım *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

edit: kırık link düzeltildi.
devamını gör...

aslı kral arthur efsanelerine ve chrétien de troyes'un perceval'ına dayanan 1991 yapımı terry gilliam filmi. filmden bahsetmeden önce filmin iskeletini oluşturan efsaneye biraz göz atmakta fayda var. pek çok varyasyonu bulunan efsanenin en bilineni film ile pek bağdaşmaz. troyes'un fisher king anlatısı perceval'ın gölde balık tutan yaşlı ve hasta kral ile tanışması ve kralın onu kalesine davet etmesi ile başlar. geceyi geçirmek için kaleye giden perceval yapılan küçük şölende oldukça sıradışı bir ritüelin ortasında bulur kendisini ve ne kadar merak ederse etsin bu konu hakkında kimseye bir şey sormaya cesaret edemez. sabah uyandığında kalenin boş olduğunu gören perceval kaleden ayrılır ve daha sonra aslında ritüel hakkında doğru soruları sormuş olsaydı kaledeki kralın kurtulabileceğini öğrenir. kimi anlatılarda perceval sorması gereken soruyu sorar ve kralı kurtarır kimi hikayelerde ise perceval ne yazık ki soruyu krala sormayı akıl edemez. filmde ise efsanenin başka bir versiyonunu dinleriz; henüz oldukça küçük bir yaşta olan kral cesaretini kanıtlamak için ormana gider ve burada ona koruması için kutsal kase sunulur fakat küçük çocuk ona sunulan bu gücün karşısında kutsal kaseyi korumak değil kullanmak niyetiyle elini ona uzatır fakat eli yanar. zamanla bu yara vücuduna yayılır. tamamen acı içinde, sevmeden sevilmeden hasta bir biçimde hayatını geçirir ve neredeyse ölmek üzeredir. bir gün kaleye gelen bir soytarı bu hasta ve yaşlı adam ile karşılaşır ve onun kral olduğunu anlayamaz. susadığını söyleyen krala oradaki sıradan bir kase ile suyu uzatır ve kral suyu içince iyileşir. daha detaylı bir anlatım için filmdeki anlatıyı da eklerim. t.s. eliot'ın the waste land'inde de kendine dönemin buhranını simgelemek için yer bulan oldukça geniş çaplı bir anlatıdır balıkçı kral ve aslında bir bakıma gilliam da modern bir uyarlama yaratır filminde.

"begins with the king as a boy having to sleep alone in the forrest to prove his courage so he can become king. while he's spending the night alone he's visited by a sacred vision. out of the fire appears the holy grail, symbol of god's divine grace. a voice said to him, 'you shall be the keeper of the grail so that it may heal the hearts of men.' but the boy was blinded by greater visions of a life filled with power and glory and beauty. and in this state of radical amazement, he felt for a brief moment, not like a boy. but invincible. like god. so he reached in the fire to take the grail and the grail vanished leaving him with his hand in the fire to be terribly wounded. now, as this boy grew older his wound grew deeper. until one day life for him lost its reason. he had no faith in any men, not even himself. he couldn't love or feel loved. he was sick with experience. he began to die. one day, a fool wandered into the castle and found the king alone. and being a fool, he was simple-minded. he didn't see a king. he only saw a man alone and in pain. and he asked the king, 'what ails you, friend?' and the king replied: ' i'm thirsty and i need some water to cool my throat.' so the fool took a cup from beside his bed, filled it with water and handed it to the king. and as the king began to drink he realized his wound was healed. he looked and there was the holy grail that which he sought all of his life. he turned to the fool and said: 'how could you find that which my brightest and bravest could not?' the fool replied: 'i don't know. i only know that you were thirsty."



klişeler ile dolu bir finale sahip olsa bile ve zaman zaman verilmek istenen mesaj sığ kalsa da gerek oyunculuk performansları gerek ise atmosferi ile vasatın üstünde bir film. işin güzel kısmı nereden bakarsak bakalım soytarı ve balıkçı kral sembolizmi her iki ana karaktere de uyuyor yani parry ve jack hem soytarı hem balıkçı kral olarak değerlendirilebiliyorlar. parry hikayeyi anlattığında kendisi fisher king olarak görünüyor ve hatta zaten hastanedeki kutsal kase göndermesinde film de açıkça fisher king olarak parry'i sunuyor bize ama hikayenin gidişatına ve parry'nin jack üzerindeki etkisine baktığımız zaman bir noktada bunun çift taraflı bir gösteri olduğunu söylemek işten bile değil. iyileşmesi gereken balıkçı kral aynı zamanda jack'in kendisi de. robin williams'ın şahane oyunculuğu ve michael jeter'ın dans sahnesi için bile izlenilesi güzel bir film. yine de çocuk yaşta çıplak bir robin williams ile karşılaşmak benim için travmatikti. * ayrıca mercedes ruehl'in filmdeki görünümü de son derece ikonik ve güzeldir.


jack: where would king arthur be without guinevere?
parry: happily married, probably.

“ı told you about these people, they only mate with their own kind, it's called yuppie inbreeding. that's why so many of them are retarded and wear the same clothes. they're not human, they don't feel love, they only negotiate love moments. they're evil, they're repulsed by imperfection, horrified by the banal, everything that america stands for, everything that you and ı fight for! they must be stopped before it's too late! ıt's us or them.”

“- anne: didn't you say that what you liked about our relationship is that we didn't have to think? we could just be there for each other.
- jack: suicidal paranoiacs'll say anything to get laid.”
devamını gör...

nereye takılıp kaldın ortak? sana hemencecik dön dememiş miydim? emrin olur ortaam falan dedin inandım bende*, ayıp oluyor ama kandırılmış hissediyorum. * dönmenin zamanı çoktan geldi bence.
devamını gör...

vaktiyle bir atsız varmış... var olsun!

hakkında hiçbir şey bilmeden yadırgayanlar hariç, edebi olarak, düşünce olarak türk tarihindeki en önemli yere sahip değerlerimizdendir.

ad gününde saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.
devamını gör...

death note. aksini iddia eden animeciyim demesin.*
devamını gör...

ah bir zaman hatası anladım
yanlış yerde yanlış bir kadın
sevgilim farkındaydım
istediğin gibi
olamazdım affet ne olursun
üzülme hemen unutursun
gitmek zorundaydım
kendimi bıraksam da ruhum kaçar
bu gönül divane her aşka ah
konar, geçer
valizim dolu yine aşklarla, anılarla
yola çıktım sonsuz ayrılıklarla
öyle bir yalnızlık ki yıllar yoruldu
acılar, pişmanlıklar ve ben yollarda
devamını gör...

kendini kandırmaktır. lütfen yapmayalım şunu.
devamını gör...

başarılı ayaz erdoğan çalışmalarından birisidir.
bir doz almanız tavsiye olunur..

devamını gör...

allah’ın bulutlardan challenge accepted yazıp diyaneti dumura uğratması ile biterse ne gülerim.
devamını gör...

yöresel ağız yaparak konuştuğunda komik olduğunu sanan kişi ile aynı kişidir.
devamını gör...

harika bir tadı olan çok sevdiğim bir meyvedir.

iyice yumuşaması beklenmelidir ki daha da güzelleşsin tadı.
devamını gör...

"yeniden kuruluş" derken? nereyi yıkıyorlar da yenisini kuruyorlar?
şeriat geliyor hayırlı olsun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim