birilerinin beni oylamasını beklemiyorum. gerek var mı buna gerçekten?
devamını gör...

eveeet, 23 nisan geliyoorr.
bilindiği üzere teamüller gereği her yıl 23 nisanda ilgili kurum, kuruluş ve oluşumlarda en üst mevkilere genç bıdıklar oturtulur.
bence biz de sözlük olarak buna başlamalıyız.
benim önerim lucifer hariç herkes olabilir.. şaka şaka..
doğum günü olması hasebiyle hediye ba'bında bal yerine reçel yapan arı ve doğum günü olmaması hasebiyle ne alakaysa aryart olmak üzere iki aday benden.. finale kalanlar arasından yoldaş tercihini yapsın..
devamını gör...

yeni isimle vuku bulmuş olay.
ikinci nesle sıcak davranın, misafirperver olun ; onları bağrınıza basın, sevin.

unutmayalım ki, bu devirde normal olmak bile başlı başına bir mesele! *
devamını gör...

türkiye'deki en ilginç algı sanırım bu öğretmenlerle ilgili olan algı. ben de bu algıya kandım şimdi kara kara düşünüyorum. durun bakın anlatayım;

öğretmenlik mezunuyum. mezun olunca çat pat kpss çalışırken iş buldum belediyede sonra bıraktım kpssyi falan. askere gittim geldim. çalıştığım yerde her şey tıkırında. masa başı asgari ücretin biraz yukarısı maaş alıyorum. inanılmaz rahatım. karışan da yok. sonra üniversiteden arkadaşlarım patır patır atanınca bende bir burukluk oldu. ulan onlar koskoca öğretmen oldu paraları da iyidir diyerek hayıflandım ve oturdum ders çalışmaya başladım derken iyi bir derece alarak atanmaya hak kazandım. sonra öğrendim ki bunlar bildiğin ırgat. ek derssiz maaşları benim belediyeden aldığım net maaştan daha az. üstüne üstelik yaptıkları tek iş de derse girmek değil. idari işler vs. de yapıyorlar amaaa esas bombayı daha patlatmadım çoğu okulda okulun temizlik personeli olmadığı için müdür temizlik işlerini de öğretmenlere kitliyor. evet evet. yanlış duymadınız. bildiğiniz adamlar temizlik, boya falan yapıyor. maaşlarından "zorunlu gönüllü" olarak aylık 100-200 tl kesiyorlar. neden? okulun kırtasiye, temizlik malzemesi, çay vs. gibi ücretleri için. dediğim gibi gönüllü ama gönülsüz olursan ağzına sıçıyor idare. yani öğretmenleri zorlayan şey derse gir çık değil. bu işler. evde çoğu ailenin 2 saat tahammül edemediği çocuklara okulda en az 6 saat tahammül ediyor bu adamlar. kendi okul halinizi oturun bir düşünün. lisedeki halinizi. o ortamı. kadın öğretmenleri düşünerek 31 çeken öğrencilerden erkek öğretmenlerini okul çıkışında sıkıştıran öğrencilere kadar tonla öğrenci var. en zararsızı bile size bin bir türlü piçlik yapma derdinde. inanın öğretmenlerin tek işi derse girip tarih, matematik, coğrafya, edebiyat vs. anlatıp çıkmak olsa öğretmen bunu haftada 50 saat 3 bin tl'ye de yapar. gram da gocunmaz ama ne yazık ki öğretmen okullarda öğretmenlik yapmıyor. yapamıyor.

siz hala oturduğunuz yerden hak etmiyor deyin. parasını beğenmiyorsanız yapmayın kardeşim deyin. bu ülkede doktor zam ister beğenmiyorsan yapma dersiniz. öğretmen zam ister beğenmiyorsanız yapmayın dersiniz. başka hiçbir ülke yoktur ki öğretmenine doktoruna avukatına işçisine bu kadar düşman. yarın öbür gün doktorsuz, öğretmensiz, avukatsız kaldığınızda çocuğunuzu eğitecek öğretmen bulamadığınızda haksızlığa uğradığınızda sizi savunacak avukat bulamadığınızda hasta olduğunuzda sizi iyileştirecek doktor bulamadığınızda bu söylediklerinizi hatırlar kafanızı duvarlara vurursunuz.
devamını gör...

merhabalar,şimdi biliyorsunuz çocukluktan beri yani ta ilkokuldan beri bizlere demokrasinin diğer sistemlerden daha iyi olduğunu hatta mükemmel bir sistem olduğunu öğrettiler.fakat gerçek şu ki sanılanın aksine hiçbir zaman iyi bir sistem olmamıştır neden ? çünkü çok açığı bulunan bir sistem.mesela monarşide kral-padişah gibi yöneticiler çok ağır eğitimlerden geçerdi ve yönetici olduğunda vasıfsız biri olmayarak lider olurdu.demokrasilerde ise ilkokul mezunu olan biri bile yönetici olabiliyor ve sonuçları ağır oluyor.cahil ve geri kalmış toplumlar kendini idare edemez.monarşilerin sıkıntısı tek adam yönetimi olduğu için yanlış biri lider olursa yada taht kavgası olursa ülke bölünebilir.en iyi sistem aristo'nun dediği elit ve entellektüel kişilerin(aydın-düşünür-felsefeci) oluşturduğu bir meclis ile ülkenin kaderini gerçekten okumuş ve işin ehli insanlar tarafından yönetilmesidir.tam veya ileri demokrasi denilen bu sistem fazlasıyla açık ve hatalıdır.yüzde 51 lik bir kesim yüzde 49 un istemediği bir hayatı dayatıyor.bunun diktatörlükten farkı nedir sizce ?şöyle düşünün bir gemidesiniz ve gemi kaptanı kalp krizi geçirip ölür ve gemi rotadan çıkar.iki kişi bu işe aday olur.biri ikinci kaptandır,diğeri sıradan bir denizci.fakat tayfa ikinci kaptandan haz etmediği için oy birliği ile sıradan denizciyi kaptan yaparlar.bu gemi ne kadar nereye gider sizce ?
devamını gör...

bugün çeyrek asrı biraz aştın diyorlar bana artık, amma ki yaşadın bir kelebeğe göre. oysa bana yaşamanın böyle ağrılı böyle sancılı böyle daima insanın boğazını düğümleyen bir yumruya dönüşeceği söylenseydi en başta, o ilk yarışı kazanmamak için takılacak bir tümsek yaratırdım kendime.
nankörlük ediyorsun güldüğün vakitlere, seni seven insanların sevgisine de. ailene de nankörlük ediyorsun, koynunda binbir güzellik yaşadığın o anların büyüsüne de. hepsini hepsini diyebilirsiniz bana. bu yazdıkların iki kahkaha arasından dökülen samimiyetsiz satırlardır, böyle de pislik bir adamsın, bunu da diyebilirsiniz.
hayatı sapa bir yokuşu acıyla tırmanmak diye niteliyorsam da size hak vermiyor değilim. güldüm, sevdim, sevildim, telefona elimi her uzatışımda, ucunda beni samimiyetle bekleyen birileri oldu. kahvemi yalnız içmek istemedimse bir yaren beni kucakladı, çay sohbeti çektiyse canım sofrasını açan nice dostlar da buldum. hepsine hepsine eyvallah, hepsine minnettarım.
ama işte hayat tüm bunlara rağmen insanın kalbini yorabilir, hırpalayabilir. insan bazı gece yarıları sarsılarak uyanabilir bunlara rağmen. insan bazı geceyarıları duvarları yumruklayabilir. insan bazı geceyarılarına sığmayarak kendini serin bir pencerenin kanatlarına bırakmak arzusu duyabilir. tüm bunları size anlatabilmeyi nasıl dilerdim. ancak siz beni bir kez anlayasınız diye bu tüm güzelliklerden vazgeçmemi dilerdiniz. siz bu tüm güzelliklere rağmen kalbimi daima bir yarayla tanımladığım için bana nankör bana iki yüzlü bana budala deyiniz.
her şeye rağmen iyi yaşadın uzatma diyorsunuz, duyuyorum. peki her şeye rağmen yaşamak, buna dair bir fikriniz var mı?
neyse kabul, illaki yaşadım, çalmadım ne kelebeklerin ne kuşların ömründen. illaki yaşadım evet, ancak her şeye rağmen. illaki anlayacaksınız, o gün kitapların arasından çıkararak toprağıma bir kelebek bırakınız.
devamını gör...

şöyle özetlenebilecek sebepler:

--- alıntı ---

yakovlev ve gorbaçov'un mayıs 1983'te kurdukları karşı devrim çetesine 1984'ün ocak-şubat aylarında katılan şevardnadze, kurmakla, korumakla yükümlü oldukları ortaklaşa sömürüsüz toplumcu düzeni neden kendi elleriyle yıkmaya davrandıklarını da şöyle açıklıyordu:

"çöküşün nedeni: silahlanma yarışı...

sadece afganistan savaşı 60 milyar rubleye maloldu. titizlikle yapılan değerlendirmelere göre, çin'le yaşanan çatışma sürecinin maliyeti de 200 milyar ruble: bu ülkenin sınırları boyunca -7500 km- yirmi otuz yıl süreyle dev boyutlu askeri altyapı oluşturduk. yıllardır çekoslovakya, macaristan ve polonya'da bulunan birliklerimizin kaça mal olduğunu kim söyleyebilir? ya da amerikalıların 1969'da durdurduğu kimyasal silah üretiminin maliyetini? "soğuk savaş", mali ve siyasi açıdan bize nelere maloldu? bazı değerlendirmelere göre, batıyla olan ideolojik çatışmanın son yirmi yılı, askeri harcamaları 700 milyar rubleye çıkardı.

büyük bir heyecan ve ateşle ideolojinin putlarına tapınırken, halkımızı, bütün ülkemizi yoksullaştırdık. bir halkın yoksulluğu da kesinlikle güvenliğin garantisi olamaz. gerçekçi olmayan, doğası gereği çatışmaya dönük doktrinler ve sistemin dış politikaya ilişkin önemli kararlardaki etkinliği, bize çok ama çok pahalıya maloldu. (...) ülkedeki gerçek durumla ilgili ulaştığım bilgi sayesinde, hastalığın tek tek insanlarda değil sistemin kendisinde olduğunu kavradım. ve eğer bazı insanlar bu sisteme karşı düşmanca bir
tutum almışsa, bu da o sistemin insan kişiliğini hiçe saymasından kaynaklanıyordu. çünkü totalitarizm koşulları altında insan haklarının ve özgürlüğün korunması, ülke kalkınmasının güvence altına alınması mümkün değildi.


sovyetler birliği'nde geriye dönüşün gerçek kuramcısı aleksandr yakovlev, şevardnadze'den önce bu konuyu dile getirirken, kendi görüşünü şöyle açıklamıştı:

"çöküşün nedeni: askeri harcamalar...

sovyet dış siyasetinin en büyük hatası , abd'ninkine öykünmesi ve askerileşmesidir. o zaman dizginsiz bir silahlanma yarışı başladı. bu bir zincir oluşturdu. dişe diş. giderek daha fazla silah üretir olduk. ve ne yapmak için? savaşta bile hepsine ihtiyacımız olacak mıydı? amerikalıların gerisine düşmemek için nükleer kapasitemizi geliştirmeyi sürdürdük. abd elektronik bir tank mı geliştirdi? biz de hemen bir tane edinmeliydik. abd toplarını elektronik araçlarla mı donatıyordu? biz de aynısını yapmalıydık. bu, ülkelere askeri-sanayi kompleksi tarafından dayatılan tamamen gereksiz bir yarış oldu!"


(...)

öyle ki, abd'nin pershing ıı ve cruise füzelerini avrupa topraklarına yerleştirip sovyet topraklarına doğrultmasından sonra, buna karşı koyacak araç gerecin üretimi için bütçeden kaynak aktarımında güçlük çeken çoğu sovyet yöneticileri, bu kuşatılmışlık ortamında, bu top tüfek yarışında, ortaklaşa toplumcu sömürüsüz düzenin gerçekleşmesinden umutlarını kesmişlerdi.

(...)

beş ay sonra eşi raisa'yı da yanına alarak çağrılı olduğu ingiltere'ye giden gorbaçov, ingiltere' de yaptığı konuşmada ortaklaşa toplumcu (sosyalist) üretimi bırakıp bireysel girişimci (kapitalist) üretime geçerek rusya'nın kapılarını yabancı yatırımcılara ardına dek açacaklarını yineleyip, bu arada afganistan' daki sovyet birliklerini uygun koşullarla geri çekeceklerini de duyurunca, ingiltere başbakanı thatcher onu ayakta alkışlamış; bu köklü dönüşüme karşı rusya' da bir direniş ya da ayaklanma olursa kendisini koruyacakları yönünde ona güvence vermişti.

(...)

abd önderliğindeki bireyci sömürgen batı yayılmacılığı, bir yandan kilise aracılığıyla sovyetlerdeki ortodoks hıristiyan gericileri azdırıp onları düzene başkaldırmaya iterken, öte yandan sscb çatısı altında toplanan değişik ulusları ayrılık yönünde kışkırtıyordu. bir yandan rusya' da yaşayan yahudilerin rusya'da edindikleri tüm varsıllıkları, altınları yanlarına alarak israil'e ya da amerika'ya gitme istemlerini kışkırtan abd, öte yandan polonya'da koyu katolik lech walesa önderliğindeki dinsel görünümlü ayrılıkçı eylemleri körüklüyor, rusya'da yaşayan müslüman türkleri de ayrılıkçılığa özendiriyordu.

iblis'in kıblesi adlı kitaptan alıntıdır.

--- alıntı ---

işin özü yine dışarıdan abd destekli oyunlar, içeriden de farklı niyetler peşinde olan birtakım yöneticilerin iş birliği diyebiliriz neden olarak.

edit: bu kitabı mutlaka okuyun derim. içinde türkiye'ye ilişkin neler neler var, şaşarsınız.
devamını gör...

atatürk ve cumhuriyet düşmanı örümcek kafalılara inat bayramımız kutlu olsun!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

taze taze filmi izlemişken spoiler vermeden şunları belirtmek istedim. oyuncu kadrosu, fantastik sahneleri, verdiği mesajları için izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.


hani o dünyanın sonu gelirken bir anlık aydınlanma meselesi gerçekten hepimiz başına en az 1 kere gelmiştir.
son akşam yemeğinde di caprio’nun söylemiş olduğu the thing is this,we really did have everything,didn’t we? yani kısaca meali ‘aslında, biz her şeye sahipmişiz değil mi?’


ayrıca o sahne sadece bana mı leonarda da vinci’nin last supper tablosunu anımsattı?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

devamını gör...

ceza aldıktan sonra ismail.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

katıldığım düşünce.
yalnızca dost değil, herkes iyi günde belli eder kendini. abi ben mutluyum, çok mutluyum ve sen değilsin. bir sorunun var mı? yok. eee ne bu surat? ne bu tavırlar? yemin ederim o an dünyam başıma yıkılıyor. "nasıl ya nasıl aynı şeyi hissedemiyoruz" diye sorup duruyorum kendime. kendimi aptal gibi hissediyorum. çok zor bir şey değil ya. biraz gülümseyeceksin. gülmek istemediğinde de bir açıklaman varsa yapacaksın. çok basit ya.
devamını gör...

öyle bir başlık ki zerresi bana isabet etmiyor.

ben yokum siz devam edin.
devamını gör...

tüm düşler sahiplerinden uzaktada olsa gerçekleşecektir.
devamını gör...

nerde ulan benim kedim? kim çaldı kedimi. ha birde yalnız kalmam lazım. eşe dosta söyleyim de defterden silsinler madem beni.
devamını gör...

istanbul'da 8 mart feminist gece yürüyüşü'ne katılan çok sayıda kadın, 'cumhurbaşkanına hakaret' suçlamasıyla evlerinden gözaltına alındı.

taksim'de düzenlenen 19. feminist gece yürüyüşü'ne katılan çok sayıda kadın "cumhurbaşkanı'na hakaret" gerekçesiyle ev baskınları ile gözaltına alındı. gözaltına alınan 10 kadının istanbul vatan il emniyet müdürlüğü'ne götürüldüğü bildirildi.

çağdaş hukukçular derneği (çhd) yaptığı duyuruda, ev baskınlarının gerçekleştiğini ve kadınlara yöneltilen suçlamanın “cumhurbaşkanı’na hakaret” olduğunu kaydetti.

yapılan açıklamada, “8 mart feminist gece yürüyüşü’ne katılan müvekkillerimiz ev baskınları ile gözaltına alınıyor. henüz gözaltı kararını görmemekle birlikte müvekkillerimize cumhurbaşkanına hakaret suçlamasının yöneltildiği bilgisini edindik” ifadelerine yer verildi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
haber linki
devamını gör...

uzun zamandır gitmediğim memleketime giderken hosgeldiniz tabelasını görmek..
devamını gör...

çok konuşmaktan ziyade susmak daha çok saygı duyulan bir eylemdir ve çoğu zaman susmak en güzel cevaptır .
devamını gör...

kpss puanı istiyor mu? baraj kaç?
devamını gör...

teyzelerim annemin yarısı değil tamamı gibi. halam da beni tanımıyor işte.. fark bu.
devamını gör...

bakkal-çırağı.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim