özenilen meslekler
ses sanatçısı.
hem şarkı söyleyip, severek hissederek her anını dile dökebilmek, duygulara tercüman olabilmek ve iyi para kazanıp geçim sıkıntısı çekmemek.
hem şarkı söyleyip, severek hissederek her anını dile dökebilmek, duygulara tercüman olabilmek ve iyi para kazanıp geçim sıkıntısı çekmemek.
devamını gör...
trt'nin bugüne kadar çekmiş olduğu en iyi yapım
barış manço 7'den 77'ye
adile teyze ile uykudan önce
kararsız kaldım.( youtube'da var izleyebilirsiniz o günlerde doğmaya gerek yok)*
adile teyze ile uykudan önce
kararsız kaldım.( youtube'da var izleyebilirsiniz o günlerde doğmaya gerek yok)*
devamını gör...
regl anıları
devamını gör...
insan neden okumalı sorunsalı
ünlü filozof aristo bu konuda ''bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler'' demiştir.
kısaca açıklamak gerekirse bebeklikten itibaren bütün canlılar çevreyi tanımayı oyunlar ve annesinin eğitimi ile öğrenirler ki yaşamları boyunca kendini tehlikelerden korumak ve olabildiğince fazla üreyerek soyunu devam ettirme şansını artırırlar. insanlar da böyledir ama bu evrimsel süreçte beynimiz ve bilişsel psikolojimiz diğer canlılardan daha fazla geliştiği için bu merak ve bilme isteği insanın yaşamı boyunca sürer. sanatçılar ve bilim insanları bunun en somut örneğidir. bu insanların merakı sayesinde bilim ve sanat bugünkü haline varabilmiştir. epistemoloji(bilgi felsefesi) bu konuyu araştıran felsefe dalı kısaca bilgi aktarmak için şimdilik en etkili yolun kitap ve yazı olduğunu söylüyor. sesli ve görüntülü ortamlar ile hala bir yazılı basın kadar bilgi aktarılamıyor. o yüzden öğrenmek için ana materyal kitap yada yazılı basın iken destekleyici ortamlar sesli ve görüntülü ortamlardır. gelecekte belki çip ile direk beynimize bilgileri indirebiliriz.
kısaca açıklamak gerekirse bebeklikten itibaren bütün canlılar çevreyi tanımayı oyunlar ve annesinin eğitimi ile öğrenirler ki yaşamları boyunca kendini tehlikelerden korumak ve olabildiğince fazla üreyerek soyunu devam ettirme şansını artırırlar. insanlar da böyledir ama bu evrimsel süreçte beynimiz ve bilişsel psikolojimiz diğer canlılardan daha fazla geliştiği için bu merak ve bilme isteği insanın yaşamı boyunca sürer. sanatçılar ve bilim insanları bunun en somut örneğidir. bu insanların merakı sayesinde bilim ve sanat bugünkü haline varabilmiştir. epistemoloji(bilgi felsefesi) bu konuyu araştıran felsefe dalı kısaca bilgi aktarmak için şimdilik en etkili yolun kitap ve yazı olduğunu söylüyor. sesli ve görüntülü ortamlar ile hala bir yazılı basın kadar bilgi aktarılamıyor. o yüzden öğrenmek için ana materyal kitap yada yazılı basın iken destekleyici ortamlar sesli ve görüntülü ortamlardır. gelecekte belki çip ile direk beynimize bilgileri indirebiliriz.
devamını gör...
american psycho
türkçeye amerikan sapığı olarak çevrilmiş pek bilinmedik bir yönetmenden pek bilindik bir film. başlığın açılmıştır diyordum. yanılmışım!
protagonistimiz sapık mıdır? evet, sapıktır. ama kime göre? psikopat mıdır, belki. benim için patrick bateman bir manyaktır orası aşikar. ama neticede varoluşunu anlamlandıramayan bir manyaktır. bu yönden benzeşiyoruz da, delilik babında da belki. kendisi belki de deliydi film boyunca. hay hay... ne olmuş yani? muhtemelen adapte sorunu yaşıyordu. hem bizi şekillendiren hep normlar olmamış mıdır?
patrick bateman kimdir, nedir, neden sapıktır, neden sapık olmayabilir bunun cevabını epilog verir:
--- spoiler ---
"artık aşılacak engeller yok. tek ortak yanım kontrol edilemez bir akıl hastası olduğum. kötü ve şeytaniyim. tüm sebep olduğum olayları ve onlara aldırmaz tavrımı artık geride bıraktım. acım sürekli ve keskin. hiç kimse için daha iyi bir dünya dilemiyorum. hatta acımı başkalarına yüklemek istiyorum. kimse kaçamasın istiyorum. tüm bunları itiraf ettikten sonra bile kötülükten arınamıyorum. cezalandırılmaya devam ediyorum. kendimle ilgili daha derin bir bilgi edinemiyorum. anlattıklarımdan elde edilecek yeni bir anlam yok. bu itirafın anlamı yok."
--- spoiler ---
filmdeki vahşet beni tatmin etti mi? evet, etti. aşırıya kaçmaması iyi olmuş dedim. denge iyi sağlanmış.
yukarıda patrick kendi kendine itiraf ediyor aslında. ben deliyim diyor. soralım öyleyse: deli olduğunun bilincinde olan bir kişi deli midir sahiden? veyahut davranışlarını, benliğini tarif edebilen kişiye deli denebilir mi? acısı sürekli ve keskinmiş! gülelim buna sevgili sözlük, gülelim! yüklemek istiyormuş diğerlerine acısını! sen de zevk alıyor olmayasın acından sayın bateman?
protagonistimiz sapık mıdır? evet, sapıktır. ama kime göre? psikopat mıdır, belki. benim için patrick bateman bir manyaktır orası aşikar. ama neticede varoluşunu anlamlandıramayan bir manyaktır. bu yönden benzeşiyoruz da, delilik babında da belki. kendisi belki de deliydi film boyunca. hay hay... ne olmuş yani? muhtemelen adapte sorunu yaşıyordu. hem bizi şekillendiren hep normlar olmamış mıdır?
patrick bateman kimdir, nedir, neden sapıktır, neden sapık olmayabilir bunun cevabını epilog verir:
--- spoiler ---
"artık aşılacak engeller yok. tek ortak yanım kontrol edilemez bir akıl hastası olduğum. kötü ve şeytaniyim. tüm sebep olduğum olayları ve onlara aldırmaz tavrımı artık geride bıraktım. acım sürekli ve keskin. hiç kimse için daha iyi bir dünya dilemiyorum. hatta acımı başkalarına yüklemek istiyorum. kimse kaçamasın istiyorum. tüm bunları itiraf ettikten sonra bile kötülükten arınamıyorum. cezalandırılmaya devam ediyorum. kendimle ilgili daha derin bir bilgi edinemiyorum. anlattıklarımdan elde edilecek yeni bir anlam yok. bu itirafın anlamı yok."
--- spoiler ---
filmdeki vahşet beni tatmin etti mi? evet, etti. aşırıya kaçmaması iyi olmuş dedim. denge iyi sağlanmış.
yukarıda patrick kendi kendine itiraf ediyor aslında. ben deliyim diyor. soralım öyleyse: deli olduğunun bilincinde olan bir kişi deli midir sahiden? veyahut davranışlarını, benliğini tarif edebilen kişiye deli denebilir mi? acısı sürekli ve keskinmiş! gülelim buna sevgili sözlük, gülelim! yüklemek istiyormuş diğerlerine acısını! sen de zevk alıyor olmayasın acından sayın bateman?
devamını gör...
children of men
yönetmenleri ve oyuncu kadrosuyla kesinlikle izlemenizi tavsiye edeceğim harika bir filmdir. yönetmenin çıkardığı iş mi diyebilirim oyuncuların profesyonelliği mi bilemiyorum. senaryonun aşırı gerçekçi yansıması seyirciye, kişilerin o zamanların şartlarına rağmen kalitesini yüksek seviyede tutması ve konu işleniş tarzına göre gayet başarılı bulduğum filmdir.
insanoğlunun doğaya, çevresine, hayatına ve yaşamına nasıl etki ettiğini, nasıl mahvettiğini gözler önüne sermektedir. kullanılan kaynakların tüketmek, üretmek yerine daha kötüye gitmesine aslında odak noktanın insan olduğuna kendimize vurgular yapmamızı sağlayacak noktalar gözlemleniyor. bozulan düzenin geri dönüşü olmadığı gibi daha kaotik bir halde bize geri dönüşü olacağını belirtmiş.
--- alıntı ---
every time one of our politicians is in trouble, a bomb explodes.
--- alıntı ---
-1984 kitabını okuyan yazarlar, filmde kitaba dair çok şey bulabileceğinizi düşünmekteyim.
beni etkileyen sahnelerden birkaç görsel ve yazı paylaşımı belirtiyorum;
--! spoiler !--
kee’nin doğum sahnesi

clare hope-ashitey’nin canlandırdığı kee’nin bebeğinin dünyaya geldiği sahnede vücudunun alt kısmı için ayrı bir düzenek tasarlanmış. kullanılan bebek figürü, clive owen’ın tutması için bu düzenekten itilmiş. sonrasında bu bebek silinip yerine cgı ile hareketlendirilmiş bir bebek eklenmiş. ayrıca nefes alıp verişi gibi efektler de dijital olarak dâhil edilmiş.
holden & souls

the fishes’ın theo’yu kaçırmak için kullandığı aracın üstünde holden & sons yazısı bulunuyor. bu yazı, j.d. salinger’in çavdar tarlasındaki çocuklar – the catcher in the rye adlı eserinde baskıcı bulduğu sisteme karşı isyanla mücadele eden ana kahraman holden caulfied’e bir göndermedir.
ve son olarak ise ; ölüm habercisi olarak portakal

portakal, yaklaşmakta olan bir felaketin habercisi olarak kullanılıyor. aracın saldırıya uğramasından hemen önce miriam çantasından bir portakal çıkarıp soymaya başlıyor. mülteci kampının kaosa dönmesinin öncesinde kee ve marichka bir portakalı paylaşıyor. portakal imgesinin bu şekilde kullanımı the godfather üçlemesi, american beauty gibi filmlerde de karşımıza çıkıyor.
--! spoiler !--
buradan
insanoğlunun doğaya, çevresine, hayatına ve yaşamına nasıl etki ettiğini, nasıl mahvettiğini gözler önüne sermektedir. kullanılan kaynakların tüketmek, üretmek yerine daha kötüye gitmesine aslında odak noktanın insan olduğuna kendimize vurgular yapmamızı sağlayacak noktalar gözlemleniyor. bozulan düzenin geri dönüşü olmadığı gibi daha kaotik bir halde bize geri dönüşü olacağını belirtmiş.
--- alıntı ---
every time one of our politicians is in trouble, a bomb explodes.
--- alıntı ---
-1984 kitabını okuyan yazarlar, filmde kitaba dair çok şey bulabileceğinizi düşünmekteyim.
beni etkileyen sahnelerden birkaç görsel ve yazı paylaşımı belirtiyorum;
--! spoiler !--
kee’nin doğum sahnesi

clare hope-ashitey’nin canlandırdığı kee’nin bebeğinin dünyaya geldiği sahnede vücudunun alt kısmı için ayrı bir düzenek tasarlanmış. kullanılan bebek figürü, clive owen’ın tutması için bu düzenekten itilmiş. sonrasında bu bebek silinip yerine cgı ile hareketlendirilmiş bir bebek eklenmiş. ayrıca nefes alıp verişi gibi efektler de dijital olarak dâhil edilmiş.
holden & souls

the fishes’ın theo’yu kaçırmak için kullandığı aracın üstünde holden & sons yazısı bulunuyor. bu yazı, j.d. salinger’in çavdar tarlasındaki çocuklar – the catcher in the rye adlı eserinde baskıcı bulduğu sisteme karşı isyanla mücadele eden ana kahraman holden caulfied’e bir göndermedir.
ve son olarak ise ; ölüm habercisi olarak portakal

portakal, yaklaşmakta olan bir felaketin habercisi olarak kullanılıyor. aracın saldırıya uğramasından hemen önce miriam çantasından bir portakal çıkarıp soymaya başlıyor. mülteci kampının kaosa dönmesinin öncesinde kee ve marichka bir portakalı paylaşıyor. portakal imgesinin bu şekilde kullanımı the godfather üçlemesi, american beauty gibi filmlerde de karşımıza çıkıyor.
--! spoiler !--
buradan
devamını gör...
yazarların bir papağana ilk öğretecekleri kelime
hayatım.
devamını gör...
kaşkolnikov
bir alt katmanım olan atmosfere karşı ilgisinden dolayı ve hiç bir ülkenin umrunda bile olmayan iklim değişikliğini önemseyerek konu ile ilgili aydınlatıcı tanımlarıyla takdirimi kazanan yazardır.
sevgili kaşkolnikov hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce, sözlükteki nick6 kullanımı ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum, yüksek müsaadelerinizle.
yazarlara nick6 yazmamaya kararlıydım efendim. ta ki nick6nın bana göre çok yanlış kullanıldığını görene kadar.
sevgililerin birbirlerine mesaj göndermeleri mi dersiniz, kankaların birbirlerine selam vermeleri mi derseniz, bazı yazarların ilgi çekmeye
çalışmaları mı dersiniz? denizkızları mı dersiniz, kuşlar mı dersiniz? heeyy ne duruyorsunuz be atın kendinizi denize.
evet efendim ne ararsanız var son zamanların nickaltlarında. ayrıca akışı gereksiz yere meşgul etmesi de cabası.
ben de bu duruma tepki olarak tanımlarını okumaktan, zevk aldığım yazarlar için nick6 yazmaya karar verdim.
bu karardan sonra ilk olarak sevgili hunidaşım kuzguncaktaki vişneye yazdığımı belirterek buradan kendisine selam ederim. kendileri, vişnelerini ve hunisini bizden esirgemesin efendim.
evet yine bir hunidaş a nickaltı yazmaktan mutluluk duyuyorum efendim.
o cinsiyetsiz tanım yazmayı becerebilen nadir yazarlardan. tanımları, öncelikle ben insanım diye bas bas bağırıyor. duyun bu sesi efendim. bu tür yazarları okumak hoşuma gidiyor.
onun çok yönlü ve sanatçı bir ruha sahip olduğunu hissedebiliyorum.
o tam bir kitap kurdu. swann'ların tarafını okuyan, dosto hayranı bir kitap sevgilisi.
manilerinde bile insan kırmaktan uzak.
insan gibi bir insan.
sevgili kaşkolnikov hakkındaki düşüncelerime geçmeden önce, sözlükteki nick6 kullanımı ile ilgili bir kaç kelam etmek istiyorum, yüksek müsaadelerinizle.
yazarlara nick6 yazmamaya kararlıydım efendim. ta ki nick6nın bana göre çok yanlış kullanıldığını görene kadar.
sevgililerin birbirlerine mesaj göndermeleri mi dersiniz, kankaların birbirlerine selam vermeleri mi derseniz, bazı yazarların ilgi çekmeye
çalışmaları mı dersiniz? denizkızları mı dersiniz, kuşlar mı dersiniz? heeyy ne duruyorsunuz be atın kendinizi denize.
evet efendim ne ararsanız var son zamanların nickaltlarında. ayrıca akışı gereksiz yere meşgul etmesi de cabası.
ben de bu duruma tepki olarak tanımlarını okumaktan, zevk aldığım yazarlar için nick6 yazmaya karar verdim.
bu karardan sonra ilk olarak sevgili hunidaşım kuzguncaktaki vişneye yazdığımı belirterek buradan kendisine selam ederim. kendileri, vişnelerini ve hunisini bizden esirgemesin efendim.
evet yine bir hunidaş a nickaltı yazmaktan mutluluk duyuyorum efendim.
o cinsiyetsiz tanım yazmayı becerebilen nadir yazarlardan. tanımları, öncelikle ben insanım diye bas bas bağırıyor. duyun bu sesi efendim. bu tür yazarları okumak hoşuma gidiyor.
onun çok yönlü ve sanatçı bir ruha sahip olduğunu hissedebiliyorum.
o tam bir kitap kurdu. swann'ların tarafını okuyan, dosto hayranı bir kitap sevgilisi.
manilerinde bile insan kırmaktan uzak.
insan gibi bir insan.
devamını gör...
kelime ölümü
dilin canlı ve yaşayan bir varlık olduğunu kanıtlar. bu durum da insan hayatına benzer. kelimeler de tıpkı insanlar gibi; doğar, yaşar, gelişir, yaşlanır(eskir, kullanım alanı daralır) ve nihayetinde ölür.
mesela doksanlı yıllarda çocuklar/gençler arasında kan kardeş deyimi yaygındı.
sonra bir kaç yıl sonra bu deyim yerini kankaya bıraktı.
biraz zaman daha geçince de bu kelime yerini kankiye bıraktı.
bu arada bu deyimin parazit kullanımları yani farklı franksiyonları da türedi: kanks, qanqa, panpi, panpa, panpiş vs vs.
bu arada kan kardeş deyimi ölmediyse de can çekişiyor benim nazarımda…
mesela doksanlı yıllarda çocuklar/gençler arasında kan kardeş deyimi yaygındı.
sonra bir kaç yıl sonra bu deyim yerini kankaya bıraktı.
biraz zaman daha geçince de bu kelime yerini kankiye bıraktı.
bu arada bu deyimin parazit kullanımları yani farklı franksiyonları da türedi: kanks, qanqa, panpi, panpa, panpiş vs vs.
bu arada kan kardeş deyimi ölmediyse de can çekişiyor benim nazarımda…
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
kaç gündür bu başlığı görüyorum ama şimdi ben napayım? mahlasıma nasıl yakışanı yapayım ki bilemedim. yazsam olmuyor yazmasam olmuyor kararsız kaldım. ben toprak mı olayım çiçek mi olayım ne olayım? kafamda deli sorular
devamını gör...
cam balon
gövdesi küre, altı düz, silindir şeklinde cam bir boynu olan cam malzemedir. 50 ml'den 10 litreye kadar hacmi olabilir. çözeltilerin hazırlanması, ısıtma, kaynatma, bazı kimyasal reaksiyonların gerçekleştirilmesi işlemlerinde kullanılır.
devamını gör...
paldırkültür
levent kırca’nın 2014 senesinde kırmızı kedi yayınlarında okuyucularına sunduğu kitaptır. levent kırca’yı etkileyen olaylar üzerine bu kitabı çıkardığını ve kitap içeriğinde olan oyunları oynamakta zorluk yaşadıklarını gözlemlemişlerdir. kitabın içerisinde iki tane oyun vardır ; haziran ve içerdekiler olmak üzere. etkilendiği olaylar daha çok gezi parkı ve soma maden faciasında yaşanan olaylardan kaynaklıdır.
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
ya hu...
bunun doğru yazılışı yahu şeklinde, yani bitişik. teyit için link burada.
"bunu yapmak içten bile değil."
bunun doğrusu da işten değil şeklinde çünkü bu "çok kolay, işten bile sayılmaz" gibi anlamlara geliyor. içtenlikle, samimiyetle bir ilgisi yok. teyit için yine yukarıdaki linki kullanabilirsiniz.
bunun doğru yazılışı yahu şeklinde, yani bitişik. teyit için link burada.
"bunu yapmak içten bile değil."
bunun doğrusu da işten değil şeklinde çünkü bu "çok kolay, işten bile sayılmaz" gibi anlamlara geliyor. içtenlikle, samimiyetle bir ilgisi yok. teyit için yine yukarıdaki linki kullanabilirsiniz.
devamını gör...
i feel it coming
the weeknd’ın dinleyen kişiye enerji veren, insanın modunu yükselten parçalarından bir tanesi. benim için the weeknd’ın hiçbir şarkısı stargirl’ün yerini tutamaz ama i feel it coming’i de severim tabii. dinlenmeye değer bence.
devamını gör...
varmış gibi görünen ama aslında var olmayan şeyler
zamanın akışı. varmış gibi geliyor ama zaman akmaz. zaman durgundur her an sürekli vardır. sizin 5 dk önceki haliniz yok olmadı hala var ve sürekli yaşanıyor ama başka bir zaman diliminde.sürekli derken tekrar etme durumundan bahsetmiyor, devamlılıktan bahsediyorum. yani zaman akmıyor. siz anlar içinde yer değiştiriyorsunuz.
devamını gör...
sözelci biriyle ciddi ciddi konuşmak
sayısalcıların da konuşabildiğini öğrendiğimiz ilginç durum.
robotik sesler vs çıkarmıyor muydu sayısalcılar.
robotik sesler vs çıkarmıyor muydu sayısalcılar.
devamını gör...
yere düşen dondurma
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
küçükken haylazlığımdan ötürü birkaç defa ölümden döndüğüm olmuş ama en son seneler önce başıma geldi bu tarz bir olay.
eve doğru yürürken bir dairenin penceresinden önüme çiçek saksısı düşmüştü,* aradaki mesafe 50 cm falan anca vardı sanırsam. kafamı kaldırıp baktığımda pencere kapalıydı büyük ihtimal ev sahibi saksıyı dengesiz bir şekilde bırakmıştı.
eve doğru yürürken bir dairenin penceresinden önüme çiçek saksısı düşmüştü,* aradaki mesafe 50 cm falan anca vardı sanırsam. kafamı kaldırıp baktığımda pencere kapalıydı büyük ihtimal ev sahibi saksıyı dengesiz bir şekilde bırakmıştı.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
bu toplum için psikolojik olarak çok zayıfım.
devamını gör...
orhan boran
türkiye'nin ilk stand-up'çısı. rahmetli, televizyonun olmadığı dönemde insanları radyo başına toplayan, kusursuz konuştuğu türkçesi ile fıkralar anlatan, tam manada bir istanbul beyefendisi.
devamını gör...