yaşar kemal
bir çok eserini okuduğum, anadoluyu dolaşıp tespitler yapan, konuşulagelen destanları kitaplaștıran, siyasetten çok çeken büyük yazar.
devamını gör...
ateşin insan evrimine etkileri
konuya ilgisi olanların okuması gerekendir.
ateş, insanın evriminde çok büyük bir öneme sahiptir. öncelikle sizlerle ateşin geçmişine bir göz atalım:
şimdiye kadar keşfedilmiş olan en eski ateş kalıntısı günümüzden 476 milyon yıl önce, karaları işgal eden bitkilerin yandığı orta ordovisyen dönem'e aittir. bu tarih önemlidir, çünkü bu zamanlardan önce atmosferdeki oksijen oranı oldukça düşüktü ve yanmaya kolay kolay izin vermiyordu. zaten karalarda da yoğun bir yanıcı madde birikintisi olmadığından, alevli yanma tepkimesine pek rastlanmıyordu. ancak ne zaman ki karalar bitkiler tarafından işgal edilmeye başladı ve oksijen oranları %13 ve üzerine ulaştı, işte o zaman bildiğimiz anlamıyla alevli tepkimeler ve hatta geniş alanlara yayılan yangınların izlerine rastlamaya başladık. keşfedilen ilk geniş çapta yangın kalıntısı, günümüzden 420 milyon yıl öncesine, geç silüryen devre aittir. bu zamanlardan sonra ise her dönemde yanma tepkimesi görülebilmiştir.
tarih sahnesine oldukça geç evrimleşmiş bir tür olarak çıkan insanlar ise, ateşi bilinçli olarak kontrol altına alabilmiş tek türdür. bu da ateşi bizler için daha anlamlı yapmaktadır. diğer türlerde ateşle birlikte evrimleşme söz konusu olabilse de, ateşi bilinçli kontrol edebilen başka bir hayvan türü tespit edilememiştir. örneğin avusturalyalı ateş şahini, yangın kavramının bilincindedir ve özellikle yangın olan bölgelerde, alevlerden kaçan hayvanları avlayarak beslenir. abd'de bolca bulunan uzun yapraklı çam gibi bitkiler, tohumları alev almaksızın çimlenemez. dolayısıyla yangınlar, bir yandan birçok canlıyı yok ederken, bir diğer yandan evrimsel süreçte sıklıkla gördüğümüz yangınla paralel bir evrim geçirmiş canlıları hayata bağlamaktadır. ancak hiçbir tür, yemek hazırlamadan tarıma, avcılardan korunmaktan avlanmaya, maddeleri işlemekten sağlığa, kimyasal çalışmalardan ısınmaya, dini kavramlardan mağara resimlerine, sanata, felsefeye ve daha nice konuya dahil ettiğimiz ateşi, biz insanlar kadar kapsamlı olarak algılayamaz ve kullanamaz. bu da, beynimizin evriminin önemli sonuçlarından biridir.
burada anlattığımız gibi, ateşi birçok farklı iş için kullanmaktayız. bunlara burada girerek sizleri sıkmak istemiyoruz, zaten ne amaçlarla kullanıldığını gayet iyi bilmektesinizdir. ancak burada bahsetmek istediğimiz, insan türlerinin evrimlerinin hangi noktasında ateşi kontrol altına alabildiğidir.
ne yazık ki bu konuda kesin bir yargı bulunmamaktadır. en net bulgularla konuşacak olursak, ateş günümüzden 400.000 yıl kadar önce homo erectus tarafından kontrol altına alınmıştır. 125.000 yıl kadar önce ise, birçok farklı insan türünün net bir şekilde ateşi kontrol edebildiğini biliyoruz. ancak bazı bilim insanları, ateşin kontrolünün 1.7 milyon yıl kadar öncesine gittiğini iddia etmektedirler. açıkçası bu iddialar çoğunlukla çürütülmüş veya yalanlanmıştır, çünkü bu dönemlere ait ateşin kontrolüne dair bulgular ya aşırı belirsizdir ya da düzmecedir. dolayısıyla bilim camiası bu konuda oldukça hassas ve titiz çalışmaktadır. küçük çapta bile olsa yangınlar çok yaygın ve aşırı sık olan olaylar olarak araştırmacıların kafalarını karıştırabilecek birçok iz arkada bırakabilmektedirler. önemli olan bu izlerden hangilerinin gerçekten kontrollü bir ateşe ait olduğunu tespit edebilmektir.
ateşin kontrolüne dair bulgular kesin olmadığı için, bu konudaki tartışmalara burada pek fazla girmeyeceğiz. ancak kabaca 400.000 yıl kadar önce, daha ortada homo sapiens türüne, yani bize ait hiçbir iz yokken atalarımızın ateşi kontrol altına aldığını söyleyebiliriz. peki bu bizim evrimimizi nasıl etkiledi? ateşi kontrol etmenin evrimimiz ile alakası nedir?
ateşin kontrolünün ilk etkilerinin davranışsal olduğu düşünülmektedir. çünkü kontrollü bir ateş, insanların diledikleri zaman ışık yaratabilmeleri anlamına gelmektedir. böylece gündüzcül (gündüz avlanan) bir hayvan türü olan insan, aktivitelerini gün ışığı ile sınırlandırmak zorunda kalmamaya başlamıştır. üstelik eskiden korktuğu avcılarının (yırtıcı kediler gibi) ve rahatsız edici misafirlerin (birçok böcek ve omurgasız türü) ateşten korkarak uzak durduğunun keşfi, insana çok ciddi bir evrimsel avantaj sağlamaya başlamıştır.
tüm bunlar bir yana ateş, insanın giderek etçilleştiği (baskın meyvecil diyetten, etçile kayan hepçil bir diyete geçtiği) ve bu sebeple beyin evrininin hızlandığı bir dönemde, sindirimi zor olan besinlerini pişirmesine yaramıştır. beslenme tipinin değişmesi, bir türün evrimsel değişimine etki eden en önemli özelliklerden biridir. hele ateşte pişen bir yemekte özellikle nişastaya dayalı karbonhidratlar bulunuyorsa, ateşin etkisiyle bu kimyasallar parçalanır ve insanlar bu ürünleri çok daha kolay sindirebilirler. bu sayede çok daha verimli ve yüksek bir enerji kaynağı elde etmiş olurlar. işte bu sebeple de evrimsel ekonomilerine ciddi katkılar sağlamış olurlar. yani evrimsel patikaları, hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başlar.
burada yanlış bir anlaşılma da sıklıkla yapılmaktadır: sanki ateşin kontrolü ve yemeklerimizi pişirmemiz, sadece et ürünleri ile alakalı bir durummuş gibi lanse edilmektedir. bu, ciddi bir hatadır. az önce belirttiğimiz yazımızda da sıklıkla vurguladığımız gibi insan türleri, evrimsel süreç içerisinde meyvecil bir diyetten ete ağırlık veren omnivor (hepçil) bir diyete geçmiş olsalar bile bu, yeşil beslenmeden uzak durdukları veya bu tip beslenmenin sona erdiği anlamına gelmemektedir. tam tersine, ateşin kontrolü sayesinde yüz binlerce ve milyonlarca yıldır sindiremedikleri bazı bitkisel ürünleri tüketebilmeye başlamışlardır. çünkü daha basit şekerler ve karbonhidratlardan oluşan çiçekleri, tohumları ve etli meyveleri sindirebilsek de; özellikle ham selüloz içeren bitki gövdeleri, yetişkin yapraklar, genişlemiş kökler ve bitki tüberlerini apandiksimiz evrimsel süreçte köreldiği için sindirememekteydik. ancak ateş sayesinde bu bitki kısımlarını pişirerek selülozu kısmen de olsa parçalayabilmeye ve bir miktar sindirebilmeye başladık (halen de ateş olmadan sindiremeyiz). üstelik ham haliyle zehirli olan bazı tohumlar ve bitki kısımları, ateşte pişirme sayesinde zehirsiz hale getirilebilmeye başladı. bu da diyetimize ciddi anlamda etki etti ve evrimsel sürecimize adeta yön verdi.
bazı bilim insanları ateşin insan beyninin evrimine etki etmediğini iddia etseler de, evrimsel biyologların ezici bir çoğunluğu bunun doğru olmadığını, ateşin beslenmemizi doğrudan etkilediğini, beslenmemizin de evrimsel değişimimizi doğrudan etkilediğini, bu yüzden de ateşin evrimimizde çok önemli bir rolü olduğunu belirtmektedirler. öyle ki, beslenme tipimizin değişmesi sebebiyle sadece beynimiz irileşmekle kalmadı (tabii ki bundaki tek sebep beslenme etkisi deği), aynı zamanda yüz ve çene yapımız da değişmeye başladı. vücudumuzdaki en belirgin körelmiş organlar olan 20 yaş dişlerimizin varlığı bile , bu durumu göstermeye yetmektedir.
tüm hatlarıyla baktığımızda, ateşin insan evrimi için oldukça önemli olduğunu görmek mümkündür. diyetimizi etkilemediğini varsaysak bile, davranışsal olarak çok ciddi etkileri olduğunu, dolayısıyla evrimsel avantajlarımıza doğrudan etki ettiğini söylememiz hiç hatalı olmayacaktır.
kaynak
ateş, insanın evriminde çok büyük bir öneme sahiptir. öncelikle sizlerle ateşin geçmişine bir göz atalım:
şimdiye kadar keşfedilmiş olan en eski ateş kalıntısı günümüzden 476 milyon yıl önce, karaları işgal eden bitkilerin yandığı orta ordovisyen dönem'e aittir. bu tarih önemlidir, çünkü bu zamanlardan önce atmosferdeki oksijen oranı oldukça düşüktü ve yanmaya kolay kolay izin vermiyordu. zaten karalarda da yoğun bir yanıcı madde birikintisi olmadığından, alevli yanma tepkimesine pek rastlanmıyordu. ancak ne zaman ki karalar bitkiler tarafından işgal edilmeye başladı ve oksijen oranları %13 ve üzerine ulaştı, işte o zaman bildiğimiz anlamıyla alevli tepkimeler ve hatta geniş alanlara yayılan yangınların izlerine rastlamaya başladık. keşfedilen ilk geniş çapta yangın kalıntısı, günümüzden 420 milyon yıl öncesine, geç silüryen devre aittir. bu zamanlardan sonra ise her dönemde yanma tepkimesi görülebilmiştir.
tarih sahnesine oldukça geç evrimleşmiş bir tür olarak çıkan insanlar ise, ateşi bilinçli olarak kontrol altına alabilmiş tek türdür. bu da ateşi bizler için daha anlamlı yapmaktadır. diğer türlerde ateşle birlikte evrimleşme söz konusu olabilse de, ateşi bilinçli kontrol edebilen başka bir hayvan türü tespit edilememiştir. örneğin avusturalyalı ateş şahini, yangın kavramının bilincindedir ve özellikle yangın olan bölgelerde, alevlerden kaçan hayvanları avlayarak beslenir. abd'de bolca bulunan uzun yapraklı çam gibi bitkiler, tohumları alev almaksızın çimlenemez. dolayısıyla yangınlar, bir yandan birçok canlıyı yok ederken, bir diğer yandan evrimsel süreçte sıklıkla gördüğümüz yangınla paralel bir evrim geçirmiş canlıları hayata bağlamaktadır. ancak hiçbir tür, yemek hazırlamadan tarıma, avcılardan korunmaktan avlanmaya, maddeleri işlemekten sağlığa, kimyasal çalışmalardan ısınmaya, dini kavramlardan mağara resimlerine, sanata, felsefeye ve daha nice konuya dahil ettiğimiz ateşi, biz insanlar kadar kapsamlı olarak algılayamaz ve kullanamaz. bu da, beynimizin evriminin önemli sonuçlarından biridir.
burada anlattığımız gibi, ateşi birçok farklı iş için kullanmaktayız. bunlara burada girerek sizleri sıkmak istemiyoruz, zaten ne amaçlarla kullanıldığını gayet iyi bilmektesinizdir. ancak burada bahsetmek istediğimiz, insan türlerinin evrimlerinin hangi noktasında ateşi kontrol altına alabildiğidir.
ne yazık ki bu konuda kesin bir yargı bulunmamaktadır. en net bulgularla konuşacak olursak, ateş günümüzden 400.000 yıl kadar önce homo erectus tarafından kontrol altına alınmıştır. 125.000 yıl kadar önce ise, birçok farklı insan türünün net bir şekilde ateşi kontrol edebildiğini biliyoruz. ancak bazı bilim insanları, ateşin kontrolünün 1.7 milyon yıl kadar öncesine gittiğini iddia etmektedirler. açıkçası bu iddialar çoğunlukla çürütülmüş veya yalanlanmıştır, çünkü bu dönemlere ait ateşin kontrolüne dair bulgular ya aşırı belirsizdir ya da düzmecedir. dolayısıyla bilim camiası bu konuda oldukça hassas ve titiz çalışmaktadır. küçük çapta bile olsa yangınlar çok yaygın ve aşırı sık olan olaylar olarak araştırmacıların kafalarını karıştırabilecek birçok iz arkada bırakabilmektedirler. önemli olan bu izlerden hangilerinin gerçekten kontrollü bir ateşe ait olduğunu tespit edebilmektir.
ateşin kontrolüne dair bulgular kesin olmadığı için, bu konudaki tartışmalara burada pek fazla girmeyeceğiz. ancak kabaca 400.000 yıl kadar önce, daha ortada homo sapiens türüne, yani bize ait hiçbir iz yokken atalarımızın ateşi kontrol altına aldığını söyleyebiliriz. peki bu bizim evrimimizi nasıl etkiledi? ateşi kontrol etmenin evrimimiz ile alakası nedir?
ateşin kontrolünün ilk etkilerinin davranışsal olduğu düşünülmektedir. çünkü kontrollü bir ateş, insanların diledikleri zaman ışık yaratabilmeleri anlamına gelmektedir. böylece gündüzcül (gündüz avlanan) bir hayvan türü olan insan, aktivitelerini gün ışığı ile sınırlandırmak zorunda kalmamaya başlamıştır. üstelik eskiden korktuğu avcılarının (yırtıcı kediler gibi) ve rahatsız edici misafirlerin (birçok böcek ve omurgasız türü) ateşten korkarak uzak durduğunun keşfi, insana çok ciddi bir evrimsel avantaj sağlamaya başlamıştır.
tüm bunlar bir yana ateş, insanın giderek etçilleştiği (baskın meyvecil diyetten, etçile kayan hepçil bir diyete geçtiği) ve bu sebeple beyin evrininin hızlandığı bir dönemde, sindirimi zor olan besinlerini pişirmesine yaramıştır. beslenme tipinin değişmesi, bir türün evrimsel değişimine etki eden en önemli özelliklerden biridir. hele ateşte pişen bir yemekte özellikle nişastaya dayalı karbonhidratlar bulunuyorsa, ateşin etkisiyle bu kimyasallar parçalanır ve insanlar bu ürünleri çok daha kolay sindirebilirler. bu sayede çok daha verimli ve yüksek bir enerji kaynağı elde etmiş olurlar. işte bu sebeple de evrimsel ekonomilerine ciddi katkılar sağlamış olurlar. yani evrimsel patikaları, hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başlar.
burada yanlış bir anlaşılma da sıklıkla yapılmaktadır: sanki ateşin kontrolü ve yemeklerimizi pişirmemiz, sadece et ürünleri ile alakalı bir durummuş gibi lanse edilmektedir. bu, ciddi bir hatadır. az önce belirttiğimiz yazımızda da sıklıkla vurguladığımız gibi insan türleri, evrimsel süreç içerisinde meyvecil bir diyetten ete ağırlık veren omnivor (hepçil) bir diyete geçmiş olsalar bile bu, yeşil beslenmeden uzak durdukları veya bu tip beslenmenin sona erdiği anlamına gelmemektedir. tam tersine, ateşin kontrolü sayesinde yüz binlerce ve milyonlarca yıldır sindiremedikleri bazı bitkisel ürünleri tüketebilmeye başlamışlardır. çünkü daha basit şekerler ve karbonhidratlardan oluşan çiçekleri, tohumları ve etli meyveleri sindirebilsek de; özellikle ham selüloz içeren bitki gövdeleri, yetişkin yapraklar, genişlemiş kökler ve bitki tüberlerini apandiksimiz evrimsel süreçte köreldiği için sindirememekteydik. ancak ateş sayesinde bu bitki kısımlarını pişirerek selülozu kısmen de olsa parçalayabilmeye ve bir miktar sindirebilmeye başladık (halen de ateş olmadan sindiremeyiz). üstelik ham haliyle zehirli olan bazı tohumlar ve bitki kısımları, ateşte pişirme sayesinde zehirsiz hale getirilebilmeye başladı. bu da diyetimize ciddi anlamda etki etti ve evrimsel sürecimize adeta yön verdi.
bazı bilim insanları ateşin insan beyninin evrimine etki etmediğini iddia etseler de, evrimsel biyologların ezici bir çoğunluğu bunun doğru olmadığını, ateşin beslenmemizi doğrudan etkilediğini, beslenmemizin de evrimsel değişimimizi doğrudan etkilediğini, bu yüzden de ateşin evrimimizde çok önemli bir rolü olduğunu belirtmektedirler. öyle ki, beslenme tipimizin değişmesi sebebiyle sadece beynimiz irileşmekle kalmadı (tabii ki bundaki tek sebep beslenme etkisi deği), aynı zamanda yüz ve çene yapımız da değişmeye başladı. vücudumuzdaki en belirgin körelmiş organlar olan 20 yaş dişlerimizin varlığı bile , bu durumu göstermeye yetmektedir.
tüm hatlarıyla baktığımızda, ateşin insan evrimi için oldukça önemli olduğunu görmek mümkündür. diyetimizi etkilemediğini varsaysak bile, davranışsal olarak çok ciddi etkileri olduğunu, dolayısıyla evrimsel avantajlarımıza doğrudan etki ettiğini söylememiz hiç hatalı olmayacaktır.
kaynak
devamını gör...
yazarların küçükken söyleyemediği kelimeler
sürahi-sülale**.
devamını gör...
sarımsaklı yoğurt
kullanıcı adımı aldığım başlıktır.
devamını gör...
yaşlanınca sana bakması için çocuk sahibi olmak
bencilliğin ta kendisi..
devamını gör...
başarının tanımı
kafayı yastığa koyduğunuzda aklınıza olumsuz hiçbir şey gelmeden uykuya dalabilmektir.
ya da başarılı değil, süzme salaksınız demektir, bravo o daha güzel!
ya da başarılı değil, süzme salaksınız demektir, bravo o daha güzel!
devamını gör...
geceye ispanyolca bir söz bırak
“todo el mundo te va a lastimar solo debes encontrar por quien vale la pena sufrir.”
“gerçek şu ki, herkes seni incitecek. yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak.”
– bob marley –
“gerçek şu ki, herkes seni incitecek. yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak.”
– bob marley –
devamını gör...
mahşer-i cümbüş
2000’li yılların başında ankara üniversitesi tiyatro bölümünde okuyan öğrenciler tarafından kurulmuş doğaçlama tiyatro ile tanışmamızı ve sevmemizi sağlan bir gruptur. yazar oyunu, kart turu, 4’lü dönme gibi başlıklar altında o an seyirciler tarafından belirlenen kelimeler, cümleler ile keyifli oyunlar sunan bir grup. bir ara televizyonda yayınlanan mahşer-i cümbüş ve anında görüntü show isimli programlarını hiç kaçırmadan izlerdim. oyuncuların doğal ve doğuştan yeteneklerine diyecek hiçbir lafımız yok, ki bazılarını sonradan dizilerde ve filmlerde de izledik ama doğaçlama oyunlarındaki keyfi hiç alamadım nedense. gruptan ayrılan ve gruba yeni katılan oyuncularla sanırım gösterilerine devam ediyorlardı pandemi öncesinde de...
hem mahşer hem cümbüş izlemek isteyenler için:
hem mahşer hem cümbüş izlemek isteyenler için:
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
kendime yalan söylemeye başladığımdan beri, kimseye inanmıyorum.
devamını gör...
sokak köpeklerine tapanlar dini
mensubu olduğum dindir. en azından tanrılarımız görünmez değil.
devamını gör...
müteferrika
arapça sözcük. "ufak tefek masraflar için ayrılmış para" anlamına gelmektedir.
devamını gör...
andvari yüzüğü
yüzüklerin efendisi serisine ilham kaynağı olduğu düşünülen mitolojik yüzük.
hikaye kaba taslak şöyle bir şey; sigmund odin'in soyundan gelen bir savaşçıdır. girdiği bir savaşta öldürülür ve odin onun kılıcını başkaları kullanmasın diye parçalara ayırır. kılıcın parçaları oğluna verilmek üzere karısı hjordis tarafından saklanır. hjordis yeniden evlenir ve sigmund'un oğlu sigurd, demirci regin tarafından büyütülür, demirci regin'in iki kardeşi vardır, ejderha fafnir ve şekil değiştiren otr...
günlerden bir gün otr, somon balığı avlamak için su samuru kılığına girer. loki su samurlarının derisine hayrandır. samur derisinden kendisine güzel bir kıyafet yaptırmak niyetindedir. terziye talimatı vermiştir lakin malzeme eksiktir. otr'la karşılaşır ve onu tuzağa düşürerek öldürür, derisini yüzer ve deriyi şahsi terzisine teslim eder. havalı kıyafetine kavuşmuştur.
tabi tüm bu olanlar otr'un babası hreidmar'ın kulağına gider. nasıl gitmiştir, mevzuyu kendisine kim aktarmıştır onu bilmiyorum. demek ki, ortada bir görgü tanığı var ki, adam olaydan haberdar oluyor. oğlunun su samuruyken avlanması ve loki'nin kıyafetine meze olması hreidmar'ı ziyadesiyle kızdırmıştır. intikam yeminleri eder.
tesadüf bu ya odin, loki ve hoenir bir yolculuk esnasında hreidmar'ın konutunda konaklamak zorunda kalırlar. hreidmar'ın istediği fırsat ayağına gelmiştir. hemen tazminat talebinde bulunur. oğlunun canına karşı kilosunca altın ister. aksi halde odin ve hoenir, hreidmar'ın salonunda rehin kalacaklardır. el mecbur loki tazminatı ödemek için altın arayışına girer. cüce andvari'nin altın stokuna ulaşır ve stoku bir güzel patlatır. lakin altınların arasında bir yüzük vardır. bu yüzük, yüzüğü takanın servetini katlayacak, zenginliğine zenginlik katacaktır. ancak cüce andvari bu değerli yüzüğü çalınma tehlikesine karşı lanetlemiştir. sinsilikler prensi loki'nin bu durumdan haberi yoktur. tüm hazineyi sırtladığı gibi hreidmar'ın salonunun yolunu tutar. altınları teslim eder, odin ve hoenir'in serbest kalmasını sağlar.
tabi altın takıntısı olan ejderha fafnir, gözünün önündeki altınların çekiciliğine dayanamaz ve hazineyi ele geçirmek için babası hreidmar'ı öldürür. loki'nin samur kürkü sevdası koca bir aileyi faciaya sürüklemiştir.
demirci regin, kardeşi fafnir'in babasını öldürdüğünü duyunca evlatlığı sigurd'dan fafnir'e meydan okumasını ister. sigurd'un gerçek babası sigmund'un kılıcının parçalarını kullanarak sigurd'a yeni bir kılıç döver. sigurd bu kılıçla ejderhanın karşısına çıkar ve onu yener. regin'in talimatı ile ejderhanın kanıyla yıkanır ve kalbini pişirmeye başlar. kalbi pişirirken elini yakar ve elini ağzına götürdüğü anda fafnir'in kanı dudaklarına bulaşır. bu olay ile birlikte sigmund hayvanların lisanına hakim olmuştur. çevresindeki kuşlar regin'in onu öldüreceğini kendisine söylerler. böylece sigurd, regin'in kellesini alır ve andvari'nin lanetli yüzüğünün bulunduğu hazineye sahip olur.
bu olaydan sonra sigurd, gün yüzü göremeyecektir. brynhild adındaki bir kadına aşık olur ve yüzüğü ona hediye eder. bu sırada büyücü grimhild, sigurd'un kendi kızı gudrun'a aşık olması için bir iksir yapıp, sigurd'a içirir. brynhild, sigurd'un büyünün etkisinde olduğunu bilmediği için sigurd'u affetmez ve öldürür. durumu öğrenince pişman olur ama artık çok geçtir. parmağındaki yüzükle birlikte sigurd'un cenaze ateşine atlar...
hikâyeyi okurken kuvvetle muhtemel, lotr evreni ile arasında ki temel benzerlikleri görmüşsünüzdür diye düşünüyorum. sigmund'un kılıcının parçalanması ve sonrasında dövülmesi narsil'in hikayesine çok benzemektedir. iki kılıçta varislerin görevlerini yerine getirebilmesi için yeniden dövülmüştür.
ha keza smaug'un cücelerin hazinesine çökmesi, fafnir'in yaptıklarını andırır.
son kertede yüzüğün gücü ve lanetine ek olarak yok ediliş hikâyesinde de, bu mitolojik anlatıdan esintiler vardır.
tüm bunların ışığında; tolkien'in ''andvari yüzüğünün laneti'' anlatısından etkilenmiş olabileceği ve kurgusunun bir kısmına bu mitolojik unsurları dahil etmiş olması olasıdır diyebiliriz.
hikaye kaba taslak şöyle bir şey; sigmund odin'in soyundan gelen bir savaşçıdır. girdiği bir savaşta öldürülür ve odin onun kılıcını başkaları kullanmasın diye parçalara ayırır. kılıcın parçaları oğluna verilmek üzere karısı hjordis tarafından saklanır. hjordis yeniden evlenir ve sigmund'un oğlu sigurd, demirci regin tarafından büyütülür, demirci regin'in iki kardeşi vardır, ejderha fafnir ve şekil değiştiren otr...
günlerden bir gün otr, somon balığı avlamak için su samuru kılığına girer. loki su samurlarının derisine hayrandır. samur derisinden kendisine güzel bir kıyafet yaptırmak niyetindedir. terziye talimatı vermiştir lakin malzeme eksiktir. otr'la karşılaşır ve onu tuzağa düşürerek öldürür, derisini yüzer ve deriyi şahsi terzisine teslim eder. havalı kıyafetine kavuşmuştur.
tabi tüm bu olanlar otr'un babası hreidmar'ın kulağına gider. nasıl gitmiştir, mevzuyu kendisine kim aktarmıştır onu bilmiyorum. demek ki, ortada bir görgü tanığı var ki, adam olaydan haberdar oluyor. oğlunun su samuruyken avlanması ve loki'nin kıyafetine meze olması hreidmar'ı ziyadesiyle kızdırmıştır. intikam yeminleri eder.
tesadüf bu ya odin, loki ve hoenir bir yolculuk esnasında hreidmar'ın konutunda konaklamak zorunda kalırlar. hreidmar'ın istediği fırsat ayağına gelmiştir. hemen tazminat talebinde bulunur. oğlunun canına karşı kilosunca altın ister. aksi halde odin ve hoenir, hreidmar'ın salonunda rehin kalacaklardır. el mecbur loki tazminatı ödemek için altın arayışına girer. cüce andvari'nin altın stokuna ulaşır ve stoku bir güzel patlatır. lakin altınların arasında bir yüzük vardır. bu yüzük, yüzüğü takanın servetini katlayacak, zenginliğine zenginlik katacaktır. ancak cüce andvari bu değerli yüzüğü çalınma tehlikesine karşı lanetlemiştir. sinsilikler prensi loki'nin bu durumdan haberi yoktur. tüm hazineyi sırtladığı gibi hreidmar'ın salonunun yolunu tutar. altınları teslim eder, odin ve hoenir'in serbest kalmasını sağlar.
tabi altın takıntısı olan ejderha fafnir, gözünün önündeki altınların çekiciliğine dayanamaz ve hazineyi ele geçirmek için babası hreidmar'ı öldürür. loki'nin samur kürkü sevdası koca bir aileyi faciaya sürüklemiştir.
demirci regin, kardeşi fafnir'in babasını öldürdüğünü duyunca evlatlığı sigurd'dan fafnir'e meydan okumasını ister. sigurd'un gerçek babası sigmund'un kılıcının parçalarını kullanarak sigurd'a yeni bir kılıç döver. sigurd bu kılıçla ejderhanın karşısına çıkar ve onu yener. regin'in talimatı ile ejderhanın kanıyla yıkanır ve kalbini pişirmeye başlar. kalbi pişirirken elini yakar ve elini ağzına götürdüğü anda fafnir'in kanı dudaklarına bulaşır. bu olay ile birlikte sigmund hayvanların lisanına hakim olmuştur. çevresindeki kuşlar regin'in onu öldüreceğini kendisine söylerler. böylece sigurd, regin'in kellesini alır ve andvari'nin lanetli yüzüğünün bulunduğu hazineye sahip olur.
bu olaydan sonra sigurd, gün yüzü göremeyecektir. brynhild adındaki bir kadına aşık olur ve yüzüğü ona hediye eder. bu sırada büyücü grimhild, sigurd'un kendi kızı gudrun'a aşık olması için bir iksir yapıp, sigurd'a içirir. brynhild, sigurd'un büyünün etkisinde olduğunu bilmediği için sigurd'u affetmez ve öldürür. durumu öğrenince pişman olur ama artık çok geçtir. parmağındaki yüzükle birlikte sigurd'un cenaze ateşine atlar...
hikâyeyi okurken kuvvetle muhtemel, lotr evreni ile arasında ki temel benzerlikleri görmüşsünüzdür diye düşünüyorum. sigmund'un kılıcının parçalanması ve sonrasında dövülmesi narsil'in hikayesine çok benzemektedir. iki kılıçta varislerin görevlerini yerine getirebilmesi için yeniden dövülmüştür.
ha keza smaug'un cücelerin hazinesine çökmesi, fafnir'in yaptıklarını andırır.
son kertede yüzüğün gücü ve lanetine ek olarak yok ediliş hikâyesinde de, bu mitolojik anlatıdan esintiler vardır.
tüm bunların ışığında; tolkien'in ''andvari yüzüğünün laneti'' anlatısından etkilenmiş olabileceği ve kurgusunun bir kısmına bu mitolojik unsurları dahil etmiş olması olasıdır diyebiliriz.
devamını gör...
homo sapiens
modern insanın en yakın atası. günümüz insanı homo sapiens'in alt türü olan homo sapiens sapiens olarak isimlendirilir ki bunun nedeni düşündüğünün üzerine düşünebilen insan anlamına gelmesidir. bu tanım, descartes'in cogito ergo sum ifadesine dayanır. o halde kısaca diyebiliriz ki homo sapiens ve homo sapiens sapiens arasındaki fark, bir bilinçlilik-aydınlanma farkıdır.
devamını gör...
aşık olmak
hayatımı gözden geçirmeme sebep olan başlık. 21 yıllık hayatımda hiç aşık olmadım lisede de olmadım üniversite de olmadım. biraz buruk hissetmeme sebep oldu çünkü ben insanların bu duyguyu bir kere de olsa yaşaması gerekenlere inananlardanım
devamını gör...
1 mayıs işçi ve emekçi bayramı
"işçi ne kadar çok zenginlik üretirse, üretiminin gücü ve büyüklüğü ne kadar artarsa, kendisi de o kadar yoksullaşır. ne kadar çok meta üretirse, kendisi de bir meta olarak o kadar ucuzlar. şeyler dünyasının değerinin artmasıyla doğru orantılı olarak insanların dünyası değersizleşir. emek sadece meta üretmekle kalmaz, aynı zamanda, genel olarak meta ürettiği oranda kendini ve meta olarak işçiyi de üretir."
(karl marx, economic and philosophic manuscripts, 1844)
1 mayıs işçi bayramı kutlu olsun.
hizliresim.com/6hc0ga
(karl marx, economic and philosophic manuscripts, 1844)
1 mayıs işçi bayramı kutlu olsun.
hizliresim.com/6hc0ga
devamını gör...
her şeyi içine atan insan
etrafında anlatmaya değer kimse olmayan insan.
(bkz: anlaşılmamak)
(bkz: anlaşılmamak)
devamını gör...
normal sözlük bayram harçlıklarının hesaplara yatırılması
bana niye 100 karma ödemesi yapıldı sadece. yoldaş adam mı kayırıyorsun?
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
uyandığında onu ilk kim görecek?
bıraktığım düşü kim büyütecek?
bıraktığım düşü kim büyütecek?
devamını gör...
isimlerle ilgili genellemeler
başlığı görünce zihnimde çalmaya başlayan şarkı:
"ahmet, mehmet, süreyya hepsi boş hepsi hülya
bir gün hayat bitecek dersin görmüşüm rüya
boşvermişim, boşvermişim, boşvermişim dünyaya
ağlamak istemiyorsan sen de boşver dünyaya"
"ahmet, mehmet, süreyya hepsi boş hepsi hülya
bir gün hayat bitecek dersin görmüşüm rüya
boşvermişim, boşvermişim, boşvermişim dünyaya
ağlamak istemiyorsan sen de boşver dünyaya"
devamını gör...
