gürcistan
çok ilginç bir şekilde herkesle bir şekilde kavga etmemize rağmen bu ülkeyle en ufak münakaşa bile olmuyor. bunu sadece petrol hatlarına bağlamak da yanlış olur dediğim kafkas ülkesi.
devamını gör...
gençliğe hitabe ile dalga geçen belediye personeli
gençliğe hitabe dışında da sorun var. "koli koli diye ağlayanlar" ifadesini kullanıyor. sosyal yardıma fazla muhtaç olmak ekonominin kötü olduğunu gösterir bunun sorumlusu bilin bakalım kim ? ekonomiden sorumlu iktidar. fakirleştirdikleri halkla dalga geçmeye başladılar.
psikolojik sorunları varmış diye personeli çıkarmışlar. aynen intihar eden işsizlerin de vardı yeni moda bahane de bu oldu artık. niye çalıştırıyorsun ki zaten bunca işsizlik varken madem sorunları var liyakatsizlik olmuyor mu diye sorarlar.
psikolojik sorunları varmış diye personeli çıkarmışlar. aynen intihar eden işsizlerin de vardı yeni moda bahane de bu oldu artık. niye çalıştırıyorsun ki zaten bunca işsizlik varken madem sorunları var liyakatsizlik olmuyor mu diye sorarlar.
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
aklıma karayip korsanları dünyanın sonu filminde korsan kralı seçimleri geldi. yok mu herkesin kendine oy vermesi ?
devamını gör...
istanbul'u dinliyorum
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
önce hafiften bir rüzgâr esiyor,
yavaş yavaş sallanıyor,
yapraklar ağaçlarda.
uzaklarda, çok uzaklarda,
sucuların hiç durmayan çıngırakları,
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı...
orhan veli'nin güzide şiiri'nin mısralarından..
önce hafiften bir rüzgâr esiyor,
yavaş yavaş sallanıyor,
yapraklar ağaçlarda.
uzaklarda, çok uzaklarda,
sucuların hiç durmayan çıngırakları,
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı...
orhan veli'nin güzide şiiri'nin mısralarından..
devamını gör...
güney kore hayranı liseli kızlar
herkesin ilgisini çeken biryer vardır.o yıllarda bende de latin hayranlığı vardı,gerçi hala var..
devamını gör...
prens
machiavelli'nin eseridir kendisi. kitabın temel amacı prenslere nasıl yönetici olunacağı konusunda tavsiyeler vermektir. machiavelli'yi bir 'counter-renaissance' düşünürü olarak değerlendirmeyi mümkün kılar. kendisi rönesansın getirdiği evrensellik ilkesine karşıdır. tam olarak o anda spesifik olarak ne olduğuna odaklanır. herkesin tecrübesinin birbirinden farklı olduğuna dolayısıyla ideal toplumların bir reçetesi olmadığına inanmak gerektiğini savunur. hatta kitabının 15. bölümünde yazar kendisi söylemiştir; 'ben burada hayali toplumları anlatmıyorum.' thomas more'u tanımasa da onun ütopyasına net bir zıtlık oluşturur prens kitabıyla. gerçi bu karşıtlığının asıl hedefi platon'un devleti de olabilir. onu okumuş olması daha muhtemel diye düşünüyorum.
kendisi kitabında siyaset ve etiğin birlikte düşünülmemesi gerektiğini savunur. yani demek ister ki neyin etik olduğundansa sonuçlar önemlidir. yani 'power politics' kavramını savunur. eğer bir kararın sonucu diğer alternatiflerden daha iyiyse o zaman o karar iyidir. niyetin, yani ahlaki yaklaşımın, bir önemi yoktur. niyetler zamana ve duruma göre değişir ama iyi sonuç her zaman iyidir diye anlıyorum ben bu durumu. kendisinin bunu savunma şeklide şudur; iyi niyetler kötü sonuçlar doğurabilir ve kötü niyetler bazen iyi sonuçlar doğurabilir. bir yönetici sadece kendi çıkarları üzerinden planlar yapmalıdır der. mesela toplumun bir kısmından kurtulmak istiyorsunuz, bunu yaptığınızda eğer düzen kuruluyorsa bu karar iyidir. insanlar da bunu iyi olarak algılarlar çünkü onlar da sonuçlara bakarlar.
romalılardan da etkilenmiştir kendisi. tabii iyi zamanlarından. buradan yola çıkarak da gerektiği zaman şiddetin uygulanmasında hiçbir sakınca görmez. mesela krallığın bir yerinde küçük bir isyan başladı. prens hızla bunu gerekiyorsa şiddetle bastırmalı ki sonuçlar daha da fena olmasın. yılanın başını küçükken ezmeli mantığı anlayacağınız.
ayrıca kendisinin prenslere bir tavsiyesi de halkın itaatini sağlamakla ilgilidir. der ki, insanların size öylece uymasını bekleyemezsiniz. toplumunuzda bir sorun olmasa bile her zaman olma ihtimaline hazırlıklı olmalısınız. çünkü birileri her zaman sorundan faydalanır. kendisinin aksine eski düşünce toplumda sorun çıkarmanın mantıksız olduğuna inansa da, machiavelli uyarır; sorun birilerinin çıkarına olabilir. mesela yabancılar. sorunun çıkması için destekleyip sonra da düzeni yeniden kurma bahanesiyle topraklarınıza girebilir.
toplumun fakir kısmına çok da şiddet uygulanmasına gerek olmadığını söyler. onlar makul miktarda bir baskıyla zaten size uyarlar. ama önemli olan aristokratlar. onların gözü prensin yerinde olabilir çünkü onlar kendilerini prensle eşit görürler. dolayısıyla tehlikelidirler.
bir de virtu of fortuna kısmı var. orayı tam algılayamadığım için açıklayamıyorum sözlük. aştı beni.
kendisi kitabında siyaset ve etiğin birlikte düşünülmemesi gerektiğini savunur. yani demek ister ki neyin etik olduğundansa sonuçlar önemlidir. yani 'power politics' kavramını savunur. eğer bir kararın sonucu diğer alternatiflerden daha iyiyse o zaman o karar iyidir. niyetin, yani ahlaki yaklaşımın, bir önemi yoktur. niyetler zamana ve duruma göre değişir ama iyi sonuç her zaman iyidir diye anlıyorum ben bu durumu. kendisinin bunu savunma şeklide şudur; iyi niyetler kötü sonuçlar doğurabilir ve kötü niyetler bazen iyi sonuçlar doğurabilir. bir yönetici sadece kendi çıkarları üzerinden planlar yapmalıdır der. mesela toplumun bir kısmından kurtulmak istiyorsunuz, bunu yaptığınızda eğer düzen kuruluyorsa bu karar iyidir. insanlar da bunu iyi olarak algılarlar çünkü onlar da sonuçlara bakarlar.
romalılardan da etkilenmiştir kendisi. tabii iyi zamanlarından. buradan yola çıkarak da gerektiği zaman şiddetin uygulanmasında hiçbir sakınca görmez. mesela krallığın bir yerinde küçük bir isyan başladı. prens hızla bunu gerekiyorsa şiddetle bastırmalı ki sonuçlar daha da fena olmasın. yılanın başını küçükken ezmeli mantığı anlayacağınız.
ayrıca kendisinin prenslere bir tavsiyesi de halkın itaatini sağlamakla ilgilidir. der ki, insanların size öylece uymasını bekleyemezsiniz. toplumunuzda bir sorun olmasa bile her zaman olma ihtimaline hazırlıklı olmalısınız. çünkü birileri her zaman sorundan faydalanır. kendisinin aksine eski düşünce toplumda sorun çıkarmanın mantıksız olduğuna inansa da, machiavelli uyarır; sorun birilerinin çıkarına olabilir. mesela yabancılar. sorunun çıkması için destekleyip sonra da düzeni yeniden kurma bahanesiyle topraklarınıza girebilir.
toplumun fakir kısmına çok da şiddet uygulanmasına gerek olmadığını söyler. onlar makul miktarda bir baskıyla zaten size uyarlar. ama önemli olan aristokratlar. onların gözü prensin yerinde olabilir çünkü onlar kendilerini prensle eşit görürler. dolayısıyla tehlikelidirler.
bir de virtu of fortuna kısmı var. orayı tam algılayamadığım için açıklayamıyorum sözlük. aştı beni.
devamını gör...
muharrem ince'nin parti kuracağını ilan etmesi
fikirleri ve bakış açısı ile tam bir atatürk milliyetçisidir ve kendime bu anlamda yakın bulurum. ama üzülerek söylüyorum, senden siyasetçi olmaz muharrem abi. sen yine öğretmenlik yap, devrimci çağdaş çocuklar yetiştir.
hadi herkes yazmış zaten diye seçim gecesi falsonu bir kenara bırakıyorum.
- egoların duruşunun önüne çıkıyor. bu senin iflah olmaz zaafın. cumbaba seçimlerinde iyi başladın mesela. meydanlarda neler yapacağını anlatıyordun ilk dönem. sonra oy oranların arttıkça egon seni öyle bir noktaya çekti ki, bir baktık bütün mitinglerin erdoğan'la ağız dalaşına döndü. o dönem malum sözlükte benim gibi yüzlerce yazar, yapma etme dedik. hatta halkla ılişkiler danışmanına varana kadar mesajlar attık. yine bildiğini okudun.
- stresi yönetemiyorsun maalesef. yorgunluktan kaynaklı bile olsa siyasetçi pasif agresif tavırlar sergileyemez, hele ki bütün gözler üzerindeyken yaptığın en küçük hata göze batar. bakışlar, vücut dili herşey önemlidir. stresin arttıkça yandaş medyaya malzeme vermeye başladın. bence egonu bir kenara bırak. stres yönetimi için ekrem imamoğlu'ndan bir kaç seans koçluk al bence.
- zamanlamaların facia. sen parti kuracağım diyince havuz medyası, hatta akp trolleri bile sana destek atıyorsa bir durup düşün mesela. nedenlerini sorgula. bazen geri adım atmak iyidir. atatürk'ün samsun'a nasıl geçtiğini ben mi hatırlatayım sana? okun fırlaması için yayı geri çekmek gerekir.
maalesef onca yıllık siyasal kariyerini ve emeğini 3 ayda çöpe attın. keşke böyle olmasaydı. biz seni hep 2013 yılında meclis kürsüsünde yaptığın şu efsane konuşmayla hatırlasaydık.
ahı var
hadi herkes yazmış zaten diye seçim gecesi falsonu bir kenara bırakıyorum.
- egoların duruşunun önüne çıkıyor. bu senin iflah olmaz zaafın. cumbaba seçimlerinde iyi başladın mesela. meydanlarda neler yapacağını anlatıyordun ilk dönem. sonra oy oranların arttıkça egon seni öyle bir noktaya çekti ki, bir baktık bütün mitinglerin erdoğan'la ağız dalaşına döndü. o dönem malum sözlükte benim gibi yüzlerce yazar, yapma etme dedik. hatta halkla ılişkiler danışmanına varana kadar mesajlar attık. yine bildiğini okudun.
- stresi yönetemiyorsun maalesef. yorgunluktan kaynaklı bile olsa siyasetçi pasif agresif tavırlar sergileyemez, hele ki bütün gözler üzerindeyken yaptığın en küçük hata göze batar. bakışlar, vücut dili herşey önemlidir. stresin arttıkça yandaş medyaya malzeme vermeye başladın. bence egonu bir kenara bırak. stres yönetimi için ekrem imamoğlu'ndan bir kaç seans koçluk al bence.
- zamanlamaların facia. sen parti kuracağım diyince havuz medyası, hatta akp trolleri bile sana destek atıyorsa bir durup düşün mesela. nedenlerini sorgula. bazen geri adım atmak iyidir. atatürk'ün samsun'a nasıl geçtiğini ben mi hatırlatayım sana? okun fırlaması için yayı geri çekmek gerekir.
maalesef onca yıllık siyasal kariyerini ve emeğini 3 ayda çöpe attın. keşke böyle olmasaydı. biz seni hep 2013 yılında meclis kürsüsünde yaptığın şu efsane konuşmayla hatırlasaydık.
ahı var
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
hayat, duygulananlar için bir trajedi, düşünenler için bir komedidir.
-jean de la bruyère
-jean de la bruyère
devamını gör...
overrated
popüler kültürdeki pek çok şey için kullanabileceğimiz hak ettiğinden daha fazla ilgi alaka görmüş anlamındaki tabirdir.
devamını gör...
boş kafa
13 sene önce ilk antipsikotik ilaçlar içtiğim zamanlarda yaşadığım kafaydı.
ilk aylarda her ilaç sonrası 16 saat uyuyor, uyandığımda ise zombi modunda yaşıyordum.
böyle bir kafa işte.
ilk aylarda her ilaç sonrası 16 saat uyuyor, uyandığımda ise zombi modunda yaşıyordum.
böyle bir kafa işte.
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
üşütmeyin, çorapsız gezmeyin.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
burada hiçkimseyle tanışmıyorum. olabildiğince içimi dökebilirim yani.
içim ölmüş gibi hissediyorum sözlük. insan hisseder, güler, ağlar falan ya. ben de sadece acı kalmış gibi hissediyorum. hiçbir şey mutlu etmiyor beni.
aile evi tam bir terör benim için. ve hiçkimse niye böyle davrandığımı anlamıyor. daha kötüsü ne biliyor musun, anlamaya bile çalışmıyor. hep o son damlayı görüyorlar. hiç o bardak niye o kadar dolu kimsenin umrunda değil.
sözlük annem beni hiç sevmiyor biliyor musun, çocukluktan beri ilk kez seslendiriyorum içimde. gözyaşlarım burnumun ucundan damlıyor şimdi bak. bu acı tarif edilebiliyor mu, ben edemiyorum çünkü.
ne kadar bağlı olmaya “ailemle” mutlu olmaya çalışsam da bu gerçeği aşamıyorum.
bir ara ev köpeği gibi olmuştum. o işe yarar sanıyordum. yaramıyor. o da yaramadı yani. bir süre daha yaşanılabilir kıldı sadece.
insanlara bundan bahsedemiyorum bile biliyor musun, herkesin ne güzel aileleri var. hiç anlamıyorlar beni. insan annesini nasıl sevmez nova diyorlar,
beni sevmeyeni ben niye seveyim ki diye cevap verince de boş bakıyorlar yüzüme.
garson gibiyim. temizlikçi gibiyim. onların izin günleri var benim o bile yok. şu final haftasını nasıl atlattım bilmiyorum. geçen derste hoca anlattı. insanlar ilk aile sevgisine koşullanırlarmış ve bu sevgiyi hiç unutmazlarmış. içim acıdı bunları dinlerken. minicik bir tutam bile yok içimde. her gün acı çektiğim her dakika eleştirildiğim yaptığım her şeyde bir problem bulunan bir yerde nasıl mutlu olabilirim. en çok da sevilmemek yakıyor canımı.
üniversiteye gidene kadar hiçkimse beni sevmez ben hep problemliyim sorunluyum falan sanırdım. ama öyle güzel arkadaşlarım ortamlarım oldu ki. dedim ki o kadar da berbat biri değilim demek ki. özgüvensiz sanardım kendimi. oysa söyleyecek bir sürü şeyim varmış benim. sarsılmaz bir inancım varmış kendime.
aptal bir mart gününden sonra şimdi kendi kara deliğimde çırpındıkça batıyorum. bu şehirden de bu evden de nefret ediyorum. keşke ergen tribi olsaydı bu yazdıklarım. geçseydi. ama öyle değil. hiç öyle değil.
içim ölmüş gibi hissediyorum sözlük. insan hisseder, güler, ağlar falan ya. ben de sadece acı kalmış gibi hissediyorum. hiçbir şey mutlu etmiyor beni.
aile evi tam bir terör benim için. ve hiçkimse niye böyle davrandığımı anlamıyor. daha kötüsü ne biliyor musun, anlamaya bile çalışmıyor. hep o son damlayı görüyorlar. hiç o bardak niye o kadar dolu kimsenin umrunda değil.
sözlük annem beni hiç sevmiyor biliyor musun, çocukluktan beri ilk kez seslendiriyorum içimde. gözyaşlarım burnumun ucundan damlıyor şimdi bak. bu acı tarif edilebiliyor mu, ben edemiyorum çünkü.
ne kadar bağlı olmaya “ailemle” mutlu olmaya çalışsam da bu gerçeği aşamıyorum.
bir ara ev köpeği gibi olmuştum. o işe yarar sanıyordum. yaramıyor. o da yaramadı yani. bir süre daha yaşanılabilir kıldı sadece.
insanlara bundan bahsedemiyorum bile biliyor musun, herkesin ne güzel aileleri var. hiç anlamıyorlar beni. insan annesini nasıl sevmez nova diyorlar,
beni sevmeyeni ben niye seveyim ki diye cevap verince de boş bakıyorlar yüzüme.
garson gibiyim. temizlikçi gibiyim. onların izin günleri var benim o bile yok. şu final haftasını nasıl atlattım bilmiyorum. geçen derste hoca anlattı. insanlar ilk aile sevgisine koşullanırlarmış ve bu sevgiyi hiç unutmazlarmış. içim acıdı bunları dinlerken. minicik bir tutam bile yok içimde. her gün acı çektiğim her dakika eleştirildiğim yaptığım her şeyde bir problem bulunan bir yerde nasıl mutlu olabilirim. en çok da sevilmemek yakıyor canımı.
üniversiteye gidene kadar hiçkimse beni sevmez ben hep problemliyim sorunluyum falan sanırdım. ama öyle güzel arkadaşlarım ortamlarım oldu ki. dedim ki o kadar da berbat biri değilim demek ki. özgüvensiz sanardım kendimi. oysa söyleyecek bir sürü şeyim varmış benim. sarsılmaz bir inancım varmış kendime.
aptal bir mart gününden sonra şimdi kendi kara deliğimde çırpındıkça batıyorum. bu şehirden de bu evden de nefret ediyorum. keşke ergen tribi olsaydı bu yazdıklarım. geçseydi. ama öyle değil. hiç öyle değil.
devamını gör...
elimize bir kalem geçtiğinde ilk yazdığımız kelime
adımı soy adımı yazarım.
sanırım bu durum evrensel bir ritüel.
sanırım bu durum evrensel bir ritüel.
devamını gör...
kedi
parkede uyumaya başladıysa havalar da ısınmaya başlamıştır.
bir parke kadar olamadık iyi mi!
bir parke kadar olamadık iyi mi!
devamını gör...
martin eden
(bkz: ölmeden önce okunması gereken kitaplar) arasında yer alan kitaptır.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
lahmacun dediğin 6 lira.
kereviz bakmaz para pula.
mani yazdım, nasip etmez her kula.
evde besliyorum tarantula.
kereviz bakmaz para pula.
mani yazdım, nasip etmez her kula.
evde besliyorum tarantula.
devamını gör...
kadınların kendilerine söyledikleri yalanlar
kuaförden sonra saçının kötü olduğunu bile bile güzel oldu ya farklı oldu bence diye kendisini kandırdığı yalanlardır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
şeker portakalı.
devamını gör...

