big fish
tim burton filmi olduğu için izlememiş olanların kafasında muhtemelen fazla fantastik şeyler canlanıyordur. bence bu film izlediğim tim burton filmleri arasında en gerçekçi olanı.
bir filmin içinde baba ve çocuk ilişkisi olduğu zaman ister istemez kendimi hemen duygusal bir moda sokuyorum. bu da beni duygulandıran babalı ve çocuklu filmlerden biriydi. hatta ağlatan demem daha doğru olur.
film için birilerini tebrik etmek gerekirse başta tim burton değil de romanın yazarı daniel wallace gelirmiş gibi, ben böyle düşünüyorum en azından. yıllar evvel kitabını okuduğumda hissettiğim duyguları filmde de elbet hissettim, senaryo harika ama roman... yine de kitaptan uyarlama filmlerle kıyaslayınca çok güzel bir yerde olduğunu söyleyebilirim.
tim burton filmlerini sevenlerin zaten muhakkak izlemesi gereken bir film ama bence bu filmi izlemek için tim burton filmlerini sevmeye gerek yok gibi. bir de böyle hikayeye bakıp çocuklarla izlemeye kalkışmamanızı önerebilirim, izletmeyi denediğim çocukların sıkılmasına neden olan bir film maalesef. ha bir de bence önce romanı okunsa da sonra mı izlense?
bir filmin içinde baba ve çocuk ilişkisi olduğu zaman ister istemez kendimi hemen duygusal bir moda sokuyorum. bu da beni duygulandıran babalı ve çocuklu filmlerden biriydi. hatta ağlatan demem daha doğru olur.
film için birilerini tebrik etmek gerekirse başta tim burton değil de romanın yazarı daniel wallace gelirmiş gibi, ben böyle düşünüyorum en azından. yıllar evvel kitabını okuduğumda hissettiğim duyguları filmde de elbet hissettim, senaryo harika ama roman... yine de kitaptan uyarlama filmlerle kıyaslayınca çok güzel bir yerde olduğunu söyleyebilirim.
tim burton filmlerini sevenlerin zaten muhakkak izlemesi gereken bir film ama bence bu filmi izlemek için tim burton filmlerini sevmeye gerek yok gibi. bir de böyle hikayeye bakıp çocuklarla izlemeye kalkışmamanızı önerebilirim, izletmeyi denediğim çocukların sıkılmasına neden olan bir film maalesef. ha bir de bence önce romanı okunsa da sonra mı izlense?
devamını gör...
1 mayıs 2021 normal sözlük mobil görünümünün güncellenmesi
yoldaş benjamin franklin çok güzel ve değişik yenilikler geleceğini söylemişti ama bu kadarını da beklemiyordum doğrusu*.
güzel olmuş aslında da karışmış sanki biraz yine de ellerinize sağlık ama alışmamız biraz uzun sürecek sanırım her şey değişmiş resmen ya*.
güzel olmuş aslında da karışmış sanki biraz yine de ellerinize sağlık ama alışmamız biraz uzun sürecek sanırım her şey değişmiş resmen ya*.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
makarna pişirirken ideal süreyi tutturmak ister misiniz?
"eveeeeet" dediğinizi duyar gibiyim.
"barilla" markasının spotify hesabı ile bu iş artık çok kolay.
pişireceğiniz makarnanın çeşidine göre playlistinizi seçiyorsunuz ve şarkılar bitince, makarnanız da yeterince pişmiş oluyor.
buyrunuz hesabın linki
"eveeeeet" dediğinizi duyar gibiyim.
"barilla" markasının spotify hesabı ile bu iş artık çok kolay.
pişireceğiniz makarnanın çeşidine göre playlistinizi seçiyorsunuz ve şarkılar bitince, makarnanız da yeterince pişmiş oluyor.
buyrunuz hesabın linki
devamını gör...
mesaj alımını kapatmak
benim yine yaptığımdır. bilmiyorum kendimi ara ara iletişime kapatmak istiyorum. insanların; dinlemeden konuşması, anlamadan sadece anlatması beni yoruyor. zaten şu son iki yılda yaşadıklarım, beni epey yıprattı. bir de geç mi yazdı, iddia mı var? güvensizlik gibi süreçlerle uğraşamıyorum. bırakın her şeyi, benliğim ve ruhum hasar alıyor, tabi karşı tarafa da hasar veriyorum. iki yılda nasıl bu kadar yıprandım ve yıpratılmasına izin verdim inanın hiç bilmiyorum.
bir de şu var ki bende güven problemi yok. bilakis insanlara çok çabuk güvenirim. her söylediklerine inanırım. zira söylemek onların problemi, ben inanmak ya da inanmamakla yükümlüyüm. ve inanmayı seçiyorum. hal böyle olunca da insanlar, benimle gerçekten mi iletişim kuruyor, yoksa bir çıkarı, düşüncesi, iddiası var mı, arka planı nedir bilemiyorum. bunu hiçbir zaman da bilemeyeceğimi bildiğim için, kendimi iletişime kapatıyorum. küsen, kırılan, anlayamayan varsa keyfi bilir, canı sağ olsun.. kızmıyorum. bazen insanları kendi haline bırakmak da gerek. öyle düşünüyorum. bırakın ve tanımlarını okuyun biraz da. zaten okumadığınız bir yazara, niye mesaj atarsınız hiç anlamam. biz konuşmak değil yazmak ve okunmak istiyoruz belki de..
bir de şu var ki bende güven problemi yok. bilakis insanlara çok çabuk güvenirim. her söylediklerine inanırım. zira söylemek onların problemi, ben inanmak ya da inanmamakla yükümlüyüm. ve inanmayı seçiyorum. hal böyle olunca da insanlar, benimle gerçekten mi iletişim kuruyor, yoksa bir çıkarı, düşüncesi, iddiası var mı, arka planı nedir bilemiyorum. bunu hiçbir zaman da bilemeyeceğimi bildiğim için, kendimi iletişime kapatıyorum. küsen, kırılan, anlayamayan varsa keyfi bilir, canı sağ olsun.. kızmıyorum. bazen insanları kendi haline bırakmak da gerek. öyle düşünüyorum. bırakın ve tanımlarını okuyun biraz da. zaten okumadığınız bir yazara, niye mesaj atarsınız hiç anlamam. biz konuşmak değil yazmak ve okunmak istiyoruz belki de..
devamını gör...
bir şehri sevmemek için sebepler
yobaz insanlarıdır. bu tiplerin ne hayvan ne de doğa sevgisi vardır. dini inançları paradır.
devamını gör...
in time
yönetmenliğini andrew niccol'un yaptığı 2011 yapımı bilim kurgu - gerilim filmi. başrollerinde amanda seyfried, justin timberlake, cillian murphy gibi isimler var.
--! spoiler !--
will salas, bir hata sonucu cinayetten hüküm giyer ve hapishaneden kurtulmak için, sistemi çökermek amacıyla şansını sonuna dek zorlayacaktır. sistem dediğim şey, zamanın satın alınabilir bir şey olduğu bir dünyadır. parası olanın zamanı satın alıp sonsuza dek genç kaldığı bu sistemde, fakir ve güçsüzler ölüme mahkûmdur. üstelik onların yaşayamadığı yıllara karşılık gelen zaman da başkalarının ömrüne eklenmektedir.
zamanın, hırsızlar tarafından çalınabilen bir şey olduğunu düşünün... işte salas, bu sisteme baş kaldırmayı kafasına koymuştur.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
will salas, bir hata sonucu cinayetten hüküm giyer ve hapishaneden kurtulmak için, sistemi çökermek amacıyla şansını sonuna dek zorlayacaktır. sistem dediğim şey, zamanın satın alınabilir bir şey olduğu bir dünyadır. parası olanın zamanı satın alıp sonsuza dek genç kaldığı bu sistemde, fakir ve güçsüzler ölüme mahkûmdur. üstelik onların yaşayamadığı yıllara karşılık gelen zaman da başkalarının ömrüne eklenmektedir.
zamanın, hırsızlar tarafından çalınabilen bir şey olduğunu düşünün... işte salas, bu sisteme baş kaldırmayı kafasına koymuştur.
--! spoiler !--
devamını gör...
kapalı değil tesettürlü
katılmadığım önerme. çünkü her ne derseniz deyin. ama "arap kültürü taşıyıcısı" diyecek kadar kıt beyinli bir cahil olmayın.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları
70'liler için nadir olan fotoğraflardır.
bir tane tek başıma resmim yok ya.
bir tane tek başıma resmim yok ya.
devamını gör...
normal sözlük'te sürekli islam'ı kötüleyen başlık ve tanımlara müsaade etmek
islam'ın ya da başka dinlerin "insan ürünü" olduğunu söylediğimizde dahi sözde hakaret etmiş oluyoruz. bu kadar geniş bir hakaret tanımı olmaz. ben ortaya bunun bütün bilimsel disiplinlerdeki kanıtlarını ortaya koyuyorum herif gelmiş "sizin islam'la derdiniz nedir?" diyor. "siz çok olmaya başladınız" diyor. bunun bir tık üstü zaten kafamızın kesilmesi.
ondan sonra vay efendim islam'ı kötüleyen başlık. birisi saldırıya uğrasa, öldürülse ona da oh çekeceksiniz. adımız gibi eminiz. kötüsünüz, temsil ettiğiniz değerler de kötü ve ikiyüzlü. ama en önemlisi de korkaksınız. gel maçan yiyorsa bir de benden dinle islamı. koy argümanını. koyamazsın değil mi? neden? çünkü yok? çünkü sen de bilmiyorsun. okumamışsın. birileri sana allah-kitap demiş sen de gidiyorsun. cehalet maskelenmiyor fakat teneke geldiğin gibi teneke devam etmek zorunda değilsin. oku, öğren. saldırma!
ondan sonra vay efendim islam'ı kötüleyen başlık. birisi saldırıya uğrasa, öldürülse ona da oh çekeceksiniz. adımız gibi eminiz. kötüsünüz, temsil ettiğiniz değerler de kötü ve ikiyüzlü. ama en önemlisi de korkaksınız. gel maçan yiyorsa bir de benden dinle islamı. koy argümanını. koyamazsın değil mi? neden? çünkü yok? çünkü sen de bilmiyorsun. okumamışsın. birileri sana allah-kitap demiş sen de gidiyorsun. cehalet maskelenmiyor fakat teneke geldiğin gibi teneke devam etmek zorunda değilsin. oku, öğren. saldırma!
devamını gör...
geceye bir 90'lar şarkısı bırak
meriç-şebboy.
devamını gör...
görünmez heykelin 150 bin liraya satılması
devamını gör...
görsel yapımlarla şiddetin normalleştirilmesi
kişi, okuduğu ve izlediği materyallere aşırı odaklandığı zaman, beyninin objektif, sorgulayan, hayal ile gerçeği ayırt eden, sunulanın doğru-yanlış analizini gerçekleştiren mantıklı bilinç tarafını kısmen de olsa devreden çıkarır. genelde ergenlik öncesi çocuklarda bu eğilim daha fazladır, doğal olarak.
ve algıladığı pek çok şey bilinçaltına istemeden de olsa giriverir. film yapımcıları, reklam sektörü bunu zaten iyi bilirler ve beynin bu özelliğini kullanıp, çeşitli tekniklerden de yararlanarak kişi üzerinde istedikleri türden etkileri yaratabilirler.
beynin bilinçaltı kısmının bilinçten çok daha büyük yer kapladığı ve bilinçli yaptığımızı "sandığımız" birçok şeyin bilinçaltı şartlandırmalar neticesinde ortaya çıktığı psikiyatride bilinen bir olgu. evet, insanların yüzde yüzü ya da çoğunluğu şiddet içerikli eserleri okur ya da izlerse tamamen etkilenir, kendini iyice kaptırır, normalleştirir demek çok iddialı bir sav olur lakin bir kişinin bile bu yönde etkilenmesi, bu tip eserler hakkında durup düşünmek için sebeptir: şiddeti ne yönde ve ne kadar vermeliyiz?
ve algıladığı pek çok şey bilinçaltına istemeden de olsa giriverir. film yapımcıları, reklam sektörü bunu zaten iyi bilirler ve beynin bu özelliğini kullanıp, çeşitli tekniklerden de yararlanarak kişi üzerinde istedikleri türden etkileri yaratabilirler.
beynin bilinçaltı kısmının bilinçten çok daha büyük yer kapladığı ve bilinçli yaptığımızı "sandığımız" birçok şeyin bilinçaltı şartlandırmalar neticesinde ortaya çıktığı psikiyatride bilinen bir olgu. evet, insanların yüzde yüzü ya da çoğunluğu şiddet içerikli eserleri okur ya da izlerse tamamen etkilenir, kendini iyice kaptırır, normalleştirir demek çok iddialı bir sav olur lakin bir kişinin bile bu yönde etkilenmesi, bu tip eserler hakkında durup düşünmek için sebeptir: şiddeti ne yönde ve ne kadar vermeliyiz?
devamını gör...
the beatles
her sabah beni "i wanna hold your hand" adlı hayat enerjisi aşılayan şarkısı ile uyandıran, gündüzleri "girl" ile huzur veren geceleri de "yesterday" ile tatlı bir uykuya dalmama yardım eden taptığım grup, olmasalardı eksik kalırdım.
devamını gör...
erol günaydın
kendisini genel olarak çiçek taksi durağının ramazan abisi olarak hatırlarız. türk sinema ve dizi tarihine adını altın harflerle yazdırmış usta bir oyuncudur. aynı zamanda oyuncu olan engin günaydın'ın da babasıdır.
devamını gör...
bir tabak kelle paçadan daha güzel olan şey
şüphesiz iki tabak kelle paçadır.
devamını gör...
başlangıç
klasik bir dan brown romanı, yine aynı labirentin içinde aynı yollardan ilerliyoruz. din ve bilim çatışması üzerine kurulu aralarda sanata ve tarihe yönelik serpiştirilmiş bir kaç detaya sahip sıradan bir kitap. ben brown'ın ne yarattığı karakterleri ne de betimlemelerini severim fakat edmond kirsch karakteri ilgi çekiciydi. onun dışında brown yine kendini hapsettiği şemanın içinden çıkamamış, aynı kitapları robert langdon karakteri hariç bir kaç karakter ismi değişmiş hâlde tekrar okumaktan farkı yok. ben kitabı jean-christophe grangé ve dan brown karşılaştırması hakkında ufak bir fikrim olsun diye okuyup bitirdim açık ara grangé betimlemeleri ile ortalama eserler verirken brown vasat altı olabilir yalnızca.
--! spoiler !--
tahmin edilebilir olsa bile kitaptaki tek hoş detay; winston'ın kendi yaratıcısını hatta biraz abartırsak kendi 'tanrısını' öldürmesiydi.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
tahmin edilebilir olsa bile kitaptaki tek hoş detay; winston'ın kendi yaratıcısını hatta biraz abartırsak kendi 'tanrısını' öldürmesiydi.
--! spoiler !--
devamını gör...
x'i yalnız bırakmadan değerini bilemezsin
her olaydan büyük anlamlar çıkarmaya çalışmayın gözünüzü seveyim. yolda yürürken bile kaldırım taşından bir takım anlamlar çıkarıp arkadaşlık ilişkisi değerlendirenler var. işte hepsi aynı işlevde ama kimine takılabiliyorsun hangi taşa güveneceğini iyi seç*. uydurdum bunu ama en küçük olaya bile yüzbin çeşit mana bulup hayat dersi çıkarabilirsiniz bu yöntemle. pek mantıklı değil bu bana göre. ortada bir mevzu varsa siz en iyisi üşenmeden genellemelerle ve kaldırım metaforlarıyla değil de olayı bir etraflıca düşünüp ele alın, böylece çıkarımlarınız daha gerçekçi ve duruma uygun olur.
devamını gör...
bilinmeyen bir kadının mektubu
kitaba başlarken konusuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu amiyane bir tabirle bodoslama daldım. hani bazen bilirsiniz, biriyle tanışırsınız ve ben bu insanı sevmeyeceğim ya da sevemeyeceğim dersiniz kendinize. hatta bazen fark edemezsiniz bunu, ufak bir rahatsızlık oluşur içinizde. bilinçaltınız bağırır oysa 'bu bireyden uzak dur' diye. hah işte! kitabın ikinci paragrafında bu kitap beni üzecek demiştim kendime ama daha çok çekilmiştim, okudum, okudum. okudukça bir zamanlar koşulsuz sevişim yüzüme tokat gibi çarparken, lütfen sonu kötü bitmesin diye düşünürken buluyordum kendimi cümle aralarında. bitti. ve ben belki de -şu an bile gözlerim buğulandı dostlar- hiç bu denli içten ağlamamıştım bir kitap için. zırlamalarım bittikten sonra bir çok kitabını okusam da karşı bir cinsin duygularını nasıl bu kadar hissedebilir bir bey diye düşünüp, kimdir bu (bkz: stefan zweig) dedim ve başladım tırtıklamaya. beyefendi ve eşi, nazi faşizmi iktidara geldiğinde karşıt görüşlü yazarlara da savaş açmaları sonucuna dayanamamış ve veronal ile intihar etmişler. önce kendisi içmiş sonra eşine uzatmış. minnoş letto (eşi) çiçekli elbisesiyle yanına uzanmış. ironik olansa üç yıl sonra hitler de eşiyle intihar etmiş ve nazilerden kurtulmuş almanya. insanın 'ah be zweig keşke üç yıl daha bekleyeydin de bize de birkaç kitap daha kalaydı' diyesi geliyor.
devamını gör...

