an itibariyle aklıma bu karikatürü getirmiş olan başlık.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu kadar mütevazı olma yeğen! dediğim gerçektir.
devamını gör...

kilo almıyorsa yedi cihanı kendisine sövdürten insandır.
devamını gör...

bu iğrençlikler ne ilk ne de son. büşra sanay-kardeşini doğurmak: türkiye'de ensest gerçeği kitabını okurken kanım donmuştu. keşke ciddi ceza yaptırımlarıyla azalarak yok olsalar.
devamını gör...

dingilin biri hayatımın 1 saatini çaldı, sinirliyim. puh!

ona laf anlatmaya çalışıp, saçmalıklarını dinleyeceğime hamamböceklerine istiklal marşı öğretirdim, daha verimli geçerdi zamanım.
devamını gör...

"ve nelere baskın gelmezdi ki seni düşünmenin tadı." ahmed arif

"sen gülünce gün cumartesi olur,bir kuş havalanır gökyüzünde." özdemir asaf

"ben aşk nedir bilmem. /eski kafalıyım. bir seni bilirim. /bir de adın geçince sıkışan kalbimi." attila ilhan

"yedi tepeli şehrimde /bıraktım gonca gülümü/ne ölümden korkmak ayıp /ne de düşünmek ölümü.". nazım hikmet ran

"sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız./ ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız.". attila ilhan
devamını gör...

günaydın sözlük.
2012'in son pazarı bugün.
pazarın gelişi cumartesiden belli olurmuş, niye yani, sadece perşembe midir gelişi mühim olan.
pazar da pekala mühim bir gün.
bir kere haftanın final günü.
yeni haftaya şurda ne kaldı.
üstelik o hafta senenin son haftası.
bitiyor musun 2021, gidiyor musun?
aklın bizde kalmasın, 2022 başak senesi olacak zati.
güzel bir sene isteyen, bir başağı yaşamının bir kenarına koysun.
anası olur, bacısı olur, biraderi olur, sevdiği olur, eşi olur, karşı komşusu olur, çok sevdiği arkadaşı olur, dostu olur, yeni bulduğu dost olur vb.
aşıdan ya da dünden kalan bir kafam var hala.
güzel bir cumartesi geçirdim, o vakit bu gün daha da hatta daha da güzel olsun inşallah.
çay kokusunda, yağda yumurta tadında, kalorifer sıcaklığında, ev huzurunda, araba radyosunda çıkan güzel müzikler gibi keyifli bir gün olsun.
devamını gör...

güzel filmdir. filmin genel özelliklerine insanolunbiraz zaten değinmiş. ben filmin hoşuma giden başka bir yönüne dikkat çekmek istiyorum. şimdi efendim nicolas cage'in oynadığı seth karakteri aslında filmin temel taşı. film vermek istediği mesajı bana göre bu karakter üzerinden veriyor. bu şeytanımsı meleklerin türlü türlü özellikleri var. misal bu arkadaşlar insan hayatının her evresine müdahil oluyorlar. insanların beyinlerini okuyorlar. duygu ve düşüncelerini çözümleyebiliyorlar. her insan başına bunlardan bir tane verilmiş. bildiğiniz insanları manipüle etmeye çalışıyorlar. işin daha ilginç tarafı bu zevat kütüphane de yaşıyor. orası da hiç hayra alamet değil. evet bütün bilgilere vakıflar. istedikleri her dili konuşuyorlar. birbirlerinden habersiz iş yapmıyorlar. yani özetle gizli tarikat gibi bir şey bunlar. güçleri ruhani olduğu içinde bunlarla baş edebilmek mümkün değil. insanlar onların varlığından bile habersiz. canları isterse, insanlara görünüp nanik yapıyorlar, istemezse de öyle ortalarda görünmeden geziniyorlar.

tüm mevzu da meggie ile başlıyor. seth, meggie'ye aşık olunca, ruhundaki pranganın farkına varıyor. lan diyor; ''ben nasıl bir örgütün içine düşmüşüm. her şey önceden kararlaştırılmış, verilen görevleri yapıyorum, sorgulama morgulama hak getire, benim bu ruhani ve ebedi varlığımda doğaçlamaya izin yok!'' işte bunu fark ettiği an zaten isyan meşalelerini yakıyor. bunu daha net görmesini sağlayan da nathaniel adındaki düşmüş bir melek.

aralarında şöyle bir sohbet geçiyor;


nathaniel: o, bu salaklara -insanları kast ediyor- evrenin en büyük hediyesini vermiş. bize vermez mi sanıyorsun?
seth: nedir o?
nathaniel: özgür irade!


bu farkındalığı yaşadıktan sonrada en büyük çabası iradesini özgürleştirmek üzerine oluyor. elbette o kısımla ilgili ipucu vermeyeceğim ki, filmi izlemeyenlerin tadı kaçmasın. bana kalırsa bu nokta filmin altını çizmek istediği en önemli nokta. insan acizdir, insan kolay manipüle edilir, insan hatalar silsilesidir vesaire vesaire... amma velâkin tüm bunlarla başa çıkabilmek için elinde önemli bir güç vardır. eğer farkına varır ve bu gücü kullanırsa, sürüdeki koyun olmaktan kurtulur ve kendisinin çobanı olur. bu filmin en sevdiğim yanı içinde ince ince barındırdığı mesajlar ve ''özgür irade'' göndermesidir.

izlenesi bir filmdir ama hepiniz özgür irade sahibi insanlarsınız izleyip, izlememek size kalmış. aslında yarınız mı desem. bilemedim yahu şimdi. kahir ekseriyet deyip yükü üzerimden atayım. * farkındalık güzel şeydir gerisini boş verin.
devamını gör...

jenerasyonu olmayan şarkı.
her güzele koşma demedim mi?
her tatlı söze kanma demedim mi?
devamını gör...

lilith'in türk mitolojisindeki karşılığıdır alkarısı (albastı). farklı tasvirleri olsa da genel kanı upuzun saçları, kocaman memeleri olan çirkin mi çirkin bir cin olduğudur. viranelerde yaşar.

lohusa kadınlara, kırkı çıkmamış çocuklara ve atlara musallat olur. alkarısı kırmızı rengi hiç sevmediğinden yeni doğum yapmış kadınların başına kırmızı kurdele takılır ki bu cadı gelmesin. lohusa kadının odasına; maşa, bıçak gibi eşyalar, çörek otu, nazar boncuğu, süpürge ve eşinin bazı giysileri koyulur. bu eşyaların kırkı çıkmamış bebeklerin ve lohusa annenin ciğeriyle beslenen alkarısını korkutacağı ve anne ve bebeğinin ciğerini sökmekten alıkoyacağı düşünülür. hatta bu nedenledir ki kırkı çıkmamış bebek ve annesi evden çıkmaz, yabancıya gösterilmez. ortak noktalardan anlaşılacağı üzere şamanizm temelli bir mitostur, ayrıca (bkz: şamanizm kökenli türk adetleri).

alkarısı ata binmeyi çok sevdiğinden gözüne kestirdiği ata gece boyunca biner hayvancağızı usandırırmış eskiden. tımar edilen atlar gece bitip sabah oldu mu tüyleri birbirine dolanmış, bitap düşmüş halde bulunurmuş. hatta bu cin midir peri midir bilinmez varlığı, at üzerindeyken yakalayıp hizmetkârı olarak kullananlar bile varmış.*

belirtilerden de anlaşılacağı üzere, alkarısı lohusa humması'ndan başka bir şey değildir ve tıbbın gelişmesiyle birlikte bu cin yüzünü göstermez olmuştur.
devamını gör...

2007 senesinde bu operasyondan geçmiştim. mıntıka ve ev imkanı dolayısıyla mersin'de yaptırdığım operasyondu. ileri derecede astigmat ve miyop olmuş gözlerim yaşam standartlarımı zorladığı için kararım kesindi, artık bu operasyon kaçınılmazdı. buluştuğumuz doktor önce kornea ölçümü yaparak operasyona onay verdi. birkaç gün sonra operasyon öncesi gözüme hemşirenin damlattığı göz damlası ile geçici sürede resmen hipermetrop oldum. bu sayede operasyon öncesi üç göz kusurunu aynı anda yaşadım. sıra operasyona gelince öyle bir heyecan ve tedirginlik hakim oldu ki daha sonra giydirdiler bir önlük, ellerimi birbirine kavuşturdum sanki kendi cenaze namazıma duruyormuşum gibi. sonra oturttular yarı oturur vaziyette sedyeye. operasyon boyunca sadece beş dakika boyunca dans eden yeşil ve kırmızı ışıklara baktım, bir beş dakika boyunca da diğer gözde aynı işlem devam etti. operasyon kolay bir şekilde tamamlandı ama işin ıstırabı bundan sonra başladı. operasyon gecesi gözler cayır cayır yanıyor ve beş dakikaya bir damla damlatıyoruz. neyseki sabaha kalmadan dindi acısı. operasyon sonrası gözüme yerleştirilen kontak lensin çıkması için beş gün süre verildi. bu beş gün boyunca toz, su, ışıkla temas yasak. evin perdelerini çekmiş vaziyette güneş gözlüğü ile dolaştım. ne seyir var ne okuma, evde bile dolaşırken yarasa gibi yalpalıyorum. bu ıstıraplı beş günü sabırla atlattıktan sonra kontak lensten de kurtulunca gözler yavaş yavaş netliğine kavuştu. şimdi şükürler olsun bu kadar sene geçmesine rağmen kartal gibi bakış açısına sahibim. bir de bunların farklı yöntemleri var. lasek, lasik, şahin göz, wavefront gibi yöntemler. bana uygulanan ıstıraplı yöntem, lasik isimli yöntemmiş.
devamını gör...

anne ve babaların çocukları arasında yapmayı asla beceremediği şey.

çocuklar arasında ayrım yapmayan bir ailede muhtemelen tek çocuk vardır.
devamını gör...

eğer varsa* sadece sözlük diye düzenlenerek çözülebilecek gerginlik.
kafa sözlük diye başlayanı, normal sözlük yapma, sadece sözlük yap devamını aynı bırak.
yani,
başını sil kafi.
baş ile kafa aynı de mi?
ayy, bir mahzunluk çöktü bana.
neyyyse, sözlüğü ben yeterince kurtardım,
çok işim var ahali.
siz devam edin.
devamını gör...

normal kişilerdir.

ben uzun süre giden birisi olarak iyileştiğimi düşünüyorum. tabi işin yüzde bilmem kaçı sizde bitiyor. kişinin kendisi mücadele etmezse iyi olamaz.
psikiyatristler size sihirli değnekle dokunmuyor size değneği nasıl yapacağınızı öğretiyor. bazen kişinin hayatında olan olaylar veya durumlar insanı hasta ediyor ve insan bir güce ihtiyaç duyuyor bu ilaç veya doktor olabiliyor.
önce durumu kabullenip sonra destek alırsanız mutlaka aşama kaydedeceksiniz.

ben 130 yıldır sorunları olan bir insan olarak tam olarak iyi olduğumu söyleyemem ama eski kendime göre çok iyi olduğumu söyleyebilirim.
not: üzülmeyin herkesin başına böyle durumlar geliyor kimisi kaldırabiliyor kimisi kaldıramıyor.
devamını gör...

müteahhitlere her defasında salona katılmaması gerektiğini anlatamadığım göğe bakma durağı.
devamını gör...

kahve önünde toplanan dayı/amca bireylerin yoldan geçen insanları gözleriyle sekme geleneği.
devamını gör...

kurtuluş savaşı kahramanlarından, 2. ordu'nun kurucu komutanı. kurtuluş'ta semih sergen hocamız canlandırmıştı.

1876'da harput'ta doğar. ilk ve orta öğrenimini elazığ'da, liseyi erzincan askeri lisesinde okuduktan sonra harp okulu ve harp akademisini sınıf birincisi olarak bitirir.

askeriyede iki yabancı dil bilen (almanca ve fransızcası akademik seviyedeymiş, ayrıca derdini anlatacak kadar ingilizce de biliyormuş), askeri okullarda taktik dersi vermiş, aydın ve gözütok biri olarak tanınan yakup şevki paşa, balkan savaşları'nda çatalca'daki savunma hattının kurucuları arasındadır. bu cephedeki izlenimleriyle hayatının sonuna kadar aşırı titiz ve temkinli biri olup çıkar. birinci dünya savaşı'nda çanakkale cephesi'nde 19. tümeni mustafa kemal bey'den devralır, galiçya cephesinde general olur, 1. dünya savaşı'nın sonunda da doğu cephesinde şark ordular grubu komutanı olarak ateşkes hükümlerine göre boşaltılacak bölgede (kars, ardahan, batum) silahlı bir direniş örgütlemeye başlar, el altından silahları halka dağıtır, kars şura hükümetinin kurulmasına önayak olur... bu çalışmaları sayesinde de işgalcilerce mimlenir. açığa alınarak geldiği istanbul'da katarakt tedavisi görürken 1920'de tutuklanır ve malta'ya sürülür.

1921 kasımında malta sürgünleri serbest bırakıldığı zaman yakup şevki paşa da ankara'ya gelir. batı cephesinde örgütlenen iki ordudan 2. ordu kendisine teklif edilir, kabul eder. fevzi çakmak dışında tüm üstlerinin kendisinden kıdemsiz olmasını "ben malta'da yatarken sizler bu orduyu yoktan var ettiniz" diyerek kabullenir (mesela 1. orduya atanan (gbkz: ali ihsan sabis) bu kadar hoşgörülü olamamış, kıdem meselesini kafaya takip sürekli mesele çıkarınca da resen emekli edilmişti). ancak, 1922 yazında son şekli verilen ve "yaz sonunda harekete geçeceksiniz" denilen büyük taarruz planını fazla riskli bulur. ordunun harcanacağını, yunan tahkimatının bu kadar kısa sürede yarılması ve takviye yetiştirmesinin önlenmesinin mümkün olmadığını, yunanlılarla bir tür oyalama muharebesi yapılarak geri çekilmeye zorlanmasına daha sıcak baktığını ifade eder. "yarın hepimizi meclis önünde asarlar" diye lafını bitirir. ancak cephe komutanı ismet inönü, genelkurmay başkanı fevzi çakmak ve başkomutan mustafa kemal atatürk "ekonomimiz bir yılda düzelmeyeceğine göre uzun vadeli bir planla düşmanı oradan söküp atamayız, bunun için de baskınla işi bitirmek zorundayız" der, atatürk sorumluluğu tek başına kabul ettiğini söyler ve paşa da itirazı keser. ama taarruz başladığı zaman da ısrarla "bizim cepheden çekilen yok" diye genelkurmay emirlerini alt kademelere iletmez, atatürk talimatları doğrudan kolordu komutanlarına iletmek zorunda kalır. her şey bitip düşman denize döküldüğü zamansa, altı alt devresinden mustafa kemal paşa'nın elini öpmeye kalkar "sen kazandın" diye...

yunanlıların çekilmesi tamamlandıktan sonra türk birliklerinin çanakkale'de ingiliz mevzilerine gelip karargâh kurmasını genelkurmay yakup şevki paşa'ya yönettirir. çok temkin isteyen, kesinlikle ingilizleri çatışmaya sevk etmeden sinirlerini bozmaya yönelik bir psikolojik savaş verilecektir ve bu görevi aşırı temkinli paşa'dan başka kimse beceremez. bu görevi yapıp ingilizleri mütarekeye zorladıktan sonra, epeydir ihmal ettiği kataraktı ilerlediği için görevden istifasını veren yakup şevki subaşı, 1939'daki ölümüne kadar yüksek askerî şura üyesi olarak açıkta bulunur. yurtdışına tedaviye giderken, kendisine genelkurmay bütçesinden tahsis edilen harcırahın harcamadığı kısmını iade eden, açıkta bulunduğu yıllarda emrine verilen makam otomobilini bile istemeyen paşa'nın tutumluluğunu şu fotoğrafta da görebiliriz (herkes yeni üniforma giyerken onun üstünde 1910'lardaki üniforma var).

kaynak: genel olarak atatürk ansiklopedisi "yakup şevki subaşı" maddesi.
devamını gör...

tamam anladık en mükemmel, en iyi, en süper,en takip edilesi, en.... sizsiniz. tamam. anladik. yeter.
devamını gör...

"okey'in 65 tl olması" adlı başlığın habercisi olan başlık.
devamını gör...

yeni doğmuş, henüz birkaç saatlik bir bebeklikten 7- 8 aylık olana kadar olan süreleri sevimli süreleri. özellikle hayvanat bahçelerinde severlerken görürüz. bu süreden sonra da sevilip oynaşacak ebadı geçiyorlar. hem davranış kalıpları, hem de küçücük çocukların ellerine alıp seveceği noktayı geçmiş oluyorlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim