1995* ekim ayı, ktü'nün dev kampüsünün, muhteşem peyzajından geçip sınıfımı buldum. sonra ilk derste gördüğüm matematik ile off oldum. meslek lisesi çıkışlı olduğuma uyandım. baktım anlamıyorum başladım arkadaş edinip gezmeye. güzel bir başlangıçtı.
devamını gör...

yanlış bir sorudur. yalnızca islam değil, tüm dinler dünyanın içine etmiştir. hala da etmektedir.

illa islam özelinde bakarsak, bir düşünün. adamın biri geliyor diyor ki "ya ben mağarada takılıyordum, birden vahiy geldi, bana 'oku' dediler, bu arada ben yeni peygamberim, bir de yeni dinimiz var" . bir kesim insan inanmak istememiş tabii ki de *, bunun sonucunda da bir sürü anlamsız savaş çıkıyor. uhud savaşı, hendek savaşı vb. savaşlarda kaç kişi öldü? islam olmasaydı bu savaşlar yapılır mıydı? bunlar aklıma gelen en basit örnekler. osmanlı imparatorluğu hep "islamı yaymak" maskesinin ardına sığınıp her yeri işgal etme hakkını kendinde bulmadı mı? sorsanız kendisi islam halifesi, eee islamın bayrağını dört bir yana dikmek onun vazifesi, mecbur yani. yersen.

afganistan'a, iran'a, yemen'e gidin bakın, arka mahallelerde islamın dayattığı 'namus' kuralları uğruna kaç kadın ölüyor, recm ediliyor? (bkz: ışid) kaç kişinin kafasını "islam" uğruna kesti? "ama onlar dinimizi yanlış anlıyorlar" gibi bir ibareyi kusura bakmayın ama kabul edemem. o zaman sizin dininizi anlamak bu kadar zor olmasaydı. kuralları, yasakları, cezaları her kesim tarafından farklı yorumlanabilen bir din olamaz. olursa sonucu bu olur. kimi öyle anlar, kimi böyle.

başta dediğim gibi, yalnızca islam özelinde değil. cennetten parsel parsel yer satılan din de aynı rezillikte. insanlık tarihinde yaşanan en büyük katliamların sebeplerine baktığınızda din hep en başta geliyor. neden "din" diye bir şeyin olmadığını hayal etmek bu kadar korkunç?

"nothing to kill or die for, and no religion, too"
devamını gör...

ne olur düş peşimden, yemin ederim çalıp çırpmaya gelmedim.
devamını gör...

azteklerin kafatasından yaptıkları maske. resmen kafatasındaki göz deliğine böyle taş gibi bir şeyi göze benzetip sokuyorlar göz deliğine. demirden burun falan yapıyorlar. bu ne oglum. bir insan bunları yapmak için ne kadar psikopat olmalı acaba? peki bu kafatasları kime ait? bu kafatasları katledilen savaşçılara, bir de azteklerin bunların haricindeki diğer seçkin üyelerine aitmiş. kafataslarının arkasını çıkarmış, boyamışlar. sonra göz ve burun kısımlarına taşlar koymuşlar.

ayrıca bu kafataslarının sahiplerinin hepsi, 30 ve 40'lı yaşlarındaki erkeklermiş. ayrıca hepsi de farklı yerlerden gelmişler.

ve işin korkunç kısmı: büyük ihtimalle bu erkekler, azteklerin başkentine kurban edilmek için getiriliyorlardı.. büyük ihtimalle, bu maskeler, fethedilen yerlerden tutsak alınan ya da yenilen savaşçıların kafataslarından yapılmış. ayrıca idam edilen soylu kişilerin de kafatasları kullanılmış. ama bunların çoğu alt sınıf insanlardı. çoğu savaş esirlerinden oluşuyordu veya haraç olarak alınmışlardı. ayrıca çoğu da toplu mezarlara atılıyordu.

ayrıca her öldürdüklerinin kafatasını modifiye etmemişler. sadece soylu kişilerin ve en seçkin savaşçıların kafatasları modifiye edilmiş.

aztekler yüzbinlerce kafatası modifiye etmişler.

buyrun

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

--- alıntı ---

uyku deliksiz olursa, ne kabus ne de zaman geçer içinden.bir göz kırpması kadar sürer.

--- alıntı ---
devamını gör...

başka yaşamların avukatıyız ...

evet yanlış okumadınız!..

başka yaşamları savunur, konu bize geldiğinde bir türlü kendi savunmamızda kıyam duramayız.
halbuki kendi yaşamımıza -en çok hakeden bu nadide metafora- tutup bir söylem geliştirmeyiz...
nedense dönüp kendi içimize bakamayız.. en ufak bir içe yönelme halinde dahi, ani bir etkiyle, büyük bir bencillik gelir...

esasen, talep olmadıkça, kaplumbağa misali kendi kabuklamızda yaşasak... yahut bir ıstakoz misali daraldıkça başka kabuklara geçsek... olmaz mı? ..

hiç olmadı yılan gibi her bahar, bir başka deriye evrilsek...

tı tı tıı... yılan dedim değil mi? bu örnek hiç yakışmadı... hatta fıtraten zorunuza gitti.... oysa zehrini akıtıp kısmetinin peşinden koşmak dışında, kimseye bir zararı dokunmayan zavallı bir varlığı, ekmek veren eli ısıran bir insana benzetmek, ancak bize yakışırdı. biz.. insanoğluna...

yakıştı da...
oturup bir insanı, zavallı bir hayvana benzeterek, hemen herkesin gözünde, o hayvanı, bir çırpıda zalim konumuna eriştiriverdik.

peki üzerimize vazife miydi?..
sanmam.. ama bu kez sagopa kajmer misali pek sanmam, hiç sanmam.
elimi çektim altından taşın.
kurtuldu ezilen parmaklarım.
ama canım hala yanıyor
avutsun bahaneler! bahaneler ahh


avutsun... çünkü yine üzerimize vazife olmayan bambaşka yaşamların avukatı olduk: yılanın, belki de haklı bir varoluşsal sancısını, tutup kendi mahkememize konduruverdik..

sahi..
yine üzerimize vazife miydi?..
devamını gör...

fransızca épopée =destan kelimesinden gelir. oraya da yunancadan geçmiştir.
devamını gör...

bu bir tek altın da değildir. yükselmeye başlayan bir değeri, treni kaçırıyorum diye aceleyle almak ya da satmakla olan birşeydir. trade sadece fiyat tahmini değildir. psikolojinin sağlamlığıdır. dipten ve tepeden girip çıkmaya çalışmayın 10 liralık hareket tahmini yapıyorsanız 2 lirasını almaya çalışın 10un hepsini alabilen sadece rüzgarı yaratanlardır. siz rüzgar tahmini yapan yelkenli kaptanısınız. ama içgüdüleriniz sizi hep rüzgardan hızlı gidebileceğinize ikna ediyor. bunun farkına vardığınız gün teknenin hızının asla ruzgar hızını gecemeyecegini anladığınız gün kazanmaya başlarsınız.
devamını gör...

ekşi sözlük'te bir yazar erzurum'da dişlerimi fırçaladığım için beni mason sanıyorlardı gibi bir şey yazmıştı. bu başlıklarda hep o aklıma geliyor ve gülüyorum.
devamını gör...

bunu eleştirenlerle, yolda hamile gördüğünde “vay be sevişiyor, hem de çıplak sevişiyor, demek çıplak olabiliyor ohş” diye aklına düştüğünden dolayı hamilelerin sokağa çıkmasını engellemeye çalışan güruh aynı kafadadır zannımca.
güruhdan örnek
devamını gör...

bir demet tiyatro ile hayatımıza girmesinin yanında o zamanın geç nesline ''sevişmeyi bir yaşam felsefesi'' haline getiren karakter.
devamını gör...

başka bir yerlerde başka bir hayata başlaman gerekir bazen. herkesten ve her şeyden uzaklaşsan her şey düzelecekmiş gibi hissedersin. yorgun, keyifsiz, tahammülsüz geçer günler. başka bir hayatın mümkün olduğuna dair inancın besler seni.
içinde bulunduğun mevcut düzenden farklı bambaşka bir düzen.. bundandır her şeyden ve herkesten uzaklaşma isteğin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
öpeyim mii?
devamını gör...

pers-yunan savaşları sırasında pers donanmasına karşı babası scyllis ile beraber akılalmaz bir yüzme operasyonu yürütmüş bir dalgıç ve yüzücü. "yüzme operasyonu nedir yahu?" dediğinizi duyar gibiyim, gelin anlatalım:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
2. yüzyılda yaşamış yunan tarihçi pausanias'ın yazdığına göre (ki bu pers-yunan savaşlarından 7 yüzyıl sonrasında yazıldığı için ikincil bir kaynak olmalıdır) pers imparatoru serhas, pers donanması artemision'a gelmeden önce pelion dağı'nın yakınlarındaki kıyılarda donanmasının bir kısmına demir attırmış ve rotalarının önündeki fırtınanın geçmesini beklemekte idi.

perslerin demir attığı bölgeye yakın yaşadığı için çevreyi çok iyi bilen hydna ve babası, inanması güç bir eyleme geçerek kıyıdan 10 deniz mili (16 km.) civarı uzakta olan pers filosuna doğru yüzmeye başlayarak gerçekten de akla hayale sığmaz bir operasyon gerçekleştirecektir. onların şansına, mevzubahis ikili pers gemilerine yaklaştığı sırada büyük bir fırtına çıkınca, perslerin bu fırtına ile meşgul olmasından ziyadesiyle istifade edeceklerdir. hydna ve babası sessizce ve görünmeden gemilerin altına daldıktan sonra demir halatlarını keserek pers gemilerinin kontrol dışına çıkmasını, ve birçoğunun rüzgarın etkisiyle birbirine çarparak batmasına sebep olacak, ve pers donanmasına neredeyse sıfır bütçeyle hatrı sayılır bir zarar vermiş olacaktır.

şüphesiz, yunan dünyası da bu iki kişinin yaptıklarından oldukça etkilenmiş olsa gerek; delphoi tapınağı'na kendilerine heykeller adanarak isimleri ölümsüzleştirilecektir. ta ki roma imparatoru nero o heykelleri çalıp, kendi memleketine götürünceye dek...

not: "peki ya neden başlığa babasının ismini yazmadın?" diyecekler için: bu hikaye daha çok hydna'nın adıyla anıldığından daha kısa ve öz bir başlık açmak istedim.

kaynak: ancientherstories.com/swimm...
devamını gör...

"durağan" anlamına da gelir.
devamını gör...

hep destek, tam destek. (bkz: cinnet geçirten yazım yanlışları)
devamını gör...

ülkemizin ekonomik durumunu gözler önüne seren durumdur.

bu durum vatandaşın değil itibardan tasarruf olmaz diyenlerin suçudur.

türkiye, dünyanın en bereketli topraklarına sahip olan anadolu coğrafyasında bulunmaktadır.

meyvelerin ve sebzelerin en güzel yetişeceği topraktır anadolu toprakları...

sadece meyve ve sebze üzerine çalışsak bile hem kendimize hem de dünyanın her ülkesine yetecek kadar meyve ve sebze üretebiliriz.

sadece yumurta üzerine çalışsak bile hem kendimize hem de dünyanın her ülkesine yetecek kadar yumurta üretebiliriz.

ama biz üretimi ve kalkınmayı değil, ihracatı tercih ettik.

verimli topraklara sahip olmayan rusya bile domates üretmeye başladı.

biz ise verimli topraklarımıza rağmen hala ithal etmeye devam ediyoruz.

beğenmediğimiz suriye bize patates satıyor.

bu toprakların taşında bile patates yetişir yahu.
devamını gör...

genellikle mağlup olunan maçlardan sonra umudu diri tutmak, bazen de galibiyetten sonra böbürlenmeyi önlemek için kurulan klasikleşmiş futbol cümlesidir.

ilk durumda maçta oynanan kötü futbol önce hakeme, sonra şanssızlığa, sonra var odasına ve en son olarak da zemin ve hava şartlarına bağlandıktan sonra sanki bu saydıklarım sonraki maçlarda olmayacakmış gibi önümüzdeki maçlara bakmamız gerektiğini söyler futbol adamları.

biz de önümüzdeki maçlara bakarız. aynı şeyleri görmek için. yine basit goller yeriz, yine hakem rakibi tutar ve biz yine zeminin azizliğine uğrarız.

ikinci durum ise ben kendimi övmeyeyim siz beni övün sendromudur. maçı kazandık ama bu bizim için alelade bir durum, zaten kazanmaya alışkın bir takımız, o yüzden maç bitince mal bulmuş mağribi gibi sevindiğimize bakmayın. biz önümüzdeki maçlara bakacağız, demektir bu.

biz yine önümüzdeki maçlara bakarız. ama içimizde bir tedirginlikle. acaba önümüzdeki hafta, kötü oynadığımız için mi bakacağız önümüzdeki maçlara yoksa kazandığımız için mi?

ben de kişisel tarihimde önümdeki maçlara bakıyorum ama sanki bu sefer gol orucunu bozacak zihnimin forvetleri, şeytanının bacağını kıracağız insanolunbiraz spor kulübü olarak. bu sefer olacak sanki. ama netice ne olursa olsun… yok bu klişeye girmiyorum.

allah yardımcınız olsun!
devamını gör...

siz de kalem hastası bir insansanız titremenize sebep olacak istektir.
devamını gör...

:)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim