apati
hissizlik, kaygısızlık, ilgisizlik anlamındaki tıbbi terim.
çoğu kez hayat kurtarmıştır. kusur olarak görülemeyecek kadar tatlıdır.
çoğu kez hayat kurtarmıştır. kusur olarak görülemeyecek kadar tatlıdır.
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük
bütün bir yaşamını insanların düşüncelerine göre şekillendirip,korkarak ve bahaneler üreterek boşa harcamaktır bence.
devamını gör...
pavlov'un göbeği
varlığını akış'a bakınca anlayabildiğiniz yazar. online olduğunda sol tarafta eski başlıklar birden 'normalinden daha fazla' gözükmeye başlıyor. bunu manuel olarak yapıyorsa kendisi de* belli saatlerde akışın foruma dönüşmesinden memnuniyetsiz demektir. lakin elinden gelenin en iyisi akışı harmanlamak mı, daha fazlasını yapamıyor mu merak ediyorum. bence bi takım radikal kararlar almalı.
devamını gör...
köşe yazarının meral akşener'i genelev patronuna benzetmesi
abd başkanına benzetebilirsin demiş de netenyahu'nun en çok destek aldığı ülke abd. abd, çocukların öldürülmesine ön ayak olmadı hiçbir zaman sanki.
israil'i kuru kuru kınamaktan başka bir şey yapamıyorlar. sonra da böyle arsız yorumlar yapıyorlar.
konunun taraflarından birisi kadın olunca, ona hemen bir o..pu iması yapmaktan geri kalmayanlar, israil'den daha mı iyi olduklarını sanıyorlar. çok ayıp ya. artık iyice şirazeleri kaydı.
israil'i kuru kuru kınamaktan başka bir şey yapamıyorlar. sonra da böyle arsız yorumlar yapıyorlar.
konunun taraflarından birisi kadın olunca, ona hemen bir o..pu iması yapmaktan geri kalmayanlar, israil'den daha mı iyi olduklarını sanıyorlar. çok ayıp ya. artık iyice şirazeleri kaydı.
devamını gör...
huriyle birleşmede kıl diplerine kadar herkes haz alacak
saçma sapan ve uydurma beyan.
kuran'da ne cennette cinsellikle ilgili bir konuya rastlarsınız ne de hurinin tam olarak ne olduğuna... hatta aksine, cennette verilecek olan nimetlerin tam olarak ne olduğunu kimsenin bilemeyeceği söylenir secde 17'de. bu yüzden bazı şeyleri insanın sınırlı aklının alabilmesi için bildiği konular üzerinden benzetmelerle anlatılır cennet.
huri kelimesi bildiğim kadarıyla cinsiyet hakkında bilgi vermiyor. temiz, iri gözlü, gözünün akı bembeyaz olan gibi anlamları var sadece. kadın ya da cinsellik yaşayacağınız bir şey anlamı taşımıyor. cennette verilen eş dediğiniz zaman bu eşin ne işe yarayacağı da belirsiz. sadece size orada hizmet edecek bir "yaratık" olması ihtimali oldukça yüksek. hizmetten kasıt da sekstir diyebilmemiz için açık ve net bir söylem yok.
bu arada diyanet'in eski meallerinde öyle memesi tomurcuklanmış genç kızlar falan diye saçmalıklar yok. son dönemde yeni meallere koydular onu. son dönemdeki diyanetin uygulamalarını da hepiniz biliyorsunuz. söyleyin bakalım artan deist ve ateist sayısı sizce tesadüf mü yoksa özellikle mi yapılıyor? farkındaysanız milliyetçiliği temsil eden mhp de atatürkçülüğü temsil eden chp de dini temsil eden diyanet de eski halleriyle uzaktan yakından alakasız durumlara getirildi.
bilin bakalım milliyet, din, ortak değerler gibi kavramlara sahip olan ulus devletlerin bu özelliklerini bilinçli olarak yok etmenin adı ne? ben söyleyeyim:
(bkz: yeni dünya düzeni)
kuran'da ne cennette cinsellikle ilgili bir konuya rastlarsınız ne de hurinin tam olarak ne olduğuna... hatta aksine, cennette verilecek olan nimetlerin tam olarak ne olduğunu kimsenin bilemeyeceği söylenir secde 17'de. bu yüzden bazı şeyleri insanın sınırlı aklının alabilmesi için bildiği konular üzerinden benzetmelerle anlatılır cennet.
huri kelimesi bildiğim kadarıyla cinsiyet hakkında bilgi vermiyor. temiz, iri gözlü, gözünün akı bembeyaz olan gibi anlamları var sadece. kadın ya da cinsellik yaşayacağınız bir şey anlamı taşımıyor. cennette verilen eş dediğiniz zaman bu eşin ne işe yarayacağı da belirsiz. sadece size orada hizmet edecek bir "yaratık" olması ihtimali oldukça yüksek. hizmetten kasıt da sekstir diyebilmemiz için açık ve net bir söylem yok.
bu arada diyanet'in eski meallerinde öyle memesi tomurcuklanmış genç kızlar falan diye saçmalıklar yok. son dönemde yeni meallere koydular onu. son dönemdeki diyanetin uygulamalarını da hepiniz biliyorsunuz. söyleyin bakalım artan deist ve ateist sayısı sizce tesadüf mü yoksa özellikle mi yapılıyor? farkındaysanız milliyetçiliği temsil eden mhp de atatürkçülüğü temsil eden chp de dini temsil eden diyanet de eski halleriyle uzaktan yakından alakasız durumlara getirildi.
bilin bakalım milliyet, din, ortak değerler gibi kavramlara sahip olan ulus devletlerin bu özelliklerini bilinçli olarak yok etmenin adı ne? ben söyleyeyim:
(bkz: yeni dünya düzeni)
devamını gör...
ciddi olacağım
fransız dadaist jacques rigaut'nun 1920 yıllarında littérature dergisinde yayımladığı yazı. esasen yazının başlığı basitçe jacques rigaut'dur fakat dilimize çevrilirken yazının girişindeki cümle başlık olarak kabul edilmiş. cümleler oldukça kaotik bir kişiliğin dışavurumu gibi. rigaut hakkında yazıda kendi anlattıklarından ziyade anlatılan başka bir hikaye vardır ki doğruluğu ne kadar tartışmaya açık olsa da ciddi olacağım yazısında görünen rigaut'nun bunu yapmasına pek kimse şaşırmazdı kuşkusuz. bahsini geçirdiğim anı ise kısaca rigaut'nun savaş sırasında aniden siperden fırlayıp deliler gibi hem düşmana hem de kendi birliğine ateş etmeye başlaması ile ilgili. ilk başlarda bu hareketin insanın zaten oldukça kırılgan olan zihnini kolayca harap edebilen savaş psikolojisinden kaynaklandığı düşünülse bile bence rigaut'yu harekete geçiren ve zihnindeki çırayı tutuşturan şey savaşın kendisinden ziyade zaten başından beri kaotik bir kişiliğe sahip olmasıydı. o, kendi ifadesi ile çocuklarda görünen o çarpık, kaotik ve tamamen belirsiz ahlak anlayışına büyük bir özlem duyuyor ve tüm bu deliliğin ortasında aklı başında davranmaya çalışan insanlara bir duvarın kapı gibi açılmasını bekleyen zavallılar gibi bakıyordu. rigaut'nun pierre eugène drieu la rochelle'in romantize ettiği gibi bir düşünce yapısına sahip olmadığı en çok bu yazıda belirgin bir çerçeve kazanıyor, sınırları çiziliyor. joseph conrad, the arrow of gold'da şöyle söyler:
"the belief in a supernatural source of evil is not necessary. men alone are quite capable of every wickedness."
rigaut, insanın vahşi ve kötücül yanının bilincindeydi, tek fark; o bu kötücül yanı ötelemiyor aksine tamamen gerçek ve eğlenceli görüyordu.
ciddi olacağım, haz kadar ciddi. insanlar neden bahsettiklerini bilmiyorlar. yaşamak için hiçbir sebep yok, ama ölmek için de sebep yok. hayatı ne kadar hor gördüğümüzü gösterebilmemiz için bize bahşedilmiş yegâne yol, onu kabul etmek. hayat, ondan vazgeçme zahmetine değmez. insan, sırf merhametinden, bir başkası için bunu reddedebilir ama ya kendisi için? umutsuzluk, boşvermişlik, ihanet, sadakat, yalnızlık, aile, özgürlük, bıkkınlık, para, yoksulluk, aşk, aşksızlık, frengi, sağlık, uyku, uykusuzluk, arzu, yetersizlik, bayağılık, sanat, dürüstlük, vasatlık, zekâ – hiçbiri tırnağım etmez. onlara itibar etmeyecek kadar iyi biliyoruz hepsini; olsa olsa, kazara işlenen birkaç intihara mazeret olabilirler… (tabii fiziksel acı başka. şahsen çok sağlıklıyım. karaciğer ağrısı çekenlerin vay haline. acı çekenlere ayıracak vaktim olmadı hiç, ama kanserden ölmeye katlanamayacaklarını düşünenleri anlayabiliyorum.) hem zaten, niyetimiz olsa hemen bu gece kendimizi vurup kurtulmamızı ve her türlü acı ihtimalinden uzaklaşmamızı sağlayacak olan da şu tabanca değil mi… halbuki öfke ve umutsuzluk, hayata dört elle sarılmak için iyi birer sebepten ibaret olmuştur daima. hep el altındadır intihar, o kadar ki, onu düşünmekten kendimi alamam: hâlâ kendimi öldürmüş değilim. beni alıkoyan bir tereddüt var içimde hâlâ: insan kendini tehlikeye atmadan bu dünyadan ayrılmak istemiyor: giderken yanında bakire meryem’i, veya aşkı, veya cumhuriyet’i götürmek güzel olurdu.
intihar bir meslek olmalı. kan dolaşıyor ve bitimsiz yolculuğuna bir gerekçe istiyor. boş bir avucu sıkan parmaklarda sabırsızlık var. kendine hedef seçmeyi öğrenmemişse bir zavallı, gerisin geri tepip kendi üzerine dönecek bastırılamaz bir eylem arzusu var. soyut arzular. imkânsız arzular. bir adı ve bir amacı olan ıstırap ile, insanın kendi kendine çektirdiği meçhul ıstırap arasındaki sınır burada çiziliyor işte. ruhun ergenlik evresi gibi bir şey bu, tıpkı romanlarda betimlendiği gibi (tabii ben o kadar erken yaşta yoldan çıkmıştım ki, insanın ufak ufak göbek salmaya başladığı zamanda yaşadığı o krizi tecrübe etmedim); gerçi bunu aşmanın intihardan başka yolları da var.
hayatta ciddiye aldığım fazla bir şey olmadı; çocukken sokakta anneme yanaşıp sadaka isteyen yoksul kadınlara dilimi çıkarır, soğukta ağlaşan kopillerine çimdik atardım; ölüm döşeğindeki babam son arzusunu fısıldamak için beni başucuna çağırdığında hizmetçiyi tutup şarkı söyledim. ne zaman bir dostun güvenine ihanet etme fırsatı karşıma çıktıysa, herhalde hiç kaçırmadım. fakat nezaketi alaya almanın veya merhametle dalga geçmenin de pek değerli bir yanı yok; insanları güldürmenin en kesin yolu onları küçük hayatlarından mahrum bırakmak – hiçbir amaç olmaksızın, sadece eğlenmek için. çocuklar kendilerini kandırmaz ve bir karınca sürüsünü korkutmaktan veya çiftleşmekte olan iki sineği gafil avlayıp ezmekten nasıl zevk alınacağını bilirler. savaş sırasında iki dostumun çıkmaya hazırlandığı bir sığınağa bomba atmıştım. kendisi bir öpücük beklerken indirdiğim yumrukla iki metre yere serilen sevgilimin yüzündeki ifadeye ne gülmüştüm… hele gaumont palace’ı ateşe verdiğimde kaçışmaya çalışan insanların görüntüsü yok mu! ama bu gece korkmanıza gerek yok, ciddi bir ruh hali içindeyim. kuşkusuz bütün bu anlattıklarımın tek kelimesi bile doğru değil, paris’in en uslu çocuğu bendim, ama böyle gurur verici şeyler yaptığımı veya yapacağımı o kadar çok hayal ettim ki tam anlamıyla yalan oldukları da söylenemez. her neyse, epey eğlendiğim kesin! fakat bir türlü alay edemediğim bir konu var: haz. haz düşkünlüğümü yenmeyi başaramazsam, intiharın sarhoşluğuna çok çabuk teslim olacağımı biliyorum.
kendimi ilk öldürdüğümde, amacım sevgilimin canını sıkmaktı. o namus kumkuması mahluk benimle yatmaya yanaşmıyor, bir numaralı sevgilisini aldattığı için vicdan azabı duyduğunu söylüyordu. onu sevip sevmediğimden emin değilim, ondan uzak kalacağım bir-iki hafta ona olan ihtiyacımı tümden unuttururdu belki ama reddedilmek kanıma dokunmuştu. nasıl intikam alacaktım? bu kadının bana karşı derin ve sonsuz bir sevgi duyduğunu söylemiş miydim? sevgilimin canını sıkmak için kendimi öldürdüm. o zamanlar çok genç olduğum düşünülürse, intiharım mazur görülebilir.
ikinci kez kendimi öldürüşüm, tembelliktendi. beş parasız, çalışma fikrinden dehşetle uzak duran ben, nasıl yaşadıysam öyle öldürdüm kendimi: inanmadan. bugün nasıl serpilip geliştiğimi görenler bu intihar yüzünden beni suçlamıyorlar.
üçüncü seferinde –sizi diğer intiharlarımın ayrıntılarıyla sıkmayacağıma söz veriyorum yeter ki bunu dinleyin– can sıkıntımın diğer akşamlardan ne fazla ne eksik olduğu bir gece, daha yeni yatmıştım. aniden kararımı verdim ve intihar için geçerli olabilecek yegâne sebebi düşündüğümü net biçimde hatırlıyorum. sonra, hay canına yandığım! kalktım ve evde bulunan tek silahı aramaya başladım: vaktiyle dedemin aldığı ve içinde o zamandan kalma kurşunların olduğu tabanca (bu noktayı neden bilhassa belirttiğimi az sonra anlayacaksınız). çıplak vaziyette yattığım için, hâlâ çıplaktım. üşüdüm. hemen battaniyenin altına girdim. tabancanın horozunu kaldırdım, ağzımda çeliğin soğukluğunu hissediyordum. tetiği çektim, ama tabanca ateş almadı. sonra tabancayı küçük bir masanın üzerine koydum, muhtemelen gergin bir halde gülüyordum. on dakika sonra uykuya daldım. bence çok önemli bir noktaya parmak basmıştım. ne miydi? çok basit! tetiği ikinci kez çekmenin bir an bile aklımdan geçmediğini söylememe gerek yok. önemli olan ölüp ölmemem değil, ölmeye karar vermiş olmamdı.
"the belief in a supernatural source of evil is not necessary. men alone are quite capable of every wickedness."
rigaut, insanın vahşi ve kötücül yanının bilincindeydi, tek fark; o bu kötücül yanı ötelemiyor aksine tamamen gerçek ve eğlenceli görüyordu.
ciddi olacağım, haz kadar ciddi. insanlar neden bahsettiklerini bilmiyorlar. yaşamak için hiçbir sebep yok, ama ölmek için de sebep yok. hayatı ne kadar hor gördüğümüzü gösterebilmemiz için bize bahşedilmiş yegâne yol, onu kabul etmek. hayat, ondan vazgeçme zahmetine değmez. insan, sırf merhametinden, bir başkası için bunu reddedebilir ama ya kendisi için? umutsuzluk, boşvermişlik, ihanet, sadakat, yalnızlık, aile, özgürlük, bıkkınlık, para, yoksulluk, aşk, aşksızlık, frengi, sağlık, uyku, uykusuzluk, arzu, yetersizlik, bayağılık, sanat, dürüstlük, vasatlık, zekâ – hiçbiri tırnağım etmez. onlara itibar etmeyecek kadar iyi biliyoruz hepsini; olsa olsa, kazara işlenen birkaç intihara mazeret olabilirler… (tabii fiziksel acı başka. şahsen çok sağlıklıyım. karaciğer ağrısı çekenlerin vay haline. acı çekenlere ayıracak vaktim olmadı hiç, ama kanserden ölmeye katlanamayacaklarını düşünenleri anlayabiliyorum.) hem zaten, niyetimiz olsa hemen bu gece kendimizi vurup kurtulmamızı ve her türlü acı ihtimalinden uzaklaşmamızı sağlayacak olan da şu tabanca değil mi… halbuki öfke ve umutsuzluk, hayata dört elle sarılmak için iyi birer sebepten ibaret olmuştur daima. hep el altındadır intihar, o kadar ki, onu düşünmekten kendimi alamam: hâlâ kendimi öldürmüş değilim. beni alıkoyan bir tereddüt var içimde hâlâ: insan kendini tehlikeye atmadan bu dünyadan ayrılmak istemiyor: giderken yanında bakire meryem’i, veya aşkı, veya cumhuriyet’i götürmek güzel olurdu.
intihar bir meslek olmalı. kan dolaşıyor ve bitimsiz yolculuğuna bir gerekçe istiyor. boş bir avucu sıkan parmaklarda sabırsızlık var. kendine hedef seçmeyi öğrenmemişse bir zavallı, gerisin geri tepip kendi üzerine dönecek bastırılamaz bir eylem arzusu var. soyut arzular. imkânsız arzular. bir adı ve bir amacı olan ıstırap ile, insanın kendi kendine çektirdiği meçhul ıstırap arasındaki sınır burada çiziliyor işte. ruhun ergenlik evresi gibi bir şey bu, tıpkı romanlarda betimlendiği gibi (tabii ben o kadar erken yaşta yoldan çıkmıştım ki, insanın ufak ufak göbek salmaya başladığı zamanda yaşadığı o krizi tecrübe etmedim); gerçi bunu aşmanın intihardan başka yolları da var.
hayatta ciddiye aldığım fazla bir şey olmadı; çocukken sokakta anneme yanaşıp sadaka isteyen yoksul kadınlara dilimi çıkarır, soğukta ağlaşan kopillerine çimdik atardım; ölüm döşeğindeki babam son arzusunu fısıldamak için beni başucuna çağırdığında hizmetçiyi tutup şarkı söyledim. ne zaman bir dostun güvenine ihanet etme fırsatı karşıma çıktıysa, herhalde hiç kaçırmadım. fakat nezaketi alaya almanın veya merhametle dalga geçmenin de pek değerli bir yanı yok; insanları güldürmenin en kesin yolu onları küçük hayatlarından mahrum bırakmak – hiçbir amaç olmaksızın, sadece eğlenmek için. çocuklar kendilerini kandırmaz ve bir karınca sürüsünü korkutmaktan veya çiftleşmekte olan iki sineği gafil avlayıp ezmekten nasıl zevk alınacağını bilirler. savaş sırasında iki dostumun çıkmaya hazırlandığı bir sığınağa bomba atmıştım. kendisi bir öpücük beklerken indirdiğim yumrukla iki metre yere serilen sevgilimin yüzündeki ifadeye ne gülmüştüm… hele gaumont palace’ı ateşe verdiğimde kaçışmaya çalışan insanların görüntüsü yok mu! ama bu gece korkmanıza gerek yok, ciddi bir ruh hali içindeyim. kuşkusuz bütün bu anlattıklarımın tek kelimesi bile doğru değil, paris’in en uslu çocuğu bendim, ama böyle gurur verici şeyler yaptığımı veya yapacağımı o kadar çok hayal ettim ki tam anlamıyla yalan oldukları da söylenemez. her neyse, epey eğlendiğim kesin! fakat bir türlü alay edemediğim bir konu var: haz. haz düşkünlüğümü yenmeyi başaramazsam, intiharın sarhoşluğuna çok çabuk teslim olacağımı biliyorum.
kendimi ilk öldürdüğümde, amacım sevgilimin canını sıkmaktı. o namus kumkuması mahluk benimle yatmaya yanaşmıyor, bir numaralı sevgilisini aldattığı için vicdan azabı duyduğunu söylüyordu. onu sevip sevmediğimden emin değilim, ondan uzak kalacağım bir-iki hafta ona olan ihtiyacımı tümden unuttururdu belki ama reddedilmek kanıma dokunmuştu. nasıl intikam alacaktım? bu kadının bana karşı derin ve sonsuz bir sevgi duyduğunu söylemiş miydim? sevgilimin canını sıkmak için kendimi öldürdüm. o zamanlar çok genç olduğum düşünülürse, intiharım mazur görülebilir.
ikinci kez kendimi öldürüşüm, tembelliktendi. beş parasız, çalışma fikrinden dehşetle uzak duran ben, nasıl yaşadıysam öyle öldürdüm kendimi: inanmadan. bugün nasıl serpilip geliştiğimi görenler bu intihar yüzünden beni suçlamıyorlar.
üçüncü seferinde –sizi diğer intiharlarımın ayrıntılarıyla sıkmayacağıma söz veriyorum yeter ki bunu dinleyin– can sıkıntımın diğer akşamlardan ne fazla ne eksik olduğu bir gece, daha yeni yatmıştım. aniden kararımı verdim ve intihar için geçerli olabilecek yegâne sebebi düşündüğümü net biçimde hatırlıyorum. sonra, hay canına yandığım! kalktım ve evde bulunan tek silahı aramaya başladım: vaktiyle dedemin aldığı ve içinde o zamandan kalma kurşunların olduğu tabanca (bu noktayı neden bilhassa belirttiğimi az sonra anlayacaksınız). çıplak vaziyette yattığım için, hâlâ çıplaktım. üşüdüm. hemen battaniyenin altına girdim. tabancanın horozunu kaldırdım, ağzımda çeliğin soğukluğunu hissediyordum. tetiği çektim, ama tabanca ateş almadı. sonra tabancayı küçük bir masanın üzerine koydum, muhtemelen gergin bir halde gülüyordum. on dakika sonra uykuya daldım. bence çok önemli bir noktaya parmak basmıştım. ne miydi? çok basit! tetiği ikinci kez çekmenin bir an bile aklımdan geçmediğini söylememe gerek yok. önemli olan ölüp ölmemem değil, ölmeye karar vermiş olmamdı.
devamını gör...
evi ev gibi hissettiren detaylar
net olarak halıdır. evi dolu gösterir, halısız yaşamak; yaşamak değildir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilginç alışkanlıkları
kitapları renklerine göre dizmek. daha estetik duruyor...
devamını gör...
öğretmeninden dayak yiyen nesil
içerisinde bulunmaktan nefret ettiğim nesil.
dayak atılmazdı bizim okulda. adeta şölen havasında geçerdi her şey. trafik hocamız herkesi sıraya sokarak ve şarkı söylerek tokat atardı. şarkının her kelimesi tokat olurdu. gerçek ve yaşanmıştır. acısını halen hatırlarım.
dayak atılmazdı bizim okulda. adeta şölen havasında geçerdi her şey. trafik hocamız herkesi sıraya sokarak ve şarkı söylerek tokat atardı. şarkının her kelimesi tokat olurdu. gerçek ve yaşanmıştır. acısını halen hatırlarım.
devamını gör...
müsilaj temizlik seferberliği için yapılan tören
ben hala müsilaj vergisinin gelmemiş olmasının derin şaşkınlığı içindeyim.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
üst üste yazma bekle araya mani
ondan uçuyor tanımlar belki
buradaki herkes sever seni
ama sen seversin melankoli.*
ondan uçuyor tanımlar belki
buradaki herkes sever seni
ama sen seversin melankoli.*
devamını gör...
schindler’s list
ölmek mi daha zor ölmekten kaçmak mı ?
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
devamını gör...
rurouni kenshin (yazar)
sevgili abim, evet ben bu yazıyı sana yazdım*.
sabah tam aklıma sana bir nickaltı tanımı daha girmek geldi sonra bir baktım benim nickaltımda bir yazı. şaşırdım tabii. teşekkür ederim öncelikle canımsın.
buraya geldiğimden beri birçok yazarla tanıştım, konuştum. hepsi de çok güzel insanlar ama abicim senin yerin ayrı. nasıl biliyor musun. sanki bir çıkmazdasın da yol göstericin o anda yanında bitiyor gibi. sanki karanlık bir yerdesin, kaybolmuşsun da o tutuğundun küçük ışık hüzmesi hep seninle gibi. her gün seninle konuşmazsam vallahi içim rahat etmiyor.
bu arada bana yazdığın şeyleri görünce, özellikle de son yazdıklarını, bir göz dolması yaşamadım desem yalan olur. bilirsin ben duygusalım. ama sen o yüce ve güzel gönlüne herkesi sığdırabiliyorsun. bir kere hikayelerin ve tanımların benden birçok eleştiri alsa da hepsi bayıldığım şeyler oldu. çok güzellerdi. kendine özgü bir tarzın var ve bunu çok güzel kullanıyorsun. yazım tarzın zaten mükemmel bana da bu konuda çok yardımcı oluyorsun. onun dışında zaten muhabbetin çok güzel dediğim gibi doyum olmuyor.
abicim sen her zaman beni destekledin ve bu burada benim için çok önemliydi. yani daha yazacak çok şeyim var ama buraya sığdıramam ki ne kadar yazsam da seni anlatmaya yetmez. bu arada abicim seninle daha çook güzel işlere imza atacağız bak bir yere gitmek yok vallahi darılırım*.
son olarak seni edip cansever'in güzel sözleriyle anlatmak istiyorum. bilirsin şairler uzun uzun yazılacak kadar değerli kimseleri hep birkaç dizeye sığdırabilmişlerdir. onların süper güçleri de budur. ben de sana bu dizeleri yazmak istedim:
"sana her zaman söylüyorum, senin yüzünde gülmek var. bakınca bir yaşam ordusu çıkıyor aydınlığa."
aynen öyle abicim aynen öyle. senin de cümlelerinde gülmek var okuyunca bir yaşam ordusu çıkıyor aydınlığa. hem bu sözlük güzelse senin yüzünden.
sanki bu yazı bu nickaltına girdiğim son yazı da olmayacak gibi*.
sabah tam aklıma sana bir nickaltı tanımı daha girmek geldi sonra bir baktım benim nickaltımda bir yazı. şaşırdım tabii. teşekkür ederim öncelikle canımsın.
buraya geldiğimden beri birçok yazarla tanıştım, konuştum. hepsi de çok güzel insanlar ama abicim senin yerin ayrı. nasıl biliyor musun. sanki bir çıkmazdasın da yol göstericin o anda yanında bitiyor gibi. sanki karanlık bir yerdesin, kaybolmuşsun da o tutuğundun küçük ışık hüzmesi hep seninle gibi. her gün seninle konuşmazsam vallahi içim rahat etmiyor.
bu arada bana yazdığın şeyleri görünce, özellikle de son yazdıklarını, bir göz dolması yaşamadım desem yalan olur. bilirsin ben duygusalım. ama sen o yüce ve güzel gönlüne herkesi sığdırabiliyorsun. bir kere hikayelerin ve tanımların benden birçok eleştiri alsa da hepsi bayıldığım şeyler oldu. çok güzellerdi. kendine özgü bir tarzın var ve bunu çok güzel kullanıyorsun. yazım tarzın zaten mükemmel bana da bu konuda çok yardımcı oluyorsun. onun dışında zaten muhabbetin çok güzel dediğim gibi doyum olmuyor.
abicim sen her zaman beni destekledin ve bu burada benim için çok önemliydi. yani daha yazacak çok şeyim var ama buraya sığdıramam ki ne kadar yazsam da seni anlatmaya yetmez. bu arada abicim seninle daha çook güzel işlere imza atacağız bak bir yere gitmek yok vallahi darılırım*.
son olarak seni edip cansever'in güzel sözleriyle anlatmak istiyorum. bilirsin şairler uzun uzun yazılacak kadar değerli kimseleri hep birkaç dizeye sığdırabilmişlerdir. onların süper güçleri de budur. ben de sana bu dizeleri yazmak istedim:
"sana her zaman söylüyorum, senin yüzünde gülmek var. bakınca bir yaşam ordusu çıkıyor aydınlığa."
aynen öyle abicim aynen öyle. senin de cümlelerinde gülmek var okuyunca bir yaşam ordusu çıkıyor aydınlığa. hem bu sözlük güzelse senin yüzünden.
sanki bu yazı bu nickaltına girdiğim son yazı da olmayacak gibi*.
devamını gör...
takip edilesi sözlük yazarları
yoldaş benjamin franklin
hazall
patagonyalı
112224448
4-3-3 oynatan aykut
500 lira olsa üzerine fotoğrafı basılacak kadın
_buaradahukukokuyorum_
abdulseyidbincabbar
akira
aleksi zorba
alkolik oldum
animalforanalysts
armullah
atlara kafa tutan hatun
ayı yavrusu
bagermam
bir bilen
blackeyes
bloodless
bozukpikap
brave
bubbles of death
celâli
cenabettin
cjuufs
coalcarbon
crimson
daddy
dandun
dağda yürüyen adam
dekonte
denizn48
derekusu
derin
dgrn88
digitale
dragonkemal
durumumuz yoktu sevisemedik
duyulavmi
dünyanıneniyibeşbininciyazarı
ejderiya terbiyecisi
elbarto
emre_1974tr
eniyisipencere
esmeralda
etik dinleyici
flyyoufools
funtilator
garrett
gertrud
gezegen insanı
gomercan
hajo
harumi
heterozigotavantajı
higelhi
huseyinozkilic
imperactus
indusganj
is düşüm
iyi değilim ben
jack the ripper
jakstat
janerochester
jeanjacques
kafadandeniz
kafakirankopek
karga
karışık kafa
kedi yiyen fare
kimsesizlerinkimiraikkonen
kominist turşu
komiser eda
kucukkarabalik
kurdakafaatankuzu
kurtlarladans
küçük bir zebellah
kızılkaya
lector
legal torbacı
lier
magic
meja
mellisho
merhaba poğaçacı
milena
modigliani
morganick
mortıl
muallimbeyefendi
nerininmetaforu
neysene
nimipu
nlbiyazi
nokta
oglalalakota
onistanbul
pancharatnam
peek-a-boo
peynir üstadı
pinkshinyultratambourine
pisipisi
psy active
pul payet
rachel green
rieux
robnaja
sannhetens_vei
shoegazer
siddhartha
sofmusic
sons of technocracy
soresh
soylevci
systemfailed
sözlüğebirdahagelsemalacağımnick
tesla
thedansözkiller
tolgame
toprak kokusu
trevor philips
ukaladost
unutmabeni
vemiz
warrior90
yalnızkuş
yararak giden sapkali mantar
yaykadınıylaolur
yedinci dem
yere düşen dondurma
zümrüd-ü anka
ıvanmılınskı
ateist kaplumbağa
armysuzy
gustav klimt
maiyetmemuru
senden nefret ediyor olabilirim
hazall
patagonyalı
112224448
4-3-3 oynatan aykut
500 lira olsa üzerine fotoğrafı basılacak kadın
_buaradahukukokuyorum_
abdulseyidbincabbar
akira
aleksi zorba
alkolik oldum
animalforanalysts
armullah
atlara kafa tutan hatun
ayı yavrusu
bagermam
bir bilen
blackeyes
bloodless
bozukpikap
brave
bubbles of death
celâli
cenabettin
cjuufs
coalcarbon
crimson
daddy
dandun
dağda yürüyen adam
dekonte
denizn48
derekusu
derin
dgrn88
digitale
dragonkemal
durumumuz yoktu sevisemedik
duyulavmi
dünyanıneniyibeşbininciyazarı
ejderiya terbiyecisi
elbarto
emre_1974tr
eniyisipencere
esmeralda
etik dinleyici
flyyoufools
funtilator
garrett
gertrud
gezegen insanı
gomercan
hajo
harumi
heterozigotavantajı
higelhi
huseyinozkilic
imperactus
indusganj
is düşüm
iyi değilim ben
jack the ripper
jakstat
janerochester
jeanjacques
kafadandeniz
kafakirankopek
karga
karışık kafa
kedi yiyen fare
kimsesizlerinkimiraikkonen
kominist turşu
komiser eda
kucukkarabalik
kurdakafaatankuzu
kurtlarladans
küçük bir zebellah
kızılkaya
lector
legal torbacı
lier
magic
meja
mellisho
merhaba poğaçacı
milena
modigliani
morganick
mortıl
muallimbeyefendi
nerininmetaforu
neysene
nimipu
nlbiyazi
nokta
oglalalakota
onistanbul
pancharatnam
peek-a-boo
peynir üstadı
pinkshinyultratambourine
pisipisi
psy active
pul payet
rachel green
rieux
robnaja
sannhetens_vei
shoegazer
siddhartha
sofmusic
sons of technocracy
soresh
soylevci
systemfailed
sözlüğebirdahagelsemalacağımnick
tesla
thedansözkiller
tolgame
toprak kokusu
trevor philips
ukaladost
unutmabeni
vemiz
warrior90
yalnızkuş
yararak giden sapkali mantar
yaykadınıylaolur
yedinci dem
yere düşen dondurma
zümrüd-ü anka
ıvanmılınskı
ateist kaplumbağa
armysuzy
gustav klimt
maiyetmemuru
senden nefret ediyor olabilirim
devamını gör...
cahit zarifoğlu sözleri
“uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.”
devamını gör...
yolda yürürken bir bakar mısınız diyen insana yapılabilecekler
bu soruyu çok sormuşluğum ve cevap vermişliğim oldu. belki sizin fark etmediğiniz bir durum var ve karşınızdaki sizi uyarmaya çalışıyor, belki cüzdanınızı düşürdünüz, belki freni patlamış bir araba üzerinize geliyor ve siz farkında değilsiniz, belki de dilenci, tinerci, anketör de olabilir, istemediğiniz bir talepte bulunursa nazikçe reddedersiniz ama hiç bakmamak bence büyük bir risk...
devamını gör...



