kafkaokur, masa,tezgah,tuhaf,bavul,edebiyatist,pastel,izdiham,kafa,ot dergileri gelir çoğu kişinin aklına.
tezgah dergisini çok severdim ama artık dergi çıkarmıyorlar.özlendin dön artık (arkafonda bu geldiğim en güzel tezgah şarkıları çalıyor)
pastel dergisi :yaşayan absürd edebiyat dergisi olarak geçiyor. derginin ilk zamanlardaki kokusu bana tarhanayı andırttı.
kafkaokur dergisi:herkesin dergileri arasında en az bi kafkaokur bulunur ve gerek ayraçları gerek dergi görselleri çok iyidir.
masa dergisi: eğer verdiğim paranın hakkını veren bir dergi istiyorum diyorsanız içinde az reklam bulunan masa ve edebiyatist dergileri size göredir.
tuhaf dergisi :hakan günday ve ahmet mümtaz taylan'ın yazarlığını yaptığı ki (kurucuları) da olabilir dergidir. 16.sayısı favorimdir.
bavul dergisi : eskiden aldığım dergiler arasındaydı. uzun zamandır almıyorum.
izdiham dergisi: ne zaman almak istesem gözüm hep başka dergilere çarpmış geri elimden bırakmıştım. bir türlü alıp okuma şansım olmadı. alacağım seni bir gün izdihamm!!
ot dergisi: genelde aralık sayısı için alırım. ayraç ve takvim hediyelerini severim.
kafa dergisi : en son ağustos sayısını aldığım dergidir. ölümlü dünya filmi için almıştım. bana paspasla adam öldürttünüz! posteri için aldığım doğrudur.
devamını gör...

modern tıbbın kıymetini bildirecek durumdur. yine de geçmiş olsun tabii.
devamını gör...

cam şişe de olması şartıyla.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

lady lazarus ne istiyor? intikam çığlıklarını kan ve kemikleriyle atıyor! zaferin beklenmedik bir kaybı var burada! dirilmek uğruna önce ölmek gerek! ölmek içinse dirilmeyi göze almak gerek! lazarus! uyan hülyalarının ardından! kaç bin kere daha kesilip biçileceksin?
otuz yaşında kendini en derin mahzenin en derin tabutuna kapatan sonsuz gömülmüşlüğün temsilcisini, sylvia plath'i daha iyi anlamanın bir yoludur. "diğer her şey gibi, ölmek de bir sanattır. ben bunu son derece iyi yapıyorum."

herr god! herr lucifer!





i have done it again.
one year in every ten
i manage it——

a sort of walking miracle, my skin
bright as a nazi lampshade,
my right foot

a paperweight,
my face a featureless, fine
jew linen.

peel off the napkin
o my enemy.
do i terrify?——

the nose, the eye pits, the full set of teeth?
the sour breath
will vanish in a day.

soon, soon the flesh
the grave cave ate will be
at home on me

and i a smiling woman.
i am only thirty.
and like the cat i have nine times to die.

this is number three.
what a trash
to annihilate each decade.

what a million filaments.
the peanut-crunching crowd
shoves in to see

them unwrap me hand and foot——
the big strip tease.
gentlemen, ladies

these are my hands
my knees.
i may be skin and bone,

nevertheless, i am the same, identical woman.
the first time it happened i was ten.
it was an accident.

the second time i meant
to last it out and not come back at all.
i rocked shut

as a seashell.
they had to call and call
and pick the worms off me like sticky pearls.

dying
is an art, like everything else.
i do it exceptionally well.

i do it so it feels like hell.
i do it so it feels real.
i guess you could say ı’ve a call.

it’s easy enough to do it in a cell.
it’s easy enough to do it and stay put.
it’s the theatrical

comeback in broad day
to the same place, the same face, the same brute
amused shout:

‘a miracle!’
that knocks me out.
there is a charge

for the eyeing of my scars, there is a charge
for the hearing of my heart——
it really goes.

and there is a charge, a very large charge
for a word or a touch
or a bit of blood

or a piece of my hair or my clothes.
so, so, herr doktor.
so, herr enemy.

i am your opus,
i am your valuable,
the pure gold baby

that melts to a shriek.
i turn and burn.
do not think i underestimate your great concern.

ash, ash—
you poke and stir.
flesh, bone, there is nothing there——

a cake of soap,
a wedding ring,
a gold filling.

herr god, herr lucifer
beware
beware.

out of the ash
i rise with my red hair
and i eat men like air.





gene yaptım, gene yaptım işte.
on yılda bir kere
beceririm bunu ben –

bir çeşit ayaklı mucize, tenim
bir nazi abajuru kadar parlak,
sağ ayağım

kağıt üstüne ağırlık,
yüzüm hiçbir özelliği olmayan, halis
yahudi keteni, en incesinden.

kaldır o örtüyü
sevgili düşmanım.
korkuttum mu yoksa?

göz ve burun oyuklarımla, otuz iki dişimle?
sasımış soluğum
yok olur gider bir günde.

pek yakında, evet pek yakında
mezar inimin yediği etim
gene üstümde olacak eve gittiğimde.

bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme.
otuzundayım daha.
kedi gibi dokuz canım var hem de.

bununla üç etti.
ne pis iş bu
silip, yok etmek her on yılı böyle.

milyonlarca lif, milyonlarca.
ağızlarında fındık fıstık çatur çutur, itişip
kakışıyor kalabalık, görmek için ellerimin, ayaklarımın

açığa çıkarılışını.
baylar, bayanlar!
böyle striptiz görmediniz.

bunlar ellerim.
bunlar da dizlerim.
bir deri bir kemiğim belki,

ama, aynı kadınım işte, tıpatıp aynı.
ilk kez olduğunda on yaşındaydım ben.
kazaydı.

ikincisinde, işi bitirmeye
ve bir daha dönmemeye öyle kararlıydım ki.
kapatmıştım kendimi,

sallanıyordum deniz kabuğu gibi.
seslenmek, durmadan seslenmek, bir de ayıklamak
zorunda kaldılar üstüme inciler gibi yapışmış kurtları.

ölmek,
her şey gibi, bir sanattır,
bu konuda yoktur üstüme.

öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.

öyle kolay ki bir hücrede bile yapabilirsiniz.
öyle kolay ki yaparsınız ve kımıldamazsınız.
benim canıma okuyan

aynı yere, aynı surata,
aynı şaşkın, hayvansı
'bu bir mucize! mucize! '

haykırışlarına güpegündüz
görkemli bir dönüş yapmak.
bir bedeli var

yaralarıma bakmanın, kalp atışlarımı
dinlemenin bir bedeli var –
tıkır tıkır çalışıyor işte.

bedeli var, hem de ne bedeli var,
bir sözcüğümün ya da bir dokunuşumun
ya da kanımdan bir damlanın

ya da saçımın bir telinin ya da bir parçasının elbisemin.
ya, işte böyle, herr doktor.
işte böyle, herr düşman.

beni siz yarattınız.
ben sizin kıymetli eşyanız.
eriyip bir çığlığa dönüşen

som altından bebeğiniz.
dönüyor, yanıyorum.
yüksek alakalarınızı küçümsüyorum sanmayın.

karıştırıp durduğunuz
küller, küller –
et, kemik, yok orada başka bir şey –

bir kalıp sabun,
bir alyans,
bir de altından diş dolgusu.

herr tanrı, herr şeytan
aman dikkat
aman dikkat

ben diriliyorum, kalkıyorum işte
küllerin arasından kızıl saçlarımla
ve insan yiyorum, hava solurcasına.
devamını gör...

meddahlık geleneğinin son temsilcilerinden olup, 2012 yılında vefat etmiştir.

devamını gör...

(bkz: ölü balık gibi bakmak)

seriyi yıllar önce izlemiştim. bugün oturdum bir daha izledim ilk filmi. edward'ın yürüyüşü, ablak suratının yanı sıra bella'nın ölü balık gibi boş bakması, mimiksiz yüzü ve soğuk oyunculuğu, kabız gibi ıkınarak konuşması falan... ulan biz zamanında ne izlemişiz, bu filmi nasıl izlemişiz dedirtti. hele bazı sahneler aşırı cringe.
devamını gör...

bu akşam da amerikan browni olsun bakalım. elime sağlık, hes kodunu kapan gelsin.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanımının beğenilmesi ve favorilenmesi.
devamını gör...

en ufak bir detaya bile takıldıgım icin,bazen oylesine soylenen sozleri bile kafama takarım..geceleri aklıma takılırsa uyuyamam cogunlukla..allahın cezası iğrenç bir özellik..ama nabıcan bizim de beynin dizaynı bu sekil yaani?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aylar öncesinden emek verdiğimiz psikoloji günlerinin çok güzel geçmesi. hocalardan ve katılımcılardan olumlu geri dönüşler almamız.

psikodrama ve sanat terapisi atölyelerinde yaptırılan etkinliklerle farkındalık kazanmam, çok harika insanlarla tanışıp sohbet etme fırsatı bulmamdı bugünkü mutluluk sebebim, sebeplerim.
devamını gör...

hacı bektaş-ı veli öğüdü; hırsızlık yapma, kötü söz söyleme, zina yapma olarak benimsenmiş ve öyle kullanılagelmiştir.

oysa şöyle bir iddia var sözün anlamı hakkında: dönem, moğol istilası dönemidir. moğol istilasına direnen türkmenler selçuklu mollalarınca; devletçe katledilir.
selçuklu sarayı farsçayı resmi dil yapmıştır. işte bu koşullar altında, bir ulus mücadelesi sürerken hacı bektaş-ı veli'nin bu sözündeki "el" il anlamında, "bel" toprak anlamında, "dil" konuştuğumuz dil anlamındadır.

not: hacı bektaş-ı veli'nin esasen hace bektaş-ı veli olduğu söylenir, çünkü hace yüksek ilmi ve irfanıyla etrafındaki kişilere yol gösteren, müderris, hoca, efendi manasına ilim sahibi kimselere verilen farsça bir unvandır.
devamını gör...

abaza ve salakça konuşan bir erkekse evet, harika bir haz.
engelleme eşiğim yüksektir normalde. sus derim, yazma derim. devam ederse ağzının ortasına çaaat!
devamını gör...

bir cok cocukluk travmasi
devamını gör...

vazgeçmek;
her zaman, birini terk etmek veya bir şeyden el çekmek anlamına gelmez.
öyle anlar vardır ki vazgeçmek kurtulmaktır.
onsuz yapamam sandığın şey her neyse;
senin bir parçan mı
yoksa hayatını karartan bir engel mi ?
bunu ondan kurtulmadan anlayamazsın.
bazı kararlar cesaret ister.
ve bazı kararlar da an meselesidir.
biraz sancılı bir süreç belki ama,
sonrası kendini bulabilme meselesidir.
devamını gör...

yoldaş en son 21k aktif yazar ve çaylağımız var diyordu. herkesin birbiriyle konuştuğunu varsayalım; c(21k/2) = 210m mesajdan 10k kişi diyorum.*
devamını gör...

nötr. korksak da korkmasak da her şekilde vakti geldiğinde göçüp gideceğiz bu dünyadan.
devamını gör...

alfa olma şansının ayağına gelmesi.
devamını gör...

güzide sesiyle bir besteyi seslendirmiş yazarımızdır. *
(bkz: çok başarılı olmuş bir daha olmasın)
devamını gör...

hiç yaşamadığım ve yaşamak istemediğim durumdur. ciğerlerimi seviyorum çünkü.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim