bir ertem eğilmez filmidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmin senaryosunu sadık şendil ve yavuz turgul yazmıştır ve bu ikili olmasaydı yeşilçam sineması ne halde olurdu hiç düşünmek istemiyorum. başrolde ise her filmde harika bir ikili olan şener şen ve ilyas salman oynamaktadır.

filmin bize bıraktığı bir sürü replik vardır aslında, benim en sevdiklerim:


-ibo’yu göreceğim, öbür adı ibrahim bey.
-yaptım, yaptım ama sor bakalım niye yaptım?
-asıl o pezevenki içeri sokma dedi.
-münih, pavlike, adres



film boyunca bilo, maho tarafından defalarca kandırılır. her seferinde aynı şekilde hem de. ve bilo hiç akıllanmaz. belki de bu kadar saf olmak da bir suç sayılmalı. parasını, sevdiği kızı kaptırır ama akıllanmaz. hatta maho sarhoş olunca onu sırtında eve kadar taşır. yine de aklı başına gelmez. can arkadaşı ibo ondan yatak parası ister. oralı olmaz. haso ondan komisyon alır. umrunda olmaz.

yani düşününce maho’ya kızmak yersiz. her şey bilo’nun suçu. belediye başkanına rüşvet verecek kadar saf olmak bence cezalandırılmalı.

zaten elbirliği ile öldürdük fakiri. huzurlarımızda namussuz bilo.
devamını gör...

émile françois zola'nın natüralizmin babası sayılmasının nedenlerinden biri olduğuna kesin gözüyle baktığım muhteşem eseri. esere ismini vermiş olan thérèse raquin başlı başına william blake'in "he who desires, but acts not, breeds pestilence." cümlelerinin bir yansıması gibidir. çocukluğu ve gençliği boyunca tüm canlılığını yitiren thérèse'i zola o kadar incelikli aktarır ki cümlelerinde, tüm hırçınlığını, öfkesini ve gizlenmiş saldırganlığını okurun zihnine parça parça işler. cinayeti bayağı bir biçimde aşık bir adam ve kadının ellerinden çıkma göstermek yerine tüm gerçekliği ile bu cinayetin çıkarlar sonucu olduğunu satır aralarında sıklıkla gözümüze sokuyor zola. eser nefretle yoğrulan tutkunun, gülünç bir pişmanlığın ve yeri doldurulamayan bir boşluğun nahoş bir portresi. özellikle felç kalmış olan madame raquin'in oğlunu thérèse ve laurent'in öldürdüğünü öğrendiğindeki ruh hali zola tarafından o kadar etkileyici bir biçimde kağıda aktarılmış ki, bunun muhteşem bir insan doğasının tahlili olduğu yadsınamaz bir gerçek.

thérèse ve laurent'in birbirlerini suçlamalarında özenle yazılmış olan diyaloglar, laurent'in kabuslarının sarsıcı etkisini anlatmak için yazılmış betimlemeler ve hatta sanatın zola için ne ifade ettiğine dair hoş bir kaç detayla beraber kısa ama bünyeyi sarsan cinsten bir roman. laurent babasının zoru ile hukuk okuduğu yıllarda keyfine düşkünlüğünden iki sene kadar ressam bir arkadaşı ile atölyede kalıp resimler çiziyordu. thérèse ile sonunda evlendiği ve camille'in cinayetinin verdiği huzursuz edici ağırlık nedeniyle yıllar sonra yeniden kendine bir atölye kurduğu zamanlarda çizim yapmaya tekrar başladı. bu süreçte katı, umursamaz ve incelikten yoksun doğası değişmiş tıpkı eskiden heybetli duran görüntüsünün yavaş yavaş eriyip hastalıklı bir çocuksuluğa dönmesi gibi karakteri de hislerinden ötürü kırılgan bir boyut kazanmıştı. bu noktada eski ressam arkadaşı ile tekrar karşılaşan laurent onu atölyesine davet etti ve ressam laurent'in tablolarındaki mükemmelik karşısında şaşkınlıktan tutulup onun bu eserleri nasıl yapabildiğini merakla sormuş sebebini ise bu resimlerin bir sanatkârın elinden çıkma göründüğünü ama laurent'in oldum olası kaba bir sıvacıdan başka bir şey olmadığını düşündüğünü söylerek açıklamıştır. bu noktada zola'nın da sanata bakışının ufak bir parçasını yakalamış oluyoruz aslında. insansı kırılganlığın tüm parçaları eserin etrafına saçılmış gibi. okurken thérèse ve laurent'in intihara giden halet-i ruhiyeleri karşısında katı bir tiksintiden ziyade şiddetli bir acıma duygusu oluştu bende. insanın bencil ve buyurgan doğası pişmanlığını bile gölgeleyebilecek cinstendir bazen ve hatta romandaki diğer karakterler açıkça gösterir ki başkalarının hezeyanlarına ve kayıplarına duyduğumuz üzüntü bile çoğu zaman göstermelik bir oyundur. ek olarak romandaki kedi françois'nin isminin zola'nın ikinci isminden gelmesi ne zaman hatırlasam hoşuma giden bir detay.*

vernon'da halası ve onun hastalık hastası küçük oğlu camille ile geçen sıkıcı ve buhranlı bir çocukluk ve gençlikten sonra hayat hakkında hiçbir şey bilmeden henüz 20 yaşlarında camille ile evlenen ve sürekli uyumlu biri maskesi takmaya zorlanan thérèse, paris'e yeniden taşındıkları zaman sürecinde kocasının da arkadaşı olan laurent ile gizli bir ilişkinin içerisine girer fakat esasında bu ilişkinin aşk ile uzaktan yakından alakası yoktur. ikisi için de basit, içgüdüsel bir ihtiyaçtır aslında. laurent çalışmaktan hoşlanmayan tembel ve hovarda bir adamdır, beş parasız olduğundan kadınlara harcayacak beş kuruşu olmadığını düşünür ve bu yüzden ona masrafsız gelen thérèse ile vakit geçirmekten çekince duymaz. thérèse ise neredeyse ölü, mukavvadan bir kukla gibi gördüğü kocasından ve hayatından sonu gelmez bir tiksinti ile nefret etmektedir ve bu gösteremediği nefreti, yıllarca içinde gizlemek zorunda kaldığı tüm canlılığını laurent ile gösterebildiğini ve böylece gizlice intikamını aldığını düşünmektedir. bu ilişki camille'in seine nehrinin dibini laurent ve thérèse sayesinde boylamasından sonra evliliğe dönüşür fakat suçluluk ve cinayetin katı bir cisim gibi aralarına girmesi ikilinin intiharı ile son bulur.


"tous ces gens-là sont aveugles : ils n'aiment pas." (bütün bu insanların gözleri kör: çünkü sevmiyorlar.)


"ıl a raison, ils se ressemblent tous… ıls ressemblent à camille… ıl redoutait de ne plus pouvoir dessiner une tête, sans dessiner celle du noyé." (hakkı var, diye mırıldandı. hepsi birbirine benziyor... hepsi, camille'e benziyor. artık boğulmuş olan adamın suratından başka bir şey çizememekten korkuyordu.)

tu étais au bord de l’eau, tu te souviens, et je t’ai dit tout bas : je vais le jeter à la rivière. alors tu as accepté, tu es entré dans la barque. tu vois bien que tu l’as assassiné avec moi…ce n’est pas vrai, j’étais folle, c’est toi qui as assassiné camille. (sen suyun kenarındaydın, hatırlasana! ben sana yaklaşıp usulca: "onu nehire atacağım" dedim. o zaman sen bunu kabul ettin ve sandala bindin... işte görüyorsun ya, sen de benimle birlikte camille'i öldürdün!)

devamını gör...

eh sözlük canlandırdın anılarımı gene köftehor.(bkz: swh) zamanında bir kozmetik firmasında şampuan yapıyordum. bir ph metrem bile yoktu. bildiğin bu çubukla koca kazanın ph'ını ayarlar, viskozitesini de el yordamıyla yoklayarak doluma hazır derdim, bana sunulan imkanlar buydu naparsınız.(bkz: swh)
devamını gör...

meja'nın başını çektiği programdır kendileri engin bilgileriyle bizi bilgilendirmeye devam ediyor. meja'nın ciddi anlamda iyi bir hitap yeteneğinin olduğunu düşünüyorum. meja cümlelerini düzgün ve yerinde kullanan birisi diğerleri de iyi ama meja daha ön planda olduğu için bu şekilde değerlendirdim. tebrik eder başarılarınızın devamını dilerim.
devamını gör...

"bostan dolabının yanındaki, suları bana kahverengi gözüken, o küçük ve eskimiş havuzdaki solgun ve kederli nilüferlere gidip bakardım çocukken, babam, onların kökleri olmadığını anlatmıştı bana. neden bu çiçekleri hep bir şeylere benzetmek için kullandıklarını ancak büyüyünce anladım. yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecek gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. bütün bir hayatın özeti buydu.
bende bir yere bağlanmadım ve bir yere gitmedim; öyle solgun nilüfer gibi bir havuzun içinde yalnız başına durdum, köklerimi salamadım, ne, olduğum yere sağlamca yerleştim, ne, başka diyarlara kaçabildim. bana bakanlar, beni seyredenler, beni sevenler oldu ama kimse yakasına takmadı beni, kimse odasına koymadı, kimse beni sulayıp büyütmek için uğraşmadı. onlara ihtiyacım olmadığını, havuzumda tek başıma yüzebileceğimi düşündüler. ben de bu yüzden; kederi, yalnızlığı, kirlenmeyi öğrendim ve hayata benzedim.
ne garip başka bir şey de olmak istemedim, beni beğenmeleri yetti bana. "

tehlikeli masallar, ahmet altan
devamını gör...

ingilizcesi dogtooth olan yönetmenin yorgos lanthimos olduğu yunan filmi.
sistemin tamamen baba tarafından oluşturulduğu bir düzen filmde baskın. hayatı boyunca evinden dışarı çıkmayan çocuklar dış dünyaya dair hiçbir şeyden haberleri yok. anne ve babası ne isterse onları biliyor,onları öğreniyorlar. doğru olup olmadığı hakkında hiç sorgulama davranışının olmaması filmde en çok dikkat çeken durumlardan birisi.
çocuklarının bilinçaltına tamamen ne verilmesini istiyorlarsa onu veriyorlar bunun en basiti dedelerinin en sevdiği müziğin ve babasının ingilizce olan filmi çevirme arasında uyumsuzluktan bunu görüyoruz.

fly me to the moon---babamız bizi sever
and let me play among the stars---annemiz bizi sever
let me see what spring is like---biz onları sever miyiz? evet, severiz.
on jupiter and mars---kardeşlerimi çok severim
in other words hold my hand---çünkü onlar da beni sever
in other words darling kiss me---ilkbahar evmize dolar
fill my life with song---ilkbahar kalbimden taşar
and let me sing forevermore---ailem benimle gurur duyar
you are all i hope for---çünkü tüm gücümle çalışırım
all i worship and adore---ama hep daha iyisini yapabilmek için uğraşırım
in other words please be true---evimiz çok güzeldir ve onu severiz
in other words i love you---seni asla terk etmeyeceğiz


çocuklar sistemlerine göre birbirleriyle daima yarış halinde,kazanan ödülü alıyor. gökte uçan uçağın oyuncak olduğunu inanabilecek kadar bile sorgulama yetileri yok.
filmde çocuğu şiddet sahneleri bazı insanları rahatsız edebilir,hata yapan,denilenlere aykırı hareket eden veya yalan söyleyeni sert bir şekilde tavır takınarak şiddet uyguluyorlar.
bir diğer dikkat çeken durum ise cinsellik.. dışarıdan gelen bir kadın erkeğin cinsel ihtiyaçlarını karşılarken,kız çocuklar için herhangi bir kişi gelmiyor. daha da ilginci ensest düşüncenin ne olduğu bilinmeyen ve sorgulanmayan bu çocuklar, dışarıdan gelen kadının artık gelememesiyle birlikte kız kardeşlerinden erkek kardeşin istediği kardeşiyle cinsel ihtiyacını gidermesi de eşitsizliği göstermek açısından iyi bir şekilde işlenmiş.

izleyen insanların film sonrasında sorgulamanın,aile eğitiminin nasıl olması gerektiğini daha doğrusu nasıl olmaması gerektiğini gösteren nitelikte bir film olmuş.
keyifli seyirler.
devamını gör...

eskiden gazeteciler güneşten ışık yontarlardı. siyasetin emrinde değil gerçeğin peşindeydiler ve uğur mumcu onların en iyilerinden biriydi. uğur mumcu sağ iken bizim evde cumhuriyet gazetesi okunurdu. daha 1993 yılında ''cemaatlere ve tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra sonra general olacaklar ve cumhuriyete karşı ayaklanacaklar''demişti. söyledikleri sadece bundan ibaret değildi tabi ki. bazı devlet yetkililerinin uyuşturucu kaçakçıları ile bağlarını tespit etmişti hemde isim isim, hatta elinde abdullah öcalan ile mit arasında ki ilişkiyi gösteren belgeler bulunduğunu iddaa etmişti.
24 ocak 1993'te ankara'da, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek yaşamını yitirdi. suikastı, ibda-c üstlense de asıl failler bulunamadı.
bulunabilir miydi?
bu soruyu sormadan önce yani uğur mumcu suikastı'na gelene kadar türkiye'de 1988 yılından 1999 yılına kadar suikasta kurban gidenlerin,muammer aksoy, çetin emeç, turan dursun, bahriye üçok, uğur mumcu ve ahmet taner kışlalı karakteristik özelliklerine bakarsanız hepsinin özgür düşünceyi savunan laik ve aydın insanlar olduklarını görürsünüz.
eğer geleceğe güvenle bakmak istiyorsak, geçmişin karanlıkta kalan yanlarının aydınlatılması gerek.
devamını gör...

eşekleriyle dillere destan olmuş coğrafi bölge.
devamını gör...

lanet olasıca dediğim hastalıktır. bütün yıl ara ara çıkar ortaya, canı sıkılınca bulaşan mahallenin iti kopuğu gibidir. seri hapşırık gözlerini açamama gibi işkenceler uygular. tedavisi için kullanılan ilaçları gündüz içemezsin uyku yapmada uyku ilacıyla kapışırlar çünkü. allergodil sprey sürekli kullanmanızda pek zararı olmayan alternatif bir ilacıdır.
devamını gör...

diş patojenleri iki farklı temel gruba ayrılabilir. bir grup çürük oluşturur ve diş tedavi edilmediği takdirde pulpal enflamasyona yol açıp, dişin kanal tedavisine gitmesine sebep olurken; diğer grup ise diş taşı oluşumuna sebep olur, tedavi edilmediği takdirde diş eti çekilir ve dişin etrafındaki kemiğin yıkımı, dolayısıyla dişlerde sallanma gözlenir. bu patojenlerin varlığı ağız bakımıyla ve doğru diyetle minimalize edilebilir ancak genetik yatkınlığınız sizi daha şanslı veya daha şanssız yapacaktır. bu bakterilerin ağzınıza yerleşmesi tükürük akış hızınız, tükürüğünüzün niteliği, dişlerinizin yapısı gibi birçok genetik faktöre bağlıdır. ağzınızda hem çürük hem de yoğun tartar oluşumu da gözlenebilir, böyle bir durumda bakıma diğer insanlardan çok daha fazla önem vermeniz gerekir. ama genel olarak çürük olan ağızda diş eti problemleri, diş eti problemi gözlenen ağızda da çürük oluşumu neredeyse hiç gözlenmeyebilir çünkü etkenleri farklıdır.
devamını gör...

hayat empatlar için cehennemdir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tam olarak hatırlamıyorum ama galiba uganda ya da patagonya cumhurbaşkanı. enflasyon ve işsizlik almış başına gitmiş, insanlar açlıktan, çaresizlikten intihar noktasına gelmişken, bu millet sevdalısı arkadaş ne uçağa ne de saraya doyar. kendi yaptığı israf yetmiyormuş gibi, yakın çevresinin ceplerini de halkın parasıyla doldurur. müteahhitler servetine servet ekledikçe memnuniyet duyar. neyse ki afrika ya da güney amerika ülkesi değiliz. kıymetini bilin bence.
devamını gör...

sırf boş tarafını görmek için, bardak aramaları.
gökyüzüne değil, yere bakmaları.
biri onlara yaklaşır diye, korkularından gülmeyip surat asmaları.
onlarla ilgilenen insanlara, bir ihtimal mutlu olabilirler diye yüz vermeyip, ters davranmaları.
nerde kötü bir gündem varsa, ona odaklanmaları.
izole olmayı, iyi bir şey sanmaları.
devamını gör...

yüzü kaplayan, daha yoğun görünümlü, çok fazla makas, tıraş makinesi ve jiletle işlem görmemiş, rahat ve kendi haline bırakılmış sakal modelidir.
devamını gör...

yazılanların hepsi güzel şeyler hakikaten. ama benim aklıma hep kanayan bi diz, sonra onun kabuk bağlaması, sonra o kabuğu (hayvan gibi acısa da) kavlatmak ,sonra o yarayı tekrar kanatmak geliyor.

özellikle 90'larla direkt alakası yok ama şimdi ne zaman çocuk görsem dizine bakıyorum, tertemiz. sonra üzülüyorum o çocuk için, ulan dizin kanamadan büyünür mü hiç?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mehpare gözümde böyle. esmer güzeli bir kız. sıcak havayı da sever oh mis.
devamını gör...

az bişey merakım vardır bilinçaltı konulara... bu sözün ardındaki zihinsel durumu freud - jung ve bizden de nusret kaya'nın yaklaşımlarıyla izah etmeye çalışayım, naçizane:

her insanın içinde hem eril hem dişil yönler vardır. erkek içindeki dişil yön fazla olduğu zaman (eğer kişi dışarıya açık hayatında eşcinsel değilse) o kadınsılığı bastırmak için erkekliği sürekli abartır, "horozlanır" ve olabildiğince kadınları ve kadınlığı aşağılar. bizim toplumda çok görülür. peki içteki bu kadınsılık neden fazladır?



erkeğin içindeki kadınsılığın fazla olmasının sebebi, annesinin eşiyle (baba) olan ilişkisinde yaşadığı cinsel tatminsizliktir. bu tatminszilik, annelerin olanca enerjilerini (rahimsel enerji) oğullara yöneltmesine sebep olur. ne kadar "oğlum da oğlum, erkek oğlum" diye abartsalar da oğullar bir türlü "erkek" olamazlar. bu girdaptan da örnekteki kişi gibi çıkmaya çalışırlar.



freud "eşcinsellikten çok korkan, erkekliği abartan kişi, gizli eşcinseldir" tespiti ile ünlüdür. jung, insanların içindeki eril - dişil yönlerinden ve bunların dengesinden bahsetmiştir. nusret kaya ise kadınlardaki cinsel enerjiyi 1. rahimsel 2. vajinal olarak ayırır. rahimsel enerji anaçlığı, vajinal enerjiyse dişiliği sembolize etmektedir.



toplumumuzda (genelde islam toplumlarında) dişi olmak ayıp, günah ama "ana" olmak yüce, cennetlik, geleneklere uygun demektir. o yüzden bu toplumda kadınlığını hayat boyu yaşayamamış ama ileri derecede ana olmuş kadınlar mevcuttur, oran çok yüksektir. kocalarla yaşanamayan, daha doğrusu renklendirilmemiş, üstü kapalı, tatminsiz, "saygın" (!) yaşanmış cinsel hayat, eşlerden gittikçe soğumaya ama oğullara iyice bağlanmaya, adeta onlara "aşık" olmaya sebebiyet verir. freud'un oedipus kompleksi gibi... oğul anasının ilgisinden, aşırı sevgisinden, rahimsel enerjisinden sıyrılamaz, içindeki kadın gelişir, erkeklik güdük kalır. sonuçta o da kendi eşini / sevgilsini tatmin edemez ve bu döngü sürer gider.
kompleksli, yarım, öz güvensiz, ana kuzusu erkekler bu vahim durumlarını da kadınlara her türden ve yönden saldırarak, aşağılayarak, küfürlerde kadını aşağılayıcı sözcükler kullanarak aşmaya çalışırlar.
devamını gör...

ezan sesini duyunca çakalların ulumaya başlaması. hiç bilmeyen için ürkütücüdür de aslında.
devamını gör...

30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası diyenlerin bir kaç sene önce haberi olan dev bir grup.
telli turna
destina
yağmurun elleri
ilk aklıma gelen şarkıları.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim