(bkz: yöneticisin diye zenginsin sanıyorlar)*
devamını gör...

sameblod (sami blood), amanda kernell’in yazıp yönettiği, 2016 yapımı bir film. filmde sami halkının isveç’te yaşadıkları ve maruz kaldıkları ayrımcı davranışlar genç bir kız özelinde anlatılıyor. film, kendisine “christina” olarak seslenilen yaşlı bir kadının, kızkardeşinin cenaze töreni dolayısıyla, çocukluğunun geçtiği yere oğlu ve torunu ile birlikte dönmesiyle başlıyor. buradan sonrasını biraz spoiler'lı anlatacağım.

--! spoiler !--

christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.

elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).

elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.

yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.

tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.

filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.

benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”

son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.

--! spoiler !--
devamını gör...

hiç iyi olmadığın bir dersten, okul numara sırasına göre sözlü olmayı beklemek.
devamını gör...

en önemli temsilcisi (bkz: la fontaine) isimli fransız yazardır. çocuklara yönelik olduğu düşünülür ama büyüklerin de okuması gerekir. hem düşündüren hem de güldüren hikayelerdir. hayvan diyalogları kullanılır. bir örnek olarak (bkz: karga ile tilki hikayesi) verilebilir.
devamını gör...

tahminimce internette bilginin kısıtlı olduğu zamanlarda ekşi sözlükte (ya da daha eski sözlüklerde) "ben bunu araştırdım ama bulamadım ya da buldum fazla vaktim yok uzun uzun yazamıyorum . bilen varsa yazsın da bı öğrenelim." amacıyla oluşturulmuş sözlük içi uygulamadır.
devamını gör...

nickindeki açılım, hey hat hey hat dır.
devamını gör...

bütün sevdiğim beraber eğlendiğim insanlarla pandemisiz, virüssüz bir ortamda konser ya da festival.
kimseyi umursamadan eğlenmeye, bağıra bağıra şarkı söyleyip dans etmeye, sevdiklerimle bi arada olmaya çook ihtiyacım var ya*.
devamını gör...

kafa sözlük uygulamasını gece modunda kullanmamıza yarayan butondur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
an itibari ile profilini incelediğim yazar.
yazar diyerek hadsizlik bile etmiş olabilirim. adam, kalemini ve kıvrak zekasını her entry de konuşturmuş.
belli sözlük ortamlarında saçlarını ağartmış, biraz çapkın, sözlükte yazmayı içmekten daha seven, yazaların saygısını kazanmış biri gibi.

son entry lerinde de kural ihlali yok.
ah azizleri mi kızdırdın ey koca reis?
devamını gör...

töz.
devamını gör...

güven probleminden dolayı insanları kendinden uzak tutuyor olabilir.
devamını gör...

cevap: su. su akarken toprak üzerinde bir yol bırakır. ve eğer suyu zamana benzetirsek, şu anki şartlarla geri dönemeyeceğimiz için, mevcut su kanalları üzerinden, suyun aktığı yol üzerinden ilerlemek durumunda kalırdık.

sorum şu:

bencilliği sence en güzel ne dizginleyebilir, senin insanlık için yapabileceklerin mi, yoksa başkasının insanlık için yapabilecekleri mi, neden?
devamını gör...

çok sık tercih ettiğim,içini yerken ayrı dışını yerken ayrı zevk aldığım ekmektir.

hele ki akrabalarım trabzondan getirdiyse o gün mutluluktan uyuyamam. bir de vakfıkebir ekmeği vardır;kiloyla satılır.
devamını gör...

az önce ve benim her zaman başıma gelen hadise.canım anksiyete ilacımı az önce eczaneden almışken; gıcır gıcır kutusunu yine yanlış taraftan açıp iki saatte ilaçlarıma ulaşabildim. *acaba bu sadece benim lanetim mi yoksa bir mantığı var mı gerçekten merak ediyorum.sevgili kafacılar sanki bunun murphy’s law la da alakası olabilir gibime geliyor ya neyse....o zaman ben ilaçları alıp kutularını parçalayarak yanlış yerden açmaya devam galiba. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

böyle bir durum, yöneliş yoktur. yazar arkadaş bununla ilgili bir kaynak ya da makale gösterirse daha iyi olur.

konda'nın yaptığı bir araştırmaya göre son 10 yılda kendisini dindar muhafazakar olarak adlandıranlar gençlerin oranı yüzde 28'den yüzde 15'e geriledi. araştırma gençlerin inanç seviyesi ve örtünme oranlarının ülke geneline göre daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.
buradan
devamını gör...

karanlıkta uzanmak olarak değiştirebilir miyiz? diyeceğim başlık.

açmışım rabarba dinliyorum. minik minik uykum gelmiş. ben aylardır uyumadan hemen önce kendilerini dinliyorum. onları dinleyip nasıl uyuduğumu hala çözebilmiş değilim çünkü ben eskiden çıt sesine uyuyamazdım.

son evimde üst kat ve yan kat komşum ölümüne kapışıyordu ses konusunda. ikilere üçlere kadar bağırır, böğürür falan. ilk günler çıldırıyordum gözüme uyku girmiyor uyumadan uyanıyordum. sabah erken uyanma huyum var kahretsin kaçta uyursam uyuyayım. neyse işte mesut süre'yi açıyordum odama geçince sonra onu dinlerken uyuduğumu fark ettim. sonra tüm ilişki testini izlediğimi de tabi. bu sefer rabarba ya başladım. bundada uyuyordum, uyuyorum. şimdiki evimde ses yok ama bende alışkanlık oldu bu.

neysem az sonra uyuyacağım. herkeslere mis gibi uykular. çavvv.
devamını gör...

dile benden ne dilersen. (birgün gerçekten böyle bişi olursa diye düşünmeden 1 milyar amerikan doları diyebilmek için antrenman yapıyorum.)
devamını gör...

kendi ayaklari üstünde durabilen, kendini kendi yetiştirmiş insandır. tebrik edilir.
devamını gör...

bu kadar mütevazı olma yeğen! dediğim gerçektir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim