"hani yarınlar güzel olur diyorlardı olric, bu yaşadığımız gün de dünün yarını değil mi?"
- kandırıyorlar efendimiz , kandırıyorlar
devamını gör...

yaklaşık bir yıl boyunca uçabilecek olgunluğa erişmek için suda larva olarak gelişimini tamamlamaya çalışan, uçmaya başladığında sivrisinek ve küçük arılarla beslenen,
erkeği sadece birkaç hafta sürecek hayatında neslini devam ettirmek için eş aramakla zamanını geçiren, ilk ve tek çiftleşmesi sonrasında da dişisi tarafından kafası yenmek suretiyle öldürülerek ömrünü tamamlayan bahtsız uçucu böcek.

peygamber devesi böceği ile ortak özellikleri olan bu alışkanlıkları, dilimizde çok kullanılan "başının etini yemek" deyiminin de çıkış noktasıdır.
devamını gör...

"şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır."
devamını gör...

#820444 nolu tanımının bir kısmını üstüme aldığım, bilgi dolu beğenilesi tanımlar yazan tatliş bir yazarım.
devamını gör...

18 haziran 1048 - 4 aralık 1131
o zamanlarda bu kadar kesin doğum ölüm tarihlerini öğrenmek neredeyse olanaksızsa da, kendisi bir takvim (celali takvimi) düzenleyici olduğundan bu bilgiye erişebiliyoruz.
onu çok seneler önce semerkant’ta okudum ama oradaki anlatının kurmaca olduğu da söylenir, zira hayyam tarafından herhangi bir aktarım yoktur doğruluğunu ispatlayıcı.
şimdi başka bir kitap okurken -papağan teoremi - birbiriyle arkadaş olmuş üç gencin farklı yollara giden öyküsüyle yeniden karşılaşmış oldum bu kez bir fransız yazar anlatımıyla :
hayyam, nizamülmülk ve hasan sabbah
üçü iyi arkadaştır, aralarından biri çıkıp şöyle der : ‘sadakat yemini edelim. aramızdan hangimiz ilk önce şöhret ve paraya kavuşursa ötekilere yardım edecek’
ilk önce şöhrete kavuşan abdulkasım (nizamülmülk) olur.
verdikleri söz uyarınca nizam, ömer’e sarayda bir görev verse de, o kabul etmez.tek istediği öğrenmeyi sürdüreceği olanakları ona sağlamasıdır. sultan, isfahan kentinde bir gözlemevi kurar ömer hayyam için .( ömer’in babası çadırcı olduğundan, çadırcının oğlu anlamına gelen bu ünvanı almıştır).
hasan saray görevini kabul eder çok da başarılı da olur. ancak sultanın yerine geçme planları yaptığı farkedilince vezir tarafından ölüm cezasına çarptırılır.ömer, hasan’ın canının bağışlanması için nizam’a gider. sabbah sürülür ve sürekli peşinde olan nizam’ın adamlarından kaçarak güvenliği fedaileriyle sağladığı alamut kalesine yerleşir.
bundan sonra sabbah’ın ilginç hikayesi başlar. çok uzun süreceğinden burada noktalayayım sabbah’la ilgili kısmı.
ömer, matematik ve astronomi ile ilgili eserler verirken bir yandan da rubailer yazar.
yapmış olduğu takvim her beş bin yılda bir gün yanılacak kadar hassastır.
on üç farklı üçüncü dereceden denklem tanımlamış ve bunları konikler yardımıyla çözmüştür.binom teoremini ve açılış katsayılarını bulan da yine hayyam’dır.
rubailerinde inanç, günah-sevap, insanlık ve devlet yönetimini özgür bir dille irdeler.

’adil davranmadıktan sonra
hacı hoca olmuşsun kaç para
hırka , tesbih , post , seccade güzel ama tanrı kanar mı bunlara


bu düşünceleriyle bin yıl sonra bile hem dost hem düşman edinir.kimi okuyup sadece zevk-ü sefa içinde bir hayatı tavsiye ettiğini algılarken, kimi de onun sorgulayacı yanını anlar ve takdir eder.

(yalnızca yüz elli sekiz rubainin ona ait olduğu bilinirken, atfedilen binlercesi de başka şairlerce yazılmıştır.)
içlerinde en sevdiğim, vedat sakman’ın şarkısında hayat bulan dizelerdir:

biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz kuklacı felek usta, kuklalar da biz
oyuna çıkıyoruz birer ikişer
bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz


şuradan dinleyebilirsiniz
devamını gör...

biz diyalogla değil bakışlarımızla anlaşıyoruz. bir ortamda söylememem gereken bir şeyi söylediğimde , yapmam veya yapmamam gereken bir durum olduğunda attığı çeşitli bakış stilleri vardır. anında mesajı alır, eyleme geçerim.
devamını gör...

yaşadıkları ve yaşattıklarını bir kenara bırakırsam hala kardeş payı ve işler güçler izleyerek gülmekteyim. murat cemcir’le ve yan karakterlerle efsane işler çıkarmış oyuncu.
devamını gör...

paolo veronese'nin 1562-63 yıllarında tamamladığı cana'da düğün tablosu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tablo incil'de geçen, hz. isa'nın suyu şaraba çevirmek suretiyle gerçekleştirdiği ilk mucizeyi anlatıyor.
isa, meryem ve havarilerin cana'da konuk olduğu bir düğünde şarapların bitmesi üzerine, isa hizmetçilere şarap küplerini su ile doldurmasını söyler. küpten alınan bir bardak suyu şölen yöneticisi tattıktan sonra damada dönerek ''herkes önce iyi şarabı, çok içildikten sonra da kötü şarabı sunar ama sen şimdiye kadar en iyi şarabı saklamışsın'' demesiyle, isa'nın ilk mucizesinin gerçekleştirdiği görülür. bahsedilen şarap küplerini tablonun sağ ön kısmında görüyoruz.
hem tablonun hem masanın ortasında isa ve meryem figürleri bulunuyor. tanıdık bir yüz de var burada: kanuni sultan süleyman. gelin ve damadın da bulunduğu masanın sol ucunda, soldan 6. sırada görebilirsiniz. işte burada:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sadece osmanlı imparatorunu değil, fransa kralı ı. francois, ingiltere kraliçesi ı. mary, avusturya kraliçesi eleanor, kutsal roma imparatoru v. karl gibi dönemin önemli kişilerini de tabloda görüyoruz. masanın tam orta kısmındaki dört müzisyen de dönemin ressamları (soldan sağa veronese, bassano, tintoretto ve tiziano). en soldaki figür kendisi zaten.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
6,6m x 9,9m boylarında ve yaklaşık 66 metrekarelik bir alanı kaplayan kocaman bir tablo. louvre müzesi'nde, mona lisa'nın bulunduğu odada, tam karşısındaki duvarda sergileniyor ve müzenin en büyük tablosu. mona lisa'yı görebilmek için bir süre uğraştıktan sonra, o kalabalıktan çıkıp arkanızı döndüğünüzde tüm duvarı kaplayan bu tabloyu detaylı olarak inceleyebilirsiniz. bu eserin mona lisa'nın tam karşısında bulunması da ayrıca ilginç. mona lisa'yı inceleyen kalabalığı bu tablonun önünde görememiştim ben.

eserle ilgili çok daha ayrıntılı bir yazı okumak için kaynak
devamını gör...

1994 yılında, tarantino ve jon stewart arasında geçen konuşmadan ;

jon stewart : you also have a part in pulp fiction...did you sleep with the director?
quentin tarantino: ...yeah, i gave him a hand job.
devamını gör...

hz. mevlana'ya sormuşlar " aşk nedir?" diye.
" ben ol ki bilesin!" demiş...

aşk, sevgi kişiye özel bir kavramdır. onun varlığındaki hissiyat ve yokluğundaki eksiklik evrensel bir tanımla ifade edilemeyecek kadar özel bir şey benim için.
nasıl ki herkesin bir hikayesi vardır, herkesin parmak izi biriciktir, duygular benzerdir ama bir o kadar farklı ve yabancıdır...
aşk da aynı şekilde biriciktir.

biz insanlar her zaman her şeyin somut kavramlarını, her duygunun dile getirilebilmesini isteriz ve hatta anlatmaya çalışırız ama bilmeden onların katili de olabiliriz. bazı duygular, bazı kelimeler, bazı olaylar anlatılamaz, onu anlatıcak bir kelime bulunamaz. bu durum bana çoğu zaman yaşanılan olayların veya içinde bulunulan duyguların kendine ait olduğu ve o duyguyu anlatmak yerine yaşamam gerektiğini gösterir. anlatmaya çalışmayın, yaşayın.
devamını gör...

harry potter evreninin en gerçekçi karakterlerinden biri. gençliğinde gellert grindelwald ile olan ilişkileri, çoğunluğun iyiliği için mottosu ile yaptığı işler ve salt iyi bir karakter temsili olmaması onu gerçekçi bir karaktere dönüştürüyor. zeki bir adamdır fakat çoğumuz gibi aşk onu da zaman zaman aptallaştırmıştır. bir plan yapar ve ona daima sadık kalır; bunun en büyük örneğini kendi hayatını bile bir planın sonucunda yitirmesinden anlamak mümkün. yine de tüm gerçekçeliğinin yanında bu ince işlenmiş planlar onu biraz da hayal ürünü yapıyor. sevgi ve görev bilinci arasında bir karar verilmesi gerektiğinde çoğu insanın aksine daima görevlerini seçen bir kişilik öyle düz bir biçimde de işlenmiyor elbette. geçmişinde sevginin bedellerini ödemiş olması ve görev bilincinini kaybetmenin ona koca bir aileyi kaybettireceği gerçeğine en acı şekilde tanık olması onu bildiğimiz dumbledore haline getiriyor. geçmişinde yürüdüğü yol ise çok şaşırtıcı değil; kardeşinin durumu, babasının azkaban'a gönderilmesi ve annesinin ölümü muggle'lar ile bağlantılı neticede. rita skeeter tarafından yazılan the life and lies of albus dumbledore kitabında çok ilginç detaylar olduğu söylenmekte.*

(bkz: for the greater good)
devamını gör...

bu devirde babana bile güvenme sözünün vücut bulmuş hâlidir.
devamını gör...

ispanyolca, katalanca, portekizce, ingilizce ve fransızca dillerinde şarkı yapan mest eden, adeta zihin uyuşturan sese sahip, arpçı ve besteci.

tamamı müzisyen bir ailenin üyesi olan bu ablamızın bazı şarkı sözlerinin celaleddin rûmî
'nin şiirlerinden oluşması şarkılarını daha da etkileyici kılıyor.

bella terra ve peiwoh isimli iki enfes albümü, birkaç tane de grubu ve ailesiyle beraber çıkardığı albümü mevcut.

ilk defa dinleyeceklere ve sadece adoucit la melodie parçasını bilenlere birkaç öneri bırakayım.
dona'm la ma
l'amor
yo m'enamori d'un aire
aquest cami tan fi
la musica callada
preghiera
suite celta
harpa e delirio d'agua
devamını gör...

her gönül kırıldığında dağdan kayalar düşer.
en azından o kayaları görenler anlar, bir gönlün yine uçurumdan aşağı atıldığını anlar.
devamını gör...

bir bartolome de las casas kitabıdır.


yazar o dönemi çıplak gözle görüyor. gördüklerine dayanamıyor, anlamıyor, anlamlandıramıyor ve bunları yazıyor. bütün dünyaya duyurmak istiyor. bir soykırıma şahit oluyor ve aktarıyor. bu kitabı yazar krala mektup olarak yazmış. bu abi ömrünü kızılderililerin haklarını savunmaya harcamış.

ispanyolların yerlilere nasıl eziyet ettiğini her şekilde anlatmış. okurken tüylerim diken diken oldu. kitap çok güzel ve yararlı bir kitap herkesin okuması gerekir tavsiye ederim. 18 yaşından küçükler veya hassas insanlar okumasa iyi olur çünkü acayip bir vahşet anlatılıyor.
okurken dikkatimi çekti yazar daha anlatamayacağım bir sürü olay var diyor. anlattıkları çok kötü ve anlatmadıklarını düşünemiyorum.

olayları gören yazar sadece küçük bir kısmını anlatıyorum diyor ama o küçük kısım insanı mahvediyor.
insan denen canlı nasıl bu kadar vahşice hareketler yapmış aklım almıyor. insanoğlu nasıl güç peşindeyken bu kadar hasta ruhlu olabilmiş anlamıyorum.

çok şey okudum, çok şey izledim ve kitapta anlatılan vahşilikleri asla görmedim. yerlilere ölsünler diye zehirli battaniye dağıtmışlar. ızgarada kızartmışlar. türlü türlü iğrençlikler.

milyonlarca kızılderili katledilmiş ve hepsini okuyoruz. yazarın gördüğü her şeyi okuyoruz. ispanyollar bu kitaptan nefret ediyorlarmış. yazar gördüklerini bütün dünyaya anlattığı için kızılderililer tarafından kahraman olarak görülüyormuş.

yazar kızılderililer hakkında şunları söylüyor “dünyanın en saf ve en masum insanları, kötülükten ve hileden uzak yaşarlar, sabırlılar ve en ufak hastalığa yenik düşerler” bu insanlar hayvanlara, doğaya karşı çok saygılılarmış.
bir bufalo öldürdüklerinde onun her zerresinden faydalanıp kullanırlarmış. toprağa zarar vermemek için ekip biçmezlermiş.

çok saflarmış. kitapta bahsediliyor kolomb onları gördüğünde çok iyi şekilde kullanılacağını,hizmetkarlık yapacaklarını ve her istediklerini onlara yaptırabileceklerini söylemiş. niyetini açıkça belli etmiş. kızılderililer ve kolomb mevzuları zaten malumunuz.

bir yandan iyi ki okuduğum bir yandan keşke okumasaydım dediğim bir kitap oldu. tarih yazılmış, çağ atlanmış, çağ değişmiş, keşifler yapılmış ama nasıl yapılmış görüyoruz.
insan canlısının istediğinde ne kadar vahşi olduğunu görüyoruz. yürek dayanmaz. üzücü ve okunması gereken bir kitaptı tavsiye ederim.

hissettiklerimden dolayı kitabın içeriğinin teknik boyutuyla ilgili pek bilgi veremedim.
kitapta her ada ve her bölgede yapılan zulüm anlatılıyor. ada ve bölgelere göre yazılmış. yazar gittiği her yerde ne gördüyse işkenceler dahil yazmış. bu okuduklarımız sadece canlı şahit olduğu yerler.

okuyun okutturun. pdf olarak internette mevcut.
devamını gör...

--- alıntı ---

einstein, newton ve pascal birlikte saklambaç oynamaktadır.

ebe olma sırası einstein'dadır ve gözlerini kapatır. 10'a kadar saydıktan sonra pascal koşarak kaçar ve saklanır. newton ise oldukça sakin bir şekilde, einstein'ın saydığı yerin önüne, yere her kenarı 1 metre olan bir kare çizer ve ortasına geçerek beklemeye başlar.

einstein 10'a ulaştığında gözlerini açar ve hemen "newton, seni buldum! ebe sensin!" diye bağırır. newton gülümser ve sakince şöyle söyler: "beni değil, metrekareye düşen newton'u buldun. yani senin bulduğun pascal'dır."

(onedio'dan alıntıdır)
--- alıntı ---
devamını gör...

bütün sevişmeleriniz aynı renkse, sıkıcı bir insan olma olasılığınız %89*.
beyazdan siyaha geniş bir skala var. ruh haline, duruma ve ihtiyaca göre renk değişebilir.
devamını gör...

en geçinden olması dilenen olaydır.
gerçekleştikten sonra ki hayatınınız öncesine göre kesinlikle eksik olacağını bilin.
devamını gör...

korku tüneline girdik ürkme
elinden tutarım merak etme
cılız bir ses duyuldu sahibi nerede
hadi canım ip atla köşede.
devamını gör...

ülke yanarken birileri saçını tarıyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim