10 kuruşluk patatesin cipsini 6 liraya satmak
oldukça saçma olan durumdur. en iyisi evde kendi cipsinizi yapıp yemenizdir.
evde nasıl cips yapacağız diyorsanız da internette onlarca tariften birini kullanabilirsiniz.
evde nasıl cips yapacağız diyorsanız da internette onlarca tariften birini kullanabilirsiniz.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
zeynebim
erkan oğur’dan dinleyip dinleyip zeyneplere yanılmasına sebep olan türküdür.
devamını gör...
sosyal psikoloji
insanların birbirleri hakkında nasıl düşündükleri, birbirlerini nasıl etkiledikleri ve birbirleriyle nasıl ilişki kurdukları konusundaki bilimsel çalışma alanıdır.
sosyal psikoloji'nin belki de en doğru tanımını gordon willard allport (1954) yapmıştır:
''sosyal psikoloji; bireylerin, davranış, duygu ve düşüncelerinin başkalarının gerçek, hayal edilen veya ima edilen varlığından nasıl etkilendiğinin bilimsel yollarla araştırılmasıdır.''
yukarıda alıntı yaptığım allport'un tanımının eksiksiz olmasının nedeni insanların sadece gerçek varlıklardan değil, hayal ettikleri veya kendilerine ima edilen varlıklardan da etkilendiklerinin üzerinde durmamız gerektiğidir.
sosyal psikolojinin genelde ilgilendiği konular önyargı, ayrımcılık, kalıp yargılar [stereotip], benlik kavramı vb.'dir.
doğamız gereği sosyal varlıklarız ve iletişime muhtacız. toplum olarak birbirimizi etkiliyor ve birbirimizden etkileniyoruz. bir bireyin karakterinin hem genetik hem çevre faktörlerinden (nature and nurture) etkilenerek oluştuğunu düşündüğümüzde, sosyal psikoloji önemli bir yere sahip oluyor. günümüzde şiddetin, cinsiyetler arası ayrımcılığın, belli gruplara duyulan öfkenin de araştırılması bu alanda fazlasıyla yapılıyor.
sosyal psikolojinin en ünlü deneylerinden biri milgram deneyi'dir. araştırmacı, deneklere; cezalandırmanın öğrenmede etkili olup olmadığını öğrenmek için bir araştırma yaptıklarını söyler ve katılımcıların ''öğretmen rolü''nü canlandıracaklarını belirtir. elbette deneyin amacı bu değildir. öğrenci rolünde olanların kendileri gibi katılımcı olduklarını sansalar da aslında öğrenciler, araştırmacılar tarafından anlaşmalı olarak getirilen kişilerdir. yani her şeyden haberleri vardır.
bundan haberleri olmayan öğretmen katılımcılar, öğrencilere bir dizi soru sorar. yanlış cevap veren öğrencilere elektrik akımı uygularlar. bunun zararlı olmadığı fakat acı verdiği zaten öncesinden kendilerine bildirilmiştir. peki deneyin sonunda ne olacaktır? akım arttıkça ceza vermeye devam mı edeceklerdir yoksa bu acıya dur mu diyeceklerdir?
sosyal psikoloji'nin belki de en doğru tanımını gordon willard allport (1954) yapmıştır:
''sosyal psikoloji; bireylerin, davranış, duygu ve düşüncelerinin başkalarının gerçek, hayal edilen veya ima edilen varlığından nasıl etkilendiğinin bilimsel yollarla araştırılmasıdır.''
yukarıda alıntı yaptığım allport'un tanımının eksiksiz olmasının nedeni insanların sadece gerçek varlıklardan değil, hayal ettikleri veya kendilerine ima edilen varlıklardan da etkilendiklerinin üzerinde durmamız gerektiğidir.
sosyal psikolojinin genelde ilgilendiği konular önyargı, ayrımcılık, kalıp yargılar [stereotip], benlik kavramı vb.'dir.
doğamız gereği sosyal varlıklarız ve iletişime muhtacız. toplum olarak birbirimizi etkiliyor ve birbirimizden etkileniyoruz. bir bireyin karakterinin hem genetik hem çevre faktörlerinden (nature and nurture) etkilenerek oluştuğunu düşündüğümüzde, sosyal psikoloji önemli bir yere sahip oluyor. günümüzde şiddetin, cinsiyetler arası ayrımcılığın, belli gruplara duyulan öfkenin de araştırılması bu alanda fazlasıyla yapılıyor.
sosyal psikolojinin en ünlü deneylerinden biri milgram deneyi'dir. araştırmacı, deneklere; cezalandırmanın öğrenmede etkili olup olmadığını öğrenmek için bir araştırma yaptıklarını söyler ve katılımcıların ''öğretmen rolü''nü canlandıracaklarını belirtir. elbette deneyin amacı bu değildir. öğrenci rolünde olanların kendileri gibi katılımcı olduklarını sansalar da aslında öğrenciler, araştırmacılar tarafından anlaşmalı olarak getirilen kişilerdir. yani her şeyden haberleri vardır.
bundan haberleri olmayan öğretmen katılımcılar, öğrencilere bir dizi soru sorar. yanlış cevap veren öğrencilere elektrik akımı uygularlar. bunun zararlı olmadığı fakat acı verdiği zaten öncesinden kendilerine bildirilmiştir. peki deneyin sonunda ne olacaktır? akım arttıkça ceza vermeye devam mı edeceklerdir yoksa bu acıya dur mu diyeceklerdir?
devamını gör...
günaydın sözlük
bak, bizim mekan!

günaydın sözlük, günaydın diğerleri, günaydın hayatım.
bir an önce iyi haberini alayım, gün aksın geçsin, yüzün bana baksın, gözlerin gülsün. bi de burnun çok güzel..
biliyorsun gerçi de, yine de bil.
ben böyleyim , seni bekliyorum..

günaydın sözlük, günaydın diğerleri, günaydın hayatım.
bir an önce iyi haberini alayım, gün aksın geçsin, yüzün bana baksın, gözlerin gülsün. bi de burnun çok güzel..
biliyorsun gerçi de, yine de bil.
ben böyleyim , seni bekliyorum..
devamını gör...
tarak
elde ve ayakta bulunan beşer adet kemiğin genel adı.
el tarak kemikleri:
acikders.ankara.edu.tr/mod/...
ayak tarak kemikleri:
acikders.ankara.edu.tr/mod/...
(bkz: taraklı ayak)
el tarak kemikleri:
acikders.ankara.edu.tr/mod/...
ayak tarak kemikleri:
acikders.ankara.edu.tr/mod/...
(bkz: taraklı ayak)
devamını gör...
hayat pahalılığının artık dayanılmaz bir boyuta ulaşması
20 yıllık akp iktidarı ve rte yönetiminde olandır. istedikleri kadar beton ve asfalt yığını yol ve köprü açıp, hikaye anlatsınlar. ülkenin tek gerçek gündemi ve derdi budur; hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı.
akp ile önce ev sonra araba almak hayal oldu. ardından elektronik ürün yani telefon ve bilgisayar. sonra kırmızı et, beyaz et derken, artık yumurta, peynir, bakliyat gibi sıradan ve dünyada en ucuz olan ürünleri almak bile hayal oldu.
bu ülke 2.dünya savaşı döneminde, kıbrıs hareketi yüzüne olan ambargo döneminde, 90'larda hatta 2001 krizinde bile böylesi bir şey görmemişti. kriz vardı ama temel gıda ürünlerine insanlar çok rahat ulaşırdı.
yahu 1 kg ezine peyniri ortalama 120 tl,
1 kg kıyma ortalama 130 tl,
30'lu m boy yumurta 45 tl,
1 kilo salatalık 20 tl,
1 kg kuru fasulye ortalama 25 tl.
cidden korkunç ve akıl almaz bir boyuta ulaştı. akaryakıt, doğalgaz ve elektrik gibi şeylerden bahsetmedim bile. hele kiralar, onlar zaten ağza alınmayacak bir düzeye geldi.
ama olsun akp yol yabtı, alınları secdeye değiyor. hem muhalefet çok rörörör. ne önemi var ki, beton yer, asfalt kemirir, şükür edebiyatı ile yolumuza devam ederiz!!.
akp ile önce ev sonra araba almak hayal oldu. ardından elektronik ürün yani telefon ve bilgisayar. sonra kırmızı et, beyaz et derken, artık yumurta, peynir, bakliyat gibi sıradan ve dünyada en ucuz olan ürünleri almak bile hayal oldu.
bu ülke 2.dünya savaşı döneminde, kıbrıs hareketi yüzüne olan ambargo döneminde, 90'larda hatta 2001 krizinde bile böylesi bir şey görmemişti. kriz vardı ama temel gıda ürünlerine insanlar çok rahat ulaşırdı.
yahu 1 kg ezine peyniri ortalama 120 tl,
1 kg kıyma ortalama 130 tl,
30'lu m boy yumurta 45 tl,
1 kilo salatalık 20 tl,
1 kg kuru fasulye ortalama 25 tl.
cidden korkunç ve akıl almaz bir boyuta ulaştı. akaryakıt, doğalgaz ve elektrik gibi şeylerden bahsetmedim bile. hele kiralar, onlar zaten ağza alınmayacak bir düzeye geldi.
ama olsun akp yol yabtı, alınları secdeye değiyor. hem muhalefet çok rörörör. ne önemi var ki, beton yer, asfalt kemirir, şükür edebiyatı ile yolumuza devam ederiz!!.
devamını gör...
sözlük yazarlarının evdeki konumu
çaycı hüseyinlik ve part time bulaşıkçılık yapıyorum.
devamını gör...
sevgili edinme konusunda hiçbir şey yapmayan insan
hayatın her alanında çabalamak ve istediğini alamamak insanın canını sıkıyor ve motivasyonun düşüyor.her şeyi akışına bırakıyorsun sonra gelsin beni bulsun diyorsun.biliyorsun durdugun yerden de gelmez ama çabalansa da olmuyor..bu düşünceyle yola çıkarak kronik üşengeç oluyorsun insanı zorla tembel yapıyorlar...sonra ne sevgili düşünüyorsun ne iş güç..
devamını gör...
cumhurbaşkanı erdoğan'ın halktan helallik istemesi
adam ülkenin en güçlü trolü yeminlen!*
devamını gör...
satürn
eski ismi zühal olan güneş sistemi gezegenidir.
güneşe yakınlık olarak altıncı, büyüklük olarak ikinci sırada bulunmaktadır.
ayrıca güneş sistemindeki dört tane dış gezegenden biridir.
güneşe yakınlık olarak altıncı, büyüklük olarak ikinci sırada bulunmaktadır.
ayrıca güneş sistemindeki dört tane dış gezegenden biridir.
devamını gör...
sineklere laf anlatmak
gerçekten deveye hendek atlatmaktan zordur. anlatıyorum tekrar tekrar "dünyada küresel sermayeyi elinde tutan güçler istemese kimse elinde bir çatal dahi tutamaz" diye. vızzz uçuyor çatala konuyor biri, biri cama vurup duruyor, biri lambanın etrafında... hepsi manyak bunların!
devamını gör...
hayatında hiç antidepresan kullanmamış insan
malesef insanlar bilgisiz. daha da kötüsü bu bilgisiz insanların her şeyi bildiklerini öne sürmeleri.
diğer yazarların da belirtiği gibi "ben kullanmadım, sorunu şöyle çözdüm, böyle çözdüm" diyen kişiler, ne dediklerini bilmiyorlar.
siz hekim değilsiniz. konuya hakim değilsiniz. kendiniz istediğinizi yapabilirsiniz ama insanları yanlış yönlendirmeye hakkınız yok.
siz modern tıp bilimini reddedebilirsiniz. sorunlarınızı kırıkçı-çıkıkçılarla, şifalı otlarla, simyacılıkla çözmeyi uygun bulabilirsiniz.
bu size kalmış ancak modern tıp bilimini eleştirmek sizin haddiniz değildir.
antidepresan tarzı ilaçlar üzülünce yutulan bir şeker değildir.
nasıl üşütünce, ateşiniz çıkınca ilaç alıyorsanız bunlar da adı üstünde bir ilaçtır.
bu ilaçları her şeyi tedavi eden mucize ilaç olarak da düşünmemek gerekir.
bu ilaçlar sadece uzman hekimlerin kontrolünde alınmalıdır. ilaçlara başlama ve bırakma süreci yine uzman hekimlerin kontrolü altında olmalıdır.
bu konuda gerekli hassasiyeti göstermek de en çok bizim gibi okumuş insanlara düşüyor.
bu satırları hangi durumlardaki insanların okuduğunu bilmiyorsunuz.
belki gerçekten zor durumda olan ya da hayat kalitesini yükseltmek isteyen insanlar var.
bu insanlar kolay kolay profesyonel destek alma kararı vermiyorlar. siz yazdıklarınızla bu insanlara zarar veriyorsunuz.
o yüzden bilmediğiniz sağlık konularında lütfen yorum yapmayınız.
diğer yazarların da belirtiği gibi "ben kullanmadım, sorunu şöyle çözdüm, böyle çözdüm" diyen kişiler, ne dediklerini bilmiyorlar.
siz hekim değilsiniz. konuya hakim değilsiniz. kendiniz istediğinizi yapabilirsiniz ama insanları yanlış yönlendirmeye hakkınız yok.
siz modern tıp bilimini reddedebilirsiniz. sorunlarınızı kırıkçı-çıkıkçılarla, şifalı otlarla, simyacılıkla çözmeyi uygun bulabilirsiniz.
bu size kalmış ancak modern tıp bilimini eleştirmek sizin haddiniz değildir.
antidepresan tarzı ilaçlar üzülünce yutulan bir şeker değildir.
nasıl üşütünce, ateşiniz çıkınca ilaç alıyorsanız bunlar da adı üstünde bir ilaçtır.
bu ilaçları her şeyi tedavi eden mucize ilaç olarak da düşünmemek gerekir.
bu ilaçlar sadece uzman hekimlerin kontrolünde alınmalıdır. ilaçlara başlama ve bırakma süreci yine uzman hekimlerin kontrolü altında olmalıdır.
bu konuda gerekli hassasiyeti göstermek de en çok bizim gibi okumuş insanlara düşüyor.
bu satırları hangi durumlardaki insanların okuduğunu bilmiyorsunuz.
belki gerçekten zor durumda olan ya da hayat kalitesini yükseltmek isteyen insanlar var.
bu insanlar kolay kolay profesyonel destek alma kararı vermiyorlar. siz yazdıklarınızla bu insanlara zarar veriyorsunuz.
o yüzden bilmediğiniz sağlık konularında lütfen yorum yapmayınız.
devamını gör...
pingu
ilk kez 1986 yılında yayımlanmış olunan isveç yapımı stop-motion çizgi film.
çizgi filmde kullanılan dile grammerlot deniyor. referans olarak "penguence"nin referans alındı söylendi. buna rağmen internette yaptığım kısa araştırmada insanlar günümüz dillerinden kelimeler de duyduklarını söylemişler. pingunun sürekli söylediği "noot! noot!" sesi ile ünlenmiştir.
ingilizce- brother, mother
türkçe- dikkat et, al*
fransızca- bonjour, monsieur
almanca- photographen
çizgi filmin orjinal serisi 4 sezon sürdü. 2003 yılında bbc'ye satılmasıyla bölüm yayımlanmaya devam etti. en son 2017 yılında japonlara
satıldı ve "pingu şehirde" adlı yapımla seri devam etti. toplamda 156 bölüm çekildi. orijinal seri avrupada birçok ödüle layık görüldü.
çizgi filmde ise günümüz çizgi filmlerinden farklı olarak çocukları topluma hazırlamak, insanlara saygılı olmak gibi konular işlenir. çizgi film 1990'lı yıllarda yapılmıştır. bu da bize o dönemde avrupadaki toplum yapısının nasıl olduğuyla ilgili fikirler veriyor. pingu'nun annesi ev hanımı babası ise postacıdır. çizgi filmin neredeyse %80'ninde pingu'nun annesi ev işleriyle, temizlik, yemek yapma gibi işlerle uğraşır. babası ise işten eve geldiğinde anneye yardım eder. çocuklar yaramazlık yapar. çocukların sürekli yaramazlık yapmasına rağmen anne ve baba çocuklara hiçbir şekilde kızmaz veya şiddet uygulamaz. bunun yerine onları da ev işlerine dahil etmeye çalışırlar.
pingu'nun bir adet de kız kardeşi vardır. üstte bahsettiğim şeylerin neredeyse hepsini beraber yaparlar. pingu bazen kız kardeşini kıskansa da genelde yaptıkları herşeyi beraber yaparlar ve birbirlerine sahip çıkarlar.
ayırca pingu'nun birçok arkadaşı ve bir adet kız arkadaşı vardır. ayırca çizgi filmdeki tek penguen olmayan karakter de pingunun en yakın arkadaşıdır. birçok bölümde beraber gezmeye giderler. kız arkadaşı çok fazla görünmese de pingunun ona ara ara hediye götürdüğünü görürüz. ayrıca pingu'nun bir adet dedesi ve teyzesi de vardır. dedesini ilk kez akordiyon çalmayı öğrendiği bölümde görürüz. teyzesini ise teyzesini ziyaret etmeye gittiği bölümde gördük.
bu atarlı ergen 35 yaşına bastı. kendisine sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum.
çizgi filmde kullanılan dile grammerlot deniyor. referans olarak "penguence"nin referans alındı söylendi. buna rağmen internette yaptığım kısa araştırmada insanlar günümüz dillerinden kelimeler de duyduklarını söylemişler. pingunun sürekli söylediği "noot! noot!" sesi ile ünlenmiştir.
ingilizce- brother, mother
türkçe- dikkat et, al*
fransızca- bonjour, monsieur
almanca- photographen
çizgi filmin orjinal serisi 4 sezon sürdü. 2003 yılında bbc'ye satılmasıyla bölüm yayımlanmaya devam etti. en son 2017 yılında japonlara
satıldı ve "pingu şehirde" adlı yapımla seri devam etti. toplamda 156 bölüm çekildi. orijinal seri avrupada birçok ödüle layık görüldü.
çizgi filmde ise günümüz çizgi filmlerinden farklı olarak çocukları topluma hazırlamak, insanlara saygılı olmak gibi konular işlenir. çizgi film 1990'lı yıllarda yapılmıştır. bu da bize o dönemde avrupadaki toplum yapısının nasıl olduğuyla ilgili fikirler veriyor. pingu'nun annesi ev hanımı babası ise postacıdır. çizgi filmin neredeyse %80'ninde pingu'nun annesi ev işleriyle, temizlik, yemek yapma gibi işlerle uğraşır. babası ise işten eve geldiğinde anneye yardım eder. çocuklar yaramazlık yapar. çocukların sürekli yaramazlık yapmasına rağmen anne ve baba çocuklara hiçbir şekilde kızmaz veya şiddet uygulamaz. bunun yerine onları da ev işlerine dahil etmeye çalışırlar.
pingu'nun bir adet de kız kardeşi vardır. üstte bahsettiğim şeylerin neredeyse hepsini beraber yaparlar. pingu bazen kız kardeşini kıskansa da genelde yaptıkları herşeyi beraber yaparlar ve birbirlerine sahip çıkarlar.
ayırca pingu'nun birçok arkadaşı ve bir adet kız arkadaşı vardır. ayırca çizgi filmdeki tek penguen olmayan karakter de pingunun en yakın arkadaşıdır. birçok bölümde beraber gezmeye giderler. kız arkadaşı çok fazla görünmese de pingunun ona ara ara hediye götürdüğünü görürüz. ayrıca pingu'nun bir adet dedesi ve teyzesi de vardır. dedesini ilk kez akordiyon çalmayı öğrendiği bölümde görürüz. teyzesini ise teyzesini ziyaret etmeye gittiği bölümde gördük.
bu atarlı ergen 35 yaşına bastı. kendisine sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum.
devamını gör...
siyah beyaz televizyon
renkli televizyonun selefi olan televizyon. bu televizyonlar en çok ıtt schaub lorenz, philips, blaupunkt, telefunken, grundig, nordmende markalarda olur. dünya 1970'li yıllarda renkli televizyona geçmişken bize de 1980'li yıllarda siyah beyaz televizyon gelmiştir, rivayete göre de uyanık almanlar o dönemin teknolojisi diye kakalamışlar. renkli televizyon da matbaa misali 1980'li yılların sonlarında yayılmaya başlamıştır. televizyonun durduğu sehpada da regülatör isimli aygıt bulunur. hatta televizyon açılmadan önce açılır, yüksek voltajdan zarar görülmemesi için. eğer çok ısınmışsa regülatör bir müddet kapatılır ve dinlenilir. sonra elektrik voltaj sorunu halledilince bu regülatörler de aynı televizyon gibi siyah beyaz nostaljiye dönüştü. damda anten ayarı yapan aile üyesi aşağıya seslenir, diğer aile üyeleri de pencereden yukarıya televizyon görüntüsüne göre yanıt verir. o halk diliyle karıncaların düğün yaptığı görüntüler, cızırtılar eksik olmaz.
siyah beyaz televizyonun hayata dahil olması ve bugünkü son teknolojik ses ve görüntülü televizyonların temeli olması, 1970-1980 dönemlerinde çocukluğunu yaşayanların hatıralarında harikulade gelişme olarak görülür. sinemaları etkiler, sokaklar, caddeler, parklar boşalır. evlerin dekoru bile televizyona göre düzenlenir. evin en değerli eşyası sayıldığından üzeri dantelle örtülüdür.
siyah beyaz televizyonun hayata dahil olması ve bugünkü son teknolojik ses ve görüntülü televizyonların temeli olması, 1970-1980 dönemlerinde çocukluğunu yaşayanların hatıralarında harikulade gelişme olarak görülür. sinemaları etkiler, sokaklar, caddeler, parklar boşalır. evlerin dekoru bile televizyona göre düzenlenir. evin en değerli eşyası sayıldığından üzeri dantelle örtülüdür.
devamını gör...
anthony joshua
26.09.2021 tarihi itibariyle yıllardır söylediklerimi doğrularcasına, 35 yaşında ve yeni sıklet değiştirmiş ukraynalı boksör usyktarafından patates edilerek balon olduğunu tekrar göstermiş vücut geliştirmeci. (boksör değil.)
maç ile ilgili benim görüşüm belliydi ve bu doğrultuda bahis sever arkadaşların birçoğuna da usyk'e oynanması yönünde tavsiyede bulundum ama dinlediler mi bilmiyorum. dinlemedilerse de oturup ağlasınlar, yapacak bir şey yok.
maça gelirsek;
joshua denen şarlatanın, gerçekten ama gerçekten kusursuz bir fiziği olmasına rağmen boks sporu ile uzaktan yakından alakası olmadığına ve korkusundan ötürü kol uzunluğu avantajını kullanarak, oyunu çirkinleştirecek ölçüde puana oynamasına şahitlik ettik. maçın gerek kendi memleketinde olması, gerekse de yaklaşık 50.000 seyircinin desteği neticesinde maç başladığında ilk 2 round içinde erken bir knockout gelse şaşırmazdım. zaten o yüzden bahisçilere de ilk 2 roundun bitmesini beklemeleri yönünde tavsiyede bulundum ve korktuğum başıma gelmedi. boks, korkakların puan zaferiyle sonuçlanacak bir spor değildir. umarım amerika ve ingiltere bahis baronları bunun farkına tekrar varırlar.
profesyonel sporlarda, özellikle boks gibi ağır tempolu ve birçok parametreyi içeren kompleks antrenman sistemleri içeren dövüş sporlarında 35 yaş oldukça geçkin bir yaş dilimi içerisindedir. üstelik yıllardır pazarlaması harikulade şekilde yapılan ve fiziği gereği sözde düşmana korku veren (bkz: antyhony joshua) karşısında, üstelik kendi memleketi ve angut seyirci kitlesi önünde gerçekleşen bir dövüşte psikolojik üstünlüğü ele geçirmek bir hayli zordur. lakin usky, kendisinden beklentimin de üzerinde bir sistemle 12. roundun son saniyesine kadar psikolojik üstünlüğü bir an olsun bırakmadan dövüştü ve son saniyede knockout şansını da elinin tersiyle itti. hakemlerin bana göre maçı 2 veya 3 saniye erken bitirmeleri de gözümden kaçmadı tabii. hayta hakemler sizi.
usky, her şeyden evvel bir kere düşünüldüğü gibi bir tyson fury değil; o seviyeye gerçekten çok uzak ama yukarıda saydığım tüm dezavantajlara rağmen hızlı perdelemeleri, saniyelik kombinasyonları ve joshua'nın reach mesafesini bloke etmesi sebebiyle tam manasıyla bir profesyonel gibi dövüştü ve mükafatını da bu sıkletin 4 kemerini de alarak elde etmiş oldu.
ezcümle, yüksek ihtimalle bir rövanş maçı olacaktır. kemerleri kaybeder mi, muhafaza edebilir mi bilemem ama bunca sene üzerine söylemek istediğim tek bir şey var ki;
günümüz ağır sıklet boksörlerinin istisnasız hepsini mike tyson tek koluyla döverdi. müsabakayı kazanırdı demiyorum; döverdi diyorum.
maç ile ilgili benim görüşüm belliydi ve bu doğrultuda bahis sever arkadaşların birçoğuna da usyk'e oynanması yönünde tavsiyede bulundum ama dinlediler mi bilmiyorum. dinlemedilerse de oturup ağlasınlar, yapacak bir şey yok.
maça gelirsek;
joshua denen şarlatanın, gerçekten ama gerçekten kusursuz bir fiziği olmasına rağmen boks sporu ile uzaktan yakından alakası olmadığına ve korkusundan ötürü kol uzunluğu avantajını kullanarak, oyunu çirkinleştirecek ölçüde puana oynamasına şahitlik ettik. maçın gerek kendi memleketinde olması, gerekse de yaklaşık 50.000 seyircinin desteği neticesinde maç başladığında ilk 2 round içinde erken bir knockout gelse şaşırmazdım. zaten o yüzden bahisçilere de ilk 2 roundun bitmesini beklemeleri yönünde tavsiyede bulundum ve korktuğum başıma gelmedi. boks, korkakların puan zaferiyle sonuçlanacak bir spor değildir. umarım amerika ve ingiltere bahis baronları bunun farkına tekrar varırlar.
profesyonel sporlarda, özellikle boks gibi ağır tempolu ve birçok parametreyi içeren kompleks antrenman sistemleri içeren dövüş sporlarında 35 yaş oldukça geçkin bir yaş dilimi içerisindedir. üstelik yıllardır pazarlaması harikulade şekilde yapılan ve fiziği gereği sözde düşmana korku veren (bkz: antyhony joshua) karşısında, üstelik kendi memleketi ve angut seyirci kitlesi önünde gerçekleşen bir dövüşte psikolojik üstünlüğü ele geçirmek bir hayli zordur. lakin usky, kendisinden beklentimin de üzerinde bir sistemle 12. roundun son saniyesine kadar psikolojik üstünlüğü bir an olsun bırakmadan dövüştü ve son saniyede knockout şansını da elinin tersiyle itti. hakemlerin bana göre maçı 2 veya 3 saniye erken bitirmeleri de gözümden kaçmadı tabii. hayta hakemler sizi.
usky, her şeyden evvel bir kere düşünüldüğü gibi bir tyson fury değil; o seviyeye gerçekten çok uzak ama yukarıda saydığım tüm dezavantajlara rağmen hızlı perdelemeleri, saniyelik kombinasyonları ve joshua'nın reach mesafesini bloke etmesi sebebiyle tam manasıyla bir profesyonel gibi dövüştü ve mükafatını da bu sıkletin 4 kemerini de alarak elde etmiş oldu.
ezcümle, yüksek ihtimalle bir rövanş maçı olacaktır. kemerleri kaybeder mi, muhafaza edebilir mi bilemem ama bunca sene üzerine söylemek istediğim tek bir şey var ki;
günümüz ağır sıklet boksörlerinin istisnasız hepsini mike tyson tek koluyla döverdi. müsabakayı kazanırdı demiyorum; döverdi diyorum.
devamını gör...


