sombrero
ispanyolca şapka demektir . sombra gölge demektir. oradan türemiş bir kelimedir.
devamını gör...
çok pahalı olduğu için psikoloğa gidememek
bir seans için 600 tl istenildiğini öğrendiğimde o parayla kendi kendimi mutlu edebilirim diye düşündürten olay.
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
çok çalışıyor, günde 3 saat falan uyuyordur. bu kadar yorma kendini dostum.
devamını gör...
beyazlayan saçlar
birkaç tel beyaz saçım var. niye bilmiyorum çok seviyorum onları. sürekli diğer saçlar arasından bulup sevesim geliyor.
devamını gör...
ölmeden önce yapılması gerekenler
rahmetli barış manço bir söyleşisinde şöyle der: çıkmaz sokağa girmeden gösterelim ve hiçbir insandan esirgemeyelim sevgilerimizi. üç beş günlük dünya hayatı değmiyor hiçbir kavgaya. ben de yapmamız gereken en önemli şeyin bu olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
bizans kralının macar kralına türk ülkesinin kralı demesi
bizans tarihçileri açısından,- ki bu isimler bu alanın en büyük isimleri- macarlarin türk veya hun olduğu üzerinde duruluyor. hunlar türk değil mi? diye itiraz edecek arkadaşlar olabilir, hunlar türk olabilir fakat kesin bir şey yok. hunların hangi dili konuştuğu bilinmiyor, yazılı bir şey bırakmamışlar ancak turk'ten cok moğol oldukları görüşü hakim.
bu noktada tartışma götürmez bir gerçeklik var ki, o da bulgarların türk olmasıdır. bizans kaynakları açık bir şekilde, bulgarlardan türk diye bahseder. fakat hala benim için büyük bir muamma olan nokta, nasıl olur da bu şekilde slavlasırlar aklım almıyor. bulgarlara türk denmesi, bizim türkçü tayfanın uydurması sanıyordum fakat değilmiş. gerçekten türkler. bu dönemde doğu avrupa'da boy gösteren diğer türk gruplar, peçenekler, avarlar - bulgarlarla akraba olduğu yönünde iddialar var- ve kumanlardır.bunlar hristiyan türk gruplar. diğer yandan, malazgirt savaşında bu türk gruplar savaş esnasında taraf değiştirip selçuklu tarafına geçmiştir ki, türk olgusunun dönem dönem belirleyici olduğu yönünde fikir verebilir bu. aynı zamanda, aldığım bir duyuma göre, potnus rum devletinin askeri aristokrasisi türklerin elinde, bir araştırmacı orduyu incelendiğinde, komutanların hepsinin isminin türkçe olduğuna dikkat etmiş, fakat kendim görüp dogrulayamadım. yalnız bu ihtimal kuvvetlidir çünkü benzer bir durum abbasiler için de geçerli, abbasi ordusu da türk askeri aristokrasisinin elinde ve müthiş bir kast sistemi kurup kimseyi bu yapının içine almıyorlar.
edit, diğer yandan kral değil imparatordur o, ya da kayzer. kral, avrupa toplumuna germenlerle birlikte giren bir kelime. sanırım uzun sürede sadece germen kökenli, liderler kullandı.
bu noktada tartışma götürmez bir gerçeklik var ki, o da bulgarların türk olmasıdır. bizans kaynakları açık bir şekilde, bulgarlardan türk diye bahseder. fakat hala benim için büyük bir muamma olan nokta, nasıl olur da bu şekilde slavlasırlar aklım almıyor. bulgarlara türk denmesi, bizim türkçü tayfanın uydurması sanıyordum fakat değilmiş. gerçekten türkler. bu dönemde doğu avrupa'da boy gösteren diğer türk gruplar, peçenekler, avarlar - bulgarlarla akraba olduğu yönünde iddialar var- ve kumanlardır.bunlar hristiyan türk gruplar. diğer yandan, malazgirt savaşında bu türk gruplar savaş esnasında taraf değiştirip selçuklu tarafına geçmiştir ki, türk olgusunun dönem dönem belirleyici olduğu yönünde fikir verebilir bu. aynı zamanda, aldığım bir duyuma göre, potnus rum devletinin askeri aristokrasisi türklerin elinde, bir araştırmacı orduyu incelendiğinde, komutanların hepsinin isminin türkçe olduğuna dikkat etmiş, fakat kendim görüp dogrulayamadım. yalnız bu ihtimal kuvvetlidir çünkü benzer bir durum abbasiler için de geçerli, abbasi ordusu da türk askeri aristokrasisinin elinde ve müthiş bir kast sistemi kurup kimseyi bu yapının içine almıyorlar.
edit, diğer yandan kral değil imparatordur o, ya da kayzer. kral, avrupa toplumuna germenlerle birlikte giren bir kelime. sanırım uzun sürede sadece germen kökenli, liderler kullandı.
devamını gör...
umut bulut
helal olsun dediğim futbolcudur. nereye gitse formanın hakkını verir yedek dursa sorun çıkarmaz oyna derler çıkar oynar kanada geç derler geçer. böyle futbolcuların hastasıyız.
devamını gör...
josef breuer
josef breuer, psikanalizin oluşumunda çok önemli bir rol oynayan avusturyalı doktor ve fizyologdur.
breuer, sigmund freud'un çalışma arkadaşı(öğretmeni olarakta geçiyor) ve psikanaliz'in kurucularındandır. nietzsche ağladığında kitabı'nın baş karakteridir.
freud’un, psikanalitik yöntemi geliştirmek için kobay olarak kullandığı ve bu yüzden ünlü olan anna o.’yu ilk tedavi eden kişiydi. enterasan hikaye burada başlıyor:
breuer onu tedavi etmek için hipnoz kullandı iyi bir ilerlemede kaydetti ama anna o. doktora özellikle düşkündü ve bu durum breuer’i rahatsız ediyordu. profesyonel ilişkileri, bir hezeyan sırasında anna o., dr. breuer’in çocuğunu doğuracağını iddia ettiğinde sona erdi.
bu hasta üzerinde uygulanan bir diğer tedavi yöntemi serbest çağrışım bertha’nın(anna o.) aklına gelen şeyleri söylemesini istemiştir. semptomların bu yaklaşımlarla hafiflediği gözlemlenir.akla gelen kelimelerin bilinçaltının çağrışımları olduğu savunulur. ilerlemeler kaydedildiği noktada hastanın doktor'dan hamile kaldığı söylenimi yalancı gebelik psikolojik bozukluğun fiziksel bir yansıması olarak belirtilir hatta bu olaydan sonra freud, stefan zweig’a bir mektupta şu cümleleri kurar:işte tam da bu noktada, anna o., histerinin anahtarını breuer’in eline verdi, fakat o, onu tutamayıp yere düşürdü”
breuer, hastasını psikanalizin teorik gelişimi ve pratiği üzerinde yansımaları olan freud'a yönlendirmeye karar verdi. bu iki ünlü avusturyalı arasındaki dostluğu er ya da geç yok edecek olan da olaydı. anna o. ile işini bitirdiğinde, freud histeri hakkında kesin bir teori yayınlamaya hazırdı. ancak breuer, freud'un teorisine katılmıyordu.
teorik anlaşmazlık arkadaşlıklarına gölge düşürmüştür.fakat bu acı tatlı dostuk hikayesi psikanaliz alanda çok büyük katkılar sağlamıştır.
breuer, sigmund freud'un çalışma arkadaşı(öğretmeni olarakta geçiyor) ve psikanaliz'in kurucularındandır. nietzsche ağladığında kitabı'nın baş karakteridir.
freud’un, psikanalitik yöntemi geliştirmek için kobay olarak kullandığı ve bu yüzden ünlü olan anna o.’yu ilk tedavi eden kişiydi. enterasan hikaye burada başlıyor:
breuer onu tedavi etmek için hipnoz kullandı iyi bir ilerlemede kaydetti ama anna o. doktora özellikle düşkündü ve bu durum breuer’i rahatsız ediyordu. profesyonel ilişkileri, bir hezeyan sırasında anna o., dr. breuer’in çocuğunu doğuracağını iddia ettiğinde sona erdi.
bu hasta üzerinde uygulanan bir diğer tedavi yöntemi serbest çağrışım bertha’nın(anna o.) aklına gelen şeyleri söylemesini istemiştir. semptomların bu yaklaşımlarla hafiflediği gözlemlenir.akla gelen kelimelerin bilinçaltının çağrışımları olduğu savunulur. ilerlemeler kaydedildiği noktada hastanın doktor'dan hamile kaldığı söylenimi yalancı gebelik psikolojik bozukluğun fiziksel bir yansıması olarak belirtilir hatta bu olaydan sonra freud, stefan zweig’a bir mektupta şu cümleleri kurar:işte tam da bu noktada, anna o., histerinin anahtarını breuer’in eline verdi, fakat o, onu tutamayıp yere düşürdü”
breuer, hastasını psikanalizin teorik gelişimi ve pratiği üzerinde yansımaları olan freud'a yönlendirmeye karar verdi. bu iki ünlü avusturyalı arasındaki dostluğu er ya da geç yok edecek olan da olaydı. anna o. ile işini bitirdiğinde, freud histeri hakkında kesin bir teori yayınlamaya hazırdı. ancak breuer, freud'un teorisine katılmıyordu.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
çünkü yeni bir kan, yeni bir heyecandır.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
yıllar önce gabar’da bir operasyon sırasında can çekişen teröristin verdiği mektubu, sırf döktüğü şehit kanı sebebiyle geberdiği mağarasında, bir taşın altına bıraktım.
hiçbir zaman o mektupta yazılanları eşi, dostu, annesi, babası okuyamayacak.
tıpkı öldürdüğü 2 astsubayın, bir daha hiçbir zaman aileleri ile konuşamayacakları gibi.
hiçbir zaman o mektupta yazılanları eşi, dostu, annesi, babası okuyamayacak.
tıpkı öldürdüğü 2 astsubayın, bir daha hiçbir zaman aileleri ile konuşamayacakları gibi.
devamını gör...
rahat vermeyen mağaza çalışanı
ne olur düş peşimden, yemin ederim çalıp çırpmaya gelmedim.
devamını gör...
bir çocuğun en büyük şansı
ailedir elbette. aile içinde de annedir.
iyi bir anneye sahip olup da ayakları üzerinde duramayan neredeyse hiç insan görmedim.
baba ve diğer kardeşler ne kadar kötü olursa olsun anne eğer iyiyse, layıkıyla koruyup kollayabiliyorsa, arkasında durup destek verebiliyorsa, güzel huy ve davranışlar gösterebiliyorsa işte bu çocuğun hayattaki en büyük şansı anne oluyor.
annelik, çocuğun yaşam bulduğu tek yuva. nefes aldığı, sığındığı ilk yer.
annelik kutsallaştırması yapmıyorum. sadece çocuk için kilit nokta olduğunu dile getiriyorum.
kötü bir anneye sahip olan çocuklar için hayat hep eksiktir.
anneden sonra gelir diğer aile üyeleri. baba için dağ gibi arkamda kavramını kullanırlar. pek de inanmam. kardeş bağların bilmiyorum. kardeşi olanlar anlayabilir.
aileden sonra ise öğretmenler. anaokulu ve ilkokul öğretmenleri ne kadar kıymetli bir çocuğun hayatında.
eğitim ailede başlar diye meşhur bir söz vardır. doğrudur.
lakin ya aile eğitim verecek kapasitede değilse?
ülkemizin sorunları baştan tartışmanın anlamı var mı?
yoksul, on çocuklu bir ailenin yanında mı daha avantajlı bir çocuk yoksa kendi geçimini sağlayacak kadar geliri olan, iki çocuğa sahip bir ailede büyütülmek mi daha avantajlı?
böyle durumlarda öğretmen faktörü devreye giriyor.
azami insani davranışlar yüklese çocuklara yetecek.
ama öğretmen şansı da denk gelmeyince çocuk ne yapsın?
kendi farkındalığını oluşturup kendine çeki düzen veren insan sayısı çok azdır.
bizim toplum içindeki sorunlarımızın temelinde işte bu kötü çocukluk dönemleri geçiyor.
eğitelemeyen, gözardı edilip unutulan, sevilmeyen, dışlanan, sürekli şiddetin gölgesinde büyüyen çocuklar da büyünce edindikleri bu olumsuz davranışları toplum içinde sergilemeye başlıyorlar.
iyi bir anneye sahip olup da ayakları üzerinde duramayan neredeyse hiç insan görmedim.
baba ve diğer kardeşler ne kadar kötü olursa olsun anne eğer iyiyse, layıkıyla koruyup kollayabiliyorsa, arkasında durup destek verebiliyorsa, güzel huy ve davranışlar gösterebiliyorsa işte bu çocuğun hayattaki en büyük şansı anne oluyor.
annelik, çocuğun yaşam bulduğu tek yuva. nefes aldığı, sığındığı ilk yer.
annelik kutsallaştırması yapmıyorum. sadece çocuk için kilit nokta olduğunu dile getiriyorum.
kötü bir anneye sahip olan çocuklar için hayat hep eksiktir.
anneden sonra gelir diğer aile üyeleri. baba için dağ gibi arkamda kavramını kullanırlar. pek de inanmam. kardeş bağların bilmiyorum. kardeşi olanlar anlayabilir.
aileden sonra ise öğretmenler. anaokulu ve ilkokul öğretmenleri ne kadar kıymetli bir çocuğun hayatında.
eğitim ailede başlar diye meşhur bir söz vardır. doğrudur.
lakin ya aile eğitim verecek kapasitede değilse?
ülkemizin sorunları baştan tartışmanın anlamı var mı?
yoksul, on çocuklu bir ailenin yanında mı daha avantajlı bir çocuk yoksa kendi geçimini sağlayacak kadar geliri olan, iki çocuğa sahip bir ailede büyütülmek mi daha avantajlı?
böyle durumlarda öğretmen faktörü devreye giriyor.
azami insani davranışlar yüklese çocuklara yetecek.
ama öğretmen şansı da denk gelmeyince çocuk ne yapsın?
kendi farkındalığını oluşturup kendine çeki düzen veren insan sayısı çok azdır.
bizim toplum içindeki sorunlarımızın temelinde işte bu kötü çocukluk dönemleri geçiyor.
eğitelemeyen, gözardı edilip unutulan, sevilmeyen, dışlanan, sürekli şiddetin gölgesinde büyüyen çocuklar da büyünce edindikleri bu olumsuz davranışları toplum içinde sergilemeye başlıyorlar.
devamını gör...
halhal
devamını gör...
kadın ve erkek
tasavvuf ta kadın ateş, erkek ise su olarak tasvir edilir. bu tasvirlerin çıkış noktası, su ile ateşin karşılaşmasında eğer bir ayırıcı* yok ise su, ateşi söndürür. ancak ayırıcı olduğu zaman, ateş suyu kaynatır ve buhar edip yok eder. ayıran şey hasret*, ayırdığı zaman aşk meydana gelir. bu çok ilginç bir tasvirdir.
kalplerin ve gönüllerin ele geçirilmesi açısından erkek avdır, kadın ise avcı. bedenin ele geçirilmesi açısından kadın avdır, erkek ise avcı.
kalplerin ve gönüllerin ele geçirilmesi açısından erkek avdır, kadın ise avcı. bedenin ele geçirilmesi açısından kadın avdır, erkek ise avcı.
devamını gör...
bağlaç olan ki
kelimeye -ler getirince eğer anlam saçmalaşmıyorsa birleşik
mesela “bizimki+ler” anlamlı bir kelime oluşturduğundan buradaki ki birleşik yazılır. “anladımki+ler” anlamsız olacağı için buradaki ki ayrı yazılır.
mesela “bizimki+ler” anlamlı bir kelime oluşturduğundan buradaki ki birleşik yazılır. “anladımki+ler” anlamsız olacağı için buradaki ki ayrı yazılır.
devamını gör...
sözlük dergi yazılarını bekliyor
ne güzel.
edit:1 tane yolladım. *
edit:1 tane yolladım. *
devamını gör...
pervane
ölümsüz aşkı anlatan şem'ü pervane’de (şem ile pervane'nin hikayesi) yer alır pervane.
"…geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç? ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini"(iskender pala).
aynı zamanda çok sevilen özdemir erdoğan şarkısıdır. bana ellerini ver diye de bilinir bu şarkı.
ben bal arısı gibiydim
senden önce
bak pervanelere döndüm
seni görünce
yana yana kül olsam her an
yine de senden ayrılamam
yoluna adadım ömrümü
ben sensiz olamam
bin yıl yaşasam
yine sana doyamam
sana gönlümü verdim nazlı güzel
seni almazsam gözlerim açık gider
bana ellerini ver
hayat seni sevince güzel
yoluna adadım ömrümü ben
gel kaçma güzel.
"…geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç? ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini"(iskender pala).
aynı zamanda çok sevilen özdemir erdoğan şarkısıdır. bana ellerini ver diye de bilinir bu şarkı.
ben bal arısı gibiydim
senden önce
bak pervanelere döndüm
seni görünce
yana yana kül olsam her an
yine de senden ayrılamam
yoluna adadım ömrümü
ben sensiz olamam
bin yıl yaşasam
yine sana doyamam
sana gönlümü verdim nazlı güzel
seni almazsam gözlerim açık gider
bana ellerini ver
hayat seni sevince güzel
yoluna adadım ömrümü ben
gel kaçma güzel.
devamını gör...


