oblomovreis mahlaslı yazarımızın bugün 20.30'da sagopo kajmer şarkılarından oluşan radyo yayınını merakla bekliyoruz.
yazarımızı heycanlı hissettim, güzel bir yayın olacaktır, teşekkür ediyoruz.
devamını gör...

yapımcılığını, yönetmenliğini ve senaristliğini yavuz yalınkılıç'ın yaptığı 1970 yılına ait kült olan bir yerli korku filmi *

filmin konusuna gelecek olursak:

ölüler konuşmaz ki , kasabaya yeni gelmiş genç bir çiftin faytonla tekinsiz bir malikane otel karışımı bir yere gelmesi ile başlıyor. at arabacı abimiz bir garip davranmakta ve sürekli olarak bügün ayın 15′i deyip durmaktadır. arabacı, genç çifti konaklayacakları malikane otel karışımı yere bırakıp, parasını bile almadan kirişi kırar. adem bey’in malikanesi olarak bilinen ve adem bey’in ölümünden sonra bıraktığı vasiyet üzerine ücretsiz otele dönüştürülmüş olan bu malikanede yalnızca siyah giyinen tövbe bismillah bir acaip tipli hasan adlı bir kahya tek başına yaşamaktadır. hasan, eski sevgilisinin portresi olduğu anlaşılan bir tabloyu gözünden sakınmakta ve adeta çılgınlar gibi ona tapınmaktadır. genç çift, gece eve giren şapkalı, acaip bir pardösü giyen garip bir adam tarafından öldürülür. bu garip adam aslında malikanenin dibinde bulunan mezarlıktan kalkmış bir hortlaktır. bu acaip hortlak her ayın 15′inde ortaya çıkarak cinayetler işlemektedir. kasabaya yeni atanan öğretmen sema da aynı malikaneye yerleşir ve aynı hortlağın saldırısına uğrar. mezardan kalkmış ölü ile karşılaşır yani ayın 15'inde, finalde, kuran’dan ayetler okuyan bir hoca ve ellerinde küçük kuran’lar olan destekçileri tarafından köşeye sıkıştırılacaktır.

filmde hortlak abimizin kahkahaları filmi biraz değişik yere götürse de çekildiği yıllara göre çok başarılı çekim teknikleri var aslında duvarlarda olan ayna kullanımları gibi mesela.
ama kostümler hak getire hortlak abimizin bizimkiler geliyor dediği sahnede görülen hortlaklar.
ilk öldürülen genç çiftimizin erkeğini aytekin akkaya abimiz canlandırıyor ilk filmlerinden olsa gerek.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

özgeçmiş, iş verenlerin gelmişini geçmişini değerlendirsin diye paylaştığın işe girmek için hazırladığın kağıt parçasıdır. dolu görünsün diye hunharca doldurmanı isterler senden. yetenekler: kriz yönetimi, stres esnasında çalışabilme vay be ben neymişim be abi. boş zamanında ne yaparsın: çekirdek çitlerim olmaz resim yapmalısın biz buraya sanatseverleri topluyoruz yer: fabrika. eee daha başka ne yazmalıyım mükemmel olmalısın yavrucağım rakiplerinin on parmağında on marifet inanır mısın geçenlerde operacı bir arkadaş geldi meslek: satış sorumlusu belki sesini iyi duyurur diye tühh yine elendik... sonra hopp bir bakmışsın hiç geçmişi olmayan arkadaş geçmiş işin başına sende koş koş sertifika...daha neler yazmalıyım derken çalışılmamış onca yıl çıkarsın beyzadelerin karşısına :
-ee bu kadar zaman ne yaptın sen evde mi oturdun?
+ne münasebet ona buna özgeçmişimi verdim tek sıkıntı artık ilave edeceğim bir şey kalmadı isterseniz bir şeyler karalayalım mı bir de sizi ekleyeyim olmaz mı?
-zinhar olmaz..
+peki ben gideyim de üç beş yere cv vereyim hobi amaçlı.

bol keseden atın canlarım tüm kadehler özgeçmişimize...
devamını gör...

ben çok makyaj yapmam, ama cilt tonumu eşitlemesi için kapatıcı ve onun dışında rimmel falan kullanıyorum. bir iki klasik şey. ama maske zaten cildi o kadar havasız bırakıyor ki, uzun süre maske taktıktan sonra bebek olan cildimde belli başlı noktalarda sivilce çıktığını gördüm. o yüzden yüz makyajı diye adlandırılan şeyi yapmıyorum. yine de rimmel kırmızı çizgimiz*

ruj falan zaten tarzım değil de, maskeyle olunca yapışıyor ya çok rahatsız edici.

ama yine de yapan yapar size ne olm niye böyle bi başlık var*
devamını gör...

şimdiki değilse de o andı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

amerikalı hiciv ustası kurt vonnegut tarafından yazılmış olan savaş romanı. ozark vonnegut göndermeleri ile beni darlamaya başlayınca şart oldu bu başlığa yazmak.* eserin orijinal adı slaughterhouse-five olarak geçmektedir. aslında tamamen savaş romanı demek zor, daha çok biraz bilim-kurgu biraz da yarıotobiyografik bir eser olarak tanımlamak daha makul muhtemelen. ikinci dünya savaşı sırasında dresden'de savaş esiri olarak bulunan billy pilgrim zamanında onunla aynı kaderi paylaşmış olan yazarın anılarının çarpık bir yansıması olarak okuyucuya sunulurken aynı zamanda kitabın başka bir karakteri olan başarısız bilim-kurgu yazarı kilgore trout ise yine vonnegut'ın alter egosu olarak okuyucunun karşısına çıkar. zamandan tamamen kopmuş olan pilgrim kitap boyunca düzensiz bir biçimde sürekli farklı zaman aralıkları arasında geçiş yaparak ilerler bundan ötürü heller'ın catch 22 eseri ile benzerlikler gösterir mezbaha-5 fakat burada düzensiz zaman geçişleri tamamen kitap boyunca tekrarlanan zaman algısını aktarmak için bu şekilde yazılmıştır. yine başka bir benzerlik cümle tekrarlarıdır ki mezbaha-5 bunu kitapta bahsedilen her ölümden sonra not düşülen so it goes deyimi ile yapar. ne abartıldığı kadar iyi ne yerildiği kadar kötü bir kitap ek olarak yazarın mother night isimli eserinin ana karakteri olan howard campbell karakteri de kitapta kısa süre görünür ve kitabın finali hakkında açıkça spoiler barındırır bu yüzden önce mother night okunsa daha iyi olur bence. vonnegut ne savaşı dramatize eder -çünkü bakınca zaten çılgınlık olan bir şeyi olduğundan daha da dramatikleştirmek mümkün değildir- ne de onun insan üzerindeki etkisini küçümser. kitap genel bir eleştiri barındırır özünde, oldukça ince bir hiciv vardır mezbaha-5'in satır aralarında. ek olarak bu sadece bir teori olsa bile criminal minds'ın 2. sezon 22. bölümünde* kurbanlarını katletmek için mezbahaya kapatan bir katil mevcuttu ve mezbahanın demir kapısının üzerinde büyük kırmızı harfler ile 5 numarası düşülmüştü, muhtemelen tesadüf değildir çünkü ondan bir önceki bölüm vonnegut ile ilgiliydi. oldukça şık bir referans olmuş. kitabın 1972 yılında george roy hill tarafından çekilmiş bir filmi de mevcut ama vasat bir film olmaktan öteye gidemiyor ne yazık ki.


“there is no beginning, no middle, no end, no suspense, no moral, no causes, no effects. what we love in our books are the depths of many marvelous moments seen all at one time.”

“all time is all time. ıt does not change. ıt does not lend itself to warnings or explanations. ıt simply is. take it moment by moment, and you will find that we are all, as ı've said before, bugs in amber.”
devamını gör...

dünya, döndüğün yönün tersi yönünde dönmeye başlasa(ki aniden olacak şey değildir önce hız azalır, bir anlığına durur ve eksi yönde tekrar hızına kavuşur.) zaman geriye doğru akmaz. sadece kavramlar değişir güneşin batışına gündoğumu, güneşin doğuşuna da günbatımı deriz artık. zamana hiçbir şekilde etki etmez. sadece yavaşlayıp durup ve tekrar eksi yönde hız kazandığı süreçte günlerin uzunluğu değişir.
devamını gör...

şüphesiz annesiz kaldığın andır. o olmayınca dünya tekinsiz bir yere dönüşüverir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

savaştığı, öldürdüğü insanların belki yarısı türk olan ama bazı türkler tarafından sevilen, çocuklarına ismi verilen moğol hükümdarıdır.
devamını gör...

olmayan sestir. varsa da unutmuşumdur. telefonum senelerdir sessizdedir çünkü.
devamını gör...

gerçekten şüphelendirici bir durum.

gecenin üçünde kasadan lokum geçiyor, koçum senin bu dağ başında ne işin var nerelerden geldin sen buralara demek geliyor insanın içinden.
devamını gör...

asla karşılık beklemem. bildirimime düşen yazarın son tanımlarına çökerim anında, beğendiğim tanımlarına da artı oyu esirgemem. samimi söylemeliyim ki cidden çok kaliteli yazarlara rastlıyorum bu şekilde. ee doğal olarak seri artıcı oluyoruz efendim. kendilerini takip eder bunu da teşekkür babında yazarım kendilerine, bu da karşılık beklemediğim bir eylemdir. biline.
devamını gör...

bir dakika gibi bir sürede 60 üzeri tanımımı beğenmiş yazar. okumadan beğeniyorsan neden beğeniyorsun? karma puana mı ihtiyacın var ya da "sen de benimkileri beğen" mi demek istiyorsun?
devamını gör...

zaman zaman yaşadığım durumdur. zihnin çalışmaya devam etmesi ama bedenle arasında bağın kopması gibi. tam anlamıyla bir paralize hali de değil ama bir başı ve sonu olan, yapılması gereken işler yerine manasız şeyler yaparken bulabiliyorum kendimi.
devamını gör...

bunların torbacılarına param yeter mi ki?
devamını gör...

tipini yidüğüm!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşamak istemediğim durum.pandemi döneminde okuduğum korku romanlarını azaltmalıyım belki de.
devamını gör...

alf benim için halk kahramanıdır. bu konuda kaptan mağara adamı ile yarışır ve ondan her daim bir adım öndedir. ''kedi yiyen halk kahramanı mı olur?'' diyenleriniz olacaktır elbet. insan kanı ile beslenen yüzlerce, binlerce adamdan/kadından kahraman oluyor da melmac'in püsküllü, tüylü, sarı yağız delikanlısından mı kahraman olmayacak? bal gibi de olur!

hem şöyle düşünün melmac gezegenindeki tüm saç kurutma makineleri aynı anda çalıştırıldığında ve gezegen yok olduğunda tek kurtulan kimdi? tabi ki de kahramanların hası melmac gezegenin son umudu alf! bu bile onun kahraman ilan edilmesi için kafi. hem alf'in kedi yediğini göreniniz var mı? kedi işi onun dilinde. tamam şanslı ile ilgili bir kaç denemesi oldu ama hepsi de teşebbüs aşamasında kaldı. yani, elinizde kedi yediğini ispat edebileceğiniz hiç bir veri yok. masumiyet karinesi'ni falan da geçtim, alf bu mevzuda direkt beraat etmiştir. o yüzden kedi işini artık unutun! alf, kedi sever bu kendi beyanıdır ama kedi yediği ne görülmüştür ne de duyulmuştur. yeseydi zaten willie tanner'da onu yerdi.

alf, aynı zamanda benim için müşfik kenter demektir. o muazzam seslendirme yüzünden yıllar sonra diziyi orijinal dilinde izleyeyim dediğimde başıma kaynar sular dökülmüştü. ''yooo yooo alf değil bu!'' diyerek haykırmak istediğimi hatırlıyorum. o yüzden alf'in orijinal sesi müşfik kenter'in sesidir ve bu konuda karşıt görüş kabul etmem. o kadar netim. aksini iddia eden de benim gözümde terör örgütü üyesidir!

bakın şimdi aklıma düştü yine; harika bir alf anahtarlığım vardı benim. babamın hediyesiydi. bayağı bir zaman kullandım. hatta üniversite yıllarında bile alf anahtarlığı kullanıyordum. sonra ne oldu nasıl oldu bilmiyorum ama anahtarlık kayboldu gitti. aynısını da bir daha bulamadım. bulsam zaten kaybetme riskine karşın bir düzüne alırım. ama yok yani. benzerlerini gördüm ama aynısını bir daha bulmak kısmet olmadı.

alf denince benim aklıma direkt şu sahne gelir;


old time rock and roll'u melmac üzerine yemin ederim ki, bob seger'dan daha adanmış bir biçimde söylüyor. şu hareketlere bir bakınız. yaşıyor resmen! iliklerine kadar hissediyor. kahramanlar böyledir işte. adanmışlık onların kanında vardır.

tabi bu giriş haricinde bu bölümün ve dizinin en güzel kısmı alf'in filozof yönünü gözler önüne serdiği andır;

will alf'e ''bir uzaylı nasıl bu kadar sorumsuz olabilir ki?'' diye sorduğunda verdiği cevabı benim diyen filozof veremez. ''sorumsuz değildim ki, acıkmıştım.''

efkarlandım yahu. alf'i saçma sapan bir finalle aramızdan alıp götüren tom patchett ve paul fusco umarım melmac gezegenini yeniden keşfedersiniz ve tüm saç kurutma makineleri açık kalır, siz de seyreylersiniz gümbürtüyü. yalnız nefis beddua ettim. içim soğudu resmen. hadi bana eyvallah.
devamını gör...

kaybettiğinde değil,vazgeçtiğinde yenilirsin..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim