akarsuya bırakılan mektup
hasan hüseyin korkmazgil'in okuyunca "yahu ne kadar güzel yazmış" dedirten dizelerine sahip harika şiiridir. *
incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç .
incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç .
devamını gör...
tarihi bir görsel bırak
devamını gör...
kitaplarla ilgili takıntılar
aldığım kitabı ilk ben okurum, okumadığım kitabı okuması için kimseye ödünç vermem. çok okumak isterse seve seve yenisini alır hediye ederim.
alacağım kitabın ciltli seçeneği varsa önce onu alırım, ciltsizini almış olduğum kitabın sonradan ciltli baskısı çıkarsa gider onu da alırım.
her kitaba özel ayraç yapma takıntım vardır, kendi ayraçlarımı kendim yapmayı severim. kitabı okuduktan sonra ait olduğu ayracı içinde bırakarak kaldırırım.
kitabı aldığım gün ve şehri ilk sayfaya, okuyup bitirdiğim tarihi ve şehri son sayfaya not ederim.
ödünç kitap almayı da vermeyi de sevmem ancak kitap hediye etmeyi çok severim.
alacağım kitabın ciltli seçeneği varsa önce onu alırım, ciltsizini almış olduğum kitabın sonradan ciltli baskısı çıkarsa gider onu da alırım.
her kitaba özel ayraç yapma takıntım vardır, kendi ayraçlarımı kendim yapmayı severim. kitabı okuduktan sonra ait olduğu ayracı içinde bırakarak kaldırırım.
kitabı aldığım gün ve şehri ilk sayfaya, okuyup bitirdiğim tarihi ve şehri son sayfaya not ederim.
ödünç kitap almayı da vermeyi de sevmem ancak kitap hediye etmeyi çok severim.
devamını gör...
kitaplarla ilgili takıntılar
bir kitabı çok beğendiğimde ondan birkaç tane alır kim denk gelirse onlara hediye ederim. uzun süre görüşmediğim biriyle buluşacaksam ona kitap hediye ederim. en yakınımdaki doslarıma her fırsatta kitap hediye ederim. bir de bu takıntının dergili olanı var. yani genel olarak bir hediye etme söz konusu.
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
kardeş payı
devamını gör...
süper baba
atv kanalının atv olduğu zamanlar cuma akşamları ekrana gelen iz bırakan diziydi.
müziklerinde yeni türkü'nün imzası olan dizide esas karakter ve başrolü fikret ( fiko) rolüyle şevket altuğ oynamıştı.
diziyi sırayla kartal tibet, osman sınav, feyzi tuna yönetmişti. özellikle fiko'nun kan kardeşi rolündeki nihat'ın ( sümer tilmaç), gerçekçi rolüyle dizinin başarısındaki katkısı göz ardı edilemez. erkek, kadın , genç, yaşlı, çocuk her sınıftan, her yaştan oyuncu diziye dahildiler. bu yüzden halktan, halka hitap eden bir dizi kimliği kazandı.
dizide fiko'nun üç aşkı vardır. bu sevgililer jülide kural, şevval sam, bennu yıldırımlar isimli oyunculardan oluşuyordu. jülide kural, dizide eczacı ve nihat'ın kardeşi rolündeydi. şevval sam da fransızca öğretmeni rolündeydi, çocuğu alim'in öğretmeni olduğundan, tanışma ve aşkları da öyle başlamıştı. son sevgilisi bennu yıldırımlar, ilk iki sevgilinin aksine kültür seviyesi yüksek olmayan başıboş ve asi bir kadını oynuyordu.
dizide akılda kalan sahneler arasında musiki sanatçısı abdullah yüce'nin akşam toplanılıp efkar dağıtılan meyhanesi, fiko'nun evinin bahçesindeki yatıra bağlanan çaputlar, fiko'nun trabzon sürmene'den alıp eve getirdiği dedesi ve satırlara sığmayacak pek çok sahne mevcuttur. hatta dizide cevat çapan ve bülent ortaçgil de ağır oturaklı rolde yer almışlardır.
dizi, samimi ve sıcak mahalle atmosferi ve esnafı, hakiki istanbul çengelköy görüntüleri, ardılı olan diziler ikinci bahar ve ekmek teknesi ile de devam etmiştir.
müziklerinde yeni türkü'nün imzası olan dizide esas karakter ve başrolü fikret ( fiko) rolüyle şevket altuğ oynamıştı.
diziyi sırayla kartal tibet, osman sınav, feyzi tuna yönetmişti. özellikle fiko'nun kan kardeşi rolündeki nihat'ın ( sümer tilmaç), gerçekçi rolüyle dizinin başarısındaki katkısı göz ardı edilemez. erkek, kadın , genç, yaşlı, çocuk her sınıftan, her yaştan oyuncu diziye dahildiler. bu yüzden halktan, halka hitap eden bir dizi kimliği kazandı.
dizide fiko'nun üç aşkı vardır. bu sevgililer jülide kural, şevval sam, bennu yıldırımlar isimli oyunculardan oluşuyordu. jülide kural, dizide eczacı ve nihat'ın kardeşi rolündeydi. şevval sam da fransızca öğretmeni rolündeydi, çocuğu alim'in öğretmeni olduğundan, tanışma ve aşkları da öyle başlamıştı. son sevgilisi bennu yıldırımlar, ilk iki sevgilinin aksine kültür seviyesi yüksek olmayan başıboş ve asi bir kadını oynuyordu.
dizide akılda kalan sahneler arasında musiki sanatçısı abdullah yüce'nin akşam toplanılıp efkar dağıtılan meyhanesi, fiko'nun evinin bahçesindeki yatıra bağlanan çaputlar, fiko'nun trabzon sürmene'den alıp eve getirdiği dedesi ve satırlara sığmayacak pek çok sahne mevcuttur. hatta dizide cevat çapan ve bülent ortaçgil de ağır oturaklı rolde yer almışlardır.
dizi, samimi ve sıcak mahalle atmosferi ve esnafı, hakiki istanbul çengelköy görüntüleri, ardılı olan diziler ikinci bahar ve ekmek teknesi ile de devam etmiştir.
devamını gör...
imitation is suicide
bir julian davis kısa filmidir.

bu ödüllü kısa film ismini büyük yazar ralph waldo emerson’un bir sözünden almıştır. söz “ taklit intihardır.” anlamına gelir.
teknoloji ile sarılıp sarmalanmış bir halde hayatımızı sürdürmeye devam ederken bir yandan da yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkmak gibi bir çelişkiye düşüyoruz. eğer farkına varmadıysanız benden duymuş olun yapay zeka insanlığı çoktan ele geçirdi bile.
sokağa çıktığınızda, toplu taşıma kullanırken, bir kafede otururken ya da herhangi bir nedenle bir yerde beklerken insanın aklına gelen ilk şey telefonla ilgilenmek oluyor ki dünya dışı ve kötü niyetli bir canlı bunu gözlemlese zaten ele geçirilmiş olduğumuzu düşünüp bize ilişmeden dünyadan ayrılabilir.
bu yetmezmiş gibi kitap okuyanlara izban kekosu, kız düşürme heveslisi gibi suçlamalar yapan aklı evvellerle birliktelikte iyi niyetli saflıkları ile kitap okuyanları kitaplara sığınan, kitaplara kaçan çaresiz insanlar olarak gören zavallı bir güruh da var.
siz siz olun çevrenizdeki insanlarla iletişim kurmak, onlarla birlikte olmak için onları taklit edip onlara benzemeye çalışmayın. daha akıllıca olan size benzeyen insanları bulma yoluna gidin. çünkü bir baskı sonucu başkalarına benzedikçe kendiniz olmaktan çıkacaksınız.
imitation is suicide

bu ödüllü kısa film ismini büyük yazar ralph waldo emerson’un bir sözünden almıştır. söz “ taklit intihardır.” anlamına gelir.
teknoloji ile sarılıp sarmalanmış bir halde hayatımızı sürdürmeye devam ederken bir yandan da yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkmak gibi bir çelişkiye düşüyoruz. eğer farkına varmadıysanız benden duymuş olun yapay zeka insanlığı çoktan ele geçirdi bile.
sokağa çıktığınızda, toplu taşıma kullanırken, bir kafede otururken ya da herhangi bir nedenle bir yerde beklerken insanın aklına gelen ilk şey telefonla ilgilenmek oluyor ki dünya dışı ve kötü niyetli bir canlı bunu gözlemlese zaten ele geçirilmiş olduğumuzu düşünüp bize ilişmeden dünyadan ayrılabilir.
bu yetmezmiş gibi kitap okuyanlara izban kekosu, kız düşürme heveslisi gibi suçlamalar yapan aklı evvellerle birliktelikte iyi niyetli saflıkları ile kitap okuyanları kitaplara sığınan, kitaplara kaçan çaresiz insanlar olarak gören zavallı bir güruh da var.
siz siz olun çevrenizdeki insanlarla iletişim kurmak, onlarla birlikte olmak için onları taklit edip onlara benzemeye çalışmayın. daha akıllıca olan size benzeyen insanları bulma yoluna gidin. çünkü bir baskı sonucu başkalarına benzedikçe kendiniz olmaktan çıkacaksınız.
imitation is suicide
devamını gör...
giuseppe tartini
8 nisan 1692'de venedik cumhuriyeti'nin piran kentinde doğmuş italyan barok bestecisi, kemancı ve müzik teoristi. yaşam hikayesi filme dönüştürülmeli.
tartini piran'ın en köklü aristokrat ailelerinden birine doğmuştur. ailesi onun bir fransisken keşişi olmasını istemiş ve erken yaştan onu buna itelemişlerdir, bu da tartini'nin temel müzik eğitimine kavuşmasına vesile olmuştur. padua üniversitesi'nde hukuk okumuş, bu eğitim macerası sırasında eskrim öğrenmiştir.
tartini, 1710'da babası ölene kadar sevdiceği elisabetta premazore ile evlenememişti, şayet aralarındaki sosyal sınıf ve yaş farkı buna büyük bir engel oluşturmaktaydı.* ancak böyle bir karar alabilmesi için babasının yokluğunun yeterli olmadığını hesaba katamayan talihsiz tartini, güçlü kardinal giorgio carniro kendisini kızı kaçırmakla suçlayınca, yargılanmaktan kaçmak için asisi'deki aziz francis monastırına kaçmak zorunda kaldı. tartini keman çalmayı burada öğrenmiştir.
tartini 1716'da francesco maria veracini'yi çalarken dinlediği müddette büyülenir ve kendisinin kabiliyetsiz olduğunu düşünür. böylece bir türlü rahat duramayan tartini ankon'a kaçar ve daha çok pratik yapmak için kendisini bir odaya kilitler. o odada, charles burney'e göre, tartini yayları daha soyut ve sessiz bir ortamda çalışmış ve venedik'te yapabileceğinden daha makul bir şekilde pratik yapmıştır. böylece tartini'nin yeteneği muazzam şekilde gün yüzüne çıkmıştır.
1721'de padua'daki sant'antonio bazilikasının maestro'su olmuştur. padua'da meslektaşı ve müzik teoristi francesco antonio vallotti ile yakın arkadaşlık kurarlar.
öyle kopar gider.
tartini 1726'da bütün avrupa üst tabakasından öğrenciler çeken bir keman okulu kurar.
tartini'nin doğduğu kent piran, günümüzde slovenya'ya aittir ve adı tartini meydanu olmuş kent meydanı'nda kendisinin büyük bir heykeli yer alır. meydanın etrafındaki büyük taş depolardan birisi günümüzde guiseppe tartini oteli olmuştur. tartini'nin doğum günü her yıl ana kent katedralinde konserlerle kutlanır.
tartini piran'ın en köklü aristokrat ailelerinden birine doğmuştur. ailesi onun bir fransisken keşişi olmasını istemiş ve erken yaştan onu buna itelemişlerdir, bu da tartini'nin temel müzik eğitimine kavuşmasına vesile olmuştur. padua üniversitesi'nde hukuk okumuş, bu eğitim macerası sırasında eskrim öğrenmiştir.
tartini, 1710'da babası ölene kadar sevdiceği elisabetta premazore ile evlenememişti, şayet aralarındaki sosyal sınıf ve yaş farkı buna büyük bir engel oluşturmaktaydı.* ancak böyle bir karar alabilmesi için babasının yokluğunun yeterli olmadığını hesaba katamayan talihsiz tartini, güçlü kardinal giorgio carniro kendisini kızı kaçırmakla suçlayınca, yargılanmaktan kaçmak için asisi'deki aziz francis monastırına kaçmak zorunda kaldı. tartini keman çalmayı burada öğrenmiştir.
tartini 1716'da francesco maria veracini'yi çalarken dinlediği müddette büyülenir ve kendisinin kabiliyetsiz olduğunu düşünür. böylece bir türlü rahat duramayan tartini ankon'a kaçar ve daha çok pratik yapmak için kendisini bir odaya kilitler. o odada, charles burney'e göre, tartini yayları daha soyut ve sessiz bir ortamda çalışmış ve venedik'te yapabileceğinden daha makul bir şekilde pratik yapmıştır. böylece tartini'nin yeteneği muazzam şekilde gün yüzüne çıkmıştır.
1721'de padua'daki sant'antonio bazilikasının maestro'su olmuştur. padua'da meslektaşı ve müzik teoristi francesco antonio vallotti ile yakın arkadaşlık kurarlar.
öyle kopar gider.
tartini 1726'da bütün avrupa üst tabakasından öğrenciler çeken bir keman okulu kurar.
tartini'nin doğduğu kent piran, günümüzde slovenya'ya aittir ve adı tartini meydanu olmuş kent meydanı'nda kendisinin büyük bir heykeli yer alır. meydanın etrafındaki büyük taş depolardan birisi günümüzde guiseppe tartini oteli olmuştur. tartini'nin doğum günü her yıl ana kent katedralinde konserlerle kutlanır.
devamını gör...
geceye enstrümantal bir parça bırak
yalnız cok guzel degil mi?..
devamını gör...
super mario
prensesini kurtarmak için mantarları delen bir oyun karakteridir. oyunun sonunu görene helal olsun'dur.
bir kere ateşli, lavlı bölüme geçmiştim de dünyalar benim olmuştu. biz prensesi değil, prensesi kurtarmaya çalışma çabamızı, o ümidimizi seviyorduk aslında. yoksa prenses de kimmiş canım.
bir kere ateşli, lavlı bölüme geçmiştim de dünyalar benim olmuştu. biz prensesi değil, prensesi kurtarmaya çalışma çabamızı, o ümidimizi seviyorduk aslında. yoksa prenses de kimmiş canım.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
ben bu ses kaydını alırken sesim böyle değildi. itiraz ediyorum!!
devamını gör...
aklının almadığı bir şey yaz
gelir dağılımındaki adaletsizlik
devamını gör...
alttaki yazara sor
-22 marttan beri. yaklaşık 2 aydır.
neden yorgunsun?
neden yorgunsun?
devamını gör...
insanın zoruna giden şeyler
insanların kafalarına atılan çayları umarsızca havada yakalayıp sevinerek evlerine götürmeleri zoruma gidiyor.
devamını gör...
tansiyon aletini görünce hemen benimkini de ölç diyen tip
en sinir olduğum tiptir. kolu da hep hazırda bekler pis hevesli.
kullanıldım çünkü.
staja yeni başlamış minicik bir öğrenci iken, hasta odalarına vital almaya girerdik. hasta yakınları bizimkini de ölçün derdi. safoz gibi heves edip ölçerdik ilk zamanlar.
önünü alamadık sonra.
şuan en nefrettiğim şey tansiyon ve kan şekeri ölçmek.
küfür gibi geliyor kulağıma.
kullanıldım çünkü.
staja yeni başlamış minicik bir öğrenci iken, hasta odalarına vital almaya girerdik. hasta yakınları bizimkini de ölçün derdi. safoz gibi heves edip ölçerdik ilk zamanlar.
önünü alamadık sonra.
şuan en nefrettiğim şey tansiyon ve kan şekeri ölçmek.
küfür gibi geliyor kulağıma.
devamını gör...
yaş ilerledikçe artan şeyler
boşvermişlik hissi.
devamını gör...
benim burada ne işim var hissi
kemal sunal 'ın umudumuz şaban filmindeki repliğini hatırlatan başlık.
"şimdi ben buraya neden çıktım,niçin çıktım, nasıl çıktım bunu izaha gerek yok , gördünüz yürüdüm çıktım ama çıkmamışda olabilirim. çıkmışsam çıkmışımdır, çıkmamışsam çıkmamışımdır, görünen köy uzakta değildir, buraya çıktıkta sonradan çıkmadık mı dedik, bunlar bir takım uydurma laflardır,sahi yav ben buraya neden çıktım , kim çıkardı lan beni buraya"
buradan
"şimdi ben buraya neden çıktım,niçin çıktım, nasıl çıktım bunu izaha gerek yok , gördünüz yürüdüm çıktım ama çıkmamışda olabilirim. çıkmışsam çıkmışımdır, çıkmamışsam çıkmamışımdır, görünen köy uzakta değildir, buraya çıktıkta sonradan çıkmadık mı dedik, bunlar bir takım uydurma laflardır,sahi yav ben buraya neden çıktım , kim çıkardı lan beni buraya"
buradan
devamını gör...



