bakın hepsini geçtim bu programda skeci finale bağlayamıyorlar asla ve her seferinde bir ünlüyle konuyu kapatmaya çalışıyorlar. sarmıyor böyle.
devamını gör...

bankalar birliği kararıyla, bankalara borcu olan tüm vatandaşların borcu silinmiştir.
devamını gör...

bende bir kaç şiir yazmak istiyorum.

avukatları öldürmek;
suçlu suçsuz demeden alacakları paraya bakar duruşmaya çıkarlar.
en azılı katili bile savunurlar, takım elbise giydirip iyi hal indirimi alırlar.
suçlular olmasa ne yapardı avukatlar.

muhasebecileri öldürmek;
ince hesaplar yapar, en az vergiyi nasıl öderizin tezini yapıp doktora sahibi olurlar.
parayı verirseniz sizi devletten alacaklı çıkartırlar.

müteahhitleri öldürmek;
yaptıkları binalarda malzemeyi ekonomik kullanırlar. ama kendileri sırça köşklerde otururlar.
yaptıkları binalar yıkılınca ortadan kaybolurlar.

mafyayı öldürmek;
ufaktan başlayıp mahallede ona buna racon keserler. ağır abi olup derin işlere girerler. at avrat silah namus derken üç beş tane metres beslerler.
arkalarına bakmadan sokakta yürüyemezken, günün birinde kör kurşunlara gelirler.

bilimadamlarını öldürmek;
birçoğu insanlığa hizmet ederler içlerinde bazı şerrf..zler tehlikeli virüs üretiler. sonra, aşı bulduk diye milleti sıraya dizerler.

askerleri öldürmek;
asker zaten ölümü göze alıp bu işe girer. vatan uğruna sevdiğini terk eder. sanki onların içinde yokmu bir çuval inciri berbat eden kurtlular.
bu kurtlular gazino, kantin subayı olmak fırsat kollarlar. askere bayıltana kadar eğitim yaptırırken, en çok da karılarından korkarlar.

şehir insanlarını öldürmek;
baksan hepsi asilzade, okumuş, görmüş ama biçare.
hele birde apartmanda görün balkondan silkeler halıyı senin üstüne.

işadamını öldürmek;
işadamı cennetliktir. alır teşviği, kurar fabrikayı verir herkese aş, iş.
yok mu içlerinde işçinin hakkını gasp eden p..ç.
vardır içlerinde birkaç vicdan sahibi elbet.

efendim daha yazacak çok şiir var elbet. ben bile şiire bu kadar gönül vermemişken birkaç dize yazabiliyorsam biraz edebi kariyeri olan alasını yazar.

hakikat şudur ki, kimse göründüğü kadar saf göründüğü kadar masum değildir. erbaş'ın şiirindeki köylüye zaman zaman rastlayabileceğimiz gibi yazmaya çalıştığım şiirlerdeki kahramanlara da zaman zaman rastlayabiliriz.

daha 1 saat önce sabah haberlerine şöyle bir dedim. bir mafya *bozuntusu sokak çatışmasında öldürülmüş.
sonra motor çalan hızsız kovalamacada kaçarken bir evin içine duvarından geçip girmeyi denemiş marvel kahramanı gibi ama bunun sadece visual efect ile başarılabildiğini bilemediğinden mortingen şıtrayze. üçüncü haberi izlemeden değiştirdim kanalı.

konu nereden nereye geldi. köylü, şehirli, saraylı, adalı diye sınıflandırmak yanlıştır.
ingiltere sarayında bile şiirdeki köylüyü anımsatan olaylar vardır.
sarayda yaşadığı için adı kral kraliçe prens prenses olarak geçmektedir.

insanları sınıflandırırken, yaşadıkları yere, coğrafyaya göre köylü, şehirli vs olarak değil, yaptıkları işe göre avukat, doktor, işçi olarak değil "iyi yada kötü" olarak sınıflandırın.

"insan yada mahluk" diye sınıflandırın.
devamını gör...

aniden durmak.

pazardan dönen teyzeler ellerinde pazar çantası ya da poşetlerle zaten yürüyüş yolunun büyük kısmını kaplarken ilginç bir şekilde aniden dururlar(büyük ihtimalle soluklanmak için). arkadan geliyorsanız dikkat etmediğiniz durumlarda çarpışma ihtimali mümkündür. bunun yanında sağa sola selam verecem diye aniden duran abiler de mevcuttur.

en iyisi yol ortasında durmak yerine kenara köşeye çekilmek.
devamını gör...

din ve ahlak. şimdi sokağa çıkıp sorsanız pek çok insan pek ahlaklı ve dini bütün olduğunu iddia edecektir, lakin körü körüne savundukları değerlere ne kadar hakim oldukları* tam bir muammadır.
devamını gör...

güvenilir ve yaygın bir adalet sistemi,
güçlü ve nitelikli ulusal eğitim ağı,
hukukun üstünlüğü,
kuvvetler ayrılığı,
her alanda benimsenmiş reform ilkesi,
yeniliğe açıklık,
katma değer üretiminden elde edilmiş sermaye grupları
iyi ahlak ve en önemlisi de yerleşik kültür.

bu kültürün eleştirilmesi, türkiye gibi ülkelerde ciddi bir reaksiyonla karşılaşmanıza sebep olacaktır. mühendislikte; odtü, boğaziçi tıpta; çapa, cerrahpaşa ya da çeşitli köklü hukuk fakülteleri olan bir ülkede eğitim kalitesizliği konu değildir. ortalama eğitimin kalitesiz olduğunu savunabilirsiniz ama bu başka bir konu. asıl mesele, bir insanın eğitim yoluyla sıfat atlayabileceğine inanmasıdır. aksi durumda eğitim; kişinin kendi isteklerine ulaşma dürtüsü olma özelliğini kaybeder. maalesef insanların çok azı eğitimi nedenselleştirecek idealizme sahip. bunun tercümesi şudur: bu ülkenin kültüründe bir gün nobel ödülü kazanma hedefiyle doktora yapan insan sayısı çok çok az. maalesef rahat yaşam, toplumsal saygınlık, statü vs. daha baskın geliyor.

kültürün, hukuktan önce geldiğini savunan birisiyim. kültürü düzelttiğimiz zaman eğitim de, adalet de, katma değer de yaratabiliriz. ha kültürü düzeltmezsen de rasyonaliteyi yıllar evvel terk etmiş bir topluma ''bizi kıskanıyorlar'' diyerek toplumu buna inandırabilirsiniz. ama asla cari açık vermeden büyüyecek bir makroekonomik yapıyı kuramazsınız, çünkü yerleşik kültür buna asla izin vermeyecektir.
devamını gör...

yarın girecek olduğum sınav. şu andaki duygularımı nasıl anlatabilirim ki. bir el midemi sıkıyor da sıkıyor. hayatımın dönüm noktalarından birinin önünde bekliyorum ve bunun farkındayım. ürkütücü, heyecan verici, gurur verici. karmakarışık.
devamını gör...

dünya yansa aldırmayan yazarlardır.
en azından öyle gösterebilen yazarlardır.
elaleme gösterirken, beyin de inanıyor ha.
lan bu kadın mutlu diyor.
hop, mutluluk hormonu salıyor.
ağız kulaklara varıyor.
oh mis.
ezcümle salan yazarlardır.
benim gibi ne zaman gitti tren gibi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
en sevdiğim tablolardan birisidir. the swing( l'escarpolette)
rokoko akımının en başarılı örneklerinden birisi olan bu eser jean honore fragonard tarafından yapılmıştır. bu tabloda yasak aşk, burjuva kültürü ögeleri işlenmiştir.dönemini yansıtan gösterişli,zarif ve yumuşak tonda bir eserdir.burjuva sınıfına ait olan bir kadının kocası ve aşığının arasında gidip geldiği anlatılmaktadır.

kadın sırtını kocasına dönerek gizlenen aşığına bakıyor ve önündeki melek (cupid) ise sus işareti yapıyordur.ayakkabısının çıkması ise aşığının onu dikizlemesine izin verdiği anlamına gelir.köpek ise sadakati temsil eder.
renk kullanımları kusursuzdur.kadının giydiği pembe 1700'lerin elbisesi bence resmin en vurucu tarafıdır. çünkü pembe sevginin rengidir. ayrıca bu tablo bana sofia coppola'nın marie antoinette filmini hatırlatmıştır.
devamını gör...

fark ettiğiniz anda muhabbetinizi kesmeniz gereken sözde arkadaştır.

uzak durunuz.
devamını gör...

benim için beni mutlu eden cümleler yazmış, teşekkür ediyorum efendim.
ne zamandır biri nick altıma yazmış mı diye arada yokluyordum, akışta mahlasımı görünce mutlulukla okudum.
...
iyi ki varsınız sayın yazar. gönlümdeki sebebiyet verdiğiniz çiçeklerden gönderiyorum.
devamını gör...

karanlıktan çok korkardım. şimdi daha da çok korkuyorum. hem gerçek anlamından hem de mecazından.
bir de palyaçolardan korkardım sanırım. televizyona yakından baktığım bir esnada ekrana yakından bakmayın, uzaklaşın! tarzında bir uyarıyla neye uğradığımı şaşırmıştım. bu kısım komik tabiki.
devamını gör...

annenin yapmasıdır.
devamını gör...

ön deyiş: sigaranın tarihi aslında yazdıklarımın ötesine dayanmakta ancak ben bu yazımda sigara tarihinden ziyade ‘sigara pandemisi’nin(?) tarihi üzerinde durmaya çalışacağım. bu nedenle değineceğim noktalar bu sessiz sigara pandemisinin bir pandemi olma yolundaki önemli noktaları olacak, iyi okumalar diliyorum…

okuyucuya not: ‘pandemi’ terim anlamı gereğince daha önce insanoğlunun maruz kalmadığı, etkeninin bulaşıcı olduğu ve bu bulaşıcılıkla beraber bir tehlikeye sebebiyet veren hastalıkların yol açtığı, geniş kitlelerin etkilendiği durumları tanımlamak için kullanılır. durum böyleyken ‘sigara bağımlılığı’nın bir pandemi olarak nitelendirmenin doğru olmadığı yönünde eleştiriler vardır. ancak bulaşıcılığın yalnızca ‘fiziki’ anlamına sıkışmaması gerektiği ve davranış bilim açısından da ‘taklit, özenme’ gibi çeşitli durumların varlığı ile birlikte bir bulaşın da söz konusu olabileceği düşünüldüğünde ‘sigara bağımlılığı’nın geniş kitleleri etkilemekle kalmayıp aynı zamanda bu etkiyi bir çeşit ‘taklitçi bulaş’ yoluyla sağladığı düşülebilir. bu nedenle başlıkta ‘pandemi’ kelimesi tercih edilmiştir.

sigara 19. yüzyılın başlarında birleşik devletler’de ortaya çıkmadan önce tütün, puro ve pipo başta olmak üzere oldukça farklı şekillerde tüketilmekteydi. 12 nisan 1861’de patlak veren ve 9 nisan 1865’te son bulan amerikan iç savaşı sigaranın amerika birleşik devletleri’nde geniş bir tüketim çevresine yayılması hususunda önemli bir dönüm noktası oldu. 1864 yılında sigaralar üzerine yapılan federal vergi düzenlemeleri ile birlikte artık sigara amerika birleşik devletleri'nde tütün ürünlerinin en yaygın tüketileni olmuştu bile. tam da bu sıralarda popülist sağlık reformları yapılmaktaydı ve bu reformlar sigara karşıtı aktiviteleri de beraberlerinde getirdiler. zaman içerisinde oldukça farklı motivasyon kaynaklarına sahip olan sigara ile mücadele faaliyetleri 1880 ve 1920 yılları arasında çoğunlukla ahlaki ve hijyenik kaygılardan köken aldı. yani sizin anlayacağınız sigaraya karşı verilen mücadele henüz ilk aşamasındayken motivasyonunu sağlık konusundan ziyade etik ve hijyen konularından sağlamaktaydı. bu da henüz o yıllarda sigaranın insan sağlığı üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin tam olarak bilinemediğinin bir göstergesi olarak görülebilir. başta sağlık ile olan ilişkisi olmak üzere pek çok bilinmezlere gebe olan sigaralar üretilirken bu bilinmezliklerin sürdüğü 20. yüzyılın başlarında sigara üretiminde görece hafif tütünler kullanılmaya başlanmıştı. daha hafif tütünün kullanıldığı bu sigaralar tüketicinin tek seferde daha derinden soluk almasını mümkün hâle getiriyor ve nikotinin kan tarafından daha fazla emilmesine sebep oluyordu. tüm bunlar da sigaradan alınan hazzın artması ve bir adım ötesinde ‘sigara bağımlılığı’ anlamına geliyordu. tüm bunların yanı sıra savaşlar sigara için âdeta bir şans insanoğlu için ise her savaş gibi şansızlık olmaya devam ediyordu. amerikan iç savaş’ı sırasında geniş kitlelerce kullanılmaya başlanan sigara şimdi de ı. dünya savaş’ı sırasında askerleri rahatlattığı ve acılarını dindirdiği gerekçesiyle çeşitli çevrelerce övülmeye başlanmıştı. ancak bu durum elbette böyle sürmeyecekti, er ya da geç insan başta olmak üzere hemen tüm canlıların üzerinde birçok olumsuz etkisi olan sigaranın zararları ortaya çıkacak, bu zararlar dillendirilmeye başlanacak ve insanlar bu konuda uyarılacaktı. sonunda beklenen oldu ve 1940’lı yılların sonu ve 1950’li yılların başlarını kapsayan birkaç yıl içerisinde sigaranın insan sağlığı üzerinde birçok olumsuz etkisi olabileceği yönünde yayınlar yapılmaya başlandı. bu yayınlarda sigaranın ilk kez net bir şekilde ilişkilendirildiği hastalık ise hepinizin tahmin edebileceği üzere akciğer kanseriydi. sigara ile mücadele olabildiğince etkin bir biçimde sürdürülmekteydi. özellikle sigaranın yaygın olarak kullanıldığı ülkelerde ,ki sigara küresel ölçekte bir salgın gibi hemen her kıtada nüfusu kayda değer hemen her ülkeye yayılmıştı, televizyon, radyo ve gazete gibi iletişim kanalları aracılığı ile insanlara sigaranın zararları anlatılmaya çalışılıyordu. ancak radyolarda, gazetelerde ve televizyonlarda aynı zamanda sigara reklamları da yapılmaktaydı. amerika birleşik devletler’i özelinde konuşacak olursak 1969 yılı öncesini yaşamış bir bireyseniz sokaklarda ve çeşitli iletişim kanallarında hem sigaranın övüldüğünü hem de yerildiğini görebilirdiniz. 1969’da ise sigara reklamları ile birlikte sigara yergilerini içeren reklamlar da yasaklanmıştı, yani sigaranın yaygınlaşımasına veya ortadan kalkmasına bu andan itibaren yalnızca bireyler karar verecekti çünkü onların tercihlerini etkileyecek herhangi bir dış etken artık yoktu.1972 yılında ise günümüzde sıklıkla kullanılmakta olan ‘pasif içici’ kavramının temelleri sigara içmenin çevredeki insanların sağlığını da olumsuz yönde etkileyebileceği yönündeki rapor ve yayınlar ile atılmış oldu. tüm bunların ardından yine beklenen bir şey oldu, 1973 yılında amerika birleşik devletlerinin arizona kenti başta olmak üzere avrupa ülkelerindeki çeşitli illerde sigara içilmesi kamu sağlığını tehlikeye attığı gerekçesi ile kamusal pek çok alanda açıkça yasaklandı. bu yasakların kapsamı zaman içerisinde genişledi ve 2000’li yılların başlarında gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda insan dolaşımının fazla olduğu hemen her alanda sigara içilmesi yasaklandı. bu kararın ve benzeri kararların ne kadar yerinde kararlar olduğu kolaylıkla anlaşılabilir çünkü sigara 1992 yılında önce amerik birleşik devletleri çevre koruma ajansı ve ardından avrupa çevre ajansı tarafından a sınıfı kanserojen madde olarak sınıflandırmaya dâhil edilmişti. 2000’li yılların başlarından günümüze kadar sigaranın zararları hakkında yapılan bilimsel çalışmalar ve dolayısıyla bu çalışmaların sonuçlarını derleyen bilimsel yayınlar giderek artış gösterdi. bu yayınların yanı sıra sigaranın kullanımı konusunda dünyanın pek çok farklı yerinde çeşitli düzenlemeler yapıldı ve sigara tüketimi mümkün olduğu ölçüde bireylerin kendi iradeleri ile uyumlu bir şekilde azaltılmaya çalışıldı. dünya sağlık örgüt’ü raporlarına göre tütün ve tütün ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki doğrudan veya dolaylı zararlarından ötürü her yıl dünya genelinde yaklaşık 7 milyon insan hayatını kaybediyor ve yine dünya sağlık örgüt’ü verilerine dayalı tahminlere göre tütün ürünlerinin kullanım alışkanlıklarının değişmemesi durumunda bu sayı 2030 yılı itibarı ile 8 milyon insanı bulabilir. belki sizler yaşamınız boyunca ağzınıza sigara sürmediniz, iyi ya bu saatten sonra sürmemenizi umuyorum. sigara bağımlısı iken bu bağımlılıktan kurtulmuşsanız ne kadar büyük bir zafer elde etmiş olduğunuzun farkına varın ve lütfen sigaradan uzak durmaya devam edin. sigara bağımlısı iseniz umarım bu bağımlılıktan en kısa sürede kurtulur ve sağlıklı bir yaşama kavuşursunuz.
kaynak ve ileri okuma 1
kaynak ve ileri okuma 2
kaynak ve ileri okuma 3
kaynak ve ileri okuma 4
kaynak ve ileri okuma 5
...
devamını gör...

günlük harici içimi hunharca dökebileceğim cennet bahçesindeyim. içimde güzel şeyler yeşertiyo burası. açan ve yöneten, yazıp güzelleştiren herkese teşekkürler.
devamını gör...

sanırım eleştiri getirirken, bilinç altımızda o insanın yaptıklarını yaşıyoruz. eğer, eleştiri olayını fazla tekrar edersek, bunu tekrar tekrar yaşamak gibi bir alışkanlık ile bir anda o düşünceler gerçeğe dönüşüyor.

bazen de eleştirilen şeyin kötü olduğunu bilmemize rağmen bilinç altındaki bir intikam duygusunun açığa çıkması veya tamamen söz konusu kötü davranışı, biz de bu hatayı yapan kişi gibi sözde ayrıcalıklıymış hissine kapılıp boş vererek yapıyoruz.

sonuç olarak, kendimizi bir anda eleştirdiğiniz insana veya şeye dönüşmüş olarak buluyoruz.

bunun farkında olmak ve buna göre kendi kişiliğimizi kaybetmemek, bizde eleştirdiğimiz şeye dönüşmemek bilincini geliştirebilir.
devamını gör...

200 milyon yıl önce yaşamış şanslı nesildir. taştan oyma mızraklarla avladıkları dinozoru bir şükür ayini sonrası dini kurallara uygun olarak kesip eş dost ve ihtiyaç sahipleriyle birlikte karınlarını doyuran görmüş geçirmiş nesildir. hayatta kalma konusundaki engin deneyimleriyle insanlığa ufuk açan katkılarda bulunmuş ve onlara ilham vermiştir.
devamını gör...

kursa gidiyorum. derd-i maişet derlermiş eskiler.
devamını gör...

ben ben ben... hayatı boyunca sahil şehirlerinde yaşayıp sonra da alışmayan var mı deniz manzarasına ? yanındayken denizin kıymetini bilmez sonra da çok özlersin. deniz kokusu olmazsa olmazdır. denizi gördüğünde içini kontrolsüz bir umut kaplar.
devamını gör...

tamirat, onarım; tadilat, değişim; tesisat, döşem/donanım olarak geçiyor tdk'de. evet az önce hepsine tek tek baktım, burada kast edilen ve zihnimden geçen aynı şey mi, diye.
babası bir fabrikada makine bakım ustası olan bir emekçinin kızı olarak tamirat işleri hep hayatımda oldu sanırım. çünkü koca makineleri tamir eden babama hayranlık duyardım,düşünsenize pıt pıt iki civata sök, biraz yağla ve her şey yoluna girsin. resmen makineyi yenmek gibi geliyordu. ve de çok havalı.
pratik olduğu kadar tembel bir adamdı da babam bir de kimseye muhtaç yetişmemizi de istemiyordu sanırım. bu yüzden ilk kez bisikletimin lastiği patladığı zaman gittik bir tamir seti aldık. babam yaptı ama şu şekilde : hadi bakalım, dedi. bunlar yama, bir leğene su dolduruyorsun lastiği şişirip içinde gezdiriyorsun. hava kaçıran yeri tespit edip kuruladıktan sonra şu yapışkan* ile yapıştırıp 30 sn kadar sonra yamayı yapıştırıyorsun, şamreli lastiğe takıp şişirdin mi senin olayın tamam.
gerçekten de tamamdı. bir daha hiç yarı yolda kalmadım.
geçenlerde eve gittiğimde yeğenim anlatıyor: teyze dikenlerden geçiyorum lastik hemen patlıyor, dedem bıktı tamire götürmekten.
döndüm babama nasıl ya dedim, ben onun yaşındayken yama takımım vardı. şimdi küçük kurbağanın niye yok. düşündü babam, gülümsedi. sahi sana hepsini öğretmiştim değil mi? minicik ellerinle zincirini falan hep kendin yağlardın, dedi.

sonra geçenlerde çamaşır makinesine bakıyorum, su alırken inliyor resmen. evde çoğu şeyi tamir eden, etmiyorsa tembellikten yanına yaklaşmayan bir adam. hadi şuna bak bozulmasın iyice dedim birkaç kez. tamam, dedi. hep tamam, der. ama kayınpeder toprağındandır kendisi birazcık tembel. dedim ki en son, sen bunu daha minicikken öğrendin, yapabiliyorsan tamah etme. çeşmeden çıkardım hortumu - kireç sökücü falan hazır- oysaki sadece biraz kum varmış orada, basınçlı su ile mis gibi oldu iki dakikada. tesadüf bu ya o gün babam bizdeydi. eşime anlatıyorum makinede hiçbir şey yokmuş bak hemen hallettim, kaç zamandır seni boşuna beklemişim, diye. işte o anda babamın sesini duydum. yüzünde bir gülümseme; çocukken de böyleydin sen, hiç kimseye ihtiyacın olmazdı, dedi. işte o an dünyalar benim oldu. makineleri yenen o adamın kızı oluverdim birden, gören de çamaşır makinesini icat ettim sanar. yüzümde öyle bir gülümseme...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim