bal porsuğu (yazar)
ilk nickaltısını yeni tanıştığımızda girmiştim bi heyecanla, vay be nasıl insanlar var demiştim konuştuktan sonra.
ikinci nickaltısında kendisinden biraz bahsetmek istiyorum.
her şeyden önce inanamayacağınız kadar kibar ve beyefendi bir insandır, karşısındakini ciddiye alıp her zaman özenle cevap verir.
sık sık hayat tecrübelerini paylaşır, tavsiyelerde bulunur ki faydalanasın.
senin adına hayaller bile kurar, farklı ufuklar açar.
her konu hakkında mutlaka söyleyecek sözleri veya deneyimleri vardır.
tam bir sanat aşığıdır, mütevazi davransa da hele divan edebiyatında benim diyene taş çıkartır. sanatla ilgilenenlere ise farklı bir yakınlık duyar ve tam gaz destek olur. özellikle resim çizmem konusunda kimseden almadığım desteği ondan aldım diyebilirim.
çok yer gezmiş ve görmüş biridir, bi yere geziye gidecekseniz kendisine nereleri gezmeliyim diye sorun, öyle bir liste çıkarır ki adeta şov yapar. *
kalıplara sığmayan bir insandır, şöyle olan insan böyle olamaz sözünü size yutturur.
yeri gelir bir abi gibi sana öğüt verir, yeri gelir akran gibi muhabbet eder.
müthiş bir müzik arşivi vardır, attığım çoğu şarkıda bunu da mu biliyorsun yok artık ama ya dedim.*
aslında bu liste daha uzar gider. ve bunlar benim sadece 2 aylık arkadaşlığımızdan edindiğim bilgiler, nasıl dolu biri olduğunu siz düşünün.
kendisi iyi ki tanışmışım dediğim bir insandır, çok kıymetli bir arkadaşımdır. *
ikinci nickaltısında kendisinden biraz bahsetmek istiyorum.
her şeyden önce inanamayacağınız kadar kibar ve beyefendi bir insandır, karşısındakini ciddiye alıp her zaman özenle cevap verir.
sık sık hayat tecrübelerini paylaşır, tavsiyelerde bulunur ki faydalanasın.
senin adına hayaller bile kurar, farklı ufuklar açar.
her konu hakkında mutlaka söyleyecek sözleri veya deneyimleri vardır.
tam bir sanat aşığıdır, mütevazi davransa da hele divan edebiyatında benim diyene taş çıkartır. sanatla ilgilenenlere ise farklı bir yakınlık duyar ve tam gaz destek olur. özellikle resim çizmem konusunda kimseden almadığım desteği ondan aldım diyebilirim.
çok yer gezmiş ve görmüş biridir, bi yere geziye gidecekseniz kendisine nereleri gezmeliyim diye sorun, öyle bir liste çıkarır ki adeta şov yapar. *
kalıplara sığmayan bir insandır, şöyle olan insan böyle olamaz sözünü size yutturur.
yeri gelir bir abi gibi sana öğüt verir, yeri gelir akran gibi muhabbet eder.
müthiş bir müzik arşivi vardır, attığım çoğu şarkıda bunu da mu biliyorsun yok artık ama ya dedim.*
aslında bu liste daha uzar gider. ve bunlar benim sadece 2 aylık arkadaşlığımızdan edindiğim bilgiler, nasıl dolu biri olduğunu siz düşünün.
kendisi iyi ki tanışmışım dediğim bir insandır, çok kıymetli bir arkadaşımdır. *
devamını gör...
insanın yaşlandığını anladığı anlar
gençlikteki muhabbetlerini anımsadığı andır.
benim için bir kaç sene önceye tekabül eder.
avrupa ve asya'nın en güzide otellerinden birinde çalışıyorum... otelin personel kantinine hiç uğramadığımı farkettim. "ne yoz adammış" demesinler diye gençlerin oturduğu masaya oturdum. ooo abi hoşgeldin, beş gittin muhabbetinden sonra gençler, sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. hani diyorum "sorular bildiğim yerden gelse de ben de muhabbet etsem" . ama sorular hep bilmediğim yerlerden geliyor. "fenomen olmak, takipçi kasmak, organik fallower"... herhalde 45 dakika oturdum ama muhabbete hiç katılamadım. iki çaylarını içip ortamdan uzaklaştım. bilmediğim bir dil konuşuluyordu. hepsi de pırıl pırıl, zeki, güzel, seçmece çocuklar.
dimdik yürüyen benim, başım önüme düştü.
ırahmetli babaannem, anneannem, dedemle yaptığım muhabbetler aklıma geldi. atatürk'ün öldüğü gün nasıl ağlaştıklarını, dedemin savaş anılarını dinleyişimi anımsadım. hepsinin kemiği çoktan toz olmuştu.
lisede, üniversitede yaşıtlarımla yaptığım sohbetleri hatırladım. ne internet vardı o zamanlar ne facebook. inanır mısınız; lisedeyken fikirleri, felsefeyi tartışır, uzayan konular için birimizin evinde açık oturum tarzı toplantılar düzenlerdik. koministi, liberali, muhafazakarı saygıyla söz sırası beklerdik. "la gomünist, hooop mürteci, kafatasçı! eyyy liboş" gibi kelimelerle birbirimizi ünlesek bile kimsenin kalbi kırılmazdı. mine urgan, didem madak, ipek ongun okuyan kızlarla dalga geçerdik.*
okumak öyle mutat bir şeydi ki o zamanlar internet olsa bile o konudan bahsedilmez, kitap fotoğrafı çekilmezdi. (kitabın fotoğrafını çekmek istesek bile 24lük veya 36lık pozun dolmasını ve tab edilmesini beklemek lazımdı.
yaşım 140 falan değil gençler. 39-40 yaşındayım. aramızda çok fark yok. eskiden yüzyıllar süren kuşak farkı artık bir kaç yıla indi. tuvaletteki sifonu lüks olarak gören ben, bugün elimde akıllı telefonla entry giriyorum.
ama kabul ediyorum... (gbkz: yaşlandım)
benim için bir kaç sene önceye tekabül eder.
avrupa ve asya'nın en güzide otellerinden birinde çalışıyorum... otelin personel kantinine hiç uğramadığımı farkettim. "ne yoz adammış" demesinler diye gençlerin oturduğu masaya oturdum. ooo abi hoşgeldin, beş gittin muhabbetinden sonra gençler, sohbetlerine kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. hani diyorum "sorular bildiğim yerden gelse de ben de muhabbet etsem" . ama sorular hep bilmediğim yerlerden geliyor. "fenomen olmak, takipçi kasmak, organik fallower"... herhalde 45 dakika oturdum ama muhabbete hiç katılamadım. iki çaylarını içip ortamdan uzaklaştım. bilmediğim bir dil konuşuluyordu. hepsi de pırıl pırıl, zeki, güzel, seçmece çocuklar.
dimdik yürüyen benim, başım önüme düştü.
ırahmetli babaannem, anneannem, dedemle yaptığım muhabbetler aklıma geldi. atatürk'ün öldüğü gün nasıl ağlaştıklarını, dedemin savaş anılarını dinleyişimi anımsadım. hepsinin kemiği çoktan toz olmuştu.
lisede, üniversitede yaşıtlarımla yaptığım sohbetleri hatırladım. ne internet vardı o zamanlar ne facebook. inanır mısınız; lisedeyken fikirleri, felsefeyi tartışır, uzayan konular için birimizin evinde açık oturum tarzı toplantılar düzenlerdik. koministi, liberali, muhafazakarı saygıyla söz sırası beklerdik. "la gomünist, hooop mürteci, kafatasçı! eyyy liboş" gibi kelimelerle birbirimizi ünlesek bile kimsenin kalbi kırılmazdı. mine urgan, didem madak, ipek ongun okuyan kızlarla dalga geçerdik.*
okumak öyle mutat bir şeydi ki o zamanlar internet olsa bile o konudan bahsedilmez, kitap fotoğrafı çekilmezdi. (kitabın fotoğrafını çekmek istesek bile 24lük veya 36lık pozun dolmasını ve tab edilmesini beklemek lazımdı.
yaşım 140 falan değil gençler. 39-40 yaşındayım. aramızda çok fark yok. eskiden yüzyıllar süren kuşak farkı artık bir kaç yıla indi. tuvaletteki sifonu lüks olarak gören ben, bugün elimde akıllı telefonla entry giriyorum.
ama kabul ediyorum... (gbkz: yaşlandım)
devamını gör...
bu başlıkta ingilizce entry giriyoruz kampanyası
adulting is a soup and ı'm a fork.*
devamını gör...
her şeyi açıklayan en kısa söz
az insan,çok huzur.
devamını gör...
gece 12'den sonra açılan başlıklar
gece 12 den sonra bütün içkiler şaraptır.
cemal süreya.
gece 12 den sonra bütün başlıklar troldür.
larktwain.
cemal süreya.
gece 12 den sonra bütün başlıklar troldür.
larktwain.
devamını gör...
telefonla konuşurken yapılan saçmalıklar
defteri karalamak.
devamını gör...
r harfini çıkaramayan insanlar
dinlerken tatlı gelir ama o insanlar açısından düşünüldüğünde sıkıntılı olabilecek bir durumdur. mesela belge hazırlayan müdür bey emin olmak için adım ve soyadımı söyledi, başta evet hocam doğru dedim. sonra soyadımı farklı telaffuz etmiş gibi geldi bende iki emek olmasın diye soyadımı tekrar ettim "x olacak hocam" diye. sonra bastıra bastıra tekrar söyledi, tamam hocam doğru dedim bende. suratıma baktı bir süre, "ben r leri söyleyemiyorum belki ondan öyle anlamışsındır" dedi. soyadını düzeltmemdeki sebep r harfi değildi halbuki başka bir harfti.* "yok hocam siz düzgün telaffuz ettiniz, ben başka harfi yanlış anladım" falan dedim ama nafile, iyi tatiller ve sağ olun demelerime cevap bile vermedi adam. çok kırgınım sana r harfi, her şey senin yüzünden.*
devamını gör...
üstteki yazara bir iltifat bırak
belli ki doğada gezmeyi seven birisin. doğada gezen, doğada vakit geçiren kimseler iyi yüreklidir, merhametlidir, sabrı iyi bilir. sen de öylesin bence dostum.
devamını gör...
çocuklara iki isim verme modası
sevmediğim durumdur.
tek ismim var mutluyum. çocuğum olursa şayet ona da tek isim vereceğim. teşekkürler.
tek ismim var mutluyum. çocuğum olursa şayet ona da tek isim vereceğim. teşekkürler.
devamını gör...
melih gökçek'in jelibon rezervi bulunduğunu zannetmesi
yemin ederim sokakta bunu malzeme yapıp jelibon bulunmuş ama lozan'dan dolayı çıkarılamıyor diye röportaj yapsalar en az elli kişi inanır ve yorum yapar.
allah'ım sen aklımı koru.
allah'ım sen aklımı koru.
devamını gör...
içimizin dışımızın siyaset olması
ülkenin mevcut koşullarında aksi mümkün olmayan durum.
ihtiyaçlar hiyerarşisi diye bir kavram var malum. önce hayatta kalalım sonra başka şeylerle ilgileniriz.
(aynı muhabbet yangın konusunda da var; ülke yanarken siyaset yapmayın bik bik. kardeşim ülkede çıkan yangında bile alınan tavır politik. biz n'apalım? bütün ülke yanacaktı az daha. an itibariyle bir, atlantis gibi denizin dibine batmadığımız kaldı.)
ihtiyaçlar hiyerarşisi diye bir kavram var malum. önce hayatta kalalım sonra başka şeylerle ilgileniriz.
(aynı muhabbet yangın konusunda da var; ülke yanarken siyaset yapmayın bik bik. kardeşim ülkede çıkan yangında bile alınan tavır politik. biz n'apalım? bütün ülke yanacaktı az daha. an itibariyle bir, atlantis gibi denizin dibine batmadığımız kaldı.)
devamını gör...
hükümet kadın 2
an itibarıyla star tv de yayınlanan filmdir.
film hükümet kadın filminin devamıdır.
film 2013 yılında vizyona girmiştir.
filmin yönetmeni ve senaristi sermiyan midyattır.
filmin oyuncuları demet akbağ, sermiyan midyat, gülhan tekin, ercan kesal, bülent çolak, burcu gönder, haki biçici, olgun toker,
bahadır efe, elif erdoğan, levent idem gibi başarılı isimlerdir.
film komik bir film ve başka bir şey vadetmiyor bence. güldüğüm bir filmdi şu an izliyorum hala gülüyorum. sadece şive komedisi yok döneme ait göndermeler yeterince güldürüyor. dönemin vaziyeti aynen aktarılıyor.
filmde günümüze göndermeler yapılıyor lakin çok başarılı değiller.
seçim ve oy muhabbeti çok güzel işleniyor trajikomik bir hikaye ortaya çıkıyor.
demet akbağ müthiş oynuyor. müthiş. harbiden hükümet gibi kadın kendisi.
film ilk filmde anlatılanların 10 yıl öncesini anlatıyor. bir türk filmi serisinde böyle bir şey daha önce görmemiştim. hatırlayanlar varsa eğer portakal atabilirler. garip ve hoş geldi bana.
ercan kesal az görünmesine rağmen keyif veriyor.
sermiyan midyat güldürüyor.
film bence aileyle keyif alınabilecek bir film. açıyorsunuz ailenizle çay içerken izleyip gülüyorsunuz. çok bir anlam yüklemeye veya beklenti içinde olmaya gerek yok.
keyif alarak izlemiştim. herhangi bir televizyon kanalında yayımlandığını görünce kanal değiştirmiyorum öyle bir film.
ilk film gibi eh işte bir film olmuş. tavsiye ederim.
film hükümet kadın filminin devamıdır.
film 2013 yılında vizyona girmiştir.
filmin yönetmeni ve senaristi sermiyan midyattır.
filmin oyuncuları demet akbağ, sermiyan midyat, gülhan tekin, ercan kesal, bülent çolak, burcu gönder, haki biçici, olgun toker,
bahadır efe, elif erdoğan, levent idem gibi başarılı isimlerdir.
film komik bir film ve başka bir şey vadetmiyor bence. güldüğüm bir filmdi şu an izliyorum hala gülüyorum. sadece şive komedisi yok döneme ait göndermeler yeterince güldürüyor. dönemin vaziyeti aynen aktarılıyor.
filmde günümüze göndermeler yapılıyor lakin çok başarılı değiller.
seçim ve oy muhabbeti çok güzel işleniyor trajikomik bir hikaye ortaya çıkıyor.
demet akbağ müthiş oynuyor. müthiş. harbiden hükümet gibi kadın kendisi.
film ilk filmde anlatılanların 10 yıl öncesini anlatıyor. bir türk filmi serisinde böyle bir şey daha önce görmemiştim. hatırlayanlar varsa eğer portakal atabilirler. garip ve hoş geldi bana.
ercan kesal az görünmesine rağmen keyif veriyor.
sermiyan midyat güldürüyor.
film bence aileyle keyif alınabilecek bir film. açıyorsunuz ailenizle çay içerken izleyip gülüyorsunuz. çok bir anlam yüklemeye veya beklenti içinde olmaya gerek yok.
keyif alarak izlemiştim. herhangi bir televizyon kanalında yayımlandığını görünce kanal değiştirmiyorum öyle bir film.
ilk film gibi eh işte bir film olmuş. tavsiye ederim.
devamını gör...
ülkeye hiçbir hayrı dokunmayacak meslek grupları
yasam koçları olabilir...
devamını gör...
sözlükte hiçbir oluşuma dahil olmayan yazar
discord miscord, kulüp mulüp, hiçbir grupla işi olmadan yazanlardan birisi de benim. tek dahil olduğum oluşum (bkz: kafa sözlük'te kendi hâlinde yazan yazarlar) oluşumu. fazlasını başım götürmüyor. enerjim yok.
devamını gör...
ben tonya
az önce izlediğim 2 saat süren ama hiçte 2 saat sürüyormuş hissi vermeyen film.
malumunuz netflix dünya kadar para olunca üyeliğimi iptal ettim. zaten izleyecek pek fazlada birşey bulamıyordum. bende gittim 1 senelik blutv aldım. o kadar çalışıp ediniyoruz, bari rahatça dizi film izleyelim.
öncellikle film güzel. margot robbie ablam güzel oynamış. bu filmi ilk gördüğümde zaten margot ablanın artık seksi kadın imajından sıkılıp, "bakın bende diğerleri gibi yetenekli bir oyuncuyum, bende sütun gibi bir bacak ve güzel bir surattan fazlası var" demek istediğinin farkındaydım. bu sinema ve film sektöründe son 10-15 senedir sürekli şakası yapılan ve güzel kadınların bu bakış açısını değiştirmek için bu tür projelere girmesinin önünü çokca açtı sanırım. özellikle scarlet ablanın seksi karakter imajından alıp dümeni bir anda çevirmesi en belirgin olanlarından. o da marriage story ve jojo rabbit'te oynadı. jojo rabbit'i izlemedim fakat seksi bir karakteri canlandırmadığını hatırlıyorum.
filme dönecek olursak bir efsane değil ama orta seviyede bir filmde değil. bu ikisinin ortası. birde tonya'nın küçüklüğünden başlaması filme 30-40 dakika eklemiş. buda bazen insanda "atlayarak gidiyoruz sanki" hissi veriyor.
film bir olayı anlatmak için sizi hazırlıyor ama onuda yetersiz anlatıyor sanki. birinin "neler oldu bak şok olucan" diye sizi gaza getirip gereksiz bir olay anlatması gibi olmuş. film bitince "evet hocam şimdi sırada ne var" diyorsunuz. filmde olmamış birşeyler var. film bitince evet ya doydum diyemiyorsunuz.
filme şahsi puanım 10/6,9. filmdeki oyunculuklar iyi, temposuda çok iyi sıkmıyor insanı. yer yer sinematografide hoşuma gitti.
malumunuz netflix dünya kadar para olunca üyeliğimi iptal ettim. zaten izleyecek pek fazlada birşey bulamıyordum. bende gittim 1 senelik blutv aldım. o kadar çalışıp ediniyoruz, bari rahatça dizi film izleyelim.
öncellikle film güzel. margot robbie ablam güzel oynamış. bu filmi ilk gördüğümde zaten margot ablanın artık seksi kadın imajından sıkılıp, "bakın bende diğerleri gibi yetenekli bir oyuncuyum, bende sütun gibi bir bacak ve güzel bir surattan fazlası var" demek istediğinin farkındaydım. bu sinema ve film sektöründe son 10-15 senedir sürekli şakası yapılan ve güzel kadınların bu bakış açısını değiştirmek için bu tür projelere girmesinin önünü çokca açtı sanırım. özellikle scarlet ablanın seksi karakter imajından alıp dümeni bir anda çevirmesi en belirgin olanlarından. o da marriage story ve jojo rabbit'te oynadı. jojo rabbit'i izlemedim fakat seksi bir karakteri canlandırmadığını hatırlıyorum.
filme dönecek olursak bir efsane değil ama orta seviyede bir filmde değil. bu ikisinin ortası. birde tonya'nın küçüklüğünden başlaması filme 30-40 dakika eklemiş. buda bazen insanda "atlayarak gidiyoruz sanki" hissi veriyor.
film bir olayı anlatmak için sizi hazırlıyor ama onuda yetersiz anlatıyor sanki. birinin "neler oldu bak şok olucan" diye sizi gaza getirip gereksiz bir olay anlatması gibi olmuş. film bitince "evet hocam şimdi sırada ne var" diyorsunuz. filmde olmamış birşeyler var. film bitince evet ya doydum diyemiyorsunuz.
filme şahsi puanım 10/6,9. filmdeki oyunculuklar iyi, temposuda çok iyi sıkmıyor insanı. yer yer sinematografide hoşuma gitti.
devamını gör...
the matrix
sinema tarihi bu filmden önce ve sonrası olarak ikiye ayrılır.
devamını gör...




