(tematik)
pitbull
pitbull bir köpek ırkı değildir, bu nedenle pitbull ırkı yerine pitbull tipi köpekler demek daha doğrudur. 16. ve 17. yüzyılda ingiltere'de boğa güreşlerinden yem olarak arenaya 1 ya da 2 tane köpek salınırdı. pitbull sözünün kökeni budur.
pitbull tipi köpeklerin orijinine dair farklı görüşler vardır, kimileri bu köpeklerin tarihini yunanlıların savaş köpekleri olan molossiansa'ya kimileri ise romaya dayandırır.
pitbull tipi köpekler ingilizler tarafından kuzey amerika'ya götürülmüştür.amerikan pitbull terrier ırkının kayıtlara geçmesi 18. yüzyıl sonlarındadır. kenneller tarafından kabul edilemeleri ise zaman aldı.
pit bull tipi köpekler grubuna genelde staffordshire bull terrier, amerikan staffordshire terrier, american bulldog and bull terrier ırkları dahil edilmektedir.
bu köpek uzun yıllar her türlü amaçla kullanıldı. bebeklerin başında gardiyan olarak bırakıldığı için dadı köpek lakabını aldı. güçlü bir köpek ırkı olan pitbulllar ne yazık ki son yüzyılda özellikle köpek kavgalarında kullanıldı ve agresif olarak lanse edildi.
agresyon köpek ırklarıyla bağlantılı değildir. davranış bozukluğu olan agresyon fiziksel veya psikolojik nedenlerden kaynaklanabilir.
köpeklerde agresyon ve ısırma konusunda yapılan istatistiklerde genelde pitbullar ilk 10 içinde bile yer almıyor.
pitbullar son derece neşeli, yüksek enerjili köpeklerdir. ideal aile köpekleridir. eğitimi son derece kolaydır. ne yazık ki bu ırk bilgisizlik nedeniyle eğitmenlerden de çok çekmiştir. güç ırkları illa baskınlık tekniğiyle eğitilir gibi saçma sapan bilgiler nedeniyle, pitbull sahiplerinin köpek eğitimin yüz karası cesar milan edasıyla köpeklerini çekiştirdiklerini, hişlediklerini, boğma tasmalarla gezdirdiklerini vb. görürsünüz. tıpkı tüm diğer hayvanlar gibi pitbullarda zorlamasız, pozitif pekiştiricili eğitimle kolayca eğitilirler. üstelik yemeğe düşkün olmaları ve yüksek enerjileri nedeniyle, öğrenmeye can atarlar ve çabucak öğrenirler.
pitbull konusunda en çok tartışılan konu genetik mi yoksa nasıl yetiştirildiklerimi sorusudur. cevap ise bir köpeğin nasıl olduğunu ne sadece ırkının getirdiği özellikler belirler ne de nasıl yetiştirildikleri. tıpkı insanlarda olduğu gibi onlarda genetik özelliklerinin ve aynı zamanda hayatları boyunca edindikleri tecrübelerin toplamıdır.
buradan
pitbull tipi köpeklerin orijinine dair farklı görüşler vardır, kimileri bu köpeklerin tarihini yunanlıların savaş köpekleri olan molossiansa'ya kimileri ise romaya dayandırır.
pitbull tipi köpekler ingilizler tarafından kuzey amerika'ya götürülmüştür.amerikan pitbull terrier ırkının kayıtlara geçmesi 18. yüzyıl sonlarındadır. kenneller tarafından kabul edilemeleri ise zaman aldı.
pit bull tipi köpekler grubuna genelde staffordshire bull terrier, amerikan staffordshire terrier, american bulldog and bull terrier ırkları dahil edilmektedir.
bu köpek uzun yıllar her türlü amaçla kullanıldı. bebeklerin başında gardiyan olarak bırakıldığı için dadı köpek lakabını aldı. güçlü bir köpek ırkı olan pitbulllar ne yazık ki son yüzyılda özellikle köpek kavgalarında kullanıldı ve agresif olarak lanse edildi.
agresyon köpek ırklarıyla bağlantılı değildir. davranış bozukluğu olan agresyon fiziksel veya psikolojik nedenlerden kaynaklanabilir.
köpeklerde agresyon ve ısırma konusunda yapılan istatistiklerde genelde pitbullar ilk 10 içinde bile yer almıyor.
pitbullar son derece neşeli, yüksek enerjili köpeklerdir. ideal aile köpekleridir. eğitimi son derece kolaydır. ne yazık ki bu ırk bilgisizlik nedeniyle eğitmenlerden de çok çekmiştir. güç ırkları illa baskınlık tekniğiyle eğitilir gibi saçma sapan bilgiler nedeniyle, pitbull sahiplerinin köpek eğitimin yüz karası cesar milan edasıyla köpeklerini çekiştirdiklerini, hişlediklerini, boğma tasmalarla gezdirdiklerini vb. görürsünüz. tıpkı tüm diğer hayvanlar gibi pitbullarda zorlamasız, pozitif pekiştiricili eğitimle kolayca eğitilirler. üstelik yemeğe düşkün olmaları ve yüksek enerjileri nedeniyle, öğrenmeye can atarlar ve çabucak öğrenirler.
pitbull konusunda en çok tartışılan konu genetik mi yoksa nasıl yetiştirildiklerimi sorusudur. cevap ise bir köpeğin nasıl olduğunu ne sadece ırkının getirdiği özellikler belirler ne de nasıl yetiştirildikleri. tıpkı insanlarda olduğu gibi onlarda genetik özelliklerinin ve aynı zamanda hayatları boyunca edindikleri tecrübelerin toplamıdır.
buradan
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
cenk'in yine karizmasını konuşturduğu yayın!
devamını gör...
kadınların orgazm olamaması
aslında olamaması değil olması için çaba harcanmaması.
devamını gör...
her gün sözlükte gerginlik yaratan zerzevat yazarlar
tam bir deyyus yazardır.
ulan ateş olsan bilmem ne kadar yer yakarsın. sakin ol elindeki klavyeyi bırak.
pozitif basmayan herkesin kafasına portakal fırlatıyorum. alooo ben türkiye’de yaşıyorum zaten yeterince negatif durum var siz bari yapmayın.
ulan ateş olsan bilmem ne kadar yer yakarsın. sakin ol elindeki klavyeyi bırak.
pozitif basmayan herkesin kafasına portakal fırlatıyorum. alooo ben türkiye’de yaşıyorum zaten yeterince negatif durum var siz bari yapmayın.
devamını gör...
içimden şu zalim şüpheyi kaldır
gölgede kalmış bir ismet özel eseri. bugün ismet özel neden ismet özel'dir diye sordukları zaman gösterilmesi gereken en güzel şiirlerinden biri.
--- alıntı ---
ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.
dünya. çıplak omuzlar üzerinde duran.
herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
insanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır
o ferah ve delişmen birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum
nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım
kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar
kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.
dünya. çıplak omuzlar üzerinde duran.
herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya
benimse dar
çünkü dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,
biraz üzgün ve ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla yaban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
insanlar
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır
o ferah ve delişmen birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim
şakaklarıma dayanınca güneş
can çekişen bir sansar edasıyla
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum
kadınların sahiden doğurduğuna
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum
nicedir kavrayamam haller içinde halim
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan
sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür
beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım
öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
--- alıntı ---
devamını gör...
anlaşması zor olan insanlar
temel olarak "dinlemeyen" veya "dinlemeyi bilmeyen"lerin örnek teşkil ettiği insanlardır.
devamını gör...
çocukluk arkadaşı
ilkokulda xoxo oynadığım arkadaşımı twitter’da bulmuş ve mesaj atmıştım.
“yıllar geçti sen belki unutmuşsundur ama ben senin ilkokul arkadaşın cözülemeyen sudoku, aranızdan ayrılıp başka ülkeye yerleşmiştim, müsaitsen konuşalım.”
o gün cevap gelmediği gibi üstüne bir de profilini kitledi. neden tırstı ki şimdi? ne dedim? altı üstü kendimi hatırlattım. ona zarar veririm mi sandı? bi şekilde profiline salça olurum diye mi düşündü nedir?
aylar sonra iki gün önce cevap verdi mesajıma: “selam sudoku, tabii ki hatırlıyorum seni. anca gördüm, istek kutusunun arasında kaynamış gitmiş mesajın, kusura bakma” dedi.
sonrasında bi smalltalk, ardından sessizlik, smalltalk şeklinde ilerledik. takipleşmek yok, eski günlerden sohbet etmek yok. anlayacağın, o eski arkadaşlık sevinci yok. xoxo oynamaksa, söz konusu dahi olamaz.
“yıllar geçti sen belki unutmuşsundur ama ben senin ilkokul arkadaşın cözülemeyen sudoku, aranızdan ayrılıp başka ülkeye yerleşmiştim, müsaitsen konuşalım.”
o gün cevap gelmediği gibi üstüne bir de profilini kitledi. neden tırstı ki şimdi? ne dedim? altı üstü kendimi hatırlattım. ona zarar veririm mi sandı? bi şekilde profiline salça olurum diye mi düşündü nedir?
aylar sonra iki gün önce cevap verdi mesajıma: “selam sudoku, tabii ki hatırlıyorum seni. anca gördüm, istek kutusunun arasında kaynamış gitmiş mesajın, kusura bakma” dedi.
sonrasında bi smalltalk, ardından sessizlik, smalltalk şeklinde ilerledik. takipleşmek yok, eski günlerden sohbet etmek yok. anlayacağın, o eski arkadaşlık sevinci yok. xoxo oynamaksa, söz konusu dahi olamaz.
devamını gör...
ağırınıza giden sözler
"şu hayatta zor şeyler yaşayan tek sen değilsin" hadi ya gerçekten mi? ben de dünyadaki bütün dertleri ben çekiyorum zannediyordum(!) dostlar karşınızdaki kişinin yaşadığı şey sizin için kolay olsa da o kişi için kolay olmayabilir. insanların acısına saygı duymayı öğrenin lütfen. daha sonra "neden bu kadar meaafelisin?", "neden hiçbir derdini anlatmiyorsun?" acaba neden?
devamını gör...
yeni gelen yazarlara nickaltı giren moderatör
bize yapılmadı ama bunları görmek sevindiricidir. yeni gelenler hoş gelmişler, kalemleri daim olsun. ^^
devamını gör...
normal sözlük'te eksi butonunun olmaması
85 milyonuncu başlık. tebrikler bizden 2009 model fiat albea kazandınız.
elli kere yazdım ayrıca buraya eksi butonu geldiğinde artının 5 katı eksi yağmuru yiyeceğinden emin olabilirsin okunmadan hem de. bizim insanımız böyle.
elli kere yazdım ayrıca buraya eksi butonu geldiğinde artının 5 katı eksi yağmuru yiyeceğinden emin olabilirsin okunmadan hem de. bizim insanımız böyle.
devamını gör...
başkomser nevzat
en sevdiğim yazarlardan biri olan ''ahmet ümit''in efsane karakterini nick edinmiş çaylak arkadaşımızdır kendiler.
umarım güzel tanımlar girerek en kısa zamanda yazar olur.
umarım güzel tanımlar girerek en kısa zamanda yazar olur.
devamını gör...
martin eden
en unutulmayacak roman kahramanlarından biridir. bir hedef doğrultusunda çok okuyup çalışan, okuduklarını sorgulayıp süzgecinden geçirerek kendi düşüncelerini oluşturan ve kendi olduğu için başkalarının gözünde bir değeri olsun isteyen karakterdir.
jack london tarafından 1909'da yazılan ve otobiyografik özellik taşıyan romandır. martin, denizcilikle uğraşan ve hayatın herkese aynı imkanları sunmamasından dolayı tahsilini tamamlayamamış, neredeyse sadece okuma yazma bilmekten öteye gidemeyen bir karakterdir. güçlüdür, çalışkandır, çetin ve çevresindeki kızlara hiç mi hiç yüz vermeyen, belki biraz 'egoist' olarak tanımlanabilecek bir karakterdir. fakat kitabı okuyanlar elbette 'egoist' olarak değerlendirmenin yanlış olacağını belirtebilir fakat martin'i dışarıdan görenlerin algısının bu yönde olduğunu kimse inkar etmez sanırım.
sonra bir gün, bir konuda yardımı dokunduğu arthur tarafından arthur'un evine davet edilir. oradaki farklı yaşam stili kendisini çok etkiler ve fazlasıyla çekinir. eksikliklerinden, bilgisizliğinden, nasıl davranacağını bile bilemediği o kaba benliğinden çekinir. aynı zamanda da belki de hayatının değişmesinde başlangıç olarak görülebilecek ruth ile karşılaşır. zaten sonrasında bu zinya çiçeği'ne benzettiği kadın gelişmesinde ona yardımcı olacaktır. fakat martin aydınlanmanın getirdiği hüzünle nasıl tanışacaktır?
ben masa başı işlerde, muhasebe ofisinde çalışmak, ufak tefek işler için ağız dalaşına, hukuki çekişmelere girmek için yaratılmadım. beni böyle işler yapmaya zorlarsan, beni diğer adamlara benzetirsen, onların yaptığı işleri yapmamı, onların soluduğu havayı solumamı, onların bakış açılarıyla bakmamı istersen, aradaki farkı ve beni yok edersin, sevdiğin şeyi yok edersin.
jack london tarafından 1909'da yazılan ve otobiyografik özellik taşıyan romandır. martin, denizcilikle uğraşan ve hayatın herkese aynı imkanları sunmamasından dolayı tahsilini tamamlayamamış, neredeyse sadece okuma yazma bilmekten öteye gidemeyen bir karakterdir. güçlüdür, çalışkandır, çetin ve çevresindeki kızlara hiç mi hiç yüz vermeyen, belki biraz 'egoist' olarak tanımlanabilecek bir karakterdir. fakat kitabı okuyanlar elbette 'egoist' olarak değerlendirmenin yanlış olacağını belirtebilir fakat martin'i dışarıdan görenlerin algısının bu yönde olduğunu kimse inkar etmez sanırım.
sonra bir gün, bir konuda yardımı dokunduğu arthur tarafından arthur'un evine davet edilir. oradaki farklı yaşam stili kendisini çok etkiler ve fazlasıyla çekinir. eksikliklerinden, bilgisizliğinden, nasıl davranacağını bile bilemediği o kaba benliğinden çekinir. aynı zamanda da belki de hayatının değişmesinde başlangıç olarak görülebilecek ruth ile karşılaşır. zaten sonrasında bu zinya çiçeği'ne benzettiği kadın gelişmesinde ona yardımcı olacaktır. fakat martin aydınlanmanın getirdiği hüzünle nasıl tanışacaktır?
ben masa başı işlerde, muhasebe ofisinde çalışmak, ufak tefek işler için ağız dalaşına, hukuki çekişmelere girmek için yaratılmadım. beni böyle işler yapmaya zorlarsan, beni diğer adamlara benzetirsen, onların yaptığı işleri yapmamı, onların soluduğu havayı solumamı, onların bakış açılarıyla bakmamı istersen, aradaki farkı ve beni yok edersin, sevdiğin şeyi yok edersin.
devamını gör...
ysgo
sözlüğün radyosunda çalmalık şarkı çıkartan yazardır.
şarkı sözünde de dediği gibi ben de arada başladığım yere dönebiliyorum. reklam yapmam için yazarımızın karma puanının bir kısmını hesabıma havale etmiş olabilirim ama her şey sanat ve sanatçımız için. duyuun ey kafa sözlük halkı cem adrian'dan sonra sözlüğümüz de bir sanatçımız daha var.
şarkı sözünde de dediği gibi ben de arada başladığım yere dönebiliyorum. reklam yapmam için yazarımızın karma puanının bir kısmını hesabıma havale etmiş olabilirim ama her şey sanat ve sanatçımız için. duyuun ey kafa sözlük halkı cem adrian'dan sonra sözlüğümüz de bir sanatçımız daha var.
devamını gör...
cahil insanlara tavsiyeler
böyle devam edin lan. mutluluk güzel şey.
devamını gör...
türküm özür dilerim
el birliği ile insanları delirttiler. helal olsun.
devamını gör...
binali yıldırım'ın akla durgunluk veren enflasyon tespiti
ilk okudum anlamadım ikincide aptal modunu açıp okudum anca anladım.
devamını gör...
40 yaşında adamsın sözlükte ne işin var sözü
trollük denemesine ait olduğunu düşündüğüm saçma sapan bir söz.
sosyal medyadan hangi ortama girsek maşallah "ne işin var burada?" diye sorgulanıp kovuluyoruz. elinizden gelse öldürüp gömeceksiniz galiba 40 yaşına basanları. bir yandan çağın gerisinde kalmakla suçlarsınız, diğer yandan çağın teknolojik gelişmelerinden faydalanıyoruz diye şikayet edersiniz.
size bir tüyo vereyim gençler; bize de öyle 30'un 40'ın bir ayağı çukurda gibi gelirdi zamanında. kendiniz o yaşa erişince aklınız başınıza gelir, o işin öyle olmadığını anlarsınız. böyle saçma sapan cümleleri trollük için bile olsa kurmazsınız. kimsenin sizin istediğiniz hayatı yaşamak zorunda olmadığını da anlar, 40 yaşına giren kişinin hâlâ hayallerinin olduğunu, birçoğunun "oku-evlen-çocuk yap" döngüsünden kurtulduğunu anlarsınız.
sosyal medyadan hangi ortama girsek maşallah "ne işin var burada?" diye sorgulanıp kovuluyoruz. elinizden gelse öldürüp gömeceksiniz galiba 40 yaşına basanları. bir yandan çağın gerisinde kalmakla suçlarsınız, diğer yandan çağın teknolojik gelişmelerinden faydalanıyoruz diye şikayet edersiniz.
size bir tüyo vereyim gençler; bize de öyle 30'un 40'ın bir ayağı çukurda gibi gelirdi zamanında. kendiniz o yaşa erişince aklınız başınıza gelir, o işin öyle olmadığını anlarsınız. böyle saçma sapan cümleleri trollük için bile olsa kurmazsınız. kimsenin sizin istediğiniz hayatı yaşamak zorunda olmadığını da anlar, 40 yaşına giren kişinin hâlâ hayallerinin olduğunu, birçoğunun "oku-evlen-çocuk yap" döngüsünden kurtulduğunu anlarsınız.
devamını gör...



