doğal sakinleştiricidir. sonrasında uyuma isteği gelir. o an üstünüzdeki yük kalkmış ve rahatlamışsınızdır. yüzleşmekten kaçmayıp gözlerinizin önüne getirdiğiniz bir gerçeği anlatıp kurtulmuşsunuzdur.
içinizden geldiği gibi ağlayın...
devamını gör...

amacım hedef göstermek değil asla ama kampanyayı desteklemeyen yazar nasıl bir veri analizi yapmış, merak etmemek elde değil.

1 çocuğu kurtarmak yerine 100 çocuk nasıl, ne anlamda kurtarılabilir; bu kıyaslama neye göre yapılır? evladı için dünyayı yakabilecek bir ebeveyne bu karşılaştırma nasıl açıklanır? insan denilen varlık sadece bir sayıdan ibaret midir? ateş düştüğü yeri yakarken dışarıdan izleyerek yorum yapmak neden bu kadar kolay? son olarak, evladı olmayanlar böyle üstten üstten ahkâm kesmeseler mi acaba? varsa da söyleyecek sözüm yok artık.
devamını gör...

ıs-lm modeli, kapalı ekonomi varsayımından hareketle geliştirilmiştir. ıs-lm dengesinin sağlandığı noktalarda, iç denge sağlanmaktadır. ıs-lm kapalı ekonomi modelidir. mundell fleming modeli ise açık ekonomi modelidir. ıs-lm modeline bp (balance of payment) 'yi dahil etmektedir. dış denge ise bp eğrisi ile gösterilmektedir. bp eğrisi ödemeler dengesini temsil etmektedir. bp eğrisi, değişik faiz oranlarına tekabül eden gelir düzeyinin geometrik yeri olarak ifade edilmektedir.

iç denge, istikrarlı bir büyüme trendi ile düşük oranlı işsizliğin birlikte olması halidir. (ıs-lm dengesi). dış denge ise ödemeler dengesinin sağlanması durumudur. ödemeler dengesi ise cari işlemler açığının sermaye hareketleri hesabı fazlasına eşit olması durumudur. yani, dış denge, dış ticaret dengesi ile sermaye hareketleri dengesi tarafından belirlenmektedir. dış ticaret dengesi, ihracat ve ithalat düzeyi tarafından belirlenirken; sermaye hesabı dengesi yurtiçi ve yurtdışı faiz oranları farkı tarafından belirlenmektedir. dış denge üzerinde marjinal hasılat eğilimi ve faiz oranları etkilidir.
hasıla düzeyinde bir artış olduğunda, marjinal ithalat düzeyi kadar ithalatta artış meydana gelir. zira ithalat, gelirin artan bir fonksiyonudur. (m=m0+my). ithalat arttığında ise net ihracat azalır. bu durum ise dış dengeyi olumsuz etkiler.
faiz oranı azaldığında ülkeden sermaye çıkışı olur ve dış denge olumsuz etkilenir. tersine, faiz yükseldiğinde ülkeye sermaye girişi olur ve dış denge bu durumdan olumlu etkilenir.
devamını gör...

"yes be" dedirten durum.
aa unutmuşum orta okul biteli seneler oldu
devamını gör...

bir ara tam beni anlattığını düşündüğüm ama sonra insanlarla iç içe olduğumda mutlu olduğumu gördüğüm; aslında dışlanmaktan, aşağılanmaktan korktuğumu anladığımda kendi kendime bulduğum bir bahane olduğunu fark ettiğim kelime.
devamını gör...

dinlememek. inanın dinlememek. anlamamayı geçtim artık. sevmediği birini görünce televizyonda insanlar bağırarak sövmeye başlıyor. kavga ederken bağırarak konuşuyorlar. bunlar hep dinlememek için. çünkü karşılarındaki onları aşağılamıyor. çocukluğundan beri aşağılanıp söz hakkı vermeden kızılmasına maruz kaldıkları için dinlemeyi bilmiyorlar. birin dinlemeleri için karşıdakinin sesi çok gür ve onu aşağılıyor olması gerek. yoksa dinleyemiyor.
devamını gör...

aşağı ve yukarı mezopotamya olmak üzre ikiye ayrılır.

aşağı mezopotamya; kalde ülkesi'dir. bağdat - basra körfezi arası.
yukarı mezopotamya; asur ülkesi'dir. toroslar - bağdat arası.

tarihteki pek çok önemli uygarlığın bu bölgede kurulmasının sebepleri olarak;
bölgenin göç yolları üzerinde bulunması, iklimin yerleşime elverişli olması, toprakların yerleşik yaşamı idame ettirebilmek için verimli olması, ırmaklar sayesinde sulama işleminin yapılabilmesi - gibi unsurlar sayılabilir.

bölgede yaşamış olan medeniyetler sulama kanalları yapmışlardır, tarım topraklarını düzenleyip bataklıkları drene etmişlerdir. kentleri oluşturmuş, ilk kültür merkezlerini ve mimari eserleri yaratmışlardır.
devamını gör...

latince yukarıda olan her şey aşağıdakinin aynısıdır anlamına gelen ifade.


"ayrıca o* , vahiy tanrısıdır ve erken ortaçağın resmi olmayan doğa felsefesinde dünyayı yaratan nous'tan farksızdır. bu gizem için belki de en iyi ifade tabula smaragdina metni içerisinde görülür: "omne superius sicut inferius" (yukarıda olan aşağıdakinin aynısıdır)."

(bkz: carl gustav jung) (bkz: aspects of the feminine)
(bkz: as above so below)
(bkz: nous/@aeonial)
devamını gör...

acıklı miyavlayan kedi radarıyımdır, nerde zor durumda kedi var bulurum hemen.
bir gün sokakta yürürken yine acıklı bi miyavlama duydum, etrafa bakınınca ağaçtan inemeyen bir yavru kedi olduğunu gördüm.
indirmeye boyum da yetmiyor çıkmış ta tepeye, yanda duvar var oraya mı çıksam diye bakarken karşıdan cips yiye yiye gelen bi oğlan çocuğu gördüm. bi bakıştık ilk önce sonra ablam gel hadi şunu kurtaralım dedim.
cipsini koydu kenara, başladık operasyona. ben çocuğun duvara çıkmasına yardım ettim bi yandan düşmesin diye ona bakıyorum bir yandan da kediyi almaya çalışıyorum.
kedicik de inat çıktı baya bi uğraştık ama en sonunda indirdik.
çocukla vedalaştık, sonra cipsini aldı yine eline o evine ben evime. ikimiz de mutluyduk, pardon kediciği unuttum, üçümüz de.
devamını gör...

babamdan aldigim en guzel iltifattir.
“keske her babanin senin gibi bir kizi olsa”
daha kimse bu iltifatin ustune cikamadi.
devamını gör...

yıkılma sakın

sana durlanmış kelimeler getireceğim
pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
seni çünkü dik tutacak bilirim
kabzenin, çekicin ve divitin
tutulduğu yerden parlayan şiir.

zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
acılar bile duymadım kof yürekler önünde
beynim her sabah devrimcinin beyniydi
ayaklarım donukladı gelgelelim
sağlığın yerinde mi?

yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
halkın doğurgan dünyasına dalmakla
onların güneşe çarpan sesini anlamayan
dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
yılgı yanımıza yanaşmazken
bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi?
boşuna mı sokuldu bankalara
petrol borularına kundak
kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
varsın zindanların uğultusu vursun kulaklarımıza
yaşamak
bizim için dokunaklı bir şarkı değil ki.
bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
sevgiyle hatırlansa bile hatta.
köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
bütün devrimcilerin çektikleri
biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
ama budandıkça fışkıran da bizleriz
ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...
devamını gör...

ortasını bi türlü tutturamadığımız ilişkidir.
bi bakıyorsun birbirimizi yiyoruz bizden kötüsü yok bi bakıyorsunuz melek .
dün de arkadaş gibi sinek oynuyorduk.
devamını gör...

uzaklarda belli belirsiz bir şehir

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kadınların ömür boyu bu ağrıya maruz kalmasının adaletli olmadığını düşündüğüm olay.
devamını gör...

aahhaaaaa...
ilgili videoda sarf edilen cümlelerin oluşturduğu tepkidir.
şurdan alalım sizi efenim

kadın da pek bi güzel değil mi ama?
devamını gör...

vakti zamanında bir yazar, beni sigara içmekten bıyıkları sararmış, atletli bir kamyon şoförü sanıyordu. sonra kendimi ona ifşaladım. o günden sonra yazmadı.
sdfgh. bazen kafada canlanan daha iyi demek ki.
devamını gör...

tiyatro sanatının bir alt türü olarak 17. yüzyılda fransa'da doğan burlesk herhangi bir türde yaratılmış bir eserin müzikal türde ve kaba mizah dilinde yeniden uyarlanması, sahnelenmesi olarak ortaya çıkmıştı. başlarda burlesk türünde üretilmiş bu uyarlamalar genel bağlamda dandy kültürüyle bağdaştırılsa ve hem komedi hem müzikal özellikleri birlikte taşıması beklenen şaşalı hiciv eserler olsa da zamanla kabuk değiştirerek mizahın bir alt türü olarak anılmaya başlandı. burla italyanca dalga geçmek anlamında kullanılan bir kelimeymiş. fransızlar da işin içine girince burlesque olarak anılmaya başlanan bu yeni tür, dönemin avrupa'sında büyük sahnelerde, antik dönem oyunlarının ve hali hazırda bu oyunları bilen entelektüel çevrelerin beğenisine sunulmuş yeni bir tür eğlence olarak doğmuş. o kadar tutmuş, beğenilmiş ki burlesk kendi kırılımlarını yaratarak birden fazla tarza bürünmüş. vicktoryal dönemde gösterişli kıyafetler ve kabare kültürünün de etkisiyle daha müzikal ve dansçıların ön planda olduğu eserler türü domine etmiş. bugün ise burleski kaba mizah türünde ele alınan tüm eserler için bir ortak tür ismi olarak kullanıyoruz.

19. yüzyılın son çeyreği 20. yüzyılın başlarında sinemaya da taşınan bu provokatif tür ve icracıları toplumda hem çok beğenilen/takip edilen işlere imza atmış hem de çok dışlanmış. zamanla her şeyle "dalga geçmek" prensibine bağlı kalmak suretiyle çeşitli tarzlarda iş icra etmek anlamına gelen burleskin drag kültüründe de birçok temsilcisi olduğunu söylemek lazım. comedy queen drag sanatçılarının hemen hemen hepsinin icra ettiği türün burleks olduğunu söylesek abartmış olmayız sanıyorum.
devamını gör...

2016 yılı, kuzenim o zaman 6 yaşında. tatile gitmiştik ailecek, ilk günden beridir de sürekli göz temasında olduğum ama bir türlü konuşma fırsatı yakalayamadığım biri var. ailesinden, hareketlerinden de böyle elit kesimden oldukları belli, aşırı kibarlar. gel gelelim bir akşam kuzenimle havuz kenarında otururken çocuk geldi yanımıza, sohbet ediyoruz. gerçekten konuşurken kendimi köylü gibi hissetmeme sebep olacak kadar kibar ve nazik bir kişi. sonra kuzenim oyun oynadığı telefondan kafasını kaldırdı, çocuğa baktı. çocuk saçlarıyla oynayıp “ne kadar tatlı bir beyefendisin sen.” deyince kuzenim bana döndü ve dedi ki “kim bu tipini sktiğim.”
devamını gör...

cevap vereyim, laf dokundurayım, oradan çakayım, buradan sallayayım mantığı ile tanım girilince işte böyle oluyor. başlığı açan yazar arkadaş çok basit anlaşılır ve gayet olağan olan bir şeye dikkat çekmiş. söylediğinde riyakarlık yok. çelişki de yok, tespit var. bu ülkede yaşayan ateistler yine bu ülkenin kültürü ile yoğurularak büyüdüler. o yüzden söz ve cümle kalıpları doğal olarak, kişilerin bu lisanı kullanırken, kendilerini ifade etmek için başvurdukları birer araç. yani hemen duyar kasıp bunlara kutsiyet atfetmeyin.

misal toplumsal yaşamla ilgili bir örneğine şu iletimde değinmiştim; #458993 orada da söylediğim gibi ben o kandil simidini yerim. evime de kimseyi ayakkabı ile sokmam. bu artık bizim için kültürel bir davranış tarzı olmuş. bunun inanç ile öte beri ile alakası yok.

günlük diyaloglar için de aynısı geçerlidir. çok garibime giden bir olaya; ''hayret bir şey.'' ya da ''allah allah'' diye tepki veririm. biri benden bir şey gizlemeye çalışıyorsa ''allah'ın bildiğini kuldan mı saklıyorsun?'' derim. bunlar artık dilimize yerleşmiş gündelik kullanılan söz öbekleri, deyimler. ben bunları söylerim ve çevremdekiler de benim ateist olduğumu bilir. yani riyakarlık yoktur ortada. gayet basit bir olay aslında. tabi anlamak isteyene.

idrak edemediğiniz şey şu ki; bir insanın inanmıyor olması, yoğrulduğu kültürün tüm ögelerini reddettiği ve onların hiç birini kullanmayacağı anlamına gelmediğidir. ama amaç üzüm yemek değil ki, amaç bağcıyı dövmek. amaç linç kültürüne katkım bulunsun, yakaladığım yerden yapıştırayım diye mevzuya dalmak. allah akıl fikir versin size.* işte bunlar hep dile yerleşen kalıplar. ama siz kendi kalıplarınızda sıkıştığınız için bundan memnun olmak yerine, bunlara sallamayı tercih ediyorsunuz. garip tabi. allah sizi bildiği gibi yapsın. aaa yine kullandım. hay allah! bak sen şu allah'ın işine...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim