hasan izzettin dinamo'nun milli mücadele yıllarını detayları ile aktardığı 8 ciltlik (5 cilt olarak yeniden basılmıştır) romanı. 1918 kasımının cumayı cumartesiye bağlayan gecesinde enver paşanın kaçışı ile başlıyor roman. her şeyin gerçek olduğu bir kurgu tezatlığı okurken insanın hem geçmişe detaylı bir yolculuk yapmasını sağlıyor hem de günümüzde içi boşaltılmış olan pek çok kavramın o yıllarda bir şeyler ifade etmesinin altında eziyor. tarihin gerçek figürleri öyle güzel resmediliyor ki hasan izzattin dinamo tarafından, onlarca karakter ve isim bulunsa bile sanki gerçekten her yüzü görmüş herkes ile tanışmışım gibi kafam karışmamış yabancılık çekmemiştim okurken. dinamo bana bizanslı vakanüvis leo the deacon'u anımsatıyor bu eserden ötürü çünkü deacon kendi gözlemleri üzerinden tarihi aktarmaya gayret etmiş, içinde bulunmadığı bir savaşı pek yansıtmamıştı tarihi yazarken. hasan izzettin dinamo deacon gibi tarihi tamamen kendi gözlemleri ve analizleri ile hikayeleştirip oldukça akıcı bir dil ile aktarıyor. tarihi figürlerin bakış açısından olayları aktarırken mümkün mertebe sebep-sonuç ilişkisi kurup ruh hallerini tasvir ediyor ve bu durum gerçeğe en yakın olanı okuyucuya sunmasına olanak sağlıyor. mustafa kemal atatürk'ün hayatına dair ve savaş yıllarında yaptığı zekice, kararlı ve yerinde hamlelerini; yaşadığı zorlukları, yapılan fedakarlıkları daha detaylı ve gerçekçi bir biçimde okuma olanağına da sahip oluyor okuyucu aynı zamanda. kıymeti bilinmemiş, göz ardı edilmiş muhteşem bir eser. devamında hasan izzettin dinamo kutsal barış adında 7 ciltlik (4 cilt olarak yeniden basılmıştır) bir eser daha yazıp yayımlıyor aynı zamanda. "bu sağır ve dilsiz insan kalabalığından hangi yaşatan umuda yönelebilirdi?" sorusunun cevabı niteliğinde okunması gereken bir eser.




hele softalığa, gericiliğe karşı ateş püskürüyorlardı. gericilerin, her türlü ilerlemenin ve gelişmenin önünü kestiğini ve eski düzeni, istibdadın her biçimini desteklediklerini yakından biliyorlardı. yarın da ilk safta karşılarına çıkacak en azılı düşmanların bu gericilik ve gericiler olacağını da seziyorlardı. s.379

dayan­mak, dayanmak, bütün memleketin üzerine yürüyen karanlık felaket dalgalarına karşı dayanmak gerek. her şeyi yitirmedik daha! her şey yitmedi. s.26

enver paşa: "sizin için orduda daima vazife mevcuttur.fakat sofya ataşemiliterliğinde kalmanız daha mühimdir."
mustafa kemal: "vatanın müdafaasına ait fiili vazifelerden daha mühim ve ulu vazife olamaz.arkadaşlarım ateş hatlarında bulunurken ben sofya'da ataşemiliterlik yapamam! "
s.488

vahidettin, bu çok önemli öneriden çok hoşlanmıştı. onun istediği de bundan başkası değildi. osmanlı tahtını rakipsiz olarak , tıpkı dedeleri, fatih, yavuz,kanuni gibi yönetmek biricik düşüncesi, idealiydi. ne var ki henüz güçsüzdü. ortamsızdı, örgütsüzdü. talat'la enver'in üzerine bindikleri ittihat ve terakki ejderhası, onu bir lokmada yutabilirdi. enver'i başkumandan vekilliğinden kaldırıp atmak , bütün ordunun dizginini eline almak, çok şanlı bir davaydı. yalnız bunun kurmay başkanlığına mustafa kemal'i getirmek de aynı tehlike ile baş başa kalmak, burun buruna gelmekten başka neydi ki? mustafa kemal, askerlik bilgisi ve görüşüyle, yüksek zekâsı ve seçkin kişiliğiyle onun silik varlığını ezecek, meydandan silecek ve yerine o geçecekti. bu tehlikeyi düşünüp durmasa mustafa kemal onun için çok sağlam payanda direklerin den biri sayılırdı. s.111

enver paşa,onu (atatürk) gölgelemek için çanakkale'nin en kötü savaş bölgesine vermişse de o,burada çanakkale destanının altın sayfalarını yaratmış,hiç olmazsa istanbul'u kurtarmıştı.şimdiyse yalnız bir şehri değil,koca bir türkiye'yi kurtaracaktı. s.374


devamını gör...

banane banane bende mor mahlas istiyorum diye mızıkçılık yapmak istediğim mod. kendisiyle henüz iletişime geçmedim buna rağmen de tırsmıyor değilim. bari ödünç verse de hevesimizi alsak olmaz mı? hı söylesene? olmaz mı?
devamını gör...

muhtemelen kişisel sınırlarını iyi çizemiyordur. her şeyi onayladığı için enayi yerine konulması ve faydalanılan kişi olduktan sonra yapayalnız kalması mümkündür.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık."

ismet özel
devamını gör...

ihtimalken bile güzel olandır.
devamını gör...

ilk olarak 28 haziran 1970 tarihinde new york, san francisco ve los angeles’ta eş zamanlı olarak düzenlenen yürüyüşlere verilen ad.

bu yürüyüşlerin tarihi ise bir yıl öncesinde yaşanan stonewall olaylarına dayanıyor.

ayaklanma adını 'stonewall ınn' adlı gey barından alıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o dönemler farklı cinsel eğilimi olanlara karşı hem toplum hem de yönetim bazında bir baskı söz konusu. gey barlar da bu baskıdan nasibini almış.

eşcinsel bireyler toplum içinde el ele tutuşamıyor, dans edemiyor ve öpüşemiyordu. bu ve bu gibi eşcinsel davranışlar yasa dışı kabul ediliyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
barlar yasal olarak da sorun yaşıyordu. new york eyalet likör otoritesi, sadece eşcinsel kimliğiyle bilinen veya eşcinsel olduğundan şüphelenilen bireylerin toplandığı barları yasa dışı ilan edip kapatıyordu. 1966'da bu yasak aktivistlerin çabalarıyla kaldırıldı. fakat yasakların kalkması bar sahiplerince yeterli görülmemişti. çünkü halka açık alanlarda baskı devam ediyordu. barlar da kamuya açık mekanlardı.

fakat baskıdan kurtulmanın bir yolu vardı. o da içki ruhsatı
almamaktı. normal içki ruhsatı yerine 'bottle bar' denilen özel bir ruhsat tercih ediyorlardı. bu ruhsatın özelliği barda içki satılmamasıydı. müdavimler içkilerini kendileri getiriyorlardı. mekan ise sadece içki servisi yapıyordu*.
bu ruhsatın esas özelliği ise bara giriş yaparken müdavimlerin bir deftere isim ve imzalarını bırakmalarıydı. bu şekilde barın üyelere özel olduğu algısı oluşturuluyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ama bu yöntem tam olarak işe yaramıyordu. çünkü barın sahipleri eşcinsel davranışların görmezden gelinmesi için polise rüşvet vermek durumundaydı.

new york'taki gey barlar mafyanın kontrolündeydi. stonewall da bu barlardan biriydi. mafya bu barları işletmekte menfaat görüyordu. bazı eşcinsel müşterilerine kimliklerinin gizli kalması karşılığında şantaj yaptığı söyleniyor mesela.

bundan başka stonewall evsiz eşcinsellere ev sahipliği yapıyordu. çünkü mekan hem büyüktü hem de üye olunması diğer kulüplere göre daha ucuzdu.
üyeler arasında giriş ücretini hırsızlık yaparak çıkartan müdavimler de vardı.
ve işin aslı bu bar bakımsızdı. müdavimler ise bu barlara bağımlıydı. bu barlar olmasa varlıklarını sürdüremeyeceklerinin farkındaydılar.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
verilen rüşvetler sayesinde bara baskın yapılacağı zaman yozlaşmış polisler haber uçururdu ve bardaki yasadışı içkiler saklanırdı.

fakat isyana sebep olan baskından önce haber uçurulmamıştı. hem de bu baskından birkaç gün önce baskın yapılmasına rağmen.
sanki hazırlıksız yakalamak amacındalarmış gibi...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
isyan sürecine gelene kadar toplumsal meselelerde çok kereler gördüğümüz üzere ötekileştirilmiş bir kesimle karşı karşıyayız. içinde oldukları topluma karşı yabancı hissettirebilecek çok şeyler yapılmış.

böyle bir ortamda amerika'nın tarihindeki savaşma, mücadele etme, özgürlük ve bireysellik gibi amerika'yı amerika yapan şeyler göz önüne alındığında eşcinsellerin haklarını arama noktasında gösterdikleri cüretkar tavır daha iyi anlaşılabilir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sonrasında olaylar gelişiyor ve polis barı basıyor. tarih 28 haziran 1969.
tutuklamalar, polis ve göstericiler arasında çıkan çatışmalar...
ve isyan yayılıyor...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
üzerinden bir yıl geçmesiyle 28 haziran 1970 günü ilk onur yürüyüşü gerçekleşiyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
slogan ise şöyledir: yüksek sesle söyle, eşcinsel onur duyar!

2016 yılında obama isyanın geliştiği bölgeyi ulusal anıt ilan etti ve eşcinsel harekete destek verdi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaynaklar için buradan, buradan ve buradan.
devamını gör...

z kuşağının başlangıcı olarak görülen 2000'lilerin üzerinde büyük bir yük ve sorumluluk olduğunu düşünüyorum. sonuçta daha özgür yetişen, teknolojiyle diğer kuşaklara göre daha erken tanışan bir nesil ve birçok şeyin farkındalar. hayalleri daha büyük ve daha özgüvenliler fakat bu diğer kuşaklar için nedense kendini bilmezlik ve açgözlülük olarak algılanıyor. o ünlü "iş beğenmiyorlar" sözü bunlardan biri mesela.

ayrıca bu nesil teknoloji imkânlarını kullanarak kamuoyu oluşturmada tam bir usta. haksızlığa diğer kuşaklardan daha çok ses çıkarttıklarını düşünüyorum. "susup oturalım" ya da "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışı barındırmıyorlar.

iyi özelliklerinin yanında elbet olumsuz özellikleri de var. sonuçta z kuşağı dediğimiz 2000 ve sonrasını kapsıyor. 2006'da da 2016'da da doğan z kuşağı oluyor. küçücük çocukların bu kadar internetle içli dışlı olması, tüm gününü telefon, bilgisayar başında geçirmesi, siber zorbalık yapması veya siber zorbalığa uğraması örnek olarak gösterilebilir. fakat bunu eleştirmeden önce z kuşağı öncesinde doğan aileleri de biraz eleştirmek gerekli. sonuçta günümüzün getirisi internet ve bu süreyi ayarlamak ailelere düşüyor. küçücük çocuk sırf biraz ses yapıyor diye eline telefon veya tablet vermek ve sonra bağımlısı olduğu için eleştirmek bana hiç adil bir davranış olarak gelmiyor. hem devir berbat bir devir. dışarıda oynasın deseniz her zaman gözünüzü çocuğunuzdan ayırmamanız gerekiyor. tamam bu çocuklar telefondan başını kaldırmıyor da, onlara başlarını kaldırıp çevreyi keşfedebilecekleri güzel bir dünya bırakmadınız ki.
devamını gör...

ne alternatif yolu? utanılacak bir şey mi de alternatif yol arıyorsunuz?
bütün çileyi çeken çeksin, ama söylemeye gelince regl oldum demeye alternatif yol aransın? kusura bakmayın ama hiçbir kadın sırf başkasının kulağına kaba gelmemesi için 'regl mi desem adet mi desem yoksa özel gün deyip geçsem mi' diye düşünmek zorunda değil.
devamını gör...

sorsanız hepsi zeki kadın sever. fakat gerçek şu ki yönetemeyeceği, yanında ezileceği kadını hiçbir erkek istemez. zeka, egonun altında eziliyor.
devamını gör...

gömüldüğümüzde toprağa karışıyoruz, yakılırsak da havaya karışıyoruz. farklı formlara dönüşüyoruz iki şekilde de. onun için ikisinin de bir farkı yok benim açımdan...
devamını gör...

sözlüğe ilk geldiğim zamanlardan bu yana tanımlarını çok sevdiğim bir yazar. maalesef uzun süredir profilini baştan sona inceleme fırsatı bulamıyordum. bugün profiline girdim ve unvanının "mesen" olduğunu gördüm. ne çok yakışmış. hatta burada gördüğüm en uyumlu yazar-unvan eşleşmesi diyebilirim. sanatı, sanatçıyı en güzel şekilde destekliyor. anlayarak ve anlatarak.
devamını gör...

az önce oldum, herkese benden çay!
şakir'e yok!
devamını gör...

katil olmak işten değil rahatsızlığı.
en yakını bile olsa dayanamıyor insan.

ya sadece sus, biraz izin diyorsun hâlâ "ne var bunda" türü muhabbet!!!!
devamını gör...

kedi sahibi yazarların ya da sokaklardaki kedicanları beslemeyi sevenlerin deneyip, kedilerin memnun kaldığını ve iştahla yediğini gördüğü mama markalarının tavsiye edilebileceği başlık.

hayvansever yardımlaşması güzel. pamuk eller klavyeye.

not: mamaları kendiniz yiyip memnun kalıyorsanız bu bilgiyi kendinize saklayabilirsiniz tabii.

***
ironika ukdesidir.
devamını gör...

biriyle konuşmaya kadın/erkek diye ayrım yapmadan nezaket kuralları çerçevesinde başlarsanız ne çekinmenize gerek kalır ne de bir insan tarafından terslenilmekten/atar yapılmasından/ağzınızın payının verilmesinden korkarsınız.*
devamını gör...

güney amerika'nın akciğerleri. yanlış hatırlamıyorsam 8 veya 9 ülkeye dağılmış durumda. manaus şehrinde (brezilya) güzel turlar düzenleniyor. ne yazık ki öyle ne güzel ormanmış burası girip bir bakınayım diyip içeri girmek çok mümkün değil zaten kaçakçılık için ideal bir nokta olduğundan sıkı önlemler alınıyor. peru'nun sınırları içerisinde olan kısmı ayrı olarak peru başlığında aktaracağım ama manaus turlarından biraz bahsedeyim. uçakla seyahat edildikten sonra şehrin sınırlarına ulaşmak için araba kiralayıp gece uzun bir sürüş yapmak zorunda kalınıyor, çok rahat olduğunu söyleyemem. aşırı nem mevcut ama şehrin sınırları içerisine girince capcanlı bir şehir karşılıyor insanı. bir çok bölgede turları inceleyip rehberlerle konuşup anlaşabiliyorsunuz genelde çok uygun fiyatlara turlar bulmak mümkün oluyor. 2014 yılında ortalama 30 dolara turlar düzenleniyordu şu an biraz artmış olabilir ama tatmin edici bir tur için en kötü 60 dolar kenara ayırmak gerek diye düşünüyorum. turlar günü birlik veya 4-5 günlük olabiliyor. öyle gidip şuraya da çadır kurup kamp yapayım diyemiyorsunuz, genelde tur şirketinin özel olarak orman içinde kiraladığı otantik evlerde kalıyorsunuz geceleri ama çok rahat olduğunu da söylemek yanlış olur. gece boyunca sinekler vücudunuzda ısırılmadık yer bırakmıyor zaten nemden uyuyamadığınız gibi kaşıntı ve yanma hissinden dolayı da delirecek gibi oluyorsunuz. yılan, böcek, sinek sevmeyen insanlar için felaket gibi olabilir ama yok benim ruhumda bir indiana jones yatıyor diyorsanız aşırı keyif alırsınız. güzergahın dışına çıkmak çok önerilmiyor, zemin çoğu bölgede bambaşka bir duruma gelebiliyor çünkü. her gördüğünüz parlak canlı ve meyve gibi görünen şeyi de ağzınıza atmayın diye uyarabiliyorlar.* çok farklı hayvan ve bitki türleri ile karşılaşıyor insan. derinlere ilerledikçe işin tüm yapaylığı kayboluyor ve insan kendini insanlık tarihinden bile eski bir canlının ağzının içinde gibi hissediyor; nemli ve her an parçalara ayrılacak gibi. ne kadar belirli sınırlar içerisinde profesyoneller aracılığı ile tur yapılıyor olursa olsun sağlık ve can tehlikeniz oluyor. bunları göze aldıktan sonra biraz sinek biraz balçık ve biraz korku çok önemli değil açıkçası.

edit: imla
devamını gör...

başlığı komik bulup tıkladım, tanımlar daha da keyiflendirdi.
devamını gör...

gayet doğru bir istatistiktir zira şu türkiye'de değil memnun olmak öpüp de başına koyanlar vardır bir işi olduğu için
devamını gör...

(bkz: istanbul trafiği)
(bkz: kırmızı oda)
(bkz: masumlar apartmanı)
(bkz: instagram)
(bkz: facebook)
cahillerle sohbet etme, kibirlilerle hemhal olma, yobazlarla din muhabbeti, partizanlarla siyaset, eş ile inatlaşma. bunlar insanın ömrünü yer yiyip bitirir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim