genelde sadece bir sohbet başlatmak için kibarlıktan sorulan, çoğunlukla sorudan çok bir selamlama görevi gören sorudur. cevabı da genelde aynı olur: "iyiyim, sen nasılsın?"
herkes aslında farkındadır bu sorunun yüzeysel, cevabının da daha da yüzeysel olduğunun. ama sonuçta insanoğlu, sosyal bir varlık. bir şekilde karşımızdakiyle iletişime geçmek istiyoruz, birinin nasıl olduğunu sormak da bunun en kolay yollarından biri.
aynı zamanda, çok nadiren de olsa, gerçekten hislerinizi öğrenmek isteyen bir kişinin sorduğu ve sizin yüreğinizi titreten bir sorudur. o anlarda eğer moralinizi bozuksa ya kendinize hakim olamayıp içinizi dökersiniz *, bazen de hislerinize hakim olup bir şekilde geçiştirirsiniz.
günün sonunda, sorulma amacı ne olursa olsun, duyması iyi gelendir.
devamını gör...

"bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
ne o, ne o, ne o.
deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla."

(bkz: nazım hikmet ran)

denizi ayrı, maviyi ayrı, marikaki'yi apayrı seviyorum; kendisi gibi güzel bir tema seçmiş yine, pazarı güzel kılan tek şey olduğunu söylemiş miydim daha önce?
devamını gör...

cinsiyetsiz tuvalet isteminden sonra aklıma gelen istek.

şimdi efendim diyebilirsiniz ki kafeler var. arkadaşlar kafe demiyorum, kahvehane diyorum. kafeler ciks yerler. ben mahmut abinin 1.5 liralık çayının olduğu, masalarının bordo veya yeşil kadife masa örtüsü ile kaplandığı kahvehanelerden bahsediyorum. sanırım tuvalete gelene kadar başka problemlerimiz var.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hala tv2 de 23.45 yayinlanmakta olan dizi. türklerin yaptığı en iyi yapımlardan biridir. çoğu zaman oturup izlerim. bütün bölümlerini izlemiş olmama rağmen kendini izlettiren başarılı bir dizi.
devamını gör...

başlık açacak konu bulamıyorum ve açanlara hayretle bakıyorum. açılanlara tanım girmek daha basit geliyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1972 yılında çevrilmiş süreyya duru'nun yönettiği erdoğan tünaş'ın senaryosunu yazdığı başrollerde cüneyt arkın, müşerref tezcan, bora ayanoğlu, süleyman turan ,bilal inci ve kayhan yıldızoğlu oynamaktadır. filmin konusuna gelince :
murat(cüneyt arkın), lale(müşerref tezcan), kemal(bora ayanoğlu) ve necdet(süleyman turan) çocukluk arkadaşıdırlar. yıllara boyunca birbirilerinden hiç kopmazlar. murat’ın babası yoksul ve alkolik bir balıkçıdır(bilal inci). lale ise zengin bir ailenin tek evladıdır. ikili evlenmek istediklerini ailelerine söyler. ancak lale’nin babası (kayhan yıldızoğlu) bu evliliğe karşı çıkar. bunun üzerine murat, necdetin çalıştığı bir sirkte ayı gibi bir adamla kavga ederek ünlü bir boks menajerinin dikkatini çekerek ünlü bir boksör olur. lale'nin babasının öldrülmesi suçu üzerine kalınca almanya'ya kaçarak bir fabrikaya işçi olarak girer. ama orada da belalar başını bırakmayacaktır italyanlar ile türklerin arasında olan çekişme bir boks maçına uzayacaktır fakat sonunda esas katil bulununca herşey mutlu sonla bitecektir. filmde bilal inci'nin oyunculuğuna ayrı bir parantez açmak gerekir iyi rolde görmek şaşırtsa da mükemmel oynamıştır. filmin komedi yükünü mimikleri ile süleyman turan sırtlamıştır.
devamını gör...

bu hafta tatlı bir sürprizle canım nükleerimle katıldığım yayın*
yine cigerimizi bırakıyoruz buralara. şarkılar türküler şahane! biz yan yana.. var olunuz.*
devamını gör...

sessiz bir ortam demiyorum tabiki de , en sağlıklı olanı ne çok gürültülü ne de çok sessiz olacak bir ortam da dikkat dağınıklığı engellenir.
devamını gör...

"okul bitince ne yapacaksın?"
devamını gör...

(bkz: banka)
not: üstteki yazar şaşırtmadı.
devamını gör...

yedi ölümcül günahtan bir tanesi. kişisel cinsel ihtiyaçlara yönelik isteklerin tamamına şehvet denir. şehvet bir duygudan çok cinsel isteklerin genellemesine verilen bir addır. başa çıkmak bir erdemlik gerektirir
devamını gör...

kalp kalbe karşı'lık durumu. senin zihninden geçen şeyin onun dudaklarında can bulmasının verdiği dehşet, aynı anda aynı cümleleri kurma problemi ve bir yerden sonra gelen kendi kendinle konuşuyormuşsun hissi
devamını gör...

merhabalar sevgili yazarlar.

şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.

asya kıtası'nda orta asya çevresinde; avrupa kıtası'nda ise büyük macaristan ovası olarak bilinen bölgede devlet kurmuş olan avarlar, çinliler tarafından juan-juan olarak bilinirler.

avarlar, hem asya kıtasında hem de avrupa kıtasında devlet kurmuşlardır.

4. yüzyılın sonlarına doğru orta asya'da bir devlet kurmuşlar ancak bu devlet 552 yılında göktürkler tarafından yıkılmıştır.

devletleri yıkılan avarlar'ın büyük bir kısmı batıya göç etmişler ve karadeniz'in kuzeyinden orta avrupa'ya gelmişler ve burada ''büyük macaristan ovası'' olarak bilinen bölgede devlet kurmuşlardır. iki kıtada devlet kurma mevzusu budur.

avrupa kıtası'nda kurdukları devlet de frank saldırıları sonucunda yıkılmıştır.

üzengiyi avrupa kıtasına taşıyan türk devletidir.

istanbul'u ilk kez kuşatan türk devleti olan avarlar, toplamda iki kez istanbul'u kuşatmışlardır ancak bu kuşatmalarında başarılı olamamışlardır.

hristiyan olan ilk türk devleti avarlardır.

rusları ve slavları teşkilatlanma ve ordu alanlarında etkilemişlerdir.
devamını gör...

sevgili sınıf arkadaşım fiona,

yine başladı yüz yüze eğitim hayatımız.görüyorum yaz tatili ve uzaktan eğitim dönemi senin için güzel geçmemiş. insani ve bencil bir davranış sergileyerek önce senin yaşadıklarını sormayarak kendi yaşadıklarımı anlatarak başlayacağım yazıma. aslında bunu kompozisyon ödevi olarak yazmıştım. biliyorsun öğretmen yazın ne yaptığımızı yazmamızı isterdi hep.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

annemlerin köyüne gitmiştik. arkadaşlarımla derede fazla yüzdük diye sanırım derenin debisi taştı. her yeri bir sel aldı. köyün ileri gelen sakallıları bizim suçlu olmadığımızı asıl suçlunun münafık zındıklar olduğunu söyledi.hatta 99 depremi dedikleri bir şey var onunda bu zındıklar yüzünden olduğunu söylediler.kimisi canını kimisi malını kurtarmaya çalıştığı için söylenenlere pek kulak asmadı köy ahalisi. kurtarma operasyonları falan derken köy yaşanılmaz bir duruma geldi. biz de babamların köyüne gitmeye karar verdik. babamların köyü de o kadar sıcaktı ki herkes cehennem gibi diyordu. cehennemin nasıl bir yer olduğunu nasıl biliyorlar anlayamıyorum biz niye bilmiyoruz diyebiliyorum sadece. sanırım "dante" ya da "beatrice" ile akrabalıkları var. aksi durumda zebanilerle bir bağları olduğunu düşüneceğim. cennet sanırım bu kadar sıcak bir yer değil.neyse diyorum. kısacası anlamadığım ve bilmediğim şeyleri konuşuyorlar hep. ben bu düşünceleri çözümlemeye çalışırken burnuma yanık kokusu geldi. bizim köyün çevresindeki ormanlar yanmaya başladı. öyle bir hızla büyüdü ki yangın köyü de kül etti. daha sonra öğrendik ki yangını bizim 10 yaşında iki arkadaşımız çıkarmış. ilginç. bu arada sen iki defa test yaptırdın mı bak artık okula da almayacaklar diyor annem aşı olmazsak ya da test yaptırmazsak. böyle karışık şeyler oldu benim yaz tatilimde. şimdi geleyim senin yazdıklarına.

bu yazına cevap verirken çok sevdiğim yazılara ve önerilere sahip bir abimden yardım alacağımı bilmeni istiyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

değerli nickaltı yazarım,

"sen hayırdır kızım" demek istiyorum. gördüğüm kadarıyla duygusal depremler yaşamışsın. bunların sonucunda oluşan tsunamilerin etkisiyle tüm hayallerin sular altında kalmış gibi görünüyor. sen en iyisi bu suların geri çekilmesini bekle ve zararın büyüklüğünü ölç. fakat bunları yaparken üzülme çünkü bu tarz şeylere üzülmek için hiç vaktin yok. bilindiği üzere yolun yarısını geçmiş bulunuyorsun cahit sıtkı tarancı'nın yazdığı gibi. zaman öyle acımasız ki senin duygularını ve yaşadıklarını önemsemez ve seni beklemez. arkasına bakmadan ilerlemeye devam eder. geçmişe dönüp bakmaya çalışırsan ya da olup bitenleri yorumlamak için duraksarsan koşuda tavşandan fark yemiş tosbağa gibi kalakalırsın zamanın peşinde. sen o tavşanı yakalayabileceğini düşünüyorsan eğer hikayede ki gibi sana bir gerçekliği hatırlatmak isterim. "hayat hikayelerdeki gibi değildir her zaman mutlu son ile bitmez." aslında mutlu son kavramı da göreceli bir kavram ya neyse çokta karıştırmamak lazım kek harcı misali.


aslında küslük dönemleri kendini bulmanı sağlar yaşın kaç olursa olsun. ruhun kendini tekrardan şarj eder bu durgunluk dönemlerinde. unutma depresyonun en güzel yanı çok harika bir şekilde dinlenebilmendir. bu sözü harry abimiz söylemiştir. ilgilenenler için
when harry met sally... ( 1989) buradan

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

oğlunun durumuna çok üzüldüm. umarım şimdi daha iyidir. sağlık durumu ile ilgili iletilerini de ilgi ile takip ediyorum bilgine sunulur.

esen kalın efendim.
devamını gör...

sertab erener'in 1999 yılında columbia şirketinden çıkan sertab erener isimli albümündeki parçalardan bir tanesi.

sözler aysel gürel imzası taşırken müzik ise sanırsam fuat güner'e aittir.

şarkı biten bir aşk macerasının ardından "acımadı ki, acımadı ki," diye çirkinleşen bir kadının, aslında erkeğin arkasında aslında ağıt yakıyor olmasını anlatıyor. (cinsiyet yüklemelerim söz yazarı ve icracının kadın olmasından kaynaklanmaktadır.)

sözleri yorumlayalım;

önce resimleri duvardan kaldırdım.

somut nesnelerin yer değiştirtilmesi gibi türkçe şarkılarda az rastlanan bir olayla başlıyor şarkı.

kadının yaşadığı evde erkekle birlikteliklerine ait olduğunu düşündüğüm fotoğraflar var.

çay içtiğin bardağı, rafa sakladım.

demek ki adam evde bir bardağını bırakmış ya da mevcut olan bir bardağı kullanmaya alışacak kadar bu eve gelmiş ve çay içmiş. şarkının adını tam bu noktada bir daha okuyun.

giydiğin ne varsa, bir bir katladım.

demek adam kıyafetlerini kadının evinde bırakabiliyor.

bir damla yaş düştü, (ı ıh) çok ağlamadım.

parantez içindeki nidayı ben ekledim ama tam o duyguyu veriyor. yani kadınımız ingiltere milli futbol takımı karşısında türkiye ayaklarına yatmış. yenildik ama ezilmedik edebiyatı.

kokun uçtu gitti, açık camlardan

adamın yoğun bir koku problemi olduğunu düşünmek istiyorum. baksanıza eve sinmiş koku, günlerce havalandırınca falan çıkıp gidiyor. ayrılık nedeni bu olabilir mi acaba?

sevdiğin şarkıyı hiç söylemedim.

demek ki daha önce adamın sevdiği şarkıyı romantik anlarda adama söyledin.

şarkı buraya kadar oldukça somut. bardak, kıyafet, duvarda asılı fotoğraf, buzdolabında birlikte gidilmiş şehre ait magnet falan... seviyorum gerçek nesnelerin şarkıda şiirde yer almasını. olay gözümde canlanıyor.

şimdi soyutlaşıyoruz.

korkmuyorum sensin akşamlardan

yanında erkeği olmayan gecelerden korkacak kadar alışılmış bir ilişki bu. yoksa kadın "koruma" (bkz: bodyguard) filmini izlemiş, erkeği koruması falan sanıyor olacak değil. doksanların sonunda yazıldığı için şarkı oldukça muhtemel de aslında haaa!

sevdiğimi unut

özleyemedim

daha yeni ayrılmışlar, özleyememiş bile. koku ancak çıkmış evden ama özleyecek zaman olmamış. aksi halde, yani özleyecek kadar bir süre geçtiyse adamın koku problemi sandığımdan daha büyük olabilir.

seeeeeen, haylaz rüzgarlar önünde şimdiiii

sen'e büyük vurgu yapıyor. adama yakarış başladı. haylaz rüzgar nedir hiç anlamadım. tarkan'ın şeytan azapta şarkısındaki rüzgarla aynı rüzgarsa o baya sapık bir rüzgardı.

sevdanın yükünü, attım omuzumdan

baya baya dert olmuş büyük bir aşk bu. ilişki kolayca çözülebilecek sorunlara çare bulunmamasından, boş vermişlik ya da ego savaşından işkenceye dönmüş. ancak adı hala sevda. kara sevda diye övmeyin, bildiğin zehirli bir ilişki olmuş artık bunlarınki. adamın koku da zehirli olabilir. oraya gönderme var gibi. ayaklarının koktuğuna bahse girebilirim.

seeeeeeen, sandığım şey belki benim yüreğimdi.

ah aşık veysel ah... senin suçun değil tabii bu "güzelliğin on par etmez bu bendeki aşk olmasa" kafasının her ortamda kullanılması. kadın yana yakına "seeeeen" diyor ama aslında seni değil, "gönlümdeki seni sevdim"e getirmeye çalışıyor. tamam adam kokuyor olabilir ama hiç mi yok bir iyi yanı, zamanında sevdiğin falan? neden şimdi adamı hiç sayıyorsun da her şeyi o kendi güzel gönlüne, tıkalı burnuna şey ediyorsun?

iyi ki dönmüşüm, yolun başından??????

kokulu, çaylı, şarkılı sözlü belli ki biraz da seksli falan bir olay yaşanmış, sevda demişsin. bitti ya, yolun başı. la bu yolun sonu baya nereden başı? kendi kuyruğunu yiyen bir yılan mı sizin ilişki? bir de yani ayrılan benim vurgusu neden? nasıl bir kuyruk acısı bu? belli ki aklın kamış elemanda ama yiğitliğe bok sürdürmemek için iyi ki dönmüşüm falan diyorsun. geç ablacım bunları, ilişkinizi adamın kokusu zehirlemediyse senin bu kuyruğu dik tutma çabaların zehirledi. sanmıyorum ama hayatta başarılar...

şarkının devamında bu sözler tekrar ediliyor. müzik falan biraz daha hareketlendi, sonuna doğru güzel bir elektro gitar solo var.

bu aynı sözleri tekrar etmeyi de hiç anlamıyorum. aynı şeyleri dinlemeyi çok seviyorsak, şarkıyı iki kere dinleriz. ha daha hareketli kısmı da olsun istediysen farklı düzenleme falan, ayrı şarkı yap. ben mesela ilk kısmı seviyorum ama ikinci kısım elektro gitar solosuna kadar çekilmiyor.

bir de şarkının son sorunu, bitmiyor. sertab sürekli "seeeeeen" diye bağırıyor. ooooffffff yolun başında diyor. yol mu kaldı ablacım? yoldan da bıhtık senden de. sal bizi.

gittim.
devamını gör...

"kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi yakup"
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu yazıda dario moreno, enrico macias ve izmir'in tarihi asansör'ünden bahsediliyor. asansör'e giden sokağa dario moreno sokağı denmiş. ayrıca sokağın başında dario moreno ve enrico macias'ın büstleri bulunuyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim