kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
birinin bunu yapması lazımdı.*
devamını gör...

kızılderili kültüründe dev bir deniz canavarıdır.

devasa cüssesi ve korkutucu saldırganlığı ile doğal hiçbir düşmanı olamadığı ve diğer bütün dev canavarlar ondan korkuttuğu ve çekindiği için dev bir tufan sonrası bütün dev yaratıklar kuzeye gidip donarak öldükleri halde hayata kalan canavardır.

bu zorunlu göçten sonra denizin içinde yaşamaya devam eden mooshekinnebik bu denizin kenarında yaşayıp balıkçılık ile geçinen kızılderililere musallat olur. yaşamlarını denizden sağlayan, balıkçılıkla hayatta kalan kızılderililere hayatı zindan eder.

aynı zamanda amfibik bir canlı da olduğu için ara ara karaya çıkıp zavallı geyikleri mideye indiren mooshekinnebik bir gün deniz kenarında oynayan çocukları yeme gafletinde bulunur. bunun üzerine de nanahboozho konuya dahil olur.

nanahboozho canavarla zekici savaşır. canavarın midesine giren yarı tanrı içeride oturup ölümü bekleyen diğer hayvanları ayaklandırır, mooshekinnebik‘i içeriden rahatsız eder ve sonra da onu kolayca öldürür. daha sonra canavarın içinde hapis kalmış olan arkadaşlarını da kurtarır. o zamandan beri kızılderililer denizlerde daha rahat yolculuk yapmakta ve avlanmaktadır.
devamını gör...

(bkz: the matrix isn't real)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kyk yurtlarında yangın merdiveni sohbetleri dönerdi. çeşit çeşit insanla tanışır, tecrübeler dertler dinlerdim. cigara ve angara soğuğu ile acayip tatlı idi be..
devamını gör...

bu gece uzun olacak.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tüm hayali tımarhane işletmek olan insanları üzmeyin.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öncelikle kimse yapmadan geyiği yapayım : (bkz: lost çok bozdu)

şimdi öncelikle bu dizi bir mihenk taşı. son sezonlara doğru ipin ucu kaçsa ve bazı bağlantılar kurulamadan final yapsa bile, süreç ve o süreçteki akış süperdi. ben isterdim ki olayı mitolojik veya dini bişeye bağlasınlar ama olmadı napalım.

yayınlandığı dönemde dünyada yarattığı çılgınlığı yaratabilen dizi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. kaldı ki o dönemde netflix, hbo falan yoktu dijital ortamda. anca download edip ya da dvd lerini kopyalatıp izliyordu tüm dünya.

see ya in another life bro!
devamını gör...

insan 24 yaşına kadar kendini bile bulamıyor...
benim için öyle oldu diyebilirim.
15 yaşındayken şeriatçı, ümmetci bir medreseliydim.
17 yaşındayken atatürkçü modernist islamcı bir üniversiteliydim.
20 yaşındayken türkçü, atatürkçü muhafazakar bir modernist islamcıydım.
23 yaşındayken deist, atatürkçü ve ırkçılıktan ârî olan bir vatanseverdim.
24 yaşındayken atatürkçü, ignostik, ırkçılıktan kurtulmuş bir vatansevere dönüştüm.
aradan geçen 10 yılda bambaşka biri oldum. 15 yaşında ışidciyle evlensem bu doğru bir karar olur muydu?
bırakın insanlar kendilerini arayıp bulsun.
devamını gör...

biraz yanlış anlaşıldığını düşündüğüm "sorun".

örnekteki robotun kodunu mutlaka sadece herhangi bir ya da birkaç işi yapması üzerine yazarsanız, o robot özgür olmaz. fakat robota sonsuza yakın sayıda çeşitli kodlar yükleyip, o kodların yönlendirmelerinden herhangi birini kendi isteğiyle seçmesi için onu serbest bırakırsanız ilk durumdan farklı bir sonuç olur bu.

yaratıcının bir şeyi önceden bilmesi, sizin onu seçmenizi yaratıcının size dayatması anlamına gelmez.

bunu, belki bire bir karşılayan bir örnek değil ama, şöyle düşünebilirsiniz; kötü kalpli birini tanıyorsunuz. onu sürekli uyarıyorsunuz. bir gün yine çok önemli bir konuda kendisine iyiliği seçmesi uyarısında bulunuyorsunuz ama o kötülüğü seçiyor yine ve sizin aklınıza gelen ilk cümle "böyle yapacağını biliyordum zaten." oluyor. sizin herhangi bir etkiniz olmadı o insanın seçiminde. o kendi fıtratında bulunanlardan, yani iyi ve kötüden birini tercih etti bir kez daha, kendi isteğiyle. dolayısıyla sizin önceden onun kötüyü seçeceğini tahmin etmeniz (ya da bahsi geçen tartışma konusunda yaratıcının bilmesi), onu yönlendirdiğiniz ve o kişinin özgür iradesi olmadığı anlamına gelmiyor. iyiliği de seçebilirdi ama seçmedi.

***

kaza ve kader konusu ile bu özgür irade meselesi biraz karışıyor anladığım kadarıyla kafalarda. biz ve dünya yaratılırken belirli olan şeyler vardır. mesela bir gökdelenden yere çakılırsanız ölürsünüz. fizik kanunları bellidir çünkü. siz buna aykırı bir iş yapamazsınız. gökdelenden atlayıp "hiçbir aparatım olmaksızın havada kalacağım." diyemezsiniz. bunun sonu bellidir çünkü. kaza ve kader bu türden, önceden belirlenmiş net durumlardır.

özgür irade denilen şey, sizin doğal halinizle, uçmanıza yarayacak herhangi bir aletiniz olmadan oradan atlayıp atlamamak konusunda vereceğiniz karardır. kader ise atlamayı ya da atlamamayı seçtiğinizde başınıza gelecek olandır. yani biri süreçken diğeri sonuçtur gibi düşünebilirsiniz.

yine iyi ve kötü üzerinden örnek vereyim. bir adam var. mafyaya girmek gibi bir seçeneği var. bu adam mafyaya falan karışmadan hayatını yaşadığında mesela torunlarıyla, çocuklarıyla mutlu yaşayıp yatağında huzurla ölecek diyelim. fakat mafyaya katılmayı seçiyor ve bir gün bir infaz sonucu öldürülüyor. iyiyi seçmeyip mafyaya katılması onun özgür iradesi ile verdiği bir kararken, huzurla değil cinayetle öldürülmesi de yaptığı seçimi yüzünden yaşadığı kaderidir.

çok uzattım lafı. aklımdakileri anlatabildiğimi umuyorum.
devamını gör...

benden uzak olmasını istediğim duygudur. kalbimi fazla yoruyor dostlar. dedigim gibi aşk varsa vuslat yoktur. bile bile lades aslında bizimkisi. cehenneme gidecegini bilerek yaşamak, yasamayi da sevmek gibi. dikkatli olun dostlar. fazlası ,ölümcül bir zehir olabilir. benden söylemesi.

benden uzak durması dileğiyle.
devamını gör...

1938 yılından beri ağlıyorum.
devamını gör...

sunset görünümü ne olursa olsun başkadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dean deblois'in yönettiği, dreamworks animasyon stüdyosunda animasyonları yaptığı 2019 yapımı filmdir. üçüncü ve son olan film, dişsizin eşini bulduğu ama arkasından da berk'i, yaşadıkları yeri ve dişsizi tehdit eden bir avcı ile savaşlarını konu alan bir film.

ilk iki filmini izlediğim animasyon filmini aslında üçüncü devam filmini izlemedigimi fark edip boş bir zamanımda kafa dağıtmak için açıp izlemeye başladım. açıkçası filmde hıçkıdığın karakter gelişiminin, babası olmadan işleri nasıl ilerletmeye çalıştığına şahit oluyoruz ve hıçkıdığın ejderhaları yaşadığı yerin, berk'e toplayıp nasil baş ettiğine de. bu filmin aşırı tatlı bir tarafı var. bizim küçük (!) ejderhamız olan dişsizin ,aşık olması, şapşal şapşal hareket etmesi ve kendi yeteneklerini fark etmesi yüzünüze tatlı bir gülümseme bırakıyor. her animasyon filminin bir baş kötüsü olur tabikide. o karakterimiz bizim nadir türde olan ejderhamızı öldürmek istiyor.
-spoiler-


benim filme genel yorumum ise bazı yerlerde mantık hatası vardı normalde bu tür filmlerde mantık aramam ama burada bariz bağıran hatalar vardı. onun dışında dişsizin çocukları olması, en son kısımda da hıçkıdığın büyümüş çoluk çocuğa karışması ve yollarının yine dişsizle kesişmesi aşırı tatlı ve duygusal bir sahne olması yanında duygulandırdı da. ama aklıma şu soru da gelmedi değil neden daha önce karşılaşmadılar, hıçkıdığın düğününe neden gelmedi? bence çok güzel bir "sağdıç" olurdu*. temposu düşük bir film olduğuna değinmeden de geçemem üzgünüm.bu sorunları da yine dediğim gibi mantık hatalarına bağlıyorum resmen baş karakter kazansın diye bizim kötümüz baya uğraştı yani. ufak bir after credit sahne görmeyi beklerdim*))).
puanım 7/10
devamını gör...

fi, çi, pi..
devamını gör...

ölmek mi daha zor ölmekten kaçmak mı ?
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...

bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:

“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"


kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
devamını gör...

ölen genç ise eski eşi bile çok ağlıyor onu biliyorum.
ölüm çok acı bir şey.
iyi bakın kendinize.
hasta olunca ilaç kullanın, psikolojiyi sağlam tutun, güzel beslenin.
devamını gör...

kendimi kaba etimden kesme acısı. ışın kılıcım belimdeyken işediğim sırada yanlışlıkla açılmıştı. sonrası malum.
devamını gör...

bir jane campion filmidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yönetmenin susanna moore’un bir kitabından uyarlayarak senaryolaştırdığı film bence büyük oranda başarısız bir filmdir. hatta böyle bir filmden sonra the power of the dog gibi yeni bir roman uyarlaması yapmak büyük cesaret örneğidir. demek ki galibiyetler mağlubiyetlerden alınan derslerle geliyor.

filmin başrollerinde romantik komedi filmlerini bir dönem julia roberts’la domine eden ve çok iyi filmlerde oynamış olan ve de benim bir dönem çok hayran olduğum meg ryan ile kendine çizgi roman batağına saplamış gibi görünen ve çok yetenekli oyuncu mark ruffalo oynamaktadır.

filmdeki hikaye büyük bir şehirde, dev bir metropolde yalnız başına ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadının cinsellik temelli bir ilişki içine girmesiyle polisiye bir gerilimle karşı karşıya gelmesinin bir olmasını anlatıyor.

filmin buram buram polisiye gerilim kokması yeterli bir anlatım olmaz çünkü bir o kadar da cinsellik var. özellikle de çok cesur bir oral seks sahnesinin çekilmiş olması o zaman için beni çok şaşırtmıştı. film kötü olabilir ama çok cesur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yönetmen koltuğunda alfred hitchcock'un oturduğu, oyuncu kadrosunda cary grant, eva marie saint, james mason gibi 50'ler - 60'ların yıldızları bulunan, 1959 yılında vizyona girmiş, ülkemizde 1962 yılında gizli teşkilat ismiyle yayınlanmış müthiş ötesi bir film.

bu filmin konusuna spoiler vermeden gelecek olur isek, cary grant'ın canlandırdığı roger tornhill isimli, oldukça zengin bir reklamcı, hiç olmaması gereken bir yerde bulunur ve daha da komik olan kısım, başka birinin adı olan georg kaplan diye seslenildiği vakit tarafa doğru bakınca, kendisinin kaplan olduğu sanılır ve kaçırılır.

kaçırıldığı vakit de karşısındaki insanlar onunla pazarlık yapıp her şeyi unutmasını söylerler, sonrası mı? bir şekilde oradan kurtulan sevgili tornhill'in ilk yaptığı şey polise gitmek olur ama bırakın polisi, annesi dahi onun bu anlattıklarına inanmaz. bu işlerin peşini bırakmayan tornhill, hiç olmaması gereken bir yerde işlenen cinayetin de üzerine yıkılması sonucu hem polisten kaçması, hem de onu kaçıran adamlara tekrar yakalanmadan olayları çözmesi gerekmektedir.

senaryo olarak olağanüstü biçimde güzel, oyunculuk olarak cary grant ciddi anlamda yardırmış, eva marie saints ise bakmaya doyulamayacak kadar güzelmiş filmde, izlerken hitchcock filmi izlediğinizi anlıyorsunuz ister istemez.

birçok sahne o döneme oranla çok üst düzey bir performans gösteriyor, "nasıl 1959 yapım bu lan?!" diye soruyorsunuz kendinize.

filmin renkleri olsun, ışıklandırmaları olsun, inanılmaz biçimde sizi içine çekiyor, zekice hazırlanan diyalogların yanında oldukça komedi tadı bırakan diyaloglar da hakim filme, izlerken ciddi anlamda eğlendiğimi fark ettim.

filmin belki de tek kötü kısmı bazı kısımların çok fazla göze batacak derecede birkaç klişe barındırması ama tarihe bakar isek o klişelerin atası olacağı için bunu da görmezden gelmek mümkün.

seviyorum seni hitchcock. bana en güzel filmleri izletmişsin...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim