kahkahayla gülmek
ortam yoktur benim. bu konuda da oldukça dengesizim. ya hiç gülmem ya da patlatıveririm kahkahayı. tutamam da kendimi. uzun süre olan mutsuzluğumu bastırmak ister gibi atarım kahkahaları.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
hakan peker - (şarkı sürpriz olsun)
devamını gör...
geceye bir kemal sunal repliği bırak
yaa, öyle mi, allah allah allaah, bak sen hihihii, vay canınaa, ne diyor bu?
devamını gör...
kaiho
eksikliği hissedilen, artık ulaşılması imkansız olan birine umutsuz bir şekilde özlem duymak anlamına gelen fince sözcük.
devamını gör...
toz şeytanı
dalaz olarak da bilinen, hortum şeklinde ortaya çıkan küçük kum fırtınası.
yerden yukarıya, kendisinden daha soğuk bir hava kütlesine doğru yükselen sıcak hava nedeniyle oluşur. genel olarak toz kaldırması dışında bir zararı yoktur. etrafındaki sıcak havanın olduğu taraflara doğru hareket ettiğinden, karmaşık ve hızlı bir hareketi vardır.

görselin kaynağı
yerden yukarıya, kendisinden daha soğuk bir hava kütlesine doğru yükselen sıcak hava nedeniyle oluşur. genel olarak toz kaldırması dışında bir zararı yoktur. etrafındaki sıcak havanın olduğu taraflara doğru hareket ettiğinden, karmaşık ve hızlı bir hareketi vardır.

görselin kaynağı
devamını gör...
sen de sev ama sevilme
asıl adı "emi" olan yıldız tilbe şarkısıdır.
devamını gör...
kedi burnu
devamını gör...
multipl myelom
kemik iliğinde monoklonal plazma hücre artışı ile karakterize bir hastalıktır.
ortalama görülme yaşı 70 tir ve erkeklerde daha sık görülür.
plazma hücreleri (antikor üreten hücreler) cd38 ve cd138 (+) cd20(-)'tir.
klinikte en sık kemik ağrısı olur. genelde bel ağrısı vardır.
bir diğer bulgu da enfeksiyona yatkınlıktır.
multipl myelom'a bağlı fanconi sendromu görülebilir.
(bkz: fanconi sendromu)
hafif zincir ıg birikimi ile al tipi amiloidoz oluşturur. ancak lenfadenopati ve hepatosplenomegali görülmez.
laboratuvarda monoklonal gamopati vardır.
m proteini düzeyi>3g düzeyi önemlidir.
periferik yaymada rulo formasyonu vardır.sedimentasyon hızı artmıştır.
tedaviside öncelikle otolog kemik iliği nakli(kendi kemik iliğini alıp kemoterapi sonrası tekrar nakletme) yapılır.
başarısızlık durumunda deksametazon,+lenalidomid+bortezomib kombinasyonu denenir.
bu tedavilerde yetmediği durumlarda hedefe yönelik ilaç tedavisi verilebilir.
elotuzumab:cd 319 hedefleyen monoklonal antikor
daratumumab: anti cd38 monoklonal antikor
panobinostat: histon deasetilaz inhibitörü
ortalama görülme yaşı 70 tir ve erkeklerde daha sık görülür.
plazma hücreleri (antikor üreten hücreler) cd38 ve cd138 (+) cd20(-)'tir.
klinikte en sık kemik ağrısı olur. genelde bel ağrısı vardır.
bir diğer bulgu da enfeksiyona yatkınlıktır.
multipl myelom'a bağlı fanconi sendromu görülebilir.
(bkz: fanconi sendromu)
hafif zincir ıg birikimi ile al tipi amiloidoz oluşturur. ancak lenfadenopati ve hepatosplenomegali görülmez.
laboratuvarda monoklonal gamopati vardır.
m proteini düzeyi>3g düzeyi önemlidir.
periferik yaymada rulo formasyonu vardır.sedimentasyon hızı artmıştır.
tedaviside öncelikle otolog kemik iliği nakli(kendi kemik iliğini alıp kemoterapi sonrası tekrar nakletme) yapılır.
başarısızlık durumunda deksametazon,+lenalidomid+bortezomib kombinasyonu denenir.
bu tedavilerde yetmediği durumlarda hedefe yönelik ilaç tedavisi verilebilir.
elotuzumab:cd 319 hedefleyen monoklonal antikor
daratumumab: anti cd38 monoklonal antikor
panobinostat: histon deasetilaz inhibitörü
devamını gör...
jane eyre
charlotte brontenin kaleme aldığı 19.yüzyılda ingiltere de geçen romandır. küçük yaşta yetim kalan jane , yengesi ve 3 çocuğuyla yaşamaya başlar yengesi ile anlaşamayınca yengesi onu katı bir yatılı okula gönderir. çok akıllı ve dik başlı olan jane on yıl orada eğitim görür hayatının baharında olduğunun farkına varınca yeni dünyalara açılmak ister. rochester malikanesinde öğretmen olarak işe başlar orada evin sahibi olan edward rochester'ın bakımında olan kıza hem ablalık hem öğretmenlik yapar. evin gizli efendisi rochester'a aşık olur ama her şey o kadar basit ve kolay değildir onun kapsını çalmayı bekleyen acı silsilesi bekliyordur.
kitabı bitirdiğimde gerçekten çok fazla reşat nuri'nin çalıkuşu romanına benzetmiştim, bir kaç gün sonra filmi olduğunu fark ettim ve izlemeye başladım. ortam çok iyi yapılmış ama oyuncu seçimleri ana karakterler dışında iyi düşünülmüş olduğunu düşünmüyorum eğer kitabını okumadıysanız izlemenizi tavsiye etmiyorum. ana olay örgüsünde geçen olayları geçiştirilmiş ve sonu kitaba göre iyi bağlanmadığını aynı sonu yazmadığını söyleyebilirim
benim kendi yorumum ise kitap gotik akımını yansıtan iyi kaleme alınmış, olay örgüsü sağlam bir kitap. ilahi adalet duygusu ön planda idi. beni etkiledi bir şans vermenizi tavsiye derim.
kitabı bitirdiğimde gerçekten çok fazla reşat nuri'nin çalıkuşu romanına benzetmiştim, bir kaç gün sonra filmi olduğunu fark ettim ve izlemeye başladım. ortam çok iyi yapılmış ama oyuncu seçimleri ana karakterler dışında iyi düşünülmüş olduğunu düşünmüyorum eğer kitabını okumadıysanız izlemenizi tavsiye etmiyorum. ana olay örgüsünde geçen olayları geçiştirilmiş ve sonu kitaba göre iyi bağlanmadığını aynı sonu yazmadığını söyleyebilirim
benim kendi yorumum ise kitap gotik akımını yansıtan iyi kaleme alınmış, olay örgüsü sağlam bir kitap. ilahi adalet duygusu ön planda idi. beni etkiledi bir şans vermenizi tavsiye derim.
devamını gör...
para ile halledilemeyecek şeyler
şerefsizlik ve karaktersizlik bu konuda başı çekmektedir.
devamını gör...
erkeklerin sürekli fotoğraf istemesi
başlığı okurken sağ gözüm atmaya başladı sinirden. atacağım varsa da söyledikçe kaçıyor isteğim. bir de bunun video atsana diyen versiyonu mevcuttur. ayakları vura vura kaçmalık.
devamını gör...
epikriz
hastaya, hastaneye giriş anından çıkış anına kadar konulan tanıların, yapılan tüm işlemlerin yazıldığı rapordur. hasta serviste yatmışsa çıkışında bir örnegi kendisine verilir, diğer örneği dosyasına konulur.
devamını gör...
motokurye terörü
yazar arkadaşın biraz offansive bir şekilde anlattığını düşünsem de hak verdiğim başlık.
özellikle trafikte sağ tarafımı sık sık kontrol eder oldum 4 yıldır. nerden geçecekleri belli olmuyor birine çarpacak mıyım, yoksa gelip o bana mı çarpacak, asfalta çıkartma mı olacak acaba kan parası da öder miyim bir d*l israfı için diye düşünmekten saçlarım dökülür oldu.
özellikle trafikte sağ tarafımı sık sık kontrol eder oldum 4 yıldır. nerden geçecekleri belli olmuyor birine çarpacak mıyım, yoksa gelip o bana mı çarpacak, asfalta çıkartma mı olacak acaba kan parası da öder miyim bir d*l israfı için diye düşünmekten saçlarım dökülür oldu.
devamını gör...
robocop
87 yapımı distopik polis filmi. seversiniz sevmezsiniz ama herhalde dünyada en çok izlenen polis filmi budur, bunu inkar edemezsiniz. paul verhoeven tarafından önce reddedildiği bilinen bir senaryonun kendisi tarafından çekilmiş olması sanıyorum sinema dünyasının başına gelen güzel şeylerden biri olarak anılabilir. döneminin çok ötesinde aksiyon sahneleriyle hatırladığımız kült bir film.
devamını gör...
anarko kapitalizm
izninizle georgi mihayloviç dimitrov'dan az rol çalarak tariflemem gerekirse, anarko kapitalizm; liberalizmin en gerici ve en iflah olmaz nihayet hayalidir. *
esasen anarko kapitalizm, semayenin bütünüyle her türlü ilişkiyi ele aldığı ultra vahşi kapitalizm olarak da tariflenebilir en kısa tarifiyle.
mesela biraz anarko kapitalizmin dünyasını açmamız gerekirse, mesela anarko kapitalizmde hiçbir kamusal hizmet kalmayacaktır. ek olarak bu düzende bütün her şey topyekün özelleşirken elbette emek sarmaye açmazı da burjuvazinin lehine daha da derinleşecektir. fakat anarko kapitalizm, teorik zafiyetleri ve dayanaksızlığı yüzünden pek de uygulanabilir değildir.
yani açıkçası tam olarak bir distopyadan fazlası dedir anarko kapitalizmin egemen olduğu bir dünya.
ayrıca bence teorik olarak klasik anarşizmden, otonomizmden, ekolojik anarşizmdem ya da anarko komünizmden çok daha temel eksiklikleri* bünyesinde barındıran da bir fikriyattır anarko kapitalizm.
bir kere devlet ve kapitalizmin bağını, burjuvazinin bekasının garantörünün devlet aygıtı olduğunu kaçırmaktadır.
sınıf savaşımını kavrayamadıkları için teorik olarak hem çürütülmesi çok basit hem de son derece dayanaksız olan bu fikriyat; devletsiz bir kapitalizmin hayatta kalma koşullarını en kusursuz üretim şeklinin kapitalizm olduğu safsatası * ve tarihin sonu laflarından ötede bir yerle de temellendirememektedir.
fakat bu noktada da vuku bulan teorik yanılgıları ve dayanaksızlıkların hepsini yazmaya kalkarsam entry bitemeyeceği için kısaca şunu söyleyebilirim: kapitalizm doğal kaynakları heba eden, dünyanın küçücük bir azınlığına refah sunarken milyonlara yalnız sömürü, açlık ve sefalet sunan, bilimin, sanatın gelişmesine ket vuran bir talan ve zorbalık düzenidir.
ve milyonların mülksüzleştirildiği bu düzenin kadiri mutlakmışçasına ayakta kalacağını düşünmek tam olarak akıl tutulmasıdır.
sonuç olarak zaten sürdürülemez bir sistem olan kapitalizmin, en büyük kalkanı olan devlet ve onun ikna ve zor aygıtlarının mevcut olmadığı bir dünyada kendiliğinden ayakta kalacağını düşünmek en hafif tarifiyle komik bir iyimserliktir. bundan mütevellit anorko kapitalizm; komik ve yanlışlanması son derece basit bir iyimserliğe sırtını yaslamış, son derece dayanaksız, çelimsiz, şekilsiz ve zayıf bir anlatıdır.
esasen anarko kapitalizm, semayenin bütünüyle her türlü ilişkiyi ele aldığı ultra vahşi kapitalizm olarak da tariflenebilir en kısa tarifiyle.
mesela biraz anarko kapitalizmin dünyasını açmamız gerekirse, mesela anarko kapitalizmde hiçbir kamusal hizmet kalmayacaktır. ek olarak bu düzende bütün her şey topyekün özelleşirken elbette emek sarmaye açmazı da burjuvazinin lehine daha da derinleşecektir. fakat anarko kapitalizm, teorik zafiyetleri ve dayanaksızlığı yüzünden pek de uygulanabilir değildir.
yani açıkçası tam olarak bir distopyadan fazlası dedir anarko kapitalizmin egemen olduğu bir dünya.
ayrıca bence teorik olarak klasik anarşizmden, otonomizmden, ekolojik anarşizmdem ya da anarko komünizmden çok daha temel eksiklikleri* bünyesinde barındıran da bir fikriyattır anarko kapitalizm.
bir kere devlet ve kapitalizmin bağını, burjuvazinin bekasının garantörünün devlet aygıtı olduğunu kaçırmaktadır.
sınıf savaşımını kavrayamadıkları için teorik olarak hem çürütülmesi çok basit hem de son derece dayanaksız olan bu fikriyat; devletsiz bir kapitalizmin hayatta kalma koşullarını en kusursuz üretim şeklinin kapitalizm olduğu safsatası * ve tarihin sonu laflarından ötede bir yerle de temellendirememektedir.
fakat bu noktada da vuku bulan teorik yanılgıları ve dayanaksızlıkların hepsini yazmaya kalkarsam entry bitemeyeceği için kısaca şunu söyleyebilirim: kapitalizm doğal kaynakları heba eden, dünyanın küçücük bir azınlığına refah sunarken milyonlara yalnız sömürü, açlık ve sefalet sunan, bilimin, sanatın gelişmesine ket vuran bir talan ve zorbalık düzenidir.
ve milyonların mülksüzleştirildiği bu düzenin kadiri mutlakmışçasına ayakta kalacağını düşünmek tam olarak akıl tutulmasıdır.
sonuç olarak zaten sürdürülemez bir sistem olan kapitalizmin, en büyük kalkanı olan devlet ve onun ikna ve zor aygıtlarının mevcut olmadığı bir dünyada kendiliğinden ayakta kalacağını düşünmek en hafif tarifiyle komik bir iyimserliktir. bundan mütevellit anorko kapitalizm; komik ve yanlışlanması son derece basit bir iyimserliğe sırtını yaslamış, son derece dayanaksız, çelimsiz, şekilsiz ve zayıf bir anlatıdır.
devamını gör...
tanım beğenme konusunda cimri olmamız
bu ne kasıntı arkadaşlar.* salın bir kendinizi. elinizi korkak alıştırmayın. takip edelim beğenelim birbirimizi. cimriliğin lüzumu yok. mezara mı götüreceğiz bu beğenileri.*
devamını gör...
neden ünlü olduğu bilinmeyen ünlüler
kendisine nedensiz bir sempatim var.
bence kendisi de sevmiyordur nedenleri. halihazırda kendisinin de neden ünlü olduğu belli değil zaten.
bence kendisi de sevmiyordur nedenleri. halihazırda kendisinin de neden ünlü olduğu belli değil zaten.
devamını gör...
düşün ki ahtapotun bunu okuyor
her yere gelmek istiyorsun. ben şimdi seni nasıl pazara götüreyim, abi şuradan iki kadıköy uzatır mısın derken hangi kolunu kullanacağını şaşırırsın ponçik.
devamını gör...
çikolatalı portakallı kek
bugün dünün ışıltısı yok sokaklarda. çatıya düşen yağmur damlalarının pıtırtısı ile gözlerimi aralayınca pazar günlerine has duygusallığımla yine yataktan usulca kalktım.
çocukken de böyleydim, okul günleri erkenden kalkmak konusunda bin bir şikayet edip annemin telkinleri ile birkaç lokma kahvaltıyı zorla ederdim. ama pazar oldu mu o gün aile günü olduğu için erkenden kalkıp tv başında çizgi film izlemeye başlardım. annem mutfakta pazara has bir şeyler hazırlarken babam ve ablam da tv karşısındaki yerini alırdı ve kovboy filmleri saati başlardı. bir yandan kahvaltı edip bir yandan filmle karışık sohbet içinde neşeli saatler geçirirdim.
güneş yok bugün ama baharın izi çokça. kuş cıvıltıları ve böceklerin sesini duyabiliyorum. bir de uyanır uyanmaz tüm camları açıp etrafta dolanabildiğim zamanlar da geldi. kahvemi içerken bir yandan sözlükte takılıp sol framede akan başlıklardan sıkılınca takip ettiğim yazarlar neler yazmış, diye bir göz gezdireyim dedim. bir baktım gidenlere yenileri eklenmiş, burada olanlar da yazmayı oldukça seyrelttilmiş. sanırım sıcak havaların başlaması onları da reel hayata bir parça çekmiş. birkaç arkadaşımı daha kaybetmişim hissi ile bir parça hüzün yaşamama sebep oldu bu durum.
sonra dedim ki yine de bugün pazar, tatil. moralimi yüksek tutmalıyım. kahvaltı sonrası witcher oynamak için dünden plan yaptığım beyefendi yatakta tatilin uzun soluklu uykusunun keyfini çıkartırken uzun zamandır özlediğimiz bir kokuyu evin içine doldurmalıyım. portakal ve çikolatanın müthiş kokusu.
sanırım bu tatla ilk karşılaştığımız yer ilk yurt dışı tatilimizde yunanistan'da olmuştu. frape ile birlikte hayatımıza aldığımız portakallı damla çikolatalı kurabiyeler. eve döndündükten sonra deneme yanılma yöntemi ile beraber * en sonunda o tadı yakalamayı başarmıştım. sonrasında aynını bir başka ülkede de bulmuştuk aradan geçen beş yıl sonra. burada hala yok ne yazık ki. * biraz tembellik biraz kolaya kaçma sonucunda çikolatalı portakallı kurabiyelerim artık keke dönüştü. yine aynı koku, aynı aroma ama hazırlama süresi çok daha kısa. üç bardak un *, bir bardak şeker, birazcık zeytin yağı ve hindistan cevizi yağı, kabartma tozu, kek kıvamı için portakal suyu yoksa süt, buzluktan çıkarılan portakal kabukları * ve de son dokunuş damla çikolata...
şimdi fırından gelen mis gibi bir koku eşliğinde ikinci kahvemi içerken uzun zamandır ben de bir şeyler yazmadım diyerek kendimi döktüm birazcık. kekin üzeri çatlamaya başlamış. buzluktan çıkardığım simitleri fırına verdiğimde kahvaltı için son dokunuşu da yapmış olup anı anlatmayı bırakıp yaşamaya başlıyor olacağım...
mis kokulu, huzurlu sofralı pazarlarınız olsun. *
çocukken de böyleydim, okul günleri erkenden kalkmak konusunda bin bir şikayet edip annemin telkinleri ile birkaç lokma kahvaltıyı zorla ederdim. ama pazar oldu mu o gün aile günü olduğu için erkenden kalkıp tv başında çizgi film izlemeye başlardım. annem mutfakta pazara has bir şeyler hazırlarken babam ve ablam da tv karşısındaki yerini alırdı ve kovboy filmleri saati başlardı. bir yandan kahvaltı edip bir yandan filmle karışık sohbet içinde neşeli saatler geçirirdim.
güneş yok bugün ama baharın izi çokça. kuş cıvıltıları ve böceklerin sesini duyabiliyorum. bir de uyanır uyanmaz tüm camları açıp etrafta dolanabildiğim zamanlar da geldi. kahvemi içerken bir yandan sözlükte takılıp sol framede akan başlıklardan sıkılınca takip ettiğim yazarlar neler yazmış, diye bir göz gezdireyim dedim. bir baktım gidenlere yenileri eklenmiş, burada olanlar da yazmayı oldukça seyrelttilmiş. sanırım sıcak havaların başlaması onları da reel hayata bir parça çekmiş. birkaç arkadaşımı daha kaybetmişim hissi ile bir parça hüzün yaşamama sebep oldu bu durum.
sonra dedim ki yine de bugün pazar, tatil. moralimi yüksek tutmalıyım. kahvaltı sonrası witcher oynamak için dünden plan yaptığım beyefendi yatakta tatilin uzun soluklu uykusunun keyfini çıkartırken uzun zamandır özlediğimiz bir kokuyu evin içine doldurmalıyım. portakal ve çikolatanın müthiş kokusu.
sanırım bu tatla ilk karşılaştığımız yer ilk yurt dışı tatilimizde yunanistan'da olmuştu. frape ile birlikte hayatımıza aldığımız portakallı damla çikolatalı kurabiyeler. eve döndündükten sonra deneme yanılma yöntemi ile beraber * en sonunda o tadı yakalamayı başarmıştım. sonrasında aynını bir başka ülkede de bulmuştuk aradan geçen beş yıl sonra. burada hala yok ne yazık ki. * biraz tembellik biraz kolaya kaçma sonucunda çikolatalı portakallı kurabiyelerim artık keke dönüştü. yine aynı koku, aynı aroma ama hazırlama süresi çok daha kısa. üç bardak un *, bir bardak şeker, birazcık zeytin yağı ve hindistan cevizi yağı, kabartma tozu, kek kıvamı için portakal suyu yoksa süt, buzluktan çıkarılan portakal kabukları * ve de son dokunuş damla çikolata...
şimdi fırından gelen mis gibi bir koku eşliğinde ikinci kahvemi içerken uzun zamandır ben de bir şeyler yazmadım diyerek kendimi döktüm birazcık. kekin üzeri çatlamaya başlamış. buzluktan çıkardığım simitleri fırına verdiğimde kahvaltı için son dokunuşu da yapmış olup anı anlatmayı bırakıp yaşamaya başlıyor olacağım...
mis kokulu, huzurlu sofralı pazarlarınız olsun. *
devamını gör...
unutkanlık
zaman zaman b12 vitamini eksikliğinde yaşanabilecek durum. dahiliye'ye gidip detaylı bir kan tahlili yaptırmak sorunun önüne geçebilmek açısından önemlidir.
devamını gör...