yapımı son derece zahmetli bir hamur işidir. toplamda en az 3 günde hazırlanan bir hamuru vardır. katlama tekniği, hamuru her tekrar açmadan önce saat yönünde 90 derece çevirmeniz gerekmesi, soğuk hamurla ve soğuk olmak zorunda olan bir tezgahta çalışmak zorunluluğu ile fransız mutfağının vücut bulmuş hali gibidir. detay detay detay...

hamuru gereken malzemeler ile hazırladıktan sonra (mayalı ve hem süt hem su içeren bir hamur, malzeme listesini google'layabilirsiniz) 1 gece buzdolabında dinlendirmeniz gerekiyor. hamurdan sonra oda sıcaklığında olan tereyağını bir yağlı kağıda alın, üzerine ikinci bir yağlı kağıt kapatarak yaklaşık 1.5 cm kalınlığında 15*15 ölçüsünde bir tereyağ bloğu haline getirin merdane ile. evet cetvel kullanın. bu ölçüler inanılmaz kirik. hamur ve kare tereyağ bloğunu 1 gece dolapta dinlendirdikten sonra ikinci gün hamuru tam bir daire olacak şekilde açmanız ortasında tereyağını koyup zarf şeklinde kapatmanız gerekiyor. elinizde artık içine tereyağ hapsedilmiş kare bir hamur var. tekrar buzdolabı macerası başlıyor. bu hamuru artık 20 cm'e 60 cm ölçüsünde bir diktörtgen olacak şekilde açıp, katlayıp, her defasında 1 tur olacak şekilde saat yönünde çevirip, buzdolabına kaldırıp tekrar aynı işlemleri yapacağınız 3 turla milföy hamuru haline getireceğimiz süreç başlıyor. 27 katlık bir milföy hazırlamak kolay değil arkadaşlar.

tüm bu işlemlerden sonra 3. günün şafağında doğuya bakmıyoruz, şekillendirmeye başlıyoruz. tuzlu ya da tatlı yapabilirsiniz. eğer benim kadar kafayı yiyeniniz varsa sorulara açığım.
devamını gör...

tahin ve pekmez.
devamını gör...

katalan atlası'na göre bayrağı günümüz israil devletinin bayrağına çok benzer formda olan anadolu türkmen beyliği.

(bkz: mühr-i süleyman)
devamını gör...

kendini bir şey sanmaya başladığı eşiktir.
devamını gör...

misafir, konuk anlamına gelen farsça kökenli bir kelimedir.
devamını gör...

herkes çevresindeki insanlardan bahsetmiş ama esas kötü olan insanın kendisinden umudunu kesecek noktaya gelmesidir.

bazen gerçekten bu noktaya geldiğim oluyor. sonra unutup veya üstünü kapatıp devam ediyorum "bir şekilde" ama...
eninde sonunda bir tarafımda patlayacakmış gibi geliyor hep.

tanım: kişinin bakış açısına bağlı olarak hayatı zehir edebilen ve hatta bitirebilen şeylerdir.
devamını gör...

orta okuldan sonraki dönemdir .aynı zamanda şuan eğitimimi devam ettirdiğim yerdir.
herkesin bilinçli olmadığı daha tam olgunlaşmamış insanların da bulunduğu. boş beleş kişilerin çok ancak yanlarında haklarını yemeyeyim iyi insanların , düzgün kişiliklerin ve hedefi olan ama bir gün hayal kırıklığına uğrayacak insanların da bulunduğu topluluktan oluşan bir yerrr...
devamını gör...

kavramları bilmek çok önemli. eğer kırmızı renginin bir adı olmasaydı kırmızı bir araba hala kırmızı olacaktı ama biz bunu dillendiremeyeceğimiz için üzerine konuşup da kafa yoramayacaktık.

retorik soru anlamını bilmemiz gereken bir kavram. çünkü eğer bunu bilmiyorsanız size karşı kullanılması çok muhtemel olan bir durum.
mesela dini inançlarına dair verimizin olmadığı birine sırf içki içiyor diye “neden allaha inanmıyorsun?” demek retorik bir sorudur. yani burada görünürde bir soru varmış gibi olsa da aslında kendi fikrimizi karşımızdakine dayatmaya çalışıyoruzdur. başka bir örnekte birisine saçın bugün neden bu kadar güzel olmuş diye sorduğumuzda aslında burada sahiden bir soru sormuyoruz, yalnızca fikir beyan etmiş oluyoruz.

sağda solda röportajmış gibi görünen fakat yalnızca röportaj yapılan kişiyi öven ya da yeren söyleşiler var. bir de bunu yapan kişiler işini iyi yapıyor gibi görünüyor en çok da buna sinirleniyorum. yahu adam ya da kadın karşına gelmiş, uzmanlık alanıyla ilgili sorular sorabilecekken salak salak retorik sorular sormayı bıraksanız ne olur ki.. türkiyede soru sorma kültürü bile yok.

nuri bilge ceylan gelmiş karşısına, filme dair teknik sorular ya da çekime dair ilginçlikleri sormak varken film övmenin nasıl bir mantığı olabilir? biz senin fikirlerini mi dinlemeye geldik yoksa karşındaki kişinin düşünce yapısını öğrenmeye geldik? neyse, sinirlendim yine ehehe
devamını gör...

ölünce başucuma dikilmesini dilediğim ağaçtır.
sene kaç hatırlamıyorum, ben kaç yaşındayım onu da hatırlamıyorum...
o zaman bayramlar kış aylarına denk geliyor. ben de aşığı olduğum köyüme gideceğim için ayrıca mutlu oluyorum.
köyde kerpiç bir evimiz vardı ve senede bir gittiğimiz için annem her gittiğimiz gün aksama kadar o evi tekrar yaşanabilir hale getirmeye çalışırdı. içeriden her seferinde sürüyle akrep süpürdüğünü gözlerimle görmesem inanmazdım. anadolu kadını işte korkar mı akrepten yılandan...
gece olunca da bütün aile yer yataklarında yan yana dizilir uyurduk.
hayatım boyunca bir daha hiç o kadar huzurlu uyumadım. sabah olur pencerenin yakınında bir kumrunun ya da güvercinin çıkardığı seslerle uyanır herkes uyurken ben sesin geldiği yeri bulmaya çalışırdım.
bahçemiz de toprak zemindi doğal olarak.
çamurla neler yapardım neler. arabalar..evler...
bu bahçede üç dut ağacı vardı.
ağaçlar öyle büyüktü ki bahçemize güneş girmezdi bu sebeple. gündüz tam keyiflik alan gece olduğunda ise zifiri karanlık olurdu.
bir gece dışarda yağmur yağarken biz ailece uykudayken gece yarısı uyandım.
o saatte bizim bahçemiz belki de şehrin en karanlık noktasıdır. penceremizin önünde haraket halinde kıvılcım gibi ışıkların geçtiğini gördüm.
kalkıp baktığımda gördüğüm manzara büyüleyiciydi.
yağmur devam ederken bahçemizin zemininde bir bölge göllenmişti. ve o suyun etrafına sayısız ateş böceği yığılmıştı. ateş böcekleri sadece o suyun etrafında değil bahçemizin her noktasındaydı. en başta inanamadım. kapıya çıktım. bahçemiz sanki galaksiye bambaşka bir noktadan bakıyordu. yıldızlar ayaklarımızın altındaydı. bu muazzam ışıkların dalga halinde daha da parlayıp sonra azaldığını görüyordum yer yer.
kardeşlerimi sessizce uyandırıp onlara da gösterdim.
şu yaşıma kadar beni en çok etkileyen ve en mutlu eden şey odur.
ölene kadar da unutmayacağım sanırım.

bu tanımı da can azerbaycandan ne güzel sesler çıktığını bize bir kere daha gösteren şu video ile süsleyelim o zaman.

devamını gör...

kötü bir anı…
tek amacım ağaçta dut yemekti ama o açlığın verdiği hızla bakmadan dutu ağzıma atarken meyvenin üstündeki bu şahsı fark etmedim ve kendisine küçük bir ısırık bahşettim farkına vardığımda çok geçti işin tuhafı alt dudağım uzun bir süre his kaybı yaşadı. kendisinden lanetli bir öpücük aldım.
devamını gör...

hayal etmeme gerek yok çünkü kendisini tanıyorum. kendisi hala dönmedi ama şurada bahsettim:

#1483841

bu da fotoğrafımız:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gök tengri / tengricilik

araplaştırılmadan yani islamiyet öncesi, eski atalarımın türklerin dini "gök tengri"cilik

"bu inancın kökenleri hun türkleri’ne kadar dayanmaktadır. öyle ki bu inanca göre, herşeyi görüp gözeten, bilip işleyen ve mekânı gökler olarak tanımlanan bir tanrı olduğuna inanılmış ve türk hakanları’nın da bu tanrı tarafından yetkilendirildiği düşünülmüştür. türk tarihi’nde kut anlayışı denilen bu inanç, bir anlamda “tanrı’nın onadığı” anlamına gelmektedir.

göktanrı inancında tabiatla iç içe yaşayan türkler, tabiattaki bazı şeylere de kutsiyet atfetmişler ancak bunları tanrı olarak nitelememişlerdir. örneğin güneş figürü, türk kültürü’nde çok önemli olsa da, bahar dönemi kutsal bir havayla geçirilse de bozkurt figürü tanrısallığı çağrıştırsa da bunlar birer puta dönüştürülmemiş, sadece gök tanrı tarafından türklere gönderilen nimetler olarak görülmüştür.

eski türkler’de kutsallık “ıduk” kavramıyla ifade edilmiş ve özellikle birer tabiat unsuru olan sular ve dağlar ıduk sayılmıştır. öyle ki her boyun bir kutsal dağı olmuş ve bu dağ adeta tanrı’nın bu boya hediyesi gibi görülüp bu boy için ıduk olarak kabul edilmiştir.

eski türkler, tanrı tarafından gönderilen dişi kurdun soyundan türediklerine (bozkurt efsanesi) inanmışlardır ki, bu da bir nevi mitolojik ıduk sayılır.

tengriciliğin inanç esasları:

tek tanrı inancına dayalı bu inanç sisteminde insanların dünyadaki yaşamlarına göre ahirette yer tutacaklarına inanılmış, tanrı adına kurbanlar (daha çok atlar) kesilmiş, haşre olan inançtan ötürü ölüler eşyalarıyla birlikte gömülmüş ve ölen kişilerin ruhları rahatsız edilmesin diye adeta mezarların üzerine titrenilmiştir. öyle ki attila’nın sırf bazı türkler’in mezarları margus papazları tarafından açıldığı için çıktığı bir sefer bile vardır.

orhun abideleri’nde rastlanan tengri lafzı, köktürkler’den önce de sonra da kullanılmıştır. öyle ki büyük hun hakanı mete han bile tanrıkut ismini kullanarak, bir anlamda göktanrı tarafından yetkilendirildiğini belirtmek istemiştir.

gök tanrı inancında ahiret, cennet ve cehennem :

bu inanca göre ruh (tin) ölümsüzdür. ölenlerin iyilerinin uçmak'a (cennet kavramının karşılığı) gideceğine inanılırken, kötülerin tamu'ya (cehennem kavramının karşılığı) yedi kat yerin dibine gideceği dile getirilmiş ve tabiata saygılı olunduğu ve töreye uyulduğu sürece tanrı’nın kendilerinden razı olacağına inanılmıştır."
devamını gör...

bazen verilecek en güzel cevap susmaktır diyor yazar işte asaleti anlatan sözde budur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: minnoş benjamin franklin)

efenim hazır vakit buldum köftehorlarıma jest yapayım dedim, malumunuz pinkshinyultratambourine mahvetti bizleri bu gece.
listemde onlarca yazarım daha var, her birisine tek tek nickaltı girersem solun içinden geçerim. şahsıma çok pis argo söylemlerde bulunulsun istemem.
kısacası bekleyiniz efenim, daha yeni başlıyoruz.
devamını gör...

kitapları ödünç vermekten çekinmeme neden olan genelde de ödünç vermemele sonuçlanan cümlelerdir. arada açıp o bölümleri okumak bayağı iyi hissettirir.
devamını gör...

yeni takılan tüpte sorun olmaz. o içerdeki gaz bitene kadar alev alır sonra patlar o da baya sürer. üstünü örtüp oksijeni keserseniz sorun olmaz. ama köpüklü suylada kontrol edebilirsiniz daha az riskli.
devamını gör...

tükenmiş.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevgisini gösteremediğinde kendisi gibi olamadığını hisseden insandır aynı zamanda. enbisevdiklerimizi yüz yoğurmalı, ellemeli sarılmalı sevemeyeceksek ne yapacağım ben bu sevgiyi yav?! gerçekten de sevgimi gösteremediğim soğuk insanlarla bir müddet sonra iletişimi koparmış oluyorum istemsiz. çünkü nedense bu insanlar sevginin, sevilmenin karşılık verilmesi gereken bir şey, bir zorunluluk olduğunu düşünüyor. siz sevginizi gösterdiğinizde zoraki samimiyetsiz bir karşılık alıyorsunuz, öyle yapay bir tavır ki püüü bu ne yahu? hiç mi anan, baban yakın bir dostun, sevgilin seni sevmedi, kenara köşeye sıkıştırıp öpmeye çalışmadı, sarılcam diye boğmak istemedi evladım diye sorasım geliyor... böyle de olabilir çoğu insan sevgiyi ve sevilmeyi inanın bilmiyor zaten hep şaşkınlıkla karşılanıyorum* ancak sevginin değişim yaratma gücü var. ilk başlarda şaşıran insanlar zamanla öyle kıymetini biliyor ki bu sevilme halinin insan iyice tokatlamalı sevmek istiyor. * bazı insan da aşamıyor bunu duvar olmaya devam ediyor, üzücü vallahi...

bu insan için sürekli aldatılacaktır, örselenecektir vs entryleri giriliyor. siz çok yanlış anlıyorsunuz arkadaşlar: aldatılmak, kandırılmak vb tüm kötü şeylerin sorumluluğu size ait değil. siz sevginizi gösterdiğiniz için aldatılmıyorsunuz karşınızdaki insan karaktersiz bir yaratık olduğu için bu eylemi yapıyor. karşınızdaki insanların negatif eylemlerinin sorumluluğunu kendi üzerinize almayın çiçeklerim. biz enbisevdiklerimizi sevmelere, sarılmalara doyamamaya devam...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim