sanatçının bir genç adam olarak portresi
1916’da yayımlanan james joyce romanı. joyce, ana karakter stephen üzerinden ilk gençlik yıllarının portresini çizer.
arkadaşlık ilişkileri, kentteki dindar çevrenin baskısı, gelenekçi ailenin akrabalık ilişkilerine gösterdiği ihtimam, okuldaki otoritelerin uyguladığı şiddet, ilk cinsel deneyime giden çalkantılı süreç, kısıtlanmışlık vb.
birçok önemli meseleyi muntazaman birbirine bağlayarak etkileyici bir olay örgüsü yaratmıştır. anlattıkları, tecrübesiz ama olağanüstü yeteneklerle donatılmış zeki bir gencin, usta bir “sanatçı” olma yolunda ilerlerken karşılaştıklarıdır esasında.
arkadaşlık ilişkileri, kentteki dindar çevrenin baskısı, gelenekçi ailenin akrabalık ilişkilerine gösterdiği ihtimam, okuldaki otoritelerin uyguladığı şiddet, ilk cinsel deneyime giden çalkantılı süreç, kısıtlanmışlık vb.
birçok önemli meseleyi muntazaman birbirine bağlayarak etkileyici bir olay örgüsü yaratmıştır. anlattıkları, tecrübesiz ama olağanüstü yeteneklerle donatılmış zeki bir gencin, usta bir “sanatçı” olma yolunda ilerlerken karşılaştıklarıdır esasında.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama öyle, instagram hayatlarından gaza gelip de karşısına çıkan ilk fitness kulübüne üye olan, maaşının üçte ikisini protein tozlarına gömdüğü yetmezmiş gibi, marketten koli koli yumurta stoklayıp her sabah sarısını ayıklayarak 5'er 6'şar afiyetle gömen, sanki bana 872 yıldır deden, aileden gurmeymiş gibi akşamları mastercheff edasıyla tavuğunu kızartıp makarnasını haşlayan, haftanın 4 günü 5 tane dambıl kaldırdı diye bütün yaz-kış atletle dolaşan ve giydiği atletin açık yakasından, sakal makinesiyle kesildiği çok bariz göğüs kıllarının yeni çıkmaya başlayan sakal gibi görüntüsü ile gözlerimizi kanatan, benim de mensubu olduğum o iflah olmaz, o uslanmaz, o arlanmaz, o bench press'ci erkek ırkının hadsiz özgüveni gibi hadsiz bir günaydın değil elbet...
bıcır bıcır, sendromdan uzak, sizleri kızgın kumlardan serin sulara götürüp de suya değen ayağınızla birlikte kulağınıza çalınan 'cossssssssss' sesini, çalıştığınızın ofisin açık penceresinden esen serin bir rüzgarla size anımsatan bir günaydın...
aylık akbilli ama ter kokusundan uzak toplu taşımalarlı bir günaydın...
ama öyle, instagram hayatlarından gaza gelip de karşısına çıkan ilk fitness kulübüne üye olan, maaşının üçte ikisini protein tozlarına gömdüğü yetmezmiş gibi, marketten koli koli yumurta stoklayıp her sabah sarısını ayıklayarak 5'er 6'şar afiyetle gömen, sanki bana 872 yıldır deden, aileden gurmeymiş gibi akşamları mastercheff edasıyla tavuğunu kızartıp makarnasını haşlayan, haftanın 4 günü 5 tane dambıl kaldırdı diye bütün yaz-kış atletle dolaşan ve giydiği atletin açık yakasından, sakal makinesiyle kesildiği çok bariz göğüs kıllarının yeni çıkmaya başlayan sakal gibi görüntüsü ile gözlerimizi kanatan, benim de mensubu olduğum o iflah olmaz, o uslanmaz, o arlanmaz, o bench press'ci erkek ırkının hadsiz özgüveni gibi hadsiz bir günaydın değil elbet...
bıcır bıcır, sendromdan uzak, sizleri kızgın kumlardan serin sulara götürüp de suya değen ayağınızla birlikte kulağınıza çalınan 'cossssssssss' sesini, çalıştığınızın ofisin açık penceresinden esen serin bir rüzgarla size anımsatan bir günaydın...
aylık akbilli ama ter kokusundan uzak toplu taşımalarlı bir günaydın...
devamını gör...
pame radyo yayını
iyi yayınlar dilerim. eğer ki yayın konseptine uygunsa ben de yanni'den bir enstrümantal havası isteği ile programa dahil olmak istiyorum.
devamını gör...
gazoz denince akla gelenler
çocukluğumda oynadığımız gazoz kapağı oyunu.
kampüsün lojmanlarında yaşıyorduk.
kampüste bir kantin vardı.
gazoz alanın gazoz kapağını bizim için saklardı.
bir kutuda biriktirirdim o kapakları.
birde özel bir taşım vardı.
o taş için kavgalar bile ederdik.
rengarenk, yaz kokan, heyecanlı günlerdi.
kampüsün lojmanlarında yaşıyorduk.
kampüste bir kantin vardı.
gazoz alanın gazoz kapağını bizim için saklardı.
bir kutuda biriktirirdim o kapakları.
birde özel bir taşım vardı.
o taş için kavgalar bile ederdik.
rengarenk, yaz kokan, heyecanlı günlerdi.
devamını gör...
günaydın sözlük
geç yatıp gereksiz yere erken kalkan * herkese günaydın sözlük.
devamını gör...
bruh cat
devamını gör...
günaydın sözlük
dostlar uyku bana haram. tam uyuyacağım yine ve yeniden başıma bir şey geliyor. neyse ki sizin için günaydı benim için uyku zamanı geldi. hepinize günaydınnnnn.
devamını gör...
geceye bir müslüm gürses şarkısı bırak
hayat berbat
devamını gör...
ülkenin halini bir roman ismiyle anlatmak
açlık ( knut hamsun )
devamını gör...
fakirlerin ufak şımarıklıkları
antep fıstığı ve kaju aldım bugün eser miktarda.benim şımarıklığım bu.
devamını gör...
sketchtoy'da çizilen normal sözlük nickleri
devamını gör...
iyi, kötü ve çirkin
bir sergio leone filmidir. film değil sanat eseridir. üç saatlik bir lezzet şölenidir. nefistir. müthiştir. öv öv bitmeyecek filmdir.
filmin hatta bu efsane filmin başrollerini clint eastwood, lee van cleef ve eli wallach paylaşmaktadır.
filmin orijinal adı il buono il brutto il cattivo dur.
film dilimize iyi kötü ve çirkin olarak çevrilmiştir. filmde üç karakter vardır ve bunlar iyiyi, kötüyü, çirkini temsil eder. film vahşi batının gerekliliklerini ve nasıl bir yer olduğunu çok başarılı şekilde aktarır. iyiyi, kötüyü, çirkini ve yaşam şartlarını nefis şekilde seyirciye aktarır.
film dolar üçlemesinin son filmidir ama tarih olarak hepsinden önce geçer. film aslında iyinin her zaman iyi olmadığını anlatıyor. kötünün neden kötü olduğunu. çirkinin aslında sempatik ve dışlanmış olduğunu gösteriyor. iyiye bazen bu mu ulan iyi diyorsunuz. kötüye harbiden kötü acımasız pisliksin diyorsunuz. çirkine yahu bu adam gayet sempatik diyorsunuz. filmin en fazla sahnesi olan karakteri çirkindir. daha detaylı anlatılır.
film 1966 yapımı bir filmdir ve tarihin en iyi western filmlerinden birisidir. neden böyle anılır inceleyecek olursak.
bir sergio leone filmidir. büyük ustadan bir başyapıttır. sahneleri ve teknikleri yıllarca akıldan çıkmayacak şekilde yapılmıştır. film diyalogsuz bir şekilde açılır. diyalog hiçbir şekilde yoktur. kötü bir eve gelir ve adamın biriyle karşılıklı yemek yer. patates veya sebze yemeği yahni de olabilir. bu sahne manasız bir sahne gibi görünüyor ama senelerce akılda kalıyor. sergio leone bu filmi bir başyapıt yapıyor. tarihe kazıyor.

bir diğer sebebe gelecek olursak ise tabii ki ennio morricone. müthiş müzikler müthiş besteler filmi bambaşka bir yere taşıyor. filmin müzikleri ve sahnelerle uyumu bu filmi tarihin en iyi western filmlerinden birisi yapıyor. senelerce akıldan çıkmayan müzikler senelerce unutulmayan sahnelere imzasını atıyor.

bir diğer sebebi ise başarılı oyuncular. hepsi çok karizmatik ve nefis performans sergiliyorlar. çirkin bile karizmatik öyle bir film. clint eastwood ve purosu. şık ve disiplinli giyimiyle van cleef. silah seçerken gösterdiği performansla eli wallach. bu üçlü filmi unutulmazlar arasına taşıyor.

son sebebe gelecek olursak ise tarihin en unutulmaz sahnelerinden birisi olan son sahne. filmin en unutulmaz sahnelerinden birisi. hatta sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden birisi. müzikle olan uyumu. oyuncuların performansı. mekan. hepsi bambaşka bir noktada muhteşem bir sahne ortaya çıkıyor. arada sırada tekrar tekrar açar izlerim öyle bir sahne öyle bir kapanış.

seneler geçse bile eskimeyecek tadı hiç azalmayacak bir sergio leone eseri. bu esere yardımcı olanları ve tarihe imza atanları anlatmaya çalıştım. hala izlemeyen varsa mutlaka izlemeli. tarihin en iyi filmlerinden birisi öyle olmaya devam edecek. *
film ile ilgili internetten araştırmalar yaparken karşıma ilginç bilgiler çıktı bunları paylaşarak yazımı sonlandırayım.
film oscar ödülü alamamış bir filmdir. oscar ödülü alamamış en sevilen filmler arasında en yüksektedir.
bu film sergio leone ve clint eastwood'un beraber oldukları son filmdir. eastwood titiz yönetmenle çalışmaktan çok yorulmuş ve dayanamayıp bir daha çalışmak istememiş. kim bilir neler çektirdi adama. hak veriyorum.
clint eastwood filmin en akılda kalıcı kahramanı olsa bile filmde en çok çirkin karakteri sahne almıştır.
clint eastwood ve pançosu tüm filmlerin çekimlerinde kullanılmıştır. temizleme yıkama olmadan kullanılmış. eastwood odasına girer girmez hemen dolaba kaldırırmış.
filmde bulunan efsane sad hill mezarlığı aslında yokmuş. film için inşa edilmiş.
clint eastwood köprü patlatma sahnesinde ölümden dönmüş.
filmde çok önemli olan amerikan iç savaşı yer etmiştir ama ana plana yerleştirilmemiştir. olaylar olurken kahramanlar hayatına devam etmiştir.
filmin açılış sekansı tam 10 dakika diyalogsuz devam etmiştir.
üçleme bir western filmi olmasına rağmen hiçbir zaman çok fazla kan gösterilmemiştir. kanlı bir film yerine inandırıcı ölüm sahneleri gösterilmiştir.
filmde bulunan figüranlar bir sirkten bulunmuştur. sakat haber veren oyuncu bunlardan birisidir.
sergio leone üstada bu film için saygı ve sevgi duyuyorum. teşekkürler. huzur içinde uyusun.
filmin hatta bu efsane filmin başrollerini clint eastwood, lee van cleef ve eli wallach paylaşmaktadır.
filmin orijinal adı il buono il brutto il cattivo dur.
film dilimize iyi kötü ve çirkin olarak çevrilmiştir. filmde üç karakter vardır ve bunlar iyiyi, kötüyü, çirkini temsil eder. film vahşi batının gerekliliklerini ve nasıl bir yer olduğunu çok başarılı şekilde aktarır. iyiyi, kötüyü, çirkini ve yaşam şartlarını nefis şekilde seyirciye aktarır.
film dolar üçlemesinin son filmidir ama tarih olarak hepsinden önce geçer. film aslında iyinin her zaman iyi olmadığını anlatıyor. kötünün neden kötü olduğunu. çirkinin aslında sempatik ve dışlanmış olduğunu gösteriyor. iyiye bazen bu mu ulan iyi diyorsunuz. kötüye harbiden kötü acımasız pisliksin diyorsunuz. çirkine yahu bu adam gayet sempatik diyorsunuz. filmin en fazla sahnesi olan karakteri çirkindir. daha detaylı anlatılır.
film 1966 yapımı bir filmdir ve tarihin en iyi western filmlerinden birisidir. neden böyle anılır inceleyecek olursak.
bir sergio leone filmidir. büyük ustadan bir başyapıttır. sahneleri ve teknikleri yıllarca akıldan çıkmayacak şekilde yapılmıştır. film diyalogsuz bir şekilde açılır. diyalog hiçbir şekilde yoktur. kötü bir eve gelir ve adamın biriyle karşılıklı yemek yer. patates veya sebze yemeği yahni de olabilir. bu sahne manasız bir sahne gibi görünüyor ama senelerce akılda kalıyor. sergio leone bu filmi bir başyapıt yapıyor. tarihe kazıyor.

bir diğer sebebe gelecek olursak ise tabii ki ennio morricone. müthiş müzikler müthiş besteler filmi bambaşka bir yere taşıyor. filmin müzikleri ve sahnelerle uyumu bu filmi tarihin en iyi western filmlerinden birisi yapıyor. senelerce akıldan çıkmayan müzikler senelerce unutulmayan sahnelere imzasını atıyor.

bir diğer sebebi ise başarılı oyuncular. hepsi çok karizmatik ve nefis performans sergiliyorlar. çirkin bile karizmatik öyle bir film. clint eastwood ve purosu. şık ve disiplinli giyimiyle van cleef. silah seçerken gösterdiği performansla eli wallach. bu üçlü filmi unutulmazlar arasına taşıyor.

son sebebe gelecek olursak ise tarihin en unutulmaz sahnelerinden birisi olan son sahne. filmin en unutulmaz sahnelerinden birisi. hatta sinema tarihinin en unutulmaz sahnelerinden birisi. müzikle olan uyumu. oyuncuların performansı. mekan. hepsi bambaşka bir noktada muhteşem bir sahne ortaya çıkıyor. arada sırada tekrar tekrar açar izlerim öyle bir sahne öyle bir kapanış.

seneler geçse bile eskimeyecek tadı hiç azalmayacak bir sergio leone eseri. bu esere yardımcı olanları ve tarihe imza atanları anlatmaya çalıştım. hala izlemeyen varsa mutlaka izlemeli. tarihin en iyi filmlerinden birisi öyle olmaya devam edecek. *
film ile ilgili internetten araştırmalar yaparken karşıma ilginç bilgiler çıktı bunları paylaşarak yazımı sonlandırayım.
film oscar ödülü alamamış bir filmdir. oscar ödülü alamamış en sevilen filmler arasında en yüksektedir.
bu film sergio leone ve clint eastwood'un beraber oldukları son filmdir. eastwood titiz yönetmenle çalışmaktan çok yorulmuş ve dayanamayıp bir daha çalışmak istememiş. kim bilir neler çektirdi adama. hak veriyorum.
clint eastwood filmin en akılda kalıcı kahramanı olsa bile filmde en çok çirkin karakteri sahne almıştır.
clint eastwood ve pançosu tüm filmlerin çekimlerinde kullanılmıştır. temizleme yıkama olmadan kullanılmış. eastwood odasına girer girmez hemen dolaba kaldırırmış.
filmde bulunan efsane sad hill mezarlığı aslında yokmuş. film için inşa edilmiş.
clint eastwood köprü patlatma sahnesinde ölümden dönmüş.
filmde çok önemli olan amerikan iç savaşı yer etmiştir ama ana plana yerleştirilmemiştir. olaylar olurken kahramanlar hayatına devam etmiştir.
filmin açılış sekansı tam 10 dakika diyalogsuz devam etmiştir.
üçleme bir western filmi olmasına rağmen hiçbir zaman çok fazla kan gösterilmemiştir. kanlı bir film yerine inandırıcı ölüm sahneleri gösterilmiştir.
filmde bulunan figüranlar bir sirkten bulunmuştur. sakat haber veren oyuncu bunlardan birisidir.
sergio leone üstada bu film için saygı ve sevgi duyuyorum. teşekkürler. huzur içinde uyusun.
devamını gör...
erkeklerin kız arkadaşlarına abur cubur paketi hazırlama modası
hemcinslerim cidden bu sağlıksız, anlamsız ve itici hediyeden mutlu oluyor musunuz?
buradan
buradan
devamını gör...
herkesin deli gibi seks yaptığı algısı
devamını gör...
açıklama ve anlama
açıklama ve anlama, tüm bilimler için önem arz eden ve iç içe olan faaliyetlerdir. insan, doğası gereği tabiatıyla bilmek, anlamak ister. bunun bir adım sonrası da açıklamadır. anlama ve açıklama eylemleri, asırlardır insanları meşgul eden ve diğer canlılardan keskin bir şekilde ayıran sayılı olgulardan birisi olmuştur. bu iki faaliyetin benzer olduğu yönleri kolayca görebiliriz. mesela, ikisi de insanî merakın bir ürünüdür. aristoteles’in sözünde belirttiği gibi “bütün insanlar doğal olarak bilmek ister.” iki faaliyet de birbiri olmadan çok şey ifade etmez. çünkü anlayıp açıklayamayan insan, bilgiyi yayamayacak ve lokal bir aydınlanma ile sınırlı kalınacaktır. bir diğer yandan açıklama zaten anlamadan yapılamayacağı için tezat olacak örneği düşünemeyiz bile. çağlar ilerledikçe ve bilim de artık günümüzdeki haline bürünmeye başladıkça artık bu iki eylem farklı manalar kazanmıştır. çünkü bilimler artık dallanıp budaklanmaya ve metotları da ayrışmaya başlamıştır. örnek olarak doğa bilimleri ve sosyal bilimleri vermemiz mümkündür. sosyal bilimlerin metotları, doğa bilimlerinden ayrıştığı için “bilim” kavramı da tartışılabilir olmuştur ve benim okuduğum kaynaklara göre sosyal bilimlerden bilim unvanının alınmasını yeğleyen pozitivist bir kitle de oluşmuştur. fakat yüzyıllar önce böyle bir ayrım yoktu ve açıklama, anlama faaliyetleri de yüzeysel bir şekilde değerlendirilebilirdi. ancak şu an bilimlere göre bu tür bir ayrım yapmamız mümkündür ve yapılıyor. açıklama, daha çok doğa bilimleri ile özdeşleştirilirken; anlama faaliyeti ise sosyal bilimlerle özdeşleştirilmektedir. bunun sebebi bu bilimlerin ortaya çıkış sebepleridir. sosyal bilimlerin var olma sebebinin anlamak, doğa bilimlerinin ise olan olayları açıklamak olduğunu görebiliyoruz. bu keskin ayrım, açıklama ve anlamanın eskiye nazaran modern dünyada yapılmakta olan ayrımını gözler önüne seren bir ayrımdır. yani kısaca günümüzde açıklama ve anlamanın ayrıştığı nokta, bilimlerin ve bilim yapanların motivasyonları ve var olma nedenleridir. elbette ki bu sadece benim açımdan ve çok küçük bir pencereden bakılarak yapılmış bir yorumdur. ancak yapılan farklı yorumların oluşturacağı senteze bir katkı da bizi doğruya bir basamak daha yaklaştıracaktır.
devamını gör...
henceforth dance radyo yayını
karşılıklı iyi niyet ve ortak frekans neticesinde planlanan ve diskotek kültürünü tekrar hatırlamak, tanıtmak ve tadını çıkarmak üzere planladığımız yayınlar serisinin bu akşam 22:00'de başlayacak ve 90 dakika sürecek ilk adımı.
konsept ve içerik olarak her hafta değişeceğini belirtmekle beraber; format olarak ise dj set & live mix şeklinde olacaktır.
bugünün konsepti : 90's & commercial oldies
kullanılacak ekipmanlar : technics sl 1210 mk2 turntable * 2 / pioneer djm 600 mixer / ableton live & mixmeister software
katılım gösterecek olan şimdiden herkese iyi eğlenceler, iyi hafta sonları.
edit : sağ olsunlar özel mesaj yolu ile birçok arkadaş bilgi edinmek için yazdığı için belirtmek istedim. yaklaşık 15 yıldır kulüp diceyliği yapmıyorum; sadece birkaç tane yerli / yabancı dijital platformda hobi amaçlı çalıyorum. güncel genrelerden ve formatlardan haberim yok açıkçası. dolayısıyla biraz oldschool gelebilir ama keyifli olacağını ümit ediyorum.
konsept ve içerik olarak her hafta değişeceğini belirtmekle beraber; format olarak ise dj set & live mix şeklinde olacaktır.
bugünün konsepti : 90's & commercial oldies
kullanılacak ekipmanlar : technics sl 1210 mk2 turntable * 2 / pioneer djm 600 mixer / ableton live & mixmeister software
katılım gösterecek olan şimdiden herkese iyi eğlenceler, iyi hafta sonları.
edit : sağ olsunlar özel mesaj yolu ile birçok arkadaş bilgi edinmek için yazdığı için belirtmek istedim. yaklaşık 15 yıldır kulüp diceyliği yapmıyorum; sadece birkaç tane yerli / yabancı dijital platformda hobi amaçlı çalıyorum. güncel genrelerden ve formatlardan haberim yok açıkçası. dolayısıyla biraz oldschool gelebilir ama keyifli olacağını ümit ediyorum.
devamını gör...
tom bombadil
oxford'daki boldlean kütüphanesi'nde bulunan, tolkien belgeleri arasında, tom bombadil başlıklı, muhtemelen 1920'lerde yazılmış bir hikaye parçası bulunmaktadır. ne yazık ki, yalnızca üç paragraf sonra bu metin son bulur ya tolkien yazmayı bırakmıştır ya da geriye kalan müsveddeler eksiktir. bu sebeple tom bombadil orta dünyadaki gizemini korumaya devam ediyor. belki tolkien bu karalamalarını tamamlamış olsaydı veyahut kayıp nüshalar elimizde olsaydı, tom amca ile ilgili kafamızda hiç bir soru işareti kalmayacaktı. lakin geçmişini çok fazla bilmesek dahi yüzüklerin efendisinde kendisi ile karşılaştığımız kısım romanın en keyifli bölümlerinden birisidir. kendisinin okuyucuya verdiği bu keyifte doğal olarak insanda hatta tobağa da bile merak uyandıran bir hale gelir.
kimdir, nedir, necidir? diye soruları ardı arkasında sıralarız. kendimizce cevaplar bulmaya çalışırız.
elf'ler tarafından hem "yaşlı" hem de "babası olmayan" anlamlarına gelen iarwain ben-adar adıyla anılan -ki bunu elrond'da dile getiriyor- tom amca'nın bir ''maia'' olduğunu savunanlar var. olabilir mi? elbette olabilir.
ama asıl mevzu ''yüzüklerin efendisi''nde frodo'nun tom bombadil'e sorduğu soru ile başlar;
''siz kimsiniz efendim ?''
“hı ne?” dedi tom doğrularak ve gözleri kasvetin içinde parıldayarak. “daha benim adımı öğrenmedin mi? tek cevap o. sen bana söyle, sen kimsin, böyle tek başına sen olarak, isimsiz? ama sen gençsin, ben ise yaşlıyım. ben neyim biliyor musun, en yaşlı olanım. lafıma mim koyun dostlarım: tom, nehir ile ağaçlar henüz yokken buradaydı; tom ilk yağmur damlasıyla ilk meşe palamudunu hatırlıyor. o büyük ahali’den önce patikalar açtı ve küçük ahali’nin gelişini gördü. o, krallardan, mezarlardan ve höyüklü kişiler’den önce de buradaydı. denizler eğrilmeden elfler batıya geçtiklerinde, tom çoktan burada vardı. yıldızlar altındaki karanlığı, korkunun bilinmediği zamanları gördü o. karanlıklar efendisi dışarı’dan gelmeden önceki zamanları”
tom amca'nın cevabını okuduğumuzda ''en yaşlı olanım'' sözlerine ve devamına takılmamak mümkün değil. bu sözleri ile kast ettiği şey valar'dan önce orta dünya'ya geldiği şeklinde yorumlanabilir. o zaman asıl soru şu; valar'dan önce orta dünya'ya gelebilecek niteliğe sahip kişi kim?
arkasından malumunuz olduğu üzere yüzük meselesi geliyor. tom amca, bakmak için yüzüğü frodo'dan istiyor. frodo yüzüğü gayet rahat bir şekilde kendisine veriyor. ne bir gerginlik, ne bir kuşku, ne de üzerinde bir baskı hissetmiyor.
“derken tom yüzük’ü serçe parmağının ucuna taktı ve mum ışığına doğru tuttu. hobbitler önce bunda bir tuhaflık göremediler. sonra birden nefesleri tıkandı. tom’un ortadan kaybolduğu falan yoktu!''
yüzük tom amca'yı etkilememektedir. frodo'yu bir telaş kaplar. yüzüğün kendi yüzüğü/aynı yüzük olup olmadığı konusunda endişeye kapılır. denemek için yüzüğü takar ve hooop görünmez olmuştur. tam rahatlamıştır ve kapıya doğru yürümeye başlamıştır ki, tom amca'nın sesi ile irkilir;
“hop kardeş!” diye seslendi tom, parlak gözlerini gayet keskin bir bakışla ona çevirerek. “hop, frodo kardeş! uğur ola? ihtiyar bombadil daha o kadar körleşmedi. altın yüzüğünü çıkar parmağından!”
hoppala güç yüzüğünü takanı da görebiliyor. işte yüzüğün karşısında bu kadar nötr ve her şeyden azade oluşu muammanın çifte kavrulmuş haline dönüşmesine yol açıyor.
evvela en yaşlı. sonrasında ise yanında yüzüğün esamesi dahi okunmuyor. işte bu noktayı şöyle değerlendirenler var; tom bombadil eru'dur. tek olandır. oysa yanıldıkları nokta şu; eru asla arda'ya inmedi. ayrıca tom amca kendi çöplüğünün horozu. güçleri yaşlı orman ile sınırlı. eru olmadığına göre geriye iki seçenek kalıyor;
ya bağımsız bir maia veyahut da tolkien'in kendisi...
burada, frodo'nun ona ''siz kimsiniz efendim?'' sorusuna verdiği yanıtın sonuna dönelim. ne diyor orada? ''karanlıklar efendisi dışarı’dan gelmeden önceki zamanları.'' yani ''melkor''dan önce orta dünya'ya gelmiş olduğunu anlıyoruz.
arda'ya inen valar sayısı belli. maia'lar konusunda ise bir açıklık yok. bu sebeple kahir ekseriyet tom bombadil'in valar olamayacağını maia olduğunu savunuyor ki mantık çerçevesinden baktığımızda bu doğru olabilir. kendisi valar'dan emir almayan ve orta dünyada kalmış bir maia olabilir.
ama ''karanlıklar efendisi dışarıdan gelmeden önceki zamanları'' sözü de burada kafayı bulandıran nokta. onu da bir yere oturtmak lazım. işte burada benim naçizane düşüncem diğer tezlerden farklı olarak şu;
tom amca; tolkien'in orta dünyadaki yansımalarından birisidir. lakin bazılarının öne sürdüğü gibi tek yansıması değildir. kendisinin romantik yansıması beren'dir ki, karısı ile mezar taşlarında beren ve luthien yazar.
tom amca ise tolkien'in muzip karakterini ortaya koyarak mizahi açıdan kendisini orta dünya'ya entegre ettiği karakteridir.
her şeyden evvel oradadır. yüzük onu etkilemez. kendisini romanın bir bölümüne hapsedecek bir ormanın içerisinde güvenli bir alana çekmiş ve akışın dışında kalmıştır. ama her şeyin tanığı ve yaratıcısıdır. frodo ve hobbitler'le sohbeti bu yüzden hepimize çok sevimli, sıcak ve samimi geliyor olabilir. belki de bu yüzden, kendi yarattığı karakterlerle sohbetinde en tepe noktayı yakalıyor. kim bilir?
herkes tom amca hakkında bir şeyler söyleyecek, düşünecek ve yazacak. benim düşüncem ise bu ve değişmeyecek. zira senelerdir bu mevzuya kafa yorar ve tartışırız. geldiğim son nokta burası. benden daha fazlası çıkmaz. düşüncemi değiştirebilecek sağlam argüman ise yok gibi.
o zaman ne diyoruz;
lay lom! lay la lom!
gongu çal da gel! gongu çal!
zıpla gel! söğütler içinden!
tom bom, şen tom, tom bombadil!
kimdir, nedir, necidir? diye soruları ardı arkasında sıralarız. kendimizce cevaplar bulmaya çalışırız.
elf'ler tarafından hem "yaşlı" hem de "babası olmayan" anlamlarına gelen iarwain ben-adar adıyla anılan -ki bunu elrond'da dile getiriyor- tom amca'nın bir ''maia'' olduğunu savunanlar var. olabilir mi? elbette olabilir.
ama asıl mevzu ''yüzüklerin efendisi''nde frodo'nun tom bombadil'e sorduğu soru ile başlar;
''siz kimsiniz efendim ?''
“hı ne?” dedi tom doğrularak ve gözleri kasvetin içinde parıldayarak. “daha benim adımı öğrenmedin mi? tek cevap o. sen bana söyle, sen kimsin, böyle tek başına sen olarak, isimsiz? ama sen gençsin, ben ise yaşlıyım. ben neyim biliyor musun, en yaşlı olanım. lafıma mim koyun dostlarım: tom, nehir ile ağaçlar henüz yokken buradaydı; tom ilk yağmur damlasıyla ilk meşe palamudunu hatırlıyor. o büyük ahali’den önce patikalar açtı ve küçük ahali’nin gelişini gördü. o, krallardan, mezarlardan ve höyüklü kişiler’den önce de buradaydı. denizler eğrilmeden elfler batıya geçtiklerinde, tom çoktan burada vardı. yıldızlar altındaki karanlığı, korkunun bilinmediği zamanları gördü o. karanlıklar efendisi dışarı’dan gelmeden önceki zamanları”
tom amca'nın cevabını okuduğumuzda ''en yaşlı olanım'' sözlerine ve devamına takılmamak mümkün değil. bu sözleri ile kast ettiği şey valar'dan önce orta dünya'ya geldiği şeklinde yorumlanabilir. o zaman asıl soru şu; valar'dan önce orta dünya'ya gelebilecek niteliğe sahip kişi kim?
arkasından malumunuz olduğu üzere yüzük meselesi geliyor. tom amca, bakmak için yüzüğü frodo'dan istiyor. frodo yüzüğü gayet rahat bir şekilde kendisine veriyor. ne bir gerginlik, ne bir kuşku, ne de üzerinde bir baskı hissetmiyor.
“derken tom yüzük’ü serçe parmağının ucuna taktı ve mum ışığına doğru tuttu. hobbitler önce bunda bir tuhaflık göremediler. sonra birden nefesleri tıkandı. tom’un ortadan kaybolduğu falan yoktu!''
yüzük tom amca'yı etkilememektedir. frodo'yu bir telaş kaplar. yüzüğün kendi yüzüğü/aynı yüzük olup olmadığı konusunda endişeye kapılır. denemek için yüzüğü takar ve hooop görünmez olmuştur. tam rahatlamıştır ve kapıya doğru yürümeye başlamıştır ki, tom amca'nın sesi ile irkilir;
“hop kardeş!” diye seslendi tom, parlak gözlerini gayet keskin bir bakışla ona çevirerek. “hop, frodo kardeş! uğur ola? ihtiyar bombadil daha o kadar körleşmedi. altın yüzüğünü çıkar parmağından!”
hoppala güç yüzüğünü takanı da görebiliyor. işte yüzüğün karşısında bu kadar nötr ve her şeyden azade oluşu muammanın çifte kavrulmuş haline dönüşmesine yol açıyor.
evvela en yaşlı. sonrasında ise yanında yüzüğün esamesi dahi okunmuyor. işte bu noktayı şöyle değerlendirenler var; tom bombadil eru'dur. tek olandır. oysa yanıldıkları nokta şu; eru asla arda'ya inmedi. ayrıca tom amca kendi çöplüğünün horozu. güçleri yaşlı orman ile sınırlı. eru olmadığına göre geriye iki seçenek kalıyor;
ya bağımsız bir maia veyahut da tolkien'in kendisi...
burada, frodo'nun ona ''siz kimsiniz efendim?'' sorusuna verdiği yanıtın sonuna dönelim. ne diyor orada? ''karanlıklar efendisi dışarı’dan gelmeden önceki zamanları.'' yani ''melkor''dan önce orta dünya'ya gelmiş olduğunu anlıyoruz.
arda'ya inen valar sayısı belli. maia'lar konusunda ise bir açıklık yok. bu sebeple kahir ekseriyet tom bombadil'in valar olamayacağını maia olduğunu savunuyor ki mantık çerçevesinden baktığımızda bu doğru olabilir. kendisi valar'dan emir almayan ve orta dünyada kalmış bir maia olabilir.
ama ''karanlıklar efendisi dışarıdan gelmeden önceki zamanları'' sözü de burada kafayı bulandıran nokta. onu da bir yere oturtmak lazım. işte burada benim naçizane düşüncem diğer tezlerden farklı olarak şu;
tom amca; tolkien'in orta dünyadaki yansımalarından birisidir. lakin bazılarının öne sürdüğü gibi tek yansıması değildir. kendisinin romantik yansıması beren'dir ki, karısı ile mezar taşlarında beren ve luthien yazar.
tom amca ise tolkien'in muzip karakterini ortaya koyarak mizahi açıdan kendisini orta dünya'ya entegre ettiği karakteridir.
her şeyden evvel oradadır. yüzük onu etkilemez. kendisini romanın bir bölümüne hapsedecek bir ormanın içerisinde güvenli bir alana çekmiş ve akışın dışında kalmıştır. ama her şeyin tanığı ve yaratıcısıdır. frodo ve hobbitler'le sohbeti bu yüzden hepimize çok sevimli, sıcak ve samimi geliyor olabilir. belki de bu yüzden, kendi yarattığı karakterlerle sohbetinde en tepe noktayı yakalıyor. kim bilir?
herkes tom amca hakkında bir şeyler söyleyecek, düşünecek ve yazacak. benim düşüncem ise bu ve değişmeyecek. zira senelerdir bu mevzuya kafa yorar ve tartışırız. geldiğim son nokta burası. benden daha fazlası çıkmaz. düşüncemi değiştirebilecek sağlam argüman ise yok gibi.
o zaman ne diyoruz;
lay lom! lay la lom!
gongu çal da gel! gongu çal!
zıpla gel! söğütler içinden!
tom bom, şen tom, tom bombadil!
devamını gör...
dünyanın en iyi konserleri
ıron maiden - rock ın rio 2001
keşke bi 4k kaydı olsa...
keşke bi 4k kaydı olsa...
devamını gör...
mendelssohn is on the roof
çek yazar jiři weil tarafından 15 yıl boyunca üzerinde çalışılmış ve ölmeden hemen önce 1959 yılında tamamlanmış olan eser. littérature de la shoah ve/veya holokost edebiyatının önemli isimlerinden biri olan weil'in kendine has muazzam bir üslup geliştirdiğinin en kesin kanıtlarından biridir bu roman. rus edebiyatına yoğun ilgisi -ki doktora tezi dahi gogol üzerinedir- yaptığı vladimir mayakovski ve marina tsvetaeva çevirileri ile birlikte rus edebiyatına yatkın olmasının yanı sıra, 18. yüzyıl ingiliz edebiyatının da izleri eserde kendine bir parça yer buluyor ki busta básníkova'da sıkça sözünü ettiği sergei alexandrovich yesenin'in izlerini de weil'in kaleminde rahatlıkla seçebilmek mümkün.
weil'in kurgusu tamamen antisemitizm ekseninde dönüyor. işgal altındaki prag'da nazilerin varlığıyla değişen sıradan hayatların şiddetli ve alaycı bir tasvirini ortaya koyuyor ve her karakterini acımasız bir son ile buluşturuyor. reinhard heydrich prag'ın konser salonunda don giovanni performansına katıldığında, yahudi bir aileden gelen besteci felix mendelssohn'un heykelinin görüntüsünden rahatsız olur ve kaldırılmasını emreder. bu iş için görevlendirilen belediye yetkilisi ve ss adayı julius schlesinger, kaldırılması gereken heykellerin hangisi olduğunu çözemez ve bu yüzden patronu krug, bazı anlaşmazlıklardan sonra bilgili bir yahudi bulması için ss'nin elit muhafızlarına gider daha sonra hikayeye dahil olan dr. rabinovich ile olaylar gelişir. tamamen alaycı, acınası bir üzüntü ve aşağılama dolu bir hikayedir esasında. bu hikaye ile açılan eser daha sonra birbirine bağlantılı olan diğer hikayeler aracılığı ile devam eder. her bir hikayede öne çıkan detay weil'in özellikle sanat ve heykellerin üzerinde durmasıdır.
all that remains for him is music; it always helps when he feels tired; it offers peace and contentment; the tensions of the day melt away in it. he remembers listening to beethoven's fourth after the night of the long knives, remembers how it gave him strength to carry on, to continue interrogating enemies and beating confessions out of them. the music cleansed everything that time, even the blood.
weil'in kurgusu tamamen antisemitizm ekseninde dönüyor. işgal altındaki prag'da nazilerin varlığıyla değişen sıradan hayatların şiddetli ve alaycı bir tasvirini ortaya koyuyor ve her karakterini acımasız bir son ile buluşturuyor. reinhard heydrich prag'ın konser salonunda don giovanni performansına katıldığında, yahudi bir aileden gelen besteci felix mendelssohn'un heykelinin görüntüsünden rahatsız olur ve kaldırılmasını emreder. bu iş için görevlendirilen belediye yetkilisi ve ss adayı julius schlesinger, kaldırılması gereken heykellerin hangisi olduğunu çözemez ve bu yüzden patronu krug, bazı anlaşmazlıklardan sonra bilgili bir yahudi bulması için ss'nin elit muhafızlarına gider daha sonra hikayeye dahil olan dr. rabinovich ile olaylar gelişir. tamamen alaycı, acınası bir üzüntü ve aşağılama dolu bir hikayedir esasında. bu hikaye ile açılan eser daha sonra birbirine bağlantılı olan diğer hikayeler aracılığı ile devam eder. her bir hikayede öne çıkan detay weil'in özellikle sanat ve heykellerin üzerinde durmasıdır.
all that remains for him is music; it always helps when he feels tired; it offers peace and contentment; the tensions of the day melt away in it. he remembers listening to beethoven's fourth after the night of the long knives, remembers how it gave him strength to carry on, to continue interrogating enemies and beating confessions out of them. the music cleansed everything that time, even the blood.
devamını gör...
anın fotoğrafı
kısımın doğum günüsü pastasııı.
devamını gör...