canon eos m100
iki yıldır severek kullandığım aynasız ve ön izlemeli makine. aynasız olması hafif olmasını sağlamış ön izlemeli olması özellikle sokak fotoğrafçılığına ilgi duyanlar için ani çekimlerde adeta hayat kurtarıyor.
makinenin tek kötü yanı vizör'ünün olmayışı. vizörsüz makinelere daha önce rastlamadığım için özelliklerini incelerken özelikle vizörü var mı yok mu diye bakma ihtiyacı duymadım. mantığını çözemedim gerçekten bir makineye vizör neden koyulmaz. yani vizörü de olsun. isteyen vizörü kullansın isteyen ekranı. bu kadar da gömmeyeyim azcık da iyi özelliklerinden bahsedeyim.
çok kullanışlı bir kere. gövdeyi boğan düğmeler yerine bir deklanşör ve bir kontrol düğmesi var sadece. kontrol düğmesinde üç seçenek var: video modu, otomatik mod ve seçenekleri istediğiniz gibi değiştirebileceğiniz benim özgür mod olarak tanımladığım bir mod var. bu özgür mod; manuel mod, tv, av, p gibi modları ve manzara, portre gibi bir çok seçeneği bulunduruyor. ayrıca ayarların yapıldığı küçük bir panel ile dosya aktarım düğmesi var. kullanımı oldukça basit.
oldukça hafif. tek elle kullanılabilir ve tutuşu çok rahat. aslında daha çok küçük eller için üretilmiş gibi duruyor. zaten kadın makinesi ya da vloger makinesi olarak tanımlayanlar da var. erkek fotoğrafçılar tutmakta zorlanabilirler küçük olduğu için kavranması zor.
çok kolay bir şekilde çektiğiniz fotoğraflar telefonunuza başka bir fotoğraf makinesine ya da bilgisayarınıza anlık olarak aktarabilirsiniz.
he bir de çok kötü bir yanı daha var onu da söylemeden geçemeyeceğim. çok narin bir dahili flaş'ı var. çok kırılgan gerçekten. düğmesine basıp açıldığında süprizli kutudan çıkan palyaço kadar ürkütüyor insanı.
sonuç olarak vlog çekimleri ya da sosyal medya fotoğrafları için kullanışlı bir makine. ancak profesyonel fotoğrafçılıkta ilerlemek isteyen kullanıcılara hitap etmeyen bir makine.
makinenin tek kötü yanı vizör'ünün olmayışı. vizörsüz makinelere daha önce rastlamadığım için özelliklerini incelerken özelikle vizörü var mı yok mu diye bakma ihtiyacı duymadım. mantığını çözemedim gerçekten bir makineye vizör neden koyulmaz. yani vizörü de olsun. isteyen vizörü kullansın isteyen ekranı. bu kadar da gömmeyeyim azcık da iyi özelliklerinden bahsedeyim.
çok kullanışlı bir kere. gövdeyi boğan düğmeler yerine bir deklanşör ve bir kontrol düğmesi var sadece. kontrol düğmesinde üç seçenek var: video modu, otomatik mod ve seçenekleri istediğiniz gibi değiştirebileceğiniz benim özgür mod olarak tanımladığım bir mod var. bu özgür mod; manuel mod, tv, av, p gibi modları ve manzara, portre gibi bir çok seçeneği bulunduruyor. ayrıca ayarların yapıldığı küçük bir panel ile dosya aktarım düğmesi var. kullanımı oldukça basit.
oldukça hafif. tek elle kullanılabilir ve tutuşu çok rahat. aslında daha çok küçük eller için üretilmiş gibi duruyor. zaten kadın makinesi ya da vloger makinesi olarak tanımlayanlar da var. erkek fotoğrafçılar tutmakta zorlanabilirler küçük olduğu için kavranması zor.
çok kolay bir şekilde çektiğiniz fotoğraflar telefonunuza başka bir fotoğraf makinesine ya da bilgisayarınıza anlık olarak aktarabilirsiniz.
he bir de çok kötü bir yanı daha var onu da söylemeden geçemeyeceğim. çok narin bir dahili flaş'ı var. çok kırılgan gerçekten. düğmesine basıp açıldığında süprizli kutudan çıkan palyaço kadar ürkütüyor insanı.
sonuç olarak vlog çekimleri ya da sosyal medya fotoğrafları için kullanışlı bir makine. ancak profesyonel fotoğrafçılıkta ilerlemek isteyen kullanıcılara hitap etmeyen bir makine.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
koca şehirde yalnızım,
topluluklar içinde yalnızım,
mahallede yalnızım,
işyerinde yalnızım,
akrabalar içinde yalnızım,
arkadaşım yok yalnızım,
bir yer hariç !? yalnızım.
topluluklar içinde yalnızım,
mahallede yalnızım,
işyerinde yalnızım,
akrabalar içinde yalnızım,
arkadaşım yok yalnızım,
bir yer hariç !? yalnızım.
devamını gör...
demedi deme
tavsiye vermeye çalışan insanların sıklıkla kullandığı bir söz öbeğidir.
devamını gör...
sinirlenip yemek yemek
sıklıkla yaptığım eylemdir. sonra yediğim için daha çok sinirlenirim.
bizi her şey sinirlendirir çünkü paramız yok.
bizi her şey sinirlendirir çünkü paramız yok.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
çocuklukta çizdiğimiz bir haritayla koskoca dünyada yol bulmaya çalışıyoruz aslında.. o yüzden sık sık yolumuzu kaybediyoruz çünkü o küçücük harita, tüm dünyayı algılamamıza yetmiyor. süreç acayip işliyormuş, bunu fark ettiğimde büyük bir şok geçirmiştim. bizler kimi uzmanlara göre 6 kimisine göre de 11 yaşımıza kadar çeşitli kararlar alıyor, sonrasında da ömrümüzün geri kalanını da o kararların gölgesinde geçiriyormuşuz. mesela, çocukken annemize tam ihtiyacımız olduğunda annemiz o an bizimle ilgilenmezse "annem beni sevmiyor, sevilmeyen biriyim, sonrasında da ben sevilmeyi hak etmiyorum" gibi inançlar geliştirebiliyoruz. belki sadece o an acil bir işi vardı, o yüzden bizimle ilgilenmedi ama çocuk aklıyla böyle kararlar alabiliyormuşuz.. tüm bu geliştirdiğimiz inançlara da psikolojide "şema", kişisel gelişimde de "çekirdek inanç, kök inanç" deniyor. bunları değiştirmek için çeşitli yöntemler öneriliyor. benim bu konularda farkındalık geliştirmeme neden olan ilk kitap, sevgili atakan sönmez ile özlem şahin*'in yazdığı "çekirdek inanç" kitabıydı. sonraları şema terapiyle ilgili "narsistle ateşkes" kitabı ve "hayatı yeniden keşfedin" kitabı da gözümün açılmasını sağladı ama bu kitapları okudukça her şemadan bende biraz var hissi beni bayağı zorladı. ilk başlarda "bu kadar şemayla ben nasıl baş edeceğim" gibi bir tükenmişlik hissine kapıldım ama içindeki uygulamaları istikrarla yaptım, şemalarla ilgili başa çıkma kartları hazırladım, hatta onları okuduğum ses kayıtları hazırladım ve ara ara dinledim. şimdi geldiğim nokta ise, daha dingin bir ruh hali içindeyim.. artık eskiden beni tetikleyen olaylar, sadece gülümsememe neden oluyor. amaç, yaşanan olayları önlemek değil zaten ki bu, mümkün değil. amaç, onlara yönelik farkındalık geliştirerek farklı şekilde yorumlayabilmek ve yaşanan olaylarla ilgili bakış açısını değiştirmek ki bakış açısı değiştikçe, yaşanan olayların üzerimizdeki etkisi de değişiyor. eskisi gibi tetiklenmiyorum ki bu beni çok mutlu ediyor, sanki olayları gözlemci olarak izliyorum*. bu hayattan geçip giden bir yolcu misali tüm dünyayı izleyerek sakin, dingin bir zihinle olayları yorumlamak ve kişisel algılamamak... yıllardır ulaşmaya çalıştığım nokta buydu sanırım...
devamını gör...
somut isim
beş duyu organımızdan herhangi biriyle veya birden fazlasıyla algılayabildiğimiz varlıklar somut isimlerdir.
devamını gör...
yapmasaydın o zaman
öncesinde veya sonrasında gelen "bana mı sordun yaparken?" cümlesi ile birlikte yaptığına yapacağına pişman eder.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının burçları
burçlara inanmıyorum diyeceğim ama bütün yengeçler mi duygusal olur arkadaş!
devamını gör...
insan haklarını icat eden ülke
fransa'dır 1789 yılında bu meseleleri meclisinde konuşmuş ve insanların temel haklarının olduğunu resmen kabul etmişlerdir.(!)
böyle bir olayda öncü olup, sonra sayısız soykırımlar yaparsan ne derler sana? "ele verir talkını kendi yutar salkımı"
fransa insan haklarını kabul ettikten sonra neler yaptı?
-cezayirde 132 yıllık işgalde 1 milyonda fazla insan öldürdüler kaynak
-1994 yılında ruanda'da 100 gün içinde 800.000 insan öldürdüler. sömürgecilik bu dönemde fiilen yasak olduğundan katliam hükümet eli ile yapılmıştır ama hükümetin şuanki afganistan hükümetinin amerika ile münasebeti ne ise ruanda hükümetinin fransa ile münasebeti aynıdır kaynak
-300 yıl boyunca afrika kıtasının 3 de 1'ini sömürgelerinde tuttular şuan dahi sistemi değişmiş ve bazı haklar tanıyıp hükümetleri istedikleri kişilerden getirmek suretiyle bu sömürge devam etmektedir, mesela cezayirdekiler fransa'ya sürekli göç halindedir ve fransa'da alt kadame işlerde düşük ücretle çalışırlar.
ironik.
böyle bir olayda öncü olup, sonra sayısız soykırımlar yaparsan ne derler sana? "ele verir talkını kendi yutar salkımı"
fransa insan haklarını kabul ettikten sonra neler yaptı?
-cezayirde 132 yıllık işgalde 1 milyonda fazla insan öldürdüler kaynak
-1994 yılında ruanda'da 100 gün içinde 800.000 insan öldürdüler. sömürgecilik bu dönemde fiilen yasak olduğundan katliam hükümet eli ile yapılmıştır ama hükümetin şuanki afganistan hükümetinin amerika ile münasebeti ne ise ruanda hükümetinin fransa ile münasebeti aynıdır kaynak
-300 yıl boyunca afrika kıtasının 3 de 1'ini sömürgelerinde tuttular şuan dahi sistemi değişmiş ve bazı haklar tanıyıp hükümetleri istedikleri kişilerden getirmek suretiyle bu sömürge devam etmektedir, mesela cezayirdekiler fransa'ya sürekli göç halindedir ve fransa'da alt kadame işlerde düşük ücretle çalışırlar.
ironik.
devamını gör...
şeyh bedreddin
"hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber
hep beraber sürebilmek toprağı
ballı incirleri yiyebilmek hep beraber
yârin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber
diyebilmek için
on binler verdi sekiz binini..." *
nefret ve kan kustular. ağızlarından zehirli salyalar akıttılar. olmayanı oldurdular. börklüce'nin boynunu vurdular!
iftira ve yalan egemenlerin iktidarının harcıdır. bu harç daha sağlam bir hale bürünebilmek için kendisine destek noktaları arar. meşru olduğunu ispatlayabilmek içinde mukaddesi kullanır…
bu öyle illet bir dayanışmadır ki, mazdek’in de babek’in de, bedreddin'inde mahvına zemin hazırlamıştır.
kâfirler… sapkınlar… yoldan çıkmışlar… bu ittifakın marifetiyle, itinayla dize getirilir(!)
önce bir yalan rüzgârı yaratılır. bunun için ebu–suud gibiler kullanılır…
fetvalar birbirini izler. aşağılaşırlar, çirkinleşirler, kendi pisliklerini, rezilliklerini, örtbas edebilmek için bedreddin ve yoldaşlarını karalarlar.
simavnalu taifesinden bir bölük insan şarap içip izinle birbirlerinin eşlerine tasarruf ederler! hepsinin katli vaciptir!
yarin yanağından gayri her şey de, her yer de hep beraber diyenler için reva görülen şey; böyle bir rezilliğin onların üzerine bulaştırılmasıdır!
yalandır! ama yalanlardan gerçekler yaratanlar için de biçilmiş kaftandır.
vurdukları kelleler kâfi gelmemiş, kırdıkları binler azgınlıklarını dindirmemiş, attıkları çamur sayesinde günümüze kadar aynı nefreti ve iğrençliği körüklemişlerdir!
börklüce, bedreddin'den öğrendiklerini şöyle özetler;
“ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. kadınlar hariç bunların hepsi hepimiz içindir ve hepimizin ortak malıdır”
ve bir bizanslı tarihçi, o dönemin anadolu’su için şunları yazar;
“o günlerde iyon körfezinin girişinde bulunan ve halk ağzında stylarion denilen dağlarda cahil ve köylü bir türk ortaya çıktı. bu dağlar sakız adasının karşısında bulunurlar. türklere gönüllü yoksulluğu vaaz ediyor ve kadınlar dışında, yiyecek, giyecek, koşum hayvanları ve tarım aletleri gibi her şeyin ortak olması gerektiğini öğretiyordu. ‘ben senin evini barkını’ diyordu, ‘benimki gibi kullanmalıyım, sen de benimkini kendi malınmış gibi kullan; kadınlar hariç’ diyordu”.
ibni arapşah , idrisi bitlisi , aşık paşazade , bali efendi ve en nihayetinde mahmud hüdayi’de aynı oyunun kirli maşaları oldular…
hepsini topladığınızda bir ducas etmemeleri bu yüzdendir!
düşüncelerin temeli bedreddin'se… isyanın adı börklücedir…
ve onun üzerine yürüdüler… 8 bin can yere düştü… geri kalanlar derdest...
egemeni kutsayan rezil bir panayır alanına dönüştü ayasluğ!
savaş alanında ayakta kalanların başları, bu kanlı panayırın eğlencesi oldu…
bir bir toprağa düştüler! haykırışlar… bağırışlar…
börklüce’yi kollarından bir deveye bağladılar! çarmıha gerdiler…
belki de bundandır devenin boynunun eğri olması, insan olamayanlar utançlarını ona yüklemişlerdir. kim bilir…
uzuvlar yine ve yeniden sokaklarda gezdirildi… ibret-i alem! bak, gör ve ders al! kâfir olma!
bir zamanlar babek’in kanlı yüzüne ant içenlerin kanlarını içtiler bir çırpıda!
doymadılar… zaten asla doymazlar…
nasıl ki babek yoldaşlarına güvenmişti, bedreddin de aynısını yaptı.
bedreddinin yoldaşları arasına sızan cihan padişahının kara yağız neferleri, onu çadırında punduna getirdiler.
serez’de bir ağaç bedreddin'in cansız bedenine yoldaş oldu…
ve o ağaçta tomurcuk açtı bedreddin destanı…
tüm yalanlara, tüm çarpıtmalara, tüm rezilliklere inat…
bize halimizce bedreddin olmamızı, ebu–suud’ların karşısına dikilmemizi öğütledi…
bu öğüde asla halel getirmedik...
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber
hep beraber sürebilmek toprağı
ballı incirleri yiyebilmek hep beraber
yârin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber
diyebilmek için
on binler verdi sekiz binini..." *
nefret ve kan kustular. ağızlarından zehirli salyalar akıttılar. olmayanı oldurdular. börklüce'nin boynunu vurdular!
iftira ve yalan egemenlerin iktidarının harcıdır. bu harç daha sağlam bir hale bürünebilmek için kendisine destek noktaları arar. meşru olduğunu ispatlayabilmek içinde mukaddesi kullanır…
bu öyle illet bir dayanışmadır ki, mazdek’in de babek’in de, bedreddin'inde mahvına zemin hazırlamıştır.
kâfirler… sapkınlar… yoldan çıkmışlar… bu ittifakın marifetiyle, itinayla dize getirilir(!)
önce bir yalan rüzgârı yaratılır. bunun için ebu–suud gibiler kullanılır…
fetvalar birbirini izler. aşağılaşırlar, çirkinleşirler, kendi pisliklerini, rezilliklerini, örtbas edebilmek için bedreddin ve yoldaşlarını karalarlar.
simavnalu taifesinden bir bölük insan şarap içip izinle birbirlerinin eşlerine tasarruf ederler! hepsinin katli vaciptir!
yarin yanağından gayri her şey de, her yer de hep beraber diyenler için reva görülen şey; böyle bir rezilliğin onların üzerine bulaştırılmasıdır!
yalandır! ama yalanlardan gerçekler yaratanlar için de biçilmiş kaftandır.
vurdukları kelleler kâfi gelmemiş, kırdıkları binler azgınlıklarını dindirmemiş, attıkları çamur sayesinde günümüze kadar aynı nefreti ve iğrençliği körüklemişlerdir!
börklüce, bedreddin'den öğrendiklerini şöyle özetler;
“ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. kadınlar hariç bunların hepsi hepimiz içindir ve hepimizin ortak malıdır”
ve bir bizanslı tarihçi, o dönemin anadolu’su için şunları yazar;
“o günlerde iyon körfezinin girişinde bulunan ve halk ağzında stylarion denilen dağlarda cahil ve köylü bir türk ortaya çıktı. bu dağlar sakız adasının karşısında bulunurlar. türklere gönüllü yoksulluğu vaaz ediyor ve kadınlar dışında, yiyecek, giyecek, koşum hayvanları ve tarım aletleri gibi her şeyin ortak olması gerektiğini öğretiyordu. ‘ben senin evini barkını’ diyordu, ‘benimki gibi kullanmalıyım, sen de benimkini kendi malınmış gibi kullan; kadınlar hariç’ diyordu”.
ibni arapşah , idrisi bitlisi , aşık paşazade , bali efendi ve en nihayetinde mahmud hüdayi’de aynı oyunun kirli maşaları oldular…
hepsini topladığınızda bir ducas etmemeleri bu yüzdendir!
düşüncelerin temeli bedreddin'se… isyanın adı börklücedir…
ve onun üzerine yürüdüler… 8 bin can yere düştü… geri kalanlar derdest...
egemeni kutsayan rezil bir panayır alanına dönüştü ayasluğ!
savaş alanında ayakta kalanların başları, bu kanlı panayırın eğlencesi oldu…
bir bir toprağa düştüler! haykırışlar… bağırışlar…
börklüce’yi kollarından bir deveye bağladılar! çarmıha gerdiler…
belki de bundandır devenin boynunun eğri olması, insan olamayanlar utançlarını ona yüklemişlerdir. kim bilir…
uzuvlar yine ve yeniden sokaklarda gezdirildi… ibret-i alem! bak, gör ve ders al! kâfir olma!
bir zamanlar babek’in kanlı yüzüne ant içenlerin kanlarını içtiler bir çırpıda!
doymadılar… zaten asla doymazlar…
nasıl ki babek yoldaşlarına güvenmişti, bedreddin de aynısını yaptı.
bedreddinin yoldaşları arasına sızan cihan padişahının kara yağız neferleri, onu çadırında punduna getirdiler.
serez’de bir ağaç bedreddin'in cansız bedenine yoldaş oldu…
ve o ağaçta tomurcuk açtı bedreddin destanı…
tüm yalanlara, tüm çarpıtmalara, tüm rezilliklere inat…
bize halimizce bedreddin olmamızı, ebu–suud’ların karşısına dikilmemizi öğütledi…
bu öğüde asla halel getirmedik...
devamını gör...
çok kısa bir hayatımız olduğu gerçeği
evet hayat çok kısa ve biz sanki sevdiklerimiz her an yanımızdaymış hiç gitmezlermiş gibi onlarla tartışıyoruz. onlara sarılmak varken, onlara sevdiğimizi söylemek varken biz sadece kavga ediyoruz, küsüyoruz. gerçekten sevdiğimiz insanları iki karış toprağın altında görmediğimizden midir bu kendini bilmezlik. şuan benim yaptığım da aynı. kızıyorum da kendime fazlasıyla. git diyorum bak hayat kısa ne olacağı belli değil ne bu kırgınlık, küskünlük ama yürek söylese de akıl dinlemiyor. ikiye bölünmüş bir vücut gibiyim. bir tarafım söyle kurtul diyor bir tarafım sus da bitsin diyor. hayat gerçekten çok kısa o yüzden sevdiklerinizle iyi geçinin boş yere küsüp, darılmayın belli mi olur bir gün ayrılık tez gelirse geriye acının dayanılmazlığı kalır.
devamını gör...
bıdırdanmak
bıdı bıdı bıdı ne çene va mış len sende be? yete gari!!! şeklinde sonuçlanacak eylem
devamını gör...
intihar etmeyi düşünmek
19 yaşında intihar düşünen adam billurlarından asılmalıdır net. düsebildiğin kadar aşağıya düş ama onun daha altı seviyesi hep var ve var olmaya devam edecek. polyanna yapma ama düştüm öldüm bittim dediğin anda, daha fazla düşülecek en az 10-20 level daha var. sadece kendi hikayelerimiz bize ağır gelir. intihar, aileye ve arkadaşlara zulümdür. sana bir sey olmaz !
not: sansürship
not: sansürship
devamını gör...
duygusal zekası yüksek olan insanların ortak özellikleri
sezinleme, empati kurabilme,insanlari ve kendini anlayabilme yetileri kuvvetli insanlardır. okuduğu kitaptaki bir karaktere, izledigi dizi ve filmdeki diğer insanlar için normal gelen bir sahne onun için fazla duygusaldır. hassas insanlardır.
devamını gör...
can yücel dizeleri
nahit hanım söyledi yine
neden babama yazmışım da anama şiir döktürmemişim
kaç kere yazdım cebimden uçup gittiler
ben on yedi yaşında beni yıkayan
anneme şiir yazacak kadar şair değilim.
neden babama yazmışım da anama şiir döktürmemişim
kaç kere yazdım cebimden uçup gittiler
ben on yedi yaşında beni yıkayan
anneme şiir yazacak kadar şair değilim.
devamını gör...
duyulan en acı verici cümle
ayın 15'ine daha var.
devamını gör...
yedinci dem
üç kişiler sözlükte. diğer ikisi de yeşilevham ve güneş. benim için, benim açımdan, naçizane.
o kadar seviyorum ki onları okumayı, hiç iletişmesem de ya da pek az, o kadar yakın hissettiriyorlar ki kendilerini bana benim anlatım kabiliyetim yetmez bunun ifadesine. çok acayip. çok hisli. çok gizli.
o kadar seviyorum ki onları okumayı, hiç iletişmesem de ya da pek az, o kadar yakın hissettiriyorlar ki kendilerini bana benim anlatım kabiliyetim yetmez bunun ifadesine. çok acayip. çok hisli. çok gizli.
devamını gör...


