“nane şekeri bu ne bahane şahaneyim şahane bundan sana ne
nane nane nane nane nnnaaannnane”

(bkz: ajdar)

şaka bir yana;
“di’li geçmişten tek yaramsın sen” sözü durup durup aklıma gelir.
devamını gör...

hegel'den şöyle bir cümle kalmış aklımda; bilmeden bilgi nedir diye sormak, yüzmeden yüzmenin sınırlarını araştırmaya benzer. kendisi o yüzden bilgiden deği, "varlık"tan başlıyor.

kendinde şey/kendi için olan şey.

görü-gerçek

ayrımlar bunlar. zaman-mekan dışına çıkamayan aklın yapısal özellikleri. tüm gerçeklik zihnimizin doğaya kendini dayatarak onu çarpıtmasından ibarettir. hiçbir zaman uzam-zaman dışına çıkamayacak usumuzun çarpıttığı gerçekliği mutlaklaştırmak bir sefilliktir.

gerçeğin tanımını görülerden ibaret yapmamız kant sonrası imkansızdır. zaman-mekan insanın içinde akan görü biçimleri ise, bunları doğaya zihnimiz vuruyorsa, üstelik nedensellik dahi zihnimizin bir kategorisi ise hakikatten bahsetmek nasıl mümkün olabilir? eğer bunlar varsa, bunların dışında olan uzam-zaman dışı da olmalı. ancak bu kapı bize kapalı. içerisi hakkında konuşamayız. buna haddimiz yok.

bu "özgür" olduğumuzu zanneden köleler olduğumuz gerçeğiyle yüzleşmenin verdiği devasa bir buhran. özgürlük ve bilgi birbirine bağlı şeyler. doğanın zorunluluk temelinde akmasını hep göz önünde tutmalı. bilinç yok, bilgi yok, sadece yasalar var. doğanın özü zorunluluk, insanın özü özgürlüktür.

şu an en derinden duyduğum şey; bizim kategoriler ve görü biçimleriyle çarpıttığımız gerçekliğe hiçbir zaman tam manasıyla ulaşamayacak olmamızın verdiği değersizlik hissi.

öznenin nesnesini bükmesinden bahsediyorum. nesneyi dahi duyu organlarımızın yapısına bağlı olarak algılamaktayız. duyu organları farklı evrimleşse idi, gerçeklik de değişecekti. üstüne üstlük akıl edilgen bir alıcı değil, etken bir bükücüdür. gerçeklik çok fazla işleme tabi tutuluyor. kesinlikle mutlaklaştırılamaz. çok kaypak bir zemin bu. geriye özgür olabilmeyi ummak kalıyor.

insanın ahlak ile özgür olabileceği savı kant'ın. insan duyusal ve ussal olarak iki yanlı bir varlık. duyusal olanın peşinde koşan sürü ahlakının insanı arzu ve tutkularına köle ettiği, pratik usun buyurduğu kategorik ahlaka boyun eğmenin insanı özgürleştiren yegane şey olduğu, çünkü bunun duyusalı bastıran insanın kendini ortaya koyması demek olduğu savı da onun.

vicdanın buyurduğuna uygun davranmak, (kategorik imperatif) insanın çıkarlarına ket vurarak pratik usunu açımlaması bir irade ortaya koyması demek. zorunluluk temelinde sadece insan olduğumuz için sahip olduğumuz tutkularımızı yani duyusal çıkarlarımıza ket vurarak bu zorunluluğu kırabildiğimiz ölçüde özgürleşiyoruz kant'a göre.

nietzshce'nin kant'a sinsi hristiyan demesinin ve kızgın olmasının sebebi de bu sanırım. insanın doğasını inkar eden, görece hristiyanlığa yakınsayan bir ahlak anlayışı. ahlakın üzerinde durmamın sebebi kant'ın bunu numenden buraya açılan bir kapı olduğunu düşünmesi. kendinde şeyin içimizdeki a priori yansıması gibi. temelde vicdan. neden ve niçin var? insanın özü özgürlük ise ve pratik akla uygun eylemek yukarıda anlattığım gibi kantçı anlamda özgürleşmekse dünya'da yapılacak yegane anlamlı şey sanıyorum pratik usa kulak vermek olacak.

ancak her türlü bunların ötesinde sorun şu; bildiğimiz hiçbir şey yok. bunu doğrudan usu işleterek buluyoruz. kendi ilkeleriyle, yapısıyla kendisini inkar ve iptal eden bir şeyden bahsediyorum.

deneyci barbarlar bilgi konusunda bir büyük gedik açtılar. sonrasında kant'la bu sabit bir boşluğa dönüştü. isimler hiç önemli değil. konseptin bu denli trajik olması, aradığımız cevaplara ulaşamayacak olmanın trajik bilinci katlanılabilir olmaktan çıkıyor artık.

anlam erek ve bilgi ile mümkündü. hatta varlık dahi öyle. her türlü yol tıkalı artık. varlık-düşünce ve anlam üçgeninde savrulan yapraklar gibiyiz.

özgür olduğumuza ve pratik usumuza boyun eğerek özgürleşeceğimize inanmıyorum.

minimal özgürlük alanları pratik hayatın duyusal aşamalarında var. ancak ötesi yok. insan yukarı atılıp aşağı düşerken bilinç verilmiş bir taş gibi, o taşa bilinç verip sorsaydık kendi isteğiyle düştüğünü zannedecekti. insan kendini inşaya mecburdur ancak inşa edecek özgürlük alanı özellikle modern dönemde kalmamıştır. özü özgürlük olarak tanımlanan insan bu kadar tutsak ise insanın kendisinden dahi söz etmek absürt değil midir? prangalar var, elimizi atsak belki tutunacağımız bir kendinde şey var, büyük bir hakikat var ancak ebediyen ondan kopuğuz. hiçbir zaman ulaşamayacağız.

bu değersizlik ve imkansızlık hissini aşacak tek şey bizi uyutacak coşkun duygulanımlar sanıyorum.

coşkun duygulanım yaşama hassası yüksek olanlar, yani kaybedenler yani genellikle varoluşları duyusal ve manevi mahrumiyetlerle dolu olanlar bunları doldururken yaşayacakları yüksek duygulanımlar sayesinde -ki bana göre bu hassa onca mahrumiyetin ardından verilen üstü kapalı bir ödüldür- huzur içinde ölsünler. naçizane tavsiyemdir.
devamını gör...

(bkz: bilmukabil)
(bkz: imtiyaz)
(bkz: meram)
(bkz: hicab)
ve en güzeli :
(bkz: mamafih)
devamını gör...

koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...

nazım hikmet, 1940.
devamını gör...

aynı şeyin lacivert rengi olan bir şeyin laf atması hayli komik durmuş.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sondaj isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

sözlükte 'ipekten, sırmadan ya da herhangi bir iplikten yapılan, süs olarak bir ucundan bir şeye bağlanan, öteki ucu serbest saçak durumundaki iplik demeti.' anlamına gelen sözcüktür.

aynı zamanda mısır gibi bitkilerde oluşan uzun ve tüysü yapılara da püskül denir.
devamını gör...

bir şener şen ve şebnem ferah rozeti alabilir miyim? bakın anlamıyorsunuz, çok önemli bu.
devamını gör...

şu teoriyi çürütün de siz de biz de rahatlayalım. ama oturduğunuz yerden çürütemezsiniz. zira bilimsel çalışmalar bu şekilde yapılmıyor.
tez-antitez-sentez,ispat, makale, intihal, hakemli dergi...
bu gibi kavramlar sizin için bir şey ifade etmiyor ise ancak elmayı çürütürsünüz.

muhafazakar, islami hassasiyeti olan ve evrim teorisinden hazzetmeyenlere şunu söyleyeyim; varsa bir bilimsel çalışmanız lütfen bizimle de paylaşın. bir de korkmayın bu kadar. bilmediğiniz, bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...
hem ne diyor kitapta okuyun, akledin, düşünmez misiniz, ilim çinde de olsa gidin alın. değil mi?

o halde fen bilimleri açısından önce evrim teorisinin ne anlattığını anlamanız ondan sonra da varsa deliliniz ortaya koymanız gerekir. biyoloji, genetik, arkeoloji gibi bilim dalları bu konuda yardımcı olabilir.

islam ilimleri açısından da islam dininin evrenin oluşumu, türlerin kökeni ve gelişimi hakkında ne söylediğini, evrim teorisi ile islam dinin çelişip çelişmediğini ortaya koymanız, bunun için de sarf, nahiv, tefsir, kelam gibi ilimlerde söz sahibi olmanız gerekir.
sonuç olarak fenni ve islami ilimlere hakim olmadan bu konuda bir şey söyleyemezsiniz.
içeriğine vakıf olmadığınız konular hakkında konuşmak zorunda değilsiniz.
saygılar.
devamını gör...

daddy lolo'ya çok benzeyen bir de stelios kazantzidis şarkısı vardır: panta esena syllogiemai


ayrıca nurhan damcıoğlu kantosu için de teşekkürlerimizi iletelim. *
devamını gör...

bu söylemler kadınların ağzında daha bir korkunç olur. ilginç örneklerini görmek mümkündür. söztemsil, "bir erkeğe aşık olmak, devrimci mücadeleme sekte vurur" tarzı bir ifadeyi twitter profiline iliştiren genç kadın, galatasaray'ın şampiyonluk kutlamalarından görüntü paylaştığı twitinde "ananı s.k..k fener" yazmıştı. ya da kendi güzelliğinden fazlasıyla emin ve bunu her şeyin üzerinde gören bir başkası, rakip gördüğü başka bir kadının çirkin olduğunu vurgulamak için o kadını onlarca defa 'travesti' diye aşağılamıştı. böylece kendi cinsine ihanet ederken, bir de boğazına kadar homofobiye batmıştı.
hasılı, bu tarz söylemler mide bulandırıcıdır, kim söylerse söylesin.
devamını gör...

x yanlız birakilamaz belki yalnız bırakılır.
devamını gör...

ne dışarı çıkmak istiyor gençler, ne de artık eskiden sevdiği şeylerden keyif alıyor. bir ihtiyar gibi odaya hapsolmuş zamanın neyi getireceğini bekliyoruz. ihtiyarlar da genç oldu, roller değişti.
parklar bahçeler ihtiyar dolu. koşuyor zıplıyorlar sanki 80 yaşında değilmiş gibi.
ve biz gençler de hayattan bezdik sanki 20 yaşında değilmiş gibi.
devamını gör...

bir mafya lideri o ülkede gündemi belirliyorsa geri kalmıştır.
devamını gör...

dönme dolap.
heyecanlandırır, başınızı döndürür ve sizi en tepeye çıkarmasıyla en dibe indirmesi sadece birkaç dakikasını alır.
devamını gör...

natsuo kirino kitabıdır.

kadınla erkek arasında her dönemde, her çağda, zamanın her diliminde, dünyanın her bir köşesinde büyük farklılıklar olmuştur ve olmaya devam etmektedir. bu farklılıklar hep erkek cinsinin lehine işlemektedir. ancak insanlar arasında sürekliliği hiç kesintiye uğramayan bu cinsiyetçi yaklaşımlar bir sona erer mi ermez mi diye düşünürken tanrılar ve tanrıçalar arasında da böyle cinsiyet ayrımcılığını göğe çıkaran yaklaşımlar olduğunu öğrenince umudum biraz kırılmadı desem yalan olur.

gözyaşı şeklinde bir ada düşünün. adanın içinde sürüp giden yaşamı. ama bu sıradan bir yaşam değil. kadınların mitolojik bir dünyada olsalar bile akıl almaz bir şekilde, sanki yüceltiliyormuş gibi gösterilip aşağılandığı bir yaşam.

kahinlik sırası bekleyen bir kız ve onun me olacağını bile bilemen kız kardeşinin yer altındaki kapkara dünyaya uzanan, ölülerle kol kola gezen, hapşırdığında bile yeni tanrılar ortaya çıkan büyük tanrılara şaşkınlıkla bakan hikayesi.

ne olursa olsun, kadın bir şekilde bedel ödemekle yükümlü. japon mitolojisine dokunarak bizi çağdaş dünyanın haksızlıklarına taşıyan bu roman tam da şu dönemde okunmalı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tuğçe kazaz dururken(dizideki adını hatırlayamadım) tolganın yeşimde ne bulduğunu anlayamadigim diziydi. güzeldi o zamanlar lise defteri vardı koçum benim vardı hayat bilgisi vardı. tvde izlenecek icerikler vardi.ne zaman 30 yaşında yakışıklı zengin holding patronlarının fakir çalışanlara aşık olduğu diziler çıkmaya başladı tv'de dizi izleme zevki de bitti benim için.
devamını gör...

sayfayı fulleme olsaydı kessssinlikle sana yapardım sevgili yazar*, yazarlık hayatında başarılar diliyorum. devam etmen dileklerimle.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim