kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tanguy viel’in ceza kanunu, 353.madde isimli romanında geçen bir tanımlamadır. birçok şeyi tanımlamak için kullanılabilir, birçok farklı kavramı ama sanki hayatımızın bir özeti olarak kullanılmış bir sözdür.

nerede okuduğumu hatırlamıyorum, kimin yazdığını da ama bana sanki oscar wilde sözü gibi geliyor her zaman: (bkz: hayat tercih etmediklerimizdir). belki de gerçekten öyledir. belki de hayat sahip olduklarımızdan çok vazgeçtiklerimiz tarafından şekilleniyordur.

yürümeyi tercih etmediğimiz yol yürümekte olduğumuz yolun uzunluğunu ya da zorluğunu etkiliyordur belki. yemekten imtina ettiğimiz yemekler çok sevdiğimiz yemeklerin tadı tuzudur. gitmediğimiz şehirler yaşadığımız şehirlerin iklimine etki ediyordur belki de. hiç tanışmadığımız, tanışmaya gerek görmediğimiz, tanışma fırsatı yakalamadığımız insanlar hayatımızda önemli yer tutan, bizi biz yapan, sevgi ya da nefretle bağlı olduğumuz insanalar için alan yaratmak için vardır belki.

vazgeçtiğimiz şeyler biriktikçe, sahip olduklarımız üzerinde daha büyük bir etkiye sahip olur ve zamanla hayatımız vazgeçtiklerimizin bir dökümüne dönüşür. ve en sonunda hiçbir şeye sahip olamayacağımız bir ölüme doğru ilerleriz.
devamını gör...

1571 doğumlu italyan ressam. ismini doğduğu kasabadan almıştır. "michelangelo merisi caravaggio" gerçek ismidir. 6 yaşında annesini 15 yaşında babasını kaybetmiştir daha sonra hayatı bir türlü rayına girmez zaten .1584’te bergamolu bir ressam olan simone peterzano’nun yanına 4 yıllığına çırak olarak girmiş, ilk deneyimlerini lotto ve giovanni girolama savoldo (1480-1548) gibi sanatçıların yaptılarını incelemekle kazanmış, tiziano’nun öğrencisi iken venedik okulu'yla da ilişki kurmuştur. roma’da çalıştığı dönem yapıtları dramatik bir anlatım sunmayan kendi portreleri ve ölü doğa resimleridir. oldukça çalkantılı bir hayatın izlerini tablolarına yansıtmıştır . caravaggio aynı zamanda güçlü ışık-gölge kullanımı ve resimsel düzenlemeyi dramatik bir açıdan ele alışıyla barok sanatının en özgün uygulayıcılarından biri olmuştur. geleneksel resim ögretilerine ve kilisenin doktrinlerine karşı çıkmış azizleri de sıradan insanlar gibi betimleyerek belayı yine üzerine çekmiştir . zaten çalkantılı olan hayatı 1606 yılında işlediği cinayet ile iyice içinden çıkılmaz bir hâl aldıktan sonra 1610 yılında ölümü eski bir dost gibi selamlamıştır.

(bkz: david with the head of goliath) caravaggio'nun kiliseye kendini affetirmek için çizdiği fakat ne yazık ki yerine ulaştıramadan öldüğü eser olması sebebiyle bende yeri ayrıdır.

(bkz: souper à emaüs)
(bkz: bacchus)
(bkz: the seven works of mercy)
(bkz: the beheading of st john the baptist)
(bkz: scudo con testa di medusa)
devamını gör...

güvenilirlik cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.
devamını gör...

eskitilmiş yaz şarkısıdır.

uyursam geçer mi?
ya da bu böyle sürer mi?
yerine düşlere güvensem
yine günler incitir mi?

buradan
devamını gör...

hafif acılar konuşabilir ama, derin acılar dilsizdir.

- seneca
devamını gör...

ıyi bir sey. nazardan öte çocukları teşhir etmenin önüne gecer.
devamını gör...

şimdiye kadar izlediğim en absürd belgesel dizisi. john wilson bir başyapıta mı imza atıyor yoksa hepimizle dalga mı geçiyor anlaması güç olsa da eşe dosta önerilmesi makbüldür. özellikle benim gibi sosyal becerileri düşük bireyler için komik olması gereken kısımlar bile kimi zaman eğitici olabilmekte(ilk bölüm♡).
devamını gör...

aşk olsun hiçbiri. en güzeli karı.
devamını gör...

yavuz çetin - yaşamak istemem
devamını gör...

hani bir söz vardır ya ,
"zaman zaman keşke olmasaydı dediklerimiz var ya, zamanı geri çevirseydik o an'lar gene yaşanırdı." diye işte öyle
keşke dediklerimizin bir zaman sonra iyi ki olarak bize yansıyıp yansımayacağını kim bilebilir.
devamını gör...

bu tanım başlığa girdikten sonra kalbimde biriken kocaman bir özlem için yazılmaya başlandı.bu hikaye paşa'nın hikayesi. ve onu yaşatmak için kaleme alındı.
2016 yazının son demlerinde şehirler arası bir yolculuk esnasında yapılan bir molada kesişti yollarımız. biraz dinlenmek için edremit körfezinde ramiz köfte'de durduğumuz vakit restoranın sahibi yanımıza geldi ve kendisi de eski bir motosiklet kullanıcısı olduğu için bizimle uzun uzun sohbet etti. o esnada sürekli duyduğum bebek havlamaları dikkatimi çekti. gittim, iki minik tatlı şey sıçramaya başladı kutunun içinde. biraz oynaşıp seviştik. sonra köfteci bey arka tarafta sahiplendiği bir sürü köpekle tanıştırdı beni. sonra paşa'dan bahsetmeye başladı. biraz hastaydı ve ayağında bir eğrilik vardı. özel bir ilgi ile iyileşirdi ama evde bakım gerekiyordu. kız kardeşine bakardı da paşa onun için zor olacaktı. dedi ki sen sahiplensen hayatını kurtarırsın. * tamam ama nasıl gidicez motosikletle olmaz ki, dedim. ben onu size yollarım, dedi. gerçekten de iki gün sonra paşa şehrimdeydi. kendisi tam bir sokak köpeği. kırmanın da kırması. ama kendine has bir tatlılığı vardı. yoo hayır, bunun benim oğlum olduğu için kayırmamla alakası yok, belki çok azıcık. ama bakın haksız mıyım?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
iki buçuk ay boyunca evde ana-oğul takıldık. çokça sarmaş dolaş günlerdi, gece o ağlıyor ben kucağıma alıp uyutuyordum, sabahları gözlerimi açana dek sessizce bekliyor, uyandığım anda coşkuyla oyun için havlamaya başlıyordu. o iyileştikten sonra da ailemin bahçesinde yaşamaya başladı. oraya sık sık gittiğim için de bağımız hiç kopmadı. ve her kavuşmamız büyük çığlıklar ve havlamalar ile oldu. paşa kocaman bir köpek ve baba olduktan sonra bile üzerime atlayıp beni yere yığıp el ele tutuşmadan bırakmadı.
hatta kendisi tam bir çakal olduğu için her zaman ilgiyi üzerinde tutmaya da bayılırdı. şimdi küçük bir anı geliyor. bir gün ozi ile paşa'yı kontrol etmek ve de biraz vakit geçirmek için bahçeye gittik. paşa ayağını sakatlamış. çok üzüldük. babamı aradım veterinere götürmek için. o da biraz bekleyelim, dedi. çünkü sıpa bebekken motosikletle gezerken büyünce arabaya binmekten korkar olmuştu ve ancak büyük mücadeleler ile arabaya bindiriliyor ancak sarılarak yolculuk yapıyordu. neyse biz oradan annemin eşarbını bulup ayağına sardık. o da topallaya topallaya üç ayağının üzerinde oynadı. ertesi gün komşumuz dedi ki; bu köpek seni kandırıyor, sen gider gitmez dört ayağının üzerinde koşmaya başladı. *

sonra geçen kış tatil için gittiğimde annem dedi ki sana bir şey söylemem lazım, paşa yok, 15 gündür yok. belki döner diye bekledim, söylemedim sana dedi. sonra bekledik. barınağa da baktık belki karışıklık olmuştur diye, yoktu. biz bekledik, o gelmedi. oğlum gitti. *
devamını gör...

bir süredir, uzaklardan seviyorum seni. şimdi gel yakınıma yakından sev beni desen nasıl severdim seni inan ki bilmiyorum.
mesela tenine dokununca ne olurdu parmaklarıma?
diyelim ki artık bir adım ötemdesin, sarılabiliyorum sana.
nasıl sarardım seni kim bilir?
gölün kenarında bir bankta, güneşin batışını izlerken,
sen o güzelim başını, omzuma koysaydın,
ne yapardı gariban omzum?
mesela oldu ya, eymirin güzelim yollarında, el ele yürürken seninle,
aklım, o gariban aklım, kaç karış havalanırdı inan ki bilmiyorum.
hani oldu ya evimizdeyiz, umut dolu, sevgi dolu yeni bir güne şiirlerle başlar, öğle yemeği yerine düz yazılar ile beslenirdik. günün akşamını hafif bir yemeğin yanında birer kadehlik kırmızı şarabımızı içerken, plakçalarımızda çalan beethoven sayesinde kulaklarımızın pası silinmiş şekilde edebiyattan konuşarak geçirip, gecesini, uykuya dalmadan önce masallar anlatarak yaşardık. bu güzel günü bu şekilde bitirmek beni nasıl mutlu ederdi bir bilsen.
hani o, kırmızı panjurlu, önünde mor menekşeler olan, küçüçük ama ahşaptan, içerisinde yüzlerce, binlerce kitabımızın olduğu evimizde, elinde kitabın uyuyakalmış ruhunu sarmalamaktan daha büyük mutluluk verici şey ne olabilirdi ki.
işte bu düşüncelerle çıksam yüreğimden senin yüreğine doğru harekete geçsem.
ve, ellerimde en güzel papatya demetleriyle, bir gün ansızın çıkıp gelsem yanına. yüreğim pırpır kanatlanmış uçacak bir durumdayken, bedenim seni görmenin heyecanıyla tirtir titrerken, ruhum ise doğuştan yarım kalan tarafını bulmanın keyfini yaşarken, dudaklarımdan hangi kelimeler dökülürdü acaba inanki bilmiyorum? kelimelerin gücü yeter miydi bu büyük karşılaşmanın manasını anlatmaya? tüm zamanlarımı anlamlı kılan bu anı, türk dil kurumunun biçare sözlüğünde bulunan kelimelerin tek tek ya da çeşitli kombinasyonlarda bir araya gelerek anlatmasını beklemek, nafile bir çaba değil de neydi?
işte o an, o sözlük yeniden yazılmalıydı. en temiz harflerden, en derin anlamlar içeren kelimeler üretilerek.
hadi oldu diyelim, hislerimi anlatır cümleler kurabildim. peki kelimeler ne denli önemliydi.
hayran hayran bakışlar, titrek konuşmalar, ateş basmaları olmayınca.
insan, konuşurdu, yazardı, çizerdi ama emek olmayınca, sevdiğin kişiye sonsuz özgürlük tanımayınca, o güzel hisleri pazarlık konusu yapmaya başlayınca, sevgi mi kalırdı ortada.
evet evet, seni hiçbir karşılık beklemeden, sonsuz bir sadakatle, içindeki çocuğu büyütmeden, değişmeni beklemeden aksine kendin olabilmeni destekler biçimde, severdim seni.
devamını gör...

kesinlikle karşı olduğum eylem. sevmiyorum. hem de hiç...

burada öyle herhangi bir konuda "en iyiniz benim" iddiasında bulunan pek fazla insana denk gelmedim. dolayısıyla böyle iddialar içerisinde olmayan insanlar, yani büyük bir kısmımız aslında kendi hâlinde yazarlardır. birileri uzaktan bakıp kafasında sizinle ilgili bir fikir oluşturup o fikri size entegre etmeye çalıştı diye bu gerçek değişmiyor.

şahsen hiçbir konuda en iyi olduğuma dair bir iddiam yok. herkes gibi yazıyorum, herkes gibi yaşıyorum. dünyada resim yapan, şarkı söyleyen tek kişi ben değilim. hiçbir iddiam yok ama sanki çıkıp "eyy faniler! ayaklarımı öpün, bana biat edin" demişim gibi gelip gelip sataşıyor birileri. yahu kendi hâlinde insanım diyorum kendi ağzımla, daha ne diyeyim!

bakıyorum, aynen benim durumumda olan başkalarına da benzer sataşmalar yapılıyor. rahatsız oluyor insanların çoğu bunun yapılmasından. eleştiri güzel şey ama yerinde olması koşuluyla. dolayısıyla herhangi bir yazara "çalıntı tanım giriyor" diye yazarlığı üzerinden eleştiri yapmak başka "kendini beğenmişsin" diye hiç bilmediğiniz kişiliği hakkında eleştiri yapmak başka. evet, gerçekten kimse kimsenin kişiliğini tam olarak bilmiyor burada. bire bir görüşmedikçe de bilemez.

özetle diyorum ki, durup dururken sataşmayın insanlara. siyasi tartışmalarınızı da mümkünse özelden yapın ve birbirinize toplum içinde hakaret etmeyin. hani bir söz vardır "aptallarla tartışmayın. görenler aranızdaki farkı anlamaz" diye. bu biraz ona benziyor. kavga eden taraflar, kavga uzadıkça birbirlerine benzemeye başlıyor.
devamını gör...

en sevdiğim: suat suna - aramızda uçurumlar buradan
devamını gör...

fi tarihte bir "sarıyer" maçında defans oyuncusuna; "çık tepesine oğlum, çıksana lan!" diye çileden çıkmışçasına bağrımış, sonra adama sarı kart yedirerek tribünü komple yarmış, sempatik ve de futbolu resmen tutku halinde yaşayan teknik adam.
devamını gör...

haldır huldur ezhel porçay tutuklatıp iki tweet yüzünden fenolara 7 yıl hapis cezası kaktıran büyüklerimiz müptezel kendilerinden çıkınca “bu gençleri topluma kazandıralım” diyor. dümeni bırakın da sonumuz titaniğe benzemesin koçumlar. hadi abisi.
devamını gör...

çok güzel bir oyuncu.ideal tipim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

an itibariyle ben de yapmış bulunmaktayım. ne olacak canım bugün de itici oluruz. siz yine de çok şey etmeyin biz de allah'ın yarattığı bir kuluz neticede.
devamını gör...

milli kütüphane'nin koleksiyonunda yer alan 5 bin taş plak burada ses dosyasına dönüştürülüp online olarak halka ulaştırılmıştır. benim gibi plak dinlemekten zevk alanlar, bununla hayat bulanlar var ise mutlaka dinlemeliler. çünkü münir nurettin selçuk'tan chopin'e kadar pek çok sanatçı mevcuttur.

dinlemek için şuradan efendim


not:
bir bilene katılıyorum. hiçbir şey pikaptan ve gramafondan dinlenilen o zevki vermez ancak bunlara sahip olmayanlar için yine de güzel düşünülmüş diyorum ben. yeni nesil pikapların bile fiyatları ortada...
ülkemizde zevk aldığımız bir durumu bile gönlümüzce yaşamıyoruz. her şey pahalı maalesef.
üç tanecik plağımı da değiştirip değiştirip dinliyorum zaten (gözyaşı)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim