siyaset
mevzu bahis olduğunda tüm ortamı mahveden, aile bireylerini birbirine düşman edebilecek kadar şiddetli, insandaki fanatizm damarını şaha kaldıran, çoğu zaman tartışmanın manasız olduğu, devlet işlerini düzenleme ve yürütme anlayışı.
devamını gör...
ne yediğimizi bilelim
başlığın yürümesini umarım. zira gıda sektörünün bu kadar vahşi bir kar hırsı ile yürüdüğü bir ortamda pek çok yazarın bildiklerinin kolektif bir bilinç yaratacağını düşünüyorum.
ilk katkıyı müsaadenizle '' marketlerde satılan ısıl işlem görmüş, kullanıma hazır kavurma'' ile yapmak isterim.
özellikle kavurma, mezbahada tüberküloz (verem) hastalığı teşhis edilen hayvanların etlerinden elde edilir. şöyle ki; hastalığın et olarak kullanılacak dokuda yer aldığı kısımlar kesilip imha edildikten sonra, geri kalan tüketilebilir kısımlar, et işleme fabrikalarınca ısıl işleme tabi tutulup ağırlıklı kavurma haline getirilerek insan tüketimine sunulur. bu işlem hem bilimseldir hem de türk gıda kodeksi'ne uygundur. yani yasaldır. işlem doğru yapıldıysa insan sağlığı için bir tehlike arz etmez. besin değerinden de hemen hemen bir kayıp yok gibidir ve güvenle tüketilebilir.
burada benim takıldığım temel nokta bu ürünlerin satış fiyatları. örneğin 1 kilogram eti ortalama 50 tl, bir kilo sucuk ürününü 130 tl'ye alırken, bu ürünlerin kilo fiyatının 300-400 tl olduğunu görürüz. halbuki firmaların bu eti alırken normal bir ete göre çok daha ucuza temin ettiklerini tahmin edebilirsiniz. bu firmaların böyle bir ürünü hem ucuza alıp, bize kaynağını bildirmeden, bu kadar fahiş fiyatlara sunması, yasal olması münasebeti ile bir sıkıntı da olmayacağından, çok affedersiniz tüketiciyi bir güzel öpmesidir. ürün evde yapımı pratik, lezzetli ve güvenli bir seçenektir ancak ürünle alakalı sizden gizlenen gerçekler de vardır, hem de fahiş fiyat eşliğinde... bilgilerinize arz ederim sevgili yazarlar.
ilk katkıyı müsaadenizle '' marketlerde satılan ısıl işlem görmüş, kullanıma hazır kavurma'' ile yapmak isterim.
özellikle kavurma, mezbahada tüberküloz (verem) hastalığı teşhis edilen hayvanların etlerinden elde edilir. şöyle ki; hastalığın et olarak kullanılacak dokuda yer aldığı kısımlar kesilip imha edildikten sonra, geri kalan tüketilebilir kısımlar, et işleme fabrikalarınca ısıl işleme tabi tutulup ağırlıklı kavurma haline getirilerek insan tüketimine sunulur. bu işlem hem bilimseldir hem de türk gıda kodeksi'ne uygundur. yani yasaldır. işlem doğru yapıldıysa insan sağlığı için bir tehlike arz etmez. besin değerinden de hemen hemen bir kayıp yok gibidir ve güvenle tüketilebilir.
burada benim takıldığım temel nokta bu ürünlerin satış fiyatları. örneğin 1 kilogram eti ortalama 50 tl, bir kilo sucuk ürününü 130 tl'ye alırken, bu ürünlerin kilo fiyatının 300-400 tl olduğunu görürüz. halbuki firmaların bu eti alırken normal bir ete göre çok daha ucuza temin ettiklerini tahmin edebilirsiniz. bu firmaların böyle bir ürünü hem ucuza alıp, bize kaynağını bildirmeden, bu kadar fahiş fiyatlara sunması, yasal olması münasebeti ile bir sıkıntı da olmayacağından, çok affedersiniz tüketiciyi bir güzel öpmesidir. ürün evde yapımı pratik, lezzetli ve güvenli bir seçenektir ancak ürünle alakalı sizden gizlenen gerçekler de vardır, hem de fahiş fiyat eşliğinde... bilgilerinize arz ederim sevgili yazarlar.
devamını gör...
baldur
iskandinav mitolojisinin ediz hun'udur. yakışıklılığı dillere destanmış. aesir tanrıları arasında itibarı yüksektir. yürüyen karizma tabirinin tam karşılığıdır. herkes onu sever/sayar. bu sebepten ötürü, fesatlığın ve hilekarlığın doktorasını yapmış olan kardeşi loki, onu çok kıskanır.
baldur, yakışıklı olmasının yanı sıra havalı bir gemiye de sahiptir. geminisinin adı hringham'dır. breidablik salonunda yaşar.
ışığın, neşenin, güzelliğin ve saflığın tanrısı olarak bilinir. kimileri onu barış tanrısı olarak da adlandırır.
yalnız, saflığın tanrısı mevzusunu yanlış anlamış olacak ki, cidden saflığın dibine vurmuştur.
yakışıklı abimiz baldur bir gece kabus görür. ölüler dünyası nilfheim'a gitmiş ve orada tanrıça hel ile karşılaşmıştır. kan ter içerisinde uyanır. yüreği ağzına gelmiştir. üzerini bile doğru düzgün giymeden diğer tanrıların yanında alır soluğu. rüyasını anlatır. tabi iskandinavlarda sistem bizdeki gibi işlemiyor. biz rüyamız da öldüğümüzü görünce ömrümüz uzuyor, lakin onlarda öyle değil. diğer tanrılar, bu rüyayı baldur'un yakın zamanda öleceği şeklinde yorumlayarak, saf ve güzel abimiz baldur'un yüreğindeki korkuyu iyice harlamış ve onu derin bir endişeye gark etmişlerdir.
baldur'un annesi frigg olanları ve rüya tabirlerini duyunca, aman oğluma bir zarar gelmesin deyi yollara düşer. oğluna zarar verebilecek gücü olan tüm canlılarla konuşur. hayvanları, bitkileri, elementleri, hastalıkları ikna eder. ve hepsine yemin ettirir. rahatlamıştır artık. olanları diğer tanrılara da aktarır. bunun üzerine bir eğlence düzenlenir.
tanrılar baldur'u bu eğlencede dart tahtası yerine koyarak, ellerine ne geçerse ona fırlatırlar. nasıl olsa hiç bir şey ona zarar veremeyecektir. tanrılar vur patlasın çal oynasın kendi aralarında bu şekilde eğlenirken, loki, frigg'in yanına gider. fesatlık aklına düşmüştür bir kere...
frigg'in ağzını arar; ''dünyadaki her şeye yemin ettirdin mi?'' diye sorar. frigg her şeye yemin ettirdiğini sadece zararsız gördüğü için ökse otuna yemin ettirmediğini söyler ve ta tam. loki'nin beyninde fesatlık şimşekleri çakmaya başlamıştır bile. böylece baldur'un kime çektiğini de öğrenmiş oluyoruz. anası da oğlu gibi saftır. hayır sen bunu loki denen cibilliyetsize niye anlatırsın ki?
istediği bilgiye ulaşmış olan loki ökse otunu bulmaya gider. sonrasında ökse otundan bir ok yapar. bu sırada eğlence son sürat devam etmektedir. loki salonu şöyle bir süzer. kör kardeşi hodr'ın bir köşe de yalnız başına takıldığını görür. usulca onun yanına varır ve neden eğlenceye katılmadığını sorar. garibim hodr kardeşine çıkışır; ''hem körüm hem de baldur'a atacak bir şeyim yok. ne yapsaydım?'' der.
loki, kardeşini teskin eder. elinde zararsız bir nesne olduğunu, dilerse onu baldur'a atabileceğini söyler. hodr mutlulukla oku alır ve baldur'a doğru fırlatır. kör kardeş hedefi 12'den vurmuştur. ok, baldur'un kalbine saplanmış ve baldur yere yığılmıştır. o esnada loki çoktan arazi olmuştur. bu kaçış sonrasında, tanrılar baldur'un ölümünden loki'nin sorumlu olduğunu anlamışlardır.
yaşananlardan sonra tanrı hermod, kardeşi baldur'un yeniden asgard'a dönebilmesi için tanrıça hel ile görüşmek üzere nilfheim'a gider. hel'e baldur'un ne kadar çok sevildiğini anlatır. hel'i ikna eder. ancak tanrıçanın bir şartı vardır; yeryüzündeki tüm canlılar baldur için ağlarsa onu serbest bırakabileceğini söyler.
tüm tanrılar yeryüzüne dağılır. bütün canlıların baldur için göz yaşı dökmesi sağlanır. son kertede, mağaranın birinde bir dev anası ile karşılaşırlar. dev anası'nı ikna etmek mümkün değildir. ne yaparlarsa yapsınlar onu kararından vazgeçiremezler.
bu dev anası, aslında şekil değiştirmiş olan lokiden başkası değildir. tanrıça hel'in şartı yerine getirilemediği için baldur geri dönemez ve loki yine kazanan taraf olur.
ragnarok'tan sonra baldur'un yeniden doğacağına inanılır. o zamanda bir saflık ederse artık bilemiyorum...
baldur, yakışıklı olmasının yanı sıra havalı bir gemiye de sahiptir. geminisinin adı hringham'dır. breidablik salonunda yaşar.
ışığın, neşenin, güzelliğin ve saflığın tanrısı olarak bilinir. kimileri onu barış tanrısı olarak da adlandırır.
yalnız, saflığın tanrısı mevzusunu yanlış anlamış olacak ki, cidden saflığın dibine vurmuştur.
yakışıklı abimiz baldur bir gece kabus görür. ölüler dünyası nilfheim'a gitmiş ve orada tanrıça hel ile karşılaşmıştır. kan ter içerisinde uyanır. yüreği ağzına gelmiştir. üzerini bile doğru düzgün giymeden diğer tanrıların yanında alır soluğu. rüyasını anlatır. tabi iskandinavlarda sistem bizdeki gibi işlemiyor. biz rüyamız da öldüğümüzü görünce ömrümüz uzuyor, lakin onlarda öyle değil. diğer tanrılar, bu rüyayı baldur'un yakın zamanda öleceği şeklinde yorumlayarak, saf ve güzel abimiz baldur'un yüreğindeki korkuyu iyice harlamış ve onu derin bir endişeye gark etmişlerdir.
baldur'un annesi frigg olanları ve rüya tabirlerini duyunca, aman oğluma bir zarar gelmesin deyi yollara düşer. oğluna zarar verebilecek gücü olan tüm canlılarla konuşur. hayvanları, bitkileri, elementleri, hastalıkları ikna eder. ve hepsine yemin ettirir. rahatlamıştır artık. olanları diğer tanrılara da aktarır. bunun üzerine bir eğlence düzenlenir.
tanrılar baldur'u bu eğlencede dart tahtası yerine koyarak, ellerine ne geçerse ona fırlatırlar. nasıl olsa hiç bir şey ona zarar veremeyecektir. tanrılar vur patlasın çal oynasın kendi aralarında bu şekilde eğlenirken, loki, frigg'in yanına gider. fesatlık aklına düşmüştür bir kere...
frigg'in ağzını arar; ''dünyadaki her şeye yemin ettirdin mi?'' diye sorar. frigg her şeye yemin ettirdiğini sadece zararsız gördüğü için ökse otuna yemin ettirmediğini söyler ve ta tam. loki'nin beyninde fesatlık şimşekleri çakmaya başlamıştır bile. böylece baldur'un kime çektiğini de öğrenmiş oluyoruz. anası da oğlu gibi saftır. hayır sen bunu loki denen cibilliyetsize niye anlatırsın ki?
istediği bilgiye ulaşmış olan loki ökse otunu bulmaya gider. sonrasında ökse otundan bir ok yapar. bu sırada eğlence son sürat devam etmektedir. loki salonu şöyle bir süzer. kör kardeşi hodr'ın bir köşe de yalnız başına takıldığını görür. usulca onun yanına varır ve neden eğlenceye katılmadığını sorar. garibim hodr kardeşine çıkışır; ''hem körüm hem de baldur'a atacak bir şeyim yok. ne yapsaydım?'' der.
loki, kardeşini teskin eder. elinde zararsız bir nesne olduğunu, dilerse onu baldur'a atabileceğini söyler. hodr mutlulukla oku alır ve baldur'a doğru fırlatır. kör kardeş hedefi 12'den vurmuştur. ok, baldur'un kalbine saplanmış ve baldur yere yığılmıştır. o esnada loki çoktan arazi olmuştur. bu kaçış sonrasında, tanrılar baldur'un ölümünden loki'nin sorumlu olduğunu anlamışlardır.
yaşananlardan sonra tanrı hermod, kardeşi baldur'un yeniden asgard'a dönebilmesi için tanrıça hel ile görüşmek üzere nilfheim'a gider. hel'e baldur'un ne kadar çok sevildiğini anlatır. hel'i ikna eder. ancak tanrıçanın bir şartı vardır; yeryüzündeki tüm canlılar baldur için ağlarsa onu serbest bırakabileceğini söyler.
tüm tanrılar yeryüzüne dağılır. bütün canlıların baldur için göz yaşı dökmesi sağlanır. son kertede, mağaranın birinde bir dev anası ile karşılaşırlar. dev anası'nı ikna etmek mümkün değildir. ne yaparlarsa yapsınlar onu kararından vazgeçiremezler.
bu dev anası, aslında şekil değiştirmiş olan lokiden başkası değildir. tanrıça hel'in şartı yerine getirilemediği için baldur geri dönemez ve loki yine kazanan taraf olur.
ragnarok'tan sonra baldur'un yeniden doğacağına inanılır. o zamanda bir saflık ederse artık bilemiyorum...
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
iki saatlik bir zaman dilimi dünyadan uzak, gönüllere yakın. her hafta aynı keyifle, birlikteliğin güzel tadıyla. bir kez daha iyi ki diyorum 'güzel'.
devamını gör...
cemal süreya
boyuna göre zayıf
kumral dalgalı saçları olan
geniş alına sahip
iri kahverengi gözleriyle insanların odak noktası olabilen
kar beyaz dişlere sahip oval yüzlü bir adamdı cemal süreya
hatta nüfus cüzdanındaki adı cemalettin seber'di
ama o cemal süreyya olarak yazmak istemişti
üvercinka adını verdiği sevgilisiyle girdiği iddiada kaybeder bir tane y harfini
o günden sonra bir daha hiç ama hiç kullanmaz o diğer y harfini
işte borcuna bu kadar sadık güvenilir bir insandı süreya
erzincan doğumlu bir muhacirdi aslında
sürgün edilmişti ilerleyen yaşlarında
kitaplarından birisine verdiği ad gibi
uçurumda açan bir çiçekti cemal süreya
şairlik fikrine daha bebekken kapılır
annesin anlattığı hikayelere bayılır
kar tanesini yani annesini küçük yaşta kaybeder
"küçük kalbimdeki kuş ölmüştü" der
ilkokulda dergi çıkarır tüm yazıları eliyle yazarmış
dergiyi sadece ona hayran kızlar takip edermiş
sayıları da sevmezmiş süreya
saatin kaç olduğunu 5. sınıfta öğrenmişti daha
ama o yazmayı çok severdi
herkesin kompozisyon ödevini de yapardı
yazmak kadar okumayı da çok severdi
daha ilkokulda suç ve cezayı defalarca okudu
karamazov kardeşleri de beş kere okumuştu
şiir bi yana sporu da çok severdi
fenerbahçe fanatiğiydi
ama metin oktay'a da saygı duyardı
hep futbol oynardı arkadaşlarıyla
edebiyatçılar takımı ve tiyatrocular takımı
gol kralı hiç değişmezdi
hep orhan kemal olurdu
ortaokulda koşu yarışmasını kazandı
ilk dolma kalemini eline aldı
şiir dört bir yanına işlemeye başlamıştı
küçük kalbindeki kuş ölünce üvey anneye mahkum oldu
kardeşleri de o da sürekli dayak yer dururdu
hatta üvey annesi süreya'yı zehirlemeye bile çalıştı
yemeğine cam kırıkları bile attı
bir oğlu bir kızı vardı
oğlu memo emrah namı diğer kadıköylü kürt memo
ve kendisiyle yıldızları hiç barışmayan kızı ayça
oğlu memo'dan çok çeker
üşümesin diye papirüs dergilerini bile yakar
evdeki en değerli kitapları sahaflara satar memo
ama o ses etmez
fakat ölümüne yakın memo'dan dayak yer
parasız olduğu vakitler karaladığı şiirleri kızı ayçaya verir
bunları sakla ileride para eder der
ayça şiirlerin ne kadar saçma olduğunu söyler
kızının nikahında bulunamaz
çünkü habersiz nikahın olduğundan
izmir'e sık sık giderdi süreya
arkadaşlarına hep bir hanımla buluşması olduğunu söylerdi
her buluşmadan döndüğünde dalgın suskun ve üzüntülü olurdu
arkadaşları sorardı nereden böyle diye
süreya kızı ayça'nın yanından olduğunu söylerdi
kadıköy sahilinde yürürdü hep
önünü hep iliklerdi
neden mi
her an karşıdan fazıl hüsnü dağlarca gelebilir diye
hatta dağlarca onunla konuşmayınca
bugün ağam sudan soğuk bakıyor derdi
şairi şairden başkasının tanımadığına üzülürdü hep
bir gün duraktaki bir adamın yanına yaklaşır
adam pazar postası okuyordur
hem de onun şiirinin bulunduğu sayfayı
adama nasılsınız efendim ben cemal süreya diye yaklaşır
adam
memnun oldum ben de nuri pakdil der

*
kumral dalgalı saçları olan
geniş alına sahip
iri kahverengi gözleriyle insanların odak noktası olabilen
kar beyaz dişlere sahip oval yüzlü bir adamdı cemal süreya
hatta nüfus cüzdanındaki adı cemalettin seber'di
ama o cemal süreyya olarak yazmak istemişti
üvercinka adını verdiği sevgilisiyle girdiği iddiada kaybeder bir tane y harfini
o günden sonra bir daha hiç ama hiç kullanmaz o diğer y harfini
işte borcuna bu kadar sadık güvenilir bir insandı süreya
erzincan doğumlu bir muhacirdi aslında
sürgün edilmişti ilerleyen yaşlarında
kitaplarından birisine verdiği ad gibi
uçurumda açan bir çiçekti cemal süreya
şairlik fikrine daha bebekken kapılır
annesin anlattığı hikayelere bayılır
kar tanesini yani annesini küçük yaşta kaybeder
"küçük kalbimdeki kuş ölmüştü" der
ilkokulda dergi çıkarır tüm yazıları eliyle yazarmış
dergiyi sadece ona hayran kızlar takip edermiş
sayıları da sevmezmiş süreya
saatin kaç olduğunu 5. sınıfta öğrenmişti daha
ama o yazmayı çok severdi
herkesin kompozisyon ödevini de yapardı
yazmak kadar okumayı da çok severdi
daha ilkokulda suç ve cezayı defalarca okudu
karamazov kardeşleri de beş kere okumuştu
şiir bi yana sporu da çok severdi
fenerbahçe fanatiğiydi
ama metin oktay'a da saygı duyardı
hep futbol oynardı arkadaşlarıyla
edebiyatçılar takımı ve tiyatrocular takımı
gol kralı hiç değişmezdi
hep orhan kemal olurdu
ortaokulda koşu yarışmasını kazandı
ilk dolma kalemini eline aldı
şiir dört bir yanına işlemeye başlamıştı
küçük kalbindeki kuş ölünce üvey anneye mahkum oldu
kardeşleri de o da sürekli dayak yer dururdu
hatta üvey annesi süreya'yı zehirlemeye bile çalıştı
yemeğine cam kırıkları bile attı
bir oğlu bir kızı vardı
oğlu memo emrah namı diğer kadıköylü kürt memo
ve kendisiyle yıldızları hiç barışmayan kızı ayça
oğlu memo'dan çok çeker
üşümesin diye papirüs dergilerini bile yakar
evdeki en değerli kitapları sahaflara satar memo
ama o ses etmez
fakat ölümüne yakın memo'dan dayak yer
parasız olduğu vakitler karaladığı şiirleri kızı ayçaya verir
bunları sakla ileride para eder der
ayça şiirlerin ne kadar saçma olduğunu söyler
kızının nikahında bulunamaz
çünkü habersiz nikahın olduğundan
izmir'e sık sık giderdi süreya
arkadaşlarına hep bir hanımla buluşması olduğunu söylerdi
her buluşmadan döndüğünde dalgın suskun ve üzüntülü olurdu
arkadaşları sorardı nereden böyle diye
süreya kızı ayça'nın yanından olduğunu söylerdi
kadıköy sahilinde yürürdü hep
önünü hep iliklerdi
neden mi
her an karşıdan fazıl hüsnü dağlarca gelebilir diye
hatta dağlarca onunla konuşmayınca
bugün ağam sudan soğuk bakıyor derdi
şairi şairden başkasının tanımadığına üzülürdü hep
bir gün duraktaki bir adamın yanına yaklaşır
adam pazar postası okuyordur
hem de onun şiirinin bulunduğu sayfayı
adama nasılsınız efendim ben cemal süreya diye yaklaşır
adam
memnun oldum ben de nuri pakdil der

*
devamını gör...
engel atan yazar
tartışma ortamı bile yokken, mizahi bir tavırla özelden soru yönelttiğim ve "okuduğunu anlamamışsın" diyerek engelleyen yazardır.
özelden kimseyle münasebete girmeyin. zira bu tür "ruh adam" popülasyonu moralinizi bozabilir
özelden kimseyle münasebete girmeyin. zira bu tür "ruh adam" popülasyonu moralinizi bozabilir
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisinin insana kafayı yedirtmesi
sizden yüz binlerce km ötede olan birini sevmek olağandır ancak ilişki yürütmek imkansıza yakındır.
gerçekten de imkansıza yakındır.
dünyanın çevresi 40bin km. dünya'da değil.
ay'ın uzaklığı 300bin km. "yüz binlerce..", o zaman ay'da da değil.
mars 54 milyon km. o da çok uzak. ee nerede bu sevgili hakkaten? gerçekten imkansızmış.
gerçekçi temeller üzerinde buluşulabilirse gayet de mümkün ilişkidir.
devamını gör...
murathan mungan
"eşgal üzerine bir şiir" adlı eserinde
"dilsizim ve adsızım şimdi
aşk diyorlar değil mi buna?"
demiş ve bu soruyu bilmem kaç senedir kendime sormama vesile olmuş şair.
"dilsizim ve adsızım şimdi
aşk diyorlar değil mi buna?"
demiş ve bu soruyu bilmem kaç senedir kendime sormama vesile olmuş şair.
devamını gör...
buz devri replikleri
şişman değilim ben pofuduğum
devamını gör...
çocukluk dönemi sanrıları
bu konuda geniş bir yelpazeye sahibim herhalde*.o zaman sıralayalım:
-bakkalda "yoğurt bulunur" yazısını okuyup yoğurdun kaybolduğunu zannetmek. milletin bakkala gidip beraber yoğurdu aradıklarını sanmak.
-pişmaniyeyi koyun yünü sanmak.
-yeşil jel deterjanı renginden ve görüntüsünden dolayı pis zannedip annemin detarjanla yıkadıkları malzemelerden yemek yememeye gayret göstermek.
-televizyonda siyah beyaz filmlere denk gelince eskiden bütün hayatın siyah beyaz olduğunu sanmak.
-meyvenin çekirdeğini yiyince mideden ağza doğru bir ağaç çıkacağını sanmak.
-gece arabada giderken yıldızların ve ayın beni takip ettiğini sanmak.
-bakkalda "yoğurt bulunur" yazısını okuyup yoğurdun kaybolduğunu zannetmek. milletin bakkala gidip beraber yoğurdu aradıklarını sanmak.
-pişmaniyeyi koyun yünü sanmak.
-yeşil jel deterjanı renginden ve görüntüsünden dolayı pis zannedip annemin detarjanla yıkadıkları malzemelerden yemek yememeye gayret göstermek.
-televizyonda siyah beyaz filmlere denk gelince eskiden bütün hayatın siyah beyaz olduğunu sanmak.
-meyvenin çekirdeğini yiyince mideden ağza doğru bir ağaç çıkacağını sanmak.
-gece arabada giderken yıldızların ve ayın beni takip ettiğini sanmak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk kez yaptığı son şey
ankapark.
yeni açıldığı sıra, bir komşumuz bize hediye bilet vermişti. kızım çok heves ettiği için gittik. çok harekatli bir makinaya bindik. normalde ben sadece gondola binebiliyorum o da senede bir kere.
makina hem dönüyor, hem iniyor çıkıyor, hem sağa sola hareket ediyor. uzun boynum kopacak sandım. gözlerimi kapatmakta çözümü buldum. geçmedi o beş dakika. indiğimde off olmuştum. orda bir banka uzandım. daha da tövbe dedim. ben kim ankapark kim. ne manasız bir eğlence. ahım tutmuş olabilir ankapark'ı.
yeni açıldığı sıra, bir komşumuz bize hediye bilet vermişti. kızım çok heves ettiği için gittik. çok harekatli bir makinaya bindik. normalde ben sadece gondola binebiliyorum o da senede bir kere.
makina hem dönüyor, hem iniyor çıkıyor, hem sağa sola hareket ediyor. uzun boynum kopacak sandım. gözlerimi kapatmakta çözümü buldum. geçmedi o beş dakika. indiğimde off olmuştum. orda bir banka uzandım. daha da tövbe dedim. ben kim ankapark kim. ne manasız bir eğlence. ahım tutmuş olabilir ankapark'ı.
devamını gör...
yazarların duyduğu en efsane isim kısaltmaları
hasan - hasso.
doğulular çok kısaltıyorlar hasan ismini de, kısaltılmışı da 5 harfli bunun, bir ekonomikliği yok ki anasını satayım.
doğulular çok kısaltıyorlar hasan ismini de, kısaltılmışı da 5 harfli bunun, bir ekonomikliği yok ki anasını satayım.
devamını gör...
hiçbir yazara normal sözlük zirvesinde para ödetmem
buluşmada ki söyleşide yoldaş şöyle diyecek, ''para ödetmem derken, kimsenin bir şey almasına müsade etmem demek istedim, ben dahil. biriktirmek helaldir''
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
üst edit :son feci mars
yoldaş benjamin franklin
iko
ateş fırlatan deniz anası
bir bilen
different utopia
eyluling
hate
helios
hi my i run
homeros
paladin
pavlov un göbeği
piyanist
salyanski
yırttık abicim yırttık
"yönetim her zaman kazanır"
las kafa sözlük'ün altın kuralı.swh
yoldaş benjamin franklin
iko
ateş fırlatan deniz anası
bir bilen
different utopia
eyluling
hate
helios
hi my i run
homeros
paladin
pavlov un göbeği
piyanist
salyanski
yırttık abicim yırttık
"yönetim her zaman kazanır"
las kafa sözlük'ün altın kuralı.swh
devamını gör...
kışı güzel kılan detaylar
kar yağmasıdır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
bir fotoğrafta kalmış eski arkadaşlara.....
kar yağar geceye
üşür sazın telleri, titrer
bir türkü çığırır
yorgun günlere...
gülümser yüzler
eşlik ederken türkülere
ve güzel günlere...
kar yağar geceye
üşür sazın telleri, titrer
bir türkü çığırır
yorgun günlere...
gülümser yüzler
eşlik ederken türkülere
ve güzel günlere...
devamını gör...
keyif veren maddeler
anayasanın ilk 4 maddesi.
devamını gör...
ikarus
80'li yılların sonlarında taze sebze-meyve ihracatı karşılığında macaristan'dan satın alınan otobüslerdir. uzun yıllar büyük şehirlerde, şehiriçi toplu taşımacılığına hizmet etmiştir.
kağıt biletlerin atıldığı çelikten bilet kutusunun içinde yakıldığı, ilk modellerinin egsoz borusunun otobüsün sol arka köşesinden tavana doğru yükselerek çıktığı (kış aylarında bu köşe çok kıymetliydi) , fazla sürat yaptığında (fazla dediğimiz 70-80 km civarı) her yanı dağılacakmış gibi titreyen, acayip sert çarpan otomatik kapısı olan, altı fazla yüksek olduğu için yaşlıların binmek için olimpik hareketler sergilediği, kabız ama dayanıklı otobüs markasıdır.
istanbul'dakilerinin gümrük vergisi belediye tarafından ödenmediği için plakasız ve ruhsatsız, geçici permiyle yıllarca kullanılmıştı.
mitolajik tanım: labirentten kaçmak için kendisine ve babasına balmumu kanatlar yaparak yükselen ama güneşe fazla yaklaştığı için kanatların sıcaktan erimesiyle ege denizine düşüp ölen karakterdir.
kağıt biletlerin atıldığı çelikten bilet kutusunun içinde yakıldığı, ilk modellerinin egsoz borusunun otobüsün sol arka köşesinden tavana doğru yükselerek çıktığı (kış aylarında bu köşe çok kıymetliydi) , fazla sürat yaptığında (fazla dediğimiz 70-80 km civarı) her yanı dağılacakmış gibi titreyen, acayip sert çarpan otomatik kapısı olan, altı fazla yüksek olduğu için yaşlıların binmek için olimpik hareketler sergilediği, kabız ama dayanıklı otobüs markasıdır.
istanbul'dakilerinin gümrük vergisi belediye tarafından ödenmediği için plakasız ve ruhsatsız, geçici permiyle yıllarca kullanılmıştı.
mitolajik tanım: labirentten kaçmak için kendisine ve babasına balmumu kanatlar yaparak yükselen ama güneşe fazla yaklaştığı için kanatların sıcaktan erimesiyle ege denizine düşüp ölen karakterdir.
devamını gör...
insanı rahatlatan bitki kokuları
gul, leylak, lavanta ...
devamını gör...
takvim arkası radyo yayını
merhaba gençler ve her zaman genç kalanlar!
takvim arkası podcasti ile karşınızdayım. yayın, nostalji kuşağı ve takvim sayfasının bir harmanı şeklinde olacak. sizleri türkçe 70'ler, 80'ler 90'lar ve 2000'lerin şarkılarıyla buluştururken takvim yaprağında görmeye aşina olduğumuz minik birkaç bilgiyi de aralara serpiştireceğim. nedir bu bilgiler;
-günün anlam ve önemi*
-günün özlü sözü*
-illerdeki güneş doğuş-batış saatleri*
-bugün doğan çocuklara isim önerileri*
programla ilgili her türlü görüş, öneri, şikayet, eleştiriye açığım. bana iletebilirsiniz. değerlendirir, zamanla programı ona göre daha iyi hâle getirmeye çabalarım. ilk yayın istemeden ciddî bir yayın oldu, eğleniriz sanmayın.
20.30'da 36 dakikalık yayın için kulaklıklarda olmadı hoparlörde buluşmak dileğiyle.
not1: açılış şarkısından önce ve sonra dile getirilen tüm iyi dilekler benden bütün radyo sözlük dinleyicilerine gelsin.
not2: yamalı bir program oldu. siz yayını dinlerken "ne diyo la bu değişik?" demeden önce acemi olduğumu belirtir, sürçü lisanlardan ve değişik konu geçişlerinden dolayı af dilerim.
not3: assolistler en son çıkarmış. arka plânda tüm maddî yardımları için gomercan'a; bütün manevî desteği için de uykusuz kahve'ye teşekkürü borç bilirim. radyonun pelerinsiz süper kahramanları onlar, evet.
takvim arkası podcasti ile karşınızdayım. yayın, nostalji kuşağı ve takvim sayfasının bir harmanı şeklinde olacak. sizleri türkçe 70'ler, 80'ler 90'lar ve 2000'lerin şarkılarıyla buluştururken takvim yaprağında görmeye aşina olduğumuz minik birkaç bilgiyi de aralara serpiştireceğim. nedir bu bilgiler;
-günün anlam ve önemi*
-günün özlü sözü*
-illerdeki güneş doğuş-batış saatleri*
-bugün doğan çocuklara isim önerileri*
programla ilgili her türlü görüş, öneri, şikayet, eleştiriye açığım. bana iletebilirsiniz. değerlendirir, zamanla programı ona göre daha iyi hâle getirmeye çabalarım. ilk yayın istemeden ciddî bir yayın oldu, eğleniriz sanmayın.
20.30'da 36 dakikalık yayın için kulaklıklarda olmadı hoparlörde buluşmak dileğiyle.
not1: açılış şarkısından önce ve sonra dile getirilen tüm iyi dilekler benden bütün radyo sözlük dinleyicilerine gelsin.
not2: yamalı bir program oldu. siz yayını dinlerken "ne diyo la bu değişik?" demeden önce acemi olduğumu belirtir, sürçü lisanlardan ve değişik konu geçişlerinden dolayı af dilerim.
not3: assolistler en son çıkarmış. arka plânda tüm maddî yardımları için gomercan'a; bütün manevî desteği için de uykusuz kahve'ye teşekkürü borç bilirim. radyonun pelerinsiz süper kahramanları onlar, evet.
devamını gör...