back to the future radyo yayını
bu gece 00:30 itibariyle yayında olacak ama canlı olmayacak radyo programımdir.
şimdi neden canlı değil diye soranlara verecek enteresan bir cevabım yok açıkçası sadece ortam müsait değil.* ama eğer dinleyen olursa canlı da olsun diyen olursa haziran ayında bir iki kez canlı olabilir diye düşünüyorum.
tabi ki siz sevgili dinleyenleri karsilamamak olmazdı o yüzden programın açılışında ilk şarkı öncesi berbat sesimle kısa bir konuşmam var. onu da dinlerseniz benim için mutluluk verici olur.
nedir bu program diyenlere de cevabım şu.
efendim ben bir 40+ olmasam da sözlüğün geneline göre yaşlı kalmış bir yazar olarak bizim zamanımızın 30 yıl 20 yıl öncesi şarkılarını günümüze getirmek istedim. şahsım olarak genellikle progressive rock, blues, jazz ve brit pop genresinde şarkılar dinliyorum ancak tabi her yol var. yani program devam ederse özgün müzikten arabesk e kadar ya da bb kinglerden nina simone lara kadar bir yolumuz olacak.
ilk program da 1970 lerin progressive rock gruplarından gelecek. sıkmasın diye uzun bir liste değil ama gönlüm sizleri mutlu etmesinden yana. umarım kendinizi 70 lerde hissedersiniz.
esen kalın.
not: programi dinleyecek olan herkese teşekkür etmekle birlikte eleştirilerinizi merakla beklemekteyim.
ayrıca miko ya sonsuz teşekkürler buradan.
şimdi neden canlı değil diye soranlara verecek enteresan bir cevabım yok açıkçası sadece ortam müsait değil.* ama eğer dinleyen olursa canlı da olsun diyen olursa haziran ayında bir iki kez canlı olabilir diye düşünüyorum.
tabi ki siz sevgili dinleyenleri karsilamamak olmazdı o yüzden programın açılışında ilk şarkı öncesi berbat sesimle kısa bir konuşmam var. onu da dinlerseniz benim için mutluluk verici olur.
nedir bu program diyenlere de cevabım şu.
efendim ben bir 40+ olmasam da sözlüğün geneline göre yaşlı kalmış bir yazar olarak bizim zamanımızın 30 yıl 20 yıl öncesi şarkılarını günümüze getirmek istedim. şahsım olarak genellikle progressive rock, blues, jazz ve brit pop genresinde şarkılar dinliyorum ancak tabi her yol var. yani program devam ederse özgün müzikten arabesk e kadar ya da bb kinglerden nina simone lara kadar bir yolumuz olacak.
ilk program da 1970 lerin progressive rock gruplarından gelecek. sıkmasın diye uzun bir liste değil ama gönlüm sizleri mutlu etmesinden yana. umarım kendinizi 70 lerde hissedersiniz.
esen kalın.
not: programi dinleyecek olan herkese teşekkür etmekle birlikte eleştirilerinizi merakla beklemekteyim.
ayrıca miko ya sonsuz teşekkürler buradan.
devamını gör...
ted mosby
baştan sona robin!e aşık olan ve iki kez bir restorandan mavi fransız kornosu çalan koca yürekli hımmym karakteri. barney'in tam tersi bir karakter olmasına rağmen çok iyi anlaşmaları şaşırtıcıydı.
devamını gör...
variyet
sigma isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte ''zenginlik, servet'' gibi anlamlara gelen sözcüktür.
sözlükte ''zenginlik, servet'' gibi anlamlara gelen sözcüktür.
devamını gör...
güzel kitap isimleri
vadideki zambak..
devamını gör...
tolgame
profilimdeki resmindeki gibi olduğu tanımlarından beğenilerinden belli olan pozitif bir yazar, daha önce bir şeyler yazmadığım için kendime kızdım, affetsin yaşıma versin. * seviliyorsunuz efendim.
devamını gör...
bilginin bir inanç olması
bilgi ve inanç aynı cümle içinde pek eğreti durmuş. bilginin hangi dilde ne anlama geldiği de bu durumu rasyonalize etmez.
bilim ön kabullerle ilerler doğru ama yukarıda bazı yazarların biraz kurnazlıkla görmezden geldikleri şu.
bilimde teori ispatlanmadığı sürece teori olarak kalır. teoriyi ispatlamak için bilim deney ortamı oluşturur ya da veri toplar. sonuç ya da yeni gelen veri öngörülenden farklıysa yeni teori inşa eder.
her iki durumu da örnekleyelim:
eldeki kabullere göre kütlesi olmayan atomlara kütlesini veren bir nesne var ama ne olduğu bilinmiyor. bu parçacığın var olduğunu higgs isimli bir bilim insanı ortaya atıyor, sırf bu parçacığı bulmak için isviçre'de
laboratuvar ortamı kuruluyor, inanılmaz paralar harcanıyor. kaç yıldır deneyler yapılıyor, ancak hala ortada kesin bir kanıt yok takip ettiğim kadarıyla. (bkz: büyük hadron çarpıştırıcısı) yani bilim deneme-yanılma prensibiyle ilerler ve geri adım atmak her zaman mümkündür.
göbeklitepe örneğinden gidelim, tarih biliminin kabul görmüş tüm değerlerini yıktı, eldeki veri setine göre dinler yerleşik hayatın başlamasından sonra ortaya çıkmıştı ama göbeklitepe sonrası hiç bir bilim insanı kalkıp da vay efendim, nasıl olur, daha önce doğruysa şimdi de doğrudur söylediklerimiz yazdıklarımız demiyor.
inanç sistemleri basit anlatımla siyah-beyaz prensibi üzerine kuruludur. ispat gerekmez, inanan bir insandan ispat istemek de zaten anlamsızdır. inanırsın ya da inanmazsın. temelinde spiritüeldir, metafiziktir.
bilim ön kabullerle ilerler doğru ama yukarıda bazı yazarların biraz kurnazlıkla görmezden geldikleri şu.
bilimde teori ispatlanmadığı sürece teori olarak kalır. teoriyi ispatlamak için bilim deney ortamı oluşturur ya da veri toplar. sonuç ya da yeni gelen veri öngörülenden farklıysa yeni teori inşa eder.
her iki durumu da örnekleyelim:
eldeki kabullere göre kütlesi olmayan atomlara kütlesini veren bir nesne var ama ne olduğu bilinmiyor. bu parçacığın var olduğunu higgs isimli bir bilim insanı ortaya atıyor, sırf bu parçacığı bulmak için isviçre'de
laboratuvar ortamı kuruluyor, inanılmaz paralar harcanıyor. kaç yıldır deneyler yapılıyor, ancak hala ortada kesin bir kanıt yok takip ettiğim kadarıyla. (bkz: büyük hadron çarpıştırıcısı) yani bilim deneme-yanılma prensibiyle ilerler ve geri adım atmak her zaman mümkündür.
göbeklitepe örneğinden gidelim, tarih biliminin kabul görmüş tüm değerlerini yıktı, eldeki veri setine göre dinler yerleşik hayatın başlamasından sonra ortaya çıkmıştı ama göbeklitepe sonrası hiç bir bilim insanı kalkıp da vay efendim, nasıl olur, daha önce doğruysa şimdi de doğrudur söylediklerimiz yazdıklarımız demiyor.
inanç sistemleri basit anlatımla siyah-beyaz prensibi üzerine kuruludur. ispat gerekmez, inanan bir insandan ispat istemek de zaten anlamsızdır. inanırsın ya da inanmazsın. temelinde spiritüeldir, metafiziktir.
devamını gör...
7 mayıs 2021 bazı marketlerin ped satışını durdurması
bu kararı almadan önce havaya ya da suya geciktirici bir şeyler eklemeniz gerekmez miydi?
gerçekten mi ya? gerçekten mi? sorguluyoruz tüm kadınlar olarak, bulamadık sebebini...
gerçekten mi ya? gerçekten mi? sorguluyoruz tüm kadınlar olarak, bulamadık sebebini...
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
“gelir bir bir, gider bir bir, kalır bir.”
devamını gör...
takipten çıkarım diyen yazar
çocuktur o öyle yazar mı olur? takipten çıkarmış. çık.
devamını gör...
ivanmilinski
8 yıllık kadim dostum. çoğu şeyimiz beraber geçer. okumayı çok sever. onun kadar hızlı olamasam da bende okuma konusunda kovalıyorum arkasından. buralara da kendisi alıştırdi beni.
devamını gör...
en kıskanılan insan davranışı
erken kalkan ve düzenli spor yapan insanları çok kıskanıyorum.
devamını gör...
yaşam süresini kısaltan bir şey
kimsesizlik ve yalnızlıktır kesinlikle, boşa geçen bir ömür çarçabuk biter ve sonlandığında geriye dönüp bakıldığında koca bir hiçlik görülür.
devamını gör...
güne bir söz bırak
"güzel şarkıların kötü hatıralara ihtiyacı vardır."
devamını gör...
türkçe
sadeleştireceğiz adı altında kuşa çevrilmiş dildir. sadeleştirme çabaları hem kelime sayısının azaltılmasına hem de türkçe eklerin bağlamlarını kaybetmelerine sebep olmuştur. şahsen türkçe eklerin bağlamlarını kaybetmelerini daha büyük bir yıkım olarak görüyorum.
örneğin;
oturak, durak gibi kelimelerde kullanılan -ek eki fiilin yapıldığı yer anlamına getirir.
ama iş kampüs kelimesine türkçe karşılık bulmaya geldiğinde bu mantıkla yerleşek olması gereken kelime ne hikmetse yerleşke oluveriyor. sanki tdk'da uzman dil bilimciler değil de kelimeleri kulaklarına en hoş gelen şekilde türetmeye uğraşan insanlar çalışıyor gibi. şahsen ben bunu çıkarıyorum.
bir diğer örnek ise çıkarım kelimesi. türkçenin mantığı düşünüldüğünde bunun çıkarık veya en azından çıkarı olması gerekmiyor mu ? diyorum ya işte kulağa en hoş gelen şekilde türetiyorlar; dilin mantığına en uygun şekilde değil. bu da uzun vadede kelimelerin arkasında ki doluluk vurgularının zayıflamasına sebep oluyor. bu eksikliği de el kol hareketleriyle doldurmaya çalışıyoruz.
şahsi önerim bütün bu eklerin bağlamlarının belirlenip, türetik kelimelerin yeniden düzenlenmesidir. üstüne bir de okullarda bu bağlamlı (bağlanıklı) eklerle türetiş uygulamalarının yapılacağı dersler ekledik mi bu iş 20-30 yılda çözülür. ya şimdi ya hiç.
örneğin;
oturak, durak gibi kelimelerde kullanılan -ek eki fiilin yapıldığı yer anlamına getirir.
ama iş kampüs kelimesine türkçe karşılık bulmaya geldiğinde bu mantıkla yerleşek olması gereken kelime ne hikmetse yerleşke oluveriyor. sanki tdk'da uzman dil bilimciler değil de kelimeleri kulaklarına en hoş gelen şekilde türetmeye uğraşan insanlar çalışıyor gibi. şahsen ben bunu çıkarıyorum.
bir diğer örnek ise çıkarım kelimesi. türkçenin mantığı düşünüldüğünde bunun çıkarık veya en azından çıkarı olması gerekmiyor mu ? diyorum ya işte kulağa en hoş gelen şekilde türetiyorlar; dilin mantığına en uygun şekilde değil. bu da uzun vadede kelimelerin arkasında ki doluluk vurgularının zayıflamasına sebep oluyor. bu eksikliği de el kol hareketleriyle doldurmaya çalışıyoruz.
şahsi önerim bütün bu eklerin bağlamlarının belirlenip, türetik kelimelerin yeniden düzenlenmesidir. üstüne bir de okullarda bu bağlamlı (bağlanıklı) eklerle türetiş uygulamalarının yapılacağı dersler ekledik mi bu iş 20-30 yılda çözülür. ya şimdi ya hiç.
devamını gör...
arkadaş zekai özger
lise yıllarımda şiirlerini tanıdığım ve ne zaman şiirlerine denk gelsem buruk bir gülümseme ile andığım talihsiz şair. lise yıllarım, devlet kütüphanesinin demir kapısının orada sigara içiyorum bir yandan da bir an önce bitse de içeri girsem diye ellerimi ovuşturup duruyorum. benden nereden baksan iki kafa uzun bir genç durdu önümde, çakmak rica etti. cebimdeki kibrit kutusunu çıkarıp verirken gözüm elindeki kağıtlara ve bir kaç kitaba ilişti ama ses etmedim. köşeye yaslanıp sigarasını içmeye başladı ama ben meraktan çatlayacağım, alamıyorum gözlerimi elindeki kitaplardan ve kağıtlardan. ben öyle elindekilere dik dik bakınca ister istemez anladı muhtemelen ve bakmak ister misin diye seslendi. bugün çok sevdiğim bir kaç şairin şiir derlemesi vardı elinde ama kağıda kötü bir şekilde karalanmış olan arkadaş zekai özger'in aşkla sana şiiri çok dikkatimi çekmişti. sigarayı telaşla atıp, beş dakika bekleyebilirse eğer içeriden çantamı almam gerektiğini izin verirse şiiri kağıda geçirmek istediğimi söylediğimde suratında oluşan ifadeyi hatırladığım zaman hâlâ gülümsüyorum. iyi bir insandı, gerçekten beklemişti ve şiiri kağıda geçirmeme izin vermişti. şiir beni o kadar etkilemişti ki günlerce başka bir şey okumadım. ne zaman kütüphaneye gitsem gözlerim onu arardı, beni gördüğünde gülümser el sallar ve selam arkadaş derdi. isimlerimizi hiç söylemeden aylarca yalnızca arkadaş diye seslendik birbirimize zaman geçti ve sonra bir daha hiç karşılaşmadık ama arkadaş ve arkadaş zekai özger'in yeri bende hep ayrıdır. tekrar o şehre dönersem eğer o kütüphanenin kapısına bir not bırakacağım: niye kapalı kapılarınız - bulamıyoruz
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladığım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor
bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım
beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni
akıtsam deliren sevdamı
köpürürmü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarin
şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladığım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor
bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım
beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni
akıtsam deliren sevdamı
köpürürmü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarin
şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek
devamını gör...
12 nisan tecavüz günü trendini başlatanların bulunması
valla biz de 18 yaşından küçüktük, z kuşağıyız hani o kadar yaşlı da değiliz ama, ne hayvana zarar verdik ne kadına. çocuksa çocuk, geleceğin potansiyel sapığı bunlar. umarım tutuklanıp hapse girerler.
devamını gör...
an itibarıyla sözlükte online moderatör olmaması
ille de başımızda çoban mı olacak canım,iki dakika velisiz idare edemeyecek miyiz?*
devamını gör...
breaking bad
6 yıl aradan sonra 1 hafta gibi bir sürede tekrar izlediğim mükemmel dizi. better call saul'u izledikten sonra 2. kez izleyince ilk izlemede kaçırılan bir çok detayı yakalamak mümkün. araya 5 yıl gibi bir süre koyunca da tekrar izlerken hiç sıkmıyor.
keşke ölmeden o paraları çatır çatır yiyebilseydin ww reyiz.
keşke ölmeden o paraları çatır çatır yiyebilseydin ww reyiz.
devamını gör...
kalbinizi en çok kıran cümle
" galiba sen beni yanlış anladın "
yıkımdır resmen.
yıkımdır resmen.
devamını gör...
