aynı bokun laciverti olacağı kanaatindeyim. yine büyük kitleleri yönetmek için yöntemler bulunurdu.
devamını gör...

ruhumun sırtladığı bütün yükü versem rahatlarım . ama başka birine verip bu yükle ezilmesini istemem .dağa taşa da vermek istemem dünyanın bütün dertlerini onlar sırtlıyor zaten .uzayın boşluklarına kaybolsa dertlerim. kimseye dokunmadan geçip gitse
devamını gör...

8 farklı homosensorium insanın, birbirleriyle duyusal bağlantılarını konu alan, amerikan yapımı bir netflix dizisi.

ilk 3 bölümde baya sıkılmama rağmen şans verdim ve 4. bölümden sonra dizinin açılmasıyla 3 günde bitirecek kadar sevdim. sezon sayısı iki. bölüm sayısı 24. bazı bölümler 2 saatlik olunca bölüm sayısını 27-28 gibi sayabilirsiniz. final bölümü 2 buçuk saat. normalde 3. sezonu çekilmesi düşünülürken, netflix'in diziyi iptal etmesiyle, son bölümü bu şekilde uzatarak diziyi bitirmişler.

dizinin konusuna geçmeden önce izlemeyi düşünenlere ufak bir uyarım olsun; homofobikseniz diziyi izlemeyin. çünkü dizide eşcinsel olan olmayan herkes öpüşüyor ve ciddi bir lgtb propagandası var. bu konu beni rahatsız etmedi, yani lgtb olayı ama biraz fazla olunca, bu kadarına da gerek var mıydı? demeden kendimi alamadım.

lgtb konusunu açmışken, dizide tek rahatsız olduğum konuyu da yazayım. sonra olumlulara geçicem.
dizide çok fazla öpüşme ve seks sahnesi var. olabilir dediğinizi duyar gibiyim ama bu kadar olmaz. yani bu kadarına gerek yok. başta kendimi bir ölçmem gerekti, acaba homofobik miyim diye ama hayır genel olarak çok fazla öpüşme olunca, kimin kiminle öpüştüğü önemli olmadan baydı beni. çünkü bu insanlar toplu seks yapıyor yahu. bakın grup demiyorum, toplu. uzun uzun. sevgili yönetmen ve yapımcılara mesaj bırakmış olayım. sevişmek halay çekmeye benzer. kendin yapıyorsan zevklidir. ama başkasınınkini uzun uzun izleyince sıkar ve saçma gelmeye başlar. düşünün, kim porno izlerken alacağını aldıktan sonra videoyu sonuna kadar izler ki? yani bazı şeyleri dozunda bırakmak lazım. mesela ıslak dildoyu da görmeyiverelim, bir şey kaybetmeyiz.

olumlu görüşlerime gelince, dizinin jeneriği bile hoşuma gitti. dünyadan görüntüler ve müzik başlı başına kendisini izletiyor.
aynı dünyadan görüntüler dizi boyunca devam ediyor. çünkü her karakter başka bir ülkede ve sürekli birbirleri arasında geçiş var.
herbir karakteri oynayan tüm oyuncular çok iyiydi. bir tane eğreti duran oyuncu yoktu.
fakat hepsi bir yana wolfgang bir yana. o ne hoş bir beyefendidir öyle. öhöm neyse, ciddili yazımı bozmayacağım.

dizi bir yandan da özendirmedi dersem yalan olur. keşke birbirinden farklı uzmanlık alanı olan, 8 duyusalım olsaydı da, başımız sıkıştıkça birbirimizin bu uzmanlıklarından faydalansaydık. hayat daha kolay bir şey olurdu.

konuya girip spoiler vermek istemiyorum. fakat benim gibi bilimkurgu sevmeyen birisi bile bu diziyi sevdiyse, izlemeyi düşünen varsa kaçırmasın derim.
devamını gör...

efendim ikinci haftanın playlistini sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarım. herkese teşekkürler umarım mutlu olmuşsunuzdur. mutlu kalın haftaya görüşmek üzere.

2. hafta listesi
aretha franklin-respect
ella fitzgerald-dream a little dream of me
billie holiday-april in paris
etta james-ı'd rather go blind
nina simone-ı put a spell on you
nina simone-feeling good
dolly parton-jolene
amy winehouse-you know ı'm no good
portishead-glory box
mariah carey-my all
mariah carey-without you
aretha franklin-(you make me feel) a natural woman
cher-strong enough
devamını gör...

nedense aklıma direkt inek geldi*
devamını gör...

türk eğitim derneği'nin kısaltmasıdır. ted x konuşmaları ile herhangi bir bağlantısı yoktur, belirteyim.

böyle bir okulun açılması gerektiği fikri ilk olarak mustafa kemal atatürk tarafından ortaya atılmıştır.

''amblemdeki ay türk bayrağından alınmıştır. eğitim sembolü olan meşalesi cemiyet'in amacının simgesidir. yıldızlar, cemiyet'in kuruluşu ve gelişmesinde büyük katkısı olan ilk yönetim kurulunun beş üyesine saygı ve sevgiyi ölümsüzleştirmek amacını taşımaktadır.''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olmayan, hayal ürünü hede. anadilde eğitim hakkını vermek demek zaten bölünmeyi kabul etmek demektir.
devamını gör...

yunus emre'nin "dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim." deyişindeki ev'in anlamına geldiğini düşündüğüm kelimedir. aynı zamanda somut olarak da kabe'dir.
devamını gör...

yazarlarının deli gibi romantik olduğu sözlük. mıç mıç romantizm kokuyor her başlık... pembe bi dünya arıyor herkes. ama üzerler sizi heyatım.. hayatta pembe nin yanında siyah da var.. yani aslında mor bu hayat.. hiiçöyle.... saçmalıyorum yine. sen bekleme yapma devam et..
devamını gör...

sözlüğün meşhur yazarları sıraya girsin.
devamını gör...

üst edit: artık davşanları popolarından pıçaklıyorlarmış.

üsküdar- ahmediye derim. hem sahil, hem çevre, hem çocuğu olanlar için park ve okul, hem ihtiyacı olan için hastane, hem bankalar, hem toplu taşıma…
devamını gör...

bu yapıldı kardeş. biraz daha yaratıcı olmanı öneririm.

t: bir yazar hezeyanı.
devamını gör...

voca.ro/160bpy7aBzvO

*
devamını gör...

zaman zaman yaptığım eylem. tadını hafifletiyor güzelde oluyor. sadece sütü ısıtın çaya öyle dökün ki çayınız soğumasın.
devamını gör...

rad bradbury’e ait en çok bilinen kitabı.

bu kitaptan (bkz: kara dörtleme) adlı başlıkta bahsetmiştim. şahsen distopik kitapları sevdiğim için, farklı konuları olan ve rastladığım her kitabı okuyorum. bu kitapta da karanlık bir dünya var, o bir de konusu ilginç, mis gibi dedim.

ama şöyle bir durum var ki, distopik evrene adım atan bir okuyucu, her kitapta daha ve daha fazlasını ister. yani der ki: kötüyü gördüm,bana daha kötüsünü göster.

bu kitabı distopik kitaplarla henüz tanışmamış veya yeni adım atmış kişilerce beğenilmesi çok normal. çünkü farklı bir konu var. yazıldığı dönemi de baz alırsak , aslında bu dönemleri de çağrıştırıyor. baskıcı rejimlerin kitap düşmanlığı ,iskenderiye kütüphanesi’nin yıkılmasından bugünlere kadar uzanıyor.

ama bu kitap için şunu derim ki: abartılacak bir kitap değildir. evet okunur, hoşunuza da gider ama kitabı bitirdiğinizde sizi derin düşüncelere sevk etmez. ama dediğim gibi belki benim için durum böyledir; başkası uzun zaman etkisinde kalmıştır bilemem.

rad bradbury’nin uğursuz bir şey geliyor bu yana adlı kitabı , bundan daha etkileyicidir ve kitaptaki karanlığı iliklerinize kadar hissedersiniz. ama bu da abartılacak bir kitap değildir. kendisine bir şans daha vereceğim tabi; ama yine olmazsa kendisiyle vedalaşağım .
devamını gör...

şunu okumuştum geçenlerde. başlığa cuk oturur kanaatindeyim. yeme de yanında yat.

geçtiğimiz günlerde entelektüel bir ortamın içinde buldum kendimi. purolar birbiri ardına yakılıyor, etiyopya menşeli kahveler höpürdetiliyor, zizek’ler, tarkovski’ler, badiou’lar havada uçuşuyordu.
bense sohbete bir şekilde dahil olmaya çalışıyordum. “off tarkovski çok çok iyi, badiou dev bir kedidir, zizek çağımızın cengiz hanı’dır” gibi yorumlarım arada kaynıyor, kimse bana yüz vermiyordu.
daha ilgi çekici şeyler söylemem gerektiğini fark ederek, uzun tiradına bir nefeslik puro arası veren hulusi bey’e döndüm ve sonradan bir miktar pişman olacağım o cümleyi kurdum: “tarkovski abartılmış bir balondur.”
masadaki bütün gözler bana çevrildi. amacıma ulaşmıştım, ancak bundan sonrası çok daha maharet gerektiriyordu. tarkovski hakkında hiçbir fikrim olmaması bir yana ne iş yaptığını da bilmiyordum. bir ressam mıydı? filozof? klasik müzik bestecisi? polonyalı diktatör?
ip üzerinde yürürcesine devam ettim: “tarkovski’nin insanı es geçtiğini düşünüyorum” dedim. “varoluşsal acılarımızı böyle hoyratça yok saymasını affedemem. kimse kusura bakmasın.”
o anda ağzımdan dökülen bu sözleri oldukça başarılı buldum. her türlü ihtimale ayak uydurabilecek oldukça genel bir o kadar iddialı ifadelerdi. sanat galerisi işleten cansu hanım gözlerini ayırarak bana baktı.
“bu çok cesur bir yorum. hiç bu açıdan bakmamıştım.”
hulusi bey kanımı donduracak bir cümleyle araya girdi.
“biraz açabilir misiniz?”
neyini açayım hulusi? nasıl açayım? aynı cümleyi tekrar bile edemezdim.
“tarkovski” dedim, gözlerimi her birinin üzerinde teker teker gezdirerek, “abartılmış bir balondur. dev bir fiyaskodur. erke dönergecidir. tarkovski verilip tutulmayan bir sözdür.”
artık masadakiler oturuş pozisyonlarını bana göre ayarlamış dikkatle ağzımın içine bakmaktaydılar. en azından tarkovski’nin ne iş yaptığını öğrenmem gerekiyordu. bunun için hulusi bey’e bir yem attım.
“hulusi bey, lütfen söyler misiniz” dedim, suratıma müstehzi bir gülüş yerleştirerek, “tarkovski’de sizi en çok etkileyen şey ne?”
güldü.
gülme ********, cevap ver.
“hangi birini sayayım?”
birini say işte. ipucu ver ahlaksız herif.
“en çok etkileyen diyorum?”
“hımmm… tam bir hakikat insanı olması, mesela.”
allah belanı versin hulusi, hiç yardımcı olmadın.
hulusi bey’in cevabına “geçiniz bunları efendim” manasında alaycı bir gülüşle burun kıvırarak cansu hanıma döndüm.
“bana tarkovski’nin insanlığa sunduğu tek bir tane eser gösterebilir misiniz?”
cansu hanım hakarete uğramış gibi yüzünü buruşturdu.
“şaka mı yapıyorsunuz? stalker tek başına yeterlidir kanımca.”
“ahhaaaa!” diye ölçüsüz bir şekilde masaya vurdum. masadakiler irkildi. “stalker ha? stalker? stalker mı dediniz cansu hanım, yanlış duymadım değil mi cansu hanım? stalker?”
ilk ipucu gelmişti. stalker. tamam da, bu neydi allahını seversen? klasik müzik parçası mı? polonya’yı ayağa kaldıracak ekonomik modelin ismi mi? kalbim sıkışmaya başlamıştı. alçak insanlar adam gibi bir tüyo vermemekte direniyordu, böyle gitmezdi. derin bir nefes alıp başımı iki yana sallayarak konuşmaya başladım.
“stalker paranoyak bir zihnin hezeyanıdır. gerçekçi değildir. insanın içinde duyumsadığı bütün nüveleri öldürebilecek bir zehirdir. tarkovski’nin en büyük hatası varoluşsal problemlerimize bir oyuncakmışçasına bakmasıdır. bir travmadır bu insaniyet için. tarkovski’ye baktığınızda gördüğünüz şey bir yanılsamadır, bizim kafamızdaki bir imgelem gerçek hayatta karşılığını bulmuyorsa orada derin bir kırılmadan söz edebiliriz. tarkovski’ye bir de bu açıdan bakmanızı öneririm. latince bir söz vardır, şimdi hatırlayamadım, bağışlayın. surum liptum, optimum gibi bir şey. durum aynen budur. at gözlüklerini çıkarıp eleştirel bir gözle baktığınızda tarkovski’nin bir balon olduğunu sizler de göreceksiniz. yıllar sonra bir yerlerde karşılaştığımızda bu akşam için bana teşekkür edeceğinize bahse girerim.”
arkama yaslandım ve sözlerimin etkisini görmek için yüzlerine baktım. hepsi büyülenmişti. hulusi bey sözlerimi kafasında sindirmeye çalışıyor gibiydi.
“bu çok etkileyiciydi genç adam,” dedi. “bunun üzerine düşüneceğim. seninle tanıştığıma gerçekten çok mutlu oldum.”
cansu hanım ve diğerleri de onu onaylarcasına başlarını salladılar. mütevazı bir ifadeyle boynumu hafifçe eğdim.
“özür dilerim, şimdi gitmem gerekiyor. sizlere iyi akşamlar diliyorum” dedim ve kalktım.
eve geldiğimde ilk iş internetten tarkovski’yi aratmak oldu. yönetmenmiş. stalker da filminin ismiymiş.
oturup filmi seyrettim ve şu kanaate vardım: tarkovski abartılmış bir balondur.
devamını gör...

herkesin yaşadığı düşünülen ama yaşamayan insanların da olduğu bir durumdur. yaşanılmaması da hayrete düşürmemelidir.
devamını gör...

halil cibran'ın ustalık eseri olarak kabul edilmektedir. ermiş'in devamı ise ermişin bahçesi'dir.

ince bir kitap olmasına rağmen öyle hemen okuyup bitirerek bir kenara atabileceğiniz bir kitap değil kesinlikle. bir kere felsefi özellikler taşıyor ve birçok konuya değiniyor, çok değerli öğütler veriyor. bu yüzden kitap bitse de okuyucunun bilgileri sindirmesi zaman alıyor.

el mustafa, doğduğu adaya dönmeden önce 12 yıl boyunca birlikte yaşadığı orphalese sakinlerinin hakikat isteklerine yanıt verir ilk kitabında. sakinler ''bizi bize göster, doğumla ölüm arasındakileri bize anlat'' der. daha sonrasında ise el mustafa söze başlar, aşka, evliliğe, çocuklara, vermeye- almaya, yemeye içmeye, çalışmaya, yasalara, özgürlüğe, dostluğa yani kısacası doğumla ölüm arasında ne varsa hepsine dair bildiklerini aktarmaya başlar.

mesela, çocukların, aileleri aracılığı ile dünyaya gelmelerine rağmen ailelerinin malı olmadığını hiç kırmadan aktarması bile öyle değerli ki.

herkesin kendince bir şeyler bulduğu kitapları gerçekten seviyorum ben. bu yüzden kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum.
çok sevdiğim bir alıntıyı yazarak tanımımı sonlandırayım öyleyse:

yazılanı silecek olan sadece alın terinizdir.
devamını gör...

pandemiden sonra yapacağımız zirvede yenebilecek yemektir.

yüzümde kafa sözlük logolu maske ile orada olacağım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim