zamanında mensup olduğum aktivist tipidir. az önce arşivi karıştırırken aklıma geldi. hey gidi günler her türlü marşı da ezbere bilirmişiz.

daha önce de dediğim gibi teoriden yoksundur duygusal devrimciliktir. çoğu zaman hatalı bir bakış açısının ürünüdür. tavsiye etmiyorum. onlarca örgüt gezdim hepsi aynı tiyatro.

+memleketi mi kurtarmak istiyorsunuz?
-gidin okulunuzu okuyun.
devamını gör...

kötü çocuk. hatta arkadaşlarımızla toplu şekilde de bir iki kere izledik sırf ne kadar kötü olduğu hakkında daha fazla konuşabilmek için.
devamını gör...

günümüzde kaf dağı'nın ardındaki zümrüdü anka kuşunu bulmak kadar zordur.
devamını gör...

beyler gün içerisinde moralimi bozan olaylar yaşandı, hanginiz maşallah demedi çabuk söylesin.
ama aykut modum düşmesin diye bana dostane yaklaşımlarda(!) bulundu.
gözümdeki yaşları sildim beklemedeyim.
devamını gör...

yerli ve milli astronot.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gözümden süzülecek şimdi bir damla yaş. (bkz: gözyaşım pıt) allam çok duygulandım. hepimiz eşitiz meşazı veriliyor galiba. bu sözlük hepimizin demek. alfa hareket, düşünenin beynine sağlık.

ps: madem kurucu olduk birazda çalışalım. çaylakları yazar, yazarları mod yapıp bayramı bayram gibi yaşayalım. aa bide profilimizde balonlar uçsa, hayat hergün bayram olsa. *
devamını gör...

sade bir dille yazılmış, oldukça akıcı bir hemingway kitabı.

kahramanımız 84 gündür balık avlayamayan yaşlı bir balıkçı. bu yüzden de küçük yardımcısını kaybetmiş. çocuğun ailesi balıkçının şanssız olduğunu düşünüp başka birinin yanına vermişler. ama çocuk artık bir tek sandalda yalnız bırakıyor onu. onun dışında yaşlı adama duyduğu bağlılığa hayran kalıyorsunuz. yemeğini, uykusunu, temiz kıyafet giymesini, oltasına takacağı yemleri, kısaca her şeyi düşünüyor bu küçük yardımcı. birini sahiden usta olarak kabul etmek böyle bir şey olsa gerek. bir gün kendisi usta dâhi olsa, yolları ayrılmış bile olsa onu ustası olarak görecek kadar bağlı. sevgi ve saygının çok ötesinde bir duygu olsa gerek.

yaşlı adam, uğurlu olacağına inandığı 85. gün tekrar açılıyor denize. bir bakıma haklı da çıkıyor. oltasına büyük bir balık takılıyor. çekmeye çalışıyor ama hem balık çok güçlü hem de balıkçı çok güçsüz. üstüne üstlük balık sandalı çekmeye başlıyor. git gide balığın gücünün tükeneceğini ve bu savaşı kendisinin kazanacağını düşünen balıkçı beklemeye koyuluyor. savaş dediysem lafın gelişi. belki ortada bir savaş var ama balıkla değil. balıkla olan sembolik kısmı. esas mücadeleyi yaşlılığı ve kurtarmak istediği itibarıyla veriyor.

bir gün geçiyor, iki gün geçiyor, güneş üçüncü kez doğuyor.. bu sırada balıkçının bedeni yorgun düşmüş, elleri kan içinde, sırtı ağrıyor, tüm bedeni ağrıyor, gözü kararıyor, bir yandan uykusuzluk ve açlıkla uğraşıyor. balık çok inatçı! bu noktada şunu düşündüm "gerçekte kim kimi yakaladı?" bu sorunun cevabı balıkçının balığı yakalamış olması mı? ikisi de oltanın birer ucunda hapsoldular. balık, derinlerde oltadan kurtulmak için ne kadar hareket ediyorsa; balıkçı da su yüzeyinde o kadar hareketsiz. ister istemez aralarında bir benzerlik meydana çıkıyor. belki de balıkçı en çok bu yüzden sevgi duyuyordu balığa. bir yandan da bu denli güçlü oluşuna imreniyordu.

"balığın yerinde olmak isterdim: ak­lıma karşılık balığın sahip olduğu her şeyin bende olmasını isterdim."

nihayet balık üçüncü günün sonunda su yüzüne çıktı ve balıkçı zıpkını tam yüreğine sapladı. "yüreğinin attığını hissettim" demişti pişmanlık anında.

"zaten her şey şu ya da bu yolla başka bir şeyi öldürüyor, diye düşündü. örneğin balıkçılık, beni hem yaşatıyor, hem de öldürüyor. çocuk yaşatıyor beni, diye düşündü. artık kandırmayayım kendimi."

balık öldü ama sandalın içine alamayacağı kadar büyüktü. o yüzden sandalın yanına bağladı. üç ya da dört kez köpek balıkları saldırdı balığa. onlarla mücadele etti ama her saldırıda balıktan bir parça eksiliyordu. en son elinde savaşacak hiçbir silahı kalmadığında balıktan da geriye yalnızca iskeleti kalmıştı.

"yendiler beni manolin."

ne kadar hüzünlendim bu kısımda. bunu dedikten sonra tekrar denize açılmak üzere çocukla konuşmaları, plan yapmaları da çok etkileyiciydi. hayat bu, diye düşündüm. yaraların kabuk bağlamadan aynı mücadeleye dönmenin düşünü kurmak. hayat bu.
devamını gör...

ingilizce'de 'bir şey alma amacı güdülmeden, sadece ürünleri incelemek amacıyla mağazaları dolanmak' anlamına gelen deyimdir.
devamını gör...

yapılan hayır hasenatlardan haberiniz yok sanırım.burslar vs.
devamını gör...

iki güzel söze eriyorum, bağlanıyorum. belki de iflah olmaz bir ilgi bağımlısıyım bilmiyorum. bir hatayı en az 10 kez yapmadan duramıyorum . sadece mutlu olmak istiyorum
devamını gör...

jilet yiyen kız

o kızı nerede nasıl görsem
aklımı başımdan alır ağzı
saçları şıra köpüğü desem
kaşları bıçak izi kırmızı

yakut pulları mı? bu ne görkem
kanlı gözbebeklerindeki yazı
beni nasıl büyüledi bilmem
kirpikleri örümcek kırmızı

kızıl demirden bir ünlem
salınması yangın yalnızı
korkmasam öpmeye eğilsem
dişleri elektrik kırmızı

çarpılmışım başım sersem
sevdim jilet yiyen kızı
göğsündeki kumrulara değsem
gagaları zehirli kırmızı

gece gündüz tek düşüncem
kasıklarımdaki ince sızı
artık kimseyle sevişemem
anladım sevişmek kırmızı

jilet yiyen kız merih'li gecem
birlikte bulacağız belâmızı
sonumuz kuşkusuz cehennem
kırmızı kırmızı kırmızı
devamını gör...

tükenmiş.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her konuda fikri olup bilgisi olmayan standard memleket insanının küçük bir örneği olan sözlük yazarlarının yaptığı eylem.

bunun bir de sözlük yazarlarının okuduğunu anlayamaması var ki daha beter.
devamını gör...

profiline girdiğimde içimi ısıtan, yazılarını okuduğumda tebessüm ettiren yazar. çok hanım ve çok neşeli. adeta etrafına ışık saçıyor. pek sevdim kendilerini. bu nickaltı yazı yazma olayını yeni keşfettim malum henüz çok yeniyim yoksa ilk dikkatimi çeken sözlüğü sevmemi sağlayan yazarlardan. çok tatlısınız hanımefendi daim olun buralarda emi.
devamını gör...

fransız yazar françois rabelais tarafından 1532 yılında yazılmış seri. beşinci kitabın rabelais tarafından yazıldığı şaibeli olsa bile seri beş kitaptan oluşuyor. rabelais serinin ilk kitabında -pantagruel*- kendi isminin bir anagramı olan alcofribas nasier ismini kullanmıştır fakat bu durum kitabın sorbonne ve kilise tarafından yasaklanmasına engel olamamıştır. rabelais'nin eleştiri niteliği taşıyan bu eserleri molierevari bir komedi unsuru taşıdığı düşünülse bile aslında oldukça alakasız bir güldürü niteliği taşıyor. rabelais, üzüntünün insanın içini kemirdiğini bu yüzden insanı insan yapan şeyin neşeli olmak olduğunu düşünüyordu, bir dram yaratmak yerine güldürmeyi tercih etti ve bu durum başta voltaire olmak üzere bir çok fransız düşünür tarafından ciddiyetsiz olmakla eleştirildi hatta öyle ki; voltaire, rabelais'nin zekasını boşa harcayan sarhoş bir düşünür olduğunu dile getirmiştir. yine de toplumun ve bir zamanlar mensubu olduğu kilisenin hicvini öyle döneminin üstünde bir mizah ile yapmış ki hayranlık duymamak elde değil. rabelais'nin hümanizm anlayışı ve bence biraz da hedonist tutumu eserin her noktasında gözlemlenebilir.ilk iki kitap; gargantua ve pantagruel dilimize birsel uzma tarafından çevrilmiştir fakat rabelais'nin karmaşık hatta neredeyse ağdalı bir fransızca kullanmasından ötürü tatmin edici bir çeviri değil. serinin ismi bazı kaynaklarda gargantua et pantagruel* olarak geçmektedir.

(bkz: pantagruel)*
(bkz: gargantua)*
(bkz: le tiers livre)*
(bkz: le quart livre)*
(bkz: le cinquième livre)* - rabelais tarafından yazıldığı oldukça şaibelidir, ölümünden sonra basılmıştır ve en iyi ihtimalle notlarından veya makalelerinden derlendiği düşünülüyor-


« voyez vous ce jeune enfant ? ıl n’a encor douze ans ; voyons, si bon vous semble, quelle difference y a entre le sçavoir de voz resveurs mateologiens du temps jadis et les jeunes gens de maintenant. »
l’essay pleut à grandgousier, et commanda que le paige propozast. […]
le tout feut par icelluy proferé avecques gestes tant propres, pronunciation tant distincte, voix tant eloquente et languaige tant aorné et bien latin, que mieulx resembloit un gracchus, un ciceron ou un emilius du temps passé qu’un jouvenceau de ce siecle.
mais toute la contenence de gargantua fut qu’il se print à plorer comme une vache et se cachoit le visaige de son bonnet, et ne fut possible de tirer de luy une parolle non plus q’un pet d’un asne mort.

gargantua, c.xv
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanlarımız tarafından aşırı ciddiye alınan eğlence yarışması. bakın eğlence yarışması diyorum, bizimkiler her olayda olduğu hemen aşırı hırs yapıyor, rekabete giriyor. bakın ingiltere'ye, sıfır çekiyolar yıllardır. geçen de sıfır aldılar ama gayet de eğlendiler, eğlendik.

bide bizde küçüklükten beri ebeveynler çocukları “biz farklı dindeniz, bizi sevmiyolar, her olayda karşı tarafta olurlar, bize oy vermezler" gibisinden saçma sapan cümleler ile yetiştirdiğinden ülkedeki herkes kompleksli bireylere dönüştü. bu yüzden de en ufak şeyleri bile ciddiye alıp sinirleniyoruz, kişileştiriyoruz.

ha bide komşu ülkelere oy veriliyor bizde haksızlık yapılıyor diyenler için, arkadaşlar bu yarışmada komşuların birbirlerine puan verdiği sistem yıllar önce kaldırıldı. komşu puanlarından zarar eden sadece biz değildik ki biz de azerbaycan'dan puan alıyorduk ve azerbaycan'a puan veriyorduk. biz de o zamanki sisteme uyum sağlamıştık yani.

birde az önce eurovisionda iki performansımızı izledim, aşırı üzdü ya. şu geldiğimiz hale bak. o zamanki eğlenceye, enerjiye bak; birde şimdikine. bu ülkenin insanlarına eğlenceyi bile çok gördüler.

ülkece siyasal islam lanetinden kurtulursak eğer katılacağız, öyle umuyorum.

hem bakın, onlar da bizi çağırıyor.. :")
twitter.com/eschoney1/statu... .
devamını gör...

problem iyilikte.. zor ulasiliyor..ne karakterler telef oldu..
devamını gör...

carlos fuentes kitabıdır.

dünyada korku romanı deyince akla bir çırpıda birkaç isim gelir. bunlardan edgar allen poe’yu ilk sıraya yazabilirim, çağdaş dönemde ise elimizde stephen king vardır ki bence onun da yeri poe kadar tartışılmazdır. büyülü gerçeklik dediğimiz zaman ise aklımıza gabriel garcia marquez düşer ilk solukta ki bu da gayet doğaldır. bu ikisinin bir birleşimi için ise fuentes’in kaygı veren dostluklar kitabındaki öykülere başvurabiliriz.

fuentes borges’e çok benziyor. zaten sanırım latin amerika edebiyatında aydınlık gözlü borges üstadıma benzemeyen yoktur. herkes ucundan kıyısından bulaşmıştır borges’e. yine de fuentes’in kendine has büyüleyici bir üslubu olduğunu söylemezsem de büyük haksızlık etmiş olurum.

bu kitapta latin amerika’da geçen bir kont drakula öyküsüne rastlayacaksınız, vlad’ın sömürü dolu sımsıcak güney amerika topraklarında boy göstermesine tanık olacaksınız. kan içen iki ihtiyarın hikayesi de ilginizi çekecektir mutlaka. ya da dünyaya gönüllü sürgün bir meleğin hikayesi. peki hastasına dokununca onu canlandıran bir doktorun öyküsüne ne dersiniz? hepsi fuentes’in kaleminin ucundan damlıyor.

hepimizin kaygı veren dostlukları var ve hepimiz büyülü bir gerçeklik içinde korkuyla yaşıyoruz.
devamını gör...

daha üç beş ay önce euro 10 oldu, hesabı düz oldu diyorduk. artık euro 20 oldu, ülke dümdüz oldu.

ekonomiden pek anlamam ama galiba sanırsam ve zannumca ülke iflasa doğru gidiyor.

şu görseli tarihe not düşelim;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


(bkz: kaç kaç kaç)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim