sözlük yazarlarının yaşları
aaa anonimim ben şok şok şok yaş soruyor hadsizzz! tamam kestim, 35 yaşımı bitiriyorum ama tipim hala 30, taliplerimi bekliyorum kafasözlük çay ocağında. saygılar.
devamını gör...
şefkat odaklı ilişki vs arzu odaklı ilişki
her ikisi de bir ilişki için elzemdir. insan kimi dönem şefkate ihtiyaç duyar kimi dönem arzuya, bir hâl odak noktası seçilemez. aşk, sevgi bu hâllerin iç içe geçtiği, karmaşık duygulardır zaten.
devamını gör...
eski sevgilinin geri dönmesi
dönünce bir şey olmuyor, acı üzüntü dipsiz bir kuyudan başka hiç bir şey değil.
devamını gör...
aerojel
%99,8'i havadan oluştuğu için camdan 1000 kat daha az yoğun olan dayanıklı bir madde. silikon tabanlı katı bir maddenin içindeki sıvıyla havanın yer değiştirmesi sonucu oluşur.

bilinen diğer yalıtım maddelerinin en iyisinden yaklaşık 40 kat daha iyi yalıtma özelliğine sahip. dayanıklılığı yüksek olduğundan uzay araçlarında, itfaiyeci giysilerinde kullanılıyor.

bilinen diğer yalıtım maddelerinin en iyisinden yaklaşık 40 kat daha iyi yalıtma özelliğine sahip. dayanıklılığı yüksek olduğundan uzay araçlarında, itfaiyeci giysilerinde kullanılıyor.
devamını gör...
tarkan
ne olursa olsun,tartışmasız türk pop müziğinin yaşayan kralı...
devamını gör...
annelerin garip huyları
asla giymeyeceğim tarzda veya bana en az bir beden büyük olan kıyafetleri ve stilimin parçası olamayacak aksesuarları* giymeyeceğimi bile bile kafasına göre alması, bir gün fikrimi değiştirip giyebileceğimi söyleyerek iade etmeme konusunda diretmesi, itiraz ettiğim için çıkan ve alakasız yerlere uzanan tartışmalar... sonuç: dolabımda gereksiz yer kaplayan ve dağıtılması için çıkardığımda "hiç giymedin bile." denilerek geldiği yere geri yollanan kıyafetler... olmuyorsa zorlamamak lazımdır belki? giymek isteyen giyerdi bir şekilde.*
devamını gör...
murphy kanunları
herkesin bir ucundan tuttuğu yasalardır. herkes için bir murphy yasası mutlaka vardır.
devamını gör...
çiftlerin birbirine sürekli aşkım demesi
ne diyem mahmut mu diyem?
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
oldum olası karı çok severim. küçükken kar yağarken cama yapışırdım, gece bile uyuyamazdım.
neyse bir gece yine kar yağışı bekliyorum.
sene 1997 veya 1998. gece 2 gibi kar yağdı her yer bembeyaz oldu.
ben de o heyecanla, dışarı kaymaya çıktım.
ayağıma sabo terlikleri giyip fırladım. tabi sokak boyunca kayıyorum, çok mutluyum ama.
bir baktım 2 kişi yanıma geldi, koluma girdi beni girişe götürdü. bir baktım ruh ve sinir hastalıkları hastanesi'ndeyim.
üzerimde kimlik falan yok. beni içeri almaya çalışıyorlar. neyse yalvar yakar evin telefonunu arattırdım da abim geldi. beni aldı eve götürdü.
neyse bir gece yine kar yağışı bekliyorum.
sene 1997 veya 1998. gece 2 gibi kar yağdı her yer bembeyaz oldu.
ben de o heyecanla, dışarı kaymaya çıktım.
ayağıma sabo terlikleri giyip fırladım. tabi sokak boyunca kayıyorum, çok mutluyum ama.
bir baktım 2 kişi yanıma geldi, koluma girdi beni girişe götürdü. bir baktım ruh ve sinir hastalıkları hastanesi'ndeyim.
üzerimde kimlik falan yok. beni içeri almaya çalışıyorlar. neyse yalvar yakar evin telefonunu arattırdım da abim geldi. beni aldı eve götürdü.
devamını gör...
habis ruhun kasesi
bilimkurgu edebiyatının dev isimlerinden olan aldous huxley’in orijinal adı ape and essence olan maymun ve öz kitabının seksen altıncı sayfasında geçen bir ifadedir. 1948 yılında yayınlanan bu roman öncü bir edebiyat eseri olmasının yanı sıra çok öngörü sahibi bir zekanın ürünü olduğu da aşikardır. hikaye 2108 yılında geçer ve 21. yüzyılı tamamen görmezden gelir.
romanın hikayesi özetle; iki senaristin çöpe atılmak üzere olan senaryo yığını arasından kurtardıkları maymun ve öz isimli senaryoyu okumalarıdır.
yirmi ikinci yüzyılın başlarında şeytanı yücelten bir dinin kurulması konu edilir senaryoda. bu dine göre her şeyin sorumlusu şeytandır. ve şeytan habis bir ruhtur.
peki başlığın son sözcüğü olan kase nedir? o habis ruhun kasesi nasıl bir şeydir? aslında birçok okur fazlaca düşünmeden ne olduğunu tahmin etmiştir. evet, habis ruhun kasesi kadındır.
bu inanışa göre kadın her türlü bozukluğun nedenidir. nükleer serpintilerin neden olduğu fiziksel bozuklukların da insanların aciz doğasının da sorumlusu kadındır.
kadın soyun düşmanıdır. soydaki bütün eksiklikler kasından kaynaklanır. erkek ise sütten çıkmış bir ak kaşık olan mağdurdur. kadın tarafından sürekli aklı çelinir. kadının çekim gücü yüzünden yanlış şeyler yapmak zorunda kalır. nefsine hakim olmaması için kadın erkeği ayartır ve bunu da şeytanın yönlendirmesi ile yapar.
kadın ne yapsa erkeğin nefsi uyanır aslında ama konumuz bu değil. yoksa bu mu? aksın ırkının güzelliği karşısında ayran budalasına dönen erkek ırkı hala kadınları suçlamaya devam ediyor. 2108 yılında da. kadının konuşmasından, duruşundan, bakışından, kokusundan tahrik olan erkek masum ama ne yapsa cezbedici olan kadın şeytanın kasesi!
erkeği korumak için bir şeytan ayini yapılmalı elbette. bu ayini tahmin edersiniz. ayin sonunda eğer habis ruhun kasesi dolarsa sağlıklı bir çocuk dünyaya getirme zorunluluğu da ona ait. aksi takdirde hem çocuk arındırılmalı, ki bu ölüm demek, hem de kase temizlenmeli, ki bu da saçlarının kazınıp toplum dışına itilmesi demek.
anlaşılan o ki ne yapsak olmayacak. insan olmak çok zor. 2108 yılında bile. siz yine de insan olun biraz.
romanın hikayesi özetle; iki senaristin çöpe atılmak üzere olan senaryo yığını arasından kurtardıkları maymun ve öz isimli senaryoyu okumalarıdır.
yirmi ikinci yüzyılın başlarında şeytanı yücelten bir dinin kurulması konu edilir senaryoda. bu dine göre her şeyin sorumlusu şeytandır. ve şeytan habis bir ruhtur.
peki başlığın son sözcüğü olan kase nedir? o habis ruhun kasesi nasıl bir şeydir? aslında birçok okur fazlaca düşünmeden ne olduğunu tahmin etmiştir. evet, habis ruhun kasesi kadındır.
bu inanışa göre kadın her türlü bozukluğun nedenidir. nükleer serpintilerin neden olduğu fiziksel bozuklukların da insanların aciz doğasının da sorumlusu kadındır.
kadın soyun düşmanıdır. soydaki bütün eksiklikler kasından kaynaklanır. erkek ise sütten çıkmış bir ak kaşık olan mağdurdur. kadın tarafından sürekli aklı çelinir. kadının çekim gücü yüzünden yanlış şeyler yapmak zorunda kalır. nefsine hakim olmaması için kadın erkeği ayartır ve bunu da şeytanın yönlendirmesi ile yapar.
kadın ne yapsa erkeğin nefsi uyanır aslında ama konumuz bu değil. yoksa bu mu? aksın ırkının güzelliği karşısında ayran budalasına dönen erkek ırkı hala kadınları suçlamaya devam ediyor. 2108 yılında da. kadının konuşmasından, duruşundan, bakışından, kokusundan tahrik olan erkek masum ama ne yapsa cezbedici olan kadın şeytanın kasesi!
erkeği korumak için bir şeytan ayini yapılmalı elbette. bu ayini tahmin edersiniz. ayin sonunda eğer habis ruhun kasesi dolarsa sağlıklı bir çocuk dünyaya getirme zorunluluğu da ona ait. aksi takdirde hem çocuk arındırılmalı, ki bu ölüm demek, hem de kase temizlenmeli, ki bu da saçlarının kazınıp toplum dışına itilmesi demek.
anlaşılan o ki ne yapsak olmayacak. insan olmak çok zor. 2108 yılında bile. siz yine de insan olun biraz.
devamını gör...
sivas katliamı
sivas'ta gerçekleştirilen, birçok aydın insanımızın, vahşice yakıldığı katliamdır. sırf başka türlü düşünüyor diye öldürülen bir sürü insan.. düşünceleri yakamazsınız!
devamını gör...
barfly
"bardan hiç çıkmayan, bar müdavimleri" için kullanılan ingilizce bir tabirdir.
aynı zamanda senaryosunu charles bukowski'nin yazdığı bir filmdir.
aynı zamanda senaryosunu charles bukowski'nin yazdığı bir filmdir.
devamını gör...
uğur mumcu
gerçekten korkusuz, namuslu ve çalışkan bir gazeteciydi.
devamını gör...
neden olmuyor
beleşçi, talancı, saldırgan ve devamlı kötülük üreten zihniyetlerini, bizlere din diye dayatanlara karşı durmadıkça,
iyiliğe emek harcamayan, güzelliğe değer vermeyen, işletilen aklın meyvesi bilimi çiğneyip alaya alan bu dinciliğe, restini çekmedikçe, tüm kahpeliklerini yüzlerine vurmadıkça;
kuşkular, güvensizlikler, çelişmeler içerisinde alırsın eline mendilini de, sallarsın kaçırdığın o güzel günlere...
iyiliğe emek harcamayan, güzelliğe değer vermeyen, işletilen aklın meyvesi bilimi çiğneyip alaya alan bu dinciliğe, restini çekmedikçe, tüm kahpeliklerini yüzlerine vurmadıkça;
kuşkular, güvensizlikler, çelişmeler içerisinde alırsın eline mendilini de, sallarsın kaçırdığın o güzel günlere...
devamını gör...
güneş sisteminde sadece güneş ve dünyanın işe yaraması
(bkz: başlıktan yazar tahmin etmek)
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
eveeet tam da benim konum bu. hangi birini anlatsam diye düşündüm ve hepsi birbirinden güzel pardon sakarca geldi*.
efenim bugün sizlere mutfak maceralarımdan bahsetmek istiyorum, hem de en tazesinden. yemek yapmayı hele ki tatlı yapmayı çok severim. mutfak eşyalarına da bayılırım ama en favorim keskin ve büyük bıçaklardır. ağzı körelmiş bıçakla çalışmayı hiç sevmem.
///dikkat +18: buradan sonrası bazı kişiler için hassas olabilir-miş. ben öyle dan diye konuya girip dun diye yazdım ama bazı arkadaşlar kötü olmuşlar. ben uyarımı yapayım da yani...///
neyse işte bi gün yine yemek yapıp ardına tatlı yapacağım. patates soyarken sebze soyacağını nasıl tuttuysam pattteessin kabuğunu değil benim sol elin orta parmağının üstünü aldı gitti. canım yanıyor ama hiç umurumda değil. yemeği yapayım sonra yaşarım acısını modundayım.
neyse sardım parmağımı devam ediyorum derken doğrayıcının bıçağını yıkayım dedim. yıkarken de nasıl bi şevke geldiysem sağ elimle resmen bıçakların keskin kısmını avuçladım... ve tam 4 parmağın da orta kısımları bir güzel kesildi. orda kendime, bıçaklara, dünyaya hatta evrene bi şeyleeer* söylemiş olabilirim.
neyse yine sardım parmakları ve tatlıya geçtim. malzemeleri hazırladım derken tezgahın üstündeki bıçağa çarptım ve bıçak düşmeye başladı. ve ben, merdumkaptan, bu sefer de reflekslerime birtakım şeyler söylememi gerektirecek o meşhur hareketi yaptım: ayağımla bıçağın düşüşünü yavaşlattım... hayır saf merdum bi dursana! tamam anlıyorum, normalde insanlar düşen bi cisim gördüklerinde onu yakalamak isterler. ama bu cisim bıçaksa bi dururlar. dursana sen de... ne o öyle 7 kişi danaya girer gibi bıçağa giriyorsun?
neyse işte bunda da bıçağın ucu ayağımda bi yerleri çizdi işte derkeeeen 1 saat içerisinde 3 kere nasıl kendimi kendim kullanılamaz hale getirdiğimi anlatmış oldum.
buraya kadar okuyan/dinleyen sayın yazarlarımız ve yayıncılarımız, dilerim tüm güzellikler sizinle olsun.
saygılar, sevgiler*.
efenim bugün sizlere mutfak maceralarımdan bahsetmek istiyorum, hem de en tazesinden. yemek yapmayı hele ki tatlı yapmayı çok severim. mutfak eşyalarına da bayılırım ama en favorim keskin ve büyük bıçaklardır. ağzı körelmiş bıçakla çalışmayı hiç sevmem.
///dikkat +18: buradan sonrası bazı kişiler için hassas olabilir-miş. ben öyle dan diye konuya girip dun diye yazdım ama bazı arkadaşlar kötü olmuşlar. ben uyarımı yapayım da yani...///
neyse işte bi gün yine yemek yapıp ardına tatlı yapacağım. patates soyarken sebze soyacağını nasıl tuttuysam pattteessin kabuğunu değil benim sol elin orta parmağının üstünü aldı gitti. canım yanıyor ama hiç umurumda değil. yemeği yapayım sonra yaşarım acısını modundayım.
neyse sardım parmağımı devam ediyorum derken doğrayıcının bıçağını yıkayım dedim. yıkarken de nasıl bi şevke geldiysem sağ elimle resmen bıçakların keskin kısmını avuçladım... ve tam 4 parmağın da orta kısımları bir güzel kesildi. orda kendime, bıçaklara, dünyaya hatta evrene bi şeyleeer* söylemiş olabilirim.
neyse yine sardım parmakları ve tatlıya geçtim. malzemeleri hazırladım derken tezgahın üstündeki bıçağa çarptım ve bıçak düşmeye başladı. ve ben, merdumkaptan, bu sefer de reflekslerime birtakım şeyler söylememi gerektirecek o meşhur hareketi yaptım: ayağımla bıçağın düşüşünü yavaşlattım... hayır saf merdum bi dursana! tamam anlıyorum, normalde insanlar düşen bi cisim gördüklerinde onu yakalamak isterler. ama bu cisim bıçaksa bi dururlar. dursana sen de... ne o öyle 7 kişi danaya girer gibi bıçağa giriyorsun?
neyse işte bunda da bıçağın ucu ayağımda bi yerleri çizdi işte derkeeeen 1 saat içerisinde 3 kere nasıl kendimi kendim kullanılamaz hale getirdiğimi anlatmış oldum.
buraya kadar okuyan/dinleyen sayın yazarlarımız ve yayıncılarımız, dilerim tüm güzellikler sizinle olsun.
saygılar, sevgiler*.
devamını gör...
aston villa
tam adı aston villa football club olan ingiliz takımıdır. ligin bir başka bordo mavili takımıdır. diğerleri için (bkz: burnley) ve (bkz: west ham).
lakapları aslanlar olan aston villa maçlarını 42 bin kapasiteli villa parkta oynamaktadırlar.
ligin köklü ve eski kulüplerinden olan aston villa 1874 yılında kurulmuştur.
an itibarıyla takımın başında dean smith vardır. 2019- 2020 yılında ligi 6. sırada bitirmişlerdir. bence çok büyük bir başarı. ayrıca geçen sezon tuttuğum takım olan lıverpoolu 7-2 yenmişlerdir. ne maçtı ama ağlayarak izlemiştim.
kulübün geçmişi köklü dememin sebebi ise aynı burnley gibi ingiltere futbol liginin kurulmasında önemli rol oynamışlardır.
ayrıca aston villa 1992 yılında kurulan premier ligin kurucularındandır. kulüp geçmişte şampiyonlar ligini alarak tarihi bir başarıya imza atmıştır ve bu kupayı alan 5 beş ingiliz takımından biridir.
günümüzde her ne kadar eskisi başarılı olmasalar da kazandığı kupalara göre ingiltere'nin en büyük 4 takımından biridir.
kulübün logosunda aslan vardır. logolarını şahsen beğenmiyorum. o kudretli takımı yansıtmıyor. fotoğrafını yazımın sonuna koyacağım.
aston villa'nın en büyük rakibi ise aynı şehrin bir diğer takımı olan birmingham city'dir. kurulduğu yıllardan beri ikilinin aralarında oynanan maçlar birmingham derbisi olarak adlandırılır. izlerken keyif aldığım derbilerden biridir.
premier lig seyircisi olarak aston villanın oynadığı futbolu seviyorum. maçlarını izliyorum. hem iyi futbol oynuyorlar hem de jack grealishe sahipler. onu izlemek büyük keyif.
bu takıma sempati duyulmasının bir sebebi ise çok büyük sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmeleridir.
zamanında forma reklamda bir hayır kurumunun adını kullanıp para almamışlardır. toplumdan aldığımızı topluma vermeliyiz demişlerdir. respect.
seviyoruz. onları izlemek büyük keyif. liverpoola 7 atmayın bir daha sakın !

not: logo o kadar kötü değilmiş yakından bakınca fark ettim.
lakapları aslanlar olan aston villa maçlarını 42 bin kapasiteli villa parkta oynamaktadırlar.
ligin köklü ve eski kulüplerinden olan aston villa 1874 yılında kurulmuştur.
an itibarıyla takımın başında dean smith vardır. 2019- 2020 yılında ligi 6. sırada bitirmişlerdir. bence çok büyük bir başarı. ayrıca geçen sezon tuttuğum takım olan lıverpoolu 7-2 yenmişlerdir. ne maçtı ama ağlayarak izlemiştim.
kulübün geçmişi köklü dememin sebebi ise aynı burnley gibi ingiltere futbol liginin kurulmasında önemli rol oynamışlardır.
ayrıca aston villa 1992 yılında kurulan premier ligin kurucularındandır. kulüp geçmişte şampiyonlar ligini alarak tarihi bir başarıya imza atmıştır ve bu kupayı alan 5 beş ingiliz takımından biridir.
günümüzde her ne kadar eskisi başarılı olmasalar da kazandığı kupalara göre ingiltere'nin en büyük 4 takımından biridir.
kulübün logosunda aslan vardır. logolarını şahsen beğenmiyorum. o kudretli takımı yansıtmıyor. fotoğrafını yazımın sonuna koyacağım.
aston villa'nın en büyük rakibi ise aynı şehrin bir diğer takımı olan birmingham city'dir. kurulduğu yıllardan beri ikilinin aralarında oynanan maçlar birmingham derbisi olarak adlandırılır. izlerken keyif aldığım derbilerden biridir.
premier lig seyircisi olarak aston villanın oynadığı futbolu seviyorum. maçlarını izliyorum. hem iyi futbol oynuyorlar hem de jack grealishe sahipler. onu izlemek büyük keyif.
bu takıma sempati duyulmasının bir sebebi ise çok büyük sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmeleridir.
zamanında forma reklamda bir hayır kurumunun adını kullanıp para almamışlardır. toplumdan aldığımızı topluma vermeliyiz demişlerdir. respect.
seviyoruz. onları izlemek büyük keyif. liverpoola 7 atmayın bir daha sakın !

not: logo o kadar kötü değilmiş yakından bakınca fark ettim.
devamını gör...
mansur yavaş
kendisinden son derece memnun olunan ankara belediye başkanıdır.
ötekinden farkını gösteremedi, martı koymaktan başka iş yapmadı diyen tayfanın çok büyük ihtimalle geçmiş dönemlerden gelen mamaları kesilmiştir.
kendisini tanımam, ne belediye ile ne de taşeron firmalar ile gram iş ilişkim ya da akrabalığım bulunmamaktadır ancak sırf eleştirmek olsun diye laf söylenince, şehrin her tarafına dinazor diken, eser diye apartman aydınlatması koyan adamdan farkı yok denince biraz geriliyorum açıkçası.
mansur yavaş, polatlı ilçesinin kronik hale gelen içme suyu hattının iyileştirilmesi projesine başlamıştır.
etimesgut türk kızılayı caddesine, iki adet battı çıktı yaparak trafiği ciddi ölçüde rahatlatmıştır. hem de öbür başkanın sözde şehir girişi olan yerlere ne idüğü belli olmayan kapı diktiği paraya.
sincan - ayaş yolu üzerinde köprülü kavşak inşaatı devam etmekte olup, yenikent -sincan organize sanayi bağlantısı yine bir battı çıktı ile geçen sene çözüme kavuşturulmuştur.
yirmi yıl sonra belki de ilk kez, covid öncesi dönemde, toplu taşıma araçları, metrolar temizlenmeye başlamıştır.
bunlar ilk aklıma gelenler. bir de pandemi sürecinde başlatılan ve devletin bir kısmına engel getirdiği sosyal yardım kampanyaları var.
mansur yavaş size fazla arkadaşlar. kar yağdığı zaman "yollar neden tuzlanmıyor" diye yazdığınız zaman "tuzladık, inanmazsan yala da bak" diyen adamlar lazım.
gidin ötede oynayın.
ötekinden farkını gösteremedi, martı koymaktan başka iş yapmadı diyen tayfanın çok büyük ihtimalle geçmiş dönemlerden gelen mamaları kesilmiştir.
kendisini tanımam, ne belediye ile ne de taşeron firmalar ile gram iş ilişkim ya da akrabalığım bulunmamaktadır ancak sırf eleştirmek olsun diye laf söylenince, şehrin her tarafına dinazor diken, eser diye apartman aydınlatması koyan adamdan farkı yok denince biraz geriliyorum açıkçası.
mansur yavaş, polatlı ilçesinin kronik hale gelen içme suyu hattının iyileştirilmesi projesine başlamıştır.
etimesgut türk kızılayı caddesine, iki adet battı çıktı yaparak trafiği ciddi ölçüde rahatlatmıştır. hem de öbür başkanın sözde şehir girişi olan yerlere ne idüğü belli olmayan kapı diktiği paraya.
sincan - ayaş yolu üzerinde köprülü kavşak inşaatı devam etmekte olup, yenikent -sincan organize sanayi bağlantısı yine bir battı çıktı ile geçen sene çözüme kavuşturulmuştur.
yirmi yıl sonra belki de ilk kez, covid öncesi dönemde, toplu taşıma araçları, metrolar temizlenmeye başlamıştır.
bunlar ilk aklıma gelenler. bir de pandemi sürecinde başlatılan ve devletin bir kısmına engel getirdiği sosyal yardım kampanyaları var.
mansur yavaş size fazla arkadaşlar. kar yağdığı zaman "yollar neden tuzlanmıyor" diye yazdığınız zaman "tuzladık, inanmazsan yala da bak" diyen adamlar lazım.
gidin ötede oynayın.
devamını gör...
memlük devleti
1250 - 1382 yılları arasındaki türk, kıpçak kökenli yönetim zamanında devletüt türkiyye adıyla geçerken, 1382 - 1517 yılları arasında ise çerkes kökenli yönetim olmuş ve bu yüzden devletül çerakise adıyla anılmıştır.
devamını gör...
