trollere kızıp sözlüğü bırakmak
sözlükteki her şeyi gereğinden fazla ciddiye almalarından kaynaklanır. twitter gazileri maalesef cirit atıyor bu sözlükte, bu kadar fazla bulunmalarının asıl sebebi de bu. "abi keşke biri de kadınlarla ilgili bir fikrini beyan etse de biraz linçlesem, beğeni alırım böylece ha?" diye içlerinden geçirmeden edemiyorlar. troller de onların bu hassasiyetlerini kullanıp, onları kızdırarak ekrandan kahkaha atıyorlar. olay tam olarak bu şekilde işliyor. bu çarkın dışında kalan twitter gazileri ise, istediği ilgiyi göremeyince kaçıyor doğal olarak. bir de bizim gibi etliye sütlüye karışmayan tayfa var, poku çıkartılmadığı sürece her türlü üslubu kucaklıyoruz efenim.
devamını gör...
lady in black
her dinlediğimde beni nakaratındaki gibi "aaaaaa haaa ağağaaa" diye bağırttıran uriah heep şarkısıdır.
savaşın paramparça ettiği bir adamı teselli eden siyahlı kadın tanrıçanın anlatıldığı bu ballad, ken hensley'nin en başarılı şiiri kabul ediliyormuş.
ukde: eyluling
savaşın paramparça ettiği bir adamı teselli eden siyahlı kadın tanrıçanın anlatıldığı bu ballad, ken hensley'nin en başarılı şiiri kabul ediliyormuş.
ukde: eyluling
devamını gör...
powwow
kökeni algonquin dilinden gelmektedir. bu sebeple sadece algonquin kabilesi için rüya öngörüsünde bulunan şamanı tanımlar. diğer kabileler için bu tarz bir anlam ihtiva etmemektedir. mesela lakotalar için bir nevi geçiş dansıdır. savaş öncesinde, eski savaşçıların ruhlarının kendilerine yardımcı olabilmesi ve onlarla savaş meydanında düşmana karşı savaşmaları için öte alemden çağrılmalarını amaçlanır. lakotalar açısından hayalet dansının bir başka versiyonu gibidir. çoğu kabile içinse kutsal yaşam çemberini tamamlamak adına yapılan bir ritüel olarak göze çarpar. bu ritüelin en önemli kavramlarından birisi ''kartalın nefesi'' tabiridir. pow-wow dansı yapan yerliler geçmişteki ruhların döngüyü tamamlamak adına kendileri ile dans ettiğine inanırlar. bu ruhları görebilmek ise öyle kolay değildir. kendileri ile dans eden ruhları görenlerin kartal nefesi sayesinde bu görüşe sahip olduğuna inanılır. tabi bunun içinde bir takım keyif verici maddeler alınır. * o esnada ruhları görenlerin kalbine ve kulağına bir ezgi fısıldandığına inanılır. bu ezgi herkes için farklılık arz eder. ömür boyu bu ezgiyi duyanın kalbinde ve kulağında kalacaktır. kimseye söylenmez ve kimseye öğretilmez. kişi bunu sadece kendisi için mırıldanır ve böylece yaratıcıya yeryüzündeki tüm nimetler için özel bir şekilde teşekkürünü sunma imkanına sahip olur.
tabi günümüzde artık pow-wow eski anlamından çok uzak bir ritüel. kültürel mirası yaşatmak adına yapılan festivaller haline bürünmüş durumda. farklı kabilelerden gelen insanların birbirleri ile temasını sağlayan aynı zamanda da ticari olarak gelir elde edilen ve yarışmaların düzenlendiği bir şölen.
davul en önemli enstrümanlardan birisidir. ve günümüzde dans harici davul yarışmaları da düzenlenir. davul grupları bu şölenlerin olmazsa olmaz unsurlarından birisidir.
tabi günümüzde artık pow-wow eski anlamından çok uzak bir ritüel. kültürel mirası yaşatmak adına yapılan festivaller haline bürünmüş durumda. farklı kabilelerden gelen insanların birbirleri ile temasını sağlayan aynı zamanda da ticari olarak gelir elde edilen ve yarışmaların düzenlendiği bir şölen.
davul en önemli enstrümanlardan birisidir. ve günümüzde dans harici davul yarışmaları da düzenlenir. davul grupları bu şölenlerin olmazsa olmaz unsurlarından birisidir.
devamını gör...
spaghetti tarifleri
çeşitli sos tarifleri vereceğim başlıktır.
bu sosun ismi bende kalsın, sizde kendinize özgü bir isim düşünürsünüz. öncelikle malzemeleri hazır edip tezgaha koyalım.
hepsinden birer tane olmak üzere:
- soğan,
- sarımsak,
- konserve mexica fasulyesi,
- sıvı yağ,
- tuz,
- isteğe bağlı kekik ve karabiber
- domates suyu veya püresi, evde yoksa mutfakta çareler tükenmez şeklinde salça da kullanabilirsiniz.
öncelikle küçük bir tencere veya tavaya soğan ve sarımsağı doğrayalım. sonrasında göz kararı sıvıyağı koyalım ve biraz pişirelim. ardından diğer tüm malzemeleride ekleyelim ve ocağın altını kısalım. burası mühim bak altını kısmazsan her yere sıçrar o domates suyu.
şimdi spaghetti suyunu tencereye koyup, boş beklemeyelim. bir yandan hazırladığımız sosu karıştıralım yoksa fasulyeler dibe yapışır. ocağınızın kalitesine göre 15-20 dakikada hazır. spaghettiler pişip, süzgeçe alındıktan sonra boş olan tencereye biraz sıvı yağ ekleyip spaghettiyi geri koyarsanız yapışmaz altı. tabağınıza da bir iki kepçe sos döküp yiyin.
oooooh kebab.
*
bu sosun ismi bende kalsın, sizde kendinize özgü bir isim düşünürsünüz. öncelikle malzemeleri hazır edip tezgaha koyalım.
hepsinden birer tane olmak üzere:
- soğan,
- sarımsak,
- konserve mexica fasulyesi,
- sıvı yağ,
- tuz,
- isteğe bağlı kekik ve karabiber
- domates suyu veya püresi, evde yoksa mutfakta çareler tükenmez şeklinde salça da kullanabilirsiniz.
öncelikle küçük bir tencere veya tavaya soğan ve sarımsağı doğrayalım. sonrasında göz kararı sıvıyağı koyalım ve biraz pişirelim. ardından diğer tüm malzemeleride ekleyelim ve ocağın altını kısalım. burası mühim bak altını kısmazsan her yere sıçrar o domates suyu.
şimdi spaghetti suyunu tencereye koyup, boş beklemeyelim. bir yandan hazırladığımız sosu karıştıralım yoksa fasulyeler dibe yapışır. ocağınızın kalitesine göre 15-20 dakikada hazır. spaghettiler pişip, süzgeçe alındıktan sonra boş olan tencereye biraz sıvı yağ ekleyip spaghettiyi geri koyarsanız yapışmaz altı. tabağınıza da bir iki kepçe sos döküp yiyin.
oooooh kebab.
*
devamını gör...
son günlerde sözlüğe katılan yazarlar
ciddi bir iddiaya konu olmuş bir grup insan.
böyle bir şey varsa -ki vardır. kimse durduk yere böyle bir başlık açmaz- bunun gerçekten incelenmesi gerekir. gün içerisinde çok fazla başlık açtığım için, sabah kalktığımda 100 küsur beğeniyle bile karşılaştığım oluyor ama üşenmeyip baktığım zamanlarda hepsinin bildiğim yazarlardan gelmiş olduğunu görüyorum. o nedenle benim dikkatimi hiç çekmedi bu durum.
eğer sürekli aynı yazarları oyluyorlarsa o zaman oyladıkları kişilere de bir göz atmak iyi olur. fakat rastgele yapıyorlarsa bunu, yönetimle de ilgisi yoksa, o zaman başka bir hesap içerisindeler ve farklı bir niyetleri var demektir. başka ortamlarda sözlük aleyhinde propaganda yapmaya hazırlık gibi...
bilemiyorum altan. incelenmesi şart gibi görünüyor.
böyle bir şey varsa -ki vardır. kimse durduk yere böyle bir başlık açmaz- bunun gerçekten incelenmesi gerekir. gün içerisinde çok fazla başlık açtığım için, sabah kalktığımda 100 küsur beğeniyle bile karşılaştığım oluyor ama üşenmeyip baktığım zamanlarda hepsinin bildiğim yazarlardan gelmiş olduğunu görüyorum. o nedenle benim dikkatimi hiç çekmedi bu durum.
eğer sürekli aynı yazarları oyluyorlarsa o zaman oyladıkları kişilere de bir göz atmak iyi olur. fakat rastgele yapıyorlarsa bunu, yönetimle de ilgisi yoksa, o zaman başka bir hesap içerisindeler ve farklı bir niyetleri var demektir. başka ortamlarda sözlük aleyhinde propaganda yapmaya hazırlık gibi...
bilemiyorum altan. incelenmesi şart gibi görünüyor.
devamını gör...
the fan
peter abrahams’ın kitabından uyarlanan bir tony scott filmidir. filmin başrol oyuncuları ise benim için dünya sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi aktörü olan robert de niro ve blade filminin kahramanı wesley snipes’tır.

bir spora tutkuyla bağlı olmanın ne demek olduğunu herkes bilmez. spor tutkunları o sporların endüstriyel hale gelmiş postmodern versiyonları ile ilgili değildir. onlar spor dalının kendisine aşıktır.
ben futbol aşığı bir galatasaray taraftarı olarak büyük bir gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki alex de souza’nın fernando muslera’ya ceza sahası dışından attığı o müthiş golle çok üzülsem de ustanın yetenekleri önünde saygıyla eğilmekten de kendimi alamadım.
yani spor fanatikleri güzel oyun, estetik ve sporun büyüsünün peşindedir. bu filmde de bir beyzbol tutkunun hikayesi anlatılıyor. gil renard av bıçakları satan bir dükkanın sahibidir ve bobby rayburn tuttuğu takıma transfer olunca büyük bir heyecan ve mutluluk duyar ancak bobby umursamaz oynadığı bir sezon geçirmektedir.

ve bu durum gil için git gide sinir bozucu olmaya başlar. ve gil kontrolünü kaybeder zaman içinde.
izlediğim en görkemli final sahnelerinden birine sahip olan filmdir benim için. ve beyzbol hayatın kendisinden daha adildir.

bir spora tutkuyla bağlı olmanın ne demek olduğunu herkes bilmez. spor tutkunları o sporların endüstriyel hale gelmiş postmodern versiyonları ile ilgili değildir. onlar spor dalının kendisine aşıktır.
ben futbol aşığı bir galatasaray taraftarı olarak büyük bir gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki alex de souza’nın fernando muslera’ya ceza sahası dışından attığı o müthiş golle çok üzülsem de ustanın yetenekleri önünde saygıyla eğilmekten de kendimi alamadım.
yani spor fanatikleri güzel oyun, estetik ve sporun büyüsünün peşindedir. bu filmde de bir beyzbol tutkunun hikayesi anlatılıyor. gil renard av bıçakları satan bir dükkanın sahibidir ve bobby rayburn tuttuğu takıma transfer olunca büyük bir heyecan ve mutluluk duyar ancak bobby umursamaz oynadığı bir sezon geçirmektedir.

ve bu durum gil için git gide sinir bozucu olmaya başlar. ve gil kontrolünü kaybeder zaman içinde.
izlediğim en görkemli final sahnelerinden birine sahip olan filmdir benim için. ve beyzbol hayatın kendisinden daha adildir.
devamını gör...
normal sözlük galatasaraylılar kulübü
milli ara dolayısıyla depresyona giren galatasaraylılar görüyorum.
derbiyle dönüyoruz merak etmeyin. derbiye kadar kulübümüze katılıp depresyondan çıkabilirsiniz. bizim kulüpte milli takım arası yok tam gaz galatasaray. buyurun gelin.
buradan
derbiyle dönüyoruz merak etmeyin. derbiye kadar kulübümüze katılıp depresyondan çıkabilirsiniz. bizim kulüpte milli takım arası yok tam gaz galatasaray. buyurun gelin.
buradan
devamını gör...
kitap okurken şarkı dinlemek
benim yapamadığım eylemdir. kitap okumak için sessizlik arayan azınlıktayım. ne otobüste okuyabilirim ne yolda kafede ne de parkta... dikkatim çok çabuk dağılır, okuduğumu anlayamam. benim için evim en güzel kitap okuma yeridir.
devamını gör...
dinden soğuma nedenleri
- dini kullanarak insanları maddi ve manevi sömüren tiplerin çoğalması
- dini kullanarak terör örgütleri kurmak ve masum insanları din adına katletmek
- kul hakkını en çok yiyenlerin nedense dindar geçinen tipler olması
- dini kullanarak terör örgütleri kurmak ve masum insanları din adına katletmek
- kul hakkını en çok yiyenlerin nedense dindar geçinen tipler olması
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
bilimsel çalışmalara gerek yok. korna sesi, sokaklarin temizliği, sözlük başlıkları, sıra bekleme erdemi bile göstergedir. saygı ve kültürdür gösterge.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
pinhani çok güzel demiş ya,
içinden geleni söyle
kalırsa yazık olur
hayata küsüverirsin
hüzünler seni bulur
bi şeyler yapabilirsem
güzel gözlerin için
başından geçeni anlat
masaldır benim için
içinden geleni söyle
kalırsa yazık olur
hayata küsüverirsin
hüzünler seni bulur
bi şeyler yapabilirsem
güzel gözlerin için
başından geçeni anlat
masaldır benim için
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
şahsi olarak hiç tanımadan, gözlerimle gerçekten hiç görmeden özlediğim, özlem duyduğum tek insan.
devamını gör...
sözlüğün en zeki ve güzel kadını
evet burdayım*
şaka bir yana aramızda einstein'ın dişi versiyonu olmadığı müddetçe herkesin kendine özel bir zekası vardır kadın ya da erkek fark etmez hepimiz spesifik bir alanda diğerlerinden daha zekiyiz. güzelliğin göreceli olduğunu söylemiyorum bile. tüm bunlara rağmen nedir bizdeki bu karşılaştırma heves ve heyecanı?
(bkz: birbirimizi birbirimizden üstün görmediğimiz zaman dünya biraz daha güzelleşecek)
şaka bir yana aramızda einstein'ın dişi versiyonu olmadığı müddetçe herkesin kendine özel bir zekası vardır kadın ya da erkek fark etmez hepimiz spesifik bir alanda diğerlerinden daha zekiyiz. güzelliğin göreceli olduğunu söylemiyorum bile. tüm bunlara rağmen nedir bizdeki bu karşılaştırma heves ve heyecanı?
(bkz: birbirimizi birbirimizden üstün görmediğimiz zaman dünya biraz daha güzelleşecek)
devamını gör...
çukur
(bkz: andrey platonov) romanıdır, muhteşemdir.
eylem kararlılığımızda herhangi bir eksilme yoktu aslında. çok devrimci çocuklardık yaşımıza göre. mahallede eşitsizliklere müsade etmeyen, kendi arasında bıçkın, yerine göre cesur, şartlar el verdiği müddetçe isyankar çocuklardık. kuyu her zaman yerinde durdurdu. yağmur sonrası günlerde ufak bir tadilat gerekse de çukur kendini korumayı bilirdi. cebimizde ışıl ışıl misketlerle çukura doğru dönüp oyuna başladığımız anda ruhumuzda kapitalizmin gümbürtülü adımlarını duymamamız tek hatamızdı belki de. çukurdaki misketleri bir “ kapital” olarak beklerken misketini çukura ilk sokan kazanırdı tüm varımızı yoğumuzu. o zamanlar hepimiz biraz kapitalist olurduk.
kimse gerçekten savaşmaya niyetli değildi aslında, komutanlar bile. biz marmara’da kendi halinde bir birlikte zaman geçirmeye gelmiş, mecburi turistlerdik. arada bir laf olsun diye geçmemiz gereken bir parkur vardı işte. o parkura ilk girdiğimde italyan çukuruna kadar her şey yolunda gibiydi. ama çukurun önüne geldiğimde eğer içeri girersem asla çıkamayacağımı anladım. kafamı uzatıp aşağıya baktığımda omuzlarında tıpkı benimki gibi domino taşı yüklenmiş bir halde ordulara hükmeden üç asker daha gördüm. biri çukura baş kaldırmaya niyetli bir şekilde tırmanmaya çalışıyordu. diğeri yenilgiyi kabul etmiş bir şekilde sigarasını tüttürüp ıslık çalıyor, sonuncusu ise isyankar küfürler mırıldanıp anın tadını çıkartıyordu. ben de cezayı göze alıp çukurun etrafından dolandım. çukurdaki herkes, çukurun etrafından dolananlar dahil, kendi devrimini yapıyordu ve dünya işte böyle bir yerdi.
“ bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru
güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur “
türk şiirinin yaşayan en büyük şairlerinden biri olan(bkz: sunay akın) yazmış bu şiiri. bence insanın dünyada terk edilmişliğine uygun bir şiir olmuş tam anlamıyla. biz ne kadar mücadele edersek edelim önemsenmeyen bir saatin doğruluğuna güvenilecek kadar bile güvenilir değiliz ve bu yüzden acı vermiyor artık yalnız bırakılmışlığımız dünya üzerinde. mücadelemiz başarı getiremeyen bir deneme sadece, teslim olmayalım mı insanoğlunun muhteşem yalnızlığının getirdiği mağlubiyete?
platonov kapitalizme karşı kazılan bir çukuru anlatmış romanında. tabutlarda yaşayan tutunamayanları anlatmış. çukur yenilgimizin son sığınağı. herkes sığınaklara!
eylem kararlılığımızda herhangi bir eksilme yoktu aslında. çok devrimci çocuklardık yaşımıza göre. mahallede eşitsizliklere müsade etmeyen, kendi arasında bıçkın, yerine göre cesur, şartlar el verdiği müddetçe isyankar çocuklardık. kuyu her zaman yerinde durdurdu. yağmur sonrası günlerde ufak bir tadilat gerekse de çukur kendini korumayı bilirdi. cebimizde ışıl ışıl misketlerle çukura doğru dönüp oyuna başladığımız anda ruhumuzda kapitalizmin gümbürtülü adımlarını duymamamız tek hatamızdı belki de. çukurdaki misketleri bir “ kapital” olarak beklerken misketini çukura ilk sokan kazanırdı tüm varımızı yoğumuzu. o zamanlar hepimiz biraz kapitalist olurduk.
kimse gerçekten savaşmaya niyetli değildi aslında, komutanlar bile. biz marmara’da kendi halinde bir birlikte zaman geçirmeye gelmiş, mecburi turistlerdik. arada bir laf olsun diye geçmemiz gereken bir parkur vardı işte. o parkura ilk girdiğimde italyan çukuruna kadar her şey yolunda gibiydi. ama çukurun önüne geldiğimde eğer içeri girersem asla çıkamayacağımı anladım. kafamı uzatıp aşağıya baktığımda omuzlarında tıpkı benimki gibi domino taşı yüklenmiş bir halde ordulara hükmeden üç asker daha gördüm. biri çukura baş kaldırmaya niyetli bir şekilde tırmanmaya çalışıyordu. diğeri yenilgiyi kabul etmiş bir şekilde sigarasını tüttürüp ıslık çalıyor, sonuncusu ise isyankar küfürler mırıldanıp anın tadını çıkartıyordu. ben de cezayı göze alıp çukurun etrafından dolandım. çukurdaki herkes, çukurun etrafından dolananlar dahil, kendi devrimini yapıyordu ve dünya işte böyle bir yerdi.
“ bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru
güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur “
türk şiirinin yaşayan en büyük şairlerinden biri olan(bkz: sunay akın) yazmış bu şiiri. bence insanın dünyada terk edilmişliğine uygun bir şiir olmuş tam anlamıyla. biz ne kadar mücadele edersek edelim önemsenmeyen bir saatin doğruluğuna güvenilecek kadar bile güvenilir değiliz ve bu yüzden acı vermiyor artık yalnız bırakılmışlığımız dünya üzerinde. mücadelemiz başarı getiremeyen bir deneme sadece, teslim olmayalım mı insanoğlunun muhteşem yalnızlığının getirdiği mağlubiyete?
platonov kapitalizme karşı kazılan bir çukuru anlatmış romanında. tabutlarda yaşayan tutunamayanları anlatmış. çukur yenilgimizin son sığınağı. herkes sığınaklara!
devamını gör...
manga'nın eurovision'da birinci olamaması
eurovision'a tekrardan katilmayacagimiz aciklandiktan sonra 11 yildir hala devam eden kanayan yaramiz tekrardan kanadi. sadece turk insanini degil, dunyayi da sarsan bir konudur manganin birinci olmasina izin verilmemesi. neredeyse her ay we could be the same acar, videoyu izler, altindaki turk yabanci yorumlari okurum. buyuk haksizlik. unutursak kalbimiz kurusun.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yaa gomercanımız hasta mı? geçmiş olsun canımız, yetenekli grafik tasarımcımız. hem bilgi şoku hem duygusal şok, bir hüzünleniyorum bir umutlanıyorum arkadaşlar benim kalbim var.
devamını gör...
duygusal olmanın her zaman kazandırması
yok öyle bir şey arkadaşlar. hatta bazı insanlara karşı tamamen duygusuz ve acımasız olmalısınız ki sizi yaralayamasınlar. ve o içinizdeki muhtaç çocuğu kolay kolay göstermemelisiniz. o muhtaçlığı sezdikleri an size hak etmediğiniz şeyleri hissettirirler ve yine sizi suçlayarak işin içinden sıyrılmaya çalışırlar.
devamını gör...
insanı mutlu eden ucuz şeyler
kendi içinde "insanı yalnızca pahalı şeylerin mutlu edebileceği" önyargısını barındıran başlık. fakat başlık altında maliyeti düşük mutluluk sebepleri barındıracağından okuması keyifli olacaktır. bir tane de ben örnek vermiş olayım: etipuf yiyip, sonra da ambalajını üfleyerek döndürmeye çalışma oyunu oynamak. etipuf en son bıraktığımda 50 kuruştu, insanı mutlu etme kapasitesi de epey yüksek.
devamını gör...
slinky
richard james adında pensilvanyalı bir mühendis son derece önemli bir askeri buluş üzerinde çalışıyordu. genellikle dalgalı denizlerde yolculuk ettiklerinden gemideki yerleşik donanımı sabitlemek için detaylı önlemlere ihtiyaç duyuyorlardı. james bu sorunu, türbülans anında herhangi bir sorun yaşanmasını önleyecek şekilde donanımı duvara yaylı sistemle bağlayarak çözmeyi denedi. james çalışmalarını devam ettirdiği sırada kazayla yaylardan birini yere düşürdü. yay düştüğü yerden masanın üstünde duran kitap yığınının arasına doğru sıçradı. daha sonra mükemmel bir silindir şekil oluşturacak şekilde toplandı.
james’in düşünceleri bir anda savaş gereçlerinden oyuncak sektörüne doğru kaymıştı. aklına gelen fikri karısı betty ile paylaştı. betty alete verilebilecek ilginç bir isim bulmuştu: slinky. slinky, yirmi metrelik çelik telin sarılması ile imal edilmektedir. james’in ilk makinası bu işlemi hemen hemen on saniyede tamamlayabilmekteydi. keskin uçların törpülenmesi haricinde oyuncak ilk modelin satışa sunulduğu 1945 yılından beri herhangi bir değişime uğramadı. james oyuncak firmalarını fikrini desteklemeye ikna edememişti. böylece slinky’i kendi üretip satmaya başladı. başlangıçta gimbel mağazası için sadece 400 oyuncak yapmıştı. james 1974 yılında öldü. fakat 1995 yılına gelindiğinde james ındustries, çeyrek milyardan daha fazla sayıda slinky oyuncağı satmıştı.
james’in düşünceleri bir anda savaş gereçlerinden oyuncak sektörüne doğru kaymıştı. aklına gelen fikri karısı betty ile paylaştı. betty alete verilebilecek ilginç bir isim bulmuştu: slinky. slinky, yirmi metrelik çelik telin sarılması ile imal edilmektedir. james’in ilk makinası bu işlemi hemen hemen on saniyede tamamlayabilmekteydi. keskin uçların törpülenmesi haricinde oyuncak ilk modelin satışa sunulduğu 1945 yılından beri herhangi bir değişime uğramadı. james oyuncak firmalarını fikrini desteklemeye ikna edememişti. böylece slinky’i kendi üretip satmaya başladı. başlangıçta gimbel mağazası için sadece 400 oyuncak yapmıştı. james 1974 yılında öldü. fakat 1995 yılına gelindiğinde james ındustries, çeyrek milyardan daha fazla sayıda slinky oyuncağı satmıştı.
devamını gör...
