bilgisayar kamerasını bantlamak
benim yaptığım gibi hafif bir bant bulmak yerine siyah bantla bastıra bastıra mal gibi bantlarsa kamerasına elveda diyecek insandır. aynı zamanda bunu yüksek lisans dersinde sınıfa sunum yapacağı zamana denk getirdiyse kameranın artık buğulu göstermesinden dolayı kendisi gibi bir saz arkadaşı tarafından sınıf whatsapp grubunda "devotee tost makinasıyla mı bağlanıyosun ehuhehehe" mesajına maruz kalacak insandır.
en temizinden bi maskeyi kamerayı kapatacak şekilde gerin ekranın iki yanına, kafanız rahat olsun sözlük.
en temizinden bi maskeyi kamerayı kapatacak şekilde gerin ekranın iki yanına, kafanız rahat olsun sözlük.
devamını gör...
göbeği açık kıyafet modası
ben uyduğumda böyle göründüğüm modadır.*

arkadaşlar geçenlerde ben erzurum'a kar basmaya gider gibi giyinmişim. kat kat üst üste yok efendim neymiş yağmur yağmış. aksi gibi de üşüyorum yani nasıl sinir bastı 'nerede oğlum bu yaz?' diye dolaşıyorum. derken yanımdan bir cici hanım geçti. ona baktım kendime baktım bir daha ona baktım sonra kendime bakmadım. *
yahu bu insansa ben neyim ben insansam bu arkadaş ne? geçenlerde ayaklarıma çorap giymeden yarım saat evde dolaştım enfeksiyon sarmış vücudumu. delirmemek elde değil.
işte bundan sebep 'hıh hiçte güzel değil giymesin kimse, hem bazı arkadaşların dinine göre uygun değil, giydin ne oldu ne oldu giydinde?' ben giyemiyorumsa tü kaka hıh.*
bu ne şiddet bu ne celal ya arkadaşlar. size ne acaba? isteyen istediğini giyer.
yok normalleşiyormuş, yok vücutlarını başkalarına teşir ediyorlarmış, yok kendilerini beğendirmek için şekilden şekile giriyorlarmış size ne ay?
vallahi mahalledeki hacı amcalar gibisiniz.
yıl olmuş 2021 herkesin her şeyine burnunuzu sokuyorsunuz.
aman banane be kendi kendinizi kemirin durun.

arkadaşlar geçenlerde ben erzurum'a kar basmaya gider gibi giyinmişim. kat kat üst üste yok efendim neymiş yağmur yağmış. aksi gibi de üşüyorum yani nasıl sinir bastı 'nerede oğlum bu yaz?' diye dolaşıyorum. derken yanımdan bir cici hanım geçti. ona baktım kendime baktım bir daha ona baktım sonra kendime bakmadım. *
yahu bu insansa ben neyim ben insansam bu arkadaş ne? geçenlerde ayaklarıma çorap giymeden yarım saat evde dolaştım enfeksiyon sarmış vücudumu. delirmemek elde değil.
işte bundan sebep 'hıh hiçte güzel değil giymesin kimse, hem bazı arkadaşların dinine göre uygun değil, giydin ne oldu ne oldu giydinde?' ben giyemiyorumsa tü kaka hıh.*
bu ne şiddet bu ne celal ya arkadaşlar. size ne acaba? isteyen istediğini giyer.
yok normalleşiyormuş, yok vücutlarını başkalarına teşir ediyorlarmış, yok kendilerini beğendirmek için şekilden şekile giriyorlarmış size ne ay?
vallahi mahalledeki hacı amcalar gibisiniz.
yıl olmuş 2021 herkesin her şeyine burnunuzu sokuyorsunuz.
aman banane be kendi kendinizi kemirin durun.
devamını gör...
girişi güzel olan şarkılar
ac/dc - back ın black buradan
devamını gör...
şarkılarda sorulan en zor soru
herkes gider mi?
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
ilk defa tanım gireceğim başlık, görselleri ne çok sevdiğimi bilenler eminim son kez olmayacağını tahmin ediyordur.*
kişisel iletisine kış uykusuna yattığını yazan @ateist kaplumbağa, kış uykusundan uyanınca;

abi uçlarından biraz aldırsan mı acaba, biraz fazla uzamış sanki? kahkül de fena olmaz gibi ama yine de sen bilirsin?
kişisel iletisine kış uykusuna yattığını yazan @ateist kaplumbağa, kış uykusundan uyanınca;

abi uçlarından biraz aldırsan mı acaba, biraz fazla uzamış sanki? kahkül de fena olmaz gibi ama yine de sen bilirsin?
devamını gör...
bir erkeğin en tatlı olduğu an
arkadaşlarıyla kebapçıya gidip, sipariş verdikleri 6 kişilik karışık kebabın masaya geldiği andır.
fotoğraf çekip, çerçeveletebilirsiniz.
fotoğraf çekip, çerçeveletebilirsiniz.
devamını gör...
17 gün kapalı kaldık ama ne oldu sorunsalı
bol bol kilo aldık ve evde otururken sitedeki çocukların zırıltısını dinledik.
devamını gör...
kızların gitgide daha güzel olması
son zamanlarda estetik ve makyajın iyice artması profesyonelleşmesi sonucu olan ilüzyon. yüzüne dikkatli bakarsanız anlarsınız zaten öyle olmadığını. tabi bunu abazan duygularınızı bastırdığınızı varsayarak söylüyorum.
devamını gör...
dobby artık özgür
of ya çok pis kıskandım. keşke ben alsaydım bu nicki. hoşgelmişsiniz, kahve/çiko alır mıydınız? ya da asa? belki çorap?
devamını gör...
yansıma
ay ışığı ile deniz üzerinde minik pırıltıların oluşmasını sağlayan durum.
sonrasında da dolaylı olarak bir çok şarkının, şiirin içinde yer bulmuştur.
bu yansıma da yakamoz, ayın şavkı gibi isimlerle zikredilmiştir.
"yakamozlar saçarak her tarafından fenerim
çifte sandal, yüzüyorduk; o yüzer, ben yüzerim"
m. a. e.
"durgun denizler yıldızların yansımasıyla yıldızlandı." c. ş. k.
sonrasında da dolaylı olarak bir çok şarkının, şiirin içinde yer bulmuştur.
bu yansıma da yakamoz, ayın şavkı gibi isimlerle zikredilmiştir.
"yakamozlar saçarak her tarafından fenerim
çifte sandal, yüzüyorduk; o yüzer, ben yüzerim"
m. a. e.
"durgun denizler yıldızların yansımasıyla yıldızlandı." c. ş. k.
devamını gör...
ikili ilişkilerde sık yapılan hatalar
kendine duydugun saygıyı bir kenara koymak.
devamını gör...
maruz kalınmak istenmeyen sorular
ne kadar maaş alıyorsun. hayır sanki yüksekse beraber yatırım yapacağız düşükse ek gelir teklif edecek sanki.
devamını gör...
the 4400
bir @kaşkolnikov ukdesi... ukde dediğin böyle olur... *
muazzam bir bilim kurgu dizisiydi. çekildiği tarihten sonra benzer kurgular ortaya çıktı ama hiç birisinden bu diziden aldığım keyfi alamadım. sene 1941, dünyanın çeşitli bölgelerinde tamı tamına 4400 kişi tabiri caizse buharlaşır. hepsi de sırra kadem basar. ara ki bulasın. sonrasında bu arkadaşlar 2004 yılına toplu olarak gelirler. hepsinde de enteresan güçler vardır. kayıplar ordusu, merak uyandıranlar ordusuna dönüşmüştür. bu abiler/ablalar da mevzunun farkında değillerdir. hepsi farklı farklı yıllardan bu zaman dilime sıçramış ve sudan çıkmış balık gibi ortada arzı endam etmeye başlamışlardır. tabi dünyanın kurtarıcısı amerika (!) mevzuya el atacaktır. çünkü bu olay kendi topraklarında yaşanmaktadır. zaman yolcularını karantinaya alırlar. hepsi de zıpkın gibi fişek gibi bir görünüm sergilemektedir. hiçbir sağlık sorunları yoktur. o sebeple de bunları topluma kazandırmak elzem olur. amma velâkin işler umulduğu gibi ilerlemeyecektir zira bu arkadaşlar yukarıda da söylediğim gibi farklı doğaüstü güçlere sahiptir.
dizi temel olarak bu kurgunun üzerine oturur. bu arkadaşlar niye gelmişlerdir? ne yapmak, nereye varmak istemektedir? altıyı çevirirsek dokuz olur mu? gibi soruların cevapları, dizinin ilerleyen bölümlerinde yavaş yavaş açığa çıkar. ancak sevdiğimiz çoğu dizi gibi bu dizide de yayıncıların hışmına uğramış ve 4. sezon sonunda bizlere el sallamak suretiyle yüreğimizde derin bir yara açmıştır.
dizide en sevdiğim karakterlerden birisi maia karakteridir. bu küçük kız çocuğunun özellikle evlatlık olarak verildiği ailelerle yaşadığı sorunlar ve geleceği görme yeteneği, sizde en başından itibaren bu kızda bir iş var, kesin kilit rolü bu kerata oynayacak hissiyatını uyandırır. öyle oluyor mu olmuyor mu? ipucu vermeyeyim ancak diana ablanın ona gösterdiği o yakınlık ve onu yavaş yavaş kendine getirmesi keyifle izlenecek bir süreçtir. diana abla demişken o da has kadındır. bu insanlarla arasında ciddi bir bağ oluşturmuştur. evet, devlet ajanıdır ama bu kayıp insanları o kadar içtenlikle sahiplenmiştir ki, onlar için mermiye kafa atacak bir seviyeye gelmiştir. bizdendir yani. o yüzden kendisine saygıda kusur etmemenizi salık veririm. bir de savaş pilotu richard abi var. onun hikâyesi de enteresan ser verip sır vermeyeceğim ama bu abimiz siyahi bir abimiz ve ırkçılığın tavan yaptığı dönemlerde beyaz bir kadınla aşk yaşıyor. günümüzde ise, aşk yaşadığı kadının torunu ile karşılaşıyor. takdir-i ilahi işte... oradan da farklı bir hikâye çıkıyor. kyle'ı sevmem, ona dikkat edin. shawn ise iki ucu keskin bıçaktır ama iyi çocuktur. rica ederim kendisine tepki göstermeyelim, destek olalım ve onu topluma kazandıralım. tom mevzusunu ise kapalı kutu olarak bırakıp, yolumuza devam edelim.
ezcümle; izlenesi bir dizidir. beğenmezseniz kapatırsınız. ama bu diziye bir şans verin.* bu kalıbın hastası oldum. ben de gülme hissi uyandırıyor. komik geliyor biraz. o yüzden kullanmaya başladım. kırmayın şu güzelim diziyi. şans verdiğinize pişman olmazsınız. ilişkiniz yürümezse sonlandırırsınız. 4 sezon zaten. *
muazzam bir bilim kurgu dizisiydi. çekildiği tarihten sonra benzer kurgular ortaya çıktı ama hiç birisinden bu diziden aldığım keyfi alamadım. sene 1941, dünyanın çeşitli bölgelerinde tamı tamına 4400 kişi tabiri caizse buharlaşır. hepsi de sırra kadem basar. ara ki bulasın. sonrasında bu arkadaşlar 2004 yılına toplu olarak gelirler. hepsinde de enteresan güçler vardır. kayıplar ordusu, merak uyandıranlar ordusuna dönüşmüştür. bu abiler/ablalar da mevzunun farkında değillerdir. hepsi farklı farklı yıllardan bu zaman dilime sıçramış ve sudan çıkmış balık gibi ortada arzı endam etmeye başlamışlardır. tabi dünyanın kurtarıcısı amerika (!) mevzuya el atacaktır. çünkü bu olay kendi topraklarında yaşanmaktadır. zaman yolcularını karantinaya alırlar. hepsi de zıpkın gibi fişek gibi bir görünüm sergilemektedir. hiçbir sağlık sorunları yoktur. o sebeple de bunları topluma kazandırmak elzem olur. amma velâkin işler umulduğu gibi ilerlemeyecektir zira bu arkadaşlar yukarıda da söylediğim gibi farklı doğaüstü güçlere sahiptir.
dizi temel olarak bu kurgunun üzerine oturur. bu arkadaşlar niye gelmişlerdir? ne yapmak, nereye varmak istemektedir? altıyı çevirirsek dokuz olur mu? gibi soruların cevapları, dizinin ilerleyen bölümlerinde yavaş yavaş açığa çıkar. ancak sevdiğimiz çoğu dizi gibi bu dizide de yayıncıların hışmına uğramış ve 4. sezon sonunda bizlere el sallamak suretiyle yüreğimizde derin bir yara açmıştır.
dizide en sevdiğim karakterlerden birisi maia karakteridir. bu küçük kız çocuğunun özellikle evlatlık olarak verildiği ailelerle yaşadığı sorunlar ve geleceği görme yeteneği, sizde en başından itibaren bu kızda bir iş var, kesin kilit rolü bu kerata oynayacak hissiyatını uyandırır. öyle oluyor mu olmuyor mu? ipucu vermeyeyim ancak diana ablanın ona gösterdiği o yakınlık ve onu yavaş yavaş kendine getirmesi keyifle izlenecek bir süreçtir. diana abla demişken o da has kadındır. bu insanlarla arasında ciddi bir bağ oluşturmuştur. evet, devlet ajanıdır ama bu kayıp insanları o kadar içtenlikle sahiplenmiştir ki, onlar için mermiye kafa atacak bir seviyeye gelmiştir. bizdendir yani. o yüzden kendisine saygıda kusur etmemenizi salık veririm. bir de savaş pilotu richard abi var. onun hikâyesi de enteresan ser verip sır vermeyeceğim ama bu abimiz siyahi bir abimiz ve ırkçılığın tavan yaptığı dönemlerde beyaz bir kadınla aşk yaşıyor. günümüzde ise, aşk yaşadığı kadının torunu ile karşılaşıyor. takdir-i ilahi işte... oradan da farklı bir hikâye çıkıyor. kyle'ı sevmem, ona dikkat edin. shawn ise iki ucu keskin bıçaktır ama iyi çocuktur. rica ederim kendisine tepki göstermeyelim, destek olalım ve onu topluma kazandıralım. tom mevzusunu ise kapalı kutu olarak bırakıp, yolumuza devam edelim.
ezcümle; izlenesi bir dizidir. beğenmezseniz kapatırsınız. ama bu diziye bir şans verin.* bu kalıbın hastası oldum. ben de gülme hissi uyandırıyor. komik geliyor biraz. o yüzden kullanmaya başladım. kırmayın şu güzelim diziyi. şans verdiğinize pişman olmazsınız. ilişkiniz yürümezse sonlandırırsınız. 4 sezon zaten. *
devamını gör...
gölgelerin gücü adına güç bende artık
80'li yıllarda yayınlanan, he-man adlı çizgi filminde söylenen replik.
devamını gör...
ilk gece hakkı
ilk gece hakkı
(bkz: jus primae noctis)
ortaçağ avrupası'nda bir derebeyine, idaresi altında yaşayan kadınlarla özellikle düğünlerinin olduğu gece cinsel ilişkiye girme yetkisi veren aşağılık uygulama.
(bkz: jus primae noctis)
ortaçağ avrupası'nda bir derebeyine, idaresi altında yaşayan kadınlarla özellikle düğünlerinin olduğu gece cinsel ilişkiye girme yetkisi veren aşağılık uygulama.
devamını gör...
sizi anlatan cümle
kafam karışık ama aslında çoktan ne yapmam gerektiğine karar verdim.
devamını gör...
hayata dair iç burkan detaylar
emekçilerin gözlerindeki korku ve haksızlığa uğramışlık. bir mağaza çalışanı özelinde, evine ekmek götürmeye çalışan bir insanın uğradığı muameleden, gözlerindeki çaresizlik ve öfke dolu bakıştan bahsedeceğim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...



