yazarların hayalleri
küçülen hayal.
şuan o kadar sıkıldım ki biri çıkıp dese ki "hadi gel şuraya gidelim" hemen giderim gibi geliyor.korkunç bir eşik *
şuan o kadar sıkıldım ki biri çıkıp dese ki "hadi gel şuraya gidelim" hemen giderim gibi geliyor.korkunç bir eşik *
devamını gör...
kadınların orgazm olamaması
bizim coğrafyada sıkça rastlanılan bir durumdur. kadınlar; dini-ahlaki olarak sürekli sınırlandırıldıkları için yeterli deneyim kazanamazlar. deneyim bir yana kendi vücutlarını bile tam tanıyamazlar, ayıp günah korkusuyla. bunu, ilk ve tek erkeği, kocasıyla öğrenmesi gerekiyor. tabii koca ne biliyor, ne kadar biliyor, sevişmeyi ne sanıyor? oralar hep dutluk. tekrar hatırlatayım, sağlık hizmetleriyle ilgili istatistikler cehaletimiz hakkında çok şey gösterir.
sevişirken zevk aldığı fark edilen kadının öldürüldüğü, eşinin idrar kanalını zorlayan adamın öldürdüğü coğrafya burası. orgazm filan çok lüks şeyler. ayrıca çok basit bir ölçü, bir kadına hiç orgazm olup olmadığını sorduğunuzda bir an bile düşünüyorsa olmamıştır.
sevişirken zevk aldığı fark edilen kadının öldürüldüğü, eşinin idrar kanalını zorlayan adamın öldürdüğü coğrafya burası. orgazm filan çok lüks şeyler. ayrıca çok basit bir ölçü, bir kadına hiç orgazm olup olmadığını sorduğunuzda bir an bile düşünüyorsa olmamıştır.
devamını gör...
kırtasiyeye girince gelen her şeyi alma isteği
kaç yaşına geldim hala kalem defter almak istiyor canım neden böyle?
devamını gör...
rte'nin 2021'i şahlanış senesine döndüreceğiz açıklaması
böyle sanki durumun müsebbibi başkasıymış gibi, "düzelticez" diyorya ve daha buna inanıyorlarya, at olup dört nala kaçasım geliyor.
devamını gör...
sözlerimi geri alamam
insanın suratına tokat gibi tebessüm çarpan şarkıdır.
müziğin üstünde usul usul yürüyen sözler sizi mest eder.
bu şarkıyı dinlerken ihya olmamak ne mümkün değerli dostum ivan değil mi.
müziğin üstünde usul usul yürüyen sözler sizi mest eder.
bu şarkıyı dinlerken ihya olmamak ne mümkün değerli dostum ivan değil mi.
devamını gör...
güney kore
kore'de ünlü bir laf vardır: "yabancı bir ülkede hata yaparsanız sumimasen deyin ve japonmuşsunuz gibi davranın". ayrıca ne zaman olimpiyatlar ve dünya kupası gibi uluslararası yarışmalar olsa koreliler “japonya'dan daha yüksek olduğu sürece sıralamalarımız umurumuzda değil” diyorlar. bu şakaların amacı gülüp eğlenmek fakat düşündüğümüzde korelilerin japonya'ya karşı hissettikleri düşmanlığı çağrıştırıyorlar.
bu arada, japonların kore'ye karşı düşmanlığı da sıklıkla hissedilir. ekim 2016'da osaka'daki bir suşi restoranı, koreliler suşi sipariş ettiğinde kasıtlı olarak daha fazla wasabi koymakla suçlandı. koreliler, bu restoranların kendilerine acı vermek istediğini ve koreliler suşi yedikten sonra onlara güldüklerini iddia ettiler. 'wasabi terörü' olarak bilinen bu olay, korelilerin japonya'ya seyahat etmeyi boykot etmelerine neden oldu. mart 2018'de osaka, tennoji'de bulunan bir parkın yakınında, koreli bir adam, kendisine bıçakla saldıran bir japon tarafından yaralandı. polis, bunun korelilere karşı bir nefret suçu olma olasılığının yüksek olduğunu söyledi. ayrıca japon kitapçılarında bir 'kenkan' [嫌韓](kore karşıtı duygu) bölümü olduğu ve en çok satan kitaplardan bazılarının kore'yi eleştiren kitaplar olduğu biliniyor.
bu iki ülke coğrafi olarak yakın olmalarına, 2002 dünya kupası'na birlikte ev sahipliği yapmalarına, birbirleriyle aktif olarak ticaret yapmalarına ve yoğun turizm etkileşimine sahip olmalarına rağmen, birbirlerine karşı hala nefret dolular. kore ve japonya, 1910'dan 1945'e kadar kore'de 35 yıllık japon sömürge yönetimi olan trajik bir tarihi paylaşıyor. buna dayanarak, iki ülkenin birbirine düşmanlık göstermesi gerçekten şaşırtıcı değil. kolonizasyonun sona ermesinden bu yana 75 yıldan fazla bir süre geçti, ancak kore ve japon karşıtı duygular bugüne kadar her iki ülkede de güçlü bir şekilde devam ediyor.
japonya ve kore arasında, düşmanlığı artıran çeşitli alanlarda hala çözülmemiş çatışmalar var. örneğin, 'liancourt rocks anlaşmazlığı', hem kore'nin hem de japonya'nın 'dokdo/takeshima' adası üzerinde egemenlik iddiasında bulunduğu bölgesel bir anlaşmazlıktır. bu anlaşmazlık 1905'te başladı ve bu güne kadar devam ediyor. kore'de 'dokdo kore toprağıdır' diye bir şarkı bile var ve ilkokulda çocuklara öğretiliyor. koreliler doğal olarak japonya'nın bizim topraklarımıza göz diktiği fikrine kapılıyor. ek olarak, japonya (bkz: comfort women) anlaşması için uygun bir müzakereyi karşılamadı. 2015 yılında japon hükümeti, seul'deki comfort women
heykelinin kaldırılmasını talep ederek kore hükümetine 1 milyar yen transfer etti. kore parayı kabul etmesine rağmen, samimi bir özür ve yeterli tazminat istiyor. japonya, kore'nin parayı kabul ettiği anda anlaşmanın yapıldığını savunuyor. bu çatışmalar, iki ülke arasında uzlaşmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.
ancak, japonya ve kore arasında var olan sadece nefret değil. son zamanlarda, k-pop ve kore yemeklerinin etkisiyle giderek daha fazla japon ziyaret ediyor ve kore kültürüne ilgi duyuyor. birçok koreli japon kültürünü de sever, özellikle yemek ve anime. kore eğitim geliştirme enstitüsü'ne göre, lise öğrencilerinin %60,3'ü ikinci yabancı dil olarak japoncayı seçiyor. seul'deki 317 lisenin %85,5'i (veya 271 okul) japonca kursları vermektedir. kore turizm örgütü tarafından yayınlanan istatistiklere göre, japonya, 1984'ten 2017'ye kadar 33 yıl boyunca en çok ziyaret edilen ülke oldu. anketler, korelilerin japon halkından ve toplumundan gerçekten nefret etmediğini gösteriyor; rahatsız oldukları kolonizasyon ve japon hükümetinin tarihidir.
(bkz: eyyorlamam bu kadar)
bu arada, japonların kore'ye karşı düşmanlığı da sıklıkla hissedilir. ekim 2016'da osaka'daki bir suşi restoranı, koreliler suşi sipariş ettiğinde kasıtlı olarak daha fazla wasabi koymakla suçlandı. koreliler, bu restoranların kendilerine acı vermek istediğini ve koreliler suşi yedikten sonra onlara güldüklerini iddia ettiler. 'wasabi terörü' olarak bilinen bu olay, korelilerin japonya'ya seyahat etmeyi boykot etmelerine neden oldu. mart 2018'de osaka, tennoji'de bulunan bir parkın yakınında, koreli bir adam, kendisine bıçakla saldıran bir japon tarafından yaralandı. polis, bunun korelilere karşı bir nefret suçu olma olasılığının yüksek olduğunu söyledi. ayrıca japon kitapçılarında bir 'kenkan' [嫌韓](kore karşıtı duygu) bölümü olduğu ve en çok satan kitaplardan bazılarının kore'yi eleştiren kitaplar olduğu biliniyor.
bu iki ülke coğrafi olarak yakın olmalarına, 2002 dünya kupası'na birlikte ev sahipliği yapmalarına, birbirleriyle aktif olarak ticaret yapmalarına ve yoğun turizm etkileşimine sahip olmalarına rağmen, birbirlerine karşı hala nefret dolular. kore ve japonya, 1910'dan 1945'e kadar kore'de 35 yıllık japon sömürge yönetimi olan trajik bir tarihi paylaşıyor. buna dayanarak, iki ülkenin birbirine düşmanlık göstermesi gerçekten şaşırtıcı değil. kolonizasyonun sona ermesinden bu yana 75 yıldan fazla bir süre geçti, ancak kore ve japon karşıtı duygular bugüne kadar her iki ülkede de güçlü bir şekilde devam ediyor.
japonya ve kore arasında, düşmanlığı artıran çeşitli alanlarda hala çözülmemiş çatışmalar var. örneğin, 'liancourt rocks anlaşmazlığı', hem kore'nin hem de japonya'nın 'dokdo/takeshima' adası üzerinde egemenlik iddiasında bulunduğu bölgesel bir anlaşmazlıktır. bu anlaşmazlık 1905'te başladı ve bu güne kadar devam ediyor. kore'de 'dokdo kore toprağıdır' diye bir şarkı bile var ve ilkokulda çocuklara öğretiliyor. koreliler doğal olarak japonya'nın bizim topraklarımıza göz diktiği fikrine kapılıyor. ek olarak, japonya (bkz: comfort women) anlaşması için uygun bir müzakereyi karşılamadı. 2015 yılında japon hükümeti, seul'deki comfort women
heykelinin kaldırılmasını talep ederek kore hükümetine 1 milyar yen transfer etti. kore parayı kabul etmesine rağmen, samimi bir özür ve yeterli tazminat istiyor. japonya, kore'nin parayı kabul ettiği anda anlaşmanın yapıldığını savunuyor. bu çatışmalar, iki ülke arasında uzlaşmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.
ancak, japonya ve kore arasında var olan sadece nefret değil. son zamanlarda, k-pop ve kore yemeklerinin etkisiyle giderek daha fazla japon ziyaret ediyor ve kore kültürüne ilgi duyuyor. birçok koreli japon kültürünü de sever, özellikle yemek ve anime. kore eğitim geliştirme enstitüsü'ne göre, lise öğrencilerinin %60,3'ü ikinci yabancı dil olarak japoncayı seçiyor. seul'deki 317 lisenin %85,5'i (veya 271 okul) japonca kursları vermektedir. kore turizm örgütü tarafından yayınlanan istatistiklere göre, japonya, 1984'ten 2017'ye kadar 33 yıl boyunca en çok ziyaret edilen ülke oldu. anketler, korelilerin japon halkından ve toplumundan gerçekten nefret etmediğini gösteriyor; rahatsız oldukları kolonizasyon ve japon hükümetinin tarihidir.
(bkz: eyyorlamam bu kadar)
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
afişini allahtan bengaripsengüzeldünyaumutlu'un yapmadığı yayın.
afiş şuna benzerdi büyük ihtimalle.*

aaa, bengarip lütfen? valla hiç zahmet etme, ben kendi başıma defolur giderim, aşkolsun..
afiş şuna benzerdi büyük ihtimalle.*

aaa, bengarip lütfen? valla hiç zahmet etme, ben kendi başıma defolur giderim, aşkolsun..
devamını gör...
söylemesi keyifli kelimeler
egzistansiyalizm
transandantal
kahretsin ki şu kelimeleri söyleyebileceğim havalı bir sohbetim olmadı öğrencilik hayatım boyunca. şimdi de hep kitap okurken içimden söyleyebiliyorum kendi kendime.
transandantal
kahretsin ki şu kelimeleri söyleyebileceğim havalı bir sohbetim olmadı öğrencilik hayatım boyunca. şimdi de hep kitap okurken içimden söyleyebiliyorum kendi kendime.
devamını gör...
ormanci
sözlükte enteresan bir şey var lan. bak ben bu nick değişikliği rezaletini yazdım, 3-5 dk. olumlu bir hava oldu ama kısa sürede tersine döndü durum. şimdi burda da aynısı var. aman biz de zarar görmeyelim bahattin abi moduna girmiş hemen sözlük.
bu yazara geçen gün imamoğlu başlığı yüzünden bir şeyler dedim fakat şimdi de yazık oldu diyorum. adam sesini çıkardı diye çat cezalı oldu. korkmayın olm destek olursanız bulaşmıyor!
bu yazara geçen gün imamoğlu başlığı yüzünden bir şeyler dedim fakat şimdi de yazık oldu diyorum. adam sesini çıkardı diye çat cezalı oldu. korkmayın olm destek olursanız bulaşmıyor!
devamını gör...
avro diyemeyen türk
okunuşu ingilizcede yuro’dur, almancada oyro’dur, türkçede avro’dur. farklı dillerdeki “avrupa” kelimesi okunuşundan tüyo alabilirsiniz. ingilizler yurop, almanlar oyropa, türkler avrupa der. bu kadar basit bir mantıktır.
devamını gör...
bir abinizin normal sözlük gözlemleri
iyi giden, veya bir şekilde ilerleyebilen bir işi bozmak, onun kötü yanlarını pat diye söylemek asla hiçbir zaman istemem. motive edici, destekleyici cümleler hep hayat kurtarır. ama artık görüyorum ki, burada cinsiyetçi söylemler, insanları ayıran başlıklar, karşı tarafı linçlercesine yazımlar çıkmış ortaya. bu ben buraya gelmeden önce de öyleymiş ama ben kendi gözlerimle görmeden ve biraz da sabırla ne zaman biter vs diye beklemeden önce yazmak istemedim. kışkırtıcı başlıklar, ayırıcı söylemler ve en önemlisi bu başlıklara sürekli prim veren tatlı yazarlarımız. burada ilk önce yazar alımlarında tanımlara ciddi ciddi bakılıyor mu? kimin ortalık karıştırıcı olduğu sezilemiyor mu? ya da yazar olduktan sonraki tanımları dikkate alınmıyor mu? sorusuyla mod arkadaşlarıma iş düşüyor. hemen arkasından da bu platformun sadece modlarla yürümediği, yazar olmadan yönetici, yönetici olmadan da yazarın olmadığını hatırlatarak; yazar arkadaşlarımın neden çirkin başlıklara prim verdiği? neden o başlıklara yazdığı? neden tartışmaya girilmeyecek konuların tartışıldığı? soruları sorulması gerekiyor. siz o çirkin başlıklara yazdıkça başlık sahibi kazanıyor. ondan dolayı sadece yöneticiye suç bulmak doğru değil burayı yönetici-yazar çerçevesi içerisinde değerlendirmek en doğrusu diye düşünüyorum.
devamını gör...
sözlükteki likerların görevlerini eskisi gibi yapmaması
hiç like alamayan bir troll'ün serzenişleri. biri meriç diye yaftalar biri liker der hey allam ne günlere kaldık.
devamını gör...
çorba içecek midir yemek midir sorunsalı
içecek değil yemektir efendim. çorba içilmez, yenilir.
t: çorba içecek midir yemek midir sorunsalı başlığı.
t: çorba içecek midir yemek midir sorunsalı başlığı.
devamını gör...
squid game
hwang dong-hyuk'un yazıp yönettiği 2021 çıkışlı dumanı üstünde fırından yeni fırlamış bir güney kore dizisi.
aksiyon, gerilim, drama türlerinde kendileri. giriş için eh diyelim işte devamı biraz daha hatta bazı yerler çok çok daha hareketli. kan, dağılmış beyin, kan, kan, her yer kan sevenlere pek uygun. ay benim midem kalktı zaman zaman ekranı kapadım. kan, dehşet, kaos sevmiyorum ben yahu.
oyun oynamayı seven, hayattan umudu kalmamış, borç batağına batmış oyuncuları, azgın, zevk düşkünü, sapıtmış para babalarını eğlendirmek toplayıp ıssız bir adada onlara çocuk oyunu oynatıyorlar. ölüm kalım oyunları bu oyunlar. ya kazanacaksın ya öleceksin. başka şansın yok.
başrollerde, lee jung-jae , park hae-soo ve wi ha-joon'un bulunuyor. şimdilik 9 bölüm yayımlandı. 456 katılımcı bulunduran bu oyunun ödülü 45,6 milyar w. biri ölünce hopp paralar camdan bir hazneye akıyor ve oyuncuların gözünü iyice hırs bürüyor. oyun dışı birilerini öldürmek bu nedenle işlerine geliyor. hem ortalık kızışıyor hem izleyenler keyifleniyor. biri bizi gözetliyor misali 5, 10 arsız, uğursuz, zengin yoldan çıkmış herifte evlerinde onları izleyip üzerlerine bahis oynuyor. son bölüm bizzat mekana tefriş ediyor bu fırıldaklar. (ay çok sinirliyim o pislere kusuruma bakmayın.)
456 oyuna son katılan oyuncu. seong gi-hun (lee jung-jae), annesiyle yaşayan ve borç batağında bir adam. kızını geri almak ve annesini biraz daha rahat bir hayat yaşatmak için giriyor oraya. o cehenneme. vicdanlı, merhametli, arkadaşlarını kollamak için kendi canını hiçe sayabilecek bir adam. orada kendine bir takım kuruyor ve hepsi için ayrı ayrı riske giriyor. canım ya pek bizden biri.
seong'un çocukluk arkadaşı 218 yani cho sang (park hae-soo) yatırım uzmanı, yetenekli bir adam parlak bir geçmişi var fakat boğazına kadar borcu var ve dolandırıcılık suçundan her yerde aranıyor. biraz hırslı ve kötü kalbi olan biri kendileri. kader vurmamışta hani hırsı, haseti uğruna kendi yuvarlanmış tipler var ya heh işte tam olarak onlardan. 456'nın takımında kendisi zaten izleyen bakışlarında ki hainliği fark edecektir.
001 oh il-nam (oh yeong-su oh) esrarengiz bir dede kendisi. oyunun en yaşlı ve savunmasızı 456 tarafından sürekli korunup kollanan bir ihtiyar. beyninde timör olduğu ve zaten öleceği için son zamanlarını bu şekilde değerlendirmeye karar vermiş. 001 dede sen yok musun sen! ah beni hiç şaşırtmadın.
067 premses pek tatlış olmayan bir hanım efendi. kang sae (jung ho-yeon), bir sığınmacı hayatı zor yollardan öğrenmiş. babası belki ölü belki yaşıyor güney kore'ye girmeye çalışırken vurulmuş. anne geri gönderilmiş. kardeşi yetimhanede. onları tekrardan bir araya getirebilmek için çok fazla paraya ihtiyacı var ve o da bu yolu seçmiş. 456'nın takımından. adı konmasada aralarında bir şeyler olabileceğini hissetmiştim ben. ama senaristler sanırım bu kadar vahşetin içine aşkı kondurmak istememiş. benim hislerim hava da kaldı püfff. hep dram hep kaos nedir bu arkadaş?
199 ali (tripathi anupam) pakistanlı patron zulmü gören bir işçi. efendi, kendi halinde bir adam. 456'nın takımında ve 218'in kurbanı. izlerken beni pıt ettirdi kendileri. ne denebilir ki? hayat işte bu!
456'nın takımında olmayan ve fazlasıyla ön planda kötü karakterler de mevcut. 101 bunlardan biri. kendileri masfa bozuntusu. jang deok-su (heo sung-tae), kontrolsüz gücün güç olmadığını bize gösteren en 1. kişilerden. kötü mötü değişik bir adam. ve bizim bir türk aktöre benziyor adını hatırlayamadım şimdi.
ay bir cazgır var değinmeden edemeyeceğim 212. çığırtkan, yalancı, şirret bir kadın han mi (kim joo-ryoung) sürekli ortalığı ayağa kaldırma ve tatava yapma derdinde. var böyle bir iki tanıdığım kişi hahah. gerçekten izlerken insanın sinirlerini bozan bir karakter.
aslında bir miktar üstten çekilmiş bir dizi. ama güzel. daha detaya indirilip daha fazla merak uyandırılabilinirdi. benim tahminlerim doğru çıktı. son sahne özellikle bir sürpriz değildi. ama dediğim gibi güzel ben laf olsun aman eleştireyimde de entel görüneyim derdindeyim hahah. ya ben de tespit yapabilirim tabi neden olmasın bu ara zaten buralar hep tespit hahah.
neyse efem tavsiye ediyorum. ben bizzat kendim. izleyip izlememek size kalmış.
iyi seyirler...
aksiyon, gerilim, drama türlerinde kendileri. giriş için eh diyelim işte devamı biraz daha hatta bazı yerler çok çok daha hareketli. kan, dağılmış beyin, kan, kan, her yer kan sevenlere pek uygun. ay benim midem kalktı zaman zaman ekranı kapadım. kan, dehşet, kaos sevmiyorum ben yahu.
oyun oynamayı seven, hayattan umudu kalmamış, borç batağına batmış oyuncuları, azgın, zevk düşkünü, sapıtmış para babalarını eğlendirmek toplayıp ıssız bir adada onlara çocuk oyunu oynatıyorlar. ölüm kalım oyunları bu oyunlar. ya kazanacaksın ya öleceksin. başka şansın yok.
başrollerde, lee jung-jae , park hae-soo ve wi ha-joon'un bulunuyor. şimdilik 9 bölüm yayımlandı. 456 katılımcı bulunduran bu oyunun ödülü 45,6 milyar w. biri ölünce hopp paralar camdan bir hazneye akıyor ve oyuncuların gözünü iyice hırs bürüyor. oyun dışı birilerini öldürmek bu nedenle işlerine geliyor. hem ortalık kızışıyor hem izleyenler keyifleniyor. biri bizi gözetliyor misali 5, 10 arsız, uğursuz, zengin yoldan çıkmış herifte evlerinde onları izleyip üzerlerine bahis oynuyor. son bölüm bizzat mekana tefriş ediyor bu fırıldaklar. (ay çok sinirliyim o pislere kusuruma bakmayın.)
456 oyuna son katılan oyuncu. seong gi-hun (lee jung-jae), annesiyle yaşayan ve borç batağında bir adam. kızını geri almak ve annesini biraz daha rahat bir hayat yaşatmak için giriyor oraya. o cehenneme. vicdanlı, merhametli, arkadaşlarını kollamak için kendi canını hiçe sayabilecek bir adam. orada kendine bir takım kuruyor ve hepsi için ayrı ayrı riske giriyor. canım ya pek bizden biri.
seong'un çocukluk arkadaşı 218 yani cho sang (park hae-soo) yatırım uzmanı, yetenekli bir adam parlak bir geçmişi var fakat boğazına kadar borcu var ve dolandırıcılık suçundan her yerde aranıyor. biraz hırslı ve kötü kalbi olan biri kendileri. kader vurmamışta hani hırsı, haseti uğruna kendi yuvarlanmış tipler var ya heh işte tam olarak onlardan. 456'nın takımında kendisi zaten izleyen bakışlarında ki hainliği fark edecektir.
001 oh il-nam (oh yeong-su oh) esrarengiz bir dede kendisi. oyunun en yaşlı ve savunmasızı 456 tarafından sürekli korunup kollanan bir ihtiyar. beyninde timör olduğu ve zaten öleceği için son zamanlarını bu şekilde değerlendirmeye karar vermiş. 001 dede sen yok musun sen! ah beni hiç şaşırtmadın.
067 premses pek tatlış olmayan bir hanım efendi. kang sae (jung ho-yeon), bir sığınmacı hayatı zor yollardan öğrenmiş. babası belki ölü belki yaşıyor güney kore'ye girmeye çalışırken vurulmuş. anne geri gönderilmiş. kardeşi yetimhanede. onları tekrardan bir araya getirebilmek için çok fazla paraya ihtiyacı var ve o da bu yolu seçmiş. 456'nın takımından. adı konmasada aralarında bir şeyler olabileceğini hissetmiştim ben. ama senaristler sanırım bu kadar vahşetin içine aşkı kondurmak istememiş. benim hislerim hava da kaldı püfff. hep dram hep kaos nedir bu arkadaş?
199 ali (tripathi anupam) pakistanlı patron zulmü gören bir işçi. efendi, kendi halinde bir adam. 456'nın takımında ve 218'in kurbanı. izlerken beni pıt ettirdi kendileri. ne denebilir ki? hayat işte bu!
456'nın takımında olmayan ve fazlasıyla ön planda kötü karakterler de mevcut. 101 bunlardan biri. kendileri masfa bozuntusu. jang deok-su (heo sung-tae), kontrolsüz gücün güç olmadığını bize gösteren en 1. kişilerden. kötü mötü değişik bir adam. ve bizim bir türk aktöre benziyor adını hatırlayamadım şimdi.
ay bir cazgır var değinmeden edemeyeceğim 212. çığırtkan, yalancı, şirret bir kadın han mi (kim joo-ryoung) sürekli ortalığı ayağa kaldırma ve tatava yapma derdinde. var böyle bir iki tanıdığım kişi hahah. gerçekten izlerken insanın sinirlerini bozan bir karakter.
aslında bir miktar üstten çekilmiş bir dizi. ama güzel. daha detaya indirilip daha fazla merak uyandırılabilinirdi. benim tahminlerim doğru çıktı. son sahne özellikle bir sürpriz değildi. ama dediğim gibi güzel ben laf olsun aman eleştireyimde de entel görüneyim derdindeyim hahah. ya ben de tespit yapabilirim tabi neden olmasın bu ara zaten buralar hep tespit hahah.
neyse efem tavsiye ediyorum. ben bizzat kendim. izleyip izlememek size kalmış.
iyi seyirler...
devamını gör...
kim il-sung
adam bildiğiniz mitolojik karakter. utanmasa zeus ile aşık atacak. adamın tüm hikâyesi bir lider kültü yaratma projesi kapsamında oluşturulmuş. normal bir insan değil zaten. yarı tanrı bir zat diyebiliriz. adamın doğum tarihi ve adı bile sıkıntılı. il-sung ''güneş olmak'' anlamına geliyor ki adamın doğum günü resmi bayram. güneş günü olarak kutlanıyor. çünkü o, kuzey kore'yi aydınlatan ve ısıtan muazzam bir tanrı. güneş tanrısı ra'nın yeryüzündeki en büyük rakibi. sayın @karanliktakimum kendisinin yaratılış efsanesinden biraz bahsetmiş. tanrıların hikâyeleri insanların hikâyelerine pek benzemez. söylendiğine göre ailesi cidden japonlara karşı direnişe katılmış ama öyle gariban bir aile değiller. ebeveynleri mançurya'nın hatırı sayılır, önde gelen eczacılarıymış. kendisinin de çin-japon savaşında direnişe katıldığından bahsediliyor lakin 200 kişilik küçük bir ekibin başındaymış. kaçak göçek orada burada takılmışlar. tabi o esnada amerika ve sovyetler, japonlara ''yettiniz gari !''diyerek savaş açınca bizim kim'in bahtı açılmış. yanındaki ekiple birlikte kızıl ordu kamplarına katılmışlar ve eğitim görmüşler. 200 ıspartalı *efsanesi de bu sayede doğmuş. japonlara karşı vur-kaç taktikleriyle savaşarak adlarını duyurmaya başlamışlar. tabi bu noktada sovyetler ve amerika açısından savaş sonrasındaki paylaşım mücadelesi mühim. sovyetler kendine yakın adanmış bir adamın kore'de onların işine yarayacağını düşünüyor ve 2. dünya savaşı bitince sovyetler kendi kontrolü altındaki kuzey kore'nin liderini bulmuş oluyor. sonrası zaten malum. savaş sonrası cadı avı. liderlik iddiası olabilecek tüm gerilla önderleri ve fikir adamları sözde mahkemelere çıkarılıp ya idam ediliyor ya da hapishanelerde çürütülüyor. bu esnada bizim yarı tanrı iyice gaza geliyor. başlarım sovyetlere başlarım mao'ya en büyük benim ulan! bu dünyada benden başkası yalan diyerek olimpos'un tepesine kuruluyor.
juche ideolojisi dediğiniz şey de öyle çok özel bir tarif değil. evvela kısık ateşte marksizm öğretisini biraz kavuruyorsunuz. üzerine kuşbaşı leninizm serpiştirdikten sonra iyice kızıllaşana kadar kavuruyorsunuz. arkasından ince doğradığınız maoizm acı biberlerini tavaya ekleyip kavurmaya devam ediyorsunuz. biberin acı tadını biraz azaltmak için de iki üç diş konfüçyüs öğretisi ekleyip yemeğe son halini veriyorsunuz ve karşınıza tanrıların yemeği çıkıyor. afiyet olsun! bu muazzam yemek, tanrıların yemeği olduğu için ''güneş tanrısı kim'' bu yemekten halkına zırnık koklatmıyor. zaten kendisi hem tanrı hem de ulusun babası olduğu olduğu için konfüçyüs öğretisinin aileye ve babaya bağlılık ilkesini çok net şekilde milletin zihnine kazıyor. biat edeceksiniz! babayı sorgulamayacaksınız! yalnız şunun altını çizmem lazım; adamla ilgili afişler manyak güzel. harika film afişi olur bunlardan. mesela şuraya sevdiğimiz bir afişi koyalım. güneş tanrısının melek * * * sıfatı ile yeryüzünde zuhur ettiği ve halkını koruyup kolladığı muazzam bir çalışma;

ölümüyle birlikte ''sevgili lider'' statüsünü de cukkalayan kim abimiz, tanrıların ölümsüz olmadığının ispatı haline gelmiştir. ruhu şad, melek kanatları daim olsun. *
juche ideolojisi dediğiniz şey de öyle çok özel bir tarif değil. evvela kısık ateşte marksizm öğretisini biraz kavuruyorsunuz. üzerine kuşbaşı leninizm serpiştirdikten sonra iyice kızıllaşana kadar kavuruyorsunuz. arkasından ince doğradığınız maoizm acı biberlerini tavaya ekleyip kavurmaya devam ediyorsunuz. biberin acı tadını biraz azaltmak için de iki üç diş konfüçyüs öğretisi ekleyip yemeğe son halini veriyorsunuz ve karşınıza tanrıların yemeği çıkıyor. afiyet olsun! bu muazzam yemek, tanrıların yemeği olduğu için ''güneş tanrısı kim'' bu yemekten halkına zırnık koklatmıyor. zaten kendisi hem tanrı hem de ulusun babası olduğu olduğu için konfüçyüs öğretisinin aileye ve babaya bağlılık ilkesini çok net şekilde milletin zihnine kazıyor. biat edeceksiniz! babayı sorgulamayacaksınız! yalnız şunun altını çizmem lazım; adamla ilgili afişler manyak güzel. harika film afişi olur bunlardan. mesela şuraya sevdiğimiz bir afişi koyalım. güneş tanrısının melek * * * sıfatı ile yeryüzünde zuhur ettiği ve halkını koruyup kolladığı muazzam bir çalışma;

ölümüyle birlikte ''sevgili lider'' statüsünü de cukkalayan kim abimiz, tanrıların ölümsüz olmadığının ispatı haline gelmiştir. ruhu şad, melek kanatları daim olsun. *
devamını gör...
ilkokulda statü göstergesi olan şeyler
her gün bir lira harçlıkla gelenler ve haftada iki gün birer lira harçlık hakkı olanlar
devamını gör...
bir kadının kendine yapabileceği en iyi şey
kendini sevmesi ve kendi değerinin farkında olmasıdır.
devamını gör...
bir bahar akşamı rastladım size
bu güzel şiirin anlatılanlara göre öyküsü; fuat edip 20 yaşlarında rüyasında bir kadın görür ve ona aşık olur. birkaç sene rüyasında gördüğü kadını arar ama bulamaz. fuat'ın üzgünlüğü ailesini de üzer. ailesi fuat edip'in evlenip yuva kurması için baskı yapar ve fuat edip evlenir. aradan yıllar geçince fuat edip istanbul'a gelir. çamlıca kız lisesinin önünden geçer ve vakitlerden akşamüstüdür. gözüne bir kadın takılır ve o kadın rüyasında gördüğü kadındır. bakakalır fuat edip. kadın fark eder ve utanır, yere bakar. fuat edip yoluna devam eder çünkü evlenmiştir. ve ruhundan “bir bahar akşamı rastladım size… / daha önceleri neredeydiniz?” diye mısralar dökülür.
devamını gör...

