yoldaş sizi takip etmeye başladı
yoldaşın herkese mavi boncuk dağıtması demektir. şaka şaka. efendi biri bence. o kadar üstüne gittim, kendisine bayağı bi atar yaptım ona rağmen küfür etmedi, alttan aldı. başka sözlüklerde kurucuya laf etsen anında hesap siliyorlar ama yoldaş yapmadı. ilginç..
komünist galiba kendisi çünkü profilinde çekiç orak var, devam o halde ne diyeyim.
komünist galiba kendisi çünkü profilinde çekiç orak var, devam o halde ne diyeyim.
devamını gör...
sevilen kitabın en vurucu cümlesi
bir gün beni fark ettiğinde, beni fark etmenin artık benim için fark etmeyeceğini fark edeceksin.
tehlikeli oyunlar
oğuz atay
tehlikeli oyunlar
oğuz atay
devamını gör...
aman boşver yakışıklı olmasa da olur diyen kız
yüzü güzele kırk günde doyulur da gönlü güzele kırk yılda doyulmaz diyen kızdır. haklıdır.
devamını gör...
larmina
bir nickaltı olmasın mı, dediğim yazarımızdır, hoş gelmiştir.
devamını gör...
türban tayt topuklu ayakkabı
saygısızlığın gerçekten sınırının olmadığını aklıma getiren başlıktır.
bir insanın fotoğrafını alıp yorumlamak bana inanılmaz derecede korkunç geliyor.
kameralar her yerde. farkında olmadan veya olarak bir fotoğrafınız çekiliyor ve insanlar yorumlamaya başlıyor. ifşa sevdasının, işaretleme sevdasının gittiği yeri görünce korkuyorum. durumun ciddiyetinin farkında olmamayı korkunç buluyorum. bazı durumlarla ilgili empati yapabilmek için illa bizim ya da ailemizin başına gelmesi gerekmiyor. bu iş çok tehlikeli bir yere gidiyor. gerçekten fotoğrafa bakarken başlığa girdiğime utandım. tek hissettiğim bu.
bir insanın fotoğrafını alıp yorumlamak bana inanılmaz derecede korkunç geliyor.
kameralar her yerde. farkında olmadan veya olarak bir fotoğrafınız çekiliyor ve insanlar yorumlamaya başlıyor. ifşa sevdasının, işaretleme sevdasının gittiği yeri görünce korkuyorum. durumun ciddiyetinin farkında olmamayı korkunç buluyorum. bazı durumlarla ilgili empati yapabilmek için illa bizim ya da ailemizin başına gelmesi gerekmiyor. bu iş çok tehlikeli bir yere gidiyor. gerçekten fotoğrafa bakarken başlığa girdiğime utandım. tek hissettiğim bu.
devamını gör...
lucifer (yazar)
tanımlarını engellesem de hangi başlığı onun açtığını anlayabildiğim yazar.
devamını gör...
meja (yazar)
#118431 şurada ki tanımı ile gönlümü fethetmiştir. yazdığı tanımlar, gereksiz başlıklar yüzünden kaybolup giden, başlığı görünce inceleme fırsatı bulduğum, anında takibe aldığım yazar arkadaş.
devamını gör...
aylak adam
” aylak olmak dünyanın en güç işiydi.”
zannedilir ki aylak olmak kolaydır, zamanını boşa harcamak, hiçbir şeyle meşgul olmamak, çalışacak bir işe sahip olmamak… oysa aylak adam’ı okuyanlar bilir, aylak olmak zordur, hele de zengin değil de paralıysanız. yapılacak çok iş vardır. mesela gidip yemek yediğiniz lokantalada müşteri olmamak, sokak isimlerini araştırmak, karşınızda oturan insanlara bir geçmiş uydurmak ve b.yi bulabilmek…
c iseniz eğer b.yi bulmak daha zordur çünkü bilmeseniz de hep bir adım önündesinizdir onun. size her gelişinde bacaklarını da getiren kadınlar vardır hayatınızda, düzen isteyen, dahası sizi anladığını sandıkça yanılan kadınlar…ve insanlar ” dökme kalıplarına uydurmadan sizi rahat edemezler.”
eğer c. iseniz ve bir babanız varsa geçmişte kalmış olması gereken, hayat zordur ziyadesiyle, zorlar sizi yaşamak. kulağınız kaşınır biteviye. kadınlarının bacaklaından korkarsınız, gözlerine bakarsınız en çok. c.yi bulmaktır umudunuz ve c.de size daha yakın birini.
“yoksa her şey benim olmadığım yerlerde benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?” diğer bir soru takılır zihninize tam soru işaretinin çengelinden.
insanların kurtuluşu için sizin bulduğunuz yollardan biri de sinemadır, tıpkı sesinizin yankılandığı bu yerin sakinleri gibi. dersiniz ki yusuf atılgan’ın kaleminden;
” çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarının düşünen kişi değil. ama beş on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleri ile onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar. bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. kocaman sinemalar yapmalı. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. sokağa hep birden çıksınlar.”
ve bilirsiniz “siz sevilmez, sen sevilir” ve bilirsiniz karıncalar bilmeden severler ve adako’yu ve kuyaro’yu tanırsınız, ve isimlerin insanların en alakasız yanları olduğunu öğrenirsiniz…
ve b.yi ararsınız yine, yanınızdan geçerken bile, çarpıştığınızda bile…
ve ” ah, zehra…”
zannedilir ki aylak olmak kolaydır, zamanını boşa harcamak, hiçbir şeyle meşgul olmamak, çalışacak bir işe sahip olmamak… oysa aylak adam’ı okuyanlar bilir, aylak olmak zordur, hele de zengin değil de paralıysanız. yapılacak çok iş vardır. mesela gidip yemek yediğiniz lokantalada müşteri olmamak, sokak isimlerini araştırmak, karşınızda oturan insanlara bir geçmiş uydurmak ve b.yi bulabilmek…
c iseniz eğer b.yi bulmak daha zordur çünkü bilmeseniz de hep bir adım önündesinizdir onun. size her gelişinde bacaklarını da getiren kadınlar vardır hayatınızda, düzen isteyen, dahası sizi anladığını sandıkça yanılan kadınlar…ve insanlar ” dökme kalıplarına uydurmadan sizi rahat edemezler.”
eğer c. iseniz ve bir babanız varsa geçmişte kalmış olması gereken, hayat zordur ziyadesiyle, zorlar sizi yaşamak. kulağınız kaşınır biteviye. kadınlarının bacaklaından korkarsınız, gözlerine bakarsınız en çok. c.yi bulmaktır umudunuz ve c.de size daha yakın birini.
“yoksa her şey benim olmadığım yerlerde benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?” diğer bir soru takılır zihninize tam soru işaretinin çengelinden.
insanların kurtuluşu için sizin bulduğunuz yollardan biri de sinemadır, tıpkı sesinizin yankılandığı bu yerin sakinleri gibi. dersiniz ki yusuf atılgan’ın kaleminden;
” çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor.sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarının düşünen kişi değil. ama beş on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleri ile onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar. bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. kocaman sinemalar yapmalı. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. sokağa hep birden çıksınlar.”
ve bilirsiniz “siz sevilmez, sen sevilir” ve bilirsiniz karıncalar bilmeden severler ve adako’yu ve kuyaro’yu tanırsınız, ve isimlerin insanların en alakasız yanları olduğunu öğrenirsiniz…
ve b.yi ararsınız yine, yanınızdan geçerken bile, çarpıştığınızda bile…
ve ” ah, zehra…”
devamını gör...
antroposen çağı
ilk olarak paul crutzen ve eugene stoermer tarafından, "insan faaliyetlerinin gezegen sağlığı üzerinde önemli etkileri olmaya başladığı zaman" anlamına gelen resmi olmayan bir zaman dilimi olarak tanımlanmıştır.
devamını gör...
regl dönemini iğrenç bulan erkek
annesi regl geçiren sağlıklı bir birey olduğu için hayatta olduğunu bilmeyen erkektir.
devamını gör...
yıllardır çekmecede duran gereksiz nesneler
her temizlikte, dünyanın çöpünü kapıya koyduğum, hatta bir kısmı için bir süre sonra pişman olduğum için, benim için olmayan-olamayan nesnelerdir.
devamını gör...
hans holbein
hans holbein the younger olarak da bilinen alman ressam. babası hans holbein the elder da late gothic school'dan başarılı bir ressamdır.
1526'da ingiltere'ye taşındığında thomas more ile arkadaşlık etmiş ve kısa sürede ününü duyurmuştur. 1532'de ingiltere'ye geri döndüğünde kariyeri daha da yükselişe geçmiştir diyebiliriz. bu tarihten sonra thomas cromwell ve anne boleyn'in himayesi altına girip onlar için çalışmaya başlamıştır. 1535'te kralın* ressamı olmuştur.
özellikle portreleri hem tarihi kaynak olarak hem de sanat tekniği ve kalitesi açısından büyük önem taşımaktadır.
john rowlands onun için şunu söylemiş:
mükemmelliğe ulaşma çabası, modelin profili için doğru çizgiyi fırçasıyla araması, portre çizimlerinde çok belirgindir. eleştirel yeteneği ve onun modelin karakterine ilişkin algısı, holbein'in bir portre ressamı olarak yüce büyüklüğünün gerçek bir ölçüsüdür. portrelerindeki açıklayıcı profili ve duruşu hiç kimse aşamadı: holbein, anlatıcı kullanımları sayesinde, modellerinin karakterini ve benzerliğini yüzyıllar boyunca rakipsiz bir ustalıkla aktarmaya devam ediyor.
self portrait

portrait of viii. henry

portrait of sir thomas more
1526'da ingiltere'ye taşındığında thomas more ile arkadaşlık etmiş ve kısa sürede ününü duyurmuştur. 1532'de ingiltere'ye geri döndüğünde kariyeri daha da yükselişe geçmiştir diyebiliriz. bu tarihten sonra thomas cromwell ve anne boleyn'in himayesi altına girip onlar için çalışmaya başlamıştır. 1535'te kralın* ressamı olmuştur.
özellikle portreleri hem tarihi kaynak olarak hem de sanat tekniği ve kalitesi açısından büyük önem taşımaktadır.
john rowlands onun için şunu söylemiş:
mükemmelliğe ulaşma çabası, modelin profili için doğru çizgiyi fırçasıyla araması, portre çizimlerinde çok belirgindir. eleştirel yeteneği ve onun modelin karakterine ilişkin algısı, holbein'in bir portre ressamı olarak yüce büyüklüğünün gerçek bir ölçüsüdür. portrelerindeki açıklayıcı profili ve duruşu hiç kimse aşamadı: holbein, anlatıcı kullanımları sayesinde, modellerinin karakterini ve benzerliğini yüzyıllar boyunca rakipsiz bir ustalıkla aktarmaya devam ediyor.
self portrait

portrait of viii. henry

portrait of sir thomas more
devamını gör...
emre aydın'ı daha fazla acı çekmesin diye vurmak
her şarkısında melankoli ve isyankar dolu sitemler olan şarkıcının ruhunu rahatlatma eylemidir.
devamını gör...
mutluluğu geçmişte aramak
beynin, insana oynadığı oyunlardan bir tanesidir.
geçmişte yaşadığı sıkıntıları ve dertleri unutup, sadece yaşamaktan keyif aldığı güzel anıları hatırlaması. şimdiki zamanın sıradanlığında boğulan insanın; geçmişi yâd ederek kendini teselli etme eylemi.
şiddetlisi ve süreklisi, patolojik bir rahatsızlık, telafisi olmayan kötü bir geleceğin habercisi.
geçmişte yaşadığı sıkıntıları ve dertleri unutup, sadece yaşamaktan keyif aldığı güzel anıları hatırlaması. şimdiki zamanın sıradanlığında boğulan insanın; geçmişi yâd ederek kendini teselli etme eylemi.
şiddetlisi ve süreklisi, patolojik bir rahatsızlık, telafisi olmayan kötü bir geleceğin habercisi.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
hala nickaltına yazmamış olduğumu fark ettiğimde şaşırdığım yazar. başlıkların altında konuyla alakalı olarak iliştirdiği karikatürleri gördüğümde adeta günüm güzelleşiyor. gartic etkinliğinde sergilemiş olduğu resim yeteneğini de yok sayamayız. çok sevdiğim bir yazardır kendisi. umarım neşesi daim olur.*
devamını gör...
hippopotomonstrosesquippedaliophobia
uzun kelime korkusuymuş. eğer başlık korkutucu geliyorsa, sizde de hippopotomonstrosesquippedaliophobia var demek. bugün bunu öğrendik, girdiledik ve şuan unutuyorum.*
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
ulan insanlar zaten yaşlanmış gitmeyin üstlerine.
30 yaş yaşlı yazarları severek takip ediyorum allah uzun ömür versin.
30 yaş yaşlı yazarları severek takip ediyorum allah uzun ömür versin.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
devamını gör...
siyam kedisi
kedi dünyasının köpek huylusu da denir bu cins için. çok zekidirler ve sahipleriyle sürekli iletişim halinde olmak isterler. hatta bazen yüksek desibelde fazla konuşkan kediler olabilirler. tüy dökmeleri minimumdadır ve alerji yapmayan kedi sınıfındadırlar.
bu türün bazı üyelerinde şaşılık da vardır. kalıtımla aktarılan ırksal bir özelliktir. aslında bu özellik retinalarındaki genetik bir sorundan kaynaklanır.
siyam kedisi üreticileri seçilim yaparak, bunu en aza indirgemeye çalışsa da siyamların anavatanı olan tayland sokaklarında çokça şaşı siyam kedileri bulunmakta.
ve bence olduklarından daha da sevimli ve o boncuk şehla bakışlarıyla daha da masum görünürler.
erkek ve şehla olanlarına siyami ismi çok yakışır :)
buradan
bu türün bazı üyelerinde şaşılık da vardır. kalıtımla aktarılan ırksal bir özelliktir. aslında bu özellik retinalarındaki genetik bir sorundan kaynaklanır.
siyam kedisi üreticileri seçilim yaparak, bunu en aza indirgemeye çalışsa da siyamların anavatanı olan tayland sokaklarında çokça şaşı siyam kedileri bulunmakta.
ve bence olduklarından daha da sevimli ve o boncuk şehla bakışlarıyla daha da masum görünürler.
erkek ve şehla olanlarına siyami ismi çok yakışır :)
buradan
devamını gör...
yazarların takipçilerine söylemek istedikleri
bir tane var teşekkür ederim ona görürse bu yazımı*.
devamını gör...