bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
levent yüksel;zalim.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
eskiler yer versin artık yenilere
laf atıp durmayın yeni gelenlere
mekanı devretme zamanın gelmiş
bay bay diyelim afillibirbeye
laf atıp durmayın yeni gelenlere
mekanı devretme zamanın gelmiş
bay bay diyelim afillibirbeye
devamını gör...
yazarından daha ünlü olan kitap kahramanları
bu kesinlikle (bkz: sherlock holmes) kaç kişi biliyor sir arthur conan doyle'u?
devamını gör...
kolay gibi görünen ama çok zor olan şeyler
kitap açmanın serbest olduğu sınav.
soruları yorumlayıp çıkarım yapmanız gerektiğinden kitabı ne kadar karıştırırsanız karıştırın yanıtı doğrudan bulmanız mümkün değildir.
soruları yorumlayıp çıkarım yapmanız gerektiğinden kitabı ne kadar karıştırırsanız karıştırın yanıtı doğrudan bulmanız mümkün değildir.
devamını gör...
polisiye dizilerde katilin hemen bulunması
ülkemiz dizilerden daha trajikomik, bizde bulunuyor fakat tutuklanmıyor.
devamını gör...
15 yaşında çocukların evlenmesine insan hakkı demek
senin çocuklarınla başlayalım o zaman denilecek yorumdur
devamını gör...
söyleyemedim
söz ve müzik cevdet bağca
devamını gör...
otör yönetmen
kendine has bir anlatısı olan, filmlerinin her aşamasında söz sahibi, ticari kaygı gütmeden, sinemayı sanat olarak icra eden yönetmendir.
otör yönetmenler, ekseriyetle senaryoyu kendisi yazar. özgün anlatımları, filmlerinde hemen belli eder kendini, gerek yazmış oldukları diyaloglarla, sinematografide kullandıkları renklerle ve tonlarla gerekse kamera açılarıyla.
yapımcının maddi kaygılarını pek kâle almazlar. zaten otör yönetmenle çalışan yapımcı da bunun farkındadır. genelde takıntılı ve titiz bir üslupla çalışırlar. set ortamında, otoriter ve epey baskın bir karakterleri vardır.
(bkz: andrey tarkovski)
(bkz: ingmar bergman)
(bkz: nuri bilge ceylan)
(bkz: lars von trier)
otör yönetmenler, ekseriyetle senaryoyu kendisi yazar. özgün anlatımları, filmlerinde hemen belli eder kendini, gerek yazmış oldukları diyaloglarla, sinematografide kullandıkları renklerle ve tonlarla gerekse kamera açılarıyla.
yapımcının maddi kaygılarını pek kâle almazlar. zaten otör yönetmenle çalışan yapımcı da bunun farkındadır. genelde takıntılı ve titiz bir üslupla çalışırlar. set ortamında, otoriter ve epey baskın bir karakterleri vardır.
(bkz: andrey tarkovski)
(bkz: ingmar bergman)
(bkz: nuri bilge ceylan)
(bkz: lars von trier)
devamını gör...
inanmak
bir şeyin varlığını kabul etmektir. inancı yitirmek ise sonrasında acı vericidir.
ilk önce tanrıya inanmayı bıraktım sonra da aşka. bugün fark ettim ki ikisi de bende aynı hayal kırıklığını uyandırdı.
küçük bir kızken allah'a inanıyordum. üzüldüğüm zaman dua ediyor; her şeyin geçeceğine, bunların bir sınav olduğuna, tanrının bizi sevdiğine inanıyordum.
aşk ise bir büyüydü benim için. birini gerçekten sevince iliklerine dek hissediyorsun bunu. yarattığı his, biri için vazgeçilmez olma duygusu, yanında yaşlanacağın biri olması ve güven mutluluğu getiriyordu.
şimdi ise onların yerinde kocaman bir boşluk var. içimde büyüyor. ve nasıl durduracağımı bilmiyorum.
bir hata yaptığımda bu şeytanın işi olmuyor. ve tüm suç bana kalıyor. kendini affetmek ise bir başkasını suçlamaktan çok daha zor geliyor.
yanında olduğum adama dair hislerimi ise nasıl isimlendireciğimi bilmiyorum. sevgi, heyececan, arzu... evet bunlar var. ama bu benim inandığım aşk değil.
iflah olmaz bir romantiğim ben. ve evet sanırım acı en derinden hissedebildiğim tek duygu. bir şeyler hissetmek için bazen bana acı veren şeyler yapıyorum. çünkü hissiz olmak, boşlukta asılı kalmak demek. ve ben boşlukla nasıl savaşılır bilmiyorum, mağlubiyeti ise hiç sevmiyorum.
yeniden hissetmek, inanmak istiyorum.
ilk önce tanrıya inanmayı bıraktım sonra da aşka. bugün fark ettim ki ikisi de bende aynı hayal kırıklığını uyandırdı.
küçük bir kızken allah'a inanıyordum. üzüldüğüm zaman dua ediyor; her şeyin geçeceğine, bunların bir sınav olduğuna, tanrının bizi sevdiğine inanıyordum.
aşk ise bir büyüydü benim için. birini gerçekten sevince iliklerine dek hissediyorsun bunu. yarattığı his, biri için vazgeçilmez olma duygusu, yanında yaşlanacağın biri olması ve güven mutluluğu getiriyordu.
şimdi ise onların yerinde kocaman bir boşluk var. içimde büyüyor. ve nasıl durduracağımı bilmiyorum.
bir hata yaptığımda bu şeytanın işi olmuyor. ve tüm suç bana kalıyor. kendini affetmek ise bir başkasını suçlamaktan çok daha zor geliyor.
yanında olduğum adama dair hislerimi ise nasıl isimlendireciğimi bilmiyorum. sevgi, heyececan, arzu... evet bunlar var. ama bu benim inandığım aşk değil.
iflah olmaz bir romantiğim ben. ve evet sanırım acı en derinden hissedebildiğim tek duygu. bir şeyler hissetmek için bazen bana acı veren şeyler yapıyorum. çünkü hissiz olmak, boşlukta asılı kalmak demek. ve ben boşlukla nasıl savaşılır bilmiyorum, mağlubiyeti ise hiç sevmiyorum.
yeniden hissetmek, inanmak istiyorum.
devamını gör...
kadın kısmının sürekli bir yerlerini boyaması
kadın kısmı nedir ya, annemin babaanesinin kullandığı tabirler
devamını gör...
novaco öfke ölçeği
sinirlilik katsayısı olan iq'nun ölçüm yöntemidir. uygulamak isteyenler için;
buradan
buradan
devamını gör...
roma ordusu
tarihin en güçlü imparatorluklarından birini yaratan ordudur.
roma ordusu olağanüstü bi' disiplin ve ahenge sahipti. en ufak birliklere kadar her mensup disiplinden asla taviz vermezdi, ahenkli olmalarıysa savaşta manevra kabiliyetlerini ve başarılarını arttıran yegane şeydi.
kaos içerisinde değil, disiplin, ahenk ve taktik üzerine savaşırlardı. ordu topluca savunmaya çekilir ya da koordineli şekilde hücuma kalkardı. ve hiçbir zaman kimse hattı bozmazdı.
roma ordusu fetih edeceği yere mühendis gibi ve mühendislik eserleri oluştura oluştura varırdı. ordunun mühendisleri seferlerde yer alır, gidilecek yere yol, köprü, tünel, kemer kısacası ne gerekiyorsa onu inşaa edip savaş alanına gelirlerdi.
ordu temel olarak iyi eğitimli askerler olan lejyonlardan oluşur. en az 4.000 civarı olurlar. yani ağırlık piyade gücüdür. günlük 10-30 kilometre arası yol giderler.
m.ö 1. yy roma askeri baştan aşağı ortalama olarak şöyleydi:
ayaklarında caligae. -tabanı çivili deri sandalet-
kılıç olarak gladius -kısa kılıç-
diğer silahları pugio -hançer-
başlarında miğfer olarak gallic.
sırtlarında pillum -demir uçlu mızrak-
ve deri kaplı ahşap yuvarlak kalkan.
üsttekiler sadece silahları ve zırhları.
bir de sırtlarında marius'un katırı dedikleri eşya, kap kacak vb. şeyler taşırlardı.
gaius marius.
üç günlük kumanya.
bakır yemek kapları.
kazma kürek.
matara.
battaniye.
döşek.
kazık. -evet kazık-
marius'un katırı, 30-38 kilo civarıdır. bu yüke askerlerin taşıdıkları silah ekipmanları, zırhlar, zincir örme üst vücut korumaları vs. dahil değildir.
roma ordusu olağanüstü bi' disiplin ve ahenge sahipti. en ufak birliklere kadar her mensup disiplinden asla taviz vermezdi, ahenkli olmalarıysa savaşta manevra kabiliyetlerini ve başarılarını arttıran yegane şeydi.
kaos içerisinde değil, disiplin, ahenk ve taktik üzerine savaşırlardı. ordu topluca savunmaya çekilir ya da koordineli şekilde hücuma kalkardı. ve hiçbir zaman kimse hattı bozmazdı.
roma ordusu fetih edeceği yere mühendis gibi ve mühendislik eserleri oluştura oluştura varırdı. ordunun mühendisleri seferlerde yer alır, gidilecek yere yol, köprü, tünel, kemer kısacası ne gerekiyorsa onu inşaa edip savaş alanına gelirlerdi.
ordu temel olarak iyi eğitimli askerler olan lejyonlardan oluşur. en az 4.000 civarı olurlar. yani ağırlık piyade gücüdür. günlük 10-30 kilometre arası yol giderler.
m.ö 1. yy roma askeri baştan aşağı ortalama olarak şöyleydi:
ayaklarında caligae. -tabanı çivili deri sandalet-
kılıç olarak gladius -kısa kılıç-
diğer silahları pugio -hançer-
başlarında miğfer olarak gallic.
sırtlarında pillum -demir uçlu mızrak-
ve deri kaplı ahşap yuvarlak kalkan.
üsttekiler sadece silahları ve zırhları.
bir de sırtlarında marius'un katırı dedikleri eşya, kap kacak vb. şeyler taşırlardı.
gaius marius.
üç günlük kumanya.
bakır yemek kapları.
kazma kürek.
matara.
battaniye.
döşek.
kazık. -evet kazık-
marius'un katırı, 30-38 kilo civarıdır. bu yüke askerlerin taşıdıkları silah ekipmanları, zırhlar, zincir örme üst vücut korumaları vs. dahil değildir.
devamını gör...
fuatavni
mustafa koçyiğit ve bülent günay tarafından kullanılan twitter hesabı. ikiside müebbet hapis cezası aldılar. (bkz: mustafa koçyiğit)
devamını gör...
iletişim
karşılıklı olması elzem bir meseledir. insanların birbirini anlayamamasının temelinde sadece iletme çabası vardır. "iş" kısmının unutuyoruz çoğu zaman; çünkü hakikaten bir iş bu iş*.
iletişimin öğelerine bakalım ki neymiş takılı kaldığımız nokta herkes kendi için bir düşünsün:
kaynak: mesajı gönderen kişiyi* ifade eder. iletişimi başlatır. hepimizin tek yaptığı bu aslında :) şimdi ötesine bakmamız lazım.
alıcı: mesajı kime göndermek istiyorsanız o'dur.
mesaj: iletmek istediğimiz sözler, duygular, düşüncelerdir. mesaj oluşturma işi bir sanattır değerli yazarlar. sözlü ifadelerimizi her zaman beden dilimiz, jest ve mimiklerimiz destekler. sevdiğini söylerken size gülümsemeyen birinin verdiği mesaj şüphe yaratır. bazen sadece susmak bile ne kadar anlamlıdır değil mi? neler barındırır içinde, hangi fırtınalar kopar, hangi sevinci barındırır, hangi utancı saklar kimbilir...
kanal: mesaji gönderme biçimidir. mesajı gönderirken kullandığımız araçlardır. sesli öğeler, görsel yansımalar, telefon, televizyon, radyo...
bağlam: iletişimin gerçekleştiği ortamdır. ses, hava, ışık gibi fiziksel ortamlara ek olarak duygusal paylaşımların, yıkımların olduğu ortamı da düşünmeliyiz. gergin bir ortamda yapacağınız espri birinin gururuna dokunabilir, aman dikkat.
dönüt: alıcının mesajı aldığına dair verdiği ipucu yada cevaptır. bu direkt cevap olarak yapılabildiği gibi mavi tik olarak da yansıtılabilir.
pekala hepsini yapıyoruz, yaşıyoruz. peki iletişim kazasını nerede yaşıyoruz biz?
-------
öncelikle mesajlarımızı güzel hazırlamıyoruz. kullandığımız dil hep "sen" oluyor. suçlayıcı ve savunma haline getirecek cümleler kuruyoruz. sen yaptın, senin yüzünden diyoruz; ben bunu yapacak gücü kendimde bulamadim demek yerine.
bir de net cümleler kurun mesela. ben ima edeyim o anlasın demeyin, seviyorsanız söyleyin. bıraktığınız boşluklar keyfe göre doldurulmasın.
-------
bağlamı değerlendirmiyoruz. karşımızdaki başka duygularla savaşırken size gül atsın istiyorsunuz, bencillik yapıyorsunuz. her mesajin yeri ve zamanı vardır. öyle zaman yaşarız ki bir kelimemiz hiç beklenmedik tepkiye neden olur. halbuki her zaman yaptığın şey değil mi? ne oldu da bu kez ters tepti?
------
kanalları yönetemiyoruz. mesajı yazarken cümlenin sonuna koyacağımız bir emoji, yazının ve mesajın gücünü artırır. yani mümkün olduğu kadar etkili kullanmak lazım geliyor.
------
geribildirim hani nerede? bir mesaj geldiği vakit ona cevap vermek gerekir. geciktirmek de bir anlam ifade eder. cevapsız bırakmak ise şahsım adına saygısızlık barındırır. geribildirimi etkili kullanabilmek için mutlaka teyit etmemiz gerekir aldığımız mesajı. en çok yanlış anlaşılmalar hep bu yüzdendir. ben ne söyledim, o ne anladı dememek için hemen bir "did you mean...?*" geçin altyazıda :) doğru mu anladım, bunu mu demek istedin diye sormaktan çekinmeyin. kafanızda kurmaya çalıştığınız aslında iletilmek istenen olmayabilir.
------
yazarken epey yoruldum, uçuşan düşünceleri bir araya getirmek bir hayli zor oldu. laf lafı açar, asıl vermek istenen mesaj kaybolur gider. sonra oldu mu size iletişim kazası :) o sebepledir ki emniyetli davranmak gerek. kemerinizi takın efendim, kemer önemli.
iletişimin öğelerine bakalım ki neymiş takılı kaldığımız nokta herkes kendi için bir düşünsün:
kaynak: mesajı gönderen kişiyi* ifade eder. iletişimi başlatır. hepimizin tek yaptığı bu aslında :) şimdi ötesine bakmamız lazım.
alıcı: mesajı kime göndermek istiyorsanız o'dur.
mesaj: iletmek istediğimiz sözler, duygular, düşüncelerdir. mesaj oluşturma işi bir sanattır değerli yazarlar. sözlü ifadelerimizi her zaman beden dilimiz, jest ve mimiklerimiz destekler. sevdiğini söylerken size gülümsemeyen birinin verdiği mesaj şüphe yaratır. bazen sadece susmak bile ne kadar anlamlıdır değil mi? neler barındırır içinde, hangi fırtınalar kopar, hangi sevinci barındırır, hangi utancı saklar kimbilir...
kanal: mesaji gönderme biçimidir. mesajı gönderirken kullandığımız araçlardır. sesli öğeler, görsel yansımalar, telefon, televizyon, radyo...
bağlam: iletişimin gerçekleştiği ortamdır. ses, hava, ışık gibi fiziksel ortamlara ek olarak duygusal paylaşımların, yıkımların olduğu ortamı da düşünmeliyiz. gergin bir ortamda yapacağınız espri birinin gururuna dokunabilir, aman dikkat.
dönüt: alıcının mesajı aldığına dair verdiği ipucu yada cevaptır. bu direkt cevap olarak yapılabildiği gibi mavi tik olarak da yansıtılabilir.
pekala hepsini yapıyoruz, yaşıyoruz. peki iletişim kazasını nerede yaşıyoruz biz?
-------
öncelikle mesajlarımızı güzel hazırlamıyoruz. kullandığımız dil hep "sen" oluyor. suçlayıcı ve savunma haline getirecek cümleler kuruyoruz. sen yaptın, senin yüzünden diyoruz; ben bunu yapacak gücü kendimde bulamadim demek yerine.
bir de net cümleler kurun mesela. ben ima edeyim o anlasın demeyin, seviyorsanız söyleyin. bıraktığınız boşluklar keyfe göre doldurulmasın.
-------
bağlamı değerlendirmiyoruz. karşımızdaki başka duygularla savaşırken size gül atsın istiyorsunuz, bencillik yapıyorsunuz. her mesajin yeri ve zamanı vardır. öyle zaman yaşarız ki bir kelimemiz hiç beklenmedik tepkiye neden olur. halbuki her zaman yaptığın şey değil mi? ne oldu da bu kez ters tepti?
------
kanalları yönetemiyoruz. mesajı yazarken cümlenin sonuna koyacağımız bir emoji, yazının ve mesajın gücünü artırır. yani mümkün olduğu kadar etkili kullanmak lazım geliyor.
------
geribildirim hani nerede? bir mesaj geldiği vakit ona cevap vermek gerekir. geciktirmek de bir anlam ifade eder. cevapsız bırakmak ise şahsım adına saygısızlık barındırır. geribildirimi etkili kullanabilmek için mutlaka teyit etmemiz gerekir aldığımız mesajı. en çok yanlış anlaşılmalar hep bu yüzdendir. ben ne söyledim, o ne anladı dememek için hemen bir "did you mean...?*" geçin altyazıda :) doğru mu anladım, bunu mu demek istedin diye sormaktan çekinmeyin. kafanızda kurmaya çalıştığınız aslında iletilmek istenen olmayabilir.
------
yazarken epey yoruldum, uçuşan düşünceleri bir araya getirmek bir hayli zor oldu. laf lafı açar, asıl vermek istenen mesaj kaybolur gider. sonra oldu mu size iletişim kazası :) o sebepledir ki emniyetli davranmak gerek. kemerinizi takın efendim, kemer önemli.
devamını gör...
tanımlarını okuyarak bir yazara aşık olmak
yolunu bulur iletişim kurar ve görüşürseniz "ben seni değil resmini tanıyorum" repliği gibi bir olayla karşılaşabilirsiniz.
insanlar, tanımları tweetleri gibi değildirler, twitter üzerinden tanışıp evlenenler arasında kayınvalidesini istemeyen ve twitter alemini ikiye bölen gelin - damat olayı üzerinden henüz 1 yıl bile geçmedi.
tanımlar tam böyledir; tanım dışındaki çikolatayken fonda bulunan kişi yumurtanın içinden çıkacak oyuncak gibidir asla tahmin edemezsiniz.
insanlar, tanımları tweetleri gibi değildirler, twitter üzerinden tanışıp evlenenler arasında kayınvalidesini istemeyen ve twitter alemini ikiye bölen gelin - damat olayı üzerinden henüz 1 yıl bile geçmedi.
tanımlar tam böyledir; tanım dışındaki çikolatayken fonda bulunan kişi yumurtanın içinden çıkacak oyuncak gibidir asla tahmin edemezsiniz.
devamını gör...
gecenin bir vakti gelen can sıkıntısı
uyuyordum, bir anda içimde bir can sıkıntısı ile uyandım ve asla uyuyamiyorum. kesin bir şeyler olacak. hayırlı bir şey olsa duramam çünkü.
devamını gör...
favori kahvaltılık
kesinlikle peynir olmazsa yapılmaması gerekir.
devamını gör...
sanat kulübü fotoğraf yarışması
yedinci fotoğraf yarışmamız sonuçlandı!
oylama sonucunda yarışmayı kazanan jupiter oldu, tebrikler!

yeni yarışmamız da bugün itibariyle başladı, en güzel şehir fotoğraflarınızı 29 ağustos pazar'a kadar bekliyoruz.
yarışmamız discord üzerinden yapılıyor ve tüm kulüplerin üyelerine açık. discord linki
herkese bol şans!
oylama sonucunda yarışmayı kazanan jupiter oldu, tebrikler!

yeni yarışmamız da bugün itibariyle başladı, en güzel şehir fotoğraflarınızı 29 ağustos pazar'a kadar bekliyoruz.
yarışmamız discord üzerinden yapılıyor ve tüm kulüplerin üyelerine açık. discord linki
herkese bol şans!
devamını gör...
necati şaşmaz'ın kendisini mehdi olarak görmesi
necati şaşmış.
devamını gör...
