duyarsızlaşma
korku, heyecan , kaygı , sevinç gibi duygusal özelliklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgilidir.
yani, tekrarlara alışma, tepkinin yerini tepkisizliğe bırakmasıdır. zamanla daha çok ilerleyen ve durdurulamayan bir yitim. can sıkıcı gibi görünsede bazen hayatı kolaylaştırır.
yani, tekrarlara alışma, tepkinin yerini tepkisizliğe bırakmasıdır. zamanla daha çok ilerleyen ve durdurulamayan bir yitim. can sıkıcı gibi görünsede bazen hayatı kolaylaştırır.
devamını gör...
devletine güvenmeyip mafya babasına inanmak
peki devletin güvenmeniz için hiçbir şey yapmamış olmasına ne demeli?
devamını gör...
ev ile iş arasının 3 dakika olması
hayat kalitesini artırır kesinlikle. günde en az 2 saat kazanır yoldan. onun dışında erken kalkmak zorunda kalmadığı için daha sağlıklı bi uyku çeker. kıskandım azıcık.
devamını gör...
özdemir asaf
sana gitme demeyeceğim ama gitme lavinia adını gizleyeceğim sen de bilme lavinia ..
devamını gör...
sen bir elini yüzünü yıkasana kardeş
gözünde çapak kalmış olan arkadaşlarıma kurduğum cümle.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
“ölürüz diye mi üzülüyoruz?
ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayrı?
ölünce kirlerimizden temizlenir,
ölünce biz de iyi adam oluruz;
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
hepsini unuturuz.”
orhan veli kanık - ölüme yakın.
devamını gör...
öldükten sonra hatırlanacak mıyız sorunsalı
geriye kalici bir eser bıraktıysan uzun bir süre hatirlanirsin..baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş!
devamını gör...
ellipsism
yunanca kökenli bir kelimedir. gelecekte başımıza gelenleri merak etme ve ne denli değişeceğini bilemeyişimizin ve tahmin edemiyor olmamızın yaşattığı üzüntü ve sıkıntı durumudur.
-belki fallara körü körüne inanan kişiler bu durumdan kurtulmaya çalışıyordur, kendilerini bir şekilde tatmin etmeye çalışmak gibi.
-belki fallara körü körüne inanan kişiler bu durumdan kurtulmaya çalışıyordur, kendilerini bir şekilde tatmin etmeye çalışmak gibi.
devamını gör...
bim'de satılan efsane ürünler
holland caramel waffles
ama artık satılmıyor sanırım. her girdiğimde varmı diye bakıyorum ama yok maalesef.
ama artık satılmıyor sanırım. her girdiğimde varmı diye bakıyorum ama yok maalesef.
devamını gör...
kurultay
bir konuyu görüşmek üzere çeşitli ülkelerden gelen delegelerin katılımıyla gerçekleştirilen uluslararası toplantılara veya bir kurumun belli zamanlarda ya da gerektikçe yaptığı toplantılara "kurultay" denir.
toplumu ilgilendiren konularla alakalı olanları kamuya açık, toplumun genelini ilgilendirmeyen belli bir kooperatif kurultayları kamuya kapalı olabilir.
toplumu ilgilendiren konularla alakalı olanları kamuya açık, toplumun genelini ilgilendirmeyen belli bir kooperatif kurultayları kamuya kapalı olabilir.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
“düşünme kaybolursun”
şarkı versiyonu ayrı güzeldir.
şarkı versiyonu ayrı güzeldir.
devamını gör...
potemkin zırhlısı
en beğendiğim filmler listesinin zirvesinde bulunan film. bu cümleyi kurduktan sonra aynen şöyle düşündüm ''yahu neredeyse tüm sinema dünyası aynı fikirde, sinema tarihine damgasını vurmuş bir filmi sen beğensen ne olur beğenmesen ne olur.''*
neyse naçizane fikrimi söyleyip usulca gideyim başlıktan. öncelikle bu film, sinema denilen sanat daha yeni doğmuşken yapıldı. 1895 yılında lumiere kardeşler trenin gara girişini kameraya alarak ilk filmi yaptılar. aradan 30 yıl geçtikten sonra potemkin zırhlısı yapıldı. dünya üzerinde henüz 30 yıldır var olan bir sanat dalında üstelik bu sanat dalındaki teknolojik gelişmeler de o dönemler oldukça yavaş olmasına rağmen muazzam bir filmin ortaya koyulması eisenstein'ın sinema dehasını kanıtlar nitelikte.
filmle ilgili ikinci önemli nokta sovyet hükümeti tarafından bir propaganda aracı olarak kullanılmak üzere sipariş edilmesidir. yani bir yönetmen düşünün ki kendisine bir film sipariş ediliyor ve kendisi hem bu isteği yerine getiriyor hem de eline verilen imkanları kullanarak kendi kurgu yeteneğini ortaya koyuyor. bir taşla iki kuş vuruyor.
filmle ilgili üçüncü ve beni en çok etkileyen özellik ise eisenstein'ın bu filmi yaparken 27 yaşında olması, aynı zamanda bu filmin kendisinin ikinci filmi olması. filmden çok yönetmeni övdüğüm bir girdi olsa da kendisi bu övgüleri ikinci yaptığı filmle sinema tarihine adını yazdırarak sonuna kadar hak ediyor. muazzam kalabalık bir oyuncu ve figüran ordusuyla film çekmek elbette kolay değil.
eisenstein sinema ile ilgilenmeden önce tiyatro ile ilgileniyordu. çok kısa bir süre olsa da bu tiyatro geçmişi, filmdeki tiyatrovari havaya etkisi olduğunu düşünüyorum. gerçi sinema sanatının ilk filmlerindeki bu tiyatrovari hava sinemanın tiyatro gibi bir sanat olarak düşünülmesinden dolayıdır. zaten ilk filmlerin çoğunda tiyatro oyuncuları boy gösterir, bu tiyatrovari havanın sorumlusu oyunculardır da aynı zamanda. kameraya karşı oynayarak bir izleyici kitlesine karşı oynanır. bu filmde de yoğun olmasa da bu havayı görebiliyoruz.
elbette herkes gibi benim de en beğendiğim sahneler merdiven sahneleri. gerçi bu sahnelerde bir mantık hatası olsa da elbette nazarlık olarak görüyorum bunu. özellik merdivenlerde ölen çocuğunu taşıyan bıyıklı ablamız beni etkilemişti.
son olarak eisenstein'ın saç stilinin eraserhead'e olan benzerliğinden değinmeden geçemeyeceğim.

neyse naçizane fikrimi söyleyip usulca gideyim başlıktan. öncelikle bu film, sinema denilen sanat daha yeni doğmuşken yapıldı. 1895 yılında lumiere kardeşler trenin gara girişini kameraya alarak ilk filmi yaptılar. aradan 30 yıl geçtikten sonra potemkin zırhlısı yapıldı. dünya üzerinde henüz 30 yıldır var olan bir sanat dalında üstelik bu sanat dalındaki teknolojik gelişmeler de o dönemler oldukça yavaş olmasına rağmen muazzam bir filmin ortaya koyulması eisenstein'ın sinema dehasını kanıtlar nitelikte.
filmle ilgili ikinci önemli nokta sovyet hükümeti tarafından bir propaganda aracı olarak kullanılmak üzere sipariş edilmesidir. yani bir yönetmen düşünün ki kendisine bir film sipariş ediliyor ve kendisi hem bu isteği yerine getiriyor hem de eline verilen imkanları kullanarak kendi kurgu yeteneğini ortaya koyuyor. bir taşla iki kuş vuruyor.
filmle ilgili üçüncü ve beni en çok etkileyen özellik ise eisenstein'ın bu filmi yaparken 27 yaşında olması, aynı zamanda bu filmin kendisinin ikinci filmi olması. filmden çok yönetmeni övdüğüm bir girdi olsa da kendisi bu övgüleri ikinci yaptığı filmle sinema tarihine adını yazdırarak sonuna kadar hak ediyor. muazzam kalabalık bir oyuncu ve figüran ordusuyla film çekmek elbette kolay değil.
eisenstein sinema ile ilgilenmeden önce tiyatro ile ilgileniyordu. çok kısa bir süre olsa da bu tiyatro geçmişi, filmdeki tiyatrovari havaya etkisi olduğunu düşünüyorum. gerçi sinema sanatının ilk filmlerindeki bu tiyatrovari hava sinemanın tiyatro gibi bir sanat olarak düşünülmesinden dolayıdır. zaten ilk filmlerin çoğunda tiyatro oyuncuları boy gösterir, bu tiyatrovari havanın sorumlusu oyunculardır da aynı zamanda. kameraya karşı oynayarak bir izleyici kitlesine karşı oynanır. bu filmde de yoğun olmasa da bu havayı görebiliyoruz.
elbette herkes gibi benim de en beğendiğim sahneler merdiven sahneleri. gerçi bu sahnelerde bir mantık hatası olsa da elbette nazarlık olarak görüyorum bunu. özellik merdivenlerde ölen çocuğunu taşıyan bıyıklı ablamız beni etkilemişti.
son olarak eisenstein'ın saç stilinin eraserhead'e olan benzerliğinden değinmeden geçemeyeceğim.

devamını gör...
atatürk’ü hatırlatan şarkılar
bu unutulmaz parça hatırlatır,özletir.
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
gülmeyin.
üniversite yıllarında kalabalık ev takılmaları yaptığımız bir gece, fazlaca içtikten sonra tuvalete gittim. salona döndüğümde herkesi bir gülme aldı, kahkahalar gırla, gülerken devrilip halı üstünde yuvarlanan bile oldu. nooluyog alüminyum dememle elimdeki tuvalet tasını fark etmem bir oldu.
üniversite yıllarında kalabalık ev takılmaları yaptığımız bir gece, fazlaca içtikten sonra tuvalete gittim. salona döndüğümde herkesi bir gülme aldı, kahkahalar gırla, gülerken devrilip halı üstünde yuvarlanan bile oldu. nooluyog alüminyum dememle elimdeki tuvalet tasını fark etmem bir oldu.
devamını gör...
pastirmalicorek
heyy aç kapıyı ben geldim.

boşta gelmedim bak vişneli çörek getirdim. önceden anlaşma yapalım hepsini yemeyeceksin. profiline misafir gelmiş biraz da sen ikram edeceksin.*
neşen her zaman daim olsun. tatlı enerjini yazılarında görmek mümkün. mizahına sağlık...

boşta gelmedim bak vişneli çörek getirdim. önceden anlaşma yapalım hepsini yemeyeceksin. profiline misafir gelmiş biraz da sen ikram edeceksin.*
neşen her zaman daim olsun. tatlı enerjini yazılarında görmek mümkün. mizahına sağlık...
devamını gör...
bir insanın kötü zamanına denk gelmek
böyle bir şey gerçekten var mı yoksa bizim bir türlü olduramadığımız ama vazgeçmeyi de beceremediğimiz insanlardan dolayı kendimizi avutmak için bulduğumuz, tutunacak dal gibi bir şey mi bu, kendimizi kandırmak mı veyahut bilmiyorum ama var gibi böyle bir şey...
sanki onunla daha önceden karşılaşsanız her şeyin çok farklı olacağı insanlar bu insanlar,
hani o kadar çok şey yaşamış ki ne kimseye güveni kalmış ne hayattan umudu,
ne kendi size yaklaşıyor ne sizi kendine yaklaştırıyor,
görünmeyen duvarlar örmüş diğer insanlarla arasına,
hislerini sizin asla ulaşamayacağınız yerlere saklamış,
sanki onca şey yaşanmadan önceki halini tanısanız bu o demezsiniz,
sanki gülerken de aynı canı sıkkınken de,
aradaki yedi farkı bulamayacağınız kadar aynı,
göründüğü gibi olmayıp aslında olduğu gibi de görünmeyen hani,
anlam veremediğimiz, şekli-şemali olmayan belirsiz bir cisim yaklaşıyor gibi,
alıştığınız kalıplar dışında ve bir yere de oturtamadığınız
ve bundan dolayı da sürekli kafanızı karıştıran,
ya da çok basit başka bir açıklaması vardır tüm bu tuhaflıkların;
belki de sizin elinizde bir çekiç ile kırmayı beklediğiniz o duvarlar herkese değil de sadece size örülmüştür...
onlar kimimizi çok üzse de çok iyi duvar ustalarıdır, selam olsun...
sanki onunla daha önceden karşılaşsanız her şeyin çok farklı olacağı insanlar bu insanlar,
hani o kadar çok şey yaşamış ki ne kimseye güveni kalmış ne hayattan umudu,
ne kendi size yaklaşıyor ne sizi kendine yaklaştırıyor,
görünmeyen duvarlar örmüş diğer insanlarla arasına,
hislerini sizin asla ulaşamayacağınız yerlere saklamış,
sanki onca şey yaşanmadan önceki halini tanısanız bu o demezsiniz,
sanki gülerken de aynı canı sıkkınken de,
aradaki yedi farkı bulamayacağınız kadar aynı,
göründüğü gibi olmayıp aslında olduğu gibi de görünmeyen hani,
anlam veremediğimiz, şekli-şemali olmayan belirsiz bir cisim yaklaşıyor gibi,
alıştığınız kalıplar dışında ve bir yere de oturtamadığınız
ve bundan dolayı da sürekli kafanızı karıştıran,
ya da çok basit başka bir açıklaması vardır tüm bu tuhaflıkların;
belki de sizin elinizde bir çekiç ile kırmayı beklediğiniz o duvarlar herkese değil de sadece size örülmüştür...
onlar kimimizi çok üzse de çok iyi duvar ustalarıdır, selam olsun...
devamını gör...
selda bağcan
han sarhoş hancı sarhoş yorumu bir harika olan über sanatçı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
'eskiden ...' diye başlayan cümleler kuruyorum.
elektronik aletlerin benim bilmediğim özelliklerini fark edince 'vay bee teknoloji ne kadar da ilerlemiş' diyorum.
deniz kenarında, sessiz bir yere yerleşip denizi izlerken çayımı, kahvemi içip kitap okumak istiyorum.
elektronik aletlerin benim bilmediğim özelliklerini fark edince 'vay bee teknoloji ne kadar da ilerlemiş' diyorum.
deniz kenarında, sessiz bir yere yerleşip denizi izlerken çayımı, kahvemi içip kitap okumak istiyorum.
devamını gör...
bir ailenin çocuğuna yapacağı en büyük kötülük
ağladığında derdini ailesine açabilecek cesareti, başına bir şey geldiğinde annem babam benim arkamda durur özgüvenini vermemek
devamını gör...