ak parti'nin z kuşağının aileleriyle iletişime geçmesi
benim ailem ile iletisime geçse birşey kazanamaz zaten. ayrıca geçmişi değil geleceği anlatmalısın zaten 18 yıldır ülkede yönetimdesin seni başka bir parti ile kıyaslamak bile zor.
devamını gör...
sözlük yazarlarının gittikleri ilk yabancı ülke
devamını gör...
kendine ait bir oda
virginia woolf’un insanı düşüncelere gark eden kitabıdır.
herkesin ihtiyacı var kendine ait bir odaya. ama (bkz: özdemir asaf’)ın dediği gibi “ kime sorsan evinde bir oda eksik.” bulamıyoruz o odayı bir türlü. oda sanki kırk odanın kırkıncısı, açsak kapıyı her şey alt üst olacak. arayıp duruyoruz kendimize ait bir oda. ne yapacağız sanki bulsak? belki kafa dinleyeceğiz biraz, belki kendi kendimize konuşmaya ihtiyacımız var deli sayılmadan, belki sadece huzur içinde uyumaya çalışacağız. belki de bizi bir türkü kabullenmeyen topluma inat olsun diye yazacağız.
virginia woolf yazmış. anlatmış her şeyi. kendine ait odayı belki de nehre kendini bıraktığında buldu güzeller güzeli virginia. bilmiyoruz huzurlu mu ama biz okurken huzursuz oluyoruz onu, çünkü çok suçluyuz ona karşı.
herkesin ihtiyacı var kendine ait bir odaya. ama (bkz: özdemir asaf’)ın dediği gibi “ kime sorsan evinde bir oda eksik.” bulamıyoruz o odayı bir türlü. oda sanki kırk odanın kırkıncısı, açsak kapıyı her şey alt üst olacak. arayıp duruyoruz kendimize ait bir oda. ne yapacağız sanki bulsak? belki kafa dinleyeceğiz biraz, belki kendi kendimize konuşmaya ihtiyacımız var deli sayılmadan, belki sadece huzur içinde uyumaya çalışacağız. belki de bizi bir türkü kabullenmeyen topluma inat olsun diye yazacağız.
virginia woolf yazmış. anlatmış her şeyi. kendine ait odayı belki de nehre kendini bıraktığında buldu güzeller güzeli virginia. bilmiyoruz huzurlu mu ama biz okurken huzursuz oluyoruz onu, çünkü çok suçluyuz ona karşı.
devamını gör...
bir anda girdik farkettin mi
şaka mısınız, 10 dakikası geçti bile. *
devamını gör...
normal bir kadıköy beyefendisi
her türk erkeğinin zorunlu olarak gittiği yere gitmeme ramak kalmıştır artık ve günleri saymaya başladım. bu süreç içerisinde vakitlerimi sözlük içinde siz değerli yazarların tanımlarını okuyarak ve tanımlar girerek geçirdim. kafa açan kesitlere mellisho’yla beraber devreye soktuk. bazen güldürdük, bazen düşündürdük. yaptığımız şeyler çokta abartılan şeyler değil ve biz yeni bir akım getirmedik. biz sadece yıllardır olan bir akımı tekrar sözlük hayatına soktuk. benim için artık kafa izni vakti geldi uzun bir süre gibi düşünülebilir ama sayılı vakit geçer diye düşünüyorum. artık bu sayılı vakitlerimi sevdiklerim ve ailemle geçirmek için biraz kafa iznine çıkıyorum. bu kısıtlı zamanımı dışarıda gerek hayvan severek, gerek sahilde içeceğimi yudumlayarak geçireceğim. kendinize iyi bakın ve unutmayın her veda bir ayrılık değildir. görüşmek üzere..hoşçakalın.
devamını gör...
gençlerin evliliği düşünmemesi
herkesin hayatına kimse karışamaz.
devamını gör...
şahsiyet
gerek senaryosuyla, gerek oyuncularıyla, gerek dokundurduklarıyla, gerek yeri geldiğinde cuk yerine oturan replikleriyle muhteşem olan ve kesinlikle izlenmesi gereken bir baş yapıttır.
(bkz: anlatmaya gerek yok görüyorsunuz)
(bkz: anlatmaya gerek yok görüyorsunuz)
devamını gör...
bok dansı
son zamanlarda çok fazla bok demeye başladım, yazılarıma da yansıyor bok. en tatlı boklar, tabiki bebek olunca başlar.
hala bebeğimi görünce, ne ara baba oldum lan ben hissiyle çalkalanıyorum. 8 aylık dişleri yeni filizlenmiş bir oğlum var. biraz sinir bozucu snob bi tip. şaklabanlık etmedikçe ilgisini çekemiyorum. sadece teatral soytarılıklarla ilgileniyor. her zaman aptal bir köpek taklidi yapamıyorum. bir şey anlıyormuş gibi nesneleri parmaklarıyla inceleyip, önemli bebek işleri yaparken ne kadar seslensemde dönüp bakmaz. bilerek umursamaz davranır çoğu zaman. hiç sevmediğim bir hareket, babanım lan ben senin, bok bezlerini ve mamanı tedarik işiyle ilgilenen bir ayakçı değilim.
her neyse biraz büyüyünce arkamdan ağlayacağına olan inancım tam. gelelim bok dansına, bebek kakalayınca evde bok alarmı verilir. bezi, pudrası, alt değiştirme zımbırtıları, ıslak mendiller, temiz kıyafetler, (bok bezden sızar ve elbiseleri boka bulanır) kirli bez ve mendiller için poşet, ılık su vs. bok seremonisi için her şey hazırdır. altını açıp bezi çıkardığımızda rahatlayan bebek yerinde durmaz ve kıçındaki bokla dans etmeye başlar bir yandan onu tutup bir yandan temizlemek gerçekten zordur. elinizden bir kaçarsa her şeye bok bulaştırabilir. bok dansını engellemenin bir yolu yok ama bulaştırmamanın tek yolu, tek elle iki ayaktan tutup sallanan popoyu havada tutmaktır. yaşamın bokla fazla haşır neşir olunan bu kısmıyla karşılaşmaya hazır değildim ama insan hayatında her şeye yer açabiliyor bir şekilde.
hala bebeğimi görünce, ne ara baba oldum lan ben hissiyle çalkalanıyorum. 8 aylık dişleri yeni filizlenmiş bir oğlum var. biraz sinir bozucu snob bi tip. şaklabanlık etmedikçe ilgisini çekemiyorum. sadece teatral soytarılıklarla ilgileniyor. her zaman aptal bir köpek taklidi yapamıyorum. bir şey anlıyormuş gibi nesneleri parmaklarıyla inceleyip, önemli bebek işleri yaparken ne kadar seslensemde dönüp bakmaz. bilerek umursamaz davranır çoğu zaman. hiç sevmediğim bir hareket, babanım lan ben senin, bok bezlerini ve mamanı tedarik işiyle ilgilenen bir ayakçı değilim.
her neyse biraz büyüyünce arkamdan ağlayacağına olan inancım tam. gelelim bok dansına, bebek kakalayınca evde bok alarmı verilir. bezi, pudrası, alt değiştirme zımbırtıları, ıslak mendiller, temiz kıyafetler, (bok bezden sızar ve elbiseleri boka bulanır) kirli bez ve mendiller için poşet, ılık su vs. bok seremonisi için her şey hazırdır. altını açıp bezi çıkardığımızda rahatlayan bebek yerinde durmaz ve kıçındaki bokla dans etmeye başlar bir yandan onu tutup bir yandan temizlemek gerçekten zordur. elinizden bir kaçarsa her şeye bok bulaştırabilir. bok dansını engellemenin bir yolu yok ama bulaştırmamanın tek yolu, tek elle iki ayaktan tutup sallanan popoyu havada tutmaktır. yaşamın bokla fazla haşır neşir olunan bu kısmıyla karşılaşmaya hazır değildim ama insan hayatında her şeye yer açabiliyor bir şekilde.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
bu gece de yıkıklığa devam..
devamını gör...
türk kızlarının etli butlu olmasının nedeni
erkeklerin şişman olması ile aynı nedenlerdir.
1. genetik olabilir
2. bok boğazlı olup her şeyi yeme sevdası
3. depresyon, stres kaynaklı
4. nasıl olsa olan oldu battı balık yan gider denilmesi
1. genetik olabilir
2. bok boğazlı olup her şeyi yeme sevdası
3. depresyon, stres kaynaklı
4. nasıl olsa olan oldu battı balık yan gider denilmesi
devamını gör...
öz güvensiz çocuklar yetiştirmek
çocuğa sorulan her soruya ebeveynlerin cevap vermesi
bir süre sonra çocuk da nasıl olsa ailem benim yerime konuşuyor demek ki benim bir şey yapmama gerek yok rahatlığına giriyor. ailelerin şunu bilmesi gerekiyor ki çocuklarınızın sürekli yanında olamayacaksınız onların kendilerini geliştirmelerine en azından kendi adlarına konuşmalarına izin vermelisiniz
bir süre sonra çocuk da nasıl olsa ailem benim yerime konuşuyor demek ki benim bir şey yapmama gerek yok rahatlığına giriyor. ailelerin şunu bilmesi gerekiyor ki çocuklarınızın sürekli yanında olamayacaksınız onların kendilerini geliştirmelerine en azından kendi adlarına konuşmalarına izin vermelisiniz
devamını gör...
1. yy'da yaşamış şairle aynı derde sahip olmak
çok trajiktir.insanın yaradılışında arpa boyu ilerleme olmadığını gösterir.tanrı yazılımı güncellemiyor sayın kafacılar.
marcus valerius m.s 1.yy da yaşamış bir hiciv ustası ve her okuduğumda beni postumus gibi tokatlıyor.rahmetle anıyoruz.
"yarın yaşayacağım diyorsun postumus,hep yarın
söyle bana postumus,o yarın ne zaman gelecek?ne kadar uzakta o yarın,hangi cehennemde?
nerelerde arasak onu?
partlarla ermenilerin arasında mı saklanıyor?
o "yarın" priam ve nestor kadar yaşlandı bile.
senin şu yarın,söyle bana,kaç para eder?
yarın yaşamak mı? bugün yaşa postumus,vaktin kalmadı,
aklı olan herkes dün yaşamaya başladı."
marcus valerius m.s 1.yy da yaşamış bir hiciv ustası ve her okuduğumda beni postumus gibi tokatlıyor.rahmetle anıyoruz.
"yarın yaşayacağım diyorsun postumus,hep yarın
söyle bana postumus,o yarın ne zaman gelecek?ne kadar uzakta o yarın,hangi cehennemde?
nerelerde arasak onu?
partlarla ermenilerin arasında mı saklanıyor?
o "yarın" priam ve nestor kadar yaşlandı bile.
senin şu yarın,söyle bana,kaç para eder?
yarın yaşamak mı? bugün yaşa postumus,vaktin kalmadı,
aklı olan herkes dün yaşamaya başladı."
devamını gör...
fahrenheit 451
sanatla ilgilenmenin, sorgulamanın, kitap okumanın yasak olduğu bir distopyada, itfaiyecilerin söndürmekle değil, yakmakla görevli olduğu bir dünyada; kitap okuyan muhalif bir kadına aşık olan montag adında bir itfaiyecinin veya kendi devrimini yazmanın öyküsüdür.
ray bradbury'nin yakma zevki isminde bu evrende geçen farklı öyküleri de bulunmaktadır.
ray bradbury'nin yakma zevki isminde bu evrende geçen farklı öyküleri de bulunmaktadır.
devamını gör...
uykusuzkahve
kendisiyle aramızda kısa bir muhabbet geçmiştir. kibarlığı, üslubu ile içinde bulunduğum karamsar ruh halimden çıkıp, anında pozitif olmaya,hayatı sevmeye, dünyaya kucak açmaya başlamıştım.
emin olun psikoloğa gidip içimi döksem bu kadar rahatlamaz ,içim huzurla dolmazdı.
çoğu moderatörü sayar severim ama uykusuz kahve 'nin yeri benim için çok ayrıdır. şahsen insanlar üzerinde ki bu pozitif enerjisi sayesinde sözlüğün pollyannası moderatördür. iyi ki vardır.
emin olun psikoloğa gidip içimi döksem bu kadar rahatlamaz ,içim huzurla dolmazdı.
çoğu moderatörü sayar severim ama uykusuz kahve 'nin yeri benim için çok ayrıdır. şahsen insanlar üzerinde ki bu pozitif enerjisi sayesinde sözlüğün pollyannası moderatördür. iyi ki vardır.
devamını gör...
hiç büyük kadın yazar olmaması
biz yine arkalarinda durmusuz.. desteklemişiz de büyük adam mı olmus bu erkekler..
cocuk da yaparım kariyer de iste burdan çıktı..
fazla sorumluluk yüklenip ünlü şair.. yazar vs.. olamadık.. 0lan kadinlarımızı destekleyemedik..
erkeklerin çıkıp da büyük yazar olamadınız nidaları arasında..
ileriyi göremedik..
ama büyük kadınlar olduk..
kadinligimizin hakkını verdik de erkekler verebildi mi orası muamma?!?!?
cocuk da yaparım kariyer de iste burdan çıktı..
fazla sorumluluk yüklenip ünlü şair.. yazar vs.. olamadık.. 0lan kadinlarımızı destekleyemedik..
erkeklerin çıkıp da büyük yazar olamadınız nidaları arasında..
ileriyi göremedik..
ama büyük kadınlar olduk..
kadinligimizin hakkını verdik de erkekler verebildi mi orası muamma?!?!?
devamını gör...
15 mart 2021 aziz sancar tweet'i
devamını gör...
3 gsm operatörünün mesajlaşma uygulaması için aldığı ortak karar
zaten son 3 yıldır telegram kullaniyodum, ama whatsapp ta hep vardı. artık whatsap yok sadece telegram var. kendimi hükümete fişleteceğime ölürüm daha iyi.
devamını gör...
leptirica
leptirica, milovan glisic tarafından yazılan doksan yıl sonra (1880) hikayesine dayanan, 1973 yılında dorde kadijevic'in yönetmen koltuğunda bulunduğu, kostüm tasarımları mirjana ciplic kuruzovic'e ait olması ile anlatılmak istenen dönemi hoş bir şekilde gösteren harika bir yugoslav korku filmi.
öncelikle bu filmi anlatıp eleştirmeden önce, doksan yıl sonra öyküsünden spoiler vermeden kısaca bahsedelim, nedir bu doksan yıl sonra öyküsü?
bir zamanlar, yanılmıyor isem 1800'lerin başı, zarozje isminde bir sırp köyü var, bu köyün değirmeni, köye bir tık uzakta yer alıyor. insanlar değirmene gidip baktıkları vakit değirmencinin paramparça olduğunu fark ediyorlar, bunu bir vampirin yaptığını iddia ediyorlar hatta vampirin ismi cismi de belli, geçmiş dönemlerde lanetlenen bir ruh olan sava savanoviç!
o zamanlar, zarozje'de bir delikanlı yaşıyor, bir kıza sırılsıklam aşık ama ortada bir sorun var, kızın babası bu gence kızını vermiyor, niçin? çünkü genç işsiz...
bu genç de gözünü karartıyor ve değirmende çalışmaya karar veriyor, hem para kazanmak hem de korkak olmadığını, tüm köylüler, bilhassa kızın babasına ispatlamak için ve olaylar gelişiyor.
filmde de aynı hikaye hakim, hikaye kısmı ile 19.yüzyılın korku öykülerini tam anlamıyla yaşıyoruz, yetmiyor ek olarak bir de görsel açıdan gerek kıyafetler, gerek köy tasarımı, gerek değirmen ile birlikte oldukça tatmin oluyoruz, lakin üzücü kısım film içerisinde absürt birtakım mizah da barındırıyor olması, filmi salt korku filmi olarak nitelemek yanlış olur.
filmin belki de en kötü ve en göze çarpan kısmı da gece olmadan çekilmiş olması, gece sahneleri hiç yok, e haliyle bu da korku kısmını oldukça baltalıyor lakin insan kızamıyor, belki de o dönemde ellerinde gece görüntü alacakları ekipmanlar yoktu, bilemiyoruz.
filmin en ama en güzel özelliği de her kısmı tadında bırakması, vahşet sahnesi olsun, korku sahnesi olsun, komedi sahnesi olsun, misler gibi tadında bırakılmış ve filmin süresi yaklaşık olarak 1 saat 4 dakika gibi kısa bir zaman....
balkan korku öykülerine aşinalığınız ve ilginiz var ise kaçırmamanız gereken bir yapıt.
son olarak, sırbistan içerisinde bulunan zarozje köyünde hala sava savanoviç'in varlığına inanılıyor ve ondan felaket biçimde korkuluyor.
öncelikle bu filmi anlatıp eleştirmeden önce, doksan yıl sonra öyküsünden spoiler vermeden kısaca bahsedelim, nedir bu doksan yıl sonra öyküsü?
bir zamanlar, yanılmıyor isem 1800'lerin başı, zarozje isminde bir sırp köyü var, bu köyün değirmeni, köye bir tık uzakta yer alıyor. insanlar değirmene gidip baktıkları vakit değirmencinin paramparça olduğunu fark ediyorlar, bunu bir vampirin yaptığını iddia ediyorlar hatta vampirin ismi cismi de belli, geçmiş dönemlerde lanetlenen bir ruh olan sava savanoviç!
o zamanlar, zarozje'de bir delikanlı yaşıyor, bir kıza sırılsıklam aşık ama ortada bir sorun var, kızın babası bu gence kızını vermiyor, niçin? çünkü genç işsiz...
bu genç de gözünü karartıyor ve değirmende çalışmaya karar veriyor, hem para kazanmak hem de korkak olmadığını, tüm köylüler, bilhassa kızın babasına ispatlamak için ve olaylar gelişiyor.
filmde de aynı hikaye hakim, hikaye kısmı ile 19.yüzyılın korku öykülerini tam anlamıyla yaşıyoruz, yetmiyor ek olarak bir de görsel açıdan gerek kıyafetler, gerek köy tasarımı, gerek değirmen ile birlikte oldukça tatmin oluyoruz, lakin üzücü kısım film içerisinde absürt birtakım mizah da barındırıyor olması, filmi salt korku filmi olarak nitelemek yanlış olur.
filmin belki de en kötü ve en göze çarpan kısmı da gece olmadan çekilmiş olması, gece sahneleri hiç yok, e haliyle bu da korku kısmını oldukça baltalıyor lakin insan kızamıyor, belki de o dönemde ellerinde gece görüntü alacakları ekipmanlar yoktu, bilemiyoruz.
filmin en ama en güzel özelliği de her kısmı tadında bırakması, vahşet sahnesi olsun, korku sahnesi olsun, komedi sahnesi olsun, misler gibi tadında bırakılmış ve filmin süresi yaklaşık olarak 1 saat 4 dakika gibi kısa bir zaman....
balkan korku öykülerine aşinalığınız ve ilginiz var ise kaçırmamanız gereken bir yapıt.
son olarak, sırbistan içerisinde bulunan zarozje köyünde hala sava savanoviç'in varlığına inanılıyor ve ondan felaket biçimde korkuluyor.
devamını gör...

