dün, 95. 'si düzenlenen türk yarışçılık tarihinin en prestijli, büyük koşusu.
jokey ahmet çelik bu sene de kazanmış.
üst üste 7. birincilik oldu böylece. (toplamda da 7 birinciliği var)
ahmet çelik, oldukça mutlu ve gururluyum, 7 kez üstü üste kazanmayı bırak 7 sene aralıksız bu yarışa katılabilmek bile büyük başarıdır diyor. bu başarının tekrarlanabileceğini de düşünmüyorum diyor. katılıyorum valla, helal olsun.
yarış özet bilgiler:
pist: 2400 metre, çim
atlar: 3 yaş safkan ingiliz.
95. koşunun kazananları:
at: burgas
jokey: ahmet çelik
at sahibi: sanem karaman

koşu ile ilgili bazı genel istatistikler:
rekor koşu süresi: 1996 yılında, 2.26.22 ile meşhur bold pilot ve jokey halis karataş'a ait.
en çok kazan jokey: mümin çılgın, 9 kez. jokeylik çok uzun yıllar yapılabiliyor. örneğin mümin çılgın bu 9 şampiyonluğu 32 yıl içinde kazanmış. ilki 1960 yılında helene de troia ile sonuncusu ise 1991 yılında abbas ile.
en çok kazanan eküri: eliyeşil ekürisi, 13 kez.
en çok kazanan at diye bir şey yok çünkü atlar sadece 1 kez yarışabiliyor. (3 yaşında)

95. gazi koşusu burgas ve ahmet çelik
70. gazi koşusu bold pilot ve halis karataş

sağrısında 1 numaralı bold pilot ı görüyorum. son 600'e girilirken.
en iç kulvarda nedim koşunun liderliğini yapmaya çalışıyor ama şimdi en dış kulvardan bold pilot geliyor ve koşunun liderliğini alıyor son 200'e girerken 3 boy da fark yapıyor.
son 100 geçilyor 5 boyluk farkı koruyor ve 1 numaralı bold pilot 70. gazi koşusunu kazanıyor.
şampiyon: bold pilot belgeseli (140journos)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

umarım artık insanların hakkında ne düşündüğünü kafana takmayı bırakmışsındır.
umarım hala kitap okuyorsundur.
umarım sevdiğin insan hala yanındadır.
devamını gör...

oğlak benim yükselenim,
analiz olayı doğru, temizlikte düzende jilet olayı doğru, iş güç olarak çok şükür esas burcum aslanın tembelliğini dengeliyor, inat da bonus..
devamını gör...

bir insanın kalitesini, onunla bağları koparınca anlarsınız.
devamını gör...

"bir yastıkta uyuyanlar bile birbirlerinin rüyalarını bilmezler." diyor şair
doğarken de ölürken de yalnızız işte.
devamını gör...

yanının da beyaz peynir, domates salatalık ile lezzeti arşa çıkan. genel de annelerimizin kahvaltı da hazırladığı lezzet.
devamını gör...

sen hiç yalnız kaldın mı? öyle yalnızlık değil ama. bağırdın duyanın olmadı mı? konuşmak istedin sustun mu? gürültülü yalnızlığı bildin mi hiç? cümlesidir.

tanım: ruh halimizi anlatan sözleri paylaştığımız başlık.
devamını gör...

eskiden * 2 saatti, bu tempoya 3 sene dayanabildim, sonra yatak odasından çalışma odasına gidilme süresi yani yaklaşık 1 dakika oldu *.
devamını gör...

kudüs'e mahsus bir hastalıktır. ilk kez 1930'larda tanımlanmıştır. israilli psikiyatristler de bu sendromu resmi olarak kabul etmiş, fakat dsm'de tanımlanmamıştır.

hastalık şöyledir: kişi, kudüs'e geliyor ve burada kaldığı sürece dini halüsinasyonlar, takıntılar geliştiriyor. yani buraya gelmeden önce tamamen sağlıklı olan biri, buraya geliyor ve buranın mistik havasından etkileniyor ve yavaş yavaş aşırı dindarlığa yöneliyor. tabi buraya kadar her şey az da olsa normal. bu genelde turistlerde görülüyor ve kişi buradan ayrılınca eski haline dönüyor. fakat işin anormal kısmı şu: kimisi mesih olduğuna inanıyor, kimisi ben hz. isa'yım diyor, kimisi de kendini sadece ibadete verip tüm dünyevi işleri bırakıyor.

şunu da belirtmekte fayda vardır ki; kudüs'te bu sendroma yakalanma oranı sadece yüzde 2'dir. 1980'den 1993'e kadar 13 yılda, kudüs'e gelen 1200 turist bu sendroma yakalanmıştır.

bu sendrom, dil, din, ırk tanımıyor. belirtileri şunlardır:

1. sürekli yıkanıp temiz olma isteği,
2. dinsel sanrıların oluşması,
3. sürekli beyaz giymek isteği,
4. saç-sakal ve tırnak kesme takıntısının başlaması.

turistler burayı terkettikten 5 ila 7 gün sonra eski hallerine dönmektedirler.

buna benzer psikolojik problemler, mekke ve roma gibi şehirlerde de görülmüştür. sendrom, çoğu otorite tarafından kabul edilmemektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tamamlanmamış kısa bir hikaye:

yalnızlar, yalnızlık yakışan yerleri en iyi bilenlerdir.
saçları, arkasını dönmüş yılların soldurduğu ak rengine bürünmüş bir beyefendi, önünde acı türk kahvesi, elinde sönmeye direnen sigarasıyla dükkanın önünden geçenlere mi yoksa daha uzaklara mı bakıyor bilinmez küçük yeşil taburede oturuyor. yanındaki masadan onu izlediğimden ve hakkındaki meraklarımdan bihaber.
devamını gör...

aspendos antik kenti ve kleopatra plajı.
devamını gör...

gerçekten hayret ediyorum. bir insandan sırf ayşe'yi sevmeyip ali'yi seviyor diye nasıl nefret edebilirsiniz ki? insan hiç mi düşünmez banane bundan diye. insanları sırf kimlikleri yüzünden sevmemek asıl hastalıktır. kendinden bağımsız birinden nefret etmek, ölmesini istemek normal bir sey değil inanın bu psikolojik bir rahatsızlık.
homofobikseniz beni sevme ihtimaliniz yok direkt engelleyebilirsiniz. hâlâ hastalık diyenler bile var. yahu dilimizde tüy bitti. bilim kanıtladı bunu ama hâlâ inandıramıyoruz. ne anlatsak boş bu gerici hareketinizden kurtulup kendi hayatınıza bakmanız dileğiyle..
devamını gör...

lokasyon atıyorum ve tepeme düşmesini bekliyorum.
devamını gör...

bu yaşa yeni girenler ikiye ayrılır: büyüdüğünü hissedenler ve bununla öz güven kazananlar, kendini çocuk hissedenler ve tecrübe kazanamadan hayatın ellerinden kayıp gideceğini düşünenler. genelde ortası olmaz. insanın içinde bulunduğu en garip yaştır, yirmili yaşlara geçmişsinizdir, biri sorarsa büyümüş olduğunuzu gösterircesine ''yirmi yaşındayım'' demek istersiniz ama daha dünkü çocuksunuzdur. üç sene önce bu yaşlar size çok büyük geliyormuştur ama artık siz de yirmi yaşındasınızdır. tuhaftır.
devamını gör...

süngerbob çorabı giyen yiğit hep sen zengin ettin, bunları!!!
range binen çorapçılar ise bir takibi, bir nickaltını çok görürler, bunlar hep protestan ahlakı!
her neyse...
sevgili yazar arkadaşlarım, çoraplarından tanıdığımız yiğit beyefendiler, güldürürken düşündüren ve hatta öz eleştiri yapmamızı sağlayacak capsler yapmaktadır, lütfen desteğinizi esirgemeyin. ayrıca hazırlanan capsler, kendin pişir-kendin ye konsepti gibidir. yerli ve milli konsepttir, malzeme her daim yazarlardan çıkmaktadır.* sözlükte kaliteli mizaha ihtiyacımız var.
şimdi neler yapabileceğimize bakalım;
mesela youtube kanalına abone olun, sağ altta bulunan zil şeklinin üzerine tıklayın, ınstagram hesabındaki bütün gönderileri beğenin.*
devamını gör...

on dokuz saniyelik bir kitaptır pierre charras’ın yazdığı…

sandrine ve gabriel ayrılmak ya da yola devam etmek konusunda verecekleri kararı bir oyunla süslemeye karar verirler ve gabriel 25 yıldır aşık olduğu karısı sandrine’i 17:43 metrosunun kapısında beklemeye karar verir. eğer sandrine gelirse ilişki sürecek eğer gelmezse bitecektir. roman işte tam burda başlar metro görünür ve 19 saniye içinde olanları anlatır charras ve sonrasını.
sarı montlu adamı örneğin ki bu adam sarı montuyla herkesin dikkatini çekerek görünmez olabileceğine inanan bir adamdır ve bunu da başaracaktır. sonra eşcinsel adamın bulduğu çantanın içindekilere duyduğu cinsel merakının sonuçlarını görürüz. metro kapısı kapanmadan önce son anda sarı montlu adamın yardımıyla metroya binen 16 yaşındaki kızın zihninde dolananları. huysuz adamın kadınlara sahip olmak için kurduğu hayalleri ve onlara dokunmaktan ne kadar nefret ettiğini, ve sandrine’i ve diğer kadını ve olanların şaşırtıcılığını.

tam işte sürpriz buymuş derken karşınıza çıkan diğer sürprizlerle hayranlık dozunuzu artıracak olan bu kitap fnac ödülünü bileğinin hakkıyla kazanmış bir şaheserdir. sizce “on dokuz saniye”de neler olabilir?
devamını gör...

kıbrıs rum kesimi'ne s-300 füzeleri yerleştirilmiş ve bu füzeler, türk savaş uçaklarına kilitleniyordu. tansu çiller de bunun üzerine o füzeler oradan ya gidecek, ya gidecek. gitmezse türk ordusu gerekeni yapacak. vurulması gerekiyorsa vurulacak diyerek meydan okuyor. akabinde rumlar paniğe kapılıyorlar ve füzeler kaldırılıyor.
devamını gör...

bir woody allen kitabıdır.

woody allen iyi bir yönetmen olmanın yanı sıra ilginç bir yazardır da. kitaplarını okurken sinirlensem mi, gülsem mi karar veremem bazen. ama genelde gülümsemeyi tercih ediyorum. bu adamın kesinlikle kendine has bir mizahı var. herkese hitap eden bir mizah değil bu. rahatsız edici bir yanı olduğu kesin çünkü.

yan etkiler kitabı bir deneme kitabı ama içinde yazarın 1978 yılında o. henry ödülünü kazandığı bir öyküsü de bulunuyor.

woody allen gündelik şeylere takıntılı aslında. bizim önemsiz gördüğümüz her şeyin içinde bir mizah öğesi bulabiliyor. bir dahi mi? kesinlikle. sinir bozucu bir dahi mi? master degree.

sinirlerinize hakim olup okursanız eğer sizin çok ciddiye alıp önemsediğiniz şeyleri woody allen’ın ince zekası ve muhteşem kalemiyle hallaç pamuğu gibi attığına şahit olacaksınız. bilim ne kadar ciddi ve bir dereceye kadar kesinlik arz eden bir olgu olsa da, teknoloji ne kadar hayatımızın ayrılmaz bir parçası olsa da bunlar woody allen’ın mizah saldırısından kendilerini kurtaracak kadar güçlü ve korunaklı değiller.

mizah çok ciddiye alınan şeylerin yan etkisidir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim