normal sözlük yazarlarının uçurulan entryleri
25 tanımım uçuruldu. sizin de uçurulan tanım sayılarınızı merak ediyorum.
t: üzüldüğüm, heba olan cânım emeklerimdir.
not: acıtan, akılda kalır :)
edit: başlığı biz düzenleyebiliyor muyuz? (uçurulan)
t: üzüldüğüm, heba olan cânım emeklerimdir.
not: acıtan, akılda kalır :)
edit: başlığı biz düzenleyebiliyor muyuz? (uçurulan)
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
iyi ki geldiniz sayın yazar.
eksikliğinizi inanın ki hissettim.
hoş geldiniz sefalar getirdiniz.
güzel kaleminiz daim ola.
eksikliğinizi inanın ki hissettim.
hoş geldiniz sefalar getirdiniz.
güzel kaleminiz daim ola.
devamını gör...
türk halkının en bilgili olduğu konu
her konu
devamını gör...
çalıntı tanım girmek
herhangi bir şeyi çalmaktan hiçbir farkı olmayan eylem.
az önce benzer bir başlıkta daha buna benzer bir yorum yazdım. benim tanımlarım genellikle çok uzundur çünkü bir konuyu insanlara en ufak detayına kadar anlatmayı çok severim. burada açtığım başlıklar, başka birkaç sözlükte daha açtığım ya da tanım girdiğim başlıklardır. sırayla buraya taşıyorum ama aynen alıp yapıştırarak değil. yani özetle kendi tanımlarımı çalıyorum ben başka sözlüklerden. * onları da %98 değiştirip yazıyorum. kalan %2'yi de "başka yerdeki yazımdan alıntıdır" diyerek paylaşıyorum.
hiç mi olmuyor bana ait olmayan bir şeyi alıntıladığım. oluyor. onu da zaten alıntı ibaresi içerisinde yazarak (xyz'den alıntıdır) diyerek ekliyorum. bir de tabi ki bazı istatistiksel bilgilere internetten bakmam gerekiyor. yani bir ulusal parkın kaç kilometrekarelik alan kapladığını da ezberleyecek değilim ama kalkıp sırf bunun için de "bu sayı şu siteden alıntı" yazmaz kimse doğal olarak.
***
yazılarıma kaynak eklememi söyleyen arkadaşlar oluyor özel mesajdan. arkadaşlar; ben bu yazıların içeriğinin çoğunu okuldaki derslerden, geri kalanları da bugüne dek okuduğum tüm kitap, makale ve dergilerle izlediğim videolardan derleyerek yazıyorum. diplomam bu işler üzerine, yani diplomalı bir bilim insanıyım. okuduğum her şeyi her yazının sonuna kaynak olarak koyamam. bunun da anlaşılacağını umuyorum.
***
bunu neden 2'dir üzerime alındığıma gelince... başta da yazdığım gibi, benim tanımlarım kolaylıkla (ç)alıntı sanılabilecek uzunlukta genelde. çok fazla da başlık açtığım için doğal olarak rahatsız oluyorum isim verilmese de bazı ithamlardan.
son olarak diğer başlığa yazdığımı buraya da yazayım. bir yazının copy + paste olduğunu anlamak istiyorsanız, içerisinden aşırı derecede basit olmayan bir cümleyi kopyalayın ve google'a yapıştırın. eğer yazı alıntıysa, bire bir aynı cümlenin geçtiği bir site gelir karşınıza. değilse, bambaşka şeyler çıkar.
bu değişen yıldızlar başlığımdan bir cümle ile yaptığım arama. gördüğünüz gibi yok öyle bir site, çünkü yadıklarım copy+paste değil:
tık
bu da rastgele olarak viki'nin yıldız sayfasından kopyaladığım bir cümle. gördüğünüz gibi en üstte, cümle hangi siteden kopyalanmışsa o site çıkıyor:
tık
az önce benzer bir başlıkta daha buna benzer bir yorum yazdım. benim tanımlarım genellikle çok uzundur çünkü bir konuyu insanlara en ufak detayına kadar anlatmayı çok severim. burada açtığım başlıklar, başka birkaç sözlükte daha açtığım ya da tanım girdiğim başlıklardır. sırayla buraya taşıyorum ama aynen alıp yapıştırarak değil. yani özetle kendi tanımlarımı çalıyorum ben başka sözlüklerden. * onları da %98 değiştirip yazıyorum. kalan %2'yi de "başka yerdeki yazımdan alıntıdır" diyerek paylaşıyorum.
hiç mi olmuyor bana ait olmayan bir şeyi alıntıladığım. oluyor. onu da zaten alıntı ibaresi içerisinde yazarak (xyz'den alıntıdır) diyerek ekliyorum. bir de tabi ki bazı istatistiksel bilgilere internetten bakmam gerekiyor. yani bir ulusal parkın kaç kilometrekarelik alan kapladığını da ezberleyecek değilim ama kalkıp sırf bunun için de "bu sayı şu siteden alıntı" yazmaz kimse doğal olarak.
***
yazılarıma kaynak eklememi söyleyen arkadaşlar oluyor özel mesajdan. arkadaşlar; ben bu yazıların içeriğinin çoğunu okuldaki derslerden, geri kalanları da bugüne dek okuduğum tüm kitap, makale ve dergilerle izlediğim videolardan derleyerek yazıyorum. diplomam bu işler üzerine, yani diplomalı bir bilim insanıyım. okuduğum her şeyi her yazının sonuna kaynak olarak koyamam. bunun da anlaşılacağını umuyorum.
***
bunu neden 2'dir üzerime alındığıma gelince... başta da yazdığım gibi, benim tanımlarım kolaylıkla (ç)alıntı sanılabilecek uzunlukta genelde. çok fazla da başlık açtığım için doğal olarak rahatsız oluyorum isim verilmese de bazı ithamlardan.
son olarak diğer başlığa yazdığımı buraya da yazayım. bir yazının copy + paste olduğunu anlamak istiyorsanız, içerisinden aşırı derecede basit olmayan bir cümleyi kopyalayın ve google'a yapıştırın. eğer yazı alıntıysa, bire bir aynı cümlenin geçtiği bir site gelir karşınıza. değilse, bambaşka şeyler çıkar.
bu değişen yıldızlar başlığımdan bir cümle ile yaptığım arama. gördüğünüz gibi yok öyle bir site, çünkü yadıklarım copy+paste değil:
tık
bu da rastgele olarak viki'nin yıldız sayfasından kopyaladığım bir cümle. gördüğünüz gibi en üstte, cümle hangi siteden kopyalanmışsa o site çıkıyor:
tık
devamını gör...
kırmızı oda'ya fakir danışan gelmemesi
ilk bölümünden beri izlediğim dizide fark ettiğim şey. fakirlerin psikolojik sıkıntısı bile olamıyor maalesef.
devamını gör...
çok sevmek
bazen birini çok seversin ama ona iyi gelmezsin.
sadakatsiz selçuk repliği.
o kadar doğruki.
bu duruma uygun bir şarkı vardı.
ne çok dinlemiştim.
şarkı da mazi oldu, mazi de.
sadakatsiz selçuk repliği.
o kadar doğruki.
bu duruma uygun bir şarkı vardı.
ne çok dinlemiştim.
şarkı da mazi oldu, mazi de.
devamını gör...
mesajlaşamayan insan
benimdir.
ya sorulan soruya alakasız bir cevap veriyorum, ya anlaşılamayacak kadar yazım kurallarını ihlal ediyorum, ya doğru düzgün random atamıyorum. bir şekilde, kendimi aptal gibi gösteriyorum. büyük yetenek.
ya sorulan soruya alakasız bir cevap veriyorum, ya anlaşılamayacak kadar yazım kurallarını ihlal ediyorum, ya doğru düzgün random atamıyorum. bir şekilde, kendimi aptal gibi gösteriyorum. büyük yetenek.
devamını gör...
merak
hiç bir "merak ederim insanı" ile tanıştınız mı? tanıştınız ve sonra yaşadınız mı o insanı?
söylemleri ile eylemleri genel itibariyle çelişmeyen insanlarla yaşamak kolaydır. kolay ve keyifli. önünü ardını düşünmenize gerek kalmaz. konu hakkında yeterli düzeyde tutarlı bir imaj çizmiş kişi yormaz. aldığınızı olduğu halde kabul eder ve yolunuza devam edersiniz. başka bir şey yapmak zorunda kalmazsınız. etmek istediğiniz ya da şartların olur verdiği süre boyunca devam ederken huzurunuz yerindedir. ben bir merak ederim insanı ile tanıştım. onunla yaşadım. hayatımda çok karşılaştığım bir profil değildi öncesinde. o yüzden başta farklı geldiğini itiraf etmem gerekiyor. buraya döneceğim.
sınırları olan biriyim ben. aile ilişkilerim; anne/babamla kurduğum diyaloglar üniversiteye kadar ve hatta sonrasındaki sürece de bir miktar sarkarak, problemli oldu ilk gençliğimde bu yüzden. hesap vermeyi sevmem. sorgulanmayı, yargılanmayı ve yadırganmayı da. tabi ki sorumluluklarımı gözetirim. alt soyum yok, dolayısıyla sorumluluğum da ama benden sorumlu olduklarını bildiğim üst soyuma karşı görevlerini bilmeyen biri olmadım hiç. kendi değer yargılarıma, sınırlarıma kadar en azından. ancak benim verdiğimden ötesi istendiğinde direnç gösterdiğim oldu. problemler de tam bu noktada yaşanıyordu. şimdi düşünüyorum, bugün olsa yine aynını yapar mıydım diye, muhtemelen içimden yapmak gelir ancak dizginlerdim tepkilerimi. yaşayacakları kadar yaşamayacaklardı sonuçta. eylesem ne olurdu onları? duymak istedikleri cevapları versem?
yaşamadı da. neyse kapıyorum konuyu. girmeyeceğim, dolayısıyla da dönmeyeceğim buraya.
bunla başladım çünkü sınırlarımı ihlal etmek konusunda doğal yoldan ehliyet sahibi olduğunu düşünen insanlardan söz etmeden, bu kümenin dışında kalan kişilerle kurduğum ilişkilerdeki mezkur yönü ifade edemezdim. seçici geçirgenliğimde aradığım ilk ve en önemli özelliklerden biri yine bu benim. dolayısıyla merak ederim insanlarını yekten elemiş olabilirim hayatım boyunca. elemek falan deyince çok çirkin oldu gerçi ama anladınız işte, hayatıma sokmamak, benim insanlarım olmamaları, tanıdık kategorisinden öteye geçememeleri falan. belki de yanlış yaptım bilemiyorum. yani her merak ederim insanı, her olmasa da ekseriyeti, tanıdığım, yaşadığım kişi gibiyse kesin yanlış yaptım. aman hof önemli mi? her neyse.
tamam tamam geliyorum konuya. dönüyorum yani. şimdi bu insanlar öyle ki, evet her şeyi merak ediyorlar. başta garip geliyor bu süreklilikli soru hali. soru, sorgu değil. ama işte sırrı buralarda bir yerlerde galiba. merak ederim insanının neyi, neden merak ettiği, merakını giderdiğinde bununla ne yaptığı. benim gibi bir insanın, her şeyim merak edilirken bundan bir an bile rahatsız hissetmemesini kişisel bir dönüşüm hikayesiyle bağdaştırmamız söz konusu olamaz. yani ben yapamam, kusura bakmayın siz de yapamazsınız. "o zamanlar rahatsız oluyormuşsun, şimdi olmuyorsun yani, ne var, herkes değişir?" yok annem, öyle değil o iş. nasıl? şöyle; ben döngümü takip eden adam tarafından "her zaman mı böyle oluyor, aldığım his farklı şu an" denerek, vajinal sıvısı merak edilen bir deneyim yaşamamdan söz ediyorum şu an. neredesin, ne yapıyorsun, yarım ağızlı bir günün nasıl geçti, ee o ne cevap verdi gibi bir şeyden değil.
sıkışık hissettiğimde, kafamda bir şeyler varken, çözemediğim sorunların üzerindeyken, soru cevaplamaktan baya dümdüz nefret eden biri olduğumdan söz etmiş miydim peki?* nefret kelimesini de öyle sık sık kullanmam. bilmeyenlere bilgi. ama işte benim deneyimimde merak ederim insanının cevap almak istediği hiçbir soru beni irrite etmedi. öyle zamanlarımda sorduğu sorular bile. evet çok seviyordum* ama konu bununla ilgili değil. daha önce de sevdim. yine seveceğim. bu deneyimi farklı kılan özelliğe sahip birey değil özelliğin kendisi, özelliğin türü. daha doğrusu bireyin özelliği dönüştürdüğü hali. dediğim gibi, merak ediyor, cevabı alıyor ve konu en ufak bir negatif yöne evrilmeden, hatta ana, duruma göre pozitif çıktılar üreterek nihayete eriyor. yahu böylesi olacaksa merakı geçtim, direkt negatif çağrışımları olan durumlar bile tolere edilebilir sanki. kıskançlık? hoff o çok zor ama imkansızı mümkün kılan insanlar var işte. çok acayip. demem o ki bir merak ederim insanıysanız çalışın o duygu üzerinde. daha iyi bir versiyonunu olabilir, olabiliyor. muş.
son bir şey daha söylemem lazım. bu konunun öznesi insana iadeli taahhütlü.* tamam her şey ve iyi ki. tamam evet, tabi ki öyle. ama dönüştürdüğün kavramlarımla ilgili bir miktar bozuğum sana. sen anlarsın o tür kızgınlığı. sende de vardır muhakkak. replikasına razı gelemeyeceğimiz, karşılığını bulamayacağımız şeyler hani. onları halletmek zor.
çok.
zor.
evet. noktalı.
söylemleri ile eylemleri genel itibariyle çelişmeyen insanlarla yaşamak kolaydır. kolay ve keyifli. önünü ardını düşünmenize gerek kalmaz. konu hakkında yeterli düzeyde tutarlı bir imaj çizmiş kişi yormaz. aldığınızı olduğu halde kabul eder ve yolunuza devam edersiniz. başka bir şey yapmak zorunda kalmazsınız. etmek istediğiniz ya da şartların olur verdiği süre boyunca devam ederken huzurunuz yerindedir. ben bir merak ederim insanı ile tanıştım. onunla yaşadım. hayatımda çok karşılaştığım bir profil değildi öncesinde. o yüzden başta farklı geldiğini itiraf etmem gerekiyor. buraya döneceğim.
sınırları olan biriyim ben. aile ilişkilerim; anne/babamla kurduğum diyaloglar üniversiteye kadar ve hatta sonrasındaki sürece de bir miktar sarkarak, problemli oldu ilk gençliğimde bu yüzden. hesap vermeyi sevmem. sorgulanmayı, yargılanmayı ve yadırganmayı da. tabi ki sorumluluklarımı gözetirim. alt soyum yok, dolayısıyla sorumluluğum da ama benden sorumlu olduklarını bildiğim üst soyuma karşı görevlerini bilmeyen biri olmadım hiç. kendi değer yargılarıma, sınırlarıma kadar en azından. ancak benim verdiğimden ötesi istendiğinde direnç gösterdiğim oldu. problemler de tam bu noktada yaşanıyordu. şimdi düşünüyorum, bugün olsa yine aynını yapar mıydım diye, muhtemelen içimden yapmak gelir ancak dizginlerdim tepkilerimi. yaşayacakları kadar yaşamayacaklardı sonuçta. eylesem ne olurdu onları? duymak istedikleri cevapları versem?
yaşamadı da. neyse kapıyorum konuyu. girmeyeceğim, dolayısıyla da dönmeyeceğim buraya.
bunla başladım çünkü sınırlarımı ihlal etmek konusunda doğal yoldan ehliyet sahibi olduğunu düşünen insanlardan söz etmeden, bu kümenin dışında kalan kişilerle kurduğum ilişkilerdeki mezkur yönü ifade edemezdim. seçici geçirgenliğimde aradığım ilk ve en önemli özelliklerden biri yine bu benim. dolayısıyla merak ederim insanlarını yekten elemiş olabilirim hayatım boyunca. elemek falan deyince çok çirkin oldu gerçi ama anladınız işte, hayatıma sokmamak, benim insanlarım olmamaları, tanıdık kategorisinden öteye geçememeleri falan. belki de yanlış yaptım bilemiyorum. yani her merak ederim insanı, her olmasa da ekseriyeti, tanıdığım, yaşadığım kişi gibiyse kesin yanlış yaptım. aman hof önemli mi? her neyse.
tamam tamam geliyorum konuya. dönüyorum yani. şimdi bu insanlar öyle ki, evet her şeyi merak ediyorlar. başta garip geliyor bu süreklilikli soru hali. soru, sorgu değil. ama işte sırrı buralarda bir yerlerde galiba. merak ederim insanının neyi, neden merak ettiği, merakını giderdiğinde bununla ne yaptığı. benim gibi bir insanın, her şeyim merak edilirken bundan bir an bile rahatsız hissetmemesini kişisel bir dönüşüm hikayesiyle bağdaştırmamız söz konusu olamaz. yani ben yapamam, kusura bakmayın siz de yapamazsınız. "o zamanlar rahatsız oluyormuşsun, şimdi olmuyorsun yani, ne var, herkes değişir?" yok annem, öyle değil o iş. nasıl? şöyle; ben döngümü takip eden adam tarafından "her zaman mı böyle oluyor, aldığım his farklı şu an" denerek, vajinal sıvısı merak edilen bir deneyim yaşamamdan söz ediyorum şu an. neredesin, ne yapıyorsun, yarım ağızlı bir günün nasıl geçti, ee o ne cevap verdi gibi bir şeyden değil.
sıkışık hissettiğimde, kafamda bir şeyler varken, çözemediğim sorunların üzerindeyken, soru cevaplamaktan baya dümdüz nefret eden biri olduğumdan söz etmiş miydim peki?* nefret kelimesini de öyle sık sık kullanmam. bilmeyenlere bilgi. ama işte benim deneyimimde merak ederim insanının cevap almak istediği hiçbir soru beni irrite etmedi. öyle zamanlarımda sorduğu sorular bile. evet çok seviyordum* ama konu bununla ilgili değil. daha önce de sevdim. yine seveceğim. bu deneyimi farklı kılan özelliğe sahip birey değil özelliğin kendisi, özelliğin türü. daha doğrusu bireyin özelliği dönüştürdüğü hali. dediğim gibi, merak ediyor, cevabı alıyor ve konu en ufak bir negatif yöne evrilmeden, hatta ana, duruma göre pozitif çıktılar üreterek nihayete eriyor. yahu böylesi olacaksa merakı geçtim, direkt negatif çağrışımları olan durumlar bile tolere edilebilir sanki. kıskançlık? hoff o çok zor ama imkansızı mümkün kılan insanlar var işte. çok acayip. demem o ki bir merak ederim insanıysanız çalışın o duygu üzerinde. daha iyi bir versiyonunu olabilir, olabiliyor. muş.
son bir şey daha söylemem lazım. bu konunun öznesi insana iadeli taahhütlü.* tamam her şey ve iyi ki. tamam evet, tabi ki öyle. ama dönüştürdüğün kavramlarımla ilgili bir miktar bozuğum sana. sen anlarsın o tür kızgınlığı. sende de vardır muhakkak. replikasına razı gelemeyeceğimiz, karşılığını bulamayacağımız şeyler hani. onları halletmek zor.
çok.
zor.
evet. noktalı.
devamını gör...
rüya
uyku içi ulaşılabilir türde bir hayat simülasyonu. öyle ki hem iyi hem kötüsü var. ikisinde de bazen başrollerdeyiz, bazen de araya kaynıyoruz. ikisinde de tanıdık tanımadık bir sürü insan, his, çevre ile cebelleşiyoruz. ikisinde de belki sadece rüyalar bize bir miktar özgürlük tanıyor yeni mekanlar yaratma konusunda. gerçi herkes aynı rüyayı görseydi kesin onun da topolojisi üzerine saatlerce ahkâm kesenlerimiz olurdu.
bana göre rüya bu hayatın ikinci kanalı. gün içinde alakalı alakasız hangi imge ya da düşünce yosun tutuyorsa aklımın sularında, hop kumandanın iki numaralı tuşunda yer buluyor kendine. artık özlediğim, beklediğim, kırıldığım, kavuşamayacağım, sevindiğim, üzüldüğüm, korktuğum ve hayıflandığım her ne varsa pat diye ekranda beliriyor. gerçek hayatta olmayan mekanlarda, olmadık denizlerin dibinde, olmadık kişiler arasında geçen diyalogların tam ortasında geçiyor olaylar. uyanmaya yakın en belirgin haliyle, uyandıktan birkaç dakika sonra fotoğraf halinde, gün içinde ise hislerle belirip kayboluyor zihnimden. "eee, nereye gitti o kadar tantana?" derken bir de bakıyorum ki, yosunlara yeniden öbekleşmiş, renk renk.
sahi, rüyaların yapıldığı madde neydi?
bana göre rüya bu hayatın ikinci kanalı. gün içinde alakalı alakasız hangi imge ya da düşünce yosun tutuyorsa aklımın sularında, hop kumandanın iki numaralı tuşunda yer buluyor kendine. artık özlediğim, beklediğim, kırıldığım, kavuşamayacağım, sevindiğim, üzüldüğüm, korktuğum ve hayıflandığım her ne varsa pat diye ekranda beliriyor. gerçek hayatta olmayan mekanlarda, olmadık denizlerin dibinde, olmadık kişiler arasında geçen diyalogların tam ortasında geçiyor olaylar. uyanmaya yakın en belirgin haliyle, uyandıktan birkaç dakika sonra fotoğraf halinde, gün içinde ise hislerle belirip kayboluyor zihnimden. "eee, nereye gitti o kadar tantana?" derken bir de bakıyorum ki, yosunlara yeniden öbekleşmiş, renk renk.
sahi, rüyaların yapıldığı madde neydi?
devamını gör...
a haber için birkaç kelime söyle
apolitik: politik olmayan
asosyal: sosyal olmayan
ahaber: haber olmayan.
asosyal: sosyal olmayan
ahaber: haber olmayan.
devamını gör...
babadan nefret etmek
hiçbir evlat isteyerek babasından nefret etmez. nefret ederken dahi canı acır. babadır sonuçta.
devamını gör...
nude istemek
hemen kabul edilmemesi gereken istektir.
malum olaylardan sonra konuyu biraz açmak gerek.
birisine niyeti bozdunuz nude mi isteyeceksiniz?
bunun için belirli evrakları istemeniz gerekecektir.
1- nüfus cüzdanının ön ve arkalı fotokopisi.
2- muhtardan kaşeli ikametgah belgesi.
3- sesli veya görüntülü görüşme.
4- sicil ve sabıka kaydı.
5- anlık foto.
bu şartları yerine getirmeyen kimseye ne nude atın ne de isteyin.
hadi selametle.
malum olaylardan sonra konuyu biraz açmak gerek.
birisine niyeti bozdunuz nude mi isteyeceksiniz?
bunun için belirli evrakları istemeniz gerekecektir.
1- nüfus cüzdanının ön ve arkalı fotokopisi.
2- muhtardan kaşeli ikametgah belgesi.
3- sesli veya görüntülü görüşme.
4- sicil ve sabıka kaydı.
5- anlık foto.
bu şartları yerine getirmeyen kimseye ne nude atın ne de isteyin.
hadi selametle.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
wtf? en sevdiğim yazarın profilinde 'kalbimiz seninle' mi yazıyor şimdi? bayağı üzüldüm şu an.
yaşanan şeyi sadece yoldaş'tan dinlediğimiz için bir şey demek istemiyorum 2 tarafı da objektif olarak dinleme şansımız olmadı sonuçta. sadece sözlükten uçurulmasına üzüldüm. aradaki sorun her neyse umarım düzelir ve aramıza döner.
yaşanan şeyi sadece yoldaş'tan dinlediğimiz için bir şey demek istemiyorum 2 tarafı da objektif olarak dinleme şansımız olmadı sonuçta. sadece sözlükten uçurulmasına üzüldüm. aradaki sorun her neyse umarım düzelir ve aramıza döner.
devamını gör...
seksi asal
yks sınavında çıkıp çıkmayacağı merak konusu olan bir değişik asal sayılardır.
devamını gör...
öğretmeninden dayak yiyen nesil
bizim ülkemizde hiçbir şeyin ortasının bulunmadığının kanıtı olaydır.
önceden öğretmen gaddar ve güçlü idi. öğrenciyi döverdi. şimdi öğrenci ve velinin eli güçlü ve saygısız, doyumsuz, cahil cesareti ile yürüyen egoistlerle doldu ortalık. öğretmenin hiçbir önemi kalmadı. halbuki ortasını bulabilsek çözülecek her şey.
önceden öğretmen gaddar ve güçlü idi. öğrenciyi döverdi. şimdi öğrenci ve velinin eli güçlü ve saygısız, doyumsuz, cahil cesareti ile yürüyen egoistlerle doldu ortalık. öğretmenin hiçbir önemi kalmadı. halbuki ortasını bulabilsek çözülecek her şey.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
fakirlik teşhisi yapabilmek için gerekli semptomlar.
-100 tl'ye bir poşeti bile dolduramadan marketten çıkmak,
- yakın ve orta mesafeleri tasarruf amacıyla yürüyerek gitmek,
- taksiye binememek,
- araba olduğu halde toplu taşıma aracı kullanmak,
- alimünyum tencere kullanmak,
- sobalı evde oturmak,
- kredi kartı borcunun asgarisini anca denk getirmek,
- ihtiyaçları aylara bölerek karşılamak,
- mecburiyetten tutumlu yaşamak vb. uzatmakta sınır tanımayacağım liste.
edit: erkeklerin evlenirken çalışan eş arama kriterinin başlıca sebebi, fakirliğe mahal vermemekten ziyade geçinebilmek olduğunu düşünüyorum.
-100 tl'ye bir poşeti bile dolduramadan marketten çıkmak,
- yakın ve orta mesafeleri tasarruf amacıyla yürüyerek gitmek,
- taksiye binememek,
- araba olduğu halde toplu taşıma aracı kullanmak,
- alimünyum tencere kullanmak,
- sobalı evde oturmak,
- kredi kartı borcunun asgarisini anca denk getirmek,
- ihtiyaçları aylara bölerek karşılamak,
- mecburiyetten tutumlu yaşamak vb. uzatmakta sınır tanımayacağım liste.
edit: erkeklerin evlenirken çalışan eş arama kriterinin başlıca sebebi, fakirliğe mahal vermemekten ziyade geçinebilmek olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
sevmediğin biri tarafından sevilmek
iki taraf için de fazlasıyla üzücü olan durum.
devamını gör...
eş cinsel evlilik
ivediklikle yasalaştırılması gereken tercihtir. insanların, giyimine,yediği-içtiğine,gezdiği-gördüğüne karışmakla yetinmeyen ahlak timsali galaksinin koruyucularına dert olmaktadır.
her zaman söylerim memleketi kalkındırıp muassır medeniyetler seviyesine çıkarak 3 soru var; bana ne?,sana ne?,kime ne?
her zaman söylerim memleketi kalkındırıp muassır medeniyetler seviyesine çıkarak 3 soru var; bana ne?,sana ne?,kime ne?
devamını gör...

