internetten tanışıp evlenmek
akraba dedikodularının harika malzemesidir. hatta ülkenin büyük bir kısmında bu tabuyu yıkabilecek ailelerin çocukları çok azdır oysa internet gayet büyük bir alan buradan bulunan kadına erkeğe neden hep ayni muamele ile yaklaşılır anlamak zor.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
yine güzel ve özel bir etkinlik olmuş, emeği geçenlere kocaman teşekkürler.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
kış ayı. uzun siyah bir montum ve yine uzun siyah çizmelerim var. sıcacık yatağımdan çıkmış, hava daha aydınlanmadan giyinmeye başlamışım, babam arada geliyor odama hazır değil miyim hala diye. yarı uyur vaziyette hazırlanmaya çalışıyorum söylene söylene, bezmişim zaten canımdan, çok vahim durumdayım çok... babam götürüyor beni okula arabayla, sıkı sıkıya sarınmışım montuma, kıçım donuyor çok affedersiniz! sınıfa çıkıyorum, sıra arkadaşım koymuş kafasını sıraya uyuyor, sınıfta o, ben ve bir arkadaşımız daha var, o da girmiş kaloriferin içine sızmış kalmış orada garibim. biz karga bilmem nesini yemeden ebeveynleri tarafından okula bırakılan garibanlar dersten önce bir yarım saat uyumak için vakit bulabiliyoruz çok şükür, neyse ben "günaydın" diyorum bunlara, arkadaki eleman -sevmezdik zaten- kafayı kaldırıp bakıyor bir, sonra yine aynı pozisyona dönüyor, arkadaşım bakıyor bana "günaydın" diyor, çantamı bırakıyorum, montumu çıkartmak için fermuarı açıyorum, bizimki kafasını koymuş yine çantanın üstüne yan vaziyette bana bakıyor, benim montumun fermuarını açmamla arkadaşımın yüz ifadesindeki değişimi görmem aynı ana tekabül ediyor, bir soğuk hava dalgası da gelip bacaklarıma temas edince "hasss" diyerek gözlerimi bacaklarıma doğru kaydırıyorum. bilin bakalım ne görüyorum?
hiçbir şey!
yok yok o kadar değil, dur!! tam tekmil giymişim formayı, gömlek, kravat kazak ve hatta çorap... amma velakin etek yok! eteği giymeden çıkmışım lan evden! yuh! oha! çüş! tevekkeli değil kıçım donuyordu benim arabadan inip okula yürürken!
dahası var; ilk ders coğrafya. dersin hocası okul müdürümüz. okulun her daim sıcak olduğunun altını özenle çizen, bu konuya takık sevgili hocamız... hangar gibi okul, o kaloriferleri ne kadar açarsan aç ısınmıyor. ama beyefendi okulun sıcak olduğunu kanıtlamak için kışın ortasında gömlekle geziyor bina içinde. bembeyaz suratında kıpkırmızı bir burun. palyaço seni, hey gidin!
geldi sınıfa dedi;
-kızım hayırdır neden montlasın?
-öhöm kem küm...
tutturdu "çıkart montu, sınıf sıcak" hocam yapmayın etmeyin, durum bildiğiniz gibi değil diyorum nuh diyor peygamber demiyor zat-ı muhterem. neyse ben diretmeye devam edince sanırım regl olduğumu ve bir kaza olduğunu düşündü ki gelmedi üstüme, teneffüs oldu dedi "mikocum sen gel bakayım... gittim;
-kızım hayırdır kötü bir durum mu var?
-yok hocam önemli değil.
-eve gitmen gerekiyorsa yazayım sana izin kağıdı.
diye ekleyince bir an düşündüm; ulan ev taa nerde, gitmeye gitsem donarım, ben en iyisi bugünü montla geçireyim...
-hocam yok sağ olun.
kıllandı tabii.
-madem öyle niye çıkartmıyorsun montu?
dedim ki; -ona değil tabi kendime- hayy ben senin...
-eteğimi giymeyi unutmuşum hocam!
getir o sahneyi gözünün önüne, düşün karşında bir adam, bir de üstüne okul müdürü ve sen diyorsun ki...
of off!
ben yarılmamıştım gerçi ama müdür ve arkadaşlar sağ olsunlar çok gülmüşlerdi. adam tek laf edemeden kahkahalarla koridorda uzaklaştı!
(bkz: bu da böyle bir rezilliğimdir)
hiçbir şey!
yok yok o kadar değil, dur!! tam tekmil giymişim formayı, gömlek, kravat kazak ve hatta çorap... amma velakin etek yok! eteği giymeden çıkmışım lan evden! yuh! oha! çüş! tevekkeli değil kıçım donuyordu benim arabadan inip okula yürürken!
dahası var; ilk ders coğrafya. dersin hocası okul müdürümüz. okulun her daim sıcak olduğunun altını özenle çizen, bu konuya takık sevgili hocamız... hangar gibi okul, o kaloriferleri ne kadar açarsan aç ısınmıyor. ama beyefendi okulun sıcak olduğunu kanıtlamak için kışın ortasında gömlekle geziyor bina içinde. bembeyaz suratında kıpkırmızı bir burun. palyaço seni, hey gidin!
geldi sınıfa dedi;
-kızım hayırdır neden montlasın?
-öhöm kem küm...
tutturdu "çıkart montu, sınıf sıcak" hocam yapmayın etmeyin, durum bildiğiniz gibi değil diyorum nuh diyor peygamber demiyor zat-ı muhterem. neyse ben diretmeye devam edince sanırım regl olduğumu ve bir kaza olduğunu düşündü ki gelmedi üstüme, teneffüs oldu dedi "mikocum sen gel bakayım... gittim;
-kızım hayırdır kötü bir durum mu var?
-yok hocam önemli değil.
-eve gitmen gerekiyorsa yazayım sana izin kağıdı.
diye ekleyince bir an düşündüm; ulan ev taa nerde, gitmeye gitsem donarım, ben en iyisi bugünü montla geçireyim...
-hocam yok sağ olun.
kıllandı tabii.
-madem öyle niye çıkartmıyorsun montu?
dedim ki; -ona değil tabi kendime- hayy ben senin...
-eteğimi giymeyi unutmuşum hocam!
getir o sahneyi gözünün önüne, düşün karşında bir adam, bir de üstüne okul müdürü ve sen diyorsun ki...
of off!
ben yarılmamıştım gerçi ama müdür ve arkadaşlar sağ olsunlar çok gülmüşlerdi. adam tek laf edemeden kahkahalarla koridorda uzaklaştı!
(bkz: bu da böyle bir rezilliğimdir)
devamını gör...
şişenin içine gemiyi nasıl sokuyorlar sorunsalı
gemi sabit duruyor. şişe de sabit duruyor. ortada buluşuyorlar. ciddi ciddi anlatmışlar buyrunuz
devamını gör...
friends
“i’ll be there for you” isimli, kendiyle özdeşleşmiş, kıpır kıpır bir jenerik müziğe sahip dizidir.
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
cinsiyeti farketmeksizin bir insanın ölümü başka bir insanın elinden olmamalı. en ağır suçların dahi cezası idam değilken kimse kimsenin canını almamalı. kadınlar ölüyor,binlerce çocuk annesiz kalıyor. o çocukların psikolojisi yerle bir oluyor ve o çocuklar hırçın bir şekilde yetişip kan davası olarak gördükleri savaşı devam ettiriyorlar. haberlerde izleyip sosyal medya üzerinde klavye delikanlılığı yapan bizler ne yapıyoruz peki ? oğullarınızı bir kadına yardım edecek şekilde yetiştiriyor muyuz veya oğlunuza / kızınıza her şeyi anlatabileceği bir şekilde yetiştiriyor muyuz ? bir kadının "ben ölmeden beni kurtarın " cümlesi kadar insanı yıkan başka bir cümle olamaz. yetiştirdiğiniz nesile iyi bakın hepsi sizin eseriniz. anne ve baba olarak sizler çocuklarınızın öğretmenisiniz ve bizler de sizlerden ne öğrenirsek bizden sonraki kuşağa onu aşılayacağız. eğer bizim babamız annemizi öldürürse; teyzemiz,ablamız,halamız,mahalledeki kadınlar ve tüm kadınlar "o da böyle giyinmeseydi,o saatte ne işi var orda,kadın dediğin çalışmaz,ee zaten hoppa birine benziyor" gibi cümleler kurarsa ; eğer annemiz babamızı komşusu ile aldatıp bunu da televizyon programında gülerek anlatırsa ; eğer annem beni yeni doğurup çöpe atarsa ; eğer babam,annem,amcam,dayım,dedem,yoldan geçen herhangi bir kişi beni taciz ederse ; eğer ben kendimden yaşca büyük birisi ile evlenirsem ; haberlerde hayvanlara tecavüz edildiğini ve öldürüldüğünü görürsem ; eğer dünyanin akciğeri olan ormanları yakarsanız benim gelecek kuşaklara bırakacağım bir hediyem olmaz. lütfen oğlunuzu veya kızınızı hatta kendinizi bunları düşünerek davranmaya yönlendirin. inanın dünya çok büyük uçsuz bucaksız yani hepimize bir yeri var. birbirimizden bir kere elde edilen yaşam hakkını almayalım bırakın mutlu mesut hayvanlarla,ormanlarla,kadınlarla,erkeklerle yaşayalım. bana göre ülkenin geri kalmışlık belirtileri bunlardır.
devamını gör...
sözlük radyosu toplantısı
apartman dairesinde büyüdüm. apartmanda 2 bloğu birbirine bağlayan "mutfak boşluğu" denen, yaklaşık 2 mt2 olan, tüm dairelerin mutfaklarının ve sadece birer çocuk odasının pencerelerinin baktığı, sesin eko yapıp hep karanlıkta kalan bir boşluğa bakan odam vardı.
ortaokul-lise arasındaydı sanırım, bilgisayarımın hoparlörlerini o camın önüne çıkarıp elimde mikrofonla "radyo" yayını yapıyordum apartmana. okuldan geldikten 1 saat sonra yayınım başlıyordu.
apartmanda da sevilen çocuktum, zaten herkes birbirini tanırdı. mahalle kültürü gibiydi. o yüzden kimse şikayetçi de olmazdı. o zamanlar msn vardı, msn'den komşular istek parça gönderirdi çalardım.
birden aklıma geldi duygulandım. napsak, biz de mi girsek bilemedim ki. :)
ortaokul-lise arasındaydı sanırım, bilgisayarımın hoparlörlerini o camın önüne çıkarıp elimde mikrofonla "radyo" yayını yapıyordum apartmana. okuldan geldikten 1 saat sonra yayınım başlıyordu.
apartmanda da sevilen çocuktum, zaten herkes birbirini tanırdı. mahalle kültürü gibiydi. o yüzden kimse şikayetçi de olmazdı. o zamanlar msn vardı, msn'den komşular istek parça gönderirdi çalardım.
birden aklıma geldi duygulandım. napsak, biz de mi girsek bilemedim ki. :)
devamını gör...
1 yıl sonraki kendine not
toprağın bol olsun kardeşim.
devamını gör...
cüneyt arkın filmlerindeki bizans askerleri
bir kılıç darbesine kaynar yağ kazanına atılmış gibi bağıran askerlerdir.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
sözlüğün yarattığı sinerjinin ve birlikteliğin yalnızca dijital ortamdan ibaret olmaması beni çok mutlu ediyor. gerçek dünyaya dokunuşlarla başka bir kimliğe bürünüyor sözlüğümüz. hakikatin bu kadar çarpık, hayatın bu denli kurgulardan ibaret olduğu bir çağda; sevgiyi, iyiliği, güzelliği ayakta tutabilmek için emek harcayan ve bu organizasyonun altyapısını oluşturan herkese teşekkürler.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
yüksek sadakat - belki üstümüzden bir kuş geçer
nickimin esin kaynağı olan şarkı.
nickimin esin kaynağı olan şarkı.
devamını gör...
dolar
ikinci dünya savaşı sonrası avrupa devletlerinin ekonomisi ve parası çökünce ve savaşın galibi olan abd'nin dünya sahnesine çıkmasıyla kendini gösteren dolar, çok güçlü kehanetler içermesi, her milimine sihirle dokunması, giderek altından bile güçlü madene dönüşmesine sebep oldu. çeşitli metalleri altına çevirme bilimi olarak da bildiğimiz simyanın da ötesinde ve çok ileri bir teknikle kağıt dolar, altın ve tüm kıymetli madenlere dönüştürülerek simya ilminin içinin boş olmadığını da göstermiş oldu.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
“birinci tekil kişiye tutunun.” - edmund husserl
devamını gör...
aldığı borcu ödemeyen insan
selamın sabahın kesilmesi gereken insandır.
devamını gör...
uzun entrylerin okunmaması
eğer gerçekten okunmuyorsa beni üzebilecek davranıştır. öyle de hassas bir insanım işte.* uğraşıyoruz efenim.
devamını gör...
saian
benim en sevdiğim rapper. üstüne de tanımam.
devamını gör...
rus romanlarının genel özellikleri
soğuk iklim şartlarından muhakkak bahsedilir, o soğuk havayı iliğinize kadar hissedersiniz bazı romanlarda.
devamını gör...
erkeğin ağlaması
insanı bu kadar rahatlatan başka birşey daha yoktur bence, birikmiş bişeylerin çıkması gitmesidir. mutluluktan da oluyor ve umarım üzüntü uğramaz size. mustafa kemal kitabını okurken hiç tutamadım kendimi hep yanında olmak istedim.
devamını gör...
zafer algöz
haşırt dı bilekbord isimli oyuncu anıları kitabının yazarı, babasının memuriyetinde trabzon'da yaşamış ve trabzon'u çok sevmiş, can yılmaz ile eğlenceli bir program yapan usta oyuncu.
devamını gör...
silah sıkarak yeni yıla girmek
magandalıktır.. neşeyle balkondan havaifişekleri izleyen çocukların koşarak içeri girmesine sebep olur.
devamını gör...