kimsenin kimseyi umursamadığı gerçeği
tespitin tespitinin tespiti. en yakının ölse en fazla 1 ay sonra her şey normale dönüyor. bir pul kadar değerimiz yok aslında maalesef.
devamını gör...
bana müsaade denilen durumlar
içkili ortamda gecenin keyfini kaçıran , ağzıyla içmeyi beceremeyen ve saçma sapan hareketler yapmaya başlayan birinin olduğu masa.
devamını gör...
babası tarafından zincirlenen 6 yaşındaki çocuğun ölmesi
eğitimsiz insanların kısırlaştırılması gerektiği savımı doğrulayan bir olaydır.
devamını gör...
anjiyosarkom
en sık primer malign kalp tümörüdür.
en sık sağ atriyum(kulakçık)'a yerleşir.
arsenik,polivinil klorid ve thorotrast neden olabilir.
en sık sağ atriyum(kulakçık)'a yerleşir.
arsenik,polivinil klorid ve thorotrast neden olabilir.
devamını gör...
canım anam dövmesi
masum ve kekodur.
devamını gör...
ekşi sözlük
buraya adım attığımdan beri girip bakmaya tenezzül bile etmediğim sözlük. ne demişler, nerde çokluk orada b*kluk.
devamını gör...
bilgi içerikli tanım girmek
kimisi için çok zevkli olan, hem paylaşan için derli toplu bir katalog oluşmasını, hem de insanların internette aradığı bilgiye daha kolay ulaşmasını sağlayan, isteğe bağlı eylem.
yapılmasını veya yapılmamasını eleştirmek pek bir yersizdir. kimi öznel tanımlarla ve duygu dünyasına dair paylaşımlarda bulunarak sözlüğü güzelleştirmeye çalışır, kimi de bilgi tanımlarıyla. hatta bilgi paylaşımlarında, bilginin doğruluğunu teyit etme açısından puanlayan yazarlara da iş düştüğünden, yanlış bilginin yayılmasındansa "bırakalım dağınık kalsın" denilmesi bazen en güzelidir. kısacası herkesin hayatına kimsenin karışamamasıdır.**
yapılmasını veya yapılmamasını eleştirmek pek bir yersizdir. kimi öznel tanımlarla ve duygu dünyasına dair paylaşımlarda bulunarak sözlüğü güzelleştirmeye çalışır, kimi de bilgi tanımlarıyla. hatta bilgi paylaşımlarında, bilginin doğruluğunu teyit etme açısından puanlayan yazarlara da iş düştüğünden, yanlış bilginin yayılmasındansa "bırakalım dağınık kalsın" denilmesi bazen en güzelidir. kısacası herkesin hayatına kimsenin karışamamasıdır.**
devamını gör...
süleyman soylu'ya 22.000 defa hakaret edilmesi
kulaklarını gün aşırı çınlatanlar kaç milyon kişi acaba?
ben her saat başı, alarm kurmuş gibi sinkaflı kelimeler ile yad ediyorum kendilerini.
ben her saat başı, alarm kurmuş gibi sinkaflı kelimeler ile yad ediyorum kendilerini.
devamını gör...
mesaja erken cevap veren varlık
küçük hesapların adamı değildir. mesajı görüp cevap vermiştir.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
meşguliyeti olmayan beyin kısa zaman sonra gereksiz şeylerle ilgilenmeye başlar.
hiç bir şey yapmayan kişi sıkıntılarını tekrar tekrar çiğniyor gibidir. bu geviş getirme, beyni beklemediği gibi onu bitirir de.
irade terbiyesi/ jules payot
hiç bir şey yapmayan kişi sıkıntılarını tekrar tekrar çiğniyor gibidir. bu geviş getirme, beyni beklemediği gibi onu bitirir de.
irade terbiyesi/ jules payot
devamını gör...
feministlerin ve lgbt tayfasının pkk söylemlerini savunduğu gerçeği
söyle bir başlık açmak ciddi bir zeka seviyesi hayal gücü ve yaratıcılık gerektirir. kıskanıyorum sizi.
devamını gör...
sevgilin ya da eşin tarafından aldatılsan affeder misin sorunsalı
arkaaşlar bir kere yapan bir daha yapar...
devamını gör...
sözlük radyosu
hayırlı olsun. ilk olarak ben şarkı söyleyecekmişim. yoldaş öyle dedi.
-iyi geceler sayın dinleyen, sizinle daha önce kafa tokuşturmuş muyduk?
-evet, değerli kafa dinleyenleri, kafa radyo burası. bu akşam da programa her zaman olduğu gibi montana çetesi'ne, hayatı ve kadınları öğrendiğimiz- hala öğrenmekte olduğumuz- kadıköy sokaklarına ve şehrin bütün kötü çocuklarına adadık. burada sizinle sabaha kadar olmak isterdik ama taktir edersiniz ki sayın dinleyenler bizim de yazar/sözlük hayatımız var. iyi geceler sayın dinleyenler, eğer tabii böyle bir şey mümkünse.
-iyi geceler sayın dinleyen, sizinle daha önce kafa tokuşturmuş muyduk?
-evet, değerli kafa dinleyenleri, kafa radyo burası. bu akşam da programa her zaman olduğu gibi montana çetesi'ne, hayatı ve kadınları öğrendiğimiz- hala öğrenmekte olduğumuz- kadıköy sokaklarına ve şehrin bütün kötü çocuklarına adadık. burada sizinle sabaha kadar olmak isterdik ama taktir edersiniz ki sayın dinleyenler bizim de yazar/sözlük hayatımız var. iyi geceler sayın dinleyenler, eğer tabii böyle bir şey mümkünse.
devamını gör...
gelmiş geçmiş en büyük rekabetler
sağ twix-sol twix
zaten başımıza ne geldiyse sağ-sol kavgasından gelmedi mi?
ekleme: yoldaş benjamin-iko da olabilir.
bir youtube videosu ile karşı karşıya gelmeleri ve kapışmaları gerekiyor artık. bu sözlüğün gerçek patronu kim, gösterin herkese!
zaten başımıza ne geldiyse sağ-sol kavgasından gelmedi mi?
ekleme: yoldaş benjamin-iko da olabilir.
bir youtube videosu ile karşı karşıya gelmeleri ve kapışmaları gerekiyor artık. bu sözlüğün gerçek patronu kim, gösterin herkese!
devamını gör...
seninle tartışmak isteyen kişiye aşırı sakin davranmak
bundan daha keyifli bir şey varsa o da tartışma esnasında sakin kaldıktan sonra iyice sinirlenen kişiye gülümseyerek "sakinleş istersen" demektir.
devamını gör...
kaliteli kadın olmaması
ne instagram kullanıyorum ne de başkasının parası için yaşıyorum, sanırım kadın değilim*.
devamını gör...
milgram deneyi
stanley milgram'in 1961'de yaptığı bu oldukça korkunç deney insanların otoriteye ne kadar boyun eğdiğini gözler önüne serdiği çarpıcı bir deneydir.
deneye başlamadan önce, gazete ilanı ile 25-50 yaş arası insanlar arandı. herhangi bir şart yoktu. sadece ilk deneyde katılımcıların hepsi erkeklerden seçildi. katılımcılara deneyin ‘cezanın öğrenmedeki etkileri’ üzerine olduğu söylendi. ve ikinci bir katılımcının daha olduğu belirtildi.
ilk olarak kura ile bir ‘öğretmen’ ve bir ‘öğrenci’ seçileceği açıklandı. ancak ikinci katılımcı, deney grubunun elemanıydı ve her iki kağıtta da ‘öğretmen’ yazıyordu. dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolünde olması kaçınılmazdı. ‘öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak birbirini göremeyeceği farklı odalarda yer aldılar. deneyin asıl amacında otoriter figürü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca katılımcının (öğretmenin) yanında kaldı. deney başlamadan önce katılımcıya, öğrencinin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulandı.
deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenmesi için sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sorarak kontrol etti, her yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda elektroşok uyguladı. gerçekte ise şok uygulanmıyordu. işbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. voltajın birkaç defa artırılmasından sonra (bu, genelde 150 volttu) aktör, kendisini yan odadaki katılımcıdan ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu.
denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuldu:
1. lütfen devam edin.
2. deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
4. başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.
denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyor, tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.
milgram’ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65’inin (40 katılımcıdan 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylediler. katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.
milgram deney sonuçlarını şöyle değerlendirdi; “sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.”
milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi “itaatin tehlikeleri”nde (ing.: the perils of obedience) özetledi:
itaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. yale üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.
sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.
deneye başlamadan önce, gazete ilanı ile 25-50 yaş arası insanlar arandı. herhangi bir şart yoktu. sadece ilk deneyde katılımcıların hepsi erkeklerden seçildi. katılımcılara deneyin ‘cezanın öğrenmedeki etkileri’ üzerine olduğu söylendi. ve ikinci bir katılımcının daha olduğu belirtildi.
ilk olarak kura ile bir ‘öğretmen’ ve bir ‘öğrenci’ seçileceği açıklandı. ancak ikinci katılımcı, deney grubunun elemanıydı ve her iki kağıtta da ‘öğretmen’ yazıyordu. dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolünde olması kaçınılmazdı. ‘öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak birbirini göremeyeceği farklı odalarda yer aldılar. deneyin asıl amacında otoriter figürü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca katılımcının (öğretmenin) yanında kaldı. deney başlamadan önce katılımcıya, öğrencinin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulandı.
deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenmesi için sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sorarak kontrol etti, her yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda elektroşok uyguladı. gerçekte ise şok uygulanmıyordu. işbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. voltajın birkaç defa artırılmasından sonra (bu, genelde 150 volttu) aktör, kendisini yan odadaki katılımcıdan ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu.
denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuldu:
1. lütfen devam edin.
2. deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
4. başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.
denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyor, tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.
milgram’ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65’inin (40 katılımcıdan 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylediler. katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.
milgram deney sonuçlarını şöyle değerlendirdi; “sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.”
milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi “itaatin tehlikeleri”nde (ing.: the perils of obedience) özetledi:
itaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. yale üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.
sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.
devamını gör...
akarsu (yazar)
kalemi kıvrak ve gülmece sosuna bulanmış tanımlarla kendisini ifade eden çiçeği burnunda bir sözlük yazarı.
devamını gör...
fyodor dostoyevski isimli şahsın borcumu 4 aydır ödememesi rezaleti
maalesef bıçağın kemiğe dayanması, ve hatta burama kadar gelmesi neticesinde açmak istediğim rezzalet gibi rezzaalet başlığı.
fyodor mihayloviç dostoyevski isimli şahısa 4 ocak 1861 tarihinde borç verdim. bilen bilir cömert adamımdır, zorda kalana, darda kalana ve hatta barda kalana fark etmeksizin yardım ederim. bu arkadaş da kaldığım apartta beni sık sık ziyarete gelirdi, ta ki dört ay öncesine kadar.
petersburg'un karlı, soğuk ve puslu bir sabahında gözlerimi yine her zamanki gibi açmış ve memuriyet dairesine yola koyulmadan evvel soğuk su ve derimi iyice sertleştiren o kör bıçakla tıraşımı olmaktaydım. kapı birdenbire sanki yarınlar yokmuş gibi tokmaklanmaya başladı, bereket versin ses apartta boyunca yankılanmasına ve alt komşum olan albay emeklisi rodyon ivanoviç'in kapıya çıkmasına neden olmuştu. kapıyı açtım, karşımda kan ter içinde kalan fyodor'u gördüm:
"yoldaş dimitri! kuzum dimitri!"
"ne oldu yoldaş fyodor?"
pekala memnuniyetsiz bakışlara sahipti doğrusu, bunun sebebini anlayamamıştım.
"tefeciler kuzum! iki aydır borcumu ödemediğim için topuklarıma sıkacaklar, aziz petrus aşkına kuzum bana biraz borç verir misiniz?"
afyon kutumdan bir fırt çektim, kapının ağzında duran bu çaresiz adamı öylesine gönderip vicdanım ile çetin bir savaşa girmekten imtina ediyor ve vicdanımı dinliyordum doğrusu:
"para senin köpeğin olsun yoldaş, hele dur soluklan. ne kadar borcun var?"
"5000 ruble yoldaş, biliyorum bu miktar..."
"yuh ulan deve!"
"yoldaş dimitri, sana hemen faiziyle..."
"tamam tamam bakarız çaresine"
"ulu tanrı sana ışığını bağışlasın yoldaş!"
"tamam tamam çıkabilirsin, bir daha da böyle abuk sabuk işlere bulaşma"
kapının ağzında dikiliyordu, kafamla ona selam verdim, o da çıkması gerektiğini anlamıştı. petersburg'un adamlarının tefecilerle işi bitmezdi doğrusu, binaenaleyh kumarı da bitmezdi.
gelgelelim bu adam bana 4 aydır ne borç ödüyor, ne de selam veriyor. apartmanın sahibi sonya hanım'a kira verdiğini biliyorum, ancak apartta benimle karşılaşmamak için hep geceleri geliyor. rezaletin daniskası..
söyle bakalım sözlük, ne yapayım şimdi ben?
fyodor mihayloviç dostoyevski isimli şahısa 4 ocak 1861 tarihinde borç verdim. bilen bilir cömert adamımdır, zorda kalana, darda kalana ve hatta barda kalana fark etmeksizin yardım ederim. bu arkadaş da kaldığım apartta beni sık sık ziyarete gelirdi, ta ki dört ay öncesine kadar.
petersburg'un karlı, soğuk ve puslu bir sabahında gözlerimi yine her zamanki gibi açmış ve memuriyet dairesine yola koyulmadan evvel soğuk su ve derimi iyice sertleştiren o kör bıçakla tıraşımı olmaktaydım. kapı birdenbire sanki yarınlar yokmuş gibi tokmaklanmaya başladı, bereket versin ses apartta boyunca yankılanmasına ve alt komşum olan albay emeklisi rodyon ivanoviç'in kapıya çıkmasına neden olmuştu. kapıyı açtım, karşımda kan ter içinde kalan fyodor'u gördüm:
"yoldaş dimitri! kuzum dimitri!"
"ne oldu yoldaş fyodor?"
pekala memnuniyetsiz bakışlara sahipti doğrusu, bunun sebebini anlayamamıştım.
"tefeciler kuzum! iki aydır borcumu ödemediğim için topuklarıma sıkacaklar, aziz petrus aşkına kuzum bana biraz borç verir misiniz?"
afyon kutumdan bir fırt çektim, kapının ağzında duran bu çaresiz adamı öylesine gönderip vicdanım ile çetin bir savaşa girmekten imtina ediyor ve vicdanımı dinliyordum doğrusu:
"para senin köpeğin olsun yoldaş, hele dur soluklan. ne kadar borcun var?"
"5000 ruble yoldaş, biliyorum bu miktar..."
"yuh ulan deve!"
"yoldaş dimitri, sana hemen faiziyle..."
"tamam tamam bakarız çaresine"
"ulu tanrı sana ışığını bağışlasın yoldaş!"
"tamam tamam çıkabilirsin, bir daha da böyle abuk sabuk işlere bulaşma"
kapının ağzında dikiliyordu, kafamla ona selam verdim, o da çıkması gerektiğini anlamıştı. petersburg'un adamlarının tefecilerle işi bitmezdi doğrusu, binaenaleyh kumarı da bitmezdi.
gelgelelim bu adam bana 4 aydır ne borç ödüyor, ne de selam veriyor. apartmanın sahibi sonya hanım'a kira verdiğini biliyorum, ancak apartta benimle karşılaşmamak için hep geceleri geliyor. rezaletin daniskası..
söyle bakalım sözlük, ne yapayım şimdi ben?
devamını gör...
