wassily kandinsky
vasili kandinski veyahut wassily kandinsky, 1866-1944 yılları arasında yaşamış rus bir ressamdı. özellikle ilk cümlede nasıl bir ressam olduğunu hızlıca yazıp geçmek istemiyorum zira kendisi soyut sanatın ilk temsilcisi, öncüsüdür. aynı zamanda bir sanat kuramcısıydı.
moskova'da dünyaya gelen, hukuk ve ekonomi eğitimi alan kandinsky dünyayı gözlemlemeye henüz öğrenciyken başlamıştı. vologda'ya düzenlenen bir araştırma gezisine katılan sanatçı sonradan gelişecek olan karanlık arka plan üzerine canlı renkler ile çalışma fikrini burada gördüğü boyalı evlerden esinlenmişti. bu gezisinden sonra bir makale de yazan sanatçının üzerindeki etkiyi ilk dönem resimlerinde de izlemek mümkündü. mezuniyeti sonrası hukuk ve ekonomi alanlarında dersler veren ressam birkaç yıl sonra ziyaret ettiği bir fransız empresyonist sergisi ardından ders vermekten vazgeçerek münih'e gitti.
burada belli ressamlardan ve güzel sanatlar akademisi'nden eğitim alan kandinsky 1904-1908 yılları arasında avrupa'yı gezdi. kandsky'nin sanatı aslında hayatı ile birlikte şekil alıyordu. farklı kaynaklarda yaptığımı okumalara göre sanat akademisine gittiği zaman öğretmeni onun renk paletini fazla açık bulmuştu. bu sebeple o zamanlar daha çok siyah-beyaz spektrumda resimler çıkarmıştı. gabriela munter ile tanışıp avrupa'yı gezdiğinde ve bavyera'ya, almanya'ya geri geldiklerinde buraya yerleşmişlerdi. resimleri, renk uyumsuzlukları içeren manzaralardı. gerçeklik yerini yavaş yavaş imgeselliğe bırakıyordu. savaştan sonra rusya'ya gittiği zaman oranın ideolojik ortamından da etkilendi. eserleri ve bakış açısı, ülkedeki diğer sanatçılar tarafından kabul edilmiyordu. almanya'ya geri dönecekti. burada ilgileneceği sanat bauhaus olacaktı. fakat buradaki kalışı da uzun sürmedi, fransa'ya gitti...
goemetrik şekiller, renk teorileri, form ve biçim anlayışları, imgeselliğin dışavurulması, sembolizmin tesiri vb. pek çok terim söyleyebiliriz sanatçının anlayışı hakkında. fakat kesin olan şey yalnızlaşmasıydı. sanat düşüncesi sebebiyle gittiği yerlerde meslektaşlarının, sanatını tanımamasıydı. fakat o kendi resmini geliştirdikçe geliştirdi. 1944 yılında da paris'te hayatını kaybetti.
kronolojik anlatımı bir kenara bırakırsak sanatçı, özellikle avrupa gezileri sırasında, diğer sanatlar hakkında da araştırmalar yapıyordu. empresyonistleri inceliyordu ve araştırdığı tek şey resimler değildi. bir sanatçı olmasının yanında bir sanat teorisyeniydi de. teosofiye ilgi duydu. etnoloji, doğa bilimi ve müzik gibi ilgi alanları da vardı. görüntü ve ses arasındaki bağlantıları temellendirmeye başladı. eserlerine kompozisyon, doğaçlama gibi müzik terimlerini kullanarak isim veriyordu. aynı zamanda tinsellik, zihinsellik de onun için önemli bir noktaydı.
münih'te 1911 yılında kandinsky, birkaç sanatçı ile birlikte der blaue reiter grubunu kurdu. ismini sanatçının 1903 tarihli bir resminden (mavi süvari) alan grupta bulunan sanatçıların bireysel olarak yaklaşımları farklı olsa da eserleri tinsel gerçeklikleri ifade etmeyi amaçlıyordu. doğa ile kurulan yeni bir ilişki yaratmaya çalıştığını söylüyordu kandinsky. soyut eserler yaratacak ilk sanatçılardan biri oluyordu. 1914'te dünya savaşı ile birlikte grup dağılmıştı. her ne kadar soyut resimden bahsetsek de bu grubun ismi ekspresyonizm, dışavurumculuk ile de anılmaktadır.
1912 yılında kandinsky bir makale yayınladı. ismi ''sanatta zihinselliğe dair'' idi. sanat manevi değerleri betimliyordu, soyuttu. yani eserlerini sadece birer resim olarak değil, sanatın arayışı olarak da görmek gerekiyor. bu soruya hepimizin cevabı farklıdır fakat kandinsky cevabını tarihte bu kadar önemli bir konumda yer alacak şekilde yazmışlarımızdan birisiydi. yukarıda da bahsettiğimiz gibi sanatı, kendisi tarafından temellendirilmiş ve geliştirilmişti.
kaynakça ve daha fazlası: wassilykandinsky.net, vikipedi, wikipedia, sanatinoykusu.com, kitaptansanattan.com, sanat: büyük sanatçılar ve eserleri hakkında bilmeniz gereken her şey, susie hodge, gerçekten bilmeniz gereken 50 sanat fikri, susie hodge
moskova'da dünyaya gelen, hukuk ve ekonomi eğitimi alan kandinsky dünyayı gözlemlemeye henüz öğrenciyken başlamıştı. vologda'ya düzenlenen bir araştırma gezisine katılan sanatçı sonradan gelişecek olan karanlık arka plan üzerine canlı renkler ile çalışma fikrini burada gördüğü boyalı evlerden esinlenmişti. bu gezisinden sonra bir makale de yazan sanatçının üzerindeki etkiyi ilk dönem resimlerinde de izlemek mümkündü. mezuniyeti sonrası hukuk ve ekonomi alanlarında dersler veren ressam birkaç yıl sonra ziyaret ettiği bir fransız empresyonist sergisi ardından ders vermekten vazgeçerek münih'e gitti.
burada belli ressamlardan ve güzel sanatlar akademisi'nden eğitim alan kandinsky 1904-1908 yılları arasında avrupa'yı gezdi. kandsky'nin sanatı aslında hayatı ile birlikte şekil alıyordu. farklı kaynaklarda yaptığımı okumalara göre sanat akademisine gittiği zaman öğretmeni onun renk paletini fazla açık bulmuştu. bu sebeple o zamanlar daha çok siyah-beyaz spektrumda resimler çıkarmıştı. gabriela munter ile tanışıp avrupa'yı gezdiğinde ve bavyera'ya, almanya'ya geri geldiklerinde buraya yerleşmişlerdi. resimleri, renk uyumsuzlukları içeren manzaralardı. gerçeklik yerini yavaş yavaş imgeselliğe bırakıyordu. savaştan sonra rusya'ya gittiği zaman oranın ideolojik ortamından da etkilendi. eserleri ve bakış açısı, ülkedeki diğer sanatçılar tarafından kabul edilmiyordu. almanya'ya geri dönecekti. burada ilgileneceği sanat bauhaus olacaktı. fakat buradaki kalışı da uzun sürmedi, fransa'ya gitti...
goemetrik şekiller, renk teorileri, form ve biçim anlayışları, imgeselliğin dışavurulması, sembolizmin tesiri vb. pek çok terim söyleyebiliriz sanatçının anlayışı hakkında. fakat kesin olan şey yalnızlaşmasıydı. sanat düşüncesi sebebiyle gittiği yerlerde meslektaşlarının, sanatını tanımamasıydı. fakat o kendi resmini geliştirdikçe geliştirdi. 1944 yılında da paris'te hayatını kaybetti.
kronolojik anlatımı bir kenara bırakırsak sanatçı, özellikle avrupa gezileri sırasında, diğer sanatlar hakkında da araştırmalar yapıyordu. empresyonistleri inceliyordu ve araştırdığı tek şey resimler değildi. bir sanatçı olmasının yanında bir sanat teorisyeniydi de. teosofiye ilgi duydu. etnoloji, doğa bilimi ve müzik gibi ilgi alanları da vardı. görüntü ve ses arasındaki bağlantıları temellendirmeye başladı. eserlerine kompozisyon, doğaçlama gibi müzik terimlerini kullanarak isim veriyordu. aynı zamanda tinsellik, zihinsellik de onun için önemli bir noktaydı.
münih'te 1911 yılında kandinsky, birkaç sanatçı ile birlikte der blaue reiter grubunu kurdu. ismini sanatçının 1903 tarihli bir resminden (mavi süvari) alan grupta bulunan sanatçıların bireysel olarak yaklaşımları farklı olsa da eserleri tinsel gerçeklikleri ifade etmeyi amaçlıyordu. doğa ile kurulan yeni bir ilişki yaratmaya çalıştığını söylüyordu kandinsky. soyut eserler yaratacak ilk sanatçılardan biri oluyordu. 1914'te dünya savaşı ile birlikte grup dağılmıştı. her ne kadar soyut resimden bahsetsek de bu grubun ismi ekspresyonizm, dışavurumculuk ile de anılmaktadır.
1912 yılında kandinsky bir makale yayınladı. ismi ''sanatta zihinselliğe dair'' idi. sanat manevi değerleri betimliyordu, soyuttu. yani eserlerini sadece birer resim olarak değil, sanatın arayışı olarak da görmek gerekiyor. bu soruya hepimizin cevabı farklıdır fakat kandinsky cevabını tarihte bu kadar önemli bir konumda yer alacak şekilde yazmışlarımızdan birisiydi. yukarıda da bahsettiğimiz gibi sanatı, kendisi tarafından temellendirilmiş ve geliştirilmişti.
kaynakça ve daha fazlası: wassilykandinsky.net, vikipedi, wikipedia, sanatinoykusu.com, kitaptansanattan.com, sanat: büyük sanatçılar ve eserleri hakkında bilmeniz gereken her şey, susie hodge, gerçekten bilmeniz gereken 50 sanat fikri, susie hodge
devamını gör...
yanan odun çıtırtısı
rahatlatan citirtidir..
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
tanımlarında sıcakkanlılık sezdiğim ve kendime yakın bulduğum sevimli bir yazarımız. tanımlarına yaptığı reçellerden eklemiş sanırım... sözlüğümüzden eksik olmasın.
devamını gör...
gelibolu
çanakkale iline bağlı bir ilçedir, aynı adı taşıyan yarımada 1. dünya savaşında 18 mart 1915 de denizden geçemedikleri çanakkale boğazını, karadan geçmek isteyen itilaf devletleri ile yaptığımız kara savaşları ile meşhurdur. mustafa kemal atatürk'ün 1. dünya savaşında adının duyulmaya başladığı yer olarakta bilinir.
herkesin çocukluğunun geçtiği yerler zannediyorum kendi için çoğu zaman güzel hatıralarla doludur ve özeldir. gelibolu da 1977-1983 arası babamın görevi nedeniyle bulunmuştuk.
gelibolu' ya 1983 de ayrıldıktan sonra ilk kez 1990 yılında gidebildim, o zamandan beri her sene giderim. aradan 30 sene geçmiş ama o zaman neyse şimdi de hemen hemen aynı, değişen sadece geçen seneler olmuş, sadece geçen senelerle yeni tarzda binalar yapılmış, ama çarşısı ve diğer yerleri hep aynı kalmış.
gelibolu adı bir rivayete göre yelibol (rüzgarı bol) dan gelir, kışın rüzgarı adamı deler geçer, insanı sersem eder. karşısında olan lapseki' ye ve çardağa araba vapuru seferleri vardır. şuanda boğaz geçişi için 1915 köprüsü yapımı devam etmektedir.
tarih boyunca boğaz geçişi olduğu için her zaman önemli bir yeri olan bu ilçede potansiyeli olmasına rağmen turizm pek gelişmemiştir. ekonomi doğrudan 2. kolordu karargahının olması sebebiyle askeriye tarafından ayakta durmaktadır diyebiliriz. 12 eylül darbesinden sonra süleyman demirel ve bülent ecevit , eşleri ile zorunlu olarak belli bir süre gelibolu hamzakoy askeri kampında ikamet ettirilmiştir. o zaman bizde orada olduğumuz için halkın en büyük eğlencesinin kampın tam karşısında olan deniz fenerinden dürbünlerle kampa bakarak; yok nazmiye demireli gördüm yok rahşan ecevit bana el salladı demeleriydi diye hatırlıyorum.
sessiz ,sakin, tam kafa dinlemelik bir yerdir. ayrıca marmara denizinde ender güzel ve temiz denizi olan yerlerindendir. gece hayatı arıyorsanız açık söyleyeyim pek yoktur. peynir helvası ve ilhan restaurant isimli balıkçısı meşhurdur ki cem yılmaz' ın hokkabaz filminin bir sahneside burada geçiyormuş diyorlar, ben seyretmedim.
herkesin çocukluğunun geçtiği yerler zannediyorum kendi için çoğu zaman güzel hatıralarla doludur ve özeldir. gelibolu da 1977-1983 arası babamın görevi nedeniyle bulunmuştuk.
gelibolu' ya 1983 de ayrıldıktan sonra ilk kez 1990 yılında gidebildim, o zamandan beri her sene giderim. aradan 30 sene geçmiş ama o zaman neyse şimdi de hemen hemen aynı, değişen sadece geçen seneler olmuş, sadece geçen senelerle yeni tarzda binalar yapılmış, ama çarşısı ve diğer yerleri hep aynı kalmış.
gelibolu adı bir rivayete göre yelibol (rüzgarı bol) dan gelir, kışın rüzgarı adamı deler geçer, insanı sersem eder. karşısında olan lapseki' ye ve çardağa araba vapuru seferleri vardır. şuanda boğaz geçişi için 1915 köprüsü yapımı devam etmektedir.
tarih boyunca boğaz geçişi olduğu için her zaman önemli bir yeri olan bu ilçede potansiyeli olmasına rağmen turizm pek gelişmemiştir. ekonomi doğrudan 2. kolordu karargahının olması sebebiyle askeriye tarafından ayakta durmaktadır diyebiliriz. 12 eylül darbesinden sonra süleyman demirel ve bülent ecevit , eşleri ile zorunlu olarak belli bir süre gelibolu hamzakoy askeri kampında ikamet ettirilmiştir. o zaman bizde orada olduğumuz için halkın en büyük eğlencesinin kampın tam karşısında olan deniz fenerinden dürbünlerle kampa bakarak; yok nazmiye demireli gördüm yok rahşan ecevit bana el salladı demeleriydi diye hatırlıyorum.
sessiz ,sakin, tam kafa dinlemelik bir yerdir. ayrıca marmara denizinde ender güzel ve temiz denizi olan yerlerindendir. gece hayatı arıyorsanız açık söyleyeyim pek yoktur. peynir helvası ve ilhan restaurant isimli balıkçısı meşhurdur ki cem yılmaz' ın hokkabaz filminin bir sahneside burada geçiyormuş diyorlar, ben seyretmedim.
devamını gör...
harley quinn
dahilik ve delilik arasındaki ince çizgide dans eden kıvrak zekalı, bencil, umursamaz bir kadın karakterdir.
sahneye çıkışı joker ile tanışmasıyla olmuştur. arkham asylum’da joker'in psikiyatristi olarak gördüğümüz karakter zamanla joker'e kör kütük aşık olmuş ve aşkı uğruna kötü olmayı seçmiştir. hayatının kalanında ise ara ara kendi içindeki iyiliği hissettiğini gördüğümüz kıvılcımlar patlasa da, bizim aklımızda hep benim olsun istediğim rozetin sahibi olan deli kız olarak kalmıştır.
dc comics ise hiç bu kadar ilgi çekici olmamıştı. sevgime sevgi kattı bu hamlesiyle.
deli ve dolu olan bu karakterin detaaaaylı anlatımı var. baştan sona hikayesini merak edenler için buradan. kips.
sahneye çıkışı joker ile tanışmasıyla olmuştur. arkham asylum’da joker'in psikiyatristi olarak gördüğümüz karakter zamanla joker'e kör kütük aşık olmuş ve aşkı uğruna kötü olmayı seçmiştir. hayatının kalanında ise ara ara kendi içindeki iyiliği hissettiğini gördüğümüz kıvılcımlar patlasa da, bizim aklımızda hep benim olsun istediğim rozetin sahibi olan deli kız olarak kalmıştır.
dc comics ise hiç bu kadar ilgi çekici olmamıştı. sevgime sevgi kattı bu hamlesiyle.
deli ve dolu olan bu karakterin detaaaaylı anlatımı var. baştan sona hikayesini merak edenler için buradan. kips.
devamını gör...
27 mart 2021 hamile çocuğun dini nikahlı eşi tarafından öldürülmesi
bugün teyzem 16 yaşında ilk çocuğunu doğurduğunu, evlenirken eşiyle sadece el ele gezeceğini sandığını, ilk ilişki sonrası " beni evime götürün"diye ağladığını anlatmıştı.
teyzem 58 yaşında...
teyzem 58 yaşında...
devamını gör...
kankacılar sözlükten uçurulsun
sözlüğün bekası için haklı bir istek. amarigan hapishane dizilerindeki çeteler gibiler. biri kankasına laf söylediğinde bütün çete toplanıyor hey yo yo sen benim kankama laf mı söyledin?!?!
devamını gör...
caz
felsefeme ve yaşam biçimime denk düşen bir müzik türü olmasından ötürü severim.

düşüncelerim daima bir dans halindedir. belirli bir koreografisi yok fikirlerimin, canım isterse sallanırım, canım isterse zıplarım olduğum yerde.

genellikle doğaçlarım ama ekseriyetle tasarlamaktan da kaçınmam. bazı şeyleri zorlarım, sınırları görmek için derinden yoklayıp hislerimden emin olmalıyım. çerçevelere sığmam, çizgilerim yoktur. karmaşadaki ahengi yakalamak için ritmi arar dururum.

düşüncelerim daima bir dans halindedir. belirli bir koreografisi yok fikirlerimin, canım isterse sallanırım, canım isterse zıplarım olduğum yerde.

genellikle doğaçlarım ama ekseriyetle tasarlamaktan da kaçınmam. bazı şeyleri zorlarım, sınırları görmek için derinden yoklayıp hislerimden emin olmalıyım. çerçevelere sığmam, çizgilerim yoktur. karmaşadaki ahengi yakalamak için ritmi arar dururum.
devamını gör...
maruz kalınmak istenmeyen sorular
neden hiç sevgilin olmadı?
devamını gör...
sorunsal sorunsalı
hemen hemen her başlıkta gördüğüm ve neden bu kadar çok kullanıldığına anlam veremediğim kelime.
cart sorunsalı
curt sorunsalı
kulllandığımız/kullanılan başlıklar illa ki olacaktır ama her başlığa da yazılmaz ki kardeşim!
cart sorunsalı
curt sorunsalı
kulllandığımız/kullanılan başlıklar illa ki olacaktır ama her başlığa da yazılmaz ki kardeşim!
devamını gör...
babanın senden adam olmayacak anlaşıldı teşhisi
dedi ve çok şükür ki babamın yüzünü kara çalmadım. haklı çıktı asdfgh
devamını gör...
kutsala saygı duymanın saçmalık olması
bana göre yanlış bir önerme.
öncelikle içinizden saygı duymama hakkıyla, karşınızdakine alenen saygısızlık yapma "hakkı"nı birbirinden ayırmalısınız. bu ikisi aynı şeyler değil. bir düşünceyle içinizden alay etme hakkına sahipsiniz ama onu dile getiren ve kutsal olarak gören kişinin yüzüne karşı bunu yapmanız, en basitinden terbiyesizlik olarak görülür.
bir insanın düşüncelerine ya da kendisine saygı duymak için, kutsalın tanımını yapmanıza gerek yok. saygıyı karşınızdaki kişiye duymanız gerek. "saygı hak edilir." diyenler olabilir. o farklı bir tartışmanın konusu. mesela daha yeni tanıdığınız ve saygıyı ne derece "hak ettiğini" bilmediğiniz bir insanın değerlerine saygısızlık yapma hakkını kendinizde göremezsiniz. oysa yazar arkadaşı haklı bulursak, bunun da normal görülmesi gerekirdi.
eğer konu din ise elmayla armut karıştırılmamalı. bir arkadaş domuz eti yiyene saygısızlık örneğini vermiş. ben bir müslüman olarak karıncayı incitmezken, birileri uyguladığı vahşete müslümanlığı kılıf yapmaya çalışabilir. böyle bir durumda sadece onları baz alarak, benim gibi kendi halinde insanların da bulunduğu ve diğerlerinin yaptıklarını hiç onaylamayan bir gruba saygısızlık etme hakkınız var mı? yanlış olarak, aynı genellemeyi karşınızdaki bir grup da yapınca kızıyorsunuz. demek ki bu doğru bir şey değil. kendinize yapıldığında zorunuza giden hareketleri başkalarına da yapmamalısınız.
burada ne yazarsak yazalım, başlığı açan arkadaşımızın görüşünde olan birçok insan kendi görüşünden geri adım atmayacak büyük ihtimalle. işin en acı kısmı da bu çünkü toplumdaki tahammülsüzlüğün nedeni tam olarak bu türden görüşler. konu din ve dinsizlik olduğunda ise iki taraf da aynı hata içerisinde ne yazık ki. bu da bize, sonsuza dek sürüp giden bir kan davasının taraflarıymışız gibi zarar veriyor.
son olarak (bkz: kime göre neye göre)
öncelikle içinizden saygı duymama hakkıyla, karşınızdakine alenen saygısızlık yapma "hakkı"nı birbirinden ayırmalısınız. bu ikisi aynı şeyler değil. bir düşünceyle içinizden alay etme hakkına sahipsiniz ama onu dile getiren ve kutsal olarak gören kişinin yüzüne karşı bunu yapmanız, en basitinden terbiyesizlik olarak görülür.
bir insanın düşüncelerine ya da kendisine saygı duymak için, kutsalın tanımını yapmanıza gerek yok. saygıyı karşınızdaki kişiye duymanız gerek. "saygı hak edilir." diyenler olabilir. o farklı bir tartışmanın konusu. mesela daha yeni tanıdığınız ve saygıyı ne derece "hak ettiğini" bilmediğiniz bir insanın değerlerine saygısızlık yapma hakkını kendinizde göremezsiniz. oysa yazar arkadaşı haklı bulursak, bunun da normal görülmesi gerekirdi.
eğer konu din ise elmayla armut karıştırılmamalı. bir arkadaş domuz eti yiyene saygısızlık örneğini vermiş. ben bir müslüman olarak karıncayı incitmezken, birileri uyguladığı vahşete müslümanlığı kılıf yapmaya çalışabilir. böyle bir durumda sadece onları baz alarak, benim gibi kendi halinde insanların da bulunduğu ve diğerlerinin yaptıklarını hiç onaylamayan bir gruba saygısızlık etme hakkınız var mı? yanlış olarak, aynı genellemeyi karşınızdaki bir grup da yapınca kızıyorsunuz. demek ki bu doğru bir şey değil. kendinize yapıldığında zorunuza giden hareketleri başkalarına da yapmamalısınız.
burada ne yazarsak yazalım, başlığı açan arkadaşımızın görüşünde olan birçok insan kendi görüşünden geri adım atmayacak büyük ihtimalle. işin en acı kısmı da bu çünkü toplumdaki tahammülsüzlüğün nedeni tam olarak bu türden görüşler. konu din ve dinsizlik olduğunda ise iki taraf da aynı hata içerisinde ne yazık ki. bu da bize, sonsuza dek sürüp giden bir kan davasının taraflarıymışız gibi zarar veriyor.
son olarak (bkz: kime göre neye göre)
devamını gör...
sinirli kadını sakinleştirmenin yolları
asla kapıyı üzerine kilitleyip; "şimdi biraz burada sakinleş bakalım küçük hanım" demeyin. daha da öfkeleniyorlar. kadınları anlamak zor şekerim. iyiliğini düşünerek; "öfkelenince yüzün kızarıyor ve fondöteninde çatlaklar oluşuyor bir tercih yapmalısın güzellik mi yoksa haklılık mı?" dememelisiniz. bu gibi şeyler duyunca meseleyi ciddiye almadığınızı sanıyorlar. duvar taktiği? hani bağırsın bağırsın sussun? o da olmuyor tepki bekliyor illa. yine de yatakta başka biriyle basıldığınızda; "inan açıklayabilirim" demeyin. klişe. hiçbir kadın kocasını başka bi adamla basmayı o kadar da kolay kabul edemez. o yüzden bırakın doğal akışında yaşasın ne varsa. ben genelde teskin etmek için yaşadığı duygunun yakınında bir duyguyu benimser, paylaşırım onunla bunu. gaza getirmem, yok saymam ama çok ortada bi yerde durarak yatıştırırım. çok kırıcı bir yere gidiyorsa haklı olsam bile saçma bir yücegönüllülükle hata yapmış gibi davranabilirim. benim gibi bir narsist için inanın zor bir durum ama sevgi işte.
devamını gör...
yazarların en son okuduğu kitap
son ada-zülfü livaneli
devamını gör...
akıl çağı (thomas paine)
thomas paine tarafından 1794 yılında kaleme alınmış ve dilimize akıl çağı olarak çevrilmiş eser. deizm'in kutsal kitabı demek yerinde olacaktır bu eser için çünkü paine deyim yerindeyse var olan tüm dinleri yerden yere vurmuş ve hepsini insan işi olmakla suçlamıştır. kutsal kitaplarda geçen vahşetin, müstehcen hikayelerin ve intikam yeminlerinin, yüce bir tanrı değil ancak bir şeytanın elinden çıkabileceğini savunmuş ve onların tanrı tarafından gönderildiğini reddetmiştir. herhangi bir dinin herhangi bir kilisesine bağlılık göstermeyeceğini çünkü ihtiyacı olan tek dinin aklı olduğunu savunmuştur. the age of reason yayımlandığı andan itibaren tartışmalı bir eser olarak anıldı, uzun yıllar sansüre uğradı ve paine'in 'ateist' olarak damgalanmasına sebep oldu.
--- alıntı ---
"the almighty lecturer, by displaying the principles of science in the structure of the universe, has invited man to study and to imitation. ıt is as if he has said to the inhabitants of this globe that we call ours, "ı have made an earth for man to dwell upon, and ı have rendered the starry heavens visible, to teach him science and the arts. he can now provide for his own comfort, and learn from my munificence to all to be kind to each other."
"as to the christian system of faith, it appears to me as a species of atheism — a sort of religious denial of god. ıt professes to believe in a man rather than in god. ıt is a compound made up chiefly of manism with but little deism, and is as near to atheism as twilight is to darkness. ıt introduces between man and his maker an opaque body, which it calls a redeemer, as the moon introduces her opaque self between the earth and the sun, and it produces by this means a religious, or an irreligious, eclipse of light. ıt has put the whole orbit of reason into shade."
--- alıntı ---
--- alıntı ---
"the almighty lecturer, by displaying the principles of science in the structure of the universe, has invited man to study and to imitation. ıt is as if he has said to the inhabitants of this globe that we call ours, "ı have made an earth for man to dwell upon, and ı have rendered the starry heavens visible, to teach him science and the arts. he can now provide for his own comfort, and learn from my munificence to all to be kind to each other."
"as to the christian system of faith, it appears to me as a species of atheism — a sort of religious denial of god. ıt professes to believe in a man rather than in god. ıt is a compound made up chiefly of manism with but little deism, and is as near to atheism as twilight is to darkness. ıt introduces between man and his maker an opaque body, which it calls a redeemer, as the moon introduces her opaque self between the earth and the sun, and it produces by this means a religious, or an irreligious, eclipse of light. ıt has put the whole orbit of reason into shade."
--- alıntı ---
devamını gör...
antilopla empati kurup sırtlanı ötekileştirmek
+pis hayvan ne olacak!
-hanım sakin ol.
+bak gördün mü nasıl boğazladı yavrucağı, belki çocukları vardı.
-canım belki sırtlanın da...
+sus sus erkek milleti değil mi hep şiddet yanlısısınız.
-hanım sakin ol.
+bak gördün mü nasıl boğazladı yavrucağı, belki çocukları vardı.
-canım belki sırtlanın da...
+sus sus erkek milleti değil mi hep şiddet yanlısısınız.
devamını gör...
normal sözlük'te küfrün serbest olması gerekliliği
sevgili arkadaşım, bu sözlüğün farklarından biri de bu zaten. küfür olmadığı için buraya gelen bir yazar kitlemiz var, kendilerini de birazdan belli edeceklerdir. ben de bunlardan biriyim. ayrıca kafa sözlükte de bildiğim kadarıyla aynı gün içinde bir başlığa iki entry girmek yasak. kurallarımıza dikkat edelim.
son olarak sözlükte küfrün yasak olması bizleri yapmacık yapmaz. küfürle samimiyet oluyorsa ben o samimiyeti almayayım. saygı ve selamlar.
-kafası kendinden mükemmel.
son olarak sözlükte küfrün yasak olması bizleri yapmacık yapmaz. küfürle samimiyet oluyorsa ben o samimiyeti almayayım. saygı ve selamlar.
-kafası kendinden mükemmel.
devamını gör...
fırıldak kubi
1990’lı yıllarda meşhur bir milletvekili “fırıldak kubi” diye bilinirdi. fırıldaklığının sebebi ise çok parti değiştirmiş olmasıydı. kendisiyle yapılan bir röportajda
“bugün kubilay, yarın fırıldak kubi, öbür gün kubik, sonra kubiş… neyse yazsınlar. ne yapayım. bütün partiler beni çağırıyor. piyon olduğumuz için işte. çağırıyorlar, işlerin yapılacak diyorlar. bir şey olmayınca başka kapı arayışına giriyorsunuz. dolayısıyla ben vatandaşa bunların birbirinden farkı olmadığını göstermiş oluyorum.” (bkz: kubilay uygun).
1980 öncesi genç ülkücüler teşkilatı’nın kurucusuydu.
sonra chp’de siyaset yaparken sağ görüşlü anap’a geçti.
1995’te bülent ecevit’in dsp’sinden milletvekili seçilerek meclise girdi.
3 temmuz 1996’da dsp’den istifa etti. 4 temmuz’da sağ görüşlü dyp’ye katıldı.
iki gün sonra ayrılıp dsp’ye döndü.
30 temmuz’da dsp’den bir kez daha ayrıldı, aynı gün yeniden dyp’ye giriş yaptı.
27 haziran 1997’de dyp’den ayrılıp, aynı gün mhp’ye katıldı.
18 temmuz’da mhp’den istifa etti. 28 aralık’ta sağ görüşlü dtp’ye katıldı.
fırıldak kubi yaşasaydın da şimdiki siyasi fırıldakları bir görseydin.
“bugün kubilay, yarın fırıldak kubi, öbür gün kubik, sonra kubiş… neyse yazsınlar. ne yapayım. bütün partiler beni çağırıyor. piyon olduğumuz için işte. çağırıyorlar, işlerin yapılacak diyorlar. bir şey olmayınca başka kapı arayışına giriyorsunuz. dolayısıyla ben vatandaşa bunların birbirinden farkı olmadığını göstermiş oluyorum.” (bkz: kubilay uygun).
1980 öncesi genç ülkücüler teşkilatı’nın kurucusuydu.
sonra chp’de siyaset yaparken sağ görüşlü anap’a geçti.
1995’te bülent ecevit’in dsp’sinden milletvekili seçilerek meclise girdi.
3 temmuz 1996’da dsp’den istifa etti. 4 temmuz’da sağ görüşlü dyp’ye katıldı.
iki gün sonra ayrılıp dsp’ye döndü.
30 temmuz’da dsp’den bir kez daha ayrıldı, aynı gün yeniden dyp’ye giriş yaptı.
27 haziran 1997’de dyp’den ayrılıp, aynı gün mhp’ye katıldı.
18 temmuz’da mhp’den istifa etti. 28 aralık’ta sağ görüşlü dtp’ye katıldı.
fırıldak kubi yaşasaydın da şimdiki siyasi fırıldakları bir görseydin.
devamını gör...
günaydın sözlük
ne güzel bir sabah, çok sevdiğim yazar arkadaşım kuzguncuktaki vişnearamıza geri dönmüş. dilerim bal porsuğuda döner tez vakitte.
ramazanda 3. günü gördük.
gündemde maşallah her uçtan haberler var.
gene güneş beni rahat bırakmamış uyandırmış, izin vermemiş miskinlik yapmama.
nerden baksan, bahşedilmiş mükemmel bir gün daha.
iyi olalım, iyi edelim dünyayı inşallah.
dünyanın bize ihtiyacı var.
ramazanda 3. günü gördük.
gündemde maşallah her uçtan haberler var.
gene güneş beni rahat bırakmamış uyandırmış, izin vermemiş miskinlik yapmama.
nerden baksan, bahşedilmiş mükemmel bir gün daha.
iyi olalım, iyi edelim dünyayı inşallah.
dünyanın bize ihtiyacı var.
devamını gör...
