normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
sözlükte z kuşağı hakimiyeti olduğuna adımın fşa olduğu kadar eminim.
tamamen iftira olan başlıktır.
tamamen iftira olan başlıktır.
devamını gör...
ulusalcılık
türkiye'de milliyetçi ve merkez sol olarak nitelendirilen bir ideolojidir.
türkiye'de 2000'li yıllarda, atatürk'ün öngördüğü tam bağımsızlık, ulusal sanayinin gelişimi, dışa bağımlılıktan kurtulma gibi hedefleri savunan; cumhuriyet'in temel kuruluş ilkelerinin korunması ve ulusal çıkarların ön planda tutulması gerektiğine inanan siyasi bir görüştür. görüşü paylaşan kişilere "ulusalcı" denir. genel olarak atatürkçü bir sol milliyetçilik şeklinde yorumlanabilir.
türkiye'de 2000'li yıllarda, atatürk'ün öngördüğü tam bağımsızlık, ulusal sanayinin gelişimi, dışa bağımlılıktan kurtulma gibi hedefleri savunan; cumhuriyet'in temel kuruluş ilkelerinin korunması ve ulusal çıkarların ön planda tutulması gerektiğine inanan siyasi bir görüştür. görüşü paylaşan kişilere "ulusalcı" denir. genel olarak atatürkçü bir sol milliyetçilik şeklinde yorumlanabilir.
devamını gör...
ferhan şensoy
inanılmaz zeki ve bir o kadar da yetenekli, büyük tiyatro insanıydı. galatasaray lisesi denildiğinde akla ilk gelen isimlerdendi. vefat haberi beni derinden üzdü. ışıklar içinde uyusun.
devamını gör...
4 yaşındaki kızını damdan aşağıya atmaya çalışan baba
ne? nasıl bir zihniyet bu? ülke her geçen gün daha da geriye gidiyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarları ile son harften kelime türetme oynuyoruz
laiklik
devamını gör...
sürgün ülkeden başkentler başkentine
sezai karakoçun çok sevdiğim bir şiiri
şair şiirin her bölümünü
"sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim" diye bitiriyor.
~~~~~
senin kalbinden sürgün oldum ilkin
bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da
uzatma dünya sürgünümü benim
güneşi bahardan koparıp
aşkın bu en onulmazından koparıp
bir tuz bulutu gibi
savuran yüreğime
ah uzatma dünya sürgünümü benim
nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
ayaklarımdan belli
lambalar eğri
aynalar akrep meleği
zaman çarpılmış atın son hayali
ev miras değil mirasın hayaleti
ey gönlümün doğurduğu
büyüttüğü emzirdiği
kuş tüyünden
ve kuş sütünden
geceler ve gündüzlerde
insanlığa anıt gibi yükselttiği
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
bütün şiirlerde söylediğim sensin
suna dedimse sen leyla dedimse sensin
seni saklamak için görüntülerinden faydalandım salome'nin belkıs'ın
boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
ey gönüllerin en yumuşağı en derini
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
çatı katlarında bodrum katlarında
gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
hep kanlıca'da emirgan'da
kandilli'nin kurşuni şafaklarında
seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da
ey çağdaş kudüs (meryem)
ey sırrını gönlünde taşıyan mısır (züleyha)
ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
dağların yıkılışını gördüm bir venüs bardağında
köle gibi satıldım pazarlar pazarında
güneşin sarardığını gördüm konstantin duvarında
senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
verilmemiş hesapların korkusuyla
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
yoktan da vardan da ötede bir var vardır
hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
o şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
sevgili
en sevgili
ey sevgili
şair şiirin her bölümünü
"sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim" diye bitiriyor.
~~~~~
senin kalbinden sürgün oldum ilkin
bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da
uzatma dünya sürgünümü benim
güneşi bahardan koparıp
aşkın bu en onulmazından koparıp
bir tuz bulutu gibi
savuran yüreğime
ah uzatma dünya sürgünümü benim
nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
ayaklarımdan belli
lambalar eğri
aynalar akrep meleği
zaman çarpılmış atın son hayali
ev miras değil mirasın hayaleti
ey gönlümün doğurduğu
büyüttüğü emzirdiği
kuş tüyünden
ve kuş sütünden
geceler ve gündüzlerde
insanlığa anıt gibi yükselttiği
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
bütün şiirlerde söylediğim sensin
suna dedimse sen leyla dedimse sensin
seni saklamak için görüntülerinden faydalandım salome'nin belkıs'ın
boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
ey gönüllerin en yumuşağı en derini
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
çatı katlarında bodrum katlarında
gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
hep kanlıca'da emirgan'da
kandilli'nin kurşuni şafaklarında
seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da
ey çağdaş kudüs (meryem)
ey sırrını gönlünde taşıyan mısır (züleyha)
ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
dağların yıkılışını gördüm bir venüs bardağında
köle gibi satıldım pazarlar pazarında
güneşin sarardığını gördüm konstantin duvarında
senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
verilmemiş hesapların korkusuyla
sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
af dilemeye geldim affa layık olmasam da
sevgili
en sevgili
ey sevgili
uzatma dünya sürgünümü benim
ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
yoktan da vardan da ötede bir var vardır
hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
o şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
sevgili
en sevgili
ey sevgili
devamını gör...
geceye bir nude bırak
devamını gör...
nazar boncuğu
nazar boncuğunun tarihi bilinen insanlık tarihi ile beraber yürümektedir..
ilk olarak eski mısırda rastlanan bu göz bir gözü ay diğer gözü güneşi temsil eden horus'a aittir. horus seth ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra yaşamın krallığına yerleşmiştir ve bu sebeple kötü bakışları alt edebileceği inancı eski mısırda yerleşmiş bir gelenektir.

mısırın o dönemde ticaretin kalbi olması dolayısı ile bu göz ticaret rotalarını takip ederek fenikeliler ve asurluların sayesinde anadoluya giriş yapmıştır..
fakat türklerin nazar boncuğu kullanımı mısır etkisinden ziyade orta asya kökenli şamanik etkilerden kaynaklanmaktadır ve orta asyadaki eski türk toplumlar nazar boncuğuna munçuk, moncuk, monşak, monçak, monçok, muyınçak gibi isimler vermişlerdir. aynı zamanda şamanik kültürdeki gök tanrı yaklaşımı sebebiyle tengri'nin rengini anımsatması sebebiyle bu rengin benimsenmiş olabileceğine dair yorumlar bulunmaktadır. * (bkz: mısır öncesi dünya tarihi) (bkz: atlantis)

bu bakış açısı ile çok geniş bir coğrafyada kendini koruma simgesi olarak gösteren nazar boncuğunu sadece bir süs eşyası olarak görmek altında yatan tarihe haksızlık olacaktır. bu küçük koruyucu simge insanlık tarihi ile yaşıt şekilde derin ve kalıcı adetler oluşturmuş şekilde toplumdaki yerini korumaktadır..
ilk olarak eski mısırda rastlanan bu göz bir gözü ay diğer gözü güneşi temsil eden horus'a aittir. horus seth ile yaptığı savaşı kazandıktan sonra yaşamın krallığına yerleşmiştir ve bu sebeple kötü bakışları alt edebileceği inancı eski mısırda yerleşmiş bir gelenektir.

mısırın o dönemde ticaretin kalbi olması dolayısı ile bu göz ticaret rotalarını takip ederek fenikeliler ve asurluların sayesinde anadoluya giriş yapmıştır..
fakat türklerin nazar boncuğu kullanımı mısır etkisinden ziyade orta asya kökenli şamanik etkilerden kaynaklanmaktadır ve orta asyadaki eski türk toplumlar nazar boncuğuna munçuk, moncuk, monşak, monçak, monçok, muyınçak gibi isimler vermişlerdir. aynı zamanda şamanik kültürdeki gök tanrı yaklaşımı sebebiyle tengri'nin rengini anımsatması sebebiyle bu rengin benimsenmiş olabileceğine dair yorumlar bulunmaktadır. * (bkz: mısır öncesi dünya tarihi) (bkz: atlantis)

bu bakış açısı ile çok geniş bir coğrafyada kendini koruma simgesi olarak gösteren nazar boncuğunu sadece bir süs eşyası olarak görmek altında yatan tarihe haksızlık olacaktır. bu küçük koruyucu simge insanlık tarihi ile yaşıt şekilde derin ve kalıcı adetler oluşturmuş şekilde toplumdaki yerini korumaktadır..
devamını gör...
normal sözlük'ün 35 yaş istilasına uğramış olması
ne istiyorsun olum 13 yaşındaki bebeler mi bassın burayı inci gibi zor kaçtım oradan
(28 yaşındayım)*
(28 yaşındayım)*
devamını gör...
18 yaşındayım ilk ilişkime girdim çok mutlu oldum
"ilk işime girdim" olarak okuduğumdan, verilen tepkilere şaşırarak baktığım, sonradan yukarıdaki bir yazar arkadaşın yorumuyla kendime geldiğim cümle.
evet, yorumlar haklıymış. bize ne yahu!
evet, yorumlar haklıymış. bize ne yahu!
devamını gör...
durduk yere insanın aklına gelen replikler
-ateş, su, toprak, tahta.
-tahta mı?
-tahta tabi zoruna mı gitti?
-tahta mı?
-tahta tabi zoruna mı gitti?
devamını gör...
itilmiş
gel kakılmış senlen zabah ziporuna başlayayım diyen maganda.
devamını gör...
depremde şiddet ve büyüklük farkı
sürekli birbirine karıştırılan iki kavram arasındaki fark.
peşin peşin şunu yazarak başlayayım yazıya: "xyz şehrinde 5.4 şiddetinde deprem oldu." cümlesi kesinlikle yanlış.
doğru söyleniş ise şu: "xyz şehrinde 5.4 büyüklüğünde deprem oldu."
nedenini şimdi açıklayacağım.
***
depremin büyüklüğü ya da magnitüdü, depremde ortaya çıkan enerji ile ilgili bir kavram. sismograf ile ölçtüğümüz ve ondalıklı sayılarla ifade ettiğimiz şey de işte bu büyüklük. yani gölcük depreminden bahsederken kullandığımız 7.5 kavramı, onun büyüklüğüydü.
büyüklüğün bilimsel tanımı "sismogram üzerindeki deprem dalgalarının genliğinin logaritması" şeklinde yapılır.
***
şiddet kavramı, depremin verdiği fiziksel hasarla ilgili. bu hasar ondalıklı sayılarla değil, roma rakamları ile ifade edilir. yani örneğin "deprem x şiddetindeydi" şeklinde bir cümle ile ifade edebilirsiniz bu durumu. burada x, bilinmeyen anlamındaki değil, roma rakamlarında 10 sayısına karşılık gelen x'tir.
şiddetin bilimsel bir tanımı yok. tamamen görsel etkiler üzerine yapılmış bir tanımlama.
***
eğer bu ikisini yine de karıştırıyorsanız size tavsiyem, şiddet kelimesini tamamen unutmanız. kandilli rasathanesi'nin sitesine baktığınızda gördüğünüz değerler, depremin büyüklüğüyle ilgili. şiddete ilişkin bir bilgi yok burada.
***
buradan gerisi biraz daha detaya giriyor. merakı olmayanları uyarayım, okumak istemeyebilirler.
büyüklük ve şiddet arasındaki ilişkiye bakalım biraz.
- büyüklüğü 1.0 ve 3.0 arasındaki depremlerin şiddeti ı ve bunlar pek hissedilmez. gün içerisinde yüzlercesi gerçekleşir.
- büyüklüğü 3.0 ve 3.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
ıı ise daha çok üst katlarda yaşayanlar tarafından hissedilirler.
ııı ise araçlar sarsılabilir.
- büyüklüğü 4.0 ve 4.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
ıv ise hemen hemen tüm binalarda hissedilir. eşyalarda titreşim ve duvarlarda çatırdama oluşabilir.
v ise hemen hemen herkes tarafından hissedilir. dengede olmayan eşyalar, cam eşyalar düşüp kırılabilir.
- büyüklüğü 5.0 ve 5.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
vı ise herkes tarafından hissedilir. ağır mobilyalar kayar.
vıı ise özensiz yapılan binalarda baca yıkılması gibi hasarlara neden olur.
- büyüklüğü 6.0 ve 6.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
vııı ise ağır mobilyalar devrilir. bacalar, kolonlar yıkılır. özensiz binalarda ağır hasar oluşur.
ıx ise normal yapıdaki binalarda bile ağır hasar oluşur. binalar temelinden kayar.
- büyüklüğü 7.0 ve üzerindeki depremlerin şiddeti;
x ise demiryolları bükülür, birçok bina yıkılır.
xı ise taş binalar haricindeki çoğu bina ve köprüler yıkılır.
xıı ise tüm binalar yıkılır. cisimler havaya fırlar. yeryüzünün şekli değişir.
peşin peşin şunu yazarak başlayayım yazıya: "xyz şehrinde 5.4 şiddetinde deprem oldu." cümlesi kesinlikle yanlış.
doğru söyleniş ise şu: "xyz şehrinde 5.4 büyüklüğünde deprem oldu."
nedenini şimdi açıklayacağım.
***
depremin büyüklüğü ya da magnitüdü, depremde ortaya çıkan enerji ile ilgili bir kavram. sismograf ile ölçtüğümüz ve ondalıklı sayılarla ifade ettiğimiz şey de işte bu büyüklük. yani gölcük depreminden bahsederken kullandığımız 7.5 kavramı, onun büyüklüğüydü.
büyüklüğün bilimsel tanımı "sismogram üzerindeki deprem dalgalarının genliğinin logaritması" şeklinde yapılır.
***
şiddet kavramı, depremin verdiği fiziksel hasarla ilgili. bu hasar ondalıklı sayılarla değil, roma rakamları ile ifade edilir. yani örneğin "deprem x şiddetindeydi" şeklinde bir cümle ile ifade edebilirsiniz bu durumu. burada x, bilinmeyen anlamındaki değil, roma rakamlarında 10 sayısına karşılık gelen x'tir.
şiddetin bilimsel bir tanımı yok. tamamen görsel etkiler üzerine yapılmış bir tanımlama.
***
eğer bu ikisini yine de karıştırıyorsanız size tavsiyem, şiddet kelimesini tamamen unutmanız. kandilli rasathanesi'nin sitesine baktığınızda gördüğünüz değerler, depremin büyüklüğüyle ilgili. şiddete ilişkin bir bilgi yok burada.
***
buradan gerisi biraz daha detaya giriyor. merakı olmayanları uyarayım, okumak istemeyebilirler.
büyüklük ve şiddet arasındaki ilişkiye bakalım biraz.
- büyüklüğü 1.0 ve 3.0 arasındaki depremlerin şiddeti ı ve bunlar pek hissedilmez. gün içerisinde yüzlercesi gerçekleşir.
- büyüklüğü 3.0 ve 3.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
ıı ise daha çok üst katlarda yaşayanlar tarafından hissedilirler.
ııı ise araçlar sarsılabilir.
- büyüklüğü 4.0 ve 4.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
ıv ise hemen hemen tüm binalarda hissedilir. eşyalarda titreşim ve duvarlarda çatırdama oluşabilir.
v ise hemen hemen herkes tarafından hissedilir. dengede olmayan eşyalar, cam eşyalar düşüp kırılabilir.
- büyüklüğü 5.0 ve 5.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
vı ise herkes tarafından hissedilir. ağır mobilyalar kayar.
vıı ise özensiz yapılan binalarda baca yıkılması gibi hasarlara neden olur.
- büyüklüğü 6.0 ve 6.9 arasındaki depremlerin şiddeti;
vııı ise ağır mobilyalar devrilir. bacalar, kolonlar yıkılır. özensiz binalarda ağır hasar oluşur.
ıx ise normal yapıdaki binalarda bile ağır hasar oluşur. binalar temelinden kayar.
- büyüklüğü 7.0 ve üzerindeki depremlerin şiddeti;
x ise demiryolları bükülür, birçok bina yıkılır.
xı ise taş binalar haricindeki çoğu bina ve köprüler yıkılır.
xıı ise tüm binalar yıkılır. cisimler havaya fırlar. yeryüzünün şekli değişir.
devamını gör...
gereksiz yere para verilen tatlılar
evde yapmaya başladıktan sonra tüm tatlılara verilen para gereksiz gelir.
devamını gör...
küllerinden
şebnem ferah’ın parmak izi albümüne ait şahane bir rock şarkısıdır. an itibariyle dinliyorum da cidden şarkı on numara beş yıldız ya. başlığını açmadan duramadım.
şarkının sözleri;
bu puslu bekleyiş sona ermeden önce
olur da zamanım yetmezse
ayna, ayna, ayna söyle ona
yakarım gemileri de limanları da
hep yasla yaşamak nasıldır bilir misin
hiçbir şeyden korkmamak
ayna, ayna, ayna söyle bana
yakarım gemileri de limanları da
bana aşktan bahset, çok sevmekten
sonra vazgeçtiğinden
söz verdiğinden
sonra pişmanlığından
gemileri de limanları da
her şeyi yakarım, anıları da
bana aşktan bahset, tek gerçeğinden
belki o gün doğar kalbim yine küllerinden
bu sessiz film bitip perde inmeden önce
akan yazılar sana görünmezse
ayna, ayna, ayna söyle ona
yakarım gemileri de limanları da
hep yasta yaşamak nasıldır bilir misin
güldüğün her an biraz ağlamak
ayna, ayna, ayna söyle bana
yakarım gemileri de limanları da
bana aşktan bahset, çok sevmekten
sonra vazgeçtiğinden
söz verdiğinden
sonra pişmanlığından
gemileri de limanları da
her şeyi yakarım, anıları da
bana aşktan bahset, tek gerçeğinden
belki o gün doğar kalbim yine küllerinden.
neyse şarkı şu işte;
şarkının sözleri;
bu puslu bekleyiş sona ermeden önce
olur da zamanım yetmezse
ayna, ayna, ayna söyle ona
yakarım gemileri de limanları da
hep yasla yaşamak nasıldır bilir misin
hiçbir şeyden korkmamak
ayna, ayna, ayna söyle bana
yakarım gemileri de limanları da
bana aşktan bahset, çok sevmekten
sonra vazgeçtiğinden
söz verdiğinden
sonra pişmanlığından
gemileri de limanları da
her şeyi yakarım, anıları da
bana aşktan bahset, tek gerçeğinden
belki o gün doğar kalbim yine küllerinden
bu sessiz film bitip perde inmeden önce
akan yazılar sana görünmezse
ayna, ayna, ayna söyle ona
yakarım gemileri de limanları da
hep yasta yaşamak nasıldır bilir misin
güldüğün her an biraz ağlamak
ayna, ayna, ayna söyle bana
yakarım gemileri de limanları da
bana aşktan bahset, çok sevmekten
sonra vazgeçtiğinden
söz verdiğinden
sonra pişmanlığından
gemileri de limanları da
her şeyi yakarım, anıları da
bana aşktan bahset, tek gerçeğinden
belki o gün doğar kalbim yine küllerinden.
neyse şarkı şu işte;
devamını gör...
birçok yazarın siyasi başlıklara değinmemesi
siyaset sahnesinde piyon bile değiliz sadece dekoruz, diye düşünüyorum. gündemi liseden beri takip ediyorum, yıllardır okuyorum, bir kaç yıl öncesine kadar konuşuyor yazıyordum da. fark ettim ki herkes kendi arasında konuşup tartışıyor. bağımsız hukuk, tarafsız medya, halkına değer veren bürokrasi çok önemli. hiç bir şey değişmediği gibi daha kötüye gidiyor. dibin dibine iniyoruz. hiç bir şeyi kontrol edebileceğimize inanmıyorum. hele de sedat peker'in açıklamalarından sonra iyice tiksindim. haaa, açıklamalardan sonra da bir şey değişmez. bizim dışımızda, kartlar sürekli yeniden dağıtılıyor, yeni oyunlar kuruluyor, yeni hesaplar yapılıyor. bu ülkenin lanetidir bilinçsizlik ve unutkanlık. kendi küçük, kontrol edebildiğim hayatıma odaklıyım, orada mutluyum.
ekleme: eskiler bilir, hatırlar, mehmet ağar'ın 18 yaşında kızı öldü 90'ların sonlarında. evlat acısı gibi acı yoktur. insanı delirtebilir. her şey bir yana, evlat acısı insanı çok olgunlaştırır, başka bir algılayış noktasına götürür. insanı değiştirir mutlaka. evlat acısının değiştiremediğini, kim nasıl değiştirebilir.
ekleme: eskiler bilir, hatırlar, mehmet ağar'ın 18 yaşında kızı öldü 90'ların sonlarında. evlat acısı gibi acı yoktur. insanı delirtebilir. her şey bir yana, evlat acısı insanı çok olgunlaştırır, başka bir algılayış noktasına götürür. insanı değiştirir mutlaka. evlat acısının değiştiremediğini, kim nasıl değiştirebilir.
devamını gör...
sohbeti bitiren cümleler
görüldü atın, bu kadar kasmayın bence. *
ya da direkt söyleyin konuşmak istemediğinizi.
ya da direkt söyleyin konuşmak istemediğinizi.
devamını gör...
habertürk sunucusunun işçiye tokat atması
terbiyesiz, hadsiz, insan olamamış bir mahluğun cezalandırılması gereken hareketi!
sen insan olamamışsın! ne haddine ya ne haddine? senin oradaki çalışana o hareketi yapmak ne haddine?!
sen insan olamamışsın! ne haddine ya ne haddine? senin oradaki çalışana o hareketi yapmak ne haddine?!
devamını gör...
kendi nickin ile akrostiş yazmak
yazarların nickleriyle yaptıkları akrostişleri yazdığı başlıktır.
hele bismillah başlıyorum ben.
mutluluğu bulamadı yıllardır
elbet bir gün bulacaktır
hayat böyle son bulmaz ya
payına düşeni alacaktır
aşka düşerse bir gün yolu
rengarenk olacak hayatı
elbet bir gün..
hele bismillah başlıyorum ben.
mutluluğu bulamadı yıllardır
elbet bir gün bulacaktır
hayat böyle son bulmaz ya
payına düşeni alacaktır
aşka düşerse bir gün yolu
rengarenk olacak hayatı
elbet bir gün..
devamını gör...
alberto manguel
arjantinli yazar ve okurdur.

pandemi yüzünden eve kapanmak zorunda kaldığımız ve hepimizin kendince başa çıkma yolları aradığı dönemlerde tanıştığım ve okumaya başladığım büyük ve güzel insandır.
aslını söylemek gerekirse, ki her zaman gerekir *, olmak istediğim kişidir alberto manguel. yazarlık yetenekleri değil imrendiğim yanı. elbette ona da özeniyorum ama hayata karşı duruşu, bu zamana kadar yaşadıkları ve yaşamaya devam ettiği hayat tarzı benim hayalimdeki hayat.
alberto manuel şu sıralarda satın aldığı ortaçağdan kalma bir evi kırk binden fazla kitabıyla donatıp dev bir ev kütüphaneye çevirmiş ve hayatını burada geçiyor. jorge luis borges’in zihnindeki cennetin vücut bulmuş hali. benim altı bin kitaptan oluşan kitaplığımın özendiği bir kütüphane.
borges demişken, alberto manguel’e imrendiğim ikinci bir noktaya geliyoruz. jorge luis borges’in gözleri artık görmekten vazgeçtiğinde ona kitaplar okuyan kişidir alberto manguel. bir edebiyat tanrısı için kitap okumak cennetin belediye başkanı olmak gibi bir şeydir sanırım.
yazdığı çoğu kitabı okudum. okumadıklarım da kütüphanemde okunmayı bekliyor. hatta elimdeki kitap biter bitmez yeni bir alberto manuel kitabına başlamaya karar verdim tam da şu anda.
bazen insan ne okuyacağına karar vermekte zorlanır, çıkmak istediği edebi yolculuğun rotasına belirlemekte zorluk çeker. işte bu gibi durumların can simidi alberto manguel’dir.
palmiyelerin altında stevenson, yabancı bir ülkeden haber geldi, bütün insanlar yalancıdır, dönüş ve ayrıntılara aşık adam gibi kurmaca eserlerinin yanı sıra okuma günlüğü, geceleyin kütüphane, kütüphanemi toplarken, kelimeler şehri, okumalar okuması, efsanevi yaratıklar, merak ve okumanın tarihi gibi harika deneme kitapları vardır yazarın.
ayrıca türk okurların daha çok ilgisini çekeceğini düşündüğüm tanpınar’ın izinde beş şehir diye muhteşem bir kitap da yazmıştır.
alberto manguel iyi bir yazar olmaktan çok muhteşem bir okurdur. okuma yolculuğunuz deniz feneri olabilecek kadar derin bir yazardır.

pandemi yüzünden eve kapanmak zorunda kaldığımız ve hepimizin kendince başa çıkma yolları aradığı dönemlerde tanıştığım ve okumaya başladığım büyük ve güzel insandır.
aslını söylemek gerekirse, ki her zaman gerekir *, olmak istediğim kişidir alberto manguel. yazarlık yetenekleri değil imrendiğim yanı. elbette ona da özeniyorum ama hayata karşı duruşu, bu zamana kadar yaşadıkları ve yaşamaya devam ettiği hayat tarzı benim hayalimdeki hayat.
alberto manuel şu sıralarda satın aldığı ortaçağdan kalma bir evi kırk binden fazla kitabıyla donatıp dev bir ev kütüphaneye çevirmiş ve hayatını burada geçiyor. jorge luis borges’in zihnindeki cennetin vücut bulmuş hali. benim altı bin kitaptan oluşan kitaplığımın özendiği bir kütüphane.
borges demişken, alberto manguel’e imrendiğim ikinci bir noktaya geliyoruz. jorge luis borges’in gözleri artık görmekten vazgeçtiğinde ona kitaplar okuyan kişidir alberto manguel. bir edebiyat tanrısı için kitap okumak cennetin belediye başkanı olmak gibi bir şeydir sanırım.
yazdığı çoğu kitabı okudum. okumadıklarım da kütüphanemde okunmayı bekliyor. hatta elimdeki kitap biter bitmez yeni bir alberto manuel kitabına başlamaya karar verdim tam da şu anda.
bazen insan ne okuyacağına karar vermekte zorlanır, çıkmak istediği edebi yolculuğun rotasına belirlemekte zorluk çeker. işte bu gibi durumların can simidi alberto manguel’dir.
palmiyelerin altında stevenson, yabancı bir ülkeden haber geldi, bütün insanlar yalancıdır, dönüş ve ayrıntılara aşık adam gibi kurmaca eserlerinin yanı sıra okuma günlüğü, geceleyin kütüphane, kütüphanemi toplarken, kelimeler şehri, okumalar okuması, efsanevi yaratıklar, merak ve okumanın tarihi gibi harika deneme kitapları vardır yazarın.
ayrıca türk okurların daha çok ilgisini çekeceğini düşündüğüm tanpınar’ın izinde beş şehir diye muhteşem bir kitap da yazmıştır.
alberto manguel iyi bir yazar olmaktan çok muhteşem bir okurdur. okuma yolculuğunuz deniz feneri olabilecek kadar derin bir yazardır.
devamını gör...
