yazarların en köylü özelliği
tarhana çorbası severim. bağdaş kurarak koltukta oturmak favorimdir. ne diyelim bilemedim hangi davranışlar köylülükse söyleyin yapalım
devamını gör...
ağlamak için sudan sebepler bulmak
abi haftada 4 5 gün rahat sebep bulurum. hiçbir şey bulamazsam ailemin öldüğünü düşünür kendimi ağlatırım bir çeşit fantezi ya da manyaklık istediğinizi söyleyebilirsiniz..
devamını gör...
kız istemeye gidildiğinde artı puan kazandıran şeyler
damat bey olarak sizin, istenilecek kıza yani sevdiceğinize dünya ahiret bacı gözüyle bakmanız bunlardan biridir. daha evvel seviştiğiniz hissedilirse bir miktar soğuk rüzgarlar esebilir.
devamını gör...
kadınların kendilerini çok değerli hissetmesi
ben ne kadar değerli bakarsam o kadar değerlidir, kendine istediği kadar değer biçsin. aynı şekilde bende kendime ne kadar değer biçsem anlamsız, onun gözünde belirlediği değer kadarım. naz, cilve konusu ise tamamen ilkel olarak kazanılmış bir davranıştır.
devamını gör...
bir insanı tanıma yöntemleri
(bkz: ramtha)'nın çok güzel bir sözü vardır;
bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz ?
ne okuduğuna bakın,
ne seyrettiğine bakın,
duvarlarına ne astığına,
raflarına ne koyduğuna,
nasıl konuştuğuna,
nasıl dinlediğine bakın.
yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu gösterir.
bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz ?
ne okuduğuna bakın,
ne seyrettiğine bakın,
duvarlarına ne astığına,
raflarına ne koyduğuna,
nasıl konuştuğuna,
nasıl dinlediğine bakın.
yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu gösterir.
devamını gör...
trendyol'un 330 milyon dolar daha yatırım alması
ulan yutupta daha çok reklamı çıkar şimdi bunların.
devamını gör...
uzay istasyonundan düşmek
gerçekleşme ihtimali son derece yüksek olan ve tüm astronotların korkulu rüyası olan olay.
uzayda serbest şekilde salınma fikri insanların bir kısmına tatlı gelebilir. bana da geliyor. ancak tabii bu tatlılık boş bir fanteziden öteye geçebilecek bir olay değil çünkü kendinizi bu durumda bulursanız ve yakınınızda tutunabileceğiniz herhangi bir yer yoksa, kısa bir süre sonra ölmüş olacağınızı da baştan kabullenmeniz gerekir.
uzay istasyonunda uzay yürüyüşü adı verilen bazı görevler bulunur. bunlar istasyonun dışında gerçekleştirilir. kimi zaman teknik bir arızayı gidermek, kimi zaman ince bir ayar yapmak gibi işlerden oluşan bu görevler esnasında, astronotların tutunabilmesi için çok sayıda tutamaç bulunur aracın çeşitli yerlerinde. astronot giysilerindeki eldivenlerin avuç içleri kauçukla kaplıdır. o yüzden tutamaçları ne kadar kuvvetle ya da gevşek tuttuklarını hissetmeleri zordur. bu da tutunduklarını zannederken kayıp gitmelerine neden olabilecek bir risktir. ancak bol miktarda pratik yapmakla aşılabilecek bir sorundur.
iki elin birden kullanılması gereken durumlar sık sık yaşanır. bu durumda astronotların kendilerini uzay istasyonuna bir iple bağlaması gerekir. bir anlık dalgınlıkla ipi bağlamayı unutur ve iki elinizi de bırakırsanız istasyondan uzaya düşersiniz. bahsi geçen bu ip haricinde bir de genel güvenlik ipi bulunur. bu ip çok daha uzundur ve yaylı bir makara şeklinde olduğundan, siz ne kadar uzaklaşırsanız ip de o kadar uzayarak sizinle birlikte her yere ulaşır. bunun riski de bir şekilde ipe dolanmak ve hareket edemez hale gelmektir. bu nedenle maksimum dikkat gerektirir ipi kullanmak.
son çare filmlerde de benzerlerini gördüğümüz sırt roketli uzay giysileridir. bu sayede fazla uzağa düşmeden geriye dönmek mümkündür. her ne kadar filmlerde görüldüğünde insana eğlenceli gelse de bir astronot için ifade ettiği şey hayatıyla arasındaki son bağ olduğundan kullanmak durumunda kalmayı hiçbiri istemez.
uzayda serbest şekilde salınma fikri insanların bir kısmına tatlı gelebilir. bana da geliyor. ancak tabii bu tatlılık boş bir fanteziden öteye geçebilecek bir olay değil çünkü kendinizi bu durumda bulursanız ve yakınınızda tutunabileceğiniz herhangi bir yer yoksa, kısa bir süre sonra ölmüş olacağınızı da baştan kabullenmeniz gerekir.
uzay istasyonunda uzay yürüyüşü adı verilen bazı görevler bulunur. bunlar istasyonun dışında gerçekleştirilir. kimi zaman teknik bir arızayı gidermek, kimi zaman ince bir ayar yapmak gibi işlerden oluşan bu görevler esnasında, astronotların tutunabilmesi için çok sayıda tutamaç bulunur aracın çeşitli yerlerinde. astronot giysilerindeki eldivenlerin avuç içleri kauçukla kaplıdır. o yüzden tutamaçları ne kadar kuvvetle ya da gevşek tuttuklarını hissetmeleri zordur. bu da tutunduklarını zannederken kayıp gitmelerine neden olabilecek bir risktir. ancak bol miktarda pratik yapmakla aşılabilecek bir sorundur.
iki elin birden kullanılması gereken durumlar sık sık yaşanır. bu durumda astronotların kendilerini uzay istasyonuna bir iple bağlaması gerekir. bir anlık dalgınlıkla ipi bağlamayı unutur ve iki elinizi de bırakırsanız istasyondan uzaya düşersiniz. bahsi geçen bu ip haricinde bir de genel güvenlik ipi bulunur. bu ip çok daha uzundur ve yaylı bir makara şeklinde olduğundan, siz ne kadar uzaklaşırsanız ip de o kadar uzayarak sizinle birlikte her yere ulaşır. bunun riski de bir şekilde ipe dolanmak ve hareket edemez hale gelmektir. bu nedenle maksimum dikkat gerektirir ipi kullanmak.
son çare filmlerde de benzerlerini gördüğümüz sırt roketli uzay giysileridir. bu sayede fazla uzağa düşmeden geriye dönmek mümkündür. her ne kadar filmlerde görüldüğünde insana eğlenceli gelse de bir astronot için ifade ettiği şey hayatıyla arasındaki son bağ olduğundan kullanmak durumunda kalmayı hiçbiri istemez.
devamını gör...
marksizm
marx'ın sosyal bilimlere yaptığı bir katkı varsa, o da insan toplumlarının yapısının maddi şartlar tarafından belirlendiğini söylemesidir. tabi marx bunun tam olarak nasıl olduğunu sarih bir şekilde ortaya koyamamıştır. bu fikrin asıl geliştiricileri 20. yüzyılda kültürel materyalistler (cultural materialism) olmuştur, özellikle de marvin harris. fakat bu ekolü marksizm ile karıştırmak kendilerine yapılmış büyük bir haksızlık olur, çünkü bu ekol "sosyal bilimlerin" gerçekten bilim olabilmesi yönünde atılmış oldukça önemli bir adımdır.
marksizm ise bilimsel bir teori olmaktan çok bir ideolojidir. teleolojik bir tarih görüşüne sahiptir. yani marksizme göre tarih belirli bir yönde akar ve bu akışı sağlayan da sınıflar arasındaki mücadeledir. şimde tarihin akışının sınıflar arasındaki mücadele olduğunu söylediğinizde aslında en baştaki maddi temelin belirleyici olduğu fikrini terk etmiş oluyorsunuz ve böylece maddi temelden çok (ekoloji, coğrafya, enerji kaynakları, nüfus, teknolojik aletler vb.) toplumsal organizasyonun (toplumun sınıf konfigürasyonu) belirleyiciliğine vurgu yapmış oluyorsunuz. ve böylece toplumların sınıf konfigürasyonunu da belirleyen şeyi, yani maddi koşulları gözden kaçırmış oluyorsunuz ve maddi koşullara yapılan vurgu yerini sınıflara; yani bir takım şerefsiz, kan emici, adi, alçak burjuvalara, para babalarına vb. bırakmış oluyor. şimdi gidin türkiye'deki komünist partilerin söylemlerine bakın, hep bu şekilde, çizgi filmlerdeki gibi dünyayı ele geçirmek isteyen bir takım kötü adamlardan bahsederler. elbette marksizmin ve komünistlerin bu şekilde bir söylem tutturmasının sebebi bu ideolojiye meyilli olan insanların belirli bir psikolojik eğilimi paylaşmalarından kaynaklanmaktadır. nietzsche buna ressentiment adını vermişti ve bu ressentiment denilen şeyin ne olduğu anlaşılmadan solculuğun, marksizmin, sosyalizmin, komünizmin ne olduğu anlaşılamaz.
komünizm ve marksizm hakkında daha ayrıntılı bir tartışma için #240078
marksizm ise bilimsel bir teori olmaktan çok bir ideolojidir. teleolojik bir tarih görüşüne sahiptir. yani marksizme göre tarih belirli bir yönde akar ve bu akışı sağlayan da sınıflar arasındaki mücadeledir. şimde tarihin akışının sınıflar arasındaki mücadele olduğunu söylediğinizde aslında en baştaki maddi temelin belirleyici olduğu fikrini terk etmiş oluyorsunuz ve böylece maddi temelden çok (ekoloji, coğrafya, enerji kaynakları, nüfus, teknolojik aletler vb.) toplumsal organizasyonun (toplumun sınıf konfigürasyonu) belirleyiciliğine vurgu yapmış oluyorsunuz. ve böylece toplumların sınıf konfigürasyonunu da belirleyen şeyi, yani maddi koşulları gözden kaçırmış oluyorsunuz ve maddi koşullara yapılan vurgu yerini sınıflara; yani bir takım şerefsiz, kan emici, adi, alçak burjuvalara, para babalarına vb. bırakmış oluyor. şimdi gidin türkiye'deki komünist partilerin söylemlerine bakın, hep bu şekilde, çizgi filmlerdeki gibi dünyayı ele geçirmek isteyen bir takım kötü adamlardan bahsederler. elbette marksizmin ve komünistlerin bu şekilde bir söylem tutturmasının sebebi bu ideolojiye meyilli olan insanların belirli bir psikolojik eğilimi paylaşmalarından kaynaklanmaktadır. nietzsche buna ressentiment adını vermişti ve bu ressentiment denilen şeyin ne olduğu anlaşılmadan solculuğun, marksizmin, sosyalizmin, komünizmin ne olduğu anlaşılamaz.
komünizm ve marksizm hakkında daha ayrıntılı bir tartışma için #240078
devamını gör...
deveyi hamuduyla yutmak
herkesin gözü önünde büyük bir hırsızlığa girişmek, yasal olmayan büyük bir kazanç sağlamak.
devamını gör...
hayattan bugüne dek öğrenilen en önemli şey
beklentileri azaltarak yaşamak.
ne kadar beklenti, o kadar hayal kırıklığı.
ne kadar beklenti, o kadar hayal kırıklığı.
devamını gör...
eyluling
devamını gör...
günün sözü
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
savaştan çıkıp, savaşa girerken bile sürekli eğitimle ilgili çalışmalar yapmaya çalışmış, türk insanını nasıl yükseltirim diye uğraşmış olan başkomutan.
mustafa kemal atatürk’ü en güzel anlatanlardan biri ahmet naç- tedx *
mustafa kemal atatürk’ü en güzel anlatanlardan biri ahmet naç- tedx *
devamını gör...
gravity falls
türkiye'de esrarengiz kasaba olarak yayınlanan disney channel dizisi. en çok becerdiğimiz şey sanırım animasyon, çizgi film dublajları. çünkü bunun da dublajı aşırı keyifli. ayrıca flapjack'in yaratıcısın elinden çıkmış. onu da çok severdim. ah yavrum flapjack...
devamını gör...
mutluluk kumbarası
son yıllarda japonya'da trend olan, sizi mutlu eden şeyleri küçük kağıtlara yazıp içine attığınız bir kumbara. sene sonunda açıp okumak eminim insanı bir kez daha mutlu edecektir. geçen yıldan bu fikir aklımdaydı ama yapamamıştım, bu yıl ben de yaptım. belki siz de böyle bir kumbara hazırlamak istersiniz diye sözlüğümüze yazayım dedim.
benim mutluluk kumbaram hazıır :') mutlu anlarım lütfen siz de hazır olun.
benim mutluluk kumbaram hazıır :') mutlu anlarım lütfen siz de hazır olun.
devamını gör...
kırıcı olmaktan korkmak
karşısındaki insana değer veren kişilerin en belirgin özelliklerinden biridir.
aynı zamanda daha önce birileri tarafından çok kez farklı farklı yerlerinden kırılmışsa, kırılmanın ne demek olduğunu ve nasıl hissettirdiğini biliyorsa başkalarının da bunu yaşamasını istemiyordur.
bence dünyada geçirdiğimiz zaman birilerini kırmak, kırdıktan sonra pişman olup özürler dilemek ve affedilmeyi beklemek için biraz kısa.
aynı zamanda daha önce birileri tarafından çok kez farklı farklı yerlerinden kırılmışsa, kırılmanın ne demek olduğunu ve nasıl hissettirdiğini biliyorsa başkalarının da bunu yaşamasını istemiyordur.
bence dünyada geçirdiğimiz zaman birilerini kırmak, kırdıktan sonra pişman olup özürler dilemek ve affedilmeyi beklemek için biraz kısa.
devamını gör...
yazarların izlediği eski diziler
*en son babalar duyar
*sıdıka
*yedi numara
*sıdıka
*yedi numara
devamını gör...
kaşkolnikov
selam turist kaşkolnikov,
hemen kendimi bir koşu bu başlığa attım. aramızda rütbe olmaz da sözlükte eğlence olsun diye yapmışlar işte. marcus'dan sana geldim inanır mısın? beni de filozoflara arkadaş yaptılar. arkamdan dedikodu yapıyorlarmış ama çatlak filozof diye. neyse marcus'un selamı var sana bu arada..*
çok gezen mi bilir, çok okuyan mı sorusunun cevabı hep muammadır bilirsin. hem okuyan hem gezen biri olarak arşa çıkarmışsın çıtayı tebrik ederim.
turist sürekli bilmek ister. merak duygusu gelişmiş ufku açık öğrenmeye meraklı bir gezgindir. ah o kültür karmaşası... bana hayalimi sorsalar bir sırt çantası alıp dünyayı gezmek isterim derim gerçi kim istemez ki. turist olmak kim istemez. seni görünce hissettiğimde buydu: 40 alemi dolaşmış gözlerinin ve sözlerinin içine yerleştirmiş biri. halen dolaşıyor ruhu... öğrenmenin nesi var canım derken yan etkisinin farkındalık zehirlenmesi olduğunu öğrendim... çok gezen çok yorulurmuş bilesin kendine dinlenme araları yapmalısın.
dolu dolu bir yaşanmışlık var sende ve yaşanacak olanların garantisi ile birlikte ayağında sana bahşedilmiş bir paten. senin sürekli öğrenmen gerek çünkü hayattaki görevin bu. ışık hızıyla girdiğin her âlemi güzelleştirmen gerek.
sen bir turistten daha fazlasısın dostum. ne bileyim içimden geldi işte yazmak istedim. çenem de sevdiğim insanlara düşüktür bilirsin. filozof ya konuşur yani ne yapsın *
bu arada rusyada ki halanların selamı var. el örgüsü kaşkolları yollamak istemişler ama ulaşamamışlar sana. artık nerelerdeysen... bana göndermişler. görsen ev kaşkol doldu. çok gezerken üşütmesin diye de not yazmışlar. o üşüteceği havayı iyi bilir dedim içimden. o kendisine iyi gelen doğru iklimleri bulur dedim...
hemen kendimi bir koşu bu başlığa attım. aramızda rütbe olmaz da sözlükte eğlence olsun diye yapmışlar işte. marcus'dan sana geldim inanır mısın? beni de filozoflara arkadaş yaptılar. arkamdan dedikodu yapıyorlarmış ama çatlak filozof diye. neyse marcus'un selamı var sana bu arada..*
çok gezen mi bilir, çok okuyan mı sorusunun cevabı hep muammadır bilirsin. hem okuyan hem gezen biri olarak arşa çıkarmışsın çıtayı tebrik ederim.
turist sürekli bilmek ister. merak duygusu gelişmiş ufku açık öğrenmeye meraklı bir gezgindir. ah o kültür karmaşası... bana hayalimi sorsalar bir sırt çantası alıp dünyayı gezmek isterim derim gerçi kim istemez ki. turist olmak kim istemez. seni görünce hissettiğimde buydu: 40 alemi dolaşmış gözlerinin ve sözlerinin içine yerleştirmiş biri. halen dolaşıyor ruhu... öğrenmenin nesi var canım derken yan etkisinin farkındalık zehirlenmesi olduğunu öğrendim... çok gezen çok yorulurmuş bilesin kendine dinlenme araları yapmalısın.
dolu dolu bir yaşanmışlık var sende ve yaşanacak olanların garantisi ile birlikte ayağında sana bahşedilmiş bir paten. senin sürekli öğrenmen gerek çünkü hayattaki görevin bu. ışık hızıyla girdiğin her âlemi güzelleştirmen gerek.
sen bir turistten daha fazlasısın dostum. ne bileyim içimden geldi işte yazmak istedim. çenem de sevdiğim insanlara düşüktür bilirsin. filozof ya konuşur yani ne yapsın *
bu arada rusyada ki halanların selamı var. el örgüsü kaşkolları yollamak istemişler ama ulaşamamışlar sana. artık nerelerdeysen... bana göndermişler. görsen ev kaşkol doldu. çok gezerken üşütmesin diye de not yazmışlar. o üşüteceği havayı iyi bilir dedim içimden. o kendisine iyi gelen doğru iklimleri bulur dedim...
devamını gör...
i am legend
kitap ve film arasında bariz farklılıklar var. iyi ki de var. zira kitap ciddi anlamda durağan bir kitap. melankolinin dibine vuruyor. kurgu bir eser beklerken, yalnızlık güzellemeleri ve tek başına dünyadan ayrılma korkusu üzerinde sürekli kendisini tekrar ediyor. artı vampirlerde kitap gibi durağan. orada burada kendi hallerinde takılıyorlar. robert'a bir uğrayalım halini hatırını soralım falan gibi bir düşünce tarzları yok. e hal böyle olunca da adam şişenin dibini görmekten önünü göremiyor. yani özetle aksiyondan uzak, konuyu ele alış biçimi zayıf olan bir kitap. sarımsak ve haç ikilisi ile takılmaya devam ediyoruz özetle. kitabın hali ahvali bu olunca film her halükârda kitabın önüne geçiyor. kitabı okumuşsanız ve filmi sonradan izlemişseniz maçın sonucu belli. film zaten maça 1-0 önde başlıyor.
filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.
bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.
tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.
ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.
öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.
bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.
tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.
ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.
öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
devamını gör...

