booktuber önerileri
niye böyle bir şey yapılıyor anlamıyorum şahsen. entel feridunculuk oynamak gibi bir şey bence. felsefe üzerine bir kanalsındır ve 2-3 video yaparsın kitap önerileriyle ilgili tamam. ama bir booktuber'dan niye felsefe kitabı önerisi alayım onu anlamıyorum. örneğin bilim-tarih-felsefe konularını 3'ü birarada işleyen kanallar var. bunlar bu konularda video çekiyorlar ve arada bir de kitap önerisi yapıyorlar. bu çok çok daha mantıklı bir şey. o kadar edebiyat kanalı var bir tane edebiyat nedir? edebiyatın psikolojiye(1 tane) ve sosyolojiye etkisi(0), edebiyat tarihte neleri değiştirdi? gibi önemli soruları anlatan videolar yok. sadece belki 1 tane video var. bu kadar sığ olmayın ya. hepsi de aynı kitapları okuyor nedense. biraz farklı kitaplara baktığımda en fazla 1 tane 300 takipçili hesap oluyor. bu arada bunlar da uçuk kaçık kitaplar değil ya 100 temel eser falan. varsa yoksa orhan pamuk, livaneli, dostoyevski, tolstoy, vb. klasik eserler. tamam onlar da iyidir de 100 kere incelenmiş be kardeşim. biraz fark. bu arada okunan kitaplar hayata entegre edilip başka bir şeye dönüştürülmeli diye düşünüyorum. diamond tema, dilozof vb. en azından romanlarda bile bir duygu kalır. devamlı yazar burada şöyle böyle demiş, şu cümle çok vurucu gibi cümleler kurup makine gibi okuyup anlatmak sağlıklı gelmiyor. edebiyatın ve kitap okumanın doğasına da ters bence.
ayrıca okuma kulübü nedir abi sen niye benim okuyacağım kitabı seçiyorsun? koyun sürüsü müyüz biz? ay sonu hepimiz okuduğumuz kitabı tartışalım hadiii(!) oyun gibi bir şey bu saçma sapan. kendi arkadaşlarınla tartışmak ve hayatı anlamak için roman okunur arkadaşım ay sonu kitap kulübü toplantısı için değil.
ayrıca okuma kulübü nedir abi sen niye benim okuyacağım kitabı seçiyorsun? koyun sürüsü müyüz biz? ay sonu hepimiz okuduğumuz kitabı tartışalım hadiii(!) oyun gibi bir şey bu saçma sapan. kendi arkadaşlarınla tartışmak ve hayatı anlamak için roman okunur arkadaşım ay sonu kitap kulübü toplantısı için değil.
devamını gör...
alman bllim adamları'nın felçli fareleri tedavi etmesi
alman bilim insanları tarafından yapılan yeni bir çalışma, felçli farelere tekrar yürüme yeteneği kazandırdı ve dünya çapında felç geçiren yaklaşık 5,4 milyon insana umut verdi. bochum ruhr üniversitesi’nden araştırmacılari sinir hücrelerinin birbirleriyle iletişimini sağlayan sitokin proteinlerini genetik olarak yeniden kodlayarak, farelerin hasar görmüş omurilik sistemini uyarmayı başardı. belden aşağısı felçli olan hayvanlar tedaviden iki ile üç hafta sonra yürümeye başladı.
devamını gör...
okumayan bir ülke olduğumuz gerçeği
okumayandan kasıt ne acaba?..
roman?
gazete?
hikaye?
tarih?..
sosyoloji?
dergi?
bilim?
dinsel yahut mitsel ögeler?..
tam olarak nedir? ne okumalı ne okumuyor bizim insanımız?.. önce bu konuda bi karara varalım, sonra yorumuna geçelim..
yine de her halükarda bir yorum yapmak icab edecekse şuraya görüşümü iliştirivereyim:
okumayan bir ülke değil de, okuduğunun farkında olmayan bir ülkeyiz. zira sıradan bir vatandaş, sabah uyandığı andan itibaren, okuduğu her metni saysa, günlük en aşağı 100 sayfaya ulaşır. evet, ülkede gazete, dergi ve kitap satışları yeterli değil, lakin halkın her kesimi, mutlaka internet gazeteciliği ve internet dergilerini, keza haber sitelerini ziyaret ediyor.. belki elinde olmayan sebeplerle para verip erişemiyor ancak hiçbiri, bir haberi yahut meseleyi sonuna kadar erişmeden, geçiştirmiyor. konu hakkında girip, araştırma yapmaları da cabası. sanıldığının aksine insanların hayatları, salt pornografi ve tiktografi üzerine kurulu değil. istisnalar hariç hiç kimse 24 saatini, uçkur ve/veya mizah üzerine kurgulayamaz. araya illaki bir okuma mevzuu girecektir. sadece hesaplama yapmayı bilmiyoruz o kadar...
roman?
gazete?
hikaye?
tarih?..
sosyoloji?
dergi?
bilim?
dinsel yahut mitsel ögeler?..
tam olarak nedir? ne okumalı ne okumuyor bizim insanımız?.. önce bu konuda bi karara varalım, sonra yorumuna geçelim..
yine de her halükarda bir yorum yapmak icab edecekse şuraya görüşümü iliştirivereyim:
okumayan bir ülke değil de, okuduğunun farkında olmayan bir ülkeyiz. zira sıradan bir vatandaş, sabah uyandığı andan itibaren, okuduğu her metni saysa, günlük en aşağı 100 sayfaya ulaşır. evet, ülkede gazete, dergi ve kitap satışları yeterli değil, lakin halkın her kesimi, mutlaka internet gazeteciliği ve internet dergilerini, keza haber sitelerini ziyaret ediyor.. belki elinde olmayan sebeplerle para verip erişemiyor ancak hiçbiri, bir haberi yahut meseleyi sonuna kadar erişmeden, geçiştirmiyor. konu hakkında girip, araştırma yapmaları da cabası. sanıldığının aksine insanların hayatları, salt pornografi ve tiktografi üzerine kurulu değil. istisnalar hariç hiç kimse 24 saatini, uçkur ve/veya mizah üzerine kurgulayamaz. araya illaki bir okuma mevzuu girecektir. sadece hesaplama yapmayı bilmiyoruz o kadar...
devamını gör...
100 liraya sweatshirt olamaması
olsa bile pahalı. giymeyi en çok sevdiğim şey sweatshirt ama çok pahalı.
normal sözlük acilen yazarlara kapüşonlu dağıtmalı. arkasında normal sözlük logosu bulunsun giyelim takılalım. kış geliyor aloo.
normal sözlük acilen yazarlara kapüşonlu dağıtmalı. arkasında normal sözlük logosu bulunsun giyelim takılalım. kış geliyor aloo.
devamını gör...
kendini pazarlama
yaa bu işte benim en anlamadığım ve eksikliğini çok yaşadığım bir şey. on kere dünyaya gelsem beceremem öyle sanıyorum ki...
biz kendimize yakıştıramadık, kibirlenmiycez, mütevazı olcaz derken çok ucuz insanlara malzeme olduk ya ona yanıyorum en çok da.
tesellim o ki; ''zaman en büyük müfessirdir.''
biz kendimize yakıştıramadık, kibirlenmiycez, mütevazı olcaz derken çok ucuz insanlara malzeme olduk ya ona yanıyorum en çok da.
tesellim o ki; ''zaman en büyük müfessirdir.''
devamını gör...
fatma şahin'in rte'yi başöğretmen ilan etmesi
hass... ordan. artık bu yalamanın da ötesinde bir hal almaya başladı, resmen koltuklarını sağlama almak için reislerine tapıyorlar.
devamını gör...
şükrü erbaş
o da biliyordu ki, herkesin ruhunu bedeninin çarmıhına gerdiği, bırakın acıyı, sevincin bile paylaşılamadığı bir dünyada, kimse boyunu incelik ve derinlikle ölçmeye kalkmazdı. ama yine de ‘insanın acısını insan alır’ sözüne inanıyordu bütün yüreğiyle.
insanın acısını insan alır isimli kitabından bir alıntıdır.
devamını gör...
mahlassızım
tanımlamaları bilgi içerikli ve doyurucu. sözlüğü sözlük yapan yazarlardan biri.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
her hafta farklı konseptiyle bana kendimi, bize kendimizi ifade edebilme fırsatını sunan bengaripsengüzeldünyaumutluya, bu konseptleri yaşanabilir, yaşatılabilir kılan tüm kafa sözlük ekibine, gerek yorumları gerek nickaltı iltifatlarıyla gecemizi müstesna kılan tüm kafa sözlük camiasına teşekkürü borç bilirim.
canım memlekette elimizde kalan ufak tefek mutluluk kırıntılarıyla hayatımızı yaşanılabilir kılmak, bazen ahmed arif'e bazen nazım hikmet'e hepsinden öte türk halkına, türk gençliğine ve yarınlarımıza büyük bir umut beslemiş olan mustafa kemal'e borcumuzdur. ne güzel borç ne güzel sorumluluk...
canım memlekette elimizde kalan ufak tefek mutluluk kırıntılarıyla hayatımızı yaşanılabilir kılmak, bazen ahmed arif'e bazen nazım hikmet'e hepsinden öte türk halkına, türk gençliğine ve yarınlarımıza büyük bir umut beslemiş olan mustafa kemal'e borcumuzdur. ne güzel borç ne güzel sorumluluk...
devamını gör...
life eternal
black metal janrının kurucu gruplarından mayhem'in, 1994 yılında yayımlanan de mysteriis dom sathanas isimli albümünün beşinci parçası. her ne kadar ismi "ebedi yaşam" sözcüğüne işaret etse de, doğum anı dehşetli bir ölümle gelir bu şarkının. 1991 senesinin 8 nisan'ıdır. grubun vokalisti per yngve ohlin, sahne adıyla "dead", önce bir bıçakla kollarını ve boynunu yaralar; ardından -kurtarılma ihtimalini tümden bertaraf etme niyetiyle olsa gerek- bir av tüfeğiyle beynini dağıtarak hayatına son verir. 22 yaşındaki ohlin'in intiharından geriye, etrafa saçılan kanlar için özür dileyerek söze başlayan kısa bir intihar notuyla birlikte, bahsi geçen şarkının "başka bir varoluş hayali"ni * dile getiren öksüz dizeleri kalır. intihar notunun kapanış cümlelerinde grup arkadaşlarına şöyle seslenir ohlin: "son bir selamlama olarak life eternal'ı sunuyorum. lanet şeyle ne istiyorsanız yapın". sözlerin yazarı, onları sahnede kendi sesiyle okuma imkanını ebediyen yitirmişti. ohlin'in intiharından sonra grubun vokalistliğini attila chisar devraldı. böylelikle life eternal, ilk kez, chisar'ın de mysteriis dom sathanas'ta sergilediği sıra dışı scream vocal tarzıyla black metal sahnesinde yankılandı.
devamını gör...
trans yağ yoktur ibaresinin yasaklanacak olması
yine milletin yararına alınmış bir karar. milletin 6.hissini kuvvetlendirmeye yönelik adım atılmış.koklayarak ya da dokunarak kutumuzda mavi mi kırmızı var diye tahmin edebileceğimiz gelişmişlik düzeyi ultra yüksek, vatandaşlarının sağlığını sabahlara kadar düşünen iyiki bir hükümetimiz var.
yaparsa akp yapar. durmak yok devam.
millet uyanana kadar sokun bu faydalı uygulamaları hayatımıza.
--! spoiler !--
ironi
--! spoiler !--
yaparsa akp yapar. durmak yok devam.
millet uyanana kadar sokun bu faydalı uygulamaları hayatımıza.
--! spoiler !--
ironi
--! spoiler !--
devamını gör...
her şeye bilmiyorum diyen insan
çakal insandır, bayılırım.
benim baba tarafında bir davranış bozukluğu var. hepsinde var ama. bir işi birkaç kez yaparsan o iş senin üstüne kalır. bir şeyleri yapabildiğini anladıkları an tüm sorumlulukları senin üzerine yıkarlar. bir odaya girersin, orada 9 kişi vardır ve toplam aykü anca 90 falandır. en fazla. bu aptal insanlar olduğu için böyle değildir ama, aptal gibi davranarak sorumluluklardan kaçtıkları için böyledir. rolüne adapte oluyor hepsi. aykülerini düşünce gücüyle düşürüyorlar. bilim araştırmalı bu insanları.
benim yaşları 90 olan akrabaları görmüşlüğüm var. kafadan hepsi 4 işlem yapan, 70 yıl öncesini tarih ve saat ile anlatan insanlardı. ama bu insanlar bir iş yapması gerekiyorsa hebele hübele diye konuşmaya başlarlar. hafıza sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi gider hepsinde.
mesela elektrik süpürgesine bakar ve bu nasıl çalışıyor diye sorar. bunu soran insan kendi döneminde iyi eğitim almış, kaptan olmuş, ülke ülke gezmiş, çok farklı kültürler görmüş, oturup birkaç saat içinde bir romanı bitiren babam bu arada. bakıyor ve bu nasıl çalışıyor diye soruyor. yapması gereken tek şey eve giren kafam kadar böceği içine çektirmek. ben birkaç kez bir şeyler nasıl çalışıyor gösterirken baktım o işi kendim yapıyorum, babam ortamdan kaçmış, akıllandım. bir bak bakalım diyorum, acaba neresine basmak gerekiyor. öyle dikkatle bakıyor ve asla hamle yapmıyor. bir kez izledim, 2 dakika falan öylece baktı. elini falan kaldırmadı, ayağı kaldırmadı, sadece baktı. baska işleri yapması gerekirse yine sadece bakıyor. ya lanet olsun tamam ben yaparım dediğin ana kadar..
o yüzden ben bu ailenin içinde hiçbir şey bilmeyen o insanlardan biri haline geliyorum. en iyi bildiğim şeyi sorsunlar, bilmiyorum derim. hatta iş yaşamım ile ilgili işlerine yarar bir şey olursa ki bu sağlık bile olabilir kolay kolay o toplara girmem. kendi işimi bile bilmem. yemeğin tuzuna bak desinler, anlamam derim. yemek pişmiş mi diye sorarlar, ben pek bilmiyorum derim. şuraya bir gir bak derler, telefon bozuk derim.
3 kez markete gidersen o noktadan sonra hep markete senin gitmen bekleniyor ya, marketin yolunu bile bilmiyor oluyorum bir noktadan sonra.
yıldım.
benim baba tarafında bir davranış bozukluğu var. hepsinde var ama. bir işi birkaç kez yaparsan o iş senin üstüne kalır. bir şeyleri yapabildiğini anladıkları an tüm sorumlulukları senin üzerine yıkarlar. bir odaya girersin, orada 9 kişi vardır ve toplam aykü anca 90 falandır. en fazla. bu aptal insanlar olduğu için böyle değildir ama, aptal gibi davranarak sorumluluklardan kaçtıkları için böyledir. rolüne adapte oluyor hepsi. aykülerini düşünce gücüyle düşürüyorlar. bilim araştırmalı bu insanları.
benim yaşları 90 olan akrabaları görmüşlüğüm var. kafadan hepsi 4 işlem yapan, 70 yıl öncesini tarih ve saat ile anlatan insanlardı. ama bu insanlar bir iş yapması gerekiyorsa hebele hübele diye konuşmaya başlarlar. hafıza sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi gider hepsinde.
mesela elektrik süpürgesine bakar ve bu nasıl çalışıyor diye sorar. bunu soran insan kendi döneminde iyi eğitim almış, kaptan olmuş, ülke ülke gezmiş, çok farklı kültürler görmüş, oturup birkaç saat içinde bir romanı bitiren babam bu arada. bakıyor ve bu nasıl çalışıyor diye soruyor. yapması gereken tek şey eve giren kafam kadar böceği içine çektirmek. ben birkaç kez bir şeyler nasıl çalışıyor gösterirken baktım o işi kendim yapıyorum, babam ortamdan kaçmış, akıllandım. bir bak bakalım diyorum, acaba neresine basmak gerekiyor. öyle dikkatle bakıyor ve asla hamle yapmıyor. bir kez izledim, 2 dakika falan öylece baktı. elini falan kaldırmadı, ayağı kaldırmadı, sadece baktı. baska işleri yapması gerekirse yine sadece bakıyor. ya lanet olsun tamam ben yaparım dediğin ana kadar..
o yüzden ben bu ailenin içinde hiçbir şey bilmeyen o insanlardan biri haline geliyorum. en iyi bildiğim şeyi sorsunlar, bilmiyorum derim. hatta iş yaşamım ile ilgili işlerine yarar bir şey olursa ki bu sağlık bile olabilir kolay kolay o toplara girmem. kendi işimi bile bilmem. yemeğin tuzuna bak desinler, anlamam derim. yemek pişmiş mi diye sorarlar, ben pek bilmiyorum derim. şuraya bir gir bak derler, telefon bozuk derim.
3 kez markete gidersen o noktadan sonra hep markete senin gitmen bekleniyor ya, marketin yolunu bile bilmiyor oluyorum bir noktadan sonra.
yıldım.
devamını gör...
behzat ç.
kadro değiştiği için ve epeyce ara verdiği için eski tadı olmadığı doğrudur ancak bana göre esas kopuş savcı esra'nın ölümü ile oldu.
nasıl ki kurtlar vadisi çakır öldükten sonra eski vadi olmadı bu dizide de başrol oyuncuları arasında kimyanın tutmuş olması diziyi izlenir kılıyordu.
nasıl ki kurtlar vadisi çakır öldükten sonra eski vadi olmadı bu dizide de başrol oyuncuları arasında kimyanın tutmuş olması diziyi izlenir kılıyordu.
devamını gör...
yalnızlık
"bana gelince, artık ruhumu kapattım. artık kimseye, neye inandığımı, ne düşündüğümü ve neyi sevdiğimi söylemiyorum. bu korkunç yalnızlığa mahkûm olduğumun bilincinde, herhangi bir fikir ileri süremeden bakıyorum olaylara. fikirler, kavgalar, zevkler, inançlar, hiçbiri umurumda değil! kimseyle bir şey paylaşmadığımdan, her şeye de ilgimi kaybettim. fikirlerimi göstermeden, keşfedilmeden yaşıyorum. günlük konuşmalar için sıradan cümlelerim ve konuşma ıstırabına bile katlanmak istemediğimde "evet" diyen gülüşüm hazır.
beni anlıyorsun ya?"
(bkz: guy de maupassant)
beni anlıyorsun ya?"
(bkz: guy de maupassant)
devamını gör...
24 ocak 2021 istanbul'da barajların doluluk oranı
iski verilerine göre, istanbul'da barajların doluluk oranı yüzde 32,38'e yükseldi.
9 ocak 2021 tarihinde istanbul'da barajların doluluk oranı %20'nin altına düşmüş durumdaydı. son zamanlarda yaşanan yağışların gelmesiyle 15 gün içerisinde bu oran %32 seviyesini geçmiş durumda.
meteoroloji verilerine göre bugünden itibaran 4 gün yağış beklenirken daha sonrasında karla karışık yağmur döneceği tahmini yapılıyor.
kaynak
9 ocak 2021 tarihinde istanbul'da barajların doluluk oranı %20'nin altına düşmüş durumdaydı. son zamanlarda yaşanan yağışların gelmesiyle 15 gün içerisinde bu oran %32 seviyesini geçmiş durumda.
meteoroloji verilerine göre bugünden itibaran 4 gün yağış beklenirken daha sonrasında karla karışık yağmur döneceği tahmini yapılıyor.
kaynak
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sevgili cenk'in arka bahçesi’ne hollanda’ya gitme teklifinde bulunduğum ysyın.
ama maalesef evlenmeyecekmiş sözlük, kalbim anlık:
ama maalesef evlenmeyecekmiş sözlük, kalbim anlık:
devamını gör...
spontane radyo yayını
sabırsızlıkla beklediğim radyo yayını.
halının üstünde ters takla atarsam zaman daha çabuk geçer mi? hem kedi de eğlenmiş olur.
edit: uzay zamanı bükmeyi sizden öğrenecek değiliz1!!.1!
halının üstünde ters takla atarsam zaman daha çabuk geçer mi? hem kedi de eğlenmiş olur.
edit: uzay zamanı bükmeyi sizden öğrenecek değiliz1!!.1!
devamını gör...
zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
kaldıramayacağını sandığın her şeyi yaşarken bulursun kendini. yanında sandıkların kaybolur. tanımadığın insanlar yanında olur. mucizeler hep en çaresiz anında başına gelir.
devamını gör...

