akhilleus'un şarkısı
üçüncü göz her daim iyidir. daha tarafsızdır. daha yalın anlatır. daha farklı yönleri görür. sevse de hayran olsa da onu bunu bırakın at gözlüğü taksada, kahraman dediğiniz karakterin etrafından dönen tüm dönme dolaplara daha net ve temiz odaklanır. hal böyle olunca da hikâye onların gözünden bambaşka şekilde anlatılır. daha insanidir. kutsiyet masallarından ziyade sevgi ve hayranlığın biçimlendirdiği gözlemler bütünü çıkar karşınıza. hah işte patraklos dediğiniz karakterin durduğu yer böyle bir yer. o yüzden de bambaşka bir anlatı ve bambaşka bir bakış açısıyla okuyorsunuz bu mitolojik hikâyeyi. netice de savaş arkadaş bu. yıkım bir şekilde. ölüm, açlık, sefalet, tutsaklık barındırıyor! her ne kadar kılıçlar, mızraklar meydanlarda parıldasa da üzerine öyküler, şarkılar yazılsa da lanetli bir şey. işte bu laneti kahramanların durduğu yerden görmeniz zor. görseniz bile daha gölgeli. olaya patraklos'un baktığı yerden baktığınızda tüm bunları daha net görüyorsunuz.
mitolojik hikayeler anlatmak ve onları okumak her daim keyiflidir. hele anlatıcı özgün bir bakış açısına sahipse ve farklı bir yol geliştirmişse tadından yenmiyor. tabi evernevergreen'in altını çizdiği akıcılık da cabası. o yüzden okunası bir kitaptır. homeros'a saygımız sonsuz olsa da hikâyeyi birde bu şekilde okumanız size bir şey kaybettirmez. homer abi alınmasın ama ben bu tarz anlatımları daha çok seviyorum *
mitolojik hikayeler anlatmak ve onları okumak her daim keyiflidir. hele anlatıcı özgün bir bakış açısına sahipse ve farklı bir yol geliştirmişse tadından yenmiyor. tabi evernevergreen'in altını çizdiği akıcılık da cabası. o yüzden okunası bir kitaptır. homeros'a saygımız sonsuz olsa da hikâyeyi birde bu şekilde okumanız size bir şey kaybettirmez. homer abi alınmasın ama ben bu tarz anlatımları daha çok seviyorum *
devamını gör...
ensest ilişki yaşama özgürlüğü
devamını gör...
şarkı incelemesi
avril lavigne'in under my skin albümünden nobody's home:
nobody is home dersem ‘evde kimse yok’ olur.
nobody’s home ‘kimsenin evi değil’.
‘kimsenin suçu yok’ dersem buray şarkısı olur, demeyeceğim. bu şarkı avril lavignein eseridir. bu şarkıyı bir dönem çok acı çekmekte olan arkadaşı için elinden başka şeyler gelmediği için yazmış. takdire şâyan hareket. muazzam bir acıda kavrulurken böyle ufak bir hareket bana acayip iyi gelir, fakat depresyonda olan birine fayda sağlar mı tartışılır. dinleyerek okuyalım;
acı barındıran sekiz yıl öncemin parçasıdır. kulaklık takılı, resim çizerken manyak gibi sarbaşa bunu dinlerdim. ergen dramaları… neyse ya ben bu şarkıyı anlatmak istedim. kırık dökük bir benlikten bahsediyor avril. neden böyle hissettiğini bilmiyorum ama her gün böyle hissediyor. elimden hiç bir şey gelmiyor. sadece yaptığı hataları tekrarlayışını izliyorum. hmm… neden kötü hissettiğinin sebebi gayet açık aslında. devam edeyim; ya da yok ya... çok matah bir şey yaptım ve türkçe altyazılı video buldum, izledim. ayıplı bir şey yok gönül ferahlığı ile açabilirsiniz. safe for work. video skam dizisinden kesitlermiş. izlemedim diziyi, bilmiyordum. ben de araştırmaya inanarak, youtube altyazısında fark ettim.
nereye ait olduğunu bilmeyen, kaybolmuş ve kalbi kırık bir kadın anlatılıyor. sığınacak kimsesi yok, göz yaşlarını silmek için saklanabileceği kendine ait bir yeri yok. * ardında neler bıraktığını bilmiyor. eve gitmek istiyor. hangi ev? ev mi var da gitsin? çaresiz. hislerini sakladıkça, duygularını gizledikçe aklını kaybetmekte olan, zarafetini yitiren bir kadın... güçlü ol diyor avril, güçlü ol.
nobody is home dersem ‘evde kimse yok’ olur.
nobody’s home ‘kimsenin evi değil’.
‘kimsenin suçu yok’ dersem buray şarkısı olur, demeyeceğim. bu şarkı avril lavignein eseridir. bu şarkıyı bir dönem çok acı çekmekte olan arkadaşı için elinden başka şeyler gelmediği için yazmış. takdire şâyan hareket. muazzam bir acıda kavrulurken böyle ufak bir hareket bana acayip iyi gelir, fakat depresyonda olan birine fayda sağlar mı tartışılır. dinleyerek okuyalım;
acı barındıran sekiz yıl öncemin parçasıdır. kulaklık takılı, resim çizerken manyak gibi sarbaşa bunu dinlerdim. ergen dramaları… neyse ya ben bu şarkıyı anlatmak istedim. kırık dökük bir benlikten bahsediyor avril. neden böyle hissettiğini bilmiyorum ama her gün böyle hissediyor. elimden hiç bir şey gelmiyor. sadece yaptığı hataları tekrarlayışını izliyorum. hmm… neden kötü hissettiğinin sebebi gayet açık aslında. devam edeyim; ya da yok ya... çok matah bir şey yaptım ve türkçe altyazılı video buldum, izledim. ayıplı bir şey yok gönül ferahlığı ile açabilirsiniz. safe for work. video skam dizisinden kesitlermiş. izlemedim diziyi, bilmiyordum. ben de araştırmaya inanarak, youtube altyazısında fark ettim.
nereye ait olduğunu bilmeyen, kaybolmuş ve kalbi kırık bir kadın anlatılıyor. sığınacak kimsesi yok, göz yaşlarını silmek için saklanabileceği kendine ait bir yeri yok. * ardında neler bıraktığını bilmiyor. eve gitmek istiyor. hangi ev? ev mi var da gitsin? çaresiz. hislerini sakladıkça, duygularını gizledikçe aklını kaybetmekte olan, zarafetini yitiren bir kadın... güçlü ol diyor avril, güçlü ol.
devamını gör...
rahatsız (yazar)
görsellere fısıldayan adam.
devamını gör...
pazar günü erken kalkmak için bir sebep
pazar günleri okula gidiyorum. benim için yeterli bir sebep.
ayrıca "pazar günü okul mu olur?" demeyin, oluyor çünkü.
(bkz: psikolojik işkence)
ayrıca "pazar günü okul mu olur?" demeyin, oluyor çünkü.
(bkz: psikolojik işkence)
devamını gör...
armysuzy
üslubunu çok sevdiğim bir yazardır, var olsundur.
devamını gör...
israil
gücü filistinli çocuklara yeten acınası terör devletidir. islama ve araplara nefretinden dolayı bu ülkenin yaptıklarını takdir edenler büyük çomardır. en ufak sempati duyulacak tarafı yoktur. islama düşman olabilirsiniz ancak suçsuz çocuklara, kadınlara, ibadethanelere saldıran bu ülkenin yaptıklarını onaylıyorsanız insanlığınızı sorgulayın.
devamını gör...
eduardo galeano
galeano muhalif bir yazar, hem de en ateşlisinden. galeano aynı zamanda uzlaşma bilmeyen bir yazar. onu ikna etmek mümkün değil. dik başlı. karşı çıkmaya karar verdiyse birine ya da bir şeye karşısında durmak mümkün değil. ne korku tanıyor ne de aman dileyene merhamet ediyor. galeano acımasız bir muhalif. ama bilenmesi gereken nokta şu ki galeano saçmasapan ideolojik düşünceler ya da siyasi çekişmeler peşinde değil. onun derdi bambaşka.
galeano, zulmetme heveslilerinin karşısında ama sadece kendin kanından olanlara yapılan zulmün değil genel anlamda zulüm kavramının karşısında. latin amerika’yı yerle yeksan eden barbar ispanyol be portekizlilerin de karşısında, bir zamanların mazlumu şimdinin zalimi yahudilerin de karşısında onlara zamanında zulmeden nazilerin de. doğaya işkenceyi yetenek bilen, hayvanları kendinden aşağı gören insanın da karşısında; insanları ezen, onları süründüren tanrılarında karşısında. sömürülen kara kıtanın, fakirlerin, zavallıların, kadınların, çocukların, bitkilerin, böceklerin, madencilerin, hayvanların yanında galeano.
galeano, zamanın ruhu. galeano, gezegenin vicdanı. galeano bir yazardan çok fazlası, o bizim abimiz, kardeşimiz, babamız, canımız, ciğerimiz. bizim yerimize acı çeken bir yalvaç o.
galeano, zulmetme heveslilerinin karşısında ama sadece kendin kanından olanlara yapılan zulmün değil genel anlamda zulüm kavramının karşısında. latin amerika’yı yerle yeksan eden barbar ispanyol be portekizlilerin de karşısında, bir zamanların mazlumu şimdinin zalimi yahudilerin de karşısında onlara zamanında zulmeden nazilerin de. doğaya işkenceyi yetenek bilen, hayvanları kendinden aşağı gören insanın da karşısında; insanları ezen, onları süründüren tanrılarında karşısında. sömürülen kara kıtanın, fakirlerin, zavallıların, kadınların, çocukların, bitkilerin, böceklerin, madencilerin, hayvanların yanında galeano.
galeano, zamanın ruhu. galeano, gezegenin vicdanı. galeano bir yazardan çok fazlası, o bizim abimiz, kardeşimiz, babamız, canımız, ciğerimiz. bizim yerimize acı çeken bir yalvaç o.
devamını gör...
ya kızım beni deli etme ben aradığımda o telefon açılacak diyen erkek
suç erkekte değil, suç erkeğin bu kadar palazlandırıp bu cümleyi sarf edecek kadar cesareti veren kadında. bir höyt deyip susturamıyorsa o erkeği ne diyelim? biraz taht oyunları entrikası lütfen...
devamını gör...
kotor
2018'de balkanlarda geçirdiğimiz haftanın dördüncü gününde adriyatik kıyılarında gezerken uğradığımız karadağ şehri. turumuzun bu etabı, adriyatik kıyısındaki koylarda sanki marmaris'in henüz yanmamış ağaçlarıyla bezeli koylarını kat edercesine geçmişti.
şehr-i kotor'un tarihi suriçini gezerken, türkiye'deki ve nice kalede görmediğim kadar güzel korunmuş bir yerle karşılaştık. rehberimiz,
bu kaledeki konutların şehrin büyüklerine ait olduğunu, eşrafın bu evleri korumasının ve yılın belli dönemlerini burada geçirmesinin zorunlu olduğunu söylemişti. daracık sokaklarda kediler de bizdeki gibi miskin miskin yatıyordu. ayrıca kalenin kapısında da şehrin ustaşa'dan kurtuluş tarihi, yugoslav arması ve josip broz tito'nun "başkasınınkini istemeyiz, bizim olanı vermeyiz" cümlesi halen korunmuş.
(dar sokaklar, apartman binalar).
şehrin içinde pek çok kilise var ki, bazısı katolik bazısı da ortodoks cemaatlerinin. katedralin kapısında da şehrin koruyucu azizi sayesinde nasıl osmanlı kuşatmasından kurtulduğu dövme kapıya rölyef olarak işlenmiş. ayrıntıları hatırlamıyorum ama ilginç bir hikayeydi bu. hem ilginç olması hem de osmanlı torunlarının dedelerinin bu limanlardan haraç almakla yetinip fethe tenezzül etmemesi ya da becerememesine ne kadar bozulacağı fikri aklımda kalmış.


kiliselerden detaylar:




daha sonra girişteki meydanda oturup moskovica denilen bir tatlı yedik. meydandaki kafelerin karşısında da saat kulesi ve dibindeki kazık (milleti oturttukları kazık işte) vardı.
(cadde detayları)
(kazık koni)

buradan sonraki durağımız, adriyatik'te demirli lüks yat ve katamaranlara otobüs penceresinden baka baka, arada dayton antlaşması'nda bosna hersek'e de kıyı verilmesi talebiyle verilen bölgeden geçerek ulaşacağımız; hırvatistan'ın en büyük destinasyonu dubrovnik.
şehr-i kotor'un tarihi suriçini gezerken, türkiye'deki ve nice kalede görmediğim kadar güzel korunmuş bir yerle karşılaştık. rehberimiz,

bu kaledeki konutların şehrin büyüklerine ait olduğunu, eşrafın bu evleri korumasının ve yılın belli dönemlerini burada geçirmesinin zorunlu olduğunu söylemişti. daracık sokaklarda kediler de bizdeki gibi miskin miskin yatıyordu. ayrıca kalenin kapısında da şehrin ustaşa'dan kurtuluş tarihi, yugoslav arması ve josip broz tito'nun "başkasınınkini istemeyiz, bizim olanı vermeyiz" cümlesi halen korunmuş.

(dar sokaklar, apartman binalar).şehrin içinde pek çok kilise var ki, bazısı katolik bazısı da ortodoks cemaatlerinin. katedralin kapısında da şehrin koruyucu azizi sayesinde nasıl osmanlı kuşatmasından kurtulduğu dövme kapıya rölyef olarak işlenmiş. ayrıntıları hatırlamıyorum ama ilginç bir hikayeydi bu. hem ilginç olması hem de osmanlı torunlarının dedelerinin bu limanlardan haraç almakla yetinip fethe tenezzül etmemesi ya da becerememesine ne kadar bozulacağı fikri aklımda kalmış.


kiliselerden detaylar:




daha sonra girişteki meydanda oturup moskovica denilen bir tatlı yedik. meydandaki kafelerin karşısında da saat kulesi ve dibindeki kazık (milleti oturttukları kazık işte) vardı.
(cadde detayları)
(kazık koni)
buradan sonraki durağımız, adriyatik'te demirli lüks yat ve katamaranlara otobüs penceresinden baka baka, arada dayton antlaşması'nda bosna hersek'e de kıyı verilmesi talebiyle verilen bölgeden geçerek ulaşacağımız; hırvatistan'ın en büyük destinasyonu dubrovnik.
devamını gör...
her şey aşktan
can sıkıntısından şimdiye dek izlemediğim türk filmlerine sardım. her şey aşktan da onlardan biriydi.
yönetmeni andaç haznedaroğlu, senaryoyu da o yazmış. dizilerden tanıdığım bir isimdi, şimdilerde benim için filmleriyle de dikkat çeken bir isim oldu. (en son 'sen hiç ateşböceği gördün mü' filmini çekmiştir.)
şükrü özyıldız çok beğendiğim gençlerden biri. hande doğandemir vasat bir oyuncu, akılda kalıcı bir yanı yok. mithat can özer ne alaka onu hiç anlamadım zaten.
hakan meriçliler, hakkı ergök ve bala atabek dışındaki oyuncuların adlarını bilmiyorum. yaz dizilerinde başrolü yanındaki kalabalık arkadaş grubunda olan yardımcı oyuncular işte. bir de misafir oyuncu olarak özcan deniz var filmde. filmin en komik sahnesi de onun olduğu bölümde zaten.
konusu, evliliğe ramak kala aldatılan pelin'in burak ile tanışması ve ilmek ilmek birbirlerine aşık olma süreçleri.
kişisel gelişim saçmalıkları, sürekli hayatı yemiş, içmiş hatta bitirmiş gençlerin tavsiyeleri, evlenme merakı, evlilik korkusu, alışveriş tutkusu, kırık aile ilişkileri gibi bir sürü detaya değinilmiş. hepsinden bir çimdik katılmış işte.
detaylarda kaybolmamasını istediğim en önemli yan ise koruncuk vakfı ve jönümüzün bu vakfa dikkat çekme isteği. filmin en değerli yanı kesinlikle ve kesinlikle burası.
vaktiniz var, izleyecek daha iyi bir alternatifiniz yoksa, başrollerden birini seviyorsanız, güzel manzaralar, parlak aydınlık sahnelerden hoşlanıyorsanız şans verebilirsiniz.
neşeli hollywood romantik komedilerine öykünse de klişelerden kaçamamış, edis, mehmet erdem gibi isimlere şarkı söyleterek süreyi doldurmuş olan filmin müziklerinde de mithat can özer'in katkısı var. annesinin oğlu neticede oyunculukta olmasa da müzikte hertürlü gideri var.
puanım 4/10. izlemeyin demem ama izleyin de diyemem. siz bilirsiniz.
yönetmeni andaç haznedaroğlu, senaryoyu da o yazmış. dizilerden tanıdığım bir isimdi, şimdilerde benim için filmleriyle de dikkat çeken bir isim oldu. (en son 'sen hiç ateşböceği gördün mü' filmini çekmiştir.)
şükrü özyıldız çok beğendiğim gençlerden biri. hande doğandemir vasat bir oyuncu, akılda kalıcı bir yanı yok. mithat can özer ne alaka onu hiç anlamadım zaten.
hakan meriçliler, hakkı ergök ve bala atabek dışındaki oyuncuların adlarını bilmiyorum. yaz dizilerinde başrolü yanındaki kalabalık arkadaş grubunda olan yardımcı oyuncular işte. bir de misafir oyuncu olarak özcan deniz var filmde. filmin en komik sahnesi de onun olduğu bölümde zaten.
konusu, evliliğe ramak kala aldatılan pelin'in burak ile tanışması ve ilmek ilmek birbirlerine aşık olma süreçleri.
kişisel gelişim saçmalıkları, sürekli hayatı yemiş, içmiş hatta bitirmiş gençlerin tavsiyeleri, evlenme merakı, evlilik korkusu, alışveriş tutkusu, kırık aile ilişkileri gibi bir sürü detaya değinilmiş. hepsinden bir çimdik katılmış işte.
detaylarda kaybolmamasını istediğim en önemli yan ise koruncuk vakfı ve jönümüzün bu vakfa dikkat çekme isteği. filmin en değerli yanı kesinlikle ve kesinlikle burası.
vaktiniz var, izleyecek daha iyi bir alternatifiniz yoksa, başrollerden birini seviyorsanız, güzel manzaralar, parlak aydınlık sahnelerden hoşlanıyorsanız şans verebilirsiniz.
neşeli hollywood romantik komedilerine öykünse de klişelerden kaçamamış, edis, mehmet erdem gibi isimlere şarkı söyleterek süreyi doldurmuş olan filmin müziklerinde de mithat can özer'in katkısı var. annesinin oğlu neticede oyunculukta olmasa da müzikte hertürlü gideri var.
puanım 4/10. izlemeyin demem ama izleyin de diyemem. siz bilirsiniz.
devamını gör...
gravity falls
fikir babası olan alex kendisinden ve ikizi olan kız kardeşinden esinlenmiştir. çizgi-dizideki birçok yerde geçen "618" sayısı için altıncı ayın on sekizini ifade eder; yani ikizlerin (alex ve bacısı) doğum günüdür.
gravity falls'teki birçok olay gerçek hayattaki birkaç olaydan esinlenilerek oluşturulmuştur. haliyle;
--- alıntı ---
dünyanın en çok subliminal mesaj içeren çizgi filmi.
--- alıntı ---
yazarımıza katılmamak elde değil.
yine de izlerken asla sıkılmayacağınızdan önerimizdir.
bir diğeri; regular show.
gravity falls'teki birçok olay gerçek hayattaki birkaç olaydan esinlenilerek oluşturulmuştur. haliyle;
--- alıntı ---
dünyanın en çok subliminal mesaj içeren çizgi filmi.
--- alıntı ---
yazarımıza katılmamak elde değil.
yine de izlerken asla sıkılmayacağınızdan önerimizdir.
bir diğeri; regular show.
devamını gör...
friends
1 günde 13 bölüm izlediğim sitcomdur. eskiler ne güzelmiş sosyal medya yok samimiyet dolu yıllarmis. chandler adamım.
devamını gör...
sevgilinin dizinde uyumak
başımı dizine koyup yattığımda baya güzel huzur verici bir eylemdi ama uyuyabilecek kadar vaktim olmadı hiç malum zar zor uyuyabilen bi insanım zaten kafamı koyar koymaz uyuyabilenlerden olsaydım asla kaldırmazdım başımı dizinden
devamını gör...
türkiye'de 9 milyon suriyeli mülteci olması
yine başıma ağrı girdi. danimarka 35 bin tanesini yolluyor burada kaç milyon tanesi besleniyor? ortalama 5 er çocuktan...
devamını gör...



