avrupada halkını en çok aşılayan ülkeymişiz de, efenim işte pandemiyi başarıyla yürütüyormuşuz da... geç bunları geç, halkına ilkini yaptığın aşının ikincisini veremiyorsun sen ama hala ekranlarda atıp tutuyorsun, ufak at bari.

tanım: halkına aşı bile dağıtamayan beceriksiz iktidarın sebep olduğu içler acısı durumdur.
devamını gör...

yüz senede mi olur bin senede mi bilemiyorum ama zenginler izole bir yaşam sürmek isteyecektir. halihazırda böyle bir senaryo için onlarca film/dizi/belgesel/animasyon var. çünkü kötü bi olasılık değil.

yaklaşık 120 yıl önce ekonomi kanunları arasına girmiş pareto ilkesinin çürümeye yüz tuttuğu milenyum döneminde, zengin ve diğerlerini ayıran dilim %20lerden %10'a kadar düşmüş, çok değil on yıl içinde %5'e hatta %2ye kadar ineceği tahmin edilmektedir. diğer taraftan oto kontrole sahip robot programları da tıpkı transistörler gibi her yıl katlanarak ivmelenen grafikle artıyor. öte yandan; nüfusu "kontrol etme" veya "düşürme" çabalarının beyhuda olduğu da ortaya çıkıyor. zira gelişen teknoloji, insanı öldürmeye değil yaşatmaya yönelik bir teknoloji. üretim kapasitesi her zaman nüfusla doğru orantılı şekilde artıyor ve her gün, günlük ihtiyacın x3 katı gıda üretiliyor. 8 milyara yetecek olan bu gıdanın yarısını nüfusun %10'u tüketirken, kalan yarısını ise %80lik kısım tüketiyor. tüketiyor dediğime bakmayın, ihtiyacın 3 misli üretim olmasına rağmen gıdaya erişimi kolay olan bu %90lık dilim, gıdanın tamamını harcıyor(mideye ve çöpe atıyor) dolayısıyla her gün nüfusun %10'u, gıdaya erişemeden ölüyor. kafaların yanmasına gerek yok, hesap gayet basit. ihtiyacımızdan fazla üretip herkese dağıtamadan hiç ediyoruz hepsini. facia dimi? değil. açlıktan ölen %10 için herhangi bi çaba gösterilmiyor çünkü bu durum bildiğimiz tüm doğa yasalarıyla örtüşüyor. yani evrim sürecinin çalışmaya devam etmesi için birilerinin bu cangılda ölmesi şart. e peki o zaman, ver gazı ver virüsü veya şakkadanak patlat bi nükleer bombe, yetmedi bi tane daha patlat. nüfusü azalt. olmaz mı? olmaz. mevcut nüfus dağılımını bozma girişimi, arkasını göremediğimiz bi senaryo. ölecekleri kim belirleyecek ve nasıl eyleme geçilecek, dünyanın en akıllı veya en zengini de olsanız bu sorunun cevabını bulamıyorsunuz. ayrıca azalan nüfusun olup bitene nasıl bi reaksiyon vereceği de belirsiz. yani nüfusu azaltıp, daha dengeli daha sözümona muhteşem bi dünya planınız varsa muhtemelen çalışmayacaktır. kitlesel bir yokoluşa zemin hazırlamaktan başka bi işe yaramayacaktır. bu yüzden dur bugün afrika kıtasını yok edeyim, zaten orda zengin yok deyip, ertesi gün hindistan'ı haritadan yok edemiyorsunuz.

sevmesek de birbirimize muhtacız. nüfusu azaltmak yerine artırmak veya stabil tutmak şart. zira insan demek, işgücü demek. herhangi bir teknolojik yıkımda medeniyeti tekrar inşa etmek için muhtaç olduğumuz tek güç, insan gücü, insan aklı. kısaca şanslı addettiğimiz zengin kesim dışında kalan tüm insanlığa muhtacız. herkesi yedekte tutmak için yaşatmak zorundayız.
tüm bu veriler ışığında, fakirle bir arada yaşamak zorunda kalan soylu adamın işi çok zorlaşıyor. bir yandan açlıktan ağzı kokan toplumların isyan etmesini önleyecek, bi yandan onları sömürecek, bi yandan kendini uzaya ve bilime adayıp geleceği inşa edecek, bütün bunları yaparken de keyif sürmek isteyecek*. peki bu nasıl mümkün olabilir? muhtemelen araya perde koyarak. güç ekseni ülkelerin değil, bireylerin elinde olacak ve bireyler birbirleri ile bir arada yaşamak isteyecektir. dolayısıyla devlet anlayışı değişime uğrayacak, milliyetçilik çöp olacaktır.



olası dikey mimari yaşam
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu modelde insanlığın hammadde ve dayanıklılık sorunlarını çözdüğü varsayılıyor. nitekim bu sorunları aşmak zor değil. hatta sorun bile sayılmıyor şu an bunlar. bu senaryoda medeniyet üç sınıfa ayrılır. soylu, burjuva, işçi. aynı coğrafyada yaşayan birileri yerden evlerde, 50 60 70 150 katlı binalarda yaşayacak, birileri de bin, beşbin katlı, bulutların arasındaki gökdelenlerde yaşayacak. insan ömrü şimdikinden birkaç kat daha uzun olacakken, bu fırsattan sadece imkanı olanlar yararlanacak. aşağıda yaşayanlar yine 70-120 yıl yaşarken, yukarıdakiler birkaç asır yaşamanın keyfini sürebilir. bu durum mevcut vicdan öğretilerine aykırı değil. itirazı olanı sjw ilan edersin*, paran yoksa git çalış köpek herif deyip susturursun, sorunu çözersin. üst katlarda mı yaşamak istiyorsun? imkansız değil. ama imkansıza yakın şartlar aranacak. gökdelenin üst katlarında kahramanlık hikayeleri yazılacak, fedakarlık öykülerinin şahitleri teşhir edilecek ve aslında üst kattaki medeniyetin ne kadar ahlaklı, erdemli ve muhteşem olduğu empoze edilecek. aynı senaryo yatay mimari için de geçerli.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu model daha basic, daha tasarruflu ve daha kolay inşa edilebilir olmasına karşın isyanlara daha müsait, empoze etmesi daha zor, haliyle tehlikeli bi izolasyon modeli. alt kesimi verimsiz topraklara gönderip, onları orada yalnız bırakma misyonudur. doğal seçilim sadece fakirler arasında çalışsın, diğerleri planetin daha verimli coğrafyalarında istediğini yapabilsin istenir. bu modelde asayiş yoktur. güçlü olanın hayatta kalacağı, akıllı olanın "karşı tarafa" geçebileceği bir imtihan süreci mevcut. asayiş yok, çünkü bu modelde alt sınıf insana zaten ihtiyacın yok. işgücüne ihtiyacın yok. her türlü ihtiyacını yapay zekaya teslim eden üst akıl modeli var.

zenginler için hayat çok zor. komşusu açken tok yatamaz. komşuyu doyurmak yerine komşudan izole bir hayat yaşamak isteyebilir. karşısında organize olamayan, haksızlıklarla mücadele etmeyi bilmeyen kesim olduğu sürece hikayeden galip gelen kesim zengin olacaktır.

not: görseller konuyla ilgili yapımlardan alınmış olup hepsi hayal ürünüdür. bu yazı da hayal gücü ürünüdür. zengini aşağılamaz, fakiri hor görmez veya tam tersini yapmaz.
devamını gör...

(bkz: czn burak) aynısı olmak isterdim. adam hem aşçı hem çok mutlu.
devamını gör...

“haberin yok ölüyorum” dedirtir.
devamını gör...

tahin ve pekmez.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bakanımızın sedat peker videolarını izleyen insanlarımızı çocuk pornosu izleyenlerle kıyaslaması durumu. bu adam en son düşmanına karısının iç çamaşırları üzerinden saldırmıştı ve bu adam bu ülkenin bakanı ve yine bu adam ülkemizin en popüler insanlarından biri. utanıyorum....
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(tematik)

doğu afrika'da bulunan kenya ülkesinin başkentidir.
devamını gör...

kpss'de en çok soru tutturan "tarihin pusulası" kitabının yazarı.
devamını gör...

sabah sabah telefona gelen haber bildirimi. adamlar manşet atmış.
bakan koca'dan şok açıklama: bitirdik!

ananı avradını diyerek haberi açtım. tabii ki inanmak istediğim şey bir ütopyaydı ama olsundu. sonuçta beşerdik ve şaşabilirdik.
sonra haberi okudum. aşı sorununu bitirmişler. buna da şükür diyerek kapadık haberi.
devamını gör...

#1552283

artık kurmaya karar verdiğim timdir.
sözlüğün karanlık odalarında ellerde fener ile doğukan avına çıkıyoruz.

bir yönetici düşünün, bir yazara sözlüğünde artık yazmasın diye para verecek konuma gelsin. *
herif manyak etti hepimizi.

kapıları tutun arkadaşlar.
devamını gör...

banu kırbağ'ın 1998 yılı yapımı türküler yolladım sana albümü.
en güzel şarkısı defaatle dinlenesi... *
"gönül senin derdindeyim
yine gece ardındayım
yetiş imdadıma çarem
yine istim üstündeyim."
devamını gör...

belki de yüktür. birinden nefret edebilmek için onu önemsemek, düşünmek, yaptıklarından ya da söylediklerinden anlam çıkarmak gerekir. geçmişte gerçekleştirdiği herhangi bir davranışından dolayı nefret etmekte aynı kapıya çıkar. nefret etmek ve unutamamak birbirine paralel olan duygular. yaşananlar ağrına gitmiş, içinden atamamışsın ve sana yük olmuş. adına da nefret demişler..
devamını gör...

azap başlangıcı. sonu gelmeyen girdap. büyük stres kaynağı.
devamını gör...

yokluk ve yolluk.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

rumen oyun ve roman yazarı liviu rebreanu tarafından yazılmış savaş karşıtı eser. rebreanu eserin ana karakteri olan apostol bologa üzerinden savaşın genel tahribatından ziyade romanda insana ve savaşın insan üzerinde yarattığı tahribata eğiliyor esasında. eserin konusundan daha ilgi çekici olan şey ise rebreanu'nun daha eserin başında belirttiği gibi bu romanı birinci dünya savaşı sırasında apostol bologa'nın yaşadığı kaderin gerçek hayatta ete kemiğe bürünmüş hâli olan abisi emil rebreanu'nun yaşamından esinlenerek yazmış olması. emil'in yaşamı ve idamı liviu rebreanu'yu öyle etkiliyor ki bunun izleri yazdığı her eserde kendine yer bulmaya başlıyor. özellikle yazarın kısa hikayelerinden biri olan catastrofa yine asılmışlar ormanı ile benzer bir atmosferde savaşın anlamsızlığını işlerken david karakteri üzerinden bologa'nın iç çatışmalarına da yeniden rastlıyoruz. çek subay svoboda'nın ölümü - ki svoboda özgürlük anlamına geldiğinden dolayı oldukça şık bir sembolizm yaratır rebreanu- ve başka bir milletin ordusunda kendi halkına silah doğrultmak zorunda kalma mecburiyetinin bologa'nın zihninde yarattığı çatışma ve iç sorgulamaları eserin büyük bölümünü esir alan bir yapıda. aşk, inanç, ahlaki ikilemler ve mental olarak sarsılmaya meyilli bir karakter savaşın yalnızca bedenlere değil zihinlere de verdiği zararın başarılı bir temsili. romanın sonu hem trajik hem de düşündürücüdür aslında, bologa'nın verdiği karar kimine göre aptallık kimine göre vicdani bir sorumluluk olarak değerlendirilir ama nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin eser savaşın kendi ahlakını beraberinde getirdiğini kesin bir dil ile ifade eder. humanitarian law bir kenara, savaş ne yazık ki kendi ahlak anlayışı ile gelir ve bu anlayış ne mantık ne vicdan içerir. bologa bir kenara eserde bulunan çek avukat otto klapka, yahudi teğmen gross ve savaşın ortasında silah taşımayı reddeden cervenco gibi okuması keyifli karakterler de mevcut. ayırca dr. meyer, dr. daneeka gibi muhteşem bir karakterin de kaba taslak hali gibi.

mustafa kemal atatürk pek çok konuda olduğu gibi bir konuda da haklıdır; eğer müdafa için değil ise ne yazık ki her savaş katliamdan başka bir şey ifade etmez. bu gibi arka planda kalmış olsa bile bugün bile şiddetini korumayı başaran savaş karşıtı romanlar ise her satırında aynı fikri tekrar ve tekrar anlatmaya devam eder ama gariptir ki her şeye rağmen insanlar da hâlâ savaşmaya devam ediyor.


"he returned to nasaud in a bewildered state of mind. his soul was tom by doubts, and he felt convinced that he had become an outcast. at first he had tried to build up a new house with the wreckage of the old, but he found that from under every stone a painful question would leap forth, a question for which he could find no answer. he soon wearied of these hopeless efforts with their continual torture. but presently there arose above everything else, like a victorious banner, the desire to find true answers to these perturbing questions."
devamını gör...

asla anlayamadığım ve sindiremediğim iptidai durumdur.feminist olmanıza gerek yok fakat benliğine saygısı olan hiçbir kadın bana kalırsa bir erkeğin himayesine ve kütüğüne geçmeyi kabul etmemelidir.evliliğin ne kadar ataerkil bir yapı olduğunu gözler önüne serer bu durum ve gözardı edildikçede bu ülkede boşanmış bir kadının yeri olmayacaktır.çünkü ne yazık ki bazı yaratıklarca o kadının bir sahibi yoktur ve her türlü kötülüğü yapması beklenir.pisliğinizde boğulun iğrenç yaratıklar.
devamını gör...

(bkz: hayata dair iç burkan detaylar)a bir örnektir.
birkaç gün önce, annemin yemek yaparken, yakın gözlüğünü taktığını görünce farkettim. garip bir histi gerçekten. bunun olacağını biliyoruz ama gün olup, gerçekleşince insan bir tuhaf oluyormuş.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim