çağımızın hastalığı
yalnızlıktır.
yalnızlık da ruhumuzun eksik hissetmesidir.
kimi zaman kalabalıkların içinde kimi zaman da ıssızlığın ortasında.
ama her dem bir parçamız eksik olduğu için yalnız hissederiz kanaatimce.
o son parçayı bulsam tamam olucam. neredesin?
yalnızlık da ruhumuzun eksik hissetmesidir.
kimi zaman kalabalıkların içinde kimi zaman da ıssızlığın ortasında.
ama her dem bir parçamız eksik olduğu için yalnız hissederiz kanaatimce.
o son parçayı bulsam tamam olucam. neredesin?
devamını gör...
aşka inanmamak
aşka inanmamak çok kırılmış insanların içinde bulunduğu durum da denebilir. aslında inanmamak değil de kendilerine kötü gelen insanlar yüzünden inanamamak demek daha doğru olur. bazen çok üzülüyorum ben böyle aşka inanmayan insanlar görünce. ben hep aşkın, sevginin yüceliğine inandım, iyileştiriciliğine inandım ve bunu yaşadım. evet bazen çok zor zamanlarınız da oluyor aşk anlamında ama işte aşka inanmayan, aşka kırgın olanlara demek istediğim asla küsmeyin aşka. aşk öyle aranınca bulunan bir şey değil. hatta tam tersi en beklemediğiniz anda sizi bulandır. ben en çok da buna inandım. siz de küsmeyin derim ve sabredin eminim aşkın ve sevginin güzelliği bir gün gerçekten kapınızı çalar.
devamını gör...
günün şiiri
intihar
kimse duymadan ölmeliyim
ağzımın kenarında
bir parça kan bulunmalı.
beni tanımayanlar
"mutlak birini seviyordu" demeliler.
tanıyanlarsa, "zavallı, demeli,
çok sefalet çekti.."
fakat hakiki sebep
bunlardan hiçbirisi olmamalı.
13 nisan doğum yıl dönümüydü orhan veli’nin bu muhteşem şiiri ile anmış olalım büyük ustayı.
kimse duymadan ölmeliyim
ağzımın kenarında
bir parça kan bulunmalı.
beni tanımayanlar
"mutlak birini seviyordu" demeliler.
tanıyanlarsa, "zavallı, demeli,
çok sefalet çekti.."
fakat hakiki sebep
bunlardan hiçbirisi olmamalı.
13 nisan doğum yıl dönümüydü orhan veli’nin bu muhteşem şiiri ile anmış olalım büyük ustayı.
devamını gör...
feminizm neden türkiye'de tutmadı sorunsalı
feminizmin çıkış noktasını incelediğimizde, kapitalist sömürünün eleştirisi olarak başlayan bir mücadeledir. kadınların kurtuluşu için, bireyselleşmesi için, insan gibi yaşaması için sürmüştür.
siz şimdi bir de feminizmin 1980'lerden sonra başladığınıda düşünüyorsunuzdur allah bilir. osmanlı'da feminizm hareketinden habersizsinizdir. slyvia plath örneği verene kadar, aziz haydar,hayganuş mark,fatma nesibe hanım örneklerini kullanmış olsaydınız, farklı düşünebilirdim. hadi osmanlı'yı silmiş tamamen cumhuriyet gençliği olduğumuzu düşünelim. aksu bora, narin bağdatlı selin çağatay isimlerini okumadan feminizmi hele bir de türkiye'de mücadelesi verilen feminizme dair eleştiri yapamazsınız, üzgünüm.
şimdi arkadaşım slyvia plath okumuş, feminizmi yalamış yutmuş ve türkiye'de tutmamasından dem vurmaktadır. e haklı mıdır evet haklıdır.*
haklıdır çünkü onun gibi düşünen insanlar çoktur. bu düşünceye sarılırken toplumda cereyan eden olayları atlamaktadırlar. mesela, kadın cinayetlerinin davalarında, hakimlerin dahi o saatte orada ne işi vardı? sorusu ile karşılaşılmıştır.
mesela bizim yöneticilerimiz kadınların gülüşüne, giyimine dil uzatabiliyorlar, muhtemelen başlık sahibi yazar arkadaşımız bunlardan habersiz, yoksa slyvia plath okumuş bir insan bunlara isyan eder.
bu ülkede etek giyindiği için bir kadına tecavüz reva görülüyorsa kardeşim, feminizm neden tutmadı sorusunu sormaya hakkın yok. bizler hala daha kadınların çalışma şartlarının iyileştirilmesi gerekiyor aşamasına gelemedik!
tahmin edersiniz ki bizim hala kılık kıyafetlerimiz gündemi meşgul eden konulardan biridir.
elbette ki feminizm etek boyu tartışması değildir. küreselleşen dünyanın en büyük getirisi örgütlenememek oldu, stk yetersiz kalıyor.türkiye'de ve dünya'da feminizm sözde türk solu misali bilmem kaça ayrılmış durumda. çeşit çeşit akımları var ve temel amaç belki de gözden kaçıyordur. fakat size göre türkiye'de tutmamasının sebebi kesinlikle etek boyu tartışmasına indirgenemeyecek kadar sığ değildir*.
önerdiğiniz iki isimden türkiye'de mücadelesi verilmeye çalışılan feminizm öğrenilmez. ben, size daha güzel bir tavsiyede bulunayım.
iletişim yayınlarının modern türkiye'de siyasi düşünce ansiklopedisinin 10. cildi: feminizm, feminizmin kaça ayrıldığını değil de feministlerin problem ettikleri konuları işlemişler. okuyun-okutun efendim.
bizde, ''toplumsal cinsiyet kimliğine'' indirgenmiş bir feminizmin var olduğunun ve feminizm mücadelesinin eksik verildiğinin farkındayız fakat ne derler bilirsiniz ''coğrafya kaderdir''.
dün pek akıllı bir arkadaşımız 8 mart, bütün dünyada kadınlar günüyken neden sözlükte emekçi kadınlar günü olarak yazılmış gibi bir sitemde bulunmuştu)*. sırtınız vikipedi'ye dayayarak, bilgi sahibii olamıyorsunuz. en tehlikeli durum olan eksik bilgiye sahip oluyorsunuz. bir konuda yorum yapmadan önce lütfen iyice araştırın, zor değil.
(bkz: dans edemeyecekseniz bu sizin devriminiz değildir)
siz şimdi bir de feminizmin 1980'lerden sonra başladığınıda düşünüyorsunuzdur allah bilir. osmanlı'da feminizm hareketinden habersizsinizdir. slyvia plath örneği verene kadar, aziz haydar,hayganuş mark,fatma nesibe hanım örneklerini kullanmış olsaydınız, farklı düşünebilirdim. hadi osmanlı'yı silmiş tamamen cumhuriyet gençliği olduğumuzu düşünelim. aksu bora, narin bağdatlı selin çağatay isimlerini okumadan feminizmi hele bir de türkiye'de mücadelesi verilen feminizme dair eleştiri yapamazsınız, üzgünüm.
şimdi arkadaşım slyvia plath okumuş, feminizmi yalamış yutmuş ve türkiye'de tutmamasından dem vurmaktadır. e haklı mıdır evet haklıdır.*
haklıdır çünkü onun gibi düşünen insanlar çoktur. bu düşünceye sarılırken toplumda cereyan eden olayları atlamaktadırlar. mesela, kadın cinayetlerinin davalarında, hakimlerin dahi o saatte orada ne işi vardı? sorusu ile karşılaşılmıştır.
mesela bizim yöneticilerimiz kadınların gülüşüne, giyimine dil uzatabiliyorlar, muhtemelen başlık sahibi yazar arkadaşımız bunlardan habersiz, yoksa slyvia plath okumuş bir insan bunlara isyan eder.
bu ülkede etek giyindiği için bir kadına tecavüz reva görülüyorsa kardeşim, feminizm neden tutmadı sorusunu sormaya hakkın yok. bizler hala daha kadınların çalışma şartlarının iyileştirilmesi gerekiyor aşamasına gelemedik!
tahmin edersiniz ki bizim hala kılık kıyafetlerimiz gündemi meşgul eden konulardan biridir.
elbette ki feminizm etek boyu tartışması değildir. küreselleşen dünyanın en büyük getirisi örgütlenememek oldu, stk yetersiz kalıyor.türkiye'de ve dünya'da feminizm sözde türk solu misali bilmem kaça ayrılmış durumda. çeşit çeşit akımları var ve temel amaç belki de gözden kaçıyordur. fakat size göre türkiye'de tutmamasının sebebi kesinlikle etek boyu tartışmasına indirgenemeyecek kadar sığ değildir*.
önerdiğiniz iki isimden türkiye'de mücadelesi verilmeye çalışılan feminizm öğrenilmez. ben, size daha güzel bir tavsiyede bulunayım.
iletişim yayınlarının modern türkiye'de siyasi düşünce ansiklopedisinin 10. cildi: feminizm, feminizmin kaça ayrıldığını değil de feministlerin problem ettikleri konuları işlemişler. okuyun-okutun efendim.
bizde, ''toplumsal cinsiyet kimliğine'' indirgenmiş bir feminizmin var olduğunun ve feminizm mücadelesinin eksik verildiğinin farkındayız fakat ne derler bilirsiniz ''coğrafya kaderdir''.
dün pek akıllı bir arkadaşımız 8 mart, bütün dünyada kadınlar günüyken neden sözlükte emekçi kadınlar günü olarak yazılmış gibi bir sitemde bulunmuştu)*. sırtınız vikipedi'ye dayayarak, bilgi sahibii olamıyorsunuz. en tehlikeli durum olan eksik bilgiye sahip oluyorsunuz. bir konuda yorum yapmadan önce lütfen iyice araştırın, zor değil.
(bkz: dans edemeyecekseniz bu sizin devriminiz değildir)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının bir hayat felsefesi var mı sorunsalı
bir insan değerini kendi belirlemeli. kendine biçilen değeri başkalarının eline bırakmamalı eğer değerimizi başkalarının belirlemesine izin verirsek ya onların bize verdiği kadar olacağız ya o kişi gittiğinde verdiği değeride alıp gidecek ve değersizleşeceğiz. değerimi bilmek en büyük değerimdir.
devamını gör...
lisede yaşanmış en garip olay
sınıfımıza değişim öğrencisi olarak güney kore’den biri gelmişti. bi gün derste kimya hocamız “ tahtaya gelip soruyu çözmek ister misin?” demişti ingilizce. o da “ maşallah” demişti. garip bi andı.
devamını gör...
kübra par
habertürk kanalında program sunuculuğu yapan şahıs.
efendim insanlara böyle sıfatlar yapıştırmam lakin bir insan nasıl bu kadar itici olabiliyor aklım almıyor.
programa sevdiğim konuk çıksa dahi, kendisinden sebep izlemekte güçlük çekiyorum.
efendim insanlara böyle sıfatlar yapıştırmam lakin bir insan nasıl bu kadar itici olabiliyor aklım almıyor.
programa sevdiğim konuk çıksa dahi, kendisinden sebep izlemekte güçlük çekiyorum.
devamını gör...
normal sözlük'ün 500.000 tanıma dayanması
kafa sözlük iflas etmiş haberlerinin yayılmasına sebep olacak başlıktır.
yoldaşın istiklalde mendil açması tarzında başlıklara hazır olun. artı anladığım kadarı ile 500 bininci tanım girildiğinde iko sözlüğü patlatacak.
güzel zaman geçirdik. hepinize teşekkürler...
yoldaşın istiklalde mendil açması tarzında başlıklara hazır olun. artı anladığım kadarı ile 500 bininci tanım girildiğinde iko sözlüğü patlatacak.
güzel zaman geçirdik. hepinize teşekkürler...
devamını gör...
kitapların kitaplıktaki diziliş şekli
içerik, yayınevi, yazar ve boy sırası.
mesela kurgu bölümü; yky rafı, amin maalouf bölümü, kitaplar boy ve alfabetik sıraya göre dizili.
mesela kurgu dışı bölümü; kadın araştırmaları rafı, metis kadın araştırmaları ve diğerleri olarak ikiye bölünmüş (çünkü metis'in bu konuda küçük 1 külliyatı var), önce boy sırasına ve yayınevine göre dizilmiş, bu dizimin içeriği yazar adlarına göre alfabetik.
mesela kurgu bölümü; yky rafı, amin maalouf bölümü, kitaplar boy ve alfabetik sıraya göre dizili.
mesela kurgu dışı bölümü; kadın araştırmaları rafı, metis kadın araştırmaları ve diğerleri olarak ikiye bölünmüş (çünkü metis'in bu konuda küçük 1 külliyatı var), önce boy sırasına ve yayınevine göre dizilmiş, bu dizimin içeriği yazar adlarına göre alfabetik.
devamını gör...
aşık veysel şatıroğlu
aşık veysel şatıroğlu 25 ekim 1894 yılında sivas'ın şarkışla ilçesine bağlı sivrialan köyünde dünyaya geldi. annesi gülizar onu koyun sağmaya giderken doğurdu. babası ahmet "karaca" lakaplı bir çiftçiydi. o dönemlerde sivas'ta çok yaygın olan çiçek hastalığı nedeni iki kız kardeşini kaybeden veysel, kendisi de bu hastalığa yakalanmış ve tek gözünü kaybetmiştir. daha sonraları bir kaza geçirip diğer gözünü de kaybeden ve hayata büyük acılarla başlayan ozan o günleri şu cümlelerle anlatıyor: "çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. onu giyerek beni çok seven muhsine kadına göstermeye gitmiştim. beni sevdi. o gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. bir daha kalkamadım. çiçeğe yakalanmıştım. çiçek zorlu geldi. sol gözüme çiçek beyi çıktı. sağ gözüme de solun zorundan olacak perde indi. o gün bu gündür dünya başıma zindan."
babası karaca ahmet çocuğu veysel'in diğer çocuklar ile oynayamadığını fark eder ve ona oyalanması için bir bağlama alır. ilk başlarda başka ozanların türkülerini söyleyen ozan 40'lı yaşlara geldiği zaman kendi eserlerini söylemeye başlamıştır. 1.dünya savaşı başlaması nedeni ile seferberlik ilan edilmiş, veysel'in kardeşi ve yakın arkadaşları cepheye gitmiş ve ozanımız yalnız kalmıştır. hayatı acılar ile dolu ozan yalnız olduğu günleri şöyle dile getirmiştir: "eve girerim yüzüm asık, anam babam halimi bilmez. ben onlara derdimi dokunmasın diye açamam. onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim. öyle ki sazdan bile farır gibi oldum."
vatan sevgisi ile dolu olan ve cepheye gidemeyen aşık veysel duygularını şu sözler ile dizeleştirir:
ne yazık ki bana olmadı kısmet
düşmanı denize dökerken millet
felek kırdı kolumu, vermedi nöbet
kılıç vurmak için düşman başına
bugünler müyesser olsaydı bana
minnet etmez idim bir kaşık kana
mukadder harici gelmez meydana
neler geldi bu veysel'in başına
kardeşlerinin seferberliğe gitmesi ve kendilerinin ölümünden sonra yalnız kalacağını düşünen ailesi veysel'i akrabalarının kızı olan esma ile evlendirirler. olumsuzlukların peşini bırakmadığı ozan ilk önce yeni doğan erkek çocuğunu, daha sonraları ise anne ve babasını kaybeder. karısının başka birisine kaçması sebebi ile 2 aylık kızıyla baş başa kalan aşık veysel daha sonra kızını da kaybetmiş ve dünyası başına yıkılmıştır. 1931 yılında yapılan halk şiirleri bayramı ile hayata tekrar tutunan ozan gülizar isminde bir kadınla evlenir.
ahmet kutsi tecer, aşık veysel'in eserlerini ilk kaleme alan kişi olmuş, halk edebiyatının hak ettiği yerlere gelmesi, eserlerin kaybolmaması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışmıştır. tecer'in davet üzerine köy enstitüleri'nde saz hocası olarak çalışmaya başlayan veysel, türkiye'nin çeşitli yerlerinde eğitimler vermiştir. 1965 yılında türkiye büyük millet meclisi tarafından maaş bağlanan ozan 1973 yılında yakalandığı akciğer kanseri nedeni ile hayata gözlerini yummuştur.
bu hüzün dolu hayatını sözlere döken ozan eserlerinde doğa, insan sevgisi, yaşam sevinci, hüzün, din, siyaset, aşk gibi konulara yer vermiştir. eserlerinde yalın bir dile sahip olan ve dilini ustalıkla kullanan aşık veysel'in eserleri şunlardır:
aşık veysel'in eserleri
-uzun ince bir yoldayım,
-anlatamam derdimi,
-arasam seni gül ilen,
-atatürk'e ağıt,
-beni hor görme,
-beş günlük dünya,
-bir kökte uzamış,
-birlik destanı,
-çiçekler,,
-cümle alem senindir,
-derdimi dökersem derin dereye,
-dost çevirmiş yüzünü benden,
-dost yolunda,
-dostlar beni hatırlasın,
-dün gece yar eşiğinde,
-dünyaya gelmemde maksat,
-esti bahar yeli,
-gel ey aşık,
-gonca gülün kokusuna,
-gönül sana nasihatim,
-gözyaşı armağan,
-güzelliğin on para etmez,
-kahbe felek,
-kara toprak,
-kızılırmak seni seni,
-küçük dünyam,
-ne ötersin dertli dertli,
-necip,
-sazım,
-seherin vaktinde,
-sekizinci ayın yirmiikisi,
-sen varsın,
-şu geniş dünyaya,
-yaz gelsin,
-yıldız (sivas ellerinde).
babası karaca ahmet çocuğu veysel'in diğer çocuklar ile oynayamadığını fark eder ve ona oyalanması için bir bağlama alır. ilk başlarda başka ozanların türkülerini söyleyen ozan 40'lı yaşlara geldiği zaman kendi eserlerini söylemeye başlamıştır. 1.dünya savaşı başlaması nedeni ile seferberlik ilan edilmiş, veysel'in kardeşi ve yakın arkadaşları cepheye gitmiş ve ozanımız yalnız kalmıştır. hayatı acılar ile dolu ozan yalnız olduğu günleri şöyle dile getirmiştir: "eve girerim yüzüm asık, anam babam halimi bilmez. ben onlara derdimi dokunmasın diye açamam. onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim. öyle ki sazdan bile farır gibi oldum."
vatan sevgisi ile dolu olan ve cepheye gidemeyen aşık veysel duygularını şu sözler ile dizeleştirir:
ne yazık ki bana olmadı kısmet
düşmanı denize dökerken millet
felek kırdı kolumu, vermedi nöbet
kılıç vurmak için düşman başına
bugünler müyesser olsaydı bana
minnet etmez idim bir kaşık kana
mukadder harici gelmez meydana
neler geldi bu veysel'in başına
kardeşlerinin seferberliğe gitmesi ve kendilerinin ölümünden sonra yalnız kalacağını düşünen ailesi veysel'i akrabalarının kızı olan esma ile evlendirirler. olumsuzlukların peşini bırakmadığı ozan ilk önce yeni doğan erkek çocuğunu, daha sonraları ise anne ve babasını kaybeder. karısının başka birisine kaçması sebebi ile 2 aylık kızıyla baş başa kalan aşık veysel daha sonra kızını da kaybetmiş ve dünyası başına yıkılmıştır. 1931 yılında yapılan halk şiirleri bayramı ile hayata tekrar tutunan ozan gülizar isminde bir kadınla evlenir.
ahmet kutsi tecer, aşık veysel'in eserlerini ilk kaleme alan kişi olmuş, halk edebiyatının hak ettiği yerlere gelmesi, eserlerin kaybolmaması ve gelecek nesillere aktarılması için çalışmıştır. tecer'in davet üzerine köy enstitüleri'nde saz hocası olarak çalışmaya başlayan veysel, türkiye'nin çeşitli yerlerinde eğitimler vermiştir. 1965 yılında türkiye büyük millet meclisi tarafından maaş bağlanan ozan 1973 yılında yakalandığı akciğer kanseri nedeni ile hayata gözlerini yummuştur.
bu hüzün dolu hayatını sözlere döken ozan eserlerinde doğa, insan sevgisi, yaşam sevinci, hüzün, din, siyaset, aşk gibi konulara yer vermiştir. eserlerinde yalın bir dile sahip olan ve dilini ustalıkla kullanan aşık veysel'in eserleri şunlardır:
aşık veysel'in eserleri
-uzun ince bir yoldayım,
-anlatamam derdimi,
-arasam seni gül ilen,
-atatürk'e ağıt,
-beni hor görme,
-beş günlük dünya,
-bir kökte uzamış,
-birlik destanı,
-çiçekler,,
-cümle alem senindir,
-derdimi dökersem derin dereye,
-dost çevirmiş yüzünü benden,
-dost yolunda,
-dostlar beni hatırlasın,
-dün gece yar eşiğinde,
-dünyaya gelmemde maksat,
-esti bahar yeli,
-gel ey aşık,
-gonca gülün kokusuna,
-gönül sana nasihatim,
-gözyaşı armağan,
-güzelliğin on para etmez,
-kahbe felek,
-kara toprak,
-kızılırmak seni seni,
-küçük dünyam,
-ne ötersin dertli dertli,
-necip,
-sazım,
-seherin vaktinde,
-sekizinci ayın yirmiikisi,
-sen varsın,
-şu geniş dünyaya,
-yaz gelsin,
-yıldız (sivas ellerinde).
devamını gör...
sözlükte canlılık yok diye trolleri ölümüne savunmak
başlık altı tanımlara bakıyorum genelde hep aynı yazarlar hepsine isim olarak aşına oldum yeni mahlaslar göremiyorum uzun zamandır. sanırım sözlük durgun bu ara
devamını gör...
kibir
arapçadan dilimize geçmiş bir kelimedir. üstünlük taslama, kendini başkalarından büyük görme, tepeden bakma, burnun büyüklüğü olarak tanımlanır.
devamını gör...
serial experiments lain
içerdiği gizem yüzünden her bölümünde farklı yorumlar yapmama sebep olan 1998 yapımı japon deneysel anime televizyon dizisidir.
yorumlarımı kronolojik olarak buraya bırakacağım, merak eden olursa keyifli okumalar dilerim...
bölüm 1:
toplumsal yozlaşmışlığı kafkaesk bir buhran içerisinde işleyen ve ilerleyen ilginç bir seriye benziyor. muhtemelen izlemeye devam edeceğim. aklıma gelen şeyleri yorum olarak buraya yazmayı düşünüyorum.
not: burada kafkaesk terimini, bilinen ve algılanan gerçeklikten kopma, uzaklaşma durumu anlamında kullandım. sorulmadan söylemek istedim, bilginize arz ederim.
bölüm 2:
yorum 1:
*nereye gidersen git, herkes birbiriyle bağlı.*
yorum 2:
ending'ini çok beğendim, sözleri ve dile getirilişi harika. opening de güzeldi diyebiliriz. dinlemenizi tavsiye ederim.
bölüm 3:
*çoğu insan sanal ortamda, gerçek dünyada olduğundan tamamen farklı bir kişiliğe bürünür.*
bu sözler, kablolu ya da sanal kişilikler yaratmış kimseler diye nitelendirebileceğimiz insanları özetler nitelikte. kendimden örneklemem gerekirse: günlük yaşamım için, kısa ve düz yanıtlar veren bi' kişilik kullanıyorum. iş, okul, aile için de farklı birçok kişilik yaratmış durumdayım. sanal ortamda da bundan pek farklı değilim, değişmeyen tek şey sürekli değiştirdiğim ve kafama göre yinelediğim
kişiliklerim. demem o ki: bu kimseler, sahte kimliklerinin ardında, gerçek kimliklerini yitiriyorlar. belki de en çok ben yitiriyorum. muhtemelen kısa cevaplar veren kişiliğim, ilk ve de tek hakiki kişiliğim. hikaye ile ilgili yorumuma gelecek olursam da hikaye gittikçe derinleşiyor ve ilginçleşiyor. diğer yorumlardan ve izlediklerimden yola çıkarak durumların daha da sarpa saracağını varsayıyorum, umarım öyle olur.
bölüm 13:
hikaye sürekli bir sis perdesinin arkasında gizlendiği için anlaşılması güç bir yapıya sahipti. tabii bunun için de belli başlı sebepleri olabilir. zaten her bölümün başında bölümü katmak olarak isimlendirmişlerdi. hikayenin işlenme biçimi ve katmanlardaki verilen kısıtlı bilgi ile belli başlı konuları düşündürdüklerine inanıyorum. bu konu önceki yorumlarımdan da örneklendirilebilir (1 ve 3'üncü bölüm yorumları ile desteklendi). bir noktadan sonra konuyu spinoza'nın doğa-tanrı'sına getireceklerini sanmıştım. hikaye, kimi yerinde golyadkin'cilik kimi yerinde hegesias'cılık oynanıyormuş hissi vermedi de diyemem. sanırım hikayeyi özel kılan da bu tavrıydı. bilinçli ya da bilinçsiz bi' biçimde yaratılan sistematik kargaşanın meydana getirdiği ilginç eleştiri ve yorumlamalar. opening ve endingleri çok güzeldi diyebilirim. hikaye kendi kendini açıklar nitelikteydi ama bazı noktalarda soru işareti bıraktı. sanırsam onların kararı da bize kalıyor.
yorumlarımı kronolojik olarak buraya bırakacağım, merak eden olursa keyifli okumalar dilerim...
bölüm 1:
toplumsal yozlaşmışlığı kafkaesk bir buhran içerisinde işleyen ve ilerleyen ilginç bir seriye benziyor. muhtemelen izlemeye devam edeceğim. aklıma gelen şeyleri yorum olarak buraya yazmayı düşünüyorum.
not: burada kafkaesk terimini, bilinen ve algılanan gerçeklikten kopma, uzaklaşma durumu anlamında kullandım. sorulmadan söylemek istedim, bilginize arz ederim.
bölüm 2:
yorum 1:
*nereye gidersen git, herkes birbiriyle bağlı.*
yorum 2:
ending'ini çok beğendim, sözleri ve dile getirilişi harika. opening de güzeldi diyebiliriz. dinlemenizi tavsiye ederim.
bölüm 3:
*çoğu insan sanal ortamda, gerçek dünyada olduğundan tamamen farklı bir kişiliğe bürünür.*
bu sözler, kablolu ya da sanal kişilikler yaratmış kimseler diye nitelendirebileceğimiz insanları özetler nitelikte. kendimden örneklemem gerekirse: günlük yaşamım için, kısa ve düz yanıtlar veren bi' kişilik kullanıyorum. iş, okul, aile için de farklı birçok kişilik yaratmış durumdayım. sanal ortamda da bundan pek farklı değilim, değişmeyen tek şey sürekli değiştirdiğim ve kafama göre yinelediğim
kişiliklerim. demem o ki: bu kimseler, sahte kimliklerinin ardında, gerçek kimliklerini yitiriyorlar. belki de en çok ben yitiriyorum. muhtemelen kısa cevaplar veren kişiliğim, ilk ve de tek hakiki kişiliğim. hikaye ile ilgili yorumuma gelecek olursam da hikaye gittikçe derinleşiyor ve ilginçleşiyor. diğer yorumlardan ve izlediklerimden yola çıkarak durumların daha da sarpa saracağını varsayıyorum, umarım öyle olur.
bölüm 13:
hikaye sürekli bir sis perdesinin arkasında gizlendiği için anlaşılması güç bir yapıya sahipti. tabii bunun için de belli başlı sebepleri olabilir. zaten her bölümün başında bölümü katmak olarak isimlendirmişlerdi. hikayenin işlenme biçimi ve katmanlardaki verilen kısıtlı bilgi ile belli başlı konuları düşündürdüklerine inanıyorum. bu konu önceki yorumlarımdan da örneklendirilebilir (1 ve 3'üncü bölüm yorumları ile desteklendi). bir noktadan sonra konuyu spinoza'nın doğa-tanrı'sına getireceklerini sanmıştım. hikaye, kimi yerinde golyadkin'cilik kimi yerinde hegesias'cılık oynanıyormuş hissi vermedi de diyemem. sanırım hikayeyi özel kılan da bu tavrıydı. bilinçli ya da bilinçsiz bi' biçimde yaratılan sistematik kargaşanın meydana getirdiği ilginç eleştiri ve yorumlamalar. opening ve endingleri çok güzeldi diyebilirim. hikaye kendi kendini açıklar nitelikteydi ama bazı noktalarda soru işareti bıraktı. sanırsam onların kararı da bize kalıyor.
devamını gör...
bugünkü hava durumu
devamını gör...
şöyle koyayım böyle koyayım
ters çevireyim düz koyayım da demiştir. hayal gücüm zorlandı. nasıl kelimeler bunlar efendim.
devamını gör...
pencik sistemi
osmanlı döneminde savaşlarda alınan esirlerin beşte birinin alınarak kapıkulu ocağına dahil edilmesi sistemidir.
devamını gör...



