50 bin liraya alınabilecek en iyi araba
malesef şu şartlarda el arabasi diyeceğim. ekonomik de hem benzin ,kasko,sigorta yok . servis vakti gelmez. sadece yazliktir o ayrı.
devamını gör...
muhabbet kuşunun ishal olması
başınıza gelebilecek en lanet durumdur kuşun ishal olması. fark ettiğiniz anda aksiyon almanızı gerektiren bir durumdur. aksi takdirde şunlar olabilir.
kuşunuz zaman içinde güçten düşer ve uçarken yükselme sorunu yaşar. bazı nesnelere çarpabilir.
hastalık hali psikolojisini bozabilir ki bu en tehlikeli durumdur.
yapılması gerekenler ise şunlardır.
ya bir ishal ilacı alır kullanırsınız ki bu en son tercih edilmesi gereken yöntemdir.
doğal olarak patates haşlayıp yedirmek etkili olur.
çay demini soğutup içirmek ishale hızlı etki eder.
aynı zamanda suluğundaki suyu her gün değiştirdiğinizde içine yarım çay kaşığı elma sirkesi damlatırsanız ishale neden olan bakteriler hızla son bulacaktır.
kuşunuz zaman içinde güçten düşer ve uçarken yükselme sorunu yaşar. bazı nesnelere çarpabilir.
hastalık hali psikolojisini bozabilir ki bu en tehlikeli durumdur.
yapılması gerekenler ise şunlardır.
ya bir ishal ilacı alır kullanırsınız ki bu en son tercih edilmesi gereken yöntemdir.
doğal olarak patates haşlayıp yedirmek etkili olur.
çay demini soğutup içirmek ishale hızlı etki eder.
aynı zamanda suluğundaki suyu her gün değiştirdiğinizde içine yarım çay kaşığı elma sirkesi damlatırsanız ishale neden olan bakteriler hızla son bulacaktır.
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
kendim ettim
kendim buldum
kendim buldum
devamını gör...
sinüzit
soğuk rüzgarlar düşmanımız beremiz dostumuzdur.
devamını gör...
dostoyevski'nin her şeyi sorun haline getirmesi
dostoyevski aslında olayların iç yüzüne odaklanmış diyebiliriz. bazı şeyler dışardan göründüğünde o kadar kötü değildir. ama iç dünyası farklıdır olayın . o kişide uyandırdığı duygular farklıdır. ben baş karakterlerin dostoyevskinin iç dünyasını yansıttığını düşünüyorum. yaşadıkları karşısında ne hissettiği, ruh halini falan anlayabiliyoruz. onun dünyasında hava hep kapalı hep bulanık ve bunu okuyucuya geçirebiliyor. biz kitaplarını okurken yaşadığımız hissi kaldıramazken o ömrü boyunca o hislerle yaşamış . ve bu hislerini birer şaheserlere dönüştürmüş . ayakta alkışlıyorum.
devamını gör...
psikologların aşırı ücret talep etmesi
bir b.ka çare oldukları da yok. üç - beş tane düşündürücü cümle ezberlemişler, habire onları söyleyip duruyorlar. psikiyatristlerin de tek numarası ilaç yazabilmeleri. onlarda da iş yok... düşünce tarzınızda bir sorun olduğunu düşünüyorsanız, tavsiyem odur ki, açın felsefe kitapları okuyun.
devamını gör...
çizgi filmlerdeki en aptal karakter
tom ve jerry çizgi filmindeki tom'dur. kedi olalı bir fare yakalayamadı.
devamını gör...
kurucu etkisi
23 nisan hasebiyle, gerçek kurucuların, kullanıcılarda rasyonel olarak yarattığı etkiye denir. (bkz: profilleriniz)
devamını gör...
ali ismail korkmaz
uyan ali'm uyan...
devamını gör...
isimlerin kişiliğe etkisi
babam "ben onu çok özlüyorum" diyerek koymuş adımı, bu yüzdendir "benim bütün derdim özlem"
devamını gör...
başlangıç
“her başlangıç bir sondur, her son ise bir başlangıç.”
“aller anfang ist schwer.” alm. bir deyim.
her başlangıç zordur.
siz yine de başlayın, gerisi gelir.
devamını gör...
kretase
dinazorların sonu olan dönem.
mezozoik dönemin son 3 alt döneminden en sonuncusudur.
günümüzden 142 milyon yıl ile 65 milyon yıl önce yaşanmıştır.
bu dönemde pangea kıtası tamamen ayrılmasını tamamlamaya başlamış, bildiğimiz dünya şekli artık neredeyse bugün olduğu şekline bürünmüştür.
dönemin bitimi, 65 milyon yıl önce dev bir göktaşının dünyaya çarpmasıyla gelir.
günümüzdeki meksika'nın yucatan yarımadası'na 12 km çapında bir göktaşı çarpar.
şok dalgaları dünyanın çevresini sayısız kere dolaşır.
tüm kıtalar dev tsunamiler ile vurulur.
göktaşının indiği yerin 1500 km uzağında bile yangınlar çıkar, ateş fırtınaları gezegeni kavurur geçer.
göktaşı, düştüğü yerde 200 km çapında ve 30 km derinliğinde bir krater oluştur.
100 gigaton (1 milyar ton) sülfürün atmosfere girmesi hava sıcaklığında 25 santigrat derecelik bir düşüşe neden olur ve bu en az 15 yıl boyunca devam eder.
gezegen buzul çağına girer.
dünya üzerinde yaşayan canlıların %75'i ölür.
dinozorlar artık tarih olmuşlardır, ancak kalıntıları hala günümüz paleantolojisine ışık tutmaktalar.
sonra mı?
artık dünya gezegeni yeni bir hayata başlamıştır.
memeli hayvanların yükselişi günümüze kadar devam edecektir.
işte kretase döneminin hikayesi budur.
mezozoik dönemin son 3 alt döneminden en sonuncusudur.
günümüzden 142 milyon yıl ile 65 milyon yıl önce yaşanmıştır.
bu dönemde pangea kıtası tamamen ayrılmasını tamamlamaya başlamış, bildiğimiz dünya şekli artık neredeyse bugün olduğu şekline bürünmüştür.
dönemin bitimi, 65 milyon yıl önce dev bir göktaşının dünyaya çarpmasıyla gelir.
günümüzdeki meksika'nın yucatan yarımadası'na 12 km çapında bir göktaşı çarpar.
şok dalgaları dünyanın çevresini sayısız kere dolaşır.
tüm kıtalar dev tsunamiler ile vurulur.
göktaşının indiği yerin 1500 km uzağında bile yangınlar çıkar, ateş fırtınaları gezegeni kavurur geçer.
göktaşı, düştüğü yerde 200 km çapında ve 30 km derinliğinde bir krater oluştur.
100 gigaton (1 milyar ton) sülfürün atmosfere girmesi hava sıcaklığında 25 santigrat derecelik bir düşüşe neden olur ve bu en az 15 yıl boyunca devam eder.
gezegen buzul çağına girer.
dünya üzerinde yaşayan canlıların %75'i ölür.
dinozorlar artık tarih olmuşlardır, ancak kalıntıları hala günümüz paleantolojisine ışık tutmaktalar.
sonra mı?
artık dünya gezegeni yeni bir hayata başlamıştır.
memeli hayvanların yükselişi günümüze kadar devam edecektir.
işte kretase döneminin hikayesi budur.
devamını gör...
yunan alfabesi
çocukluğumdan beri kiril okuyabildiğim için lise yıllarımdayken elime fono yayınlarının yunanca sözlüğünü almamla yarım saat içerisinde okumayı söktüğüm alfabedir. ama dili bilmeyip sadece okumanın hiçbir esprisi yok.
(bkz: okuyabiliyorum ama bilmiyorum)
ama şöyle güzel bir tarafı da olmuştu. 2012 yılında amasya müzesini gezerken rehberimiz ''yunanca olduğunu'' iddia ettiği lahitlerin önüne geçip ''işte bu zeus'un, bu afrodit'in'' gibisinden poz kesiyordu. ben de lahitlerin üzerindeki yazıtlara şöyle bir göz gezdirdim, hiç afrodit mafrodit değil yani. bildiğin maşallah, allah filan yazıyor. sonra daha dikkatli bakınca, adının daha sonrasında karamanlıca olduğunu öğreneceğim, türkçe ile yazılmış olduğunu fark ettim. sonrasında da ''sen kimi yiyon, burada türkçe yazıyor. al bak burada maşallah yazıyor, şurada şu yazıyor'' gibisinden adamı herkesin ortasında rezil kepaze etmiştim. şu alfabeyi bilmesek mezar taşlarını zeus diye yutturacaktı.
(bkz: dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz)
(bkz: okuyabiliyorum ama bilmiyorum)
ama şöyle güzel bir tarafı da olmuştu. 2012 yılında amasya müzesini gezerken rehberimiz ''yunanca olduğunu'' iddia ettiği lahitlerin önüne geçip ''işte bu zeus'un, bu afrodit'in'' gibisinden poz kesiyordu. ben de lahitlerin üzerindeki yazıtlara şöyle bir göz gezdirdim, hiç afrodit mafrodit değil yani. bildiğin maşallah, allah filan yazıyor. sonra daha dikkatli bakınca, adının daha sonrasında karamanlıca olduğunu öğreneceğim, türkçe ile yazılmış olduğunu fark ettim. sonrasında da ''sen kimi yiyon, burada türkçe yazıyor. al bak burada maşallah yazıyor, şurada şu yazıyor'' gibisinden adamı herkesin ortasında rezil kepaze etmiştim. şu alfabeyi bilmesek mezar taşlarını zeus diye yutturacaktı.
(bkz: dedemizin mezar taşını okuyamıyoruz)
devamını gör...
fuat uzkınay
osmanlı-rus savaşı sırasında yaptırılan ayestefanos'taki rus abidesinin yıkılışı'nı filme alarak türk sinemasını başlatan ve ilk türk sinemacısı ünvanına sahip yönetmen. sene 1914.
kendisi bir subaydır. bazıları tarafından bu film ilk türk filmi olarak kabul edilmez. çünkü filmin aslı günümüze ulaşmamış ve o yıkım sırasında çekilen bir kaç fotoğraftan başka bir şey kalmamıştır günümüze. anıtın güzelliğine bakınca keşke yıkılmasaydı diye içinden geçiriyor insan.
bu filmi ilk türk filmi olarak kabul etmeyenlerin diğer savı ise 1911 yılında makedonyalı yanaki ve milton manaki kardeşlerin sultan reşat'ın selanik ve manastır gezilerini filme almalarıdır.
kendisi bir subaydır. bazıları tarafından bu film ilk türk filmi olarak kabul edilmez. çünkü filmin aslı günümüze ulaşmamış ve o yıkım sırasında çekilen bir kaç fotoğraftan başka bir şey kalmamıştır günümüze. anıtın güzelliğine bakınca keşke yıkılmasaydı diye içinden geçiriyor insan.
bu filmi ilk türk filmi olarak kabul etmeyenlerin diğer savı ise 1911 yılında makedonyalı yanaki ve milton manaki kardeşlerin sultan reşat'ın selanik ve manastır gezilerini filme almalarıdır.
devamını gör...
bu son deyip tekrardan yapılan şeyler
sigarayı bırakmaya çalışmak.
devamını gör...
kürtleri sevmemek
nefret suçu diye kestirip atmanın mantığı yoktur. suç ve ceza hukuki terimlerdir ve hukuku insanlar yazar. yarın bir gün bakarsınız dünyada milliyetçilik öyle bir artar ki bizim ülkede de kürtleri övmek suç kabul edilir.
dolayısıyla kabullerden ziyade gerçeklerle hareket etmek gerekir.
arkadaşlar, objektif gözlem yapabilen herkes kabul edecektir ki gerçekler ülkemizin tamamı adına acı vericidir. baştan söyleyeyim, her insan kendine özgüdür sözüne inanmam. sosyolojiyi yok sayamam ve genelleme yaparım.
bir karadenizli olarak kendi insanımın ne kadar çıkarcı, geri kafalı, kaba, mafyöz ve eğitimsiz olduğunu gördüm, biliyorum. karadenizliler için derler ya 'deniz görmüş kürt' diye.
bu söz doğru aslında. kürtler de aynı şekilde geri kafalı ve kaba insanlar. bir nebze daha az çıkarcılar, arkadaş için gerçekten can verirler. tarıma dayalı ekonomileri toprak ağalığı düzenini getirmiş. ülkemizde kürtlere karşı olumsuz tavır da buna eklenince iyice içine kapanık bir halk olmuşlar. gittikleri yerde hep kendi mahallelerini kurmuşlar. karadenizliler ise çok sosyaldir, bu nedenle siyasette de etkinlerdir. belki aradaki en büyük fark bu.
anadoluyu hiç saymıyorum. köylerde ensest, pedofili, tecavüz ne ararsan var. köylü kurnazlığı, dışarıya karşı eğik başlı evinde aslan kesilen tipler. aile baskısı, dedikodu, çekememezlik. ve elbette gericilik. ege ve akdenizi çok tanımadım. ama ne yalan söyleyeyim, tanıdıklarım genellikle tembel, rahatına düşkün ve hedonist tiplerdi. egeli stereotipine uyuyorlardı.
inanın bu ülkede en dürüst, ahlaklı kesim aleviler. çocuklarını okuturlar, kendileri okurlar. kızlarına farklı muamele yapmazlar. trajikomiktir ki ülkenin en çok dışlanan ve ayrımcılığa uğrayan kesimi olmuşlardır.
alevileri hariç tutuyorum. eğer sen ülke içinde herhangi bir bölgeye aidiyet hissediyorsan, senin bölgenin de kötü özellikler bakımından kürtlerden aşağı kalır yanı yok bilesin.
şimdi gelelim şehirleşmiş kardeşime. dikkat edersen 'şehirde yaşayan' demedim. çünkü sen şehirde yaşayan x köyünden gelmiş bilmemkim değilsin. sen bireyselleşmiş ama toplu yaşamayı bilen, özgürlüğüne önem veren ama başkalarının özgürlüğüne saygılı, eğitimli bir bireysin. bayramda seyranda babanın memleketine gittiğinde oraya ait olmadığını anlarsın. alakan yoktur, sen şehirlisindir.
eğer özgür iradeye inanıyorsan, kürtlerin tüm siyasi ve sosyo-ekonomik dezavantajlarına rağmen düzgün ve ahlaklı bireyler olabilmeleri gerektiğine inanıyor olabilirsin. neticede köyünden kopup gelen, kendini yetiştirmeye gayret eden kürtler de vardır elbet. çoğunluğu bunu başaramıyorsa, ve senin hayat kaliteni, yaşadığın çevreyi, tatile gittiğin yeri terörize ediyorlarsa sen de onları sevmeyebilirsin. bu senin hakkın. bunu dile getirmekten çekinme, ilerleme ancak eleştiriyle mümkün olur.
diğer bir olasılık da şu. toplumsal düzenin ve ekonomik koşulların kürtleri bu duruma düşürdüğüne inanabilirsin. 'ben de o coğrafyada doğmuş olsam muhtemelen farklı olmazdım' diyebilirsin. toplumu daha iyiye götürecek siyasal sisteme katkı sunarsın.
liberal ve sosyal çerçeveden iki bakış açısıdır bu. esas faşizm sorunu yok saymaktır. esas faşizm insanları 'ya sev ya sus' ikilemine mecbur etmektir. ayrıca sevilmeyecek özellikleri olan tek etnik grup kürtler de değildir zaten. şimdi birileri çıkar 'öyleyse niye kürtler diye ayırıyorsun' der. ayırmasam 'kürtleri yok mu sayıyorsun' demezsin ama. işine gelince kürt milliyetçiliği yap, işine gelmeyince 'bir tek kürtler mi kötü'. e olmaz öyle.
dolayısıyla kabullerden ziyade gerçeklerle hareket etmek gerekir.
arkadaşlar, objektif gözlem yapabilen herkes kabul edecektir ki gerçekler ülkemizin tamamı adına acı vericidir. baştan söyleyeyim, her insan kendine özgüdür sözüne inanmam. sosyolojiyi yok sayamam ve genelleme yaparım.
bir karadenizli olarak kendi insanımın ne kadar çıkarcı, geri kafalı, kaba, mafyöz ve eğitimsiz olduğunu gördüm, biliyorum. karadenizliler için derler ya 'deniz görmüş kürt' diye.
bu söz doğru aslında. kürtler de aynı şekilde geri kafalı ve kaba insanlar. bir nebze daha az çıkarcılar, arkadaş için gerçekten can verirler. tarıma dayalı ekonomileri toprak ağalığı düzenini getirmiş. ülkemizde kürtlere karşı olumsuz tavır da buna eklenince iyice içine kapanık bir halk olmuşlar. gittikleri yerde hep kendi mahallelerini kurmuşlar. karadenizliler ise çok sosyaldir, bu nedenle siyasette de etkinlerdir. belki aradaki en büyük fark bu.
anadoluyu hiç saymıyorum. köylerde ensest, pedofili, tecavüz ne ararsan var. köylü kurnazlığı, dışarıya karşı eğik başlı evinde aslan kesilen tipler. aile baskısı, dedikodu, çekememezlik. ve elbette gericilik. ege ve akdenizi çok tanımadım. ama ne yalan söyleyeyim, tanıdıklarım genellikle tembel, rahatına düşkün ve hedonist tiplerdi. egeli stereotipine uyuyorlardı.
inanın bu ülkede en dürüst, ahlaklı kesim aleviler. çocuklarını okuturlar, kendileri okurlar. kızlarına farklı muamele yapmazlar. trajikomiktir ki ülkenin en çok dışlanan ve ayrımcılığa uğrayan kesimi olmuşlardır.
alevileri hariç tutuyorum. eğer sen ülke içinde herhangi bir bölgeye aidiyet hissediyorsan, senin bölgenin de kötü özellikler bakımından kürtlerden aşağı kalır yanı yok bilesin.
şimdi gelelim şehirleşmiş kardeşime. dikkat edersen 'şehirde yaşayan' demedim. çünkü sen şehirde yaşayan x köyünden gelmiş bilmemkim değilsin. sen bireyselleşmiş ama toplu yaşamayı bilen, özgürlüğüne önem veren ama başkalarının özgürlüğüne saygılı, eğitimli bir bireysin. bayramda seyranda babanın memleketine gittiğinde oraya ait olmadığını anlarsın. alakan yoktur, sen şehirlisindir.
eğer özgür iradeye inanıyorsan, kürtlerin tüm siyasi ve sosyo-ekonomik dezavantajlarına rağmen düzgün ve ahlaklı bireyler olabilmeleri gerektiğine inanıyor olabilirsin. neticede köyünden kopup gelen, kendini yetiştirmeye gayret eden kürtler de vardır elbet. çoğunluğu bunu başaramıyorsa, ve senin hayat kaliteni, yaşadığın çevreyi, tatile gittiğin yeri terörize ediyorlarsa sen de onları sevmeyebilirsin. bu senin hakkın. bunu dile getirmekten çekinme, ilerleme ancak eleştiriyle mümkün olur.
diğer bir olasılık da şu. toplumsal düzenin ve ekonomik koşulların kürtleri bu duruma düşürdüğüne inanabilirsin. 'ben de o coğrafyada doğmuş olsam muhtemelen farklı olmazdım' diyebilirsin. toplumu daha iyiye götürecek siyasal sisteme katkı sunarsın.
liberal ve sosyal çerçeveden iki bakış açısıdır bu. esas faşizm sorunu yok saymaktır. esas faşizm insanları 'ya sev ya sus' ikilemine mecbur etmektir. ayrıca sevilmeyecek özellikleri olan tek etnik grup kürtler de değildir zaten. şimdi birileri çıkar 'öyleyse niye kürtler diye ayırıyorsun' der. ayırmasam 'kürtleri yok mu sayıyorsun' demezsin ama. işine gelince kürt milliyetçiliği yap, işine gelmeyince 'bir tek kürtler mi kötü'. e olmaz öyle.
devamını gör...



