aşırı öz güven sahibi birey iticiliği
aşırı özgüven değil egodur o. kendi eksikliklerini,kırılmışlıklarını saklama yöntemi. bazen de sadece şımarıklık
devamını gör...
sizi saraylarda yaşatacağım diyerek sözünü tutmak
abimin üniversite okurken anneme verdiği söz ve şuan işsiz.
devamını gör...
yazarların en sevdiği atasözü
tedbirsiz hacete giden,amuda kalkarak taş ararmış.öyle değil miydi yoksa ya?
devamını gör...
ağza kürekle vurma hissi yaratan sözler
ohoo sen ne gördün ki daha benim yaşadıklarımı yaşasan.
böyle acı yarıştıran insanların kafasını ezesim geliyor.
böyle acı yarıştıran insanların kafasını ezesim geliyor.
devamını gör...
(tematik)
ölmüş birini özlemek
anneannem mavişimi istisnasiz hergün özlerim.
o benim geç bulup erken kaybettiğim annemdi.( anne sevgisini annemde hic yaşamadım desem yeridir.) anneannem çok sert bir kadındı, yüzü hiç gülmez beton bir duvar kadar güleçti diyeyim siz anlayın. çocukları bile bir metre uzağında dururdu etrafına adeta görünmez bir duvar örmüş gibiydi.
babaannemin hastalığının başlangıcında, sülaledeki hic kimse dedeme tahammul edemeyeceği icin köye gitmek istemedi. 13 yaşındayken bir yıl okulumu dondurup köyde kalmıştım. babamın babası olan dedemin baskısı ve nice zorluk içinde geçen günlerden birinde çok dolmuştu yüreğim, bir soluk alırım belki diye anneannemlere gittim. sırtı kapiya dönük hali tezgahında halı dokuyordu. elindeki bir kiloluk hali tarağıni güm güm indirirken halıya ,kafama vurma ihtimalini göze alıp birden sarıldım arkasından. sımsıkı yumdum gözlerimi, kafama indirecegi tarağı bekledim. nefesim kesildi o an...
- "gel yanıma otur, halı dokumayı belleteyim" dedi.
sesizce yanina oturdum tezgahtaki halıda bana önceleri bir karış, sonra iki karış yer açtı. kalbinin kapılarını açar gibi...
sonrası öyle güzeldi ki, tüm kedere karşı artik benim de sığınacağım bir annem vardı. bildiği ne varsa yillar icerisinde bana öğretti. yaz tatillerim hızlandırılmış bir kurs gibiydi. kah kepçeyi kafama indirdi, kah oklavayı geçirdi. bir kere bile canımı acıtmak icin vurmadığından hic canımı yakmadı. cok sey yaşadık yaz tatillerinde, o suratsız kadin benimle yaşıt gibiydi. neşesi şakası bambaşka biriydi benimleyken...
yıllar içerisinde bize en koyan dönem , benim istanbul'a dönüş haftam olurdu. kendimizi deli gibi işe verirdik. sanki o günü unutmak ister gibi...
o gün gelip çatınca, 5 kızi gelin olurken, 4 oğlu askere giderken ağlamayan anneannem arkamdan hüngür hüngür ağlardı. en son seferde dizlerinin bağı çözülüp ceviz ağacına yaslanıp ağladığı o hali gözümün önünden gitmiyor.
4 yıl evvel onu kaybettim. o gün bugündür köye gidemiyorum. ben köye gelir gelmez saat kac olursa olsun bahçe duvarından mavi mavi bakıp " gıvırcık guzuuuum."diye fısıltıyla seslenip yanina gelince koklaya koklaya bir kere öpünce " hadi ebengil görmesin kızarlar belki, hadi git işlerini gör. sonra deden kızar kötülük eder" diyen kimsem olmayacak.
bu şarkıyı her dinleyişimde o yörük halıları beni anneannemle geçen günlerimize sürükler. koca ömründe evlâdı bile ondaki sıcaklığı çıkarıp, kollarına sarmaya zahmet etmedigi muhteşem kadın.
yırtıldık kağıt gibi ortadan...
o benim geç bulup erken kaybettiğim annemdi.( anne sevgisini annemde hic yaşamadım desem yeridir.) anneannem çok sert bir kadındı, yüzü hiç gülmez beton bir duvar kadar güleçti diyeyim siz anlayın. çocukları bile bir metre uzağında dururdu etrafına adeta görünmez bir duvar örmüş gibiydi.
babaannemin hastalığının başlangıcında, sülaledeki hic kimse dedeme tahammul edemeyeceği icin köye gitmek istemedi. 13 yaşındayken bir yıl okulumu dondurup köyde kalmıştım. babamın babası olan dedemin baskısı ve nice zorluk içinde geçen günlerden birinde çok dolmuştu yüreğim, bir soluk alırım belki diye anneannemlere gittim. sırtı kapiya dönük hali tezgahında halı dokuyordu. elindeki bir kiloluk hali tarağıni güm güm indirirken halıya ,kafama vurma ihtimalini göze alıp birden sarıldım arkasından. sımsıkı yumdum gözlerimi, kafama indirecegi tarağı bekledim. nefesim kesildi o an...
- "gel yanıma otur, halı dokumayı belleteyim" dedi.
sesizce yanina oturdum tezgahtaki halıda bana önceleri bir karış, sonra iki karış yer açtı. kalbinin kapılarını açar gibi...
sonrası öyle güzeldi ki, tüm kedere karşı artik benim de sığınacağım bir annem vardı. bildiği ne varsa yillar icerisinde bana öğretti. yaz tatillerim hızlandırılmış bir kurs gibiydi. kah kepçeyi kafama indirdi, kah oklavayı geçirdi. bir kere bile canımı acıtmak icin vurmadığından hic canımı yakmadı. cok sey yaşadık yaz tatillerinde, o suratsız kadin benimle yaşıt gibiydi. neşesi şakası bambaşka biriydi benimleyken...
yıllar içerisinde bize en koyan dönem , benim istanbul'a dönüş haftam olurdu. kendimizi deli gibi işe verirdik. sanki o günü unutmak ister gibi...
o gün gelip çatınca, 5 kızi gelin olurken, 4 oğlu askere giderken ağlamayan anneannem arkamdan hüngür hüngür ağlardı. en son seferde dizlerinin bağı çözülüp ceviz ağacına yaslanıp ağladığı o hali gözümün önünden gitmiyor.
4 yıl evvel onu kaybettim. o gün bugündür köye gidemiyorum. ben köye gelir gelmez saat kac olursa olsun bahçe duvarından mavi mavi bakıp " gıvırcık guzuuuum."diye fısıltıyla seslenip yanina gelince koklaya koklaya bir kere öpünce " hadi ebengil görmesin kızarlar belki, hadi git işlerini gör. sonra deden kızar kötülük eder" diyen kimsem olmayacak.
bu şarkıyı her dinleyişimde o yörük halıları beni anneannemle geçen günlerimize sürükler. koca ömründe evlâdı bile ondaki sıcaklığı çıkarıp, kollarına sarmaya zahmet etmedigi muhteşem kadın.
yırtıldık kağıt gibi ortadan...
devamını gör...
tiktokçu kekolar vs eski kekolar
eski kekolar tiktokçu oldu işte, nesini anlamıyorsunuz?
(bkz: fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır)
(bkz: fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır)
devamını gör...
nude yollayan kadın
bir şekilde karşısındaki kişiye güvenmiş, onu çekici bulmuş ve onun tarafından da çekici bulunmak istemiş, birtakım insani ihtiyaçları olan kişi. günahı, ayıbı ve sair kısımları sadece kendisini ilgilendirir.
en yanlış düşünce ise "bana attıysa herkese atmıştır" düşüncesi. hiç öyle yürümüyor bu işler. fena yanılırsınız...
en yanlış düşünce ise "bana attıysa herkese atmıştır" düşüncesi. hiç öyle yürümüyor bu işler. fena yanılırsınız...
devamını gör...
okullar mayıs sonuna doğru açılabilir
öğretmenlerde öğrencilerde açılırsa ekime modunda. fazlasıyla bıktırdınız her yaştan, her kesimden insanı. kalabalıklarda aşısız kalasınız.
devamını gör...
yağmura en çok yakışan şey
biri de çıkıp şemsiye dememiş. hep romantik dolmuş buralar
devamını gör...
yazarların sürekli kendi profillerine bakmaları
haklı. sözlükte 10 dakika duruyorsam 7 dakikasını kendi profilimde geçiriyorum.
(bkz: canım kendim)
öyle bir alışkanlık olmuş ki kendi profilimdeyken bile profilim'e tıklıyorum.
(bkz: canım kendim)
öyle bir alışkanlık olmuş ki kendi profilimdeyken bile profilim'e tıklıyorum.
devamını gör...
en sevilen ispanyolca şarkı
acuzar moreno-bandido.
devamını gör...
mesleğinizin en kötü yanı
kameramanlıklık;
a) işgüzar düğün sahipleri:tek vasfı 13 megapiksellik telefonundan fotoğraf böcek çekmek olan insanlar, yıllarını bu işe vermiş olanlara plan, program öğretmeye çalışıyor.
b) ikiyüzlü düğün sahipleri ve akrabaları:sabahtan akşama kadar çalgıcısına, sazcısına bilimum elemanına ücreti kadar bahşiş yedirmiş insanlar, gecenin sonunda, 'abi kamera bozuldu, bi bakıversene. ', diyerek bi çorba parası yani 20 lira isteyen kameramana boğaz tıklatıyor.
c) kötü şartlarda muamale görmek:pek tabii biz gittiğimiz düğünlerde elemanız.çalışmak asli görevimiz. fakat nihayetinde insanız ulan. iki kaşık yemek yiyemeyebiliriz*, konvoy çekimi için kurbanlık hayvan bırakıp gelmiş araca bindirilebilirsin, kalmalı köy düğünlerinde 20 yıldır kapısı açılmamış ve halıları çürümüş okulda yatırılabilirsin.
*bazı düğün sahipleri vardır ki, güneşin altında fazla kalınca bile bahşiş verirler. onları tenzih ederim.
d) çıkarcı patronlarbulunduğum ilçede yevmiye 50 lira, seans ücreti 350 liradır. el insaf diyorum. düşünün,ulan senin vergin yok 1,kiran yok 2,masrafın yok 3.
ver 70 - 80 lira. kalan para zaten totalde her türlü gideri karşılıyor.
aslında bu da hep geçerli değil. 30 lira verenler bile var.
e) çocuğuna sahip olmayan vatandaş:bir düğünde gelin ve damadın girişini çekerken, geri geri gitmem gerekti. etrafta da 30 tane falan çocuk var. biri bana takıldı. ben de çocuğu ezmemek için kenara çekildim. geri gittiğim için de arkamı göremiyorum. bi anda ekranda parlama oldu. meğer ben volkan denen alevlerin üstüne çıkmışım. burdan hesap edin.eğer çocuklu yazar varsa biraz daha dikkatli olsunlar lütfen. çocukları da anlamak tabi mümkün. farklı bir ortam ve bolca arkadaş.
f) garip gelin ve damat:bizim iş ilkelerimiz gereği çektiğimiz düğünler 1 yıl içerisinde silinir. çünkü, bir süre sonra bu düğünlerin boyutu astronomik sayılara erişiyor. buna çözüm olarak bunu bulduk. adım adım:
-düğün olur.
-aksilik olmazsa en geç 3 içinde montajlanır;eğer verilmişse verilen aygıta depo edilir.
-gelin damat veya düğün sahibi aranır.
gel gelelim bu arkadaşlar çıkıp gelmezler. ama yıllar sonra bir arkadaşlarının, hısım akrabanın düğününde takacakları altını öğrenmek için görüntülere ihtiyaç duyarlar. bize gelirler. o da nesi, biz çoktan silmişizdir. çünkü anlaşma öyledir.
peşinen not :artık sözleşme yapıyoruz. silme süresi de 90 gün.
tabi daha düşünsem çok çıkar ama aklıma bunlar geldi.
her şey para ekseninde gibi gözükse bile, asıl şikayetim insafsızca ve haksızca muamele edilişimizdir. müzisyenlerde kazansın, ancak biz taş mı yiyelim?
a) işgüzar düğün sahipleri:tek vasfı 13 megapiksellik telefonundan fotoğraf böcek çekmek olan insanlar, yıllarını bu işe vermiş olanlara plan, program öğretmeye çalışıyor.
b) ikiyüzlü düğün sahipleri ve akrabaları:sabahtan akşama kadar çalgıcısına, sazcısına bilimum elemanına ücreti kadar bahşiş yedirmiş insanlar, gecenin sonunda, 'abi kamera bozuldu, bi bakıversene. ', diyerek bi çorba parası yani 20 lira isteyen kameramana boğaz tıklatıyor.
c) kötü şartlarda muamale görmek:pek tabii biz gittiğimiz düğünlerde elemanız.çalışmak asli görevimiz. fakat nihayetinde insanız ulan. iki kaşık yemek yiyemeyebiliriz*, konvoy çekimi için kurbanlık hayvan bırakıp gelmiş araca bindirilebilirsin, kalmalı köy düğünlerinde 20 yıldır kapısı açılmamış ve halıları çürümüş okulda yatırılabilirsin.
*bazı düğün sahipleri vardır ki, güneşin altında fazla kalınca bile bahşiş verirler. onları tenzih ederim.
d) çıkarcı patronlarbulunduğum ilçede yevmiye 50 lira, seans ücreti 350 liradır. el insaf diyorum. düşünün,ulan senin vergin yok 1,kiran yok 2,masrafın yok 3.
ver 70 - 80 lira. kalan para zaten totalde her türlü gideri karşılıyor.
aslında bu da hep geçerli değil. 30 lira verenler bile var.
e) çocuğuna sahip olmayan vatandaş:bir düğünde gelin ve damadın girişini çekerken, geri geri gitmem gerekti. etrafta da 30 tane falan çocuk var. biri bana takıldı. ben de çocuğu ezmemek için kenara çekildim. geri gittiğim için de arkamı göremiyorum. bi anda ekranda parlama oldu. meğer ben volkan denen alevlerin üstüne çıkmışım. burdan hesap edin.eğer çocuklu yazar varsa biraz daha dikkatli olsunlar lütfen. çocukları da anlamak tabi mümkün. farklı bir ortam ve bolca arkadaş.
f) garip gelin ve damat:bizim iş ilkelerimiz gereği çektiğimiz düğünler 1 yıl içerisinde silinir. çünkü, bir süre sonra bu düğünlerin boyutu astronomik sayılara erişiyor. buna çözüm olarak bunu bulduk. adım adım:
-düğün olur.
-aksilik olmazsa en geç 3 içinde montajlanır;eğer verilmişse verilen aygıta depo edilir.
-gelin damat veya düğün sahibi aranır.
gel gelelim bu arkadaşlar çıkıp gelmezler. ama yıllar sonra bir arkadaşlarının, hısım akrabanın düğününde takacakları altını öğrenmek için görüntülere ihtiyaç duyarlar. bize gelirler. o da nesi, biz çoktan silmişizdir. çünkü anlaşma öyledir.
peşinen not :artık sözleşme yapıyoruz. silme süresi de 90 gün.
tabi daha düşünsem çok çıkar ama aklıma bunlar geldi.
her şey para ekseninde gibi gözükse bile, asıl şikayetim insafsızca ve haksızca muamele edilişimizdir. müzisyenlerde kazansın, ancak biz taş mı yiyelim?
devamını gör...
aşure vs kabak tatlısı
ikisini de severim.aşurede nar olmamalı,kabak tatlısı da sade olmalı.
devamını gör...
şeriat ile yönetilmek isteyen zihniyet
neyin ne olduğunu bilmeyen daha dinini bile bilmeyen kulaktan dolma güzellemerle hareket eden kimse. seküler kesime inat olsun diye isterler çoğunlukla. ama bu laik sisteme o kadar entegre olmuşlardır ki benim diyen müslüman bile bu yeni gelen sisteme alışamaz, kabul edemez. aksini iddia eden 2 hafta kendi evinde denesin.
öte yandan kendi inancını diğer insanlara dayatmaya çalışan bir zihniyet. seninle aynı topraklarda yaşıyoruz diye aynı hayat görüşüne sahip olmak zorunda değilim beybimsu :p kendi evinde istediğini yap benim evime karışma
öte yandan kendi inancını diğer insanlara dayatmaya çalışan bir zihniyet. seninle aynı topraklarda yaşıyoruz diye aynı hayat görüşüne sahip olmak zorunda değilim beybimsu :p kendi evinde istediğini yap benim evime karışma
devamını gör...
insana duymak istediği şeyleri söylemek
(bkz: the devil's advocate)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bu aralar çok istasyon muamelesi görüyor kalbim. peronun sonundan yaklaşan yüzleri görüyorum ama aradığım bunlar değil. illa ki bir uyuşmazlık, bir aksilik çıkarıyor içimdeki memnuniyetsiz binnaz abla. *
hiçbir beklentimi karşılamayan, karşılayamayacak olan o gar sevdaları uğruyor hayatıma. ben öyle ilk görüşte aşkı bırakalı çok oldu. hem yalnız olmak daha iyi. kendi kendime yaptığım sohbetler, içtiğim kahveler, okuduğum kitaplar ve şiirler, söylediğim şarkılar.. bunların tadını bana benden çok verecek bir insanı bulamadım şu garip ömrümde, yolun başındayız belki buluruz ama iyidir yine de böyle sâfi olmak. kırılmaktan bezmişlik var üzerimde.
sonra ard arda yaktığım sigaralar.. dakikalarca döktüğüm gözyaşları...
farklı bir dönem bu, herhalde yirmili yaşların sancılı dönemleri.. ama düşünüyorum da ben doğduğumda yaşadığımı anlamaları için atılan o ilk tokattan beri ağlıyorum...
bir zaman ütopyama dalıyorum, sonra tutan nikotin krizimle çıkıyorum hemen.
sonra palyaço gibi herkesi güldürüp, yatağıma girdiğimde hüzün hırkamı giyiyorum..
değişik bir süreç.. işte "anlatmaya yetmiyordu literatür.."
hiçbir beklentimi karşılamayan, karşılayamayacak olan o gar sevdaları uğruyor hayatıma. ben öyle ilk görüşte aşkı bırakalı çok oldu. hem yalnız olmak daha iyi. kendi kendime yaptığım sohbetler, içtiğim kahveler, okuduğum kitaplar ve şiirler, söylediğim şarkılar.. bunların tadını bana benden çok verecek bir insanı bulamadım şu garip ömrümde, yolun başındayız belki buluruz ama iyidir yine de böyle sâfi olmak. kırılmaktan bezmişlik var üzerimde.
sonra ard arda yaktığım sigaralar.. dakikalarca döktüğüm gözyaşları...
farklı bir dönem bu, herhalde yirmili yaşların sancılı dönemleri.. ama düşünüyorum da ben doğduğumda yaşadığımı anlamaları için atılan o ilk tokattan beri ağlıyorum...
bir zaman ütopyama dalıyorum, sonra tutan nikotin krizimle çıkıyorum hemen.
sonra palyaço gibi herkesi güldürüp, yatağıma girdiğimde hüzün hırkamı giyiyorum..
değişik bir süreç.. işte "anlatmaya yetmiyordu literatür.."
devamını gör...



