demirhindi
bilimsel adı; tamarindus indica olarak adlandırılmış, hint hurması olarak bilinen, baklagiller familyasından bir ağaç. şöyle bir şey; bak
demirhindi şerbetine değinmek istiyoruz aslında.
41 çeşit baharatla ikram edilen bu şerbettir.
rivayet odur ki, bir gün sultan süleyman yeniçerileri ziyaret etmiş.
sıcak bir havada ziyareti gerçekleştirilen sultanın sıcaktan içi yanmış,
kendisine bir tas demir hindi şerbeti ikram edilmiş,
sultan bu şerbeti o kadar beğenmiş ki tası altınla doldurmuş.
şerbeti yapan kişiyi böyle ödüllendirmiş.
bundan sonra şerbet yapanı ödüllendirmek bir osmanlı geleneği halini almış.
demirhindi şerbetine değinmek istiyoruz aslında.
41 çeşit baharatla ikram edilen bu şerbettir.
rivayet odur ki, bir gün sultan süleyman yeniçerileri ziyaret etmiş.
sıcak bir havada ziyareti gerçekleştirilen sultanın sıcaktan içi yanmış,
kendisine bir tas demir hindi şerbeti ikram edilmiş,
sultan bu şerbeti o kadar beğenmiş ki tası altınla doldurmuş.
şerbeti yapan kişiyi böyle ödüllendirmiş.
bundan sonra şerbet yapanı ödüllendirmek bir osmanlı geleneği halini almış.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yaptığın iş 'te sürekli aynı şeyleri yapmak, kendini tekrar etmek bende sonsuz bir girdabın içinde kaybolmak ile eşdeğer bir duygu yaratıyor. sürekli içimde zincirleri kırmak, bundan kurtulmak konusunda kabaran hislerle ve düşüncelerle savaşırken buluyorum kendimi.maalesef şimdilik bir çözüm bulamadım. palyatif bir çözüm olarak kendimi biraz daha spora ve hobilerime verdim. çünkü iş içinde fazla oyalanınca mutsuzluğun gölge gibi beni takip ettiğini hissediyorum.
bunun negatif etki leri benim kadar çevreme de oluyor tabii ki. benden yardım bekleyenler, ortak bişeyler yapmayı ümit edenler hayal kırıklığına uğruyor, "hani birlikte yapacaktık? serzenişinin arkasından benim yüzümdeki soğuk ifadeyi görünce biraz daha umutsuzluğa düşüyorlar!!!. emekli de olamayacağıma göre ( malum yaş durumu) , yaşamış olduğun bu tükenmişlik sendromu (psikolog değilim ama şuan yaşadığım durumun bana göre tanımı bu) için bir çözüm bulsam iyi olacak.
şuan yaşadığım, bunları kaleme almadan hemen öncesinde buraya yazma hissini doruklara çıkaran hissiyatı burada satırlara dökmek istiyorum. en basitinden cv imi güncelliyordum -ki olası proje başvurularında kullanılsın- ve aman yaa bunu yazsam ne olur yazmasak ne olur tarzı bir söylemim ve yaklaşımım, sonuçlanmayan veya tam da olanı yansıtmayan bir cv ortaya çıkmasına sebep olduve dahi bu da iş ile ilgili yaşadığım soğukluğun daha da tuzu biberi oldu. bu sanki tanıdığını düşündüğün, geceyi birlikte geçirdiğin birine, sabah ondan önce uyanıp kalkıp baktığında bu ne yaa, bu kim şeklinde hissettiğin soğukluk gibi.
bakalım, bulacağız bir yolunu...
teşekkürler sevgili sözlük, dinlediğin için...
bunun negatif etki leri benim kadar çevreme de oluyor tabii ki. benden yardım bekleyenler, ortak bişeyler yapmayı ümit edenler hayal kırıklığına uğruyor, "hani birlikte yapacaktık? serzenişinin arkasından benim yüzümdeki soğuk ifadeyi görünce biraz daha umutsuzluğa düşüyorlar!!!. emekli de olamayacağıma göre ( malum yaş durumu) , yaşamış olduğun bu tükenmişlik sendromu (psikolog değilim ama şuan yaşadığım durumun bana göre tanımı bu) için bir çözüm bulsam iyi olacak.
şuan yaşadığım, bunları kaleme almadan hemen öncesinde buraya yazma hissini doruklara çıkaran hissiyatı burada satırlara dökmek istiyorum. en basitinden cv imi güncelliyordum -ki olası proje başvurularında kullanılsın- ve aman yaa bunu yazsam ne olur yazmasak ne olur tarzı bir söylemim ve yaklaşımım, sonuçlanmayan veya tam da olanı yansıtmayan bir cv ortaya çıkmasına sebep olduve dahi bu da iş ile ilgili yaşadığım soğukluğun daha da tuzu biberi oldu. bu sanki tanıdığını düşündüğün, geceyi birlikte geçirdiğin birine, sabah ondan önce uyanıp kalkıp baktığında bu ne yaa, bu kim şeklinde hissettiğin soğukluk gibi.
bakalım, bulacağız bir yolunu...
teşekkürler sevgili sözlük, dinlediğin için...
devamını gör...
2cellos
luka sulic ve stjepan hauser'in oluşturduğu gruptur.
farklı tarzda çello çalmalarıyla tanınan ikili günümüze kadar dört albüm çıkarmıştır.
müzik okulunda tanışmış ama sonra ayrılarak başka ülkelere gitmişlerdir. daha sonra bir araya gelen iki arkadaş 2 cellos grubunu kurmuşlardır.
ilk albümlerini 2011 yılında çıkartmış ve uzun bir süre müzik listelerinde üst sıralarda yer edinmişlerdir. ama asıl çıkışlarını smooth criminal ile yapmışlardır. klasik müzik ile yola başlayan arkadaşlar ilerleyen zamanlarda film müziklerinede yönelmişlerdir.
gerek klip gerekse tarzlarıyla game of thrones jenerikleri büyük beğeni toplamış ve onları zirvede tutmaya devam etmiştir.
çello ile yaşadıkları benzersiz aşk insana farklı duygular hissettirir. love them the gotfather dinlerken yaşadığınız sakinlik bir anda wake me up ile heyecan ve enerjiye dönüşür.dinlemeye doyamazsınız. sonu gelmesin, müzikleri sonsuza kadar devam etsin ve siz dinleyin istersiniz.
mesela bir gece vakti sessiz sokaklarda yürürken kulaklığı takıp 2cellos açarsınız. müzikleri ruhunuza işlerken bir bakmışsınız ki saatler geçmiş ve siz binlerce adım atmışsınız. yorulmaz ve daha da devam etmek istersiniz çünkü müzik devam etmektedir.
muzik adına dünya üzerine gelebilecek en iyi iki yetenek denilebilir. sadece müzikleri değil klipleri de çok güzeldir. özellikle they don't care about us klipleri tavsiyemdir. her detayıyla kendileri ilgilenmiş ve harika bir şaheser ortaya çıkartmışlardır.
hala dinlemeyen varsa hemen her şeyi bıraksın ve dinlemeye başlasın.
farklı tarzda çello çalmalarıyla tanınan ikili günümüze kadar dört albüm çıkarmıştır.
müzik okulunda tanışmış ama sonra ayrılarak başka ülkelere gitmişlerdir. daha sonra bir araya gelen iki arkadaş 2 cellos grubunu kurmuşlardır.
ilk albümlerini 2011 yılında çıkartmış ve uzun bir süre müzik listelerinde üst sıralarda yer edinmişlerdir. ama asıl çıkışlarını smooth criminal ile yapmışlardır. klasik müzik ile yola başlayan arkadaşlar ilerleyen zamanlarda film müziklerinede yönelmişlerdir.
gerek klip gerekse tarzlarıyla game of thrones jenerikleri büyük beğeni toplamış ve onları zirvede tutmaya devam etmiştir.
çello ile yaşadıkları benzersiz aşk insana farklı duygular hissettirir. love them the gotfather dinlerken yaşadığınız sakinlik bir anda wake me up ile heyecan ve enerjiye dönüşür.dinlemeye doyamazsınız. sonu gelmesin, müzikleri sonsuza kadar devam etsin ve siz dinleyin istersiniz.
mesela bir gece vakti sessiz sokaklarda yürürken kulaklığı takıp 2cellos açarsınız. müzikleri ruhunuza işlerken bir bakmışsınız ki saatler geçmiş ve siz binlerce adım atmışsınız. yorulmaz ve daha da devam etmek istersiniz çünkü müzik devam etmektedir.
muzik adına dünya üzerine gelebilecek en iyi iki yetenek denilebilir. sadece müzikleri değil klipleri de çok güzeldir. özellikle they don't care about us klipleri tavsiyemdir. her detayıyla kendileri ilgilenmiş ve harika bir şaheser ortaya çıkartmışlardır.
hala dinlemeyen varsa hemen her şeyi bıraksın ve dinlemeye başlasın.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
belirli bir yaşa kadar gelip halen kendini düzeltememiş, hislerini tanımlayamamış, kırmaktan çekinmeyen, patavatsızlığı açık sözlülük zanneden insanlara saygı duymadığımı daha önce de söylemiştim.
can çıkar huy çıkmazmış, yedisinde neyse yetmişinde de oymuş vs. fasa fiso.
çok farklı bir insan olabilirdim ben de istesem. sivri köşelerim, aşılmaz duvarlarım, suistimal edilemeyen iyi niyetlerim olabilirdi. ancak sevgi varsa arada, istemeye istemeye de olsa o duvarlar yıkılır hatta o duvarlara çarpa çarpa sivri köşelerin ufalanır zamanla ve dökülür o duvarın tuğlalarıyla birlikte. değişirsin,
değişmeye değerse karşındaki.
bugün bende değişen neydi, neye değer oldum bilmiyorum. bugün o'nda değişen neydi, nasıl yıktı duvarlarını bilmiyorum.
ömrüme not düşülsün;
yaş 32,
babam beni alnımdan öptü.
can çıkar huy çıkmazmış, yedisinde neyse yetmişinde de oymuş vs. fasa fiso.
çok farklı bir insan olabilirdim ben de istesem. sivri köşelerim, aşılmaz duvarlarım, suistimal edilemeyen iyi niyetlerim olabilirdi. ancak sevgi varsa arada, istemeye istemeye de olsa o duvarlar yıkılır hatta o duvarlara çarpa çarpa sivri köşelerin ufalanır zamanla ve dökülür o duvarın tuğlalarıyla birlikte. değişirsin,
değişmeye değerse karşındaki.
bugün bende değişen neydi, neye değer oldum bilmiyorum. bugün o'nda değişen neydi, nasıl yıktı duvarlarını bilmiyorum.
ömrüme not düşülsün;
yaş 32,
babam beni alnımdan öptü.
devamını gör...
mıy mıy ders anlatan hoca
öyle hocaları asıl öğretmen yapmamak lazım.
devamını gör...
kadersizlik
ımre kertesz'e nobel edebiyat ödülü kazandiran harika kitap.harika olduğunu nereden biliyorsun? diye soranlara bu kitabin filmini izlediğimi söyleyeyim de karisiklik olmasin :)
film macaristanda basliyor.orada doğup büyüyen bir yahudi gencinin babasi bir gün apar topar götürülüyor.sonra kötü bir tesadüf eseri kisa bir zaman sonra babasi götürülen genc de toplama kamplarina götürülüyor hem de macar polisinin de desteğiyle.macar polislerinin yahudilere hakaretleri,insandan asagi yaratiklar olduklarini söylemelerinden tutun daha bir sürü kötü olaydan sonra bu genç ve beraberindeki yahudi topluluğu auschwitz'e apar topar götürülüyor.sonrasinda bu gencin basina gelenleri ibretle izliyorsunuz.kampa gitmeden önce macarlar bu insanlari kandirip ellerinde avuclarinda ne varsa "sizi kurtaracagiz kamyonlarla y.disina cikacaksiniz." yalaniyla aliyorlar.tabii bu kamyonlarin,otobüslerin gittiği tek yol auschwitz'e cikiyor.hersey bitip müttefik devletler savasi kazandiginda basroldeki cocuk evine dönüyor.hatta abdli bir subay (daniel craig'di sanirim bu kisi) ona yardim edebilecegini , kendisiyle amerikaya gelmesi gerektigini soylese de cocuk onu dinlemiyor.doğdugu yer olan macaristana döndüğünde ise yahudi cemaatinden sevdigi kizin bile onun yuzune bakmadigini, annesinin bir baskasiyle evlendigini , toplanip ailece sohbet ettikleri ve birlikte zaman gecirdikleri cemaatin yasli üyelerinin öldüğünü, sadece birkac yasli yahudinin hayatta kaldigini görüyor.film genc icin belirsizliklerle dolu olarak bitiyordu.son sahnede cocuk yikik dökük bir sokakta birkaç dükkanin önünde yururken gorunuyordu ve film bitiyordu.
filmin müziği,sahneler,basroldeki cocuğun oyunculuğu, o kadar güzel ki, film bittiğinde sanki bu olaylarin birinci elden tanigiymissiniz gibi boğaziniz düğümleniyor.her yönüyle insani rahatsiz eden,üzen bir film.isin aci tarafiysa filmin ve kitabin otobiyografik öğeleri bolca tasimasi.zaten yazar da auschwitz'de uzun zaman kalmis bir yahudi.
kitap tanitimiyla ilgili birkac paragraflik bir yazi buldum.asagida...
çağdaş macar edebiyatının en önemli adlarından biri olan ımre kertesz, ilk kez türkçede. yazıldığında, macaristan devlet bakanlığı'nın basmayı reddettiği kadersizlik, daha sonra almancaya çevrilip basılınca, okurlar ve eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanmıştı. kadersizlik, on altı yaşındaki yahudi asıllı bir macar gencinin, babasını çalışma kampına yolcu etmesiyle başlar. bir süre sonra, çalıştığı yere giderken, arkadaşlarıyla birlikte o da yolda polisçe yakalanıp auschwitz toplama kampına giden bir trene bindirilir. o andan başlayarak gencin ağzından, gördüğü, duyduğu, tattığı, dokunduğu her şey, tüm ayrıntıları ve canlılığıyla dile getirilir. genç, hiçbir yorum, hiçbir değerlendirme yapmadan, hiç abartıya kaçmadan, karamsarlığa kapılmadan, tanık olduğu her şeyi, ince bir mizahla anlatır. 'oradaki bacalarda bile dumanların kesildiği anlarda mutluluğa benzeyen bir şeyler vardı. belki de asıl bu deneyim benim için unutulmuş kalacak, ama herkesin öğrenmek istediği, yalnızca kötü olan, yalnızca 'dehşet'. evet, bir daha soracak olurlarsa, onlara bunu, toplama kampındaki bu mutluluğu anlatmalıyım. soracak olurlarsa. kendim bile unutmuş olmazsam.' kendisi de toplama kampında kalmış olan ımre kertesz'in bu çarpıcı romanı, otobiyografik özellikler taşıyor.
film macaristanda basliyor.orada doğup büyüyen bir yahudi gencinin babasi bir gün apar topar götürülüyor.sonra kötü bir tesadüf eseri kisa bir zaman sonra babasi götürülen genc de toplama kamplarina götürülüyor hem de macar polisinin de desteğiyle.macar polislerinin yahudilere hakaretleri,insandan asagi yaratiklar olduklarini söylemelerinden tutun daha bir sürü kötü olaydan sonra bu genç ve beraberindeki yahudi topluluğu auschwitz'e apar topar götürülüyor.sonrasinda bu gencin basina gelenleri ibretle izliyorsunuz.kampa gitmeden önce macarlar bu insanlari kandirip ellerinde avuclarinda ne varsa "sizi kurtaracagiz kamyonlarla y.disina cikacaksiniz." yalaniyla aliyorlar.tabii bu kamyonlarin,otobüslerin gittiği tek yol auschwitz'e cikiyor.hersey bitip müttefik devletler savasi kazandiginda basroldeki cocuk evine dönüyor.hatta abdli bir subay (daniel craig'di sanirim bu kisi) ona yardim edebilecegini , kendisiyle amerikaya gelmesi gerektigini soylese de cocuk onu dinlemiyor.doğdugu yer olan macaristana döndüğünde ise yahudi cemaatinden sevdigi kizin bile onun yuzune bakmadigini, annesinin bir baskasiyle evlendigini , toplanip ailece sohbet ettikleri ve birlikte zaman gecirdikleri cemaatin yasli üyelerinin öldüğünü, sadece birkac yasli yahudinin hayatta kaldigini görüyor.film genc icin belirsizliklerle dolu olarak bitiyordu.son sahnede cocuk yikik dökük bir sokakta birkaç dükkanin önünde yururken gorunuyordu ve film bitiyordu.
filmin müziği,sahneler,basroldeki cocuğun oyunculuğu, o kadar güzel ki, film bittiğinde sanki bu olaylarin birinci elden tanigiymissiniz gibi boğaziniz düğümleniyor.her yönüyle insani rahatsiz eden,üzen bir film.isin aci tarafiysa filmin ve kitabin otobiyografik öğeleri bolca tasimasi.zaten yazar da auschwitz'de uzun zaman kalmis bir yahudi.
kitap tanitimiyla ilgili birkac paragraflik bir yazi buldum.asagida...
çağdaş macar edebiyatının en önemli adlarından biri olan ımre kertesz, ilk kez türkçede. yazıldığında, macaristan devlet bakanlığı'nın basmayı reddettiği kadersizlik, daha sonra almancaya çevrilip basılınca, okurlar ve eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanmıştı. kadersizlik, on altı yaşındaki yahudi asıllı bir macar gencinin, babasını çalışma kampına yolcu etmesiyle başlar. bir süre sonra, çalıştığı yere giderken, arkadaşlarıyla birlikte o da yolda polisçe yakalanıp auschwitz toplama kampına giden bir trene bindirilir. o andan başlayarak gencin ağzından, gördüğü, duyduğu, tattığı, dokunduğu her şey, tüm ayrıntıları ve canlılığıyla dile getirilir. genç, hiçbir yorum, hiçbir değerlendirme yapmadan, hiç abartıya kaçmadan, karamsarlığa kapılmadan, tanık olduğu her şeyi, ince bir mizahla anlatır. 'oradaki bacalarda bile dumanların kesildiği anlarda mutluluğa benzeyen bir şeyler vardı. belki de asıl bu deneyim benim için unutulmuş kalacak, ama herkesin öğrenmek istediği, yalnızca kötü olan, yalnızca 'dehşet'. evet, bir daha soracak olurlarsa, onlara bunu, toplama kampındaki bu mutluluğu anlatmalıyım. soracak olurlarsa. kendim bile unutmuş olmazsam.' kendisi de toplama kampında kalmış olan ımre kertesz'in bu çarpıcı romanı, otobiyografik özellikler taşıyor.
devamını gör...
kedi ile köpek arasındaki farklar
kedi insanın efendisidir, köpek can dostudur.
devamını gör...
biten ilişkinin ardından yapılanlar
çok kestirme yol gibi görünen ama uzun vadede faydalı olsa da kısada sancı veren şeyler de yaptım, çok sindire sindire yaşadığım, her bir objeyle, her bir anıyla, her bir duyguyla vedalaştığım da oldu uzun uzun. hangisi daha doğru bilmiyorum. ya da bu konuda genel geçer bir doğru var mı?
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
devamını gör...
aceso
yunan mitolojisi'nde hastalıklardan iyileştirme tanrıçasıdır. tıbbın ve sağlığın tanrısı asklepios ile ağrı yatıştırma tanrıçası epione'nin kızıdır.
devamını gör...
sımsıkı sarıldığın kişiye bir daha sarılamayacak olmak
her anımızın son anımız olabileceğini hatırlatan durumdur.
devamını gör...
9 temmuz 2022 normal sözlük bayramlaşması
alvarlı efe hazretleri bayram ile ilgili temennilerini ;
''cân bula canânını
bayram o bayram olur
kul bula sultânını
bayram o bayram olur.'' dizeleriyle ifâde etmişti. bayramın cümle günahlarımızın affına vesile olması dileklerimle başta sözlük yöneticileri ve yazarları olmak üzere tüm müslümanların kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sevdiklerimizle beraber kavuşmayı allah'tan niyâz ediyorum.
''cân bula canânını
bayram o bayram olur
kul bula sultânını
bayram o bayram olur.'' dizeleriyle ifâde etmişti. bayramın cümle günahlarımızın affına vesile olması dileklerimle başta sözlük yöneticileri ve yazarları olmak üzere tüm müslümanların kurban bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sevdiklerimizle beraber kavuşmayı allah'tan niyâz ediyorum.
devamını gör...
konuşurken sürekli dokunan insanlar
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
daha cemre bile düşmeden
toprağa, havaya, suya
madımaklar güvermeden
taze bir bahar yeli değmeden
siyah ipekten saçlarına
seçmeden çiçekler içinden bir renk
koymak için bir çocuğun avucuna
nisan yağmurunda bereket dilemeden
ve karanlıklara armağan etmek için
koparıp almadan mayısın göğsünden
bir parça parlak güneşi
gidiyorsun amazonlar ülkesine
git, her gidiş bir varıştır
git, her ayrılık bir vuslatı müjdeler
gözün ve gönlün arkada kalmasın
güzel dostum, güle güle
toprağa, havaya, suya
madımaklar güvermeden
taze bir bahar yeli değmeden
siyah ipekten saçlarına
seçmeden çiçekler içinden bir renk
koymak için bir çocuğun avucuna
nisan yağmurunda bereket dilemeden
ve karanlıklara armağan etmek için
koparıp almadan mayısın göğsünden
bir parça parlak güneşi
gidiyorsun amazonlar ülkesine
git, her gidiş bir varıştır
git, her ayrılık bir vuslatı müjdeler
gözün ve gönlün arkada kalmasın
güzel dostum, güle güle
devamını gör...
tarihte bugün
18 eylül 1854 - osmanlı saray ressamı fausto zonaro'nun (1854-1929) doğum günü.
kabak taşıyan genç kız (1889)
kabak taşıyan genç kız (1889)
devamını gör...
muhafazakar ailenin kızı olmak
en üstteki arkadaş her şeyi söylemiş kendisine de geçmiş olsun ...
devamını gör...
cem karaca
youtube'da bulunan en efsane videolardan birisi de cem karaca'nın 1993 yılında gülhane parkı'nda verdiği konserin videosudur elbette. izlemeyenlerin çok şey kaybedeceği konserin kaydını amme hizmeti olarak bırakıyorum.
alttaki yorumlardan birinden aldığım playlisti de ekleyelim.
00:00 ıntro
01:40 dadaloğlu
05:06 selamlama
05:16 beyaz atlı
08:55 resimdeki gözyaşları
11:21 adiloş bebe
15:00 tamirci çırağı
19:05 ıslak ıslak
23:00 kahya yahya
26:36 ceviz ağacı
32:22 raptiye rap rap
35:46 namus belası
40:10 outro
konser, 3 temmuz 1993 yılına ait. yakın tarih hafızası olanların hatırlayacağı üzere, sivas katliamının bir gün sonrası. yine video altında bulunan bir alıntıyı paylaşıyorum bu konu ile ilgili.
arkadaşlar bunu bilen bir kişi olarak kendimi sorumlu hissettim ve bunları yazıyorum ...
3 temmuzun bir önceki günü kanlı ve vahşet dolu bir gündü.
cem karaca adiloş bebeyi söylemeden önceki yaptığı konuşma kesildiği için konuşmayı buraya ekliyorum.
umarım öne çıkarırsınız beğenilerinizle. cem karaca bu konularda çok duyarlı bir sanatçıydı.
"sizlerle herşeyimi paylaştım, sevinçlerimi kederlerimi paylaştım. şu andaki duygularımı da paylaşmak istiyorum. 3 meslektaşımı, 1 yazar dostumu ve 31 yurttaşımı dün gece yitirdim. yüce islam dini adına böylesi bir çılgınca cinayeti irtikab edenleri, gerçekleştirenleri,yine allah'a havale etmekten başka birşey gelmiyor elimden .... gönüllerinizin mihrabında bir küçük şık olsun lütfen o ölenler için... alkışlayın,alkışlayın, alkışlarla uğurlayalım onları... ve sizlerden bir ricam var. onbinlerce tezgah dönmekte bu ülke üzerinde şu günlerde, el ele tutuşun, el ele tutuşun, el ele tutuşun, sevginin birlikteliğin gücünü gösterin düşmana. ve adiloş bebe..."
alttaki yorumlardan birinden aldığım playlisti de ekleyelim.
00:00 ıntro
01:40 dadaloğlu
05:06 selamlama
05:16 beyaz atlı
08:55 resimdeki gözyaşları
11:21 adiloş bebe
15:00 tamirci çırağı
19:05 ıslak ıslak
23:00 kahya yahya
26:36 ceviz ağacı
32:22 raptiye rap rap
35:46 namus belası
40:10 outro
konser, 3 temmuz 1993 yılına ait. yakın tarih hafızası olanların hatırlayacağı üzere, sivas katliamının bir gün sonrası. yine video altında bulunan bir alıntıyı paylaşıyorum bu konu ile ilgili.
arkadaşlar bunu bilen bir kişi olarak kendimi sorumlu hissettim ve bunları yazıyorum ...
3 temmuzun bir önceki günü kanlı ve vahşet dolu bir gündü.
cem karaca adiloş bebeyi söylemeden önceki yaptığı konuşma kesildiği için konuşmayı buraya ekliyorum.
umarım öne çıkarırsınız beğenilerinizle. cem karaca bu konularda çok duyarlı bir sanatçıydı.
"sizlerle herşeyimi paylaştım, sevinçlerimi kederlerimi paylaştım. şu andaki duygularımı da paylaşmak istiyorum. 3 meslektaşımı, 1 yazar dostumu ve 31 yurttaşımı dün gece yitirdim. yüce islam dini adına böylesi bir çılgınca cinayeti irtikab edenleri, gerçekleştirenleri,yine allah'a havale etmekten başka birşey gelmiyor elimden .... gönüllerinizin mihrabında bir küçük şık olsun lütfen o ölenler için... alkışlayın,alkışlayın, alkışlarla uğurlayalım onları... ve sizlerden bir ricam var. onbinlerce tezgah dönmekte bu ülke üzerinde şu günlerde, el ele tutuşun, el ele tutuşun, el ele tutuşun, sevginin birlikteliğin gücünü gösterin düşmana. ve adiloş bebe..."
devamını gör...




