mustafa cengiz
3.5 yıllık başkanlık süresini tamamlamış olan galatasaray kulübü eski başkanı.
kararlı ve sıradışı bir başkan profili çizmiştir. bu süre içerisinde galatasaray kulübü futbolda 4 kez, kadın basketbolda da 1 kez kupa kazanmıştır. başkan cengiz, görev yaptığı süre boyunca yaşadığı sağlık sorunları ve konuşmalarında yaptığı göndermelerle dikkat çekmiştir. fatih terim'in kinetik egosuna karşılık sakin bir ego sergilemiştir. bu yüzden de teknik adamla çok defa ters düşmüştür.
özellikle, başkanlığının son bir yıllık bölümünde ciddi hastalıklarla mücadele etti. beyin ve midesinden bir dizi operasyon geçirdi. bu süre içerisinde uzunca bir tedavi gördü. bugünden itibaren görevini yeni başkana devretti.
başkanlığı sırasındaki komik gaflarıyla da ünlenmiştir. bunlardan birinde genel kurul üyelerine yönelik konuşmasında " dediğimiz lafların maliyetini hesaplayalım, ağdalı lafların bir de faturası var köfteler..."
( daha sonra genel kurul üyelerine, kendilerini kastetmediğini dile getirmişti).
bir diğer komik gafında da radamel falcao'yu kastederek " ben bilmiyor muyum bir oyuncuya yıllık 6 milyon euro maaş vermeyi, birine verdik, pardon. 5 milyon verdik, hepsi düzelecek" demişti.
kararlı ve sıradışı bir başkan profili çizmiştir. bu süre içerisinde galatasaray kulübü futbolda 4 kez, kadın basketbolda da 1 kez kupa kazanmıştır. başkan cengiz, görev yaptığı süre boyunca yaşadığı sağlık sorunları ve konuşmalarında yaptığı göndermelerle dikkat çekmiştir. fatih terim'in kinetik egosuna karşılık sakin bir ego sergilemiştir. bu yüzden de teknik adamla çok defa ters düşmüştür.
özellikle, başkanlığının son bir yıllık bölümünde ciddi hastalıklarla mücadele etti. beyin ve midesinden bir dizi operasyon geçirdi. bu süre içerisinde uzunca bir tedavi gördü. bugünden itibaren görevini yeni başkana devretti.
başkanlığı sırasındaki komik gaflarıyla da ünlenmiştir. bunlardan birinde genel kurul üyelerine yönelik konuşmasında " dediğimiz lafların maliyetini hesaplayalım, ağdalı lafların bir de faturası var köfteler..."
( daha sonra genel kurul üyelerine, kendilerini kastetmediğini dile getirmişti).
bir diğer komik gafında da radamel falcao'yu kastederek " ben bilmiyor muyum bir oyuncuya yıllık 6 milyon euro maaş vermeyi, birine verdik, pardon. 5 milyon verdik, hepsi düzelecek" demişti.
devamını gör...
mutlu olunabilir mi sorunsalı
temelde belki de insanlık tarihi boyunca mutluluğun üç şekilde sağlanabileceği varsayılmıştır. ilki haz, ikincisi statü, üçüncüsüyse bilgelik yani erdem. *
fakat bütünsel olarak mutluluk kavramı bu üç kategori üzerinden mi değerlendirilmelidir? bugün üzerine düşündüm. 5 litrelik şişemden su içiyordum ve dışarıda yağan karı seyrediyordum. aylaklığım tuttu ve düşünmeye başladım. sanki bir şey ifade edecekmiş gibi. eh, insan acı çektikçe düşünesi; düşünesi geldikçe acı çekesi gelir. kim demiş bunu? ben dedim. kendi kendime aforizma üretip şarabımı yudumluyorum. sonra da gece yastığıma gömülüp ağlıyorum. şaka. *
elbette 21. yüzyılda mutluluk konusunu bu şekilde neredeyse tek bir boyuttan inceleyemeyiz. rönesansa kadar uzattığımızda bu antik zinciri, karşımıza yepyeni kavramlar çıkıyor: yalnızlık gibi. fakat yalnızlık kavramını da gelişen "fikir" dünyasında mutluluk kavramının bir somutlaması olarak görebiliriz. yani sanırım. neticede yalnız insan içten içe mutsuzdur. fakat mutsuz insan yalnız olmayabilir. bu mutluluk kavramı, mutluluktan ne beklediğimize göre değişir. şimdiki zamandaysa ne haz ne statü ne de erdem bizleri kurtarıyor. halen içten içe yalnızlık hissediyoruz. elbette bu yalnızlığı "kişisel gelişim çağı" lafzı altında nitelendirmeyi çok isterdim. lakin herkes için böyle değil bu konu... sıradanlık ve sıra dışılık söz konusu halen de. petersburg’da netleşen bu kavramı belki de halen iliklerimize kadar hissetme cüretinde bulunabiliyoruz. ama acının felsefesine girmeyeceğim. konumuza dönelim.
şimdi efendim, sıradanlık sıra dışılık mevzusu konu dışı kalır biraz ama hepimiz bir yandan farkındayız bazı insanların "basit" olarak adlandırılabileceğini. örneğin, herhangi bir adamı düşünün. gidip soruyorsun: sıradanlık ve sıra dışılık ile ilgili ne düşünüyorsunuz? o da pala bıyıklarının altından "nani?!" gibi bir tepki veriyor. tabii türkiye'deyiz, şaşırıyor. çünkü o ekmek derdinde bir dönerci. ne yapsın allasen senin felsefeni? eh, ihtiyaçlar hiyerarşisinde de felsefenin konumu belli. neticede felsefe için tembellik gerekir. sonra dönüp kendine dersin, "hmm, demek sıradanmış."
fakat elbette bu önerme kendi içinde hatalı. şartlar eş olmadığı sürece sıradanlık nitelemesi yapmak doğru olmaz. senin elindeki şartın yüzlerce misli başkasındadır örneğin ve türkiye'de bir üniversitede okuyacağına çoktan okulunu bitirmiş ve evinde yazıp çiziyordur. her neyse.
velev ki bu kişi dönerciyle konuşmasından sonra eve döndü. ve içten içe acıdı kendi yalnızlığına. neden? komik bir durum mu? bana kalırsa evet. ama aslında bu kişi haklı da. kişisel gelişim çağı adı altında nietzscheler, goetheler, shakespeareler yutmuş. bir nevi nihilizm limanına uğramış da oradan ayrılıp nietzsche'ye layık olmuş. fakat mutsuz.... hep schopenhauer okuduğu için. neyden bahsediyordum konu epey dağıldı ama işte bu kişi mutsuz. aynı zamanda yalnızlığını paylaşamadığı için de mutsuz.
bu kişi hazzı da statüyü de erdemi de kendince yaşıyor ve doyumu sağlıyor olsun. ki böyle insanlar var elbet. mesela ben. * fakat yine de bu tarz bir varoluşsal portre çizen kişi niçin içten içe bir bulantı içerisinde olsun? cevap az önce söylediğimiz bir kelimede yatıyor: yalnızlık.
artık yalnız olmama denen bir kategori de var. yani benim fikrim bu. dediğim gibi, yağan karı izlerken su içiyordum da düşündüm. şimdi bu yazdıklarım sadece düşüncelerimin birer yansıması... af buyurunuz. herhangi bir şeyi kanıtlama derdinde değilim. yeni bir şey söyleme derdinde de değilim. sadece, yalnızlık işte... anlatası geliyor insanın... swh
kişisel olarak gelişip ari insan formuna kavuşmuş insan artık yalnız. ötekileşiyor ve kendini içten içe bir mutlulukla paylaşmıyor. yapayalnız. çünkü toplum onu anlamıyor, o sokrates'in erdemine ulaştı, kirene okulu'ndan geçip hazza kavuştu, sofistlerle vakit geçirdi ve statünün bencil doğasını kavradı, belki bir retorik ustası oldu! "o halde sorun ne?" diye düşündü.
sorun, gerçek hazzın gerçek statünün ve gerçek erdemin yalnızlıkta gizli olup olmamasıyla alakalıydı belki de. logoterapiyle ilgilendi ve akıl danıştı psikanalistlere. artık acısını özümsüyordu, yaratıyordu da, şimdiyse aşık olmalı, sevmeliydi!
fakat yalnızlık böyle mi geçer gerçekte? yani insan böyle mi mutlu olur? tek başına kalmayarak? önemli olan yalnız kalmamak mıdır fiziksel olarak? hayır elbette. önemli olan içten içe paylaşılan derin bir hüzündür belki de! derin bir soğukluktur! buz gibi bir katmandan sızan ışık huzmesidir! işte böylece insan yalnızlıktan uzaklaşabilir. acısını paylaşır, en sonunda ortadan kaldırır. artık yalnız değildir.
artık mutludur. içten içe nefret ettiği bu sıradanlığın yüceltilmiş olduğu dünya, artık gözünde bir hiçtir. yastığına huzurla gömülür ve güler yüzle uykuya dalar. *
fakat insan doğası böyle midir gerçekten? bu kadar mı tragedyamız? dramaturjik anlatıma ne oldu? özünde insan doğasıdır belki de trajik olan. bu, insan aklıyla aşılamaz mı? akıl, doğaya karşı. akıl, tanrı'ya karşı vs. vs. insan kendi kurtuluşu için evrensel doğa yasalarına, kişisel çıkarına, belki tanrı'ya karşı çıkamaz mı? yalnızlığına karşı çıkamaz mı? cevabı muhtemelen içimizde taşıyoruz!..
herkes ister mutlu olmayı. fakat böyle bir zamanda, böyle bir çağda insanın daha fazla düşünmesi gerek üzerine. kurtuluş yolu nedir? var mıdır? gerekli midi? tabii bunu sıradanlık sıra dışılık bağlamında yapmalıdır. yoksa mutluluk insanı tatmin etmeyecektir. nihayetinde herkesin istediği şey mutluluktur. buna ulaşmanın farklı yollarını buluruz kendimizce. fakat derinden, yoğun bir ateşin parlamasına karşı koymayız. ateş her bir yanımızı sarar. hep olduğu gibi. sonra onunla ne yapmamız gerektiğini düşünürüz: riske atarız bir nevi, kumar oynarız zihnimizle. korkar ama deneriz. korkar ama denemeyiz. herkes gibi. sonunda gömülürüz bir şekilde toprağa, ateş bizi yakarken duyarız ruhumuzun sesini. hiç önemi var mıydı bütün bunların?
fakat bütünsel olarak mutluluk kavramı bu üç kategori üzerinden mi değerlendirilmelidir? bugün üzerine düşündüm. 5 litrelik şişemden su içiyordum ve dışarıda yağan karı seyrediyordum. aylaklığım tuttu ve düşünmeye başladım. sanki bir şey ifade edecekmiş gibi. eh, insan acı çektikçe düşünesi; düşünesi geldikçe acı çekesi gelir. kim demiş bunu? ben dedim. kendi kendime aforizma üretip şarabımı yudumluyorum. sonra da gece yastığıma gömülüp ağlıyorum. şaka. *
elbette 21. yüzyılda mutluluk konusunu bu şekilde neredeyse tek bir boyuttan inceleyemeyiz. rönesansa kadar uzattığımızda bu antik zinciri, karşımıza yepyeni kavramlar çıkıyor: yalnızlık gibi. fakat yalnızlık kavramını da gelişen "fikir" dünyasında mutluluk kavramının bir somutlaması olarak görebiliriz. yani sanırım. neticede yalnız insan içten içe mutsuzdur. fakat mutsuz insan yalnız olmayabilir. bu mutluluk kavramı, mutluluktan ne beklediğimize göre değişir. şimdiki zamandaysa ne haz ne statü ne de erdem bizleri kurtarıyor. halen içten içe yalnızlık hissediyoruz. elbette bu yalnızlığı "kişisel gelişim çağı" lafzı altında nitelendirmeyi çok isterdim. lakin herkes için böyle değil bu konu... sıradanlık ve sıra dışılık söz konusu halen de. petersburg’da netleşen bu kavramı belki de halen iliklerimize kadar hissetme cüretinde bulunabiliyoruz. ama acının felsefesine girmeyeceğim. konumuza dönelim.
şimdi efendim, sıradanlık sıra dışılık mevzusu konu dışı kalır biraz ama hepimiz bir yandan farkındayız bazı insanların "basit" olarak adlandırılabileceğini. örneğin, herhangi bir adamı düşünün. gidip soruyorsun: sıradanlık ve sıra dışılık ile ilgili ne düşünüyorsunuz? o da pala bıyıklarının altından "nani?!" gibi bir tepki veriyor. tabii türkiye'deyiz, şaşırıyor. çünkü o ekmek derdinde bir dönerci. ne yapsın allasen senin felsefeni? eh, ihtiyaçlar hiyerarşisinde de felsefenin konumu belli. neticede felsefe için tembellik gerekir. sonra dönüp kendine dersin, "hmm, demek sıradanmış."
fakat elbette bu önerme kendi içinde hatalı. şartlar eş olmadığı sürece sıradanlık nitelemesi yapmak doğru olmaz. senin elindeki şartın yüzlerce misli başkasındadır örneğin ve türkiye'de bir üniversitede okuyacağına çoktan okulunu bitirmiş ve evinde yazıp çiziyordur. her neyse.
velev ki bu kişi dönerciyle konuşmasından sonra eve döndü. ve içten içe acıdı kendi yalnızlığına. neden? komik bir durum mu? bana kalırsa evet. ama aslında bu kişi haklı da. kişisel gelişim çağı adı altında nietzscheler, goetheler, shakespeareler yutmuş. bir nevi nihilizm limanına uğramış da oradan ayrılıp nietzsche'ye layık olmuş. fakat mutsuz.... hep schopenhauer okuduğu için. neyden bahsediyordum konu epey dağıldı ama işte bu kişi mutsuz. aynı zamanda yalnızlığını paylaşamadığı için de mutsuz.
bu kişi hazzı da statüyü de erdemi de kendince yaşıyor ve doyumu sağlıyor olsun. ki böyle insanlar var elbet. mesela ben. * fakat yine de bu tarz bir varoluşsal portre çizen kişi niçin içten içe bir bulantı içerisinde olsun? cevap az önce söylediğimiz bir kelimede yatıyor: yalnızlık.
artık yalnız olmama denen bir kategori de var. yani benim fikrim bu. dediğim gibi, yağan karı izlerken su içiyordum da düşündüm. şimdi bu yazdıklarım sadece düşüncelerimin birer yansıması... af buyurunuz. herhangi bir şeyi kanıtlama derdinde değilim. yeni bir şey söyleme derdinde de değilim. sadece, yalnızlık işte... anlatası geliyor insanın... swh
kişisel olarak gelişip ari insan formuna kavuşmuş insan artık yalnız. ötekileşiyor ve kendini içten içe bir mutlulukla paylaşmıyor. yapayalnız. çünkü toplum onu anlamıyor, o sokrates'in erdemine ulaştı, kirene okulu'ndan geçip hazza kavuştu, sofistlerle vakit geçirdi ve statünün bencil doğasını kavradı, belki bir retorik ustası oldu! "o halde sorun ne?" diye düşündü.
sorun, gerçek hazzın gerçek statünün ve gerçek erdemin yalnızlıkta gizli olup olmamasıyla alakalıydı belki de. logoterapiyle ilgilendi ve akıl danıştı psikanalistlere. artık acısını özümsüyordu, yaratıyordu da, şimdiyse aşık olmalı, sevmeliydi!
fakat yalnızlık böyle mi geçer gerçekte? yani insan böyle mi mutlu olur? tek başına kalmayarak? önemli olan yalnız kalmamak mıdır fiziksel olarak? hayır elbette. önemli olan içten içe paylaşılan derin bir hüzündür belki de! derin bir soğukluktur! buz gibi bir katmandan sızan ışık huzmesidir! işte böylece insan yalnızlıktan uzaklaşabilir. acısını paylaşır, en sonunda ortadan kaldırır. artık yalnız değildir.
artık mutludur. içten içe nefret ettiği bu sıradanlığın yüceltilmiş olduğu dünya, artık gözünde bir hiçtir. yastığına huzurla gömülür ve güler yüzle uykuya dalar. *
fakat insan doğası böyle midir gerçekten? bu kadar mı tragedyamız? dramaturjik anlatıma ne oldu? özünde insan doğasıdır belki de trajik olan. bu, insan aklıyla aşılamaz mı? akıl, doğaya karşı. akıl, tanrı'ya karşı vs. vs. insan kendi kurtuluşu için evrensel doğa yasalarına, kişisel çıkarına, belki tanrı'ya karşı çıkamaz mı? yalnızlığına karşı çıkamaz mı? cevabı muhtemelen içimizde taşıyoruz!..
herkes ister mutlu olmayı. fakat böyle bir zamanda, böyle bir çağda insanın daha fazla düşünmesi gerek üzerine. kurtuluş yolu nedir? var mıdır? gerekli midi? tabii bunu sıradanlık sıra dışılık bağlamında yapmalıdır. yoksa mutluluk insanı tatmin etmeyecektir. nihayetinde herkesin istediği şey mutluluktur. buna ulaşmanın farklı yollarını buluruz kendimizce. fakat derinden, yoğun bir ateşin parlamasına karşı koymayız. ateş her bir yanımızı sarar. hep olduğu gibi. sonra onunla ne yapmamız gerektiğini düşünürüz: riske atarız bir nevi, kumar oynarız zihnimizle. korkar ama deneriz. korkar ama denemeyiz. herkes gibi. sonunda gömülürüz bir şekilde toprağa, ateş bizi yakarken duyarız ruhumuzun sesini. hiç önemi var mıydı bütün bunların?
devamını gör...
akraba bağlarının kopuk olması
gittikçe artan bir durum, zamanla insanın tahammül sınırı azalıyor ve belki alttan alman gereken insanlardan bile uzaklaşman gerekiyor.akraba ilişkilerinde kıyaslama ve kuşak farkı sorunları devreye giriyor.bağ olsa bile artık uğraşmak istemiyorsun ya da o bağ bile kişisel farklılıklarınızdan dolayı sizi yan yana getirmeye yetmiyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sabah uyanma nedenleri
(bkz: regl ağrısı) at doğururdum bu ağrıyla. öyle bir ağrı.
her sabah uyanma sebebimizi mi paylaşıyorduk? sorry. alışkanlık benimkisi. ölmediğimden mecbur uyanıyorum.
her sabah uyanma sebebimizi mi paylaşıyorduk? sorry. alışkanlık benimkisi. ölmediğimden mecbur uyanıyorum.
devamını gör...
ülkenin algı ve manipülasyonla yönetildiği gerçeği
sadece türkiye için değil, tüm dünya ülkeleri için geçerli önerme.
devamını gör...
exxen'e üye olamayacak kadar fakir olmak
fakir değil zeki olmaktır.
düşünsene görmek istemediğim tüm insanları bir araya toplamak için bir adam çıktı ve 900 milyon basıp resmen youtube'u çöp olmaktan kurtardı! bence youtube acun'a her ay düzenli para vermeli isimlerini temize çıkardığı için.
düşünsene görmek istemediğim tüm insanları bir araya toplamak için bir adam çıktı ve 900 milyon basıp resmen youtube'u çöp olmaktan kurtardı! bence youtube acun'a her ay düzenli para vermeli isimlerini temize çıkardığı için.
devamını gör...
doktor maaşı
doktorlar hariç herkesin çok aldığını zannettiği ancak o kadar yıl okumaya, o kadar saat mesai yapmaya karşılık ülke ekonomisi de göz önünde bulundurulduğunda düşük olan maaştır. insanlar tutturmuş doktor maaşı, doktor maaşı. herkesin ağzında bir tutar. yahu biz nerede yaşıyoruz? özellikle şu pandemi döneminde kendi hayatlarını hiçe sayarak çalıştıkları koşulları, sürekli şiddete maruz kalmalarına rağmen haklarını koruyan bir yasa çıkmamasını, izin yapamamalarını ve hatta istifa etme haklarının bile elinden alınmasını düşünürsek kendilerinin ne kadar emekçi olduğu ortadadır. buna rağmen bazı insanların hala ağzında olan olmayan çok yüksek maaşlarıdır, ne diyelim ki..
devamını gör...
bim sözlük olsa alınabilecek nickler
"ana yurdu baba ocağı" zira her görüldüğü yerde kişiyi şehrinde, semtinde, mahallesinde evine yakın hissettiriyor, zenginin kısıtlı zaman ihtiyacı, dar gelirlinin fiyat dostu.
devamını gör...
fareo dili
en çok danimarka'ya bağlı olan fareo adalarında yaygın olarak konuşulan dil.
devamını gör...
karşı cinste hayran olunan özellik
ne olursa olsun adil davranması. mesela söz konusu ben olsam bile ya da bir annesi haksız olduğumuzda tarafımızı tutmaması. bir de merhamet. bir kaplumbağayı ezmemek için de olsa direksiyonu gerektiğinde hayatı tehlike yüksek olmadıkça kırabilmeli. yağmurda ıslanmış bir kediyi kabanının cebine iliştirip eve getirebilmeli...
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yeni yayınınız hem kutlu, hem mutlu, hem de umutlu olsun. 90'lı yılların rönesansı olan türk pop müziklerini paylaşmanız gerçekten kalpleri ısıtan türden. madem konuya dahil oldum, ne de olsa mazimiz depreşti, ben de radyo yayınının ruhuna uygun olarak kayahan'dan elmanın yarısı, harun kolçak'tan sensiz olmaz ya da bendeniz'den müjdeler ver isimli şarkılardan birini çalmanızı isterim.
devamını gör...
18 aydır işsiz olan müzisyenin intihar etmesi
eğlence mekanlarını kapatıp ayasofya'yı açıp şenlik yapıp müziğe ve sanata düşman kafaların yediği halttır. eğer inandıkları dinin tanrısı varsa günahlarını ayasofya'yı cami yapmak temizlemeyecektir.
kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. (maide-32)
kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. (maide-32)
devamını gör...
hayatta yapmam denilen şeylerin yapılması
'kınamayiniz, kinadiginiz sey başınıza gelmedikçe olmezsiniz. " hadisini hatirlatmaktadir. ben asla yapmam demedigim şeyleri bile yaptım. bir de demiş olsam allah muhafaza...
devamını gör...
tavuk döner yerken gelen garibanlık hissi
zehirlenme hissi daha baskındır.
devamını gör...
peygamber çiçeği
normalde estonya'nın ulusal sembolü olan ve ülkemizde de yetişen, bahar aylarında açan mavi renkli bir bitki.
devamını gör...
hiç doğmamış olmayı dilemek
dünyamız, tecrübe etmeye bir ömrün yetmeyeceği kadar güzellikler ile bezenmiştir ve hayat ise yaşamaya doyamayacağımız kadar haz ile doludur.
bir insan ömrü ortalama 70 yıl diyebilir miyiz. peki ya 100 olsa*
4,5 milyar yıldan fazla süre önce oluşmuş dünyada 100 yıl nedir ki. kim bilir ne hikayeler unutuldu 4,5 milyar yılda.
bize verilen bu süre içerisinde bir de zorluklar var tabi. ağıza alınmayacak kötülükler, uykularınızı kaçıracak vahşetler. bunlar da var dünya üzerinde.
bir de bizler varız. bir koşuşturma içinde kayıp ederiz zaten sayılı olan günlerimizi. ve sadece izliyoruz hayatı. fakat yaşamıyoruz. bahsettiğim o hazları tecrübe edenlerin hayatlarını izliyoruz ve yine bahsettiğim o vahşetin bizlerden uzak olması için dualar ediyoruz. çoğu zamanda elimizdekiler için şükür ediyoruz.
peki nedir elimizdekiler,
aklımızın erdiği yaşta henüz daha çok ufakken ölüm ile tanışıyoruz. sevdiğimiz herkesin öleceği gerçeği ile yaşıyoruz. değer verdiğimiz her şeyin biteceğini bile bile yaşıyoruz. ve hala kayıp edeceğimizi bile bile yeni insanlar sevmeye devam ediyoruz. biteceğini bile bile değer vermeye devam ediyoruz.
işte elimizdekiler bunlar, takvimin sayfaları gibi kopup giden günler ve kayıp olup gidecek değerler. yanı kısaca üzüntüler var elimizde, özlemler ve hüzünler.
belki ilk cümlelerde anlatılan haz dolu dünyayı yaşayan azınlığın arasında olunsa keyifli olabilir hayat. sınırsız imkanlar ve değer vermeden yaşanan bir hayat. kişinin kendinden başka kayıp edecek hiç bir şeyinin olmaması.
fakat sayılı günlerini henüz kendinin bile anlam veremediği bir koşuşturmaca da sadece hayatta kalabilmek için geçiren insanlar, hayatı yaşamak yerine yaşayanları izleyen insanlar, kayıp edeceğini, biteceğini bile bile seven insanlar için böyle bir şey dilemek belki de çok olağan dışı olmazdı.
bir insan ömrü ortalama 70 yıl diyebilir miyiz. peki ya 100 olsa*
4,5 milyar yıldan fazla süre önce oluşmuş dünyada 100 yıl nedir ki. kim bilir ne hikayeler unutuldu 4,5 milyar yılda.
bize verilen bu süre içerisinde bir de zorluklar var tabi. ağıza alınmayacak kötülükler, uykularınızı kaçıracak vahşetler. bunlar da var dünya üzerinde.
bir de bizler varız. bir koşuşturma içinde kayıp ederiz zaten sayılı olan günlerimizi. ve sadece izliyoruz hayatı. fakat yaşamıyoruz. bahsettiğim o hazları tecrübe edenlerin hayatlarını izliyoruz ve yine bahsettiğim o vahşetin bizlerden uzak olması için dualar ediyoruz. çoğu zamanda elimizdekiler için şükür ediyoruz.
peki nedir elimizdekiler,
aklımızın erdiği yaşta henüz daha çok ufakken ölüm ile tanışıyoruz. sevdiğimiz herkesin öleceği gerçeği ile yaşıyoruz. değer verdiğimiz her şeyin biteceğini bile bile yaşıyoruz. ve hala kayıp edeceğimizi bile bile yeni insanlar sevmeye devam ediyoruz. biteceğini bile bile değer vermeye devam ediyoruz.
işte elimizdekiler bunlar, takvimin sayfaları gibi kopup giden günler ve kayıp olup gidecek değerler. yanı kısaca üzüntüler var elimizde, özlemler ve hüzünler.
belki ilk cümlelerde anlatılan haz dolu dünyayı yaşayan azınlığın arasında olunsa keyifli olabilir hayat. sınırsız imkanlar ve değer vermeden yaşanan bir hayat. kişinin kendinden başka kayıp edecek hiç bir şeyinin olmaması.
fakat sayılı günlerini henüz kendinin bile anlam veremediği bir koşuşturmaca da sadece hayatta kalabilmek için geçiren insanlar, hayatı yaşamak yerine yaşayanları izleyen insanlar, kayıp edeceğini, biteceğini bile bile seven insanlar için böyle bir şey dilemek belki de çok olağan dışı olmazdı.
devamını gör...
yanlış anlaşılan şarkı sözleri
-ya bu gece gel ya da bu gece gel, ya bu gece gel ya da delirecem!
sonunda gelir ecel diyormuş fark edince aydınlanmıştım.*
(bkz: yaşar) (bkz: birtanem)
edit: sertab erener- kumsalda’yı unutmuşum.*
-bir adam var tombik.*
sonunda gelir ecel diyormuş fark edince aydınlanmıştım.*
(bkz: yaşar) (bkz: birtanem)
edit: sertab erener- kumsalda’yı unutmuşum.*
-bir adam var tombik.*
devamını gör...
üç frenk havası radyo yayını
elde olmayan sebeplerden ötürü sözlüğe veda edeceğim yayın olacaktır. kâh bakir başlıklarla, kâh tanımlarımızla, kâh işbu güzel adlı radyo yayını aracılığıyla dilimizin döndüğünce sizlere şiiri anlatmağa gayret ettik. sözlüğü otomatik bir ayıp makinesi veya kantarın topuzunu kaçırma yeri olarak değil, bir bilgi kaynağı ve esaslı bir yorum sahası olarak gören başta biricik dostlarım anders lie ve aleksi zorba'ya, değerli moderatörümüz uykusuzgayfe'ye, gomercan'a, yedinci dem'e, azabihici'ye mahlassızım'a, arolium'a ve dahi nice sözlük yazarına selam eder, sağlık, sıhhat, afiyet ve mutluluk dolu günler dilerim. güle güle sözlük.
devamını gör...
altın tekrar yükselir mi sorunsalı
aylar içerisinde dalgalanmalar olsa da seneye bu zaman yükseldiğinde editleyeceğim başlık. altın kısa vade yatırım aracı olmaktan çok uzun vadeli yatırımlarda tercih edildiğinde muhakkak kar getirisi yüksek olacaktır. 2017 ekim ayında altının gramı 120 tl civarında iken 2021 günümüz itibariyle 408 tl civarındadır.
devamını gör...

