hiç öfkelenemediğiniz için ağlamak istediğiniz oldu mu? benim birkaç kez oldu.*

benim binlerce sınavımın içinde bir sınavım var ki her seferinde beni kahrediyor. belki bin cezadan bir ceza bu da. dünyanın yapılmış bütün esprilerini, şakalarını, komikliklerini bir kenara bırakarak söylüyorum*: bir dağın tepesine çıkıp yeter* diye bağırmak istiyorum bunu yaşadığımda.

nedir bu cezam? doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişiye öfkelenmeyi asla başaramıyorum. işte bu. katiyen başaramıyorum. sahici öfkelerimin hiçbiri doğru değil. tüm sahici öfkelerim bana elimi ayağımı titreten pişmanlıklar olarak geri döndü. neredeyse hepsi. galiba hepsi.

yapım gereği sakin bir insanım. daima orta yolcu makul bir insan olduğumu düşünürüm. bunu farklı insanlardan ve dahası en yakınımdaki insanlardan duymuş olmanın rahatlığı ve biraz da övüncüyle söylüyorum, doğrusu bu yönümü seviyorum. düşünce dünyamınn öbür ucundaki insanlarla rahatça iletişim kurmamı sağlıyor bu. gel gelelim insan bu ya öfkelenmek de icap eder yeri gelince kinlenmek de belki. ikincisine zamanım yok ancak ilki gerekiyor bazen. ben de ayda yılda bir sahiden bir öfke boşalması yaşıyorum*. ama hep yanlış zamanda, yanlış kişiye, yanlış yerde. halen düşündükçe kahrolduğum iki meseleyi kısaca anlatmak istiyorum:
birincisi bundan aylar aylar öncesi. bir müşteri temsilcisi ile. mesleğim icabı insanların dertleri, sıkıntıları, öfkelerine şahit olduğumdan muhatabının doğrudan insan olmasının zorluğunu çok iyi bilirim. dolayısıyla bu insanlara çok saygım var. ömrümde bir kez öfkelendim bir müşteri temsilcisi ile konuşurken. o da işte bu aylar önceki mevzu idi. neden öfkelendim mevzu neydi hiç hatırlamıyorum bile. ancak karşımdaki hanımefendiye birkaç kez yükseldiğimi hatırlıyorum. ilk kez bir müşteri temsilcisine yükseliyordum*. ve bu müşteri temsilcisinin birden benle konuşurken sesi titriyor. fark edince neyse hanımefendi bir ara bayiye uğrar bir bakarım iyi günler dilerim deyip kapatıyorum. telefonu duvara çarpmamak için nasıl kendimi tuttuğumu, sol ayağımın nasıl titrediğini anlatamam. yani bir kez öfkelendim. bir kerecik. yok ömrümde başka hatırlamıyorum. anlaşamayacağımızı anlarsam neyse deyip kapatıyorum. müşteri temsilcisiyle konuşurken bir kez öfkelenesim tutmuş ve karşımda sesi titreyen bir kadın. aylar geçti ancak titreyen o sesi unutamıyorum. halen ayaklarına kapanıp af dilenesim geliyor. ama beyhude artık. kırılan kırıldı. kırdığımla geçiştirdim bir öfke nöbetini daha.

bir diğer mevzu: bilenler var sözlükte, avukatım. henüz yeniyiz diyelim ama çevremiz fena değil. ne müvekkillerim ne karşı tarafla öyle hır gürümüz çok olmadı arada sesler yükselir bazen o kadar. birkaç hafta önce cezaevindeki bir müvekkilimizin babası ile telefonda tartıştık. dahası ortağımla görüştükten sonra aramam icap etti, biraz da doldurmuştu benim ortak. neyse aradım, sakince bir mesele varmış diye sorup dinlemeye başlarken beyefendi dakka bir gol bir hemen damarıma basmaz mı benim. detayı lüzumsuz ancak çok ağırıma gitti. alttan almaya çalıştım yine halen basıyor aynı damara, patlayacak. dayanamadım. karşımda iki katım yaşımda adam. tamamen küfürsüz argosuz. ne kadar damarı varsa hepsine bastım. nerdeyse onbeş dakika. yahu adam, bana allah aşkına söv, küfret, tehdit et, ofisine gelecem, seni bulacam, sağ komayacam de allah aşkına. iki katım yaşımda adam, babam yaşında. hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı telefonda. dakikalarca. belki on belki onbeş dakika. artık abi tamam dert etme bunları, içini ferah tut, rahat ol diye teselli seansları. güç bela kapadım telefonu. yahu diyorum kendi kendime, olmuş neredeyse iki yıl ilk kez bu kadar öfkeleniyorsun ve baban yaşında adam tutup ağlıyor. böylesi bir adama denk geliyorsun. olacak iş mi bu? oluyor işte.

bu benim cezam mı imtihanım mı bilmiyorum. belki de nasıl öfkelenmem gerektiğini bilmiyorum. çok saldırganlaşıyorum belki. belki öfkeden farklı bir şey yaptığım. ama neden ayniyle karşılık alacağım birine yönelmiyor bu öfke asla? şöyle dönüp adam akıllı ne zaman öfkelenmişim diye düşününce aklıma bunlar geliyor. daha eskisini pek hatırlamıyorum da. ama artık anladım. sahiden öfkelendiysem hiçbir zaman oh be içimi boşalttım rahatladım diyemeyeceğim.
insan bazı bazı içten bir öfke diler. öyle ki öfkeyi doğru yere sarf edebilmek de büyük meziyet. öyle değil mi? bir gün başarabilsem ben de anlayacağım. şimdilik sahici öfkelerimden bana kalan günlerce geçmeyen pişmanlık ve öfke fobisi.*
devamını gör...

kendi renkleriyle dünyaya olağan dışı bir bakış atan van gogh basit miydi? şahane hikayeleriyle dünyanın acayip bir taslağını çıkaran zweig ve karısı? bunlar basit insanlar değillerdi. deleuze basit bir insan mıydı? kalem tutamayacak noktaya gelmiş yüce filozof kendini pencereden aşağı bıraktığında neler geçiriyordu aklından? "buraya kadar her şey yolunda--"

biri normal insanın cesaret edemeyeceği eylemde bulunuyor ve her şeyi, tüm varlığı geride bırakıyor. bu cesaret ister. bunu cloud atlas'da da gördük, intiharın ne kadar zorlu bir eylem olduğu orada söz ediliyordu. hem, intihar eden kişi sizin saygınızı ne yapsın? ya ateş gölünde sörf yapmayı yeğlemiş ya da hiçliğe seçmiştir. ki ben, ateş gölünde sörf yapmanın mümkün olduğunu bilseydim katlanılmaz acılar labirentine girer ve etlerim birbirinden ayrılıp tekrar birleşene kadar orada kalmayı seçerdim hiçliktense.

hiçliğe seçen biri, inançsız biri ne kadar yüce bir eylemi gerçekleştiriyordur oysa. program dediğiniz şey, genlerinizi reddetmek o kadar kolay değildir. hem bu zihinsel bozukluk durumunda bile böyledir, çünkü genler materyalistler tarafından sürekli olarak zihin üstü olarak görülüyor yıllardır. açıklayın o halde, nasıl olur da biri programını reddedebilir? yapabiliyorlar işte. bu noktada susmaktan başka yapabileceğiniz bir şey yokken, birinin seçimine, burada bulunma sürecine boyun eğmeniz gerekirken o noktada konuşmak yerinde geliyor çünkü her şey hakkında bir şey söyleyebileceğimizi düşünüyoruz.

robin williams'ın kitleleri üzen intiharına baktığınızda dışarıdan neşeli görünen adamın beklenmeyen ölümü de bizi şaşırtmıştı. sayısız intihar örneği var... ah, mehmet pişkin*? üzerine bir şey söylemem gerekir mi? söylediysem bu kadar, ona da söyleyim: ahmağın tekiydi çünkü bir şey üretmedi, bir şey yaratmadı ve öylece gitti. üzülmemi gerektiren bir tarafı yoktu, sadece bir çok kişinin depresyonunu simgeliyordu ve simgeyle beraber basitliği kutsadı ama da vinci basitliği değildi bu.

intiharı kolay bir eylemmiş gibi algılamak saçmalık. bunu algılayın. yaşamın şahane bir yapı olduğunu bilen biri, bilinmeyeni seçtiğinde akan sular durmalı. ama eğer intihar bir ayrılığın sonucu, bir sefaletin ya da türevi şeylerin sonucuysa bilemiyorum... iğrenç gelebilir. ama basitlik değildir, bireye bakın bunu söylemek yerine. genellemelere bu kadar da sığınmayın, çünkü yerinde değil. okey? --key.
devamını gör...

kendisini hiç görmüyorum, galiba engellediğim ilk yazar olduğu için olabilir. *
şiddetle tavsiye ederim. sonrasında çiçek gibi bir sözlük oluyor. havalandırılmış perdeleri ve halıları yeni yıkanmış bir ev misali...*
devamını gör...

ulaşılması rahat ve hızlı olan, çalışanları oldukça kibar olan ; sağlık bakanlığına bağlı olarak işleyen hastanelerden randevu alma sistemidir.

mhrs yani merkezi hasta randevu sistemi olarak geçer.
devamını gör...

(bkz: murphy yasaları)
devamını gör...

benim için çok kıymetli bir yazardır çernışevskiy. ilk gençliğimde okumuştum önce nasıl yapmalı'yı. etkilemişti ama çok iz kalmamıştı zihnimde.

derken hayat akıyordu, biz bir şeyler yapıyorduk, bir şeyler düşünüyor, kuruyorduk. aradan uzun zaman geçti, belki bir on sene, emin değilim. bir gün tekrar aldım elime kitabı. kapakta yine veroçka'nın düşünceli yüzü vardı sanıyorum. sonra, sayfaları geçtikçe hayrete düşmeye başladım. bunlar benim cümlelerimdi sanki. aradan geçen sürede kendi aklımda türettiğimi, var ettiğimi sandığım pek çok şeyi aslında önce bu kitapta hissetmiş, pek çoğunda bu kitaptan esinlenmiştim, şimdi onu anlıyordum. aklıma kazınmıştı, çünkü çok sahiciydi. yaşam yolumdaki sorularıma gerçek yanıtlar verebilmişti. üstelik bunları bir öğreti gibi tepeden sunmadan.

sonradan düşündüm de, kitabı tekrar elime almam dahi rastlantı değildi. ben aslında tekrar özümü arıyordum, yollar ona çıkıyordu, ben bileyim bilmeyeyim.

dünyaya benzer bir pencereden bakıyorsanız, işte böyle fark ettirmeden yüreğinize girebilen yazardır çernışevskıy. üstün insan olduğu için değil, en temeldeki öze, en dürüst ve hesapsız şekilde bakabildiği için becerir bunu. bana yaşamın sadece özünü verin, boşlukları bırakın ben doldurayım.
devamını gör...

sonra yaparız.
devamını gör...

yalnızca japonya'nın wagyu bölgesinde, özel yetiştirilen sığırlardan elde edilen etten yapılan biftek çeşidi. bu bifteği özel kılan detay, wagyu bölgesinin ot yapısının çok iyi olması ve yetiştirilen sığırlar doğdukları andan itibaren bağlanmıyor ve serbest yetişiyor. günde üç öğün besleniyor ayrıca 20 litre kadar arpa suyu içiyor. günlük masaj dahi yapılan bu sığırların kas sistemi hiç gelişmiyor ve etlerinde hiç sinir oluşmuyor.

bu üretim tekniği başka bölgelerde denenmiş fakat başarılı olamamış, uzmanlar bunu wagyu bölgesindeki ot çeşitliliği ve verimliliğine bağlıyor. şu sıralarda tl bazında almaya kalksanız kilosuna 4-5 bi tl arası bir para bayılmanız gerekiyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel sigma isimli yazarımızın ukdesidir.
devamını gör...

taylan biraderlerin yönettiği berkun oyanın kaleme aldığı filmdir. film 8 ocakta netflix üzerinden yayınlandı. netflixte izlemeden önce film hakkında şu ifadeler kullanılmıştı “ alaycı, absürt, sıra dışı, dram-komedi” böyle tanımlanan bir film olduğu için içimden hadi abicim ya diye geçirdim ama tam olarak tanımlandığı gibi bir film izledim.
müzikler senaryo dekor kamera kullanımı tamamen tanımlandığı gibiydi.
oyuncu kadrosu klasik ifadeyle şampiyonlar ligi gibi engin günaydın ve haluk bilginer kamera önünde otursalar izlerim öyle severim ikisini de ve ikisi de başarılı bir iş çıkarmışlar.
öncelikle filmi severek izledim ve beğendim ama kadronun hakkını verdiğini düşünmüyorum çünkü böyle bir kadro varsa elinizde çıta yükselir hem de baya yükselir.
haluk bilginer ve engin günaydın hakkında bir fikri olmayan izleyiciler beğenmeyecekler belki de ben hayran olduğum için keyif alarak izledim bilmiyorum.
--! spoiler !--

filmde çok sevdiğim çok güldüğüm ve çok duygulandığım anlar oldu. özellikle aziz karakteriyle erbil karakterinin arasındaki görünmeyen bağa hayran oldum ve üzüldüm. birisi yalnız kalmak istiyor diğeri yalnızlıktan mahvolmuş durumda üstelik aziz karakteri sevgilisinden ayrılmak istiyor yalnız kalmak istiyor ama beceremiyor zaten erbil karakterinin dünyasında dolaşırken bu durumdan vazgeçiyor. iş yerinin patronu alp karakteri ise hüzünlü bir karakter sapkın sapık ve yalnızlık çeken bir insan bütün hayatı sahtelikler üzerine kurulmuş yalnızlığını parasıyla gidermeye çalışıyor ama başarılı olamıyor tabi. bu detayları sevdim ve hoşuma gitti. özellikle erbil karakterinin eşine sevgisi saygısı gözlerimi doldurdu belki ben çok duygusalım ama içime dokundu. sevmediğim kısımlara gelelim.
filmde modern dünyaya çok fazla gönderme var ve bunlar çok basit kaçıyor rahatsız oldum o kısımlarda youtuber küçük kızın olduğu sahne rahatsız etti beni böyle bir sosyal mesajı ya da bu durumu bende yansıtabilirim gerek yok daha zeki işler beklerdim. ayrıca filmde çok fazla merak edilen kısım var alp karakteri neden azize sapkın bilmiyorum anlamadım veya elinde sigara olan abla neden gizemli tavırlar içinde takıldı ve gitti anlamadım bilen yazar arkadaşlar portakal atarsa sevinirim.
film tam anlamıyla “alaycı, absürt, sıra dışı, dram-komedi” filmi olmuş trajikomik hayatlar gerçekçi durumları güzel şekilde yansıtmışlar.
benim filmden anladığım ve yorumlarım bu kadar. 9 kere leyla filminden daha başarılı olmuş bu sevindiriciydi.

--! spoiler !--
devamını gör...

çok neşeli, samimi tanımları olan yazarımız.
insana iyi gelen türden. tam benlik hatta.
başarılar dilerim. sevdim.
devamını gör...

kedinin tuvaletini temizlerken yapılandır. bir de uzaktan izler işin bitince de hortlak görmüş gibi kaçar?
devamını gör...

milletlerarası müzeler konseyi (international council of museums) olarak bilinen, 1946'dan beri müzeler ve kültürel miras konularında faaliyet yürüten uluslararası kuruluş. merkezi paris'tir.

- müze tanımı icom tarafından belirlenmiştir ve gerektiğinde değiştirilebilmektedir.
- kültürel mirasın korunması amacıyla dünyadaki değerli ve tehlike altında olabilecek kültür varlıkları icom tarafından ''kırmızı liste'' veritabanına alınır. buradan
- her yıl uluslararası müzeler günü ve müzeler haftasıyla ilgili ülkemizde icom türkiye tarafından etkinlikler yapılıyor.
- özellikle covid-19 döneminde müzelerin durumuyla ilgili, yine icom çeşitli anketler ve webinarlar düzenliyor.

kısacası müzecilik denildiğinde ilk akla gelen kuruluş. müzecilik alanında dünya çapında 138'den fazla ülkede, 44.686 üyeyle faaliyetlerini sürdürmekte. 2016-2020 yılları arasında icom'un başkanlığını müzebilimci suay aksoy yapmıştır.

meraklısına, websitesi için buradan
instagram hesabı için buradan
icom türkiye için buradan
devamını gör...

severek takip ettiğim, bir o kadar da nahif bir yazar.
yazmalarınız eksik olmasın, biz de okuyalım sizi hep efendim. *
devamını gör...

geldiğini beğenileriyle belli etmiş olan yazarımızdır. arka bahçesi gönlünce, huzurla dolsun. tekrardan hoşgelmiş..
devamını gör...

senin çocuğun da senin gibi olur inşallah o zaman anlarsın beni.
devamını gör...

sürekli bir kategoriye konulmak ve bundan kaçınmaya çalışırken asla kendisi olamamak.
devamını gör...

mükemmelsin iko. elveda regl ağrısı, hesabı kim öder, kazıklı maria ve bilimum polemik yaratan boş başlıklar.*
devamını gör...

başlığın yanlış olduğu cinayet.

doğrusu için;
(bkz: 71 yaşındaki adamın kıskançlık yüzünden sevgilisini öldürmesi)

sonuçta ortada resmî nikah yok?
devamını gör...

(mantıkta) iki önermesi bulunan ve iki önermenin vargısı aynı olan kıyas, dilem, ikilem
atasözlerinde de bu durumu anlatan örnekler olsa da birebir aynı değildir.

mantık sorularında da kullanılan bu kıyas türünün kullanım örneklerine tarihte de epey rastlamaktayız. mesela tekerrür eden tarihi bir olay ebu zer el-gifari'nin ak saray için muaviye'ye söyledikleridir. her iki durumda da haklı çıkar:

"ey muaviye! eğer sen bu sarayı halkın parasıyla yaptırdıysan, ihanettir, kul hakkıdır. ve eğer kendi paranla yaptıysan israftır, haramdır"


diğer bazı meşhur örnekler için de:

(bkz: kralın dilemması)
(bkz: fatih sultan mehmet paradoksu)
devamını gör...

o bir filozof. sözlüğün biricik filozofu.
o metaforların yazarı.
o bir aşık. manilerin hanımefendisi.
o bir sezgileri güçlü olan.
o ruhsal çözümlemelerin kadını.
o her şeyden önce saygılı, seviyeli ve kültürlü bir insan.

bir keresinde biz, onunla,
kuzguncuk'ta hiç vişne yemedik.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim