nişanyan sözlük
sevan nişanyan tarafından geliştirilen bir türkçe köken bilimsel sözlüğü.
www.nisanyansozluk.com/?
otuz iki binden fazla türkçe kelimenin kökeni, o kelimenin yazılı olarak geçtiği bilinen en eski eserlerden alıntılar gibi sözcüğün serüvenini bize sunmaktadır. örneğin;
--! spoiler !--
kadın
tarihçe (tespit edilen en eski türkçe kaynak ve diğer örnekler)
eski türkçe: [ orhun yazıtları, 735]
ögüm ilbilge ḳatunı [anam ilbilge kraliçeyi]
eski türkçe: [ ırk bitig, 900 yılından önce]
avınçu ḳatun/χatun bolzun [cariye kraliçe olsun]
eski türkçe: [ kaşgarî, divan-i lugati't-türk, 1073]
kātūn [[afrasiyab'ın kız soyundan gelenlere (hakan sülalesinden kadınlara) verilen ad]]
türkiye türkçesi: [ meninski, thesaurus, 1680]
ḳādın, ḳādün vulg. pro χātūn: matrona, domina, materfamilias [hanımefendi].
yeni türkçe: kadınsı [ cumhuriyet - gazete, 1951]
likomediya kızları arasında kadınsı bir ömür sürerken ülis geliyor
köken
eski türkçe ḳātūn veya χātūn "kraliçe, hakan eşi veya kızı" sözcüğünden evrilmiştir. eski türkçe sözcük soğdca aynı anlama gelen χwatēn sözcüğünden alıntıdır.
daha fazla bilgi için hatun maddesine bakınız.
ek açıklama
hatun sözcüğünün varyant biçimidir. ş. ülkütaşır, h. kılıç ve diğerlerinin sözcüğü türkçeden türetme denemeleri ciddiye alınamaz.
benzer sözcükler
kadın göbeği, kadın kadıncık, kadın tuzluğu, kadınbudu, kadınsı
www.nisanyansozluk.com/?k=k...
--! spoiler !--
www.nisanyansozluk.com/?
otuz iki binden fazla türkçe kelimenin kökeni, o kelimenin yazılı olarak geçtiği bilinen en eski eserlerden alıntılar gibi sözcüğün serüvenini bize sunmaktadır. örneğin;
--! spoiler !--
kadın
tarihçe (tespit edilen en eski türkçe kaynak ve diğer örnekler)
eski türkçe: [ orhun yazıtları, 735]
ögüm ilbilge ḳatunı [anam ilbilge kraliçeyi]
eski türkçe: [ ırk bitig, 900 yılından önce]
avınçu ḳatun/χatun bolzun [cariye kraliçe olsun]
eski türkçe: [ kaşgarî, divan-i lugati't-türk, 1073]
kātūn [[afrasiyab'ın kız soyundan gelenlere (hakan sülalesinden kadınlara) verilen ad]]
türkiye türkçesi: [ meninski, thesaurus, 1680]
ḳādın, ḳādün vulg. pro χātūn: matrona, domina, materfamilias [hanımefendi].
yeni türkçe: kadınsı [ cumhuriyet - gazete, 1951]
likomediya kızları arasında kadınsı bir ömür sürerken ülis geliyor
köken
eski türkçe ḳātūn veya χātūn "kraliçe, hakan eşi veya kızı" sözcüğünden evrilmiştir. eski türkçe sözcük soğdca aynı anlama gelen χwatēn sözcüğünden alıntıdır.
daha fazla bilgi için hatun maddesine bakınız.
ek açıklama
hatun sözcüğünün varyant biçimidir. ş. ülkütaşır, h. kılıç ve diğerlerinin sözcüğü türkçeden türetme denemeleri ciddiye alınamaz.
benzer sözcükler
kadın göbeği, kadın kadıncık, kadın tuzluğu, kadınbudu, kadınsı
www.nisanyansozluk.com/?k=k...
--! spoiler !--
devamını gör...
aileden soğuma sebepleri
psikolojini etkileyen her seye aslinda onların sebep oldugunu fark etmek
devamını gör...
uzak yakınlık
“yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle.”
edip cansever şiiri.
ikimizdik, iki kişi değildik
bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
sanki bir bakıma ayrılık böyle.”
edip cansever şiiri.
devamını gör...
eren bülbül
adını her duyduğumda içimin burkulduğu, boyundan büyük yüreği olan yakışıklı aslan parçası kardeşim.
hani deriz ya "her türk asker doğar", "kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için" işte bunların en temel kanıtısın sen çocuk. çanakkale'de savaşan "hey 15li" ruhunu hala içinde taşıyan milyonlarca gencin yol göstericisisin. ne seni, ne de annene ev anahtarı verilirken yapılan iğrenç şovu hiç unutmayacağım..
ay yıldız uğruna şehit, uçmağa vardı eren adlı yiğit. iyi ki varsın eren!
hani deriz ya "her türk asker doğar", "kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için" işte bunların en temel kanıtısın sen çocuk. çanakkale'de savaşan "hey 15li" ruhunu hala içinde taşıyan milyonlarca gencin yol göstericisisin. ne seni, ne de annene ev anahtarı verilirken yapılan iğrenç şovu hiç unutmayacağım..
ay yıldız uğruna şehit, uçmağa vardı eren adlı yiğit. iyi ki varsın eren!
devamını gör...
normal sözlük’ün isminin acilen değiştirilmesi gerekliliği
efendim, tdk sözlüğüne soralım ne demekmiş bu normal.
1. sıfat kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.
2. isim aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.
normal kavramını hayata geçiren bir toplumdur.
maalesef bizim toplumumuzun genel olarak alışılagelen, olağan karşılanan özellikleri hiç iç açıcı değildir. sorgulamama, çabucak unutma, kabullenme, biat etmek gibi. bu özellikler fazlasıyla artırabilir. hal böyleyken sözlüğe bu ismi koymak toplumun normal olarak karşıladığı şeyleri bizim sözlüğümüz için de normal karşılanacağı anlamı taşır. çünkü sonuç olarak sözlük bu toplumun küçücük bir parçasıdır.
eğer, yeni ismiyle nitelendirirsek sözlüğü, elimizde şöyle bir sözlük var olur. sorgulamayan, unutuveren, biat eden, sıradan, vasat yazarların oluşturduğu bir sözlük.
dışarıdan bakıldığında bu böyle anlaşılır.
oysa ki bizim yazarlarımızın çoğu sorgulayan, çabuk unutmayan, despotluğu ve biat etmeyi sevmeyen sıra dışı yazarlardır.
bu tanımı okuyorsan eğer yoldaş şimdi soruyorum sana. bu yazarlara bu ismi mi reva gördün.
ayrıca hangi gelişim, hangi keşif, hangi buluş normalden çıkmıştır ki? söyleyim mi yoldaş tabii ki hiç bir gelişim normalden çıkmamıştır. sen şimdi ismimizi normal koyduk diye daha da gaza geldiğini söyleyip sözlüğü geliştireceğinden söz ediyorsun. ya normalin anlamını bilmiyorsun ya da üzerinde çok düşünmedin bu konunun.
keşke buradaki yazarlara da sorsaydın isim konusunu yoldaş. zira burada çok yaratıcı, zeki, akıllı yazarlar var. muhteşem isimler bulunabilirdi. isim deyip geçmeyin efendim. ben asla ismi normal sözlük olan bir sözlüğe kayıt olmazdım. kafa sözlüğün ismini görür görmez kayıt olma isteği oluşmuştu. bilmiyorum anlatabiliyor muyum yoldaş derdimi?
bir de kelimenin kökenine bakalım.
fransızca norm kelimesinden türemiştir.
norm ise grup üyelerinin belirli bir bağlamda nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar veya ilkeler bütünüdür.
dışardan bakan bir göz bu sözlükte belli kurallar dahilinde yazarlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte eden bir yönetimin varlığını hisseder. ve böyle bir sözlüğe kayıt olmaz. isim bu noktada çok önemlidir.
son olarak yoldaş şunu da söylemem gerekiyor. isim değişikliğinden son gün hatta son saatler bahsediyorsun. ve aile gibi gördüğünü söylediğin yazarlara isim konusunda danışmıyorsun, bir fikir alma yoluna gitmiyorsun. işte bundan dolayı yapmış olduğun duygu dolu tanımın gözümde beş para etmez. hatta memlekette çok ciddi enflasyon olduğundan üç para etmez. nazarımda, yaptığın şey günah çıkarmadan bir adım öteye dahi geçemez.
işte tüm bu sebeplerden dolayı normal sözlüğün isminin bir an önce değişmesi elzemdir.
1. sıfat kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.
2. isim aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.
normal kavramını hayata geçiren bir toplumdur.
maalesef bizim toplumumuzun genel olarak alışılagelen, olağan karşılanan özellikleri hiç iç açıcı değildir. sorgulamama, çabucak unutma, kabullenme, biat etmek gibi. bu özellikler fazlasıyla artırabilir. hal böyleyken sözlüğe bu ismi koymak toplumun normal olarak karşıladığı şeyleri bizim sözlüğümüz için de normal karşılanacağı anlamı taşır. çünkü sonuç olarak sözlük bu toplumun küçücük bir parçasıdır.
eğer, yeni ismiyle nitelendirirsek sözlüğü, elimizde şöyle bir sözlük var olur. sorgulamayan, unutuveren, biat eden, sıradan, vasat yazarların oluşturduğu bir sözlük.
dışarıdan bakıldığında bu böyle anlaşılır.
oysa ki bizim yazarlarımızın çoğu sorgulayan, çabuk unutmayan, despotluğu ve biat etmeyi sevmeyen sıra dışı yazarlardır.
bu tanımı okuyorsan eğer yoldaş şimdi soruyorum sana. bu yazarlara bu ismi mi reva gördün.
ayrıca hangi gelişim, hangi keşif, hangi buluş normalden çıkmıştır ki? söyleyim mi yoldaş tabii ki hiç bir gelişim normalden çıkmamıştır. sen şimdi ismimizi normal koyduk diye daha da gaza geldiğini söyleyip sözlüğü geliştireceğinden söz ediyorsun. ya normalin anlamını bilmiyorsun ya da üzerinde çok düşünmedin bu konunun.
keşke buradaki yazarlara da sorsaydın isim konusunu yoldaş. zira burada çok yaratıcı, zeki, akıllı yazarlar var. muhteşem isimler bulunabilirdi. isim deyip geçmeyin efendim. ben asla ismi normal sözlük olan bir sözlüğe kayıt olmazdım. kafa sözlüğün ismini görür görmez kayıt olma isteği oluşmuştu. bilmiyorum anlatabiliyor muyum yoldaş derdimi?
bir de kelimenin kökenine bakalım.
fransızca norm kelimesinden türemiştir.
norm ise grup üyelerinin belirli bir bağlamda nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar veya ilkeler bütünüdür.
dışardan bakan bir göz bu sözlükte belli kurallar dahilinde yazarlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte eden bir yönetimin varlığını hisseder. ve böyle bir sözlüğe kayıt olmaz. isim bu noktada çok önemlidir.
son olarak yoldaş şunu da söylemem gerekiyor. isim değişikliğinden son gün hatta son saatler bahsediyorsun. ve aile gibi gördüğünü söylediğin yazarlara isim konusunda danışmıyorsun, bir fikir alma yoluna gitmiyorsun. işte bundan dolayı yapmış olduğun duygu dolu tanımın gözümde beş para etmez. hatta memlekette çok ciddi enflasyon olduğundan üç para etmez. nazarımda, yaptığın şey günah çıkarmadan bir adım öteye dahi geçemez.
işte tüm bu sebeplerden dolayı normal sözlüğün isminin bir an önce değişmesi elzemdir.
devamını gör...
rektörün kiracısını işe alması
vay arkadaş, ne ev sahipleri var, diye hayıflandığım başlık.
biri bunu ev sahibime söylesin.
biri bunu ev sahibime söylesin.
devamını gör...
elimde fotoğrafın
bende bir resmin var yüzüme bakmıyor sözüyle kombinlenirse insanda bir küçük rakı açma isteği doğuran eserdir.
devamını gör...
sezai karakoç
türk edebiyatı'nın en sevdiğim şairlerinden biri olan karakoç, türk şiirini metafizik bir esasa oturtan şairlerden biri olarak kabul edilir. kendisinin pek sevdiğim şiirlerinden biri olan "balkon" şiirine yaptığım tahlili, başta şiiri paylaşarak aşagıya bırakıyorum. bu vesileyle bana şiiri anlamlandıran, daha çok sevdiren tahlil olayının başkalarına da sevdirmesini temenni ediyorum.
-balkon-
çocuk düşerse ölür çünkü balkon
ölümün cesur körfezidir evlerde
yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
anneler anneler elleri balkonların demirinde
içimde ve evlerde balkon
bir tabut kadar yer tutar
çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
şezlongunuza uzanır ölü
gelecek zamanlarda
ölüleri balkonlara gömecekler
insan rahat etmeyecek
öldükten sonra da
bana sormayın böyle nereye
koşa koşa gidiyorum
alnından öpmeye gidiyorum
evleri balkonsuz yapan mimarların
başlıktan da anlaşılacağı üzere incelemiş olduğum şiirin konusu, balkon; teması, modern mimari anlayışın insan üzerindeki etkisidir.
şiiri, sezai karakoç’un şiir anlayışını tanıdığım için bütünden parçaya giderek şiirdeki anlamı ve duyguyu kısa bir tahlille ifade etmeye çalıştım.
şair, ‘’çocuk düşerse ölür.’’ cümlesiyle şiire başlıyor. burada, çocukların bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını anlatıyor. hemen devamında, ‘’çünkü balkon, ölümün cesur körfezidir evlerde’’ diyerek evi, çocuğu tehdit eden unsuru trajik bir gerekçeyle açıklıyor.
‘’yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların’’ cümlesiyle de dilinin varamadığı çocuğun ölümünü, -ölüm ifadesini hiç kullanmadan- ustalıkla anlatıyor.
hemen sonra, ‘’anneler, anneler elleri balkonların demirinde’’ cümlesiyle çocuğun ölümüyle şoka uğramış bir annenin kederini ifade ediyor.
şair, ikinci dörtlüğün hemen başında, ‘’içimde ve evlerde balkon, bir tabut kadar yer tutar.’’ cümleleriyle balkonun onun nezdinde bir tabuttan farksız olduğunu anlatmaya çalışıyor, hemen sonraki,
‘’çamaşırlarınızı asarsanız hazır kefen, şezlongunuza uzanın ölü.’’ cümleleriyle de çamaşırların kurumadan o balkonlarda hazır kefen anlamı taşıdığını ve balkona uzanıp dinlenmenin ise mezara girip ölmekten bir farkının olmadığını anlatmaya çalışıyor.
üçüncü dörtlükte şair, ‘’gelecek zamanlarda, ölüleri balkonlara gömecekler.’’ cümleleriyle karamsarlık
yaratan vurgularla, geleceğin dünyasında ölüleri balkonlara gömeceklerini ve hemen sonra gelen,
‘’insan rahat etmeyecek öldükten sonra da‘’ cümleleriyle de, insanın bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da rahat edemeyeceğini ifade ediyor.
son dörtlükte şair, ‘’bana sormayın böyle nereye, koşa koşa gidiyorum. alnından öpmeye gidiyorum, evleri balkonsuz yapan mimarları.’’ diyerek bütün bu olumsuzluğu yok etmenin evleri balkonsuz inşa etmekten geçtiğini, felaketin böyle biteceğini, bunu yapacak olan mimarların ise kutlanması gerektiğini ifade
ederek şiiri noktalıyor.
devamını gör...
tam dört yıl olmuş dün
emre aydın'ın kağıt evler albümünün dördüncü şarkısıdır.
bu şarkıyı her dinlerken "ne kadar doğru tespitler yapıyor bu adam." diyorum kendi kendime. bu şarkıyı üç sene sonra tekrar dinleyeceğim, ayrılığın dördüncü yılında dinleyip kendimce bir analiz yapacağım. ne değişti hayatımda o günden bugüne kadar. küçük bir geriye bakış niteliğinde. "tam dört yıl olmuş dün." dedikten sonra yüzümde ılık bir gülümseme olacak. güzel zamanlardı diyerek dinleyip geçeceğim bu şarkıyı.
"imkansız olmuşuz
hayattayken üstelik."
ve
"ne kadar istemiştim
nelerden vazgeçmiştim
bir şey olmak için
hayatında senin"
kısımları beni alır, anılar denizinde küçük bir yolculuğa çıkarır. fotoğraflar çok acımasız. onun gözünde artık hiçbir şey olduğum insanla yan yana gülüyorum, sarılıyorum, eğleniyorum. ama gerçeğe döndüğünde farkı anlıyorsun. anılar denizi fırtınalı, rüzgar sert estiğinde kıyıya varmazsan gözyaşlarına tutuluyorsun. uykusuz geceleri geri getiriyor yorgun gözlerin. bu yüzden anıyı bırakıp anı yaşamak daha mühim. "tam dört yıl olmuş dün." diyerek ardından ılık bir gülümseme ile son fotoğrafa da bakıp o albümünü kapatabilmek gerek.
bu şarkıyı her dinlerken "ne kadar doğru tespitler yapıyor bu adam." diyorum kendi kendime. bu şarkıyı üç sene sonra tekrar dinleyeceğim, ayrılığın dördüncü yılında dinleyip kendimce bir analiz yapacağım. ne değişti hayatımda o günden bugüne kadar. küçük bir geriye bakış niteliğinde. "tam dört yıl olmuş dün." dedikten sonra yüzümde ılık bir gülümseme olacak. güzel zamanlardı diyerek dinleyip geçeceğim bu şarkıyı.
"imkansız olmuşuz
hayattayken üstelik."
ve
"ne kadar istemiştim
nelerden vazgeçmiştim
bir şey olmak için
hayatında senin"
kısımları beni alır, anılar denizinde küçük bir yolculuğa çıkarır. fotoğraflar çok acımasız. onun gözünde artık hiçbir şey olduğum insanla yan yana gülüyorum, sarılıyorum, eğleniyorum. ama gerçeğe döndüğünde farkı anlıyorsun. anılar denizi fırtınalı, rüzgar sert estiğinde kıyıya varmazsan gözyaşlarına tutuluyorsun. uykusuz geceleri geri getiriyor yorgun gözlerin. bu yüzden anıyı bırakıp anı yaşamak daha mühim. "tam dört yıl olmuş dün." diyerek ardından ılık bir gülümseme ile son fotoğrafa da bakıp o albümünü kapatabilmek gerek.
devamını gör...
ye kürküm ye
milletimiz eskiden çok iyiydi ama son zamanlarda bozuldu diyenlere, bin yıl öncede aynıymışız dedirten güzel nasreddin hoca fıkrası.
hocamızın bir diğer güzel fıkrası, hadi gidelim devlet yöneticilerine, filleri şikayet edelim deyip, hocayı yalnız bırakmaları.
bin yıl geçsede çok az şey değişmiş.
hocamızın bir diğer güzel fıkrası, hadi gidelim devlet yöneticilerine, filleri şikayet edelim deyip, hocayı yalnız bırakmaları.
bin yıl geçsede çok az şey değişmiş.
devamını gör...
kınayı getir aney vs yüksek yüksek tepelere
kına gecesinde gelin hanım kızı ağlatmak için çalınan 2 gereksiz parça versusu.
aga insanları mutlu gününde neden ağlatmak gibi bi istek var lan içinizde. şahsen ağlamayı planlamıyorum. porselen makyajıma yazıque.
aga insanları mutlu gününde neden ağlatmak gibi bi istek var lan içinizde. şahsen ağlamayı planlamıyorum. porselen makyajıma yazıque.
devamını gör...
sakar şakir filmindeki bekçi
şu an hayatta olmayan ve gerçek ismi ihsan bilsev olan sinema oyuncusudur. bundan başka çöpçüler kralı filminde gazino patronu yardımcısı ve 15 sene sonra da mahallenin muhtarları dizisinde de trenci haydar bey olarak karşımıza çıkmıştır.
devamını gör...
suriyeliler hakkındaki yalanlar
ben hazırlıkta okurken bizim hazırlığa yabancı öğrenci kontenjanı ile sınavsız gelen, türkçe öğrendikten sonra tıp fakültesine devam edecek biriyle bizzat tanıştım.
yani sınavsız üniversite yok diyenlere gülümsüyorum.
yani sınavsız üniversite yok diyenlere gülümsüyorum.
devamını gör...
göçebe
upuzun ama çok güzel bir cemal süreya şiiridir.
sen sık sık gülen, gülerken de
sevecen bir akdeniz çizgisini
sol yanına ağzının
iliştiren çocuk, özenle
yabana mı atıyorum yani seni?
yabana mı atıyorum saat altı buçukları?
çocuk ve allah'ın en eski baskısını
değil, değil bunların biri
gözlerimin gemileri kuş istiyor
açılıp kapandıkça sevdam
kapanıp açılıyor bir mavi
şahmeran süt istiyor kefeninden
üç aylık ölmüş çocukların
kerem ile arzu geliyor aslı ile kanber
ay kana kana batıyor
ay kana kana batıyor
eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
jandarma daima nesirde kalacaktır
eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
patronun karısını zimmetine geçirip
amasya'dan kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
alevilikten konuşuyoruz uzun süre
yanımdaki hep bir gazetede marilyn monroe'nun
resimlerine bakıyor
marilyn monroe öldü diyorum ona
ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
şimdiyse cennette nietzsche'nin metresi olması gerekir
bunları diyorum daha ne varsa diyorum
işte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
işte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
belki de bir günler bunun için aydın'da
bulunduğumu
zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
işte eflatun kakalı çocuklar olduğunu kütahya'da
ankara'da dokunak yozgat'ta becerik olduğunu
van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
istanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
sinirli bir elin uysal bir bardağa
çok yukardan döktüğü bir içki gelir
sonsuz ve olağanüstü bir bira
köpüklene köpüklene biçimlendirir
soyunarak ağlayan bir kadını
acı bilincinde sonrasızlığın
ama bırakalım bırakalım bunları
yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
ve faytoncular görüyorum
yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
kars'tayım bu ne biçim kars bir kenarda
pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
kars kalesi yükseliyor
gökyüzünü ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
hırpalayan bu kale de olmasa
n'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar
arkada bir su devrile devrile akıyor
rastgele bir ağaca soruyorum
bir şey var sanki onu soruyorum
değil orda diyor belki biraz daha ilerde
tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
ataerkil bir aile gözümü alıyor
dedelerin yüzlerinde erozyon
silip götürmüş bütün evetleri
annelerinse ağızlarında hiyeroglif
babalarınsa ağustoslar atasözleri
amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini
ablalarınsa boyunları soru işareti
ağabeylerse utançlarından emrah
sıralanmışlar su boylarına
bıçakla soyuyorlar kelimeleri
ya suya giden küçük kızlar
onlar
tıpkı o kuşlar gibi
uçan daha bir süre
sonra da vurulduktan
bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur anadolu şiiri
ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
şu son dönemecini de aşınca gecenin
doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
ve balyozla vursalar mısralarına
soylu bir demir sesi yükselir
soylu büyük ve mavi bir demir sesi
ellerim egece yatısına çağrılmış
ve
telaşsız görünmeye çalışan bir kafka gibi
yüzüm giyotine abone
sen sık sık gülen, gülerken de
sevecen bir akdeniz çizgisini
sol yanına ağzının
iliştiren çocuk, özenle
yabana mı atıyorum yani seni?
yabana mı atıyorum saat altı buçukları?
çocuk ve allah'ın en eski baskısını
değil, değil bunların biri
gözlerimin gemileri kuş istiyor
açılıp kapandıkça sevdam
kapanıp açılıyor bir mavi
şahmeran süt istiyor kefeninden
üç aylık ölmüş çocukların
kerem ile arzu geliyor aslı ile kanber
ay kana kana batıyor
ay kana kana batıyor
eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
jandarma daima nesirde kalacaktır
eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
patronun karısını zimmetine geçirip
amasya'dan kars'a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
alevilikten konuşuyoruz uzun süre
yanımdaki hep bir gazetede marilyn monroe'nun
resimlerine bakıyor
marilyn monroe öldü diyorum ona
ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
şimdiyse cennette nietzsche'nin metresi olması gerekir
bunları diyorum daha ne varsa diyorum
işte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
işte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
belki de bir günler bunun için aydın'da
bulunduğumu
zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
işte eflatun kakalı çocuklar olduğunu kütahya'da
ankara'da dokunak yozgat'ta becerik olduğunu
van'da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
istanbul'da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
sinirli bir elin uysal bir bardağa
çok yukardan döktüğü bir içki gelir
sonsuz ve olağanüstü bir bira
köpüklene köpüklene biçimlendirir
soyunarak ağlayan bir kadını
acı bilincinde sonrasızlığın
ama bırakalım bırakalım bunları
yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
ve faytoncular görüyorum
yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren
kars'tayım bu ne biçim kars bir kenarda
pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
kars kalesi yükseliyor
gökyüzünü ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
hırpalayan bu kale de olmasa
n'olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk
biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar
arkada bir su devrile devrile akıyor
rastgele bir ağaca soruyorum
bir şey var sanki onu soruyorum
değil orda diyor belki biraz daha ilerde
tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
ataerkil bir aile gözümü alıyor
dedelerin yüzlerinde erozyon
silip götürmüş bütün evetleri
annelerinse ağızlarında hiyeroglif
babalarınsa ağustoslar atasözleri
amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini
ablalarınsa boyunları soru işareti
ağabeylerse utançlarından emrah
sıralanmışlar su boylarına
bıçakla soyuyorlar kelimeleri
ya suya giden küçük kızlar
onlar
tıpkı o kuşlar gibi
uçan daha bir süre
sonra da vurulduktan
bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur anadolu şiiri
ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
şu son dönemecini de aşınca gecenin
doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
ve balyozla vursalar mısralarına
soylu bir demir sesi yükselir
soylu büyük ve mavi bir demir sesi
ellerim egece yatısına çağrılmış
ve
telaşsız görünmeye çalışan bir kafka gibi
yüzüm giyotine abone
devamını gör...
kalitesiz insanların övündükleri şeyler
güzellikleri/yakışıklılıkları.
durup tipinden bahseden insanlara yalnızca göz deviriyorum. bazı insanlar vardır tipi yoktur ama karakteri vardır, konuşması sarar, kültürlüdür... daha ne olsun? suyundan da eklesinler. *
durup tipinden bahseden insanlara yalnızca göz deviriyorum. bazı insanlar vardır tipi yoktur ama karakteri vardır, konuşması sarar, kültürlüdür... daha ne olsun? suyundan da eklesinler. *
devamını gör...
800 tanıma kitap kampanyasını sosyal yardım kampanyasına dönüştürelim
bu yazarların arasına giremediğim için ne desem boş. benim tanımlar bedavaya gitti.
devamını gör...
çok zeki olmak
çok zeki mi diyim aşırı bilgi birikimli mi bilemedim fakat insanı yorduğu kesin, aşırı bilgi yüklemesi yapar insana .
devamını gör...
trainspotting
romandan sinemaya uyarlanan danny boyle filmi. film edinburgh'de geçer, uyuşturucu bağımlısı gençlerin etrafında döner. oldukça çarpıcı sahneler vardır filmde,izlenilmelidir. benzetildiği requim for a dream ile konu olarak benzerlik gösterse de aralarında dağlar kadar fark vardır.
devamını gör...

