kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1922-2010 yılları arasında yaşamış portekizli ‘özgün’ yazabilen yazar. özgün dedim, buna sonradan değineceğim.

öncelikle kendisinin fakir bir ailede doğduğunu belirteyim. hatta ekonomik problemlerden okulu da yarım bırakmış; sonrasında bir çok farklı işlerde çalışmış. yazarlığa geçişinin başlangıcı, bir yayınevinde çalışması ile başladı. sonrasında kitaplarında da havası hissedilen ‘siyasi’ yazılar yazdı. sonrasında ise kendini kitap yazarlığına verdi.

aslında ilk kitabı 1947’de yayımlanan günah ülkesi adlı kitabı. 1966’da şiir kitabı olan olası şiirler ‘i ; 1977’de ise ressamın günlüğü adlı kitapları yayımlandı. bu sıralar maddi olarak zorluk yaşan yazar, fransızca çeviriler yapıyordu. 1969’da ‘portekiz komünist partisi’ üyeliği, kitaplarına siyaseti serpiştirmesinin kapılarını araladı. ‘toprağın uyanışı’ ve baltasar ve blimunda’ aflı kitapları ona ödüller ve ün kazandırdı. ama onu üne kavuşturup, 1998’de nobel ödülü kazandıran kitabı körlük kitabı oldu. ödülü kazadıktan sonra ona duyguları sorulunca şöyle cevap vermiştir:


her yerde gösterilmesi gereken güzellik yarışmasının galibiymişim gibi nobel’in görevini bu şekilde göstermeyeceğim… böyle bir tahta talip değilim, olamam da tabii ki.”


yazarın ilk yasağı ise ‘körlük’ kitabından önce 1991’de yayımlanan isa’ya göre incil adlı kitabıyla oldu. yarışmaya da aday gösterilen bu kitap, dini engellere tosladı. yazarı oldukça üzen bu durumu şöyle ifade etmiştir:


böyle barbarca bir eylemi haklı çıkarabilecek herhangi bir hükümet var mı? benim için çok acı vericiydi.


ayrıca ‘isa’ya göre incil’ kitabı yazarın aforoz edilmesine neden olan kitaptır. çünkü kitapta isa kutsallıktan çıkarılmış;her davranışıyla normal insan olarak tasvir edilmiştir. ha aforoz edilmesi ateist olan saramago için bir şey ifade etmiş midir, bilemem*. ama kilise uzun zaman hıncını alamamış olacak ki, yazar öldükten sonra kilise şu açıklamayı yapmıştır:


saramago dünyaya kötülüğü yaymak için gelmişti.”


yazarın yazım şekli kendine özgüdür. konuşma çizgileri çekmeyi sevmez; konuşmalar da tasvirler de hepsi düz yazı şeklindedir. cümleleri uzun, konudan kopmaya müsait. ama bir o kadar muzip, ciddi konuları bile ince mizahla birleştirebilen bir yazar. yukarıda özgün demiştim kendisi için. kitapları kendini tekrar etmez, konular farklı ,mekanlar farklıdır. yazım diliyle , anlatım tarzıyla tamamen özgün bir yazardır. politik düzen ve din karşıtlığını kitaplarında mutlaka görürsünüz;çünkü fakir bir ailede yaşayıp, o zorluğu yaşayan bir yazardır. kiliseden aforoz edilmiş, kitapları sansüre uğramış; faşizm karşıtı, filistin- israil savaşı’nda israil’in haksızlığını dile getirecek kadar cesur bir yazar. evet onu tam olarak böyle nitelendirebilirim: ‘cesur’.

yazımı onun ‘görmek’ kitabından bir alıntıyla bitirmek istiyorum:


sizin suçunuz hanımefendi, o adamı öldürmek değil, hepimiz körken kör kalmamış olmak
devamını gör...

(bkz: nuri alço) yeşilçam filmlerinde gazozuna ilaç atmadığı kalmamış, ama hangi yeşilçam sanatçısının cenaze törenini izlesem tabudun başında hep nuri alço var.
devamını gör...

ılginc bir tesadüf idi, sene 2010 saraybosna' da uçaktan inince sigaramı yakarken biri gelip ateş istedi, biraz sohbet ettik müzik aletleri vardı bosnanın bir grubu sanmıştım.

o an başlayacak bosna turu için otobüse binince soru yağmuru başladı.
ferman'ı nerden tanıyorsun dediler, kim dedim manganın solisti dediler manga kim dedim. bön bön baktılar yüzüme az önce konusuyordun dediler. hiç dinlememiştim mangayı ilk defa o gün dinledim.

manga ve ferman akgül ile bu şekilde tanıştım. bosna'da ilk konserleri imiş ve bana denk geldi.
sonrasında denk geldikçe hep dinledim nede olsa bir muhabbetimiz ve birlikte sigara içmişligimiz var.
devamını gör...

canım memleketim bee!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dini değil siyasi bir kurum olan halifelik makamının kaldırılması ve son halife abdülmecid efendinin makamından indirilmesi olayıdır. ayrıca tevhid-i tedrisat kanunu da çıkartılmış türkiye yeni bir döneme girmiştir.

kutlu olsun!
devamını gör...

hz. mevlana'ya sormuşlar " aşk nedir?" diye.
" ben ol ki bilesin!" demiş...

aşk, sevgi kişiye özel bir kavramdır. onun varlığındaki hissiyat ve yokluğundaki eksiklik evrensel bir tanımla ifade edilemeyecek kadar özel bir şey benim için.
nasıl ki herkesin bir hikayesi vardır, herkesin parmak izi biriciktir, duygular benzerdir ama bir o kadar farklı ve yabancıdır...
aşk da aynı şekilde biriciktir.

biz insanlar her zaman her şeyin somut kavramlarını, her duygunun dile getirilebilmesini isteriz ve hatta anlatmaya çalışırız ama bilmeden onların katili de olabiliriz. bazı duygular, bazı kelimeler, bazı olaylar anlatılamaz, onu anlatıcak bir kelime bulunamaz. bu durum bana çoğu zaman yaşanılan olayların veya içinde bulunulan duyguların kendine ait olduğu ve o duyguyu anlatmak yerine yaşamam gerektiğini gösterir. anlatmaya çalışmayın, yaşayın.
devamını gör...

atatürk ve silah arkadaşlarının yer aldığı, milli mücadele ve türkiye'nin çağdaş yüzünü simgeleyen heykel, halkın maddi yardımlarıyla tunç ve betondan yapılarak 1928 yılında bugünkü yerine yerleştirilmiş.
devamını gör...

bir amin maalouf kitabı. okuduğumda, memleketten ayrılalı bir sene olmuştu. memleket nedir, gurbet nedir, onların sorgulamasına başladım okudukça.

romandaki kahramanın ismi adam'dır. adam’ın hissettikleri ile benim hissettiklerim çok yakın geldi.

sonra aklıma mülteciler geldi. göç etmek zorunda olanlar.

göç insanlık ile yaşıt bir kavram.

insan vatanından neden göç eder. iç savaştı adam’ı göç ettiren. baştaki bir kaç kişinin, ortalığı karıştırması ve huzurunun bozulmasından bezmişti. birilerinin bitmeyen kavgasından bezmişti. kavgada müdahil değildi ama acıdan pay alması isteniyordu.

gidişini memleketten kaçmak, memleketi için bir şey yapmak istememek olarak algılayan, bir arkadaşı ile tartışmışlardı. arkadaşı ülkesinde başarılı bir bürokrat olmuştu. adam’a göre ise birilerine köle etmişti kendini.

ikisi de diğerinin yeni yaşamını tasvip etmiyordu

oysa adam ile murat çok iyi arkadaştılar gençken. adı bir türlü kitapta geçmeyen ülkede, iç savaş çıkmadan önce.

tek ikisi yoktu, kalabalık bir arkadaş gurubuydular. hemen hepsinin dinleri farklıydı ama arkadaşlık yapabiliyorlardı. ülke içsavaş öncesi huzur dolu bir yerdi.

aslında gruptaki her arkadaşın içinde, sakladıkları hikayeler vardı. adam da saklıyordu içinde ailesinin hikayesini. acı doluydu herkesin hikayesi. gençlik acının evde bırakıldığı, düşünmeden keyifli anlar geçirilecek zamandı. arkadaşlık, düşünmeye maniydi aslında. ondan kıymetliydi.

insan arkadaşı ile beraberken o anı yaşar sadece. ne önceyi düşünür ne sonrayı. o anı yaşadıkça keyif almaya devam eder, andan.

adam ve arkadaşları da öyle arkadaş idiler. yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu ama kimse kimse hakkında fazla bir şey bilmiyordu. o an bu hiçbirinin umurumda değildi. güzel zaman geçiriyorlardı.

iç savaş can acıtmaya başlayınca, huzur kaçınca, gidebilen, gidebildiği kadar uzağa gitti. canı az yanan ya da gidemeyen de kaldı savaşın ortasında.

bir gün murat’ın karısı adam’ı arayınca geçmiş kıpırdanmaya başladı yeniden. murat çok hasta idi. karısı adam’ın onu görmesini istiyordu. aralarındaki küslüğün bitmesini istiyordu.

adam, hoca olmuştu fransada. kendinden başarılı bir insan çıkarmıştı. bunların hiçbirini ona memleketi veremezdi. memleketini düşünmeye başladı. karısı ile konuştu ve istemeye istemeye geçmişine dönmeye karar verdi.

hazırladığı bir araştırma için, değişiklik olur diye, avuttu kendini.

annesinin babasının ülkesine doğru yola çıktı.

aklına arkadaşlarında geçmişe dönmesi fikri geldi. hepsine mail attı. buluşalım, dedi eski günlerdeki gibi.

gençlikte yaşananların, spontan olduğunu bilmiyordu. her şey aynı olabilir sandı. herkes aynı kalabilir sandı. kendinin, ne kadar değiştiğini, ülkesine gidince farketti.

insan bir yerleri bıraktığında, orda kalan yanı oluyor. o yanı, döndüğü zaman her şeyin aynı şekilde, onu beklediğini söylüyor. özlem duymaya sebep olan, acı çektiren yan, o yan. hâlbuki gidenle gidiyor, yaşananlar. dönünce olmuyor eskisi gibi. yeniler geliyor, yenilerin oluyor oralar. hele yeni bir yaşam kurulabilmişse gidilen yerde. gezegen adil davranıyor. kimseye ikinci bir hayat bırakmıyor. herkes, sadece yaşadığı hayatın sahibi olabiliyor.

aynı şey arkadaşlık için de geçerli. arkadaşlık gurupları, bir kişinin organize ettiği gruplar. kimsenin farkında olmadığı bir kişi herkesi çekip çeviriyor, bir araya topluyor. o kişi her zaman aynı kişi olmuyor. el değişiyor gurubun lideri, kimse fark etmeden. gruba kimse liderlik yapmazsa gurup dağılıyor.

adam, lider olmuştu farkında değildi. murat’ın hastalığı ise her şeyi yeniden başlatan adım olmuştu. adam, aslında kendi başına murat’a ve memlekete katlanmak istemiyordu o yüzden herkesi murat için çağırıyordu. herkesin memleketi ile yüzleşmesini istiyordu. tek giden o değildi, tek dönen o olmak istemedi. derdini paylaşmak istedi. arkadaş gurubunda da öncü olanın bir derdi olur ekseriyetle. sıkılan insan, insan arar çevresinde. sıkılan insan paylaşmak ister bir şeyleri. kimi çok dolu olur, taşar. tutamaz kendine yaşadıklarını. paylaşacak insan arar kendine. dolu insanlardır arkadaş arayanlar.

kendine kurduğu yeni yaşam ile doludur, adam. üniversite ile doludur. en az onun kadar dolu olan, karısı ile doludur. memleketi ve murat’ın görme için geçmişindeki arkadaşlarına ihtiyaç duyar. paylaşmak zorundadır. kendi başına üstesinden gelmek istemez.

romandaki memleket sorgulaması, aile sorgulaması, arkadaş sorgulaması, vatandaşlık sorgulaması, beni çok etkiledi. sahip olduğumuz her değer, ihtiyacımız olduğu için var. ihtiyacımız olmayan değerlerin yerine, yeni değerler geliyor.

yaşam aynı gitmiyor. bence gitmemeli de. yaşam bizi güncelliyor. bedenimizi güncelliyor. bu duruma ya müdahil olacağız ya da kendi yaşamımızın seyircisi olacağız. göç güncellemeye müdahil olmak bence.

kitabın sonunda göçmenlere saygım daha da arttı.

sadece ben, memleketimi memlekette bıraktım sanıyordum. amin maalouf'ta memleketini memlekette bırakmıştı. iyi de yapmıştı yoksa amin maalouf olamazdı. bence kendini yazdı. adam, kendiydi. okunası, klasik olunası bir kitap.
devamını gör...

elif şafak - aş.. şaka şaka
makro felsefe sevenler için ; thea alexander - ms 2150
devamını gör...

anlamak bence. ama karşılıklı anlamak. istediğin gibi anlamak değil tabi. karşıdakinin istediği gibi anlamak. yoksa olmaz.
devamını gör...

hipotalamusun vücut ısısını sabit tutma görevi var. o yüzden böyle bir durumda ilk önce hipotalamus uyarılıyor. bu uyarı sonucunda gerçekleşen olaylar şunlardır:
-ısı üreten ve ısı koruyucu mekanizmalar yavaşlatılır ya da kapanır.
-deriye giden kan damarları genişler.
-vücut yüzeyinde gerçekleşen terleme miktarı artar.
böylece vücut sıcaklığı normal değere düşmüş olur.
devamını gör...

biz eşek olduktan sonra , sırtımıza semer vuran çok olur, inanın halkın hâlâ %60'ı iktidarı deli gibi savunuyor , hâlâ yapılanları görmüyor, duymuyor, anlamıyor, daha dün durumları göstermeye , anlatmaya çalıştığım insanlar nerdeyse ,bütün muhalefeti terörist gördükleri için , teröristlere destek verenlermi gelsin iktidara diye konuşuyor.
yahu diyorum bakın , zamlara ,bakın halkın fakirliğine , yolsuzluk lara, yok kardeşim adamlar toz kondurmuyor.
ve bu söylediklerim , izmir gibi bir yerde oluyor, gerisini siz düşünün.
benim umudum azalıyor .
devamını gör...

insanlar genelde maddi, duygusuz, basit şeyleri örnek gösterip bunlarla bağ oluşabilir manasında bir şeyler yazmışlar.
zaten hayat hep böyle gidecek zannedenler; birisiyle kalplerinizi değiştirince ne yapacaksınız ? çok merak ediyorum doğrusu.
devamını gör...

(bkz: nerede lütfen söyleyin)
(bkz: aylardır işsiz olmak)
devamını gör...

yu-gi-oh! the abridged series'in 56. bölümünde duyunca tekrar kafamın içinde dönmeye başlayan tears for fears şarkısı. şarkı aslında 1983 tarihli the hurting albümünde yer alıyor ama asıl ivmeyi donnie darko filminin final sahnesinde çalan gary jules yorumu ile yakalıyor. lakabı donnie darko olan birine göre film benim için ilk 20'ye girmez ama final sahnesi mad world eşliğinde insanı suratından vuran bir silah etkisi yaratıyor demek yanlış olmaz. sahne şarkı ile devleşiyor. hatta o meşhur final sahnesini de buraya iliştireyim. muhtemelen şarkının en akılda kalıcı ve en tesiri yüksek cümlesi the dreams in which i'm dying are the best i've ever had* fakat şarkının bütünü zaten iki ucu keskin bıçaklar gibi kestiği için bir cümle ile sınırlandırmak da yanlış. aslında şarkı hakkında söylenecek çok fazla şey var, insanda yüksek bir binanın tepesinden burjuvaların dünyasına* son kez bakıp atlama isteği uyandırıyor.* yine de hayat bir film sahnesi değil ama eğer olsaydı ölürken arkada çalması gereken şarkıların başını çekiyor.


all around me are familiar faces
worn out places, worn out faces
bright and early for the daily races
going nowhere, going nowhere
the tears are filling up their glasses
no expression, no expression
hide my head, ı wanna drown my sorrow
no tomorrow, no tomorrow*


and ı find it kind of funny, ı find it kind of sad
the dreams in which ı'm dying are the best ı've ever had
ı find it hard to tell you, ı find it hard to take
when people run in circles it's a very, very
mad world, mad world*

children waiting for the day they feel good
happy birthday, happy birthday
and ı feel the way that every child should
sit and listen, sit and listen

went to school and ı was very nervous
noone knew me, noone knew me
hello teacher tell me what's my lesson
look right through me, look right through me*


tears for fears - mad world


gary jules - mad world


yu-gi-oh! severler için de mad world çalan bölümü bırakıyorum buraya. (10.52 'de başlıyor.)
devamını gör...

kafa sözlüğü onun sayesinde tanımış olduğum için ona çok teşekkür ederim öncelikle.gerçekten ailesi de kendi de o kadar tatlı insanlar ki izlemekten çok keyif alıyorum.attığı her videosunu izledim zaten ve çok bizden biri gibi hissettiriyo doğallıyla.eğer bunu görürsen/okursan senden ricam hep böyle iyi kötü her şeyini aynı doğallıkla yansıtman zaten çok başarılı olucaksın böyle devam et.
devamını gör...

"parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği" *
devamını gör...

felan diyen insanlardan biraz uzak duruyorum. pis bir ön yargı ama engel olamıyorum, ne yapayım?
devamını gör...

rock'ın kötü çocukları olarak adlandırılmış ingiliz grup'tur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim