oksimoron
ingiliz dilindeki (bkz: oxymoron) sözcüğünden türkçeye geçmiş kavramdır. birbirinin tezatı olan iki kavramın bir arada, iki sözcüğün yan yana kullanılması ve bu şekilde oluşturulmuş sıfat tamlamaları, söz öbekleri ve ikilemelerdir. aynı zamanda edebi sanatlardan `tezat`ı kapsar.
devamını gör...
bir insana yapılabilecek en büyük kötülük
karşı tarafın vaktini çalmaktır. en büyük hırsızlıklardan birisidir bence. değmeyecek biri için vaktinizi harcamış olduğunuzu farketmek de çok acıtır.
edit: imla
edit: imla
devamını gör...
kimkardashian
sevgili romalı kardeşlerim .konu yaşıma geldiği için cevap vermek istiyorum 25 yaşındayım *
turist rehberi arkadaşla ufak bir ikonografi sohbetimiz oldu , teveccüh etmiş .
turist rehberi arkadaşla ufak bir ikonografi sohbetimiz oldu , teveccüh etmiş .
devamını gör...
günde 2 buçuk litre su içmek
en heveslendiğim konudur. ben boğazım kuruyana kadar su içmeyi unutuyorum.
devamını gör...
tarlabaşı
tarlabaşında çocuk olmak 1

hatice 7 yaşında, down sendromlu. annesi dışarı çıkmasına izin vermiyor, çocukların kızıyla alay etmelerine bozuluyor. hatice hep evde, penceresinden hayata bakıyor

arkadaşlarının sokakta oynamalarını izlemek, televizyon izlemekten daha zevkli, bazen pencerenin yanına gelip haticeyle konuşuyorlar hatta

haticenin annesi zehra hanım, 88 de edirne keşandan kocasıyla gelip istanbula yerleştiler. ılk zamanlar güzeldi. 4 yıl önce kocası sinan kafası güzelken meyhanede iki kişiyi bıçakladı. biri öldü, biri ucuz kurtuldu. 18 yıl yedi sinan hala içerde. zehra hanımın 3 kızı var, hatice en küçüğü bi o var zaten yanında diğer kızlar kayıp. zehra hanım bir alısveriş merkezinde temizlik işleri yapıyor.

birde çılgın sedat var, haticenin amcası, kafası kırık. sağda solda yaşar, beyoğlunda herhangi bir köşeden çıkabilir. zehra hanım bunca zamandır nasıl yaşadığına hayret ediyor. ayda yılda bir denk gelirse eline üçbeş kuruş sıkıştırır, karnını doyursun diye ama sedat için para demek bali demek.

haticenin kuzeni okan aynı zamanda en iyi arkadaşı.

yusuf, okanın küçüğü haticeyi hiç sevmez. oyuncaklarıyla oynatmaz kimseyi.

bu da okanın ablası sevilay haticeye resim yapmayı öğretiyor.

haticenin büyük ablası hasret , liseyi bitirdikten sonra sevdiği çocukla kaçtı, çocuk istanbulda üniverste okuyordu siyasi olaylara bulaşınca polisle başları derde girmiş istanbuldan gitmişler.

bu haticenin teyzesi feride, annesi işe gidince teyzesinin evindeki pencereden hayata bakmaya devam ediyor hatice...

hatice hayal meyal birini hatırlıyor aslında pencerede bu yüzden bekliyor o adam, babası.. ne zaman gelecek acaba .

tarlabaşında çocuk olmak iyi bir şey penceredende olsa hayat devam ediyor.
bu da haticenin en sevdiği şarkı.
fotoğraflar için svetlena eremina'ya teşekkürler.

hatice 7 yaşında, down sendromlu. annesi dışarı çıkmasına izin vermiyor, çocukların kızıyla alay etmelerine bozuluyor. hatice hep evde, penceresinden hayata bakıyor

arkadaşlarının sokakta oynamalarını izlemek, televizyon izlemekten daha zevkli, bazen pencerenin yanına gelip haticeyle konuşuyorlar hatta

haticenin annesi zehra hanım, 88 de edirne keşandan kocasıyla gelip istanbula yerleştiler. ılk zamanlar güzeldi. 4 yıl önce kocası sinan kafası güzelken meyhanede iki kişiyi bıçakladı. biri öldü, biri ucuz kurtuldu. 18 yıl yedi sinan hala içerde. zehra hanımın 3 kızı var, hatice en küçüğü bi o var zaten yanında diğer kızlar kayıp. zehra hanım bir alısveriş merkezinde temizlik işleri yapıyor.

birde çılgın sedat var, haticenin amcası, kafası kırık. sağda solda yaşar, beyoğlunda herhangi bir köşeden çıkabilir. zehra hanım bunca zamandır nasıl yaşadığına hayret ediyor. ayda yılda bir denk gelirse eline üçbeş kuruş sıkıştırır, karnını doyursun diye ama sedat için para demek bali demek.

haticenin kuzeni okan aynı zamanda en iyi arkadaşı.

yusuf, okanın küçüğü haticeyi hiç sevmez. oyuncaklarıyla oynatmaz kimseyi.

bu da okanın ablası sevilay haticeye resim yapmayı öğretiyor.

haticenin büyük ablası hasret , liseyi bitirdikten sonra sevdiği çocukla kaçtı, çocuk istanbulda üniverste okuyordu siyasi olaylara bulaşınca polisle başları derde girmiş istanbuldan gitmişler.

bu haticenin teyzesi feride, annesi işe gidince teyzesinin evindeki pencereden hayata bakmaya devam ediyor hatice...

hatice hayal meyal birini hatırlıyor aslında pencerede bu yüzden bekliyor o adam, babası.. ne zaman gelecek acaba .

tarlabaşında çocuk olmak iyi bir şey penceredende olsa hayat devam ediyor.
bu da haticenin en sevdiği şarkı.
fotoğraflar için svetlena eremina'ya teşekkürler.
devamını gör...
üç nokta kullanımının suyunun çıktığı an
noktalama işaretinin asıl gorevinin çok dışında ve aşırı kullanıldığı anlardır. bir şey gizlemek için desen değil, tamamlanmamış diye desen hiç değil değil oğlu değil yani. hayır aynı paragrafta her cümlenin arasına koyan da gördü bu gözler sadece bir iki cümleye koysa neyse. bilmiyorum niçin yapıyorlar suyunu çıkararak kullanan arkadaşlar açıklarsa gerçekten sevinirim. karşındakini de düşünmüyorlar ki göz felci geçirir.
etkileyici dokunaklı iç geçirmeli bir hale falan da gelmiyor hani bilesiniz. twitter'da görürdüm bi artık her yere yayılmış bir de.
etkileyici dokunaklı iç geçirmeli bir hale falan da gelmiyor hani bilesiniz. twitter'da görürdüm bi artık her yere yayılmış bir de.
devamını gör...
yanlış anlaşılma kaygısı
hayatımın bir bölümünü bu kaygıyla geçirdim. ama gel gör ki ne geçti elime 'hiçbir şey'. hatta benden de bir şeyler götürdü. beni aşağı çekip bir de bende bir şeyler eksiltti.
devamını gör...
kişide kaçma isteği uyandıran muhabbetler
bu aralar kafa sözlük te dönen başlıklar, bir göz atın anlarsınız.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının aşk hakkındaki teorileri
mantik adamini bile deyim yerindeyse salaga cevirir. birde ne kadar imkansizsa o kadar siddetli oluyor hisler. ask denilen zimbirti gercekten bir kere mi yasanir, birden fazla yasanmasi mumkun mudur bilemem ama cok duru cok safca bir his, bence basa geldi mi dolu dolu yasamak gerekir...
devamını gör...
albayım beni nezahat ile evlendir
"ulan bir milimden daha yakın olup da nasıl tarifsiz uzaklıkta olabiliyor iki insan?" ~abnie~
kalemin hiç tükenmesin ilhami algör.
tanım: okuyanı bol olsun dediğim başlıktır.
kalemin hiç tükenmesin ilhami algör.
tanım: okuyanı bol olsun dediğim başlıktır.
devamını gör...
sarışın mavi gözlü kürt
tatlı su kürdüdür.
(ironi)
(ironi)
devamını gör...
üşengeç olmanın faydaları
sonra anlatırım..
devamını gör...
alıntılarla yaşıyorum
çok beğendiğim booktuber. bilgi birikimi, ses tonu, diksiyonu ve akıcı konuşması çok çok üst seviyede. abone sayısı da kaliteye göre ters orantılı her booktuberda olduğu gibi maalesef. bir kere de şaşırt beni ülkem insani bir kere alüminyum ya! işemeli osurmalı, küfürlü, sığ şakalı, makyajlı, alışveriş çılgınlıklı kanalları az bırakın da böyle adamlara desten verin. emin olun beyniniz bunu like ile taçlandıracaktır.
devamını gör...
değişim
kaçınılmaz olandır. deri bile kendini yeniler, yıllar önceki sen görünüş olarak bile olamazsın.
devamını gör...
bilmediği konular hakkında yorum yapan insanlar
cok konusandan degil cok susandan korkcaksin. cok konusan aptaldir,bildigi bilmedigi her konuda yorum yapar,akilli insan ise hep susar ve dinler. dinler ölcer tartar ondan sonra konusur
devamını gör...
içinde geçtiği zaman şarkıyı güzelleştiren kelimeler
(bkz: yakamoz)
bu kelime geçince, sanki çok duygusal bir şarkıymış da sen anlamıyormuşsun, duygusuzmuşsun gibi oluyor.
bu kelime geçince, sanki çok duygusal bir şarkıymış da sen anlamıyormuşsun, duygusuzmuşsun gibi oluyor.
devamını gör...
heyecanlanınca yapılan hareketler
fena bir çarpıntı olur. baş parmağımı diğer parmak uçlarında gezdirerek atmaya çalışırım.
devamını gör...
guernica
picasso tarafından haziran 1937'de tamamlanan sanat tarihinin en önemli ve aynı zamanda çarpıcı çalışmalarından birisidir. şu an madrid'deki museo reina sofia'da sergilenmektedir.
tablo siyah, beyaz ve gri renklere sahip adeta şiddet ve kaos nedeniyle yamulmuş insan ve hayvan figürleri içermektedir. çığlık atan kadin, kopan organlar, alevler, yaralı bir at ve boğa gibi öğeler barındırır. 3.39×7.76 metre ebatlarında oldukça büyük bir resimdir.
guernica zaman içinde savaş karşıtlığının öncüsü haline gelmiştir. öyle ki ilk olarak 1937'de paris'te sergilendikten sonra pek çok şehir gezmiş ve tüm gelirler ispanya'daki savaşın yaralarını sarmak için harcanmıştır.
peki bu önemli tabloya ilham olan olay neydi? olay ispanya iç savaşı sırasında bask bölgesine bağlı bir kasaba olan guernica'da yaşandı. guernica cumhuriyetçilerin yoğunlukta olduğu bir bölgeydi. cumhuriyetçilere o dönem sosyalist, komünist, anarşist gözüyle bakılıyordu ve francisco franco önderliğindeki miliyetçilerin açık hedefi konumundaydı.
26 nisan 1937 günü öğle 4 sularında alman savaş uçakları guernica’yı tam 2 saat bombardımana tuttu. o gün bir pazar günüydü ve kasaba halkı çoğunlukla dışardaydı. o günlerde erkek nüfus cumhuriyetçi kanat adına savaşta olduğu için o gün dışarda olanlar çoğunlukla kadın ve çocuklardı.
rudolf arnheim da bu konuyu şu sözlerle aktarıyor: “guernica resmindeki kadınlar ve çocuklar masum, savunmasız insanlığın bombalandığını temsil ediyor. kadın ve çocuk figürleri picasso resimlerinde insanlığın kusursuzlukları olarak yer alır. bu açıdan guernica resmini insanlığın merkezine yapılmış bir saldırının temsili olarak okumak mümkün.”
alman işgali esnasında paris’te yaşayan picasso’nun evine gelen bir alman yetkilinin picasso’ya “bunu siz mi yaptınız?” demesi üzerine “hayır, siz yaptınız.” demesi ise guernica tablosunun arkasındaki düşünceyi en iyi açıklayan anektodlardan biri olarak görülmektedir.
ocak 1937’de ispanyol cumhuriyetçi hükümet, picasso’ya paris sanat fuarı’nda ispanya’yı temsil etmesi için büyük bir mural sipariş etti.
1934’te ispanya’yı terk eden ve bir daha ülkesine geri dönmeyen picasso o dönem paris’te yaşıyordu.
ocak ve nisan arası dönemde bir miktar isteksiz bir şekilde bu resme çalışan picasso, 26 nisan 1937’de guernica kasabasının bombalandığını öğrendikten sonra arkadaşı şair juan larrea tarafından savaşla alakalı bir resim yapması için teşvik edildi.
1 mayıs günü george steer’in guernica kasabasının bombardıman sonrası durumunu anlattığı yazıyı okuduktan sonra aklındaki mural fikrini terk etti ve guernica’da yaşanan dehşet ve vahşeti temsil etmesi amacıyla guernica resmi üzerinde çalışmaya başladı.
genel olarak çalışma alanına ziyaretçilerin gelmesini pek istemeyen picasso, guernica’yı yaparken insanların gelip üretim sürecini izlemesine izin verdi. zira insanların faşizm karşıtlığı konusunda bilgi ve duyarlılık sahibi olmasını istiyordu. guernica üzerindeki çalışmaları devam ederken picasso şöyle bir ifadede bulundu.
“hayatım boyunca sanatın ölümüne karşı mücadele verdim. ispanya’da olaylar ise insanlara ve özgürlüğe karşı gelişiyor. ölüm ve teslim olmakla bir anlığına dahi mutabık olduğumu kim iddia edebilir?”
picasso, guernica tablosunu 35 günlük bir çalışmanın ardından 4 haziran 1937’de tamamladı.
tabloda resmedilen öğelerin anlattıkları da bir o kadar ilginç ve ilgi çekicidir.
boğa figürü
tablonun solunda yer alan kızgın boğa figürü, en dikkat çeken ögelerinden birisidir. bu kızgın boğa figürü, o dönemlerde dünyada gelişen milliyetçilik akımının sembollerinden biri olarak gösterilir. aynı zamanda ispanya kültüründe tarihi bir yeri olan figür, kuyruğundaki alevler ve tüten meşale şeklinde olması savaşın iç yüzünü gösterir.
ölü bebeği tutan kadın figürü
guernıca tablosunda, kızgın boğa figürünün altında yer alan ölü bebeği tutan kadın ögesi, acılar içinde çığlık çığlığa haykırarak resmedilmiştir. bebeğin cansız bedeni, kadının kollarının arasından sarkık olarak resmedilmektedir.
at figürü
tablonun tam ortasında baktığımızda, atın karnını delerek diğer bir yanından çıkan mızrağın, atı acılar içinde bıraktığı çizilmiştir. at figürünün ispanya’nın acı çeken insanlarını temsil ettiği düşünülmektedir
ölü adam figürü
guernica tablosunda acılar içinde olan atın hemen altında bulunan ölü adam figürü, kopuk kolu ile bir kılıç tutmakta, tuttuğu kılıcın ucundan ise bir çiçek filizlenmektedir. diğer kolunda ise avuç içindeki kesikler dikkat çekmektedir. kılıcın ucunda filizlenen çiçek geleceğe dair umutları temsil ederken, avuç içindeki kesikler ise proleter sınıfını temsil etmektedir.
ampul figürü
tablonun ortasında atın başının hemen üstünde göz şeklinin içinde bir ampül figürü yansımaktadır. ispanyolca ampül anlamına gelen ‘bombilla’ya gönderme yaptığı gibi aynı zamanda da tanrı’yı temsil etmektedir. insanlığın savaş ve şiddet karşısında savunmasızlığını ve tanrı’ya sığınmaktan başka bir çare olmadığını ifade etmektedir.
gaz lambalı kadın figürü
atın sağ tarafında endişeli ve korku dolu ifadeye bürünen, içeri süzülen bir kadın figürü görülmektedir. elinde gaz lambası tutan kadın figürü, guernıca tablosundaki ışıklar arasındaki çatışmayı resmetmektedir.
diğer kadın figürü
gaz lambalı kadın ögesinin altında soldan sağa doğru hareket eden ve ampulün ışığına boş bakışlarla kilitlenen bir kadın figürü bulunmaktadır. geriden gelen bacağından yaralı olduğu ve eliyle bacağını destekleyerek ilerleyebildiği anlaşılmaktadır. picasso, bu kadın figürü ile savaşta yaralanan çaresiz sivil insanları simgelemektedir.
beyaz güvercin figürü
boğanın sağında duvara kazınmış bir güvercin figürü dikkat çekmektedir. güvercin, bir kanadı ile zeytin dalı tutarken, gövdesini üzerinden beyaz renkli bir ışık hüznesi yayıldığı görülmektedir. tıpkı gaz lambasında olduğu gibi beyaz güvercin figürü de umudu işaret etmektedir.
açık kapı figürü
guernıca tablosunun belki de en dikkat çekici öğesidir bu. tablonun sağ görselinde, koyu zemin üzerinde açık bir kapı resmedilmektedir. kapı figürü, bombardıman esnasında yaşananlara karşı bir kaçış yolu veya geleceğe dair umutlara ışık tutmakla birlikte; yaşananlara karşı suskunluk sarmalı içinde kalındığını da resmetmektedir
emoji.com.tr/guernica-tablosu/
tr.m.wikipedia.org/wiki/Gue...
sanatkaravani.com/guernica-...
tablo siyah, beyaz ve gri renklere sahip adeta şiddet ve kaos nedeniyle yamulmuş insan ve hayvan figürleri içermektedir. çığlık atan kadin, kopan organlar, alevler, yaralı bir at ve boğa gibi öğeler barındırır. 3.39×7.76 metre ebatlarında oldukça büyük bir resimdir.
guernica zaman içinde savaş karşıtlığının öncüsü haline gelmiştir. öyle ki ilk olarak 1937'de paris'te sergilendikten sonra pek çok şehir gezmiş ve tüm gelirler ispanya'daki savaşın yaralarını sarmak için harcanmıştır.
peki bu önemli tabloya ilham olan olay neydi? olay ispanya iç savaşı sırasında bask bölgesine bağlı bir kasaba olan guernica'da yaşandı. guernica cumhuriyetçilerin yoğunlukta olduğu bir bölgeydi. cumhuriyetçilere o dönem sosyalist, komünist, anarşist gözüyle bakılıyordu ve francisco franco önderliğindeki miliyetçilerin açık hedefi konumundaydı.
26 nisan 1937 günü öğle 4 sularında alman savaş uçakları guernica’yı tam 2 saat bombardımana tuttu. o gün bir pazar günüydü ve kasaba halkı çoğunlukla dışardaydı. o günlerde erkek nüfus cumhuriyetçi kanat adına savaşta olduğu için o gün dışarda olanlar çoğunlukla kadın ve çocuklardı.
rudolf arnheim da bu konuyu şu sözlerle aktarıyor: “guernica resmindeki kadınlar ve çocuklar masum, savunmasız insanlığın bombalandığını temsil ediyor. kadın ve çocuk figürleri picasso resimlerinde insanlığın kusursuzlukları olarak yer alır. bu açıdan guernica resmini insanlığın merkezine yapılmış bir saldırının temsili olarak okumak mümkün.”
alman işgali esnasında paris’te yaşayan picasso’nun evine gelen bir alman yetkilinin picasso’ya “bunu siz mi yaptınız?” demesi üzerine “hayır, siz yaptınız.” demesi ise guernica tablosunun arkasındaki düşünceyi en iyi açıklayan anektodlardan biri olarak görülmektedir.
ocak 1937’de ispanyol cumhuriyetçi hükümet, picasso’ya paris sanat fuarı’nda ispanya’yı temsil etmesi için büyük bir mural sipariş etti.
1934’te ispanya’yı terk eden ve bir daha ülkesine geri dönmeyen picasso o dönem paris’te yaşıyordu.
ocak ve nisan arası dönemde bir miktar isteksiz bir şekilde bu resme çalışan picasso, 26 nisan 1937’de guernica kasabasının bombalandığını öğrendikten sonra arkadaşı şair juan larrea tarafından savaşla alakalı bir resim yapması için teşvik edildi.
1 mayıs günü george steer’in guernica kasabasının bombardıman sonrası durumunu anlattığı yazıyı okuduktan sonra aklındaki mural fikrini terk etti ve guernica’da yaşanan dehşet ve vahşeti temsil etmesi amacıyla guernica resmi üzerinde çalışmaya başladı.
genel olarak çalışma alanına ziyaretçilerin gelmesini pek istemeyen picasso, guernica’yı yaparken insanların gelip üretim sürecini izlemesine izin verdi. zira insanların faşizm karşıtlığı konusunda bilgi ve duyarlılık sahibi olmasını istiyordu. guernica üzerindeki çalışmaları devam ederken picasso şöyle bir ifadede bulundu.
“hayatım boyunca sanatın ölümüne karşı mücadele verdim. ispanya’da olaylar ise insanlara ve özgürlüğe karşı gelişiyor. ölüm ve teslim olmakla bir anlığına dahi mutabık olduğumu kim iddia edebilir?”
picasso, guernica tablosunu 35 günlük bir çalışmanın ardından 4 haziran 1937’de tamamladı.
tabloda resmedilen öğelerin anlattıkları da bir o kadar ilginç ve ilgi çekicidir.
boğa figürü
tablonun solunda yer alan kızgın boğa figürü, en dikkat çeken ögelerinden birisidir. bu kızgın boğa figürü, o dönemlerde dünyada gelişen milliyetçilik akımının sembollerinden biri olarak gösterilir. aynı zamanda ispanya kültüründe tarihi bir yeri olan figür, kuyruğundaki alevler ve tüten meşale şeklinde olması savaşın iç yüzünü gösterir.
ölü bebeği tutan kadın figürü
guernıca tablosunda, kızgın boğa figürünün altında yer alan ölü bebeği tutan kadın ögesi, acılar içinde çığlık çığlığa haykırarak resmedilmiştir. bebeğin cansız bedeni, kadının kollarının arasından sarkık olarak resmedilmektedir.
at figürü
tablonun tam ortasında baktığımızda, atın karnını delerek diğer bir yanından çıkan mızrağın, atı acılar içinde bıraktığı çizilmiştir. at figürünün ispanya’nın acı çeken insanlarını temsil ettiği düşünülmektedir
ölü adam figürü
guernica tablosunda acılar içinde olan atın hemen altında bulunan ölü adam figürü, kopuk kolu ile bir kılıç tutmakta, tuttuğu kılıcın ucundan ise bir çiçek filizlenmektedir. diğer kolunda ise avuç içindeki kesikler dikkat çekmektedir. kılıcın ucunda filizlenen çiçek geleceğe dair umutları temsil ederken, avuç içindeki kesikler ise proleter sınıfını temsil etmektedir.
ampul figürü
tablonun ortasında atın başının hemen üstünde göz şeklinin içinde bir ampül figürü yansımaktadır. ispanyolca ampül anlamına gelen ‘bombilla’ya gönderme yaptığı gibi aynı zamanda da tanrı’yı temsil etmektedir. insanlığın savaş ve şiddet karşısında savunmasızlığını ve tanrı’ya sığınmaktan başka bir çare olmadığını ifade etmektedir.
gaz lambalı kadın figürü
atın sağ tarafında endişeli ve korku dolu ifadeye bürünen, içeri süzülen bir kadın figürü görülmektedir. elinde gaz lambası tutan kadın figürü, guernıca tablosundaki ışıklar arasındaki çatışmayı resmetmektedir.
diğer kadın figürü
gaz lambalı kadın ögesinin altında soldan sağa doğru hareket eden ve ampulün ışığına boş bakışlarla kilitlenen bir kadın figürü bulunmaktadır. geriden gelen bacağından yaralı olduğu ve eliyle bacağını destekleyerek ilerleyebildiği anlaşılmaktadır. picasso, bu kadın figürü ile savaşta yaralanan çaresiz sivil insanları simgelemektedir.
beyaz güvercin figürü
boğanın sağında duvara kazınmış bir güvercin figürü dikkat çekmektedir. güvercin, bir kanadı ile zeytin dalı tutarken, gövdesini üzerinden beyaz renkli bir ışık hüznesi yayıldığı görülmektedir. tıpkı gaz lambasında olduğu gibi beyaz güvercin figürü de umudu işaret etmektedir.
açık kapı figürü
guernıca tablosunun belki de en dikkat çekici öğesidir bu. tablonun sağ görselinde, koyu zemin üzerinde açık bir kapı resmedilmektedir. kapı figürü, bombardıman esnasında yaşananlara karşı bir kaçış yolu veya geleceğe dair umutlara ışık tutmakla birlikte; yaşananlara karşı suskunluk sarmalı içinde kalındığını da resmetmektedir
emoji.com.tr/guernica-tablosu/
tr.m.wikipedia.org/wiki/Gue...
sanatkaravani.com/guernica-...
devamını gör...
bilinmeyen bir kadının mektubu
stefan zweig ile tanıştığım ilk kitap: bilinmeyen bir kadının mektubu (kitap).
kutsal olan aşkın insanın kısacık yaşamı içerisinde ne denli keskin ve paha biçilemez derecede acı verici olduğunu haykırır. kişinin kendine duyduğu saygı ve onuru aşkın yanında değersizdir belki. insan o kadar eğilir ki ayağa kalkamaz eğildiği kişi karşısında.
aşk için yaşamış, aşk için doğmuş bir kimseden bahsediyoruz. (kendi tarifiyle diyebilirim sanırım...) karşılıksız verilen, kutsallık atfedilebilen o pürüzsüz doğaya sahip -her şartta ve her zamanda varlığı korunacak olan- sevgisi insanın kabusunun da yegane kaynağıdır. ne denli mutsuzsan aşkın o kadar büyüktür belki. fakat kısacık insan yaşamı içerisinde süklüm püklüm gezinmek, gark olmak ne kadar doğrudur? muhtemelen insan -kısacık ömründe- bu soruyu illaki kendine sormuştur. şöyle der: "aşk için ölmeli mi? aşk için yaşanmalı mı? aşk nedir öyleyse! uğruna ölemeyeceksem, uğruna yaşayamayacaksam ve onun anısı uğruna sürünemeyeceksem niçin vardır o tarifsiz sevgi!"
bu düşünceler peşimi kovalamıştı bu kitabı okuduğum zaman. * en azından bunu anımsayabiliyorum. halen de bu düşüncelerden kurtulduğumu söylemek güç. bu kesin surette bir aşk problemidir gözümde.
insan bencil mi olmalı bizim tanınmış roman yazarı r. gibi? r. bencil miydi ki? şüphesiz epey de bencil olduğu söylenebilir. öbür taraftan herkes yaşamını bir şekilde "gerçekleştiriyor". bu da şu demek: kim nasıl mutluysa -bırakın- öyle yaşasın. seksen yaşındaki bir kadın çapkınlık yaparken mutluluk duyuyorsa, bırakın onu. o zaten mutlu. ya da en azından öyle sanıyor. ki gerçek olan önemli değildir biz insanlar için. önemli olan inanmaktır. gerçek aldatıcı, inanmak sahte olabilir. lakin inanç, gerçekten her zaman daha güçlüdür. bu bakımdan kitabımızın protagonisti her bakımdan kendince haklıydı. kendisine bir noktada yazık etmemişti. elbette kendisine inandığı aşk uğruna ruhsal ve bedensel acı çektirmesi pek de anlaşılır görünmüyor olabilir. yine de aşk bu. bütün büyüsü de bu kelimede yatıyor. halen anlayamadığımız bir konu. halen karanlıktayız belki.
kitabı beğenip beğenmememe gelirsek... pek sevdiğim söylenemez. romantizm bir noktada beni sıktı çünkü kitabın gerçekliğini zedeliyordu. rus romantizminde bunu hissetmezsiniz örneğin. fakat zweig bu gerçekçiliği tam anlamıyla sağlayamamış. yine de bir eser bu. elbette okunmasında fayda vardır ve okunmalıdır da. fakat abartılan bir kitaptır da. ülkemizde bir süredir esen zweig rüzgarından olsa gerek. *
ayrıca aşırı derecede söz tekrarı vardı ve bu beni bunalttı bazı zamanlar. sanki mektup yazarı şöyle diyordu: "çok kez söyleyeyim ki beni anlasın. anlama potansiyeline sahip birisi değil çünkü..."
diğer yandan bu tekrarlar kitabın da bir parçası. yani olmazsa olmaz da denebilir çünkü aşk duygusunu size veren bu cümlecikler, kelimecikler oluyor.
(mektup yazmayı ve okumayı seven ben, bu kitap ile mektuplara karşı biraz soğumuştur. bazı noktalarda kurguyu zedeleyici dramatikliğe rastladım ve gerçekçi olduğunu düşünemedim bir türlü. )
"çocuğum öldü, bizim çocuğumuz -şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı. fakat sen kimsin ki benim için? sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? "
"çocuğumuz dün öldü -sen onu asla tanımadın. hiçbir zaman, rastlantı sonucu gerçekleşen kısacık karşılaşmalarda bile bu çiçek gibi açan, küçücük canlı, şöyle bir gelip geçerken dahi olsa senin bakışların tarafından hiçbir zaman okşanmadı."
"sen, benim için- sana nasıl söyleyebilirim? bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın."
kutsal olan aşkın insanın kısacık yaşamı içerisinde ne denli keskin ve paha biçilemez derecede acı verici olduğunu haykırır. kişinin kendine duyduğu saygı ve onuru aşkın yanında değersizdir belki. insan o kadar eğilir ki ayağa kalkamaz eğildiği kişi karşısında.
aşk için yaşamış, aşk için doğmuş bir kimseden bahsediyoruz. (kendi tarifiyle diyebilirim sanırım...) karşılıksız verilen, kutsallık atfedilebilen o pürüzsüz doğaya sahip -her şartta ve her zamanda varlığı korunacak olan- sevgisi insanın kabusunun da yegane kaynağıdır. ne denli mutsuzsan aşkın o kadar büyüktür belki. fakat kısacık insan yaşamı içerisinde süklüm püklüm gezinmek, gark olmak ne kadar doğrudur? muhtemelen insan -kısacık ömründe- bu soruyu illaki kendine sormuştur. şöyle der: "aşk için ölmeli mi? aşk için yaşanmalı mı? aşk nedir öyleyse! uğruna ölemeyeceksem, uğruna yaşayamayacaksam ve onun anısı uğruna sürünemeyeceksem niçin vardır o tarifsiz sevgi!"
bu düşünceler peşimi kovalamıştı bu kitabı okuduğum zaman. * en azından bunu anımsayabiliyorum. halen de bu düşüncelerden kurtulduğumu söylemek güç. bu kesin surette bir aşk problemidir gözümde.
insan bencil mi olmalı bizim tanınmış roman yazarı r. gibi? r. bencil miydi ki? şüphesiz epey de bencil olduğu söylenebilir. öbür taraftan herkes yaşamını bir şekilde "gerçekleştiriyor". bu da şu demek: kim nasıl mutluysa -bırakın- öyle yaşasın. seksen yaşındaki bir kadın çapkınlık yaparken mutluluk duyuyorsa, bırakın onu. o zaten mutlu. ya da en azından öyle sanıyor. ki gerçek olan önemli değildir biz insanlar için. önemli olan inanmaktır. gerçek aldatıcı, inanmak sahte olabilir. lakin inanç, gerçekten her zaman daha güçlüdür. bu bakımdan kitabımızın protagonisti her bakımdan kendince haklıydı. kendisine bir noktada yazık etmemişti. elbette kendisine inandığı aşk uğruna ruhsal ve bedensel acı çektirmesi pek de anlaşılır görünmüyor olabilir. yine de aşk bu. bütün büyüsü de bu kelimede yatıyor. halen anlayamadığımız bir konu. halen karanlıktayız belki.
kitabı beğenip beğenmememe gelirsek... pek sevdiğim söylenemez. romantizm bir noktada beni sıktı çünkü kitabın gerçekliğini zedeliyordu. rus romantizminde bunu hissetmezsiniz örneğin. fakat zweig bu gerçekçiliği tam anlamıyla sağlayamamış. yine de bir eser bu. elbette okunmasında fayda vardır ve okunmalıdır da. fakat abartılan bir kitaptır da. ülkemizde bir süredir esen zweig rüzgarından olsa gerek. *
ayrıca aşırı derecede söz tekrarı vardı ve bu beni bunalttı bazı zamanlar. sanki mektup yazarı şöyle diyordu: "çok kez söyleyeyim ki beni anlasın. anlama potansiyeline sahip birisi değil çünkü..."
diğer yandan bu tekrarlar kitabın da bir parçası. yani olmazsa olmaz da denebilir çünkü aşk duygusunu size veren bu cümlecikler, kelimecikler oluyor.
(mektup yazmayı ve okumayı seven ben, bu kitap ile mektuplara karşı biraz soğumuştur. bazı noktalarda kurguyu zedeleyici dramatikliğe rastladım ve gerçekçi olduğunu düşünemedim bir türlü. )
"çocuğum öldü, bizim çocuğumuz -şimdi dünyada, senden başka, sevebileceğim kimse kalmadı. fakat sen kimsin ki benim için? sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? "
"çocuğumuz dün öldü -sen onu asla tanımadın. hiçbir zaman, rastlantı sonucu gerçekleşen kısacık karşılaşmalarda bile bu çiçek gibi açan, küçücük canlı, şöyle bir gelip geçerken dahi olsa senin bakışların tarafından hiçbir zaman okşanmadı."
"sen, benim için- sana nasıl söyleyebilirim? bu konuda her girişim yetersiz kalır-, evet, çünkü sen benim için her şeydin, bütün hayatımdın."
devamını gör...