bu eserimin adı meriç yaralanması.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

siyasi tepkisizliğin bulunduğumuz siyasi durumdan olduğu gerçeği kabullenilmelidir.
devamını gör...

gelmiş geçmiş en iyi elektronik müzik grubu an itibari ile dağılmış.

kasklar çıkmıştır.

lan ben size saygımdan kasksız fotoğraflarınıza bir kere açıp bakmadım. türkiye'de kimin konseri olursa düşünmeden gidersiniz anketlerinde ilk sıralara sizi yazdım. elektronik müzik sever misin sorusuna "evet daft punk severim" diye cevap verdim.

en iyi rock grubunu tartışabilirsiniz. en iyi rapçiyi tartışabilirsiniz. en iyi pop sanatçısını tartışabilirsiniz. ama bu adamları kimse tartışmayı bile düşünmedi. düşünemez.

grubun dağılması bile karizmatik olmuştur. binlerce kez şarkılarınızı dinledim. size teşekkürü bir borç bilirim. bir gün çocuklarım olursa "bak bunlar çok iyiydi" diye dinleteceğim.

devamını gör...

orijinal ismi how to train your dragon 2 olan film 2014 yapımı çocuk, fantastik, macera türlerinde yönetmenliği ve senaristliği dean deblois tarafından yapılmış bir animasyon filmidir.

ilk filmin aksine bu filmde berk adası sakinleri yani vikingler ejderhalarla bayağı bayağı yakınlaşmış gibi görünüyor. onlara adalarını yetmemiş evlerini açmışlar. evcil hayvanları gibi sahiplenmiş ve sanılanın dışında ne kadar merhametli ve sevgi dolu olduklarını fark etmişler.

her viking kendine bir ya da birden çok ejderha alır ve adeta kedi gibi onları sever,eğitir, kolur kollar. ejderhalar da onları tabi. vikingler ve ejderhalar arasında kopmaz bağlar oluşur.

günler böyle geçip giderken hıçkıdık yine aynı kabına sığmaz kural tanımaz halleriyle oradan oraya macera peşine koşarken aklının ucundan bile geçmeyecek bir sürprizle sarsılıyor. bir buluş bir kaybedil yaşıyor bu filmde. yahu bir animasyon insanı duygulandırmamalı, hüzünlendirmemeli ama. gözümden pıta sebep olan bir animasyon daha neşeli ayaklardan sonra. her türlü duyguyu barındıran eğlenceli, sürükleyici bir yapım. izlemeyenler kesin izlemeli.

peki ya hıçkıdık liderliğe hazır mı? bu filmde insanın iç yolculuğuna değiniyor birazda. ne olduğuna? ne olmak istediğine? ne olması beklediğine ve ne olacağına dair? hıçkıdık zorlu bir sürece giriyor her türlü. hem sevinci hem hüznü aynı anda yaşıyor. yanında hep gecenin öfkesi. kendileri bu filmde pek sevimli. bir çok hareketi kedi gibi bana cokcok'u anımsattı doğrusu. gecenin öfkesi ve hıçkıdık eksik yanlarını birbirleriyle kapatıp dişli bir düşmana meydan okuyor. hem de ne meydan?

ikinci film her yönüyle ilk filmin üzerine çıkıyor. daha keyifli daha eğlenceli daha maceralı daha fazla renk ve ses mevcut.

yeni yeni karakterler de dahil oluyor tabi kadroya. yeni ejderhalar ve yeni insanlar... drago bunlardan biri. kötü, acımasız, merhametsiz, ejderha toplayıcısı ve hakimi. berk adasına acı getiriyor bu adam,yıkım getiriyor. peki ama berk adasının huzur atmosferini tan anlamıyla dağıtabikecek mi? tüm ejderhalara hakim olup karşısına çıkan herkesi haklayabilecek mi?

pek keyifli bir animasyon film. tüm aile izlenebilecekler listesinde ilk beşe girer. açıkçası ben ön yargılı davranmış bu seneye kadar izlememiştim. isminden dolayı bana biraz daha çocuklara hitap eder gibi gelmişti ama hiçte öyle olmadı. çok keyifle ve eğlenerek izledim. eğer gününüzü şenlendirmek ailecek vakit geçirmek istiyorsanız doğru adrestesiniz.

iyi seyirler efem.

seslendirme kadrosu,
hıçkıdık (harun can)
astrid (hazal erdal)
son of eret (umut tabak)
stoick the vast (hakan vanlı)
ruffnut (suzan acun)
snotlout (ahmet taşar)
valka (özden ayıldız)
fishlegs (ümit erdim)
tuffnut (mustafa oral)
gobber (fatih özacun)
drago bludvist (zeki atlı)
devamını gör...

konu uzaylılar ve akla gelen ilk sorunun bu olması?
bir tanıdığım uzaylı muzaylı yok onlar cin cin demişti. gerçi cin değil üç harfli demişti.
şimdi üç harfli denilince benim aklıma genel manada daha zararlı olduğunu düşündüğüm bir şey geliyor ama burada açık edemem sıkıntı büyür.*
devamını gör...

yağmur ünal.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
1932- 1995 yılları arasında yaşamış türkiye'nin ilk kadın fotoğrafçılarından biri, belki ilki. aynı zamanda özdemir asaf'ın eşi, üç çocuğunun annesi.

robert kolej'de okumuş yıldız hanım, ingiltere'de fotoğrafçılık eğitimi almış. ilk sergisini 1953 yılında yurtdışında, henüz 21 yaşındayken açmış. 1954 yılında türkiye'ye dönüp istanbul'da kendisine bir atölye kurmuş. ve o yıl özdemir asaf ile tanışmış.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu güzel fotoğraf çekimi de yine yıllar sonra eşi olacak yıldız moran arun'a ait.
1962 yılında özdemir asaf'tan ilk çocuğunu doğurur yıldız moran arun. henüz evli değillerdir. 1963 yılında evlenirler.
1950-1962 yıllarında başarıyla yaptığı fotoğraf sanatçılığını bırakır, evlenince.
yıldız moran arun, 1964 yılında özdemir asaf'ın 92 şiirini ingilizceye çevirir ve bu şiirler to go to adıyla yayınlanır.
şimdi yanyana aşiyan da yatıyor iki sevgili.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
mezar taşında yazan şiir;

ikilem

sevgi ise, sevişeceğiz seninle ..
kavga ise, dövüşeceğiz seninle ..
ölümü de paylaştığımız yaşamda
ortaklaşa bölüşeceğiz seninle


kaynak : www.yildizmoran.com.tr/biog...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

'taktik maktik yok bam bam bam' bir savaş tanrısı olan ares sözüdür. savaşa giderken bu minvalde davranır. kimse sevmez. hele ki aklın ve zekanın tanrısı olan athena. hep çatışır bu iki kardeş.

300 spartalının yanında yer almış, spartanın gücünü; çanakkale savaşındaki ingilizlerin dediği gibi 'biz bir orduyla savaşmıyorduk ve onlardan korkmuyorduk. ordunun arkasındaki 3 metre boyundaki ne olduğunu anlamlandıramadığımız şeylerden korkuyorduk.' a benzer şekilde arttırmış bir tanrıdır. yoksa 300 tane herif, ne kadar kaslı ve zeytinyağına banılmış olsa da, bir ton orduya karşı gelebilir?

bunlar hep aresin olayları. athena bunu sevmez sevdirtmez. afrodit gibi taş bir tanrıyı türlü oyunlarla ayartmıştır ares bir de. athena anca gıcık kapsın. akıl tanrısı olacak akıl yok. bir yol ver arese bak neler yapıyor. bir de gidip bütün tanrıları ares aleyhinde fişşekliyor falan. sen kimsin ya..
devamını gör...

büyükşehir nitelemesi hafif kalır. megakent nitelemesi yapılıyor, hatta başlı başına bir ülke. bir uçtan bir uca başlayıp bitmesi bir gece sürüyor. tekirdağ il tabelasını görene kadar seferi sayılırsınız.

türkiye'nin kalbinin attığı yerdir. türkiye'nin bütün vilayeti,ilçesi, kasabası, köyünden ve dünyanın da hemen hemen bütün ülkelerinden insanların da bulunduğu kozmopolit bir yapısı vardır.
insanlar, bu devasa şehirde yaşamaktan çok bir mücadele ve koşturmaca içindedirler. sabah başlar başlamaz sokaktaki her kişi telaşlıdır. derse yetişenler, vapura yetişenler, işe yetişenler, otobüsler tıklım tıkış, esnaf kepenklerini açar, herkesin acelesi var, kimse kimsenin yüzüne bakmaz, birbirinden bihaber insanların zihninden fırlayan binlerce düşünce havada birbiriyle çarpışır.

bütün bunlara karşın da unutmamak gerekir ki kendisi en yeni, en lüks, en pahalı binalarıyla değil, tarihi ve kültürel yapılarıyla ön planda olmuştur. 2000'li yılların başında new york timesve financial times gibi saygın ve etkin yayın organları, ziyaret edilmesi gerekli şehirler listesinde istanbul'a üst sıralarda yer verirlerdi. bu sebeptendir ki beyoğlu sokakları'nda türkçe'den başka diller de yankılanır oldu.
devamını gör...

kendi toplumsal ve kültürel hegemonyalarını inşa etmek için alınan, yaşam tarzımızı, kişi hak ve özgürlüklerini savunmak gayesiyle karşı durulması, eleştirilmesi gereken karardır.

altı üstü içki diyip geçmeyin, bugün içki bahsinde yaşam tarzımıza müdehale edecek cüreti kendilerinde bulanlar ilerleyen vakitlerde varoluşumuzun en derin bağlarına da yönelebilirler.

mesela içki satımını yasaklamakla, evlilik akti olmaksızın bir çift aynı evde yaşayamaz demekle, ramazanda oruç tutmayanlara para cezası keselim demekle, cuma namazı saati iş yerlerini kapatmayı zorunlu kılmak arasında niyet ve mana açısından en ufak bir fark yoktur.

yoksa 17 gün biz içki içmişiz, içmemişiz çok da önemli değildir. önemli olan vatandaşların yaşam tarzına devlet eliyle ve iktidarın siyasi eğilimleri doğrultusunda müdehale edilmesidir.

bakın liboş değilim, insan hakları savunucusuyum ama tersinden, tesettür dolayımıyla insanların eğitimden ve kamusal hizmetlerden yararlanma haklarının engellemesi de aynı oranda sorunludur.
insanların din, vicdan, inanç, yönelim, yaşam tarzı, ırk, anadil, cinsiyet vb. hususiyetleri, devletlerin eliyle müdehaleye açık olmamalıdır. bütün bunlar yasalar ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmalıdır. bunun sağlanmadığı koşullarda insan hakları mücadesinin bütün kulvarları teyakkuza geçmelidir.
o yüzden evet, alkol yasağı insanların yaşam tarzlarına müdehaledir. ve temelde kişi hak ve hürriyetlerine yönelen bir saldırı olması hasebiyle insan hakları ihlalir.
devamını gör...

ne istifası yegenim adam pegaga yı bitirdi yigit adam! yalan o videolar fotoşog yegenim! git şurdan iki simit al da gemirelim zabahtan beri gahvede çay çay içim gıyıldı valla!
devamını gör...

bilim, sanat gibi alanlarda tanınmış ve belirli bir kültürü olan insanların söylemlerine verilen isimdir. söyleyen kişinin bilinmesi dolayısıyla atasözlerinden farklılık gösterir.
devamını gör...

birbirinden farklı onca insanın bir arada bulunduğu bir ortamda elbette herkes herkesi sevecek değildir. özellikle hayvan taklidi yapan, gürültü çıkaran, zorba ve sürekli birileriyle alay eden kişiler varsa anlaşabilmek değil, anlaşamamak kolay.
devamını gör...

en basit örneğiyle canlı önüne çıkan maddeye şu üç soruyu sorar:
bunu yiyebilir miyim? bununla çiftleşebilir miyim? bu beni öldürür mü? bu soruların cevapları üzerine ya savaşırız, ya sevişiriz ya da kaçarız.
devamını gör...

yıllar önce, ergenlik çağındayken yaşadığım anlamsız öfkeyi, dağı taşı "öpesim" olduğu o zamanları bana hatırlatan gaz bir slipknot şarkısıdır.

bakmayın öyle, ben slipknot'ın iki şarkısını bilirim. biri budur.
"if you are 5-5-5, then i am 6-6-6!!!"

dipnot: işbu tanım, bendenizin 666. başlığı ve 1111'inci entry'sidir. daha öncesinde de 666. tanımımı 666 entrysini girerek doldurmuştum.
devamını gör...

insanoğlu yaradılış gereği acı hissiyatına tepki vermeye programlanmıştır.
çok basittir denklemdir aslında, eğer bir şey acı veriyor ise, ondan uzak dur.
misal, eğer ateş elini yakıyor ise, bir daha dokunma veya yediğin bitki mideni ağrıttı ise bir daha onu yeme.
acı aslında vücudun bir koruma mekanizması olarak da düşünülebilir.
bir yerimizde sıkıntı çıktığında o bölge beyine sinyal yollar ve bu sinyalin karşılığı acı hissidir.
tabi bu her zaman fiziksel olmak zorunda değil, psikolojik ve duygusal kaynaklı çok ağır acılar da vardır.
can da öyle tatlıdır ki, insanlar acıdan korkmaya başlar zamanla.
fakat günümüz modern yaşam şeklinin getirdiği konfor insanları doğal yaşam alanlarından, doğanın içinden alıp betona hapis etmiştir. bunun yüzünden insanın fiziksel ve psikolojik gelişimi de değişime uğramıştır. şehir insanı yemeğini kazanmak için avlamak zorunda olmadığından veya göçebe bir hayat süremediği için ister istemez acının ne olduğunu unutmuştur aslında.
bu sebepten de, artık en ufak bir acı ihtimali bile strese sokar olmuştur onu. artık korkutuğu şey acının kendisi değil, acı yaşama fikridir. tabi burada bahsettiğim, nüfusun çoğunluğunu oluşturan şehir insanları.

bunların yanı sıra yine yaradılıştan gelen adapte olabilme/alışabilme güdüsü vardır insanoğlunun. bu da bizi evrim sürecinde ayakta tutan ve besin zincirinin en üstüne kadar çıkmamızı garantileyen bir hayatta kalma fonksiyonudur.

eğer birey yoğun ve sürekli olarak acı yaşıyor ise, adapte olma fonksiyonu zaman içerisine, yine hayatta kalma güdüsünden ötürü gelen acı fonksiyonunu baypas eder.
yani kişi elini ateşe götürdüğünde, bunun vücuda hasar verdiğini iletmek için uyarı veren, acı sinyalleri gönderen ve bunu koruma amaçlı yapan sistemin gönderdiği sinyali etkisizleştirir.
bunun nedeni ise aslında kişinin elini ateşe sokmaktan başka bir çaresinin olmadığını, adapte olma fonksiyonun algılaması fakat acı/uyarı fonksiyonunun algılayamamasıdır. kişinin akli sağlını korumak için, adapte olma fonksiyonunun, yine koruma amacı güden ama korumaktan çok zarar verdiğinin farkına varmayan acı/uyarı fonksiyonunu etkisiz hale getirmesi acıya alıştıran şeydir aslında.

bu yüzdendir ki zor günler geçiren,zor dönemler atlatmış, kayıplar vermiş insanlar, eğer hala ayaktalar ise kolay kolay yıkılmaz, etkilenmezler körpe acılardan.

üzerine kurulmuş felsefi bir okul da vardır bu düşüncenin stoa isminde.

şöyle güzel bir de sözleri vardır bu stoacıların;

"hayatın tamamı göz yaşları için ağlarken, kısımlarına ağlamak niye."
lucius annaeus seneca
devamını gör...

ankara'da bulunan atatürk'ün ayakta ve üniformalı betimlendiği, 1927'de italyan bir sanatçı tarafından yapılan tunçtan yapılmış heykelidir.
devamını gör...

artık istemediğini açıkça belli eden sevgilinin arkasından koşmak, yalvarmak, yaltaklanmak..
devamını gör...

başlarda biraz garip gelebilir ama kesinlikle inside no:9
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim