başlık açmak için yırtınmak
spawn ukdesidir.
yazarların akıllara gelen veya daha fazla etkileşim almak uğruna format kurallarını hiçe sayarak her şeye başlık açmalarına yönelik bir söylemdir..
yazarların akıllara gelen veya daha fazla etkileşim almak uğruna format kurallarını hiçe sayarak her şeye başlık açmalarına yönelik bir söylemdir..
devamını gör...
almanya denince akla gelenler
gıcık gurbetçiler
devamını gör...
herr holz
arkadaş germanofil herhalde
hoşgörü gösterilmeyi hak etmeyen yazar.
hoşgörü gösterilmeyi hak etmeyen yazar.
devamını gör...
en yakındaki kitabın 17. sayfasının 3. cümlesi
"oturdum."
kitabın en kısa cümlesine denk geldim. hâlbuki ne umutlarla açmıştım kitabı. belki de karşılaştığım cümleyle günüm değişecekti. "vay be nasıl da denk geldi" diyecektim. olmadı.
kitabın en kısa cümlesine denk geldim. hâlbuki ne umutlarla açmıştım kitabı. belki de karşılaştığım cümleyle günüm değişecekti. "vay be nasıl da denk geldi" diyecektim. olmadı.
devamını gör...
açık ve net konuşan insan
yanlış anlaşılmaya açık durumlarda olunması gereken insan tipi. simdi karşınızdaki düşünsün.
devamını gör...
nasa'nın iklim değişikliği fotoğrafları
"doğa ile savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz."
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
devamını gör...
luce irigaray
1930 belçika doğumlu dilbilimci, çağdaş feminist felsefeci ve psikanalisttir.
freud ve lacan ın cinsiyetçi kadın psikanalizi yorumuna karşı geldiği için lacan okulundan dışlanmış, hatta yine lacan tarafından fransa'da akademik kariyer yapması engellenmiştir.
''batı felsefesi ve psikanaliz cinsiyetçidir ve ”erkek” olarak adlandırılan tek bir cinsin egemenliğini dillendirir. biyolojik anlamda kadın bu dizgede yer alması bu sorunu ortadan kaldırmaz. çünkü kadın burada ”eksik erkek” olarak yer alır. egemen kültür özdeşlik, mantıksallık ve rasyonellik projeleri bakımından simgesel olarak tamamen erildir ve kadın bu simgeselleştirmede bir yokluk, bir eksiklik ve hatta simgeselleştirilemeyen bir kalıntı olarak işlem görür.''
post yapısalcılardan ve özellikle derrida metafiziğinden etkilenen irigaray, ”felsefede ataerkillik” eleştirisi üzerinde yoğunlaşır, felsefe olarak felsefe eril zihniyetin ürettiği bir düşünce tarihine sahiptir ve dilde ona göre yapılandırılmıştır, kadın dilde ve söylemde yok sayılmıştır. ''kadının yeni bir dil gereksinimi içinde olmasının nedeni felsefe tarihinin bu derin eril yapısıdır'' der.
freud ve lacan ın cinsiyetçi kadın psikanalizi yorumuna karşı geldiği için lacan okulundan dışlanmış, hatta yine lacan tarafından fransa'da akademik kariyer yapması engellenmiştir.
''batı felsefesi ve psikanaliz cinsiyetçidir ve ”erkek” olarak adlandırılan tek bir cinsin egemenliğini dillendirir. biyolojik anlamda kadın bu dizgede yer alması bu sorunu ortadan kaldırmaz. çünkü kadın burada ”eksik erkek” olarak yer alır. egemen kültür özdeşlik, mantıksallık ve rasyonellik projeleri bakımından simgesel olarak tamamen erildir ve kadın bu simgeselleştirmede bir yokluk, bir eksiklik ve hatta simgeselleştirilemeyen bir kalıntı olarak işlem görür.''
post yapısalcılardan ve özellikle derrida metafiziğinden etkilenen irigaray, ”felsefede ataerkillik” eleştirisi üzerinde yoğunlaşır, felsefe olarak felsefe eril zihniyetin ürettiği bir düşünce tarihine sahiptir ve dilde ona göre yapılandırılmıştır, kadın dilde ve söylemde yok sayılmıştır. ''kadının yeni bir dil gereksinimi içinde olmasının nedeni felsefe tarihinin bu derin eril yapısıdır'' der.
devamını gör...
uzaktan arkadaş edinmek
mükemmel bi şeydir. uzakta mis gibi. zırt, pırt aniden habersizce gelme imkanı yok. muazzam bi olay. zaten uzun sürebilirse arkadaşımla buluşmam max iki uçağa bakar. düşüncelerimin uyuştuğu insanlar genelde iki bin km öteden çıkıyor. neden?
çünkü sevmediğin ot burnunun dibinde biter.
çünkü sevmediğin ot burnunun dibinde biter.
devamını gör...
bir kadının kulağına eğilip şappur şuppur beni öp demek
patır kütür dayak yeme ile sonuçlanabilir.
devamını gör...
muhabbet katili
bir diyaloğu verdiği cevapla çıkmaza sokan kişidir. bu insana artık ne derseniz deyin, nafiledir. bu noktadan sonra ettiğiniz kelam bir altın külçesi olsa dahi kıymeti yoktur.
yetişkin bir muhabbet katili, manidar cevabıyla o güzelim muhabbetinizi bertaraf etme kudretine sahip kişidir.
kaç! arkana bile bakmadan kaç!
yetişkin bir muhabbet katili, manidar cevabıyla o güzelim muhabbetinizi bertaraf etme kudretine sahip kişidir.
kaç! arkana bile bakmadan kaç!
devamını gör...
şaka maka evlenme yaşımızın gelmesi
benim neden bundan habrim yok diye düşündüren başlık. age 30 sjsjsjsj.
devamını gör...
küçük şeylerle mutlu olmak
bana eti puf alın şekerparelerim.
devamını gör...
iki insanın arasında bağ oluşmasını sağlayan şeyler
anlayabilmek. acısını, korkusunu, umudunu, sevincini anlayabilmek.
devamını gör...
isaac asimov
günümüzde izleyip "eldeki hayal gücüne bak" dediğimiz çoğu bilim kurgu öğesinin babası olan insan. bu adamın yazdığı, türkçeye çevrilmiş her şeyi okudum. dönemini düşündüğümüzde muhteşem bir zeka. zaten halihazırda dönemindeki ve ilerideki bir çok yazarı etkilemiştir.
en etkileyici kitabını ben, robot olarak görmekteyken robot, vakıf ve imparatorluk serileri içerisinde sanırım en sıkıntılı olanı imparatorluk serisidir. asimov'un imparatorluk serisini isteyerek yazmadığı ve hayranların ve yayınevinin baskıları sonucu yazdığı söylentiler arasındadır. asimov seriyi bitirdiğini söyler ama kimse bu gerçeği önemsemez. bu sebepte imparatorluk serisinde beklentinizi yüksek tutmamanızı öneririm.
serilerin hemen hemen hepsi birbiriyle bağlantılıdır. insanlar serilerin birbirinden bağımsız olduğunu söyler ama inanmayınız, ben, robotkitabında verdiği bilimsel bilgileri sonraki kitaplarda vermediği için akışı anlamayacağınızı garanti edebilirim. bu tüm kitaplar için geçerli bir durum. her kitabı sırası ile okumanız, hatta sağda solda okuma sırası olarak geçen değil kronolojik sırasına göre okumanızı tavsiye ederim. kronolojik sıra spoiler veriyor diyenlere aldırmayınız, unutmayınız ki asimov bu kitapları kendi zihnindeki sıraya göre yazmış hatta kendi yazdığı sıraya göre okunmasını tavsiye etmiştir.
zamanında dergiler ve gazeteler için yazdığı kısa hikayeler de oldukça güzeldir. zaten ben, robot kitabı bu hikayelerin toplamından oluşur ve tüm seriler bu hikayeler üzerinden şekillenmektedir.
şu an imdb de izlenme rekorları kıran ya da listelerde izlenmesi gerekli diye adı sayıklanan çoğu film, dizi, anime, animasyon asimovun ekmeğini yemektedir. aklıma gelen bir kaç örnek verirsem: star wars, wall-e, the simpsons'ın bazı bölümleri, love death & robots'un bir bölümü gibi uzayıp giden bir liste.
en etkileyici kitabını ben, robot olarak görmekteyken robot, vakıf ve imparatorluk serileri içerisinde sanırım en sıkıntılı olanı imparatorluk serisidir. asimov'un imparatorluk serisini isteyerek yazmadığı ve hayranların ve yayınevinin baskıları sonucu yazdığı söylentiler arasındadır. asimov seriyi bitirdiğini söyler ama kimse bu gerçeği önemsemez. bu sebepte imparatorluk serisinde beklentinizi yüksek tutmamanızı öneririm.
serilerin hemen hemen hepsi birbiriyle bağlantılıdır. insanlar serilerin birbirinden bağımsız olduğunu söyler ama inanmayınız, ben, robotkitabında verdiği bilimsel bilgileri sonraki kitaplarda vermediği için akışı anlamayacağınızı garanti edebilirim. bu tüm kitaplar için geçerli bir durum. her kitabı sırası ile okumanız, hatta sağda solda okuma sırası olarak geçen değil kronolojik sırasına göre okumanızı tavsiye ederim. kronolojik sıra spoiler veriyor diyenlere aldırmayınız, unutmayınız ki asimov bu kitapları kendi zihnindeki sıraya göre yazmış hatta kendi yazdığı sıraya göre okunmasını tavsiye etmiştir.
zamanında dergiler ve gazeteler için yazdığı kısa hikayeler de oldukça güzeldir. zaten ben, robot kitabı bu hikayelerin toplamından oluşur ve tüm seriler bu hikayeler üzerinden şekillenmektedir.
şu an imdb de izlenme rekorları kıran ya da listelerde izlenmesi gerekli diye adı sayıklanan çoğu film, dizi, anime, animasyon asimovun ekmeğini yemektedir. aklıma gelen bir kaç örnek verirsem: star wars, wall-e, the simpsons'ın bazı bölümleri, love death & robots'un bir bölümü gibi uzayıp giden bir liste.
devamını gör...
hiçbir yere ait olamamak
ait olmamaya bağlanmaktır. kusurlu özgürlük.
devamını gör...
ay şarkısı
saian'ın eşi ayda erkurt hanım efendi için yazdığı ve yine klibinde eşini oynattığı muhteşem şarkı.
klip o kadar şeker ki eşi sürekli gülümsüyor, e bu kadar romantik ve anlamlı bir hareket bana yapılsa ben de 32 diş gezerdim herhal.
önce sözlere bakalım:
onun başı bağlı kolunda bir sepet
geçip giderdi çarşıdan gözlerinde sebep
öyle gerçekti ki sokaktan o geçtiği vakit
kalbi yok – taşır gövdesinde şüpheli bir paket
ooooo
benim önümde birkaç dize
onun evinde bir gudubet var
ooooo
tıpkı bembeyaz bir yarı tanrı
dönüp bakarken yere düştüğüm
dilimde bir ay şarkısı saat on beş otuz
sen arnavut taşlar üstündesin okus pokus
o gece demlenir kimin koynunda ─e pes be!
kanar koynunda bir karanfil pis bir nefesle
herkes ona bakardı sanki çizmiş onu monet
susardı dudaklarımda shakespeare'den bir sone
ağzında çıkan her ifade renk ve dua
bir kısa öykü anlamdan kurtulan merhaba
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
bakıp su falına düşünür
uzaktan bir gemi alıp götürür bütün o gündüz düşünü
yüzünün plastik biçimi – bir reform mu?
tıpkı müjdeler gibi yeni bir estetik formu
yüzü güne dönük ama sırtında gece
bazı başka dilden konuşur bilmem ki nece
ağlar onun yüzü hem yas hem edalı
dokunmazdı çiçeklere bile sanki vebalı
ve bir gün konuverdi ayaklarına bir serçe
düştü evrenle yüzünün arasına bir perçem
düş ormanının içinde yakınsak bir mercek
onca yalanın içinde şişiverdi gerçek
ooooo
kaldırsa bir başını yıldızlara uzansa değer
ooooo
tırnakları neşe kaplı fakat dargınmış meğer
yavaş sesle soyunurdu eski liman üstünde
ve hep aya dönerdi evdekine küstüğünde
benim gövdemdeki peki ateş mi logos mu?
eteklerini kaldıran poyraz mı lodos mu?
fakat o gece bana döndü yüzü aya değil
dedi ki başımın üstündeki yıldızları say hadi!
ve yıldızlar çırılçıplak karşımda
artık bir gömlek bile satmazlar bana çarşıda
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
şimdi de şarkı:
ay şarkısııııı
klip o kadar şeker ki eşi sürekli gülümsüyor, e bu kadar romantik ve anlamlı bir hareket bana yapılsa ben de 32 diş gezerdim herhal.
önce sözlere bakalım:
onun başı bağlı kolunda bir sepet
geçip giderdi çarşıdan gözlerinde sebep
öyle gerçekti ki sokaktan o geçtiği vakit
kalbi yok – taşır gövdesinde şüpheli bir paket
ooooo
benim önümde birkaç dize
onun evinde bir gudubet var
ooooo
tıpkı bembeyaz bir yarı tanrı
dönüp bakarken yere düştüğüm
dilimde bir ay şarkısı saat on beş otuz
sen arnavut taşlar üstündesin okus pokus
o gece demlenir kimin koynunda ─e pes be!
kanar koynunda bir karanfil pis bir nefesle
herkes ona bakardı sanki çizmiş onu monet
susardı dudaklarımda shakespeare'den bir sone
ağzında çıkan her ifade renk ve dua
bir kısa öykü anlamdan kurtulan merhaba
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
bakıp su falına düşünür
uzaktan bir gemi alıp götürür bütün o gündüz düşünü
yüzünün plastik biçimi – bir reform mu?
tıpkı müjdeler gibi yeni bir estetik formu
yüzü güne dönük ama sırtında gece
bazı başka dilden konuşur bilmem ki nece
ağlar onun yüzü hem yas hem edalı
dokunmazdı çiçeklere bile sanki vebalı
ve bir gün konuverdi ayaklarına bir serçe
düştü evrenle yüzünün arasına bir perçem
düş ormanının içinde yakınsak bir mercek
onca yalanın içinde şişiverdi gerçek
ooooo
kaldırsa bir başını yıldızlara uzansa değer
ooooo
tırnakları neşe kaplı fakat dargınmış meğer
yavaş sesle soyunurdu eski liman üstünde
ve hep aya dönerdi evdekine küstüğünde
benim gövdemdeki peki ateş mi logos mu?
eteklerini kaldıran poyraz mı lodos mu?
fakat o gece bana döndü yüzü aya değil
dedi ki başımın üstündeki yıldızları say hadi!
ve yıldızlar çırılçıplak karşımda
artık bir gömlek bile satmazlar bana çarşıda
kaldım lal
yüzündeki fal
beni say
gece gibi sar
bir masal
günlerden pazar
yıldız kaysa
beni gelip alsa
olsam bir şövalye
sepetinde molière
ve göğsündeki ay taşından kolye
nefes alıp verdikçe yaklaşır yıldızlara!
la la la la la la!
şimdi de şarkı:
ay şarkısııııı
devamını gör...
planlı yaşamak
yaptığınız bir planın herhangi bir sebeple aksaması sonucu kafanızı duvarlara vuracak raddeye gelmiyorsanız uygulanabilir bir şey. öte yandan ben akışına bırakmayı daha çok seviyorum. o gün bana neyi getirirse onu yaşarım.
devamını gör...
emir can iğrek
hayal gücü kuvvetli sanatçıdır.
genç kızların sevgilisi olduğu için kendisini sevmiyorum.
ayrıca hangi yüzyılda nalan diye bir kız buldun ona aşık oldun şovu bırak.
evet kıskanıyorum.
genç kızların sevgilisi olduğu için kendisini sevmiyorum.
ayrıca hangi yüzyılda nalan diye bir kız buldun ona aşık oldun şovu bırak.
evet kıskanıyorum.
devamını gör...
ölü köylü sigortası
amerikalı büyük şirketlerin 80li yıllarda gizli kapaklı olarak başlattığı hayat sigortası poliçesi. bu poliçenin amacı şirket çalışanlarından herhangi birinin ölümünün şirkete vereceği zararı belirlemek ve o zarardan payına düşen vergiyi minumum, kazancı ise maximum hale getirmektir. yani siz bir kuruluşta tüm şartlara boyun eğerek temel yaşamsal ihtiyaçlarınızı karşılamak adına çalışırken, patronlarınız sizden ve ailenizden ''gizli'' olarak adınıza bir hayat sigortası yapar ve sizin ölünüz canlınızdan daha fazla para kazandırmış olur o şirkete. üstelik ailenize beş kuruş koklatılmaz, koklatılmasını bırakın geride kalan ailenize böyle bir paranın varlığından dahi söz edilmez. 80li yıllarda yalnızca üst düzey şirket çalışanlarına uygulanan bir şirket politikasıyken 90lı yllardan itibaren bu politika yaygınlaşmış ve tüm şirket çalışanlarına uygulanmaya başlamış.
poliçenin ismi ise apayrı bir fiyasko. ''ölü'' pekala, ''köylü'' ? nasıl yani ? çok acınası, aşağılıkça ve hiç profesyonel değil. ayrı bir iğrençlik de yaş ve cinsiyete göre bu poliçenin kazandıracağı paranın farklılık göstermesi. capitalism: a love story filminden bir örnek verecek olursak; 40 yaşında ölen bir erkek çalışan şirkete 1.5 milyar dolar kazandırırken, 26 yaşında ölen bir kadın çalışan kadınların ölüm yaşının büyük olması da göz önünde bulundurularak şirkete tam 81 milyar dolar kazandırmiştır. ikisi de günümüz reel yaşamından örnekler olmakla birlikte ikisinin de ailesine zırnık koklatılmamıştır.
sonuç olarak görüyoruz ki bu leş, sapkın sistem (kapitalizm) çalışan sınıfın ölüsünden dahi maximum şekilde yararlanmanın en şık yollarını bulmuş durumda.
bu poliçeyi günümüzde yüzde yüz kullanan bazı kuruluşlar; walt disney, coca cola, avon, nestle, amerikadaki tüm bankalar, mc donall company, general motors, neredeyse tüm ilaç firmaları, winn dixie gibi firmalar başta olmak üzre çooook uzun bir liste mevcut.
poliçenin ismi ise apayrı bir fiyasko. ''ölü'' pekala, ''köylü'' ? nasıl yani ? çok acınası, aşağılıkça ve hiç profesyonel değil. ayrı bir iğrençlik de yaş ve cinsiyete göre bu poliçenin kazandıracağı paranın farklılık göstermesi. capitalism: a love story filminden bir örnek verecek olursak; 40 yaşında ölen bir erkek çalışan şirkete 1.5 milyar dolar kazandırırken, 26 yaşında ölen bir kadın çalışan kadınların ölüm yaşının büyük olması da göz önünde bulundurularak şirkete tam 81 milyar dolar kazandırmiştır. ikisi de günümüz reel yaşamından örnekler olmakla birlikte ikisinin de ailesine zırnık koklatılmamıştır.
sonuç olarak görüyoruz ki bu leş, sapkın sistem (kapitalizm) çalışan sınıfın ölüsünden dahi maximum şekilde yararlanmanın en şık yollarını bulmuş durumda.
bu poliçeyi günümüzde yüzde yüz kullanan bazı kuruluşlar; walt disney, coca cola, avon, nestle, amerikadaki tüm bankalar, mc donall company, general motors, neredeyse tüm ilaç firmaları, winn dixie gibi firmalar başta olmak üzre çooook uzun bir liste mevcut.
devamını gör...
