leyla, senin gözlerin o kadar yeşil ki, o gözlerinden bir kere öpsem dudaklarımdan bir orman filizlenir.
devamını gör...

iki erkeğin kız kardeşlerini değiş tokuş edip ormanda tecavüz etmesi geleneğini öğrendim ya pes dedim gerçekten. bu arada çocuk damat yetişkin gelini konu alan sultan gelin filmiydi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ateşli bir şekilde savunulan görüşler asla iyi bir temele dayanmayan görüşlerdir; gerçekten de şiddetli duygusallık, görüş sahibinin rasyonel kanıtlardan yoksun olduğunun bir göstergesidir.
bertrand russel
sorgulayan denemeler
1928 yılında yayınlanan bir kitap, o günden bugüne hiç değişmeyen insanlık.
devamını gör...

her yıl mayıs ayında başlanan hazırlıktır.
bu sene havaların bir türlü ısınmak bilmemesiyle, bir süre daha erteledim. aynı zamanda sıkıcı ve bunaltıcı bir iştir. katla dür hurca tık* keşke evin her yeri dolaplarla çevrili olsa da her elime geçeni oralara tıksam.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dereler ve yaylalar şehri. o yüzden coğrafyası şırıl şırıl ve yemyeşil. isviçre köyleri gibi, hatta oradan da güzel yaylalara sahip. şehrin güzelliği ve büyüsü, teleferikle çıkılan boztepe'den bakılınca anlaşılıyor.
devamını gör...

saatlerce topladım, çıkarttım ve çarptım. sonuç toprak çıktı.

ölüm hayatımız için ödediğimiz bedeldir.
devamını gör...

katılmaktan onur duyduğum yardım kampanyasıydı.teşekkürler değerli yazarlar ve rakipsiz kafa sözlük.
devamını gör...

arkeolog. güneşin altında bir mozaik için aylarca iğneyle kuyu kazmak ama sonunda tarihin bir sayfasını daha aydınlatmak. harika bir histir eminim.
devamını gör...

piyanist isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

sözlükte 'bir şeyin göğe doğru olan yanı, yukarısı.' anlamına gelen sözcüktür.

aynı zamanda askeriyede de kullanılan bir sözcüktür. derece yönünden üst anlamına gelir.

örnek olarak yarbay, binbaşının; binbaşı da yüzbaşının üstüdür.
devamını gör...

yahya kemal beyatlı-sessiz gemi.

hababam sınıfı da mı izlemediniz.
devamını gör...

lise kız yurdunda birisi maşrapaya kakasını yapmıştı. üst dönemlerimizden bir kız elinde o b*klu maşrapayla tek tek odaları gezip kimin yaptığını aramıştı.
devamını gör...

jerome david salinger'kitabıdır.

insan gerçekleri tabi ki geç kavrıyor, ama mutlulukla sevinç arasıdaki en belirgin fark mutluluğun katı, sevincin sıvı olmasıdır.
devamını gör...

derin derin nefes alın. 10'a kadar sayın. oksijeni damarlarınızda hissedin. unutmayın: "öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır."
devamını gör...


türk edebiyatı'nın en sevdiğim şairlerinden biri olan karakoç, türk şiirini metafizik bir esasa oturtan şairlerden biri olarak kabul edilir. kendisinin pek sevdiğim şiirlerinden biri olan "balkon" şiirine yaptığım tahlili, başta şiiri paylaşarak aşagıya bırakıyorum. bu vesileyle bana şiiri anlamlandıran, daha çok sevdiren tahlil olayının başkalarına da sevdirmesini temenni ediyorum.

-balkon-

çocuk düşerse ölür çünkü balkon
ölümün cesur körfezidir evlerde
yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların
anneler anneler elleri balkonların demirinde

içimde ve evlerde balkon
bir tabut kadar yer tutar
çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen
şezlongunuza uzanır ölü

gelecek zamanlarda
ölüleri balkonlara gömecekler
insan rahat etmeyecek
öldükten sonra da

bana sormayın böyle nereye
koşa koşa gidiyorum
alnından öpmeye gidiyorum
evleri balkonsuz yapan mimarların


başlıktan da anlaşılacağı üzere incelemiş olduğum şiirin konusu, balkon; teması, modern mimari anlayışın insan üzerindeki etkisidir.

şiiri, sezai karakoç’un şiir anlayışını tanıdığım için bütünden parçaya giderek şiirdeki anlamı ve duyguyu kısa bir tahlille ifade etmeye çalıştım.

şair, ‘’çocuk düşerse ölür.’’ cümlesiyle şiire başlıyor. burada, çocukların bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını anlatıyor. hemen devamında, ‘’çünkü balkon, ölümün cesur körfezidir evlerde’’ diyerek evi, çocuğu tehdit eden unsuru trajik bir gerekçeyle açıklıyor.
‘’yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların’’ cümlesiyle de dilinin varamadığı çocuğun ölümünü, -ölüm ifadesini hiç kullanmadan- ustalıkla anlatıyor.
hemen sonra, ‘’anneler, anneler elleri balkonların demirinde’’ cümlesiyle çocuğun ölümüyle şoka uğramış bir annenin kederini ifade ediyor.
şair, ikinci dörtlüğün hemen başında, ‘’içimde ve evlerde balkon, bir tabut kadar yer tutar.’’ cümleleriyle balkonun onun nezdinde bir tabuttan farksız olduğunu anlatmaya çalışıyor, hemen sonraki,
‘’çamaşırlarınızı asarsanız hazır kefen, şezlongunuza uzanın ölü.’’ cümleleriyle de çamaşırların kurumadan o balkonlarda hazır kefen anlamı taşıdığını ve balkona uzanıp dinlenmenin ise mezara girip ölmekten bir farkının olmadığını anlatmaya çalışıyor.
üçüncü dörtlükte şair, ‘’gelecek zamanlarda, ölüleri balkonlara gömecekler.’’ cümleleriyle karamsarlık
yaratan vurgularla, geleceğin dünyasında ölüleri balkonlara gömeceklerini ve hemen sonra gelen,
‘’insan rahat etmeyecek öldükten sonra da‘’ cümleleriyle de, insanın bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da rahat edemeyeceğini ifade ediyor.
son dörtlükte şair, ‘’bana sormayın böyle nereye, koşa koşa gidiyorum. alnından öpmeye gidiyorum, evleri balkonsuz yapan mimarları.’’ diyerek bütün bu olumsuzluğu yok etmenin evleri balkonsuz inşa etmekten geçtiğini, felaketin böyle biteceğini, bunu yapacak olan mimarların ise kutlanması gerektiğini ifade
ederek şiiri noktalıyor.
devamını gör...

şenol güneş bu demek işte arkadaşlar...

şu maç bu denli hareketli ve heyecanlı geçtiyse şayet, bunda en büyük pay şenol güneş'e aittir.

yıllardır bakıyorum çalıştırdığı takımlara; trabzonspor, bursaspor, beşiktaş...
hepsi bu oyunla zirveye göz kırptı. şampiyon olan, olamayan...
şu oynanan coşkulu futbol asla değişmedi...

taraflı tarafsız, izledik ve keyif aldık mı bu maçtan?
yegane sebebi şenol güneş'tir.

tebrikler şenol güneş.. tebrikler beşiktaş...
ve taraftarlar...
gurur duydum bu akşam sizlerle...
takımınız belki şampiyon olamayacak ama çıktınız, krallar gibi destek verdiniz.
helal olsun bu galibiyet sizlere.
devamını gör...

alman aktris ve modeldir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
birçok filmde rol alan ama üne 1979 yapımı tess filmi ile kavuşan oyuncu bu filmde dünyanın en tartışmalı yönetmenlerinden biri olan roman polanski ile çalışmıştır. bu filmdeki muhteşem oyunculuğu altın kürede bir adaylık ve bir de ödül kazanmıştır.

1984 yapımı paris, texas filminde de harika bir oyunculuk sergilemiştir. oynadığı bir çok filmde çok iyi performanslar gösterip babasının yüzünü kara çıkarmamıştır. çünkü babası büyük alman oyuncu klaus kinski’dir, yani werner herzog’un belalısı.

benim için asıl büyük nastassja kinski hayranlığının başlaması ise 1983 yapımı exposed filmidir. bu konuda çok iddialıyım. hiçbir oyuncu nastassja kinski’nin o filmde olduğu kadar güzel, o kadar çekici, o kadar büyüleyici olamaz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
filmi izleyişim ergenlik dönemlerime denk geldiği için değil gerçekten derin bir etkilenme hali idi bu. çünkü filmi daha sonra tekrar izlediğimde de yine aynı şekilde hayran kaldım nastassja kinski’ye.

eğer bir gün tekrar filmi izler ve aynı büyük hayranlığı duyarsam nastassja kinski’ye olan aşkımı ilan eden bir tanım yazacağım.
devamını gör...

kanlı kontes lakabıyla bilinen macar seri katildir. kocasının ölümünden sonra psikolojisi bozulmuş ve büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. at gibi hayvanların katledildiği ayinlere de gidermiş hatta.
işte her şey bunlardan sonra başlıyor.

40 yaşına gelince güzelliğinin kaybolduğunu düşünen elizabeth, bir gün hizmetçisinin saçını tararken canını acıtması üzerine bir tokat atmış, tokadı öyle sert atmış ki kızın yüzünden süzülen kan elizabeth’in eline bulaşmış. sonra elini bulaştığı kanın kendisini güzelleştirdiğini zannetmiş, kızın güzelliğinin de gittiğini sözde fark etmiş. ardından psikopat kadın uşağına emir vererek kızın bütün kanını küvete doldurtmuş ve o kanla banyo yapmıştır.

psikopat manyak kadın iyice yoldan çıkarak 612 bakire kızı toplamış ve kafeste işkence çektirmiş. işkence esnasında kafesten süzülen kanlarla da duş almış. e tabi yaptıkları yanına kar mı kalacaktı? suçunun olduğu anlaşılınca da kendisini hücreye kaparmışlar ve o hücrede de can vermiş. kendisine daha önceden de şizofreni tanısı konulmuştur.

yalnız bu tür katillerin mutlaka çocuklukta yaşadığı belli sıkıntılar vardır. kanlı kontes annesiz babasız olunca amcasının yanında büyümek zorunda kalmıştır. amcası ve yengesi de son derece işkenceyi seven psikopat insanlarmış. kontes’te de küçük yaşlarda çoklu kişilik bozukluğu oluşmuş yaşadıklarından etkilenerek. ama bu onun masum olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

başlığı niye açılmadı bu zamana kadar hayret ettim doğrusu.

hayatı tam olarak şöyledir. okumak isteyenlere viki amcadan alıntı yapalım.


macaristan krallığı’nın en ünlü soylu ailelerinden biri olan báthory ailesinden gelen kontes elizabeth báthory ve kızı celile, tarihin en kötü şöhretli kadınları listesinde kuşkusuz ilk sıralarda yer alıyorlar. báthory, 54 yıllık yaşamı boyunca işlediği korkunç cinayetler nedeniyle de dünyanın en ünlü kadın seri katili unvanını taşıyor. 15 yaşındayken evlendirildiği kocası ferenc nádasdy’nin ölümünden sonra suç ortağı hizmetçileriyle birlikte yüzlerce (söylentiye göre 650) genç kızın işkence edilerek öldürülmesinden sorumlu tutulan báthory, ömrünün kalan 4 yılını kendi şatosu olan csejte’de küçük bir odaya hapsolmuş bir şekilde geçirdi. cinayetleri bizzat işlettiği yardımcıları korkunç cezalar alırken báthory bir soylu olduğu için ne yargı önüne çıkartılmış ne de söz konusu suçlardan hüküm giymiştir. öte yandan csejte şatosu'nda kapısı tuğlalara örülen bir odada unutulmaya terk edilen kontesin adını anmak bile yasaklanmıştır. báthory’nin gençliğini koruyabilmek amacıyla bakire kızların kanlarıyla banyo yaptığı söylentileri onun uzak bir akrabası sayılabilecek eflak prensi vlad tepeş gibi bir vampir olduğuna inanılmasına yol açmıştır. macarca ismiyle erzsébeth báthory, 1560 yılında doğdu ve çocukluğunu ecsed şatosu'nda geçirdi. macaristan’ın osmanlılar ve avusturyalılarla gerçekleştirdiği savaşların yaşandığı bu dönemde báthory latince, almanca ve yunanca dillerini iyi derecede bilen bir protestan genç kız olarak yetiştirilmişti. acımasızlığıyla şöhret kazanan kuzeni transilvanya prensi stephen gibi elizabeth de çocukluğundan itibaren ani öfke nöbetleri geçirmekteydi. araştırmacılar bunun aileden gelen genetik bir bozukluk olduğuna ve báthory’nin epilepsi hastası olma ihtimaline inanıyor. günümüzdeki tarih uzmanları ve psikiyatrlar báthory’nin aynı zamanda cinsel kimlik bozukluğuna da sahip olduğunu belirtiyorlar. henüz 14 yaşındayken hamile kalan elizabeth, söylenene göre kadın ya da erkek istediği herkesle birlikte olabilmekteydi. öte yandan báthory’nin kimi akrabalarının da sicili pek parlak değildi. halasının lezbiyen bir cadı, amcasının şeytana tapan bir simyacı ve erkek kardeşinin ise birlikte yalnız kalınmaktan korkulan bir cinsi sapık olarak tanınması báthory’nin çevresinde öyküneceği yeterince kötü örnek olduğunu göstermektedir. öte yandan çocukluğundan beri elizabeth’le ilgilenen bakıcısının da kara büyüyle uğraştığı bilindiğine ve ayinlerinde küçük çocukları kurban etmekten çekinmemesi bilindiğini eklersek, báthory’nin bu durumda bir seri katile dönüşmesi öngörülebilir. elizabeth, evlendikten sonra kocasının evlilik hediyesi olan csejte şatosu'na yerleşti. şato etrafındaki birbirine bitişik 17 köy ve tarım arazileriyle çevriliydi ve küçük karpat dağları'nın kayalıkları üzerinde yükseliyordu. kocasının sürekli savaşta ve evden uzakta oluşu báthory’i ticari ve politik konularla ilgilenmek zorunda bırakmıştı. tarihçilere göre báthory bu konuda da oldukça başarılıydı. öte yandan báthory güzelliğiyle övünmek, aynalar karşısında zaman geçirmek ve günde neredeyse beş defa kıyafet değiştirmekten de geri kalmıyordu. báthory’nin babasından ve kocasından öğrendiği acımasızlığı, sarayındaki hizmetçilere göstermesi ise en sıradan uğraşıydı. yaşlanmaya başladığını düşündüğü andan itibaren cildini yenileyebilmek için kendini farklı büyülerle uğraşmaya verdiği de biliniyor. öte yandan báthory’nin bölgedeki savaşta çaresiz kadınların koruyuculuğunu üstelendiği söylentileri de var. örneğin báthory, kocası osmanlıların eline esir düşen bir kadın ya da kızı tecavüze uğrayıp hamile bırakılan bir kadın için politik hünerlerini sergilemekten çekinmemişti. diğer yandan şatosunun bir bölümünde istemeden hamile kadınların çocuklarının düşürüldüğü de biliniyor. báthory bunları kuşkusuz daha fazla genç kızı öldürebilmek için yaptığı düşünülüyor. önceleri sadece köylü kızlarını katlederken kocasının ölümünden sonra artan kan arzusu bu seri katilin soyluların kızlarına da göz dikmesini sağlıyor. böylece görgü ve terbiye öğrenmeleri için sarayına kabul ettiği kızların tamamı sırra kadem basıyor. öte yandan bölgedeki kız kaçırma olayları da artıyor. saray çevresindeki dedikodular ayyuka çıktığında kralın emriyle görevlendirilen györgy thurzó şatoya incelemeye geliyor ve yaklaşık 300 kişilik bir tanık ordusu dinlendikten sonra korkunç gerçekle yüzleşiyor. kralın bathroy’nin kocasına olan borcu nedeniyle eyleme geçtiği ve böylece báthory’den kurtulmak istediği de bir başka korkunç gerçekti. bugüne dek elizabeth’in suçsuzluğunu savunanlar krallık tarafından gerçekleştirilen bir komploya kurban gittiği ve bir protestan olmanın cezasını çektiğini öne sürüyor. elizabeth báthory, özellikle kocasının ölümünün ardından işkence yöntemlerini giderek artırmıştı. psikologlar báthory’nin yaşlandıkça artan akıl hastalığının bu dönemde iyice kötüleştiğini iddia ediyorlar. iyi ödeme vaatleriyle kandırılan ya da kaçırılan genç kızlar mahzene kapatılıyor ve bedenleri tanınmaz hale gelene dek dövülüyor, sonra da yakılıyor ya da parçalanıyordu. kurbanların ölesiye dövüldüğü, açlığa terk edildiği, canlı olarak yakıldığı, iğnelerle işkenceye uğradığı, kışın dışarıda üzerlerine su dökülerek donmaya bırakıldığı, yüzlerinin, kollarının ve cinsel organlarının ısırıldığı ve cinsel anlamda tacize uğradıkları da biliniyor. báthory’nin bu korkunç işkencelerini 1585 yılından 1610’a kadar sahip olduğu tüm şatolarda gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştır. 650 kişilik kurban sayısına báthory’nin hâlâ hükümet arşivlerinde saklı olduğuna inanılan günlük ve mektuplarından ulaşılmıştır. báthory, bir seri katil olarak çok da becerikli sayılmazdı, bir asil olmasının avantajlarını sonuna kadar kullanmış fakat işlediği cinayetlerin üzerini örtmek konusunda da yeterince titiz davranmamıştır. tüm bu imtiyaz ona sadece mahkeme aşamasında yaramıştır, yargılanmadan doğruca kendi şatosunda müebbet hapse konulmuştur. öte yandan kralın báthory'e borcunu ödemesine gerek kalmadığı hükmüne de varılmıştır. báthory, csejte şatosu'nda ölü bulunduğunda odasında el sürülmemiş pek çok kap yemek bulunuyordu, bu nedenle tam ölüm tarihi bilinemiyor. önce csejte kilisesinin bahçesine gömülen cesedi csejteli köylülerin ayaklanması sonucu ecsed’deki bathory aile kabristanına defnedilmek üzere buradan taşınmıştır. kontes elizabeth báthory denince aklımıza gelen kan banyosunun bu efsaneye sonradan eklendiğini de belirtelim. báthory aleyhine ifade veren tanıklardan hiçbiri bir kan banyosundan söz etmediği ve bunun sadece transilvanya vampir inanışıyla alakalı olarak uydurulmuş olduğu bilinmektedir. báthory’nin hikâyesi farklı perspektifler ya da kurgusal olaylar içeren pek çok filme de konu olmasının yanı sıra sulandırılarak “kontes dracula” ve benzeri filmlerin yapılmasına da esin kaynağı olmuştur.
devamını gör...

kurs geneli yazılı sınavda birinci olmak, kursta adının yayılması, uygulama sınavı öncesi kurs içi uygulamada yine birinci olmak, adının senden önce gitmesi, uygulama sınavı öncesi son virajda "ulan ben öss çocuğuyum ya kaydırma yaparsam" düşüncesi, "saçmalama buyucu, sınav uygulamalı olacak kaydırma yapamazsın" diye kendini teselli etmek, sınav heyetindeki kurs hocasının beni görünce diğerlerine hitaben "hocam arkanıza yaslanın buyucu sizi götürsün. kurs birincimiz kendisi" deyip iyice gazlaması, adamlarin 5dk sigara içip hadi başlayalım diye ilk soruyu sorması, benim kaput kapağını açamamam, yan arabadan başka eğitmenin gelmesi ve onun da açamaması, silecek suyu nereye koyuluyor sorusunu da bilememem, üstüne üstlük bu mu diye sınav heyetine sormam, "ben bilmem, ben sana soruyorum sen söyle" demesi, "e iyi bari bu olsun o zaman" demem, adamların hasbinallah söylentileri arasında 5 soruda 3 doğru cevapla direksiyona oturup o gerginlikle kış günü şarıl şarıl terlemem, tişörtümü çıkarmak için emniyet kemeriyle boğuşmam falan...

sürücü belgem o yüzden cüzdanımda ikinci bir kimlik olarak duruyor. eskidi artık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim