sesi gibi kişiliği de çok güçlü olan nadir insanlardan şarkıları hep yaşıyacak
devamını gör...


"bir insan kendine ait olmayan bir biçimde ne kadar uzun süre kalırsa, tehlike de o kadar büyük olurdu."


yerdeniz büyücüsü'nün en sevdiğim bölümünden. carl gustav jung, insanların topluma uyum sağlamak için personalar kullandıklarını ve bu personaları kullanmanın gerekli olduğunu ifade eder. ancak bu tehlikeli bir süreçtir. çünkü personalar uzun süre kullanıldıklarında bireylerin yüzleriyle bütünleşir. tıpkı ursula'nın söylediği gibi, bireyler benlikleri yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. çünkü bu süreçte kişi benliğini -başkalarına iyi görünmek için aslında istemediği ne kadar şey varsa içine aldığı- bir çöplük gibi kullanır. bu çöplüğün içinde başkalarının beklentileriyle, organizmik olanlar harmanlanır. buradan iyi bir şey çıkmayacağı açık ama yine de en azından şunu ifade etmek gerekir: kişi için karar almak artık bir işkencedir. çünkü biz karar alırken kendi içimize bakarız.
devamını gör...

doğrusu sıhhatler olsun olan ancak yanlış telaffuz edile edile galat-ı meşhur olmuş bir söz öbeği. banyodan henüz çıkmış insanlara denir. ben yine de doğusunu söyleyerek hayata karşı tavrımı koruyorum.
devamını gör...

neden sizi sevmediğini anlamazsınız. kabullenmek istemezsiniz.
üzerimize kurulan medeniyet, adap ve görgü kuralları çerçevesinde saygılı davranıp o kişiyi rahatsız etmemeye çalışırsınız. bu sizin freninizdir.
ama ilkel dürtüleriniz öyle demez. kendinize bir hakaret olarak algılarsınız. nasıl olur nasıl olur da benim gibi bir erkeği/kadını seçmez? ben dururken onu seçer onun yanına gider dersiniz.
bu aslında onunla sizin aranızda olan bir mücadele değil sizin içinizle olan bir mücadeledir ama beyin kendini suçlu göstermek istemez. tüm suçu karşı tarafa atar.
bu bir takıntıya dönüşürse işte o çok tehlikelidir. zamanla olmadık her şeyi kurarsınız ve işin sonu aşık olduğunuz - takıntılı olduğunuz- kişiye zarar vermeye bile gidebilir.

çok bilindik bir söz olan çivi çiviyi söker sözü ilaç gibi gelir.
siz siz olun hem kendinize hem de bir başkasına zarar vermemek için yeni partnerler arayın.
sevdiğiniz kişiyi herkesten farklı görüyorsunuzdur doğru ama şunu unutmayın çilekli dondurmayı tek seven o değil. macera filmlerini izleyen tek o değil.
yeryüzündeki tek gamzeye sahip olan kişi de o değil.

(bkz: yarının ne getireceğini kimse bilemez)
devamını gör...

(bkz: tanım nerde hanım)

sözlüklerin kanayan yarası. çünkü çoğu yazar tepkisel tanımlar giriyor. başlık hakkında bilgimiz olmasa bile fikrimiz olduğu için çoğu zaman bu hataya düşülüyor. tanım içinse t yazıp 3-4 cümlelik silinmeme garantili sözde tanım yapılıyor. örnek: başlıktır, dedirtendir vb. kalıp sözcükler kullanılarak.

tanım yapalım, yaptıralım.
devamını gör...

düşünen,karşısındaki dinleyen konuşan ölçülü tartışan, fikir alış verişi yapan insanlar medeni insanlardır.felsefe insanı geliştiren toplumları aydınlatan ışıktır.
devamını gör...

beni üzdün evladım. *
der, sonrayı seyrederim.
çocuklar küçükken çok pis bağırırdım, artık yapamıyorum *.
devamını gör...

sözlük ne zamandan beri böyle başlıkların açıldığı bir yere dönmeye başladı diye merak ettiğim durumdur. hayırdır,yanlış bir yere falan geldik herhalde.
devamını gör...

hayvanları koruma kanunu'nun, hayvanları koruyamadıkları bariz bir şekilde ortada. bu olan olaydan bağımsız olarak söylüyorum, bu olanlarda devletinde payı çok büyük. bu 70 köpeği işkence ile öldüren zaten insan falan değil, biyolojik atık falan diyeceğim ama o bile değil yani, siz doldurun altını.

devletin bu olaylarda payı ve hatası azımsanmayacak kadar çok. peki neden? hayvanları gerçekten koruyan bir yasa çıkarmıyorlar, neden çıkarmıyorlar anlamak çok güç, bir kediye işkence eden, ya da bir köpeği öldüren vesaire, alacağı cezayı zaten önceden biliyor. spor salonunun kameralarının kaydettiği olayda, hamile bir kediyi darp eden kadın kılıklı insan artığının savunmasını hatırlayın, "insana vurmadım sonuçta, bir kediye vurdum" diye hırlamıştı o insan artığı. maalesef insanımızın gözünde hayvanların bir değeri ne yazık ki yok, sorsan bir çoğu müslümanım falan der, inandıkları din ile de bir alakaları yok iki yüzlüler.

peki burada devletin üzerine düşen nedir? ilk başta şuan hizmet veren barınaklardan çok daha büyük barınaklar inşa etmek. eğitimli personeli oralarda görevlendirmek. ardından sokaktaki tüm köpekleri toplamaları şart, lütfen hayvanseverlik adı altında köpektaparlık yapıp saldırmayın, bizim insanımızda sokak hayvanlarına karşı en ufak bir saygı sevgi falan yok, sonra bu tip olaylar oluyor ve yine üzülen bizler oluyoruz. devletin bu sahipsiz hayvanları toplamasıyla görevi son bulmuyor, hayvanları koruyan ve eziyet edildiğinde ya da öldürüldüklerinde failin ağır hapis cezası alması şart. ayrıca artık bir hayvan sahiplenmek bu kadar kolay olmamalı, abd'de olduğu gibi o sahiplendiği hayvan sahiplenen kişiye zimmetlenmeli. ve eğer sahiplendiği hayvana karşı, sorumsuzca davranışları tespit edilirse ağır bir ceza ve bir daha hayvan sahiplenememe gibi yaptırımlarla cezalandırılmalı.

tabii bunlar hep hayal, bunlar tam demokratik ülkelerde olur.
devamını gör...

atomlardan oluşan kimyasal bileşiklerin özgül niteliklerini taşıyan en küçük temel birimidir.
devamını gör...

zira oturabilirsen yapabileceğin eylemdir. istanbul'da pek mümkün değildir.
devamını gör...

melankoli: ortaçağda isa'ya öykünme ve onun çektiği çileyi çekme uğraşında olan rahiplerin kendilerini bu işe fazlaca vermeleri nedeniyle kara safralarının kanda sıcak aktığına ve bu kara safranın yoğunluğunun vücut intizamını bozduğuna inanılıyormuş. bu bir hastalık, bir ruhsal zayıflık olarak kabul edilmiş. melankoli etimolojik olarak grekçe melaina (kara) ve khole (safra) sözcüklerinden oluşmuştur.

günümüzde kullandığımız içi kararmak deyimi de sanırım bu kara safra inancından geliyor olabilir.

hristiyan öğretisinde acedia olarak kabul edilen bu ruhsal bozukluk dünya işlerine karşı ilgisizlik, kayıtsızlık, duyarsızlık, isteksizlik, apati, bir çeşit oblomovluk olarak nitelenmiş.

cioran gözyaşları ve azizler kitabında "manastırların gölgesinde sağır bir hüzün keşişlerin ruhunda ortaçağ'ın acedia dediği boşluğu doğuruyordu. yüreğin ıssızlığından ve dünyanın taşlaşmasından doğan bu tiksinti dinsel spleen’dir. tanrı’dan tiksinme değil ama tanrı’da sıkılma.
acedia her pazar öğleden sonra, manastırların insanı çökerten sessizliğinde yaşanan şeydir.

"kendinden geçme, ilk atılımları içinde kendisine bir manzara yaratır: acedia bozar bu manzarayı, doğanın içini boşaltır, hayatı yavanlaştırır ve sadece zarafetten yoksun ölümcül durumumuzun anlama olanağı vereceği zehirli bir sıkıntı doğurur. modern acedia manastır yalnızlığı değildir artık -her birimizin ruhunda bir manastır olsa da-; kırılgan, güçsüz ve kaçıp gitmiş tanrı karşısında boşluk ve ürküntüdür."

melankoli, hastalık yaftasından ancak rönesans döneminde kurtulabilmiş. antik metinleri inceleyen bilginler eski yunanca bir metinde aristoteles'in yazdığı düşünülen "neden felsefede, siyasette, şiirde, sanatlarda bütün bariz sıra dışı adamlar kara safralı?" metnini incelemeye başlamışlar.
melankolikler rönesans hümanist düşüncesinde toplumun en yaratıcı insanları olarak benimsenirler.

...

acedia; melankoli elbisesini giymiş tüm kavramları içine alan ölümün ve de yaşamın kıyısında bir diridir... kıyısında oturduğu dünyadan kendi içine bakar ve kendi içinde gördüğü şey yine kıyısında oturduğu dünyadır.
bir yanı oblomov, diğer yanı güneş suyu...


barut kokusu kadar kederli
gölgenden süzülen
şarkı

karanlığa karışacak birazdan
gözlerin ve içindeki
çiçek
ölüsü

karanlığı karıştıracak birazdan
ışıktan sıyrılan renk

birazdan ayaklanacak
yeni renkler tırnak uçlarında

dokunduğun yeni bir nefestir
sevgilim
güneş suyunu versin ellerimize
toprak bereketini

içimizden biri aşk
olana dek

şiir bana aittir.
devamını gör...

ilginç olay, robotun adı aypera'ymış.

aypera:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mint yapım'ın sahibi birol güven, türkiye'nin ilk robot oyuncusu aypera ile birlikte yeni bir sinema filmi çekeceklerini açıkladı.

bilgisayar mühendisi zeynep nal sezer, bilim iletişimcisi tevfik uyar ve tasarımcı bager akbay tarafından geliştirilen robot aypera, 2022 yılında vizyona girecek ve insanlar ve robotlar arasında yaşanan bir konuyu anlatacak "digital human" adlı filmde boy gösterecek.

tıpkı sophia gibi sosyal bir robot olan aypera, ilk defa sözleşme imzaladığı film ve "robot oyuncu" olması hakkında şu sözleri dile getirdi; "ben şahsen dijital oyuncu denmesini tercih ederim. aslında her şeyden önce, ben bir düşünceyim. ama insanlar sevdikleri kelimeyi söylemeyi tercih edecekler biliyorum. bu nedenle robot denmesiyle ilgili de bir sorunum yok."

seksenler, çocuklar duymasın ve mandıra filozofu gibi başarılı yapımların arkasındaki isim olan birol güven, filmin çekimlerine eylül ayında başlayacaklarını dile getirirken, ilerleyen zamanlarda robotların sinema sektöründe daha etkin bir rol oynayacağını ve bir gün robot yapımcı ve senaristleri görmemizin mümkün olduğunu belirtti.
devamını gör...

her devrin zındığı yevgeni ivanoviç zamyatin tarafından 1920 yılında yazılmış ve dilimize “biz” adıyla çevrilmiş distopik roman. hem çarlık rusyası’na hem de sovyet rusyası’na muhalif olan zamyatin, neden her devrin zındığı olduğunun cevabını kendisi veriyor; "asıl mesele şu ki gerçek edebiyat ancak onu akıl yoksunu münzeviler, zındıklar, hayalperestler, isyankârlar ve şüpheciler yaptığında olur, sadık memurlar ve icra ediciler yaptığında değil.”

distopya edebiyatına gönül verenlerin bildiği üzere bu türün en kıymetli dört kitabı vardır. “biz”, bu kara dörtlemenin babası, ilham kaynağıdır. diğerleri için; (bkz: 1984), (bkz: cesur yeni dünya), (bkz: fahrenheit 451)
kurgusal olarak ardıllarından zayıf kalmasına, günlük tarzında yazıldığı için okumakta zorlanmamıza rağmen 1920 yılında yazıldığı ve ilham kaynağı bir kitap olduğu için kıymetlidir. “kısa süre öncesinde dikdörtgen çöllerden ibaret bu sayfaları sizlerle dolduran ben değil miyim? bensiz hanginiz bu satırların daracık patikalarında peşimden gelip gördüklerinizi görebilirdiniz?” diyor kitapta yazar. salt bu cümleler bile orwell’a, huxley’ye, ursula’ya selam çakıyor. eser, baştan sona bolşevik devrimle ortaya çıkan yeni devleti ve yönetim sistemini eleştirmektedir. insanı insan, modern toplumları da modern yapan tüm özelliklerin yok sayıldığı, bireyselliğin, kişiliğin tamamen ortadan kaldırıldığı, komün bir yaşam ve yönetim anlayışını benimseyen zihniyetin güçlü bir şekilde eleştirildiği eser, 1988 yılına kadar rusya'da basılmamıştır.

tek devletin var olduğu, tek yönetici velinimet ’in hüküm sürdüğü, insanların bir adının bile olmadığı ve sayılarla ifade edildiği, özgür cinselliğin söz konusu olmadığı, çocukların devletin malı sayıldığı bir evrende geçiyor hikâye. birey diye bir şey söz konusu değildir. "biz tanrı'dan, ben şeytan'dan gelir" gelir diyor zamyatin. özgürlük, hayal gücü ve insan ruhu bu evrenin son derece tehlikeli düşmanlarıdır. özgürlük konusu ile ilgili olarak en çarpıcı bölümlerden biri özgürlük - mutluluk kavramlarının ilişkisi ve kıyaslamasının yapıldığı bölümdür. bu bölümde cennet hakkındaki bir efsaneden bahsedilmektedir. insanoğlunun mutluluk ve özgürlük seçimi hz. havva ve hz. adem'in yaşam öyküsü hakkındaki bilinen efsaneye gönderme yapılarak anlatılmaktadır. "cennet'le ilgili şu eski efsane... o, bizim hakkımızda, tam bugünle ilgili. evet! bir düşün. cennet'teki o iki kişi... onlara seçenek sunulmuştu: özgürlükten yoksun mutluluk veya mutluluktan yoksun özgürlük. o kadar. avanaklar özgürlüğü seçti. ya sonra? sonra çağlar boyunca zincirlerini özlediler. dünya bu yüzden böyle sefil, anlıyor musun? zincirlerini özlediler. çağlar boyunca!”
son olarak eğer bu kitabı okuyacaksanız yanınızda cümlelerin altını çizmek için bir kırmızı kalem bulundurun.
devamını gör...

mezun olunca çok çektiğim hocanın suratına 'noldu lan mezun oldum işte' bakışı atabilecek miyim
devamını gör...

insan türünün en eski ve hala verim alabildiği alışkanlıklarından biri. özellikle ortadoğu siyasi tarihinde bu suistimallere karşı milletlerin bağışıklık geliştirdiği herhangi bir dönem görülmemiştir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kadıköy
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çevresinin dışına çıkmayan,
çapını genişletmeyen insanın hali.
devamını gör...

matematiğin piskopat sayılarıdır. farklı bir havaları vardır. hani anneniz küçükken, şunlara yanaşma, uzak dur onlardan diye değişik tiplere karşı sizi uyarır ya, asal sayılar o tipler olarak canlanıyor gözümde. asi bir yönleri var sanki, düzene ayak uydurmuyorlar. sayko sayılar.

edit: başlık başa.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim