kesinlikle gelmesin; zira kötüye kullanan çok olur, bazılarının eksi almaya takıntısı olur, bu da ters etki yapar, yazmayı köreltebilir.
devamını gör...

italyanca bilen arkadaş söylemişti. filmin orijinal adı olan il buono, il brutto, il cattivo da:
il buono=iyi
il brutto=çirkin
il cattivo=kötü

bu durumda ingilizcesi de the good, the ugly and the bad olmalı ama nedense "the good, the bad and the ugly" olarak çevrilmiş, belki kulağa bu şekilde daha iyi geldiği için veya başka bir nedeni var bilemedim. olması gereken the good, the ugly and the bad kulağa o kadar hoş gelmiyor gibi veya bana öyle geliyor.
devamını gör...

sakın radyonuzun ayarlarıyla oynamayın sevgili dinleyenler!
birazdan kafa sözlük çocuk korosu harika şarkısıyla yeniden sizlerle olacak!
kaçıranlar, yeniden dinlemek isteyenler için hizmet ayağınıza geldi!
devamını gör...

erdoğan’ın köprüleri emine hanımın bileziklerini satarak yaptığını öğrendiğim başlık. yandaş firmalara milyar dolarlık geçiş garantisi ile yaptırmamışlar mıydı? hani tutturulamadığı için her ay cebimizden geçmediğimiz halde milyon dolar alan geçiş garantisi var ya bildin mi onu? heh aferin sana güzel tip.
edit: sanırım arkadaşımız ironi yapıyormuş. kusura bakmasın. malum kitlenin eğitim seviyesini düşününce ironi mi yapıyorlar yoksa ciddiler mi kestiremiyorum.
devamını gör...

kemal sunal'ın korkusuz korkak filminde kiralık katiline verdiği talimat :
" kapalı havada öldürme, cemaat ıslanıp arkamdan küfür etmesin".
devamını gör...

ince dudaklar.

ince dudaklı olup tehlikeli olmayan masum bir kadına hayatımda hiç denk gelmedim.
devamını gör...

delinin biri bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz konulu kitap...

insanların uyuma saatlerini de bir çok konu gibi* vücuden, zihnen ve kalben, kendi bünyesinin belirlemesi kanaatindeyim.
hayatımızın bazı dönemlerinde az, bazı dönemlerinde ise çok uyuyabiliyor olmamız, doğrudan bünyemizin bize mesajıdır: senin uykuya ihtiyacın var. uyu ki salgıladığım ağrı kesiciler ve antidepresanlar seni iyileşirsin... bunu anlamak adına müneccim olmaya gerek var mı? hayır elbette ki yok. sadece erdal demirkıran olmamanız yeterli...

kendisi dilerse, 2 saat dilerse 18 saat uyuyabilir. insanları tercihleriyle aptal yerine koymak, dava açılası bir eylemdir...

aynı yazarın yerim seni öss adlı bir kitabı daha vardır ki: x dersanesi sponsorlu... kitapla bir de zihni uçuran şeker veriliyordu.. hiçbir hocamız da kalkıp sponsoru oldukları kitabın şekerinin, bi'naneye yaramadığını, bunun sadece güruhları harekete geçiren satın alma eyleminden başka bir aptallık olmadığını dillendiremedi... dedikleri tek şey kitapla alakası yok, sınavdan yarım saat evvel reçel yerseniz de zihniniz coşacaktır oldu.. o hocamızı kovdular...
şimdi fark ettim de aptal olan hocamız değilmiş...
devamını gör...

holley be. faz 3 sonuclari aciklanamayan asiyi vucudumuza sokmak icin randevu alip siraya girecegiz. turkiye saglik alaninda bir devrime daha imza atti tersine evrim is loading..
devamını gör...

kendi seçiyor bir de haspam..
devamını gör...

bir şey kız gibi yapılıyorsa çok iyi yapılıyor demektir.
devamını gör...

canlarım hepinize iyi tatiller.
devamını gör...

üretmektir.

sizi canlı ve mutlu hissettirecek bir üretim yolu bulmak gerekiyor. üreten insan bununla tatmin olur ve gerisine çok takılmaz.

aileler yeteneklerimizi keşfetmek için ortam sağlamıyor veya fazla itiyor, biliyorum gençler. yine de yeteneğinizi ve sevdiklerinizi belirlemeye çalışın. bir gün elbet bulacaksınız.
devamını gör...

'sen yanmazsan ben yanmazsam biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa ' demiş nazım.

haa, kimse yanmasın, insanlık olması gerektiği gibi kardeşce yaşasın, ama bu çoğu kez mümkün olmuyor maalesef.

birileri düşünmeli ve konuşmalı arkadaşlar, ama bu birileri hep başkaları oluyor nedense.
peki normal mi bu durum , o konuşan, haksızlık karşısında, yanlış karşısında cesurca fikrini söyleyen kişinin hayatı, sorumlulukları, geleceği, sizinkinden daha mı değersiz ?

ya da şöyle bakarsak yanlış mı olur ,
bana göre herşeyi göze alıp, iyilik güzellik eşitlik özgürlük için fikrini açıkça söyleyen kişi, 'silivri soğuktur ' esprisini şiar edinmiş kişiye 10 basar.
ınandığı doğrunun peşinde mücadele eden kişidir o, diğeri gibi oturup ne ayranım dökülsün muhabbetini gütmeyen kişidir.
sizce hangisi daha anlamlı ve kıymetli ?
hakaret etmeden, yalan yanlış bilgi vermeden, önemli haber ve gelişmelerde kaynak vererek yazmak konuşmak çok da zor değil, hatta toplumsal bir gelişim, daha iyi, daha güzel, daha özgür, daha insanca yaşama sahip olmak için, demokratik rejimlerde durum değerlendirmesi yapıp , bunu seni yönetme görevine talip olmuş siyasi erge göstermek, duyurmak, hissettirmek de bana göre sadece benim senin değil, bu topraklarda insanca yaşam isteyen her vatandaşın görevi.
sen konuşmaz, ben konuşmazsam, değerli yöneticilerimiz nasıl görecek anlayacak yanlışlarını ?

haa, burada bilerek bir silah verdim okuyana , 'demokratik rejimlerde' dedim yukarıda,

bunu okuyan bazı yazarlar,
' ülkede demokrasi mi kaldı ' diye düşünüyor olabilirler,

demokrasi, kağıt üzerinde dökümü yapılmış bir yönetim anlayışıdır.
ancak önemli olan kâğıtta ne yazdığı değil, bireyin gerçekte ne yaşadığıdır.
bunun da sağlanması bazen ve genellikle toplumun gösterdiği tepkide gizlidir. yönetimler bu tepkilere göre izledikleri yolu dizayn ederler.
bu açıdan konuşmak, fikrini uygun zemin ve şekilde ortaya koymak aslında her vatandaşın bir görevidir.
devamını gör...

izlediğim en acıklı filmlerden biriydi, hep derim duygusal anime > duygusal film. duyguyu daha iyi verdiklerini düşünüyorum.
hayatınızda bir kere bile olsa küçük kardeşinize karşı bir çaresizlik içinde olduysanız film sizi daha bir sarsacak.
izlerken neden bunu kendime yapıyorum dedim.
savaşın ne kadar lanet bi şey olduğunu size çok güzel anlatıyor, küçük bir çocuğun olayları nasıl yorumladığını görüyorsunuz.*
ah setsuko benim ay suratlı miniğim, tek istediği biraz sashimi biraz da meyve şekeriydi.
izlemekte çok geç kalmışım dediğim ve tekrar tekrar izleyeceğim bir film oldu.
başına oturmadan önce yanınıza peçete almayı unutmayın.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


seita yiyecek aramaya gittiğinde setsuko'nun kendi kendine saatlerce oyalanması, göldeki yansımasıyla taş kağıt makas oynaması.. filmin içine girip onu sarıp sarmalamak istiyorsunuz.
devamını gör...

'neoplastik' bir hastalıktır.

meşhur 'hallmarks of cancer' makalesi, "they acquire a succession of hallmark capabilities" olarak tanımlar kanser hücresini. hallmark, karakteristik özellik. her kanser türünde olan özellikler. testisinden khdak'ına (akciğer), glioblastomasından (beyin) lenfoblastik lösemisine (kan) kadar (attım hepsini. böyle değildir muhtemelen).

2000 makalesine göre 6 olan hallmark özellikler 2011 makalesiyle 10'a çıktı. ilk 6 özellik şu şekilde
1. proliferatif sinyalizasyonun sürdürülmesi: hücre bölünmesi, sağlıklı dokuda çok katı bir şekilde kontrol edilir. dış uyarana (ligand) bağlı olmakla birlikte iç mekanizmalar da bu konuda büyük rol oynar (dna hasar tamiri gibi). kanser hücresinde dış uyarana ihtiyaç yoktur. normalde uyaran varlığında hücre yüzeyindeki reseptörler bu uyarana bağlanır, reseptörler hücre içine sinyal verir (off durumundan on duruma geçer), sistem bu şekilde işler. kanser hücresinde reseptor off durumda olmaz. uyaranın yokluğunda bile içeri sürekli büyüme ve bölünme sinyali verir. bu yüzden growth factorlere karşı gereksinim duymaz.
2. growth suppresorlerden kaçış mekanizması: vücut baktı ki anormal bir büyüme var, ama ortada büyüme sinyali yok. hemen "büyüme artık, yeter, dur" moleküllerini yollar ortama. normal bir hücre bu sinyalleri alsa duracaktır, ama kanser hücresinde ya bu sinyali alacak reseptör yoktur, ya da mutanttır, hücre içine bu sinyali iletmez.
3. invazyon ve metastaz: tümör dokusu çok hızlı büyür, bulunduğu ortama baskı yapar. çinlilerin tren vagonlarına tıkıştırılmalarını izlemişsinizdir elbet. hah, tümör dokusu o videolardaki milleti vagona tıkıştıran görevliler gibidir. sağındaki solundaki hücreyi itikler, rahatsız eder, bölünüp bölünüp yer kapladıkça normal dokuyu sıkıştırır. ortaya çıktığı bölgeden sağa sola kol atmaya başlar, yakınlardaki başka bölgelere doğru uzar. çilek bitkisi gibi düşünün. buna invazyon denir. metastaz ise bulunduğu ekstraselüler matriksi parçalayan tümör (matrix metalloprotease enzimleri çok etkilidir bu konuda) hücrelerinin kan dolaşımına katılması (intravasation), dolaşıp dolaşıp başka bir dokuya/organa kolonize olması extravasation olayıdır. misal, akciğerinizde bir tümör var diyelim. bulunduğu ortamı parçalayıp kendi tümör hücrelerinin ortamla bağını kopartan tümör, bu hücrelerin bir kısmının kan dolaşımına katılmasını ve karaciğere sıçramasını sağlayabilir. her tümör, her organa sıçrama yapamaz. her tümör de metastaz yapmaz.
4. replikatif sınırsızlık: telomer-telomeraz isimlerini duymuşsunuzdur. duymayanlar için şöyle anlatayım, ayakkabı bağcığını düşünün. ucundaki plastik kaplı kısım telomer, bu telomeri yapan enzim de telomerazdır. normal sağlıklı bir hücrede telomeraz (enzim) aktivitesi belli bir yaştan sonra durur. hücreler, dna'larındaki telomer bölgelerini her bölünmede biraz kaybeder. yaklaşık 40-60 bölünme sonrasında da telomer diye birşey kalmaz. bebekken (ya da embryo dönemindeykendi sanırım. tam hatırlamıyorum) telomeraz aktiftir. kısalan telomer bölgesini yeniden yazar, bittikçe uzatır, bittikçe yenisini yapar. insan büyüdükçe bu enzim çalışmaz. hücrelerin de belirli bir bölünme ömrü olur telomer uzunluğuna göre. senesens (ing. senescence, yaşlılık) dedikleri şey tam olarak bu. hücre eğer daha fazla bölünürse bu sefer genlerden yemeye başlayacak, her bölünmeyle biraz daha kırpacak genlerden. buna izin vermemek için hücre, telomeri bittiğinde bölünmez.
kanser hücresi ise telomeri dert etmez çünkü elinde telomeraz gibi mükemmel bir silah var. bittikçe yenisini yapar, bölündükçe bölünür, yarın yokmuşçasına bölünür.
5. anjiyogenez: normal hücrelerimiz, eğer ağır yorgunluk geçirmiyorsanız oksijenli solunum yaparlar. bu ne demek? hepimiz nefes alıyoruz değil mi, evet. havadaki oksijeni alıyoruz vücudumuza. bunu birşeyler yapıyoruz elbet, boşu boşuna alıp vermiyoruz bu nefesleri. bu oksijen, çok mükemmel bir elektron alıcısı efendim. vücut hücreleri, normal halinde (resting phase) aldığı besini enerji üretmek için oksijenle "yakar". çok janjanlı da bir ismi vardır, 'oksidatif fosforilasyon' diye. bu "oksijenli solunum" 2 aşamada olur. ilk adım 'glikoliz', basit anlatımıyla 6 karbonlu bir şeker olan 'glukoz'u ortadan ikiye bölmektir [3 karbonlu 'piruvat'a çevirme işlemi]. detaylarına girmiyorum, ama basitçe böyle. sonra bu her bir piruvat, mitokondri denen organele gidip bir dizi reaksiyon geçirir, hidrojen verir, karbondioksit verir, onları garip garip moleküller yakalar bağlanır, falan filan. buralar karışık olaylar, merak eden 'krebs siklusu' şeklinde araştırsın. bahsettiğim çıkan karbondioksitlerle işimiz yok, protonlar (hidrojen çekirdekleri) bizim derdimiz. bunlar 'elektron transport sistemi' denilen bir dizi moleküle götürülür. ondan ona, ondan ona derken elektron en sonunda oksijene verilir, e negatif yüklü olan oksijen yanına bu hidrojenlerden (proton) de alıp su oluşturur. bu yolculuk sonunda 1 glukoz tanesi 6 karbondioksit + 6 su tanesine çevrilir, 38 tane de atp oluşur (enerji).
sistemin özeti bu şekilde. peki oksijen yokken vücudumuz ne yapar, glukozu ikiye böler bırakır (oksidatif fosforılasyonun aksine bu yöntem 2 enerji üretir sadece. çok verimsizdir). kaslar özellikle böyle davranır. peki ortamda biriken bu ikiye bölünmüş glukoz molekülleri (piruvat) boş boş beklemez ya, ne yapar, laktik aside dönüşür (laktat). deli dana gibi koşturup oksijensiz kaldığınızda vücudunuzda oluşan biyokimyasal reaksiyon bu işte. sonra o laktat beyindeki yorgunluk merkezine gidiyor da, yorgun olduğunuzu anlıyorsunuz da bilmemne. değişik işler.
kanserde nedir peki bu durum. oksijen var olsun olmasın, kanser hücresi glukozu ortadan ikiye böler bırakır. buna da hatta 'warburg effect' denir. oksijen varlığında laktat fermantasyonu yapmak daha türkçe tabiriyle. peki iyi hoş, yapsın, ama niye kanser hücresi glukozu sonuna kadar parçalayıp 38 atp (enerji) üretmek yerine 2 atp üretir? bu kadar az enerjiyle nasıl hücre bölünmesi gibi devasa enerji gerektiren bir işlemi yapar? el cevap: ikiye bölüp bıraktığı piruvatlar laktata, onlar da kendisi için gerekli biyokimyasal moleküllere dönüşür (aminoasitler, nükleik asitler vs). enerji ihtiyacını da 'anjiyogenez' ile çözer. anjiyogenez, yeni damar oluşumu demektir esasen. tümör dokusu, kendisi için yeni kan damarı oluşturur, bu damardan güzeeeelce bütün besinleri çeker, parçalar parçalar bırakır. şımarık bir çocuğun bütün çikolatalardan birer ısırık alıp bırakması gibi. sonra oluşturduğu bu damara atlayıp başka organlara da sıçrar.
6. hücre ölümüne direnç: vücudumuzun bir güzel özelliği var, işi biten hücrelere sinyal yollayıp öldürür. buna programlı hücre ölümü veya 'apoptoz' [ing. 'apoptosis'] denir. kanser hücresi buna da dirençlidir. hücre içindeki anti-apoptotik proteinleri pro-apoptotik (hücreyi apoptoza uğratacak olan) olanlara oranla daha fazladır.

yeni makaleyle birlikte ortaya çıkan 4 yeni özellik ise şöyle
7. immun sistemden kaçış: vücuttaki bütün hücreler yüzeylerinde mhc class 1 proteinlerini taşır. içeride olup biten neredeyse bütün proteinleri bu mhc-1 üzerinde dışarıda da yayınlar. immun hücreler (lenfositler, natural killer hücreler vs) diğer hücreler gibi adherent (yapışkan) hücreler değildir. yani, büyümeleri için bir yüzeye ihtiyaçları yoktur. akciğerdeki hücreler, kendi matrixlerini salgılayıp onun üzerine oturur, öyle büyür. matrix'e tutunur yani. böbrekteki hücreler kendi böbrek matrixini, beyindeki beyin matrixini, dalaktaki dalak matrixini salgılar. kandaki hücreler ne yapar peki, kan matrixini mi salgılar? 'hayır'. kan gördük hepimiz. kan içinde hücre olduğunu da biliyoruz, hani eritrositler lökositler falan. ya da daha türkçesiyle alyuvar akyuvar. bunlar bir yere tutunuyor mu sizce. cevap: tutunmuyorlar. şu videoyu izlerseniz çok daha iyi anlarsınız


lökositlerin yaptığı bu yüzeye tutunup yuvarlanma hareketine 'crawling' deniyor. eritrositler gibi fiyuuuvv diye uçup gitmiyor, diğer hücrelere tutuna tutuna gidiyorlar. işte bu noktada mhc-1 üzerinde sunulan proteinleri de kontrol edip geçiyor. eğer bir yanlışlık varsa (örneğin mutasyona uğramış bir protein) o hücreyi yok ediyor vücut.
tümör hücresinin bundan kaçmak için yaptığı hareket nedir peki, mhc-1 proteinini hiç üretmemek. adam diyor ki "ya ben içerdeki mutant proteinleri yüzeyde göstersem bunlar beni yok eder. en iyisi ben hiç göstermeyeyim, gösterge aparatı olan proteini bile göstermeyeyim". çok güzel bir düşünce, ama bu sefer devreye natural killer (nk) hücreler giriyor. yüzeyinde mhc-1 olmayan hücreyi de bunlar öldürüyor. tabi sayıca az oldukları için bütün vücuda yetişemiyor nk hücreler. "dinsizin hakkından imansız gelir" politikası vücutta böyle işliyor işte.
8. tümör destekleyici inflamasyon: tümör hücreleri, dış ortamdan gelen bölünme sinyalleri olmadan da bölünebilir demiştik ilk maddede. ama bölünme sinyali ortamda varsa bu onlar için daha iyi. şey gibi düşünün, kuru ekmekle de karnınız doyar ama kuru ekmek mi, kuru-pilav yanına turşu, bi de bol köpüklü susurluk ayranı, üzerine de güzel bi fırında sütlaç mı diye sorsak herkes ikinci menüyü seçer. kanser de sütlacı seçer işte. neden, çünkü içinde glukoz var heheh. glukoz-warburg effect-anjiyogenez-metastaz falan.
9. genom instabilitesi ve mutasyon: bu olmazsa olmaz. bir kanser hücresi, durduk yerde kanser olmuyor. bu aslında ilk madde olmalı, ama daha sonraki makalede bulunduğu için böyle düşük sıralarda kaldı.
her şeyin başı mutasyon gençler. mutant bir büyüme faktörü reseptörünüz vardır, sürekli içeri "bölün, bölün, bölün, bölün" diye sinyal yollar, sürekli bölünmeye çalışırsınız, kanser olursunuz. mutant bir p53 proteininiz vardır, dna hasarı olsa bile "tamamdır, turp gibi maşşallah" damgasını çakar, hücre bu hasarlı dna'yı eşlemeye başlar, kanser olursunuz. mutant bir anti-apoptotik proteininiz vardır (mesela bcl-2), "öl, geber, apoptoza git" sinyali almasına rağmen "ölmüyorum ulan!" diye direnir, kanser olursunuz. mutasyon önemli yani. her şeyin başı mutasyon diye boşuna demedim.
10. hücresel enerji kullanımının deregülasyonu: glukoz hikayesi buraya gelecek aslında. anjiyogenezde anlatmışız onu zaten, geri dönüp okursunuz.

özetle böyle işte kanserin altında yatan sebepler, moleküler hedeler, biyokimyasal vıdılar falan filan. merak eden şu makaleyi okusun www.cell.com/abstract/s0092...

kindred ile mbg101 dersine katılan herkese teşekkürler. sertifika programımız en kısa zamanda hizmetinize girecektir *
devamını gör...

bugüne kadar neyi kazandık ki zaten dedirten kulüptür, beni de alın.
devamını gör...

nereden ve hangi açıyla baktığına bağlı olarak ikiye, üçe hatta biraz zorlarsak dörde bile ayrılabilir...

-toplumun bakış açısıyla legal seks...
-kadının bakış açısıyla legal seks...
-erkeğin bakış açısıyla legal seks...
-eşcinsellerin bakış açısıyla legal seks...

öyle bir yerde yaşarsın ki, toplumun ortak kanısı şudur;
''evlilik dışı seks zinadır. olmaması lazımdır.''
ama yine o aynı yerde erkeklerin %70'i, hayatlarında bir kez de olsa evlilik dışı seks mutlaka yaşamıştır.

peki kadınlarında durum farklı mıdır?
sonuçta bu erkekler tavukla birlikte olmuyorlar değil mi?
kadınlarda da oran hayli fazladır.

erkek ya da kadın fark etmez, hiç kimse böyle bir ilişkiyi yaşarken, legaldir ya da değildir diye sorgulamaz.
yaşanması gerekiyordur, yaşanır. bu kadar basit! ülkücü hareket gibi bir şeydir, asla engellenemez.
aşk denen bir şey de var en nihayetinde.
yoruma göre kimi bakışır, kimi sarılır, kimi için dokunmak kafiyken, kimisi ise uğruna çocuk aldırır.

velhasıl, legal seks, topluma bakarsan, kanunen evli olduğun kişiyle yaptığın sekstir.
kimi yerde ise dini nikah yeterlidir.

gerçekte ise; güven, zevk ve heyecan içeren tüm seksler, legal sekstir.
toplumun canı cehenneme!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hayat akıp gidiyor. ben anlamsızca gözlerimi bir noktaya dikmiş kendi kutumda öylece bekliyorum.
devamını gör...

baba evde olunca, evde gerginlik olmuyorsa o evde huzur vardır.
babalar; babalığı, kocalığı despotluk zanneden babalar...
devamını gör...

adaletinize tüküreyim.(bkz: bıhtım yav)

istanbul küçükçekmece'de cezaevinden izinli çıkıp birlikte yaşadığı kübra tayfur’a (32) kızgın yağ döktüğü iddiasıyla yargılandığı davada 14 yıl hapis cezasına çarptırılan ersin ülker'in (40) dosyası istinaftan döndü. istinaf, yargılamayı yapan mahkemeden kızgın yağın kübra tayfur'un yüzünde kalıcı iz bırakıp bırakmadığı yönünde adli tıp kurumu'nda rapor alınmasını istedi.

küçükçekmece cumhuriyet başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre; ersin ülker, 15 eylül 2019 tarihinde cezaevinden izinli çıkıp, daha önceden birlikte yaşadığı kübra tayfur’un evine üzerinde bıçakla girdi. çaydanlıkta kızdırdığı yağı, tayfur’un yüzüne ve vücuduna döktü. korkunç olayın ardından yakalanan ülker hakkında “canavarca hisle öldürmeye teşebbüs” ve “konut dokunulmazlığını ihlal etme” suçlarından 14 yıldan 23 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
bakırköy 20. ağır ceza mahkemesi'nde yapılan yargılama sonunda ersin ülker, 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı. karar, istinafa gönderildi. kararı inceleyen istanbul bölge adliye mahkemesi 1'inci ceza dairesi ise kübra tayfur’un yüzünde sabit iz kalıp kalmadığı konusunda adli tıp kurumu’ndan rapor aldırılmadığı gerekçesiyle dosyayı yerel mahkemeye geri gönderdi"


buradan
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan puan tablosu sıkça sorulan sorular yönetim kadrosu istatistikler iletişim