(bkz: ordu göreve irtica tehlikesi var)

tanım: deli saçması olduğunu düşündüğüm şey.
devamını gör...

asit yağmuru veya asit birikmesi, ıslak veya kuru formlarda atmosferden toprağa düşen sülfürik veya nitrik asit gibi asidik bileşenlerle herhangi bir yağış formunu içeren geniş bir terimdir.
buna yağmur, kar, sis, dolu ve hatta asitli toz dahildir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

asit yağmuru, sülfür dioksit (so2 ) ve nitrojen oksit’in (no) atmosfere yayılarak rüzgar ve hava akımları ile atmosferde taşınımı. so 2 ve no sülfürik ve nitrik asitler su, oksijen ve diğer kimyasal maddeler ile reaksiyona girer.
bunlar daha sonra yere düşmeden önce su ve diğer malzemelerle karıştırılır.
kükürt ve nitrojen doğal yollarla (volkanlar olduğu gibi), fosil yakıtların yanması ile de gelir.
atmosferdeki başlıca sülfür so 2 ve no x kaynakları şunlardır:

elektrik üretmek için fosil yakıtların yakılması. sülfür oksit’in’ üçte ikisi ve nitrojen oksit’in dörtte biri atmosfere elektrik jeneratörlerinden gelir. taşıtlar ve ağır ekipman. imalat, petrol rafinerileri ve diğer endüstriler.
rüzgarlar so 2 ve no değerlerini uzun mesafelere ve sınırların ötesine taşıyabilir.
bu nedenle asit yağmurları sadece bu kaynaklara yakın yerlerde yaşayanlar için değil, herkes için sorun teşkil etmektedir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

asit yağmuru ölçümü

asitlik ve alkalilik
7.0 değeri nötr olan bir ph ölçeği kullanılarak ölçülür.
bir maddenin ph’ı (7’den az) ne kadar düşükse o kadar asidiktir; bir maddenin ph değeri (7’den büyük) ne kadar yüksekse, o kadar alkalidir.
normal yağmur yaklaşık ph 5.6’dır; .
asit yağmuru genellikle 4.2 ila 4.4 arasında bir ph’a sahiptir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

asit biriktirme formları
ıslak biriktirme
ıslak birikme en çok asit yağmuru olarak düşündüğümüz şeydir . atmosferde oluşan sülfürik ve nitrik asitler yağmur, kar, sis veya dolu ile karışarak zemine düşer.

kuru biriktirme
asidik parçacıklar ve gazlar, kuru birikim olarak yani nem olmadığında atmosferden de birike bilirler .
asitli parçacıklar ve gazlar yüzeylere (su kütleleri, bitki örtüsü, binalar) hızlı bir şekilde birikebilir ya da insan sağlığına zarar verebilecek daha büyük parçacıklar oluşturmak için atmosferik taşıma sırasında reaksiyona girebilir.

biriken asitler bir sonraki yağmurda bir yüzeyden derine sızarak yer altı sularına karışarak, böceklere ve balıklara ve diğer bitkilere ve vahşi hayvanlara zarar verebilir.
atmosferde, kuru birikim ile toprağa biriken asitlik miktarı, bir bölgenin aldığı yağış miktarına bağlıdır.
örneğin çöl alanlarında, kuru ve ıslak birikintilerin oranı, her yıl birkaç santim yağmur alan bir alandan daha yüksektir.
devamını gör...

bu senenin başlarıydı. hayatımda olan kadın ile yaptığımız bir konuşmada geçmişti -ben kayıt oldum sende ol. ben o aralar para kazanma derdindeyim evlenme isteği ve düşüncesi ile sabah iş akşam ev arada bitcoin. (kendimi unuttuğum dönemler) neyse kayıt oldum. biraz bakındım bir iki şey yazdım öyle kaldı.


aradan geçen zamanda bir kaç kez baktım ama yazmamıştım.

son dönemde zor zamanlar geçiriyordum kendimi ifade etmekte zorlanıyordum. en yakınımda dediklerim, bildiklerim bile başka dünyalarda... hiç kimse ne hissettiğimi, yaşadığımı anlamıyor. kendi kendime ses kayıtlarıyla neler yaşadığımı kayıt altına alıyor. kitap okuyarak film izleyerek geçirmeye çalışıyordum günleri mi. birde uyuyarak.


işte tam da bu süreçte önüme düştü sözlük. iyide geldi.


mutlu olduğum bir iki şey ve bir iki tespit yazıp koydum. esince yaziyorum bu yazı gibi hem kendime okuyorum. hem burda kayıt altında kalıyor.


birde aynı şeyleri hisseden insanların varlığı da garip bir şekilde iyi geliyor.
özellikle bir gün tek başına yazım ile ilgili değişik hissettim.


en yakınımda bildiklerim bile doğru düzgün dinlememiş ve ilgilenmemişti o hikayeyle.

garip hisler anlayacağınız



sözlük deyip geçmemek gerekiyormuş.
devamını gör...

en sevdiğim kitap karakteri tolstoy'un insan ne ile yaşar kitabındaki simon.
insanın özü nedir?
devamını gör...

tanju okan urlam demişti zamanında, orijinal halini de bilirdim, kaset kartoteksinde beste anonim diyordu, ben gülüyordum.

ama tanju babanın yüzüne bişi diyemezdik, son zamanlarında çok sinirli olmuştu zaten, yakaladığı yerde tansu abiden hıncını çıkarıyordu, tamam efendi adamdı ama hastalık onu ruhen de mahvetmişti.

o zamanlar ibrahim daldal sağdı, hemşerimdi ibrahim amca, giritliydi, bir trafik kazasında eşini ve kızını kaybettiğinden beri hiç gülmemişti. daldalın kahvesi mekanı idi, ocağın yanında asılı duran eski takvimlerin, haritaların az ötesinde benim de bir çerçeve köşesine iliştirmiş ufaklık fotoğrafım vardı, yanımda babam.
seneler sonra ibrahim amcadan kız ister gibi istemiştim kahvesinin işletmesini, artık günde sabit müşterileri olan beş on kişiden fazlası gelmiyordu, iskeledeki fener gibi ibrahim amca da yaşlanmıştı, yanında çalışayım dedim, her ne dersem diyeyim tek bir şey diyordu, "buranın sahipleri çok, yurt dışındalar, ben istesem de bir şey yapamam."

sonra öldü ibrahim amca, kahvenin o eski rum yapısı günden güne çürüdü, sonra tadilat, sonra şıkır şıkır bir mekan.

niye anlatıyorum bunları bilmiyorum, belki bugün umudumun son kırıntısını tuborgda erken kaybettiğim için, belki o cennet bahçesi kıvamındaki kadın ile kaybettiklerimi beraber anmak için belki de sadece urlam şarkısının orijinal hali spotify'da karşıma çıktığı için.

neyse, tek kişilik şarkılar dardır, siz dinleyin bari, o artık duymayacak beni, son, finito, telos!
devamını gör...

basında davul çalsanız, dünya yansa umrunda olmayacak insandır.
devamını gör...

küfürden daha etkili sözleri edebilecek yazarların burada tutunabildiğini göstermek için.
devamını gör...

kaçmasın efendim tabi kaçmasın.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

cokcok beyciğimin cuk karakteri. her haltı yer, her olaya meydancı olur, her işin içinden bir şekilde çıkar ve sonra dönüp bana 'miyyvv muyv miv mavvyy mivvy myiyyuuv' lar.

çocuğum sen nasıl bir hayriye hanımsın?
az bir huzur ver az düş yakamdan.*

ahh benim şapşik çoccuummmm yerem la ben seni. bir de bety'nin yaramazlıllarından sonra gelip bana miiyyvvlamıyor mu yanaklarını ısırasım geliyor. kendisi hayriye tekin den daha hayriye dir.

bakışlarını tokatlayasım var ya tipe bak. gidemde az mıncıram danayı.

herkeslere günaydınnnnnn.
devamını gör...

eğer severken bitmişse ilişki, ilk günleri aşırı ağır gelen durum.

hani evinizde senelerdir sizinle olan eşyalar vardır. birisi bir gün gelip pat diye koltuğunuzu, masanızı götürse ve onların yeri boş kalsa bir tuhaf olursunuz. her sabah geçerken şöyle bir bakarsınız... biraz onun gibi bu; koca bir boşluk duygusu. elbette o bir eşya da değildi ve boşluğu daha derin, daha çok sızlatıyor.

sürekli gelen mesajlar, aramalar artık yok. siz de mesaj atamıyor, arayamıyorsunuz... bir anda aranıza yüksek bir duvar örülmüş. o kadar samimi olduğunuz, canınız gibi sevdiğiniz kişi sanki artık hiç tanımamış olduğunuz bir yabancı... çok ağır.

diş çektirmek gibi ayrılık: var olması gereken yerde derin bir boşluk... hiçbir diş tam olarak o dişin görevini görmeyecek ama zamanla diğer dişlerle idare etmeyi öğreneceksiniz. belki yeni ama yapay olan bir tane yaptıracaksınız ve derdiniz bitecek ama bileceksiniz ki o diş artık orijinal dişiniz değil ve hiçbir zaman da olmayacak. bunun gibi bir his...

zamanla azalacak ama ufacık da olsa kalacak her zaman bir kenarda.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

"zamanın doğrusal olduğuna inanırız. kusursuz şekilde ebediyen ilerlediğini düşünürüz. ancak geçmiş, şu an ve gelecek aslında peş peşe gelmez. dün bugün ve yarın arasındaki fark illüzyondan başka bir şey değildir. zamansal kavramlar sonsuz bir döngü halinde birbirine bağlıdırlar. her şey birbirine bağlıdır."

zaman kavramı karşısında hayatım boyunca bir hayranlık ve şaşkınlık içinde kalmışımdır. zaman nedir? geri dönülmez bir şekilde akan bir kum saati mi? yoksa her şeyin sahibi zaman mıdır? en değerli şey zaman değil de nedir? öyle bir gizemdir ki üzerine düşünürken bile hayatı boyunca deniz görmemiş birisinin okyanus karşısındaki şaşkınlığı ve hayranlığı ile kalakalıyorsunuz.

işte netflix'in belki de en başarılı yapımı olan dark da tam da bu gizemli kavram üzerine. yukarıda bahsettiğim gibi zaman doğrusal mıdır, geçmiş olup bitmiş midir? diziyi izlerken bu soruları soruyorsunuz kendinize. dizinin kurgusu, oyunculukları, oluşturmuş olduğu atmosfer gerçekten çok başarılı. geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki üçgende ilerleyen bir dizi. asıl harika olan ise bu üç kavram iç içe bir şekilde ele alınmış. karakterler arasındaki bağlar için şemaların hazırlandığı bir dizi aynı zamanda. izleyip geçilecek değil de sakin bir zihinle kendinizi dizinin içinde hissedecek şekilde izlemek çok daha güzel olacaktır. benim için hafızam silinse de tekrar izlesem dediğim dizilerden birisidir dark. bir de introsunu atlamadan izlediğim harika ötesi bir yapımdır.
devamını gör...

-sosyal demokrat
-her türlü dini görüşe saygısı olan
-laik devlet anlayışını benimsemiş
-terör gruplarıyla alakası olmayan
-toplumun her kesimini kucaklayan

bir parti.

böyle bir parti görürseniz haber edin de gidip oy atayım.
devamını gör...

1) gece tırnak kesilmezmiş (nedenini bilmiyorum).

2) evde at nalı bulunması uğursuzlukları kovarmış.

3) muska takmak kötülüklerden korurmuş.

4) makas ve bıçak gibi kesici aletler elden ele geçerse küslük getirirmiş.

5) yıldız kayarken dilek tutulursa mutlaka gerçekleşirmiş.

6) kafaya kuş pislemesi şans getirirmiş.

7) önünüzden kara kedi geçmesi uğursuzluk getirirmiş.

tanım: değişik batıl inançları paylaştığımız başlık.
devamını gör...

ayaktakımına mensup pespayelerin, hainlerin korkulu rüyasıydı. adam gibi adamdı, bir yiğit gazeteciydi, hukukçuydu.
devamını gör...

agresif bir sözlük kullanma alışkanlığı olan yazar. agresif derken burası için agresif. yanlış anlaşılmasın. yoksa insanlara laf sokmanın, insanların yalanlarını/ikiyüzlülüklerini ortaya çıkarmanın, bunu da insanların suratına suratına söylemenin problem olmadığı platformlar mevcut. kendisi tercihen burayı da böyle kullanıyordu. sevmediği bir insansanız spawnlanmamış olmanız pek mümkün değildi kısacası. bu yüzden de çok göze batıyordu doğruya doğru. tasvip eder misiniz etmez misiniz bilemem, ben açıkçası "bu ne enerji be kardeşim, canına yazık" diyen taraftaydım. ama şimdi eğri oturup doğru konuşalım spawn kimseye, kimsenin şahsiyetine, ulu orta, mesnetsizce ve hayasızca hakaret etmedi, iftira atmadı, kimsenin yüzüne söyleyemediğini/söyleyemeyeceğini arkasından söylemedi. söylemezdi. söyleyecek olsa spawn olmazdı.

şimdi ne oldu gerçekten bilmiyorum. bir süredir uzağım sol frame'den ya da discorddan. mutlaka bir gündem olmuştur. kim haklıdır kim haksızdır bilemem zaten benim gündemim de değil ama şunu söyleyebilirim, spawncım baya bir zamandır kendisinin burası için, buranın kendisi için uygun olmadığını düşünüyordu zaten. dediğim gibi uçurulma konusunun içeriğini bilmiyorum, açıkçası merak da etmiyorum, kendisinin de pek umursamadığını düşünüyorum yukarda bahsettiğim sebepten ama benim için de bence buradaki herkes için de önemli olan bir konu vuku buluyor bu başlık altında sözlükte şu an.

evet moderasyonu lise müdüriyeti gibi görmek, her konunun içinde olmasını, her konuda açıklama yapmasını falan beklemek saçma. böyle bir yükümlülüklerinin de olmadığını düşünüyorum ben şahsen. ama burada olmayan bir insanın haysiyetini ilgilendiren, kendisine yöneltilmiş, kanıtlanmamış, bir iftiradan öte şekilde değerlendirilemeyecek bir ithamın, yazar uçurulduktan sonra buraya girilmiş bir entrynin, spawn'ı hiç tanımayan insanlarca "hmmm demek ki bu yüzden uçuruldu bu yazar" diye yorumlanma olasılığı olan bir metnin burada kalmasına izin vermek başka bir konu. moderasyonun ya ilgili entryi silmesi, yazarına hak ettiği cezayı vermesi ya da bir açıklama yapması gerekiyor. insanlara mesnetsiz suçlamalar yöneltmek suçtur. bu suçlara platform olmak da suçtur. güzelcim'in başlığında istediği kadar trafik yaratamadığı, istediği kadar ilgi çekemediği için sağa sola saldırmaya devam etmekten de ekmek çıkmayacağını fark etmek entry sahibi arkadaşı üzecek ama ayıktırayım; korkunç kötü bir trollsün ve maalesef öyle olmaya da devam edeceksin. kapasite meselesi. yapacak bir şey yok. ama sen yine de hobi olarak denemeye devam edebilirsin.

sevgili rob'un söylediği gibi, spawn son derece beyefendi bir adam. kendisiyle aylardır süregelen bir iletişimim var ve kimse kusura bakmasın da evet olay çıkardığında pis çıkarır ama doğru düzgün bir düzlemde kendisiyle tartıştığınızda çirkinleşmeden bunu yapacak kadar kaliteli bir insan kendisi. buradaki bazı pespayelerin aksine.

edit: tanım silinmiş. umarım yazar da hak ettiği cezayı alır. bu vesileyle bir şey daha söylemek istiyorum. her yerde moderasyonlar için yazar uçurmak en son seçenektir. eminim spawn konusunda da oldukça zor karar almışlar, başka seçenekleri kalmadığından emin olmuşlar ve bu yüzden böyle bir karar almışlardır. tekrar söylemek istiyorum, benim meselem değil, valla buradaki kimsenin meselesi olduğunu da düşünmüyorum açıkçası, moderasyon kalkıp yazarlara bu yazar bu bu yüzden uçuruldu diye açıklama yapmak zorunda değil. ama şunu unutmamak lazım, bir yazarı kendinizce haklı sebep ya da sebepler bütünü yüzünden uçursanız da onun hakkını, hukukunu gözetmeye devam etmeniz gerekiyor. silinen entry burada saatlerce kaldı. başlık başıboşlara taşınırken içeriğine muhakkak göz atılmıştır, atılmalıdır. böylesi bir entrynin şikayete bile tabi olmadan bu başlıkla saatlerce kalmasının kabul edilebilir, izah edilebilir bir tarafı yok. kılıçların çift taraflı keskin olması lazım. yönetimde söz sahibi olmak bu sorumlulukları da kabul etmek demek.
devamını gör...

birmingham üniversitesinde ingiliz edebiyatı profesörü olan edebiyat eleştirmeni john churton collins tarafından yazılmış olan eser. eser 1910 yıllarında yani collins hayatını kaybettikten tam iki yıl sonra birmingham üniversitesinde oldukça büyük bir övgü toplamıştır. greek influence on english poetry ne yazık ki dilimize çevrilmiş değil ve pdf formatında bildiğim kadarıyla da bulunmuyor bundan ötürü yurt dışından sipariş edilmesi gerek. eser modern ingiliz edebiyatında yunan şiirinin ve felsefesinin ingiliz eleştirel düşüncesi, şiirleri ve yazımı üzerindeki etkisinin tarihini irdeleyerek alanında da öncü bir çalışma halini alıyor. yine benzer bir çalışmanın ürünü olan, kenneth haynes'ın ingiliz şiir dilini incelediği -ki özellikle yunan dilinin ingiliz şiir dilinin üzerinde kurduğu baskıyı incelediği bölümler- english literature and ancient languages eseri ile beraber okunduğu takdirde ufuk açıcı bir etkisi vardır. ki yine yunan dramalarının yaygınlaştığı bir dönem olan elizabeth dönemi ingiliz edebiyatı hakkında ufak okumalar yapılıp collins'in boşluk bıraktığı dönem doldurulabilir. george saintsbury'nin tam tarihini hatırlamamakla birlikte xix. yüzyılın son çeyreğinde yazmış olduğu a history of elizabethan literature eseri doyurucu olacaktır. tek başına okunduğu zaman yapbozun yalnızca bir bölümünü tamamlıyor olsa da bahsettiğim eserler ile birlikte okunduğunda ingiliz edebiyatının ve ingiliz şairlerin üzerindeki yunan etkisini anlamaya yönelik kapsamlı olan az sayıda eserlerden biri olduğu için oldukça kıymetli bir eser.


the whole poem is full of reminiscences from homer, chiefly the 'odyssey' from hesiod, chiefly the 'theogony' from the pseudo-orphic hymns and there. p.60

it is just such a poem as a spartan homer, without genius, might have written. p. 63
devamını gör...

kadınlarla bir alip veremediği var bu yazarin. ona gore kadinlar 2. sinif insandir ve sadece karinlarini doyursalar yeter mantigiyla onlara yaklasir. enteresan bir adamdir sirf kadina olan bakis acisindan dolayi yav git isine be delirdin mi dersiniz 2 ya da 3 paragraf sonra size bir tespit yapar vay anam adam yaziyor helal olsun dersiniz.
devamını gör...

hz. muhammed'in yoksul sahabilerin barınması için yaptırdığı yer. burası daha sonra eğitim kurumuna dönüşmüştür. burda, muhacirlerden ya da müslüman olup medine'ye hicret edenlerden olan yoksul ve yakını da olmayan sahabiler kalırdı. hatta evleri olmasına rağmen hz. abdullah bin ömer ve ensar'dan bazı evleri olan kişiler, burda kalanlara imrendikleri için onlarla birlikte kalırlardı. ki bunun üzerine bu kişiler de suffe ehlinden sayılmışlardır. suffe ehlinden bazıları evlendikten sonra burdan ayrılırdı ve bazıları da gelir suffe ehline katılırdı. bazıları da misafir olarak suffe'de kalırdı. hatta suffe ehlinin sayısının 400'e ulaştığı da olmuştu. suffe'de kalanların yani ehl-i suffe'nin meslekleri yoktu. bu yüzden paraları da yoktu. resulullah da onların geçimiyle ilgilenirdi. ve resulullah, akşamları ehl-i suffe'yi ayırır ve ayırdığı çeşitli grupları sahabelere teslim ederdi ki, onların karınlarını doyursunlar. geriye kalanları da kendi evine götürürdü. bu, müslümanların maddî durumları düzelinceye kadar devam etmiştir. resulullah'a getirilen sadakaların tamamını, resulullah suffe ehline gönderirdi. kendisine verilen hediyeleri ise, suffe ehliyle paylaşırdı. hatta, hz. muhammed, aile ihtiyaçlarından çok onların ihtiyaçlarıyla ilgilenirdi. buhari'de geçene göre, (bkz: hz. fatıma) kendisine yardım etmesi için, resulullah'dan bir hizmetçi ister. fakat resulullah, suffe'de kalanların ihtiyaçlarını giderebilmek adına hz. fatıma'nın isteğini geri çevirir. ashab-ı suffe'den olan güç sahipleri, sabahları mescide su taşır ve dağdan toplamış oldukları odunları satar ve böylelikle de ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlardı. geceleriyse, ilim ve kur'an tivaleti ile meşgul olurlardı.

hurmaların hasat zamanı geldiğinde, herkes, ellerinden geldiği kadarıyla hurma salkımları getirir, mescide asardı. ehl-i suffe de karınlarını bunlarla doyurur, hatta bazıları hurma yemekten bıkar ve şikayet ederlerdi. ashab-ı suffe'den bazılarının namazda ayakta durmaya zorlandığıyla ilgili rivayetlerden anlaşılıyor ki, her ne kadar yoksul olsalar bile zühd içinde yaşıyorlardı.

fakat suffe, kısa bir müddet sonra eğitim kurumuna dönüşmüştür. şöyle ki, ashab-ı suffe vakitlerini resulullah'ı dinleyerek, ondan islamî konuları öğrenerek geçirirlerdi. bazen de resulullah'a sorular sorar, kafalarını karıştıran meselelerin cevabını alırlardı. resulullah, ashab-ı suffe'nin eğitimleriyle ilgileniyor ve dersler veriyordu. onlara yazı yazmayı, kur'an okumayı öğretecek hocalar da tayin etmişti. ehl-i suffe, duydukları hadisleri diğer sahabilere de naklediyorlardı.

ayrıca, hanım sahabiler için suffetü'n-nisa denen bir başka suffe de vardır. fakat burası hakkında bilgi yoktur.
devamını gör...

ismi de etkili bence. en azından bende öyle oldu. kim kafa sözlük ismini bulduysa tebrik eder, başarılarının devamını dilerim...
devamını gör...

kurban rolüne bürünmeden, kurtarıcı beklemeyip gerektiğinde yardım alarak ama her daim kendi merkezinde kalarak, kendi gücünü, sınırlarını, insanları, hayatı az çok tanımış olan insandır. özsaygısı yüksektir, hata yapınca telafi etmek için gerekeni yapan ama kendine de zulmetmeyen yani "dünyanın sonu değil yaa" deyip kendini motive etmesini de bilen, kendi kendini seven, onaylayan ve duygularının sorumluluğunu üstlenmiş olan insandır. başına gelenlerden dolayı bir suçlu aramaz, çünkü suçlu başkası ise olayları düzeltmenin mümkün olmadığını bilir. "ne olduysa oldu, ben şimdi burada ne yapabilirim?" diyerek sorumluluk ve inisiyatif alıp yoluna bakar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim