zaman tüneli

doğrulmaya çalıştım.
burası -4. kat: rejektör çekirdeği idi.
ortam kırmızı değil, mor bir alevin ürpertici ışığıyla aydınlanıyordu. burası devasa bir katedral büyüklüğündeydi. duvarlar betondan değildi. tamamen birbirine kaynamış insan kafatasları ve bakır bobinlerden örülmüştü.
ve katedralin tam ortasında... o devasa makine duruyordu.
rejektör.
üç katlı bir bina yüksekliğindeki bu devasa çelik mekanizma, ortasında dönen devasa bir kristal vakum tüpüne bağlıydı. tüpün içinde, kasabadan, otelden ve insanlardan çalınan tüm o hatıralar, yüzler ve isimler gümüş rengi, yoğun bir sıvı halinde çalkalanıyordu.
tüpün etrafında dokuz adet kalın, bakır koruma borusu vardı.
makinenin altında, binlerce kablonun bağlandığı bir kontrol paneli ve o panelin üzerinde oturan, belinden aşağısı makineye perçinlenmiş bir karaltı duruyordu.
makineden yayılan o devasa frekans dalgası, göğsümdeki kemikleri çatırdattı.
beynimin içindeki son hatıra kırıntısı da çatlamaya başladı. kendimi, adımı unuturken buldum.
kimdim ben? neden buradaydım?
ağzımdan kanlar akarken, yerdeki paslı metal parçaya sarıldım.
ne yapacağımı bilemez bir haldeyken kanımla kirlenmiş olan rejektör çizimlerine bakmak geldi aklıma.
sekiz adet tüp, birbirinin eşi gibi olan dört çiftti. ancak dokuzuncu tüp diğerlerinden daha büyük ve farklı renkteydi. bilinçsizce dokuzuncu tüpe gitmeye karar verdim.
makinaya doğru, o mor ışığın kalbine doğru sürünmeye başladım. bir şekilde rejektörü durdurmam gerekiyordu. aksi takdirde, bu dairesel cehennemden ve bu yüzsüz bedenlerin arasından hiçbir zaman çıkamayacaktım.
devamını gör...

bize nereden güzel mesaj geliyor.
a.*
devamını gör...

havalanıyorummm.... favorim? 8:29 piççççççççççç

devamını gör...

laboratuvar koridorunda koşarken, duvarlar canlı bir organ gibi zonklamaya başladı. beton kaplamalar çatlıyor, çatlakların içinden binlerce kalın, siyah, bakır boru birer sarmaşık gibi dışarıya fırlıyordu.
merdivenler çökmüştü. tek yol, koridorun sonundaki o döküm demirden yük asansörüydü.
asansörün kapısına ulaştım. paslı, demir parmaklıklı bir kafesti bu. çağırma düğmesine bastım. düğmenin etrafından kıvılcımlar fırladı.
yukarıdan, asansör boşluğundan çeliğin çeliğe sürtünme sesi geldi.
asansör kabini yukarıdan aşağıya doğru bir giyotin gibi düşüyordu. son anda kendimi yana attım. kabin devasa bir gürültüyle zemin katın betonuna çakıldı. kabinin üzerindeki çelik halatlar koparak birer kamçı gibi koridora savruldu. halatlardan biri omzumu teğet geçti, ceketimi ve derimi yırtarak eti açığa çıkardı.
sıcak kan kolumdan aşağıya dökülürken, asansör boşluğuna baktım.
aşağısı zifiri karanlıktı. derinlerden, tesisin tam merkezinden fışkıran o dondurucu, ozon kokulu rüzgar yüzüme vuruyordu. dipsiz boşluktan yukarıya doğru, binlerce insanın aynı anda çıkardığı o tiz, madeni feryat yükseliyordu.
-3. ve -4. katlara inen tek yol, asansör boşluğundaki o paslı metal merdivenlerdi.
boşluğa doğru sarktım. parmaklarım yağlı, soğuk demir basamakları kavradı.
aşağıya doğru tırmanırcasına acıyla inmeye başladım.
her basamakta, ayaklarımın altından pas parçaları kopup o dipsiz karanlığa düşüyordu. tepemde, -2. katın koridorunda tırmanan o yüzsüz laboratuvar çalışanlarının hırıltıları duyuluyordu. asansör boşluğunun tepesinde toplanmışlardı.
başımı yukarı kaldırdım.
ışığın önünü kesen onlarca pürüzsüz, gri yüz yukarıdan aşağıya, bana bakıyordu. gözleri yoktu ama beni görüyorlardı. ve aniden, birer birer kendilerini asansör boşluğundan aşağıya, üzerime doğru bırakmaya başladılar. hayır diye bağırdım.
bedenler boşlukta rüzgarı yararak aşağıya düşüyordu. biri yanımdan hızla geçip gitti ve aşağıda metal bir zemine çarparak kemiklerin patlama sesiyle parçalandı. bir diğeri ise tam üzerime düştü.
yüzsüz bir teknisyenin çürümüş bedeni sırtıma çarptı.
ikimiz birden tutunduğum demir merdivenden koptuk.
karanlığın içine doğru yuvarlanmaya başladık. duvarlardaki çıkıntılara, bakır borulara çarparak düşüyordum. kemiklerimin kırıldığını hissettim. görüşüm karardı, ağzıma yoğun bir kan kütlesi doldu.
sert, ızgaralı bir metal zemine çakıldım.
üzerime düşen yaratığın bedeni yanımda bir et peltesi halinde yatıyordu. göğsümdeki kaburgaların birkaçının kırıldığını, nefes aldıkça akciğerime battığını hissettim. ağzımdan kan fışkırdı.
devamını gör...

ne sözlükte ne de reelde. maalesef bu böyle. kendime de güvenmiyorum lakin bunca it köpek arasında bir tanıdık kendimim kendime. hani ikna edebilme ihtimalim küçük de olsa var kendimi.
dur, yapma, verme kendine zarar, yazıktır emeklerine desem dinler bazen.

ama dosto kardaşım, ben sana da kendime söylediklerimden diyebilirim gibi düşünüyorum.
sen anlatsan neee anlatmasan ne.
herkes inandığı seni görecek suretinde.
öyle sanacaklar seni.
yalnız öyle olmayı bildiği, tecrübe ettiği için.

kızma bu yüzden onlara.
gerçekten düşmenin ne olduğunu, dipte doğan bilemez elbet. haklı değiller mi sence de?
sen hiç düştün mü?
zaten dipte yaşayan düşebilir mi?

dipten çıkmak istemek mecburi mi?
hem ne demişlerdi,
nereden biliyorsun altının üstünden daha iyi olmadığını hayatının ama yaşamayana anlatabilmek güç.

sen, ben gibiler yukarıyı görebiliyoruz. biraz olsun anlayabiliyoruz oraları lakin karınca yuvasını karadakilerin görüp anlayamamasını da yadırgamıyorum. aslında birbirinizi en iyi anlayacak iki arkadaş olabilirdiniz ama tabii bazen de böyle kurulur iletişimler.

yine başlığı unuttum. nasil güveneyim simdi ben bana?
devamını gör...

yıllardır terk edip gittiğini sandığım, resimlerde yüzünü bir türlü hatırlayamadığım annem, evi terk etmemişti. babam onu bu masanın üzerinde bir deney tüpüne çevirmişti. tesisin tüm o akustik rejeksiyon frekansı, annemin beynine verilen elektrik akımından besleniyordu.
kavanozdaki o kesik kafa, ben masaya yaklaşınca birden hareket etmeye başladı.
sarı sıvının içinde baloncuklar yükseldi. derisi yüzülmüş o kas lifleri titredi. sarı göz bebekleri büyüdü ve göz çukurlarından dışarıya doğru fırlayacakmış gibi şişti. ağzı yoktu ama masadaki bakır huniden, çocuk sesimin hemen ardından annemin o parçalanmış, gıcırtılı sesi duyuldu: kaç... oğlum kaç... bizi buraya gömdü... seni de toprağın altına koyacak... o hala burada... o hiç ölmedi...
o an, masanın arkasındaki yüksek arkalıklı deri koltuk yavaşça bana doğru dönmeye başladı.
geriye doğru çekilmek istedim ama bacaklarım yere çivilenmiş gibiydi.
koltuk tamamen döndü.
koltukta oturan şey bir insan değildi. babamın 1974 yılından kalma o siyah takım elbisesi giydirilmiş, içi kurutulmuş insan deri parçaları ve kablolarla doldurulmuş çürümüş bir gövdeydi. gövdenin omuriliği yerine, kalın bir pirinç boru çakılmıştı. o boru doğrudan tavandaki havalandırmaya uzanıyordu.
kıyafetin boyun kısmından yukarıya doğru çıkan tek şey, gri, buzlu bir cam küreydi.
kürenin içinde, siyah bir mürekkep gibi fırıl fırıl dönen ve bir türlü şekil alamayan gümüş rengi bir sıvı vardı. sıvının ortasında, zaman zaman babamın silik, çökmüş yüzü beliriyor, ardından hemen bozularak çığlık atan bir kadın yüzüne, sonra da yüzsüz bir bebek kafa tasında eriyordu.
kürenin içinden o boğuk, metalik ses tekrar patladı: sonunda geldin. zihnindeki o son odayı da yıkmak için geldin.
elbisenin kollarından çıkan, ucu iğneli bakır tüpler masanın üzerinden kayarak bana doğru uzandı.
görüyorsun değil mi dedi kürenin içindeki o bulanık ses. insanlık unutmaya mahkumdur. annen unuttu, kasaba unuttu. sen de unutacaksın. benim adım xxxx değil. xxxx çoktan öldü. ben k-44’üm. ben bu dağın hafızasıyım.
bakır iğneler birer yılan gibi havada ıslık çalarak göğsüme doğru fırladı.
refleksle kendimi yere attım. iğneler arkamdaki ahşap kapıya saplandı. kapıdan anında simsiyah bir gaz fışkırdı ve ahşap doku bir çürük gibi kararmaya başladı.
yerden bir kağıt tutamı kavradım. babamın masasındaki o gizli arşiv klasörünü. kazıdığım kağıt parçalarının üzerinde -4. katın, yani rejektör çekirdeğinin haritası vardı.
klasörü göğsüme bastırıp odadan dışarı fırladım.
arkamdan masadaki cam kavanoz patladı. sarı koruyucu sıvı ve annemin derisiz kafası yere saçıldı. o odadan fırlayan o gıcırtılı feryat, tüm koridoru kapladı.
devamını gör...

buddy guy hepsinin eline veriyor....puantiyelim benimmmmm

devamını gör...

farklı düşünmek, sorgulamak , yanlış gördüğüne yanlış demek.

devletin egemenliğine veya anayasal düzenine karşı suç işlemek.

itaat ? bağlılık?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hayır. aklıma düzülen övgüler değil. sığır gibi öleceğimize dair ortak bildiri. aldığım en güzel mesaj.
devamını gör...

ağır meşe kapı gıcırtısız bir şekilde içe doğru süzüldü.
odanın içi, dışarıdaki kırmızı acil durum ışıklarının aksine, pirinç bir masa lambasından yayılan cılız, yeşilimsi bir ışıkla aydınlanıyordu. toz tanecikleri yeşil ışık huzmesinin içinde, zehirli bir buhar gibi ağır ağır süzülüyordu.
odanın ortasındaki devasa ahşap masanın arkasında, yüksek arkalıklı deri bir koltuk duruyordu. koltuğun arkası kapıya dönüktü.
masanın üzerinde, bakır borularla duvardaki tesisat şaftlarına bağlanmış devasa bir makara teyp dönüyordu. çocukluğuma ait olan o gülüş sesi, makaranın üzerindeki kahverengi şeritten fışkırıp masadaki bakır bir huniden odaya yayılıyordu: baba bak ne çizdim. yüzü olmayan adam bizi koruyacak mı?
makara dönmeye devam etti. ardından derin, sert ve metaller kadar soğuk bir adam sesi girdi araya. babamın sesi. çizimini kes oğlum. resimdeki gözleri karala. onlara ihtiyacın olmayacak. hatırlamak bir hastalıktır. insan hafızası, evrimsel bir yanılmadır. bu tesiste o hastalığı tedavi edeceğiz.
ağır adımlarla masaya doğru yaklaştım. zemin, yeşilimsi halıyla kaplıydı ama halıya bastıkça ıslak bir sünger gibi altından kurumuş kan kokulu bir su fışkırıyordu.
masanın üzerine bakmak için eğildim.
gördüğüm şey yüreğimi ağzıma getirdi. masanın üzerinde, camdan yapılmış devasa bir kavanoz duruyordu. kavanozun içi sarımsı, yoğun bir koruyucu sıvıyla doluydu. sıvının ortasında, kesik bir insan kafası asılı duruyordu.
kafanın derisi yüzülmüştü. et lifleri, damarlar ve açıkta kalan elmacık kemikleri sarı sıvının içinde cıvıltılı bir pelte gibi salınıyordu. kafanın göz kapakları yoktu. açık duran göz bebekleri doğrudan bana bakıyordu. ve kafatasının arkasına saplanmış onlarca bakır iğne, kablolarla daktiloya ve ses kayıt cihazına bağlanmıştı.
kavanozun altındaki pirinç plakada şu isim kazılıydı:
denek 00: xxxx xxxx (anne)
nefesim kesildi. boğazımdan yırtıcı, boğuk bir çığlık koptu ama ses dışarı çıkmadı.
annem...
devamını gör...

aynı dönemde er gazilerin özlük hakkı savunmasına polis müdahalesi haberlerini görüyoruz. hak arayan madencilerimiz karga tulumba toplanıyor falan. neyse vardır bi devlet aklı. bahçeli31. mhp31. akp31. rtedünyareyisi31.
devamını gör...

faydasız çocuklara da köygöçüren diyorlar buralarda. kumarbaz, alkolik, mala davara faydası olmayan, sadece ailenin parasını yiyen, asalak insanlar için kullanılan bir tabir.
devamını gör...

bu adamın tarzını seviyorum. karşılaştırma videolarını bunun gibi yapan yok.

prof osman’a sevgi ve selamlar.:)
devamını gör...

#4044221 hadi yavrum. git biraz yoldaşa ağla sen en iyisi. o emzik niyetine ban veriyormuş istediğin yazarlara. yazma ehliyetini de ondan aldın herhalde ki yazabiliyorsun.

nickine bak mesela. okan buruk'un askeri. olum, sosyal medyada bile ancak birinin çük kafalı askeri olabiliyorsun anca. bu ne yancı varoluştur yahu? eyh! kusmalık.

ben hiçbir şey için ehliyete ihtiyaç duymadığımdan öylece akıyorum. arada kaza da yapıyorum. olur öyle. en azından senin gibi kaza yapmaktan korkmadığım için sürüyorum bir şeyler.

düşmek ayıp değil. kalk. ama sen hiç düşmemeşsin işte, ne bilirsin düşmeyi falan, hep yatık vaziyette öylece. yazık lan. arada bir kalkta düş. bu ne pespaye hayat.
devamını gör...

diyarbakır’da 49 pkk’lı terörist için taziye çadırı kuruldu. dem parti eş genel başkanı tuncer bakırhan, kurulan taziye çadırını ziyaret ederek yaşamını yitiren pkk’lıların ailelerine başsağlığı diledi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çukurun kenarındaki beton sete doğru fırladım. çamur, kan ve deri parçalarının arasından tırmanarak kendimi koridora attım.
burası -2. kat: akustik rejeksiyon laboratuvarı idi.
koridor boyunca uzanan devasa cam bölmelerin arkasında, 1970 lerin en gelişmiş amfi sistemleri, osiloskoplar ve devasa pirinç silindirler dizilmişti. o silindirlerin ortasında, elektrik sandalyelerine benzer cihazlara oturtulmuş insanlar vardı.
ancak bu kat diğerlerinden farklıydı.
burada kimseden ses çıkmıyordu. duvarlar tamamen ses yalıtımlı kurşun plakalarla kaplanmıştı. camların arkasındaki o kurbanlar, kafalarındaki bakır kulaklıklardan yayılan o frekansla sessizce kıvranıyor, gözlerinden ve kulaklarından siyah omurilik sıvısı süzülüyordu.
koridorun sonundaki devasa meşe kapıya doğru yürüdüm.
kapının üzerinde pirinç bir plaka çakılıydı:
proje başkanlığı ve özel arşiv
dr. xxxx xxxx
kapı aralıktı. içeriden, çok tanıdık bir ses geliyordu.
bir çocuk sesi.
gülümseyen, bir oyuncakla oynayan, baba bak ne çizdim diye bağıran küçük bir çocuğun sesi...
kendi çocukluğumun sesi.
elimi kapının ahşap yüzeyine koydum. ittim. içerideki o karanlık odada beni bekleyen şey, sadece babamın geçmişi değil, zihnimden silinen o son parçanın dehşet verici gerçeğiydi.
devamını gör...

boka sarmış ,güzelim butik sözlüğü batakhaneye çevirmeyi nasıl becerdiniz helal valla . sözlüğü ayakta tutma projesi olarak genel af çıkarmak sanki yetmezmiş gibi birde küfürü serbest bırakmışlar .tanımlarda küfür,hakaret ,bel altı gırla gidiyor .bu işi beceremiyorsanız biz bu işi yapamadık deyin kapatın sözlüğü kimse ruh hastaları ile uğraşmak zorunda değil .
devamını gör...

fakir baykurt'un askerliğini yaptığı konya'yı anlattığı romanı.


olaylar, cumhurbaşkanının* konya'yı ziyaretiyle başlar. kantarma köyünün muhtarı h*msalak musa'yla cesur kankası hıdır, cumhurbaşkanının şerefine verilen ziyafete sızmayı başarırlar. kendilerini tanıyan demokrat parti il başkanı dr. zihni'nin aracılığıyla bayar'la tanışarak ertesi gün çumra'ya giderken yol üstündeki köylerine uğramaya ikna ederler. hakikaten ertesi gün bayar gelir. köylülere "bir isteğiniz var mı" diye sorar. köyün hacı hoca tayfası "kuran kursu istiyoruz, caminin tamirini istiyoruz" filan diyedursun musa, hıdır ve musa'nın kayınpederi ümmet çavuş "kuraklıktan anamız ağladı, açız; su istiyoruz" derler. cumhurbaşkanı hepsinin sözünü verir.

cami inşaatı konyalı zenginler aracılığıyla hızla tamamlanır, kuran kursu yapılır, hoca atanır ve cumaları atatürk'e sövülen vaazlar verilmeye başlanır. sudansa ses seda yoktur. nihayet bir yıla yakın beklemenin ardından mühendis cafer diye biri yeraltı suyu araştırmaları için gelir. kuran kursu hocası "yağmur duası dururken yeraltı suyu aranmaz, cinler musallat olur" diye vaazlar veredursun muhtar'la hıdır'ın teşvikleriyle mühendis cafer (amerika'dan yeni gelmiş, zengin bir müteahhidin damadı) araştırmalara başlar. nihayet suya ulaşıldığındaysa tazyikli acı su fışkırır. üstelik bu acı su o kadar tazyiklidir ki, sondaj alanına beton dökülmesine rağmen betonları çatlatarak akmakta, kurak tarlalarda bir sodalı göl oluşturmaktadır. valilikten yalvar yakar istenen greyder gelmez, köylü kazma kürekle bir kanal açarak suyu en yakın dereye dökmeyi başarır. ama olan olmuş, ıslak topraktan köygöçüren denen yabani otlar fırlamaya başlamıştır. bütün köylü, bu işte çok ısrar eden muhtar musa'yla hıdır'a diş bilemeye başlar.

otu araştırmak için ankara üniversitesi ziraat fakültesinden bir heyet gelir. onlar da bu otun çok pahalı ilaçlarla ancak yok edilebileceğini, yolmakla kökünü kazımakla kesinlikle yok olmadığını açıklarlar. artık köyde iş olmadığını anlayan herkes, topraklarını çok ucuza satarak konya'ya, sık sık kendilerine yardımcı olan doktor zihni'ye giderler, onun torpilleriyle belediyede, şeker fabrikasında, dsi'de, özel idarede birer işçiliğe yahut apartman kapıcılığına yerleşip kalırlar. köyde sadece ümmet çavuş kalır. toprakları toplayan konya zenginleri ve bu arada mühendis şaşı cafer ise her şey olup bittikten sonra bir artezyenden tatlı su bulmayı başarırlar. ama artık olan olmuştur, o su yeni sahiplerine yarayacaktır. hıdır itfaiye çavuşluğundan musa kapıcılıktan memnunlardır, komşuları kerim usta sayesinde sol düşünceyle de tanışmışlardır ya, bir yandan lümpenlikten de vazgeçmezler, musa doktor zihni'nin karısıyla işi pişirmişken dul baldızını da evli ve çocuklu hıdır kuma olarak almıştır...
devamını gör...

iktidar karşıtı olmak yeterli
devamını gör...

puahhaah
en iyisi gelene kadar en iyisi qratgq

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim