zaman tüneli
5816 sayılı atatürk'ü koruma kanunu
dindarları yine mağdur eden kanundur. son çeyrek asırdır doğru düzgün uygulandığı da görülmemiştir. hani trafikte sözde takip mesafesi diye bir kural var da, herkes tampon tampona gidiyor, o kural asla uygulanmıyor ya o hesap. akp iktidarında atatürk'e hakaret, heykeline saldırı gayet popüler bir olay. peki atatürk'e hakaret edenler mi daha çok ceza aldı yoksa erdoğan'ı eleştirenler mi.
ayrıca yaşadığına dair somut bir kanıt olmayan, bir kesim tarafından peygamber diye adlandırılan kişiler de aynı şekilde korunuyor mesela. sanki atatürk'e küfredince tutuklanıyorsun da aynı cümleyi muhammed'e söyleyince ifade özgürlüğü oluyor. birinin adını genel koymuşlar, dini değerleri aşağılama falan diyorlar, diğerine atatürk'ü koruma kanunu denmiş. bu kanuna karşı olanlar ötekinin de kaldırılmasını istesin o zaman. hani diyorlar ya atatürk'ü koruyorlar, zorla mı sevdirecekler vs; aynısı din için de geçerli. tanrı denilen kavrama küfredilince de sen ağlamayacaksın o zaman. üstelik birinin varlığının somut mutlak kanıtı yok. keza tanrın atatürk gibi ölmedi, kendi kendini koruyabilir çok kudretliyse. yok eğer diyorsan ki bu yasa halk birbirine girmesin diye var çünkü toplumda inananlar var, aynı şekilde atatürk'ün de sevenleri var ve millet lambır lumbur konuşup da kavga çıkmasın diye var.
velhasıl bu kanun aslında bir sembol. atatürk'e edeceğin hakareti sultan mehmet'e de etsen aynı şey olacak. hatta o daha etkili olur, atatürk olunca daha çok göz yumuluyor. mağdur edebiyatı yapmaktan vazgeçin.
ayrıca yaşadığına dair somut bir kanıt olmayan, bir kesim tarafından peygamber diye adlandırılan kişiler de aynı şekilde korunuyor mesela. sanki atatürk'e küfredince tutuklanıyorsun da aynı cümleyi muhammed'e söyleyince ifade özgürlüğü oluyor. birinin adını genel koymuşlar, dini değerleri aşağılama falan diyorlar, diğerine atatürk'ü koruma kanunu denmiş. bu kanuna karşı olanlar ötekinin de kaldırılmasını istesin o zaman. hani diyorlar ya atatürk'ü koruyorlar, zorla mı sevdirecekler vs; aynısı din için de geçerli. tanrı denilen kavrama küfredilince de sen ağlamayacaksın o zaman. üstelik birinin varlığının somut mutlak kanıtı yok. keza tanrın atatürk gibi ölmedi, kendi kendini koruyabilir çok kudretliyse. yok eğer diyorsan ki bu yasa halk birbirine girmesin diye var çünkü toplumda inananlar var, aynı şekilde atatürk'ün de sevenleri var ve millet lambır lumbur konuşup da kavga çıkmasın diye var.
velhasıl bu kanun aslında bir sembol. atatürk'e edeceğin hakareti sultan mehmet'e de etsen aynı şey olacak. hatta o daha etkili olur, atatürk olunca daha çok göz yumuluyor. mağdur edebiyatı yapmaktan vazgeçin.
devamını gör...
mobil temassız var kredi kartına gerek yok insanı
kendi tercihi olabilir de. insanları bekletmeye gerek olmadan olsun lutfen. bi saat qr okutmasını beklıyoruz insanların vapura binmek icin.
devamını gör...
sözlük kızlarının gündemle ilgilenmemesi
sözlük kızlarının ilgisini hakeden bir gündem yok ki.
imza: meriç can kankaayağı
imza: meriç can kankaayağı
devamını gör...
günaydın sözlük
horoz ötmeden gün mü başlar?
günaydın sözlük!
kendisi uyandığı için gün başladı sananlar; birleşin! haklısınız...
günaydın sözlük!
kendisi uyandığı için gün başladı sananlar; birleşin! haklısınız...
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
işten gel. birkaç saat uyu. uyan, içmeye başla. duş al, ayıl ve işe git. işten gel ... son birkaç haftamın özeti bu cümle.
bir haftadır bu başlığa destanlar yazıp siliyorum. şu yabancılar diyarında bile artık içimi dökemiyorum. ben artık içimi kusamıyorum. hani derler ya bir adım daha atsam ölüm, bir adım daha atsam özgürlük hah işte o adımı bile atamadan aylardır arafta yaşıyorum.
ama yine de bir şey söylemek istiyorum. bir korkak, aydınlığa çıktığım gün beni zindana hapsetti.
sevmek cesaret işidir. korkaksanız, sevmeyin...
bir haftadır bu başlığa destanlar yazıp siliyorum. şu yabancılar diyarında bile artık içimi dökemiyorum. ben artık içimi kusamıyorum. hani derler ya bir adım daha atsam ölüm, bir adım daha atsam özgürlük hah işte o adımı bile atamadan aylardır arafta yaşıyorum.
ama yine de bir şey söylemek istiyorum. bir korkak, aydınlığa çıktığım gün beni zindana hapsetti.
sevmek cesaret işidir. korkaksanız, sevmeyin...
devamını gör...
fadik
hrr
grr ve de mrr gibi sesler çıkaran canlı.
grr ve de mrr gibi sesler çıkaran canlı.
devamını gör...
aga b
son çıkan zor bi gün'ü sevdim mi sevmedim mi bilmiyorum. caz da sevmiyorum ama sadece piyano var aslında öyle bakınca sevmedim de diyemezsin. çünkü ne alaka? tamam da kanka falan.
bilemedim.
bilemedim.
devamını gör...
çiftini arayan çoraplar
her şey bir kenara, son zamanlarda kaygısından kurtulduğum olaydır. modanın iyice sapıtmış olması, işimi fazlasıyla kolaylaştırdı. eskiden çorapların aynı olması bir gereklilikken, şu an farklı renk olmaları marjinallik olarak görülüyor. tekini bulamadığınız her çorabınızı farklı bir çorapla kombinleyin. "kasıtlı böyle giydim. tarzım bu" dersiniz. acayip çalışıyor.
devamını gör...
ezan sesi
açıkcası böyle bir başlığı kendi adıma yersiz buluyorum. ezan sesinden rahatsız olan insanlara saygı duyuyorum fakat dünyanın neresine giderseniz gidin, ibadet saatleri kendisine has biçimde duyurulur.
yurt dışında, kiliseler çanlarını çalar, müslüman ülkelerde camilerde ezanlar okunur. bunlar doğal durumlardır. insanların dinlerini yaşama biçimlerine karışamayız. ayrıca bir günde sadece 5 kez, 1-3 dakika aralığında duyduğunuz bir ezan sesinden neden rahatsız oluyorsunuz bunu anlamıyorum. herkesin yaşayışına / dini inancına saygı duymak gerekiyor.
türkiye cumhuriyeti laik bir ülke olarak inşa edildi. kimsenin dini inancına ve bunu yaşama biçimine karışamayız. ben bu dünyada görebileceğiniz en seküler insanlardan biriyimdir. ailevi olarak böyle büyütülüyoruz. buna rağmen, ne beni ne ailemi günde 5 kez duydugumuz ezan sesi veya kilisenin çalan çanları hiç rahatsız etmez. siyasetle, dini inancı karıştırmamak gerekiyor. ülke yönetimiyle, dini inancı bağdaştırmamak gerekiyor.
din ve devlet işleri bu yüzden birbirinden ayrıldı. laik bir ülke olmamız, ezan sesini kıstıracağımız ya da kapattıracağımız anlamına gelemez. aynı şey kiliselerin çanları için de geçerlidir. paganların veya farklı dini toplulukların ibadet biçimleri / dönemleri dahi buna dahildir.
işin özü: kimsenin dini inancına ses edemeyiz. bu hem saygısızlık hemde insani anlamda had aşımıdır. insanın başkasıyla ilgili laf edebileceği konuların bir sınırı vardır. "ben rahatsız oluyorum, benim gibi rahatsız olan insanlar da var. hadi bu işi değiştirelim." mantığı bencilcedir. siz rahatsız olabilirsiniz ama bu sesi seven ve buna göre ibadet eden sayısız insan var. onların söz hakları neden hiçe sayılıyor? dahası siz nasıl kendi bakış açınızı daha üstün görüyorsunuz?
bir şeyi ortadan atmadan önce enine boyuna düşünmek gerekiyor. siz ezanlara laf ederken, karşı tarafta size " bizde sizin ulu orta bangır bagır dinlediğiniz müziklerinizden, kamuda yapılan konserlerden rahatsızız. onlarda yüksek sesli ve herkes dinlemek zorunda kalıyor. o zaman kamusal alanda müzikte dinlenmesin, konserlerde yapılmasın. biz bu müzikleri dinlemek zorunda değiliz." diyebilir. o zaman ne yapacaksınız?
böyle bir argümanla gelen herkesin son derece hakkı var. siz ezan sesinden rahatsız oluyorsunuz, karşı tarafta bangır bangır 7/24 cafelerin/ barların/pubların mahallelere dinlettiği müziklerden rahatsız olabilir. o zaman kamusal alanlarda hiçbir şekilde müzik açılmaması gerekir.
bunca yanlış davranışı sergilemek yerine, orta yolu buluyoruz. ne yapıyoruz?
ezan okunurken, müzikleri kapatıyoruz ya da seslerini kısıyoruz. ezan bitince geri açıyoruz. böylelikle farklı kesimlerinde yaşam biçimlerine ve bakış açılarına saygı duymuş oluyoruz. herkes birbirini tolere ediyor ve yıllardır mutlulukla yaşıyoruz.
bunun dışında, tek taraflı bir düzen talep etmek fazlasıyla bencilliktir.
demek istediğim bu işin sonu yok. herkes birbirine saygı duyabildiği sürece bir toplum olarak var olabiliriz.
dozunu rica ediyorum kaçırmayın.
tek yol: saygı göstermeyi öğrenmek.
yurt dışında, kiliseler çanlarını çalar, müslüman ülkelerde camilerde ezanlar okunur. bunlar doğal durumlardır. insanların dinlerini yaşama biçimlerine karışamayız. ayrıca bir günde sadece 5 kez, 1-3 dakika aralığında duyduğunuz bir ezan sesinden neden rahatsız oluyorsunuz bunu anlamıyorum. herkesin yaşayışına / dini inancına saygı duymak gerekiyor.
türkiye cumhuriyeti laik bir ülke olarak inşa edildi. kimsenin dini inancına ve bunu yaşama biçimine karışamayız. ben bu dünyada görebileceğiniz en seküler insanlardan biriyimdir. ailevi olarak böyle büyütülüyoruz. buna rağmen, ne beni ne ailemi günde 5 kez duydugumuz ezan sesi veya kilisenin çalan çanları hiç rahatsız etmez. siyasetle, dini inancı karıştırmamak gerekiyor. ülke yönetimiyle, dini inancı bağdaştırmamak gerekiyor.
din ve devlet işleri bu yüzden birbirinden ayrıldı. laik bir ülke olmamız, ezan sesini kıstıracağımız ya da kapattıracağımız anlamına gelemez. aynı şey kiliselerin çanları için de geçerlidir. paganların veya farklı dini toplulukların ibadet biçimleri / dönemleri dahi buna dahildir.
işin özü: kimsenin dini inancına ses edemeyiz. bu hem saygısızlık hemde insani anlamda had aşımıdır. insanın başkasıyla ilgili laf edebileceği konuların bir sınırı vardır. "ben rahatsız oluyorum, benim gibi rahatsız olan insanlar da var. hadi bu işi değiştirelim." mantığı bencilcedir. siz rahatsız olabilirsiniz ama bu sesi seven ve buna göre ibadet eden sayısız insan var. onların söz hakları neden hiçe sayılıyor? dahası siz nasıl kendi bakış açınızı daha üstün görüyorsunuz?
bir şeyi ortadan atmadan önce enine boyuna düşünmek gerekiyor. siz ezanlara laf ederken, karşı tarafta size " bizde sizin ulu orta bangır bagır dinlediğiniz müziklerinizden, kamuda yapılan konserlerden rahatsızız. onlarda yüksek sesli ve herkes dinlemek zorunda kalıyor. o zaman kamusal alanda müzikte dinlenmesin, konserlerde yapılmasın. biz bu müzikleri dinlemek zorunda değiliz." diyebilir. o zaman ne yapacaksınız?
böyle bir argümanla gelen herkesin son derece hakkı var. siz ezan sesinden rahatsız oluyorsunuz, karşı tarafta bangır bangır 7/24 cafelerin/ barların/pubların mahallelere dinlettiği müziklerden rahatsız olabilir. o zaman kamusal alanlarda hiçbir şekilde müzik açılmaması gerekir.
bunca yanlış davranışı sergilemek yerine, orta yolu buluyoruz. ne yapıyoruz?
ezan okunurken, müzikleri kapatıyoruz ya da seslerini kısıyoruz. ezan bitince geri açıyoruz. böylelikle farklı kesimlerinde yaşam biçimlerine ve bakış açılarına saygı duymuş oluyoruz. herkes birbirini tolere ediyor ve yıllardır mutlulukla yaşıyoruz.
bunun dışında, tek taraflı bir düzen talep etmek fazlasıyla bencilliktir.
demek istediğim bu işin sonu yok. herkes birbirine saygı duyabildiği sürece bir toplum olarak var olabiliriz.
dozunu rica ediyorum kaçırmayın.
tek yol: saygı göstermeyi öğrenmek.
devamını gör...
kafanın içinde konuşan bir düzine ses
vesveseyi takmazsanız sizi rahatsız edemez
devamını gör...
özgüvensizlik
özgüvensizlik genelde anksiyete ve mental sorunlardan kaynaklanıyor. beynin denge bölgesi aşırı hassas demektir. bunu azaltmanın yolları:
hacamat,
namaz,
benzodiazepine,
alkol,
nikotin,
narkotik maddeler,
ssrı,
ritalin/concerta
hacamat,
namaz,
benzodiazepine,
alkol,
nikotin,
narkotik maddeler,
ssrı,
ritalin/concerta
devamını gör...
çiftini arayan çoraplar
platon şölen'i tekrar yazamaz ama kim neyi daha iyi yazabilir bilmiyorum.
ümit yaşar da bir köşede dursun.
nerde bu çorapların çifti?
tek çoraplar.
ümit yaşar da bir köşede dursun.
nerde bu çorapların çifti?
tek çoraplar.
devamını gör...
güne bir not
bugün güzel bi gündü ve yaşlı erkekler de erkek unutma.
ya ben uzun yaşamak isteyen bi insanım ama gerçekten çoğu erkekle değil ya. mesela 96 yaşında biri artık bi dur be. uzun yaşama isteğimi de bitiriyor. amca alo napıyon pardon yaşlılığa vuramayacağım sağlığınla? bir de 150 yaşımda ama hayalimdeki şu anımla sizi mi çekeceğim. salak ya bak yine sinirlendim.
ya ben uzun yaşamak isteyen bi insanım ama gerçekten çoğu erkekle değil ya. mesela 96 yaşında biri artık bi dur be. uzun yaşama isteğimi de bitiriyor. amca alo napıyon pardon yaşlılığa vuramayacağım sağlığınla? bir de 150 yaşımda ama hayalimdeki şu anımla sizi mi çekeceğim. salak ya bak yine sinirlendim.
devamını gör...
horoz borcu
ben demedim sokrates dedi hemen ölmeden önce.
hani bu asaya dolanmış yılan var ya. sağlık bakanlığı falan. heh o.
bir kurban.
yaşam ve ölüm tamam.
ama borcu ödeyin tabi be.
hani bu asaya dolanmış yılan var ya. sağlık bakanlığı falan. heh o.
bir kurban.
yaşam ve ölüm tamam.
ama borcu ödeyin tabi be.
devamını gör...
korku seansı 4
korku seansı, paranormal araştırmacı olarak kabul edilen özellikle amerika'nın kuzeydoğu eyaletlerinde ortaya çıkan doğaüstü olayları çözen, ed ve lorraine warren çiftinin tuttuğu kayıtlarından derlenen bir korku filmi serisidir.

ed ve lorraine warren , vera farmiga ve patrick wilson tarafından canlandırılır. beni bu seriye hayran bırakan aslında vera ve patrick'in uyumudur. rollerini oynamaz, adeta üstlerine giyerler. öylesine derin bir duygusallık sergiliyorlar ki, gerçekten evli olduklarına inanıyorsunuz.
seriyi paranormal konuları baz aldığı için çok seviyorum. filmin konusunu kısaca vermek gerekirse: ed ve lorraine kiliseye "musallat" vakasıyla başvuran ailelerin evlerine yardıma giderler. bu işlem tamamen ücretsizdir. ed ve lorraine'in amacı evlere veya ailelere musallat olan varlıkları temizlemektir. lorraine tanrısal bir yeteneği olan, iblisleri görebilen bir kadındır. eşi ed ise, iblisin ele geçirdiği kişiye şeytan çıkartmayı yapar. yani lorraine iblisleri gören, sayılarını saptayan, hikayelerini öğrenen tarafken, ed dini anlamda müdahale eden taraftır. bu yüzden beraber çalışırlar. ( seriyi vurucu yapan burasıdır zaten).
ayrıca seri çok önemli bir argümanı da izleyiciye verir. ed ve lorraine hikayelerini soran herkese şunu söyler " bana inanan tek kişiyle evlendim." yani ikiside birbirini hiçbir zaman deli olarak görmez ve birbirlerine güvenerek vaka çözmeye başlarlar. kısa zamanda da kilisenin dahi kabul ettiği ve onayladığı paranormal araştırmacılar haline gelirler.
burada izleyiciye şu mesaj verilir : ruhani şeyleri hissedebilen, imgeler görebilen insanlar deli değildir. tanrısal yeteneği, sezgileri olan insanlar olabilir. bu tarz insanları psikolojik herhangi bir rahatsızlıkla yaftalamak doğru değildir. çoğu zaman inanmak ve güvenmek gerekir.
bu ve daha bir çok sebepten, conjuring ( korku seansı), amerika'da çekilen, sayılı kaliteli korku serilerinden biridir fakat neden olduğunu anlamadığım şekilde 4. filmiyle ana finali gerçekleştirdi. ben ed ve lorraine'in gerçekte baktığı vaka sayısını düşününce, seri rahat 7-8 film olur diye düşünüyordum. bu şekilde erkenden bitirilmesi beni üzdü.

zaten filmin adı korku seansı: son ayin olarak geçiyor. fragmanında'da "neden son ayinleri olduğunu öğrenin" şeklinde bir argüman vardı.
üzüldüm. hollywood iyi bir seriyi kaybetti. senaristlerin ve yönetmenlerin güzel giden her şeyi neden mahvetmek zorunda olduklarını bilmiyorum ama seriyi severler olarak mutsuzluğa boğulduk.

ed ve lorraine warren , vera farmiga ve patrick wilson tarafından canlandırılır. beni bu seriye hayran bırakan aslında vera ve patrick'in uyumudur. rollerini oynamaz, adeta üstlerine giyerler. öylesine derin bir duygusallık sergiliyorlar ki, gerçekten evli olduklarına inanıyorsunuz.
seriyi paranormal konuları baz aldığı için çok seviyorum. filmin konusunu kısaca vermek gerekirse: ed ve lorraine kiliseye "musallat" vakasıyla başvuran ailelerin evlerine yardıma giderler. bu işlem tamamen ücretsizdir. ed ve lorraine'in amacı evlere veya ailelere musallat olan varlıkları temizlemektir. lorraine tanrısal bir yeteneği olan, iblisleri görebilen bir kadındır. eşi ed ise, iblisin ele geçirdiği kişiye şeytan çıkartmayı yapar. yani lorraine iblisleri gören, sayılarını saptayan, hikayelerini öğrenen tarafken, ed dini anlamda müdahale eden taraftır. bu yüzden beraber çalışırlar. ( seriyi vurucu yapan burasıdır zaten).
ayrıca seri çok önemli bir argümanı da izleyiciye verir. ed ve lorraine hikayelerini soran herkese şunu söyler " bana inanan tek kişiyle evlendim." yani ikiside birbirini hiçbir zaman deli olarak görmez ve birbirlerine güvenerek vaka çözmeye başlarlar. kısa zamanda da kilisenin dahi kabul ettiği ve onayladığı paranormal araştırmacılar haline gelirler.
burada izleyiciye şu mesaj verilir : ruhani şeyleri hissedebilen, imgeler görebilen insanlar deli değildir. tanrısal yeteneği, sezgileri olan insanlar olabilir. bu tarz insanları psikolojik herhangi bir rahatsızlıkla yaftalamak doğru değildir. çoğu zaman inanmak ve güvenmek gerekir.
bu ve daha bir çok sebepten, conjuring ( korku seansı), amerika'da çekilen, sayılı kaliteli korku serilerinden biridir fakat neden olduğunu anlamadığım şekilde 4. filmiyle ana finali gerçekleştirdi. ben ed ve lorraine'in gerçekte baktığı vaka sayısını düşününce, seri rahat 7-8 film olur diye düşünüyordum. bu şekilde erkenden bitirilmesi beni üzdü.

zaten filmin adı korku seansı: son ayin olarak geçiyor. fragmanında'da "neden son ayinleri olduğunu öğrenin" şeklinde bir argüman vardı.
üzüldüm. hollywood iyi bir seriyi kaybetti. senaristlerin ve yönetmenlerin güzel giden her şeyi neden mahvetmek zorunda olduklarını bilmiyorum ama seriyi severler olarak mutsuzluğa boğulduk.
devamını gör...
özgüvensizlik
bu bana mı yazıyor ya? sorusu gibi.
edit: öz güven ayrı yazılıyormuş artık ya.
edit: öz güven ayrı yazılıyormuş artık ya.
devamını gör...
yazarlar hakkında gereksiz bilgiler
düz konuşmam sürekli patavatsızlık veya acik sözlülükle isimlendilir ve sacma şekilde en çok dedikodu yapan insanlar beni sever. yoo dümdük ve anlık tepki. patavatsızlık ne veya bi seyler nedir biliyorum. bu sebeple az arkidoşum var.
devamını gör...
ne diyeceğini bilememek
bir eylem.
geçen bir kedi bir kargayı kaptı. karga yaralandı. uçamıyor. dedim ki bak yaklaşma yanarsın. bırak o bi yem artık. yaklaştı, kargalar tarafından nasibini de aldı. sonra diyor ki 2026 yılında adaptasyondan söz edemeyiz, onu rehabilite edebilirdik, iyilestirebilirdik. bu bir vicdani sorumluluk.
aynen. ne diyeceğimi bilemedim misal.
geçen bir kedi bir kargayı kaptı. karga yaralandı. uçamıyor. dedim ki bak yaklaşma yanarsın. bırak o bi yem artık. yaklaştı, kargalar tarafından nasibini de aldı. sonra diyor ki 2026 yılında adaptasyondan söz edemeyiz, onu rehabilite edebilirdik, iyilestirebilirdik. bu bir vicdani sorumluluk.
aynen. ne diyeceğimi bilemedim misal.
devamını gör...
ezan sesi
bi yerlerde namaz kılmaz mıyız?
devamını gör...
yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
neyse.
devamını gör...