zaman tüneli

sözlük önünde dövüşüyormuş gibi yapıp aslında kanka olmaktır.

sözlük önünde dedik madem sözlükten örnek verelim:
(bkz: lucıfer) şeytanı ile okan buruk'un askeri bu ikisi aslında kankadır, aynı tanımı beğenirler, görselleyelim:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birbirlerine methiye düzerler;
#4048885

yaa işte böyle, her dövüşü dövüş sanmayın.

belki de bunlar yoldaş'ın sözlüğü ayakta tutmak için yaptığı taktiklerdir, bilemiyorum.
devamını gör...

eline diken batsın istemiyordur. hem yasemin daha güzel ve narin bence. neden gül gibi değil de yasemin gibi demiyoruz.
çünkü kadın dediğin güzelliğinin arkasında bir tehlike de taşır di mi? illa bir lilithlik , illa bir şeytanlık, bir olumsuz tanımlama olacak di mi?
biraz da sjwlik katalım renklensin.

erkekler de kadınlar da huzur istemiyor ya, illa bir kaos, illa bir karmaşa. huzur istiyoruz diye dolanan en bunu istemeyen. huzur islamda kardeş, kadının kollarında değil.

isyan edermiş gibi oldu da aslında çoğu cümlenin sonunda görünmeyen bi gülücük var.
devamını gör...

al işte, ben ne diyorum bunlar ne anlıyor. yok anam yok. sizin kafa çok başka şeylere çalışıyor. bir kere ben yürüyecek olsam, hiç böyle bir zamanda yürür müyüm? bunun bile bir adabı ve zamanı, yeri olur.
ben ilkeli bir insanım. ilkelerine bağlı bir insanım.
devamını gör...

abur is summoning mi, winter mı coming yohusa, ewed?
devamını gör...

kanka fifada trabzonu almak yasak ehi ehi

amk eşşekleri sikltiler ülke puanını
devamını gör...

evet bu başlıkta ayı başak ile maceralarımı anlatacağım. eski arkadaştan nasıl yeni manita olmaz.. yıllaaaar yıllaar önceydi. bu ayı başak beni tinder'da bulmuş, nefes alsın yeterci olduğu için hep sağa kaydırmış, bir başka nefes alsıncı olan benimle tesadüfen match oldu. gittik ilk buluşmayı kafede yaptık, bu ayı akımı tipleme hemen tavlaya getirdi mevzuyu, abla tabi öyle, tavla atan, rakı içen güzel ablalardan. neyse ben bilmem tavla mavla derken, koltuğun altına kutuyu sıkıştıracak kadar öğrendim, tabii kutuyu da sıkıştırınca bir o kadar daha büyüyor hatun onu hesaba katamadık, ewed. neyse işte, bu ukela ukela konuşuyor, beni zorluyor, test ediyor, aşağılamaya çalışıyor falan, klasik ikizler yükselenli yengeç boku, ewed. neyse işte gel zaman git zaman beni evinde yedirmeye içirmeye başladı bu, neyse olm gerisini de sonra anlatırım yeter da, ewed.
devamını gör...

rakibin değeri salah için ödenen para kadar. herifler içerde dışarda trabzon'u yeniyor, trabzon gol bile atamıyor. adamlar muhtemelen kendi paf takımı ile antrenman maçı yaparken daha çok terleyip strese giriyorlardır. şu eşleşme şöyle olmamalıydı. karşımızda premier lig baş altı takım falan yok, bu kadar da ezilinmemeli. türk futbolu hep aynı şeyleri yaşıyor. başakşehir'in ınter turku'ya elenmesi falan bin tane örnek sayarız. futbolla yatıp kalkıyoruz, dünya kadar yatırım yapıyoruz ama bir arpa yol katedemiyoruz.

ben yazarken maç 4-0 oldu. bayern'e değil ferencvaros'a 4-0 yeniliyor trabzon.
devamını gör...

üzücü durumdur. illa çapkın, motorcu, müzisyen tarzı erkeklere gönül verirler.
anadolu'nun bağrından çıkmış, kadın hasretiyle bağrı yanık, bir oturuşta iki büyük rakıyı devirebilen , matkap gibi , yaklaşık 1,70 boylarında, etine dolgun, buğday tenli delikanlıların yüzüne bakmazlar.
devamını gör...

senin gibi alenen yüriyim mi kıza? ahahshdhjdjd canını yediğim. belli etme bari.
devamını gör...

yetiş ya turkishairlines evlatlarına sefer düzenliyorlar
devamını gör...

yok yok biz çok inceleyen, buluttan nem kapan insalarız. tamam, sorun yok, devam.

bir şey yapmıyorsunuz.
devamını gör...

sarp'tan sarpi'ye geçerek başladım. sınır kapısının ötesinde taksiciler yolunacak türk bekliyorlar. hem de öyle böyle ısrarcı değiller. o sebeple türk olduğunu belli etmemekte fayda var. hepsi de taksi lazım mı abi diye etrafında pervane oluyor. "nyet." diye rusça hayır diyerek onlardan sıyrılıyorum. biraz daha ısrarcı olanlara ise "nikagda!" diyorum, yani asla. sonuçta 1 lari'ye taa batum'a giden minibüsler var. biniyorum.

içerisi azeri dolu. türkiye'ye gidip, çalışıp, mesai bitişi dönenler bunlar. hepsi de gide gele birbirlerini tanıyorlar. pek bir gürültücüler haliyle. batum'a kadar kafamı ütülüyorlar.

batum'a iniyorum. şaşkınlık. ne olmuş la buraya? neredeyse gürcü yok, her yer rus. rusları severim, kadınlarını uzaktan ama. şunlara baksana 1.80 boyları, kıvrımsız oklava gibi vücutlarıyla arzı endam ediyorlar. hiçbir kadın bu kadar uzun boylu olmamalı. bence öyle. 1.70 üstü yasaklanmalı. arada minnoş rus dişiler de yok değil ama ben bu ırkın kadını ile belli bir deneyim yaşadıktan sonra pek tercih etmiyorum. minnoş falan aldanmamakta fayda var. hepsi birer erkek fatma. feninenliğin dibini sıyırıyorlar. türkiye'deki erkeklerden bile daha erkek lan bunlar. neme lazım? zaten o kadar deneyimlemeye de gerek yoktu. sonradan anladım ki; o kadar matah şeyler olsalar bunlar, rus erkekleri neden başkalarına itelesinler? değil mi? rus erkeklerin hepsi de yılmış bunlardan. ben de öyle. bu beni onlarla ortaklaştıran bir husus.

fiyatlar da çıldırmış ayrıca, 1 lari'ye 3 litre votka alınan zamanlar gitmiş. türkiye'de 80 liraya olan sigarayı burada 118 liraya aldım. kafamda lari tl çevirmekten gına gelene kadar çevirdim. tıpkı alamancıların euro tl çevirmesi gibi ama onlara gına gelmiyor işte. gerçi bende buranın alamancısı sayılırım. kurtuluş savaşı zamanı dedelerim buradan göçmüşler ama onlar işsizlik ya da fakirlikten değil, aksine zenginlikten, kızıllardan kaçmışlar.

hemen hemen her yeri de ruslar işletiyor. hepsi de kadın. bir bara girdim. silme rus. arada iki tane hintli görünce bu rusların arasında, bunların burada ne işi var lan dedim. gittikçe fantastikleşmeye başladı serüven. burası self servişmiş. self servis bar mı olur lan? ruslar yapar. bunlar kimsenin akıl sır erdiremediği birçok şeyi yapabilirler. rusya'da akıl geçersiz kapik'tir.

barda rus bir kız vardı. ben de rusça konuşayım da, bari o kadar da suratsızlık yapmasın diye gaflete düştüm. "privet. ya haçu vodka." dedim, yani; "merhaba. votka istiyorum." kızın birden dili çözüldü. muhabbet edeceğimi tuttu nedir ki? anlamadım. hızlı hızlı, kaldı ki bir rus için bile gereğinden fazla hızlı bir şeyler anlatmaya başldı bana. beni rus sandı. halbuki ben votkamı alıp, gidecektim. işin kötü yanı o kadar uzun zamandır rusça konuşmuyordum ki, neredeyse unutmuştum. ona; ya ni pinimayu. ya turko, e no russkii, dedim. hala salak gibi rusça konuşarak. kız iyice kıllandı. ben durumun farkına varıp, türkçe konuşunca biraz, olay toparlandı. votka falan içmeden oradan çıktım.

sokaklarda dolaşırken; bu gürcistan çok bozmuş diye söylenirken buldum kendime. çok bunaldım. burada akrabalarım vardı, dede tarafından, olduğunu biliyordum ama nerede olduklarını bilmiyordum, daha önce hiç tanışmamıştım. amcam biliyordu. o tanışmış, onlar da kalmış, iyi de ağırlamışlar, öyle diyordu. amcamı aradım; durumu anlattım.

- onlara gitmeeee diye bağırarak konuşuyordu, seni s..k.rler.

- niye? napacaklar amca? nasıl yani? diyordum.

- oğğğluuum. akıllı ol. onlar bildiğin gibi içmiyorlar. seni s..k.erler. geri dön. diyordu.

- ne olacak amca. ben de içiyorum. bir şey olmaz. diyordum.

- oğğğğluuuum. onlar sen, ben gibi içmiyorlar. akıllı ol. geri dön.

yani bunu söyleyen adamı düşününce, amcam olur o, bir oturuşta iki büyük rakıyı tek başına bitirip, üstüne de... bir işkillenmedim değil, yine de merakım ağır bastı.

- ya amca, s...kt..r et. gidecem ben işte. sana ne? nasıl bulacam onu söyle.

- gaburgası kalın g.v.t. ( gaburgası kalın; inatçı, burnunun dikine giden anlamında bir deyiştir bizim dilde.) tamam. mayronil'e, git, orada bulursun onları. dedi.

- nasıl bulacağım? diye sordum.

- git. sen bulursun p.zvnk. dedi. sen onları bulamasan onlar seni bulur. diye ekledi.

uzatmadım. hep böyle tatlı tatlı konuşurdu benimle. küfür etmediği vakii değildi. herkese ederdi. onun sevme tarzı buydu. öyle diyorsa öyledir yani. bulurum herhalde. bulamazsam da, eh, geri dönerim, ne olacak yani?

kapattık telefonu. google haritadan dediği yere baktım. önce tiflis'e gitmem gerekiyordu anlaşılan. öyle yaptım. tiflis'ten de mayronil'ine geçtim amcamın. burası küçük bir yerdi. belli. bazı dükkanlarda türkçe tabelalar da vardı. bunlar burada yaşayan terek türkleriydi belli ki, karapapak, yani terekeme. aynı soydan geliyorduk. öyle bir dükkana girdim. orada bir amca ile iki çift laf ettikten sonra, soy ağacımı da açıklamam vesilesiyle; gel ben seni onlara götüreyim dedi. bindik arabasına. şehir dışına çıktık. bir yirmi dakika kadar daha gittikten sonra, kocaman bahçesi olan, çiftlik tarzı bir yere getirdi beni. indik arabadan.

karşımızdan sarışın, mavi gözlü bir adam geliyordu. "ay kişi, bu senin (şununun, bununun, oğlunun, bilmem nesinin, torunu.) diye bağırdı beni getiren adam. sonra o mavi gözlü adam koşarak geldi yanımıza, bana bir sarıldı. hayatımda ilk defa görüyordum, o da beni. ama sımsıcaktı işte, kan çekiyor dedikleri bu olsa gerek.

beni çekiştirirek oturdukları koca binaya soktu. kocaman bir salona giriliyordu kapıdan. herkesi çağırdı. toplamda 52 kişi sayabildim. hepsiyle beni tanıştırdı. hepsi beni hemen benimsedi. karılı erkekli sarmaş dolaş oldular benimle. kadınlar ağlıyordu bana sarılırken. türkiye'deki akrabalarını çok özlüyorlarmış, öyle söylediler bana.

hemen bir kuzu kestiler bana özel. akşama kutlama varmış. öyle dediler. öbür akrabalarımızı da çağıracaklarmış.

akşam olduğunda üç tane upuzun masa etrafında, nereden baksan 250 kişi toplanmıştı. birdenbire acayip bir ilgi seline maruz kaldığım için, kafam uzaya gidiyordu neredeyse. sayı sayabilecek durumda değildim. önden de biraz içirmişlerdi beni zaten. o ne harika votkaydı? kendileri yapıyorlarmış. bu votkaysa yani, ben daha önce ne içiyordum ki? yağ gibi kayıyordu.

yemekler, şunlar, bunlar her şey hazır, şaraplar, votkalar, tastamam sofraya kurulduk. herkes yiyip, içip, arada bir de gelip bana sarılıyordu, kadın, erkek, hepsi. cinsel gerilimin olmaması çok harikaydı. öylece hepimiz insan gibi, kadın, erkek fark etmeksizin. benim ailem de öyleydi. kadın erkek farkı yoktu bizde de, asimile olamamışız demek ki. sarılmaktan biraz cıvığım çıkmadı değil. olsun. olur öyle.

sonra bunlar karılı erkekli ağlaşmaya, birbirlerine sarılmaya, birbirlerini öpmeye başladılar. hepsi acayip dertliydi. bir an ben nereye düştüm hissine kapıldım. kaldı ki benim beynim de uzaya doğru çıktığından sürekli olarak gülüyordum. arada kafkas çalıyor, hep beraber kalkıp ayağa, gaytağı oynuyorduk. sonra oturup, bunlar tekrar ağlaşma seansına tutuluyorlardı. tekrar kafkas çalıyordu. bu sürekli tekrarlanıyordu. ortamın komikliğine bak. çok eğleniyordum.

ben orada eğlenirken, birdenbire bir şeylerin farkına varamaya başlamıştım. kafam her ne kadar uzaya gitmiş olsa da, orada ayrımsamaya başladım. ben kendimi türkiye'de hep ayrıksı, herkesten farklı bir insan sanıyordum. ama burada anlıyordum ki; ben farklı bir insan değilmişim, bunlarla aynıymışım. aynı delilik, aynı umursamazlık, aynı keyfi zeka, aynı samimiyet, aynı asilik, aynı patavatsızlık, aynı bireysellik... hep ben neden böyleyim diye düşünürdüm. artık bulmuştum. genetik, kültürel falan filan. türkiye'deki sülaleden hiç asimile olmamış bir tek ben varmışım halbuki. tuhaf.

gece sonunda iki tane uzaktan kız kuzenimle aynı odada yatmama karar verildi. şimdilik sadece orada boş yatak varmış. onlar da beni elimden tutup, odaya götürdüler. birden beni soymaya başladılar; domuz gibi kokuyorsun, seni yıkayalım diyorlardı bir yandan da. eh, yoldan geldim, napayım, dedim onlara. tamam biz halledeceğiz dediler. oradan doğru banyoya. beni yıkarken bir yandan da ç.kümle ilgili sürekli olarak espriler falan yapıyorlardı. komikti hepsi de. biri diğerine sen böylesini gördün mü falan diyordu, diğeri bu ne ki, benim gördüklerimin yanında şöyle böyle. banyodan çıkarıp, kuruladılar beni, sonra da giydirdiler, yatağa yatırdılar. eee, iyi de dedim, ben sizin yüzünüzden ayıldım, nasıl uyuyacağım, dedim. votka getirdiler. içtim ve bayıldım. aramızda hiç öyle cinsel şeyler olmadı. zaten cinsel gerilimin olmamasının en güzel yanı da bu, sürekli cinsellik düşünmüyor kimse. kimse kimseyi cinselliğe sığdırma sığırlığına kapılmıyor.

sabah uyandım. güzel bir kahvaltı masası. susamıştım ve bir bardakta su vardı. diktim kafaya. su sanmışım. ama yine votka. bu ne ya, sabah sabah dedim, ben içmem. bana; ay kişi sen adam değilsen? dediler, er kişi içer diye eklediler. iç diye direttiler. türkiye'de içmek ayıp, burada içmemek. tuhaf. normalde insanları reddetmekten, kırmaktan çekinmem ama bunlar da kırılacak gibi değil işte. içtim.

her sabah başlıyorduk, akşama kadar yiyip, içiyorduk. sürekli sarhoştum. bir türlü kendime gelemiyordum. birgün ördek, birgün kaz, birgün kuzu, diğer gün koyun kesiyorlardı benim için. sürekli yedirip, içiriyorlardı. bir nevi ölmeden cennette bulmuştum kendimi. iki gün diye gelmiştim beş gün olmuştu.

beşinci günün sabahında votka içmeyi yine reddetme kalkışmasında bulundum ama nafile. işim, gücüm var benim, türkiye'ye dönmem lazım diyordum onlara. ne yapacaksın işi gücü, boş ver, gidip napacan, türkiye'de b.k var, burada kal, ye iç bizim gibi, bizimle, istediğin kızlardan birisini seç, onu da verelim sana, bin tane de koyun verelim, burada yaşa git diyorlardı bana. taksici gelirken uyarmıştı; değil buranın, gürcistan'ın en güzel kızları bunlarda, dikkat et. demişti. adam haklıydı ama ben burada bütün bunları beleşten kabul edip, iç güveysi gibi burada yaşayamazdım. özgürlüğüme düşkündüm.

iki gün diye gelmiştim, dokuz gün olmuştu, hala dönemiyordum. sürekli sarhoş ediyorlardı beni, hiçbir yere kıpırdayacak halim kalmamıştı. akıllı ol diyordum kendi kendime, dönmen lazım. her sabah kahvaltıda başlıyorlardı beni içermeye. kadına olmasa da alkole karşı koyamıyordum ben. seviyordum mereti.

onuncu günün sabahı, erkenden kalktım. hepsi uyuyordu. vedalaşmak için bile uyandırmadım hiçbirini, çünkü birisi bile uyanık olsa, beni asla salmazlardı. sessizce hazırladım çantamı. çıt çıkarmamak için elimden geleni yapıyordum. yoksa sonsuza kadar burada tıkılıp kalacaktım besbelli. göçebe ruhuma aykırıydı. akıllanmak zamanıydı. neyse ki bunu da nispeten iyi becerdim. öylece vınladım oradan. türkiye'ye girene kadar asla durmadım, ne yemek yedim, ne bir şey içtim, sadece su ve sigara. sınırı geçtikten sonra amcamı aradım; haklısın amca, s...kt..ler beni dedim. kahkaha attı adam; demedik mi g.v.t dedi. komikti.
devamını gör...

benim de vardı 4 tane yapay zeka ürünü cariyeyle oluşturulmuş fotoğrafım ama sözlüğün bu akşam yeterince çirkin erkeğe doyduğunu düşünüyorum. mübarek cuma akşamı daha fazla tat kaçırmayacağım.
devamını gör...

ne dedim okan? ne rahatlığı? ne saygısızlığımı gördün?
devamını gör...

yavas yavas 'bos geyik sözlük' ya da 'abaza sözlük'e evriliyor..kadin icin de erkek icin de..
devamını gör...

sudoku kardeş sana ne oluyor, siz önce insanlara bi saygılı olmayı öğrenin bence.

bu ne rahatlık?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben olsaydım her şeyi açıkladı. o sen değilsin, sal.
devamını gör...

böyle bir şey bulunamadı. yarmagül gibi mi demek istediniz, ewed?
devamını gör...

hemen yakın bir örneğini az önce sözlükte görmemize neden olan erkek/erkeklerdir.

mesela opelina gibi güzel bir kadın hayatında diyelim... yatıp kalkıp şükür namazı kılman gerekirken sen kızı ayar ediyorsun filan... garip şey doğrusu, bu ne kıymet bilmezliktir anlamak imkansız...

ben olsaydım opelina'yı asla sinirlendirecek kadar sorumsuz davranışlar içine girmezdim mesela, bu da bi dost tavsiyesi olsun benden sizlere. insanları kolay kazandık zannedersinız hayır, aldanmayın, yok öyle bir şey, siz kendinize verilen fırsatları yanlış değerlendiriyor olabilirsiniz, ve bir bakmışsınız o insan size yol vermiş bir gün.
biz bunu ister miyiz, hayır. zaten istemediğimiz için bunları söylüyoruz. ama yine de siz bilirsiniz. size hava hoşsa kadınlara çok çok daha hoştur. hele ki güzel kadınlara...
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim