zaman tüneli

köylü bir ailede doğan prenses, kocasının prensesi falan *
devamını gör...

pamuk prenses olurdum, herkese öptürüdüm. evet.*
devamını gör...

#4074360
aynen abicim, fiddlesticks ultisi atmış hehe..
devamını gör...

#4074318
ekonovich abi ne diyo bu, kaşınıyor galiba. ben tutum vur abi hehe..
devamını gör...

normalde insan sinirlenir, entry girer, engeller geçer gider... ben bunu yapmadım... oturdum ve büyü yapmaya karar verdim... bazı insanlara cevap vermek yetmiyo arkadaşlar, insan bi noktadan sonra “bunu artık doğaüstü güçlerle çözmem lazım” diyerek konuyu karanlık güçlere teslim etmek istiyo kusura bakmayın...

gece saat üç gibi bu yazarın adını bi kağıda yazdım, kağıdı katladım, mum yaktım. sonra ne yapacağımı bilmediğim için yaklaşık kırk dakika telegramda büyü tarifleri aradım. her kanalda başka bi şey yazıyo.... bi ara kafam iyice gitti, vultus templorum'a ve grimoar.cz'ye uzun uzun bakındım... birinde tuz gerekiyo, diğerinde saç teli, başka birinde ay ışığı falan... en sonunda hiçbir şey anlamadım ama üşenmişken yarıda bırakmak da istemedim...

neyse bi şekilde ritüeli yaptım. son aşamada da “başıma bir şey gelirse google play sorumludur” gibi bi şey söylemem gerekiyormuş, onu da söyledim, bitti...

ertesi gün sözlüğe girdiğimde yazar yoktu... önce çok önemsemedim, belki işi vardır dedim. öğlen baktım yok, akşam baktım yine yok... geceye doğru artık hafif hafif şüphelenmeye başladım... sadece yok olan o değildi, ara ara yazan 3 yazar daha kayıptı açıkçası...

ilk başta hadi benim yaptığım büyü tuttu diye düşündüm... sonuçta gece üçte oturup ritüel yaptığım insan ortada yoktu okay... ama diğer üç kişi nerede lan? onlara da mı büyü yaptım ben? farkında olmadan toplu büyü mü yaptım? acaba ritüelde yanlışlıkla “bu ve çevresindeki herkes” gibi bi şey mi söyledim diye gece yaptıklarımı hatırlamaya çalıştım... sonra fark ettim macarca bir şeyler söyledim ben büyüyü yaparken... ben bir kişiye sinirlenip dört kişiyi yok edecek kadar güçlü bi büyücü mü oldum diye düşünmeye başladım... hafif bi özgüven geldi...

sonra bu büyü yaptığım yazarın entrylerini açıp okudum, yazım tarzını, imla hatalarına falan uzun uzun bakındım ve diğer yazarların yazdıklarına göz gezdirdim... sonunda fark ettim ki bunlar dört farklı insan değilmiş... meğer yazarın üç tane fake'i varmış...

ağız tadıyla birine büyü bile yapamıyoruz... bi kişiye büyü yapıyoruz dört kişi ortadan kayboluyo... sonra oturup acaba neyi yanlış yaptım, bu insanlar nereye kayboldular diye korka korka diye araştırma yapmak zorunda kalıyoruz... bu fake hesap kullanımı canımı sıktı gece gece...
devamını gör...

her biri kişiliklerine zıt özellikler taşıyan silahlarla donatılmıştır.

raphael: kaplumbağalar arasında en sinirlisi ve en şiddetlisidir. silahı ise savunma ve korumada kullanılan sais' dir.

michelangelo: kaplumbağalar arasında en umursamaz ve hiçbir şeye dikkat etmeyendir. silahı ise dikkat ve odaklanma gereketiren nunchaku'dır.

donatello: kaplumbağalar arasında en zeki ve teknolojik olanıdır. silahı ise tahtadan basit bir sopa bo'dur.

leonardo: kaplumbağalar arasında en barışcıl ve en etik olanıdır ve bundan dolayı ölümcül bıçaklı olan tek kişidir, katana'yı kullanır.

kısacası usta splinter: sinirli olana savunma silahı, dikkat dağınıklı olana dikkat isteyen silah, teknolojik olana teknoloji içermeyen bir silah, en etik ve barışcı olana ise en keskin silahı vermiştir.
devamını gör...

sözlükte tuhaf kaotik, karanlık bi enerji var ve normalde bu enerjiyi sözlük yazarları tamamen büyümeden gün içinde ya da gece tartışarak yok ediyo... bugün o enerji yok edilmemiş... gece boyunca hiç tartışma çıkmamış... sözlükte kimse kimseyle kavga etmemiş... kimse kimseye laf sokmamış, kimse birinin entrysine sinirlenip üç paragraf cevap yazmamış, daha da kötüsü kimse “bana baksana sen...'' diye başlayan bi entry girmemiş...aklıma çok kötü şeyler geliyo arkadaşlar, bu enerji yarın öyle büyük bi hale ulaşacak ki... allahım yardım et bize...

şu an o devasa nefret ve kaos enerjisi sözlüğün sunucularında, başlıklarında, silinen entrylerin gölgesinde katlanarak büyüyo... ben bu kurguyu biliyorum... kuşların sustuğu, rüzgarın kestiği o meşum sessizlik... ufak tefek bombalar atılmadıysa kocaman bir bonba bize doğru geliyo arkadaşlar yarına dikkat edelim...

yarın sabah biri çıkıp çay mı kahve mi gibi en masum başlığa bile ana avrat söverek gelebilir... o biriken hırsla, o nötrlenmemiş kaotik enerjiyle millet birbirinin yedi sülalesine, nazar boncuğuna, saniyede 24 karesine kadar dalacak... bu kavga sadece yazarları değil, sözlüğü de haritadan silebilir...

o yüzden rica ediyorum, yarın herkes kendine ve akıl sağlığına dikkat etsin. imkanı olan yarın sözlüğe girmesin... ben aşırı korktuğum için yarın sözlüğe girmeyeceğim arkadaşlar kalbim o kadar büyük bi aksiyona dayanamaz...

eğer sözlük yok olursa 2 kişi dışında hepinizi çok sevdiğimi söylemek istiyorum... o 2 kişi dışında hepinizi tanımak çok güzeldi...
devamını gör...

kamo namiyla yahut ecnebilerin deyimi ile nom de guerre’i ile bilinir ararat’in bu hircin evladi.
devamını gör...

sscb devrimci hareketinin en gözü kara militanlarından biri. adamın hayatı başlı başına bir devrimcilik destanı. bolşeviklerin şu işi halletmemiz lazım deyip kapısını çaldığı, kendisinin de muhtemelen hiç düşünmeden tamam dediği eleman. dinamitle, silahla, banka soygunuyla, firarla işi olmuş. sakin bir hayat sürmek gibi bir derdi pek olmamış.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

lucretius’un arada aklima gelen, “okurum bir ara yea” diye yillardir kendime feyk atmama sebep olan eseri. milattan sonraki birinci yuzyilda yazilmistir. atomizme, aklin ve ruhun dogasina, duyuya ve dusunceye, dunyanin ve varligin / fenomenin olusumuna deginir diyorlar hakkinda.
devamını gör...

hayatım babamla savaşmakla geçti, hiç istemeden princess leia oldum...
devamını gör...

hiçbiri.

aslında kimse farkında değil ama prensesler cinsiyetçil açıdan fonksiyonsuz yaratılmışlardır. ataerkil rejimin süslü sembolleridir.

külkedisi, pamuk prenses, uyuyan güzel , kırmızı başlıklı kız , deniz kızı aria ve nice masalları hatırlayın...

dikkat ederseniz çizgi filmlerde dahi tüm prensesler her zaman güzel ve bakımlı olmalıdır. nitekim prenslerin kendilerini beğenmeleri için her zaman iyi giyinmeleri ve makyajlı olmaları gerekir.

her zaman prensin duyurduğu organizasyona ( prensin ayağına giderler) ve kendisi tarafından fark edilerek, seçilmeyi beklerler.

bir sürü kadın tek bir erkek için sıraya girer ve içlerinden birini yalnızca o erkek seçer.


prenseslerin her zaman bir erkek tarafından kurtarılmaları gerekir. içinde oldukları kötü durumlarken kendi zekaları ve yetenekleriyle kurtulamazlar.

ayrıca daha da ilerisi, prenseslerin söz hakkı yoktur. evli oldukları adamlar kolayca başka kadınları seçebilir veya ilgi gösterebilir. prensesin görevi tüm saygısızlıkları kabul edip, uysalca kenarda oturmak ve vakti geldiğinde soyun devamını sağlayacak cocukları doğurmaktır. binevi rahmi bir damızlık gibi kullanılır. animelerde bu olguyu fazlasıyla görürsünüz.


şimdi neden prenses olayım ki ?

satılan ideoloji aynı. sadece fazlasıyla hayali bir evrende, gereksiz süslüyorlar.
devamını gör...

kader, evren, enerji, tanrı... her neyse bana her gün en az mutlaka bir kez küfür gönderiyo...vallahi şaka yapmıyorum bak...

üstelik öyle genel bi küfür de değil. hani sadece spesifik bir yere sadece koymalı şeyler değil, çok yaratıcı küfürler var ve karşıma çok absürt anlarda çıkıyo... sanki evren benim için özel olarak bi küfür repertuarı hazırlamış ve gün içerisinde farklı insanları ve farklı yöntemleri kullanarak bunları bana ulaştırıyo gibi...

sabah üst komşu ''senin nazar boncuğunu...'' diyerek öyle bir kombinle küfür etmeye hazırlandı ki heyecanla gözlerimi açtım... olayın içine mandal falan karıştırdı, sonra tam bir şeyler yapacaktı sustu... hani adam bir şey yaparım da demedi... koymalı, başka şeyler yapmalı bir şey söylemedi, resmen gerisini bi gizem olarak bana bıraktı... “tamam” dedim kendi kendime, “bugünün ilk mesajı geldi.”

misal, geçenlerde sigara krizim tuttu, normalde asla gece vakti sigara almaya çıkan birisi değilim ama baktım olacak gibi değil, tamam dedim çıktım, açık tekel arıyorum gecenin bi vakti... baktım caddenin karşısında bi tekel ışıklandırması parlıyo... "a me ka tekel" yazıyo... bazı harfler sönmüş... altında da 7/24 diye açık olduğu saati de söylemiş aıjdsjfdskfmsdfkmsd...

asıl önemli olay birkaç gün önce yaşandı... otobüse bindim akşamüstü, kendi kendime ''bugün hiç küfür duymadım, kesin birazdan günün küfrü gelecek bekliyorum...'' diyorum kendi kendime... ön tarafta oturan keko bi çocuğun telefonu çaldı, açtı çocuk, çok sakin biçimde ''lan anası ******, beni arama demedim mi? senin mouse padini......'' diye başladı, 20 saniye kadar müthiş bi kafiyeyle küfürler etti... o an resmen evren bana beklediğim küfürü gönderdi sağ olsun...

arkadaşlar bu benim kaderim... senelerdir her gün devam eden bi durum benim için... alıştım artık, gün içinde mutlaka en az bir küfüre maruz kalıyorum... size yemin ederim bi gün 23:40 civarlarına kadar küfür duymadım, ''aha büyü bozuldu...'' dediğim gün twitter'dan birisi mesaj atmış, açtım adam önce küfürler etmiş, sonra da penisini atmış... o gün de boş geçmedi şükür...
devamını gör...

bazen hayat zeytinin yağını çıkarıp sonra da o yağı tekrar zeytinin üstüne dökmek kadar saçma.
devamını gör...

lisans mezunu olup işsizlikten ya da özel sektörü beğenmeyip esnaf olan kaliteli esnaftır
devamını gör...

uyudum, uyandım birden bir şeyler yapmam gerektiğini hissettim. ne olabilir, ne olabilir diye yaklaşık 3.5 dakika düşündüm ve ahmet kaya pançlamaya karar verdim. bitince benzeyecek... ben sürece inanıyorum, zaten önemli olan yolda olmaq demişti paşa dedem.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

narsist insanların hayatta kalma methodu budur. kendilerini sevilmesi ve ilgi gösterilmesi gereken en önemli kişi olarak görür, diğerlerini işlevsizleştirirler. bunu yapmalarındaki tek neden gerçekten hasta olmalarıdır. yani ekstra mantık aranması inanın gereksizdir. güzel canınızı sıkar, kendinizi anlamsızca yorarsınız. o kadar efora'da değmezler açıkcası.

kabul etmesekte, sağlıksız ailelerin çocuklarıyla ilgilenmek zorunda kalıyoruz. keşke mental sağlığı uygun olmayan kimse anne- baba olamasa. buna devlet kontrolünün şart olduğuna inanıyorum. bu insanların toplumla iletişim halinde olmaları büyük zarar.

bu insanlarla uğraşamazsınız. yapabileceğiniz en iyi şey uzaklaşmaktır. her birinin yıllarca özel psikolojik destek alması gerekiyor. yani sağlıklı insanın kendi inadı sebebiyle( iyileştirebileceğine veya alt edebileceğine dair) bu kişilerle sürdüreceği iletişim sadece psikolojik ve duygusal sağlığın bozulmasına yol açar. bu tarz insanlar iletişimde kaldıkça, sizin psikolojinizi büyük parçalar halinde çürütür.

bu dünyada görebileceğiniz en uç narsistlerden biri arkadaşımdı. arkadaşım olmasına rağmen, tahammül etmekte o kadar zorlanıyordum ki anlatamam.. yıllar süren arkadaşlığımız boyunca, benim dışımda kiminle arkadaş olduysa hep kavgalı şekilde bağları koptu. duygusal ilişkileri hep olumsuz sonuçlandı. hayatında benim dışımda kimse uzun vadeli kalamadı. benim kalmamın sebebi de tamamen bendim. iyi niyetimle hep tolere ettim. mesafe koydum ama tamamen hayatından çıkmadım. sonuçta yılların verdiği bir vefa borcu var. - fakat en sonunda tavırları her şeyi silmemi sağlayacak noktaya evrildi. bende bırakın hayatımdan çıkartmayı, iletişim kurmadan her yerden silip, rehberimden dahi engelledim. 10 küsür yıllık arkadaşlığımıza rağmen, bana kendisini engelletti. gerisini siz düşünün.

sonuç her zaman kaçınılmazdır. bu insanlardan olmaz.
tedavi olsalar da olmaz. bahsini geçirdiğim bu arkadaşım uzun süre terapiye gitmesine rağmen kendisine çeki düzen veremedi. aksine narsist olmasıyla gurur duyan bir yapısı vardı. yani kendilerine olan düşkünlüklerini buradan anlayabilirsiniz. karakter bozukluğunu bile sahiplenip, kendisine has harika bir olguymuş gibi pohpohlayan bir insandı kendisi. bunun psikolojik destek almasına rağmen devam etmesi, narsist insanların terapiyle iyileşemeyeceğine dair bir inanç geliştirmeme sebep oldu. sonuçta diyorum ki : psikolojik desteğe rağmen, çok çok büyük gelişim - iyileşme genelde gösteremiyorlar.

hayatımdan çıkarttığım için çok mutluyum. bir daha geri almayı da düşünmüyorum.
devamını gör...

canımı sıkan durum. şu koskoca dünyada bir yerde seni tamamlayacak, seninle aynı saçmalıklara gülecek, yanında susarken bile sıkılmayacağın biri var. ama ikiniz de birbirinizden habersiz, farklı yerlerde kendi hayatınızı yaşıyorsunuz. belki aynı şehirde, belki aynı sokakta, belki de yıllardır birbirinizin yanından geçip gidiyorsunuz. insanın canını sıkan da bu zaten. ihtimalin kendisi değil, ihtimal varsa bile birbirimizi bulamıyor oluşumuz.
devamını gör...

evren bence her şey ile iletişim kuruyor. ben buna inanıyorum.
evrenden gelen işaretlerin kalitesi yüksektir. bir insanı ezip geçip yok edecek kadar yüksek kalitede işaretlerden söz ediyoruz.
evrenin iletişim denilebilecek bir bağlantıyı yakayabileceği şey ya başka bir evrendir ya da evrenlerden daha kapsamlı bir şeydir/şeylerdir.

evren, gök cismi dediğimiz şeyler ile bir şeyler ifade eder ama bize bir şeyler ifade etmez. biz gök cisimlerine bakarak bize bir şeyler ifade ettiğini ya da edebileceğini düşünürüz. aslında bizler gök cisimleri için bir şeyler ifade ederiz. gök cisimlerinin birbirleri için ifade ettikleri şeyleri üzerine alınan insan canlısı bilimi ve bilimsel bilgileri yaratmıştır. bilimsel bilgi, insanların birbirlerine bir şeyler ifade etmeleri için kullanılmaz ise, bilim bir çeşit dine/inanca dönüşür.

evrenin bizim için özel bir anlamı yok. bize verdiği bilgi var. evrenin bilgiyi * ne zaman ve ne şekilde eğdiğini, büktüğünü, çeşitlediğini, yorumladığını * gözlemlemek gerekir. *
devamını gör...

doğuştan gelen yaşama amacıına/umuduna olan genetik yatkınlığım bir ya da bir kaç şeyden beslenmiyor. ölmeyi pek çok kez istemiş biri olarak yaşama dürtüm genel olarak ağır basıyor.

bazı insanlar kendilerini öldürmeye çalıştıktan sonra bile, güçlü bir yaşama dürtüsü ile yaşamaya devam edebiliyorlar. sadece dramatik bir şekilde güçlü bir yaşama dürtüsü ile intihara meyilli bir psikolojiye zemin hazırlayan koşullar aynı bünyede sarmaş dolaş olabiliyor. bu tip insanlar nevrotik kişilikler olarak yaftalanıyorlar.

sıradan insan dengesizliklerinin varoluş sorgulamalarına sebebiyet vermesini engellemek gerekir. yaşamaya programlanmış olmamız bizim bir çeşit suçumuz değil. yarın köşeye sıkışıp kendimizi öldürmek isteyebiliriz. sosyal bir varlık olaran insanların oluşturduğu toplumun, kendi üyelerini çaresiz bırakması durumu, nevrotik kişiliklere kıyasla, en ufak bir masumiyete sahip değildir!
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim