zaman tüneli
kelle almak
herhangi bir zümreden herhangi birinin herhangi bir mecrada kullanabildiği ilginç bir argo söz kalıbı.
devamını gör...
trackbass
(bkz: donald durand)
mükemmel bir şarkı. altyapı fazlasıyla fresh, high ve de havalı.
mükemmel bir şarkı. altyapı fazlasıyla fresh, high ve de havalı.
devamını gör...
ayakları yorganın altında bile ısınmayan insan
ilk boşlukta sizi de titretmek için de kendini hazır tutuyor olabilir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
love forever
love is free
let's turn forever
you and me...
love is free
let's turn forever
you and me...
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
yazarların en son ettiği iltifatlar
elin güzelmiş dedim.
ama o artık bana el.
ah ah...
ama o artık bana el.
ah ah...
devamını gör...
vapurdaki kadın
istanbul şehir hatları vapurlarında söylediği şarkılarla tanınan, çok tatlı ve kadife sesli müzisyen hilal nalbant'ın lakabı.
devamını gör...
hilal nalbant
istanbul şehir hatları'nın düzenlediği ve bu yaz katıldığım mehtap turu sayesinde tanıdığım, çok tatlı ve kadife sesli vapur müzisyeni. namı diğer vapurdaki kadın.
devamını gör...
simya
esasen felsefi bir tavırdır. kötü bir ruhu iyi bir ruha dönüştürme operasyonudur. yani toplumsal yapıyı dönüştürmenin adıdır simya. bu anlamda da siyaset, ahlak ve felsefe de bir simyadır.
aynı zamanda eşyanın en derininde bulunan yapıyı araştırır. yani eşyanın hakikatini araştırır. "çokluğun arkasındaki birlik nedir" sorusunu araştırır.
aynı zamanda eşyanın en derininde bulunan yapıyı araştırır. yani eşyanın hakikatini araştırır. "çokluğun arkasındaki birlik nedir" sorusunu araştırır.
devamını gör...
yazarların en son ettiği iltifatlar
söyleyemem ayıp olur, olan var olmayan var..
devamını gör...
nina simone
sadece sinner man coverı bile dehasını ispata yeter. şarkı aslında çok eski bir siyahi gospeli veya bir kaç anonim gospelin karışımından oluşuyor. sinner man'in modern dönemdeki ilk yorumu ise şu:
bu da meşhur nina simone yorumu. artık bu yorum veya cover demek çok eksik. adeta şarkıyı yeniden yaratmış. üstelik düzenleme tamamen kendisine ait.
burada nina simone çok üst düzeyde olan piyano eğitiminde yoğun olarak gördüğü johann sebastian bach'ın en büyük olayı olan bir füg üzerinde mümkün olan tüm kombinasyonları deneyerek eseri genişletmesinin minyatür bir örneğini görüyoruz. üstelik 10 dakikalık şarkıda armonik yapı hiç çökmediği gibi, gerilim git gide artıyor. perküsyon, el çırpmalar, piyanonun ritmi, adeta günahkar ve şeytan eline düşmüş varlığın nefesi ve ayak sesleri hüviyetini alıyor. nick cave'den, david bowie'ye kadar herkesin ona hasta olmasına şaşmamalı.
bu da meşhur nina simone yorumu. artık bu yorum veya cover demek çok eksik. adeta şarkıyı yeniden yaratmış. üstelik düzenleme tamamen kendisine ait.
burada nina simone çok üst düzeyde olan piyano eğitiminde yoğun olarak gördüğü johann sebastian bach'ın en büyük olayı olan bir füg üzerinde mümkün olan tüm kombinasyonları deneyerek eseri genişletmesinin minyatür bir örneğini görüyoruz. üstelik 10 dakikalık şarkıda armonik yapı hiç çökmediği gibi, gerilim git gide artıyor. perküsyon, el çırpmalar, piyanonun ritmi, adeta günahkar ve şeytan eline düşmüş varlığın nefesi ve ayak sesleri hüviyetini alıyor. nick cave'den, david bowie'ye kadar herkesin ona hasta olmasına şaşmamalı.
devamını gör...
panik atak krizi
aynı ay içerisinde ikinci kez geldi başıma, birini az önce geçirdim... hala tam anlamıyla kendime gelemedim.
mutfağın balkonuna en son mart ayında çıktım... kapısı kilitli, aklıma takıldı bi anda bunun anahtarının nerede olduğu... evin içinde anahtarı aramaya başladım, çekmecelere baktım, dolaplara baktım, hatta sandalyenin üstüne çıkıp dolap üstlerine kadar baktım, bulamadım... tam sandalyeden indim, ayağımı yere basarkan küt bi ses geldi... hah işte o an yavaş yavaş nefesim alamamaya başladım...
yani geçen hafta başıma gelenden daha şiddetli vurdu beni... tutunacak bi yer aradım, mutfak tezgayına tutulayım derken bazı kısımların ıslak olması da ekstra sinirimi bozdu o an... gözlerim kararırken sivitin lastikli kol ağzının ıslanmasını düşündüm vıcık vıcık...
tabi işin şakası bi yana, o an gerçekten kalbim duracak gibi hissettim... kalbimin varlığını hissettim desem yalan olmaz, sanki bütün göğsümü delip geçecek gibi geldi, zangır zangır çenem titredi... yani vücudumun diğer kısımları titredi mi bilmiyorum ama tamamen çenem korkuttu beni, zaten nefes alamadığım için başım da bi o yana, bi bu yana döndü sağ olsun... yani o an mutfaktaki ankara makarna'nın pakedi bile bana o kadar yabancı geldi ki, o an anladım kesin yere düşüp baylacağım ya da ölüyorum... kalp krizi falan da olabilir dedim yani... o an birilerini aramak istiyorum ama telefon çok uzakta, telefonu alana kadar tahminen bi üç kere ölürüm diye cesaret de edemiyorum...
bi ara tamamen nefes alamamaya başladım... hiç alamıyorum... tıkandım, bayağı... bozdolabının gürültüsünü bile duyamadım kulaklarımdaki çınlamadan... kendimi telkin etmeye çalışıyorum, ''sakin ol, geçicek, geçicek...'' diyorum ama nefes alamadıkça oyuncak bebek gibi çırpınıyorum ama ellerim de ayaklarım da uyuşuk gibi, sanki bana ait değiller, sanki başka birinin eli ayağı gibi... öldüm korkudan bugün lan...
nasıl geçtiğini, ne kadar süre öyle kaldığımı bilmiyorum ama üstüme başıma kadar ağlamışım... ''oaaoh...'' tarzı bi burun çekmesiyle tıkalı burnumla nefes alabilmenin kıymetini anladım... mutfağın ortasındaki sandalyede bi on dakika kadar üst tarafta soğan kavuran abla sesimi duymasın diye sessiz sessiz ağladım... sonra bi ara bir şeylere sinirlendim ama neye sinirlendiğimi bilmeden sarı bezden çıkardım öfkemi... çöpe attım onu... yenisini açtım.
sonra birden aklıma geldi anahtarın nerede olduğu...
mutfağın balkonuna en son mart ayında çıktım... kapısı kilitli, aklıma takıldı bi anda bunun anahtarının nerede olduğu... evin içinde anahtarı aramaya başladım, çekmecelere baktım, dolaplara baktım, hatta sandalyenin üstüne çıkıp dolap üstlerine kadar baktım, bulamadım... tam sandalyeden indim, ayağımı yere basarkan küt bi ses geldi... hah işte o an yavaş yavaş nefesim alamamaya başladım...
yani geçen hafta başıma gelenden daha şiddetli vurdu beni... tutunacak bi yer aradım, mutfak tezgayına tutulayım derken bazı kısımların ıslak olması da ekstra sinirimi bozdu o an... gözlerim kararırken sivitin lastikli kol ağzının ıslanmasını düşündüm vıcık vıcık...
tabi işin şakası bi yana, o an gerçekten kalbim duracak gibi hissettim... kalbimin varlığını hissettim desem yalan olmaz, sanki bütün göğsümü delip geçecek gibi geldi, zangır zangır çenem titredi... yani vücudumun diğer kısımları titredi mi bilmiyorum ama tamamen çenem korkuttu beni, zaten nefes alamadığım için başım da bi o yana, bi bu yana döndü sağ olsun... yani o an mutfaktaki ankara makarna'nın pakedi bile bana o kadar yabancı geldi ki, o an anladım kesin yere düşüp baylacağım ya da ölüyorum... kalp krizi falan da olabilir dedim yani... o an birilerini aramak istiyorum ama telefon çok uzakta, telefonu alana kadar tahminen bi üç kere ölürüm diye cesaret de edemiyorum...
bi ara tamamen nefes alamamaya başladım... hiç alamıyorum... tıkandım, bayağı... bozdolabının gürültüsünü bile duyamadım kulaklarımdaki çınlamadan... kendimi telkin etmeye çalışıyorum, ''sakin ol, geçicek, geçicek...'' diyorum ama nefes alamadıkça oyuncak bebek gibi çırpınıyorum ama ellerim de ayaklarım da uyuşuk gibi, sanki bana ait değiller, sanki başka birinin eli ayağı gibi... öldüm korkudan bugün lan...
nasıl geçtiğini, ne kadar süre öyle kaldığımı bilmiyorum ama üstüme başıma kadar ağlamışım... ''oaaoh...'' tarzı bi burun çekmesiyle tıkalı burnumla nefes alabilmenin kıymetini anladım... mutfağın ortasındaki sandalyede bi on dakika kadar üst tarafta soğan kavuran abla sesimi duymasın diye sessiz sessiz ağladım... sonra bi ara bir şeylere sinirlendim ama neye sinirlendiğimi bilmeden sarı bezden çıkardım öfkemi... çöpe attım onu... yenisini açtım.
sonra birden aklıma geldi anahtarın nerede olduğu...
devamını gör...
spotify
çökmüştür. playliste giriyorsunuz ama tıkladığınız şarkı asla açılmıyor. onun da tepesi attı demek.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
avare sözlük
kayıt olalım tamam da bu sözlükspot işi, çok eski kafa ürünü değil mi ya?
devamını gör...



