zaman tüneli

yukarıda bir ablanın çenesi ne kadar düşük. çevrendeki insanlara sabır dilemekten başka bir şey yapamıyorum.

ablam kimseye kendimi beğendirme borcum yok, kimsenin yaptığı seksle de övündüğü yok. ne iki saat chapter chapter yazmışsın, imkanınızı bulduğunuz an cinselliğinizi yaşayın. bastırılmış duygular bir yerden illa ki patlak verecektir. 35 yıl ne yav.
devamını gör...

belki de kişiler önce bir kendi karakterlerini sorgulamaları lazım.. ama bunu anlayacak kişi bence çok az.
devamını gör...

çünkü bizim değil başkalarının başına geldiği için.. ama birde onlara sormak lazım.. unuttunuz mu ?
devamını gör...

kendisi için doğru olanın bu olduğunu düşünüyorsa yapacak bir şey yok.. kendi seçimi..

aile baskısı ile dindarsa veya öz güven eksikliği olduğu için karşı cinsle el ele tutuşmayı bırakın daha konuşamıyorsa... o zaman üzücü..
devamını gör...

geçenlerde içmeye gittik, heyecandan foto çekip şu başlığa koymaya unuttum..ssd
devamını gör...

aslında hep iyi olduğunu düşündüğüm ama hep kötüye kullanılan bir özellik, kişilere karşı (hak etmeyen) iyi niyetli olmak..
devamını gör...

neden insanları sürekli "öteki" konumuna koyarak aşağılıyorsunuz? çok fazla kadınla beraber olmak, seks yapmak ne ara matah bir özellik haline geldi de ağız dolusu savunuyorsunuz ve bunun acayyip havalı bir şey olduğunu iddia ediyorsunuz?

ben seks ile böbürlenen, geçmişinde fazla kadın olan erkeği kafadan elerim mesela.

burada konumuz seksin kendisi değil. burada konumuz seks yapma eylemini çok büyük bir şeymiş gibi gören ve sürekli diğer insanlara pazarlayan şuursuz insanların bu toplumdaki varlığı. bu insanları kimler yetiştiriyor, nasıl terbiye alıyorlar şaşkınım. beni de bir adam yetiştirdi. babamda hiç böyle ahlaki defolar görmedim - hala görmüyorum. bu yüzden bu bana "seçili bir ahlaksızlık" gibi geliyor. seçili olan her şey sorgulanır çünkü büyük karakter eksikliğidir.

neyse konumuza geri dönelim. sürekli seksle övünen, istikrarlı biçimde partner değiştiren erkeklerin sorunlu bir iletişim türü ve karakteri vardır.

şunu özellikle belirtmek istiyorum: bazı insanları kandıramazsınız. onlar sizde, sizin dahi göremediğiniz şeyleri görürler. dolayısıyla, siz hesapta gururla o geçmişlerinizden bahsederken, nitelikli bir kadın tarafından anında çöp edilirsiniz.

benim için geçmişinde fazla kadın olan , seks hayatını dile döken, seksi matah bir şey olarak başkalarına pazarlayan ve seks yapmamış hemcinslerini aşağılayan erkek otomatikman elenir. saygıyı, sadakati ve doğru iletişimi esas alan erkekler tarafından büyütüldüm. onurlu bir adam nedir kendi dedemden, babamdan ve amcamlarımdan biliyorum. bu yüzden nefisinin kölesi olmuş, düşkün adamla, gururlu , ahlaklı ve disiplinli adam nedir çok rahat ayırabiliyorum. benim ailemden böyle adamlar geçmez. bizim ailenin erkekleri böyle adamları kişiliksiz olarak gördükleri için, ailenin kadınlarına böyle adamlarla iletişim kurma alanını çok açmazlar. görüşebiliriz ama asla evlenemeyiz. görüşebiliriz ama asla duygusal ilişkiye dönemez. ancak arkadaş olabiliriz o da limitli düzeyde.

bu yüzden ağzınızı yaya yaya bazı şeyleri anlatmayın. kendinizdeki noksanlıkları dışarıya patır patır döküyorsunuz.

seks üzerinden kimsenin niteliği ölçülemez. insan ister bakir kalır, insan dindar olmayı seçer. size ne? beraber olduğunuz kadın sayısı üzerinden, yatak odanız üstünden prim kasma amacınız nedir?
- şahsiyetsizlik.

daha da kötüsü, yaşı sizden büyük hemcinsleriniz siz konuşmasanızda, sizi okuyorlar. bir kadınla veya kızla görüşmek istediğinizde, ailesinden veto yemenizin sebebi bu. bir çok ailede babaların, dedelerin , amcaların, dayıların sizlere onay vermiyor olmasının altındaki dinamik sizi anında karakteristik olarak çözebiliyor olmaları. babam "bunun kumaşı bozuk- sütü bozuk" der ve konu bir daha açılmaz mesela. biz biliriz ki o adam için onay söz konusu değildir. kız istediğini yapsın, o adamla bir hayatı olamaz. eniştem halamla evlenene kadar akla karayı seçmiştir mesela. doğru- ahlaklı biri olmasaydı, asla evlenemezdi orası ayrı. :)

o yüzden kendinizi nasıl yetiştirdiğinizi, kendinize nasıl karakter biçimlendirdiğinizi iyi kontrol edin. bu da içeriden bilgi olsun size. :)
devamını gör...

devamını gör...

bir kuan şarkısı.



pirlere niyaz ederiz

allah bir muhammed ali
nazar eyle bari bana
izz-ü celalin aşkına
çektirme şol zarı bana

pirlere niyaz ederiz
yalan dünya nederiz
ölürüz hasret gideriz
göster şol didarın bana

kalender ağlar yerinir
aşk hayaliyle sürünür
cenneti rıdvan görünür
şol güzelin kaddi bana

pirlere niyaz ederiz
yalan dünya nederiz
ölürüz hasret gideriz
göster şol didarın bana

söz : kalender şah
müzik : anonim
devamını gör...

sözleri neyzen tevfiğin çok şükür adlı şirinden alınma bir kuan parçası.



çok şükür

deli gönül neyi özler durursun
acınacak dostun cananın mı var
dünya yansa yorganın yok içinde
harab olmuş evin dükkanın mı var

çal nayını ferahnakte ver karar
götün nazır kulağın müsteşar
kumda oyna çöp batmasın aşikar
düşünecek senin zamanın mı var

kendi cihanda bak sen keyfine
kulak asma halkın hayfa hayfine
tamburuna kemanına define
sen de katıl neyde noksanın mı var

şu kırk yıldır senin daran alındı
suratına yüz bin kara çalındı
nasıl olsa bu bokluğa dalındı
neyzenden de büyük isyanın mı var


kaynak: genius.com/Kuan-var-lyrics
devamını gör...

kıskancım. ama öyle para pul başarı değil, arkadaşlarımın önceliği olmuyorsam veya flör halindeysem sıçtı o taraf, törpülemeye çalışıyorum ama..
devamını gör...

erzincan’ın o geçit vermez, dumanı eksilmeyen munzur ufkunda, rüzgarın pencerelerini durmaksızın dövdüğü köhne bir taş ev... terkedilmiş dulundas köyünde dumanı tüten son hane.

içeride, tezek, otlu peynir, kete kokusu ve gaz lambası isinin arasında hayata tutunmaya çalışan iki can: yıllardır yatağa mahkum, gözleri uzaklara dalan yaşlı yatalak bir anne ve onun can yoldaşı, doğuştan kör, gözü gönlünden zengin, dünyayı sadece seslerle ve dokunuşlarla gören körpe şenay.

​bir de dadaş vardı. kelimenin tam anlamıyla bir "yoldaş". erzincan’ın dik kayalıklarına, donmuş şelalelerine meydan okuyan, yüreği de dağları kadar geniş bir dağcı.

son tımanışında rastgele bulduğu şenay ile annesinin bu dünyadaki eli ayağı, sarp patikalardan sırtında çuvallarla erzak taşıyan tek dostlarıydı.

​kışın en amansız günlerinden biriydi. tipi dışarıda kurt gibi uluyor, evin içindeki ahşap zemin soğuktan çatırdıyordu. şenay’ın annesi o gün her zamankinden daha bitkin, şenay ise fırtınanın karanlığında her zamankinden daha hüzünlüydü. evin içindeki kasvet, adeta odadaki havayı kurutmuştu. dadaş, kapıyı omuzlayıp içeri girdiğinde odadaki bu ağır kederi hemen hissetti. dostunun yüzündeki o gölgeyi yok etmek, şu köhne eve bir nebze olsun neşe katmak istiyordu.

ama nasıl?

erzakları bıraktıktan sonra şenay teşekkür etmek için yanına geldi ve yüzüne dokunmak istedi ama gözlük ve kar maskesi yüzünden dokunamadı.

​şenay’ın gözleri görmüyordu ama kulakları bir sarraf hassaslığıyla dünyayı tartardı. dokunarak hissederdi hayatı. dadaş’ın aklına, hem trajikomik hem de dostluğun sınırlarını zorlayan deli divane, muzır bir fikir geldi. şenay’ı mutlu etmek, onu kahkahalara boğmak için hayatının en sıra dışı, en çılgın gösterisini sunacaktı: bir dağcı striptizi. onu bu sayede mutlu edebilirdi.

​kar gözlüğünden termal içliğe bottan çoraba tepeden tırnağa bir gösteri, hemen başlamalıyım dedi.

​dadaş, odanın ortasına geçip boğazını temizledi. tiyatrovari, abartılı ve derin bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

​"bayanlar baylar! erzincan’ın en zirve noktasından, sadece siz özel konuklarım için gelmiş geçmiş en sıcak, en muzır ve en... kat kat gösteri başlıyor! müziği hayal edin!"

​şenay önce şaşırdı, ne olduğunu anlayamadı. ardından dadaş, ağzıyla ritmik, komik bir "dımtıs dımtıs" fon müziği yapmaya başladı. evet bayanlar bende kalın sizin için şovuma başlıyorum, dın dını dını, dını dınııı..

ilk parça: ağır kışlık parka

dadaş, cırt cırtlarını büyük bir şehvetle ve gürültüyle açtı: "cıııırt!" parkayı omuzlarından ağır çekimde düşürürken, şenay’ın elini tutup parkanın kalın kumaşına dokundurdu.

"bak, bu en sert tabakaydı, rüzgar geçirmez ama şimdi aramızda hiçbir engel kalamaz!"

olaya ayıkan şenay kıkırdamaya başlamıştı bile. yanakları pembeleşmişti.

​ikinci hamle: dağcı botları ve tozluklar

koca kilitli dağcı botlarının iplerini çözerken nefes nefese bir performans sergiliyordu. botları yere güm diye fırlattı.

"evet, şimdi ayaklarım özgür!" diyerek yün çoraplarını şenay’ın yüzüne doğru salladı (neyse ki şenay kokuyu değil sadece rüzgarı hissetti). şenay her hamleden sonra dokunarak sıradaki hamleyi takip ediyor ve müziğe eşlik ediyordu.

​büyük final: termal içlik ve kar maskesi

dadaş sahnede (yani kilimin üzerinde) adeta eriyordu. kar maskesini kafasından öyle bir estetikle çıkardı ki, saçları elektriklenip havaya dikildi. en son polarını ve termal üstünü çıkarırken, şenay’ın ellerini alıp kendi pazılarına ve dağcı sırtına koydu. şenay her kıvrımına dokunarak dadaşı kafasında modelliyordu.

dadaş "işte!" dedi "kas, bilek ve sadece senin için atan bir yürek!"

kahkaha atan şenay, dadaş’ın bu şapşalca, bu alabildiğine samimi çabasını baştan sona elleriyle, kulaklarıyla ve kalbiyle izledi.

yoldaş’ın kıyafetleri odanın dört bir yanına saçılmışken, şenay hayatında hiç atmadığı kadar büyük, içten bir kahkaha attı. o güldükçe, yatakta bitkin yatan annesinin de yüzünde çizgiler gevşedi, o da eski günlerdeki gibi hafifçe tebessüm etti.

​evin içindeki o soğuk ve kasvetli hava, bir anda dünyanın en sıcak yuvasına dönüşmüştü. gözleri görmeyen bir kadını mutlu etmek için, erzincan’ın dondurucu soğuğunda, köhne bir evde üstündeki dağcı kıyafetlerini tek tek fırlatan bir adam...

​dadaş titreyerek hemen polarına geri sarınırken, şenay hala gülüyor ve şöyle diyordu:

"dadaş... hayatımda gördüğüm –yani hissettiğim– en tuhaf, en gürültülü ama en güzel danstı bu. iyi ki varsın."

dadaş'ın üşüdüğünü farkederek ona dostça sarıldı ve ısıtmaya çalıştı, istersen gel annemle aramıza yat ısınalım dedi ama dadaş bu isteği nazikçe geri çevirdi, yanlış anlamayın benim o taraklarda bezim olmaz, dadaş gakkoşa yürümez dedi, anne kız biraz mahcup oldular, zaten gakkoş da değillerdi.

​o gece munzur dağları fırtınayla sarsılmaya devam etti, ama o köhne evin içi, dostluğun ve saf neşenin ateşiyle sabaha kadar sıcacık kaldı.
devamını gör...

söylenmez
devamını gör...

türk psikedelik rock ve etnik müzik grubu baba zula'nın dünyaca ünlü prodüktörü mad professor ile iş birliği yaparak ortaya çıkardığı, grubun diskografisindeki en özel ve deneysel parçalardan biridir.
devamını gör...

türk alternatif müzik grubu baba zula'nın, "ruhani oyun havaları" albümünde yer alan ikonik ve enstrümantal ağırlıklı bir şarkısının adıdır. şarkı fatih akın'ın cross the bridge filminde de vardır.

(bkz: baba zula)

devamını gör...

tom ford-velvet orchid.
devamını gör...

ben son donemde en cok sunları seviyorum ve kullanıyorum:

1-burberry-godess
2-armani-my way
devamını gör...

çekya ilk 11'inde oynayan futbolcunun karısı bile izlemez öyle bi saatte. gönüller kimseden yana değil. kötü oynayan kaybetsin
devamını gör...

bir teknolojik aletin son surumune update etme.
bir olayda en son dedikoduları alma.
bir insanda dunun otesinde bugunune hakim olma.
devamını gör...

death cab for cutie, 1997 yılında washington, bellingham'da kurulan amerikalı bir rock grubudur. grup, ben gibbard, nick harmer, dave depper, zac rae ve jason mcgerr'den oluşmaktadır.

(bkz: transatlanticism)

kaynak: wikipedia
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim