zaman tüneli

mühendis denmesini doğru bulmuyorum, prompt ile iş yürümez. sistem ve proje yönetimi olmadan bir bok olmaz. işin mutfağına adım atmadan, yazılım mimarilerine belli oranda hakim olmadan, ram nedir nasıl çalışır gibi temel bazı şeylere yüzeysel dahi olsa bilmek gerekir. bende yapay zeka ile projeler yapıyorum ama yaptığım işin büyük kısmı yönetimle geçiyor, öyle yazsın kopyala yapıştır ile yürümez işler. yapay zekaların hepsi kolay ve hızlı yoldan halletmek istiyor, sürekli ipleri elde tutup kırbaçlamak şart, nedenini sormak tartışmak lazım bazen. optimizasyon ve test süreçlerinden bahsetmiyorum bile. kod çalışıyor ve hata yok diye iş bitmiyor. kullanıcı deneyimi denen bir olgu var mesela.
devamını gör...

dün indirdiğin yükü tekrar sırtına almanın zamanını hatırlatan şey
devamını gör...

bence hoşlanmıyor hoşlaşıyordur.
devamını gör...

kütüphane ''referanscılığı'' idi eskiden bu meziyet, arama motoru kullanımında da referansçılık. şimdi de prompt mühendisi... yok ebesinin rengi!

her kullanıcı da asgari düzeyde bulunması gereken bir 'yeterlilik' bence.

olan var olmayan var denemez bir 'skill'. öğretimine ilkokulda başlanması gerek.
devamını gör...

iki sözlük ne ya? 3 sözlükte yazıyorum. icince buraya yazıyorum kime ne burasi benim kisisel blogum hosuna gitmeyen unf caksin
devamını gör...

bu başlıkla çok ilgisi var mı yok mu bilemeyeceğim ama almanya' da birilerine misafir gitmiştim, oraya lufthansa ' nın kaptan pilotlarından biri de eşiyle birlikte gelmişti.

adam espriyle karışık, ilkokuldayken camdan dışarı bakarak dalmışım, öğretmen yanıma geldi ve bana, camdan dışarı baktığın için para vermiycekler, dersi takip et, demişti, diye anlatmıştı.

çok hoş bi adamdı.
devamını gör...

2-2.5 saat, hepsi birbirinin aynisi, sacma sapan dizilerdir. 2 saat bakismaktan baska bi sey yaptiklari yok. ananem de nerden sardiysa bunlara 70'inden sonra, izlemeye mecbur kaliyom. evet.
devamını gör...

yazılım tarafında yazılım mühendisliği bilmedikleri için çuvallayan mühendislerdir.
devamını gör...

insanın tüylerini diken diken eden bir fedakarlık hikayesidir bu. her şey 1994 yılının noel döneminde, güney afrika'daki dünyanın en derin ve tatlı su mağaralarından biri olan boesmansgat'ta başlar. 20 yaşındaki macera tutkunu güney afrikalı deon dreyer, bir teknik dalış ekibine destek olmak için oradadır ancak yaklaşık 270 metre derinliğe doğru inerken, yüksek basınçtan kaynaklanan karbondioksit zehirlenmesi nedeniyle bilincini kaybederek zifiri karanlığın dibine doğru batar ve gözden kaybolur. ailesinin tüm çabalarına, kiralanan su altı robotlarına rağmen gencin bedenine bir türlü ulaşılamaz ve deon, o kapkara suyun altında tam on yıl boyunca kalır.

ekim 2004'te havayollarında çalışan kıdemli bir yolcu uçağı pilotu ve aynı zamanda ekstrem mağara dalışlarının çılgın ismi avustralyalı dave shaw, aynı mağarada 280 metreye dalarak kırılması imkansız bir dünya rekoruna imza atar. dave mağaranın tabanındayken suyun içinde bir karaltı fark eder ve yaklaştığında sırt üstü yatan, kolları yukarı doğru açılmış, dalış kıyafeti ve maskesi hala üzerinde duran deon dreyer'ın cansız bedenini görür. beden aradan geçen on yılda adiposer adı verilen sabunsu bir mezarlık mumuna dönüştüğü için çürümemiş, öylece kalmıştır. dave bedeni yukarı çekmeye çalışır ama ağırlıklar yüzünden dipten ayıramaz. yüzeye çıktığında durumu deon’un anne ve babasına bildirir ve o insanların gözündeki dinmeyen acıyı görünce "oraya tekrar ineceğim ve oğlunuzu size geri getireceğim" diye söz verir. tüm dalış camiası dave’i uyarır, o derinlikte bir ceset torbasıyla çıkmanın intihar olduğunu söylerler ama dave dinlemez, bir kere söz vermiştir artık.
yanına en yakın dostu don shirley'i ve büyük bir destek ekibini alarak 8 ocak 2005'te mağaraya geri döner. dave'in kaskında her şeyi saniye saniye kaydeden bir kamera vardır. dibe iner, deon'un bedenini torbaya koymaya çalışır ama hesaba katmadığı bir şey olur; beden kimyasal yapısı değiştiği için suyun altında pozitif yüzerlilik kazanmıştır, yani torbaya kondukça hafifleyip dave'in etrafında dolanmaya başlar. zifiri karanlıkta ve muazzam bir basınç altında dave cesetle boğuşurken fiziksel olarak çok fazla efor sarf eder, aşırı nefes alıp vermekten solunum cihazı karbondioksiti temizleyemez ve derinlik sarhoşluğunun da etkisiyle bilinci bulanmaya başlar. tam o kaos anında kaskındaki fenerin kabloları ve rehber ipler, deon'un tüplerine dolanır. dave kendini kurtarmak için çırpınır, nefesi yetmez, panikler ve bilincini kaybederek deon'un hemen yanı başında hayatını kaybeder. onu kurtarmak için aşağı inen can dostu don shirley de ölümden kıl payı kurtulur arkadaşını bekleyip yardım etmeye çalışır sonrasında ise yukarı doğru tırmanırken derin dalışlarda ölümcül olan rebreather (solunum cihazı) bilgisayarının arızalanması ve bu derinlikte ani bir basınç şoku yaşamasıyla vurgun yer. bu ağır vurgun don’un iç kulağına ve sinir sistemine o kadar büyük zarar verir ve suyun altındayken dünyası tersine yön duygusunu tamamen kaybeder ve şiddetli bir vertigo (baş dönmesi) ile kusma krizine girer. kusması o derinlikte solunum maskesini tıkayıp onu anında boğabilecekken hayatta kalma içgüdüsüyle kusmuğunu yutarak saatlerce santim santim yukarı tırmanmayı başarır ancak aldığı hasarla aylarca yürüyemez ve işitemez.

olaydan üç gün sonra destek ekibi mağaradaki ağır ekipmanları ve ipleri yavaş yavaş yukarı çekmeye başladığında, su yüzeyine yakın bir yerde şok edici bir manzarayla karşılaşır; dave shaw’un fenerinin kablosu deon dreyer’ın bedenine dolanmıştır ve dave ölürken bile deon'u bırakmamıştır. iki dalgıcın cansız bedeni, su yüzeyinde yan yana yükselir. dave shaw belki hayatını kaybetmiştir ama verdiği sözü tutmuş, hiç tanımadığı o yabancı genci on yıl sonra güneş ışığına ve ailesine geri çıkarmıştır.

we lost the sea grubu kendisini feda eden insanlar üzerine yaptığı departure songs albümünde bu olaya yer verir ve the last dive of david shaw isimli parçayı yayınlar.
grup ve albüm hakkında yazıma da bakabilirsiniz
#3979541
devamını gör...

bu defa da bitişik yazılması gereken -ki' lere ayıp olmaz mı?
devamını gör...

yani serbest kalsa da aday olamiyor artik…
devamını gör...


ekrem imamoğlu'nun üniversite diplomasının iptaline karşı açtığı dava reddedilmişti. bu karara itiraz eden imamoğlu, bir üst mahkemeye başvurmuştu. istanbul bölge idare mahkemesi 7’inci idare dava dairesi, “karar hukuka uygun” diyerek itirazı reddetti.

laz müteahhitin işi zor ama özgür özel'e göre seçimi chp kazanacak. o zaman seçim kanunu değiştirilir. lise mezunları da cumhurbaşkanı seçilebilir.
(bkz: https://www.sabah.com.tr/ya...).
devamını gör...

an itibariyle real madrid ile 2 yıllık sözleşme imzalamıştır.
devamını gör...

2007 yılında avustralya'nın sidney şehrinde birçok gruptan arkadaşın bir araya gelmesiyle kurulan enstrümantal bir post-rock grubudur kendileri.
2 mart 2013'te vokalleri chris torpy'nin intihar etmesi üzerine derinden etkilenen grup, yeni bir vokalist aramak yerine kelimeleri tamamen hayatlarından çıkarıp enstrümantal müziğe geçme kararı alır. insanın sevdiği birini kaybetmesi herkesin hayatında yaşadığı bir andır. üstesinden gelebilmek için yeterince zaman alan bir yas dönemi gerekir. bu grupta giden kardeşlerinin mirasını yaşatmak ve kendilerini yeniden keşfetmek için 2015 yılında "departure songs" albümü gibi bir şaheser ortaya çıkarırlar.
sözlerin kifayetsiz kaldığı yerde gitarlar ağlar, davul kalbinizin ritmini değiştirir, saatlerce duvara bakıp hayatı sorgularsınız. acıyı notalardan okursunuz; en derininizden hisseder, sessiz çığlıkları duyarsınız. bu güçlü ve duygusal albüm, tarih boyunca insanlığın ilerlemesi ve başkalarının iyiliği için kendini feda eden insanlardan ilham almış. trajik olaylarda hayatları sona eren gerçek insanlara adanmış olup, tek bir kelime bile söylenmeden 4 olayın hikayesini anlatıyor. başarılarına, başarısızlıklarına ve kayıplarına bir övgü niteliğindeki bu yıkıcı ama güzel melodide umut ışıkları da bulunuyor.

albümün açılış parçası "a gallant gentleman", robert falcon scott'un güney kutbu'na ulaşmaya çalışan keşif ekibindeki kaptan lawrence oates'e odaklanır. ekip hedefine ulaştığında başka bir grubun oraya daha önce vardığını görür ve geri dönmek zorunda kalır. oates, şiddetli donma ve kangren nedeniyle ekibe yük olduğunu fark eder ve arkadaşlarının hayatta kalma şansını artırmak için ekip arkadaşlarına "i am just going outside and may be some time" (sadece dışarı çıkıp geleceğim, biraz uzun sürebilir) deyip fırtınalı havada çadırdan dışarı çıkarak intihara yürür. şarkı sakin bir piyano ve gitarlarla başlar; yolculuğun ağırlığını yansıtan bir koro eşliğinde sesler yükselir. bu yükselmeye rağmen gitar sesinin daha da baskınlaşması, fırtınanın şiddetinde uçuşan karlar gibidir. oates karlar arasında kaybolurken müzik de yavaşça sönerek biter.

ikinci şarkı "bogatyri", üç cesur şövalyenin hikayesini anlatan bir ukrayna folklorudur. çernobil nükleer felaketi sırasında, nükleer reaktörün altındaki radyoaktif su vanalarının başka bir patlama olmasın diye açılması gerekmektedir. bunun için gönüllü olan, canlarını feda eden ve "intihar timi" olarak bilinen valeri bezpalov, alexei ananenko ve boris baranov'u anlatır. bu üç adam, tüm avrupa'yı yok edebilecek ikinci bir patlamayı önlemek için karanlık ve ölümcül suya dalar. müzik ise ısrarcı bir bas hattıyla, doğu avrupa esintili gitarlarla klostrofobik, karanlık ve yaklaşan kıyameti hissettiren sert bir tempoda ilerler.

üçüncü şarkı, avustralyalı derin deniz dalgıcı david john shaw'un trajedisini konu alır. shaw, 10 yıl önce aynı yerde hayatını kaybeden deon dreyer'ı yaptığı bir dalışta görür ve ailesine cesedini çıkaracağına dair söz verir. 270 metre derinlikteki bir mağaradan cesedi çıkarmaya çalışırken yaşanan trajediyi konu alır. shaw bedene ulaşır ancak yukarı çıkarırken mağarada sıkışarak hayatını kaybeder. birkaç gün sonra david sözünü tutmuştur ama ikisi de ölmüştür. david'in en yakın arkadaşı don shirley onu kurtarmaya çalışırken ölümden kıl payı kurtulmuştur. şarkının başında david shaw'un gerçek youtube videosundaki ses kayıtları duyulur. sesler biter ve gitarlar devreye girer; ardından davullar ve çellolarla şarkı daha da karanlıklaşır. david'le birlikte siz de dibe batarsınız. şarkı bir noktada durgunlaşır; bunlar shaw'un cesedi bulup kurtarmaya başladığı ana denk geliyor olabilir. ancak sonrasında yükselen bir ses patlaması gelir. bu durum, shaw'un cesedi kurtarmaya çalışırken nefesinin kesilmesi, yaşadığı o anki panik ve kendini kaybetmesi gibidir. patlama bittikten ve gitarlar ilk dakikalarına geri dönmeye başladıktan sonra arka planda sakinleşen piyano sesiyle shaw'un nefes alışı da azalır; kendi hayatını feda ederek görevini yerine getirmiştir. (detaylı yazıma bakabilirsiniz:)

albümde yer alan son hikaye "challenger part 1" belki de en bilinenidir. amerikan uzay programının en büyük trajedilerinden biri olarak geçer. 1986'da yapılan hatalar sebebiyle meydana gelen ve 7 kişinin (6 astronot ve öğretmen christa mcauliffe) hayatını kaybettiği challenger felaketi üzerinedir. uzay mekiğinin havada parçalanmasıyla öğrencilerin yüzen düşleri kalabalığın çığlıklarına dönüşür. başta çalan gitar melodisi, william s. burroughs'un "rüyalar üzerine" adlı eserinden bir ses klibiyle başlar ve gitar daha da agresifleşir. bas ve davullar kulağınıza kazınır; birkaç dakika boyunca melankolik bir solo gelir ve derinleşir. gitar adeta ağlar, ruhunuza işler. geriye kalabalığın tepkileri, konuşma sesleri, ağlamalar ve çocuk sesleri gelir. son olarak "they were here and now they're gone" (buradaydılar ama şimdi gittiler) sözlerini duyarız

albümün son parçasıysa ("challenger part 2") bu 4 yıkıcı parçanın ardından aydınlığı hissettirir; daha bir umut dolu, son bir ağıt gibidir. soft başlayan şarkı sonlara doğru davulla öyle bir gelir ki son isyanı, bastırılmış sesleri duyarsınız. ardından ronald reagan'ın challenger felaketinden sonra ulusa seslenişindeki konuşması gelir ve son sözler olarak "yeryüzünün hırçın bağlarından sıyrıldılar ve tanrı'nın yüzüne dokunmak için gökyüzüne uzandılar" sözleriyle noktalanır.
hayatın karanlığının yanında aydınlığı da gösteren umut dolu bir parçadır.

yapılan fedakarlıklar boşuna değildir; insan olmamızın bir parçasıdır ve bizi daha ileriye taşıyacak, bizi biz yapan değerlerimizdir.

her şarkının insanda derinden bir iz bırakan bu albümde her hikaye, hayat dediğimiz garip gerçeklikte onun varlığına delil niteliğinde. albüm, sessizliğiyle adeta bizimle konuşuyor; kaos ve huzuru beraber getirerek insana kendini sorgulama fırsatı sunuyor ve hissettirdikleriyle bambaşka duygulara yol açıyor.
buraya kadar okuduysanız umarım size de geçmiş ve bir şeyler hissettirebilmiştir efenim. albümün linkini bırakıp kaçıyorum.
albüm
devamını gör...

nasıl ya prompt mühendisi olmak analitik zeka ister, sözelci olur mu?
mühendis falan olamazlar.
devamını gör...

hava tam ays latte içmelik, kaçırır mıyız?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

milli görüşle alakası yoktur.

çünkü rahmetli erbakan hoca "saadet partisi dışında kim ki ben de milli görüşçüyüm derse palyaçodan başka bir şey değildir" demişti. hoca ilerde saadet partisi'ni tekrar bölmek isteyenlerin çıkacağını ön görerek bunu söylemiştir.
devamını gör...

makineyle etkili iletişim kurma sanatı.
(bkz: istem mühendisliği)
devamını gör...

klod mone diye okunur. böyle kritik bilgileri herkes paylaşmaz.*
devamını gör...

ben dilciy(d)im. any questions or insults? *
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim