zaman tüneli
katex
web ortamında tex göstermeye yarayan bir kütüphane. buradan.
latex'in desteklediği her haltı desteklemez ancak birçok popüler matematik ifadeyi web üzerinde gösterir.
latex'in desteklediği her haltı desteklemez ancak birçok popüler matematik ifadeyi web üzerinde gösterir.
devamını gör...
macaristan seçimlerinde orban'ın kaybetmesi
avrupa'nın en otoriter yönetimi olan macaristan ve malum zihniyetin dostum dediği, adeta kankası olan orban kaybetti, bu otoriterliğin sona ermesi güzel bir şey. abd ve israil direk orban'a destek veriyordu, onların da ellerinin boş dönmesi iyi oldu.
ama gelen de abd'nin ileri karakolu olan, dünyanın başına başka bir bela olan ab'nin tabiri caizse müdürü, yeni dönemde nasıl bir politika sergiler, bize etkisi ne olur göreceğiz özellikle ab'nin ortak maddesi olan geri kabul anlaşması konusunda.
ama gelen de abd'nin ileri karakolu olan, dünyanın başına başka bir bela olan ab'nin tabiri caizse müdürü, yeni dönemde nasıl bir politika sergiler, bize etkisi ne olur göreceğiz özellikle ab'nin ortak maddesi olan geri kabul anlaşması konusunda.
devamını gör...
yazarların şu anki dertleri
nasıl sabahlayacağımı düşünüyorum. lan saat 8'de uçak mı olur ya?
devamını gör...
yazarların şu anki dertleri
düşünüyorum gece bilmem kaç olmuş. yine düşünüyorum. babamin̈ ölümünü düşünüyorum. 1930 tibbi ile yapılan tedaviyi düşünüyorum. sonra bilim teknoloji dergisini ardindan youtube kanalını açıyorum. 2bin bilmem kaç tıbbini görüyorum.
o tıp babama ugramadı. sana da uğramayacak diğerine de çünkü biz yüzde bilmem kaçlık sınifa dahil değiliz. sağlıklı olmak sinifsaldir.
ölümün bile uğramayacaği insanların çağinda dilediğim tek şey yok oluş. ancak öyle tekrar başlayacağız.
o tıp babama ugramadı. sana da uğramayacak diğerine de çünkü biz yüzde bilmem kaçlık sınifa dahil değiliz. sağlıklı olmak sinifsaldir.
ölümün bile uğramayacaği insanların çağinda dilediğim tek şey yok oluş. ancak öyle tekrar başlayacağız.
devamını gör...
severus snape
kitap hakkında şöyle ipucu verir: solgun ten, yağlı siyah saçlar, kanca burun, yarasa gibi süzülen bir pelerin. bu detaylar dekor değil. karakterin içinden sızan şeyler. çünkü snape dediğin adam, uzaktan bakınca soğuk, yaklaştıkça yanık kokan bir hikâye.

garip olan şu, snape’i izlerken ya da okurken hissettiğim şey hayranlık değil. rahatlık hiç değil. daha çok huzursuz bir merak. bu adam neyin tarafında? gerçekten bir tarafı var mı? aynı sahnede doğruyu yapıp içini rahatsız edebilen nadir karakterlerden.
tom riddle ile kurulan paralellik boşuna değil. ikisi de yarı-kan, ikisi de eksik büyümüş, ikisi de “özelim” fikrine tutunarak ayakta kalmış. aynı yerden çıkan iki farklı ihtimal gibi. biri korkuyu seçip lord voldemort olurken, diğeri ne olduğunu tam bilmeden sürüklenir. ya da belki biliyordur da kabul etmiyordur, orası biraz muğlak.
fark güç değil bu arada. çünkü güç ikisinde de var. snape daha öğrenciyken büyü icat ediyor, lanet yazıyor, iksir kitabını resmen yeniden düzenliyor. sectumsempra gibi bir şeyi düşünmek bile normal bir zihin işi değil.
mesele şu: snape sevebiliyor.


ama bu sevgi öyle “temiz” bir şey değil. romantik hiç değil. baya rahatsız edici, tek taraflı ve takıntılı. ama gerçek. lily evans onun için bir insan değil neredeyse, bir sabit nokta. karanlığa tamamen bırakmayan son ip ve o ip kopmuyor.
o yüzden snape hiçbir zaman tam kötü olamıyor. ama iyi de değil. zaten mesele bu. arada kalmak dediğimiz şeyin ete kemiğe bürünmüş hali. harry’i koruyup aynı anda çocukluğunu zehir edebilen birini başka nasıl açıklayacaksın bilmiyorum.
film tarafı bu griyi biraz cilalıyor. alan rickman “göğe selam olsun!”, öyle bir karizma katıyor ki, ister istemez snape’i olduğundan daha cool hatırlıyorsun. o ses tonu, o duruş.. adamı resmen ağırbaşlı bir trajedi figürüne çeviriyor. ama kitapta durum daha sert. daha küçük hesaplı, daha sinirli, daha kırıcı. yani daha insani aslında.

snape’i anlamaya çalışınca dönüp çocukluğuna bakıyorsun. annesi eileen prince, eski ama çok da parlak olmayan safkan bir aileden. babası tobias snape, muggle ve kitap bunu açık açık yazmasa da hissediyorsun: bu evde huzur yok. yoksulluk var, bağırış var, aşağılanma hissi var.
“melez prens” lakabı da öyle havalı bir şey değil aslında. annesinin soyadına tutunmak, babasını silmeye çalışmak. yani biraz kimlik uydurma, biraz kaçış.
sonra lily evans giriyor işin içine. çocukken onunla kurduğu bağ.. belki de snape’in olabileceği insanın tek fragmanı. daha kırılmamış hali. ama orada da uzun sürmüyor zaten. hogwarts’ta yollar ayrılıyor. lily gryffindor, snape slytherin. bu sadece bina farkı değil, baya dünya farkı. snape kendini kabul eden dışlanmadığı yere, karanlığa daha yakın olan tarafa kayar. çünkü orada “garip” değil.
burada james potter ve tayfası giriyor devreye. kitapta bu olaylar filmlerdekinden daha sert. bu iş “şaka” değil, baya sistematik aşağılama. snape zaten kırık, iyice parçalanıyor.
ve o an geliyor.
lily’ye “mudblood” dediği an.
tek bir kelime ama her şey orada bitiyor.
hangi tarafa kaydığını ilan ettiği an.
lily’yi kaybettiği an.
belki de bütün hikâyenin kilidi.
sonrası karanlık zaten.

snape ölüm yiyenlere katılıyor. yani lord voldemort’un tarafına geçiyor. burada savunulacak bir şey yok, bu net bir seçim. güç, aidiyet ve biraz da kin. ama sonra o meşhur kırılma. voldemort’un lily’yi öldüreceğini öğrenmesi. işte orada ilk defa gerçekten çöküyor.
gidip albus dumbledore’a yalvarıyor. ama dikkat, harry için değil. lily için.
yani hâlâ bencil aslında. dumbledore’un “ya çocuk?” diye sorması boşuna değil.
lily öldükten sonra snape değişiyor ama bu bir “aydınlanma” değil.
bu baya ceza. kendi kendine verdiği bir ceza.
buradan sonra çift taraflı ajan hikâyesi başlıyor. herkesin ortasında, kimsenin tarafında olmadan yaşamak. harry’e davranışı da burada oturuyor. çocuğu koruyor ama aynı zamanda james’in oğlu olduğu için ondan nefret ediyor. yani hem koruyup hem eziyor. bu çok temiz bir karakter değil, ama çok gerçek.
büyü kısmına gelirsek, snape gerçekten anormal derecede iyi. kendi büyülerini yazıyor, iksirleri baştan kuruyor, zihinsel savunmada ustalaşıyor. voldemort’u bile kandırabilecek seviyede.
ve patronus. lily’nin geyiği. orada zaten bütün mesele bitiyor.

“after all this time?”
“always.”
o “always” dediği yer var ya, orası snape’in özeti.
adam bütün hayatını tek bir hatanın etrafında yaşıyor. yaptığı her iyi şey, geçmişte yaptığı tek bir kötü seçimin yankısı gibi. bu bir kahramanlık hikâyesi değil. bu baya kendine verilmiş bir ömür boyu ceza.
snape’i düşününce benim aklıma hep şu geliyor: eski bir ev. sıvası dökülmüş, içerden ses geliyor ama kapıyı açsan girip oturmak istemezsin. yine de geçip gidemiyorsun. çünkü o evin içinde bir şey var. rahatsız eden ama bırakamadığın bir şey. snape tam olarak o.
bu yüzden sevmesi zor. ama unutması daha zor.

garip olan şu, snape’i izlerken ya da okurken hissettiğim şey hayranlık değil. rahatlık hiç değil. daha çok huzursuz bir merak. bu adam neyin tarafında? gerçekten bir tarafı var mı? aynı sahnede doğruyu yapıp içini rahatsız edebilen nadir karakterlerden.
tom riddle ile kurulan paralellik boşuna değil. ikisi de yarı-kan, ikisi de eksik büyümüş, ikisi de “özelim” fikrine tutunarak ayakta kalmış. aynı yerden çıkan iki farklı ihtimal gibi. biri korkuyu seçip lord voldemort olurken, diğeri ne olduğunu tam bilmeden sürüklenir. ya da belki biliyordur da kabul etmiyordur, orası biraz muğlak.

fark güç değil bu arada. çünkü güç ikisinde de var. snape daha öğrenciyken büyü icat ediyor, lanet yazıyor, iksir kitabını resmen yeniden düzenliyor. sectumsempra gibi bir şeyi düşünmek bile normal bir zihin işi değil.
mesele şu: snape sevebiliyor.


ama bu sevgi öyle “temiz” bir şey değil. romantik hiç değil. baya rahatsız edici, tek taraflı ve takıntılı. ama gerçek. lily evans onun için bir insan değil neredeyse, bir sabit nokta. karanlığa tamamen bırakmayan son ip ve o ip kopmuyor.
o yüzden snape hiçbir zaman tam kötü olamıyor. ama iyi de değil. zaten mesele bu. arada kalmak dediğimiz şeyin ete kemiğe bürünmüş hali. harry’i koruyup aynı anda çocukluğunu zehir edebilen birini başka nasıl açıklayacaksın bilmiyorum.
film tarafı bu griyi biraz cilalıyor. alan rickman “göğe selam olsun!”, öyle bir karizma katıyor ki, ister istemez snape’i olduğundan daha cool hatırlıyorsun. o ses tonu, o duruş.. adamı resmen ağırbaşlı bir trajedi figürüne çeviriyor. ama kitapta durum daha sert. daha küçük hesaplı, daha sinirli, daha kırıcı. yani daha insani aslında.

snape’i anlamaya çalışınca dönüp çocukluğuna bakıyorsun. annesi eileen prince, eski ama çok da parlak olmayan safkan bir aileden. babası tobias snape, muggle ve kitap bunu açık açık yazmasa da hissediyorsun: bu evde huzur yok. yoksulluk var, bağırış var, aşağılanma hissi var.
“melez prens” lakabı da öyle havalı bir şey değil aslında. annesinin soyadına tutunmak, babasını silmeye çalışmak. yani biraz kimlik uydurma, biraz kaçış.
sonra lily evans giriyor işin içine. çocukken onunla kurduğu bağ.. belki de snape’in olabileceği insanın tek fragmanı. daha kırılmamış hali. ama orada da uzun sürmüyor zaten. hogwarts’ta yollar ayrılıyor. lily gryffindor, snape slytherin. bu sadece bina farkı değil, baya dünya farkı. snape kendini kabul eden dışlanmadığı yere, karanlığa daha yakın olan tarafa kayar. çünkü orada “garip” değil.
burada james potter ve tayfası giriyor devreye. kitapta bu olaylar filmlerdekinden daha sert. bu iş “şaka” değil, baya sistematik aşağılama. snape zaten kırık, iyice parçalanıyor.

ve o an geliyor.
lily’ye “mudblood” dediği an.
tek bir kelime ama her şey orada bitiyor.
hangi tarafa kaydığını ilan ettiği an.
lily’yi kaybettiği an.
belki de bütün hikâyenin kilidi.
sonrası karanlık zaten.

snape ölüm yiyenlere katılıyor. yani lord voldemort’un tarafına geçiyor. burada savunulacak bir şey yok, bu net bir seçim. güç, aidiyet ve biraz da kin. ama sonra o meşhur kırılma. voldemort’un lily’yi öldüreceğini öğrenmesi. işte orada ilk defa gerçekten çöküyor.
gidip albus dumbledore’a yalvarıyor. ama dikkat, harry için değil. lily için.

yani hâlâ bencil aslında. dumbledore’un “ya çocuk?” diye sorması boşuna değil.
lily öldükten sonra snape değişiyor ama bu bir “aydınlanma” değil.
bu baya ceza. kendi kendine verdiği bir ceza.
buradan sonra çift taraflı ajan hikâyesi başlıyor. herkesin ortasında, kimsenin tarafında olmadan yaşamak. harry’e davranışı da burada oturuyor. çocuğu koruyor ama aynı zamanda james’in oğlu olduğu için ondan nefret ediyor. yani hem koruyup hem eziyor. bu çok temiz bir karakter değil, ama çok gerçek.

büyü kısmına gelirsek, snape gerçekten anormal derecede iyi. kendi büyülerini yazıyor, iksirleri baştan kuruyor, zihinsel savunmada ustalaşıyor. voldemort’u bile kandırabilecek seviyede.
ve patronus. lily’nin geyiği. orada zaten bütün mesele bitiyor.

“after all this time?”
“always.”
o “always” dediği yer var ya, orası snape’in özeti.
adam bütün hayatını tek bir hatanın etrafında yaşıyor. yaptığı her iyi şey, geçmişte yaptığı tek bir kötü seçimin yankısı gibi. bu bir kahramanlık hikâyesi değil. bu baya kendine verilmiş bir ömür boyu ceza.
snape’i düşününce benim aklıma hep şu geliyor: eski bir ev. sıvası dökülmüş, içerden ses geliyor ama kapıyı açsan girip oturmak istemezsin. yine de geçip gidemiyorsun. çünkü o evin içinde bir şey var. rahatsız eden ama bırakamadığın bir şey. snape tam olarak o.
bu yüzden sevmesi zor. ama unutması daha zor.
devamını gör...
aşkı en güzel anlatan replik
leyla gözlerin o kadar yeşil ki, o gözlerinden bir kere öpsem dudaklarımda bir orman filizlenir.
(bkz: leyla ile mecnun)
(bkz: leyla ile mecnun)
devamını gör...
güzelleşen kadın
ona ne kadar güzel olduğunu hatırlatan biri girmiştir hayatına.
devamını gör...
nakit parayla sigara satışının yasaklanması
mehmet şimşek bizi zkmk istiyor, bunun açıklaması bu.
bu herifin orta ve dar gelirliyi düşünen tek bir icraati bile yok.
kredi kartı kullandırarak kayıtdışını önlüyoruz derler. arka planda kimleri zengin ettikleri belli.
bu herifin orta ve dar gelirliyi düşünen tek bir icraati bile yok.
kredi kartı kullandırarak kayıtdışını önlüyoruz derler. arka planda kimleri zengin ettikleri belli.
devamını gör...
amerikalı erkek
cilgin zamanlarimda iki amekali çocukla tanismistik. öyle takilmistik da. biri cidden çok yakışıkli ve entelektüeldi. biri çirkin ve kültürsüzdü.
ikisini de istemedim. biri umursadi biri ısrar etti.
türk erkeklrrimden farkı sevismeye becermek olarak bakmamaları ve kadınları eğlenilecek ve evlenilecek kadın olarak ayirmamalarıydı.
eğer türk erkrkleri rus minnoşları seviyorsa
siz türk kadınları amerikalı minnoşları sevin
belki çoğalırsiniz belki dünya barısı olur.
ikisini de istemedim. biri umursadi biri ısrar etti.
türk erkeklrrimden farkı sevismeye becermek olarak bakmamaları ve kadınları eğlenilecek ve evlenilecek kadın olarak ayirmamalarıydı.
eğer türk erkrkleri rus minnoşları seviyorsa
siz türk kadınları amerikalı minnoşları sevin
belki çoğalırsiniz belki dünya barısı olur.
devamını gör...
macaristan seçimlerinde orban'ın kaybetmesi
sıra diğerlerinin başina. titrek biyikli asabi şahsiyet bekle.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
uyuyacağim artik sözlük. içimde sevdiğim adamların resmi geçidi var.
en son sen geçiyorsun baba. en acı vereni
onun öncesinde sen varsın birlikte yaşlanmak istediğim adam alim
öncesimde sen varsin orhan veli en fiyakali abi
ve ben geçişinizi izliyliyorum. sizi tutabilsem ne mutlu olurdum.
en son sen geçiyorsun baba. en acı vereni
onun öncesinde sen varsın birlikte yaşlanmak istediğim adam alim
öncesimde sen varsin orhan veli en fiyakali abi
ve ben geçişinizi izliyliyorum. sizi tutabilsem ne mutlu olurdum.
devamını gör...
selçuk inan
böyük hoca. galatanın her fitboldan gelme hocası, f.b'den daha çok kendini galata'ya konsantre ediyor.
devamını gör...
uyumanın en zevkli olduğu an
kafa ve vicdan rahatsa, korkulacak bir mevzu yoksa, vocut sağlıklıysa gakko.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
ezberlenen en saçma şey
modem arayüz şifresi, sanırım hiçbir zaman da unutmayacağım.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
aşkı en güzel anlatan replik
(bkz: seni seviyorum lan it)
devamını gör...


