adolf eichmann
nazi almanyası'nın yahudilerle ilgili politikasının belirlenmesinde en önemli rolü oynayan isimdir. yahudi nüfusun kitleler halinde yok edilmesi anlamına gelen ‘“nihai çözüm” projesini geliştirmiştir. bu nedenle birçok ölüm kampının açılması ve gaz odalarının kurulması eyleminin baş aktörüdür.
savaştan sonra gözaltına alındığı kamptan kaçarak, farklı bir isimle arjantin'e yerleşmiştir. 1962’ de mossad ajanları tarafından yakalanarak, israil’de idam edilmiştir.
savaştan sonra gözaltına alındığı kamptan kaçarak, farklı bir isimle arjantin'e yerleşmiştir. 1962’ de mossad ajanları tarafından yakalanarak, israil’de idam edilmiştir.
devamını gör...
doktor çocuğu olmak
hem annesi hem babası doktor olan bi çocuk olarak;
1) kongre/konferans/sunum/ poster: memeden kesilme sebebim, annemin kongreye gitmesi... sene olmuş 2021, hala yazıyo, hala gidiyo ama online çok şükür
2) nöbet: çocukluk nöbet tutarak geçtiği için, sende çocukluk olduğu için abartılı haylazlıklar, saklambaçlar ve kovalamacalar morgda sonlanabilir. benim yanlışlıkla morga girdiğim kaç sefer var sayamadım. bir de normalde çocukların mahallede amcaları, dayıları olur.. benimkiler hastanenin cerrahı, kantincisi, ambulans şöförüydü...
3) gece gelen telefonlar: korku, dehşet, ölüm, salgın, kaza, bela, entrika....
4) size değil, kamuya hizmet etmeleri: “normal” ana-babalar çocuklarının sümüğü aksa deli olurken, sen 40 derece ateşle yatsan, sabaha düzelirsin derler. genelde ilaç almana müsade etmezler. inanılmaz bi çifte standart yahu! sıfır özen!
5)okulda değişik karşılanmalar, millet resmen beni kantin olarak görüyordu borç para istiyorlardı. babam öğretim üyesi cerrahlar gibi 20k kazanmıyor, hep sabit hiç değişmiyor yıllardır. herhangi bir doçent (bu sanat akademisi hocası ya da matematik profesörü) üniversitede aynı maaşı alıyor. cerrah tarzı kadın doğum, göz doktoru, estetik cerrah türevleri ( kısaca dizilerde oynayanlar) 20k belki 25k kazanıyor. siz hiç ultrason bakan bir doktorun dizisinin çekildiği gördünüz mü?? neden? çünkü (en basit anlatım) kadının karnına bakıyor bebeğin cinsiyetini söylüyor..
(annem radyolog)
5) en önemli (bkz: covid-19): son 2 sene çok kötü geçiyor eve gelir gelmez banyoya koşuyorlar sırayla. geçen sene ilk korona patladığında çok korkunç günlerdi; sürekli bir endişe acaba annem babam eve hastalık getirdi mi endişesi... benim derslerimi iyice saldılar sonum hayrola...
1) kongre/konferans/sunum/ poster: memeden kesilme sebebim, annemin kongreye gitmesi... sene olmuş 2021, hala yazıyo, hala gidiyo ama online çok şükür
2) nöbet: çocukluk nöbet tutarak geçtiği için, sende çocukluk olduğu için abartılı haylazlıklar, saklambaçlar ve kovalamacalar morgda sonlanabilir. benim yanlışlıkla morga girdiğim kaç sefer var sayamadım. bir de normalde çocukların mahallede amcaları, dayıları olur.. benimkiler hastanenin cerrahı, kantincisi, ambulans şöförüydü...
3) gece gelen telefonlar: korku, dehşet, ölüm, salgın, kaza, bela, entrika....
4) size değil, kamuya hizmet etmeleri: “normal” ana-babalar çocuklarının sümüğü aksa deli olurken, sen 40 derece ateşle yatsan, sabaha düzelirsin derler. genelde ilaç almana müsade etmezler. inanılmaz bi çifte standart yahu! sıfır özen!
5)okulda değişik karşılanmalar, millet resmen beni kantin olarak görüyordu borç para istiyorlardı. babam öğretim üyesi cerrahlar gibi 20k kazanmıyor, hep sabit hiç değişmiyor yıllardır. herhangi bir doçent (bu sanat akademisi hocası ya da matematik profesörü) üniversitede aynı maaşı alıyor. cerrah tarzı kadın doğum, göz doktoru, estetik cerrah türevleri ( kısaca dizilerde oynayanlar) 20k belki 25k kazanıyor. siz hiç ultrason bakan bir doktorun dizisinin çekildiği gördünüz mü?? neden? çünkü (en basit anlatım) kadının karnına bakıyor bebeğin cinsiyetini söylüyor..
(annem radyolog)
5) en önemli (bkz: covid-19): son 2 sene çok kötü geçiyor eve gelir gelmez banyoya koşuyorlar sırayla. geçen sene ilk korona patladığında çok korkunç günlerdi; sürekli bir endişe acaba annem babam eve hastalık getirdi mi endişesi... benim derslerimi iyice saldılar sonum hayrola...
devamını gör...
instagram tipi tanım beğenme özelliği
sevgili iko'nun sihirli parmaklarına teşekkürü borç bildiğim yeni özelliktir.
devamını gör...
schopenhauer'a göre kurtuluş
o bir kötümserdir. kötümserlik felsefesini kendine ilke edinmiş bir filozoftur. o dünyadaki yegane gerçek şeyin, acı ve mutsuzluk olduğunu öne sürer. ona göre dünyanın her köşesindeki insanlar acı ve mutsuzluğun etkisindedir. bu en baştan beri böyledir. insanın doğumundan ölümüne kadar.
iyimser filozofları şu yönde eleştirmiştir. iyimserlere göre peşinden koşulacak bir amaç, bir anlam vardır. schopenhauer bu düşünceyi kesinlikle kabul etmez. ona göre ne peşinden koşulacak bir anlam ne de bir amaç vardır. bu fikri çok saçma ve boşuna bir uğraş olarak görür.
insanların özünde dürüst olmadıklarını, onların hepsinin maskelerinin olduğunu düşünür. bu yüzden sevgiye ve aşka da inanmaz. ona göre aşk dediğimiz kavram, tamamen "iradenin yaşama isteğidir." schopenhauer iradenin yaşama isteği derken türün varlığını devam ettirme arzusunu kastetmektedir.
ona göre insan; arzu, ihtiyaç ve istekleri ile tatminsizlik arasında sıkışıp kalmıştır. bu durumun insana sadece acı ve mutsuzluk getireceğini düşünmektedir. ve bir insanda ihtiyaç ve isteklerin arttığı oranda mutsuzluğunun da artacağına inanmaktadır.
peki, bu acı ve mutsuzluktan insan nasıl kurtulabilir? bunun cevabını schopenhauer, ahlak ve sanat yoluyla mümkün olabileceğini düşünür. ve tüm felsefesini; kötümserlik, ahlak ve sanat üzerine kurar.
sanatı çok önemli bir yere koymuştur. ona göre sanattan gelen güzellik kavramının insanı bireyselleştirmekten uzaklaştıracağına inanır. bireysellikten uzaklaşan insanın isteklerinin de daha azalacağını düşünür. insanın gerçek bir sanatçının elinden çıkan sanat ürününü incelendiğinde, gündelik hayatın istek ve arzularından bir süreliğine de olsa vazgeçeceğinden emindir. ayrıca sanatın insana haz verdiğini de düşünür.
acı ve mutsuzluktan kurtulmanın diğer yolunun, kısaca hayattan vazgeçme olduğunu söyler. yaşamın tüm arzu ve isteklerini bir kenara atarak insanın benliğini öldürmesini ister. bu yol ona göre gerçek çözümdür.
tanımımın bu kısmında, uzun bir zamandan beri tanıdığım filozof ile ilgili kendi yorumlarımı yapmak istiyorum.
schopenhauer'un kurtuluş reçetesi yeni bir reçete değildir. bu çözümü, hint felsefesinde de, tibet felsefesinde de görürüz. peki onu bu kadar ünlü yapan neydi? bana göre, çok uzun zamandan beri bu çilecilik yönteminden bahseden ilk filozof olmasından kaynaklanmaktadır. felsefe ve bilim ilerlerken, insanlığı önceki felsefi görüşlere götürmesidir.
insanın benliği, yaşama iradesi üzerine kuruluyken, hayattan, istek ve arzulardan tamamen vazgeçmenin çok zor olacağı aşikardır. sanat ile uğraşmak bu istek ve arzuları köreltmede çok kısa süreler için etkin olabileceğine inanıyorum. bana göre onun felsefesindeki sakat kısım hayattan tamamen vazgeçmenin yolunu tam olarak gösteremediğidir. ayrıca bu çilekeş dönemde insanın çektiği azabın bedeli ne olacaktı. hayatta olsaydı ona ölçülülük erdemini hatırlatmak isterdim.
iyimser filozofları şu yönde eleştirmiştir. iyimserlere göre peşinden koşulacak bir amaç, bir anlam vardır. schopenhauer bu düşünceyi kesinlikle kabul etmez. ona göre ne peşinden koşulacak bir anlam ne de bir amaç vardır. bu fikri çok saçma ve boşuna bir uğraş olarak görür.
insanların özünde dürüst olmadıklarını, onların hepsinin maskelerinin olduğunu düşünür. bu yüzden sevgiye ve aşka da inanmaz. ona göre aşk dediğimiz kavram, tamamen "iradenin yaşama isteğidir." schopenhauer iradenin yaşama isteği derken türün varlığını devam ettirme arzusunu kastetmektedir.
ona göre insan; arzu, ihtiyaç ve istekleri ile tatminsizlik arasında sıkışıp kalmıştır. bu durumun insana sadece acı ve mutsuzluk getireceğini düşünmektedir. ve bir insanda ihtiyaç ve isteklerin arttığı oranda mutsuzluğunun da artacağına inanmaktadır.
peki, bu acı ve mutsuzluktan insan nasıl kurtulabilir? bunun cevabını schopenhauer, ahlak ve sanat yoluyla mümkün olabileceğini düşünür. ve tüm felsefesini; kötümserlik, ahlak ve sanat üzerine kurar.
sanatı çok önemli bir yere koymuştur. ona göre sanattan gelen güzellik kavramının insanı bireyselleştirmekten uzaklaştıracağına inanır. bireysellikten uzaklaşan insanın isteklerinin de daha azalacağını düşünür. insanın gerçek bir sanatçının elinden çıkan sanat ürününü incelendiğinde, gündelik hayatın istek ve arzularından bir süreliğine de olsa vazgeçeceğinden emindir. ayrıca sanatın insana haz verdiğini de düşünür.
acı ve mutsuzluktan kurtulmanın diğer yolunun, kısaca hayattan vazgeçme olduğunu söyler. yaşamın tüm arzu ve isteklerini bir kenara atarak insanın benliğini öldürmesini ister. bu yol ona göre gerçek çözümdür.
tanımımın bu kısmında, uzun bir zamandan beri tanıdığım filozof ile ilgili kendi yorumlarımı yapmak istiyorum.
schopenhauer'un kurtuluş reçetesi yeni bir reçete değildir. bu çözümü, hint felsefesinde de, tibet felsefesinde de görürüz. peki onu bu kadar ünlü yapan neydi? bana göre, çok uzun zamandan beri bu çilecilik yönteminden bahseden ilk filozof olmasından kaynaklanmaktadır. felsefe ve bilim ilerlerken, insanlığı önceki felsefi görüşlere götürmesidir.
insanın benliği, yaşama iradesi üzerine kuruluyken, hayattan, istek ve arzulardan tamamen vazgeçmenin çok zor olacağı aşikardır. sanat ile uğraşmak bu istek ve arzuları köreltmede çok kısa süreler için etkin olabileceğine inanıyorum. bana göre onun felsefesindeki sakat kısım hayattan tamamen vazgeçmenin yolunu tam olarak gösteremediğidir. ayrıca bu çilekeş dönemde insanın çektiği azabın bedeli ne olacaktı. hayatta olsaydı ona ölçülülük erdemini hatırlatmak isterdim.
devamını gör...
bir kedinin öğrenmesi gereken şeyler
genel olarak kedilerin hepsi en az bir bilgide uzmanlaştıklarını düşünüyorum. bazıları sanki meslek öğrenir gibi kendini o konuda geliştiriyorlar.
kimisi yerde yuvarlanmakta ve sevimli hareketler yapmakta uzmanlaşmışken, bir diğeri kelebek, sinek vb. uçan canlıları yakalama konusunda uzman. bir başkası tek zıplamada dolap üzerine çıkmak konusunda uzmanken, bir öteki iki ayak üzerinde durup elleriyle bir şeyler istemek konusu üzerinden ilerlemiş. yani olay bence kedisine göre değişiyor.
ben buradan abimin kedisine seslenmek istiyorum. gayet donanımlı, kendini geliştirmiş, eğitimli ve aklı başında bir sarman olarak senden memnunuz fakat mesela insan kulağının yenmeyecek bir şey olduğunu öğrenmen lazım artık.
kulağımı yalayıp ısırmaya başladığında seni sırtımdan almamın sebebi bu işte. yoksa cidden kişisel değil.
not: bir de ters ters bakıyor neden ağzımdan aldın kulağı diye. sanki kulak onunmuş da elinden rızkını almışım gibi davranıyor.
kimisi yerde yuvarlanmakta ve sevimli hareketler yapmakta uzmanlaşmışken, bir diğeri kelebek, sinek vb. uçan canlıları yakalama konusunda uzman. bir başkası tek zıplamada dolap üzerine çıkmak konusunda uzmanken, bir öteki iki ayak üzerinde durup elleriyle bir şeyler istemek konusu üzerinden ilerlemiş. yani olay bence kedisine göre değişiyor.
ben buradan abimin kedisine seslenmek istiyorum. gayet donanımlı, kendini geliştirmiş, eğitimli ve aklı başında bir sarman olarak senden memnunuz fakat mesela insan kulağının yenmeyecek bir şey olduğunu öğrenmen lazım artık.
kulağımı yalayıp ısırmaya başladığında seni sırtımdan almamın sebebi bu işte. yoksa cidden kişisel değil.
not: bir de ters ters bakıyor neden ağzımdan aldın kulağı diye. sanki kulak onunmuş da elinden rızkını almışım gibi davranıyor.
devamını gör...
propaganda
başta kemal sunal olmak üzere bir çok tanınmış oyuncunun rol aldığı 1999 yapımı sinema filmi.
yönetmenliğini sinan çetin yapmıştır. aynı zamanda gülin tokat ile beraber senaryoya da katkı sağlamıştır.
yönetmenliğini sinan çetin yapmıştır. aynı zamanda gülin tokat ile beraber senaryoya da katkı sağlamıştır.
devamını gör...
en büyük hayali devlet memurluğu olan üniversiteli
300 liraya kpss kitapları alarak ben de katıldım bu hayale
devamını gör...
hüseyin rahmi gürpınar
servetifünun topluluğuna katılmamış, bağımsız olarak yazı hayatına devam etmiştir. ilginç bir yazar hüseyin rahmi.
sağlığına çok dikkat eder. temizlik ve hijyen konusunda kimse onunla boy ölçüşemezmiş. yaz-kış eldivensiz gezmez, hiç kimseyle tokalaşmaz, günde en az 15 defâ ellerini, bir o kadar da ayaklarını yıkarmış. peçetesiz, kolonyasız evden çıkmaz, tanımadığı şahısların tuttuğu kapı kollarına da mendilsiz dokunmazmış. kömürü sağlıksız bulduğu için dâimâ odun yakar, oda sıcaklığının 18 dereceyi geçmemesine dikkat edermiş.
şimdi, hepimiz onun gibi yaşıyoruz.
sağlığına çok dikkat eder. temizlik ve hijyen konusunda kimse onunla boy ölçüşemezmiş. yaz-kış eldivensiz gezmez, hiç kimseyle tokalaşmaz, günde en az 15 defâ ellerini, bir o kadar da ayaklarını yıkarmış. peçetesiz, kolonyasız evden çıkmaz, tanımadığı şahısların tuttuğu kapı kollarına da mendilsiz dokunmazmış. kömürü sağlıksız bulduğu için dâimâ odun yakar, oda sıcaklığının 18 dereceyi geçmemesine dikkat edermiş.
şimdi, hepimiz onun gibi yaşıyoruz.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
derin zaman
ben senin sınırlı gövden ile
beni sonsuz sarmanı diledim.
uykum seninle kışın kolları arasında
devrilerek dönerek tamamlansın,
içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.
kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,
çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili
hatırlamak için
beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda
durup yalvardım:
beni bu siyah boşluğun içine bırakma,
derin bir zaman istedim senden, ama
bana onu verme! ne kışa ne yaza uygun
kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,
yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,
yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi
içimde.
ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında
de ki:
ben onunla denizin dövdüğü dilsizzz
taşlar üstünde sustuydum.
birhan keskin
ben senin sınırlı gövden ile
beni sonsuz sarmanı diledim.
uykum seninle kışın kolları arasında
devrilerek dönerek tamamlansın,
içimde kuzeyin kuşları sussun istedim.
kışı ve kışın kalbimde ağırlaşan meyvesini,
çiy düşmüş, soğumuş, donmuş bir dili
hatırlamak için
beni büyüleyen o kimyanın boşluğunda
durup yalvardım:
beni bu siyah boşluğun içine bırakma,
derin bir zaman istedim senden, ama
bana onu verme! ne kışa ne yaza uygun
kalbim, çatlat aramızdaki donmuş dili,
yokluğunun sebebini anlatamadım kendime,
yokluğun ne vakittir karlı bir tepe gibi
içimde.
ayağa kalk, yaklaş, dilini döndür ağzında
de ki:
ben onunla denizin dövdüğü dilsizzz
taşlar üstünde sustuydum.
birhan keskin
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
insan olana yürek yangınıdır madımak su serpilmez iç ferahlamaz. akıl ermiyor zaman aşımı vicdansızlığına...
tek tutanağımız türkülerimiz,şiirlerimiz.. bugün katılanların her biriyle pir sultan abdal etkinliğindeydik evet oradaydık.. tüm güzel insanlara selam olsun.. elbet karanlıklar aydınlığa çıkacaktır.
tek tutanağımız türkülerimiz,şiirlerimiz.. bugün katılanların her biriyle pir sultan abdal etkinliğindeydik evet oradaydık.. tüm güzel insanlara selam olsun.. elbet karanlıklar aydınlığa çıkacaktır.
devamını gör...
nihat hatipoğlu
gökler yarılmıştııı, ağlıyordu kütükkk. dal sordu, sen duj var 100 lira yok duj 300 lira... yok lan, o başka bir hikayeydi...
devamını gör...
şaka maka evlenilecek kız kalmaması
'mal'bayım şimdi sana yaktım...
değişik bir yazar beyanı. doğru yerlerde aranmamış olabilir. sen en iyisi kedi medi idare et artık bu kafayla bulamazsın kimseyi.
değişik bir yazar beyanı. doğru yerlerde aranmamış olabilir. sen en iyisi kedi medi idare et artık bu kafayla bulamazsın kimseyi.
devamını gör...
normal sözlük'te moderatörler seçimle belirlensin kampanyası
her kuşu öptük bir leylek kaldı demekle yetindiğim hede.
devamını gör...
barış manço şarkılarında geçen etkileyici sözler
unutma ki dünya fani
veren allah alır canı
ben nasıl unuturum seni
can bedenden çıkmayınca
veren allah alır canı
ben nasıl unuturum seni
can bedenden çıkmayınca
devamını gör...
kimsenin takmadığı bir sözlükte kimsenin takmadığı bir yazar olmak
sözlük alemine yeni arkadaşların kafasına taktığı konulardan biridir; "yazdıklarımızı kimse okumuyor, o halde yazmanın da bir anlamı yok" meselesi. ben yaklaşık 12 senedir sözlüklerde yazar oldum, yazdım, çizdim, okudum, okundum, uzun uzun tartıştım, alkışlar aldım, davetler aldım, küfürler yedim. bugün geldiğim noktada çıkarımım, hiç fark etmediğidir.
esasında kimse kimsenin umurunda değildir. ilk önce bilmemiz gereken acı kural budur ve hayatımızın her döneminde, özellikle karar vermemiz gereken dönemlerde mutlaka adamakıllı ele almamız gerekir. sizin bir yerde konuştuğunuz şeylerden, karşınızdaki kendi yaşantısıyla ne kadarını bağdaştırabiliyorsa, ne kadar içselleştirebiliyorsa ya da o anda ne duymak istiyorsa o kadarını alır. sonra o konuda sizinle bir tartışma içine girer ve bu tartışma, eğer siz bir konuda yazarken ya da konuşurken o konuyla alakalı birikiminizle yazmışsanız, konuşmuşsanız genellikle kısır bir tartışma olur, nadiren insanlar birbirinin ufkunu açan sohbetler yapar. zaten öbür türlü bir boka yaramayan asalak bir yazarsınızdır ve kimse sizinle tartışmayacaktır.
beğeni, favori gibi şeyler kişinin kendisini değerlendirmesi açısından önemlidir. unutmamamız gereken şey ise, sözlükler, hayata dair konular hakkında düşünmemizi sağlayan yerlerdir. bazı yazarlardan bir şeyler öğreniriz, bazen kendi düşüncelerimizi yazıp okur, tutarsızlıkları buluruz. yavaş yavaş yontarız kendimizi, nerelerde uçlardaymışız, nerelerde gerideymişiz, yıllar geçerken bakakalmışmıyız öylece. üç beş paragraf yıkar geçer düşünce dünyanı, "yavan yaşamışız, çok yavan, yazık etmişiz" dersin kendine.
sözlüğü günlük gibi kullanmanızı tavsiye ederim. kendi izinizi takip edin, kime kızgınsanız dökün içinizi, kime ne söyleyemediyseniz, formata uydurup saçın etrafa. okuyan olursa, bir insan bir insana nasıl böyle kızabilir, bir insan bir insanı nasıl böyle sevebilir desinler. sonraları dönüp bakın, "ne toymuşum ya hu, amma da abartmışım, gençliğimin heyecanı varmış, biraz da aptalmışım" deyin. yaş geçtikçe insan nasıl duruluyormuş, hayat nasıl zalim yüzünü gösterip adam ediyormuş insanı gözlerinizle görün. bu yaşam sizin, tek kalıcı şahidi sizsiniz.
esasında kimse kimsenin umurunda değildir. ilk önce bilmemiz gereken acı kural budur ve hayatımızın her döneminde, özellikle karar vermemiz gereken dönemlerde mutlaka adamakıllı ele almamız gerekir. sizin bir yerde konuştuğunuz şeylerden, karşınızdaki kendi yaşantısıyla ne kadarını bağdaştırabiliyorsa, ne kadar içselleştirebiliyorsa ya da o anda ne duymak istiyorsa o kadarını alır. sonra o konuda sizinle bir tartışma içine girer ve bu tartışma, eğer siz bir konuda yazarken ya da konuşurken o konuyla alakalı birikiminizle yazmışsanız, konuşmuşsanız genellikle kısır bir tartışma olur, nadiren insanlar birbirinin ufkunu açan sohbetler yapar. zaten öbür türlü bir boka yaramayan asalak bir yazarsınızdır ve kimse sizinle tartışmayacaktır.
beğeni, favori gibi şeyler kişinin kendisini değerlendirmesi açısından önemlidir. unutmamamız gereken şey ise, sözlükler, hayata dair konular hakkında düşünmemizi sağlayan yerlerdir. bazı yazarlardan bir şeyler öğreniriz, bazen kendi düşüncelerimizi yazıp okur, tutarsızlıkları buluruz. yavaş yavaş yontarız kendimizi, nerelerde uçlardaymışız, nerelerde gerideymişiz, yıllar geçerken bakakalmışmıyız öylece. üç beş paragraf yıkar geçer düşünce dünyanı, "yavan yaşamışız, çok yavan, yazık etmişiz" dersin kendine.
sözlüğü günlük gibi kullanmanızı tavsiye ederim. kendi izinizi takip edin, kime kızgınsanız dökün içinizi, kime ne söyleyemediyseniz, formata uydurup saçın etrafa. okuyan olursa, bir insan bir insana nasıl böyle kızabilir, bir insan bir insanı nasıl böyle sevebilir desinler. sonraları dönüp bakın, "ne toymuşum ya hu, amma da abartmışım, gençliğimin heyecanı varmış, biraz da aptalmışım" deyin. yaş geçtikçe insan nasıl duruluyormuş, hayat nasıl zalim yüzünü gösterip adam ediyormuş insanı gözlerinizle görün. bu yaşam sizin, tek kalıcı şahidi sizsiniz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının yatış şekli
yüzüstü, sağ kol yastığa sarılı, sol kol ve sol bacak uzatılırken, sağ bacağım iki eklemden kıvrık, yandan v gibi görünen bir pozisyonda, başka türlü uyuyamıyorum yok!
devamını gör...
mesajınız var turuncusu
pek hoşuma giden hede.
böyle telaşlandırmıyor ne yazılmış diye, merak da uyandırıyor.
böyle ayrıntılara çok dikkat ederim sözlük, evet.
böyle telaşlandırmıyor ne yazılmış diye, merak da uyandırıyor.
böyle ayrıntılara çok dikkat ederim sözlük, evet.
devamını gör...


