çocukken baba eve getirdiğinde mutlu olunan şeyler
çalıştığı bankanın çıkardığı aylık bir dergi vardı "şeker çocuk" bayılırdım o dergiye. bir çocuğun bir dergide isteyebileceği her şey vardı. üstelik bir tane de getirmezdi, tüm sınıfa dağıtırdım*.
fakat en çok kendi erken gelebildiğinde* mutlu olurdum tabi ki. bankacı çocuğu olmak babayı daha az görmeye dayanmayı gerektirirdi o zamanlar.
fakat en çok kendi erken gelebildiğinde* mutlu olurdum tabi ki. bankacı çocuğu olmak babayı daha az görmeye dayanmayı gerektirirdi o zamanlar.
devamını gör...
40 yaşını geçmiş sözlük yazarları
eyt'den haber bekleyenlerdir.
devamını gör...
netflix
acilen anime dizilerinin, filmlerinin çevirilerine el atması gereken platform. yıllardır anime dizi/film izleyen bir insan olarak en kötü çeviri fansub'un kendilerinden bin kat iyi olduğunu düşünüyorum. japonca'dan çeviri yapmadıkları çok net belli oluyor. küfürler çoğunlukla yazılmıyor ya da aşırı yumuşatılıyor. günlük dilde kullanılan kelimeler, kalıplar sürekli olarak yanlış çevriliyor. misal otousan, oyaji, chichi, oyabun kelimelerinin anime içerisindeki konuya göre kullanışları değişmekte, hepsi baba demek değil, ama netflixte tüm çeviriler baba. karakterlerin isimlerini bile anlamayıp bölümler boyu yanlış yazıyorlar. kuroko no basuke animesi saç baş yolduracak derecede kötü çevrilmiş durumda. bölümler boyu ana karakterlerden birinin adını yanlış yazmışlar. ayrıca animelerde tek olay konuşmayı çevirmek değildir. opening ve ending şarkılarının da çevrilmesi lazım, çoğu anime sever bu şarkıları severek dinler. aynı zamanda bir diğer hataları da misal veriyorum bir restoran var, anime içerisine ismini çizmişler 3-5 saniye panelde kalıyor ve animenin içeriğinde o ismi bilmeniz önemli. bunun gibi panel çizimlerine eklenmiş yazıların çevrilmemesi de ayrı bir sorun yaratmakta. o an espriyi de kaçırıyor olabilirsiniz, anime boyunca anlam veremeyeceğiniz korkunç bir kısır döngüye de girmiş olabilirsiniz.
bir diğer sorundan bahsedecek olursam güney kore, tayland gibi asya fimleri, dizilerini izlerken ingilizceden çeviri olduğu için karakter isimlerinin yanlış yazılması ve buna bağlı olarak çevirinin tamamen yanlış olması. örnek veriyorum karakterin adı pyo-oh-man. çeviri ingilizceden yapıldığı için "pyo ooo adamım" diye bir çeviri okuyoruz ki aslında karşı taraf tüm ismi söyleyerek saygı gösterirken ingilizce çeviri yüzünden sanki yüz yıllık kankaymış havasına dönüyor.
endüstri toplumuna dönük iş yapmak yerine işini hakkıyla yapan platforma dönüşmesini temenni ediyorum. orijinal dillerden türkçeye çeviri yapmaya başlarlarsa daha izlenesi bir hale gelebilirler. şimdilik kendilerinden uzak duruyorum.
bir diğer sorundan bahsedecek olursam güney kore, tayland gibi asya fimleri, dizilerini izlerken ingilizceden çeviri olduğu için karakter isimlerinin yanlış yazılması ve buna bağlı olarak çevirinin tamamen yanlış olması. örnek veriyorum karakterin adı pyo-oh-man. çeviri ingilizceden yapıldığı için "pyo ooo adamım" diye bir çeviri okuyoruz ki aslında karşı taraf tüm ismi söyleyerek saygı gösterirken ingilizce çeviri yüzünden sanki yüz yıllık kankaymış havasına dönüyor.
endüstri toplumuna dönük iş yapmak yerine işini hakkıyla yapan platforma dönüşmesini temenni ediyorum. orijinal dillerden türkçeye çeviri yapmaya başlarlarsa daha izlenesi bir hale gelebilirler. şimdilik kendilerinden uzak duruyorum.
devamını gör...
yann tiersen
23 haziran 1970 doğumlu fransiz müzisyen. amélie film müzikleri ile bilinirligi daha cok artmıştır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
hani cemal süreya demiş ya;
bazen sadece yorgun oluyor insan. ne küs, ne yalnız, ne de aşık...
yorgunum anlaşılmamaktan,
yoruldum hayatımdaki herkesi hep daha fazla düşünmem yüzünden kendime sıranın hiç gelmemesinden...
yalnız kalmak istiyorum, yalnız uyumaktan ölesiye korkan bir insan olarak ilk defa; sadece kendimle kalmak istiyorum. çünkü biliyorum ki her şeyden çok sevmek diye bir şey yok. dile dolanmış bir kere ama iş bunu göstermeye geldiği zaman insanlar öyle bir değişiyor ki; o meşhur the oscar goes to cümlesinin sonunda ismi söylenecekmiş de o minik heykelcik onların olacakmış sanıyor insan!
en değerli sizseniz, seviyorum dediklerinizin zor anlarında iki gram kahrını çekemeyecekseniz, yalnız bırakacaksanız sevmeyin o zaman arkadaş kimseyi.
ben her yönü ile seninle ilgili her şeyi düşünüyorsam sen de bir zahmet bir parça düşün olmuyor mu? benim sorularımı, sorunlarımı, kafaya taktığım belki de benim dışımda kimsenin dert etmeyeceği dertlerimi, beni sevdiğin için minicik de olsa dert et kendine.
anlatmaya çalıştığım şeyi, sinirlenip, köpürüp homurdandığın için yanlış anladığın veya anlamak istediğin gibi değil de anlatmak istediğim gibi anlamak için çaba harca biraz da olmaz mı?
ben seninle ilgili her konuda elimden geldiğince hoşgörülü olmaya çabalarken sen vazgeçme sınırlarına üstün performans ödülü alacakmışçasına koşar adım gitme...
bu kadar kolay vazgeçersen, vazgeçeceksen biz’den o dediğin her şeyden çok’un bir geçerliliği, inandırıcılığı kalmaz.
şikayet eden, mutsuz olan ve mutsuz eden bir insan olmak istemiyorum, olumlu bir ruh halinde kalmak için çok çabalıyorum kendim için ve bizim için. ve söylediğim her şeyi haksızlık ettim mi acaba diye sonradan tekrar tekrar düşünüyorum ve hatalıysam da söylüyorum.
böyle insanların hak ettiği tavır asla bu değil.
eğer bu kadar kolay vazgeçecekseniz “sevdiklerinizden”
kimse kimseyi yormasın artık lütfen!
bazen sadece yorgun oluyor insan. ne küs, ne yalnız, ne de aşık...
yorgunum anlaşılmamaktan,
yoruldum hayatımdaki herkesi hep daha fazla düşünmem yüzünden kendime sıranın hiç gelmemesinden...
yalnız kalmak istiyorum, yalnız uyumaktan ölesiye korkan bir insan olarak ilk defa; sadece kendimle kalmak istiyorum. çünkü biliyorum ki her şeyden çok sevmek diye bir şey yok. dile dolanmış bir kere ama iş bunu göstermeye geldiği zaman insanlar öyle bir değişiyor ki; o meşhur the oscar goes to cümlesinin sonunda ismi söylenecekmiş de o minik heykelcik onların olacakmış sanıyor insan!
en değerli sizseniz, seviyorum dediklerinizin zor anlarında iki gram kahrını çekemeyecekseniz, yalnız bırakacaksanız sevmeyin o zaman arkadaş kimseyi.
ben her yönü ile seninle ilgili her şeyi düşünüyorsam sen de bir zahmet bir parça düşün olmuyor mu? benim sorularımı, sorunlarımı, kafaya taktığım belki de benim dışımda kimsenin dert etmeyeceği dertlerimi, beni sevdiğin için minicik de olsa dert et kendine.
anlatmaya çalıştığım şeyi, sinirlenip, köpürüp homurdandığın için yanlış anladığın veya anlamak istediğin gibi değil de anlatmak istediğim gibi anlamak için çaba harca biraz da olmaz mı?
ben seninle ilgili her konuda elimden geldiğince hoşgörülü olmaya çabalarken sen vazgeçme sınırlarına üstün performans ödülü alacakmışçasına koşar adım gitme...
bu kadar kolay vazgeçersen, vazgeçeceksen biz’den o dediğin her şeyden çok’un bir geçerliliği, inandırıcılığı kalmaz.
şikayet eden, mutsuz olan ve mutsuz eden bir insan olmak istemiyorum, olumlu bir ruh halinde kalmak için çok çabalıyorum kendim için ve bizim için. ve söylediğim her şeyi haksızlık ettim mi acaba diye sonradan tekrar tekrar düşünüyorum ve hatalıysam da söylüyorum.
böyle insanların hak ettiği tavır asla bu değil.
eğer bu kadar kolay vazgeçecekseniz “sevdiklerinizden”
kimse kimseyi yormasın artık lütfen!
devamını gör...
aşık olunan yazara sözlük radyosundan ilan-ı aşk etmek
oha. gariptir. saçmadır.
mesela biri birisine ilan-ı aşk etse. sonu ne olursa olsun onu hatırlarım.
mesela lan bu bir bilen şuna ilan-ı aşk etmemiş miydi derim. aklımda öyle kalır.
mesela biri birisine ilan-ı aşk etse. sonu ne olursa olsun onu hatırlarım.
mesela lan bu bir bilen şuna ilan-ı aşk etmemiş miydi derim. aklımda öyle kalır.
devamını gör...
kız düşürme taktikleri
devamını gör...
iptal edilen güzel diziler
2 broke girls.
devamını gör...
ohrmazd
iyilik timsali nam-ı diğer ahura mazda. müstear nâmım.
zerdüştîliğin iyiliği temsil eden tanrısı, bu dinin kutsal metni avesta’nın dili olan eski farsça’da ahura mazda (hakîm rab) diye adlandırılmış olup daha sonra bu isim orta farsça’da (pehlevîce) uhurmezde (hurmezd), hurmüzd, yeni farsça’da urmezd, batı kaynaklarında ohrmazd veya ormazd, islâm kaynaklarında ise hürmüz şekline dönüşmüştür.
(...)
buradan
edit: kafa'ya başlar başlamaz şahsım, bu maddeyi ukde olarak mimlemişse de ilişilmediğinden mütevellit referans gösterilmek istendiğinde lazım olur diye oluşturulmuştur.
zerdüştîliğin iyiliği temsil eden tanrısı, bu dinin kutsal metni avesta’nın dili olan eski farsça’da ahura mazda (hakîm rab) diye adlandırılmış olup daha sonra bu isim orta farsça’da (pehlevîce) uhurmezde (hurmezd), hurmüzd, yeni farsça’da urmezd, batı kaynaklarında ohrmazd veya ormazd, islâm kaynaklarında ise hürmüz şekline dönüşmüştür.
(...)
buradan
edit: kafa'ya başlar başlamaz şahsım, bu maddeyi ukde olarak mimlemişse de ilişilmediğinden mütevellit referans gösterilmek istendiğinde lazım olur diye oluşturulmuştur.
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
benim sensiz sevinecek bir seyim yok*
seni baharmissin gibi dusunuyorum*
seni baharmissin gibi dusunuyorum*
devamını gör...
kızların ilişkiye girme fobileri
sağlıklı bir insan geçmişte travma yaşamadıysa ya da spesifik bir rahatsızlığı yoksa ilişkiye gireceği için korkmaz ya da bundan tiksinmez, bu coğrafyada genofobi* kadınlara yüklenen ahlaki normlardan doğuyor genelde, bu normların en meşhuru ise hymen. sanıldığı gibi bir yapı değil ve bilgi almak isteyen şuradan ulaşabilir. kendinizi toplum normlarına göre şekillendirmeyin.
devamını gör...
irem sak'ın kendisinden 11 yaş küçük sevgili edinmesi
sadece ikisini ilgilendiren durum. magazin d mi burası diye sorgulatan başlık
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
annemin ameliyatı iyi geçti ve evimize girdik. sevdiklerimizin sağlıklı ve güvende olduğu her gün güzel artık.
devamını gör...
cemil meriç
"yaşamaktan korkuyorsun sevgilim. ve saadetten korkuyorsun. halbuki hayatın ve saadetin ta kendisisin."
cemil meriç.
cemil meriç.
devamını gör...
ölüm
-ölümden konuşmaz mısın baba?
+ölümden ancak hayattayken konuşabiliriz,başka zaman değil.
jose saramago-mağara
+ölümden ancak hayattayken konuşabiliriz,başka zaman değil.
jose saramago-mağara
devamını gör...
okuduğun bölümü söylediğinde sorulan garip sorular
- hangi bölümü okuyorsun?
- tarih öğretmenliği.
- mezun olunca polis mi olacaksın?
- ...
- tarih öğretmenliği.
- mezun olunca polis mi olacaksın?
- ...
devamını gör...
tapınak şövalyeleri
1119 yılında hugues de payen ve akrabası 9 şövalye tarafından kurulan dini ve askeri tarikattır. tarikat müslümanlarca zeytindağı olarak adlandırılan bir yerde kudüs'te kurulmuştur. mescidi aksa ve süleyman tapınağının da burada olması sebebiyle tarikata süleyman tapınağı ve isa'nın yoksul askerleri adı da verilmiştir. başlarda 9 şövalyenin kurduğu ve idare etmeye başladığı bu gizemli tarikat resmi olarak tanınmadığı dönemde yalnızca bağışlarla ayakta duruyordu. 1129 yılında katolik kilisesi tarafından resmen tanınınca tapınakçılara avrupalı krallardan, din adamlarından, büyük halk kitlelerinden ve feodal beylerden yüklü miktarda maddi bağış ve askeri destek gelmiştir. dönemin papası 2.innocentius tarafından yayınlanan bir ferman ile tapınakçılar bütün ülke sınırlarından serbestçe geçme, vergi ödememe ve papa dışında hiçbir otoriteye karşı hesap vermeme gibi geniş haklara sahip oldu.
tarikat elindeki bu imtiyazlar ile her geçen yıl gücüne güç kattı. sadece dini ve askeri alanda değil bankacılık alanında faaliyet gösteriyorlardı. günümüzdeki bankacılık sisteminin ilkel bir versiyonunu oluşturdular. bu sayede avrupalı katolik hacılar kudüs'e giderken tapınakçılardan sadece ortadoğudaki tarikat üyelerinin anlayacağı çek gibi bir kağıt parçası alıyorlar ve ellerindeki parayı da tarikatın eline bırakıyorlardı. bu şekilde kutsal topraklara giden yolda mal ve can kaybının önlenmesi sağlanıyordu. elbette tarikat bankacılık alanında yalnızca bu şekilde faaliyet göstermiyordu. ellerine geçen ganimetleri faiz ile darda kalan feodal lordlara, krallara ve hatta papa'ya borç olarak veriyorlardı ve koydukları faiz oranıyla bu borcu yüklü miktarda geri alıyorlardı. papa'nın kendilerinden faiz ile borç almasının sebebi olarak o dönem tapınakçıların hristiyanlık hakkında önemli eserlere (incilin ilk versiyonu) ulaştığı söylenir bundan dolayı da papa kendilerinden faiz ile borç almıştır. faiz hristiyanlık'ta tıpkı islam'daki gibi haramdı ama tapınakçılar buna kiralama bedeli adını vermişlerdi.
askeri olarak ise haçlıların avrupa krallıklarının yanı sıra ortadoğudaki haçlı devletleri (kudüs krallığı, antakya kontluğu, trablus kontluğu, akka kalesi) içinde de örgütlenmişlerdi. bu şekilde içerideki komutanları sayesinde tapınakçılar ordu içinde kendi adamlarıyla emir komuta zincirinden bağımsız şekilde hareket ediyor ve müslüman kervanlarını, köylerini yağmalıyorlardı. (cennetin krallığı filmini izlediyseniz görürsünüz) bu şekilde de bankacılık dışında askeri yollardan da ganimet elde ediyorlardı.
tapınakçıların ömrü haçlı seferleri ile eş zamanlı oldu bu yüzden birinci haçlı seferi dışında bütün haçlı seferlerinde de aktif rol oynadılar. haçlı seferleri düzenlenmeden önce müslüman devletlerin içine sızdırdıkları casusları ya da satın aldıkları hainler vasıtasıyla birçok müslüman devlet adamını ortadan kaldırdılar. (selahaddin eyyubi'nin aman dileyen haçlı askerlerine merhamet edip, tapınak şövalyelerini bulduğu yerde infaz etmesinin sebebi de budur)
tapınak şövalyelerinin içinde birçok avrupalı kral ve soylu tarikata üyedir. örneğin ingiliz kralı arslan yürekli richard, fransız soyluları reynald de chatillion, guy de lusignan gibi.
tarikatın dağılışı ve yok oluşu da oldukça ilginçtir. tarikatın son üstadı, jacques de molay'in döneminde fransız kral 4.philipp, tapınakçılara yüklü miktarda borçlu olduğu ve bu borcu ödeyemeceği için 13 ekim 1307'de geceleyin orduya verdiği emirle yakalanan bütün tapınakçıların tutuklanmasını ve engizisyona çıkarılmasını emretti. tapınakçılara yöneltilen suçlamalar ise şöyleydi;
- isa'yı reddetmek
- haça tükürmek, işemek
- eşcinsellik
- şeytana (baphomet heykeli) tapmak gibi...
yakalanan bütün tapınakçılar ağır işkencelere maruz kaldı ve pek çoğu işkencelerde öldürüldü. son üstad jacques de molay yakalandığında ise ateşe verilerek öldürüldü. öldürülmeden evvel kral 4.philipp ve papa 5.clemens'e beddualar etti. ne ilginçtir ki bu beddualardan kısa bir süre sonra kral ve papa öldüler (bu işin yakalanmamayı başaran diğer tarikat üyelerinin suikastı sonucu oldugu söylenir).
kral 4.philipp tarikatın hazinesine de ulaşmak istemiş ama ulaşamamıştır. 13 ekim olaylarından kısa bir süre önce jacques de molay tarikat’ın kural kitaplarını ve hesap defterlerini istedi ve tamamını yaktı. 1307 yılında tarikat’tan ayrılan bir kardeşin “akıllıca” davrandığı söylendi, zira belirsiz bir tehlike yaklaşmaktaydı. tüm fransız karargahlarına uyarılar gönderildi. tarikat’ın ayinleri ve işleyişi hakkında bilgi vermek yasaklandı. tarikat’ın, kral 4. philippe’in planlarının uygulamaya konduğunu biliyor olması fransız kralının tarikat’ın hazinesine niçin ulaşamadığını açıklayabilir.
kaynak1
kaynak2
kaynak3
tarikat elindeki bu imtiyazlar ile her geçen yıl gücüne güç kattı. sadece dini ve askeri alanda değil bankacılık alanında faaliyet gösteriyorlardı. günümüzdeki bankacılık sisteminin ilkel bir versiyonunu oluşturdular. bu sayede avrupalı katolik hacılar kudüs'e giderken tapınakçılardan sadece ortadoğudaki tarikat üyelerinin anlayacağı çek gibi bir kağıt parçası alıyorlar ve ellerindeki parayı da tarikatın eline bırakıyorlardı. bu şekilde kutsal topraklara giden yolda mal ve can kaybının önlenmesi sağlanıyordu. elbette tarikat bankacılık alanında yalnızca bu şekilde faaliyet göstermiyordu. ellerine geçen ganimetleri faiz ile darda kalan feodal lordlara, krallara ve hatta papa'ya borç olarak veriyorlardı ve koydukları faiz oranıyla bu borcu yüklü miktarda geri alıyorlardı. papa'nın kendilerinden faiz ile borç almasının sebebi olarak o dönem tapınakçıların hristiyanlık hakkında önemli eserlere (incilin ilk versiyonu) ulaştığı söylenir bundan dolayı da papa kendilerinden faiz ile borç almıştır. faiz hristiyanlık'ta tıpkı islam'daki gibi haramdı ama tapınakçılar buna kiralama bedeli adını vermişlerdi.
askeri olarak ise haçlıların avrupa krallıklarının yanı sıra ortadoğudaki haçlı devletleri (kudüs krallığı, antakya kontluğu, trablus kontluğu, akka kalesi) içinde de örgütlenmişlerdi. bu şekilde içerideki komutanları sayesinde tapınakçılar ordu içinde kendi adamlarıyla emir komuta zincirinden bağımsız şekilde hareket ediyor ve müslüman kervanlarını, köylerini yağmalıyorlardı. (cennetin krallığı filmini izlediyseniz görürsünüz) bu şekilde de bankacılık dışında askeri yollardan da ganimet elde ediyorlardı.
tapınakçıların ömrü haçlı seferleri ile eş zamanlı oldu bu yüzden birinci haçlı seferi dışında bütün haçlı seferlerinde de aktif rol oynadılar. haçlı seferleri düzenlenmeden önce müslüman devletlerin içine sızdırdıkları casusları ya da satın aldıkları hainler vasıtasıyla birçok müslüman devlet adamını ortadan kaldırdılar. (selahaddin eyyubi'nin aman dileyen haçlı askerlerine merhamet edip, tapınak şövalyelerini bulduğu yerde infaz etmesinin sebebi de budur)
tapınak şövalyelerinin içinde birçok avrupalı kral ve soylu tarikata üyedir. örneğin ingiliz kralı arslan yürekli richard, fransız soyluları reynald de chatillion, guy de lusignan gibi.
tarikatın dağılışı ve yok oluşu da oldukça ilginçtir. tarikatın son üstadı, jacques de molay'in döneminde fransız kral 4.philipp, tapınakçılara yüklü miktarda borçlu olduğu ve bu borcu ödeyemeceği için 13 ekim 1307'de geceleyin orduya verdiği emirle yakalanan bütün tapınakçıların tutuklanmasını ve engizisyona çıkarılmasını emretti. tapınakçılara yöneltilen suçlamalar ise şöyleydi;
- isa'yı reddetmek
- haça tükürmek, işemek
- eşcinsellik
- şeytana (baphomet heykeli) tapmak gibi...
yakalanan bütün tapınakçılar ağır işkencelere maruz kaldı ve pek çoğu işkencelerde öldürüldü. son üstad jacques de molay yakalandığında ise ateşe verilerek öldürüldü. öldürülmeden evvel kral 4.philipp ve papa 5.clemens'e beddualar etti. ne ilginçtir ki bu beddualardan kısa bir süre sonra kral ve papa öldüler (bu işin yakalanmamayı başaran diğer tarikat üyelerinin suikastı sonucu oldugu söylenir).
kral 4.philipp tarikatın hazinesine de ulaşmak istemiş ama ulaşamamıştır. 13 ekim olaylarından kısa bir süre önce jacques de molay tarikat’ın kural kitaplarını ve hesap defterlerini istedi ve tamamını yaktı. 1307 yılında tarikat’tan ayrılan bir kardeşin “akıllıca” davrandığı söylendi, zira belirsiz bir tehlike yaklaşmaktaydı. tüm fransız karargahlarına uyarılar gönderildi. tarikat’ın ayinleri ve işleyişi hakkında bilgi vermek yasaklandı. tarikat’ın, kral 4. philippe’in planlarının uygulamaya konduğunu biliyor olması fransız kralının tarikat’ın hazinesine niçin ulaşamadığını açıklayabilir.
kaynak1
kaynak2
kaynak3
devamını gör...
geceye bir fotoğraf bırak
devamını gör...
bold pilot
halis karataş ile rekorlar kırmış bir at.
at yarışı severler için manevi değeri büyüktür.
at yarışı severler için manevi değeri büyüktür.
devamını gör...

