arkeolog. güneşin altında bir mozaik için aylarca iğneyle kuyu kazmak ama sonunda tarihin bir sayfasını daha aydınlatmak. harika bir histir eminim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

keşke özlediğim anılarımı ziyaret etme şansım olsa.
devamını gör...

dolar& euro artsa da zammı koyuyorlar ,artmasa da yine koyuyorlar , bize fark etmez biz her türlü yiyoruz zaten.
zamanında bir arkadaşım vardı , boş boş dolaşıyor, elinde de iyi iş gelen usta biri , bir gün dayanama dim, sordum yahu niye çalışmıyor sun diye , cevap : kardeşim çalışıyorum aç , çalışmıyorum yine aç yani iki durumda da acım , niye çalışayım dedi.
siz yinede çalışın , allah kimseyi işsizlik ile sınama sın .
ülke de zam yapmak için bahane çok .
devamını gör...

yeni, taptaze ve tertemiz sayfa kıvamında bir sözlük bulmuşken, başlık açarken iki kere mi düşünsek dediğim sorunsaldır.
düzeltme: kastettiğim özellikle benzer konu başlıklarından ziyade tamamen boş beleş dikkat çekmek ve kötü mizah malzemesi olarak kullanılan başlıklar, bunlar da var olan başlıklara benzer başlıklar açmak kadar kirlilik yaratmakta.
devamını gör...

uzun zamandır gözyaşı ile ilişkimiz biraz uzak. yani ben zaten ağlak bir insanım ha deyince yer çekimine meydan okuyamayan damlalar gözlerimden aşağıya doğru hızlıca süzülür. hatta bazen yarıştıklarını düşündürür bana. o yüzden birazcık ağlamak, ağlamak değil benim nezdimde.
neyse konu bu değildi ve zaman da değildi aslında. kişisel anı arşivimde bu da dursun yazısı bu tam olarak. unutmayayım diye. çünkü çok uzun zamandır, çoğu şeyi unutuyorum ben. hissetmeyi de unutmuşum. bazı hislerin ne denli güzel hissettirdiğini de. keşfetmek çok güzelmiş mesela. sığınmak bir bebek gibi. yetişkin olmamak bazen.

tesadüf eseri bir öğrencimin önerdiği şarkıyı dinlerken hattın diğer ucunda duyduğum ses içimdeki tüm katmanları salladı. doğru kelime bu. ruhum sallandı. içimi çekmeye başladım. her bir hıçkırık ile hüzün, tedirginlik ve huzur. ve evet! duygular da sallandı. vapurun gürültüsünün arasında rüzgar sesleri kulaklığın ardından ulaşacak kadar güçlüydü. savurdum içimde kötü ne varsa. acıyordu da güzeldi. aynı şarkı tekrar tekrar döndü fonda. ben denize karşı oturup bir bira açtım. hızlıca içtim. bu ara çok hızlı içip çok sarhoş gezdiğim günler var ama bu onlardan biri değildi. onlar eğlenceli ve hızlı anlar genellikle. bu ise sükunet ile ilgili. o sallantının ardından gelen derin bir dinginlik koskocaman bir huzur. ve akan çokça gözyaşı.
devamını gör...

şöyle yapalım; siz erkekler "kız kankalarınıza", onları sevgililerinize tercih edecek kadar yapışmayın ve bu durum ortadan kalksın, diye düşündüren yöntemler.

ayrıca beni, "diye düşündüren" kalıplı bir tanıma ittiğiniz için esefle kınıyorum sizi bayım!

hani tipik "berkay öyle biri değil" savunmasından şikayetçisiniz ya, tüm suçu kızlara yüklemeyin ve birer "berkay" olmaktan vazgeçin (bu isim sahiplerinden özür diliyorum.) kankalığınızı kendi aranızda, erkeklerle yapın. bu konu da burada kapanmış olsun.
devamını gör...

tek cümle ile özetleyebilirim.
"islam dine girmesi için kimseyi zorlamaz, ama dini yaymak için cihad eder." burdaki çelişkiye dayanaraktan pekte barışcıl bir din olduğunu söylemek zor.
devamını gör...

bayıldım.
ilk işim olacak.
sesimden daha çok özgüvenim iyidir elhamdülillah.
devamını gör...

dont make me foot = bana ayak yapma.
devamını gör...

bence isteyen açık oy isteyen gizli oy versin. bazen bi yazarın tanımlarını okuyorum beğendikçe artılıyorum. sapık gibi hissediyorum. bi düşünülmeliii.

edit: gençler birinin profiline girip okuyup artılayınca peş peşe karşıdaki de nezaketen geri dönüyor bişeyler oluyo. tatava yapmadan oylayıp geçmek istiyorum. seri artılayan melek olmak istiyorum. size ne yavv
devamını gör...

buna ahlaksızlık diyenlerin türlü pisliği yaptığını görünce helal olsun diyorum bu manzaraya.
zira sevgiden korkacak kadar insafsız değilim!!
devamını gör...

çok normal olan ve hep yaşanan bir durum. her buluttan bir nem kapmasanız ne güzel olurdu,insanlarda daha rahat hareket edebilirlerdi böylelikle.
devamını gör...

(bkz: ben bu oyunu bozarım)
devamını gör...

muhteşem şiirlerin sahibi değerli şairimizin bu şiiri biraz düz yazı gibi. çok ciddiyim okullarda felsefe derslerinde okutulmalı, edebiyat dersi diyenlere de itirazım olmaz.

baştan söyleyim oldukça uzun ama bence her cümlesinin altı çizilir.



"ve güz geldi ömür hanım. dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. insanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı, yüzüm ömrümün atlası, düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?

her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?
göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış. böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir?

yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?

dönelim...dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım. büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.

yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım. bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir göz bebeklerimden. sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?
yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise, bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir ben'e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir ömür hanım?

susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir beni konuşmaya zorlama ne olur. sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...yalnızım ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...sularım toprağa sızıyor bak. yüzümü geceler örtüyor. binlerce taş saklanıyor içimde. kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?

kendilerinden olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten? sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum? olsun. yanıldığımı biliyorum ya...

yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten hele de güncel ve kof her zaman iyidir, düş gücü, iç zenginliği verir insana. dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.

kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile, bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur insanın küçücük ömrünün karşısında. istemenin kuralı yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz.
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir, ufuklarımızsa sisler içinde...o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, ağız dil vermez geceye? ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. çözemeyiz de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla.

dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...sızar iğne ucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla nem bir avuç ıslaklık...ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım. gökyüzü masmavi gülümsedi yine. doğa aynı oyunu oynuyor bizimle. umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. ne aldanış! bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?

gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. delilik mi dedin? kim bilir...belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi? kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan garip bir gülümsemeyle yüzümde, incelik adına ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlarla çözdüm.

ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum. bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?"
devamını gör...

evernevergreen geldi tam oldu
ortalık biraz toz duman, gözler buğulu
pek atışmaya alışık olmasanda
kolla kendini laflar geliyor sağlı sollu.
devamını gör...

bana ne lan diyen psikologdan iyidir. dertleşirsiniz mis gibi.
devamını gör...

gözlerin ışığa karşı aşırı duyarlı olma durumu, ışık hassasiyetidir. hafif durumlarda kişi parlak ışıklı bir ortamda gözlerini kısar. daha ileri boyutlarda ise hemen hemen her tip ışık kişiyi rahatsız eder, acı verir. ileri boyutlarda ayrıca baş ağrısı, bulantı ve kusma da görülebilir.

fotofobi bir göz hastalığı değildir. ancak gözlerde oluşmuş enfeksiyon veya iltihaplanma gibi önemli sorunların belirtisi olabilir. fotofobi nedenleri arasında, kornea aşınması, üveit, retina dekolmanı,kontakt lens tahrişleri, güneş yanığı ve refraktif cerrahi sayılabilir. ayrıca açık göz rengine sahip kişiler daha fazla ışık hassasiyeti yaşayabilirler.
devamını gör...

gara şehitleri altı yıl önce kaçırılmış ve o zamandan beri akp ve mhp oylarıyla reddedilen araştırma önergeleri ile akıbetleri araştırılmamıştı.

sonra içişleri bakanı çıktı, pervin buldan bize söz vermişti, tutuklular bırakılacaktı açıklamasını yaptı.

açılım süreci yapıldı, neler yaşandığını burada sıralamaya gerek yok.

zamanlardan bir zaman ülkelerden bir ülkede yönetici bir şahıs şehit babasına ithafen karakteri bozuk babalar da var dedi.

bütün bunları unutup, süngerden hallice beyniyle alakasız kişilere çemkirme, olsa olsa aktrollük göstergesidir.
devamını gör...

onlar mülteci değil misafirlerimiz. biz ikna olduk.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim