huzur sokağı
kazıklı maria sağolsun okuyarak işkence çekmek zorunda kalmadan, hatta baya eğlenerek dinlediğim sarkastik kitap.
devamını gör...
geceye bir sanat eseri bırak

rus ressam nikolay bogdanov - belsky'nin at the school door isimli tablosu.
yırtılmış çarığı ve giysilerinden çekinip sınıfa girip girmeme konusunda kararsız olan, arkadan bakınca ömercik'i andıran bir çocuk.
devamını gör...
sahip olmak istenilen süper güç
bir defaligina ölmek. ve insanların arkamdan verdiği tepkiyi görebilmek.
devamını gör...
sözlükte lgbt-i konulu başlıklara sansür uygulanması
lgbt-i bireylere hakaret ve nefret içeren bir başlığı kaldırdığımız için lgbt-i düşmanı ilan edilmek üzücü.
böyle bir günün olmamasını geçtim; girilmiş olan tanımı olduğu gibi buraya bırakıyorum.
"benim fikrim olan ve uluslararası olması gereken gündür.
gün boyu bütün kerhanelerde erkekler çalışacak.
twitter bir günlüğüne binasını rengarenk yapıp, içeriyi pavyon yapacak.
sokağa azgın gaylar salınacak ve o gaylar sokaklarda gezen erkeklere tecavüz edecek.
şimdilik bu günle âlakalı projelerim bu kadar..."
böyle bir günün olmamasını geçtim; girilmiş olan tanımı olduğu gibi buraya bırakıyorum.
"benim fikrim olan ve uluslararası olması gereken gündür.
gün boyu bütün kerhanelerde erkekler çalışacak.
twitter bir günlüğüne binasını rengarenk yapıp, içeriyi pavyon yapacak.
sokağa azgın gaylar salınacak ve o gaylar sokaklarda gezen erkeklere tecavüz edecek.
şimdilik bu günle âlakalı projelerim bu kadar..."
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
bir sevgi emanetçisi
kalbim
yıpratma
üşürsün
ateşten bir rüzgarla
üşüme
sevgilim
bir sevgi emanetçisi
kalbin
ruhumun bağını koparmasın arzuların
ağaç anneyle
yolumu aydınlatsın bakışların
el ele yürü benimle
sevgilim
bu yağmurlu
bahar sabahında
yarına doğru
emanet hakkı için
ışısın kalplerimiz
kalbim
yıpratma
üşürsün
ateşten bir rüzgarla
üşüme
sevgilim
bir sevgi emanetçisi
kalbin
ruhumun bağını koparmasın arzuların
ağaç anneyle
yolumu aydınlatsın bakışların
el ele yürü benimle
sevgilim
bu yağmurlu
bahar sabahında
yarına doğru
emanet hakkı için
ışısın kalplerimiz
devamını gör...
yazarların karşı cins olması durumunda alacağı nickler
zera ama serçe olan.
devamını gör...
bir insanla ilişkiyi kesmek için yeterli sebepler
borç isteyip, vadesi geldiğinde çamura yatması.
devamını gör...
sözlükte doğum günü kutlamak
bugün benim doğum günüm, diyen insanın doğum gününü kutlamak nezakettendir diye düşünüyorum.
devamını gör...
ebeveynlerin kabullenemedikleri gerçekler
komşunun çocuğu benden zeki değil.
devamını gör...
köy enstitüleri
'eğitim romantizmi' ve 'minnak komünistler yetiştiriliyor' hikayelerinin ötesinde kırsalı hedef alan kalkınma projesinin uygulama yöntemlerinden bir tanesidir.
köy enstitüleri, kırsal kalkınmayı hedefleyen ekonomi temelli bir projedir. eğitim yönü ise yöntemsel olarak tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. adının bir lise ya da (öğretmen) meslek okulu değil, 'enstitü' olması, söz konusu projenin kapsayıcı ve geniş çaplı olmasına; başında 'köy' ibaresinin bulunması da bu projenin doğrudan hedefine işaret eder.
enstitülerin kurulduğu yıllarda türkiye bir tarım ülkesidir. ağır sanayi hamlelerinin yanı sıra, öncelikli sanayi gelişiminin birincil hedeflerinden bir tanesi yerli hammaddenin sanayi üretimi içerisinde kullanılmasıdır. iplik, dokuma ve sigara gibi hammaddesi tarıma dayalı üretim sanayisinin gelişmesi de aynı günlere tekabül etmektedir. dolayısıyla tarıma dayalı sanayi üretiminin hammadde sürekliliğinin ve kalitesinin sağlanabilmesi için tarımsal üretimin de sürekliliğinin ve niteliğinin arttırılması gerekmektedir. bunun yolu ise geleneksel tarımsal üretim teknikleri yerine, verimliliği ve çeşitliliği artıracak modern tarımsal üretim tekniklerinin ve araçlarının köylüye öğretilmesidir. bu noktada bu görev için öğretmenin seçilmiş olması da mantıklıdır. zira kırsal alanda sürekliliği olan ve kırsal yaşama adapte olarak oranın bir parçası haline gelen unsur o dönem için öğretmen figürüdür. bu bağlamda öğretmen, her alanda öğretici ve uygulayıcı olarak seçilmiştir. bu nedenle köy enstitülerindeki öğretmenlere tarım teknikleri ve hayvancılıkla ilgili derslerin uygulamalı olarak verilmesi boşuna değildir.
enstitülerin bir diğer amacı da tarımsal ve hayvansal üretimin birincil aktörü olan tebaa köylüyü, bu üretimin meslek erbabı olan çiftçiye dönüştürmektir. zira köylü, sosyolojik bir tanımlama, çiftçi ise mesleki bir tanımlamadır. bu nedenle enstitü, feodal yapı ve ilişki içerisindeki köylüyü, tebaa ve ırgat konumundan çıkartıp, bireysel bir tarım işletmecisi haline getirmeyi amaçlamıştır. köylüyü feodal ilişkilerden çıkartmanın yolu olarak da 'eğitim' öngörülmüştür. yine köylüye keman çalmayı, klasik müziği öğretmek; köylüyü kendi feodal kutusundan çıkartıp evrensel bir birey haline getirmeyi amaçlamaktadır. köylüyü topraklandırma kanun tartışmalarının da aynı döneme tekabül etmesi tesadüf değildir.
enstitülerin kapatılma hikayesinin arkasında ise türkiye'nin kalkınma stratejisinin değişmesi yatmaktadır. yani, komünizm vb. hikayeler yalnızca işi kılıfına uydurmaktır. zira 1954 yılında kapatıldıktan kısa bir süre gerçekleşen 1960 darbesi sonrası türkiye ithal ikameci kalkınma modeline geçmiştir. adnan menderes'in darbeyle indirilmesinin önemli nedenlerinden bir tanesi de sovyet rusya ile yakınlaşmasından ziyade, tarımsal üretim sübvansiyonlarından vazgeçmek istememesi ve ithal ikameci modele geçmek istememesidir. zira adnan menderes, aldığı oyun büyük bir oranını kırsal kesimden almaktadır.
farklı boyutlarda fabrikalar anlamına gelen ithal ikameci modelin o dönem ki en büyük eksikliği fabrikalarda ihtiyaç duyulan iş gücü, yani işçidir. nüfusun büyük bölümü kırsalda yaşadığı ve tarımsal üretimle ilgilendiği için köylünün, çiftçilikten vazgeçerek şehirlere gelmesi ve işçi olması gerekmektedir. köylüyü köyünden çıkaracak şey ise tarımsal sübvansiyonların kaldırılarak köylüyü şehre gelmeye mecbur bırakmaktadır. 1960 sonrası köyden kente göçün hızla artması tesadüfi değil, bilinçli bir politikanın ürünüdür. bu amaçla köy enstitüleri darbe öncesi kapatılarak köylünün geleneksel üretim ve feodal bağlara geri dönüşü ya da devamlılığı sağlanmış, darbe sonrası ise tarımsal sübvansiyonlar kesilerek köylünün ekonomik olarak şehre göç etmesi sağlanmıştır.
köy enstitüleri, kırsal kalkınmayı hedefleyen ekonomi temelli bir projedir. eğitim yönü ise yöntemsel olarak tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. adının bir lise ya da (öğretmen) meslek okulu değil, 'enstitü' olması, söz konusu projenin kapsayıcı ve geniş çaplı olmasına; başında 'köy' ibaresinin bulunması da bu projenin doğrudan hedefine işaret eder.
enstitülerin kurulduğu yıllarda türkiye bir tarım ülkesidir. ağır sanayi hamlelerinin yanı sıra, öncelikli sanayi gelişiminin birincil hedeflerinden bir tanesi yerli hammaddenin sanayi üretimi içerisinde kullanılmasıdır. iplik, dokuma ve sigara gibi hammaddesi tarıma dayalı üretim sanayisinin gelişmesi de aynı günlere tekabül etmektedir. dolayısıyla tarıma dayalı sanayi üretiminin hammadde sürekliliğinin ve kalitesinin sağlanabilmesi için tarımsal üretimin de sürekliliğinin ve niteliğinin arttırılması gerekmektedir. bunun yolu ise geleneksel tarımsal üretim teknikleri yerine, verimliliği ve çeşitliliği artıracak modern tarımsal üretim tekniklerinin ve araçlarının köylüye öğretilmesidir. bu noktada bu görev için öğretmenin seçilmiş olması da mantıklıdır. zira kırsal alanda sürekliliği olan ve kırsal yaşama adapte olarak oranın bir parçası haline gelen unsur o dönem için öğretmen figürüdür. bu bağlamda öğretmen, her alanda öğretici ve uygulayıcı olarak seçilmiştir. bu nedenle köy enstitülerindeki öğretmenlere tarım teknikleri ve hayvancılıkla ilgili derslerin uygulamalı olarak verilmesi boşuna değildir.
enstitülerin bir diğer amacı da tarımsal ve hayvansal üretimin birincil aktörü olan tebaa köylüyü, bu üretimin meslek erbabı olan çiftçiye dönüştürmektir. zira köylü, sosyolojik bir tanımlama, çiftçi ise mesleki bir tanımlamadır. bu nedenle enstitü, feodal yapı ve ilişki içerisindeki köylüyü, tebaa ve ırgat konumundan çıkartıp, bireysel bir tarım işletmecisi haline getirmeyi amaçlamıştır. köylüyü feodal ilişkilerden çıkartmanın yolu olarak da 'eğitim' öngörülmüştür. yine köylüye keman çalmayı, klasik müziği öğretmek; köylüyü kendi feodal kutusundan çıkartıp evrensel bir birey haline getirmeyi amaçlamaktadır. köylüyü topraklandırma kanun tartışmalarının da aynı döneme tekabül etmesi tesadüf değildir.
enstitülerin kapatılma hikayesinin arkasında ise türkiye'nin kalkınma stratejisinin değişmesi yatmaktadır. yani, komünizm vb. hikayeler yalnızca işi kılıfına uydurmaktır. zira 1954 yılında kapatıldıktan kısa bir süre gerçekleşen 1960 darbesi sonrası türkiye ithal ikameci kalkınma modeline geçmiştir. adnan menderes'in darbeyle indirilmesinin önemli nedenlerinden bir tanesi de sovyet rusya ile yakınlaşmasından ziyade, tarımsal üretim sübvansiyonlarından vazgeçmek istememesi ve ithal ikameci modele geçmek istememesidir. zira adnan menderes, aldığı oyun büyük bir oranını kırsal kesimden almaktadır.
farklı boyutlarda fabrikalar anlamına gelen ithal ikameci modelin o dönem ki en büyük eksikliği fabrikalarda ihtiyaç duyulan iş gücü, yani işçidir. nüfusun büyük bölümü kırsalda yaşadığı ve tarımsal üretimle ilgilendiği için köylünün, çiftçilikten vazgeçerek şehirlere gelmesi ve işçi olması gerekmektedir. köylüyü köyünden çıkaracak şey ise tarımsal sübvansiyonların kaldırılarak köylüyü şehre gelmeye mecbur bırakmaktadır. 1960 sonrası köyden kente göçün hızla artması tesadüfi değil, bilinçli bir politikanın ürünüdür. bu amaçla köy enstitüleri darbe öncesi kapatılarak köylünün geleneksel üretim ve feodal bağlara geri dönüşü ya da devamlılığı sağlanmış, darbe sonrası ise tarımsal sübvansiyonlar kesilerek köylünün ekonomik olarak şehre göç etmesi sağlanmıştır.
devamını gör...
(tematik)
nitelik
bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu diğer nesnelerden ayıran, iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin oluşunu belirten özelliği demektir.
devamını gör...
ak parti seçimi kaybettiğinde iktidarı bırakmaz ise olabilecekler
maalesef onu da yaparlar, ve yine her zamanki gibi çıkıp, saçma sapan bir bahaneyle, vatanımızdı milletimizdi, iradeydi, onlardı, böyle bir durumda öyle yapmak olmazdı... diye kendi kendilerine, hem sorarlar, hem karar verirler, haksızca, saçma, ve yine bunların mal sürüleri alkışlar... tipik klasik akp filmi bu...
şu an görünürde yiğitliğe nane sürdürmüyorlar ama, sandıktan sürekli bahsettiklerine göre, seçimi kazanacaklarını düşünüyor gibi görünüyorlar, tabi bu kasıtlı verilmiş bir görüntü de olabilir..
ben şahsen, yine öyle süslü laflarla rt nin bize okuması suretiyle, milli iradeydi, yerliydi, öyleydi böyleydi diyerek, osmanlıca kelimelerle, seçimi kaldırdık seçim filan yok demiycekler de, onun lacivertini anlatıcaklar gibi geliyor...
bunlar bu çeşmelerin başını bırakmaz...
alışmışlar, bırakamıyorlar,
para bağımlısı olmuşlar...
işimiz çok zor...
ha bırakmazlarsa, ortalık da karışır yani orası da ayrı, artık herkesin canına da yettiler bu da bir gerçek, konfor alanımız filan kalmadı, kendi evimin balkonunda otururken bile, yoldan geçen bekçi sürüsü bize palazlanarak bakabiliyor..
varlıklarını, baskılarını bu kadar hissettirmeleri, artık boğdu milleti, bir yerde patlıycak bu insanlar, inşallah iş oralara gelmez ama, kimse de normal bir mağlubiyet, insani ve yasal bir hareket de beklemiyor bunlardan maaaalesef....
şu an görünürde yiğitliğe nane sürdürmüyorlar ama, sandıktan sürekli bahsettiklerine göre, seçimi kazanacaklarını düşünüyor gibi görünüyorlar, tabi bu kasıtlı verilmiş bir görüntü de olabilir..
ben şahsen, yine öyle süslü laflarla rt nin bize okuması suretiyle, milli iradeydi, yerliydi, öyleydi böyleydi diyerek, osmanlıca kelimelerle, seçimi kaldırdık seçim filan yok demiycekler de, onun lacivertini anlatıcaklar gibi geliyor...
bunlar bu çeşmelerin başını bırakmaz...
alışmışlar, bırakamıyorlar,
para bağımlısı olmuşlar...
işimiz çok zor...
ha bırakmazlarsa, ortalık da karışır yani orası da ayrı, artık herkesin canına da yettiler bu da bir gerçek, konfor alanımız filan kalmadı, kendi evimin balkonunda otururken bile, yoldan geçen bekçi sürüsü bize palazlanarak bakabiliyor..
varlıklarını, baskılarını bu kadar hissettirmeleri, artık boğdu milleti, bir yerde patlıycak bu insanlar, inşallah iş oralara gelmez ama, kimse de normal bir mağlubiyet, insani ve yasal bir hareket de beklemiyor bunlardan maaaalesef....
devamını gör...
elma kurdu (yazar)
bu elma kurdu tam bir cim cime, amasya elması kadar ufacık tefecik ama dünya kadar bal tatlısı.
bizi güldürmeye ve gülümsemeye devam.
bizi güldürmeye ve gülümsemeye devam.
devamını gör...
acaba sadece bana mı oluyor diye düşünülen şeyler
herkes her zaman bana bakıyor hissiyatı. sadece bana özel bir hastalık mi acaba ?
devamını gör...
firmin: hümanist entel serseri
bir sam savage romanıdır.
çok değil 2 yıl önce 2019 yılında hayatını kaybeden yazar sam savage ilk kitabı 2006 yılında tam 67 yaşındayken yayımlamış bir romancıdır.
kitap için harika demek yeterli midir bilmiyorum ama ben yine de harika bir kitap olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum kitapla ilgili tanımıma.
firmin, kitabın alt başlığından da anlaşılacağı üzere hümanist, entel ve bir serseri ancak kitabın alt başlığından anlaşamayacağı üzere o bir fare. ama sıradan, alelade bir fare değil o. çok acılar çekmiş, çok zorluklar yaşamış ama yılmamış, yıkılmamış ve kendini geliştirmiş bir fare.
birçok kardeşin en çelimsiz olduğu için bir türlü yeterli gıda alma fırsatı bulamayan firmin, içinde doğduğu kitapçının bodrum katında kitap sayfalarını kemirerek hayata tutunmayı başarır. hala çelimsizdir ama zihinsel olarak hiçbir farenin kıyaslanamayacağı kadar kuvvetlidir.
hayata kalma güdüsüyle kemir kemir kemirdiği kitapları bir zaman sonra okumaya başlayan firmin artık entel bir faredir. kütüphanedeki bütün kitapları tek tek okuyan firmin zavallı bir sürüngen olmaktan kurtulup medeni bir fare haline gelir ve insanlarla iletişim kurmaya çabalar. bu çabaları onun içinde bir yabancılaşmaya neden olacak ve sorgulamalar yapmasına yol açacaktır.
firmin medeni her canlı gibi hayaller kuracak, hayal kırıklıklarına uğrayacak ve bir serseri olarak entelliğin ve hümanizmin zirvesini görecektir.
kitabın hemen başında yapılan philip roth alıntısı aslında kitapla ilgili çok şey anlatıyor:
acılarını bir günlükte toplasaydı, sadece bir kelime yazardı: kendim.
çok değil 2 yıl önce 2019 yılında hayatını kaybeden yazar sam savage ilk kitabı 2006 yılında tam 67 yaşındayken yayımlamış bir romancıdır.
kitap için harika demek yeterli midir bilmiyorum ama ben yine de harika bir kitap olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum kitapla ilgili tanımıma.
firmin, kitabın alt başlığından da anlaşılacağı üzere hümanist, entel ve bir serseri ancak kitabın alt başlığından anlaşamayacağı üzere o bir fare. ama sıradan, alelade bir fare değil o. çok acılar çekmiş, çok zorluklar yaşamış ama yılmamış, yıkılmamış ve kendini geliştirmiş bir fare.
birçok kardeşin en çelimsiz olduğu için bir türlü yeterli gıda alma fırsatı bulamayan firmin, içinde doğduğu kitapçının bodrum katında kitap sayfalarını kemirerek hayata tutunmayı başarır. hala çelimsizdir ama zihinsel olarak hiçbir farenin kıyaslanamayacağı kadar kuvvetlidir.
hayata kalma güdüsüyle kemir kemir kemirdiği kitapları bir zaman sonra okumaya başlayan firmin artık entel bir faredir. kütüphanedeki bütün kitapları tek tek okuyan firmin zavallı bir sürüngen olmaktan kurtulup medeni bir fare haline gelir ve insanlarla iletişim kurmaya çabalar. bu çabaları onun içinde bir yabancılaşmaya neden olacak ve sorgulamalar yapmasına yol açacaktır.
firmin medeni her canlı gibi hayaller kuracak, hayal kırıklıklarına uğrayacak ve bir serseri olarak entelliğin ve hümanizmin zirvesini görecektir.
kitabın hemen başında yapılan philip roth alıntısı aslında kitapla ilgili çok şey anlatıyor:
acılarını bir günlükte toplasaydı, sadece bir kelime yazardı: kendim.
devamını gör...
bilimin yeni din olması
bir zamanlar dine bağnazca bağlanan insanların şimdi bağnazca bilime bağlanması gerçeğinden doğan söylemdir. nasıl ki yobaz kimseler dinin sorgulanmasını dinden çıkmak olarak algılıyor, şimdilerde bilimi sorgulayınca da aptal durumuna düşürülebiliyoruz oysaki bireysel olarak deneyimlemediğimiz ya da kanıtlanmayan (veyahut kanıtlandığı iddia edilen) şeylerin üzerine düşünmemiz gerekir. demek istediğim dünyanın merkezinde bir mıknatısın olduğundan emin olana dek yerçekimi diye bir şeyin varlığından şüphe duyabiliriz zira dünyanın yüzeyi sanıldığının aksine küresel değil, düz olabilir; nitekim yerin de çekme gibi bir kuvvetine sahip olmasına gerek olmayabilir. kısacası her şey sorgulanmalıdır. birilerinin "o kadar düşünme yoksa kafayı yakarsın, dinden çıkarsın vs." demelerine aldırış etmeyin.
devamını gör...
kadıköy'de düzenlenen hayat eve sığmıyor protestosu
haklı protestodur.
ülke mahvoldu artık. insanlar işsizlikten intihar ediyor. ekonomik olarak, psikolojik olarak, her yönden bıktılar. yasaklar artık yok hükmündedir.
ülke mahvoldu artık. insanlar işsizlikten intihar ediyor. ekonomik olarak, psikolojik olarak, her yönden bıktılar. yasaklar artık yok hükmündedir.
devamını gör...
yeni bir sözlük olsun derken yanlışlıkla ekşi sözlük olmak
ekşi'den buraya gelen kitle, zaten maalesef oranın troll ve sapık doluşundan yakınmakta olan, entrylerinin harcanmayacağı, gerçekten bilgilendireceği bir sözlük arayışında olan insanlardı.
dolayısıyla dilin ve başlıkların benzerlik göstermesi tesadüf olmasa da kötü bir şey de değildir.
kaliteli tüm platformları destekliyoruz.
dolayısıyla dilin ve başlıkların benzerlik göstermesi tesadüf olmasa da kötü bir şey de değildir.
kaliteli tüm platformları destekliyoruz.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
kanepede ayaklarımı uzatmış battaniyemle beraber
masumlar apartmanı seyrediyorum.
zalım safiye'yi izliyorum.
bir yandan da sözlüğe yokluyorum.
*
boğazımda düğümlenen hıçkırık olayım
unutma beni unutama beni.
*
güzel şarkı.
masumlar apartmanı seyrediyorum.
zalım safiye'yi izliyorum.
bir yandan da sözlüğe yokluyorum.
*
boğazımda düğümlenen hıçkırık olayım
unutma beni unutama beni.
*
güzel şarkı.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
bugün yürümezsen, yarın koşmak zorunda kalacaksın...
devamını gör...