bir tek kadının dahi şiddetle yüz yüze gelmediği vakte kadar durmadan çalışmaya devam edeceğiz
senelerdir yapılan açıklamaların bir benzeri olan açıklamadır.
lanet ediyorsunuz, kınıyorsunuz ama aradan bir gün geçmeden başka bir kadın cinayeti ile karşılaşıyoruz. neden senelerdir bu açıklamalar dışında bir gelişme görmüyoruz? eğer varsa ve ben kaçırdıysam bunun için affınıza sığınıyorum ama bu boş konuşmaların artık benim için bir değeri yok. hayata geçirilmeyen hiçbir sözün bir anlamı yok. artık boş laflarla içimiz rahatlamıyor, "bir gün canı sıkılan bir adam beni öldürür mü" korkusu geçmiyor. icraat istiyoruz.
sadece kadınlar için de istemiyoruz bu icraatı. hayvanlar, çocuklar, bebekler için de istiyoruz. bu ülkede erkek çocuklara da tecavüz ediliyor; biz erkekler için de istiyoruz. biz nefes alan her şeyin, herkesin korunmasını istiyoruz; birkaç cümle ile yapılan açıklamalar değil.
lanet ediyorsunuz, kınıyorsunuz ama aradan bir gün geçmeden başka bir kadın cinayeti ile karşılaşıyoruz. neden senelerdir bu açıklamalar dışında bir gelişme görmüyoruz? eğer varsa ve ben kaçırdıysam bunun için affınıza sığınıyorum ama bu boş konuşmaların artık benim için bir değeri yok. hayata geçirilmeyen hiçbir sözün bir anlamı yok. artık boş laflarla içimiz rahatlamıyor, "bir gün canı sıkılan bir adam beni öldürür mü" korkusu geçmiyor. icraat istiyoruz.
sadece kadınlar için de istemiyoruz bu icraatı. hayvanlar, çocuklar, bebekler için de istiyoruz. bu ülkede erkek çocuklara da tecavüz ediliyor; biz erkekler için de istiyoruz. biz nefes alan her şeyin, herkesin korunmasını istiyoruz; birkaç cümle ile yapılan açıklamalar değil.
devamını gör...
john steinbeck
orhan kemal'e benzettiğim yazardır. konu seçimi, karakterleri, işçi sınıfını ele alması ,kısacası o da sokaktaki insanı anlatır.
devamını gör...
güçlü kadın
kendinden başkasına ihtiyaç duymayan, her şeyi kendi halledebilen ve bundan da gurur duyan insandır**.
devamını gör...
aşı karşıtlığı
kulaktan dolma bilgilerle, ilmi ve bilimi reddeden, muhtemelen kendi düşüncesi bile olmayan bilgisiz insandır.
düzenleme:
aşı nedir?
içeriğinde ne vardır?
hangi aşamalardan geçip de satış için onay alır?
bu konuları iyi anlatan bir virolog var (bkz: semih tareen)
insan ömrünün bu kadar uzun olması, bebeklerin ölüm oranının artık eskisi gibi çok olmayışının, bir çok ölümcül salgının ve yaşattığı acıların bitiş sebebi aşıdır.
düzenleme:
aşı nedir?
içeriğinde ne vardır?
hangi aşamalardan geçip de satış için onay alır?
bu konuları iyi anlatan bir virolog var (bkz: semih tareen)
insan ömrünün bu kadar uzun olması, bebeklerin ölüm oranının artık eskisi gibi çok olmayışının, bir çok ölümcül salgının ve yaşattığı acıların bitiş sebebi aşıdır.
devamını gör...
yalnızları arkadaş yapıyoruz kampanyası
aşçı bahçıvana, bahçıvan şoföre, şoför uşağa sonra hepsi uşağa.
devamını gör...
ismi merak uyandıran kitaplar
puslu kıtalar atlası.
devamını gör...
13 mayıs 2021 normal sözlük bayramlaşması
başta bu yazıyı okuyan, ardından ihtiyacı olan herkese başlangıcı bayram olan mutluluklar dilerim.
bugün güzel bir başlangıç yapın ve onu sürdürün.
bugün güzel bir başlangıç yapın ve onu sürdürün.
devamını gör...
atatürk düşmanlarını normal sözlük'te istemiyoruz
sadece sözlükte değil, ülke sınırları içerisinde istemediğim şahıslardır diyerek katıldığım kampanyadır. ne olursa olsun ülkenin kurucusuna bu kadar ihanet, hakaret edilmez ya.
devamını gör...
istanbul'u çekici yapan detaylar
boğaziçi.
devamını gör...
auschwitz
ölümün kokusunun sindiği soykırım kampı. insanlık tarihinin utanç abidesi.
gidip görmenizi tavsiye ederim.
auscwitz'de hava hep pusludur. tıpkı korku filmlerindeki mezarlıklar gibi.
gidip görmenizi tavsiye ederim.
auscwitz'de hava hep pusludur. tıpkı korku filmlerindeki mezarlıklar gibi.
devamını gör...
chauvet mağarası
unesco tarafından dünya mirası ilan edilen mağaradır arkadaşlar.
mağaranın bulunma hikayesine değinelim;
8 eylül 1940'ta okuldan kaçan ve gezinen üç çocuk ve robot ismindeki köpekleri tarafından bulundu.
çocuklardan marcel ravidat olan çocuğun köpeği robot, deliği küçücük olan obruğa düşünce, çocuklar onu kurtarmak amacıyla ip ve fenerlerle mağaraya indiler. çocuklar robotu kurtardı ve mağaradan ayrıldı.
çocuk aklı işte efenim meraklı oluyorlar. ertesi gün bu mağaraya bir daha geldiler. deliği genişlettiler ve bir daha mağaradan ip ve lamba yardımıyla indiler. bu sırada önce ravidat ve peşinden diğer iki çocuk kaydı ve kendilerini oldukça geniş bir odada buldular.
buradaki hayvan resimleri dikkatlerini çekti. mağarada daha da ilerlemeye başladılar. daha da dikkat çekici resimler gördüler.
çocuklar bunun önemli bir şey olduğunu anladılar ve okul müdürleri leon laval'a söylediler.
1940 yılında bir robot isimli köpek vasıtasıyla bulunan bu mağaraya, 1994 yılında chavuvet denilen adamın gitmesiyle keşfedilmiş oldu.
mağaraya chavuvet ismi verildi.
bence mağaraya 'robot' ismi verilmeliydi.
mağaranın bulunma hikayesine değinelim;
8 eylül 1940'ta okuldan kaçan ve gezinen üç çocuk ve robot ismindeki köpekleri tarafından bulundu.
çocuklardan marcel ravidat olan çocuğun köpeği robot, deliği küçücük olan obruğa düşünce, çocuklar onu kurtarmak amacıyla ip ve fenerlerle mağaraya indiler. çocuklar robotu kurtardı ve mağaradan ayrıldı.
çocuk aklı işte efenim meraklı oluyorlar. ertesi gün bu mağaraya bir daha geldiler. deliği genişlettiler ve bir daha mağaradan ip ve lamba yardımıyla indiler. bu sırada önce ravidat ve peşinden diğer iki çocuk kaydı ve kendilerini oldukça geniş bir odada buldular.
buradaki hayvan resimleri dikkatlerini çekti. mağarada daha da ilerlemeye başladılar. daha da dikkat çekici resimler gördüler.
çocuklar bunun önemli bir şey olduğunu anladılar ve okul müdürleri leon laval'a söylediler.
1940 yılında bir robot isimli köpek vasıtasıyla bulunan bu mağaraya, 1994 yılında chavuvet denilen adamın gitmesiyle keşfedilmiş oldu.
mağaraya chavuvet ismi verildi.
bence mağaraya 'robot' ismi verilmeliydi.
devamını gör...
vazgeçtim inan
güzel bir sagopa kajmer şarkısı.
devamını gör...
bir mekanın kazıkçı olduğunu gösteren detaylar
yukarıdaki tanımda belirtildiği üzere ortamda duvara asılı bisiklet varsa, klasik müzik çalıyorsa, charlie chaplin ya da marilyn monroe posteri arzı endam ediyorsa başlığa cuk oturan mekandır.
masaya oturur oturmaz padişah fermanı gibi menü defteri önünüze geliyorsa ve garson nezaket üstü bir samimiyet sergiliyorsa geçmiş olsun, hesap ödeme vakti konkordato ilan edebilirsiniz.
masaya oturur oturmaz padişah fermanı gibi menü defteri önünüze geliyorsa ve garson nezaket üstü bir samimiyet sergiliyorsa geçmiş olsun, hesap ödeme vakti konkordato ilan edebilirsiniz.
devamını gör...
8 mart dünya emekçi kadınlar günü
anitsayac.com/
bu listede hiçbir kadının isminin yazmadığı günlere gelmek ümidiyle..
8 mart dünya emekçi kadınlar günümüz kutlu olsun.*
bu listede hiçbir kadının isminin yazmadığı günlere gelmek ümidiyle..
8 mart dünya emekçi kadınlar günümüz kutlu olsun.*
devamını gör...
kusursuz
kusur nedir ki? kusursuz ne olsun? hayatın içinde barındırdığı kusurlar gibi hayatın içinde olan bizlerde ondan parçalar taşırız. kusurlu olmak aslında kusursuzluğumuzun göstergesidir.
devamını gör...
90'lı yıllara dair akılda kalanlar
kayahan, sibel alaş, burak kut, mirkelam, mustafa sandal, sertab erener, tarkan, tayfun ve adını sayamadığım daha nice şarkıcımız...
lou bega, the cranberries, no doubt, ace of base ve ismini sayamadığım niceleri...
karum ve hafta sonlarında iğne atsan yere düşmeyecek kalabalığı ve çook şeker'in ilk açıldığı günler, torba dolusu şeker almalarımız...
atakule'deki dreamland adlı oyun salonu ve kafkas'tan çikolatalı kestane şekeri almalarımız...
tunalı'daki ertuğ pasajı'nda bulunan tadım pizza'nın harika domates çorbası ve açık büfe salataları... yine tunalı'daki golden cue adlı bilardo salonu ve kıtır'da kumpir yemek... daha aşağıdaki tivoli'de pizza yemek ve saatlerce oturmak... şimdi kapanmış olan kavaklıdere sineması...
atatürk bulvarı üzerinde, yine kapanmış olan akün sineması...
kızılay meydanı'da "saat 2'de gima'nın önünde" buluşmalarımız, gima'nın karşısındaki yeni kara mürsel binası...
o zamanlar, bahriye üçok ve uğur mumcu suikastlerinde patlayan bombaların sesini duyacak bir yerde yaşıyor olmak...
öğrenciler, hatta bazen okullar arası yumurta savaşı...
seğmenler parkı'nda ünlü sanatçıların gece konserleri ve her ne kadar artık zararını öğrenip karşı çıkıyor olsak da, o çocuk hallerimizle keyif aldığımız havai fişek gösterileri... bu 80'lerin sonlarından kalma da olabilir, net hatırlamıyorum.
özellikle şampiyonlar ligi'nde kazandığımız maçlardan sonra sokaklarda saatlerce kutlama yapıp, ertesi sabah ses kısık halde okula gitmeler...
***
daha çok şey sayarım 90'larla ilgili çünkü beni hayatımın en güzel dönemleriydi onlar. bir gün bir zaman makinesi yapabilecek olsaydım, kesinlikle gideceğim zaman 1990-1997 arası olurdu ve sürekli başa dönerek loop'a alırdım zamanı kendim için. gerçekten özlüyorum o yılları...
lou bega, the cranberries, no doubt, ace of base ve ismini sayamadığım niceleri...
karum ve hafta sonlarında iğne atsan yere düşmeyecek kalabalığı ve çook şeker'in ilk açıldığı günler, torba dolusu şeker almalarımız...
atakule'deki dreamland adlı oyun salonu ve kafkas'tan çikolatalı kestane şekeri almalarımız...
tunalı'daki ertuğ pasajı'nda bulunan tadım pizza'nın harika domates çorbası ve açık büfe salataları... yine tunalı'daki golden cue adlı bilardo salonu ve kıtır'da kumpir yemek... daha aşağıdaki tivoli'de pizza yemek ve saatlerce oturmak... şimdi kapanmış olan kavaklıdere sineması...
atatürk bulvarı üzerinde, yine kapanmış olan akün sineması...
kızılay meydanı'da "saat 2'de gima'nın önünde" buluşmalarımız, gima'nın karşısındaki yeni kara mürsel binası...
o zamanlar, bahriye üçok ve uğur mumcu suikastlerinde patlayan bombaların sesini duyacak bir yerde yaşıyor olmak...
öğrenciler, hatta bazen okullar arası yumurta savaşı...
seğmenler parkı'nda ünlü sanatçıların gece konserleri ve her ne kadar artık zararını öğrenip karşı çıkıyor olsak da, o çocuk hallerimizle keyif aldığımız havai fişek gösterileri... bu 80'lerin sonlarından kalma da olabilir, net hatırlamıyorum.
özellikle şampiyonlar ligi'nde kazandığımız maçlardan sonra sokaklarda saatlerce kutlama yapıp, ertesi sabah ses kısık halde okula gitmeler...
***
daha çok şey sayarım 90'larla ilgili çünkü beni hayatımın en güzel dönemleriydi onlar. bir gün bir zaman makinesi yapabilecek olsaydım, kesinlikle gideceğim zaman 1990-1997 arası olurdu ve sürekli başa dönerek loop'a alırdım zamanı kendim için. gerçekten özlüyorum o yılları...
devamını gör...
nadide hayat
2015 yapımı çağan ırmak'ın yönetmenliğini üstlendiği senaristliği yine çağan ırmak ve ali demirel'e ait komedi, aile filmi.
oyuncular,
demet akbağ
yetkin dikinciler
ümit erlim
sevil akı
suzan kardeş
nadide (demet akbağ) ellili yaşlarda, taze dul ve hayattan oldukça sıkılmış orta yaş krizine girmiş bir ev hanımıdır. artık toplumun ve ailesinin ondan beklediği evinde oturup torun bakması, günler yapması, yine çoluğu çoğu için kaygılanıp hayatlarını kolaylaştırmaya çalışmasıdır. denerde aslında ama yapamaz. kendini oyalamak için bir çok kursa gider, bir çok etkinliğe katılır, torunuyla, çocuklarıyla zaman geçirir yine de olmaz.
ve hayatını değiştirecek o haberi görür. üniversite affı. yıllar önce bıraktığı su ürünleri bölümüne geri dönmeyi hayal eder karetta karettalar çağırır onu adeta. ne yaşına ne de çevre baskısına ne de okula gittiğinde karşılaştığı tavırlara aldanmaz tutunur hayallerine.
çekimler istanbul üniversitesi ve muğla'da yapılmıştır. ikinci hayatını yaşayan nadide hanım muğla'ya genç öğrencilerle bir göreve gider haşarı, haylaz, sorumsuz bir ekip değişik esrarengiz bir kaptan ve bir hocayla başlar macera. komik diyaloglar eğlenceli olayların içine çekilir durur hazır cevap ve bir o kadarda zeka küpü nadide.
demet akbağ benim hayran olduğum nadir oyunculardan. adeta yaşamış bu rolü. filmde o kadar cuk oturan detaylar, hayat dersleri, insanı sarsan gerçekler var ki ben yine bunlara odak izledim, izliyorum. mesajı olan filmlere zafım büyük. beni iyi hissettiren filmler arasında. bu ara pek ihtiyacım var buna. neysem bana göre keyifli bir film umarım sizlerde beğenirsiniz.
iyi seyirler...
oyuncular,
demet akbağ
yetkin dikinciler
ümit erlim
sevil akı
suzan kardeş
nadide (demet akbağ) ellili yaşlarda, taze dul ve hayattan oldukça sıkılmış orta yaş krizine girmiş bir ev hanımıdır. artık toplumun ve ailesinin ondan beklediği evinde oturup torun bakması, günler yapması, yine çoluğu çoğu için kaygılanıp hayatlarını kolaylaştırmaya çalışmasıdır. denerde aslında ama yapamaz. kendini oyalamak için bir çok kursa gider, bir çok etkinliğe katılır, torunuyla, çocuklarıyla zaman geçirir yine de olmaz.
ve hayatını değiştirecek o haberi görür. üniversite affı. yıllar önce bıraktığı su ürünleri bölümüne geri dönmeyi hayal eder karetta karettalar çağırır onu adeta. ne yaşına ne de çevre baskısına ne de okula gittiğinde karşılaştığı tavırlara aldanmaz tutunur hayallerine.
çekimler istanbul üniversitesi ve muğla'da yapılmıştır. ikinci hayatını yaşayan nadide hanım muğla'ya genç öğrencilerle bir göreve gider haşarı, haylaz, sorumsuz bir ekip değişik esrarengiz bir kaptan ve bir hocayla başlar macera. komik diyaloglar eğlenceli olayların içine çekilir durur hazır cevap ve bir o kadarda zeka küpü nadide.
demet akbağ benim hayran olduğum nadir oyunculardan. adeta yaşamış bu rolü. filmde o kadar cuk oturan detaylar, hayat dersleri, insanı sarsan gerçekler var ki ben yine bunlara odak izledim, izliyorum. mesajı olan filmlere zafım büyük. beni iyi hissettiren filmler arasında. bu ara pek ihtiyacım var buna. neysem bana göre keyifli bir film umarım sizlerde beğenirsiniz.
iyi seyirler...
devamını gör...
bülbülü öldürmek
harper lee eseri.
edebiyat ve okuma kulübü ile beraber okuduğumuz kitaptır.
tom'un siyahi olmasından dolayı gördüğü muamele, haksız suçlamaya maruz kalması, ırkçılık ve insanların ne kadar adaletsiz, acımasız olduğunu anlatan güzel bir eser.
atticus en sevdiğim ve gıpta ettiğim karakter oldu. çocuklarıyla olan ilişkisi, doğru olanın peşinden gitmesi, sonuçları ne olursa olsun haksızlığa uğrayanın yanında olması ve baskılara rağmen yılmaması saygı duyulası.
tom robinson'un gördüğü muamele, yapmadığı bir suçun insanlar tarafından kesin yapmıştır diye düşünülmesi, biz insanların birbirimizi ne denli acımasızca ezebileceğimizi ve birbirimize önyargıyla yaklaştığımızı göstermiştir.
atticus'un tom robinson'u cesurca savunması beni kendine hayran bırakmıştır. şu an bulunduğunuz düzende de bazı şeyleri değiştirebilmek için atticus gibi olmamız gerekir aslında. elbette zordur, bedelleri çoktur atticus gibi olmanın.
ayrıca kitabı scout'un bakış açısından okuyarak bir çocuğun masum, kendine ait düşüncelerini görmüş oluruz.
ilk okumaya başladığımda sıkıcı gelse de daha sonra akıcı şekilde ilerlediğim bir kitap oldu.
boo radley karakteri de kitapta ilgimi çeken isimlerden oldu.
"sadece bir tür insan varsa, neden birbirleriyle anlaşamıyorlar? eğer hepsi aynıysa, neden birbirlerini küçümsemek için kendi yollarından çıkıyorlar? scout, sanırım bir şeyi anlamaya başlıyorum. sanırım boo radley'in bu kadar zaman neden evde kapalı kaldığını anlamaya başlıyorum. çünkü içeride kalmak istiyor."
ayrıca bülbülü öldürmek kitabının filmi ve tespih ağacının gölgesinde adlı ikinci bir kitabı var.
kitap birçok sorunu ele alması açısından olsun, bir çocuğun bakış açısını anlamak açısından olsun kesinlikle okunması gereken bir eser. kalemine sağlık harper lee.
birkaç alıntı
"-sen zencileri mi savunuyorsun, atticus?
-elbette savunuyorum. zenci deme scout. bu kabalıktır.
-okulda herkes öyle diyor.
-bundan böyle o herkesten bir kişi eksilecek."
"atticus, sıfatları çıkarırsan gerçekler kalır dedi."
"ama bazen bir adamın elindeki incil, babanın elindeki viski şişesinden daha tehlikeli olabilir."
"insanlar genelde neyi görmek istiyorlarsa onu görürler, neyi duymak istiyorlarsa onu duyarlar."
"başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır."
"gerçek olması doğru olduğu anlamına gelmez."
"küçük bir çocuğun gözünde yalan yoktur. çocuklar gördüklerinin ve hayal dünyalarının içinde yaşarlar ve onlar her şeyi yalansız görürler. bizler içimizdeki bütün kötülükleri onlara aşılamakla en büyük görevi üstleniyoruz."
edebiyat ve okuma kulübü ile beraber okuduğumuz kitaptır.
tom'un siyahi olmasından dolayı gördüğü muamele, haksız suçlamaya maruz kalması, ırkçılık ve insanların ne kadar adaletsiz, acımasız olduğunu anlatan güzel bir eser.
atticus en sevdiğim ve gıpta ettiğim karakter oldu. çocuklarıyla olan ilişkisi, doğru olanın peşinden gitmesi, sonuçları ne olursa olsun haksızlığa uğrayanın yanında olması ve baskılara rağmen yılmaması saygı duyulası.
tom robinson'un gördüğü muamele, yapmadığı bir suçun insanlar tarafından kesin yapmıştır diye düşünülmesi, biz insanların birbirimizi ne denli acımasızca ezebileceğimizi ve birbirimize önyargıyla yaklaştığımızı göstermiştir.
atticus'un tom robinson'u cesurca savunması beni kendine hayran bırakmıştır. şu an bulunduğunuz düzende de bazı şeyleri değiştirebilmek için atticus gibi olmamız gerekir aslında. elbette zordur, bedelleri çoktur atticus gibi olmanın.
ayrıca kitabı scout'un bakış açısından okuyarak bir çocuğun masum, kendine ait düşüncelerini görmüş oluruz.
ilk okumaya başladığımda sıkıcı gelse de daha sonra akıcı şekilde ilerlediğim bir kitap oldu.
boo radley karakteri de kitapta ilgimi çeken isimlerden oldu.
"sadece bir tür insan varsa, neden birbirleriyle anlaşamıyorlar? eğer hepsi aynıysa, neden birbirlerini küçümsemek için kendi yollarından çıkıyorlar? scout, sanırım bir şeyi anlamaya başlıyorum. sanırım boo radley'in bu kadar zaman neden evde kapalı kaldığını anlamaya başlıyorum. çünkü içeride kalmak istiyor."
ayrıca bülbülü öldürmek kitabının filmi ve tespih ağacının gölgesinde adlı ikinci bir kitabı var.
kitap birçok sorunu ele alması açısından olsun, bir çocuğun bakış açısını anlamak açısından olsun kesinlikle okunması gereken bir eser. kalemine sağlık harper lee.
birkaç alıntı
"-sen zencileri mi savunuyorsun, atticus?
-elbette savunuyorum. zenci deme scout. bu kabalıktır.
-okulda herkes öyle diyor.
-bundan böyle o herkesten bir kişi eksilecek."
"atticus, sıfatları çıkarırsan gerçekler kalır dedi."
"ama bazen bir adamın elindeki incil, babanın elindeki viski şişesinden daha tehlikeli olabilir."
"insanlar genelde neyi görmek istiyorlarsa onu görürler, neyi duymak istiyorlarsa onu duyarlar."
"başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır."
"gerçek olması doğru olduğu anlamına gelmez."
"küçük bir çocuğun gözünde yalan yoktur. çocuklar gördüklerinin ve hayal dünyalarının içinde yaşarlar ve onlar her şeyi yalansız görürler. bizler içimizdeki bütün kötülükleri onlara aşılamakla en büyük görevi üstleniyoruz."
devamını gör...
maden suyu bağımlılığı
bir dönem yaşadığım bağımlılık. normal su ile falan serinlediğinizi hissetmiyorsunuz hep bi maden suyu içme isteği geliyor.
ama mideye çok zararlı olduğunu öğrenince günde 1'e düşürdüm, şuan rahatım.
ama mideye çok zararlı olduğunu öğrenince günde 1'e düşürdüm, şuan rahatım.
devamını gör...
türklerin tarihi
doğan avcıoğlu'nun beş ciltlik serisidir. diğer türk tarihi kitaplarından farklı olarak türklerin tarihini sınıfsal perspektifte anlatmaya çalışmaktadır. bu yönüyle de seriyi bir hayli ilginç kılmaktadır. bu serinin devamı niteliğinde osmanlı'nın düzeni ve türkiye'nin düzeni kitapları da vardır. bu yedi kitabı okuduktan sonra bugün yaşadığımız meselelerin hepsine derinlemesine hakim olabilirsiniz.
--! spoiler !--
birinci kitapta; ulusal tarih anlayışları: atatürkçü tarih, turancı tarih, toplumcu tarih. anadolu'nun türkleşmesi ve türk ulusu'nun meydana gelmesi. orta asya türklerinin ekonomik, kültürel, dinsel ve toplumsal yaşamları. asya ve avrupa hunları.
ikinci kitapta; göktürkler, uygurlar, rusya ve avrupa türkleri (bulgar, avar, hazar, macar, peçenek, oğuz ve kuman) ve "göçebe feodalizmi" inceleniyor. doğu avrupa yahudiliğinin türk kökenli olup olmadığı tartışılıyor.
üçüncü kitapta; türklerin tarihi, x. yüzyıldan sonra islam tarihi çerçevesinde yer alır. üçüncü kitap, türklerin tarihi ile bağlantılı olarak islam tarihini inceler. islam toplumunda devlet, sınıflar ve sınıf mücadeleleri, islam açısından feodalizm, kapitalizm, sosyalizm ve asyagil toplum tartışmaları ele alınır. bu çerçeve içinde ilk türk-islam devletlerinin meydana çıkışı anlatılır.
dördüncü kitapta; türklerden önce anadolu'ya islamiyetin girişi, ermeni sorunu, selçuklu devleti ve toplumsal düzeni, sünni-şii çatışmasının kökenleri, doğu ve batı ilişkileri açısından haçlı seferleri ve orta asya'da türk uluslarının meydana geliş süreçleri incelenir.
beşinci kitapta; türkiye selçuklu devleti, anadolu'nun türkleşmesi ve islamlaşması, bektaşilik, kızılbaşlık, ahilik, feodal düzenin kuruluşu, doğu anadolu'nun geri kalış nedenleri ve kürt sorunu gibi konular işlenir
--! spoiler !--
--! spoiler !--
birinci kitapta; ulusal tarih anlayışları: atatürkçü tarih, turancı tarih, toplumcu tarih. anadolu'nun türkleşmesi ve türk ulusu'nun meydana gelmesi. orta asya türklerinin ekonomik, kültürel, dinsel ve toplumsal yaşamları. asya ve avrupa hunları.
ikinci kitapta; göktürkler, uygurlar, rusya ve avrupa türkleri (bulgar, avar, hazar, macar, peçenek, oğuz ve kuman) ve "göçebe feodalizmi" inceleniyor. doğu avrupa yahudiliğinin türk kökenli olup olmadığı tartışılıyor.
üçüncü kitapta; türklerin tarihi, x. yüzyıldan sonra islam tarihi çerçevesinde yer alır. üçüncü kitap, türklerin tarihi ile bağlantılı olarak islam tarihini inceler. islam toplumunda devlet, sınıflar ve sınıf mücadeleleri, islam açısından feodalizm, kapitalizm, sosyalizm ve asyagil toplum tartışmaları ele alınır. bu çerçeve içinde ilk türk-islam devletlerinin meydana çıkışı anlatılır.
dördüncü kitapta; türklerden önce anadolu'ya islamiyetin girişi, ermeni sorunu, selçuklu devleti ve toplumsal düzeni, sünni-şii çatışmasının kökenleri, doğu ve batı ilişkileri açısından haçlı seferleri ve orta asya'da türk uluslarının meydana geliş süreçleri incelenir.
beşinci kitapta; türkiye selçuklu devleti, anadolu'nun türkleşmesi ve islamlaşması, bektaşilik, kızılbaşlık, ahilik, feodal düzenin kuruluşu, doğu anadolu'nun geri kalış nedenleri ve kürt sorunu gibi konular işlenir
--! spoiler !--
devamını gör...