sözlükte birbirini tanıdığını düşündüğünüz yazarlar
bazen gerçekten şaşırıyorum neyi kaçırıyorum diye. bir grup var, birlikte hareket ederek sanki her gün birilerini gündeme taşıyor gibiler. o zaman diyorum ki herhalde bunların hepsi aynı apartmanda oturuyor ve tüm sözlüğü kendilerince evirip çeviriyorlar. (bkz: sözlüğü bir apartmandan yönetiyorlarmış) gibi bir durum var da bizden mi saklıyorsunuz?
devamını gör...
geceye bir süleyman demirel sözü bırak
türkiye 70 cente muhtaç.
devamını gör...
pakistan'da doğan insana ne denir sorunsalı
allah kurtarsın.
devamını gör...
kızların sütyen giymeyerek erkekleri test etmesi
ben hayatımda böyle toplumsal tespit görmedim. lütfen git yarın sosyolog olarak işe başla.
devamını gör...
eleştiride üslubun önemi
hukukta bir söz vardır:usul esastan önce gelir.
nasıl söylenmesi gerektiğini bilmiyorsan ne söylediğinin çokta bir önemi yok.
nasıl söylenmesi gerektiğini bilmiyorsan ne söylediğinin çokta bir önemi yok.
devamını gör...
fake hesabından kendi nickaltına tanım giren yazar
sevgiye ve başarıya aç kardeşlerimizin teselli bulma çabasıdır. mutlu olacaksa yapsın ne olacak.
devamını gör...
türkiye'de ruh sağlığı
herhangi bir psikiyatrik hastalığa sahip olmak ülkemizde toksik olarak kabul edilmenize davetiyedir. sokakta biri öfke patlaması yaşasa kınayıcı bakışlarla bakarız lakin ayni kişi kalp krizi geçirse yardımına koşarız. bu bana biraz iki yüzlü geliyor. ikisinin de hastalık olduğunu kabul etmemiz gerektiği kanaatindeyim.
birinin ruhsal olarak hasta olması onu kötü bir insan yapmaz. onu kötü yapanın, toplumun ona karşı takındığı tavırdır diye düşünüyorum. yaptığımız genellikle onu kötü olmaya itmektedir. dışlayıcı ve toksik olarak adlandırıp kendilerini öldürmelerini istiyoruz. bana göre sadece sevgi ve ilgiye ihtiyaçları var. tabi bireycilik önemli kendinizi düşünmelisiniz. bu durumda tavsiyem eğer hayatınızda böyle biri varsa iyi edemiyorsanız bırakın daha kötü olmasın. siz doktor değilsiniz. yardımcı olamıyorsanız zarar vermeyin başka istedikleri bir şey yok sizden.
yeri gelince kendini öldürmek istemelerinin nedeni yine hassas ruhlarıdır. kimseye zarar vermeden geçip gitmeyi istemektedirler.
birinin ruhsal olarak hasta olması onu kötü bir insan yapmaz. onu kötü yapanın, toplumun ona karşı takındığı tavırdır diye düşünüyorum. yaptığımız genellikle onu kötü olmaya itmektedir. dışlayıcı ve toksik olarak adlandırıp kendilerini öldürmelerini istiyoruz. bana göre sadece sevgi ve ilgiye ihtiyaçları var. tabi bireycilik önemli kendinizi düşünmelisiniz. bu durumda tavsiyem eğer hayatınızda böyle biri varsa iyi edemiyorsanız bırakın daha kötü olmasın. siz doktor değilsiniz. yardımcı olamıyorsanız zarar vermeyin başka istedikleri bir şey yok sizden.
yeri gelince kendini öldürmek istemelerinin nedeni yine hassas ruhlarıdır. kimseye zarar vermeden geçip gitmeyi istemektedirler.
devamını gör...
normal sözlük amatör şehir fotoğrafları sergisi
zorlu pandemi günlerinde sergiye gidemiyor olsak da hiç olmazsa yazarlarımızın çektiği fotoğraflara bakarak kendimizi dijital bir sergide hayal edebiliriz. sizler de çektiğiniz fotoğrafı paylaşmak isterseniz fotoğrafı nerede, ne zaman ve hangi cihazla çektiğinizi yazarak bu etkinliğe katılabilirsiniz.
yer: istanbul, beşiktaş, zorlu center avm
tarih: 4 ocak 2020
kamera: honor 10
yer: istanbul, beşiktaş, zorlu center avm
tarih: 4 ocak 2020
kamera: honor 10
devamını gör...
anadolu ajansı'nın japonya'da esnaf zor durumda haberi
halk onigiri bile yiyemiyormuş öyle diyorlar yakında ayaklanma başlar.
devamını gör...
faydalı mobil uygulamalar
(bkz: seek)
etrafınızda görüp de ne olduğunu merak ettiğiniz tüm bitki ve hayvanların isimlerini, türlerini, sınıflarını gösteren uygulama. telefonunuzun kamerasını kullanıyor. öğrenmek istediğiniz bitki ya da hayvana kameranızı gösteriyorsunuz ve uygulama arka planda çalışan arama motoruyla size bu canlıyı tanımlıyor.
etrafınızda görüp de ne olduğunu merak ettiğiniz tüm bitki ve hayvanların isimlerini, türlerini, sınıflarını gösteren uygulama. telefonunuzun kamerasını kullanıyor. öğrenmek istediğiniz bitki ya da hayvana kameranızı gösteriyorsunuz ve uygulama arka planda çalışan arama motoruyla size bu canlıyı tanımlıyor.
devamını gör...
songs of faith and devotion

depeche mode'un 1993 tarihli 9. stüdyo albümü.
albümden i feel you, walking in my shoes, condemnation ve in your room olmak üzere 4 single çıkmıştır.
depeche mode için, her anlamda değişimin en yoğun hissedildiği albüm denilebilir. müzikal anlamda violator ile başlayan, daha yalın ve vurgulu synthsizer kullanımı formülüne uygun şekilde hareket edilmiş, loop'a alınmış gospel tınıları ile kendini çok daha fazla hissettirmiştir.
albüm, depeche mode'da olduğu gibi hayranlar için de değişime neden olmuştur; albümü beğenen ve benimseyen bir kitle vardır, ancak grup gittikçe synth-pop'tan uzaklaşan, 90'ların değişen ana trend müziğine uygun, daha "rock" bir albüm ile karşımıza çıkmaktadır.
müzikal anlamdaki başarısını bir kenara bırakırsak sofad, depeche mode'un en "dibe vurmuş" albümüdür. albümün ilk kaydı, madrid'de kiralanan bir villanın stüdyo haline getirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. en sancılı kayıt sürecinin yaşandığı albüm de denilebilir. sex&drugs and rock'n roll'un dibine vuran junkie bir solist, ortalıkta dolanıp mali işlerle uğraşan bir arkadaş, şarapçı bir söz yazarı/bestekar ile yetenekli bir prodüktorün bir araya gelmesi ve bu arkadaşların birbirlerini görmeye tahammül edemezken kayıt boyunca kendilerini villaya kapatmalarının sonucunda oluşan sancılı ortam, albümün bel kemiğini oluşturmaktadır. her ne kadar albümde ve albümdeki şarkılara çekilen kliplerde dini motiflere yer verilmiş olsa da inanç ve bağlılığın şarkılarının neye veya kime olduğu noktasında şeffaflık söz konusu değildir.
albüm, aynı zamanda grubun en uzun süren turnesine eşlik eden ana albümdür. 1993 yılında devotional tour ve bu turnenin beklenenden daha başarılı sürmesi sonrası 1994 yılında exotic tour gerçekleştirilmiştir. nitekim grup içi yaşanan çatışmalar ve aynı zamanda gruba katkısının yeteri kadar değer görmediğini düşünen alan wilder, albümün ilk kaydı esnasında gruptan ayrılmayı kafasına koymuşken bu kararını turne bitimine kadar ertelemiş, turne bitimiyle beraber gruptan ayrıldığını açıklamıştır.
her şey bi yana, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu albüm depeche mode'un en dibe vurmuş albümü olmakla birlikte, grubun gerçek potansiyelini en iyi şekilde yansıttığı albümdür. martin l. gore lirikalite bakımından en sansürsüz ve vurgulu şekilde istediklerini ifade etmiştir; dave gahan'ın sesi her ne kadar madde kullanımından dolayı (göreceli olarak) eskisi gibi olmada da albümün genel havasına gayet uygundur; kuvvetlidir ama bir o kadar da bitap düşmüştür. alan wilder grupta yer aldığı son albümde istediği karanlık ve derin formattaki müziği yapabilmiş, iyi ki de yapmıştır. aynı zamanda müzikal yeteneğinin sadece synthsizer kullanmaktan ibaret olmadığını da göstermektedir, albümdeki back-drumming kit'ler, kendisi tarafından icra edilip kaydedilmiştir. sadece bununla sınırlı kalmayarak henüz 6 aylık tecrübeyle 1993 ve 1994 turnelerinde davulda adeta yardırmaktadır.
özet olarak baş tacı albümlerdendir, canlı performansı stüdyo kaydını aşan albümlerdendir aynı zamanda. dinleyin, dinletin efenim.
devamını gör...
sevdiğin birinin seninle zorla konuştuğunu fark ettiğin an
sevdiğimiz birisi (dost, arkadaş, sevgili, eş, akraba vs) bizimle zorla konuşuyorsa keşke bunu açık açık söyleme cesaretini gösterebilse...
ama genelde yapmıyor insanlar bunu; sizi de cepte tutmak istiyorlar, yarın öbür gün bir işi-gücü düşerse diye açık kapı kalsın istiyorlar.
zaten ne oluyorsa bundan oluyor, gerçek hislerimizi gizlediğimiz için.
sonra manyak oluyoruz acaba ne demek istedi, söylediği şeyi yanlış mı anladım, kırdım mı acaba bilmeden ondan mı soğuk davranıyor?
ima bile etmeseler keşke direkt söyleyebilseler, açık olsalar!
ben şahsen iletişim halinde olduğum yakın bir arkadaşım bile olsa bir süre aramayınca ya da bakıyorum hep ben arıyorum o hiç aramıyor ve bunun için sağlık, ailevi sorunlar, çok yoğun çalışmak vs (ki bu asla ve asla bir bahane değildir; kimse kimseden 7/24 rapor beklemiyor, bir kaç saniyesini alacak bir mesajı size çok görene hiç lafım yok) gibi bir engeli de yok bırakıyorum kendi haline. özleyen, merak eden sizi arıyor zaten. bundan rahatsız da olmuyorsa kendi paşa gönlü bilir. kimse bulunmaz hint kumaşı değil...
ama genelde yapmıyor insanlar bunu; sizi de cepte tutmak istiyorlar, yarın öbür gün bir işi-gücü düşerse diye açık kapı kalsın istiyorlar.
zaten ne oluyorsa bundan oluyor, gerçek hislerimizi gizlediğimiz için.
sonra manyak oluyoruz acaba ne demek istedi, söylediği şeyi yanlış mı anladım, kırdım mı acaba bilmeden ondan mı soğuk davranıyor?
ima bile etmeseler keşke direkt söyleyebilseler, açık olsalar!
ben şahsen iletişim halinde olduğum yakın bir arkadaşım bile olsa bir süre aramayınca ya da bakıyorum hep ben arıyorum o hiç aramıyor ve bunun için sağlık, ailevi sorunlar, çok yoğun çalışmak vs (ki bu asla ve asla bir bahane değildir; kimse kimseden 7/24 rapor beklemiyor, bir kaç saniyesini alacak bir mesajı size çok görene hiç lafım yok) gibi bir engeli de yok bırakıyorum kendi haline. özleyen, merak eden sizi arıyor zaten. bundan rahatsız da olmuyorsa kendi paşa gönlü bilir. kimse bulunmaz hint kumaşı değil...
devamını gör...
üzerinde ne var sorusu
devamını gör...
neden yapıldığı anlaşılamayan şeyler
kalp kırmak.
devamını gör...
büyülü dağ
alman yazar thomas mann'in 1924 yılında yazdığı, 1998 yılında iris kantemir tarafından türkçeye çevrilen kitabıdır.
okuması bir miktar zor olan, felsefi göndermelerle dolu bir roman. bu roman bana nedense tatar çölü ve gecenin sonuna yolculuk kitaplarını hatırlattı. hastalığı, ölümü, yalnızlığı düşünmeye hazırsanız okuyunuz derim.
"bir erkek âşık olduğunda, ne estetik ne de ahlak kalır."
arka kapağını okumak isterseniz veya ön izleme kısmından azıcık sayfalarını karıştırmak isterseniz buyrun
okuması bir miktar zor olan, felsefi göndermelerle dolu bir roman. bu roman bana nedense tatar çölü ve gecenin sonuna yolculuk kitaplarını hatırlattı. hastalığı, ölümü, yalnızlığı düşünmeye hazırsanız okuyunuz derim.
"bir erkek âşık olduğunda, ne estetik ne de ahlak kalır."
arka kapağını okumak isterseniz veya ön izleme kısmından azıcık sayfalarını karıştırmak isterseniz buyrun
devamını gör...
boyalı kuş
bazen içinizden bir ses size bir şeyler söyler, bazen dünyanın haline baktığınızda vicdanınız sızlar. bazen kendi kendinizi ve etrafınızdaki insanları sağduyuya davet edersiniz. bazen bir sorunu çözüme kavuşturmak için açıksözlü olmanız gerekir. bazen en vahşi olayları aktarmak için dilinizi ağulamanız lazım gelir. bazen de acıyı söze dökmenin yolu susmaktır.
jerzy kosinki, içinizdeki sestir.
jerzy kosinki, sızlayan vicdanınızdır.
jerzy kosinki, sağduyunuzdur.
jerzy kosinki, açıksözlülüktür.
jerzy kosinski, dildeki ağudur.
jerzy kosinki, suskunluktur.
insanlar bazen bir kuş sürüsü içinden şansız bir kuşu yakalayıp farklı farklı renklere boyayıp sürünün içine geri yollarmış. sürüdeki diğer kuşlar boyalı kuşun kendilerinden biri olmadığını düşünüp gagalayarak öldürürmüş zavallı kuşu. insanlar öldürme konusuna ne kadar yaratıcı! insanoğlu ne kadar zavallı!
bu kitap ne zaman aklıma gelse erich fried’in şu muhteşem şiiri gelir aklıma:
“oğlanlar
şakadan
taşlıyor kurbağaları,
kurbağalar gerçekten
ölüyor."
jerzy kosinki, içinizdeki sestir.
jerzy kosinki, sızlayan vicdanınızdır.
jerzy kosinki, sağduyunuzdur.
jerzy kosinki, açıksözlülüktür.
jerzy kosinski, dildeki ağudur.
jerzy kosinki, suskunluktur.
insanlar bazen bir kuş sürüsü içinden şansız bir kuşu yakalayıp farklı farklı renklere boyayıp sürünün içine geri yollarmış. sürüdeki diğer kuşlar boyalı kuşun kendilerinden biri olmadığını düşünüp gagalayarak öldürürmüş zavallı kuşu. insanlar öldürme konusuna ne kadar yaratıcı! insanoğlu ne kadar zavallı!
bu kitap ne zaman aklıma gelse erich fried’in şu muhteşem şiiri gelir aklıma:
“oğlanlar
şakadan
taşlıyor kurbağaları,
kurbağalar gerçekten
ölüyor."
devamını gör...
mantar soyulur mu soyulmaz mı sorunsalı
annemin bu tip sorular karşısında değişmez bir cevabı vardır:
"soyarsan soyulur."
bu kadar basit ya. attım hafızaya, on numara.
"soyarsan soyulur."
bu kadar basit ya. attım hafızaya, on numara.
devamını gör...
yazarların en büyük eksikliği
beynim. evet beyin eksikliği yaşıyorum.
devamını gör...
annenin evlilikle ilgili laf dokundurması
dokundurma değildir o, resmen sokmadır.
devamını gör...
