psiko analist
john katzenbach tarafından yazılmış müthiş bir psikolojik gerilim romanıdır. 670 sayfaydı yanlış hatırlamıyorsam. tabii yazının boyutuna göre sayfa sayısı da azalabilir kitabın başka çeşit yayınlanmış hallerinde.

olduğu gibi kitabın arkasından çeviriyorum. spoiler değil yani;
psikopatın peşindeki psikiyatr:
saran psikolojik gerilim der patient kitabında new yorklu psikiyatr dr. frederick stark'ın hayatı bir kabusa dönüşür. elli üçüncü doğumgününün gecesinde dr. frederick stark muayenehanesinin bekleme odasında tatsız bir mektupla karşılaşır:
başlığında ölümünüzün ilk gününe hoş geldiniz! yazan mektubun altı rumpelstilzchen imzalıdır. tabiiki ilk akla gelen bunun bir eşşek şakası olduğudur. psikiyatrımız öyle olmadığını pek yakında ders mayetinde öğrenecektir. anonim şahıs onu şeytani bir oyuna zorlar: rumpelstilzchen kendisinin gerçek hayatta kim olduğunu bulması için onbeş gün zaman tanıyor kurbanına. aksi takdirde dr. stark’ın aile bireyleri tek tek ölümle yüzleşecektir. bir diğer alternatif seçenek olarak psikatr pes edip, kendi hayatından vazgeçmelidir. kendisine kimin tarafından böylesine yoğun bir kin ve nefret güdüldüğüne dair stark’ın en ufak bir fikri yoktur ve kendi hayatından vazgeçmek söz konusu bile değildir...
böylelikle ölümcül bir kedi - fare oyunu başlar.
- - - - - -
yıllar önce okuduğum bu kitabın yeri bende baskadır. zira okuduğum ilk psiko-gerilim kurgusudur. ilk göz ağrım da diyebilirim. efsane bir kitap gerçekten. öylesine akıp gidiyor ki, kalınlığı gözünüzü korkutmasın derim. 340’lara doğru bir sıkılmıştım ama yarım bıraksaydım kendimi affedemeyeceğim bir kitaptı. kedinin de farenin de yerine koydum kendimi. tam olarak böyleydim;
şuan ne yapardım? hangi yolu seçersem bu durumu en az hasarla kurtarırım veya duygudurumlarımın esiri olmadan mantığımı nasıl önüme koyarım? nasıl bir yol izlerim?

zevk alırken öte yandan türlü karanlık düşüncelere muzdaripsin ve bundan hiç şikayetçi değilsin. efsane. dışarı çıkarken hemen eve dönsem de kafa sinemama devam etsem diyordum o zamanlar. muazzam, harika, müthiş ve daha bir çok övgüler!

olduğu gibi kitabın arkasından çeviriyorum. spoiler değil yani;
psikopatın peşindeki psikiyatr:
saran psikolojik gerilim der patient kitabında new yorklu psikiyatr dr. frederick stark'ın hayatı bir kabusa dönüşür. elli üçüncü doğumgününün gecesinde dr. frederick stark muayenehanesinin bekleme odasında tatsız bir mektupla karşılaşır:
başlığında ölümünüzün ilk gününe hoş geldiniz! yazan mektubun altı rumpelstilzchen imzalıdır. tabiiki ilk akla gelen bunun bir eşşek şakası olduğudur. psikiyatrımız öyle olmadığını pek yakında ders mayetinde öğrenecektir. anonim şahıs onu şeytani bir oyuna zorlar: rumpelstilzchen kendisinin gerçek hayatta kim olduğunu bulması için onbeş gün zaman tanıyor kurbanına. aksi takdirde dr. stark’ın aile bireyleri tek tek ölümle yüzleşecektir. bir diğer alternatif seçenek olarak psikatr pes edip, kendi hayatından vazgeçmelidir. kendisine kimin tarafından böylesine yoğun bir kin ve nefret güdüldüğüne dair stark’ın en ufak bir fikri yoktur ve kendi hayatından vazgeçmek söz konusu bile değildir...
böylelikle ölümcül bir kedi - fare oyunu başlar.
- - - - - -
yıllar önce okuduğum bu kitabın yeri bende baskadır. zira okuduğum ilk psiko-gerilim kurgusudur. ilk göz ağrım da diyebilirim. efsane bir kitap gerçekten. öylesine akıp gidiyor ki, kalınlığı gözünüzü korkutmasın derim. 340’lara doğru bir sıkılmıştım ama yarım bıraksaydım kendimi affedemeyeceğim bir kitaptı. kedinin de farenin de yerine koydum kendimi. tam olarak böyleydim;
şuan ne yapardım? hangi yolu seçersem bu durumu en az hasarla kurtarırım veya duygudurumlarımın esiri olmadan mantığımı nasıl önüme koyarım? nasıl bir yol izlerim?

zevk alırken öte yandan türlü karanlık düşüncelere muzdaripsin ve bundan hiç şikayetçi değilsin. efsane. dışarı çıkarken hemen eve dönsem de kafa sinemama devam etsem diyordum o zamanlar. muazzam, harika, müthiş ve daha bir çok övgüler!
devamını gör...
caz yapma
sanattan pek anlamayan anadolu insanının, gelişmemiş kültüründen çıkan bir söylemdir.
birileri, anlamadığı konular duyuyorsa; söyleyen kişiye "caz yapma" diyerek konu kapansın ister.
birileri, anlamadığı konular duyuyorsa; söyleyen kişiye "caz yapma" diyerek konu kapansın ister.
devamını gör...
inkişaf
“gelişim, gelişme, açığa çıkma” anlamlarına sahip olan kelimedir.
devamını gör...
yazarların normal sözlük’te yazma nedenleri
kaleci lazımmış. gel 5-10 dakika dur, sonra oynarsın dediler. tamam dedim ama kimse şut çekmiyor. top da yok oyunda, salak gibi geziyolar sahada. ne yapıyonuz siz dedim, böyle daha iyi, top olsa daha kötü olur, dediler. e dedim sıkıldım kalede, geç oyna o zaman dediler. e dedim top yok ne saçma sapan işler peşindesiz siz? *
öyle işte, oradan buraya geldim. geldiğim yerden daha kötü olamaz dedim, fena mekan değil. butonlar falan kıyak. takılıyoz öyle.*
öyle işte, oradan buraya geldim. geldiğim yerden daha kötü olamaz dedim, fena mekan değil. butonlar falan kıyak. takılıyoz öyle.*
devamını gör...
the life you can save
felsefe ve etik profesörü peter singer'ın 2009 yılında yayınlanan kitabı.
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
devamını gör...
hiç bitmesin denilen anlar
ilk tanışmalar. karşıdakini merak ettiğiniz o uçsuz bucaksız uzun konuşmalar dertleşmeler. sonra tanıdıkça b.ku çıkıyor her şeyin. keşke o gizem hep sürekliliğini korusa ve umduğumuz biri gibi kalsa.
devamını gör...
normal sözlük'te artı oy alma taktikleri
hiç düşünmedim. eski olmak ve tanınır olmak önemli herhalde. ben öylesine içimden geldikçe yazıyorum. beğenilmek için değil yazmak istediğim için yazıyorum.
devamını gör...
aşık olmak
"şimdi beni uçurumdan atsan, yere düşene kadar aklımdaki tek şey; sırtıma değen ellerin olurdu." diye bir söz varya aynen öyle işte..
devamını gör...
mesajınız var pembesi
pembesi mi? arkadaşlar bim'e ya da kafastore'a me zaman gelir tahmini? çunkü ben hala mesajınız var turuncusuyla idare ediyorum.
devamını gör...
beyaz renginin yakıştığı şeyler
kesinlikle ten.
devamını gör...
günde 2 buçuk litre su içmek
en heveslendiğim konudur. ben boğazım kuruyana kadar su içmeyi unutuyorum.
devamını gör...
tanım girecek başlık bulamamak
evet daralıyorum sözlük! bu konudan başka şekillerde daha önce de veryansın ettik. ama şu an en tepe noktaya ulaştığını düşünmekteyim. işten aşırı yorgun dönüyorum, bir bölüm dizi izliyorum o da zorla! akabinde az sözlüğe sığınayım kafam boşalsın diyorum ama yok yok yok! saçma sapan başlıklar ciddi bir tatsızlık var! son zamanlarda türeyen kafatasında beyin yerine yumurta akı bulunan iki üç kalitesiz aktrollden bahsetmiyorum bile! illa ki uğraşlara devam da can sıkmıyor değil bu mevzular.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
hoş gelmiş sözlüğün çalışkan arısı. özlendiniz efendim. bilin istedim.*
devamını gör...
pame radyo yayını
pame'de bu hafta rock tınıları var.
yunan müziğinde rock ve entehno arası gelip giden, kimi zaman blues'a, kimi zaman da pop müziğe yakınsayan rock türünde şarkılar geçmişten günümüze ilginç serüvenleriyle bu akşam saat 22:30'da pame radyo yayınında olacak. bekliyoruz.
blog.normalsozluk.com/
yunan müziğinde rock ve entehno arası gelip giden, kimi zaman blues'a, kimi zaman da pop müziğe yakınsayan rock türünde şarkılar geçmişten günümüze ilginç serüvenleriyle bu akşam saat 22:30'da pame radyo yayınında olacak. bekliyoruz.
blog.normalsozluk.com/
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
dinozor olmak isterdim efenim. soyum tükenirdi de görmezdim bu zamanları..
devamını gör...
kampüsü güzel olan üniversiteler
istanbul üniversitesinden başka bir cevabı olmayan sorudur bence.
devamını gör...
sözlük z kuşağından ibaret olsaydı girilecek başlıklar
ancak z kuşağından olmayan birilerinin yazabileceği başlık isimlerini barındıran başlık. saçma ve sığ bir genelleme olmuş. gördüğüm kadarıyla sözlükte çok büyük oranda z kuşağı üyesi var zaten. böyle başlıklar görüyor musunuz sol frame'de? hayır. e o zaman?
devamını gör...


