kadın kelimesini kullanmadan başlık açamamak
şöyle yapan kadın böyle yapan kadın başlıklarından başka birşey hakkında yazacak kadar bilgisi olmayan yazarların yaptığı eylem.
kadını da bilmiyor gerçi ama bildiğini sanıyor işte.
bazılarına içimden sövüp geçiyorum, bazılarıyla canım çok dalga geçmek isiyor, dalga geçiyorum.
kadını da bilmiyor gerçi ama bildiğini sanıyor işte.
bazılarına içimden sövüp geçiyorum, bazılarıyla canım çok dalga geçmek isiyor, dalga geçiyorum.
devamını gör...
bekaret
20 yaşından sonra erkekler arasında pek umursanmayan "şey." şey çünkü o kadar anlamsız. benim çevremde böyle oldu en azından. 20 yaşımdan sonra hiçbir arkadaşımın bekaret ile ilgili bir takıntısı yoktu. ya da bu kafada insanları seçtim arkadaş olarak belki ondandır.
fakat ciddi anlamda 20-25 yaşından sonra hala bu boş şeyleri konuşan insan varsa çevrenizde uzaklaşın. bomboş biridir o.
fakat ciddi anlamda 20-25 yaşından sonra hala bu boş şeyleri konuşan insan varsa çevrenizde uzaklaşın. bomboş biridir o.
devamını gör...
215 çocuğun cansız bedeninin okul bahçesinde bulunması
buyurun size kanada, dediğim olay.
esasen biz tarihçilerin, aydınlık sayılan birçok ülkenin karanlık tarihini biliyor olup dillendirdiğimizde inanan bulmamamızdan mütevellit, birileri heidi gibi bunu da yeni öğreniyor.. .. eh, ne diyelim nihayet birkaç tarihçi çıkıp, gazetecilerle işbirliği yapmaya cesaret edebilmiş.
tarihi bilgilerin, gazetelerde verilmesine karşı olan, büyük baskılara maruz kaldığımızı bildirmeyi de, üzerime bir borç bilirim.
esasen biz tarihçilerin, aydınlık sayılan birçok ülkenin karanlık tarihini biliyor olup dillendirdiğimizde inanan bulmamamızdan mütevellit, birileri heidi gibi bunu da yeni öğreniyor.. .. eh, ne diyelim nihayet birkaç tarihçi çıkıp, gazetecilerle işbirliği yapmaya cesaret edebilmiş.
tarihi bilgilerin, gazetelerde verilmesine karşı olan, büyük baskılara maruz kaldığımızı bildirmeyi de, üzerime bir borç bilirim.
devamını gör...
sürekli kendine söven insan
sürekli kendini öven insandan daha çok sevilir çünkü o kendisine sövdükçe sizin muhteşem egonuzun karşısına çıkacak olan rakip kriterini kaybediyor demektir. nasıl, egonuz gevşedi mi?
devamını gör...
kabız sözlük
tanım girmek için can atan ancak bir türlü çıkaramayan yazarların bulunduğu sözlüktür.
devamını gör...
yazılı olmayan ilişki kuralları
ilişki içinde yaşanan her milim özel şey yiyişme, sex vs. ilişki bitse bile ilişki içinde kalır.
devamını gör...
another round
bu yılın oscar töreninde "en iyi uluslararası film" ödülünü danimarka'ya kazandıran "körkütük" filmini geçtiğimiz hafta izleme imkanı buldum.
lisede öğretmenlik yapan dört arkadaşın orta yaş bunalımı ve rutin hayatın getirdiği sorunların üstesinden gelmek için kalkıştığı içki deneyi ile şekilleniyor.
norveçli bir psikiyatristin öne sürdüğü şey şuydu: insan kanında % 0.05 oranında alkol eksikliği vardı ve bu eksiklik tamamlanırsa insan özgüven problemi yaşamadan sosyal rahatlığa erişiyordu.
ve dört kafadar her gün kanlarındaki alkol oranını 0.05'e çıkarmak için düzenli olarak alkol almaya başlarlar.
ve vücutlar içkiye alışmaya başladıkça artan özgüvenle mesleki ve özel hayatta bir şeyler yoluna girmeye başlar. ama insan doğası gereği hep daha fazlasını isteyen bir varlık olduğu için zamanla promil oranını arttırırlar. bu da kurdukları dengeyi kaybetmelerine sebep olur. ve bazı yaşamlar için fazlasını isteme duygusunun sahip oldukları güzellikleri kaybetmek anlamına geldiğini fark ederler. yani sonunda tehlikeli de olsa böyle bir deneye kalkışmanın faydalarını görürler.
temel teması içki gibi görülen filmin merkezinde esasında varoluşçu kaygı, orta yaş bunalımı, yalnızlık ve hayat amacını kaybetme konuları işlenmektedir. hayatın ağırlığına karşı verilen mücadele ve yapılan meydan okuma karakterleri filmin sonunda belli bir noktaya taşımıştır.
filmde en sevdiğim sahne baş karakterimiz martin'in dans ederek koştuğu an filmin afişini gördüğüm sahnedir. bununda notunu düşmek istedim
bu yazdıklarımın ardından aklıma gelen bir şiirin sadece bir kesitinin filmi özetleyebildiğini fark ettim. charles baudelaire'in paris sıkıntısı adlı kitabındaki "hep sarhoş olmalı" şiiri...
"hep sarhoş olmalı. her şey bunda; tek sorun bu.
omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
ama neyle?
şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
ama sarhoş olun..."
bonus: muhteşem bir final sahnesine sahip olan filmin yönetmeni thomas vinterberg'e göre sondaki dans sahnesi, martin'in çıktığı yolculuğun bir yansımasıymış:
"bu bir duygu karışımı: bir parçası uçmak istiyor, bir parçası boğulmak istiyor." diye yorumlamış.
izlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler diliyorum.
lisede öğretmenlik yapan dört arkadaşın orta yaş bunalımı ve rutin hayatın getirdiği sorunların üstesinden gelmek için kalkıştığı içki deneyi ile şekilleniyor.
norveçli bir psikiyatristin öne sürdüğü şey şuydu: insan kanında % 0.05 oranında alkol eksikliği vardı ve bu eksiklik tamamlanırsa insan özgüven problemi yaşamadan sosyal rahatlığa erişiyordu.
ve dört kafadar her gün kanlarındaki alkol oranını 0.05'e çıkarmak için düzenli olarak alkol almaya başlarlar.
ve vücutlar içkiye alışmaya başladıkça artan özgüvenle mesleki ve özel hayatta bir şeyler yoluna girmeye başlar. ama insan doğası gereği hep daha fazlasını isteyen bir varlık olduğu için zamanla promil oranını arttırırlar. bu da kurdukları dengeyi kaybetmelerine sebep olur. ve bazı yaşamlar için fazlasını isteme duygusunun sahip oldukları güzellikleri kaybetmek anlamına geldiğini fark ederler. yani sonunda tehlikeli de olsa böyle bir deneye kalkışmanın faydalarını görürler.
temel teması içki gibi görülen filmin merkezinde esasında varoluşçu kaygı, orta yaş bunalımı, yalnızlık ve hayat amacını kaybetme konuları işlenmektedir. hayatın ağırlığına karşı verilen mücadele ve yapılan meydan okuma karakterleri filmin sonunda belli bir noktaya taşımıştır.
filmde en sevdiğim sahne baş karakterimiz martin'in dans ederek koştuğu an filmin afişini gördüğüm sahnedir. bununda notunu düşmek istedim
bu yazdıklarımın ardından aklıma gelen bir şiirin sadece bir kesitinin filmi özetleyebildiğini fark ettim. charles baudelaire'in paris sıkıntısı adlı kitabındaki "hep sarhoş olmalı" şiiri...
"hep sarhoş olmalı. her şey bunda; tek sorun bu.
omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
ama neyle?
şarapla,
şiirle
ya da erdemle,
nasıl isterseniz.
ama sarhoş olun..."
bonus: muhteşem bir final sahnesine sahip olan filmin yönetmeni thomas vinterberg'e göre sondaki dans sahnesi, martin'in çıktığı yolculuğun bir yansımasıymış:
"bu bir duygu karışımı: bir parçası uçmak istiyor, bir parçası boğulmak istiyor." diye yorumlamış.
izlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler diliyorum.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
ben ezelden beridir hür yaşarım
hangi vali bana hakkımı verecekmiş şaşarım
meltingle aşık atmaksa tek başarın
tayber seni de ormancıyı da aşarım.
hangi vali bana hakkımı verecekmiş şaşarım
meltingle aşık atmaksa tek başarın
tayber seni de ormancıyı da aşarım.
devamını gör...
eski sevgilinin sürekli rüyalarınıza gelmesi
kendisi gelmedigindendir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
hava güzel olsa böyle olmam. kandır kendini derdin havalar değil. hafif bir çatışma var ruh halimde akşama doğru uzlaşacağımızı düşünüyorum. hem en çok kavga ettiğim hem de çok iyi anlaştığım kendimle sıradan bir gün...
devamını gör...
sugar mama akımı
yakında sugar mama akımına kapılıp dolandiralacak binlerce ülke yigidinin haberlere konu olacağının delaletidir.
devamını gör...
deliksiz uyku
ayda sadece 3-4 gün yaşayabildiğim,değeri kaybedince anlaşılan güzel eylem.
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
insan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabullenebiliyor ama kapkara bulutlar arasında iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş ışını belirince bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor.
devamını gör...
mutluluktan ağlatan olaylar
ilk defa sevdiğim birinden mektup almıştım. ağlamıştım mutluluktan. hala da saklıyorum. arada açıp okuyorum.
devamını gör...
takıntısı olan aramasın
simsar olma ihtimali yüksek olan kişilerin, verdikleri ilanlara ekledikleri mini not.
arayıp meşgul etmeyi severim böylelerini, alıcı gibi davranır, salak ayağına yatar sonra ben seni arayacağım der kapatırım.
al bakalım şimdi senin mis gibi bir takıntın oldu, yav**k herif.
arayıp meşgul etmeyi severim böylelerini, alıcı gibi davranır, salak ayağına yatar sonra ben seni arayacağım der kapatırım.
al bakalım şimdi senin mis gibi bir takıntın oldu, yav**k herif.
devamını gör...
sevgili günlük
sevgili günlük,
bugünde kara düşüncelerimi süpürdüm acı defterimin içine. bugünde kanattım bazı yaralarımı bugünde sardım teker teker onları. sevgili günlük ne zaman iyileşir yaralarım? yeniden binmek istiyorum canım acımadan bisiklete; sürmek istiyorum sonunu bilmediğim sokaklara. ne zaman iyileşirse o zaman hazır olurum yeni yaralara. söyle ne zaman geçer?
bugünde kara düşüncelerimi süpürdüm acı defterimin içine. bugünde kanattım bazı yaralarımı bugünde sardım teker teker onları. sevgili günlük ne zaman iyileşir yaralarım? yeniden binmek istiyorum canım acımadan bisiklete; sürmek istiyorum sonunu bilmediğim sokaklara. ne zaman iyileşirse o zaman hazır olurum yeni yaralara. söyle ne zaman geçer?
devamını gör...
islamın terör içerdiği iddiası
siz bu ayrımı gerçekten yapamıyor musunuz.
kötü olan islam değil, müslümanlardır. ıslam dinini kendi çıkarlarına göre yorumlayan müslümanlardır kötü olan.
ıslam dini asla kötülüğü emretmez. terörü emreden islam değildir, dini kendi çıkarlarına göre yorumlayan sözde müslümanlardır. gerçek bir müslüman, dinini layığıyla yaşayan bir insan asla kötülüğe baş vurmaz.
ne örnek verebilirim diye düşünürken ilk aklıma mevlana ve yunus emre geldi. bu insanlar allah aşığı hak aşığı islam aşığıydı. dillerinden bile kötü bir söz dökülmemiştir. gerçek müslümanlar islami layık olduğu şekilde yaşayanlar, bu adamlar gibi olanlardır.
araştırmadan kopyala yapıştır bilgilerle burada dini bilgisi sağlam olmayan insaların da aklını çeliyorsunuz.
terörist müslümanlardan hiçbir farkınız yok, onlar gibi olayları işinize geldiği gibi yorumluyorsunuz.
kötü olan islam değil, müslümanlardır. ıslam dinini kendi çıkarlarına göre yorumlayan müslümanlardır kötü olan.
ıslam dini asla kötülüğü emretmez. terörü emreden islam değildir, dini kendi çıkarlarına göre yorumlayan sözde müslümanlardır. gerçek bir müslüman, dinini layığıyla yaşayan bir insan asla kötülüğe baş vurmaz.
ne örnek verebilirim diye düşünürken ilk aklıma mevlana ve yunus emre geldi. bu insanlar allah aşığı hak aşığı islam aşığıydı. dillerinden bile kötü bir söz dökülmemiştir. gerçek müslümanlar islami layık olduğu şekilde yaşayanlar, bu adamlar gibi olanlardır.
araştırmadan kopyala yapıştır bilgilerle burada dini bilgisi sağlam olmayan insaların da aklını çeliyorsunuz.
terörist müslümanlardan hiçbir farkınız yok, onlar gibi olayları işinize geldiği gibi yorumluyorsunuz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
daha evvel burada birkaç şiirimden bir bölümü paylaşmıştım. yeni yıla kendi adıma daha umutlu ve cesur bakmak adına ilk kez bir şiirimin tamamını paylaşma cüretinde bulunuyorum. kor ateş gibi kalbimizi yakan ayrılıklara rağmen daima gülümsemesini dilediklerimize... ve tabi herkese kalbindekinin isabet ettiği bir yeni yıl dileğiyle.
gülümse, uzak ellerinle
elimden güllerin kokusu kaldırıldı
serin avuç içlerin söküldü ellerimden
üzerine beton dökülmüş çimenlerin ürkekliğiyle
daha bir tedirginim dünyaya bakarken.
dünyaya neresinden bakmalı çözmüş değilim
neresinde durmalı kalabalığın, ayırt edilmek için?
niçin bizim de hakkımızdı dünyada yer edinmek?
ekmeğimi bölmek için ellerini aramam, niçin?
ellerini
kapıldığımız zincirlerden ellerime alarak
yüzüme asarak yeniden, yutkunmasız sevinçleri
sana içini rahatlatacak şeyler de söyleyebilirim,
bunlar içimi rahatlatmaz.
ne dünyadaki yerim öncelenir,
ne isteri nöbetlerim diner,
kalbimdeki leke de paklanmaz.
içimde artık uçsuzlaşan o uçurum
aşılmaz kelimelerin sarsıcı büyüsüyle
senin dokundukça içimi genişleten
serin ellerinle bile.
görkemli balo listelerinde adıma rastlanmaz
adıma kurulmuş çarmıhlar da bulamazsın
bakiyem yetersiz dünyayı değişmeye
herkes hevesle değişirken
bir sen öylece kalsaydın
sana, solgun güllere bakarken yakılmış
kederli ve içten bir yakarış sunardım:
“beni dize getirecek bir düzine söz bulunur
seni düze çıkaracak bir dize getiremem”
kendi yarasını sarmaktan muzdarip
bu benim ellerimin
niçin bu senin acılarını dindirmek arzusu?
niçin içim bir uçurumken
sana hep ağaç gölgesi çiziyorum?
işte ölürken bile göz ucuyla
niçin atıyor mu diye bir kalbi yokluyorum?
dünya gözümün önünden geçerken
sorularım hazır işte
vakitlice kalksın diye parmağımı kolluyorum
ciddiye almıyorum üç günlük mü dört mü
neresinden baktımsa dünyaya
orasından düştüm, biliyorum.
ne içindeki yerimden şikâyetçiyim artık
ne isterik vakitlerinden ömrümün
gülüp geçiyorum
halime gülüp geçen kalabalık arasından
küskün değilim adıma kurulmayan çarmıhlara da
çarmıhlar yaşamı engelleyemez nasılsa
yok saydım dünyaya dair dert ettiğim her neyse
sen yüzündeki lekeyle yalnız bir kez gülümse
böylece
kalbimdeki lekeyi unutmak için
bir imkan bulunur
çünkü bütün hırslarım dizilir de tek sıra
kalbimdeki lekeyi dizginleyemem
vicdanım karşısında
sonra belki ellerimizi açarız
kalbimize bir gül durur
bunun göklerdeki yerinden
ayrıca korkuyorum
gülümse, uzak ellerinle
elimden güllerin kokusu kaldırıldı
serin avuç içlerin söküldü ellerimden
üzerine beton dökülmüş çimenlerin ürkekliğiyle
daha bir tedirginim dünyaya bakarken.
dünyaya neresinden bakmalı çözmüş değilim
neresinde durmalı kalabalığın, ayırt edilmek için?
niçin bizim de hakkımızdı dünyada yer edinmek?
ekmeğimi bölmek için ellerini aramam, niçin?
ellerini
kapıldığımız zincirlerden ellerime alarak
yüzüme asarak yeniden, yutkunmasız sevinçleri
sana içini rahatlatacak şeyler de söyleyebilirim,
bunlar içimi rahatlatmaz.
ne dünyadaki yerim öncelenir,
ne isteri nöbetlerim diner,
kalbimdeki leke de paklanmaz.
içimde artık uçsuzlaşan o uçurum
aşılmaz kelimelerin sarsıcı büyüsüyle
senin dokundukça içimi genişleten
serin ellerinle bile.
görkemli balo listelerinde adıma rastlanmaz
adıma kurulmuş çarmıhlar da bulamazsın
bakiyem yetersiz dünyayı değişmeye
herkes hevesle değişirken
bir sen öylece kalsaydın
sana, solgun güllere bakarken yakılmış
kederli ve içten bir yakarış sunardım:
“beni dize getirecek bir düzine söz bulunur
seni düze çıkaracak bir dize getiremem”
kendi yarasını sarmaktan muzdarip
bu benim ellerimin
niçin bu senin acılarını dindirmek arzusu?
niçin içim bir uçurumken
sana hep ağaç gölgesi çiziyorum?
işte ölürken bile göz ucuyla
niçin atıyor mu diye bir kalbi yokluyorum?
dünya gözümün önünden geçerken
sorularım hazır işte
vakitlice kalksın diye parmağımı kolluyorum
ciddiye almıyorum üç günlük mü dört mü
neresinden baktımsa dünyaya
orasından düştüm, biliyorum.
ne içindeki yerimden şikâyetçiyim artık
ne isterik vakitlerinden ömrümün
gülüp geçiyorum
halime gülüp geçen kalabalık arasından
küskün değilim adıma kurulmayan çarmıhlara da
çarmıhlar yaşamı engelleyemez nasılsa
yok saydım dünyaya dair dert ettiğim her neyse
sen yüzündeki lekeyle yalnız bir kez gülümse
böylece
kalbimdeki lekeyi unutmak için
bir imkan bulunur
çünkü bütün hırslarım dizilir de tek sıra
kalbimdeki lekeyi dizginleyemem
vicdanım karşısında
sonra belki ellerimizi açarız
kalbimize bir gül durur
bunun göklerdeki yerinden
ayrıca korkuyorum
devamını gör...
