ramazana iki hafta kalması
ufaktan insanın içinde sevinç yaratır. sebepsiz biçimde bu duruma seviniyorum. sahur. iftar. o ezanı beklemek .. sahurdan sonra ulan kaç dakka kaldı diye bi yandan su bi yandan sigarayı körüklemek.
devamını gör...
eğlencelerin sırrı
bir francisco casavella kitabıdır.
topluma ve zamana ayak uydurmak her zaman kolay olmayabilir. insanın içinde bulunduğu özel durumla ve özel konumu bazı şeyleri onun için başkaları için olduğundan daha zor bir hale sokabilir. dolayısıyla belki de normalleşme ve çağdaşlaşma bireysel birer olgudur.
dünyanın her yerinde 90’lar boyunca çocukluğunu yaşamış olan insanlar bilir ki faşist bir diktatörün ayrılmasının ardından başlayan normalleşme dönemi insanda ruh ve sinir sağlığı açısından onulmaz yaralar açabilir. insan tempoya uygun davranmakta zorlanabilir. hele de taşradan kalkıp bir metropole geldiyse.
daniel 15 yaşında olan ve köyde yaşayan bir gençtir. general franco döneminin ardından gelen döneme ailesi - annesi, babası ve dedesi- ile ayak uydurmaya çalışırken kendini bir anda barcelona’da bulur ve dedesinin ona anlattığı eğlencelerin sırrını aramaya koyulur.
işareti takip et ki dünya sana yetişemesin. yolumuzu bulmak için etrafa bakımsızımızda bize yol gösterecek işaretler her yana serpilmiştir. yeter ki bakmasını bilelim.
hah’ı işaretten tanı. bulduğumuz bu işaretler sadece mekana değil mekanı dolduran insanlara da ilişmiş olabilir, o yüzden kurtadam, kurtkadın, hahadam ve hahkadınları tanımak için tetikte olmak gerekir.
sırrı bilmesen bile koru. sır kendini açıl ettiğinde bazı kişisel felaketlere neden olabilir. o yüzden sırla ilgili kesin bir fikri olmasa da insan onu korumalıdır. aksi takdirde bu hayatına mal olabilir
muğlaklığa katlan. saydam bir dünyayı kirli bir cam etrafından takip etmeye çalışmak gibi imkansız bir göreve talip olduğumuz aklımızın bir köşesinde dursun ki bu muğlak durum bizi bizden etmesin.
acele et, kıpırdama. böyle çelişkili bir kural için benim yazacak bir paragrafım yok aslında, o yüzden ben acele edip zamanın kızına yetişmeyi ve bulunduğum yeri kaybetmemeyi tercih ediyorum.
konga dansı yaparken insanların arasına saklan. eğer eğlenmek niyetimizse konga olmazsa olmazdır ama kendimizi ayan etmenin de bir anlamı yoktur.
sırrın asla bitmeyeceğini kabul et. her öğrendiğiniz şeyle bilmediklerimizin ne kadar çok olduklarını görüp şaşkınlığa düştüğümüz bu zamanda sır asla son bulamayacaktır.
size eğlencelerin sırrını anlatmak isterdim ama böyle bir riske giremeyecek kadar çok seviyorum hayatı. iyisi mi siz kitabı alın ve sırrı kendiniz kovalamaya çalışın.
topluma ve zamana ayak uydurmak her zaman kolay olmayabilir. insanın içinde bulunduğu özel durumla ve özel konumu bazı şeyleri onun için başkaları için olduğundan daha zor bir hale sokabilir. dolayısıyla belki de normalleşme ve çağdaşlaşma bireysel birer olgudur.
dünyanın her yerinde 90’lar boyunca çocukluğunu yaşamış olan insanlar bilir ki faşist bir diktatörün ayrılmasının ardından başlayan normalleşme dönemi insanda ruh ve sinir sağlığı açısından onulmaz yaralar açabilir. insan tempoya uygun davranmakta zorlanabilir. hele de taşradan kalkıp bir metropole geldiyse.
daniel 15 yaşında olan ve köyde yaşayan bir gençtir. general franco döneminin ardından gelen döneme ailesi - annesi, babası ve dedesi- ile ayak uydurmaya çalışırken kendini bir anda barcelona’da bulur ve dedesinin ona anlattığı eğlencelerin sırrını aramaya koyulur.
işareti takip et ki dünya sana yetişemesin. yolumuzu bulmak için etrafa bakımsızımızda bize yol gösterecek işaretler her yana serpilmiştir. yeter ki bakmasını bilelim.
hah’ı işaretten tanı. bulduğumuz bu işaretler sadece mekana değil mekanı dolduran insanlara da ilişmiş olabilir, o yüzden kurtadam, kurtkadın, hahadam ve hahkadınları tanımak için tetikte olmak gerekir.
sırrı bilmesen bile koru. sır kendini açıl ettiğinde bazı kişisel felaketlere neden olabilir. o yüzden sırla ilgili kesin bir fikri olmasa da insan onu korumalıdır. aksi takdirde bu hayatına mal olabilir
muğlaklığa katlan. saydam bir dünyayı kirli bir cam etrafından takip etmeye çalışmak gibi imkansız bir göreve talip olduğumuz aklımızın bir köşesinde dursun ki bu muğlak durum bizi bizden etmesin.
acele et, kıpırdama. böyle çelişkili bir kural için benim yazacak bir paragrafım yok aslında, o yüzden ben acele edip zamanın kızına yetişmeyi ve bulunduğum yeri kaybetmemeyi tercih ediyorum.
konga dansı yaparken insanların arasına saklan. eğer eğlenmek niyetimizse konga olmazsa olmazdır ama kendimizi ayan etmenin de bir anlamı yoktur.
sırrın asla bitmeyeceğini kabul et. her öğrendiğiniz şeyle bilmediklerimizin ne kadar çok olduklarını görüp şaşkınlığa düştüğümüz bu zamanda sır asla son bulamayacaktır.
size eğlencelerin sırrını anlatmak isterdim ama böyle bir riske giremeyecek kadar çok seviyorum hayatı. iyisi mi siz kitabı alın ve sırrı kendiniz kovalamaya çalışın.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
1. ve 2. inönü muharebelerinin "ismet inönü" ile bir ilgisi yoktur. savaşları o kazanmıştır ama savaşların geçtiği yer, eskişehir'in inönü ilçesidir. soyadı kanunu ile ismet paşaya atatürk vermiştir "inönü" soyadını.
dip: ben öğreneli 3-5 yıl oluyor lan bilen varsa dalga geçmesin.
dip: ben öğreneli 3-5 yıl oluyor lan bilen varsa dalga geçmesin.
devamını gör...
sevgi çiçeği
halk arasında kırmızı peygamber çiçeği, yanardöner ve gelin düğmesi isimleriyle anılan bitki, dünyada sadece ankara’nın gölbaşı ilçesinde yetişen endemik bir bitkidir. son zamanlarda tahmin edebileceğimiz gibi nesli tükenme tehlikesindeymiş. ekolojik tarım ile bunun öne geçilebileceği söyleniyor. sevgi de tüketiliyor ya günümüzde, çiçeğine de sıra geliyor yavaş yavaş. sevip de kavuşamayan iki aşığı temsil ediyormuş bu çiçek işte buradan çiçek açıyormuş.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan'ın hitabet yeteneği
su götürmez bir gerçek. ne kadar muhalifte olsak sevmesek de yiğidi öldür ama hakkını yeme demişler.
devamını gör...
konuşurken en çok kullanılan kelime
kovid 19 ile birlikte çok malesef "takdiri ilahi,yapacak birşey yok,elimizden birşey gelmiyor,allah sabır versin"...
devamını gör...
adrenalin
az önce trafikte manyağın biriyle kapışma sırasında ; en sevdiğim hormonum olan “adrenalin”yükselmesi yaşadım.ben soldan basmışım gidiyorum , adam önünde otobüs var diye bir anda sağdan önüme kırdı. sonra ben korna çalarak yanından bir hışımla geçtim. o da erkek adam hatalı da olsa naapcak ??illaa magandalık. arkama geçiyor sağa geçiyor yol vermiyorum sola geçiyor yol vermiyorum ahahahahaa selektör yakıyor falan.... ben de aniden frene bastım zor durdu. * sonra bekledim yanıma gelsin de bir ifadesini alayım. açtım pencereyi baktım yüzüne.. adam kadın görünce önce bir afalladı sonra naapıosun sen dedi??? ben de asıl sen naapıosun şerefsiz dedim... hızla gidyorum önüme arabanı kırıyorsun dedim.. kısık sesle bişiler söyledi sonra bastı gitti. *.. ama iyi oldu ayıldım sabah sabah güzeldi . *
devamını gör...
kadınların zeki erkek sevmesi
e tabi.
kendimden daha salak insanlara tahammülüm yok.
kendimden daha salak insanlara tahammülüm yok.
devamını gör...
normal sözlük'teki kaliteli yazarların sözlüğü bırakması
ben 11 sene forumda yöneticiydim. ilk 3 sene gerçekten de çok hareketli geçti. gidenler, gelenler, forumu sabote edenler vesaire. burası da kurulalı daha 1 sene olmadı. bu tip hareketler olmaya devam edecektir. ama bir kaç sene içinde yazar kadrosu şekillenip, düzenli bir hal alacaktır. benim bu konuda şüphem yok.
dolayısıyla takılmıyorum bu tarz olaylara.
dolayısıyla takılmıyorum bu tarz olaylara.
devamını gör...
ayrılık acısı geçer mi sorunsalı
aklı başında hiçbir insanın altında tek kelime etmemesi gereken başlık.
yoksa gün gelir ya dediğinizin tam tersini yaşarsınız, ya da yaşatırlar.
tuzak sorunsal bu ya, pis!*
yoksa gün gelir ya dediğinizin tam tersini yaşarsınız, ya da yaşatırlar.
tuzak sorunsal bu ya, pis!*
devamını gör...
sizi üzen ve hüsrana uğratan şey
insanlar. bu kadar deneyimden sonra hala insanlar.
devamını gör...
normal sözlük'te yazarlara kurucu üye unvanı verilsin kampanyası
yanında fıstıklıbörekte de istermisin?
devamını gör...
ronald david laing
1927-1989 yılları arasında yaşamış olan bir psikiyatristtir, radikal psikiyatri akımı içinde yer alır ve işlevselcilerin çizdiği mutlu aile tablosunu eleştirir. laing aile üyelerinden en az birinin şizofrenik olduğu aileler üzerinde çalışmış, şizofreninin “delilik” olmadığını, şizofrenik olduğu ileri sürülen bir davranışın aile ilişkileri bağlamında ele alındığında anlamlı olabildiğini savunmuştur. diğer bir deyişle laing’e göre şizofrenik davranış ancak aile ilişkileri bağlamında anlaşılabilir ve makul bir davranış olarak kabul edilebilir.
laing ailenin bir dizi etkileşimden oluştuğunu, bu etkileşim sırasında üyelerin birbirleriyle karmaşık bir taktik oyunu oynadıklarını, oyun sırasında da bir dizi strateji kullandıklarını, ama bu etkileşimlerden bazılarının bireyler için zararlı, sömürücü veya yok edici olabildiğini ileri sürer. etkileşimin nasıl zararlı olabildiğini jane örneği ile anlatır. şizofrenik olarak tanımlanan jane hareketsiz oturmakta, sadece beslendiği zaman yemek yemekte, kendi düş dünyasında yaşamaktadır. bu dünya bir tenis oyunundan ibarettir ve jane de tenis topudur. gerçek dünyada jane’in ailesi bir çatışma yaşamaktadır, aile ikiye bölünmüştür, birbirleriyle iletişim kurmamakta, sadece jane aracılığıyla iletişim kurmaktadırlar. bu gerilim çok arttığında jane kaçmakta ve kendi düş dünyasına sığınmaktadır. ama düş dünyasındaki tenis oyunu ailedeki iletişim desenini temsil etmektedir, yani bu dünya bile ailesinden tamamen kaçmak için yeterli değildir.
bu vaka, ailenin bireyi nasıl sömürdüğünü ve aile içi etkileşimin nasıl zararlı olabileceğini gösteren bir örnektir. laing, ailenin çoğunluğu tarafından paylaşılan değer, inanç ve genel kanıyı, aile içindeki yoğun ilişkiler ağını ifade etmek için (bkz: aile nexusu)kavramını kullanır. nexus aile bağı değildir, ailedeki herkesin uyması beklenen ortak değerlerden oluşan son derece güçlü bir ağdır. nexus aile kimliğinin güçlenmesini ve sürdürülmesini sağlar, ama ailedeki her bireyin diğer bireylerin görüşlerinden, düşüncelerinden ve kendisine yönelik tutumlarından derinden etkilenesine, diğerlerinin düşündüğü gibi düşünmeye çalışmasına neden olur. nexus yüzünden aile bireyleri birbirlerinden sürekli olarak ilgi ve dikkat isterler. laing’e boğucu bir bağ olan nexus aynı zamanda aile bireylerini diğer aile bireyleri tarafından maniple edilebilecek, kolayca incinebilecek savunmasız bir hale getirir. aile nexusu içindeki etkileşim karşılıklı içselleştirme ile sonuçlanır.
bu kavram, aile üyelerinin aile kimliğini kendi kişisel gelişimlerini, özellikle benlik gelişimlerini sınırlayacak şekilde içselleştirmelerini ifade eder. bireyler aileyi içselleştirirler, aile üyeleri birbirlerinin ve bir bütün olarak ailenin bir parçası haline gelirler ve kendi benliklerini, özgürlüklerini ve kendi farkındalıklarını kaybederler. aile değerleri ve tutumları bireyin kendi değerleri ve tutumları haline geldiği zaman birey artık özerklik duygusunu kaybeder. yani aile kimliği, bireylerin özgürlükleri pahasına sağlanır ve bireye zarar verir. laing’e göre aile bireylerinin aile kimliğini kendi kişisel benlik gelişimlerini sınırlayacak şekilde ve derecede içselleştirmeleri sorunludur, aile değerleri bireyin kendi değerleri haline geldiğinde birey kişisel özgürlüğünü ve farkındalığını kaybeder.
leach gibi laing de aile üyeleri arasında bağımlılığın ve karşılıklı bağlanmanın çok yoğun olmasının aile üyelerinin kendileri ile toplumun geri aklanı arasına bir bariyer koymasıyla sonuçlanacağını düşünür. laing için aile üyeleri bir aile gettosu içinde yaşamaktadır. aile dış dünyadan korkmaya başlar ve aile içinde aşırı korumacı davranışlar görülür. dış dünyanın bir tehdit oluşturduğu duygusu ve aşırı korumacı davranışları nexusu daha da güçlendirir. laing bu durumda aile üyelerinin, özellikle çocukların dünyayı “bize benzeyen insanlar” ve “onlara benzeyen insanlar” şeklinde görmeye başladıklarını belirtir. bu oldukça tehlikeli bir sonuçtur çünkü bu ayrım daha sonra kolaylıkla ırklar, etnik gruplar, mezhepler, dinler ya da sınıflar konusunda ayrımcı davranışlar göstermeye dönüşebilir. dolayısıyla bu ayrım sadece ailenin kendisi için değil, toplumun bütünü için de zararlıdır. l
leach ve laing’in çalışmaları çeşitli açılardan eleştirilmiştir. ikisi de aile hakkında detaylı bir alan araştırması yapmamakla eleştirilmektedir, üstelik laing’in çalışması sadece şizofrenik bir üyesi olan ailelerle sınırlıdır. bir diğer eleştiri leach’in çalışmasının aksine laing’in çalışmasının tarihsle perspektiften yoksun olduğu yönündedir. her ikisi de toplumsal sınıfları ya da sınıf ve aile arasındaki ilişkileri görmezden gelmekle eleştirilmiştir. ayrıca ikisi de sadece batı toplumlarını analiz etmekle eleştirilmişlerdir
laing ailenin bir dizi etkileşimden oluştuğunu, bu etkileşim sırasında üyelerin birbirleriyle karmaşık bir taktik oyunu oynadıklarını, oyun sırasında da bir dizi strateji kullandıklarını, ama bu etkileşimlerden bazılarının bireyler için zararlı, sömürücü veya yok edici olabildiğini ileri sürer. etkileşimin nasıl zararlı olabildiğini jane örneği ile anlatır. şizofrenik olarak tanımlanan jane hareketsiz oturmakta, sadece beslendiği zaman yemek yemekte, kendi düş dünyasında yaşamaktadır. bu dünya bir tenis oyunundan ibarettir ve jane de tenis topudur. gerçek dünyada jane’in ailesi bir çatışma yaşamaktadır, aile ikiye bölünmüştür, birbirleriyle iletişim kurmamakta, sadece jane aracılığıyla iletişim kurmaktadırlar. bu gerilim çok arttığında jane kaçmakta ve kendi düş dünyasına sığınmaktadır. ama düş dünyasındaki tenis oyunu ailedeki iletişim desenini temsil etmektedir, yani bu dünya bile ailesinden tamamen kaçmak için yeterli değildir.
bu vaka, ailenin bireyi nasıl sömürdüğünü ve aile içi etkileşimin nasıl zararlı olabileceğini gösteren bir örnektir. laing, ailenin çoğunluğu tarafından paylaşılan değer, inanç ve genel kanıyı, aile içindeki yoğun ilişkiler ağını ifade etmek için (bkz: aile nexusu)kavramını kullanır. nexus aile bağı değildir, ailedeki herkesin uyması beklenen ortak değerlerden oluşan son derece güçlü bir ağdır. nexus aile kimliğinin güçlenmesini ve sürdürülmesini sağlar, ama ailedeki her bireyin diğer bireylerin görüşlerinden, düşüncelerinden ve kendisine yönelik tutumlarından derinden etkilenesine, diğerlerinin düşündüğü gibi düşünmeye çalışmasına neden olur. nexus yüzünden aile bireyleri birbirlerinden sürekli olarak ilgi ve dikkat isterler. laing’e boğucu bir bağ olan nexus aynı zamanda aile bireylerini diğer aile bireyleri tarafından maniple edilebilecek, kolayca incinebilecek savunmasız bir hale getirir. aile nexusu içindeki etkileşim karşılıklı içselleştirme ile sonuçlanır.
bu kavram, aile üyelerinin aile kimliğini kendi kişisel gelişimlerini, özellikle benlik gelişimlerini sınırlayacak şekilde içselleştirmelerini ifade eder. bireyler aileyi içselleştirirler, aile üyeleri birbirlerinin ve bir bütün olarak ailenin bir parçası haline gelirler ve kendi benliklerini, özgürlüklerini ve kendi farkındalıklarını kaybederler. aile değerleri ve tutumları bireyin kendi değerleri ve tutumları haline geldiği zaman birey artık özerklik duygusunu kaybeder. yani aile kimliği, bireylerin özgürlükleri pahasına sağlanır ve bireye zarar verir. laing’e göre aile bireylerinin aile kimliğini kendi kişisel benlik gelişimlerini sınırlayacak şekilde ve derecede içselleştirmeleri sorunludur, aile değerleri bireyin kendi değerleri haline geldiğinde birey kişisel özgürlüğünü ve farkındalığını kaybeder.
leach gibi laing de aile üyeleri arasında bağımlılığın ve karşılıklı bağlanmanın çok yoğun olmasının aile üyelerinin kendileri ile toplumun geri aklanı arasına bir bariyer koymasıyla sonuçlanacağını düşünür. laing için aile üyeleri bir aile gettosu içinde yaşamaktadır. aile dış dünyadan korkmaya başlar ve aile içinde aşırı korumacı davranışlar görülür. dış dünyanın bir tehdit oluşturduğu duygusu ve aşırı korumacı davranışları nexusu daha da güçlendirir. laing bu durumda aile üyelerinin, özellikle çocukların dünyayı “bize benzeyen insanlar” ve “onlara benzeyen insanlar” şeklinde görmeye başladıklarını belirtir. bu oldukça tehlikeli bir sonuçtur çünkü bu ayrım daha sonra kolaylıkla ırklar, etnik gruplar, mezhepler, dinler ya da sınıflar konusunda ayrımcı davranışlar göstermeye dönüşebilir. dolayısıyla bu ayrım sadece ailenin kendisi için değil, toplumun bütünü için de zararlıdır. l
leach ve laing’in çalışmaları çeşitli açılardan eleştirilmiştir. ikisi de aile hakkında detaylı bir alan araştırması yapmamakla eleştirilmektedir, üstelik laing’in çalışması sadece şizofrenik bir üyesi olan ailelerle sınırlıdır. bir diğer eleştiri leach’in çalışmasının aksine laing’in çalışmasının tarihsle perspektiften yoksun olduğu yönündedir. her ikisi de toplumsal sınıfları ya da sınıf ve aile arasındaki ilişkileri görmezden gelmekle eleştirilmiştir. ayrıca ikisi de sadece batı toplumlarını analiz etmekle eleştirilmişlerdir
devamını gör...
amaterasu (yazar)
kendileri kaliteli bir sözlük yazarıdır. kendisiyle arada bir sohbet etme imkanımız oluyor; çok tatlı, sevgisini de asla esirgemeyen birisiiii. yazılarınızın devamını bekliyoruz efenim. keyifli sözlüklerr.*
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
"eyer diyer felan" beni çıldırtan yanlışlar.
devamını gör...
islam ve kadın
din konuşmayı ve dinleri kötülemeyi hiç sevmem. lakin islamda kadının yerini hiç beğenmiyorum. ayetler beni oldukça rahatsız ediyor. kadın adeta bir obje konumunda. üstelik kadın erkek eşitliğinden bahsetmek de pek mümkün değil. kadınlar kapanmak zorunda, kadınlar tek eşliyken erkekler birden fazla kadınla evlenebiliyor. üstelik ne kadar evirilip çevrilmeye çalışılsa da bir ayette erkeklere eşlerini dövebilecekleri söyleniyor. cennette erkeklere verilecek olan "göğüsleri yeni tomurcuklanmış" hurilerden bahsetmiyorum bile. müslüman arkadaşlar lütfen alınmasın. sadece benim fikrim.
devamını gör...
en güzel düet şarkılar
barış manço ve cem karaca - uzun ince bir yoldayım
devamını gör...
uzat sarı saçlarını rapunzel
mükemmel tanımları olan ve beğenilerini eksik etmeyen yazar arkadaşımızdır.
takipteyiz efendim.
takipteyiz efendim.
devamını gör...
gereksiz edebiyatı yapılan şeyler
her türlü içki (rakı , şarap , çay , kahve...)
şehirler.
köy yaşamı.
arabalar.
z kuşağı.
falan filan çok var ya hangini yazayım.
şehirler.
köy yaşamı.
arabalar.
z kuşağı.
falan filan çok var ya hangini yazayım.
devamını gör...
yüksek bir kattaki balkondan yere bakarken düşünülenler
atlasam mı, acaba beynim patlar mı, kaç saniyede düşerim, havadayken kalbim durur mu, ,izmariti fırlatsam birinin balkonuna düşer mi, ambülans kaç saatte gelir gibi hayati önemi haiz sorgulamalar. bakmayın arkadaşım, sakat işler bunlar. şeytan ittirir.
devamını gör...