çınar olayı
osmanlı duraklama döneminin en elim olaylarından biridir. 1656 yılında tahtta padişah 4.mehmet oturmaktadır ve henüz 14 yaşında bir delikanlıdır. osmanlı imparatorluğu girit adasının fethi için epey asker kaybetmiş, ekonomisi de önemli bir ölçüde zayıflamıştır.
1656 yılında kapıkulu ocakları son ulufelerini düşük ayarlı gümüş akçe ile alınca, belli başlı bazı paşaların da kışkırtması ile ayaklanırlar. bu işte parmağı olduğunu düşündükleri kişilerin kellelerini isterler. 2 mart 1656 günü başlayan ayaklanmanın haberi saraya ulaşır.
nihayet 4 mart 1656 günü padişah asiler ile görüşmeye karar verir ve ayak divanına çıkmayı kabul eder. maiyeti ile birlikte soğukçeşme'deki alay köşküne gelir.
zorbalar burada padişaha şikayetlerini sıralamaya başlarlar. giritte venedikliler ile yağma konusunda yaşadıkları anlaşmazlıklardan, askere düşük ayarlı akçe ile ulufe verilmesinden, aynı zamanda ulufelerin gününde ödenmemesinden ve bundan ötürü kusurlu saydıkları tüm devlet adamlarını sıralayıp hepsinin teslim edilmesini isterler.
padişahın yanında bulunan ve henüz yeni sadrazam tayin edilmiş olan rikâb kaymakamı zurnazen mustafa paşa bu kişilerin mallarının müsadere edilip kendilerinin sürülmelerini teklif ettiyse de herhangi bir faydası olmadı. âsilerin, “seni dahi isteriz” demeleri üzerine ortalığa bir sessizlik hâkim oldu ve neticede padişahın hatt-ı şerifiyle önce dârüssaâde ağası behram ağa, kapı ağası bosnalı çalık ahmed ağa ve ibrâhim ağa bostancıbaşı vasıtasıyla öldürüldü ve cesetleri saraydan çıkarılarak asilere teslim edildi.
tüm bunlarla birlikte 30 kadar saray içinden ve dışından devlet adamı kapıkulu askerleri tarafından bulundukları yerde öldürüldüler. bunların cesetleri âsiler tarafından sultanahmet meydanı’ndaki çınar ağaçlarına asıldı. bundan dolayı bu olaya osmanlı tarihinde “çınar vak‘ası” adı verildi.
aynı zamanda bu manzara, meyveleri insan şeklinde bir ağaca benzetildiğinden tarihimizde “vak‘a-i vakvakıyye” adıyla da meşhur oldu.
bu isyanın sonunda zorbaların ısrarı ile devletin çeşitli kademelerinde önemli değişiklikler yapıldı ve isyan sona erdi.
1656 yılında kapıkulu ocakları son ulufelerini düşük ayarlı gümüş akçe ile alınca, belli başlı bazı paşaların da kışkırtması ile ayaklanırlar. bu işte parmağı olduğunu düşündükleri kişilerin kellelerini isterler. 2 mart 1656 günü başlayan ayaklanmanın haberi saraya ulaşır.
nihayet 4 mart 1656 günü padişah asiler ile görüşmeye karar verir ve ayak divanına çıkmayı kabul eder. maiyeti ile birlikte soğukçeşme'deki alay köşküne gelir.
zorbalar burada padişaha şikayetlerini sıralamaya başlarlar. giritte venedikliler ile yağma konusunda yaşadıkları anlaşmazlıklardan, askere düşük ayarlı akçe ile ulufe verilmesinden, aynı zamanda ulufelerin gününde ödenmemesinden ve bundan ötürü kusurlu saydıkları tüm devlet adamlarını sıralayıp hepsinin teslim edilmesini isterler.
padişahın yanında bulunan ve henüz yeni sadrazam tayin edilmiş olan rikâb kaymakamı zurnazen mustafa paşa bu kişilerin mallarının müsadere edilip kendilerinin sürülmelerini teklif ettiyse de herhangi bir faydası olmadı. âsilerin, “seni dahi isteriz” demeleri üzerine ortalığa bir sessizlik hâkim oldu ve neticede padişahın hatt-ı şerifiyle önce dârüssaâde ağası behram ağa, kapı ağası bosnalı çalık ahmed ağa ve ibrâhim ağa bostancıbaşı vasıtasıyla öldürüldü ve cesetleri saraydan çıkarılarak asilere teslim edildi.
tüm bunlarla birlikte 30 kadar saray içinden ve dışından devlet adamı kapıkulu askerleri tarafından bulundukları yerde öldürüldüler. bunların cesetleri âsiler tarafından sultanahmet meydanı’ndaki çınar ağaçlarına asıldı. bundan dolayı bu olaya osmanlı tarihinde “çınar vak‘ası” adı verildi.
aynı zamanda bu manzara, meyveleri insan şeklinde bir ağaca benzetildiğinden tarihimizde “vak‘a-i vakvakıyye” adıyla da meşhur oldu.
bu isyanın sonunda zorbaların ısrarı ile devletin çeşitli kademelerinde önemli değişiklikler yapıldı ve isyan sona erdi.
devamını gör...
hazall
“aynı gezegen, farklı kaderler... bir neslin kaderini, bir evvelki nesil tayin eder. çocuklara güzel bir gelecek bırakmamız lazım” diyerek çalışmalarına başladı. toplumsal duyarlılığın artması için birçok sosyal aktivitede bulunurken, aşağıdaki videoyu seyredince inci tanesi gözyaşlarını tutamadı...kendini çabuk toplayarak bir sivil dayanışma platformu olan kafa sözlük’e hazall nicki ile geldi.
bilgi dolu tanımları ile çok başarılı olunca yoldaş onu kapıp moderatör yaptı. kibarlığı, yardımseverliği, tatlılığı, sevecenliği, sempatikliği ile sözlükte büyük bir hayran kitlesine ulaştı. insanların ruhuna o kadar güzel dokunuyor ki… erdemlerin kraliçesi, barış güvercini hazall’ı gelecekte unicef’in başında görünce çok mutlu olacağız.
bilgi dolu tanımları ile çok başarılı olunca yoldaş onu kapıp moderatör yaptı. kibarlığı, yardımseverliği, tatlılığı, sevecenliği, sempatikliği ile sözlükte büyük bir hayran kitlesine ulaştı. insanların ruhuna o kadar güzel dokunuyor ki… erdemlerin kraliçesi, barış güvercini hazall’ı gelecekte unicef’in başında görünce çok mutlu olacağız.
devamını gör...
12 yaşından evlendiği güne kadar her gün fotoğraf çekilen adam
oldukça uğraş gerektiren bir şey yapmış olan kişidir.
tebrik etmek lazım.
tebrik etmek lazım.
devamını gör...
güne bir söz bırak
"jeder von uns ist sein eigener teufel, und wir machen uns diese welt zur hölle."
-oscar wilde
meali; "biz birbirimizin şeytanıyız ve bu dünyayı cehenneme çeviriyoruz."
-oscar wilde
meali; "biz birbirimizin şeytanıyız ve bu dünyayı cehenneme çeviriyoruz."
devamını gör...
irvin d. yalom
kitaplarından ikisinde meslektaşı olan terapistleri hastalarla cinsel münasebet yaşamak konusunda uyaran, aşkın celladı, divan ve annem ve terapi öyküleri gibi kitaplarıyla aklımızda yer edinen varoluşçu yaklaşımın savunucusu yazardır.
her ne kadar meslektaşlarını bu konuda uyarsa da; amerika birleşik devletleri'nde hastayla ilişkiye girme oranı yüksek hâlâ. adamı pek dinledikleri yok. getirisi götürüsü nedir mars? artan intihar olayları.
her ne kadar meslektaşlarını bu konuda uyarsa da; amerika birleşik devletleri'nde hastayla ilişkiye girme oranı yüksek hâlâ. adamı pek dinledikleri yok. getirisi götürüsü nedir mars? artan intihar olayları.
devamını gör...
ilk başta sevilmeyip zamanla alışılan şeyler
sevgilim
devamını gör...
çok kadın gerçekten hiç kadın mıdır sorunsalı
(bkz: aslında ben yokum)
devamını gör...
geceye bir 90'lar şarkısı bırak
umay umay-hareket vakti.
devamını gör...
atforvendetta
kendisini anlatmaya yetecek sözler bulamadığım yazardır. yardımsever, sabırlı, itinalı, candan, zarif bir insan tanıdığıma çok mutluyum . *
devamını gör...
nickaltıma yazdığın için teşekkür ederim favorisi
kimse kimseye yazmak zorunda değil sonuçta. yazıyorsa gerçekten içinden geldiği için yazmıştır diye düşünüyorum. bu ince hareketi için de teşekkür mahiyetinde bir yıldız çakıveriyorum.
devamını gör...
800 tanım giren yazara yirmi bin liralık çek hediyesi
(bkz: millet ne sigaralar içiyor)
devamını gör...
dil
dil
dil; insanların duygu ve düşüncelerini anlatmak, iletişim kurmak amacıyla kullanılan semboller bütünüdür.
dil, toplumun kültürünü etkiler. düşünme biçimini, bilimi, sanatı, felsefeyi etkiler.
insanlar; olaylara, nesnelere ve durumlara isim ( ad ) vermişlerdir. onları kavramlaştırarak dili oluşturmuşlardır.
insan, düşündüklerini dil ile dışarıya aktarır. dilin olanakları, sınırları düşüncelerin açık ve anlaşılır ifade edilmesini etkiler.
dil, zaman içinde toplumun kültürüyle değişime uğrar. zengin kelime hazinesine sahip dillerin kullanıldığı toplumlarda bilim ve sanat, felsefe gelişir.
dil, düşünceyi düşünce ise dili etkiler.
konuştuğunuz dili daha kibar, daha saygılı kullandığınızda zamanla düşüncelerinizin de saygılı ve hoşgörülü olma yönünde değiştiğini fark edersiniz. ya da tam tersi olabilir.
kavram: nesnelerin zihindeki tasarımıdır. örneğin; dünyada farklı boyda ve özellikte pek çok ağaç var. ancak - ağaç - kavramını düşündüğümüzde zihnimizde kökleri, gövdesi, dalları ve yaprakları olan genel bir varlık canlanır. işte buna kavram denir.
kavramları dil ile ifade ederiz. buna terim denir.
* kavramları doğru yerde ve doğru anlamda kullanmak çok önemlidir. yanlış anlamaları, hataları, yanlış akıl yürütmeleri önlemek için doğru kullanılmalıdır.
kavramlar dil kalıplarıdır. konuşmayı öğrenirken benzer varlıkları genel bir kavramla ifade ederiz. insan, kedi, deniz... gibi
dil, geçmişten günümüze kadar birçok değişime uğramıştır. başka ülkelerle komşuluğa sahip olan ve onlarla kültür alışverişinde bulunan milletlerin dilleri, birbirinden mutlaka etkilenir ve oluşturmuş oldukları dil ya yozlaşır ya da gelişir.
dil; insanların duygu ve düşüncelerini anlatmak, iletişim kurmak amacıyla kullanılan semboller bütünüdür.
dil, toplumun kültürünü etkiler. düşünme biçimini, bilimi, sanatı, felsefeyi etkiler.
insanlar; olaylara, nesnelere ve durumlara isim ( ad ) vermişlerdir. onları kavramlaştırarak dili oluşturmuşlardır.
insan, düşündüklerini dil ile dışarıya aktarır. dilin olanakları, sınırları düşüncelerin açık ve anlaşılır ifade edilmesini etkiler.
dil, zaman içinde toplumun kültürüyle değişime uğrar. zengin kelime hazinesine sahip dillerin kullanıldığı toplumlarda bilim ve sanat, felsefe gelişir.
dil, düşünceyi düşünce ise dili etkiler.
konuştuğunuz dili daha kibar, daha saygılı kullandığınızda zamanla düşüncelerinizin de saygılı ve hoşgörülü olma yönünde değiştiğini fark edersiniz. ya da tam tersi olabilir.
kavram: nesnelerin zihindeki tasarımıdır. örneğin; dünyada farklı boyda ve özellikte pek çok ağaç var. ancak - ağaç - kavramını düşündüğümüzde zihnimizde kökleri, gövdesi, dalları ve yaprakları olan genel bir varlık canlanır. işte buna kavram denir.
kavramları dil ile ifade ederiz. buna terim denir.
* kavramları doğru yerde ve doğru anlamda kullanmak çok önemlidir. yanlış anlamaları, hataları, yanlış akıl yürütmeleri önlemek için doğru kullanılmalıdır.
kavramlar dil kalıplarıdır. konuşmayı öğrenirken benzer varlıkları genel bir kavramla ifade ederiz. insan, kedi, deniz... gibi
dil, geçmişten günümüze kadar birçok değişime uğramıştır. başka ülkelerle komşuluğa sahip olan ve onlarla kültür alışverişinde bulunan milletlerin dilleri, birbirinden mutlaka etkilenir ve oluşturmuş oldukları dil ya yozlaşır ya da gelişir.
devamını gör...
başlıkta kendi tanımını okuyup ne güzel tanımmış bu demek
sıklıkla kullandığım o kadar kelime var ki hemen anlıyorum, şaşıramıyorum. hatta başkalarının tanımını ben yazdım zannediyorum bazen. ben çıkmayınca şaşırıyorum.
devamını gör...
jump in the line
lord kitchener tarafından yazılıp harry belafonte tarafından seslendirilen artık ikonik bir hal almış şarkıdır.
harry belafonte’nin jump up calypso albümünde yer alan şarkı ilk yayınlanmasının ardından 9 sene geçince harry belafonte tarafından seslendirilerek ün kazanmıştır.

trinidad tobago kökenli olan ve sömürgeci hükümetlere ve valilere bir başkaldırı niteliği taşıyan ancak oldukça ritmik ve coşturucu bir melodiye sahip olan calpyso tarzında bir şarkıdır.
zaten harry belafonte jamaika asıllı bir şarkıcıdır ve bir insan hakları savunucusudur. ayrıca çok renkli bir kişiliğe de sahip olan belafonte amerika’da kalipsonun kralı olarak da anılır.
şarkının dünya çapında üne kavuşması ise ne belofante’nin mükemmel yorumu ne de şarkının insanı sürükleyen ritmi sayesinde olmuştur. şarkıya sahip olduğu ünü kazandıran ve onlarca coverının yapılmasına neden olan hayran mı olsam nefret mi etsem karar veremediğim yönetmen tim burton’ın beetlejuice filmidir.

filmin önemli bir sahnesinde kullanılan şarkı lydia deetz karakterini canladıran winona rider’ın ve ona eşlik eden ailenin sevimli ama korkutucu dansları eşliğinde kullanılmıştır.
harry belafonte’nin jump up calypso albümünde yer alan şarkı ilk yayınlanmasının ardından 9 sene geçince harry belafonte tarafından seslendirilerek ün kazanmıştır.

trinidad tobago kökenli olan ve sömürgeci hükümetlere ve valilere bir başkaldırı niteliği taşıyan ancak oldukça ritmik ve coşturucu bir melodiye sahip olan calpyso tarzında bir şarkıdır.
zaten harry belafonte jamaika asıllı bir şarkıcıdır ve bir insan hakları savunucusudur. ayrıca çok renkli bir kişiliğe de sahip olan belafonte amerika’da kalipsonun kralı olarak da anılır.
şarkının dünya çapında üne kavuşması ise ne belofante’nin mükemmel yorumu ne de şarkının insanı sürükleyen ritmi sayesinde olmuştur. şarkıya sahip olduğu ünü kazandıran ve onlarca coverının yapılmasına neden olan hayran mı olsam nefret mi etsem karar veremediğim yönetmen tim burton’ın beetlejuice filmidir.

filmin önemli bir sahnesinde kullanılan şarkı lydia deetz karakterini canladıran winona rider’ın ve ona eşlik eden ailenin sevimli ama korkutucu dansları eşliğinde kullanılmıştır.
devamını gör...
bungee jumping
şöylesi makbul olsa gerek:
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
göçmen kuşlara dair karalamam.
sonbahar, göç mevsimidir. ilkbaharda, akın akın yavrulamaya gelen kuşlar, sonbaharda yavrularını önlerine katıp sıcak yerlere giderler. uçabilecek olgunluğa erişmiş genç kuşların, dünya ile tanışma mevsimidir sonbahar.
koca cüsseli kuşlar gibi, minik cüsseli kuşlar da göçer.
göç, doğanın kendisini nasıl koordine ettiğini gösterir insanlara. ekip ruhu, dayanıklılık, anı yaşamaktır. yaradılışa tabi olup, anı yaşamaktır. bir kuş gibi aç uyanıp, yemek arayıp bulup, yıllardır oluşan döngüye uymaktır.
kuşların adaptasyonu, insana ilham verebilecek bir adaptasyondur. kuşların yaşamayacağı yer yok gibidir. camiler ile özdeşleşen güvercinin, beton köprülerde yuva kurması buna en güzel örnektir. güvercinler içinde, göçmen olanı da vardır ve adı gök güvercinidir.
en küçük göçmen kuş, sinek kuşudur. sadece üç buçuk gram olan sinek kuşu, saatte kırk sekiz kilometre hızla uçabilir. dokuz yüz altmış beş kilometre uzağa kadar, göç edebilir.
şu sıralar, tepemizde ahenk içinde uçan kuş sürülerini görebileceğimiz zamanlar.
el kadar olan, kuyruğu ile ayırt edilen kırlangıçlar da, göçmen kuşlardandır. havada uçarken beslenirler. uçan böcekleri yerler. yaz akşam üstleri, camilerde, ezan vaktinde coşan kırlangıçların yuvasına görmeyen yoktur. yaşamlarını bizler ile aynı hizada kurarlar. ağzı açık, yemek bekleyen kırlangıç yavruları camilerin, alçak binaların çatı kenarlarından ses eder annelerine.
göç kelimesini çağrıştıran, göç kelimesine simge olmuş leylekleri en sona bıraktım. her baharda gelen hacı leylekleri.
her ilkbaharda, bursa'da ulubat gölü’nde, adem amca'nın kayığına konan, adını bir köye veren yaren leylek ve diğer leylekler...
göçmen kuşlar, her insanın tanıklık edeceği birer mucizedir.
her ilkbaharda yavrulamak için kuzeye gelip, her sonbaharda kışı geçirmek için güneye gitmek. doğanın kendini kurtaran döngüsü ve bu döngünün, insanların gözüne gönlüne keyif verecek ihtişamı. bakınca fark edilebilen, görülünce tadına varılabilen bir şölen.
havalar daha da soğumadan, bakabildiğimiz kadar gökyüzüne bakalım. muhakkak bir kuş sürüsüne denk geliriz, sabırla bakalım. göğe bakarak, binlerce kilometre uzağa gidecek olan kuşları yolculayalım. onları yolcularken, imam gazali’nin önemsediği, on faydadan da nasipleniriz belki.
imam gazali'nin bahsettiği, göğe bakmanın on faydasını yazmak isterim. göçmen kuşlar, vesile olsun bize.
göğe bakmak; vesveseleri azaltır, hüzün ve kederi azaltır, korku ve vehmi giderir, allah'ı hatırlatır, kalpte allah’ın büyüklüğünü yayar, kötü düşünceleri giderir, karamsarlık hastalığına iyi gelir, aşıkları teselli eder, sevenleri birbirine alıştırıp yakınlaştırır ve duaların kıblesidir.
bir de cahit zarifoğlu’nun “gökyüzüne bakmayanların, kalbi daha çabuk kirlenir.” sözünü eklemek isterim.
gökyüzü ağlamalara da iyi gelir. gökyüzüne yönelen gözlerden, yaşlar düşemez. gözyaşları, önce insanın içine akar, sonra daha da akamaz. insanın hüznü kendi içine akar ve aka aka biter.
göçmen kuşları, hayatımızdan göçmesi gerekenlerin adına da uğurlayalım. bakarsın göçerler de geri dönemezler, geri dönerler de bizi bulamazlar.
her gidiş bir sondur, bazen bir anın sonudur, bazen her şeyin sonudur.
gidişlerimiz göçmen kuşlar gibi sıcak yerlere varsın. gönüllerimiz göçmen kuşlar gibi kanat açsın, umutlarımıza varsın. benliğimiz göçmen kuşlar gibi olsun, hiç yılmasın yaşama adapte olmaktan.
bu yazımı göçmen kuşlara adamak istedim. bir başka yazımda da göçmek istemeyen kuşları yazarım. onların gözünden bakarım sokaklara. o zamana kadar göçmen kuşları yolculayalım mı?
sonbahar, göç mevsimidir. ilkbaharda, akın akın yavrulamaya gelen kuşlar, sonbaharda yavrularını önlerine katıp sıcak yerlere giderler. uçabilecek olgunluğa erişmiş genç kuşların, dünya ile tanışma mevsimidir sonbahar.
koca cüsseli kuşlar gibi, minik cüsseli kuşlar da göçer.
göç, doğanın kendisini nasıl koordine ettiğini gösterir insanlara. ekip ruhu, dayanıklılık, anı yaşamaktır. yaradılışa tabi olup, anı yaşamaktır. bir kuş gibi aç uyanıp, yemek arayıp bulup, yıllardır oluşan döngüye uymaktır.
kuşların adaptasyonu, insana ilham verebilecek bir adaptasyondur. kuşların yaşamayacağı yer yok gibidir. camiler ile özdeşleşen güvercinin, beton köprülerde yuva kurması buna en güzel örnektir. güvercinler içinde, göçmen olanı da vardır ve adı gök güvercinidir.
en küçük göçmen kuş, sinek kuşudur. sadece üç buçuk gram olan sinek kuşu, saatte kırk sekiz kilometre hızla uçabilir. dokuz yüz altmış beş kilometre uzağa kadar, göç edebilir.
şu sıralar, tepemizde ahenk içinde uçan kuş sürülerini görebileceğimiz zamanlar.
el kadar olan, kuyruğu ile ayırt edilen kırlangıçlar da, göçmen kuşlardandır. havada uçarken beslenirler. uçan böcekleri yerler. yaz akşam üstleri, camilerde, ezan vaktinde coşan kırlangıçların yuvasına görmeyen yoktur. yaşamlarını bizler ile aynı hizada kurarlar. ağzı açık, yemek bekleyen kırlangıç yavruları camilerin, alçak binaların çatı kenarlarından ses eder annelerine.
göç kelimesini çağrıştıran, göç kelimesine simge olmuş leylekleri en sona bıraktım. her baharda gelen hacı leylekleri.
her ilkbaharda, bursa'da ulubat gölü’nde, adem amca'nın kayığına konan, adını bir köye veren yaren leylek ve diğer leylekler...
göçmen kuşlar, her insanın tanıklık edeceği birer mucizedir.
her ilkbaharda yavrulamak için kuzeye gelip, her sonbaharda kışı geçirmek için güneye gitmek. doğanın kendini kurtaran döngüsü ve bu döngünün, insanların gözüne gönlüne keyif verecek ihtişamı. bakınca fark edilebilen, görülünce tadına varılabilen bir şölen.
havalar daha da soğumadan, bakabildiğimiz kadar gökyüzüne bakalım. muhakkak bir kuş sürüsüne denk geliriz, sabırla bakalım. göğe bakarak, binlerce kilometre uzağa gidecek olan kuşları yolculayalım. onları yolcularken, imam gazali’nin önemsediği, on faydadan da nasipleniriz belki.
imam gazali'nin bahsettiği, göğe bakmanın on faydasını yazmak isterim. göçmen kuşlar, vesile olsun bize.
göğe bakmak; vesveseleri azaltır, hüzün ve kederi azaltır, korku ve vehmi giderir, allah'ı hatırlatır, kalpte allah’ın büyüklüğünü yayar, kötü düşünceleri giderir, karamsarlık hastalığına iyi gelir, aşıkları teselli eder, sevenleri birbirine alıştırıp yakınlaştırır ve duaların kıblesidir.
bir de cahit zarifoğlu’nun “gökyüzüne bakmayanların, kalbi daha çabuk kirlenir.” sözünü eklemek isterim.
gökyüzü ağlamalara da iyi gelir. gökyüzüne yönelen gözlerden, yaşlar düşemez. gözyaşları, önce insanın içine akar, sonra daha da akamaz. insanın hüznü kendi içine akar ve aka aka biter.
göçmen kuşları, hayatımızdan göçmesi gerekenlerin adına da uğurlayalım. bakarsın göçerler de geri dönemezler, geri dönerler de bizi bulamazlar.
her gidiş bir sondur, bazen bir anın sonudur, bazen her şeyin sonudur.
gidişlerimiz göçmen kuşlar gibi sıcak yerlere varsın. gönüllerimiz göçmen kuşlar gibi kanat açsın, umutlarımıza varsın. benliğimiz göçmen kuşlar gibi olsun, hiç yılmasın yaşama adapte olmaktan.
bu yazımı göçmen kuşlara adamak istedim. bir başka yazımda da göçmek istemeyen kuşları yazarım. onların gözünden bakarım sokaklara. o zamana kadar göçmen kuşları yolculayalım mı?
devamını gör...
gozlerinmeyhanesi
#86576 & #86661
başarısız bir troldür. acınası.
başarısız bir troldür. acınası.
devamını gör...
söylemesi güzel olup icraatta karşılığı olmayan sözler
'su içsem yarıyor' dur.
emin olun bir tek su içmiyorumdur.
hee bol yağlı, yağına ekmek bana bana yediğim sucuğun üzerine bir bardak su içmişliğim vardır. söylerken çok tatlı değil mi? hafif buruk, üzgün bir edayla söylenir. ama içten içe karşımızdakini değil kendimizi kandırdığımız bilinir. bir tabak baklavanın ardından içilen su da yarıyor bilginize efem hihihih.
emin olun bir tek su içmiyorumdur.
hee bol yağlı, yağına ekmek bana bana yediğim sucuğun üzerine bir bardak su içmişliğim vardır. söylerken çok tatlı değil mi? hafif buruk, üzgün bir edayla söylenir. ama içten içe karşımızdakini değil kendimizi kandırdığımız bilinir. bir tabak baklavanın ardından içilen su da yarıyor bilginize efem hihihih.
devamını gör...

