bir yakınını kaybetmek
bazen rüyanda ölmediğini görürsün bazen yine rüyana girer ben iyiyim merak etmeyin der ama senin aklından hiç çıkmaz. bazen mezarında çiçekler açmıyor diye üzülür çiçek ekersin bazen toprağı kurudu diye bol bol su dökersin ki yaşıyormuş gibi hissedesin.
devamını gör...
aileden soğuma sebepleri
çocuklarını kendi malları sanmaları ve birey olmalarına asla izin vermemeleri, özellikle kız çocuklarının düşünebilme yetisi olması ihtimaline bile katlanamayan insanlardır. evet 21.yüzyılda bile evinde karanlık çağ yaşayan bir çok insan var, maalesef.
devamını gör...
muhabbet etmesini bilmeyen insan
heyecanlı kişilik yapısına sahip olabilir, bu yüzden kendini iyi ifade edemez, haliyle muhabbet etmesini bilmeyen insan kategorisine girer.
devamını gör...
bir eşyadan öğrenilen gerçekler
masa, sandalye, sehpa ayakları asla es geçilmemelidir.
serçe parmağınızı vurduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız.
serçe parmağınızı vurduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yayının ortasında katılabildiğim, çok keyif aldığım bir yayın oluyor. doksanlar bi canlandırmadı mı ama ya? harika gidiyor.. devamını diliyor, şuracığa ilişiyorum ben de.
devamını gör...
veba
veba, insanların başlarına gelen bir felaketi önce şaşırarak karşılaması,nedenlerini sorgulaması sonra yavaş yavaş eldeki duruma alışmalarını, hissizleşmelerini anlatıyor. derin bir analiz görüyoruz eser de albert camus bir doktoru, hasta odasını bir fareyi bile o an oranın içindeymişsiniz gibi sunuyor. deney alanına girmiş gibi hapsoluyorsunuz.
insan özgürdür görünen budur fakat yazarımız görmeye cesaret edemediğimiz bir esaretle baş başa bırakıyor bizi. tehlikelerin bizi tutsak ettiğini ölümlerin ne kadar sıradanlaştığını tepkilerin azaldığını vurguluyor. kitabın bir yerinde bir sinek gibi ölüyorlardı yazıyordu.
kayıpların, gidişlerin önemi olmadığı bir dünyanın yansıtılması gibiydi.
kitaptaki beklenmedik veba salgınını günümüzde coronavirüs salgınıyla uyarladığımızda insanlığın vermiş olduğu tepkinin hiç değişmediğini tüm şeffaflığıyla görmüş oluyoruz. hatta 1947 de yayınlanan bu eserin tüm zamanların gerçekliğine ışık tutmuş olması, hep aynı döngünün içindeymişiz gibi hissettiriyor.
veba, salgın adı altında insanın korkularını,ızdıraplarını karanlık duygularını temsil eder. camus, dini öğretilerin insanın hayatı sorgulamasında yeterli kalmadığını gösteriyor. insanın kendi kendini kolayca yok edebileceğini sembollerle anlatıyor. kitaptaki baş karakter doktordur. her türlü zorluğa rağmen ayakta durmaya çalışan ve insanlara umut olan bir karakterdir. veba'yı anlamaya algılamaya çalışan ve bunun önlenmesi için sorgulamayı yapan insanın temsilidir. hayata anlam katmanın bizim elimizde olduğunu çağırıştırır.
veba etkili olduğu oranda vasatlığı da artıyordu.aramızdan hiç kimsenin artık öyle coşkulu duyguları yoktu.herkes tekdüze duygular içindeydi. artık bunun sonu gelmeli, diyordu…
artık bunun bir sonu gelmeli! düşündüren, sorgulattıran, katlanamadığımız duyguları anlatan, bilmeden acı çektiğimizi farkına vardıran bir eser. camus farkıyla...
insan özgürdür görünen budur fakat yazarımız görmeye cesaret edemediğimiz bir esaretle baş başa bırakıyor bizi. tehlikelerin bizi tutsak ettiğini ölümlerin ne kadar sıradanlaştığını tepkilerin azaldığını vurguluyor. kitabın bir yerinde bir sinek gibi ölüyorlardı yazıyordu.
kayıpların, gidişlerin önemi olmadığı bir dünyanın yansıtılması gibiydi.
kitaptaki beklenmedik veba salgınını günümüzde coronavirüs salgınıyla uyarladığımızda insanlığın vermiş olduğu tepkinin hiç değişmediğini tüm şeffaflığıyla görmüş oluyoruz. hatta 1947 de yayınlanan bu eserin tüm zamanların gerçekliğine ışık tutmuş olması, hep aynı döngünün içindeymişiz gibi hissettiriyor.
veba, salgın adı altında insanın korkularını,ızdıraplarını karanlık duygularını temsil eder. camus, dini öğretilerin insanın hayatı sorgulamasında yeterli kalmadığını gösteriyor. insanın kendi kendini kolayca yok edebileceğini sembollerle anlatıyor. kitaptaki baş karakter doktordur. her türlü zorluğa rağmen ayakta durmaya çalışan ve insanlara umut olan bir karakterdir. veba'yı anlamaya algılamaya çalışan ve bunun önlenmesi için sorgulamayı yapan insanın temsilidir. hayata anlam katmanın bizim elimizde olduğunu çağırıştırır.
veba etkili olduğu oranda vasatlığı da artıyordu.aramızdan hiç kimsenin artık öyle coşkulu duyguları yoktu.herkes tekdüze duygular içindeydi. artık bunun sonu gelmeli, diyordu…
artık bunun bir sonu gelmeli! düşündüren, sorgulattıran, katlanamadığımız duyguları anlatan, bilmeden acı çektiğimizi farkına vardıran bir eser. camus farkıyla...
devamını gör...
şeytana sorulacak tek soru
sırf karakter yoksunuyum diye parayla beni bozmaya çalışmıyorsun değil mi?
devamını gör...
yazarların izlerken heyecandan çıldırdığı aksiyon filmleri
(bkz: the revenant (film))
devamını gör...
islam’da kadının yeri
nisa 34'te geçen ve açıkça türkçede darp etme anlamına gelen darabe kelimesini kıvıra kıvıra nereye çektiklerini gülerek okuyorum. modern dünyanın gerçeklerini eğip bükemeyecek hale gelince yavaştan kuran'ı eğip bükmeye başladılar. hadi diyelim ki ilgili ayette ayırmak anlamında kullanılmış olsun. fakat dizlerinin dibinden ayrılmadığını hocalarınız, yüzyıllardır gelen uygulamalı islam şeriatı kelimenin bize dövmek olarak yorumlandığını açıkça gösteriyor. "apaçık" olan bir kitabın nasıl böyle 180 derece farklı yorumlanabildiğini henüz açıklayabilen çıkmadı.
çekirdeklerimizi aldık takip ediyoruz. ha gayret.
çekirdeklerimizi aldık takip ediyoruz. ha gayret.
devamını gör...
en iyi haber kanalı ödülünü a haber'in kazanması
trajikomik bir olaydır.
devamını gör...
ak parti ile ülkemiz 50 yıl ileri gitti
zaman makinesiyle mi?
çünkü biz baya geride kaldık da.
çünkü biz baya geride kaldık da.
devamını gör...
narcissos
doğru yazılışı nergistir. kışın en güzel kokan çiçeği olmakla birlikte hikayesi şöyledir;
narcissos bir peri ile insanın kendini beğenmiş oğludur.
dağ perilerinden ekho ona aşık olur, fakat aşkını ifade etmesine imkan yoktur.
işte böylesine umutsuz bir aşka tutulur
ekho hiçbir zaman kendi konuşamamakta ; ancak, uzaktan, kendisi gözükmeden
söylenenlerin son kelime veya hecesini tekrarlayabilmektedi r.
narkissos arkadaşlarını ararken, “biri var mı burada” diye sorunca, ekho da “burada”diye cevap verir. bunun üzerine narkissos da “gel” diye yanıtlar. zavallı ekho, umut ve sevgi içinde “gel” diyerek ortaya çıkar; fakat kendini beğenmiş narcissos her halde ekho’yu beğenmemiş olacak ki, pek yüz vermez ve çekip gider…
ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır ve şöyle der:
“dilerim oda sevsin benim gibi ve sevdiğine kavuşamasın.”
acılar ekho ‘yu yer bitirir, sonunda taşa dönüşür. sadece sesi kalır.
ekho ‘nun dileğinin gerçekleşmesi narcissos için uzak görünmektedir. nergis çiçeğinin mitolojik hikayesi çünkü kendini beğenmişin başka birini gerçekten sevmesi olanaksızdır. ama adalet er geç yerini bulacaktır.
bir gün narcissos dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde, kaybolmuş bir pınara rastlar; eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü hayali beğenip ona aşık olur.
narcissos bu sefer gerçekten sevmiştir, ellerini bu kusursuz! güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. tıpkı ekho gibi, sevmiştir ama sevdiğini elde edemez. zaten kıvılcım elden uzak olduğunda ateşe dönüşmüyor mu?
sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. daha sonra periler narcissos ’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: nergis. o günden bu yana nergis kendini beğenmişliğin sembolüdür.
orman tanrıçaları; narcissos ‘un kendi yansımasını gördüğü su pınarını gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulurlar.
tanrıçalar pınara neden ağladıklarını sorarlar.
-narcissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
-ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebildin yakından.
-narcissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran tanrıçalar. hergün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu. göl bir süre sessiz kalmış. sonra şöyle konuşmuş:
-narcissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmedim ben. narcissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
kelimenin ismi de buradaki karakterden gelmektedir.
edit : başlık sahibi arkadaş bana kopyala yapıştırdı demiş özelden hahaha. 1 sene önce hikayesini anlattım buyruk link vereyim.
buradan
narcissos bir peri ile insanın kendini beğenmiş oğludur.
dağ perilerinden ekho ona aşık olur, fakat aşkını ifade etmesine imkan yoktur.
işte böylesine umutsuz bir aşka tutulur
ekho hiçbir zaman kendi konuşamamakta ; ancak, uzaktan, kendisi gözükmeden
söylenenlerin son kelime veya hecesini tekrarlayabilmektedi r.
narkissos arkadaşlarını ararken, “biri var mı burada” diye sorunca, ekho da “burada”diye cevap verir. bunun üzerine narkissos da “gel” diye yanıtlar. zavallı ekho, umut ve sevgi içinde “gel” diyerek ortaya çıkar; fakat kendini beğenmiş narcissos her halde ekho’yu beğenmemiş olacak ki, pek yüz vermez ve çekip gider…
ekho kırgın, üzgün, umutsuz bir halde dağlardaki mağaralara sığınır ve şöyle der:
“dilerim oda sevsin benim gibi ve sevdiğine kavuşamasın.”
acılar ekho ‘yu yer bitirir, sonunda taşa dönüşür. sadece sesi kalır.
ekho ‘nun dileğinin gerçekleşmesi narcissos için uzak görünmektedir. nergis çiçeğinin mitolojik hikayesi çünkü kendini beğenmişin başka birini gerçekten sevmesi olanaksızdır. ama adalet er geç yerini bulacaktır.
bir gün narcissos dağlarda dolaşırken ağaç ve yeşillikler içinde, kaybolmuş bir pınara rastlar; eğilip su içmek istediğinde suda gördüğü hayali beğenip ona aşık olur.
narcissos bu sefer gerçekten sevmiştir, ellerini bu kusursuz! güzelliğe doğru uzatır ama dokunamaz. tıpkı ekho gibi, sevmiştir ama sevdiğini elde edemez. zaten kıvılcım elden uzak olduğunda ateşe dönüşmüyor mu?
sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. daha sonra periler narcissos ’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: nergis. o günden bu yana nergis kendini beğenmişliğin sembolüdür.
orman tanrıçaları; narcissos ‘un kendi yansımasını gördüğü su pınarını gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulurlar.
tanrıçalar pınara neden ağladıklarını sorarlar.
-narcissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
-ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları. bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk, ama onun güzelliğini yalnızca sen görebildin yakından.
-narcissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl.
-bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? diye karşılık vermiş iyice şaşıran tanrıçalar. hergün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu. göl bir süre sessiz kalmış. sonra şöyle konuşmuş:
-narcissos için ağlıyorum, ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmedim ben. narcissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
kelimenin ismi de buradaki karakterden gelmektedir.
edit : başlık sahibi arkadaş bana kopyala yapıştırdı demiş özelden hahaha. 1 sene önce hikayesini anlattım buyruk link vereyim.
buradan
devamını gör...
sinema tarihinin en iyi oyunculuk performansları
tabiki flash tv sarı bıyık
devamını gör...
insanı strese sokan mesajlar
devamını gör...
normal sözlük formatı ve kuralları için ne dediler
henüz her şey çok yeni olduğu için zamanla oturacağını düşündüğüm formattır.
ben ekşi sözlükte de yazıyorum, 2 sözlüğü oranlamaya sokarsak, inanın burada daha az göze batıyor format dışı tanımlar.
ben ekşi sözlükte de yazıyorum, 2 sözlüğü oranlamaya sokarsak, inanın burada daha az göze batıyor format dışı tanımlar.
devamını gör...
online 385 yazar ne yapıyor sorunsalı
tanım girebileceğim başlıklar arıyorum.
devamını gör...
eski yunan'da mezar taşı üzerine teatral sahneler
hellenistik döneme ait olan; çağının ötesinde, çok zekice bir buluş ve de sanattır.
düşünsenize 2000 yıl önce yaşamışsınız, ne tv, ne radyo nede fotoğraf makinesi var.
çok sevdiğiniz bir yakınınızı kaybettiniz, acınız büyük ve yas tutuyorsunuz. bir adam gelip, bir ücret karşılığında ölen ve çok sevdiğiniz bir insanın yüzünün resmini yaşadığınız sürece onu her gün görebilmeniz için bir taşa kazımayı teklif ediyor.
ve tabiki parası olan hemen herkes bu müthiş cazip teklifi kabul ediyor.
ve derken bu taş ressamı bir adım ileri gidiyor, ölen yakınınız ve geride kalan yakınlarını, sizleri aynı taşta resmederek buluşturmaya başlıyor, ve bunu bir teatral sahne eşliğinde yapıyor. örneğin bu sahnede yeni doğum yapıp ölen genç kadn küçük çocuğu ile buluşturulur, ölen baba yada anne de oğulları ve kızlarıyla buluşturulur. bu sahnelerdeki yas ve acı olgusu da insanların yüzlerine işlenir.
taşa işlenen bu teatral resimde kimin kim olduğunu anlamayı kolaylaştırmak için zamanla bazı kurallar oluşturulmuştur:
örneğin 1: ölen kişi daima oturur resmedilir, sağ olanlar ona saygı unsuru olarak ayakta resmedilir.
2: ölen birey, teatral temalı mezar taşında genellikle daha büyük resmedilir, bazan eşi yada anne babası onunla aynı büyüklükte çizilir.
3:: hizmetçiler, erosu andıran melekler ve ufak çocuklar genellikle ayak hizasında ve küçük çizilir.
4: ölen kişinin sağlığında kullandığı yada sevdiği bazı objeler teatral mezar taşında yer alır, amaç ölen kişiye sanal bir armağan verme çabasıdır: örneğin yün eğirme ipi, oyuncaklar, ayna, çapa, bıçak vs.
5: ölen kişiye doğru uzatılan el: sevgi ifadesidir, bazan ölen ile sağ yakını stelde el sıkışırlar.
6: ölen kişiye sunulan armağan: bu bazan onun hayatta kullandığı bir eşya, bir takı, mücevher kutusu, bazan bir üzüm salkımı bazan da küçük bir bebektir.
7: taş üzerindeki taratral sahnede ölen birey mutlu ve verilen değerden memnun bir ifade ile , sağ kalanlar ise mahcup, üzgün ve acılarını belli eder tarzda resmedilmişlerdir. örneğin bai hafif bükülüyken, sol yada sağ elin başa destek olur tarzda yanağa konması veya baş eğikken sol elin göğüs üzerinde tutulması günümüzde bile bir hüzün işaretidir.
8: bazılarında ölen yatağa yarı uzanmış, memnun bir ifadeyle bir elinde kadeh, diğer eli yanıbaşında duran eş yada aile yakınına uzanır resmedilmiştir.
özetle bu teatral temalı mezar taşları, 2000 yıl öncesinde ölen bireylerin geride bıraktığı yas içindeki insanları psikolojik olarak rahatlatması bakımından çok zekice ve önemli bir buluştur.
düşünsenize 2000 yıl önce yaşamışsınız, ne tv, ne radyo nede fotoğraf makinesi var.
çok sevdiğiniz bir yakınınızı kaybettiniz, acınız büyük ve yas tutuyorsunuz. bir adam gelip, bir ücret karşılığında ölen ve çok sevdiğiniz bir insanın yüzünün resmini yaşadığınız sürece onu her gün görebilmeniz için bir taşa kazımayı teklif ediyor.
ve tabiki parası olan hemen herkes bu müthiş cazip teklifi kabul ediyor.
ve derken bu taş ressamı bir adım ileri gidiyor, ölen yakınınız ve geride kalan yakınlarını, sizleri aynı taşta resmederek buluşturmaya başlıyor, ve bunu bir teatral sahne eşliğinde yapıyor. örneğin bu sahnede yeni doğum yapıp ölen genç kadn küçük çocuğu ile buluşturulur, ölen baba yada anne de oğulları ve kızlarıyla buluşturulur. bu sahnelerdeki yas ve acı olgusu da insanların yüzlerine işlenir.
taşa işlenen bu teatral resimde kimin kim olduğunu anlamayı kolaylaştırmak için zamanla bazı kurallar oluşturulmuştur:
örneğin 1: ölen kişi daima oturur resmedilir, sağ olanlar ona saygı unsuru olarak ayakta resmedilir.
2: ölen birey, teatral temalı mezar taşında genellikle daha büyük resmedilir, bazan eşi yada anne babası onunla aynı büyüklükte çizilir.
3:: hizmetçiler, erosu andıran melekler ve ufak çocuklar genellikle ayak hizasında ve küçük çizilir.
4: ölen kişinin sağlığında kullandığı yada sevdiği bazı objeler teatral mezar taşında yer alır, amaç ölen kişiye sanal bir armağan verme çabasıdır: örneğin yün eğirme ipi, oyuncaklar, ayna, çapa, bıçak vs.
5: ölen kişiye doğru uzatılan el: sevgi ifadesidir, bazan ölen ile sağ yakını stelde el sıkışırlar.
6: ölen kişiye sunulan armağan: bu bazan onun hayatta kullandığı bir eşya, bir takı, mücevher kutusu, bazan bir üzüm salkımı bazan da küçük bir bebektir.
7: taş üzerindeki taratral sahnede ölen birey mutlu ve verilen değerden memnun bir ifade ile , sağ kalanlar ise mahcup, üzgün ve acılarını belli eder tarzda resmedilmişlerdir. örneğin bai hafif bükülüyken, sol yada sağ elin başa destek olur tarzda yanağa konması veya baş eğikken sol elin göğüs üzerinde tutulması günümüzde bile bir hüzün işaretidir.
8: bazılarında ölen yatağa yarı uzanmış, memnun bir ifadeyle bir elinde kadeh, diğer eli yanıbaşında duran eş yada aile yakınına uzanır resmedilmiştir.
özetle bu teatral temalı mezar taşları, 2000 yıl öncesinde ölen bireylerin geride bıraktığı yas içindeki insanları psikolojik olarak rahatlatması bakımından çok zekice ve önemli bir buluştur.
devamını gör...
ülkeler sözlük yazarı olsaydı alacakları nickler
gana- cenaze mi var o zaman dans
norveç- zenginin malı züğürdün çenesini
suudi arabistan- erkeklerin diyarı
fas- her şey rengarenga
türkiye- ben iyiyim çevrem kötü
norveç- zenginin malı züğürdün çenesini
suudi arabistan- erkeklerin diyarı
fas- her şey rengarenga
türkiye- ben iyiyim çevrem kötü
devamını gör...
nasılsın sorusuna düşünmeden verilen iyiyim cevabı
ben bugün hinliğine değil dostluğuna sordum arkadaşıma. ne desin standart iyiyimi yapıştırdı.
- nasılsın?
- kocamdan şiddet gördüm, hastanelik oldum. her yerim mosmor. kolum kırık, yüreğim buruk. eve döndüğümde ise polisler ona uzaklaştırma kararı verip, anahtarlarını alıp rapor tutmuşlar ve kamu davası açmışlar da bunun üzerine eşim pılını pırtını toplayıp, bankadaki son parayı çekip türkiyede tatil yaparken sosyal medyaya fotoğraf atmış gibiyim.
- nasılsın?
- kocamdan şiddet gördüm, hastanelik oldum. her yerim mosmor. kolum kırık, yüreğim buruk. eve döndüğümde ise polisler ona uzaklaştırma kararı verip, anahtarlarını alıp rapor tutmuşlar ve kamu davası açmışlar da bunun üzerine eşim pılını pırtını toplayıp, bankadaki son parayı çekip türkiyede tatil yaparken sosyal medyaya fotoğraf atmış gibiyim.
devamını gör...
