kiloda artış fark edildiğinde yapılan ilk şey
gidip biraz daha bir şeyler yemek. çünkü neden olmasın.
devamını gör...
benedict cumberbatch
the power of dog filmiyle oscar odayı olmuş. ilk oscar adaylığıymış bir de şaşırtı beni. verin çocuğuma oscarını yaşı geçmeden.
devamını gör...
kişisel ileti
nerde kişisel ileti cümlesini görsem beynimde anında dönmeye başlayan şarkı sözleri;
"kişisel neyim kaldı ki bir iletim olsun
tıklana tıklana her şeyim ortada
atın ölümü arpadan olsun
her yiğit gibi benimki de meydanda
tıklama konusu ayrı bir dava
mahkemelerde görülüyor âlâ
bla bla bla..."
"kişisel neyim kaldı ki bir iletim olsun
tıklana tıklana her şeyim ortada
atın ölümü arpadan olsun
her yiğit gibi benimki de meydanda
tıklama konusu ayrı bir dava
mahkemelerde görülüyor âlâ
bla bla bla..."
devamını gör...
güne anlamlı bir atasözü bırak
bir polonya atasözü der ki;
iyi adam meyhanede bozulmaz.
kötü adam kilisede düzelmez.
iyi adam meyhanede bozulmaz.
kötü adam kilisede düzelmez.
devamını gör...
erkeklerin giderek kadınsı olması
şeklen!
genelleme yapacak olursak doğrudur.
burada er kişileri tenzih ediyorum.
kaş aldırma.
dar paça, renkli pantolon giyme.
küpe takma(yavuz selim atamı tenzih ediyorum) padişah taktı biz de takalım diye takmıyorlar neticede. değil mi?
eh be bacım bu kadar da olmaz!
genelleme yapacak olursak doğrudur.
burada er kişileri tenzih ediyorum.
kaş aldırma.
dar paça, renkli pantolon giyme.
küpe takma(yavuz selim atamı tenzih ediyorum) padişah taktı biz de takalım diye takmıyorlar neticede. değil mi?
eh be bacım bu kadar da olmaz!
devamını gör...
günde 12 saat çalışmazsan başaramazsın
12 saat çalışırsan köle olursun. 6 saat çalışmak en idealidir.
devamını gör...
seri artı oy veren melek
ben elimden geldiğince * seri oylama yapıyorum. tanımlarımı beğenenlere nir borcum var gibi hissederek karşılık veriyorum. okuyup, beğenenlere saygılarımı sunuyorum, sağolun varolun.
devamını gör...
likit radyo yayını
herkese merhaba,
yoğun bir dönem geçirmem sebebi ile düzenli yayın yapmaya henüz vakit bulamasam bile mümkün oldukça kaçak yayın yapmaya çalışıyorum.
bugün, vakit bulmuş olmanın huzuru benimle iken likitlerinize eşlik edebilecek bir liste ile türkiye saatleri 22.00 gösterdiği an an itibariyle yayında olacağım.
şimdiden herkese iyi dinlemeler dilerim, saat 22.00'da sözlük radyoda buluşmak üzere!
yoğun bir dönem geçirmem sebebi ile düzenli yayın yapmaya henüz vakit bulamasam bile mümkün oldukça kaçak yayın yapmaya çalışıyorum.
bugün, vakit bulmuş olmanın huzuru benimle iken likitlerinize eşlik edebilecek bir liste ile türkiye saatleri 22.00 gösterdiği an an itibariyle yayında olacağım.
şimdiden herkese iyi dinlemeler dilerim, saat 22.00'da sözlük radyoda buluşmak üzere!
devamını gör...
den brysomme mannen
film metaforlarla dolu olduğundan birçok kişi farklı anlamlar çıkarabilir ama bence filmin ana teması salt iyi olanın, iyiliği yok etmesidir.
yani kötü olmadan iyiyi hissedemeyiz ve iyi artık rutinleşirse iyi olanı hissetmek veya ondan haz almak mümkün değildir.
(bundan sonrası biraz --- `spoiler` --- içerebilir.)
ütopik bir şehre gelen andreas için şehirde her şey onun için iyidir. hemen işe girer çalışma ortamı iyidir insanlar arkadaş canlısı ve kibardır. kadınlara ulaşmak kolaydır. maddi manevi bir kötülük veya sorun çekmez. ancak bu iyi olma durumu o kadar rutinleşir ki ortada iyi olma hali kalmaz.
bir mekanda alkol içen kişinin tuvalette alkol aldığı için sarhoş olmadığından yakındığını fark eden andreas bunun farkına ancak o yakındıktan sonra varır. burada gösterilmek istenen normal hayatımızda da fazla alkol kullanan birinin alkol toleransının yükselmesi nedeniyle çok zor sarhoş olmasıdır. yani insan iyi olana tolerans geliştirir ve bir süre sonra iyi olsa bile iyi olduğunun farkında olamaz, boşluğa düşer ve arayışa girer.
andreas, kadınlarla flörtleşir ve bir kadınla aynı evde yaşamaya başlar ardından başka bir kadına aşık olur biraz kaçamak yapsa da sonunda birlikte olduğu kadına başkasına aşık olduğunu söyler. kadınsa buna karşılık olarak ctesi gecesi misafirlerin geleceğini ve ayrılmak için beklemesinde faydası olduğunu söyler. yani andreas, neo liberal kültürde başka insanlara sunulacak bir metadan başka bir şey değildir. bu kadından ayrılan andreas aşık olduğu kadına durumu anlatır ve kendisi için ayrıldığını söyler. kadınsa bunu yapmasına gerek olmadığını zaten kendisinin birçok kişi ile birlikte olduğunu söyler. andreas bunun karşısında duygusal olarak yıkılır. burada esasen öznelerin birçok hale gelip nesneleşerek modern toplumda insanların topluluklar içerisinde yalnız kalmasına dem vurulur. ardından andreas kendini trenin altına atar tren üzerinden defalarca geçsede ölmez acı veya ızdırap çekemez. yüzü gözü kanlı bir şekilde eve gider. eve gittiğinde, evdeki kadın bu duruma aldırış etmez ve arkadaşının onları go-karta davet ettiğini söyler.
andreas yine ofisinde düşünceli bir şekilde otururken güler yüzlü patronu ofisine girer ve sorunun ne olduğunu sorar. andreas, çocukları ve sıcak çikolata içmeyi özlediğini söyler. patronu aceleyle odadan çıkar.
yarınına andreas kibar bir şekilde işten kovulur ve yerine hemen yeni biri bulunur.
sistemi eleştirmeye başlayan andreas hemen toplum tarafından ötekileştirilir.
andreas burada huzuru bulamadığının farkına varır.
ve tuvaltte sarhoş olamadığından yakınan adamın odasında duvardan bir ışık geldiğini fark eder orayı kazmaya çalışıp oradaki ışığa varmaya çalışır. duvardaki delik vajina şeklindedir burada insanın ana rahmine ulaşma isteği metaforu vardır. insan, ancak orada huzurlu ve iyi olabilir. yani iyiyi ve kötüyü hissetmediği veya algılamadığı yerde.
andreas, duvarı kazarken diğer insanlar bir koku alıp kazılan yerin etrafına toplanırlar. andreas duvarı kazdığında tarafa sadece elini uzatabilir elini uzattığı yer bir mutfaktır ve mutfaktan eliyle sadece bir dilim pasta alabilir ve o sırada yakalandığı halde bu pastayı iştahla yer çünkü o pasta kötünün de olduğu bir yerdedir yani iyiyi var eden hissedebileceğiniz bir yerdedir. diğer insanlar yaşadıkları şehirde pasta olmasına rağmen ancak o pastanın kokusunu alabilirler. çünkü rutinleşen ve alışılan iyi artık iyi olmaktan çıkar. ve andreas yakalanır geldiği otobüsün arka kısmına atılır ve yolda sarsılarak gider o sarsılarak giderken ilişki kurduğu kadınların ve arkadaşlarının onun yerine hemen başka birini bulduğunu gösteren kesitler gösterilir andreas bir meta konumundadır ama onun yerinde olan insanlarda birer meta konumundalardır fakat henüz farkında değillerdir. konfor alanından çıkmaya başlamıştır en sonunda otobüs durur ve andreas ayağıyla kapağı iterek içinde bulunduğu yerden dışarı çıkar dışarısı karlı ve soğuktur andreas artık konfor alanından ve monotonluğundan çıkmıştır kötü şeyleri hissedebilip acı çekebiliyordur artık iyi olanı da hissedebilecektir.
yani kötü olmadan iyiyi hissedemeyiz ve iyi artık rutinleşirse iyi olanı hissetmek veya ondan haz almak mümkün değildir.
(bundan sonrası biraz --- `spoiler` --- içerebilir.)
ütopik bir şehre gelen andreas için şehirde her şey onun için iyidir. hemen işe girer çalışma ortamı iyidir insanlar arkadaş canlısı ve kibardır. kadınlara ulaşmak kolaydır. maddi manevi bir kötülük veya sorun çekmez. ancak bu iyi olma durumu o kadar rutinleşir ki ortada iyi olma hali kalmaz.
bir mekanda alkol içen kişinin tuvalette alkol aldığı için sarhoş olmadığından yakındığını fark eden andreas bunun farkına ancak o yakındıktan sonra varır. burada gösterilmek istenen normal hayatımızda da fazla alkol kullanan birinin alkol toleransının yükselmesi nedeniyle çok zor sarhoş olmasıdır. yani insan iyi olana tolerans geliştirir ve bir süre sonra iyi olsa bile iyi olduğunun farkında olamaz, boşluğa düşer ve arayışa girer.
andreas, kadınlarla flörtleşir ve bir kadınla aynı evde yaşamaya başlar ardından başka bir kadına aşık olur biraz kaçamak yapsa da sonunda birlikte olduğu kadına başkasına aşık olduğunu söyler. kadınsa buna karşılık olarak ctesi gecesi misafirlerin geleceğini ve ayrılmak için beklemesinde faydası olduğunu söyler. yani andreas, neo liberal kültürde başka insanlara sunulacak bir metadan başka bir şey değildir. bu kadından ayrılan andreas aşık olduğu kadına durumu anlatır ve kendisi için ayrıldığını söyler. kadınsa bunu yapmasına gerek olmadığını zaten kendisinin birçok kişi ile birlikte olduğunu söyler. andreas bunun karşısında duygusal olarak yıkılır. burada esasen öznelerin birçok hale gelip nesneleşerek modern toplumda insanların topluluklar içerisinde yalnız kalmasına dem vurulur. ardından andreas kendini trenin altına atar tren üzerinden defalarca geçsede ölmez acı veya ızdırap çekemez. yüzü gözü kanlı bir şekilde eve gider. eve gittiğinde, evdeki kadın bu duruma aldırış etmez ve arkadaşının onları go-karta davet ettiğini söyler.
andreas yine ofisinde düşünceli bir şekilde otururken güler yüzlü patronu ofisine girer ve sorunun ne olduğunu sorar. andreas, çocukları ve sıcak çikolata içmeyi özlediğini söyler. patronu aceleyle odadan çıkar.
yarınına andreas kibar bir şekilde işten kovulur ve yerine hemen yeni biri bulunur.
sistemi eleştirmeye başlayan andreas hemen toplum tarafından ötekileştirilir.
andreas burada huzuru bulamadığının farkına varır.
ve tuvaltte sarhoş olamadığından yakınan adamın odasında duvardan bir ışık geldiğini fark eder orayı kazmaya çalışıp oradaki ışığa varmaya çalışır. duvardaki delik vajina şeklindedir burada insanın ana rahmine ulaşma isteği metaforu vardır. insan, ancak orada huzurlu ve iyi olabilir. yani iyiyi ve kötüyü hissetmediği veya algılamadığı yerde.
andreas, duvarı kazarken diğer insanlar bir koku alıp kazılan yerin etrafına toplanırlar. andreas duvarı kazdığında tarafa sadece elini uzatabilir elini uzattığı yer bir mutfaktır ve mutfaktan eliyle sadece bir dilim pasta alabilir ve o sırada yakalandığı halde bu pastayı iştahla yer çünkü o pasta kötünün de olduğu bir yerdedir yani iyiyi var eden hissedebileceğiniz bir yerdedir. diğer insanlar yaşadıkları şehirde pasta olmasına rağmen ancak o pastanın kokusunu alabilirler. çünkü rutinleşen ve alışılan iyi artık iyi olmaktan çıkar. ve andreas yakalanır geldiği otobüsün arka kısmına atılır ve yolda sarsılarak gider o sarsılarak giderken ilişki kurduğu kadınların ve arkadaşlarının onun yerine hemen başka birini bulduğunu gösteren kesitler gösterilir andreas bir meta konumundadır ama onun yerinde olan insanlarda birer meta konumundalardır fakat henüz farkında değillerdir. konfor alanından çıkmaya başlamıştır en sonunda otobüs durur ve andreas ayağıyla kapağı iterek içinde bulunduğu yerden dışarı çıkar dışarısı karlı ve soğuktur andreas artık konfor alanından ve monotonluğundan çıkmıştır kötü şeyleri hissedebilip acı çekebiliyordur artık iyi olanı da hissedebilecektir.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
sözlük alışkanlıkları kapsamında tanım yaparsak, ispanyol bir atlet deyip mevzuyu baştan savabiliriz. ne de olsa tek cümlelik hatta bir iki kelimelik tanımlar dahi, deha göstergesi sayılıyor. * yalnız bu dahi, deha olayı da fena durmadı. de da mı kullansaydım acaba? bakın aşk olsun şimdi yine mevzuyu ıskalatacaksınız bana! hemen bağlayalım olayı; ben bir deha olmadığım için mevzuyu yine uzatacağım. * şöyle yaparsak kolay olur, ben bilal gibi yazarım siz einstein gibi anlarsınız orta yolu buluruz. nasıl? bence gayet iyi. gelelim mevzuya;
bu abiyi farklı kılan hikâyesi. ya da farklı kılan demeyelim de insan olduğunu gösteren detay, aktaracağım hikâyede saklı diyelim. yıl 2012 uzun koşu kros müsabakası yapılıyor. olimpiyat şampiyonu abel mutai rakiplerine nal toplatıyor ve yarışı rahat bir şekilde önde götürüyor. arkasındaki atlet ise bizim güzel abimiz ivan fernandez... önündeki kenyalı atlet abel mutai bir anda duruveriyor. adamın tabelaları karıştırmak suretiyle kafası karışmış. ivan abi rakibinin içine düştüğü durumu fark edip bağırmaya başlıyor. ama bir şeyi hesap edemiyor. kenyalı atlet ispanyolca bilmiyor. * doğal olarak mutai mevzuyu bir türlü anlamıyor. bunun üzerine ivan abi mutai'ye eliyle bitiş çizgisini gösteriyor. tabiri caizse itekleyerek adamın bitiş çizgisini geçmesini sağlıyor. müsabaka sonrası çoğu deha gibi muhabir de bu güzel abimizi sorularıyla sıkıştırmaya çalışıyor. aldığı cevaplarla okkalı tokat yemiş olmasına rağmen inatla sormaya devam ediyor.
şöyle bir diyalog;
gazeteci: bunu neden yaptın?
ivan: hayalim bir gün kendimizi ve başkalarını kazanmaya zorladığımız bir topluluk yaşamına sahip olabileceğimizdir.
gazeteci: peki kenyalı'nın kazanmasına neden izin verdin?
ivan: izin vermedim. o kazanacaktı. yarış onun hakkıydı.
gazeteciye bu yanıt yetmiyor ve mevzuyu devam ettiriyor.
gazeteci: ama kazanabilirdin!
ivan: benim zaferimin ne değeri olurdu? bu madalyanın onuru ne olurdu? annem bunun hakkında ne düşünürdü?
geçen sözlükte bir başlık görmüştüm; ''çocuk büyütmek'' diye. yanlış bir tabir aslında zira olaya ''insan yetiştirmek'' olarak bakmak gerek. belli ki ivan abinin annesi mevzuya bu şekilde yaklaşmış. insan yetiştirmiş. hani çocuklarınızın diğer çocukları geçmesi için sırtlarına yüklediğiniz o yükler ve vurduğunuz kırbaçlar yok mu? aslında o yüklerin ve kırbaçların izleri, çok farklı yerlerde, derinlerde kalıyor. belki görünmüyor ama kalpleri ve zihinleri öyle bir hale geliyor ki, aklınızca onlardan atik, akıllı, hakkını savunan insanlar yaratmak maksadı ile yaptığınız dokunuşlar başkalarının haklarını yok saymalarına, kendilerinden başkalarını umursamamalarına ve başkalarının mutsuzlukları üzerine mutluluk inşa etmeye çalışmalarına sebep oluyor. ne yazık ki ebeveynlerin çoğunluğu bu durumdan memnun! gururla, göğüslerini gere gere başkalarının hakkını gasp eden evlatlarının diğerlerinden akıllı olduğunu düşünüp, ne güzel evlat yetiştirmişim be diye ortalıkta arzıendam ediyorlar. değerleri olmayan insanların/toplumların yetiştirdiği sözde nesillerden ise liyakat sahibi, işini düzgün yapan, başkalarının hakkını gasp etmeyen insanların çıkmasını bekliyoruz. yani esasen godot'yu bekliyoruz...
yalnız bu konu nasıl buraya geldi ben de anlamadım. özetle tek kelimeyle deha olabilirsiniz, tek bir hamle ile şampiyon olabilirsiniz. ama günün sonunda bu yaptıklarınızla insan olabilir misiniz? tabi küçük yaşlardan itibaren başarıya giden her yolu mubah gören kitle ama o adam da dikkatli olsaymış diye söylenmeye başlayacaktır. evet keşke dikkatli olsaymış. ama dikkatli olsaymış, böyle bir insanı tanıma şansına erişemeyecektik. ne de olsa sizin gibilerden çok var. böylelerini görmek bırakın insanı tosbağaları bile umutlandırıyor.
bir de şunu düşünmenizde fayda var; birilerinin mutsuzluğundan devşirdiğiniz mutluluklarınızı, başka birileri de sizden devşirip kürsünün tepesine çıkmaya çalışacak. bu yoz ve ilkel çekişme içerisinde sürekli kendinizden bir parça bırakarak yaşayacaksınız. mezara ise o kadar parça fedasından sonra ne olarak gireceğiniz meçhul! o yüzden hakkınızı alın. ama başkalarının haklarını teslim etmeyi unutmayın. ivan abi gibi davranan insanları aptal. kendinizi de deha olarak görmekten vazgeçin. aslında sadece sırtlan sürüsünün sümsük neferleri olduğunuzu fark edip, asıl gücün bir şeyleri feda edebilmekte, asıl özgürlüğün bir şeylerden vazgeçebilmekte olduğunu anlayın.
bu kısımda değişik oldu biraz * konu nereden nereye geldi. daha aya çıkacaktık. sözüm meclisten içeri/dışarı. herkes kendini bilir zaten. kimseye yazılmış bir yazı değil bu. ivan abinin hikâyesini anlatalım derken, laf lafı açtı. bugün de biraz zamanım var yazıyorum çiziyorum işte. alınanlar neden alındıklarını, hak verenler neden hak verdiklerini düşünsünler de ortalı yolu bulalım. bu arada idare-i maslahatçılardan esaslı devrimci olmaz. şimdi bu da ne alakaysa... *
neyse, saygılar ivan abicim...
bu abiyi farklı kılan hikâyesi. ya da farklı kılan demeyelim de insan olduğunu gösteren detay, aktaracağım hikâyede saklı diyelim. yıl 2012 uzun koşu kros müsabakası yapılıyor. olimpiyat şampiyonu abel mutai rakiplerine nal toplatıyor ve yarışı rahat bir şekilde önde götürüyor. arkasındaki atlet ise bizim güzel abimiz ivan fernandez... önündeki kenyalı atlet abel mutai bir anda duruveriyor. adamın tabelaları karıştırmak suretiyle kafası karışmış. ivan abi rakibinin içine düştüğü durumu fark edip bağırmaya başlıyor. ama bir şeyi hesap edemiyor. kenyalı atlet ispanyolca bilmiyor. * doğal olarak mutai mevzuyu bir türlü anlamıyor. bunun üzerine ivan abi mutai'ye eliyle bitiş çizgisini gösteriyor. tabiri caizse itekleyerek adamın bitiş çizgisini geçmesini sağlıyor. müsabaka sonrası çoğu deha gibi muhabir de bu güzel abimizi sorularıyla sıkıştırmaya çalışıyor. aldığı cevaplarla okkalı tokat yemiş olmasına rağmen inatla sormaya devam ediyor.
şöyle bir diyalog;
gazeteci: bunu neden yaptın?
ivan: hayalim bir gün kendimizi ve başkalarını kazanmaya zorladığımız bir topluluk yaşamına sahip olabileceğimizdir.
gazeteci: peki kenyalı'nın kazanmasına neden izin verdin?
ivan: izin vermedim. o kazanacaktı. yarış onun hakkıydı.
gazeteciye bu yanıt yetmiyor ve mevzuyu devam ettiriyor.
gazeteci: ama kazanabilirdin!
ivan: benim zaferimin ne değeri olurdu? bu madalyanın onuru ne olurdu? annem bunun hakkında ne düşünürdü?
geçen sözlükte bir başlık görmüştüm; ''çocuk büyütmek'' diye. yanlış bir tabir aslında zira olaya ''insan yetiştirmek'' olarak bakmak gerek. belli ki ivan abinin annesi mevzuya bu şekilde yaklaşmış. insan yetiştirmiş. hani çocuklarınızın diğer çocukları geçmesi için sırtlarına yüklediğiniz o yükler ve vurduğunuz kırbaçlar yok mu? aslında o yüklerin ve kırbaçların izleri, çok farklı yerlerde, derinlerde kalıyor. belki görünmüyor ama kalpleri ve zihinleri öyle bir hale geliyor ki, aklınızca onlardan atik, akıllı, hakkını savunan insanlar yaratmak maksadı ile yaptığınız dokunuşlar başkalarının haklarını yok saymalarına, kendilerinden başkalarını umursamamalarına ve başkalarının mutsuzlukları üzerine mutluluk inşa etmeye çalışmalarına sebep oluyor. ne yazık ki ebeveynlerin çoğunluğu bu durumdan memnun! gururla, göğüslerini gere gere başkalarının hakkını gasp eden evlatlarının diğerlerinden akıllı olduğunu düşünüp, ne güzel evlat yetiştirmişim be diye ortalıkta arzıendam ediyorlar. değerleri olmayan insanların/toplumların yetiştirdiği sözde nesillerden ise liyakat sahibi, işini düzgün yapan, başkalarının hakkını gasp etmeyen insanların çıkmasını bekliyoruz. yani esasen godot'yu bekliyoruz...
yalnız bu konu nasıl buraya geldi ben de anlamadım. özetle tek kelimeyle deha olabilirsiniz, tek bir hamle ile şampiyon olabilirsiniz. ama günün sonunda bu yaptıklarınızla insan olabilir misiniz? tabi küçük yaşlardan itibaren başarıya giden her yolu mubah gören kitle ama o adam da dikkatli olsaymış diye söylenmeye başlayacaktır. evet keşke dikkatli olsaymış. ama dikkatli olsaymış, böyle bir insanı tanıma şansına erişemeyecektik. ne de olsa sizin gibilerden çok var. böylelerini görmek bırakın insanı tosbağaları bile umutlandırıyor.
bir de şunu düşünmenizde fayda var; birilerinin mutsuzluğundan devşirdiğiniz mutluluklarınızı, başka birileri de sizden devşirip kürsünün tepesine çıkmaya çalışacak. bu yoz ve ilkel çekişme içerisinde sürekli kendinizden bir parça bırakarak yaşayacaksınız. mezara ise o kadar parça fedasından sonra ne olarak gireceğiniz meçhul! o yüzden hakkınızı alın. ama başkalarının haklarını teslim etmeyi unutmayın. ivan abi gibi davranan insanları aptal. kendinizi de deha olarak görmekten vazgeçin. aslında sadece sırtlan sürüsünün sümsük neferleri olduğunuzu fark edip, asıl gücün bir şeyleri feda edebilmekte, asıl özgürlüğün bir şeylerden vazgeçebilmekte olduğunu anlayın.
bu kısımda değişik oldu biraz * konu nereden nereye geldi. daha aya çıkacaktık. sözüm meclisten içeri/dışarı. herkes kendini bilir zaten. kimseye yazılmış bir yazı değil bu. ivan abinin hikâyesini anlatalım derken, laf lafı açtı. bugün de biraz zamanım var yazıyorum çiziyorum işte. alınanlar neden alındıklarını, hak verenler neden hak verdiklerini düşünsünler de ortalı yolu bulalım. bu arada idare-i maslahatçılardan esaslı devrimci olmaz. şimdi bu da ne alakaysa... *
neyse, saygılar ivan abicim...
devamını gör...
erdal baksır production
alışmak, ne kısa kelime, yaşaması ne uzun!
yaşamak istemediğimiz ama yaşamak zorunda olduğumuz anıyla yaşamaya çalışmaktır alışmak, dilindeki kesikle konuşmaya çalışmak, ama anlatamamaktır derdini.
alışmak, 40 gün değil, 40 yıl sürer. alışabilen tek canlı insan mıdır, kalbi olan herkestir. kalbin varsa işin zor. hep bir şeylere alışmak zorundasın. birilerinin gidişine, kalışına, yaşamaya, ölmeye, terk edilmeye, unutulmaya, dünyaya, kendine...
alışmak zaman alır.
zaman ise bütün alıştıklarımızın yanına kâr kalır...
yaşamak istemediğimiz ama yaşamak zorunda olduğumuz anıyla yaşamaya çalışmaktır alışmak, dilindeki kesikle konuşmaya çalışmak, ama anlatamamaktır derdini.
alışmak, 40 gün değil, 40 yıl sürer. alışabilen tek canlı insan mıdır, kalbi olan herkestir. kalbin varsa işin zor. hep bir şeylere alışmak zorundasın. birilerinin gidişine, kalışına, yaşamaya, ölmeye, terk edilmeye, unutulmaya, dünyaya, kendine...
alışmak zaman alır.
zaman ise bütün alıştıklarımızın yanına kâr kalır...
devamını gör...
ketçap
orijinali çin’e ait olan sostur. ilk versiyonu özel baharatlar ve balık kullanılarak yapılmıştır. domates ketçap tarifine sonradan dahil edilmiştir.
yanlış hatırlamıyorsam eğer trt belgesel’de izlemiştim, oradan öğrendim.
yanlış hatırlamıyorsam eğer trt belgesel’de izlemiştim, oradan öğrendim.
devamını gör...
6 şubat 2021 kadıköy’deki seyircisiz derbi
tribünde sağlıkçı olarak alınan ve galatasaray takımı hocası ile futbolcularına küfürler savuran operasyon çocuklarını seyirci olarak saymazsak, seyircisiz diyebileceğimiz derbidir.
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik
sağlığına özen göstermek, kendine saygı duymak, '' hayır'' demeyi bilmek ve iyi bir dinleyici olmak.
devamını gör...
gençliğe hitabenin sansürlenmesi
olay balıkesir'in erdek ilçesinde gençlik ve spor ilçe müdürlüğü'nün düzenlediği 19 mayıs atatürk'ü anma ve gençlik ve spor bayramı kutlamasında yaşanmıştır. iyice farkına vardıkları için neyi sansürleyeceklerini şaşırdılar
atatürk'ün gençliğe hitabesini okuyan genç, "iktidarı elinde bulunduranlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerinin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler" bölümünü sansürleyerek okumadı.
şaşıran var mı? hala…
buradan
atatürk'ün gençliğe hitabesini okuyan genç, "iktidarı elinde bulunduranlar, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerinin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler" bölümünü sansürleyerek okumadı.
şaşıran var mı? hala…
buradan
devamını gör...
nazım
aklıma 'ceviz ağacı' şiirinin kulaktan kulağa yayılan, yanlış bilinen hikayesi gelir. piraye'yi beklerken polislerin gelmesiyle ceviz ağacında polislerden saklandığı söylenir ama gülhane parkı'nda o zamanlar ceviz ağacı yoktur ve böyle bir hikayede.. şiirde bahsettiği ceviz ağacı kendisidir aslında hayallinde orda olduğunu anlatır. 1951 de türk vatandaşlığından çıkartılıp, 2009 yılında 58 yıl sonra türk vatandaşlığına iadesi yapılmıştır.
devamını gör...


