amma bokladınız be ekşi sözlüğü. 21 yıllık sözlük orası, sen kimsin diye sormazlar mı.
devamını gör...

türkiye'de türkçeden sorumlu olduğu, türkçeyle ilgili her şeyi bildiği sanılan ama -işin doğrusu- hiç de öyle olmayan kurum. "atanmış" üç-beş kişi bir masanın etrafında oturur, "acaba bugün ne tür gereksiz değişiklikler yapsak da milleti çıldırtsak" diye düşünüp uygulamaya alır; son yıllarda tdk'de yapılanın özeti bu.

dilin konuşarak yayıldığı, dilin doğrusunun tartışarak bulunacağı unutulmamalı. türkçedeki doğruları bulmak için tek kaynak noktası olarak tdk'yi almak son derece yanlış; tdk sadece fikir verebilir, "şöyle yap" diye diretemez!

bu kuruma karşı yıllardır yapılan eleştirilerin hiçbiri dikkate alınmıyorsa, kurumdakiler de eleştirileri yapanların türkçe üzerine çalışmalarını/emeklerini göz ardı edip sürekli burunlarının dikine gidiyorlarsa bu işte bir yanlışlık var; o yanlışlık da tdk'yi yönetenlerin "seçilmiş" değil, yıldırım hızıyla çıkarılan politik kararnamelerle "atanmış" olmalarından kaynaklı. senin türkçen, benim türkçem, onun türkçesi... iktidarın türkçesi, muhalefetin türkçesi, halkın türkçesi... ne saçma şeyler bunlar.

hayır hayır, kimse mecbur değil senin zırt pırt değiştirdiğin kurallarına uymaya. bunun yerine gidip arkadaşlarımla konuşurum, gerekirse birbirimizi kırarız, beki alınırız bu konuşmalarda ama gene de senin direttiğin o saçma kurallarından daha iyisini ve en önemlisi kullanışlısını, sağlıklısını buluruz. nitekim buluyoruz da.
devamını gör...

doğma büyüme ankaralı olarak muhakkak hafızalara yer edinmiş ulus meydanı ve simgesel atatürk heykelini yerinde görün isterim. sizin için bu civarı gezmenize yarayacak nacizane bir rota çizdim. yürüyüş yolu olarak düşünebilirsiniz. merak edilmesin family friendly rota. o yüzden başında uyaralım. bu kez pavyona yer vermedim. *

kendi yorumlarıma yer vermeden önce çizdiğim rotayı görmek isteyenleri şuraya alalım >> ankara mini rotam

ankara tren garı: buranın iç atmosferini yakalamanızı istiyorum. mimarideki detaylardan çağdaş cumhuriyetin ilk yıllarındaymış gibi hissettirmekte. hemen karşısında gençlik parkı var. şehrin merkezinde büyük alanı kaplamakta ve bünyesinde "ankara güneşi" ile meşhur lunaparkı var. ben bu parkı rotada geçiş güzergahı olarak belirledim. yine ankara palas eski tarihi oteldir ve bir cumhuriyet mimarisi. konaklama konforunu bilmiyorum ama dışardan bakmaya değer. hemen karşısında iki müze.eski tbmm ve kurtuluş savaşı müzesi küçük binalar olmasından vaktinizi almayacağını düşünüyorum. hemen ilerisi şehrin simgesi olmuş atatürk heykeli. yol üstünde hacıbayram camii ve türbesi var. kaleye çıkmadan önce ulus içerisinde hacıbayram'da nazım usta var. ordan döner yemenizi şiddetle tavsiyemdir.

kale civarında olup 750 metre uzaklıkta rahmi m koç müzesi, 700 metre uzaklıkta anadolu medeniyetler müzesi ve 1 kilometre uzaklığında samanpazarı bulunmakta. samanpazarında dolaşmayı tavsiye etmem. yokuştan çıkılması yeterli. oranın bitiminde gökyay vakfı satranç müzesi çocuklar ve satranç takımı meraklıları için iyi seçenek olabilir. biraz ilerisinde ulucanlar cezaevi var. müzedir. pazartesi hariç her gün açık. cezaevinde yatan siyasileri ve fikir mahkumlarıyla ilgili bilgiler içeriyor. böylelikle ulus-cebeci güzergahı yapmış oldum. cezaevinden sonra hamamönüne rahatlıkla geçilebilir. gezilebilecek ve oturup sigara-çay molası verilecek ideal yer. hamamönün'den siyasalın arasından 50.yıl parkına çıkabilirsin. teraslı ve oldukça serin yerdir. hava karardığında şehrin ışıklarını burdan izlemek paha biçilemez. ayrıca leyla ile mecnun (dizi) 1x13 bölüm başında mecnunun ankaranın en güzel yeri deyip övmüştür. parkın manzarası hakkında fikir edinmek için açıp izlenebilir.
devamını gör...

sen şuna "her bakan gözümden ne menem bir tip olduğumu anlıyor, fesatlığımı saklayamıyorum." desene...*
devamını gör...

bir isimi itici yapan tasiyanin karakteridir. ve bir kere yer edince hep aklina o itici kisi gelir.
devamını gör...

ülkemizde çoğu insanda bulunan ruh durumu.
devamını gör...

sozlugu kendince "trolledigini" dusundugu icin an itibari ile uzaklastirilmis yazarimsi.
devamını gör...

yunanlı galip gelseydi ne hilafet ne saltanat yıkılacaktı, ne medreseler kaldırılacaktı. yani, yunan yönetiminde çok güzel yaşayacağını sanmış bunu söyleyen.
yani bir halk, esaret içinde yaşayacak. kadınların, çocukların yunan askerlerinin tecavüzüne uğraması, yunan mezalimi altında inim inim inlemesi, daracık bir bölgeye koyun sürüsü misali sürülmesi bunlar için pek önemli değil ama hilafet, saltanat, medreselerin kaldırılması önemli. tabiki de yunan yönetiminde gül gibi, mesut bir şekilde yaşamak önemli.
devamını gör...

samimiyetsiz mesajlardan kurtulmak için başvurmak istediğim hak türü. sözlükte böyle bir şey yok maalesef. gelir mi? size bağlı.
devamını gör...

“benim alanım ekonomidir.”

(bkz: şahsım)

çok acı bir söz ulen. içim büklüm büklüm oldu.
devamını gör...

evli bile olsalar saçma bulduğum olay . oldu olacak tek kimlik kullanın.
devamını gör...


mfö ile alpayın düeti şarkıya daha bi güzellik katmış.
beni çeken farklı bi şey var bu şarkıda, nedeni alpayın sesi mi yoksa şarkının sözleri mi bilemiyorum dinlerken baya etkileniyorum.
devamını gör...

insanı bambaşka şehirlere savuran bir garip attila ilhan şiiri. bir şiirin içine kaç düşünce kaç duygu yer edebilir şaşırıyor insan. çocuk cesetleri doğuran dünyanın her karışında biri oluveriyorum okudukça. budapeşte'de tankları dinliyorum. sürgündeki namık kemal, çervenkof tarafından asılmış bulgar gazeteci, gece yarısı kurşuna dizilen o yaşlı sosyalist sendikacı oluyorum. yine de attila ilhan yapmış yapacağını, bunca kederin orta yerinde o tanıdık aşk ve bekleyiş yerinde duruyor.

o meşhur yalnızlığımdan çıkıp gideceğim diye başlayan dize bu şiire aittir aynı zamanda. muhtemelen kederle yazmadı attila ilhan ama ne zaman denk gelsem boğazımı yakan bir dizesi var; bir gece sabaha karşı, dehşetini birden kaybedecek gelmeyişin. aslında bir korku hali değil midir bu? ölen birinin kederini artık o kadar derin hissetmediğimizde boğazımıza eski bir düşman gibi çöken o suçluluk duygusu gibi. ben sana mecburum şiir derlemesinin belki de en güzel şiiri çünkü başka hangi şiir tutup yakasından insanı sere serpe, çekiştirip durmuştur dünyanın bambaşka şehirlerine? şiirin son dizeleri ise başka bir hikaye, öyle güzel ki sonuna geldiğim için sevindiğim tek şiirdir muhtemelen.


gece garlarında bekledim
tren
tren
rıhtımlara döküldüm saçıldım
gelmedin

en gizli rüzgarları dinliyorum
bir yerde benden konuşuluyor
biliyorum
hırsızlama konuşuluyor geceyarısı
kayıp cigaraların korkak aydınlığında
cesetlere oturulmuş
konuşuluyor

belki mütareke'de tutsak istanbul'da
belki barselon'da savaş sonrası

kimbilir belki de
ağır bir kar kalabalığına durmuş
alman sosyal demokratlarının viii'inci mitinginde
konuşuluyor
batı belin'de
biliyorum
en gizli rüzgarları dinliyorum

paris'teki "tiryaki köpek" kahvesi'nde
chesterfield cıgaralarının düşmanı soğuk gözlü bir kadın
ellerimden tutan bir kadın her on beş dakikada bir
bütün yahudiler gibi yahudi
yurdundan uğramışlar gibi yabancı bütün
benden konuşuyor
38 senesinde
biliyorum

nihavent bir şarkı bekliyorum
izmir'in işgal edildiği gün
ıslıksız dudaklarımdan alıp götürdüğün
hangi sırılsıklam marşandiz katarıyla kim bilir
hangi ingiliz devriyesinden kaçırarak
kuvayi milliye çetelerine götürdüğün
o nihavent şarkıyı bekliyorum
biraz şuh
biraz mahzun
biraz çıplak
benden konuşuyor o şarkı
biliyorum


acı bir tütün gibi yakıyor genzimi
senden uzak olmak

akşamları dağılan sonbahar bulutları götürüyor
bedevi sonbahar bulutları alıp götürüyor
iki yorgun yaprak diye gözlerimi
karanlığı karşılamak
sulanmış toprak bir avluda
pembe ve mor
ve bir genç kız yüzü kadar dinlendirici
gecesafalarıyla beraber
karanlığı sensiz karşılamak
açık deniz uğultuları
çocuk şiirleri ve mapusane türküleriyle
dolduruyor içimi
yıldızların parıltılı ağırlığı altında
kerpiç duvarlar çatlarken
yalnız olmak
sensiz olmak
tadına bir kavak gibi tekbaşına varıp gökyüzünün
tekbaşına dokunmak kelebek kanatlarına
beni senden alıp dağıtıyor
senden alıp başkalarına dağıtıyor beni
büsbütün

işte bak
siyasi polisin kapısında buluyorlar
badajoz'da buluyorlar beni
ispanya'da
damarlarım açılmış
gözlerim birbirinden uzak

kendimi hep milano'da hesaplıyorum
ıslak duvarlarında bütün
bütün yorgun duvarlarında milano'nun
uykularıma giren bir afiş
balta ve mızrak
en gizli kulaklarımda italyanca bir türkü var
- ... mia bambina dolce mia bambina
yenik badajoz'da birkaç kere ölü sonbahar
en kullanılmadık bulut gölgelerinin altına
ümitlerini düğümleyip eğilmiş
toledo'lu milisler
kızgın namlularını rüzgara tutup
yine benden konuşuyorlar
yakın ve fevkalade iyimser
bir yağmur halinde giriyorum
uykularına

işte bak
eflatun bir karanlık çektiler üstüme
kilitlediler
dişlerim ayrılmıyor birbirinden
dilsiz bir gestapo hücresindeyim
on beş dakika sonra yirmi dört saat dolacak
ben erna baumgartner değil miyim
heidelberg üniversite'nden
sesi daima bir parça dumanlı
dudakları daima bir parça ıslak
iki demir çocuk hitlerci gençler birliği'nden
ele vermediler mi beni

(hem birisi konrad
kardeşim gibi sevdiğim
hani boksör schmeling'e hayran
otomobil markalarına meraklı)
şimdi o müthiş dakikayı yaşıyorum aklımdan
üniversitenin büyük kapısına yağmur yağıyor
onlar meydanda toplanmış heine'yi yakıyorlar
ben trençkotumu unutmuşum
otobüs durağına koşuyorum

işte bak
budapeşte'de durgun soğumuş gözlerimle unutulmuşum
en uzak içlerime bir rüzgar dağılıyor
bu bir bakıma kahrolmuşluğum
bir bakıma boydan boya kırılmış şarkılar
budapeşte radyosu susmuş
fabrikaların isli duvarlarında petöfi'nin mısraları
sımsıcak
ufacık kan gülüşmeleri duyuluyor
yenik bir sessizliğin arkasından
tankların o küstah öksürükleri
en uzak içlerime tunanın aydınlığı vurmuş
bir bulvarda yanyana mitralyöze gidiyorlar
fakülteli kızlar
savrularak
bir ihtiyar sosyalist sendikacı
sorgusu biter bitmez geceleyin kurşuna diziliyor

gülümsemesi açık bir yara gibi acı
utandırıcı
hürriyet gibi göznüde pırıl pırıl
hala çatlamış gözlükleri

bir gece sabaha karşı
en kilitli kapılarım açılacak
yalnızlığımdan çıkıp gideceğim
ne sensiz kalırsam korkusu
ne kitaplarda okuyup altını çizdiklerim
ne alkol tutabilecek beni
ne ölüm telaşı

bir gece sabaha karşı
kırık bir kuş çırpıntısı yaprakların üstünde
en küçük su
dört bir taraflara yelkenler halinde açılmış
en büyük sedalar
bir değil ben artık birkaç kişiyim
bir vakit paris'te jean jaures'in kürsüsünde
bir vakit makina başında kuvayı milliye telgrafçısı
madird'de bir akşam üstü arriba frente popular
bir akşam üstü sofya'da çervenkof tarafından asılmış
sosyal demokrat bulgar gazetecisi
bir değil ben artık birkaç kişiyim
belki juarez'im meksika'da güneşin tuzunu yalıyorum
belki de namık kemal osmanlı sürgününde
habib burgiba diye bir limanda yakalanıyorum
bükreş'te matbaamı dağıtıyor demir muhafızlar
kalküta'da kongre partisi sekreteriyim
hürriyet sokağında isimsiz bir mezar

bir gece sabaha karşı
dehşetini birden kaybedecek gelmeyişin
ıslığımın tadında bir değişme
iç tartışmalarımda büsbütün başka bir tutum
büsbütün başka kıvılcımlar
ve en padişah korkulara direnebilen
yepyeni bir mustafa kemal davranışı

devamını gör...

anayurdu akdeniz bölgesi olan, kışın yapraklarını döken ağaççık. ilkbaharda açan çicekleri ve kokusu ile kendine hayran bırakır. hristiyan dünyasında 'yahuda ağacı' olarak bilinir. efsaneye göre yahuda ağacının önceleri beyaz olan çicekleri isa'yı ele veren yahuda'nın kendisini bu ağaca asmasıyla kandan ya da utançtan kırmızaya dönmüştür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yakında başlayacak olan yayındır.

yaptığımız afişin harika olması. *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aziz ve müşerref türk devletinin içerisine bir şekilde sızmış komünizm hayranı bir güruhun, türk olmaktan kıvanç duyan ve bütün niyetleri türk tarihinin daha iyi idrak edilmesi olan başta hüseyin nihal atsız ve alparslan türkeş olmak üzere bir çok ismin "türkçülük ve turancılık" ile suçlandığı davanın ikinci duruşmasının ertelendiği 3 mayıs 1944 tarihinde ankara sokaklarında bir grup üniversiteli gencin bahse konu davanın sanıkları lehine yürüyüş yapmaları sebebiyle derdest edilmeleri, bu gençlere zor zamanda kendilerini yalnız bırakmamış olmalarına karşı şükranlarını sunmak ve başlarına gelenleri unutmamak amacıyla bahse konu davanın sanıklarının ertesi sene istanbul'da yürüyüş tertiplemeleri ve o günü yani 3 mayıs gününü türkçülük günü ilan etmeleri üzerine bu tarihten itibaren türk milliyetçileri tarafından her sene yad edilen gündür.

bu münasebetle başta bugünleri yaşamamıza canlarını feda ederek imkan sağlayan şehitlerimiz olmak üzere, bugüne kadar aziz türk milleti için zerre miktarı eylemde bulunan herkesten allah razı olsun diyerek türk milletine mensup olmanın şuurunda olan, türk tarihinin altın harflerle yazılı sayfalarını okurken kendinde güç bulan ve ecdadına layık bir hayat gayesi olan herkesin gününü tebrik ederim.
devamını gör...

herkes onu terk etmişti, yalnızlık tüm şiddetiyle üzerine çökmüş, son gücünü de elinden almıştı.
mecburiyet, stefan zweig.
devamını gör...

postmodern roman kategorisinde üniversitede okuyup tahlil etmiştik. postmodern romanlar gerçekten okunması ve anlaşılması zordur. olaydan ziyade kişilerin iç dünyası, kurmaca karmaşası ,anlatıcı ve bakış açılarının çokluğu romanı zorlaştırır.

beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. tedirgin etme beni. bu sefer geride bir şey bırakmadım. tasımı tarağımı topladım geldim. neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim.


bu kısmı en hoşuma giden kısımlardandı.
devamını gör...

1 saat önce çok sevdiğimiz bir abimizin ölüm haberini aldım. onun ölüm haberini başkalarına vermek çok zordu. haber vermek değil de sanki belki biri yok yahu yoğun bakımda hastanede durumu iyi der diye bir çok ortak tanıdığı aradım ölümü hazmetmek çok zor. hem de böyle mükemmel insanların ölümünü. hayvan ve insan dostu çok kıymetli karamürsel veteriner hekimi hasan çaya ebedi yolun aydınlık olsun.
devamını gör...

ilk izlediğim anime olur kendisi. yer yer duygulanır hatta ağlama eşiğine bile gelebilirsiniz. çok şey öğretir bana öğrettiği şeylerden biri; seçtiğimiz yolu kendi ellerimizle inşaa ederiz ve bu yolda sevgiyle ya da nefretle ilerlemek yine bizim seçimimizdir. şiddetle tavsiye ederim, size çok şey katacaktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim