kitaplıktaki en kıymetli kitap
(bkz: çavdar tarlasında çocuklar)
salinger'in yazdığı bu eser, bizim de günlük hayatımız içinde karşılaştığımız ve yüksek sesle dile getiremediğimiz, insanların birbirlerine olan sahtekar, yapmacık, iki yüzlü davranışlarına, hiçbir nedeni olmayan şişkin egolarını sürekli tatmin etme uğraşlarına, saçma sapan üstünlük çabalarına, aslında çok belli olan ama fark ettirmeden birilerini kullanmaya çalışmalarına ve küçük çıkarlar peşinde koşan tutumlarına bir isyan niteliği taşır.
salinger'in yazdığı bu eser, bizim de günlük hayatımız içinde karşılaştığımız ve yüksek sesle dile getiremediğimiz, insanların birbirlerine olan sahtekar, yapmacık, iki yüzlü davranışlarına, hiçbir nedeni olmayan şişkin egolarını sürekli tatmin etme uğraşlarına, saçma sapan üstünlük çabalarına, aslında çok belli olan ama fark ettirmeden birilerini kullanmaya çalışmalarına ve küçük çıkarlar peşinde koşan tutumlarına bir isyan niteliği taşır.
devamını gör...
yazarların unutamadığı sözler
ne kadar az bilirsen o kadar rahat uyursun.
(bkz: maksim gorki).
(bkz: maksim gorki).
devamını gör...
keşke o ben olsam dediğiniz şey
devamını gör...
inançla alay etmek
başkasının özgürlüğünün bittiği yerde özgürlükten bahsedemeyiz diyerek özet geçiyorum.
devamını gör...
normal sözlük’te vaktin nasıl geçtiğini anlamayan insan
günümün 36 saati burda geçiyor. hiç anlamıyorum vaktin nasıl geçtiğini.
devamını gör...
bir öz eleştiri yap
çok çabuk kırılıyorsun, duygusal olarak da motive olmak konusunda da en ufak şeyde bırakıyorsun. keşke biraz sabretsen..
tanım: kafa sözlük yazarlarının öz eleştiri yaptığı başlık.
tanım: kafa sözlük yazarlarının öz eleştiri yaptığı başlık.
devamını gör...
fiyatının hakkını veren yiyecekler
zeytinyağı. kilosu 50 tl.
devamını gör...
de ki işte
on dört baskı yapan, metis yayınları tarafından basılan, yüz altmış sayfa kadar olan bir oruç aruoba kitabıdır. felsefe ağırlıklıdır. çok sağlam tespitler içerir.
--- alıntı ---
ölüm yaşamdan daha belirgindir.
ölüm yaşamdan daha kesindir.
yaşam belirsizdir; oysa ölüm,
belirgin ve kesindir.
hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında,
sonunu değil, sonucunu bulur: ölüm
yaşamın sonucudur - kişinin nasıl bir
yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir.
ölümü bilen, onun bilincinde olan bir yaşam,
yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak,
yaşamı bilinçli kılar - ölümü yaşamdan koparmadan,
ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden,
ölümü, her an, yaşam kılar.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
ölüm yaşamdan daha belirgindir.
ölüm yaşamdan daha kesindir.
yaşam belirsizdir; oysa ölüm,
belirgin ve kesindir.
hep bir süreç olan yaşam, ölüm anında,
sonunu değil, sonucunu bulur: ölüm
yaşamın sonucudur - kişinin nasıl bir
yaşam yaşadığı, öldüğü ölümden bellidir.
ölümü bilen, onun bilincinde olan bir yaşam,
yaşam sürecinin her anında ölümü yaşama katarak,
yaşamı bilinçli kılar - ölümü yaşamdan koparmadan,
ama ölümün yaşamı kaplamasına da izin vermeden,
ölümü, her an, yaşam kılar.
--- alıntı ---
devamını gör...
afrika antilobu
önlerinde liderleri, bilimkurgu filmlerinde resmi geçit yapan robotlar gibi başları önlerinde ilerliyorlar. kenya'dan sınırdaki büyük nehri geçerek tanzanya'ya varacaklar. 500 taneden 100 kadarı da burada telef olacak. çünkü aslanlar, leoparlar, timsahlar avlanmak için en elverişli yer olan nehrin kıyısında pusuya yatmış, bekliyorlar.
devamını gör...
goriot baba
le père goriot, türkçesiyle goriot baba kitabı honore de balzac'ın insanlık komedyası adlı eserinin ilk kitabıdır. önceden zengin olan ve daha sonra hayatında 2 kızından başka zenginliği olmayan goriot babanın bir pansiyona yerleşmesinden itibaren olaylar başlıyor. zengin olduğu dönemlerde kızları tarafından nasıl sevildiğini ve kabul gördüğünü ama daha sonra zenginliğinin bitmesi ile kızlarının ilgisinin de bittiği anlatılıyor. sadece kızları değil pansiyondaki diğer insanlar tarafından da aşağılanıyor çoğu kez. sessiz, yardımsever ve kibar olan goriot babanın kızlarına olan sevgisi, her şeyi kabul edici tavırları, kendisini onlara adaması en dikkat çekici nokta. bu ilgiye, sevgiye hiçbir zaman kızları layık olamıyor. bencillik, doyumsuzluk ve kendini adamışlık duygularını hissettiren hüzünlü bir hikaye.
--- alıntı ---
aynı masanın etrafında toplanan bu onsekiz kişinin arasında kolejlerde olduğu gibi türlü alaylara maruz kalan çaresiz biri vardı. bu biçare adam goriot baba'ydı. eğer bu topluluğun tarihi yazılacağı yerde, resmi çizilecek olsaydı bütün ışık bu adamın üzerinde toplanırdı. bu kinle karışık küçümsemenin, bu merhamete karışmış eziyetlerin, acılara merhamet göstermeyişin, bu en eski kiracıyı hedeflemesi acaba hangi tesadüfün eseri olabilirdi? bu duruma kendisi mi sebep olmuştu? bu sorular bir sürü toplumsal haksızlıklarla yakından alakalıdır.
zorluklara, alçakgönüllülükten, zaaftan ve kayıtsızlıktan dolayı tahammül eden insanları, her şeye katlanmak zorunda bırakmak belki de insan tabiatının bir gereğidir. gücümüzü bir insan veya bir şeyin karşısında ispat etmeyi hepimiz sevmez miyizi?
--- alıntı ---
--- alıntı ---
aynı masanın etrafında toplanan bu onsekiz kişinin arasında kolejlerde olduğu gibi türlü alaylara maruz kalan çaresiz biri vardı. bu biçare adam goriot baba'ydı. eğer bu topluluğun tarihi yazılacağı yerde, resmi çizilecek olsaydı bütün ışık bu adamın üzerinde toplanırdı. bu kinle karışık küçümsemenin, bu merhamete karışmış eziyetlerin, acılara merhamet göstermeyişin, bu en eski kiracıyı hedeflemesi acaba hangi tesadüfün eseri olabilirdi? bu duruma kendisi mi sebep olmuştu? bu sorular bir sürü toplumsal haksızlıklarla yakından alakalıdır.
zorluklara, alçakgönüllülükten, zaaftan ve kayıtsızlıktan dolayı tahammül eden insanları, her şeye katlanmak zorunda bırakmak belki de insan tabiatının bir gereğidir. gücümüzü bir insan veya bir şeyin karşısında ispat etmeyi hepimiz sevmez miyizi?
--- alıntı ---
devamını gör...
sürekli akp'yi ve akp’lileri aşağılamaya çalışmak
uzun zamandır şöyle uzuuun uzuuun bir tanım girmemiştim vallahi, vira bismillah diyelim. başlık sahibi yazarın tanımında geçen her cümleyi reddediyorum. her cümlesini de tek tek açıklayacağım.
cümle 1- * bundan daha doğal olan bir şey varsa bize de söylesin canım yazarımız.
cümle2- * öncelikle fanatik ne demek buna bir bakalım. fanatik: bir öğretiye, bir dine, bir kimseye, bir şeye aşırı ölçüde, coşku ve tutkuyla bağlı olan, bağnaz kimse. bana sorarsanız da bu ülkedeki çoğu insan fanatiktir.
cümle3- * türkiye'den bahsediyorsak eğer, iyi hizmete değil oy oranına bakılarak seçilir cumhurbaşkanları.
cümle4- * anayasanda sosyal devlet ilkesi var. yasalar ve kanunlar sadece vatandaşlara ödev ve sorumluluk yüklemezler. devletin de ödev ve sorumlulukları vardır ve bunları yerine getirmek zorundadır. ha bunların hangi yandaşlara yaptırıldığı da ayrı bir mevzu tabi.
cümle5- * malum yazarın ilgili tanımından da anladığımız üzere bunlarla övünen insanlar olduğu sürece bunlarla dalga geçecek insanlar da olacaktır.
cümle6- * evrimi reddeden bir yönetim ve şehrin evrimine inanan bir ak partili. ironik sadece, neyse.
cümle7- * inanmak temel bir ihtiyaç değildir fakat insanların inandıklarına saygı göstermek bir zorunluluktur. neye inanacağınıza karar verdiğinizde haber ederseniz tekrar portakal suyu sıkarım başlığa.
cümle 1- * bundan daha doğal olan bir şey varsa bize de söylesin canım yazarımız.
cümle2- * öncelikle fanatik ne demek buna bir bakalım. fanatik: bir öğretiye, bir dine, bir kimseye, bir şeye aşırı ölçüde, coşku ve tutkuyla bağlı olan, bağnaz kimse. bana sorarsanız da bu ülkedeki çoğu insan fanatiktir.
cümle3- * türkiye'den bahsediyorsak eğer, iyi hizmete değil oy oranına bakılarak seçilir cumhurbaşkanları.
cümle4- * anayasanda sosyal devlet ilkesi var. yasalar ve kanunlar sadece vatandaşlara ödev ve sorumluluk yüklemezler. devletin de ödev ve sorumlulukları vardır ve bunları yerine getirmek zorundadır. ha bunların hangi yandaşlara yaptırıldığı da ayrı bir mevzu tabi.
cümle5- * malum yazarın ilgili tanımından da anladığımız üzere bunlarla övünen insanlar olduğu sürece bunlarla dalga geçecek insanlar da olacaktır.
cümle6- * evrimi reddeden bir yönetim ve şehrin evrimine inanan bir ak partili. ironik sadece, neyse.
cümle7- * inanmak temel bir ihtiyaç değildir fakat insanların inandıklarına saygı göstermek bir zorunluluktur. neye inanacağınıza karar verdiğinizde haber ederseniz tekrar portakal suyu sıkarım başlığa.
devamını gör...
sinirlere hakim olmanın yolları
benim gibi 5 yıl ertelemeli ceza yemiş seniz, size küfür bile edilse , ne güzel söylüyorsun bir daha söyle kıvamına geliyorsunuz, içerde iki gün kalmayan , bilemez allah kimseyi düşürmesin, kimseyi de çirkef insanlar ile muhatap etmesin, adamı katıl ederler.
devamını gör...
bir şiirin tamamını anlatan tek mısrası
devamını gör...
kedi
beslediğiniz zaman siz evinizde kedi besliyormuşsunuz gibi değil de sanki o evinde insan besliyormuş gibi takılan tatlı bir ruh hastası.
devamını gör...
depresyon
hissedilen her duygu bir şeyler anlatır. o duyguyu okumayı bilmek lazım. nasıl ki vücutta bir anormallik olduğunda vücut bunu çeşitli belirtilerle belli ediyorsa (örneğin; ağrı, ateş vs gibi), ruh da duygularla bir şeyleri anlatmaya çalışır. duygu denen şey zaten ruhumuzun sinyal sistemidir. işte depresyon da bunlardan biri. ancak korkmamak lazım, çünkü eğer kendinizi tanır, duygularınızı okumayı başarır ve kendi kendinizin yöneticisi olursanız üstesinden de rahatlıkla gelebilirsiniz. üstesinden gelmek tabiri de doğru değil aslında. çünkü sorun denen şeyin üstesinden gelinir. depresyonsa sorun değildir aslında. dediğim gibi, ruhunuzun size anlatmak istediği bir şeyleri iletme yoludur. eğer kendinizle iletişime geçebilirseniz, zaten onun da ortadan kaybolduğunu görürsünüz. ve inanın, hayata depresyondaki biri olarak gelmediğiniz gibi, depresyona girdiğinizde de çıkma şansınız var. sonuçta hayata o şekilde gelmediniz ve yaşam sırasında depresyona girersiniz. çıkması da kesinlikle mümkün.
geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:
"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.
hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.
hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
geçtiğimiz günlerde vefat eden psikoloji profesörü doğan cüceloğlu'nun, "savaşçı" adlı kitabından depresyonla ilgili bir alıntı bırakmak istiyorum. kendisi de başka bir kitaptan alıntı yapmış. doğan hoca'yı da saygı ve rahmetle anmış olayım bu arada. alıntı şöyle ki:
"kırk yaşlarında bir kadın hastam ağır depresyonu nöbetlerine tutuluyordu. bu hastam yıllar yılı psikoanalize girmişti, ama yılın belirli zamanlarında aynı depresyon onu aynı şiddetli etkisi altına almaktaydı. depresyon kadının kendi yaşamının ve genellikle hayatın tamamen anlamdan yoksun olduğu duygusu üzerine yoğunlaşıyordu. bu depresyonu nöbetlerinde kadın yatakta kalır, dış dünyayla ilişkisini keser, haftalarca umutsuzca yatakta uzanır ve hastalığının gelmesini beklerdi.
hasta bana gelip derdini anlattığında, depresyonunun altındaki anlamsızlık ve umutsuzluk duygusunun onun gerçek yaşamından kaynaklanabileceğini söyledim ve bu anlamsızlık duygusunun önemli şeylere işaret edebileceğini, bu duyguya kötü bir şey olarak değil, ders alınabileceği bir öğrenmek fırsatı olarak bakılması gerekebileceğini anlattım. kendini insanlığa adamış birçok insanın ilk başlarda bu tür depresyonlardan geçtiğini ve bu depresyon sırasında insanlığa hizmet edebilecek fırsatların yarattıklarına işaret ettim. "anlamsızlık duygusunu itmeden, onu bir arkadaş olarak kabul etmeli; anlamsızlık duygusunu bir öğretmen gibi düşünüp onun öğreteceği şeylere açık olmalı" dedim. araştırıcı tutumu içinde "şimdi içinde bulunduğum durum bana ne öğretmek istiyor?" diye düşünmenin değerli bir tutum olduğunu belirttim.
hastam beni gittikçe artan bir ilgi ve heyecanla dinlemeye başladı. bu depresyon duygusunu bastırmaya çalışmak yerine, bir öğrenme fırsatı olarak görmek onun içini rahatlattı ve patolojik bir durum içinde olduğunu düşünmek yerine, bir araştırıcının (kendini ilgilendiren bir şeyi araştıran bir araştırıcının) merakı ve heyecanı içine girmeye başladı. daha sonraki her tedavi seansına daha heyecanlı, daha meraklı, daha tutarlı ve en önemlisi daha anlamlı bir insan olarak gelmeye başladı. hem kendi hayatı, hem genel olarak yaşam bir anlam kazanmaya başlamıştı. kendi hayatının ve çevresindeki, ilişki kurduğu insanların hayatının anlamsızlığıyla yüz yüze gelmemek için sakladığı birçok "çöplük" gün ışığına çıkmaya başlamıştı."
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
bugün erkeklerin büyük penise sahip olması bir güçlülük göstergesi sayılır iken antik yunan’da bu durum böyle değildir. büyük, erekte penisler gücün göstergesi olmaktan ziyade barbarlık ile ilişkilendirilirdi. bunun örneklerini heykel sanatında görebiliriz. erkek bedeninin o dönemki ideal suretlerini ortaya koydukları eserlerde erkeklerin penisleri küçüktür. çünkü küçük penis yüksek kültür, medeniyet ve zeka ile ilişkilendirilir.
devamını gör...
tuvalet yerine lavaboya gidiyorum demek
devamını gör...


