mutluluk aşısı
büyük ihtimal param yetmeyeceği için alamayacağım aşı olacaktır.
devamını gör...
abdi ipekçi suikasti
milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni abdi ipekçi'nin 1 şubat 1979 tarihinde arabasının içinde, mehmet ali ağca tarafından kurşunlanarak yaşamını kaybetmesine neden olan suikast. katili ağca yakalandıktan sonra kısa bir süre tutuklu kaldığı cezaevinden kaçırılmıştır.
devamını gör...
vandalizm
bilerek ve isteyerek, bir kişiye ya da devlete ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemine verilen isimdir. adını, ilk çağ'da avrupa'da yaşamış olan ve gittikleri yerleri yağmalayan vandallardan almıştır.
devamını gör...
seçim paradoksu
insanların seçim özgürlüğünün arttığı oranda, seçimlerinden memnuniyet oranlarının da düştüğünü ortaya koyan bir araştırmadır.
yani insanların seçim yapacakları seçenekler arttıkça, seçmiş oldukları şeyden daha az memnun oluyorlar.
psikologlar mark lepper ve sheena ıyengar bu teoriyi bir süpermarkette denemişlerdir. reçel satacakları bir deneme standı kurarak insanlara bir seferinde 6, diğerinde 24 seçenek sunmuşlardır. deneyin sonunda 6 seçenek sunulan kişilerin yüzde 30'u reçel alırken, 24 seçenek sunulan kişilerin ise yüzde 3'ü reçel satın almıştır.
yani insanların seçim yapacakları seçenekler arttıkça, seçmiş oldukları şeyden daha az memnun oluyorlar.
psikologlar mark lepper ve sheena ıyengar bu teoriyi bir süpermarkette denemişlerdir. reçel satacakları bir deneme standı kurarak insanlara bir seferinde 6, diğerinde 24 seçenek sunmuşlardır. deneyin sonunda 6 seçenek sunulan kişilerin yüzde 30'u reçel alırken, 24 seçenek sunulan kişilerin ise yüzde 3'ü reçel satın almıştır.
devamını gör...
ali demirsoy
kendisi ile hemşehriyizdir aynı zamanda. üstteki yazar arkadaşların da dediği gibi biyolog, biyoloji denince akla ilk gelen isimlerden. tabii ki değeri bilinmeyen bir bilim insanıdır kendileri.
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
tanım: çok fazla takipçisi olmasa da sözlükte yazılar yazan sözlük yazarlarının amaçlarının listelendiği başlık
benim için durum
ben aslında içimden geldiği gibi yazmayı seviyorum. çok okunmak gibi bir derdim yok. ama birilerini gülümsetebilirsem, birilerinin aklına dokunabilirsem ne mutlu bana.... popüler bir yazar olmasak da bana göre burada asıl olan ise, kimliksiz olarak yazmak... çok eğlenceli bir aktivite... sanki büyük bir meydanda binlerce kişinin arasında herkes derdini anlatmak için bağırırken, içinden geçenleri haykırmak gibi bişi. herkes duyuyor herkes görüyor ama kimse kim olduğunu bilmiyor yada ilgilenmiyor.
benim için durum
ben aslında içimden geldiği gibi yazmayı seviyorum. çok okunmak gibi bir derdim yok. ama birilerini gülümsetebilirsem, birilerinin aklına dokunabilirsem ne mutlu bana.... popüler bir yazar olmasak da bana göre burada asıl olan ise, kimliksiz olarak yazmak... çok eğlenceli bir aktivite... sanki büyük bir meydanda binlerce kişinin arasında herkes derdini anlatmak için bağırırken, içinden geçenleri haykırmak gibi bişi. herkes duyuyor herkes görüyor ama kimse kim olduğunu bilmiyor yada ilgilenmiyor.
devamını gör...
twisted sister
new york'ta kurulmuş bir amerikalı heavy metal grubudur. anti-kiss rock grubu denmiş lakin alakası yok be, bildiğin heavy metal yapıyor adamlar. hatta alice cooper’ın shock rock tarzını benimsemişler, new wave of british heavy metal’in isyankar ruhunu şahlandırmak adına birçok albümler yapmışlardır. grubun esin kaynağı birden fazla hangi birini sayalım??? yalnız grubu grup yapan isyankar oluşlarıdır ve şarkılarına bu durumu oldukça çok yansıtmaktadırlar.
amcalarımız on numara beş yıldız, on numara beş yıldız da albümler yapmışlardır. onlardan bazıları da şunlardır; a twisted christmas, big hits and nasty cuts, ruff cutts, ı wanna rock: the ultimate twisted sister collection, love ıs for suckers, under the blade… şöyle albümler yapıp yükselmemenin mümkünü var mı? bence yok. bu amcaların her albümü böyle isyankar işte, metal müziği dibine kadar yaşatırlar o derece…
ha farklı tarzları olması sebebiyle diğer heavy metal grupları gibi pek rağbet görmezler çünkü bir dönem glam grubu olarak anılmışlar, tarzları heavy metale uygun olmadığı görülmüş. bence saçma, her grubun kendine has tarzı olmalıdır çünkü gruplar özentilik yapıp başka gruplara benzemeye çalışırsa o zaman çöküş gerçekleşir, yaptıkları albümlerin bi anlamı olmaz kanımca. hatta grubun vokali dee snider bir röportajında glam metal yaptıklarını çürütmüş, kendilerinden için çekici değil de itici olduklarını söylemiş.
yalnız grubun dediğim vokalinin sesi hakikaten muhteşem, itici olduklarını belirtmesi hiç hoş olmamış çünkü bana göre öyle değiller. yerim. *
sevgi ve saygıyla…
amcalarımız on numara beş yıldız, on numara beş yıldız da albümler yapmışlardır. onlardan bazıları da şunlardır; a twisted christmas, big hits and nasty cuts, ruff cutts, ı wanna rock: the ultimate twisted sister collection, love ıs for suckers, under the blade… şöyle albümler yapıp yükselmemenin mümkünü var mı? bence yok. bu amcaların her albümü böyle isyankar işte, metal müziği dibine kadar yaşatırlar o derece…
ha farklı tarzları olması sebebiyle diğer heavy metal grupları gibi pek rağbet görmezler çünkü bir dönem glam grubu olarak anılmışlar, tarzları heavy metale uygun olmadığı görülmüş. bence saçma, her grubun kendine has tarzı olmalıdır çünkü gruplar özentilik yapıp başka gruplara benzemeye çalışırsa o zaman çöküş gerçekleşir, yaptıkları albümlerin bi anlamı olmaz kanımca. hatta grubun vokali dee snider bir röportajında glam metal yaptıklarını çürütmüş, kendilerinden için çekici değil de itici olduklarını söylemiş.
yalnız grubun dediğim vokalinin sesi hakikaten muhteşem, itici olduklarını belirtmesi hiç hoş olmamış çünkü bana göre öyle değiller. yerim. *
sevgi ve saygıyla…
devamını gör...
serial experiments lain
içerdiği gizem yüzünden her bölümünde farklı yorumlar yapmama sebep olan 1998 yapımı japon deneysel anime televizyon dizisidir.
yorumlarımı kronolojik olarak buraya bırakacağım, merak eden olursa keyifli okumalar dilerim...
bölüm 1:
toplumsal yozlaşmışlığı kafkaesk bir buhran içerisinde işleyen ve ilerleyen ilginç bir seriye benziyor. muhtemelen izlemeye devam edeceğim. aklıma gelen şeyleri yorum olarak buraya yazmayı düşünüyorum.
not: burada kafkaesk terimini, bilinen ve algılanan gerçeklikten kopma, uzaklaşma durumu anlamında kullandım. sorulmadan söylemek istedim, bilginize arz ederim.
bölüm 2:
yorum 1:
*nereye gidersen git, herkes birbiriyle bağlı.*
yorum 2:
ending'ini çok beğendim, sözleri ve dile getirilişi harika. opening de güzeldi diyebiliriz. dinlemenizi tavsiye ederim.
bölüm 3:
*çoğu insan sanal ortamda, gerçek dünyada olduğundan tamamen farklı bir kişiliğe bürünür.*
bu sözler, kablolu ya da sanal kişilikler yaratmış kimseler diye nitelendirebileceğimiz insanları özetler nitelikte. kendimden örneklemem gerekirse: günlük yaşamım için, kısa ve düz yanıtlar veren bi' kişilik kullanıyorum. iş, okul, aile için de farklı birçok kişilik yaratmış durumdayım. sanal ortamda da bundan pek farklı değilim, değişmeyen tek şey sürekli değiştirdiğim ve kafama göre yinelediğim
kişiliklerim. demem o ki: bu kimseler, sahte kimliklerinin ardında, gerçek kimliklerini yitiriyorlar. belki de en çok ben yitiriyorum. muhtemelen kısa cevaplar veren kişiliğim, ilk ve de tek hakiki kişiliğim. hikaye ile ilgili yorumuma gelecek olursam da hikaye gittikçe derinleşiyor ve ilginçleşiyor. diğer yorumlardan ve izlediklerimden yola çıkarak durumların daha da sarpa saracağını varsayıyorum, umarım öyle olur.
bölüm 13:
hikaye sürekli bir sis perdesinin arkasında gizlendiği için anlaşılması güç bir yapıya sahipti. tabii bunun için de belli başlı sebepleri olabilir. zaten her bölümün başında bölümü katmak olarak isimlendirmişlerdi. hikayenin işlenme biçimi ve katmanlardaki verilen kısıtlı bilgi ile belli başlı konuları düşündürdüklerine inanıyorum. bu konu önceki yorumlarımdan da örneklendirilebilir (1 ve 3'üncü bölüm yorumları ile desteklendi). bir noktadan sonra konuyu spinoza'nın doğa-tanrı'sına getireceklerini sanmıştım. hikaye, kimi yerinde golyadkin'cilik kimi yerinde hegesias'cılık oynanıyormuş hissi vermedi de diyemem. sanırım hikayeyi özel kılan da bu tavrıydı. bilinçli ya da bilinçsiz bi' biçimde yaratılan sistematik kargaşanın meydana getirdiği ilginç eleştiri ve yorumlamalar. opening ve endingleri çok güzeldi diyebilirim. hikaye kendi kendini açıklar nitelikteydi ama bazı noktalarda soru işareti bıraktı. sanırsam onların kararı da bize kalıyor.
yorumlarımı kronolojik olarak buraya bırakacağım, merak eden olursa keyifli okumalar dilerim...
bölüm 1:
toplumsal yozlaşmışlığı kafkaesk bir buhran içerisinde işleyen ve ilerleyen ilginç bir seriye benziyor. muhtemelen izlemeye devam edeceğim. aklıma gelen şeyleri yorum olarak buraya yazmayı düşünüyorum.
not: burada kafkaesk terimini, bilinen ve algılanan gerçeklikten kopma, uzaklaşma durumu anlamında kullandım. sorulmadan söylemek istedim, bilginize arz ederim.
bölüm 2:
yorum 1:
*nereye gidersen git, herkes birbiriyle bağlı.*
yorum 2:
ending'ini çok beğendim, sözleri ve dile getirilişi harika. opening de güzeldi diyebiliriz. dinlemenizi tavsiye ederim.
bölüm 3:
*çoğu insan sanal ortamda, gerçek dünyada olduğundan tamamen farklı bir kişiliğe bürünür.*
bu sözler, kablolu ya da sanal kişilikler yaratmış kimseler diye nitelendirebileceğimiz insanları özetler nitelikte. kendimden örneklemem gerekirse: günlük yaşamım için, kısa ve düz yanıtlar veren bi' kişilik kullanıyorum. iş, okul, aile için de farklı birçok kişilik yaratmış durumdayım. sanal ortamda da bundan pek farklı değilim, değişmeyen tek şey sürekli değiştirdiğim ve kafama göre yinelediğim
kişiliklerim. demem o ki: bu kimseler, sahte kimliklerinin ardında, gerçek kimliklerini yitiriyorlar. belki de en çok ben yitiriyorum. muhtemelen kısa cevaplar veren kişiliğim, ilk ve de tek hakiki kişiliğim. hikaye ile ilgili yorumuma gelecek olursam da hikaye gittikçe derinleşiyor ve ilginçleşiyor. diğer yorumlardan ve izlediklerimden yola çıkarak durumların daha da sarpa saracağını varsayıyorum, umarım öyle olur.
bölüm 13:
hikaye sürekli bir sis perdesinin arkasında gizlendiği için anlaşılması güç bir yapıya sahipti. tabii bunun için de belli başlı sebepleri olabilir. zaten her bölümün başında bölümü katmak olarak isimlendirmişlerdi. hikayenin işlenme biçimi ve katmanlardaki verilen kısıtlı bilgi ile belli başlı konuları düşündürdüklerine inanıyorum. bu konu önceki yorumlarımdan da örneklendirilebilir (1 ve 3'üncü bölüm yorumları ile desteklendi). bir noktadan sonra konuyu spinoza'nın doğa-tanrı'sına getireceklerini sanmıştım. hikaye, kimi yerinde golyadkin'cilik kimi yerinde hegesias'cılık oynanıyormuş hissi vermedi de diyemem. sanırım hikayeyi özel kılan da bu tavrıydı. bilinçli ya da bilinçsiz bi' biçimde yaratılan sistematik kargaşanın meydana getirdiği ilginç eleştiri ve yorumlamalar. opening ve endingleri çok güzeldi diyebilirim. hikaye kendi kendini açıklar nitelikteydi ama bazı noktalarda soru işareti bıraktı. sanırsam onların kararı da bize kalıyor.
devamını gör...
türk eğitim sisteminde ingilizce öğretememe problemi
durun bir de ben anlatayım dediğim başlıktır.
öğrencinin hiçbir suçu günahı yoktur. öğretmenin sorumluluğu ve vebali ise büyüktür. hemen size durumu netliğe kavuşturacağını düşündüğüm bir hikaye anlatayım.
öğretmen olarak atandığım okulumda eğitim fakültesinden yeni mezun olmanın verdiği şevkle ingilizce öğretmek için hazırlık sınıflarına daldım. ben tecrübesiz ve yeni bir öğretmen olduğum için beni sınıfların dinleme ve konuşma derslerine verdiler.
tecrübeli olan öğretmen arkadaşlarımın hiçbir öğretmenlik mezunu değildi, sıkı durun hatta hiçbiri ingilizce mezunu değildi.
subject + verb + object metodunu kullanarak ingilizce öğreteceğini sanan bu güruhla çalışan acemi öğretmen ben tabii ki buna bir dur demeye kararlıydım.
dinleme dersleri için ideal olduğunu düşündüğüm filmler seçtim ve kendimce bir yöntem uygulamaya başladım. ama önce sınıflarda şöyle bir konuşma yaptım:
“ arkadaşlar aranızda 2 yaşına geldiğinde annesi babası tarafından karşısına oturtulup “ evladım artık konuşma zamanın geldi, geniş zamanla başlıyoruz” şeklinde türkçe öğrenen oldu mu? olmadığına göre ingilizceyi de böyle öğrenmeyeceğiz.”
öğrencilerin gözleri parladı tabii ki. filmleri açıp izliyor, benim önceden belirlediğim belli yerlerde filmi durdurup üzerinde elimizden geldiğince tartışıp eğlenip zaman geçiriyorduk. 3 ayın sonunda öğrencilerim ingilizce konuşmaya, konuşulanı anlamaya başladı. tabii ki bu sadece filmlerle olmadı; roleplay etkinlikleri, diyaloglar ve benzeri etkinlikler de yaptık.
sonuç gerçekten çok iyiydi.
peki bu güzel ve eğlenceli dönemin sonunda ne oldu sizce? okul müdürü beni odasına çağırıp hakkımda şikayet olduğunu söyledi, şikayet edenler diğer ingilizce öğretmeni arkadaşlarım, şikayet konusu da benim ders işlemek yerine çocuklara film izletip oyun oynatmam. hakkımda soruşturma açıldı elbette ama hiçbir şey çıkmadı.
demem o ki; tembel ingilizce öğretmenleri ve zavallı idareciler yüzünden ingilizce öğrenmeye istekli ve bu işi keyif alarak yapabilecek gençler heba olup gidiyor.
kimse üzülmesin ama ben pes etmedim, hala çok eğleniyoruz derste ve çocuklar konuşabiliyorlar ingilizce. mutluyuz.
öğrencinin hiçbir suçu günahı yoktur. öğretmenin sorumluluğu ve vebali ise büyüktür. hemen size durumu netliğe kavuşturacağını düşündüğüm bir hikaye anlatayım.
öğretmen olarak atandığım okulumda eğitim fakültesinden yeni mezun olmanın verdiği şevkle ingilizce öğretmek için hazırlık sınıflarına daldım. ben tecrübesiz ve yeni bir öğretmen olduğum için beni sınıfların dinleme ve konuşma derslerine verdiler.
tecrübeli olan öğretmen arkadaşlarımın hiçbir öğretmenlik mezunu değildi, sıkı durun hatta hiçbiri ingilizce mezunu değildi.
subject + verb + object metodunu kullanarak ingilizce öğreteceğini sanan bu güruhla çalışan acemi öğretmen ben tabii ki buna bir dur demeye kararlıydım.
dinleme dersleri için ideal olduğunu düşündüğüm filmler seçtim ve kendimce bir yöntem uygulamaya başladım. ama önce sınıflarda şöyle bir konuşma yaptım:
“ arkadaşlar aranızda 2 yaşına geldiğinde annesi babası tarafından karşısına oturtulup “ evladım artık konuşma zamanın geldi, geniş zamanla başlıyoruz” şeklinde türkçe öğrenen oldu mu? olmadığına göre ingilizceyi de böyle öğrenmeyeceğiz.”
öğrencilerin gözleri parladı tabii ki. filmleri açıp izliyor, benim önceden belirlediğim belli yerlerde filmi durdurup üzerinde elimizden geldiğince tartışıp eğlenip zaman geçiriyorduk. 3 ayın sonunda öğrencilerim ingilizce konuşmaya, konuşulanı anlamaya başladı. tabii ki bu sadece filmlerle olmadı; roleplay etkinlikleri, diyaloglar ve benzeri etkinlikler de yaptık.
sonuç gerçekten çok iyiydi.
peki bu güzel ve eğlenceli dönemin sonunda ne oldu sizce? okul müdürü beni odasına çağırıp hakkımda şikayet olduğunu söyledi, şikayet edenler diğer ingilizce öğretmeni arkadaşlarım, şikayet konusu da benim ders işlemek yerine çocuklara film izletip oyun oynatmam. hakkımda soruşturma açıldı elbette ama hiçbir şey çıkmadı.
demem o ki; tembel ingilizce öğretmenleri ve zavallı idareciler yüzünden ingilizce öğrenmeye istekli ve bu işi keyif alarak yapabilecek gençler heba olup gidiyor.
kimse üzülmesin ama ben pes etmedim, hala çok eğleniyoruz derste ve çocuklar konuşabiliyorlar ingilizce. mutluyuz.
devamını gör...
halkımızın dolandırılmaya çok müsait olması
sanal dolandırıcılık diye bir şey var insanlar o kadar bitik ve matah noktadalar ki günlük harçlığı çıkarma hayaliyle bile dolandırıcılara parasını kaptırıyorlar.
devamını gör...
ganj timsahı
gavialis gangeticus ve hint gavyali olarak da bilinen hindistanın ganj nehrinde yaşayan bir timsah türü. dağılım olarak, hindistan, bangladeş, butan, nepal, pakistan ve myanmar'da görülmektedir. onu farklı kılan özeliği uzun ve dar bir ağız yapısına sahip olmasıdır.
tuzlu su timsahından sonra yaşayan en büyük timsahtır ve boyu 7 metreye kadar ulaşabilir.
tuzlu su timsahından sonra yaşayan en büyük timsahtır ve boyu 7 metreye kadar ulaşabilir.
devamını gör...
radikal mastektomi
genişçe deri ile birlikte meme, m.pectoralis majör ve m.pectoralis minör ve aksilla (koltuk altı)'nın blok halinde çıkarılma operasyonuna verilen isimdir.
devamını gör...
akıllı klozet kapağı
bence gereksiz bir icattır. ne gerek var boşu boşuna harcama yapmaya. eğer iğreniyorsanız da bir parça peçete koparıp açar ve kapatırsınız.
masraf etmen guzum.
masraf etmen guzum.
devamını gör...
depresyon belirtileri
zorunlu ihtiyaçlar (yemek yemek, tuvalet ve banyo) için bile yataktan çıkamamak. akşama kadar dizi/film izlemek hikaye. hiçbir şeyden zevk alamazsınız. sebepsiz - illa ki bir sebebi vardır ama henüz bulamamışsınızdır - ağlarsınız.
devamını gör...
23 mayıs 2021 sedat peker'in 7. videosu
başından beri mesafeli davranışmıstım yayınladığı videolara. çünkü derin devleti az çok bu ülkede sol düşüncede olan herkes bilir. ancak gerçeği bilip, hiçbir şey yapamamak kendini daha fazla yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor.
bugün oturdum tüm videoyu izledim. uğur mumcu meselesini anlatırken, gözyaşlarıma engel olamadım. çok üzgünüm, ailesi, çocukları, ülke için cok üzgünüm. herkesin bildiği gerçeği açıklamıştır, mumcu'nun katilinin agar'a o dönem çok yakın biri tarafından ağar olduğu bugün açıklanmıştır. umarım mumcu'nun katilleri bu ülkede hüküm giyer.
bilemiyorum, lanet olsun demekten başka bir şey diyemiyorum. boğazım düğüm düğüm.
edit, agar'ın söylediği "bir tuğla çekerse bütün duvar yıkılır" sözüne mumcu'nun eşi söyle demişti, "umarım bir gün o duvarın altında siz kalırsınız"
bugün oturdum tüm videoyu izledim. uğur mumcu meselesini anlatırken, gözyaşlarıma engel olamadım. çok üzgünüm, ailesi, çocukları, ülke için cok üzgünüm. herkesin bildiği gerçeği açıklamıştır, mumcu'nun katilinin agar'a o dönem çok yakın biri tarafından ağar olduğu bugün açıklanmıştır. umarım mumcu'nun katilleri bu ülkede hüküm giyer.
bilemiyorum, lanet olsun demekten başka bir şey diyemiyorum. boğazım düğüm düğüm.
edit, agar'ın söylediği "bir tuğla çekerse bütün duvar yıkılır" sözüne mumcu'nun eşi söyle demişti, "umarım bir gün o duvarın altında siz kalırsınız"
devamını gör...
vanderwaals
garip olarak tanımlayabileceğim bir muhabbeti olan, sanırım kafası güzelken denk geldiğim ama entrylerinde ayık olan yazar.
devamını gör...
zaman makineleri
bir carlo m. cipolla kitabıdır.
bilmiyorum başlığı okuyunca aklınıza ne geldi? belki h.g.wells’in bilimkurgu klasiklerinden biri haline gelmiş olan o muhteşem kitabı zaman makinesini düşündünüz ve zaman içinde bir ileri bir geri gidip sosyolojik çıkarımlarda bulundunuz.
ya da doktor emmet brown ve marty mcfly ile zaman çizgisini bozup bozup tamir etmekle uğraşırken her şeyi elinize yüzünüze bulaştırıp sonunda her şeyi olması gerektiği gibi bıraktınız.
bu kitapta hakkında bahsedilenler ise bambaşka zaman makineleri. zamane insanının saat diye bildiği ve artık çok sıradan bir cihaz haline gelmiş olan harikaların tarihi anlatılıyor kitapta.
saatin bulunması ve zaman içinde geçirdiği teknolojik evrimden bahsedilse de asıl konu saatin ticari bir meta olarak dünyayı dolaşması ve insanlar arasında sosyolojik açıdan farklılıklar yaratan bir nesneye dönüşmesi anlatılıyor.
saat benim için de çok önemlidir. saatleri adeta kutsal bir nesne olarak görürüm. zamanı göstermekle kalmayıp içine hapsedebilen, saklayabilen; zamana hükmeden nesnelerdir benim için saatler.
bence eğer saatlerle benim kadar ilgili iseniz mutlaka okuyun.
saatler olsun!
bilmiyorum başlığı okuyunca aklınıza ne geldi? belki h.g.wells’in bilimkurgu klasiklerinden biri haline gelmiş olan o muhteşem kitabı zaman makinesini düşündünüz ve zaman içinde bir ileri bir geri gidip sosyolojik çıkarımlarda bulundunuz.
ya da doktor emmet brown ve marty mcfly ile zaman çizgisini bozup bozup tamir etmekle uğraşırken her şeyi elinize yüzünüze bulaştırıp sonunda her şeyi olması gerektiği gibi bıraktınız.
bu kitapta hakkında bahsedilenler ise bambaşka zaman makineleri. zamane insanının saat diye bildiği ve artık çok sıradan bir cihaz haline gelmiş olan harikaların tarihi anlatılıyor kitapta.
saatin bulunması ve zaman içinde geçirdiği teknolojik evrimden bahsedilse de asıl konu saatin ticari bir meta olarak dünyayı dolaşması ve insanlar arasında sosyolojik açıdan farklılıklar yaratan bir nesneye dönüşmesi anlatılıyor.
saat benim için de çok önemlidir. saatleri adeta kutsal bir nesne olarak görürüm. zamanı göstermekle kalmayıp içine hapsedebilen, saklayabilen; zamana hükmeden nesnelerdir benim için saatler.
bence eğer saatlerle benim kadar ilgili iseniz mutlaka okuyun.
saatler olsun!
devamını gör...










