adalet
çok ikircikli bir kavram. özellikle sosyal açıdan.
hukuki açıdan bir değerlendirme yapmayacağım bu metinde. zaten haddime de değil. insan ilişkilerindeki adalet, ahlak-adalet kavramları arasındaki ilişki belki biraz da sosyal adalete değinmeye çalışacağım. bunun için hukuk bilmeye gerek yok. sanırım. aslında olabilir yaa, bilemedim. yazarak çalışmayı seviyorum.
kişinin kendini "yargılaması" ile ilgili çok düşünüyorum, okuyorum, çalışıyorum bu ara. terapistim düşmüyor yakamdan sağ olsun. vardır bir bildiği. kendime aldığım notlar, bu konudaki bakış açımı büyük ölçüde etkilemiş kimi feylesoflarımın (evet benim, çünkü anladığım kadarlar) metinleri ve yeni okumalar ile baya bildiğin mesai harcıyorum. bilgileri güncellemek iyidir. tgg. ama dikkat etmeli, oturmuş kavramlarınız için tehlike çanlarını çalar. bazen sil baştana bile götürür, yapacak bir şey yok. aslında tabi ki hala yoldayım ancak hala adalet kavramını, kişinin ne kadar aksi için uğraşsa da kendine yorduğu bir noktadan uzakta tutamayacağını bu yüzden de kendi ahlak anlayışıyla bu durum arasında oluşan ve her yeni gündemle açılan makasın açtığı boşlukta duvardan duvara vurmaya devam edeceğini düşünmeye devam ediyorum. doğrularınız, sizi insan yapan bencilliğinizle bitmek bilmeyen bir çelişkiler yumağının merkezi yaparken sizi ne kadar sakin ve vakur olabilirsiniz ki... bir noktada öfkelenmeye başlıyorsunuz. belki de yetmiyor bu kadar mesai, artırmalıyım; kendi sil baştanımın çok uzağındayım. hala bu kadar kızgın olduğuma göre kendime.
evet oturmuş bir ahlaki yapınız varsa adaleti sadece "kendinize kadar" şekilde tanımlamazsınız. bağırır çağırırsınız adalet için, hak için, eşitlik için. samimiyetle, içinizden gelerek, taşarak, en yüksek tonunuzdan! ama adaleti çoğu zaman kendimize kadar yaşamıyor muyuz, yaşatmıyor muyuz sahiden de bizi de kapsayan durumlarda arkadaşlar? içimizden bencil bir canavar taşıp ele geçirmiyor mu adil olmak işimize gelmediğinde benliğimizi? durun kızmayın, anlatıyorum. kendinizi eleştirmekten hatta bunu sizi seven, gözeten insanları kızdıracak kadar kendinize vurarak yapmaktan korkmayan bir insan olmanız adil olmanın yemediği durumlarda kendi ahlak anlayışınızı çöpe atmanıza engel olmuyor, olmayabiliyor. sevdiğiniz insanlar zarar görmesin, üzülmesin diye sokaktan geçen herhangi biri için yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri yapabiliyorsunuz. herkese eşit davranmıyorsunuz. kendi annenizi dünyadaki diğer annelerden daha çok seviyorsunuz. en çok kendi babanız öldüğünde yanıyorsunuz. tamam bunlar tabi ki çok uç örnekler. sevgi, bağlılık, fedakarlık, acı çekmek... tüm bunlar adaletten, herkese eşit mesafede olmaktan çok daha başka parametreler de içeriyor ama tümevarmak da gerekiyor bir yandan yanılıyor muyum? en temel noktalardan başlamalısınız bir konuda düşün, yaşam stili belirlemek için. en uç gibi görünen en çarpıcı örneklerden. onları da en azından bir ölçüde kapsamazsa bir bütünlükten, bir “her ihtimalde” durumundan söz edemezsiniz.
ben, ben, ben. ama ben'e bile adil olamıyorsunuz. herkese aynı mesafede durmak, herkes için her durumda aynı şeyi yapacak ya da yapmayacak kadar adil olmak mümkün mü sahiden? soru bu. size benzemeyen insanlar için de adalet isteyebiliyor ve bunu gerçekten hissederek savunabiliyorken siz adaletsizliği temsil edebiliyorsunuz özel yaşantınızda. ahlak anlayışınızın sizi emsalsiz şekilde yargılayabileceğini bildiğiniz durumlarda bile insanlara ve ben'e haksızlık yapabiliyorsunuz şartlar sizi buna mecbur hissettirdiğinde. çilem doğan'ın savunma metnini okuyup "o bir katil, çünkü haklılık katli meşru kılmaz" derken kendinizi zorlamanız gerekebiliyor. lgbti+ haklarını savunurken, evinizi 6 ay boyunca gay bir arkadaşınıza açarken gelecekteki çocuğum umarım bir kuir olmaz diyebiliyorsunuz.
iyi bir insan olmak çok zor. ama iyi. öylesine iyi değil.
hukuki açıdan bir değerlendirme yapmayacağım bu metinde. zaten haddime de değil. insan ilişkilerindeki adalet, ahlak-adalet kavramları arasındaki ilişki belki biraz da sosyal adalete değinmeye çalışacağım. bunun için hukuk bilmeye gerek yok. sanırım. aslında olabilir yaa, bilemedim. yazarak çalışmayı seviyorum.
kişinin kendini "yargılaması" ile ilgili çok düşünüyorum, okuyorum, çalışıyorum bu ara. terapistim düşmüyor yakamdan sağ olsun. vardır bir bildiği. kendime aldığım notlar, bu konudaki bakış açımı büyük ölçüde etkilemiş kimi feylesoflarımın (evet benim, çünkü anladığım kadarlar) metinleri ve yeni okumalar ile baya bildiğin mesai harcıyorum. bilgileri güncellemek iyidir. tgg. ama dikkat etmeli, oturmuş kavramlarınız için tehlike çanlarını çalar. bazen sil baştana bile götürür, yapacak bir şey yok. aslında tabi ki hala yoldayım ancak hala adalet kavramını, kişinin ne kadar aksi için uğraşsa da kendine yorduğu bir noktadan uzakta tutamayacağını bu yüzden de kendi ahlak anlayışıyla bu durum arasında oluşan ve her yeni gündemle açılan makasın açtığı boşlukta duvardan duvara vurmaya devam edeceğini düşünmeye devam ediyorum. doğrularınız, sizi insan yapan bencilliğinizle bitmek bilmeyen bir çelişkiler yumağının merkezi yaparken sizi ne kadar sakin ve vakur olabilirsiniz ki... bir noktada öfkelenmeye başlıyorsunuz. belki de yetmiyor bu kadar mesai, artırmalıyım; kendi sil baştanımın çok uzağındayım. hala bu kadar kızgın olduğuma göre kendime.
evet oturmuş bir ahlaki yapınız varsa adaleti sadece "kendinize kadar" şekilde tanımlamazsınız. bağırır çağırırsınız adalet için, hak için, eşitlik için. samimiyetle, içinizden gelerek, taşarak, en yüksek tonunuzdan! ama adaleti çoğu zaman kendimize kadar yaşamıyor muyuz, yaşatmıyor muyuz sahiden de bizi de kapsayan durumlarda arkadaşlar? içimizden bencil bir canavar taşıp ele geçirmiyor mu adil olmak işimize gelmediğinde benliğimizi? durun kızmayın, anlatıyorum. kendinizi eleştirmekten hatta bunu sizi seven, gözeten insanları kızdıracak kadar kendinize vurarak yapmaktan korkmayan bir insan olmanız adil olmanın yemediği durumlarda kendi ahlak anlayışınızı çöpe atmanıza engel olmuyor, olmayabiliyor. sevdiğiniz insanlar zarar görmesin, üzülmesin diye sokaktan geçen herhangi biri için yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri yapabiliyorsunuz. herkese eşit davranmıyorsunuz. kendi annenizi dünyadaki diğer annelerden daha çok seviyorsunuz. en çok kendi babanız öldüğünde yanıyorsunuz. tamam bunlar tabi ki çok uç örnekler. sevgi, bağlılık, fedakarlık, acı çekmek... tüm bunlar adaletten, herkese eşit mesafede olmaktan çok daha başka parametreler de içeriyor ama tümevarmak da gerekiyor bir yandan yanılıyor muyum? en temel noktalardan başlamalısınız bir konuda düşün, yaşam stili belirlemek için. en uç gibi görünen en çarpıcı örneklerden. onları da en azından bir ölçüde kapsamazsa bir bütünlükten, bir “her ihtimalde” durumundan söz edemezsiniz.
ben, ben, ben. ama ben'e bile adil olamıyorsunuz. herkese aynı mesafede durmak, herkes için her durumda aynı şeyi yapacak ya da yapmayacak kadar adil olmak mümkün mü sahiden? soru bu. size benzemeyen insanlar için de adalet isteyebiliyor ve bunu gerçekten hissederek savunabiliyorken siz adaletsizliği temsil edebiliyorsunuz özel yaşantınızda. ahlak anlayışınızın sizi emsalsiz şekilde yargılayabileceğini bildiğiniz durumlarda bile insanlara ve ben'e haksızlık yapabiliyorsunuz şartlar sizi buna mecbur hissettirdiğinde. çilem doğan'ın savunma metnini okuyup "o bir katil, çünkü haklılık katli meşru kılmaz" derken kendinizi zorlamanız gerekebiliyor. lgbti+ haklarını savunurken, evinizi 6 ay boyunca gay bir arkadaşınıza açarken gelecekteki çocuğum umarım bir kuir olmaz diyebiliyorsunuz.
iyi bir insan olmak çok zor. ama iyi. öylesine iyi değil.
devamını gör...
kapitalizmde ne vardır ne yoktur sorunsalı
emek vardır yemek yoktur.
devamını gör...
aday adayı
türkiye'nin avrupa birliği için aday adaylığına en büyük aday olması gibidir.
devamını gör...
çaya şeker atmadan içen kişi
çaya, kahveye şeker atan kişilerin, kafalarında bir takım kurgu yaparak yaftaladığı kimseler.
devamını gör...
uzaylı istilası vs zombi kıyameti
hiç uğraşamam elin ölüsüyle, pis pis kokar birde onlar şimdi.
ama uzaylılar öyle mi, teknolojik gemileriyle gelecekler, hepsi delikanlı çocuklar.
bence de uzaylılar gelsin.
ama uzaylılar öyle mi, teknolojik gemileriyle gelecekler, hepsi delikanlı çocuklar.
bence de uzaylılar gelsin.
devamını gör...
kadınlar camiye giremez
''hadis var hadis hadis'' diyor ama hangi hadis bi' söylesinde bilelim. “allah’ın kulları olan kadınların camilere gitmelerine engel olmayınız” (müslim salat 140) diyor hadis. cahil cesareti böyle bir şey demek ki.
devamını gör...
yalnızlığın günde 15 dal sigara kadar zararlı olması
hem yalnızım hem sigara içiyorum. günde 30 dal sigara etkisi...
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
ıçimizden birisi olan dışımızdaki irlandalı ile radyo programı.*
beklemedeyiz efenim.
beklemedeyiz efenim.
devamını gör...
13 aralık 2020 uludağ sözlük’ün kapatılması
niye sevinmemiz ya da üzülmemiz gereken bir eylem olduğunu anlayamadığım önerme.
en son 2010 yılında falan o da yanlışlıkla uludağ linkine tıklamıştım galiba.
en son 2010 yılında falan o da yanlışlıkla uludağ linkine tıklamıştım galiba.
devamını gör...
türkan saylan
türk milletinin neden hiçbir zaman adam olamayacağını, bu kadına ve bilimine yapılan muameleden anlayabilirsiniz. kötülük yapanların kötülük yapması değil sadece olay, bu kadının bir noktada sahipsiz bırakılması. celal hocanın çok sevdiğim bir lafı var, “ biz uğraşıyoruz ama halkın da umrunda değil ki “.
devamını gör...
içi boşaltılmış kavramlar
adalet ve kalkınma
devamını gör...
güne bir kadın yalanı bırak
ne dedin, duymadım.
devamını gör...
kab el ahbar
bir tâbiî. tâbiî, hz. muhammed'i görmeyip de sahabeleri görmüş olan kişi demektir. benî isrâil rivayetleriyle tanınır. kab, hz. muhammed'i görmemiş olmasına rağmen rivayete göre yaşça hz. muhammed'den büyüktür. yani rivayete göre yaklaşık miladi 551 yılında doğmuştur. rivayete göre 104 yaşında ölmüştür. fakat ne kadar güvenilir olduğu konusu tartışılmıştır. mesela ibn mesud, kâ'b'ın rivayetlerindeki gerçek dışı hususlardan söz ederek onu eleştirmiştir. fakat nevevî, kâ'b'ın geniş bilgi ve sika(güvenilir) kişiliği üzerinde ittifak bulunduğunu söylemiştir. kâ'b'ın, isrâiliyat'a dair rivayetleri bulunmaktadır. yine de bazı çağdaş ilahiyatçılar kendisini eleştirmişlerdir. kâ'b, ehl-i kitap ravilerinin en güvenilir olanı kabul edilmiştir.
şu sitede kâ'b, hadis uydurmakla suçlanmıştır.
sitenin yazdıklarından neyin doğru neyin yanlış olduğuna bakalım,
1. israiloğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur hadisini abdullah bin amr'ın naklettiği söylenir. tirmizi, ebu davud ve buhari'de bu hadis geçer. abdullah bin amr, kâ'b el-ahbâr'ın talebelerindendir.
sitede bu hadisten bahsedilerek, hadisi yanlış yazarak, sanki hz. muhammed, israiloğullarında ne varsa hepsi haktır gibi bir şey buyurmuş havası vermeye çalışmışlardır. hadis şöyledir:
benim tarafımdan (tebliğ edilen kur'an'dan) bir ayet olsun halka ulaştırınız. israiloğullarından da (ibretli kıssalar) haber verebilirsiniz. zira bunda bir sakınca yoktur. her kim (benim söylemediğim bir şeyi söyledi diye) bile-bile bana yalan isnâd ederse, o da cehennemdeki yerine yerleşmeye hazırlansın.
buna rağmen isrâiliyatı nakletmeyi yasaklayan rivayetler de bulunur. tevrat ve incil tamamen tahrif edilmemiştir, bunlar arasında kur'an ve sünnete uygun olanlar hak kabul edilir, işte hadisteki isrâiliyatın bu tip bir isrâiliyat olduğu söylenir. fakat kur'an ve sünnete uymayanlar ise batıl olarak kabul edilmiştir, ve isrâiliyattan nakletmeyi yasaklayan rivayetlerde kastedilenin de, batıl olan olduğu söylenmiştir.
2. hz. ömer'in, kâ'b'ı sürgün etmekle tehdit etmesi meselesi.
ilk önce zaten rivayete göre, hz. ömer, kâ'b'ın verdiği bilgilere ilgi göstermiş, kendisinden öğüt istemiş ve tavsiyelerine uymuştur. sürgün meselesi ise şöyledir: kaynaklara göre hz. ömer, kâ'b'a, bazı şeyleri nakletmekten vazgeçmediği takdirde kendisini medine'den süreceğini söylemiştir. dolayısıyla burda zaten kâ'b sen güvenilmezsin, hiçbir şeyi nakletme, söyleme yoksa seni sürgün ederim gibi bir durum yok.
3. kâ'b'ın, hz. ömer'in şehid edilmesinde parmağı vardır. (kaynak olarak mahmud ebu reyye)
mahmud ebu reyye, mısırlı bir yazar olup 1889 doğumludur ve 1970 yılında ölmüştür. hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. hadis ve sünnete karşı şüpheci fikirleri vardır, sahâbe, özellikle de hz. ebu hureyre hakkındaki ithamlarına karşı reddiyeler yazılmıştır ve mahmud ebu reyye de bu sebeple ünlenmiştir. hatta iddiaları sebebiyle onunla görüşmek, kaynaklarını birlikte değerlendirmek isteyen ilim adamlarıyla bir araya gelmekten çoğunlukla kaçınmış biridir.
mahmud ebu reyye, kendisinin imam şafiî ve ebu hanîfe'den daha âlim olduğunu iddia ederek, dört mezhepten hiçbirine mensup olmamıştır.(bunu şiî müellif seyyid murtaza er-razavi) belirtmiştir, yine seyyid murtaza er-razavi'nin belirttiğine göre, mahmud ebu reyye, hz. aişe aleyhinde yazılan kitaba önsöz yazmıştır.
dolayısıyla böylesi uçuk kaçık, kendini üstün gören bir adamın bilgilerine itibar edecek değiliz.
işin en komik tarafı, bu iddiaları paylaşan ilgili site, sırf kâ'b'a güvenmiyor diye, onu katillikle suçlamaya çalışmış. bakın hadis inkârı aşkına. bu sebepten birini katil ilan etmekten bile çekinmiyorlar.
4. aynen siteden alıntılıyorum:
bir adam kab ile karşılaştı. kendisine selam vererek dua etti. kab ona “kimlerdensin?” diye sordu. adam “şamlılardanım” diye cevap verdi. o zaman kab şöyle dedi “belki de sen, şamlıların arasından çıkacak ve hesap ile azaba uğratılmayacak yetmiş bin askerden birisin.” ibni asakir, tarih-1
bu konuda şunu söylemek lazım geliyor, kâ'b bunu kimden duyduğunu söylememiş ki. yani bu sözünü peygamber'e isnat etmemiş ki. zira üstteki alıntıyı okuduğumuzda böyle bir şey göremiyoruz.
5.
kab dedi ki: “allah yeryüzüne baktı ve şöyle dedi; ‘senin bir bölümüne dokunacağım.’ dağlar, o’na koşuştu. kaya aşındı. allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu.” mahmud ebu reyye, muhammedi sünnetin aydınlatılması
buna benzer bir rivayet şu şekildedir: kürsî, allah'ın iki ayağını koyduğu yerdir. fakat bu rivayet sahih değildir. ki üstteki alıntı ne kadar sahih onu da bilmiyorum, ki sahih olsa bile bu cismaniyet ispatı değildir. bu durum üstteki alıntıda geçen rivayetin müteşabihatını gösterir.
6.
hesap için diriltilme ve hesap, beytul makdis’ten olacaktır. beytül makdis’te gömülü olan azaba uğratılmayacaktır. mahmud ebu reyye, muhammedi sünnetin aydınlatılması
mahşer yerinin kudüs olduğu kâ'b uydurması değildir. zaten bu konuda çeşitli kaynaklar ve görüşler vardır. fakat bu konuda hz. muhammed'e isnat edilen bir hadisin olup-olmadığını bilmiyorum.
sonsöz:
mahmud ebu reyye, kitabında yer verdiği 5 ve 6-cı alıntıda geçen rivayetlerin kaynağını ne hikmetse vermemektedir. ki bahsi geçen bu rivayetlerin ne kadar sahih olduğu konusunda bir bilgim bulunmamaktadır. zaten hz. ömer'in, kâ'b'ın bazı şeyleri nakletmesini istemediğini söyledik. ki kâ'b'ın bazı isrâiliyat alışkanlıklarını terk edemediğini de biliyoruz. dolayısıyla kâ'b bu rivayetleri isrâiliyattan almış da olabilir, zaten bunlar kütüb-i sitte'de muhtemelen geçmemektedir, fakat kâ'b, isrâiliyat'tan bazı şeyleri aldığı için art niyetlilikle suçlamanın da bir anlamı yoktur.
şu sitede kâ'b, hadis uydurmakla suçlanmıştır.
sitenin yazdıklarından neyin doğru neyin yanlış olduğuna bakalım,
1. israiloğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur hadisini abdullah bin amr'ın naklettiği söylenir. tirmizi, ebu davud ve buhari'de bu hadis geçer. abdullah bin amr, kâ'b el-ahbâr'ın talebelerindendir.
sitede bu hadisten bahsedilerek, hadisi yanlış yazarak, sanki hz. muhammed, israiloğullarında ne varsa hepsi haktır gibi bir şey buyurmuş havası vermeye çalışmışlardır. hadis şöyledir:
benim tarafımdan (tebliğ edilen kur'an'dan) bir ayet olsun halka ulaştırınız. israiloğullarından da (ibretli kıssalar) haber verebilirsiniz. zira bunda bir sakınca yoktur. her kim (benim söylemediğim bir şeyi söyledi diye) bile-bile bana yalan isnâd ederse, o da cehennemdeki yerine yerleşmeye hazırlansın.
buna rağmen isrâiliyatı nakletmeyi yasaklayan rivayetler de bulunur. tevrat ve incil tamamen tahrif edilmemiştir, bunlar arasında kur'an ve sünnete uygun olanlar hak kabul edilir, işte hadisteki isrâiliyatın bu tip bir isrâiliyat olduğu söylenir. fakat kur'an ve sünnete uymayanlar ise batıl olarak kabul edilmiştir, ve isrâiliyattan nakletmeyi yasaklayan rivayetlerde kastedilenin de, batıl olan olduğu söylenmiştir.
2. hz. ömer'in, kâ'b'ı sürgün etmekle tehdit etmesi meselesi.
ilk önce zaten rivayete göre, hz. ömer, kâ'b'ın verdiği bilgilere ilgi göstermiş, kendisinden öğüt istemiş ve tavsiyelerine uymuştur. sürgün meselesi ise şöyledir: kaynaklara göre hz. ömer, kâ'b'a, bazı şeyleri nakletmekten vazgeçmediği takdirde kendisini medine'den süreceğini söylemiştir. dolayısıyla burda zaten kâ'b sen güvenilmezsin, hiçbir şeyi nakletme, söyleme yoksa seni sürgün ederim gibi bir durum yok.
3. kâ'b'ın, hz. ömer'in şehid edilmesinde parmağı vardır. (kaynak olarak mahmud ebu reyye)
mahmud ebu reyye, mısırlı bir yazar olup 1889 doğumludur ve 1970 yılında ölmüştür. hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. hadis ve sünnete karşı şüpheci fikirleri vardır, sahâbe, özellikle de hz. ebu hureyre hakkındaki ithamlarına karşı reddiyeler yazılmıştır ve mahmud ebu reyye de bu sebeple ünlenmiştir. hatta iddiaları sebebiyle onunla görüşmek, kaynaklarını birlikte değerlendirmek isteyen ilim adamlarıyla bir araya gelmekten çoğunlukla kaçınmış biridir.
mahmud ebu reyye, kendisinin imam şafiî ve ebu hanîfe'den daha âlim olduğunu iddia ederek, dört mezhepten hiçbirine mensup olmamıştır.(bunu şiî müellif seyyid murtaza er-razavi) belirtmiştir, yine seyyid murtaza er-razavi'nin belirttiğine göre, mahmud ebu reyye, hz. aişe aleyhinde yazılan kitaba önsöz yazmıştır.
dolayısıyla böylesi uçuk kaçık, kendini üstün gören bir adamın bilgilerine itibar edecek değiliz.
işin en komik tarafı, bu iddiaları paylaşan ilgili site, sırf kâ'b'a güvenmiyor diye, onu katillikle suçlamaya çalışmış. bakın hadis inkârı aşkına. bu sebepten birini katil ilan etmekten bile çekinmiyorlar.
4. aynen siteden alıntılıyorum:
bir adam kab ile karşılaştı. kendisine selam vererek dua etti. kab ona “kimlerdensin?” diye sordu. adam “şamlılardanım” diye cevap verdi. o zaman kab şöyle dedi “belki de sen, şamlıların arasından çıkacak ve hesap ile azaba uğratılmayacak yetmiş bin askerden birisin.” ibni asakir, tarih-1
bu konuda şunu söylemek lazım geliyor, kâ'b bunu kimden duyduğunu söylememiş ki. yani bu sözünü peygamber'e isnat etmemiş ki. zira üstteki alıntıyı okuduğumuzda böyle bir şey göremiyoruz.
5.
kab dedi ki: “allah yeryüzüne baktı ve şöyle dedi; ‘senin bir bölümüne dokunacağım.’ dağlar, o’na koşuştu. kaya aşındı. allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu.” mahmud ebu reyye, muhammedi sünnetin aydınlatılması
buna benzer bir rivayet şu şekildedir: kürsî, allah'ın iki ayağını koyduğu yerdir. fakat bu rivayet sahih değildir. ki üstteki alıntı ne kadar sahih onu da bilmiyorum, ki sahih olsa bile bu cismaniyet ispatı değildir. bu durum üstteki alıntıda geçen rivayetin müteşabihatını gösterir.
6.
hesap için diriltilme ve hesap, beytul makdis’ten olacaktır. beytül makdis’te gömülü olan azaba uğratılmayacaktır. mahmud ebu reyye, muhammedi sünnetin aydınlatılması
mahşer yerinin kudüs olduğu kâ'b uydurması değildir. zaten bu konuda çeşitli kaynaklar ve görüşler vardır. fakat bu konuda hz. muhammed'e isnat edilen bir hadisin olup-olmadığını bilmiyorum.
sonsöz:
mahmud ebu reyye, kitabında yer verdiği 5 ve 6-cı alıntıda geçen rivayetlerin kaynağını ne hikmetse vermemektedir. ki bahsi geçen bu rivayetlerin ne kadar sahih olduğu konusunda bir bilgim bulunmamaktadır. zaten hz. ömer'in, kâ'b'ın bazı şeyleri nakletmesini istemediğini söyledik. ki kâ'b'ın bazı isrâiliyat alışkanlıklarını terk edemediğini de biliyoruz. dolayısıyla kâ'b bu rivayetleri isrâiliyattan almış da olabilir, zaten bunlar kütüb-i sitte'de muhtemelen geçmemektedir, fakat kâ'b, isrâiliyat'tan bazı şeyleri aldığı için art niyetlilikle suçlamanın da bir anlamı yoktur.
devamını gör...
turgut uyar
gazeteci- yazar tomris uyar ile büyük bir aşk ile evlenen ve bu evlilikten bir çocukları olan, ikinci yeninin kurucularından, en sevdiğim şiirini aşağıya bıraktığım şair.
çünkü herkesin bir gideni vardır
"herkesin
bir umudu vardır,
bir savaşı,
bir kaybedişi,
bir acısı,
bir yalnızlığı,
bir hüznü…
çünkü herkesin bir gideni vardır,
içinden bir türlü uğurlayamadığı…“
çünkü herkesin bir gideni vardır
"herkesin
bir umudu vardır,
bir savaşı,
bir kaybedişi,
bir acısı,
bir yalnızlığı,
bir hüznü…
çünkü herkesin bir gideni vardır,
içinden bir türlü uğurlayamadığı…“
devamını gör...
normal sözlük bağımlılığı
giremediğim zaman birini bir yerlerde bekletiyormuşum hissi veren bağımlılıktır.
devamını gör...
senden bir bok olmaz diyen eski sevgilinin haklı çıkması
bu ileri görüşlülüğünü belki de ilişkimiz için kullansa eski sevgilim olarak kalmayacak sevdicektir.
herkese yalan söylerim sana söylemem niye anlamıyorsun anestezici bey?
yav birak allah aşkına whis inanmiyoruuuum sana, senden bi b*k olmaz. gidiyorum ben.
arkasından ibrahim tatlises gibi bağırttırır "nereye gidiyorsuuuun! la bi gelir misin lütfeen"
herkese yalan söylerim sana söylemem niye anlamıyorsun anestezici bey?
yav birak allah aşkına whis inanmiyoruuuum sana, senden bi b*k olmaz. gidiyorum ben.
arkasından ibrahim tatlises gibi bağırttırır "nereye gidiyorsuuuun! la bi gelir misin lütfeen"
devamını gör...
ba
birkan keskin'in şiir kitabı.
2005 yılında yayımlanan kitap aynı zamanda şaire 2006 altın portakal şiir ödülünü kazandırdı.
her şiir kitabında hissettiğim: yoruma haddim yok. ancak kitaptan beni en çok etkileyen iki şiiri iliştireyim ki fikir versin. ilki ağrı. canımın yanmasını eskiden beri dillendirmeye çalışan bana, sözcülük ettiği için.
o günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç
dünya için. rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.
uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
içimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
bıraktın, unuttum, unutuldum.
seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.
ikincisi de biçimsel farklılığı ile dikkatimi çeken yüzüm: çölde bir şantiye, sarı. *
yüzüm: çölde bir şantiye, sarı.
:( durmuş, unutmuş kendini bende. kalakalmış
upuzun,
ipince bir sabır: suyunun yolunun uykusunun
uzağında
kör katman,
kör küme. bu çağda bu şehirde usulsüz
bir nota. si
yüzüm:
:( bulutlu şey, ağlamaklı akşam
soğuk iklim. içinde öfkelerinden habersiz
korkunç atlar gezdiren. sessiz
yıldızsız. biz onunla çöle gitmiştik.
çölü dinlemiştik. re
yüzüm:
:( dağlı leyla. kar kirpiği.
korkular tıngırtılar mutfağında tuzlu biber, een
2005 yılında yayımlanan kitap aynı zamanda şaire 2006 altın portakal şiir ödülünü kazandırdı.
her şiir kitabında hissettiğim: yoruma haddim yok. ancak kitaptan beni en çok etkileyen iki şiiri iliştireyim ki fikir versin. ilki ağrı. canımın yanmasını eskiden beri dillendirmeye çalışan bana, sözcülük ettiği için.
o günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç
dünya için. rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.
uzağımda açık denizdi o yürüdü gitti.
ben kıyıda ıssız bir ev, ince boğazda gıcırdayan tahta iskele,
iskelede bir lastik, az ilerde turuncu bir şamandıra,
içimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
bir siyah beyaz kare içinde, hepsi hepsi bir hatıra işte
bıraktın, unuttum, unutuldum.
seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.
ikincisi de biçimsel farklılığı ile dikkatimi çeken yüzüm: çölde bir şantiye, sarı. *
yüzüm: çölde bir şantiye, sarı.
:( durmuş, unutmuş kendini bende. kalakalmış
upuzun,
ipince bir sabır: suyunun yolunun uykusunun
uzağında
kör katman,
kör küme. bu çağda bu şehirde usulsüz
bir nota. si
yüzüm:
:( bulutlu şey, ağlamaklı akşam
soğuk iklim. içinde öfkelerinden habersiz
korkunç atlar gezdiren. sessiz
yıldızsız. biz onunla çöle gitmiştik.
çölü dinlemiştik. re
yüzüm:
:( dağlı leyla. kar kirpiği.
korkular tıngırtılar mutfağında tuzlu biber, een
devamını gör...
özlemedim seni
"özlemek, yanında olmak isteğidir; gülüşünü görmek biraz da" diyerek özlemi çok naif bir şekilde betimleyen ahmet telli şiiridir.
hiç özlemedim seni
özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni
sıcaklığını bulmalıyım
dokunuşlarını, kenetlenişi
terimizle sulanmalı yeryüzü
güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca
apansız fırtınalar çıkmalı
sarsılmalıyım
özlemek
yanında olmak isteğidir
gülüşünü görmek biraz da
hiç özlemedim seni
saçlarına gül takmam
bir ırmak gibi akıtırım ovaya
soluğunla yanar
dudaklarımın bozkırı
akkor halindeki ufuk
bakır bir tel gibi eriyip gider
kraterler ortasında kalırım
toprak yarılır birden
su kirlenir
ürpertir bu coğrafya
bu serüven
ikimizi bir anda
yaşadığımı duyarım
hiç özlemedim seni
özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni
hiç özlemedim seni
özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni
sıcaklığını bulmalıyım
dokunuşlarını, kenetlenişi
terimizle sulanmalı yeryüzü
güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca
apansız fırtınalar çıkmalı
sarsılmalıyım
özlemek
yanında olmak isteğidir
gülüşünü görmek biraz da
hiç özlemedim seni
saçlarına gül takmam
bir ırmak gibi akıtırım ovaya
soluğunla yanar
dudaklarımın bozkırı
akkor halindeki ufuk
bakır bir tel gibi eriyip gider
kraterler ortasında kalırım
toprak yarılır birden
su kirlenir
ürpertir bu coğrafya
bu serüven
ikimizi bir anda
yaşadığımı duyarım
hiç özlemedim seni
özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni
devamını gör...
sözlük yazarlarının tanışmak istedikleri normal sözlük yazarları
devamını gör...
