kaba olmayı komik sanmak
bazı gençlerin hali.
patavatsız olduğunun, nobran olduğunun farkında olmayan kendini terbiye edememiş gençler. *
patavatsız olduğunun, nobran olduğunun farkında olmayan kendini terbiye edememiş gençler. *
devamını gör...
normal sözlük'ü satın alıp herkesin nickini değiştirmek
yoldaş bizi satmaz herhalde diyorum.*
devamını gör...
cheddarkız
doğum günü kutlanırken utanan, mahçup olan bir insanım ben. görünce ellerimle yüzümü kapatasım geldi.
çok çok değerli ve güzel sözleriniz için müteşekkirim. sadece kuru bir beğeni bildirimi gelse de ben kalbimi bıraktım.
çok çok değerli ve güzel sözleriniz için müteşekkirim. sadece kuru bir beğeni bildirimi gelse de ben kalbimi bıraktım.
devamını gör...
dede sevgisi
yaşayanların şanslı olduğu sevgi türüdür. bir dedenin torununa olan sevgisi bana göre bu dünyadaki en özel şeylerden biridir. bir de dedenle büyüyorsan, her anında yanında olabiliyorsa bu sevgiyle beslenen insanlardan şanslısı yoktur. böyle insanları görüp iç geçirdiğim, dedemi özlediğim zamanlarım çok olmuştur.
devamını gör...
liberalizm
devlet elini eteğini çeksin her şeyden, piyasa kendi akışını bulur zaten der bunlar teoride. serbest rekabet sayesinde en iyi ürün üretilip en ucuza satılabilir böylece.
teoride tabi.
pratikte mis gibi sömürü düzeni kurulacağını, güçlünün piyasayı ele geçireceğini, kamu hizmetleri ticari meta haline gelince yoksul vatandaşların ölüme terkedilmis olacağını falan ön görmek zor değil.
liberallere göre sağlık hizmetleri de satılsın, eğitim de ozellestirilsin. zenginin gittiği hastane ile fakirin (bulursa o da) 10 liraya muayene olacağı hastane arasındaki devasa uçurum oluşmuş kime ne. zenginin çocuğunu gönderdiği özel okul ile fakirin üstüne para verip yine yüksek ihtimalle şu andaki devlet okulu seviyesini bile belki tutturamayacak okul arasındaki uçurum da önemli değildir. nihayetinde piyasa talep ölçüsünde arz yaratacaktır.
bütün bunları geçtim bunların öyle her hıyar tutana tuzla koşmak gibi de bir huyu vardır. piyasaci ise eğer siyasal islamciyi da destekleyebilir misal. çünkü piyasaci insan kesin özgürlükçüdür. hiç öyle diktatorlesmez piyasaci insan. piyasa önemli.
dünya genelini bilmem de bunların yerli versiyonlarının sağ siyaset ile aralarındaki mesafenin sol siyaset ile olandan daha kısa olması da işin ekonomik boyutunun hak ve özgürlüklerden önce tutulduğunun güzel bir işaretidir. ülke 100 yaşına geldi, bu kadar siyasi tarih birikti, hala daha sağın özgürlük vaatlerine her seferinde ağızları sulana sulana atarlar. çünkü bilirler ki soldan ekonomi alanında istediklerini alamayacaklarken sağın başbakanı " ülkeyi pazarlamak benim görevim" diyecektir.
teoride tabi.
pratikte mis gibi sömürü düzeni kurulacağını, güçlünün piyasayı ele geçireceğini, kamu hizmetleri ticari meta haline gelince yoksul vatandaşların ölüme terkedilmis olacağını falan ön görmek zor değil.
liberallere göre sağlık hizmetleri de satılsın, eğitim de ozellestirilsin. zenginin gittiği hastane ile fakirin (bulursa o da) 10 liraya muayene olacağı hastane arasındaki devasa uçurum oluşmuş kime ne. zenginin çocuğunu gönderdiği özel okul ile fakirin üstüne para verip yine yüksek ihtimalle şu andaki devlet okulu seviyesini bile belki tutturamayacak okul arasındaki uçurum da önemli değildir. nihayetinde piyasa talep ölçüsünde arz yaratacaktır.
bütün bunları geçtim bunların öyle her hıyar tutana tuzla koşmak gibi de bir huyu vardır. piyasaci ise eğer siyasal islamciyi da destekleyebilir misal. çünkü piyasaci insan kesin özgürlükçüdür. hiç öyle diktatorlesmez piyasaci insan. piyasa önemli.
dünya genelini bilmem de bunların yerli versiyonlarının sağ siyaset ile aralarındaki mesafenin sol siyaset ile olandan daha kısa olması da işin ekonomik boyutunun hak ve özgürlüklerden önce tutulduğunun güzel bir işaretidir. ülke 100 yaşına geldi, bu kadar siyasi tarih birikti, hala daha sağın özgürlük vaatlerine her seferinde ağızları sulana sulana atarlar. çünkü bilirler ki soldan ekonomi alanında istediklerini alamayacaklarken sağın başbakanı " ülkeyi pazarlamak benim görevim" diyecektir.
devamını gör...
ados
severek dinlediğim rap sanatçısı. imdat adlı şarkısında intiharın eşiğini hissettiriyor. dinlemenizi isterim..
buradan..
...
aklımda döner durur nilgün marmara
yerkürenin arka bahçesinden el sallar bana
nilgün marmara 13 şubat 1958 doğumlu, türk şairdir. 13 ekim 1987 tarihinde, beşinci kattaki evinin, yatak odası penceresinden atlayarak intihar etti. 29 yaşındaydı. manik-depresif idi.
yavaşça ilerliyorum artık mutfağa
bu kez de gülümsüyor şu karşımda sanki sylvia
sylvia plath,27 ekim 1932 doğumlu amerikalı şair ve yazar. 11 şubat 1963 günü intihar etmeye karar verdi. çocuklarına kahvaltı hazırladıktan sonra odalarının kapısını kapattı ve aralıklarını bantladı. ve korkunç bir intihar yöntemi olarak; fırının gazını açıp kafasını fırından içeri soktu…
...
bu kez ocakta yemek pişmeyecek çocuk ver gazı
bağdaş kurup bekle şimdi son seyahat başlasın
şu an yaşamak istediğini söyleyen şu iç sesin
değil mi sana sorup duran neden hayattasın?
...
ta ki sesini duyana kadar o kapalı kapının arkasında kedim var
acıkmışta geldi zaar
toplan, kapattım ocağı kapıyı pencereyi de araladım
sarıldım oğluma ondan başka kimim var
yaşa!
ölümün bu kadar kolayca ulaşılabildiği bir hayatta hiç kimseniz olmasa bile biri hep vardır. yaşamak istediğiniz sürece tutunacak sebepleriniz hep olacaktır. yaşayın!
bu harika depresif ama umut veren şarkıyı sizinle paylaştığım için ben mutluyum.
asırrı: sırrım, ahmak, efkarın delisi, siyaha dal, viran şarkıları güzeldir..
buradan..
...
aklımda döner durur nilgün marmara
yerkürenin arka bahçesinden el sallar bana
nilgün marmara 13 şubat 1958 doğumlu, türk şairdir. 13 ekim 1987 tarihinde, beşinci kattaki evinin, yatak odası penceresinden atlayarak intihar etti. 29 yaşındaydı. manik-depresif idi.
yavaşça ilerliyorum artık mutfağa
bu kez de gülümsüyor şu karşımda sanki sylvia
sylvia plath,27 ekim 1932 doğumlu amerikalı şair ve yazar. 11 şubat 1963 günü intihar etmeye karar verdi. çocuklarına kahvaltı hazırladıktan sonra odalarının kapısını kapattı ve aralıklarını bantladı. ve korkunç bir intihar yöntemi olarak; fırının gazını açıp kafasını fırından içeri soktu…
...
bu kez ocakta yemek pişmeyecek çocuk ver gazı
bağdaş kurup bekle şimdi son seyahat başlasın
şu an yaşamak istediğini söyleyen şu iç sesin
değil mi sana sorup duran neden hayattasın?
...
ta ki sesini duyana kadar o kapalı kapının arkasında kedim var
acıkmışta geldi zaar
toplan, kapattım ocağı kapıyı pencereyi de araladım
sarıldım oğluma ondan başka kimim var
yaşa!
ölümün bu kadar kolayca ulaşılabildiği bir hayatta hiç kimseniz olmasa bile biri hep vardır. yaşamak istediğiniz sürece tutunacak sebepleriniz hep olacaktır. yaşayın!
bu harika depresif ama umut veren şarkıyı sizinle paylaştığım için ben mutluyum.
asırrı: sırrım, ahmak, efkarın delisi, siyaha dal, viran şarkıları güzeldir..
devamını gör...
kafa sözlük diye bir yer varmış üye olucam lan
sözlük tarafından nedensizce hesabı silinen yazar. evet şu anda bir nedeni yok. varsa da şu andan itibaren nasıl bir neden peyda olacak merakla bekliyoruz.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
kayahan-kara saplantım.
devamını gör...
anın fotoğrafı
bu hayatta tüplü televizyon ve play station 1 ile shadow man oynamak kadar keyif veren çok az şey var.
devamını gör...
yazarların küçük hırsızlıkları
sayılır mı bilmem ama komşumuzun kayısı ağacını soymuştuk. olay şöyle gelişti; bir gün kuzenlerimle mahallede otururken malum kayısı ağacı dikkatimizi çekti. "aa ne kadar güzel görünüyor, kocamanlarmış.." tepkileri eşliğinde içimize bir merak düştü. 'acaba tadı nasıldı'. tabi çocuk aklıyla izinsiz koparıp yemenin iyi bir şey olmadığını bilmiyorduk. büyük bir neşeyle neredeyse ağaçtaki tüm kayısıları yaptık ve gururla eve götürdük. sözde düşünceli çocuklar olup evdekilerle beraber yiyecektik. eve götürünce annem haliyle "nerden topladınız bunları?" diye sordu. bizde masumca "karşı komşu varya onların bahçesinden" demiştik. annem biraz kızdıktan sonra güzelce anlatmıştı yaptığımız şeyin çok yanlış olduğunu. kayısıları da götürüp komşuya iade etmiştik. o zaman çok utanmıştım.
bu arada o kayısıların tadı nasıldı acaba, hiçbir zaman öğrenemiyeceğim.
bu arada o kayısıların tadı nasıldı acaba, hiçbir zaman öğrenemiyeceğim.
devamını gör...
pour over
drip coffee yönetmlerinden biri olan, drip brewing, filtered coffee, veya pour over 1900’lerin başından itibaren oldukça popüler olan ve özellikle nitelikli kahvenin yaygınlaşması ile yıldızı daha da parlayan ve temelinde kahve üzerine belirli bir süre ve sıcaklıktaki suyun gezdirilerek dökülmesi işleminden oluşur. baristanın kahve ile olan dansının en belirgin halidir. profesyonellik gerektirir, kahveyi tanımak gerekir. bir çeşit kahve ile 10’dan çok demleme profili oluşturarak farklı farklı tatlar çıkarmaya gayet müsaittir. çekirdek yapısını, karakterini tam olarak doğru çıkarttığınız bir demleme metodudur.
kaynak
kaynak
devamını gör...
güne bir söz bırak
ne denmelidir bilemiyorum,
sevgim acıyor...
turgut uyar
sevgim acıyor...
turgut uyar
devamını gör...
ekliptik
dünya'nın güneş etrafında dolandığı yörüngenin bulunduğu düzlem. tutulum olarak da bilinir.

görselin kaynağı

görselin kaynağı
devamını gör...
mahlas değil takma ad
tam olarak ne yapmaya çalıştığını anlayamadığım yazar.
sürekli bir yerlerde; beğenmeyin,
engelleyin, beğeneni..,onu görmedim,bu engellemiş vs.vs.en son nickaltı yazmayın dedi diye geldim(kelime bu değil ama önemi yok).
ne olsun istiyorsun anlatsana biraz?*
sürekli bir yerlerde; beğenmeyin,
engelleyin, beğeneni..,onu görmedim,bu engellemiş vs.vs.en son nickaltı yazmayın dedi diye geldim(kelime bu değil ama önemi yok).
ne olsun istiyorsun anlatsana biraz?*
devamını gör...
hayat gramerindeki bozukluk
öykülerini çok sevdiğim yazar behçet çelik’in patikaların iyi yanı isimli on bir öyküden oluşan kitabının ilk öyküsü olan seyrelme telaşı isimli öyküde geçen bir kavramdır.
bazı insanların hayat gramerinde bir bozukluk vardır. öyle olsun istemedikleri halde vardır bu bozukluk. düzeltmek için çabalasalar da vardır ve var olmaya devam eder. hayatlarını alt üst etmek için istek duymazlar bu insanlar, en azından çoğu insanda yoktur böyle bir arzu ama hayat gramerinde doğuştan bir bozukluk olan insanlar bu konuda istekli diyemesek de çok başarılıdırlar.
bu bozukluktan mustarip olan insanlar hep yanlış adımlar atarlar, hatta çoğu zaman bu adımın onların düşmesine neden olacağını bilmelerine rağmen. durduramazlar kendilerini. sonra düştüklerinde yeniden başlamak için çok zorlu dönemler geçirmek zorunda kalırlar. onca yara berenin sağalması çok zaman alır.
çoğu zaman da iki seçenek arasında hep yanlış olanı seçerler. yanlış olduğunu bile bile hem de. bunu başlarına bir kötülük gelsin diye, hayatları mahvolsun diye de yapmazlar. sadece başka çareleri yokmuş gibi yaparlar. bu sefer tercihleri onlara mutluluk getirebilirmiş gibi yaparlar. ve sonu her zaman olduğu gibi yine acı, yine keder olur.
bu tür insanlar her şey yolunda giderken, hayat güllük gülistanlık iken, içlerinde huzur kırıntıları serpilirken, mutluluk diye bir şeyin varlığına inanmak üzereyken tökezlemeden duramazlar. ille de yanlış bir adım atıp güzel şeyleri mahvederler ve bu en çok onlara zarar verir. bu kadar savaştan sağ çıkan bir insanın içinde çok ceset vardır mutlaka.
içlerinde sakladıkları ya da onlardan habersiz saklanan o bozguncunun ne zaman ortaya çıkacağının bilememenin tedirginliği ile hiçbir güzellik onlara o kadar güzel gelmez, hiçbir mutluluk yeterince sahici olamaz, hiçbir huzur olması gerektiği kadar uzun süremez. çünkü bir yerde saklanan o bozguncu her ana ortaya çıkmaya hazırdır.
sadece bazıları, yani şanslı olanlar, hayat gramerlerindeki bu bozukluğu düzeltecek biri ya da birilerine rastlayabilir. o zaman sıfatlar yerli yerine oturur, fiil çekimleri düzelir, noktalama hatasından kaynaklanan anlatım bozuklukları silkelenip kendine gelir. her sözcük tam olması gerektiği yerde, tam olması gerektiği gibi kullanılır. ve bozguncular sokak aralarındaki izbe bodrum katlarına çekilmeye başlarlar. her şey yoluna girdiğinde don quijote’nin nasıl okuduğu da o kadar önemli olmaz artık.
bazı insanların hayat gramerinde bir bozukluk vardır. öyle olsun istemedikleri halde vardır bu bozukluk. düzeltmek için çabalasalar da vardır ve var olmaya devam eder. hayatlarını alt üst etmek için istek duymazlar bu insanlar, en azından çoğu insanda yoktur böyle bir arzu ama hayat gramerinde doğuştan bir bozukluk olan insanlar bu konuda istekli diyemesek de çok başarılıdırlar.
bu bozukluktan mustarip olan insanlar hep yanlış adımlar atarlar, hatta çoğu zaman bu adımın onların düşmesine neden olacağını bilmelerine rağmen. durduramazlar kendilerini. sonra düştüklerinde yeniden başlamak için çok zorlu dönemler geçirmek zorunda kalırlar. onca yara berenin sağalması çok zaman alır.
çoğu zaman da iki seçenek arasında hep yanlış olanı seçerler. yanlış olduğunu bile bile hem de. bunu başlarına bir kötülük gelsin diye, hayatları mahvolsun diye de yapmazlar. sadece başka çareleri yokmuş gibi yaparlar. bu sefer tercihleri onlara mutluluk getirebilirmiş gibi yaparlar. ve sonu her zaman olduğu gibi yine acı, yine keder olur.
bu tür insanlar her şey yolunda giderken, hayat güllük gülistanlık iken, içlerinde huzur kırıntıları serpilirken, mutluluk diye bir şeyin varlığına inanmak üzereyken tökezlemeden duramazlar. ille de yanlış bir adım atıp güzel şeyleri mahvederler ve bu en çok onlara zarar verir. bu kadar savaştan sağ çıkan bir insanın içinde çok ceset vardır mutlaka.
içlerinde sakladıkları ya da onlardan habersiz saklanan o bozguncunun ne zaman ortaya çıkacağının bilememenin tedirginliği ile hiçbir güzellik onlara o kadar güzel gelmez, hiçbir mutluluk yeterince sahici olamaz, hiçbir huzur olması gerektiği kadar uzun süremez. çünkü bir yerde saklanan o bozguncu her ana ortaya çıkmaya hazırdır.
sadece bazıları, yani şanslı olanlar, hayat gramerlerindeki bu bozukluğu düzeltecek biri ya da birilerine rastlayabilir. o zaman sıfatlar yerli yerine oturur, fiil çekimleri düzelir, noktalama hatasından kaynaklanan anlatım bozuklukları silkelenip kendine gelir. her sözcük tam olması gerektiği yerde, tam olması gerektiği gibi kullanılır. ve bozguncular sokak aralarındaki izbe bodrum katlarına çekilmeye başlarlar. her şey yoluna girdiğinde don quijote’nin nasıl okuduğu da o kadar önemli olmaz artık.
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar
bir köy öğretmeninden aldığım mesaj.
çalıştığı okula hikaye kitapları yolladığımı haber verdim.o kadar mutlu oldu ve bunu o kadar güzel cümlelerle ifade etti ki,öğrencilerinin gözündeki ışığı binlerce kilometrelerce öteye gönderdi.
emeğiyle, severek işini yapan bu kardeşim bugünkü mutluluk sebebim.
o güzel insanlara, güzelim çocuklara ulaşmak isterseniz :
instagram.com/koyokullarige...
çalıştığı okula hikaye kitapları yolladığımı haber verdim.o kadar mutlu oldu ve bunu o kadar güzel cümlelerle ifade etti ki,öğrencilerinin gözündeki ışığı binlerce kilometrelerce öteye gönderdi.
emeğiyle, severek işini yapan bu kardeşim bugünkü mutluluk sebebim.
o güzel insanlara, güzelim çocuklara ulaşmak isterseniz :
instagram.com/koyokullarige...
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
gereksiz bir alınganlığın hedefi olmuş güzide yazarımız. kesinlikle alay etme amacı taşımıyan masum bir anısını anlattığı için verilen tepkiyi çok aşırı buldum. incir çekirdeğini doldurmayacak meseleleri kafasına takmamasını diliyorum. aynı zamanda 3 genç annesi olduğunu yeni öğrendim. ayrıca takdir ediyorum.
devamını gör...



