madem öldürmeyecektin niye bu kadar ağrıdın
hem migren hem sinuzitim oldugu icin bunu diyip duruyorum kafamin icinde.. cekenler bilir sadece :(
devamını gör...
yerine sevemem
gökhan kırdar klasiği, 90'lar popunun efsane şarkılarından bir tanesidir.
''içimde bir şey acıyor sen gelince aklıma her şeyim.''
''içimde bir şey acıyor sen gelince aklıma her şeyim.''
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
haklılığınla vicdanını rahatlatacak, öldüğün zaman ilk duruşmada yüzündeki haksızlığın oluşturduğu pişmanlığı göreceksin. değil 7, 77 kerede tavaf etsen mekkeyi medineyi yinede helal etmem hakkımı.
devamını gör...
cinler
hayatta böyle saçma sapan, metafizik varlıklara inanırsanız, bir yerlerde gün gelir enişte tuncer de sizi gagalar. yapmayın etmeyin. hele ki bu yüz yılda, yaşamınızı böyle korkularla karartmayın. hatta keşke iradenizi de hiç bir zaman var olmamış mistik inanışlara teslim etmeseniz ne güzel olacak.
ilaa ilginç bir konu arıyorsanız bilimi araştırın. göreceksiniz ki bilim, hurafelerden de, milyarların meşruu saydığı fizik ötesi inançlardan da daha ilginç bir konudur.
bu tür inanışlar kalbinizi karartır. bilimse, kalbinizden yüzünüze kadar her yanınızı ışıtır ve aydınlatır. ışık varken neden karanlığı tercih edesiniz ki?
ilaa ilginç bir konu arıyorsanız bilimi araştırın. göreceksiniz ki bilim, hurafelerden de, milyarların meşruu saydığı fizik ötesi inançlardan da daha ilginç bir konudur.
bu tür inanışlar kalbinizi karartır. bilimse, kalbinizden yüzünüze kadar her yanınızı ışıtır ve aydınlatır. ışık varken neden karanlığı tercih edesiniz ki?
devamını gör...
ödem atmak
vücudun birçok yerinde aşırı biriken sıvı sonucu oluşan şişliklere ödem denir. ödem atmak ise dokularda gereksiz biriken sıvının vücuttan uzaklaştırılmasıdır.
peki ödem nasıl atılır?
öncelikle ödemin sebebi araştırılmalıdır. herhangi bir hastalıktan kaynaklı ise buna göre bi tedavi yöntemi uygulanmalıdır. endikasyon yoksa ödemi atmanın bazı yollarına başvurulur. düzenli ve yeteri kadar uyku, düzenli spor ve tuz alımını azaltmakla* vücutta gereksiz biriken sıvıdan kurtulabilir. tabii sıvı biriktirir korkusuyla su alımından kaçınmamak gerekir. özellikle sık sık su içilmelidir. bunun dışında ödemi atmayı kolaylaştıracak bazı besinler vardır. ananas, kiraz , muz, kivi, nar, yoğurt, yeşil çay, maydanoz, salatalık, beyaz lahana vs vs.
peki ödem nasıl atılır?
öncelikle ödemin sebebi araştırılmalıdır. herhangi bir hastalıktan kaynaklı ise buna göre bi tedavi yöntemi uygulanmalıdır. endikasyon yoksa ödemi atmanın bazı yollarına başvurulur. düzenli ve yeteri kadar uyku, düzenli spor ve tuz alımını azaltmakla* vücutta gereksiz biriken sıvıdan kurtulabilir. tabii sıvı biriktirir korkusuyla su alımından kaçınmamak gerekir. özellikle sık sık su içilmelidir. bunun dışında ödemi atmayı kolaylaştıracak bazı besinler vardır. ananas, kiraz , muz, kivi, nar, yoğurt, yeşil çay, maydanoz, salatalık, beyaz lahana vs vs.
devamını gör...
schindler’s list
ölmek mi daha zor ölmekten kaçmak mı ?
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
kapanın içindesin, nereye gitsen hayaletler peşinde; gaz odasında ölebilirsin, kafana bir kurşun sıkılabilir, yakılabilirsin, deneylerde canlı canlı kullanılabilir, acıdan ölebilirsin...
bu filmi izlerken ne teknik, ne görüntü yönetimi, ne oyunculuklar, ne müzikler, hiçbiri umrumda olmadı. belgesel izliyormuş gibi izledim. o kadar gerçekçi ve çıplaktı ki her şey. biziz bu dedim kendime, insan güçlendiği zaman namussuz, güçü yitirince acınası bir mahluk oluyor. günümüzde yahudi devleti israil’in gazzede yaptıklarını düşündükçe üzülsem mi bilemedim ama sonra baktım ki, insan lan bu. 9 litre kan 209/210 kemik, bir beyin, bir kalp taşıyor. zorda kalınca kalbini gösterip acı dileniyor, güçlendiği zaman beynini kullanıp gücünü çağlar ötesine taşımak istiyor. nikos kazancakis ne güzel anlatıyor bizi:
“bir zamanlar diyordum ki: bu türk’tür, bu bulgar’dır ve bu yunanlı’dır. ben, vatan için öyle şeyler yaptım ki patron, tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim… neden? çünkü bunlar bulgar’mış, ya da bilmem neymiş… şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: bu iyi adamdır, şu kötü. ister bulgar olsun, ister rum, isterse türk. hepsi bir benim için. şimdi, iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım. ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! hepsine acıyorum işte… boşversem bile, bir insan gördüm mü içim cız ediyor. nah diyorum, bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, onun da tanrı’sı ve karşı tanrı’sı var, o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… hey zavallı hey! hepimiz kardeşiz be… hepimiz kurtların yiyeceği etiz…"
kurtlar yiyecek lan bizi. o güzelim bedenlerimiz öyle kokacak ki annemiz o kokuyu alsa evladım demeye utanacak. bedenimiz çürüyecek, kafamızın içinde karıncalar gezecek, ayaklarımıza yılanlar dolanacak, başımızda bir dua edenimiz olduğunu görünce kendimizi hatırlayacağız işte. bilmiyorum, bilemiyorum. bu film bana hiç iyi gelmedi sözlük, itten aç, yılandan çıplak olduğumuzu bir kez daha anladım.
devamını gör...
bay holmes
yazarları cübbeli ahmet hoca dinlemeleri için teşvik eden yazar.
devamını gör...
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak
bizim coğrafyamızın artık kangrene dönüşmüş sorunu.
halbuki beynin öğrenme biçimi hep aynıdır, bebekken, çocukken, yetişkin olduğumuzda.
bilgi parçacıkları birleşir, sentezleme yoluyla yorumlar. duyduklarını okuduklarını gördüklerini biriktirip sentezleyebilmek için yeterince bilgi biriktirmiş olmak gerekir. biriktirdiğin bilgiler arttıkça vardığın sentez doğruya yakınsar.
yoksa lozan'ın 2023'de süresinin dolduğuna da, hitler'in uzaylılarla temasta olduğuna da,
beethoven'un tamamen sağır olup o konçertoları bestelediğine de inanırsın.
okumadan, araştırmadan, bir kaç kaynaktan bilgiyi teyit etmeden üfürüyorsan bunun tek açıklaması ego mastürbasyonudur, o da kimseyi hiç bir yere taşımaz.
halbuki beynin öğrenme biçimi hep aynıdır, bebekken, çocukken, yetişkin olduğumuzda.
bilgi parçacıkları birleşir, sentezleme yoluyla yorumlar. duyduklarını okuduklarını gördüklerini biriktirip sentezleyebilmek için yeterince bilgi biriktirmiş olmak gerekir. biriktirdiğin bilgiler arttıkça vardığın sentez doğruya yakınsar.
yoksa lozan'ın 2023'de süresinin dolduğuna da, hitler'in uzaylılarla temasta olduğuna da,
beethoven'un tamamen sağır olup o konçertoları bestelediğine de inanırsın.
okumadan, araştırmadan, bir kaç kaynaktan bilgiyi teyit etmeden üfürüyorsan bunun tek açıklaması ego mastürbasyonudur, o da kimseyi hiç bir yere taşımaz.
devamını gör...
tahammül edilemeyen insan özellikleri
devamlı sesli mesaj atmaları..
konuşmak istemediğiniz bir konuyu habire konuşmaya tartışmaya çalışmaları.
gereksiz agresif olmaları, özellikle trrafikte.
sokakta yüksek sesle konuşmaları.
konuşmak istemediğiniz bir konuyu habire konuşmaya tartışmaya çalışmaları.
gereksiz agresif olmaları, özellikle trrafikte.
sokakta yüksek sesle konuşmaları.
devamını gör...
salvadore (yazar)
yazmasını umutla beklediğim yazarlardan biridir. şiirleri konusunda söyleyeceğim; pek çok şairin şiirlerinin ilk uçuşunun başlangıcına sebep bir uçurum kadar keskin, tehlikeli ve güzeldir.
devamını gör...
aşık mahzuni şerif
böyle dinsiz, böyle hırsız gelmedi
bizim toprak toprak olduktan beri
bunun gibi daha arsız gelmedi
bu kadar sap yeyip saman bırakan
ağzı çirkin yüzü nursuz gelmedi
zehir ile yaremizi elledi
ateş ile terimizi yelledi
bizim elin anasını belledi
böyle dinsiz böyle hırsız gelmedi
der mahzuni insanların zorbası
terimizden pişti havyar çorbası
dün boynunda gezer iken torbası
yüzü kara gitti ama karsız gelmedi
gibi daha bir çok taşlamanın ve mükemmel eserlerin sahibi büyük usta halk ozanı aşık mahzuni şerif'i ölüm yıldönümünde saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. ruhu şad, devr-i daim olsun..
bizim toprak toprak olduktan beri
bunun gibi daha arsız gelmedi
bu kadar sap yeyip saman bırakan
ağzı çirkin yüzü nursuz gelmedi
zehir ile yaremizi elledi
ateş ile terimizi yelledi
bizim elin anasını belledi
böyle dinsiz böyle hırsız gelmedi
der mahzuni insanların zorbası
terimizden pişti havyar çorbası
dün boynunda gezer iken torbası
yüzü kara gitti ama karsız gelmedi
gibi daha bir çok taşlamanın ve mükemmel eserlerin sahibi büyük usta halk ozanı aşık mahzuni şerif'i ölüm yıldönümünde saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. ruhu şad, devr-i daim olsun..
devamını gör...
six degrees of separation
türkçesi "altı derecelik ayrılık" anlamına gelen bir teoridir. dünyadaki herhangi iki insanin arasında sadece 6 kisi olduğunu iddia eder. doğru bağlantıları takip ettiğinizde 6 adım sonra dünyadaki herhangi bir kişi ile aranızdaki bağı görebilirsiniz,* der.
birçok film ve kitap bu teori üzerine kurulmuştur. hatta kullandığınız * tüm sosyal medya uygulamalarındaki arkadaş önerilerinin bu teori üzerine kurulu olduğu fark edilebilir.
dünyadaki tüm insanları kapsamasa da benzer kültürün içinde yer alan insanlar arasında geçerli olduğunu gördüm ve yıllar sonra -altı ay öncesi- tekrardan beni hayrette bırakan inandığım teoridir.
birçok film ve kitap bu teori üzerine kurulmuştur. hatta kullandığınız * tüm sosyal medya uygulamalarındaki arkadaş önerilerinin bu teori üzerine kurulu olduğu fark edilebilir.
dünyadaki tüm insanları kapsamasa da benzer kültürün içinde yer alan insanlar arasında geçerli olduğunu gördüm ve yıllar sonra -altı ay öncesi- tekrardan beni hayrette bırakan inandığım teoridir.
devamını gör...
ala geyik
1969 yapımı bir türk filmi.
senaryosunu erdoğan tünaş, yönetmenliğini süreyya duru yapmış, başrollerini cüneyt arkın, bilal inci, mine mutlu paylaşmıştır.
filmin müziklerinde telli turnam bizim ele varırsan, iki keklik bir ovada ötüşür türküleri ve damarımda kanımsın şarkısının giriş müziği kullanılmıştır. fllm antalya serik'te çekilmiştir.
konusu: adana civarında gökdere adlı bir köyde geçimini avlanarak sağlayan geyik avcısı halil rolündeki cüneyt arkın, aynı köyden zeynep adındaki bir kızla hem sevgili hemde nişanlıdır, fakat geyik avına olan aşırı düşkünlüğünden dolayı sık sık köyünden ve nişanlısından uzak kalmaktadır. bu sırada komşu köyün zengin ve zalim ağası karacaali de zeynep'i tesadüfen görüp aşık olur. sonrasında karacaali zeynep'i nişanlısı halil'den ayırıp kendisi almak için elinden gelen her yolu deneyecek, her kötülüğü yapacaktır.
aliye rona, köyün baskın kadın karakteri sultan ana rolünde çok başarılıdır, jest mimik ve ses tonuyla aliye rona sanki bazan doğaçlama jestler yapmakta, ve rolü adeta yaşamaktadır.
bilal inci, zalim ve güçlü karacaali rolünün hakkını fazlasıyla vermiştir, bunda bilal inci'yi mükemmel biçimde seslendiren sadettin erbil'in sesinin payı çok büyüktür, onun sesinin rengi ve tonu canlandırdığı karacaali rolündeki bilal inci ye mükemmelen oturmuştur.
cüneyt arkın, yakışıklılığı kadar atletik yapısı ve fiziği ile filme çok yakışıyor.
aynı isimde yönetmenliğini atıf yılmaz'ın yaptığı başrollerinde yılmaz güney ve pervin par ın oynadığı 1959 yapımı konu olarak hemen hemen aynı sayılabilecek siyah beyaz bir film daha mevcuttur. ancak 1969 yapımı olan alageyik filmi seslendirme, oyunculuklar ve kurgu bakımından bence cok daha iyi ve daha etkileyicidir.
senaryosunu erdoğan tünaş, yönetmenliğini süreyya duru yapmış, başrollerini cüneyt arkın, bilal inci, mine mutlu paylaşmıştır.
filmin müziklerinde telli turnam bizim ele varırsan, iki keklik bir ovada ötüşür türküleri ve damarımda kanımsın şarkısının giriş müziği kullanılmıştır. fllm antalya serik'te çekilmiştir.
konusu: adana civarında gökdere adlı bir köyde geçimini avlanarak sağlayan geyik avcısı halil rolündeki cüneyt arkın, aynı köyden zeynep adındaki bir kızla hem sevgili hemde nişanlıdır, fakat geyik avına olan aşırı düşkünlüğünden dolayı sık sık köyünden ve nişanlısından uzak kalmaktadır. bu sırada komşu köyün zengin ve zalim ağası karacaali de zeynep'i tesadüfen görüp aşık olur. sonrasında karacaali zeynep'i nişanlısı halil'den ayırıp kendisi almak için elinden gelen her yolu deneyecek, her kötülüğü yapacaktır.
aliye rona, köyün baskın kadın karakteri sultan ana rolünde çok başarılıdır, jest mimik ve ses tonuyla aliye rona sanki bazan doğaçlama jestler yapmakta, ve rolü adeta yaşamaktadır.
bilal inci, zalim ve güçlü karacaali rolünün hakkını fazlasıyla vermiştir, bunda bilal inci'yi mükemmel biçimde seslendiren sadettin erbil'in sesinin payı çok büyüktür, onun sesinin rengi ve tonu canlandırdığı karacaali rolündeki bilal inci ye mükemmelen oturmuştur.
cüneyt arkın, yakışıklılığı kadar atletik yapısı ve fiziği ile filme çok yakışıyor.
aynı isimde yönetmenliğini atıf yılmaz'ın yaptığı başrollerinde yılmaz güney ve pervin par ın oynadığı 1959 yapımı konu olarak hemen hemen aynı sayılabilecek siyah beyaz bir film daha mevcuttur. ancak 1969 yapımı olan alageyik filmi seslendirme, oyunculuklar ve kurgu bakımından bence cok daha iyi ve daha etkileyicidir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilginç alışkanlıkları
lahmacuna sarılı adana yemek gibi skandal bir alışkanlığım var.
devamını gör...
türk halk müziği
çok fazla dinlediğim müziklerdir. yaşıtlarım daha çok yabancı, pop dinledikleri için birazcık yadırganıyorum sanırım.
- ee ne dinliyosunuz? açalım spotifydan.
+ halk müziği dinliyorum bu aralar.
- ee başka ne dinliyosunuz?
gibi diyaloglarla çokça karşılaşıyorum mesela.
- ee ne dinliyosunuz? açalım spotifydan.
+ halk müziği dinliyorum bu aralar.
- ee başka ne dinliyosunuz?
gibi diyaloglarla çokça karşılaşıyorum mesela.
devamını gör...
normal sözlük sedat kapanoğlu projesidir
@yoldaş beni tanıdılar sen kaç kendini kurtar
devamını gör...
hızlı konuşan insan
yavaş konuşan insandan daha az rahatsız eden insan tipidir.
devamını gör...
ülgen
gök gürültüsü ve yıldızların efendisidir. altay ve yakut yaratılış destanlarına göre mevcut dünyayı yaratan tanrıdır.
yerin ve göğün olmadığı zamanlarda dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tengri ülgen bu suların içinde süzülüyor. bir nevi hiçlikte varlığını sürdürüyordu.
kayra han'ın sesi çınladı kulaklarında...
artık yaratma zamanı gelmişti. şu kelimeler döküldü ağzından;
bir dünya istiyorum, bir soy ile yaratayım
bu dünya nasıl olsun, ne boy ile yaratayım
bunun çaresi nedir, ne yol ile yaratayım
sonra ak ana geldi suların içinden süzülerek, duymuştu ülgen'in sesini...
şöyle seslendi ona; ''yarat ve de ki; yaptım oldu. başka hiç bir şey söyleme.''
yarattı yeri, göğü ve insanları... seslendi insanlara; '' varlığa yok deyip de yok olup gitmeyin!''
işte bu öğütle başladı insanın yeryüzünde yürüyüşü.
sonrasında ülgen üç büyük balık yaratmış. insanoğlu'nun yürüdüğü dünyayı bu balıkların üzerine koymuş.
balıklar hareket ettikçe dünya suların üzerinde salınmasın diye de , balıkları denetlemek için iyiliğin kadim hizmetkarı mandışire'yi görevlendirmiş.
böylece suların üzerinde salınmaz olmuş artık dünya.
yaratma işinin bittiğini düşünen ülgen, 7. günde ''altın dağ''ın en tepesine çıktı, yarattığı alemi seyreylemekti niyeti. ancak yorgunluktan uyuya kaldı.
uyandığında şöyle bir baktı eserine. ay ile güneşten başka tam dokuz dünya bir de cehennem yaratmış olduğunu gördü.
denizde yüzen bir toprak parçası ilişti gözüne. aklına bir fikir geldi. insanoğlunun kabuğuna, en son şekli bu toprak parçası ile verecekti. seslendi babasına ''insanoğlu bundan olsun!'' diye haykırdı. toprak birden ete ve kemiğe büründü...
kayra han ülgen'e kötü bir sürpriz hazırlamıştı. karşısındaki insan sureti, kardeşi ''erlik'' idi. böylece indi işte yeryüzüne erlik han...
ve kötülük kol gezmeye başladı dünyada. erlik kıskanıyordu kardeşi ülgen'in yarattığı insanları. babası tarafından kendisine bu güç bahşedilmemişti. yaratılan ilk yedi insana saldırdı önce. ülgen onun karşısında durdu. yardımına mandışire yetişti. ülgen erliği tamu'ya sürgün etti. böyle başladı ikizlerin arasında bitmek tükenmek bitmeyen kavga.
ve ülgen maytereyi dünyanın koruyucusu ilan ederek insanların han'ı yaptı. ve altındağ'a geri döndü.
sonrasında insanoğlu iyiye dair ne varsa ondan talep eder oldu. ak kamların yakardığı ve gücünü aldığı türk tanrısı bizzat kendisidir. kara kamların ise güçlerini erlikten aldığına inanılır.
zeus ve odin kadar ünlü olmadığına bakmayın ülgen'in. kendi milleti sahip çıkmamıştır ona. türk mitolojisi tu kaka ilan edilmiş, ülgen'de bu karmaşa da unutulup gitmiştir. oysa semavi dinlerin, milletlerin kendi mitolojilerine sahip çıkmak noktasında bir engel teşkil etmediğini özellikle ''iskandinav'' ve ''yunan'' mitolojisinde görüyoruz. bu toplumlar hristiyan olsalar dahi mitolojilerine sahip çıkıyor ve dünya nezdinde tanınması için ellerinden geleni yapıyorlar.
peki biz ne yapıyoruz ? ülgen'i zeus ve odin'e kurban ediyoruz.
oysa bu duruma en güzel gönderme ''harbiye marşı''nda gizlidir. ne der marşın başlangıcı ?
''yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız...''
türk mitolojisinde yıldırımları yaratan ülgen'in ta kendisidir.
elin zeus'unun şimşeği için türlü güzellemeler yapılırken, ülgen'in yıldırımlarının sönük bir anı olarak kalması ve böyle küçük ayrıntılarda gizleniyor oluşu da bizim ayıbımızdır.
yerin ve göğün olmadığı zamanlarda dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tengri ülgen bu suların içinde süzülüyor. bir nevi hiçlikte varlığını sürdürüyordu.
kayra han'ın sesi çınladı kulaklarında...
artık yaratma zamanı gelmişti. şu kelimeler döküldü ağzından;
bir dünya istiyorum, bir soy ile yaratayım
bu dünya nasıl olsun, ne boy ile yaratayım
bunun çaresi nedir, ne yol ile yaratayım
sonra ak ana geldi suların içinden süzülerek, duymuştu ülgen'in sesini...
şöyle seslendi ona; ''yarat ve de ki; yaptım oldu. başka hiç bir şey söyleme.''
yarattı yeri, göğü ve insanları... seslendi insanlara; '' varlığa yok deyip de yok olup gitmeyin!''
işte bu öğütle başladı insanın yeryüzünde yürüyüşü.
sonrasında ülgen üç büyük balık yaratmış. insanoğlu'nun yürüdüğü dünyayı bu balıkların üzerine koymuş.
balıklar hareket ettikçe dünya suların üzerinde salınmasın diye de , balıkları denetlemek için iyiliğin kadim hizmetkarı mandışire'yi görevlendirmiş.
böylece suların üzerinde salınmaz olmuş artık dünya.
yaratma işinin bittiğini düşünen ülgen, 7. günde ''altın dağ''ın en tepesine çıktı, yarattığı alemi seyreylemekti niyeti. ancak yorgunluktan uyuya kaldı.
uyandığında şöyle bir baktı eserine. ay ile güneşten başka tam dokuz dünya bir de cehennem yaratmış olduğunu gördü.
denizde yüzen bir toprak parçası ilişti gözüne. aklına bir fikir geldi. insanoğlunun kabuğuna, en son şekli bu toprak parçası ile verecekti. seslendi babasına ''insanoğlu bundan olsun!'' diye haykırdı. toprak birden ete ve kemiğe büründü...
kayra han ülgen'e kötü bir sürpriz hazırlamıştı. karşısındaki insan sureti, kardeşi ''erlik'' idi. böylece indi işte yeryüzüne erlik han...
ve kötülük kol gezmeye başladı dünyada. erlik kıskanıyordu kardeşi ülgen'in yarattığı insanları. babası tarafından kendisine bu güç bahşedilmemişti. yaratılan ilk yedi insana saldırdı önce. ülgen onun karşısında durdu. yardımına mandışire yetişti. ülgen erliği tamu'ya sürgün etti. böyle başladı ikizlerin arasında bitmek tükenmek bitmeyen kavga.
ve ülgen maytereyi dünyanın koruyucusu ilan ederek insanların han'ı yaptı. ve altındağ'a geri döndü.
sonrasında insanoğlu iyiye dair ne varsa ondan talep eder oldu. ak kamların yakardığı ve gücünü aldığı türk tanrısı bizzat kendisidir. kara kamların ise güçlerini erlikten aldığına inanılır.
zeus ve odin kadar ünlü olmadığına bakmayın ülgen'in. kendi milleti sahip çıkmamıştır ona. türk mitolojisi tu kaka ilan edilmiş, ülgen'de bu karmaşa da unutulup gitmiştir. oysa semavi dinlerin, milletlerin kendi mitolojilerine sahip çıkmak noktasında bir engel teşkil etmediğini özellikle ''iskandinav'' ve ''yunan'' mitolojisinde görüyoruz. bu toplumlar hristiyan olsalar dahi mitolojilerine sahip çıkıyor ve dünya nezdinde tanınması için ellerinden geleni yapıyorlar.
peki biz ne yapıyoruz ? ülgen'i zeus ve odin'e kurban ediyoruz.
oysa bu duruma en güzel gönderme ''harbiye marşı''nda gizlidir. ne der marşın başlangıcı ?
''yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız...''
türk mitolojisinde yıldırımları yaratan ülgen'in ta kendisidir.
elin zeus'unun şimşeği için türlü güzellemeler yapılırken, ülgen'in yıldırımlarının sönük bir anı olarak kalması ve böyle küçük ayrıntılarda gizleniyor oluşu da bizim ayıbımızdır.
devamını gör...
günaydın sözlük
gün aydı millet. *
herkezler sakince çalar saatlerini kapatıp güleç yüzle güne merhaba desin.
işe gidecekler işe, okula gidecekler okula, bilmem napicak olanlar o bir şeylerini yapmaya hazırlansın.
hala uykusunda olan şanslı insanlardansan uyu güzel kardeşim yakışır.
mutlu günaydınlar diliyorum.*
herkezler sakince çalar saatlerini kapatıp güleç yüzle güne merhaba desin.
işe gidecekler işe, okula gidecekler okula, bilmem napicak olanlar o bir şeylerini yapmaya hazırlansın.
hala uykusunda olan şanslı insanlardansan uyu güzel kardeşim yakışır.
mutlu günaydınlar diliyorum.*
devamını gör...
30'luk sözlük teyzelerinden gençlere öğütler
öğüt verebilecek kapasitede ve donanımda bir birey olduğunu düşünmüyorum. bence yaştan bağımsız kimse kimseye öğüt vermemeli kişi kendi yolunu kendi bularak edineceği tecrübeyi edinir zaten.
devamını gör...