2016 senesinde arkadaşının dedesi tarafından tacize uğrayıp sonrasında psikolojik problemler sebebiyle tedavi gören mahkeme günü tacizci tuncay ç. ile karşılaşma korkusundan kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden 9 yaşındaki ilkokul öğrencisidir.


izmir’in bornova ilçesi’nde evinde fenalaştıktan sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden ilkokul öğrencisi 9 yaşındaki y.k.’nin ölümünün ardından yaşadığı dram ortaya çıktı. 4 ay önce arkadaşının dedesinin tacizine uğradığı öne sürülen, o günden sonra okula gitmeyen, psikolojik tedavi gören y.k.’nin, duruşmada tacizcisiyle karşılaşacağı için yaşadığı stres ve korkuya minik kalbinin dayanmaması sonucu kalp krizinden hayatını kaybettiği ileri sürüldü. cinsel istismarla suçlanan sanık 56 yaşındaki t.ç. ise tutuksuz yargılanıyor.


hafıza tazelemek isteyenler için ; haberin detayları burada

suçlunun tutuklu yargılanması için o dönem başlatılan change.org kampanyası; burada

unutmayın, unutturmayın, alışmayın! istismar bir insan hakları ihlalidir. tck madde 103'e göre suçtur!

var olduğum sürece unutturmayacağım seni küçüğüm.
devamını gör...

rasim öztekin'in kızı pelin öztekin'e yapılan terbiyesizlik.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

unutmak, ne büyük mucize...

"insan kulağı ancak 20 hertz ile 20 bin hertz frekans aralığındaki sesleri duyabilir. diğer sesleri duysaydı muhtemelen çıldırarak can verirdi"

tıpkı bu durumda olduğu gibi, yaşadığım kötü şeyleri, mucizevi bir şekilde, unutmasaydım mutsuzluğun dayanılmaz ıstırabına katlanmam mümkün olamayacaktı.

filhakika bu mucize günün birinde başıma bela olacak. tuvaletin yolunu bulamaz olacağım. çocuklarım bana bakmak istemeyecek, hayatlarını zehir edeceğim. bu tatlı unutmak eylemi, bütün hayatımı mis gibi geçirmemi sağlayan minnoş şey, farkına varmadığım ancak etrafımdakilerin hayatını zehir eden bir kabusa dönüşecek.

bu mucizenin kümülatif artışı, içinden acı fışkıran fıskiyenin kaynağı olacak ve fiyakasız bir ölüm beni bekleyecek.

unutmak, ne büyük mucize...
devamını gör...

"bir kırgınlık yok değil içimde. buluyorum nedenini:
en çok sevilen olmamak."

turgut uyar
devamını gör...

belli uygulamaları ilk kez indirip ilk kez kayıt olan kullanıcılara fırsat olarak sunular ücretli veya ücretsiz paketlere hoş geldin paketi denir.

yoldaş sağ olsun putin tarafından hibe edilen rublelerin bir kısmını harcamamış ve yazarlarına böyle bir hediye vermek istemiştir.

benim de elime geçen gün ulaştı bu paket. içinde 2 tane çeyrek altın, pablo picasso'nun guarenica tablosu, 2 tane damak antep fıstıklı çikolata ve 2000 puanlık hediye çeki bulunuyor. hediye çekinin kodunu yazmanız sonrasında kafa sözlük hesabınıza 2000 puan ekleniyor.
devamını gör...

beni çıldırtmak mi istiyorsun sen,senin kocanın evi yok ki, senin kocanın evi yok !
devamını gör...

evlenme fobisi, evlenmekten korkan insanlara verilen isim.
devamını gör...

ankara’da yıllarını geçirmiş bir insan olarak yüzlerce tiyatrocu, oyuncu, politikacı, şarkıcı, dansçı, yazar vb. ile mekanlarda denk gelip selamlaştım, ufak sohbetler ettim. çok özel olanları vardır (haluk levent ile kahve içmem, athena gökhan’ı meclis parkındaki havuza geyik olsun diye atmam, göksel’i bir konser sonrası taksiye bindirmem, nihat genç ile siyaset, bedri baykam’la sanat konuşmam, bedük ile arjantin caddesi’ndeki bir mekanda neredeyse ağız yüz kavga etmem vb.) fakat bir tanesi bende çok özeldir.

nasıl oldu, nasıl denk geldi bilmiyorum ama “bir delinin hatıra defteri” isimli oyundan çıkmış eve gitmeden bir kaç kadeh bir şeyler içmek için tunus caddesi’ndeki zodiac pub’a girmiştik yanımdaki bir arkadaşımla. (sahibi tanıdığımız olduğundan, mekan kapalı olmasına rağmen laflıyorduk içeride.)

biz sohbet ederken erdal beşikçioğlu da kulisi bitirmiş yanında 2 arkadaşıyla zodiac pub’a gelmişti. (onlar da mekan sahibini tanıyormuş.) birden bire bir sohbet ortamı doğdu. daha bir saat önce canlı izlediğimiz oyun hakkında kritikler yapmaya başlamıştık.

tanışma, tiyatro, sanat, siyaset, toplum, geyik, sohbet derken konu nasıl oldu da sucuk ekmeğe geldi bilmiyorum ama bilen bilir zodiac pub’da mekanın içerisinde şömine vardı eskiden. (belki hala vardır.)

muhabbet birden bire ciddiye bindi ve nasıl ayarlandı bilemiyorum gecenin o vakti, o kafayla bir şekilde hazırlıkları yaptık ve şöminede erdal beşikçioğlu herkese elleriyle sucuk ekmek pişirmişti. biz o 5 kişi neredeyse sabaha kadar sucuk ekmek yiyip sohbet etmiştik. gerçekten eşsiz bir ortamdı.
devamını gör...

bana da hep inançlara saygı duymamak aptallık olarak gelir.
evet ateizm de inançtır. şimdi inanmamak da inançtır diyerek felsefeye de dalabilirim ama mahlasım o kadar felsefe yapmama izin vermiyor.
kimseyi dertlemesin herhangi bir din ya da dinsizlik lütfen.
devamını gör...

çok sinirlendim, hemen de buraya geldim. çünkü sinirimi biriktirmek istemiyorum. neden bu kadar sinirlendiğim ise koca bir muamma.

öncelikle kendini temiz, çağdaş gören ama patavatsız ve cahil komşumuza sinirlendim. 20 yıllık yöneticiliğin annem tarafından kendisine devredilmesi ile toplam dört dairesi dolu, ortalama bir apartmanda kendisini rezidans yönetiyormuşçasına gören yeni yöneticimize sinirlendim.

yönetici olduğu gibi ilk iş kış aylarında apartmana giren kedimi ve yavrusunu, yahu bunları at, zabıtayı arayacağım gelip alacaklar, anlıyorum biz de hayvan seviyoruz ama apartmanda olmaz, bir de kedi hamile vs vs yaklaşık 1 saat bana aynı şeyleri geveleyip gitmesinde başladı her şey. o gün dediğim gibi ne olacağı belli olmaz, ölüm var. ki ben de ya hissetmiş ya da çağırmış gibi 4 yaşında dostumu 1 ay sonra, doğum yaparken kaybettim. zaten sokak kedisi, veteriner de pek ilgilenmedi. 10 gün boyunca acı çekti, elimden yemek, su içerek yaşadı. sonra da öldü. veterinere kızgınım.

kaldı bir yavru, madem ona iyi bakalım. onun yadigârı, hatırası, aynı annesi gibi yemyeşil gözlü...

gel zaman git zaman bu yönetici ile birkaç bir şey daha yaşadık. sözde ben onun söylediklerini yanlış anlamışım. ergenler hep böyle bazı şeyleri yanlış anlarlarmış. öyle gülüyorum ki böyle insanlara. yüzüne bakınca gözlerinden kafasının içi okunuyor, koca bir boşluk görüyorsun orada, ve hala bunun farkına varmadan karşısındakinin eksikliklerini, ergenliğini anlamaya, ortaya çıkarmaya çalışıyor.

annemle de birkaç kez tatsızlık yaşadılar. apartmana hırsız girdi. daha önce böyle bir şey yaşamadık. ne hikmetse onun kapısı hariç bütün depo kapıları kırıldı, bir şeyler çalındı.

kapı nasıl açıldı bilinmiyor. onun kocası bodrumdaki depoyu iş yeri deposu olarak kullanıyor ve sürekli oraya girip çıkıyor. kapıyı da açık bırakıyor. ki böyle bir şey yapması yasal bile değil.

gel zaman git zaman, kapımız bozuluyor. gidip muazzam bir fiyata kapı kilidi değiştiriyor. ama cidden muazzam. yani 10 katı fiyat ödüyor. ayakta dolandırıyorlar, haberi yok. annem buna ben ödemem, neden sorup soruşturmadan ilk bulduğunu yaptırıyorsun dediği zaman da ben öderim size sadakam olsun diyor.

gel de sinirlenme. <3

sonra bir kedi sahipleniyorlar. sözde hayvan sevgisiyle yanıp tutuştukları için. ama sokak kedisi olur mu hiç gidip bin lira verip bir cins kedi alıyorlar. cins kedileriyle mutlu mesut yaşarken sokakta dolaşan 5-10 kediye tavuk kemiği bile atmıyorlar.

kediyi 9 kattan aşağıya düşürüyorlar. sonra kedi kayıp diye bize geliyorlar. bodruma iniyoruz, annem kediyi buluyor. kadın ay ben tutamam diyor. yahu bu senin kedin değil mi? tutamam ne demek? bu çıtkırıldımlık neden? annem tutuyor, en üst kata kadar taşıyor kediyi. kediye allah'tan bir şey olmuyor. zaten hemen veterinere götürüyorlar.

gelelim kalan son yavruya, muhtemelen o da hamile. apartmanın bodrumu böcek ve pire dolu. bizim kedi yüzünden değil çünkü kum piresi. sokakta da karşı apartmanda da var. ama eminim bizim kediden olduğunu söyleyip kapıma gelecek. öyle olduğunu öğrenince ucuza kaçmak için gelip babama ilaç al ilaçla dedi. velhasıl babam ilaç bulamayınca bodrumu kapattık. kocası dışında giren çıkan yok.

bizim kediyi de sabah inip apartmana aldım. zaten annesi gibi bünyesi zayıf. her mevsim burnu akıyor. gök gürültüsünden de korkmuş. yağmur yağacak diye aldım yani. yoksa hep dışarıda yatıyor zaten sıcakta. her neyse, ben sabahın köründe inip aldım kediyi. kedi de ne zaman bilmiyorum ama içerde olduğu bir an bodrum kapısının önüne sıçıvermiş. tam yukarı çıkıyordum ki tıkırtı duydum, hırsız mı acaba dedim korktum inip baktım. kimseyi göremeyince çıkıyordum. yöneticinin kocası çıktı. sabahın 8'inde öyle bir öğürdü ki varlığımı sorguladım. dedim acaba rüyada mıyım. sonra eve geldim, dedim herhalde midesi bulandı aşağıda. elinde boya vs vardı. uykuluyum ya, unutmuşum o boku gördüğümü, bak saat kaç olmuş şimdi aklıma geldi. aklıma geldiği gibi de bir sinir tuttu beni.

ulan be adam, aynısını senin kedin de sıçıyor, temizliyorsun. oradakinin insan boku olmadığını biliyorsun. hadi onu geçtim. kendin de mi sıçmıyorsun? ciğerin çıkana kadar öğürmenin ne anlamı var? kaç yaşında kızın var. hiç mi altını almadın?

neyse işte uzun zamandır bunların hepsini içimde tutuyordum. hop buraya döküverdim. sözün özü insanlar kafayı yemiş. hepsinin üzerinde yapay bir iğretilik var. hepsine de geçmiş olsun. mazallah bok mok görürler yapamaz bu insanlar. yazık.
devamını gör...

göğüsümde de dövmesini taşıdığım, kabaca "ölümü hatırla" manasına gelen motive edici latince bir söylem.
devamını gör...



bitirimler sınıfı filminde perihan savaş'ın sezerciğe sözde ceza verme amaçlı taze fasulyesini şapır şupur yediği sahnedir.
devamını gör...

babamın bir konu hakkında danışmak için beni araması.*
devamını gör...

futbolda fairplay’in halka açık alanlarda sergilendiği çocuksu oyunların en afili cümlesidir.

biz back to the future nesli olarak top oynamaya yuvarlak olan ve tekme atılabilir bir dokuya sahip olan her şeyle başladık. bu yeri geldiğinde ezilmiş bir kola kutusu, yeri geldiğinde ise iç içe geçmiş çoraplar oldu. havası indiği için bir köşede bırakılan bir top bulmak ise ballon d’or kazanmak gibiydi.

top bulmak bir zaman sonra nispeten kolaylaşsa da top oynanacak sahada bir kale bulmak neredeyse mümkün değildi. dolayısıyla üst üste konan taşlarla yapılan ilkel kaleler her türlü şaibeye açık önemli pozisyonlar yaratırdı.

bu kalelerin en büyük sorunu kaleye yönelen her topun direküstü sayılmasına neden olmasıydı. o top kalecinin bacak arasından geçmediği sürece tartışmasız gol sayılması görülmüş şey değildi.

üst direk de olmadığı için kalecinin boyunu aşan toplar asla gol sayılamazdı. bu da bambaşka bir dertti. tekrar izleme şansı da olmadığı için bir kavgadır başlardır. golü attıktan sonra rakibin türlü bahanelerle golü iptal etmeye çalıştığı zamanlarda çözümsüzlük maçın tüm keyfini alıp götürmek üzere olurdu.

işte o anda bir kahraman; dağların tepesinde tek kişilik bir ordu olarak yükselen altar’ın oğlu tarkan gibi; fangorn ormanına bir güneş gibi doğan gandalf gibi ortaya çıkar ve “gol” derdi.

o saatten sonra bütün oyuncular “ adamın gol diyor” diye bağırmaya başlar, kendi takımı tarafından dışlanan oyuncu dokuz köyden kovulur ve maç yeniden başlardı.

o kahramanları unutmadık. kral çıplak diyen o çocuğun soyundan gelen bu isimsiz kahramanların anısını sonsuza dek yaşatmamız gerekir.
devamını gör...

yayınlanmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
haber kaynağı
devamını gör...

latince kökenli bir deyiştir. anlamı ise değecekse cesaret et. kişiler yenilgiye uğrayabileceklerini göz önüne alarak devam etmeleri, inandığı şeylerin peşinden gitmeyi belirtmektedir.
devamını gör...

başlığı haluk bilginer diye okudum, sanırım yatsam iyi olacak.
devamını gör...

yanlışlıkla mı? bunu koskoca ülkenin profu söylüyor bir de.
kandırıldık deseydiniz bari bu ülkemizde daha geçerli oluyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

günaydın sevgili proletarya. patron uyur, işçi uyumaz. açtık mı bilgisayarları?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim