regl olayının çok abartılması
böyle düşünen insanlar keşke hayatında bir kez benim geçirdiğim gibi bir regl dönemi geçirse.
devamını gör...
ahlat ağacı
filmdeki karakterlerin her birinin hayatın içinden olması, dialogların akıcılığı, sahnelerin görsel ve mana itibariyle bütünleşmesi, ve sürekli surette kulağa çalınan yaprak hışırtıları, yağmur sesi, toprak yolda adeta adım adım zihne kazınan ayak sesleri ve daha bir çok şey, izleyeni ister istemez filmin içine alıyor. belki de oyuncularla rollerin de örtüşmesinden mütevellit, bir film izler gibi değilde, birebir olayın içinde gibi hissettim kendimi. ve 3 saat adeta su gibi akıp gitti.
sinan ve hatice'nin çınar ağacının altındaki sohbetleri, bakışları, sonrasında hatice'nin rüzgarda salınan saçları, uçuşan çınar yaprakları ve aradaki ışık hüzmelerine kadar her bir ayrıntıya hayran oldum mesela! dialog kullanmadan da, bir sahneyle bütün hissin izleyiciye nasıl geçirileceği öyle güzel sergilenmişti ki çoğu yerde...
ip bağlı ağacın altında duran ve yüzü karınca ile dolu saçları ağarmış bebek ile, sinan'ın kuyuda kendini asmış hali ise, filmin olduğu kadar, baba ile oğulun hayatının da kısa bir özeti gibiydi. sadece bu iki sahne için bile, oturup uzun uzadıya konuşup sohbet edesi geliyor insanın. yazıya dökülemeyecek, ama dilin ucunda bekleyen ve akıp gidecek pek çok his uyandırıyor insan zihninde bu iki sahne!
ağacın altında yüzü karıncalı bebeği görünce , shakespear'in “doğarken ölmeye başlıyoruz.” sözü belirirken zihnimde, filmin bitişiyle, nietzsche’nin “insan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna! sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.” sözü döküldü dudaklarımdan.
sinan ve hatice'nin çınar ağacının altındaki sohbetleri, bakışları, sonrasında hatice'nin rüzgarda salınan saçları, uçuşan çınar yaprakları ve aradaki ışık hüzmelerine kadar her bir ayrıntıya hayran oldum mesela! dialog kullanmadan da, bir sahneyle bütün hissin izleyiciye nasıl geçirileceği öyle güzel sergilenmişti ki çoğu yerde...
ip bağlı ağacın altında duran ve yüzü karınca ile dolu saçları ağarmış bebek ile, sinan'ın kuyuda kendini asmış hali ise, filmin olduğu kadar, baba ile oğulun hayatının da kısa bir özeti gibiydi. sadece bu iki sahne için bile, oturup uzun uzadıya konuşup sohbet edesi geliyor insanın. yazıya dökülemeyecek, ama dilin ucunda bekleyen ve akıp gidecek pek çok his uyandırıyor insan zihninde bu iki sahne!
ağacın altında yüzü karıncalı bebeği görünce , shakespear'in “doğarken ölmeye başlıyoruz.” sözü belirirken zihnimde, filmin bitişiyle, nietzsche’nin “insan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna! sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.” sözü döküldü dudaklarımdan.
devamını gör...
sevgili ile aynı evde yaşamak
fıkralara konu olan olaydır.
"mehmet ile handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. bir gün handan ve mehmet, mehmet'in annesini yemeğe davet ederler. mehmet'in annesi akşam yemeği süresince handan'ı uzun uzun süzer ve aslında handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup olmadığını merak eder. annesinin aklını okumuşcasına mehmet annesine der ki;
"ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok."
akşam yemeğinden sonra mehmet'in annesi evine döner. aradan bir iki gün sonra handan der ki:
- "mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum."
mehmet yanıtlar:
- "annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım" der.
oturur ve yazar: "anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum ama almadın da demiyorum. fakat konu şu ki; sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp. sevgilerle, oğlun mehmet."
bir hafta sonra mehmet'in annesinden mektup gelir: "sevgili oğlum; handan'la yatıyorsun demiyorum ama yatmıyorsun da demiyorum. konu şu ki; handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu. sevgilerle, annen."
"mehmet ile handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. bir gün handan ve mehmet, mehmet'in annesini yemeğe davet ederler. mehmet'in annesi akşam yemeği süresince handan'ı uzun uzun süzer ve aslında handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup olmadığını merak eder. annesinin aklını okumuşcasına mehmet annesine der ki;
"ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok."
akşam yemeğinden sonra mehmet'in annesi evine döner. aradan bir iki gün sonra handan der ki:
- "mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum."
mehmet yanıtlar:
- "annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım" der.
oturur ve yazar: "anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum ama almadın da demiyorum. fakat konu şu ki; sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp. sevgilerle, oğlun mehmet."
bir hafta sonra mehmet'in annesinden mektup gelir: "sevgili oğlum; handan'la yatıyorsun demiyorum ama yatmıyorsun da demiyorum. konu şu ki; handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu. sevgilerle, annen."
devamını gör...
ortopedi
kas-iskelet sistemi işlevlerinin korunması veya bu sisteme ilişkin hastalıklar ve tedavisi ile ilgilenen bilim dalıdır.
devamını gör...
kanser
ismi en dirençli insanı bile zedeleyen illet.bazen yakalandım mı diye düşünsem de farklı bir şey çıkıyor.yarın bugün başıma gelirse de pek şaşırmam.elbette herkesten uzak olsun temennim ama günümüz koşullarında ne mümkün.
devamını gör...
örnek vatandaş (yazar)
hakikaten örnek vatandaş
devamını gör...
nefret edilen küçük ama önemsiz şeyler
istemediğin bir şey için ısrar edilmesi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hastayım, yorgunum, uykusuzum, beklediğim bi haber var gelmedi, aşk meşk işleri desen bok gibi, ultra lüks gelecek kaygısından bahsetmeme gerek yok, ilgisizlik, kısmi asosyallik... başlığı paralama defteri olarak değiştirir misiniz?
devamını gör...
küçükken inandığımız yalanlar
birisiyle kafam çarpıştıysa bir daha çarpıştırırdık çünkü 2 kere çarpmazsan baban kel olur demişti biri...**
devamını gör...
ağza kürekle vurma hissi yaratan sözler
sürekli eleştirenler. misal;
- abi baksana kara ne kadar güzel bembeyaz.
- tamam da abiiğ eriyince hep çamur olcak görürüm o zaman ben güzeli ehe ehe!
bu aşamada kömür küreği ile bir adet seri mouthshot yapılmalıdır. akabinde o karlar ile acısını dindirecektir birey.
- abi baksana kara ne kadar güzel bembeyaz.
- tamam da abiiğ eriyince hep çamur olcak görürüm o zaman ben güzeli ehe ehe!
bu aşamada kömür küreği ile bir adet seri mouthshot yapılmalıdır. akabinde o karlar ile acısını dindirecektir birey.
devamını gör...
kafembir
kafa sözlük emekli moderatörler birliği kısaltması. yazın serin, kışın sıcak iklime sahip bir yer. içeride vakit geçmesi için türlü kağıt oyunu, okey vs. mevcut. oraletler benjaminden tabii ki.
devamını gör...
3 7 ve 9 yaşındaki çocuklarını bıçaklayarak öldüren anne
bu ülkeye neler oluyor? kanım dondu resmen. bir anne nasıl bunu yapabilir dedim ama yapabiliyor işte. gerekçesi de kocasından gördüğü eziyet nedeniyle psikolojisinin bozulması imiş. ne desem bilemiyorum.
adana'da 3, 7 ve 9 yaşlarındaki 3 çocuğunu bıçakla öldürdüğü iddiasıyla tutuklu yargılanan kadın, 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
eşi ve eşinin ailesi tarafından sistematik olarak eziyete ve işkenceye maruz kaldığı için psikolojisinin bozulduğunu öne süren selma c, "eşimi, bana uyguladığı şiddet nedeniyle jandarmaya şikayet ettim. ancak daha sonra çocuklarımı elimden alırlar, yuvam bozulur diye şikayetimi geri aldım. çok pişmanım. intihar etmek istedim. keşke çocuklarımın yerine ben ölseydim. yaşadıklarımdan dolayı yaptım, yaşadıklarımı kaldıramadım, keyfi olarak yapmadım. gerçekten isteyerek çocuklarımı öldürmedim. ben çocuklarını öldürecek biri değilim. ben cani anne değilim." dedi.
kaynak: m.turkiyegazetesi.com.tr/ya...
adana'da 3, 7 ve 9 yaşlarındaki 3 çocuğunu bıçakla öldürdüğü iddiasıyla tutuklu yargılanan kadın, 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
eşi ve eşinin ailesi tarafından sistematik olarak eziyete ve işkenceye maruz kaldığı için psikolojisinin bozulduğunu öne süren selma c, "eşimi, bana uyguladığı şiddet nedeniyle jandarmaya şikayet ettim. ancak daha sonra çocuklarımı elimden alırlar, yuvam bozulur diye şikayetimi geri aldım. çok pişmanım. intihar etmek istedim. keşke çocuklarımın yerine ben ölseydim. yaşadıklarımdan dolayı yaptım, yaşadıklarımı kaldıramadım, keyfi olarak yapmadım. gerçekten isteyerek çocuklarımı öldürmedim. ben çocuklarını öldürecek biri değilim. ben cani anne değilim." dedi.
kaynak: m.turkiyegazetesi.com.tr/ya...
devamını gör...
aşka dair tüm inancı yitirmek
aşka dair değil, o aşkı yasayabileceğim insanlara karşı inancımı yitirdim dostlar.
devamını gör...
aile bakanı'nın 23 nisan'da koltuğuna oturan çocuğa davranışı
ramazan ayındaki gereksiz hassasiyet beklentisinin geldiği son durumdur. *
devamını gör...
yemek yerken bir şeyler izleyen insan
çok keyifli bir zaman dilimi.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan yazar iticiliği
koydum ama bir sor niye koydum. bir film kahramanı, ünlü bir gangster, bir manzara, kedi, köpek hatta bir maymun resmi koyabilirdim. ama her kişide, her işte, her eylemde, aynılığın derin çukurunda boğulan bir bok böceği gibi hep aynı şeyleri yapan bir zavallı değilim. burada yazarken herkes gibi kendimi keşfediyorum. işin ucu gidip gelip iticiliğe dayanıyor ya sonunda, kim bilir belki de kendinizi keşfettikçe bambaşka bir şeye dönüşüyorsunuz.
bizim suretimiz siretimize şahittir. lakin siz kendinizi keşfettikçe ölçüsüzce ve inatla ileri gidiyorsunuz. geride dönemiyorsunuz. kendiniz olmak o kadar da zor olmasa gerek...
bizim suretimiz siretimize şahittir. lakin siz kendinizi keşfettikçe ölçüsüzce ve inatla ileri gidiyorsunuz. geride dönemiyorsunuz. kendiniz olmak o kadar da zor olmasa gerek...
devamını gör...
osmanlı’da feminizm
17. yüzyılın sonunda çok hafif çıkmaya başladığı iddialarına karşın asıl savunulagelen görüş 18. yy'da başlayıp 19. yy'da hat safhaya çıktığıdır.
ilk olarak kurulan vakıf ve cemiyetlerde etki gösterirken daha sonra yazılan dergilere romanlara yansımıştır.
dönemin erkekleri tarafından da desteklenen bu düşün sistemi; jön türkler başta olmak üzere, kendine destekçi bulmuş ancak barış içinde hareket edilmiş, sadece görüşlerini anlatmak ve daha çok bireye ulaşma amacı güdülmüştür.
ilk temsilcilerinden olarak, halide edip adıvar'ı da gösterebiliriz.
osmanlı'da feminist olarak kurulan ilk cemiyet ise; "teali-i nisvan cemiyeti" yani "kadınların durumunu yükseltme derneği"dir.
kanaatimce, avrupa'dan farklı olarak, erkekler tarafından da destekleniyor oluşu, cumhuriyet ile birlikte türk kadınına seçme seçilme haklarının verilmesinde ülkece, dünya üzerinde ilk olmamızı sağlamıştır.
bir başka önemli nokta da, kültürel olarak türk halkında kadının avrupa ülkelerindeki gibi hor ve hakir görülme durumunun olmaması, geçmişten günümüze kadar kadın erkek eş değil tamamlayıcı olarak görülmesi, kadının aşağı görülmesinin toplumca hoş görülmemesinin de etkisi olmuştur. nitekim osmanlı devletinin kuruluşunda etkili olan bacıyan-ı rum'un, kurtuluş savaşında büyük yararlık gösteren nene hatun, kara fatma ve daha adı bilinmeyen yüzlerce kadının varlığı türk milleti için yabancı değildi. ki bu halk, göç ederek köklerinden kopup gelmedi: ne tomris'ler unutuldu ne terken sultanlar ne de hakan olmadığında kurultaya başkanlık eden hakanın eşi... dolayısıyla osmanlı'da feminizm hareketi, avrupa, amerika ve hatta çağının da ilerisinde bir hareket, hareketsiz görünen bir atılım olarak seyretmiştir.
ilk olarak kurulan vakıf ve cemiyetlerde etki gösterirken daha sonra yazılan dergilere romanlara yansımıştır.
dönemin erkekleri tarafından da desteklenen bu düşün sistemi; jön türkler başta olmak üzere, kendine destekçi bulmuş ancak barış içinde hareket edilmiş, sadece görüşlerini anlatmak ve daha çok bireye ulaşma amacı güdülmüştür.
ilk temsilcilerinden olarak, halide edip adıvar'ı da gösterebiliriz.
osmanlı'da feminist olarak kurulan ilk cemiyet ise; "teali-i nisvan cemiyeti" yani "kadınların durumunu yükseltme derneği"dir.
kanaatimce, avrupa'dan farklı olarak, erkekler tarafından da destekleniyor oluşu, cumhuriyet ile birlikte türk kadınına seçme seçilme haklarının verilmesinde ülkece, dünya üzerinde ilk olmamızı sağlamıştır.
bir başka önemli nokta da, kültürel olarak türk halkında kadının avrupa ülkelerindeki gibi hor ve hakir görülme durumunun olmaması, geçmişten günümüze kadar kadın erkek eş değil tamamlayıcı olarak görülmesi, kadının aşağı görülmesinin toplumca hoş görülmemesinin de etkisi olmuştur. nitekim osmanlı devletinin kuruluşunda etkili olan bacıyan-ı rum'un, kurtuluş savaşında büyük yararlık gösteren nene hatun, kara fatma ve daha adı bilinmeyen yüzlerce kadının varlığı türk milleti için yabancı değildi. ki bu halk, göç ederek köklerinden kopup gelmedi: ne tomris'ler unutuldu ne terken sultanlar ne de hakan olmadığında kurultaya başkanlık eden hakanın eşi... dolayısıyla osmanlı'da feminizm hareketi, avrupa, amerika ve hatta çağının da ilerisinde bir hareket, hareketsiz görünen bir atılım olarak seyretmiştir.
devamını gör...
nickin bir tatlı olsaydı ne olurdu sorusu
(bkz: dondurma)
devamını gör...
ankara'nın en güzel yanı
cumhuriyetin doğduğu topraklar olması
ankara simidi
bir de çok güzel bir underground rock/metal kültürü vardır...
ha bir de aspava ssk
ankara simidi
bir de çok güzel bir underground rock/metal kültürü vardır...
ha bir de aspava ssk
devamını gör...
