ders yaparken bir anda masam sallandığı için içimi cız ettiren depremdir. daha önce avize sallanmasına şahit olmuştum fakat masamın sağa sola gitmesi beni gerçekten korkuttu ve bence deprem önceden ankarada olanlara göre uzun sürdü.

işin acı tarafı ise bir saat sonra ödev yetiştirmem lazım ve ben aynı masamda assignment yapmaya devam ediyorum.
devamını gör...

genellikle sosyal medya zırtlanlarının düşüncesidir. bunlar normalde hayvan falan sevmez ama hayvanları prim amaçlı kullanmaya bayılırlar.

misal kediyle sarmaş dolaş foto çekildikten sonra kediye tekme atmıyorlarsa ne olayım. işleri güçleri şov pezevenklerin. çok ayıp, şiddetle kınıyorum..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dünyanın en kötü, en iğrenç, en berbat olayıdır. bunun yerine bütün dünya yıkılsın daha iyidir. mide bulandırıcıdır. olayı fark ettiğinde magmaya gireydim de görmeyeydim dedirtir. ulan seviştiğinizi biliyoruz da bizim yakalamamıza izin vermeyin yav. gerçekten iğrenç bir şey bunu yakalamak. haber ver odaya girmeyeyim ama yakalamayayım yav.
devamını gör...

her şeyden evvel ''je est un autre'' sözünü yeryüzüne bırakıvermiştir. yani ''ben bir başkasıdır''...

rimbaud'dan sonra ne yazılır? bu soruya 21. yüzyıl şairleri herhangi bir cevap bulamadı. peki ya rimbaud'yu anlamak? işte bu hiçbir zaman 'tam anlamıyla' mümkün olmasa da, onu anlamayı yaşamak diye bir gerçeklik var. rimbaud'nun yaşamı, çalışmaları, düşünü, diyalektiği, ben ve öteki bilinci üzerine yıllarca çalışan dostlarım oldu. nihayetinde rimbaud'yu 'tam olarak' anlayamamanın verdiği kaosu sonuna dek yaşamış oldular.

o ben bir başkasıdır derken de zaten anlaşılamamayı koymuştur ortaya. hem kendi hem başkaları tarafından bir anlaşılamayış. çünkü her yeni dakikada ben bir başkasıdır der. kendi öz yabancılaşmasından, gelişiminden, değişiminden, ilerleyişinden, durdurulamayışından, her yeni anda bir önceki andaki 'ben'in ne derece öteki olduğundan söz eder. kendine tez ve aynı zamanda antitezdir o. kendi kendine ne denli yabancı olduğundan ve bu yabancılaşmadan yani kendi'den kurtulamayıştan bahseder. yaşam pek çok unsur, madde, manevi biçimden etkilense de asıl etkilenen yaşam değil kendi var oluşudur.

rimbaud'yu düşünmek anlamanın yarısıdır. bundan ilerisi ise var edilmemiştir.

rimbaud okuyunuz. rimbaud sevmeyiniz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir anda bomba gibi önümde beliren radikal değişim. oğlum korkuyorum yanlış bir yere dokunup uzaya fırlarım diye. altta bir şeyler belirdi falan.

edit: hızlandı sanki sözlük. ancak bildirimler sıkıntılı. iko ilgilen.

takip ettiğimiz yazarların tanımlarına bir tık/dokunuşla ulaşıyoruz. bak bu güzel oldu işte.

bildirimler de düzelmiş.
devamını gör...

soyadı serbestliği gibi kütük serbestliği de olsa diye düşündürür. aga ben izmirliyim niye kars kütüğüne geçeyim?
devamını gör...

2016-2018 yılları arasında çekilmiş, başrollerinde gérard depardieu ve benoît magimel'in yer aldığı 2 sezonluk politik drama dizisi. şahsımın hoşuna giden bir yapım olmuştur. netflix'te beğendiğim içeriklerdendir. dizinin konusu, marsilya şehrinin yönetimi için hırslı politikacıların entrikaları diyebiliriz. aşk, entrika, politika üçgenine bolca şahit olabiliyoruz. robert taro, şehri 25 senedir yöneten ve sevilen bir belediye başkanıdır. taro'nun sağ kolu olan ve yanında yetiştirdiği lucas barres ise ona içten içe bir kin gütmekte ve arkasından bıçaklamak için uygun bir an beklemektedir. ikisi arasında geçmişte kalmış bir hesap vardır. taro'nun kızı olan julia, genç bir gazetecidir ve hikayede etkin bir rol oynar. taro'nun ailesi de onun politik hesaplaşmasından ziyadesiyle etkilenir. şehirde vuku bulan diğer olaylar da tüm hikayenin tuzu biberi olur. politikada basamakları tırmanmak için ne kadar tavizkâr olunması gerektiğini gözler önüne seren dizi, bir politikacının yaşadıklarını çok gerçekçi bir şekilde anlatıyor. politikada birçok parametrenin ve güç unsurunun olduğunu görebiliyorsunuz. dizide seks, belki de netflix etkeninden ön planda ancak politikanın oyuncuları olan politikacıların da zaafları olduğunu gayet iyi anlatmışlar. hakkında yapılmış yorumlara baktığım zaman bazılarının beğenmediğini görsem de bence gayet sürükleyici ve hoş bir diziydi. tavsiye ederim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hayranları arasında pkd olarak anılan, amerikalı bilim kurgu roman yazarı. aynı zamanda yalnızca yazar değil kuramcıdır da. simulakra adlı eserinin her ne kadar ülkemizde baskısı tükenmiş durumda olsa da bir yerlerden bulup buluşturup o eksiği tamamlamak şart. ayrıca (bkz: do androids dream of electric sheep) ...

ben düşlüyorum.

elliden fazla yayınlanan romanının yalnızca on-on iki tanesi (thank to 6:45 dükkan) türkçeye çevrilmiş ve yayınlanmıştır. en son android ve insan kitabını okumuş; dalgacılığına, bakış açısına yine hayran kalmıştım. bugün jean baudrillard'ın baştan çıkarma üzerine adlı kitabını okurken, kitabın porno-stereo bölümünün başlangıcını pdk ile yaptığını gördüm. şöyle:

''beni odana götür ve düz
senin sözcük dağarcığında
insanda arzu yaratan
tarifsiz bir şeyler var''
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kahkaha atmak.
devamını gör...

hayatına müdahale edilmesi.
devamını gör...

ergenliğin doruklarında idik tabii o zaman.bir genç kızın gizli defteri.
devamını gör...

yorgunum,
bir bardak su almaya bile mecalim yok. dakikalardır ağzımın içi kupkuru, ayaklarımı duvara dayamış; iki büklüm karın ağrısı ve kalbimin kırıklığıyla yatıyorum. ne bir söz söylemeye dilim varıyor ne de beynim toparlıyor kelimeleri. durmak istiyorum, sadece durmak. düşünmemek, duymamak, görmemek. sakiiin ve sessiz bir şekilde hiç olmak...

sokaktan kavga sesleri geliyor, içeride televizyon açık sanırım. aklımda sürekli bir kelime dönüyor. pierre loti. nereden geldi aklıma? hiçbir fikrim yok. arada dönüp duruyor aklımda. onlarca, yüzlerce kez tekrar ediyorum.

şarkı açmıştım az önce. rehber - ruh . tekrarda kalmış sanırım. kaçıncı defa çalıyor bilmiyorum. ama onu değistirecek bile gücüm yok, kalkmıyor elim kolum. bazen o kadar çok düşünmüyorum ki neyi düşündüğümü bile unutuyorum. gerçi unutmak da istiyorum zaten de o ayrı konu.

bazı defterler kapanıyor, bazı kelimeler yanıyor cayır cayır. şiirler susuyor, şarkılar ağlıyor sessizce. ben duruyorum öylece, durmakla yetiniyorum. susmaya bile gücüm yok belki de. komodinimin üzerinde duran turuncu masa lambamın yarattığı gölgeler dans ediyor gözümün önünde. masam sandalyemle eşleşmiş. kitaplığım pencereyle el ele.

tam karşımda, ayaklarımın kenarında duran posterlerime bakıyorum. küçük iskender, sadece öpüyor beni. cem karaca "sen de başını alıp gitme ne olur" diyor. william shakespeare, "bütün dünya bir sahnedir" derken; rainer maria rilke, insana yakın olan yalnızca kendi iç dünyasıdır; başka her şey uzağındadır onun" diyor. her bir kelimeyi on defa okuyorum ama ulaşmıyor hiçbiri dimağıma. görüntüler bulanıklaşırken sesler boğuklaşıyor birer birer. gözlerim kapanırken tek bir kelime dökülüyor dilimden, nedensizce. pier loti...
devamını gör...

bir gün mihriban'ı göreceğinize inanıyor musunuz sorusuna abdurrahim karakoç:

''bilmiyorum, görmek de istemiyorum. değişmiştir şimdi. ben onun nazarında değiştim, o benim nazarımda değişti. niye görelim? öyle kalsın... insanların gönülde kalması, gözde kalmasından daha iyidir.'' demiştir.
devamını gör...

günaydın sözlük;

ama öyle; gelininin/damadının koyacağı egzantirik çocuk ismini beğenmeyerek, kulağına okuduğu ezan sonrası -misal veriyorum- berkant yanına bir de birol; yahut 'karsu' yanına bi'de 'naciye' ekleyen kayınpeder sürprizi gibi bir günaydın değil elbet...

sözlükte birtakım değişimlerin yaşandığı şu günlerde, bugünün getirdiği/getireceği bütün değişimlerin tüm yazarlara uğur getirdiği, normal ile anormalin ayrımının başarıyla yapılabildiği, bizden sonra gelen/gelecek tüm nesillerin ( ikinci nesiller bu size bak) uslu uslu normal sözlüğümüzü daha normal seviyelere iteleyebileceği umutlarıyla dolu bir günaydın...

öyle şovsuz, gamsız bir günaydın...
normal bi' günaydın...

ayrıca herakleitos'un dediği gibi:

''değişmeyen tek şey süper lig'in kalitesizliğidir...''
devamını gör...

çok sevdiğim bir şehirde kullandığım otobüs kartlarını delgeçle delip anahtarlık yapmıştım, baya idare etmişti beni.
devamını gör...

eylemsizliktir. oturduğu yerden ahkâm kesenler bir arpa boyu yol alamazlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim