sürekli duyuyoruz, 'şu şu ilaçlar, sgk geri ödeme listesine alındı' .
ve bu ilaçlar genellikle de yeni nesil , akıllı denilen kanser ilaçları.

peki geri ödeme listesine alınca iş bitiyor mu ? , nerdee , asıl dert ondan sonra başlıyor.

'endikasyon dışı' denilen bir sistem var. bu sistemin işleyişi şu şekilde.

sağlık bakanlığına bağlı, ' tıbbi ilaç cihaz kurumu ' ( tick ) denilen bir kurum var ankarada.
şu anda çin'den gelen covid aşılarının kontrollerinin de yapıldığı kurum.
bu kurum, türkiye'ye girecek yabancı ilaç, cihaz, donanım vs. her şeyin alımına kullanımına karar ve izin veren bir kurum .

yukarıda bahsettiğim bu akıllı kanser ilaçlarının kullanılması için, bu kurumda oluşturulan bir kurulun onayı gerekiyor.
buna da, ' endikasyon dışı ilaç kullanım izni ' diyorlar.

kanser hastası doktora gidiyor, tüm tahlil tetkikler yapılıyor, 30 yıllık onkolog prof. doktor bu verilere bakıyor, ' sen şu ilacı kullanmalısın ' diyor , ama bu arada devreye bu sistem giriyor, ' hoop , dur bakalım, şu tahlil sonuçlarını, tomografileri , emarları , kanser hücre testlerini bana gönder, bir de ben bakacam ' diyor . yani sağlık bakanlığı, çalıştırdığı doktoruna güvenmiyor, sen buna karar veremezsin ' diyor.

bunun üzerine, bir dosya hazırlanıp,
tick'e gönderiliyor.

sanırım haftada iki gün toplanan, eczacı ve birkaç doktordan oluşan bu heyet, duruma göre, ruh hallerine göre bu izni veriyor, veya şu eksik, bu uygun değil diyerek senin umutlarını tek kalemde yıkıp atabiliyor.

kanser hastası bu süreçte, günler hatta haftalarca bekliyor, aynı anda kanser vücutta yayılmaya devam ediyor, 6 kürde bitecek veya küçülecek tümör, 12 küre bile cevap vermez hale geliyor, ve belki de sonunda hasta hayatını kaybediyor.

sırf, onkoloğuna güvenmeyip, ben ne dersem o olur zihniyetiyle yürütülen saçma sapan bir prosedür yüzünden, insanların tedavi süreci daha zorlu bir hale geliyor .

bunun da adı, ' endikasyon dışı ilaç kullanım izni ' oluyor .

sayın yöneticilerin şovenist yaklaşımla açıklamalar yerine, halkın bizzat yaşadığı bu ve benzer sorunlara , kalıcı, insani çözümler bulması dileğiyle...
devamını gör...

26 mayıs 2012' de ndemic creations tarafından piyasaya sürülen stratejik simülasyon video oyunudur. oyundaki amaç, global bir hastalık geliştirmek ve bu hastalığın bütün dünyaya yayılmasını sağlamak. bu bir bakteri, virüs, mantar, parazit, nanovirüs, prion veya biyolojik bir silah olabilir. bakteri ile başlayıp, oyunda ilerledikçe diğerlerinin açılabildiğini anımsıyorum. hastalık yayıldıkça dna puanları topluyor ve hastalığınızın yayılımını (kara, hava, deniz yolu vb.) dayanıklılığını (sıcak - soğuk iklim şartları vb.) bulaşıcılığını (öksürme yoluyla bulaşması gibi), belirtilerini, mutasyon geçirme ihtimalini ve ölümcüllüğünü geliştirebiliyorsunuz. aynı zamanda dünyada olan biten gelişmeleri de takip etmeniz gerekiyor. hastalığın fark edilmesiyle birlikte aşı geliştirmek için çalışmalar başlıyor ve bunlarla mücadele etmeniz gerekiyor. hastalık insanlığı yok edebilirse oyunu kazanmış oluyorsunuz. farklı zorluk seviyeleri var. insanların umursamaz davrandığı kolay seviye, herkesin kurallara uyduğu ve kişisel hijyene dikkat ettiği en zor seviye ve ikisi arasında olan orta seviye. koronavirüs ortaya çıkmadan önce sık sık oynardım. pandemi sürecine girince, bozulan sinirlerimi daha da bozmaması için ara verdim. malum, bu süreçten önce gözlerimle görmesem insanların bu kadar pervasız olabileceğine asla inanmazdım.*
devamını gör...

bazı sebeplerden ötürü birkaç gündür tanım yazmayı bırakmış, kendi içime dönmüştüm. bazen insanın içine dönüp kendi halini hatrını sorması kadar güzel bir şey yok, herkese her gün nasılsın diye soruyoruz da kendimizi düşünmek, "acaba nasılım, bir şeye ihtiyacım var mı?" demek hiç aklımıza gelmiyor dimi? neyse ki şu son bir hafta içerisinde iyice sohbet edip kendimle, dertlerimi dinledim de arınıp dinginleşip soluğu burada aldım. bu sohbetlerden ve çevremden gözlemlediğim bir iki şeyi buraya da yazmak istiyorum müsadenizle.

öncelikle, hayattaki en önemli şeyin kendi akıl ve ruh sağlığımız olduğunu, sonrasında ise bu sağlıklı akıl ve ruh ile çevremize bakmamız gerektiğini benimseyebilirsek eminim harika bir sosyal hayatımız olacak. tam tersi bir pencereyle dünyaya baktığımızda her şey gözümüze daha çekilmez daha karanlık geliyor zira ya da benim öyle oluyor bilmiyorum.

yine eğer bir gün başkalarının ne düşündüğünden çok kalbimizin ne söylediğini ön plana alarak yaşamaya başlarsak hepimiz özgür bireyler olacağız. sanki her birimiz bileklerimize takılan "başkalarının dediği" kelepçelerine mahkum halde yaşıyoruz da haberimiz yok.

son olarak da insanları üçe ayırmak gerektiğini düşünüyorum; iyi gelenler, kötü gelenler ve geldiği gittiği fark etmeyenler. hayatında dönem dönem insanları önüne koyup eleyen biri olarak iyi gelenler kategorisindekilere vermem gereken değeri artırır, kötü gelenleri büyük bir keyifle çıkarır, fark etmeyenleri de oldukları yerde bırakırım.

bu sadece günlük hayatımda değil sosyal mecralarda da yaptığım bir uygulama. işte tam da burada "iyi gelenler kategorisinde" olanlara söylemek istediğim bir şey var;

ben sözlüğe kaydolalı 1 ay bile olmamasına rağmen şu kısacık yokluğumu fark edip birebir iletişimim olsun olmasın " nerelerdesin, karikatürler bugün neden yok, sesin neden çıkmıyor?" diyen, döndüğümü görüp "hoşgeldinler" ile karşılayan güzel insanlar iyi ki varsınız. iyi gelenler kategorisindeki insanlarınız çok olsun dilerim.*
devamını gör...

haber.
devamını gör...

1861-1865 yıllarında başkanlık etmiş 16. amerika başkanı, asıl mesleği avukatlıktır.
dört büyük amerikan başkanından biridir.
başkan oluşunun ardından köleliği kaldırılacağını açıklaması üzerine 7 eyalet amerikadan bağımsızlığını ilan edip, birlikten ayrılmıştır.
bunu kabul edilemez görerek birliğin bir arada tutulması amacıyla amerikan iç savaşını başlatmıştır.
başkanlığı döneminde siyasi rakiplerinin hepsine birer bakanlık vererek çevresinde tutmuş, niye böyle yaptığını soranlara ' bu şekilde kontrol etmek daha kolay oluyor' demiştir.

*esas amacı ekonomik olmasına rağmen daha sonradan köleliğe karşı yapılan savaş olarak mitleşen iç savaşın kahramanıdır.
*görevdeyken bir suikast sonucu öldürülen, ilk amerika başkanıdır.


***özgürlük konusunda şöyle demiş; "koyunu, kurdun elinden kurtaran çoban, koyuna göre kurtarıcı, kurda göre de özgürlüğüne engel olan bir kimsedir..
demek ki, koyunla kurdun özgürlük deyince söylemek istedikleri şeyler birbirinden değişiktir."



***amerikanın başkanı abraham lincoln düşmanları hakkında çok yumuşak dil kullanırdı.
bazıları onun bu üslubunu hoş görmezler , düşmanlarınızı yok etmek dururken onları böyle okşamanızı anlayamıyoruz derlerdi.
lincoln, onlara şu cevabı verirdi:
sayın efendiler!
düşmanlarımı kendime dost etmekle onları zaten yok etmiş olmuyormuyum ?


abhraham lincoln'un tarihte iz bırakacak bazı sözleri:


*tereddüt veya pes ettiğin an pişman olacaksın.
amacına sadık kalırsan kısa sürede kendini, hayatında hiç hissetmediğin kadar iyi hissetmeye başlayacaksın.
öte yandan, tereddüt veya pes ettiğin anda tüm kararlılığını kaybedeceksin ve hayatının sonuna kadar pişman olacaksın.
sabırla bekleyen insanlar da hayattan ödüllerini alabilir ama sadece atik insanlardan geriye kalanları.


*kölelik kötü değilse, hiçbir şey kötü değildir.

*aynaya baktığında başka birini görmek istemiyorsan kendin gibi ol.
*"öfkenin ateşi önce sahibini yakar. kıvılcımı ise hasmına ya varır, ya varmaz." demiş abd 16. devlet başkanı.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hayatını adadığı alanda başarı elde edememiş, eserleri beğeni kazanamamış ve eleştiri almış sanatçıların içine düştüğü psikolojik sorundur. ileri düzeyde yaşayan kişilerin çok beğenilen ve önemli eserlere zarar verme eğiliminde olabileceği de saptanmıştır. bilimsel olarak tanımlanmamış olmasına rağmen hakkında çalışmalar yapılmaktadır.

sanatçılara maledilmiş olsa da uzunca bir süre çalıştığı konu hakkında başarı yakalayamamış farklı meslekleri olan kişiler de bu sorunları yaşayabilmektir.

kaynak

edit: kaynak yenilendi. (bjartur nickli yazara teşekkür.)
devamını gör...

çok para.
devamını gör...

buradaki tüm arkadaşların, saygı değer yazarlarımızın ramazan bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyorum, şekerli, huzurlu ve sağlıklı günler diliyorumm.
iyi ki varsınız, düşüncelerinizle ufkumuzu aydınlattınız ve aydınlatıyorsunuz.
devamını gör...

10 eylül 1943 yılında öğretmen bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya gelen çevirmen ve yazar.

bir yanı kesinlikle ''nihilist'' etkiler taşıyan, edebiyatımızın erken yaşta yitirdiği özgün yazarlarından biridir. farklı bir bakış açısı ve kalemi vardır, eğer bu kadar genç elimizden kayıp gitmeseydi kim bilir daha ne kadar o kendine has havasıyla eserler verirdi..

yaşamın ucuna yolculuk adlı romanı aslında almanca ''bir intiharın izinde'' (auf den spuren eines selbstmords) adıyla yayınlanıp almanya'da ''marburg edebiyat ödülü''nü kazandırmıştır yazarımıza. aslında insanların ilgisini çekmesi ve o değerli ismini duyurması da bu kitap ve ödül sayesinde olmuştur. daha sonrasında türkçeye ''yaşamın ucuna yolculuk'' olarak çevrilmiştir.

1986 yılının soğuk bir şubat günü göğüs kanserinden hayata veda eden özlü'nün kabri aşiyan mezarlığı'nda bulunmaktadır. kendisini ziyaret etmek, ona belki bir çiçek, belki dua, belki ise birkaç güzel söz bırakmak isteyen yazarlara ve okurlara duyurulur.

şimdi, okuduğum ilk eseri olan kalanlar'dan sevdiğim bir alıntıyı paylaşarak tanımımı sonlandırıyorum.

benim kişiliğimin yöresi mutlaka anadolu'da bir kasaba. hiç kibar değil. bilinçsizce alçakgönüllü. ne baharımsı ne yazımsı. sessiz, durgun, ama geniş değil, yalnızca can sıkıcı.
devamını gör...

yunanca kökenli bir kelimedir. başkalarının başarısızlığından, kötü olmasından ve acı çekmesinden mutluluk duyma, keyif alma durumudur.
devamını gör...

sözlükte belirli yazarların sıkça yaptığı bir davranıştır. evet beğeni alınca ister istemez mutlu oluyoruz. fakat bunun içten beğenilmesi okumakla mümkün oluyor. okumadığınızı beğeni bildirimlerinin arasındaki süre farkıyla anlayabiliyorum*. ricamdır okumaya değer görmüyorsanız beğenmeye değer de görmeyin.
devamını gör...

antik dönemde yunan kadınların saçları uzun ve bağlı imiş, sadece köle kadınların veyahut yas tutan kadınların saçları kısa tutulurmuş.


12 veyahut 14 yaşlarına gelip ergenliğe geçinceye kadar antik mısır'da çocukların saçları kazınır, kulaklarının arkasında tek bir örgü bırakılırmış. bu örgüye horus örgüsü adı verilirmiş, çünkü horus genellikle bir çocuk olarak tasvir edilir imiş...

edit: kaynak g*tün mü diyenler, hayır kaynak orası değil, carolyn howitt - antik dünyada bilinmesi gereken 500 şey, okuyacaksanız gönderebilirim.
devamını gör...

başlık altı tanımlara bakıyorum genelde hep aynı yazarlar hepsine isim olarak aşına oldum yeni mahlaslar göremiyorum uzun zamandır. sanırım sözlük durgun bu ara
devamını gör...

“fazla tevazunun sonu, vasat insandan nasihat dinlemektir.”
devamını gör...

hem bu gündür, hemde çanakkale'de denizde yenilmesi imkansız görünen düşman kuvvetlerinin geri çekildiği zaferimizin günüdür.

savaşı tekrar farklı ağızdan tasvire ve önemini nitelemeye gerek yok mehmet akif kendine has üslubu ile muazzam bir şekilde açıklamıştır.
allah vatanı ve dini için can verenlere rahmet etsin.

şiiri dinlemek isteyenler için kaynak

şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyada eşi?
en kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
tepeden yol bularak geçmek için marmara’ya
kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
nerde -gösterdiği vahşetle- “bu bir avrupalı!”
dedirir: yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

eski dünya, yeni dünya, bütün akvâm-ı beşer,
kaynıyor kum gibi… mahşer mi, hakikat mahşer.
yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
ostralya’yla beraber bakıyorsun: kanada!

çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!

ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
öyle müdhiş ki: eder her biri bir mülkü harâb.

öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
o ne müdhiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer…

kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
çünkü te’sis-i ilâhî o metin istihkâm.

sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
bu göğüslerse hudâ’nın ebedî serhaddi;
“o benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
o, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
bir hilâl uğruna, yâ rab, ne güneşler batıyor!
ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid’i…
bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“bu, taşındır” diyerek kâ’be’yi diksem başına;
ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
yedi kandilli süreyyâ’yı uzatsam oradan;

sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
şarkın en sevgili sultânı salâhaddin’i,
kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran…
sen ki, islâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

o demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… heyhât!
sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
sana âguşunu açmış duruyor peygamber.

mehmet akif ersoy
devamını gör...

eteğin altına çok yakışan ayakkabı.
devamını gör...

eva eda isminin yerine koyacak bir isim arayışı ile liste yapmaya başlamıştım.listenin en başında şu an kullandığım isim vardı ve bunu da bana kardeşim söyledi.lap diye yaptırdım gitti,tabi ilk başta hiç memnun olmadım.3 ay beklemeye başlamıştım değiştirmek için.bir hafta kala vazgeçtim.
şimdi çok seviyorum, bütünleştim gibi *.
devamını gör...

camouflage - the great commandment



bu da klibini çok sevdiğim bir şarkı:

devamını gör...

o saatten sonra köye gidecek dermanım kalmaz, yolda vefat ederim. tabii o yaşa kadar yaşadığımı var sayıyorum sözlük.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim