insanın kendi parasını yemesinin çok tatlı olması.
sadece kendine karşı sorumlu olmanın verdiği hafiflik.

kazandım çar çur ettim. sorumluluğum sadece kendime karşı. harika değil mi bu durum? sadece kendine hesap veriyorsun. it kopuk da olsan, beyinsiz de olsan bu senin sorunun. ürememişsin, karşındaki insanı zor durumda bırakmamışsın. salaksın ama bu seni etkiliyor sadece. ay muazzam.
işte yarasalar böyle mutluluğun sırrını çözerler.
devamını gör...

'the worm' lakaplı ve nba tarihinin en dominat savunma oyunculardan bir tanesidir.uzun forvet pozisyonu için kısa bir oyuncu olmasına rağmen mücadelesi ile o eksiği kapatan bir oyuncu.çalkantılı bir özel hayatı vardır ama hırsı ile kendini herkese sevdirmiştir.
devamını gör...

see see see şeklinde gülmesiyle hatırlanır usta ferhan şensoy.
devamını gör...

butimar denize aşık bir kuştur. hergün kenarına konduğu suya uzun uzun bakar ve " bu deniz kurursa ben ne içerim?" diye endişe eder. bu ölçüsüz aşk butimar'ın sonu olur. kenarından ayrılmadığı ve içmeye kıyamadığı denizin yanı başında susuzluktan ölür. işte bazı insanlar da böyledir. kıyamadıklarının kıyısında sessizce ölüp giderler.
devamını gör...

edit: kısırlaştırma konusundaki soruların ardından bu hafta kedi ve köpeklerde kısırlaştırma konusunda yazmaya karar verdim. buradan
kedilerde kısırlaştırma konusu kedinin içinde yaşadığı ortama, uygulanacak kısırlaştırma metoduna ( desexing, sterilizasyon, enjeksiyon) , kedinin yaşına ( gelişim dönemine ) ve sağlık durumuna bağlı olarak ele alınmalıdır.
desexing- dişilerde yumurtalıkların ve rahmin alınması, erkeklerde testislerin çıkarılması uygulamasıdır. herhangi bir medikal sorunu çözme amacıyla olmadığı sürece bu yöntemin üremeyi durdurmak amacıyla kullanımı tartışılmaktadır.
sterilizasyon - dişilerde ovariectomy yani sadece yumurtalıkların alınması , erkeklerde tüp ligasyonu ve vazektomi yöntemleriyle vas deferens olarak bilinen iki tübüler yapının her birinden kısa bir segmentin çıkarılmasıdır.  desexing ile kıyaslandığında çok daha hafif bir operasyondur, hızlıdır, riski çok daha azdır.
zeuterin - zeuterin erkeklerde her iki testisin merkezine enjekte edilir.
desexing uygulamasının hayvan sağlığına olumsuz etkileri sterilizasyon yöntemine göre çok daha fazladır.
kısırlaştırma toplumda hayvan davranış problemleri konusunda mucize tedavi gibi görülmekte. davranış problemine, problemin nedenine, hayvanın kısırlaştırılacağı yaşa - gelişim dönemine bağlı olarak kısırlaştırmanın hayvan davranışları üstüne etkisi değişir. 
sahipsiz bu kadar çok kedi ve köpek varken ortada kedinin sağlık durumu yerindeyse, gelişme döneminde korku periyodu içinde değilse, kısırlaştırmanın olumsuz etkileyeceği bir davranış problemlemi yoksa kısırlaştırılması taraftarı olmamak elde değil.
bu duyguyu bir kere yaşasın, anne - baba olmak onların hakkı tarzındaki yaklaşımın bilimsel temeli yoktur. hayvanlarda cinsellik ve üremeye dair içgüdüler ve duygular insanlardan farklıdır.
birlikte yaşadığı evcil hayvanı kısırlaştırmayan herkes sorumsuz değildir. sorumlu evcil hayvan ebeveynleri arasında bu kararı evcil hayvanlarının fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçları doğrultusunda alanlar vardır.
hayvanın doğasını değiştiren her uygulama olumlu ve olumsuz etkileri beraberinde getirmektedir.
devamını gör...

sonra da diyorlar ki, sözlükteki kadınlar niye beğeni alıyor, niye onlara nick altı doluyor.
niye acaba?
kaç tane erkek yazar, bu yazarımız gibi ben kalktım, ama ne bileyim biraz ondan, biraz bundan, biraz şundan da bahsetmek istiyorum diye tanım giriyor.
öyle de tatlı anlatıyor ki
hani yemede yanında yat derler ya öyle bir salata.
severek okuyorum, severek takip ediyorum.
nick altını dolunaya geldi. tam da güzel günlere yol alma zamanları. hep beraber olsun inşallah. *
devamını gör...

son zamanlarda sürekli kendime söylediğim cümle. al işte yine kaçırdın diyorum, bak gördün mü kaçtı bu da gitti! ne için? kim ya da kimler için?
devamını gör...

necati mandolimimin telini kopardı ben de onu dövdüm.
devamını gör...

benim nick atımdan bile daha boş bir nick altı olan yazar
devamını gör...

2 temmuz 1993 tarihinde sivas madımak oteli'nde gerçekleşen katliamdır. bu katliam cuma namazı sonrası cihat vazifesini alevi insanlar üzerinde gerçekleştirmek isteyen bir grup yobaz tarafından çıkarılmıştır.

o yıllarda hürriyet gazetesinde çalışan çiçeği burnunda bir gazeteciydim. pir sultan abdal şenlikleri kapsamında sivas'a gidip tüm olayları canlı canlı gördüm. bu ülkenin gördüğü en acı olaylardan biridir. özellikle yangın sırasında "allahım bu senin ateşin" diye bağıran insanları görünce şok olmuştum. müslümanlık şehrine gelen misafirleri yakmak mıdır? diye çok düşündüm. umarım ülkemizde bir daha böyle olaylar olmaz.
devamını gör...

ilkokul 2. sınıftayım. yıl 1988. okul bahçesinde öğretmen gözetiminde mendil kapmaca oynuyoruz. erkek takımı vs kız takımı. kızlar bizden iyi oynuyor. kızlara yenilmek ne demek be! erkek adam kızlara yenilir mi? öyle gaza geliyorum ki anlatamam. benim adım söyleniyor ve o şanssız kızın adı. nevin! ikimiz birden depara başlıyoruz. maşallah ben de küheylan gibi koşuyorum. boyum kısa ama kelter gibi kafam var o zamanlar. mendile öyle odaklanmışım ki son anda nevin'in masum yüzünü görüyorum. kendi yüzümü korumak için kafamı eğip nevin'e öyle bir kafa atıyorum ki anlatamam. nevin yere cansız düşüyor. hemen başına herkes toplanıyor. ben elimde mendil öylece yerde cansız yatan kıza bakıyorum. elmacık kemiğinin ve kaşının üstünde kızarıklık peyda oluyor. okul bahçesinde allahtan sağlık ocağı var. zavallı kızı apar topar sağlık ocağına gönderiyorlar. bütün gözler üzerimde cık cıklar, ayıplamalar gırla.

bir buçuk gün sonra nevin geliyor ama terminatör gibi, suratının yarısı allı morlu. gözler tekrar bana dönüyor. ağlıyorum. erkek adam ağlıyor. anneme babama okulu bırakmak istediğimi söylüyorum.

nitekim de okulumu değiştiriyorum. ama gittiğim okulda da nevin'e yaptıklarım vicdanımı rahat bırakmıyor. bir daha hiç oyun oynamıyorum.
devamını gör...

umut ve sevgidir. ne kadar ütopik görünse de insan sevince, umut edince iyileşir. ileri bakmaya enerjisi olur. umut var, hep olacak.
devamını gör...

türk siyasi tarihine geçmiş klişe sözlerden biridir. 1944 yılında dönemin ankara valisi tarafından söylenmiştir. tam metni şöyledir:
ulan öküz anadolulu, sizin milliyetçilik'le komünizm'le ne işiniz var. milliyetçilik lazımsa biz yaparız. komünizm gerekirse onu da biz getiririz. sizin iki vazifeniz var: birincisi çiftçilik yapıp mahsül yetiştirmek. ikincisi askere çağırdığımızda askere gelmek.”
sonraki dönemlerde de ülkeyi yönetenler arasında "sizin için neyin iyi ve neyin doğru olduğunu biz biliriz" zihniyetinde olanlara ve "sen kimsin ya" diyenlere de rastlanılmıştır.
devamını gör...

bu hayvan hiç görülmeyen, yalnızca sesi kaydedilen bir balina ve ismi 52 hertz.

sesi aracılığıyla kendisinden haberdar olduğumuz balinanın, daha doğrusu balinanın sesinin ortaya çıkışı 1989'da pasifik okyanusunda gerçekleşiyor. soğuk savaş döneminde denizaltılarının sesini duyabilmek için okyanusun çeşitli bölgelerine yerleştirilen hydrophone'lar daha sonrasında bilim insanları tarafından okyanusun derinliklerindeki sesleri dinlemek için kullanılıyor.

bir gün, balinaların (kambur ve mavi) alışılan 20 hertz (ve civarı) aralığındaki sesinin dışında 52 hertz frekansında bir ses duyuluyor. daha sonrasında da aynı ses kaydedildiğinden bu sesin aynı, tek balinadan geldiği anlaşılıyor. tahminler arasında fin-mavi veya hibrit bir tür olabileceği bulunuyor.

balinayı yalnız yapan unsur ise, normalde balinalar yön-yiyecek bulmak, birbirleriyle iletişim kurmak, kendilerine eş bulmak için 12-25 hertz aralığında ses çıkarırken 52 hertz dediğimiz balina şarkılar söylese de kimseye sesini duyuramıyor. araştırmacılar başta onun sağır olduğunu düşünüyor fakat anlaşılıyor ki bu balina sağır değil, diğer balinalara sesini duyurabilmek için yüksek frekansta bir ses çıkartıyor fakat bu onu daha da yalnızlaştırıyor. çünkü diğer balinalar 52 hertz aralığındaki sesi duyamıyor.
yani 52 hertz, diğer balinalar için bambaşka bir dil konuşuyor. bambaşka bir frekansta.

52 hertz, birçok kişinin kalbine dokunmuş olsa gerek, kendisi için bazı projeler yapılmış veya yapılması planlanıyor. amerikalı yönetmen joshua zeman ve oyuncu adrian grenier, 'yalnız balinanın arkadaşa ihtiyacı var' adlı bir kampanya başlatıyor ve bunun gelirleriyle bir belgesel çekmeyi planlıyor. belgeselin ismi "the loneliest whale: the search for 52"

diğer bir proje ise bangtan sonyeondan adlı müzik grubu 52 hertz'i metafor alarak bir şarkı yapıyor (whalien 52) buradan dinleyebilirsiniz. bu şarkıda ünlü olmanın getirdiği yalnızlığa değinirken kendini yalnız hisseden balinanın duygularına da değiniyorlar:


denizin mavi olduğunu söyledi annem
ve sesimi duyurabildiğim kadar uzağa duyurmamı
ama ne yapmalıyım burası çok karanlık
çevremde farklı dilde konuşan farklı balinalar var
içimde tutamıyorum artık anne
sizi seviyorum demek istiyorum
kendi başıma söylediğim bir şarkı gibi
bu deniz çok derin
yine de çok şükür ki ağladığımı ben de başkaları da duyamaz.
devamını gör...

karşılıklı nickaltı girme eylemidir. bazen nickaltı girmek istediğim yazar benden önce giriyor veya ben girdikten sonra o aynı naiflikle nickaltı yazıyor. kadın veya erkek ayrımı yapmadan okumaktan keyif aldığım her yazarı takip ederim, oylarım ve nickaltı girerim. birbirlerini sürekli oylayabilirler, favorileyebilirler, karşılıklı olarak beğenilerini nezaketle nickaltlarınada yazabilirler. sokakta biri selam verdiğinde veya günaydın dediğinde gülümseyerek cevap vermekten farksız bir durumdur. beni sürekli oyluyor veya nickaltı girdi beni beğeniyor diye düşünmek, bana güldü kesin .... demekle aynı zihniyete sahip olmaktır.
devamını gör...

boş bir anime izlemek istemiyorsanız tavsiye edeceğim, simya ve felsefeye yönelik ince mesajların olduğu dolu dolu bir animedir. ayrıca olayların farklı sıralarla anlatıldığı diğer bir animesi daha vardır. (bkz: fullmetal alchemist: brotherhood) brotherhood)
devamını gör...

3 billboard ebbings çıkışı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çaylak sistemi ilk başladığı gece açmıştım, çaylaklara yaklaşımım da açık ve net ne zaman isterlerse yazabilirler.
devamını gör...

insanoğlu yaradılış gereği acı hissiyatına tepki vermeye programlanmıştır.
çok basittir denklemdir aslında, eğer bir şey acı veriyor ise, ondan uzak dur.
misal, eğer ateş elini yakıyor ise, bir daha dokunma veya yediğin bitki mideni ağrıttı ise bir daha onu yeme.
acı aslında vücudun bir koruma mekanizması olarak da düşünülebilir.
bir yerimizde sıkıntı çıktığında o bölge beyine sinyal yollar ve bu sinyalin karşılığı acı hissidir.
tabi bu her zaman fiziksel olmak zorunda değil, psikolojik ve duygusal kaynaklı çok ağır acılar da vardır.
can da öyle tatlıdır ki, insanlar acıdan korkmaya başlar zamanla.
fakat günümüz modern yaşam şeklinin getirdiği konfor insanları doğal yaşam alanlarından, doğanın içinden alıp betona hapis etmiştir. bunun yüzünden insanın fiziksel ve psikolojik gelişimi de değişime uğramıştır. şehir insanı yemeğini kazanmak için avlamak zorunda olmadığından veya göçebe bir hayat süremediği için ister istemez acının ne olduğunu unutmuştur aslında.
bu sebepten de, artık en ufak bir acı ihtimali bile strese sokar olmuştur onu. artık korkutuğu şey acının kendisi değil, acı yaşama fikridir. tabi burada bahsettiğim, nüfusun çoğunluğunu oluşturan şehir insanları.

bunların yanı sıra yine yaradılıştan gelen adapte olabilme/alışabilme güdüsü vardır insanoğlunun. bu da bizi evrim sürecinde ayakta tutan ve besin zincirinin en üstüne kadar çıkmamızı garantileyen bir hayatta kalma fonksiyonudur.

eğer birey yoğun ve sürekli olarak acı yaşıyor ise, adapte olma fonksiyonu zaman içerisine, yine hayatta kalma güdüsünden ötürü gelen acı fonksiyonunu baypas eder.
yani kişi elini ateşe götürdüğünde, bunun vücuda hasar verdiğini iletmek için uyarı veren, acı sinyalleri gönderen ve bunu koruma amaçlı yapan sistemin gönderdiği sinyali etkisizleştirir.
bunun nedeni ise aslında kişinin elini ateşe sokmaktan başka bir çaresinin olmadığını, adapte olma fonksiyonun algılaması fakat acı/uyarı fonksiyonunun algılayamamasıdır. kişinin akli sağlını korumak için, adapte olma fonksiyonunun, yine koruma amacı güden ama korumaktan çok zarar verdiğinin farkına varmayan acı/uyarı fonksiyonunu etkisiz hale getirmesi acıya alıştıran şeydir aslında.

bu yüzdendir ki zor günler geçiren,zor dönemler atlatmış, kayıplar vermiş insanlar, eğer hala ayaktalar ise kolay kolay yıkılmaz, etkilenmezler körpe acılardan.

üzerine kurulmuş felsefi bir okul da vardır bu düşüncenin stoa isminde.

şöyle güzel bir de sözleri vardır bu stoacıların;

"hayatın tamamı göz yaşları için ağlarken, kısımlarına ağlamak niye."
lucius annaeus seneca
devamını gör...

güven duygusu fazlasıyla zedelenmiş insanların tercih ettiği eylem..kimseye ne yakın ne uzak olmakta denebilir..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim