küçük prens kitabının yazarı fransız pilot, şair ve yazardır.

1928 yılında ilk hikayesi “l’aviateur“, le navire d’argent adlı dergide yayımlanmıştır. 1931 yılında prix femina ödülü kazanan “vol de nuit” adlı kitabını yazdı. 1940 yılında new york'ta ünlü "küçük prens" adlı eserini yazmıştır.

amerika'da yaşayan yazar, ıı. dünya savaşı başlayınca ülkesine geri dönüp orduya katılmıştır. sağlık durumu elverişli olmasa da o ülkesi için uçmak istediğini belirtmiştir.

31 temmuz 1944‘de akdeniz’deki görevi sırasında uçağı vurulmuş, alman birliği’nden kaçarken kaybolmuştur. cesedi ve uçağı uzun yıllar bulunamadı.

1998 yılında marsilyalı bir balıkçı saint-exupéry’e ait bir bileklik buldu. 2004 yılında bilekliğin bulunduğu bölgede yapılan araştırmalar sonucu saint-exupéry’nin kullandığı uçak bulunmuştur.
devamını gör...

ben çok severim. mutfakta olmaya bayılıyorum. bir şeyler yapabilmek aşırı keyif verici geliyor.
devamını gör...

elinde sadece koçbaşı eksiktir.
ışık yanıyor, kapı kitli hala zorlar sığır.sen dışarı çıktığında da ilk defa işeyen adam görmüş gibi bön bön yüzüne bakar.
devamını gör...

mesut süre'nin çiçek gibi radyo yayını, programı.

ilk yıllar rock efem'deydi sonra joyturk'e geçti şimdi ise virgin radyo'da devam etmekte.

konuklarıyla birlikte hep bir ağızdan fıtır fıtır konuşup güldürüyorlar sağ olsunlar. anlatan adam, ilker gümüşoluk, fazlı polat, firüze özdemir, kemal ayça, erman arıcasoy, zeynep atakül, cem işçiler, onur gökçek, merve polat, elif gizem aykul gibi gibi konuklarıyla yaptığı söyleşileriyle kulaklarımızı şenlendiriyor kendileri. konuklarda yine komedyen, çizer, oyuncu ve medyatik kişiler.

ben keyifle takip ediyorum. mesut süre'e hatta ekibindeki diğer kişilerin programlarını da severek izliyor ve dinliyorum.

ben genelde geceleri youtube'den eski yayınlarını da dinliyorum. uyumadan hemen önce kafamı dağıtıp daha rahat uyumamı sağlıyor. bazen o kadar gülüyorum ki uykum kaçıyor. yok yok genelde tam motive bir uyku uyumamı sağlıyor. hah ilişki testi'ndeki son programda konukları sizi dinleyerek uyuyoruz demişti ve mesut süre çok şaşırmıştı. bu sesle nasıl uyuyorsunuz yahu demişti. gerçekten ben de şaşırıyorum ama durum bu. herhangi bir programını açtığımda direk uykum geliyor.

rabarba talk şeklinde internet programları da var. yine aşağı yukarı aynı konuklarla yapıyor programı. yine sorular sorulup seyircilerle karşılıklı eğlenceli diyaloglar kuruluyor. sanırım şuan bu programa ara vermiş durumda mesut süre.

neyse efem genel olarak tüm programlarını seviyorum. iyi dinlemeler.
devamını gör...

--- alıntı ---
sevişti bir bakir ile bakire. erkeğe milli dediler, kadına fahişe.
--- alıntı ---

cemal süreyya
devamını gör...

bir yandan oylayan kişileri görünce "sağ olsunlar" diye düşünüp mutlu olan, bir yandan da yazdıklarını hep aynı kişilerin okuduğunu görüp üzülen yazar. herkes sadece belirli birkaç yazarı oyluyor gibi sanki. eksi oy vermeye gelince kimse elini korkak alıştırmaz, artıya gelince nedense cimriliğimiz diz boyu olur.

yazarların tüm yazarların ne yazdığını iyi kötü keşfedebileceği bir sistem olsa keşke. rastgele sayfası da yetmiyor gibi sanki. belki de kategori sistemi getirilip iyileştirilmeli ve kafamıza uyan yazılar yazanları seçebilmeliyiz böylece.
devamını gör...

çünkü burası yabancıya dost, kendi vatandaşına düşman bir muz cumhuriyetidir.
devamını gör...

kız kafa sözlük çocuk korosu diyorsunuz seslerinizden utanın (kalınlığından ve olgunluğundan tabii ki) be*. kulaklarımıza birşeyler yapmadınız ama sizin olsa olsa ruhunuz çocuk olur. gerçi girizim canımın ruhu da yaşlı. kimi kandırıyorsunuz portakallar?
devamını gör...

"kendi toprağınızın müziğini yapın" anlayışı ile zaten müziğin evrenselliğini baştan reddetmiş olan, her sene "dostlar alışverişte görsün" mantığı ile müzikalite önemsenmeksizin milletlerin birbirine "maksatlı" puanlar verdiği; enteresan, bir o kadar da faşizan ve partizan bir tür "eğlence programı", siyasi şov.

ayrıca seneler geçtikçe müziklerin geneli de şampuan jinglelarını andırmakta. önceden parçalar ne güzel büyük orkestra eşliğinde canlı canlı çalınırdı.
devamını gör...

yarasa seneca ukdesidir.

lan allahsız kitapsız kızı amma süründürdün, senin için ukde bile bırakmış be. neyse ben başlığı şuraya koyayım mesajı alan alsın.

edit: başlık patladı yine anasını satıyım. olm var ya hakikaten siz çok fenasınız lan. amaç gırgır şamata hep dimi? bende de durum böyle. yardırmaya devam. *
devamını gör...

yoldaş benjamin franklin’in kedisinin hesabıdır. kgb kedi harekatın öncülerindendir. yakında kafa sözlük’te moderatör yaparsa şaşırmam. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben ifşalandım.

siz devam edin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başlığı üç kere okuyunca anladım.. o kadar uzağım.. "sarsılma" diye okudum, dedim "allah allah ne ola ki bu?" sonra anladım ki "belden kavrama hareketi ya da belden kavrayarak sarılmak" mış.. lanet olsun müzmin bekarlığa..
edit: başlık ilk açıldığında "belden kavrama sarılması" ydı ona istinaden yazılmış bir tanımdır.
devamını gör...

"göz altların niye öyle, birşey mi kullanıyorsun?"
"kaç yaşındasın?" evet küçük gösteriyorum .
"o dudağındaki acımıyor mu?" piercing için diyolla.
"ayağın kaç numara ya?" küçük duruyor evet, napiyim.
"evlatlık mısın?" evet ailedeki kimseye benzemiyor olabilirim ama mal, öyle mi sorulur dalyaprak? cidden malsınız ya.
devamını gör...

trafikte hep kırmızı ışığa denk gelmektir.
devamını gör...

mükemmel huzur verici bir hayal.

masalarında kahkahalar atarak sohbet eden savaşçılar, anlatılan eski maceralar, gidilecek yeni questlerin heyecanı, servis yapan (ve genelde hancının kızı olan) uzun etekli garson kadın, hesabı ödemek için kullanılan bakır ya da gümüş madeni paralar, salonda harıl harıl yanan bir ateş, hanın üst katında bulunan 10-12 tane oda, bir köşede tek başına, sessiz sessiz oturan ve pelerininin başlığını yüzüne çekmiş karanlık yabancı, bir tepside kızarmış tavuk, şarkı söyleyen 1 ozan ya da yaylılardan oluşan bir müzik grubu ve dışarıda bağlanmış atlardan oluşan bir düştür.

samimiyeti vardır.

aynen aşağıdaki gibidir. dinleyiniz, sonra teşekkür edersiniz.

devamını gör...

(bkz: bitmeyen kavga)
john steinbeck'in 1930ların işçi sınıfı mücadelesini anlattığı kitabıdır.

" adı joy'du. kızıllardandı. anladınız değil mi ? bir kızıldı o. sizin gibilerin her zaman yeterli aşı ve kuru bir yatağı olması gerektiğine inananlardandı. kendisi için hiçbir şey istemezdi. o bir kızıldı." mac haykırdı. " ne olduğunu iyi anladınız mı ? pisliğin biri, devletin gözünde tehlikeli kişiydi. yüzüne dikkat edeniniz oldu mu bilmem, dövülmekten yamyassı olmuştu. aynasızlar kızıl diye onu bu hale koymuşlardı. elleri kırıktı, çenesi paramparçaydı. bir grev sırasında ön safta yeni gelen işçileri engellemeye çalışırken kırmışlardı çenesini. sonra onu içeri tıktılar. doktor geldi, onu görünce " lanet olası bir kızılı tedavi etmem," deyip çekip gitti. joy dağılmış çenesiyle orada öylece yatıyordu. tehlikeli biriydi doğru, çünkü sizin gibilerin karnı iyice doysun istiyordu." sesi gitgide alçaldı. uzman gözüyle etrafı inceledi. yüzlerin gerildiğini, ne dediğini duymak için herkesin kulak kabartarak öne doğru eğildiklerini görebiliyordu. "evet, tanırdım onu." sonra birden sesini yükseltti. " peki siz onun için ne yapacaksınız? onu ıslak bir çukura atıp üstünü çamurla mı örteceksiniz? sonra da arkanızı dönüp gideceksiniz, öyle mi ?"
kalabalığın içinde bir kadın hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
"o sizin için savaşıyordu," diye bağırdı mac. " bunu unutacak mısınız!"
kalabalıktaki işçilerden biri " tanrı aşkına, asla!" diye haykırdı.
mac bastırıyordu. " onu vurup öldürmelerine seyirci mi kalacaksınız?"
bu defa sesler koro halinde yükseldi. " haaa-yııııır!"
mac sesini alçalttı. " çamur çukuruna atıverip gidecek misiniz yoksa?"
"haaa-yııır!" artık bedenler hafifçe dalgalanmaya başlamıştı.
" kavgası sizin içindi. onu unutacak mısınız?"
"haaa-yııır!"
"şimdi yürüyerek kasabanın içinden geçeceğiz. o lanet olası aynasızların bizi durdurmalarına izin verecek misiniz?"
ortalık gürledi. " haaa-yııır!" kalabalık aynı tempoda dalgalandı. toparlanıp gereken cevaba hazırdılar.
mac bu defa ritmi bozdu. kalabalıktakiler şaşırmıştı. mac alçak sesle," bu ufacık tefecik adam hepimizin ruhudur," dedi.
"onun için dua etmeyeceğiz. onun duaya ihtiyacı yok. bizim de duayla işimiz yok. şimdi bize sopa lazım!" sy 196

"sanırım bu grevi kaybedeceğiz. fakat burada o kadar gürültü koparttık ki ,herhalde pamukta greve gerek kalmayacak. şimdi gazeteler bizim olay çıkardığımızı yazıyor. ama biz işçilere bir arada mücadele etmeyi öğrettik ; işçilerin bir araya geldiğinde gittikçe daha büyük , daha büyük bir kitle haline gelebildiğini gösterdik ,anlıyor musun? kaybetsek ne çıkar ki ? yaklaşık bin işçi burada nasıl greve gidildiğini öğrendi. bütün işçilere bir arada mücadele etmenin gerekliliğini öğrettiğimizde belki... belki torgas vadisi , bu vadinin büyük kısmı üç kişinin elinde kalmayacak artık . bir işçi daldan elma kopardı diye hapse girmeyecek ,anlıyor musun ? fiyatı yüksek tutmak için elmaları nehre dökemeyecekler . hele senin ve benim gibi insanların bağırsaklarını çalıştırmak için elmaya ihtiyacı varken , anlıyor musun ? bütüne bakmalısın london , yalnızca bu küçük greve değil." sy 244

steinbeck bu romanda özellikle örgütlü hareket etmenin önemine vurgu yapıyor. tek tek işçilerin karakterlerinin düşüncelerin çok önemli olmadığını ama büyük gruplar halinde hepsinin farklı tek bir kimliğe büründüğünü gösteriyor. bunu sağlamak için ana karakterlerimiz mac ile jimin propagandalarını bol bol görüyoruz. hatta bir bölümde mac, joya grup içinde propaganda yapmaktan vazgeçmesini ve kendi adamlarımız birbirlerini ikna etmeye daha fazla zaman harcıyor diye sitem etmesini okuyoruz. mac yine bir bölümde şartların kabul edilmeyerek grevin olabildiğince uzamasını ister, bu sayede işçiler nasıl örgütlü eylem yapılır, nasıl grev yapılır bunları daha iyi kavrayacaklarına inanır. onun için önemli olan mücadeleyi kazanmak ya da kaybetmek değildir, ki zaten kaybetmek söz konusu değildir. önemli olan mücadelenin sürekli daha büyük örgütlü gruplar halinde verilmesidir.
devamını gör...

ingiliz dil bilimcidir, çocuklarına hikayeler anlatmayı seven biri olması sayesinde, yıllardır milyonlarca insanın gönlünde aklında yer edinmiş biridir.

ne yazık ki kitap okumaya üşenen toplum kendisini çoğunlukla peter jackson'ın çektiği yüzüklerin efendisi filmlerinden ibaret sanmaktadır. lakin orta dünya ve yüzüklerin efendisi 3 kitaptan ibaret değildir; silmarillion: evrenin ve arda'nın yaratılışını anlatır. orta dünyanın 1. çağında yaşanan önemli olaylar yer almaktadır. sauron'u erol taş zannedenler, aslında sadece melkor'un bir uşağı olduğunu öğrenirler.

hurin'in çocukları: silmarillion'da kısaca bahsedilen hurin'in çocuklarının ayrıntılı hikayesidir. acıların çocuğu turin'in küçük emrahı akıllara getiren yaşamı anlatılmaktadır.

güç yüzüklerine dair: güç yüzükleri'nin yaratılışı bu hikayede anlatılmaktadır.
hobbit: tek yüzüğün gollum tarafından bulunması ve sonrasında bilbo baggins'in eline geçmesini anlatan kitaptır.
elf cüce savaşı da anlatılmaktadır kitapta. cüce ve elflerin birbirlerini sevmeme sebepleri buna dayanır.
yüzüklerin efendisi: güneşin 3. çağının kapanış hikayesini ve tek yüzüğün yok edilmesini anlatır.
devamını gör...

bollywood mutfağından çıkan, güzel bir aamir khan filmi.

filmin başrolleri, senaristi, yönetmeni vs. vs. gibi teferruatlara girmek yerine; filmde anlatılmak istenen vurguya değinmek , daha özgün olacaktır. muhtemeldir ki; üstteki tanımlarda filmin teknik kısmı ile ilgili tanım bırakılmıştır.

öncelikle şunu belirtmeliyim ki; filmin konusu din düşmanlığını anlatan veya dini eleştiri barındıran bir izlenim oluşturmadı bende.

aslında filmin konusu bana yabancı da değil. bir kitabın*, savunduğu tezi desteklemek için kullandığı örnek metafordan esinlendiğini söyleyebilirim.

kitapta kullanılan metafor; dünya'yı mars'tan izleyen mars'lıların, insan hal ve hareketlerini anlamlandırma çabası iken , filmde kullanılan metafor ise; başka bir galaksiden dünyaya gelen uzaylının, dünya'yı, dünya'lıdan bize anlatma çabasını konu ediyor.

kitabın, 1960'lı yıllarda yazıldığı düşünülür ise; filmin, kitaptan esinlendiğini söylemek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.

filmin ana teması; herhangi bir toplumda, toplumsal kabul gören ritüellerin; başka toplumlarda reddediliş hikayesi çok güzel işlenmiş. bu toplumsal farklılığın düşmanlık boyutuna uzanan yolculuğu ise mizahi bir yaklaşımla çok güzel eleştirilmiştir.

toplum mekanizması dinler üzerinden eleştirilirken, aynı zamanda dinlerin ortak noktası olan kutsiyet metaforlarının, birbirine ne kadar benzediği de çarpıcı bir biçimde işlenmiştir.

filmde işlenen din adamı figürü, tarihsel açıdan ve coğrafik açıdan her daim karşılaşabileceğimiz türden bir kimliktir. bence bu çok özel bir ayrıntıdır. yani bu din adamına (ms) 300 lü yıllarda roma imparatorluğunda denk gelmiş olabiliriz. veya 15. yüzyıl katolik kilisesinde, veya günümüz toplumunun asya veya ortadoğu topraklarında denk gelmiş olabiliriz. karakterize edilen dini figür; mahalli bir kimlik olmasına rağmen; coğrafik veya tarihsel açıdan genel bir kimliğe bürünmüştür.


yani din eleştirisinden ziyade; insanların dine bakış açısı ve eğilimi daha çok öne çıkmıştır. bu mesajı barındırdığı için dahi, film izlenmeye değerdir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim