kişinin aşık olduğunu anladığı an
whatsup mesajlarında, dahi anlamındaki de ve da'ları bitişik yazdığı halde müdahale edemiyorsam aşık olmuşumdur. o yazınca sanki daha bir sempatik oluyor o hatalar, imla kurallarına uygunmuş gibi algılıyorum. çünkü kör oluyorum.
devamını gör...
depresyonla başa çıkma yöntemleri
lustral . hayatta bazen baş edemediğiniz sorunlar olabiliyor her insanın sorunları vardır öncelikle bunun normal bir şey olduğunun farkına varmak lazım . içinizde güç bulamazsınız bazen ağır depresyonda olan insanlar ne demek istediğimi anlıyorlar anlayacaklar . işte o zaman (doktor kontrolünde ) antidepresan kullanmalısınız toplumda söylenen antidepresan zararlıdır zırvalarını bir kenara bırakalım çünkü bu büyük bir yanlış doktor kontrolünde kullanabilirsiniz evet bazı ufak zararları var ama bir ilacın zarar verebileceği kadar. eğer bir depresyondaysanız ve doktora başvurmazsanız ilerde çok büyük sıkıntılar yaşayabilirsiniz intihar edebilirsiniz mesela hayattan tad alamazsın işte antidepresan burda devreye giriyor . ben 5 aydır lustral kullanıyorum 50 ile başladım şu an 100 lük olanını kullanıyorum hayatın zorluklarına göğüs geremediğim için antidepresan benim yerime (kullandığım sürece ) göğüs geriyor. sanki hayatım bir filmmiş gibi hissediyorum etrafımda bir şeyler oluyor sonra silinip gidiyor hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorsunuz ama olmuyor ağlamayı özlüyorsunuz mutlu olmayı özlüyorsunuz nefes almayı özlüyorsunuz ama kavuşamıyorsunuz hissiz oluyorsunuz . bu mesajı okuyup depresyonda olan dostlarım varsa üzülme korkma bir tek sen değilsin hepimiz öyleyiz bizler yanındayız baş edebilirsen kendin hallet ama halledemeyeceğin bir seviyedeysen profesyonel destek al . depresyon çok kötü bir şeydir ama girince alışıyorsun diye bir espri yapayım çok karamsar şeyler yazdım . hepiniz önce aynada gördüğünüz insana değer verin sonra gerisi gelecektir .
devamını gör...
zonguldak
atanamamış büyükşehir.
devamını gör...
sanatsal imge
imge kelime manası olarak bir şeyi temsil eden, yansıtan anlamına gelmektedir. daha doğrusu hayali bir tasavvurun, gerçekte bulduğu şekil, tasarı anlamını taşır.
bunun sanatsal olması ise; hangi sanat dalına mensup olmasına, hatta bu dalda yansıtması beklenen duygu ve tasarıya göre çeşitlilik kazanır.
örneğin konu resimse, sanatsal imge için, resmin hangi tür olduğuna bakmamız gerekir. şöyle ki nü bir çalışmadan bahsediyorsak, sanatçı hangi imgeyi burada vurgulamıştır yahut vurgulayacaktır?, tasavvuru ön plana çıkar.
keza tiyatroda da aynı gaye güdülmektedir. örneğin korku imgesi bir müzikalde hem müzikle hem de tiyatro oyuncusunun jest ve mimiklerine ek dansıyla izleyiciye aktarılmaya çalışılır.
şiirde şair bunu, betimleme yoluyla gerçekleştirmeye çalışır. sudan bahseyorsa misal s ve ş seslerini daha çok kullanır ki okuyucu da su imgesi yansımasını bulsun. benzetme yoluyla yahut suyu anımsatan ögelerle de bu tasarı okuyucuya aktarılır. ahmet haşim bunu, maharetle yapabilen ender şairlerdendir mesela:
gece
titreyen ellerimle penceremi
açtım âfak-ı leyle karşı... yine
gecenin gölgeden menâzırına
imtizâc eylemiş nücûm-ı bahâr...
sihr-i eb'ad içinde şimdi gümüş
bir sehâb andıran miyâh uyumuş..
kalb-i şeydâ-yı leyl olan rüzgâr
esiyor gölgelerde velvelekâr...
ah o bir aşk-ı bî-tenâhi mi
geceden, tûde-i menâzırdan
yükselen ra’şe-i hümâr ü buhâr?
sanki hulyâ-yi vasla müstağrak
şeb-i bir ıtr-ı hisle doldurarak
dolaşan, titreşen kadınlardı...
sanki bir savt-ı gâib ü mühtez
kalbe bir aşk-ı bî-vefâ yetmez
“seviniz, muttasıl sevin! ” derdi!
bu şiirinde geceyi aktarırken kullandığı, titreyen el, afak-ı leyl, gölge, nücum-u bahar, hülya, ıtri his, bi-vefa gibi kelimelerle sağlar. ve gecenin, karanlığın, ümitsizlikle olan bağını anlatır.
bunu daha anlaşılır bir dille, başka bir şiiriyle ele alacak olursak:
bir yaz gecesi hatırası
işveyle, fısıltıyla, gülüşle
olmuş sebi sevda yine bihap
oklar gibi saplanmada kalbe
düştükçe semadan yere mehtap...
buseyle kilitlenmiş ağızlar
gözler neler eyler neler israp! ...
uçmakta bu ateşli havada
vuslat demi bir kuş gibi bitap...
burada da şair, şiire adını veren bir yaz gecesi hatırasını, sevgilinin işvesi, cilvesi, fısıltı ve gülüşü, vuslat, ateşli hava ve uçmak kavramlarıyla aktarır.
her ne kadar sinema 7. sanat adıyla anılsa da, burada da bir sanat gayesi güdülmektedir. izleyiciye, yönetmen senarist ve hikaye oluşturucusunun üçleminde, oyuncu ve dış mekan vasıtasıyla belli bir imge aktarılmaya çalışılır. burada güdülen gaye, elbetteki yine sanatsal imgedir.
sinema konusunda yetkiliğini kanıtlamış andrey tarkovski bu konuda şöyle söyler:
"sanatsal imge gibi bir kavramı açık, kolay anlaşılır biçimde sunabilmek altından kolay kalkılacak bir iş değil kuşkusuz. böyle bir şey mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. burada belki yalnızca şu söylenebilir: imge sonsuza ulaşmaya çalışır ve mutlak'a doğru gider. hatta imgenin düşüncesi diye adlandırabileceğimiz şeyi de, çok boyutluluğu ve çok anlamlılığı içinde sözcüklerle anlatabilmek ilkesel bakımdan imkansızdır. bunu pratikte sanat yapar." mühürlenmiş zaman
kısaca belirtmeliyiz ki sanatsal imge düzleminde sanatçı, dış dünyadan edindiği imgeyi, sanatıyla aktarmaya, yansıtmaya çalışır.
bunun sanatsal olması ise; hangi sanat dalına mensup olmasına, hatta bu dalda yansıtması beklenen duygu ve tasarıya göre çeşitlilik kazanır.
örneğin konu resimse, sanatsal imge için, resmin hangi tür olduğuna bakmamız gerekir. şöyle ki nü bir çalışmadan bahsediyorsak, sanatçı hangi imgeyi burada vurgulamıştır yahut vurgulayacaktır?, tasavvuru ön plana çıkar.
keza tiyatroda da aynı gaye güdülmektedir. örneğin korku imgesi bir müzikalde hem müzikle hem de tiyatro oyuncusunun jest ve mimiklerine ek dansıyla izleyiciye aktarılmaya çalışılır.
şiirde şair bunu, betimleme yoluyla gerçekleştirmeye çalışır. sudan bahseyorsa misal s ve ş seslerini daha çok kullanır ki okuyucu da su imgesi yansımasını bulsun. benzetme yoluyla yahut suyu anımsatan ögelerle de bu tasarı okuyucuya aktarılır. ahmet haşim bunu, maharetle yapabilen ender şairlerdendir mesela:
gece
titreyen ellerimle penceremi
açtım âfak-ı leyle karşı... yine
gecenin gölgeden menâzırına
imtizâc eylemiş nücûm-ı bahâr...
sihr-i eb'ad içinde şimdi gümüş
bir sehâb andıran miyâh uyumuş..
kalb-i şeydâ-yı leyl olan rüzgâr
esiyor gölgelerde velvelekâr...
ah o bir aşk-ı bî-tenâhi mi
geceden, tûde-i menâzırdan
yükselen ra’şe-i hümâr ü buhâr?
sanki hulyâ-yi vasla müstağrak
şeb-i bir ıtr-ı hisle doldurarak
dolaşan, titreşen kadınlardı...
sanki bir savt-ı gâib ü mühtez
kalbe bir aşk-ı bî-vefâ yetmez
“seviniz, muttasıl sevin! ” derdi!
bu şiirinde geceyi aktarırken kullandığı, titreyen el, afak-ı leyl, gölge, nücum-u bahar, hülya, ıtri his, bi-vefa gibi kelimelerle sağlar. ve gecenin, karanlığın, ümitsizlikle olan bağını anlatır.
bunu daha anlaşılır bir dille, başka bir şiiriyle ele alacak olursak:
bir yaz gecesi hatırası
işveyle, fısıltıyla, gülüşle
olmuş sebi sevda yine bihap
oklar gibi saplanmada kalbe
düştükçe semadan yere mehtap...
buseyle kilitlenmiş ağızlar
gözler neler eyler neler israp! ...
uçmakta bu ateşli havada
vuslat demi bir kuş gibi bitap...
burada da şair, şiire adını veren bir yaz gecesi hatırasını, sevgilinin işvesi, cilvesi, fısıltı ve gülüşü, vuslat, ateşli hava ve uçmak kavramlarıyla aktarır.
her ne kadar sinema 7. sanat adıyla anılsa da, burada da bir sanat gayesi güdülmektedir. izleyiciye, yönetmen senarist ve hikaye oluşturucusunun üçleminde, oyuncu ve dış mekan vasıtasıyla belli bir imge aktarılmaya çalışılır. burada güdülen gaye, elbetteki yine sanatsal imgedir.
sinema konusunda yetkiliğini kanıtlamış andrey tarkovski bu konuda şöyle söyler:
"sanatsal imge gibi bir kavramı açık, kolay anlaşılır biçimde sunabilmek altından kolay kalkılacak bir iş değil kuşkusuz. böyle bir şey mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. burada belki yalnızca şu söylenebilir: imge sonsuza ulaşmaya çalışır ve mutlak'a doğru gider. hatta imgenin düşüncesi diye adlandırabileceğimiz şeyi de, çok boyutluluğu ve çok anlamlılığı içinde sözcüklerle anlatabilmek ilkesel bakımdan imkansızdır. bunu pratikte sanat yapar." mühürlenmiş zaman
kısaca belirtmeliyiz ki sanatsal imge düzleminde sanatçı, dış dünyadan edindiği imgeyi, sanatıyla aktarmaya, yansıtmaya çalışır.
devamını gör...
4 aralık 2020 rtük başkanı şahin‘dan ceza açıklaması
tv programı esnasında orduya hakaret sebebiyle verilen ceza.
radyo ve televizyon üst kurulu (rtük) başkanı ebubekir şahin, chp mersin milletvekili ali mahir başarır'ın katıldığı tartışma programına verilen 5 kez program durdurma ve idari para cezası ile ilgili yaşanan tartışmalar üzerine, "rtük olarak halkımızın göz bebeği olan ordumuz başta olmak üzere milli ve manevi değerlerimizi korumaya devam edeceğiz" dedi.
buradan
radyo ve televizyon üst kurulu (rtük) başkanı ebubekir şahin, chp mersin milletvekili ali mahir başarır'ın katıldığı tartışma programına verilen 5 kez program durdurma ve idari para cezası ile ilgili yaşanan tartışmalar üzerine, "rtük olarak halkımızın göz bebeği olan ordumuz başta olmak üzere milli ve manevi değerlerimizi korumaya devam edeceğiz" dedi.
buradan
devamını gör...
29 nisan 17 mayıs arası tam kapanma
allah sonumuzu hayır etsin.
devamını gör...
song for zula
sahne adı phosphorescent olan amerikalı indie rock şarkıcısı-söz yazarı matthew houck 'un 2013 tarihli muchacho adlı albümünde 2. sırada yer alan ve albümden önce de bir single halinde yayımlanmış olan muhteşem şarkıdır. aynı zamanda gençlik filmlerinin ayrılmaz çifti shailene woodley ve miles tailor'ın başrolü paylaştığı drama filmi olan the spectacular now (şu an muhteşem) ve the amazing spiderman:2 filminin soundtrack'idir.
*epey hüzünlü bir şarkıdır, mutlu olanın dinlemesini tavsiye etmem*.
*epey hüzünlü bir şarkıdır, mutlu olanın dinlemesini tavsiye etmem*.
devamını gör...
normal sözlük'teki kendinizle mesajlaşamazsınız uyarısı
sözlükte mümkün olmayandır.
ama ben ds'de işi çözdüm. kendi kendimle mesajlarak dertleşiyorum.
allah kimseyi dertleşecek kimsesi olmayanlardan etmesin. yalnızlık kader defterimin ismi olmuş, ne yapayım...
ama ben ds'de işi çözdüm. kendi kendimle mesajlarak dertleşiyorum.
allah kimseyi dertleşecek kimsesi olmayanlardan etmesin. yalnızlık kader defterimin ismi olmuş, ne yapayım...
devamını gör...
28 nisan 2021 erdoğan görev onayı anketi
yakın bir zamanda milli duyguları harekete geçirecek gelişmelere gebe sonuçlar. reis bunu karşılıksız bırakmaz. vatan millet sakarya din iman allah muhammed ne varsa yüklenir.
devamını gör...
ırmak arıcı'nın tartıştığı kişinin yüzüne tükürmesi
şimdi mağara esprisi yapmayın ama.
ırmak arıcı kim yahu?
ırmak arıcı kim yahu?
devamını gör...
günaydın sözlük
sabahul hayr pıtırcıklar*
neymiş efendim kişi geceleri sebepsiz yere uyanıyorsa(kabus vs.degil) spiritüel* uyanıştaymış.
manyak mısın ruhum sen? uyanmak değil uyumak istiyorum belki ben.dış minnaklara gözümü kapalı tutmak istiyorum.ama yok! 3-4 dedin mi o gözlerin kepengi* açılacak.
neyse yine çiçek gibiyiz.*
güzel günler.
neymiş efendim kişi geceleri sebepsiz yere uyanıyorsa(kabus vs.degil) spiritüel* uyanıştaymış.
manyak mısın ruhum sen? uyanmak değil uyumak istiyorum belki ben.dış minnaklara gözümü kapalı tutmak istiyorum.ama yok! 3-4 dedin mi o gözlerin kepengi* açılacak.
neyse yine çiçek gibiyiz.*
güzel günler.
devamını gör...
2010-2011 sezonu şampiyonu
galatasaray taraftarıyım, ama halen bu konunun gündeme gelmesi ya da getirilmesi artık beni bile sinirlendiriyor.
yahu bu trabzon nasıl bir camia arkadaş? şimdi de aihm'ye gitmiş adamlar, hani göz boyamak için mi yoksa bütün ülkeyi rezil etmeye bayıldıkları için mi yapıyorlar bilemiyorum, ama kaz kafalı oldukları kesin.
yahu bu trabzon nasıl bir camia arkadaş? şimdi de aihm'ye gitmiş adamlar, hani göz boyamak için mi yoksa bütün ülkeyi rezil etmeye bayıldıkları için mi yapıyorlar bilemiyorum, ama kaz kafalı oldukları kesin.
devamını gör...
sonohisterografi
endometriyal kavite içine salin infüzyonu yapıldıktan sonra ultrasonografi yapılması işlemine verilen isimdir.
devamını gör...
bir savaş vardı
bir john steinbeck kitabıdır.
her türk gibi asker doğmadığımı anlamak için bu dünya üzerinde 25 sene çile doldurup sıramı beklemem gerekti. cepheye giderken en önde koşacak olan askerlerden biri olup er ryan’ı kurtarmak için seferber olan ekibin keskin nişancısı gibi havalı olmayı umut ederek geçen süreler sonunda askere gittiğimde ilk cümlede bahsettiğimi şeyi anladım. asker doğmamıştım.
insan öldürmeye meraklı biriymişim gibi gelmesin yazdıklarım, kimseye öldüremem ben. muhtemelen ilk vurulup düşenlerden olurum zaten çevrede ne olduğunu gittiğini gözlemeleme hevesim yüzünden. benim anlatmaya çalıştığım çok farklı bir şey.
john steinbeck’in bu kitabını olduğumda anladım ki büyük yazarla aynı fikirdeyiz savaş konusunda.
bir savaşın içeriği sürekli çarpışmalar, gürültüler, katliamlar, kahramanlıklardan ziyade beklemekle dolu. askerlik mantığının temelinde de bu var sanki. acemi birliği boyunca gözlemlediğim şey bu oldu benim. beklemek. sessizce beklemek. 18 gün boyunca kışlanın biraz o bölgesinde biraz bu bölgesinde bekledik. elbette daha yoğun eğitim alanlar vardı. ama beklemek askerliğin, savaşın özünde olan bir kavram.
ikinci dünya savaşını cepheden takip eden john steinbeck savaşa ucuz kahramanlık hikayeleri yoluyla değil, çok daha gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşıp neredeyse felsefi gazete yazıları yazmış. sansüre takılmamak için yaptıkları bile takdire şayan. askerlerin birer sayı gibi matrix içinde akıp gitmediklerini, onları kanlı canlı birer birey olduklarını göstermiş herkese.
müthiş bir kitap bu. gerçekçiliği ile içinizdeki buz denizine bir balta gibi inecek.
her türk gibi asker doğmadığımı anlamak için bu dünya üzerinde 25 sene çile doldurup sıramı beklemem gerekti. cepheye giderken en önde koşacak olan askerlerden biri olup er ryan’ı kurtarmak için seferber olan ekibin keskin nişancısı gibi havalı olmayı umut ederek geçen süreler sonunda askere gittiğimde ilk cümlede bahsettiğimi şeyi anladım. asker doğmamıştım.
insan öldürmeye meraklı biriymişim gibi gelmesin yazdıklarım, kimseye öldüremem ben. muhtemelen ilk vurulup düşenlerden olurum zaten çevrede ne olduğunu gittiğini gözlemeleme hevesim yüzünden. benim anlatmaya çalıştığım çok farklı bir şey.
john steinbeck’in bu kitabını olduğumda anladım ki büyük yazarla aynı fikirdeyiz savaş konusunda.
bir savaşın içeriği sürekli çarpışmalar, gürültüler, katliamlar, kahramanlıklardan ziyade beklemekle dolu. askerlik mantığının temelinde de bu var sanki. acemi birliği boyunca gözlemlediğim şey bu oldu benim. beklemek. sessizce beklemek. 18 gün boyunca kışlanın biraz o bölgesinde biraz bu bölgesinde bekledik. elbette daha yoğun eğitim alanlar vardı. ama beklemek askerliğin, savaşın özünde olan bir kavram.
ikinci dünya savaşını cepheden takip eden john steinbeck savaşa ucuz kahramanlık hikayeleri yoluyla değil, çok daha gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşıp neredeyse felsefi gazete yazıları yazmış. sansüre takılmamak için yaptıkları bile takdire şayan. askerlerin birer sayı gibi matrix içinde akıp gitmediklerini, onları kanlı canlı birer birey olduklarını göstermiş herkese.
müthiş bir kitap bu. gerçekçiliği ile içinizdeki buz denizine bir balta gibi inecek.
devamını gör...
masumiyet
çocuktur, çocukluktur. jeux interdits filmindeki paulette'nin bakışlarıdır. büyüdükçe, kin ve nefret duygusunu tattıkça yüreğimiz, uzaklaşır bizden masumiyetimiz. hayat pençe vurdukça ruhumuza, sızar dışarı yaralarımızdan masumiyetimiz. gün gelir, tümüyle terk eder bizi…
devamını gör...
sözlüğün kalitesinin çok düşmesi
farklı sesler, farklı renkler, farklı kültürler,
hayatın belki de bir taraftan tatlısı, diğer taraftan tuzu biberi olan durum.
bireysel istekler, tercihler herkesin içinde azıcık da olsa varolan bencilliğin bir ürünü olarak, zaman zaman öne çıkabilmekte.
hepimiz yaptık, hala da yapabiliyoruz bu bencilce yaklaşımı.
yönetimin bu bağlamda elinden geldiğince iyiniyetli olduğunu düşünüyorum, zira istekler karşısında ellerinden geldiğince çözüm odaklı bir tavır sergilemekteler.
yani hiçbir yönetimin, bir yola girip, başına bela olacak meselelerin peşinden gittiğine veya gideceğine inanamıyorum.
durduk yere bu arkadaşlar neden böyle bir oluşumu hayata geçirip, bir de bir çok insanı karşılarına alsınlar.
haa, hata, eksik, yanlış her yerde herkeste olur, mesele hatada direnmemek, bundan dönmektir.
sürekli eleştirilen yönetim,
kimin, hangi cinsin, hangi yaş, eğitim grubunun, hangi dine mebsubun, hangi dili konuşanın, x , y, z , hangi kuşağın isteklerine cevap versin?
peki hal böyleyken, sözüm ona yazar ! olarak; kendimizi eleştirdik, sorguladık mı hiç? sanmıyorum, varsa da çok azdır bunu yapan.
ya adamlar, özellikle ben gibi sürekli eften püften başlıklardan yakınanlar için, bilgi kategorisi açtılar,
bizim bilgi kategorisi adeta tıbbi terimler ansiklopedisine döndü.
kim yaptı bunu, sen, ben, o.
3-5 puan fazla alacağım diye, tdk sözlüğünü kucağına kapan, ilim bilim tanımı girme yarışına girdi.
açık söylüyorum, bilim başlığını ilk başladığında bir kaç kez tıkladım, onun dışında girmedim, girmiyorum, böyle giderse girmeyi de düşünmüyorum. çünkü olay amacının dışına çıktı, birileri bilerek veya bilmeyerek bunu başardı. alsın tepe tepe kullansınlar bilgi başlığını şimdi. bunlara, bir kaç kez dikkat çekme anlamında imalı birşeyler de yazdım ama hiiiç oralı olan yok.
tam gaz devam..
şimdi soruyorum, ne yapsın yönetim buna , nasıl bir yol izlesin ?
haa, teşvik edici ekstra puan olmayabilirdi mesela, hatta hala bile kaldırılabilir o ekstra puan. bunu yapar en fazla , bu sefer de , iyice ayağa düşen yaklaşımlar, başlıklar kuşatıyor ortalığı.
ya bakın, kısaca biz buyuz ...
burasını rezil de vezir de edecek bizleriz.
o sebeple, sürekli eleştirmek, birilerini karalamak yerine, iyi, doğru, güzeli yapmaktan geri kalmayalım, bunda ısrarcı olalım, zaman içinde beğenmediğimiz o kötülerin de ya bize uyacağını, ya da buradan gideceğini düşünüyorum...
hayatın belki de bir taraftan tatlısı, diğer taraftan tuzu biberi olan durum.
bireysel istekler, tercihler herkesin içinde azıcık da olsa varolan bencilliğin bir ürünü olarak, zaman zaman öne çıkabilmekte.
hepimiz yaptık, hala da yapabiliyoruz bu bencilce yaklaşımı.
yönetimin bu bağlamda elinden geldiğince iyiniyetli olduğunu düşünüyorum, zira istekler karşısında ellerinden geldiğince çözüm odaklı bir tavır sergilemekteler.
yani hiçbir yönetimin, bir yola girip, başına bela olacak meselelerin peşinden gittiğine veya gideceğine inanamıyorum.
durduk yere bu arkadaşlar neden böyle bir oluşumu hayata geçirip, bir de bir çok insanı karşılarına alsınlar.
haa, hata, eksik, yanlış her yerde herkeste olur, mesele hatada direnmemek, bundan dönmektir.
sürekli eleştirilen yönetim,
kimin, hangi cinsin, hangi yaş, eğitim grubunun, hangi dine mebsubun, hangi dili konuşanın, x , y, z , hangi kuşağın isteklerine cevap versin?
peki hal böyleyken, sözüm ona yazar ! olarak; kendimizi eleştirdik, sorguladık mı hiç? sanmıyorum, varsa da çok azdır bunu yapan.
ya adamlar, özellikle ben gibi sürekli eften püften başlıklardan yakınanlar için, bilgi kategorisi açtılar,
bizim bilgi kategorisi adeta tıbbi terimler ansiklopedisine döndü.
kim yaptı bunu, sen, ben, o.
3-5 puan fazla alacağım diye, tdk sözlüğünü kucağına kapan, ilim bilim tanımı girme yarışına girdi.
açık söylüyorum, bilim başlığını ilk başladığında bir kaç kez tıkladım, onun dışında girmedim, girmiyorum, böyle giderse girmeyi de düşünmüyorum. çünkü olay amacının dışına çıktı, birileri bilerek veya bilmeyerek bunu başardı. alsın tepe tepe kullansınlar bilgi başlığını şimdi. bunlara, bir kaç kez dikkat çekme anlamında imalı birşeyler de yazdım ama hiiiç oralı olan yok.
tam gaz devam..
şimdi soruyorum, ne yapsın yönetim buna , nasıl bir yol izlesin ?
haa, teşvik edici ekstra puan olmayabilirdi mesela, hatta hala bile kaldırılabilir o ekstra puan. bunu yapar en fazla , bu sefer de , iyice ayağa düşen yaklaşımlar, başlıklar kuşatıyor ortalığı.
ya bakın, kısaca biz buyuz ...
burasını rezil de vezir de edecek bizleriz.
o sebeple, sürekli eleştirmek, birilerini karalamak yerine, iyi, doğru, güzeli yapmaktan geri kalmayalım, bunda ısrarcı olalım, zaman içinde beğenmediğimiz o kötülerin de ya bize uyacağını, ya da buradan gideceğini düşünüyorum...
devamını gör...
3 merdiven sildim çalışmazsam açım diyen 66 yaşındaki hanımın otobüsten indirilmesi
ülke kör, aptal ve sağırı oynuyor. sorun şu ki bu oyunda kazanan yok .hepimiz kaybediyoruz.
devamını gör...
hukuk
mağdurların ve güçsüzlerin sığınacağı tek saçak altıdır. cumhuriyetin dahi tek güvencesidir. hukuk, istanbul'un siluetinden, tuz gölü'ne kadar canlı, cansız tüm varlığımızın teminatıdır. hukuk biterse biz de biteriz.
devamını gör...
transliterasyon
bir alfabedeki harfleri veya fonetik sesleri başka bir alfabeye uyarlamak olarak tanımlanabilir. yabancı yazıların, okunuşları dikkate alınmadan harf harf çevirisidir.
bizim dilimizde olan ğ nedeniyle yabancı dile çevirilerde epey sorun yaşanır. yoghurt gibi mesela. aynı zamanda asya dillerinin yapısından dolayı aynı zorluklarıda yaşatır. bu dillerde genelde iki veya üç harf birleşerek bir sesi oluşturur. tse mesela çe olarak okunur.
bizim dilimizde olan ğ nedeniyle yabancı dile çevirilerde epey sorun yaşanır. yoghurt gibi mesela. aynı zamanda asya dillerinin yapısından dolayı aynı zorluklarıda yaşatır. bu dillerde genelde iki veya üç harf birleşerek bir sesi oluşturur. tse mesela çe olarak okunur.
devamını gör...
