sevilen şiirin en vurucu dizeleri
"her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği"
-turgut uyar
-turgut uyar
devamını gör...
herkesle aram iyi olsun insanı
(bkz: ekrem imamoğlu)
devamını gör...
akdeniz akşamları
bir zamanların gitarla en çok çalınan ve söylenen, haluk levent'in seslendirdiği harika bir şarkıdır.
ne zaman arkadaş grupları toplansa gitarı olan eleman arkadaş bu şarkıyı tıngırdatırdı. söylemesi de ayrı keyifliydi...
ne zaman arkadaş grupları toplansa gitarı olan eleman arkadaş bu şarkıyı tıngırdatırdı. söylemesi de ayrı keyifliydi...
devamını gör...
hayal kırıklığı
bir süre sonra ortada hayâl kalmadığında, ruhen çöküş de başlar. ne mutlu insanlar ki; onlar hayâl kurabiliyorlar, umut edebiliyorlar.
hayâlleri tüketmek gerçekten çok ağırdır. kıymetini bilin hayâllerinizin. halâ kurabiliyorsanız çok şanslısınız.
hayâlleri tüketmek gerçekten çok ağırdır. kıymetini bilin hayâllerinizin. halâ kurabiliyorsanız çok şanslısınız.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
serçeler için yaptığım yuvaya her gün buğday koyuyorum ve sonra da öylece durup onları izliyorum. yuvaya girip çıkmaları, cıvıl cıvıl ötüşmeleri, havada kavga etmeleri derken, bir süre sonra da kendimi gülerken buluyorum.
devamını gör...
kedi
parkede uyumaya başladıysa havalar da ısınmaya başlamıştır.
bir parke kadar olamadık iyi mi!
bir parke kadar olamadık iyi mi!
devamını gör...
8 ocak 2021 erdoğan'ın boğaziçi açıklaması
halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu
madde 216 (1) halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
madde 216 (1) halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
devamını gör...
ananas
ananaslı yeşil çayın da tadı oldukça güzeldir. bu arada herşeyin olduğu gibi ananasında fazlası zarardır. glisemik indeksi yüksek bir meyve olduğu için kan şekerinizi hızla yükseltebilir. aynı zamanda asit özelliğide fazladır. çok aşırı tüketildiğinde ağız ve dilde yara yapabillir.
devamını gör...
bir insandan soğumanıza neden olacak şeyler
erdoğan'ı sevmesi, övmesi; eleştirenlere düşmanmış gibi yaklaşması. ve tabii ki mustafa kemal atatürk'ü sevmemesi. bu ikisini barındıran insanların benim hayatımda yeri yok.
devamını gör...
üniversitelerin ilkokula dönmesi
bu nasıl bir düşünce ya! nutkum tutuldu. resmen parası olmayan okumasın diyen düşüncenin herhangi ortalama bir üniversite öğrencisi gördüğünden şüpheliyim. hukuk okuyorum sınıf arkadaşlarımın hepsi yüksek puanlarla bölüme gelmiş başarılı öğrenciler ve birçoğunun bilgisayarı yok. bu, onlar 2 3 bin liralık bilgisayar alamadıkları için okuma haklarını ellerinden almak anlamına mı gelecek? günümüz şartlarında üniversite mezunları bile iş bulamazken, sadece yeterli parası olmadığı için okuma hakkı elinden alınan zeki öğrenciler işsiz mi kalacak? altın kaplama saraylardan çıkmak gerekiyor bu noktada. öğrencilerin nasıl şartlarla okumaya çalıştıklarını görememek çok acı.
devamını gör...
gezi parkı
olaylarıyla meşhur parktır. gezi parkı dönemi attığım twitler ortaya çıksa hapse girerim sanırım .
devamını gör...
yazarların yazılı olarak kurabildiği düşük olmayan en uzun cümle
deneyelim. sabahın 7.45'inde kalkıp bir fincan kahveyle ayılmaya çalıştığım sırada kurmuş olduğum alarmı uyandırdığım hissine kapıldığım için kahkahalarla gülerken birden saatin 8.00 olduğunu farketmemle telâşlanıp hızlıca laptopu açarak uzaktan eğitim yüzünden yoklamaya geç kaldım korkusu yaşamam panik atak geçirmeme sebep olacaktı ki; şükür öğretmen henüz gelmemiş olduğundan panik atağa borcumuz olsun diyerek hazırolda beklemeye başladım.
devamını gör...
yazarların uğraştığı sanat dalları
bana emanet edilen minicik 7 yaşları 4 yıl boyunca şekillendirmeye çalışıyorum. sonra onlar büyüyüp meslek sahibi oluyorlar.hatta bazıları ilk maaşlarıyla bir şekilde çalıştığım kurumu bulup çiçek gönderiyorlar ve ben başarılarına her tanık oluşumda şükrediyorum mesleğime.
devamını gör...
sevişmemek için söylenen yalanlar
en safi-sanatsal olanı karacaoğlan söylemiş olsa gerek. *
dilek-istek de diyebiliriz:
'koynunda beslemiş ayvayla narı
çözüp düğmeleri göresim gelir
ya da
'yaylanın karından ak beyaz döşün
uzanıp yanına ölesim gelir'
edit: ben olumsuzluk ekini görmemişim *
dilek-istek de diyebiliriz:
'koynunda beslemiş ayvayla narı
çözüp düğmeleri göresim gelir
ya da
'yaylanın karından ak beyaz döşün
uzanıp yanına ölesim gelir'
edit: ben olumsuzluk ekini görmemişim *
devamını gör...
ağlanıldığı belli olmasın diye söylenilen bahaneler
eğer telefonda konuşuyoken ağlıyorsam “yok bi şey yaa telefondan dolayı öyle gelmiştir” ya da “hoparlöre almıştım da ondan tuhaf gelmiştir belki sesim” derim genelde . yüz yüzeyse eğer bahsedilen durum genelde “gözüme bi şey kaçtı ya” ve “çok ovalamışım gözümü ya sulandı heralde” derim .*
devamını gör...
yer çekimi
1670 km/s hızla dönen dünyadaki suların, binaların, dağların ve ağaçların savrulmasını engellerken ne hikmetse küçücük bir balon ve binlerce kuş türünün uçmasına engel olamayan bir kuvvettir. genelde dünyanın şekliyle ilgili kafaya takılan sorular "çünkü yer çekimi var" diyerek yabana atılır.
devamını gör...
matematik
türk öğrencilerinin başının belası olan bir derstir. aslında tüm sorun matematiği sadece geçilmesi gereken "bir ders" olarak görmeleridir. o olmadan hayatın olmayacağını, fiziğin, kimyanın, biyolojinin çaresiz kalacağını bilmezler. bu bilimler matematiksiz bir adım atamazlar, onu bilmezsen nasıl hesap yapabileceksin ki?
aslında kabahatın büyüğü öğrencide değil maalesef matematiği sadece formül ve sayılardan oluştuğuna inanan eğitim sistemimizdedir. öğretmenlerde bu sisteme bağlı oldukları için nasıl gördülerse ve kendilerinden nasıl öğretmeleri isteniyorsa o şekilde öğrencilere öğretmeye kalkarlar ve sonuç üniversite imtihanlarında yüzbinlerce öğrenci tarafından çözülemeyen dört işlem öncelik sıralı 9 : 3 x (7+2) sorusu, herkes kendi bildiği şekilde çözer.
matematikte formüller öğrencilere dayatılır, oysa ki her formülün geldiği bir yer vardır, onu öğretmeye çalışsalar belki de sonuç böyle olmayacak, gauss formülünü terim sayısı çarpı terim sayısının bir fazlasını yarıya böl şeklinde ezberletir dururlar. oysa ki şurada olduğu gibi öğrencilere öğretmek işlerine gelmez. sinüsü karşı dik kenar bölü hipotenüs derler, birim çemberi anlatmazlar.
öğrenciler üniversite imtihanında matematikten kaçmak için hukuk okumak isterler. eşit ağırlık (ea) puanı ile alan bölümde matematik gene karşılarına çıkar, sadece türkçe yapmak yetmez, mutlaka matematiği yapmak hem de iyi yapmak zorundadırlar.
sınava hazırlanırken "ben matematiği ne yapacağım, ileride markete gidince iki kilo integral, 3 adet türev mi alacağım" diye durumun ciddiyetini kavramazlar. oysa,bilmez ki ileride mühendis olduğunda hesap kitap yaparken türevsiz, integralsiz adam atamayacak.
veliler, çocukları bu dersten zayıf aldıkça çocuklarına hakeret ederler, sanki kendileri bu işin zamanında profesörüymüş gibi. suçlu hep matematiktir zaten ne gerek var ki ona?
aslında kabahatın büyüğü öğrencide değil maalesef matematiği sadece formül ve sayılardan oluştuğuna inanan eğitim sistemimizdedir. öğretmenlerde bu sisteme bağlı oldukları için nasıl gördülerse ve kendilerinden nasıl öğretmeleri isteniyorsa o şekilde öğrencilere öğretmeye kalkarlar ve sonuç üniversite imtihanlarında yüzbinlerce öğrenci tarafından çözülemeyen dört işlem öncelik sıralı 9 : 3 x (7+2) sorusu, herkes kendi bildiği şekilde çözer.
matematikte formüller öğrencilere dayatılır, oysa ki her formülün geldiği bir yer vardır, onu öğretmeye çalışsalar belki de sonuç böyle olmayacak, gauss formülünü terim sayısı çarpı terim sayısının bir fazlasını yarıya böl şeklinde ezberletir dururlar. oysa ki şurada olduğu gibi öğrencilere öğretmek işlerine gelmez. sinüsü karşı dik kenar bölü hipotenüs derler, birim çemberi anlatmazlar.
öğrenciler üniversite imtihanında matematikten kaçmak için hukuk okumak isterler. eşit ağırlık (ea) puanı ile alan bölümde matematik gene karşılarına çıkar, sadece türkçe yapmak yetmez, mutlaka matematiği yapmak hem de iyi yapmak zorundadırlar.
sınava hazırlanırken "ben matematiği ne yapacağım, ileride markete gidince iki kilo integral, 3 adet türev mi alacağım" diye durumun ciddiyetini kavramazlar. oysa,bilmez ki ileride mühendis olduğunda hesap kitap yaparken türevsiz, integralsiz adam atamayacak.
veliler, çocukları bu dersten zayıf aldıkça çocuklarına hakeret ederler, sanki kendileri bu işin zamanında profesörüymüş gibi. suçlu hep matematiktir zaten ne gerek var ki ona?
devamını gör...
ezilenler
içimi karartan bir dostoyevski kitabı daha. bu adamın hiç normal, akışkan bir kitabı yok.
yazı biraz sürprizbozan içerebilir ama o kadar da içermeyecektir gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz.
hikayemiz zamanının rusya’sında bir pastahane (ya da cafe)’de bilinmeyen yaşlı bir adamın ölümüyle başlıyor. bu ölüme paralel ilerleyen olay örgüsü bir yerde birleşiyor( sabrın sonu selamettir). sıkıcı bir şekilde başlayan kitap dönemin toplumsal kişilerinin üzerinden mesaj vermeye başladığı anda sıkıcılıktan çıkıyor. esas karakterler anlatıcı olan ( ki muhtemelen dostoyevski’nin kendisi bu) kişinin üzerinden anlatılıyor yani onların duyguları ve düşünceleri gözlemlenerek aktarılıyor okuyucuya. ben şöyle bir şey hissettim (bilmiyorum okuyan diğer kişiler paylaşır mı bu düşüncelerimi); olaylarda ve diyaloglarda biraz tiyatro abartılıcılığı var. yani sanki bir sahne kurulmuş ve o tiyatro sahnesini betimliyor yazar bizlere. mimiklerini, tepkilerini abartılı şekilde kullandırıp bize o duyguyu vermeye çalışıyor. bu da biraz zorlama gibi geliyor okuyucuya. konu üzerinden bir şeyler söylemek istemiyorum drama tadında bir olay mevcut. beni bir kitapta genel olarak edebi kısmı ilgilendirdiği için bunlara çok takılmadım.
genel olarak beğendiğim bir kitap diyebilirim. günümüz dünyasından artık sıyrılıyor bu klasikler. bu gözle de okumakta fayda var. döneminin çok iyisi olabilir ancak bir yüz yıl sonra o kadar da değerli olmayabiliyor.
yazı biraz sürprizbozan içerebilir ama o kadar da içermeyecektir gönül rahatlığı ile okuyabilirsiniz.
hikayemiz zamanının rusya’sında bir pastahane (ya da cafe)’de bilinmeyen yaşlı bir adamın ölümüyle başlıyor. bu ölüme paralel ilerleyen olay örgüsü bir yerde birleşiyor( sabrın sonu selamettir). sıkıcı bir şekilde başlayan kitap dönemin toplumsal kişilerinin üzerinden mesaj vermeye başladığı anda sıkıcılıktan çıkıyor. esas karakterler anlatıcı olan ( ki muhtemelen dostoyevski’nin kendisi bu) kişinin üzerinden anlatılıyor yani onların duyguları ve düşünceleri gözlemlenerek aktarılıyor okuyucuya. ben şöyle bir şey hissettim (bilmiyorum okuyan diğer kişiler paylaşır mı bu düşüncelerimi); olaylarda ve diyaloglarda biraz tiyatro abartılıcılığı var. yani sanki bir sahne kurulmuş ve o tiyatro sahnesini betimliyor yazar bizlere. mimiklerini, tepkilerini abartılı şekilde kullandırıp bize o duyguyu vermeye çalışıyor. bu da biraz zorlama gibi geliyor okuyucuya. konu üzerinden bir şeyler söylemek istemiyorum drama tadında bir olay mevcut. beni bir kitapta genel olarak edebi kısmı ilgilendirdiği için bunlara çok takılmadım.
genel olarak beğendiğim bir kitap diyebilirim. günümüz dünyasından artık sıyrılıyor bu klasikler. bu gözle de okumakta fayda var. döneminin çok iyisi olabilir ancak bir yüz yıl sonra o kadar da değerli olmayabiliyor.
devamını gör...
kış insanı
benimdir oldum olası sevmişimdir soğuk havaları rüzgarı soğuğu iliklerime kadar hissetmeyi
kışın girmesiyle şehri bürüyen gri rengi yağmurlu günlerde etrafı kaplayan toprak kokusunu kar yağınca etrafı kaplayan sessizliği
seviyorum kışı
kışın girmesiyle şehri bürüyen gri rengi yağmurlu günlerde etrafı kaplayan toprak kokusunu kar yağınca etrafı kaplayan sessizliği
seviyorum kışı
devamını gör...
