testosteron kokan bir başlık. her şeyi en iyi siz biliyonuz erkekler aferin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(bkz: fyodor mihayloviç dostoyevski)
devamını gör...

bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum
bir gökyüzü var ki bu senin bilmediğin
bir kırmızı var ki bu senin hiç görmediğin
balıklar öyle yüzmez o sularda, sen yoksun
şarkılar bir böyle götürmez insanı erguvanlardan
sende hiç özlemek yok mu a bekleroğlu
sende hiç bunalmak yok mu a cennetmekan
ne tutarsın bu şapkayı başında
ne tutarsın bu başında şapkayı
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

biliyorum nah işte mutluluk şuracıkta
şu kilidi kırdın mı arkası cennetiala
hidrojeni füzesiyle korkuya kuluçkada
höt desen devrim doğuracak perşembe gebe
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

sen hiç vatansamaz mısın varsamaz mısın
sen hiç onursamaz mısın çoksamaz mısın
sen hiç utanmaz mısın arlanmaz mısın
hele bir döndür başını da şu gidişe bak
hele bir döndür başını da şu düzene bak
hele bir döndür başını da şu haline bak
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

köleliğin karşılığını buldum sözlükte
toplumculuk ne demekmiş biliyor musun
biri yer biri bakar biliyor musun
apartıman bundan çıkar biliyor musun
ondan sonra kulismulis kilitmilit mapusane
ondan sonra allahmallah yalandolan kaşkariko
kimden aldın bu şapkayı başına
ne tutarsın bu şapkayı başında
neden yere çalmıyorsun bu şapkayı başına
yere neden bu başı şapkayına
bak işte görüyor musun diyemiyorum
dilimin ucunadek geliyor diyemiyorum

hasan hüseyin korkmazgil

diyemiyorum dediği ne varsa öyle de güzel demiştir de yetmemiştir şair'e, şiir de öyle bir şey değil mi zaten, ne söylesen eksik kalır .

"bir nokta var
ateşin ateşe soğuk düştüğü
demirin demire dikey
ve sözün
yıkılmış bir orman gibi sızladığı
yağmur altında"
devamını gör...

109 yıl önce tevfik fikret tarafından kötü yönetimi, yolsuzlukları eleştirdiği han-ı yağma şiirine ait dizelerdir. yüz yıl sonra yeniden bir tarafta saraylar, doymak bilmeyenlerin kanlı lokmaları, diğer tarafta halkın ekmeğe, adalete açlığı.

han-ı yağma şiiri (sadeleştirilmiş günümüz türkçesi ile)

bu sofracık, efendiler –ki bekler yutulmayı
huzurunuzda titriyor –şu ulusun hayatıdır
ulusun ki acılı, ulusun ki eşiğinde ölümün!
ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

efendiler pek açsınız besbelli yüzünüzden;
yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
şu doyumcu sofra, bakın gelişinizle övünçlü!
hakkıdır kutsal savaşınızın, evet, o hak da elde bir…

yiyin, efendiler yiyin; bu iç şenliği sofra sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say:
soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray,
tüm sizindir efendiler, konak, saray, gelin, alay;
tüm sizindir, tüm sizindir, hazır hazır, kolay kolay…

yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

büyüklüğün sindirimi biraz ağır olsa da yok zarar,
görkemli yüceliği, öç alıcı sevinci var,
bu sofra gönül almanızdan böyle ısınır ve ışıldar.
sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını,
varlığını, hayatını, umudunu, hayalini,
tüm olanca rahatını, olanca gönül balını,
hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini…

yiyin, efendiler yiyin; bu doyumsuz sofra sizin,
doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
bugün ki mideler sağlam, bugün ki çorbalar sıcak;
atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

yiyin, efendiler yiyin; bu cümbüşlü sofra sizin;
doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!

(günümüz türkçesiyle söyleyen: ceyhun atuf kansu)
devamını gör...

bilmiyorum demek çok hoşuma gidiyor. herkes her şeyi biliyor nasılsa.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gomercan haber olmuşsun.
devamını gör...

-“sana sözsüz büyülere çalıştığımızı söylediğimi hatırlıyor musun, potter?”
-"evet," dedi harry kaskatı kesilmiş bir sesle.
-"evet, efendim."
-"bana 'efendim' demenize gerek yok, profesör."
devamını gör...

hafta sonu ingiliz akınına uğrayan kent. red light etrafındaki barlara oturuyorlar, happy hour, bira 3 euro, içip içip şarkı söylüyorlar.
maç öncesi her yer yoğurtçu parkı, her yer köy içi, her yer nevizade gibi düşünün. böğürüyorlar liverpooooll liverpoooolll liverpoooolll diye.
düşen kan şekeri için patates kızartması satıyorlar her yerde.
arjantin steakçilere dikkat, direkt kanlı kanlı atıyorlar tabağı önüne.
hangi bar ota izin veriyor anlamak kolay. hangisi sigaraya izin veriyor anlamak daha zor.
şehrin gece ve gündüzü çok farklı. gece red light bildiğin açık genel ev oluyor. belirli sokakları, her yer değil. camekanlarda tangalı seks işcisi kadınlar sevgililerini bekliyor.

mimari süper, dar yollar, kırmızı tuğlalı evler, beyoğlu sokakları gibi yer yer.
barlarda gündüz birası yapan şekil tipler var. orta yaş beyefendiler ve hanımefendiler. biralar köpüklü. biralar çeşit çeşit, bardaklar da çeşit çeşit. lager biralar için bile 25 cl seçenekleri var.
schiphol havaalanınında bazen didik didik arıyorlar. donuna kadar.
havası değişken. yağmur güneş, yağmur güneş. temmuzda kaloriferler cayır cayır yanıyor. gece ıslak ayakkabılarınızı kurutmak zorunda kalabilirsiniz.
hediyelik eşya olarak çok güzel panduf satıyorlar. ortalama 9 euro. pançolar daha da ucuz.

her tip insan var. kolluk kuvveti göremezsin pek etrafta. güvenlidir.
trenlerde ara ara bilet kontrolü yapıyorlar.
çok güzel şehir valla, kanalları, minik minik köprüleri, parkları, sokak müzisyenleri, bisiklet yolları, sokak sokak gezmeli.
devamını gör...

tam olarak budur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kahvemi içtim 'alooo' yu buraya bırakıyorum.*
günaydınlar ahali.
bu gün büyük gün az sonra nakliyeciler gelebilir fakat gelmeyedebilir. geceden beri şiddetli yağmur var. ve tüm gün yağış görünüyor.
bereketimle gidiyorum yeni mahalleme.*
lütfen gideyim ama lütfen dinimiz çok amin. *
devamını gör...

en iyisini sen bilirsin padişahım diyerek ne derse onaylamak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ah evet şanslı günümdeyim.
devamını gör...

cümlenin devamında ''güvenlikcileri yermeye veya işlerini hafife almaya çalışmıyorum. işi oturmaksa oturacak tabii'' diye bir kısım var. neden okunmamış veya göz ardı edilmiş bilemedim. orada anlatılmaya çalışılan güvenlikcilerin ne yaptığı mıdır acaba yoksa insanların yaptıkları işlerin birbirinden çok farklı zorluklar içermesi midir?

ey yurdum insanları neden bu kadar önyargılısınız?

azcık daha açayım yoksa bu da yanlış anlaşılan bir yazı olacak.

her işin birbirinden zorluk seviyeleri vardır. yazıda anlatılmak istenen budur. evet güvenlikcilik de zor. markette çalışmak da, sokakları süpürmek de, hatta vale olmak da. önemli olan aradaki zorluk farklarını kabul etmek.

hani güvenlik olmanın zorluğundan bahsetmişsin ya ( anlaşılan güvenlik personelisin) dur bende sana beyaz eşya sektöründe çalışmanın zorluklarını anlatayım. her gün en az 30 servis ile yola çıkarsın. ( nakliye- arıza- montaj vs) sabah giriş saatin bellidir ama çıkış saati diye birşey yoktur. çünkü elindeki servisleri bitirmek zorundasındır. çünkü telefonun hiç susmaz. bayii arar önce onun müşterisinin işini halletmen için, sekreter arar müşteriler iş yerini habire aradığı için. sırtında 45 ila 120 kg arası yükle binalara tırmanırsın. ambalajı açar, ürünü müşterinin evine alır, eski ürününü evden çıkarır, yenisinin montajını yapar, kullanımını anlatır, çöpleri toplar, eski ürünü binadan indirdin vs vs. ve tüm bunları yaparken, terden sırılsıklam olmuşken güleryüzlü olmaya çalışır, müşterilerin tüm kaprislerine katlanmak için mücadele verirsin. ha birde üstün başında temiz ve düzenli olmalıdır. yoksa müşteri puanını kırar, iş veren de bu kırılan puanı maaşından keser.

bu anlatıklarım o sektörde çalışanların yaşadığı zorlukların çok az bir kısmı. peki sonuç ne? ne oluyor bu kadar emeğin sonu? asgari ücret. bel fıtığı, boyun fıtıüı, yıpranmış sinirler de ikramiyesi.

tekrar yazayım her işin zorluğu farklıdır ve o yazıda hiçbir iş dalı yerilmeye çalışılmamıştır. anlatılmak istenen işin zorluğuna göre asgari ücret belirlenmelir, ödenmelidir
devamını gör...

2010 yılında londra’da the guardian gazetesi editörleri tarafından davet edilen bilim insanları ve filozofların ortaklaşa belirlediği sorulardır.

modern çağlar diye adlandırmaya bayıldığımız ama bu niteleme ile hem içimde bulunduğumuz çağa hem de önceki çağlara haksızlık ettiğimiz bu zamanlarda bilime çok yüklendiğimizi düşüyorum. her şeyi açıklasın istiyoruz. aklımızda hiçbir soru kalmasın. bilim insanları bizim sorularımızı cevaplamak için sekiz beş mesai yapsın.

ben bilimden cevap beklemiyorum aslında, ben almam gereken cevapların felsefede gizli olduğuna inanıyorum. bilim elinden geleni yapıyor ve açıkladığı, cevapladığı her şeyi şüpheyle de olsa kabul etmeye hazırım. ancak felsefi açıklamaları kabul ederken daha önyargısız olduğumu da itiraf etmeliyim.

bilimin ve felsefenin sorduğu soruları ise verdiği cevaplardan çok daha fazla önemsiyorum. ben soru sormanın cevap vermekten çok daha zorlayıcı, çok daha ilerici, çok daha etkileyici olduğunu düşünenlerdenim.

ilk paragrafta bahsettiğim on sorunun cevabını elbette merak ediyorum. ama bu soruları sormuş olmak bile insanlık adına önemli bir ilerleme sayılabilir. belki içlerinde cevabını bildiğiniz soru vardır diye soruları buraya alıyorum:

1. bilinç nedir?
2. büyük patlamadan önce ne oldu?
3. bilim ve mühendislik bize bireyselliğimizi geri verecek mi?
4. dünyanın hızla artan nüfusuyla nasıl başa çıkacağız?
5. asal sayıların bir örüntüsü var mı?
6. her şeyi kuşatacak şekilde düşünmenin bilimsel bir yöntemini bulabilir miyiz?
7. insanlığın hayatta kalmasını ve gelişmesini nasıl sağlayabiliriz?
8. birisi sonsuz uzayın anlamını layıkıyla açıklayabilir mi?
9. televizyondan program kaydeder gibi beynimi kaydedebilecek miyim?
10. insanlık yıldızlara ulaşabilecek mi?
devamını gör...

jonas poher rasmussen isimli genç bir danimarkalı yönetmen tarafından animasyon belgesel türünde çekilen 2021 yapımı sinema filmi. flugt, danca kaçmak anlamına gelen bir kelime ve film bir afgan mültecinin danimarka'ya yerleşene kadarki yaşam serüvenini anlattığı için, bu isim basit bir çeviriyle bile anlamlıyken bir de amin'in öyküsü özelinde düşünülünce çok daha derinlikli bir anlam kazanmış oluyor. ingilizce adı flee. bunu belirtiyorum çünkü 94. akademi ödülleri'nde en iyi yabancı film, en iyi animasyon ve en iyi belgesel kategorilerinde yarışacak ve bu ismiyle anılacak yapım. animasyon belgesel türünde çekilip bu iki ayrı kategoride aday olmanın yanında en iyi yabancı film gibi çok önemli bir kategoride de aday olabildiği için merakımı cezbetti ve bakma ihtiyacı duydum. bu özelliklere sahip olup aday olmayı başarmış ilk sinema filmi 2008 yapımı vals im bashir filmiymiş. ardından 2013 yapımı animasyon tekniğinde ama animatik karakter yerine çok ilginç ama kilden yapılmış, oyuncağa benzer figürleri karakterize ederek çekilen bir sinema filmi olma özelliği taşıyan l'image manquante var ki ben bu filmi hatırlayıp bakmaya karar vermiştim zaten. vaktiniz olursa muhakkak görün bu filmi. flugt ile birlikte en iyi yabancı film kategorisinde oscar adayı olmayı başarmış üç adet animasyon belgesel filmi olmuş oluyor yani.

neyyyse flugt'ye geri dönelim; filmde işlenen, pek kolay şekilde uçlara çekilip gişe kanırtılabilecek bir hayat hikayesi. filmin orijinal fragmanından da anlaşılabileceği üzere (her ne kadar şimdi fragman referanslı, dolayısıyla spoiler olamayacak bir bilgi verecek olsam da şunu söylemezsem ölürüm; abi lütfen fragman izlemeyin, izlettirmeyin, hatta komple fragman olayını yasaklayalım yaa) amin bir eşcinsel, bir orta doğulu ve bir mülteci! tüm bunları düşündüğünüzde zaten ne kadar zorlu bir hayatını olduğunu tahmin etmek güç değil. açıkçası izlediğim hayat hikayesi çok çarpıcı ama ben de bir orta doğulu olduğum için (ne sandın güzelim, sen de orta doğulusun) benim üzerimde bir amerikalı ya da avrupalının üzerinde yaratacağı kadar "insanlar ne hayatlar yaşıyor, lanet olsun bu düzene" etkisi yaratmadı. beklentim bu değildi o ayrı konu ama aslında başka bir şeyin altını çizmeye çalışıyorum; yönetmenin amin'in hikayesinden izleyicinin gözündeki yaş kurumadan yenilerini akıtma kaygısı güden, ağır dramatik bir anlatım çıkarmamış olması, filmini belgesel türünde çekme ısrarı, gerçek hayattan arkadaşı olmasıyla ilgili mi bilmiyorum ama böyle düşünmek işime geliyor, itiraf edeyim... son kertede gördüğümüz etkileyici bir hayat hikayesi, egzajere edilmemiş bir sunum ve sinemada yenilik deneyen bir genç avrupalı yönetmen. ben tamamım, rasmussen senden de razıyım. yenilik sadece bu iki kategoriyi bir araya getirmek değil bu arada. filmdeki animasyon tekniklerinin çeşitliliğinden söz etmeden bitiremem yorumu. röportaj sahneleri ile amin'in hatıraları anlatılırken kullanılan çizim teknikleri birbirinden tamamen farklı. hangisi daha iyi tartışılır ama buna belgeselciliğin olmazsa olması arşivden gerçek görüntüler ve fotoğraflar da eklenmiş ve yönetmen bu üç farklı tekniği oldukça akışkan şekilde birbirine yedirebilmiş. filme sundance gibi özel bir festivalde en iyi dünya sineması belgeseli ödülünü de bu getirmiştir belki kim bilir... oscar törenindeki performansı için çok heyecanlanmamız gerektiğini düşündüğümü de eklemem lazım. akademi belgesel aday göstermeyi sever ama ödül vermek? bilemiyorum... bu sene özellikle pek bir zor geliyor ne yalan söyleyeyim. 8/10. helalinden.
devamını gör...

birbirine benzediği için söylemden dolayı karıştırılan kelimelerdir. bir örnekle başlayayım ben:

nahif: cılız, çelimsiz, zayıf.
naif: açık yürekli, yapmacıksız.
devamını gör...

260 kadını mesajla taciz edenin ceza almadığı ama ezgi mola'nın tırta tırt dediği için ceza aldığı bir tımarhanede yaşıyoruz.
devamını gör...

herkesin hayatına summer gibi toksik, ne istediğini bilmeyen biri girmiştir sanırım. bazı ilişkilerimde de summer bizzat bendim. keşke aşk acısı çekerken izleseydim belki bazı şeyleri daha erken farketmemi sağlardı. aşıkken izlemeniz önerilmez, çünkü bütün büyüyü kaçıran bir film.
devamını gör...

1973 yılında kurulmuş türkiye'nin kızlardan oluşan ilk futbol takımı olan dostlukspor isimli takım, trabzon gibi eril bir şehre gelip ismi gibi dostluk havasında bir maç yapmak istiyor. tabi kızlarla yapılacak maç alışılmış bir şey olmadığı için, dalga konusu oluyor. özkan sümer hoca da kabul ediyor. yıllarca dalga geçilmeyi göze alarak takımını, kız futbol takımı ile oynatıyor.

futbola, kitap ve felsefeyi sokan, donanımlı, bilgi ve kültür abidesi bir başkan. toprak sahanın kenarına sandalyesini koyup 12 yaş çocuklarının futbol müsabakasını hiç sıkılmadan, yeni bir yetenek keşfetme umudu ile seyreden bir başkan. uçağa atlayıp dünyanın uzak ülkelerinde yetenekli ve ucuz futbolcu arayan, bulduğu futbolcu ile kıran kırana pazarlık yapıp kolundan tutup takıma kazandıran bir başkan. yani efsane ünvanı kolay kazanılmıyor.

bunun dışında futbolcularla olan komik diyaloglarını az buçuk herkes duymuştur. yazmaya klavye yetmez. tipik karadenizli karakterini de yansıtır. teknik direktörlük zamanında kendisine tribünden ana, avrat, soy, sop, sülale söven adana demirspor taraftarına karşı soğukkanlılığını koruyup tepki vermeyen ama taraftarın en sonunda gözündeki siyah gözlüğe sövmesiyle kayışı koparıp kulübeden tribüne atlayıp küfürbaz taraftara saldırmaya kalkışmışlığı da vardır.

trabzon'daki altyapı okulu başarısını uygulamak isteyen galatasaray altyapının başına getirmiş, ancak o dönem teknik direktör görevden ayrılınca apar topar teknik direktör yapılmış ve takıma iki kupa kazandırmış. hasbelkader altyapının başında dursaydı, belki de galatasaray'daki gidişata farklı bir etkisi de olurdu.
yani, böyle hem mahmut hoca ve hem de nasreddin hoca gibi bir insan ve spor adamı kolay kolay gelmez. ruhu şad olsun.
devamını gör...

7/24 babalık mesleğini icra ediyor.
devamını gör...

kahve yapmak, kolay gibi görünse de öyle değildir. herkes bol köpüklü, içimi güzel kahve pişiremez. öncelikle cezveye (bakır cezve olabilir) soğuk su ve taze kavrulmuş kaliteli çekirdekten çekilmiş kahve konulup karıştırılır. içime göre şeker de ilave edilebilir. daha sonra kısık ateşte karıştırmadan sabırla pişirmek asıl sırrıdır.
kaynamaya yakın oluşan köpükler kaşık ile alınır fincana konulur. kaynayınca alınır, fincanlara paylaştırılır. kahve sevenlere afiyet olsun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim