animasyon film önerileri
üniversiteden mezun olacağım sene katıldığım "mezuniyet sonrası iş bulma süreci ve psikolojisi" temalı bir konferansta, konuklar arasındaki psikolog ablamızın salonda bulunan 40 50 gence tavsiye ettiği inside out (film) mutlaka izlenmeli.
bunun dışında keyifle izlediğim yapımlar;
how to train your dragon serisi
shrek serisi
toy story serisi
ice age serisi
up
bunun dışında keyifle izlediğim yapımlar;
how to train your dragon serisi
shrek serisi
toy story serisi
ice age serisi
up
devamını gör...
türk kadınının evlilik saplantısı
bugün kadınlara mı yükleniyoruz? akışta kadınlar ile ilgili başlıklar fink atıyor resmen. kadın evlilik istemese, cinsel hayatını evlenmeden özgürce yaşasa bu sefer yollu diyeceksiniz lan! şu kadınlar erkeklere ne yapsa yaranamaz o yüzden başlığı pas geçelim.
kadınlar aşağı kadınlar yukarı, ama bıktık yeter!
kadınlar aşağı kadınlar yukarı, ama bıktık yeter!
devamını gör...
insan olmasaydın ne olmak isterdin sorunsalı
kitap olmak isterdim birilerine iz bırakma, insanlara faydalı olmak isterdim .
devamını gör...
teknolojik gelişmelerin aşamaları
genellikle kendi içerisinde 4 evreyi takip eden süreç.
teknolojik gelişmeler tarihsel olarak ana hatlarıyla incelendiğinde de şu ana kadar 4 ana başlıkta toplanabilir:
1- ilkel dönemde görülen basit teknoloji
2- mekanik aletlerin ortaya çıkışıyla şekillenen teknoloji
3- elektrikli aletlerin ortaya çıkışıyla şekillenen teknoloji
4- elektronik aletlerin ortaya çıkışıyla şekillenen teknoloji
belki ileride kuantum mekaniği temelli nanoteknolojinin gelişmesiyle farklı çağlar da eklenebilir bunlara.
bunun dışında, bu teknolojiler de kendi içlerinde genellikle 4 evreyi takip ediyor.
birinci evrede, belirli bir teknolojik aygıt ortaya çıkıyor ve kullanım alanı sınırlı oluyor. zira oldukça pahalı oluyor bu aygıtlar. bu aşamadaki teknolojik ürünler oldukça değerlidir.
ikinci evrede bu aygıtların sayısında bir artış olur.
üçüncü evrede artık yavaş yavaş herkes bu aygıtlara sahip olabilmeye başlar.
dördüncü evrede ise aygıt, kaba tabirle "ayağa düşmüş"tür. yani ortaya çıkış dönemine kıyasla oldukça ucuz ve sıradan bir şeye dönüşmüştür. hatta bu nedenle eğlence amacıyla bile her yerde kullanılmaya başlanır.
örnek üzerinden de anlatayım.
mesela şebeke suyu... bizim için gayet sıradan, olmazsa olmaz bir şeydir musluktan akan su. çok eski dönemlerde durum farklıydı. bir köye bir kuyu açılır ve herkes o kuyudaki sudan yararlanırdı. bu nedenle de su son derece kıymetliydi. yanlış anlaşılmasın, tabii ki bugün de kıymetli ama orada bir de büyük bir ulaşılamazlık sorunu vardı*. işte bu, 1.evreydi.
yüzlerce, daha doğrusu binlerce yıl süren bu durum, 18. yüzyılda bazı evlere su tesisatı döşenmesiyle 2. evreye geçiş yaptı. artık daha fazla insan suya daha rahat ulaşabiliyordu. fakat yine de çok yaygın değildi.
üçüncü evre 20. yüzyılda başladı. su artık daha ucuzdu ve çok daha geniş bir kitle ona ulaşabiliyordu kendi evinde.
son evre ise bugün içinde bulunduğumuz evre. su artık herkesin evinde ve kullanım bedeli de ilk evrelere kıyasla çok daha makul bir seviyede. hatta yukarıda da dediğim gibi, eğlence amaçlı süslemelerde, yapay şelale ya da fıskiye yahut süs havuzu gibi tasarımlarda bile kullanılıyor.
***
içinde bulunduğumuz dönem bilgisayar çağı. şu anda 3. evredeyiz denebilir çünkü birçok evde var ve yaygın bir kullanım alanına sahip. ancak yeni teknolojilerin geliştirilmesiyle birlikte, bilgisayar fiyatlarının da düşeceği ve bilgisayarların hayatımızda bulunmasının zaten olağan karşılandığı bir dönemin başlayacağı tahmin ediliyor. zaten artırılmış gerçeklik içerikli uygulamalar, hologram teknolojisindeki gelişmeler ya da metaverse gibi projeler de geleceğin bu yönde şekilleneceğinin ufak bir kanıtı diyebiliriz.
ileride öyle bir gün gelecek ki, filmlerde gördüğümüz birçok şey gerçekleşecek: odanıza girdiğinizde dört yanınız bilgisayar ekranıyla donatılmış olacak ve siz sesli iletişim aracılığıyla kişisel yardımcınız olan bir yapay zekâya hangi siteyi açmasını istediğini söyleyebileceksiniz. belki çok yakın bir tarihte bunu ummamak gerekiyor çünkü yukarıda bahsettiğim örnek üzerinden düşünürseniz, evreler arasında yüzlerce yıl olabiliyor.
teknolojik gelişmeler tarihsel olarak ana hatlarıyla incelendiğinde de şu ana kadar 4 ana başlıkta toplanabilir:
1- ilkel dönemde görülen basit teknoloji
2- mekanik aletlerin ortaya çıkışıyla şekillenen teknoloji
3- elektrikli aletlerin ortaya çıkışıyla şekillenen teknoloji
4- elektronik aletlerin ortaya çıkışıyla şekillenen teknoloji
belki ileride kuantum mekaniği temelli nanoteknolojinin gelişmesiyle farklı çağlar da eklenebilir bunlara.
bunun dışında, bu teknolojiler de kendi içlerinde genellikle 4 evreyi takip ediyor.
birinci evrede, belirli bir teknolojik aygıt ortaya çıkıyor ve kullanım alanı sınırlı oluyor. zira oldukça pahalı oluyor bu aygıtlar. bu aşamadaki teknolojik ürünler oldukça değerlidir.
ikinci evrede bu aygıtların sayısında bir artış olur.
üçüncü evrede artık yavaş yavaş herkes bu aygıtlara sahip olabilmeye başlar.
dördüncü evrede ise aygıt, kaba tabirle "ayağa düşmüş"tür. yani ortaya çıkış dönemine kıyasla oldukça ucuz ve sıradan bir şeye dönüşmüştür. hatta bu nedenle eğlence amacıyla bile her yerde kullanılmaya başlanır.
örnek üzerinden de anlatayım.
mesela şebeke suyu... bizim için gayet sıradan, olmazsa olmaz bir şeydir musluktan akan su. çok eski dönemlerde durum farklıydı. bir köye bir kuyu açılır ve herkes o kuyudaki sudan yararlanırdı. bu nedenle de su son derece kıymetliydi. yanlış anlaşılmasın, tabii ki bugün de kıymetli ama orada bir de büyük bir ulaşılamazlık sorunu vardı*. işte bu, 1.evreydi.
yüzlerce, daha doğrusu binlerce yıl süren bu durum, 18. yüzyılda bazı evlere su tesisatı döşenmesiyle 2. evreye geçiş yaptı. artık daha fazla insan suya daha rahat ulaşabiliyordu. fakat yine de çok yaygın değildi.
üçüncü evre 20. yüzyılda başladı. su artık daha ucuzdu ve çok daha geniş bir kitle ona ulaşabiliyordu kendi evinde.
son evre ise bugün içinde bulunduğumuz evre. su artık herkesin evinde ve kullanım bedeli de ilk evrelere kıyasla çok daha makul bir seviyede. hatta yukarıda da dediğim gibi, eğlence amaçlı süslemelerde, yapay şelale ya da fıskiye yahut süs havuzu gibi tasarımlarda bile kullanılıyor.
***
içinde bulunduğumuz dönem bilgisayar çağı. şu anda 3. evredeyiz denebilir çünkü birçok evde var ve yaygın bir kullanım alanına sahip. ancak yeni teknolojilerin geliştirilmesiyle birlikte, bilgisayar fiyatlarının da düşeceği ve bilgisayarların hayatımızda bulunmasının zaten olağan karşılandığı bir dönemin başlayacağı tahmin ediliyor. zaten artırılmış gerçeklik içerikli uygulamalar, hologram teknolojisindeki gelişmeler ya da metaverse gibi projeler de geleceğin bu yönde şekilleneceğinin ufak bir kanıtı diyebiliriz.
ileride öyle bir gün gelecek ki, filmlerde gördüğümüz birçok şey gerçekleşecek: odanıza girdiğinizde dört yanınız bilgisayar ekranıyla donatılmış olacak ve siz sesli iletişim aracılığıyla kişisel yardımcınız olan bir yapay zekâya hangi siteyi açmasını istediğini söyleyebileceksiniz. belki çok yakın bir tarihte bunu ummamak gerekiyor çünkü yukarıda bahsettiğim örnek üzerinden düşünürseniz, evreler arasında yüzlerce yıl olabiliyor.
devamını gör...
deandre yedlin
galatasaray'ın eh işte diyeceğimiz bek oyuncusudur. ulan amerika'dan futbolcu çıkar mı söylemini akıllara getiren bir isim.
bek oyuncusuna benzeyen tek özelliği tempolu ve dirençli olması. bence kenar ortalarında ve asist anlamında kötü bir futbolcu.
28 yaşında sağ bek oyuncusu olan yedlin milli takım forması giyiyor. siz düşünün amerikalılar ne kadar kötü futbol oynuyorlar. yedlin çok kötü demiyorum ama o seviyelere çıkması bilmiyorum garip geliyor.
kariyerinde tottenham, sunderland, newcastle united gibi takımlarda forma giydi. premier lig görmüş bir futbolcu o yüzden çok tempolu. fizik ve dayanıklılığı belirli seviyenin üstünde.
futbolculuğunun dışında adamı tip olarak çok beğeniyorum. saçları, dövmeleri, giyinişi mükemmel. sevgilisiyle ikisi moda ikonu gibi dolanıyorlar. çok tarzlar.
hızlı oyun oynayan takımlar için aslında iyi bir oyuncu ama oyunun her yönünde ve her anlamında var olamıyor. oyun ve futbol değişken bir oyun sürekli değişiyor duruma göre kendi tarzının dışında kalabiliyor. oyun doldur boşalta dönüyor. pas oyununa dönüyor. yedlin bazen oyuna eşlik edemiyor. yaptığı kötü ortalar ve pas hataları galatasaray taraftarını çileden çıkarıyor.
iyi bir dribling özelliği var. geriye dönüşlerde büyük avantaj sağlıyor ama ikili mücadelelerde eziliyor. fatih terimin düşüncesi geriye dönüşlerde rakibi yedlin ile beraber yakalamak. atağa çıkarken sağ koridoru doldurmak ve hızlı geçmek. yedlin bunları ne kadar yapabiliyor orası soru işareti. ilk geldiği süreçte çok iyi bir oyuncu gibi göründü ama sonra pek etkili olamadı. umarım yakın zamanda daha etkili bir oyuncu olur. lig uzun bir süreç ve kendisine ihtiyaç var.
bek oyuncusuna benzeyen tek özelliği tempolu ve dirençli olması. bence kenar ortalarında ve asist anlamında kötü bir futbolcu.
28 yaşında sağ bek oyuncusu olan yedlin milli takım forması giyiyor. siz düşünün amerikalılar ne kadar kötü futbol oynuyorlar. yedlin çok kötü demiyorum ama o seviyelere çıkması bilmiyorum garip geliyor.
kariyerinde tottenham, sunderland, newcastle united gibi takımlarda forma giydi. premier lig görmüş bir futbolcu o yüzden çok tempolu. fizik ve dayanıklılığı belirli seviyenin üstünde.
futbolculuğunun dışında adamı tip olarak çok beğeniyorum. saçları, dövmeleri, giyinişi mükemmel. sevgilisiyle ikisi moda ikonu gibi dolanıyorlar. çok tarzlar.
hızlı oyun oynayan takımlar için aslında iyi bir oyuncu ama oyunun her yönünde ve her anlamında var olamıyor. oyun ve futbol değişken bir oyun sürekli değişiyor duruma göre kendi tarzının dışında kalabiliyor. oyun doldur boşalta dönüyor. pas oyununa dönüyor. yedlin bazen oyuna eşlik edemiyor. yaptığı kötü ortalar ve pas hataları galatasaray taraftarını çileden çıkarıyor.
iyi bir dribling özelliği var. geriye dönüşlerde büyük avantaj sağlıyor ama ikili mücadelelerde eziliyor. fatih terimin düşüncesi geriye dönüşlerde rakibi yedlin ile beraber yakalamak. atağa çıkarken sağ koridoru doldurmak ve hızlı geçmek. yedlin bunları ne kadar yapabiliyor orası soru işareti. ilk geldiği süreçte çok iyi bir oyuncu gibi göründü ama sonra pek etkili olamadı. umarım yakın zamanda daha etkili bir oyuncu olur. lig uzun bir süreç ve kendisine ihtiyaç var.
devamını gör...
yemek yemeyi işkence haline getiren şeyler
yeni evlenmiş bir arkadaşımın evine yemeğe gitmiştik, epeyce de kalabalığız. esmer uzun saçlı bir kız. malum yemeğimin içinden upuzun bir saç çıktı. kimseye göstermeden almak derdiyle yanıp tutuşuyorum. arkadaşım da nasıl heyecanlı ve endişeli, ayakta tam karşımızda bekliyor bir ihtiyacımız var mı diye.
ayrıntı vermek gerekirse; yemekteki kıl alınacak, gizlice peçeteye sarılıp bir şey uydurularak mutfağa gidilip, gizlice çöpe atılacak gibi değil. şöyleki; ana yemek bir krep, içinde beşamel soslu tavuk sote var ve saç sotenin içinde, yaklaşık 30cm uzunluğunda. nerden mi biliyorum? çatal yardımıyla çekmeye çalışmamla birlikte, krebin içindeki her şey ayaklandı ve saç koptu. tabi bu hareketi yaparken benim midem ağzıma geldi, ter bastı. ama arkadaşımı ve onurunu düşünmek zorundayım, üstelik o kadar insanın içinde.
ne mi yaptım? gözümün içine bakan ve bir terslik olduğunu sezen arkadaşımı masada olmayan bir baharat için mutfağa gönderdikten, sağımdakinden tuz, solumdakinden peçete istedikten sonra, krebi açıp içinde ne var ne yoksa elimdeki peçeteyle avuçladıktan ve o yağlı şeyi pantolonumun cebine sokuşturduktan sonra zafer kazanmışcasına bir oh çektim. neyseki kimse bir şey anlamadı. boş krebimi zeytinyağlı fasülyeyle yiyip, salata, ve tatlıyla karnımı doyurdum,
önemli olan arkadaşımın onurunu kurtarmaktı ve o bilmese de dostluk kazanmıştı.
ayrıntı vermek gerekirse; yemekteki kıl alınacak, gizlice peçeteye sarılıp bir şey uydurularak mutfağa gidilip, gizlice çöpe atılacak gibi değil. şöyleki; ana yemek bir krep, içinde beşamel soslu tavuk sote var ve saç sotenin içinde, yaklaşık 30cm uzunluğunda. nerden mi biliyorum? çatal yardımıyla çekmeye çalışmamla birlikte, krebin içindeki her şey ayaklandı ve saç koptu. tabi bu hareketi yaparken benim midem ağzıma geldi, ter bastı. ama arkadaşımı ve onurunu düşünmek zorundayım, üstelik o kadar insanın içinde.
ne mi yaptım? gözümün içine bakan ve bir terslik olduğunu sezen arkadaşımı masada olmayan bir baharat için mutfağa gönderdikten, sağımdakinden tuz, solumdakinden peçete istedikten sonra, krebi açıp içinde ne var ne yoksa elimdeki peçeteyle avuçladıktan ve o yağlı şeyi pantolonumun cebine sokuşturduktan sonra zafer kazanmışcasına bir oh çektim. neyseki kimse bir şey anlamadı. boş krebimi zeytinyağlı fasülyeyle yiyip, salata, ve tatlıyla karnımı doyurdum,
önemli olan arkadaşımın onurunu kurtarmaktı ve o bilmese de dostluk kazanmıştı.
devamını gör...
şimdi ananı laciverde boyadım
sözlüğümüzün minnoş trollü.
çok tatlı ama.
böyle yanaklarını sık, penpiş penpiş et
çok tatlı ama.
böyle yanaklarını sık, penpiş penpiş et
devamını gör...
deprem bölgesi afyon'da 1 km yarık meydana gelmesi
reisin biden'i dize getirmesi sebebiyle amerigalıların gece herkesler uyurkene uzaydan uydudan attığı gısgançlık ışınının oluşturduğu yarıktır.
devamını gör...
hesap silme seçeneği
kafa iznine çıkınca, puan listesinden ve arama listesinden düşüyorsunuz zaten.
özellikle mahlasınızı aratmayan kimse görmüyor sizi.
yani yazılanların bir emek ve değeri olduğunu düşünürsek kalması daha iyidir bence.
söz uçar, yazı kalır misali. belki birileri denk gelir okur, bir ibret alır, gülümser, belki duygulanır mesela.
tamamen yok etmek bana göre de haksızlık.
yine de siz bilirsiniz elbettte.
özellikle mahlasınızı aratmayan kimse görmüyor sizi.
yani yazılanların bir emek ve değeri olduğunu düşünürsek kalması daha iyidir bence.
söz uçar, yazı kalır misali. belki birileri denk gelir okur, bir ibret alır, gülümser, belki duygulanır mesela.
tamamen yok etmek bana göre de haksızlık.
yine de siz bilirsiniz elbettte.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
sana değmezmiş.
devamını gör...
normal sözlük'ün ekşi sözlük’ten farkı
eksi'de yazar olmak için yıllarca beklersin ancak burda iyi tanimlar girersen 2 ya da 3 gün içinde yazar olabilirsin.
ekşi'de moderatorlerle şak diye irtibata geçemezsin ama burda sana her konuda yardim ederler.
ekşi'de küfür,hakaret okursun ama burda b.k bile göremezsin.
aklima geldikce editlerim.
ekşi'de moderatorlerle şak diye irtibata geçemezsin ama burda sana her konuda yardim ederler.
ekşi'de küfür,hakaret okursun ama burda b.k bile göremezsin.
aklima geldikce editlerim.
devamını gör...
a 101 çiğ köftesi
a 101 poşetinin yenmesinin daha faydalı olacağı yiyecek.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
ben, kendi ruhumda durgunlaşıyorum!
düşü gerçek yerine koymaktan,
kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü,en sonunda düşsel
hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı!
acı çekiyorum,
ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum.
kendimi arıyorum, bulamıyorum!
hissetmek ne büyük bir ağırlık!
hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!
soğuk bir el boğazımı sıkıyor, hayatı solumamı engelliyor.
içimde ki her şey ölüyor;
hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!
ne yaparsam yapayım,
fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum.
gönlümün kaydığı bütün
dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var!
kendim için kimim ben?
hissettiğim şeylerden biriyim sadece.
yüreğim çaresizce,delik bir kova gibi boşalıyor!
gerçekten ıstırap çekenler böyle sürüler halinde dolaşmaz,
gruplar kurmazlar.
acı denen şey, yalnız başına çekilir.
içimiz gibi dışımız da ‘oyuk’ ve ‘boştur!”
ölümden yapılmışız biz.
hayat diye kabul ettiğimiz şey,
gerçek hayatın uykusu varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
ölüler doğar, ölmezler.
iki dünyayı ters sırayla biliriz biz.
yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür.
ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız!
sıkıntıdan ve kendimi başka hissetmekten dolayı parçalanırım.
hayatım kavruk kaldı,
çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi.
sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi…
bunu hissedince, dışımdan gelen sahte bir duyguya kapıldım.
sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa…
kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm.
ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada.
daha önce olduğum bir şeyim.
var olduğumu hissettiğim yerde değilim;
kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum.
her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
ruhumdan kovulmuşum sanki.
kendime bakıyorum.
kendi kendimin seyircisiyim ben.
duygularım, içimdeki bilmediğim bir gözün önünden,
dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor.
kendimden sıkılıyorum.
her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile,
sıkıntımın rengine bürünmüş!
özlediğim hiçbir şey yok. hayatım acıyor.
bulunduğum yer acıyor, kendimi
bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor!
fernando pessoa
düşü gerçek yerine koymaktan,
kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü,en sonunda düşsel
hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı!
acı çekiyorum,
ama bunu hak edip etmediğimi bilmiyorum.
kendimi arıyorum, bulamıyorum!
hissetmek ne büyük bir ağırlık!
hissetmek zorunda olmak ne büyük bir ağırlık!
soğuk bir el boğazımı sıkıyor, hayatı solumamı engelliyor.
içimde ki her şey ölüyor;
hatta düş kurabildiğime olan güvenim bile!
ne yaparsam yapayım,
fiziksel olarak kendimi iyi hissedemiyorum.
gönlümün kaydığı bütün
dinginliklerin, ruhumu parçalayan sivri köşeleri var!
kendim için kimim ben?
hissettiğim şeylerden biriyim sadece.
yüreğim çaresizce,delik bir kova gibi boşalıyor!
gerçekten ıstırap çekenler böyle sürüler halinde dolaşmaz,
gruplar kurmazlar.
acı denen şey, yalnız başına çekilir.
içimiz gibi dışımız da ‘oyuk’ ve ‘boştur!”
ölümden yapılmışız biz.
hayat diye kabul ettiğimiz şey,
gerçek hayatın uykusu varlığımızın gerçek halinin ölümüdür.
ölüler doğar, ölmezler.
iki dünyayı ters sırayla biliriz biz.
yaşadığımızı sanırken ölüyüzdür.
ölümle pençeleşirken yaşamaya başlarız!
sıkıntıdan ve kendimi başka hissetmekten dolayı parçalanırım.
hayatım kavruk kaldı,
çünkü düşlerdeki halinde bile cazibeden yoksun gibiydi.
sonunda düşlerin verdiği
yorgunluk beni ele geçirdi…
bunu hissedince, dışımdan gelen sahte bir duyguya kapıldım.
sonsuz bir yolun sonuna mı gelmiştim yoksa…
kendimden taşıp kim bilir nereye düştüm.
ve hiç kıpırdamadan, boş yere kaldım orada.
daha önce olduğum bir şeyim.
var olduğumu hissettiğim yerde değilim;
kendimi ararken, beni arayanın kim olduğunu bilemiyorum.
her şeyden sıkılarak gevşiyorum.
ruhumdan kovulmuşum sanki.
kendime bakıyorum.
kendi kendimin seyircisiyim ben.
duygularım, içimdeki bilmediğim bir gözün önünden,
dışarıya ait şeylermiş gibi dizi dizi geçiyor.
kendimden sıkılıyorum.
her şey, hatta gizemden yapılmış kökleri bile,
sıkıntımın rengine bürünmüş!
özlediğim hiçbir şey yok. hayatım acıyor.
bulunduğum yer acıyor, kendimi
bulabileceğimi düşündüğüm yer çoktandır acıyor!
fernando pessoa
devamını gör...
tatar çölü
dino buzzati'nin yazdığı varoluşçu felsefe severlerin mutlaka okuması gereken efsanevi roman. buzzati 1940 yılında yazmıştır. benim için bu kitap yalnızlığın, umudun, yaşamın anlamı sorusunun kitabıdır. yaşamak için bir nedeni olan hemen hemen bütün nasıllara katlanır demiş ya nietzche işte buzzati'nin bu kitabındaki kahramanlarımıza aynen bunu yaşatmıştır. hayata dair her şey var bu kitapta: yanlış karar, direniş, umut, yalnızlık (dibine kadar), özlem, acı, ölüm, hayal kırıklığı, yaşam.. her şey dedim ya. kitabı alıp okumaya başladığınızda kendinizi o tatar çölü'nde sanki o bastiani kalesi'nde hissedeceksiniz. o askerlerle nöbet tutacak o subaylarla konuşacaksınız. hayatın anlamı üzerine sizi düşünmeye zorluyor yazar ve kahramanlar. neden yaşıyoruz, yaşama amacımız ney diye sordurtuyor. kitabı okurken bir şekilde özdeşlik kurup artık benim de kendi kalemden çıkmam lazım dedirtiyor, sizi o güvenli limandan, o konfor alanından çıkamamanın ne kadar tahribata uğratabileceğini, konfor alanından çıkabilmenin ise sizi nasıl geliştirip değiştirebileceğini hissediyorsunuz. okuyucuya kendi hayatını sorgulatıyor. ben ne yapmalıyım dedirtiyor. gerçekten benim için böyle oldu ve her istediğinde konfor alanından çıkan başına binbir olumsuzluk gelmesine rağmen iyi ki çıkmışım diyen benim için mükemmel bir içe dönüş ve kendime şükran duymamı sağlayan bir kitap oldu. varoluşu sorgulatan mutlaka size yeni kararlar aldıracak olan bir kitap.
devamını gör...
nereyebaksamben
yazarın ilk tanımını çok sevgili @abdulseyidbincabbar girmiştir,yolu açık olabilir mi bilemedim.
keyifli sözlükler diliyorum.
keyifli sözlükler diliyorum.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
kendimeaitbiryer' e koltuğumu devrettiğim yayın. tatlı sesini duymuş oldum. şu an anısını anlatıyor koşun koşun gelin. sevgilerimle.
not: anın taslakta kalmamalı!*
not: anın taslakta kalmamalı!*
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
pek de kırılganmissin ermolettin..
nice başlıklarda görüşelim..
güzelim demene pek bir icerledim..
abilerimi çağırayım da önce onlarla gorusesin..
nice başlıklarda görüşelim..
güzelim demene pek bir icerledim..
abilerimi çağırayım da önce onlarla gorusesin..
devamını gör...
altın elbiseli adam
o kadar çok motorcuda, motosiklet kullanıcısında emeği vardır ki... kıymetli birikimleri youtube videoları aracılığıyla yol yordam göstermeye devam ediyor hala. anlatımı çok keyifli ve eğlenceli, anlattıkları ise benim için hayat kurtarıcıdır. her motosiklet kullanıcısının ve kullanıcı adayının izlemesi gerektiğini düşünüyorum kendisini.
motosiklet kullanmayı öğrenirken anlatan kişi gözümün önünde uygulayarak gösterse dahi anlamaz, altın elbiseli adam'ı izleyerek öğrenirdim. bunu neden yapıyoruz, yapmazsak ne olur, x durumunda ne yapmak gerekir gibi pek çok soruyu mantıklı bir şekilde izah edip güzel güzel çözüm yollarını anlatır. motorun yanına oturup kaç kez onun youtube videolarını izlemişimdir bilmiyorum. ondan pek çok şey öğrendim, kendisine minnet duyuyorum.
motosiklet kullanmayı öğrenirken anlatan kişi gözümün önünde uygulayarak gösterse dahi anlamaz, altın elbiseli adam'ı izleyerek öğrenirdim. bunu neden yapıyoruz, yapmazsak ne olur, x durumunda ne yapmak gerekir gibi pek çok soruyu mantıklı bir şekilde izah edip güzel güzel çözüm yollarını anlatır. motorun yanına oturup kaç kez onun youtube videolarını izlemişimdir bilmiyorum. ondan pek çok şey öğrendim, kendisine minnet duyuyorum.
devamını gör...

