gazi paşa'ya suikast
milliyet gazetesi’nde 12 ocak-26 ocak 1992 tarihleri arasında izmir suikastı teşebbüsü, uğur mumcu tarafından ilk kez açıklanan belgeleri ile “gazi paşaya suikast” yazı dizisi olarak yayınlanmıştır. bu yazı dizisi sonra kitap haline getirilmiştir.
aslında birçok noktadan ilgi çeken bir eserdir, çünkü yazar çalışmayı kaleme alırken 3 ayrı kaynaktan yararlandığını bizzat söylemektedir: (1) bu konuda çıkan yayınlar, (2) dava tutanakları ve (3) basında çıkan yazılar. bunun yanında suikast sonrası mustafa kemal paşa ile ismet inönü arasında geçen yazışmalar da oldukça önemlidir.
kitapta tutuklamalar, yöneltilen suçlamalar, itiraflar, savunmalar ve sanıkların karşılıklı suçlamaları yer almakta ve öncelikle terakkiperver fırkası'nın önde gelen üyelerinin, sonrasında da ittihat ve terakki ilk dönem bakanlarının gözaltına alınarak soruşturmanın genişletilmesi süreçleri açıklanmış ve soruşturmanın neden bu kadar genişletildiği incelenmiştir.
kurtuluş savaşı'nın kazım karabekir, ali fuat cebesoy gibi önde gelen paşaların verdikleri ifadeler ve yargılanmaları konusunda mustafa kemal paşa ve ismet inönü arasında çıkan ihtilaflar aralarındaki gizli yazışmalarla ortaya konulmuştur. bu yazışmalar ilk defa bu yazı dizisinde yayınlanmıştır. yazar, bu yazışmaları ve fikir ayrılığını şu şekilde özetliyor: "ismet paşa, iki ateş arasındadır. daha doğrusu, en yakın iki arkadaşı arasında. gazi paşa, suikastın arkasında kâzım karabekir’in ve kapatılan terakkiperver cumhuriyet partisi’nin olduğuna inanmıştır, ismet paşa da bu olasılığa hiç inanmamıştır."
istiklal mahkemeleri'nin yapısı, işleyiş şekli ve karar alma süreci hakkında bilgiler yer alıyor. sanıklara sorulan suikastla ilgili ve siyasi sorular ile izmir ve ankara'da yapılan duruşmalardaki tutanaklar aktarılıyor. yazar tarafından özellikle mahkeme başkanı kel ali'nin "istiklal mahkemesi şahsi kanaatine göre karar verir" sözü vurgulanıyor; avukat tutulmasının yasak olması ve sonuca itiraz olanağının bulunmamasına değiniliyor.
son bölümlerde ise sanıklar hakkında verilen kararlar ve bu kararlar karşısındaki tepkileri; idam edilen sanıklar ile ilgili idamın infazı, sanıkların son sözleri ve idam anındaki tavırları anlatılıyor.
uğur mumcu'nun izmir suikastı teşebbüsünü sistematik ve olabildiğince objektif bir şekilde kaynakları ile ortaya koyduğu ve incelediği rahatlıkla söylenebilecek bir çalışma yapmıştır. genel olarak kesin hükümler ortaya koymaktan olabildiğince kaçınmış ve her iki tarafın iddia ve savunmalarını ortaya koymaya çalışmıştır.
bununla birlikte sonuç bölümünde bir kısım idam mahkumu hakkında kararı okuyucuya bırakırken; suç üstü yakalanan ve suçlarını itiraf eden sanıkların suçlu olduklarının bariz olduğunu belirtmiştir. idam edilen iki sanık için ise: "cavit bey gibi, dr. nazım bey gibi ittihatçılar, suikast ile uzaktan yakından bir ilgileri olmamalarına karşın mahkemece ölüm cezasına çarptırılmışlardı." şeklinde bir yorumda bulunmuş ve bu iddiasını ismet inönü ve falih rıfkı atay'ın benzer sözlerine de yer vererek desteklemiştir.
sonuç olarak uğur mumcu'nun bu eserinde, araştırmacı gazeteciliğin hakkını sonuna kadar vermiş ve konu ile ilgili başucu kitabı olabilecek oldukça kaliteli bir eser ortaya koymuştur. izmir suikastını merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kitaptır.
aslında birçok noktadan ilgi çeken bir eserdir, çünkü yazar çalışmayı kaleme alırken 3 ayrı kaynaktan yararlandığını bizzat söylemektedir: (1) bu konuda çıkan yayınlar, (2) dava tutanakları ve (3) basında çıkan yazılar. bunun yanında suikast sonrası mustafa kemal paşa ile ismet inönü arasında geçen yazışmalar da oldukça önemlidir.
kitapta tutuklamalar, yöneltilen suçlamalar, itiraflar, savunmalar ve sanıkların karşılıklı suçlamaları yer almakta ve öncelikle terakkiperver fırkası'nın önde gelen üyelerinin, sonrasında da ittihat ve terakki ilk dönem bakanlarının gözaltına alınarak soruşturmanın genişletilmesi süreçleri açıklanmış ve soruşturmanın neden bu kadar genişletildiği incelenmiştir.
kurtuluş savaşı'nın kazım karabekir, ali fuat cebesoy gibi önde gelen paşaların verdikleri ifadeler ve yargılanmaları konusunda mustafa kemal paşa ve ismet inönü arasında çıkan ihtilaflar aralarındaki gizli yazışmalarla ortaya konulmuştur. bu yazışmalar ilk defa bu yazı dizisinde yayınlanmıştır. yazar, bu yazışmaları ve fikir ayrılığını şu şekilde özetliyor: "ismet paşa, iki ateş arasındadır. daha doğrusu, en yakın iki arkadaşı arasında. gazi paşa, suikastın arkasında kâzım karabekir’in ve kapatılan terakkiperver cumhuriyet partisi’nin olduğuna inanmıştır, ismet paşa da bu olasılığa hiç inanmamıştır."
istiklal mahkemeleri'nin yapısı, işleyiş şekli ve karar alma süreci hakkında bilgiler yer alıyor. sanıklara sorulan suikastla ilgili ve siyasi sorular ile izmir ve ankara'da yapılan duruşmalardaki tutanaklar aktarılıyor. yazar tarafından özellikle mahkeme başkanı kel ali'nin "istiklal mahkemesi şahsi kanaatine göre karar verir" sözü vurgulanıyor; avukat tutulmasının yasak olması ve sonuca itiraz olanağının bulunmamasına değiniliyor.
son bölümlerde ise sanıklar hakkında verilen kararlar ve bu kararlar karşısındaki tepkileri; idam edilen sanıklar ile ilgili idamın infazı, sanıkların son sözleri ve idam anındaki tavırları anlatılıyor.
uğur mumcu'nun izmir suikastı teşebbüsünü sistematik ve olabildiğince objektif bir şekilde kaynakları ile ortaya koyduğu ve incelediği rahatlıkla söylenebilecek bir çalışma yapmıştır. genel olarak kesin hükümler ortaya koymaktan olabildiğince kaçınmış ve her iki tarafın iddia ve savunmalarını ortaya koymaya çalışmıştır.
bununla birlikte sonuç bölümünde bir kısım idam mahkumu hakkında kararı okuyucuya bırakırken; suç üstü yakalanan ve suçlarını itiraf eden sanıkların suçlu olduklarının bariz olduğunu belirtmiştir. idam edilen iki sanık için ise: "cavit bey gibi, dr. nazım bey gibi ittihatçılar, suikast ile uzaktan yakından bir ilgileri olmamalarına karşın mahkemece ölüm cezasına çarptırılmışlardı." şeklinde bir yorumda bulunmuş ve bu iddiasını ismet inönü ve falih rıfkı atay'ın benzer sözlerine de yer vererek desteklemiştir.
sonuç olarak uğur mumcu'nun bu eserinde, araştırmacı gazeteciliğin hakkını sonuna kadar vermiş ve konu ile ilgili başucu kitabı olabilecek oldukça kaliteli bir eser ortaya koymuştur. izmir suikastını merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kitaptır.
devamını gör...
vegan kedi maması bulamadığı için isyan eden ekşi yazarı
işte dert dediğin böyle olur diyerek dahil olduğum başlık. ya kardeşim böyle saçma sapan şeyleri dillendiriyorsunuz, sonra reis yukarıdan bir bakıyor, "lan bunlar hep rahatlıktan, demek ki bu millette para var, dur yeni bir iki tane vergi kilitleyeyim" diyerek veriyor odunu.*
hayvanın içgüdülerine, doğasına falan aykırı bir kere. dili olsa konuşsa keşke, tanımadığın akrabalarının bile kulaklarını çınlatıyordur hayvancağız.
hayvanın içgüdülerine, doğasına falan aykırı bir kere. dili olsa konuşsa keşke, tanımadığın akrabalarının bile kulaklarını çınlatıyordur hayvancağız.
devamını gör...
türkiye'nin zengin ülke olması
suç işleme oranları, kadın cinayetleri oranları, şiddet, çocuk yaşta evlendirme oranları vs. 'den kastediliyorsa evet çok zengin bir ülke!
devamını gör...
ölmek istememek ama yaşamaktan da zevk almamak
insan, hayatın birçok noktada anlamsız olduğunu fark ettiğinde ölmek için erken, yaşamak içinse çok geçmiş gibi hisseder.
chuck palahniuk’in de dediği gibi:
“biz televizyon izleyerek milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız. hepimiz heba oluyoruz. bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız yok; ne büyük bir savaş ne de büyük bir buhran yaşadık. bizim savaşımız ruhani savaş ve bunalımımız kendi hayatlarımız.”
chuck palahniuk’in de dediği gibi:
“biz televizyon izleyerek milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız. hepimiz heba oluyoruz. bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız yok; ne büyük bir savaş ne de büyük bir buhran yaşadık. bizim savaşımız ruhani savaş ve bunalımımız kendi hayatlarımız.”
devamını gör...
yazarların yazar engelleme kriterleri
genel anlamda kimseyi engellememe taraftarıyım. sonuçta farklı görüş ve kişilikte bir dolu insan var. yazarlar, okur, geçerim. eleştiriye de açığım. hatamı, kusurumu söyleyene teşekkür eder, düzeltirim. her şeyi kimse bilemez ya, bu bahaneyle öğrenmişde olurum ama bazen bu eleştiriler rahatsızlık verme durumuna geliyor. klavye bu bazen önizlemiyorsun veya harf hatası veya kelimeyi yanlış yazmış oluyorsun. uyarıyorlar, düzeltiyorsun. bir süre sonra bu alışkanlık haline gelip, her yazdığın tek harf hatasında hemen mesaja yönelip, bir de bunu alayvari yaptıklarında sıkılmaya, gerilmeye başlıyorsun. bu tarz yıkıcı eleştiri yapanları engelliyorum. bir de kaynak isteyenler var. benim zaten tanımlarım belli tavrım, davranışım belli. sevdiğim içerikler belli. kaynak göstereceğim exstra bir şey yazmıyorum zaten ama şiir paylaşıyorum, üstte veya altta yazarını belirtiyorum. “ bunun yazarı o değil? o olduğuna dair kaynak göster?” her yerde yazarı o şair görünüyor bende öyle biliyorum, değilse ve bunu sen iddia ediyorsan o olmadığını bana sen ispatlayacaksın sen kaynak göstereceksin. başka zaman alıntı paylaşıyorsun, sözün kime ait olduğunu yazıyorsun. “ hangi kitap, kaçıncı sayfa?” tamam diyorsun, söylüyorsun,” bu geçerli değil, doğru kaynak değil. onların yazdığı gerçek değil.” ya iyi de adam kitap yazmış, elbette araştırmıştır kimin yazdığını, söylediğini. ayrıca verilen her bilgi doğru diye körü körüne inanalım diye bir şey yok ki. herkes yanlış bilebilir o zaman ne yaparız, şüphe duyuyorsak gider kendimiz araştırır, doğrusunu bulur, ona inanırız. arkadaşlar burada herkes kendince bir şeyler paylaşıyor. eleştiri ile bir insanı bunaltmayı birbirine karıştırmamak lazım. kimseye nezaketsizlik yapmam ama keyif almak için girdiğim mecrada, gereksiz yere boğulduğumu hissettiren herkesi engellerim. sonuç bu artık.
devamını gör...
barış akarsu
ne ağlamıştım ölümünden sonra, yıllar yıllar sonra da. ölümünü içime hiçbir zaman sindiremediğim şarkıcı, rockcı, müzisyen ama en önemlisi yüreği güzel pırıl pırıl bi insan.
içinin temizliği yüzüne vuranlardandı. insanın baktıkça bakası gelirdi. gülen gözleri, başka bi karizması vardı..
sesine, müzik yeteneğine zaten diyecek bi şey yok benim nezdimde. mükemmel bi ses, yorumladığı her şarkı bambaşka bi havaya bürünüp yeniden doğuyo âdeta.
yaptığı iyilikler, dernekler için verdiği konserler, yardımlar zaten biliniyodu yaşarken. ama öldükten sonra bilinmeyen bir sürü nice güzellikleri, iyilikleri de çıktı ortaya. yüreği tertemiz, içi sıcacık neşeli bi insan. dokunduğu her şeyi güzelleştirebilen biriydi, çok belli. kelimeler bile yetersiz bendeki hissettirdiklerini, izlenimlerimi tarif etmek için. koca bi kayıp bu dünya için.
şu dünyada bizzat tanımadığım hâlde en sevdiğim, ölümü en çok koyan insan. hep öyle kalıcak.
beni bu dünyada karşılıksız iyiliğin varlığına inandıran insan, her şeyin anahtarının sevgi olduğuna inanan insan ; sevgin bu dünyada eminim ki ebedî kalıcak.
bir röportajı
içinin temizliği yüzüne vuranlardandı. insanın baktıkça bakası gelirdi. gülen gözleri, başka bi karizması vardı..
sesine, müzik yeteneğine zaten diyecek bi şey yok benim nezdimde. mükemmel bi ses, yorumladığı her şarkı bambaşka bi havaya bürünüp yeniden doğuyo âdeta.
yaptığı iyilikler, dernekler için verdiği konserler, yardımlar zaten biliniyodu yaşarken. ama öldükten sonra bilinmeyen bir sürü nice güzellikleri, iyilikleri de çıktı ortaya. yüreği tertemiz, içi sıcacık neşeli bi insan. dokunduğu her şeyi güzelleştirebilen biriydi, çok belli. kelimeler bile yetersiz bendeki hissettirdiklerini, izlenimlerimi tarif etmek için. koca bi kayıp bu dünya için.
şu dünyada bizzat tanımadığım hâlde en sevdiğim, ölümü en çok koyan insan. hep öyle kalıcak.
beni bu dünyada karşılıksız iyiliğin varlığına inandıran insan, her şeyin anahtarının sevgi olduğuna inanan insan ; sevgin bu dünyada eminim ki ebedî kalıcak.
bir röportajı
devamını gör...
stephen king
genellikle kitapları filmlere uyarlanmıştır..esaretin bedeli ,yeşil yol yazarın çok ses getirmiş uyarlama filmleridir.medyum ve sadist favori kitaplarıdır benim için.(film uyarlamalarıda çok iyidir)
stephen king gerçekten üretken ve ürkütücü bir yazar.
stephen king gerçekten üretken ve ürkütücü bir yazar.
devamını gör...
mahir çayan
türkiye halk kurtuluş partisi-cephesi'nin lideri olan türk marksist-leninist devrimci. 30 mart 1972 tarihinde, tokat'ın niksar ilçesine bağlı kızıldere köyünde dokuz arkadaşıyla birlikte öldürüldü.
nasıl da gülmüşsün hayata, öldüğünden haberi yok fotoğraflarının.
nasıl da gülmüşsün hayata, öldüğünden haberi yok fotoğraflarının.
devamını gör...
fakirliğine bakmadan çocuk yapan insan
daha kötüsü ne biliyor musunuz?
mülteci olarak geldiği ülkede fakir olmasına rağmen durmadan üreyen insanlar.
mülteci olarak geldiği ülkede fakir olmasına rağmen durmadan üreyen insanlar.
devamını gör...
anonim kalmanın önemi
anonim kalmayacaksam buranın instagram,twitter gibi sosyal medyalarımdan ne farkının olacağını düşündüğüm başlık.
anonimim çünkü düşüncelerimi daha rahat ifade ediyor,dilediğim gibi tanım yapabiliyor ve eş dost ile sözlükte karşılaşma riskine güvenlik çemberimle savabiliyorum. burda kara kaşıma kara gözüme, cinsiyetime bakmayan insanlarla muhabbet edebiliyorum. beni ben olduğum için tanımak istiyorlar, seviyorlar, yazdıklarımı okuyorlar.
yoksa bir fotoğraf koyup beni daha da sevmenizi sağlayabilirim ama bu kadarı kafi *
anonimim çünkü düşüncelerimi daha rahat ifade ediyor,dilediğim gibi tanım yapabiliyor ve eş dost ile sözlükte karşılaşma riskine güvenlik çemberimle savabiliyorum. burda kara kaşıma kara gözüme, cinsiyetime bakmayan insanlarla muhabbet edebiliyorum. beni ben olduğum için tanımak istiyorlar, seviyorlar, yazdıklarımı okuyorlar.
yoksa bir fotoğraf koyup beni daha da sevmenizi sağlayabilirim ama bu kadarı kafi *
devamını gör...
istiklal caddesi
çok önceleri insanların en güzel kıyafetleri ile caddede dolaşıp, sinemaya, tiyatroya gittikleri, zeki alasya-metin akpınar devekuşu kabare tiyatrosunun beyoğlu beyoğlu müzikalinde bahsettikleri gibi zamanla içine edilmeye başlanan istanbul caddesidir.
her şehrin prestij sembolü olan bir caddesi vardır, new york' ta 5th avenue, paris' de champs-élysées caddesi, tokyo' da ginza caddesi bu kategorideki caddelerdir. istanbul' un prestij sembolü caddeside istiklal caddesidir.
üniversiteye giderken hatırlıyorum her cuma caddeye sinema veya tiyatroya gitmek için gider ve gezerdik. her hafta cuma ders çıkışı bizim için bir merasim gibiydi. inci pastanesinde profiterol yer, caddede dolaşır, bilhassa yılbaşına doğru vakko tarafından ışıklandırılmış olan caddede dolaşırdık. o zamanlar yeşildi cadde, şimdiki gibi arap istilasına uğramamıştı. insanlar daha medeni daha terbiyeliydi.
ne zamanki 1994 yerel seçimleri oldu, malum zihniyet kentin yönetimine geldi caddeninde anası bellenmeye başlandı. o eski güzellikler birer birer yok oldu.
beton grisi her yere hakim oldu, yeşillik gitti, tramvay yoluna döşedikleri yeşil sentetik halı caddenin tek yeşilliği oldu, caddenin yer taşları her sene yeniden yapıldı, hiç bir zaman olmadı, her yağmurda hepsi oynadığı için bastığınızda ayakkabınız su içinde kaldı, sarhoşların, kadın tacizcilerinin, berbat sokak performansçılarının mekanı oldu. saçma sapan mekanlar açıldı, arap istilasına uğradı.
o inci pastanesi bile kapattı, başka yerde açtı ama hiçbir zaman o profiterol eski tadında olmadı. yaşlandım herhalde....
her şehrin prestij sembolü olan bir caddesi vardır, new york' ta 5th avenue, paris' de champs-élysées caddesi, tokyo' da ginza caddesi bu kategorideki caddelerdir. istanbul' un prestij sembolü caddeside istiklal caddesidir.
üniversiteye giderken hatırlıyorum her cuma caddeye sinema veya tiyatroya gitmek için gider ve gezerdik. her hafta cuma ders çıkışı bizim için bir merasim gibiydi. inci pastanesinde profiterol yer, caddede dolaşır, bilhassa yılbaşına doğru vakko tarafından ışıklandırılmış olan caddede dolaşırdık. o zamanlar yeşildi cadde, şimdiki gibi arap istilasına uğramamıştı. insanlar daha medeni daha terbiyeliydi.
ne zamanki 1994 yerel seçimleri oldu, malum zihniyet kentin yönetimine geldi caddeninde anası bellenmeye başlandı. o eski güzellikler birer birer yok oldu.
beton grisi her yere hakim oldu, yeşillik gitti, tramvay yoluna döşedikleri yeşil sentetik halı caddenin tek yeşilliği oldu, caddenin yer taşları her sene yeniden yapıldı, hiç bir zaman olmadı, her yağmurda hepsi oynadığı için bastığınızda ayakkabınız su içinde kaldı, sarhoşların, kadın tacizcilerinin, berbat sokak performansçılarının mekanı oldu. saçma sapan mekanlar açıldı, arap istilasına uğradı.
o inci pastanesi bile kapattı, başka yerde açtı ama hiçbir zaman o profiterol eski tadında olmadı. yaşlandım herhalde....
devamını gör...
krampus
noel baba'nın yardımcısı olan, yarı keçi yarı iblis olarak bilinen mitolojik bir yaratıktır. yaramaz çocukları cezalandırarak patronuna tam tezat bir vazife üstlenmiş durumdadır.
devamını gör...
suç olmadığı halde yaparken öyle hissettiren durumlar
evde herkes oruç tutarken oruç tutmadıysam o gün kendimi çok suçlu hissediyorum.. aşırı kötü bir durum..
devamını gör...
filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip
başkasının planladığı ve onun hayal gücünü izlemenle kendi kafanda her yeri kurman ve oynatman çok farklı olay.
devamını gör...
çocukken kaybolmuş yazarlar
ben kocaman lise öğrencisiyken çanakkale gezisinde kaybolmuştum. saçma olan sınıfından ayrıldın diğer insanlardan uzaklaşıp neden orman yolundan gitmeyi tercih ediyorsun. gerilim filmi çok izlemekten kafa yanmış işte.
devamını gör...
arandığı zaman bulunmayan şeyler
(bkz: huzur)
devamını gör...
unutulmayan magazin olayları
ilker aksum ile sevgilisinin kameraların karşısına yüzlerinin ne hâle geldiğinden habersiz, ağızları kıpkırmızı çıkması, hahah. french kissler vardır.
devamını gör...
sürekli dert anlatan tipler
bende nasıl bir enerji var bilmiyorum ama beni gelip bulurlar. başkalarına akıl vermekte çok iyiyimdir belki de o yüzden dert dinlemeyi severim ama aynı aklı, bir türlü kendime veremezdim ta ki bir arkadaşıma akıl veriyormuş gibi kendime akıl vermeyi akledene kadar...
devamını gör...
günaydın sözlük
dün öyle bi gün geçirdim ki. şu an üstümden tir geçmiş gibi hissediyorum. kalkamıyorum. gunaydin sana da bebeğim.
devamını gör...
