ayak kokusu
ayakta yasayan bakterilerin, ayak teri ile beslenmesi sonucu çıkardıkları dışkı.böyle yazınca daha bir iğrenç değil mi?
devamını gör...
muhafazakar gençlerin sözlüklerde azınlık olması
muhafazakar gençliğinde işi yok buradaki iki tane sümüklü ateiste laf anlatacak, onların işi vaktinden çok merak etmeyin, benim gibi boş beleşleri bulursunuz ancak bu mecralarda.
devamını gör...
kadının adı yok
ulu önder duygu asena nın füzesi kitap
müthiş bir kadındır,
kendisi çocuk gelişimi okumuş ve bu alanda çalıştığı yıllarda, çocuk sahibi olmamaya
"karar vermiş"
bir röportajında diyorki;
"çocuk sahibi olmamak, benim üzerinde düşünüp, değerlendirip, bilinçli olarak karar verdiğim bir konudur..."
kaç kadın çocuk istemediğini anlama, çocuk yapmama, hakkının olduğunun, farkında acaba..
bunun ayıp değil, kendi tercihi olduğunun, oturup bunu düşünebileceğinin, karar verme yetkisinin, hakkının kendisinde olduğunu bilen kadın varmı acaba,
çünkü düşünse çocuk yapmaz birçok kişi,
ama düşünse..
insanların uzun uzun düşünmeye vaktide yok sabrıda, hep kısa süren aktivitelerle meşgul herkes, kısa süren ve kolay şeylerle...
düşünmek cesur insanlara özgü bir şey bence, ve düşünmeye vakit ayırmak, önem vermek, öncelikleri arasına koymak...
çağının, zamanının çok ilerisinde bir insan duygu asena,
"insan yaşamında eksik olanı herşey sanıyor"
diyerek bilinmeyene (x) yüklenen, aslında "herşey" kadar da değerli olmayana, nasıl gereğinden fazla değer yüklediğimizi, hesap edebilecek kadar iyi bir matematiği vardı bence...
ve
"hep verici olmak da doğru değil, hep almak da"
derken de yine hakkaniyetini, matematiğini ve adaletini görüyorum...
iyiki bunları düşünmüş, iyiki bukadar düşünmüş, iyiki yazmış...
müthiş bir kadındır,
kendisi çocuk gelişimi okumuş ve bu alanda çalıştığı yıllarda, çocuk sahibi olmamaya
"karar vermiş"
bir röportajında diyorki;
"çocuk sahibi olmamak, benim üzerinde düşünüp, değerlendirip, bilinçli olarak karar verdiğim bir konudur..."
kaç kadın çocuk istemediğini anlama, çocuk yapmama, hakkının olduğunun, farkında acaba..
bunun ayıp değil, kendi tercihi olduğunun, oturup bunu düşünebileceğinin, karar verme yetkisinin, hakkının kendisinde olduğunu bilen kadın varmı acaba,
çünkü düşünse çocuk yapmaz birçok kişi,
ama düşünse..
insanların uzun uzun düşünmeye vaktide yok sabrıda, hep kısa süren aktivitelerle meşgul herkes, kısa süren ve kolay şeylerle...
düşünmek cesur insanlara özgü bir şey bence, ve düşünmeye vakit ayırmak, önem vermek, öncelikleri arasına koymak...
çağının, zamanının çok ilerisinde bir insan duygu asena,
"insan yaşamında eksik olanı herşey sanıyor"
diyerek bilinmeyene (x) yüklenen, aslında "herşey" kadar da değerli olmayana, nasıl gereğinden fazla değer yüklediğimizi, hesap edebilecek kadar iyi bir matematiği vardı bence...
ve
"hep verici olmak da doğru değil, hep almak da"
derken de yine hakkaniyetini, matematiğini ve adaletini görüyorum...
iyiki bunları düşünmüş, iyiki bukadar düşünmüş, iyiki yazmış...
devamını gör...
katre-i matem
iskender pala'nın ismi ''matem damlası'' anlamına gelen kitabıdır. yusuf ve şahin sevdiklerine kavuşamayan ve kaçmak zorunda kalan iki kişidir, yolları bir şekilde kesişen ikilinin farklı hikayesinin yanında o zamanki osmanlı'nın sosyal ve politik yapısı da işlenmiş. külhan kültürü, lale devri, halkın isyana sürüklenişi ve patrona halil isyanı bir de lale yetiştiriciliğinin incelikleri aşk ve cinayetle harmanlanmıştır. dili az ağırdır ancak biraz uğraşla herkes anlayabilir.
devamını gör...
kedi
hiç de masum değiller. dün horluyordu.
bkz. davetsiz misafir
bugün de cips paketini açmamla miyavlayıp ortak çıkmaya çalışması bir oldu.

daha 2 gün gece nöbetim var. sana yaş mama almak farz oldu.
dipnot: çorbamı da akşam saatlerinde gömdü bu arada.
bkz. davetsiz misafir
bugün de cips paketini açmamla miyavlayıp ortak çıkmaya çalışması bir oldu.

daha 2 gün gece nöbetim var. sana yaş mama almak farz oldu.
dipnot: çorbamı da akşam saatlerinde gömdü bu arada.
devamını gör...
yüzbaşı albırt
post modern zamanların yenilmez savaşçısı. unutulmaz soner günday karakteri.
efbiay ajanı yüzbaşı albırt, general heringtın, albay henri ve efbiay çaycısı ceysın dayının film tadında maceralarıyla aksiyon, komedi ve erotik/karete türlerini ustaca harmanlayan çizgi dizi. leman, l-manyak ve lombak dergilerinde yayınlanmıştır.

milli eğitim bakanlığı konektikıt motor meslek lisesi
oltugedır seyehat
dip pörpıl düğün salonu
ceyms kırtasiye
rabırt usta köşem ocakbaşı
zırtlan hotel (mayami)
olivır rakınrol merkezi
yeşil karolayna pide ve lahmacun salonu
midnayt beyaz eşya - ceksın midnayt ve oğulları
cesika hala mantı evi
canıtın kardeşler hamburger evi
zenci böreği

efbiay ajanı yüzbaşı albırt, general heringtın, albay henri ve efbiay çaycısı ceysın dayının film tadında maceralarıyla aksiyon, komedi ve erotik/karete türlerini ustaca harmanlayan çizgi dizi. leman, l-manyak ve lombak dergilerinde yayınlanmıştır.

milli eğitim bakanlığı konektikıt motor meslek lisesi
oltugedır seyehat
dip pörpıl düğün salonu
ceyms kırtasiye
rabırt usta köşem ocakbaşı
zırtlan hotel (mayami)
olivır rakınrol merkezi
yeşil karolayna pide ve lahmacun salonu
midnayt beyaz eşya - ceksın midnayt ve oğulları
cesika hala mantı evi
canıtın kardeşler hamburger evi
zenci böreği

devamını gör...
direksiyonu avuç içiyle çevirmek
risk alınmayacak yerlerde yaptığım
kendimi kamyon sürüyormuş gibi sandığım eylem.
kremli elle biraz tehlikeli olabiliyor.
kendimi kamyon sürüyormuş gibi sandığım eylem.
kremli elle biraz tehlikeli olabiliyor.
devamını gör...
dolandırılıp hakkını gökyüzünde arayan adam
gökyüzünde arıyor denince allah'a havale etti sandım, bildiğin arıyor yılmamış. alır hakkını umarım.
devamını gör...
lahana bebek
çocukken sahip olduğum en kıymetli nesneydi. ama neticede bir nesneydi. canı, kanı yoktu. benim için en olansa canlar vardı. bu uğurda heba ve hatta feda olacaktı...
güleç, kırmızı kıvırcık saçları her daim güzel kokan* bir lahana bebeğim vardı benim. e bu bana bir yerden tanıdık geliyor? neyse neyse, çık bu kanaldan miko. bitirdin şimdilik bu meseleleri sen. bir sonraki problemli dönemine kalsın tahlili.
ilkokul 1. sınıfa başlama hediyesi olarak teyzem bana ve benden 5 yaş büyük ablama birer lahana bebek almıştı. güleç ve sena. benimki yenidoğan boyutunda onunkiyse devasa ve şişko. şişko bebek mi olur? sena şişkoydu. çilleri vardı ve saçları da turuncuydu. sena kendi adını bebeğine de koyacak kadar aslan burcu bir birey, ben ise "ne olsun ki bunun adı" diye bir boy büyük ablasının peşinden 3 gün boyunca koşturan bir depresyonlu anne yavrusu. benim ilgi makinem benden 9 yaş büyük olan büyük ablamdı. o zamanlar liseli. aşığım, hayranım. dünden razı olduğu küçük annelik misyonunu layıkıyla yerine getiren büyük ablama lahana bebek alınmamıştı tabi ki. çaktırmasa da, bugün anlıyorum, biraz bozuldu buna. onun hediyesi neydi çok iyi anımsamıyorum. ama ya bir klasikler serisiydi ya da ingilizce dil öğrenme kitapları. akademik bir şeyler olduğu kesin. detayını hatırlayamıyorum, sorup öğrenmem lazım. ne var ki bu anlatacağım hikayeyi ablama hatırlatmak istemiyorum. bunun gibi bir tana daha var. hatırlaması bana olduğundan daha büyük yük olur ona. o yüzden biz de n'apalım buraya döküyoruz içimizi. biz kimdik? hatırlatalım: biz üç kişiydik. hangimiz kimiz pek emin olmasak da en az üçüz. şimdilik.
- abla hadi yaa, bul bir şey. bebeğimi adıyla sevmek istiyorum.
- tamam düşünüyorum miko. zorlama beni, en güzelini bulalım.
bu cevabı çok iyi hatırlıyorum. zaten ben bu kadınla ilgili birçok şeyi çok iyi hatırlıyorum. en güzelini bulalım. sen ne bulursan en güzeli olurdu a benim şaşkınım... bana göre senden gelen her şey en güzeliydi. en güzel olan sendin çünkü. sonunda buldu. daha iyisi olamazdı. bebeğim artık yoluna adıyla devam edecekti. güleç. canım güleç. ah güleç.
bana geldiği ilk gün diğer tüm oyuncaklarımın, yalvar yakar aldırdığım barbie evimin bile pabucunu dama attım hiç acımadan. her yere güleçle gittim, hep güleçle oynadım, onu üçümüzle de tanıştırdım. onunla uyudum, onunla uyandım. yemek masasına güleç için sandalye koydum. ben neredeysem güleç oradaydı. güleç hayatımın ayrılmaz bir parçasıydı. kırmızı saçlarının rengi bir ton açılmadı, kokusu asla kaybolmadı. dünyanın en kaliteli bebeği falan mıydı acaba? bilemiyorum. ama benim hayatımın merkezine gelip oturmuştu. ondan eminim. peki ya ablam? o bu hikayenin neresinde? benden de güleç'ten de daha merkezinde. anlatıyorum...
isim anasıydı, ananesiydi aslında. resimde gerçek annem hiç yok farkındaysanız. çamaşır suyuyla duvarları falan siliyordu o dönem haftada üç kez. yapacak iş bulamadığında henüz bekar olan teyzemin çeyizlerini gardrobun üstünden indirip, yıkayıp, kolalayıp, ütülüyordu falan. öyleli. çok yıllar sonra, ilgi çekmek için yaptığım çok yanlış bir şeyden hemen sonra, canını yakmak pahasına beni seviyor musun diye sorup durumu olduğundan daha kaotik bir hale getirmeme sebep olan çeşitli tutum ve davranışlar içerisindeydi yani. kendisi bunu hiç kabul etmese de. canı sağolsun.
- ben seni aldıracaktım miko. zor ikna ettiler beni. annem sütümü helal etmem sana dedi de öyle kabul ettim doğurmayı. o yüzden senin göbek adın ananenin adı.
hıhm oldu. anca bu kadar oldu işte.
ben henüz insanların çaktırmamaya çalışarak kırılabildiklerini anlayabilecek olgunlukta değildim tabi. mutlaka çeşitli şekillerde meramını anlatmaya çalışmıştır ablam bana. dans eden insan gördüğünde gözleri dolan, sanatçı ruhlu, duygularıyla var olan bir insan benim ablam. nasıl dışavurmamış olabilir sindirememişliğini. ben okuyamadım. bedelini ise kısa bir süre sonra herkes ödeyecekti.
araları geçiyorum. güleçle çok güzel anılarımız var. belki daha keyifli bir yazının konusu olurlar daha sonra. asıl meseleye geleyim.
beni tabi ki, tahmin edebileceğiniz üzere ablam yıkardı. bir hafta sonu, akşam yemeğinden sonra, banyo yaptırdı bana. sonrasındaki çok sevdiğimiz saç tarama ritüelimiz esnasında -saçlarının kıvırcık olmasından nefret eden küçük miko'nun hala ıslak olan saçlarını dümdüz tarayıp çeşitli tokalar, kurdeleler ile düz saç modelleri yapmak suretiyle fotoğraflarını çekmek*- kucağımda olan güleç'in ne kadar muhteşem bir bebek olduğunu dinledi uzun uzun. ritüel bitti. güleç yatağa yatırıldı. ben de yattım yanına. ablam son öpücüğünü verip ışığı kapatıp çıkacaktı ki odadan yine güleç ile ilgili bir şey dedim ben, o da "eeehh bıktım bu bebekten, hep güleç hep güleç" dedi ve yanımda yatmakta olan güleç'i alıp yere fırlattı. tabi ki çok şaşırdım ve çok üzüldüm. ağladım. sakinleştirdi beni. özür diledi. güleç'i yerden aldı, ondan da özür diledi. yanıma yatırdı tekrar. ve gece bitti. muhtemelen ağlayarak uykuya daldım. o geceye dair onun güleç'i yere attığı andan sonrası çok yok bende.
ben sabahçıydım. o tam gün gidiyordu okula. ertesi gün okuldan gelince koşa koşa odama gittim. güleç'i aldım. öptüm. saçlarını kokladım. sonra da sobaya attım. güleç yandı. ev plastik koktu diye annem çok kızdı. ablam da okuldan gelince saatlerce ağladı. ben iyi bir şey yapmaya çalışmıştım. sevinir zannetmiştim. çok üzüldü. hiç anlamadım.
keşke daha sonra da anlamasaydım.
özür dilerim abla. özür dilerim miko. özür dilerim güleç.
güleç, kırmızı kıvırcık saçları her daim güzel kokan* bir lahana bebeğim vardı benim. e bu bana bir yerden tanıdık geliyor? neyse neyse, çık bu kanaldan miko. bitirdin şimdilik bu meseleleri sen. bir sonraki problemli dönemine kalsın tahlili.
ilkokul 1. sınıfa başlama hediyesi olarak teyzem bana ve benden 5 yaş büyük ablama birer lahana bebek almıştı. güleç ve sena. benimki yenidoğan boyutunda onunkiyse devasa ve şişko. şişko bebek mi olur? sena şişkoydu. çilleri vardı ve saçları da turuncuydu. sena kendi adını bebeğine de koyacak kadar aslan burcu bir birey, ben ise "ne olsun ki bunun adı" diye bir boy büyük ablasının peşinden 3 gün boyunca koşturan bir depresyonlu anne yavrusu. benim ilgi makinem benden 9 yaş büyük olan büyük ablamdı. o zamanlar liseli. aşığım, hayranım. dünden razı olduğu küçük annelik misyonunu layıkıyla yerine getiren büyük ablama lahana bebek alınmamıştı tabi ki. çaktırmasa da, bugün anlıyorum, biraz bozuldu buna. onun hediyesi neydi çok iyi anımsamıyorum. ama ya bir klasikler serisiydi ya da ingilizce dil öğrenme kitapları. akademik bir şeyler olduğu kesin. detayını hatırlayamıyorum, sorup öğrenmem lazım. ne var ki bu anlatacağım hikayeyi ablama hatırlatmak istemiyorum. bunun gibi bir tana daha var. hatırlaması bana olduğundan daha büyük yük olur ona. o yüzden biz de n'apalım buraya döküyoruz içimizi. biz kimdik? hatırlatalım: biz üç kişiydik. hangimiz kimiz pek emin olmasak da en az üçüz. şimdilik.
- abla hadi yaa, bul bir şey. bebeğimi adıyla sevmek istiyorum.
- tamam düşünüyorum miko. zorlama beni, en güzelini bulalım.
bu cevabı çok iyi hatırlıyorum. zaten ben bu kadınla ilgili birçok şeyi çok iyi hatırlıyorum. en güzelini bulalım. sen ne bulursan en güzeli olurdu a benim şaşkınım... bana göre senden gelen her şey en güzeliydi. en güzel olan sendin çünkü. sonunda buldu. daha iyisi olamazdı. bebeğim artık yoluna adıyla devam edecekti. güleç. canım güleç. ah güleç.
bana geldiği ilk gün diğer tüm oyuncaklarımın, yalvar yakar aldırdığım barbie evimin bile pabucunu dama attım hiç acımadan. her yere güleçle gittim, hep güleçle oynadım, onu üçümüzle de tanıştırdım. onunla uyudum, onunla uyandım. yemek masasına güleç için sandalye koydum. ben neredeysem güleç oradaydı. güleç hayatımın ayrılmaz bir parçasıydı. kırmızı saçlarının rengi bir ton açılmadı, kokusu asla kaybolmadı. dünyanın en kaliteli bebeği falan mıydı acaba? bilemiyorum. ama benim hayatımın merkezine gelip oturmuştu. ondan eminim. peki ya ablam? o bu hikayenin neresinde? benden de güleç'ten de daha merkezinde. anlatıyorum...
isim anasıydı, ananesiydi aslında. resimde gerçek annem hiç yok farkındaysanız. çamaşır suyuyla duvarları falan siliyordu o dönem haftada üç kez. yapacak iş bulamadığında henüz bekar olan teyzemin çeyizlerini gardrobun üstünden indirip, yıkayıp, kolalayıp, ütülüyordu falan. öyleli. çok yıllar sonra, ilgi çekmek için yaptığım çok yanlış bir şeyden hemen sonra, canını yakmak pahasına beni seviyor musun diye sorup durumu olduğundan daha kaotik bir hale getirmeme sebep olan çeşitli tutum ve davranışlar içerisindeydi yani. kendisi bunu hiç kabul etmese de. canı sağolsun.
- ben seni aldıracaktım miko. zor ikna ettiler beni. annem sütümü helal etmem sana dedi de öyle kabul ettim doğurmayı. o yüzden senin göbek adın ananenin adı.
hıhm oldu. anca bu kadar oldu işte.
ben henüz insanların çaktırmamaya çalışarak kırılabildiklerini anlayabilecek olgunlukta değildim tabi. mutlaka çeşitli şekillerde meramını anlatmaya çalışmıştır ablam bana. dans eden insan gördüğünde gözleri dolan, sanatçı ruhlu, duygularıyla var olan bir insan benim ablam. nasıl dışavurmamış olabilir sindirememişliğini. ben okuyamadım. bedelini ise kısa bir süre sonra herkes ödeyecekti.
araları geçiyorum. güleçle çok güzel anılarımız var. belki daha keyifli bir yazının konusu olurlar daha sonra. asıl meseleye geleyim.
beni tabi ki, tahmin edebileceğiniz üzere ablam yıkardı. bir hafta sonu, akşam yemeğinden sonra, banyo yaptırdı bana. sonrasındaki çok sevdiğimiz saç tarama ritüelimiz esnasında -saçlarının kıvırcık olmasından nefret eden küçük miko'nun hala ıslak olan saçlarını dümdüz tarayıp çeşitli tokalar, kurdeleler ile düz saç modelleri yapmak suretiyle fotoğraflarını çekmek*- kucağımda olan güleç'in ne kadar muhteşem bir bebek olduğunu dinledi uzun uzun. ritüel bitti. güleç yatağa yatırıldı. ben de yattım yanına. ablam son öpücüğünü verip ışığı kapatıp çıkacaktı ki odadan yine güleç ile ilgili bir şey dedim ben, o da "eeehh bıktım bu bebekten, hep güleç hep güleç" dedi ve yanımda yatmakta olan güleç'i alıp yere fırlattı. tabi ki çok şaşırdım ve çok üzüldüm. ağladım. sakinleştirdi beni. özür diledi. güleç'i yerden aldı, ondan da özür diledi. yanıma yatırdı tekrar. ve gece bitti. muhtemelen ağlayarak uykuya daldım. o geceye dair onun güleç'i yere attığı andan sonrası çok yok bende.
ben sabahçıydım. o tam gün gidiyordu okula. ertesi gün okuldan gelince koşa koşa odama gittim. güleç'i aldım. öptüm. saçlarını kokladım. sonra da sobaya attım. güleç yandı. ev plastik koktu diye annem çok kızdı. ablam da okuldan gelince saatlerce ağladı. ben iyi bir şey yapmaya çalışmıştım. sevinir zannetmiştim. çok üzüldü. hiç anlamadım.
keşke daha sonra da anlamasaydım.
özür dilerim abla. özür dilerim miko. özür dilerim güleç.
devamını gör...
çoğu erkeğin kadın vücudunu tanımaması sorunsalı
bence konuşulması gereken bir konu artık.
bilmemek ayıp değil ancak neden kendinizi övüyorsunuz?
kadınların da suçu var tabi, yalan söylüyorlar ve erkekler de cinsellikte çok iyi olduğunu sanıyor. kötü oldukları söylendiğinde efenime söyleyeyim para karşılığı ilişkiye giren insan tarzı küfürlerle karşı karşıya geliyor insan. yorucu, herkes kendiyle bir barışsın.
toplum zaten kadının seksten zevk almadığını sanıyor ve kadın da bu algıyla büyüdüğü için, erkeğe ödül olarak verebileceği bir şey sanıyor ve belki de hayatı boyunca hiç orgazm olmuyor. ne kadar korkunç ve üzücü bir durum farkında mısınız?
çok az erkek var, cidden uğraşan, araştıran ve önemseyen. onlar çoğunluk olduğunda bir çok konuda bir adım ileriye gideceğimizi düşünüyorum.
bilmemek ayıp değil ancak neden kendinizi övüyorsunuz?
kadınların da suçu var tabi, yalan söylüyorlar ve erkekler de cinsellikte çok iyi olduğunu sanıyor. kötü oldukları söylendiğinde efenime söyleyeyim para karşılığı ilişkiye giren insan tarzı küfürlerle karşı karşıya geliyor insan. yorucu, herkes kendiyle bir barışsın.
toplum zaten kadının seksten zevk almadığını sanıyor ve kadın da bu algıyla büyüdüğü için, erkeğe ödül olarak verebileceği bir şey sanıyor ve belki de hayatı boyunca hiç orgazm olmuyor. ne kadar korkunç ve üzücü bir durum farkında mısınız?
çok az erkek var, cidden uğraşan, araştıran ve önemseyen. onlar çoğunluk olduğunda bir çok konuda bir adım ileriye gideceğimizi düşünüyorum.
devamını gör...
post-rock
post-rock dinlerken hissedilen şey; cylon model number one tarafından yapılan şu tanımdır:
"i want to see gamma rays,
i want to hear x-rays,
and i want to smell dark matter.
do you see the absurdity of what i am?
i can’t even express these things properly, because i have to—i have to conceptualize complex ideas in this stupid, limiting spoken language.
but i know i want to reach out with something other than these prehensile paws, and feel the solar wind of a supernova flowing over me."
"i want to see gamma rays,
i want to hear x-rays,
and i want to smell dark matter.
do you see the absurdity of what i am?
i can’t even express these things properly, because i have to—i have to conceptualize complex ideas in this stupid, limiting spoken language.
but i know i want to reach out with something other than these prehensile paws, and feel the solar wind of a supernova flowing over me."
devamını gör...
uluyan maymun
alouatta olarak da adlandırılan ve bilinen en büyük primat türleri arasındadır. güney ve orta amerikanın yağmur ormanlarında yaşamlarını sürdürürler. uluyan maymunlar için en büyük tehdit insandır ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesidir.
uluyan maymunların sesleri yaklaşık 5 kilometre mesafeden duyulabilir. genel olarak meyveler ve yapraklar ile beslenirler.
uluyan maymunların sesleri yaklaşık 5 kilometre mesafeden duyulabilir. genel olarak meyveler ve yapraklar ile beslenirler.
devamını gör...
bugün ne pişirsem sorunsalı
tavuk artı bulgur pilavı.
devamını gör...
deve
su içtiğinde bir kerede 70, 80 litre su içebilir ama çöl sıcağında günlerce hiç su içmeden yaşayabilir.
ayakları kuma batmadan gider, hatta koşabilir.
istediği zaman burun deliklerini kapatabilir.
kirpikleri ve kulak kılları çok uzundur, kum fırtınası olsa bile gözüne, kulağına kum kaçmaz.
çölde yaşayan insan için bulunmaz hint kumaşıdır.
ayakları kuma batmadan gider, hatta koşabilir.
istediği zaman burun deliklerini kapatabilir.
kirpikleri ve kulak kılları çok uzundur, kum fırtınası olsa bile gözüne, kulağına kum kaçmaz.
çölde yaşayan insan için bulunmaz hint kumaşıdır.
devamını gör...
yazarların bugünkü mutluluk sebebi
şu başlığa bir gün olsun yazacak birşey bulamadım.
devamını gör...
bu gece okunulan kitap
jane eyre - charlotte bronte.
devamını gör...





