kör kedi
iyi geceler, gün!
günaydın, sevgilim gece!
hoşça kal gökyüzü!
göğsümde kuş gibi çırpınan nefes
salın gitsin
kaymayan yıldızlar için de dilek hakkı istiyorum
anahtarını bulamadığım kapıyı
kırmak istiyorum!
fakat kırdım kanatlarımı
uçmak istemiyorum
tanrı biz’i icat etmiş
biz, zamanı…
kalbiyle korkmaz insan
akıl dedikleri kör kedi
bekledikçe kendimi
elime ayağıma dolaşıyor dünya
denize taş fırlatmışım mesela
incinmiş deniz
unutup deniz olduğunu
gözlerime üşümüş
ellerim küçük değil
bir şiir olamadım belki bu yüzden
gözlerim de görmüyor üstelik –senden başka
bilsen nasıl zor
umurunda değilken hiçbir şey
ellerimle buluyorum geceyi
cennet cehennemi doğuruyor
cehennem kendini
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı…
bilmiyorum ki, ne yapılır böyle zamanlarda
nasıl uyunur, nasıl okunur, nasıl yenilir- içilir
günler günlere geçiyor
geceler içinde gecelerin
her şey devam ediyor
-muş
gibi
gülümsemek gerek fakat
nasıl görmezden gelinir soluğunu sahiplenmiş kan
bazı acı'nın dokunulmazlığı vardır
bir yanardağ gün gelir patlatır kendini
"söz kendini yer"*
ateş her şeyi
ölüm varsa, hayat var
nefret varsa aşk
son’dan sonra sonsuzluk…
diyelim ki, ikiye böldüm bir elmayı
elma elmadır hâlâ
biraz eksik…
sen varsan ben varım
o ateş ki bir kere yandı!
artık üzerine tüm denizleri döksen,
yanmamışa dönmeyecek
dedi ki; yetmez
geç bakalım iğne deliğinden
geçerim, kıldan ince boynum
başım gözüm üstüne
fakat kalbim sığmıyor
iğne deliğine
göğsümde cirit atıyor dünya. her gece.
en son büyüyor yorgun bir sabah oluyorum
her şeye rağmen
daha çok şarkı söylüyor, daha çok seviyorum
burada
yaşarken
ne duyuyorsam hepsi kalbimde sürüyor atını.
ne av'ım ne avcı
göğsümde yorgun bir kuş yatıyor
göğsümde yorgun bir kuş...
ben av'lamadım o kuş'u
kendi geldi
kırılmış kanatlarının kokusunu duyuyorum aldığım nefeste.
bedenime saplanmış bir çividir
şimdi kalbim
sevdiği kadar sökülecek yerinden
sevildiği kadar özgür
yedinci dem şiiri.
günaydın, sevgilim gece!
hoşça kal gökyüzü!
göğsümde kuş gibi çırpınan nefes
salın gitsin
kaymayan yıldızlar için de dilek hakkı istiyorum
anahtarını bulamadığım kapıyı
kırmak istiyorum!
fakat kırdım kanatlarımı
uçmak istemiyorum
tanrı biz’i icat etmiş
biz, zamanı…
kalbiyle korkmaz insan
akıl dedikleri kör kedi
bekledikçe kendimi
elime ayağıma dolaşıyor dünya
denize taş fırlatmışım mesela
incinmiş deniz
unutup deniz olduğunu
gözlerime üşümüş
ellerim küçük değil
bir şiir olamadım belki bu yüzden
gözlerim de görmüyor üstelik –senden başka
bilsen nasıl zor
umurunda değilken hiçbir şey
ellerimle buluyorum geceyi
cennet cehennemi doğuruyor
cehennem kendini
biri’nin fırtınası, diğerinin duymadığı…
bilmiyorum ki, ne yapılır böyle zamanlarda
nasıl uyunur, nasıl okunur, nasıl yenilir- içilir
günler günlere geçiyor
geceler içinde gecelerin
her şey devam ediyor
-muş
gibi
gülümsemek gerek fakat
nasıl görmezden gelinir soluğunu sahiplenmiş kan
bazı acı'nın dokunulmazlığı vardır
bir yanardağ gün gelir patlatır kendini
"söz kendini yer"*
ateş her şeyi
ölüm varsa, hayat var
nefret varsa aşk
son’dan sonra sonsuzluk…
diyelim ki, ikiye böldüm bir elmayı
elma elmadır hâlâ
biraz eksik…
sen varsan ben varım
o ateş ki bir kere yandı!
artık üzerine tüm denizleri döksen,
yanmamışa dönmeyecek
dedi ki; yetmez
geç bakalım iğne deliğinden
geçerim, kıldan ince boynum
başım gözüm üstüne
fakat kalbim sığmıyor
iğne deliğine
göğsümde cirit atıyor dünya. her gece.
en son büyüyor yorgun bir sabah oluyorum
her şeye rağmen
daha çok şarkı söylüyor, daha çok seviyorum
burada
yaşarken
ne duyuyorsam hepsi kalbimde sürüyor atını.
ne av'ım ne avcı
göğsümde yorgun bir kuş yatıyor
göğsümde yorgun bir kuş...
ben av'lamadım o kuş'u
kendi geldi
kırılmış kanatlarının kokusunu duyuyorum aldığım nefeste.
bedenime saplanmış bir çividir
şimdi kalbim
sevdiği kadar sökülecek yerinden
sevildiği kadar özgür
yedinci dem şiiri.
devamını gör...
girift radyo yayını
geçen salı akşamı yaşanan elim hadise ve ardından sabah akşam bana yapılan psikolojik baskılar sebebiyle itiraf etmem gereken bir şey var.
hugo’ya ben küfür ettim. evet arkadaşlar o, bendim.
çoğunuz bebeydiniz, ahmet özal ile tolga abi bir iş birliğine soyundu, özel kanalda yayınlanan bu çocuk programına ben ve akranlarım hastaydık. aramızda müthiş bir yarış vardı, kim bağlanacak, kim yarışacak çekişmeleri sürüp giderken ben yani şahsım yayına katıldım.
o zamanlar fakirlik ve yokluk, evimizde telefon yok, komşunun çevirmeli telefonu ile oyun oynayacaktım. 2’e basıyorum, ahize hızlı dönüyor fakat 8’e basınca* geri dönüşü tam 11 saniye sürüyordu. bütün canlarım bitti, ertesi gün okulda herkesin benimle dalga geçeceğini bileğim için ve aslında fakirlik yüzünden kaybettiğim kaderime isyan olarak küfür etmiştim.
tolga abi yayının ardından komşuyu aramış, bize bir adet telefon, bir adet ev ve araba yollayacağını fakat yaşanan bu olayı gizli tutmamız gerektiğini söyledi. işte türk televizyonlarında gerçekliğin inkarı denemesi ilk benim üzerimden yapıldı. tabi bugün bu inkar meselesi gazetelerde, ders kitaplarında ve tarihi olaylarda da devam etmektedir. mesela kızılçamlar’ın marshall projesi olması meselesi, tamamen yalan ve gerçeğin inkarıdır. imar barışlarında ve son 20 yılda hükümetin yok ettiği zeytinlikleri görmeden, 1945’e kadar giden bu zihniyetlerin yalanlarının ilk denemesi ben idim.
yıllarca sustum, inkar ettim hatta cinsiyetimi değiştirdim. ses tellerim için ameliyat oldum. fakat geçen salı akşamı o karanlık akşam, discord’un azizliğine uğradım. aslında çocukluğumdan beri telefonlarla ve teknoloji ile aram bozuk ve her talihsizlikte küfür etmek gibi bir huyum var.
neyse radyo kurucusu gomercan’dan, kırkyama’dan ve bütün dinleyenlerden özür diliyorum. aykut senden özür dilemiyorum*.
umarım beni mazur görürsünüz, çocukluk travması….
salı akşamı girift akşamı, yayın akışı yine yokmuş. aykut yine ısrarla davet etti de oradan biliyorım.*
geçen hafta, yılanların bölünerek çoğalmadığını öğrendiğimiz ilim irfan dolu bu programa, skandal bir bilimse bilgi eklemek istiyorum. ben ve kısır olan kedimiz kaplumbağaların cima edişine şaşkınlıkla şahitlik ettik.
planet earth ‘e rakip olacağınız efsane bilgi birikimimi paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
hugo’ya ben küfür ettim. evet arkadaşlar o, bendim.
çoğunuz bebeydiniz, ahmet özal ile tolga abi bir iş birliğine soyundu, özel kanalda yayınlanan bu çocuk programına ben ve akranlarım hastaydık. aramızda müthiş bir yarış vardı, kim bağlanacak, kim yarışacak çekişmeleri sürüp giderken ben yani şahsım yayına katıldım.
o zamanlar fakirlik ve yokluk, evimizde telefon yok, komşunun çevirmeli telefonu ile oyun oynayacaktım. 2’e basıyorum, ahize hızlı dönüyor fakat 8’e basınca* geri dönüşü tam 11 saniye sürüyordu. bütün canlarım bitti, ertesi gün okulda herkesin benimle dalga geçeceğini bileğim için ve aslında fakirlik yüzünden kaybettiğim kaderime isyan olarak küfür etmiştim.
tolga abi yayının ardından komşuyu aramış, bize bir adet telefon, bir adet ev ve araba yollayacağını fakat yaşanan bu olayı gizli tutmamız gerektiğini söyledi. işte türk televizyonlarında gerçekliğin inkarı denemesi ilk benim üzerimden yapıldı. tabi bugün bu inkar meselesi gazetelerde, ders kitaplarında ve tarihi olaylarda da devam etmektedir. mesela kızılçamlar’ın marshall projesi olması meselesi, tamamen yalan ve gerçeğin inkarıdır. imar barışlarında ve son 20 yılda hükümetin yok ettiği zeytinlikleri görmeden, 1945’e kadar giden bu zihniyetlerin yalanlarının ilk denemesi ben idim.
yıllarca sustum, inkar ettim hatta cinsiyetimi değiştirdim. ses tellerim için ameliyat oldum. fakat geçen salı akşamı o karanlık akşam, discord’un azizliğine uğradım. aslında çocukluğumdan beri telefonlarla ve teknoloji ile aram bozuk ve her talihsizlikte küfür etmek gibi bir huyum var.
neyse radyo kurucusu gomercan’dan, kırkyama’dan ve bütün dinleyenlerden özür diliyorum. aykut senden özür dilemiyorum*.
umarım beni mazur görürsünüz, çocukluk travması….
salı akşamı girift akşamı, yayın akışı yine yokmuş. aykut yine ısrarla davet etti de oradan biliyorım.*
geçen hafta, yılanların bölünerek çoğalmadığını öğrendiğimiz ilim irfan dolu bu programa, skandal bir bilimse bilgi eklemek istiyorum. ben ve kısır olan kedimiz kaplumbağaların cima edişine şaşkınlıkla şahitlik ettik.
planet earth ‘e rakip olacağınız efsane bilgi birikimimi paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
devamını gör...
çaya şeker atmadan içen kişi
aynı zamanda kahveye de şeker atmayan kişidir . (bkz: ıvanmilinski)
devamını gör...
insan bir milyon yıl sonra neye benzeyecek sorunu
evrimimizi anlayabilmek için geçmişimize bakmamız gerekiyor.
bizden sonra gelecek nesiller, bilim kurgu filmlerindeki gibi yüksek teknoloji makineler yüklenmiş, uzuvları kendiliğinden çıkan, gözlerine kamera yerleştirilmiş insan-robot karışımı 'sayborg' kuşağı mı olacak?
insanlar, biyolojik ve yapay varlıkların melezine mi dönüşecek? yoksa, daha kısa ya da daha uzun, daha kilolu mu olacağız? ya da acaba farklı cilt rengiyle farklı yüz hatları, özelliklerine sahip varlıklara mı dönüşeceğiz?
tabii ki bilmiyoruz, ama bu sorunun yanıtını bulmak için insanların bir milyon yıl önce nasıl göründüğüne bakabiliriz. o dönem 'homo sapiens' (insan) yoktu. bir milyon yıl önce muhtemelen homo sapien türlerinin farklı çeşitleri vardı. bunlara, 'homo erectus' (dik insan) ve modern insanlar ile benzerlikler taşıyan ama neandertallerin anatomisinden daha ilkel yapıya sahip olan 'homo heidelbergensis' (heidelberg insanı) dahil.
daha yakın tarihlerde, son 10 bin yıl boyunca insanların uyum sağlaması gereken büyük değişiklikler oldu. tarıma bağlı yaşam ve mahsuller, bilimin yardımıyla çözdüğümüz bazı sağlık sorunlarına yol açtı. örneğin diyabet tedavisinde insülin kullanımı. görünüş olarak da insanlar daha kilolu, bazı bölgelerde de daha uzun oldu.
ekosistem ve çevreyle ilgili konularla ilgilenen 'grand challenges in ecosystems and the environment' adlı girişimde görevli dr. jason a. hodgson şu yorumu yapıyor:
"bundan bir milyon yıl sonrasını öngörmek tamamen bir spekülasyon olur. ama genetik farklılıklar hakkında bilinenler ile demografik değişimin ilerleyişine dair modellemeleri birleştirerek biyoinformatik aracılığıyla daha yakın geleceği öngörmek tabii ki mümkün."
bazı topluluklar arasında doğum oranları da farklılık gösteriyor. örneğin afrika'da nüfus hızla artıyor; dolayısıyla buralardaki genler de küresel nüfus seviyesine göre daha hızlı artıyor. daha açık tenli toplulukların yaşadığı bölgelerde doğum oranları daha düşük. hodgson, cilt renklerine bakıldığında küresel olarak daha koyu renkli nüfusların artacağı öngörüsünde bulunuyor:
"koyu tenin küresel olarak daha açık tenlilere oranla daha hızlı arttığı neredeyse kesin. bundan birkaç kuşak sonrası ortalama bir kişinin şimdikinden daha koyu ten rengine sahip olmasını bekleyebiliriz."
peki ya uzayda neler olabilir? eğer insanlar mars'ı sömürge haline getirirse bizim görüntümüz nasıl evrimsel dönüşüme uğrayabilir?
yer çekiminin düşük olmasıyla vücudumuzdaki kasların yapısı da değişebilir. belki de kollarımız ve bacaklarımız daha uzun olacak.
daha soğuk, buzul çağı benzeri bir iklimde, neandertaller gibi vücut tüylerimiz daha yoğun, bedenlerimiz daha kilolu olur mu?
bilmiyoruz. ama insanların genetik varyasyonları kesinlikle artıyor.
hodgson, dünya genelinde insan genomlarındaki 3,5 milyar baz çiftten her birinin, her yıl en az iki yeni mutasyon geçirdiğini söylüyor. bu hayli şaşırtıcı bir durum. bundan bir milyon yıl sonra hala aynı görünüme sahip olmamızın da neredeyse imkansız olduğunu gösteriyor.
bizden sonra gelecek nesiller, bilim kurgu filmlerindeki gibi yüksek teknoloji makineler yüklenmiş, uzuvları kendiliğinden çıkan, gözlerine kamera yerleştirilmiş insan-robot karışımı 'sayborg' kuşağı mı olacak?
insanlar, biyolojik ve yapay varlıkların melezine mi dönüşecek? yoksa, daha kısa ya da daha uzun, daha kilolu mu olacağız? ya da acaba farklı cilt rengiyle farklı yüz hatları, özelliklerine sahip varlıklara mı dönüşeceğiz?
tabii ki bilmiyoruz, ama bu sorunun yanıtını bulmak için insanların bir milyon yıl önce nasıl göründüğüne bakabiliriz. o dönem 'homo sapiens' (insan) yoktu. bir milyon yıl önce muhtemelen homo sapien türlerinin farklı çeşitleri vardı. bunlara, 'homo erectus' (dik insan) ve modern insanlar ile benzerlikler taşıyan ama neandertallerin anatomisinden daha ilkel yapıya sahip olan 'homo heidelbergensis' (heidelberg insanı) dahil.
daha yakın tarihlerde, son 10 bin yıl boyunca insanların uyum sağlaması gereken büyük değişiklikler oldu. tarıma bağlı yaşam ve mahsuller, bilimin yardımıyla çözdüğümüz bazı sağlık sorunlarına yol açtı. örneğin diyabet tedavisinde insülin kullanımı. görünüş olarak da insanlar daha kilolu, bazı bölgelerde de daha uzun oldu.
ekosistem ve çevreyle ilgili konularla ilgilenen 'grand challenges in ecosystems and the environment' adlı girişimde görevli dr. jason a. hodgson şu yorumu yapıyor:
"bundan bir milyon yıl sonrasını öngörmek tamamen bir spekülasyon olur. ama genetik farklılıklar hakkında bilinenler ile demografik değişimin ilerleyişine dair modellemeleri birleştirerek biyoinformatik aracılığıyla daha yakın geleceği öngörmek tabii ki mümkün."
bazı topluluklar arasında doğum oranları da farklılık gösteriyor. örneğin afrika'da nüfus hızla artıyor; dolayısıyla buralardaki genler de küresel nüfus seviyesine göre daha hızlı artıyor. daha açık tenli toplulukların yaşadığı bölgelerde doğum oranları daha düşük. hodgson, cilt renklerine bakıldığında küresel olarak daha koyu renkli nüfusların artacağı öngörüsünde bulunuyor:
"koyu tenin küresel olarak daha açık tenlilere oranla daha hızlı arttığı neredeyse kesin. bundan birkaç kuşak sonrası ortalama bir kişinin şimdikinden daha koyu ten rengine sahip olmasını bekleyebiliriz."
peki ya uzayda neler olabilir? eğer insanlar mars'ı sömürge haline getirirse bizim görüntümüz nasıl evrimsel dönüşüme uğrayabilir?
yer çekiminin düşük olmasıyla vücudumuzdaki kasların yapısı da değişebilir. belki de kollarımız ve bacaklarımız daha uzun olacak.
daha soğuk, buzul çağı benzeri bir iklimde, neandertaller gibi vücut tüylerimiz daha yoğun, bedenlerimiz daha kilolu olur mu?
bilmiyoruz. ama insanların genetik varyasyonları kesinlikle artıyor.
hodgson, dünya genelinde insan genomlarındaki 3,5 milyar baz çiftten her birinin, her yıl en az iki yeni mutasyon geçirdiğini söylüyor. bu hayli şaşırtıcı bir durum. bundan bir milyon yıl sonra hala aynı görünüme sahip olmamızın da neredeyse imkansız olduğunu gösteriyor.
devamını gör...
bir kadına en çok yakışan aksesuar
koluna takacağı adamdır.
bakın burası çokomelli, karizmatik bir adamla ne bir pandora bilenkklik yarışabilir ne de bir urfa akıtması...
erkekleri metalaştırmış mı oldum, çok pardon. pragmatist bir bireyim çünkü içinde bulunduğumuz hayat şartları bunu gerektiriyor.
bakın burası çokomelli, karizmatik bir adamla ne bir pandora bilenkklik yarışabilir ne de bir urfa akıtması...
erkekleri metalaştırmış mı oldum, çok pardon. pragmatist bir bireyim çünkü içinde bulunduğumuz hayat şartları bunu gerektiriyor.
devamını gör...
parasını hak eden ürünler
devamını gör...
sigara içerken uzaklara bakan insan
an itibariyle benimdir.
bulutların nasıl yer değiştirdiğini izlerken onlara imrendim.
sınırlar hep insanoğlu için, bulutlar dertsiz tasasız kafasına göre takılıyor. kimlik pasaport soran yok bugün burada yarın burayı çoktan terketmiş.
zeki demirkubuz mod off.
bulutların nasıl yer değiştirdiğini izlerken onlara imrendim.
sınırlar hep insanoğlu için, bulutlar dertsiz tasasız kafasına göre takılıyor. kimlik pasaport soran yok bugün burada yarın burayı çoktan terketmiş.
zeki demirkubuz mod off.
devamını gör...
faruk nafiz çamlıbel
sanat adlı şiiri memleketçi şiirin ilk bilinçli bildirisi yani poetikası kabul edilir.
başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken
yazılmamış bir destan gibi anadolu’muz
arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
sana uğurlar olsun.. ayrılıyor yolumuz..
başka sanat bilmeyiz karşımızda dururken
yazılmamış bir destan gibi anadolu’muz
arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
sana uğurlar olsun.. ayrılıyor yolumuz..
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yeni yayını konuşmaya başlamadan önce bir iki şey yazmak istiyorum. bizim talebinde bulunduğumuz yayın tekrarları konusunda bir gelişme var mı? var ise bilgilendirme yapılabilir mi? iki haftadır teknik aksaklık sebepleri ile yayıncımızın veda mesajları yarıda kesiliyor. olmaz ,olamaz ,bu iş olamaz diyorum. fakat sevgili gomercan hakkınızı vermek gerektiğini düşünüyorum ve bu şarkının sizin için yapıldığı kanaatine varmış bulunmaktayım.
süpermen gomercan gücünüzü kötüye kullanıyorsunuz bundan mütevellit kriptonitleri toplamaya başladık. * afiş ve yayın ile ilgili ne kadar uğraştığınızı tahmin edebiliyorum bu yüzden ayrıca bir teşekkür etmek isterim böyle eğlenceli bir yayını düzenlediğiniz ve ince detayları güzel yakaladığınız için. amaaa ayağınızı denk alın peşinizdeyiz.
süpermen gomercan gücünüzü kötüye kullanıyorsunuz bundan mütevellit kriptonitleri toplamaya başladık. * afiş ve yayın ile ilgili ne kadar uğraştığınızı tahmin edebiliyorum bu yüzden ayrıca bir teşekkür etmek isterim böyle eğlenceli bir yayını düzenlediğiniz ve ince detayları güzel yakaladığınız için. amaaa ayağınızı denk alın peşinizdeyiz.
devamını gör...
ferhan şensoy
rasim öztekin'in,
bana söylemeden sigortamı ödedi dediği
rasim öztekin' in emekli olmasına vesile olan, alanında büyük olan insan.
oyunculuğun aşk olduğunu para ile sosyal güvence ile alakası olmadığını anlatmıştı rasim öztekin. ferhan şensoy'un da hak ve hukuğa gösterdiği hassasiyeti anlatmıştı.
pardon filminde resmettiği türkiye ile dramımıza güldüren insan. o da ölmüş. dünya böyle bir yer işte. istesen de istemesen de bir şeyler üzecek. fırsat buldukça gülmek lazım.
bana söylemeden sigortamı ödedi dediği
rasim öztekin' in emekli olmasına vesile olan, alanında büyük olan insan.
oyunculuğun aşk olduğunu para ile sosyal güvence ile alakası olmadığını anlatmıştı rasim öztekin. ferhan şensoy'un da hak ve hukuğa gösterdiği hassasiyeti anlatmıştı.
pardon filminde resmettiği türkiye ile dramımıza güldüren insan. o da ölmüş. dünya böyle bir yer işte. istesen de istemesen de bir şeyler üzecek. fırsat buldukça gülmek lazım.
devamını gör...
cahille tartışmak
tarihi badelendiklerinden öğrendiğini sananlarla çokça girdiğim diyalog.mübarek günlerde nifak tohumu ekip büyük işler başarmış insanları güya kanıtlarıyla alt ettiklerini sanırlar bilinçsiz kinlerle nefretlerle doludurlar. mevlananın dediği gibi "cahilin karşısında kitap gibi sessiz ol." salak olduğumu sanırlar ama huzurlusu budur.
devamını gör...
plak dinlemek
dedem plaklarını bana verdikten sonra almayı 1537973 gözle beklediğim evimin (ki henüz o da yok) en baş köşesine koyacağım eşyadır. herhangi bir yerde çaldığını duyunca yahut varlığını görünce ordan ayrılamıyorum. beni zorla çıkartıyorlar.
ayrıca nostaljik plak çalarlar çok pahalı. ne yazık ki tamir edecek usta ya da parçasını bulmak bir hayli zor. ben her ne kadar yenilikçi olmasam da kullanım ve maddiyat açısından yenilerden almayı planlıyorum. aaaah.. hayaller ve hayatlaaar..
ayrıca nostaljik plak çalarlar çok pahalı. ne yazık ki tamir edecek usta ya da parçasını bulmak bir hayli zor. ben her ne kadar yenilikçi olmasam da kullanım ve maddiyat açısından yenilerden almayı planlıyorum. aaaah.. hayaller ve hayatlaaar..
devamını gör...
ecevit döneminde niye dış güçler yoktu sorunsalı
parmaklarımı yormayayım, direk olarak ecevit'ten dinleyelim.
ayrıca diplomatik dil nedir? nasıl kullanılır?
sorularının cevabı da bizatihi bu demeçte yer almaktadır.
umarım bazılarına ders olur.
ayrıca diplomatik dil nedir? nasıl kullanılır?
sorularının cevabı da bizatihi bu demeçte yer almaktadır.
umarım bazılarına ders olur.
devamını gör...
uyku kalitesini yükselten şeyler
iç huzuru...içiniz de huzur yoksa kafanız doluysa ne çarşaf ne banyo ne göz bandı ne de maddi olan herhangi bir şey o yatakda huzurlu uyumanızı sağlamayacaktır.
devamını gör...
sözlükteki kan aranıyor duyuruları
başlığı yukarıda tutalım.
devamını gör...
aynı evde yaşıyormuş gibi entryler
çekmecedeki çikolatayı kim yedi ?
devamını gör...
filistin
askerlerimizi hasta yatağında süngüleyen arapların ülkesi. tanım bu kadar.
devamını gör...
ikizler burcu erkeği
en sevmediğim burç olmasına rağmen, hayatımdaki bütün erkeklerin ikizler burcu olması gerçeği. (bkz: sevmediğin ot burnunun dibinde bitermiş)*
devamını gör...
bu başlıkta ateist ateist konuşuyoruz
ateistlerin toplandığı bir başlık değil de daha çok 15-16 yaş arası ergen toplantısı olmuş...
devamını gör...
trabzon of'ta üç kızını öldüren baba
trabzon of'ta 11,7 ve 4 yaşlarındaki 3 kızını silahla öldüren emre g. kendisini ihbar etmiş.
masumlara kıyacağına kendini imha etseydi keşke.
buradan
masumlara kıyacağına kendini imha etseydi keşke.
buradan
devamını gör...
