eğer seni sevseydi
eğer seni sevseydi
her gece yastığa kafanı rahat koyardın
hiç dert tasan kalmazdı belki
sadece mutlu olurdun
sadece mutlu
eğer seni sevseydi
bilirdin her şeyin gelip geçici olduğunu
ama onun olmadığını
belki de tüm gün etrafına mutluluk saçardın
çok ama çok pozitif olurdun
ağzından çıkan her sözcük için
insanların sana minnettar oluşunu izlerdin
her gördüğünde onu
tekrardan uçuşurdu içinde o kelebekler
bilirdin
50 yıl geçse bile hala aynı kalacağını
belki de kendini suçlardın
ona layık olup olamadığını sorgulardın
tekrardan dert sahibi olurdu dertsiz başın
için içini yerdi
ama bilirdin
onun yanı en güzel yerdi
hatta edip cansevermişçesine derdin ki
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
evet
büyütürdünüz o sevdayı
çocuklarınız olurdu
aynı sizin kopyanız
ya da sezai karakoçmuşçasına mesajlar atardın
zaman ne de çabuk geçiyor mona
saat on ikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana
o uyuduktan sonra sen de uyurdun
yeni bir güne birlikte başlardınız
ne de güzel olurdu değil mi?
ama olmuyor ki böyle her zaman
bazen sadece hayallerini süslüyor
bazense en nefret ettiğin kişi oluveriyor
işte hayat bu kadar acımasız da olabiliyor..
her gece yastığa kafanı rahat koyardın
hiç dert tasan kalmazdı belki
sadece mutlu olurdun
sadece mutlu
eğer seni sevseydi
bilirdin her şeyin gelip geçici olduğunu
ama onun olmadığını
belki de tüm gün etrafına mutluluk saçardın
çok ama çok pozitif olurdun
ağzından çıkan her sözcük için
insanların sana minnettar oluşunu izlerdin
her gördüğünde onu
tekrardan uçuşurdu içinde o kelebekler
bilirdin
50 yıl geçse bile hala aynı kalacağını
belki de kendini suçlardın
ona layık olup olamadığını sorgulardın
tekrardan dert sahibi olurdu dertsiz başın
için içini yerdi
ama bilirdin
onun yanı en güzel yerdi
hatta edip cansevermişçesine derdin ki
görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
evet
büyütürdünüz o sevdayı
çocuklarınız olurdu
aynı sizin kopyanız
ya da sezai karakoçmuşçasına mesajlar atardın
zaman ne de çabuk geçiyor mona
saat on ikidir söndü lambalar
uyu da turnalar girsin rüyana
o uyuduktan sonra sen de uyurdun
yeni bir güne birlikte başlardınız
ne de güzel olurdu değil mi?
ama olmuyor ki böyle her zaman
bazen sadece hayallerini süslüyor
bazense en nefret ettiğin kişi oluveriyor
işte hayat bu kadar acımasız da olabiliyor..
devamını gör...
güne bir şiir bırak
kopan ip bağlanabilir yeniden
tutar tutmasına ama
kopmuştur işte bir kere
belki karşılaşırız yine
ama orda
beni terkettiğin yerde
bulamazsın beni bir daha
bertolt brecht
tutar tutmasına ama
kopmuştur işte bir kere
belki karşılaşırız yine
ama orda
beni terkettiğin yerde
bulamazsın beni bir daha
bertolt brecht
devamını gör...
yazarların en eften püften başarıları
sözlüğün en uzun nickine sahibim. sayılır mı?
devamını gör...
incil
bugün avrupa'nın geldiği noktayı incil'e bağlayan yazarıda gördük. gerçekten ilginç. müslümanlara yada pagan avrupa'lılara karşı yapılan haçlı seferlerini, engizisyon mahkemelerini, cadı avlarını duymamış yazarımız. galiba avrupa'yı, hristiyan olduğu günden beri bugünkü şartlarda yaşıyor sanıyor.
devamını gör...
yazarların doğduğu sene gerçekleşmiş önemli olaylar
büyük marmara depremi olmuştur.
devamını gör...
kıskançlık
genel olarak ele aldığımızda şüphe, rekabet gibi kavramların etkisiyle kişide gelişen bir duygu, ruh halidir.
kadın erkek ilişkileri söz konusu olduğunda dozunu ayarlamak çok önemlidir. çiftlerin birbirini hiç kıskanmaması da matah bir durum değildir fikrimce.
yaşadığımız çağda güven, insanlar için çok önem verilen ama pek de zor bulunan bir olgu haline geldi. dolayısıyla "acaba gerçekten seviliyor muyum? şu an onun için en uygun seçenek ( maddi statü, görsellik vb.) ben olduğum için mi yanımda? yarın bir gün daha iyisiyle karşılaşırsa terk edilir miyim? gibi düşünceler ilişkideki güveni hep bir şüphede bırakıyor.
güvenin tam olmadığı ilişkilerde de kıskançlık rahatsız edici bir boyuta evriliyor, sonu çok kötü olaylara sebep olabiliyor. güven tamsa hiç kıskançlık olmamalı da demiyorum, şahsen dozunda kıskançlık sevilip sahiplenildiğimi hissettirir bana, hiç kıskanmayan biri partnerini pek de sevmiyor gibi geliyor.
kıskançlığın dozu ne olmalı, rahatsız edici boyutu nedir kişinin bakış açısına, hayatı algılayış biçimine göre tabii ki farklılık gösterebilir. bu yüzden ilişkiyi yaşadığınız insanı yeteri kadar tanıyıp, huyunu suyunu, verebileceği tepkileri biliyorsanız, kıskançlık ilişkinizde bir sorun haline gelmeyecektir diye düşünüyorum.
kadın erkek ilişkileri söz konusu olduğunda dozunu ayarlamak çok önemlidir. çiftlerin birbirini hiç kıskanmaması da matah bir durum değildir fikrimce.
yaşadığımız çağda güven, insanlar için çok önem verilen ama pek de zor bulunan bir olgu haline geldi. dolayısıyla "acaba gerçekten seviliyor muyum? şu an onun için en uygun seçenek ( maddi statü, görsellik vb.) ben olduğum için mi yanımda? yarın bir gün daha iyisiyle karşılaşırsa terk edilir miyim? gibi düşünceler ilişkideki güveni hep bir şüphede bırakıyor.
güvenin tam olmadığı ilişkilerde de kıskançlık rahatsız edici bir boyuta evriliyor, sonu çok kötü olaylara sebep olabiliyor. güven tamsa hiç kıskançlık olmamalı da demiyorum, şahsen dozunda kıskançlık sevilip sahiplenildiğimi hissettirir bana, hiç kıskanmayan biri partnerini pek de sevmiyor gibi geliyor.
kıskançlığın dozu ne olmalı, rahatsız edici boyutu nedir kişinin bakış açısına, hayatı algılayış biçimine göre tabii ki farklılık gösterebilir. bu yüzden ilişkiyi yaşadığınız insanı yeteri kadar tanıyıp, huyunu suyunu, verebileceği tepkileri biliyorsanız, kıskançlık ilişkinizde bir sorun haline gelmeyecektir diye düşünüyorum.
devamını gör...
kitap okumayanları küçümseyen insan
ne teşvik etmeye, ne de küçümsemeye gerek yok. dünya bir gölge oyunuysa karagözlere de ihtiyaç var. yoksa keyfi olmaz yaşamanın.
çok da şeyapmayın yani dediğimdir.
çok da şeyapmayın yani dediğimdir.
devamını gör...
uzun entry şovenizmi
bazı insanlar yaptıkları her işi ciddiye alıyor. söz uçar, yazı kalır mantığı ile ilerliyorlardır. iyi de yapıyorlar, ben bazen yaptığım goygoydan utanıyorum mesela*.
bir yazarın hiç makara yapmıyor olması neden şov gibi görünüyor ki? aslında o ciddi paylaşımlara gün gelir çokça ihtiyaç duyulur.eminim yaptıkları tanımlarda, ''kültür basıyorum ollley, çok kültürlüyüm'' demiyorlardır....
bu bilgi paylaşımlarını ''kültür basmak'' olarak algılamanız yanlış. bir sözlüğün kalitesini belirleyen şey fazlaca troll barındırması değil, fazlaca doğru bilgi barındırmasıdır. bence iyi ki varlar, ilgiyle okuyup feyizleniyoruz.
bir yazarın hiç makara yapmıyor olması neden şov gibi görünüyor ki? aslında o ciddi paylaşımlara gün gelir çokça ihtiyaç duyulur.eminim yaptıkları tanımlarda, ''kültür basıyorum ollley, çok kültürlüyüm'' demiyorlardır....
bu bilgi paylaşımlarını ''kültür basmak'' olarak algılamanız yanlış. bir sözlüğün kalitesini belirleyen şey fazlaca troll barındırması değil, fazlaca doğru bilgi barındırmasıdır. bence iyi ki varlar, ilgiyle okuyup feyizleniyoruz.
devamını gör...
bir kadının kendine yapabileceği en iyi şey
kalkıp bir bardak suyunu bile kendisi alamayan erkeklerden uzak durmak.
devamını gör...
mezarlıktan korkmak
muhtemelen insana, kendisinin de bir gün ölecek olduğunu hatırlattığından dolayı duyulan korkudur. ancak, varoluşçu psikoterapi kitabında yalom'un da ifade ettiği gibi, "ölümün fizikselliği insanı yok etse de ölüm fikri onu kurtarır".
devamını gör...
çaya bal damlatmak
bal, sıcaklık sevmeyen bir besindir ama sıcaklığın da kontrollü tutulması sağlanmalıdır. bal için en kritik sıcaklık 57 derece oluyor. 65 dereceye kadar da kabul edilebilir. 74 dereceden itibaren bal, karamelize olmaya başlar.
devamını gör...
cümlenin sonunu efendim sözcüğüyle bitirmek
sözlükte sıkça gördüğüm olaydır.
bunu ilk kez kim yaptı niye çıkardı bilmiyorum.
yeşilçam filminde gibi hissediyorum kendimi.
bunu ilk kez kim yaptı niye çıkardı bilmiyorum.
yeşilçam filminde gibi hissediyorum kendimi.
devamını gör...
huzur veren şeyler
balkonda hava nihayet serin serin eserken sözlükte takilmak.
devamını gör...
özel hayattan insan silmek
gidene gitme dememek.
devamını gör...
bir paris semtinin tüketilme denemesi
bir georges perec kitabıdır.
deliliğini edebiyat dehası ile maskelemeye çalışan, bazen ben şu an ne okuyorum hissi uyandıran, “bazen bunu neden anlattı ki şimdi?” türü ikiricikli sorularla sarhoş olmamıza neden olan ancak her zaman bir deli dahiyle sohbet ettiğiniz yanılsamasını yaratan perec bu kitapta da beklentileri tam olarak karşılamış.
dünyanın en ilginç roman fikirlerine ve isimlerine sahip roman yazarlarından biri olan perec daha önce “ bahçedeki gidonları kromajlı pırpır da neyin nesi” ve “ ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefine yanaşma sanatı ve biçimi” isimli iki romanla dede korkut’tan sonra isim koyma konusunda en yetkin kişi olduğunu kanıtlamış, kayboluş kitabında hiç e harfi kullanmayarak da bize tek elini arkasına koyarak güreşmeyi teklif eden enişteyi hatırlatmıştır.
bu kitapta bir paris semtine manzaraya hakim bir kafeden bakan yazar gördüğü her şeyi yazarak bize anlatıyor. zamanın, insanların ve arabaların dışında hiçbir şeyin hareket etmediği üç boyutlu bir şehir tablosu koyuyor önümüze. başlarda ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını anlamıyor olsanız da zamanla alışmaya ve keyif almaya başlıyorsunuz.
deliliğini edebiyat dehası ile maskelemeye çalışan, bazen ben şu an ne okuyorum hissi uyandıran, “bazen bunu neden anlattı ki şimdi?” türü ikiricikli sorularla sarhoş olmamıza neden olan ancak her zaman bir deli dahiyle sohbet ettiğiniz yanılsamasını yaratan perec bu kitapta da beklentileri tam olarak karşılamış.
dünyanın en ilginç roman fikirlerine ve isimlerine sahip roman yazarlarından biri olan perec daha önce “ bahçedeki gidonları kromajlı pırpır da neyin nesi” ve “ ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefine yanaşma sanatı ve biçimi” isimli iki romanla dede korkut’tan sonra isim koyma konusunda en yetkin kişi olduğunu kanıtlamış, kayboluş kitabında hiç e harfi kullanmayarak da bize tek elini arkasına koyarak güreşmeyi teklif eden enişteyi hatırlatmıştır.
bu kitapta bir paris semtine manzaraya hakim bir kafeden bakan yazar gördüğü her şeyi yazarak bize anlatıyor. zamanın, insanların ve arabaların dışında hiçbir şeyin hareket etmediği üç boyutlu bir şehir tablosu koyuyor önümüze. başlarda ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını anlamıyor olsanız da zamanla alışmaya ve keyif almaya başlıyorsunuz.
devamını gör...
harry potter serisinden favori replikler
"mutluluk her an vardır. en karanlık anlarınızda bile. yeter ki ışığı açmayı unutmayın."
albus dumbledore.
albus dumbledore.
devamını gör...
hayat nasıl yaşanmalı sorunsalı
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
nazım hikmet
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
nazım hikmet
devamını gör...
normal sözlük'ün gececi yazarları
üyesi olduktan sonra uyku düzenimi bozan topluluk.
devamını gör...

