love me forever
motörhead’in ‘91 cikisli 1916 albumunden guzide agit.
“everyone guilty, no one to blame”
solosu gitarda degil de cigerimin ustunde atiliyor sanki, oyle de etkileyici.
geceyi mahvedecek şarkı önerileri #1, sahip cikalim gozyasina:
“everyone guilty, no one to blame”
solosu gitarda degil de cigerimin ustunde atiliyor sanki, oyle de etkileyici.
geceyi mahvedecek şarkı önerileri #1, sahip cikalim gozyasina:
devamını gör...
selahattin demirtaş
en buyuk hobisi daga cikmak, en buyuk hayali ülkeyi bölmek, en buyuk yetenegi magdur edebiyati yapmak, en buyuk idolu ise abdullah ocalan olan kisi olur kendileri...
devamını gör...
komedi
hakkında kendimi bir türlü doğru ifade edemediğim olgu. elitist olmakla suçlanıyorum komedi anlayışım konusunda. deniyorum açıklamayı ama bu hayatta beni en çok anlamış olan adamı bile bu yüzden kırdım zamanında istemeden. aslında kendini ifade sorunu olan biri değilim. ama bunu doğru anlatmayı bir türlü beceremiyorum sanırım. sorun bende olmalı. bir de yazarak deneyeyim...
az önce bir video gördüm. evet hayvan gibi komik. incinmişsin dedi de öyleydi. ya da verebileceğimiz başka sayısız örnek de yine çılgınlar gibi komik. ama bakın zor değil, göründüğü gibi üstten bir bakışım olduğu için de değil; kimseyi güldüğü şeyler yüzünden aşağıladığım/yargıladığım da yok. dahası bana da komik geliyor etik değil diye ifade ettiğim içerikler. ama burada sorun şu; bu video özelinde konuşacak olursak mesela, bu abinin bir hastane odasında, kimse onu görmüyor diye düşünerek denediği ve biz izleyince bize çok komik görünen bu halini paylaşmak, bunun bir komiklik unsuru olarak sunulması durumu etik değil. hangimiz bizi izleyen birileri olmadan "yapar mıyım, yapamaz mıyım lan" diye merak ederek bir şeyler denemiyoruz? elektronlar bile gözlemlendiğinde başka türlü hareket ediyor, değil ki insan? şarkı söylüyorum ben mesela bu ara, kayda başlamadan deniyorum kendimi. bir tek dileğim var'da detone olan abi kadar olmasa da komik duyulduğum zamanlar oluyor :) biri beni çeksin paylaşsın istemem o zamanlarımı.
incinmişsin dedi videosunda durum yine komikti. beni yine benzer bir konu rahatsız etmişti. ve bu fikrimi paylaştığımda şöyle bir argümanla karşı çıkılmıştı bana, "videoda gördüğün kişi alt profil olarak tanımlayabileceğin biri ve sana bir alt profilin sempatikleştirilmesi çirkin geliyor ama bu doğal reaksiyonu herkes verebilirdi, sen de verebilirdin, ben de verebilirdim. burada güldüğümüz alt profil üzerinden yapılan komedi değil, durumun komikliği. kimse bir şeyi normalleştirmeye çalışmıyor" hayır abi, benim dediğim ve daha önemlisi derdim bu değil. orada mevzu muhtemelen şöyle gerçekleşti; abi gerçekten terapiste gitti, gerçekten kendisine arkadaşı deneyimini sordu, o da gerçekten böyle bir cevap verdi. bunlar kamera kayıtta değilken yaşandı ve ana çok gülündü. buraya kadar her şey normal. çünkü durum komik. sonra dediler ki bu çok komik oldu, bunu tekrar canlandıralım ve instagram'a yükleyelim. mizansen gerçekleştirildi, video yüklendi ve beklenen tepkiyi aldı. sorun şu; insanların yalnızken ya da yakın çevreleriyleyken yaşadıkları komik anları, durumları, başka insanlara, onlar hakkında dalga geçilebilecek şekilde sunmak bana doğru gelmiyor. incinmişsin dedi videosunda videoyu paylaşan kişinin doğal tepkisi onun tırnak içinde konuya ne kadar sığ bir yerden baktığının da tespiti aynı zamanda ve biz izleyici olarak duruma güldüğümüz kadar buna da gülüyoruz. güldüğümüz şeylerin çoğu, yaşadığımız coğrafyada üretilen, paylaşılan komedilerin çoğu da bunlar oldukça toplumun komedi anlayışı bu çerçevede beslenmeye devam ediyor. neticede bu ülkede 40-50 yıldır aptal komedisi diye tabir edilen komedi yapılıyor. hepimiz bununla doğduk, yetiştik, büyüdük. haliyle komedi anlayışımız böyle şekillendi. dolayısıyla bunu sürdürmek ve bu minvalde içerikler üretmeye devam etmek bize normal geliyor. ama bir noktada artık bunu bırakmamız gerekmiyor mu sahi ya? ingiliz mizahı çok rererö yaa diye söylenip durmayı. hiciv ve bir şeylerle dalga geçmek dışında başka içerikler de üretmeye başlamamalı mıyız artık?
bakın bu tip içerikleri kişinin kendisi de sunsa, bu minvalde film de yapılsa, bu videodaki gibi gizli kamera görüntüsü de paylaşılsa, sokak röportajı da olsa sonuç değişmiyor. komedi böyle bir şey değil. sadece bundan ibaret değil. insanların düşünme, hayatı algılama şekli üzerinde çok büyük bir etkisi olduğu bilinen mizahın daha geniş bir perspektifle ve ciddiyetle ele alınması gerektiğini söylediğim için dağa kaldırılmaya çalışılıyorum, anlamıyorum. üzülüyorum.
inek şaban gibi insanlar gerçekten varlar arkadaşlar. düşük zeka, kazara geçekleşen durumlar, anlık verilen aptalca tepkiler, saflık, yalnız olduğumuzu düşünürken denediğimiz ve komik duruma düştüğümüz anlar, haklarında dalga geçerek hunharca güldüğümüz şeyler olmamalı.
derdimi salınız. butonum yok.
az önce bir video gördüm. evet hayvan gibi komik. incinmişsin dedi de öyleydi. ya da verebileceğimiz başka sayısız örnek de yine çılgınlar gibi komik. ama bakın zor değil, göründüğü gibi üstten bir bakışım olduğu için de değil; kimseyi güldüğü şeyler yüzünden aşağıladığım/yargıladığım da yok. dahası bana da komik geliyor etik değil diye ifade ettiğim içerikler. ama burada sorun şu; bu video özelinde konuşacak olursak mesela, bu abinin bir hastane odasında, kimse onu görmüyor diye düşünerek denediği ve biz izleyince bize çok komik görünen bu halini paylaşmak, bunun bir komiklik unsuru olarak sunulması durumu etik değil. hangimiz bizi izleyen birileri olmadan "yapar mıyım, yapamaz mıyım lan" diye merak ederek bir şeyler denemiyoruz? elektronlar bile gözlemlendiğinde başka türlü hareket ediyor, değil ki insan? şarkı söylüyorum ben mesela bu ara, kayda başlamadan deniyorum kendimi. bir tek dileğim var'da detone olan abi kadar olmasa da komik duyulduğum zamanlar oluyor :) biri beni çeksin paylaşsın istemem o zamanlarımı.
incinmişsin dedi videosunda durum yine komikti. beni yine benzer bir konu rahatsız etmişti. ve bu fikrimi paylaştığımda şöyle bir argümanla karşı çıkılmıştı bana, "videoda gördüğün kişi alt profil olarak tanımlayabileceğin biri ve sana bir alt profilin sempatikleştirilmesi çirkin geliyor ama bu doğal reaksiyonu herkes verebilirdi, sen de verebilirdin, ben de verebilirdim. burada güldüğümüz alt profil üzerinden yapılan komedi değil, durumun komikliği. kimse bir şeyi normalleştirmeye çalışmıyor" hayır abi, benim dediğim ve daha önemlisi derdim bu değil. orada mevzu muhtemelen şöyle gerçekleşti; abi gerçekten terapiste gitti, gerçekten kendisine arkadaşı deneyimini sordu, o da gerçekten böyle bir cevap verdi. bunlar kamera kayıtta değilken yaşandı ve ana çok gülündü. buraya kadar her şey normal. çünkü durum komik. sonra dediler ki bu çok komik oldu, bunu tekrar canlandıralım ve instagram'a yükleyelim. mizansen gerçekleştirildi, video yüklendi ve beklenen tepkiyi aldı. sorun şu; insanların yalnızken ya da yakın çevreleriyleyken yaşadıkları komik anları, durumları, başka insanlara, onlar hakkında dalga geçilebilecek şekilde sunmak bana doğru gelmiyor. incinmişsin dedi videosunda videoyu paylaşan kişinin doğal tepkisi onun tırnak içinde konuya ne kadar sığ bir yerden baktığının da tespiti aynı zamanda ve biz izleyici olarak duruma güldüğümüz kadar buna da gülüyoruz. güldüğümüz şeylerin çoğu, yaşadığımız coğrafyada üretilen, paylaşılan komedilerin çoğu da bunlar oldukça toplumun komedi anlayışı bu çerçevede beslenmeye devam ediyor. neticede bu ülkede 40-50 yıldır aptal komedisi diye tabir edilen komedi yapılıyor. hepimiz bununla doğduk, yetiştik, büyüdük. haliyle komedi anlayışımız böyle şekillendi. dolayısıyla bunu sürdürmek ve bu minvalde içerikler üretmeye devam etmek bize normal geliyor. ama bir noktada artık bunu bırakmamız gerekmiyor mu sahi ya? ingiliz mizahı çok rererö yaa diye söylenip durmayı. hiciv ve bir şeylerle dalga geçmek dışında başka içerikler de üretmeye başlamamalı mıyız artık?
bakın bu tip içerikleri kişinin kendisi de sunsa, bu minvalde film de yapılsa, bu videodaki gibi gizli kamera görüntüsü de paylaşılsa, sokak röportajı da olsa sonuç değişmiyor. komedi böyle bir şey değil. sadece bundan ibaret değil. insanların düşünme, hayatı algılama şekli üzerinde çok büyük bir etkisi olduğu bilinen mizahın daha geniş bir perspektifle ve ciddiyetle ele alınması gerektiğini söylediğim için dağa kaldırılmaya çalışılıyorum, anlamıyorum. üzülüyorum.
inek şaban gibi insanlar gerçekten varlar arkadaşlar. düşük zeka, kazara geçekleşen durumlar, anlık verilen aptalca tepkiler, saflık, yalnız olduğumuzu düşünürken denediğimiz ve komik duruma düştüğümüz anlar, haklarında dalga geçerek hunharca güldüğümüz şeyler olmamalı.
derdimi salınız. butonum yok.
devamını gör...
abdulseyidbincabbar
bu adamın siteden gitmesine vesile olan her kim varsa allah bin belasını versin, o kadar açık konuşuyorum.
bu adamın 3000’ne yakın herbiri birbirinden öznel yazısı var. herbiri kendisine ait, beğenilir beğenilmez bu konu mühim değil.
herbirimizden daha fazla yazardı. hiç sahip olamayacağınız bir orjinalliğe sahipti.
iyi b.k yediniz, aferim.
bu adamın 3000’ne yakın herbiri birbirinden öznel yazısı var. herbiri kendisine ait, beğenilir beğenilmez bu konu mühim değil.
herbirimizden daha fazla yazardı. hiç sahip olamayacağınız bir orjinalliğe sahipti.
iyi b.k yediniz, aferim.
devamını gör...
unutkanlık
sürekli kalp kırıklığı yaşamaktan da olabiliyor sanırım: kendi gözlemimle ne kadar kendini tüketirsen beyin de sana etki eden anılara daha çok odaklanıyor. dünyan silikleşiyor. depresyon geçince de beyin kendini rahat bırakmaya başlıyor, içinden çıkamadığınız durum beyninizi kaplamıyor.
eğer depresyon ile alakalı ise ve gezip tozma imkanınız varsa arkadaşlarınızla sosyalleşerek bu durumu aşabilirsiniz. ve ilgi alanları da edinmek güzel bir şey, beyni rahatlatıyor.
eğer depresyon ile alakalı ise ve gezip tozma imkanınız varsa arkadaşlarınızla sosyalleşerek bu durumu aşabilirsiniz. ve ilgi alanları da edinmek güzel bir şey, beyni rahatlatıyor.
devamını gör...
normal sözlük'te kendi halinde yazan yazarlar
kafa sözlüğün en güzel yazarlarıdır bence, sözlüğü tam olarak amacı için kullanırlar.
devamını gör...
sözlük yazarlarının aldığı en güzel hediye
bir arkadaşım bir gün aniden adresimi istemişti sonrasında seni çok seviyorum yazılı bir kutu çikolata gelmişti. özel bir gün değildi sadece içinden gelmişti dururken öyle beni hatırlamıştı, önemsemişti yani onun için değerliydim demek ki gerçekten o yüzden benim için çok ama çok özel bir hediyeydi.
devamını gör...
yazarların en çok tükettiği alkol
cin .cin fizz ya da cin tonik. artık yeni favorilerim bunlar.hem çabuk kafa yapıyor hem de fazla içmenize gerek olmadığı için alınan kalori bakımından da mantıklı.
devamını gör...
ysgo
sözlük çok daha geniş kitlelere ulaştığında ünlülerle söyleşi yaparsak çağıracağımız ilk isim belli bence. pek benlik bir tür olmamasına rağmen beğendim, emeğinize sağlık.
devamını gör...
kitap alıntıları
bir kış sabretmişsin de tam çiçek açacakken dolu vurmuş gibi oluyor bazen hayat.
|şeker portakalı.
|şeker portakalı.
devamını gör...
işsizlik hakkı
bu hakkı çok kullandığında riske giriyorsun. bir bakıyorsun daimi işsiz oluvermişsin. hayat sana öyle kolayca hak hukuk vermiyor maalesef. işsizlik hakkını kullanmak çok kolay kısa süreli rahatlama hissi veriyor doğrudur ama uzun vadede tehlike çanları çalıp gelecek kaygısı yaşatıyor. ben hakkımı özgürce bu konuda kullandım.mesele sonrası o düşündürüyor işte.
devamını gör...
yol verilen flörtün gitgide güzelleşmesi
insana çok koyar. vay ben ne halt ettim, diye kendini yer bitirir.
devamını gör...
18 şubat 2021 apartman boşluğu yayın
an itibariyle başlamıştır, giriş muhteşem olmuş.
devamını gör...
sürekli kötüleyen yazar
kendisi adına üzüldüğüm yazardır. evet her sistemin birçok yanlışı vardır, ama bunun ifadesi böyle mi olmalıdır?
sözüm mantık çerçevesinde konuşana değil, mantıklı konuşuyorum ayağına her başlıkta içindeki öfkeyi bize akıtanadır.
hey hey sakin ol, biz dostuz. derin bir nefes al ve o telefonu yavaşça masanın üstüne bırak.
sözüm mantık çerçevesinde konuşana değil, mantıklı konuşuyorum ayağına her başlıkta içindeki öfkeyi bize akıtanadır.
hey hey sakin ol, biz dostuz. derin bir nefes al ve o telefonu yavaşça masanın üstüne bırak.
devamını gör...
maus
orijinal dilinde: maus: a survivor's tale. bir art spiegelman çizgi romanı aynı zamanda pulitzer ödülü almış ilk ve tek çizgi roman.
kitap, art spiegelman'ın, yahudi bir polonyalı olan babasının ghettolardan auschwitz'e, oradan da amerika'ya kadar uzanan hikayesini baştan sona dinlemek ve bu hikayeyi bir grafik roman haline getirmek için vlodek'i (babası) ziyareti ile başlıyor. buradan sonra paralel iki hikaye akıyor kitapta: vlodek'in anıları ve art-vlodek ilişkisi. kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde (my faher bleeds history-babam tarih kanıyor) vlodek'in yaşadıkları ve düşünceleri daha ağır basarken ikinci bölümde (and here my troubles began-ve dertlerim burada başladı) bu denge artie yönüne kayıyor.
ilk elinize aldığınızda konusunun, artık defalarca işlenmesinden mütevellit, klişeleşmiş bir ''yahudiler melek, almanlar kaka'' sloganı etrafında şekillendiğini zannedebilirsiniz (ben de böyle bir beklentiyle açmıştım ilk sayfayı). fakat okudukça zihninizde şekillenen şey de öyle olmuyor.
peki kitap holocaust üzerinden duygu yüklemesi yapmıyorsa ne yapmayı amaçlamış olabilir ki? işte bu sorunun cevabını bence yazar vlodek'in ağzından şöyle veriyor:
--! spoiler !--
vlodek: evet, hayat hep hayatın tarafını tutar, kurbanlar da bir şekilde suçlanır. ama ne hayatta kalanlar en iyileriydi, ne de en iyiler öldü, tamamen tesadüf. aah ah. şimdi senin kitabından söz etmiyorum ama soykırım hakkında ne kadar kitap yayınlandı, bir bak. ne işe yaradı? insanlar değişmedi ki... belki de yeni ve daha büyük bir soykırım istiyorlar.her neyse, ölenler hikayenin kendilerine ait yüzünü hiç anlatamayacak, onun için artık hiç hikaye olmaması belki de daha iyi. evet, samuel beckett bir keresinde ''her kelime yalnızlık ve hiçlik üzerinde gereksiz bir leke gibidir'' demiş.
art: tezat bu ya, bunu da söylemiş işte.
--! spoiler !--
yazar kitapta 4. duvarı kendisi için defalarca yıkıyor, hatta bir bölümünde doğrudan kendisini (bir fare maskesiyle) bu kitabı çizerken gösteriyor ve birkaç monolog yazıyor:
vladek 1944 ilkbaharında, auscwitz'de tenekeci olarak çalışmaya başladı... ben de bu sayfaya 1987 şubat'ının sonunda başladım...
...
8 yıllık bir çalışmadan sonra, maus'un birinci bölümü eylül 1988'de yayımlandı. hem eleştiri, hem de ticaret alanında başarıyla...
kitapla ilgili şöyle bir detay daha var, hiçbir karakter insan olarak çizilmemiş: yahudiler fare, almanlar kedi, amerikanlılar köpek, polonyalılar domuz, fransızlar kurbağa, isveçliler geyik, çingeneler güve olarak tasvir edilmiş. bu seçimler elbette rastgele seçimler değiller. peki neden hayvanlar? bu sorunun cevabını kitabın ilk kısmının başlangıcında yazar bize hitler'in şu sözüyle veriyor: yahudiler bir ırk kuşkusuz,ama insan değiller. peki neden fare? bu seçimin de rastgele olmadığını kitabın ilk kısımlarında bir gazete kupüründe yazan şu yazıyla veriyor bize spiegelman: mikki fare şimdiye kadar yaratılmış en sefil kahraman… her bağımsız delikanlı ve her saygın gencin sahip olduğu sağlıklı duygular, hayvanlar dünyasının bu en büyük mikrop taşıyıcısının, bu pisliğe ve iğrençliğe bulanmış haşaratın en ideal hayvan tipi olamayacağını anlatır… yahudilerin insanlara kaba saldırısına son ! kahrolsun mikki fare! gamalı haç takın!
kitabın anlattığı/anlatmak istediği konusuna geri dönecek olursak burada söylenecek birkaç şey daha var diye düşünüyorum. kitabın üzerinde durduğu temel şey yahudi soykırımı perspektifinden yola çıkarak genel olarak ırkçılık. bunun ipuçları hem kitabın gidişatında hem de diyaloglarında çokça veriliyor. birkaç örnek:
--! spoiler !--
kitabın bir noktasında artie, karısı ve vlodek arabada gitmektedirler, arabayı süren françoise (artie'nin karısı) yoldan siyahi bir otostopçu almak ister. vlodek buna çok kızar, siyahi birinin hırsız olacağından asla arabaya almaması gerektiğinden bahseder. otostopçuyu alıp gitmek istediği yere bıraktıktan sonra şu diyalog yaşanır:
vlodek: şvartzer (bir tür aşağılama) arka koltuktaki yiyecekleri çalmasın diye gözümü ayıramadım.
françoise: ne! bu çok çirkin özellikle de sen, nasıl böyle ırkçı olabilirsin! siyahlardan tıpkı nazilerin yahudilerden söz ettikleri gibi bahsediyorsun!
vlodek: pöh! gerçekten bundan daha akıllı olduğunu sanırdım, françoise... yahudilerle şvartzerleri mukayese bile etmem!
françoise: genelleme yapıp siyahlar hırsızdır demeye nasıl cüret edersin? bu...
vlodek: kes artık, tamam mı? onları hiç tanımıyorsun... new york'a ilk geldiğimde bir çamaşır merkezinde çalışıyordum. daha önce bu zencileri hiç görmemiştim... ama her yerde şvartzer vardı, mallarımı bir saniyeliğine bile yere bıraksam, her şeyi yürütüyorlardı!
françoise: ama sen...
art: unut gitsin sevgilim... bu adam umutsuz vaka.
--! spoiler !--
kitapta benim için etkileyici olan bir başka nokta da anlatılmak/hissettirilmek istenen şeyin görsel bir anlatı yoluyla da okuyucuya ulaştırılmak istenmesi oldu. bu açıdan, okumak isteyenlere tavsiyem: görselleri mutlaka inceleyin, hepsinde olmasa da çoğunda hikayeye dair aydınlatıcı detaylar gizli.
daha fazlasını ve güzelini yazmak isterdim kitapla ilgili fakat burada yazılmışı var:)
(link: kahramanbaykus.com/nostalji...)
son olarak kitaptan birkaç alıntı:
--! spoiler !--
+hepimiz için buradan tek çıkış var... o da şu bacalardan geçiyor.
(abraham'ı bir daha hiç görmedim... sanırım bacadan çıkıp, gitti...)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
+tanrım yalvarırım, tanrım lütfen bir iple, ayağıma uyan bir ayakkabı bulmama yardım et!
(ama tanrı buraya girmiyordu. kendi başımıza bırakılmıştık.)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
vlodek: neden ağlıyorsun artie?
artie: b-ben düştüm arkadaşlarım da beni beklemeden g-gitti.
vlodek: arkadaş? arkadaşların mı? onları bir hafta boyunca aç, susuz bir odaya kapa da... işte o zaman bak bakalım... arkadaş neymiş?..
--! spoiler !--
kitap, art spiegelman'ın, yahudi bir polonyalı olan babasının ghettolardan auschwitz'e, oradan da amerika'ya kadar uzanan hikayesini baştan sona dinlemek ve bu hikayeyi bir grafik roman haline getirmek için vlodek'i (babası) ziyareti ile başlıyor. buradan sonra paralel iki hikaye akıyor kitapta: vlodek'in anıları ve art-vlodek ilişkisi. kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde (my faher bleeds history-babam tarih kanıyor) vlodek'in yaşadıkları ve düşünceleri daha ağır basarken ikinci bölümde (and here my troubles began-ve dertlerim burada başladı) bu denge artie yönüne kayıyor.
ilk elinize aldığınızda konusunun, artık defalarca işlenmesinden mütevellit, klişeleşmiş bir ''yahudiler melek, almanlar kaka'' sloganı etrafında şekillendiğini zannedebilirsiniz (ben de böyle bir beklentiyle açmıştım ilk sayfayı). fakat okudukça zihninizde şekillenen şey de öyle olmuyor.
peki kitap holocaust üzerinden duygu yüklemesi yapmıyorsa ne yapmayı amaçlamış olabilir ki? işte bu sorunun cevabını bence yazar vlodek'in ağzından şöyle veriyor:
--! spoiler !--
vlodek: evet, hayat hep hayatın tarafını tutar, kurbanlar da bir şekilde suçlanır. ama ne hayatta kalanlar en iyileriydi, ne de en iyiler öldü, tamamen tesadüf. aah ah. şimdi senin kitabından söz etmiyorum ama soykırım hakkında ne kadar kitap yayınlandı, bir bak. ne işe yaradı? insanlar değişmedi ki... belki de yeni ve daha büyük bir soykırım istiyorlar.her neyse, ölenler hikayenin kendilerine ait yüzünü hiç anlatamayacak, onun için artık hiç hikaye olmaması belki de daha iyi. evet, samuel beckett bir keresinde ''her kelime yalnızlık ve hiçlik üzerinde gereksiz bir leke gibidir'' demiş.
art: tezat bu ya, bunu da söylemiş işte.
--! spoiler !--
yazar kitapta 4. duvarı kendisi için defalarca yıkıyor, hatta bir bölümünde doğrudan kendisini (bir fare maskesiyle) bu kitabı çizerken gösteriyor ve birkaç monolog yazıyor:
vladek 1944 ilkbaharında, auscwitz'de tenekeci olarak çalışmaya başladı... ben de bu sayfaya 1987 şubat'ının sonunda başladım...
...
8 yıllık bir çalışmadan sonra, maus'un birinci bölümü eylül 1988'de yayımlandı. hem eleştiri, hem de ticaret alanında başarıyla...
kitapla ilgili şöyle bir detay daha var, hiçbir karakter insan olarak çizilmemiş: yahudiler fare, almanlar kedi, amerikanlılar köpek, polonyalılar domuz, fransızlar kurbağa, isveçliler geyik, çingeneler güve olarak tasvir edilmiş. bu seçimler elbette rastgele seçimler değiller. peki neden hayvanlar? bu sorunun cevabını kitabın ilk kısmının başlangıcında yazar bize hitler'in şu sözüyle veriyor: yahudiler bir ırk kuşkusuz,ama insan değiller. peki neden fare? bu seçimin de rastgele olmadığını kitabın ilk kısımlarında bir gazete kupüründe yazan şu yazıyla veriyor bize spiegelman: mikki fare şimdiye kadar yaratılmış en sefil kahraman… her bağımsız delikanlı ve her saygın gencin sahip olduğu sağlıklı duygular, hayvanlar dünyasının bu en büyük mikrop taşıyıcısının, bu pisliğe ve iğrençliğe bulanmış haşaratın en ideal hayvan tipi olamayacağını anlatır… yahudilerin insanlara kaba saldırısına son ! kahrolsun mikki fare! gamalı haç takın!
kitabın anlattığı/anlatmak istediği konusuna geri dönecek olursak burada söylenecek birkaç şey daha var diye düşünüyorum. kitabın üzerinde durduğu temel şey yahudi soykırımı perspektifinden yola çıkarak genel olarak ırkçılık. bunun ipuçları hem kitabın gidişatında hem de diyaloglarında çokça veriliyor. birkaç örnek:
--! spoiler !--
kitabın bir noktasında artie, karısı ve vlodek arabada gitmektedirler, arabayı süren françoise (artie'nin karısı) yoldan siyahi bir otostopçu almak ister. vlodek buna çok kızar, siyahi birinin hırsız olacağından asla arabaya almaması gerektiğinden bahseder. otostopçuyu alıp gitmek istediği yere bıraktıktan sonra şu diyalog yaşanır:
vlodek: şvartzer (bir tür aşağılama) arka koltuktaki yiyecekleri çalmasın diye gözümü ayıramadım.
françoise: ne! bu çok çirkin özellikle de sen, nasıl böyle ırkçı olabilirsin! siyahlardan tıpkı nazilerin yahudilerden söz ettikleri gibi bahsediyorsun!
vlodek: pöh! gerçekten bundan daha akıllı olduğunu sanırdım, françoise... yahudilerle şvartzerleri mukayese bile etmem!
françoise: genelleme yapıp siyahlar hırsızdır demeye nasıl cüret edersin? bu...
vlodek: kes artık, tamam mı? onları hiç tanımıyorsun... new york'a ilk geldiğimde bir çamaşır merkezinde çalışıyordum. daha önce bu zencileri hiç görmemiştim... ama her yerde şvartzer vardı, mallarımı bir saniyeliğine bile yere bıraksam, her şeyi yürütüyorlardı!
françoise: ama sen...
art: unut gitsin sevgilim... bu adam umutsuz vaka.
--! spoiler !--
kitapta benim için etkileyici olan bir başka nokta da anlatılmak/hissettirilmek istenen şeyin görsel bir anlatı yoluyla da okuyucuya ulaştırılmak istenmesi oldu. bu açıdan, okumak isteyenlere tavsiyem: görselleri mutlaka inceleyin, hepsinde olmasa da çoğunda hikayeye dair aydınlatıcı detaylar gizli.
daha fazlasını ve güzelini yazmak isterdim kitapla ilgili fakat burada yazılmışı var:)
(link: kahramanbaykus.com/nostalji...)
son olarak kitaptan birkaç alıntı:
--! spoiler !--
+hepimiz için buradan tek çıkış var... o da şu bacalardan geçiyor.
(abraham'ı bir daha hiç görmedim... sanırım bacadan çıkıp, gitti...)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
+tanrım yalvarırım, tanrım lütfen bir iple, ayağıma uyan bir ayakkabı bulmama yardım et!
(ama tanrı buraya girmiyordu. kendi başımıza bırakılmıştık.)
--! spoiler !--
--! spoiler !--
vlodek: neden ağlıyorsun artie?
artie: b-ben düştüm arkadaşlarım da beni beklemeden g-gitti.
vlodek: arkadaş? arkadaşların mı? onları bir hafta boyunca aç, susuz bir odaya kapa da... işte o zaman bak bakalım... arkadaş neymiş?..
--! spoiler !--
devamını gör...
bilinçaltı
doğduğumuz günden itibaren beynimizde kaydı tutulan, ancak bilinçli olarak çağırıp hatırlayamadığımız, bazı durumlarda kendiliğinden yüzeye çıkan anı ya da hisleri ifade eden terim.
bazı doktorlar tarafından çok da doğru bulunmayan bir kelime.
--- alıntı ---
bilincimizde yalnızca şu an hatırlayabildiğimiz şeyler yer alır; bilinçaltımızda ise doğum öncesinden itibaren şu ana kadar duygu, düşünce, davranış, anı vs. olmak üzere her şey tutulur. bilincimizi üzerinde yaşadığımız dünya olarak düşünürsek bilinçaltımız tüm evrendir.
...
nasıl ki uzay yani tüm evren dünyamızın altında diyemezsek bilinçaltımız da bilincimizin altında değildir. bu nedenle, bilincin dışında kalan her şey anlamını taşıyan bilinçdışı kavramı bilinçaltı kavramından daha doğrudur.
...
bilinçdışımız bizim için arşiv niteliği taşır. biz farkında olmasak da gün içerisinde yolda gördüğümüz tüm kişiler, aklımıza gelen tüm düşünceler, sadece çok az bir kısmını hatırladığımız çocukluğumuz vs. bilinçdışında yer alır. ayrıca toplum tarafından kabul edilmeyen, kendimizin de kabul etmeyeceği duygu ve düşünceler de oradadır. bunların bilinçdışı yerine bilincimizde olması sosyal ilişkilerimizde yıkıcı bir etkiye sebep olur.
(doktortakvimi. com'dan alıntıdır.)
--- alıntı ---
bazı doktorlar tarafından çok da doğru bulunmayan bir kelime.
--- alıntı ---
bilincimizde yalnızca şu an hatırlayabildiğimiz şeyler yer alır; bilinçaltımızda ise doğum öncesinden itibaren şu ana kadar duygu, düşünce, davranış, anı vs. olmak üzere her şey tutulur. bilincimizi üzerinde yaşadığımız dünya olarak düşünürsek bilinçaltımız tüm evrendir.
...
nasıl ki uzay yani tüm evren dünyamızın altında diyemezsek bilinçaltımız da bilincimizin altında değildir. bu nedenle, bilincin dışında kalan her şey anlamını taşıyan bilinçdışı kavramı bilinçaltı kavramından daha doğrudur.
...
bilinçdışımız bizim için arşiv niteliği taşır. biz farkında olmasak da gün içerisinde yolda gördüğümüz tüm kişiler, aklımıza gelen tüm düşünceler, sadece çok az bir kısmını hatırladığımız çocukluğumuz vs. bilinçdışında yer alır. ayrıca toplum tarafından kabul edilmeyen, kendimizin de kabul etmeyeceği duygu ve düşünceler de oradadır. bunların bilinçdışı yerine bilincimizde olması sosyal ilişkilerimizde yıkıcı bir etkiye sebep olur.
(doktortakvimi. com'dan alıntıdır.)
--- alıntı ---
devamını gör...
lüzumsuzsa söndür
askerlerin ve asker ailelerinin iyi bildiği ve askeri tesislerde duvara asılı uyarı şeysi.
ayrıca
(bkz: delici kesici alet yasak)
ayrıca
(bkz: delici kesici alet yasak)
devamını gör...
poison
alice cooper'ınki tertemiz bir bdsm şarkısıdır.
"i hear you calling and it's needles and pins,
i wanna hurt you just to hear you screaming my name."
"i hear you calling and it's needles and pins,
i wanna hurt you just to hear you screaming my name."
devamını gör...

