800 tanıma kitap kampanyasını sosyal yardım kampanyasına dönüştürelim
değerli yazarlar,
kafa sözlüğün 800 tanım giren ilk 100 kişiye 50 tl. d&r hediye çeki kampanyası sonuçlanmış, yapılan bildiriyle bu çeklerin dağıtılacağı duyurulmuştur.
oturduğum yerde, kafa sözlüğün daha önce de yaptığı 'köy okuluna kitap ' yardımı gibi sosyal etkinlikler geldi aklıma. bence son derece güzel ve duyarlı etkinlikler bunlar.
bunu yönetim yaptı,
biz yazarlar neden yapmayalım, dedim birden kendime ve bu düşüncemi siz değerli sermaye düşmanı yazar arkadaşlarımla paylaşmak istedim.
toplam bedel kadar kitap, kırtasiye malzemesi, yine tespit edilecek ihtiyaç sahibi bir okula verilebilir diye düşündüm.
bilemiyorum, iyi mi ettim kötü mü ?
( konuyla ilgili bir çok başlıkta olduğu gibi sessiz kalınmayıp, olumlu veya olumsuz düşüncelerin paylaşılması, sürecin nasıl ilerleyeceğine katkı yapacaktır. )
edit: kabul edilmesi halinde, yönetimin bu konuda aktif rol alıp, ihtiyaç sahibi okul belirleme ve sureci ilerletme konusunda, yine aktif rol alacağına inanmak istiyorum.
edit: bu düşüncemi tamamen iyiniyetle attım ortaya, bu #462880 entry'de söylendiği gibi aptallık olsun diye değil.
tanımda, özellikle iki kez
' aptalca ' kelimesini kullanmışsınız.
doğrusu aptallık olsun diye düşünüp ortaya attığım bir mesele değildi.
anlamlı birşeylere imza atmaya hasret bir ülkede yaşıyoruz.
sözlük ilk kurulduğunda yönetim, köy okuluna kitap kampanyası yaptı, çok da güzel oldu, hepimiz destekledik.
benim de aklıma bu geldi ve, bireysel olarak hakkımdan vazgeçiyorum deyip, meselenin duyuna kalmasına sebebiyet vermek yerine, böyle birşey yapabiliriz dedim.
amacım 'aptallık ' yapmak değildi.
buna katılmayabilirsiniz, ancak keşke daha uygun bir lisan ile bu düşüncenizi ortaya koymayı deneseydiniz.
üzüldüm doğrusu.
kafa sözlüğün 800 tanım giren ilk 100 kişiye 50 tl. d&r hediye çeki kampanyası sonuçlanmış, yapılan bildiriyle bu çeklerin dağıtılacağı duyurulmuştur.
oturduğum yerde, kafa sözlüğün daha önce de yaptığı 'köy okuluna kitap ' yardımı gibi sosyal etkinlikler geldi aklıma. bence son derece güzel ve duyarlı etkinlikler bunlar.
bunu yönetim yaptı,
biz yazarlar neden yapmayalım, dedim birden kendime ve bu düşüncemi siz değerli sermaye düşmanı yazar arkadaşlarımla paylaşmak istedim.
toplam bedel kadar kitap, kırtasiye malzemesi, yine tespit edilecek ihtiyaç sahibi bir okula verilebilir diye düşündüm.
bilemiyorum, iyi mi ettim kötü mü ?
( konuyla ilgili bir çok başlıkta olduğu gibi sessiz kalınmayıp, olumlu veya olumsuz düşüncelerin paylaşılması, sürecin nasıl ilerleyeceğine katkı yapacaktır. )
edit: kabul edilmesi halinde, yönetimin bu konuda aktif rol alıp, ihtiyaç sahibi okul belirleme ve sureci ilerletme konusunda, yine aktif rol alacağına inanmak istiyorum.
edit: bu düşüncemi tamamen iyiniyetle attım ortaya, bu #462880 entry'de söylendiği gibi aptallık olsun diye değil.
tanımda, özellikle iki kez
' aptalca ' kelimesini kullanmışsınız.
doğrusu aptallık olsun diye düşünüp ortaya attığım bir mesele değildi.
anlamlı birşeylere imza atmaya hasret bir ülkede yaşıyoruz.
sözlük ilk kurulduğunda yönetim, köy okuluna kitap kampanyası yaptı, çok da güzel oldu, hepimiz destekledik.
benim de aklıma bu geldi ve, bireysel olarak hakkımdan vazgeçiyorum deyip, meselenin duyuna kalmasına sebebiyet vermek yerine, böyle birşey yapabiliriz dedim.
amacım 'aptallık ' yapmak değildi.
buna katılmayabilirsiniz, ancak keşke daha uygun bir lisan ile bu düşüncenizi ortaya koymayı deneseydiniz.
üzüldüm doğrusu.
devamını gör...
müslümanların tanrı kelimesinden korkmasının nedeni
sonunda -lah eki olmayan kelimeleri sevmiyorlar.
devamını gör...
deliliğin tarihi
michel foucault'un tarih, felsefe alanında kaleme aldığı eseridir. bu eser tarihin salt bir kral inceleme bilimi olmadığını anlamanızı sağlıyor. delilik gibi veya deliler gibi önemsiz aktörlerin başta olduğu bir bakış açısı var bu eserde. benim tavsiyem bir şeyi ezberlemekten ziyade o konuyla ilgili bir bakış açısı geliştirmektir. işte bu noktada bu eser size yardımcı olacaktır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
ölümden ve hatta arttırıyorum ; öldürmekten de döndüğüm an diye arttırdığım hede.
--
frene bastım mı, yoksa çarpıp mı durdum hatırlamıyorum.
gözlerimi açtım, karşımda az önceki karanlık asfalt değil bir benzin istasyonunun market kısmının parlak ışıkları var. biri geliyor yanıma, "abi naptın?" diyor korku dolu sesle, "tamam lan, öldürdüm ben kesin birilerini, hem onların hem kendi hayatımı ***tim" diye düşünüyorum, adam benim kapımı zor bela açıyor, dışarı kusuyorum.
arabadan indiriyorlar beni, konuşmak istiyorum, kime ne yaptım öğrenmek istiyorum, sesim çıkmıyor, göğsümde direksiyonun ağrısı, kaburgalar kırılmış sonradan öğreniyorum ama o an farkında bile değilim doğru düzgün.
telefonumu uzatıyorum adamlara, son aramalarda en son hatunun adı var, kavga etmişiz, o yüzden bok var gibi içmişim, o yüzden gecenin bir körü urla iskele yoluna girmişim. "kimi arayalım, polis ara lan, ambulans da lazım" sesleri geliyor kulağıma. yerde oturuyorum, az ötemde kusmuğum. "nizam" diyorum zor bela, nizam dostım, nizam kardeşim.
sonra yine karanlık.
sabah, daha önce hiç uyanmadığım bir yatakta uyanıyorum, nizam benzin istasyonundaki yaptığım hasarı karşılamış, yaralı ölü olmadığı için olay polise ulaşmadan arabayı ve beni oradan kaçırmış. hastane filan yasak bize o aralar, "bizden" bir doktora götürmüş, pansuman, ağrı kesici filan yapılmış benim haberim yok. yine kusuyorum, sese nizam geliyor.
"napıyon lan öküz, kendini öldürmeye mi yoksa güzelbahçe'yi havaya uçurmaya mı çalışıyorsun?" diyor. bişi diyemiyorum. çay veriyor, onu bile içemiyorum.
o günden sonra da alkol ve direksiyonu bir daha asla yanyana getirmiyorum, tek yeminim oluyor, o utanç, o tuhaf his, o vicdan azabı da bir daha üstümden silinmiyor.
--
frene bastım mı, yoksa çarpıp mı durdum hatırlamıyorum.
gözlerimi açtım, karşımda az önceki karanlık asfalt değil bir benzin istasyonunun market kısmının parlak ışıkları var. biri geliyor yanıma, "abi naptın?" diyor korku dolu sesle, "tamam lan, öldürdüm ben kesin birilerini, hem onların hem kendi hayatımı ***tim" diye düşünüyorum, adam benim kapımı zor bela açıyor, dışarı kusuyorum.
arabadan indiriyorlar beni, konuşmak istiyorum, kime ne yaptım öğrenmek istiyorum, sesim çıkmıyor, göğsümde direksiyonun ağrısı, kaburgalar kırılmış sonradan öğreniyorum ama o an farkında bile değilim doğru düzgün.
telefonumu uzatıyorum adamlara, son aramalarda en son hatunun adı var, kavga etmişiz, o yüzden bok var gibi içmişim, o yüzden gecenin bir körü urla iskele yoluna girmişim. "kimi arayalım, polis ara lan, ambulans da lazım" sesleri geliyor kulağıma. yerde oturuyorum, az ötemde kusmuğum. "nizam" diyorum zor bela, nizam dostım, nizam kardeşim.
sonra yine karanlık.
sabah, daha önce hiç uyanmadığım bir yatakta uyanıyorum, nizam benzin istasyonundaki yaptığım hasarı karşılamış, yaralı ölü olmadığı için olay polise ulaşmadan arabayı ve beni oradan kaçırmış. hastane filan yasak bize o aralar, "bizden" bir doktora götürmüş, pansuman, ağrı kesici filan yapılmış benim haberim yok. yine kusuyorum, sese nizam geliyor.
"napıyon lan öküz, kendini öldürmeye mi yoksa güzelbahçe'yi havaya uçurmaya mı çalışıyorsun?" diyor. bişi diyemiyorum. çay veriyor, onu bile içemiyorum.
o günden sonra da alkol ve direksiyonu bir daha asla yanyana getirmiyorum, tek yeminim oluyor, o utanç, o tuhaf his, o vicdan azabı da bir daha üstümden silinmiyor.
devamını gör...
bilgi arttıkça azalan şeyler
cahillik.
devamını gör...
kahvaltı yapmamak
üşeniyorum az daha erken kalkmaya diyemeyen, uyku sever insanın yalanı.
devamını gör...
köy enstitüleri
bu ülke insanına yapılmış en büyük iyiliklerden biri olduğunu düşündüğüm eğitim kurumları. nüfusun yoğunluğunun belli merkezlerde toplandığı 70'ler sonrasında değerinin yeniden anlaşılıp tekrar aktif hale getirilmemesi çok büyük saçmalık. şu zamana kadar kapanmadan devam ettiğini düşündüğümde, ülke geneline yayılan bir nüfus, bununla beraber sanayinin de daha yaygın olması, tarımın belki de daha teknolojik olarak tüm ülkeye yayılması ve avrupa için bir tarım merkezi olan; bununla beraber entelektüelitenin toplumdan kopmadan herkese ulaştığı, belki de dünya çapında müzisyen ve sanatçıların yetiştiği bir ülke olabilirdik
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
eksik
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
10 metrekarelik hapishanenizden çıkıp birtakım hislerden veya yalnızca manevi acılardan kaçmak için yürümeye karar veriyorsunuz. birkaç yüz metre ötedeki bir banka oturuyor, gelip geçen insan yığınlarına bakıyorsunuz, soğuk. sürekli gidip gelen tramvaylar raylarından ayrılıp yığınları ezip geçiyor. tanıdık bir ses duyduğunuzu sanıyorsunuz, oysa yalnızca hayal dünyanızdan gelen gaipten bir ses olduğunu fark ediyorsunuz. kalan altı dalınızdan birini feda edip yakıyor, yalınayaklarıyla ve acı dolu gözleriyle etrafa bakan tartıcı çocuğu görmezden gelmek istiyorsunuz, halbuki dakikalardır gözlerine kilitlenmiş bir vaziyettesiniz. yalınayaklı çocuk, tartısı ve acı dolu gözlerini başka bir tramvay durağına götürüyor, ardından seyrediyorsunuz. tam aksi yöne gitmek için ayağa kalkıyor, bir vakitler sizi en derinden yaralayan bir şarkıyı mırıldanarak sakince yürümeye başlıyorsunuz. sakinlik mutsuzluğunuzu anbean, katbekat arttırıyor, dindirmek için bir sigara yakıyorsunuz. bu kez girmeniz gereken sokağın başındaki konteynırın yanında çöpü karıştıran bir kedi ve yaşlı bir kadın görüyorsunuz, hemen birkaç adım ötedeyse evini market arabasına sığdıran, aylardır orada yokluğunu sürdüren evsiz adamı. bu kez utancınızdan hiçbirinin sisli gözlerine aldırış etmiyorsunuz. bir hışımla hapishanenize kendi rızanızla geri dönüyorsunuz. şimdi ise hem kendinizle hem de adeta sizden kendilerini yıkmanızı talep eden dört duvarla başbaşa kalıyorsunuz. dört duvarın her birinde yaşamınızın ayrı bir anısını görüyorsunuz. o anıları yaşatmak istemiyor, aksine yok etmek istiyorsunuz. herkes zihinde mutlu anılar kalır diyor, bunun kocaman bir yalan olduğunu biliyorsunuz. yılların yükünü paslı ayaklarında saklayan sandalyenize oturuyorsunuz, hapishane dışarıdan daha soğuk, çünkü kendinizle başbaşasınız. yine sigara yakıyorsunuz. bu kez acı ve sisli gözler yok, sadece siz varsınız. zihninde yalandan birkaç mutluluk verici anı kurguluyorsunuz. hayal dünyanızın artık sizi tatmin etmediği gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. sigaranızı söndürüp hakikatten daha fazla kopmak için zulanızı kontrol ediyorsunuz. birkaç gün öncesinden kalan tütünle karışık maddeyi hazırlıyorsunuz. birkaç nefes sonra artık onun da vâdesinin dolduğunu anlıyorsunuz. usulca olduğunuz yerde saatlerce oturup ümitsizce zamanın geçmesini bekliyorsunuz. birden kalp atışınız hızlanıyor, işte o an geldi diyorsunuz, yanılıyorsunuz. sizi gittikçe dibe çeken binanın temellerine karşı koyup yatağınıza giriyorsunuz. bu kez uyuyacağım umuduyla gözlerinizi hayattan koparıyorsunuz. zihninizde aynı anda binlerce kişi konuşuyor, siz yalnızca birini dinlemek istiyorsunuz, yapamıyorsunuz. zaman düpedüz geriye doğru akıyor. bir önceki günü, bir önceki ayı, bir önceki yılı, doğduğunuz anı düşünüyorsunuz. en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz an. şimdi zaman olağan akışına geçiyor. hepsinin en'leri geride kaldı, artık masum, savunmasız ve katlanılmaz değilsiniz. gözlerinizi hayata geri çağırıyorsunuz. karşınızda hiç tanımadığınız soluk yüzlü biri beliriyor aniden, kalp atışınız daha da hızlanıyor, sebebinin korku değil heyecan olduğunu biliyorsunuz. belki de yıllardır beklediğiniz o an bu kez gerçekten gelmiştir diyor zihninizdeki binlerce sesten biri. soluk yüzlü yok olunca bir düş olduğunu anlıyorsunuz. uzun zamandır düş görmüyor, nadirattan gördükleriniz de rehberinizdeki ölü numaralar veya ölümü hatırlatan diğer nesneler. uyuyamayacağınızı anlayınca bu defa zulanızda daha işe yarar bir şeyler arıyorsunuz. aradığınız şeyi buluyor ve kolunuzda ufak bir acıyla yatağa geri dönüyorsunuz. tavan size doğru yaklaşıyor, gökyüzünü görüyorsunuz. gözünüzden nedensiz bir yaş akıyor. silmek için elini götürdüğünüzde kolunuzda bir ağırlık hissediyorsunuz. elinizdeki kimden yadigar olduğunu bilmediğiniz bir 7,65'liği fark ediyorsunuz. işte o an sizi tekrar en masum, en savunmasız, en katlanılmaz olduğunuz güne götürüyor. namluyu şakağınıza dayayıp tetiği çekiyorsunuz. uyandığınızda kendinizi sandalyede sallanır bir vaziyette sol elinizin parmakları arasında bir sigarayla buluyorsunuz. tezgah hiç olmadığı kadar düzenli. üzerine düşünmeden terasa çıkıyorsunuz. 10 yıl önce çatı tahtasına bağladığınız muntazam ipi görüyorsunuz. şaşkınlığınız karşısında sakin kalıyorsunuz. sandalyeyi mutfaktan getirip terasın kapısını kilitliyorsunuz. telefonunuz cebinizde, birileri arıyor, aldırış etmiyorsunuz, birileri kapı ardından sizi seyrediyor ve adınızı haykırıyor, aldırış etmiyorsunuz, çatı üzerinize çökmek üzere, aldırış etmiyorsunuz. gözler ve sesler arasında zihninizdeki o bir sesi bu kez dinlemeyi başarıp yavaşça sandalyenin üstüne çıkıyorsunuz. son dileğinizi aklınıza yazıyor, hiçbir yerde aradığınızı bulamayacağınızı bilerek kendinizi boşluğa teslim ediyorsunuz. hâlâ soğuk.
devamını gör...
hoşgörü
hoş görmek dediğimiz şeyin de bir sınırı olmalıdır. size her türlü aptalca davranışta bulunma lüksü yok kimsenin. aptallıkla karıştırılmamalı yani. bi yerde hop arkadaş orada dur bakalım diyebilmeli.
devamını gör...
kürtaj
hiçbir doğum kontrol yönteminin yüzde yüz koruma sağlamadığını bilmeyen kuş kafalıların, savunanları kuş kafalı olmakla itham ettiği bir cerrahi müdahale.
elbette her zaman öncelikli yapılması gereken korunmaktır ancak bunun işe yaramadığı zamanlarda ya da siz akıl edemeseniz de cinsel suç mağduru kadınlarda kürtaj en doğal haktır hatta ve hatta bir gerekliliktir. tüm bunlar olmasa bile, keyfekeder bir hayat sürüp sonunu düşünmeden ilişkiye giren bir kadından da bilinçli anne çıkması zor bir ihtimaldir. bir bebeğin istenmeyen anda, hazır olunmayan zamanda, bilinçsiz bireylerin avucuna bırakılmasının acısını günümüzün geri kafalı yahut psikopat insanlarında çok net gözlemleyebilirsiniz.
erkek olunca atıp tutmak kolay oluyordur eminim.
elbette her zaman öncelikli yapılması gereken korunmaktır ancak bunun işe yaramadığı zamanlarda ya da siz akıl edemeseniz de cinsel suç mağduru kadınlarda kürtaj en doğal haktır hatta ve hatta bir gerekliliktir. tüm bunlar olmasa bile, keyfekeder bir hayat sürüp sonunu düşünmeden ilişkiye giren bir kadından da bilinçli anne çıkması zor bir ihtimaldir. bir bebeğin istenmeyen anda, hazır olunmayan zamanda, bilinçsiz bireylerin avucuna bırakılmasının acısını günümüzün geri kafalı yahut psikopat insanlarında çok net gözlemleyebilirsiniz.
erkek olunca atıp tutmak kolay oluyordur eminim.
devamını gör...
bir insana yapılabilecek en büyük kötülük
size güvenmiş bir insanı yarı yolda bırakmaktır.
çaresiz hisseder, terk edilmiş, kandırılmış.
beni kör kuyularda
güvenmemeyi, temkinli olmayı öğretirsiniz, yolların tek başına yürünmesi gerektiğini...
çaresiz hisseder, terk edilmiş, kandırılmış.
beni kör kuyularda
güvenmemeyi, temkinli olmayı öğretirsiniz, yolların tek başına yürünmesi gerektiğini...
devamını gör...
miller-urey deneyi
yaşamın başlangıcı deneyleri arasında en meşhur olandır. (bkz: harold urey)'in dünyanın ilk zamanlarında atmosferin oksijensiz olduğunu belirtmesi bir dizi deneyin yapılmasının önünü açtı. çünkü oksijenli olması demek kimyasal maddelerin yanması demekti. öğrencisi stanley miller ile birlikte yapmıştır ve urey bu deneyin miller deneyi olarak geçmesini istese de stanley hocasına haksızlık etmek istemez. bu nedenle miller -urey deneyi olarak geçer. bu deney de miller oksijensiz cam bir düzeneğin icerisine dünyanın başlangıcında var oldugunu düşündüğü 4 kimyasalı ekler: kaynar su, hidrojen gazı, amonyak ve metan. ve yine o zamanlar yıldırım çarpmalarının çok olduğu bilindiği için bu düzeneğe elektrik şokları uygular. bir hafta sonunda cam düzenekteki kimyasallar tepkimeye girer ve koyu kırmızımsı bir renk alır. miller karışımı analiz ettiğinde iki aminoasit oluştuğunu gözlemler: alanin ve glisin.vücudumuzdaki çoğu biyokimyasal süreci kontrol eden proteinlerin en basit halini onlar oluştururlar. böylece miller yaşamın en önemli iki bileşenini sıfırdan yapmayı başarmıştır. bu deneyle beraber bilim dünyasında çok büyük gelişmeler yaşanmıştır.daha sonra yaşamın başlangıcında sadece 4 kimyasal olmadığı başka kimyasallarında olduğu keşfedilse de bu miller-urey deneyinin önemine gölge düşürmemiştir .
ingiltere’nin cambridge şehrindeki moleküler biyoloji laboratuvarı’nın grup liderlerinden john sutherland, deneyin önemini şu sözleriyle vurgulamaktadır:
miller-urey deneyinin gücü, basit bir atmosferden yola çıkıp birçok biyolojik molekül üretilebileceğini göstermesinden gelmektedir.
sutherland deneyin son derece simgesel bir önem taşıdığını, birçok insanın hayal gücünü canlandırdığını ve çok sayıda çalışmada referans gösterildiğini söylemektedir.
başka bilim insanları da miller deneyinin izinden giderek basit biyolojik molekülleri sıfırdan üretme yollarını bulmaya başlamışlardır. artık yaşamın başlangıcı gizeminin çözümü yakın görünmektedir.
fakat sonra yaşamın düşünüldüğünden daha karmaşık olduğu anlaşılır. hücrelerin sadece birer kimyasal haznesi değil, anlaşılması güç minik makineler olduğu ortaya çıkar. birdenbire yaşamın sıfırdan oluşturulması, bilim insanlarının beklediğinden çok daha zorlu bir işe dönüşmüştür.
ingiltere’nin cambridge şehrindeki moleküler biyoloji laboratuvarı’nın grup liderlerinden john sutherland, deneyin önemini şu sözleriyle vurgulamaktadır:
miller-urey deneyinin gücü, basit bir atmosferden yola çıkıp birçok biyolojik molekül üretilebileceğini göstermesinden gelmektedir.
sutherland deneyin son derece simgesel bir önem taşıdığını, birçok insanın hayal gücünü canlandırdığını ve çok sayıda çalışmada referans gösterildiğini söylemektedir.
başka bilim insanları da miller deneyinin izinden giderek basit biyolojik molekülleri sıfırdan üretme yollarını bulmaya başlamışlardır. artık yaşamın başlangıcı gizeminin çözümü yakın görünmektedir.
fakat sonra yaşamın düşünüldüğünden daha karmaşık olduğu anlaşılır. hücrelerin sadece birer kimyasal haznesi değil, anlaşılması güç minik makineler olduğu ortaya çıkar. birdenbire yaşamın sıfırdan oluşturulması, bilim insanlarının beklediğinden çok daha zorlu bir işe dönüşmüştür.
devamını gör...
bir ömür nasıl yaşanır
gerçekleştirmenin zor olduğunu bilsem de ömür yardım almadan yaşanır. çünkü yardım alan emir alır.*
devamını gör...
normal sözlük’ün en güzel yanı
bazıları sevdiğim şeylerden ne kadar nefret etseler de ağız dolusu küfür edemiyorlar, ben de edemiyorum.
bu çok güzel bir şey, evet.
bu çok güzel bir şey, evet.
devamını gör...
sünnet olmak
afrika'da aids büyük problem olduğu için sünnet yapılması teşvik ediliyor. şimdi diyeceksinizki condom var bilmemne var. evet güney afrika cumhuriyetinde işyerlerinde, benzinliklerde.... birçok yerde bedava condom var ama problem siyahlar yada melezler sarhoş olunca aklına condom falan gelmiyor. 11, 12 yaşındaki kızların hamile kalması birazda bu yüzden, sarhoş olunca ne olduğunu hatırlamıyor bile. o yüzden cape town için "çoğunun babası belli değil yada bilinse bile çocuk babasını hiç görmemiştir" diyorlar.
devamını gör...
osmanlı devleti viyana’yı alabilseydi olacaklar
avrupa'nın genel durumunu bilemem ama viyana özelinde konuşacak olursak, istanbul örneğine bakılarak "neler olacağı" tahmin edilebilecek durumdur.
muhtemelen, mükemmel ötesi şehir planlamacılığı ve kaldırım mühendisliği seviyesindeki alt yapı çalışmaları yüzünden şehir dev bir gettoya dönüşürdü.
muhtemelen, mükemmel ötesi şehir planlamacılığı ve kaldırım mühendisliği seviyesindeki alt yapı çalışmaları yüzünden şehir dev bir gettoya dönüşürdü.
devamını gör...
birini unutmanın en iyi yolu
görmeyin.sosyal medyadan bakmayın.hiçbir yerden hiçbir şekilde gözünüz görmesin.inanın en etkili yollardan biri.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sevgili"kaynamış sütün üstündeki kaymak tabakası"ses tonun şaşırttı beni.çok farklı tahmin etmiştim.
devamını gör...

