run fatboy run
bir david schwimmer filmidir. simon pegg’in senaryosunu yazıp başrolünde oynadığı filmi friends dizisinin ross’u çekince elbette dikkat çeken bir film çıkıyor ortaya. aslında filmin iyi olup olmaması bile önemsizdi benim için bu ipuçlarını aldıktan sonra ama oldukça iyi bir filmdi.

filmin hikayesi adından anlaşılacağı üzere şişman bir adam olan dennis ile ilgili. dennis hamile olan sevgilisi ile evlenmek üzereyken düğün günü bu sorumluluğu alamayacağını düşünerek kaçar ve beş yıl sonra eski sevgilisi ile karşılaşınca ve yanında 5 yaşındaki kendi çocuğunu görünce onları geri kazanmaya karar verir ancak bu çok da kolay değildir.

çünkü dennis’i eski kız arkadaşı evlenmek üzeredir. dennis sevgilisini ve çocuğunu geri kazanmak için eski kız arkadaşının yeni erkek arkadaşı ile bir rekabete girer. bu rekabet bir maraton yarışıdır. libby’nin yeni sevgilisi whit oldukça formdadır. dennis’in ise maşallahı vardır. bir rocky filmi gibi dennis arkadaşları ile birlikte saçmasapan yöntemlerle maratona hazırlanır.

simon pegg’in yazdığı neredeyse bütün senaryolarda olan kaybolmuş ve tutunamamış insan hikayelerinden bir başkası bu film. vermeye çalıştığı duyguyu hissederek izlerseniz mutlaka seveceğiniz bir film.

filmin hikayesi adından anlaşılacağı üzere şişman bir adam olan dennis ile ilgili. dennis hamile olan sevgilisi ile evlenmek üzereyken düğün günü bu sorumluluğu alamayacağını düşünerek kaçar ve beş yıl sonra eski sevgilisi ile karşılaşınca ve yanında 5 yaşındaki kendi çocuğunu görünce onları geri kazanmaya karar verir ancak bu çok da kolay değildir.

çünkü dennis’i eski kız arkadaşı evlenmek üzeredir. dennis sevgilisini ve çocuğunu geri kazanmak için eski kız arkadaşının yeni erkek arkadaşı ile bir rekabete girer. bu rekabet bir maraton yarışıdır. libby’nin yeni sevgilisi whit oldukça formdadır. dennis’in ise maşallahı vardır. bir rocky filmi gibi dennis arkadaşları ile birlikte saçmasapan yöntemlerle maratona hazırlanır.

simon pegg’in yazdığı neredeyse bütün senaryolarda olan kaybolmuş ve tutunamamış insan hikayelerinden bir başkası bu film. vermeye çalıştığı duyguyu hissederek izlerseniz mutlaka seveceğiniz bir film.
devamını gör...
lucifer (yazar)
#291033 artık gece 03:30 sularında üstüne bı soğuk su içer. trollerin kralı lucifer.
devamını gör...
sanık
umut_yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte ''suçlu olduğu sanılan ve bu sebeple yargılanan kişi'' anlamına gelen sözcüktür.
sözlükte ''suçlu olduğu sanılan ve bu sebeple yargılanan kişi'' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
bir gün elbet okurum diye kitaplıkta bekleyen kitaplar
hitler kavgam kitabı seni bir gün okuyabileceğim evlat.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
yeni tanıştığım insanların istisnasız hepsinin çok iyi kalpli olduğunu düşünüyorum. bu nedenle zamanla yediğim darbeler beni daha çok yaralıyor. akıllanıyor muyum? hayır. bu konuda asla iflah olmuyorum.
devamını gör...
taoizm
2000 yıl boyunca çin'de yaşamın her alanını var olan bir inançtır. çin, kore gibi asya ülkelerinde etkileri görülmüştür. insan bedeninin evrendeki tüm tanrıları barındırdığına inanılır.
devamını gör...
kocasının en yakın arkadaşıyla yatan kadın
kadından ziyade o en yakın arkadaşa bir çift laf vardır söylenmek istenen.
tersi de olabilecek olan durumdur.
karısının en yakın arkadaşıyla yatan adam
tersi de olabilecek olan durumdur.
karısının en yakın arkadaşıyla yatan adam
devamını gör...
sadece askerde karşılaşılan olaylar
otomatik tüfek yani tam otomatik tüfek satışı sivillere yapılmadığı için kimse size normalde mp5 doğrultup kurma kolunu çekip sizi tehdit edemez.
devamını gör...
türk tipi teselli yöntemleri
bence en önemlisi ve en yaygın olanlardan biri olur öyle’dir. her duruma uygundur.
- şu sol tarafımda bir ağrı var.
- olur öyle.
- bizim eve hırsız girmiş.
- olur öyle.
- buzullar eriyor, dünyanın çok az zamanı kaldı.
- olur öyle.
- ısırıldım, zombiye dönüşmek üzereyim
- olur öyle.
bence her şeyin çözümüdür.
olur öyle.
- şu sol tarafımda bir ağrı var.
- olur öyle.
- bizim eve hırsız girmiş.
- olur öyle.
- buzullar eriyor, dünyanın çok az zamanı kaldı.
- olur öyle.
- ısırıldım, zombiye dönüşmek üzereyim
- olur öyle.
bence her şeyin çözümüdür.
olur öyle.
devamını gör...
14 aydır okula gidemeyen öğrenci
aile evinde kalan bir üniversiteliyse kafayı yemiş olması muhtemeldir.*
devamını gör...
sevmiyorsan saygı duy
başka bir bireyin temel hak ve özgürlükleri ihlal edilmediği sürece, her birey saygıyı hak eder. sınırlarınıza saygı duyulması sizin hakkınızdır. tüm canlı varlıkların yaşam biçimlerine, dillerine, dinlerine, renklerine, düşüncelerine ve farklılıklarına saygı duymak zorundayız. sevgi kişisel saygı ise toplumsal bir şarttır.
devamını gör...
ülke şartları yüzünden vegan olan insan
en beğenilen entrylerden biri makarna vegan değil diyor, ki yanlış. makarna durum irmiğinden yapılır ve vegandır. diğeri de vejetaryenlik hadi neyse de veganlık pahalı yazmış. 5+ yıldır veganım, bayağı da sağlıklıyım, öyle efsaneler efsanesi bir gelirim de yok. tamam ekşi'de ekşi'nin kutsal bilgi kaynağı olması sorgulanıyor da, burada kafamızla şut çektiğimizi mi sorgulayalım?
md. house'un da dediği gibi, use it.
edit: ne zamandır veganım diyorum, aşağıya yazmış, etiket fiyatlarına bakıyor musunuz diye. arkadaşlar ne yiyip içiyorsunuz? bir mercimek çorbası, bir pilav, sebzeli yemekler, normal yemek la işte? evde yemek yapmayı da mı bilmiyorsunuz? mercimeğin kilosu 9 lira. bulgurun kilosu 5. pirincin kilosu 8. makarnanın paketi 3 lira mı ne. sebzelerin fiyatları değişmekle beraber, aman aman fiyatlar değil. pamuk kıyafetler; yün, deri ve ipek kıyafetlere göre daha ucuz. rossman'da ve gratis'te vegan ve cf uygun fiyatlı diş macunları ve hijyen ürünleri mevcut.
ha yok ben illa kazık yiyeceğim diyorsan, aha migros orada. asla ihtiyacın olmayan bitkisel sütün fiyatı üzerinden veganlık pahalı de. hayır konu hakkında bilginiz de yok, ahkam kesiyorsunuz. he, veganlık pahalı, aynen.
md. house'un da dediği gibi, use it.
edit: ne zamandır veganım diyorum, aşağıya yazmış, etiket fiyatlarına bakıyor musunuz diye. arkadaşlar ne yiyip içiyorsunuz? bir mercimek çorbası, bir pilav, sebzeli yemekler, normal yemek la işte? evde yemek yapmayı da mı bilmiyorsunuz? mercimeğin kilosu 9 lira. bulgurun kilosu 5. pirincin kilosu 8. makarnanın paketi 3 lira mı ne. sebzelerin fiyatları değişmekle beraber, aman aman fiyatlar değil. pamuk kıyafetler; yün, deri ve ipek kıyafetlere göre daha ucuz. rossman'da ve gratis'te vegan ve cf uygun fiyatlı diş macunları ve hijyen ürünleri mevcut.
ha yok ben illa kazık yiyeceğim diyorsan, aha migros orada. asla ihtiyacın olmayan bitkisel sütün fiyatı üzerinden veganlık pahalı de. hayır konu hakkında bilginiz de yok, ahkam kesiyorsunuz. he, veganlık pahalı, aynen.
devamını gör...
petrograd
saint petersburg'un 1914-1924 yılları arasındaki adı.
rusya'nın batılılaşmasının bir savunucusu olan çar peter the great, şehre hollanda usulüyle "sankt pieter burch" adını vermiş ve daha sonra yazımı, alman etkisi altında "sankt peterburg" olarak değişmiş. sonrasında, 1. dünya savaşı'nın patlak vermesiyle, rus imparatorluğu, almanca sankt ve burg kelimelerini ortadan kaldırmak için şehre "peter'in şehri" anlamına gelen "petrograd" adını vermiş.
rusya'nın batılılaşmasının bir savunucusu olan çar peter the great, şehre hollanda usulüyle "sankt pieter burch" adını vermiş ve daha sonra yazımı, alman etkisi altında "sankt peterburg" olarak değişmiş. sonrasında, 1. dünya savaşı'nın patlak vermesiyle, rus imparatorluğu, almanca sankt ve burg kelimelerini ortadan kaldırmak için şehre "peter'in şehri" anlamına gelen "petrograd" adını vermiş.
devamını gör...
türkiye'de yaşamanın ucuz olması
türkiye'de yaşam ucuz evet ama cümle yanlış olmuş.
"türkiye'de insan yaşamı ucuz."
"türkiye'de insan yaşamı ucuz."
devamını gör...
kendisinden 7 yaş küçük kadınla çıkan kart eşek
başlığı ele alış biçimimi değiştirecek olursam;
on beş yaşındaki bir kızla yirmi iki yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı göze çarpar. ve erkek yargılanır. yargılayanlar haklı mıdır? kızın yaşına, yaşayacaklarına bakılırsa, evet. peki, yirmi iki yaşındaki bir kızla yirmi dokuz yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı neden göze çarpmaz? yaş farkı aynı değil mi? öyleyse burada olan şey; algı. algımız on beş yaşındaki birini henüz çocuk olarak görür fakat yirmi iki yaşındaki kız büyümüştür.
durum bundan ibaret yani, tamamen yaş algımızla alakalı. yine de yargılamak bize düşer mi? hayır.
on beş yaşındaki bir kızla yirmi iki yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı göze çarpar. ve erkek yargılanır. yargılayanlar haklı mıdır? kızın yaşına, yaşayacaklarına bakılırsa, evet. peki, yirmi iki yaşındaki bir kızla yirmi dokuz yaşındaki bir erkeğin arasındaki yaş farkı neden göze çarpmaz? yaş farkı aynı değil mi? öyleyse burada olan şey; algı. algımız on beş yaşındaki birini henüz çocuk olarak görür fakat yirmi iki yaşındaki kız büyümüştür.
durum bundan ibaret yani, tamamen yaş algımızla alakalı. yine de yargılamak bize düşer mi? hayır.
devamını gör...
profil fotoğrafı
avatar da denilen hede. sözlükte de var bundan. ölürken verdiğim bir pozla ben de katıldım profil fotocuların arasına.
devamını gör...
karma puanı yükseltme
bir eylemdir.
buraya yazmak ve okunmak için geldiğimizi düşünüyorum. eğer yazdıklarım okunmayacak ise karma puanım 3 milyon 750 milyar milyon olsa ne olur ki. en pahalı rozetleri de alsam mutlu olmam.*
ben gerçekten artı oy verdiysem okumuş ve begenmisimdir.* lütfen siz de bana öyle davranın sevgili yazarlar. ben de tanımlarınızı beğenirken asla karşılık beklemiyorum. fikirlerimi okuyun, bana eleştirilerde bulunun, benden mutlusu olmaz. teşekkürler..
buraya yazmak ve okunmak için geldiğimizi düşünüyorum. eğer yazdıklarım okunmayacak ise karma puanım 3 milyon 750 milyar milyon olsa ne olur ki. en pahalı rozetleri de alsam mutlu olmam.*
ben gerçekten artı oy verdiysem okumuş ve begenmisimdir.* lütfen siz de bana öyle davranın sevgili yazarlar. ben de tanımlarınızı beğenirken asla karşılık beklemiyorum. fikirlerimi okuyun, bana eleştirilerde bulunun, benden mutlusu olmaz. teşekkürler..
devamını gör...
anlatırken ağlarım diye anlatamadıklarımız
mutlak yalnızlığın bir getirisi olarak insanın kendisinden bahsetmemesi bir noktada anlaşılabilir; lakin nihai surette anlaşılmadığını kişi bizzat görecektir de. neticede insan yalnızdır ebediyen belki, fakat yalnızlığını giderebilecek bir ruh arkadaşlığı da her daim kurulabilir. en azından ben buna inanıyorum. ve inanç, sevgili sözlük, her ne kadar ben hiçbir şeye inanamasam da belki umutsuzca umuda inanıyorum.
sıradanlığın ve gösterişin bu denli gözümüze sokulduğu ve bir anlamda yüceltildiği hatta kutsallaştırıldığı günümüz dünyasında -ki bana kalırsa her zaman böyleydi dünya dolayısıyla insan- insanın anlatmak istememesi anlaşılabilir. niçin? ne alakası var şimdi bunun bu başlıkla? şöyle ki, insan yukarıda da belirttiğim gibi anlaşılamaz bir varlıktır. fakat tamamen bir anlaşılamamazlık da romantizmin 21. yüzyıla bir getirisi olmalı. dramaturji epey hat safhada. hem şunun şurasında gerçek nedir özünde? birçok gerçek var ve biz o gerçeklerin peşinden gideceğiz derken kendi istediğimizi unutuyoruz. "falanca insanlar bu görüşteler, o halde öğreneyim." diyoruz (kaba bir tarifle). ardından biat ediyoruz ve trajedimizi bir noktada başlatıyoruz. her ne kadar öğrenmek derken bu cümlede kitapları ve o lanetli bilgiyi kastetsem de daha genel bir çerçevede bütün hayat şartlarını kastediyorum.
insan anlatmak istemiyor bazı şeyleri. kimi zaman kendi yoğunluğu insanlara yük olmasın diye, kimi zaman kendinden geçmişçesine haykırırken duvarlara. fakat nedir doğrusu? işte bunu bilemiyoruz. fakat sıradan insan portresi bu noktada insanın canını sıkıyor olmalı. çünkü neticede herkes sıradan. her ne kadar bazılarımız epey farklı ve derinlikli gözükebilse de... işte böyle insanlar (elbette her insanın özünde aynı olduğunu savunanlardanımdır ben) -böyle insanlar belki bu sıradanlığı daha derin bir hüzünle hissediyordur. ya da bütün insanlar böyledir, bilmiyorum. "ben de sıradanım mademki, o halde niçin kendimden bahsedeyim?" diye sorarız. aslında anlatmayı da çok isteriz. sadece sıkışmışızdır kendi içimizde. işte bu noktada başlıklı alakalı olarak bunu tam olarak söyleyebilirim. lafı dolandırdım sanırım epey. yüreğimden dökülmeye başlayınca kelimeler işte böyle oluyor.*
epey bir süreden beri kendime şöyle diyordum: "konuşmak çok zahmetli. zor ve herkes her şeyi biliyor." aslında bu cümleler yaklaşık beş yıl önce yazdığım bir hikayenin giriş kısmıydı. ve bu düşüncelerin beynimin derinliklerine bir yere nasıl yerleştiğini halen merak ediyorum. büyük bir muamma! neden konuşmak zahmetli? yanılmıyorsam epey karanlık bir alanda takıldığım için zamanında. şimdiyse aydınlıktayım. daha doğrusu karanlık ve aydınlığın tam sınırındayım. lakin nereye geçmem gerektiğini bilemiyorum. yardım edin, korkuyorum. *
t: son 1 yıldır başımda olan bela.
sıradanlığın ve gösterişin bu denli gözümüze sokulduğu ve bir anlamda yüceltildiği hatta kutsallaştırıldığı günümüz dünyasında -ki bana kalırsa her zaman böyleydi dünya dolayısıyla insan- insanın anlatmak istememesi anlaşılabilir. niçin? ne alakası var şimdi bunun bu başlıkla? şöyle ki, insan yukarıda da belirttiğim gibi anlaşılamaz bir varlıktır. fakat tamamen bir anlaşılamamazlık da romantizmin 21. yüzyıla bir getirisi olmalı. dramaturji epey hat safhada. hem şunun şurasında gerçek nedir özünde? birçok gerçek var ve biz o gerçeklerin peşinden gideceğiz derken kendi istediğimizi unutuyoruz. "falanca insanlar bu görüşteler, o halde öğreneyim." diyoruz (kaba bir tarifle). ardından biat ediyoruz ve trajedimizi bir noktada başlatıyoruz. her ne kadar öğrenmek derken bu cümlede kitapları ve o lanetli bilgiyi kastetsem de daha genel bir çerçevede bütün hayat şartlarını kastediyorum.
insan anlatmak istemiyor bazı şeyleri. kimi zaman kendi yoğunluğu insanlara yük olmasın diye, kimi zaman kendinden geçmişçesine haykırırken duvarlara. fakat nedir doğrusu? işte bunu bilemiyoruz. fakat sıradan insan portresi bu noktada insanın canını sıkıyor olmalı. çünkü neticede herkes sıradan. her ne kadar bazılarımız epey farklı ve derinlikli gözükebilse de... işte böyle insanlar (elbette her insanın özünde aynı olduğunu savunanlardanımdır ben) -böyle insanlar belki bu sıradanlığı daha derin bir hüzünle hissediyordur. ya da bütün insanlar böyledir, bilmiyorum. "ben de sıradanım mademki, o halde niçin kendimden bahsedeyim?" diye sorarız. aslında anlatmayı da çok isteriz. sadece sıkışmışızdır kendi içimizde. işte bu noktada başlıklı alakalı olarak bunu tam olarak söyleyebilirim. lafı dolandırdım sanırım epey. yüreğimden dökülmeye başlayınca kelimeler işte böyle oluyor.*
epey bir süreden beri kendime şöyle diyordum: "konuşmak çok zahmetli. zor ve herkes her şeyi biliyor." aslında bu cümleler yaklaşık beş yıl önce yazdığım bir hikayenin giriş kısmıydı. ve bu düşüncelerin beynimin derinliklerine bir yere nasıl yerleştiğini halen merak ediyorum. büyük bir muamma! neden konuşmak zahmetli? yanılmıyorsam epey karanlık bir alanda takıldığım için zamanında. şimdiyse aydınlıktayım. daha doğrusu karanlık ve aydınlığın tam sınırındayım. lakin nereye geçmem gerektiğini bilemiyorum. yardım edin, korkuyorum. *
t: son 1 yıldır başımda olan bela.
devamını gör...

