(bkz: kinparçacığı)
paralel evreni şimdiden çok sevdim. girişler ne taraftan olur acaba...
devamını gör...

bazen yaparım ben bunu. mandıra filozofu filminden etkilenerek hayatımı değiştirdim. televizyon bizim uyku saatimizi belirliyor. hayır kardeşim hava karardığında uykun geliyorsa otomatik uyuyabilmelisin, belli bir saati yok.
devamını gör...

sagopa kajmer külliyatının kıymetli bir albümüdür.
lakin zannımca, sagopa kajmer bu albümden beklediği ilgiyi alamamıştır.
albümün içinde, 2006 yılında piyasaya sürdüğü "baytar" adlı efsane parçasının tekrar yorunlanmış hali de mevcuttur.
sample seçimleri her zamanki gibi harikulade olmakla birlikte, liriğini konuşturduğu şairane bir dil kullandığı albümüdür.

ne de olsa, yunus bu yolda meftun. :)
devamını gör...

dünyanın en önemli yönetmenlerinden biri olan luchino visconti'nin yönettiği, giovanni bertolucci'nin 'prodüktörlüğünü' yaptığı film; the innocent (masumlar)

giancarlo giannini'nin, başrollerini,laura antonelli ve jennifer o'neill ile paylaştığı bu filmi, izlemediyseniz muhakkak izlemelisiniz. soylu bir italyan yazar, şair gabriele d'annunzio'nun -italyanca l'innocente- the intruder adlı hikayesinden yola çıkılarak çekilen film bana göre tüm zamanların en iyi 100 filminden bir tanesi.

aşağıya ingilizce wikipedia'dan alıntıladığım satırlarda hikaye ve film hakkında kısa bir bilgi paragrafı alıntılanmıştır:



"the intruder (italian: l'innocente) is an 1892 novel by the italian writer gabriele d'annunzio. it is known as the victim in the united states. it tells the story of the dandy tullio hermil who is habitually unfaithful to his patient and loving wife giuliana, until the wife eventually does the same and becomes pregnant with another man's child. the book was published in english in 1897, translated by georgina harding.


the book was first adapted for film in 1912 by edoardo bencivenga. it was also the basis for luchino visconti's last film, the innocent, released in 1976. visconti's version stars giancarlo giannini as tullio and laura antonelli as giuliana."

devamını gör...

"mutluluğun gözü kördür,yalnızlık sağır.
ondandır biri tökezleyerek yürür, öbürü uykusunda bile sağır" adlı sözün sahibi.
değerli bir edebî şahsiyet.
devamını gör...

her gün günlüğünün bir sayfasında sevdiği insanlardan bahsetti çoğu yoktur artık.
bir gün bir bakar ki yazacak kimsesi kalmamıştır. yazıp da bitirdiğinden değil gidişlerini kaleme almayı istemediğinden, oysa o defalarca yazabilirdi onları. her zamanki gibi...
ama artık yazacak mecali kalmamıştır. ne gidişlerini ne de arkalarında bıraktıkları enkazı yazacak hali yoktur. çünkü birgün herkes gider ve siz sadece gidişlerini izlersiniz...
devamını gör...

christopher lacsh’in savaş sonrası amerikan toplumunda narsist bir karakterin ortaya çıkışını, ekonomik ve toplumsal sebepleri ile incelediği 1979 yılında yayınlanan kitabının ismidir. amerika, günümüz endüstriyel toplumunun ileri aşamasını temsil ettiğinden, 1979 yılında amerika toplumu için yazılan bu eserin, 2000’li yıllar ile birlikte türkiye içinde bazı gerçeklere işaret ettiği söylenebilir.

kendisi haricinde her şeyi kendisi için bir ayna olarak gören, kendi dış görünüşü, çekiciliği, toplumdan kendisine yansıyan görüntüsünden (bu yansımayı sosyal medyadan aldığı likelar ile ölçer) başka hiçbir şeyle gerçekten ilgilenmeyen bir karakter olarak tanımlar lasch narsisti. geleceğe ve gelecek nesillere olan tüm ilgisini yitirmiştir. ilgilendiği şeyler ya da inançları, bütünlüklü bir dünya görüşünün parçaları değil, yansımasını geliştirmek amaçlı bir takım terapilerdir. (vücut geliştirme, yoga, sağlıklık beslenme, pilates, karatay diyeti, organik besinler vb.) bu karakterin ortaya çıkmasında ekonomik, toplumsal ve tarihsel sebepler nelerdir? lasch ile beraber incelemeye çalışalım.

dünyanın sonu, umutların yıkılışı ve tek çare olarak bireysel terapi

bireysellik, her ne pahasına olursa olsun mutluluğun peşinde koşma, kültürel devrim adı altında narsistik davranış biçimleri ile çökmekte olan bir medeniyetin tezahürleri haline gelmiştir.

bir felaketin yaklaştığı hissi, dünyanın sonunun geldiği düşüncesi, daha iyi günlerin bizi beklemediği duygusu, kolektif ve organize bir kurtuluşa duyulan inancın yitirilmesi karşısında bireysel kurtuluşun, mutluluğu aramanın, kişisel gelişimin, yani terapinin tek mantıklı çare olduğu inancı yerleşmiştir. politik tüm hedeflerin, hayallerin çökmesinden sonra, geriye terapatik bir takım uğraşlar kalmıştır. yoga, sağlıklı beslenme, fitness, kendini keşfetme, veganizm vb.

kitlelerde yaygın olan bir diğer duygu durumu devamlı bir zamanın, tarihin bir parçası olduğumuzun fikrinin çöküşüdür. geçmişten gelip geleceğe doğru giden bir tarihin parçası değiliz artık. geleceği olmayan bir toplumda ve dünyada, şimdiki zamanda yaşamak kadar doğal bir şey yoktur.

lasch’in terapatiden kastettiği insanların anlık olarak iyi, sağlıklı hissetmeye çalışmalarıdır. bu genel bir inanca, dünya görüşüne oturan bir pratik değildir. arzuların anlık doyurulmasıdır.

aslında bireysellik yüceltilirken bireyin mega makineye bağlı kalmadan yaşamasının tüm şartları ortadan kalkmıştır. insan gerçek anlamda yalnız kalamadığı gibi, birlikte de değildir. totaliter hareketlerin, yalnız kitle insanını hareketin deviniminde birbirine doğru itmesi gibi bir durum ile kaşı karşıyayız.

yalnızlık, boşluk hissi gündelik hayatın bir savaş alanı haline gelmesinden, kimsenin yanında kendimizi emin hissetmeme duygusundan kaynaklanmaktadır. meta ilişkilerinin yoğunluğunun artması ile işin kişisel rekabet haline gelmesi, üremenin sosyalleşmesi sonucu aile ilişkilerinin çökmesi gibi sebepleri vardır.

modern insan kendi fiziksel ihtiyaçlarından, çocuklarını yetiştirmeye, psikolojik gereksinimlerine kadar devlete, şirketlere, büyük organizasyonlara bağlıdır. bu da güçsüzlüğe sebep olur. içten içe kendi ile barışık olamayan narsist bir toplumun kökenleri burada yatmaktadır.

narsist, başkalarının olumlayıcı, övücü bakışlarına muhtaçtır. kendisi için ayna olan dünyaya muhtaçtır. normal olmak, sıradan kişi olmak narsist için insanın başına gelebilecek en kötü şeydir. narsist bir fandır. sürekli ünlüler ile özdeşleşir. başkaları üzerinden sıradışı bir yaşam sürmeye çalışır.

insanların özel hayat, yani bedensel ihtiyaçlarını giderdikleri alanın dışında kalan kamuda, birlikteliklerini düzenleyen kurallar bütününü ifade eden civilitasın çöküşü kamu ile özel alanın ortadan kaldırılmasına sebep olmuştur. türkçe’ye nezaket kuralları olarak çevrilebilecek civilitas kısıtlayıcı olmaktan öte insanların, kişisel çekincelerini bırakarak biraraya gelmeleri için gerekli ortamı yaratıyorlardı. bu kurallar sayesinde daha rahat bir ilişki tesis etmek mümkündü. civilitas’ın ortadan kalkması ile tüm sosyal ilişkiler arada hiçbir sınırın olmadığı bir itiraf seansına dönüşmüştür. politika ve iş somut hedeflerinden sıyrılarak, özel hayattaki kişiliğin sergilendiği bir yer haline gelmiştir.

işin bürokratikleşmesinin, iş ile ilgili kabiliyetleri anlamsız hale getirmesi, şirketin, kurumun kişinin yaptıklarından bağımsız olarak bürokratik tarzda otomatik işleyişi, iş hayatında başarı kriteri olarak kişiliği ön plana çıkarmıştır. günümüz yöneticisi örneğin belirli bir hedef ya da görev için uğraşmaz. onun için önemli olan başkalarını geçmektir. winner olmaktır. gerçek bir kabiliyeti ve hedefi yoktur. amaç bir değer yaratmak değil kendisini, kendi karizmasını sergilemek, rakiplerini alt ederek winner olmaktır. aurası genç, dinamik olmasına bağlı olduğu için yaşlanmak en büyük korkulu rüyasıdır.

bu kendi kişiliğini, görüntüsünü sergileme motivasyonunu artıran bir değer husus sürekli kayıt altında olduğunun bilincidir. kameralar tarafından sürekli çekildiğini bilmek, sürekli fotoğrafının çekildiği bir ortamda yaşamak davranışların bir gösteriye dönüşmesini destekler.

burada kapitalizmin ilk ortaya çıktığı zamanlardaki, weber’in kapitalizm ile özdeşleştirdiği puritan ahlakın terk edilmesi söz konusudur. aslında puritan ahlak, kapitalist değer yargılarının tam olarak topluma nüfüz etmediği bir dönemin ürünüdür. puritan ahlakta fayda kavramı, topluma yararlı bir iş yapmakla ilişkilendirilir. puritan ahlaka göre disiplinli, kendi zevklerini bir kenara atmasını bilen, tutumlu kişiler, yaptıkları ile topluma faydalı olurlar ve böylece bunun maddi karşılığını da alırlar. önemli olan insanın yeteneklerini geliştirmesidir. maddi kazanç onunla birlikte gelecektir. ancak günümüzde insanın kendi yeteneklerini geliştirmesi ile ilgili rekabet yerini başkaları ile olan rekabete bırakmıştır. bir iş yapma kabiliyetinden daha çok kişisel ilişkilerdeki üstünlük, kendini pazarlama konusundaki maharet yükselmenin kaynağı olmuştur.

başarının kendisi neyin başarısı olduğundan bağımsız olarak önemlidir. başarının kendi ötesinde bir anlamı yoksa başarının tek ölçüm birimi başkalarının başarısıdır. bu durum hayatın bir savaş alanı haline gelmesi ve geleceğin belirsizleşmesinin en önemli sebeplerindendir.

puritan ahlaktan, narsist ahlaka geçiş, kapitalizmde üretimin başatlığından tüketimin başatlığına geçiş ile bağlantılıdır. puritan etiğin yerini tüketimin anlık zevklerine bıraktığı bu ahlak biçimi aslında kapitalizmin kendi içkin ahlak yapısının geçmişten gelen tortulardan sıyrılarak ortaya çıkmasıdır. sade’ın tahayyül ettiği, herkesin kendi kişisel zevk ve arzularından başka bir kural ve değer tanımadığı ve başka hiçbir kısıtlama olmadan bunların peşinde koştuğu bir toplumsal düzen.

hiçbir baskı altında kalmadan her türlü arzunun kolayca gerçekleştirilebileceği, meta üretimi ve bunların tüketimine dayalı bir toplum, arzuların anlık tatminin önündeki her türlü engeli ortadan kaldırmaya çalışır. bunların önünde hiçbir dini, ahlaki, felsefi bir engel olmamalıdır. birey arzularını tatmin etmek istediği hiçbir ailevi, geleneksel yani ekonominin yasaları haricinde hiçbir kuralın baskısı altında kalmamalıdır. bireyin bu tarz bir tahayyülü, tüm bireyleri, fiziksel ihtiyaçlarının peşinde koşan, birbirinin aynı monadlar olarak görür. bu ihtiyaçlar da meta olarak tanımlandığı ve karşılanması da bunların satın alınması ile eş değer tutulduğu için aslında birey tam anlamı ile topluma, bu metaları üreten endüstriyel/kapitalist topluma mahkum edilmiş demektir. geleneksel değerlerden özgürleşmek gibi algılanan şey aslında kendini tamamı ile topluma terk etmektir.

kapitalist topluma topyekun bir karşı duruş olan 68 hareketinin dağılmasının sonuçları olan kadın hareketi, gençlik hareketi, gay hareketi, yeşiller vb. parçaların temelde gördükleri işlev bu civilitasın, saf kapitalist mantığın önündeki engellerin ortadan kalkmasıdır.

örneğin kadının ekonomik özgürleşmesi, aslında temel olarak kadının kapitalist ekonomiye dahil olması demektir. ailede paternalizmin yıkılması, çocukların ekonominin, şirketlerin, devletin yönlendiriciliğine ve tahakkümüne girmesi demektir. (bu örneklerde geçen eski tip tahakkümlerin kısıtlayıcı etkilerinden bağımsız olarak)

lasch’in bahsettiği bir başka yaygın ruh hali, insanların yaptıkları işe ve gündelik hayatlarına karşı ironik bir tavır ve ciddiyetsizlik ile yaklaşmalarıdır. yapılan iş meslekten ve kabiliyetten bağımsız hale geldiğinde, sergilenen yapılan işler değil karakterin kendisi haline geldiğinde, işin anlamanın ölmesi ile birlikte yapılan işe duyulan saygı da ölür. iş, absürt bir noktaya doğru kayar ve bu sebeple insanlar yaptıkları işe karşı alaycı bir uzaklık takınırlar. aynı ironik tavrı sosyal hayattaki ilişkilerde de görebiliriz. sosyal yaşam geleneksel rutinlerinden sıyrılıp bir role playing haline geldiğinde insan gündelik faliyetinin tümüne ciddiyetsiz bir uzaklık ile yaklaşır.

iş ve sosyal yaşamın kendisi bir ilüzyona dönüştüğünde hiçbirşeye inanmayan ve herşeye inanan bir insan profili ile karşılaşırız. semptomları gittikçe yaygınlaşan komplo teorilerinde görülebilir.

spor ve oyunun sektörleşmesi

lasch sporda ve oyunda meydana gelen değişimleri de incelemektedir. oyun, spor, toplumun kendi ritüellerine, geleneklerine, hayata bakışına bağlı bir faaliyet (örneğin ilyada’da achilleus’un düzenlediği müsabakalar gibi) olmaktan çıkarak, kitle iletişim araçları ile yayınlanan bir eğlence, dolayısı ile bir business faliyetine dönüşmüştür.

oyun, keyfi kuralları ile hayatın askıya alındığı, yapay bir şekilde gerilimin sürekliliğinin sağlandığı ve böylece rekabet, macera duygularının tatmin edildiği bir faaliyet ve fiziksel ve zihinsel kapasitelerin sergilenmesi için bir imkandır. oyunun bu beklentileri karşılaması için oyuncuların ve izleyicilerin kuralların keyfiliğini kabul etmesi, oyunu kendi içerisinde ciddiye alması şarttır. kendi hayatını ciddiye almakta zorlanan bir insanın oyunu ciddiye alması imkansızdır. narsistik insanın en önemli özelliklerinden birisi oyunda, tiyatroda, sinemada gerçekliği askıya alma yetisini kaybetmesidir.

oyunun büyüsünün bozulmasının kapitalist üretim ile alakalı başka sebepleri de vardır. çalışma ve boş zamanın birbirinden ayrılması, kitle iletişim araçları ile sporun geniş kitleler için bir eğlence haline gelmesi sporun büyüsünü öldüren etkenlerdendir. spor gerçekliğin askıya alındığı bir temsil değil, büyük paralar yatırılan, müsabaka öncesinideki yatırım ve hazırlığın müsabakadan daha önemli hale geldiği bir business faaliyetidir. sporun bir business haline gelmesi lokalliği ve bağlılığı öldürür. sonuçta oyun tüm ciddiliğini, büyüleyici özelliğini kaybetmiştir. holiganlık ve taraftar grubu faaliyetleri oyunun ciddiye alınmasından ileri gelmez bilakis oyun ile alakasız faaliyetlerin oyunun önüne geçmesini simgeler. taraftar gruplarının ilgilendikleri şey oyunun kendisi değil, oyun dışındaki kendi şovları ve gösterileridir. örneğin we are the best diye bağıran ultraaslan galatasaray klübünü değil, kendi taraftar gruplarını kastediyordur. burada en iyi olmak futbol sahası içinde yapılanın haricinde en iyi kareografiyi yapmak, deplasmana en kalabalık gitmek gibi oyun ile alakasız aktivitelerdir.

sonuç olarak spor bireysel olarak ilgilenildiğinde sağlıklı yaşam için yapılan bir terapi, organize halinde ise bir sektör halini almıştır.

yeni cahillik, cahilliğin öğretimi

peki günümüzde çok yaygın görülen yeni cahilliğin sebepleri neler olabilir. lasch’in bu konuda da tatmin edici açıklamaları mevcut.

en elitinden daha yaygın kurumlara kadar, eğitimin ve öğrencilerin kalitesi düşmüştür. kültür geleneğinden kopmuş, kendi ülkesinin tarihi ile ilgili temel bilgilerden habersiz, bu hali ile eğitim sürecini tamamlayabilmiş bir kitle oluşmuştur. okuma-yazma oranlarını artıran genelleştirilmiş eğitim yeni oluşan cahillik biçimleri karşısında etkisiz kalmıştır. konuşma ve yazmada duyulan zorluklar, okuduğunu anlama kabiliyetinde gerileme, en temel hukuki haklarından habersiz bir yurttaşlık, geleneksel bilgiler ile kuşaktan kuşağa aktarılan gündelik yaşam bilgisinin uzmanların mesleki faaliyet alanı haline gelmesi vb. genel manada yaşanan bu kabileyet düşüşünün etkilerini aile ilişkileri, çocuk bakımı, beslenmeye kadar her alanda görmek mümkündür. hayatın her alanı, uzmanların ezoterik bilgisi tarafından düzenlenmesi gereken, sokaktaki adama terk edilemeyecek uzmanlık alanları haline gelmiştir.

yukarıdaki gelişmelerin temel sebebi günümüzde yapılan işlerin gerçek bir kabiliyet, inisiyatif ve organizasyon yeteneği istememesidir. hatta işlerin çoğunun bunlara sahip olanları tatmin etmeyen bir yapısı vardır. alalade özelliklere sahip, ortalama bir eğtimden geçmiş bir kişi, yaptığı iş için kendi yeteneklerini fazla görmektedir. endüstriyel üretim tarzı sürekli söylendiği gibi, kalifiye çalışanlara değil, rutin işleri baştan savma yapacak, boş zamanında tüketim ile kendisini tatmin edecek bir iş gücüne ihtiyaç duymaktadır. dolayısı ile sistemin hedefi tam olarakta vasat öğrenciler yetiştirmektedir.

okulun bu hedef doğrultusunda şekillendirilmesinde ilerici pedegojik görüşlerin katkısı yadsınamaz. bu görüşlere göre öğrencinin dikkati korunmalıdır. öğrencinin sınıfta geçirdiği zaman aynı zamanda eğlenceli olmalıdır. öğretmen ile öğrenci arasında eşit bir ilişki kurulmalıdır. öğretmen yönlendiren kişi değil, öğrenci ile birlikte öğrenen kişidir. bu anlayış öğretmen kalitesinin düşüşünde muazzam etkili olmuştur. demokratik pedegojik görüşe göre öğrenci ciddi çalışma kapasitesinden mahrum, konsantrasyonunu toplayamayan bir karaktere sahiptir. bu sebeple ilgisi ciddi akademik faaliyetlere girmeden oyunlarla, yeni teknolojik cihazlarla canlı tutulmalıdır. bu görüşlerin arendt’in crisis in education makalesi ile büyük paralellikler içerdiği söylenebilir.

ailenin çöküşü

üretimin ailenin ve bireyin bir faliyeti olmaktan çıkarak, toplumsal bir boyut kazanması ile üreme de sosyal bir faaliyet haline gelmiştir. çocuk yetiştirme ailenin tekelinden çıkarak devletin, uzmanların, özel şirketlerin meşgalesi haline gelmiştir.

modernite ve ilerleme nüfuzunu artırdıkça ailenin tutucu, çağın gerekliliklerine uyum sağlayamayan bireyler yetiştirdiği varsayılarak, eğitim ile ilgili faaliyetler ailenin tekelinden peyderpey alınmıştır.

son ve yeni uzman görüşlerine göre normal ve sağlıklı bir aile yapısı dahi, çocuk yetiştirme konusunda yetersizdir. bu sebeple toplum, devlet aracılığı ile çocuk yetiştirmeyi eline almalıdır.

böylece çocuk yetiştirme ile ilgili geleneksel bilgiler, kuşaktan kuşağa aktarılmış doğrular kaybolmakta, ebeveynler çocukları karşısında ne yapacaklarını bilemez bir durumda kalmaktadırlar. uzman görüşüne muhtaç bir ebeveyn profili ortaya çıkmaktadır. başarılı ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek belirli bir yurt ve özel okula, bir vitamine, protein içerikli mamaya, çeşitli özel kurslara bağlanır. ebeveynler, başarılı çocuk yetiştirme stresini sürekli üzerlerinde taşır.

geleneksel otoritenin ve aile değerlerinin çağın gerekliliklerini karşılamadığının iddia edildiği, çocuk yetiştirmenin değişik uzmanlık alanlarının bilimsel yönlendirmesi ile sağlıklı olabileceği ilan edildiğinde ebeveynin çocuk üzerinde hiçbir ahlaki otoritesi ve yükümlülüğü kalmıştır. bu fiili durum, liberal ahlaki özgürlük kavramının, çocuğun kendi seçim hakkı düsturu ile meşrulaştırır. aslında herhangi bir yönlendirici ve örnek olma kabiliyetini kaybetmiş ebeveynin bu sorumluluğundan gönül rahatlığı ile sıyrılmasının bir imkanıdır bu.
sonuçta modern ebeveynlik pazardaki çocuk yetiştirme ile ilgili metaların alımına indirgenir. özetle, doğum uzmanları çocuğun doğumundan, pediyatrikler hastalıklarından ve tedavisinden, öğretmenler zekasından, süpermarketler ve gıda endüstrisi yiyeceklerinden, kitle kültürü ise dünya görüşünden sorumludur, ebeveynler ise bunları satın alan kişilerdir.

nesiller arasındaki hiyerarşinin tersine dönmesi, ebeveyn otoritesinin çökmesi, ben merkezci, fiziksel arzular ile hareket eden, hedonist bir toplum yapısı yaratır. bunun kapitalist toplumun tüketim endeksli yapısı ile birbirini destekleyen yapısı mağlumdur.

ancak bu durumun birey üzerinde hiçbir disiplin, eleştirel bir otorite bırakmadığı düşünülmemeli. kısıtlayıcı geleneksel disiplin yerine, yeni eleştirel bakış, herkes tarafından beğenilme, popüler olma, en çok like alma, sosyal başarı üzerine kriterlerini inşa eder. bu aslında insanlar üzerinde çok daha sert, eleştirel bir baskı oluşturur. bunun somut örneklerinden birisi, facebookta belirli sayıda like almazsa çocuğunu 15. kattan atmakla tehdit eden babadır.

kadın erkek ilişkileri

üremenin sosyalleşmesi, kişisel ilişkileri sıradanlaştırır. kendi ölümünden sonraki dünyaya ilgi duymamak ile sonuçlanır. çünkü ebeveynler çocuklarını kendilerine ait hissetmezler. çocuklar da otorite ve rol model olarak anne-babayı kabul etmedikleri için, nesiller arası devamlılık duygusu kopmuştur. kendi ölümünden sonraki her şeye ilgisini kaybeden kişi anı yaşamak zorundadır. narsistik karakterin bu özelliğinin bir türlü gelmek bilmeyen ekolojik bilinçle ya da sınıf bilinci ile ilgisi yok mudur? dünyanın sonunun geldiği sayısız raporda, filmde, belgeselde dile getirilmesine hatta dünyanın sahipleri tarafından kabul edilmesine rağmen bunun hiçbir etki bırakmamasının sebeplerinden biri bu olamaz mı?

modern toplum öncesinde kadın-erkek ilişkilerinin temel normları centilmenlik kültürü üzerine oturmaktaydı. bu centilmenlik kültürü, zayıf cinsiyeti korumak, centilmenlik görevleri gibi kavramlar altında, temelde fiziksel güce dayanan kadının sömürüsünü yumuşatan bir etkiye sahipti. günümüzde bu kültür ortadan kalkmıştır.

kadın erkek ilişkilerindeki bu ilüzyonun ortadan kalkması doğal bir takım zıtlıkların doğrudan yaşanmasına, kadın erkek ilişkilerinin şiddetlenmesine sebep olmuştur.

lasch cinsel devrimin kadın-erkek ilişkilerinde yarattığı bazı komplikasyonlara da dikkat çekiyor. örneğin seksin sadece kendisi için değerli hale gelmesi, geleceğe dair tüm referanslarını kaybetmesine ve sürekli bir ilişkinin temeli olabilme özelliğini yitirmesine sebep olmuştur. seksi aşka, evliliğe ve yeni nesillere bağlayan bağlar böylece kopmuştur.

feminizmin bazı çelişkileri konusunda ise şunları söylüyor. feminizmin kadın ve erkeği haklarında değil kendi doğalarında da eşit kabul etme eğilimi, eşitsizliği yaratan faktörün ise geleneksel değerler olduğu iddiası, bu ilişkileri düzenleyen normların (lasch için bu gelenekselliklerde herhangi bir ideal söz konusu değil) ortadan kalkmasına sebep olarak kadın ve erkeği doğadan gelen bir takım zıtlıkları ile baş başa bırakmıştır. örneğin feminizm , erkeği vahşi bir hayvan olarak tanımlarken, kadına yönelik vahşiliğini eleştirmekte, aynı zamanda bu vahşiliği törpüleyecek geleneksel değerleri (centilmenlik kültürü gibi) kadın-erkek eşitsizliğinin temeli olarak görmektedir.

yaşlılık nefreti ve korkusu

günümüzdeki en yaygın hislerden bir tanesi yaşlılık karşısında duyulan nefret ve korkudur. birincisi henüz uzakken, ikincisi yaklaştığı zaman. lasch’e göre bunun sebebi nesiller arasındaki bağın kopmasıdır. yaşlılık ile ilgili en büyük teselli, yeni nesillerin bizim yerimize geliyor oluşu ve bir anlamda bizim devamlılığımızı sağlayacak olmalarıdır. ancak insanoğlu kendi ölümünden sonraki hayata karşı tüm ilgisini kaybettiğinde, kendisini sadece güzelliği, çekiciliği, dış görünüşü ve gücünün (hepsi gençlikle bağlantılıdır ve yaşlandıkça erir) dış dünya tarafından takdir edilmesi ile tatmin edebildiğinde yaşlılık dayanılması en zor bela ve başa gelebilecek en büyük felaket halini alır. çünkü sürekli teknolojik yenilenme altında bir gelenek oluşturabilmek mümkün değildir. birbirini takip eden nesiller daha önceki nesillerin yani bir geleneğin devamını değil tam tersine önceki neslin yok oluşunu temsil eder. çocuk yapma karşısında duyulan tereddütün sebeplerinden bazıları buralardadır. bilgilerin sürekli yenilenmesi, yaşlıların bir toplumdaki en büyük değerini oluşturan bilgeliğin ortadan kalkmasına sebep olur. orta yaşını geçen insanın, tecrübeye, bilgiye ve geleneğe saygısı olmayan bir toplumda son kullanma tarihi geçmiş demektir.
devamını gör...

sevmek, var olmayan birine sahip olmadıklarını vermektir.
(bkz: jacques lacan)

lacan malum anlaşıl(a)mamasıyla meşhur (burada gülücük emojisi vardı). bu yüzden biraz açmak isterim. lacan demek istiyor ki seven kişi, sevdiği kişiye hayal kurma imkanı tanır. ve bu hayal kuruş, aşka sebebiyet verir. örnekle daha kolay anlaşılabilir. söz gelimi ahmet mehmete aşık. mehmet ise bunun farkında. mehmet her konuştuğunda ahmet hayran hayran onu dinliyor. mehmet ben şu filmi izledim diyor, ahmet ise içinden diyor ki "vayyy bu filmi izlediyse daha neler neler izlemiştir, ne cool çocuk " fakat işin aslı öyle değil. mehmet hasbelkader izlemiştir o filmi ve başka da o tarz film izlememiştir. ancak ahmetin kendisine aşık olduğunu bilir ve bunu engellemez, yani ahmetin hayal kurmasına izin verir. ona entelektüel bir imajı varmış gibi davranır. öyle biri değildir ama "öyle biri olmayı" verir ahmete. olmayanı verir. sevmek de budur zaten. olmayanı vermek.
edit: gülücük emojisi yasakmış da ehehe
devamını gör...

utanmadın dimi ölürken. ben bunu sana içimden her gün söylüyorum. ulan oğlum senin beni bu ipsiz dünyada bırakıp gitmeye ne hakkın vardı ? bu mu kardeşlik ?
devamını gör...

erkektir bakar, erkektir yapar diyerek daha neleri meşrulaştıracaksınız acaba?
devamını gör...

alman filozof, yahudi bir ailenin benim gibi ateist evladıdır. felsefe alanında hegel’den etkilenmiştir. hegel’i bir anlamda revize eden görüşler ortaya koysada felsefeye bakışını çok doğru bulmam. sanırım feurbach üzerine tezler kitabında şuna yakın bir söz eder; “ düşünürler dünyayı anlamamızı sağladı. artık dünyayı değiştirme vaktidir”. öyle de yaptı.

sanayi devriminden sonra ortaya çıkan emek-sermaye ilişkisini ortaya o kadar net koydu ki, ölümünden sonra artık bu görüş marksist düşünce, ideoloji, kuram olarak adlandırılmıştır. bugün kapitalizmin anlaşılmasında, emeğin değeri, sermayenin sömürüsünü değiştirecek, ya da dünyayı değiştirecek başka bir görüş ortaya çıkmadı.

14 mart ölüm günüdür. mezar taşında “workes of all lands unite” yazar.
devamını gör...

şirinler.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

chernobyl faciasını ve bu facianın arka yüzünü anlatan mini tarihi drama dizisidir. baştan sonra mükemmel olan bir başyapıttır. bölüm sonlarındaki eklemelerle bazı karakterlerin gerçekte olmayıp neden eklendiğini anlatmışlardır. bütün bu yaşananların gerçek olması izlerken birçok duyguya kapılmanıza sebep oluyor. her bakımdan başarılı bulduğum belgesel tadında bir diziydi. insanlık tarihi boyunca insan kaynaklı yaşanmış en kötü felaketlerden olan bu faciayı gerçekçi bir şekilde ele alması da çok güzel. bu işin gerçek yüzü, bunun saklanması, birçok insanın ölüme terk edilmesi, hiçbir şeyden haberi olmayan masum insanlar, bunu önlemek için fedakarlık yapan cesur insanlar... fazlasıyla tüyler ürperten gerçeklerle,görüntülerle dolu bir dizi. herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum.
devamını gör...

içki, tüm kötülüklerin anasıdır gibi bir savaş. pardon savaşımsı. sonuçta ölen var. yine de savaş sayılır.
devamını gör...

“bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?”

sabahattin ali
devamını gör...

divan edebiyatında nazım herkesin bildiği üzere her zaman nesirden daha da önde olmuştur. divan şairleri arasında nesir yazmak yaygın bir gelenek olmasa bile divan sanatçılarından özellikle bazıları* nesir türündeki eserleriyle öne çıkmıştır ve bu sanatçıların yazdıkları nesir türündeki eserleri topladıkları defterin adı da münşeattır.
devamını gör...

mutluluk nedir?
bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu.
asıl para olmadan mutluluk olmaz. fakir bir insan en temel ihtiyaca bile muhtaçken isteklerini nasıl yerine getirsin. ne kadar acı da olsa gerçek bu malesef.
devamını gör...

başlığı okuduğumda acaba yeni bir film mi dediğim olaydır.
devamını gör...

kafa sözlük nezih, seviyeli, eğlenceli iken ekşi sözlük daha bilgilendirici ancak küfür kiyamet ve yoğun troll istilasına uğramış durumda.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim