nazır
bakanlık,
yüzü bir yere yönelmiş olan,
nazar eden,
anlamlarına gelir.
yüzü bir yere yönelmiş olan,
nazar eden,
anlamlarına gelir.
devamını gör...
jesse pinkman
sayesinde birkaç gün boyunca her şeye tepki olarak "yo!" deme isteğiyle dolduğum, hafif ezik, hafif şaşkın, sevimli ama akılsız karakter.
devamını gör...
dersim isyanı
bir daha dünyada hiç bir halkın yaşamaması için bütün tedbirlerin alınması gereken, tarihteki katliamların en vahşilerindendir. ayıptır, zulümdür, cinayettir. lakin seyit rıza'nın dar ağacına giderken ki sözleri umut adına insanı ve devrimi güçle doldurmaktadır.
''ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.''
bugün faşistlerin hileleriyle de baş eden herkese bin selam.
''ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.''
bugün faşistlerin hileleriyle de baş eden herkese bin selam.
devamını gör...
gülümseten normal sözlük yazarları
yağcılarda inecek var demeyin bana ama ben bu sözlüğe girince baya mutlu oluyorum ve tebessüm ettiriyor bana. ne yapayım, hepinizin adını yazayım mı şimdi?
devamını gör...
j.r.r. tolkien
1966 senesinde bir dostuna yazdığı mektupta, efsanevi bilim kurgu serisi dune hakkında kısa da olsa bir yorumda bulunmuş yazar. tabi o zamanlar sadece ilk kitabın olduğunu en baştan belirtmek lazım. kendisi, mektubunda dune'dan söz ederken açıkça sevmediğini belirtmiş fakat, henüz ayrı kulvarlar olarak nitelendirilmeyen fantazi ve bilimkurgunun, konu edildiği eserleri yazan bir başka yazarı da aşırı şekilde eleştirmekten geri durmuştur. bunu mektubundaki şu cümlelerden anlıyoruz;
thank you for sending me a copy of dune. i received one last year from lanier and so already know something about the book. it is impossible for an author still writing to be fair to another author working along the same lines. at least i find it so. in fact i dislike dune with some intensity, and in that unfortunate case it is much the best and fairest to another author to keep silent and refuse to comment. would you like me to return the book as i already have one, or to hand it on?
neden beğenmediğine gelecek olursak; tamamen kişisel zevklerden ötürü olması ve iki yazarın dünyaya bakış açısı öne çıkan iki sebeptir bana göre. şimdi ikinci nedeni doğru kabul ederek olayı biraz daha açalım.
-ilk olarak tolkien yazdığı eserler göz önüne alınırsa, çocuk kitapları yazan birisi. dolayısıyla kullandığı dil ve anlatım da buna göre şekillenmiş. olayların masalsılığı, karakterlerin keskin denecek kadar bariz kişilikleri, kullanılan dillerin türetimi vs. buna karşılık herbert ise, bir carl gustav jung hayranı olmasından da mütevellit romanlarında genel olarak, analitik psikoloji, kuşkucu gerçeklik ve nihilizm'den bolca yaralanarak, gerçeğe yakın bir kurgusal evren yaratma yoluna gitmiştir.
-tolkien romanlarında iyiliği, iyi bir birey olmayı, dürüst amaçları yüceltme yoluna giden bir yazardır. herbert ise romanlarında gri karakterler ve bolca kötü düşünceler bulundurmayı sever. her ne kadar içten içe bir iyilik kavramı işlense de, karakterlerin genel durumu kötüye yakındır. hatta bir nevi 'iyi niyet barındıran kötü kişiler' dersek yanılmış olmayız. bunu romanında geçen şu sözlerden de anlayabiliriz;
''insanoğlunu altın yol'umdan yürütmeye karar verdiğimde, onlara hiç unutamayacakları bir ders vermeye yemin ettim. insanların sözleriyle inkar etseler de davranışlarıyla sergiledikleri derin bir davranış kalıbı var. güvenlik, huzur ve barış istediklerini söylüyorlar. ama bunu söylerken bile kargaşanın ve şiddetin tohumlarını atıyorlar.'' ki bu paragraf, romanlarını genel hatlarla tanımlar.
-tolkien ve herbert romanlarında geçmişe dair birçok gönderme ve öge barındırmasına rağmen, tolkien bunu fantazi ve iyiliğin geçmişle, bir nevi çocuklukla ilgisi olduğu için yaparken, herbert ise geçmişi geleceğe giden bir unsur olarak görür ve olayları geleceğin karanlık ve karamsar dünyasına taşır.
-bugün eseri bazı bilmeyen kesimlerce bir savaş alegorisi olarak görülen tolkien'in, aslında alegori sevmediği bilinirken, herbert ise eserlerinde bu yola çokça başvurmuştur. tolkien için bir karakter ne ise o'dur. altında, kıyısında, yöresinde başka anlam aramak gerekli değildir. herbert için ise karakterler genellikle bir durumu veya düşünceyi temsil ederler. hatta karakterlerinden biri başlı başına bir mesih alegorisi iken, genel kurgu ise her ne kadar yazıldığı zaman böyle bir durum yoksa da günümüzde 'orta doğu ilişkileri ve petrol' konusuna açık bir gönderme olarak yorumlanmakta.
-tolkien eserlerinde gerekirse yeni bir dil oluşturma yoluna giderken, herbert ise olan dili değiştirme ve geliştirme politikası izlemiştir.
tüm bu nedenler tamamen bir varsayım olmakla beraber, tolkien sadece kitaptan hoşlanmamış da olabilir. sonuçta herkesin zevki farklı.
thank you for sending me a copy of dune. i received one last year from lanier and so already know something about the book. it is impossible for an author still writing to be fair to another author working along the same lines. at least i find it so. in fact i dislike dune with some intensity, and in that unfortunate case it is much the best and fairest to another author to keep silent and refuse to comment. would you like me to return the book as i already have one, or to hand it on?
neden beğenmediğine gelecek olursak; tamamen kişisel zevklerden ötürü olması ve iki yazarın dünyaya bakış açısı öne çıkan iki sebeptir bana göre. şimdi ikinci nedeni doğru kabul ederek olayı biraz daha açalım.
-ilk olarak tolkien yazdığı eserler göz önüne alınırsa, çocuk kitapları yazan birisi. dolayısıyla kullandığı dil ve anlatım da buna göre şekillenmiş. olayların masalsılığı, karakterlerin keskin denecek kadar bariz kişilikleri, kullanılan dillerin türetimi vs. buna karşılık herbert ise, bir carl gustav jung hayranı olmasından da mütevellit romanlarında genel olarak, analitik psikoloji, kuşkucu gerçeklik ve nihilizm'den bolca yaralanarak, gerçeğe yakın bir kurgusal evren yaratma yoluna gitmiştir.
-tolkien romanlarında iyiliği, iyi bir birey olmayı, dürüst amaçları yüceltme yoluna giden bir yazardır. herbert ise romanlarında gri karakterler ve bolca kötü düşünceler bulundurmayı sever. her ne kadar içten içe bir iyilik kavramı işlense de, karakterlerin genel durumu kötüye yakındır. hatta bir nevi 'iyi niyet barındıran kötü kişiler' dersek yanılmış olmayız. bunu romanında geçen şu sözlerden de anlayabiliriz;
''insanoğlunu altın yol'umdan yürütmeye karar verdiğimde, onlara hiç unutamayacakları bir ders vermeye yemin ettim. insanların sözleriyle inkar etseler de davranışlarıyla sergiledikleri derin bir davranış kalıbı var. güvenlik, huzur ve barış istediklerini söylüyorlar. ama bunu söylerken bile kargaşanın ve şiddetin tohumlarını atıyorlar.'' ki bu paragraf, romanlarını genel hatlarla tanımlar.
-tolkien ve herbert romanlarında geçmişe dair birçok gönderme ve öge barındırmasına rağmen, tolkien bunu fantazi ve iyiliğin geçmişle, bir nevi çocuklukla ilgisi olduğu için yaparken, herbert ise geçmişi geleceğe giden bir unsur olarak görür ve olayları geleceğin karanlık ve karamsar dünyasına taşır.
-bugün eseri bazı bilmeyen kesimlerce bir savaş alegorisi olarak görülen tolkien'in, aslında alegori sevmediği bilinirken, herbert ise eserlerinde bu yola çokça başvurmuştur. tolkien için bir karakter ne ise o'dur. altında, kıyısında, yöresinde başka anlam aramak gerekli değildir. herbert için ise karakterler genellikle bir durumu veya düşünceyi temsil ederler. hatta karakterlerinden biri başlı başına bir mesih alegorisi iken, genel kurgu ise her ne kadar yazıldığı zaman böyle bir durum yoksa da günümüzde 'orta doğu ilişkileri ve petrol' konusuna açık bir gönderme olarak yorumlanmakta.
-tolkien eserlerinde gerekirse yeni bir dil oluşturma yoluna giderken, herbert ise olan dili değiştirme ve geliştirme politikası izlemiştir.
tüm bu nedenler tamamen bir varsayım olmakla beraber, tolkien sadece kitaptan hoşlanmamış da olabilir. sonuçta herkesin zevki farklı.
devamını gör...
goodkafas meet the mods
gerçekten mü kem mel olmuş! izlerken aşırı keyif alıp, gülerken içeceğimin boğazımda kalmasıyla sonuçlanan bir durum oldu.
mükemmel bir detay olmuş sevgili kadıköy beyfendisi detayların unutulmamış olması harika. (bkz: kocaman alkış)
t: her geçen gün kafa sözlük hikayelerinde kendini aşan yazar çalışması.
mükemmel bir detay olmuş sevgili kadıköy beyfendisi detayların unutulmamış olması harika. (bkz: kocaman alkış)
t: her geçen gün kafa sözlük hikayelerinde kendini aşan yazar çalışması.
devamını gör...
normal sözlük’ün büyümesi için yapılması gerekenler
1. reklam ve bilinirlik: bu önemi yadsınamayacak bir noktadır. çevredekilere, tanıdıklara özellikle de bir vasfı, eğitimi olan bildiklere bahsetmek de bunun içinde ele alınabilir.
2. konu (başlık) çeşitliliği: buradan kastım ise şu. bazen sırf merak ettiğim bir konu hakkında, -ki bu konu bin sene önce olmuş bir olay da olabilir, herhangi bir alandaki bir terim de olabilir- kaynak, entry, farklı yorumlar okumak için arama yaparım. ve şimdiye kadar öyle veya böyle bir şeyler karaladığım ilk sözlük deneyimim ekşi olduğu için haliyle orada yapıyordum. hakkını verelim bu açıdan o mecra oldukça zengin. tabi bu bahsettiğim, zamanla oluşacak bir birikim kabul ama gerekli.
3. dil: bir imla delisi olmasak da yazılan entrylerde noktalama, anlatım bozukluğu vb. konulara dikkat edilmeli.
4. yazar kalitesi: belirli bir aşamaya gelene kadar mevcut yazar alım politikası sürmeli ama bir aşamadan sonra yazarlık bazı kriterlere bağlanmalı. elekte en uygunlar kalsın. ama bunu yaparken öyle bir sistem getirilmeli ki, insanlar ekşi de olduğu gibi, "sgk emekliliği bekler gibi" sittin sene yazar olmak için beklememeli. o bekleyiş bir süre sonra sıkıyor. amaaan boşver dedirtiyor. bir yığın gereksiz başlık ve bunları açan boş beleş yazar varken hala yazarlık için bekletilmenin izahı olamaz!
5. gündemin takibi: örnegin hayatlarımızı ilgilendirsin ilgilendirmesin dünyada veya ülke içinde olan olaylar hakkında öncelikle ekşi 'ye bakardım. çünkü binlerce yazar içinde olaya lokasyon olarak yakın olanından, mesleği veya görevi gereği net bilgiler verebilecek bir çok insan bulunması yüksek olasılık idi. aynı şey burada da geçerli. gündem de yer alan konular hakkında başlık görebilmeli, muhakkak konusu açılmıştır düşüncemizde emin olarak buraya bakabilmeliyiz. ayrıca bu maddenin uygulanabilirliği yukarıda bahsettiğim yazar sayısının artması ile de yakından ilgili.
6. zaman: olmazsa olmazlardan.
7. mobil uygulama: var mı diye henüz bakmadım. ama güzel ve düzgün çalışan bir mobil uygulama zaten bu çağın gerekliliklerinden.
şimdilik aklıma gelenler bunlar yazar kardeşler.
2. konu (başlık) çeşitliliği: buradan kastım ise şu. bazen sırf merak ettiğim bir konu hakkında, -ki bu konu bin sene önce olmuş bir olay da olabilir, herhangi bir alandaki bir terim de olabilir- kaynak, entry, farklı yorumlar okumak için arama yaparım. ve şimdiye kadar öyle veya böyle bir şeyler karaladığım ilk sözlük deneyimim ekşi olduğu için haliyle orada yapıyordum. hakkını verelim bu açıdan o mecra oldukça zengin. tabi bu bahsettiğim, zamanla oluşacak bir birikim kabul ama gerekli.
3. dil: bir imla delisi olmasak da yazılan entrylerde noktalama, anlatım bozukluğu vb. konulara dikkat edilmeli.
4. yazar kalitesi: belirli bir aşamaya gelene kadar mevcut yazar alım politikası sürmeli ama bir aşamadan sonra yazarlık bazı kriterlere bağlanmalı. elekte en uygunlar kalsın. ama bunu yaparken öyle bir sistem getirilmeli ki, insanlar ekşi de olduğu gibi, "sgk emekliliği bekler gibi" sittin sene yazar olmak için beklememeli. o bekleyiş bir süre sonra sıkıyor. amaaan boşver dedirtiyor. bir yığın gereksiz başlık ve bunları açan boş beleş yazar varken hala yazarlık için bekletilmenin izahı olamaz!
5. gündemin takibi: örnegin hayatlarımızı ilgilendirsin ilgilendirmesin dünyada veya ülke içinde olan olaylar hakkında öncelikle ekşi 'ye bakardım. çünkü binlerce yazar içinde olaya lokasyon olarak yakın olanından, mesleği veya görevi gereği net bilgiler verebilecek bir çok insan bulunması yüksek olasılık idi. aynı şey burada da geçerli. gündem de yer alan konular hakkında başlık görebilmeli, muhakkak konusu açılmıştır düşüncemizde emin olarak buraya bakabilmeliyiz. ayrıca bu maddenin uygulanabilirliği yukarıda bahsettiğim yazar sayısının artması ile de yakından ilgili.
6. zaman: olmazsa olmazlardan.
7. mobil uygulama: var mı diye henüz bakmadım. ama güzel ve düzgün çalışan bir mobil uygulama zaten bu çağın gerekliliklerinden.
şimdilik aklıma gelenler bunlar yazar kardeşler.
devamını gör...
niteliksiz edebiyat
kiminde ağdalı cümleler kimisinde ise iki sözcüğü birleştirip derin anlamlar aktarılıyor havası hakimdir. çay kokulum, demlik gibi sevmek, semaver gibi öpmek benzeri çay konulu ifadeler el üstünde tutulur. genellikle okuduktan sonra kişiye bir katkısı bulunmaz. arabesk bir dil ve her şeye yayılmış dramatize etme çabası bu türün turnusoludur. duygusal bir ağ içinde okuyucuyu sürüklemeye çalışırken kişinin can çekişmesine neden olur. ergenliğimin kısa bir döneminde okumaktan keyif alırdım ancak tek yönlü duygular dışında hiçbir katkıda bulunmadı bu tür bana.
devamını gör...
the best of youth
* bana, dünyadaki hovarda ömrünü tamamlamak için 7 saatin kaldı derlerse eğer, 50 dakika içinde sevdiğim birkaç insanın sesini son kez dinleyip bir de bu dünyaya son kez çabucak unutulacak afili birkaç cümleden oluşan bir veda mektubu savurduktan sonra kalan 6 saat 10 dakika her anın tadına vara vara izleyeceğim filmdir.
zaten bir gün çaat diye bana son 7 saatin var derlerse ne yapacağım bilemem, en azından bu filmi izlemiş olmak bana bu fikri verdi.
peki ben bu abartılı cümleleri az evvel filmi bitirmiş ve onun sarsıcı etkisi altında mı yazıyorum? elbette hayır. nerden baksam üç yıl olmuştur bu filmi izleyeli. ama öyle güzel öyle içten öyle sıcaktı ki halen bu mübalağalı satırları yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.
1960’lardan 2000lere kadar iki kardeşin hayatını ele alan bu filmde, aile, kardeşlik, idealler, tercihler, değişen fikir yapıları gibi meselelere dair çok güzel ipuçları ediniyor insan. yine bu filmle beraber insanın hayatı boyunca yaşaması muhtemel birçok duyguyu altı saat içinde güçlü şekilde tecrübe ediyoruz. senaryosu ile birçok ödül almasının yanında bu kadar uzun bir filmi tatlı tatlı seyretmemizde yönetmenin çok büyük başarısı olduğunu düşünüyorum. italyanların bize benzeyen özellikleri de filmi sıcak bulmak için bir etken. ayrıca italya’nın sosyal, kültürel, siyasi yapısı ve yıllar içindeki değişimine dair de güzel çıkarımlar yapabiliyoruz.
yönetmen koltuğunda marco tullio giordana’nın oturduğu bu film 2003 yapımı. italya’nın en önemli ödüllerinden biri olan david di donatello ödüllerinin 2004 yılındaki en iyi film, yönetmen, senaryo, kurgu gibi bütün ödüllerini süpürmüştür. 2003 cannes film festivalinde belirli bir bakış ödülünü almıştır. film iki ayrı bölüm olarak gösterime girdiği için birçok yerde iki part şeklinde karşılaşılması mümkündür. nerede okuduğumu hatırlayamadığım için teyit edemediğim bir bilgiye göre de dizi olarak planlandıktan sonra film olarak çekilmeye karar verilmiştir.
genel olarak ağır bir tempoda ilerliyor gibi görünse de ilk başından itibaren kendi içine çeken bir yapısı var filmin. sıcak bir anlatım tarzı ile beraber uzun sürmesi nedeniyle de film biterken boşluktan düşme hissini bu filmin sonunda daha belirgin yaşayabilirsiniz. bu kadar uzun olmasına rağmen farklı blog veya film izleme sitelerinde, izleyenlerinin filmi favori filmleri arasına almaları da filmin etkisi hakkında fikir veriyor. kısacası evde geçirdiğiniz bir cumartesi akşamı yahut hayattan sıyrılmayı dilediğiniz bir gün bu filme vakit ayırmakla pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.
ayrıca hasta bir karakteri canlandıran jasmine trinca, sen bu dünya için biraz fazlasın.
zaten bir gün çaat diye bana son 7 saatin var derlerse ne yapacağım bilemem, en azından bu filmi izlemiş olmak bana bu fikri verdi.
peki ben bu abartılı cümleleri az evvel filmi bitirmiş ve onun sarsıcı etkisi altında mı yazıyorum? elbette hayır. nerden baksam üç yıl olmuştur bu filmi izleyeli. ama öyle güzel öyle içten öyle sıcaktı ki halen bu mübalağalı satırları yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.
1960’lardan 2000lere kadar iki kardeşin hayatını ele alan bu filmde, aile, kardeşlik, idealler, tercihler, değişen fikir yapıları gibi meselelere dair çok güzel ipuçları ediniyor insan. yine bu filmle beraber insanın hayatı boyunca yaşaması muhtemel birçok duyguyu altı saat içinde güçlü şekilde tecrübe ediyoruz. senaryosu ile birçok ödül almasının yanında bu kadar uzun bir filmi tatlı tatlı seyretmemizde yönetmenin çok büyük başarısı olduğunu düşünüyorum. italyanların bize benzeyen özellikleri de filmi sıcak bulmak için bir etken. ayrıca italya’nın sosyal, kültürel, siyasi yapısı ve yıllar içindeki değişimine dair de güzel çıkarımlar yapabiliyoruz.
yönetmen koltuğunda marco tullio giordana’nın oturduğu bu film 2003 yapımı. italya’nın en önemli ödüllerinden biri olan david di donatello ödüllerinin 2004 yılındaki en iyi film, yönetmen, senaryo, kurgu gibi bütün ödüllerini süpürmüştür. 2003 cannes film festivalinde belirli bir bakış ödülünü almıştır. film iki ayrı bölüm olarak gösterime girdiği için birçok yerde iki part şeklinde karşılaşılması mümkündür. nerede okuduğumu hatırlayamadığım için teyit edemediğim bir bilgiye göre de dizi olarak planlandıktan sonra film olarak çekilmeye karar verilmiştir.
genel olarak ağır bir tempoda ilerliyor gibi görünse de ilk başından itibaren kendi içine çeken bir yapısı var filmin. sıcak bir anlatım tarzı ile beraber uzun sürmesi nedeniyle de film biterken boşluktan düşme hissini bu filmin sonunda daha belirgin yaşayabilirsiniz. bu kadar uzun olmasına rağmen farklı blog veya film izleme sitelerinde, izleyenlerinin filmi favori filmleri arasına almaları da filmin etkisi hakkında fikir veriyor. kısacası evde geçirdiğiniz bir cumartesi akşamı yahut hayattan sıyrılmayı dilediğiniz bir gün bu filme vakit ayırmakla pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.
ayrıca hasta bir karakteri canlandıran jasmine trinca, sen bu dünya için biraz fazlasın.
devamını gör...
en sevilen yalın şarkısı
zalim
ki sen
cumhuriyet.
ki sen benim gözyaşlarımı da gördün
sen benim ilk aldığım güldün.
ki sen
cumhuriyet.
ki sen benim gözyaşlarımı da gördün
sen benim ilk aldığım güldün.
devamını gör...
hafızadan çıkmayan reklam jingleları
saçlarım ipek gibi
kokum bebek gibi
cik cik cik
bütün millet dalinci
var mı dalin gibi.
kokum bebek gibi
cik cik cik
bütün millet dalinci
var mı dalin gibi.
devamını gör...
zihni sinir
zihni sinir, karikatürist irfan sayar tarafından 1977 yılında gırgır dergisi'nde dünyaya gelen pratik zekalı, meraklı ve mizahi bir bilim insanı karikatür karakteridir. tübitak’ın bile dikkatini çekmeyi başarmış, popüler bilim kitapları arasında albümü yayınlanmıştır. bilim ve teknik dergisi'nin arka sayfasında yaklaşık beş yıl buluşlarını okurlarıyla paylaşmıştır. milli eğitim bakanlığı talim terbiye kurulu teknoloji tasarım dersi hazırlığı yaparken onunla ilişkiye geçmiştir. kolay çözülmesi gereken problemlerin çözülmemesinden dolayı biraz sinirlidir. herkesin yaratıcılığını harekete geçirebileceğini vurgular. 3.000’den fazla buluşu vardır.


devamını gör...
yürürken konuşmanın oturup konuşmaktan daha iyi olması
hele ki yanında muhabbeti saran biri varsa kilometrelerce yürünür.
devamını gör...
herkesin forum stili yazmak istemesi
yanlış bir tespit.
hiç öyle bir talebim ya da faaliyetim yok. bu nedenle "herkes" demesek iyi olurdu.
hiç öyle bir talebim ya da faaliyetim yok. bu nedenle "herkes" demesek iyi olurdu.
devamını gör...
sözlükteki bitmez vedaların yazarları
geçenlerde gittim 3 gün sıkılıp geldim bir kişiye bile demedim ki mevzu olmasın diye.
bir daha gidersem özelden sütlü tarhana çorbası'na der giderim.
bir daha gidersem özelden sütlü tarhana çorbası'na der giderim.
devamını gör...
içilen en kötü içecek
misafirlikte (zoraki) * ikram edilen bayat sabahtan kalma çay (ayıptır) *
devamını gör...
uçmak varken neden kök salıyorsun
en son neydi kayıp ettiğin şey, bir obje mi, bir fırsat mı, yoksa bir insan mı?
peki en son sahip olduğun şey neydi?
insan gerçekten bir şeylere sahip olabilir mi? sahip olmadığı bir şeyi kayıp edebilir mi?
satın alma, kirala. sahip olma, zincirsiz yaşa.
duymuş muydun daha önce bunları. ben duymuştum.
şimdi soruyorum o zaman sana, neden sahip olmak, bağlanmak için uğraşıyorsun.
neden kuş olup uçmak varken ağaç olup kök salıyorsun.
*makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacak başlıktır.
peki en son sahip olduğun şey neydi?
insan gerçekten bir şeylere sahip olabilir mi? sahip olmadığı bir şeyi kayıp edebilir mi?
satın alma, kirala. sahip olma, zincirsiz yaşa.
duymuş muydun daha önce bunları. ben duymuştum.
şimdi soruyorum o zaman sana, neden sahip olmak, bağlanmak için uğraşıyorsun.
neden kuş olup uçmak varken ağaç olup kök salıyorsun.
*makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacak başlıktır.
devamını gör...
üstteki yazara bir iltifat bırak
belli ki doğada gezmeyi seven birisin. doğada gezen, doğada vakit geçiren kimseler iyi yüreklidir, merhametlidir, sabrı iyi bilir. sen de öylesin bence dostum.
devamını gör...




