çocukken baba eve getirdiğinde mutlu olunan şeyler
küçükken, mini minnacıkken babamızın eli dolu* eve gelmesiyle bizi havalara uçurması durumu.
kendisi geliyordu!
her seferinde mutlu oluyordum.
şimdi ben gidiyorum, her seferinde hüzünle...
yine bir yerlerde buluşmak umuduyla...
seni seviyorum... *
kendisi geliyordu!
her seferinde mutlu oluyordum.
şimdi ben gidiyorum, her seferinde hüzünle...
yine bir yerlerde buluşmak umuduyla...
seni seviyorum... *
devamını gör...
pseudomonas foliküliti
sıcak su banyosu ve havuzlardan bulaşan bir hastalık olduğu için hot-tube folikülit olarak da isimlendirilmiş hastalıktır.
etken pseudomonas aeruginosa'dır.
lezyonlar kaşıntılı makül olarak başlayıp püstüle dönüşür.
genellikle 2-10 gün içerisinde tedavisiz iyileşir.
etken pseudomonas aeruginosa'dır.
lezyonlar kaşıntılı makül olarak başlayıp püstüle dönüşür.
genellikle 2-10 gün içerisinde tedavisiz iyileşir.
devamını gör...
israil
8.675.000 nüfuslu, yüzde 74'ü yahudi olan devlet. 21.000 km2 alana sahip kendi küçük hacmi büyük ülke. diasporası ermeniler yada rumlar gibi hikayeden diaspora değildir. tek başına ikisinide tokatlayacak güçtedir. son azerbaycan zaferinde bunu da görmüş olduk. yahudi lobisi ve israil azerbaycan'ı destekledi abd ve batı dünyası gık diyemedi.
devamını gör...
temizlikçi gelmeden önce evi temizlemek
evin dağınıklığının gelecek kişiden utanç duyulacak seviyede olmasıdır.
gelen kişi ile birlikte yapılmalıdır , yardım edilmelidir.
genel olarak benimde yaptığım eylem.
yalnız değiliz çok şükür.
gelen kişi ile birlikte yapılmalıdır , yardım edilmelidir.
genel olarak benimde yaptığım eylem.
yalnız değiliz çok şükür.
devamını gör...
şehit
dini terim olması hasebiyle; ancak, allah'ın rızası gözetilerek can verildiği zaman hak edilen sıfattır.
demokrasi ya da benzeri ideolojiler uğruna, töre-namus uğruna can verenler maalesef şehitlik tanımının dışında "niyazi" oluyorlar.
"kimin için(ne uğruna) öldüysen ödülünü ondan bekle" seyyid kutub
demokrasi ya da benzeri ideolojiler uğruna, töre-namus uğruna can verenler maalesef şehitlik tanımının dışında "niyazi" oluyorlar.
"kimin için(ne uğruna) öldüysen ödülünü ondan bekle" seyyid kutub
devamını gör...
yazarların favori şampuan markaları
(bkz: haldır şaldırs şampuan)
devamını gör...
siz lgbt gençliği değilsiniz
beyefendinin ülkede saldırmadığı üç beş dernek kaldı herhalde hızına yetişmek namümkün. o dernekleri sıralayacak olursak:
kanarya severler derneği
muhabbet kuşu severler derneği. aklıma başka gelmiyor gelen varsa yazsın.
kanarya severler derneği
muhabbet kuşu severler derneği. aklıma başka gelmiyor gelen varsa yazsın.
devamını gör...
kaplumbağa terbiyecisi
yukarıdaki soruya ithafen;
kaplumbağa terbiyeciliği osmanlı devletinin lale devrinin sefahat, lüks ve görkemli yaşamanı da temsil eden bir meslektir aynı zamanda.
rivayet odur ki: sabahlara kadar süren sazlı sözlü saray eğlencelerinde geceyi aydınlatmaları için sırtlarında mum taşıyan kaplumbağaları eğiten kişidir kaplumbağa terbiyecisi.
osman hamdi bey tabloda, sanayi devriminin ve elektriğin çok gerisindeki osmanlı devletinin geri kalmışlığını eleştirmekle kalmamış, nedenini de gözlerimizin önüne sermiştir fikrimce.
kaplumbağa terbiyeciliği osmanlı devletinin lale devrinin sefahat, lüks ve görkemli yaşamanı da temsil eden bir meslektir aynı zamanda.
rivayet odur ki: sabahlara kadar süren sazlı sözlü saray eğlencelerinde geceyi aydınlatmaları için sırtlarında mum taşıyan kaplumbağaları eğiten kişidir kaplumbağa terbiyecisi.
osman hamdi bey tabloda, sanayi devriminin ve elektriğin çok gerisindeki osmanlı devletinin geri kalmışlığını eleştirmekle kalmamış, nedenini de gözlerimizin önüne sermiştir fikrimce.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlükçüğüm..
bu sabah çok sürprizli bir güne uyandım ben. bir de balkonda kafama kafama vuran şu güneş olmasa daha da mutlu olabilirdim ama olsun. güzel bir gün geçirin dostlar. çok sürprizli bir gün olsun sizin için de. sloganı unuttuk mu? hayır.
gülümseyin, bulaşıcıdır.
bu sabah çok sürprizli bir güne uyandım ben. bir de balkonda kafama kafama vuran şu güneş olmasa daha da mutlu olabilirdim ama olsun. güzel bir gün geçirin dostlar. çok sürprizli bir gün olsun sizin için de. sloganı unuttuk mu? hayır.
gülümseyin, bulaşıcıdır.
devamını gör...
yakın arkadaştan bir anda soğutan şeyler
meşgulüm/meşguldüm
içeriğinde meşguliyet belirten cümleler kurmasıdır.
çünkü meşguliyet şu anlama gelir: vaktimi sana değil başkasına, başka bir şeye ayırmayı tercih ediyorum. kimse, olağanüstü koşullar dışında, dünyayı kurtarmıyor.
eğer rutininiz olan görüşme tarzınızın dışına bu şekilde çıkıyorsa ve makul bir açıklama yerine bahaneler sunuyorsa; “güle güle sana elveda, herkes kendi yoluna.”
en nihayetinde birine verebileceğiniz en değerli şey zamanınızdır.
içeriğinde meşguliyet belirten cümleler kurmasıdır.
çünkü meşguliyet şu anlama gelir: vaktimi sana değil başkasına, başka bir şeye ayırmayı tercih ediyorum. kimse, olağanüstü koşullar dışında, dünyayı kurtarmıyor.
eğer rutininiz olan görüşme tarzınızın dışına bu şekilde çıkıyorsa ve makul bir açıklama yerine bahaneler sunuyorsa; “güle güle sana elveda, herkes kendi yoluna.”
en nihayetinde birine verebileceğiniz en değerli şey zamanınızdır.
devamını gör...
dişi sarhoş
tasvip etmediğim ünvan.
cık cık alkol falan bunlar hep yanlış şeyler.
bırakın alkolü, içmeyin. hee bıraktığınız yeri bana söylemeyi unutmayın tabi.
olmadı gelin bana bırakın. *
cık cık alkol falan bunlar hep yanlış şeyler.
bırakın alkolü, içmeyin. hee bıraktığınız yeri bana söylemeyi unutmayın tabi.
olmadı gelin bana bırakın. *
devamını gör...
yeni bir insanla tanışmaya üşenmek
sürekli yenilenen kendini tanıtma benimsetme guvendirme olayıdır. bir insanı güvenecek seviyeye getirmek gercekten zaman alır. yaş, iş, oturulan yer, hobiler, karakter, davranış, tarz, tutum,ilgi,sevilen sevilmeyen hareketler gibi bir sürü kendinizi tanıtacak şeyler vardır. bunları sürekli yenilemek insanı sonunda yoruyor ve bu sirkülasyona bir nevi küsüyordur.
devamını gör...
komşunun tuhaf davranışları
öncelikle merhaba, size komşunun tuhaf davranışlarından ziyade komşumla yaşadığım turşu ödüllü tuhaf bir olayı anlatmak istiyorum.
bundan üç yıl önce olması lazım, bir gün evde otururken kapıda bir kıpırdanma duydum ve sese çıktım. iri yarıca, gençten bir çocuk(ikimiz de öğrenciyiz o zamanlar) elinde eski bir kartla kapı açmaya çalışıyor. biraz seyrettim, baktım açamıyor yardımcı olayım ben açarım dedim, açtım da. keşke o an bunu başaramamış, tüm havamı söndürmüş olsaydım ama bilemezdim ki, nereden bileyim.
kapıyı açtık, sevimli sevimli teşekkür etti, rahatsız ettim kusura bakma dedi ve evine girdi. bu arada bu yaşananlar çalıştığım için hep akşam dokuz on saatlerinde yaşanıyor.
ertesi gün yine geldi, yine açtık kapıyı. ertesi gündü, bir gündü iki gündü derken iki haftayı aştı olay, rahatsız oluyorum ama kapıyı açtığımız kart bende duracak kadar da her iki taraf için benimsenen bir durum var ortada. alışınca da bi rahatlık aldı bizimkini. önceleri kız arkadaşını görmüyordum artık üç güne bir ikisini de karşımda görmeye başladım. biri kapımı çalıyor, diğeri ricada bulunuyor sonra onlar bir köşede kapıyı açmamı bekleyip ben eve girene kadar da sevimlilik yapıyordu. ( teşekkür ederiz, kusura bakma seni de rahatsız ediyoruz hep böyle, bir ihtiyacın olursa sakın çekinme sen de bize söyle. asabileşen gönlümü alma taktikleri)
bu arada bunu söylemeden geçemem artık bende de nasıl bir psikolojik rahatsızlık başladıysa "ya bu kez açamazsam" düşüncelerine kapılıp kendime yükleniyordum. her neyse... birkaç kez daha oflaya puflaya da olsa açtım kapıyı.( yok anlamıyor bir türlü ona ofladığımı, canını sıkıyorlar heralde cafede diyor. oğuz atay kadar anlaşılmamak nedir hissediyorum, ben de anlamıyor ne de olsa diye konuşmadan işimi yapıyorum)
bu sessizliğin beni "ben bu düzeni bozarım" evresine getirdiğinin farkında değil, anlamak da istemiyor olabilir bilmiyorum. tek bildiğim şey; artık rahat bir nefes almak istediğim.
bu karar kaçıncı güne tekabül ediyor pek bir önemi yok ama kırılma anı bu günden itibaren başlıyor. bir gün iş yerinde tüm mesaim boyunca "eve gideceksin ve o kapıyı mahalle yansa açmayacaksın sonra da hiç olmadığın kadar özgürsün" diyerek uzun zamandır arkasında durmadığım kendimin ellerinden tutmaya karar verdim. eve gidince en sevdiğim pijamalarımı giyip kapıyı açmayacağım anı beklemeye başladım. baş belası beni çok bekletmeden geldi, ufak ufak zile dokunuyor, aradaki ses boşluğunda ise evde miyim diye yokluyor. o zili çaldıkça ben en rahat olmam gereken kendi evimde kedi yürüyüşü yapıyorum. ağrıma gidiyor bu çaresiz halim. yine kendime kızıyorum "sen kendin başına bela ettin, şimdi kurtul!" neyse ben kendimle hesaplaşırken vazgeçip gitti sonunda. oh dedim oh, ya yeni bir kurban bulacak kendine ya da çilingire gidiyor. o kadar özgür o kadar çok huzurluydum ki gittiğinde, beni etkileyen ne varsa onlardan uzak durabilmenin değerini öpüp başıma koydum. tabi mutlu anlar çabuk biter benim için. aradan 20-25 dk ancak geçti, hem ev hem de iş arkadaşım olan melike'den bir mesaj geldi. "aşkım senin şu manyak var ya kapısını açtırıp duran seni sordu. evdedir çıkalı çok oldu dedim." şaşkın şaşkın ne kadar baktım mesaja bilmiyorum ama hemen üstünkörü bir plan yapıp işe koyuldum. bu aptal dostluğun nişanı olan kartla ufak bir not kıstırdım kapısına. "kusura bakma ama kabak tadı vermeye başladı bu yaptığın. kendine yeni bir uşak bul ya da çilingire gidebilirsin ama benim kapıma gelme bir daha"
hemen içeri girip pusuya yattım, sessizce yarım saat kadar bekledim. arkadaşıyla gelip kapıyı açtılar tabi notla kartı da aldılar eminim bundan.
aradan iki gün geçti ses seda çıkmadı hiç, kapı sesi de duymadım üçüncü gün kapımı çaldı açmadım. gece melike işten dönünce elinde orta boylarda bir kavanoza kurulmuş acı biber turşusuyla geldi. (yalnız turşu, biberine sarımsağına kullanılan sirkeye kadar organik. memleketten kapıp getirdiği, anne eli değdiği o kadar belli ki kavanozu bile evde yöresel rüzgarlar estirmeye yetiyor)
"kusura bakmasın ev arkadaşım memlekete giderken benim anahtarı da götürmüş dün gece geldi, artık anahtarım var sıkıntı yapmasın yani, turşuyu da şimdi getirebildim, kabul etsin rahatsız ettik o kadar" diye de tembihlemiş melike'yi. melike gülmekten yerde kıvranıyor ben iki gün daha bekleseydin bu kadar kendini hırpalamayacaktın diye hem gülüp hem yine kendime kızıyorum. aslında hala hatırladıkça gülüyorum kimdin, biz neydik... bu tuhaf komşum buralardaysa onu affettiğimi söylemek istiyorum.
bundan üç yıl önce olması lazım, bir gün evde otururken kapıda bir kıpırdanma duydum ve sese çıktım. iri yarıca, gençten bir çocuk(ikimiz de öğrenciyiz o zamanlar) elinde eski bir kartla kapı açmaya çalışıyor. biraz seyrettim, baktım açamıyor yardımcı olayım ben açarım dedim, açtım da. keşke o an bunu başaramamış, tüm havamı söndürmüş olsaydım ama bilemezdim ki, nereden bileyim.
kapıyı açtık, sevimli sevimli teşekkür etti, rahatsız ettim kusura bakma dedi ve evine girdi. bu arada bu yaşananlar çalıştığım için hep akşam dokuz on saatlerinde yaşanıyor.
ertesi gün yine geldi, yine açtık kapıyı. ertesi gündü, bir gündü iki gündü derken iki haftayı aştı olay, rahatsız oluyorum ama kapıyı açtığımız kart bende duracak kadar da her iki taraf için benimsenen bir durum var ortada. alışınca da bi rahatlık aldı bizimkini. önceleri kız arkadaşını görmüyordum artık üç güne bir ikisini de karşımda görmeye başladım. biri kapımı çalıyor, diğeri ricada bulunuyor sonra onlar bir köşede kapıyı açmamı bekleyip ben eve girene kadar da sevimlilik yapıyordu. ( teşekkür ederiz, kusura bakma seni de rahatsız ediyoruz hep böyle, bir ihtiyacın olursa sakın çekinme sen de bize söyle. asabileşen gönlümü alma taktikleri)
bu arada bunu söylemeden geçemem artık bende de nasıl bir psikolojik rahatsızlık başladıysa "ya bu kez açamazsam" düşüncelerine kapılıp kendime yükleniyordum. her neyse... birkaç kez daha oflaya puflaya da olsa açtım kapıyı.( yok anlamıyor bir türlü ona ofladığımı, canını sıkıyorlar heralde cafede diyor. oğuz atay kadar anlaşılmamak nedir hissediyorum, ben de anlamıyor ne de olsa diye konuşmadan işimi yapıyorum)
bu sessizliğin beni "ben bu düzeni bozarım" evresine getirdiğinin farkında değil, anlamak da istemiyor olabilir bilmiyorum. tek bildiğim şey; artık rahat bir nefes almak istediğim.
bu karar kaçıncı güne tekabül ediyor pek bir önemi yok ama kırılma anı bu günden itibaren başlıyor. bir gün iş yerinde tüm mesaim boyunca "eve gideceksin ve o kapıyı mahalle yansa açmayacaksın sonra da hiç olmadığın kadar özgürsün" diyerek uzun zamandır arkasında durmadığım kendimin ellerinden tutmaya karar verdim. eve gidince en sevdiğim pijamalarımı giyip kapıyı açmayacağım anı beklemeye başladım. baş belası beni çok bekletmeden geldi, ufak ufak zile dokunuyor, aradaki ses boşluğunda ise evde miyim diye yokluyor. o zili çaldıkça ben en rahat olmam gereken kendi evimde kedi yürüyüşü yapıyorum. ağrıma gidiyor bu çaresiz halim. yine kendime kızıyorum "sen kendin başına bela ettin, şimdi kurtul!" neyse ben kendimle hesaplaşırken vazgeçip gitti sonunda. oh dedim oh, ya yeni bir kurban bulacak kendine ya da çilingire gidiyor. o kadar özgür o kadar çok huzurluydum ki gittiğinde, beni etkileyen ne varsa onlardan uzak durabilmenin değerini öpüp başıma koydum. tabi mutlu anlar çabuk biter benim için. aradan 20-25 dk ancak geçti, hem ev hem de iş arkadaşım olan melike'den bir mesaj geldi. "aşkım senin şu manyak var ya kapısını açtırıp duran seni sordu. evdedir çıkalı çok oldu dedim." şaşkın şaşkın ne kadar baktım mesaja bilmiyorum ama hemen üstünkörü bir plan yapıp işe koyuldum. bu aptal dostluğun nişanı olan kartla ufak bir not kıstırdım kapısına. "kusura bakma ama kabak tadı vermeye başladı bu yaptığın. kendine yeni bir uşak bul ya da çilingire gidebilirsin ama benim kapıma gelme bir daha"
hemen içeri girip pusuya yattım, sessizce yarım saat kadar bekledim. arkadaşıyla gelip kapıyı açtılar tabi notla kartı da aldılar eminim bundan.
aradan iki gün geçti ses seda çıkmadı hiç, kapı sesi de duymadım üçüncü gün kapımı çaldı açmadım. gece melike işten dönünce elinde orta boylarda bir kavanoza kurulmuş acı biber turşusuyla geldi. (yalnız turşu, biberine sarımsağına kullanılan sirkeye kadar organik. memleketten kapıp getirdiği, anne eli değdiği o kadar belli ki kavanozu bile evde yöresel rüzgarlar estirmeye yetiyor)
"kusura bakmasın ev arkadaşım memlekete giderken benim anahtarı da götürmüş dün gece geldi, artık anahtarım var sıkıntı yapmasın yani, turşuyu da şimdi getirebildim, kabul etsin rahatsız ettik o kadar" diye de tembihlemiş melike'yi. melike gülmekten yerde kıvranıyor ben iki gün daha bekleseydin bu kadar kendini hırpalamayacaktın diye hem gülüp hem yine kendime kızıyorum. aslında hala hatırladıkça gülüyorum kimdin, biz neydik... bu tuhaf komşum buralardaysa onu affettiğimi söylemek istiyorum.
devamını gör...
çamlıca kulesi restoran fiyatları
parası olan için yapılmış yer. ıslami burjuva bunu beğendi.
devamını gör...
sözlükçülerin gördüğü film tadında rüyalar
yıllar geçse de unutamazsınız. benim birkaç tane var böyle. birini anlatayım.
mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)
10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)
10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
devamını gör...
mezuniyetine katılmayan kişi
ben mezun olmam gereken yılın tam 4 artı yılının ardından mezun olmuş bir insan olarak her sene yürüdüm. cübbemi satın aldım, her sene pankartımı açtım her sene yürüdüm. törenlerde asla kep atmadım çünki eğitim ömür boyu sürer*. görkemli bir mezuniyet töreniniz oluyorsa kaçırmayınız derim.
devamını gör...
ağdacıya gitmiş bir kadınla evlenmek
ya amacım hate speech yapmak ya da sözlükteki yazarları rahatsız etmek değil, buranın ağası da değilim, ama terk et bu sözlüğü ya deme isteği uyandıran yazar ve başlığı. bu ne yani. its twenty twenty okay.
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
içinde bulunduğunuz olumsuzlukları bahane ettiğiniz sürece, hayal ettiğiniz hiçbir şeye sahip olamayacaksınız.
devamını gör...
14 ocak 2021 istanbul kar yağışı ihtimali
14 ocak günü itibariyle oldukça kuvvetli bir sistem istanbul'a geliyor. herhangi bir aksilik olmazsa 20 ocak tarihine kadar devam edecek bir sistem ve ortalama 20-30 cm kar bırakacak. kart fırtınası ve dekler ile hem görsel şov olacak hemde su sıkıntısına iyi gelecektir. o tarihlerde işe gidecek arkadaşlar önemlerinizi alın. evden çalışanlar da keyfini çıkarsın:)
not: son 15 yılın en etkili sistemi olma ihtimali var.
not: son 15 yılın en etkili sistemi olma ihtimali var.
devamını gör...
