yanlış zamanda yaşamak
(bkz: midnight in paris)
devamını gör...
iyi pazarlar cicim
iyi pazarlar johnısı, şeklinde icabet edilebilecek cicili bir iyi dilek.*
- iyi pazarlar cicim!
+ iyi pazarlar johnısı.
- hoayt conım benim, seni vor ya yerim yearım.
- iyi pazarlar cicim!
+ iyi pazarlar johnısı.
- hoayt conım benim, seni vor ya yerim yearım.
devamını gör...
anın fotoğrafı
devamını gör...
güzel kızın yanındaki kapris çekip moral veren şişman kız
kıymeti sonradan anlaşılacak kızdır. bilirkişidir. tertemiz kalbi vardır, bencil değildir. sabırlıdır. ulan ne güzel kızmış kıymetini bilemedik dedirtir.
devamını gör...
descartes
cogito ergo sum. descartes böyle demiş. lakin burada sadece insanların düşündükleri için farklı olduğu ve varoluşlarını gerçekleştirdiklerini anlattığını sanmıyorum. çünkü , descartes "mükemmel" kavramı üstünden tanrıyı kanıtladığını düşünmüştür. bu fikre göre ; mükemmellik kavramını göremese ve deneyimleyemese bile , bunu düşünebildiği için mükemmelin gerçek olduğunu ve bunun sadece tanrı da olabileceğini dolayısıyla tanrının olduğunu ve mükemmel olduğunu söylemiştir. yüzeysel düşününce mantıklı. demek ki descartes düşünülebilen şeylerin gerçekten var olduğunu anlatıyor. tanrı , zaman vb. olgular düşünülebiliyorsa vardır. ancak bu olgular sadece düşünülebilen ama görülemeyen ve dünya hayatında hiç bir zaman deneyimlenemeyen şeyler olmalıdır bence. peki o zaman ya dinler ? dinleri görüyoruz , içlerine girip deneyimleyebiliriz. bu düşünceye göre demek ki dinler sadece bu dünya için geçerli olmalıdır. tanrı katında hükmü bulunmamalıdır.
devamını gör...
devrik cümleler kuran duygusal sözlük kadınları
şöyle yanıtlamak istiyorum ben de :
bir süre takıldığım her sözlükte mutlaka karşılaştığım " bakalım kadınları genellemek için bugün nasıl bir başlık açsam? " minvalinde erkek sözlük yazarlarıdır. genel olarak edebi dili iyi kullanmazlar, bir kısmı da dili doğru ifade etme yeteneğinden bile yoksundur. ve genellikle masum olmamakla birlikte kesinlikle tribünlere oynuyorlardır. dilediği gibi yazsınlar tabii. düşünce özgürlüğü var sonuçta.(!) sahi neden açtınız acaba bu başlığı sayın yazar? sözlükte kadınları yeren-öven yeterince başlık yok hissiyatı geldiğindendir belki.
bir süre takıldığım her sözlükte mutlaka karşılaştığım " bakalım kadınları genellemek için bugün nasıl bir başlık açsam? " minvalinde erkek sözlük yazarlarıdır. genel olarak edebi dili iyi kullanmazlar, bir kısmı da dili doğru ifade etme yeteneğinden bile yoksundur. ve genellikle masum olmamakla birlikte kesinlikle tribünlere oynuyorlardır. dilediği gibi yazsınlar tabii. düşünce özgürlüğü var sonuçta.(!) sahi neden açtınız acaba bu başlığı sayın yazar? sözlükte kadınları yeren-öven yeterince başlık yok hissiyatı geldiğindendir belki.
devamını gör...
kod adı afacanlar
eskiden (bkz: cartoon network) ekranlarında yayınlanan, 5 kişilik çocuk grubunun "ergenlerle" olan savaşını anlatan, beğenerek izlediğim çizgi filmdi.
1 numara grubun lideriydi, güneş gözlüğü takıyordu ve saçları yoktu sanırım.
2 numara çok zekiydi, silahları falan o tasarlardı. pilot şapkası gibi bir şapkası vardı diye anımsıyorum.
3 numara asyalı bir kızdı, çok saf ve iyi niyetliydi. 5 numaranın en yakın arkadaşıydı. 4 numara, 3 numaradan hoşlanıyordu galiba.
4 numara grubun en sevimli ve en sinirli üyesiydi, kısa boylu, sarışındı.
5 numara ilk 4 kişinin karması gibiydi.
güzel zamanlardı yine yayınlansa yine izlerim.*
esketit ukdesiydi.
1 numara grubun lideriydi, güneş gözlüğü takıyordu ve saçları yoktu sanırım.
2 numara çok zekiydi, silahları falan o tasarlardı. pilot şapkası gibi bir şapkası vardı diye anımsıyorum.
3 numara asyalı bir kızdı, çok saf ve iyi niyetliydi. 5 numaranın en yakın arkadaşıydı. 4 numara, 3 numaradan hoşlanıyordu galiba.
4 numara grubun en sevimli ve en sinirli üyesiydi, kısa boylu, sarışındı.
5 numara ilk 4 kişinin karması gibiydi.
güzel zamanlardı yine yayınlansa yine izlerim.*
esketit ukdesiydi.
devamını gör...
eski sevgiliye yazma isteği
süresi 15dk dır. komik kedi videosu izleyerek aşılabilecek durumdur.
devamını gör...
köpeksiz sokaklar istiyoruz
şimdi burada gene hayvantapar bir kitle oluşmuş ve muhtemelen ekşiden gelmiştir.ya bak hiç öyle laf salatalığı yapmayacam ve kesin konuşucam.abicim siz hayvanların sokakta acı çekmesini,üşümesini,tecavüz edilmesini mi istiyorsunuz ? demiyormusunuz bu hayvanların sokakta ne işi var diye ? anca insansız sokok ostoyor onlordo.yemin ediyorum bu ülkede ciddi bir iq problemi var ve giderek artıyor.ekşiden kaçtım burada da o iqsuzlar gelmiş.ulan hıyar ağası köpeğe iki besleyip sevince hayvansever mi olduğunu zannediyorsun ? ben böyle iki yüzlülük görmedim.zaten bu tarz konularda prim kasan kuruluş-dernek olurda siz neyini savunuyorsunuz bu konuda ha yoksa pr çalışmasımı yapıyorsunuz.bide çocuklara nefret kusan olmuş allahın kekoları.köpek durup dururken saldırmaz diyenlerin zaten hayvanlar hakkında gram bilgisi olmadığı sadece duyar kastığı belli.o övdüğünüz gelişmiş ülkelerde sokak hayvanı neden yok ? çünkü kısırlaştırılıyor ve sahiplendiriliyor üstelik denetimi yapılıyor.yarın sevdiklerinize saldırıldığında o üstte kustuğunuz entrylerdeki düşüncelerinizi sevdiklerinize söylersiniz,belki o zaman samimiyetinize inanırım.
devamını gör...
online terapi
arayın en yakın arkadaşınızı görüntülü samimiyetin dibini vurun,gülün,ağlayın,saçmalayın, istediğiniz gibi dağıtın kendinizi.. düzenli aralıklarla yaparsınız faydalı olucaktır.alın size online terapi ücretsiz hemde.
devamını gör...
güne bir söz bırak
"değmiyor bazen uğruna yorulduklarımız."
nazım hikmet
nazım hikmet
devamını gör...
anaerkil
kadın figürünün tanrı olarak kabul edildiği dönemlerden erkek tanrı figürüne geçiş aynı zamanda anaerkil olarak nitelenebilecek toplumdan ataerkile geçiş olarak nitelenebilir. anaerkil dönemde - toplumlarda kadının önderliği söz konusu olmakla birlikte hala kadının yönetimde tam hakimiyeti ve otoritesinden ziyade sadece belli konularda kısmi bir hakimiyeti var. alt yapılanmadaysa soy kadından geçmekle birlikte ataerkil toplumla kıyaslandığında pek çok konuda cinsiyet eşitliği söz konusu. hopi amerikan yerlilerinin geçmişteki anaerkil - anasoy yapısı, kadın liderliğinde ancak alt yapıda cinsiyet eşitliğinin olduğu topluma örnek olarak verilebilir.
bugün ise tam anaerkil toplumlardan çok aslında matriline (anasoylu - kadının soyun devamını sağladığı, miras hakkının kadında olduğu ve aile konularında kadının karar aldığı yapı ) matrilocal ( evli çiftin kadının soyunun olduğu yere yerleşmesi ) toplumlara rastlanmakta.
bugün hala genel anlamda anasoylu olarak tanımlanabilecek (matriline veya matrilocal) olarak tanımlanabilecek toplumlar mevcut. kimi amerikan yerli kabileleri, güney amerikada bulunan kimi kabileler, hindistan'da khasi, endonezya'da minangkabau, kenya'da umoja, çin'de masuo, kosta rica'da bribri, cezayir'de tuareg, gana'da akan kabilesi gibi.
cezayir'de tuareg yine anaerkilden ziyade anasoy (matriline) kabileler kapsamında olup tıpkı diğer anasoy kabileler ve toplumlar gibi bugün bu özelliğini yavaş yavaş kaybetmektedir. anasoy yapının değişmesinde bu kabilelerin artık eskisi gibi izole bir yaşam sürmemeleri ve bulundukları ülke ve bölgedeki yaygın sosyal kültür ve din anlayışının etkisi gösterilebilir.
bugün ise tam anaerkil toplumlardan çok aslında matriline (anasoylu - kadının soyun devamını sağladığı, miras hakkının kadında olduğu ve aile konularında kadının karar aldığı yapı ) matrilocal ( evli çiftin kadının soyunun olduğu yere yerleşmesi ) toplumlara rastlanmakta.
bugün hala genel anlamda anasoylu olarak tanımlanabilecek (matriline veya matrilocal) olarak tanımlanabilecek toplumlar mevcut. kimi amerikan yerli kabileleri, güney amerikada bulunan kimi kabileler, hindistan'da khasi, endonezya'da minangkabau, kenya'da umoja, çin'de masuo, kosta rica'da bribri, cezayir'de tuareg, gana'da akan kabilesi gibi.
cezayir'de tuareg yine anaerkilden ziyade anasoy (matriline) kabileler kapsamında olup tıpkı diğer anasoy kabileler ve toplumlar gibi bugün bu özelliğini yavaş yavaş kaybetmektedir. anasoy yapının değişmesinde bu kabilelerin artık eskisi gibi izole bir yaşam sürmemeleri ve bulundukları ülke ve bölgedeki yaygın sosyal kültür ve din anlayışının etkisi gösterilebilir.
devamını gör...
bir demet tiyatro
(bkz: mükremin çıtır)
devamını gör...
sicario
2015 yapımı aksiyon filmi. yönetmenliğini denis villeneuve, görüntü yönetmenliğini ise roger deakins yapmakta. daha önce de prisoners'ın prodüksiyonunda beraber çalışan bu ikili, iyi bir kimya yakalamış bence. zira sicario'dan sonra blade runner 2049'da da beraber çalışmışlardır. filmin soundtrack'lerinde ise johann johannsson var. kendisini de denis ile başka filmlerde beraber çalışırken gördük. (bkz: arrival)
pek tabii bu üçlüyü bir aksiyon filminin prodüksiyonunda görmek heyecan verici. hele ki johann johannsson müzikleri ve villeneuve filmleri hayranı olan ben için. filmi bilgisayardan izledim maalesef. sinemada görme fırsatım olmadı. o yüzden biraz üzgünüm. büyük ekranda daha kaliteli bir ses ile izlemek çok güzel olurdu.
gelelim oyuncu kadrosuna. emily blunt, josh brolin ve benicio del toro başrollerde. üçünün de oyunculuğunu izlemek ayrı ayrı keyifliydi. emily'nin zaman geçtikçe kafayı sıyırması, benicio'nun soğukkanlılığı, josh brolin'in rahatlığı:)) filme o kadar doğal bir hava katmış ki anlatamam. ama josh brolin'in oyunculuğuna ayrı bir hayran kaldım. o etkileyici ses tonu ile her repliği çok efsane duruyordu. terlikli kahraman!?
filmin bir aksiyon filmi olduğunu söylemiştim. denis villeneuve filmleri genelde durgun tonda geçmesi ile bilinir. bu durgunluk bu filme, abartısız aksiyon sahneleri, doğal oyunculuklar ve harika bir sinematografi olarak yansımış. iyi mi olmuş? bence çok iyi olmuş. bir aksiyon filminde yüz tane bomba patlamadan da gerilim sağlanabiliyormuş, onu gördük. ve yine bunda besteci johann johannsson'un da payı büyük.
ara ara izlediğim nadir filmlerden oldu bu sebeplerle. her izlediğimde ayrı ayrı detaylara takılarak yeni şeyler keşfediyorum hatta.
bundan sonrası biraz spoiler'lı inceleme.
meksika-abd sınırında uyuşturucu karteline ait bir binaya baskında arkadaşlarından birkaçını kaybeden başrol hanım kate'e, kartel'e yapılacak baskında yer almak için bir teklif gelir. pek tabii kendisi kabul eder. bu teklif ise operasyonun başı olan matt'ten gelmiştir. operasyon için yola koyulan ikili uçakla meksika'ya gidecektir. ama uçakta alejandro da vardır. kate ilk başta alejandro'nun kim olduğu hakkında pek fikir sahibi olmasa da pek soru sormaz. olaylar geliştikçe kate, kendisinin sürekli geri plana atıldığını görür ve sorular sormaya başlar. filmin sonuna doğru cevaplarını almaya başlayan kate, kendisinin bu operasyonda sadece bir piyon olduğunu anlar. orada olmasının tek nedeni ise olayları fbi nezdinde legal bir zemine oturtmaktır. bu arada alejandro'nun ise filmde sözle bahsi hiç geçmeyen sicario(medellin) olduğunu öğrenir. alejandro ise bu yola ailesi uyuşturucu baronu tarafından katledildikten sonra girmiştir.
olaylar sona yaklaşırken alejandro, baronu ve ailesini öldürür, kate'e ise olayların tamamen legal olduğunu imzalatan bir kağıt imzalatır. zorla.
senaryoda da gördüğümüz üzere çıkarları uyuşan herkes herkesle çalışıyor. ortada pek etik kalmamış. bir tek bizim kate sütten çıkmış ak kaşık. ama o da piyon işte...
filmin en sevdiğim yanı ise yine sinematografisi oldu. roger deakins bu film için 50-60'ların bilinen yönetmeni jean-pierre melville'den esinlendiğini belirtmiş. peki nasıl tezahür etmiş bu esinlenme; geniş açılar, durgun kamera, uzak ve uzun çekimler ve tek seferde çekilmiş aksiyon sahneleri. çok normal olayları uzun çekimlerle betimlemesi, bizde ister istemez bir beklenti oluşturuyor ve şöyle diyoruz; işte şimdi bişeyler olacak, bu sakinlik hayra alamet değil, kesin önemli bir şey gerçekleşecek!
tabi bu süre uzadıkça gerilim de artıyor. buna filmdeki en iyi örnek otoyol sahnesidir herhalde. trafiğe takılan bir konvoy var, konvoyda önemli bir tutuklu, çevrede eskort polis araçları ve onların da çevresinde birkaç araçta kartelin silahlı adamları. aksiyona girilmeden önce kamerada öyle bir betimleniyor ki o sahne, daha silahlar ateşlenmeden soğuk soğuk terletiyor seyirciyi.
deakins'ın sözleri ile anlatacak olursak; aksiyon yapmaya çalışılmıyor kamerada. aksiyon sadece ve sadece gösteriliyor. iyi bir şekilde.
yine deakins doğal ışıkla çalışmayı seven bir sinematograf olduğundan ötürü, filmdeki renkler de çok doğal, patlamıyor gözünüzde. bazı sahneler için sırf güneş ışığı ile çalıştığı bile söyleniyor. ama iş gece çekimlerine gelince olay karmaşıklaşıyor. zira ortada sadece ay ışığı var.
hatta ve hatta tünel sahnesinde o da yok. peki deakins ne yapıyor? ışık kullanmak yerine filmi gece görüş kamerası ile çekiyor o sekansta.
olmuş mu derseniz, bence harika olmuş. siyah beyaz drone çekimleri ve yer yer kullanılan yeşilimsi gece görüşü, o sekansın ruhunu yansıtıyor. doğal bir gerginlik oluşturuyor.
uzun lafın kısası, ben sevdim filmi. gerçekçi aksiyon sevenler de kaçırmasın derim. umarım villeneuve ve deakins'ı daha pek çok yapımda beraber çalışırken görürüz. rip johann johannsson :(
pek tabii bu üçlüyü bir aksiyon filminin prodüksiyonunda görmek heyecan verici. hele ki johann johannsson müzikleri ve villeneuve filmleri hayranı olan ben için. filmi bilgisayardan izledim maalesef. sinemada görme fırsatım olmadı. o yüzden biraz üzgünüm. büyük ekranda daha kaliteli bir ses ile izlemek çok güzel olurdu.
gelelim oyuncu kadrosuna. emily blunt, josh brolin ve benicio del toro başrollerde. üçünün de oyunculuğunu izlemek ayrı ayrı keyifliydi. emily'nin zaman geçtikçe kafayı sıyırması, benicio'nun soğukkanlılığı, josh brolin'in rahatlığı:)) filme o kadar doğal bir hava katmış ki anlatamam. ama josh brolin'in oyunculuğuna ayrı bir hayran kaldım. o etkileyici ses tonu ile her repliği çok efsane duruyordu. terlikli kahraman!?
filmin bir aksiyon filmi olduğunu söylemiştim. denis villeneuve filmleri genelde durgun tonda geçmesi ile bilinir. bu durgunluk bu filme, abartısız aksiyon sahneleri, doğal oyunculuklar ve harika bir sinematografi olarak yansımış. iyi mi olmuş? bence çok iyi olmuş. bir aksiyon filminde yüz tane bomba patlamadan da gerilim sağlanabiliyormuş, onu gördük. ve yine bunda besteci johann johannsson'un da payı büyük.
ara ara izlediğim nadir filmlerden oldu bu sebeplerle. her izlediğimde ayrı ayrı detaylara takılarak yeni şeyler keşfediyorum hatta.
bundan sonrası biraz spoiler'lı inceleme.
meksika-abd sınırında uyuşturucu karteline ait bir binaya baskında arkadaşlarından birkaçını kaybeden başrol hanım kate'e, kartel'e yapılacak baskında yer almak için bir teklif gelir. pek tabii kendisi kabul eder. bu teklif ise operasyonun başı olan matt'ten gelmiştir. operasyon için yola koyulan ikili uçakla meksika'ya gidecektir. ama uçakta alejandro da vardır. kate ilk başta alejandro'nun kim olduğu hakkında pek fikir sahibi olmasa da pek soru sormaz. olaylar geliştikçe kate, kendisinin sürekli geri plana atıldığını görür ve sorular sormaya başlar. filmin sonuna doğru cevaplarını almaya başlayan kate, kendisinin bu operasyonda sadece bir piyon olduğunu anlar. orada olmasının tek nedeni ise olayları fbi nezdinde legal bir zemine oturtmaktır. bu arada alejandro'nun ise filmde sözle bahsi hiç geçmeyen sicario(medellin) olduğunu öğrenir. alejandro ise bu yola ailesi uyuşturucu baronu tarafından katledildikten sonra girmiştir.
olaylar sona yaklaşırken alejandro, baronu ve ailesini öldürür, kate'e ise olayların tamamen legal olduğunu imzalatan bir kağıt imzalatır. zorla.
senaryoda da gördüğümüz üzere çıkarları uyuşan herkes herkesle çalışıyor. ortada pek etik kalmamış. bir tek bizim kate sütten çıkmış ak kaşık. ama o da piyon işte...
filmin en sevdiğim yanı ise yine sinematografisi oldu. roger deakins bu film için 50-60'ların bilinen yönetmeni jean-pierre melville'den esinlendiğini belirtmiş. peki nasıl tezahür etmiş bu esinlenme; geniş açılar, durgun kamera, uzak ve uzun çekimler ve tek seferde çekilmiş aksiyon sahneleri. çok normal olayları uzun çekimlerle betimlemesi, bizde ister istemez bir beklenti oluşturuyor ve şöyle diyoruz; işte şimdi bişeyler olacak, bu sakinlik hayra alamet değil, kesin önemli bir şey gerçekleşecek!
tabi bu süre uzadıkça gerilim de artıyor. buna filmdeki en iyi örnek otoyol sahnesidir herhalde. trafiğe takılan bir konvoy var, konvoyda önemli bir tutuklu, çevrede eskort polis araçları ve onların da çevresinde birkaç araçta kartelin silahlı adamları. aksiyona girilmeden önce kamerada öyle bir betimleniyor ki o sahne, daha silahlar ateşlenmeden soğuk soğuk terletiyor seyirciyi.
deakins'ın sözleri ile anlatacak olursak; aksiyon yapmaya çalışılmıyor kamerada. aksiyon sadece ve sadece gösteriliyor. iyi bir şekilde.
yine deakins doğal ışıkla çalışmayı seven bir sinematograf olduğundan ötürü, filmdeki renkler de çok doğal, patlamıyor gözünüzde. bazı sahneler için sırf güneş ışığı ile çalıştığı bile söyleniyor. ama iş gece çekimlerine gelince olay karmaşıklaşıyor. zira ortada sadece ay ışığı var.
hatta ve hatta tünel sahnesinde o da yok. peki deakins ne yapıyor? ışık kullanmak yerine filmi gece görüş kamerası ile çekiyor o sekansta.
olmuş mu derseniz, bence harika olmuş. siyah beyaz drone çekimleri ve yer yer kullanılan yeşilimsi gece görüşü, o sekansın ruhunu yansıtıyor. doğal bir gerginlik oluşturuyor.
uzun lafın kısası, ben sevdim filmi. gerçekçi aksiyon sevenler de kaçırmasın derim. umarım villeneuve ve deakins'ı daha pek çok yapımda beraber çalışırken görürüz. rip johann johannsson :(
devamını gör...
türban baskısına maruz kalan kız
bir çok kız çocuğunun içinde yara aslında . tesettürlü bir arkadaşım "ben saçlarımı hiç yapamadım " demişti böyle zorla kapandım aslında başımdakini hiç sevmiyorum açılacağım ama ailemin tepkisinden korkuyorum gibi cümleler duydukça kulaklarımda çınlar canımı yakar .
bu gibi zorlamalar islama da zarar verir lakin gel bunu bazı dalkavukalara anlat ( üzgünüm burda kibar olamayacağım . ) üstelik bu tür zorlamaları oğlu sevgili yaptığında ve yahut karşı cins hakkında müstehcen yorumlarda bulunduğunda "aslan oğlum " diyen anne babalar yapıyor daha da üzücü olan kız olarak doğmak kadın olmak bu kadar güzel ve kıymetliyken sırf şu iğrenç baskılar ve dayatmalar yüzünden keşke kız olmasaydım keşke yaşamasaydım kız olmaktan nefret ediyorum diyen birçok kız çocuğu var bu ülkede . genel olarak olmasada ( çok şükür ) bazen benim de bunalıp böyle düşündüğüm oluyor . belki düzelir diye beklemekten de sıkıldık bunu her kadın adına rahatlıkla söyleyebilirim çünkü bu bir gerçek bazımız dile getiremesede .
bu gibi zorlamalar islama da zarar verir lakin gel bunu bazı dalkavukalara anlat ( üzgünüm burda kibar olamayacağım . ) üstelik bu tür zorlamaları oğlu sevgili yaptığında ve yahut karşı cins hakkında müstehcen yorumlarda bulunduğunda "aslan oğlum " diyen anne babalar yapıyor daha da üzücü olan kız olarak doğmak kadın olmak bu kadar güzel ve kıymetliyken sırf şu iğrenç baskılar ve dayatmalar yüzünden keşke kız olmasaydım keşke yaşamasaydım kız olmaktan nefret ediyorum diyen birçok kız çocuğu var bu ülkede . genel olarak olmasada ( çok şükür ) bazen benim de bunalıp böyle düşündüğüm oluyor . belki düzelir diye beklemekten de sıkıldık bunu her kadın adına rahatlıkla söyleyebilirim çünkü bu bir gerçek bazımız dile getiremesede .
devamını gör...
uzay ve havacılık tıbbı
tıbbın anabilim dallarından biri. son zamanlarda artan insanlı uzay çalışmalarıyla birlikte daha da önemli hale gelmiştir. hava ve uzay personelinde ağırlıksız ortam*, vakum, basınç ve radyasyon kaynaklı meydana gelebilecek çeşitli hastalıkların tanı, teşhis ve tedavisi ile ilgilenir.
devamını gör...
ingilizce bilmenin faydaları
alanında en kaliteli akademik yayınlara rahatça erişebilmek, ingilizce bilmenin sağladığı en büyük faydalardan biridir.
devamını gör...
tanışmak istenen ölmüş yazarlar
dostoyevski - zihin yapısını gerçekten merak ediyorum. onunla söyleşi yapmak isterdim.
aynı zamanda nazım hikmet.
aynı zamanda nazım hikmet.
devamını gör...


