boğaziçi’nde aşağı bak yalanı
aynen kardeşim aynen
bu ülkeye faydası olacak üniversite öğrencileri gözaltına alınmadı,
gözaltına giderken direnmeden yürüyen öğrencilere orantısız güç kullanılmadı,
bu ülkemin öğrencileri terörist ilan edilmedi,
boğaziçi gibi dünya sıralamasına girmiş bir üniversiteyi kazanabilmiş insanlara lise mezunu polis "terbiyesizler" demedi.
biz malız kardeşim kusura bakma. bi sen uyanıksın, as bayrağını as as as...
biz boğaziçilileri en başından beri savunuyorduk zaten. ha "aşağı bak" demiş ha "aşağıdan" demiş, fark etmeksizin savunuyorduk zaten. sen bizi çok yanlış anlamışsın.
bu ülkeye faydası olacak üniversite öğrencileri gözaltına alınmadı,
gözaltına giderken direnmeden yürüyen öğrencilere orantısız güç kullanılmadı,
bu ülkemin öğrencileri terörist ilan edilmedi,
boğaziçi gibi dünya sıralamasına girmiş bir üniversiteyi kazanabilmiş insanlara lise mezunu polis "terbiyesizler" demedi.
biz malız kardeşim kusura bakma. bi sen uyanıksın, as bayrağını as as as...
biz boğaziçilileri en başından beri savunuyorduk zaten. ha "aşağı bak" demiş ha "aşağıdan" demiş, fark etmeksizin savunuyorduk zaten. sen bizi çok yanlış anlamışsın.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
tek çiçekle bahar
iste şu canı viran edeyim
alemin gizini ayan edeyim
üflensin ruhuma bin ömür daha
uğrunda ziyan edeyim
iste şu canı viran edeyim
alemin gizini ayan edeyim
üflensin ruhuma bin ömür daha
uğrunda ziyan edeyim
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
bak hele bize der enayi
etmezmiş kelimeleri zayi
aşık kişi eder mi hakaret
bu kadar tenezzül ettim kafi
etmezmiş kelimeleri zayi
aşık kişi eder mi hakaret
bu kadar tenezzül ettim kafi
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
hem evimi veriyorum hem dayak yiyorum.
devamını gör...
4857 sayılı iş kanunu
türkiye cumhuriyeti devletinin iş kanunu ile ile ilgili mevzuatları içerir.
işveren ve işçinin haklarını, yükümlülüklerini açık ve net bir biçimde içeren açık ara türkiye cumhuriyeti devletinin en önemli ancak yükümlülükleri en az yerine getirilen kanundur.
nedenini anlatacağım. türkler olarak kanunların ve mevzuatların avukatlar, hakimler ve savcılar için yazıldığı, bizim onları bilmemize gerek olmadığı gibi bir yanılgı içerisindeyiz. bilinçli olan her vatandaş haklarını ve haklarını içeren kanun ve mevzuatları öğrenmelidir.
şimdi bu kanunu önemli kılan nedir bunlara değinmek istiyorum.
gelişmiş ülkelerin en temel özelliklerinden biri de işveren ve işçi arasındaki güvenin kanunlar aracılığıyla güvence altına alınmasıdır. her ne kadar bu kanun işçinin hakkını koruyormuş gibi görünse bile esasında işverenleri de koruma altına alır. ülkedeki üretim alanlarında güven yaratmak için bu kanunun çok sıkı şekilde uygulanması gerekir. avrupa'da iş kanunları oldukça sıkıdır ve sık sık işverenler denetlenir, cezaları ise çok ağırdır.
ülkede sağlıklı bir üretim kültürü oluşturulmak isteniyor ise iş kanunu mevzuatları sürekli güncellenmeli, üretim yerlerinin mevzuatlara uyup uymadığı sıkıca denetlenmelidir. aksi takdirde işveren ve işçi açısından sürekli problemler yaşanacağı gibi sağlıklı bir üretim kültürü oluşmaz. midyata pirince giderken eldeki bulgudan olunur.
türkiye de tck iş kanunu gayet açık ve net şekilde mevzuatlar dahilinde belirlenmiş ancak denetleme ve idare konusunda çok büyük sorunlar yaşandığı için ülkedeki üretim kültürünün neredeyse içine sıçacak, işveren yanlısı bir hale bürünmüştür.
mesela bir örnek vermem gerekirse iş sözleşme yapmak işverenin bir yükümlülüğüdür ancak bu sözleşmeyi yapmamanın cezası işverene işçi başı 300 türk lirasıdır. burada devletin neredeyse idari ufak cezalarla işvereni mevzuatlara uymama konusunda teşvik ettiğini görebilirsiniz. bu yüzden türkiye avrupa ülkeleri arasında en fazla asgari ücretli çalışana sahip, en sık iş kazasının görüldüğü ülkedir.
söz konusu mevzuatlara uyulup uyulmadığının denetlenmesi olduğunda devlet oldukça yetersiz kalmakta ve işverenleri resmen mevzuata uymama konusunda teşvik etmektedir. mesela bir örnek daha. çalıştığınız iş yerinde bir usulsüzlük gördünüz ve iş yerinden ayrıldınız. ardından işyerinizi bu usulsüzlüğün yapıldığına dair şikayet ettiğinize gerekli merciiler şikayetinizi almayacaklar. çünkü bu arkadaşlara göre usulsüzlük yapılan işyerini şikayet etmek için oranın çalışanı olmak gerekiyor...
kısacası bu kanun ve içerdiği mevzuatlar türkiye cumhuriyeti devletinin kalbidir. çünkü bir ülkenin kalbi üretimine, işçi haklarına bağlı olarak atar veya atmaz.
işveren ve işçinin haklarını, yükümlülüklerini açık ve net bir biçimde içeren açık ara türkiye cumhuriyeti devletinin en önemli ancak yükümlülükleri en az yerine getirilen kanundur.
nedenini anlatacağım. türkler olarak kanunların ve mevzuatların avukatlar, hakimler ve savcılar için yazıldığı, bizim onları bilmemize gerek olmadığı gibi bir yanılgı içerisindeyiz. bilinçli olan her vatandaş haklarını ve haklarını içeren kanun ve mevzuatları öğrenmelidir.
şimdi bu kanunu önemli kılan nedir bunlara değinmek istiyorum.
gelişmiş ülkelerin en temel özelliklerinden biri de işveren ve işçi arasındaki güvenin kanunlar aracılığıyla güvence altına alınmasıdır. her ne kadar bu kanun işçinin hakkını koruyormuş gibi görünse bile esasında işverenleri de koruma altına alır. ülkedeki üretim alanlarında güven yaratmak için bu kanunun çok sıkı şekilde uygulanması gerekir. avrupa'da iş kanunları oldukça sıkıdır ve sık sık işverenler denetlenir, cezaları ise çok ağırdır.
ülkede sağlıklı bir üretim kültürü oluşturulmak isteniyor ise iş kanunu mevzuatları sürekli güncellenmeli, üretim yerlerinin mevzuatlara uyup uymadığı sıkıca denetlenmelidir. aksi takdirde işveren ve işçi açısından sürekli problemler yaşanacağı gibi sağlıklı bir üretim kültürü oluşmaz. midyata pirince giderken eldeki bulgudan olunur.
türkiye de tck iş kanunu gayet açık ve net şekilde mevzuatlar dahilinde belirlenmiş ancak denetleme ve idare konusunda çok büyük sorunlar yaşandığı için ülkedeki üretim kültürünün neredeyse içine sıçacak, işveren yanlısı bir hale bürünmüştür.
mesela bir örnek vermem gerekirse iş sözleşme yapmak işverenin bir yükümlülüğüdür ancak bu sözleşmeyi yapmamanın cezası işverene işçi başı 300 türk lirasıdır. burada devletin neredeyse idari ufak cezalarla işvereni mevzuatlara uymama konusunda teşvik ettiğini görebilirsiniz. bu yüzden türkiye avrupa ülkeleri arasında en fazla asgari ücretli çalışana sahip, en sık iş kazasının görüldüğü ülkedir.
söz konusu mevzuatlara uyulup uyulmadığının denetlenmesi olduğunda devlet oldukça yetersiz kalmakta ve işverenleri resmen mevzuata uymama konusunda teşvik etmektedir. mesela bir örnek daha. çalıştığınız iş yerinde bir usulsüzlük gördünüz ve iş yerinden ayrıldınız. ardından işyerinizi bu usulsüzlüğün yapıldığına dair şikayet ettiğinize gerekli merciiler şikayetinizi almayacaklar. çünkü bu arkadaşlara göre usulsüzlük yapılan işyerini şikayet etmek için oranın çalışanı olmak gerekiyor...
kısacası bu kanun ve içerdiği mevzuatlar türkiye cumhuriyeti devletinin kalbidir. çünkü bir ülkenin kalbi üretimine, işçi haklarına bağlı olarak atar veya atmaz.
devamını gör...
tek cümleyle hayatı tanımla
nickim.
devamını gör...
dizilerdeki muhteşem ikililer
yedi numara
recep - haydar
recep - haydar
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
son bir kaç gündür kitaplığımdaki eski kitaplarımı karıştırıp tavanı izlemekle meşguldum.
az önce de lisede belki aylarca yanımda gezdirip tek yaprağını okumadığım, kitaplığın en arkalarında tozlanmaya yüz tutmuş kitaba gözüm ilişti. yapraklarını aralayınca da farklı farklı defterlerden koparıp karaladığım sayfalarla karşılaştım. kitapla bütünleşmiş diğer yapraklarla bir olmuş durumdaydı.
durduk yere yazar çizer karalardım. bir şeyler üretmek, duygularıma kalemle tercüman olmak, ne kadar zevk verirdi bana. kendimi bilmek, kendime bir şeyler katmak güzeldi. o buruşuk kağıt parçalarında ben vardım işte ve içinde anlatarak bitiremediğim sen vardın. ufacık benle başlayan her şeyi kocaman senle sonlandırıyordum.
tozlu yaprakların arasında seni düşlediğim sayfaları gördüğüm an hatırladım. neler yapmak istiyordum, neler yapacaktım, aklımı kemiren sendeki duygularım neydi?
oysa kimi zaman anlamsız geliyor insana onca istek, duygu, merak, endişe. bile isteye öldürüyor insan bunu içinde. doğrulardan saklanmak, düşlediğin şeylerin sıra sıra yıkılmasından korktuğun için. aslında bu duygular yaşatıyor bizi. işte benide yaşatan duygular senmişsin, seni kaybetmeye korktuğum duygular. hatta bu korkum senle aramda görünmez duvarlar oluşturdu her oluşan duvarda senden biraz daha uzaklaştım. yinede bu duvarlar sevgime engel olamayacak kadar çok seviyormuşum seni. bak ne kadar zaman geçmiş, neden hâlen unutmadım seni? neden hâlen her güzel şiir, her güzel kokan çicek seni hatırlatıyor bana? neden her aklıma geldiğinde yüzüm kızarıyor? neden o gün sorduğunda, evet delicesine seviyorum ama korkuyorum diyemedim? korkuyorum...
bir gün çok sevdiğim seni, bu denli sevgimden habersiz seni kaybetmekten korkuyordum. yolun sonunda artık birbirimizin varlığından habersiz iki aptal olmaktan korkuyordum. bir gün bu sevgimin köreleceğinden, ismini unutacağımdan korkuyordum.
ciddiyetimi takınmanın vakti gelmişti artık ve aynı zamanda düş dünyasından karanlığa kocamaaann bir adım atmanın zamanı da. düşlediğin şeylerin gerçek olmasına inanıp hiçbir şey yapmadan medet umacağın bir dünya değilmiş burası. bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti yani. böylelikle içimdeki aptal bir o kadarda saf çocuğu öldürmüştüm. çocuk oyuncağı değil yani, öldürmüşüm o çocuğu, yavaş yavaş.
hayatın beni sürüklediğini öne sürdüğüm her şeyde seni içine sığdıramayan o çocuğun bir payı var. tutkuyla bağlandığım ne varsa o duygu patlamasının kökeninde ne olduğunu arayan saf çocuktan miras kaldı bana. kendimi her kötü hissettiğim anda o çocuğa aykırı davranmışım. nedenlerimi, başlangıç noktamı öylesine unutmuşum ki hatırlamak böyle zorlaşmış artık.
o korkak çocuk sanırım bunca zaman sonra şöyle derdi bana, bu hallerimi görünce :
"neden korkuyorsun bu kadar? neden vazgeçtin?"
alaycı bir gülseme ile:
genç, hâlen o aptal çocuğum işte ben, içindeki sevgi çığ gibi büyüyen senim, senin mirasçın. hatta aynı korkuyu yaşamaya devam eden senim, korkuyorum...
az önce de lisede belki aylarca yanımda gezdirip tek yaprağını okumadığım, kitaplığın en arkalarında tozlanmaya yüz tutmuş kitaba gözüm ilişti. yapraklarını aralayınca da farklı farklı defterlerden koparıp karaladığım sayfalarla karşılaştım. kitapla bütünleşmiş diğer yapraklarla bir olmuş durumdaydı.
durduk yere yazar çizer karalardım. bir şeyler üretmek, duygularıma kalemle tercüman olmak, ne kadar zevk verirdi bana. kendimi bilmek, kendime bir şeyler katmak güzeldi. o buruşuk kağıt parçalarında ben vardım işte ve içinde anlatarak bitiremediğim sen vardın. ufacık benle başlayan her şeyi kocaman senle sonlandırıyordum.
tozlu yaprakların arasında seni düşlediğim sayfaları gördüğüm an hatırladım. neler yapmak istiyordum, neler yapacaktım, aklımı kemiren sendeki duygularım neydi?
oysa kimi zaman anlamsız geliyor insana onca istek, duygu, merak, endişe. bile isteye öldürüyor insan bunu içinde. doğrulardan saklanmak, düşlediğin şeylerin sıra sıra yıkılmasından korktuğun için. aslında bu duygular yaşatıyor bizi. işte benide yaşatan duygular senmişsin, seni kaybetmeye korktuğum duygular. hatta bu korkum senle aramda görünmez duvarlar oluşturdu her oluşan duvarda senden biraz daha uzaklaştım. yinede bu duvarlar sevgime engel olamayacak kadar çok seviyormuşum seni. bak ne kadar zaman geçmiş, neden hâlen unutmadım seni? neden hâlen her güzel şiir, her güzel kokan çicek seni hatırlatıyor bana? neden her aklıma geldiğinde yüzüm kızarıyor? neden o gün sorduğunda, evet delicesine seviyorum ama korkuyorum diyemedim? korkuyorum...
bir gün çok sevdiğim seni, bu denli sevgimden habersiz seni kaybetmekten korkuyordum. yolun sonunda artık birbirimizin varlığından habersiz iki aptal olmaktan korkuyordum. bir gün bu sevgimin köreleceğinden, ismini unutacağımdan korkuyordum.
ciddiyetimi takınmanın vakti gelmişti artık ve aynı zamanda düş dünyasından karanlığa kocamaaann bir adım atmanın zamanı da. düşlediğin şeylerin gerçek olmasına inanıp hiçbir şey yapmadan medet umacağın bir dünya değilmiş burası. bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti yani. böylelikle içimdeki aptal bir o kadarda saf çocuğu öldürmüştüm. çocuk oyuncağı değil yani, öldürmüşüm o çocuğu, yavaş yavaş.
hayatın beni sürüklediğini öne sürdüğüm her şeyde seni içine sığdıramayan o çocuğun bir payı var. tutkuyla bağlandığım ne varsa o duygu patlamasının kökeninde ne olduğunu arayan saf çocuktan miras kaldı bana. kendimi her kötü hissettiğim anda o çocuğa aykırı davranmışım. nedenlerimi, başlangıç noktamı öylesine unutmuşum ki hatırlamak böyle zorlaşmış artık.
o korkak çocuk sanırım bunca zaman sonra şöyle derdi bana, bu hallerimi görünce :
"neden korkuyorsun bu kadar? neden vazgeçtin?"
alaycı bir gülseme ile:
genç, hâlen o aptal çocuğum işte ben, içindeki sevgi çığ gibi büyüyen senim, senin mirasçın. hatta aynı korkuyu yaşamaya devam eden senim, korkuyorum...
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
garajların önünde yazan "park yapmayın." yazısını çocuk parkı yapmayın sanardım... "biraz mantıklı olun küçücük yere çocuk parkı mı yapılır?" diye de atarlanırdım...
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
eve varınca haber et, seversin diye aldım ve daha niceleri.
devamını gör...
krem şanti
vay be başlık açılmamış bu zamana kadar.
lisede, sınıfta bir eleman vardı. din hocasıyla bir gün atışmaya başladılar. hoca baktı ki en son mücadele edemiyor arkadaşımızla "sen git krem şantiye tap o zaman evladım" demişti. aklımda hep krem şantiye tapan şahıs olarak kaldı kendisi.
t: su ile çırpılırsa daha yoğun kıvamlı oluyor. süt ile yapılınca daha lezzetli olan pasta süslemesi diyebilirim sanırım.
lisede, sınıfta bir eleman vardı. din hocasıyla bir gün atışmaya başladılar. hoca baktı ki en son mücadele edemiyor arkadaşımızla "sen git krem şantiye tap o zaman evladım" demişti. aklımda hep krem şantiye tapan şahıs olarak kaldı kendisi.
t: su ile çırpılırsa daha yoğun kıvamlı oluyor. süt ile yapılınca daha lezzetli olan pasta süslemesi diyebilirim sanırım.
devamını gör...
normal sözlük'ün underrated yazarları
mütevazılığı paçalarımızdan akıttığımız başlık.
bana öyle geldi.
ayrıca ne o öyle ya?
yazar demek kendi kendinin kıymetini bilen demek değil miydi? tdk da tanımı mı değişti? başkası kıymet bilince başka bir şey oluyordu. o konuya bu başlıkta değinmeyeceğim.
(yine ne dedim ben.) *
bana öyle geldi.
ayrıca ne o öyle ya?
yazar demek kendi kendinin kıymetini bilen demek değil miydi? tdk da tanımı mı değişti? başkası kıymet bilince başka bir şey oluyordu. o konuya bu başlıkta değinmeyeceğim.
(yine ne dedim ben.) *
devamını gör...
askeri ücret
türkiye'deki mankenlerden biri kullanmıştı.ismini hatırlayamadım.gerçekten böyle biliyormuş cahil.
devamını gör...
sözlük yazarlarının olmak isteyeceği ünlü yazarlar
doğrudan yazar olmaz, kitap yazan bir bilim insanı olurdum.
uzun ve detaylı yazmayı sevdiğim için de muhtemelen roger penrose olurdum.
uzun ve detaylı yazmayı sevdiğim için de muhtemelen roger penrose olurdum.
devamını gör...
ejiptoloji
antik mısır tarihini inceleyen bilim dalı. mısıroloji de denir. gizemli ve hoş bilim dalı. benim gibi antin kuntin bölümleri seven birisi için güzel tercih olabilirmiş ama lisans düzeyinde yok yurtdışında vardır belki. ilk türk ejiptolog ise perihan sadıkoğlu. kadının antik mısır sanatı ve tarihsel akıştan günümüze etkileri isimli bir de kitabı varmış.
devamını gör...
ağustos'tan eylül'e geçmenin verdiği hüzün
hiç sorma. hemen üşümeye başladım.
üşümeyi sevmiyorum, midem de sevmiyor.
işin yoksa anlat ona, ısı değişimini.
üşümeyi sevmiyorum, midem de sevmiyor.
işin yoksa anlat ona, ısı değişimini.
devamını gör...
tanım yazdıktan sonra bildirim bekleyen yazar
hemen hemen her yazardır. o bildirim mutlu ediyor be kardeşim.
hepimiz beğenilme arzusu olan yavşaklarız. yazıklar olsun.
hepimiz beğenilme arzusu olan yavşaklarız. yazıklar olsun.
devamını gör...
kızılcıklar oldu mu
haluk levent'in de çok güzel okuduğu türkü.
devamını gör...
severnoe siyanie
az önce portakal sekmesinde şu tanımı #1776546 ve daha birkaç tanımı ile arz-ı endam ettiğini gördüğüm yazar kişisi.
tamam da arkadaşlar, sizce de bu işte bir terslik yok mu ? yazar bu içeriği sizler için elleriyle koskoca google kaynağından ! bulmuş, kopyalamış. emek vererek yazan yazarlara ayıp olmuyor mu biraz ? hadi bir iki kişi beğendi diyelim eskaza, sitenin kurucusunun yapmış olduğu önemli duyurudan sonra en beğenilen içerik bu *.
okumadan herkesi oylamak, beğeni atmak zor bir iş. yazarımız da haklı. bu profilin başka bir açıklaması olamaz . şaka gibisiniz normal sözlük yazarları. karşılıklı beğeni falan yine yapın da az insaflı olun .
son olarak ,sevgili yazar beni de oyla, geri dönüp beğeni yaparım söz veriyorum *.
tamam da arkadaşlar, sizce de bu işte bir terslik yok mu ? yazar bu içeriği sizler için elleriyle koskoca google kaynağından ! bulmuş, kopyalamış. emek vererek yazan yazarlara ayıp olmuyor mu biraz ? hadi bir iki kişi beğendi diyelim eskaza, sitenin kurucusunun yapmış olduğu önemli duyurudan sonra en beğenilen içerik bu *.
okumadan herkesi oylamak, beğeni atmak zor bir iş. yazarımız da haklı. bu profilin başka bir açıklaması olamaz . şaka gibisiniz normal sözlük yazarları. karşılıklı beğeni falan yine yapın da az insaflı olun .
son olarak ,sevgili yazar beni de oyla, geri dönüp beğeni yaparım söz veriyorum *.
devamını gör...
