alternatif akım vs doğru akım
elektrik dünyasında kullanılan ve zamanında insanları 2'ye bölmüş olan 2 tür elektrik akımının kıyaslanması.
bu işlere merakı olan herkes bilir ki thomas edison ve nikola tesla, 19. yüzyılın sonlarında bu iki tür akım nedeniyle karşı karşıya geldiler. üstelik savaş o kadar büyüdü ki, edison alternatif akımın ne kadar tehlikeli olduğuna ve hiçbir yerde kullanılmaması gerektiğine halkı ikna edebilmek için hayvanları elektrik vererek öldürttü ve herkese izletti. peki bu kadar karalama kampanyasına rağmen ne oldu da alternatif akım, doğru akım karşısındaki savaşı kazandı?
fizikte elektrik konusuyla uğraşırken güç formülü karşımıza p = i * v olarak çıkar. yani güç = akım x voltaj
bu formüle göre bir yerden bir başka yere enerji naklederken akım ve voltaj ne kadar yüksek olursa, güç de o kadar yüksek olur. sadece voltajı ya da sadece akımı yükseltip diğerini düşük tutarak aynı miktarda gücü elde edip iletmek de yine formülden görüleceği üzere mümkündür.
elektriği iletirken kablolar kullanıyoruz. bu kabloların içerisinde belirli miktarda direnç var ve kablo ne kadar uzun olursa, elektrik akımının karşılaşacağı direnç de o kadar fazla olur. dirençle karşılaşan elektrik enerjisi, ısı enerjisine dönüşür. ne kadar çok elektrik ısıya dönüşürse, elektrik enerjisi kaybımız da o kadar yüksek olur. bu nedenle bu enerji türünde kaybı en aza indirmek için ısıya dönüşümü de en aza indirmek gerekir.
şimdi burada daha fazla formüle girip kafa karıştırmayacağım ama enerji kaybını azaltmak için yapmamız gerekeni bize yine bir formül söyler: voltajı yükseltmek. zira voltaj bu formülde paydada bulunur ve payda büyüdükçe sayının küçüldüğünü hepimiz matematikte görmüşüzdür. bu küçülen sayı, ısıdan kaynaklanan kayıp miktara karşılık gelir. yani voltaj yükseldikçe elektrik enerjisinden kayıp azalır. ancak voltajın bu kadar yüksek tutulması, evlerde, iş yerlerinde kullandığımız elektriği düşününce, bizi kavurma yapmaya yeter. bu nedenle de insanların kullanımına sunulurken bu voltajın transformatörler aracılığıyla düşürülmesi gerekir.
şu resme bakalım:

görselin kaynağı
primer devre denilen kısım, burada bahsettiğim yüksek voltajın verildiği kısımdır. sekonder devre ise voltajın düşürülerek yeni değeriyle çıkacağı kısımdır. tersini de yapabiliriz. bu iş tamamen buradaki tellerin sarım sayısıyla ilgilidir. işte alternatif akımın galip gelmesinin en önemli nedeni budur. transformatörler alternatif akımla çalışırlar.
özellikle edison ve tesla'nın yaşadığı dönemde, doğru akımı yüksek voltaja çevirerek iletmenin bir yolu yoktu. doğru akım çok sayıda yangına neden oluyordu. daha ileri tarihlerde bunu iletmenin de yolu bulundu. çok uzun iletim hatlarında alternatif akıma kıyasla oldukça verimli olan bu yol son derece pahalı olduğundan yine de tercih edilmiyor.
her ne kadar o zamanlar bu iki bilim insanı birbirini yemiş ve alternatif akım genel olarak savaşı kazanmışsa da, günümüzde elbette her iki akımı birden kullanıyoruz ve bu iki insana da saygı duyuyoruz.
... ama yine de tesla'ya biraz daha fazla saygı duyuyoruz. en azından ben öyle yapıyorum. *
konuyla ilgili bir de film çekildi the current war adıyla. yalnız ben umduğumu bulamadım bu filmde açıkçası. yine de merak edenler ve izlememiş olanlar varsa, bu bilgiyi de eklemiş olayım buraya.
son olarak:

görselin kaynağı
bu işlere merakı olan herkes bilir ki thomas edison ve nikola tesla, 19. yüzyılın sonlarında bu iki tür akım nedeniyle karşı karşıya geldiler. üstelik savaş o kadar büyüdü ki, edison alternatif akımın ne kadar tehlikeli olduğuna ve hiçbir yerde kullanılmaması gerektiğine halkı ikna edebilmek için hayvanları elektrik vererek öldürttü ve herkese izletti. peki bu kadar karalama kampanyasına rağmen ne oldu da alternatif akım, doğru akım karşısındaki savaşı kazandı?
fizikte elektrik konusuyla uğraşırken güç formülü karşımıza p = i * v olarak çıkar. yani güç = akım x voltaj
bu formüle göre bir yerden bir başka yere enerji naklederken akım ve voltaj ne kadar yüksek olursa, güç de o kadar yüksek olur. sadece voltajı ya da sadece akımı yükseltip diğerini düşük tutarak aynı miktarda gücü elde edip iletmek de yine formülden görüleceği üzere mümkündür.
elektriği iletirken kablolar kullanıyoruz. bu kabloların içerisinde belirli miktarda direnç var ve kablo ne kadar uzun olursa, elektrik akımının karşılaşacağı direnç de o kadar fazla olur. dirençle karşılaşan elektrik enerjisi, ısı enerjisine dönüşür. ne kadar çok elektrik ısıya dönüşürse, elektrik enerjisi kaybımız da o kadar yüksek olur. bu nedenle bu enerji türünde kaybı en aza indirmek için ısıya dönüşümü de en aza indirmek gerekir.
şimdi burada daha fazla formüle girip kafa karıştırmayacağım ama enerji kaybını azaltmak için yapmamız gerekeni bize yine bir formül söyler: voltajı yükseltmek. zira voltaj bu formülde paydada bulunur ve payda büyüdükçe sayının küçüldüğünü hepimiz matematikte görmüşüzdür. bu küçülen sayı, ısıdan kaynaklanan kayıp miktara karşılık gelir. yani voltaj yükseldikçe elektrik enerjisinden kayıp azalır. ancak voltajın bu kadar yüksek tutulması, evlerde, iş yerlerinde kullandığımız elektriği düşününce, bizi kavurma yapmaya yeter. bu nedenle de insanların kullanımına sunulurken bu voltajın transformatörler aracılığıyla düşürülmesi gerekir.
şu resme bakalım:

görselin kaynağı
primer devre denilen kısım, burada bahsettiğim yüksek voltajın verildiği kısımdır. sekonder devre ise voltajın düşürülerek yeni değeriyle çıkacağı kısımdır. tersini de yapabiliriz. bu iş tamamen buradaki tellerin sarım sayısıyla ilgilidir. işte alternatif akımın galip gelmesinin en önemli nedeni budur. transformatörler alternatif akımla çalışırlar.
özellikle edison ve tesla'nın yaşadığı dönemde, doğru akımı yüksek voltaja çevirerek iletmenin bir yolu yoktu. doğru akım çok sayıda yangına neden oluyordu. daha ileri tarihlerde bunu iletmenin de yolu bulundu. çok uzun iletim hatlarında alternatif akıma kıyasla oldukça verimli olan bu yol son derece pahalı olduğundan yine de tercih edilmiyor.
her ne kadar o zamanlar bu iki bilim insanı birbirini yemiş ve alternatif akım genel olarak savaşı kazanmışsa da, günümüzde elbette her iki akımı birden kullanıyoruz ve bu iki insana da saygı duyuyoruz.
... ama yine de tesla'ya biraz daha fazla saygı duyuyoruz. en azından ben öyle yapıyorum. *
konuyla ilgili bir de film çekildi the current war adıyla. yalnız ben umduğumu bulamadım bu filmde açıkçası. yine de merak edenler ve izlememiş olanlar varsa, bu bilgiyi de eklemiş olayım buraya.
son olarak:

görselin kaynağı
devamını gör...
mehpare (yazar)
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
kopmaz kökler salmaktır oraya
kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
değişmemelisin hiçbir seyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısınve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
en sevdiğim şiiri nickaltimda kendime armağan edeyim dedim. eh okuyun gari.
yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
kopmaz kökler salmaktır oraya
kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
insan balıklama dalmalı içine hayatın
bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
değişmemelisin hiçbir seyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısınve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.
en sevdiğim şiiri nickaltimda kendime armağan edeyim dedim. eh okuyun gari.
devamını gör...
z kuşağının normal sözlük'e girişinin yasaklanması gerekliliği
rahat bırakın çocukları. kafalarına göre takılsınlar.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif..
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin..
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün..
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi,
sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin...
(bkz: can yücel)
kanatların çırpındığı kadar hafif..
kalbinin attığı kadar canlısın
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
sevdiklerin kadar iyisin
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kaşın gözün
karşındakinin gördüğüdür rengin..
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün..
gülebildiğin kadar mutlusun
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi,
sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin...
(bkz: can yücel)
devamını gör...
ideal bir cümlede olması gerekenler
lisede almanca hocam "kurduğunuz cümle sonrası karşınızdaki yeniden bir soru soruyorsa cümleniz eksik demektir" demişti. başta saçma gözükse de örnekler üstünden düşününce doğruluğu ortaya çıkıyor. mesela anneniz size "hayırdır?" dediğinde "dışarı çıkıyorum" derseniz bir sonraki soru "kimle?" olacaktır. "arkadaşlarla" dediğinizde "nereye gideceksin, ne zaman gelirsin?" gibi sorular gelmeye devam edecektir. oysa bunun yerine ilk soruya "arkadaşlarımla güvenparkta buluşup biraz gezip döneceğim. akşam yemeğine yetişirim, merak etme." gibi, durumunuzun bilgilerini veren bir cümle, iletişim halinde kurulabilecek ideal bir cümleye örnek olabilir.
cümle kurmaya erinmeyeceğimiz; "ben söylemeden beni anlasın" şeklinde düşünerek gereksiz vakit kaybı yaşamayacağımız, sağlıklı iletişimler içinde olacağımız günlere.
cümle kurmaya erinmeyeceğimiz; "ben söylemeden beni anlasın" şeklinde düşünerek gereksiz vakit kaybı yaşamayacağımız, sağlıklı iletişimler içinde olacağımız günlere.
devamını gör...
normal sözlük şikayet hattı
yazar ahalisinin dert serme mekanı.
diyecekler ki kafa sözlük için öneriler başlığına yaz. hayır efendim, buraya yazacağım. neden biliyor musun sevgili moderasyon? çünkü her şeyi, her entryi, her başlığı kafanıza göre taşımanızdan sıkıldım. eğer o işin cılkı çıkmamış olsa emin olun kafa sözlük için öneriler başlığına yazardım. dine karşı din.
rahatsız olmaya başladım. bakın, küfürsüz yazmayı artık hemen hemen herkes kabullendi ve onayladı. dahası zaten bunu kabul etmeyenin burada ne işi var? fakat benim ve benim gibi düşünenlerin takıldığı nokta argo ve hafif bel altı muhabbetlere adeta 35 yaşında çılgın bakireler gibi yaklaşmanız. arkadaşım ben buraya bir şeyler öğrenmek,okumak için geldiğim gibi biraz da makara yapmaya geliyorum. hatta ve hatta kız ayarlayacağım ulan. sana ne?
diyecekler ki kafa sözlük için öneriler başlığına yaz. hayır efendim, buraya yazacağım. neden biliyor musun sevgili moderasyon? çünkü her şeyi, her entryi, her başlığı kafanıza göre taşımanızdan sıkıldım. eğer o işin cılkı çıkmamış olsa emin olun kafa sözlük için öneriler başlığına yazardım. dine karşı din.
rahatsız olmaya başladım. bakın, küfürsüz yazmayı artık hemen hemen herkes kabullendi ve onayladı. dahası zaten bunu kabul etmeyenin burada ne işi var? fakat benim ve benim gibi düşünenlerin takıldığı nokta argo ve hafif bel altı muhabbetlere adeta 35 yaşında çılgın bakireler gibi yaklaşmanız. arkadaşım ben buraya bir şeyler öğrenmek,okumak için geldiğim gibi biraz da makara yapmaya geliyorum. hatta ve hatta kız ayarlayacağım ulan. sana ne?
devamını gör...
uçak yolculuğunda yurdum insanı
yurtdışına giderken bagajınızı vermeden önce “hemşerim bende fazla bagaj var, sana vereyim, ekstra para vermeyeyim” diye bir ses duyarsınız. milletin bavulunda ne olduğunu nerden bileceksiniz. kabul etmeyince bir de söylenirler.
uçaklarda ayakta yolculuk edilmez ama daha bineceğiniz uçak piste inmeden uçağa binmek için millet kuyruk olur. görevliler “daha zaman var, oturun” der ama nafile. yabancılar oturur, bizimkiler ayakta.
kuyruğa kaynak yapanlar olur, aralarında tartışma çıkar. yabancılar garip garip bakar.
nedense pencere kenarlarına göz diken çok olur. “benim koltuğuma oturmuşsunuz” dersiniz, “ne fark eder, sen ortada otur” cevabını alırsınız.
uçak piste inince yurdum insanı hemen ayağa kalkıp üst kattaki çantalarını almaya başlar. 15 kg kabin içi valizler uçak ani fren yapınca yolcuları yaralayabilir. hostesler “lütfen oturun” diye ikaz eder ama nafile. uçak daha durmadı, kapılar açılmadı, bu ne acele. bir keresinde pilot ani fren yapınca bir amca elindeki valiziyle yere serilmişti.
bazı havalimanlarında yolcu çıkış kapıları içerden açılır. yurdum insanı kapıyı sürekli itmeye alıştığından bazen kapıyı açamaz, cam kapıyı yumruklar, birbirini ezer.
yurdum insanının sohbeti güzeldir bu arada. kadın olsun erkek olsun hemen muhabbete başlar. yolculuk boyunca hayat hikayelerini dinlersiniz, gideceğiniz yerde de çok yardımcı olurlar.
azerbaycan’a yolculuk yaparken hostesler eskiden “kemerlerinizi takın, uçak düşüyor” diye anons yapardı. “uçak düşüyor” kelimesini “uçak havalimanına iniyor” anlamında kullanırlardı. yurdum insanı da topluca kelime-i şehadet” getirirdi. yurdumun yeşilçam uçak sahneleri bile bir başkadır.
uçaklarda ayakta yolculuk edilmez ama daha bineceğiniz uçak piste inmeden uçağa binmek için millet kuyruk olur. görevliler “daha zaman var, oturun” der ama nafile. yabancılar oturur, bizimkiler ayakta.
kuyruğa kaynak yapanlar olur, aralarında tartışma çıkar. yabancılar garip garip bakar.
nedense pencere kenarlarına göz diken çok olur. “benim koltuğuma oturmuşsunuz” dersiniz, “ne fark eder, sen ortada otur” cevabını alırsınız.
uçak piste inince yurdum insanı hemen ayağa kalkıp üst kattaki çantalarını almaya başlar. 15 kg kabin içi valizler uçak ani fren yapınca yolcuları yaralayabilir. hostesler “lütfen oturun” diye ikaz eder ama nafile. uçak daha durmadı, kapılar açılmadı, bu ne acele. bir keresinde pilot ani fren yapınca bir amca elindeki valiziyle yere serilmişti.
bazı havalimanlarında yolcu çıkış kapıları içerden açılır. yurdum insanı kapıyı sürekli itmeye alıştığından bazen kapıyı açamaz, cam kapıyı yumruklar, birbirini ezer.
yurdum insanının sohbeti güzeldir bu arada. kadın olsun erkek olsun hemen muhabbete başlar. yolculuk boyunca hayat hikayelerini dinlersiniz, gideceğiniz yerde de çok yardımcı olurlar.
azerbaycan’a yolculuk yaparken hostesler eskiden “kemerlerinizi takın, uçak düşüyor” diye anons yapardı. “uçak düşüyor” kelimesini “uçak havalimanına iniyor” anlamında kullanırlardı. yurdum insanı da topluca kelime-i şehadet” getirirdi. yurdumun yeşilçam uçak sahneleri bile bir başkadır.
devamını gör...
sanat sanat için midir sanat toplum için midir sorunsalı
eğer toplumun eğitim ve refah seviyesi yüksek ise sanat, sanat için. eğer toplumun eğitim ve refah seviyesi düşük ise sanat toplum için yapılır. kısacası bu o ülkenin kalkınması ve toplumun seviyesi ile alakalıdır.
devamını gör...
soygun şakası yapmaya çalışırken öldürülen youtuber
ilgi çekmek uğruna canından olan akılsız kişi. 3-5 tık fazla alacaksınız, belki 3-5 kuruş fazladan kazanacaksınız diye nedir bu aptalca hareketlerin kurbanı olma durumu?
bir süre önce para uğruna sosyal medya üzerinden takipçisi ile yaptığı anlaşma ile kız arkadaşının ölümüne neden olan rus geldi aklıma. (bkz: stas reeflay)
insanlığın gittiği yön cidden düşündürücü. okullarda okutulması gereken çok fazla ders var bence, bu konularla ilgili olarak. insanlara matematiği, coğrafyayı falan anlatırken belli ki hayatın, internetin ne olduğunu ve nasıl yaşanması/yaşanmaması, kullanılması/kullanılmaması gerektiğini de anlatmak gerekiyor. yine bildiğini okuyanlar olur ama en azından belki sayı biraz azalır.
bir süre önce para uğruna sosyal medya üzerinden takipçisi ile yaptığı anlaşma ile kız arkadaşının ölümüne neden olan rus geldi aklıma. (bkz: stas reeflay)
insanlığın gittiği yön cidden düşündürücü. okullarda okutulması gereken çok fazla ders var bence, bu konularla ilgili olarak. insanlara matematiği, coğrafyayı falan anlatırken belli ki hayatın, internetin ne olduğunu ve nasıl yaşanması/yaşanmaması, kullanılması/kullanılmaması gerektiğini de anlatmak gerekiyor. yine bildiğini okuyanlar olur ama en azından belki sayı biraz azalır.
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
kim olduğunu değilde daha çok nedenini merak ediyorum.
devamını gör...
keşke yeniden başlasa denilen dizi
geniş aile tek geçerim..yine cüneyt inay yazacak ama yoksa olmaz..küfürsüz argosuz gülmeyi çok özledim.
devamını gör...
kendini bir şarkı sözüyle tanıt
/ kime sorsam dönüşüm yok, nereye gitsem mavi
yelkenimde deli rüzgâr, her yanım tuz, deliyim /
yelkenimde deli rüzgâr, her yanım tuz, deliyim /
devamını gör...
direkt samimileşen insan
sen hayırdır diyesim geliyor. nerden geliyor bu rahatlık çözebilmiş değilim. oldukça rahatsız, gergin hissetmeme neden oluyor bu durum. nezaket ve kişisel sınırlar diye bir durum var. oturup anlatmak istiyorum böylelerine.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının berber anıları
yolda ilerliyorum yanımda bir cam var. döndüm üstüm başım düzgün mü diye bir bakayım dedim. tam her şey yolunda deyip devam edecekken en az 10 erkeğin bana döndüğünü fark ettim.
herhalde ilk defa berber camında kendine bakan bir kız gördüler ya da onları kestiğimi düşündüler bilemiyorum. ama utanç vericiydi kabul ediyorum.
herhalde ilk defa berber camında kendine bakan bir kız gördüler ya da onları kestiğimi düşündüler bilemiyorum. ama utanç vericiydi kabul ediyorum.
devamını gör...
geceye bir kedi bırak
devamını gör...
insanı strese sokan mesajlar
bir şey konuşabilir miyiz? mesajıdır. kimden gelirse gelsin stres yaptırır insana.
devamını gör...
şaban
üç aylar'ın ikincisi olarak bilinen ayın ismidir.
argoda da aptal, saf kişiler için kullanılan bir sözcüktür.
argoda da aptal, saf kişiler için kullanılan bir sözcüktür.
devamını gör...
güldüğün zaman çok tatlı oluyorsun
şüphesiz sırtlan sözüdür. bunun yanı sıra belediye çukuru niteliğinde gamzelere sahip insanlara da mutlu olsun diye söylenebilir.
devamını gör...
medeniyet göstergesi detaylar
a. yaşlı, engelli ve hamile insanlara yer vermek,
b. yayalara yol önceliği tanımak,
c. engelliler için tasarlanmış bölümleri (yaya yolu-kaldırım, otopark vb) işgal edecek girişimden uzak durmak, her kaldırımda bir rampa olması.
ç. kaldırımlarda kalabalık halde yürüyüp insanları engellememek,
d. bir yerde toplanıp, çevreyi rahatsız edecek şekilde sesler çıkarmamak,
e. izmarit, sakız gibi çöpleri yerlere atmak ve yerlere tükürmemek,
f. toplu ulaşım yapılan araçlarda yüksek sesle müzik dinlememek,
g. toplu ulaşım araçlarında kapı ağzında bekleyip insanları engellememek gibi birçok durumlar önemli detaylardır.
ğ. bir yere girmeden önce kapı tıklatmak. kendiniz eviniz dahil olsa, dolu bir odaya girerken kapı mutlaka tıklatılmalı ve gel/müsait değilim çağrısına uyulmalıdır,
h. karşı tarafın fikirlerine saygı duymasanız bile fikirleri hakkında kötüleyici herhangi girişimde bulunmamak. *
ğ maddesini genelde ofis tipi halka açık ama kısmen kapalı mekanlarda uygularız (şartlar oluşmuşsa tıklatmaya gerek yok) ama ev halkı tarafından çoğunlukla da uygulamayan bir davranıştır. aile bağlarından gelen yakınlıktan dolayı yani bir nevi "evin insanısın" mantığından kaynaklıdır. şahsen kendi evimde olsa her seferinde kapıyı tıklatırım, yapılmasını da tavsiye ederim.
b. yayalara yol önceliği tanımak,
c. engelliler için tasarlanmış bölümleri (yaya yolu-kaldırım, otopark vb) işgal edecek girişimden uzak durmak, her kaldırımda bir rampa olması.
ç. kaldırımlarda kalabalık halde yürüyüp insanları engellememek,
d. bir yerde toplanıp, çevreyi rahatsız edecek şekilde sesler çıkarmamak,
e. izmarit, sakız gibi çöpleri yerlere atmak ve yerlere tükürmemek,
f. toplu ulaşım yapılan araçlarda yüksek sesle müzik dinlememek,
g. toplu ulaşım araçlarında kapı ağzında bekleyip insanları engellememek gibi birçok durumlar önemli detaylardır.
ğ. bir yere girmeden önce kapı tıklatmak. kendiniz eviniz dahil olsa, dolu bir odaya girerken kapı mutlaka tıklatılmalı ve gel/müsait değilim çağrısına uyulmalıdır,
h. karşı tarafın fikirlerine saygı duymasanız bile fikirleri hakkında kötüleyici herhangi girişimde bulunmamak. *
ğ maddesini genelde ofis tipi halka açık ama kısmen kapalı mekanlarda uygularız (şartlar oluşmuşsa tıklatmaya gerek yok) ama ev halkı tarafından çoğunlukla da uygulamayan bir davranıştır. aile bağlarından gelen yakınlıktan dolayı yani bir nevi "evin insanısın" mantığından kaynaklıdır. şahsen kendi evimde olsa her seferinde kapıyı tıklatırım, yapılmasını da tavsiye ederim.
devamını gör...

