kurtlarla koşan kadınlar
masallarla kadın arketipine ait mitler konu alınır. kitapta en etkileyici yer şirin bir kadının asla büyümeyen, kandırılmaya müsait bir çocuk olduğu saptamasıdır. o yüzden kadınlara kendi vahşi doğalarını kabul etmeleri ve ortaya çıkarmalarını söyler. kurt denilen kadının özgün doğasıdır ve bu da vahşidir. ancak binlerce yıllık yazalı ya da sözlü kurallar ve yasalarla boyun eğdirilen kadın bu özünü unutmuştur. tekrar o damarı bulup beslemek gereklidir.
her kadının hatta erkeklerin de okuması gereken küçük masalardan oluşan harika ötesi bir kitap.
her kadının hatta erkeklerin de okuması gereken küçük masalardan oluşan harika ötesi bir kitap.
devamını gör...
türkiye'de binaların çok çirkin olması
başımı sokacak bir evim olsun anlayışı maalesef mimari kültürün gelişmemesine yol açtığı için binalarımızın kötü olma durumudur.
devamını gör...
ay ışığında saklıdır
sözleri ve müziği demir demirkan'a ait, şebnem ferah tarafından aynı adı taşıyan sinema filmi için seslendirilen şarkı. sanırım hiçbir albümüne girmedi şebnem ferah'ın ve bence keşke bu tarzda devam etseydi.
film 90'larda yayınlandı. aydan şener ve toprak sergen başroldeydi.
o dönem bir kadının güzel olduğunu belirtmek için aydan şener'e benzediği söylenirdi. bence halen de öyle.
toprak sergen'in zaten ses tonu yeter, ama peruğu sanki olmamış gibiydi. senaryosu güzeldi ve en önemlisi kadına edilgen bir rol verilmemişti. beyaz atlı prensi beklemek yerine arabasına beyaz güvercin diyen güçlü bir kadın olması hoşuma gitmişti.
film 90'larda yayınlandı. aydan şener ve toprak sergen başroldeydi.
o dönem bir kadının güzel olduğunu belirtmek için aydan şener'e benzediği söylenirdi. bence halen de öyle.
toprak sergen'in zaten ses tonu yeter, ama peruğu sanki olmamış gibiydi. senaryosu güzeldi ve en önemlisi kadına edilgen bir rol verilmemişti. beyaz atlı prensi beklemek yerine arabasına beyaz güvercin diyen güçlü bir kadın olması hoşuma gitmişti.
devamını gör...
normal sözlük'ün reklam almaya başlaması
o kadar alışmıştım ki sözlüğün reklamsız olduğuna reklamı görünce telefon kafayı yedi sandım hiç ummuyordum sözlükten.
devamını gör...
aztek maskeleri
azteklerin kafatasından yaptıkları maske. resmen kafatasındaki göz deliğine böyle taş gibi bir şeyi göze benzetip sokuyorlar göz deliğine. demirden burun falan yapıyorlar. bu ne oglum. bir insan bunları yapmak için ne kadar psikopat olmalı acaba? peki bu kafatasları kime ait? bu kafatasları katledilen savaşçılara, bir de azteklerin bunların haricindeki diğer seçkin üyelerine aitmiş. kafataslarının arkasını çıkarmış, boyamışlar. sonra göz ve burun kısımlarına taşlar koymuşlar.
ayrıca bu kafataslarının sahiplerinin hepsi, 30 ve 40'lı yaşlarındaki erkeklermiş. ayrıca hepsi de farklı yerlerden gelmişler.
ve işin korkunç kısmı: büyük ihtimalle bu erkekler, azteklerin başkentine kurban edilmek için getiriliyorlardı.. büyük ihtimalle, bu maskeler, fethedilen yerlerden tutsak alınan ya da yenilen savaşçıların kafataslarından yapılmış. ayrıca idam edilen soylu kişilerin de kafatasları kullanılmış. ama bunların çoğu alt sınıf insanlardı. çoğu savaş esirlerinden oluşuyordu veya haraç olarak alınmışlardı. ayrıca çoğu da toplu mezarlara atılıyordu.
ayrıca her öldürdüklerinin kafatasını modifiye etmemişler. sadece soylu kişilerin ve en seçkin savaşçıların kafatasları modifiye edilmiş.
aztekler yüzbinlerce kafatası modifiye etmişler.
buyrun

ayrıca bu kafataslarının sahiplerinin hepsi, 30 ve 40'lı yaşlarındaki erkeklermiş. ayrıca hepsi de farklı yerlerden gelmişler.
ve işin korkunç kısmı: büyük ihtimalle bu erkekler, azteklerin başkentine kurban edilmek için getiriliyorlardı.. büyük ihtimalle, bu maskeler, fethedilen yerlerden tutsak alınan ya da yenilen savaşçıların kafataslarından yapılmış. ayrıca idam edilen soylu kişilerin de kafatasları kullanılmış. ama bunların çoğu alt sınıf insanlardı. çoğu savaş esirlerinden oluşuyordu veya haraç olarak alınmışlardı. ayrıca çoğu da toplu mezarlara atılıyordu.
ayrıca her öldürdüklerinin kafatasını modifiye etmemişler. sadece soylu kişilerin ve en seçkin savaşçıların kafatasları modifiye edilmiş.
aztekler yüzbinlerce kafatası modifiye etmişler.
buyrun

devamını gör...
iki satırda derdini anlat
sağlık sorunları,ailesel sorunlar,hayatımı mahvetmiş olmam...
devamını gör...
an itibarıyla işsiz kalmam
çalışınca da sadece hayatta kalmaya yetecek para veriyor işverenler sağolsunlar, çünkü kendileri için hak gördükleri şeyler o kadar fazlaki, size verdikleri maaş, mesainiz için değil, kendi keyiflerine aldıkları paradan artan kısım, bütün bu çıkmazların esas sorumluları, varlıklarına, sahip olduklarına doymayan, çalıştırdıkları insanlara, hakettiğini vermeyenler yüzünden,
tabiiki kesinlikle haketmiyorsunuz, öncelikle elinizdeki kaynakları değerlendirmeniz gerekiyor, matematiksel olarak bu böyle maalesef, ailenizin yanında yaşama imkanınız varsa, bunu kullanın, gelirinizi arttırana kadar, maddi olarak avantajınız varken, kişisel becerilerinizin, eğitiminizin, yaptığınız işin sosyal medyadan tanıtımını yapabilirsiniz, aşağıdaki başlığa link bırakabilirsiniz, bol şans.
kafasozluk.com/b/destek-bek...
edit : insanların çalışınca, hayatını idame ettirmesini, barınmasını, karnını doyurmasını, sosyalleşmesini sağlayacak parayı, çalışmasının karşılığında beklemesi, zaten "hak"kıdır...
bunlar insani normal ihtiyaçlardır,
(ki buda, örnek vereyim, buradaki arkadaştan bağımsız, 1+1 evde biri salonda biri küçücük odada yaşayan iki kişinin evi ev, hayatı, hayat da değildir)
lüks de değildir...
siz istiyorsunuzki, gençler ne bulduysa şükretsin... birşey buldukları da yok çocukların, kendi evinde, kendi salonunda oturmasın, hiçbir şey istemesin, ideal genç profili bu olsa çok memnun olacaksınız...
bazılarımız sadece ahırdaki inekler gibi, yemini yiyip, çiftleşip uyumaya hakkı olduğunu zannediyor, bu kadarını "hak" ettiğini öğrenmiş, fazlasını da düşünmeye, istemeye, aklı da yetmemiş, düşünmeye bile cesareti yok gördüğüm kadarıyla...
arkadaşım lüks böyle bir şey değil..
bunlar zaten senin hakkın...
diycem ama, boşuna konuşucam,
ben yine de yazıyım da, beeelki kafası karışır.. inşallah birazcık da olsa karışır...
tabiiki kesinlikle haketmiyorsunuz, öncelikle elinizdeki kaynakları değerlendirmeniz gerekiyor, matematiksel olarak bu böyle maalesef, ailenizin yanında yaşama imkanınız varsa, bunu kullanın, gelirinizi arttırana kadar, maddi olarak avantajınız varken, kişisel becerilerinizin, eğitiminizin, yaptığınız işin sosyal medyadan tanıtımını yapabilirsiniz, aşağıdaki başlığa link bırakabilirsiniz, bol şans.
kafasozluk.com/b/destek-bek...
edit : insanların çalışınca, hayatını idame ettirmesini, barınmasını, karnını doyurmasını, sosyalleşmesini sağlayacak parayı, çalışmasının karşılığında beklemesi, zaten "hak"kıdır...
bunlar insani normal ihtiyaçlardır,
(ki buda, örnek vereyim, buradaki arkadaştan bağımsız, 1+1 evde biri salonda biri küçücük odada yaşayan iki kişinin evi ev, hayatı, hayat da değildir)
lüks de değildir...
siz istiyorsunuzki, gençler ne bulduysa şükretsin... birşey buldukları da yok çocukların, kendi evinde, kendi salonunda oturmasın, hiçbir şey istemesin, ideal genç profili bu olsa çok memnun olacaksınız...
bazılarımız sadece ahırdaki inekler gibi, yemini yiyip, çiftleşip uyumaya hakkı olduğunu zannediyor, bu kadarını "hak" ettiğini öğrenmiş, fazlasını da düşünmeye, istemeye, aklı da yetmemiş, düşünmeye bile cesareti yok gördüğüm kadarıyla...
arkadaşım lüks böyle bir şey değil..
bunlar zaten senin hakkın...
diycem ama, boşuna konuşucam,
ben yine de yazıyım da, beeelki kafası karışır.. inşallah birazcık da olsa karışır...
devamını gör...
ziyaretçisi olmayan mezar
kalbimin içisi garip oldu başlığı okuyunca. geleni gideni olmayan, çiçekleri olmayan, su dökülmeyen mezardir. öylesine yalnızdır.
arkadaşımı kaybettim 2015 senesinde. ziyarete gittigimde giderken yada gelirken yol üzerinde gördüğüm uzun zamandır hiç geleni olmayan mezarları gidip suluyorum, otlarini filan temizliyorum. kendimi koyuyorum o yatan kişinin yerine. ne kadar koyulabilirse. insan mezarda dahi böylesine yalnız olmamalı diye düşünürüm hep.
arkadaşımı kaybettim 2015 senesinde. ziyarete gittigimde giderken yada gelirken yol üzerinde gördüğüm uzun zamandır hiç geleni olmayan mezarları gidip suluyorum, otlarini filan temizliyorum. kendimi koyuyorum o yatan kişinin yerine. ne kadar koyulabilirse. insan mezarda dahi böylesine yalnız olmamalı diye düşünürüm hep.
devamını gör...
piaget'in bilişsel gelişim kuramı
piaget bilişsel gelişimi 4'e ayırmıştır. duyusal motor dönemi,işlem öncesi dönem,somut işlemler dönemi ve soyut işlemler dönemi. ınsandan insana bu dönemlerin özellikleri değişebilir ama herkesin sırayla dönem atlamadan dönemleri yaşadığını söyler bu kuram. tabii bu dönemler çocuğun genel sağlık durumuyla çok ilişkilidir.
1-)duyusal motor (0-2 yaş): çocuk bu dönem de kendini dış dünyadan ayırt etmeye başlar. dış dünyayı motor davranışlarla refleks şeklinde öğrenir. deneme-yanılma şeklindedir. nesnenin devamlılığını kazanmayla refleksten bilinçli davranışa geçildiğini söyler piaget. nesnenin devamlılığını kazanmak da çocuğun somut duyularıyla algılayamadığı nesnenin aslında yok olmadığını anlamasıdır.
2-)işlem öncesi dönem(2-7): piaget bu dönemi ikiye ayırır. sembolik düşünme ve sezgisel düşünme şeklinde.
sembolik düşünme döneminde gerçekte mevcut olmayan herhangi bir şeyi kelimelerle,sembollerle ifade edebilmeyi veya o şeyi zihinde canlandırabilmeyi öğrenirler. mesela sembolik oyunlar oynarlar, bir çocuğu at olarak hayal edip oyun oynabilerler örneğin. bu dönem egosantrik düşünce görülür yani 'ben' merkezli. bu dönemin özellikleri arasında toplu monolog,animizm,paralel oyun gibi özellikler de vardır.
paralel oyun:bir arada oyun oynuyormuş gibi gözüken çocukların aslında her birinin kendi başına kendi oyununu oynaması.
toplu monolog:çocuklar birbirleriyle konuluyor gibi gözükse de aslında herkes birbirini dinlemeden kendi kendine konuşur :)
animizm:çocuk cansız varlıkları da canlı sanar.
sezgisel düşünme,çocuğun herhangi bir şeyi kavramaya çalışırken akla mantığa uygun olmayacak bir şekilde kavramasıdır.sezgisel düşünme döneminde ben merkezlilik azalır. çocuk fikirlerini düzgün uzun cümlelerle ifade edebilmeye başlar. bu dönemde kişi değişmezliğini de anlamaya başlarlar. yani bir kişinin dış görünümü değiştinde onun aynı kişi olarak kaldığını anlar. sezgisel düşünme döneminin karakteristik özelliklerinden birisi de tersine çevirememedir. örneğin zeynep'in kardeşi ali. ali'nin kardeşi kim? :)
3-)somut işlemler dönemi(7-11):bu dönem de çocuğun rasyonel düşünme yeteneğinde gelişme görülür. tersine çevirebilmeyi öğrenir. ali'nin kardeşi zeynep :) korunum kazanma bu dönemde görülür. korunum kazanma da mesela bir miktar suyu daha dar bir kaba koyduğumuzda daha fazla yükseklikte gözükse de suyun miktarının değişmediğini anlamasıdır. sırasıyla sayı,hacim ve ağırlık korunumunu kazanır çocuklar. bu dönemde ben merkezlilik daha da azalır. çocuk somut yollarla problem çözmeyi de öğrenir.
4-)soyut işlemler dönemi(11+ yaş): çocuk soyut düşünme yeteneği kazanmaya başlar. değerlerini ve inancını düşünmeye başlar. fikir dünyasıyla ilgilenir. ideolojik,geleceğe yönelik sorunlarla ilgilenmeye başlar. kısaca insanı insan yapan düşünebilme şeklini öğrenmeye başlar.
1-)duyusal motor (0-2 yaş): çocuk bu dönem de kendini dış dünyadan ayırt etmeye başlar. dış dünyayı motor davranışlarla refleks şeklinde öğrenir. deneme-yanılma şeklindedir. nesnenin devamlılığını kazanmayla refleksten bilinçli davranışa geçildiğini söyler piaget. nesnenin devamlılığını kazanmak da çocuğun somut duyularıyla algılayamadığı nesnenin aslında yok olmadığını anlamasıdır.
2-)işlem öncesi dönem(2-7): piaget bu dönemi ikiye ayırır. sembolik düşünme ve sezgisel düşünme şeklinde.
sembolik düşünme döneminde gerçekte mevcut olmayan herhangi bir şeyi kelimelerle,sembollerle ifade edebilmeyi veya o şeyi zihinde canlandırabilmeyi öğrenirler. mesela sembolik oyunlar oynarlar, bir çocuğu at olarak hayal edip oyun oynabilerler örneğin. bu dönem egosantrik düşünce görülür yani 'ben' merkezli. bu dönemin özellikleri arasında toplu monolog,animizm,paralel oyun gibi özellikler de vardır.
paralel oyun:bir arada oyun oynuyormuş gibi gözüken çocukların aslında her birinin kendi başına kendi oyununu oynaması.
toplu monolog:çocuklar birbirleriyle konuluyor gibi gözükse de aslında herkes birbirini dinlemeden kendi kendine konuşur :)
animizm:çocuk cansız varlıkları da canlı sanar.
sezgisel düşünme,çocuğun herhangi bir şeyi kavramaya çalışırken akla mantığa uygun olmayacak bir şekilde kavramasıdır.sezgisel düşünme döneminde ben merkezlilik azalır. çocuk fikirlerini düzgün uzun cümlelerle ifade edebilmeye başlar. bu dönemde kişi değişmezliğini de anlamaya başlarlar. yani bir kişinin dış görünümü değiştinde onun aynı kişi olarak kaldığını anlar. sezgisel düşünme döneminin karakteristik özelliklerinden birisi de tersine çevirememedir. örneğin zeynep'in kardeşi ali. ali'nin kardeşi kim? :)
3-)somut işlemler dönemi(7-11):bu dönem de çocuğun rasyonel düşünme yeteneğinde gelişme görülür. tersine çevirebilmeyi öğrenir. ali'nin kardeşi zeynep :) korunum kazanma bu dönemde görülür. korunum kazanma da mesela bir miktar suyu daha dar bir kaba koyduğumuzda daha fazla yükseklikte gözükse de suyun miktarının değişmediğini anlamasıdır. sırasıyla sayı,hacim ve ağırlık korunumunu kazanır çocuklar. bu dönemde ben merkezlilik daha da azalır. çocuk somut yollarla problem çözmeyi de öğrenir.
4-)soyut işlemler dönemi(11+ yaş): çocuk soyut düşünme yeteneği kazanmaya başlar. değerlerini ve inancını düşünmeye başlar. fikir dünyasıyla ilgilenir. ideolojik,geleceğe yönelik sorunlarla ilgilenmeye başlar. kısaca insanı insan yapan düşünebilme şeklini öğrenmeye başlar.
devamını gör...
kadına şiddet nasıl önlenebilir sorunsalı
buraya yüzlerce paradigma onlarca teori de yazsanız en temek iki şeye dayanacaktır. bunları düzeltmeye, bunların üzerine düşmediğimiz sürece arpa boyu yol alamayız.
(bkz: eğitim)
(bkz: zihniyet)
tabi bunları yaparken de boş durmamak lazım, yaşatmak, korumak lazım.
mesela (bkz: istanbul sözleşmesi yaşatır)
(bkz: eğitim)
(bkz: zihniyet)
tabi bunları yaparken de boş durmamak lazım, yaşatmak, korumak lazım.
mesela (bkz: istanbul sözleşmesi yaşatır)
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
avrupada olmak isterdim. bir sanat galerisi açardım. maria puder art galery diye. döner ayranlı açılış yapardım. :)
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
birileriyle konusurken o kisilerin bana soyledigi hicbir sozu detayi unutmuyorum ama bazen unutmus hatirlamiyomus gibi yapiyorum kendisini cok onemli hissetmesin diye
devamını gör...
kien yalnızlığı
elias canetti’nin dünya roman tarihinin zirvelerinden biri sayılabilecek muhteşem romanı körleşme’nin baş kahramanı sinolog profesör kien’in zaman içinde edindiği entelektüel yalnızlığa verilen ya da verilmesi gereken addır.
kien yalnızlığı entelektüel insanlarda görülen tercih edilmiş yalnızlıktır. kitaplarla haşır neşir olma süresi uzadıkça insanların diğer insanlara olan tahammül seviyesi ve süresi aynı oranda azalmaktadır. başka insanlarla ortak bir konu üzerinde sohbet etmek git gide zorlaşır ve insanların aptallığı çekilmez bir hal alır.
eğer kien gibi dev bir kütüphaneniz de varsa zamanla evden çıkıp insanların arasına karışmak bir zulüm gibi gelmeye başlar ve (bkz: jean paul sartre)’ın cehennem başkalarıdır sözü hayatınızın bir özeti haline gelir. cehennemden uzak durmak için de kitapların arasındaki seyahatlerinizin arasındaki süre azalırken seyahat süreleri de uzamaya başlar.
insanlardan koptukça onlara olan bağımlığı azalan insanlar kien yalnızlığı ile sarılıp sarmalanırlar. ve bu durum gittikçe aşırı bir hal almaya başlar. insanlara karşı duyulan bulantı yavaş yavaş bir kibire evrilir. insanları küçük görmeye başlayınca da kişi artık geri dönülmesi mümkün olmayan evreye geçmiş durumdadır.
artık onun için bütün insanlar eşittir. hiçbir insanı birbirinden ayırmaz. hepsine aynı şekilde yaklaşır çünkü sonuçta hepsi insandır, daha kötü ne olabilir ki?
kien yalnızlığı daha büyük yalnızlıklar için bir eşik değildir. daha büyük yalnızlıkların ta kendisidir.
kien yalnızlığı entelektüel insanlarda görülen tercih edilmiş yalnızlıktır. kitaplarla haşır neşir olma süresi uzadıkça insanların diğer insanlara olan tahammül seviyesi ve süresi aynı oranda azalmaktadır. başka insanlarla ortak bir konu üzerinde sohbet etmek git gide zorlaşır ve insanların aptallığı çekilmez bir hal alır.
eğer kien gibi dev bir kütüphaneniz de varsa zamanla evden çıkıp insanların arasına karışmak bir zulüm gibi gelmeye başlar ve (bkz: jean paul sartre)’ın cehennem başkalarıdır sözü hayatınızın bir özeti haline gelir. cehennemden uzak durmak için de kitapların arasındaki seyahatlerinizin arasındaki süre azalırken seyahat süreleri de uzamaya başlar.
insanlardan koptukça onlara olan bağımlığı azalan insanlar kien yalnızlığı ile sarılıp sarmalanırlar. ve bu durum gittikçe aşırı bir hal almaya başlar. insanlara karşı duyulan bulantı yavaş yavaş bir kibire evrilir. insanları küçük görmeye başlayınca da kişi artık geri dönülmesi mümkün olmayan evreye geçmiş durumdadır.
artık onun için bütün insanlar eşittir. hiçbir insanı birbirinden ayırmaz. hepsine aynı şekilde yaklaşır çünkü sonuçta hepsi insandır, daha kötü ne olabilir ki?
kien yalnızlığı daha büyük yalnızlıklar için bir eşik değildir. daha büyük yalnızlıkların ta kendisidir.
devamını gör...
ahmet hamdi tanpınar
ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında
devamını gör...
diyanet'in baldız fetvası
kısaca baldız baldan tatlıdır mı demek istemişler ben mi öyle yorumladım.
kendilerine yakışan bir fetva olmuş.
kendilerine yakışan bir fetva olmuş.
devamını gör...
uykusu kaçan sözlük yazarları
şahsımın da içerisinde bulunduğu güruhtur.
devamını gör...
anneni mi çok seviyorsun babanı mı sorunsalı
çocukken sorarlardı bun hep. ne şiş yansın ne kebap mantığıyla hep ikisini de eşit derdim, takdir ederlerdi. ama bilmezlerdi ki her bayramda kim daha çok harçlık verse onu seviyordum.*
devamını gör...


