kahvaltıda 'acaba ne yesem?' diyerek dolanan, ağzına layık bir şey bulamadığında kahvaltıdan vazgeçenler için (bkz: ben), çok güzel bir nimettir.
çorba,yemek..ne varsa itina ile yenir.
devamını gör...

hayatım boyunca bu hep böyle olmuştur. ben çok yalnızdım dostlar, elimden tutacak kimse yoktu. olanlara da ben kıyamadım, yaralarımı gösteremedim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ankara sürücülerinin alayı.
aklıma geldi asabım bozuldu gene.
ışığın en sağında olup, son anda sola sinyal verenleri, sinyal veriyorum diye sayanlar var, onlar da aklıma geldi bir daha asabımı bozuldu.
bir gün başka bir şehirde yaşamaya başladığımda, ankara'nın en çok trafiğini özlemeyeceğim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(büyük iskender ve diyojen, caspar de crayer'in çizdiği temsili resim)

ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri adlı kitabında diogenes laertios bu olayı şöyle anlatır:
diyojen bir köşede güneşlenirken, iskender başına dikilip “dile benden ne dilersen!” dedi. o da “güneşimi engelleme yeter!” diye karşılık verdi.

bazı kaynaklarda ise olay şu şekildedir:

sinizm (kinizm) ekolünün kurucusu yunan filozof diyojen bir fıçıda yaşardı. büyük iskender güneş altında dinlenmekte olan diyojen’i ziyarete gidip ona yapabileceği bir şey olup olmadığını sorduğunda diyojen o hiçbir şekilde itiraz edilemeyen cevabını vermişti: “sizden istediğim tek şey kenara çekilmenizdir. bunu yaparsanız güneşime mani olmazsınız ve bana vermeniz mümkün olmayanı benden almamış olursunuz.” 
daha sonraları iskender bu olay üzerine “ünlü imparator büyük iskender olmasaydım 'diyojen' olmak isterdim” demiştir.

diyojen bir sürgündü, kötü bir suçla suçlanmış bir adamın oğluydu, herkes tarafından itilmiş, hakaret ve küçümseme ile karşılaşmıştı. ama onda güçlü bir irade, kararlılık ve cesaret vardı. üstelik çok iyi konuşuyordu, üstün ve pırıl pırıl bir zekâya sahipti.

diyojen, günlük yaşamında çok zaman kirli ve pis elbisesi, köpek derisine benzeyen mantosu ile dolaşır, geceleri heykel diplerinde ve sokak köşelerinde yatardı. hayatını son derece fakir olarak geçiren diyojen'in içinde yaşadığı bir fıçısı ve bir çanağı vardır. ama bir gün, çeşme başında avucu ile su içen bir çocuğu görünce, “bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti.” diyerek elindeki çanağı da kırıp atmıştır. diyojen, aşırı gururlu bir insandı ve herkesi küçümserdi! sıradan insanlardan nefret eder ve o derece küçük görürdü ki, dönemin atina'sında gündüz vakti elinde fenerle dolaşıp “dürüst bir adam arıyorum.” diye bağırarak atina sokaklarında dolaşmış, böylece atina’da adam görmediğini anlatmak istemiştir. platon ona “çılgın sokrates” derdi. servet ve varlık düşmanıydı, bunların erdeme ters düştüğünü iddia ederdi. zamanın felsefe okullarını da çekinmeden eleştiren bir kişiydi. günün hatiplerine, “zamanın uşakları” derdi. platon’un öğretimini, “zaman kaybettirme” olarak nitelerdi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(dönemin atina'sında gündüz vakti fenerle dolaşıp "dürüst bir adam aradığını" söyleyen diyojen'e atfeden tablo, 1780'ler)

diyojen yoksulluk içinde yaşadığı, halka açık yerlerde yatıp kalktığı ve yiyeceğini dilenerek topladığı halde, herkesin aynı şekilde yaşaması gerektiğini savunmamıştır. kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. insanın kendi kendine yeterli olabilmesi gerektiğini savunmuştur. uygarlaşmanın getirdiği kurallara ve araçlara bağlı olan bir yaşamı reddetmiş, yaşamın doğal ve sade olması gerektiğine inanmıştır.

kendi açısından sade ve doğal, toplumsal değerler açısından ise sefil denebilecek bir yaşam sürer. ona göre, sade bir yaşam tarzı, sadelikten başka, örgütlenmiş, dolayısıyla uzlaşımsal toplumların görenek ve yasalarını da önemsememek anlamına gelir. diyojen, doğaya aykırı bir kurum olan ailenin yerini, kadınların ve erkeklerin tek bir eşe bağlı olmadığı, çocukların ise bütün toplumun sorumluluğunda bulunduğu doğal bir durumun alması gerektiğini savunmuştur.

diyojen, insan için iki disiplin kabul ediyordu:

1- ruh disiplini
2- beden disiplini

ona göre, beden disiplini jimnastikle elde edilebilirdi. ruh ise ancak erdem ile gelişebilirdi. erdemin ne olduğunu araştırmış, onun doğaya uygun yaşamak olduğunu bulmuştu. yani bir insanın erdemli olabilmesi için, doğaya uygun yaşaması gerekmekte idi. bu ise olabildiğince arzu ve ihtiyaçları azaltmak, hatta kaldırmaktan ibaretti. (sokrates’in, agora’da, “bu pazar yerinde ihtiyacım olmayan ne kadar çok şey var!” deyişini hatırlatayım.) bu nedenle refah, nezaket, güzel sanatlar ve bilim, cezalandırılmaları gereken fazlalıklardır; zenginlik, asalet ve onur, iğrenilecek şeylerdir. din ve kanunlar, politikanın icatlarıdır. evlenme ve mülkiyet kaldırılması gereken fazlalıklardır. zira doğa hükümetinde her şey ortaklaşadır: servet, kadınlar, çocuklar...

- bazı sözleri -

"adam ne vakit evlenmeli?" diye soran kişiye: genç ise, henüz evlenme zamanı gelmemiştir. ihtiyar ise, vakti geçmiştir.
- - - - - - -
bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: ben bir serseriye yol vermem, der. diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir: ben veririm!
- - - - - - -
çok dinlememiz ve az konuşmamız için iki kulağımız ve bir dilimiz vardır.
- - - - - - -
büyük iskender, diyojen’i birbiri üstüne yığılmış insan kemikleri içinden bir şey ararken gördü ve ne yaptığını sordu. diyojen, “babanızın kemiklerini arıyorum; ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait olduğunu kestiremiyorum” dedi.
- - - - - - -
yeryüzünde en iyi şey nedir, diye sordular. “hür olmak” diye cevap verdi.
- - - - - - -
biri, diyojen'e sordu: “ne zaman yemek yemeliyim?” diyojen cevap verdi: “zengin isen, canının istediği zaman; fakir isen, bulduğun zaman.”
- - - - - - -
yunanistan’ın hangi tarafında akıllı adamlar gördüğünü sordular. “pek çok çocuk gördüm; fakat hiçbir yerde adam görmedim.” dedi.
- - - - - - -
diyojen’e bir adamın ne kadar akıllı olduğunun nasıl anlaşıldığını sordular. yanıtı kısa oldu: konuşmasından. bir soru daha sordular: “peki adam ya hiç konuşmazsa? diyojen’in yanıtı bu kez şöyle oldu: o kadar akıllı olanı henüz yok dünyada.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

karl marx'ın fransız üçlemesinin ikinci kitabı olan der 18te brumaire des louis napoleon aslında isim konusunda oldukça kafa karıştırıcı bir eser çünkü aynı zamanda der 18te brumaire des louis bonaparte olarak da biliniyor ve dilimize de louis bonaparte'ın 18 brumaire'i olarak çevrilmiştir. kitap isminde içeriğini açıkça belli eden bir ironiye de sahiptir aynı zamanda. fransız devrimini bitirdiği düşünülen 18 brumaire darbesi napoléon bonaparte'ı iktidara taşıyan bir olaydı ve oldukça kısa olan bu eserin içeriği de amcasının yolundan giden iii.napoleon veya bilinen adıyla louis bonaparte'ın kendini imparator ilan etmesi ve cumhuriyeti yıkması üzerine napoléon bonaparte ve louis bonaparte'ın yaptığı bu iki darbenin kıyaslanması üzerinedir. döneminin fransası hakkında oldukça güçlü analizlerin bulunduğu bir eser ve kendi adıma fazla gözardı edildiğini düşünüyorum. ilk başta dergide yayımlanmış olan bu eser şu meşhur cümle ile başlıyor:

"hegel bemerkt irgendwo, daß alle großen weltgeschichtlichen thatsachen und personen sich so zu sagen zweimal ereignen. er hat vergessen hinzuzufügen: das eine mal als große tragödie, das andre mal als lumpige farce" (hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. hegel eklemeyi unutmuş: birinci kez trajedi olarak, ikinci kez komedi olarak.)


"aber die revolution ist gründlich. sie ist noch auf der reise durch das fegefeuer begriffen. sie vollbringt ihr geschäft mit methode. bis zum 2. dezember 1851 [anm. staatsstreich louis napoleons] hatte sie die eine hälfte ihrer vorbereitung absolviert, sie absolviert jetzt die andre. sie vollendete erst die parlamentarische gewalt, um sie stürzen zu können. jetzt, wo sie dies erreicht, vollendet sie die exekutivgewalt, reduziert sie auf ihren reinsten ausdruck, isoliert sie, stellt sie sich als einzigen vorwurf gegenüber, um alle ihre kräfte der zerstörung gegen sie zu konzentrieren. und wenn sie diese zweite hälfte ihrer vorarbeit vollbracht hat, wird europa von seinem sitze aufspringen und jubeln: "brav gewühlt, alter maulwurf!“

ama devrim, işi, sonuna kadar götürür. o, araftan (purgatoire) ancak henüz geçiyor. işini yöntemle yürütüyor. 2 aralık 1851’e kadar hazırlıklarının ancak yarısını tamamladı, şimdi de öteki yarısını tamamlıyor. onu devirebilmek için önce parlamenter iktidarı yetkinleştiriyor. bir kez bu ereğe varıldıktan sonra, yürütme gücünü yetkinleştiriyor, onu en yalın ifadesine indirgiyor, onu tecrit ediyor,bütün tahrip kuvvetlerini onun üzerine toplayabilmek için bütün kendi kusurlarını ona yöneltiyor, ve, o, hazırlık çalışmasının ikinci yarısını tamamladığı zaman, avrupa yerinden sıçrayacak ve bayram edecek: “iyi kavramışsın ihtiyar köstebek"
devamını gör...

ta ki, karl marx adında bir aksakallının, "ulan ben bu meseleyi tee iki asır önce çözmedim mi, yine mi aynı bok?!" homurtuları eşliğinde ebedi istirahatgahından kalkıp, yarasa misali tavanda baş aşağı asılı duran siz gafili birkaç usta işi diyalektik darbesiyle yere sereceği güne kadar süregelen hergelelik dönemi.
devamını gör...

bir zamanlar hayatında olan insanın, şimdi başka bir insana senden daha fazla değer verdiğini görmek.
devamını gör...

sımsıkı sarılacak insan sevdiğine. kokusunu içine çekerek, kemiklerini kemiklerinde hissederek, kocaman, hudutsuzca.
devamını gör...

ıstanbul gozumde cok guzel,cok alimli bir kadin gibi. cok cekmis, gun yuzu hic gormemis... yanlis insanlarin elinde yaslanmis, solmus, guzelligi bozulmus ama bazi guzellikleri hic de degismemis. yine de cok guzel, yine de cok baska "inci" misali...
devamını gör...

iç sesim mobbing uyguluyor
devamını gör...

allah affetsin her gördüğümde bu geliyo aklıma
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evet çaylaklar! açmak istediğiniz başlıkları söyleyin ve biz sizin yerinize açalım.

siz bize bir fikir vereceksiniz, biz de ekmeğini yiyeceğiz. gelsiin karmalar.
devamını gör...

yaya geçidinde yaya öncelik verilmemesi. daha da anormali yayanın yol veren sürücüye teşekkür etmesi. durmaması kabahatken durduğu için minnet etmek.
bilemiyorum altan bilmiyorum
devamını gör...

yahudi inancına özgü bir tür muskadır.

musevi inancı taşıyan insanlar bu muskayı giriş kapısının sağ tarafına asarlar ve eve girip çıkarken bu muskaya elleri veya parmakları ile dokunup daha sonra dokundukları yerleri öperler. birçok inançta olan benzerleri gibi bu bir bereket ve korunma tılsımıdır.

tabii ki bu tür batıl inançların tümünde olduğu gibi bu inançta da bazı fikir ayrılıkları vardır. ortaçağ talmudcuları bu muskanın geleneğe uygun olarak dikey konumda asılması gerektiğini iddia ederken başkaları yatay konumda asılması konusunda ısrarcıdır.

ahşap ya da metal bir mahfaza içinde saklanan mezuza’da tevrat’ın beşinci kitabı olan tesniye’den alıntılar bulunur. bu alıntılardan biri alberto manguel’e hediye edilen mezuza’da yazan “… ilk yağmur ve son yağmur, senin tahılında ve senin şarabında toplansın.”dır.

alberto manguel dini inançlar konusunda tarafsızdır ve bu onu benim örnek aldığım insan yapma konusunda önemli bir özelliktir ancak manguel yazı odasının sağ köşesine eğik bir şekilde yerleştirerek hem ara yol bulmuş hem de bir anlamda yazının bereketini sağlamıştır. en kısa zamanda ediniyorum.
devamını gör...

kaynak
kaynak
fotoğrafta görüldüğü gibidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
daha öncede çin internet siteleri ve sosyal medya platformlarında türkiye'den 250 bin dolara gayrimenkul satın alarak türkiye vatandaşlığı reklamları yapıyordu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


avrupa'da uygulanan golden visa sistemleri ile türkiye'deki vatandaşlık satma aynı değil.

- avrupa ülkelerinin yatırım karşılığı verdiği hak residency yani oturma izni. örneğin yunanistan'a 250.000 eur yatırım yapınca sana diyor ki "gel otur, dolaş ama vatandaşlık haklarından faydalanamazsın, onun için en az 7 yıl burada yaşayıp, vergi vermen lazım"

- türkiye'de ise vatandaşlık (citizenship) 250.000 usd'ye satılıyor. yani 250 kağıdı bir betona gömen herkes 3-6 ay arasında sen-ben ile aynı haklara sahip oluyor. üstelik 3 yıl sonra da o betonu satıp, parasını geri alabiliyor.
devamını gör...

yapılıp yapılmayacağını bilmediğim ama yapılması durumunda ilk defa oy kullanacağım seçim olacaktır.
devamını gör...

her sabah can ataklı'yı dinlemeden güne başlayamam.
sabah duşundan daha soğuktur.
sabah kahvesinden çok daha serttir.
özellikle abdülkadir selvi ve ahmet hakan gibi omurgasız kalemlerin yazılarına yaptığı yorumlar tadından yenmez.
tele 1'in akşam yayınlanan siyasi programları yorucu ve yıpratıcıdır, iç karartır.
yandaş medyadan temsilci çağırmadıkları için çok sıkıcı olmasının yanında hiç komik olmuyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim