herkesten gizli yediğim dondurmalardan biriydi.
sanırım artık satılmıyor.
herkesten gizli yerdim çünkü kız çocukları için üretilen bir dondurmaydı.
çoğu zaman "please kill me" diyen bir suratla karşılaşırdım dondurmanın kabını açınca.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
lanet olası dondurma çok güzeldi ama.
bir de star loli vardı.
yine o da kız çocukları içindi ama tadı o kadar iyidi ki.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şanlıurfa sınırları içerisinde, kült alanı olduğu düşünülen, neolitik döneme tarihlendirilen tepecik.

buranın önemi devasa taşlardan oluşmasından kaynaklanıyor bir nevî. çünkü her biri tonlarca ağırlığa sahip olan yapılar toplu hareket etmeyi, iş bölümünü gerektiriyor. ama bu yapıdan önce neolitik halkın böyle devasa yapılar için bir araya geldiği, içinde konaklama yapılmayan böyle devasa bir yapı oluşumu görülmemişti, ki benzerleri yavaş yavaş bulunuyor göbekli tepe yakınında. bu yapılardan kırk kadar daha mevcut olduğu radar taramalarla tespit edilmiş durumda.

arkeolog ıan morris bir kitabında diyor ki "biz arkeologlar ne olduğunu çözümleyemediğimiz yapıları 'kutsal alan' diye tanımlarız" kolaya kaçarız diyo yani. burası da biraz o hesap. "bu kadar devasa sütunlar ancak din uğruna bir araya getirilmiş olmalı" düşüncesiyle dinî anlam yüklenmiş günümüzde. kesin mi? değil. olabilir mi? tabii ki olabilir.


merkezde bukunan "t" biçimli karşılıklı iki taşın üzerinde yer alan parmak benzeri kazımaları sebebiyle stilize insan figürleri olduğu düşünülüyor. diğer taşlarda yer alan hayvan figürlerinin kült alanına* gelen kabilelerin simgesi olduğu düşünülüyor. bunların hepsi varsayım.
prehistorik dönem hakkında kesin konuşmak çok doğru değildir. taşlardaki hayvan kabartmalarından tüm hikâyeyi öğrenemezsiniz. yorum yapılabilir yalnızca. daha güçlü delillere ulaşırsanız da bu yorumlarınızı kanıtlarsınız. prehistorik zordur.
devamını gör...

(bkz: 42 yaşında olduğunu bilmiyordum özür dilerim.)

şaka bir yana , doğumgünü kutlu olsun dediğim ve kutladıĝım güzel yazar.
devamını gör...

ve biz kadınlar kendimize eş değil çocuklarımıza baba seçmek zorundayız. peki ama nasıl?.. içlerine mi girdik beyinlerinin, x-rayle düşüncelerini mi okuduk? okumalıyız. emin olmalıyız ama nasıl?
nasıl bileceğiz?
nasıl emin olacağız?
nasıl tahminde bulunacağız?.. mahkeme (!) dahi bilememiş ve velayeti vermiş o yaratığa. her yerdeler. her şekildeler. biz nasıl bileceğiz? nasıl göreceğiz?

ben babasından bile koruyacağım bir çocuğu neden doğuracağım?


vallahi yaşanmaz bu b.ktan dünyada. yemin ediyorum. bir gün daha kötü haber duymamak adına nasıl kafama sıkmıyorum hayret ediyorum. hala hayret ediyorum.
ulan hala bu b.ktan dünyadan ümit ediyorum. bir şeylerin düzeleceğini umut ediyorum. her gün daha kötüsü oluyor. daha kötüsü en kötüsü.
biz bu düzeni nasıl değiştireceğiz? insanları, kahpe insanları nasıl düzelteceğiz?
yanlışı nerde? ben anlayamıyorum iğreniyorum. herkesten ve her şeyden. ...
devamını gör...

valla bu kadar andaval var iken bu sosyal medya hepimizi gömer dostlar.
devamını gör...

bahattin abi inşallah ölmemiştir diyerek mahlasına övgülerimi yolluyorum.
devamını gör...

patavatsız oluşlarını genelde “ben rahat bir insanım” şeklinde meşrulaştırmaya çalışan insanlardır.. *
devamını gör...

merhaba arkadaşlar.

öncelikle yapılan devrim sonrası ekonominin pek de şahlanmadığını sözlükte de görmüş olduk. biz fakir halk olarak onları artı oy yağmuruna tutarsak adamlar deli gibi karma kasar. e bize kim bakacak?? şimdiden baktığım bütün modlar profillerine bişeyler koymuşlar. biz daha karnımızı zor doyuruyoruz.

demem o ki onları da açlığa terk edersek bu durumdan rahatsız olup indirim talebimizi belki karşılayabilirler. sizlere güveniyorum. iyi günler dilerim.
devamını gör...

ego, kelime anlamıyla "ben" demektir. santrizm ise "temel alan bakış açısı"nı ifade eder. egosantrizm, her durumda kendini referans alarak değerlendirme yapmak, sadece kendi penceresinde oturmak ve bu doğrultuda yorumlamak olarak da bilinir. kendi arzu ve hislerinin esaretinde yaşamına yön veren egosantrik insanların çevresiyle iletişiminde eksiklikler oluşmaktadır.

özellikle 2-6 yaş aralığında çocuklar ve ergenlik döneminde olan gençlerle "birbirini anlayamama, paylaşımdan kaçınma, isyankarlık, kimse beni anlamıyor nidaları, itiraz ve inatlaşma" gibi karşılaştığımız durumlar benmerkezci duygu durumun ne gibi etkileri olduğunu bizlere gösteriyor.

eğer kişi, bahsettiğim dönemlerdeyse bu normaldir; biraz sabırlı olmak ve olumlu atmosfer yaratma çabasını bırakmamak gerekiyor. ama 25 yaşına gelmiş bir bireyin hala "ben, ben, ben" dediğini duyuyorsanız usulca ondan uzaklaşın. * * *
devamını gör...

akrabalar bitti şimdi komşulara da mı sıra geldi. sabredelim elbet bize de sıra gelir.
devamını gör...

ayı piyasası, yatırımcının piyasa ile ilgili beklentilerinin kötümser olduğu, ekonominin daraldığı ve işsizliğin arttığı genel ekonomik durumu ifade eder. ayı piyasasında geleceğe yönelik kötümser beklentiler hakimdir, giderek daha az sayıda yatırımcı alış yaptığı için varlık fiyatları düşüş sürecine girer. yüksek işsizlik oranı ve düşen varlık fiyatları ayı piyasasını karakterize eden iki temel özelliktir. bununla birlikte ayı piyasası yaklaşan ekonomik durgunluk veya negatif büyüme sürecinin habecisi olarak görülür. zira ekonomik durgunluk beklentisi işsizliğin artmasını körükler ve kötümser beklentiler daha az yatırımcının piyasaya girmesine neden olur.
devamını gör...

bu kişi için söylenen türküde geçen "de, bre!" sözü sonradan yanlış anlaşılarak "debreli"ye dönüşmüş ve "galat-ı meşhur" haline gelmiştir. hasan, osmanlı dönemi yunanistan'ın drama kazasındandır ve "dramalı hasan" olarak bilinmektedir. türküde adı geçen drama köprüsü de bunun kanıtıdır. yunanistan'da "debre" diye bir yer yoktur. "bre" ünlemi türkçe'de de kullanılan "be!" ünlemi ile aynı anlamdadır ve onun trakya ağzıyla söylenişidir. rumlar da aynı ünlemi "vre" olarak kullanmaktadırlar. türküde "de bre!, hasan" denilerek cesaret duygusu aşılanmaktadır.

"at martinini de "bre!" hasan dağlar inlesin" türkünün doğru söylenişidir.

(bkz: galat-ı meşhur)
devamını gör...

bana yeraltı edebiyatını sevdiren yazardır. kendisini çok başarılı buluyorum.
devamını gör...

daha iyi bir küresel sermaye kombin ismi görmedim. cuk oturmuş hanımefendiye.
devamını gör...

ben de kendimi durup durup dönüp 90'lar pop dinleyen, söyleyen biri zannederdim. daha 5 şarkı çaldı yanlış saymadıysam, 3 tanesi "aaa yahu bu vardı" dedirtti! katkı sağlayan yazar arkadaşlarımıza da host'umuza da çok sevgiler, teşekkürler. gecemi güzelleştiriyorsunuz.

şimdi smule takipçilerim düşünsün!
devamını gör...

''bak bu güzel seversin bunu.'' cümlesi de söyleniyor ise kendinizi çok minnoş hissedeceğiniz hediye çeşididir.
seni az çok tanımış, neyi seveceğini biliyor, okurken aldığı keyfi senin de almanı istiyor.
sevin böyle insanları*
devamını gör...

ankara’ya özgü mekanlardan tek bildiğim aspavadır. sipariş verdiğiniz yemeklerden gelmeden önce, ikramlarıyla karnınızı tıka basa doyururmuşsunuz. rivayetlere göre bu ikramlar insanı kendinden geçirirmiş. ankara’ya gidince uğramak istediğim mekanlardan biri olarak not edilmiştir. aspavaların çeşit çeşit yerleri varmış en güzel ikramı olanı bulmamız gerekecek.
aspavanın açılımı ise; allah sağlık, para, aşk (afiyet)’ versin amin.
devamını gör...

çocuğun ateşinin düşmesi.
devamını gör...

vasıf öngören'in 15-16 haziran işçi olayları ve sonrasını tek mekânda (bir fabrikatör ailesinin mutfağı) anlattığı oyunu. oyunu rahmetli başar sabuncu 1988'de sinemaya uyarlayıp filmi çekmişti ki, filmin sağcı türker inanoğlu yapımcılığında çekilmesi de ilginç. ayrıca hem filmde, hem şehir tiyatrolarında 1970'lerde sahnelenen ilk versiyonda hem de pandemi öncesi oynanan son halinde başrol aynıydı: şener şen.




15 haziran 1970'de tüm fabrikalarda greve giden işçiler, disk'i fiilen yasaklayan yeni sendika tasarısını protesto için istanbul'un her yerinde hayatı durdurur, yürüyüşe geçerler. eylemin devam ettiği 16 haziran'da kadıköy'e yönelen yürüyüş korteji, polis ve jandarma saldırısıyla 3 işçi ve bir esnafın ölümüyle kana bulanır (çatışmada bir de polis ölmüştür). böylece solcuların "devrim yakın meşaleleri yakın" diye moral topladığı, hükümetin sıkıyönetim ilanıyla rest çektiği ve fabrikatörlerin de birer birer yurtdışına çıkıp ancak ortalık sakinleşince döndüğü bir ortam oluşur. işte pehlivan lütfü'nün * aşçılık yaptığı köşkün sahipleri de bu furyada yurtdışına çıkmıştır. lütfü usta, evladı gibi sevdiği isimsiz hizmetçi kız*, kızın eğitim enstitüsünde okuyan fakir sözlüsü selim, abisi sendikacı olan şoför ahmet 15-16 haziran günleri atmosferinde seyircilere tanıtılır.

sıkıyönetim ilan edilip ev sahipleri döndükleri zaman, önüne gelene saldıran agresif bir alman kurdu getirirler. bir de, okul masraflarını çıkarmak için çalışması gereken selim'e bir iş bulurlar: muhbirlik edecek, aralarında kendi okul arkadaşlarının da bulunduğu solcuları ihbar ederek para ödülü alacaktır. selim başlangıçta korksa ve öldürdüğü insanlar yüzünden vicdan azabı duysa da zamanla alışacak, tam bir mahalle kabadayısına dönecektir. adı verilmemekle beraber selim'in ülkücü olduğu ima edilir.

12 mart sonrası azgın köpeğin önüne gelene saldırması lütfü ustayı canından bezdirir. zaten şoför ahmet'in abisinin de etkisiyle giderek sınıf bilinci oturmakta, kendini "baldırı çıplaklar"a yakın hissederken yıllardır sıdkı sadakatle bağlı olduğu ev sahibi kerim bey'e ve damadı gibi sevdiği selim'e sinirlenmektedir. derken köpek için hazırladığı kıymaya zehir koyar. "vatansever asil kurt paşa'nın" katillerini sherlock holmes titizliğiyle araştırmaya başlayan selim, en sonunda kendi nişanlısından şüphelenmeye başlar. sonra bir şekilde kızla selim nişanı atarlar. zaten kızın fabrikada çalışan solcu abisi de selim yüzünden ölmüştü galiba (burayı pek hatırlamıyorum).

kız işten ayrılıp abisinin fabrikasında iş bulur. kerim bey yeni köpekler alır, selim artık köşke iyice yerleşir ve arkadaşlarıyla yer içer... lütfü usta tüm bunlardan bıkmıştır. hele hele gazetede, hizmetçi kızın bir yürüyüşte selim'in yakasına yapışmış fotoğrafını görünce artık istifa ederek kendi sınıfına, proleterya arasına dönmeye karar verir. ama ahmet'in abisi "sen orada bize lazımsın, bize köşkten bilgi sızdıracaksın" diye kalmasını istemektedir.

film boyunca anlatıcı olarak aralardaki gelişmeleri seyirciye aktaran lütfü usta finalde başladığı yere döndüğü final sahnesinde seyirciye sorar: "ayrılmak mı zor, kalıp bu mutfakta hizmet etmek mi?"


devamını gör...

bir insanın inşaatta çalışırken ölümü her şeyden önce iş ve işçi güvenliği ile ilgili bir konu. bir iş yerinde ölümlü iş kazası olması uluslararası çalışma örgütü kriterleri ile alındığında oldukça önemli bir olay ama ülkemiz açısından bu tip durumlar dünya ölçeğinde ele alınan halinden epeyce uzakta.

türkiye ucuz emek ile büyümek istiyor. bu hem işçilere ödenen ücretin yasal olarak belirlenen asgari ücretin de altında olması ile sağlanıyor hem de iş veren tarafının katlanması gereken güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmemesini göz ardı ederek ortaya çıkıyor.

bu sistem kamuda uygulanan personel rejiminde de kendini gösteriyor. okul ve öğretmen açığı oldukça fazla olmasına rağmen atama sayısını düşük tutarak kadrolu yerine sözleşmeli / geçici öğretmen alımını tercih ediyor.

bu şekilde hem daha az ücret veriyor hem istediği zaman başkalarını ücretli öğretmen olarak istihdam ederek siyasi rant sağlıyor hem de sosyal güvenlik harcamalarını azaltıyor.

memurların sayıca en önemli kısmı öğretmen olduğu için onlara düşük ücret vermek hem en büyük kamu giderini düşürüyor hem de asgari ücret, enflasyon gibi ayarlamalarda bu düşük ücret, ücretlere yapılacak zamları daha düşük tutma imkanı veriyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim