tutku
bence yaşamakla var olmak arasındaki farkı belirleyen şey tutku. bir nevi yaşam enerjisi ve motivasyonunu canlı tutan olgu olabilmiş kıymetli şey.
devamını gör...
hristiyanismail
dezenfektan tüketmeyi seviyor. inanılmaz komik bir de, bütün masayı kırdı geçirdi. hayır 87 kişiydik bir ara hepimiz döndük adamı dinliyoruz, düşünün öyle domine etti ortamı.
biz de dünkü çocuk değiliz bro, ayıq ol.
biz de dünkü çocuk değiliz bro, ayıq ol.
devamını gör...
ben malım demenin alternatif yolları
"atatürk mü kurtardı?"
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının dizi önerileri
fringe diyorum. hiçbir sınırın olmadığı dizi.
devamını gör...
hamza yerlikaya'nın sahte diploma kullanması
ankara 7.ağır ceza mahkemesinin sonucunda ortaya çıkan hadise .
--- alıntı ---
“güreş sporunda dünya ve olimpiyat şampiyonu olan sanık aşamalardaki savunmalarında tanımadığı bir şahsın kendisine gelerek neden yüksek tahsil yapmadığını sorduğunu, ortaokul mezunu olduğunu, lise mezunu olmadığından yüksek tahsil yapmadığını söylediğini, diğer şahsın bunu hallederiz diye söylediğini daha sonra bu şahsın imrahor meslek lisesi’nden alınmış diplomayı kendisine getirerek verdiğini, bu diploma ile gazi üniversitesi beden eğitimi ve spor yüksekokulu’na kaydını yaptırdığını savunmuştur. sanığın kullandığı diplomanın sahte olup bu, sahteliği yapanlarla dayanışma içine girdiğine, bu suça katıldığına dair herhangi bir delil yoktur. mevcut delil durumuna göre ancak sanığın sahte olan diplomayı bilerek kullandığı söylenebilir.”
--- alıntı ---
cumhurbaşkanı başdanışmanı, gençlik ve spor bakan yardımcısı, vakıfbank yönetim kurulu başkan yardımcısı, eski akp milletvekili hamza yerlikaya' şimdi ne mezunu çözemedim ? bu işte bir terslik var.
buradan
"ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim"
yok paşam bunlar 20. yy'ın değerleri ve gerçekleri artık 21.yy'da partili ve magazine meze olanlar seviliyor, sayılıyor.
spor hayatları bittiğinde ya parti de vekil meclis kürsünde ya da survivor'da parkurda mücadele veriyorlar.
--- alıntı ---
“güreş sporunda dünya ve olimpiyat şampiyonu olan sanık aşamalardaki savunmalarında tanımadığı bir şahsın kendisine gelerek neden yüksek tahsil yapmadığını sorduğunu, ortaokul mezunu olduğunu, lise mezunu olmadığından yüksek tahsil yapmadığını söylediğini, diğer şahsın bunu hallederiz diye söylediğini daha sonra bu şahsın imrahor meslek lisesi’nden alınmış diplomayı kendisine getirerek verdiğini, bu diploma ile gazi üniversitesi beden eğitimi ve spor yüksekokulu’na kaydını yaptırdığını savunmuştur. sanığın kullandığı diplomanın sahte olup bu, sahteliği yapanlarla dayanışma içine girdiğine, bu suça katıldığına dair herhangi bir delil yoktur. mevcut delil durumuna göre ancak sanığın sahte olan diplomayı bilerek kullandığı söylenebilir.”
--- alıntı ---
cumhurbaşkanı başdanışmanı, gençlik ve spor bakan yardımcısı, vakıfbank yönetim kurulu başkan yardımcısı, eski akp milletvekili hamza yerlikaya' şimdi ne mezunu çözemedim ? bu işte bir terslik var.
buradan
"ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim"
yok paşam bunlar 20. yy'ın değerleri ve gerçekleri artık 21.yy'da partili ve magazine meze olanlar seviliyor, sayılıyor.
spor hayatları bittiğinde ya parti de vekil meclis kürsünde ya da survivor'da parkurda mücadele veriyorlar.
devamını gör...
varoluşsal sancıların kurbanı (yazar)
şimdi denk geldim bir tanımına sonra diğerlerine okudukça merak ettim daha da okumak istedim. bazen böyle yazarlar karşıma çıkıyor ve bir yerlere dokunuyor işte. mahlasının da hakkını vermiş. çok beğendim yazdıklarını. tüm varoluşsal sancıların kurbanlarına gelsin yazdıkların ne diyeyim. biraz yorucu duygulardan boğulan kederli birazda empatik sonrasında umudun peşinden gidenlerken yakalıyor yaşam enerjisini.
devamını gör...
domates biber patlıcan şarkısındaki hikaye
acıklı ve kırık bir aşk hikayesidir.
başlık sahibi yazar hikayeyi anlatmamış ve bu beni mutlu etti. çünkü şimdi ben size olayı uzun uzun anlatacağım.
barış manço’nun katıldığı bir programda anlattığı hikayedir bu. size yukarıda acıklı ve kırık bir aşk hikayesi dediğime bakmayın. hikaye kesinlikle komik bir hikaye ve zaten barış abi de bu hikayeyi gülümseyerek anlatmıştı.
barış manço öyle çekingen, derdini anlatmayan, iç kapanık bir adam olmamıştır. aşk konusunda da öyledir. içinden geçeni söylemekten çekinmez.
bir gün aşık olduğu ama söylediğine göre gerçekten çok aşık olduğu bir kıza açılamaya karar verir. bu hanım kızımızı konuşmak için davet eder barış abi. kız da kabul eder hemen. ve bir sokakta birlikte yürürken barış manço bir türlü kendi açıklayacak gücü bulamaz. kekeler durur. iki lafı bir araya getiremez.
kızcağız da sıkılmaya başlar artık. barış manço bu sıkıntının farkına varınca daha karışır. en sonunda tüm cesaretini toplayıp artık uzun cümleler kuracak kıvama geldiğini hissedip tam cümleye başlayacakken sırtında yeleği, önüne bağladığı mavi önlüğü, başında kasketi ile eski türk filmlerinden fırlamış bir sebzeci sahneye girer sebze arabasını dünya umrunda değilmiş gibi iterek. bu arada da şener şen’in domates sahnesinden daha yüksek bir sesle bağırır:
-domates, biber, patlıcan!
barış manço’nun bütün sokaklarda yankılanan bu sesle bütün dünyası kararır. söyleyeceği her şey birbirine girer ve kendini ifade etmeyi beceremediği için de kız tarafından reddedilir.
benim aklımda kalan sorular şunlar bu hikayeden sonra; barış manço’yu reddeden o ablamız daha sonra ne hissetti? o sebzeci çıkardığı sesin yıllardır dinlenen ve söylenen bir şarkı olduğunun farkında mı acaba?
başlık sahibi yazar hikayeyi anlatmamış ve bu beni mutlu etti. çünkü şimdi ben size olayı uzun uzun anlatacağım.
barış manço’nun katıldığı bir programda anlattığı hikayedir bu. size yukarıda acıklı ve kırık bir aşk hikayesi dediğime bakmayın. hikaye kesinlikle komik bir hikaye ve zaten barış abi de bu hikayeyi gülümseyerek anlatmıştı.
barış manço öyle çekingen, derdini anlatmayan, iç kapanık bir adam olmamıştır. aşk konusunda da öyledir. içinden geçeni söylemekten çekinmez.
bir gün aşık olduğu ama söylediğine göre gerçekten çok aşık olduğu bir kıza açılamaya karar verir. bu hanım kızımızı konuşmak için davet eder barış abi. kız da kabul eder hemen. ve bir sokakta birlikte yürürken barış manço bir türlü kendi açıklayacak gücü bulamaz. kekeler durur. iki lafı bir araya getiremez.
kızcağız da sıkılmaya başlar artık. barış manço bu sıkıntının farkına varınca daha karışır. en sonunda tüm cesaretini toplayıp artık uzun cümleler kuracak kıvama geldiğini hissedip tam cümleye başlayacakken sırtında yeleği, önüne bağladığı mavi önlüğü, başında kasketi ile eski türk filmlerinden fırlamış bir sebzeci sahneye girer sebze arabasını dünya umrunda değilmiş gibi iterek. bu arada da şener şen’in domates sahnesinden daha yüksek bir sesle bağırır:
-domates, biber, patlıcan!
barış manço’nun bütün sokaklarda yankılanan bu sesle bütün dünyası kararır. söyleyeceği her şey birbirine girer ve kendini ifade etmeyi beceremediği için de kız tarafından reddedilir.
benim aklımda kalan sorular şunlar bu hikayeden sonra; barış manço’yu reddeden o ablamız daha sonra ne hissetti? o sebzeci çıkardığı sesin yıllardır dinlenen ve söylenen bir şarkı olduğunun farkında mı acaba?
devamını gör...
bilgi içerikli tanım giren yazar çekiciliği
çekicilik dediysem yanlış anlaşılmasın takdir ettiğim insanlardır. like ve beğeniyi hak ederler. *
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
eczanede çalıştığım yıllar; meşhur 2000 yazı herşey çok güzelken.
gece nöbetteyiz, yazlık yer olduğu için yaz geceleri nöbetlerde oldukça yoğun geçmekte. yine o yoğunlukta artık gecenin ilerleyen saatlerinde eczanenin bir köşesinde toplandık dinlenip muhabbet ediyoruz. o sırada bir müşteri geldi. arkadaş hemen atıldı ben bakarım diye. buyrun dedi. adam "okey" istedi. ama bizim arkadaş gecenin yorgunluğundan olacak orkidlerin olduğu tarafa yöneldi. ben bir bombanın geldiğini hissettim. orkidlere elini uzatttı tam dönüp adama verecekken bir anda durdu ve bizi yere seren o soruyu sordu. abi kanatlı mı? kanatsız mı? adamın şaşkınlığına mı gülersin, arkadaşın şapşallığına mı. adam cevap veremedi. arkadaş olayı çözmeye çalışıyor. ben yerde gülüyorum.
gece nöbetteyiz, yazlık yer olduğu için yaz geceleri nöbetlerde oldukça yoğun geçmekte. yine o yoğunlukta artık gecenin ilerleyen saatlerinde eczanenin bir köşesinde toplandık dinlenip muhabbet ediyoruz. o sırada bir müşteri geldi. arkadaş hemen atıldı ben bakarım diye. buyrun dedi. adam "okey" istedi. ama bizim arkadaş gecenin yorgunluğundan olacak orkidlerin olduğu tarafa yöneldi. ben bir bombanın geldiğini hissettim. orkidlere elini uzatttı tam dönüp adama verecekken bir anda durdu ve bizi yere seren o soruyu sordu. abi kanatlı mı? kanatsız mı? adamın şaşkınlığına mı gülersin, arkadaşın şapşallığına mı. adam cevap veremedi. arkadaş olayı çözmeye çalışıyor. ben yerde gülüyorum.
devamını gör...
kamyon
izin verilen azami yüklü ağırlığı 3.500 kilogramdan fazla olan ve yük taşımak için imal edilmiş olan motorlu taşıttır.
devamını gör...
evde kadın beslemek
sabah kalkarsın dün temizlenmiş banyoda elini yüzünü yıkarsın,
yıkanıp, kurutulup, ütülenmiş elbiselerini giyersin,
mutfağa gidersin kahvaltı hazır,
evlatlarım diye gururlandığın çocuklarınla baş başa bırakıp işine gidersin,
işten gelirsin sabah leş gibi bıraktığın banyo tertemiz olmuş, duşunu alırsın,
yıkanıp, kurutulup, katlanmış haşofmanlarını giyersin,
gün içinde hiçbir kahrını çekmediğin çocuk/çocuklarını yalandan öpersin,
mutfağa gider hazır yemeğe oturursun,
yemek biter televizyon karşısında kıçını yayar oturursun,
bulaşıklar yıkanır, mutfak toplanır, çayın da ayağına kadar gelir,
uykun gelince de yatağa gider döner kıçını uyursun.
sonra evde kadın besliyorum ha? taş olursunuz yemin ederim. azıcık insan olun lan.
yıkanıp, kurutulup, ütülenmiş elbiselerini giyersin,
mutfağa gidersin kahvaltı hazır,
evlatlarım diye gururlandığın çocuklarınla baş başa bırakıp işine gidersin,
işten gelirsin sabah leş gibi bıraktığın banyo tertemiz olmuş, duşunu alırsın,
yıkanıp, kurutulup, katlanmış haşofmanlarını giyersin,
gün içinde hiçbir kahrını çekmediğin çocuk/çocuklarını yalandan öpersin,
mutfağa gider hazır yemeğe oturursun,
yemek biter televizyon karşısında kıçını yayar oturursun,
bulaşıklar yıkanır, mutfak toplanır, çayın da ayağına kadar gelir,
uykun gelince de yatağa gider döner kıçını uyursun.
sonra evde kadın besliyorum ha? taş olursunuz yemin ederim. azıcık insan olun lan.
devamını gör...
ağva
hem istanbul’un içinde olup hem de dışında olmak herhalde burada olmak demek. şile ’yi geçtikten sonra yemyeşil ağaçlar arasından ağva’ya ulaşırsınız.
buraya ne kadar istanbul demek mümkün bilemiyorum. doğa değişiyor, ağaçlar,bitki örtüsü; evler de artık karadeniz’de olduğunuzun sinyallerini veriyor.
önceki yıllarda toprak ya da bozuk olan yollar güzelce asfaltlanmış buraya kadar sıkıntı yok,ancak yeni yapılacak yollar için ağaçlar o kadar çok kesilmiş tepeler öylesine kel kalmış ki üzülmemek elde değil. bir de bu yeni yapılacak yollara neden ihtiyaç duyulduğunu anlamadım, zaten ağva’da trafik çok da yoğun değil.
bir çok köy geçerek ağva’ya ulaşıyorsunuz.yolda karşınıza her an koca gözlü bir büyükbaş çıkabiliyor, oralar onlara ait, aman dikkat.
ağva latincede su demekmiş bir kaynağa göre.içinden geçen bir ırmak var.dört ila beş metre derinliğindeki bu ırmak deniz bisikleti ya da küçük motorlarla geçilebiliyor.yeşilin aksi suya düştüğünden yemyeşil bir nehir var karşınızda, dibini hiç göremiyorsunuz.
ırmağın etrafında bulunan küçük oteller ve restoranlar doğaya saygılı bir şekilde uzanmış.bu mekanlardan bisiklet ya da sandal kiralayabiliyor ya da daha büyükçe teknelerle de ırmakta bir gezinti yapabiliyorsunuz.

ırmağın sonu denize çıkıyor koyu lacivert deniz, sarı kumlar.yüzmek için mutlaka cesaret lazım, zira şile hem çok rüzgârlı hem de çok dalgalı bir denize sahip.yol üzerinde de birçok plaj bulunuyor ama yüzmenin yasak olduğunu bildiren afişler asılmış.riayet eden de yok ne yazık ki.

dönüşte, köylülerin açtığı tezgahlarda sergilenen çeşitli sebzeler ve mısır ya da salça, tarhana reçel alınabilir.
atv araçlarla orman içinden safari de yapılabiliyormuş, biraz da macera isteyenler için bu da bir tercih olabilir belki.
hani denir ya, şehirden kaçmak, ağva’ya gitmek tam da böyle işte: bolca yeşil ve mavi.
buraya ne kadar istanbul demek mümkün bilemiyorum. doğa değişiyor, ağaçlar,bitki örtüsü; evler de artık karadeniz’de olduğunuzun sinyallerini veriyor.
önceki yıllarda toprak ya da bozuk olan yollar güzelce asfaltlanmış buraya kadar sıkıntı yok,ancak yeni yapılacak yollar için ağaçlar o kadar çok kesilmiş tepeler öylesine kel kalmış ki üzülmemek elde değil. bir de bu yeni yapılacak yollara neden ihtiyaç duyulduğunu anlamadım, zaten ağva’da trafik çok da yoğun değil.
bir çok köy geçerek ağva’ya ulaşıyorsunuz.yolda karşınıza her an koca gözlü bir büyükbaş çıkabiliyor, oralar onlara ait, aman dikkat.
ağva latincede su demekmiş bir kaynağa göre.içinden geçen bir ırmak var.dört ila beş metre derinliğindeki bu ırmak deniz bisikleti ya da küçük motorlarla geçilebiliyor.yeşilin aksi suya düştüğünden yemyeşil bir nehir var karşınızda, dibini hiç göremiyorsunuz.
ırmağın etrafında bulunan küçük oteller ve restoranlar doğaya saygılı bir şekilde uzanmış.bu mekanlardan bisiklet ya da sandal kiralayabiliyor ya da daha büyükçe teknelerle de ırmakta bir gezinti yapabiliyorsunuz.

ırmağın sonu denize çıkıyor koyu lacivert deniz, sarı kumlar.yüzmek için mutlaka cesaret lazım, zira şile hem çok rüzgârlı hem de çok dalgalı bir denize sahip.yol üzerinde de birçok plaj bulunuyor ama yüzmenin yasak olduğunu bildiren afişler asılmış.riayet eden de yok ne yazık ki.

dönüşte, köylülerin açtığı tezgahlarda sergilenen çeşitli sebzeler ve mısır ya da salça, tarhana reçel alınabilir.
atv araçlarla orman içinden safari de yapılabiliyormuş, biraz da macera isteyenler için bu da bir tercih olabilir belki.
hani denir ya, şehirden kaçmak, ağva’ya gitmek tam da böyle işte: bolca yeşil ve mavi.
devamını gör...
sürekli değişen gündem yüzünden unutulan ülke sorunları
malum gündem halay gibi, ritmi kaçırınca bir daha tutturamıyorsun. bu yüzden dikkatimizden kaçan, unutulayazan bir sürü ülke sorunu var. sedat peker hadisesinden önce, ülkede çözülemeyen, skandal yaratan hangi sorunlar vardı? ben aklıma gelenleri sıralıyorum:
- 128 milyar doların nerede olduğu
- dolarla maaş almayan berat albayrak'ın nerede olduğu
- atanamayan öğretmenler + atanamayıp intihar eden öğretmenler
- kafelerin ve barların hala kapalı oluşu + esnafa 'yapılıyormuş' gibi gösterilen ancak asla yapılmayan yardımlar
- hafta sonları hala içki alamadığımız gerçeği
- eski ticaret bakanı ruhsar pekcan'ın kendi bakanlığını dolandırması + araştırma önergesinin akp ve mhp oylarıyla reddedilmesi
- aile bakanı derya yanık'ın 23 nisan'da koltuğunu çocuk evinde kalan bir çocuğa devretmesi ve çocuğa 1 çikolatayı "ramazanmış" diye çok görmesi + kameraların önünde çocuğun yetiştirme yurdunda kaldığını söylemekten hicap duymaması + ülkenin kanayan yarası kadın şiddetini "tolere edilebilir" düzeyde görmesi
- boğaziçi üniversitesi protestolarının 138 küsür gündür devam etmesi ve melih bulu'nun hala istifa etmemesi
- istanbul sözleşmesinden bir gece yarısı kararıyla çıkılması ve beraberinde katlanarak artan kadın şiddeti ve cinayetleri
daha unutulan ne var? aklına gelen arkadaşlar yazsın lütfen. yazın ki, unutmayalım.
- 128 milyar doların nerede olduğu
- dolarla maaş almayan berat albayrak'ın nerede olduğu
- atanamayan öğretmenler + atanamayıp intihar eden öğretmenler
- kafelerin ve barların hala kapalı oluşu + esnafa 'yapılıyormuş' gibi gösterilen ancak asla yapılmayan yardımlar
- hafta sonları hala içki alamadığımız gerçeği
- eski ticaret bakanı ruhsar pekcan'ın kendi bakanlığını dolandırması + araştırma önergesinin akp ve mhp oylarıyla reddedilmesi
- aile bakanı derya yanık'ın 23 nisan'da koltuğunu çocuk evinde kalan bir çocuğa devretmesi ve çocuğa 1 çikolatayı "ramazanmış" diye çok görmesi + kameraların önünde çocuğun yetiştirme yurdunda kaldığını söylemekten hicap duymaması + ülkenin kanayan yarası kadın şiddetini "tolere edilebilir" düzeyde görmesi
- boğaziçi üniversitesi protestolarının 138 küsür gündür devam etmesi ve melih bulu'nun hala istifa etmemesi
- istanbul sözleşmesinden bir gece yarısı kararıyla çıkılması ve beraberinde katlanarak artan kadın şiddeti ve cinayetleri
daha unutulan ne var? aklına gelen arkadaşlar yazsın lütfen. yazın ki, unutmayalım.
devamını gör...
charlie chaplin
benim acım
birinin gülüşüne
sebep olabilir.
ama benim gülüşüm
asla birinin acısına
sebep olmamalı.
charlie chaplin .
toprağı bol olsun, bu kadar yoklukta çekmiş olduğu filmler hala seyr ediliyor ve gülünüyor.
birinin gülüşüne
sebep olabilir.
ama benim gülüşüm
asla birinin acısına
sebep olmamalı.
charlie chaplin .
toprağı bol olsun, bu kadar yoklukta çekmiş olduğu filmler hala seyr ediliyor ve gülünüyor.
devamını gör...
how i met your mother'dan akılda kalanlar
you son of a me.
devamını gör...


