sıtma
geleceğin gerçek tehlikelerinden biri. fakat ne yazık ki görmezden geliniyor (fakat ile cümleye başlanmaz fakat sırf tanım yapabilmek için kestim cümleyi ehe)
sıtma etkeni plasmodium falciparum, diğer sıtma etkenleri arasında ortam sıcaklığına en bağımlı tür. kardeşleri plasmodium ovale ve plasmodium vivax falciparum'a kıyasla daha toleranslılar soğuklara.
falciparum sıtması, sivrisinek vücudunda döllenebilmesi ve sporozoit oluşturabilmesi için 10-18 gün boyunca 21 santigrad derece veya üstü sıcaklığa ihtiyaç duyar (vivax ve ovale için 16 dereceye kadar düşebilir bu sınır). 21 derecenin altında sıcaklıkta sivrisinek falciparum taşıyıcısısı olsa bile gametler birleşemeyecek, sivrisinek öldüğünde her şey bitecek falciparum için. bu yüzden sıcaklıkların her zaman yüksek olduğu tropikal bölgelerden yukarı enlemlere çıkamaz falciparum sıtması.
küresel ısınmayla birlikte ortam sıcaklığının artmasının böyle bir tehlikesi de var. tropik kuşağın sınırı yukarı kaydıkça sıtma da yukarı kayacak. halk sağlığı genel müdürlüğü'ne göre ülkemizde tespit edilen vakaların hepsi import kaynak. yani dış ülkelerde sıtma bulaşıp geri dönen insanlar. bu güzel bir şey fakat sıcaklığın artmasına bağlı olarak falciparum'un üst enlemlerde kendine yer bulmasını engellemeyecek.
şu iki şeyi söylemeden geçemem:
1. sıtmanın rezervuarı insandır. yani insandan insana bulaşır (arada sivrisinek vektör var). insanların hepsini tedavi edersek teorik olarak sıtmayı bitirebiliriz.
2. sıtmanın vektörü anofel cinsi sivrisineğin dişisi (bunu fen derslerinden hatırlarsınız belki). anofel sıtma gibi sadece tropik kuşakta yaşamıyor, o çoktan yayıldı harita. eğer sıcaklık artarsa gerçekten ayvayı yeriz.
daha ileri bilgi isteyenler için 2 önerim
1. sıtma el kitabı *
2. ssdb sıtma istatistikleri
3. nature disease primers: malaria bu makale ha-ri-ka. disease primers serisi zaten çok harika bir seri fakat sıtmayı derli toplu ve güncel öğrenmek istiyorsanız mutlaka bunu okuyun (gerçi üstünden 4 yıl geçmiş)
sıtma etkeni plasmodium falciparum, diğer sıtma etkenleri arasında ortam sıcaklığına en bağımlı tür. kardeşleri plasmodium ovale ve plasmodium vivax falciparum'a kıyasla daha toleranslılar soğuklara.
falciparum sıtması, sivrisinek vücudunda döllenebilmesi ve sporozoit oluşturabilmesi için 10-18 gün boyunca 21 santigrad derece veya üstü sıcaklığa ihtiyaç duyar (vivax ve ovale için 16 dereceye kadar düşebilir bu sınır). 21 derecenin altında sıcaklıkta sivrisinek falciparum taşıyıcısısı olsa bile gametler birleşemeyecek, sivrisinek öldüğünde her şey bitecek falciparum için. bu yüzden sıcaklıkların her zaman yüksek olduğu tropikal bölgelerden yukarı enlemlere çıkamaz falciparum sıtması.
küresel ısınmayla birlikte ortam sıcaklığının artmasının böyle bir tehlikesi de var. tropik kuşağın sınırı yukarı kaydıkça sıtma da yukarı kayacak. halk sağlığı genel müdürlüğü'ne göre ülkemizde tespit edilen vakaların hepsi import kaynak. yani dış ülkelerde sıtma bulaşıp geri dönen insanlar. bu güzel bir şey fakat sıcaklığın artmasına bağlı olarak falciparum'un üst enlemlerde kendine yer bulmasını engellemeyecek.
şu iki şeyi söylemeden geçemem:
1. sıtmanın rezervuarı insandır. yani insandan insana bulaşır (arada sivrisinek vektör var). insanların hepsini tedavi edersek teorik olarak sıtmayı bitirebiliriz.
2. sıtmanın vektörü anofel cinsi sivrisineğin dişisi (bunu fen derslerinden hatırlarsınız belki). anofel sıtma gibi sadece tropik kuşakta yaşamıyor, o çoktan yayıldı harita. eğer sıcaklık artarsa gerçekten ayvayı yeriz.
daha ileri bilgi isteyenler için 2 önerim
1. sıtma el kitabı *
2. ssdb sıtma istatistikleri
3. nature disease primers: malaria bu makale ha-ri-ka. disease primers serisi zaten çok harika bir seri fakat sıtmayı derli toplu ve güncel öğrenmek istiyorsanız mutlaka bunu okuyun (gerçi üstünden 4 yıl geçmiş)
devamını gör...
percy jackson ve olimposlular
çocukluk aşkım,ilk kahramanımdır.tanıştığım ilk fantastik dünyalardan biri olmasına rağmen çoğu detayı hala dün gibi aklımdadır.repliklerini tamamlarım,yan karakterlerinin isimlerini dahi hatırlarım.çünkü yıllar içinde sayamayacağım kadar tekrar tekrar okuduğum,ondan da ötesi ciddi anlamda içimde yaşatmaya devam ettiğim bir seridir.
bu serinin en büyük farkı,gençlik sorunlarına değinmek diye düşünüyorum.özgüvensiz bir çocukken percy' nin de okulunda sevilmemesi,notlarının düşük olması bana cesaret ve ilham vermişti.her konuda mükemmel olmayan,girdiği her savaşı kazanamayan,hayatı çok iyi olmayan,kimi zaman hor görülen,kimi zaman küçük düşürülen bir karakterdi percy;hepimiz gibiydi yani.bu yüzden ne zaman kendimi işe yaramaz hissetsem kişisel gelişim kitaplarını falan boşver;percy'i aklıma getiririm,tüm zayıflıklarına rağmen ne kadar büyük işler başardığını,nasıl büyük bir kahraman olduğunu düşünürüm.evet;biraz fazla içselleştirmiş olabilirim ama sekiz yaşından bu yana bu kitap serisiyle büyüyünce içselleştirmemek biraz zor.en güzeli de harry potter serisiyle büyüyenler gibi benim de bu seriyle büyümem,karakterlerle birlikte yaş almamız,birlikte olgunlaşmamız.en yakın arkadaşlarıma bol bol bu seriden ve karakterden bahsedecek kadar içselleştirdiğim,hayatımın bir parçası haline gelen bir seriydi.
percy' nin en sevdiğim yanı da hem çok bizden bir karakter olup hem onu ayıran çok yanının olması.mesela ukalalığı,tatlı gıcıklığı,inadı ve sevdiklerine olan sadakati tamamen ona özel;yaşadigi pek çok sorunsa çok bizlik.bu durumu çok seviyorum çünkü aslında hepimiz benzer sorunları yaşadığımız gibi hepimizin çok başka yanları,kendine has çok fazla yonü var,hepimiz özeliz ve bunu bu şekilde görmek muhteşem.
gençlerin sorunlarına eğilmesi bir yana,özellikle yan serisinde eşcinsellik gibi büyük mevzulara da son derece hoşgörüyle yaklaşmış ve en doğru şekilde işlemiş bir kitap serisi.bu bakımdan da yazarın oldukça cesur ve oldukça hoşgörülü olduğunu,çok kucaklayıcı bir tavır benimsediğini söylemek lazım.bu bakımdan da gençlere çok iyi örnek olacak bir seri.
yunan mitolojisi hakkında da bol bol genel kültür katacak bir seri dahası.ee daha ne olsun?bence yaşı olmayan bir seri,herkes okuyabilir,ilk iki kitabı biraz çocuksu gelebilecek olsa da dayanıp devam etmenizi tavsiye ederim,gitgide içine kapılacaksınız.
bu serinin en büyük farkı,gençlik sorunlarına değinmek diye düşünüyorum.özgüvensiz bir çocukken percy' nin de okulunda sevilmemesi,notlarının düşük olması bana cesaret ve ilham vermişti.her konuda mükemmel olmayan,girdiği her savaşı kazanamayan,hayatı çok iyi olmayan,kimi zaman hor görülen,kimi zaman küçük düşürülen bir karakterdi percy;hepimiz gibiydi yani.bu yüzden ne zaman kendimi işe yaramaz hissetsem kişisel gelişim kitaplarını falan boşver;percy'i aklıma getiririm,tüm zayıflıklarına rağmen ne kadar büyük işler başardığını,nasıl büyük bir kahraman olduğunu düşünürüm.evet;biraz fazla içselleştirmiş olabilirim ama sekiz yaşından bu yana bu kitap serisiyle büyüyünce içselleştirmemek biraz zor.en güzeli de harry potter serisiyle büyüyenler gibi benim de bu seriyle büyümem,karakterlerle birlikte yaş almamız,birlikte olgunlaşmamız.en yakın arkadaşlarıma bol bol bu seriden ve karakterden bahsedecek kadar içselleştirdiğim,hayatımın bir parçası haline gelen bir seriydi.
percy' nin en sevdiğim yanı da hem çok bizden bir karakter olup hem onu ayıran çok yanının olması.mesela ukalalığı,tatlı gıcıklığı,inadı ve sevdiklerine olan sadakati tamamen ona özel;yaşadigi pek çok sorunsa çok bizlik.bu durumu çok seviyorum çünkü aslında hepimiz benzer sorunları yaşadığımız gibi hepimizin çok başka yanları,kendine has çok fazla yonü var,hepimiz özeliz ve bunu bu şekilde görmek muhteşem.
gençlerin sorunlarına eğilmesi bir yana,özellikle yan serisinde eşcinsellik gibi büyük mevzulara da son derece hoşgörüyle yaklaşmış ve en doğru şekilde işlemiş bir kitap serisi.bu bakımdan da yazarın oldukça cesur ve oldukça hoşgörülü olduğunu,çok kucaklayıcı bir tavır benimsediğini söylemek lazım.bu bakımdan da gençlere çok iyi örnek olacak bir seri.
yunan mitolojisi hakkında da bol bol genel kültür katacak bir seri dahası.ee daha ne olsun?bence yaşı olmayan bir seri,herkes okuyabilir,ilk iki kitabı biraz çocuksu gelebilecek olsa da dayanıp devam etmenizi tavsiye ederim,gitgide içine kapılacaksınız.
devamını gör...
landau kleffner sendromu
landau-kleffner sendromu sıklıkla erkek çocuklarda 5-6 yaş civarında başlayan nedeni bilinmeyen bir epileptik sendromdur. konuşma becerisinin kaybı ile karakterizedir.
otizm ile karışır. tedavisinde valproat ilk seçilecek ilaçtır.
otizm ile karışır. tedavisinde valproat ilk seçilecek ilaçtır.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
gözlerin düşer aklıma
üşüyüp yorgun düştükçe yüreğim
kendime görünmez sıkıntılar büyütürüm.
ne senin o dilsiz uzaklığın
ne benim bu rezil gerçeğim
bir çift kanat kesilir gövdem
çıkar gelirim; esmerliğine senin
günışığı giyinmiş o sıcacık tenine.
akşam yüzüme yüzüm sulara
bir korku gölgesi gibi vurdukça
düşerine sığınırım senin, aydınlık
anılarına..
gözlerin düşer aklıma, kirpiklerin
saçların, avuçlarıma
alırım, tel tel sarınır
ısınır avunurum...*
gün geçmiyor ki sevdiğim şairlerin beni anlatan başka bir şiirine daha rastlamayayım. o zaman bu da bu günün şiiri olsun.
üşüyüp yorgun düştükçe yüreğim
kendime görünmez sıkıntılar büyütürüm.
ne senin o dilsiz uzaklığın
ne benim bu rezil gerçeğim
bir çift kanat kesilir gövdem
çıkar gelirim; esmerliğine senin
günışığı giyinmiş o sıcacık tenine.
akşam yüzüme yüzüm sulara
bir korku gölgesi gibi vurdukça
düşerine sığınırım senin, aydınlık
anılarına..
gözlerin düşer aklıma, kirpiklerin
saçların, avuçlarıma
alırım, tel tel sarınır
ısınır avunurum...*
gün geçmiyor ki sevdiğim şairlerin beni anlatan başka bir şiirine daha rastlamayayım. o zaman bu da bu günün şiiri olsun.
devamını gör...
kürt faşizmini solculuk adı altında pazarlamak
türk dusmani degilseniz sizi kafadan fasist ilan eden zavallılarin yutturmacasi. hala ergenekon balyoza laf söylemezler. ahmet altan ilahlaridir. dünyanın en pis insan grubu.
devamını gör...
süpervizyon
geceyi bilgi dolu bir entry ile kapatayım bari.
bir terapistin terapiye başlamadan önce kendi sorunlarını çözmek için başka bir terapistten aldığı tedaviye denir.
herhangi birine uygulanan terapi sürecinde terapist kendi kişiliğini terk etmek ve olabildiğince objektif olmak zorundadır. hastaya yaşantısının getirdiği negatif enerjiyi yansıtmamalıdır. eğer bu durum mümkün olamıyorsa meslektaşı olan birinden destek almalıdır. bu duruma da süpervizyon denir. intervizyon'la karıştırılmamalıdır. intervizyon'da akran danışmanlar bulunur ve süpervizyon'un aksine danışman değerlendirmeye alınmaz.
bir terapistin terapiye başlamadan önce kendi sorunlarını çözmek için başka bir terapistten aldığı tedaviye denir.
herhangi birine uygulanan terapi sürecinde terapist kendi kişiliğini terk etmek ve olabildiğince objektif olmak zorundadır. hastaya yaşantısının getirdiği negatif enerjiyi yansıtmamalıdır. eğer bu durum mümkün olamıyorsa meslektaşı olan birinden destek almalıdır. bu duruma da süpervizyon denir. intervizyon'la karıştırılmamalıdır. intervizyon'da akran danışmanlar bulunur ve süpervizyon'un aksine danışman değerlendirmeye alınmaz.
devamını gör...
bi bitmediniz dedirtenler
üzerine vazife olmayan işlere karışanlar.
devamını gör...
psg sözlüğe veda ediyor
diğer hesabından bu başlığı kontrol ettiğini bildiğimiz yazardır kendisi.
edit: geri gelmiş gülmekle yetineceğim.
edit: geri gelmiş gülmekle yetineceğim.
devamını gör...
bakir olmayan erkekle evlenir misin sorunsalı
evlenirdim, evlenme kararı almak cinsel tecrübeden çok daha geniş bir kriterler silsilesi sonunda olur diye cevaplayacağım sorunsaldır.
bakir erkekle de evlenirdim ama.
tabi ki şunlar önemli: bu kişi neden bakir, kaç yaşında, cinsel duygularını sağlıklı biçimde kontrol etmiş mi yoksa içinde öfke doğarak bastırmış mı?
bunlardan artı not alırsa cinsel tecrübe hiç önemli değil. çift karşılıklı emekle öğrenir cinsellik işini. giderek de daha iyi olurlar. hayat boyu sürecek şeyden bahsediyoruz, aceleye gerek yok.
kendiniz gibi olmayan kişiler hakkında bağnaz olmayın arkadaşlar. ben dini sebeplerle, zina olduğunu düşündüğü için evlenene kadar bakir kalan gayet de iyi huylu, efendi, becerikli, iş güç sahibi erkekler gördüm. sayıları az ancak imkansız değil.
benim için evlenmeden çok hızlı hayat yaşamış erkekler daha korkutucu bir eş olurdu mesela. neden, çünkü gezip tozmanın, başka başka bedenlerin tadına varmış bir kere. aşık oldu duruldu diyelim, kaç sene sürecek bu aşk? aşkı bittikten sonra eski hareketli günleri özlemeyecek mi? en basitinden bir yemeğin tadını bilen mi onu daha çok ister hiç tatmamış olan mı?
evlilik çok zor şey be azizim…
bakir erkekle de evlenirdim ama.
tabi ki şunlar önemli: bu kişi neden bakir, kaç yaşında, cinsel duygularını sağlıklı biçimde kontrol etmiş mi yoksa içinde öfke doğarak bastırmış mı?
bunlardan artı not alırsa cinsel tecrübe hiç önemli değil. çift karşılıklı emekle öğrenir cinsellik işini. giderek de daha iyi olurlar. hayat boyu sürecek şeyden bahsediyoruz, aceleye gerek yok.
kendiniz gibi olmayan kişiler hakkında bağnaz olmayın arkadaşlar. ben dini sebeplerle, zina olduğunu düşündüğü için evlenene kadar bakir kalan gayet de iyi huylu, efendi, becerikli, iş güç sahibi erkekler gördüm. sayıları az ancak imkansız değil.
benim için evlenmeden çok hızlı hayat yaşamış erkekler daha korkutucu bir eş olurdu mesela. neden, çünkü gezip tozmanın, başka başka bedenlerin tadına varmış bir kere. aşık oldu duruldu diyelim, kaç sene sürecek bu aşk? aşkı bittikten sonra eski hareketli günleri özlemeyecek mi? en basitinden bir yemeğin tadını bilen mi onu daha çok ister hiç tatmamış olan mı?
evlilik çok zor şey be azizim…
devamını gör...
the matrix
gelmiş geçmiş en etkileyici filmdir. en iyi filmler konuşurken matrix'in sıralamaya alınması haksızlıktır, daima yeri 1'dir. 100 kere de izleseniz her izleyişinizde "oha, bu böyleymiş lan" dersiniz, yeni bir şey keşfedersiniz.
filmin felsefi ana fikri için herkes benzer şeyler yazdığı için ben başka bir açısından özetlemek isterim:
diyelim ki 3 arkadaş takılıyorsunuz, bir anda kozmik bir portalın içinden robotlar çıkıp geliyor, insana estetik ve sentetik olarak birebir benzeyen bir robotu gelip yanınızdaki koltuğa oturtuyorlar, ve size diyorlar ki,
"bakın kardeşler, biz geldik, bir deney yapacağız, şimdi bu robotu komple insanmış gibi programlayacağız, 27 yaşındaki bir insanmışçasına 27 senelik hatıra yükleyeceğiz, doğma anne baba okul şu bu, işte sizi de 12 senelik arkadaşı sanacağı şekilde anıları da olacak" deyip robotu kurup gittiler, diyelim.
robot çalışmaya başladığı anda zınk diye sizinle direkt takılan, kendini insan zanneden, 27 senedir kendini yaşıyor zanneden, okul arkadaşları olan, doğum günlerini kutlamış şekilde hiçbir şeyin farkında olmaksızın dümdüz yaşama başlayacaktır.
buraya kadar kopmadan açıkladığımı varsayarak şimdi bu yazıyı okuyan size sorum şu, bir takım kozmik bir şeylerin ya da her neyse işte, gelip, sizi kurup, hatırları yükleyip, çalıştırıp gitmediğini nereden bilebilirsiniz, nasıl bilebilirsiniz?
işte, matrix'i izledikten sonra bu soruya gerçekçi ve tatminkar bir cevap aramaya başlamanız gerekir, bu sorunun varlığından bile haberdar olmayan milyonlarcasına selam etmiştir matrix. cevabı bulup işin içinden çıkan varsa, bana da anlatsın. bırakın yapay zekayı, savaşları, robotları vesaire, o konuları geçelim.. matrix'in olayı budur.
filmin felsefi ana fikri için herkes benzer şeyler yazdığı için ben başka bir açısından özetlemek isterim:
diyelim ki 3 arkadaş takılıyorsunuz, bir anda kozmik bir portalın içinden robotlar çıkıp geliyor, insana estetik ve sentetik olarak birebir benzeyen bir robotu gelip yanınızdaki koltuğa oturtuyorlar, ve size diyorlar ki,
"bakın kardeşler, biz geldik, bir deney yapacağız, şimdi bu robotu komple insanmış gibi programlayacağız, 27 yaşındaki bir insanmışçasına 27 senelik hatıra yükleyeceğiz, doğma anne baba okul şu bu, işte sizi de 12 senelik arkadaşı sanacağı şekilde anıları da olacak" deyip robotu kurup gittiler, diyelim.
robot çalışmaya başladığı anda zınk diye sizinle direkt takılan, kendini insan zanneden, 27 senedir kendini yaşıyor zanneden, okul arkadaşları olan, doğum günlerini kutlamış şekilde hiçbir şeyin farkında olmaksızın dümdüz yaşama başlayacaktır.
buraya kadar kopmadan açıkladığımı varsayarak şimdi bu yazıyı okuyan size sorum şu, bir takım kozmik bir şeylerin ya da her neyse işte, gelip, sizi kurup, hatırları yükleyip, çalıştırıp gitmediğini nereden bilebilirsiniz, nasıl bilebilirsiniz?
işte, matrix'i izledikten sonra bu soruya gerçekçi ve tatminkar bir cevap aramaya başlamanız gerekir, bu sorunun varlığından bile haberdar olmayan milyonlarcasına selam etmiştir matrix. cevabı bulup işin içinden çıkan varsa, bana da anlatsın. bırakın yapay zekayı, savaşları, robotları vesaire, o konuları geçelim.. matrix'in olayı budur.
devamını gör...
help steps
bu zor günlerde az da olsa bişeyler yapabilmek adına adımlarımızı tema vakfına bağışlamaya davet ediyorum. davet koduyla katılım sağlandığında uygulama size 50 bin ek adım hediye ediyor. adımlar biriktikçe de fidanlara dönüşüyor. davet kodu isteyenlere ulaştırabilirim, uygulama için sormak istediklerinizi cevaplayabilirim.
devamını gör...
cinsiyetsiz soyunma kabinleri istiyoruz
zamandan tasarruf yerine muhtemelen kabinlerde daha çok yoğunluğa sebep olacaktır. ihtiyaç olmayan bir istektir.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"din, para tarafından desteklendiği müddetçe; paranın emrinde olacaktır."
ali şeriati
ali şeriati
devamını gör...
buralar hep dutluktu
beş on sene sonra kafa sözlük için deriz artık.
devamını gör...
hiç bilinen türk ressam olmaması
neden ki mutluluğun resmini çizmeye çalışan abidin abi varya...
devamını gör...
normal sözlük moderasyon güncellemesi
üstteki yazarın nickaltı görüşüne katılmakla birlikte yeni takipçimiz olduğunda bildirim gelmesi de olursa güzel olur . yeni özelliklerinizi beklemedeyiz efenim.
edit: iki üstteki
edit: iki üstteki
devamını gör...
ilk osmanlı padişahı heykeli

beylerbeyi sarayı’nı inşa ettiren 32. osmanlı padişahı sultan abdulaziz'in 1872'de yaptırdığı heykel ilk osmanlı padişahı heykeli olma özelliğini taşır. heykel, padişahın siparişi üzerine ingiliz heykeltıraş charles fuller tarafından yapılmıştır.
sultan abdulaziz, iktidarını görselleştirmek amacı ile bu heykeli yaptırmıştı ancak halkın tepkisinden çekindiği için, beylerbeyi sarayı'nın içine yerleştirdi. heykellerin, tapılan birer "put" değil, anıt niteliğindeki simgeler olduğunu halka anlatmak için çalışmalar yaptı.
daha sonraki padişahlar da heykellerin tapınma öznesi ve ögesi değil, kültürel ve estetik değerde sanat abideleri olduğunun halkça bilinmesini istedi. halk zaman içinde heykele alıştı. hatta 1882’de italyanlar beyoğlu’nda balmumu heykel sergisi açınca halk herhangi bir tepki vermedi. aksine heykel sergisi halkın epey ilgisini çekti.
osmanlı zamanında padişahların desteği ile başta ihsan özsoy olmak birçok ünlü heykeltraş yetişti. malum kesim atatürk heykellerini “dinimizde putperestlik yoktur” deyip tahrip etmeye çalışırken osmanlı padişahının heykeline ses çıkarmamakta.
devamını gör...


