"insan doğan yine insan ölseydi
dünyada haksızlık,kavga olmazdı"

neşet ertaş
devamını gör...

the great dictator (charlie chaplin, 1940)
hitler almanya'sının en ateşli döneminde böyle bir filmi bütün dünyada izlettirmek. işte sinema budur.
devamını gör...

çalan son 5 şarkıdan ve alınan bilgiye göre daha çalacak birkaç şarkıdan yayıncısının da haberi olmayan, yine sürprizlenen radyo yayını.*
pavlov vallahi sırada sen vardın, hepsi gomercan'ın işi bana kızma ona kız. * ama yine de kızma, kıyamadım.*
ps: yaaa o kadar güzelsiniz ki çok teşekkür ederim hepinize, iyi ki ama iyi ki varsınız hepiniz. *
devamını gör...

vişne-limon demeye gelmiştim biri benden önce yazmış.
devamını gör...

(bkz: çay içmek)

dumanında izliyorum kayışımı..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

%50 ‘ye ben varım haydi yapılsın *
devamını gör...

7-8 tane alıntı defterim var, aralara kendi yazılarımı karalarım. resim için karalama defterim yok fakat kağıt üzerinde birçok çalışmam var.
devamını gör...

bir çemberin başlangıcı yoktur.yani ne yumurta,ne de tavuk bir diğerinden önce gelir.
devamını gör...

genç sayılabilecek bir yaştaydı. toplum tarafından sevildiğini varsayıyor ve yine toplumu oluşturan o bireylere karşı herhangi bir kötü niyet beslemeden yaşamanın gerekliliğine inanıyordu. fakat son zamanlarda bir sorun vardı. düşünceler arasında boğuşuyor, ‘’ çöp ‘’ diye tabir edilen o düşüncelerin arasında boğulup kalıyordu. bunun sonucunda da kendini toplumdan soyutluyor beyniyle mücadele içine giriyordu.

mücadele etmenin bir faydası olmadığının onları yok saymak gerektiğinin idrakine zaman zaman varsa da bu düşünceler onu yıpratıyordu. ailesi de durumun farkındaydı. genç adam için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar fakat onun kapanık ruh hali ve eski neşesinin olmadığını görmeleri onları çok üzüyordu. zaman zaman ‘’ sen mücadele etmiyorsun ‘’ diyerek net yargılarla genç adamı eleştirseler de desteklerini asla esirgemiyorlardı.

genç adamın yaşadığı kötü süreç neticesinde gerçekleşmişti her şey. belki bir akıl tutulması, belki bir iyi niyetin suistimal edilişi onu sonu gelmez bir çıkmaza sürüklemişti. majör depresif bozukluk ya da obsesyon olarak tanımlanan çağımızın vebasını yaşıyor, sık sık düşük ruh halinde bulunuyordu. hastalığın getirdiği düşük ruh hali durumuna, sıklıkla, düşük benlik saygısı, önceden keyif alınan aktivitelerdeki haz yitimi, düşük enerji ve sebebi belirsiz acı duyma hissi eşlik ediyordu. zaman zaman yanlış inançlara ya da sonradan farkına vardığı yanlış inanışlara kapılabiliyordu. güçlü de bir hafızası vardı fakat bu hafıza iyi yanları nadiren hatırlıyor kötü yanları beynine mıh gibi kazıyordu. ailesi desteğini esirgemese de onun bu durumun‘’ amansız bir hastalık ‘’ olarak nitelendiriyor fakat o ‘’ ama ‘’ sız bir hayat için mücadelesini sürdürüyordu.

yukarıda kısa öyküyle bahsetmeye çalıştığım hastalık zaman zaman insanı en beklemediği anda yoklayıp içinden çıkılması zor bir girdap haline sokabiliyor. eğer bu dengesiz ruh haliyle başa çıkma yöntemlerini uygulayıp başarılı olmuş kişiler varsa yeşillendirirse sevinirim.
devamını gör...

birine sarıldığımda her zaman yaptığım fakat neden yaptığım konusunda fikrimin olmadığı durumdur. iyi hissettiriyor herhalde, merak etme ben yanındayım demek gibi bir şey.
devamını gör...

1- shakespeare döneminde tiyatroların önünde çürük domates satılırmış, oyunu beğenmeyen insanlar sahneye çürük domates atarmış, ama shakespeare'in oyunlarından hiçbirinde sahneye çürük domates atılmamış.

2- louisa may alcott huckleberry finn'i ahlaksız bulmuş hatta yasaklansın diye amerika çapında bir kampanya başlatmış.

3- hüseyin rahmi gürpınar'ın son sözleri ''lütfen kedilerimi iyi doyurun'' (çok üzücü bence)

4-can yücel arkadaşı ile birlikte paralarını biriktirip eğitim için yurt dışına gitmek istiyor. hasan ali yücel, oğluna ayrıcalık yaptığı düşünülür diye göndermiyor . arkadaşı giderken can yücel biriktirdiği parasını ona veriyor. gazi yaşargil, cerrah olarak dönüyor . can yücel, şair kalıyor.

5-sabahattin ali çok çapkınmış hatta sanırsam küçük yaştaki öğrencileriyle bile ilişkisi olmuş.

6- bu çok bilinir ama içlerinde en sevdiklerimden biri de budur: mehmet akif ersoy veterinerdir aslında. bir gün biri onu aşağılamak için ''siz baytardınız değil mi?'' diye sorar o da ''evet, bir yeriniz mi ağırıyor?'' diye cevap verir.

7- nedim biseksüeldir.

8-dostoyevski bir gün bir baloya gitmektedir. tam salona girdiğinde turgenyev'i dönemin diğer edebiyat üstadları olan herzen ve nekrasovla birlikte kahkaha atarken görür. ellerinde bir defter ve kalemle bir şeyler çiziktirmektedirler. dostoyevski kendisiyle alay edildiği düşüncesindedir. nitekim haklıdır da. iddiaya göre bu üç edebiyat ustası, bu koca koca adamlar, dostoyevski'yi aşağılayan bir şiir yazmakla meşguldur.(ekşiden aldım)

9-james joyce - marcel proust : dönemlerinin bu en büyük iki yazarı hayatlarında sadece bir kez karşılaşır. yirminci yüzyılın en önemli iki romanı olan ulysses ve kayıp zamanın izinde yazarları, içlerinde pablo picasso ve igor stravinski gibi efsane sanatçıların da olduğu bir baloda yan yana denk gelirler. pek tabii herkesin gözü bu ikilinin üzerindedir. derin bir edebi sohbet beklenmektedir. ancak proust ona sağlık sorunlarından bahseder. joyce ise o meşhur muzipliğini konuşturur. üstelik birbirlerinin yapıtlarını bile okumadıklarını itiraf ederler. proust balodan erkenden ayrılmak durumunda kalır ve arabasına geçer. joyce da koşturarak çıkar ve arabaya izinsiz atlar. girer girmez de pencereyi açar. bu proust'u öldürmeye teşebbüs etmekle aynı anlama gelir. çünkü proust ağır astım hastasıdır. yine de nezaketiyle ünlü proust ses etmez. piçliği ile ünlü joyce ise belki de içten içe bundan haz almıştır. proust bu geceden sadece altı ay sonra işbu rahatsızlıktan dolayı vefat etmiştir.(ekşiden aldım)
devamını gör...

kleopatra'nın ebedî aşkı(!) olan jül sezar abimizin ikinci veya üçüncü(bu konuda ihtilaf vardır) karısı. tabi 5 yıl sonra boşandılar. şimdi ben hikayeyi duyunca çok güldüm. bakın boşanma olayları şöyle gerçekleşiyor;

beyler bayanlar yıl m.ö. 62. pompeia'nın evinde bir festival düzenlendi. bu festival kadın festivali, yani erkekler gelemez. publius clodius pulcher isimli politikacı, kadın kılığında gizlice eve sızıp, herkesin gözü önünde pompeia ablamızı taciz etti.... bu arada adam daha 29-31 yaşlarında. neyse sonra adam yakalanmış, mahkum edilmiş. duruşmada sezar, clodius aleyhinde bir delil sunamamış ve adam serbest bırakılmış.

bunun üzerine sezar şöyle demiş:

benim karım hakkında hiçbir şüphe bulunmamalıdır.

sonra da karısından boşanmış. yani sinirlerim bozuldu bakın, sinirden güldüm. ey sezar, senin sevdiğin o kleopatra, tarzan'ın daldan dala atladığı gibi erkekten erkeğe atlamış, sen bir de çıkıp, benim karım hakkında şüphe bulunmamalı diyerek kadından mı boşanıyorsun. bak sen ahlaksız herife....

pompeia'nın boşandıktan sonraki hayatı bilinmese de, publius vatinius ile evlendiği öne sürülmüştür. mutluluklar bacım. gerçi çoktan öldün ama yine de mutluluklar....

bu arada sezar'ın söylediği "benim karım hakkında hiçbir şüphe bulunmamalıdır" sözü, sezar'ın karısı şüpheden uzak olmalı diye bazen kullanılan saçma sapan bir atasözünün oluşmasına yol açmıştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ınstagram, twitter, facebook vs. kullanmıyorum.
türk sanat ve türk halk müziklerini dinlemeyi seviyorum.
akıllı telefonlarla uğraşmayı da pek sevmem.

daha neler neler var da bunlar yeterli bence, biraz daha yazarsam ilk gördüğüm boş mezarlığa atlarım artık.
devamını gör...

bu başlık altında dünyanın görüp görebileceği tüm insanların okuması gereken kitaplar var. okuyunca bir şey anlamıyorsanız, yazarın vermek istediğini alamıyorsanız bu sizin sorununuz. elbette sosyal medyada sürekli paylaşılması itebilir ama bu kitabın kötü olduğu anlamına gelmez.
devamını gör...

bana ne demeyi bilmeyen insanların açtığı başlıklardan biridir. isteyen istediği kadar makyaj yapar bu da sadece yapanı ve yapan kişinin fikrini sorduklarını ilgilendirir.
devamını gör...

"şehrime gel sevgili.
yarın çık gel bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
gel ki, bu şehir adımlarınla anlamlansın.
gel ki, bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
gel ki, nefes alayım.
gel..."
-nâzım hikmet ran-
devamını gör...

27 64 65 20 65 c4 9f 65 72 20 62 69 72 20 64 65 c4 9f 65 72 69 20 68 65 78 20 6f 6c 61 72 61 6b 20 79 61 7a 64 c4 b1 72 6d 61 6b 20 69 73 74 65 61 6d 73 69 31 36 27 6c c4 61 6e 6c 61 72 20 61 6e 6c 61 72 20 73
devamını gör...

fatih özgüveni kitabıdır.

kitap okumak da ciddi bir uğraştır elbette. iyi bir okur olmak için mesai harcamalı insan. okuduğuyla yetinmeyip satır aralarına da dalmalı mütemadiyen. yazarın anlam yüklediği cümleleri yeniden ama bu sefer kendi zihninde ve kendi cümleleri ile anlamlandırmalı. yazarın işaret ettiği değir öykülere yollanmalı, farklı yazarlarla tanışmak için bir referans olarak kullanmalı okuduğu kitabı. iyi bir okur kanaatkar olmamalı, verilenle yetinmemeli. her cümle kafasında yeniden şekillenmeli. ve biriktikçe okudukları, artık bir uçtan başka bir etkinliğe doğru sürüklenmeye hazır olmalı. sıkıntı da tam bu noktada başlıyor işte. yani okurluktan yazarlığa doğru evrilmekte. sayfalara bağlanan parmakları kaleme doğru çevirmekte. iyi okurların en büyük hayali, iyi okurlara sahip olmaktır. bunun için de elbette, öncelikle yazmak gerekir.
insan ne kadar niyetlenirse niyetlensin, olmaz ama çoğu zaman. bir türlü aklından geçenleri tam manasıyla kağıda geçirimez. bir dere düşler zihninde, kağıda döktükleri bir su birikintisi olmaktan öteye gitmez. sıradışı bir kahraman yaratmak ister, kendi gölgesinden başkası düşmez kağıdın üzerine.

fatih özgüven, bu insanların öykülerini paylaşmış bizimle. 11 hikayeden oluşan bir kitap bu ve bir solukta okunuyor. kitabın ikinci hikayesi olan “açık görüşme”de sevdiğimiz yazarla, hayran olduğumuz, yazdıklarını iştahla okuduğumuz bir yazarla görüşmemiz esnasında yaşayacaklarımızın bir ikazı var. onun yazdıklarından kafanızı kaldırıp ona baktığınızda göreceğiniz şeyler, hoşunuza gitmeyebilir. “yanlış numara”da hep yazma niyetiyle oturmak ve hep yazamamak illetiyle boğuşmak çıkıyor karşımıza, belki bunu siz de yaşadınız.

bütün hikayelerin kaliteli olduğunu söyleyebilirim ama “can dostu” isimli hikaye beni çok etkiledi. ününü ve gençliğini kaybeden bir aktrisle, onun yardımına yollanan genç bir şarkıcı adayının arkadaşlığı anlatılıyor öyküde. hayran olmak, sanata duyuluan saygı, evrim geçiren sanat… ne ararsanız bulabileceğiniz bir öykü “can dostu”.

kitap kısa öykülerden oluşuyor ancak bu öykülerin anlam bakımından yeterince hacimli olduğunu söyleyebiliriz kolaylıkla. zaten fatih özgüven okumak her zaman için büyük bir keyiftir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim