indirimsiz 23 yıl 9 ay hapis cezası iyi bir haber. en azıdan tecavüzcü suçunun cezasını çekecektir.
ancak medyanın kadına şiddeti körüklemesinde olduğu gibi sırf rating ve tıklanma sayısı için ntv yine taciz ve tecavüzü normalleştiren bir manşet atmıştır. 14 yaşındaki kız çocuğu yani çocuk. iki yetişkinin karşılıklı onayıyla gerçekleşen bir hamile bırakma yok ortada.
ntv'nin manşeti

14 yaşındaki kız çocuğunu hamile bırakan sanığına indirimsiz 23 yıl 9 ay hapis

olması gereken
çocuğa tecavüz eden sanığa indirimsiz 23 yıl 9 ay hapis
detay vermek istenirse
14 yaşındaki çocuğa tecavüz ederek hamile bırakan sanığa indirimsiz 23 yıl 9 ay hapis
tecavüz yazmaktan korkmayın!
devamını gör...

osmanlı imparatorluğunun rus çarlığı, romanya , sırbistan , bulgaristan ve karadağa karşı savaşıdır.
savaşın rumi takvime göre 1293 yılında olmasından dolayı 93 harbi denmektedir. aslında savaş 1877 yılında başlamıştır.
savaşın olduğu sırada avrupa kardeşler savaşı olan avusturya prusya savaşına odaklanmış durumdaydı. bu yüzden osmanlının en iyi müttefiklerinden olan fransa osmanlıya hiçbir şekilde yardımda bulunamamıştır.
ingiltere ise savaşı önlemek için büyük çaba göstermiş olsa da savaşın kaçınılmaz olduğunu onlar da anlamıştı.
bu dönemde ingiltere ile osmanlılar oldukça yakın müttefiklerdir. padişah abdülhamidin kişisel başarısıyla dönemin en gelişmiş tüfeklerinden hediye almıştır . osmanlılar da bu silahları fabrikalarda kopyalatıp askerlerine vermişti.
savaşın başlıca iki cephesi vardı bunlar kafkas ve balkan cephesiydi.
osmanlılar kendilerinde çokça üstün olan ruslara karşı iki cepheyide tutmuştur hatta bir ara avrupada osmanlıların rusları yeneceği düşüncesi bile olmuştur.
ve burada karşımıza iki büyük kahraman çıkıyor bunlar osman paşa ve ahmed muhtar paşa.
öncelikle iki cephede de işler osmanlının lehine gelişmiyordu. ahmed paşa zaten sayıca üstün olan rakibine karşı büyük zaiyatlar veriyordu balkanlarda ise ruslar ellerini kollarını sallaya sallaya tunayı geçmiştiler. kafkasyada doğu beyazıt düşmüştü batıda ise ruslar romanya ya girmiştiler ta ki plevneye kadar.
plevne şehrinde savunma hattı kuran osman paşanın destansı savunmasına şahitlik etmek üzereydik.--- alıntı ---

ruslar, bulgar topraklarında bir hayli ilerlemesine rağmen, kuzeyde hala direnen ve başarılı olan osmanlı bölgeleri vardı. oldukça stratejik önemi olan plevne ve lofça, henüz işgal edilmemişti. daha doğuda olan ve doğu tuna ordusunun kapısı olan elena kasabası da temmuz ayında rus saldırısını püskürtmüştü. osmanlı birlikleri şıpka geçidi'ni geri almak için çarpışırken general yuri şilder-şuldner komutasındaki rus birlikleri osmanlı ordusunu plevne'de abluka altına aldılar. plevne kalesinin komutanlığını osman nuri paşa üstlenmişti. kuşatmaya rus generalleri mihail skobelev, nikolay kridener ve kral ı. carol'un emrindeki rumen askerleri de katıldı. aslında plevne'deki osmanlı birliğinin amacı başkaydı; niğbolu'ya gelinecek ve burada rus ordusu durdurulacaktı. fakat niğbolu'ya rus ana ordusunun girmesi, bir de şıpka geçidinin düşmesi bu planı bozdu. osman nuri paşa, yakınında bulunan plevne'ye çekilmekle yetindi. plevne'deki osmanlı orduları beklenmedik bir şekilde başarılı bir savunma koydular. rus ordusu aylar boyunca taarruzlara devam etti. fakat sonuç alamadılar ve çok fazla zayiat verdiler. yaklaşık 5 ay boyunca ruslar, bu kasabayı ele geçirmek için savaştı. kuşatmanın ilk safhalarında tek yönlü taarruz uygulandı. ağustos'ta rus taarruzu geri püskürtüldü. avrupa kamuoyunda rusların yenileceği ve savaşı osmanlıların kazanacağı söylenmeye başlandı. rus ordusunda moralsizlik başladı. plevne'ye güneydeki lofça kasabasından da mühimmat ve takviye birlikleri geliyordu. eylül ayına gelindiğinde plevne'deki osmanlı gücü 40.000 askeri bulmuştu. rus generalleri, kasabayı tam bir kuşatma altına alma kararı aldılar. bunun için plevne'ye mühimmat ve takviye sağlayan lofça'ya saldırıldı (bkz. lofça muharebesi). bu kasaba 3. plevne muharebesi'nden hemen önce kaybedildi. buna rağmen 3. plevne muharebesi osmanlı zaferi ile sonuçlandı. rus komutanlığı bunun üzerine plevne'yi tamamen kuşatma kararı aldı. radomirçe ve teliş mevziileri yoğun rus saldırıları ile alınarak plevne üzerindeki çember daraltıldı. bunun yanında gosif gurko, 24 ekimde gorni dubnik muharebesi'ni kazanarak sofya - plevne arasındaki tek lojistik yolu da kesti. böylece plevne'ye giden tüm yollar kapanmış oldu. buna rağmen osmanlı direnişi devam etti. erzağı, cephanesi biten osmanlı askerleri, rus taarruzlarına karşı bir süre daha direndi. plevne'ye yapılan 13 ekim ve 13-14 kasımdaki rus ve rumen kısmi saldırıları püskürtüldü. osman paşa, güneydeki şıpka geçidi muharebeleri'ndeki osmanlı taarruzlarından ümitliydi. bu saldırılar başarıya ulaşırsa, plevne'ye yardım gelebilir ve rus ordusu dağılabilirdi. fakat osmanlı taarruzları sonuç almıyordu.2 ekim'de başarısız bulunan mehmet ali paşa da başkomutanlık görevinden alınarak yerine süleyman hüsnü paşa getirildi. süleyman hüsnü paşa, deli fuat paşa ile birlikte elena ve tırnova, maçka yönünde kuzey bulgaristan'da ruslara saldırılarda bulundu. 4 aralık 1877'de osmanlı ordusu elena muharebesi'ni kazansa da bu muharebedeki zafer fazla bir yarar getiremedi. zira maçka yönündeki osmanlı saldırıları bir ilerleme sağlayamadı. artık gücü kalmayan osmanlı askerleri, çareyi 9 aralık günü yarma harekâtına girmekte buldu. rusların ilk safları yarıldı fakat osmanlı kaybı çok artmıştı ve rusların gücü çok fazlaydı. osman nuri paşa, 10 aralık 1877 tarihinde teslim olmayı kabul etti. plevne savunması, yaklaşık 35.000 rus kaybına sebep olmuştu. plevne, rus ana ordusunu durduran önemli bir noktaydı. buranın da düşmesi, istanbul'un yolunu açtı. bununla birlikte süleyman paşa komutasındaki osmanlı ordusu tırnova'yı ele geçirme ve plevne'ye yardım götürme amaçlı maçka muharebesi'ni 12 aralık 1877'de kaybederek zaten plevne teslim olmasa bile, plevne'deki kuşatmayı yarma ve bulgaristan'dan rusları çıkarmadaki son fırsatı da harcamıştı. böylece kuzey bulgaristan'da ruslar mevziilerini sağlamlaştırıp saldırıya geçti. plevne'nin düşmesinden sonra bulgar halkı, türk yaralılarını katletmeye başladı, sırplar da osmanlılara karşı yoğun saldırıya geçtiler. türk kontrolündeki sırbistan'ın bazı güney bölgelerini ele geçirdiler.



--- alıntı ---

doğu cephesinde ise işler farklıydı osmanlılar neredeyse savaşa 1-0 geride başlamışlardı.
--- alıntı ---

15 ekim'deki digor'da gerçekleşen alacadağ muharebesi'nde ruslar takviye ile osmanlı savunma hattını arkadan çevirdi ve osmanlı'nın 5-6.000 ölü ya da yaralı ile 8.500 savaş esiri kaybı oldu. kafkas cephesindeki osmanlı kuvvetleri çözülmeye başladı. 17 kasım 1877 tarihinde kars, tekrar kuşatıldı. şehri yaklaşık 25.000 osmanlı askeri savunuyordu. cephane ve sayı üstünlüğü olan rus ordusu, şehrin etrafını sarmıştı. kars işgal edildi ve osmanlı kaybı yaklaşık 2.500 ölü idi. rusların kaybı da o kadardı ve türkler, geri kalan askerlerini esir vermişti. ahmed muhtar paşa, kars-erzurum arasında kurduğu savunma hattında kış koşullarını iyi değerlendirerek üstün bir savunma savaşı verdi. deveboynu muharebesi ağır osmanlı kayıpları, rus zaferi ile sonuçlanmasına, ruslar ardından ilerleyerek erzurum'a doğru taarruz etmelerine karşın bu savunma hattını geçemediler. nene hatun ve diğer erzurumlu vatandaşlar aziziye tabyası'nda savunma yaptı. türk kamuoyunda bu olay, kahramanca gösterildi. gazi ahmed muhtar paşa, çok yıpranmış ve destek alamayan ordusunun imha olmasından endişelendi. osmanlı erzurum'dan çekildi ancak erzurum'un çevresi rus ordusunca sarılsa da ruslar, ikinci bir sert direniş olabilir endişesiyle şehre tekrar doğrudan saldırmadılar. erzurum'u tamamen sarıp abluka altında aldılar. bununla birlikte rus ordusu bayburt ile çoruh vadisine burada kurulmaya çalışılan, doğudaki son osmanlı savunma hattına kadar ilerledi. bu arada istanbul'un rus işgali tehlikesi altında kalma durumu belirince elindeki az kuvvetle başarılı bir savunma yaptığı düşünülen ahmet muhtar paşa, buradaki görevinden alınıp, acilen balkanlardaki ve istanbul'daki kuvvetlerin başına getirildi. savaşın bitmesinden sonra ayastefanos antlaşmasında erzurum ruslara teslim edilip, bırakılsa da; berlin antlaşması sonrası rus ordusu erzurum'dan geri çekildi ama kars, ardahan, artvin ve batum; berlin antlaşması'yla rusya'ya bırakıldı. bu şehirler, yeni türkiye cumhuriyeti hükûmetinin sovyetler birliği ile 16 mart 1921 tarihli moskova antlaşması'na kadar rusya'nın elinde kaldı.

--- alıntı ---

93 harbi, balkanları baştan aşağı değiştirmeye yetmiştir. savaş sonucunda 2 özgür devlet ve 2 özerk devlet kurulmuş, osmanlı nüfuzu oldukça azalmış ve bölgede rusların etkisi artmıştı. bu savaş, romanya için kurtuluş savaşı niteliğindeydi. savaşta güç kazanan diğer bir devlet de yunanistan krallığı idi. plevne savunması sona erdikten sonra cesaretlenen yunan ordusu, teselya'ya girmişti. kafkaslarda da stratejik önemi büyük birçok il, rus idaresine geçmişti. ayastefanos antlaşmasına göre rusya ve müttefiklerinin kazancı çok daha fazlaydı, fakat osmanlı'nın diplomatik uğraşları sonucunda düzenlenen berlin müzakerelerinde bu kazanç indirgenmiş, tazminat hafifletilmiş ve kaybedilen birçok il geri alınmıştı. iki tarafın da kaybı oldukça fazlaydı. rusya ve müttefiklerinin, 100.000'den fazla kaybı vardı. osmanlı kayıpları da o kadardı. hastalıktan ölenlerin sayısı iki tarafta da oldukça fazlaydı. bununla beraber plevne savunması ve aziziye tabyası, türk kamuoyunda kahramanca görülmüştü. rusya ve müttefikleri de, plevne savunması ile şıpka geçidi muharebeleri için anıtlar dikmişti. osmanlı devleti, bu savaştan sonra balkanlardaki varlığını 35 yıl daha sürdürebilecekti. sultan ıı. abdülhamid, savaştan sonra meclisi süresiz olarak tatil etti ve mutlakiyet yönetimine geri dönüldü. süleyman hüsnü paşa ve abdülkerim paşa yenilgi sorumlusu tutularak yargılandı. osman nuri paşa ile ahmed muhtar paşa ise "gazi" unvanını aldı. ahmed eyüp paşa da padişahın yaveri oldu. ülke içerisinde padişaha güvenmeyenlerin sayısı arttı ve bunun sonucunda çırağan baskını yaşandı. rus tarafında ise başarılı komutanların bazıları valiliğe atandı.

savaşın sonunda, vacha vadisinde 20 civarında köyde bulunan pomakların başlattığı ayaklanma, doğu rumeli vilayetinden özerklik elde edilmesiyle sonuçlandı. timraş köyünü merkez alarak kurulan özerk timraş cumhuriyeti 8 yıl kadar sürebilmiş, 1886'da bulgaristan egemen olmuştur.

(osman paşa rus çarı ile görüşüyor)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hayatta en çok haz aldığım, beni en çok rahatlatan şey olan (bkz: yazmak)

yaş ilerledikçe, dertler çoğaldıkça artık yazmak için, içini dökmek için bile sarhoş olmak istiyor insan. sanki kilitleniyorsun, hayat seni zorluyor. içindeki sitemi dışarı çıkaramıyorsun, kafanı boşaltamıyorsun. abi diyorsun "iki kadeh rakı içsem şimdi ne güzel olur"

sarhoşluk sanki sana içindekileri boşaltmak için gereken duygusal rahatlamayı sunuyor. eğer arka planda da mahzuni şerif çalıyorsa ve yalnızsan, işte o zaman en anlamlı, en saf, en yoğun cümleler çıkıyor parmaklarından. yalnız olmak önemli ama, proust'un da dediği gibi "insanın susması katışıksızdır, kişiye aittir, br atmosferdir" ne başka biri senin derdini içselleştirebilir ne de sen onun. zaten biraz hassasiyeti olan bir insansan kendi kendine "anlatsam ne olacak, kafasını şişirmeyim." diyorsun. o yüzden içerken yalnız olmak önemlidir; kendin konuşur kendin dinlersin, seni en iyi sen anlarsın.

bugün bir rüya gördüm, sevdiğim kızı son görüşümün üstünden sekiz sene geçmiş. rüyamda sekiz sene önce hatırladığım hali belli belirsiz; sesini unuttuğum için de konuşmamış. şimdi bunu kime anlatabilirsin, kim anlayabilir ? bir kadeh rakıyla kendin anlatacaksın kendin dinleyeceksin, olay budur.

son olarak, size içmek için başlı başına bir neden olabilecek bir cümle söyleyeyim, çok uzun zaman önce ya da tam da şu an gerçekten sevenler anlar:

"ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş"
devamını gör...

yunan mitolojisi'nde bir insan ile keçiden olma melez bir yaratıkdır.
devamını gör...

keşke tc numarası olan herkes, insanlık sınavına sokulsa, ve herkes geçer not alana kadar tekrar tekrar sınava girse,
belki bu şekilde öğrenirler, okumak zorunda kalırlarsa öğrenirler...
okumayı anlamayı öğrenirler, düşünmeyi öğrenirler, okuma yazma öğretmek yeterli değil, düşünmeyi anlamayı öğretmek lazım,

herkes eğitim demiş de, eğitim evet ama ne eğitimi... eğitimi düzelttin verdin, ee.. güya eğittiğin kişi öğrenecekmi, anlayacakmı, uygulayacak cesareti bulacakmı...

insanlar varlıklarının farkında değil, kimse önce ailesine karşı bile sınırlarını bilmiyor, koruyamıyor,

"bir insana fiziksel olarak tecavüz edilmesi ile kişisel haklarına tecavüz edilmesi aynı yaraları açar..."

nerede okuduğumu kimin söylediğini unuttum ama tam olarak böyle, nihan kaya büyük ihtimalle

dolayısıyla her zaman söylediğim bir şey var, biz saygı adı altında, maalesef sömürülmek için "kandırıldık"
bize sürekli saygı adı altında, büyüklere yaşlılara, anaya babaya, öğretmene, müdüre, milletvekiline, bakana, cumhurbaşkanına, saygı diye başlayarak, söyledikleri herşeyin altında, bizim haklarımıza tecavüz vardı,
saygıyı, bize saygı göstererek, öğretmediler... bir şekilde anne, baba, öğretmen, müdür, bakan vs olanların hepsi, saygıyı "menfaati" için kullandı, çünkü toplumda bu mevkilere tapılıyor, ve hepsi de sonuna kadar kullanıyor, hala, maalesef bu bilinçsiz kesimin yeni nesil çocuklarının çocukları da böyle yetişiyor, çok da değişen bir şey yok...

genelde hiçbir yerde otorite kuramayan insanlar, yada çok kolay mevki sahibi olmuş insanlar, eşlerini ve çocuklarını da maddi manevi yönetme eğiliminde oluyorlar, (bir şekilde eğitimi ve yeterliliği olmadan, küçük yaşta devlet memuru olup, haketmeden yetki sahibi olan, kolay para kazanan kişiler gibi, evlenmek ve çocuk yapmak dışında ürettiği hiçbir değer olmayan, olsada farkedilmeyen annelerimiz gibi)

anne baba da olsa kimse kimsenin yerine düşünme, karar verme hakkına sahip değildir, türkiyede ailelerdeki en önemli sorun, iyiliğini düşünme adı altında, çocukları "rahat bırakmamalarıdır"
çocuklar "kendisi olma"nın ne olduğunu öğrenemiyor, bilmiyor, çünkü rahat bırakılmıyor... baskıyı "normal" bir şey olarak tanıyor çocuklar, ve rahatsız edilmeye alışıyorlar, baskıya alışıyorlar, mecbur olduklarını öğreniyorlar, çünkü başka bir alternatif görmüyorlar, hep içinden düşünüyor, fikrini söylemek saygısızlık olarak öğretiliyor...
önce evde, sonra okulda, sonra işyerinde susuyor, bu böyle devam ediyor...

dar gelirli de böyle, zengin aile de böyle bence, çünkü anne babaların kendi kişisel hayatları yok, anne babalık, geçim/gelir dışında bireysel bir hayatları, mevzuları yok, kendilerini tanımaya, vakitleri, halleri de olmamış zaten, karakterleri oturmamış...

şuraya gelicem, dolayısıyla çocukluktan itibaren, kişisel haklarının gasp edilmesini normal bir şey olarak öğreniyor çocuklar, ev dışında da sesini çıkaramıyor, yeni kuşaklarda da bir fark göremiyorum, dışarıda polis durdurduğu zaman, bize ne sorabilir, nelere hakkı yok bilmiyoruz, evde de bilmiyoruz, dışarıda da bilmiyoruz...
çünkü çocuklara ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyor, bize ilk öğretilen şey "susmak" hep öğretilen şey "söz dinlemek" ve sözü sorgulamamak, çünkü devam edecek tartışmaya tahammül yok...
çocuklar ciddiye alınmıyor, çocuklara saygı duyulmuyor, ama bolca isteniyor, sınırsız, koşulsuz, bedelsiz, sürekli saygı isteniyor... hemde zorla... çünkü alışmışlar ekmeğini yemeye...

çocuklar saygı görmenin ne olduğunu öğrenmiyor, hatta saygı gördüğünde tanımıyor, zayıflık zannediyor, şımarıyor, kendini şaşırıyor doğal olarak ve gördüğünde de ilk yaptığı şey suistimal etmek oluyor, bunu fırsat olarak görüyor, çünkü kendisine öyle davranılarak büyümüş...

bütün televizyon kanallarının yayınlarını durdurup ekrandanmı okumalı, ülke genelinde elektriği kesip, camilerdenmi bağırmalı bilmiyorum, ama okuldaki eğitimle olacak iş değil bu, eğitim veren insanlarda da bu bilinç yok, herkeste bir bekleyiş, herkeste bir oturduğu yerden söylenmek, bir şeyler oluyor ve onun üzerine konuşuluyor, herkes yorum yapıyor, hep vakit kaybı, ya bu damızlık çoğunluğun dinlediği hocalardan birini konuşturmak lazım, yada yine bu ahalinin dinlediği bir hocanın adıyla kitap basıp dağıtmak lazım, çünkü fanatikler, din konusunda da fanatikler, ben bakıyorum dindar insanlara 7/24 bir dua okuma hali, o da anlayarak değil, öyle görünmek için, göstere göstere ibadet ediyorlar, onu da bilinçli yapmıyorlarki, bakınız futbol fanatikliği de, ekonomik durumdan bağımsız, çok fazladır, genel olarak fanatik olma hali sapkın bir ruh halidir, zaten sağlıklı bir insan bence hiçbirşeyin fanatiği olmaz, ordan anlayın işte...

evet resmen, tamda manipülasyon yapmaktan bahsediyorum, başka yolu yok, onlara muhalefet olarak yaklaşıp konuşunca, kapatıyorlar devreleri, nereyi dinliyorlarsa, nerden anlıyorlarsa, maalesef oralardan girmek zorundayız, bir övüp, bir allah peygamber diyip, bir bunlar zaten senin hakkın ne bu kadar minnet ediyorsun, elektrik faturanın yarısından fazlası vergi dememiz lazım,

bazen diyorumki ülkedeki akp lileri omuzlarından tutup silkeleyip şunları söylesek;
"bana bak, sen var ya, tek başına, hakları olan bir insansın, sen varsın, herkes seni görmek zorunda, kimse sen yokmuşsun gibi davranamaz, hiçbirşey yapmasanda, oy vermesende, kendi sınırların var, sen değerlisin, annenin babanın sana değer verme mecburiyeti var, menfaatsiz... sen çocuklarına değer vermek zorundasın, menfaatsiz, verdiklerini aldıklarını hesaplamadan, sahip olduğun ev araba eşyayı düşünmeden, insan olarak kendi varlığına saygı duyman, kendine değer vermen ve haklarının farkında olman lazım, kimse senden üstün değil, kimse hiçbir makamla, altın koltukları, sarayları haketmiyor, kimse kimseden büyük değil, kimsenin kıldığı namaz için senin sevinmen gerekmiyor, senin kıldığın namaza rt nin bir katkısı yok, ak parti giderse, kuran okumak yasaklanmıycak, kimse kuran okuyor diye oy vermen gerekmiyor, zaten senin hakkın olanı, senden aldıkları parayla, sana lütfeder gibi veriyorlar, kendi sınırlarını çiz, farket, ve oradaki özgürlüğüne kimsenin senden izinsiz yaklaşmasına bile izin verme..."

şimdi yazınca daha iyi anladım, hep düşünüyorum bunları ama, gerçekten de işimiz çok zor, açlıkla, yoklukla bile, nelere sebep olduklarının farkında olmayan insanların, değişmesi çok zor, ama imkansız değil,

benim önerim büyük bir sivil itaatsizlik düşünmek, bulmak, yapmak...
ama akıllıca bir hareket olması lazım, malum iktidarın elinde, gözünün üstünde kaşın var bile diyerek, hatta hiçbirşey demeyerek bile tutuklama kozu var..
baya akıllıca bir hareket olması lazım...
çok "ince" olmak lazım...
tanıdığınız "ince" karakterli insanlar varsa onlara sorun, bazı insanlar gerçekten çok "ince" oluyor... ben hatırı sayılır "incelikler"le karşılaştım hayatım boyunca, ama yinede kafam öyle çalışmıyor, bunların hakkından gelmek için "ince"nin önde gideni olmak lazım , bi düşünün bakalım, sonu silivride bitmeyecek bir hareket...

edit:
ince ; argoda ihanet eden, yarı yolda bırakan, satan anlamında kullanılan küfürün yerine koyduğum kelime, cinsel tercih anlamında değildir.
(daha iyi anlatan başka sıfat bulamadığım için, kullandığım tek küfür olan kelimenin kendimce şıklaştırmaya çalıştığım hali)
devamını gör...

şu andır.
şuan her ne yapıyorsan, yarın aynısını yaptığında aynısı olmayacak.
devamını gör...

kültür ve turizm bakanımızdan daha mı iyi bileceksiniz.:

kültür ve turizm bakanı mehmet nuri ersoy, türkiye’de koronavirüs vaka sayılarının 17 mayıs’tan sonra 5 binin altına düşeceğini söyledi.

ben ikna oldum topu tarkan’a mı atsam acaba...
buradan
devamını gör...

(bkz: morel)
son dönemde türkiye'de yetiştiriciliği de yaygınlaşmış mantar türüdür.

kurak, nemli olmayan toprağı sevmez. bir dağın daha az güneş alan tarafında bu mantarın bulunma ihtimali de daha yüksektir. özellikle yosunları ölmemiş eski dere yataklarında, hatta direkt yosunlarla bitişik vaziyette veya su kaynağı yakınlarında bulunma ihtimali güçlüdür.
devamını gör...

orhan pamuk - kara kitap
ferhan şensoy - gündeste
turgut uyar - büyük saat
samuel beckett - godot'yu beklerken
boris vian - günlerin köpüğü
gabriel garcia marquez - yüzyıllık yalnızlık
bertolt brecht - epik tiyatro
haldun taner - keşanlı ali destanı
sait faik abasıyanık - semaver
ernest hemingway - çanlar kimin için çalıyor
marcel proust - kayıp zamanın izinde
bertrand russell - aylaklığa övgü
oğuz atay - tehlikeli oyunlar
ivan gonçarov - oblomov
douglas adams - otostopçunun galaksi rehberi
edip cansever- sonrası kalır 1-2
george orwell - 1984
devamını gör...

ne yapıyorsunuz arkadaşlar siz? sözlük diye geldik, küçük* bir dünya kurdunuz içeride. sözlükte dizi ne demek? kafayı yemiş olmalısınız. ay çok heyecanlı be.
ben bu fikre çok fena düştüm şu an. tanıtım bile bu kadar iyiyse, diziyi tahmin edemiyorum. emeği geçen her kim varsa, gerçekten bravo.
devamını gör...

evlenseniz de evlenmeseniz de gerçekleştirilebilinecek bir eylem. burada önemli olan evi legal veya illegal (bkz: kızlıerkeklioturuyörlar) olarak paylaştığınız kişinin birlikte yaşamaya değer olmasıdır. yoksa sıkıcı, nemrut, pimpirikli biriyle ister evli olun ister bekar aynı evde yaşamak silivri'de volta atmak gibi gelecektir.
devamını gör...

"ve ben 24 yaşındayken, kendimi türkiyenin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum."
(bkz: deniz gezmiş)
devamını gör...

akademik olarak üzerinde oldukça az durulan ahlak ve etik konularında çalışmıştır kendileri. malesef genel tartışmalardan bile bihaber olduğumuz için-akademi bile bihaber- kuçuradi'nin bize 'yeni bi şeyler' söylediğini zannediyoruz. halbuki bahsettiği ahlak ve etik, 2. dünya savaşı sonrası batı'da konuşulanlardan farksızdır. kuçuradi'nin gündeminden düşmeyen 'rasyonel ve öğretilebilir' etik anlayışı çoktan dünyanın gündeminden düştü. literatür bilenler, literatür bilmeyenlere her zaman yeni bir şey söylerler tabi.

tabi ki ''gündemden düşen bi konuyu tekrar gündeme getirmek'' tenkit edilebilecek bi durum değildir. ancak bunu bilmeyen okuyucu tenkit edilebilir. eğitim ve öğretimin konusu olarak 'etik' ise başlı başına bi meseledir.
devamını gör...

kasın boyunun aynı kaldığı, tonusunun arttığı kasılma şeklidir.
ayakta durmamızı sağlayan kaslar bu şekilde kasılmaktadır.
ayrıca duvarın itilmesi bu tip kasılmaya örnek verilebilir.
izotonik kasılma'nın aksine fiziki olarak bir iş üretilmez.
devamını gör...

sözlükte oy verince cebinizden para çıkmıyor.
devamını gör...

bağırsağın antimezenterik duvarının bir bölümünün fıtık kesesinde olduğu özel fıtık türüne verilen isimdir.
devamını gör...

ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn (bakara, 179)*
allah muhammed aşkına, sadece bakara suresi 179. ayeti paylaşarak idam/kısas allah’ın emridir saçmalığını bırakın. okuduğunuz kur’an-ı kerim’i bari anlayın ya. ayetin açıklaması yapıyorum.

linç is coming.

“ey akıl sahipleri! iyi düşünecek olursanız, kısasta sizin için hayat vardır. umulur ki sakınıp korkarsınız.” ikinci cümleyi paylaşmak kimsenin işine gelmiyor nedense ama asıl mesaj orada. neyse bizim ayıbımız olsun bu da.

yani diyor ki; insan hayatını muhafaza konusunda, hayatın karşılığında hayat söz konusudur diye düşünecek olursanız; kendi hayatınızın gideceği korkusuyla başkasının hayatına kıyamazsınız! başkasını öldürmeye eliniz varmaz! buna istinaden; cinayet, öldürme konusunda islamiyet’in bu derece ağır, bu derece güçlü bir müeyyide vazetmiş olması, yani böyle ağır bir ceza koymuş olması, insan hayatını korumaya yöneliktir. öldüreni öldür, tecavüz edene tecavüz et ya da bıçaklayanı bıçakla demiyor.

insan hayatının korunmasında önemli bir ibret vardır diyor. bunu düşünürseniz bu yanlış fiillerden kendinizi alıkoyarsınız diyor. iyi düşünürseniz kurtulursunuz diyor. yani kısas derken aslında aklını kullan diyor.

hala anlamadıysan; eğer birisi birisini öldürecek olursa ve işlediği cinayetten sonra ne olacağını iyi bir muhakeme yoluyla değerlendirirse cinayet işlemekten vazgeçer diyor.
insan hayatı, kur’an-ı kerim’e göre o kadar aziz ve o kadar kutsaldır ki canı veren allah’tır. ve yine o canı sadece allah’ın alacağını bilmelidir insan diyor.

ps: ben inançsız bir adamım bana allah’ı savundurttunuz lan. böyle de bir insanım işte. allah affetsin.
devamını gör...

--- alıntı ---

“benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. on tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. kuyumcunun kapısındayız ve dükkan kapalı. karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan.

hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. o arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. telaşlanıyor adam kazanç imkanı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri.

adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. ben aranıyorum. demiyorlar ki ona, “be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı?” gayet açık ki beni dolandırmayı planlamıştı. ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”

--- alıntı ---

diyerek kendini masum göstermeye çalışmış dolandırıcıdır. haksız mı? bence değil.
devamını gör...

kardeşi seth'in oyununa gelmiş mısır tanrısı. bu tanrı milleti cidden öngörüsüz. düşmedikleri tuzak, başlarına gelmeyen dram yok. yani şu saflıkları insanoğlu yapsa yığınla laf yer ama bunlara tek kelime eden yok. adaklar adanmaya, adlarına destanlar yazılmaya devam ediliyor. enteresan bir karizmaları var toplum nezdinde.

neyse sadede gelelim; seth efendi ağabeyini ortadan kaldırmak için tam osiris'in vücut ölçülerine uygun bir tabut yaptırıyor. tabut muazzam bir görüntüye sahip. yani gördüğünüzde hemen oracıkta ölüp, içine yatasınız geliyor. o şekilde betimlenmiş. ben yakından görmediğim için bu konuda herhangi bir beyanda bulunamayacağım. yalnız şu şerhi düşmem lazım; beş yıldızlı tabutta olsa kabuğumu güvenip onun içine sokmam. yani neme lazım? gerek yok böyle maceralara girmeye. işin ucunda kabuğu çizdirmek var.

tabut işinin icabına bakan seth sonrasında bir parti düzenliyor. osiris'i de partiye onur konuğu olarak davet ediyor. tanrılar vur patlasın çal oynasın eğlencenin sonuna doğru yaklaşırken, seth bir kadeh kapıyor ve çay kaşığı ile kadehe vuruyor. çin! çin! ve bir duyuru yapacağını söylüyor. bütün tanrılar kulak kesiliyor seth'e; ''ey mısırlılar ulu tanrılar, nil'in yüz akları sizlere bir sürprizim var, dinleyiverin gari!'' diyerek ağzındaki baklayı çıkarıyor; ''sizler için tanrılara yaraşır bu muhteşem tabutu yaptırdım. bu tabutun içine her kim sığarsa, tabutu ona hediye edeceğim. öte tarafta havanız olur.'' diyerek oltayı atıyor.

konuklar teker teker, tabutun içine sığışmaya çalışıyor. kiminin mabadı taşıyor, kiminin ayağı dışarı çıkıyor. kimi tam sığdım sığacağım derken balkon göbek kontenjanından eleniyor. sanırım ''beleş mezar bulsa girer.'' tabiri mısır tanrıları yüzünden ortaya çıkmış zira adamlar resmen beleş tabuta girmek için kırk takla atıyorlar. osiris garibim de olanları gülümseyerek izliyor. adamda şüphelenme emaresi bile yok. sırasını bekliyor zira efendi bir adam, halk onun yönetiminden çok memnun, yeryüzünde bize cenneti yaşatıyor falan diye adama methiyeler düzüyorlar, o derece sevilen bir şahsiyet. sırası gelince osiris tabutun içerisine uzanıyor. birde bakıyor ki, tabutun ölçüleri cuk diye vücuduna oturmuş. alkış kıyamet! oleyyy!!! var ol!! sesleri salonda yankılanırken, seth çat diye tabutun kapağını kapatır. davetlileri kovar ve tabutu alır ve nil nehrine fırlatır.

tüm bu yaşananlar esnasında reaksiyon veremeyen isis hanım, sonrasında kocasının tabutunun peşine düşer, nil boyunca sorar soruşturur ve en nihayetinde tabuta ulaşır. alır tabutu geri döner. cenaze merasimi yapmak içinde, bataklığın birine saklar. vallahi şaka gibi. ablacım neden hemen orada gerekeni yapmıyorsun? bak millet son toplandığında başınıza neler geldi hiç mi akıllanmıyorsun? demeye kalmadan zaten seth tabutu bir av etkinliğine katıldığı sırada bulur ve kan beynine sıçrar. isis'in merhumun başına nöbetçi olarak bıraktığı nepthys'i yıkar geçer ve satırı kaptığı gibi usta bir kasap edası ile osiris'in tüm bedenini parçalara ayırır. her bir parçanın mısır'ın çeşitli bölgelerine dağıtılması için paketlenmesini ister ve hiyeroglif kargo şirketine teslim eder.

isis hanım ise tüm bunlardan habersiz olay yerine döndüğünde yine ve yeniden şok olur. nepthys ona olanları anlatır. onu dinler ama enseyi karartmaz. arayalım, bulalım belki birleştirir, kocamı geri getiririz kafasındadır. azmine şapka çıkarılacak kadın cidden.

bu azmi sayesinde osiris'in neredeyse tüm parçalarına ulaşır. lakin bir parça eksiktir. sıkıntı büyüktür zira osiris'in pipisi ortada yoktur. söylenenlere göre koca tanrının pipisini bir fil balığı türü olan medjed balığı afiyetle mideye indirmiştir. şok olan ikili pipisiz tanrı mı olur diye kara kara düşünmeye başlarlar. ne yapacaklarını şaşırmışlardır. pipi işini sonra düşünelim eldeki parçaları alıp uzaklara gidelim diye ortak bir karar alırlar ve abidos adasının yolunu tutarlar. orada osiris'in parçalarını birleştirirler. işte hikaye burada iki farklı son yaratır; kimilerine göre isis, osiris için altından bir pipi yaptırmış ve onu yaptığı büyü ile kocasının vücuduna yerleştirmiştir. horus böylelikle doğar ve amcasının canına okur.

diğer versiyona göre ise isis kendisini bir şahine dönüştürüp, osiris'in etrafında uçarak, onun spermini içine çekmekte ve horus bu şekilde hayata gelmektedir.

altın pipi olayı daha magazinsel bir son olduğu için genelde insanlar bu sonu seviyor. en nihayetinde osiris bu olaylar silsilesi sonrasında yer altı dünyasına gider ve ölülerin efendisi olur. garibim anubis'e görevden el çektirirler. hikaye de böylece biter...
devamını gör...

cüzdanı kaba olan sığırların kurduğu cümledir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim