"küçükken sarışındım"ın üst seviyesi: küçükken japondum...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir zamanlar mp3 çalarımla keyif alarak yaptığım eylemdi. ta ki karşı komşum fark edene kadar. kadın bir kaç kez balkonda beni öyle gördü ve 'napıyosun sen apartmanda yangın çıksa, gaz kaçağı olsa gelsek kapını çalsak veya arasak duymayacaksın' diye diye beni de kendi gibi paranoyak etti. şimdi ne zaman kulaklığı taksam otomatik olarak bir koku mu var acaba diye av köpeği gibi geziyorum evin içinde kulağımda kulaklıkla.
devamını gör...

ilgi budalası olmanın, yardıma muhtaç gibi görünmenin, zavallı halde göstermenin ve duygu sömürüsü yapmanın gösterisidir.

not : acil, önemli ve hayati durum ve paylaşımları tenzih ediyorum.
devamını gör...

zor eylem. temmuz'da bir nebze ama ağustos'ta deniz tamamen değişiyor, yukarıda da yazılmış, tehlikeli hale geliyor. karadeniz'in bir günü bir gününü tutmuyor çünkü. fazla açılmayıp kıyıda takılmanızı öneririm.
devamını gör...

çevre şartlarına daha uygun olanın hayatta kalıp genlerini daha çok artırması ile gerçekleşendir.
bir örnek verelim. çitalar hızları sayesinde avlanabilir ve yüksek hızlarda dengesini kurmak için uzun kuyruğunu kullanır. dolayısıyla uzun kuyruk çita için avantajlıdır. kısa kuyruğa sahip bir çita sürümüz olsun, bir de uzun kuyruğa sahip bir sürümüz olsun. uzun kuyruğa sahip olanlar daha çok avlanacak, daha çok ürüyecek ve yavrularını daha iyi besleyecek ancak kısa kuyruklular daha az avlanacağı ve yavruların çoğunun beslenememe sıkıntısından dolayı elenecek. nesiller boyu bu süreç devam ettiği için de kısa kuyruk geni popülasyonda neredeyse bulunmayacak.
insanlardan örnek verelim. biliyorsunuz ki çöl gibi sıcak bölgelerde yaşayanların burun delikleri geniştir. bunun nedeni burun deliği kısa olanların binlerce yılda elenmesidir. burun genişliği hava sirkülasyonunda büyük önem arz eder ve sıcak bölgelerde geniş olanı makbuldür. dar burunlu olmak çok büyük bir dezavantaj sağlamamasına rağmen binlerce yıllık evrim sonucunda günümüzde çöllerde, ekvator çevresinde yaşayanlar geniş burunludur.
birçok içgüdü evrim sayesinde oluşur. örneğin hayvanlarda dişiler güçlü olan erkekle, erkekler alımlı olan dişiyle çiftleşir. 2020 yılındayız hala kas ve güzellik, ilişkilerin en büyük kriteri. mesela dünyanın her yerinde çocuklar saklambaç oynar. neden acaba? av olmama içgüdüsü yüzünden olabilir mi?
körelmiş organlar mevzusuna da değinelim. her organ enerji harcar ve enerji vücut için çok önemlidir. eğer işe yaramayan bir organ varsa gereksiz enerji tüketmesinden ötürü o organa sahip olanlar elenir. yapılan araştırmalarda bir balık türünün denizin üstünde yaşayanların gözü varken denizin dibinde yaşayanların kör olduğu hatta direkt göz organına sahip olmadığı ortaya çıkmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yunan mitolojisinde gece tanrıçası, gecenin vücut bulmuş hali.

evrende hiçbir şey yokken, her yer sonsuz boşluktan ibaretken, “var” olan tek şeyin “hiçlik” olarak bilindiği zamanlarda chaos “var” imiş. chaos’tan sonra 5 ilk-tanrıdan biri olan nyx, kardeşi erebus ile (karanlık ve gölgenin tanrısı) birlikte chaos’tan “doğan” tanrılar iken diğer 3 tanrı (gaia, tartaros ve eros) için böyle bir şey söylemez hesiod.

hesiod, nyx’ten “black night” olarak bahseder, ismini zikretmez (zeus’un bile korktuğu tanrıçanın adını anmak istemediğinden muhtemelen). şuraya da 3 farklı theogony çevirisi koyalım, 1 2 3. kardeşi erebos ile aether (üst gök, tanrıların nefes aldığı havanın bulunduğu gök, yıldızlı gök) ve hemera (gün, gündüz) isimli iki çocuğu olur. sonraki çocuklarını tamamen kendi kendine “doğurmuştur” (çok fazla çocuğu var, hepsini buraya yazıp şişirmemek için en sona ekledim. aether ve hemera’nın aksine hepsi kötücül tanrılar).

nyx, yine hesiod’un bildirdiği üzre tartarosta yaşar. kızı hemera ile nöbetleşe çalışır, biri tartarosa döndüğü vakit diğeri ayrılır, böylece gece gündüz döngüsü sürer (bu hikayenin neredeyse aynısını genesis 1’de geçiyor (tanrı dünyayı yaratmadan önce hiçlik vardı, sonra ışığı yarattı, ışığı ikiye bölüp gece ve gündüzü yarattı vs). yine önce gece, sonra gündüz yaratılmış, tıpkı önce nyx sonra hemera gibi) genesis 1:3-5. tartaros gibi işkencenin, zulmün ve karanlığın hüküm sürdüğü bir yerde yaşamasına rağmen kötülük tanrıçası değildir, hatta zeus’un bütün tarih boyunca yaptığı kötülükten daha az karanlık işlere bulaşmış olabilir. insanların nyx’i kötü bilmesinin sebebi bu denli karanlıkta yaşaması, çocuklarının neredeyse hepsinin kötülüğün vücut bulmuş hali olmaları ve nyx hakkında çok az şey bilinmesi olabilir.

hakkında az şey bilinmesine şöyle bir parantez açayım. nyx, sanatta çok farklı şekillerde betimlenmiş. kimi chariot sürerken resmetmiş (metropolitan museum of art), kimi kanatları vardı (metropolitan museum of art) demiş, kiminde de bir duvak (veil) iliştirmişler. ay tanrıçası selene’e mi yoksa nyx’e mi ait olduğu bilinmeyen bir heykelinde ise şu şekilde betimlenmiş. hatta o kadar az şey bilinir ki kendi adına bir tapınağı bile yoktur.

nyx hakkında çok fazla hikaye bilmesek de ilyada’da anlatılan bir hikaye var kendisi hakkında. çocuklarından biri olan hypnos’u hera çağırıp zeus’u uyutması için yardımını ister. hypnos, hera’nın isteğini gerçekleştirir fakat zeus uyandığında sinirden çılgına döner, yana yakına hypnos’u arar. hypnos tabi bu sırada çoktan annesi nyx’in şefkatli kollarına kaçmıştır. bunun haberini alan zeus, nyx’e sataşmaktan çekinir ve olayın peşini bırakır. derler ki, zeus’un korktuğu tek tanrıça nyx’tir. böyle de karizmatik, yüreklere korku salan delikanlı bir ablamızdır *.

kendi kendine yarattığı çocukları sıralı tam liste
1. moros: yıkım/kader tanrısı. ölüm diyarında bile kurbanlarını esir almamasıyla bilinir, her şeyi yok ettiği haliyle tasvir edilir.
2. keres: ikiz ölüm tanrıçaları. öldürme güçleri yok fakat ölmekte olan birinin başında beklerler. kişi öldükten sonra ziyafet çekerler.
3. thanatos: ölüm tanrısı. bazen kız kardeşler keres’in aksine merhametli ölümü temsil ettiği söylenirken bazen de kimseye acımayan, kimseyi kayırmayan, katı bir tanrı olarak ifade edilir-miş.
4. hypnos: uyku tanrısı. thanatos’un ikiz kardeşidir. hem thanatos hem hypnos için nyx’in kendi kendine doğurduğu çocuklar olduğu da yazar, erebus’un çocukları oldukları da yazar. mitoloji işte. zeus ile olan hikayesini anlattım, çok da bir ünü yok. roma mitolojisindeki karşılığı somnus’tur, bu da uyurgezer (somnambulist) kelimesinin kökenidir. bu da böyle garip, ilginç, hiçbir işe yaramayan bilgi.
5. oneiroi: çoğul olarak rüya tanrılarını ifade eder. ilyada’da tekil olarak zeus tarafından agamemnon’a gönderilen tek oneirostan bahsedilirken hesiod çoğul olarak bahseder, nyx’in çocukları ve hypnos’un kardeşleridir der.
6. momus: alaycılık ve trollük tanrısı. edebiyatta sanatta falan çok kullanılmış, uzun uzadıya anlatmaya üşeniyorum.
7. oizys: sefalet, depresyon vs tanrıçası. hem roma mitolojisindeki karşılığı miseria, hem de ingilizcedeki misery kelimesinin kökenidir.
8. hesperidler: hesperos (akşam) kelimesinden köken alan kız kardeşler. akşamın ve günışığının perileri gibi bir şey. tam tanrı da olamamışlar.
9. moirai: kaderi control eden 3 kız kardeş tanrıça.
10. nemesis: intikam tanrıçası (saygım sonsuz).
11. apate: kandırıkçılık, hilekarlık, düzenbazlık tanrıçası. adı sadece dionysus’un doğumundan sonra bir olayda geçer.
12. philotes: arkadaşlık, tutku ve seks tanrıçaları. ama minik tanrıçalar. hatta belki kutsal ruhlar.
13. geras: yaşlılık tanrısı. roma mitolojisindeki karşılığı senectus’tur. senescence (yaşlılık) kelimesi de buradan gelir. bir başka gereksiz etimolojik köken daha.
14. eris: nifak tanrıçası.
devamını gör...

bihterini yazmıştım silinmiş halbuki bilenler çoktan beğendi bile. beni beni bihterini aşk-ı memnu dizisi karakteri bihterin efsanevi repliğidir.
devamını gör...

hayat kolay değildir ama insanlar bunu çok zor hale getirir. hep birlikte her şey güzel olabilecekken hep birileri çok daha fazlasını ister. imkansızlığı bir şekilde kabullensen de kibirleri, ihanetleri, umursamazlıkları görmezden gelemez insan. hayat yolunda birer taştır hepsi. ve bir gün anlarsın ki bu yol taşlardan örülmüştür.
devamını gör...

son 18 yılda mütemadiyen tanık olduğumuz şey. her türlü yanlışlık, haksızlık, tutarsızlık, adaletsizlik ve absürdlük sehven yapılmaktadır.
devamını gör...

samsatlı loukianos'un (m.s. 125-180) homeros'a ve herodotos'a bir nevi sataştığı, onları eleştirdiği ve bir bakıma onların mantıksızlığını, yaptığı işlerdeki anlamsızlığı anlatmaya çalıştığı eseridir. bir parodi eserdir. homeros ve herodotos gibi tarih yazarlarının yazdıkları olağanüstü olayları hem eleştirir hem de parodisini yapar.

kitabın konusu yolculuktur. kitap homeros'un odysseia serine öykünür. kendi yolculuğu da denizde başlar. ki denize açılmak, yelken açmak helen anlatılarında hakikat arayışını tasvir için sık kullanılan bir metafordur.

eserin başında loukianos bizlere yalan söyleyeceğini itiraf eder ve bu yalanlara göre okumamızı ister. işte tam da bu notada bir tarih yazımı eleştirisi yapar.

kitapta ay'a çıkılır. güneş'e gidilir. yerin altına girilir, okyanusta koca bir balığın içine girilir. ölülerle ve efsanelerle yemek yenir, uçulur, süzülür, içilir, eğlenilir! birçok eğlenceli öğe barındırmaktadır. bizi aya götürdüğü bölüm aslında antonius diogenes'in ta huper thulen apista / thule ötesindeki harikalar eserine öykünmedir.

eser, roman kategorisinde değerlendirilebilir. lakin elimize fragmanlar halinde ulaşmıştır.

jules verne'nin 1865 yılında çıkardığı ay'a seyahat (kitap) romanına esin kaynağıdır. ayrıca 1977 star wars serisine de ilham kaynağıdır. uzay operası türünde bir esin kaynağıdır. bu bakımlardan bu kitap, bilim kurgu türünün günümüze ulaşan en eski örneğidir.

kitabı emre poyraz çevirisinden okudum. çeviriyi bizlere sunarken hemen sol tarafta da orijinal dili verilmiştir. (grekçe)

ayrıca kitap kanibalizmden sekse bir sürü öğe barındırmakta. aynı zamanda o kadar fazla uydurma kelime vardı ki okurken gülesim geliyordu. (bkz: gülesi gelmek)

kısacası yüksek bir hayal gücünün ve bilginin ürünüdür bu kitap.

en sevdiğim kısım ölülerle volta attığı kısımdı ki bu kısım birçok tanıdık ismi bir araya getiriyordu. o yüzden çok hoşuma gitti.

--- alıntı ---

[28]bu sözlerle beraber yerden bir tane ebegümeci kopardı ve bana verdi. bununla beraber büyük sıkıntılara düştüğümde dua etmemi söyledi ve bazı tavsiyelerde bulundu; eğer buraya geri geleceksem ne kılıçla ateşi karıştırmamı ne bakla yememi ne de on sekiz yaşının üstünde biriyle beraber olmamı öğütledi. eğer bunları aklımdan çıkartmazsam adaya geri dönme umudum olduğunu söyledi. böylece yolculuk için hazırlıkları tamamladım, vakti geldiğinde onlarla ziyafete katıldım. ertesi gün ozan homeros'a gittim, bana taşa kazımalık bir mısra bestelemesi için yalvardım. ardından limana beril taşından bir stel diktim ve üzerine o mısraları kazıdım. şöyleydi:

"tanrıların sevgisine haiz olan adam, loukianos
tüm bu şeyleri gördü ve evine döndü."


--- alıntı ---
devamını gör...

ben küçükken tanrıyı böyle beyaz büyük bir ışık gibi hayal ediyordum. işin garibi tanrı bizi izliyor dendiği için aklımda sanki tanrının büsbüyük bir odası varmış ve hep böyle yan yana kameralardan bizi izliyormuş gibi canlanırdı. bir tane koltuğu olurdu böyle tekerlekli, milyonlarca kameradan bizi izlerdi benim hayalimde. şu an her aklıma geldikçe aynı görüntü canlanıyor gözümde ve her seferinde komik geliyor.
devamını gör...

dolar 8,44.
devamını gör...

allah size akıl fikir versin, bir de çıkmış yok buna karşı çıkan teröristtir diyor hele bak haspama, ırkçılığa karşı çıkmak ne zamandan beri teröristlik oldu.
devamını gör...

bebecik nerde... ceeee*.
devamını gör...

mezunların çoğunun başındaki bela.

sebebi her yere üniversite açmak değil bence. kendi bölümümü örnek vereyim. ankara üniversitesi her yere açılmış taşra üniversitelerinden biri değil, cumhuriyet'in ilk üniversitesi ve uzay bilimleri bölümü de yeni türemedi, kökeni 1944'e dayanıyor*.

ben durumunu bildiğim halde bile isteye okudum, onu tartışmayacağım. kendi seçimim ama böyle olması da gerekmiyordu. sorun, bu işlerin başında olan ve dünyada 2-3 tane meslek dışında başka meslekler de olabileceğini bir türlü idrak edemeyen, halkın ihtiyaçlarıyla alakası olmayan kişilerde. sorun, açılan bölümlerle ilgili iş alanı olup olmadığına bakılmamasında. sorun yıllar geçtiği halde 2 adım ilerleyememekte. şu ülkede hâlâ para kazanabilen birkaç meslek var. bunlar yıllar önce de aynıydı bugün de aynı. geleceğin mesleklerine bakarsanız dünya genelinde, yapay zekâya dayalı alanları görürsünüz mesela. bilgisayar ya da elektronik mühendisleri ülkede durmak istemiyor. yahut mekatronik denen bölümün dandik olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

ama yok... bunlara önem verilmediğinden bunlarla ilgili sektör oluşturmak gibi bir sıkıntısı da yok hiç kimsenin. zaten bu sektörlere bütçe ayırmayı geçtik, aç karnımızı doyuralım, başımıza bela almayalım yeter şeklinde hayatlar yaşıyoruz. bütçe ayırabilecek durumdaki iş insanları da gördüler inşaatta para var, yatırımları ancak öyle boş alanlara yapıyorlar.

size bir olay anlatayım. yıllar önce birkaç gün arayla 2 gazete haberi okudum. ilki yabancı bir ülkenin (almanya mı rusya mı çok net hatırlamıyorum artık) türkiye'ye hediye ettiği kocaman bir teleskopla ilgiliydi. bir kenara atılmış, çürümeye terk edilmiş çünkü bakımı masraflıymış mış mış mış... birkaç gün sonraki haber "dünyada sadece 5 tane üretilmiş bilmem hangi marka otomobili almak için türkiye'nin zenginleri sıraya girdi" ve anormal uçuk da bir araba fiyatı... teleskop bakım maliyetini kat kat aşan bir miktar... yani 1 tane zengin de çıkıp dememiş ki "ulan şunun masrafını karşılayayım da ülkeye bilim anlamında bir katkım olsun"

ne alaka diyeceksiniz, alaka şu; bizde herkes bencil. işi görüldüğü müddetçe kimse taşın altına elini koyup da başkalarına da yararı olacak bir şey yapmıyor. zenginlerden tutun siyasetçilere kadar tuzu kuru olan herkes bu kafada. o yüzden elde olan ve hâlâ bir şekilde para kazanılabilen 3-5 sektörde de yığılma olmaya başladı artık çünkü öğrenciler bir tek bu şekilde iyi kazanırım düşüncesiyle benzer bölümleri yazmaya başladı.

sorunumuz her yere üniversite açmaktan daha büyük bence. zaten bunu yaparak kendi ayaklarına çelme takıyorlar çünkü üniversiteli işsiz sayısı daha da artmış oluyor. sorun, bu konularda sözü geçen insanlar içerisinde, ülkenin dünyanın geleceğinde rol alması için kılını kıpırdatan 1 kişinin dahi olmaması.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ingilizcesi bandwagon effect olan en yalın hali ile sırf insanların çoğu doğru olduğunu düşünüyor diye bir şeyin doğru olduğuna inanmak demektir. temelde “herkes böyle davranıyorsa bende böyle davranmalıyım” şeklindedir. başarılı ve popüler insanların alışkanlıklarını, davranışlarını, inançlarını izlemek insanın doğasında vardır. çünkü bunu yapmışta başarılı olmuş şeklinde düşünmenizi sağlar. başarılı bir insanın popülerliği ve güvenilirliğinden etkilenmiş bir insan, aynı hipnotze olmuş gibi muhakeme yeteneğini kaybeder. politikada sürü psikolojisi ise bir siyasi hareketi sadece popülerliğinden dolayı takip eden seçmenlerde görülmektedir. bu gibi sebeplerle seçmenler kazanması muhtemel görülen adayları desteklerler. (bir yerlerden size tanıdık geliyor mu, epey yakınınızdaki bir yer)

ingilizce adı ise bandwagon yani üzerinde bando olan bir at arabasından gelir. ilk kez amerikalı palyaço dan rice tarafından 1845 yılında kullanılır. o yılın başkanlık kampanyası boyunca rice, “herkesin olduğu yere gelin” gibi bir manaya gelecek şekilde “sürüye katılın” "to jump on the bandwagon" ifadesini kullanır. böylece başkan zachary taylor’ın zaferi elde etmesini sağlar.

ayrıca (bkz: asch deneyi)
devamını gör...

bütün kedilere yapılması önerilmeyen harekettir.
bazılarının hoşuna gitmeyip, yüzünüzü dünya haritasına çevirme ihtimalleri vardır.
devamını gör...

koparılmış çiçekleri sevmem. saksı çiçeklerini severim.

bakımı zor olduğu için çiçekli bitki almam pek. dayanıklı yeşil bitkiler favorim. mesela dağ palmiyesi...
devamını gör...

ilahi yazar nereden açtın bu başlığı.

ya her şey dökülüp saçılırsa, ya o yalnız çocuk yaralarını hatırlamaya hazır değilse daha.
kendimi evlat edinsem onu şefkatle büyütür,sık sık sarılır,güzel olduğunu,onu çok sevdiğimi söylerdim.gece uyuyamamışsa nelerin onu üzdüğünü,kaygılarını anlamaya çalışırdım.uyuyana kadar en sevdiği hikayeleri anlatırdım.
hiç yaralanmasın diye, salt korkutmak yerine insanları tanıtmaya çalışırdım.bu sayede öğrendikleriyle kendini geliştirebilir, güzel ve derin ilişkiler kurabilirdi.
üzgün hissetsem de nedenini anlatırdım,ona da kendini ifade etmeyi gösterebilirdim böylece.
hiç gizlimiz saklımız olmadan yaşardık, bana bütün aklından geçenleri yargılanacağını düşünmeden ifade edebilirdi.asla şöyle nasihat etmezdim : ‘çocuğunla mesafe koymalısın araya’.
seçme şansı verirdim,benim düşünce dünyamdan başka dünyaların da olduğunu kabul ederek büyütürdüm.
bir gece bile yanağına öpücüğü kondurmadan göndermezdim.her gün onun varlığına nasıl da şükrettiğimi söylemekten hiç bıkmazdım.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim