telefonsuz dışarıya çıkmak
asla uygulayamayacağım durum. telefonumu evde unuttuğumda yarı yolda farketmişsem döner alırım mutlaka. çalan her telofana bakarım. gelen her mesaja geri dönerim. eğer bir gün telefonumdan arayıp bana ulaşamamışlarsa kesin başıma bir şey gelmiştir. tuvalet hariç oda değiştirirken bile yanıma alırım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başarıları
üniversiteyi bölüm birincisi olarak bitirmiştim. ödül olarak plaket,kupa bardak ve laptop çantası verdiler.
devamını gör...
söyleme dostuna söyler dostuna
iki kişinin bildiğinin sır olmamasını anlatan söz.
devamını gör...
cihad
cihad "mücadele" etmektir.
mücadele eylemi, "eylem karşısında eylem" ve "eylemsizlik karşısında eylemsizlik" prensibine dayanır. "eylemsizlik karşısında eylem" saldırıdır. islam, saldırın demez.
cihad, saldırı değil, savunmadır. ilk darbe karşısında misilleme emredilir.
savaş ve kıtal gibi kavramlarla karıştırılmamalıdır.
mücadele eylemi, "eylem karşısında eylem" ve "eylemsizlik karşısında eylemsizlik" prensibine dayanır. "eylemsizlik karşısında eylem" saldırıdır. islam, saldırın demez.
cihad, saldırı değil, savunmadır. ilk darbe karşısında misilleme emredilir.
savaş ve kıtal gibi kavramlarla karıştırılmamalıdır.
devamını gör...
gerdek gecesi öncesi namaz kılmak
anadolu'da şükür namazı olarak geçer sonuçta o kadar badire atlatıp evlenebiliyorsun ve aile çok kutsal olduğu için o sona ermek şükre sebep oluyor.
devamını gör...
allah'ın kurdunu siyasete alet etmek
allah'ın bile siyasete alet edildiği ülkedeyiz. pek şaşırmamak lazım.
devamını gör...
yaş ilerledikçe artan şeyler
sağlık sorunları,beyazlayan saçlar,ölümler.
devamını gör...
dini inancın zayıflama nedenleri
din ve inanç.
ne kadar aynı anlam için kullansakta, aslında birbirini tamamlayan +- gibidir, biri manevi ve dünyevi kabulumuzu, diğeri bu kabulün bize verilen "mistik" güce inanmamızı sağlar.
dünya tarihi savaşların temelinde her ne kadar toprak, bağımsızlık, ve milli üstünlük mucadelesi olsa'da! aslında temelde hep din ve inanç kavramları mevcuttur.
zaman zaman dunya ülkelerin dinden uzaklaştığını, farklı bilimsel sonuçların tanrı ve tanrısal varlığın duyguyu körükleyip insan özgürlüğü kısıtladığı, ve bu bağlamda farklı siyasi tanrı inancına karşı zıt ama! bu zıtlığa karşı dinin mnemsizliği kabul etme karşılığında eşitliği savunmuş (komünizm) ideolojisi ortaya atılmış ve insanlık 0=eşitlik derecesine inandırılmış(inandırılmış)
yakın dönemde orta avrupa ve amerkada ve kökten-dincilik yeniden ortaya atılmış ve sanulmuşsada, neticede diğer toplumlardan uzaklaşmış, uzaklaştırılmış veya yalnız bıraktırılmıştır.
içinde bulunduğumuz teknoloji ve bilim çağda, insanların ilim, bilim ve araştırma kaynağına kolayca erişebilmesinden herşeyi sorgular hale gelmiş, binevi somut olmayan(varlığı hayal) olan birşeyden zahiri ödülün bir getirisinin inancını yitirip, dinin açıklayıcı olmayan kısıtlayıcı, baskıcı yanısıra. karşısında sürekli kendini yenileyen ve yineleyen evrim teorilerin bilimsel yaklaşımları yeni neslin yetiştirilememesi, kontrol edilememesi dinin sadece (duygusal bir bağlam) olduğuna inanmış aslında pekte mühim görülüyordu.
pek çokları için yanıt basittir; çünkü tanrı vardır. bunun doğru olup olmadığından bağımsız olarak, bu varsayım dinsel inancın doğasına ilişkin çok ilginç bir unsuru ortaya çıkartır. pek çok insan için, hatta bugüne kadar yaşamış olanlar için de, tanrı inancı zahmetsizdir. soluk alabilmek veya anadilini öğrenmek gibi, tanrı’ya inanmak da doğal olarak kendiliğinden oluşan bir şeydir.
bu nasıl oluyor? son yıllarda bilişsel psikologlar, insan beyninin dini fikirleri niçin bu kadar kolay benimsediği ile ilgili kapsamlı bir çalışma yürüttü. bu çalışmanın sonunda bilişsel-yan-ürün adını verdikleri bir kuram geliştirdiler. bu kurama göre din dışı nedenlere bağlı olarak evrilen insan psikolojisinin bazı özellikleri, tanrı’nın varlığını kabul etmemiz için de son derece uygun bir zemin hazırlamıştır.
sonuçta, dini öykü ve iddialarla karşılaşan insan bunları sezgisel olarak inandırıcı ve akla yakın bulur. örneğin yırtıcı hayvanlara av olmamak için her çalılığın ardında kendilerini bekleyen görünmeyen bir varlığa karşı olağanüstü bir duyarlılık geliştiren atalarımız, dünyayı yaratan ve değiştiren görülmeyen bir varlığı da kolayca kabullenir. bu duyarlılığının sayesinde pek çok dinin ortak iddiası olan görülmeyen mistik bir varlığı kabullenmeleri kolaylaşır.
tamamlayamamkla birlikte, burada noktalıyorum.
ne kadar aynı anlam için kullansakta, aslında birbirini tamamlayan +- gibidir, biri manevi ve dünyevi kabulumuzu, diğeri bu kabulün bize verilen "mistik" güce inanmamızı sağlar.
dünya tarihi savaşların temelinde her ne kadar toprak, bağımsızlık, ve milli üstünlük mucadelesi olsa'da! aslında temelde hep din ve inanç kavramları mevcuttur.
zaman zaman dunya ülkelerin dinden uzaklaştığını, farklı bilimsel sonuçların tanrı ve tanrısal varlığın duyguyu körükleyip insan özgürlüğü kısıtladığı, ve bu bağlamda farklı siyasi tanrı inancına karşı zıt ama! bu zıtlığa karşı dinin mnemsizliği kabul etme karşılığında eşitliği savunmuş (komünizm) ideolojisi ortaya atılmış ve insanlık 0=eşitlik derecesine inandırılmış(inandırılmış)
yakın dönemde orta avrupa ve amerkada ve kökten-dincilik yeniden ortaya atılmış ve sanulmuşsada, neticede diğer toplumlardan uzaklaşmış, uzaklaştırılmış veya yalnız bıraktırılmıştır.
içinde bulunduğumuz teknoloji ve bilim çağda, insanların ilim, bilim ve araştırma kaynağına kolayca erişebilmesinden herşeyi sorgular hale gelmiş, binevi somut olmayan(varlığı hayal) olan birşeyden zahiri ödülün bir getirisinin inancını yitirip, dinin açıklayıcı olmayan kısıtlayıcı, baskıcı yanısıra. karşısında sürekli kendini yenileyen ve yineleyen evrim teorilerin bilimsel yaklaşımları yeni neslin yetiştirilememesi, kontrol edilememesi dinin sadece (duygusal bir bağlam) olduğuna inanmış aslında pekte mühim görülüyordu.
pek çokları için yanıt basittir; çünkü tanrı vardır. bunun doğru olup olmadığından bağımsız olarak, bu varsayım dinsel inancın doğasına ilişkin çok ilginç bir unsuru ortaya çıkartır. pek çok insan için, hatta bugüne kadar yaşamış olanlar için de, tanrı inancı zahmetsizdir. soluk alabilmek veya anadilini öğrenmek gibi, tanrı’ya inanmak da doğal olarak kendiliğinden oluşan bir şeydir.
bu nasıl oluyor? son yıllarda bilişsel psikologlar, insan beyninin dini fikirleri niçin bu kadar kolay benimsediği ile ilgili kapsamlı bir çalışma yürüttü. bu çalışmanın sonunda bilişsel-yan-ürün adını verdikleri bir kuram geliştirdiler. bu kurama göre din dışı nedenlere bağlı olarak evrilen insan psikolojisinin bazı özellikleri, tanrı’nın varlığını kabul etmemiz için de son derece uygun bir zemin hazırlamıştır.
sonuçta, dini öykü ve iddialarla karşılaşan insan bunları sezgisel olarak inandırıcı ve akla yakın bulur. örneğin yırtıcı hayvanlara av olmamak için her çalılığın ardında kendilerini bekleyen görünmeyen bir varlığa karşı olağanüstü bir duyarlılık geliştiren atalarımız, dünyayı yaratan ve değiştiren görülmeyen bir varlığı da kolayca kabullenir. bu duyarlılığının sayesinde pek çok dinin ortak iddiası olan görülmeyen mistik bir varlığı kabullenmeleri kolaylaşır.
tamamlayamamkla birlikte, burada noktalıyorum.
devamını gör...
yazılacak kitabın ilk cümlesi
sizi bir hayal dünyasına götürüyorum, üstelik bedava!
devamını gör...
erkek annelerinin hayalindeki gelin
yemek yapmayı bilen, okumuş (öğretmense daha iyi yarı günü boş),eve para getiren, oğluna destek çıkan, altın günlerinde evine gelip misafirlerine yemek hazırlayan, kaynananın evinin temizliğini yapan, sus dedi mi susan az konuşan çok şey istemeyen kız. (bkz: köle)
eee senin oğlun ne işe yarar demek istenilen teyzemizin istekleri hiç bitmez.
görücüye gelen teyzeler geldi aklıma ayhh..
eee senin oğlun ne işe yarar demek istenilen teyzemizin istekleri hiç bitmez.
görücüye gelen teyzeler geldi aklıma ayhh..
devamını gör...
erkeklerin kız arkadaşlarına abur cubur paketi hazırlama modası
bana çok kekoca gelen bir tarz.
hadi bir iki tane güzelinden çikolata alırsın anlarım da ramazan kolisi gibi doldurmak da bilemiyorum altan.
hadi bir iki tane güzelinden çikolata alırsın anlarım da ramazan kolisi gibi doldurmak da bilemiyorum altan.
devamını gör...
iktidar yalakası ünlüler
(bkz: şafak sezer) aslında bir dönem iyi muhalifti ama uzun adam gözünü iyi korkuttu sanırım. ben cımhırbışkınımı siviyiirimmm açıklaması yapmıştı, dün gibi aklımda.
devamını gör...
like
ing. beğenmek hoşlanmak anlamına gelen sözcük.
günümüzde like kavramı sıradan bir eylemden öte, toplumun kendi kendini, kontrollü bir şekilde kısıtlama aracına dönüşmüş durumda.
like'tan bahsedeceksek önce motivasyon üzerine konuşmamız gerek. sanatçının bir eser ortaya koyup insanların beğenisine sunması anlaşılabilir bir durumdur. sıradan insanların sıradan şeyleri ortaya koyup, bunu insanların beğenisine sunmaları ise sorgulanması gereken bir hadisedir.
gerçek hayatta bir arkadaşımızla anılarımızı, fikirlerimizi, hayallerimizi, dertlerimizi paylaşırken iyi yada kötü bir feedback beklemeyiz. siz ona kendinizi o size kendisini anlatır. bu bir bağ kurma sürecidir. internet denen bu ucube yerde ise hemen her platformda, paylaşılan her içeriğin altında bir like ve unlike butonu mevcuttur. içerik üreticiyi motive etmek dışında hiç bir işlevi bulunmayan bu butonların, üreticiyi etkileşime açık hale getirmesi, içinde bulunulan topluluğun motivasyonunuzu yönlendirmesine ve kontrollü dominasyon kurmasına sebep olur.
like ve unlike butonları toplumun size müdahale etmesidir. çoğunluğun hoşuna giderse beğenilirsiniz, çoğunluk hoşnut değilse unlike ile baskılanırsınız. birey plus pointe odaklandığı için like getirecek şeylerle sınırlar kendini, like zone diyebileceğimiz bir beğenilebilirlik alanı vardır. bu alanın dışına çıkınca toplum sizi unlike ile yadırgamaya başlar. buna kickback'te diyebiliriz.

followers yada takipçiler denen şey ise ensenizde beliren rahatsız edici ve güdüleyici kitlesel varlıktır. içinde yaşadığımız gösteri toplumu bizden şov yapmamızı bekler her zaman. populizm warhol'un kehanetini doğru çıkarmak için çabalayan bir endüstri dinine evrildi. herkes bir gün 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak bir şekilde. like, benliğin motivasyon cinsinden yakıtıdır. motivasyonu tatmine dönüştüren bu döngüde birey, daima kendini tamamlamaya oynadığını düşler.

her şey like alabilir, yeterki onu biraz süsleyin, bir kalıba sokun. popülizm her şeyi hızlıca değersizleştiren ve anlamsızlaştıran bir akım. like, "bende burdayım" demenin ve kendini göstermenin bir ihtiyaç haline gelmesiyle tarihteki zirvesini görmüş bir eylem.
aklı başında, sağlıklı düşünebilen hiç kimse, kendini insanların beğenisine sunma ihtiyacı duymaz. sanatçının bile buna ihtiyacı yoktur esasen. insanların tepkisine, ancak kendinden emin olmamakla ihtiyaç duyulabilir. kabul görmek ve aidiyet hissetmek adına yapılan girişimler, kendinden şüpheye düşmek demektir.
günümüz toplumunda, internet dünyasında insanlar, kendine bir avatar seçip arkasında bir karakter kurgulayıp, kendini o karakterle özdeşleştirerek bir tür sanal şahsiyet oluşturmaktan çekinmiyor. kişilik inşa etme becerisi, çok yoğun bir emek ve tecrübe ister. bir nick name ve profil fotoğrafı ile her parçası kişinin özünden uzak sadece dikkat çekmeyi amaçlayan, en iyisi benim kafasıyla, bir kukla karakter inşa edilebilir.
like, izlenme, favori, takip vs hepsi modern insanın kendi değerini ölçümlenebilir hale getirmesidir. kitlelerin beğenisine sunarsak kendimizi, alacağımız tek karşılık toplumsal sağ duyunun en laubali hali olur. bazılarının, ötekini kendine dönüştürme arzusunun, çoğu kişininde bir başkasına dönüşme arzusunun temel dinamiği, ne kadar artılandığıyla belirlenir. like yada unlike büyük bir meseledir. bir red yada kabuldür, bir içe alma yada dışarıda bırakmadır.
like ipe sapa gelmez bir dönüşümdür.
günümüzde like kavramı sıradan bir eylemden öte, toplumun kendi kendini, kontrollü bir şekilde kısıtlama aracına dönüşmüş durumda.
like'tan bahsedeceksek önce motivasyon üzerine konuşmamız gerek. sanatçının bir eser ortaya koyup insanların beğenisine sunması anlaşılabilir bir durumdur. sıradan insanların sıradan şeyleri ortaya koyup, bunu insanların beğenisine sunmaları ise sorgulanması gereken bir hadisedir.
gerçek hayatta bir arkadaşımızla anılarımızı, fikirlerimizi, hayallerimizi, dertlerimizi paylaşırken iyi yada kötü bir feedback beklemeyiz. siz ona kendinizi o size kendisini anlatır. bu bir bağ kurma sürecidir. internet denen bu ucube yerde ise hemen her platformda, paylaşılan her içeriğin altında bir like ve unlike butonu mevcuttur. içerik üreticiyi motive etmek dışında hiç bir işlevi bulunmayan bu butonların, üreticiyi etkileşime açık hale getirmesi, içinde bulunulan topluluğun motivasyonunuzu yönlendirmesine ve kontrollü dominasyon kurmasına sebep olur.
like ve unlike butonları toplumun size müdahale etmesidir. çoğunluğun hoşuna giderse beğenilirsiniz, çoğunluk hoşnut değilse unlike ile baskılanırsınız. birey plus pointe odaklandığı için like getirecek şeylerle sınırlar kendini, like zone diyebileceğimiz bir beğenilebilirlik alanı vardır. bu alanın dışına çıkınca toplum sizi unlike ile yadırgamaya başlar. buna kickback'te diyebiliriz.

followers yada takipçiler denen şey ise ensenizde beliren rahatsız edici ve güdüleyici kitlesel varlıktır. içinde yaşadığımız gösteri toplumu bizden şov yapmamızı bekler her zaman. populizm warhol'un kehanetini doğru çıkarmak için çabalayan bir endüstri dinine evrildi. herkes bir gün 15 dakikalığına da olsa ünlü olacak bir şekilde. like, benliğin motivasyon cinsinden yakıtıdır. motivasyonu tatmine dönüştüren bu döngüde birey, daima kendini tamamlamaya oynadığını düşler.

her şey like alabilir, yeterki onu biraz süsleyin, bir kalıba sokun. popülizm her şeyi hızlıca değersizleştiren ve anlamsızlaştıran bir akım. like, "bende burdayım" demenin ve kendini göstermenin bir ihtiyaç haline gelmesiyle tarihteki zirvesini görmüş bir eylem.
aklı başında, sağlıklı düşünebilen hiç kimse, kendini insanların beğenisine sunma ihtiyacı duymaz. sanatçının bile buna ihtiyacı yoktur esasen. insanların tepkisine, ancak kendinden emin olmamakla ihtiyaç duyulabilir. kabul görmek ve aidiyet hissetmek adına yapılan girişimler, kendinden şüpheye düşmek demektir.
günümüz toplumunda, internet dünyasında insanlar, kendine bir avatar seçip arkasında bir karakter kurgulayıp, kendini o karakterle özdeşleştirerek bir tür sanal şahsiyet oluşturmaktan çekinmiyor. kişilik inşa etme becerisi, çok yoğun bir emek ve tecrübe ister. bir nick name ve profil fotoğrafı ile her parçası kişinin özünden uzak sadece dikkat çekmeyi amaçlayan, en iyisi benim kafasıyla, bir kukla karakter inşa edilebilir.
like, izlenme, favori, takip vs hepsi modern insanın kendi değerini ölçümlenebilir hale getirmesidir. kitlelerin beğenisine sunarsak kendimizi, alacağımız tek karşılık toplumsal sağ duyunun en laubali hali olur. bazılarının, ötekini kendine dönüştürme arzusunun, çoğu kişininde bir başkasına dönüşme arzusunun temel dinamiği, ne kadar artılandığıyla belirlenir. like yada unlike büyük bir meseledir. bir red yada kabuldür, bir içe alma yada dışarıda bırakmadır.
like ipe sapa gelmez bir dönüşümdür.
devamını gör...
trendyol indirim günleri
normalde x lira olan ürünün, 3x liraya çıkarılıp indirim günlerinde 2x liraya indirilmiş gibi yapıldığı dönemlerdir. afiyet olsun.
devamını gör...
saddam hüseyin
ırakla ilgili hangi konu açılırsa açılsın ilk aklıma gelen şey askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayı oluyor.
resmen şahsımda bir travma halini almıştır.
saddam hüseyin bile bana bunu hatırlatmaktadır
resmen şahsımda bir travma halini almıştır.
saddam hüseyin bile bana bunu hatırlatmaktadır
devamını gör...
kendinden biz diye bahsetmek
özellikle akademik çalışmalarda ve kraliyet yöneten kişilerde rastladığımız bir hitap türü.
genellikle tevazu göstermek adına kullanılan bir yöntemdir. örneğin bir araştırma sonucunu makale şeklinde yayımlarken, bilim insanları "ben şunu hesapladım" gibi "tüm işi ben yaptım, harikayım" minvalinde cümleler kurmak yerine "hesaplarımızda şunu kullandık" gibi cümleleri tercih ederler.
ingiltere'de kraliçe yahut kral, kendisinden söz ederken "biz" kelimesini kullanır. bu duruma "royal we" de denir.
***
bir de kur'an-ı kerim'de benzer bir dil hakimdir. ancak burada anladığım kadarıyla farklı bir durum söz konusu. allah her ayetinde "biz" ifadesini kullanmaz. örneğin "bana dua edin, icabet edeyim." ayetinde "ben" kelimesi geçerken "hiç şüphe yok ki, kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." ayetinde "biz" kelimesi kullanılmıştır. bunun da bizi şöyle bir sonuca götürdüğünü düşünüyorum; allah bazı durumlarda meleklerin aracılığıyla ya da benzer bazı sebeplerden "biz" şeklinde hitap etmeyi seçmiş olabilir. örneğin yukarıdaki ayette kur'an-ı kerim bir melek aracılığıyla indirildiğinden çoğul bir ifade kullanılırken dua yalnızca allah'a edildiğinden diğer ayette "ben" kullanılmış. daha doğrusunu bilen varsa aydınlatılmaya açığım.
edit: bunun allah'ın büyüklüğü ve azameti ile ilgili olduğu şeklinde bir açıklama da var, ancak tüm kitapta sürekli o şekilde geçmiyor oluşu yukarıdaki durumu getiriyor akla. yine de en doğrusunu allah bilir tabi ki.
***
@nevarbiliyormusun ukdesidir.
genellikle tevazu göstermek adına kullanılan bir yöntemdir. örneğin bir araştırma sonucunu makale şeklinde yayımlarken, bilim insanları "ben şunu hesapladım" gibi "tüm işi ben yaptım, harikayım" minvalinde cümleler kurmak yerine "hesaplarımızda şunu kullandık" gibi cümleleri tercih ederler.
ingiltere'de kraliçe yahut kral, kendisinden söz ederken "biz" kelimesini kullanır. bu duruma "royal we" de denir.
***
bir de kur'an-ı kerim'de benzer bir dil hakimdir. ancak burada anladığım kadarıyla farklı bir durum söz konusu. allah her ayetinde "biz" ifadesini kullanmaz. örneğin "bana dua edin, icabet edeyim." ayetinde "ben" kelimesi geçerken "hiç şüphe yok ki, kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." ayetinde "biz" kelimesi kullanılmıştır. bunun da bizi şöyle bir sonuca götürdüğünü düşünüyorum; allah bazı durumlarda meleklerin aracılığıyla ya da benzer bazı sebeplerden "biz" şeklinde hitap etmeyi seçmiş olabilir. örneğin yukarıdaki ayette kur'an-ı kerim bir melek aracılığıyla indirildiğinden çoğul bir ifade kullanılırken dua yalnızca allah'a edildiğinden diğer ayette "ben" kullanılmış. daha doğrusunu bilen varsa aydınlatılmaya açığım.
edit: bunun allah'ın büyüklüğü ve azameti ile ilgili olduğu şeklinde bir açıklama da var, ancak tüm kitapta sürekli o şekilde geçmiyor oluşu yukarıdaki durumu getiriyor akla. yine de en doğrusunu allah bilir tabi ki.
***
@nevarbiliyormusun ukdesidir.
devamını gör...
yazarların aldıkları en iyi nasihat
"kuyruğunu dik tut ve beklentini azalt. abim söylemişti. ne zaman gereksiz evham ve üzüntülere kapilsam kendime olan guvenimi yerine getirir.
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
hala hastalıktır diyenler var. size referans vermeye bile gerek yok. hastalık falan da değildir.
bütün yoldaşlarımı sevgiyle kucaklıyorum. canlarım benim iyi ki varsınız!
bütün yoldaşlarımı sevgiyle kucaklıyorum. canlarım benim iyi ki varsınız!
devamını gör...
her yazar bir çaylak sahipleniyor
mantıklı gelen önermedir.
çırak ustayı geçmezse öyle ustalığı seveyim cümlesi çok doğrudur.
verin bir çaylak tribe gireyim ona yol yordam öğreteyim.
bak evlat ile başlayan cümleler kurayım.
çırak ustayı geçmezse öyle ustalığı seveyim cümlesi çok doğrudur.
verin bir çaylak tribe gireyim ona yol yordam öğreteyim.
bak evlat ile başlayan cümleler kurayım.
devamını gör...
