aileyle yaşamak vs tek yaşamak
'bana bakmaya mecbursunuz' diyerek aileyle yaşamayı seçtiğim karşılaştırma.
ne önüm var ne arkam, bitaneciğim, bana değil de kime bakacaklar. tey allah'ım.
ne önüm var ne arkam, bitaneciğim, bana değil de kime bakacaklar. tey allah'ım.
devamını gör...
kfc
zaafım..
tavuğun dışındaki sosda bulunan undan sebep şu an yiyemediğim, ekmeğinin ayrıca hastası olduğumdur kfc..
kovalarca buzluğa atıp, sürekli yediğim dönemler olmuştur.. sağlıksızdır, biliyorumdur, en az çikolatalı açma kadar favori besinimdir zinger..
tavuğun dışındaki sosda bulunan undan sebep şu an yiyemediğim, ekmeğinin ayrıca hastası olduğumdur kfc..
kovalarca buzluğa atıp, sürekli yediğim dönemler olmuştur.. sağlıksızdır, biliyorumdur, en az çikolatalı açma kadar favori besinimdir zinger..
devamını gör...
eraserhead
1977 yapımı bir david lynch şaheseri. charles bukowskinin hayatım boyunca izlediğim en iyi film ikinci bir film adı veremem size diyerek övdüğü filmdir ayrıca lynch üstadın ilk uzun metraj filmidir. film sizi içine çekerek gerçeklik algılarınızı alır uzaklaştırır. klasik bir sonradan baba olacağını öğrenip kadını yanına alma hikayesi olarak başlasa da çok farklıdır ortaya çıkan bebek bir yaratıktır konusu ama film resmen bir sürreal şölen yaşatır size düş mü gerçeklik mi anlayamazsınız bile. stanley kubrick bile bu film için arkadaşlarna muhakkak izleyin demiş ve filmde olan bebeğin nasıl yapıldığını öğrenmek için para teklif etmştir ama lynch'tan bir cevap alamamıştır. sağlam bir sabır çelik gibi bir irade ve güçlü bir mide isteyen bu filmin içerisinde klasik lynch dokunuşlarını hemen farkediyorsunuz. her filminde olduğu gibi bu filmde de baştan aslında mesajları veriyor lynch ama biz tabii ki çok sonradan anlıyoruz. imgesel dokunuşları bu kez fazlasıyla hissettiğimiz için sanki bir silgi ile beynimizi siliyor yönetmen filmin içerisinde 1977 yılında klasik sinema kurallarını altüst edip üstüne birde ayaklarının altına alıp çiğnemiştir. zamanın çok ötesinde oyunculuklar, senaryo ve makyaj ile. john nance nasıl oyunculuktur o.
devamını gör...
şizofren
john katzenbach’a ait roman.
john katzenbach’ın şu ana kadar 2 kitabını okudum. farklı bir tür deneme maksatlı , kitapçımın tavsiyesi üzerine alıp okuduğum kitaplardan biri. öncelikle , bu türden kitapları çok sevmiyorum. yazarın aynı türden psiko analist kitabı daha başarılı olsa da bu kitabı da okunur kitaplardan. daha önce bu türe yakın okuduğum kitaplardan , bu yazarın bu iki kitabını bir üste koyabilirim.
adı üstünde kitabımızda bir şizofren var. ismi de francis petrel. konuya girmeden, şizofren karakteri yaratmanın gerçekten zor olduğunu ve özellikle kitaplarda bunun bir misli zor olduğunu belirteyim. filmlerde, şizofrenin o anlık düşüncelerine çok odaklanmadığı ve direkt hayal dünyası yansıtıldığı için daha kolay karakter oluşturulabiliyor. ama romanlarda,hikayelerde bu gerçekten zor. daha önce gogol’un şizofren karakterinde de bu zorluk anlaşılıyor. karakteri sırf şizofren diye saçma sapan komik düşüncelerin içine atabiliyorlar. bu kitapta da biraz öyle ama gogol’dan daha iyi bir karakter oluşturduğunu söylemeliyim. tabi sayfa sayısı , gogol’un kısa öyküsüne göre daha fazla; bu nedenle katzenbach daha avantajlı oluyor. yine de yazar, gerçek-hayal geçişlerini iyi yapmış. hatta francis’i neredeyse normalleştirmiş.
konusu ise, kafasında seslerle mücadele etmekte ve kimi zaman da saldırganlık göstermektedir. ailesinin zoruyla akıl hastanesine yatırılır. buradaki alışma süreci sonrası hastaneye yeni bir hasta gelir: itfaiyeci peter. aslında peter hasta değildir, sadece hasta numarası yapmaktadır. o da mantıksız geldi, hasta olmadığı alenen ortada. doktorlar hasta olmadığını biliyorlar ve neden görüş bildirmiyorlar ilgili birimlere o da anlaşılmıyor. neyse efendim, bizim peter aslında iyi bir adam, bakmayın böyle yazdığıma. kilisede çıkardığı yangından ve bir rahibin ölümüne neden olmaktan orada. ama yangını neden çıkardığını okuyacaklara bırakıyorum.
neyse efendim, hastanede bir cinayet işleniyor. katilin seçtiği kurbanlar da sarışın kısa saçlı. bir hemşire öldürülünce hastaneye bir dedektif gönderiliyor. bu dedektif de bu katilin kurtulan kurbanlarından. sonra melek adını verdikleri katili bulmaya çalışıyorlar.
kitap aslında beni ters köşe yaptı. katili hep tanıdık biri diye düşünmüştüm. ama sonu sürpriz oldu. belki yazar da şaşırtmak, tahmin edilebilirlikten sıyrılmak istemiştir.
bu türü sevenler bu kitabı da severler diye düşünüyorum. dediğim gibi beni çok etkileyen bir kitap değildi ama merak uyandırıyor ve okutuyor kendini.
katzenbach’ın bir kaç kitabı sinemaya uyarlandı. bu da uyarlanır mı bilemem.
john katzenbach’ın şu ana kadar 2 kitabını okudum. farklı bir tür deneme maksatlı , kitapçımın tavsiyesi üzerine alıp okuduğum kitaplardan biri. öncelikle , bu türden kitapları çok sevmiyorum. yazarın aynı türden psiko analist kitabı daha başarılı olsa da bu kitabı da okunur kitaplardan. daha önce bu türe yakın okuduğum kitaplardan , bu yazarın bu iki kitabını bir üste koyabilirim.
adı üstünde kitabımızda bir şizofren var. ismi de francis petrel. konuya girmeden, şizofren karakteri yaratmanın gerçekten zor olduğunu ve özellikle kitaplarda bunun bir misli zor olduğunu belirteyim. filmlerde, şizofrenin o anlık düşüncelerine çok odaklanmadığı ve direkt hayal dünyası yansıtıldığı için daha kolay karakter oluşturulabiliyor. ama romanlarda,hikayelerde bu gerçekten zor. daha önce gogol’un şizofren karakterinde de bu zorluk anlaşılıyor. karakteri sırf şizofren diye saçma sapan komik düşüncelerin içine atabiliyorlar. bu kitapta da biraz öyle ama gogol’dan daha iyi bir karakter oluşturduğunu söylemeliyim. tabi sayfa sayısı , gogol’un kısa öyküsüne göre daha fazla; bu nedenle katzenbach daha avantajlı oluyor. yine de yazar, gerçek-hayal geçişlerini iyi yapmış. hatta francis’i neredeyse normalleştirmiş.
konusu ise, kafasında seslerle mücadele etmekte ve kimi zaman da saldırganlık göstermektedir. ailesinin zoruyla akıl hastanesine yatırılır. buradaki alışma süreci sonrası hastaneye yeni bir hasta gelir: itfaiyeci peter. aslında peter hasta değildir, sadece hasta numarası yapmaktadır. o da mantıksız geldi, hasta olmadığı alenen ortada. doktorlar hasta olmadığını biliyorlar ve neden görüş bildirmiyorlar ilgili birimlere o da anlaşılmıyor. neyse efendim, bizim peter aslında iyi bir adam, bakmayın böyle yazdığıma. kilisede çıkardığı yangından ve bir rahibin ölümüne neden olmaktan orada. ama yangını neden çıkardığını okuyacaklara bırakıyorum.
neyse efendim, hastanede bir cinayet işleniyor. katilin seçtiği kurbanlar da sarışın kısa saçlı. bir hemşire öldürülünce hastaneye bir dedektif gönderiliyor. bu dedektif de bu katilin kurtulan kurbanlarından. sonra melek adını verdikleri katili bulmaya çalışıyorlar.
kitap aslında beni ters köşe yaptı. katili hep tanıdık biri diye düşünmüştüm. ama sonu sürpriz oldu. belki yazar da şaşırtmak, tahmin edilebilirlikten sıyrılmak istemiştir.
bu türü sevenler bu kitabı da severler diye düşünüyorum. dediğim gibi beni çok etkileyen bir kitap değildi ama merak uyandırıyor ve okutuyor kendini.
katzenbach’ın bir kaç kitabı sinemaya uyarlandı. bu da uyarlanır mı bilemem.
devamını gör...
herkesle aram iyi olsun insanı
dışlanacağı korkusuyla, girdiği ortamlarda çekingen ve suspus olarak takılan, kendi fikirleri savunmaktan uzak, girdiği ortamın ana fikrini kabul etmeyi tercih etmekle beraber kişiliği ve karakteri oturmamış kişidir.
devamını gör...
yürüyen merdivende gerçekleşen doğaüstü olay
mahvolmuşlar. yazık ya üzülerek güldüm.
devamını gör...
aphantasia
zihin gözü körlüğü olarak da bilinen bir durum.
düşünülen bir şeyin zihinde karşılığını bulamamak, hayal edememek. zihinde tasarlayamamak, tam olarak anımsayamamak olarak karşımıza çıkar.
düşünülen bir şeyin zihinde karşılığını bulamamak, hayal edememek. zihinde tasarlayamamak, tam olarak anımsayamamak olarak karşımıza çıkar.
devamını gör...
yaran ingilizce çevirileri
sensibility meatball.
içli köfte.
çok içliymiş,kıyamam.
içli köfte.
çok içliymiş,kıyamam.
devamını gör...
özcan deniz'in devamlı aşk dizisi ve filmi çekmesi
ne izlenirse onu çekiyor adam. türkiye şartlarında bilim kurgu dizisi çekecek halı yok ya.
devamını gör...
ökse otu
şahitlik ettiği öpüşmelerle bilinen bir bitki. beyaz beyaz meyveleriyle yılbaşı ağacını anımsatır.
neden altında öpüşüldüğüne gelirsek:
odin ve frigg'in oğlu balder rüyasında öldüğünü görür ve bunu annesi frigg'e iletir. frigg panik halinde tüm canlılara balder'a zarar vermeyeceklerine dair kutsal yemin ettirir. bu iş hallolunca akşam festival düzenlenir ve diğer tanrılar balder'a bir şeyler fırlatıp balder'la eğlenirler. bu durumu uzaktan izleyen loki durumdan işkillenir ve ertesi gün yaşlı kadın kılığına girerek frigg'e bazı sorular yönetir.
-sahiden tüm canlılara yemin ettirdin mi?
-hayır, ökse otu zarar veremeyecek kadar güzel ve narindi, onu pas geçtim.
istediği cevabı alan loki hemen ökse otundan bir ok yapar ve bu okla balder'ı öldürür.
bu durum karşısında oldukça üzülen tanrılar loki'yi elleri bağlı, kafasına yılan zehri damlar biçimde mağaraya bağlarlar. loki ragnarok'a kadar o mağaradan çıkamayacaktır.
bu olayın ardından, frigg ökse otunun bundan sonra sadece iyi işler için kullanılacağına dair kendine söz verir ve tüm canlıları ökse otunun altında öperek bu sözünü gerçekleştirmek için elinden geleni yapar.
istiklal marşı ve kapanış.
neden altında öpüşüldüğüne gelirsek:
odin ve frigg'in oğlu balder rüyasında öldüğünü görür ve bunu annesi frigg'e iletir. frigg panik halinde tüm canlılara balder'a zarar vermeyeceklerine dair kutsal yemin ettirir. bu iş hallolunca akşam festival düzenlenir ve diğer tanrılar balder'a bir şeyler fırlatıp balder'la eğlenirler. bu durumu uzaktan izleyen loki durumdan işkillenir ve ertesi gün yaşlı kadın kılığına girerek frigg'e bazı sorular yönetir.
-sahiden tüm canlılara yemin ettirdin mi?
-hayır, ökse otu zarar veremeyecek kadar güzel ve narindi, onu pas geçtim.
istediği cevabı alan loki hemen ökse otundan bir ok yapar ve bu okla balder'ı öldürür.
bu durum karşısında oldukça üzülen tanrılar loki'yi elleri bağlı, kafasına yılan zehri damlar biçimde mağaraya bağlarlar. loki ragnarok'a kadar o mağaradan çıkamayacaktır.
bu olayın ardından, frigg ökse otunun bundan sonra sadece iyi işler için kullanılacağına dair kendine söz verir ve tüm canlıları ökse otunun altında öperek bu sözünü gerçekleştirmek için elinden geleni yapar.
istiklal marşı ve kapanış.
devamını gör...
kazakistan'daki volkan buzulu
kazakistan'ın almatı kentinde yer altı suyunun yüzeye çıkıp donmasıyla oluşan şekil volkan buzulu olarak adlandırılıyor. yerin altındaki sıcak sular yüzeye çıkarken aniden bir soğuk havayla karşılaşınca donmaya uğruyor ve buz kütlesine dönüşüyor.

kaynak

kaynak
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
oysaki babasının fotoğrafını koyması gerekir
devamını gör...
şeker portakalı
josé mauro de vasconcelos tarafından yazılan roman.
canım zeze...
okuduktan epey sonra bile yüreğime öküz oturtan canım kitap.
canım zeze...
okuduktan epey sonra bile yüreğime öküz oturtan canım kitap.
devamını gör...
golfçü dirseği
fleksör kasların tendonlarının aşırı gerilmesinde veya medial epikondil(dirsek iç tarafı) lezyonlarında oluşan durumdur.
medial epikondilde çok şiddetli ağrı ile karakterizedir.
golfçülerde yaygın görüldüğü için bu ismi almıştır.
medial epikondilde çok şiddetli ağrı ile karakterizedir.
golfçülerde yaygın görüldüğü için bu ismi almıştır.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
bizi de üzdüler ama sabah kalkıp işe gittik.
devamını gör...
arkadaşının sevgilisine iç geçiren erkek
arkadaşının sevgilisine iç geçiren erkek tarafından açılmış başlık.
devamını gör...
onur kocamaz
hem çalıp hem söyleyen türk halk müziği sanatçısı.
1981 ankara doğumlu kocamaz 99 senesinde aktif müzik yaşamına başlamıştır.eğitimini ankara üniversitesi dil tarih coğrafya fakültesi halkbilim bölümünde tamamlamış olan sanatçı 2013 yılında ilk solo albümü olan leyla’ya misal albümünü çıkarttı.
ardından 2015 tarihli muhabbeti duy isimli koro albüm çalışmasında yer alan kocamaz 2016 yılında çıkarttığı adanmış ve 2018 yılında yayınladığı olida albümleriyle müzik yaşamına devam etmiştir.
türkü ve deyişleri albümlerinde seslendirmenin yanısıra video paylaşım sitelerinde de amatör ve profesyonel kayıtlarını dinleyicileriyle paylaşan sanatçının bir de sitemi var ; “bazı anonim türküleri ve deyişleri birileri hasbelkader albümlerinde oku diye o eserler onların tapulu malı olmuyor , biz okumak , dillendirmek istiyoruz telif hakkı ihlali diyorlar , yayından kalkıyor videolarımız , bazen de hayatta olmayan sanatçıların varisleri telif yolluyor. bazı eserler herkesindir.”
günümüzde almanya’da yaşayan sanatçı , türkiye’de olduğu gibi yurt dışında da konserlerine ve sivil toplum kuruluşları organizasyonlarına devam etmektedir.
kendisi güçlü , etkileyici ama aynı zamanda yumuşacık olan sesi , bağlama konusundaki yeteneği ile şahsımı yaptığı işe aşık etmiştir. özellikle alevi-bektaşi müziğine olan ilgisi ve bu konudaki yüksek başarısı ile dikkat çekmektedir ve genç yaşına rağmen hayranları kendisine ‘dede’ diye hitap etmektedir.
albümlerinin yanı sıra youtube üzerinden amatör kayıtlar da paylaşan bu pos bıyıklı abimiz söylediği her türkü ve deyişin hakkını fazlasıyla vermekte.
birkaç örnek ver bakalım kebapçığım diyenlere ;
çok evvel oldu - aşık davut sulari
sevgi kuşun kanadında- hasret gültekin
naz etme sevdiğim - perişan güzel
1981 ankara doğumlu kocamaz 99 senesinde aktif müzik yaşamına başlamıştır.eğitimini ankara üniversitesi dil tarih coğrafya fakültesi halkbilim bölümünde tamamlamış olan sanatçı 2013 yılında ilk solo albümü olan leyla’ya misal albümünü çıkarttı.
ardından 2015 tarihli muhabbeti duy isimli koro albüm çalışmasında yer alan kocamaz 2016 yılında çıkarttığı adanmış ve 2018 yılında yayınladığı olida albümleriyle müzik yaşamına devam etmiştir.
türkü ve deyişleri albümlerinde seslendirmenin yanısıra video paylaşım sitelerinde de amatör ve profesyonel kayıtlarını dinleyicileriyle paylaşan sanatçının bir de sitemi var ; “bazı anonim türküleri ve deyişleri birileri hasbelkader albümlerinde oku diye o eserler onların tapulu malı olmuyor , biz okumak , dillendirmek istiyoruz telif hakkı ihlali diyorlar , yayından kalkıyor videolarımız , bazen de hayatta olmayan sanatçıların varisleri telif yolluyor. bazı eserler herkesindir.”
günümüzde almanya’da yaşayan sanatçı , türkiye’de olduğu gibi yurt dışında da konserlerine ve sivil toplum kuruluşları organizasyonlarına devam etmektedir.
kendisi güçlü , etkileyici ama aynı zamanda yumuşacık olan sesi , bağlama konusundaki yeteneği ile şahsımı yaptığı işe aşık etmiştir. özellikle alevi-bektaşi müziğine olan ilgisi ve bu konudaki yüksek başarısı ile dikkat çekmektedir ve genç yaşına rağmen hayranları kendisine ‘dede’ diye hitap etmektedir.
albümlerinin yanı sıra youtube üzerinden amatör kayıtlar da paylaşan bu pos bıyıklı abimiz söylediği her türkü ve deyişin hakkını fazlasıyla vermekte.
birkaç örnek ver bakalım kebapçığım diyenlere ;
çok evvel oldu - aşık davut sulari
sevgi kuşun kanadında- hasret gültekin
naz etme sevdiğim - perişan güzel
devamını gör...
durduk yere insanı mutlu eden şeyler
çay.
bazen sadece elimde tutup buharını içime çekesim geliyor.
bazen sadece elimde tutup buharını içime çekesim geliyor.
devamını gör...
acılı şalgam suyu
hiç sevmediğim şalgam suyunun acılı versiyonu olan içecektir.
devamını gör...
