en sevilen nazım hikmet ran şiiri
bugün pazar
bugün pazar.
bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
toprak, güneş ve ben...
bahtiyarım...
nazım hikmet ran
devamını gör...
ver bana düşlerimi
okul yıllarımı anımsatan murat kekilli şarkısı.
yıl 1999; üniversite 1.sınıftayım. o zaman internet neyim yaygın değil. internet cafeler var ama arada bir gidiyoruz. o nedenle zamanımızı daha yararlı aktivitelerde kullanmak için, öğrenci kafelerinde geçiriyoruz*. okeye 3.veya 4.arayarak, oyun sayesinde iq’muzu yükseltiyoruz. gece gözlerimizi kapadığımızda bile gözümüzde okey taşları geziyor; elimizde dönerken patlayan okey olunca uykusuz bir gece bizi bekliyor demekti. neyse efendim, bu entelektüel ortamda dinledim ilk kez murat kekilli’yi.
o dönem en popüler şarkısı ‘bu akşam ölürüm’ idi. ilk bu ortamda dinledim ve bayıldım şarkıya. tam o dönemki ergen bunalımımıza da hitap ediyor; daha ne olsun.
neyse ben 4 yıl kekilli’yi dinledim. hatta son sene okuldan ayrılacağım günün sabahına kadar da ‘ver bana düşlerimi’ şarkısını dinledim durdum.
kekilli sevdam yıllarca devam etti. 2 kere konserine gittim; her konserde de bu şarkıyı bağıra bağıra söyledim.
o da yetmedi; dövmelerimi yaptırırken de rica ettim dövmecime; kekilli’yi baştan sona dinledim. hala da severim. bin kere dinlesem de yine de bıkmam.
başkaları da söyledi bunu ama yok efendim; kekilli kadar güzel aktaramıyorlar duyguları. adam şarkıyı söylemiyor, yaşıyor resmen.
yıl 1999; üniversite 1.sınıftayım. o zaman internet neyim yaygın değil. internet cafeler var ama arada bir gidiyoruz. o nedenle zamanımızı daha yararlı aktivitelerde kullanmak için, öğrenci kafelerinde geçiriyoruz*. okeye 3.veya 4.arayarak, oyun sayesinde iq’muzu yükseltiyoruz. gece gözlerimizi kapadığımızda bile gözümüzde okey taşları geziyor; elimizde dönerken patlayan okey olunca uykusuz bir gece bizi bekliyor demekti. neyse efendim, bu entelektüel ortamda dinledim ilk kez murat kekilli’yi.
o dönem en popüler şarkısı ‘bu akşam ölürüm’ idi. ilk bu ortamda dinledim ve bayıldım şarkıya. tam o dönemki ergen bunalımımıza da hitap ediyor; daha ne olsun.
neyse ben 4 yıl kekilli’yi dinledim. hatta son sene okuldan ayrılacağım günün sabahına kadar da ‘ver bana düşlerimi’ şarkısını dinledim durdum.
kekilli sevdam yıllarca devam etti. 2 kere konserine gittim; her konserde de bu şarkıyı bağıra bağıra söyledim.
o da yetmedi; dövmelerimi yaptırırken de rica ettim dövmecime; kekilli’yi baştan sona dinledim. hala da severim. bin kere dinlesem de yine de bıkmam.
başkaları da söyledi bunu ama yok efendim; kekilli kadar güzel aktaramıyorlar duyguları. adam şarkıyı söylemiyor, yaşıyor resmen.
devamını gör...
16 ocak 2021 istanbul kar yağışı
16.40 civarlarında başlayan yağıştır. lapa lapa yağarak doyumsuz bir izleme zevki oluşturmuştur. o kadar güzel ki ders çalışmayı bırakıp cama yapışmış durumdayım.
devamını gör...
bol kalorisine rağmen yenilen şeyler
hamburger ve patates kızartması.
devamını gör...
entry butonları hakkında
hem italik hem bold yazılabilir butonları da mevcuttur. iç içe almak yeterli.
devamını gör...
dev figürü
her günkü stumbleupon vari dozumu alayım diye bilgisayarın karşısına geçtim -gerçi şimdi mixlendi-, benzer ilgi alanlarına sahip insanların ilginç bulduğu sayfalar arasında gezinirken birden çarpıldığımı hissettim.
eski bilgisayarımın hoparlörleri tam bilek altına denk düşüyordu ve kolumdaki tüylerin hoparlörlerin madeni ızgarasına her değişinde “gerçekten” çarpılıyordum, bu yüzden de bilgisayar karşısında otururken en münasebetsiz anda vücudumu bir uçtan diğerine kat eden elektriğe alışkın olduğumu iddia edebilirim; ama bu seferki his fiziksel olmaktan çok zihnimdeydi ve beraberinde çocukluğumun kokularını çağrıştıracak bir nostaljiyle yüklüydü.
çocukluğumdan beri insansı yapıdaki dev nesnelerin ya da canlıların beni büyülediğini hep hissetmişimdir. ekranda bakmakta olduğum şey de bunun en duygusal, en çarpıcı ve en anlamlı örneklerinden biriydi:
dev kuklalar
karşıma gelen sayfada fransız tiyatro topluluğu royal de luxe’ün almanya’da kendine 1,5 milyon izleyici bulan “the berlin reunion” gösterisinden sahneler vardı. küçük bir kızın amcası olan dalgıcı arayışını, kavuşmasını ve dolaylı olarak iki almanya’nın birleşmesini günlerce anlatan bu oyunun dev kuklaları karşısında hissettiğim saygıyla coşkuyu, huşuyla hayranlığı hakkını vererek tarif etmem pek mümkün gözükmüyor; fakat! zihnimde çakıveren şimşek bir anda dallanıp budaklanırken birçok benzer hatırayı da aydınlattı.
küçük ve masum görünüşlü bir kız çocuğu ile ayağına kurşun pabuçlarını, beline ağırlık kemerini geçirip de okyanus dibinde dolaşan bir dalgıcın bir arada olduğu başka bir şey yok mu? elbette bilgisayar oyunlarıyla aranız iyiyse adınız gibi bileceğiniz bioshock’taki big daddy ve little sister ikilisi.
yürüyen devler, çocukken hepimizin ayıla bayıla izlediği voltron’dan tutun da hayalet avcıları’na (serinin ilk filminde marshmallow man, ikincisinde özgürlük heykeli), izlerken kasıklarıma ağrılar giren çevreci mesajlı godzilla’ya kadar (ama öyle amerikan godzillası değil, inoshiro honda’lı, jun fukuda’lı olanı, gojira yani) birçok güzel hatıramın ortak noktası.
şimdi biraz geçmişi deşiyorum da, doğru ya, joe satriani’nin şarkısını çalıp (yaşasın sözcüğün çift anlamını kullanarak yapılan söz oyunları) grammy’leri, mtv ödüllerini üst üste dizen coldplay’in “talk” şarkısını da video klipteki dev robot olmasa ikinci kez dönüp dinlemezdim. beastie boys’un ödüllü “intergalactic”'i ayrıdır ama; oradaki dev robotu da, yumruğu yiyince kafası emzik gibi içine çöken dev deniz mahsülünü de ayrı tutarım. tanım buraya kadar gelmişken, herhalde zaman zaman müzik kanallarında dönen en hoş şarkılarından biri olan the muse – resistance’ın süper bir dioramada geçen video klibindeki dev ayılara ne buyrulur?
edebiyata gelince, swift’in güliver’ine hiç değinmiyorum bile… biraz daha düşününce, clive barker’ın hepsi birbirinden kötü korku filmlerine (geceyarısı et treni ya da kan kitabı gibi) kaynak olan kan kitapları’nın ilk cildinde beni en çok etkileyen öykü de döküntü bir volkswagen’le avrupa gezisine yola çıkan bir eşcinsel ingiliz çiftin, eski yugoslavya’da karşılaştığı tarifi imkansız dehşetle ilgiliydi. neden? belki de bir kasabanın binlerce sakini kendilerini halatlarla bağlayıp dev bir insan vücudu oluşturduğu ve kan davalısı kasabayla bir cenk meydanında güreşe tutuştuğu için.
çizgiromanda ise galactus’u tek geçerim!
eski bilgisayarımın hoparlörleri tam bilek altına denk düşüyordu ve kolumdaki tüylerin hoparlörlerin madeni ızgarasına her değişinde “gerçekten” çarpılıyordum, bu yüzden de bilgisayar karşısında otururken en münasebetsiz anda vücudumu bir uçtan diğerine kat eden elektriğe alışkın olduğumu iddia edebilirim; ama bu seferki his fiziksel olmaktan çok zihnimdeydi ve beraberinde çocukluğumun kokularını çağrıştıracak bir nostaljiyle yüklüydü.
çocukluğumdan beri insansı yapıdaki dev nesnelerin ya da canlıların beni büyülediğini hep hissetmişimdir. ekranda bakmakta olduğum şey de bunun en duygusal, en çarpıcı ve en anlamlı örneklerinden biriydi:
dev kuklalar
karşıma gelen sayfada fransız tiyatro topluluğu royal de luxe’ün almanya’da kendine 1,5 milyon izleyici bulan “the berlin reunion” gösterisinden sahneler vardı. küçük bir kızın amcası olan dalgıcı arayışını, kavuşmasını ve dolaylı olarak iki almanya’nın birleşmesini günlerce anlatan bu oyunun dev kuklaları karşısında hissettiğim saygıyla coşkuyu, huşuyla hayranlığı hakkını vererek tarif etmem pek mümkün gözükmüyor; fakat! zihnimde çakıveren şimşek bir anda dallanıp budaklanırken birçok benzer hatırayı da aydınlattı.
küçük ve masum görünüşlü bir kız çocuğu ile ayağına kurşun pabuçlarını, beline ağırlık kemerini geçirip de okyanus dibinde dolaşan bir dalgıcın bir arada olduğu başka bir şey yok mu? elbette bilgisayar oyunlarıyla aranız iyiyse adınız gibi bileceğiniz bioshock’taki big daddy ve little sister ikilisi.
yürüyen devler, çocukken hepimizin ayıla bayıla izlediği voltron’dan tutun da hayalet avcıları’na (serinin ilk filminde marshmallow man, ikincisinde özgürlük heykeli), izlerken kasıklarıma ağrılar giren çevreci mesajlı godzilla’ya kadar (ama öyle amerikan godzillası değil, inoshiro honda’lı, jun fukuda’lı olanı, gojira yani) birçok güzel hatıramın ortak noktası.
şimdi biraz geçmişi deşiyorum da, doğru ya, joe satriani’nin şarkısını çalıp (yaşasın sözcüğün çift anlamını kullanarak yapılan söz oyunları) grammy’leri, mtv ödüllerini üst üste dizen coldplay’in “talk” şarkısını da video klipteki dev robot olmasa ikinci kez dönüp dinlemezdim. beastie boys’un ödüllü “intergalactic”'i ayrıdır ama; oradaki dev robotu da, yumruğu yiyince kafası emzik gibi içine çöken dev deniz mahsülünü de ayrı tutarım. tanım buraya kadar gelmişken, herhalde zaman zaman müzik kanallarında dönen en hoş şarkılarından biri olan the muse – resistance’ın süper bir dioramada geçen video klibindeki dev ayılara ne buyrulur?
edebiyata gelince, swift’in güliver’ine hiç değinmiyorum bile… biraz daha düşününce, clive barker’ın hepsi birbirinden kötü korku filmlerine (geceyarısı et treni ya da kan kitabı gibi) kaynak olan kan kitapları’nın ilk cildinde beni en çok etkileyen öykü de döküntü bir volkswagen’le avrupa gezisine yola çıkan bir eşcinsel ingiliz çiftin, eski yugoslavya’da karşılaştığı tarifi imkansız dehşetle ilgiliydi. neden? belki de bir kasabanın binlerce sakini kendilerini halatlarla bağlayıp dev bir insan vücudu oluşturduğu ve kan davalısı kasabayla bir cenk meydanında güreşe tutuştuğu için.
çizgiromanda ise galactus’u tek geçerim!
devamını gör...
ölmeyecek meslekler
sağlık sektörüyle ilgili tüm meslekler.
devamını gör...
güneş (yazar)
okudukça okutuyor yazarı.
bıraksalar sayfasında sabahlar, tanımlarıyla uykuya dalarım.
o kadar doğru tespitleri var ki. bazen okurken gerçekliğine kahkaha atıyorum.
çok derin, çok sağlam, çok duygulu cümleler... açıkçası bazen uzun uzun yazılar okurken sıkılıyorum ama eğer sayın yazarın profilindeysem bu durum imkan dahilinde değil.
buraların bu kadar aydınlık olma müsebbibi sizsiniz sayın yazar. uzun zamandır takip ediyorum sizi ve beni tahmin edemeyeceğiniz kadar aydınlatıyorsunuz. ayrıca çokta keyif alıyorum. hep yazın olur mu? sakın bizi bu ışıktan mahrum etmeyin.
huzurla kalın...
bıraksalar sayfasında sabahlar, tanımlarıyla uykuya dalarım.
o kadar doğru tespitleri var ki. bazen okurken gerçekliğine kahkaha atıyorum.
çok derin, çok sağlam, çok duygulu cümleler... açıkçası bazen uzun uzun yazılar okurken sıkılıyorum ama eğer sayın yazarın profilindeysem bu durum imkan dahilinde değil.
buraların bu kadar aydınlık olma müsebbibi sizsiniz sayın yazar. uzun zamandır takip ediyorum sizi ve beni tahmin edemeyeceğiniz kadar aydınlatıyorsunuz. ayrıca çokta keyif alıyorum. hep yazın olur mu? sakın bizi bu ışıktan mahrum etmeyin.
huzurla kalın...
devamını gör...
4 ekim 2021 internet kesintileri ve pandora papers ilişkisi
bazi ortamlarda dile getirilen iddia. sizan belgelerin yayilmasini yavaslatmak icin buyuk gucler tarafindan internet kesintilerinin kasten yapildigina dair tahminler ve soylentiler mevcut. dunya bu sefer fena karisacak gibi duruyor hadi hayirlisi.
twitter.com/search?q=pandor...

direkt olarak dns'lere bir mudahale var sanki. facebook whatsapp instagram domainlerinin dns kayitlarina hic bir bilindik dns sunucusu cevap vermiyor su anda.
mxtoolbox.com/SuperTool.asp...
twitter.com/search?q=pandor...

direkt olarak dns'lere bir mudahale var sanki. facebook whatsapp instagram domainlerinin dns kayitlarina hic bir bilindik dns sunucusu cevap vermiyor su anda.
mxtoolbox.com/SuperTool.asp...
devamını gör...
bir kadını mutlu etmenin en güzel yolu
onu üzmemek. *
devamını gör...
en sevilen anne yemeği
bamya, kıymalı mantar, taze fasulye, paça çorbası, yayla çorbası, pizza, daha sayabilirim... canım anam, analarımız, hepsinin eline sağlık uzun ömürleri olsun.
devamını gör...
tüm yazarların karma puanlarını artırıyoruz kampanyası
beğendim bunu.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bu hafta sözlük radyo programı 2 temmuz sivas katliamını anma olunca, kayıtsız kalamadım. çarşamba akşamı saat 22’de radyoya bir ses kaydı ile katılacağım. bu anma gününü unutmadıkları için radyo yönetimine ve program yapımcısı “ben garip sen benden de garip ama hepimiz umutlu’ya” çok teşekkür ediyorum.
çarşamba akşamı buluşmak üzere.
dün gece rakının bana verdiği yetkiyi yudumlayarak kayıt yapılmış ve gönderilmiştir. sürçülisan ettiysek şimdiden affola.
not: bu afffffedersin discord mudur nedir, ne menem bir programdır. artık ses kaydımı gönderdim, yanlışlıkla nude mö attım belli değil. az kolay yapın şu programı! insan kullanacak bunu ulen.
çarşamba akşamı buluşmak üzere.
dün gece rakının bana verdiği yetkiyi yudumlayarak kayıt yapılmış ve gönderilmiştir. sürçülisan ettiysek şimdiden affola.
not: bu afffffedersin discord mudur nedir, ne menem bir programdır. artık ses kaydımı gönderdim, yanlışlıkla nude mö attım belli değil. az kolay yapın şu programı! insan kullanacak bunu ulen.
devamını gör...
i am melting lannn melting
göz açıp kapayana kadar ortadan kaybolmuş olan yazar. umarım dünkü mevzuyla ilgisi yoktur ve her ne sıkıntısı varsa halledip döner.
eğer ilgisi varsa da sadece şunu söyleyeceğim: çok gidiyorsunuz insanların üzerine bazen arkadaşlar. yapmayın bunu. olay çok basit: kendinize yapılmasını istemediğiniz hiçbir şeyi başkasına da yapmayacaksınız.
birkaç saat şurada yazıp çizip kapatıp gidiyoruz hepimiz. ciddiye almayın diyenler yapıyor en çok da bu "öyle yazmayın böyle yazmayın" deme işlerini.
of neyse, sabah sabah içim şişti! rahat bırakalım lütfen hepimiz birbirimizi.
eğer ilgisi varsa da sadece şunu söyleyeceğim: çok gidiyorsunuz insanların üzerine bazen arkadaşlar. yapmayın bunu. olay çok basit: kendinize yapılmasını istemediğiniz hiçbir şeyi başkasına da yapmayacaksınız.
birkaç saat şurada yazıp çizip kapatıp gidiyoruz hepimiz. ciddiye almayın diyenler yapıyor en çok da bu "öyle yazmayın böyle yazmayın" deme işlerini.
of neyse, sabah sabah içim şişti! rahat bırakalım lütfen hepimiz birbirimizi.
devamını gör...
akıllara zarar tik tok videosu
akıllara zarar vermeyen bir tiktok videosu var mı ki?
devamını gör...
kıyafetlerin seçilmiş sansür olması
kıyafetlere neden bu kadar önem verdiğimizi yarı uyur halde düşünürken aklıma gelen hede. çünkü onlar da saklamak istediklerimizi saklıyorlar. hatta bazılarını daha albenili hale getiriyorlar.
devamını gör...
delilik
tanım: değirmenden düşman yapma sanatı.
insanlık tarihinin ilk romanının bir delilik hikayesi olması tesadüf değildir. foucault, modern toplumlarda delilik kavramının bir tahakküm ve izleme aracı olarak kullanıldığını iddia ederken, normal-dışıyı yüceltiyor olabilir mi? foucault için erasmus'un takipçisi diyebilir miyiz? modern devletler ve don kişot arasındaki bağlantı nedir? düşman yaratma sanatı da bir tahakküm aracı olarak kullanılabilir mi? ben yalnızca soruyorum.
insanlık tarihinin ilk romanının bir delilik hikayesi olması tesadüf değildir. foucault, modern toplumlarda delilik kavramının bir tahakküm ve izleme aracı olarak kullanıldığını iddia ederken, normal-dışıyı yüceltiyor olabilir mi? foucault için erasmus'un takipçisi diyebilir miyiz? modern devletler ve don kişot arasındaki bağlantı nedir? düşman yaratma sanatı da bir tahakküm aracı olarak kullanılabilir mi? ben yalnızca soruyorum.
devamını gör...
güne bir fotoğraf bırak
günümüze etkileri yadsınamaz derecede fazla olan ünlü 29 bilim insanının tek karede buluştuğu fotoğraf;

kuantum mekaniği üzerine beşinci solvay konferansı, 1927, brüksel. benjamin couprie’nin fotoğrafı. arka sıradan öne, soldan sağa: auguste piccard, émile henriot, paul ehrenfest, édouard herzen, théophile de donder, erwin schrödinger, jules-émile verschaffelt, wolfgang pauli, werner heisenberg, ralph howard fowler, léon brillouin, peter debye, martin knudsen, william lawrence bragg, hendrik anthony kramers, paul dirac, arthur compton, louis de broglie, max born, niels bohr, ırving langmuir, max planck, marie skłodowska curie, hendrik lorentz, albert einstein, paul langevin, charles-eugène guye, charles thomson rees wilson, owen willans richardson. (fotoğraf: wikimedia commons [public domain])

kuantum mekaniği üzerine beşinci solvay konferansı, 1927, brüksel. benjamin couprie’nin fotoğrafı. arka sıradan öne, soldan sağa: auguste piccard, émile henriot, paul ehrenfest, édouard herzen, théophile de donder, erwin schrödinger, jules-émile verschaffelt, wolfgang pauli, werner heisenberg, ralph howard fowler, léon brillouin, peter debye, martin knudsen, william lawrence bragg, hendrik anthony kramers, paul dirac, arthur compton, louis de broglie, max born, niels bohr, ırving langmuir, max planck, marie skłodowska curie, hendrik lorentz, albert einstein, paul langevin, charles-eugène guye, charles thomson rees wilson, owen willans richardson. (fotoğraf: wikimedia commons [public domain])
devamını gör...
yazarların mutluluk tanımı
kendi dilimden değil ama ahmed paşa’nın kaleminden gelen mutluluk tanımı.
“canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr
öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim.”
“canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr
öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim.”
devamını gör...
