hızına yetişilemeyen sözlük yapmışlar.
hayırlı olsun.
devamını gör...

yorgunum,
bir bardak su almaya bile mecalim yok. dakikalardır ağzımın içi kupkuru, ayaklarımı duvara dayamış; iki büklüm karın ağrısı ve kalbimin kırıklığıyla yatıyorum. ne bir söz söylemeye dilim varıyor ne de beynim toparlıyor kelimeleri. durmak istiyorum, sadece durmak. düşünmemek, duymamak, görmemek. sakiiin ve sessiz bir şekilde hiç olmak...

sokaktan kavga sesleri geliyor, içeride televizyon açık sanırım. aklımda sürekli bir kelime dönüyor. pierre loti. nereden geldi aklıma? hiçbir fikrim yok. arada dönüp duruyor aklımda. onlarca, yüzlerce kez tekrar ediyorum.

şarkı açmıştım az önce. rehber - ruh . tekrarda kalmış sanırım. kaçıncı defa çalıyor bilmiyorum. ama onu değistirecek bile gücüm yok, kalkmıyor elim kolum. bazen o kadar çok düşünmüyorum ki neyi düşündüğümü bile unutuyorum. gerçi unutmak da istiyorum zaten de o ayrı konu.

bazı defterler kapanıyor, bazı kelimeler yanıyor cayır cayır. şiirler susuyor, şarkılar ağlıyor sessizce. ben duruyorum öylece, durmakla yetiniyorum. susmaya bile gücüm yok belki de. komodinimin üzerinde duran turuncu masa lambamın yarattığı gölgeler dans ediyor gözümün önünde. masam sandalyemle eşleşmiş. kitaplığım pencereyle el ele.

tam karşımda, ayaklarımın kenarında duran posterlerime bakıyorum. küçük iskender, sadece öpüyor beni. cem karaca "sen de başını alıp gitme ne olur" diyor. william shakespeare, "bütün dünya bir sahnedir" derken; rainer maria rilke, insana yakın olan yalnızca kendi iç dünyasıdır; başka her şey uzağındadır onun" diyor. her bir kelimeyi on defa okuyorum ama ulaşmıyor hiçbiri dimağıma. görüntüler bulanıklaşırken sesler boğuklaşıyor birer birer. gözlerim kapanırken tek bir kelime dökülüyor dilimden, nedensizce. pier loti...
devamını gör...

yuh, yani gerçekten yuh. başka ne diyebilirim bilmiyorum. bu aptal açıklamada emeği geçen kim varsa umarım görevlerinden uzaklaştırılırlar.
devamını gör...

“ sorunlarını da al, az ötede oyna” denilmesi gereken erkektir. zor olan hayatı daha da zorlaştırmak istemiyorsanız, bu tip erkeklerden ışık hızıyla uzaklaşın.
devamını gör...

günaydın sözlük.
az uyuduğum günlerde neden daha zinde hissettiğimi merak etmekle birlikte hiç şikayetçi değilim. günün ilerleyen saatlerinde baş ağrısı ve uykusuzluk olarak dönmezse bugünü kârlı kapatıyorum resmen. hayattan beklentimin "uyku saatinden kâr etme"ye kadar düşeceğini ben de bilmiyordum. zalim dünya.

güne puanım şimdilik 7/10.
devamını gör...

bir etgar keret ve samir el-youssef kitabıdır.

bu kitap müthiş bir öykü kitabı ama yazılma amacı sadece edebi değeri yüksek bir kitap ortaya çıkarmak değil. elbette iki yazar da edebi kaygılarına sırtlarını dönmeden yazmışlar öykülerini ama çok daha büyük, çok daha ulvi bir amaç var arka planda.

yazarlardan biri dünyanın her yerinde tanınan, tanrı olmak isteyen otobüs şoförü, nimrod çıldırışları gibi kitapların büyük yazarı ve altını çizerek söylüyorum ki israilli bir yazar olan etgar keret.

ikinci yazarımız ise türkçeye çevrilen bundan başka bir kitabı olup olmadığını bile bilemediğim ama bu kitaptaki öykülerini okur okumaz hayran kaldığım, yine altını çizerek söylüyorum filistinli yazar samir el-youssef.

peki neden altını çizdim bu iki sıfatın. çünkü onlar çok iyi iki arkadaş ve israil - filistin olayına bir son vermek için sırt sırta vermeye karar vermişler. fikir samir’den çıkıyor ve iki tarafın da insanlıktan çıkmaya meyilli olduğunu düşündüğü bir konuda tarafları insancıllaştırmak için bir kitap yazmayı öneriyor. elbette bu öneri keret tarafından hemen kabul ediliyor. iki nedenden ötürü: birincisi keret artık imza toplamaktan yorulmuş ve sıkılmış, ikinci neden ise samir az tanınan, keret çok tanınan bir yazar olması.

ikili, insanlara insan olduklarını hatırlatmak için muhteşem bir öykü kitabı yazmışlar. okuyalım.
devamını gör...

ben yazdım kadere hüznü perişanı
sonu gelmez yine de bitemez ümitler,
ama yoksa bahçemin eski şanı
sebebi koparılan çiçekler.
devamını gör...

microsoft'un ölen kişilerin kişisel bilgilerini kullanarak sohbet robotu yapmaya olanak tanıyan projesi. patentini de almış.

kaynak: www.indyturk.com/node/30367...
devamını gör...

kocaman gözlü, masum bakışlı çocuk
allah'ım sana
gani gani rahmet eylesin.
devamını gör...

şu filme yapılan 1984 etiketlemesine ciddi anlamda ifrit oluyorum. her distopya'yı 1984'e bağlamanın kıymeti harbiyesi yok! ''bak ama film 1984 yılında çekilmiş. orada inceden gönderme vardır abicim.'' çıkar o fuları ve iki dakika sakin ol! gönderme arıyorsanız filmde yığınla gönderme var. bu gönderme yelpazesinin içerisinde doğal olarak 1984'den de esintiler var. ama bu tavır bana şu başlığı hatırlıyor; 1984'ün türkiye'yi anlatması yani bu filmi 1984 ile direkt olarak bağdaştırmak tam olarak şöyle bir başlık açmaya eş değer. mizahı biraz ''modern zamanlar''ı anımsatır. bürokrasi göndermeleri ise bana göre bulgakov tadındadır. filmde kafka'ya bile selam çakılmıştır. yani filmi izlerken bulabileceğiniz yığınla gönderme var. kendinizi zorlarsanız ''kara dörtleme''nin tamamından da esintiler bulursunuz.

bu da şu demek oluyor; film, tadında ve özgün şekilde yapılmış karışık pizza gibi. bu sebeple de 1984 diye tutturmanın alemi yok. bu takıntı, filmi sınırlı bir alana sıkıştırmak olur ki, bu algı ve anlayış da filme ziyadesiyle haksızlık yaptığınız anlamına gelir. artı 1984 ile arasındaki en temel farklılık, bu filmin eleştiri oklarının bizatihi kapitalizm'e yönelmesidir. yani işin temeli farklı bir kere. bilim kurgu'nun kara mizahla birleştiği bu nadide yapıtı ve bu birleşimi idrak edemeyenlerin filmin mizahi yönüne salladığını da buraya not düşmek lazım. kara mizah acıtıyorsa görevini yapmış demektir. o yüzden ''kaçacak bir yer yok.'' * esasında acıtıyorsa umut var demektir. ve o duygu da filmin içine naif bir şekilde yerleştirilmiştir zaten. düğme iliklenesi, kabuk çıkarılası muazzam bir kara mizah örneğidir. en azından benim için öyledir. 1984 sadece ayrıntıdır. siz işin aslına odaklanırsanız bu filmden alacağınız tat kat be kat artar diyerek başlığı terk ediyorum.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ali şeriati'nin şii müslümanların çoğunluğu nezdinde, sünni olmakla suçlanmasına neden olan eseridir.

şeriati, bu eserinde emevi sünniliği ve muhammedi sünniliği birbirinden ayırdığı gibi, ali şiiliği ve safevi şiiliğini de birbirinden ayırır.

bu eserde mezhebi taasubun tarihçesi işlenmiştir. arap soyluluğunu ön plana çıkaran emevilerin düştüğü taasubun, pers soyluluğunu ön plana çıkaran safevi taasubundan bir farkı olmadığı tarihi perspektif ile değerlendirilmiştir.

şovenizm* ve rasizm*in islami topluma sirayet etme meselesi gerçekten ilginç bir meseledir. peygamberimizin(saa) engellemek için harcadığı bunca çabaya rağmen, islami toplumun içine düştüğü bu karanlık kuyu, ne yazık ki siyasi emeller uğruna tekrar deşilmiş ve 13 14 asırdır dini kendi emellerine alet etmeyi başarmıştır.

nasıl ki; emevi sünniliği, muaviye 'yi ehlibeyt'in dayısı(!) olarak görüyor ise, safevi şiiliği de ali (as) ile yedzigerd'i dünür(!) olarak görüyordu.

iki düşünce ekolünün sistemleşmesi ve bu sistemleşmenin dini nasıl tahrip ettiğini gözler önüne seren şeriati, osmanlı ve safevi çekişmesinin batı emperyalizmine nasıl yaradığını acı tecrübelerle hatırlatmıştır.

kendi toplumunu bu denli eleştirebilen bir düşünce adamının, bizim topraklarımıza, bize ait olmasını çok isterdim. kendi özeleştirisini yapabilen insanlar her toplumun ihtiyacıdır. belki de şeriati'yi, şeriati yapan şey; bu denli cesur olmasıdır.

düşünce sistematiği ile dışlanmayı göze alabilmiş bu aydın müslümanın, toplumun büyük çoğunluğu tarafından dışlanmış olması; bu eserde değindiği konunun ne denli tehlikeli bir konu olduğunun kanıtıdır.

ali şiası ve safevi şiasının arasındaki en büyük fark ise; birinin devrimci oluşu, ötekinin muhafazakar oluşudur.

devrim ve değişimin galibiyeti ile sonuçlanan başkaldırı hareketleri; geldikleri noktayı unutup, muhafazakar ve despot olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. bu eserin asıl değindiği konu; bu konudur.
devamını gör...

john rawls'a mı aitti emin olmamakla birlikte çok sevdiğim bir sözü anımsatan başlık.

''matematik ve felsefenin öğretilmediği toplumlarda bu eksikliği adalet sisteminde ve mimari alanda direkt olarak gözlemleyebilirsiniz.''
devamını gör...

sağlık .

dişin ağrısın yeter anlaman için.
devamını gör...

...buzdolabını 21.yy.da evimize getiren yüce gönüllüler, kadının da ya da kız mı demeliydim yok yok perdesiz ev afedersiniz müdürüm umumi ev miydi, rızası olan da şey miydi, aman bir kereden bir şey olmaz hem bademleme de osmanlı geleneği miydi, ay hepsi karıştı... bir kere de bizim paralarımızla yayın yapan hükümet kanalı aman devlet kanalı, şehit cenazelerini paylaşırken hükümetin yaptığı yolları övmüştü, nerden geldiyse aklıma, heyecanlandım bu özel insanlar anırınca aman anılınca...
devamını gör...

dinlerken utanmak.
devamını gör...

19:30'da biz radyodayız. bu kez sesimin mars'tan geliyormuş gibi derinlerden ve boğuk duyulmayacağını umarak sizleri de bekliyorum, bekliyoruz.
devamını gör...

samimi kişidir. kim ne düşünür kaygısı olmayan, egolarından arınmış, çok da hoşsohbet olduğunu düşündüğüm kişidir.
yanaklarını mıncıklayabilirsiniz..
devamını gör...

bizden ne beklendiğini anlamadığım başlık.

40 yaş üstüyüz. eee?
devamını gör...

mutlu hayvanlar; gülümseyen köpekler,şakıyan kuşlar, birbirine pandik atan umarsız tekir kediler..
devamını gör...

aklıma japonların kintsugi sanatını getiren başlıktır. acı çekmiş insan bundan ders almalı ve eskiye göre de güçlü olması gerekir. sözde kolaydır ama bunu hangimiz gerçekleştirebiliyoruz orası meçhul. yapabiliyorsanız tamir edin kalbinizi japonların yaptıkları gibi, bir porselen değil kalp ama kırıldıktan sonra iyileşmiyor sanki.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim