tayyip erdoğan'ı sevmeyip ülkesinde gezmek
(bkz: insanların gerçekten küfürsüz konuşamıyor olması) ilgili başlığa gereken açıklama yapıldı.#463950
bu düşüncedeki insanların kulakları çınlıyor olmalı.
bu düşüncedeki insanların kulakları çınlıyor olmalı.
devamını gör...
kalp
akıldan geçenleri duygularla birleştirerek insanı akıl dışında var eden organdır. düşündüklerinin kalbine sığmamasıdır, insan oğlunun. yaşadığı sürece , içinde var olan duygularla o ritmi koruyabilmektir. yaşamaktır, bağlanmaktır. sevmenin adıdır en önemlisi. kalbinde ondan başkasına yer olmamasıdır. kimseyi sığdıramama, kimseyi düşünememektir. karşılığını bulamadığın sevgilerin ağrımasıdır. insanı öldüreceğini düşündüğü kasılmalara sokmasıdır. insanda var olan aklın bir anda durması, bütün organların sadece onu dinlemesidir. gözlerin baktığı özel bakışlara ritmin artması , vücütan ter boşanmasıdır. insanı yöneten, hayata olmanı sağlayan ve duygularının tek hakim yeri olan gizli bir bölmedir.
devamını gör...
türk tipi teselli yöntemleri
'hayırlısı buymuş yaaaa' ya da 'gader gader, na buraya ne yazıldıysa o' bu ikisinin üstüne tanımam.
devamını gör...
feridun düzağaç şarkılarında geçen muhteşem sözler
şurada olmayan ev var ya
işte bizim evimizdi
önünden her geçişinde hep aynı çocuğun sesi
büyük olur derler ya hep büyük düşlerin kırıkları
saklaması zor olurmuş izlerini
işte bizim evimizdi
önünden her geçişinde hep aynı çocuğun sesi
büyük olur derler ya hep büyük düşlerin kırıkları
saklaması zor olurmuş izlerini
devamını gör...
kontakt lens
18’ime girer girmez soluğu doktorda alıp “ben artık gözlük takmak istemiyorum bana lens verin lütfen” dediğim benim için asrın icatlarından biri. deneme için muayenehanede ayna önüne geçip şıp diye takıvermiştim de doktor şaşırmıştı. hiç zorlanmadın ilk kez taktığına emin misin dedi. takmak ne kelime hojam elime ilk kez lens alıyorum demiştim. orada anladım ki bu minnoş benim vücudumun bir parçasıymış. meğer ben eksikmişim. *
uzun süreli lens kullanımı konjonktivit rahatsızlığını da beraberinde getirir bu sebeple aylık kullanılan lenslerde lensin, saklama kutusunun ve ellerin hijyenine özen gösterilmelidir. aylık olarak başlamıştım ama son 5 yıldır günlük lens kullanıyorum oksijen geçirgenliği çok yüksek olduğu için gözümde olduğunu unuttuğum çok oluyor.
renkli lens olayına gelince şimdiye dek takıp da kendi gözü gibi doğal duranı görmedim. belki de kişilerin yanlış renk seçiminden kaynaklı bu durum. lens gözünde kabarmış da birazdan düşecekmiş gibi duruyor hep. göz yani sonuçta bu güneş gözlüğü, saç tokası, çanta değil ki “bu da onun tarzı” desin insan. * bakınca gözlerim yaşarıyor. yapmayın. *
uzun süreli lens kullanımı konjonktivit rahatsızlığını da beraberinde getirir bu sebeple aylık kullanılan lenslerde lensin, saklama kutusunun ve ellerin hijyenine özen gösterilmelidir. aylık olarak başlamıştım ama son 5 yıldır günlük lens kullanıyorum oksijen geçirgenliği çok yüksek olduğu için gözümde olduğunu unuttuğum çok oluyor.
renkli lens olayına gelince şimdiye dek takıp da kendi gözü gibi doğal duranı görmedim. belki de kişilerin yanlış renk seçiminden kaynaklı bu durum. lens gözünde kabarmış da birazdan düşecekmiş gibi duruyor hep. göz yani sonuçta bu güneş gözlüğü, saç tokası, çanta değil ki “bu da onun tarzı” desin insan. * bakınca gözlerim yaşarıyor. yapmayın. *
devamını gör...
türkiye'de ırkçılık sorunu
hem de ne irkcilik... kendi irkini bile on cesite bolen bir irkcilik. hani biz turkleri diger milletler pek sevmez ya, turku en cok turk sevmez efendim...
devamını gör...
tevfik fikret
kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bâl
kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,
inhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;
fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim.
kimseden bir fayda ummam
kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat.
kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.
bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma;
fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim
sadeleştiren: ahmet muhip dıranas
daha iyi tanımamız gereken devrimci şair.
böyle değerleri tanımadığımız için bugün bu hallerdeyiz.
kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim,
inhinâ tavk-ı esâretten girandır boynuma;
fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şâirim.
kimseden bir fayda ummam
kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat.
kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim.
bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma;
fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim
sadeleştiren: ahmet muhip dıranas
daha iyi tanımamız gereken devrimci şair.
böyle değerleri tanımadığımız için bugün bu hallerdeyiz.
devamını gör...
günün şiiri
kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler.
künyeni almak için, partiye ettim telefon
bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler.
neyzen tevfik
kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler.
künyeni almak için, partiye ettim telefon
bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler.
neyzen tevfik
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlükçüğüm.
gözümü açamıyorum evet, ama çilekli çikolata gibi uyandım ben bugün. bir iki saate toparlıcam yani o iş bende.
size de çikolata kadar tatlı,mutluluk verici bir gün diliyorum..*
sebastiaaaannn kahve !
gözümü açamıyorum evet, ama çilekli çikolata gibi uyandım ben bugün. bir iki saate toparlıcam yani o iş bende.
size de çikolata kadar tatlı,mutluluk verici bir gün diliyorum..*
sebastiaaaannn kahve !
devamını gör...
beton
t: thomas bernhard'ın 1982 yılında yayımlanan kitabıdır. orijinal ismi der beton'dur. türkçeye sezer duru tarafından çevrilmiştir. klasik bernhard üslubunda yazılmıştır: tek paragraf, sürekli tekrarlar, arasına birçok cümlecik eklenen cümleler.
romanın derdine gelecek olursak, ana karakterimiz rudolf, felix mendelsshon bartholdy adlı müzisyen hakkında bir kitap yazmak istemesidir. tüm veriler hazırdır fakat 10 yıl boyunca kitabı yazmaya bir türlü başlayamaz. işte bu başlayamama serüveni içinde bernhard romanlarındaki zıtlık konusu işlenir. bu zıtlık rudolf ve ablası arasındadır. bernhard, rudolf'un ablası üzerinden, yüksek zümredeki insanların aslında içi boş insanlar olduklarını ve her şeyi yüzeysel bildiklerini düşünür, eleştirir. romanda rudolf bir "düşün insanı", toplumdan pek hoşnut olmayan biriyken ablası ise aşırı sosyal biridir. yani, biraz önce eleştirdiği yüksek zümre tipidir. bunların dışında rudolf, kilisenin riyakarlığı, devletin politikaları, toplumun boşluğu gibi konuları da eleştirir.
ablasından rudolf'a: "sen yalnız ölülerle uğraşıyorsun, bense yaşayanlarla, fark bu. benim çevremde yaşayan insanlar var, seninkinde yalnız ölüler."
çok eskiden beri hiç ama hiç kimsem olmadı, diğer herkesin bir kimsesi oldu, benim olmadı, hiç değilse ben olmadığını biliyordum, diğerleriyse hep benim de bir kimsem olduğunu öne sürüyorlardı durmadan, senin de bir kimsen var diyorlardı, oysa ben emindim kesinlikle birinin olmadığına, belki de bu düşünceydi egemen olan, mahveden, kimseye gereksinim duymamam yani. ben bir insana gereksinimim olduğunu sanıyordum, bugün bile öyle sanıyorum."
romanın derdine gelecek olursak, ana karakterimiz rudolf, felix mendelsshon bartholdy adlı müzisyen hakkında bir kitap yazmak istemesidir. tüm veriler hazırdır fakat 10 yıl boyunca kitabı yazmaya bir türlü başlayamaz. işte bu başlayamama serüveni içinde bernhard romanlarındaki zıtlık konusu işlenir. bu zıtlık rudolf ve ablası arasındadır. bernhard, rudolf'un ablası üzerinden, yüksek zümredeki insanların aslında içi boş insanlar olduklarını ve her şeyi yüzeysel bildiklerini düşünür, eleştirir. romanda rudolf bir "düşün insanı", toplumdan pek hoşnut olmayan biriyken ablası ise aşırı sosyal biridir. yani, biraz önce eleştirdiği yüksek zümre tipidir. bunların dışında rudolf, kilisenin riyakarlığı, devletin politikaları, toplumun boşluğu gibi konuları da eleştirir.
ablasından rudolf'a: "sen yalnız ölülerle uğraşıyorsun, bense yaşayanlarla, fark bu. benim çevremde yaşayan insanlar var, seninkinde yalnız ölüler."
çok eskiden beri hiç ama hiç kimsem olmadı, diğer herkesin bir kimsesi oldu, benim olmadı, hiç değilse ben olmadığını biliyordum, diğerleriyse hep benim de bir kimsem olduğunu öne sürüyorlardı durmadan, senin de bir kimsen var diyorlardı, oysa ben emindim kesinlikle birinin olmadığına, belki de bu düşünceydi egemen olan, mahveden, kimseye gereksinim duymamam yani. ben bir insana gereksinimim olduğunu sanıyordum, bugün bile öyle sanıyorum."
devamını gör...
beğeni almayıp sürekli yazan yazar
fikirlerini olduğu gibi beyan ettiğine yüksek derecede inanılır yazardır. insan ister istemez beğenilerle etki altında kalabiliyor fakat beğeni almayan yazar yazmaya devam ediyorsa fikrini, bilgisini olduğu gibi paylaşıyor olma olasılığı bir hayli yüksektir.
devamını gör...
başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak
harry potterdaki ruh emicilerden pek bir farkı yok.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
araya kaynak yaptığım için sıradaki heerkeslerden özür diler ve grup üyemiz reginamills'in gomercan ülkü ocakları için neden rakkas şarkısını istediğini anlamak için sağdan sağdan kaçıyorum.
ha buraya kadar gelmişken grubumuzla ilgili şöyle bi görsel eklemek isterim;

bu görselden de anlaşılıyor oysa neden grup isminin böyle olduğu. hiç de gomercan'ın dediği gibi "niye böyle oldu anlamadım ki?" durumu yok ama neyyyyse...
ha buraya kadar gelmişken grubumuzla ilgili şöyle bi görsel eklemek isterim;

bu görselden de anlaşılıyor oysa neden grup isminin böyle olduğu. hiç de gomercan'ın dediği gibi "niye böyle oldu anlamadım ki?" durumu yok ama neyyyyse...
devamını gör...
yazarların kendini ararken bakacakları ilk yer
aynaya.
tamam alkışlamayın tamam teşekkür çiçeklerini eve göndermeniz yeter. hadi yine iyisiniz köftehorlar sayemde buldunuz kendinizi.
tamam alkışlamayın tamam teşekkür çiçeklerini eve göndermeniz yeter. hadi yine iyisiniz köftehorlar sayemde buldunuz kendinizi.
devamını gör...
beyhude
farsça kökenli bir kelime
anlamdan yoksun faydasız boşuna anlamlarına geliyor
ömrümüzün çoğunu beyhude çabalara feda ediyor oluşumuz...
anlamdan yoksun faydasız boşuna anlamlarına geliyor
ömrümüzün çoğunu beyhude çabalara feda ediyor oluşumuz...
devamını gör...
yalnızlık
kendini bir topluluğa ait hissetmeme duygusu. insanın en büyük korkusu.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
devamını gör...



