kitap alıntıları
geçen yıl okuduğum en şahane kitaplardan birinden paylaşacağım, kurşun kalemle tırnak içine aldığım kısım hayatı az çok yaşayıp görmüş çoğu kişinin toplumdaki insanları gözlemledikçe ruhunda oluşacak hisleri ve bakış açısını gerçekten güzel izhar etmiş bence;

' insanlardan iyice uzaklaşmıştı. onlara düzgün davranmak her geçen gün daha zor geliyordu. insanların varlığı martin' i huzursuz ediyor, onlarla konuşma çabası asabını bozuyordu. insanlardan rahatsız oluyor ve biriyle yan yana geldiği andan itibaren ondan kurtulmanın çaresini aramaya başlıyordu.'
martin eden, sayfa 468.

' insanlardan iyice uzaklaşmıştı. onlara düzgün davranmak her geçen gün daha zor geliyordu. insanların varlığı martin' i huzursuz ediyor, onlarla konuşma çabası asabını bozuyordu. insanlardan rahatsız oluyor ve biriyle yan yana geldiği andan itibaren ondan kurtulmanın çaresini aramaya başlıyordu.'
martin eden, sayfa 468.
devamını gör...
arkadaşlık sitelerinde ciddi ilişki arayan kadınlar
yerilmesi gereksiz olandır. istediği yerden istediği türde bir ilişki aramakta özgürdür. kimseyi de bağlamaz.
arkadaş ortamında tanışıp evlenenlerin evliliği de pek mükemmel sanki, hiç belli olmuyor o işler.
arkadaş ortamında tanışıp evlenenlerin evliliği de pek mükemmel sanki, hiç belli olmuyor o işler.
devamını gör...
yazarları bugün mutlu eden olaylar
bugün, sokağa çıkma yasağına hazırlık yapma kapsamında 15 adet bira stokladım. çok mutluyum.
devamını gör...
junji ito
korku-bilim kurgu ustası japon mangaka.
çizim tarzının orjinalliğinin yanında hikayeleri ve hikayelerini işleyiş biçimiyle de diğer mangakalardan ayrılan bir deha kendisi.
eserleriyle sizi alır uçurur içinde yaşatır.
uzumaki'yi okurken korkudan yerimde duramadığımı, etrafıma bakındığımı hatırlarım.
epey bir eseri türkçeye çevrildi devamını da sabırsızlıkla bekliyoruz...
ben çizim tarzı ve hikayeleriyle kendisine galip tekin'in japon versiyonu diyorum.
çizim tarzının orjinalliğinin yanında hikayeleri ve hikayelerini işleyiş biçimiyle de diğer mangakalardan ayrılan bir deha kendisi.
eserleriyle sizi alır uçurur içinde yaşatır.
uzumaki'yi okurken korkudan yerimde duramadığımı, etrafıma bakındığımı hatırlarım.
epey bir eseri türkçeye çevrildi devamını da sabırsızlıkla bekliyoruz...
ben çizim tarzı ve hikayeleriyle kendisine galip tekin'in japon versiyonu diyorum.
devamını gör...
kötü espriler
- gözlerin ne renk?
+ kahverengi.
- benimki de lipton ice tea yeşili.
+ kahverengi.
- benimki de lipton ice tea yeşili.
devamını gör...
homofobik
lgbti+tan nefret eden kişidir. nefreti örgütleyen tehlikeli insandır.
devamını gör...
sözlükte devrim sinyallerinin verilmesi
(bkz: çok kasıyorsunuz)
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
kendime not: aslında birkaç tane var ama zamanla editlemeyi düşünüyorum*.
11. sınıftayken sınıfça kendi kendimize bi karar almıştık. herkes çay ve kahve içmeyi çok seviyordu ve okulun kantini bulunduğumuz kattan 5 kat aşağıda bulunuyordu. anlayacağınız tam bir eziyetti kantine gitmek. o yüzden biz de sınıfça kettle almaya karar verdik. normalde yasaktı tabikii ama kendi aramızda para toplayıp lila çok güzel bi kettle almıştık*yaklaşık 6-7 ay boyunca bütün sınıf kullandık. nescafe, çay, bitki çayı ya da normal kahve falan getiriyorduk ve herkes canı istediğinde hazırlıyordu bi şeyler kendine, bisküvilerimiz bile doluydu bittikçe yeniliyorduk. ama bi gün arama yapılacağını öğrendik, onların asıl amaçları telefon varsa toplamaktı tabii. biz de o gün öğrenmiştik yani aramadan beş on dakika önce falan ve unutmuşuz kettle’ı daha düzgün bi yere saklamayı. okulun müdürü, müdür yardımcısı, rehber öğretmeni ve en korktuğumuz hocalardan bir iki tanesi aramaya başladılar ve zaten ilk dolapta buldular güzelim kettle’ımızı. aldılar ve öğretmenler odasında kendileri kullanmaya başladılar daha sonra*çok üzülmüştük ama güzel bi anı oldu yine de bizim için.
11. sınıftayken sınıfça kendi kendimize bi karar almıştık. herkes çay ve kahve içmeyi çok seviyordu ve okulun kantini bulunduğumuz kattan 5 kat aşağıda bulunuyordu. anlayacağınız tam bir eziyetti kantine gitmek. o yüzden biz de sınıfça kettle almaya karar verdik. normalde yasaktı tabikii ama kendi aramızda para toplayıp lila çok güzel bi kettle almıştık*yaklaşık 6-7 ay boyunca bütün sınıf kullandık. nescafe, çay, bitki çayı ya da normal kahve falan getiriyorduk ve herkes canı istediğinde hazırlıyordu bi şeyler kendine, bisküvilerimiz bile doluydu bittikçe yeniliyorduk. ama bi gün arama yapılacağını öğrendik, onların asıl amaçları telefon varsa toplamaktı tabii. biz de o gün öğrenmiştik yani aramadan beş on dakika önce falan ve unutmuşuz kettle’ı daha düzgün bi yere saklamayı. okulun müdürü, müdür yardımcısı, rehber öğretmeni ve en korktuğumuz hocalardan bir iki tanesi aramaya başladılar ve zaten ilk dolapta buldular güzelim kettle’ımızı. aldılar ve öğretmenler odasında kendileri kullanmaya başladılar daha sonra*çok üzülmüştük ama güzel bi anı oldu yine de bizim için.
devamını gör...
kınayı getir aney vs yüksek yüksek tepelere
kına gecesinde gelin hanım kızı ağlatmak için çalınan 2 gereksiz parça versusu.
aga insanları mutlu gününde neden ağlatmak gibi bi istek var lan içinizde. şahsen ağlamayı planlamıyorum. porselen makyajıma yazıque.
aga insanları mutlu gününde neden ağlatmak gibi bi istek var lan içinizde. şahsen ağlamayı planlamıyorum. porselen makyajıma yazıque.
devamını gör...
ağaç dikme seferberliği yanlış
hacettepe üniversitesi'nden prof. dr. çağatay tavşanoğlu (yangın ekoloğu ve biyologmuş kendisi) akdeniz ormanları için ağaç dikme seferberliğinin ekolojiye zarar verdiğini, akdeniz ormanlarının kendilerini yenileme özelliğine sahip olacak şekilde evrimleştiğini söylemiş ve konuyla ilgili daha birçok ezber bozacak açıklama yapmış.
neyin doğru neyin yanlış olduğu iyice girdi birbirine ülkede arkadaş.
yangın sonrası için şunu söyleyebilirim: ağaçlandırma sivil toplum kuruluşlarının, halkın kastettiği anlamıyla yapılınca felaket oluyor. çünkü bunun için alanın sürülmesi gerekiyor. o alanın sadece ağaçlardan oluşmadığı, çok daha fazla türden oluşan bir ekosistem olduğunu düşünmemiz lazım. ama sürüp ağaç dikersek biyoçeşitliliği kaybediyoruz. sert, aşırı müdahaleler oldukça yanlış uygulamalar.
kaynak
twitter.com/CTavsanoglu/sta...
neyin doğru neyin yanlış olduğu iyice girdi birbirine ülkede arkadaş.
yangın sonrası için şunu söyleyebilirim: ağaçlandırma sivil toplum kuruluşlarının, halkın kastettiği anlamıyla yapılınca felaket oluyor. çünkü bunun için alanın sürülmesi gerekiyor. o alanın sadece ağaçlardan oluşmadığı, çok daha fazla türden oluşan bir ekosistem olduğunu düşünmemiz lazım. ama sürüp ağaç dikersek biyoçeşitliliği kaybediyoruz. sert, aşırı müdahaleler oldukça yanlış uygulamalar.
kaynak
twitter.com/CTavsanoglu/sta...
devamını gör...
26 nisan 2021 mansur yavaş'ın tam kapanma açıklaması
ankara büyükşehir belediye başkanı mansur yavaş, cumhurbaşkanı erdoğan’ın tam kapanma açıklamasından sonra sosyal medya hesabından bir mesaj yayımladı.
mansur yavaş yaptığı açıklamada, “kıymetli ailem, bu zorlu süreçte ne bir vatandaşımızı ne de esnafımızı yalnız bırakmayacak, her zaman olduğu gibi tüm mesai arkadaşlarımızla maddi ve manevi olarak yanınızda, emrinizde olmaya devam edeceğiz. kaygılanmayıp moralli olacak ve bu zorlu süreci birlikte atlatacağız.” dedi.
tweet
kaynak
devamını gör...
evlenmek istemeyen insanlara acınması
daha bu akşam annemin bir arkadaşı (komşu) güya uzun yola çıkacağı için vedalaşmaya gelmiş, açık açık söylemedi ama "bütün çocuklarımıza dua ediyorum en çok da sana dua ediyorum, inşallah gönlüne göre birisi çıkar karşına" derken, en çok da sana acıyorum demek istedi heralde, kaşlarını küçük emrah gibi yapmasından onu anladım çünkü, şimdi yaşlı başlı kadın bir şey de diyemiyorsun, ben seviyorum diye çuvalla domates kurutup köyünden getiren bir insana ben ne diyebilirim ki,
koskoca kadına "de bakayım sen bana, ne diliyosun benim için, sen benim ne istediğimi biliyormusun" diye sorsan, "benim gönlümde kendi şirketim, kendi atölyem var, sana evinde otururken çalışıp, üretip para kazandırmak var" desem anlarmı,
tasarım yapmayı, ihracat yapmayı çocuk yapmaktan daha çok istiyorum desem anlarmı...
kendi istediklerine sahip olmayanları mutsuz zannediyorlar garip bir şekilde, ve ısrarla yalnız bir insan hep mutsuz sanıyorlar, bir yandan eşlerinden şikayet edip, eşleri olmadan daha kötü olacağı için istemeyerek katlandıklarını da belirterek, sanki "onlara göre" iki kötü halden birini (başka alternatif yokmuş gibi) seçmek özenilecek bir şeymiş gibi, kendi kendilerine ölçüyorlar, biçiyorlar, karar veriyorlar ve acıyorlar ya inanılır gibi değil...
halbuki ben kulaklığımı takıp, istediğim zaman istediğim kadar çalışmaktan, okumaktan, öğrenmekten, yazmaktan, öğrenmek istediğim işlerle uğraşmaktan gayet memnunum ve mutluyum, bir şeyin eksikliğini de hissetmiyorum...
ben onlara acıyorum ama bir sebebi var, onlara öğretilen sınırları öyle bir öğrenmişlerki, mümkün değil o eşiği geçemezler, ne gösterilmişse, ne için doğru denmişse, onu kabul etmişler, hiçbiri de dememişki neden ya? neden arkadaş, ben sizin gösterdiğiniz gibi yaşamak istemiyorum.. kendi hallerine bırakılmamışlar ki, ne istediklerini de ya da neleri isteyebileceklerini bile bilmiyorlar.. yazık bu insanlara gerçekten, kendi özelliklerini bile keşfedemeden, birbirlerinin fotokopisi gibi yaşayıp ölüp giden insanlar bunlar, belki çok acımasız diyeceksiniz benim için ama, evlerindeki eşyalar bile aynı, hiçbirinin özgün bir mobilyası yok, hiçbirinin evinde duvarda asılı bir resim yok, gerçek malzemeden bir eşyası yoktur, ben mimariye ve sosyolojiye meraklı olduğum için hep bakarım insanların evlerine, ekonomiyle alakalı değil bu dediğim, karakterli evleri olmayanların kendilerininde pek karakterli olduğunu görmedim daha... bakın iyi yada kötü demiyorum, karakterli...
koskoca kadına "de bakayım sen bana, ne diliyosun benim için, sen benim ne istediğimi biliyormusun" diye sorsan, "benim gönlümde kendi şirketim, kendi atölyem var, sana evinde otururken çalışıp, üretip para kazandırmak var" desem anlarmı,
tasarım yapmayı, ihracat yapmayı çocuk yapmaktan daha çok istiyorum desem anlarmı...
kendi istediklerine sahip olmayanları mutsuz zannediyorlar garip bir şekilde, ve ısrarla yalnız bir insan hep mutsuz sanıyorlar, bir yandan eşlerinden şikayet edip, eşleri olmadan daha kötü olacağı için istemeyerek katlandıklarını da belirterek, sanki "onlara göre" iki kötü halden birini (başka alternatif yokmuş gibi) seçmek özenilecek bir şeymiş gibi, kendi kendilerine ölçüyorlar, biçiyorlar, karar veriyorlar ve acıyorlar ya inanılır gibi değil...
halbuki ben kulaklığımı takıp, istediğim zaman istediğim kadar çalışmaktan, okumaktan, öğrenmekten, yazmaktan, öğrenmek istediğim işlerle uğraşmaktan gayet memnunum ve mutluyum, bir şeyin eksikliğini de hissetmiyorum...
ben onlara acıyorum ama bir sebebi var, onlara öğretilen sınırları öyle bir öğrenmişlerki, mümkün değil o eşiği geçemezler, ne gösterilmişse, ne için doğru denmişse, onu kabul etmişler, hiçbiri de dememişki neden ya? neden arkadaş, ben sizin gösterdiğiniz gibi yaşamak istemiyorum.. kendi hallerine bırakılmamışlar ki, ne istediklerini de ya da neleri isteyebileceklerini bile bilmiyorlar.. yazık bu insanlara gerçekten, kendi özelliklerini bile keşfedemeden, birbirlerinin fotokopisi gibi yaşayıp ölüp giden insanlar bunlar, belki çok acımasız diyeceksiniz benim için ama, evlerindeki eşyalar bile aynı, hiçbirinin özgün bir mobilyası yok, hiçbirinin evinde duvarda asılı bir resim yok, gerçek malzemeden bir eşyası yoktur, ben mimariye ve sosyolojiye meraklı olduğum için hep bakarım insanların evlerine, ekonomiyle alakalı değil bu dediğim, karakterli evleri olmayanların kendilerininde pek karakterli olduğunu görmedim daha... bakın iyi yada kötü demiyorum, karakterli...
devamını gör...
şükrü erbaş
canı cehenneme gibi şiirleriyle politik ve protest duruşunu da gösteren büyük şairdir.
birçok şiiri pek güzel bestelenmiştir. *
birçok şiiri pek güzel bestelenmiştir. *
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
aslında demeye çalıştığın şey, demeye çalışırken başka bir şeye dönüşmüşse ve
karşındaki kişi de seni aslında tanıdığı, bildiği halde bunu yanlış anlayıp sana peki... diyerek uykuya daldıysa,
sen o denilen peki ile bin tane senaryo kurup kafanda uyuyamıyorsan eğer,
yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna,
kalbini bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış,
kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan...
mutlu olmak için sebebin yoktur.
masum değiliz...
karşındaki kişi de seni aslında tanıdığı, bildiği halde bunu yanlış anlayıp sana peki... diyerek uykuya daldıysa,
sen o denilen peki ile bin tane senaryo kurup kafanda uyuyamıyorsan eğer,
yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna,
kalbini bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış,
kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan...
mutlu olmak için sebebin yoktur.
masum değiliz...
devamını gör...
soğuk plazma
sıcaklığı 1000 kelvinin altında olan plazmalara verilen isim. termal plazmalardan en önemli farkı oda sıcaklığında olmalarıdır. plazmalar yüksek sıcaklıklarda elektronların serbestleşmesiyle meydana gelen maddenin 4. fazı olarak tanımlanırlar. plazmayı oluşturan elektronlar ve iyonlar termodinamik açıdan iki farklı sistem olarak kabul edilir. iyonlar ile karşılaştırıldıklarında elektronların kütleleri binlerce kat küçük kalmaktadır. termodinamiğe göre iyonlar ve elektronlardan oluşan bu iki sistemin aralarında bir enerji farkı olduğu için sistemler arasında denge durumu yani enerjileri eşit olana kadar aralarında enerji alış verişi olur.
termal plazmalarda bu iki sistem arasındaki enerji alışverişi denge durumuna ulaşır, iyonlar ve elektronlar arasındaki kütle farkının büyüklüğü düşünüldüğünde aynı miktarda enerjiye sahip olabilmeleri aralarında büyük bir enerji akışı gerçekleşir. soğuk plazmalarda ise durum farklıdır, iyonların enerjisi düşük seviyelerde kalırken ortamda serbestleşen elektronların enerjileri daha yüksektir yani termodinamik açıdan dengede değillerdir. bu durumun mümkün olabilmesi için dışarıdan verilen enerjiye ihtiyaç vardır. bu enerji genellikle çeşitli gazlara (oksijen, azot, argon) verilen yüksek şiddetli elektrik veya elektromanyetik alanlardır.
soğuk plazmaların iyonları elektronları kadar yüksek enerjiye sahip olmadığı için oda sıcaklığında çalışabilirler. elektronların yüksek enerjine sahip olması sayesinde etkileşime girdikleri yüzeylerde kimyasal değişikliklere sebep olabilirler. malzeme biliminde yüzey modifikasyonları için kullanılırlar. bunun dışında tıp alanında diyabetik ayak ülseri veya dişçilikte sınırlı bir kullanım alanına sahiptir.
termal plazmalarda bu iki sistem arasındaki enerji alışverişi denge durumuna ulaşır, iyonlar ve elektronlar arasındaki kütle farkının büyüklüğü düşünüldüğünde aynı miktarda enerjiye sahip olabilmeleri aralarında büyük bir enerji akışı gerçekleşir. soğuk plazmalarda ise durum farklıdır, iyonların enerjisi düşük seviyelerde kalırken ortamda serbestleşen elektronların enerjileri daha yüksektir yani termodinamik açıdan dengede değillerdir. bu durumun mümkün olabilmesi için dışarıdan verilen enerjiye ihtiyaç vardır. bu enerji genellikle çeşitli gazlara (oksijen, azot, argon) verilen yüksek şiddetli elektrik veya elektromanyetik alanlardır.
soğuk plazmaların iyonları elektronları kadar yüksek enerjiye sahip olmadığı için oda sıcaklığında çalışabilirler. elektronların yüksek enerjine sahip olması sayesinde etkileşime girdikleri yüzeylerde kimyasal değişikliklere sebep olabilirler. malzeme biliminde yüzey modifikasyonları için kullanılırlar. bunun dışında tıp alanında diyabetik ayak ülseri veya dişçilikte sınırlı bir kullanım alanına sahiptir.
devamını gör...
musset belirtisi
her kalp atımında başın ritmik olarak sallanmasıdır. aort yetmezliğinde görülür.
devamını gör...



