akademisyen egosu
her meslek için geçerli olabilecek bazı temel argümanlar var. bu temel argümanlar sekteye uğrarsa, her şey bununla doğru orantılı olarak sekteye uğrar. türkiye'de akademi hayatı hiçbir zaman ahım şahım olmadı. amma velakin bazı teamüllere ve esaslara bir şekilde bağlıydı. yani kötünün iyisi diyebileceğimiz bir gelenek vardı. bu gelenekte köklerini 1933 üniversite reformundan alıyordu. özellikle o dönemin özel şartlarında türkiye'ye gelmiş olan akademisyenlerin attığı temel bizi bir süre idare etti. özellikle 2000'li yılların başıyla birlikte bu temelde çatırdamaya başladı ve geldik bu günlere. yalnız meseleye tek taraftan bakmakta her daim yanlış olur. akademisyen egosu denen şey nedir? nasıl bir şeydir? önce bunu adam gibi tespit etmek lazım. şimdi size 1933 üniversite reformu zamanı türkiye'ye gelmiş olan büyük hukukçu ernst hirsch ile ilgili iki anekdot aktaracağım;
hoca'nın bir kadro ve maaş sorunu ortaya çıkıyor. adam alman ve kendisini yeterlilik sınavına sokmak istiyorlar. türkçe dil yeterlilik sınavı eyvallahta adamı almancadan yeterlilik sınavına almak istiyorlar. hoca da bunu kabul etmiyor. açıkça ret ediyor. bakınız şimdi genelde burada akademisyenler hakkında atıp tutanların çoğunluğu bu hareketi bile bir ego göstergesi olarak görecektir. çünkü her şeye kulp takmaya çalışıyor, her şeyi gömmek için pusuda bekliyorsunuz. şu hareket bugün tanıdığınız bir akademisyen tarafından yapılmış olsa ego mego dümbelek kem küm diye ortada arzı endam edecektiniz. ulan adam alman! kendi dilinden neyin sınavını yapıyorsunuz siz? ama bu tepki bir egonun ürünü olmalı değil mi?
sonrasında hocaya adalet bakanlığı ''türk ticaret kanunu'nu hazırlamasındaki emekleri için bir miktar para gönderiyor. hoca bunu ret ediyor. ben bahşiş kabul etmem işimi yaptım diyor. bak sen şimdi egoya nasılda yıkılıyor değil mi?
ben bu iki örneği şimdi niye verdim? otu moku birbirine karıştırmakta üzerinize yok. bakın bir şeyler için emek vermişseniz, verdiğiniz emeğin boyutu ölçüsünde işinizi hakkıyla yaparsınız. bir işi hakkıyla yapıyorsanız da zaten doğal olarak tevazu sahibi olursunuz. zira verdiğiniz emek sizi olgunlaştırır. geçtiğiniz süreçler size tecrübe katar ve o tecrübeler sayesinde tepkileriniz ve davranışlarınız da buna göre şekillenir. misal burada hirch hocanın verdiği tepkiler bu olgunluğun ortaya koyduğu, hakkaniyet kavramı ile doğrudan ilintili tepkilerdir. ego ile alakası yoktur. birinde hak etmediğini düşündüğü bir muameleye karşı çıkmış, diğerinde ise hak etmediğini düşündüğü bir parayı kabul etmemiştir.
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; ota moka ego yorumu yapılmaması konusunda anlaştıysak şimdi size hak vereceğim. zaten girişte de bunun şerhini düşmüştüm. artık emek dediğiniz nane, liyakat dediğiniz kerata ve özgünlük dediğiniz terane akademilerde mumla aranır hale geldi. hal böyle olunca da insanlar taktıkları apoletlerin kuklası oldular. çünkü o apoletlerin içini dolduramadıklarını içten içe biliyorlar. eksikliklerinin, zaaflarının farkındalar, işte hal böyleyken bu açığı kapatmanın tek yolu, muhataplarını ezmeye çalışmak oluyor. yoksa kendisinden ve yaptığı işten emin olan hiçbir insan yaptığı şeyin çok büyütülmemesi gerektiğini bilir. zira bu işi kendisi gibi yığınla insan yapmaktadır. ancak bahsettiğimiz bu insanlar yeterliliklerinin sorgulanacağını bildiklerinden saldırganlaşmakta ve meslek etiğinin de yerlerde sürünmesine sebep olmaktadırlar. sistem düzelirse ve liyakat yeniden kör topal da olsa ihdas edilirse, bu davranışlar azalacak ve herkes yine işini yapmaya odaklanacaktır diye düşünürüm. yoksa siz hediye dağıtır gibi unvan dağıtırsanız, bu unvanlar değerini kaybeder ve birilerinin oyuncağı haline gelir. son olarak şunu da söyleyeyim; 2000'li yılların başında akademideki profesör sayısı gayet makul bir orandaydı, bu sayı sonraki 10 senede %75 arttı. bu neye göre ve nasıl oldu? ne şekilde oldu? bunlara bakmak lazım. tüm şikayetlerinizin cevabı o süreçte gizli *, sonrasına zaten girmeye bile gerek yok. halimiz ahvalimiz ortada.
hoca'nın bir kadro ve maaş sorunu ortaya çıkıyor. adam alman ve kendisini yeterlilik sınavına sokmak istiyorlar. türkçe dil yeterlilik sınavı eyvallahta adamı almancadan yeterlilik sınavına almak istiyorlar. hoca da bunu kabul etmiyor. açıkça ret ediyor. bakınız şimdi genelde burada akademisyenler hakkında atıp tutanların çoğunluğu bu hareketi bile bir ego göstergesi olarak görecektir. çünkü her şeye kulp takmaya çalışıyor, her şeyi gömmek için pusuda bekliyorsunuz. şu hareket bugün tanıdığınız bir akademisyen tarafından yapılmış olsa ego mego dümbelek kem küm diye ortada arzı endam edecektiniz. ulan adam alman! kendi dilinden neyin sınavını yapıyorsunuz siz? ama bu tepki bir egonun ürünü olmalı değil mi?
sonrasında hocaya adalet bakanlığı ''türk ticaret kanunu'nu hazırlamasındaki emekleri için bir miktar para gönderiyor. hoca bunu ret ediyor. ben bahşiş kabul etmem işimi yaptım diyor. bak sen şimdi egoya nasılda yıkılıyor değil mi?
ben bu iki örneği şimdi niye verdim? otu moku birbirine karıştırmakta üzerinize yok. bakın bir şeyler için emek vermişseniz, verdiğiniz emeğin boyutu ölçüsünde işinizi hakkıyla yaparsınız. bir işi hakkıyla yapıyorsanız da zaten doğal olarak tevazu sahibi olursunuz. zira verdiğiniz emek sizi olgunlaştırır. geçtiğiniz süreçler size tecrübe katar ve o tecrübeler sayesinde tepkileriniz ve davranışlarınız da buna göre şekillenir. misal burada hirch hocanın verdiği tepkiler bu olgunluğun ortaya koyduğu, hakkaniyet kavramı ile doğrudan ilintili tepkilerdir. ego ile alakası yoktur. birinde hak etmediğini düşündüğü bir muameleye karşı çıkmış, diğerinde ise hak etmediğini düşündüğü bir parayı kabul etmemiştir.
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; ota moka ego yorumu yapılmaması konusunda anlaştıysak şimdi size hak vereceğim. zaten girişte de bunun şerhini düşmüştüm. artık emek dediğiniz nane, liyakat dediğiniz kerata ve özgünlük dediğiniz terane akademilerde mumla aranır hale geldi. hal böyle olunca da insanlar taktıkları apoletlerin kuklası oldular. çünkü o apoletlerin içini dolduramadıklarını içten içe biliyorlar. eksikliklerinin, zaaflarının farkındalar, işte hal böyleyken bu açığı kapatmanın tek yolu, muhataplarını ezmeye çalışmak oluyor. yoksa kendisinden ve yaptığı işten emin olan hiçbir insan yaptığı şeyin çok büyütülmemesi gerektiğini bilir. zira bu işi kendisi gibi yığınla insan yapmaktadır. ancak bahsettiğimiz bu insanlar yeterliliklerinin sorgulanacağını bildiklerinden saldırganlaşmakta ve meslek etiğinin de yerlerde sürünmesine sebep olmaktadırlar. sistem düzelirse ve liyakat yeniden kör topal da olsa ihdas edilirse, bu davranışlar azalacak ve herkes yine işini yapmaya odaklanacaktır diye düşünürüm. yoksa siz hediye dağıtır gibi unvan dağıtırsanız, bu unvanlar değerini kaybeder ve birilerinin oyuncağı haline gelir. son olarak şunu da söyleyeyim; 2000'li yılların başında akademideki profesör sayısı gayet makul bir orandaydı, bu sayı sonraki 10 senede %75 arttı. bu neye göre ve nasıl oldu? ne şekilde oldu? bunlara bakmak lazım. tüm şikayetlerinizin cevabı o süreçte gizli *, sonrasına zaten girmeye bile gerek yok. halimiz ahvalimiz ortada.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
tüyden hafif olurum böyle sabahlar
karşı damda bir güneş parçası,
içimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
bağıra çağıra düşerim yollara;
döner döner durur başım havalarda.
sanırım ki günler hep güzel gidecek;
her sabah böyle bahar;
ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.
derim ki: "sıkıntılar duradursun!"
şairliğimle yetinir,
avunurum.
baharın ilk sabahları ~ orhan veli kanık
devamını gör...
otobüste ölü taklidi yapmak
otobüs'ün içinde ayakta durmak başlı başına bir mesele.otobüsteki kural boş bulduğun yere oturucaksın yerinden kalkmayacaksın ve bu yerin cam kenarı olmasına dikkat ediceksin.yerinden kalkarsan savrulursun.başarabilirsin.
devamını gör...
hayattan çıkarılmış en önemli ders
seni döverim karma.
aslında bu başka bi bkz tabi ama moderasyon da beni döver. bununla idare edersiniz.
aslında bu başka bi bkz tabi ama moderasyon da beni döver. bununla idare edersiniz.
devamını gör...
osmanlı döneminde sözlük olsaydı alınabilecek nickler
matrakçı münir
devamını gör...
en sevdiğiniz şarkı en sevdiğiniz şarkı olmak için ne yaptı sorunsalı
darağacımı kurmama yardım etti. hiç unutmam bu iyiliğini.
devamını gör...
boş konuşmayı bırakın siz önce uygurlara yaptığınız soykırımı durdurun
iyi parti'nin çin ankara büyük elçiliği'ne verdiği cevap.

dün konuyla ilgili başlık açılmıştı buradan-->#695675
meral akşener ve mansur yavaş'ın barın katliamı'nda şehit olanlarla ilgili attıkları tweetler;


çin ankara büyükelçiliğini rahatsız etmiş olacak ki elçilikten şöyle bir açıklama geldi:

iyi parti de bunun üzerine cevabı yapıştırmış. ellerine sağlık.

dün konuyla ilgili başlık açılmıştı buradan-->#695675
meral akşener ve mansur yavaş'ın barın katliamı'nda şehit olanlarla ilgili attıkları tweetler;


çin ankara büyükelçiliğini rahatsız etmiş olacak ki elçilikten şöyle bir açıklama geldi:

iyi parti de bunun üzerine cevabı yapıştırmış. ellerine sağlık.
devamını gör...
az bilinen deyimler
(bkz: safra bastırmak) yani ''sadece açlığı bastırmak için yemek yemek'' .
tanım: az bilinen deyimleri paylaştığımız başlıktır.
tanım: az bilinen deyimleri paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
çocuğum olmuyor bana yardımcı olabilir misiniz
komik olduğunu düşünmesi trajikomiktir.
bir iki popülist çıkış yaparak gündemde kalacağını düşünüyor fakat bu sefer resmen sıçmıştır.
anlattığı anısında, kadın karakterin türbanlı olmasına özellikle vurgu yaptığını düşünüyorum.*
bir belediye başkanından her türlü yardımın isteneceğini bilmiyor olması skandaldır. *
tüp bebek tedavisinin pahalı ve zorlu bir süreç olduğunu herkes bilir.
bir belediye başkanı, ''çocuğum olmuyor, bana yardımcı olabilir misiniz'' sorusu karşında bu kadar çirkin düşünemez ve utanmadan da bunu anlatamaz.
bir iki popülist çıkış yaparak gündemde kalacağını düşünüyor fakat bu sefer resmen sıçmıştır.
anlattığı anısında, kadın karakterin türbanlı olmasına özellikle vurgu yaptığını düşünüyorum.*
bir belediye başkanından her türlü yardımın isteneceğini bilmiyor olması skandaldır. *
tüp bebek tedavisinin pahalı ve zorlu bir süreç olduğunu herkes bilir.
bir belediye başkanı, ''çocuğum olmuyor, bana yardımcı olabilir misiniz'' sorusu karşında bu kadar çirkin düşünemez ve utanmadan da bunu anlatamaz.
devamını gör...
yazarların bu yüzden hep yalnız kalacağım dediği şeyler
bir şeylerden çok çabuk sıkılıyorum ve ne kadar uğraşsam da herhangi bir hevesim kalmıyor.
devamını gör...
terk edilme korkusundan dolayı kişiliğinden ödün vermek
bilinçsizce kişiye itaat etmektir. sırf karşındaki insan seni bırakmasın diye onun istediği şekle bürünmek ileride içinden çıkılamayacak kadar büyük sorunlara yol açabilir. ayrıca bir öz güven problemidir.
kusursuz kişilikler arayıp kusursuzmuş gibi rol yapılması yerine iki insanın birbirini kusurlarıyla kabul etmeleri her zaman için daha sağlıklı bir ilişkiyi oluşturacaktır.
kusursuz kişilikler arayıp kusursuzmuş gibi rol yapılması yerine iki insanın birbirini kusurlarıyla kabul etmeleri her zaman için daha sağlıklı bir ilişkiyi oluşturacaktır.
devamını gör...
kadın düşmanlığı
geçmişin ünlü simalarında sıklıkla karşımıza çıkan bir durumdur.
bir arkadaşıma sormuştum schopenhauer neden kadın düşmanlığı yapıyor?
fark ettiysen adam baya çirkin biri. demişti.
tabi bu basit bir önerme ama şundan eminim; kadın düşmanlığının nedeni genellikle kadınlar tarafından sevilmemek oluyor. olmadı kötü bir kadın tanıdığı için bütün kadınlara karşı düşmanlık besleniyor.
edit: scopenhaur konusunda* verdiği bilgi için süngerbob çorabı giyen yiğit isimli yazarımıza teşekkür ediyorum.
bir arkadaşıma sormuştum schopenhauer neden kadın düşmanlığı yapıyor?
fark ettiysen adam baya çirkin biri. demişti.
tabi bu basit bir önerme ama şundan eminim; kadın düşmanlığının nedeni genellikle kadınlar tarafından sevilmemek oluyor. olmadı kötü bir kadın tanıdığı için bütün kadınlara karşı düşmanlık besleniyor.
edit: scopenhaur konusunda* verdiği bilgi için süngerbob çorabı giyen yiğit isimli yazarımıza teşekkür ediyorum.
devamını gör...
zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
bir gün mutlaka biteceğini çok iyi biliyorum.
her iniş beraberinde bir çıkışı getirir. tabi imkanını değerlendirebilene. keza her çıkışın da bir inişi olacağı unutulmamalıdır.
unutmayın hayran hayran baktığımız kimseye o imkanlar altın tepside sunulmadı. herkesin geldiği nokta için zor günlerden geçtiği, bedel ödediği bir gerçek. pembe hayatlara inanmayıp önümüze bakmak gerekiyor.
her iniş beraberinde bir çıkışı getirir. tabi imkanını değerlendirebilene. keza her çıkışın da bir inişi olacağı unutulmamalıdır.
unutmayın hayran hayran baktığımız kimseye o imkanlar altın tepside sunulmadı. herkesin geldiği nokta için zor günlerden geçtiği, bedel ödediği bir gerçek. pembe hayatlara inanmayıp önümüze bakmak gerekiyor.
devamını gör...
geceye yaşamak için bir sebep bırak
yazarların geceye bırakacakları sebeplerin peşine düşen forum başlığı.
yazın sıcağında buz gibi bira mesela.
yazın sıcağında buz gibi bira mesela.
devamını gör...
7. koğuştaki mucize
film, güney kore yapımı miracle in cell no 7 adlı filmden uyarlanan dram türü bir filmdir. içerisinde haksızlıkların, acıların, dramların olduğu ve izlerken gözyaşlarımızın firar edeceği bir filmdir. adalet kavramını sorgulattıran, insanların engelli olmasının sevgiden, merhametten yoksun olamayacağını gösterir. her ne kadar insanların bakış açısı engelli olan kişilere karşı çok iyi olmasa da, bu film bunu çok iyi açıklamış ve her insanın sevgiyle büyüyeceğini, merhametin çok güzel bir duygu olduğu, baba figürünün çok önemli olduğunu anlatması benim için ayrıca mükemmel bir ayrıntı.
konusuna gelecek olursak; 1983 yılında askerlerin cirit attığı bir ege kasabasında yaşayan ve engelli olduğundan dolayı üzerine bir öldürme iftirası atılan memo'nun suçsuz yere hapse atılması ve 7 yaşındaki kızıyla tekrar beraber olabilmek için hapishanedeki arkadaşlarının da yardımıyla bir mucizenin gerçekleştirilmeye çalışılmasını konu alıyor. herkes memo'nun ölmesini ve adaletin yerine getirilmesi için bir idam cezasına çarptırılmasını ister. ama memo, suçsuz ve masum bir babadır. onun saf ve masum olduğunu gören hapishane arkadaşları da onun tekrar kızıyla buluşabilmesi için birlik olurlar. bu her ne kadar çok kolay bir şey olmasa da bunu akıllarına koyarlar ve ne yapacaklarını düşünürler. zaman geçerken memo'nun da idamı yaklaşıyordur. idam günü geldiği zaman memo'nun yerine başka bir adamı koyarlar ( kendi rızası üzerine ) ve adam idam edilir. son olarak memo kurtulur ve kızı ovayla tekrar birbirlerine kavuşurlar. mucize ise gerçekleşmiş olur.
memo'nun kendi kızıyla aynı zekaya sahip olmasına rağmen, merhameti ve onu kendinden fazla sevmesi, korumak istemesi beni çok etkiledi. onun için tüm acılara katlanması ve sadece tek isteği onu tekrar görebilmek olması bir babanın haykırışlarıdır.
son olarak filmden bazı replikleri bırakmak istiyorum;
"baba idam değil, baba iyi adam..."
"halbuki sevmek biri için ölmek değil, her şeye rağmen yaşayabilmekmiş."
"benim hastalığım yalan söyleyenlere inanmak. "
konusuna gelecek olursak; 1983 yılında askerlerin cirit attığı bir ege kasabasında yaşayan ve engelli olduğundan dolayı üzerine bir öldürme iftirası atılan memo'nun suçsuz yere hapse atılması ve 7 yaşındaki kızıyla tekrar beraber olabilmek için hapishanedeki arkadaşlarının da yardımıyla bir mucizenin gerçekleştirilmeye çalışılmasını konu alıyor. herkes memo'nun ölmesini ve adaletin yerine getirilmesi için bir idam cezasına çarptırılmasını ister. ama memo, suçsuz ve masum bir babadır. onun saf ve masum olduğunu gören hapishane arkadaşları da onun tekrar kızıyla buluşabilmesi için birlik olurlar. bu her ne kadar çok kolay bir şey olmasa da bunu akıllarına koyarlar ve ne yapacaklarını düşünürler. zaman geçerken memo'nun da idamı yaklaşıyordur. idam günü geldiği zaman memo'nun yerine başka bir adamı koyarlar ( kendi rızası üzerine ) ve adam idam edilir. son olarak memo kurtulur ve kızı ovayla tekrar birbirlerine kavuşurlar. mucize ise gerçekleşmiş olur.
memo'nun kendi kızıyla aynı zekaya sahip olmasına rağmen, merhameti ve onu kendinden fazla sevmesi, korumak istemesi beni çok etkiledi. onun için tüm acılara katlanması ve sadece tek isteği onu tekrar görebilmek olması bir babanın haykırışlarıdır.
son olarak filmden bazı replikleri bırakmak istiyorum;
"baba idam değil, baba iyi adam..."
"halbuki sevmek biri için ölmek değil, her şeye rağmen yaşayabilmekmiş."
"benim hastalığım yalan söyleyenlere inanmak. "
devamını gör...
kitap alıntıları
"bazıları, başkalarının acısına uzaktan bakıp kederlenmekle iyi insan olunabileceğini sanıyor. hatta sadece kendi iyiliğinin altını çizebilmek için üzüntüsünü ele güne duyurmaya çalışıyor. oysa şunu iyice öğrendim ki, vicdandan en çok söz eden insanlar, sadece başkalarının kurbanlarına üzülen katiller. kabullenmek zor ama aslında, başkalarının acısına bakarken insanda kederden ziyade hodbin hisler uyanıyor. savaş gazilerine bakmak feci bir duyguyla tanıştırıyor insanı: şükretme duygusu. duyguların en ikiyüzlü, en sefil olanı. haline şükretmelerin en rezilcesi, başkalarının haliyle mukayese edilerek yapılanı ... o zaman insan yaradan'a, verdiği mutluluklar için değil, olsa olsa başkalarına verip kendinden esirgediği acılar için teşekkür ediyor. sana şükürler olsun ki beni değil, onu seçmişsin diyor! ve bunu ne zaman fark etse, mesela
hastanedeki ölü çocuklara, onların ince ayak bileklerine bakarken, ruhunu derin bir utanç kaplıyor."
(bkz: nermin yıldırım) (bkz: saklı bahçeler haritası (kitap))
hastanedeki ölü çocuklara, onların ince ayak bileklerine bakarken, ruhunu derin bir utanç kaplıyor."
(bkz: nermin yıldırım) (bkz: saklı bahçeler haritası (kitap))
devamını gör...
herhangi bir diziyi bitirince içinde oluşan his
boşluğa düşüyorum. ee şimdi napacaksın diye kendime sorup üzülüyorum.
devamını gör...
günaydın iyi geceler
yazmadığım bir günaydınlı başlık bulmuşken benden de herkese kocaman bir günaydın! herkes dediğimde bu saatte 3 kişi falandır herhalde.(bkz: lol)
devamını gör...
baklava vs profiterol
eğer emek olarak kıyaslanacaksa profiterol, baklavanın ancak getir - götürünü yapar.
ama damak zevki tabiki kişiden kişiye farklılık gösterebilir.
not: antepspor
ama damak zevki tabiki kişiden kişiye farklılık gösterebilir.
not: antepspor
devamını gör...
onsuz yaşanamayan
nefes diyerek kötü espri yapmak istiyorum.
devamını gör...