at gözlüğü takmak
sadece karşıyı görmenizi sağlar. yani etrafında olan bitenden haberdar olmayan/olmak istemeyen insanların yapacağı eylem.
devamını gör...
normal sözlük’ün isminin acilen değiştirilmesi gerekliliği
efendim, tdk sözlüğüne soralım ne demekmiş bu normal.
1. sıfat kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.
2. isim aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.
normal kavramını hayata geçiren bir toplumdur.
maalesef bizim toplumumuzun genel olarak alışılagelen, olağan karşılanan özellikleri hiç iç açıcı değildir. sorgulamama, çabucak unutma, kabullenme, biat etmek gibi. bu özellikler fazlasıyla artırabilir. hal böyleyken sözlüğe bu ismi koymak toplumun normal olarak karşıladığı şeyleri bizim sözlüğümüz için de normal karşılanacağı anlamı taşır. çünkü sonuç olarak sözlük bu toplumun küçücük bir parçasıdır.
eğer, yeni ismiyle nitelendirirsek sözlüğü, elimizde şöyle bir sözlük var olur. sorgulamayan, unutuveren, biat eden, sıradan, vasat yazarların oluşturduğu bir sözlük.
dışarıdan bakıldığında bu böyle anlaşılır.
oysa ki bizim yazarlarımızın çoğu sorgulayan, çabuk unutmayan, despotluğu ve biat etmeyi sevmeyen sıra dışı yazarlardır.
bu tanımı okuyorsan eğer yoldaş şimdi soruyorum sana. bu yazarlara bu ismi mi reva gördün.
ayrıca hangi gelişim, hangi keşif, hangi buluş normalden çıkmıştır ki? söyleyim mi yoldaş tabii ki hiç bir gelişim normalden çıkmamıştır. sen şimdi ismimizi normal koyduk diye daha da gaza geldiğini söyleyip sözlüğü geliştireceğinden söz ediyorsun. ya normalin anlamını bilmiyorsun ya da üzerinde çok düşünmedin bu konunun.
keşke buradaki yazarlara da sorsaydın isim konusunu yoldaş. zira burada çok yaratıcı, zeki, akıllı yazarlar var. muhteşem isimler bulunabilirdi. isim deyip geçmeyin efendim. ben asla ismi normal sözlük olan bir sözlüğe kayıt olmazdım. kafa sözlüğün ismini görür görmez kayıt olma isteği oluşmuştu. bilmiyorum anlatabiliyor muyum yoldaş derdimi?
bir de kelimenin kökenine bakalım.
fransızca norm kelimesinden türemiştir.
norm ise grup üyelerinin belirli bir bağlamda nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar veya ilkeler bütünüdür.
dışardan bakan bir göz bu sözlükte belli kurallar dahilinde yazarlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte eden bir yönetimin varlığını hisseder. ve böyle bir sözlüğe kayıt olmaz. isim bu noktada çok önemlidir.
son olarak yoldaş şunu da söylemem gerekiyor. isim değişikliğinden son gün hatta son saatler bahsediyorsun. ve aile gibi gördüğünü söylediğin yazarlara isim konusunda danışmıyorsun, bir fikir alma yoluna gitmiyorsun. işte bundan dolayı yapmış olduğun duygu dolu tanımın gözümde beş para etmez. hatta memlekette çok ciddi enflasyon olduğundan üç para etmez. nazarımda, yaptığın şey günah çıkarmadan bir adım öteye dahi geçemez.
işte tüm bu sebeplerden dolayı normal sözlüğün isminin bir an önce değişmesi elzemdir.
1. sıfat kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.
2. isim aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.
normal kavramını hayata geçiren bir toplumdur.
maalesef bizim toplumumuzun genel olarak alışılagelen, olağan karşılanan özellikleri hiç iç açıcı değildir. sorgulamama, çabucak unutma, kabullenme, biat etmek gibi. bu özellikler fazlasıyla artırabilir. hal böyleyken sözlüğe bu ismi koymak toplumun normal olarak karşıladığı şeyleri bizim sözlüğümüz için de normal karşılanacağı anlamı taşır. çünkü sonuç olarak sözlük bu toplumun küçücük bir parçasıdır.
eğer, yeni ismiyle nitelendirirsek sözlüğü, elimizde şöyle bir sözlük var olur. sorgulamayan, unutuveren, biat eden, sıradan, vasat yazarların oluşturduğu bir sözlük.
dışarıdan bakıldığında bu böyle anlaşılır.
oysa ki bizim yazarlarımızın çoğu sorgulayan, çabuk unutmayan, despotluğu ve biat etmeyi sevmeyen sıra dışı yazarlardır.
bu tanımı okuyorsan eğer yoldaş şimdi soruyorum sana. bu yazarlara bu ismi mi reva gördün.
ayrıca hangi gelişim, hangi keşif, hangi buluş normalden çıkmıştır ki? söyleyim mi yoldaş tabii ki hiç bir gelişim normalden çıkmamıştır. sen şimdi ismimizi normal koyduk diye daha da gaza geldiğini söyleyip sözlüğü geliştireceğinden söz ediyorsun. ya normalin anlamını bilmiyorsun ya da üzerinde çok düşünmedin bu konunun.
keşke buradaki yazarlara da sorsaydın isim konusunu yoldaş. zira burada çok yaratıcı, zeki, akıllı yazarlar var. muhteşem isimler bulunabilirdi. isim deyip geçmeyin efendim. ben asla ismi normal sözlük olan bir sözlüğe kayıt olmazdım. kafa sözlüğün ismini görür görmez kayıt olma isteği oluşmuştu. bilmiyorum anlatabiliyor muyum yoldaş derdimi?
bir de kelimenin kökenine bakalım.
fransızca norm kelimesinden türemiştir.
norm ise grup üyelerinin belirli bir bağlamda nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar veya ilkeler bütünüdür.
dışardan bakan bir göz bu sözlükte belli kurallar dahilinde yazarlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte eden bir yönetimin varlığını hisseder. ve böyle bir sözlüğe kayıt olmaz. isim bu noktada çok önemlidir.
son olarak yoldaş şunu da söylemem gerekiyor. isim değişikliğinden son gün hatta son saatler bahsediyorsun. ve aile gibi gördüğünü söylediğin yazarlara isim konusunda danışmıyorsun, bir fikir alma yoluna gitmiyorsun. işte bundan dolayı yapmış olduğun duygu dolu tanımın gözümde beş para etmez. hatta memlekette çok ciddi enflasyon olduğundan üç para etmez. nazarımda, yaptığın şey günah çıkarmadan bir adım öteye dahi geçemez.
işte tüm bu sebeplerden dolayı normal sözlüğün isminin bir an önce değişmesi elzemdir.
devamını gör...
brad mehldau
amerikalı yeni nesil piyanistlerden.
tarz olarak tam "caz" denemeyecek kadar klasik ekol, klasik de denemeyecek ölçüde "doğaçlama"ya yer vermiş olduğunu düşündürür. çalış stili de -bu sebepten olsa gerek- kapalı posizyon armonileri daha çok barındırır.
birçok bilinen parçayı coverlamış ve est* formatında icra etmiştir.
bunlara örnek, paranoid android ve de exit music yorumudur.
tarz olarak tam "caz" denemeyecek kadar klasik ekol, klasik de denemeyecek ölçüde "doğaçlama"ya yer vermiş olduğunu düşündürür. çalış stili de -bu sebepten olsa gerek- kapalı posizyon armonileri daha çok barındırır.
birçok bilinen parçayı coverlamış ve est* formatında icra etmiştir.
bunlara örnek, paranoid android ve de exit music yorumudur.
devamını gör...
canterbury
ingiltere'de yer alan ve dünyanın en eski kilisesinin yer aldığı bir kent... ayrıca kent üniversitesi de çok meşhurdur ve katedraline, her yıl yüzlerce turist ziyarette bulunmaktadır.
kendi öykülerini oluşturdukları bir de siteleri var ki, ingiliz edebiyatının ilk örneklerinden sayılan the canterbury tales'in devam etmesi ve turizm adına varlığını korumaktadır.
...ve bu bahar ve yaz boyunca şehrimizde, kıyılarımızda ve kırsalda, dört gözle bekleyeceğimiz olayların, deneyimlerin ve cazibe merkezlerinin hazinesi hakkında heyecanla dolup taşıyoruz! bizden hoşlanıyorsanız, kaybettiğiniz zamanı telafi etmek için sabırsızlanıyorsanız, işte rehberimiz canterbury, herne bay ve whitstable'da yaklaşan şeyler... diyerek bahar ve yaz etkinliklerini paylaştıkları sitelerine yer imimi ekledim ve ziyarete başladım bile..
şehrin ve şehirde yer alan nehrin efsanelerini anlattıkları gizem ve korku öyküleri de cabası. üstelik hepsi de, şehirde oturan, çalışan insanların sürdürdüğü yaşamdan kesitler niteliğinde ..
anladığım kadarıyla şehrin yalnızcayönetimi değil, insanları da bir o kadar ilgi çekici ve turizm adına, bakanlık ve kültür dernekleriyle yoğun, girift ve bilinçli bir çaba yürütmekteler. bu çaba bile insanı kendine hayran bırakmaya yetiyor...
gitmek istediğim şehirlere bir yenisini daha ekledim.. ahh canterbury bekle beni....
kendi öykülerini oluşturdukları bir de siteleri var ki, ingiliz edebiyatının ilk örneklerinden sayılan the canterbury tales'in devam etmesi ve turizm adına varlığını korumaktadır.
...ve bu bahar ve yaz boyunca şehrimizde, kıyılarımızda ve kırsalda, dört gözle bekleyeceğimiz olayların, deneyimlerin ve cazibe merkezlerinin hazinesi hakkında heyecanla dolup taşıyoruz! bizden hoşlanıyorsanız, kaybettiğiniz zamanı telafi etmek için sabırsızlanıyorsanız, işte rehberimiz canterbury, herne bay ve whitstable'da yaklaşan şeyler... diyerek bahar ve yaz etkinliklerini paylaştıkları sitelerine yer imimi ekledim ve ziyarete başladım bile..
şehrin ve şehirde yer alan nehrin efsanelerini anlattıkları gizem ve korku öyküleri de cabası. üstelik hepsi de, şehirde oturan, çalışan insanların sürdürdüğü yaşamdan kesitler niteliğinde ..
anladığım kadarıyla şehrin yalnızcayönetimi değil, insanları da bir o kadar ilgi çekici ve turizm adına, bakanlık ve kültür dernekleriyle yoğun, girift ve bilinçli bir çaba yürütmekteler. bu çaba bile insanı kendine hayran bırakmaya yetiyor...
gitmek istediğim şehirlere bir yenisini daha ekledim.. ahh canterbury bekle beni....
devamını gör...
erkek adam ev işi yapar mı sorunsalı
bazı yazarlarımızın fikirlerine anlam verememekle beraber şunu söylemek isterim ki yerçekiminin olmadığını söyleyen,bebeklere yapılan aşıların işe yaramaz olduğunu söyleyen makaleler ve bilimsel yazılarda var.o zaman ne yapıyormuşuz her gördüğümüz duyduğumuz çalışmayı ciddiye almıyormuşuz.kaldı ki bir insan çok yemek yaptığı için yada ağır bir işte çalıştığı için kimliksel farklılaşmaya bürünmez aksine siz kadın şunu yapar erkek bunu yapar diye kesin yargılarla çerçevelediğiniz için yaptıkları size garip gelir.yani şunu demek istiyorum ki "kadınsılaşma" yada "erkeksileşme" diye bir şey yoktur. çünkü her insanın kendi doğruları ve kendi (bkz: nomal)leri vardır ve bu sizin normal sınırlarınız içinde kalmak zorunda değil yani demek istediğim bir kadın pekala sizin "kadınsı" bulduğunuz ojesini sürüp yine sizin "erkeksi" bulduğunuz dozeri kullanabilir.bu tamamen insanın öz benliğiyle alakalıdır ve ahlaksız bir durum yoktur. bana kalırsa iki tarafında işten kaçmak için uydurduğu bahanelerdir efendim.bunun yerine sizinle aynı temel görüşte biriyle bir hayat geçirmeniz daha kolay olacaktır.umarım derdimi anlatabilmişimdir.iyi geceler dilerim.
devamını gör...
düğünde damada takı niyetine pompalı tüfek takılması
gelinin suratı nasıl asılmasın? resmen cinayet silahıyla yüz yüze gelmiş. allah böyle insanlardan korusun hepimizi. çok amin.
devamını gör...
çocukluğunu unutmak
unutur muyum hiç o hep bende içimde.
devamını gör...
ordinary love
akla önce 'sıradan aşk' gibi bir çeviriyi getirse de aslında 'ortak sevda' anlamına gelen u2 şarkısıdır.
bu iki kelimeyi hayatta siyaset vb birçok yerde duymuşuzdur veya belki bizzat kullanmışızdır. çünkü kitlelerin amaca yönlendiği yolda 'ortak sevda' olmadan ne fazla uzaklaşılabilir ne de yüksek gayelere erişilebilir.
we can't fall any further if
we can't feel ordinary love
and we can't reach any higher,
ıf we can't deal with ordinary love
bu şarkıda diğerlerinden daha başka bir duygu, daha değişik bir ritim vardır;tıpkı ithafıyla onore ettiği nelson mandela'nın yaşam öyküsü gibi.
bu iki kelimeyi hayatta siyaset vb birçok yerde duymuşuzdur veya belki bizzat kullanmışızdır. çünkü kitlelerin amaca yönlendiği yolda 'ortak sevda' olmadan ne fazla uzaklaşılabilir ne de yüksek gayelere erişilebilir.
we can't fall any further if
we can't feel ordinary love
and we can't reach any higher,
ıf we can't deal with ordinary love
bu şarkıda diğerlerinden daha başka bir duygu, daha değişik bir ritim vardır;tıpkı ithafıyla onore ettiği nelson mandela'nın yaşam öyküsü gibi.
devamını gör...
evlilik teklifi fikirleri
özel ve içten olması yeterli. show yapmazsanız daha samimi olursunuz.
devamını gör...
çörek otu
anneannem tarafından her düğünden önce ağzıma atılan, beni nazardan koruyacağına inanılan bitkidir. bazı memleketlerde kara habbe olarak adlandırılır.
devamını gör...
koku hafızası
bazen "keşke bir kapatma düğmesi" olsa diye düşünülen hafıza türü.
ilahi bir yetenek ya da sonsuz bir lanet gibi.
ilahi bir yetenek ya da sonsuz bir lanet gibi.
devamını gör...
kuzey ege
saros körfezi, çanakkale, izmir ve edremit körfezi'ni kapsayan coğrafi bir tanımlamadır.
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
#945837
her kadın feminist değil sayın yazar. sorunuz genelleme dolu. herkes beğenilmek ister; bazısı fiziğini kullanır bazısı yeteneğini bazısı zekasını.
her kadın feminist değil sayın yazar. sorunuz genelleme dolu. herkes beğenilmek ister; bazısı fiziğini kullanır bazısı yeteneğini bazısı zekasını.
devamını gör...
küçük şeylerle mutlu olmak
mutlu bir hayat için gerekli olduğuna inandığım eylemdir. her gün yaptığınız kahvaltıda, sevdiğiniz minik bir kedide, içtiğiniz lezzetli bir kahvede, arkadaşlarınızla attığınız kahkahada mutluluğu bulmadıktan sonra hayatın ne anlamı kalıyor ki?
bir ömür mutlu olmak için büyük şeylerin gerçekleşmesini beklemekle geçmemeli bence.
aynı zamanda, yapılan araştırmalar da bu küçük şeylerin değerini anlamadığımızı ve bunlarının değerinin zamanla daha da yükseldiğini gösteriyor.
bu konu hakkında çok güzel bir yazı paylaşmak istiyorum: *
her günün sonunda günlük tutan bir adam varmış. gününü yazdıktan sonra bir yıl önce, beş yıl önce ve on yıl önce yazdıklarını okuyormuş. bunu çok uzun süredir her gece yapıyormuş.
tabii ki bu eylem amaçsız değilmiş, adamın bir şeyin peşinde olduğu ortadaymış. peki neyin peşinde miymiş?
gelecekte bir şeyler hakkında nasıl hissedeceğimizi tahmin etmekte çok da iyi olmadığımızı ortaya koyan çok sayıda araştırma var. olumsuz ve olumlu olayların gelecekteki duygusal etkisini tahmin etmede yanılabiliyoruz. dolayısıyla kendimizi mutluluk fırsatlarından mahrum bırakıyoruz.
bugün deneyimlediğimiz bazı şeylerin bize kaydetmeye değmeyecek kadar sıradan görünmesi muhtemeldir. ancak yeni araştırmalara göre, bu, gelecekte onları 'yeniden keşfettiğimizde' elde edilecek potansiyel mutluluğu hafife aldığımızı gösteriyor.
20 ağustos 2004 günü öğleden sonra saat 3'te bir yemekte ettiğimiz muhabbeti on yıl sonra yeniden keşfetmek beklenmedik bir neşe kaynağı olabilir.
yeniden keşfetmenin sevincini neden hafife alıyoruz? çünkü asla aynı kalmıyoruz. bugün olduğumuz kişinin gelecekte olacağımız kişi olacağını ve aynı şeylere aynı şekilde cevap vereceğimizi düşünme hatasına düşüyoruz. ayrıca bugün dünyevi olduğunu düşündüğümüz bu ayrıntıların sıradan statülerini koruyacağına ve ayrıntılara ilişkin hafızamızın doğru olacağına inanma eğilimindeyiz.
gerçek şu ki, hafızalarımız mükemmel değil - soluyorlar, üzerine bir şeyler yazılıyor, ve zamanla şekil değiştiriyorlar.
yakın zamanda yapılan bir çalışmada araştırmacılar, insanların görünüşte önemsiz deneyimlerini kaydettiklerinde ve gelecekte bunları yeniden keşfettiklerinde nasıl hissedeceklerini araştırdılar.
araştırmada ne yapıldı?
katılımcıların aşağıdaki durumlara verdikleri yanıtlardan oluşan zaman kapsülleri oluşturuldu:
katıldıkları son sosyal etkinlik;
yeni bir muhabbet;
oda arkadaşlarıyla nasıl tanıştıkları;
son zamanlarda dinledikleri üç şarkı;
içten bir şaka;
son zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf;
facebook profillerinde paylaştıkları son durum;
son sınıf değerlendirmesinden bir alıntı; ve
son bir final sınavından bir soru.
her soru için, katılımcıların şunları tahmin etmesi gerekiyordu:
1. ne söylediklerini görmek için ne kadar meraklı olacakları;
2. neyi belgelediklerini gördükten sonra ne kadar şaşıracakları; ve
3. gelecekte her yanıtı ne kadar anlamlı ve ilginç bulacakları.
üç ay sonra, ilk yanıtlarını okumalarına (yeniden keşfetmelerine) izin verildi, ancak öncesinde bu yanıtları okumaya ne kadar meraklı olduklarını değerlendirmeyi tabii ki unutmadılar.
peki araştırma sonucunda ne buldular?
sonuçlar, katılımcıların özellikle gelecekte yanıtlarını okumaya ne kadar meraklı olacaklarını ve bu yanıtların onlar için ne kadar ilginç olacağını tahmin etmede hiç de iyi olmadıklarını gösterdi.
sadece üç ay sonra bile, kapsül onlar için beklediklerinden daha anlamlıydı.
böylece ikinci bir çalışma yaptılar
benzer ikinci bir çalışmada, araştırmacılar katılımcılardan bir sohbeti sıradan veya olağanüstü olarak değerlendirmelerini istedi. bir konuşma ne kadar sıradan derecelendirilirse, onu yeniden keşfetmenin ne kadar iyi olacağını o kadar çok kişi hafife aldı.
ve bir üçüncü bir çalışma bunu takip etti
üçüncü bir çalışmada, yakın bir ilişki içinde olan katılımcılardan olağanüstü bir gün (sevgililer günü) ve sıradan bir gün (14 şubat civarında tipik bir gün) deneyimlerini yazmaları istendi.
ilginç bir şekilde, olağan olaylara ilişkin algılar zamanla daha olağanüstü hale gelirken, olağanüstü olaylara ilişkin algılar da aynı derecede olağanüstü kalmıştır.
insanlar sıradan olaylar hakkında yazdıklarını olağanüstü olaylardan daha az hatırladılar.
ve (sonunda!), dördüncü çalışmayı da yapmadan duramadılar
dördüncü bir araştırma, insanların yeniden keşfetmenin sevincini küçümsedikleri için, deneyimlerini belgelemek için fırsatları atladıklarını ortaya çıkardı. gelecekte bu kayıtları hatırlayamadıkları için pişmanlık duyduklarını bildirdiler. görünüşe göre, geçmiş deneyimler için gelecekteki merakımızı küçümsemek bizim insani yöntemimiz. yeniden keşif sürecini ne kadar büyüleyici bulacağımızı da küçümseme eğilimindeyiz.
sonuç olarak, insanlar şu anda olan şeyleri belgeleme fırsatından vazgeçerler. bunun nedeni kısmen, insanların bir olay hakkında gerçekte yapabileceklerinden daha fazlasını hatırlayabileceklerine inanmalarıdır. bu genellikle olağanüstü değil, sıradan deneyimler için geçerlidir.
harvard business school'dan araştırmacı ting zhang, "genelde günümüzün sıradan anlarını gelecekte yeniden keşfedilmeye değer deneyimler olarak düşünmüyoruz. ancak çalışmalarımız çoğu zaman yanıldığımızı gösteriyor. şimdi sıradan olan şeyler aslında gelecekte daha sıra dışı ve beklediğimizden daha olağanüstü hale geliyor. insanlar, o anda pek anlamlı görünmese de, aylar öncesinden bir çalma listesini veya bir komşuyla eski bir şakayı yeniden keşfetmekten büyük keyif alıyor. çalışmalar, geleceğimizi yeniden keşfetme sevincini yaşatmak için mevcudiyeti hafife almamanın ve günlük hayatın sıradan anlarını belgelemenin önemini vurguluyor. "dedi.
kaynak
bir ömür mutlu olmak için büyük şeylerin gerçekleşmesini beklemekle geçmemeli bence.
aynı zamanda, yapılan araştırmalar da bu küçük şeylerin değerini anlamadığımızı ve bunlarının değerinin zamanla daha da yükseldiğini gösteriyor.
bu konu hakkında çok güzel bir yazı paylaşmak istiyorum: *
her günün sonunda günlük tutan bir adam varmış. gününü yazdıktan sonra bir yıl önce, beş yıl önce ve on yıl önce yazdıklarını okuyormuş. bunu çok uzun süredir her gece yapıyormuş.
tabii ki bu eylem amaçsız değilmiş, adamın bir şeyin peşinde olduğu ortadaymış. peki neyin peşinde miymiş?
gelecekte bir şeyler hakkında nasıl hissedeceğimizi tahmin etmekte çok da iyi olmadığımızı ortaya koyan çok sayıda araştırma var. olumsuz ve olumlu olayların gelecekteki duygusal etkisini tahmin etmede yanılabiliyoruz. dolayısıyla kendimizi mutluluk fırsatlarından mahrum bırakıyoruz.
bugün deneyimlediğimiz bazı şeylerin bize kaydetmeye değmeyecek kadar sıradan görünmesi muhtemeldir. ancak yeni araştırmalara göre, bu, gelecekte onları 'yeniden keşfettiğimizde' elde edilecek potansiyel mutluluğu hafife aldığımızı gösteriyor.
20 ağustos 2004 günü öğleden sonra saat 3'te bir yemekte ettiğimiz muhabbeti on yıl sonra yeniden keşfetmek beklenmedik bir neşe kaynağı olabilir.
yeniden keşfetmenin sevincini neden hafife alıyoruz? çünkü asla aynı kalmıyoruz. bugün olduğumuz kişinin gelecekte olacağımız kişi olacağını ve aynı şeylere aynı şekilde cevap vereceğimizi düşünme hatasına düşüyoruz. ayrıca bugün dünyevi olduğunu düşündüğümüz bu ayrıntıların sıradan statülerini koruyacağına ve ayrıntılara ilişkin hafızamızın doğru olacağına inanma eğilimindeyiz.
gerçek şu ki, hafızalarımız mükemmel değil - soluyorlar, üzerine bir şeyler yazılıyor, ve zamanla şekil değiştiriyorlar.
yakın zamanda yapılan bir çalışmada araştırmacılar, insanların görünüşte önemsiz deneyimlerini kaydettiklerinde ve gelecekte bunları yeniden keşfettiklerinde nasıl hissedeceklerini araştırdılar.
araştırmada ne yapıldı?
katılımcıların aşağıdaki durumlara verdikleri yanıtlardan oluşan zaman kapsülleri oluşturuldu:
katıldıkları son sosyal etkinlik;
yeni bir muhabbet;
oda arkadaşlarıyla nasıl tanıştıkları;
son zamanlarda dinledikleri üç şarkı;
içten bir şaka;
son zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf;
facebook profillerinde paylaştıkları son durum;
son sınıf değerlendirmesinden bir alıntı; ve
son bir final sınavından bir soru.
her soru için, katılımcıların şunları tahmin etmesi gerekiyordu:
1. ne söylediklerini görmek için ne kadar meraklı olacakları;
2. neyi belgelediklerini gördükten sonra ne kadar şaşıracakları; ve
3. gelecekte her yanıtı ne kadar anlamlı ve ilginç bulacakları.
üç ay sonra, ilk yanıtlarını okumalarına (yeniden keşfetmelerine) izin verildi, ancak öncesinde bu yanıtları okumaya ne kadar meraklı olduklarını değerlendirmeyi tabii ki unutmadılar.
peki araştırma sonucunda ne buldular?
sonuçlar, katılımcıların özellikle gelecekte yanıtlarını okumaya ne kadar meraklı olacaklarını ve bu yanıtların onlar için ne kadar ilginç olacağını tahmin etmede hiç de iyi olmadıklarını gösterdi.
sadece üç ay sonra bile, kapsül onlar için beklediklerinden daha anlamlıydı.
böylece ikinci bir çalışma yaptılar
benzer ikinci bir çalışmada, araştırmacılar katılımcılardan bir sohbeti sıradan veya olağanüstü olarak değerlendirmelerini istedi. bir konuşma ne kadar sıradan derecelendirilirse, onu yeniden keşfetmenin ne kadar iyi olacağını o kadar çok kişi hafife aldı.
ve bir üçüncü bir çalışma bunu takip etti
üçüncü bir çalışmada, yakın bir ilişki içinde olan katılımcılardan olağanüstü bir gün (sevgililer günü) ve sıradan bir gün (14 şubat civarında tipik bir gün) deneyimlerini yazmaları istendi.
ilginç bir şekilde, olağan olaylara ilişkin algılar zamanla daha olağanüstü hale gelirken, olağanüstü olaylara ilişkin algılar da aynı derecede olağanüstü kalmıştır.
insanlar sıradan olaylar hakkında yazdıklarını olağanüstü olaylardan daha az hatırladılar.
ve (sonunda!), dördüncü çalışmayı da yapmadan duramadılar
dördüncü bir araştırma, insanların yeniden keşfetmenin sevincini küçümsedikleri için, deneyimlerini belgelemek için fırsatları atladıklarını ortaya çıkardı. gelecekte bu kayıtları hatırlayamadıkları için pişmanlık duyduklarını bildirdiler. görünüşe göre, geçmiş deneyimler için gelecekteki merakımızı küçümsemek bizim insani yöntemimiz. yeniden keşif sürecini ne kadar büyüleyici bulacağımızı da küçümseme eğilimindeyiz.
sonuç olarak, insanlar şu anda olan şeyleri belgeleme fırsatından vazgeçerler. bunun nedeni kısmen, insanların bir olay hakkında gerçekte yapabileceklerinden daha fazlasını hatırlayabileceklerine inanmalarıdır. bu genellikle olağanüstü değil, sıradan deneyimler için geçerlidir.
harvard business school'dan araştırmacı ting zhang, "genelde günümüzün sıradan anlarını gelecekte yeniden keşfedilmeye değer deneyimler olarak düşünmüyoruz. ancak çalışmalarımız çoğu zaman yanıldığımızı gösteriyor. şimdi sıradan olan şeyler aslında gelecekte daha sıra dışı ve beklediğimizden daha olağanüstü hale geliyor. insanlar, o anda pek anlamlı görünmese de, aylar öncesinden bir çalma listesini veya bir komşuyla eski bir şakayı yeniden keşfetmekten büyük keyif alıyor. çalışmalar, geleceğimizi yeniden keşfetme sevincini yaşatmak için mevcudiyeti hafife almamanın ve günlük hayatın sıradan anlarını belgelemenin önemini vurguluyor. "dedi.
kaynak
devamını gör...
her şeye ve herkese rağmen yalnız hissetmek
yalnız hissetmenin huzurunu değişmeyenlerdenim.evet bazen bu durum değişmezlik içeren karanlık bir girdap gibi görünür ama hayat ve insanların yoruculuğu,kaosu içinde tek tutunduğum seçenek yalnızlığa yönlendirir beni. bu çok sıkıldığında sessiz bir liman var çek gemini oraya 'kafa dinle' mantığıdır. güvenebileceğin tek yer'in kendinle baş başa olduğunu bilirsin dayarsın kafanı gönül rahatlığıyla tanıdık olan sana... bir kalabalık var baktığında her yerde ama içinde hep o ıssızdasın işte. seni anlayan ve sana kalan tek şey sensin.bir ömür boyu bununla yaşamayı öğrenmelisin. bu belkide en büyük sınavın. sen seni sevdiğinde mutlu olucaksın bırak herkesi onlar hep kendi aleminde seni anlayacaklarını mı sanıyorsun kendilerini bile anlayamamışlar sana ne yararı dokunabilir ki bunların.
devamını gör...
evde loş ışıkta oturmak
ruhu dinlendiren eylem.
teknolojik aletlerden uzakta, kokulu mum veya tütsü eşliğinde yapılırsa; sinirden, stresten arındığınızı hissedebilirsiniz.
teknolojik aletlerden uzakta, kokulu mum veya tütsü eşliğinde yapılırsa; sinirden, stresten arındığınızı hissedebilirsiniz.
devamını gör...
open window (kısa film)
saki olarak da tanınan ingiliz yazar h.h.munro’nun kısa öyküsünden yönetmen james rogan tarafından senaryolaştırılıp çekilen bir kısa filmdir.

korku çok şeyden kaynaklanabilir. korkuya neden olan olaylar saymakla bitmez daha doğrusu. mesela batıl inançlar korkuya neden olur çoğu zaman. geceleri su kenarında dolaşmak, gece vakit açık alanda işemek, kurbağaya basmak, gece sakız çiğnemek, gece ıslık çalmak... bunların hepsi üç harflilerin hücumuna uğramamıza neden olabilir ve bu da doğal olarak korkuya neden olur. annem tarafından bu konuda defalarca uyarıldığım için iyi biliyorum.
bilinmeyen şeyler de insanda korku yaratır. sakin sakin otururken nereden geldiğini anlamadığımızı kuvvetli bir gürültü irkilmemize neden olur mutlaka, daha önce hiç karşılaşmadığımız bir böcek karşımıza çıkarsa korkarız, nerden çıktığını anlamadığımız bir gölge yolda yürürken bizi stephen king romanlarına daldırıp çıkartabilir ya da.
oyunbaz bir insanın manasızca ve nedensizce koşulladığı zihnimiz de korku koridorlarında dolaşabilir tir tir titreyerek. zihnimiz bir konuya sistematik bir şekilde başka bir insan tarafından takıntılı hale getirilirse sonuç; her yerden çıkan samaralar görmek olabilir ve bu da çok korkutucudur.
saki müthiş bir yazar ve çok oyunbaz. zihninizle oynamasına müsade etmeyin.
open window

korku çok şeyden kaynaklanabilir. korkuya neden olan olaylar saymakla bitmez daha doğrusu. mesela batıl inançlar korkuya neden olur çoğu zaman. geceleri su kenarında dolaşmak, gece vakit açık alanda işemek, kurbağaya basmak, gece sakız çiğnemek, gece ıslık çalmak... bunların hepsi üç harflilerin hücumuna uğramamıza neden olabilir ve bu da doğal olarak korkuya neden olur. annem tarafından bu konuda defalarca uyarıldığım için iyi biliyorum.
bilinmeyen şeyler de insanda korku yaratır. sakin sakin otururken nereden geldiğini anlamadığımızı kuvvetli bir gürültü irkilmemize neden olur mutlaka, daha önce hiç karşılaşmadığımız bir böcek karşımıza çıkarsa korkarız, nerden çıktığını anlamadığımız bir gölge yolda yürürken bizi stephen king romanlarına daldırıp çıkartabilir ya da.
oyunbaz bir insanın manasızca ve nedensizce koşulladığı zihnimiz de korku koridorlarında dolaşabilir tir tir titreyerek. zihnimiz bir konuya sistematik bir şekilde başka bir insan tarafından takıntılı hale getirilirse sonuç; her yerden çıkan samaralar görmek olabilir ve bu da çok korkutucudur.
saki müthiş bir yazar ve çok oyunbaz. zihninizle oynamasına müsade etmeyin.
open window
devamını gör...
babaya söylemek istenip de söylenemeyenler
keşke iletişime açık bir insan olsaydın da içimi burada dökmek zorunda kalmasaydım...
sırf baba oldun diye kendini bir şey zannediyorsun. çünkü siz babalar dövseniz de, bize pislik muamelesi yapsanız da her zaman haklısınızdır(!) kesin biz bir haltlar yemişizdir.
babaların çocuklarına sevgilerini göstermedikleri söylenir. bu bence koca bir saçmalık. seviyorsan belli edeceksin. ben sevgini göremedikten, hissedemedikten sonra bunların hiçbir anlamı yok.
neymiş şımarırmış, baba otoritesini tanımazmış... haydi oradan! sen benimle arana duvar örmeye devam ettikçe ben sana hiçbir şeyimi anlatmam. istemesem de yalan da söylerim, bir şeyler de saklarım. sen bana arkadaş olacağın yerde gençliğimi çalan bir hırsız oldun.
senin savunduğun o köhne değerler yüzünden ne çocukluğumu yaşayabildim, ne gençliğimi yaşayabildim. bak senin yüzünden her an parmak ucunda yürüyen bir insan oldum. benim bir birey olduğumu kabul etmedin. kişisel alanıma saygı duymadın. hoş görülebilecek çocukluk ve gençlik hatalarını suç saydın, yıllarca bana fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladın. yaşımın üstünde olgunluk bekledin benden. bak arkadaşlarım bana 80 yaşında bir ninenin ruhunu taşıdığımı söylüyorlar. ben henüz çeyrek asırlık bile olmadım ama kendimi yaşlı hissediyorum.
benden proje çocuk yaratmaya çalıştın. benim başarılarımdan kendine pay çıkarmak istedin. dışarıdan "ne güzel, çocuğunun yeteneklerini keşfeden bilinçli bir baba." imajı yarattın. ama senin tek yaptığın, beni yaşıtlarımla rekabet etmeye zorlamak oldu. beni çocuk işçi gibi kullandığını bilmiyor muyum sanıyorsun? benim üniversiteye kadar doğru dürüst arkadaşım olmadı. yarattığın proje yüzünden yaşıtlarım benimle hep mesafeli oldu.
ben yoruldum baba. yetişkinlik çağımı mahvetmene izin vermeyeceğim. mesleğimi elime alır almaz senin boyunduruğundan kurtulacağım. kendi duzenimi kurup tek başıma yaşayacağım. seni arayıp sormayacağım bile. hayatımda sana yer olmayacak artık. geçmişimin intikamını senden tek tek alacağım. haydi beni hayırsız evlat ilan et. haydi bana vefasız de. inan bana hiçbiri umurumda olmayacak. bana yaşattıklarından sonra bu yaptıklarım az bile kalacak.
tam 17 sene boyunca ensemde boza pişirdin. benim anksiyete sahibi bir birey olmama neden oldun. her hatamda bana hakaret ettin. bir babanın, çocuğuna söyleyemeyeceği şeyler söyledin. ama ben sesimi biraz yükseltsem suçlu olurdum, evin huzurunu bozan kişisi olurdum.
sen bana ağzına geleni söyleyeceksin, ben de susacağım öyle mi? yok öyle dünya! sırf babamsın diye bu yaptıklarına rağmen sana saygı duyacağım öyle mi? çok beklersin! sen bana saygı duydun mu?
beni sevdiğine zerre inanmıyorum. insan sevdiğine hayatını zindan etmez. ben de seni sevmiyorum. senden nefret de etmiyorum. artık o kadar umurumda değilsin ki...
sadece aynı çatı altında zoraki bir şekilde sana tahammül etmeye çalışıyorum. ama eskisi gibi susup sinmiyorum bir köşeye. bu daha başlangıç...
sırf baba oldun diye kendini bir şey zannediyorsun. çünkü siz babalar dövseniz de, bize pislik muamelesi yapsanız da her zaman haklısınızdır(!) kesin biz bir haltlar yemişizdir.
babaların çocuklarına sevgilerini göstermedikleri söylenir. bu bence koca bir saçmalık. seviyorsan belli edeceksin. ben sevgini göremedikten, hissedemedikten sonra bunların hiçbir anlamı yok.
neymiş şımarırmış, baba otoritesini tanımazmış... haydi oradan! sen benimle arana duvar örmeye devam ettikçe ben sana hiçbir şeyimi anlatmam. istemesem de yalan da söylerim, bir şeyler de saklarım. sen bana arkadaş olacağın yerde gençliğimi çalan bir hırsız oldun.
senin savunduğun o köhne değerler yüzünden ne çocukluğumu yaşayabildim, ne gençliğimi yaşayabildim. bak senin yüzünden her an parmak ucunda yürüyen bir insan oldum. benim bir birey olduğumu kabul etmedin. kişisel alanıma saygı duymadın. hoş görülebilecek çocukluk ve gençlik hatalarını suç saydın, yıllarca bana fiziksel ve psikolojik şiddet uyguladın. yaşımın üstünde olgunluk bekledin benden. bak arkadaşlarım bana 80 yaşında bir ninenin ruhunu taşıdığımı söylüyorlar. ben henüz çeyrek asırlık bile olmadım ama kendimi yaşlı hissediyorum.
benden proje çocuk yaratmaya çalıştın. benim başarılarımdan kendine pay çıkarmak istedin. dışarıdan "ne güzel, çocuğunun yeteneklerini keşfeden bilinçli bir baba." imajı yarattın. ama senin tek yaptığın, beni yaşıtlarımla rekabet etmeye zorlamak oldu. beni çocuk işçi gibi kullandığını bilmiyor muyum sanıyorsun? benim üniversiteye kadar doğru dürüst arkadaşım olmadı. yarattığın proje yüzünden yaşıtlarım benimle hep mesafeli oldu.
ben yoruldum baba. yetişkinlik çağımı mahvetmene izin vermeyeceğim. mesleğimi elime alır almaz senin boyunduruğundan kurtulacağım. kendi duzenimi kurup tek başıma yaşayacağım. seni arayıp sormayacağım bile. hayatımda sana yer olmayacak artık. geçmişimin intikamını senden tek tek alacağım. haydi beni hayırsız evlat ilan et. haydi bana vefasız de. inan bana hiçbiri umurumda olmayacak. bana yaşattıklarından sonra bu yaptıklarım az bile kalacak.
tam 17 sene boyunca ensemde boza pişirdin. benim anksiyete sahibi bir birey olmama neden oldun. her hatamda bana hakaret ettin. bir babanın, çocuğuna söyleyemeyeceği şeyler söyledin. ama ben sesimi biraz yükseltsem suçlu olurdum, evin huzurunu bozan kişisi olurdum.
sen bana ağzına geleni söyleyeceksin, ben de susacağım öyle mi? yok öyle dünya! sırf babamsın diye bu yaptıklarına rağmen sana saygı duyacağım öyle mi? çok beklersin! sen bana saygı duydun mu?
beni sevdiğine zerre inanmıyorum. insan sevdiğine hayatını zindan etmez. ben de seni sevmiyorum. senden nefret de etmiyorum. artık o kadar umurumda değilsin ki...
sadece aynı çatı altında zoraki bir şekilde sana tahammül etmeye çalışıyorum. ama eskisi gibi susup sinmiyorum bir köşeye. bu daha başlangıç...
devamını gör...
insanı çileden çıkaran şeyler
belirsizlik ve sabretmek zorunda olmak.
devamını gör...
ziggurat
sadece tapınak olarak kullanılmayan yapılardır.
okul, rasathane ve soğuk hava deposu olarak da kullanılmışlardır.
okul, rasathane ve soğuk hava deposu olarak da kullanılmışlardır.
devamını gör...