donaudampfschiffahrtselektrizitatenhauptbetriebswerksbauunterbeamtengesellschaft
(bkz: amin)
devamını gör...
sanat eserinin analizi

arnolfini’nin evlenmesi
jan van eyck – 1389-1441 – hollanda
sanatçının bu resmi tarihi açıdan da bir ilk olma özelliğine sahip. bu tablo, evlenme anının resmedilmesi nedeniyle, bir nevi ‘evlilik cüzdanı’ niteliğinde. eseri bu kadar önemli kılan detay ise ayna. duvardaki ayna, müthiş bir akis tekniğiyle anı derinleştirmek için kullanılmış. aynaya dikkatlice bakıldığında, van eyck’ın da resmin içinde olduğu görülür. ressam, kendini ‘an’a dâhil ederek, resim sanatına farklı bir boyut kazandırdı.
devamını gör...
ölümün üstesinden gelme yöntemi olarak otobiyografi
bir elias canetti yöntemidir.
birçok edebi figürün ölümsüz olmak için takıntılı bir isteği vardır. elbette kimse ölmek istemez. woody allen gibi düşünen yazarlar da vardır dünyada. bir sözlük yazarı olarak ben de woody allen ile aynı fikirdeyim:
ben ölümsüzlüğü eserlerimle elde etmek istemiyorum; ölmeyerek elde etmek istiyorum.
ben de ölmeyecek ölümsüz olmak isteyenlerdenim. ama canneti gibi eserleri ile ölümsüz olmak isteyen yazarlar da çok sayıda mevcut.
bunların arasında en bilinen yazarlardan bir tanesi elbette ki franz kafka’dır ve franz kafka benim için sadece büyük bir yazar değil, aynı zamanda bir yol gösterici, bir yaşam kaynağı, hatta bir peygamberdir. ancak kafka ölümsüzlüğe ulaşmak için kendi çevresinde sahte bir gizem yaratmış ve bunu yaparken de en yakın arkadaşı max brod’u maşa gibi kullanmıştır.
yukio mişima gibi bazı yazarlarsa ölümsüzlüğe ölerek ulaşmaya çalışmışlardır. törensel bir intiharla hatırlarda kalarak ölümsüz olmak isteyen mişima ile aynı fikirde olan birçok yazar vardır. virginina woolf da bunlardan bir diğeridir. ernest hemingway, stefan zweig, mayakovsi. hepsi görkemli intiharları ile ölümsüzlüklerini perçinlemeye çalışmıştır.
elias canetti ise daha kurnazca bir iki yöntem uygulamıştır. birinci yöntem; birçok eserini yarım bırakmak olmuştur. bunun nedeni ise eserleri yarım olduğu için yayımlanmayacak ancak ölümünden sonra bulunduğunda yayımlanıp yazarın hatırlanmasını sağlayacaktır.
bununla da yetinmez canetti. otobiyografik eserler yazarak ölümsüzlüğünü perçinlemek ister.
kurtarılmış dil, kulaktaki meşale, gözlerin oyunu otobiyografik bir üçlemedir. soylu sınıfın sonbaharı ise öyle değilmiş gibi görünse de yazarın tamamen kendini anlattığı bir deneme kitabıdır.
aynı şekilde insanın taşrası, sinek azabı ve saatin gizli yüreği de yazarın çaktırmadan ya da açık açık kendini anlattığı kitaplardır.
otobiyografi yazmak sizin ölmeyerek ölümsüz olmanızı sağlamayabilir ama yan anlam bir ölümsüzlük için iyi bir yönetimdir.
birçok edebi figürün ölümsüz olmak için takıntılı bir isteği vardır. elbette kimse ölmek istemez. woody allen gibi düşünen yazarlar da vardır dünyada. bir sözlük yazarı olarak ben de woody allen ile aynı fikirdeyim:
ben ölümsüzlüğü eserlerimle elde etmek istemiyorum; ölmeyerek elde etmek istiyorum.
ben de ölmeyecek ölümsüz olmak isteyenlerdenim. ama canneti gibi eserleri ile ölümsüz olmak isteyen yazarlar da çok sayıda mevcut.
bunların arasında en bilinen yazarlardan bir tanesi elbette ki franz kafka’dır ve franz kafka benim için sadece büyük bir yazar değil, aynı zamanda bir yol gösterici, bir yaşam kaynağı, hatta bir peygamberdir. ancak kafka ölümsüzlüğe ulaşmak için kendi çevresinde sahte bir gizem yaratmış ve bunu yaparken de en yakın arkadaşı max brod’u maşa gibi kullanmıştır.
yukio mişima gibi bazı yazarlarsa ölümsüzlüğe ölerek ulaşmaya çalışmışlardır. törensel bir intiharla hatırlarda kalarak ölümsüz olmak isteyen mişima ile aynı fikirde olan birçok yazar vardır. virginina woolf da bunlardan bir diğeridir. ernest hemingway, stefan zweig, mayakovsi. hepsi görkemli intiharları ile ölümsüzlüklerini perçinlemeye çalışmıştır.
elias canetti ise daha kurnazca bir iki yöntem uygulamıştır. birinci yöntem; birçok eserini yarım bırakmak olmuştur. bunun nedeni ise eserleri yarım olduğu için yayımlanmayacak ancak ölümünden sonra bulunduğunda yayımlanıp yazarın hatırlanmasını sağlayacaktır.
bununla da yetinmez canetti. otobiyografik eserler yazarak ölümsüzlüğünü perçinlemek ister.
kurtarılmış dil, kulaktaki meşale, gözlerin oyunu otobiyografik bir üçlemedir. soylu sınıfın sonbaharı ise öyle değilmiş gibi görünse de yazarın tamamen kendini anlattığı bir deneme kitabıdır.
aynı şekilde insanın taşrası, sinek azabı ve saatin gizli yüreği de yazarın çaktırmadan ya da açık açık kendini anlattığı kitaplardır.
otobiyografi yazmak sizin ölmeyerek ölümsüz olmanızı sağlamayabilir ama yan anlam bir ölümsüzlük için iyi bir yönetimdir.
devamını gör...
dinin nedir namaz kılıyor musun oruç tutuyor musun soruları
aynı zamanda osmanlı devleti'nin günümüzdeki genel kanının aksine sünni müslüman heteroseksüel bir devlet yapılanması hedeflemediğine dair de ipuçları veren sözdür. osmanlı'da günümüzden çok daha hoşgörülü bir ortam vardı. ecdadına hayran olup kendisinden farklı olana tahammülü olmayan kötü kalpli insanlara duyurulur. gerçi bir şey fark eder mi, sanmam.
devamını gör...
iyi pazarlar bayım
belki hak ediliyordu..
tanım: soğuk ötesi.. allah belanı versin bu pazar minvalinde..
tanım: soğuk ötesi.. allah belanı versin bu pazar minvalinde..
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sessiz sedasız ağlamaya geldim. keyifli yayınlar diyemeyeceğim, bol gözyaşı, yürek yangını bizi bekler..
yayında emeği geçen herkese teşekkürler.
yayında emeği geçen herkese teşekkürler.
devamını gör...
dün gece sözlük'ün çok eğlenceli olması
ben de buradaydım niye öyle hissetmedim.*
devamını gör...
ölüler evinden anılar
bir dostoyevski eseridir. sürgün zamanları mahpus olmak işkence görmek mahkûm olmak gibi bütün gerçeklikleri bize rahatsız edici şekilde anlatır.
o kadar rahatsız edici bir eserdir ki sürekli okurken düşünmek zorunda kalırsınız üzülürsünüz ama düşünürsünüz.
sibirya da hapis yaşantısını anlatan bu eser işkence, zulüm, ceza, açlık gibi kavramları dostoyevski’nin gizli özne oluşuyla bize anlatır.
okurken düşünüp durdum böyle bir eseri dostoyevski’den başka kim yazabilirdi?
okuyucuya verilen bir mesaj olmaması okuyucuyu düşünmeye sevk etmesi bu kitabı kesinlikle başarılı bir dostoyevski eseri yapıyor.
insanlar bazı zor durumlarda çaresiz kalırlar ve oraya uyum sağlamaya çalışırlar. düşünsenize istemediğiniz bir yerde kalmak ne kadar kötüdür?
zorla bir yerde tutulmak ne kadar kötüdür?
siz bunları düşünürken dostoyevski çıkıyor ve “insan her şeye alışan bir yaratıktır” diyor.
okunması gerekir. okurken düşünülmesi gerekir.
--! spoiler !--
okurken beni en çok etkileyen kısım işkence görürken ses çıkarmayan yaşlı amca oldu. düşündüm bir insan bir cezayı hak ettiğini düşünürse ne yapar nasıl tepki verir diye düşündüm.
mahpusların küçük bir kuşa yaklaşımları beni mahvetti.
yine düşündüm durdum suçlu insanların yüreğindeki şefkat hapsolunca ortaya mı çıkar?
suçlu insanlar ceza çekince suçsuz bir insana dönüşür mü?
--! spoiler !--
okunmalıdır okurken düşünülmelidir.
beni etkileyen alıntıları ekleyeyim.
hem de bu gibi durumlar, çok uslu ve o zamana kadar tamamıyla geri planda kalmış kimselerde görülür. bazıları, girmiş oldukları yeni kalıbı kendileri için övünme sebebi sayarlar. eskiden ne kadar ezilmiş ve boynu bükükler, şimdi aynı oranda işini bilen, kabadayı görünmek arzusundadırlar. etrafa saldığı korkudan zevk alır; insanlarda uyandırdığı tiksinme duygusunu adeta sever. kayıtsız tavır takınır; bu durumda, içinden bir an önce cezanın gelmesini, mahkûm olmayı bekler. çünkü gerçek olmayan kayıtsız görünmekten artık bıkmıştır.
herkes çok acımasızdı, içimi dökebileceğim kimse yoktu. bazen bir köşeye çekilir, içimi çeke çeke ağlardım.
ama bakarsınız, bir mahkûm okumuş, vicdanlı, bilinçli ve cesurdur. duyduğu vicdan azabının verdiği acı onu aldığı çok daha fazla sarsmaktır. o kendini en şiddetli yasadan daha amansızca cezalandırmıştır. beri yandan sürgün hayatı boyunca işlediği suçu bir kez bile aklına getirmeyen bir herif, yaptığından ötürü kendini haklı bile saymaktadır.
sürgün hayatında hürriyet yokluğundan ve zorla çalıştırmadan başka, belki diğerlerinden daha korkunç bir azabın olduğunu zamanla öğrendim: zorunlu ortak hayat.
o kadar rahatsız edici bir eserdir ki sürekli okurken düşünmek zorunda kalırsınız üzülürsünüz ama düşünürsünüz.
sibirya da hapis yaşantısını anlatan bu eser işkence, zulüm, ceza, açlık gibi kavramları dostoyevski’nin gizli özne oluşuyla bize anlatır.
okurken düşünüp durdum böyle bir eseri dostoyevski’den başka kim yazabilirdi?
okuyucuya verilen bir mesaj olmaması okuyucuyu düşünmeye sevk etmesi bu kitabı kesinlikle başarılı bir dostoyevski eseri yapıyor.
insanlar bazı zor durumlarda çaresiz kalırlar ve oraya uyum sağlamaya çalışırlar. düşünsenize istemediğiniz bir yerde kalmak ne kadar kötüdür?
zorla bir yerde tutulmak ne kadar kötüdür?
siz bunları düşünürken dostoyevski çıkıyor ve “insan her şeye alışan bir yaratıktır” diyor.
okunması gerekir. okurken düşünülmesi gerekir.
--! spoiler !--
okurken beni en çok etkileyen kısım işkence görürken ses çıkarmayan yaşlı amca oldu. düşündüm bir insan bir cezayı hak ettiğini düşünürse ne yapar nasıl tepki verir diye düşündüm.
mahpusların küçük bir kuşa yaklaşımları beni mahvetti.
yine düşündüm durdum suçlu insanların yüreğindeki şefkat hapsolunca ortaya mı çıkar?
suçlu insanlar ceza çekince suçsuz bir insana dönüşür mü?
--! spoiler !--
okunmalıdır okurken düşünülmelidir.
beni etkileyen alıntıları ekleyeyim.
hem de bu gibi durumlar, çok uslu ve o zamana kadar tamamıyla geri planda kalmış kimselerde görülür. bazıları, girmiş oldukları yeni kalıbı kendileri için övünme sebebi sayarlar. eskiden ne kadar ezilmiş ve boynu bükükler, şimdi aynı oranda işini bilen, kabadayı görünmek arzusundadırlar. etrafa saldığı korkudan zevk alır; insanlarda uyandırdığı tiksinme duygusunu adeta sever. kayıtsız tavır takınır; bu durumda, içinden bir an önce cezanın gelmesini, mahkûm olmayı bekler. çünkü gerçek olmayan kayıtsız görünmekten artık bıkmıştır.
herkes çok acımasızdı, içimi dökebileceğim kimse yoktu. bazen bir köşeye çekilir, içimi çeke çeke ağlardım.
ama bakarsınız, bir mahkûm okumuş, vicdanlı, bilinçli ve cesurdur. duyduğu vicdan azabının verdiği acı onu aldığı çok daha fazla sarsmaktır. o kendini en şiddetli yasadan daha amansızca cezalandırmıştır. beri yandan sürgün hayatı boyunca işlediği suçu bir kez bile aklına getirmeyen bir herif, yaptığından ötürü kendini haklı bile saymaktadır.
sürgün hayatında hürriyet yokluğundan ve zorla çalıştırmadan başka, belki diğerlerinden daha korkunç bir azabın olduğunu zamanla öğrendim: zorunlu ortak hayat.
devamını gör...
yavru kedi sahiplenmek
bir anda aklıma gelen ve de mutlaka düşüncelerimi paylaşmalıyım, dediğim kritik bir konudur.
doğar doğmaz acımasızca annesinden koparılan bir yavruysa sahiplenebilirsiniz. zaten bakanı olmayacaktır ve ilgisizlik, açlık, susuzluk vs. ortam koşulları onu öldürecektir. bu nedenle sahiplenilmesi en uygun davranış olur.
lakin annesi/babası yanında olan yavruları sahiplenirseniz hem kendinize hem o yavruya zarar verirsiniz. bu kez kediyi anne hasreti, anne sütü eksikliği vs. gibi sebepler öldürecektir. ölmezse bile mutlaka psikolojik olarak etkilenir. "hayvanın psiokojisi mi olur canım?" demeyin lütfen. korkmayı, özlemeyi hatta sevmeyi insanlardan daha iyi anlıyorlar.
doğar doğmaz acımasızca annesinden koparılan bir yavruysa sahiplenebilirsiniz. zaten bakanı olmayacaktır ve ilgisizlik, açlık, susuzluk vs. ortam koşulları onu öldürecektir. bu nedenle sahiplenilmesi en uygun davranış olur.
lakin annesi/babası yanında olan yavruları sahiplenirseniz hem kendinize hem o yavruya zarar verirsiniz. bu kez kediyi anne hasreti, anne sütü eksikliği vs. gibi sebepler öldürecektir. ölmezse bile mutlaka psikolojik olarak etkilenir. "hayvanın psiokojisi mi olur canım?" demeyin lütfen. korkmayı, özlemeyi hatta sevmeyi insanlardan daha iyi anlıyorlar.
devamını gör...
silverdin
içi kaynar yağ dolu tencerenin kapağını kulpundan tutmak yerine yanından tuttum.
'elim yanıyor olamaz' dedim, ısrarcı davrandım, 'yok artık' dedim 'olamaz böyle bir şey' dedim, bir buçuk iki saniye içinde üç ayrı parmağım su toplayacak kadar yandı.
elim dondurulmuş bezelyenin içinde gidildi mecbur nöbetçi eczaneye. nöbetçi hanıma 'elimi söndürebilir misin' dedim ? 'silverdin' dedi. ve '13 tl' dedi. bu kadar. başka hiç bir açıklama yapmadı bile. 'hametan diye bir krem vardı onu da mı alsam' dedim? eczacının bana bir bakışı var. sanki kolunu istedim. al bunu git bakışı yaptı. konuşmadı bile. tabi silverdin mucizesinden haberimiz yoktu, bileydim etmezdim bu ayıbı.
lan bunu kim bulduysa umarım en iyi kadınlarla-erkeklerle o sevişiyordur, en iyi yemekleri o yiyordur, en iyi içkileri içip iç huzura kavuşmuştur. bildiğin iyileştirdi adam/kadın iyileştirdi beni.* yaklaşık bir buçuk saatte elimi yarım yamalak kullanabilir hale geldim. minik bir sızı, kaynar kapağı tutmamamı hatırlatacak bir sızı.
mucize bir krem. elim kolum yanmasa bile kullanacağım artık, kesin başka bir şeylere de iyi geliyordur bu. silverdin sürünüp cehenneme girsen zebani döversin öyle etkili.
'elim yanıyor olamaz' dedim, ısrarcı davrandım, 'yok artık' dedim 'olamaz böyle bir şey' dedim, bir buçuk iki saniye içinde üç ayrı parmağım su toplayacak kadar yandı.
elim dondurulmuş bezelyenin içinde gidildi mecbur nöbetçi eczaneye. nöbetçi hanıma 'elimi söndürebilir misin' dedim ? 'silverdin' dedi. ve '13 tl' dedi. bu kadar. başka hiç bir açıklama yapmadı bile. 'hametan diye bir krem vardı onu da mı alsam' dedim? eczacının bana bir bakışı var. sanki kolunu istedim. al bunu git bakışı yaptı. konuşmadı bile. tabi silverdin mucizesinden haberimiz yoktu, bileydim etmezdim bu ayıbı.
lan bunu kim bulduysa umarım en iyi kadınlarla-erkeklerle o sevişiyordur, en iyi yemekleri o yiyordur, en iyi içkileri içip iç huzura kavuşmuştur. bildiğin iyileştirdi adam/kadın iyileştirdi beni.* yaklaşık bir buçuk saatte elimi yarım yamalak kullanabilir hale geldim. minik bir sızı, kaynar kapağı tutmamamı hatırlatacak bir sızı.
mucize bir krem. elim kolum yanmasa bile kullanacağım artık, kesin başka bir şeylere de iyi geliyordur bu. silverdin sürünüp cehenneme girsen zebani döversin öyle etkili.
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
bugün 10 yaşındaki oğlumla girdiğim duygulandıran diyalogtur...
beni ilaç içerken gördü ve aramızda şöyle bir diyalog gelişti:
-bir gün gelecek hiç ilaç içmen gerekmeyecek, sağlıklı olacaksın. *
-ben şuan zaten sağlıklıyım, bunlar vitamin, daha sağlıklı olmak için bunları içiyorum.
-demek ki sadece sağlıklı olmak için değil, sağlıklı kalmak için de ilaç içiliyormuş.
beni ilaç içerken gördü ve aramızda şöyle bir diyalog gelişti:
-bir gün gelecek hiç ilaç içmen gerekmeyecek, sağlıklı olacaksın. *
-ben şuan zaten sağlıklıyım, bunlar vitamin, daha sağlıklı olmak için bunları içiyorum.
-demek ki sadece sağlıklı olmak için değil, sağlıklı kalmak için de ilaç içiliyormuş.
devamını gör...
kötü espriler
-a ben şok!
-bende bim.
-bende bim.
devamını gör...
eski türkçe kelimeler
fevkalade
kafi
alâ
velhasıl
kafi
alâ
velhasıl
devamını gör...
depresyonla başa çıkma yöntemleri
depresyonla başa çıkmanın yolu ilaçlar değildir arkadaşlar ben 3 kere intihar ettim bakırköyde 1 ay yattım ful sabah öğlen akşam ilaç verip sizi uyutuyorlar günlük 10 dakika görüşme yapıyorsın onda da seni dinlemiyorlar kendi soracaklarını sorup gönderiyorlar ben şuan çıkalı 1 sene oluyor 2 ay önce ilaçları bıraktım şuan gayet iyiyim birşeyim yok ilaçlar sizi mal yapıyor haberiniz olsun iyi akşamlar
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
“bir hadise var, kimse bilmiyor
olmuyor bende, deprem olmuyor.”
olmuyor bende, deprem olmuyor.”
devamını gör...
rajaz
latimer'ın dehası, latimer'ın doğası. camel'dan harika bir albüm, muazzam bir şarkı. bir köşeye sonsuza kadar sinip ağlayasınız gelir. umutsuz, mutsuz gecelerin kurtarıcısıdır da. içinizdeki sisi dağıtır. belki sisi yoğunlaştırır. bunda asil, yüce bir şey var. yaşam güneşi ruha doğuyor. insanı yıldızlara yaklaştırıyor.
when the desert sun has passed horizon's final light
and darkness takes it's place...
we will pause to take our rest.
sharing song of love,
tales of tragedy.
the souls of heaven
are stars at night.
they will guide us on our way,
until we meet again
another day.
when a poet sings the song and all are hypnotised,
enchanted by the sound...
we will mark the time as one,
tandem in the sun.
the rhythm of a hymn.
the souls of heaven
are stars at night.
they will guide us on our way,
until we meet again
another day.
when the dawn has come
sing the song,
all day long.
we will move as one,
bear the load
on the road.
the souls of heaven
turn to stars
every single night
all across the sky...
they shine.
when the desert sun has passed horizon's final light
and darkness takes it's place...
we will pause to take our rest.
sharing song of love,
tales of tragedy.
the souls of heaven
are stars at night.
they will guide us on our way,
until we meet again
another day.
when a poet sings the song and all are hypnotised,
enchanted by the sound...
we will mark the time as one,
tandem in the sun.
the rhythm of a hymn.
the souls of heaven
are stars at night.
they will guide us on our way,
until we meet again
another day.
when the dawn has come
sing the song,
all day long.
we will move as one,
bear the load
on the road.
the souls of heaven
turn to stars
every single night
all across the sky...
they shine.
devamını gör...
aziz nesin
20 aralık 1915’de heybeliada’da doğan ünlü düşünür, yazar.
sanılanın aksine kendisi harp okulu mezunudur ve bir dönem subaylık da yapmıştır.
sivas’da bulunan madımak otelinde galeyana gelen dönemin yobaz halkı tarafından yakılmak istenmiş canını zor kurtarmıştır. bir çok arkadaşı, yazarlar o otelde can vermiştir.
sanılanın aksine kendisi harp okulu mezunudur ve bir dönem subaylık da yapmıştır.
sivas’da bulunan madımak otelinde galeyana gelen dönemin yobaz halkı tarafından yakılmak istenmiş canını zor kurtarmıştır. bir çok arkadaşı, yazarlar o otelde can vermiştir.
devamını gör...
şaka maka öğretmenlerin 1 senedir yatıyor olması
bu başlığı açan yazarın bu süreçle yakından uzaktan alakası olmadığını düşünüyorum. zira olsa bu başlığı açmazdı.
devamını gör...

