harper lee tarafından yazılan orjinal adı to kill a mockingbird olan romanın baş kahramanıdır. kitap türkçe'ye bülbülü öldürmek adıyla çevrilmiştir.


atticus, abd'de 1920 lerin sonunda başlayan büyük buhran sırasında alabama eyaletinde hayali bir kasaba olan maycomb'da iki çocuğu ile birlikte yaşayan bir avukattır. kasabanın önde gelenlerinden biridir ve büyük buhran sırasında kasabanın diğer sakinlerine göre ekonomik olarak nispeten daha iyi durumdadır.

atticus insanların hem iyi hem de kötü nitelikleri olduğunu kabul eden, kötüyü anlayıp affederken iyiye hayran olmaya ve yüceltmeye kararlı biridir.

kasabada etkileyici zekası, bilgeliği ve örnek davranışları nedeniyle herkes tarafından saygı gören biridir. ancak siyah bir adam olan tom robinson'un beyaz bir kıza tecavüz ettiği iddiasıyla açılan davada onu savunmaya karar verince maycomb halkıyla arası açılır.

alabama bir güney eyaletidir ve siyahi birini savunmak hoş karşılanacak bir durum değildir.


atticus isminin manası eski yunancada atina'nın bir bölgesi olan attica ile ilgili olup attica'lı adam demektir. roman ve filmden sonra abd'de bu isim epey popüler olmuş ve yeni doğan çocuklara öncekine göre daha fazla verilmeye başlanmış.

roman daha sonra aynı adla sinemaya uyarlanmıştır. filmde atticus finch'i oynayan gregory peck 1963 yılında en iyi erkek oyuncu akademi ödülünü kazanmıştır.

kısa adı afi olan amerikan film endüstrisinin
100 yılın 100 kahramanı ve kötüsü sıralamasında, kahraman sınıflandırılmasında atticus finch karakteri bir numaradadır.

hem romanını okumuş hem de filmini izlemiş biri olarak gerçekten ününü haketmiş bir karakter olarak nitelendirebilirim.

film ile ilgili yazdıklarım için bkz:. #377681
devamını gör...

1982 doğumluyum diyen çakma şarkıcı.
"evet ben tam bir askerim" övgüsüne bir tarafımla gülmüştüm.
devamını gör...

dilin sosyo-politik konumundan bağımsız olarak ana dilde eğitim haktır. dil edinimi ile ilgili bilgi sahibi olan kimse aksini iddia etmez.

ülkemizde anadilde eğitim konusu tartışıldığında başı kürtçe çekmekte. yaklaşık 13-20 milyon insanın mensup olduğu bir etnik kimliğin anadilini "azınlık" olarak tanımlamak en amiyane tabirle ahmaklık, en münasip tabirle ise o dilin sosyo-politik gücünü küçümsemektir, başka bir dilin altında görmektir. kürtçe'nin stabilize edilememesinin, farklı bölgelerde farklı konuşulmasının sebebi eğitim eksikliğidir zira genellikle oral kültürle aktarılıp öğrenilen bir dildir.

bu bağlamda anadilde eğitim almak demek en rahat hissettiğin dilde kendini etkili olarak ifade edebilme şansının olması demektir. kaldı ki anadildeki yetkinlik ve farkındalık ikinci dil edinimini kolaylaştırır. bu sebepledir ki:

- anadilde eğitim almak demek türkçe derslerinin seçmeli olması demek değildir.

- anadilde eğitim almak "bozuk" olarak tabir edilen türkçe telaffuzunun daha da kötüleşmesine sebep olmaz.

- anadilde eğitim almak türkçe'nin asimile olacağı anlamına gelmez.

tam yerine rast gelmişken sırrı süreyya önder'in anadilde eğitim hakkını savunmak için latince şiir okuduğu meclis konuşmasını ekte bırakıyor, esenlikler diliyorum.

tıktık

dibbok: yukarıda sayın yazar anadilde eğitim olsa türkçe ingilizce gibi ilkokulda ikişer saat verilir, bu da yetmez demiş. lütfen yabancı dil ile ikinci dil ayrımına varalım. ingilizce ülkemizde yabancı dil olarak öğretiliyor, yani sokakta pek bir karşılığı yok. türkçe bu insanların ikinci dili yabancı dili değil, kaldı ki ülkenin resmi dili. sonuç olarak ingilizce gibi haftada ikişer saat verilmesi mümkün değil. dil dejenerasyonu anadil öğretiliyor diye olmaz bu kadar korkmayalım. tam tersi öğretilmediği zaman kişi hem ikinci dilde hem de sonradan öğreneceği yabancı dillerde zorluk yaşar. neyi niçin kullandığını, hangi gramer hatasını niye yaptığını bilinçli olarak algılayamaz çünkü.
devamını gör...

hayatım çok sürükleyici ama yerlerde.
devamını gör...

en sevdiğim sanatçılardan birisi :) soundcloudda eski kayıtları var özellikle onlar çok hoşuma gidiyor. çok özgün geliyor.

"buza devrildi su zamansız her şarkıda
her şakanın altında bir aslan
bir kurdu kokladı sokağı ısıtıp
sevemem ya ölürsek"

gibi sözleri vardır şarkılarının.
devamını gör...

bugüne kadar kurulan bütün türk devletleri gibi, doğruları yanlışları olmuş, geçmiş bitmiş bir hanedandır.
ne gereksiz övgüye, nede yersiz sövgüye gerek yoktur.
devamını gör...

sağlık bakanlığı, covid19asi.saglik.gov.tr adresinde aşı olacak meslek gruplarının sıralı listesini paylaştı.
--- alıntı ---

hastalığa maruz kalma, hastalığı ağır geçirme ve bulaştırma riskleri ile hastalığın toplumsal yaşamın işleyişi üzerindeki olumsuz etkisi değerlendirilerek covıd-19 aşısı uygulanacak gruplar belirlenmiş olup bu gruplara sırasıyla uygulanacaktır.

--- alıntı ---
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kaynak
devamını gör...

adapazarı doğumlu gezgin-düşünür hikaye yazarı. lise eğitimi için istanbul'a gelen abasıyanık burgazada ve nişantaşı'ında yaşamaktaydı. çağdaş türkiye hikayeciliğine neredeyse tek başına yön verdiği söylenebilir. aylak karakteriyle toplumun alt sınıfına ait bireyler üzerine yaptığı gözlemler, hikayelerine de yansımıştır. her yıl adına hikaye dalında ödül verildiği yazar, en önemli hikayelerini hastalık döneminde yazmıştır. benim için sığınmayı ifade eder; hem hikayeleri hem de sayesinde tanıyıp sevmiş olduğum burgazada benim için sığınılacak birer limandır. şu an müze olarak faaliyet gösteren adadaki evinde sergilenmekte olan pasaportunda "meslek" ibaresinin karşısına "yok" yazdırdığını görmemle birlikte kendisine duyduğum saygı katlanmıştır.
devamını gör...

bu saatten sonra benim için hapishaneden kaşıkla tünel kazıp kaçmaya çalışmaktan farksızdır.

hesaplamalarıma göre bugün başlasam yaklaşık olarak 2026 yılına kadar ancak temize çıkmış oluyorum.

daha kötüsü o zamana kadar tek bir entry bile girmemem lazım girdiğim her entry beni tünelin ucundaki ışıktan biraz daha uzaklaştırıyor.
devamını gör...

işçi b’nin hikayeleri, peter maiwald tarafından kaleme alınan kısacık öykülerdir, aslında şiirlerdir.

türkçe’ye yılmaz onay tarafından çevrilen kitap, bir solukta okunabilecek kadar hacimsiz görünse bile aslında nitelik olarak oldukça hacimli bir kitaptır.

işçi b. kıvrak zekalı ve hazırcevap biridir. çok eğlenceli olmasına rağmen sivri diliyle seni düşünmeye iteceğini garanti edebilirim. yüzünde bir gülümseme belirecek bazen ama düşünmeye başlayınca b.’nin söylediklerini gülümsemenin niteliği yavaş yavaş değişecek.

hikayeler almanya ekseninde dönüyor görünse de b.’yi brian’nın kısaltması olarak düşünürsen amerika’da, bünyamin’in kısaltması olarak düşünürsen türkiye’de ve başka kısaltmalarla başka ülkelerde geçiyormuş gibi düşünebilirsin.

işçi b. kardeşleri hakkında -işçiler, sömürülenler- fikirler ileri sürer, kurtuluş yolları bulur. nüktedan uslubuyla çözümler üretir. bir papazla, bir yazarla ya da patronuyla tartışırken görebilirsin b.’yi ve mutlukla b.’nin galibiyetini alkışlayabilirsin.
işçi b.’; “ güzel günler gelmez bize,biz güzel günlere yürümedikçe” der.

“haber şöyle geldi işçi b’ye, o memlekette durum umutsuz. işçi b. sordu: – orada hiçbir işçi yaşamıyor mu?”

işçi b. kardeşlerine sonsuz bir güven besler, onların sömürü düzenini yıkacaklarına inancı tamdır. işte bu söyledikleri de bunu kanıtıdır.
işçi b.’ye “siyasetle ilgilenir misin diye sorulduğunda”, “ilgilenir misin ekmekle, suyla.” diye yanıtlar. işçi b. siyasetin tam göbeğindedir, ama bilinçsiz bir inananış değildir bu. temeli olan, güçlü bir inançtır.

günümüz roman yazarlarına ve köşelerine sinmiş yazarcıklara da söyleyecekleri vardır b.’nin. bunlardan biri b.’ye “ben zaten az kişi için yazarım”der.işçi b. bunu bilmektedir ve duraksamaz;”biliyorum, yayınevi patronları için yazarsınız, değil mi?”

işçi b. büyük bir ihtimalle çıkardığı dergi yüzünden alman komünist partisi’nden atılmış olan peter maiwald’ın kendisidir.
devamını gör...

kimyasal maddelerin en küçük yapı taşına atom adı verilir. her maddenin kendine özgü atomları vardır. mesela altını oluşturan atomlar ve demiri oluşturan atomlar birbirinden farklıdır ama kendi içerisinde aynı atomlardan oluşmaktadır.

atomun yapısını güneş sistemine benzetebiliriz. güneş sistemindeki düzen nasıldır, merkezinde bir güneş ve güneşin etrafında düzen içerisinde dönen gezegenler vardır. atomun yapısı da aynı buna benzer. merkezinde proton ve nötron ve bunların etrafında dönen elektronlardan oluşur.

atomun tarihi ilk kez yunan filozoflar sayesinde ortaya çıkmıştır. milattan önce 400 yıllarında yaşayan demokritus maddeyi oluşturan en küçük yapı taşının atom olduğunu söylemiştir. atom kelimesi yunan kökenli olup bölünemez anlamına gelen "atomos" sözcüğünden gelir. demokritus maddelerin sürekli bölünerek en sonunda bölünemez ana yapı taşına ulaşılacağını savunmuştur. ve demokritusa göre bu atom adını verdiği yapı taşları farklı oranlarda birleşerek farklı maddeleri oluşturuyordu.

o zamanlar demokritusun maddenin oluşumuna ait görüşü kabul edilmemişti. demokritustan 2000 yıl sonra 19. yüzyılda cisimlerin atomlardan oluştuğunu ingiliz kimyacı john dalton kanıtlamıştır.

diğer kimyacılar daltonun yaptığı atom ağırlığını kullanarak atomları ağırlıklarına göre sıralamaya çalışmışlar. bu sınıflandırmayı ilk yapan rus bilim adamı mendeleyevdir.

1890 yılına kadar atomun bölünemez olduğu sanılıyordu. ta ki elektronu bulana kadar. o dönemlerde elektriğin varlığı biliniyordu. bildiğiniz üzere elektrik akımı elektronların hareketi sonucunda oluşuyor. ama o zamanlar elektrik akımını bilmelerine rağmen açıklayamıyorlardı.

j.j. thomson 1897 yılında katot tüplerindeki ışınların yanına elektrik yükü yaklaştırarak tüpün içerisindeki ışınların saptığını gözlemledi. bu gözlemi sonucunda ışınların içerisinde çok küçük eksi elektrik yüklü taneciklerin olduğunu kanıtladı.

elektronun bulunmasıyla birlikte topa benzer tek parça olan atom modelimiz çöpe atılarak yerine üzümlü kek modeli getirildi. üzümlü kek modelinde kek artı yükleri, üzümler ise eksi yükleri temsil ediyordu. kek ve üzümler bir bütün halinde nötr atomu oluşturuyordu. üzümlerin eksik veya fazla olduğu durumlarda ise atoma iyon adı veriliyordu.

rutherford ise alfa taneciklerini ince bir levhaya yöneltti. bazı tanecikler levhayı delip geçti bazıları yönlerini değiştirip devam etti bazıları ise levhaya çarpıp geri döndü. bu deneyinde rutherford üzümlü kek modelinin yanlış olduğunu düşündü. rutherford a göre atomun merkezinde proton ve nötron bulunuyordu. ve bunların etrafında dönen elektronlar vardı.
rutherford'un nötronu keşfetmesi ile birlikte yanlış hesaplanan atom ağırlıkları tekrar hesaplandı. ağırlığı doğru olan sadece bir atom vardı o da hidrojendi çünkü hidrojenin çekirdeğinde nötron bulunmuyor sadece bir proton bulunuyor. nötronun keşfi bu yüzden hidrojenin ağırlığını etkilemedi ama helyumun aslında önceden kullandıkları ağırlıktan 4 kat daha ağır olduğunu öğrendiler.
devamını gör...

orijinal adı srpski film'dir. tanım bu kadar. şimdi durduk yere atılmayalım sözlükten.
devamını gör...

diyanet solaklara şeytandır demek istememiştir.açıklama ise şu şekildedir:
--- alıntı ---

yeme-içmeyle ilgili genel ilkeleri belirleyen hz. peygamber (s.a.s.), sol elle yeme-içmeyi hoş karşılamamıştır. nitekim o, bu konu üzerinde önemle durmuş; şeytanların sol elle yiyip içtiklerini haber vererek ümmetini uyarmış ve çocuklara sağ elle yemek yemeyi öğretmiştir (buharî, et’ime, 2; müslim, eşribe, 13).
hz. peygamberin sağ elle yeme ve içme konusundaki tavsiye ve irşadlarına uymak her müslümanın vazifesidir. bu nedenle anne ve babaların çocuklarına diğer yemek adabıyla birlikte sağ elle yeme ve içmeyi de öğretmeleri gerekir. fizikî bir engel sebebiyle sağ eliyle yiyemeyen kimselerin sol elle yeme içmesinde ise bir sakınca yoktur .

--- alıntı ---
sol el ile yemek yemek haram değildir , buradaki amaç daha güzel olana şevki artırmaktır.
devamını gör...

güven kırılmasının ve kötü anıların insanı ne hale getirebileceğini açıkça gösteren bir kelime olan pistanthrophobia'nın sözlük tanımı karşımıza şöyle çıkıyor; daha önce yaşanılan hayal kırıklıkları ve ihanetler sonucu kişide oluşan mantıksız güvenme korkusu.

bu fobi bireyi kendisiyle tek başına bırakıyor, etrafındakilerden uzaklaşmasına yol açıyor. birey; gitgide artan "hep aynı şeyleri yaşadım, yine öyle olacak" "ben hep yalnız kalacağım" gibi paranoyakça düşüncelerle baş etmeye çalışıyor. haliyle kırılmaktan ölesiye korkar hale gelmesi de cabası. kişisel ilişkiler kurmak bu bireyler için imkânsıza yakın oluyor.
kişi en sonunda herkesin ona ihanet edeceğine falan inanıyor. sezgileri kuvvetli olur bu insanların ancak hiçbir şekilde sezgilerine güvenmezler. hastalığın belirtilerinden biri budur. diğer belirtiler arasında;
-samimiyet kurmaktan kaçınmak, arkadaş edinmemek
-aktivitelerden uzaklaşmak
-eleştirilmekten son derece endişe duymak
-içe kapanıklaşmak

gibi maddelerde mevcut. korku zamanla rutin hayatı köreltiyor. özetle sütten ağzı yanan durumu işte. ilk başta ufak seyretmesine aldanmayın. ilerleyen günlerde aşk hayatından iş hayatına değin her bir şeyciği ele geçirebilir. korkunun sahibi kişilere pistantrofobik denir. terapi alınması nihai ve de ivedi çözümdür.
--

günümüz ilişkilerinde güven duygusunun taşıdığı önemi biliyoruz. tabii sadece günümüz için değil, her dönem için geçerli ama konumuz bu değil. sapmayalım konudan. *
ilişkilerde doğru adımlar atılmalı, akıllıca davranılmalı. "aşka da mı mantık katacağız?" dediğinizi duydum, saklanmayın lütfen.
evet, aşka da mantık katacağız. sonumuz böyle mi olsun? yani tamam, yine olsun da, aşırıya kaçmayalım. ne demiştik su zehirlenmesi'ni anlatırken? her şeyin fazlası zarardır. en sonunda misantrofobik oluruz falan, gerek yok bunca aksiyona.

not: misanthropfy en kısa zamanda açıklanacaktır.

edit: misanthropy isim düzenlemesi.
devamını gör...

madeni para olarak bilinir; genelde para üstü olarak verilir. ayrıca çocukların para biriktirme alışkanlığında başrolü üstlenir; minik kumbaraları tıngırdatır. ne kadar çok bozuk para biriktirebilirsen o kadar zenginliği temsil eder o yaşlarda.

ama... adı üstünde "bozuk" para... bende bozulurdum beni hor görenlere, bende bozulurdum benim yerime sakız verenlere, sadece çocuklar tarafından kıymetimin bilinmesine, yerde görüldüğümde aldırış etmeden üstüme basılmasına, dilenciye layık görülmeme, tek başıma bir çikolata edemeyişime, üstü kalsın diyerek istenmediğimde...

fırsatını bulmuş ve dijitalleşen dünya sebebiyle yavaş yavaş sahneden inmeye başlamıştır. yerini ışıltılı kartlara, temas bile sevmeyen ödemelere bırakarak gözü yaşlı gidiyor iki gözümün çiçeği...
devamını gör...

tabiiki fiziki kitabı okumak daha keyifli, kitap okumak bir ritüel bence, herkesin bir adeti var, kimisi kahvesini alır her zamanki yerine yerleşir, kimisi uyumadan önce okuyabildiği kadar okur,

mesela gazetenin ekrandan okumaya geçişi kolay oldu galiba, ben şahsen uzun süre vazgeçemem dediğim, hafta sonu ekleriyle, köşe yazılarıyla, didik didik saatlerce okuduğum gazete geleneğimden ne zaman vazgeçtim farketmedim bile, öyle telefondan gazetemi okunur diyenlerdendim, ama kitap farklı,

telefondan okumayı ilk denediğim kitap, ayn rand ın hayatın kaynağı kitabı, çünkü ikinci el fiyatı 300 tl den başlıyor, geçenlerde serdar kuzuloğlu da bu kitabın ikinci el fiyatına isyan etmişti, o da pdf olarak bulmuştu sanırım, başladım ama, henüz tam anlayamadım, pek de alışamadım, allahtan telefonum tepsi gibi olanlardan, araştırma, makale tamam da, ordan oraya gezerek bir şeyler okunuyor, kitap kavramını daha ekranla oturtamadım, du bakalım deniycez artık...
devamını gör...

kutu açılışı yapıp, kutunun içinden hıyar çıkınca bağıran çocuk.
elindeki sopayla su bulan dayıyı da unutmamak lazım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

düşünmeyi bastırmak için bir süredir başarmayı umduğum fakat başaramadığım şey. normalde düşüncelerimi bastırmak için ya uyurum ya da uykum varken uykusuz kalırım. geri kalan zamansa epey savaş alanı. fakat uykusuz kalmanın şeytanlarıma etkisi pek de olumlu olmuyor artık. sanırım ruhum epey yoruldu.
devamını gör...

poe, ablasına gider. işte, hoş geldinizler beş gittinizler, selamlaşmalar, sarılışmalar, öpülüşmeler. oturma odasına geçilir, poe oturur. karşılamaya gelmeyen dört numaralı küçük kız yeğen akrobatik esneme hareketleri yapıyordur. poe'nun eve girmesi umurunda olmadığı gibi oturma odasına girmesi de umurunda olmamıştır. pek cool pek.

poe: naber kız zilli, ne yapıyorsun?
dnkky: hiç... bir... şey... yapmıyorum.*
poe: pijaman da pek güzelmiş, ne o üzerindeki ayı mı?
dnkky: hayır! tavşan o, tavşan.* bak kulaklarınaaa.
poe: emin misin, bana ayı gibi geldi?
bir numaralı büyük kız yeğen: ayı ablacığım o. bak kulaklarına.
dnkky: ya dayı! ayı diyorum ayı. ayı bu ya! (ablasına döner) ayı diyorum anlamıyor ya.*

suyla getirir, suyu içer, suçu sana atar, geri de götürmez, yollar seni vallahi.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim