memur olup sıradan bir hayatla ölüp gitmek
(bkz: orhan veli bunu beğenmedi)
ve şu meşhur şiiri yazdı:
beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti
ve şu meşhur şiiri yazdı:
beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
beni bu güzel havalar mahvetti
devamını gör...
morfin
çok etkili bir ağrı kesicidir, amacı dışında ve fazla dozda kullanıldığında bağımlılık yapar. morfin bağımlısı bir kadının anne olması durumunda çocukta irritabilite, koma hatta yokluk sendromu görülebilir.
ayrıca, hakan günday'ın 'daha' kitabında fazlasıyla görebileceğimiz bir kelimedir.
--- alıntı ---
oysa dünyayı aydınlatan, güneş değil, oydu: cehennem ateşi...
belki biraz da morfin sülfat.
--- alıntı ---
ayrıca, hakan günday'ın 'daha' kitabında fazlasıyla görebileceğimiz bir kelimedir.
--- alıntı ---
oysa dünyayı aydınlatan, güneş değil, oydu: cehennem ateşi...
belki biraz da morfin sülfat.
--- alıntı ---
devamını gör...
ankara'ya kar yağarken dinlenebilecek şarkılar
devamını gör...
2023'te ay'a gidiyoruz
ahahahahahah.
sağanak yağmur yağdığında yetersiz alt yapı yüzünden caddenin diğer tarafına gidilemeyen bir ülkenin ay’a gideceğini iddia etmesi de ne bileyim.*
sağanak yağmur yağdığında yetersiz alt yapı yüzünden caddenin diğer tarafına gidilemeyen bir ülkenin ay’a gideceğini iddia etmesi de ne bileyim.*
devamını gör...
lord voldemort
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
........
zordu.çünkü,mart ayının soğuk bir salonuydu.çünkü hayat,ölümün insana oynadığı en trajik,en mükemmel,en acımasız oyunuydu.senin için ölüyordum.durum buydu!
küçük iskender
zordu.çünkü,mart ayının soğuk bir salonuydu.çünkü hayat,ölümün insana oynadığı en trajik,en mükemmel,en acımasız oyunuydu.senin için ölüyordum.durum buydu!
küçük iskender
devamını gör...
hata yapmayı kazanım olarak görmek
"başarısızlık,daha akıllıca bir karar vermek için mükemmel bir fırsattır."
henry ford
henry ford
devamını gör...
en yakındaki kitabın 17. sayfasının 3. cümlesi
felsefe, din ve bilim topyekün vadesini doldurmak üzere.* yuval noah harari
21. yüzyıl için 21 ders.
21. yüzyıl için 21 ders.
devamını gör...
sevgilisi olan bir erkeğe bile bile yazan kadın
sevgilisi olan erkek yazmamalıdır. yoksa herkes herkese yazabilir.
devamını gör...
artı oy vermede cömert olan yazarlar
(bkz: quinn)
devamını gör...
sünger bob
nickelodeon kanalı için hazırlanmış. türkiye’de bir dönem cnbc-e kanalında yayınlanmış su altında bikini kasabasında yaşan ve çizgi filmede adını veren karakter.
devamını gör...
trabzon of'ta üç kızını öldüren baba
geçen sene buna benzer bir vaka ödev olarak geldiğinde iki gün ağlamaktan ödevi yapamadım.. gözlerim doldu.. bu nasıl bir vicdansızlık? ben ileride allah bana bir çocuk nasip etsin diye dualar ederken insan müsveddeleri yavruları öldürüyor.. söyleyecek kelimem yok ya gerçekten.. baba demekle baba olunmuyor işte. kahretsin ya. etimle kemiğimle nefret ediyorum bu çağdan!
devamını gör...
yüzüklerin efendisi dizisinde siyah hobbit ırkı yer alacak
yetmez
kürt elf isterim.
kürt elf isterim.
devamını gör...
fu-go
hani bizde ''japonlar yapmış abicim!'' tarzı bir söz vardır ya, hah işte onun öyle olmadığını gösteren örneklerden birisidir. malum bu söz japonlardan çıkan kaliteli işleri anlatmak için kullanılır. japonların bile kendilerine ait böyle bir atasözü yokken biz adamları neredeyse bu cümle ile özetlemiş geçmişiz. geçmişiz geçmesine de istisnalar da kaideyi bozmaz derler bizde. fu-go o istisnalardan bir tanesi. tamam, japon abiler yine işe kafa yormuşlar, yaratıcılık desen yine var, hatta işin içine biraz da tuhaflık katmışlar ama işin başarı ayağı eksik. şimdi mevzu şöyle gelişiyor. amerika ikinci dünya savaşına girmiş lakin adamlara ulaşmak ve onlara kendi topraklarında zarar vermek biraz zor. coğrafya kaderdir diyorlar ya, amerika'nın kaderi de o dönemlerde böyle. coğrafyadan mütevellit şanslı hergeleler. japon abilerin de bu durumdan sebep ziyadesiyle canları sıkkın. ne yaparız ne ederiz de şu pasifik neden illeti geçip amerika'ya zarar veririz diye düşünmeye başlamışlar. en sonunda pasifiğin amerika'ya sunduğu doğal korumayı yine pasifiğin yarattığı hava akımı ile yok etmeye karar vermişler. japon bilim adamlarından birisi; ''bir balon yapacaksın, pasifikte süzülüp gidecek, ucuna bombayı takacaksın, kimseler göremeyecek.'' diye bir şarkı mırıldanmak suretiyle söz konusu buluşa imza atmış. hatta çok sonraları bu şarkıyı manga biraz değiştirerek seslendirdi ama konumuz bu değil.
adamlar kağıttan yapılmış ve patates unu ile yapıştırılmış fu-go bombalarını bir güzel hazırlamışlar. kafada hey şeyi güzelce kurmuşlar. bu bombalar amerika sahillerine ulaşacak, amerikan haklı topuklarını popolarına vurarak kaçacak, halk panik içindeyken bombalar sağda solda patlayacak ve amerika termit bombası tarzındaki bu bombalar sayesinde gerektiği dersi alacaktı. ama kul kuruyor, tanrı gülüyor işte. japonlar bu balonları büyük bir heyecan ve özgüvenle salmışlar amerika'nın üzerine. ama balonlar sadece havada salınmakla yetinmiş. çok azı ulaşmış amerika'ya onlarda beklenen etkiyi doğurmamış. böylece japonlar yine yapmış abicim ama sonuç olarak boş yapmışlar. tabi bu boş yapmanın da şu yönden bir önemi var; bir silah ilk kez kıtalararası bir menzilde denenmiş oldu. bu da herkesin ağzını sulandırdı ve savaş aşığı beyinler bu fikri geliştirip, dünyanın çanına ot tıkamayı bir görev bildi.
fu-go şöyle bir şey;
tanım: japonlar yapmış abicim atasözünün istisnalarından birisini oluşturan, ikinci dünya savaşının sonlarına doğru kullanmış olan, kocaman bir balon. kendisi de balon olmuştur.
adamlar kağıttan yapılmış ve patates unu ile yapıştırılmış fu-go bombalarını bir güzel hazırlamışlar. kafada hey şeyi güzelce kurmuşlar. bu bombalar amerika sahillerine ulaşacak, amerikan haklı topuklarını popolarına vurarak kaçacak, halk panik içindeyken bombalar sağda solda patlayacak ve amerika termit bombası tarzındaki bu bombalar sayesinde gerektiği dersi alacaktı. ama kul kuruyor, tanrı gülüyor işte. japonlar bu balonları büyük bir heyecan ve özgüvenle salmışlar amerika'nın üzerine. ama balonlar sadece havada salınmakla yetinmiş. çok azı ulaşmış amerika'ya onlarda beklenen etkiyi doğurmamış. böylece japonlar yine yapmış abicim ama sonuç olarak boş yapmışlar. tabi bu boş yapmanın da şu yönden bir önemi var; bir silah ilk kez kıtalararası bir menzilde denenmiş oldu. bu da herkesin ağzını sulandırdı ve savaş aşığı beyinler bu fikri geliştirip, dünyanın çanına ot tıkamayı bir görev bildi.
fu-go şöyle bir şey;
tanım: japonlar yapmış abicim atasözünün istisnalarından birisini oluşturan, ikinci dünya savaşının sonlarına doğru kullanmış olan, kocaman bir balon. kendisi de balon olmuştur.
devamını gör...
william shakespeare
öncelikle elit entelektüel ayakları bir geçelim,
adam olacak çocuk şekspir okur diyip konuyu noktalayalım.
adam olacak çocuk şekspir okur diyip konuyu noktalayalım.
devamını gör...
bir ömür nasıl yaşanır
bana göre cevabı nettir :kendini mutlu etmeyi bilerek.
devamını gör...
tutunamayanlar
yakın zamanda okuyup bir yükten kurtulduğumu düşündüren kitaptır.
bilişsel bir yük. herhangi bir sohbet labirentinde oğuz atay ve tutunamayanlar'ı karşıma çıktığında "okudun mu", " ondan etkikenmişsin sanki", " muhakkak okumalısın", "kendini bulacaksın" gibi dialogların ağırlığını göğüslemek zorunda kalmaktan usanmıştım. nihayetinde okudum. bencilliğe övgü'nün ( şimdi kitabın yılmaz savunucuları nasıl bir bencillik diye üşüşürler, maddi bir bencillikten bahsetmiyorum, "herkes beni sevsin, herkes beni anlasın bencilliği". öyle bir herkes ki bu, hakkın rahmetine kavuşmuş yazarlar düşünürler ve daha sonra gelecekler de dahil buna). işte bu bencil takıntı karakterlerin "disconnectus erectus" sıfatıyla kendilerini ödüllendirmelerine kadar götürüyor.
olmayacak korkuları, kaygıları kendilerine dert edinmiş ve bunu matah bir şeymiş gibi zaman zaman şiirle, destanla, kurmaca öykülerle donatmış yazar. okuduktan sonra kimsenin ne selim'i,ne turgut'u, ne günseli'yi ne de başka bir karakteri anladığını sanmıyorum. tam bir "kral çıplak" illüzyonu var. entelektüel birikimine b.k sürdürmek istemeyen bir deli kuyuya " hepimiz bir tutunamayanız, kitap bizi bize anlatıyor" demiş ve ardından gelen herkes benzer kaygılarla birbirine çok yakın cümleler kurarak aynı söylemi telaffuz etmiş. tutunamayanlarıbirhaltbellemişgillerden olmaya lüzum yok. kitabın bana göre güzel yanı, okuyanı birşeyler öğrenmek bilmek dürtüsüyle coşturması. adı geçen yazarları merak ettiriyor, onları tanımak okumak isteği uyandırıyor.
ayrıca eklemek zorundayım, oğuz atay'ın bazı bölümlerde hayata, insana dair enfes tanımları/tespitleri var. şöyle ki;
"
insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.
"
tutunamayanlar s.403
bilişsel bir yük. herhangi bir sohbet labirentinde oğuz atay ve tutunamayanlar'ı karşıma çıktığında "okudun mu", " ondan etkikenmişsin sanki", " muhakkak okumalısın", "kendini bulacaksın" gibi dialogların ağırlığını göğüslemek zorunda kalmaktan usanmıştım. nihayetinde okudum. bencilliğe övgü'nün ( şimdi kitabın yılmaz savunucuları nasıl bir bencillik diye üşüşürler, maddi bir bencillikten bahsetmiyorum, "herkes beni sevsin, herkes beni anlasın bencilliği". öyle bir herkes ki bu, hakkın rahmetine kavuşmuş yazarlar düşünürler ve daha sonra gelecekler de dahil buna). işte bu bencil takıntı karakterlerin "disconnectus erectus" sıfatıyla kendilerini ödüllendirmelerine kadar götürüyor.
olmayacak korkuları, kaygıları kendilerine dert edinmiş ve bunu matah bir şeymiş gibi zaman zaman şiirle, destanla, kurmaca öykülerle donatmış yazar. okuduktan sonra kimsenin ne selim'i,ne turgut'u, ne günseli'yi ne de başka bir karakteri anladığını sanmıyorum. tam bir "kral çıplak" illüzyonu var. entelektüel birikimine b.k sürdürmek istemeyen bir deli kuyuya " hepimiz bir tutunamayanız, kitap bizi bize anlatıyor" demiş ve ardından gelen herkes benzer kaygılarla birbirine çok yakın cümleler kurarak aynı söylemi telaffuz etmiş. tutunamayanlarıbirhaltbellemişgillerden olmaya lüzum yok. kitabın bana göre güzel yanı, okuyanı birşeyler öğrenmek bilmek dürtüsüyle coşturması. adı geçen yazarları merak ettiriyor, onları tanımak okumak isteği uyandırıyor.
ayrıca eklemek zorundayım, oğuz atay'ın bazı bölümlerde hayata, insana dair enfes tanımları/tespitleri var. şöyle ki;
"
insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.
tutunamayanlar s.403
devamını gör...
sivas'ta 30 erkeğin grup seks yaparken basılması
oradaki ortam ve koku burnuma gelmiştir.
devamını gör...
carlson deneyi
fizikçi shawn carlson tarafından, astrolojinin bir bilim olup olmadığı tartışmalarına ışık tutabilmek için yapılan deney.
alanında uzman 26 astrologla birlikte yapılan deneyde, astrologlara 100 kişinin doğum haritası verildi ve eşleştirmeleri istendi. tahmin edileceği üzere eşleştiremediler. çünkü astrologlar yalnızca yıldızlara bakar, fal yapar. *
deneyin amacını sorgulayanlar vardı. çoğu kişi deneyin yalnızca "astroloji bilim midir?" sorusuna cevap aramak için olduğunu düşünmüyordu. fakat durum hiç öyle değildi.
shawn carlson, deney sonuçları sonrasından istediği hedefe ulaştı mı, bilinmez. teorisini kanıtlamış olmanın verdiği gururu yaşıyormuşsa demek.
astroloji bilim değildir, ilgi alanıdır!
alanında uzman 26 astrologla birlikte yapılan deneyde, astrologlara 100 kişinin doğum haritası verildi ve eşleştirmeleri istendi. tahmin edileceği üzere eşleştiremediler. çünkü astrologlar yalnızca yıldızlara bakar, fal yapar. *
deneyin amacını sorgulayanlar vardı. çoğu kişi deneyin yalnızca "astroloji bilim midir?" sorusuna cevap aramak için olduğunu düşünmüyordu. fakat durum hiç öyle değildi.
shawn carlson, deney sonuçları sonrasından istediği hedefe ulaştı mı, bilinmez. teorisini kanıtlamış olmanın verdiği gururu yaşıyormuşsa demek.
astroloji bilim değildir, ilgi alanıdır!
devamını gör...