bir insanı tanıma yöntemleri
bir insanı nasıl tanıyacağınızı biliyor musunuz?
ne okuduğuna bakın,
ne seyrettiğine bakın,
duvarlarına ne astığına,
raflarına ne koyduğuna,
nasıl konuştuğuna,
nasıl dinlediğine bakın.
yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu gösterir.
| ramtha
ne okuduğuna bakın,
ne seyrettiğine bakın,
duvarlarına ne astığına,
raflarına ne koyduğuna,
nasıl konuştuğuna,
nasıl dinlediğine bakın.
yapmanız gereken tek şey bakmaktır.
bunlar size onun ruhunun nerede olduğunu gösterir.
| ramtha
devamını gör...
parasite
merak ettiğim ve izledikten sonra ne hissetmem gerektiğinden emin olamadığım bir film. tek bir cümle ile özetleyecek olursak sınıfsal farkların ortaya konduğu bir film deriz de içeriğini anlatmaya ne kadar yeterli olur bu tanım? ekonominin en alt tabakasında olan bir aile ve ekonominin en üst basamağında olan iki aile vardır. bu farkları yansıtmak için belki de merdivenler sıklıkla kullanılmıştır.
alt kesimi canlandıran aile üyeleri kurnazlıkları ile zengin ailenin çalışanı olur teker teker. hayatları rahat ve refah bir yol almaya başlamışken bu yolda olmayı isteyen başkaları da çıkar ortaya. ve filmin ikinci yarısı böylelikle hareketlenir.
bir yerde temel ihtiyaçlarını karşılamak için türlü rollere girenler diğer tarafta bulundukları konum içerisinde çevresinde olan biten hiçbir şeyin farkında olmayanlar. zengin fakir ayrımı yaşadıkları ev gibi çok keskin bir şekilde belli edilse de filmde beni en vuran nokta koku üzerine yaptığı gönderme oldu. fakirlik kokar mı insanların üzerinde?
ve de özgürlük... acaba haklarını sonuna kadar kullanabilmek midir özgürlük yoksa temel ihtiyaçlar karşılandığı sürece hayatta olmak mıdır? bir diğer soru da yaşamak nedir olur bu durumda? temel ihtiyaçların karşılanıyor olması yaşadığımızı mı gösterir?
doğal bir akış içerisindeydi film. oyunculuklar yine aynı doğallıkta. ev sahibi kadının oyunculuğu en beğendiğim oldu. pek çok ödülü ülkesine götürmüş bu filmi izleyip yorumlamak tercihiniz olsun. sonra karar verirsiniz?
aydınlık bir bahçede güneşin tadını çıkaranlardan mısınız yoksa karanlık bir bodrumda nefes almaya devam edenlerden misiniz?
alt kesimi canlandıran aile üyeleri kurnazlıkları ile zengin ailenin çalışanı olur teker teker. hayatları rahat ve refah bir yol almaya başlamışken bu yolda olmayı isteyen başkaları da çıkar ortaya. ve filmin ikinci yarısı böylelikle hareketlenir.
bir yerde temel ihtiyaçlarını karşılamak için türlü rollere girenler diğer tarafta bulundukları konum içerisinde çevresinde olan biten hiçbir şeyin farkında olmayanlar. zengin fakir ayrımı yaşadıkları ev gibi çok keskin bir şekilde belli edilse de filmde beni en vuran nokta koku üzerine yaptığı gönderme oldu. fakirlik kokar mı insanların üzerinde?
ve de özgürlük... acaba haklarını sonuna kadar kullanabilmek midir özgürlük yoksa temel ihtiyaçlar karşılandığı sürece hayatta olmak mıdır? bir diğer soru da yaşamak nedir olur bu durumda? temel ihtiyaçların karşılanıyor olması yaşadığımızı mı gösterir?
doğal bir akış içerisindeydi film. oyunculuklar yine aynı doğallıkta. ev sahibi kadının oyunculuğu en beğendiğim oldu. pek çok ödülü ülkesine götürmüş bu filmi izleyip yorumlamak tercihiniz olsun. sonra karar verirsiniz?
aydınlık bir bahçede güneşin tadını çıkaranlardan mısınız yoksa karanlık bir bodrumda nefes almaya devam edenlerden misiniz?
devamını gör...
zaman mekan ilişkisi
not : bu tanımda (a) , (b) gibi yazının içinde ve en altında belirtilen şeyler başka konulardan okunmalıdır.
zaman-mekan ilişkisi denildiği zaman öncelikle bu ikiliyi iyi tanımak gerekir. önce kolay olan mekandan başlayalım
mekan: bildiğimiz yer , gök , sen, taş , gezegen , güneş , yıldızlar vs vs. kısaca görebildiğimiz her şey. (karadelik hariç. çünkü ışığı bile kendine çeker , yansıtmaz dolayısıyla biz de göremeyiz.
şimdi gelelim asıl olayın cortladığı yere : zaman! zamanı anlamak için önce maddeye ihtiyacımız var. çünkü bomboş bir evrende zaman hiçbir şey ifade etmez. lise fizikten hatırlarsa v=x(alınan yol)/t(zaman). bu denklemde zamanı yalnız bırakırsak ; t=x/v olur. yani formül bize ne diyor. zaman eşittir mesafe bölü hız. burada bize iki değişken lazım. yani uzunluk lazım. uzunluk ise iki yer arasındaki doğrusal yoldur. ( uzayda doğrusallık yoktur fakat o ayrı konu) yani iki yer diyor. yani yer , mekan , madde lazım.
şöyle örnekleyelim: istanbuldan ankaraya 1 saatte giden uçak rahatça iniş yaptı. ..... bu cümlede ''rahatça'' zarf tümle... şaka şaka. :) / bakın istanbul ve ankara bir kara parçası , sonuç olarak madde. biz ise buradaki 1 saat kavramını açıklamaya çalışıyoruz. öncelikle ''si'' ölçü birimlerinden metre cinsinden arasındaki uzaklık. istanbul ankara arası uzaklık. bölü hız.
hız kavramı ise en basit tabiriyle bir işi yapabilme kapasitesi gibi düşünebiliriz. misal bir zeytin kırma makinası zeytinleri 3er 3er kırıyorsa buna yavaş, 20 şer 20 şer kırıyorsa buna hızlı diyebiliriz. hız içinde bu geçerli. tam tanımlamaya kalkarsak çok uzun olabilir. örneğimizde ise uçağın hızı gidebilme kabiliyet. heh işte bu mesafeyi bu kabiliyete sayısal olarak bölersek ortaya matematiksel olarak zaman çıkıyor. ama yeterli mi ? değil. gelin fiziksel olarak zamana bakalım ama önce ışık yani fotonu inceleyelim.
foton: en kısa haliyle enerji parçacığı paketçiği. yoğunlaşmış enerji. ama ne enerji! bunlar birleşir birleşir, demet halini alır ve biz buna ışık deriz. hem dalgacık hem tanecik etkisi gösterir (a). ışığın hızı c=299.792.458 m/s'dir. ağızlara pelesenk olmuş haliyle saniyede 300.000 km. peki zamanla fotonun ne ilgisi var??? yok demi? neyse bir şey demiyorum.
dünyamızdaki yüksek iqlu abiler birleşmiş ve zamanı bir şeyle ilişkilendirelim ama sabit olsun sürekli aynı olsun değişmez ve mutlak olsun demişler. ve ne bulmuşlar? 6.62606957(29)×10-34: j·s. ee peki bu ne? tanıştırayım efendim planck ''sabiti''. adı üzerinde sabit. ee bilim adamları da böyle muazzam bir sayı (b) bulmuşlar. demişler ki : '' neden zamanı bununla ilişkilendirmeyelim buna göre ayarlamayalım''. evet burası biraz karışık ''planck'' , '' foton'' , ''zaman''. burası ayrı konu.
sonuç olarak zamanımız, hepimizin (!) kolundaki rolexler ışığa göre , fotona göre ayarlanıyor bir bakıma, dolaylı yoldan.
gelelim asıl konumuzaaaa. ışık bilinçsizdir. eee bu da ne demek? yani şu demek efenim. siz ışık hızına çıkarsanız ''momentum, ve enerji '' (c) denklemlerine göre artık ''siz'' , siz olmazsınız. yani etrafı gözlemleyemezsiniz. çünkü artık sizin için zaman yoktur. çünkü zamanı oluşturan sizsiniz! burası için güzel bir video:ışık zamansızdır!
ee bu kadar anlattık kütle çekimsiz olur mu efenim? olmaz! kütle çekim atomların içindeki birkaç lanet parçacığın birbirini etkileyip , birbirlerine doğru gelmelerini sağlayan garip bir kuvvet. bkz: yer çekimi. sen, evet evet sen o telefon yada mouse u bir kaldırıp bırak bakayım ne oluyor? düştü değil mi? aslında dünya onu çekti. teknik olarak telefon yada mouse un da dünyayı çekti ama , dünya için süratle giden kamyona çarpan sinekten farkı olmadı. basit momentum. kütlesi büyük olanın ivmesi yavan (az) olurmuş ehehe ben bunu niye anlattım peki?
zamanı , çok aptalca basitçe ışık oluşturuyor dedik ( teknik olarak yarı doğru yarı yanlış ama kolay anlaşılıyor.)( karanlık odada zaman yoktur diyemiyoruz hayır. ee ondan yarı yanlış zaten) şimdi bu kütle çekimi foton için bile ( bile diyorum çünkü o kadar hızlı bir şeyin bile bu etkiye maruz kalacağı derecede büyük kütleler var. (bkz: karadelik) bazen aramızda başka galaksilerin bir duvar gibi engel oluşturduğu başka yıldızların galaksilerin ışığı bize gelmekte. ee nasıl oluyor bu ? ahanda böyle (d)
demek ki neymiş ışıkta bükülebiliyormuş.
ikizler paradoksunu duymuşsunuzdur. uzaya giden ikiz için zaman yavaş akıyormuş da bir dönüyormuş ikizi ölmüş 500 sene geçmiş halbuki uzaydaki ikiz için çok kısa süre geçmişti( tam olarak böyle değil süreleri abarttım anlayın diye). hızlanan cisim için yani ışık hızına yaklaşan cisimler için zaman yavaşlıyor. zaman bükülüyor. ee karadelik ne alaka o da aynı etkiyi yapıyor zamanı büküyor efenim (e) yani bir yerde kütle varsa tıpkı fotodaki gibi orada zamanı büküyor. ışığı bile! zamanı yavaşlatıyor. kısaca ne kadar büyük kütle = o kadar yavaş zaman. ne kadar hız = o kadar az kütle (bknz ışığın kütlesinin olmaması ve ışık için zamanın olmaması, ışık hızına yaklaşan cisimin kütlesinin olmaması.) bunu şuna benzetebiliriz. aramızda hızlı araç kullanan veya içinde bulunan olmuştur. yol nasıl incelir görüntüler silikleşir. ha bunu ışık hızına çıkartın. pufffff etrafınızda ( sadece sizin için) bir şey yok. hani demiştik ya ışık yani foton bilinçsizdir. tam olarak bu.
reklamlar: diğer bir başlığım fotoelektrik olay
özet geç **ç diyenler için ( bunuda en sona koymam peki?): mekan yani kütle zamanı büker. ışık zamansızdır. karmaşık ama olsun.
bu yazı kendini güncelleyecektir.
resimler:
a

b

c

d

e
zaman-mekan ilişkisi denildiği zaman öncelikle bu ikiliyi iyi tanımak gerekir. önce kolay olan mekandan başlayalım
mekan: bildiğimiz yer , gök , sen, taş , gezegen , güneş , yıldızlar vs vs. kısaca görebildiğimiz her şey. (karadelik hariç. çünkü ışığı bile kendine çeker , yansıtmaz dolayısıyla biz de göremeyiz.
şimdi gelelim asıl olayın cortladığı yere : zaman! zamanı anlamak için önce maddeye ihtiyacımız var. çünkü bomboş bir evrende zaman hiçbir şey ifade etmez. lise fizikten hatırlarsa v=x(alınan yol)/t(zaman). bu denklemde zamanı yalnız bırakırsak ; t=x/v olur. yani formül bize ne diyor. zaman eşittir mesafe bölü hız. burada bize iki değişken lazım. yani uzunluk lazım. uzunluk ise iki yer arasındaki doğrusal yoldur. ( uzayda doğrusallık yoktur fakat o ayrı konu) yani iki yer diyor. yani yer , mekan , madde lazım.
şöyle örnekleyelim: istanbuldan ankaraya 1 saatte giden uçak rahatça iniş yaptı. ..... bu cümlede ''rahatça'' zarf tümle... şaka şaka. :) / bakın istanbul ve ankara bir kara parçası , sonuç olarak madde. biz ise buradaki 1 saat kavramını açıklamaya çalışıyoruz. öncelikle ''si'' ölçü birimlerinden metre cinsinden arasındaki uzaklık. istanbul ankara arası uzaklık. bölü hız.
hız kavramı ise en basit tabiriyle bir işi yapabilme kapasitesi gibi düşünebiliriz. misal bir zeytin kırma makinası zeytinleri 3er 3er kırıyorsa buna yavaş, 20 şer 20 şer kırıyorsa buna hızlı diyebiliriz. hız içinde bu geçerli. tam tanımlamaya kalkarsak çok uzun olabilir. örneğimizde ise uçağın hızı gidebilme kabiliyet. heh işte bu mesafeyi bu kabiliyete sayısal olarak bölersek ortaya matematiksel olarak zaman çıkıyor. ama yeterli mi ? değil. gelin fiziksel olarak zamana bakalım ama önce ışık yani fotonu inceleyelim.
foton: en kısa haliyle enerji parçacığı paketçiği. yoğunlaşmış enerji. ama ne enerji! bunlar birleşir birleşir, demet halini alır ve biz buna ışık deriz. hem dalgacık hem tanecik etkisi gösterir (a). ışığın hızı c=299.792.458 m/s'dir. ağızlara pelesenk olmuş haliyle saniyede 300.000 km. peki zamanla fotonun ne ilgisi var??? yok demi? neyse bir şey demiyorum.
dünyamızdaki yüksek iqlu abiler birleşmiş ve zamanı bir şeyle ilişkilendirelim ama sabit olsun sürekli aynı olsun değişmez ve mutlak olsun demişler. ve ne bulmuşlar? 6.62606957(29)×10-34: j·s. ee peki bu ne? tanıştırayım efendim planck ''sabiti''. adı üzerinde sabit. ee bilim adamları da böyle muazzam bir sayı (b) bulmuşlar. demişler ki : '' neden zamanı bununla ilişkilendirmeyelim buna göre ayarlamayalım''. evet burası biraz karışık ''planck'' , '' foton'' , ''zaman''. burası ayrı konu.
sonuç olarak zamanımız, hepimizin (!) kolundaki rolexler ışığa göre , fotona göre ayarlanıyor bir bakıma, dolaylı yoldan.
gelelim asıl konumuzaaaa. ışık bilinçsizdir. eee bu da ne demek? yani şu demek efenim. siz ışık hızına çıkarsanız ''momentum, ve enerji '' (c) denklemlerine göre artık ''siz'' , siz olmazsınız. yani etrafı gözlemleyemezsiniz. çünkü artık sizin için zaman yoktur. çünkü zamanı oluşturan sizsiniz! burası için güzel bir video:ışık zamansızdır!
ee bu kadar anlattık kütle çekimsiz olur mu efenim? olmaz! kütle çekim atomların içindeki birkaç lanet parçacığın birbirini etkileyip , birbirlerine doğru gelmelerini sağlayan garip bir kuvvet. bkz: yer çekimi. sen, evet evet sen o telefon yada mouse u bir kaldırıp bırak bakayım ne oluyor? düştü değil mi? aslında dünya onu çekti. teknik olarak telefon yada mouse un da dünyayı çekti ama , dünya için süratle giden kamyona çarpan sinekten farkı olmadı. basit momentum. kütlesi büyük olanın ivmesi yavan (az) olurmuş ehehe ben bunu niye anlattım peki?
zamanı , çok aptalca basitçe ışık oluşturuyor dedik ( teknik olarak yarı doğru yarı yanlış ama kolay anlaşılıyor.)( karanlık odada zaman yoktur diyemiyoruz hayır. ee ondan yarı yanlış zaten) şimdi bu kütle çekimi foton için bile ( bile diyorum çünkü o kadar hızlı bir şeyin bile bu etkiye maruz kalacağı derecede büyük kütleler var. (bkz: karadelik) bazen aramızda başka galaksilerin bir duvar gibi engel oluşturduğu başka yıldızların galaksilerin ışığı bize gelmekte. ee nasıl oluyor bu ? ahanda böyle (d)
demek ki neymiş ışıkta bükülebiliyormuş.
ikizler paradoksunu duymuşsunuzdur. uzaya giden ikiz için zaman yavaş akıyormuş da bir dönüyormuş ikizi ölmüş 500 sene geçmiş halbuki uzaydaki ikiz için çok kısa süre geçmişti( tam olarak böyle değil süreleri abarttım anlayın diye). hızlanan cisim için yani ışık hızına yaklaşan cisimler için zaman yavaşlıyor. zaman bükülüyor. ee karadelik ne alaka o da aynı etkiyi yapıyor zamanı büküyor efenim (e) yani bir yerde kütle varsa tıpkı fotodaki gibi orada zamanı büküyor. ışığı bile! zamanı yavaşlatıyor. kısaca ne kadar büyük kütle = o kadar yavaş zaman. ne kadar hız = o kadar az kütle (bknz ışığın kütlesinin olmaması ve ışık için zamanın olmaması, ışık hızına yaklaşan cisimin kütlesinin olmaması.) bunu şuna benzetebiliriz. aramızda hızlı araç kullanan veya içinde bulunan olmuştur. yol nasıl incelir görüntüler silikleşir. ha bunu ışık hızına çıkartın. pufffff etrafınızda ( sadece sizin için) bir şey yok. hani demiştik ya ışık yani foton bilinçsizdir. tam olarak bu.
reklamlar: diğer bir başlığım fotoelektrik olay
özet geç **ç diyenler için ( bunuda en sona koymam peki?): mekan yani kütle zamanı büker. ışık zamansızdır. karmaşık ama olsun.
bu yazı kendini güncelleyecektir.
resimler:
a

b

c

d

e
devamını gör...
düşünen türkçe
okuyucuyu türkçe kelimelerin kökenlerine doğru uzunca bir yolculuğa çıkartan, türkolog prof. dr. ali akar tarafından kaleme alınan bir etimoloji kitabı. her gün kullandığımız ve bize gayet sıradan gelen kelimelerin öyle derin felsefi anlamlar içeren kökenleri olduğunu öğrenince türkçe konuşan herkesin heyecanlanması ve bu dilin lezzetini daha iyi almaları içten bile değil. bu dili icat eden eski insanların geçmişte dünyayı (bizden daha başarılı) algılayış biçimlerine şahit olmak gerçekten de heyecan verici bir duygu.
--! spoiler !--
od: ateş
odak: önemli yer/ merkez
ocak: içinde ateş yakılan, ısınma, yemek pişirme, ısıtma gibi amaçlarla kullanılan yer (odak).eski türklerde evin merkezidir. evin odağı ocağıdır.
ocağım söndü, ocağıma incir ağacı dikti atasözleri de buradan gelir.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
od: ateş
odak: önemli yer/ merkez
ocak: içinde ateş yakılan, ısınma, yemek pişirme, ısıtma gibi amaçlarla kullanılan yer (odak).eski türklerde evin merkezidir. evin odağı ocağıdır.
ocağım söndü, ocağıma incir ağacı dikti atasözleri de buradan gelir.
--! spoiler !--
devamını gör...
ilginç etimolojik bağlantılar
doğu afrika'da bulunan zangibar ülkesinin ismindeki zangi sözcüğünün karşılığı zenci oluyor. afrika'ya gemilerle gelen köle ticareti yapan ummanlı araplar, sahilde siyahilerle karşılaşınca buraya zangi bar, yani zenci sahili demişler. ataları afrika'dan kaçırılıp köleleştirilen insanlara zangi denildiği için, bu sözcük siyahilerde kölelik çağrışımı yapıyor.
devamını gör...
tam türkiye düzeldiğinde dünyanın sonunun gelmesi
türkiye'nin düzelmiş hali buysa vay halimize dedirten başlık. bu iş kuşakla olacak iş değil, kuşak değişmesi bir şey değiştirmez. önemli olan düşünebilmeyi, sorgulamayı bilen ve inandığı şeylerin karşıtını da dinleyebilecek açık görüşlülükte bireyler yetiştirmek fakat bunun şu an yapılabildiğini düşünmüyorum.
ülkede herkes her şeyi biliyor ama hiç kimse bir şey yapmıyor. insanlar kendi işlerini bile yarım yamalak yapıp günü bitirmeye odaklı. tembellik ve tüketim bizim yaşam şeklimiz oldu artık ve bunlar değişmedikçe de türkiye düzelmez. dünyanın sonunun gelip gelmediğini de bilemeyiz zira hiçbirimiz müneccim değiliz. yani bence tamamen yanlış bir önerme.
ülkede herkes her şeyi biliyor ama hiç kimse bir şey yapmıyor. insanlar kendi işlerini bile yarım yamalak yapıp günü bitirmeye odaklı. tembellik ve tüketim bizim yaşam şeklimiz oldu artık ve bunlar değişmedikçe de türkiye düzelmez. dünyanın sonunun gelip gelmediğini de bilemeyiz zira hiçbirimiz müneccim değiliz. yani bence tamamen yanlış bir önerme.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
“sakın kader deme.
kaderin üstünde bir kadeeerr vardır.
ne yapsalar boş,
göklerden gelen bir karaaarr vardır.” *
kaderin üstünde bir kadeeerr vardır.
ne yapsalar boş,
göklerden gelen bir karaaarr vardır.” *
devamını gör...
selda bağcan'ın dekolte bana ayıp geliyor demesi
selda bağcan kendi düşüncesini dile getirmiş, kimseye karıştığı ya da müdahale ettiği yok. bunun nesini linç ederler anlayamıyorum. asıl özgürlükleri kısıtlanan lgbt bireylerini, şiddetle burun buruna olan kadınları (özellikle istanbul sözleşmesi fes edildikten sonra), hiçbir değeri olmayan hayvanları ve dahasını yapanları linçleyin efendim.
devamını gör...
absürd tiyatro
sanayi devrimi ve 2. dünya savaşının etkisinde kalan bireyi kendine has tarzıyla anlatan, gösteren tiyatro akımı.
sanayi devrimi ile birlikte köylerden şehirlere yerleşen toplum, bulunduğu doğal ortamı terk ederek yapay şehirlere taşınmışıt. kendi yerinden ve kültüründen ayrı kalan birey artık farklı bir kültür ile baş başa kalır. bu kültür karmaşasında birey artık bilmediği bir dil konuşmaya başlar, iletişimsizlik yeni oluşan sanayi toplumunun gerçeği haline gelir.öte yandan 2. dünya savaşı sonrası büyük felaketler ve ölüm ile karşı karşıyadır insanlık. maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt bölümünde hayatını sürdürür.
yukarıda tarif etmeye çalıştığım birey absürd tiyatronun baş karakteridir.tiyatro tarihinin en gerçek anti-karakteri.
absürd metinlerde, üç birlik kuralı, giriş-gelişme-sonuç ile olay örgüsü, dördüncü duvar gibi geleneksel tiyatronun pek çok kuralı uygulanmaz. iletişimsizlik - dil oyunları, grotesk oyunculuk, sembolizm ön plandadır.
etkileşimde olduğu akımlar ise başta varoluşçuluk olmak üzere, dadaizm, nihilizm gibi akımlardır.
bu alanda ki öncü yazarlar, kendilerini bir kategoriye sokmaktan imtina etseler de, samuel beckett, eugene ionesco ve harold pinter'dır.
okumaya başlamak için, türün en önemli oyunu ise godot'u beklerken.
bir fikir oluşturması açısından da şöyle buyrunuz.
son olarak ukde bırakmak isterim (bkz: kafa sözlük tiyatro kulübü)
sanayi devrimi ile birlikte köylerden şehirlere yerleşen toplum, bulunduğu doğal ortamı terk ederek yapay şehirlere taşınmışıt. kendi yerinden ve kültüründen ayrı kalan birey artık farklı bir kültür ile baş başa kalır. bu kültür karmaşasında birey artık bilmediği bir dil konuşmaya başlar, iletişimsizlik yeni oluşan sanayi toplumunun gerçeği haline gelir.öte yandan 2. dünya savaşı sonrası büyük felaketler ve ölüm ile karşı karşıyadır insanlık. maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt bölümünde hayatını sürdürür.
yukarıda tarif etmeye çalıştığım birey absürd tiyatronun baş karakteridir.tiyatro tarihinin en gerçek anti-karakteri.
absürd metinlerde, üç birlik kuralı, giriş-gelişme-sonuç ile olay örgüsü, dördüncü duvar gibi geleneksel tiyatronun pek çok kuralı uygulanmaz. iletişimsizlik - dil oyunları, grotesk oyunculuk, sembolizm ön plandadır.
etkileşimde olduğu akımlar ise başta varoluşçuluk olmak üzere, dadaizm, nihilizm gibi akımlardır.
bu alanda ki öncü yazarlar, kendilerini bir kategoriye sokmaktan imtina etseler de, samuel beckett, eugene ionesco ve harold pinter'dır.
okumaya başlamak için, türün en önemli oyunu ise godot'u beklerken.
bir fikir oluşturması açısından da şöyle buyrunuz.
son olarak ukde bırakmak isterim (bkz: kafa sözlük tiyatro kulübü)
devamını gör...
aşık olmak
bazen acı bazen tatlı olsa da insan bir kere aşık oldu mu vazgeçmiyor vazgeçemiyor. gerçekten de dünya birinin sizi sevdiğini bildiğinizde daha da bir güzelleşiyor. mutlu olduğunuzda, üzgün ya da en umutsuz olduğunuzda birinin hep orada olduğunu ve sizinle olduğunu bilmek insanı rahatlatıyor. bir kere iki ayrı bedende tek olmak aynı zamanda. birini hep kalbinizde taşımak. nereye giderseniz gidin onun da sizinle gelmesi aslında. böyle filmlerde, kitaplarda görürdüm de hep merak ederdim o gerçek aşkı ve gerçekten birine aşık olmayı. şimdi anlıyorum aşık olmak öyle bir şey ki sabah güneşinin sizi ısıtması gibi. bir treni kaçıracakken son anda yetişmek gibi. en çok da seviyoruz ve yaşıyoruz çok şükür der gibi...
devamını gör...
estonya
çeçenistan savaşı sırasında, çeçenlere iltica veren, bir çok konuda yardım eden güzel ülke.
devamını gör...
lineer cebir
türkçesi doğrusal cebir olan , istatistik bölümünde okuyanların da aldığı derslerden biridir. modern doğrusal cebirin geçmişi 1843 ve 1844 yıllarına dayanır. 1843'te william rowen hamilton kuaterniyonları keşfetti. arthur cayley, doğrusal cebirin en temel fikirlerinden birisi olan dizeyleri 1857 yılında tanıttı. ne var ki doğrusal cebir, asıl büyük atılımlarını 20. yüzyılda yapmıştır.
bir sorusunun cevabı bazen sayfalarca olan ve ayrıca ablamın okulunu 4 sene uzatmasına neden olan can sıkıcı derstir kendisi.
bir sorusunun cevabı bazen sayfalarca olan ve ayrıca ablamın okulunu 4 sene uzatmasına neden olan can sıkıcı derstir kendisi.
devamını gör...
pablo picasso
ressam, heykeltıraş ve aynı zamanda şairdir.en ünlü eseri (bkz: guernica) eseridir.guernica alman hava kuvvetlerinin guernica kasabasının bombalamasını anlatır.picasso "bu resmi siz mi yaptınız?" diye soran alman generale "hayır siz yaptınız" cevabını vermiştir.tablo savaşa duyulan nefreti anlatmaktadır.
devamını gör...
oruç tutan ateist
allahtan korkamayan ailesinden korkuyor diyen olmuş. ateistler bir tanrının varlığına inanmıyor dolayısıyla onlara göre olmayan bir şeyden neden korksun? aile meselesine gelince bazı aileler çocuklarına zorla din dayatması yapıyor tehdit eden bile var. hal böyle olunca da inanmadığı bir dinin ritüelini yapmak zorunda kalabiliyor bazıları. siz müslümanlar saygı istiyorsunuz ama sizden farklı inanca sahip olanlara saygı göstermiyorsunuz. bu şekilde yaparak bir yere varamazsınız.
devamını gör...
tam kapanma günlükleri
4. gün
çok hassasım, çok duygusalım bugünlerde. yo yo sadece premenstrüel sendrom değil sebebi. daha az düşünmek, hissetmek, yaşamak için yaptığım şeyleri yapamıyorum. bildiğim yollardan gidemiyorum. oyalanamıyorum. tıkıldım kaldım. evde akciğer solunumu yapan iki canlıyız. toplamdaysa 2002 parça. ama yine de tek başımayım. ben ve alter agolarım bana dahil neticede. kimi zaman bastırdığım kimi zaman beni bastıran bu benliklerden hassas olanı sahnede yani bugünlerde. her şeye kırılabiliyorum. her şeye üzülebiliyorum. kırılacak da üzülecek de ne çok şeyim var diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. bedeninde taşıdığı dövmelerden biriyle bu konudaki söylemi çelişiyor gibi görünse de nefret hiçbir egomun major özelliklerinden biri değil. zaten o dövmede de asıl mesele nefret değil. bir şeylerden nefret etmek çok yabancı bana. ama boğazımda yumru olmasından nefret ediyorum. boğazımdaki yumrudan nefret ediyorum.
çok hassasım, çok duygusalım bugünlerde. yo yo sadece premenstrüel sendrom değil sebebi. daha az düşünmek, hissetmek, yaşamak için yaptığım şeyleri yapamıyorum. bildiğim yollardan gidemiyorum. oyalanamıyorum. tıkıldım kaldım. evde akciğer solunumu yapan iki canlıyız. toplamdaysa 2002 parça. ama yine de tek başımayım. ben ve alter agolarım bana dahil neticede. kimi zaman bastırdığım kimi zaman beni bastıran bu benliklerden hassas olanı sahnede yani bugünlerde. her şeye kırılabiliyorum. her şeye üzülebiliyorum. kırılacak da üzülecek de ne çok şeyim var diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. bedeninde taşıdığı dövmelerden biriyle bu konudaki söylemi çelişiyor gibi görünse de nefret hiçbir egomun major özelliklerinden biri değil. zaten o dövmede de asıl mesele nefret değil. bir şeylerden nefret etmek çok yabancı bana. ama boğazımda yumru olmasından nefret ediyorum. boğazımdaki yumrudan nefret ediyorum.
devamını gör...
tanrı'ya sorulacak tek soru
......koduğum dünyasının bu kadar adaletsiz olması şart mı idi?
devamını gör...
narsist kişilerle baş etme yolları
bazı zamanlar olur ki o narsist kişi bir akrabanız, işvereniniz, öğretmeniniz, sevgiliniz, belki eşiniz hatta çocuğunuz bile olabilir. uzaklaşmanın mümkün olmadığı zamanlarda muhakkak baş edecek yöntemleri bilmek gerekir.
zor kişiliklerle yaşamak kitabında narsist insanlarla baş etmek için bazı yöntemlerden bahsedilmiştir, önemli gördüğüm başlıkları açıklayacak olursam:
-samimi olduğu durumlarda onu takdir ettiğinizi gösterin: narsistlerin takdir almaya bayıldıkları fakat hiç verici olmadıklarını biliriz. her zaman onları takdir etmek yerine (yani pohpohlamak yerine) samimi davranışlarına karşılık samimi teşekkürümüz iki tarafa da fayda sağlar.
-ona başkalarının tepkilerini açıklamaya çalışın: narsist kişiler güvensiz olduklarından ve her insanı da yetersiz gördüklerinden, eğer narsist kişiyle bir bağ kurabildiyseniz diğer insanların niyetini ve bakış açılarını açıklamaya çalışmak onlara yardımcı olacaktır.
-sadece zorunlu eleştirileri yapın ve çok açık olun: bir narsiste "egoist" demek çok yersiz ve boş bir eleştiri olacaktır. bunun yerine daha spesifik bir konuda, suçlayıcılığı şiddetli olmayan eleştirilerde bulunulmalıdır. "bana haber vermeden şunu yapmanı istemiyorum" gibi. çünkü gereksiz eleştiriler alıngan narsistler üzerinde tehlikelidir. nadir ama önemli eleştiriler yapılmalıdır.
-kullanılma girişimlerine karşı dikkatli olun: bir narsistin en başta narsist olduğunu anlamayabilirsiniz. hatta bazı narsistler en başta çok iyi ve hoş olsalar da sonradan gerçek yüzlerini gösterirler. her övgüyü ve iyi davranışları hak ettiklerini düşündükleri için de insanları kendilerine verilmiş bir hak gibi kullanırlar. bu kullanma girişimlerine dikkat edilmelidir.
kaynak: lelord f., & andre c. (1996) ''zor kişilikler''le yaşamak, iletişim yayınları, pp.129-137.
zor kişiliklerle yaşamak kitabında narsist insanlarla baş etmek için bazı yöntemlerden bahsedilmiştir, önemli gördüğüm başlıkları açıklayacak olursam:
-samimi olduğu durumlarda onu takdir ettiğinizi gösterin: narsistlerin takdir almaya bayıldıkları fakat hiç verici olmadıklarını biliriz. her zaman onları takdir etmek yerine (yani pohpohlamak yerine) samimi davranışlarına karşılık samimi teşekkürümüz iki tarafa da fayda sağlar.
-ona başkalarının tepkilerini açıklamaya çalışın: narsist kişiler güvensiz olduklarından ve her insanı da yetersiz gördüklerinden, eğer narsist kişiyle bir bağ kurabildiyseniz diğer insanların niyetini ve bakış açılarını açıklamaya çalışmak onlara yardımcı olacaktır.
-sadece zorunlu eleştirileri yapın ve çok açık olun: bir narsiste "egoist" demek çok yersiz ve boş bir eleştiri olacaktır. bunun yerine daha spesifik bir konuda, suçlayıcılığı şiddetli olmayan eleştirilerde bulunulmalıdır. "bana haber vermeden şunu yapmanı istemiyorum" gibi. çünkü gereksiz eleştiriler alıngan narsistler üzerinde tehlikelidir. nadir ama önemli eleştiriler yapılmalıdır.
-kullanılma girişimlerine karşı dikkatli olun: bir narsistin en başta narsist olduğunu anlamayabilirsiniz. hatta bazı narsistler en başta çok iyi ve hoş olsalar da sonradan gerçek yüzlerini gösterirler. her övgüyü ve iyi davranışları hak ettiklerini düşündükleri için de insanları kendilerine verilmiş bir hak gibi kullanırlar. bu kullanma girişimlerine dikkat edilmelidir.
kaynak: lelord f., & andre c. (1996) ''zor kişilikler''le yaşamak, iletişim yayınları, pp.129-137.
devamını gör...
eser yenenler
nasıl ünlü olduğunu anlamadığım, ne oyunculuk ne de sunuculuk olarak vasat altı olan gösteri adamı.
devamını gör...
yöresel atasözleri
ya sevduğunu alacasun
ya alduğuni sevecesun.
bizim oralardan her türlü sevmeye dair atasözümüz. *
ya alduğuni sevecesun.
bizim oralardan her türlü sevmeye dair atasözümüz. *
devamını gör...
