modus operandi
kriminalistik terminolojide 'vakanın oluş şekli' olarak kabul edilen, aynı zamanda kişinin alışkanlıklarını, düzenli bir biçimde tekrar ettiği davranışları ve çalışma yöntemini tanımlayan latince deyiş. modus opareandi veya kısaca mo; signature (imza), staging (sahneleme) ve posing ile çok sık karıştırılsa bile çok net farklılıklar gösterir. modus operandi'nin imza ile arasındaki en belirgin fark her zaman gelişme göstermese bile gelişime açık olmasıdır çünkü imza gibi bir fantezi ürünü değildir koşullara uyum sağlamak üzerinedir bu yüzden katil cinayet işlediği süreçte ona kolaylık sağlayacak yöntemleri deneyimleyerek keşfedebilir. bunu bir kaç basit örnekle incelemek gerekirse eğer, bir seri katil işlediği pek çok cinayette kurbanlarını iple bağlayarak onları zapt etmeye çalışıp daha sonra bunun zahmetli ve zaman kaybı olduğunu fark ederek yanında plastik kelepçe getirmeye başlayabilir. bu durumu daha spesifik bir şekilde ele alırsak da, yalnızca çiftlere saldıran bir seri katil üzerinden ilerleyebiliriz. bu seri katil normal şartlarda ilk önce çiftlerden yalnız bulduğu herhangi birine saldırırken bir süre sonra önce çiftlerden erkek olanı hareketsiz hale getirmesi gerektiğinin daha işe yarar olduğunu düşünüp planlarında değişikliğe gidebilir. imza ise tamamen dürtüseldir, bu daha çok geçmişte şekillenmiş arzuların dışa vurumu olduğu için gelişmeye ve değişmeye çok açık değildir. her katilin modus operandisi bulunsa da her katil bir imza bırakmaz. posing ve staging ise aslında temelde aynı görünse bile yapılma sebeplerinden ötürü ayrıdırlar.
staging daha çok olay yerindeki -buna kurbanların ölüm şekli, bulunduğu durum vs. dahildir- değişiklerin seri katil tarafından kafa karıştırmak amacı ile yapıldığı durumlarda kullanılır ve katilin modus operandisinin bir parçasıdır ama posing yine daha dürtüsel bir durumun ürünü olarak polise, medyaya veya her ikisine de bir mesaj verme kaygısı taşır.
bunları adını dünyanın dört bir yanına duyurmuş olan seri katillerin üzerinden de örnekleyebiliriz. jack the ripper ve/veya karındeşen jack daha çok geceleri sokak aralarında yalnız bulduğu hayat kadınlarına bıçakla saldırıyordu ve onları ilk önce boğuyordu. bu onun modus operandisidir ama kurbanların vücutlarındaki belirgin parçalanmalar (rahimlerinin ve böbreğin alınması, boğazdaki ve karnın altında bulunan derin ve temiz kesikler) onun imzasıdır. yine bazı kurbanlarının cinayet mahalindeki duruş şekillerini değiştirmesi -bacaklarını ayırarak konumlandırması- bir çeşit posing'dir çünkü daha çok polise ve medyaya mesaj verme temellidir. esasında zodiac katili'nde olduğu gibi mektuplar da imza kabul edilir ama jack the ripper'dan geldiği kesin olan tek bir mektup alınmıştır ki onun bile başka bir katilin ilgi çekme çabası olup olmadığı kesin değildir. charles cullen'ın kurbanlarını ilaçlar ile zehirlemesi, john gacy'nin kurbanlarıyla telefon ile irtibata geçip onları kandırarak taciz ettikten sonra iple boğarak öldürmesi yine modus operandi örneklerinden.
ted bundy modus operandi'nin değişime açık olması durumuna en net örneklerden birisidir. ted bundy, yaşları genelde 12 ila 26 arasında değişen minyon kadınları hedef aldı. kurbanların hepsi ya kolejdeydi ya da orta sınıf bir aileden geliyordu. kurbanları elde etme yöntemi ise epey çeşitliydi; bazen evlerini soyup, onları uykularında döverdi, bazen ayrıntılı planlar kurarak onları bu planlar aracılığı ile yakalardı bazen de sadece dış görünüşüne güvenirdi. ikinci yöntem, kadınların onu yakışıklı ve çekici bulması nedeniyle bundy için başarılıydı. aslında bu özellik şaşırtıcı bir biçimde bölgede bir seri katilin olduğunun farkında olsalar bile, gündüz vakti kadınları başarılı bir şekilde kaçırmasına bile izin verdi. yüz hatları çekici olsa da, özellikle akılda kalıcı bir özelliğe sahip değildi. bu, görünüşünü sadece küçük ayarlamalarla tamamen değiştirmesinde ona epey kolaylık sağlıyordu; farklı saç modeli, bıyık, şapka vs. ve hatta kurbanının güvenini kazanmak için üniformaya duyulan güveni kullanarak polis memuru veya itfaiyeci kılığına bile girerdi. bazen bundy sahte bir alçı kullanır, kolunu askıda tutar veya potansiyel bir kurbanın sempatisini kazanmak için koltuk değneklerini kullanırdı. onlardan, arabasına bir şey koymasına yardım etmek veya yol tarifi istemek gibi yardım taleplerinde bulunur daha sonra kafalarına levye ile vurarak arabaya doğru iter ve kelepçe takmaları için zorlardı.
ilk saldırıları daha çok kurbanları kurbanın yatak odasında bulunan tesadüfi nesnelerle veya kendi getirdiği nesnelerle ölümcül yaralar alacakları kadar sert biçimde döverek tecavüz etmek üzerineyken edindiği tecrübelerle beraber pek çok değişik saldırılarda bulundu; kurbanlarına tecavüz etmeden önce yetkililerin kanıt bulmasını önlemek için kıyafetlerini çıkarıp yakmak veya geri dönüşüm kutularına atmak belirgin değişimlerdendi. kurbanlarını küvette boğarak, bazen ölüm sonrası kafalarını keserek veya bir vakada görüldüğü üzere bir kurbanın kopmuş kafasını şöminede yakarak değişik biçimlerde saldırılarda bulundu.
yani kısaca; modus operandi katilin seçtiği kurban profilinden tut, onları yakalamak, öldürmek, kanıtları temizlemek, olay yeri tercihi, kurbanı olay yerinde bırakmak veya başka bir bölgeye götürmek ve kaçarken gideceği güzergahı dahi ayarlamak dahil her şeyi içerirken imza daha çok çocukluktan kalma arzuların gelişmiş ve şekillenmiş halidir. bir katil modus operandisinde değişime gidebilir, kurbanın bir tavrından/görünüşünden/zaman yetmemesinden ötürü imzasını bırakmayabilir veya poisn ve staging'e hiç girişmeyebilir ama neticede acımasız bir gerçek vardır ki bir seri katili yakalamadaki ilerlemeyi sağlayan en önemli etken onun daha fazla insanı öldürüp incelenecek ve profil çıkarılacak daha fazla olay yeri bırakmasıdır. değişmeyen bir mo'ye sahip olan katil üstelik imzası da var ise daha kolay yakalanabilir.
staging daha çok olay yerindeki -buna kurbanların ölüm şekli, bulunduğu durum vs. dahildir- değişiklerin seri katil tarafından kafa karıştırmak amacı ile yapıldığı durumlarda kullanılır ve katilin modus operandisinin bir parçasıdır ama posing yine daha dürtüsel bir durumun ürünü olarak polise, medyaya veya her ikisine de bir mesaj verme kaygısı taşır.
bunları adını dünyanın dört bir yanına duyurmuş olan seri katillerin üzerinden de örnekleyebiliriz. jack the ripper ve/veya karındeşen jack daha çok geceleri sokak aralarında yalnız bulduğu hayat kadınlarına bıçakla saldırıyordu ve onları ilk önce boğuyordu. bu onun modus operandisidir ama kurbanların vücutlarındaki belirgin parçalanmalar (rahimlerinin ve böbreğin alınması, boğazdaki ve karnın altında bulunan derin ve temiz kesikler) onun imzasıdır. yine bazı kurbanlarının cinayet mahalindeki duruş şekillerini değiştirmesi -bacaklarını ayırarak konumlandırması- bir çeşit posing'dir çünkü daha çok polise ve medyaya mesaj verme temellidir. esasında zodiac katili'nde olduğu gibi mektuplar da imza kabul edilir ama jack the ripper'dan geldiği kesin olan tek bir mektup alınmıştır ki onun bile başka bir katilin ilgi çekme çabası olup olmadığı kesin değildir. charles cullen'ın kurbanlarını ilaçlar ile zehirlemesi, john gacy'nin kurbanlarıyla telefon ile irtibata geçip onları kandırarak taciz ettikten sonra iple boğarak öldürmesi yine modus operandi örneklerinden.
ted bundy modus operandi'nin değişime açık olması durumuna en net örneklerden birisidir. ted bundy, yaşları genelde 12 ila 26 arasında değişen minyon kadınları hedef aldı. kurbanların hepsi ya kolejdeydi ya da orta sınıf bir aileden geliyordu. kurbanları elde etme yöntemi ise epey çeşitliydi; bazen evlerini soyup, onları uykularında döverdi, bazen ayrıntılı planlar kurarak onları bu planlar aracılığı ile yakalardı bazen de sadece dış görünüşüne güvenirdi. ikinci yöntem, kadınların onu yakışıklı ve çekici bulması nedeniyle bundy için başarılıydı. aslında bu özellik şaşırtıcı bir biçimde bölgede bir seri katilin olduğunun farkında olsalar bile, gündüz vakti kadınları başarılı bir şekilde kaçırmasına bile izin verdi. yüz hatları çekici olsa da, özellikle akılda kalıcı bir özelliğe sahip değildi. bu, görünüşünü sadece küçük ayarlamalarla tamamen değiştirmesinde ona epey kolaylık sağlıyordu; farklı saç modeli, bıyık, şapka vs. ve hatta kurbanının güvenini kazanmak için üniformaya duyulan güveni kullanarak polis memuru veya itfaiyeci kılığına bile girerdi. bazen bundy sahte bir alçı kullanır, kolunu askıda tutar veya potansiyel bir kurbanın sempatisini kazanmak için koltuk değneklerini kullanırdı. onlardan, arabasına bir şey koymasına yardım etmek veya yol tarifi istemek gibi yardım taleplerinde bulunur daha sonra kafalarına levye ile vurarak arabaya doğru iter ve kelepçe takmaları için zorlardı.
ilk saldırıları daha çok kurbanları kurbanın yatak odasında bulunan tesadüfi nesnelerle veya kendi getirdiği nesnelerle ölümcül yaralar alacakları kadar sert biçimde döverek tecavüz etmek üzerineyken edindiği tecrübelerle beraber pek çok değişik saldırılarda bulundu; kurbanlarına tecavüz etmeden önce yetkililerin kanıt bulmasını önlemek için kıyafetlerini çıkarıp yakmak veya geri dönüşüm kutularına atmak belirgin değişimlerdendi. kurbanlarını küvette boğarak, bazen ölüm sonrası kafalarını keserek veya bir vakada görüldüğü üzere bir kurbanın kopmuş kafasını şöminede yakarak değişik biçimlerde saldırılarda bulundu.
yani kısaca; modus operandi katilin seçtiği kurban profilinden tut, onları yakalamak, öldürmek, kanıtları temizlemek, olay yeri tercihi, kurbanı olay yerinde bırakmak veya başka bir bölgeye götürmek ve kaçarken gideceği güzergahı dahi ayarlamak dahil her şeyi içerirken imza daha çok çocukluktan kalma arzuların gelişmiş ve şekillenmiş halidir. bir katil modus operandisinde değişime gidebilir, kurbanın bir tavrından/görünüşünden/zaman yetmemesinden ötürü imzasını bırakmayabilir veya poisn ve staging'e hiç girişmeyebilir ama neticede acımasız bir gerçek vardır ki bir seri katili yakalamadaki ilerlemeyi sağlayan en önemli etken onun daha fazla insanı öldürüp incelenecek ve profil çıkarılacak daha fazla olay yeri bırakmasıdır. değişmeyen bir mo'ye sahip olan katil üstelik imzası da var ise daha kolay yakalanabilir.
devamını gör...
plazalarda bir başörtülünün asla çalışamadığının hesabını versinler
bir bilal erdoğan'ın yürekleri dağlayan, gözleri yaşartan açıklaması. dayanamıyorum, ağlayacağım.
''ben, yıllarca inançlı diye ötekileştirilmiş bir kesimin çocuğuyum. ''
plazalarında muhafazakar insanların neden olmadığı konuşulsun arkadaşlar. türkiye'de birileri, birilerinin ötekileştirilmesinden bahsederken, türkiye'nin o büyük firmaları, türkiye'nin o büyük zenginleri kendi plaza ve binalarında neden bir başörtülünün asla çalışamadığının hesabını versinler.
buradan
devlet kurumlarında, bürokraside başı açık kadın neredeyse yok. bütün türbanlı bacılarınız resmi görevlerde, vakıflarda.
biraz da bunlardan bahsetsene inancı yüzünden ötekileştirilmiş birey.
''ben, yıllarca inançlı diye ötekileştirilmiş bir kesimin çocuğuyum. ''
plazalarında muhafazakar insanların neden olmadığı konuşulsun arkadaşlar. türkiye'de birileri, birilerinin ötekileştirilmesinden bahsederken, türkiye'nin o büyük firmaları, türkiye'nin o büyük zenginleri kendi plaza ve binalarında neden bir başörtülünün asla çalışamadığının hesabını versinler.
buradan
devlet kurumlarında, bürokraside başı açık kadın neredeyse yok. bütün türbanlı bacılarınız resmi görevlerde, vakıflarda.
biraz da bunlardan bahsetsene inancı yüzünden ötekileştirilmiş birey.
devamını gör...
baş ucu eserleri
düşünce çok güzel* ama varsayılan olarak görüntülenmesi çok kötü. bu hâliyle profili açar açmaz görüntülenen "son tanımları" bölümünü tamamen kapatmış ve listeye ulaşmak da yukarıdaki bütün tanımları listeleyen "tanım: x" butonundan yapılabiliyor anca. böyle çok kullanışsız bana kalırsa.
bunun yerine aşağıdaki gibi bir geçiş butonuyla sağlansa daha hoş olurdu:

muhtemelen anlatamadım ama deneyin, garipseyeceksiniz siz de.
bunun yerine aşağıdaki gibi bir geçiş butonuyla sağlansa daha hoş olurdu:

muhtemelen anlatamadım ama deneyin, garipseyeceksiniz siz de.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaaayydııınn sözlükçüğüm!
sendromsuz pazartesiler aşkına çok enerjili uyandım bugün. hayata dair radikal kararlar bile alabilirim. kahvem ve çocuklarımla huzurlu bir sabah oluyor *
hepinize yüzünüzü güldüren, gülmek için sebebin çok olduğu bir gün diliyorum. herkese hayırlı işler, çok kolay gelsinler efendimler..
sebastiaaaannn, herkese benden kahve!
sendromsuz pazartesiler aşkına çok enerjili uyandım bugün. hayata dair radikal kararlar bile alabilirim. kahvem ve çocuklarımla huzurlu bir sabah oluyor *
hepinize yüzünüzü güldüren, gülmek için sebebin çok olduğu bir gün diliyorum. herkese hayırlı işler, çok kolay gelsinler efendimler..
sebastiaaaannn, herkese benden kahve!
devamını gör...
1929 büyük buhranı
abd borsasının çöküşüyle başlıyor 1929 bunalımı temelde abd'de borsanın çöküşüne ithaf edilse de; o yıllarda yeryüzündeki ekonomik koşullara, krizin büyüklüğü ve etkisine bakıldığında büyük dünya bunalımı adını almayı hak ettiği açıkça görülmektedir. bunalım dünyada 50 milyon insanın işsiz kalmasına, yeryüzündeki toplam üretimin %42 oranında ve dünya ticaretinin de %65 oranında azalmasına neden olmuştur. 1929 yılına kadar dünyada oluşan diğer krizlere bakıldığında dünya ticaretinin en fazla %7 oranında düştüğü düşünülürse 1929 bunalımının ne derece etkili olduğu tahmin edilebilir.
sebepleri nelerdir? dünyayı etkileyen pek çok olay üzerinde olduğu gibi bu olayın da sebepleri üzerinde çok sayıda araştırmalar ve değişik yorumlar yapıldı ancak bunların genelinde yer alan ortak birkaç sebebi şöyle sıralayabiliriz:
1- amerika’daki şirketlerin mali güçleri. 1870'li yıllarda abd'de irili ufaklı pek çok şirket varken ı. dünya savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük şirketler birleşmek zorunda kalmış ve savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardır. 1929 yılına gelindiğinde amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.
2- bankaların yapılanmasını henüz tamamlayamaması ya da kötü yapılanmış olması bir diğer sebep. bankaların sermaye esaslarını, rezerv ve kredi oranlarını belirleyen yasalar yoktu. örneğin şirketlerin mali tablolarının güvenilirliğini sağlayan yasalar yoktu. bu yüzden yatırımcı senedini aldığı firma hakkında yeterince bilgiye sahip olamıyordu. yine ticari bankaları yatırım bankalarından ayıran yasalar da mevcut değildi.
3- başkan hoover yönetiminin ekonomi alanındaki tecrübesizliği de başka bir sebep olarak karşımıza çıkıyor. bu düşüncenin savunucularına göre başkan hoover yönetimi, 1920'lerde hüküm süren liberal ekonomi anlayışına göre ekonomiye devlet müdahalesi yapmamayı uygun görmüştü. ancak 1929 krizine müdahale etmemenin toplumsal maliyeti çok büyük olmuştu. daha sonraları başkan müdahaleye karar verdiğinde ise hem çok geç olmuştu hem de müdahale başarılı olmamıştı.
kara perşembe new york borsası 1928 yılının başından 1929 yılı ekim ayının başına kadar olan süreçte gittikçe yükseliyor ve yüksek fiyat/kazanç oranı getiriyordu. ancak 3 ekim 1929 tarihine gelindiğinde, yukarıda sayılan sebepler doğrultusunda borsanın ilerlemesi durmuş hatta birkaç büyük holdingin hisse senetleri düşmüştü. bu düşüş 21 ekim günü yabancı yatırımcıların kâğıtlarını ellerinden çıkarmalarıyla hızlandı ve “kara perşembe” olarak anılan 24 ekim 1929 perşembe günü borsa dibe vurdu. 1929 yılının fiyatlarıyla 4.2 milyar dolar yok oldu. 29 ekim 1929 gününün fiyatlarına bakıldığında bir yıl öncesinin karının bile sıfırlandığı görülüyor. bu süreçte 4.000 kadar banka batmış, binlerce insanın mal varlığı yok olmuştur.
insanlar açlığa sürüklendi bu insanlar açlığa sürüklendi ve sebze ve meyve yetiştirip satarak yaşamaya çalıştılar. piyasadaki para bir anda yok olduğu için insanlar ihtiyaçlarını karşılamada takas yoluna giderek bir nevi değiş-tokuş ekonomisine geri döndüler. insanlar maddi varlıklarıyla beraber sosyal konumlarını ve ruh sağlıklarını da kaybettiler. bunalımın etkileri ıı. dünya savaşı’na kadar yaklaşık 10 yıllık bir periyotta devam etti.
türkiye nasıl etkilendi? türkiye 1929 bunalımı karşısında, kalkınmasını sağlayabilmek için ihracat ve ithalatını artırmak zorundaydı, türkiye cumhuriyeti bunu sağlayabilmek için çeşitli politikalar izlemiştir. türkiye 1933'te dış ödemelerde uygulamasına başlanan kliring ve takas sistemini uyguladı. kliring sistemi malını alanın, malını alma ilkesine dayanır. bu sistemde ithalat ihracata bağlandığından, ihracat teşvik edilmiş olur. nitekim türk hükümeti mümkün olduğu kadar bütün ülkelerle kliring ve takas anlaşması yapmaya çaba harcadı ve türkiye ile ticaret ve ödeme anlaşması yapan ülkelerden, ithalata öncelik tanıdı.
dünyanın yaşadığı en büyük ekonomik kriz halen dünyada yaşanmış olan en büyük ekonomik kriz 1929 krizi’dir. bu krizin dünyayı en az ı. ve ıı. dünya savaşları kadar etkilediği de açıktır. büyük bunalımın yol açtığı 1930’lar dünya tablosuna bakıldığında ekonomik krizlerin bazen insanlık tarihini etkileyecek boyutlara varabileceği rahatlıkla görülebilir. bu yüzden ekonomik krizlere yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal hatta politik bir olgu olarak da bakılmalıdır.
sebepleri nelerdir? dünyayı etkileyen pek çok olay üzerinde olduğu gibi bu olayın da sebepleri üzerinde çok sayıda araştırmalar ve değişik yorumlar yapıldı ancak bunların genelinde yer alan ortak birkaç sebebi şöyle sıralayabiliriz:
1- amerika’daki şirketlerin mali güçleri. 1870'li yıllarda abd'de irili ufaklı pek çok şirket varken ı. dünya savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük şirketler birleşmek zorunda kalmış ve savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardır. 1929 yılına gelindiğinde amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.
2- bankaların yapılanmasını henüz tamamlayamaması ya da kötü yapılanmış olması bir diğer sebep. bankaların sermaye esaslarını, rezerv ve kredi oranlarını belirleyen yasalar yoktu. örneğin şirketlerin mali tablolarının güvenilirliğini sağlayan yasalar yoktu. bu yüzden yatırımcı senedini aldığı firma hakkında yeterince bilgiye sahip olamıyordu. yine ticari bankaları yatırım bankalarından ayıran yasalar da mevcut değildi.
3- başkan hoover yönetiminin ekonomi alanındaki tecrübesizliği de başka bir sebep olarak karşımıza çıkıyor. bu düşüncenin savunucularına göre başkan hoover yönetimi, 1920'lerde hüküm süren liberal ekonomi anlayışına göre ekonomiye devlet müdahalesi yapmamayı uygun görmüştü. ancak 1929 krizine müdahale etmemenin toplumsal maliyeti çok büyük olmuştu. daha sonraları başkan müdahaleye karar verdiğinde ise hem çok geç olmuştu hem de müdahale başarılı olmamıştı.
kara perşembe new york borsası 1928 yılının başından 1929 yılı ekim ayının başına kadar olan süreçte gittikçe yükseliyor ve yüksek fiyat/kazanç oranı getiriyordu. ancak 3 ekim 1929 tarihine gelindiğinde, yukarıda sayılan sebepler doğrultusunda borsanın ilerlemesi durmuş hatta birkaç büyük holdingin hisse senetleri düşmüştü. bu düşüş 21 ekim günü yabancı yatırımcıların kâğıtlarını ellerinden çıkarmalarıyla hızlandı ve “kara perşembe” olarak anılan 24 ekim 1929 perşembe günü borsa dibe vurdu. 1929 yılının fiyatlarıyla 4.2 milyar dolar yok oldu. 29 ekim 1929 gününün fiyatlarına bakıldığında bir yıl öncesinin karının bile sıfırlandığı görülüyor. bu süreçte 4.000 kadar banka batmış, binlerce insanın mal varlığı yok olmuştur.
insanlar açlığa sürüklendi bu insanlar açlığa sürüklendi ve sebze ve meyve yetiştirip satarak yaşamaya çalıştılar. piyasadaki para bir anda yok olduğu için insanlar ihtiyaçlarını karşılamada takas yoluna giderek bir nevi değiş-tokuş ekonomisine geri döndüler. insanlar maddi varlıklarıyla beraber sosyal konumlarını ve ruh sağlıklarını da kaybettiler. bunalımın etkileri ıı. dünya savaşı’na kadar yaklaşık 10 yıllık bir periyotta devam etti.
türkiye nasıl etkilendi? türkiye 1929 bunalımı karşısında, kalkınmasını sağlayabilmek için ihracat ve ithalatını artırmak zorundaydı, türkiye cumhuriyeti bunu sağlayabilmek için çeşitli politikalar izlemiştir. türkiye 1933'te dış ödemelerde uygulamasına başlanan kliring ve takas sistemini uyguladı. kliring sistemi malını alanın, malını alma ilkesine dayanır. bu sistemde ithalat ihracata bağlandığından, ihracat teşvik edilmiş olur. nitekim türk hükümeti mümkün olduğu kadar bütün ülkelerle kliring ve takas anlaşması yapmaya çaba harcadı ve türkiye ile ticaret ve ödeme anlaşması yapan ülkelerden, ithalata öncelik tanıdı.
dünyanın yaşadığı en büyük ekonomik kriz halen dünyada yaşanmış olan en büyük ekonomik kriz 1929 krizi’dir. bu krizin dünyayı en az ı. ve ıı. dünya savaşları kadar etkilediği de açıktır. büyük bunalımın yol açtığı 1930’lar dünya tablosuna bakıldığında ekonomik krizlerin bazen insanlık tarihini etkileyecek boyutlara varabileceği rahatlıkla görülebilir. bu yüzden ekonomik krizlere yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal hatta politik bir olgu olarak da bakılmalıdır.
devamını gör...
sağırlar
sağırlık sadece işitme kaybı ile alakalı olmayabilir. her insan biraz sağırdır aslında; duymak istemediklerine, farklı bir şekilde duymak istediklerine karşı. dünya üzerinde hüküm süren ve tam da iletişim çağı dediğimiz saçma sapan çağın kalbinde bir ritim bozukluğu gibi dengesizlik yaratan bu iletişimsizliğin kulakları sağır eden ölüm çığlıklarını işitmeye çalışıyoruz. ve maalesef sağır kulaklarımız sözcükler diye bildiğimiz işitme cihazlarından yoksun.
kitapla hiç alakası yok ama yazmak istedim. size kitabı anlatmasa da sağırlığı anlatacaktır. hem de sadece bireysel değil toplumsal bir sağırlık örneğidir bu. anlatacağım hikaye dilek özçelik’in hikayesi. her zaman söylediğim gibi “ meslektaşım kardeşimdir”. dilek de benim meslektaşımdı, henüz yeni mezundu ama yine de meslektaşımdı. artık aramızda değil ama yine de hala meslektaşım.
dilek, bir cuma namazı sonrası allah’ın evinden çıkan ama ev sahibiyle aslında hiçbir iletişimi olmadığı az sonra belli olacak bir bakanın yanına yaklaşıp derdini anlatmak ister. dilenci değildir dilek. derdim bir aliterasyon yaratmak değil bu cümleyle, sadece dilek’in onurlu bir cümle kurmadan önceki haklı talebine vurgu yapmak. dilek adını anmak bile istemediğim bir hastalıktan mustariptir ve ilaçlarını yaşadığı trakya kentinde bulamaz ve bunun için de bakandan yardım talep eder. bakan, bugüne kadar bakanlık yapmış çoğu bakan gibi aslında bakması gereken yere bir türlü bakmayan, onun baktığı yerde olmaya çalışanlardan gözlerini kaçıran bir adamdır. bakanımız elini cebine atar ve sadaka gibi bir para tutuşturmaya çalışır güzeller güzeli dilek kardeşimizin eline. daha ne yapayım demeyi de ihmal etmez. devletinden yardım isteyen bir gence bakanın cevabı budur işte tam o anda. ve dilek tokat gibi bir cevap verir: “ görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız.” yazarken bile tüylerim diken diken oldu. ben de bakana şunu söylüyorum ece’den alıntılayarak: “ siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?” biz ne zaman bu kadar zalim olduk? dilek’i nasıl duymadık hiçbirimiz. dilek neden öldü? biz ne kadar sağırız ki el vermedik gencecik bir öğretmen adayına. yazıklar olmasın mı bize?
kitabı okuyun. çok iyi bir kitap ama benim anlattıklarımla alakası yok. ben gelişine vurdum. bu da mı gol değil?
kitapla hiç alakası yok ama yazmak istedim. size kitabı anlatmasa da sağırlığı anlatacaktır. hem de sadece bireysel değil toplumsal bir sağırlık örneğidir bu. anlatacağım hikaye dilek özçelik’in hikayesi. her zaman söylediğim gibi “ meslektaşım kardeşimdir”. dilek de benim meslektaşımdı, henüz yeni mezundu ama yine de meslektaşımdı. artık aramızda değil ama yine de hala meslektaşım.
dilek, bir cuma namazı sonrası allah’ın evinden çıkan ama ev sahibiyle aslında hiçbir iletişimi olmadığı az sonra belli olacak bir bakanın yanına yaklaşıp derdini anlatmak ister. dilenci değildir dilek. derdim bir aliterasyon yaratmak değil bu cümleyle, sadece dilek’in onurlu bir cümle kurmadan önceki haklı talebine vurgu yapmak. dilek adını anmak bile istemediğim bir hastalıktan mustariptir ve ilaçlarını yaşadığı trakya kentinde bulamaz ve bunun için de bakandan yardım talep eder. bakan, bugüne kadar bakanlık yapmış çoğu bakan gibi aslında bakması gereken yere bir türlü bakmayan, onun baktığı yerde olmaya çalışanlardan gözlerini kaçıran bir adamdır. bakanımız elini cebine atar ve sadaka gibi bir para tutuşturmaya çalışır güzeller güzeli dilek kardeşimizin eline. daha ne yapayım demeyi de ihmal etmez. devletinden yardım isteyen bir gence bakanın cevabı budur işte tam o anda. ve dilek tokat gibi bir cevap verir: “ görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız.” yazarken bile tüylerim diken diken oldu. ben de bakana şunu söylüyorum ece’den alıntılayarak: “ siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?” biz ne zaman bu kadar zalim olduk? dilek’i nasıl duymadık hiçbirimiz. dilek neden öldü? biz ne kadar sağırız ki el vermedik gencecik bir öğretmen adayına. yazıklar olmasın mı bize?
kitabı okuyun. çok iyi bir kitap ama benim anlattıklarımla alakası yok. ben gelişine vurdum. bu da mı gol değil?
devamını gör...
herkes bilgi içerikli tanım giriyorsa anketleri kim dolduruyor sorunsalı
çözümü 'her gittiği yerde "ama hep ciddiyet olmaz. biraz da eğlenelim" diye diye ciddi tek bir ortam bırakmayanlar'da aranması gereken sorun.
ben de girerim arada anket başlıklarına tanım ama dediğim gibi; arada.
kimse eğlenmesin, her dakika ilim - bilim diye bir diktatörlük peşinde değilim ama cidden ben de merak ediyorum; madem herkes ortamların yozlaşmasından şikayetçi olduğu için yeni açılan ortamlara kaçıyor, o zaman ne diye yeni geldiğimiz yeri kaçtığımız yere benzetmeye çalışıyoruz?
yoksa biz zurna mıyız, ha!?
ben de girerim arada anket başlıklarına tanım ama dediğim gibi; arada.
kimse eğlenmesin, her dakika ilim - bilim diye bir diktatörlük peşinde değilim ama cidden ben de merak ediyorum; madem herkes ortamların yozlaşmasından şikayetçi olduğu için yeni açılan ortamlara kaçıyor, o zaman ne diye yeni geldiğimiz yeri kaçtığımız yere benzetmeye çalışıyoruz?
yoksa biz zurna mıyız, ha!?
devamını gör...
yazarların garip huyları
kedime yumruk atar gibi yapıyor ve onun şaşırmasını izliyorum gülmekten yarılarak.
devamını gör...
şair
kim bir şairi kırsa
şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
bilirim kim dokunsa şiire
eline bir kıymık saplanacak.
didem madak
şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
bilirim kim dokunsa şiire
eline bir kıymık saplanacak.
didem madak
devamını gör...
sahte haberlerin sahte anılara neden olma ihtimali
aklıma confirmation bias'ı getiren haber.
confirmation bias'a göre kişi kendi inanç ve varsayımlarını destekleyen bilgileri kayırır ve öne çıkarmak için çabalar. hatta bu duruma self verification yani kendi kendine doğrulama/ kendini doğrulama eşlik eder.
haberdeki olay biraz daha farklı olsa da mantık aynı. kendi düşüncelerinin doğruluğunu göstermek için yalan haberleri kayırıp, bir de buna sahte anılar tayin etmişler. hatta ediyoruz. bu duruma etki eden birçok sosyal psikoloji terimi olduğunu düşünüyorum. hatta şimdi kafadan 5-10 tane sayarım lakin araştırma ve kaynak taraması yapmadan doğru olmaz*.
confirmation bias'a göre kişi kendi inanç ve varsayımlarını destekleyen bilgileri kayırır ve öne çıkarmak için çabalar. hatta bu duruma self verification yani kendi kendine doğrulama/ kendini doğrulama eşlik eder.
haberdeki olay biraz daha farklı olsa da mantık aynı. kendi düşüncelerinin doğruluğunu göstermek için yalan haberleri kayırıp, bir de buna sahte anılar tayin etmişler. hatta ediyoruz. bu duruma etki eden birçok sosyal psikoloji terimi olduğunu düşünüyorum. hatta şimdi kafadan 5-10 tane sayarım lakin araştırma ve kaynak taraması yapmadan doğru olmaz*.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
"ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı. kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok. bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. kendimi bilmeyi bıraktım. ölümü bilmek ve anlayabilmek bile daha kolay.
yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gidiyorum."
(bkz: kinyas ve kayra)
yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya ve sorusu olmayan bir yanıt gibi de gidiyorum."
(bkz: kinyas ve kayra)
devamını gör...
havanın niye bu kadar sıcak olması
aslında havanın sıcak olmasının bi sebebi var, hayat şartları çok zor olduğu için sıcak havayla birlikte su buharı olacağız. yukarı çıkacağız orada diğer su buharlarıyla (mümkünse kafadakilerle) birlikte bulut oluşturup yurt dışına kaçacağız?
devamını gör...
bring me to life
evanescence grubunun en iyi şarkılarındandır. şarkıyla kopmayanı daha görmedim.* klibi de güzeldir ayrıca.
devamını gör...
neden bu kadar cok başlık açılıyor
seks, sevişme olunca başlık olmuyor mu?
sözlük burası. daha fazla açılsa keşke.
sözlük burası. daha fazla açılsa keşke.
devamını gör...
süleyman soylu’nun gelmiş geçmiş en iyi bakan olduğu gerçeği
nereye bakan?
ben de güzel bakarım ama buna başlık açılmıyor.
ben de güzel bakarım ama buna başlık açılmıyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği yemek
terbiyeli köfte ve karnıyarık bu ikisini her gün yiyebilirim.
devamını gör...
anti-ego muhalifliği sendromu
hayatını adadığı alanda başarı elde edememiş, eserleri beğeni kazanamamış ve eleştiri almış sanatçıların içine düştüğü psikolojik sorundur. ileri düzeyde yaşayan kişilerin çok beğenilen ve önemli eserlere zarar verme eğiliminde olabileceği de saptanmıştır. bilimsel olarak tanımlanmamış olmasına rağmen hakkında çalışmalar yapılmaktadır.
sanatçılara maledilmiş olsa da uzunca bir süre çalıştığı konu hakkında başarı yakalayamamış farklı meslekleri olan kişiler de bu sorunları yaşayabilmektir.
kaynak
edit: kaynak yenilendi. (bjartur nickli yazara teşekkür.)
sanatçılara maledilmiş olsa da uzunca bir süre çalıştığı konu hakkında başarı yakalayamamış farklı meslekleri olan kişiler de bu sorunları yaşayabilmektir.
kaynak
edit: kaynak yenilendi. (bjartur nickli yazara teşekkür.)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
batmadim ama yan gidiyorum.
devamını gör...
lawrence alma-tadema
1836-1912 yılları arasında yaşamış, akademizm ve romantizm akımı temsilcilerinden, hollandalı ressam.
ailesi kendisinin avukat olmasını ister ama 15 yaşında verem olur ve kısa bir ömrünün kaldığı söylenir. hayatının kalan süresinde canının istediğini yapmasına ailesi izin verince o da çizmeye başlar, bir süre sonra iyileşir ve ressam olmaya karar verir.
1870'de ingiltere'ye yerleşen sanatçı ününü ingiltere'de kazanmış, döneminin en çok ilgi gören ve kazanç sağlayan ressamlarından olmuştur. ingiltere kraliyet akademisi üyeliğine seçilmiş ve 1899'da kraliçe victoria tarafından ''sir'' ünvanıyla onurlandırılmış.
italya'ya yaptığı gezilerden sonra roma ve yunan sanatına ilgi duymaya başladığı için eserlerinde roma, mısır ve yunan dönemini resmetmiştir.
en ünlü eseri, roma imparatoru heliogabalus'un sarayındaki misafirlerin yukarıdan döktürdüğü menekşe yığınları içinde boğularak ölmesini yukarıdan seyrettiği the roses of heliogabalus (1888) isimli tablodur. garip bir karaktere sahipmiş zaten bu imparator. 4 yıl tahtta kaldıktan sonra suikaste uğramış. ek bilgi olsun. tabloyla ilgili güzel bir yazı okumak isterseniz buradan
resmi buraya eklemezsem olmaz.

ayrıca kendisi mermer çizmekte bir usta. resimlerinde öyle gerçekçi mermerler çiziyor ki resim mi fotoğraf mı anlamakta zorlanıyorum.

expectations (1885)
bayıldığım bir kaç eserini daha ekliyorum:
sappho and alcaeus (1881)
the finding of moses (1904)
egyptian chess players (1879)
spring (1894)
tüm eserlerine bakmak isterseniz buradan
kaynak
ailesi kendisinin avukat olmasını ister ama 15 yaşında verem olur ve kısa bir ömrünün kaldığı söylenir. hayatının kalan süresinde canının istediğini yapmasına ailesi izin verince o da çizmeye başlar, bir süre sonra iyileşir ve ressam olmaya karar verir.
1870'de ingiltere'ye yerleşen sanatçı ününü ingiltere'de kazanmış, döneminin en çok ilgi gören ve kazanç sağlayan ressamlarından olmuştur. ingiltere kraliyet akademisi üyeliğine seçilmiş ve 1899'da kraliçe victoria tarafından ''sir'' ünvanıyla onurlandırılmış.
italya'ya yaptığı gezilerden sonra roma ve yunan sanatına ilgi duymaya başladığı için eserlerinde roma, mısır ve yunan dönemini resmetmiştir.
en ünlü eseri, roma imparatoru heliogabalus'un sarayındaki misafirlerin yukarıdan döktürdüğü menekşe yığınları içinde boğularak ölmesini yukarıdan seyrettiği the roses of heliogabalus (1888) isimli tablodur. garip bir karaktere sahipmiş zaten bu imparator. 4 yıl tahtta kaldıktan sonra suikaste uğramış. ek bilgi olsun. tabloyla ilgili güzel bir yazı okumak isterseniz buradan
resmi buraya eklemezsem olmaz.
ayrıca kendisi mermer çizmekte bir usta. resimlerinde öyle gerçekçi mermerler çiziyor ki resim mi fotoğraf mı anlamakta zorlanıyorum.

expectations (1885)
bayıldığım bir kaç eserini daha ekliyorum:
sappho and alcaeus (1881)
the finding of moses (1904)
egyptian chess players (1879)
spring (1894)
tüm eserlerine bakmak isterseniz buradan
kaynak
devamını gör...
