ruhun sarışın
çok güzel bir teoman şarkısı. sözler müge emirgil ile teoman'a ait. şarkının bestecisi ise barlas eşber erinç ve müge emirgil. bu güzel şarkıyıda şöyle bırakalım.https://
devamını gör...
yazarların küçük hırsızlıkları
ooo, hırsızlık mı?
hırsızlık ne ki bakkal soymuştuk biz. böyle bir ekip kurduk dört beş kişi, biri marketçi beyi lafa tutuyor; diğerleri ceplere çikolataları dolduruyor. sonra diğer markete gidiyoruz; oradaki marketçi hanımla da aynı taktiği gerçekleştiriyoruz. bir de cakamız var ki sormayın. soygun yaptık diye sağda solda anlatıyoruz. birkaç gün böyle gitti. sonra bir gün yengem geldi. o hanım var ya sandığımız kadar aptal değilmiş, abi de babamın arkadaşı olduğu için ses etmiyormuş. marketçi hanım, yengeme ispiyonlamış. ben böyle ağlıyorum falan ama kar etmiyor. babamın bir bakışı vardır, içim cız eder. soruyor. "paran mı eksikti, istediğin bir şey mi alınmadı, seni buna iten ne, nasıl hem günah olan hem de bizi aşağılayan davranışı yaparsın? şimdi ne aldın söyle? gidip onların hepsini sen ödeyeceksin!" kalbim güm güm, ağlaya ağlaya gidiyorum markete. sizden şunları şunları aldık gizlice, parasını ödemeye geldim, diyorum boynum bükük, bükük değil komple yerde.
iyi bir ders oluyor, küçük bana. sonra yolda para bulsam benim değil deyip alamaz hala geliyorum. biliyorum çünkü nasıl bir utanç verdiğini. ahhh çocuk ben, yaramazlıklarınla anne-babanı kaç kez utandırdın!
tanım neydi : sanırım çocuk hırsız. *
hırsızlık ne ki bakkal soymuştuk biz. böyle bir ekip kurduk dört beş kişi, biri marketçi beyi lafa tutuyor; diğerleri ceplere çikolataları dolduruyor. sonra diğer markete gidiyoruz; oradaki marketçi hanımla da aynı taktiği gerçekleştiriyoruz. bir de cakamız var ki sormayın. soygun yaptık diye sağda solda anlatıyoruz. birkaç gün böyle gitti. sonra bir gün yengem geldi. o hanım var ya sandığımız kadar aptal değilmiş, abi de babamın arkadaşı olduğu için ses etmiyormuş. marketçi hanım, yengeme ispiyonlamış. ben böyle ağlıyorum falan ama kar etmiyor. babamın bir bakışı vardır, içim cız eder. soruyor. "paran mı eksikti, istediğin bir şey mi alınmadı, seni buna iten ne, nasıl hem günah olan hem de bizi aşağılayan davranışı yaparsın? şimdi ne aldın söyle? gidip onların hepsini sen ödeyeceksin!" kalbim güm güm, ağlaya ağlaya gidiyorum markete. sizden şunları şunları aldık gizlice, parasını ödemeye geldim, diyorum boynum bükük, bükük değil komple yerde.
iyi bir ders oluyor, küçük bana. sonra yolda para bulsam benim değil deyip alamaz hala geliyorum. biliyorum çünkü nasıl bir utanç verdiğini. ahhh çocuk ben, yaramazlıklarınla anne-babanı kaç kez utandırdın!
tanım neydi : sanırım çocuk hırsız. *
devamını gör...
gece uyanıp kedinin parlayan gözlerini görmek
gece yolda giderken karşıdan gelen aracın farlarının selektör yapması gibi, kedi de ben burdayım, dikkat et, çarpışmayalım diyerekten gözleri ile selektör yapıyor.
devamını gör...
reddedilen erkeğin yapması gerekenler
reddedilince, beynimiz fiziksel bir acı yaşamış gibi harekete geçer.
yani reddedilme acısı çok gerçek bir acıdır.
reddedilmeyi fiziksel bir yaralanmaya benzetiyorsak, bunun bir ilacı, bir tedavisi olmalı.
yaralanan kişi, tek çözümü kendini kabul ettirmek olarak düşünebilir.
tek tedavi yönteminin, "duygularına karşılık alması" olduğunu düşünebilir ve bu yüzden de ısrar eder.
fakat bu ısrar sonucu değiştirmeyeceği gibi tekrar tekrar reddedilme, mevcut yaranın daha da büyümesi durumunu ortaya çıkaracaktır.
nazlanma veya kendini ağırdan satmayı istemek gibi bir durum söz konusu değilse, bir kadın hayır diyorsa orada bırakın.
bitmiştir ya.
siz ısrar ettikçe kendini geri çekecektir.
ısrara devam ettiniz diyelim, sizi asla kabul etmeyeceği gibi son noktaya geldiğinizde yani pes ettiğinizde, kendisine olan saygısını yitirmiş bir insan olacaksınız ki bu, reddedilme acısından daha büyük bir acıdır.
yani reddedilme acısı çok gerçek bir acıdır.
reddedilmeyi fiziksel bir yaralanmaya benzetiyorsak, bunun bir ilacı, bir tedavisi olmalı.
yaralanan kişi, tek çözümü kendini kabul ettirmek olarak düşünebilir.
tek tedavi yönteminin, "duygularına karşılık alması" olduğunu düşünebilir ve bu yüzden de ısrar eder.
fakat bu ısrar sonucu değiştirmeyeceği gibi tekrar tekrar reddedilme, mevcut yaranın daha da büyümesi durumunu ortaya çıkaracaktır.
nazlanma veya kendini ağırdan satmayı istemek gibi bir durum söz konusu değilse, bir kadın hayır diyorsa orada bırakın.
bitmiştir ya.
siz ısrar ettikçe kendini geri çekecektir.
ısrara devam ettiniz diyelim, sizi asla kabul etmeyeceği gibi son noktaya geldiğinizde yani pes ettiğinizde, kendisine olan saygısını yitirmiş bir insan olacaksınız ki bu, reddedilme acısından daha büyük bir acıdır.
devamını gör...
immoralizm
töre tanımazcılık,ahlak dışı olma,gayrı ahlakiye-nietzche felsefesi. aslında
ahlak, insanlar tarafından oluşturulmuş bir yorumdur ve nietzsche'ye göre bu yorum, yorumu yapan insanın doğası ile birebir ilişkilidir.
nietzsche felsefesinde immoralizm, üstinsanın önünü açmak, ona, yeni değerler oluşturabilmek için gerekli ortamı sağlamak için zorunlu olan bir süreçtir.
nietzsche sürü(köle) ahlakına karşı çıkar mevcut olan ahlakı yıkmak ister. çünkü var olan ahlak sürü dışındaki güçlü insanları da baskı altına almaya çalışınca, tehlikeli olmaya başlamıştır. insani içgüdüleri, gerçek yaşamı yok sayarak, insanlar üzerinde çöküşe neden olan bu ahlak, yok edilmelidir.
ahlak, insanlar tarafından oluşturulmuş bir yorumdur ve nietzsche'ye göre bu yorum, yorumu yapan insanın doğası ile birebir ilişkilidir.
nietzsche felsefesinde immoralizm, üstinsanın önünü açmak, ona, yeni değerler oluşturabilmek için gerekli ortamı sağlamak için zorunlu olan bir süreçtir.
nietzsche sürü(köle) ahlakına karşı çıkar mevcut olan ahlakı yıkmak ister. çünkü var olan ahlak sürü dışındaki güçlü insanları da baskı altına almaya çalışınca, tehlikeli olmaya başlamıştır. insani içgüdüleri, gerçek yaşamı yok sayarak, insanlar üzerinde çöküşe neden olan bu ahlak, yok edilmelidir.
devamını gör...
en ahmet kaya özelliğiniz
yazarlar hakkında bize çok güzel bilgiler vereceğini düşündüğüm özelliktir.
ben de doruklara sevdalandım mesela.
ben de doruklara sevdalandım mesela.
devamını gör...
tarkhan elbisesi
dünyanın bilinen en eski elbisesidir.
kahire yakınlarında bulunan antik tarkhan mezarlığında 1913 yılında flinders petrie tarafından yapılan arkeolojik çalışmalarla açığa çıkarılmıştır.
üç parçalık ketenden yapılan elbisenin
karbon testleri ile 5 bin yıllık olduğu ortaya çıkarılmıştır. uzmanlar, üzerinde bulunan kırışıklıkları da hesaba katarak, genç bir kız ya da ince bir kadın tarafından günlük giyilen bir elbise olduğunu düşünmektedir. şu an ingilterede bulunan petrie müzesinde sergilenmektedir.
kahire yakınlarında bulunan antik tarkhan mezarlığında 1913 yılında flinders petrie tarafından yapılan arkeolojik çalışmalarla açığa çıkarılmıştır.
üç parçalık ketenden yapılan elbisenin
karbon testleri ile 5 bin yıllık olduğu ortaya çıkarılmıştır. uzmanlar, üzerinde bulunan kırışıklıkları da hesaba katarak, genç bir kız ya da ince bir kadın tarafından günlük giyilen bir elbise olduğunu düşünmektedir. şu an ingilterede bulunan petrie müzesinde sergilenmektedir.
devamını gör...
sanat toplum içindir
son derece doğru önermedir. sanat tabii ki de toplum için, topluma bir şeyler katmak içindir. sanatçı, kişiliğiyle, yaşamıyla ve kalemiyle halka örnek olması gereken bir öğretmendir para avcısı değil! sanat eserinin amacı güzel bir üslupla, doğruları estetik güzelliğe serpiştirmek suretiyle doğruları insanları yormadan, onları sıkmadan, onlara estetik bir duyguyla insan hayatının bir parçası haline getirmektir. öğretici bir metin halkın büyük çoğunluğu için sıkıcıdır genel anlamda zira çok yoğundur, insanı yorar, akıcı değildir. ancak sanat sağlam bir fikrin estetik bir güzelliğin içine güzel bir üslupla eleştirilmesidir. sözgelimi hemen hemen kimse kaşığı pul bibere daldırıp yemek istemez çünkü bu çok yoğun bir acı verip insanın dilini yakacak ve hatta insanı öksürtecektir. ama aynı bir kaşık pul biberi bir kebabın içine katarsanız kebaba lezzet katacaktır hem lezzetli bir yemek yemiş olursunuz hem de o biberi yemiş olursunuz.
devamını gör...
tuhaf takıntılar
bir lokantada bir mağazada bir kuaförde vb. yerlerde hep kameraları tespit ederim. hırsızlık yapacağımdan da değil yani dhdhdgdhdh
tuhaf bir alışkanlık işte
tuhaf bir alışkanlık işte
devamını gör...
günün sözü
“etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.”
-yeraltından notlar
dosto.
-yeraltından notlar
dosto.
devamını gör...
guguk kuşu
başka kuşların yuvasına yumurtlayan kuş türüdür. zahmete hiç katlanamaz ve yumurtlama zamanı geldiğinde arsız, uğursuz hırsızlar misali etraftaki başka kuşların yuvalarını çaktırmadan gözetlemeye başlar. haftalarca sürecek bu dikizleme işinde o çok kıymetli yumurtası için yuva aramaktadır. sonunda o yuvayı gözüne kestirdiğinde, yuva sahibinin yumurtlaması için beklemeye koyulur. yuva sahibi yuvadan ayrıldığında kendi yumurtalarını güzelce yuvaya yerleştirir. yuvadaki diğer yumurtaları da aşağı atmak gibi çirkefliği yapar. yuva sahibi kuş da döndüğünde yumurtaların rengi aynı olduğundan guguk yumurtası olduğunu bilemez. kendi yavrusu gibi o yumurtadan çıkan yavruları doğurur ve yavru büyüyüp yuvadan uçana kadar besleme görevini üstlenir.
devamını gör...
veliahd şehzade mehmed'in idamı
sultan 2. osman ya da bilinen adıyla genç osman, tahta geçtiğinde hayatta bir oğlu olmadığından, kardeşlerinin en büyüğü olan şehzade mehmed veliahd oldu. veliahd şehzade mehmed, 3 kasım 1604 yılında sultan 1.ahmed han’ın 2. oğlu olarak doğmuştu. ağabeyi 2.osman’dan 4 ay küçüktü. tıpkı abisi gibi iyi yetiştirilmiş, cesur, kültürlü zeki bir şehzadeydi. hakkı çiğnenerek deli amcası mustafa’nın kendisinden önce tahta geçirilmesine aşırı kinli olan sultan osman, lehistan seferine çıkarken arkasında böyle bir şehzade bırakmak istemedi.
amcasının akli melekeleri yerinde olmadığı için onu ciddi bir tehdit olarak görmüyordu, çünkü islam şeriatına ve türk töresine göre aklen zayıf olan birinin hükümdarlığı ve halifeliği meşru değildi. tabi bu imkansız gibi görünen durumun 1.5 yıl sonra gerçekleşeceğinden henüz haberi yoktu ya da kendisine çok fazla güveniyordu.
sefere çıkacağı için ve sarayda her an arkasından bir iş çevrilebileceğini düşünüyordu ve kardeşini ortadan kaldırmaya karar verdi. ancak bu kolay ve tek başına alabileceği bir karar değildi. sultan osman, kayınpederi olan şeyhülislam esad efendiden veliahd şehzadenin idamı için fetva istedi.
damadı’nın er geç başını bir belaya sokacağından emin olan esad efendi kat-i bir şekilde bu talebi reddetti. reddetmesi mantıklıydı zira diğer şehzadeler çok küçükler ve geriye bir tek deli olan şehzade mustafa kalıyordu ki bu da devleti felakete sürüklemeye yeter de artardı bile.
tabi esad efendi tarafından reddedilmek sultan osman’ı durdurmaya yetmedi, zira çok inatçı bir mızacı vardı genç padişahın. devletin şeyhülislam’dan sonra gelen ikinci büyük din alimi olan rumeli kazaskeri taşköprülü-zade mehmed kemaleddin efendi’ye gitti.
kemaleddin efendi, asrının duayeni sayılan çok büyük bir alimdi ve şeyhülislam olmak konusunda hırsı vardı fakat oda bu talebi reddetti. fakat sultan osman aklına koymuştu bir kere, kardeşini idam ettirecek ve saltanatının etrafında gölge bırakmayacaktı. nazik bir dil ile istediğini alamayan sultan osman kemaleddin efendiyi tehdit etti. kemaleddin efendi fetvayı vermediği takdirde hem mevkisini kaybedeceğini hem de padişahın şu veya bu kazaskerden yine bu fetvayı alacağını anladı. karanlık bir ifadeyle ve “suçlu ise” kaydını koyarak, veliahd şehzade mehmed’in idamı için fetva verdi.
fetvayı alan sultan osman, 12 ocak 1621 tarihinde kardeşinin idamını emretti. cellatlar veliahd şehzade’nin dairesine girdiler. genç veliahd durumu anladı ve ağzından çıkan son sözler abisine yaptığı beddua oldu; “osman, allah’dan dilerim ki ömr-ü devletin berbad olup beni ömrümden nece mahrum eylediysen, sen dahi behremend olmayasın”. türkçe meali; beni yaktın sende yan inşallah iki cihanda da burnun b*ktan çıkmasın, gibi çevirmek mümkün.
veliahd şehzade mehmed kısa süre içinde dilsiz cellatlar tarafından ibrişim kementle boğuldu. sultan osman’ın yine henüz erkek çocuğu olmadığı için kösem sultan’ın en büyük oğlu şehzade murad 8.5 yaşında veliahd oldu. sultan osman murad’a dokunmadı zira çok küçüktü ve kendisi için bir tehdit unsuru değildi.
o dönem istanbul’da son yüzyıl içinde görülmeyen bir kış olmuş ve ahali bunu kanunları çiğneyip kardeşini öldürttüğü için sultan osman’a mal etmiş. zaten kendisi de fazla geçmeden 1.5 yıl sonra tahttan indirilip yedikule zindanların da öldürülmüştür ve yerime geçemez nasılsa ehe ehe allahın delisi, şeklinde düşündüğü amcası deli mustafa geçmiştir.
amcasının akli melekeleri yerinde olmadığı için onu ciddi bir tehdit olarak görmüyordu, çünkü islam şeriatına ve türk töresine göre aklen zayıf olan birinin hükümdarlığı ve halifeliği meşru değildi. tabi bu imkansız gibi görünen durumun 1.5 yıl sonra gerçekleşeceğinden henüz haberi yoktu ya da kendisine çok fazla güveniyordu.
sefere çıkacağı için ve sarayda her an arkasından bir iş çevrilebileceğini düşünüyordu ve kardeşini ortadan kaldırmaya karar verdi. ancak bu kolay ve tek başına alabileceği bir karar değildi. sultan osman, kayınpederi olan şeyhülislam esad efendiden veliahd şehzadenin idamı için fetva istedi.
damadı’nın er geç başını bir belaya sokacağından emin olan esad efendi kat-i bir şekilde bu talebi reddetti. reddetmesi mantıklıydı zira diğer şehzadeler çok küçükler ve geriye bir tek deli olan şehzade mustafa kalıyordu ki bu da devleti felakete sürüklemeye yeter de artardı bile.
tabi esad efendi tarafından reddedilmek sultan osman’ı durdurmaya yetmedi, zira çok inatçı bir mızacı vardı genç padişahın. devletin şeyhülislam’dan sonra gelen ikinci büyük din alimi olan rumeli kazaskeri taşköprülü-zade mehmed kemaleddin efendi’ye gitti.
kemaleddin efendi, asrının duayeni sayılan çok büyük bir alimdi ve şeyhülislam olmak konusunda hırsı vardı fakat oda bu talebi reddetti. fakat sultan osman aklına koymuştu bir kere, kardeşini idam ettirecek ve saltanatının etrafında gölge bırakmayacaktı. nazik bir dil ile istediğini alamayan sultan osman kemaleddin efendiyi tehdit etti. kemaleddin efendi fetvayı vermediği takdirde hem mevkisini kaybedeceğini hem de padişahın şu veya bu kazaskerden yine bu fetvayı alacağını anladı. karanlık bir ifadeyle ve “suçlu ise” kaydını koyarak, veliahd şehzade mehmed’in idamı için fetva verdi.
fetvayı alan sultan osman, 12 ocak 1621 tarihinde kardeşinin idamını emretti. cellatlar veliahd şehzade’nin dairesine girdiler. genç veliahd durumu anladı ve ağzından çıkan son sözler abisine yaptığı beddua oldu; “osman, allah’dan dilerim ki ömr-ü devletin berbad olup beni ömrümden nece mahrum eylediysen, sen dahi behremend olmayasın”. türkçe meali; beni yaktın sende yan inşallah iki cihanda da burnun b*ktan çıkmasın, gibi çevirmek mümkün.
veliahd şehzade mehmed kısa süre içinde dilsiz cellatlar tarafından ibrişim kementle boğuldu. sultan osman’ın yine henüz erkek çocuğu olmadığı için kösem sultan’ın en büyük oğlu şehzade murad 8.5 yaşında veliahd oldu. sultan osman murad’a dokunmadı zira çok küçüktü ve kendisi için bir tehdit unsuru değildi.
o dönem istanbul’da son yüzyıl içinde görülmeyen bir kış olmuş ve ahali bunu kanunları çiğneyip kardeşini öldürttüğü için sultan osman’a mal etmiş. zaten kendisi de fazla geçmeden 1.5 yıl sonra tahttan indirilip yedikule zindanların da öldürülmüştür ve yerime geçemez nasılsa ehe ehe allahın delisi, şeklinde düşündüğü amcası deli mustafa geçmiştir.
devamını gör...
siz doktor değilsiniz şırıngada hava boşluğu var
yeşilçam filmlerindeki beyin yakan sahnelerden birisidir. bir yandan da insanlara ufaktan yararlı bilgiler de sunmaktadır. sonuçta sağlık okuryazarlığını filmlerden, dizilerden ve internetten kazanan bir grubuz. ha bu arada bu hava boşluğu ya da hava embolisi, dolaşıma dahil olduğunda farklı organlara giden damarlarda tıkanıklık gibi durumlar yaratarak doku ya da organlarda işleyiş bozukluğuna, ciddi dolaşım sorunlarına neden olabilir. bu nedenle bizi uyaran, yararlı olabilecek bilgiler sunan yeşilçam filmlerinin hastasıyız.
devamını gör...
ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler
bir bitkinin yapraklarının içine birtakım yiyecek maddeleri koyup pişirmek kimin aklına gelmiş? üstelik neden özellikle o yiyecek maddeleri de başka bir şey değil? yoksa başka şeyleri de denedi de çok mu kötü oldu? (bkz: yaprak sarma)
***
peki, ilk kez kim "kocaman, taştan bir kutu yapalım. bunun içerisinde birbirini hiç tanımayan onlarca insan toplanıp birbirinin her türlü gürültü patırtısına, pisliğine göz yummak zorunda kalsın." dedi ve apartman fikri çıktı ortaya? hangi aklı evvel "evet güzel fikir, yapalım bunu ve içinde yaşayalım." diye kabul etti?
kim bu insanlar, kim?
***
peki, ilk kez kim "kocaman, taştan bir kutu yapalım. bunun içerisinde birbirini hiç tanımayan onlarca insan toplanıp birbirinin her türlü gürültü patırtısına, pisliğine göz yummak zorunda kalsın." dedi ve apartman fikri çıktı ortaya? hangi aklı evvel "evet güzel fikir, yapalım bunu ve içinde yaşayalım." diye kabul etti?
kim bu insanlar, kim?
devamını gör...
sevgili tarafından aldatılmak
aramız bozulmuştu ve arkadaşı diye tanıttığı kişi ile ilişkisi varmış ben arkadaş olmalarına bile karşı idim biliyordum bi hinlik okula gitmediğim bir gün arkadaşlarım müstehcen bir şekilde görmüşler bana haber vermişlerdi çocuğun numarasını bulup aramıştım sonucu konuşmaya diye gidip hem aldatılıp hem bıçak yedim ve 1 senedir süren dava da cabası
edit:karşı cinse hiçbir şekilde güvenim kalmadı psikolojik sıkıntılar yaşadım uzun süre
edit:karşı cinse hiçbir şekilde güvenim kalmadı psikolojik sıkıntılar yaşadım uzun süre
devamını gör...
şark'ın sultanları
faruk nafiz çamlıbel'in ilk dönem şiir anlayışıyla yazılmış şiirlerinden oluşan bu kitapta bir çağlayan sesi var. sözcüklerin, seslerin ahengiyle birlikte anlamın da taşıdığı yüce bir ahenk sarıyor ruhumu. bütün seviler ve kederler doğa ile koyun koyuna. gizemli sevgililer, ulaşılmaz sevgilinin hissettirdikleri yine doğanın yansımalarıyla dile geliyor. nedim etkisinin fazlaca hissedildiği eserde nedim için kaleme alınmış iki şiir de mevcut.
ilk kez yayımı 1918 yılında gerçekleşen kitap, çamlıbel'in yayımlanmış ilk eseri. dile hakimiyetinde ustalık ve berraklık gelecek yapıtlarının ayak sesleri gibi. 2018 yılında yapı kredi yayınları tarafından tekrar okuyucuya sunulan kitabın sonunda küçük bir sözlüğe de yer verilmiş. çamlıbel kalemi berrak bir şair olsa da sadabat'ta yazdığı bu şiirlerde bilinmez sözcükler mevcut.
ilk kez yayımı 1918 yılında gerçekleşen kitap, çamlıbel'in yayımlanmış ilk eseri. dile hakimiyetinde ustalık ve berraklık gelecek yapıtlarının ayak sesleri gibi. 2018 yılında yapı kredi yayınları tarafından tekrar okuyucuya sunulan kitabın sonunda küçük bir sözlüğe de yer verilmiş. çamlıbel kalemi berrak bir şair olsa da sadabat'ta yazdığı bu şiirlerde bilinmez sözcükler mevcut.
devamını gör...
manipülatif insanlar
koşarak kaçılması gereken insanlardır.
bu kişiler sizi en hassas olduğunuz yerlerden yaralarlar. en hassas olduğunuz konuları öğrenir ve gerek rol yaprak, gerek yalan söyleyerek bir şekilde sizi kullanırlar.
işleri bitince de unuturlar.
etik kaygıları yoktur ve kolay incinmezler.
sosyopatik eğilimler gösterebilirler.
aynı zamanda etkileyici olma özellikleri vardır. sizi kendilerine inandırabilirler. sizi önemli hissettirip kendilerine bağımlı hale getirirler.
amaç huzur ise eğer, uzak durulması gereken insan modelidir.
bu kişiler sizi en hassas olduğunuz yerlerden yaralarlar. en hassas olduğunuz konuları öğrenir ve gerek rol yaprak, gerek yalan söyleyerek bir şekilde sizi kullanırlar.
işleri bitince de unuturlar.
etik kaygıları yoktur ve kolay incinmezler.
sosyopatik eğilimler gösterebilirler.
aynı zamanda etkileyici olma özellikleri vardır. sizi kendilerine inandırabilirler. sizi önemli hissettirip kendilerine bağımlı hale getirirler.
amaç huzur ise eğer, uzak durulması gereken insan modelidir.
devamını gör...
asla yapamam dediğiniz meslekler
diş doktorluğu ve öğretmenlik sanırım.
en zor olduğunu düşündüğüm meslektir diş doktorluğu. doktorluk bile bir nevi daha kolay geliyor - tabi onun da zorlukları çok-ancak düşününce çalışma alanın zaten dar, insanların ağzının içine giriyorsun görebilmek için. hastanın paniği, bilinci açık, zorlayacak yapılardaki dişler birde doktorlar çoğunlukla kalabalık çalışıyorlar diye düşünüyorum özellikle ameliyatlarda vs. ama diş doktorlarında nedense bütün yük dişi yapan kişide gibi hissediyorum. bilemeyeceğim belki de çok çektim dış konularında, hâlâ da çekiyorum bu yüzden gözümde büyümüştür ama öyle. öğretmenlik içinse yapmak istemememin yanında asla " yapmamam gereken" bir meslektir kendileri. benim gibi tahammülü kalmamış, çocuklara çok ayılıp bayılmayan, en ufak şeyde sinire kesen insanların asla olmaması gerektiği meslektir. çocuklara sonsuz sevgi, merhamet gösterip onları özveriyle yetiştirebilecek insanların işidir bu meslek efendim. sadece ben dersimi anlatır çıkarım demeyle olmuyor. öğretmen aynı zamanda eğitmen olabilecekse yapmalıdır bu mesleği. kimsenin hayatı ile, geleceği ile oynamamalıdır para kazanmak için. başka mesleklerde severek yapıp çok paralar da kazanılabilir. ha kaderdir, hayattır, eğitim sistemidir, sınavdır; başa gelmişse de işte özveriyle uğraşılıp o öğrencilerinin hayatlarına güzel dokunuşlar bırakan kişi olunmaya çalışılmalıdır.
*şu hayatta yapmam dediğim ne varsa eşek gibi yaptım ancak yine de yapmasam iyi olur dediğim mesleklerdir. diş doktorluğu bir ara aklıma düşmüştü de bu zorlukları tekrar hatırlatmıştım kendime.
en zor olduğunu düşündüğüm meslektir diş doktorluğu. doktorluk bile bir nevi daha kolay geliyor - tabi onun da zorlukları çok-ancak düşününce çalışma alanın zaten dar, insanların ağzının içine giriyorsun görebilmek için. hastanın paniği, bilinci açık, zorlayacak yapılardaki dişler birde doktorlar çoğunlukla kalabalık çalışıyorlar diye düşünüyorum özellikle ameliyatlarda vs. ama diş doktorlarında nedense bütün yük dişi yapan kişide gibi hissediyorum. bilemeyeceğim belki de çok çektim dış konularında, hâlâ da çekiyorum bu yüzden gözümde büyümüştür ama öyle. öğretmenlik içinse yapmak istemememin yanında asla " yapmamam gereken" bir meslektir kendileri. benim gibi tahammülü kalmamış, çocuklara çok ayılıp bayılmayan, en ufak şeyde sinire kesen insanların asla olmaması gerektiği meslektir. çocuklara sonsuz sevgi, merhamet gösterip onları özveriyle yetiştirebilecek insanların işidir bu meslek efendim. sadece ben dersimi anlatır çıkarım demeyle olmuyor. öğretmen aynı zamanda eğitmen olabilecekse yapmalıdır bu mesleği. kimsenin hayatı ile, geleceği ile oynamamalıdır para kazanmak için. başka mesleklerde severek yapıp çok paralar da kazanılabilir. ha kaderdir, hayattır, eğitim sistemidir, sınavdır; başa gelmişse de işte özveriyle uğraşılıp o öğrencilerinin hayatlarına güzel dokunuşlar bırakan kişi olunmaya çalışılmalıdır.
*şu hayatta yapmam dediğim ne varsa eşek gibi yaptım ancak yine de yapmasam iyi olur dediğim mesleklerdir. diş doktorluğu bir ara aklıma düşmüştü de bu zorlukları tekrar hatırlatmıştım kendime.
devamını gör...
yüzüklerin efendisi'ndeki trolleri kenara çekip trollüğün de bir adabı var trollük bu değil demek
kitapta geçen ancak filmde anlatılmayan durumdur.
moria madenlerinde aragorn, legolas, gimli ve hobbitler savaşırken rivayet olunur ki, aragorn birebir, yüzyüze savaştığı bir trolle uğraşırken, bir diğerinin arkadan demir gürz sallamıştır. yere devrilen aragorn, bu sıcak çatışmayı bir anlığına durdurarak, avazı çıktığı kadar bağırır:
"beyler! troller! durun bir dakika yaww!"
o esnada troller bu sese dikkat kesilerek "hıwwrrsss" diye uğuldarlar.
"gelin buraya! sizin bu yaptığınız trollük mü şimdi!! trollüğün de bir adabı, bir usulü var. her yaptığınız saçmalığa trollük yaftası yapıştırıyorsunuz ama sizin bu yaptığınız düpedüz ahmaklık!!"
trollerin efendisi seslenir:
"kusura bakma birader. don't feed the troll bkz'ı ver istersen. diğerleri de beslemesin bu saygısızları..."
aragorn ikna olmuştur. bundan sonra hiçbir yüzük kardeşi, trolleri beslememiştir ve o gün olaysız dağılmışlardır.
moria madenlerinde aragorn, legolas, gimli ve hobbitler savaşırken rivayet olunur ki, aragorn birebir, yüzyüze savaştığı bir trolle uğraşırken, bir diğerinin arkadan demir gürz sallamıştır. yere devrilen aragorn, bu sıcak çatışmayı bir anlığına durdurarak, avazı çıktığı kadar bağırır:
"beyler! troller! durun bir dakika yaww!"
o esnada troller bu sese dikkat kesilerek "hıwwrrsss" diye uğuldarlar.
"gelin buraya! sizin bu yaptığınız trollük mü şimdi!! trollüğün de bir adabı, bir usulü var. her yaptığınız saçmalığa trollük yaftası yapıştırıyorsunuz ama sizin bu yaptığınız düpedüz ahmaklık!!"
trollerin efendisi seslenir:
"kusura bakma birader. don't feed the troll bkz'ı ver istersen. diğerleri de beslemesin bu saygısızları..."
aragorn ikna olmuştur. bundan sonra hiçbir yüzük kardeşi, trolleri beslememiştir ve o gün olaysız dağılmışlardır.
devamını gör...
osteomalazi
erişkinlerde görülen d vitamini eksikliği veya direncine bağlı kemikte mineralizasyon defekti ile karakterize tablodur.çocuklarda görülen bu duruma raşitizm adı verilir.
bu hastaların kemik kitlesi genellikle normaldir.
en sık nedeni d vitamini eksikliği olmakla beraber şikayet olarak genellikle yaygın ağrı,kas güçsüzlüğü görülür.
laboratuvar bulgularında 25-oh vitamin d düzeyi düşük belirlenir.d vitamini düşüklüğüne bağlı hipokalsemi ve hipofosfatemi görülür.bu iyonların düşüklüğünü düzeltmek için parathormon(pth) düzeyi artar ve kalsiyum atılımını azaltırken fosfor atılımını arttırır.
radyografide yalancı fraktürler ve bunun bir özel formu olan milkman fraktürü tipik bir bulgudur.
tedavisi d vitamini takviyesidir.
bu hastaların kemik kitlesi genellikle normaldir.
en sık nedeni d vitamini eksikliği olmakla beraber şikayet olarak genellikle yaygın ağrı,kas güçsüzlüğü görülür.
laboratuvar bulgularında 25-oh vitamin d düzeyi düşük belirlenir.d vitamini düşüklüğüne bağlı hipokalsemi ve hipofosfatemi görülür.bu iyonların düşüklüğünü düzeltmek için parathormon(pth) düzeyi artar ve kalsiyum atılımını azaltırken fosfor atılımını arttırır.
radyografide yalancı fraktürler ve bunun bir özel formu olan milkman fraktürü tipik bir bulgudur.
tedavisi d vitamini takviyesidir.
devamını gör...