sadece asyalılara, afrikalılara, amerikan kızılderililerine değil boer denilen hollanda kökenlilerede zulmetmişler.
cape town'a ilk hollanda'lılar gelip yerleşmiş, çiftlikler kurmuş, üzüm bağlarında şarap yapıp deli paralar kazanmış ama 1800'lerde britanya gelip burayı hollanda'lılardan almış. bazı hollanda kökenliler madem öyle biz gidiyoruz deyip iç bölgelere gitmişler ama gittikleri kimberley çevresinde elmas çıkınca britanya gelip burayıda almış. bazı hollandalılar gene yollara koyulmuş ama johannesburg'da altın bulununca gene britanyalılar almak istemiş ama bu sefer hollandalılar yeter ulan *uck youuuu demişler ve boer savaşı başlamış. tabi bir yanda çiftliklerde yaşayan sıradan insanlar, bir yanda üzerinde güneş batmayan ülkenin ordusu varmış. buna rağmen boer'ler ingilizleri iki yıl uğraştırmış ama ingilizler boer'leri kadın, çocuk, yaşlı demeden toplama kamplarına koymuş, çiftlikleri yakıp yıkmış ve sonunda boer'ler yenilmişler.
devamını gör...

bir ömür kitap okuyan ama ne okuduğunu bilmeyen ve bunu hayatına geçiremeyen, yani anlamsız bir öğrenmeyle yaşayan kimseler için kullanılan yunanca tabir. herhalde dünyada en çok bulunan okuyucu türüdür. bir de bu sophomorelar kendilerini yüceltmeye bayılırlar. tam bir cehalet! retorikçi birer böndürler genellikle... ve gittikçe çoğalırlar.

yaşasın cehaletin yeni krallığı!
devamını gör...

kafadandeniz gelene kadar dükkan sana emanet eltim*

yerlerimizde olacağız, merak etme.
iyi yayınlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

izlediğim en ama en güzel türk dizisidir. gerçek olmasına bile inanamam çoğu zaman. her dizinin tekrarı 30 kere verilirken bu dizinin tekrarının ana akım medya kanallarının hiçbirinde verilmemesi beni şaşırtmaz. çünkü dizi birbirinden çok farklı düşünceleri, hayatları olan insanların bir çatı altında , türkiye'nin en acımasız zamanlarındaki dayanışmasını anlatır. emeği, yardımlaşmayı ilke edinmenin saflık değil, erdemlilik olduğunu anlatan ender dizilerdendir. "kötü" olarak tabir edilen insanları bile hangi şartların kötü yaptığını ilmek ilmek anlatır. belki de bu yüzden tekrarı verilmez. birbirinden farklı insanların uyum içinde nasıl yaşayacağı bilinmesin istenir. her bir oyuncu özenle seçilmiştir. oyunculuğunu hiç beğenmediğim tuba büyüküstün bile "zarife" karakteri ile göze batmaz. zarife'nin annesi sultan vardır ki, tam bir deryadır. en efsane cümleler hep ondan gelir


"küslük sıcak yaz gününde ipek mendili yıkayıp dala asıp mendil kuruyana kadarmış, gerisi harammış."


bir de yurdanur'un babasıyla olan bir konuşması vardır ki, insanı derinden etkiler.

yurdanur tam bir solcu olan mehmetle evlenmiştir. el bebek gül bebek büyüdüğü hayatını geride bırakmış, hem ideallerine, hem de insanlığına hayran olduğu adamla zorlu bir hayat yaşamayı tercih etmiştir. fabrikatör babası dinçer çok öfkelidir, kızı için planladığı hayat bu değildir. diziyi dikkatli izleyince aslında bu öfkenin kaynağının kızının hayatından edişe etmek değil, kendi ideallerinin gerçekleşmeme korkusu olduğunu anlarsınız. çünkü dinçer bey demokrat partilidir, çünkü ünlü bir milletvekili olmak onun için her şeyden önce gelir. ancak kızının solcu bir adamla evli olması, onun tabiri ile onu "kendi insanları" arasında güç durumda bırakmaktadır. aylardır görmediği kızı, bir başkası için iyilik istemek adına babasının fabrikasına gelir. olumsuz geçen konuşmanın ardından yurdanur babasının odasından çıkarken babası, yurdanur'un canını acıtmak için öfkeyle seslenir:


"seni sevmiyorum artık"


yurdanur buruk bir gülümsemeyle babasına döner,


"seviyorsun, sevmek zorundasın, babamsın çünkü"
der . kapının kenarında çocukluğundan kalan boy çizgilerine bakar. uzun zamandır çentik atılmamıştır. yaklaşır, şimdiki boyunu ölçerek bir çizik atar. seneler önce duvarda bıraktığı izle arasındaki mesafeyi gösterip, babasına sorar:


"bu kadarcık yer mi bizi birbirimize düşman edecek?"
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: ciğerlerini seven insan)
devamını gör...

1.5 günde 250 tanım girip, 100 karma alamamış ancak yine de yazar olabilmiş hesap sahibinin mahlasıdır. başlıkları pek yabancı gelmediğinden, bana

pişman değilim kesinlikle
sözlükten uçurulsam da
geri geldim işte.

akrostiş şiirini anımsatmıştır... evet.
devamını gör...

ne güzel anonslar,
maşallah o miniklerin hepsine *.
devamını gör...

bilimsel yanının öte tarafında kendimi ve çevremdekileri önemsizleştiren, en kibirli insanın bile gördüğünde kibrinden şüpheye duyabileceği bana göre 20. yüzyılın en önemli fotoğraflarından biridir.
--- alıntı ---

soluk mavi nokta, yaklaşık 6 milyar kilometre (3,7 milyar mil; 40,5 au) gibi rekor bir uzaklıktan, 14 şubat 1990 tarihinde voyager ı aracından kaydedilmiş fotoğraftır. fotoğrafta, dünya'nın görünen boyutu bir pikselden daha düşüktür ve gezegenimiz, uzayın yalnızlığında kameraya yansıyan güneş ışığı bantları arasında küçük bir nokta olarak görünür.

--- alıntı ---
carl segenin bu fotoğraf hakkında okunması gereken muhteşem yorumunu alta bırakıyorum. okumadan önce fotoğrafa bi bakın derimfotoğraf
--- alıntı ---

uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. eğer bu resme dikkatlice bakarsanız orada bir nokta göreceksiniz. o noktaya tekrar bakın. bu nokta bizim evimiz. o biziz. sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun içinde bulunuyor. tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji, ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, her umut dolu çocuk, her mucit, her kâşif, her ahlak hocası, yozlaşmış her politikacı, her şöhret yıldızı, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinin içinde.

dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün ... şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün ... anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar da yoğun!

bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. içinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

dünya, şu ana kadar yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. en azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. evet, ziyaret ediyoruz. ama henüz yerleşemiyoruz. beğensek de beğenmesek de, dünya şu an için yaşadığımız yegâne yer. gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.

--- alıntı ---
devamını gör...

bugün yürümezsen, yarın koşmak zorunda kalacaksın...
devamını gör...

nissan juke.
devamını gör...

"erkek oluşun" yani sünnetin düğünle kutlanmasına karşı genç kızlığa geçiş için de böyle bir duyuru yapılması oldukça olası bir durum. anca erkekler için sünnet düğünü yapmayı bıraktığımızda bu duyurunun da yersiz olabileceğini söyleyebilirim.
devamını gör...

keko ezik insanların ezikliklerini kapatmak için ya kendinden güçsüz ya da kendi gibi düşünmeyen insanları tehdit edip, karşıdakine sürekli "tek yumruğumla betona yapıştırırım" gibi büyük laflar ederler. ama kendilerinden güçlü biri geldi mi hemen abi çekerler. kekolar eziktir kendi gibi olmayan insana hakaret edecek kadar aşağılık insanlardır. kedileride sevmezler... kediler diksin sizi.
devamını gör...

ooo açları da muhalefete çaktı, geriye sadece muz ağaçlarını yönetmek kaldı! hülooğ!
devamını gör...

oyle yada boyle geciyor dedigim sorunsal. gozlemledigim kadariyla ilk bir haftalik surec bir hayli zorlu geciyor, on besinci gunden sonra ayriligi kabullenme durumu olusuyor, birinci ayi doldugunda ise hayat normal akisiyla devam ediyor. tabi alisma sureci esten yada sevgiliden ayrilma, iliskinin suresi, ayrilan kisiye duyulan sevgiye gore de degiskenlik gostermektedir. kisisel olarak dusuncem ise insanin canini acitan yollarin ayrilmasi falan degildir, asil can acitan bir zamanlar cok sevilen kisinin aci bir deneyim, yada hayal kirikligi olmasidir. bu ayrilik acisindan daha zordur.
devamını gör...

artık bunları aşsak mı? insanların özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmasak mı? herkes ilgilendiği konunun başlığına tanım girse, ilgilenmediği başlığı da görmezden gelip kaldığı yerden devam etse hiçbir sorun olmayacak ama bizde her şeye bir müdahale sorunu var. mesela spor başlığı olmasın, cinsiyetçi başlıklar olmasın, troll başlık olmasın, x kampanyası vs. bıdı bıdı.

sözlük burası sözlük, binlerce farklı düşüncenin bir araya geldiği platform. saygı çerçevesinde herkes istediğini paylaşabilir, bu kimseyi de zerre ilgilendirmez. bazıları kendi görüşüne ve fikrini ters/aykırı diye bir çok konudan memnun olmuyor diye, başkasının özgürlük anlayışını kısıtlayamaz. şimdi diyecekler ki onlarda bizim özgürlüğümüzü kısıtlıyor vs. burası kimsenin tekelinde değil, burası herkese açık bir platform ve dediğim gibi binlerce farklı düşünceye sahip insana ev sahipliği yapıyor.

her bir yazar ile fikir anlayışında uyumlu olacaksınız diye bir şey yok, zaten olamaz da bu imkansızdır. bundan dolayı bir zahmet başkalarının fikirlerini engellemeye/kısıtlamaya çalışmak yerine ilgilendiğiniz başlıklara tanım gireceksiniz, çok zor bir şey değil.

edit: benim kahvehane kültürüm yok ve hayatımda hiç gitmedim, kahveneye gidenler nasıl da biliyor.
devamını gör...

somon
devamını gör...


tabi siz anneleri tarafından size emanet edilen çocuklara her bakımdan yetersiz gördüğünüz bir kadının annelik etmesine şiddetle karşısınız ama.
devamını gör...

tüketim psikolojisini anlayabilmek için tüketim davranışına bakmak gerekir.
tüketim çılgınlığının yani aşırı tüketim davranışının sebebi bireylerin bencilliği ya da bitmek bilmeyen tüketim isteği değildir. bireyleri incelerken buna dikkat etmek gerekir.

''fazla tüketildiği için mi fazla üretiliyor yoksa fazla üretildiği için mi fazla tüketiliyor,'' hala bir tartışma konusudur lakin kapitalizm denen, bireyin iç dünyasını bilen bir canavar olduğu da su götürmez bir gerçektir. zaten birçok propaganda ustası ve ürünlerini pazarlamak isteyenler freud'dan, bireyin iç dünyasını anlayabilmek için yararlanmış, onun kitaplarını okumuştur.

sigmund freud'un ''bilinç dışı'' kavramı burada da karşımıza çıkar. freud, unutmaların, dil sürçmelerinin, kazaların ve rüyaların tesadüf olmadığını dile getirir. bunlar içimizdeki arzu, nefret gibi duyguların ortaya çıkmasına olanak sağlar. tüketim de öyledir. ''diğer insanların gözündeki ben''i değiştirmek ister tüketici. reklamlar da buna oynar zaten.

reklamlar öyle bir oyun oynar ki, asla sınırını bilmez. ürünü pazarlamak için cinsiyetçilik yapar. kadını bir dondurma reklamına ya da araba reklamına koyuverir. arabanın özelliklerini sıralayan bir reklamdan ziyade kadınların olduğu bir araba reklamındaki arabanın satılması daha kolaydır. çünkü tüketme davranışı hislerle olur ve bilinçdışına hitap eder. bilinç dışına hitap eden ürünün alınması daha kolaydır. gerçi sadece kadınlar değil, bir bisküviyi neden kolları kaslı ve yarı çıplak bir erkek yapar ki mesela? bisküvi yapımı ile kaslı vücut birbiriyle tamamı ile alakasızdır.

tüketimi bir ''anlam'' aracı olarak gören de vardır. mesela hafta sonu ikea gezmek bir anlam mıdır?
fight club (film)'da da bahsedildiği gibi, eşyaya sahip oluyoruz derken onun bize sahip olması hayatın anlamı olabilir mi?
bir de şey var mesela ''ölmeden önce görülecek 10 yer'' ya da ''ölmeden önce yapılacak 10 şey'' listeleri. 10 yer değil 1000 yer de görsen hayatın anlamına ulaşamazsın oysa. hayatın anlamı, insan ilişkilerinde gizlidir bir bakıma.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim