kol düğmeleri
barış abinin ağlayarak dinlenen şarkısı.
devamını gör...
temel kuvvetler
kuvvet taşıyıcı parçacıklar aracılığıyla ortaya çıkan ve evrenin temeli sayılan 4 kuvvet: elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet, kütle çekim kuvveti.
buradan gerisi bunların nasıl ortaya çıktığını, çalışma mekanizmasını merak edenler için. uzun olacak biraz ne yazık ki...
***
evrendeki birçok parçacığın birbiriyle ilişkisini açıklayan temel kuvvetler, sanal parçacık adını verdiğimiz atom altı parçacıklar aracılığıyla ortaya çıkarlar. bu sanal parçacıklar, evrenin dokusundan ödünç enerji alarak çiftler halinde var olur, ardından birbirlerini yok ederek ödünç enerjiyi de geri verirler.
***
1- elektromanyetik kuvvet
ışığın hammaddesi olan fotonların taşıyıcılık yaptığı bu kuvvet, elektrik yüklü parçacıkların manyetik alandaki etkileşimleriyle ilgilidir.
kuvvetin ortaya çıkma nedeni momentum aktarımıdır. bunu günlü hayattan bir örneğe benzeterek anlatayım.
2 kayığımız var. birinde siz duruyorsunuz, birinde arkadaşınız duruyor ve yüz yüzesiniz. ellerinizdeki basket toplarını aynı anda birbirinize atıyorsunuz ve herkes diğerinin attığı topu tutuyor. bunu üst üste birkaç kez yaptığınızda, momentum aktarımı nedeniyle kayıklar geriye doğru itilir ve gittikçe uzaklaşırsınız birbirinizden.
tersini düşünelim. bu kez kayıklarda birbirinize sırtınız dönük şekilde duruyorsunuz. ellerinizde birer bumerang var. bunları fırlatıyorsunuz ve birbirinizin attığı bumerangları tutuyorsunuz. bu kez sırt sırta olup bumerangları yüzünüzün dönük olduğu yere doğru fırlattığınızdan, negatif momentum aktarımı yapmış olursunuz.
şimdi gelelim konuya... 2 mıknatısın birbirini itmesi ya da çekmesi, tam da fotonların bu momentum aktarımı sebebiyle gerçekleşir. aynı türden yükler birbirini iterken, farklı türdekiler birbirini çeker. çünkü yükler arasında her zaman bir enerji dağılımı oluşur ve yükler, doğanın kanunları gereği en düşük enerji olan bölgeye doğru hareket ederler.
fotonlar durgun kütleye sahip olmadığından, uzun mesafeler boyunca seyahat edebilirler. bu da, elektromanyetik kuvveti en uzun menzilli temel kuvvet yapmaya yeterlidir.
***
2- güçlü nükleer kuvvet
atomların çekirdeklerindeki proton ve nötronları oluşturan kuark adlı parçacıkları bir arada tutan bir güç var. buna güçlü nükleer kuvvet diyoruz ve gluon adlı parçacıkların taşınmasıyla ortaya çıkıyor.
gluonların da durgun kütlesi yok ama bunlar foton kadar uzun menzillere erişemiyorlar çünkü bunu engelleyen farklı bir özellikleri var. buna renk yükü diyoruz ve başka bir yazının konusu olacak kadar uzun ve önemli. ancak şu kadarını söyleyeyim, renk yükleri de elektriksel yük gibi bir parçacık özelliği ve gluonların kısa süre içerisinde, etraflarındaki diğer parçacıklarla etkileşime girmesine neden oluyor. bu nedenle fotonlar serbestçe hareket ederken, gluonlar hemen bağlanıyor.
***
3- zayıf nükleer kuvvet
radyoaktivite dediğimiz şeyi hepimiz biliyoruz. bu olayı gerçekleştiren atomlar, kararsız çekirdekler olarak anılır. evrende kararsız olan her şey gibi bunlar da kararlı duruma geçmek için çekirdek yapılarını değiştirirler ve radyoaktif hale geçerler. çekirdek bozunması dediğimiz bu olaylar w ve z bozonlarının değiş tokuşu ile gerçekleşir.
örneğin bir protondan nötrona geçiş yapıp yük dengesini koruyacak şekilde kuark dönüşümünü gerçekleştiren ve görevini tamamlayan bir bozon, anında farklı parçacıklara bozunur. bu kuvvetin menzili çok kısadır çünkü bozonlar büyük kütleli parçacıklardır.
***
4- kütle çekim kuvveti
hepimizin aşina olduğu ama ne olduğu tam da tanımlanamayan bu kuvvet, daha çok makro ölçekteki cisimlerin etkileşimlerini açıklar. gezegenler, yıldızlar, kara delikler gibi...
yukarıdaki 3 temel kuvvet, kuantum kuramı ile uyum altında birleştirilmiş durumda. kütle çekimini ise henüz birleştiremedik. bu kuvvetin taşıyıcı teorik parçacığı graviton ama dediğim gibi, teorik. varlığı mümkün görünüyor ama henüz gözlenemedi.
graviton, sicim teorisi ile açıklanabiliyor ancak nasıl çalıştığı henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. o nedenle ben de size anlatamıyorum. ancak döngüsel kuantum kütle çekim teorisi gibi bazı teorilerle açıklanmaya çalışılıyor. bu kuvvet de kuantum kuramı ile birleştirildiğinde her şeyin teorisi elde edilecek diye düşünüyor bilim insanları.
***
son bir bilgi: modelleme ve gözlemlerden anladığımız kadarıyla, büyük patlama'dan hemen sonra bu dört kuvvet birbirine yapışık durumdaydı ve evren genişledikçe, yani sıcaklığıyla yoğunluğu azaldıkça, bu kuvvetler de teker teker birbirinden ayrılarak, münferit şekilde ortaya çıktılar.
buradan gerisi bunların nasıl ortaya çıktığını, çalışma mekanizmasını merak edenler için. uzun olacak biraz ne yazık ki...
***
evrendeki birçok parçacığın birbiriyle ilişkisini açıklayan temel kuvvetler, sanal parçacık adını verdiğimiz atom altı parçacıklar aracılığıyla ortaya çıkarlar. bu sanal parçacıklar, evrenin dokusundan ödünç enerji alarak çiftler halinde var olur, ardından birbirlerini yok ederek ödünç enerjiyi de geri verirler.
***
1- elektromanyetik kuvvet
ışığın hammaddesi olan fotonların taşıyıcılık yaptığı bu kuvvet, elektrik yüklü parçacıkların manyetik alandaki etkileşimleriyle ilgilidir.
kuvvetin ortaya çıkma nedeni momentum aktarımıdır. bunu günlü hayattan bir örneğe benzeterek anlatayım.
2 kayığımız var. birinde siz duruyorsunuz, birinde arkadaşınız duruyor ve yüz yüzesiniz. ellerinizdeki basket toplarını aynı anda birbirinize atıyorsunuz ve herkes diğerinin attığı topu tutuyor. bunu üst üste birkaç kez yaptığınızda, momentum aktarımı nedeniyle kayıklar geriye doğru itilir ve gittikçe uzaklaşırsınız birbirinizden.
tersini düşünelim. bu kez kayıklarda birbirinize sırtınız dönük şekilde duruyorsunuz. ellerinizde birer bumerang var. bunları fırlatıyorsunuz ve birbirinizin attığı bumerangları tutuyorsunuz. bu kez sırt sırta olup bumerangları yüzünüzün dönük olduğu yere doğru fırlattığınızdan, negatif momentum aktarımı yapmış olursunuz.
şimdi gelelim konuya... 2 mıknatısın birbirini itmesi ya da çekmesi, tam da fotonların bu momentum aktarımı sebebiyle gerçekleşir. aynı türden yükler birbirini iterken, farklı türdekiler birbirini çeker. çünkü yükler arasında her zaman bir enerji dağılımı oluşur ve yükler, doğanın kanunları gereği en düşük enerji olan bölgeye doğru hareket ederler.
fotonlar durgun kütleye sahip olmadığından, uzun mesafeler boyunca seyahat edebilirler. bu da, elektromanyetik kuvveti en uzun menzilli temel kuvvet yapmaya yeterlidir.
***
2- güçlü nükleer kuvvet
atomların çekirdeklerindeki proton ve nötronları oluşturan kuark adlı parçacıkları bir arada tutan bir güç var. buna güçlü nükleer kuvvet diyoruz ve gluon adlı parçacıkların taşınmasıyla ortaya çıkıyor.
gluonların da durgun kütlesi yok ama bunlar foton kadar uzun menzillere erişemiyorlar çünkü bunu engelleyen farklı bir özellikleri var. buna renk yükü diyoruz ve başka bir yazının konusu olacak kadar uzun ve önemli. ancak şu kadarını söyleyeyim, renk yükleri de elektriksel yük gibi bir parçacık özelliği ve gluonların kısa süre içerisinde, etraflarındaki diğer parçacıklarla etkileşime girmesine neden oluyor. bu nedenle fotonlar serbestçe hareket ederken, gluonlar hemen bağlanıyor.
***
3- zayıf nükleer kuvvet
radyoaktivite dediğimiz şeyi hepimiz biliyoruz. bu olayı gerçekleştiren atomlar, kararsız çekirdekler olarak anılır. evrende kararsız olan her şey gibi bunlar da kararlı duruma geçmek için çekirdek yapılarını değiştirirler ve radyoaktif hale geçerler. çekirdek bozunması dediğimiz bu olaylar w ve z bozonlarının değiş tokuşu ile gerçekleşir.
örneğin bir protondan nötrona geçiş yapıp yük dengesini koruyacak şekilde kuark dönüşümünü gerçekleştiren ve görevini tamamlayan bir bozon, anında farklı parçacıklara bozunur. bu kuvvetin menzili çok kısadır çünkü bozonlar büyük kütleli parçacıklardır.
***
4- kütle çekim kuvveti
hepimizin aşina olduğu ama ne olduğu tam da tanımlanamayan bu kuvvet, daha çok makro ölçekteki cisimlerin etkileşimlerini açıklar. gezegenler, yıldızlar, kara delikler gibi...
yukarıdaki 3 temel kuvvet, kuantum kuramı ile uyum altında birleştirilmiş durumda. kütle çekimini ise henüz birleştiremedik. bu kuvvetin taşıyıcı teorik parçacığı graviton ama dediğim gibi, teorik. varlığı mümkün görünüyor ama henüz gözlenemedi.
graviton, sicim teorisi ile açıklanabiliyor ancak nasıl çalıştığı henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. o nedenle ben de size anlatamıyorum. ancak döngüsel kuantum kütle çekim teorisi gibi bazı teorilerle açıklanmaya çalışılıyor. bu kuvvet de kuantum kuramı ile birleştirildiğinde her şeyin teorisi elde edilecek diye düşünüyor bilim insanları.
***
son bir bilgi: modelleme ve gözlemlerden anladığımız kadarıyla, büyük patlama'dan hemen sonra bu dört kuvvet birbirine yapışık durumdaydı ve evren genişledikçe, yani sıcaklığıyla yoğunluğu azaldıkça, bu kuvvetler de teker teker birbirinden ayrılarak, münferit şekilde ortaya çıktılar.
devamını gör...
llanfairpwllgwyngyllgogerychwyrndrobwllllantysiliogogogoch
ingiltere'de bulunan bir kasabanın galce ismidir. avrupa'da tek kelimeden oluşan en uzun yer ismidir. ismini kolaylık olsun diye llanfairpwll diye kısaltırlar. guinness rekorlar kitabındaki yerinden dolayı turistlerin uğrak merkezidir bir de, millet gidip o uzun ismin olduğu kasabaya giriş tabelasının önünde fotoğraf çektirir.
ayrıca, başlıklarda 50 karakter sınırlaması nedeniyle ekşi sözlük'te başlığı yoktur ve hiçbir zaman da olamayacaktır*
ayrıca, başlıklarda 50 karakter sınırlaması nedeniyle ekşi sözlük'te başlığı yoktur ve hiçbir zaman da olamayacaktır*
devamını gör...
15 mart 2021 aziz sancar tweet'i
twitter.com/azizsancarprof/...
bu kadar haklı olması canımı yaktı...
edit: başlığı böyle açmadım!!! her yazan buna değinmiş. yazan isterse 13 yaşında klavye ergeni olsun o kadar haklı bir cümle ki bunu söyleyenin bir önemi yok.
bu kadar haklı olması canımı yaktı...
edit: başlığı böyle açmadım!!! her yazan buna değinmiş. yazan isterse 13 yaşında klavye ergeni olsun o kadar haklı bir cümle ki bunu söyleyenin bir önemi yok.
devamını gör...
terörist misin testi
algoritma çok basit. aslında birden fazla soruya gerek bile yoktu. tek soru ile açıklanabilir.
- mevcut iktidarı destekliyor ve seviyor musun?
cevap hayır ise "teröristsin."
- mevcut iktidarı destekliyor ve seviyor musun?
cevap hayır ise "teröristsin."
devamını gör...
çenesiz balık
şu balığı ifade eden terim;

çene ve diş yapısına sahip değildirler. (varmış efendim, vikipedi öyle diyor.)
edit: meraklısına.

çene ve diş yapısına sahip değildirler. (varmış efendim, vikipedi öyle diyor.)
edit: meraklısına.
devamını gör...
homofobik bireylerin homofobik olduklarını kabul etmemesi
aslında hep içimizdeler...
"ay o trans mı senden benden güzel"
"ya ben gay'lere bir şey demiyorum da rahatsız oluyorum yanii"
"yok be lezbiyen değilsindir karşına doğru adam çıkmamıştır." gibi cümleler kurarken kendilerini yakalayabilirsiniz. kabul edeceklerini sanmam ama isterseniz anlatmayı deneyin.
"ay o trans mı senden benden güzel"
"ya ben gay'lere bir şey demiyorum da rahatsız oluyorum yanii"
"yok be lezbiyen değilsindir karşına doğru adam çıkmamıştır." gibi cümleler kurarken kendilerini yakalayabilirsiniz. kabul edeceklerini sanmam ama isterseniz anlatmayı deneyin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının gittiği en iyi konser
nisan 2018 lp ankara konseri.
devamını gör...
kürtleri sevmemek
nefret suçu diye kestirip atmanın mantığı yoktur. suç ve ceza hukuki terimlerdir ve hukuku insanlar yazar. yarın bir gün bakarsınız dünyada milliyetçilik öyle bir artar ki bizim ülkede de kürtleri övmek suç kabul edilir.
dolayısıyla kabullerden ziyade gerçeklerle hareket etmek gerekir.
arkadaşlar, objektif gözlem yapabilen herkes kabul edecektir ki gerçekler ülkemizin tamamı adına acı vericidir. baştan söyleyeyim, her insan kendine özgüdür sözüne inanmam. sosyolojiyi yok sayamam ve genelleme yaparım.
bir karadenizli olarak kendi insanımın ne kadar çıkarcı, geri kafalı, kaba, mafyöz ve eğitimsiz olduğunu gördüm, biliyorum. karadenizliler için derler ya 'deniz görmüş kürt' diye.
bu söz doğru aslında. kürtler de aynı şekilde geri kafalı ve kaba insanlar. bir nebze daha az çıkarcılar, arkadaş için gerçekten can verirler. tarıma dayalı ekonomileri toprak ağalığı düzenini getirmiş. ülkemizde kürtlere karşı olumsuz tavır da buna eklenince iyice içine kapanık bir halk olmuşlar. gittikleri yerde hep kendi mahallelerini kurmuşlar. karadenizliler ise çok sosyaldir, bu nedenle siyasette de etkinlerdir. belki aradaki en büyük fark bu.
anadoluyu hiç saymıyorum. köylerde ensest, pedofili, tecavüz ne ararsan var. köylü kurnazlığı, dışarıya karşı eğik başlı evinde aslan kesilen tipler. aile baskısı, dedikodu, çekememezlik. ve elbette gericilik. ege ve akdenizi çok tanımadım. ama ne yalan söyleyeyim, tanıdıklarım genellikle tembel, rahatına düşkün ve hedonist tiplerdi. egeli stereotipine uyuyorlardı.
inanın bu ülkede en dürüst, ahlaklı kesim aleviler. çocuklarını okuturlar, kendileri okurlar. kızlarına farklı muamele yapmazlar. trajikomiktir ki ülkenin en çok dışlanan ve ayrımcılığa uğrayan kesimi olmuşlardır.
alevileri hariç tutuyorum. eğer sen ülke içinde herhangi bir bölgeye aidiyet hissediyorsan, senin bölgenin de kötü özellikler bakımından kürtlerden aşağı kalır yanı yok bilesin.
şimdi gelelim şehirleşmiş kardeşime. dikkat edersen 'şehirde yaşayan' demedim. çünkü sen şehirde yaşayan x köyünden gelmiş bilmemkim değilsin. sen bireyselleşmiş ama toplu yaşamayı bilen, özgürlüğüne önem veren ama başkalarının özgürlüğüne saygılı, eğitimli bir bireysin. bayramda seyranda babanın memleketine gittiğinde oraya ait olmadığını anlarsın. alakan yoktur, sen şehirlisindir.
eğer özgür iradeye inanıyorsan, kürtlerin tüm siyasi ve sosyo-ekonomik dezavantajlarına rağmen düzgün ve ahlaklı bireyler olabilmeleri gerektiğine inanıyor olabilirsin. neticede köyünden kopup gelen, kendini yetiştirmeye gayret eden kürtler de vardır elbet. çoğunluğu bunu başaramıyorsa, ve senin hayat kaliteni, yaşadığın çevreyi, tatile gittiğin yeri terörize ediyorlarsa sen de onları sevmeyebilirsin. bu senin hakkın. bunu dile getirmekten çekinme, ilerleme ancak eleştiriyle mümkün olur.
diğer bir olasılık da şu. toplumsal düzenin ve ekonomik koşulların kürtleri bu duruma düşürdüğüne inanabilirsin. 'ben de o coğrafyada doğmuş olsam muhtemelen farklı olmazdım' diyebilirsin. toplumu daha iyiye götürecek siyasal sisteme katkı sunarsın.
liberal ve sosyal çerçeveden iki bakış açısıdır bu. esas faşizm sorunu yok saymaktır. esas faşizm insanları 'ya sev ya sus' ikilemine mecbur etmektir. ayrıca sevilmeyecek özellikleri olan tek etnik grup kürtler de değildir zaten. şimdi birileri çıkar 'öyleyse niye kürtler diye ayırıyorsun' der. ayırmasam 'kürtleri yok mu sayıyorsun' demezsin ama. işine gelince kürt milliyetçiliği yap, işine gelmeyince 'bir tek kürtler mi kötü'. e olmaz öyle.
dolayısıyla kabullerden ziyade gerçeklerle hareket etmek gerekir.
arkadaşlar, objektif gözlem yapabilen herkes kabul edecektir ki gerçekler ülkemizin tamamı adına acı vericidir. baştan söyleyeyim, her insan kendine özgüdür sözüne inanmam. sosyolojiyi yok sayamam ve genelleme yaparım.
bir karadenizli olarak kendi insanımın ne kadar çıkarcı, geri kafalı, kaba, mafyöz ve eğitimsiz olduğunu gördüm, biliyorum. karadenizliler için derler ya 'deniz görmüş kürt' diye.
bu söz doğru aslında. kürtler de aynı şekilde geri kafalı ve kaba insanlar. bir nebze daha az çıkarcılar, arkadaş için gerçekten can verirler. tarıma dayalı ekonomileri toprak ağalığı düzenini getirmiş. ülkemizde kürtlere karşı olumsuz tavır da buna eklenince iyice içine kapanık bir halk olmuşlar. gittikleri yerde hep kendi mahallelerini kurmuşlar. karadenizliler ise çok sosyaldir, bu nedenle siyasette de etkinlerdir. belki aradaki en büyük fark bu.
anadoluyu hiç saymıyorum. köylerde ensest, pedofili, tecavüz ne ararsan var. köylü kurnazlığı, dışarıya karşı eğik başlı evinde aslan kesilen tipler. aile baskısı, dedikodu, çekememezlik. ve elbette gericilik. ege ve akdenizi çok tanımadım. ama ne yalan söyleyeyim, tanıdıklarım genellikle tembel, rahatına düşkün ve hedonist tiplerdi. egeli stereotipine uyuyorlardı.
inanın bu ülkede en dürüst, ahlaklı kesim aleviler. çocuklarını okuturlar, kendileri okurlar. kızlarına farklı muamele yapmazlar. trajikomiktir ki ülkenin en çok dışlanan ve ayrımcılığa uğrayan kesimi olmuşlardır.
alevileri hariç tutuyorum. eğer sen ülke içinde herhangi bir bölgeye aidiyet hissediyorsan, senin bölgenin de kötü özellikler bakımından kürtlerden aşağı kalır yanı yok bilesin.
şimdi gelelim şehirleşmiş kardeşime. dikkat edersen 'şehirde yaşayan' demedim. çünkü sen şehirde yaşayan x köyünden gelmiş bilmemkim değilsin. sen bireyselleşmiş ama toplu yaşamayı bilen, özgürlüğüne önem veren ama başkalarının özgürlüğüne saygılı, eğitimli bir bireysin. bayramda seyranda babanın memleketine gittiğinde oraya ait olmadığını anlarsın. alakan yoktur, sen şehirlisindir.
eğer özgür iradeye inanıyorsan, kürtlerin tüm siyasi ve sosyo-ekonomik dezavantajlarına rağmen düzgün ve ahlaklı bireyler olabilmeleri gerektiğine inanıyor olabilirsin. neticede köyünden kopup gelen, kendini yetiştirmeye gayret eden kürtler de vardır elbet. çoğunluğu bunu başaramıyorsa, ve senin hayat kaliteni, yaşadığın çevreyi, tatile gittiğin yeri terörize ediyorlarsa sen de onları sevmeyebilirsin. bu senin hakkın. bunu dile getirmekten çekinme, ilerleme ancak eleştiriyle mümkün olur.
diğer bir olasılık da şu. toplumsal düzenin ve ekonomik koşulların kürtleri bu duruma düşürdüğüne inanabilirsin. 'ben de o coğrafyada doğmuş olsam muhtemelen farklı olmazdım' diyebilirsin. toplumu daha iyiye götürecek siyasal sisteme katkı sunarsın.
liberal ve sosyal çerçeveden iki bakış açısıdır bu. esas faşizm sorunu yok saymaktır. esas faşizm insanları 'ya sev ya sus' ikilemine mecbur etmektir. ayrıca sevilmeyecek özellikleri olan tek etnik grup kürtler de değildir zaten. şimdi birileri çıkar 'öyleyse niye kürtler diye ayırıyorsun' der. ayırmasam 'kürtleri yok mu sayıyorsun' demezsin ama. işine gelince kürt milliyetçiliği yap, işine gelmeyince 'bir tek kürtler mi kötü'. e olmaz öyle.
devamını gör...
normal sözlük'ten fişlenme ihtimalimiz
net yazıyorum, bir gün fişleneceğiz. hem de öyle böyle değil. siz yine de anonim kalmaya çalışın. yazdı dersiniz. *
edit: yıldız içine ünlem işareti ile belirttim, ayrıca da yazalım ironodir.
edit: yıldız içine ünlem işareti ile belirttim, ayrıca da yazalım ironodir.
devamını gör...
ışık yılı
sanılanın aksine bir zaman ölçme birimi değil, mesafe ölçme birimidir.
bir ışık yılı 9 460 730 472 580 800 metre demektir, buna göre dünya ile güneş arasındaki yaklaşık 150.000.000 km olan mesafe 8 ışık dakikasına tekabül etmektedir.
bir ışık yılı 9 460 730 472 580 800 metre demektir, buna göre dünya ile güneş arasındaki yaklaşık 150.000.000 km olan mesafe 8 ışık dakikasına tekabül etmektedir.
devamını gör...
tanrı'ya sorulacak tek soru
ben insan değil miyim?
devamını gör...
sözlük yazarlarının yetenekli olduğu konular
bu bir yetenek mi bilmiyorum ama bir kilo kiviyi bir oturuşta gömebilirim
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
neyi yitirmişse en güzel onun türküsünü söylermiş insan.
- bu faşist dünyada yaşamak istemem, dedi.
+ peki ne yapacaksın o zaman?
- gideceğim.
+ nereye?
- kimsenin bulamayacağı ülkelere..
+ iyi ama nereye?..
- gideceğim.. .
+ nereye gidersen git, yüreğindekini de götürdüğün müddetçe kaçamazsın, kaçmak istediğin kendinsin.!
- gideceğim.
+ başka laf bilmez misin sen?
- gün doğarken... gideceğim...
....
dinlemeden mi okumak? yoo.. tık tık
- bu faşist dünyada yaşamak istemem, dedi.
+ peki ne yapacaksın o zaman?
- gideceğim.
+ nereye?
- kimsenin bulamayacağı ülkelere..
+ iyi ama nereye?..
- gideceğim.. .
+ nereye gidersen git, yüreğindekini de götürdüğün müddetçe kaçamazsın, kaçmak istediğin kendinsin.!
- gideceğim.
+ başka laf bilmez misin sen?
- gün doğarken... gideceğim...
....
dinlemeden mi okumak? yoo.. tık tık
devamını gör...
toprak
paulstadt mezarlığında yatanlardan biri de benim ve bu yüzden robert seethaler’a kırgınım. belki anlatmaya değecek bir hikaye yaşamadım ölmeden önce, o kadar matah da bir hayat değildi benimki belki de ama en azından benden de bir iki satırla bahsedebilir, beni de ölümden sonraki duygularımı anlatmam için çağırabilirdi. halbuki ben robert’ın konuştuğum dilde yayımlanan bütün kitaplarını okudum, hem de büyük bir keyifle. eğer sohbet etme şansımız olsaydı da bence çok iyi bir dostluk kurabilirdik onunla ama olmadı. benim mezarıma dönüp bakmadan geçti ve ben hiçliğin ortasında bir hiç olarak hiçbir şey hissetmediğimi düşünerek ve hiçbir şey yapmayarak öylece kalakaldım nietzsche’nin bıyıkları gibi.
ben yine de size ölmeden önceki hikayemi anlatacağım. bu hayat hikayesinin kurgusunu kimin yaptığını ise asla bilemeyeceksiniz. ben mi, yoksa tanrı mı?
izmir’de bir üniversite öğrencisi olarak yaşamaya başladığımda içimdeki kötülük tohumunun filizlenmeye başladığını hissetmiştim. izmir’de ölüp paulstadt mezarlığına gömülme nedenimi merak edeceksiniz elbette ama edebiyat her sorunuza cevap vermek zorunda değildir, anlatılmayan şeylerin altında da bir hikaye gizlidir ve siz ölü bir adamı kızdırmak istemezsiniz, hele de bu adamın içinde dönüm dönüm kötülük tarları varsa.
kötülüğün filizlenmeye başlaması öyle aniden olmadı zira ben bir çiçek değilim ve olmaya da niyetim yok, zaten eğer bir gün mezarımı ziyaret ederseniz üstünde sadece kurumuş toprak göreceksiniz.
kötülüğün büyümeye başladığını ilk anladığım gün amaçsızca sokaklarda dolaşıp edebi edebi etrafa bakıp yazacak bir şeyler arıyordum çünkü ben yeteneksiz bir yazarım ve hayal gücüm o kadar zayıf ki etrafı izleyip öykü toplamaktan başka bir yöntem bilmiyorum. o anda beyaz bir araba 50 metre ötemde durdu ve arabadan kıvırcık saçlı su gibi bir kız indi. arabadaki adamla birbirlerine bağırdılar bir süre sonra arabadaki adam kızı saçlarından yakalayıp zorla arabaya sokmaya çalıştı. kimse müdahale etmedi elbette. neden sonra bir adam arabaya doğru yürüdü ve kızı kurtarmaya çalıştı ancak arabadaki adam “ namus meselesi” deyince ateşe değmiş gibi geri çekildi. arabadaki adam artık arabada olan kıvırcık saçlı kızla birlikte uzaklaştı gitti. ben bir şey yapmadım, üzüldüm elbette ama hiçbir şey yapmadım, birisi bir şey yapsın diye bekledim ama hareket bile etmedim. sonra da bu olayı unutmaya ve yazacak bir şeyler bulmaya çalışmaya devam ettim.
o gün eve gittiğimde tuhaf bir şekilde artık boyumun eskisi kadar uzun olmadığını fark ettim, en az beş santim kısaltmıştım. tuhaftı ama gerçekti de aynı zamanda.
ertesi gün yine öykü dilenciliğine çıktığımda benden daha düşkün bir durumda olan bir dilenci ile karşılaştım. aslında karşılaşmadık. ben onun her zaman oturduğu yerden geçerken göz göze geldik. sadaka verme konusunda çok tecrübeli olmadığım için elimi cebime atıp ne kadar param var diye baktım. ben elimi cebime atınca dilenci adamın gözlerinde bir ışık gördüm ama elim cebimde bozukluğa denk gelmeyince sanki amaç para çıkartmak değilmiş gibi elimi cebimde tutup yürümeye devam ettim. ilerideki büfeden sigara alınca büfecinin verdiği bozuklukları cebime koyarken dilencinin umudu geldi aklıma ama kendi kendime muhtemel onun benden zengin olduğunu hatırlatıp yoluma devam ettim, öyle olmadığını bilsem de.
akşam eve geldiğimde yine boyumun kısaldığını gördüm, hem de 7-8 santim kadar. zaten çok uzun boylu değildim, bir de iki günde 10 santimden fazla kısalmak içime bir korku saldı ama aldırmadım. ben, beni oyalayan seslerle o kadar mutluyum ki aldırmam.
sonraki günlerde okul bahçesinden önüme düşen topa vurur gibi yapıp yola kaçmasına müsade ettim, çocukların nefret dolu bakışları eşliğinde. para üstünü yanlış veren marketçi kadar dalgınmış gibi davrandım, sigara izmaritini çöp kutusu bulamamış gibi yaparak mazgala doğru attım ama yeteneksiz olduğum için izmarit sokağa düştü ki bu mazgal daha sonra yine karşıma çıkacaktı. çayı soğuk getiren garsona terslenip çayı geri yolladım, otobüse selam vererek binen amcayı görmezden gelip sahte uykuma devam ettim, telefonum çalınca bağıra bağıra konuştum, kedi köpekle dalaştım, ağaçların dallarını kırıp yapraklarını kopardım ve sonunda üç santimlik bir oluşuma dönüştüm ve az önce adı geçen mazgala düşüp kayboldum bu dünyadan. derler ki o gün bugündür bir köpek gelip o mazgalın başında beklermiş her gün. ya ibret almak için ya da oh olsun demek için.
velhasıl ben bu yüzden öldüm, incelikler yüzünden. dünya halklarının ölme nedeniyle aynı neden aslında ama benim için anlamlı çünkü herkes kendin ölümünü önemser. keşke robert da önemseyip iki satır yazsaydı benim için. yazmadı. şimdi burda onun gelmesini bekliyorum. bir incelik göstermesi gerekirdi bence.
ben yine de size ölmeden önceki hikayemi anlatacağım. bu hayat hikayesinin kurgusunu kimin yaptığını ise asla bilemeyeceksiniz. ben mi, yoksa tanrı mı?
izmir’de bir üniversite öğrencisi olarak yaşamaya başladığımda içimdeki kötülük tohumunun filizlenmeye başladığını hissetmiştim. izmir’de ölüp paulstadt mezarlığına gömülme nedenimi merak edeceksiniz elbette ama edebiyat her sorunuza cevap vermek zorunda değildir, anlatılmayan şeylerin altında da bir hikaye gizlidir ve siz ölü bir adamı kızdırmak istemezsiniz, hele de bu adamın içinde dönüm dönüm kötülük tarları varsa.
kötülüğün filizlenmeye başlaması öyle aniden olmadı zira ben bir çiçek değilim ve olmaya da niyetim yok, zaten eğer bir gün mezarımı ziyaret ederseniz üstünde sadece kurumuş toprak göreceksiniz.
kötülüğün büyümeye başladığını ilk anladığım gün amaçsızca sokaklarda dolaşıp edebi edebi etrafa bakıp yazacak bir şeyler arıyordum çünkü ben yeteneksiz bir yazarım ve hayal gücüm o kadar zayıf ki etrafı izleyip öykü toplamaktan başka bir yöntem bilmiyorum. o anda beyaz bir araba 50 metre ötemde durdu ve arabadan kıvırcık saçlı su gibi bir kız indi. arabadaki adamla birbirlerine bağırdılar bir süre sonra arabadaki adam kızı saçlarından yakalayıp zorla arabaya sokmaya çalıştı. kimse müdahale etmedi elbette. neden sonra bir adam arabaya doğru yürüdü ve kızı kurtarmaya çalıştı ancak arabadaki adam “ namus meselesi” deyince ateşe değmiş gibi geri çekildi. arabadaki adam artık arabada olan kıvırcık saçlı kızla birlikte uzaklaştı gitti. ben bir şey yapmadım, üzüldüm elbette ama hiçbir şey yapmadım, birisi bir şey yapsın diye bekledim ama hareket bile etmedim. sonra da bu olayı unutmaya ve yazacak bir şeyler bulmaya çalışmaya devam ettim.
o gün eve gittiğimde tuhaf bir şekilde artık boyumun eskisi kadar uzun olmadığını fark ettim, en az beş santim kısaltmıştım. tuhaftı ama gerçekti de aynı zamanda.
ertesi gün yine öykü dilenciliğine çıktığımda benden daha düşkün bir durumda olan bir dilenci ile karşılaştım. aslında karşılaşmadık. ben onun her zaman oturduğu yerden geçerken göz göze geldik. sadaka verme konusunda çok tecrübeli olmadığım için elimi cebime atıp ne kadar param var diye baktım. ben elimi cebime atınca dilenci adamın gözlerinde bir ışık gördüm ama elim cebimde bozukluğa denk gelmeyince sanki amaç para çıkartmak değilmiş gibi elimi cebimde tutup yürümeye devam ettim. ilerideki büfeden sigara alınca büfecinin verdiği bozuklukları cebime koyarken dilencinin umudu geldi aklıma ama kendi kendime muhtemel onun benden zengin olduğunu hatırlatıp yoluma devam ettim, öyle olmadığını bilsem de.
akşam eve geldiğimde yine boyumun kısaldığını gördüm, hem de 7-8 santim kadar. zaten çok uzun boylu değildim, bir de iki günde 10 santimden fazla kısalmak içime bir korku saldı ama aldırmadım. ben, beni oyalayan seslerle o kadar mutluyum ki aldırmam.
sonraki günlerde okul bahçesinden önüme düşen topa vurur gibi yapıp yola kaçmasına müsade ettim, çocukların nefret dolu bakışları eşliğinde. para üstünü yanlış veren marketçi kadar dalgınmış gibi davrandım, sigara izmaritini çöp kutusu bulamamış gibi yaparak mazgala doğru attım ama yeteneksiz olduğum için izmarit sokağa düştü ki bu mazgal daha sonra yine karşıma çıkacaktı. çayı soğuk getiren garsona terslenip çayı geri yolladım, otobüse selam vererek binen amcayı görmezden gelip sahte uykuma devam ettim, telefonum çalınca bağıra bağıra konuştum, kedi köpekle dalaştım, ağaçların dallarını kırıp yapraklarını kopardım ve sonunda üç santimlik bir oluşuma dönüştüm ve az önce adı geçen mazgala düşüp kayboldum bu dünyadan. derler ki o gün bugündür bir köpek gelip o mazgalın başında beklermiş her gün. ya ibret almak için ya da oh olsun demek için.
velhasıl ben bu yüzden öldüm, incelikler yüzünden. dünya halklarının ölme nedeniyle aynı neden aslında ama benim için anlamlı çünkü herkes kendin ölümünü önemser. keşke robert da önemseyip iki satır yazsaydı benim için. yazmadı. şimdi burda onun gelmesini bekliyorum. bir incelik göstermesi gerekirdi bence.
devamını gör...
halojen döngüsü
halojen lambaların çalışma mekanizmasıdır. ampulün içinde bir halojen gazı ve bir tungsten filament bulunur. elektrik akımı filamentten geçtiğinde tungsten tel akkor hale gelir ve atomlar yüzeyden buharlaşmaya başlar. akım kapatıldığında, filament soğumaya başlar ve halojen gazı sayesinde buharlaşmış tungsten atomları tekrardan filamente yerleşir. bu işleme “halojen döngüsü” denir.
devamını gör...
kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
birisini hatasından veya eksikliğinden dolayı uyaracağımız zaman, uyarıyı daha samimi olduklarımıza söyleyip böylece ortamdakilerin ima yollu söylenen sözden üstüne düşen payı almasının umulduğu anlamına gelen atasozü
devamını gör...

