kasvetli denizlerin ressamı. bana daima denizle bütünleşmiş gelir. su onun bir parçası, ruhu ve iç dünyasının sıra dışı bir yansımasıdır. aydınlık resimlerde kasvet bu denli güzel yansıtılabilirdi.the rainbow ve ship in the stormy sea tablolarının kendi çizdiğim kopyası salonumun duvarlarını denize nazır olmak ile şereflendirmiştir.
devamını gör...

ben akademik zeka da seviyorum arkadaşlar ama en önemlisi eq.
halden anlayan, empati kuran erkekler ilişki başlatma ve sürdürme konusunda daha başarılılar.
bunlara ek düzgün bir diksiyon ve kulağa hoş gelen bir ses konu, kendini dinletebilme becerilerinin gelişmiş olması benim için tercih etme sebebi.
devamını gör...

canlı yayında hocaya hakaret eden tuğba
devamını gör...

"belki de insan her şeyi içine atmaktan boğuluyor zamanla."
kitaplığımda da birçok kitabı olan okumaktan asla bıkmadığım kitapları kısa olsa da fazlasıyla etkileyici bir yazardır.
devamını gör...

bu sözü herkes, hepimiz söyleriz.
hayatımızın bir döneminde; etrafımız çepeçevre umutsuzlukla dolu olduğunda, her şey ama her şey ters giderken, sevdiğimiz insan artık bizimle bizim istediğimiz kadar ilgilenmediğinde, annemiz bize ne kadar beceriksiz olduğumuzu bas bas bağırarak söylediğinde, çok istediğimiz ve heyecanla beklediğimiz, tanıdığımız herkesin davet edildiği bir partiye davet edilmeyeceğimizi öğrendiğimizde................
öyle çok şey var ki aklıma gelen; bazıları yazmaktan bile dehşete düşeceğim kadar korkunç ve bu nedenle yazmayı tercih etmediğim.
hepsinin ortak noktası yaşadığımız, yaşıyor olduğumuz olumsuzluklar. oysa yaşarız. her birini tek tek. günlerce yataktan çıkmadığımız, saçlarımızı taramadığımız olur. o kadar çok ağlarız ki. ağladıkça kendimize daha çok acırız.
ama yaşıyorsak, hayat devam ediyorsa o yataktan çıkmak zorundayızdır. kalkıp hazırlanırız; başka insanların bakışlarıyla karşılaşmak için, hayata yeniden karışmak için. ve evet, yarın başka bir gündür. her şey her zaman ters gitmek zorunda değildir. bu umutla yeniden sarılırız hayata. -pandora annemize teşekkür.- çabalarız. eğer çabalamazsak n'olur? ölüm beklenir mi yoksa ona gidilir mi? ölüm çözüm müdür?

nereden nereye. aklımda scarlett o'hara, onun ölüm tarlasında bulduğu havucu ısırma sahnesinde söyledikleri ve filmdeki son cümlesi vardı.
onu da başka bir yazıda yazarız artık. nasıl olsa yaşadığımız sürece yarın hep yeni bir gün.

(bkz: groundhog day)

eklemek istedim, nedense yazarken kafamda hep bu şarkı çalıyordu. belki okurken siz de dinlersiniz:

bu da dursun şurada:

ve bu:

son şarkı, sözleriyle birlikte yeniden:
devamını gör...

bazılarının maksadının yalnızca bu olduğunu düşünmeye başladım. yazara bakıyorsunuz herkesi tanıyor. nickaltı deli gibi kalabalık. çoğu kişi hakkında sohbeti hoş falan yazmış. kankacılık şebekesi kurmuş resmen. birilerini tanımaya hevesli arkadaşlara tavsiyem sözlüğün derinliklerinde keşfedilmeye hazır pek çok yazarımız vardır. onlara da odaklanalım. bırakalım bu lobicilikleri.

edit: kimseye mesaj servisini kullanmayın mı dedik? komiksiniz valla. ayrıca lobiciler de kendisini belli etti teşekkürler. seviyesiz yorum yapanlara da ayrıca teşekkürler.
devamını gör...

bakmayan var mıdır acaba diye düşündüren başlık. bazıları biriktiriyormuş, belli bir sayıya ulaşınca açıyormuş. merakını baskılasa bile bildirim, zamanında değerli bence. yani bir ay sonra bakınca çok anlamlı olmaz. bir de bu, bildirimleri biriktiren arkadaşları, çekirdeği çitleyip içini avucunda biriktiren ve en son hepsini ağzına doldurup max haz alan tiplere benzetiyorum.
devamını gör...

trt spor kanalında yayınlanan ve serkan yetkin’in sunduğu spor programıdır.

programın daimi yorumcusu daha önce hakkında bir tanım da yazdığım huysuz ihtiyar cem dizdar’dır.

şahsen bu programı fırsat buldukça izliyorum ve doğruyu söylemek gerekirse çok da keyif alıyorum izlerken ancak herkese hitap edecek bir program olmayabileceğini düşünüyorum. zira programda güncel olaylar güncel olmayan bir yaklaşımla tartışılıyor.

şöyle diyaloglarla karşılaşma ihtimaliniz var:

serkan yetkin: bir izleyicimiz soruyor: beşiktaş’ın mehmet topal transferi hakkında ne düşünüyorsunuz?
cem dizdar: sen hiç mi kitap okumuyorsun, size üniversitede bunları anlatmadırlar mı, sizin yarın duygunuz yok mu?
serkan yetkin: abi seyircimiz sormuş?
cem dizdar: sorulan her soruyu okumak zorunda mısın? biz bunu daha önce kafka’dan bahsederken konuşmadık mı?

ya da;

serkan yetkin: günaydın cem abi.
cem dizdar: diyalektik de mi bilmiyorsun sen serkan. her sabahın bir akşamı vardır. hegeller kovalasın seni.

serkan yetkin’in her sorusunun bir kontra atakla savuşturulduğu, hiçbir soruya asla tam olarak cevap alınamayan, felsefenin göbeğinin çatladığı ve izleyenlerin bitkisel hayata girme tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı program izlenmesi zor da olsa oldukça keyifli.

serkan yetkin’in trt’den yıpranma payı talep etmesi gerekir zira cem dizdar kendisini bir boks torbası ya da stres topu olarak kullanmakta.

başlarda takip etmek zor gelse de zamanla program formatına alışınca ve bazı araştırmalar ve yan okumalar yapınca alışıyor insan.
devamını gör...

okumadığım ama okumak istediğim romanlardan biridir.
devamını gör...

mezun olunca çok çektiğim hocanın suratına 'noldu lan mezun oldum işte' bakışı atabilecek miyim
devamını gör...

az önce kitap okurken burnuma bir koku geldi ki size anlatamam dostlarım. bir o kadar tanıdık ama bir o kadar da lezzetli. odam sanki çocukluğum koktu bir anda. ilk başta çıkaramadım kokuyu ama sonradan geldi aklıma. aydın gevreği.

aydın'da yaz geceleri gevrekçi abilerimiz bisikletle sokak sokak dolaşarak bu gevrekleri satarlar. bazı kıraathanelerde ya da sokak köşelerinde de rastlamak pek mümkün. bu gevreğimizin en önemli özelliği gece saat 12'den sonra çıkması dostlarım. zaten bundandır ki aydın'da çoğu kişi bu gevreğe; gece ya da akşam gevreği der. tulum peyniri ve çayla o kadar güzel gider ki size anlatamam. yıllardır farklı şehirler gördüm, gezdim, yaşadım. kendileri ile farklı bir yerde karşılaşmadım. hatta sırf bu durumu garantilemek için babam da dahil olmak üzere iki farklı deliye sordum* sanırım aydın dışında bir yerde yokmuş.

ilkokul zamanlarımda geceleri bu gevrekçi abilerimizi balkonda pür dikkat bekler, geldiklerini görünce de dedemden para alıp koşa koşa o gevreklerden almaya giderdim. cumartesi pazarından aldığımız tulum peyniri, yeni demlenmiş çay ve hafif yaz esintisiyle yerdik gevreklerimizi. o kadar güzel gelirdi ki doyamazdım tadına. az önceki o anımsamayla öyle bir canım çekti ki anlatamam. bir an önce aydın'a gitmem lazım. özledim be dostlar...
devamını gör...

kursak, diye bir yer var.
heveslerim.. hayallerim.. sevdiklerim.. hepsi orada..
devamını gör...

rahmetli babannem; oyun oynarken filan kıymık batarsa elimize, geceden tavşan yağı sürer ve temiz bir bezle sarardı. sabah ne acı kalırdı ne kıymık.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şerefle bitirilmesi gereken en önemli görev hayattır.
devamını gör...

ıslak havlularla, kauçuk sopalarla... çılgınlar gibi, umarsızca dövmek... insanın içine sular serpen, kızgın kumlardan serin sulara atlıyormuş hissi veren rahatlama yöntemidir.
devamını gör...

vişneli cheesecake tabii ki.
devamını gör...

neden uyandım, niçin uyandım?
cidden artık deliksiz uyumak istiyorum. 3buçukta yatıp 5buçukta uyanmak ne lan?
sözlük sana da aşk olsun, demiyorsun bir gün şu kadına bir ninni söyleyeyim de uyusun. puh size
devamını gör...

bizim ülkede, aşık olup babasından isteme çabaları hahahah. fuckbuddym di evimin direği oldu xd. lan biriniz kayserili diğeriniz antepli fuckbuddy sizin neyinize allah'ın patlıcanlı gözlemeleri.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim