günaydın sözlük, herkese can sıkıntısız bir gün dilerim...
devamını gör...

fotoğrafta embesil gibi çıkmanızı sağlayan durum.

sonra bayhan gibi gezersiniz ortada milleti baya baya.
devamını gör...

türkiye'nin, güneydoğu anadolu bölgesinde yer alan güzide bir şehri. yarasasıyla meşhurdur.
devamını gör...

keanu reeves abimizin alex sandra bullock ablamızın ise kate karakterlerine hayat verdiği romantik/dram tarzı filmdir. güney koreli sinema filmi ıl mare'nin yeniden çevrimi olan filmin senaristliğini david auburn yönetmenliğini ise alejandro agresti üstlenmiştir. kesinlikle romantik komedi diyenlere itibar etmeyiniz efendim.

film göl kıyısındaki evinden işi yüzünden taşınmak zorunda olan kate adlı karakterin eski evinin posta kutusuna bir mektup bırakmasıyla başlıyor. bu mektubu alan alex ise mektup tarihine baktığı zaman 2 yıl sonrası olduğunu fark ediyor. tabi klasik bir şekilde bu ikili gel zaman git zaman mektuplaşmalar vesilesiyle birbirlerine karşı bir şeyler hissetmeye başlıyorlar.

film genel olarak ağır ilerlese de ana fikrin sarsıcılığı ve final sahnesinde acaba ne olacak merakı filmi izlemeniz için sizi teşvik ediyor. çok tatlı ayrıntılar ve zaman mefhumunun karışıklığı bazen ay ne güzel bazen bu nasıl olabilir ya dedirtiyor. he şimdi derseniz ki öyle ahım şahım bir şeyi var mı sevgilimle baş başa izlemem için değer mi ne yalan söyleyeyim yok abi ben oyumu 10-15 farklı romantik dramdan yana kullanırım(notebook, the great gatsby, love&other drugs hatta aşk tesadüfleri sever bile daha izlenilesi...)

evet sadede gelirsek ben filme 5.5/10 veriyorum çerezlik boş vaktim olsa izlerim filmi benim için. iyi seyirler.
devamını gör...

senin kollarını kestiler, benim gözlerimi oydular
onun elini tut dediler sana, gör dediler sonra bana
elini tutan kolsuz kadını gören kör adama
görme emri veren sesi duydum ben işte o an
ağlıyordu, zafer deyip sığındığı zavallılıkta.
devamını gör...

sene 1998. mavi sakal, kan kokusu albümünü çıkarmış. bir şekilde kaseti aldım. tabi bir şekilde derken illegal yollardan bahsetmiyorum elbette.* cebimdeki harçlığı son kuruşuna kadar verip almıştım kaseti. o sebeple de üzerimde hatırı sayılır bir gerginlik vardı. albüm kötü çıkarsa ölü yatırım yapmış olacaktım, okuldaki ekmek arası patates keyfinden de mahrum kalacaktım. yani mevzu sıkıntılıydı. kalmıştım iki arada bir derede. bir heyecan açtım kasetin kapağını, çıkardım ve yerleştirdim walkman'e...

tabi çoklarınız bilmez o muhteşem teknolojiyi. japonlar yapmıştı yine yapacağını ve teknolojiyi kulaklarımıza getirmişti. zaten teknolojinin geldiği en son seviye walkman'dir benim gözümde, sonrasında çok bozdu. bozuk teknoloji ile aram bozuk anlayacağınız.

neyse efendim, taktım kulaklıkları. ve başladım yürümeye... albüm üvertür adlı parça ile başlıyor. hımm tamam derken arkadan ikinci şarkı girdi; balta! şarkıya resmen bayılmıştım. içimden helal olsun size tüm harçlığım diyerek yürümeye devam ediyorum. balta bitiyor, ne kadar başlıyor, o şarkının da farklı bir tadı var. ama enteresan bir şey oluyor o noktada, eve dönüş yolunda yol ayrımımız vardı bizim, tam o yol ayrımının başına geldiğimde iki yol adlı şarkı çalmaya başlamasın mı? işte orada ruhani bir şeylerden şüpheleniyorum.* şarkının girişi de çoğunuzun bildiği gibi şöyle; ''neden soruyosun, nereye gideyim, iki yol var demiştin, hangisini seçeyim?'' elbette eve gideni seçeceğim bu da soru mu yahu? falan derken 8. şarkıya kadar geldim. işte o anda başladım yürümeye adlı şarkıya geçiş yaptık. ben zaten yürümeye başlamıştım ama yol bir türlü bitmiyordu. albümü dinleyeceğim diye yürümeyi tercih etmiştim ve işte bu şarkının girişi ile birlikte tabiri caizse gaza geldim. enerji ile doldum.


başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.

birden bire her şey,
her şey iyi, her şey güzel
geldi bana...

başladım isyana
bir de baktım yine baştayım,
baştayım.

birden bire her şey,
her şey yazık, her şey değmez
geldi bana...
ne için?
kim için ?
ne için


sözler benim için muazzam. basit ama derin. müziğin de tadından yenmiyor. ritimler, riffler içimi kıpır kıpır ediyor. çalarım ben bunu deyip gazlanmış kendime iyice gaz veriyorum. elektro gitar sevdasına yeni kapılmışız, çocuk yaşta sayılırız, malum her şeyi yapmak çok basit o yaşlarda(!) o özgüvenle şarkıyı bitiriyorum. sonrasında 9. şarkıya geçmiyorum, şarkıyı başa sarıyorum. zira tekrar dinlemem lazım. ''başladım tekrar yürümeye, bir de baktım yine baştayım...'' derken sesim biraz yüksek çıkmış olmalı, çevremde olup bitenin farkında değilim, kafamı hafif hafif sallayarak ilerliyorum. işte olan da o anda oluyor. enseme bir şaplak yiyiveriyorum. lan ne oluyor? kim bu derken, kulaklık çıkartılıyor kulaklarımdan... ''başlarım senin yürümene ''diye bir ses işitiyorum. dönüyorum bakıyorum ki, rahmetli babam gülümseyerek beni sarsıyor. sonra kakara kikiri beraberce eve doğru ilerliyoruz.

işte bu yüzden en sevdiğim şarkılardan birisi olan ''başladım yürümeye'' isimli şarkı, rahmetli babam sayesinde, benim için ''başlarım senin yürümene'' adını almış oldu. hala severek dinler ve söylerim. kendisini kaybettikten sonra da, başka bir anlamlı geliyor artık...

işte böyle. eh o halde dinleyiverin gari;

devamını gör...

bir tarafı ege bir tarafı akdeniz. gidilemese bile haritadaki konumuna bakmanın dahi huzur verdiği yer.
devamını gör...

burada birisi demişti,ben cengiz aytmatov okumayan insana okuyor demem gibi bir şey.benim de türk okumak genelde adetim değildir.dedim hadi deneyelim belki pişman olmam.

şunu iyi bil dostum,dünya devrimini tek başına gerçekleştiremezsin, başkalarının da gelmesini,seninle beraber olmasını beklemek zorundasın.
elveda gülsarı
devamını gör...

kedilerin model olmasını istediğim başlıktır. o yürüyüş, o endam, o istediğin kişiye yüz verme... kariyer hayatları çok başarılı geçerdi.
devamını gör...

ailesi şiddete meyillidir ve şiddeti kafasında normalleştirmiştir.
devamını gör...

seninle;
leyla ile mecnun,
kerem ile aslı,
nazım ile vera,
tomris ile turgut,
mısra ile şiir,
hikaye ile roman,
elma ile armut,
kiraz ile vişne,
kedi ile köpek,
tuz ile şeker,
acı ile tatlı....
olabilirdik.

sensiz bir hiç gibi, sadece bir anne ile babanın çocuğuyuz.
devamını gör...

karin tidbeck’in muhteşem kitabıdır.

goethe demiş ki: “ nerde bir kavram yoksa bir sözcük tam zamanında imdada yetişir.” bu cümle aklımdan hiç çıkmaz. ırıs murdoch da şöyle bir soru sormuştu yanlış hatırlamıyorsam: “ kelimeler olmadan nasıl düşünürdü insan?” ve bunlara ek olarak da incil “ önce söz vardı” diye başlarken kuran’a göre “ol” demiştir ve olmuşuzdur. yani özetlemem gerekirse eğer, ki gerekir, her şeyin başlangıcı sözcüklerdir, belki bitişi de öyledir.

peki bu olaya biraz daha metafizik açıdan bakarsak; bir kavramı ortaya çıkarmak için bir sözcüğü telafuz etmek mümkün müdür? ya da ismini hiç telafuz etmediğimiz bir kavram, bir nesne, bir varlık zamanla yapısını kaybedip yok olur mu? sözcükler gerçekten bu kadar güçlü olabilir mi?

ya da öyle bir zaman gelip nesnelerin var olmak için ihtiyacı olan tek şey adlarının anılması olursa ne yaparız? ve eğer bu isim anma işlemi düzenli olarak yapılmak zorunda olursa? gerçeklik algımızı yavaş yavaş kaybetmeye başlayıp soyut bir hale bürünür müyüz?

bu soruların cevapları elbette bir yerlerde saklıdır. bulunur. peki neden geleceğe dair tasavvurlarımızın tamamında bir ümitsizlik hakim? neden mutlu bir geleceğe inanamıyoruz? sürekli aynı yılı yaşıyor gibi hissetmiyor musunuz siz de? sürekli 1984...

amatka’yı mutlaka okuyun, kelimelerin gücü adına....
devamını gör...

ooo, hırsızlık mı?
hırsızlık ne ki bakkal soymuştuk biz. böyle bir ekip kurduk dört beş kişi, biri marketçi beyi lafa tutuyor; diğerleri ceplere çikolataları dolduruyor. sonra diğer markete gidiyoruz; oradaki marketçi hanımla da aynı taktiği gerçekleştiriyoruz. bir de cakamız var ki sormayın. soygun yaptık diye sağda solda anlatıyoruz. birkaç gün böyle gitti. sonra bir gün yengem geldi. o hanım var ya sandığımız kadar aptal değilmiş, abi de babamın arkadaşı olduğu için ses etmiyormuş. marketçi hanım, yengeme ispiyonlamış. ben böyle ağlıyorum falan ama kar etmiyor. babamın bir bakışı vardır, içim cız eder. soruyor. "paran mı eksikti, istediğin bir şey mi alınmadı, seni buna iten ne, nasıl hem günah olan hem de bizi aşağılayan davranışı yaparsın? şimdi ne aldın söyle? gidip onların hepsini sen ödeyeceksin!" kalbim güm güm, ağlaya ağlaya gidiyorum markete. sizden şunları şunları aldık gizlice, parasını ödemeye geldim, diyorum boynum bükük, bükük değil komple yerde.
iyi bir ders oluyor, küçük bana. sonra yolda para bulsam benim değil deyip alamaz hala geliyorum. biliyorum çünkü nasıl bir utanç verdiğini. ahhh çocuk ben, yaramazlıklarınla anne-babanı kaç kez utandırdın!

tanım neydi : sanırım çocuk hırsız. *
devamını gör...

bazen bir teşekkür, bazen bir takdir, bazen de bir tartışma sebebi ile konuştuğumuz yazarlar oluyor. fikir alışverişinde bulunuyoruz. gereksiz gördüğüm bir kampanya.
isteyenler mesaj alımını kapatabilir, teşekkürler.
devamını gör...

ıt's me. çünkü her yazar okunmayı ve beğenilmeyi hak eder.
hele de bana yakın tanımlar yazıyorsa ona haklısın derim o beğenilerle.
devamını gör...

hahah beni nasıl tanıyor canım kankım yaaa.

en yakın arkadaşının dedikodusunu yapmış deyolaaa.
devamını gör...

portakal'a bakınca söylediğim. 60 artılar,50 artılar falan. ben de kendimi artı alıyor sanıyordum 3,5 artı görünce.
devamını gör...

richard bergh- iskandinav yaz akşamı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

" hoşgörü dini safsatası "
kendisi ile aynı olmayan herkese düşman olduğu gerçeği. örnekler saymakla bitmez. yaşam biçimi, dini tercih, cinsel yönelim, ırksal durum vs vs... geçelim bunları, kendi içinde dahi, mezhep mevzusundan dolayı, sayısız insanın/topluluğun ölümüne sebebiyet vermesi. ve ayrıca binlerce sebep bulunabilir. ( çok küçük bir örnek : türkiye de örtünme özgürlüğü konusu, türkiye de toplum nezdinde örtünme/kapanma hiçbir zaman sorun olmamıştır. hatta desteklenmiştir. sorun örtünmek istememe özgürlüğünün olmamasıdır.) ayrıca islam da dahil, hiçbir din, inanış, körü körüne tapınma, sorgusuz bağlanma, asla hoşgörülü değildir.
devamını gör...
(tematik)

başarılı olarak geçirilirse yeni bir insanın doğacağı dönemdir.

bu dönemde olan kadın vatandaşlarımıza toplu taşıma araçları da dahil olmak üzere belli yerlerde pozitif ayrımcılık göstermek gereklidir bence. iki can taşıyorlar çünkü.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim