en yüksek maaşı hak eden meslek grupları
ilk önce öğretmenlerin maaşı yüksek olmalı. sonrasında sağlık çalışanlarıdır.
devamını gör...
köpeksiz sokaklar istiyoruz
emin olun bunun yapılması en az vatandaş kadar sokak köpekleri için faydalı olacaktır
devamını gör...
doppelganger
almanca kökenli olup "çift" anlamına gelen doppel (ing: double) ve yürüyen anlamına gelen ganger (ing: walker) kelimelerinden türemiştir. türkçeye çift-gezer olarak çevrilebilen kelime, yaşayan bir kişinin hayaletimsi ikizi veya fiziksel olarak tıpatıp benzeri anlamına gelmektedir.
kurgu ve mitolojide kötü şansı temsil eden paranormal bir fenomen olarak anılmıştır. farklı gelenek ve anlatılarda "kötü ikiz" anlamına gelecek şekilde yer almıştır. günümüzde ise genel olarak birbirine oldukça benzeyen kişileri tarif etmek için kullanılmaktadır.
(bkz: otoskopi)
(bkz: twin stranger)
(bkz: pareidolia)
kurgu ve mitolojide kötü şansı temsil eden paranormal bir fenomen olarak anılmıştır. farklı gelenek ve anlatılarda "kötü ikiz" anlamına gelecek şekilde yer almıştır. günümüzde ise genel olarak birbirine oldukça benzeyen kişileri tarif etmek için kullanılmaktadır.
(bkz: otoskopi)
(bkz: twin stranger)
(bkz: pareidolia)
devamını gör...
tgrt ve ihlas holding genel müdürünün seks kaseti ifşası
başında bulunduğu medya grubu kimsenin cinsel tercihini yargılamasaydı bahsi geçen görüntüler kimsenin umrunda olmayacaktı.
devamını gör...
neşet ertaş dinlerken düşünülenler
tanımı zordur. kafa sözlük yazarları bir araya gelsek şöyle bir cümle kuramayız herhalde;
“cahildim, dünyanın rengine kandım.”
“cahildim, dünyanın rengine kandım.”
devamını gör...
twitter hesabı açma sebepleri
bir tweet'le kapıma polis getirebilecek olmak büyük bir heyecan.
devamını gör...
çirkefliği içselleştiren insan
geçen gün marketin kasa sırasında karşılaştığım insandır.
önümdeki kadının işi bitmek üzereydi, sıra bana geliyordu. arkamda da iki kadın birlikte sıra bekliyordu, biri omzuma dokunup "iki parça ürünüm var ben geçebilir miyim?" diye sordu. "benim de çok ürünüm yok." dedim çünkü gerçekten bir tane beş litrelik su ve iki-üç tane poşet çay kutusu vardı elimde. sonra önümdeki kadının bir etiket sorunu oldu ve kasa sırası uzadı, kasadaki kadın da başkasına seslendi başka bir kasa daha açması için. ben de açılacak kasaya geçtim ve arkamdaki kadın hayır sıra benimdi deyip önüme geçmeye çalıştı. ne yapıyorsunuz hanımefendi falan diye medeni medeni derdini anlamaya çalışırken önüme geçip ürünlerini kasaya koydu ve "siz o kasanın sırasında bekliyordunuz." dedi. "siz de aynı sırada bekliyordunuz." dedim ve "hayır kabul etmiyorum." dedi. yeni kasa açmaya gelen beyefendi de hiç bir şeyi bilmediğinden önüme geçen kadının ürünlerini kasadan geçirmeye başladı.
şu filmlerde falan hayal sahneleri olur ya. baş kahramanımız hayalinde birini evire çevire döver ve sonra bir bakarız aslında hayal ediyormuş, gerçekten o an aynen bu anı yaşadım. o kadar sinirlendim ki kadının olduğu kasada sıra beklemedim bile, diğer kasanın sırasına geçtim ve sakinleşmek için içimden sürekli ona kadar sayıp derin nefesler aldım. sırasına girdiğim kasada sıra bekleyip olayları izleyen kadın "buyurun geçebilirsiniz, sizin sıranızdı zaten." deyip bana yol verdi de alıp çıktım alacaklarımı.
ama sonra uzun uzun düşündüm neden sessiz kaldım diye. neden çirkef kadına ekstra çirkeflikle cevap vermedim diye ama işte öyle yetişmeyince yapabilirim sansanız da yapamıyorsunuz. bu çirkefler içselleştirdikleri çirkefliklerini o kadar doğal bir şekilde yapıyorlar ki şaşıp kalıyorsunuz karşılarında öylece. sonra zaten ürünlerini çoktan kasadan geçirmeye başlamışlardı olay çıkarsam kasadaki çalışana zorluk çıkacaktı diye düşündüm. ama bazen duyuyoruz ya haberlerde, insanlar bir tartışmada çekip birbirlerini vuruyorlar, o olayın nasıl yaşanmış olabileceğini kestirebiliyorum artık.
ayrıca sözlükte sürekli varoş kelimesi kullanılıyor, şöyle yapan varoş böyle eden varoş diye başlıkları açılıyor. ama ben varoş kelimesinin doğru anlamıyla kullanıldığını düşünmüyorum, medeniyet yüzü görmemiş bu çirkefe varoş denir işte. annem şey derdi "sen köyden çıkarsın, köy senden çıkmaz."
önümdeki kadının işi bitmek üzereydi, sıra bana geliyordu. arkamda da iki kadın birlikte sıra bekliyordu, biri omzuma dokunup "iki parça ürünüm var ben geçebilir miyim?" diye sordu. "benim de çok ürünüm yok." dedim çünkü gerçekten bir tane beş litrelik su ve iki-üç tane poşet çay kutusu vardı elimde. sonra önümdeki kadının bir etiket sorunu oldu ve kasa sırası uzadı, kasadaki kadın da başkasına seslendi başka bir kasa daha açması için. ben de açılacak kasaya geçtim ve arkamdaki kadın hayır sıra benimdi deyip önüme geçmeye çalıştı. ne yapıyorsunuz hanımefendi falan diye medeni medeni derdini anlamaya çalışırken önüme geçip ürünlerini kasaya koydu ve "siz o kasanın sırasında bekliyordunuz." dedi. "siz de aynı sırada bekliyordunuz." dedim ve "hayır kabul etmiyorum." dedi. yeni kasa açmaya gelen beyefendi de hiç bir şeyi bilmediğinden önüme geçen kadının ürünlerini kasadan geçirmeye başladı.
şu filmlerde falan hayal sahneleri olur ya. baş kahramanımız hayalinde birini evire çevire döver ve sonra bir bakarız aslında hayal ediyormuş, gerçekten o an aynen bu anı yaşadım. o kadar sinirlendim ki kadının olduğu kasada sıra beklemedim bile, diğer kasanın sırasına geçtim ve sakinleşmek için içimden sürekli ona kadar sayıp derin nefesler aldım. sırasına girdiğim kasada sıra bekleyip olayları izleyen kadın "buyurun geçebilirsiniz, sizin sıranızdı zaten." deyip bana yol verdi de alıp çıktım alacaklarımı.
ama sonra uzun uzun düşündüm neden sessiz kaldım diye. neden çirkef kadına ekstra çirkeflikle cevap vermedim diye ama işte öyle yetişmeyince yapabilirim sansanız da yapamıyorsunuz. bu çirkefler içselleştirdikleri çirkefliklerini o kadar doğal bir şekilde yapıyorlar ki şaşıp kalıyorsunuz karşılarında öylece. sonra zaten ürünlerini çoktan kasadan geçirmeye başlamışlardı olay çıkarsam kasadaki çalışana zorluk çıkacaktı diye düşündüm. ama bazen duyuyoruz ya haberlerde, insanlar bir tartışmada çekip birbirlerini vuruyorlar, o olayın nasıl yaşanmış olabileceğini kestirebiliyorum artık.
ayrıca sözlükte sürekli varoş kelimesi kullanılıyor, şöyle yapan varoş böyle eden varoş diye başlıkları açılıyor. ama ben varoş kelimesinin doğru anlamıyla kullanıldığını düşünmüyorum, medeniyet yüzü görmemiş bu çirkefe varoş denir işte. annem şey derdi "sen köyden çıkarsın, köy senden çıkmaz."
devamını gör...
tercüme
arapça 'terceme' sözcüğünden gelen tercüme, kısaca çeviri olarak türkçelenir.
tek kelimelik tanımlar hele de başlık tarafımdan açılmışsa, can sıkıcı. aslında bu kelime o kadar önemli ve küresel dünya için o kadar elzem ki, her gün doğrudan tercüme konulu ya da bir ucundan tercüme ile ilintili yüzlerce şeyle karşılaşıyoruz. en basitinden, bu tür sözlüklerin yazarlarının -genel olarak- en büyük hayali yurt dışında yaşamak. bu nedenle 'dil' öğrenmenin zorluklarını sürekli yaşıyorlar.
günlük yaşantımızda kendimize ayırdığımız zaman içinde, bize haz veren şeyler arasında ingilizce (ya da türkçe dışında başka bir dilde) müzik dinlemek, film ya da belgesel izlemek....... var. bu eylemlerin büyük çoğunluğunda ya dinlediğimizi; bildiğimiz, öğrendiğimiz ölçüde beynimiz kendiliğinden tercüme ediyor ya da tercümesine bir şekilde ulaşıyoruz, bu tercümeleri/çevirileri bazen beğeniyoruz, bazen beğenmiyoruz. yazarlarının, yazdıkları kitap dizilerinin son kitaplarını yazmasını heyecanla umut ettiğimiz, 'got' veya 'kral katili güncesi' gibi kitapların, tercümelerinin yapılacağı ve bizim o kitapların satırlarıyla baş başa kalacağımız anların hayalini kuruyoruz.
daha önce başka bir yazımın içinde geçen şu satırlar (kim bilir nerede?) benim için çok önemli: "günün birinde -umarım bu gün yakın bir zamanda gelir- bedenimizde ya da üzerimizde taşıyacağımız küçücük bir elektronik aletle dünyanın tüm dillerini anlamayı ve konuşmayı başarabiliriz."
bu yazı bir iç dökmesi gibi oldu.
bitirmeden, -belki bir okuyan olur diyerek- umberto eco'nun gülün adı romanını hatırlatacağım.
bir zamanlar, tüm bu yazı-çizi, çeviri işleri küçücük bir azınlığın elindeydi.
-'bilgi her zaman güçtü ve öyle kalacak'-
şimdi bu yüzyılda, dünyanın her yerindeki haberlere anında ulaşma imkanlarımızla, tek dille yetinmek, yaşamak bana çok zavallıca geliyor.
dilerim, benim de görebileceğim bir zaman diliminde dünya üstündeki herkes, kendi dilinin dışındaki bütün dilleri anlama imkanına kavuşur. ve 'bilgi' herkese ait olur.
tek kelimelik tanımlar hele de başlık tarafımdan açılmışsa, can sıkıcı. aslında bu kelime o kadar önemli ve küresel dünya için o kadar elzem ki, her gün doğrudan tercüme konulu ya da bir ucundan tercüme ile ilintili yüzlerce şeyle karşılaşıyoruz. en basitinden, bu tür sözlüklerin yazarlarının -genel olarak- en büyük hayali yurt dışında yaşamak. bu nedenle 'dil' öğrenmenin zorluklarını sürekli yaşıyorlar.
günlük yaşantımızda kendimize ayırdığımız zaman içinde, bize haz veren şeyler arasında ingilizce (ya da türkçe dışında başka bir dilde) müzik dinlemek, film ya da belgesel izlemek....... var. bu eylemlerin büyük çoğunluğunda ya dinlediğimizi; bildiğimiz, öğrendiğimiz ölçüde beynimiz kendiliğinden tercüme ediyor ya da tercümesine bir şekilde ulaşıyoruz, bu tercümeleri/çevirileri bazen beğeniyoruz, bazen beğenmiyoruz. yazarlarının, yazdıkları kitap dizilerinin son kitaplarını yazmasını heyecanla umut ettiğimiz, 'got' veya 'kral katili güncesi' gibi kitapların, tercümelerinin yapılacağı ve bizim o kitapların satırlarıyla baş başa kalacağımız anların hayalini kuruyoruz.
daha önce başka bir yazımın içinde geçen şu satırlar (kim bilir nerede?) benim için çok önemli: "günün birinde -umarım bu gün yakın bir zamanda gelir- bedenimizde ya da üzerimizde taşıyacağımız küçücük bir elektronik aletle dünyanın tüm dillerini anlamayı ve konuşmayı başarabiliriz."
bu yazı bir iç dökmesi gibi oldu.
bitirmeden, -belki bir okuyan olur diyerek- umberto eco'nun gülün adı romanını hatırlatacağım.
bir zamanlar, tüm bu yazı-çizi, çeviri işleri küçücük bir azınlığın elindeydi.
-'bilgi her zaman güçtü ve öyle kalacak'-
şimdi bu yüzyılda, dünyanın her yerindeki haberlere anında ulaşma imkanlarımızla, tek dille yetinmek, yaşamak bana çok zavallıca geliyor.
dilerim, benim de görebileceğim bir zaman diliminde dünya üstündeki herkes, kendi dilinin dışındaki bütün dilleri anlama imkanına kavuşur. ve 'bilgi' herkese ait olur.
devamını gör...
halil cibran
evliliğe dair:
"birlikte durun ama yapışmayın birbirinize: çünkü ayrı durur tapınağın sütunları. hem birbirinin gölgesinde büyümez meşeyle selvi." -halil cibran -
"birlikte durun ama yapışmayın birbirinize: çünkü ayrı durur tapınağın sütunları. hem birbirinin gölgesinde büyümez meşeyle selvi." -halil cibran -
devamını gör...
en sevilen barış manço şarkısı
çagının çok ilerisinde.
devamını gör...
bir ayrılık
dostoyevski gerçeği;
gerçek her şeyin anasıdır ve üstündedir. zavallı egolarımızın bile
diye tanımlar.
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı. bir gün bu filmi izlediğim zaman asıl anlamını kavradı
diyerek şair-i azam'ın üslubuyla giriş yapalım.
a separation.
özgün adıyla, codayi-i nadir ez simin
türkçe çevirisiyle, bir ayrılık. asgar ferhadi tarafından yönetilen 2011 yapımı oscar ödüllü bir iran dram filmi. aslında bu eser film olamayacak kadar hayatın içinden ve gerçek.
film; boşanma arefesinde bir orta sınıf iranlı çiftin, yaşlı babası için alt sınıf bir bakıcı tutmasını izleyen entrikaları konu ediniyor.
bu film, hiçbir karakterin haklılığını göstermiyor size. karakterler arasında taraf tutmanız mümkün değil. herkes haklı, herkes haksız. bu çıkmaz o kadar güzel işlenmiş ki başından sonuna kadar çaresiz bir hisle izlettiriyor film kendini. oyunculuk performansları gerçeğin ta kendisi. inanç mı ? kişisel çıkarlar mı? iran hukuk sistemi içinde bu soruları, insana inerek işliyor, film.
+ senin, onun oğlu olduğunu bile bilmiyor.
- ne fark eder ki ? ben onun babam olduğunu biliyorum.
gerçek her şeyin anasıdır ve üstündedir. zavallı egolarımızın bile
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı. bir gün bu filmi izlediğim zaman asıl anlamını kavradı
a separation.
özgün adıyla, codayi-i nadir ez simin
türkçe çevirisiyle, bir ayrılık. asgar ferhadi tarafından yönetilen 2011 yapımı oscar ödüllü bir iran dram filmi. aslında bu eser film olamayacak kadar hayatın içinden ve gerçek.
film; boşanma arefesinde bir orta sınıf iranlı çiftin, yaşlı babası için alt sınıf bir bakıcı tutmasını izleyen entrikaları konu ediniyor.
bu film, hiçbir karakterin haklılığını göstermiyor size. karakterler arasında taraf tutmanız mümkün değil. herkes haklı, herkes haksız. bu çıkmaz o kadar güzel işlenmiş ki başından sonuna kadar çaresiz bir hisle izlettiriyor film kendini. oyunculuk performansları gerçeğin ta kendisi. inanç mı ? kişisel çıkarlar mı? iran hukuk sistemi içinde bu soruları, insana inerek işliyor, film.
+ senin, onun oğlu olduğunu bile bilmiyor.
- ne fark eder ki ? ben onun babam olduğunu biliyorum.
devamını gör...
beyblade (manga)
sonradan birçok serisi çıkmış olsa da ele alacağım yapım 2000 yılında çıkış yapan orijinal beyblade'dir. yapımın 51 bölüm boyunca vurgulamak istediği şey arkadaşlığın ve oynanan oyundan keyif almanın önemidir. beyblade denen zımbırtıyı yerli ağızla ele alacak olursak da sanırım 'topaç' diyebilirim. ancak bazı beybladelerin içinde kutsal canavarlar bulunmaktadır. bu kutsal canavarlar karşılaşma esnasında ortaya çıkar ve kendilerine has yetenekleriyle rakibi alt etmeye çalışır. yapımda ise 5 adet önemli karakter vardır. bunlar: kinomiya takao, (ana karakter.) kai hiwatari, (havalı çocukların favori karakteri.) max mizuhara, ray kon ve bilgiç'tir. (gözlüklü küçük beyblade oyuncusu olmayan velet.) yapımda karakterler önce japonya'da ülke genelinde düzenlenen turnuvaya katılır. turnuvayı takao kazanır, kai ise ikinci olur. ray ve max'le beraber ilk 4'e giren oyuncuların sırası belli olur. bu dörtlü bundan sonra "japon takımı" olarak anılacaktır. bilgiç ise oyuncuların beybladelerine bakım yapmak, tamir etmek, rakibi analiz etmek amacıyla japon takımı'na teknik sorumlu olarak dahil olur. oluşan bu ekip akabinde düzenlenen asya turnuvası'na katılır. orada şampiyon olup avrupa turnuvası'na doğru emin adımlarla ilerlerler. her ne kadar belli başlı zorluklar yaşamış olsalar da avrupa turnuvası'nı da kazanırlar. (kazanamasalar çizgi film biter olum, dimi?) bu turnuvanın ardından da dünya turnuvası'na katılırlar. burada finalde karşılaşacakları rakip "rus takımı"dır. rus takımı son derece acımasız, çirkef, ancak bir o kadar da güçlü oyunculardan oluşmaktadır. kutsal canavarları da kendileri gibi kötü niyetlidir. ancak yazının başında da belirttiğim gibi kazanmamın formülü arkadaşlıktır. bu nedenle ruslar hariç tüm rakipleri ile bir ittifak oluştururlar. çünkü her ne kadar birbirlerine düşman gibi gözükseler de hepsinin ortak amacı beyblade oynamak, beybladeleri korumak ve yaygınlaştırmaktır. rusların kötü emellerine beyblade gibi masum bir unsuru alet etmek istemezler. ayrıca söylemeden edemeyeceğim, ruslara karşı oluşturulan bu ittifaktan ben bi nato kokusu almadım diyemem. (senaristin aklına gerçekten nato gelmiş midir onu bilemiyorum.) devam edecek olursam hepinizin tahmin edebileceği üzere japon takımı'mız rus takımı'nı alevli meyve tabağı edasıyla döndürerek evire çevire tokatlamıştır. (bu kadar kolay olmadı tabii. benim algıma gelmeyin.) ayrıca neredeyse 40-45 bölüm boyunca bir kez yüzü gülmeyen ve takım arkadaşlarına değer vermeyen kai, son bölümlerde ana fikre son derece uygun bir kişiliğe bürünmüştür. tüm yönleriyle ele alamamış olsam da önemli bir kısmını anlatmış olduğum bu yapımın yeri benim için çok ayrıdır. ankara dışkapı'da rus pazarı (ulan yine mi ruslar!) denen yerden çakma beybladeler alıp beraber kırılana kadar tepside döndürdüğümüz alper adlı arkadaşıma selamlar. maddi anlamda düze çıktığım bir vakit birkaç orijinal beyblade ve tepsi olmayan bir arena almayı düşünmekteyim.
devamını gör...
yazarların kitaplıklarının fotoğrafları
bazı arkadaşların yanlış anlamalarından mütevellit bu başlığı fesh ediyorum.
devamını gör...
dişi sarhoş
tasvip etmediğim ünvan.
cık cık alkol falan bunlar hep yanlış şeyler.
bırakın alkolü, içmeyin. hee bıraktığınız yeri bana söylemeyi unutmayın tabi.
olmadı gelin bana bırakın. *
cık cık alkol falan bunlar hep yanlış şeyler.
bırakın alkolü, içmeyin. hee bıraktığınız yeri bana söylemeyi unutmayın tabi.
olmadı gelin bana bırakın. *
devamını gör...
26 kasım 2020 normal sözlük moderasyonunun sansürcü bir zihniyete sahip olduğunu kabul etmesi
her fikrin tartışılmasından hoşnut olduğum fakat kısmen alınganlık barındırması nedeniyle katılmadığım başlıktır.
dostlar, öncelikle baştan belirtmek istediğim şey şudur: ben bilirkişi değilim ve böyle bir iddiam ve amacım yok.
sözlerime bu ifademden sonra şu şekilde devam etmek istiyorum.
hepimiz burada eğlenmek, güzel vakit geçirmek ve de birbirimize bir şeyler katmak; tüm bunların sonucunda da sözlüğün bir yerlere gelmesini -sadece popüler olmasını da düşünmeyin- ''birçok kişinin duyması, buraya gelip okurken eğlendikleri, yazar olmak için can attıkları ve sabırsızlıkla yazar alımının açılmasını beklediği anlara kavuşturmayı'' istediğimiz için buradayız.
ben burada ne moderatörlerin ne de adminlerin hiçbirinin sansürcü politika uygulama kaygısı güttüğünü düşünmüyorum. fakat eylem ölçüsüz mü? evet kesinlikle ölçüsüz bunu bir başka başlıkta belirtmiştim zaten. fakat samimiyetle moderasyon ''yazar alımı açık olduğu için banlamak pek bir işlevsel değil'' türevinde bir cevap yazdı, bana değil tüm herkese.
öncelikle açıklamayı çok samimi bulduğumu bir yandan da hak verdiğimi belirtmek isterim.
güneş batmadan doğmaz, hiçbir doğum sancısız olmaz. lütfen, sözlüğümüzü heba etmeyelim, gerilmeyelim.
özgürlük güzeldir, liberal pencereden bakan birisi olarak söylüyorum bunu. fakat bırakınız yapsınlar, isteyen her istediğini yapsın dediğinizde dezavantajlı gruplar nasıl kendini geliştirme fırsatı bulacak?
otoritenin neye ne kadar müdahale etmesi gerektiği de aynı şekilde liberalizmin konusudur.
siyasi, dini, hayat görüş ve açılarımız birbirinden farklı olabilir; ki ben bundan gurur duyuyorum!
hepimiz her şeyimizle güzeliz. lütfen serin kanlı olalım.
haddi aşmadan, her şeyin açıkça söylenebildiği bir platformu arzuluyoruz, hepimiz!
sen, ben, o herkes moderasyon ekibi adminler herkes bunu istiyor, bundan şüphem yok. o zaman bu iradeye sahip çıkalım.
bu kadar yazdım daha da bu kadar uzun yazmayacağım. sürç-i lisan ettiysem affola. nacizane.
sevgi ve saygılarımla.
barış.
edit: başlık bana kalmış ya hahaha.
dostlar, öncelikle baştan belirtmek istediğim şey şudur: ben bilirkişi değilim ve böyle bir iddiam ve amacım yok.
sözlerime bu ifademden sonra şu şekilde devam etmek istiyorum.
hepimiz burada eğlenmek, güzel vakit geçirmek ve de birbirimize bir şeyler katmak; tüm bunların sonucunda da sözlüğün bir yerlere gelmesini -sadece popüler olmasını da düşünmeyin- ''birçok kişinin duyması, buraya gelip okurken eğlendikleri, yazar olmak için can attıkları ve sabırsızlıkla yazar alımının açılmasını beklediği anlara kavuşturmayı'' istediğimiz için buradayız.
ben burada ne moderatörlerin ne de adminlerin hiçbirinin sansürcü politika uygulama kaygısı güttüğünü düşünmüyorum. fakat eylem ölçüsüz mü? evet kesinlikle ölçüsüz bunu bir başka başlıkta belirtmiştim zaten. fakat samimiyetle moderasyon ''yazar alımı açık olduğu için banlamak pek bir işlevsel değil'' türevinde bir cevap yazdı, bana değil tüm herkese.
öncelikle açıklamayı çok samimi bulduğumu bir yandan da hak verdiğimi belirtmek isterim.
güneş batmadan doğmaz, hiçbir doğum sancısız olmaz. lütfen, sözlüğümüzü heba etmeyelim, gerilmeyelim.
özgürlük güzeldir, liberal pencereden bakan birisi olarak söylüyorum bunu. fakat bırakınız yapsınlar, isteyen her istediğini yapsın dediğinizde dezavantajlı gruplar nasıl kendini geliştirme fırsatı bulacak?
otoritenin neye ne kadar müdahale etmesi gerektiği de aynı şekilde liberalizmin konusudur.
siyasi, dini, hayat görüş ve açılarımız birbirinden farklı olabilir; ki ben bundan gurur duyuyorum!
hepimiz her şeyimizle güzeliz. lütfen serin kanlı olalım.
haddi aşmadan, her şeyin açıkça söylenebildiği bir platformu arzuluyoruz, hepimiz!
sen, ben, o herkes moderasyon ekibi adminler herkes bunu istiyor, bundan şüphem yok. o zaman bu iradeye sahip çıkalım.
bu kadar yazdım daha da bu kadar uzun yazmayacağım. sürç-i lisan ettiysem affola. nacizane.
sevgi ve saygılarımla.
barış.
edit: başlık bana kalmış ya hahaha.
devamını gör...
11 kere üst üste fake hesap açan yazar
her geldiğinde de nickaltımı kirleten yazardır.
troll bana taktı ya!
bi daha geldiğinde nickin boomerang olsun kanka, yakışır sana.
troll bana taktı ya!
bi daha geldiğinde nickin boomerang olsun kanka, yakışır sana.
devamını gör...
klasik müziğin metal müziğe harmanlanması
kesinlikle bir şans verin.
devamını gör...


