kibritçi kız
danimarkalı yazar hans christian andersen tarafından kaleme alınmış çocuk kitabıdır lakin kitabın içeriği tamamen evrenseldir.
ilk yayımlama tarihi 1845 olarak görülen masalda fakir bir kibritçi kızın acıklı öyküsünü anlatan yazar, kitabın sonunu kızın ölümüyle bitirmektedir. çocukken okuyup ağladığım ilk kitaptı. hâlâ kitaplığımda en değerlileri arasındadır.
ilk yayımlama tarihi 1845 olarak görülen masalda fakir bir kibritçi kızın acıklı öyküsünü anlatan yazar, kitabın sonunu kızın ölümüyle bitirmektedir. çocukken okuyup ağladığım ilk kitaptı. hâlâ kitaplığımda en değerlileri arasındadır.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
sevdiğin kadar sevileceksin.
güneşin doğuşundadır
doğanın sana verdigi değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
güneşin doğuşundadır
doğanın sana verdigi değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
devamını gör...
kar yağınca gelen okuma isteği
yerini derhal cama yapışan kar tanelerini hevesle izlemeye bırakır.
bakışım, yavaş yavaş pencerenin ötesine; önce pervazına sonra mor salkımın birbirine geçmiş kollarına, oradan soğuğa direnen yaseminin yapraklarına, giderek toprağa ve üzerinde zıpkın gibi yükselen iki serviye ve devasa badem ağaçlarının, iğdenin ve bilumum meyve ağaçlarının kuru dallarına yönelir. kar üzerlerinde biriksin, yeri göğü tutsun, tutsun ki; gür gür yanan soba üzerinde kaynayan kış çayının buharıyla baktığım cam buğulansın ve işaret parmağımla üzerine klişe bir kar tanesinin büyüğünü çizebileyim isterim.
hayal bu tabi, kar filan yağmıyor buraya yıllardır. bu yazdıklarımın hiçbiri olmaz ve ben başımı mecbur kitabıma gömerim.
bakışım, yavaş yavaş pencerenin ötesine; önce pervazına sonra mor salkımın birbirine geçmiş kollarına, oradan soğuğa direnen yaseminin yapraklarına, giderek toprağa ve üzerinde zıpkın gibi yükselen iki serviye ve devasa badem ağaçlarının, iğdenin ve bilumum meyve ağaçlarının kuru dallarına yönelir. kar üzerlerinde biriksin, yeri göğü tutsun, tutsun ki; gür gür yanan soba üzerinde kaynayan kış çayının buharıyla baktığım cam buğulansın ve işaret parmağımla üzerine klişe bir kar tanesinin büyüğünü çizebileyim isterim.
hayal bu tabi, kar filan yağmıyor buraya yıllardır. bu yazdıklarımın hiçbiri olmaz ve ben başımı mecbur kitabıma gömerim.
devamını gör...
sürekli isyan eden çilekeş tip
aynı zamanda kendini içinde bulunduğu durumdan kurtarmak adına hiçbir girişimde bulunmayan tiptir. bu tip insanlar olumsuz duygulardan beslenirler. sürekli diğer insanları kendi başlarına gelen olumsuzluklar yüzünden suçlamakla kalmazlar; küçümseme, saldırganlık, hoşgörüsüzlük ve hatta şiddet içeren tutumlar da takınırlar.
devamını gör...
mevlana’nın gay olduğu iddiası
devamını gör...
cumhurbaşkanı'nın marmaris'te de çay dağıtması
devamını gör...
ruh sağlığı için uzak durulması gereken şeyler
iç sesiniz.
devamını gör...
özünde iyi bir insan
özünde tütün de faydalıdır ama sadece özünde.
devamını gör...
kenopsia
kalabalıklar içinde yalnız hissetme duygusu olarak açıklanır. bazen hepimizin hissettiği, şehrin kalabalığında ve hareketliliğinde kendimizi sessiz, ürkmüş ve terk edilmiş hissetme durumudur.
devamını gör...
şarkı olmuş şiirler
özdemir asaf-cizik şiiri.
geleceğim, bekle dedi, gitti..
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.
(bkz: duman)
geleceğim, bekle dedi, gitti..
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.
(bkz: duman)
devamını gör...
duygusal bağ kurulmuş nesneler
ayakkabılarım..
canım ayakkabılarım (kalpler)
yemin ediyorum var öyle bir bağ, biliyorum ama ispatlayamam, özellikle loefer larımla aşkım bambaşka..
şu an yeni iş kurduğum için birçoğunu satışa çıkardım, topuklu olanlarıyla pek samimi değiliz ama bir tane baba loefer ım var, satılacağı için bir kere bile giymedim, ondan ayrılmak, düşündürüyor beni :(
ayakkabı dışında da anlam yüklediğim, sakladığım birçok şeyi attım aslında yakın zamanda, bu konuda kendimi eğitmeye çalışıyorum, sadece gerekli olanlara indirmeye çalışıyorum, yinede azalmıyor..
7 yıldır çalışmıyorum, neredeyse, ihtiyaç dışı hiç yeni alışveriş yapmadım, çuvallarca attım, bir yandan satıyorum, öyle çok ultra geliri olan biride değildim (outletçiyim) ama yinede bitmiyor..
velhasıl, kurtulunması gereken nesnelerdir, iyi yada kötü geçmişle, yaşanmışlıkla, nesnelerle, her ne ile olursa olsun, her tür "bağ"ın insanın hızını kestiğini, aşağı çektiğini, özgürleşmesine engel olduğunu düşünüyorum, yaşadığımız evde, odada, sadece yaşamsal gereçlerin olması yeterli aslında, tek yada eşinle, bavulunu toplayıp gidebilmelisin istediğin zaman, önceliğimiz deneyim olmalı, yaşadığımız duyguya, deneyime odaklanmamızı engelleyen uyaranlardır bu bağlar diye düşünüyorum..
bağları kopardıkça, gereksiz eşyalardan kurtuldukça, o kadar hafifliyorki insan, bunlar insana mental anlamda yük de oluyor, yük hafifleyince enerjiniz ve algınızda da yer açılıyor inanın..
gönül bağınızın olduğu birisi varsa, onun dışında hiçbirşeyle bağ kurmak gerekmiyor bence..
canım ayakkabılarım (kalpler)
yemin ediyorum var öyle bir bağ, biliyorum ama ispatlayamam, özellikle loefer larımla aşkım bambaşka..
şu an yeni iş kurduğum için birçoğunu satışa çıkardım, topuklu olanlarıyla pek samimi değiliz ama bir tane baba loefer ım var, satılacağı için bir kere bile giymedim, ondan ayrılmak, düşündürüyor beni :(
ayakkabı dışında da anlam yüklediğim, sakladığım birçok şeyi attım aslında yakın zamanda, bu konuda kendimi eğitmeye çalışıyorum, sadece gerekli olanlara indirmeye çalışıyorum, yinede azalmıyor..
7 yıldır çalışmıyorum, neredeyse, ihtiyaç dışı hiç yeni alışveriş yapmadım, çuvallarca attım, bir yandan satıyorum, öyle çok ultra geliri olan biride değildim (outletçiyim) ama yinede bitmiyor..
velhasıl, kurtulunması gereken nesnelerdir, iyi yada kötü geçmişle, yaşanmışlıkla, nesnelerle, her ne ile olursa olsun, her tür "bağ"ın insanın hızını kestiğini, aşağı çektiğini, özgürleşmesine engel olduğunu düşünüyorum, yaşadığımız evde, odada, sadece yaşamsal gereçlerin olması yeterli aslında, tek yada eşinle, bavulunu toplayıp gidebilmelisin istediğin zaman, önceliğimiz deneyim olmalı, yaşadığımız duyguya, deneyime odaklanmamızı engelleyen uyaranlardır bu bağlar diye düşünüyorum..
bağları kopardıkça, gereksiz eşyalardan kurtuldukça, o kadar hafifliyorki insan, bunlar insana mental anlamda yük de oluyor, yük hafifleyince enerjiniz ve algınızda da yer açılıyor inanın..
gönül bağınızın olduğu birisi varsa, onun dışında hiçbirşeyle bağ kurmak gerekmiyor bence..
devamını gör...
enderun
osmanlı devletinde sarayın iç bölümüne verilen isimdir.
bu bölümde padişahın güvenilir hizmetkarları bulunurdu.
aynı zamanda devşirme sistemi ile nitelikli devlet adamı ve asker yetiştirilen eğitim odaları da enderun kısmında bulunurdu.
bu bölümde padişahın güvenilir hizmetkarları bulunurdu.
aynı zamanda devşirme sistemi ile nitelikli devlet adamı ve asker yetiştirilen eğitim odaları da enderun kısmında bulunurdu.
devamını gör...
kek
annemin çok güzel yaptığı bir hamur ürünüdür.
bol damla çikolatalı olması makbuldür.
portakal veya limon kabuğunu rendeleyip eklerseniz tadını katlarsınız.
ayrıca argoda 'aptal, bön kimse' anlamına gelen sözcüktür.
bol damla çikolatalı olması makbuldür.
portakal veya limon kabuğunu rendeleyip eklerseniz tadını katlarsınız.
ayrıca argoda 'aptal, bön kimse' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...
kemal sunal filmleri
her izlediğinde tebessüm ettiren garip bir büyüsü olan filmlerdir.
hiç birini açıp internetten izlemedim hep denk geldim televizyonda.
hiç birini açıp internetten izlemedim hep denk geldim televizyonda.
devamını gör...
devletin kaçak elektriğe çözüm getirmemesi
katılmadığım başlıktır. faturalarla gelen çözüm bizim evde ışıldıyor.
devamını gör...
oyuncak kardeşliği
öncelikle yürekleri ısıtan, gülümsememize sebep olan, içimize umut tohumları serpen bir proje olduğunu belirterek başlamak isterim.

oyuncak kardeşliği adının hakkını veren kardeşlik gibi bağları sağlam, ayrısı gayrısı olmayan, mesafeleri anlamsız kılan bir proje. buradaki yegane ve tek amaç çocukları sevindirmek. minicik kalpleri mutlu etmek. eee, bu da oyuncakla oluyor tabi. ülkemizin doğu kesimindeki çocuklara gelen oyuncakları dağıtılıyor. projenin kurucusu olan ümit kavak onların o güzel gülümsemelerini kadrajına sığdırmaya çalışıyor ve dünyada daha gerçek neyle uğraşabilirsiniz ki? diyor. gücünün yettiği kadar emeklerini çocuklardan hiç sakınmıyor. izmir depremindeki zor günlerde de arkadaşları ve gönüllülerle birlikte çocukların hep yanındaydı. onlarla oyunlar oynayıp, depremi unutmaları için çaba sarf etti. yaralarını bir şekilde sarmaya çalıştı. bir röportajdan bazı kesitleri okumanız için sizinle paylaşıyorum.

bomba atmıyor değil mi?
köylerde zengin yoksul fark etmeksizin tüm çocukların oyuncağa özlemi olduğunu anlatan ümit kavak “bu üç yılda oyuncakla hiç tanışmamış çocuklar da gördük. bisiklet, araba isteyen çocuklar da… en etkilendiğim anlardan birini ceylanpınar sınırında yaşadım. suriyeli göçmen bir ailenin çocuğu oyuncak uçağı gördüğünde ‘abi bu bomba atmayan uçaktan değil mi?' diye sormuştu… bu hafızama kazınan bir andı” dedi.
sevgi bütün kapıları açar
mutlulukları yüzlerinden okunan çocuklar için oyuncak dağıtımına memleketi mardin'den devam eden ümit kavak, amacının ilham olup farkındalık yaratmak olduğunu söylüyor. “herkes etrafındaki çocuklara ulaşabilir. onları mutlu edebilir” diyen kavak yaşadığı mutluluğu şöyle ifade etti: “bu projeye başladığımda hayalim binlerce çocuğu oyuncakla buluşturmaktı. o çocukların abisi oldum. bir çocuğu mutlu etmek çok kolay. mutluluk bir çocuğun yüzündeki gülümsemedir. bunu öğrendim. projenin çıkışı oyuncak olsa da elimizden geldiği kadar o çocuklara sevgiyi hissettirmek istiyoruz. çünkü sevgiyi tatmış bir çocuk kötü olamaz. sevgiyle büyümüş bir çocuk asla topluma zarar veremez. sevgi bütün kapıları açar, o çocukların çoğunun sevgiye, ilgiye ihtiyacı var.”

röportajın tamamı için linkini ve sizi gülümsetebilecek fotoğrafları şuralara bıraktım. belki sizin de bir oyuncak kardeşiniz olur ne dersiniz?
buraya tıklayınca bir gülümseme geliyor

oyuncak kardeşliği adının hakkını veren kardeşlik gibi bağları sağlam, ayrısı gayrısı olmayan, mesafeleri anlamsız kılan bir proje. buradaki yegane ve tek amaç çocukları sevindirmek. minicik kalpleri mutlu etmek. eee, bu da oyuncakla oluyor tabi. ülkemizin doğu kesimindeki çocuklara gelen oyuncakları dağıtılıyor. projenin kurucusu olan ümit kavak onların o güzel gülümsemelerini kadrajına sığdırmaya çalışıyor ve dünyada daha gerçek neyle uğraşabilirsiniz ki? diyor. gücünün yettiği kadar emeklerini çocuklardan hiç sakınmıyor. izmir depremindeki zor günlerde de arkadaşları ve gönüllülerle birlikte çocukların hep yanındaydı. onlarla oyunlar oynayıp, depremi unutmaları için çaba sarf etti. yaralarını bir şekilde sarmaya çalıştı. bir röportajdan bazı kesitleri okumanız için sizinle paylaşıyorum.

bomba atmıyor değil mi?
köylerde zengin yoksul fark etmeksizin tüm çocukların oyuncağa özlemi olduğunu anlatan ümit kavak “bu üç yılda oyuncakla hiç tanışmamış çocuklar da gördük. bisiklet, araba isteyen çocuklar da… en etkilendiğim anlardan birini ceylanpınar sınırında yaşadım. suriyeli göçmen bir ailenin çocuğu oyuncak uçağı gördüğünde ‘abi bu bomba atmayan uçaktan değil mi?' diye sormuştu… bu hafızama kazınan bir andı” dedi.
sevgi bütün kapıları açar
mutlulukları yüzlerinden okunan çocuklar için oyuncak dağıtımına memleketi mardin'den devam eden ümit kavak, amacının ilham olup farkındalık yaratmak olduğunu söylüyor. “herkes etrafındaki çocuklara ulaşabilir. onları mutlu edebilir” diyen kavak yaşadığı mutluluğu şöyle ifade etti: “bu projeye başladığımda hayalim binlerce çocuğu oyuncakla buluşturmaktı. o çocukların abisi oldum. bir çocuğu mutlu etmek çok kolay. mutluluk bir çocuğun yüzündeki gülümsemedir. bunu öğrendim. projenin çıkışı oyuncak olsa da elimizden geldiği kadar o çocuklara sevgiyi hissettirmek istiyoruz. çünkü sevgiyi tatmış bir çocuk kötü olamaz. sevgiyle büyümüş bir çocuk asla topluma zarar veremez. sevgi bütün kapıları açar, o çocukların çoğunun sevgiye, ilgiye ihtiyacı var.”

röportajın tamamı için linkini ve sizi gülümsetebilecek fotoğrafları şuralara bıraktım. belki sizin de bir oyuncak kardeşiniz olur ne dersiniz?
buraya tıklayınca bir gülümseme geliyor
devamını gör...
mazoşizm
gözlemlerim sonucunda özellikle, geçmişte kendisine veya bir yakınına zarar vermiş olan insanlara ikinci bir şans veren, affeden vs. insanlarda yaygın olarak görüldüğüne kanaat getirdiğim rahatsızlık.
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
merhabalar sevgili dostlar
bu geceki yayınımızda acı çekmeyi neden severiz isimli başlıktan konuşacağız.
yazdıklarınızı yayında okuyup üzerine fikirlerimizi paylaşacağız.
saat 24:00 da sözlük radyosundayız. radyo.kafasozluk.com/
iki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması neyi değiştirir
son istasyonun.
bu geceki yayınımızda acı çekmeyi neden severiz isimli başlıktan konuşacağız.
yazdıklarınızı yayında okuyup üzerine fikirlerimizi paylaşacağız.
saat 24:00 da sözlük radyosundayız. radyo.kafasozluk.com/
iki rayı gibiyiz
bir tren yolunun
yakın olması neyi değiştirir
son istasyonun.
devamını gör...

