normal sözlük hunidaşlar kulübü
benim biricik saygıdeğer kulübüm. öncelikle bu uğurda ne savaşlar verdiğimi bilemezsiniz. atılmadık vişne bırakmadım. sonunda elimde bir tane bile vişne kalmadı. zorunluluktan karpuz'a geçtim de vişnem bitti diyemedim.*
burada istifa eden yönetime bir eleştiri yapmak istiyorum. siz o ışığı kapatırsanız da yakan bir deli çıkmaz mı? bu öyle hadi dükkanı kapatıp gidiyoruz biz kulübü müdür? erken pes ettiniz..
ateist kaplumbağa o kadar yavaş hareket etti ve o kadar aklı selim davrandı ki... deli midir akıllı mıdır tam anlayamadık. imana mı geldi acaba? süngerbob çorabı giyen yiğit aramızdaki en hevesli en hunilisiydi. çalışmaktan çorapları delindi. yenisi gelmedi diye bu kadar tepki verilir mi? süngerbob yoksa bugs bunny çorabı al.

rahat olun gençler ve her daim genç kalacak olanlar. üstüne bir bardak su içelim. kulüpsüzler kulübü olduk galiba.
bu da benden kulüp için çok çalışan çoraplı bey'e gelsin..

aklınıza mukayyet olun o zaman.
karpuz görünümlü hunisi elinden alınmış vişne.
burada istifa eden yönetime bir eleştiri yapmak istiyorum. siz o ışığı kapatırsanız da yakan bir deli çıkmaz mı? bu öyle hadi dükkanı kapatıp gidiyoruz biz kulübü müdür? erken pes ettiniz..
ateist kaplumbağa o kadar yavaş hareket etti ve o kadar aklı selim davrandı ki... deli midir akıllı mıdır tam anlayamadık. imana mı geldi acaba? süngerbob çorabı giyen yiğit aramızdaki en hevesli en hunilisiydi. çalışmaktan çorapları delindi. yenisi gelmedi diye bu kadar tepki verilir mi? süngerbob yoksa bugs bunny çorabı al.

rahat olun gençler ve her daim genç kalacak olanlar. üstüne bir bardak su içelim. kulüpsüzler kulübü olduk galiba.
bu da benden kulüp için çok çalışan çoraplı bey'e gelsin..

aklınıza mukayyet olun o zaman.
karpuz görünümlü hunisi elinden alınmış vişne.
devamını gör...
perseverance
ing. azim. nasa tarafından mars gezegenine gönderilen keşif aracı. 2021 yılında inmesi planlanmaktadır. marsta yaşamın mümkün olup olmadığını enine boyuna araştırmakla görevli elektronik alet.
devamını gör...
daha sonra tekrar deneyiniz (yazar)
başkaları için herhangi bir yazar.
ama benim için...
günaydın canım ya da telde kayıtlı olduğun üzere canımsın...
daha önce sana seni seviyorum demiş miydim? evet milyonlarca kez hah ama hep az gibi geliyor bana biliyor musun? bazen sabahları kalkıp tavanıma söylüyorum mesela bunu. sence delirdim mi? tavanla gözgöze saatlerce bakışan bir arkadaşım var. ondan geliştirdim bu özelliğimi. bir level üstü heyt be o bakışı da ben konuşmaz mıyım? hiç altta kalmam bilirsin. deli manyak bir yapım var.
sahi napıyor senin tavan görüşmeyeli? keyfi nasıl? sen nasılsın?
nickaltları yine vıcık vıcık kankacılık desinler diye geldim. valla kankacılıksa kankacılık hemde en vıcığından hiç kusura bakmayın. (sensin vıcık! hıh.) reelde tam 16 sene dile kolay. hemde öyle en ufak bir küsme, darılma, kavga gürültü olmadan. hee ben onu bir kere süpürge sapıyla dövmüştüm ama o sayılmaz hahahah.
canım kankım seni seviyorum. bunu demek için bu kadar laf kalabalığı yapmam işte hep aynı banu. ünideki gibi aynı. senin evet, hıhı, tamam, peki, oldu, aa, sonra, yok ya'ların benim destanlarım. bir gün benden sıkılacaksın diye çok korkuyorum. birazdan ses kaydı atacağım 728838929 dakika. sen sadece seni seviyor olmama odaklan gerisi hallolur.
seni seviyorum demiş miydim?
seni seviyorum...
ama benim için...
günaydın canım ya da telde kayıtlı olduğun üzere canımsın...
daha önce sana seni seviyorum demiş miydim? evet milyonlarca kez hah ama hep az gibi geliyor bana biliyor musun? bazen sabahları kalkıp tavanıma söylüyorum mesela bunu. sence delirdim mi? tavanla gözgöze saatlerce bakışan bir arkadaşım var. ondan geliştirdim bu özelliğimi. bir level üstü heyt be o bakışı da ben konuşmaz mıyım? hiç altta kalmam bilirsin. deli manyak bir yapım var.
sahi napıyor senin tavan görüşmeyeli? keyfi nasıl? sen nasılsın?
nickaltları yine vıcık vıcık kankacılık desinler diye geldim. valla kankacılıksa kankacılık hemde en vıcığından hiç kusura bakmayın. (sensin vıcık! hıh.) reelde tam 16 sene dile kolay. hemde öyle en ufak bir küsme, darılma, kavga gürültü olmadan. hee ben onu bir kere süpürge sapıyla dövmüştüm ama o sayılmaz hahahah.
canım kankım seni seviyorum. bunu demek için bu kadar laf kalabalığı yapmam işte hep aynı banu. ünideki gibi aynı. senin evet, hıhı, tamam, peki, oldu, aa, sonra, yok ya'ların benim destanlarım. bir gün benden sıkılacaksın diye çok korkuyorum. birazdan ses kaydı atacağım 728838929 dakika. sen sadece seni seviyor olmama odaklan gerisi hallolur.
seni seviyorum demiş miydim?
seni seviyorum...
devamını gör...
iltifata iltifatla karşılık vermek
kişinin iltifat aldığında utanıp ne diyeceğini bilemediğinden verdiği karşılıktır. iyi niyetle yapılmıştır fakat bir iltifat sonrası hemen karşıdaki kişiye iltifat etmek samimi karşılanmayabilir. ya da laf olsun torba dolsun gibi görülebilir. bence iltifat alındığında her ne kadar zor da olsa sadece samimi şekilde teşekkür etmek daha makul olacaktır.
insan sadece teşekkür ettiğinde mütevazı davranmayıp kibirli görüleceğini düşünebilir fakat samimi teşekkürünüz, iltifat ettiğiniz kişinin iltifatını kabul ettiğinizden kişiyi mutlu edecektir. tek dikkat etmeniz gerçekten samimi bir şekilde karşılamanız.
insan sadece teşekkür ettiğinde mütevazı davranmayıp kibirli görüleceğini düşünebilir fakat samimi teşekkürünüz, iltifat ettiğiniz kişinin iltifatını kabul ettiğinizden kişiyi mutlu edecektir. tek dikkat etmeniz gerçekten samimi bir şekilde karşılamanız.
devamını gör...
fifty shades of grey
son derece normal bir insan olduğum halde, benim kafamdaki fantezilerin yanından bile geçemeyecek dandik sahneleriyle nasıl bu kadar olay olduğunu anlamadığım tırı vırı bir film.
devamını gör...
hapşırınca çok yaşa yerine yerhakemüllah denmesini isteyen tip
devamını gör...
ioanna kuçuradi
akademik olarak üzerinde oldukça az durulan ahlak ve etik konularında çalışmıştır kendileri. malesef genel tartışmalardan bile bihaber olduğumuz için-akademi bile bihaber- kuçuradi'nin bize 'yeni bi şeyler' söylediğini zannediyoruz. halbuki bahsettiği ahlak ve etik, 2. dünya savaşı sonrası batı'da konuşulanlardan farksızdır. kuçuradi'nin gündeminden düşmeyen 'rasyonel ve öğretilebilir' etik anlayışı çoktan dünyanın gündeminden düştü. literatür bilenler, literatür bilmeyenlere her zaman yeni bir şey söylerler tabi.
tabi ki ''gündemden düşen bi konuyu tekrar gündeme getirmek'' tenkit edilebilecek bi durum değildir. ancak bunu bilmeyen okuyucu tenkit edilebilir. eğitim ve öğretimin konusu olarak 'etik' ise başlı başına bi meseledir.
tabi ki ''gündemden düşen bi konuyu tekrar gündeme getirmek'' tenkit edilebilecek bi durum değildir. ancak bunu bilmeyen okuyucu tenkit edilebilir. eğitim ve öğretimin konusu olarak 'etik' ise başlı başına bi meseledir.
devamını gör...
rakun
sabah sabah jim'in tüm mahalleyi ayağa kaldırmasına neden olmuş hayvandır. köpek ve rakun kavgasını sona erdirmek konusunda yıllar içinde uzmanlaştım. her yıl bahar başında bir rakun terasa girer ve nasıl çıkacağını bilemez. jim ise rakunlara saldırmaması gerektiğini unutur, havlar, hayvanı köşeye sıkıştırır, cevabını alır ve bir daha bulaşmaz.
rakunlar normalde saldırgan hayvanlar değildir. saldırılmadığı sürece saldırmazlar. bizim jim bugün burnunun üstünü çizdirmiştir ancak bir noktada hak etmiştir. rakunu zarar görmeden terastan çıkarttık. yiyecek atarak, yolu gösterdiğimizde, mutlu bir şekilde yiyecekleri takip ederek terastan ayrıldı.
kuzey amerika'da yabani hayvanlar düzenli olarak kuduza karşı aşılandığından genelde kuduz riski taşımazlar. her yıl doğaya üzerine kuduz aşısı damlatılmış yemler atılır. böylece sincaplar, tilkiler, rakunlar, yarasalar vb. kuduza karşı korunur. montreal'de son kuduz vakası yaklaşık 15 yıl önce yarasa ısırması nedeniyledir.
rakunlar ellerini çok iyi kullanırlar. metal çöp tenekeleri dışındaki tüm çöp kurularını rahatça açarlar. montreal'de hemen hemen her arka sokakta en az bir rakın ailesi vardır. evlerde sundurmaların altına yuva yaparlar. yavru rakunlar çok sevimlidir. anne rakunlar biraz koruyucu olduğu için fazla yaklaşmamakta fayda vardır. yetişkin rakun ise çitin üstüne oturur ve size bakar. eğer yiyecek atarsanız hemen koşar yer ve bir sonraki için size bakar. şehirlerde yaşamaya ve insanlara alışkındırlar. insanlar saldırmadıkları sürece insanların varlığını tehdit olarak algılamazlar.
kuzey amerika'da insanlar doğayla birlikte yaşamaya alışkındır. rakun dışkısıyla kaz dışkısı, fare, sincap, karga, tilki, kaz vb. arasında fark yoktur. bu hayvanların hepsi sonuçta şehir yaşamının bir parçasıdır. çocuklara hayvanları sevmek, hayvanlarla yaşam ve el yıkama alışkanlığı öğretilir. çocuklarla doğayla barışık olurlar ve daha güçlü savunma sistemine sahip olurlar.
bu arada rakunlar aynı zamanda son derece uyumlu bahçe ve ev hayvanıdır.
rakunlar normalde saldırgan hayvanlar değildir. saldırılmadığı sürece saldırmazlar. bizim jim bugün burnunun üstünü çizdirmiştir ancak bir noktada hak etmiştir. rakunu zarar görmeden terastan çıkarttık. yiyecek atarak, yolu gösterdiğimizde, mutlu bir şekilde yiyecekleri takip ederek terastan ayrıldı.
kuzey amerika'da yabani hayvanlar düzenli olarak kuduza karşı aşılandığından genelde kuduz riski taşımazlar. her yıl doğaya üzerine kuduz aşısı damlatılmış yemler atılır. böylece sincaplar, tilkiler, rakunlar, yarasalar vb. kuduza karşı korunur. montreal'de son kuduz vakası yaklaşık 15 yıl önce yarasa ısırması nedeniyledir.
rakunlar ellerini çok iyi kullanırlar. metal çöp tenekeleri dışındaki tüm çöp kurularını rahatça açarlar. montreal'de hemen hemen her arka sokakta en az bir rakın ailesi vardır. evlerde sundurmaların altına yuva yaparlar. yavru rakunlar çok sevimlidir. anne rakunlar biraz koruyucu olduğu için fazla yaklaşmamakta fayda vardır. yetişkin rakun ise çitin üstüne oturur ve size bakar. eğer yiyecek atarsanız hemen koşar yer ve bir sonraki için size bakar. şehirlerde yaşamaya ve insanlara alışkındırlar. insanlar saldırmadıkları sürece insanların varlığını tehdit olarak algılamazlar.
kuzey amerika'da insanlar doğayla birlikte yaşamaya alışkındır. rakun dışkısıyla kaz dışkısı, fare, sincap, karga, tilki, kaz vb. arasında fark yoktur. bu hayvanların hepsi sonuçta şehir yaşamının bir parçasıdır. çocuklara hayvanları sevmek, hayvanlarla yaşam ve el yıkama alışkanlığı öğretilir. çocuklarla doğayla barışık olurlar ve daha güçlü savunma sistemine sahip olurlar.
bu arada rakunlar aynı zamanda son derece uyumlu bahçe ve ev hayvanıdır.
devamını gör...
sıkça söylenen yalanlar
iyiyim, sağol.
devamını gör...
demosthenes
demosthenes, m.ö. 384 yılında atina'da doğmuş ünlü politikacı ve hatiptir. küçük yaşta babasını kaybeden ve konuşma güçlüğü bulunan demosthenes, yaşadığı zorluklardan dolayı içine kapanık ve utangaç biri olmuş. kekeme olan demosthenes, o dönemde atina' da bulunan hatiplere çok özeniyor ve tıpkı onlar gibi kitlelere hitap etmeyi, nutuklar yazmayı istiyordu. fakat ne zaman bunu yapmaya çalışsa kekemeliğinden dolayı insanların alaylarına ve eleştirilerine maruz kalıyordu. her şeye rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen demosthenes, ağzına çakıl taşları doldurup konuşma egzersizleri yapıyor ve fırtınalı havalarda denize karşı bağırarak şarkılar söylüyordu. işte bu çabalarıyla kekemeliğini yenen demosthenes artık en iyi hatip olmayı başarmıştı. atina da halka hitap ediyor ve nutuklar yazıyordu. ayrıca avukatlık ve politakıcılık da yapmış. ve alay edilen o çocuk şimdi hayranlıkla dinleniyordu.
cicero onun için, tüm hatipler arasında tek başına duruyor demiştir.
“en kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle arzu ettiği şeyin gerçek olduğuna inanır.” demosthenes (mö 384-322)
cicero onun için, tüm hatipler arasında tek başına duruyor demiştir.
“en kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle arzu ettiği şeyin gerçek olduğuna inanır.” demosthenes (mö 384-322)
devamını gör...
ruh adam
h.nihal atsız'ın fazla sembolik olay içeren, psikolojik tahlillere yer vermiş olduğu romanıdır. açıkçası önyargılı olduğum bir yazardı fakat ruh adam kitabiyla bu önyargımı kırmakla bırakmayıp hayran da bıraktı. kitabın başlangıcındaki eski hikayeyi de ara ara açıp okuyorum,kesinlikle çok hoş.
--! spoiler !--
burkay ölmekle ıztıraptan kurtulmuş olmadı. her yıl bahar olup çiçekler açtıkça, açığma-kün’ü görüp sevdiği çam ağacının yanında ruhu dolaşıyor. ‘’ıztırap çekiyorum. sen de beni seviyor musun’’ diye inliyor. o günden bu güne kadar bin yıl geçtiği halde burkay her bahar orada ağlıyor. yanında duran açığma-kün ‘’sus sus, ben de ıztırap çekiyorum’’ diye yanıp yakılıyor. fakat ‘’ben de seni seviyorum’’ demiyor.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
burkay ölmekle ıztıraptan kurtulmuş olmadı. her yıl bahar olup çiçekler açtıkça, açığma-kün’ü görüp sevdiği çam ağacının yanında ruhu dolaşıyor. ‘’ıztırap çekiyorum. sen de beni seviyor musun’’ diye inliyor. o günden bu güne kadar bin yıl geçtiği halde burkay her bahar orada ağlıyor. yanında duran açığma-kün ‘’sus sus, ben de ıztırap çekiyorum’’ diye yanıp yakılıyor. fakat ‘’ben de seni seviyorum’’ demiyor.
--! spoiler !--
devamını gör...
akrabasız bayram
(bkz: yok öyle bir şey)
bana şehir efsanesi gibi gelen, gerçeklikten çok uzak hayal dünyasıyla haşır neşir bir bayram. bazı şanslı insanlara **gerçekten nasip oluyormuş bu nimet. anlatsanıza biraz akraba istilasına uğramayınca neler yapıyorsunuz evde? benim aklıma çay yapmaktan başka bir şey gelmiyor.
bana şehir efsanesi gibi gelen, gerçeklikten çok uzak hayal dünyasıyla haşır neşir bir bayram. bazı şanslı insanlara **gerçekten nasip oluyormuş bu nimet. anlatsanıza biraz akraba istilasına uğramayınca neler yapıyorsunuz evde? benim aklıma çay yapmaktan başka bir şey gelmiyor.
devamını gör...
özlemek
güzel şeydir aslında...
bazen insana acı versede kavuşmak adına hayata tutunmaktır.
sevgiliye duyulan tutkudur, yanarcasına!..
bazen de sözlerin bitmediği, zamanın yetmediği, hatıraların dillendirildiği, sırılsıklam bir bakış da onu aramaktır...
hiç tatmadığın duygulara, hiç bilmediğin dünyalara, hiç görmediğin diyarlara, çocukluğa, sevgiliye, dosta, geçmişe hatta geleceğe duyulan hasrettir!..
yakıcıdır, ama yine de sevilir bir şekilde hissedilir o hoş duygu…
bazen insana acı versede kavuşmak adına hayata tutunmaktır.
sevgiliye duyulan tutkudur, yanarcasına!..
bazen de sözlerin bitmediği, zamanın yetmediği, hatıraların dillendirildiği, sırılsıklam bir bakış da onu aramaktır...
hiç tatmadığın duygulara, hiç bilmediğin dünyalara, hiç görmediğin diyarlara, çocukluğa, sevgiliye, dosta, geçmişe hatta geleceğe duyulan hasrettir!..
yakıcıdır, ama yine de sevilir bir şekilde hissedilir o hoş duygu…
devamını gör...
doktor maaşı
doktorlar hariç herkesin çok aldığını zannettiği ancak o kadar yıl okumaya, o kadar saat mesai yapmaya karşılık ülke ekonomisi de göz önünde bulundurulduğunda düşük olan maaştır. insanlar tutturmuş doktor maaşı, doktor maaşı. herkesin ağzında bir tutar. yahu biz nerede yaşıyoruz? özellikle şu pandemi döneminde kendi hayatlarını hiçe sayarak çalıştıkları koşulları, sürekli şiddete maruz kalmalarına rağmen haklarını koruyan bir yasa çıkmamasını, izin yapamamalarını ve hatta istifa etme haklarının bile elinden alınmasını düşünürsek kendilerinin ne kadar emekçi olduğu ortadadır. buna rağmen bazı insanların hala ağzında olan olmayan çok yüksek maaşlarıdır, ne diyelim ki..
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
sevdiceğimle ikeada dolaşıyorduk. odalarda dekor olarak kullanılan kitaplardan birini açtık. içinde "bugün bizim beşinci yılımız ve çok mutluyuz. " şeklinde başlayan ve okuyan kişiye güzel temennilerde bulunan bir yazıya denk gelmiştik. bizim de beşinci yılımızdı. güzel bir tesadüf olmuştu. umarım hala beraber ve mutlulardır.
devamını gör...
ele güne karşı
aynı zamanda gain medya'da izlenebilecek mfö belgeselinin adı.
devamını gör...
yurdum kadınlarının kendini dua lipa sanması
dua lipadan çok daha güzel kadınlar görebilirsiniz dışarıya çıktığınızda
devamını gör...
ölmenin en kötü yanı
arkada kalan insanlardır. bazıları tamamen hayatlarından soyutlanır, bazıları düşünmemek için bir sürü şey yapar. ama illa hayatlarında bir şeyler değişir.
devamını gör...
sturm und drang
alman edebiyatında önemli bir yeri olan aydınlanma çağı içerisinde 20 - 30 yaşlarındaki genç kuşağın öncülük ettiği yeni bir siyasi akımdır.
almanca kelime anlamı olarak her ne kadar fırtına ve stres anlamında olsa da türkçemiz de; fırtına ve tepki, fırtına ve baskı, fırtına ve hücum, fırtına ve coşku şeklinde çevirilerine rastlaya bilmekteyiz.
deha çağı ya da deha devri olarak da bilinen bu döneme ismini veren klinger*in 'wirrwar ' isimli tiyatro eseridir. christoph kaufmann* tarafından bu eserin adı 'sturm und drang ' olarak değiştirilmiş ve bu döneme isim olmuştur. herder*in fragmanlarını yayımlamaya başladığı 1767 yılında başlayan bu dönem, goethe*nin 24 yaşında yazdığı götz von berlichingen* ve klinger'in kabale und liebe* drama oyunları ile doruk noktasına ulaşarak 1785 yılına kadar sürmüştür.
otuz yıl savaşları'ndan sonra alman imparatorluğu merkezi otoritesini kaybetmiş ve bunun sonucu olarak bir çok büyüklü küçüklü prenslikler oluşmuştur. prenslikler buyrukları altında bulunan insanlardan mutlak itaat beklemişlerdir. soyluların dışında kalan insanların yüksek vergi ve çeşitli ödeme yükümlülükleri vardı. elde edilen gelirler halkın refahı için değil, saray eğlencelerine, av partilerine, görkemli şatolara, askeri harcamalara ve hatta metreslere harcanmaktaydı. bu harcamalara yetmeyen parayı karşılamak için ülkenin gençleri yabancı ülkelere asker olarak satılmaya başlanmıştır. *
düşünsel açıdan bu akım, aydınlanma çağı’nın akıl egemenliğine karşı bir tepki olarak oluşmuştur. en belirleyici ilkesi, aydınlanma çağı'nın eleştirici mentalitesinden kurtulup dehayı, orijinal dahiyi ideal olarak kabul etmesidir. ideolojik olarak rousseau*nun fikirlerini temel alır. rousseau, sanat ve bilimde ki ilerlemelerin ahlakta iyileştirmeler getirmeyeceğini, uygarlığın yayılması ile toplumda zengin, yoksul, efendi ve köle gibi kavramların oluştuğunu, insanın doğal insanlığa yabancılaştığını savunmuştur. insanın ilkel insan yani doğa insanı olduğu zamanlarda daha mutlu yaşam sürdüğünü iddia etmiştir. saray geleneklerinden uzaklaştırılmış, yani antifedoal akılcı ama daha çok doğal bir toplum düzenine olan özlemi her seferinde vurgulamıştır.
rousseau'nun bu düşüncelerinden yola çıkan genç alman yazarlar doğa insanını insancıllık ülküsü olarak görmeye başlamışlardır. duygu ve sezgilerine göre hareket eden insan tipi makbuldür onlara göre. insanları kontrol eden iç mekanizma akıl değil kalptir. çünkü akıl düzen demektir, yasa ve kural koyar. bu bağlamda aklın egemenliği demek yasaların ve kuralların hakimiyeti demektir. oysa ki genç kuşak yasa ve kural tanımak istememekle birlikte aydınlanma çağının tek taraflı egemenliğinin kaldırılmasını istemekteydiler.
aydınlanma çağı'nda ki akılcılık kişileri tek yanlı olarak şekillendirmekteydi, insanlar yapay bir akıl mekanizması haline gelmişlerdi. çok yönlü doğa insanları tek yönlü meslek insanı haline gelmişti. bu kalıba giren insanların yaşamında duyguların ve doğal tepkilerin olabileceğinden söz edilemezdi. alman gençlere göre yaşamın özü yasa ve kural tanımayan bireysellikten geçmekteydi. akıl düzen demek oluyor ise yaşam da devrim anlamına gelmeliydi. bu görüşleri alışılagelmiş tüm değerlerin değişmesi anlamına gelen bir devrim niteliğindeydi. bu gençlerin istedikleri, insanı toplum içerisinde belli bir işlevi olan varlık statüsünden çıkarıp kişilik kazanmasının sağlanmasıydı. gençlere göre özgürlüğünü kazanan kişi toplumdan soyutlanmış olmaz aksine yükselmiş olurdu.
sturm und drang, aydınlanma çağı'nda mutlak egemen olan aklı insan doğasının protesto edişidir. akıldışılığın akılcılığa, duygu ve isteğin akla, kalbin kafaya başkaldırısıdır. demokratik ülkü olarak antifedoal bir devlet düzeni istemektedir. bu hareketin sanat anlayışını yeni yaşam duygusu ve doğa anlayışı belirleyecektir. deha devri sanatta özgürlük ve sanatçıda özgür dehayı arar. sanat kültür değil doğadır. bundan mütevellit yazarlar kişilerin doğasıyla ilgilenir. edebi ürünler çoşkulardan, duyguların harekete geçmesinden, tutkuların ve duyguların fırtınasından oluşmaktadır. böyle bir sanat icra edebilmek için eğitim önemli değildir. önemli olan deneyim görmüş yaşamdır, doğuştan dahiliktir. dahi olan yazar düşlem özgürlüğü ve yeteneği bulunan, eserini sezgisel verilere göre oluşturan kişidir.
burada irdelenen sanat anlayışı doğaldışılıklara karşı savaş verir. ulusal duyguların canlandırılmasını ön planda tutar. sturm und drang yazarları klopstock* ve lessing*in klassizmin yapaylığına ve kuralcılığına karşı başlattığı savaşı sürdürme yolunu izlemişlerdir. herder ve goethe bu akılcı biçime karşı iç biçim adında yeni bir biçim geliştirmiştir. gotik sanatı özgün alman sanatı olarak gören goethe bunu almanların hakiki ruh anlatımı olduğunu ve bir ihtiyaçtan doğduğunu savunur. gotik tarzda inşa edilen alman kilise ve katedralleri dış düzene sahip olmamakla birlikte organik bir bütünlük gösterir ve özgün karakteristik sanat eserleridir. karakteristik sanat gerçek ruh anlatısıdır ve hakiki sanat olarak değerlendirilir.
sturm und drang yazarları konu itibari ile aile içinde kardeş düşmanlığını ve baba oğul arasındaki trajik anlaşmazlıklara yer vermişlerdir. burjuva ve soylular arasında ki sınıf farklarını ve bunun burjuvanın aleyhine doğurduğu sonuçları eleştirisel olarak dile getirmiştir. eleştirilen bir başka konu ise geleneksel cinsel ahlak olmuştur.
her ne kadar 18-20 yıl civarında etkili olmuş olan bir dönem olsa da alman edebiyatının fransız klassizminden kurtulmasını ve almanların kendi karakterlerine uygun eserler ortaya çıkarmasını sağlamıştır. burjuva üstünlüğünden kurtulan sanat anlayışı ile alman edebiyatı daha evrensel alanda ererler vermeye başlamıştır.
*
devamını gör...
