hayvansever
sokak kedilerine, köpeklerine selam verir konuşarak severim. hem ne demiş sadri alışık bir filminde "köpeğe selam vermek,adamlığa çeyrek var demektir ". sonuç olarak;hayvanlara merhametli olmayanın, insana merhametli olduğunu göremedim. bir insanı tanımada onemli kriterdir benim için.
devamını gör...
iki çeşit insan vardır
sözlükte tanımları beğenen ve beğenmeyip mezara götüren.
(bkz: kafa sözlük’teki oylama alışkanlığı)
(bkz: kafa sözlük’teki oylama alışkanlığı)
devamını gör...
normal sözlük yazar tiplemeleri
ulan hepsiyim resmen dediğim başlıktır.
hem muhalifim. hem düzüm. hem troll yazarım. hem emekçiyim. hem vefakarım. hem popülerim. hem yalnızım. hem yanlışım. yuh ulan ne gevşek bir insanım ben.
hem muhalifim. hem düzüm. hem troll yazarım. hem emekçiyim. hem vefakarım. hem popülerim. hem yalnızım. hem yanlışım. yuh ulan ne gevşek bir insanım ben.
devamını gör...
bilim insanlarının şarkıcılar kadar değer görmemesi
popüler kültürün sonucudur. kim daha fazla göz önünde ise o insan belleğine o derece fazla kazınır ve kişinin görüşlerini etkiler.
bir de insan eğlenceye daha meyillidir. eğlence ile ilgili konular ve insanlar genel olarak toplumun daha fazla ilgisini çeker. bilime göre daha basit, daha az uğraş gerektiren konulardır.
bir de insan eğlenceye daha meyillidir. eğlence ile ilgili konular ve insanlar genel olarak toplumun daha fazla ilgisini çeker. bilime göre daha basit, daha az uğraş gerektiren konulardır.
devamını gör...
uranos
gitar sanatçısı ve besteci makis ablianitis'in 2016 yılı sonunda çıkan son albümü. içinde yalnızca tek bir eserin pantelis thalassinos vokaliyle şarkılaştığı albüm enstrümantal parçalardan oluşuyor. sanatçının önceki albümlerinde olduğu gibi her parça, dinledikçe akılda çeşitli öyküler canlandıran, kalbe dokunan niteliğe sahip. toplamda 55 dakikalık şenlikli bir albüm dinlemek isteyenler için youtube ve spotify içinde bulunmakta.
devamını gör...
anket başlıklarının asıl amacı
laf olsun torba dolsun.
devamını gör...
ahmet kaya şarkılarındaki ölümcül cümleler
bu aşkın efkarı şarkılarda
hüzün bende solacak
bizi zaman yenecek
ve anılar kalacak.
hüzün bende solacak
bizi zaman yenecek
ve anılar kalacak.
devamını gör...
kafa rock radyo yayını
teker teker gelin arkadaşım crazy saturday saldırısı yapıyorsunuz resmen, türden türe doyup alcohol içip komaya mı girelim?gene mi dıjj mihraklar el attı olaya diye serzenişlendiğim program.(bkz: swh)
devamını gör...
orta çağ'da yaşayacak olsan yapacağın meslek
sıcak demirci olmak isterdim. savaşçıların itemleri benim tükkandan çıktıkça bi gururlanırdım şöyle.
devamını gör...
pakistan
işim icabı senelerce şantiyelerde çalıştım. zaman zaman normalde gidilmeyecek olan ülkelerede iş icabı giderek çalıştım. size değişik gelebilecek olan bir ülke olan pakistan' ı biraz anlatmak istiyorum. yazı biraz uzun oldu, okuyamam, sıkılırım diyorsanız hiç bulaşmayın bu tanıma :)
1995-1998 yılları arasında pakistan' ın en büyük şehri olan karachi ye 7-8 kere gidip epey bir süre kalmıştım. gözlemlerim aşağıdaki gibi olup yazarken durum neyse onu anlatmaya çalıştım, herhangi bir abartı yoktur ve o zaman ki durumu anlatmaktadır, şimdi nasıldır bilemem:
- türkleri çok seviyorlar, tarihten gelen bir şey bu zorlama veya sonradan gelen değil. kurtuluş savaşı sırasında hindistan ingiliz sömürgesi iken hintli müslümanların para yardımından hep söz edilir. işte o hintli müslümanlar hindistan' ın bağımsızlığı sırasında pakistan' ı kurmuşlar.
- kurucuları muhammed ali cinnah (aslında jinnah diye yazılıyor). lakabı quaid-e-azam "great leader" demekmiş. biz oradayken karachi havaalanının adı buydu. şimdi jinnah international airport olmuş.
- dilleri urduca, orduca kelimesinden geliyor, ordu içerisinde zamanla konuşulan dil ulusal dillerden biri olmuş. pakistanda iki resmi dil var. biri urduca diğeri ingilizcei. urducaya arapça ve farsçadan bir çok kelime geçmiş.
- hindistan ile deli gibi rekabet halindeler. ingilizlerden hindistan bağımsızlığını alırken, müslümanlar da ayrılıp pakistan devletini kurmuşlar hatta o zaman şimdiki pakistan "batı pakistan", bugünkü bangladeşte "doğu pakistan" adıyla pakistan' ın iki eyaleti olarak geçiyormuş, arada da hindistan var zaten. 1971 de bangladeş bağımsızlığını ilan etmiş. pakistan ile hindisten gerek dini sebeplerden, gerekse de keşmir yüzünden defalarca savaşmışlar, hala da kanlı bıçaklılar. rekabet aşağıdaki şekilde, biz oradayken tvden seyrederdik, nasıl bayağı eğlenceli değil mi?
- her iki ülkeninde nükleer gücü var. ilk gittiğimiz zaman sokaklarda 100 kişi şarkılar, türküler ve bayraklar eşliğinde maket füze taşıyarak geçit töreni yapardı, ne bu dediğimizde pakistan bugün başarılı bir deneme yapmış diye cevap verirlerdi. adamlar fakirlikten ölüyor ama nükleer füze denedik diye sokaklarda gösteri yapıyorlar aynı bizim "yol yabdı", "almanya bizi kıskaniii" diyenler gibiler yani. ayranları yok içmeye......
- pakistan adı bildiğimiz pak kelimesinden geliyor. temiz ülke demek. ilk olarak "pakstan" sözcüğü choudhary rahmat ali tarafından 1934 yılında kullanılmış ve birleşik krallık'ın eski hindistan sömürgesinin 5 eski eyaletinin harflerinden türetilmiş. söz konusu eyaletler bugün pakistan'ı meydana getirmiş.
p- pencap
a- afganya (ülkenin kuzeybatı bölgesi)
k- keşmir
s- sind
tan - belucistan =>baş harflerden pakstan olmuş, bu daha sonra pakistan adına evrilmiş.
- ülkede herşey ingiliz stili. trafik soldan akıyor, ölçü birimleride ingiliz stili, metrik değil.
- ben türk inşaat firmasında mühendis olarak orada çalışıyordum adam almamız gerektiğinde en basit bir adam bile alacak olsak iş başvurusuna gelen eleman bir klasör sertifika ile gelirdi, inanın en az 50 sertifikası vardı. tahmin edebileceğiniz gibi çoğu sahte çıkıyordu.
- eğitimli adamı gerçekten eğitimliydi yalnız, çoğu konusunda çok bilgiliydi.
- benim çalıştığım şirkette türkiye de okumuş pakistanlı mühendislerde vardı, birlikte kalırdık, çok iyi çocuklardı.
- genel olarak memleket sıcak bir memleket olduğundan ve islam cumhuriyeti olduğundan dolayı bir boşvermişlik, herşeyi allaha havale etmek gibi huyları vardı sağolsunlar. ben örnek olarak iş makinesinin altında arızaya müdahele ediyorum atölyeden bir anahtar lazım git şunu al diyordum beyimiz sallana sallana gidiyor yarım saat sonra geliyordu. "lan çabuk ol, getir şunu" diye bağırdığında ne bağırıyorsun der gibi "sabır sir" diyorlardı. sabır kelimesi bildiğimiz sabır demek, yukarıda belirtmiştim arapçadan onların diline geçmiş. o cevabı verdiği o an varya yaratılış nedeninizi sorguluyorsunuz.
- insanlar o kadar fakir ki, inşaatlardan çıkan molozlardaki demirleri ellerindeki çekiçlerle çıkartıp satıyorlardı, çıkardıklarıda en fazla iki kilo gelir, o da hurda fiyatına çok para etmez, mecburen göz yumuyorduk.
- klimasız yaşamanın imkanı yok, çok sıcak ve nemli. arabada klima şart, evde klima şart.
- bizim kaldığımız ev bahçeli villa tarzı bir yerdi. oralarda çocuklar evlenincede aileleri ile yaşadığı için her oda da banyo vardı aynı otel odası gibi. dubleks villada bu şekilde 4-5 oda vardı. gece uyurken bazen elektrik gider bir uyanırsınız ki kan ter içinde kalmışsınız.
- o zamanlar bir benazir butto bir nawaz şerif başbakan oluyordu.
- benazir butto pakistan' ın en zengin adamı asif ali zardari ile evliydi. zannediyorum butto' nun ölümünden sonra kocası cumhurbaşkanıda oldu. butto ile evliyken bu adam gölgede bir tipti ama pakistan halkı arasında lakabı " mr. ten percent " idi, yani " bay yüzde on ". karısı başbakan olduğu için her ihaleden yüzde on komisyon alırmış beyimiz, halkta bu lakabı kendisine uygun görmüş.
- halkın çoğunluğu müslüman ancak sünniler ve şiiler arasında problem çok büyük, ayrıca hatırı sayılır miktarda hristiyan nüfusları var.
- sünniler ve şiiler arasında o kadar çok ihtilaf var ki iş teröre kadar varmış. benim bulunduğum zamanda sokaklarda bombalar patlıyordu.
- bu nedenle ranger denen oranın asayiş kuruluşu (bizdeki polis ve jandarma karışımı) şehrin belli yerlerinde kum torbaları ile mevziiler oluşturmuş ve ağır makineli tüfek ile mevzii de bekliyorlardı. düşünsenize taksim meydanında böyle bir görüntü var aynen böyle bir şey.
- sünni ve şii çatışmaları o derece ki birbirlerinin camilerine cuma namazında patlatılacak şekilde bomba koyuyorlardı. bir hafta sünnilerden 40 kişi, ertesi hafta şiilerden 50 kişi hakkın rahmetine kavuşuyordu.
- dediğim gibi ilk kez 1995 ekim ayında gitmiştim. türkiye de o zaman cep telefonu vardı, pakistanda da varmış ama cep telefonları ile uzaktan kumandalı bomba patlattıkları için cep telefonu şebekelerini yasaklamışlar. sonradan cep hatları açılmıştı.
- işletmeler kendi güvenliklerini kendi sağlıyorlar. çoğu dükkanın önünde ve içinde sandalye üzerinde oturan, kucağına ak-47 yi bebek gibi yatırmış güvenlik görevlileri bekliyor. bizim kaldığımız evin kapısında da 24 saat güvenlik beklerdi. işim icabı şehire indiğimde bir seferinde çalıştığımız bir yere gittim benden onbeş dakika önce gelip soymuşlar ve dükkan sahiplerini epey hırpalamışlar, onbeş dakika ile kurtuldum yani.
- mezhepler arasında bu kadar çatışma olduğu için din konusunda çok muhafazakarlar. islam cumhuriyeti olduğu için çoğu şey yasak,
- gitmeden önce bize söyledikleri ilk şey islam cumhuriyeti olduğunu unutmayındı ama kim takar? yerli müslüman halka içki satışı yasak, hristiyan halk alabiliyor. bizim halk ekmek büfelerinin büyüğü olacak şekilde olan büfelerde pasaport göstererek içki alabiliyorsunuz. bize başta yabancı olmamıza rağmen müslüman olduğumuz için içki vermiyorlardı ama kaldığımız yerdeki büfede birkaç kez münakaşa edip biz yabancıyız sana ne benim dinimden diyince mecburen vermek zorunda kaldılar sonradan hiç problem çıkmadı.
- gitmeden ilk tembihlenen şey arabada giderken mutlaka kapılarınız kilitli ve pencereleriniz kapalı olsun ve açık su kesinlikle içmeyin, kesinlikle kapalı şişeden su için olmuştu.
- paan denen bir şey çiğniyorlar, bunu istisnasız her yerde yapıyorlar ve çiğnedikten sonra mutlaka onu tükürüyorlar, turuncu renkli bir şey, linkte yere tükürülmüş şekilde gösterilmiş resmini buraya bırakayım , şehirde her yerde yollarda, duvarlarda, hatta tavanlarda bile bu tükürüklerden var. trafikte dururken yandaki arabanın camını açıp sizin arabanın lastiğine doğru adam bunu tükürüyor, en korktuğum şey ise yolda yürürken arkadaki bir adamın haghhh tüüüüü yapması idi hemen dönüp acaba isabet aldım mı diye bakıyorsunuz.
- şehirde adım başı banka var, ben hayatımda bu kadar çok değişik banka olan bir yer görmedim. yok işçi bankası, yok çiftçi bankası, yok mühendis bankası. banka adları niyeyse genelde hep böyle meslek adını içeriyordu.
- kentucky fried chicken' a giderseniz tavuklardan balık tadı geliyor çünkü tavukları beslerken balık veriyorlarmış o tad ve o koku hayvanın etine sindiği için balık aromalı tavuk yiyorsunuz.
- tavuk dedim aklıma geldi ilk gittiğimizde artık orada uzun süredir yaşayan arkadaşlar gülerek bana bu akşam bütün tavuk yapalım dediler, bir dükkana gittik tavuğu istediler, adam canlı tavuğu aldı, uzaklaşın dedi, masaya yatırdı ve boğazına satırı indirdi, ben şok. adamlar fakir olduğu için soğuk hava depoları yok mecburen bu şekilde satıyorlar. canlı hayvanı gözünüzün önünde öldürüp yoluyorlar.
- karachi pakistan'ın en büyük şehri ama kanalizasyon sistemi doğru düzgün yok, altyapı çok kötü, şehirde sürekli çürüyen bir şeylerin kokusu var.
- domates, salatalık vesair şeylerin türkiyedekiler ile alakası yok, örneğin salatalıkların ne kokusu ne tadı var, sanki suları çekilmiş, içleri sünger gibi.
- pirinçleri bizimki gibi değil, esmerimsi ve şu şekilde bunun adı vardır herhalde ama ben bilmiyorum.
- meyvayı çok severim yemeye bayılırım, orada hayatımda yemediğim kadar değişik ve güzel meyvalar yemiştim. genelde türkiye de çok pahalıya satılan egzotik meyvalardı.
- bir şey ikram edilince kabul etmemek çok büyük kabalık. ben normalde çay ve kahve hiç sevmem, hayatım boyunca sevemedim. günde bir tane çay ve kahve bana yeter, onu da kırk sene içmesem hiç aramam. genelde yeşil çay içiyorlar, içiyorlar ama gittiğimiz yerlerde o fincanlar hiç yıkanmıyordu gel de iç. daha önce kimin içtiği belli olmayan, dibinde kurumuş artıkların olduğu fincana adam senin için çay doldurmaya çalışıyor.
- hastane büyük problem, bir sefer yolum düştü, hepimizi doktor ortada olacak şekilde çember yaptılar yaklaşık 10 kişi varız, doktor soruyor neyin var diye, elinde termometre var, ağızdan ateş ölçüyor, çıkartıyor alkollü veya dezanfaktanlı olduğu şüpheli olan bir çaput ile siliyor bir sonrakinin ağzına sokuyor, sıra bana gelince hiçbir şeyim yok dedim mecburen oysaki deli gibi ateşim vardı.
- sene 1995 olduğu için çin malları o kadar yoktu henüz, ama sokaklar japon araçlarıyla doluydu. mesela toyota corolla' nın ilk modelinden son modeline kadar tüm tarihsel gelişimini sokaklarda görebilirsiniz.
- trafik keşmekeş, kural kaide yok, trafik ingiliz stili soldan akıyor, yayan olarak karşıdan karşıya geçerken yanılıpta önce sola sonra sağa bakarsanız geçmiş olsun, ezildiniz, tam tersini yapmak gerek, ben güvenemediğim için araba kullanamadım, arkadaşlar çatır çatır ingiliz stili trafikte kafaları karışmadan araba kullanıyorlardı ama trafik tersten olduğu için ben cesaret edemedim.
- sovyetler afganistan'ı işgal edince pek çok afgan pakistan'a göç etmek zorunda kalmış, o yüzden yoğun bir afgan nüfusu vardı. bar b. q tonight denen yere çok giderdik, afgan kebapları türk kebaplarına epey benziyor. onlar "tikka" diyor kebaba. herşeyin tikkası var, meat tikka, fish tikka, chicken tikka, hayatımda ilk teksas usulü t-bone steaki orada yedim ve bayağı güzeldi. yukarıda bahsettiğim gibi içki satan yerden votkamızı alır, kese kağıdına sarar, masanın altına koyar, garsona sprite söylerdik. yalnız sprite ı şişede getir, bardağa koyma derdik. şişe spritemız ve boş bardağımız geldi mi, alttan kese kağıdındaki votkayı boş bardağa koyar üstüne spritemızı da koyup içkimizi hazırlardık, bu şekilde içkimiz eşliğinde kebaplarımızı afiyetle yerdik. belli bir saatten sonra bizde vidalar gevşerdi tabii, artık anlayıpta ses mi çıkartmazlardı yoksa hiç mi anlamazlardı bilmem.
- bir sefer karachi sheraton otelinde türk gecesi düzenlendi, içki yok tabii ki ama dönerinden tut, kebabına, baklavasına kadar herşey vardı. türkiye' den özel şef gelmiş, orada döner yedik ama eti oradan aldıkları için hiç güzel olmamıştı.
- sokaklarda dilenci çok, trafik tıkanınca hemen yanınızda bitiyorlar, bu yüzden arabanın kapıları kilitli ve pencereleri kapalı olmalı çünkü hemen kapıyı dışarıdan açmaya çalışıyorlar, çoluk, çocuk, kadın, erkek, teyze, amca herkes dileniyor çünkü fakirler.
- sokaktaki hemen herkes ingilizce biliyor ama anlamak zor hintliler gibi konuşuyorlar genelde.
- sokakta bol bol seyyar berber ve dişçiler var, gölge bir yere sandalye koyup mesleklerini icra ediyorlar.
- mecbur saç traşı olduk oralarda, mümkün olduğunca lüks semtlerinde olduk ve genelde dükkan sahipleri hristiyandı. arkadaşlar anlatıyordu bazı berberlerde istersen yumurta akı ile saçlara masaj yapıyorlarmış, ben denemedim çünkü yumurtayı kafanda kırıyorlarmış.
- halk müslüman olduğu için kurallar katı, ilk gittiğimde dikkatimi çekmişti, alınlarında morluk gibi bir şişlik var, bu ne diye sordum bu ben namaz kılıyorum demekmiş. secdede alınlarını iyice bir şeyin üzerine bastırıyorlarmış ki o iz çıksın.
- çok garibimize giden bir olayda sokakta yerel kıyafetlerdeki adamlar el ele tutuşup gidiyorlar, ilk gördüğümüzde garibimize gitti tabii ki, meğerse bu samimiyet belirtisiymiş, işte hint ve pakistan başbakanlarının el ele tutuştuğu resim.
- milli sporları kriket ve çim hokeyi. bu iki spora bayılıyorlar ve saatlerce seyrediyorlar. hele kriket maçları çok rating alıyor, kuralları çözemedim saçma bir spor gibi bazen günlerce sürüyormuş bu kriket maçları. her ikisinde de hindistan en büyük rakipleri. birbileri ile maç olduğunda of of...
- ağaç işçiliği ve tekstil konusunda hediyelik eşya alınabilecek çok dükkanl vardı. deve ayağı denen şu şeyden epey getirmiştim. bir tane demonte vaziyette ahşap sallanır sandalye getirmiştim ki senelerdir hiç bir şey olmadı ve her gören nereden aldın bunu diyor. ipek ürünler bayağı revaçta ama dikkatli olmanız gerek yoksa naylon kumaşı ipek diye yuttururlar, değerli taş olduğunu iddia ettikleri taşlar satıyorlar, hepsi rengarenk ama çoğu plastik, sorsan zümrüt, yakut , elmas hepsi.
- hijyen probleminden dolayı dışarıda yemek yemek epey riskliydi. bunun yanında hijyen şartları kısmen kabul edilebilir güzel yerlerde vardı. karachi' nin en güzel cafe restaurantı "copper kettle" diye bir yerdi. orada pakistanlı kız arkadaşlar ile buluşup yemek yerdik, epey temiz, yemekleri leziz, fiyatlarıda ucuzdu. şimdi baktım da 2011 de kapanmış, adı değişmiş . gözümde canlandı koskoca mazi...
- bizim lojmandan şantiyeye giderken bir yerde hemzemin geçit vardı. orada trene yakalanırsanız hapı yuttunuz onbeş dakika o trenin geçmesini beklerdiniz. artık trende kaç vagon vardı siz tahmin edin (yük treniydi yavaş geçiyordu).
- kamyonların hem içerisi hem de dışarısı hindistandakiler gibi süslü püslü ve ışıl ışıldı.
- birgün karachi çarşısında gezerken büyük bir patlama sesi geldi. akşama haberlerde öğrendik, pakistan hava kuvvetlerine ait savaş uçağı havada problem yaşamış ve düşmüş, pilotta atılabilir yakıt tankını düşmeden önce çarşının üzerine atmış, bu derecede atraksiyonlu bir yerdi.
türkmenistan için bkz #586079
1995-1998 yılları arasında pakistan' ın en büyük şehri olan karachi ye 7-8 kere gidip epey bir süre kalmıştım. gözlemlerim aşağıdaki gibi olup yazarken durum neyse onu anlatmaya çalıştım, herhangi bir abartı yoktur ve o zaman ki durumu anlatmaktadır, şimdi nasıldır bilemem:
- türkleri çok seviyorlar, tarihten gelen bir şey bu zorlama veya sonradan gelen değil. kurtuluş savaşı sırasında hindistan ingiliz sömürgesi iken hintli müslümanların para yardımından hep söz edilir. işte o hintli müslümanlar hindistan' ın bağımsızlığı sırasında pakistan' ı kurmuşlar.
- kurucuları muhammed ali cinnah (aslında jinnah diye yazılıyor). lakabı quaid-e-azam "great leader" demekmiş. biz oradayken karachi havaalanının adı buydu. şimdi jinnah international airport olmuş.
- dilleri urduca, orduca kelimesinden geliyor, ordu içerisinde zamanla konuşulan dil ulusal dillerden biri olmuş. pakistanda iki resmi dil var. biri urduca diğeri ingilizcei. urducaya arapça ve farsçadan bir çok kelime geçmiş.
- hindistan ile deli gibi rekabet halindeler. ingilizlerden hindistan bağımsızlığını alırken, müslümanlar da ayrılıp pakistan devletini kurmuşlar hatta o zaman şimdiki pakistan "batı pakistan", bugünkü bangladeşte "doğu pakistan" adıyla pakistan' ın iki eyaleti olarak geçiyormuş, arada da hindistan var zaten. 1971 de bangladeş bağımsızlığını ilan etmiş. pakistan ile hindisten gerek dini sebeplerden, gerekse de keşmir yüzünden defalarca savaşmışlar, hala da kanlı bıçaklılar. rekabet aşağıdaki şekilde, biz oradayken tvden seyrederdik, nasıl bayağı eğlenceli değil mi?
- her iki ülkeninde nükleer gücü var. ilk gittiğimiz zaman sokaklarda 100 kişi şarkılar, türküler ve bayraklar eşliğinde maket füze taşıyarak geçit töreni yapardı, ne bu dediğimizde pakistan bugün başarılı bir deneme yapmış diye cevap verirlerdi. adamlar fakirlikten ölüyor ama nükleer füze denedik diye sokaklarda gösteri yapıyorlar aynı bizim "yol yabdı", "almanya bizi kıskaniii" diyenler gibiler yani. ayranları yok içmeye......
- pakistan adı bildiğimiz pak kelimesinden geliyor. temiz ülke demek. ilk olarak "pakstan" sözcüğü choudhary rahmat ali tarafından 1934 yılında kullanılmış ve birleşik krallık'ın eski hindistan sömürgesinin 5 eski eyaletinin harflerinden türetilmiş. söz konusu eyaletler bugün pakistan'ı meydana getirmiş.
p- pencap
a- afganya (ülkenin kuzeybatı bölgesi)
k- keşmir
s- sind
tan - belucistan =>baş harflerden pakstan olmuş, bu daha sonra pakistan adına evrilmiş.
- ülkede herşey ingiliz stili. trafik soldan akıyor, ölçü birimleride ingiliz stili, metrik değil.
- ben türk inşaat firmasında mühendis olarak orada çalışıyordum adam almamız gerektiğinde en basit bir adam bile alacak olsak iş başvurusuna gelen eleman bir klasör sertifika ile gelirdi, inanın en az 50 sertifikası vardı. tahmin edebileceğiniz gibi çoğu sahte çıkıyordu.
- eğitimli adamı gerçekten eğitimliydi yalnız, çoğu konusunda çok bilgiliydi.
- benim çalıştığım şirkette türkiye de okumuş pakistanlı mühendislerde vardı, birlikte kalırdık, çok iyi çocuklardı.
- genel olarak memleket sıcak bir memleket olduğundan ve islam cumhuriyeti olduğundan dolayı bir boşvermişlik, herşeyi allaha havale etmek gibi huyları vardı sağolsunlar. ben örnek olarak iş makinesinin altında arızaya müdahele ediyorum atölyeden bir anahtar lazım git şunu al diyordum beyimiz sallana sallana gidiyor yarım saat sonra geliyordu. "lan çabuk ol, getir şunu" diye bağırdığında ne bağırıyorsun der gibi "sabır sir" diyorlardı. sabır kelimesi bildiğimiz sabır demek, yukarıda belirtmiştim arapçadan onların diline geçmiş. o cevabı verdiği o an varya yaratılış nedeninizi sorguluyorsunuz.
- insanlar o kadar fakir ki, inşaatlardan çıkan molozlardaki demirleri ellerindeki çekiçlerle çıkartıp satıyorlardı, çıkardıklarıda en fazla iki kilo gelir, o da hurda fiyatına çok para etmez, mecburen göz yumuyorduk.
- klimasız yaşamanın imkanı yok, çok sıcak ve nemli. arabada klima şart, evde klima şart.
- bizim kaldığımız ev bahçeli villa tarzı bir yerdi. oralarda çocuklar evlenincede aileleri ile yaşadığı için her oda da banyo vardı aynı otel odası gibi. dubleks villada bu şekilde 4-5 oda vardı. gece uyurken bazen elektrik gider bir uyanırsınız ki kan ter içinde kalmışsınız.
- o zamanlar bir benazir butto bir nawaz şerif başbakan oluyordu.
- benazir butto pakistan' ın en zengin adamı asif ali zardari ile evliydi. zannediyorum butto' nun ölümünden sonra kocası cumhurbaşkanıda oldu. butto ile evliyken bu adam gölgede bir tipti ama pakistan halkı arasında lakabı " mr. ten percent " idi, yani " bay yüzde on ". karısı başbakan olduğu için her ihaleden yüzde on komisyon alırmış beyimiz, halkta bu lakabı kendisine uygun görmüş.
- halkın çoğunluğu müslüman ancak sünniler ve şiiler arasında problem çok büyük, ayrıca hatırı sayılır miktarda hristiyan nüfusları var.
- sünniler ve şiiler arasında o kadar çok ihtilaf var ki iş teröre kadar varmış. benim bulunduğum zamanda sokaklarda bombalar patlıyordu.
- bu nedenle ranger denen oranın asayiş kuruluşu (bizdeki polis ve jandarma karışımı) şehrin belli yerlerinde kum torbaları ile mevziiler oluşturmuş ve ağır makineli tüfek ile mevzii de bekliyorlardı. düşünsenize taksim meydanında böyle bir görüntü var aynen böyle bir şey.
- sünni ve şii çatışmaları o derece ki birbirlerinin camilerine cuma namazında patlatılacak şekilde bomba koyuyorlardı. bir hafta sünnilerden 40 kişi, ertesi hafta şiilerden 50 kişi hakkın rahmetine kavuşuyordu.
- dediğim gibi ilk kez 1995 ekim ayında gitmiştim. türkiye de o zaman cep telefonu vardı, pakistanda da varmış ama cep telefonları ile uzaktan kumandalı bomba patlattıkları için cep telefonu şebekelerini yasaklamışlar. sonradan cep hatları açılmıştı.
- işletmeler kendi güvenliklerini kendi sağlıyorlar. çoğu dükkanın önünde ve içinde sandalye üzerinde oturan, kucağına ak-47 yi bebek gibi yatırmış güvenlik görevlileri bekliyor. bizim kaldığımız evin kapısında da 24 saat güvenlik beklerdi. işim icabı şehire indiğimde bir seferinde çalıştığımız bir yere gittim benden onbeş dakika önce gelip soymuşlar ve dükkan sahiplerini epey hırpalamışlar, onbeş dakika ile kurtuldum yani.
- mezhepler arasında bu kadar çatışma olduğu için din konusunda çok muhafazakarlar. islam cumhuriyeti olduğu için çoğu şey yasak,
- gitmeden önce bize söyledikleri ilk şey islam cumhuriyeti olduğunu unutmayındı ama kim takar? yerli müslüman halka içki satışı yasak, hristiyan halk alabiliyor. bizim halk ekmek büfelerinin büyüğü olacak şekilde olan büfelerde pasaport göstererek içki alabiliyorsunuz. bize başta yabancı olmamıza rağmen müslüman olduğumuz için içki vermiyorlardı ama kaldığımız yerdeki büfede birkaç kez münakaşa edip biz yabancıyız sana ne benim dinimden diyince mecburen vermek zorunda kaldılar sonradan hiç problem çıkmadı.
- gitmeden ilk tembihlenen şey arabada giderken mutlaka kapılarınız kilitli ve pencereleriniz kapalı olsun ve açık su kesinlikle içmeyin, kesinlikle kapalı şişeden su için olmuştu.
- paan denen bir şey çiğniyorlar, bunu istisnasız her yerde yapıyorlar ve çiğnedikten sonra mutlaka onu tükürüyorlar, turuncu renkli bir şey, linkte yere tükürülmüş şekilde gösterilmiş resmini buraya bırakayım , şehirde her yerde yollarda, duvarlarda, hatta tavanlarda bile bu tükürüklerden var. trafikte dururken yandaki arabanın camını açıp sizin arabanın lastiğine doğru adam bunu tükürüyor, en korktuğum şey ise yolda yürürken arkadaki bir adamın haghhh tüüüüü yapması idi hemen dönüp acaba isabet aldım mı diye bakıyorsunuz.
- şehirde adım başı banka var, ben hayatımda bu kadar çok değişik banka olan bir yer görmedim. yok işçi bankası, yok çiftçi bankası, yok mühendis bankası. banka adları niyeyse genelde hep böyle meslek adını içeriyordu.
- kentucky fried chicken' a giderseniz tavuklardan balık tadı geliyor çünkü tavukları beslerken balık veriyorlarmış o tad ve o koku hayvanın etine sindiği için balık aromalı tavuk yiyorsunuz.
- tavuk dedim aklıma geldi ilk gittiğimizde artık orada uzun süredir yaşayan arkadaşlar gülerek bana bu akşam bütün tavuk yapalım dediler, bir dükkana gittik tavuğu istediler, adam canlı tavuğu aldı, uzaklaşın dedi, masaya yatırdı ve boğazına satırı indirdi, ben şok. adamlar fakir olduğu için soğuk hava depoları yok mecburen bu şekilde satıyorlar. canlı hayvanı gözünüzün önünde öldürüp yoluyorlar.
- karachi pakistan'ın en büyük şehri ama kanalizasyon sistemi doğru düzgün yok, altyapı çok kötü, şehirde sürekli çürüyen bir şeylerin kokusu var.
- domates, salatalık vesair şeylerin türkiyedekiler ile alakası yok, örneğin salatalıkların ne kokusu ne tadı var, sanki suları çekilmiş, içleri sünger gibi.
- pirinçleri bizimki gibi değil, esmerimsi ve şu şekilde bunun adı vardır herhalde ama ben bilmiyorum.
- meyvayı çok severim yemeye bayılırım, orada hayatımda yemediğim kadar değişik ve güzel meyvalar yemiştim. genelde türkiye de çok pahalıya satılan egzotik meyvalardı.
- bir şey ikram edilince kabul etmemek çok büyük kabalık. ben normalde çay ve kahve hiç sevmem, hayatım boyunca sevemedim. günde bir tane çay ve kahve bana yeter, onu da kırk sene içmesem hiç aramam. genelde yeşil çay içiyorlar, içiyorlar ama gittiğimiz yerlerde o fincanlar hiç yıkanmıyordu gel de iç. daha önce kimin içtiği belli olmayan, dibinde kurumuş artıkların olduğu fincana adam senin için çay doldurmaya çalışıyor.
- hastane büyük problem, bir sefer yolum düştü, hepimizi doktor ortada olacak şekilde çember yaptılar yaklaşık 10 kişi varız, doktor soruyor neyin var diye, elinde termometre var, ağızdan ateş ölçüyor, çıkartıyor alkollü veya dezanfaktanlı olduğu şüpheli olan bir çaput ile siliyor bir sonrakinin ağzına sokuyor, sıra bana gelince hiçbir şeyim yok dedim mecburen oysaki deli gibi ateşim vardı.
- sene 1995 olduğu için çin malları o kadar yoktu henüz, ama sokaklar japon araçlarıyla doluydu. mesela toyota corolla' nın ilk modelinden son modeline kadar tüm tarihsel gelişimini sokaklarda görebilirsiniz.
- trafik keşmekeş, kural kaide yok, trafik ingiliz stili soldan akıyor, yayan olarak karşıdan karşıya geçerken yanılıpta önce sola sonra sağa bakarsanız geçmiş olsun, ezildiniz, tam tersini yapmak gerek, ben güvenemediğim için araba kullanamadım, arkadaşlar çatır çatır ingiliz stili trafikte kafaları karışmadan araba kullanıyorlardı ama trafik tersten olduğu için ben cesaret edemedim.
- sovyetler afganistan'ı işgal edince pek çok afgan pakistan'a göç etmek zorunda kalmış, o yüzden yoğun bir afgan nüfusu vardı. bar b. q tonight denen yere çok giderdik, afgan kebapları türk kebaplarına epey benziyor. onlar "tikka" diyor kebaba. herşeyin tikkası var, meat tikka, fish tikka, chicken tikka, hayatımda ilk teksas usulü t-bone steaki orada yedim ve bayağı güzeldi. yukarıda bahsettiğim gibi içki satan yerden votkamızı alır, kese kağıdına sarar, masanın altına koyar, garsona sprite söylerdik. yalnız sprite ı şişede getir, bardağa koyma derdik. şişe spritemız ve boş bardağımız geldi mi, alttan kese kağıdındaki votkayı boş bardağa koyar üstüne spritemızı da koyup içkimizi hazırlardık, bu şekilde içkimiz eşliğinde kebaplarımızı afiyetle yerdik. belli bir saatten sonra bizde vidalar gevşerdi tabii, artık anlayıpta ses mi çıkartmazlardı yoksa hiç mi anlamazlardı bilmem.
- bir sefer karachi sheraton otelinde türk gecesi düzenlendi, içki yok tabii ki ama dönerinden tut, kebabına, baklavasına kadar herşey vardı. türkiye' den özel şef gelmiş, orada döner yedik ama eti oradan aldıkları için hiç güzel olmamıştı.
- sokaklarda dilenci çok, trafik tıkanınca hemen yanınızda bitiyorlar, bu yüzden arabanın kapıları kilitli ve pencereleri kapalı olmalı çünkü hemen kapıyı dışarıdan açmaya çalışıyorlar, çoluk, çocuk, kadın, erkek, teyze, amca herkes dileniyor çünkü fakirler.
- sokaktaki hemen herkes ingilizce biliyor ama anlamak zor hintliler gibi konuşuyorlar genelde.
- sokakta bol bol seyyar berber ve dişçiler var, gölge bir yere sandalye koyup mesleklerini icra ediyorlar.
- mecbur saç traşı olduk oralarda, mümkün olduğunca lüks semtlerinde olduk ve genelde dükkan sahipleri hristiyandı. arkadaşlar anlatıyordu bazı berberlerde istersen yumurta akı ile saçlara masaj yapıyorlarmış, ben denemedim çünkü yumurtayı kafanda kırıyorlarmış.
- halk müslüman olduğu için kurallar katı, ilk gittiğimde dikkatimi çekmişti, alınlarında morluk gibi bir şişlik var, bu ne diye sordum bu ben namaz kılıyorum demekmiş. secdede alınlarını iyice bir şeyin üzerine bastırıyorlarmış ki o iz çıksın.
- çok garibimize giden bir olayda sokakta yerel kıyafetlerdeki adamlar el ele tutuşup gidiyorlar, ilk gördüğümüzde garibimize gitti tabii ki, meğerse bu samimiyet belirtisiymiş, işte hint ve pakistan başbakanlarının el ele tutuştuğu resim.
- milli sporları kriket ve çim hokeyi. bu iki spora bayılıyorlar ve saatlerce seyrediyorlar. hele kriket maçları çok rating alıyor, kuralları çözemedim saçma bir spor gibi bazen günlerce sürüyormuş bu kriket maçları. her ikisinde de hindistan en büyük rakipleri. birbileri ile maç olduğunda of of...
- ağaç işçiliği ve tekstil konusunda hediyelik eşya alınabilecek çok dükkanl vardı. deve ayağı denen şu şeyden epey getirmiştim. bir tane demonte vaziyette ahşap sallanır sandalye getirmiştim ki senelerdir hiç bir şey olmadı ve her gören nereden aldın bunu diyor. ipek ürünler bayağı revaçta ama dikkatli olmanız gerek yoksa naylon kumaşı ipek diye yuttururlar, değerli taş olduğunu iddia ettikleri taşlar satıyorlar, hepsi rengarenk ama çoğu plastik, sorsan zümrüt, yakut , elmas hepsi.
- hijyen probleminden dolayı dışarıda yemek yemek epey riskliydi. bunun yanında hijyen şartları kısmen kabul edilebilir güzel yerlerde vardı. karachi' nin en güzel cafe restaurantı "copper kettle" diye bir yerdi. orada pakistanlı kız arkadaşlar ile buluşup yemek yerdik, epey temiz, yemekleri leziz, fiyatlarıda ucuzdu. şimdi baktım da 2011 de kapanmış, adı değişmiş . gözümde canlandı koskoca mazi...
- bizim lojmandan şantiyeye giderken bir yerde hemzemin geçit vardı. orada trene yakalanırsanız hapı yuttunuz onbeş dakika o trenin geçmesini beklerdiniz. artık trende kaç vagon vardı siz tahmin edin (yük treniydi yavaş geçiyordu).
- kamyonların hem içerisi hem de dışarısı hindistandakiler gibi süslü püslü ve ışıl ışıldı.
- birgün karachi çarşısında gezerken büyük bir patlama sesi geldi. akşama haberlerde öğrendik, pakistan hava kuvvetlerine ait savaş uçağı havada problem yaşamış ve düşmüş, pilotta atılabilir yakıt tankını düşmeden önce çarşının üzerine atmış, bu derecede atraksiyonlu bir yerdi.
türkmenistan için bkz #586079
devamını gör...
gökyüzüne mi aitsin denize mi sorunsalı
edebi bir başlık açtığımın ve soruyu düzgün bir şekilde soramadığımın farkındayım ama anladığınızı umarak affınıza sığınarak açıyorum başlığı.
küçük bir kız çocuğuyken denize, denizin mavisine aşıktım. denize girdiğimde çıkmak istemezdim; denizin kızıydım ben, deniz kızı...
ama büyüdükçe ve ben kendi içimde tutsak yaşadıkça ulaşamadığım şeye hasret olduğumu fark ettim; gökyüzüne.
şimdi ne çok dilerdim gökyüzünde özgürce uçabilen bir kuş olmayı... istediğim yerde durmayı, istediğim yerden uçup, kaçıp ayrılmayı.
deniz kızı olmak bir isim gerektiriyor ama kuş olmak öyle mi? belirli süre bir yerde durup oraya bağımlı kalmadan, hiç varolmamışçasına gidebiliyorsun.
kimse seni tanımıyor, bir ismin yok, konuşmak zorunda da değilsin.
velhasıl denizi de seviyorum ama artık gökyüzüne aşık bireyim ben. deniz, gökyüzünün sadece bir yansıması bana göre. tıpkı aynada gördüğüm aksim gibi.
küçük bir kız çocuğuyken denize, denizin mavisine aşıktım. denize girdiğimde çıkmak istemezdim; denizin kızıydım ben, deniz kızı...
ama büyüdükçe ve ben kendi içimde tutsak yaşadıkça ulaşamadığım şeye hasret olduğumu fark ettim; gökyüzüne.
şimdi ne çok dilerdim gökyüzünde özgürce uçabilen bir kuş olmayı... istediğim yerde durmayı, istediğim yerden uçup, kaçıp ayrılmayı.
deniz kızı olmak bir isim gerektiriyor ama kuş olmak öyle mi? belirli süre bir yerde durup oraya bağımlı kalmadan, hiç varolmamışçasına gidebiliyorsun.
kimse seni tanımıyor, bir ismin yok, konuşmak zorunda da değilsin.
velhasıl denizi de seviyorum ama artık gökyüzüne aşık bireyim ben. deniz, gökyüzünün sadece bir yansıması bana göre. tıpkı aynada gördüğüm aksim gibi.
devamını gör...
zeig dich
göster kendini anlamına gelen almanca ifade. aynı zamanda rammstein'ın 2019 yılında çıkan 7. albümünden muazzam bir parça. şarkıda katolik kilisesi tabiri caizse yerin dibine sokulmuştur. şarkının girişindeki latince benzeri ifadeler aslında latince değildir ve kendi başlarına bir anlam ifade etmezler, kilisenin anlamsız latince aşkına taşlamadır.
"aus versehen sich
an kindern vergehen
verbreiten und vermehren
im namen des herren"
"yanlışlıkla çocuğu
taciz ettiğinde
yayıl ve çoğal
efendimizin adıyla"
"aus versehen sich
an kindern vergehen
verbreiten und vermehren
im namen des herren"
"yanlışlıkla çocuğu
taciz ettiğinde
yayıl ve çoğal
efendimizin adıyla"
devamını gör...
çocuğa dedesinin ismini vermek
bence konulmamalıdır.
dede öldüğünde çocuk kendi ölümünü görür gibi olacağından konulmamalıdır. bu çocuğu etkileyebilir.
dede öldüğünde çocuk kendi ölümünü görür gibi olacağından konulmamalıdır. bu çocuğu etkileyebilir.
devamını gör...
normal sözlük eyluling röportajındaki yorumlar
yine kılıçlar bana bilenmiş.
yazıklar olsun size bee.
çok yakında kafa’da röportaj verip allahın izniyle şeytan imajımı tazelicem.
yeni yıla nasrettin hoca gibi giriş yapmayı planlıyorum.
yazıklar olsun size bee.
çok yakında kafa’da röportaj verip allahın izniyle şeytan imajımı tazelicem.
yeni yıla nasrettin hoca gibi giriş yapmayı planlıyorum.
devamını gör...
yemek yapabilen erkek
senelerdir kendi yemeğimi kendim yaparım.
hem mecburiyet diyebilirim hem de zevk aldığımı söyleyebilirim.
yemek yapmaya 13 yaşımda başladım aslında. hep bir merak hep bir iatek vardı içimde. ama tabi yetenek de lazım illa ki.
baba mesleği olarak başladığım aşçılıkta senelerce profesyonel olarak çalıştım.
sonra mesleği bırakınca da evde çeşitli tarifler deneyerek bunu bir hobi haline getirdim.
o an canım ne istiyorsa hemen yapmaya alıştım. dışarıdan yemek gibi masraf da olmuyor ayrıca.
e tabi mecburiyet olunca da haftada 1 gün 4 - 5 çeşit yapıp dolaba atıyorum.
yemek yapan erkeklere sahip çıkalım. *
hem mecburiyet diyebilirim hem de zevk aldığımı söyleyebilirim.
yemek yapmaya 13 yaşımda başladım aslında. hep bir merak hep bir iatek vardı içimde. ama tabi yetenek de lazım illa ki.
baba mesleği olarak başladığım aşçılıkta senelerce profesyonel olarak çalıştım.
sonra mesleği bırakınca da evde çeşitli tarifler deneyerek bunu bir hobi haline getirdim.
o an canım ne istiyorsa hemen yapmaya alıştım. dışarıdan yemek gibi masraf da olmuyor ayrıca.
e tabi mecburiyet olunca da haftada 1 gün 4 - 5 çeşit yapıp dolaba atıyorum.
yemek yapan erkeklere sahip çıkalım. *
devamını gör...
mikrosefali
genetik ya da çevresel faktörlerden dolayı kafa boyutunun, normale göre küçük ve yüze göre orantısız olma durumu.
devamını gör...
öğrenci işleri
devamını gör...
mustafa kemal'in dayıları ve amcaları
mustafa kemal atatürk'e karşı fesli masa başında akşama kadar hakaret ettiyse 5816'yı bahane etmeye gerek yoktur zaten lese majeste law olarak dünyada buna benzer yasalar var eğer gerçekten bildiğiniz atatürk hakkında yalanlar varsa ne biliniyorsa tasdikli belgeleriyle söylenebilir saygı çerçevesinde eleştirilebilir. dayısı abdurrahman aldırma olduğunu biliyorum nereli olduğu ne fark eder zamanında ülkemiz bitmiş haldeyken silah arkadaşlarıyla yeniden kurmuş mu gerisi teferruat.
devamını gör...
kuzugöbeği mantarı
(bkz: morel)
son dönemde türkiye'de yetiştiriciliği de yaygınlaşmış mantar türüdür.
kurak, nemli olmayan toprağı sevmez. bir dağın daha az güneş alan tarafında bu mantarın bulunma ihtimali de daha yüksektir. özellikle yosunları ölmemiş eski dere yataklarında, hatta direkt yosunlarla bitişik vaziyette veya su kaynağı yakınlarında bulunma ihtimali güçlüdür.
son dönemde türkiye'de yetiştiriciliği de yaygınlaşmış mantar türüdür.
kurak, nemli olmayan toprağı sevmez. bir dağın daha az güneş alan tarafında bu mantarın bulunma ihtimali de daha yüksektir. özellikle yosunları ölmemiş eski dere yataklarında, hatta direkt yosunlarla bitişik vaziyette veya su kaynağı yakınlarında bulunma ihtimali güçlüdür.
devamını gör...
