maymun iştahlı kişilerin heves alma, kullanma ve bir köşeye atma durumudur. bunu yapmalarının sebebi kendi egolarını tatmin etmektir. kendilerini öyle ezik hissederler ki sizi aşağılayarak, kısıtlayarak kendilerini yücelttiklerini sanırlar. günün sonunda, ağlayan kendileri olurlar.
devamını gör...

nasıl aşık olur insan? birine bakınca gözleri güldüğünde mi yoksa aşık olmayı bilinçli olarak istediğinde mi ? aşk gerçekten bilinç dışı pat diye olan birşey mi?
herkese göre tanımı farklı. ortak nokta ise, saçmalama özgürlüğü tanıyor olması sanırım.
devamını gör...

bu kavuk daha çok tiyatro için çırpınan, tiyatronun yaşaması için gayret gösteren kişilere veriliyor. rasim öztekin'in kavuğu devretme sebebi, sağlık sorunlarından ötürü eskisi gibi tiyatro yapamamasından ötürüydü. zaten kavuğu en az tutan o oldu(2yıl) lakin şevket çoruh'a laf söylemeden önce bir duracaksın orada, hele onu demet akbağ ile falan kıyaslamayaz kimse, demet akbağ sırf para için 9 kere leyla filminde rol aldığı gün bir çok kesim için bitti zaten. şimdi şevket çoruh tiyatro adına ne yapmış bir bakalım.

*kadıköy'de atıl durumda olan kullanılmayan eski bir sinemanın mülkiyetini satın aldı, tabii yandaşlar gibi bedavaya değil.

*tutkunu olduğu 7 adet klasik otomobilini sattı, yetti mi? hayır.

*3 tane evi vardı, onları da gözden çıkardı. yetti mi? hayır.

*bunların üzerine birde bankadan 7 milyon tl kredi çekti bu adam. ne için? ne zoru vardı şevket çoruh'un? arka sokaklarda devamlılığı olan ve ayda 100 bin tl kazandığı bir işi var, borcu derdi yok, haftanın her günü başka bir klasik otomobilini kullanan rahat bir adam.

tüm bunları tiyatro için yaptı şevket çoruh, paraya değil sanata önem verdiği için yaptı. hem de bunu ülkenin kriz içinde olduğu bir dönemde yaptı, hiçbir zaman iktidar yalakası bir kukla olmadı, hiç bir zaman rüzgarın estiği yere dönen bir adam olmadı o. bütün bunları baba sahneyi açabilmek için yaptı. yani tiyatroyu yaşatabilmek için.

o karşılaştırma yaptığınız demet akbağ ise, bazı yapımcıların kuklası olmuş durumda, nasılsa afişte ismi görününce 1m izleyici garantisi var, e yaşı epey ilerledi, paramı alırım işime bakarım derdinde. yani bundan sonra karşılaştırma yaparken, feminazi tarafınızla değil, daha objektif bir insan gözüyle karşılaştırma yapın, bu adam bu kavuğu almak için neleri neleri göze almış bir araştırın derim. derim ama pek umudum yok açıkçası.
devamını gör...

vakti zamanında televizyonun icadıyla ilgili sanırım ya okan bayülgen'den ya da başka birinden bir kaç bir şey duymuş ve bu konu hakkında biraz araştırma yapmıştım.

öncelikle tanım olarak çokça kullanılan aptal kutusu tabiri üzerinden gitmekle işe başlayalım.
televizyonda gösterilenlerin insan zekasına adeta hakaret eden şeyler olduğu ya da insan üzerinde zekayı törpüleyici bir etkisi olduğu düşünüldüğünden olsa gerek böyle bir tanım yapılmış fakat her şeyden önce televizyonda gösterilen şeylerin insan üzerinde buyurucu, düşünmesini engelleyen (onun yerine düşünen) yani insanı edilgen kılan bir etkisi olduğundan dolayı böyle bir tanımının olması bana daha mantıklı geliyor.

bu aşamaya gelmesi adım adım olmuş. ilk olarak vakti zamanında amerika'da kapı kapı dolaşan pazarlamacıları düşünün, hani şu elektrik süpürgesi satanlardan. yaptıkları işe ve aldıkları ücretle televizyondaki reklamların yaptığı işi ve maliyetini kıyaslarsak aradaki fark daha belli olur.
pazarlamacılar kapı kapı dolaşır ve sadece bir ya da bir kaç ürünün tanıtımını yaparlar. oysa televizyonlarda reklam yoluyla çok daha fazla ürünün tanıtımı yapılır. vakit ve verim olarak avantajlıdır. ayrıca televizyonda satılabilir bir şey olduğundan reklamcılara kazanç sağlamasının yanında, pazarlamacılara gerek kalmamasına ve haliyle onlara verilecek ücretin cepte kalmasını sağlar.

biraz dağınık anlattım sanrım. onun için televizyonun ürün reklamı konusunda pazarlamacıların önüne geçmiş olma nedenlerini kısa kısa maddelerle tekrardan yazma gereği duyuyorum.

-daha kısa zamanda daha fazla ürün tanıtımı.
-daha az maliyet.
-ekstradan yeni bir ürünün satışı, yani televizyon.

haliyle sadece reklam yayını yapan bir televizyon sıkıcı olurdu. bunun içinde aralara insanların ilgisini televizyonun üzerinde tutabilmek için haber, dizi gibi yayınlar da yapıldı. normalde dizi ve haber gibi içeriklerin izlenmesi sonucunda şirketlerin bunu fırsat bilerek kendi ürünlerinin tanıtımını yapabilecekleri kısa reklamları aralara serpiştirdiğini düşünürüz, fakat işin aslı bunun tam tersi.

zaman içinde yayınlanan dizi ve benzeri içeriklerin de devletler tarafından bir reklam, daha doğrusu bir propaganda aracı olarak kullanılabileceğini keşfetmesi pek de zor bir şey değil.

sonuç olarak televizyon artık insanlara ürün, ideoloji, yaşam tarzı ve benzeri bir çok şey pazarlar oldu. pazarladıkları şeyler birbirini ama dolaylı ama doğrudan destekleyen şeyler tabii. bu kadar çok şeyin pazarlanır olması televizyonların insanlar üzerinde hipnotize edici pek çok taktikle dolu bir kutu haline getirdi. uzun lafın kısası aptal kutusu ya işte. daha fazla yazmak istemiyorum artık. gerisini siz getirin dostlar.

not: görselliğin olması insanı paralize ediyor yahu. ne bileyim, kanlı canlı biri yok elbette karşında ama konuşan biri var karşısında insanın ve o söylenenler sana karşı söylenmediğinden bir cevap vermiyorsun, haliyle pasifleşiyorsun.
devamını gör...

ilber ortaylı sırf tarih konusunda ihtisaslı diye görmezden gelinemeyecek durumdur.

insanların kendi içinde ne yaşadığını, ne düşündüğünü elbette ki bilemeyiz fakat bu şekilde yansıtan kişi kim olursa olsun yaptığının yanlış olduğunu kabul etmek gerek. kız öğrencilerinin arkasından konuşan akademisyenin yaptığı etik değil fakat ilber hoca’nın yaptığı sempatik öyle mi? hiç kusura bakmayın da sizinki ikiyüzlülük.
devamını gör...

haklıyım ama mutlu değilim ve ölmedim ama hafif sürünüyorum nedendir bilmem çok karışıyor bende.
devamını gör...

internetten bir çok kitap aldım.
devamını gör...

uyandığım gibi karşılaştığım ve hafiften sevindiğim bir başlık. neden sevindiğim hakkında henüz karar veremedim.
devamını gör...

umutla beklediğim ve bazı beklentilerimin gerçekleşmesini istediğim bir yıl.
değişimin olacağını biliyorum. umarım güzel bir değişim olur.
devamını gör...

(bkz: hedef ben miyim tayfun?)
devamını gör...

(bkz: vay anam vay neler dönmüş serhat ya)
devamını gör...

bir kişiyi överken başka bir kesimi yermek

örnek veriyorum:
x yazar çok iyi, manyak iyi, acaip iyi, o kadar müthüş ki hatta, mükemmel insan tabiri bu insana bakılıp esinlenilmiş.

bu senin görüşün, buna katılmayanlara mensup olmadığı bir siyaset partili yaftalamasında bulunamazsın arkadaşım, kardeşim, abiler ablalar!

ne zaman öğreneceğiz acaba başkalarının fikirlerine saygı duymayı? efendim özgürlük kisvesi altında her haltı söylüyorsunuz diyorsunuz. söylemeyip, eleştirmeyip susunca da boyun eğen koyunlarsınız diyorsunuz. ee ne brokoli yesin bu millet? ne istediğinizi bildiğiniz halde, kendinizle çeliştiğinizi gördüğünüz halde bunu yapmaya devam ediyorsunuz.

başka bir örnek: x kisi gitti size 2003 doğumlularla başarılar ne demek?
“bütün z kuşağını aptal yerine koyuyorum ve siz anca bu aptalları hak ediyorsunuz” demek. genelleme belirten bir görüş. hmm. sonra z kusağı biz y kuşaklarına veyahut dahil olmadığım x kuşağına ithamlara cevaben sallayınca da bak gördün mü bu nesil saygısız, nasıl da dediklerim çıkıyor ama diye kendinizi tatmin ediyorsunuz.

bi sakin olun ve kendinizin farkına varın!

bir de karşı tarafın penceresinden bakmaya çalışın. kırmadan, dökmeden, yaftalamadan, iftiralara gark ettirmeden bir bakın düşüncelerinizin neleri yansıttığına ve nelere yol açacağına. lütfen!

gereken "az bilinen efsane duyar"ı kastığıma göre, asıl rahatsız olduğum meseleye döneyim. tabii ki de her yaşanılan hikayenin iki tarafı var. bunun bilincedeyiz. fakat bir taraf diğer tarafa kendini açıklamak için, kişinin durup düşünmesi, durulması için yeterince süre vermiş. bu ne demek oluyor? susan kişi kendi isteyerek sustu. holiganlıklarına “katlanılan” süreçte, konuşmayı tercih etseydi şayet, şahitlik ederdik ikinci tarafın hikayesine de.

anlamayan olursa diye kendimden örnek vereyim. ben boşanma sebepleri başlığına istediğim gibi dayar, döşerim. karşı tarafı dinleyene kadar bana katılabilir/katılmayabilirsiniz. siz bilirsiniz! isterdim hikayemin iki tarafını da dinleyip objektif bakma şansınızın olmasını fakat üstte de belirttiğim susan şahıs gibi, benim hikayemin diğer tarafı da susmayı tercih edebilir, veyahut bu sözlükte yazar olmayabilir, belki çoktan yazdı ama siz hikayeleri bağdaştıramadınız? bilemeyiz vatandaşlar.

sistanızdan tavsiye: yermeden evvel bi objektif olmayı deneyin. inanın ne sizin canınız acır, ne de acıtırsınız!

- bir sevgi pıtırcığından tavsiyeler
veyahut
- bir mal beyanı

ben anlatmak istediğimi anlatırım, bakış açınıza göre beni çözmek yine karşı tarafa bağlı. * *
devamını gör...

türkiye cumhuriyetinin resmi dilidir. ancak türkçe değildir.

kırgızistanlı biriyle tanıştım. türkiye'ye doktora için gelmiş. laf lafı açtı sohbet içerisinde. en nihayetinde de konu osmanlı türkçesi'ne geldi. kız bana dedi ki, dilinizin adı türkçe, burası türkiye. biz binyıllarıdır var olan bir toplumuz. orta asya'da öz türkçe'yi kullanan, aynı dili konuşan ülkeleriz. ama ben sizin ülkenize geldiğimde dilinizi anlamak için bile epey zorlandım. dili değiştiren, doğudan, batıdan etkilenip, kültürün bel kemiği olan dilini saf tutamayan sizsiniz. ama sizin dilinizin adı türkçe, bizimkinin adı kırgızca, azerice, uygurca. işte bunlar hep siyaset dedi. bu arada iletişim dilimiz ingilizce. mükemmel değil mi?

düşününce doğru. biz türkçe bile konuşmuyoruz ki. farsça'dan, arapça'dan, sömürü devletleri gibi fransızca'dan binlerce kelimenin dilimize nüfuz etmesine izin vermişiz. türkiye topraklarında devşirme bir dil yaratıp adını da türkçe koymuşuz. öz türkçe başka ülkelerde, başka adlarla anılıyor. şimdi gelmiş okullarda osmanlı türkçesi öğretmeye çalışıyoruz. bunu da harf devrimi ile bir gecede "cahilleştiğimizi" düşündüğümüz için yapıyoruz. ben okuduğum bölümden dolayı üniversitede osmanlı türkçesi yazmış, okumuş, çeviri yapmış bir insanım. osmanlı tükçesi'nin türkçe olmadığını bilecek kadar dili etimolojik olarak tanıdım, öğrendim. kalkıp bana kültür, sanat, edebiyat demeyin. bu siyasi bir hareket; neo osmanlıcı tavrın eğitim sistemimize tecavüzü. adı türkçe olan dilin köküne kibrit suyunu çakmak. harf devrimi bile değil, dil devrimi bu. ülkenin dilini, yani kültürünü değiştirmeye çalışmak.

bu topraklarda 600 yıl hüküm süren bir devletin dilini üniversitelerde osmanlı türkçesi diline hakim dilbilimciler yetiştirerek bilimsel düzeyde tarihsel, sanatsal olarak inceleyebilirsin. tıpkı bu topraklar üzerinde yaşamış azınlık diye adlandırılan(!) toplumların dilini öğrenip, bu alanda araştırma yapabilecek donanıma sahip akademik personel yetiştirmen gibi. konu bilimsel araştırma ise bir yaptığın bir yaptığınla örtüşsün, gel canımı ye. ama senin derdin o değil. ve ne yazık ki biz bunu biliyoruz.

cehalet mutluluk gerçekten.
devamını gör...

dost edinmeye bak.
düşmanını annen bile doğurur.
mehmet akif ersoy
devamını gör...

bira kralların içeceğidir, öyle ki hammurabi yasalari'nda biraya su katanlarin cezası idâmdır.
devamını gör...

ölen aile fertlerini anmaya adanmış roma festivali. on üç şubat'da başlamak üzere her yıl bir hafta boyunca kutlanırdı. kökleri etrüsk pratiklerine dayanan bu kutlamada ev içinde toplanılıp atalar onurlandırılır, ardından da halka açık festivaller düzenlenirdi.

parentalya, diğer çoğu roma festivalinin aksine, neşeli kutlamalar yerine çoğunlukla sessizlik ve kendini gözden geçirme zamanıydı. aileler genellikle bir araya gelir, kendilerinden önce gelenlerin mezarlarını ziyaret eder ve libasyonlar sunarlardı. bazen rahmetli akrabalara ekmek ve şarap sunumları yapılırdı, ayrıca eğer bir ailenin ev halkı tanrısı var ise, ona da ufak bir sunum yapılabilirdi.

geleneksel olarak 7 gün süren bu festivalde(bazı kaynaklar 8 veya 9 gün der) romalılar gündelik işlerinin çoğunu askıya alırlardı. düğünler ertelenir, tapınaklar kapılarını kapatır, politikacılar ve yasa koyucular bütün işlerini ertelerlerdi.

parentalya'nın son gününde feralya olarak bilinen bir halka açık ziyafet düzenlenirdi. feralya'nın ritüelleri hakkında fazla şey bilinmese de, ovid sağolsun elimizde bazı şeyler var. yazılarında bu günün festivalin son günü olduğundan ve son günde sunumların yapıldığından, bu sebeple feralya denildiğinden bahseder.

feralya ayrıca tanrı jüpiter'in, ıuppiter feretrius, yani yemin bozanların ve düşmanların boyun eğdiricisi yanının kutlandığı bir zaman idi.
devamını gör...

zorla birlikte olan eskort. kendisine çok şey söylenir o ayrı burda en acı olan bunu söylediği mahkemenin hakiminin kendisine bunun ne kadar gerizekalı beyin yoksunu bir beyan olduğunu söylememesi ve belkide ciddiye alıp indirim sebebi vs yapabilecek olmasıdır.
devamını gör...

geliyor gelmekte olan açıklamasıdır. normalleşmeye hazır mıyız? havalar ısınıyor turizm sezonu yaklaşıyor vira bismillah.
devamını gör...

neler yaptırmaz ki, neler öğretmez ki, neleri kabul etmek zorunda bırakmaz ki ?
önce sessizlik ile tanıştırır, alışırsın sessizliğe. ses duyduğunda artık olağan üstü bir durum olduğunu düşünürsün.
ardından duvarlarla tanıştırır. anlatacak, içini dökecek kimse olmayınca duvarlar dinler sanki seni, sanki duvarlar anlar seni, bunların olmadığını bile bile usanıp bıkmadan duvarlarla konuşursun.
en büyük dostun geceler olur. kimsesizlik ve yalnızlık gece olunca adeta bir tokat gibi yüzünde patlar, gündüz dışarıda, etrafta gördüklerin yok olmuştur gece olunca. gece ve sen baş başa kalmışsındır.
ve gözyaşları. bir silen yoktur, gören yoktur, duyan yoktur. gözyaşları yüzden süzüldükçe sadece yakıcı hissi hissedersin. yoktur teselli edecek, yoktur '' yanındayım, hadi sil '' diyecek.
yalnızlık insana '' senin hayatın diğerlerinden ağır '' öğütünü verir. istesen de istemesen de dinlemek zorunda olan bir öğüt...
devamını gör...

ne demiş asaf,
''sana gitme demeyeceğim
üşüyorsun ceketimi al
günün en güzel saatleri bunlar
yanımda kal.''


bence günün en güzel vakti, yağmur eşlik ederken bir sonbahar akşamının serin olmasına rağmen fazla üşütmeyen anıdır. hava gridir, koyu gri olmaya, ardından siyaha bürünmeye yüz tutuyordur.

''bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
bir şeyler fakat beni yaşamaya bağlardı.''

-sabahattin ali.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim