aptallarla tartışmaktan vazgeçme eşiği
tünelin ucunda mahmut hocayı görmüş gibi hissettiren eşiktir.
edit: aptal kelimesi tdk'da; 'zekâsı pek gelişmemiş, zekâ yoksunu, alık, ahmak, alık salık' şeklinde tanımlanmıştır.
ahmak ise: 'aklını gereği gibi kullanamayan, bön, budala, aptal' şeklinde tanımlanmıştır.
bu başlıkta aptaldan kasıt ahmaktır.
edit: aptal kelimesi tdk'da; 'zekâsı pek gelişmemiş, zekâ yoksunu, alık, ahmak, alık salık' şeklinde tanımlanmıştır.
ahmak ise: 'aklını gereği gibi kullanamayan, bön, budala, aptal' şeklinde tanımlanmıştır.
bu başlıkta aptaldan kasıt ahmaktır.
devamını gör...
pekin ördeği
dünyaya çin'den yayılan, 1984 yılında türkiye'ye getirilen ve gübresi, yumurtası, karaciğeri için yetiştirilen bir ördek türüdür.
devamını gör...
summer queen
kraliçe'dir.
bu kadar yoğun nickaltı girilen bir günde kendi nickaltını kontrol edip boş görmesin diye bir uğradım.
nickini akışta görünce heyecanlan sen az. ben daha sonra tekrar geleceğim. * *
bu kadar yoğun nickaltı girilen bir günde kendi nickaltını kontrol edip boş görmesin diye bir uğradım.
nickini akışta görünce heyecanlan sen az. ben daha sonra tekrar geleceğim. * *
devamını gör...
seni seviyorum demenin farklı şekilleri
ne güzel anlatıyorsun, bayılıyorum seni dinlemeye.
devamını gör...
artık yeter
artık canıma tak etmeye başladı.
daha bir gün öncesiyle bile market fiyatları uyuşmamaya başladı, kıçı kırık bim döneri dahi on liraya dayanmış durumda, euro - dolar kısmına girmek dahi istemiyorum, rezalet sayılacak elektronik eşyalar dahi almış başını gidiyor, kadın cinayetleri durmaksızın devam ediyor, daha dün gencecik bir kız katledildi! dahası da var, adalet denilen şey artık tamamen yok olmuş durumda, kimse adaletin varlığına inanmadığı için daha da umutsuz bir hale bürünüyor ülke insanı... sadece bununla kalsa yine iyi, sınır kapısı diye bir şey artık ne yazık ki yok, afganı, suriyelisi, iti kopuğu akın akın geliyor, gelmekle yetinmeyip işini kuruyor ve ona bu ülkenin öz vatandaşından daha iyi bakıyor devlet.... gereksiz yere dillendirilen vatan, din, millet edebiyatı yüzünden vatanımızdan da, milletimizden de, dini inancımızdan da olağanüstü biçimde uzaklaştık... dur daha bitmedi! ülke her geçen gün karanlığa sürükleniyor, birçok ülke ile kavgalar, gürültüler, anlaşmazlıklar ile itibar bilerek, istenerek sıfırlanırken birçok insanın umurunda dahi değil.
biz nasıl bu kadar umursamaz olduk böyle? yoksa biz hep böyle miydik? bu coğrafya insanı daima din, vatan, millet edebiyatı ile uyudu mu yoksa?
yoksa, yoksa bu coğrafya insanı hiçbir zaman bugün yaptığı gibi bir yanlışı kabullenemedi mi? çevreme bakıyorum! insanlar bir şeylerin yolunda olmadığının farkında, ekonominin battığını, ülkenin karanlığa girdiğinin farkında ama bir türlü yanlış yapan kısmı kabullenemiyor! ne olursa olsun arkasındayız diye naralar atıyorlar, yahu, bunları gördükçe içinde bulunduğum coğrafya insanını boğazlamak istiyor bir tarafım. öyle kin, öyle nefret... bak işte, ben ki çok sakin bir insan evladı bile bu duruma gelmiş bulunmaktayım, nasıl bu kadar kutuplaştık biz sahi? gerçi biz hep mi kutuplaşmıştık, daima bir şeyleri taraftar edasıyla sahiplenip, karşı kısma ters kutup gözüyle mi baktık, sahi?
her geçen gün sadece ülkeye ve insanına olan umudum bitmiyor, hayata karşı olan umudumu da yitiriyorum. gelecek kaygısı bir yana dursun, hemen ertesi günün kaygısı gelmeye başladı artık içime, yarın ne yiyeceğim, su faturasını nasıl ödeyeceğim, elektrik borcunu kaç gün geciktirceğim acaba? daha kaç gün sadece makarna ile besleneceğim acaba?
25 yaşında bir insan evladı olarak artık gerçekten bu durumdan sıkıldım, bunaldım, inancımı da her geçen gün yitiriyorum, yitiriyorum çünkü bu düzenin 2023 yılında biteceğini düşünmüyorum.
emniyetten orduya kadar her şeyi elinde bulunduran bu insanlar, 128 milyar dolar kadar büüüüüüüüüüüüyüüüüüüük parayı elinde bulunduran bu insanlar, bu düzenin bozulmasına, koltuklarının kıçlarının altından yok olmasına, dahası da yargılanmalarına izin vereceklerini sanıyor musunuz? gerçekten bunu düşünebiliyor musunuz? ben inanmıyorum... keşke inanabilsem.
artık yeter diye bağırması, buna en büyük tepkiyi göstermesi olan halk ne yazık ki köleliğini unutmak adına yeni çıkmış, çıkacak olan ve almak adına 3-4 ay çalışması gerektiği telefonların peşine düşmüş durumda, neden? çünkü böylesine fakirleşen bir toplumda son model bir elektronik eşya onun için statü göstergesi oluyor.
aynı "telefonunu göster..." diyen dayılar gibi, değil mi?
çok üzülüyorum, çok fazla üzülüyorum.
artık yeter, yeter, yeter!
daha bir gün öncesiyle bile market fiyatları uyuşmamaya başladı, kıçı kırık bim döneri dahi on liraya dayanmış durumda, euro - dolar kısmına girmek dahi istemiyorum, rezalet sayılacak elektronik eşyalar dahi almış başını gidiyor, kadın cinayetleri durmaksızın devam ediyor, daha dün gencecik bir kız katledildi! dahası da var, adalet denilen şey artık tamamen yok olmuş durumda, kimse adaletin varlığına inanmadığı için daha da umutsuz bir hale bürünüyor ülke insanı... sadece bununla kalsa yine iyi, sınır kapısı diye bir şey artık ne yazık ki yok, afganı, suriyelisi, iti kopuğu akın akın geliyor, gelmekle yetinmeyip işini kuruyor ve ona bu ülkenin öz vatandaşından daha iyi bakıyor devlet.... gereksiz yere dillendirilen vatan, din, millet edebiyatı yüzünden vatanımızdan da, milletimizden de, dini inancımızdan da olağanüstü biçimde uzaklaştık... dur daha bitmedi! ülke her geçen gün karanlığa sürükleniyor, birçok ülke ile kavgalar, gürültüler, anlaşmazlıklar ile itibar bilerek, istenerek sıfırlanırken birçok insanın umurunda dahi değil.
biz nasıl bu kadar umursamaz olduk böyle? yoksa biz hep böyle miydik? bu coğrafya insanı daima din, vatan, millet edebiyatı ile uyudu mu yoksa?
yoksa, yoksa bu coğrafya insanı hiçbir zaman bugün yaptığı gibi bir yanlışı kabullenemedi mi? çevreme bakıyorum! insanlar bir şeylerin yolunda olmadığının farkında, ekonominin battığını, ülkenin karanlığa girdiğinin farkında ama bir türlü yanlış yapan kısmı kabullenemiyor! ne olursa olsun arkasındayız diye naralar atıyorlar, yahu, bunları gördükçe içinde bulunduğum coğrafya insanını boğazlamak istiyor bir tarafım. öyle kin, öyle nefret... bak işte, ben ki çok sakin bir insan evladı bile bu duruma gelmiş bulunmaktayım, nasıl bu kadar kutuplaştık biz sahi? gerçi biz hep mi kutuplaşmıştık, daima bir şeyleri taraftar edasıyla sahiplenip, karşı kısma ters kutup gözüyle mi baktık, sahi?
her geçen gün sadece ülkeye ve insanına olan umudum bitmiyor, hayata karşı olan umudumu da yitiriyorum. gelecek kaygısı bir yana dursun, hemen ertesi günün kaygısı gelmeye başladı artık içime, yarın ne yiyeceğim, su faturasını nasıl ödeyeceğim, elektrik borcunu kaç gün geciktirceğim acaba? daha kaç gün sadece makarna ile besleneceğim acaba?
25 yaşında bir insan evladı olarak artık gerçekten bu durumdan sıkıldım, bunaldım, inancımı da her geçen gün yitiriyorum, yitiriyorum çünkü bu düzenin 2023 yılında biteceğini düşünmüyorum.
emniyetten orduya kadar her şeyi elinde bulunduran bu insanlar, 128 milyar dolar kadar büüüüüüüüüüüüyüüüüüüük parayı elinde bulunduran bu insanlar, bu düzenin bozulmasına, koltuklarının kıçlarının altından yok olmasına, dahası da yargılanmalarına izin vereceklerini sanıyor musunuz? gerçekten bunu düşünebiliyor musunuz? ben inanmıyorum... keşke inanabilsem.
artık yeter diye bağırması, buna en büyük tepkiyi göstermesi olan halk ne yazık ki köleliğini unutmak adına yeni çıkmış, çıkacak olan ve almak adına 3-4 ay çalışması gerektiği telefonların peşine düşmüş durumda, neden? çünkü böylesine fakirleşen bir toplumda son model bir elektronik eşya onun için statü göstergesi oluyor.
aynı "telefonunu göster..." diyen dayılar gibi, değil mi?
çok üzülüyorum, çok fazla üzülüyorum.
artık yeter, yeter, yeter!
devamını gör...
sonsuzluğun mesajı
bir önceki kitabı ''bir çift yürek'' ile bizleri bambaşka bir serüvene çıkarmış, farklı bir konuya değinmiş ve adlarını daha önce hiç duymadığımız aborijinlerle tanıştırmıştı marlo morgan. kitapları her zaman başka bir bakış açısı yaratır yazarımızın. bu ikinci kitabı olan ve bir aborijin bilgeliği yazısıyla yayınlanan ''sonsuzluğun mesajı'' adlı kitabından bahsetmek istiyorum. (bkz: bir çift yürek)
sonsuzluğun mesajı yine bizi bambaşka bir evrene götürüp,derinlik kazandıran bir kitap oldu.
kitaptaki karakterimizin adı beatrice ve bir ikiz kardeşi var.ikiz kardeşi erkek. annesi doğum yaptıktan sonra ikisini de beyaz insanlar alıp bambaşka yerlere götürürler.
avustralya'nın gizli sakinleri olarak da adlandırılan aborijinler kendi tabirleriyle beyaz insanlar tarafından toprakları keşfedilince birçok zorluğa maruz kalmışlardır.
kitaptaki ikizlerimizin biri amerika'ya gönderilir bir diğeri de yetimhanede kalır. beatrice köklerini bulmaya girişir ve yolculuk da orada başlar çünkü ruhunda hissettiği kendi köklerine ulaşma ihtiyacından alıkoyamaz kendini ve aborijinlere kendi insanına ulaşmayı başarır. bilge aborijinlerle kurduğu diyaloglar,onların öğrettikleri hem beatrice'in hem de biz okuyucuların ruhunda sonsuzluğun mesajına doğru bir yolculuğa çıkartır.
yani bir aborijin bilgeliği romanı denmesinin hakkını sonuna kadar vermiş bir kitap. kitaptaki aborijin bilgelerinin söyledikleri adeta kendi ruhumuzda sanki hiç keşfetmemişiz gibi bir yolculuğa çıkarıyor. hislerimize dokundukça ruhumuzu arındırıp içimizdeki güzelliğin farkındalığını yaratarak kendimizi insanlığımıza iyi gelecek bir değişime uğramış olarak buluyoruz.o yüzden bana kattıkları özel olan bir kitap.
okumaktan keyif alacağınız ,okudukça huzur bulacağınız bir kitap.
şimdi size kitaptan birkaç kesit paylaşacağım.
''kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür, kalbin konuşması sonsuzluktan gelir.''der kitapta. en sevdiğim cümlelerden biri oldu.
altını çizdiğim yerlerden biri de ölümle ilgili çok farklı bir bakış açısı kazandıran aşağıdaki paragraf oldu.sen kimseyi öldüremezsin aslında ya da kimse ölmez. ölen sadece bedendir ve ruh sonsuzdur yine sonsuzluğa gider der.
''değişime uğramış olanların,mutantların dünyasında dini bir ilke vardır.bu 'öldürme'dir. bu yeterince açıktır ama yine de onlar savaşlarda,ulaşımda,yapılan tıbbi deneylerde kendi mallarını ya da yaşamlarını korurken,kızgınken hatta yalnızca ödeşmek için bile birbirlerini öldürürler.basit 'öldürme' ilkesinin yorumu kişinin farklı koşullar altındaki düşüncelerini haklı çıkarmak için değiştirilir.eğer toplum bu biçimde düşünmeyi seçerse bu kabul edilir ama gerçek 'öldürme' değil 'öldüremezsin!'dir.bunun koşullarla ,izinle ya da yapılmış olan edimlerin incelenmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.sözler gayet açıktır.öldürmek olanaksızdır.o ruhu sen yaratmadın,onu sen öldüremezsin.insan biçimine son verebilirsin ama bu yalnızca ruhu sonsuzluğa geri gönderir.ruhlar durup başlamazlar,onlar süreklidir.ölüm bir sonuç değildir.ölüm sonsuzluk dünyasında değişik bir biçimde var olmaktır.bir yaşama son vermek kişiye kesinlikle sorumluluk getirir;yaşam çok değerli bir deneyimdir.''
bir diğeri de koşulsuz sevgiden bahsettiği kısımdır.
''bizim seçme şansımız vardır. bizim özgür irademiz vardır ve bizler bunun farkındayız. ne kadar disiplinli olacağımıza yalnızca biz karar veririz ve bundan dolayı sorumluyuz. bizler yaratıcı varlıklarız. sınırsız yaratıcılığa ulaşabiliriz. biz burada bir diğerimiz için, yardım etmek, geliştirmek, eğlendirmek, karşılıklı ilişkide bulunmak için bulunuyoruz. bizler burada bu gezegene bakmak için bulunuyoruz. enerjinin bilgisi ve bu bilginin idare edilmesi bilincimizle birlikte gelir. birçok duygumuz vardır ve bizler sonunda anahtarın çok basit olduğunu anlayacağız. bu anahtar yargısız, koşulsuz sevgidir. eğer bir şey karmaşık gibi görünüyorsa, bu, sevgi değildir; başka bir şeydir. sevgi, duruma göre hangi rol daha fazla yardımcı oluyorsa, yardım edici, verici ya da alıcı olabilir. insanlar bilgeliğe ulaşabilirler, ama diğer canlılara bu fırsat verilmemiştir. duygusal bilgeliğe ulaşmak bizim yeryüzündeki görevlerimizden biridir.''
(bkz: marlo morgan)
sonsuzluğun mesajı yine bizi bambaşka bir evrene götürüp,derinlik kazandıran bir kitap oldu.
kitaptaki karakterimizin adı beatrice ve bir ikiz kardeşi var.ikiz kardeşi erkek. annesi doğum yaptıktan sonra ikisini de beyaz insanlar alıp bambaşka yerlere götürürler.
avustralya'nın gizli sakinleri olarak da adlandırılan aborijinler kendi tabirleriyle beyaz insanlar tarafından toprakları keşfedilince birçok zorluğa maruz kalmışlardır.
kitaptaki ikizlerimizin biri amerika'ya gönderilir bir diğeri de yetimhanede kalır. beatrice köklerini bulmaya girişir ve yolculuk da orada başlar çünkü ruhunda hissettiği kendi köklerine ulaşma ihtiyacından alıkoyamaz kendini ve aborijinlere kendi insanına ulaşmayı başarır. bilge aborijinlerle kurduğu diyaloglar,onların öğrettikleri hem beatrice'in hem de biz okuyucuların ruhunda sonsuzluğun mesajına doğru bir yolculuğa çıkartır.
yani bir aborijin bilgeliği romanı denmesinin hakkını sonuna kadar vermiş bir kitap. kitaptaki aborijin bilgelerinin söyledikleri adeta kendi ruhumuzda sanki hiç keşfetmemişiz gibi bir yolculuğa çıkarıyor. hislerimize dokundukça ruhumuzu arındırıp içimizdeki güzelliğin farkındalığını yaratarak kendimizi insanlığımıza iyi gelecek bir değişime uğramış olarak buluyoruz.o yüzden bana kattıkları özel olan bir kitap.
okumaktan keyif alacağınız ,okudukça huzur bulacağınız bir kitap.
şimdi size kitaptan birkaç kesit paylaşacağım.
''kafanın konuşması toplumun bir ürünüdür, kalbin konuşması sonsuzluktan gelir.''der kitapta. en sevdiğim cümlelerden biri oldu.
altını çizdiğim yerlerden biri de ölümle ilgili çok farklı bir bakış açısı kazandıran aşağıdaki paragraf oldu.sen kimseyi öldüremezsin aslında ya da kimse ölmez. ölen sadece bedendir ve ruh sonsuzdur yine sonsuzluğa gider der.
''değişime uğramış olanların,mutantların dünyasında dini bir ilke vardır.bu 'öldürme'dir. bu yeterince açıktır ama yine de onlar savaşlarda,ulaşımda,yapılan tıbbi deneylerde kendi mallarını ya da yaşamlarını korurken,kızgınken hatta yalnızca ödeşmek için bile birbirlerini öldürürler.basit 'öldürme' ilkesinin yorumu kişinin farklı koşullar altındaki düşüncelerini haklı çıkarmak için değiştirilir.eğer toplum bu biçimde düşünmeyi seçerse bu kabul edilir ama gerçek 'öldürme' değil 'öldüremezsin!'dir.bunun koşullarla ,izinle ya da yapılmış olan edimlerin incelenmesiyle hiçbir ilgisi yoktur.sözler gayet açıktır.öldürmek olanaksızdır.o ruhu sen yaratmadın,onu sen öldüremezsin.insan biçimine son verebilirsin ama bu yalnızca ruhu sonsuzluğa geri gönderir.ruhlar durup başlamazlar,onlar süreklidir.ölüm bir sonuç değildir.ölüm sonsuzluk dünyasında değişik bir biçimde var olmaktır.bir yaşama son vermek kişiye kesinlikle sorumluluk getirir;yaşam çok değerli bir deneyimdir.''
bir diğeri de koşulsuz sevgiden bahsettiği kısımdır.
''bizim seçme şansımız vardır. bizim özgür irademiz vardır ve bizler bunun farkındayız. ne kadar disiplinli olacağımıza yalnızca biz karar veririz ve bundan dolayı sorumluyuz. bizler yaratıcı varlıklarız. sınırsız yaratıcılığa ulaşabiliriz. biz burada bir diğerimiz için, yardım etmek, geliştirmek, eğlendirmek, karşılıklı ilişkide bulunmak için bulunuyoruz. bizler burada bu gezegene bakmak için bulunuyoruz. enerjinin bilgisi ve bu bilginin idare edilmesi bilincimizle birlikte gelir. birçok duygumuz vardır ve bizler sonunda anahtarın çok basit olduğunu anlayacağız. bu anahtar yargısız, koşulsuz sevgidir. eğer bir şey karmaşık gibi görünüyorsa, bu, sevgi değildir; başka bir şeydir. sevgi, duruma göre hangi rol daha fazla yardımcı oluyorsa, yardım edici, verici ya da alıcı olabilir. insanlar bilgeliğe ulaşabilirler, ama diğer canlılara bu fırsat verilmemiştir. duygusal bilgeliğe ulaşmak bizim yeryüzündeki görevlerimizden biridir.''
(bkz: marlo morgan)
devamını gör...
kılıçdaroğlu ve ssk batırılması sorunsalı
iktidardaki hükümetin , argümanları tükendikçe ısıtıp ısıtıp gündeme sürdüğü , yandaşların da pek bir sevdiği ve sürekli kullandığı tuhaf iddiadır.
şimdi de “z kuşağı” bilmiyor diyerek “ şahsım “ tarafından yine gündeme sokulmuştur.
twitter.com/birgun_gazetesi...
sevgili “z kuşağı “ madem bilmediğinizi düşünüyorlar, öyleyse bilmeniz için yazıyorum buraya.
öncelikle devletin bir kurumuna atanan bir memurun, sanki özel sektörde bir şirket idarecisi imiş gibi devlete ait bir kurumu batırması teknik olarak zaten mümkün değildir, idare edemiyor yada suistimal ediyor ise görevden alınır ve kasten uğrattığı bir zarar var ise kişi hakkında kamu davası açılır, gereği yapılır. ama devletin bu kadar kritik görevleri olan bu kurumunun sanki bir şirket gibi batması yada kapanması asla söz konusu değildir. bu tür kurumlar devlet batar ise batar. ama yine de sözlükte sizlere bilgi adına referans olarak olup biteni yazmak ve sizlerin de bilmesini istiyorum.
şöyle ki ; kemal kılıçdaroğlu'nun genel müdür olduğu yıllar ve akp döneminin sgk'nın yıllara göre zarar tablosu karşılaştırması aşağıdadır :
yıllık tl ve abd doları bazında(kılıçdaroğlu dönemi)
1992- 2 milyon 566 bin tl 320 milyon dolar
1993- 8 milyon 084 bin tl 615 milyon dolar
1994- 19 milyon 390 bin tl 531 milyon dolar
1995- 81 milyon 335 bin tl 1 milyar 549 milyon dolar
1996- 144 milyon 383 bin tl 1 milyar 473 milyon dolar
1997- 336 milyon tl 1 milyar 846 milyon dolar
1998- 447 milyon tl 1 milyar 490 milyon dolar
1999- 1 milyar 111 milyon tl 2 milyar 200 milyon dolar
toplam 2 milyar 150 milyon tl 7 milyar 826 milyon dolar
yıllık ortalama zarar tl ve dolar bazında
307 milyon 1 milyar 118 milyon dolar
akp'nin 2002-2014 yılları arası zarar tablosu tl ve abd dolar bazında
2002- 7,95 milyar tl 4,97 milyar dolar
2003- 13,42 milyar tl 9,15 milyar dolar
2004- 15,93 milyar tl 11,37 milyar dolar
2005- 18.69 milyar tl 13.75 milyar dolar
2006- 18.030 milyar tl 12.43 milyar dolar
2007- 25.040 milyar tl 21.040 milyar dolar
2008- 25.90 milyar tl 16.28 milyar dolar
2009- 28.70 milyar tl 19.1 milyar dolar
2010- 26.72 milyar tl 18.55 milyar dolar
2011- 16.23 milyar tl 9 milyar dolar
2012- 17.29 milyar tl 9.65 milyar dolar
2013- 19.67 milyar tl 9.6 milyar dolar
2014- 20 milyar tl 9 milyar dolar
akp iktidarında 12 yıllık toplam zarar
253,57 milyar tl 163.890 milyar dolar
yıllık ortalama zararı
21.13 milyar tl, 13.65 milyar dolar yıllık ortalama
dolar bazında, kılıçdaroğlu'nun sgk genel müdürü olduğu yönetim ile gördüğünüz gibi akp yönetimi arasında yıllık ortalamada 12 kat zarar farkı var! yandaş ve taraftar çomarlara soruyorum şimdi kim neyi, nerede nasıl batırmış?
doğrusu bilinsin sevgili “z kuşağı”.
şimdi de “z kuşağı” bilmiyor diyerek “ şahsım “ tarafından yine gündeme sokulmuştur.
twitter.com/birgun_gazetesi...
sevgili “z kuşağı “ madem bilmediğinizi düşünüyorlar, öyleyse bilmeniz için yazıyorum buraya.
öncelikle devletin bir kurumuna atanan bir memurun, sanki özel sektörde bir şirket idarecisi imiş gibi devlete ait bir kurumu batırması teknik olarak zaten mümkün değildir, idare edemiyor yada suistimal ediyor ise görevden alınır ve kasten uğrattığı bir zarar var ise kişi hakkında kamu davası açılır, gereği yapılır. ama devletin bu kadar kritik görevleri olan bu kurumunun sanki bir şirket gibi batması yada kapanması asla söz konusu değildir. bu tür kurumlar devlet batar ise batar. ama yine de sözlükte sizlere bilgi adına referans olarak olup biteni yazmak ve sizlerin de bilmesini istiyorum.
şöyle ki ; kemal kılıçdaroğlu'nun genel müdür olduğu yıllar ve akp döneminin sgk'nın yıllara göre zarar tablosu karşılaştırması aşağıdadır :
yıllık tl ve abd doları bazında(kılıçdaroğlu dönemi)
1992- 2 milyon 566 bin tl 320 milyon dolar
1993- 8 milyon 084 bin tl 615 milyon dolar
1994- 19 milyon 390 bin tl 531 milyon dolar
1995- 81 milyon 335 bin tl 1 milyar 549 milyon dolar
1996- 144 milyon 383 bin tl 1 milyar 473 milyon dolar
1997- 336 milyon tl 1 milyar 846 milyon dolar
1998- 447 milyon tl 1 milyar 490 milyon dolar
1999- 1 milyar 111 milyon tl 2 milyar 200 milyon dolar
toplam 2 milyar 150 milyon tl 7 milyar 826 milyon dolar
yıllık ortalama zarar tl ve dolar bazında
307 milyon 1 milyar 118 milyon dolar
akp'nin 2002-2014 yılları arası zarar tablosu tl ve abd dolar bazında
2002- 7,95 milyar tl 4,97 milyar dolar
2003- 13,42 milyar tl 9,15 milyar dolar
2004- 15,93 milyar tl 11,37 milyar dolar
2005- 18.69 milyar tl 13.75 milyar dolar
2006- 18.030 milyar tl 12.43 milyar dolar
2007- 25.040 milyar tl 21.040 milyar dolar
2008- 25.90 milyar tl 16.28 milyar dolar
2009- 28.70 milyar tl 19.1 milyar dolar
2010- 26.72 milyar tl 18.55 milyar dolar
2011- 16.23 milyar tl 9 milyar dolar
2012- 17.29 milyar tl 9.65 milyar dolar
2013- 19.67 milyar tl 9.6 milyar dolar
2014- 20 milyar tl 9 milyar dolar
akp iktidarında 12 yıllık toplam zarar
253,57 milyar tl 163.890 milyar dolar
yıllık ortalama zararı
21.13 milyar tl, 13.65 milyar dolar yıllık ortalama
dolar bazında, kılıçdaroğlu'nun sgk genel müdürü olduğu yönetim ile gördüğünüz gibi akp yönetimi arasında yıllık ortalamada 12 kat zarar farkı var! yandaş ve taraftar çomarlara soruyorum şimdi kim neyi, nerede nasıl batırmış?
doğrusu bilinsin sevgili “z kuşağı”.
devamını gör...
mutlu yaşam üzerine
seneca'nın mutlu yaşamı irdelediği eseridir. eserde en temel düşüncelerden biri kalabalıktan uzak durmaktır. sadece gündelik yaşam olarak değil; zihinsel anlamda da kalabalığın kanaatlerinden bağımsız olabilmek gerekir. bilge kişi kendi aklını kullanabilmelidir. yargılarını kalabalığın değer yargılarına göre değil doğaya göre belirlemelidir. kendi doğasıyla uyumlu olabilen kişi mutlu bir yaşam sürebilecektir. kendi doğasıyla ve tabii ki daha genel anlamda doğanın bütünüyle. çünkü stoacı öğretiye göre en üstün yaşam doğaya uygun yaşamdır. seneca zihnin özgürlüğüne ayrı bir önem verir. onun kalabalıktan tiksinmesinin sebebi de tam olarak budur. kalabalık özgür değildir, kendi başına düşünemeyen insanların bir araya gelmesiyle oluşur. seneca mutluluk için insanın istemekten ve korkmaktan uzaklaşması gerektiğini söyler. açgözlülük ve talihe bağımlılık insanları mutsuz kılmaktadır. erdemli olmak ve dolayısıyla mutlu olmak adına insan lüzumsuz korkulardan da kurtulabilmelidir. haz da bir başka engeldir mutluluk yolunda. daha doğrusu hazza düşkünlük. seneca insan doğasına önem veren biri olarak hazzın tamamen kötü addedilemeyeceğini bilir. ama bu ölçülü olmalıdır. epikurosçu anlamda acıdan kaçınmak biçiminde olmalıdır. takip edilmesi gereken haz değil erdemdir. mutluluk da ancak bu şekilde mümkün olacaktır. zaten erdem olduğu zaman haz da olacaktır. en büyük haz erdem veya bilgeliktir. metnin belki de en önemli tarafı seneca'nın kendisine yöneltilen eleştirilere cevap vermesidir. seneca oldukça zengindi ve ona yönelik "farklı konuşuyor farklı yaşıyor" minvalinde eleştiriler kendi döneminden itibaren başlamıştı. seneca buna cevap olarak "nasıl yaşadığımı değil nasıl yaşamam gerektiğini yazıyorum" şeklinde cevap vermiştir. hazzı aramadığını, ondan mahrum kalınca zavallı durumlara düşmeyeceğini söylemiştir. kendi kusurlarıyla mücadele ettiğini ifade ediyor. bilgeliğin zenginlikte daha mümkün olduğunu iddia ediyor. mal mülk sahibi olmayı küçümsemediğini sadece bunlara aşırı bağlanılmasını küçümsediğini ifade ediyor. zenginliğini kaybetse bile erdemli yaşamı takip etmekten vazgeçmeyeceğini ifade ediyor. şöyle bir cümlesi var: " zenginlik bilgeye göre köle, budalaya göre efendi konumundadır." sayfalarca devam ediyor bu zenginlik meselesi. kendisine yönelik eleştirilere bir bir cevap vermeye çalışıyor. kimi yerlerde çelişkili ifadeler de kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.
devamını gör...
yazılımcıların gözlüklü olması
hahahah gününün 15 saatini pc ekranına bakan insanın gözlük takması! nasıl bir tespit bu nasıl bir ıq yiğidim deyip yazara hayran kaldığım başlık.
devamını gör...
dandik dundik fotoğraf çekip sözlüğe atmak
anlaşılamayan isyan türü.
-çok müşkülpesentsiniz velhasıl bu ahvaliniz beni ziyadesiyle bitap düşürdü.
-ne diyor bu?
-babaannesiyle yaşıyor o.
-çok müşkülpesentsiniz velhasıl bu ahvaliniz beni ziyadesiyle bitap düşürdü.
-ne diyor bu?
-babaannesiyle yaşıyor o.
devamını gör...
bağdaş kuramadığı için meditasyon yapamayan budist
eğer şu anki halimle budist olsaydım içinde bulunacağım grup olurdu.
sebebi ise kilolu olmamdır.
sebebi ise kilolu olmamdır.
devamını gör...
vegan kedi maması bulamadığı için isyan eden ekşi yazarı
işte dert dediğin böyle olur diyerek dahil olduğum başlık. ya kardeşim böyle saçma sapan şeyleri dillendiriyorsunuz, sonra reis yukarıdan bir bakıyor, "lan bunlar hep rahatlıktan, demek ki bu millette para var, dur yeni bir iki tane vergi kilitleyeyim" diyerek veriyor odunu.*
hayvanın içgüdülerine, doğasına falan aykırı bir kere. dili olsa konuşsa keşke, tanımadığın akrabalarının bile kulaklarını çınlatıyordur hayvancağız.
hayvanın içgüdülerine, doğasına falan aykırı bir kere. dili olsa konuşsa keşke, tanımadığın akrabalarının bile kulaklarını çınlatıyordur hayvancağız.
devamını gör...
kitaplardaki cümlelerin altını çizmek
kitap okurken alınan hazzı x10 katlayan olaydır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
virüsü ilişkiye girerek tedavi eden italyan jinekolog
türkiye’deki cinci hocaları aratmayan italyan sapıktır. sapık her yerde var anasını satıyım bi bitmiyorlar ki… geberesice herif.
devamını gör...
çaya şeker atmadan içen kişi
çayı şekerli içen insanlara dehşet dolu gözlerle bakan insandır. ne yaptık alt tarafı çaya iki küp şeker attık bu ne sinir.
devamını gör...
gaziantep'te inanılmaz tecavüz olayı
haberin yarıdan sonrasını okuyamadım. etrafımızda bu pislikler hep var ve olacak.
adamlığına güvenenler bu kadar mı düştünüz, bu kadar mı şeytansınız?
böylelerine uzun yıllar hapis cezası vermekle değişen bir şey olacağına inanan var mı? iğrenç soyları da dışarıda devam edecek. kim ne diyebilir?
yok olup giden masum bir can. diyecek kelime bulamıyorum artık. çok üzücü çok...
adamlığına güvenenler bu kadar mı düştünüz, bu kadar mı şeytansınız?
böylelerine uzun yıllar hapis cezası vermekle değişen bir şey olacağına inanan var mı? iğrenç soyları da dışarıda devam edecek. kim ne diyebilir?
yok olup giden masum bir can. diyecek kelime bulamıyorum artık. çok üzücü çok...
devamını gör...



