rosamund pike
gone girl , a private war da ki oyunculuk performansıyla göz dolduran esrarengiz güzelliği ve hoş ses tonuyla izlemelere doyamadığım ingiliz oyuncudur. psikopat rollerin hakkından sinsice gelir.en iyi kadın oyuncu oscar'ına çok yaklaşmış fakat alamamıştır. verin rosamund ablamıza oradan bir oscar.
devamını gör...
poliakrilamit jel elektroforezi
bir proteinin saflığını ölçmede en yaygın kullanılan yöntemdir.
devamını gör...
inci sözlük'ün normal sözlük'ten daha iyi olması
ben inci sözlük'ü merak ettim ve ne yazdıklarına girip baktım, resmen midem bulandı. midesi ve bünyesi kaldıran yazarlar orada bulunabilirler. sonuç olarak tercih meselesi.
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
tanımlarını okumayı çok sevdiğim, bilgi fışkıran bir yazarımız. kendisini burada görmeye devam ederiz umarım. *
devamını gör...
filozof ve felsefeci farkı
filozof üretir, yeni bir şey ortaya koyar. felsefeci (felsefe tarihçisi) ise bunların muhasebesini tutar.
filozof bedel öder, güçlüklerle karşılaşır, felsefeci bunların ekmeğini yer.
filozof özgürdür, felsefeci ekmeğine bakar.
filozofun okulu kendisidir, felsefeciler üniversitelerde yetişir.
filozof bedel öder, güçlüklerle karşılaşır, felsefeci bunların ekmeğini yer.
filozof özgürdür, felsefeci ekmeğine bakar.
filozofun okulu kendisidir, felsefeciler üniversitelerde yetişir.
devamını gör...
an itibarıyla işsiz kalmam
benim de içinde bulunduğum durum. ailesiyle kalana ayrı sabır, ayrı evde yaşayıp geçinmek zorunda kalana apayrı sabır diliyorum. ülkemi seviyorum ama terketmeme çok az kaldı. uçağım kalkıyor arkadaşlar bakın uçağım benim uçağım
devamını gör...
elm radyo'da (sözlük radyosu mini dizisi)
bölüme dair söylenecek her şey söylendi zaten. o değil de sözlükçe ismini, cismini, nickini bilmediğimiz birine sesi sayesinde vurulduk.
devamını gör...
sabah sabah tat kaçıran şeyler
servise bindim işe gidiyorum hiç tadım tuzum yok.
devamını gör...
fal bakan sözlük yazarları
yerli yersiz yol çıkartırım. zorlada göndertirim.üç vakte kadar derim (bakınız burası önemli demediğinizde fal bakıyorum demeyin) içiniz sıkılmıştır onu da rahatlıkla görebiliyorum(ben sıkılmışsınız diyorsam sıkılmışsınızdır) beğenilmezsede falım azar işitirsiniz.inanmıyorsan baktırma canım * gereksiz trip atıyorum özetle bakamıyorum.
devamını gör...
japonya taksilerinde fiş verilmesi
şu videoyu izlerken dikkatimi çeken durum.
1:32
ayrıca adamlar takım elbise giyiyo lan.
1:32
ayrıca adamlar takım elbise giyiyo lan.
devamını gör...
renkli reçete
hekimler tarafından ilaç yazmak için kullanılan,beyaz(ilaçların geneli bu renge tabiidir),kırmızı(yüksek oranda bağımlılık yapanlar),yeşil(psikotrop ilaçlar-bağımlılık seviyesi biraz daha düşük olanlar),turuncu ve mor(kan ürünleri)gibi çeşitleri bulunan hede.
büyük düşünür doğan duru der ki;
"ruhum kirli,reçete renkli,hayat değil."
doğan'cığıma bi dal kırmızı lütfen.
büyük düşünür doğan duru der ki;
"ruhum kirli,reçete renkli,hayat değil."
doğan'cığıma bi dal kırmızı lütfen.
devamını gör...
ermolettin
''meriç'' lakabıyla kafayı bozmuş yazar. birilerine öfkelenip açıyor efendim başlıkları, durduramıyoruz.
devamını gör...
şarap
üzüm şırasının fermante edilmesiyle ortaya çıkan nefis içecek. şarabın insanlar tarafından tesadüfen keşfedildiğine inanılır çünkü bir miktar ezilmiş üzüm bile rahatlıkla kendi kendine fermante olur. ülkemiz bir üzüm cenneti olmasına ve şaraplık üzüm için harika koşullara sahip olmasına rağmen maalesef üretim pek azdır, kaliteli şarap bulmak zordur ve pahalıdır. dünyanın en büyük üreticileri olan fransa, italya, ispanya, abd, arjantin gibi ülkelerde çok uygun fiyatlara iyi şarap bulmak mümkündür. ülkemizde cabernet-sauvignon, chardonnay gibi üzümlerin varyantları olduğu gibi öküzgözü, boğazkere, kalecik karası gibi yerli cinsler de mevcuttur.
spirit tarzı alkollü içeceklere göre damıtılmadığından fenolik yani aromatik bileşenler daha önemlidir. şarapta üç adet tat bileşeni vardır: alkol, tanen ve asidite. bunların yanında ikincil bileşen olarak, üzümün yetiştiği toprağa ve iklime göre değişen fenolik bileşenler ve yıllandırmaya bağlı üçüncül aromalar da vardır. bunların birbiriyle uyum içinde olması beklenir. üretiminden tüketimine büyük bir kültür üretir. son olarak şarapseverlere güzel bir film önereyim.
spirit tarzı alkollü içeceklere göre damıtılmadığından fenolik yani aromatik bileşenler daha önemlidir. şarapta üç adet tat bileşeni vardır: alkol, tanen ve asidite. bunların yanında ikincil bileşen olarak, üzümün yetiştiği toprağa ve iklime göre değişen fenolik bileşenler ve yıllandırmaya bağlı üçüncül aromalar da vardır. bunların birbiriyle uyum içinde olması beklenir. üretiminden tüketimine büyük bir kültür üretir. son olarak şarapseverlere güzel bir film önereyim.
devamını gör...
on kusurlu hareket
dünyanın en çok sevilen ve en çok eleştirilen oyunu futbolda faul atışı ile cezalandırılacak hareketlerdir.
eskiden dokuz kusurlu hareket iken sonradan eklenen bir ihlalle sayısı ona çıkmıştır. bu onuncu kural futbolun yavaş yavaş güç oyununa dönüşmesinin bir sonucudur.
bu hareketlerin ilki rakibine tekme atmaktır. bu hareketin açıklanacak bir yanı elbette yok. benim aklımda kalan örnek real madrid’de oynarken pepe’nin rakibi casquero‘ya attığı tekmedir:

ikinci hareketimiz ise rakibe çelme takmak, bu hareket futbol sahalarında bolca gördüğümüz bir harekettir. çalım yemeyi egosuna yediremeyen oyuncu geçip giden rakibini bir çelme ile yerle yeksan eder. bu benim için genelde messi’nin top sürmeye başladığında olmasını beklediğim harekettir:

üçüncü hareketimiz hava topu esnasında rakibin üstüne sıçramaktır. bu her üç hava topu mücadelesinin ikisinde mutlaka görülen bir harekettir. yükselirken rakibin omuzlarına bastırmak en yaygın olanıdır.
dördüncü hareket rakibi engelleyici şarj. bu harekette ise rakip sizi geçmiş giderken formasına yapışıp “ getme deyeydim” diye bağırmaktır. tromsö - sandefjord maçında yapılan faul aklımdan hiç çıkmaz mesela:

sonraki hareketimiz rakibe kasti olarak vurmak. bu hareket de çok açıklanmaya ihtiyaç duymuyor ama hagi’nin uefa kupası finalinde tony adams’a yaptığı hareket akıllardan çıkmaz. ne yaptın hagi, oooo çok sert:

altıncı hareketimiz rakibi itmek. bu hareket de zaten ismi ile müsemma bir harekettir. bu hareket sonucunda birçok futbolcunun reklam panolarına çarptığına şahit olmuşuzdur.
yedinci hareketimiz topa müdahale etmeden önce rakibe temas etmektir. bence tespiti en zor olanlardan biri budur. anlık bir refleks gerekir hangisinin önce olduğunu bulmak için.
sekizinci hareketimiz rakibe tükürmek ya da uygunsuz harekette bulunmak. bu uygunsuz hareketlerden biri de rakibi ısıtmaktır ki bunu suarez’den iyi kimse yapamaz:

dokuzuncu hareket topa elle müdahale etmek ki bu da gayet açık ve net bir ihlaldir. ve tabii ki tanrının elini hatırladınız:

son hareketimiz ise orantısız güç kullanmak. rakibin omuzuna omuzla vurmakta bir sakınca yok ancak rakibe orantısız kullanarak kendine avantaj sağlamak net bir fauldür.
evet, birçok hareketi gördük, birçok hareketi tanıdık. şimdi geldik en civcivli bölüme.
eskiden dokuz kusurlu hareket iken sonradan eklenen bir ihlalle sayısı ona çıkmıştır. bu onuncu kural futbolun yavaş yavaş güç oyununa dönüşmesinin bir sonucudur.
bu hareketlerin ilki rakibine tekme atmaktır. bu hareketin açıklanacak bir yanı elbette yok. benim aklımda kalan örnek real madrid’de oynarken pepe’nin rakibi casquero‘ya attığı tekmedir:

ikinci hareketimiz ise rakibe çelme takmak, bu hareket futbol sahalarında bolca gördüğümüz bir harekettir. çalım yemeyi egosuna yediremeyen oyuncu geçip giden rakibini bir çelme ile yerle yeksan eder. bu benim için genelde messi’nin top sürmeye başladığında olmasını beklediğim harekettir:

üçüncü hareketimiz hava topu esnasında rakibin üstüne sıçramaktır. bu her üç hava topu mücadelesinin ikisinde mutlaka görülen bir harekettir. yükselirken rakibin omuzlarına bastırmak en yaygın olanıdır.
dördüncü hareket rakibi engelleyici şarj. bu harekette ise rakip sizi geçmiş giderken formasına yapışıp “ getme deyeydim” diye bağırmaktır. tromsö - sandefjord maçında yapılan faul aklımdan hiç çıkmaz mesela:

sonraki hareketimiz rakibe kasti olarak vurmak. bu hareket de çok açıklanmaya ihtiyaç duymuyor ama hagi’nin uefa kupası finalinde tony adams’a yaptığı hareket akıllardan çıkmaz. ne yaptın hagi, oooo çok sert:

altıncı hareketimiz rakibi itmek. bu hareket de zaten ismi ile müsemma bir harekettir. bu hareket sonucunda birçok futbolcunun reklam panolarına çarptığına şahit olmuşuzdur.
yedinci hareketimiz topa müdahale etmeden önce rakibe temas etmektir. bence tespiti en zor olanlardan biri budur. anlık bir refleks gerekir hangisinin önce olduğunu bulmak için.
sekizinci hareketimiz rakibe tükürmek ya da uygunsuz harekette bulunmak. bu uygunsuz hareketlerden biri de rakibi ısıtmaktır ki bunu suarez’den iyi kimse yapamaz:

dokuzuncu hareket topa elle müdahale etmek ki bu da gayet açık ve net bir ihlaldir. ve tabii ki tanrının elini hatırladınız:

son hareketimiz ise orantısız güç kullanmak. rakibin omuzuna omuzla vurmakta bir sakınca yok ancak rakibe orantısız kullanarak kendine avantaj sağlamak net bir fauldür.
evet, birçok hareketi gördük, birçok hareketi tanıdık. şimdi geldik en civcivli bölüme.
devamını gör...
methemoglobinemi
hemoglobin içerisindeki +2 demir iyonunun +3 değerlikli hale gelmesiyle oluşan klinik tablodur.
bu hemoglobinin oksijene ilgisi daha yüksek olduğu için dokuların oksijenlenmesi bozulur.
neden olarak sitokrom b5 redüktaz enzim eksikliği benzokain,lidokain gibi lokal anestezik ilaçlar,sülfonamid türevi ilaçlar örnek verilebilir.
hastalarda anemi ve hipoksemi olmadığı halde vücut uçlarında morarma ile karakterize psödosiyanoz görülür.
tanıda pulse oksimetre ile arteriyel kan gazı ölçümündenki uyumsuz oksijen basıncı tanıya yaklaştırır.
spektrofotometre tanı için kullanılan araçtır.
tedavisinde metilen mavisi ve askorbik asit (c vitamini) verilmektedir.
bu hemoglobinin oksijene ilgisi daha yüksek olduğu için dokuların oksijenlenmesi bozulur.
neden olarak sitokrom b5 redüktaz enzim eksikliği benzokain,lidokain gibi lokal anestezik ilaçlar,sülfonamid türevi ilaçlar örnek verilebilir.
hastalarda anemi ve hipoksemi olmadığı halde vücut uçlarında morarma ile karakterize psödosiyanoz görülür.
tanıda pulse oksimetre ile arteriyel kan gazı ölçümündenki uyumsuz oksijen basıncı tanıya yaklaştırır.
spektrofotometre tanı için kullanılan araçtır.
tedavisinde metilen mavisi ve askorbik asit (c vitamini) verilmektedir.
devamını gör...
sadece selamlaştığın biriyle her yerde karşılaşmak
beyninizin ona algısı açıldığından öyle oluyordur, değilse duramazsınız.
yol boyu karşımıza bir sürü kişi çıkar ancak tanımadığımızdan beynimiz yalnızca "geçici" yorumlar yapar ve o kişiye olan algıyı bir süreliğine (saliseler) açık tutar ancak daha önceden tanışmışsak gözler kalabalıkta da olsa ilk onu fark eder. beyin "uzun süreli" yorumlar yapar, anıları canlandırır.
aynı şeyi o da sizin için söylüyor anlayacağınız. *
yol boyu karşımıza bir sürü kişi çıkar ancak tanımadığımızdan beynimiz yalnızca "geçici" yorumlar yapar ve o kişiye olan algıyı bir süreliğine (saliseler) açık tutar ancak daha önceden tanışmışsak gözler kalabalıkta da olsa ilk onu fark eder. beyin "uzun süreli" yorumlar yapar, anıları canlandırır.
aynı şeyi o da sizin için söylüyor anlayacağınız. *
devamını gör...
zeki müren
türk sanat müziği (trt böyle adlandırmıştır. türk klasik müziği de denir, ancak bana göre iki isim de yanlıştır), bir dönem severek dinlediğimiz bir türdü ancak şöyle bir tespit yapalım ardından zeki müren’e bakalım.
tsm, rakı yanına meze olmaktan öte gidememiş, son yıllardaysa iyice tükenmiş bir müzik türüdür. çıkış noktası dini mevlevi ayinler olduğu bilinir ancak şekillendiği yer osmanlı sarayıdır. yani öyle halkın dinlediği, söylediği bir tür değildi. kaldı ki, osmanlı bir imparatorluktu ve halkın müzik çeşitliliği, etnik yapılara göre değişiyordu.
tsm, çok değil birkaç yüzyıl önce makam sayısı beşyüz kadarken, bugün 4 makam sayamazsınız. içinde arap melodi yapısı, hep kahreden sözleriyle, insanı duygu olarak yamultan, zamanla daha kötü versiyonu olan arabeske yenilen, bugün neredeyse esamesi okunmayan bir tür haline geldi. nedeni ise, çok tekrara düşen (söz ve melodi), büyük kitlelere konseri verilemeyen, rakının olmadığı ortamlarda etkisi neredeyse hiç olmayan bir müzik türü olmasıdır.
zeki müren ise bir istisna. vizyon sahibi, güzel diksiyonu, entellektüel kişiliği ile yaşadığı zamanın çok ilerisinde olan birisidir. yasladık sırtımızı 70 yıldır zeki müren’e ve bu şekilde bir süre daha tsm ayakta kaldı.
var mı yeni birileri? var mı yeni ve güzel tsm şarkıları? bu anlamıyla en son aldığım albüm tarkan “ahde vefa” dır ve albümde ki tüm eserler eskidir. kaldı ki tarkan bir tsm sanatçısı değildir. herif zaten her türü çok iyi okur. son zamanlarda başka bir albüm duydunuz mu? müzik evrenseldir. ancak tsm ile kapıkule’den dışarı çıkamazsınız. o ağdalı sözleri ve hicaz makamını kimse anlamaz.
çok sevdik, çok dinledik ama aslında müzikal anlamda değeri olmayan bir türün son temsilcisiydi zeki müren.
adettendir. yazıyı bir şarkı ile sonlandıralım. zeki müren, tüm kafa sözlük yazarları için söylüyor. etkiyi artırmak için rakıları hazırlayın.
buyrunuz;
tsm, rakı yanına meze olmaktan öte gidememiş, son yıllardaysa iyice tükenmiş bir müzik türüdür. çıkış noktası dini mevlevi ayinler olduğu bilinir ancak şekillendiği yer osmanlı sarayıdır. yani öyle halkın dinlediği, söylediği bir tür değildi. kaldı ki, osmanlı bir imparatorluktu ve halkın müzik çeşitliliği, etnik yapılara göre değişiyordu.
tsm, çok değil birkaç yüzyıl önce makam sayısı beşyüz kadarken, bugün 4 makam sayamazsınız. içinde arap melodi yapısı, hep kahreden sözleriyle, insanı duygu olarak yamultan, zamanla daha kötü versiyonu olan arabeske yenilen, bugün neredeyse esamesi okunmayan bir tür haline geldi. nedeni ise, çok tekrara düşen (söz ve melodi), büyük kitlelere konseri verilemeyen, rakının olmadığı ortamlarda etkisi neredeyse hiç olmayan bir müzik türü olmasıdır.
zeki müren ise bir istisna. vizyon sahibi, güzel diksiyonu, entellektüel kişiliği ile yaşadığı zamanın çok ilerisinde olan birisidir. yasladık sırtımızı 70 yıldır zeki müren’e ve bu şekilde bir süre daha tsm ayakta kaldı.
var mı yeni birileri? var mı yeni ve güzel tsm şarkıları? bu anlamıyla en son aldığım albüm tarkan “ahde vefa” dır ve albümde ki tüm eserler eskidir. kaldı ki tarkan bir tsm sanatçısı değildir. herif zaten her türü çok iyi okur. son zamanlarda başka bir albüm duydunuz mu? müzik evrenseldir. ancak tsm ile kapıkule’den dışarı çıkamazsınız. o ağdalı sözleri ve hicaz makamını kimse anlamaz.
çok sevdik, çok dinledik ama aslında müzikal anlamda değeri olmayan bir türün son temsilcisiydi zeki müren.
adettendir. yazıyı bir şarkı ile sonlandıralım. zeki müren, tüm kafa sözlük yazarları için söylüyor. etkiyi artırmak için rakıları hazırlayın.
buyrunuz;
devamını gör...
müdür yalakası
müdür de başkalarının yalakasıdır. bu döngüsel bir süreçtir.
devamını gör...
babanın ölmesi
biri beni ne zaman şakasına denize itse babamın kaybı gelir aklıma.
17 yaşındayım. babam ankarada kanser tedavisi görüyor. babannem evi satmış, oğlunu bir kaç ay daha fazla yaşatmak için öğrendiği her şeyi pişirip taşırıyor. keçiboynuzları, ısırgan otları, kaplumbağa kanları. bense kiliste yatılı okuyorum, fen lisesine 4. olarak girmişim, denemelerde ise sondan 4. falanım.
müdür odasına çağırdı bir gün, dedim sıçtık; geçen hafta yurtta viski yuvarlamıştık kesin biri öttü. gittim odasına, içerde gördüğüm ama hiç konuşmuşluğumun olmadığı bir akrabamızla oturuyor. müdür, babanın yanına gönderelim bu dönem seni, dersleri düşünme dedi, olur hocam dedim. bu kadar iyilik beklemiyordum tabi bu dalyaraktan. şaşırdım. akrabam aldı beni, bindik otobüse gittik ankara'ya. akrabamla sıkıcı ve alakasız bir ısınma turu yaptık, saçma oldu ve sonrasında yol boyunca hiç konuşmadık.
sabah babannemin evine geldik, kapıda bir sürü ayakkabı, ben hala anlamıyorum. içeri girdiğimde tanımadığım bir sürü insan ağlıyor, sonra sonra tanıdık geliyor yüzler, ama hala anlamıyorum. arkamdan gelerek baban öldü diyor kuzenim ağlayarak. sonra diyorum ki abi arkamdan gelip itmeyin denize, üşüyorum.
çıkıp botanikte bir banka oturuyorum, bir sigara yakıyorum, 5 dakika sonra bir adam geliyor yanıma, monolog bir sohbetten sonra avrupa'da ibnelerin nasıl sikiştiğini anlatıyor, ''ayak tırnağından başlayıp saçının teline kadar yalıyorlar, yok böyle bir şey''.
17 yaşındayım. babam ankarada kanser tedavisi görüyor. babannem evi satmış, oğlunu bir kaç ay daha fazla yaşatmak için öğrendiği her şeyi pişirip taşırıyor. keçiboynuzları, ısırgan otları, kaplumbağa kanları. bense kiliste yatılı okuyorum, fen lisesine 4. olarak girmişim, denemelerde ise sondan 4. falanım.
müdür odasına çağırdı bir gün, dedim sıçtık; geçen hafta yurtta viski yuvarlamıştık kesin biri öttü. gittim odasına, içerde gördüğüm ama hiç konuşmuşluğumun olmadığı bir akrabamızla oturuyor. müdür, babanın yanına gönderelim bu dönem seni, dersleri düşünme dedi, olur hocam dedim. bu kadar iyilik beklemiyordum tabi bu dalyaraktan. şaşırdım. akrabam aldı beni, bindik otobüse gittik ankara'ya. akrabamla sıkıcı ve alakasız bir ısınma turu yaptık, saçma oldu ve sonrasında yol boyunca hiç konuşmadık.
sabah babannemin evine geldik, kapıda bir sürü ayakkabı, ben hala anlamıyorum. içeri girdiğimde tanımadığım bir sürü insan ağlıyor, sonra sonra tanıdık geliyor yüzler, ama hala anlamıyorum. arkamdan gelerek baban öldü diyor kuzenim ağlayarak. sonra diyorum ki abi arkamdan gelip itmeyin denize, üşüyorum.
çıkıp botanikte bir banka oturuyorum, bir sigara yakıyorum, 5 dakika sonra bir adam geliyor yanıma, monolog bir sohbetten sonra avrupa'da ibnelerin nasıl sikiştiğini anlatıyor, ''ayak tırnağından başlayıp saçının teline kadar yalıyorlar, yok böyle bir şey''.
devamını gör...
