sorusu olanlar gelen kutuma portakal atabilir
sözlüğe hayırlı olsun dediğim, yeni kazandığımız bir kafa sözlük deyimi.
isim babası : mutsuzlugumdan mutluyum
(bkz: kocaman alkış)
isim babası : mutsuzlugumdan mutluyum
(bkz: kocaman alkış)
devamını gör...
kemik erimesi
65 yaş üzeri kadınlarda görülme olasılığı fazladır, erkeklerse ise 70 yaşının üstü kemik ölçümü yaptırmalıdır, ayrıca kortizon ilacı kullanırken gerekli kadar kalsiyum alamazsanız kemik erimesi yaşarsınız yaşınız farketmeksizin, kemikleriniz çok güçsüz bir hal alır ve her an kırılabilir, kamburluk belirir, sanırım 23 yaşında kemik erimesi yaşayan bir bir olduğum için bu kadar bilgim var.
devamını gör...
gezmesi zevkli olan mağaza çeşitleri
sanat malzemeleri satılan büyük kırtasiyeler ve kitapçılar.
devamını gör...
lev troçki
kaç yaşındaydım bilmiyorum, nerede seyrettim onu da hatırlayamıyorum ama aşağıdaki linkini verdiğim filmi seyrettiğimi çok iyi hatırlıyorum, nereden mi hatırlıyorum? troçkinin öldürülme sahnesinden ,bende o yaşta travma yaratmış demek ki o zamandan bu zamana hiç unutamadım. ilgili filmin adı the assassination of trotsky, sahne de şu:
kazmayı adamın kafaya vurarak öldürmek nasıl başka bir insanın aklına gelebilir?
öldürülüşü (wikipediadan):
1940 yılında nkvd ajanı olan ramón mercader adlı stalinist bir ispanyol gazeteci kılığında, röportaj yapmak bahanesiyle troçki'nin kaldığı eve gitti. fırsat bulunca başına kazmayla vurmak suretiyle ağır şekilde yaraladı. troçki, saldırganla boğuştuğu sırada odaya giren troçki'nin korumaları mercader'e saldırdı. troçki, korumalarına "onu öldürmeyin, bu adamın anlatacak bir hikâyesi var." diye seslendi. aldığı yaranın etkisiyle troçki ertesi gün öldü. ölümünden önce iki kez bilinci yerine geldi. ilkinde eşine "burjuva basına iyi malzeme olduk" diyerek ölümle yüz yüze geldiği bir anda cesaretini yitirmediğini gösterdi. bir sonraki bilincin geri gelişi ise son sözlerini sarf etmesini sağladı. bu sözler: "dördüncü enternasyonal'in zaferinden eminim, ileri!" olmuştur.
cinayetten kısa bir süre sonra joseph stalin, mercader'in annesi caridad'a operasyondaki payı için lenin nişanı vermiştir.1961'de sovyetler birliği'ne taşınan mercader, dönemin kgb başkanı alexander shelepin tarafından sovyetler birliği kahramanı madalyası almıştır.
kazmayı adamın kafaya vurarak öldürmek nasıl başka bir insanın aklına gelebilir?
öldürülüşü (wikipediadan):
1940 yılında nkvd ajanı olan ramón mercader adlı stalinist bir ispanyol gazeteci kılığında, röportaj yapmak bahanesiyle troçki'nin kaldığı eve gitti. fırsat bulunca başına kazmayla vurmak suretiyle ağır şekilde yaraladı. troçki, saldırganla boğuştuğu sırada odaya giren troçki'nin korumaları mercader'e saldırdı. troçki, korumalarına "onu öldürmeyin, bu adamın anlatacak bir hikâyesi var." diye seslendi. aldığı yaranın etkisiyle troçki ertesi gün öldü. ölümünden önce iki kez bilinci yerine geldi. ilkinde eşine "burjuva basına iyi malzeme olduk" diyerek ölümle yüz yüze geldiği bir anda cesaretini yitirmediğini gösterdi. bir sonraki bilincin geri gelişi ise son sözlerini sarf etmesini sağladı. bu sözler: "dördüncü enternasyonal'in zaferinden eminim, ileri!" olmuştur.
cinayetten kısa bir süre sonra joseph stalin, mercader'in annesi caridad'a operasyondaki payı için lenin nişanı vermiştir.1961'de sovyetler birliği'ne taşınan mercader, dönemin kgb başkanı alexander shelepin tarafından sovyetler birliği kahramanı madalyası almıştır.
devamını gör...
yazılı olmayan kurallar
otobüs, minibüs gibi yerlerde yüksek sesle konuşulmaz.*
devamını gör...
pame radyo yayını
spikerin* sesini kısıp radyonun sesini açtık. evet pame bunu da yaptırdı sonunda bize. keyifli yayınlar dilerim.
devamını gör...
10000 karma puanı
an itibariyle geçtiğim karma puanı.
(bkz: bu gurur hepimizin)
(bkz: bu gurur hepimizin)
devamını gör...
yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmez
ailesinden, özünden, geldiği yerden, kültüründen, büyüdüğü çevreden utanan, beğenmeyen kişiler için kınama anlamında kullanılan ata sözü.
özünü beğenmeyip inkar eden kişi, yarın hayatına aldığı herkesten şikayet eder, hoşnut olmaz. uzak durulması gereken kişiler listesinde ilk biri zorlayan kişiler de denebilir.
özünü beğenmeyip inkar eden kişi, yarın hayatına aldığı herkesten şikayet eder, hoşnut olmaz. uzak durulması gereken kişiler listesinde ilk biri zorlayan kişiler de denebilir.
devamını gör...
nosferatu
murnau'nun 1922 yılında beyaz perdeye aktardığı kült korku filmi.
bram stoker'ın 1897 tarihli drakula kitabının da sinemaya ilk uyarlamasıdır. bu yönden bakıldığında da tarihteki yerini almıştır.
her ne kadar murnau, nosferatu'yu dracula'dan uyarlamış olsa da, film en başından itibaren bambaşka bir yola sapıyor. bunun en önemli nedeni bram stoker'ın salon beyefendisi, asilzade dracula'sının, anlatılanlara göre murnau'nun kafasında yarattığı canavar ile çok fazla alakası olmaması.
murnau'nun vampiri çok daha korkutucu olmalıydı, insanların yüreklerinde öyle bir yer etmeliydi ki, tüyler diken diken tabirini tam olarak karşılamalıydı.bu yüzden çıkış noktası dracula olsa dahi murnau farklı mitleri incelemiş ve kafasındakine yakın bir vampiri bulabilmek için üretim aşamasında cidden uğraşmış...
tüm bunların ışığında filmde karşımıza; kel kafalı, uzun ve garip burunlu, kara elf kulaklı, ork suratlı, aksak yürüyüşlü, kambur ve de kurt adam pençeli bir yaratık çıkıyor. siyahlar içerisindeki çift düğmeli paltosu ile dracula da kimmiş diye caka satıyor.
filmin ana karakterlerinden birisi olan thomas hutter, wisburg'da karısı ellen ile birlikte yaşayan gayet basit bir adam. renfield isimli emlak danışmanın yanında çalışıyor ve kont orlok ile bir emlak antlaşması yapmak üzere transilvanya'ya gönderiliyor.
hikaye bilindik bir şekilde başlıyor lakin hutter bu yolculuğa çıktığı esnada eline bir kitap geçiyor. o kitapta ilk vampir nosferatu'ya dair çokça bilgi var. bölgeye geldiğinde yerel halkın anlatıları ile iyice tedirginleşiyor. aslında hayaletler diyarı hiçte bu basit adama göre değil.
filmin en büyük başarısı bir sessiz sinema örneği olmasından mütevellit, duyguların mimiklerle yansıtılması noktasında kendisini gösteriyor.
tüm o korkutuculuğu ve ürperticiliği mimikler üzerinden ve sahne akışlarından sağlıyor olması da filmi eşsiz bir örnek haline geliyor. tabi tüm bu nitelemeleri yaparken filmin 1922 yılında çekilmiş olduğunu da unutmamanız lazım.
filmin, o dönemde seyirciye bu korku havasının aktarılması yönünde ciddi anlamda başarılı olduğu, dönem yayınlarında ve anlatılarında açıkça görülüyor. tabi filmi ilk kez izleyeceklerin muhakkak güleceği ya da het höt diyecekleri yerler elbet olacaktır.
ama şu bir gerçek ki; ışık/gölge kullanımıyla ve nosferatu'nun duvara yansıtılan gölgesi ile kurbanına yaklaştığı anın verdiği hissiyatla, bu film korku filmlerinin babası olduğunu ispatlıyor.
filmi izlerken bir zaman makinesine atlamanız ve yaşadığınız dönemde çekilmiş olan filmleri kısa bir süreliğine kafanızdan silmeniz hayrınıza olacaktır. bu şekilde filmi izlerken alacağınız tat bir kaç kat artar.
mümkünse bu filmi bir şeyleri gömme terör örgütüne mensup arkadaşlarınızla kesinlikle izlemeyeniz zira bu durumda ne filmden bir şey anlarsınız ne de filmi izlediğinizi hatırlarsınız. benden uyarması.
eğer bu şartlara uyarsanız aktarılmak istenen sessiz dehşet senfonisini derinden hissedebilirsiniz. filmi izlemeyip de benim yazdıklarımdan sonra izleyen arkadaşlar gelip, bu da neymiş yahu demesinler vallahi kalplerini kırarım. sizin gönül gözünüz kapalı ise bu gariban tosbağacık ne yapsın?
tabi bir de filme bir saygı duruşu yapmak lazım. onu da ''ıron maiden'' zaten yapmıştı; şuraya iliştirivereyim.

dibine ikinci tanım: nosferatu adının kökeni yunanca nosophoros kelimesidir. veba taşıyan anlamına gelir. kimilerine göre katıksız vampir ırkının ilk temsilcilerini oluştururlar. kimi efsanelere göre de lanetlenmiş bir vampir klanının adıdır.
bram stoker'ın 1897 tarihli drakula kitabının da sinemaya ilk uyarlamasıdır. bu yönden bakıldığında da tarihteki yerini almıştır.
her ne kadar murnau, nosferatu'yu dracula'dan uyarlamış olsa da, film en başından itibaren bambaşka bir yola sapıyor. bunun en önemli nedeni bram stoker'ın salon beyefendisi, asilzade dracula'sının, anlatılanlara göre murnau'nun kafasında yarattığı canavar ile çok fazla alakası olmaması.
murnau'nun vampiri çok daha korkutucu olmalıydı, insanların yüreklerinde öyle bir yer etmeliydi ki, tüyler diken diken tabirini tam olarak karşılamalıydı.bu yüzden çıkış noktası dracula olsa dahi murnau farklı mitleri incelemiş ve kafasındakine yakın bir vampiri bulabilmek için üretim aşamasında cidden uğraşmış...
tüm bunların ışığında filmde karşımıza; kel kafalı, uzun ve garip burunlu, kara elf kulaklı, ork suratlı, aksak yürüyüşlü, kambur ve de kurt adam pençeli bir yaratık çıkıyor. siyahlar içerisindeki çift düğmeli paltosu ile dracula da kimmiş diye caka satıyor.
filmin ana karakterlerinden birisi olan thomas hutter, wisburg'da karısı ellen ile birlikte yaşayan gayet basit bir adam. renfield isimli emlak danışmanın yanında çalışıyor ve kont orlok ile bir emlak antlaşması yapmak üzere transilvanya'ya gönderiliyor.
hikaye bilindik bir şekilde başlıyor lakin hutter bu yolculuğa çıktığı esnada eline bir kitap geçiyor. o kitapta ilk vampir nosferatu'ya dair çokça bilgi var. bölgeye geldiğinde yerel halkın anlatıları ile iyice tedirginleşiyor. aslında hayaletler diyarı hiçte bu basit adama göre değil.
filmin en büyük başarısı bir sessiz sinema örneği olmasından mütevellit, duyguların mimiklerle yansıtılması noktasında kendisini gösteriyor.
tüm o korkutuculuğu ve ürperticiliği mimikler üzerinden ve sahne akışlarından sağlıyor olması da filmi eşsiz bir örnek haline geliyor. tabi tüm bu nitelemeleri yaparken filmin 1922 yılında çekilmiş olduğunu da unutmamanız lazım.
filmin, o dönemde seyirciye bu korku havasının aktarılması yönünde ciddi anlamda başarılı olduğu, dönem yayınlarında ve anlatılarında açıkça görülüyor. tabi filmi ilk kez izleyeceklerin muhakkak güleceği ya da het höt diyecekleri yerler elbet olacaktır.
ama şu bir gerçek ki; ışık/gölge kullanımıyla ve nosferatu'nun duvara yansıtılan gölgesi ile kurbanına yaklaştığı anın verdiği hissiyatla, bu film korku filmlerinin babası olduğunu ispatlıyor.
filmi izlerken bir zaman makinesine atlamanız ve yaşadığınız dönemde çekilmiş olan filmleri kısa bir süreliğine kafanızdan silmeniz hayrınıza olacaktır. bu şekilde filmi izlerken alacağınız tat bir kaç kat artar.
mümkünse bu filmi bir şeyleri gömme terör örgütüne mensup arkadaşlarınızla kesinlikle izlemeyeniz zira bu durumda ne filmden bir şey anlarsınız ne de filmi izlediğinizi hatırlarsınız. benden uyarması.
eğer bu şartlara uyarsanız aktarılmak istenen sessiz dehşet senfonisini derinden hissedebilirsiniz. filmi izlemeyip de benim yazdıklarımdan sonra izleyen arkadaşlar gelip, bu da neymiş yahu demesinler vallahi kalplerini kırarım. sizin gönül gözünüz kapalı ise bu gariban tosbağacık ne yapsın?
tabi bir de filme bir saygı duruşu yapmak lazım. onu da ''ıron maiden'' zaten yapmıştı; şuraya iliştirivereyim.

dibine ikinci tanım: nosferatu adının kökeni yunanca nosophoros kelimesidir. veba taşıyan anlamına gelir. kimilerine göre katıksız vampir ırkının ilk temsilcilerini oluştururlar. kimi efsanelere göre de lanetlenmiş bir vampir klanının adıdır.
devamını gör...
uzak durulması gereken insanlar
ruh kanseri yapma potansiyeli olan kadın/erkek. *
ne sevilmesini ne de sevmesini bilmeyen, bilakis acı seven ve insanı çileden çıkaran tipler.*
ayaküstü kırk yalan söyleyip kendi de inanan nefes alan canlılar. *
ne sevilmesini ne de sevmesini bilmeyen, bilakis acı seven ve insanı çileden çıkaran tipler.*
ayaküstü kırk yalan söyleyip kendi de inanan nefes alan canlılar. *
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
başınızı yavaşça (yine de çok yavaş olmayın) kendisine doğru abandırın. şaka şaka ehü ehü şiddete karşıyız ki biz. biz kim yav? bir anda kalabalık hissettim kendimi.
geçen birine ayağımı uzatıp ayağıma konuş dedim. ortamdaki herkes bir anda gülmeye başladı ve o da güldü. sıkça espri yaptığımdan espri sanılması bir bakıma güzel oldu zira üstte uygulatmak istediğim eylem benim üzerimde uygulanabilirdi.
genelde ortamı terk ederim. hah benim ortamımdan biri kalktığındada gülerim vah ki vah halime diye. ee hep başkaları cahil olacak değildi ya. arada, nadir, bazen, sıkça ben de cahil olabilirim. bazen bilinçli deneme yapıyorum kimler kalkacak diye. kalkanları bir şekilde hayatımda tutmam gerek onlar alfa bro. *
geçen birine ayağımı uzatıp ayağıma konuş dedim. ortamdaki herkes bir anda gülmeye başladı ve o da güldü. sıkça espri yaptığımdan espri sanılması bir bakıma güzel oldu zira üstte uygulatmak istediğim eylem benim üzerimde uygulanabilirdi.
genelde ortamı terk ederim. hah benim ortamımdan biri kalktığındada gülerim vah ki vah halime diye. ee hep başkaları cahil olacak değildi ya. arada, nadir, bazen, sıkça ben de cahil olabilirim. bazen bilinçli deneme yapıyorum kimler kalkacak diye. kalkanları bir şekilde hayatımda tutmam gerek onlar alfa bro. *
devamını gör...
kaos futbolu
mehmet demirkol’un türk futbolu için ortaya attığı muhteşem tespitini belirten sözdür.
mehmet demirkol galatasaray lisesi mezunu olmasına rağmen fenerbahçe taraftarı olarak benim gibi bir galatasaray taraftarının bile hayranlığını kazanmıştır. zira bu önemli bir tavırdır.
dünya kupası hakkında yazdığı tae han min guk kitabını pek beğenmesem de genel olarak yazılarını ve fikirlerini takip ettiğim iyi bir spor yazarı ve yorumcusudur mehmet demirkol.
bu tanımlamayı ortaya attığında kendisine ilk tepkiyi fatih terim göstermişti. mehmet demirkol şöyle bir açıklama yaptı fatih hocanın tepkisinden sonra:
bu tanımlamada ‘kaos’ sonsuz kademeli bir presle sahada rakibe oyun kurma şansı vermeden oynamak ama topu aldığında hızla ve ustalıkla kullanabilen bir oyuncu grubuyla rakibi kedere itmeye karşılık geliyordu.
türk futbolunun çoğunlukla uyguladığı sistem buydu ama bu kadar düzenli sayılmazdı.
aslında sözü şöyle de açıklayabiliriz: galatasaray manchester united maçında maç başlar başlamaz 2-0 geri düştüğünde ne hissettikleri hakkında şöyle bir şey söylemişti şu an kaçak olan arif erdem; “ kaybedecek bir şeyimiz yok, bildiğimiz gibi oynayalım dedik.”
bildiğiniz gibi? yani allah ne verdiyse saldırmak. galatasaray o maçta üç gol atarak manchester united gibi bir devi eledi. ama sorun bu değildi.
sorun taktik ve tekniğin türk futbolunda anlamsız olmasıydı. bam bam bam. bilimsel çıkarımlar türk futboluna göre değil, genetiğimize öyle işlenmemiş. biz sıkılıyoruz düzenli işler yaparken.
kaos futbolu dediğimiz de bu. en özet tanım şu olacak aslında. hani takım, halı sahada istediğiniz gibi oynamaz. siz de sinirlenirsiniz ve bir gol daha yiyince santraya topla gidip yanınızdaki arkadaşa topu bana at dersiniz ya. sonra da topu alıp kamikaze gibi rakip savunmanın arasına dalıp düşe kalka ittire kaktıra gol atıp takımı gaza getirirsiniz ya. işte bu olay ve bundan sonra yaşanacak olanlar kaos futboludur.
mehmet demirkol galatasaray lisesi mezunu olmasına rağmen fenerbahçe taraftarı olarak benim gibi bir galatasaray taraftarının bile hayranlığını kazanmıştır. zira bu önemli bir tavırdır.
dünya kupası hakkında yazdığı tae han min guk kitabını pek beğenmesem de genel olarak yazılarını ve fikirlerini takip ettiğim iyi bir spor yazarı ve yorumcusudur mehmet demirkol.
bu tanımlamayı ortaya attığında kendisine ilk tepkiyi fatih terim göstermişti. mehmet demirkol şöyle bir açıklama yaptı fatih hocanın tepkisinden sonra:
bu tanımlamada ‘kaos’ sonsuz kademeli bir presle sahada rakibe oyun kurma şansı vermeden oynamak ama topu aldığında hızla ve ustalıkla kullanabilen bir oyuncu grubuyla rakibi kedere itmeye karşılık geliyordu.
türk futbolunun çoğunlukla uyguladığı sistem buydu ama bu kadar düzenli sayılmazdı.
aslında sözü şöyle de açıklayabiliriz: galatasaray manchester united maçında maç başlar başlamaz 2-0 geri düştüğünde ne hissettikleri hakkında şöyle bir şey söylemişti şu an kaçak olan arif erdem; “ kaybedecek bir şeyimiz yok, bildiğimiz gibi oynayalım dedik.”
bildiğiniz gibi? yani allah ne verdiyse saldırmak. galatasaray o maçta üç gol atarak manchester united gibi bir devi eledi. ama sorun bu değildi.
sorun taktik ve tekniğin türk futbolunda anlamsız olmasıydı. bam bam bam. bilimsel çıkarımlar türk futboluna göre değil, genetiğimize öyle işlenmemiş. biz sıkılıyoruz düzenli işler yaparken.
kaos futbolu dediğimiz de bu. en özet tanım şu olacak aslında. hani takım, halı sahada istediğiniz gibi oynamaz. siz de sinirlenirsiniz ve bir gol daha yiyince santraya topla gidip yanınızdaki arkadaşa topu bana at dersiniz ya. sonra da topu alıp kamikaze gibi rakip savunmanın arasına dalıp düşe kalka ittire kaktıra gol atıp takımı gaza getirirsiniz ya. işte bu olay ve bundan sonra yaşanacak olanlar kaos futboludur.
devamını gör...
normal sözlük'te moderatörler seçimle belirlensin kampanyası
her kuşu öptük bir leylek kaldı demekle yetindiğim hede.
devamını gör...
çirkin kedi olmaması
kedinin çirkini mi olurmuş elbette hepsi güzel ve pofidikler birde keyifleri yerindeyse sırnaşıp mırlamaları ile sevgi gösterisi yapıyorlarsa değmeyin keyfine.
devamını gör...
sözlük yazarlarının sosyal hayatları
(bkz: yok öyle bir şey)
devamını gör...
sevme sanatı
ruhbilimci erich fromm'un kaleme aldığı ve sevgi üzerine düşünceler barındıran çok güzel bir kitap.
sevgiyi çoğunlukla kuramsallığa dayandırır. kuramsallık diyorsam aklınıza bilimsel bilimsel şeyler gelmesin hemen. akıcı, sade ve anlaşılır bir dille yazıldığından deneme tarzında olmuş. sevgi nedir, sevgi nasıl uygulanmalıdır gibi sorulara cevap verir. zaten yazar ön söz içerisinde bundan bahseder;
••
bu kitap, sevme sanatı konusunda hazır bilgi isteyenleri umut kırıklığına uğratacaktır. tersine, burada gösterilmek istenen şey; sevginin, belli bir olgunluğa erişmeden, rastgele herkesin tadabileceği bir duygu olmadığıdır.
••
okurken "nereden çıktın karşıma?" diye bağırasınız geliyor, test edildi, onaylandı. altını çizdiğim birkaç cümleyi de yazmadan geçmeyeyim;
••
insanın sevimli olmak için yaptıklarının çoğu başarılı olmak, dost edinmek ve başkalarını etkilemek için yaptıklarıyla aynıdır.
•
sevgi ta derinden özlenen bir şeyken, öbür şeylerin hepsi sevgiden daha önemli sayılır. başarı, ün, para, güç -bunları elde etmek için varımızı yoğumuzu veririz; sevmeyi öğrenmek içinse hiçbir şey yapmayız.
•
yalnızlık duygusunun bilinçte belirmesi huzursuzluk yaratır; gerçekte bütün huzursuzlukların kaynağı budur.
edit: imla.
sevgiyi çoğunlukla kuramsallığa dayandırır. kuramsallık diyorsam aklınıza bilimsel bilimsel şeyler gelmesin hemen. akıcı, sade ve anlaşılır bir dille yazıldığından deneme tarzında olmuş. sevgi nedir, sevgi nasıl uygulanmalıdır gibi sorulara cevap verir. zaten yazar ön söz içerisinde bundan bahseder;
••
bu kitap, sevme sanatı konusunda hazır bilgi isteyenleri umut kırıklığına uğratacaktır. tersine, burada gösterilmek istenen şey; sevginin, belli bir olgunluğa erişmeden, rastgele herkesin tadabileceği bir duygu olmadığıdır.
••
okurken "nereden çıktın karşıma?" diye bağırasınız geliyor, test edildi, onaylandı. altını çizdiğim birkaç cümleyi de yazmadan geçmeyeyim;
••
insanın sevimli olmak için yaptıklarının çoğu başarılı olmak, dost edinmek ve başkalarını etkilemek için yaptıklarıyla aynıdır.
•
sevgi ta derinden özlenen bir şeyken, öbür şeylerin hepsi sevgiden daha önemli sayılır. başarı, ün, para, güç -bunları elde etmek için varımızı yoğumuzu veririz; sevmeyi öğrenmek içinse hiçbir şey yapmayız.
•
yalnızlık duygusunun bilinçte belirmesi huzursuzluk yaratır; gerçekte bütün huzursuzlukların kaynağı budur.
edit: imla.
devamını gör...
kadınlar hakkında başlık açan erkekler
herşeye cinsiyetçi yaklaşmak zorunda mıyız?sorunusu akıllara getiren başlık.he valla neden?
devamını gör...

