belki bunu tecrübe edemeyecek kadar yalnızdın* ancak son bir kaç saattir mesaj panelinde bir sorun yaşıyoruz.
en kısa sürede çözmüş olacağız.
devamını gör...

sayın üstteki yazar; hayatın planladığın gibi gitsin, dileklerin en güzel şekilde gerçekleşsin, sağlığın sıhhatin hiç bozulmasın, işin gücün rast gitsin. çok sevenin olsun, çok saygı duyanın olsun. *
devamını gör...

sene 2009’un sonları. ekşi’de o dönem yılların yazarıyım. reşit yaşta bile değildim ekşi’ye yazar olunca, ortaokula gidiyordum hatta. ama yalancıyı ıslatmıyorlar ne de olsa, yaşım oldukça büyük yetişkin bir erkeğim, öyle takılıyorum sözlükte. gazetelerde gördüğüm haberlerden, köşe yazılarından belli fikirler araklayıp, aklım yettiğince cümleler kurup, siyasi yazılar yazıp, futbol yorumları yapıp, ondan bundan duyduğum bilgileri satıyorum sözlükte. kendimi nasıl cool ve farklı hissediyorum aman aman… ama artik sıkıcı ve kasıntı gelmeye başladı ekşi bana, forum siteleri bile nerdeyse daha eğlenceliydi.

derken bir başlık gördüm sol frame’da, galatasaray sözlük açılmış (rerererarara sözlük daha doğrusu) ekşiciler yardırıyor falan. asosyal ve yalancı olan ben durur muyum, hemen üyelik işlemlerine başladım ve çaylaklık sürecini başarıyla geçip yazar oldum. yeni bir sözlük var, taze kan. ama ortam testosteron hormonu salgılanmış vaziyette, eril dilden geçilmiyor. hadi dedim burda da erkek olayım ve kısa sürede hatırı sayılır bir kişilik oldum. özel mesajlar, yersiz şakalar vs vs, ama biriyle daha farklı bir enerji yakaladık. yıldız teknik’te gemi mühendisliği bilmem bilmem neyi okumuş, özel bir firmada çalışan, kendi halinde, sevimli, donanımlı, eğlenceli ve fanatik galatasaraylı bir çocuk. ama ben abi diye hitap ediyorum, o bana birader falan. futbol, kadın, breaking bad, rakı mı, konyak mı, votka mı muhabbetleri… ama ben istanbul’un kenar mahallesinde yaşayan, sanayide çalışan, iki küçük kardeşine ve bir dul annesine bakan, artı babasının iş kazasında ölümüyle travma yaşamış, kara yağız bir delikanlıyım. böyle tanıttım kendimi. her gün muhabbet eder olduk.

facebook hesabını verdi bana, ekle beni dedi, irtibatta olalım. garibanlığıma acıdığından mıdır nedir, benim için hep bir şeyler yapmak istedi. ben de diyorum, abi ben sosyal hesap kullanmıyorum. kullanmaz olur muyum be, sabah akşam çocuğun fotoğraflarına baka baka aşık ettim kendimi. çoğu şey açıktı hesabında. o ne izliyor onu izliyorum, o kimi dinlerse onu dinliyorum. oğlum diyor, gel şuraya şu gün bira içelim. yok abi diyorum annem hasta falan filan derken atlatıyorum bir şekilde.

en son bir salı günü, kış vakti, saat 16 suları. okuldan gelir gelmez açtım sözlüğü, bir mesaj: “hüseyin kardeş (adım da hüseyin he), numaranı bana yaz, seni gs-fb derbisine götüreyim bu hafta.” yalancılıktan bir gebermediğim kalmış, üzerine bir de istanbul’da bile yaşamıyorum. durdum düşündüm, yeter dedim kendime, sözlük hesabımı sildim o gün ağlayarak. daha fazla devam edemedim. ardından büyük bir boşluğa, özleme ve vicdan azaplarına düştüm. adama dehşet alışmışım bir de, bir süre zor geldi onunla hiç iletişimde olmamak. facebook hesabına, ordan etkileşimde olduğu insanların hesaplarına, başka mecralardaki sosyal hesaplarına bir süre baktım hep, gizli gizli. danimarka'ya yerleşti, bir köpek evlat edindi, orda bir hayat kurdu kendine. hepsine uzaktan şahit oldum. kendi başıma bir süre ufak bir aşk acısı yaşadım ve melankoli halini atlatınca bir daha da sosyal hesaplarına bakmadım. göz görmeyince de gönül katlandı. (hahahha)

o belki bu olayı şimdi hatırlamaz bile ama, ben yaptığım şerefsizliği hiç unutmam. bugün ne zaman derbi olsa, ne zaman breaking bad'e, the prestige filmine denk gelsem, muse grubunun bir şarkısını dinlesem, hep onu hatırlatır bana.

bu da böyle rezil bir anımdır arkadaşlar. buraya kadar okuyan varsa ayırdığı vakit için teşekkürü bir borç bilirim, zira uzun entryleri ben hiç okumuyorum. sevgiler…
devamını gör...

sınırları belli, bir amaç dahilinde fiziksel ya da kavramsal birden çok bileşenin oluşturduğu bütün.

sistemler açık-kapalı, canlı-cansız, soyut-somut, doğal-beşeri, statik-dinamik olmak üzere farklı açıda incelenir. hepsine tek tek değinmeden önce sistemin özelliklerini tanıyalım.

öncelikle sistemin onu çevresinden ayıran sınırı ya da sınırları bulunur ve her sistem, kendinden küçük alt sistemlerden oluşur. bir ülke yönetimini sisteme benzetecek olursak, bakanlıkları da alt sistem olarak değerlendirebiliriz. onları da, daha alt gruplar, bakanlığa bağlı vakıflar vs. olarak.

sistemi oluşturan ögeler arasında karşılıklı bağlılık ve bağımlılık vardır. birbiriyle ilişki halindedir. bu ilişki karşılıklı beslenme, bilgi alışverişi ya da karar mekanizmasının ortaklığı olabilir. küçük alt sistemler büyük bir sistemi oluşturabileceği gibi, büyük bir sistem küçük alt sistemlere bölünmüş de olabilir.

ve bana göre en önemli unsur; sistem, sistem ögelerinin aritmetik toplamı değil organik toplamıdır. yani bütün parçaların toplamından büyüktür. bu da sistemin gücünü doğuran temel unsurdur. 2+2 = 5

kafa bulandırmadan sistem gruplarına geçeyim.

1-) açık-kapalı sistemler

a-) açık sistem; çevresiyle ilişkisi olan, haberleşen, birbirini etkileyebilen ve/veya değiştirebilen sistem türüdür. dış çevreden gelen girdi, belli işleme ya da işlemlere tabi tutularak bir çıktı verir. sonra ortaya çıkan çıktı da yine, yeni bir girdi olarak işleme alınır. böyle böyle gelişim sağlanır.
b-) kapalı sistem; dış çevreden etkilenmeyen sistem türüdür. sadece iç işleyiş esastır, dış faktörler yok sayılır ve dikkate alınmaz. girdi -> işlem işlem -> çıktı şeklinde bir sıra izler. çıktı tekrar işleme uğramaz.

2-)canlı-cansız sistemler
a-) canlı sistemler, elemanları canlı ve değişken yapılardan oluşan; doğum ve ölüm, türeyiş ve yok oluş gibi faktörlerden etkilenebilen sistem türleridir. ekosistem harika bir örneğidir.
b-) cansız sistem ise biyolojik standartlardan uzak, çoğunlukla mekanik olarak karşımıza çıkan sistemler işte. bu bağlamda süreçsel değişime bir noktada kapalı olurlar, teknolojik cihazlar; işletim sistemleri gibi örnekler sunulabilir.

3-) soyut-somut sistemler
a-) soyut sistemler; tüm elemanları kavramlardan oluşan sistemlerdir. somut karşılığı olmamasına rağmen belli bir sistematiği takip eden yapılardır. düşünce sistemi en bilindik örneğidir.
b-) somut sistem; en az iki elemanı nesnelerden oluşan sistemdir. içerisinde soyut elemanlar bulundurabildikleri gibi, sadece somut elemanlardan ibaret de olabilirler. yine kullandığımız teknolojik cihazların sistemleri buna örnektir.

4-) doğal-beşeri sistemler
a-) doğal sistem, insan eli değmeden kendi kendine ya da insan dışı diğer sebeplerle oluşmuş sistem türü. güneş sistemi ya da yağış sistemi bunun bir örneğidir.
b-) insan eliyle oluşan işletme hiyerarşik sistemleri, mekanik sistemler... evet anlaşılabileceği üzere bir sistem, birkaç farklı sistem grubu içinde incelenebilip, dahil olabiliyor. matematik mesela. açık, cansız, soyut, beşeri bir sistem.

5-) statik-dinamik sistemler
a-) statik sistemler, çevredeki değişkenlerden etkilenmez ya da doğrudan etkilenmezler. yani, değişimlere karşı duyarlılıkları yoktur ya da kısmidir demek istiyorum. var olan durumunu belli bir süre boyunca korumaya yönelik yapıları vardır.
b-) dinamik sistemler, geri besleme mekanizmasıyla çalışır. yukarıda incelemiş olduğumuz açık sistemler buna bir örnektir. dış etkenlerle fazlasıyla içli dışlı olan bu tür sistemler, çeşitli parametreler ve verilerde yaşanan değişkenler ile köklü bir değişime bile uğrayabilir ya da bozulabilirler.
(bkz: entropi)

bir de basit-karmaşık sistem kavramı var ki, bana göre göreceli olan bu konudan bahsetmek istemiyorum. tüm yazıyı da yine bu konuyla ilgili bir yazı kaleme alırken temel olsun diye yazdım. yüzeysel haliyle böyle işte sistem konusu. iş hayatından, pozitif bilimlere, politikadan dinlere her alanda karşımıza çıkabiliyorlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kadıköy'de acayip sarhoş olduğum bir gün , arkadaşımla ev kiralamıştık. hiçbir sıkıntı yoktu. çok temizdi. eve gidemeyecek kadar kötü olmasaydım kalmazdım. işin açıkçası benim seks kasedim düşmedi hiçbir yere. sizinde düşmez reis rahat ol. ama iyice araştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

t: anlama kabiliyeti zayıf insanların kafaya takacağı türden sözde bir sorunsal.

amme hizmeti: beyler o bahsedilen özgürlük, eşinizin kendi isteğiyle mini etek giymeye karar verme özgürlüğü; yoksa sizin eşinizi istediğiniz şekilde giydirme "özgürlüğünüz" gibi bir şey değil ve olamaz da zaten. böyle bir şey özgürlük değil tahakküm olur.
devamını gör...

t: akıldan çıkmayan aksiyon veya korku dolu anımızı merak eden başlık. toplanın dostlarımm. büyük bir zevkle anlatmaya başlıyorum:

lise son'dayız. temel lise olduğu için okul küçük, o gün üniversite sınavındaki bir değişiklikle ilgili haber alıyoruz. zaten her gün 9 saat ders, 2 saat soru çözümü derken 11 saat ders çalışmaktan gına gelmiş. müdüre ailemizi aramasını ve eve gitmek istediğimizi söylüyoruz bir türlü izin vermiyor. bilendik ama o gün illa o okuldan çıkacağız. bir de sigara içenler için bir teneffüs belirlenirdi ve o saatte içmeye çıkarlardı. onlar geri okula dönerken bir kalabalık oldu, biz o kalabalıktan faydalanarak okulun çıkış kapısına kadar geldik fakat müdür var ve çıkmamızın imkanı yok. girişte de bir masa var, 3 arkadaş masanın altına saklandık, müdür yardımcısının gitmesini bekliyoruz* bir de lise lise değil hapishane resmen, müdür kapıdan ayrılsa, müdür yardımcısı var, hizmetliler var, güvenlik de cabası.

neyse, bomba kısma geliyorum. hoca masanın önünde duruyor biz de arkasında saklanıyoruz. sağ olsun hizmetliler bizi gizledi, ispiyonlamadılar. bir de birisi diyor ki ''müdür yardımcısı geliyor sakın ses çıkarmayın.'' o dakikalar nasıl geçti ve hoca bizi nasıl yakalamadı cidden bilmiyorum. en son hoca ayrılırken hemen haber verdi ve olduğumuz yerden pıt pıt çıkarak okuldan ayrılmıştık. eh hocam, düzgünce izin isterken vermezseniz kendi çapımızda böyle aksiyon yaşar ve yaşatırız biz de.
devamını gör...

cüzdanında kaç para olduğunu, cüzdanın içine bakmadan söyleyememektir.
zira benim gibi fakirler 3'ün 5in hesabını yaptığı için asla cüzdanın içine bakma gereği duymaz.
hangi banknottan kaç tane olduğunu bile ezbere söyleyebilirim.
devamını gör...

insanı yalnız hissettiren yaş ortalaması. akranlarımız çoluk çocuk derdinde tabi.
ölsün 35+ bekarlar değil mi?
devamını gör...

buradan

omurgalı devlet adamını nasıl özlediğimizi bir kez daha bize hatırlattı. her hareketiyle nasıl da gönlümüzü çalıyor bu adam...
sen bu ülkenin son zamanlarda başına gelen en güzel şeysin... seni başkan yapacağız *

edit: ulan adam türk! malmisiniz, yorumlara bak. türk birisi kendi ülkesinde türkçülük gününü kutluyor, ecdadını atalarını yad ediyor buna ırkçılık deniyor. hangi ülkede hangi millette böyle bi kafa var?

hainleri çıldırtarak doğru bildiği yoldan sapmadan, 3 5 oy için başkalarına şirin gözükmek eğilmeyen bu adam bu ülkede cumhurbaşkanı olmazsa kimse olmasın. adam türk olduğu için oy vermeyecek kansizlar gram umrumuzdaysa kahrolayım. başkanın da umrunda değil çok belli.

gidin şimdi özgürlük adı altında etnik kökenizi yuceltici başlıklara yazarak, türklere ırkçı hakaretler ederek etnik masturbasyon yapmaya devam edin.
devamını gör...

etik ahlakı enlerde olan birisi olması.olaylara bakış açısı,insanlara karşı değer yargısının kuvvetli olması ve tabi ki en başta mükemmel donanımlı bir ebeveyn olarak benim tüm ruh hallerime sabırla yaklaşıp her zaman yol gösterici olması.
devamını gör...

hayırlı uğurlu olsun, emeği geçen herkese teşekkür ederim. güzel işler alkışlanmalı, alkışlıyorum. *
devamını gör...

saat 07:22 idi ölmeye yattığında.
08:49 idi başkentin puslu bir nisan sabahına yeniden başladığında.
dündar öğretmenin sınıfındaki ilkokul öğrencileri aysel, ali, aydın ve okul piyesinde yer alan diğer cumhuriyet çocuklarının yüzlerini batıya dönme, atanın izinde çağdaşlaşma çabalarını okuyoruz büyük bir keyifle. çocukların büyümesiyle hayata tutunma ve kimlik arayışları, doğru-yanlış çabaları baş gösteriyor. bir taraftan toplumsal baskılar, diğer yandan özgürleşme, modernleşme ihtiyacı. ikisinin arasında bocalamalar…
aysel’den beklenen, üzerine yüklenen onca rol ile aysel’in çocukluğu ve yetişkinliği ne kadar da farklıdır aslında. kendini aynada modern, çağdaş, yüzünü batıya dönmüş bir türk kadını olarak görürken, aynanın arkası ne durumdaydı peki ?
aydın’ın rahat, kendinden emin, gelecekten umutlu hallerine aysel’i her gördüğünde ya da düşündüğünde ne oluyordu ? çocukluktan başlayıp yetişkin bir adama dönüşene kadarki hırsı ve çabaları hedeflediği noktaya taşıyabilmiş miydi aydın’ı ?
ya ali ? başkentin karışıklığında, büyüklüğünde kaybolup gitmiş miydi yoksa o da dündar öğretmenin öğrettikleri yolunda ilerlemeyi başarabilmiş miydi ?
her çocuğun bireye dönme sürecindeki sancılar, kadın olmanın dönemin içindeki zorluğu, pek çok şeyi kanıtlama çabası, hayallerindeki gelecek ve sahip oldukları mevcut zaman… gerçekten ümit ettikleri geleceği hepsi de avuçlarında tutabiliyorlar mıdır şu an ?
bir devrin romanı ölmeye yatmak. arınmak, küllerinden doğmak, sahip olmak ve hepsine bir o kadar da uzak kalmak.
devamını gör...

burada millete hakaret etmenin ne anlamı var arkadaşlar
kadınlı erkekli millet bir eğlence ortamı bulmuş, kendi hallerinde eğleniyor.
ne meriçlik kalmış , ne fahişelik.
anladık özgür ortam da, bu kadar düşman olmanın ne anlamı var?
beğenin, oylayın gitsin, dünyanın sonu değil ya bu.
devamını gör...

çok üzülerek belirtmek isterim ki:

türk vergi sistemi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

an itibarıyla (bkz: mutsuzlugumdan mutluyum) var olsun. *
devamını gör...

hollanda lop tavşanım var. kulakları düşük herkes köpek sanıyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim