dinozor olmak isterdim efenim. soyum tükenirdi de görmezdim bu zamanları..
devamını gör...

çok değerli yazar arkadaşlarımızın cinler ile yaşadıkları übersonik olaylardır. ben de mahallenizin cincisi olarak sizle bu anımı paylaşmak istedim.

her neyse, geçen aradılar işte dediler "hocam biz sülalecek cinlendik"
ben de dedim ooo hemen geliyorum herkesi toplayın.
kapıyı tıklattım. kapıyı boylu boslu, esmer, kalın kaşlı 40 yaşında bir adam açtı. yerlere kadar eğildi, buyrun hocam dedi. ben de girdim işte içeriye.

içerde 10-15 kişi var büyüklü küçüklü. baktım herkes korkmuş, neyse bi çember oluşturun bakem dedim. hemen geçtiler. ben de "açılın ben doktorum" edasıyla çemberin ortasına geçtim oturdum.

başladım duaya bağıra bağıra, ciiiiin! ey yüce yaratık! baktım hafiften yer sallanıyor. gözlerini kapatmışlar enayiler. ben de çaktırmadan onları izliyorum. bizimkiler de iyice tırsmış tabii. ben de bu arada cin diye bağırıyorum.

çocuklardan biri bir anda ağlamaya başlıyor. dabbe izlemiş sanırsam geçen. yanındaki adam* sus lan diyor. ben de bağırma lan çocuğa diyorum. adam ayağa kalkıyor "sen kimsin ya?" diyor. sonra bir anda kalın ve reverblü bir ses sanane diye bağırıyor. bana bakıyorlar, benden gelmiyor. herkes kafayı sıyıracak gibi duruyor hahah. sonra cin bir anda görünür oluyor. tekrarlıyor, "sanane!" ben tamam diyorum cine, ramazan ramazan girme günaha, ayıp. sen iste diyor, hepsinin ağzından gireyim kulağından çıkayım. gerek yok canım diyorum cine. sen git orucunu aç. bir anda bir abla bayılıyor, ben de polis çağırırlarsa başım yanmasın diye tüyüyorum.

bu da böyle bir anımdır.
devamını gör...

günaydın sözlük, günaydın diğerleri.

nabıyonuz?
kızmayın ama biz valla hep aynı, sınırsız çay var çıkın gelin?
türkan mama yedi, uyuyo, o yüzden kadrajda yok.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

duyduğumda çokça heyecanlandığım, akşamı iple çektiren yayındır*.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

harikulade bir martin scorsese filmidir. 1990 yılında izleyiciyle buluşmuştur. nicholas pileggi'nin, wiseguy adlı kitabından uyarlanmış, gerçek bir hikayedir.
başrollerinde ray liotta, joe pesci, robert de niro gibi mükemmel oyuncular bulunmakta. hele joe pesci öttürüyor bu filmde...

the godfather'dan sonra mafyayı anlatan en iyi filmdir. konuları işleyişlerinde farklılıklar olsa da mafya denilince akla gelen ilk iki film bunlardır. ve ikisi de tam bir şaheserdir. izlemediyseniz bu tanım sizin için bir işaret olabilir, muhakkak izlemenizi tavsiye ederim.
son olarak müzikleri sahneye cuk oturan, dönemini kasıp kavuran, şahane eserlerdir. sadece şu bile yeter;


gerisi spoiler..



şimdi filmi sizlere kısaca tanıtacağım.
filmimizde mafyanın içinde bulunan ve daha sonrasında içinde bulunduğu mafyayı ifşa eden henry hill'in hikayesi anlatılmaktadır.
henry küçüklüğünden beri mafyaya dahil olmak istemekte. bunun için de fazlasıyla azimli. en nihayetinde istediğine kavuşuyor ama sonu hiç beklediği gibi çıkmıyor.

ray liotta, henry hill rolünü muazzam canlandırmıştır. tabii bunda martin scorsese'nin etkisi çok büyüktür. aynı zamanda henry hill'in de katkılarıyla ya da taktikleriyle ray liotta, henry hill karakteriyle özdeşleşmiştir.

joe pesci filmde tommy devito rolünü öylesine güzel, öylesine karakterle bütünleşerek canlandırmış ki inanamazsınız. yine bu rolüyle "en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarı" nı kazanmıştır. daha önce kesinlikle denk gelmişsinizdir ya da duymuşsunuzdur "funny how" sahnesini. işte o kısacık sahnede dahi joe pesci'nin enfes oyunculuğunu net bir şekilde gözlemleyebilirsiniz. buyurun gözlemleyin;


ve robert de niro. canlandırdığı her karakteri en iyi şekilde yansıtan, yılların eskimeyen karizmasıdır kendisi. filmde jimmy conway karakterini canlandırmakta. yer yer iyi yer yer kötü ama hep çıkarlarına göre hareket eden biri. gel gör ki hep karizmatik.

son olarak yönetmen martin scorsese tam bir dehadır. bunu; filmdeki çekim tekniği, hikayenin akıcılığı, benzersizliği karşısında mest olurken fark edebilirsiniz.

ufacık bilgilendirme de salayım. gerçek hayattaki henry hill'imiz, filmden ziyadesiyle memnun kalmış ve herkesin henry hill'in kim olduğunu bilmesi gerektiğini düşünüp tanık koruma programında olmasına rağmen kendisini açık etmiştir. bu durum sebebiyle fbi henry hill'i tanık koruma programından çıkarmıştır.

son sözü muddy waters söylesin o halde; *


devamını gör...

yas yas yas gley yas gley cürübbübbbüüü
devamını gör...

ölmesine üzüldüm fakat kendisini sevdiğim için değil.

bu şahsı muhterem de tıpkı burhan kuzu gibi sırları ile birlikte gitti.

hesap vermedi, hesap soracak olan bir yönetim henüz başa gelmemişti zira.
devamını gör...

bu oyunu bile fake gps'le bilgisayar başında oynuyodum ben.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

charles bukowski tarafından yazılmış şiir. dilimize pansiyon manzumeleri olarak çevrilmiş olan the roominghouse madrigals kitabının 49. sayfasında yer alıyor.* bütün bildiğim olarak çevrilen şiirin orijinal ismi ise all i know. özünde şiir bana kalırsa ölüm anının bir temsili olsa bile tam olarak bana ne hissettirdiği hakkında karmakarışık durumdayım. ölüm hakkında pek çok şiir okudum hepsinden öte ölüm şairi olarak anılan cahit sıtkı tarancı şiirleri ile geçti ömrüm ama bukowski beni tamamen düşüncelerle dolu bir yer altı mezarlığına hapsediyor bu şiiri ile. "bir şeyi yanlış anlamış olmalıyım." tek düşündüğüm açıkçası bu. yine de sandığım ve hatta umduğum gibi ölüm üzerineyse eğer oldukça etkileyici bir şekilde kaleme alınmış. insan gözlerini kapatıp kendi kendine mırıldandığı zaman bu şiirin dizelerini, gözlerini açtığı andan itibaren kısa süre burada olmuyor. bir anlamda yalnızca bir kere yaşayabileceğimiz ölümün kötü dekorlara sahip, tamamen acemice yapılmış hazırlıksız bir provası gibi. ya ben şiirlere fazla anlam yüklüyor, onları fazla içselleştiriyorum ya da şairler sahiden insanı hangi cümleler ile başka masalların ve kabusların içine sürükleyeceğini çok iyi biliyor.


bütün bildiğim şu: kuzgunlar ağzımı öpüyorlar,
damarlar arapsaçına dönmüş burada,
denizse kan denizi.


all ı know is this: the ravens kiss my mouth,
the veins are tangled here,
the sea is made of blood.


bütün bildiğim şu: eller uzanıyor,
gözlerim kapalı, kulaklarım kapalı,
çığlığımı geri çeviriyor gökyüzü.


all ı know is this: the hands reaching out.
my eyes are closed, my ears are closed,
the sky rejects my scream.


bütün bildiğim şu: burun deliklerimden hayaller damlıyor
bize tur bindiriyor tazılar, deliler gülmekten katılıyor,
tıkırdayarak ayırıyor saat ölenleri.


all ı know is this: my nostrils drip with dreams
the hounds lap us up, the fools laugh out,
the clock ticks out the dead.


bütün bildiğim şu: ayaklarım kederdir burada,
zambaklar kadar etmiyor sözcüklerim, pıhtılaşıyor şimdi:
kuzgunlar ağzımı öpüyorlar.


all ı know is this: my feet are sorrow here,
my words are less than lilies, my words are clotted now:
the ravens kiss my mouth.


devamını gör...

teorik fiziğin bir alanı olan çoklu evren hipotezleri içerisinde bir alt başlık olarak incelenebilecek olan, alternatif evren ya da alternatif gerçeklik gibi isimlerle de bildiğimiz, bilim kurgu filmlerden çıkmış gibi görünen hipotez.

basitçe, bu dünyada yapmaktan vazgeçtiğiniz tüm seçimleri ya da yaşamamayı seçtiğiniz şeyleri, başka evrenlerde yapıyor ya da yaşıyor olabileceğiniz fikri üzerine kuruludur. büyükbaba paradoksu gibi paradoksların çözümünde de kullanılır.

her ne kadar son yıllarda daha sık duysak da, insanlığa yabancı ve tamamen yeni bir kavram değildir bu. mesela hint mitolojisinde her biri kendi tanrısına sahip olan sonsuz sayıda evrenden bahsedilir. pers edebiyatında da benzer bir kavramdan söz edilmektedir.
devamını gör...

son isteği sorulduğunda;
-demli bir çay ve filtreli sigara dedi. ucuz diye filtresiz içmekten ellerimiz sarardı.
-ve rodrigo’nun gitar konçertosunu dinlemek istiyorum.
o an orada bulunan sıkıyönetim komutanları, idam kararı veren mahkeme heyeti, birkaç er ve gardiyanlar anlamamışlardı bu isteği.

peki ama 24 yaşında dar ağacına giden biri neden bu konçertoyu dinlemek istemişti?

üstte yazar arkadaş uzunca açıklamış ama ben bi özet geçeyim;
ispanya’da hitler ve musollini destegi ile iktidara franco gelir. o dönemde ispanya’da iç savaş başlar ve çoğunluğu sosyalist olan altyüzbin insan öldürülür.
rodrigo 1939 yılında bu savaşı anlatmak ister, gözleri görmedigi için eşine bölümler halinde yaptırır konçertoyu.
icrası en zor eserlerden biridir.

6 mayıs 1972 saat 05:30
demli çayını ve sigarasını içti. konçertonun bitmesini bekledi. sonra idam sehpasına yürümek için ayağa kalktı. ancak ayaklarında prangalar vardı. avukatı halit çelenk “prangalar açılsın, bu şekilde idama götüremezsiniz”. prangalar açıldı.

24 yaşında dağ gibi bir genç yere sağlam basa basa yürüdü. ulucanlar cezaevinde tüm mahkumlar ıslıklarla konçertoya devam etti...

ölüme giderken konçerto dinledi. öldürüldükten sonra onun için kitaplar, şiirler, şarkılar yazıldı.

ama yinede can yücel’in dediği gibi;
“aşk olsun be çocuk...”

edit: konçerto istenmiş. son görüntüleriyle ekliyorum.

denizegider
devamını gör...

'ruhumun kederinden
gözlerim yaşla doldu
inliyorum derinden
bana bilmem ne oldu'

hissettiğim şeylerden sanat çıkabileceğini gösteren çok güzel bir şarkı.
devamını gör...

abd'nin kuzey batısında kanada ve alaska olmasından dolayı, vortex'in rahat hareket ederek meksika'ya kadar inebilmesi sonucu oluşmuş hava olayıdır.
rocky dağlarının kuzey - güney doğrultusunda uzanması sonucunda da batının nemli ve sıcak havası orta eyaletlere gelemez. gelse bile dağ torku etkisiyle soğuyarak gelir.
bundan dolayı atlantic oscillation salınımının pozitif fazda olduğu dönemlerde, kutup vortexi en rahat abd'yi görür ve etkisi altına alır.
olağan dışı bir olay değildir aslında.

polar vortex
devamını gör...

diğer adıyla onbinlerin dönüşü adlı kitap / günce.

yazarı sokrates'in öğrencisi olan ksenophon'dur, kitapta o dönem ve şu an bildiğimiz anadolu insanı hakkındaki benzerlikler beni en fazla şaşırtan konu olmuştur.
ari çokona çevirisi okunabilecek en güzel halidir.
devamını gör...

hijyenik ped. keyfimizden satın almıyoruz bu ürünü. ihtiyaç. azcık insaf.
devamını gör...

üzülerek benim aklıma 1993 yılı geliyor. nasıl yazıyorduk unutmadımaklımda
devamını gör...

ne de olsa kışın sonu bahardır, bu da gelir bu da geçer ağlama.
devamını gör...

başıma gelen en güzel şeydir. kardeş sevgisini gölgede bırakır, özlemiyle ağlanır. birinin büyüdüğünü görmektir. hatta eğer benim kadar şanslıysanız birilerinin favori insanı olabilirsiniz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim