bak bu enkaza dönmüş harabe benim.
üstüm başım toz içinde. kurtulmaya çalıştıkça bu enkazdan, daha da dibe düşüyorum. üşüyorum. sesimi duyan yok. bağırıyorum. bağırdıkça acıyor göğüs kafesim. bir umut, güneşle tekrar buluşmanın hayaliyle yanıp tutuşuyorum. karanlık. korkuyorum. halbuki ben hiç korkmazdım karanlıktan. neresi burası, nerdeyim ben? yönümü yolumu kaybettim. canım acıyor. kıpırdayamıyorum yerimden. saklambaç oynayan korkak küçük bir kız çocuğuyum sanki. korkuyorum. ya bulan olmazsa beni? yanmak uğruna çıkayım diyorum bu çirkin kabuğumdan. sonra vazgeçiyorum. gururluyum. pes edemem ben. son kez bak bu harabeye... yakında bir mezar olacak burası. herkes üzerine basıp geçecek. adım unutulacak. ve ben hayat denilen bu en büyük kaosun içinden, yok olup gideceğim...
devamını gör...

bence the beatles'ın en güzel şarkısıdır, evrende yapılmış en güzel şarkılardandır hatta. tabi öznel cümleler bunlar. bazı günler eleanor rigby gibi hissediyorum.

grubun 1966 yılında yellow submarine ile birlikte çıkardığı şarkıdır.

paul mccartney'in ilk seçtiği isim "daisy hawkins" imiş aslında. sonra "father mccartney" adı gelmiş aklına. onu da "darning his socks in the night when there's nobody there" sözünden dolayı insanların babasının çoraplarını ördüğünü düşüneceğini düşündüğü için telefon rehberinden seçtiği "mckenzie" soyadını kullanmış. ama diğerleri "peder tommy mckenzie'den" geldiğini söylüyor. eleanor ismini almalarının da sebebi kulağa doğal gelmesi imiş mccartney'e göre. eleanor bron'dan geliyormuş. rigby ise bristol'da bir mağazadan.

şimdi gelelim gerçek eleanor'a, her ne kadar mccartney onun kurgu ve uydurma bir karakter olduğunu söylese de. 1980'li yıllarda liverpool'da st peter parish kilisesinin mezarlığında ona ait bir mezar bulundu. yine aynı mezarlıkta "mckenzie" soyadlı bir başka mezar da vardı. ve john lennon ile paul mccartney ilk tanıştıkları dönemde bu civarlarda çokça vakit geçirmişler.

2008 yılında eleanor'un doğum belgesi bir müzayedede satılınca mccartney şu cümleleri söylemişi: "eleanor rigby uydurduğum tamamen hayali bir karakter. birisi hayali bir karakteri kanıtlamak için bir belge satın almak için para harcamak istiyorsa, bu benim için sorun değil."

gerçek eleanor 29 ağustos 1895 tarihinde doğan, liverpool'da yaşayan bir kadın. thomas woods adlı bir adamla evleniyor ve 44 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybediyor.

şarkıya gelirsek yalnız insanlar içindir bence. en azından ben böyle yorumluyorum.


ah, look at all the lonely people
ah, look at all the lonely people
eleanor rigby
picks up the rice in the church where a wedding has been
lives in a dream
waits at the window
wearing the face that she keeps in a jar by the door
who is it for?
all the lonely people
where do they all come from?
all the lonely people
where do they all belong?
father mckenzie
writing the words of a sermon that no one will hear
no one comes near
look at him working
darning his socks in the night when there's nobody there
what does he care?
all the lonely people
where do they all come from?
all the lonely people
where do they all belong?
ah, look at all the lonely people
ah, look at all the lonely people
eleanor rigby
died in the church and was buried along with her name
nobody came
father mckenzie
wiping the dirt from his hands as he walks from the grave
no one was saved
all the lonely people (ah, look at all the lonely people)
where do they all come from?
all the lonely people (ah, look at all the lonely people)
where do they all belong?


*
devamını gör...

akıbeti merak edilen dergi. sahi, ne oldu bu iş?
devamını gör...

şu an yazdığım şeyi okuyacağına git ders çalışma evrenine giriş taktik biri uygula kitabın defterin kapağını arala gerisi gelir diyebilirim bu şeylere örnek olarak.
devamını gör...

makarna sosu.
devamını gör...

yaratılmışların en üstünü olan insan. doğası gereği kendini korumak amacıyla yaratılmış olduğu ilk günden itibaren hayata tutunabilmek amacıyla sürekli üreten, gelişen, geliştiren ve kendini doğaya karşı ayakta tutmaya çalışan bir canlıdır. tüm bu olumlu yönlerine karşın tabiki olumsuz yönleri de yok değil.
doğaya karşı sürekli kendini korumakla yükümlü olan insan aynı zamanda doğaya karşı acımasız bir varlık olmaktan da geri durmuyor. en basit örneği ile bakacak olursak insan oğlunun üretmeye ve geliştirmeye başladığı ilk günden itibaren doğa ile arasında çok çetin bir savaş meydana gelmektedir. bu savaşın gözle görülebilir en büyük göstergesi ise küresel ısınma değil midir? onlarca yıldır varlığımızı sürdürebilmek amacıyla doğaya verdiğimiz zarar onu hasta etmemişmidir? tıpkı şu an tüm insanlık olarak savaştığımız corona gibi doğa da hastalanıp küresel ısınma ile savaşmakta. ama tek bir fark var aramızda, bizler bu virüsü bir şekilde atlatırız ama verdiği tepkiden de anlaşılacağı üzere doğa tüm bu yıkımı atlatabilir mi bilemiyorum.
işte insan olmak belki de benim gözümden böyle bir şey.
devamını gör...

1947 doğumlu amerikan yazar. genellikle bilimkurgu, dram ve polisiye türlerinde yazmaktadır.

king hakkında belki de pek işimize yaramayacak ama her yerde olmayan bir bilgi: king, yazmaya başlamadan önce mutlaka bir bardak su ve bir fincan çay içer, daha sonra ağzına bir vitamin atarmış. sonrasında hep aynı koltuğuna oturur ve müziğin sesin açarmış. masası oldukça düzenli ve her şeyin hep aynı yerde olmasına özen gösterirmiş. her sabah saat 8'de hep bu aynı rutini yapmasının sebebini ise şöyle açıklamış: "hazır ol! az sonra hayal etmeye başlayacaksın."*
devamını gör...

“aşk...
doğru duyguların en vazgeçilmezi!
ama aynı zamanda en çok acı vereni...
ve en gururlu olanıdır.”

canan tan “yüreğim seni çok sevdi” kitabından.
devamını gör...

değildir tabiki. ben evden çıkarken fenerbahçe konuşmaya başlıyorum, eve gelene kadar şampiyonlar ligini alıyoruz. ne deliliği kardeşim ?*
devamını gör...

başlığı gördüğümden beri aklıma sürüyle caps, karikatür ve replik geldi ancak bunlardan hiçbiri canım kemal sunal'ın süt kardeşler filmindeki şu repliği kadar derdimi anlatmayacaktı.
"yaaaa!
öyle miii?
allah allahhhh!
bak seeeen!

ne diyo bu?"

umarım yeteri kadar açıklayıcı olmuştur.*
devamını gör...

4-5 tane eşbaşkan gelirse nasıl olur? sordum ve birini bulamadık 4 kişi nasıl gelsin sudoku cevabını aldım. hadi kardeşlerim beni haksız çıkartın. yokmu 4 - 5 yayın açabilecek babayiğit. anayiğitte olur hiç fark etmez. bu arada taze kan aranıyor. kulüpte 65 kişiyiz etkinliğe gelen sayısı çok az. gelin, farklı bakış açınızla hava atın. aramızda sivrilin. inanın buna gocunacak bi kişi yok aramızda. izlenilecek filmi seçme imkanınız da var üstelik. yani diktatorship’likten uzak, hd film cenneti gibim bi yerdeyiz. kalkın gelin, ortamımız şenlensin.
devamını gör...

istanbul üsküdar:
buradan.
devamını gör...

orijinal adı tashunka wıtko olan oglala sioux kabilesinin savaş reisidir. 1842 yılında doğduğu tahmin ediliyor. ilk delikanlılık yıllarında düşman kızılderili kabilelere yapılan baskınlarda cesaretini gösterdi. 1866'da kızıl bulut'un savaşında a.b.d ordusuna karşı savaştı. fetterman kıyımında pusu kuran ekibin başındaydı. savaştan sonra rezervasyonda yaşamayı kabul eden kızıl bulut, benekli kuyruk gibi reislere uymayarak kendisi gibi özgür yaşamak isteyenlerle birlikte yaşamaya devam etti. 1874'de sioux topraklarında altın çıktığı için toprak satışı isteyen a.b.d'ye karşı yeniden savaşmaya başladı. 1876'da little bighorn savaşında, a.b.d ordusunun 7. süvari alayını ve alayın komutanı general george armstrong custer'ı yok eden kızılderililere önderlik etti. savaş sonrası yeni gelen birliklerin sürekli saldırı ve baskısı karşısında açlık, soğuk... gibi sebeplerle kabilesi zor duruma düştü ve kendisine eski topraklarında yaşama sözü verilince teslim oldu. birkaç ay sonra söz verilen topraklar verilmediği için kızgınken, bazı sioux savaşçılarının a.b.d ordusuna paralı asker olduğunu görünce kaçıp eski topraklarına gideceğini söyledi. ama muhbirler beyaz adama haber vermişti ve söz verilen topraklar hakkında general seninle konuşacak denilerek beyazların kalesine götürüldü. kaledeyken önüne götürüldüğü binanın içinde demir parmaklıkları görünce hapise atılacağını anladı. kaçmaya çalışırken, eski yakın arkadaşı ve savaşçısı ama artık a.b.d paralı askeri küçük dev adam kollarından tutup, boğuşmaya başladı. o sırada bir amerikan askeri süngüsünü reisin karnına soktu. revire götürüldü ve o gece ölene kadar sioux ölüm şarkısını söyledi. 5 eylül 1877'de öldü. ailesi kanada'ya kaçarken cesedini yaralı diz denilen bölgeye gömdüler, o yüzden bugün mezarı belli değildir. dini sebeplerden dolayı fotoğraf çektirmeyi kötü gördüğünden fotoğrafı yoktur.
devamını gör...


bir tarık mengüç eseridir. bir yemek üzerinden aşkı tarif etmek ne kadar zordur bilir misiniz? dahası aşkı tarif ederken bir yemeği mi kullanıyor diye düşündürtmek ne kadar zordur?.. o adam, o aşık, şakşuka yemek istiyor. yedir diyor aşkına ve şöyle haykırıyor: "şakşukala beni! şakşukala sonuna kadar!"

ama hayat bu işte... bazen sadece şakşukalanmak istersin de şakşukalanamazsın ve kederle oturursun evinde. o ünlü, görkemli şiir kitaplarına gömülürsün... edip cansever'den attila ilhan'a ve daha nicesine... sonra aklınıza yine o soğuk gün gelir. beyaz bir gecedir. şakşukalanamadığınız beyaz bir gece.

ama içten içe düşünürsünüz: ayarını tutturamadı o. "bende hata yok! o yapamadı, ben değil!" der, önünüze bakar ve çökersiniz koltuğunuza. kaderiniz budur sanki: şakşukalanamamak. şakşukalanmak isterken ve buna çok yakınken, tam da şakşukalayacak insan sizi şakşukalayacakken şakşukalamayınca afallarsınız ve şakşukanın bu kadar da önemli olup olmadığı konusunda derin hülyalara kapılırsınız. kan damardan çıkmak ister coşarcasına, bir kan yolu açmak istersiniz size sonsuz özgürlüğü verecek.

ama hayır, tarık mengüç de bunu diyor zaten... o büyük sanatçı, aşkı öğretmeyi teklif ediyor: "tarif edeyim öğreteyim/hoşuna gider şakşuka" yani diyor ki: "aşk büyüktür, yücedir; bırak kendini bana, mutlu edeyim seni."

ama burada da sosyolojik olgular giriyor işin içerisine... ne de olsa türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsanız insan doğasının keskin acısını iliklerinize kadar hissedersiniz.

neyse, bu kadar yazmak bile saygıdeğer tarık mengüç'e hakaret sayılabilir. haddime değildi bu şaheser hakkında konuşmak. yine de dedim bir şeyler. aşk hep sizinle olsun. şakşukalanmanız dileğiyle, şakşukalanmayla kalın.


yine bana tadını tattıramadın
yine kalamadık baş başa
ayarını canım tutturamadın
yediremedin şakşuka

şakşuka şakşuka şakşuka şakada şuka
doyamadım tadamadım yiyemedim şakada şuka

tarif edeyim öğreteyim
hoşuna gider şakşuka
canım istiyor pişir de yiyeyim
doyayım hadi tıka basa


arkadaki müziğin ihtişamından bahsetmeyeceğim. zaten apayrı. duyar duymaz içiniz cıvıl cıvıl oluyor!
devamını gör...

tanımım artı almadı diye değil ama karmam gıdım gıdım artıyor diye üzülüyorum.bir halka filmi rozeti almak istiyorum bütün gün online ım ha keyfimden yazıyorum o ayrı ama bu ne arkadaş. neden bu kadar zavallı bir karmaya sahibim ben.
devamını gör...

tüm sırlarını anlatacak kimsesi olmadığı için yıldızlara anlatmış birey.
devamını gör...

bir eylem.

fakat ben onunla bırakmam işi. dayanamam; kaşını, gözünü, kulağını öperim. uyumaktan dolayı, fırından yeni çıkmış poğaça gibi sıcacık olmuş bir kediye asla hayır diyemem.
devamını gör...

aynı ortaokulu ve liseyi okuduğum için halen görüştüğüm
yaklaşık 30 yıllık arkadaşımla olduğumuz durum.
devamını gör...

kaos
kalabalık
yalnızlık
devamını gör...

öğleye kadar pembe, turuncu gibi enerji verici renkler. öğleden sonra lacivert, gri, siyah gibi renklerdir. sevdicekle zamanın rengi toz pembe, sevmediğin kişiyle siyah.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim