normal sözlük yazarlarının karalama defteri
-yemek mi yapsan acaba?
-dışarı çıkıcam ben. gelecek misin?
-bu havada mı? içki içtin?
-eee? çıkıcam. hava almam lazım. gelecek misin?
-hayır. bence sen de çıkmamalısın. mutfağa girsen çok daha iyi.
o kadar uzun süre kendim için düşünmek zorunda kalmadım, beni benden iyi tanıyan biri benim yerime düşündü ki benimle ilgili şeyleri, umursamayıp kendi bildiğimi okuduğum zamanlarda bile -ki çoğu zaman böyle oldu bu- düştüğüm çukurlardan sağ salim çıkacağımı bilmenin güvenini yaşadım hiç farkında olmayarak. insan böyle şeyleri yitirdiğinde anlıyor. yitirip kendiyle ilgili kendisi düşünmek zorunda kaldığında ve o çukurlara, hep orada olan, düşüp durduğumuz çukurlara düştüğünde nasıl çıkacağını, çıkınca da bir daha ne zaman düşeceğini, çıkmaya mecali olup olmayacağını düşünürken… o gece girmedim mutfağa. dışarı çıktım. dondum soğuktan. içkiliydim, ağladım; açılmadım. ıslandım. zavallı gibi hissettim kendimi. daha çok içtim, daha çok ağladım ve daha çok açılmadım. çıktığımdan daha yüklü döndüm eve. ıslak saçlarım, üşümüş bedenim, incinmiş ruhumla. incittiğim.
“tek başına, böyle bir zamanda, bok gibi bir yere, bok gibi bir ruh haliyle, üstelik de otobüsle nereye gidiyorsun? mutfağa gir sen miko.”
otogarlar iğrenç yerler. pis yemek aşığı benim için bile, benim için çok özel bir yeri olan “tost”un yenmeyecek halde olduğu bir yer. bağıran, çağıran insanlar. her yerinden çomarlık akıyor. tayt giydim evet, ne bakıyosun yaprağım! silerim ebeni dünyadan. ah bir enerjim olsa.
yoruldum. yorgunum. düşünemiyorum.
-dışarı çıkıcam ben. gelecek misin?
-bu havada mı? içki içtin?
-eee? çıkıcam. hava almam lazım. gelecek misin?
-hayır. bence sen de çıkmamalısın. mutfağa girsen çok daha iyi.
o kadar uzun süre kendim için düşünmek zorunda kalmadım, beni benden iyi tanıyan biri benim yerime düşündü ki benimle ilgili şeyleri, umursamayıp kendi bildiğimi okuduğum zamanlarda bile -ki çoğu zaman böyle oldu bu- düştüğüm çukurlardan sağ salim çıkacağımı bilmenin güvenini yaşadım hiç farkında olmayarak. insan böyle şeyleri yitirdiğinde anlıyor. yitirip kendiyle ilgili kendisi düşünmek zorunda kaldığında ve o çukurlara, hep orada olan, düşüp durduğumuz çukurlara düştüğünde nasıl çıkacağını, çıkınca da bir daha ne zaman düşeceğini, çıkmaya mecali olup olmayacağını düşünürken… o gece girmedim mutfağa. dışarı çıktım. dondum soğuktan. içkiliydim, ağladım; açılmadım. ıslandım. zavallı gibi hissettim kendimi. daha çok içtim, daha çok ağladım ve daha çok açılmadım. çıktığımdan daha yüklü döndüm eve. ıslak saçlarım, üşümüş bedenim, incinmiş ruhumla. incittiğim.
“tek başına, böyle bir zamanda, bok gibi bir yere, bok gibi bir ruh haliyle, üstelik de otobüsle nereye gidiyorsun? mutfağa gir sen miko.”
otogarlar iğrenç yerler. pis yemek aşığı benim için bile, benim için çok özel bir yeri olan “tost”un yenmeyecek halde olduğu bir yer. bağıran, çağıran insanlar. her yerinden çomarlık akıyor. tayt giydim evet, ne bakıyosun yaprağım! silerim ebeni dünyadan. ah bir enerjim olsa.
yoruldum. yorgunum. düşünemiyorum.
devamını gör...
bensu soral'ın aşı olması
kronik hastalıgı olanlarda yaş, meslek kriteri yok listeye girmek için.
e nabızınızda çıkıyorsa gidip vuruluyorsunuz syn soral de böyle yapmış....
tanım: bilgisi olmayan fesat tiplerin fikir beyan ettikleri başlık.
e nabızınızda çıkıyorsa gidip vuruluyorsunuz syn soral de böyle yapmış....
tanım: bilgisi olmayan fesat tiplerin fikir beyan ettikleri başlık.
devamını gör...
müslüman kadınların öz saygısı var mıdır sorunsalı
herkesin başlık açmaması gerektiğini kanıtlayan başlık.
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
biriyle hayatı paylaşmayı özlüyorum. beraber vakit geçirebilmeyi özlüyorum. onu ondan çok düşünmeyi, hasta olduğunda annesi gibi şefkat gösterebilmeyi, beraber sonu gelmez temizlik seanslarına girmeyi, sıkılsam bile sırf onunla olduğum için uzun filmler izlemeyi..
kısacası sevilmeyi çok özlüyorum.
tanım: yazarların özlem duyduğu şeyleri paylaştığı, bir nevi günlük görevi gören başlık.
kısacası sevilmeyi çok özlüyorum.
tanım: yazarların özlem duyduğu şeyleri paylaştığı, bir nevi günlük görevi gören başlık.
devamını gör...
öpesin diye elini ağzınıza sokmaya çalışan akraba
ismini kara listeme yazacağım ve bir daha asla görüşmeyeceğim akrabadır. azıcık abartıyorsam ne olayım. dudaklara zorla el bastırmaya çalışmak ne, affedersiniz bayram konulu mu çekiyoruz?
devamını gör...
yatık emine
refik halit karay'ın memleket hikayeleri adlı kitabında bulunan, zamansız, insanı tokat yemişe döndüren öyküsü.
öykü, 1974 yılında ömer kavur'un yönettiği ve necla nazır'ın başrolünde olduğu, nubar terziyan, renan fosforoğlu, bilal inci, serdar gökhan, mahmut hekimoğlu gibi isimlerin de rol aldığı bir filme dönüşmüştür aynı zamanda. türk sinemasının az bilinen ancak iyi örneklerinden biri olan bu filmi ömer kavur ve turgut özakman birlikte senaryolaştırmışlardır.
film için:
öykü, 1974 yılında ömer kavur'un yönettiği ve necla nazır'ın başrolünde olduğu, nubar terziyan, renan fosforoğlu, bilal inci, serdar gökhan, mahmut hekimoğlu gibi isimlerin de rol aldığı bir filme dönüşmüştür aynı zamanda. türk sinemasının az bilinen ancak iyi örneklerinden biri olan bu filmi ömer kavur ve turgut özakman birlikte senaryolaştırmışlardır.
film için:
devamını gör...
karma puan formülü
içinizden geleni, sözlüğe katkı sunacağını düşündüğünüz şeyleri yazıp sevdiğiniz şeyleri beğenip geçin bu hayat bu hesaplarla yürümez
devamını gör...
aşkın metafiziği
schopenhauer'e olan aşkımdan sanırım, bir büyük boy metin yazmıştım. aşk değil ama ölümün metafiziği benim açımdan, nasıl olsa aşk ile ölüm aynı..
hikaye tadında, arzu edenler buyurup, okuyabilirler;
not: cc
ben bu gün öldüm, ölüler hissedemez derler. tenime dokunan demirin yakıcı soğukluğunu, gözlerimdeki kataraktı, tırnaklarımın etimden ayrılışını, sırtıma dolan kanın yarattığı morluğun tarifsiz acısını, gözlerimin kaydığını ve boyumun biraz daha uzadığını hissediyorum. üzerine yatırdıkları demir sedyeden parmaklarım taşıyor. az sonra ve bundan sonra başıma gelecekleri kestirmem ise güç....
hayatınızın en yorgun döneminde, ciğerinizden gelen adrenalini hissettiniz mi hiç? çocukluğunuzu tekrar edecek gücün hala içinizde olduğunu düşündüğünüz o anlar?..
ben adelin, bu gün 52. yaşıma basarken arizona 'nın çöllerinden birinde, seher vakti ayaz'a karşı babamın bana küçükken hediye ettiği venüsü izliyorum, bilirsiniz bazı çocukların pahalı oyuncakları, onlara büyük hediyeler veren ebeveynleri vardır. benim ailem bana daima hediye olarak hayal gücümü armağan etti..
hayat 45 den sonra başlar lafının sonsuz destekçisiyim. hayat olduğunuz andan başlar, ondan öncesi ise bir avuç sanrıyı kapsar..
bu gün 63. doğum günüm, bu gün yeniden doğdum, kars'ın şirin bir köyünde ata yadigarı, sarıkamış eteklerinde 5 çocuğa davul çalarken buldum kendimi. hayatımın her günü gibi bu gün de güzeldi..
65. doğum günüm bu gün. biricik kız kardeşimin mezarının mermerini temizlerken, cildimde çıkan kahve rengi lekelere gözlerim takıldı. 65. yaşımda en büyük servetim askeri emekli ikramiyesi ile aldığım karavan. ne arkamdan bir dua okuyacak olan dostum var, ne de beni uzun uzun yâd edecek tanıdıklarım. kendi başıma yaşamayı daima sevdim, tek başıma ölmeyi de seveceğimden bir hayli eminim. aziz nesin gibi olmalı cenaze işlerim, çocuklar mezarımın üzerinde oyun oynamalı, kimse yaşarken olduğu gibi bilmemeli ben neredeyim. yıkanmamalı cesedim ve günahlarım ile gömülmeliyim. en büyük servetim, gezip gördüklerim, yaptıklarım ve bana zararı hiç dokunmamış olan şiirlerim ve 2 okuma kitabım mezarımda arkadaşım olmaya devam etmeli benim..
epeyce gördüğüm insanların ve hastalıkların çirkin yüzleri, sevgi 'nin en karası, uçurumun son çiçeği, tekila bardağının içerisindeki limon çekirdekleri, tuzun harmanlanmış lezzeti, en sevilenlerin göçüp gitmesi, onlarca hastalık, onlarca bağ ile 65 yılın 65 saniyesini dahi boşa geçirmedim. sadece, her zaman bir kitabın olmasını isterdim, şu dünyada bir gün ne kleopatra hatırlanacak, ne aristo ne yücelttiğimiz diğerleri. einstein gibi, tesla, atatürk gibi gerçek eserler bırakmış sanatkar ve sanatçılar ise öğrettikleri için daima akıllarda kalacak ve tekrar tekrar doğacaklar elbet ki. egomu affedin, ben de onlardan biri olmak isterdim. başaramadım maalesef ki, her yazan, yazar değildir çünkü..
en azından kendim için ufak izler bırakabildim, yıllar sonra ellerindeki oyuncaklara bakınca ismimi anacak çocuklar, geçtiğim yollarda kaybolunca izleri takip edecek insanlar, anlattığım hikayeleri hatırlayınca resmimin hafızalarında canlanacağını bildiğim 5 6 kişi tahmin edebilirim. bir insanın ölümsüz olabilmesi için bunlar yeterli sebepler. bir çok şeyi kavrayabiliyorum tabii, peki ya ölümden sonrası?..
herkes bu konu için başka bir açıklama getiriyor, herkesin bir teorisi var ve bu çoğunlukla kişiden kişiye değişiyor. peki ya benim teorim?..
yaşarken ölümden sonrasının tıpkı doğmadan önceki yaşamımız gibi olduğuna dair bir inancım vardı. yetiştiğim müslüman aile yapısında ölümden sonrasına iman etmek dinimizin temel prensiplerindendir. fakat ben ters çıkıp yarı agnostik yarı ateist bir görüşü benimsemiştim. flu bir boşluk olduğunu ve bunu doğumdan öncesini hatırlayamadığımız, ya da daha doğru bir tabirle bilemediğimiz gibi bilemeyeceğimizi savunuyordum. tabii yaşarken her şey insana koca bir boşluktan ibaretmiş gibi geliyor..
66. yaşıma henüz yeni girdim, burada, kızımın yanında sidney'de kuzey ışıklarını izliyorum, havada bir gök gürültüsü hakim....
ölümünün bu kadar ihtimali bir sebepten olacağı hiç aklıma gelmezdi, şimdi morgun soğuk demirleri arasında vucudumdaki kırmızı damar çatlağı ve varise benzeyen morarmış izlere bakıyorum. tırın altında kalmak, denizde boğulmak ya da yılların alkol sigara birikimi sonucu oluşan kalp damar hastalıklarının sonumu getireceğini düşünürdüm. üzerime yıldırım düştüğü için öleceğim aklıma gelmezdi. çok acıdığını söyleyemem, tıpkı diğer yanık vakalarında olduğu gibi 3 saniyelik tarifsiz acı sonrası sinir hücreleri ve köklerinin yanması sonucu derin bir hissizlik, bundan sonrası koca bir karanlık. gözlerimi açtığım düşünmem fakat duygusal olarak yaptığımın farkında varıp, bu durumu kabullenmem 6 saatimi aldı. hala durumumu benimseyebilmiş değilim, yaşadığım ülkeden uzaklarda tabiri caizse gurbette ölmek kelimenin tam anlamıyla bir vehamet,ağır bir yük. yılmaz güney, ahmet kaya, nazım hikmet ve daha nicelerin din dil ırk ayırmaksın bu durumu yaşamış olması çok acı verici...
24 saatin sonunda biricik kızımın yaşlı gözlerle beni teşhis etmeye gelmesi, bir babanın yaşayabileceği en kötü anlardan. bu günleri yaşayacağımı tahmin edemezdim. kızımın ağzımdan çıkan 2 söz beni çok etkiledi; 'bir zamanlar ismimin yazılı olduğu dövmesi şimdi koca bir lekeyi andırıyor, sırtındaki bu izleri ise daha önce hiç görmemiştim,babam işkence gördüğünden hiç söz etmemişti.'
film şeridi tabirini bilir misiniz? ben çok merak ederdim. ölen bir çok kişinin yaşadığı gibi bu durumu ben de yaşadım, lakin ortada bir sorun var. film şeridi yani hayatımızın bazı anları gözümüzün önünden geçiyor, bunlar genelde en acı verici olanlar. gençliğimde gördüğüm işkenceler, ailemi kaybettiğim gün dostlarımın ve aile büyüklerimin destek verişi, kaza yaptığımda direksiyonu sağa sola kırışım, kızımın doğumunda hastaneye yetiştirmediğim eşimin kan kaybını kesmeye çalışmam, kızımın ikizini mezara bıraktığım anlar ve daha niceleri..
bu ölüm büyük kıyamet, herkesin 2 kıyameti var, biri yaşadığı acı dolu anlar, diğeri ise kendi ölümü. anılarım bana yol göstermeye çalışıyorlardı, o anlarda ne yaptığımı zihnim bir oyun ile gözümün önüne getirip beni ölümden korumaya çalışıyordu, tabii nafile. işkence gördüğümü biricik kızımın bilmesini istemezdim...
her şeyi duyuyor, görüyor, hissediyor ve anlıyorum. her anı yaşıyorum, fakat bedenime yapılanların bana acı veriyor olması daimi acı olduğundan ve bunun ne kadar süreceğini bilmediğimden dolayı korkutucu. diğer ruhlar ile konuşabiliyor, bedenimden çok uzaklaşamıyorum.
bir yan kapsülde olan dostum çok acı çekiyor. sebebi, denizde boğulması ve tuzlu deniz suyunu ciğerlerinden atamayışı imiş. henüz genç, çok genç. ailesi ile gittikleri bir tatil köyünde bilinçsizce denizde yüzerken girdaba kapılmış, kuzenleri bunu oyun sanıp karışmamış, öldüğünü anlayınca ise boynuna bir ip geçirip sahile çekmişler. tabii çabalar sonuç vermemiş. ebeveynlerinin sahilde onu kontrol etmeyişi ve ve alkol kullanıyor olmaları bu duruma zemin hazırlamış, ufak bir kız kardeşi varmış, en çok onu özleyeceğini söylüyor. ve böyle daha nice cesetler tanıdım, yaşarken sosyalleşemediğim kadar...
keşke biraz daha ömrüm olsaydı, bir şeyler yapabilseydim bu dünya için, vatanım için, bayrağım için.biraz daha geçmişte yaşayabilseydim. dünyayı bu kadar çok gezip insanların ve kültürlerin birbirlerine nasıl sahip çıkıp, asimile olmamak için direnişlerine biraz daha gözüm kapalı bakabilseydim. yıllarca gezdim, mükemmeliği vaad edip sokaklarda açbil aç yatan insanların olduğu şehirlerde. teksas'da varlığını ikiye katlamak isterken tüm parasını kaybeden, somali 'de ekmek verdiği çocuk ile resim çekilip, sonrasında arkasına bakmadan giden, suriye' de savaşı resimleyip korumaları ile vip araca binen midesi beyninden büyük, karnı zihninden tok dev cüsseli insancıklar gördüm..
yıllarca gezdim, bir yerlerde bir şeyler öğrenip kendi ülkemde bunları yansıtmak istemenin hayali ile. insanların pisliklerini gördüm, yapılan adaletsizlikler, kahraman dedikleri insanlara bir süre sonra terörist yaftası yapıştıran zihni zeytinyağından hallice uğursuz yürekliler gördüm. suriye vatandaşına sorulduğunda olası bir harp durumunda sizi ağırlardık diyip, ufacık bir geçmiş olayda bizleri sınırlarından dahi geçirmiyor oluşlarına şahit oldum. belki izin verilmezdi yaşadıklarımı, gördüklerimi, düşündüklerimi bile yazmama hatta mizahını yapmama. bir toplumun en yüksek güçlerinden biri mizahı ve mizaçı'dır oysa. ben bu aralar öldüm yalnız, yaşarken ölünecek pek çok vakâ gördüm. bu gün beni bir metre toprağın altına koyacak olmaları değil korktuğum,fikirleri ve duruşunu yazacak başkalarının korkup susacağıdır asıl olay. elbet bir gün bir yerlerde zihni gökte parlayan güneş'den açık, gece tavanda asılı olan ay' dan yansıtıcı genç bireyler olacaktır. umarım, hala onları izlediğimizi ve döktükleri kanlar ile aldıkları bu kutsal misak-ı milli'ler içinde onlarla gurur duymaya devam ettiğimizi biliyorlardır. ben ki vatanımdan uzakta bir cesedim, ama umarım bir gün, hissettiğimiz ve onurunu taşıdığımız her alanın vatan parçası olduğunu anlayacaklardır...
kızım bu gün cesedimi bir cenaze arabası ile almaya geliyor. vasiyetimi yerine getirmesini temenni ediyorum, çocuklar üzerimde oyun oynamalılar, fakat bu durumu hoş karşılayacağını çok hissetmiyorum....
bir şairin eseri geldi aklıma ;
'günüm gelmiş, saatim çalmıştı nihayet.
ölmüştüm, kabrinde unutulmuştu ceset;
zulmette böcekler eczasını yiyordu.'..
en korktuğum şey bedenimdeki böcekleri hissetmekti, fakat toprak kılıfının ruhu koruyor oluşu manidar, sadece ruhum zaman zaman hissediyor bedenine olanları.kızım beni bir mezara gömdü. fakat hala üzerimden onlarca insanlar geçiyor. yere bir taş sabitlenmiş, o taş benim ismimi taşıyor..
henüz okuyacak çok kitabım ve gezecek çok yerim var, kızım bazen geliyor, kemiklerim dahi eriyor lakin bu coğrafyada havâların seyrine doyum olmuyor.
belki bir gün, tecrübeli bir ruh olduğumda özlem duyduğum vatanımda semalara yelken açarım...
şimdi 67. yılımda mezarımın üzerine oturmuş gelen geçeni izliyorum, kabrinde bir ceset, zamanda bir yolcu, şiirde bir kıta, alemde bir rûya, hayalde bir baba olarak..
anladım ki fiziki olarak var olmamız bir anlama gelmiyor, insan asıl yaşamaya, öldükten sonra başlıyor..
hakları saklıdır.
hikaye tadında, arzu edenler buyurup, okuyabilirler;
not: cc
ben bu gün öldüm, ölüler hissedemez derler. tenime dokunan demirin yakıcı soğukluğunu, gözlerimdeki kataraktı, tırnaklarımın etimden ayrılışını, sırtıma dolan kanın yarattığı morluğun tarifsiz acısını, gözlerimin kaydığını ve boyumun biraz daha uzadığını hissediyorum. üzerine yatırdıkları demir sedyeden parmaklarım taşıyor. az sonra ve bundan sonra başıma gelecekleri kestirmem ise güç....
hayatınızın en yorgun döneminde, ciğerinizden gelen adrenalini hissettiniz mi hiç? çocukluğunuzu tekrar edecek gücün hala içinizde olduğunu düşündüğünüz o anlar?..
ben adelin, bu gün 52. yaşıma basarken arizona 'nın çöllerinden birinde, seher vakti ayaz'a karşı babamın bana küçükken hediye ettiği venüsü izliyorum, bilirsiniz bazı çocukların pahalı oyuncakları, onlara büyük hediyeler veren ebeveynleri vardır. benim ailem bana daima hediye olarak hayal gücümü armağan etti..
hayat 45 den sonra başlar lafının sonsuz destekçisiyim. hayat olduğunuz andan başlar, ondan öncesi ise bir avuç sanrıyı kapsar..
bu gün 63. doğum günüm, bu gün yeniden doğdum, kars'ın şirin bir köyünde ata yadigarı, sarıkamış eteklerinde 5 çocuğa davul çalarken buldum kendimi. hayatımın her günü gibi bu gün de güzeldi..
65. doğum günüm bu gün. biricik kız kardeşimin mezarının mermerini temizlerken, cildimde çıkan kahve rengi lekelere gözlerim takıldı. 65. yaşımda en büyük servetim askeri emekli ikramiyesi ile aldığım karavan. ne arkamdan bir dua okuyacak olan dostum var, ne de beni uzun uzun yâd edecek tanıdıklarım. kendi başıma yaşamayı daima sevdim, tek başıma ölmeyi de seveceğimden bir hayli eminim. aziz nesin gibi olmalı cenaze işlerim, çocuklar mezarımın üzerinde oyun oynamalı, kimse yaşarken olduğu gibi bilmemeli ben neredeyim. yıkanmamalı cesedim ve günahlarım ile gömülmeliyim. en büyük servetim, gezip gördüklerim, yaptıklarım ve bana zararı hiç dokunmamış olan şiirlerim ve 2 okuma kitabım mezarımda arkadaşım olmaya devam etmeli benim..
epeyce gördüğüm insanların ve hastalıkların çirkin yüzleri, sevgi 'nin en karası, uçurumun son çiçeği, tekila bardağının içerisindeki limon çekirdekleri, tuzun harmanlanmış lezzeti, en sevilenlerin göçüp gitmesi, onlarca hastalık, onlarca bağ ile 65 yılın 65 saniyesini dahi boşa geçirmedim. sadece, her zaman bir kitabın olmasını isterdim, şu dünyada bir gün ne kleopatra hatırlanacak, ne aristo ne yücelttiğimiz diğerleri. einstein gibi, tesla, atatürk gibi gerçek eserler bırakmış sanatkar ve sanatçılar ise öğrettikleri için daima akıllarda kalacak ve tekrar tekrar doğacaklar elbet ki. egomu affedin, ben de onlardan biri olmak isterdim. başaramadım maalesef ki, her yazan, yazar değildir çünkü..
en azından kendim için ufak izler bırakabildim, yıllar sonra ellerindeki oyuncaklara bakınca ismimi anacak çocuklar, geçtiğim yollarda kaybolunca izleri takip edecek insanlar, anlattığım hikayeleri hatırlayınca resmimin hafızalarında canlanacağını bildiğim 5 6 kişi tahmin edebilirim. bir insanın ölümsüz olabilmesi için bunlar yeterli sebepler. bir çok şeyi kavrayabiliyorum tabii, peki ya ölümden sonrası?..
herkes bu konu için başka bir açıklama getiriyor, herkesin bir teorisi var ve bu çoğunlukla kişiden kişiye değişiyor. peki ya benim teorim?..
yaşarken ölümden sonrasının tıpkı doğmadan önceki yaşamımız gibi olduğuna dair bir inancım vardı. yetiştiğim müslüman aile yapısında ölümden sonrasına iman etmek dinimizin temel prensiplerindendir. fakat ben ters çıkıp yarı agnostik yarı ateist bir görüşü benimsemiştim. flu bir boşluk olduğunu ve bunu doğumdan öncesini hatırlayamadığımız, ya da daha doğru bir tabirle bilemediğimiz gibi bilemeyeceğimizi savunuyordum. tabii yaşarken her şey insana koca bir boşluktan ibaretmiş gibi geliyor..
66. yaşıma henüz yeni girdim, burada, kızımın yanında sidney'de kuzey ışıklarını izliyorum, havada bir gök gürültüsü hakim....
ölümünün bu kadar ihtimali bir sebepten olacağı hiç aklıma gelmezdi, şimdi morgun soğuk demirleri arasında vucudumdaki kırmızı damar çatlağı ve varise benzeyen morarmış izlere bakıyorum. tırın altında kalmak, denizde boğulmak ya da yılların alkol sigara birikimi sonucu oluşan kalp damar hastalıklarının sonumu getireceğini düşünürdüm. üzerime yıldırım düştüğü için öleceğim aklıma gelmezdi. çok acıdığını söyleyemem, tıpkı diğer yanık vakalarında olduğu gibi 3 saniyelik tarifsiz acı sonrası sinir hücreleri ve köklerinin yanması sonucu derin bir hissizlik, bundan sonrası koca bir karanlık. gözlerimi açtığım düşünmem fakat duygusal olarak yaptığımın farkında varıp, bu durumu kabullenmem 6 saatimi aldı. hala durumumu benimseyebilmiş değilim, yaşadığım ülkeden uzaklarda tabiri caizse gurbette ölmek kelimenin tam anlamıyla bir vehamet,ağır bir yük. yılmaz güney, ahmet kaya, nazım hikmet ve daha nicelerin din dil ırk ayırmaksın bu durumu yaşamış olması çok acı verici...
24 saatin sonunda biricik kızımın yaşlı gözlerle beni teşhis etmeye gelmesi, bir babanın yaşayabileceği en kötü anlardan. bu günleri yaşayacağımı tahmin edemezdim. kızımın ağzımdan çıkan 2 söz beni çok etkiledi; 'bir zamanlar ismimin yazılı olduğu dövmesi şimdi koca bir lekeyi andırıyor, sırtındaki bu izleri ise daha önce hiç görmemiştim,babam işkence gördüğünden hiç söz etmemişti.'
film şeridi tabirini bilir misiniz? ben çok merak ederdim. ölen bir çok kişinin yaşadığı gibi bu durumu ben de yaşadım, lakin ortada bir sorun var. film şeridi yani hayatımızın bazı anları gözümüzün önünden geçiyor, bunlar genelde en acı verici olanlar. gençliğimde gördüğüm işkenceler, ailemi kaybettiğim gün dostlarımın ve aile büyüklerimin destek verişi, kaza yaptığımda direksiyonu sağa sola kırışım, kızımın doğumunda hastaneye yetiştirmediğim eşimin kan kaybını kesmeye çalışmam, kızımın ikizini mezara bıraktığım anlar ve daha niceleri..
bu ölüm büyük kıyamet, herkesin 2 kıyameti var, biri yaşadığı acı dolu anlar, diğeri ise kendi ölümü. anılarım bana yol göstermeye çalışıyorlardı, o anlarda ne yaptığımı zihnim bir oyun ile gözümün önüne getirip beni ölümden korumaya çalışıyordu, tabii nafile. işkence gördüğümü biricik kızımın bilmesini istemezdim...
her şeyi duyuyor, görüyor, hissediyor ve anlıyorum. her anı yaşıyorum, fakat bedenime yapılanların bana acı veriyor olması daimi acı olduğundan ve bunun ne kadar süreceğini bilmediğimden dolayı korkutucu. diğer ruhlar ile konuşabiliyor, bedenimden çok uzaklaşamıyorum.
bir yan kapsülde olan dostum çok acı çekiyor. sebebi, denizde boğulması ve tuzlu deniz suyunu ciğerlerinden atamayışı imiş. henüz genç, çok genç. ailesi ile gittikleri bir tatil köyünde bilinçsizce denizde yüzerken girdaba kapılmış, kuzenleri bunu oyun sanıp karışmamış, öldüğünü anlayınca ise boynuna bir ip geçirip sahile çekmişler. tabii çabalar sonuç vermemiş. ebeveynlerinin sahilde onu kontrol etmeyişi ve ve alkol kullanıyor olmaları bu duruma zemin hazırlamış, ufak bir kız kardeşi varmış, en çok onu özleyeceğini söylüyor. ve böyle daha nice cesetler tanıdım, yaşarken sosyalleşemediğim kadar...
keşke biraz daha ömrüm olsaydı, bir şeyler yapabilseydim bu dünya için, vatanım için, bayrağım için.biraz daha geçmişte yaşayabilseydim. dünyayı bu kadar çok gezip insanların ve kültürlerin birbirlerine nasıl sahip çıkıp, asimile olmamak için direnişlerine biraz daha gözüm kapalı bakabilseydim. yıllarca gezdim, mükemmeliği vaad edip sokaklarda açbil aç yatan insanların olduğu şehirlerde. teksas'da varlığını ikiye katlamak isterken tüm parasını kaybeden, somali 'de ekmek verdiği çocuk ile resim çekilip, sonrasında arkasına bakmadan giden, suriye' de savaşı resimleyip korumaları ile vip araca binen midesi beyninden büyük, karnı zihninden tok dev cüsseli insancıklar gördüm..
yıllarca gezdim, bir yerlerde bir şeyler öğrenip kendi ülkemde bunları yansıtmak istemenin hayali ile. insanların pisliklerini gördüm, yapılan adaletsizlikler, kahraman dedikleri insanlara bir süre sonra terörist yaftası yapıştıran zihni zeytinyağından hallice uğursuz yürekliler gördüm. suriye vatandaşına sorulduğunda olası bir harp durumunda sizi ağırlardık diyip, ufacık bir geçmiş olayda bizleri sınırlarından dahi geçirmiyor oluşlarına şahit oldum. belki izin verilmezdi yaşadıklarımı, gördüklerimi, düşündüklerimi bile yazmama hatta mizahını yapmama. bir toplumun en yüksek güçlerinden biri mizahı ve mizaçı'dır oysa. ben bu aralar öldüm yalnız, yaşarken ölünecek pek çok vakâ gördüm. bu gün beni bir metre toprağın altına koyacak olmaları değil korktuğum,fikirleri ve duruşunu yazacak başkalarının korkup susacağıdır asıl olay. elbet bir gün bir yerlerde zihni gökte parlayan güneş'den açık, gece tavanda asılı olan ay' dan yansıtıcı genç bireyler olacaktır. umarım, hala onları izlediğimizi ve döktükleri kanlar ile aldıkları bu kutsal misak-ı milli'ler içinde onlarla gurur duymaya devam ettiğimizi biliyorlardır. ben ki vatanımdan uzakta bir cesedim, ama umarım bir gün, hissettiğimiz ve onurunu taşıdığımız her alanın vatan parçası olduğunu anlayacaklardır...
kızım bu gün cesedimi bir cenaze arabası ile almaya geliyor. vasiyetimi yerine getirmesini temenni ediyorum, çocuklar üzerimde oyun oynamalılar, fakat bu durumu hoş karşılayacağını çok hissetmiyorum....
bir şairin eseri geldi aklıma ;
'günüm gelmiş, saatim çalmıştı nihayet.
ölmüştüm, kabrinde unutulmuştu ceset;
zulmette böcekler eczasını yiyordu.'..
en korktuğum şey bedenimdeki böcekleri hissetmekti, fakat toprak kılıfının ruhu koruyor oluşu manidar, sadece ruhum zaman zaman hissediyor bedenine olanları.kızım beni bir mezara gömdü. fakat hala üzerimden onlarca insanlar geçiyor. yere bir taş sabitlenmiş, o taş benim ismimi taşıyor..
henüz okuyacak çok kitabım ve gezecek çok yerim var, kızım bazen geliyor, kemiklerim dahi eriyor lakin bu coğrafyada havâların seyrine doyum olmuyor.
belki bir gün, tecrübeli bir ruh olduğumda özlem duyduğum vatanımda semalara yelken açarım...
şimdi 67. yılımda mezarımın üzerine oturmuş gelen geçeni izliyorum, kabrinde bir ceset, zamanda bir yolcu, şiirde bir kıta, alemde bir rûya, hayalde bir baba olarak..
anladım ki fiziki olarak var olmamız bir anlama gelmiyor, insan asıl yaşamaya, öldükten sonra başlıyor..
hakları saklıdır.
devamını gör...
mesajları engelle özelliği
bazı yazarlara yapmak istediğimdir. o kadar belli ki ava çıktığı.. aşırı geriyor beni bazıları da son damlayı bekliyorum. kolay kolay engellemem kimseyi çünkü.
devamını gör...
la bu islam ne etti size
dinler tacirleri için vardır..
inanmayanlar için hiç birşey..
inananlar için ise herseydir..
inanmayanlar için hiç birşey..
inananlar için ise herseydir..
devamını gör...
yazarların en büyük eksikliği
zaman. günler 30 saate çıksın.
devamını gör...
sözlüğü cami gibi kullanmak
birkaç yazarın nedense insanları durmadan dine davet ettiği bazı öğretileri durmadan sunduğunu gördükten sonra aklıma gelen durumdur. yapmayın etmeyin kardeşim ben de müslümanım ama burası yanlış yer. fikirlerinizi ortaya atın ancak bunu yapmayın. burası bunun için kurulmadı. tanrı nedir? insan nedir? gibi başlıklar altında toplanmanızı öneririm.
devamını gör...
peygamberin kavli ne demektir sorunsalı
kavlin (sözün) bunun haricinde cümle içinde kullanımına örnek de benden olsun.
"ıhlamurlar çiçek açtığı zaman
ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
kimseye uğramam ben sana uğramadan
kavlime sadığım, sadığım sana
takvim sorup hudut çizdirme bana
ben sana çiçeklerle geleceğim
ıhlamurlar çiçek açtığı zaman"
bahaettin karakoç
"ıhlamurlar çiçek açtığı zaman
ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
kimseye uğramam ben sana uğramadan
kavlime sadığım, sadığım sana
takvim sorup hudut çizdirme bana
ben sana çiçeklerle geleceğim
ıhlamurlar çiçek açtığı zaman"
bahaettin karakoç
devamını gör...
kendimizi hafiflemiş hissetmemizi sağlayan şeyler
doktorun bir şeyiniz olmadığını söylemesi.
devamını gör...
filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip
benim yönettiğim kameralar. benim zihnimin sonsuzluğunda oluşan manzaralar. kendimi içinde bulmam ve belki o kadar az insanın becerebildiği kendimle sohbet durumu varken. zihnimi ve zihnimde oluşan bu mükemmeliği katledebilecek filmlere neden ihtiyaç duyayım.
devamını gör...




