en zevkli matematik konusu
dört işlem. çözdükçe özgüven kasıyordum.
devamını gör...
ivanmilinski
kaprisi olmayan, isme takılmayan, derdi yazmak olan dost yazar.
ayrıca en az benim kadar, zirveye yakışan yazar. *
ayrıca en az benim kadar, zirveye yakışan yazar. *
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
"haksızlığı haklı çıkarmaz,
onlara karşı savaşanların yenik düşmesi.
çünkü yenilgimiz bizlerin, alçaklıkla savaşanların,
sayıca azlığımızı kanıtlar yalnızca…
ve sessiz kalanlardan tek beklediğimiz,
utanç duymalarıdır!"
onlara karşı savaşanların yenik düşmesi.
çünkü yenilgimiz bizlerin, alçaklıkla savaşanların,
sayıca azlığımızı kanıtlar yalnızca…
ve sessiz kalanlardan tek beklediğimiz,
utanç duymalarıdır!"
devamını gör...
afrodit
güzelliğin, şehvetin ve fuhşun mabudesi olan aphrodite bir şafak vakti kıbrıs adasının mersin ağaçları ile kaplı bir sahilinde bir sedef çanak içinde şaheser bir inci gibi doğdu. bu şey, evvela tüm mabudlar alemini velveleye verdi; kadınlar kıskandı erkekler de sahibi olmak istediler. kocası ares ve aresten olma oğlu da eros’tur. eski yunanda sembolü de altın elmadır. bu elmanın sembolü oluşu şu şekilde belirtilmektedir;
zeus bir gün olympus dağında büyük bir ziyafet verir ve bu öyle şatafatlı bir ziyafettir ki kevser şarabı içilip anberiye yeniyordu. derken bu ziyafetin en güzel bir anında masanın ortasına birden bir altın elmanın yuvarlandığı görüldü ve bu altın elmanın üzerinde “en güzel dişi mabuda”, diye yazılmıştı. bu altın elmanın sahibi kim olacak diye oldukça uzun süre tartışıldı lakin bir netice elde edilemedi. bunun üzerine bu yükü bir faniye yüklemeye karar verildi. kim yapar diye münakaşa edildi ve sonucunda çanakkale boğazı yakınında troya kralının oğlu paris’in seçmesine karar verildi ve paris hemen olympus dağına getirildi.
paris, faniler arasındaki en güzel erkekti, namı oldukça çoktu ve dilber bir erkekti (onun ile ilgili lakaplar da bulunur; zeusun sakisi, ceylan ayaklı, bakireleri baştan çıkaran oğlan...). meclis toplanınca parisin önünden sırası ile dişi mabudlar geçmeye başladı;
1- hera, inanılmaz bir debdebe ve gösteriş ile geçti. aile sadakati, analık ve şefkatin temsiliydi hera, başında yıldızlardsn bir çelenk, giysileri ise aile fazileti mücevherleri ile doluydu.
2-athena geçti. bakire olan bu mabud muhteşemengiz güzelliği ile ilmin, sanatın, zekanın temsilcisi sayılıyordu. geçerken başında altın bir miğfer elinde ise altın bir kargı bulunuyordu.
3-sıra artemis’e geldi. bakire olan artemis de bekaretin, saflığın, temizliğin ve tazeliğin temsili idi. alnında bir ay parçası, elinde altın yay ve oklar ile yanında altından ahular ve ceylanlar vardı.
4-aphrodite ise çırılçıplak anadan üryan bir vaziyette paris’in önünden geçti. ne elması ne mücevheri ne de başka bir süsü vardı... o ana dek kimsede bulunmayan eşsiz bir kadınlık cazibesi bulunmaktaydı. adeta bakışları konuşuyordu...
paris de bu altın elmayı mabudların mabudu olan aphrodite’e verdi. aphrodite de bunun karşılığında bir hediye sunmak için bir gece paris’in koynuna girdi.
aphrodite öyle bir varlıktı ki mabudlar içinde onu tatmayan yok denebilirdi. öyle dişi öyle güzel idi ki... fanilerden de sevgilileri oldu bunlardan birisi lübnanlı bir genç olan adonistir. fakat kıskanç kocası aresin gazabına uğrayan bu delikanlı paramparça nir halde can verdi (ares yaban domuzu kılıgına girerek onu öldürdü). aphrodite bundan çok etkilenip günlerce ağlayınca zeus da bu gözyaşlarına dayanamadı ve adonis’i kan renginde bir çiçeğe dönüştürdü. bu “gelincik” çiçeğidir sevgili dostlar. yani adonis gelincik çiçeğine dönüşmüştür.
sevgili dostlarım, bu gibi pek çok rivayet ve mitler, mitolojik öyküler eski edebiyat (divan edebiyatı) şiirlerinde geçmektedir. muhteşem bir suret ile baş döndürmektedirler. eğer ufacık bir katkım oldu ise ne mutlu... öperim gözlerinizden... sevgiler.
zeus bir gün olympus dağında büyük bir ziyafet verir ve bu öyle şatafatlı bir ziyafettir ki kevser şarabı içilip anberiye yeniyordu. derken bu ziyafetin en güzel bir anında masanın ortasına birden bir altın elmanın yuvarlandığı görüldü ve bu altın elmanın üzerinde “en güzel dişi mabuda”, diye yazılmıştı. bu altın elmanın sahibi kim olacak diye oldukça uzun süre tartışıldı lakin bir netice elde edilemedi. bunun üzerine bu yükü bir faniye yüklemeye karar verildi. kim yapar diye münakaşa edildi ve sonucunda çanakkale boğazı yakınında troya kralının oğlu paris’in seçmesine karar verildi ve paris hemen olympus dağına getirildi.
paris, faniler arasındaki en güzel erkekti, namı oldukça çoktu ve dilber bir erkekti (onun ile ilgili lakaplar da bulunur; zeusun sakisi, ceylan ayaklı, bakireleri baştan çıkaran oğlan...). meclis toplanınca parisin önünden sırası ile dişi mabudlar geçmeye başladı;
1- hera, inanılmaz bir debdebe ve gösteriş ile geçti. aile sadakati, analık ve şefkatin temsiliydi hera, başında yıldızlardsn bir çelenk, giysileri ise aile fazileti mücevherleri ile doluydu.
2-athena geçti. bakire olan bu mabud muhteşemengiz güzelliği ile ilmin, sanatın, zekanın temsilcisi sayılıyordu. geçerken başında altın bir miğfer elinde ise altın bir kargı bulunuyordu.
3-sıra artemis’e geldi. bakire olan artemis de bekaretin, saflığın, temizliğin ve tazeliğin temsili idi. alnında bir ay parçası, elinde altın yay ve oklar ile yanında altından ahular ve ceylanlar vardı.
4-aphrodite ise çırılçıplak anadan üryan bir vaziyette paris’in önünden geçti. ne elması ne mücevheri ne de başka bir süsü vardı... o ana dek kimsede bulunmayan eşsiz bir kadınlık cazibesi bulunmaktaydı. adeta bakışları konuşuyordu...
paris de bu altın elmayı mabudların mabudu olan aphrodite’e verdi. aphrodite de bunun karşılığında bir hediye sunmak için bir gece paris’in koynuna girdi.
aphrodite öyle bir varlıktı ki mabudlar içinde onu tatmayan yok denebilirdi. öyle dişi öyle güzel idi ki... fanilerden de sevgilileri oldu bunlardan birisi lübnanlı bir genç olan adonistir. fakat kıskanç kocası aresin gazabına uğrayan bu delikanlı paramparça nir halde can verdi (ares yaban domuzu kılıgına girerek onu öldürdü). aphrodite bundan çok etkilenip günlerce ağlayınca zeus da bu gözyaşlarına dayanamadı ve adonis’i kan renginde bir çiçeğe dönüştürdü. bu “gelincik” çiçeğidir sevgili dostlar. yani adonis gelincik çiçeğine dönüşmüştür.
sevgili dostlarım, bu gibi pek çok rivayet ve mitler, mitolojik öyküler eski edebiyat (divan edebiyatı) şiirlerinde geçmektedir. muhteşem bir suret ile baş döndürmektedirler. eğer ufacık bir katkım oldu ise ne mutlu... öperim gözlerinizden... sevgiler.
devamını gör...
göz kapağı
gün içinde sayısız kez açıp kapatırız elimizde olmayan bir şekilde ve böyle olması da göz sağlığı için çok önemlidir. ancak görmek istemediğimiz durumlarda ve uyurken kapatabiliriz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kalbim bazen "biz" için öyle umutsuz bir vaka haline geliyor ki oturup ağlayasım geliyor. beni yine umuda boğan kalbimdeki yerin, gülüşlerin ve güzel kalbin sevdiğimm.
düşünüyorum bazen ne istiyorsam olmuyor çok da bir şey istemiyorum ama olmuyor işte. istemiyorum bir şey artık.
bazen de olmuyorsa hayırdır deyip içimde örseliyorum üstüne gitsem olmadıkça deli oluyorum çünkü.
ayrılalım diyoruz yok olmuyor. mesafe, maddiyat, aile her şey engel gözümde. bu engeller hallolacak bir gün inanıyorum.
kalbin engelini aşamam sadece. gerisini aşarım, şimdi olmasa da aşarım biliyorum. bana bu aşma gücünü veren sen'sin.
seni seviyorum.
bazen buzdolaplı ruhuma bakma sen, senin yerin her zaman sıcacık, cıvıl cıvıl, çocukların güldüğü yer gibi.
ellerin var ya senin sıkıca tutacağım onları. bu engeller hep şeytan işi. gülüşlerin benle olsun, sarılayım, içime atayım seni.
sen içimde öyle güzelsin ki şunu unutma kimse sen gibi olamaz, kimseyi koymam yerine.
bunu hissettiremiyorum biliyorum ama inan ki böyle.
sana böyle kötü bir kelime edeni kesesim geliyor, yargılarıyla bilip bilmeden hareket edeni hiç sevmedim biliyorsun.
gülüşüne yandığımmm, bir tanemsin...
düşünüyorum bazen ne istiyorsam olmuyor çok da bir şey istemiyorum ama olmuyor işte. istemiyorum bir şey artık.
bazen de olmuyorsa hayırdır deyip içimde örseliyorum üstüne gitsem olmadıkça deli oluyorum çünkü.
ayrılalım diyoruz yok olmuyor. mesafe, maddiyat, aile her şey engel gözümde. bu engeller hallolacak bir gün inanıyorum.
kalbin engelini aşamam sadece. gerisini aşarım, şimdi olmasa da aşarım biliyorum. bana bu aşma gücünü veren sen'sin.
seni seviyorum.
bazen buzdolaplı ruhuma bakma sen, senin yerin her zaman sıcacık, cıvıl cıvıl, çocukların güldüğü yer gibi.
ellerin var ya senin sıkıca tutacağım onları. bu engeller hep şeytan işi. gülüşlerin benle olsun, sarılayım, içime atayım seni.
sen içimde öyle güzelsin ki şunu unutma kimse sen gibi olamaz, kimseyi koymam yerine.
bunu hissettiremiyorum biliyorum ama inan ki böyle.
sana böyle kötü bir kelime edeni kesesim geliyor, yargılarıyla bilip bilmeden hareket edeni hiç sevmedim biliyorsun.
gülüşüne yandığımmm, bir tanemsin...
devamını gör...
mısır mitolojisi
islam ve hıristiyanlığın yükselişinden önce yaklaşık üç bin yıl boyunca değişikler göstererek devamlılığını sürdüren, mısır topraklarında yaşayan insanların inanç bütünü. mısırlılar, bu mitolojiyi dini ritüelde kullandıkları gibi mitolojideki sahneleri ve sembolleri sanatta, mezarlarda, tapınaklarda ve muskalarda ortaya çıktı. edebiyatta, mizahtan alegoriye uzanan hikâyelerde mitler veya unsurları kullanıldı, bu da mısırlıların mitolojiyi çok çeşitli amaçlara uyarladıklarını gösterdi. (a)
mısır mitolojisinin inancı genel olarak politeistik -henoteistik bir yapıya sahiptir. zamanla değişimler göstererek monoteistik bir yapıya dönüşmüştür.
monoteistik dönem
her ne kadar tarihçilerin çoğu bu dönemi monoteistikolarak tanımlasa da bazı araştırmacılar atenizm'i monoteistik olarak tanımlamaz. bu araştırmacılar gerekçe olarak, atenizmdöneminde insanların direkt olarak aten'e değil, kraliyet ailesine ilahi gücünü aten'den almış bir tanrılar panteonu gibi tapıldığını belirtirler. yine de bu nokta tarihçiler tarafından çoğunlukla kabul görmemiştir. (b)
amarna hanedanlığının çöküşünden sonra, kıptik hristiyanlık ve daha sonra islam'ın yükselişine kadar, orijinal mısır panteonu ana inanç olarak devam etmiştir.
--
tanrılar:
heliopolis'in dokuz tanrısı, ennead. bunların baş tanrısı atum'du.
hermopolis'in sekiz tanrısı, ogdoad. bunların baş tanrısı ra idi.
elefantin'in üç tanrısı/üçlemesi, chnum-satet-anuket. bunların baş tanrısı chnum'du.
tebes'in üç tanrısı/üçlemesi, amun-mut-chons. bunların baş tanrısı amun'du.
memfis'in üç tanrısı/üçlemesi, ptah-sekhmet-nefertem. diğerlerinden farklı olarak, üç tanrıdan hiçbirinin üçleme oluşana kadar bir bağlantısı olduğuna inanılmıyordu. bunların baş tanrısı ptah'dı. (c)
nun
nun, ilahi ve dünyevi varoluşun tüm yönlerini kapsayan, farklılaşmış bir dünyada ortaya çıkan her şeyin kaynağıdır. ennead kozmogonisinde nun, yaratıcı tanrı atum ile birlikte yaratılış noktasında aşkın olarak algılanır. çoğu antik mısır yapımı efsaneler ilk tanrının karmaşık bir sulu cehennemden geldiğini, ve hikayeye göre de nun ya sulu cehennemde yaşıyor ya da yaşamış. olduğunu belirtir aynı zamanda hermopolis’ten gelen daha tuhaf bir efsane var. nun ve eşi yılan tanrılardan ilk ortaya çıkıp içinde ra olan yumurtayı yapan iki tanesiymiş. ayrıca antik mısırlılar, nun'u, yaşam alanının meydana geldiği bir kabarcığı çevrelediğini ve kozmogonilerinin en derin gizemini temsil ettiğini düşünüyorlardı. (c.1)
apep
apep (bkz: apophis), mısır mitolojisinde, nun'ın suyu dedikleri ve kutsal ettikleri nil nehri'nde yaşayan çok büyük bir yaratıktır. devasa bir yılan olduğu söylenir. şeytani bir cin/iblis olan apep karanlığın ve kaosun tanrısı ve sembollerindendi. varlığına dair inanç orta krallık döneminde ortaya çıkmış ve daha sonraki hanedanlıklar boyunca da devam etmiştir özellikle de apep. evrenin oluşması için onun yenilmesi gerekiyormuş ve hala dünyanın ucunda pusuda bekleyip, bazı şeyleri bozuyormuş. apep kötü olan her şey için öyle ya da böyle suçlanırmış (fırtınalar, kıtlıklar, istilalar, depremler vb.) günlerinin çoğunu ra’nın gemisindeki tanrılara tanrılara saldırarak geçirir, ve geceleri yeraltı dünyasında parçalara ayrılırmış. bazı söylentilere göre de raher gün doğumunu başlatmak için 12. kapıya geldiğinde onu durdurmaya çalışırmış. ayrıca set'in firavunluğunu kaybetmesinden sonra apep'le ra'ya karşı birleştikleri de söylenir. (c.2)
aten
aten,(bkz: aton) veya zentuk ıv. amenhotep veya sonradan aldığı adla akhenaton(aton'un hizmetkarı) tarafından ortaya çıkarılan bir mısır tanrısıdır. tıpkı günümüzde büyük kitlelere ulaşmış olan ibrahimi dinlerde olduğu gibi tek tanrı olarak kabul edilmiştir (bkz: monoestik dönem). ama tesis ettiği dinî inanç sistemi uzun soluklu bir inanış olmamıştır. bu tanrının somut bir betimlemesi yoktu. duvarlarla çevrili, üstü açık bir tapınakta tapınılırdı. aton her işinin ucunda bir el olan bir güneş olarak çizilirdi. ra’nın bir versiyonu olarak görülmüştür. ama bu firavun’un değersiz tanrı-kral ünvanını almak için oldukça hırslı olan amenhotep 4’ü adlandırılmasından önceymiş. amenhotep kendini akhenaten olarak adlandırmış, aten’i tek gerçek tanrı olarak ilan etmiş, kendini tanrı-kral-papa olarak ilan etmiş, ve saltanatının kalanını ona karşı gelen insanların tapınaklarını yok ederek geçirmiştir. (c.3)
ra
ra hem ilk tanrı, hem de tanrıların ilk firavunudu. kutsal merkezi heliopolis'ti. genellikle başında bir disk bulunan şahin kafalı insan biçiminde canlandırılmıştır. eski tanrı atum'la bir tutularak; ıv. sülale döneminde devlet tanrısı olmuştur. botunu (güneşi) gün boyunca gökyüzünde, geceleri de yeraltı dünyasında sürüp, kaos güçleri tarafından gelen saldırıları durmadan savuşturmuş. mısır’ın doğusundan getirtilen pek çok tanrıça tanrı ağacında ra’nın kızları olarak birleştirilmiştir.
kefren'den başlayarak firavunlar, onun soyundan geldiklerini ilan etmişlerdir. ra daha sonra osiris firavun ilan edilmiştir. osiris'ten sonra ise set osirisi öldürerek başa geçmiştir.set'ten sonra babasının öcünü alarak horus firavun olmuştur horus'u da kapsamış ve ra-horakhty ismini almıştır. (c.4)
atum
atum genellikle taht üzerinde, bazen de bir koç kafasıyla, bazen asasına dayanan yaşlı bir adam olarak tasvir edilir. bir çeşit asıl yaratıcı tanrıdır, ama birkaç bin yıl sonra ra ile, ra da amun ile değiştirilmiştir heliopolis yaratılış mitinde, atum, ilkel su nun üzerinden kendini yaratan ilk tanrı olarak kabul edildi.[2] ilk efsaneler, atum'un tanrı şu ve tanrıça tefnut'u ağzından tükürerek yarattığını söyler. atum bunu mastürbasyonla gerçekleştirdi, bu eylemde kullandığı el onun içinde bulunan kadın prensibini temsil ediyordu. (c.5)
amun
amon, teb'in baş tanrısıdır ve ilk tanrıdır ve bütün tanrıların tanrısıdır. eşi amunet'le birlikte tanrıdır. kutsal hayvanları kaz ve koçtur. orta krallık dönemi'nde sadece yerel bir tanrıydı ama tebliler mısır'a hakim olunca amen önemli bir tanrı oldu. 18. hanedan'dan itibaren tanrıların kralı oldu. ünlü amen tapınağı karnak, dünyanın en büyük dinî yapısıdır. 19. ve 20. hanedanlar amen’in “görünmeyen yaratıcı güç” olduğunu cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yer altı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürlerdi. (c.6)
mut
thebes’deki halka göre amun’un karısı ve tüm diğer tanrıların anası. aslen, amun’un “amaunet” adında başka bir karısı vardı ama bu basitçe “bayan-amun” demekti. mut'a başlangıçta yalnızca teb kentinde tapılırdı. 18. sülale döneminde tanrı amon'un eşi olarak kabul edildi. böylece amon ve evlatlıkları hons ile birlikte teb üçlüsü'nün bir parçasını oluşturdu ve bütün ülkede tapınılan bir tanrı oldu. (c.7)
hathor
doğum, bereket, aşk ve evlilik ile ilişkilendirilen tanrıçadır.ra'nın kızlarından biridir. hathor, samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. hathor bazı figürlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir. en eski tanrıçalardandır. (c.8)
sekhmet
savaş ve yıkımın tanrıçasıdır. aslan başlı veya bir aslan olarak tasvir edilir. bir zamanlar bastet'le özdeşleştirilirdi.
bir efsaneye göre, sekhmet ra'nın emri üzerine ra'ya eskiden inanıp şimdi inanmayanları tek tek yok edeceğine, tüm insan neslini yok etmeye çalışmıştır. ama sekhmet insan kanının tadını öyle sevmiştir ki önüne geleni öldürmüştür. ra'nın rahipleri ve müritlerini bile. ra çok geç kalmadan nil nehri'ni kırmızı bir tozla nil'e kırmızı rengini verir, ancak bu bir büyüdür. sekhmet onu kan zannedip içtiğinde büyü onu eski haline çevirir ve insan neslinin tükenmesine ra engel olur. (c.9)
bastet
mısır mitolojisine göre bastet, tanrılar tanrısı ra'nın kızı ve aynı zamanda da bütün bir ülkenin koruyucu tanrıçasıdır. günün birinde, bu yüce tanrıça babasına öfkelenerek, mısır'ın güneyindeki nubai çölünde inzivaya çekilir ve kendini bir aslana dönüştürür. (c.10)
ma'at
ma'at, mısır'ın doğruluk ve adalet tanrıçası. thoth'un karısı olduğuna inanılır ve ondan sekiz çocuğu olmuştur. bu çocuklardan en önemlisi amon'dur. bu sekiz evlat, hermopolis'in baş tanrılarıdır ve oradaki rahiplere göre, onlar yerküreyi yaratmışlardır. bazen ölünün kalbini tüy ile tartıp yargılayan biri olarak tasvir edilir. (c.11)
shu
shu dünya, atmosfer ve gökyüzü arasında olup, aşağı yukarı “boşluk” olarak tasvir edilen tanrıydı. tanrı atum tarafından kendi gücüyle, herhangi bir kadının yardımı olmadan yaratıldığına inanılır. ikiz kız kardeşi ve karısı nem tanrıçası tefnut'la birlikte heliopolis'teki dokuz tanrının ilk çiftini oluşturur. (c.12)
tefnut
tek bildiğimiz shu’nun dişi aslan başlı eşi olması. ki bu oldukça şaşırtıcı çünkü görünüşe göre bir zamanlar oldukça büyük bir olaymış. (c.13)
khonsu
khonsu aslen diğer tanrıların güçlerini onların organlarını yiyerek absorbe eden cani ve yamyam bir tanrıydı. ama birkaç yıl sonunda daha çok o zamanın yumuşak tanrısına dönüşüp, ölçü ve refah getirmiştir. (c.14)
--
mumyalama/ölüm :
antik mısır'da çok kompleks ve gelişmiş bir ahiret inancı ile birlikte ölü bedeni ve ruhu huzurlu bir ahiret hayatına hazırlamak için yapılan birçok ayin ve uygulama vardı. ruh ve ahirete dair inanç özellikle vücudun korunmasında yoğunlaşmıştı. buna göre tahnit ve mumyalama, kişinin kişiliğini ve kimliğini ahirette koruyabilmesi için uygulanmaktaydı.
mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak için yapılan törenlerden sadece başlangıç olanıdır. bu işlem insanların dışında boğa, timsah, kedi gibi hayvanlar içinde yapılmaktaydı. (d)
--görseller--

(bkz: (a) (c))
--

(bkz: (b))
--

(bkz: (c 1-14))
--

(bkz: (d))
--
--kaynakça--
kaynak.1
kaynak 1.2
kaynak 1.3
kaynak 1.4
kaynak 1.5
kaynak 1.6
kaynak 1.7
kaynak 1.8
kaynak 1.9
kaynak 2.0
kaynak 2.1
kaynak 2.2
--kaynakça--
not : (bkz: uykusuzkahve) mahlasına sahip moderatöre çok teşekkür ederim, beni kırmadı isteğim üzerine başlığı açtı :)
mısır mitolojisinin inancı genel olarak politeistik -henoteistik bir yapıya sahiptir. zamanla değişimler göstererek monoteistik bir yapıya dönüşmüştür.
monoteistik dönem
her ne kadar tarihçilerin çoğu bu dönemi monoteistikolarak tanımlasa da bazı araştırmacılar atenizm'i monoteistik olarak tanımlamaz. bu araştırmacılar gerekçe olarak, atenizmdöneminde insanların direkt olarak aten'e değil, kraliyet ailesine ilahi gücünü aten'den almış bir tanrılar panteonu gibi tapıldığını belirtirler. yine de bu nokta tarihçiler tarafından çoğunlukla kabul görmemiştir. (b)
amarna hanedanlığının çöküşünden sonra, kıptik hristiyanlık ve daha sonra islam'ın yükselişine kadar, orijinal mısır panteonu ana inanç olarak devam etmiştir.
--
tanrılar:
heliopolis'in dokuz tanrısı, ennead. bunların baş tanrısı atum'du.
hermopolis'in sekiz tanrısı, ogdoad. bunların baş tanrısı ra idi.
elefantin'in üç tanrısı/üçlemesi, chnum-satet-anuket. bunların baş tanrısı chnum'du.
tebes'in üç tanrısı/üçlemesi, amun-mut-chons. bunların baş tanrısı amun'du.
memfis'in üç tanrısı/üçlemesi, ptah-sekhmet-nefertem. diğerlerinden farklı olarak, üç tanrıdan hiçbirinin üçleme oluşana kadar bir bağlantısı olduğuna inanılmıyordu. bunların baş tanrısı ptah'dı. (c)
nun
nun, ilahi ve dünyevi varoluşun tüm yönlerini kapsayan, farklılaşmış bir dünyada ortaya çıkan her şeyin kaynağıdır. ennead kozmogonisinde nun, yaratıcı tanrı atum ile birlikte yaratılış noktasında aşkın olarak algılanır. çoğu antik mısır yapımı efsaneler ilk tanrının karmaşık bir sulu cehennemden geldiğini, ve hikayeye göre de nun ya sulu cehennemde yaşıyor ya da yaşamış. olduğunu belirtir aynı zamanda hermopolis’ten gelen daha tuhaf bir efsane var. nun ve eşi yılan tanrılardan ilk ortaya çıkıp içinde ra olan yumurtayı yapan iki tanesiymiş. ayrıca antik mısırlılar, nun'u, yaşam alanının meydana geldiği bir kabarcığı çevrelediğini ve kozmogonilerinin en derin gizemini temsil ettiğini düşünüyorlardı. (c.1)
apep
apep (bkz: apophis), mısır mitolojisinde, nun'ın suyu dedikleri ve kutsal ettikleri nil nehri'nde yaşayan çok büyük bir yaratıktır. devasa bir yılan olduğu söylenir. şeytani bir cin/iblis olan apep karanlığın ve kaosun tanrısı ve sembollerindendi. varlığına dair inanç orta krallık döneminde ortaya çıkmış ve daha sonraki hanedanlıklar boyunca da devam etmiştir özellikle de apep. evrenin oluşması için onun yenilmesi gerekiyormuş ve hala dünyanın ucunda pusuda bekleyip, bazı şeyleri bozuyormuş. apep kötü olan her şey için öyle ya da böyle suçlanırmış (fırtınalar, kıtlıklar, istilalar, depremler vb.) günlerinin çoğunu ra’nın gemisindeki tanrılara tanrılara saldırarak geçirir, ve geceleri yeraltı dünyasında parçalara ayrılırmış. bazı söylentilere göre de raher gün doğumunu başlatmak için 12. kapıya geldiğinde onu durdurmaya çalışırmış. ayrıca set'in firavunluğunu kaybetmesinden sonra apep'le ra'ya karşı birleştikleri de söylenir. (c.2)
aten
aten,(bkz: aton) veya zentuk ıv. amenhotep veya sonradan aldığı adla akhenaton(aton'un hizmetkarı) tarafından ortaya çıkarılan bir mısır tanrısıdır. tıpkı günümüzde büyük kitlelere ulaşmış olan ibrahimi dinlerde olduğu gibi tek tanrı olarak kabul edilmiştir (bkz: monoestik dönem). ama tesis ettiği dinî inanç sistemi uzun soluklu bir inanış olmamıştır. bu tanrının somut bir betimlemesi yoktu. duvarlarla çevrili, üstü açık bir tapınakta tapınılırdı. aton her işinin ucunda bir el olan bir güneş olarak çizilirdi. ra’nın bir versiyonu olarak görülmüştür. ama bu firavun’un değersiz tanrı-kral ünvanını almak için oldukça hırslı olan amenhotep 4’ü adlandırılmasından önceymiş. amenhotep kendini akhenaten olarak adlandırmış, aten’i tek gerçek tanrı olarak ilan etmiş, kendini tanrı-kral-papa olarak ilan etmiş, ve saltanatının kalanını ona karşı gelen insanların tapınaklarını yok ederek geçirmiştir. (c.3)
ra
ra hem ilk tanrı, hem de tanrıların ilk firavunudu. kutsal merkezi heliopolis'ti. genellikle başında bir disk bulunan şahin kafalı insan biçiminde canlandırılmıştır. eski tanrı atum'la bir tutularak; ıv. sülale döneminde devlet tanrısı olmuştur. botunu (güneşi) gün boyunca gökyüzünde, geceleri de yeraltı dünyasında sürüp, kaos güçleri tarafından gelen saldırıları durmadan savuşturmuş. mısır’ın doğusundan getirtilen pek çok tanrıça tanrı ağacında ra’nın kızları olarak birleştirilmiştir.
kefren'den başlayarak firavunlar, onun soyundan geldiklerini ilan etmişlerdir. ra daha sonra osiris firavun ilan edilmiştir. osiris'ten sonra ise set osirisi öldürerek başa geçmiştir.set'ten sonra babasının öcünü alarak horus firavun olmuştur horus'u da kapsamış ve ra-horakhty ismini almıştır. (c.4)
atum
atum genellikle taht üzerinde, bazen de bir koç kafasıyla, bazen asasına dayanan yaşlı bir adam olarak tasvir edilir. bir çeşit asıl yaratıcı tanrıdır, ama birkaç bin yıl sonra ra ile, ra da amun ile değiştirilmiştir heliopolis yaratılış mitinde, atum, ilkel su nun üzerinden kendini yaratan ilk tanrı olarak kabul edildi.[2] ilk efsaneler, atum'un tanrı şu ve tanrıça tefnut'u ağzından tükürerek yarattığını söyler. atum bunu mastürbasyonla gerçekleştirdi, bu eylemde kullandığı el onun içinde bulunan kadın prensibini temsil ediyordu. (c.5)
amun
amon, teb'in baş tanrısıdır ve ilk tanrıdır ve bütün tanrıların tanrısıdır. eşi amunet'le birlikte tanrıdır. kutsal hayvanları kaz ve koçtur. orta krallık dönemi'nde sadece yerel bir tanrıydı ama tebliler mısır'a hakim olunca amen önemli bir tanrı oldu. 18. hanedan'dan itibaren tanrıların kralı oldu. ünlü amen tapınağı karnak, dünyanın en büyük dinî yapısıdır. 19. ve 20. hanedanlar amen’in “görünmeyen yaratıcı güç” olduğunu cennetteki, dünyadaki, engin derinlerde ve yer altı dünyasındaki hayatın temeli olduğunu düşünürlerdi. (c.6)
mut
thebes’deki halka göre amun’un karısı ve tüm diğer tanrıların anası. aslen, amun’un “amaunet” adında başka bir karısı vardı ama bu basitçe “bayan-amun” demekti. mut'a başlangıçta yalnızca teb kentinde tapılırdı. 18. sülale döneminde tanrı amon'un eşi olarak kabul edildi. böylece amon ve evlatlıkları hons ile birlikte teb üçlüsü'nün bir parçasını oluşturdu ve bütün ülkede tapınılan bir tanrı oldu. (c.7)
hathor
doğum, bereket, aşk ve evlilik ile ilişkilendirilen tanrıçadır.ra'nın kızlarından biridir. hathor, samanyolu galaksisinin kişileştirilmesini temsil eder. hathor bazı figürlerinde memelerinden süt akan ilahi bir inek olarak çizilir. en eski tanrıçalardandır. (c.8)
sekhmet
savaş ve yıkımın tanrıçasıdır. aslan başlı veya bir aslan olarak tasvir edilir. bir zamanlar bastet'le özdeşleştirilirdi.
bir efsaneye göre, sekhmet ra'nın emri üzerine ra'ya eskiden inanıp şimdi inanmayanları tek tek yok edeceğine, tüm insan neslini yok etmeye çalışmıştır. ama sekhmet insan kanının tadını öyle sevmiştir ki önüne geleni öldürmüştür. ra'nın rahipleri ve müritlerini bile. ra çok geç kalmadan nil nehri'ni kırmızı bir tozla nil'e kırmızı rengini verir, ancak bu bir büyüdür. sekhmet onu kan zannedip içtiğinde büyü onu eski haline çevirir ve insan neslinin tükenmesine ra engel olur. (c.9)
bastet
mısır mitolojisine göre bastet, tanrılar tanrısı ra'nın kızı ve aynı zamanda da bütün bir ülkenin koruyucu tanrıçasıdır. günün birinde, bu yüce tanrıça babasına öfkelenerek, mısır'ın güneyindeki nubai çölünde inzivaya çekilir ve kendini bir aslana dönüştürür. (c.10)
ma'at
ma'at, mısır'ın doğruluk ve adalet tanrıçası. thoth'un karısı olduğuna inanılır ve ondan sekiz çocuğu olmuştur. bu çocuklardan en önemlisi amon'dur. bu sekiz evlat, hermopolis'in baş tanrılarıdır ve oradaki rahiplere göre, onlar yerküreyi yaratmışlardır. bazen ölünün kalbini tüy ile tartıp yargılayan biri olarak tasvir edilir. (c.11)
shu
shu dünya, atmosfer ve gökyüzü arasında olup, aşağı yukarı “boşluk” olarak tasvir edilen tanrıydı. tanrı atum tarafından kendi gücüyle, herhangi bir kadının yardımı olmadan yaratıldığına inanılır. ikiz kız kardeşi ve karısı nem tanrıçası tefnut'la birlikte heliopolis'teki dokuz tanrının ilk çiftini oluşturur. (c.12)
tefnut
tek bildiğimiz shu’nun dişi aslan başlı eşi olması. ki bu oldukça şaşırtıcı çünkü görünüşe göre bir zamanlar oldukça büyük bir olaymış. (c.13)
khonsu
khonsu aslen diğer tanrıların güçlerini onların organlarını yiyerek absorbe eden cani ve yamyam bir tanrıydı. ama birkaç yıl sonunda daha çok o zamanın yumuşak tanrısına dönüşüp, ölçü ve refah getirmiştir. (c.14)
--
mumyalama/ölüm :
antik mısır'da çok kompleks ve gelişmiş bir ahiret inancı ile birlikte ölü bedeni ve ruhu huzurlu bir ahiret hayatına hazırlamak için yapılan birçok ayin ve uygulama vardı. ruh ve ahirete dair inanç özellikle vücudun korunmasında yoğunlaşmıştı. buna göre tahnit ve mumyalama, kişinin kişiliğini ve kimliğini ahirette koruyabilmesi için uygulanmaktaydı.
mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak için yapılan törenlerden sadece başlangıç olanıdır. bu işlem insanların dışında boğa, timsah, kedi gibi hayvanlar içinde yapılmaktaydı. (d)
--görseller--

(bkz: (a) (c))
--

(bkz: (b))
--

(bkz: (c 1-14))
--
(bkz: (d))
--
--kaynakça--
kaynak.1
kaynak 1.2
kaynak 1.3
kaynak 1.4
kaynak 1.5
kaynak 1.6
kaynak 1.7
kaynak 1.8
kaynak 1.9
kaynak 2.0
kaynak 2.1
kaynak 2.2
--kaynakça--
not : (bkz: uykusuzkahve) mahlasına sahip moderatöre çok teşekkür ederim, beni kırmadı isteğim üzerine başlığı açtı :)
devamını gör...
kimi insanların az konuşma nedeni
o kadar çok kişinin , konuştuğu bir ülkede; susmak veya az konuşmak daha çok şey anlatır diye düşünüyorum.
devamını gör...
kızın başörtü takmak istememesi
herkesin yapabildiği eylemi yapıp dünyaya gelmesine vesile oldun diye hediyelik eşya mı sandın alüminyum! yaşı gelir her insan hür tercihleri ile baş başa kalır! tabii bizim için ütopya bu o ayrı!
devamını gör...
kalıplaşmış anne cümleleri
ben karışmam babanla anlaşın.
devamını gör...
yazarların çektiği çiçek fotoğrafları
kendi kendine bir yerlerden patlayan çiçeklerin-gökyüzündeki yıldızlar gibi özel makina isteyen çiçeklerin fotoğrafları.
doğal ortamında fotojenik olmayan gelinciki kavanozda fotojenik yapmaya çalışmam, isimli çalışmam.
doğal ortamında fotojenik olmayan gelinciki kavanozda fotojenik yapmaya çalışmam, isimli çalışmam.
devamını gör...
bir damla gözlerimde
bir pinhani şarkısıdır. her bir kelimesi, bin elekten geçirilmiş ve altına gözyaşlarıyla notaları dökülmüştür.
öyle çok şey var ki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde
“bir şey eksik cümle de
yüklem mi, özlem mi?
sakladığın şey her neyse
beni üzer mi?”
öyle çok şey var ki içimde
hep sustuk konuşmak yerine
konuşmadığımız her ne varsa
seninle sakladım gözlerimde
“bir şey eksik cümle de
yüklem mi, özlem mi?
sakladığın şey her neyse
beni üzer mi?”
devamını gör...
seni anlayan kimsenin olmaması
sartre bulantı’da: "yalnızlık; düşündüklerinizin kafanızın duvarlarına çarpıp tekrar içerde kalmasıdır.” diyor. yalnızlık, etrafında kimsenin olmaması değil, seni anlayan birilerinin olmamasıdır. insan insanın sadece anlayışına muhtaç. çünkü insan, yaşarken anlaşılmalıdır.
kalabalıklar içinde avazınız çıktığı kadar bağırmayı düşündünüz mü hiç?
derdinizi anlatmayı vazgeçtiğiniz oldu mu?
ben kime ne anlatıyorumu yaşamak defalarca.. ortak yanımız şu hepimiz hayatımızı anlamlandırmaya çalışıyoruz belki de delirmemek için. diyelim ki bu anlam kargaşından çıktınız bir sonraki evre bunu anlatmasıdır. bu durum çoğu kez hayal kırıklığına uğratacaktır bizi. yorulup yorulup tekrar anlatmalı o zaman. seni sen yapan içindeki sesleri susturamazsın.*
anlaşılmaktan çok anlatmayı sevmelisin..
kalabalıklar içinde avazınız çıktığı kadar bağırmayı düşündünüz mü hiç?
derdinizi anlatmayı vazgeçtiğiniz oldu mu?
ben kime ne anlatıyorumu yaşamak defalarca.. ortak yanımız şu hepimiz hayatımızı anlamlandırmaya çalışıyoruz belki de delirmemek için. diyelim ki bu anlam kargaşından çıktınız bir sonraki evre bunu anlatmasıdır. bu durum çoğu kez hayal kırıklığına uğratacaktır bizi. yorulup yorulup tekrar anlatmalı o zaman. seni sen yapan içindeki sesleri susturamazsın.*
anlaşılmaktan çok anlatmayı sevmelisin..
devamını gör...
akşehir taş medrese
çok üzüldüğüm durumlardan biri, ne yazık ki tarihimizin, mimarimizin doğal güzelliklerimizin farkında olmamız.
hep bu eserler, tabiat güzellikleri keşfi yabancılar buluyor ve ilgileniyor. nemrut kommagene'den tutunda, anadolu'da literatürde kazandırılmış bitki ve hayan türlerine varana kadar, hep yabancıların isimleri geçiyor.
işte, friedrich sarre isimli bir alman olan islam sanatı örneklerinden geniş bir yelpazeye sahip bu kişi, “reise in kleinasien”
adlı eserinde bu medresenin fotoğraflarının bulunduğu fotoları yayımlanmıştır. 1910 yılından önce çekilen medresenin kapı fotosu, bu medresenin onarımı sırasında kullanılmıştır.
inanırmısınız vikide bile rastlamadım konuya...
konya ili akşehir ilçesi altınkalem mahallesi eski afyon caddesi üzerinde yer alan yapının taç kapısı üzerindeki yazıtta, 648 hicri, 1250 yılında ıı. keykavus’un hükümdarı, selçuklu veziri ata hüseyin oğlu fahrettin ali tarafından külliye olarak yaptırılmıştır.
medrese, mescid, türbe, imaret, hankah ve çeşmeden oluşan yapının, bugüne kalanı medrese, mescid ve türbe kısımlarıdır.
akşehir taş medrese inşa edildiği tarihten günümüze çeşitli onarım süreçleri geçirmiştir. en son 1940 yılında restore edilmeye başlanan külliyenin halaaaaa onarımı sürmektedir. yakında biteceğinden ümitliyiz.
bir dip not düşelim; medresenin sütunlarında arapça yazılarla kelime cümleler bulunmaktadır.
kayak; dergipark.org.tr/tr/pub/std...
hep bu eserler, tabiat güzellikleri keşfi yabancılar buluyor ve ilgileniyor. nemrut kommagene'den tutunda, anadolu'da literatürde kazandırılmış bitki ve hayan türlerine varana kadar, hep yabancıların isimleri geçiyor.
işte, friedrich sarre isimli bir alman olan islam sanatı örneklerinden geniş bir yelpazeye sahip bu kişi, “reise in kleinasien”
adlı eserinde bu medresenin fotoğraflarının bulunduğu fotoları yayımlanmıştır. 1910 yılından önce çekilen medresenin kapı fotosu, bu medresenin onarımı sırasında kullanılmıştır.
inanırmısınız vikide bile rastlamadım konuya...
konya ili akşehir ilçesi altınkalem mahallesi eski afyon caddesi üzerinde yer alan yapının taç kapısı üzerindeki yazıtta, 648 hicri, 1250 yılında ıı. keykavus’un hükümdarı, selçuklu veziri ata hüseyin oğlu fahrettin ali tarafından külliye olarak yaptırılmıştır.
medrese, mescid, türbe, imaret, hankah ve çeşmeden oluşan yapının, bugüne kalanı medrese, mescid ve türbe kısımlarıdır.
akşehir taş medrese inşa edildiği tarihten günümüze çeşitli onarım süreçleri geçirmiştir. en son 1940 yılında restore edilmeye başlanan külliyenin halaaaaa onarımı sürmektedir. yakında biteceğinden ümitliyiz.
bir dip not düşelim; medresenin sütunlarında arapça yazılarla kelime cümleler bulunmaktadır.
kayak; dergipark.org.tr/tr/pub/std...
devamını gör...
hala hop tereyağlı ballı ekmek
okuma yazma öğrenmemi sağlayan ve bana çok şey öğreten, hatta bir dönemler orda yaşadığımı düşündüğüm susam sokağındaki sihirbazın sihir yapmadan hemen önce söylediği sözlerden biridir.
çocukluğumdan itibaren hep sihirbazlığa meraklı olmuşumdur, hatta böyle bir kitabım bile vardı ama içindeki hiçbir numarayı yapmayı beceremediğim için bir süre sonra sıkılmıştım. belki bu heves devam etseydim şimdi parmağımı şıklatıp kıtalar arası yolculuklar bile yapabilirdim.
o yüzden belki, içimde kalan bu ukde yüzünden susam sokağında en çok sihirbazı severdim. hem sihirbaz olduğu için hem de en az benim kadar yeteneksiz olduğu için.
bir de diğer sihirbazlar gibi hokus pokus ya da abra kadabra demek yerine hala hop tereyağlı ballı ekmek dediği için ki ben tereyağlı ballı ekmeği de çok severim.
ne zaman sihir yapmaya kalkacak olsa bu sözü söyler ve ben de kötü bir sihrin komedisi ile tereyağlı ballı ekmeği lezzeti arasında zevkten dört köşe olurdum.
hala çok sevdiğim insanlara ama gerçekten çok sevdiğim insanlara tereyağlı ballı ekmeğim derim. hem bu lezzet aklıma gelip mutlu olduğum için hem de belki bir sihir tutar da onları yanıma ışınlayabilirim diye.
o zaman bir kez daha deniyorum: hala hop tereyağlı ballı ekmek! bence oldu bu sefer.
çocukluğumdan itibaren hep sihirbazlığa meraklı olmuşumdur, hatta böyle bir kitabım bile vardı ama içindeki hiçbir numarayı yapmayı beceremediğim için bir süre sonra sıkılmıştım. belki bu heves devam etseydim şimdi parmağımı şıklatıp kıtalar arası yolculuklar bile yapabilirdim.
o yüzden belki, içimde kalan bu ukde yüzünden susam sokağında en çok sihirbazı severdim. hem sihirbaz olduğu için hem de en az benim kadar yeteneksiz olduğu için.
bir de diğer sihirbazlar gibi hokus pokus ya da abra kadabra demek yerine hala hop tereyağlı ballı ekmek dediği için ki ben tereyağlı ballı ekmeği de çok severim.
ne zaman sihir yapmaya kalkacak olsa bu sözü söyler ve ben de kötü bir sihrin komedisi ile tereyağlı ballı ekmeği lezzeti arasında zevkten dört köşe olurdum.
hala çok sevdiğim insanlara ama gerçekten çok sevdiğim insanlara tereyağlı ballı ekmeğim derim. hem bu lezzet aklıma gelip mutlu olduğum için hem de belki bir sihir tutar da onları yanıma ışınlayabilirim diye.
o zaman bir kez daha deniyorum: hala hop tereyağlı ballı ekmek! bence oldu bu sefer.
devamını gör...
nadanı terk etmedin yaranı arzularsın
malatyalı niyazi mısri'nin şiiridir.şu videoda asrın lideri söylemektedir buyrun.https://
devamını gör...
iki insanın arasında bağ oluşmasını sağlayan şeyler
para. şu dünyada ilişkiler arası köprüyü paradan daha iyi kuran yok. yemişim sevgiyi saygıyı aşkı.
devamını gör...
suavi
kendine özgü tarzı ile her parçasını severim ben suavi'nin ama bu parçanın yeri başka bende aşırı anlam içerir.
birde bu versiyonu var ki aklıma geldikçe bağıra bağıra söylerim.
birde bu versiyonu var ki aklıma geldikçe bağıra bağıra söylerim.
devamını gör...

