feminizmin erkek düşmanlığı olduğu gerçeği
kesinlikle sonuna kadar katıldığım başlık.
mağdur bir kadınsa, kimse kusura bakmasın kadınlardan daha fazla erkekler tepki gösteriyor. sosyal medya istatistiklerinden bakabilirsiniz.
lakin mağdur erkek oldu mu, hiçbir feminist sayfanın paylaştığını görmedim.
en yakın zamandan olan bir olayı hatırlatmak isterim.
15 yaşında bir kız erkek arkadaşına bana tecavüz etti diye iftira atıyor.
kızın babası genci öldürüyor.
daha sonra öyle bir şey olmadığı ve iftira olduğu kanıtlanıyor.
kız sadece onu korkutmak istemiştim diyor.
kızın yaşı küçük olduğu için ceza almıyor.
bir iftira, bir babayı oğlundan ayırdı.
hiç tepki görmedim bu olayda.
ve şu bir gerçek, bu durumu kullanan çok kadın var. yürüyorsun evine doğru gidiyorsun. kavga ettiğini eski sevglin veya buni zevkine yapacak bir kadına denk geliyorsun. taciz ediyorlar diye bağırıyor. linç ediliyorsun.
böyle bir tehlikenin farkında olunca istemsiz kadınlardan soğuyabiliyor insan.
mağdur bir kadınsa, kimse kusura bakmasın kadınlardan daha fazla erkekler tepki gösteriyor. sosyal medya istatistiklerinden bakabilirsiniz.
lakin mağdur erkek oldu mu, hiçbir feminist sayfanın paylaştığını görmedim.
en yakın zamandan olan bir olayı hatırlatmak isterim.
15 yaşında bir kız erkek arkadaşına bana tecavüz etti diye iftira atıyor.
kızın babası genci öldürüyor.
daha sonra öyle bir şey olmadığı ve iftira olduğu kanıtlanıyor.
kız sadece onu korkutmak istemiştim diyor.
kızın yaşı küçük olduğu için ceza almıyor.
bir iftira, bir babayı oğlundan ayırdı.
hiç tepki görmedim bu olayda.
ve şu bir gerçek, bu durumu kullanan çok kadın var. yürüyorsun evine doğru gidiyorsun. kavga ettiğini eski sevglin veya buni zevkine yapacak bir kadına denk geliyorsun. taciz ediyorlar diye bağırıyor. linç ediliyorsun.
böyle bir tehlikenin farkında olunca istemsiz kadınlardan soğuyabiliyor insan.
devamını gör...
allah varsa afrika'daki çocuklar neden aç sorunsalı
columbia üniversitesinin nobel ödüllü ogretim uyesi prof. stiglitz’in yazisi:
merhaba… ben kapitalizm!.
.........
her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!
ben kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!
ben kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.
ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!
amy winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik!
zavallı tüketim bağımlıları…
merhaba… ben kapitalizm!.
.........
her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!
ben kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!
ben kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.
ben kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!
amy winehouse gibi bağımlılara acırken, hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik!
zavallı tüketim bağımlıları…
devamını gör...
yazarların aralıksız yürüme rekoru
4 saat. ne kadar dayanabilirim diye ir bakmak istemiştim. 4 saat dayandım.
devamını gör...
bu yangın yerinde
kendisi ile yeni karşılaştığım tekrar tekrar okunası bir (bkz: ataol behramoğlu) şiiridir.
yaşamak bu yangın yerinde,
her gün yeniden ölerek.
zalimin elinde tutsak,
cahile kurban olarak.
yalanla kirli havada,
güçlükle soluk alarak.
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek.
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak.
toplanır ölü arkadaşlar,
her biri bir yerden gelerek.
kiminin boynunda ilmeği,
kimi kanını silerek.
kucaklıyor beni metin altıok,
"aldırma" diyor gülerek
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
ataol behramoğlu
yaşamak bu yangın yerinde,
her gün yeniden ölerek.
zalimin elinde tutsak,
cahile kurban olarak.
yalanla kirli havada,
güçlükle soluk alarak.
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek.
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak.
toplanır ölü arkadaşlar,
her biri bir yerden gelerek.
kiminin boynunda ilmeği,
kimi kanını silerek.
kucaklıyor beni metin altıok,
"aldırma" diyor gülerek
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
ataol behramoğlu
devamını gör...
fakat müzeyyen bu derin bir tutku
(bkz: ilhami algör) ün mükemmel kitabı. açıkçası ben ilk önce filmi izlemiştim. (bkz: erdal beşikçioğlu) var diye izlediğim, ismi çok güzel olan bu film gerçekten beni çok derinden etkiledi. sonrasında defalarca kere izledim. sonra dedim ki ben bunun kitabını almalıyım. hiç unutmam bir ankara gezimde dost kitabevinden almıştım. kapağı mükemmel bir kitap. adı ayrı mükemmel bir kitap. ankara'da tömbeki'de oturup 3 bira içinceye kadar bitirmiştim kitabı. adeta bir masal kitabı gibi. sanki masal dinler gibi okudum. yazarın öyle bir müzeyyen tasviri var ki okurken müzeyyen'e aşık olmamak elde değil. ama her an her saniye biliyorsun olmaz müzeyyen'den. lan diyorsun bak yapma müzeyyen seni üzer, canını acıtır, çeker gider dumur olursun. demeye kalmıyor oluyor da. çok acayip bir ayrılık öyküsü. kahramanın iç sesiyle konuşmalar harika. kahramanımız müzeyyen'e aşık olmayı seviyor. onun kendisine acı çektirmesini seviyor sanki. o da biliyor olmaz bu müzeyyen'den. son cümlesi şu kitabın: bitse ne olur, bitmese ne?
bir başka seviyor kahramanımız. böyle güzel sevmeler sadece kitaplarda olur denecek cinsten. filmde erdal amirim bu hissiyatı bize öyle veriyor ki. bir başkası oynasa bu kadar gerçek olamazdı diyorum her izlediğimde. tutku'nun ne denli önemli bir şey olduğunu bu kitabı okuduktan bu filmi izledikten sonra öğrendim bir kez daha. tutkulu insan sonunda ne olacağını merak etmez. sonuç ne olursa olsun sevdiği şeyden vaz geçmez. acı çekeceğini bile bile yoluna devam eder çünkü bu onun tutkusudur. evet müzeyyen bu derin b ir tutkuydu.
bir başka seviyor kahramanımız. böyle güzel sevmeler sadece kitaplarda olur denecek cinsten. filmde erdal amirim bu hissiyatı bize öyle veriyor ki. bir başkası oynasa bu kadar gerçek olamazdı diyorum her izlediğimde. tutku'nun ne denli önemli bir şey olduğunu bu kitabı okuduktan bu filmi izledikten sonra öğrendim bir kez daha. tutkulu insan sonunda ne olacağını merak etmez. sonuç ne olursa olsun sevdiği şeyden vaz geçmez. acı çekeceğini bile bile yoluna devam eder çünkü bu onun tutkusudur. evet müzeyyen bu derin b ir tutkuydu.
devamını gör...
cinsel yönelime moda demek
öncelikle cinsel yönelim doğuştan gelir, ergenliğe girmekle beraber kendisini gösterir.
bu kavramı çok geniş tutabiliriz lakin bazı insanlar büyük bir hata yaparak nekrofili, pedofili; zoofili gibi hastalık olan "sapkın yönelimleri" de cinsel yönelim sanıyor.
çoğu insan homoseksüelliği, aseksüelliği, biseksüelliği veyahut transseksüellik gibi gayet doğal olan yönelimleri hem sapkınlık sanıyor hem de moda sanıyor.
tabii ki toplumda bu yönelimleri sırf dikkat çekmek için kullananlar var lakin bu kişilere bakarak "şu da moda oldu artık" demek büyük bir hata bence.
evet, eskiden cinsel yönelimle ilgili kullanılan kavramlar az, aktivistler ise yok diyebileceğimiz kadar azdı. gelişiyoruz, yeni kavramlar bulunuyor ve kendisini bu kavramın tabirine uygun görenler ise bu kavramı benimsiyor ve yeniliğin getirdiği heyecan ile bu kavram geniş kitlelere çok hızlı bir şekilde ulaşıyor ve kendilerini koyabilecekleri bir köşe bulamayan insanlar, bu köşeye kendilerini ait hissediyor, bazıları da çıkıp "ay bu da moda oldu artık yhaa" diyor.
bir şeyin moda -belirli bir süre bir şeye karşı toplumca gösterilen aşırı, yaygın düşkünlük.- olabilmesi için yükselişe geçmesi ve sonra da unutulması, artık demode olması lazım. cinsel yönelimler mevsimlik elbiseler değildir, sürekli canlı kalır ve o yönelimi taşıyan insanlar her daim olur.
ve bu arada, hiç kimseden " ay şekerim artık homoseksüellik demode oldu yhaa" tarzında bir söylem duymadım.
bu kavramı çok geniş tutabiliriz lakin bazı insanlar büyük bir hata yaparak nekrofili, pedofili; zoofili gibi hastalık olan "sapkın yönelimleri" de cinsel yönelim sanıyor.
çoğu insan homoseksüelliği, aseksüelliği, biseksüelliği veyahut transseksüellik gibi gayet doğal olan yönelimleri hem sapkınlık sanıyor hem de moda sanıyor.
tabii ki toplumda bu yönelimleri sırf dikkat çekmek için kullananlar var lakin bu kişilere bakarak "şu da moda oldu artık" demek büyük bir hata bence.
evet, eskiden cinsel yönelimle ilgili kullanılan kavramlar az, aktivistler ise yok diyebileceğimiz kadar azdı. gelişiyoruz, yeni kavramlar bulunuyor ve kendisini bu kavramın tabirine uygun görenler ise bu kavramı benimsiyor ve yeniliğin getirdiği heyecan ile bu kavram geniş kitlelere çok hızlı bir şekilde ulaşıyor ve kendilerini koyabilecekleri bir köşe bulamayan insanlar, bu köşeye kendilerini ait hissediyor, bazıları da çıkıp "ay bu da moda oldu artık yhaa" diyor.
bir şeyin moda -belirli bir süre bir şeye karşı toplumca gösterilen aşırı, yaygın düşkünlük.- olabilmesi için yükselişe geçmesi ve sonra da unutulması, artık demode olması lazım. cinsel yönelimler mevsimlik elbiseler değildir, sürekli canlı kalır ve o yönelimi taşıyan insanlar her daim olur.
ve bu arada, hiç kimseden " ay şekerim artık homoseksüellik demode oldu yhaa" tarzında bir söylem duymadım.
devamını gör...
umudunuzu kıran insanlar
birileri umudumuzu mu kırıyor?
yoksa umudumuz mu kırılgan?
yoksa umudumuzu başkası değil de biz mi kırıyoruz?
yoksa kırılgan bir umuda mecbur mu bırakılıyoruz?
bence umudumuzu kıran yine bizleriz.
her ne olursa olsun umudumuzu yönetmek elimizde.
ama zor ama kolay.
böyle de kişisel gelişim kitabı gibi oldu.*
yoksa umudumuz mu kırılgan?
yoksa umudumuzu başkası değil de biz mi kırıyoruz?
yoksa kırılgan bir umuda mecbur mu bırakılıyoruz?
bence umudumuzu kıran yine bizleriz.
her ne olursa olsun umudumuzu yönetmek elimizde.
ama zor ama kolay.
böyle de kişisel gelişim kitabı gibi oldu.*
devamını gör...
sözlüğe gece girenler
bir takım mevzular yüzünden eskisi gibi online olamadığım , sözlüğün en sevdiğim zaman dilimi.
devamını gör...
erkeklerin kız tavlamak için yaptığı saçmalıklar
erkeklerin genellikle kızları tavlayamamalarına ve komik duruma düşmelerine neden olan saçmalıklardır.
devamını gör...
500 karma puana ramak kalması
bu 9 gün falan önceydi, hatırlamıyorum.
devamını gör...
doğal sakinleştiriciler
lan zaten narkozlu gibi dolaşıyoruz ne sakinleşmesi. bırakın sakinleşmeyin anormal bi şey yaşayan kıymetini bilsin.
devamını gör...
2021 kpss giriş ücreti
küfür etme ücretleri , açıklandı mı?
devamını gör...
yaş ilerledikçe azalan şeyler
insanlara tahammül.
devamını gör...
zaten yapacağın şeyin söylenmesi
gereksiz bir hareket laf kalabalığı ayrıca insanların boş yere sinirleri bozmaktan başka bir şey değil
devamını gör...
normal sözlük'ün başarılı olma nedeni
ismi de etkili bence. en azından bende öyle oldu. kim kafa sözlük ismini bulduysa tebrik eder, başarılarının devamını dilerim...
devamını gör...
izmir’in dört metropol ilçesine mülteci okulları yapılması
3 sene önce eşimle birlikte dişimizi tırnağımıza taktık, varımızı yoğumuzu ortaya koyup, uğruna günde 12 saat çalıştık (şaka değil, yasal da değil, beyaz yaka da maalesef bu şartlarda ülkemizde) ve bir ev aldık, kredisinin yarısını ödedik devamını da hala ödüyoruz. bu kredi varken bakamayız diye çocuk bile yapmadık. komşularımızla çok mutlu olduğumuz, kendisini çok sevdiğimiz bir evimiz var. yurt dışı imkanları karşımıza çıksa dahi burada mutluyuz deyip bir yere kımıldamadık.
şimdi evimizin 100 m yanında bulunan 10 senelik okul bilmediğimiz bir nedenle (!) yıkıldı ve mülteci okulu yapılıyor. bu demek oluyor ki, yaşam tarzlarımız aynı olmayan insanlar kısa süre içinde buraya yerleşecekler. ve biz şimdi kendi aramızda ne yapalım? taşınalım mı? komşularımızı seviyoruz, burayı seviyoruz? yine de gitmeli miyiz bunu konuşuyoruz..
neden mi? çünkü mahallemizin çehresi değişecek, çünkü ben bugün giydiğim elbiseyi (zaten inanılmaz sakin ve ıssız olan bu yerde) giyemeyeceğim. korkacağım, bakışlardan rahatsız olacağım. çünkü biz istanbul'dan tam da bu sebeple taşındık. çünkü biz tam da bu sebeple bu semtte oturmak istedik. çünkü ben işten gecenin köründe döndüğümde evime huzurla gidebileyim istedik.
şimdi çok kafasız varmış sözlükte diyen arkadaşa sormak isterim, bir tane, 2 tane değil tüm semtin çehresini değiştirecek okul senin evinin yanına yapılsın ister miydin? şimdi yukarıda uzun uzun projeyi anlatan ve onlar zaten oradaydı, yoğun yaşadıkları yerlere yapılıyor diyen arkadaşa da belirtmek isterim. hayır! bizim semtte yoklar.. hem de hiç.. bu tamamen yerleştirme politikası. eğer bu okullarla bir adaptasyon planlansaydı bunu mevcut devlet okullarında yaparlardı. almanya'da sizce türk çocukları türk okuluna mı gidiyor? hayır, haftada bir gün türkçe dersi seçiyorlar benliklerini unutmamak için, o kadar. ayrıca medeni ülkelerde bir semt için böyle büyük adımlar atılırken mahalle sakinlerine sorulur, referandum yapılır bölgesel. öyle tepeden inme al yaptım senin de hayatın değişisin banane denmez.
istanbul'daki arkadaşlarımdan 3 tanesi geçtiğimiz ay yine yurt dışına gitti yaşamak için. bunların hepsi bu ülkenin yetiştirdiği emek ve para harcayıp bir yere getirdiği ve tam da ülkeye en çok katkı sağlayacak zamanı gelen insanlar. gittiler.. neden mi? 3'ününki de ekonomik değil. artık burda yaşayamıyoruz, sahile inemiyoruz yolda bile yürünmüyor. 5 kişiden biri türkçe konuşmuyor burda, rahat değiliz dedikleri için..
37 yaşındayım.. mühendisim.. 11 senedir bir konuda uzmanlaştım. 2 yabancı dilim var. eşim de benzer. ve biz bugün, burada kendi insanımızla yaşamayı sevdiğimiz, buranın güzelliklerine duyduğumuz hayranlık ve etrafımızda çocukken bizimle aynı çizgi filmi izlemiş aynı şeylere gülebildiğimiz insanlar olsun diye zamanında çalışmak için gitmeyi düşünmediğimiz ülkeleri şimdi düşünmek zorunda kaldık.. birlikte yaşamak istemediğimiz mülteciler yüzünden, bize aynı tavırla bakacak ülkelere.. bin bir emekle aldığımız evimizin fiyatını dahi düşüren okul yüzünden... o yüzden kimse de bana şimdi gelip yok hamaset, yok bilmem ne demesin.
şimdi evimizin 100 m yanında bulunan 10 senelik okul bilmediğimiz bir nedenle (!) yıkıldı ve mülteci okulu yapılıyor. bu demek oluyor ki, yaşam tarzlarımız aynı olmayan insanlar kısa süre içinde buraya yerleşecekler. ve biz şimdi kendi aramızda ne yapalım? taşınalım mı? komşularımızı seviyoruz, burayı seviyoruz? yine de gitmeli miyiz bunu konuşuyoruz..
neden mi? çünkü mahallemizin çehresi değişecek, çünkü ben bugün giydiğim elbiseyi (zaten inanılmaz sakin ve ıssız olan bu yerde) giyemeyeceğim. korkacağım, bakışlardan rahatsız olacağım. çünkü biz istanbul'dan tam da bu sebeple taşındık. çünkü biz tam da bu sebeple bu semtte oturmak istedik. çünkü ben işten gecenin köründe döndüğümde evime huzurla gidebileyim istedik.
şimdi çok kafasız varmış sözlükte diyen arkadaşa sormak isterim, bir tane, 2 tane değil tüm semtin çehresini değiştirecek okul senin evinin yanına yapılsın ister miydin? şimdi yukarıda uzun uzun projeyi anlatan ve onlar zaten oradaydı, yoğun yaşadıkları yerlere yapılıyor diyen arkadaşa da belirtmek isterim. hayır! bizim semtte yoklar.. hem de hiç.. bu tamamen yerleştirme politikası. eğer bu okullarla bir adaptasyon planlansaydı bunu mevcut devlet okullarında yaparlardı. almanya'da sizce türk çocukları türk okuluna mı gidiyor? hayır, haftada bir gün türkçe dersi seçiyorlar benliklerini unutmamak için, o kadar. ayrıca medeni ülkelerde bir semt için böyle büyük adımlar atılırken mahalle sakinlerine sorulur, referandum yapılır bölgesel. öyle tepeden inme al yaptım senin de hayatın değişisin banane denmez.
istanbul'daki arkadaşlarımdan 3 tanesi geçtiğimiz ay yine yurt dışına gitti yaşamak için. bunların hepsi bu ülkenin yetiştirdiği emek ve para harcayıp bir yere getirdiği ve tam da ülkeye en çok katkı sağlayacak zamanı gelen insanlar. gittiler.. neden mi? 3'ününki de ekonomik değil. artık burda yaşayamıyoruz, sahile inemiyoruz yolda bile yürünmüyor. 5 kişiden biri türkçe konuşmuyor burda, rahat değiliz dedikleri için..
37 yaşındayım.. mühendisim.. 11 senedir bir konuda uzmanlaştım. 2 yabancı dilim var. eşim de benzer. ve biz bugün, burada kendi insanımızla yaşamayı sevdiğimiz, buranın güzelliklerine duyduğumuz hayranlık ve etrafımızda çocukken bizimle aynı çizgi filmi izlemiş aynı şeylere gülebildiğimiz insanlar olsun diye zamanında çalışmak için gitmeyi düşünmediğimiz ülkeleri şimdi düşünmek zorunda kaldık.. birlikte yaşamak istemediğimiz mülteciler yüzünden, bize aynı tavırla bakacak ülkelere.. bin bir emekle aldığımız evimizin fiyatını dahi düşüren okul yüzünden... o yüzden kimse de bana şimdi gelip yok hamaset, yok bilmem ne demesin.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
* kendime söyleyeceklerim *
her şeye rağmen hayat devam ediyor. ne kadar zorluk çektiğini biliyorum. yüreğinin ne kadar paramparça olduğunu görüyorum. elimden bir şeyin gelmiyor oluşu zaten beni deli ediyor ya. kendimi yaralıyorum. kendimi yavaşça öldürüyorum. içimdeki hapishanede sıkışıp kalmış, çabalıyorum çıkmak için. acının eşiğinde durmuş yüreğim. nereye gitse zifiri karanlık. ne yapsa canı yanacak.
elbet bir gün yaralar kabuk bağlar, gidenin yerine gelenler var. ama benden kaybolanın haddi hesabı yok. sonsuzlukta arıyorum kendimi. nasıl bulabilirim ki beni?
içimin sıcaklığına bir su döken kelimelerim de olmasa neyim ki ben? bir hiçim. hiçlikten doğan koskocaman bir hiç.
ölümü bu kadar kollar mı insan? sürekli düşünüp durur mu? ben düşünürüm, ben düşündükçe yaşarım. beni kimse bilmez. benim içimdekileri kimse bilemez. ben de bir başkasını bilmem. bilmezlikten gelirim bilsem de. benim bana ağır gelen, bir başkasının acısını çekemem.
tiyatrodayım sanki. herkes kendi oyununu oynuyor. bense onları izliyorum. iyi veya kötü oynuyorlar tiyatroda. ama ben, ben oynamıyorum. duruyorum sadece. zamanda sıkışıp kalmış bir makine gibi. sadece izliyor ve olanları seyre dalıyorum. benim yaşamım bu.
bir gün burada tekrar var olacağım. tekrar bir ben haline geleceğim eski benden ziyade. o zamana kadar sabret yüreğim. elbette ki ben seni seveceğim, hiç kimsenin umurunda olmayan yüreğim.
-------
13/ 08/ 2021 20.15
her şeye rağmen hayat devam ediyor. ne kadar zorluk çektiğini biliyorum. yüreğinin ne kadar paramparça olduğunu görüyorum. elimden bir şeyin gelmiyor oluşu zaten beni deli ediyor ya. kendimi yaralıyorum. kendimi yavaşça öldürüyorum. içimdeki hapishanede sıkışıp kalmış, çabalıyorum çıkmak için. acının eşiğinde durmuş yüreğim. nereye gitse zifiri karanlık. ne yapsa canı yanacak.
elbet bir gün yaralar kabuk bağlar, gidenin yerine gelenler var. ama benden kaybolanın haddi hesabı yok. sonsuzlukta arıyorum kendimi. nasıl bulabilirim ki beni?
içimin sıcaklığına bir su döken kelimelerim de olmasa neyim ki ben? bir hiçim. hiçlikten doğan koskocaman bir hiç.
ölümü bu kadar kollar mı insan? sürekli düşünüp durur mu? ben düşünürüm, ben düşündükçe yaşarım. beni kimse bilmez. benim içimdekileri kimse bilemez. ben de bir başkasını bilmem. bilmezlikten gelirim bilsem de. benim bana ağır gelen, bir başkasının acısını çekemem.
tiyatrodayım sanki. herkes kendi oyununu oynuyor. bense onları izliyorum. iyi veya kötü oynuyorlar tiyatroda. ama ben, ben oynamıyorum. duruyorum sadece. zamanda sıkışıp kalmış bir makine gibi. sadece izliyor ve olanları seyre dalıyorum. benim yaşamım bu.
bir gün burada tekrar var olacağım. tekrar bir ben haline geleceğim eski benden ziyade. o zamana kadar sabret yüreğim. elbette ki ben seni seveceğim, hiç kimsenin umurunda olmayan yüreğim.
-------
13/ 08/ 2021 20.15
devamını gör...
barış manço vs cem karaca
kıyaslamak ne haddime. yalnızca aradaki farkları dilimin döndüğünce yazmak istedim.
barış manço eserlerinde isyankâr değildir, hatta bazı şarkılarında kendisinin dindar olduğu izlenimine bile kapılınabilir.
cem karaca ise hep feleğin tekerine çomak sokma derdindedir, ki bu iyi bir şey. sanatçı dediğin her şeyden rahatsız olmalı zaten.
barış manço sürülmemiştir, cem karaca ise sürülmüştür.
barış manço daha yumuşak kalpli görünür iken cem karaca kolay kolay sakinleşmeyen insan imajı çizer.
cem karaca' nın müziği serttir. barış manço anadolu aryalarını da kullanır.
şimdi ikisi de gamzededir. deva bulmuşlardır umarım..
ama biz nasıl unuturuz onları , can bedenden çıkmayınca..?
rivayet o ki, kardeş oldukları söylenir.
barış manço eserlerinde isyankâr değildir, hatta bazı şarkılarında kendisinin dindar olduğu izlenimine bile kapılınabilir.
cem karaca ise hep feleğin tekerine çomak sokma derdindedir, ki bu iyi bir şey. sanatçı dediğin her şeyden rahatsız olmalı zaten.
barış manço sürülmemiştir, cem karaca ise sürülmüştür.
barış manço daha yumuşak kalpli görünür iken cem karaca kolay kolay sakinleşmeyen insan imajı çizer.
cem karaca' nın müziği serttir. barış manço anadolu aryalarını da kullanır.
şimdi ikisi de gamzededir. deva bulmuşlardır umarım..
ama biz nasıl unuturuz onları , can bedenden çıkmayınca..?
rivayet o ki, kardeş oldukları söylenir.
devamını gör...
otuz yaşında hala ailesiyle yaşayan tip
böyle bir ankete denk gelmiştim. türkiye de sanırım 25-35 yaş arası insanların %40 a yakın bir bölümü hala aileleriyle yaşıyorlar. neden bu kadar garipsendiğini de anlamıyorum.
devamını gör...
