back to the future rozeti
beni sözlük mağazasında vurdular rozet, ölmedim. sözlüğe reklam aldılar bin karmamı orda bıraktım gene ölmedim. çok dövdüler beni kan kustum ama ölmedim. yazdım, seni satın alabilmek için yazdım.
devamını gör...
sözlükteki kan aranıyor duyuruları
acilinden 0 rh (-) kan lazim arkadaslar istanbul anadolu yakasinda olan dm'den bi ulaşsin.
devamını gör...
düşün ki o bunu yazıyor
bir çoğumuz, kalbimizi sarsarak sona eren bir ilişkiyi yaşamışızdır. o bitişin ilk anlarında kalbimiz acıyarak o’nun bize bir şeyler yazmasını arzu ederiz. ben de bundan aylar aylar önce böyle bir ilişkinin artık benim asla yazamayacağım bitmiş bir evresinde o’nun yazmasını ummuş, dahası yazarsa ne yazardı veya ben ne yazmasını umuyorum diye düşünmüştüm.
o gün ne yazabileceğini düşündüm veya umdum bilmiyorum. zaten hiçbir zaman yazmadı. inceldiği yerden koparmakta mahirdi. elimde kalan ipi boynuma geçirmemeye yeminli olduğum için toparlanmak hususunda dirayetliydim. aynaya baktığımda kendime urganları yakıştıramadığımdan ya da belki her neyse. ama işte insanoğlu arada düşünüyor. bu gece de eğer kafasına bir saksı düşseydi veya hasbelkader kendi elinde kalan ipi boynuna geçirmeye karar verip de son kez bana da bir şey yazmak isteseydi ne yazardı acaba diye düşündüm:
“salvadore.* ikimizin de haklı olduğu taraflar vardı, haksız olduğumuz taraflar da. ben daha fazlasının olmayacağını anladığım için bana kızma. olmazdı, yapamazdık. daha keskin ve daha net olduğum için beni yargılama. zamam zaman yüzüme istemeyerek vurduğun bir sürü ayıbım var, yargılayacaksan onlarla yargıla. ama bitirmek ikimizi iyi edecek tek şeydi. çok üzüldüğünü gördüm, senden farksız değildim.* ama geri dönseydim daha çok acı çekeceğimizi biliyordum. bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü seni tanıyorum, için soğuduğunda dünyanın en makul insanlarından birine* dönüşebilir ve beni anlayabilirsin. kendine iyi bak. hoşçakal.”
alternatif son* “bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü biliyorsun kafamda cevaplayamadığım binlerce soru var. senle senden önce senden sonra. bunlara cevap verememek beni halen uyutmuyor. annemin yokluğu beni binlerce soru barındıran bir boşluğa bıraktı. artık oradan çıkamayacağımı kesinkes anladım. sana yazdım çünkü o boşlukta en iyi seninle debelendim. bana yazılanın sonundayım. gökyüzüne bakamadığım için beni affet. mutlu ol. beni unutma. hoşçakal.”
o gün ne yazabileceğini düşündüm veya umdum bilmiyorum. zaten hiçbir zaman yazmadı. inceldiği yerden koparmakta mahirdi. elimde kalan ipi boynuma geçirmemeye yeminli olduğum için toparlanmak hususunda dirayetliydim. aynaya baktığımda kendime urganları yakıştıramadığımdan ya da belki her neyse. ama işte insanoğlu arada düşünüyor. bu gece de eğer kafasına bir saksı düşseydi veya hasbelkader kendi elinde kalan ipi boynuna geçirmeye karar verip de son kez bana da bir şey yazmak isteseydi ne yazardı acaba diye düşündüm:
“salvadore.* ikimizin de haklı olduğu taraflar vardı, haksız olduğumuz taraflar da. ben daha fazlasının olmayacağını anladığım için bana kızma. olmazdı, yapamazdık. daha keskin ve daha net olduğum için beni yargılama. zamam zaman yüzüme istemeyerek vurduğun bir sürü ayıbım var, yargılayacaksan onlarla yargıla. ama bitirmek ikimizi iyi edecek tek şeydi. çok üzüldüğünü gördüm, senden farksız değildim.* ama geri dönseydim daha çok acı çekeceğimizi biliyordum. bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü seni tanıyorum, için soğuduğunda dünyanın en makul insanlarından birine* dönüşebilir ve beni anlayabilirsin. kendine iyi bak. hoşçakal.”
alternatif son* “bu satırları uzun zaman sonra yazıyorum çünkü biliyorsun kafamda cevaplayamadığım binlerce soru var. senle senden önce senden sonra. bunlara cevap verememek beni halen uyutmuyor. annemin yokluğu beni binlerce soru barındıran bir boşluğa bıraktı. artık oradan çıkamayacağımı kesinkes anladım. sana yazdım çünkü o boşlukta en iyi seninle debelendim. bana yazılanın sonundayım. gökyüzüne bakamadığım için beni affet. mutlu ol. beni unutma. hoşçakal.”
devamını gör...
mide bulantısına iyi gelen şeyler
(bkz: tuzlu çubuk kraker).
midenin suyunu tutar ne mübarek bir yiyecek.
midenin suyunu tutar ne mübarek bir yiyecek.
devamını gör...
beğeni almayıp sürekli yazan yazar
sözlükte çok beğeni alan entryleri görünce begeni isini pek ciddiye almiyodur belki de.
(bkz: zort yazsa 30 beğeni alacak yazarlar) )
(bkz: zort yazsa 30 beğeni alacak yazarlar) )
devamını gör...
şarkılarda geçen etkileyici sözler
"...
beyoğlu'nda bi tramvay
raydan çıkmış vay
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah
vay ki ömrüme vay.
ağaçlar bizim gibi uyurlar
uyanırlar bizim gibi
şimdi sokaklar buseler ordusunda
çünkü sen geldin aşk sana benzedi
öyle bir rüya öyle."
beyoğlu'nda bi tramvay
raydan çıkmış vay
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah
vay ki ömrüme vay.
ağaçlar bizim gibi uyurlar
uyanırlar bizim gibi
şimdi sokaklar buseler ordusunda
çünkü sen geldin aşk sana benzedi
öyle bir rüya öyle."
devamını gör...
beğeni bildirimlerini kapatan yazar
halimi hatrımı zaten soran, mesaj kutumu portakallayan yok, bildirimleri de kapatırsam hepten çorak bir hale bürünür hesabım. olmaz efenim, olmaz azizim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının yazar olma süreleri
kimileri için kayıt anıdır. bir dönem çaylaklık yoktu gençler. *
devamını gör...
a boy and his dog
şu savaş mevzuları sağ olsun, bu ara aklıma dünyanın galaksiyi tersten gördüğü kurguların gelmesine sebep oluyor. insanoğlunun yazdığı distopyalar ve kurgu eserlerin bizi götürdüğü alternatif gerçekliğe pek de alternatif arıyormuşuz gibi gözükmüyor. * inatla, ''bunlar kurgu değil hepsini size yaşatacağız oğlum!'' diyen bir kitle ile karşı karşıyayız ve bunların çoğu da hacir altına alınması gereken akli melaikelerini kaybetmiş dedeler. tam bir dedeler çılgınlığı yaşıyoruz. nedense bu dedelerin bilge olanları ancak rüyalara giriyor ya da bir köşede kitaplarını gazetelerini okuyor. oyun sahasında ise balataları çoktan sıyırmış olanları var. onlara, bu oyun sahasını sağlayanlar da ne yazık ki bizleriz. neyse mevzu bu değil zaten. müsaade ederseniz ben size filmden bahsedeceğim;
film esasen harlan ellison'un yazdığı bir öykünün beyaz perde uyarlaması. 1975 yılında çekilmiş. bizi 2024 yılında yaşanan alternatif bir gerçekliğe götürüyor. 3. dünya savaşı aradan çıkmış. 4. dünya savaşı bile yapılmış. * 5 günde dünyanın fişini çekip, ruhuna fatiha okumuşlar. devletler sizlere ömür. dünya büyük bir çöl haline gelmiş. insanlar gruplar halinde yaşamaya çalışıyorlar. yer altına inmişler. böyle bir ortamda vic adında bir hergelenin gözünden dünyayı görüyoruz. yalnız filmde şöyle bir kara mizah örneği de var ki onun altını çizmek lazım. dünya savaşı esnasında şehirler nanay olduğu için kadınların çoğu ölmüş. dünya nüfusunun çoğunluğunu erkekler oluşturuyor. kıyamette doğal olarak böylece kopuyor. * vic 18 yaşında ve beslenme, sığınma gibi ihtiyaçlarının yanında doğal olarak en büyük problemi cinsel açlık. cinsel açlığın afrikası türkiye'nin farklı bir kurgusuyla karşı karşıyayız anlayacağınız. * garibim kadın kadın diye inliyor. ama dünya kıyameti yaşamış. olanlar olmuş. sözlüklerdeki ergenler gibi seks ille de seks diye yazıp çizeceği bir mecra da bulunmadığı için kafayı kırmış durumda. yapsa yapsa mağara resmi yapar ama ona da yeteneği yok.
bu filmdeki asıl sağlam karakter blood. blood bir köpek ama öyle alelade bir köpek değil. telepatik yeteneklere sahip artı iq'su dünya üzerindeki insanların tamamından daha yüksek. akıllı, bilge ve öngörü sahibi bir köpek. yani şu an dünya üzerinde en çok ihtiyacımız olan şeye, alternatif akla sahip. * dedelerin yönettiği ve yok etmeye uğraştığı dünya için blood yeni bir umut olabilirdi zira dünya tarihine de hakim. ayaklı kütüphane mübarek. zaten vic'i adam etmek için çok uğraşıyor. blood'ın filmdeki en önemli görevi; vic'i eğitmek gibi gözükse dahi, vic üzerinden 7/24 insanoğluna giydirerek, mesaj kaygısı açığını ziyadesiyle kapatıyor ve daha önemli bir görev icra etmiş oluyor. vic içinse bu kahredici bir durum haline geliyor zira blood'ın söylediği her şey doğru. insan denen nane kötü bir varlık. aralarında yer alan iyilerde dilsiz şeytan. dünyada yaşanan onca kötülük karşısında asla inisiyatif alıp mevzuyu çözme noktasında etkin olamıyorlar. işleri güçleri üç maymunu oynamak. tabi blood'ın bu eleştirileri yüzünden sürekli tartışıyorlar ama son kertede hep sarılıp barışıyorlar. e sarılmayıp da ne yapsınlar? köpek doğru söylüyor. vic'in ve insanlığın bununla yüzleşmesi gerek. * blood'ın bu tartışmalardaki olgunluğunun da altını çizmemiz lazım. ders niteliğinde bir karakter *
neyse vic'in cinsel açlığın afrikası olan çöllerdeki macerası bir kadını takip ederek yer altına inmesiyle nihayete eriyor. film orada farklı bir yere doğru gidiyor. aslında kapitalizme ruhunu ve bedenini satmış insanoğlunun hicvi o noktadan sonra daha da sertleşiyor. insanlar karın tokluğuna ve sığınma ihtiyaçlarına binaen yöneticilerin kölesi haline geliyorlar. her türlü değerlerinden vazgeçiyorlar. kadınlar sadece kuluçka makinesi olarak görülüyor ve erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını gideren varlıklardan öte bir anlamları olmuyor. tüm bunlar da sahte bir inanç perdesiyle meşrulaştırılıyor. yani günümüz dünyasının medeni olarak lanse edilen ağdalı ve ışıltı yönünün altında saklı olan yer altı şehirleri (!) muazzam şekilde hicvediliyor. iki yüzlüğün ifşası...
kanımca bilim kurgu ve distopya severlerin keyifle izleyeceği, bolca acı acı gülümseyeceği ve gülebileceği bir film. izlemediyseniz muhakkak izlemenizi tavsiye edebilirim.
şuraya blood'ın karizmatik ve dimdik ayakta olduğu bir pozu koyayım. yerlerde sürünenin kim olduğu ise aşikardır herhalde *

birbirlerinin üzerine bombalar yağdırıp, göğüslerini gere gere ben insanım diyenlerin de yerlerde sürünmesi temennisi ile kabuk dolusu selamlar.
film esasen harlan ellison'un yazdığı bir öykünün beyaz perde uyarlaması. 1975 yılında çekilmiş. bizi 2024 yılında yaşanan alternatif bir gerçekliğe götürüyor. 3. dünya savaşı aradan çıkmış. 4. dünya savaşı bile yapılmış. * 5 günde dünyanın fişini çekip, ruhuna fatiha okumuşlar. devletler sizlere ömür. dünya büyük bir çöl haline gelmiş. insanlar gruplar halinde yaşamaya çalışıyorlar. yer altına inmişler. böyle bir ortamda vic adında bir hergelenin gözünden dünyayı görüyoruz. yalnız filmde şöyle bir kara mizah örneği de var ki onun altını çizmek lazım. dünya savaşı esnasında şehirler nanay olduğu için kadınların çoğu ölmüş. dünya nüfusunun çoğunluğunu erkekler oluşturuyor. kıyamette doğal olarak böylece kopuyor. * vic 18 yaşında ve beslenme, sığınma gibi ihtiyaçlarının yanında doğal olarak en büyük problemi cinsel açlık. cinsel açlığın afrikası türkiye'nin farklı bir kurgusuyla karşı karşıyayız anlayacağınız. * garibim kadın kadın diye inliyor. ama dünya kıyameti yaşamış. olanlar olmuş. sözlüklerdeki ergenler gibi seks ille de seks diye yazıp çizeceği bir mecra da bulunmadığı için kafayı kırmış durumda. yapsa yapsa mağara resmi yapar ama ona da yeteneği yok.
bu filmdeki asıl sağlam karakter blood. blood bir köpek ama öyle alelade bir köpek değil. telepatik yeteneklere sahip artı iq'su dünya üzerindeki insanların tamamından daha yüksek. akıllı, bilge ve öngörü sahibi bir köpek. yani şu an dünya üzerinde en çok ihtiyacımız olan şeye, alternatif akla sahip. * dedelerin yönettiği ve yok etmeye uğraştığı dünya için blood yeni bir umut olabilirdi zira dünya tarihine de hakim. ayaklı kütüphane mübarek. zaten vic'i adam etmek için çok uğraşıyor. blood'ın filmdeki en önemli görevi; vic'i eğitmek gibi gözükse dahi, vic üzerinden 7/24 insanoğluna giydirerek, mesaj kaygısı açığını ziyadesiyle kapatıyor ve daha önemli bir görev icra etmiş oluyor. vic içinse bu kahredici bir durum haline geliyor zira blood'ın söylediği her şey doğru. insan denen nane kötü bir varlık. aralarında yer alan iyilerde dilsiz şeytan. dünyada yaşanan onca kötülük karşısında asla inisiyatif alıp mevzuyu çözme noktasında etkin olamıyorlar. işleri güçleri üç maymunu oynamak. tabi blood'ın bu eleştirileri yüzünden sürekli tartışıyorlar ama son kertede hep sarılıp barışıyorlar. e sarılmayıp da ne yapsınlar? köpek doğru söylüyor. vic'in ve insanlığın bununla yüzleşmesi gerek. * blood'ın bu tartışmalardaki olgunluğunun da altını çizmemiz lazım. ders niteliğinde bir karakter *
neyse vic'in cinsel açlığın afrikası olan çöllerdeki macerası bir kadını takip ederek yer altına inmesiyle nihayete eriyor. film orada farklı bir yere doğru gidiyor. aslında kapitalizme ruhunu ve bedenini satmış insanoğlunun hicvi o noktadan sonra daha da sertleşiyor. insanlar karın tokluğuna ve sığınma ihtiyaçlarına binaen yöneticilerin kölesi haline geliyorlar. her türlü değerlerinden vazgeçiyorlar. kadınlar sadece kuluçka makinesi olarak görülüyor ve erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını gideren varlıklardan öte bir anlamları olmuyor. tüm bunlar da sahte bir inanç perdesiyle meşrulaştırılıyor. yani günümüz dünyasının medeni olarak lanse edilen ağdalı ve ışıltı yönünün altında saklı olan yer altı şehirleri (!) muazzam şekilde hicvediliyor. iki yüzlüğün ifşası...
kanımca bilim kurgu ve distopya severlerin keyifle izleyeceği, bolca acı acı gülümseyeceği ve gülebileceği bir film. izlemediyseniz muhakkak izlemenizi tavsiye edebilirim.
şuraya blood'ın karizmatik ve dimdik ayakta olduğu bir pozu koyayım. yerlerde sürünenin kim olduğu ise aşikardır herhalde *

birbirlerinin üzerine bombalar yağdırıp, göğüslerini gere gere ben insanım diyenlerin de yerlerde sürünmesi temennisi ile kabuk dolusu selamlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
etrafındaki insanlardan farklı dertlerin olduğunu hissettiğin o ilk an anlıyorsun aslında ne kadar yalnız olduğunu.farkında olmayanlar arasında farkındalık ne büyük yalnızlık.
eyyyy insanlar korkmayın bu kadar yalnız kalmaktan, yalnızlık bence insanın kendine vakit ayırması demektir.
kendine vakit ayırmak dediğin kalabalıklar içerisinde de olabiliyor, kulağına taktığın bir kulaklıkla başlıyor yalnızlığın, dinlediğin müzik yada ilgini çekebilecek bir podcast seni alıp fiziki olarak bulunduğun yerden bambaşka bir yerlere götürüyor yada herkes konuşurken, gülerken,tv izlerken açtığın kitabın sayfalarında başlıyor senin yalnızlığın.
birde bunun iki kişilik versiyonları var birlikte susuyorsun. birlikte ama yalnız kadar özgür hissediyorsun. bence hayatı paylaşmalıyız yalnızlığı değil..
yalnızlık paylaşılmaz paylaşılır ise yalnızlık olmaz diyen özdemir asaf ,sende mi sevdin yalnızlığı?
herkese, kendine vakit ayiracagi ve bol bol yalnız kalacagi zamanlar diliyorum.
eyyyy insanlar korkmayın bu kadar yalnız kalmaktan, yalnızlık bence insanın kendine vakit ayırması demektir.
kendine vakit ayırmak dediğin kalabalıklar içerisinde de olabiliyor, kulağına taktığın bir kulaklıkla başlıyor yalnızlığın, dinlediğin müzik yada ilgini çekebilecek bir podcast seni alıp fiziki olarak bulunduğun yerden bambaşka bir yerlere götürüyor yada herkes konuşurken, gülerken,tv izlerken açtığın kitabın sayfalarında başlıyor senin yalnızlığın.
birde bunun iki kişilik versiyonları var birlikte susuyorsun. birlikte ama yalnız kadar özgür hissediyorsun. bence hayatı paylaşmalıyız yalnızlığı değil..
yalnızlık paylaşılmaz paylaşılır ise yalnızlık olmaz diyen özdemir asaf ,sende mi sevdin yalnızlığı?
herkese, kendine vakit ayiracagi ve bol bol yalnız kalacagi zamanlar diliyorum.
devamını gör...
8 mart 2021 tokat'ta erkeklere çiçek dağıtılması
bizi dövmediğiniz ve öldürmediğiniz için teşekkür ederiz çiçekleri.. halimiz içler acısı.
söyleyecek çok şey var ama nereden başlasam bilemiyorum..!
söyleyecek çok şey var ama nereden başlasam bilemiyorum..!
devamını gör...
sevgini ve senelerini verdigin insanın bir anda değişip sizi bırakması
bir anda diyorsan eğer, o "an" dan çook önce gitmiştir o zaten, sen farketmemişsin, çünkü kendi aldıklarının derdinde bir insansın büyük ihtimalle,
bence sen o giden insanı sevmemişsin, fiziksel olarak gidene kadar anlamadıysan, tanımaya çalışmamışsın "ilgilenmemişsin" hissetmemişsin...
çünkü senin o verdim dediğin sevgi, kendi alacakların için yaptıkların, onun ihtiyacı olan sevgi değil, bu kadar basit bir matematik bu,
kimse de bedavaya (sevilmeden) seni sevmek zorunda değil, sevgisinin karşılığını gördüğünde, değer gördüğünde, tabiiki ruhunu doyurmak için, gitme hakkını kullanır herkes,
değer gören, kıymeti bilinen hiç kimse, durup dururken, bir yere gitmez...
bence sen o giden insanı sevmemişsin, fiziksel olarak gidene kadar anlamadıysan, tanımaya çalışmamışsın "ilgilenmemişsin" hissetmemişsin...
çünkü senin o verdim dediğin sevgi, kendi alacakların için yaptıkların, onun ihtiyacı olan sevgi değil, bu kadar basit bir matematik bu,
kimse de bedavaya (sevilmeden) seni sevmek zorunda değil, sevgisinin karşılığını gördüğünde, değer gördüğünde, tabiiki ruhunu doyurmak için, gitme hakkını kullanır herkes,
değer gören, kıymeti bilinen hiç kimse, durup dururken, bir yere gitmez...
devamını gör...
pentagram
dolaylı yoldan (bkz: rimbaud) sayesinde keşfettiğim müzik grubudur. ilk "anatolia" şarkısı ile keşfettim onlari, daha sonra da bağımlısı oldum. dinleyin,dinletin dostlar.
devamını gör...
mutluluk
hani böyle sıkışırsınız ya çişiniz gelir dışarda bir anda ama öyle böyle değil sanki bi adım atsanız hemen oracıkta altınıza kaçıracaksınızdır eğilir büzülürsünüz gözlerinizle bi wc ararsınız ter içinde kalmışsınızdır. içinizde kendini dışarı atmak için inat eden sabırsız bir sıvı vardır kasıklarınıza ağrı girer o lanet wc yoktur durmazssınız, bilirsiniz ki adım atmadığınız an altınıza kaçırırsınız ve o wc karşınıza çıkar can havli ile içeriye dalar ve işersiniz. hah mutluluk o rahatlama anıdır işte, yüzdeki gülümseme vücuttaki rahatlamadır. hadi geçmiş olsun.
devamını gör...
beğeni yapmayan yazarlar
anlamsız güruh.
sanıyorum ki en önemli ve kayda değer düşünceleri sadece kendilerininkiler olarak görüyorlar. ne mütevazı bir davranış ya rabbim!
bir de "yalakalık" yaptığı karşı cinsin belirli kişisini oylayıp benzer şeyler yazan diğer insanları oylamayan birileri takılıyor bazen gözüme. ağır konuşurdum ama nasılsa utanacak yüz yok.
edit: eklemeyi unutmuşum. benim yazdıklarımı oylamıyorsan şusun busun diyemem. genel olarak kimseyi oylamayan ve bunu gurur kaynağı olarak, övünmek için söyleyen akıl küplerinden bahsediyorum.
sanıyorum ki en önemli ve kayda değer düşünceleri sadece kendilerininkiler olarak görüyorlar. ne mütevazı bir davranış ya rabbim!
bir de "yalakalık" yaptığı karşı cinsin belirli kişisini oylayıp benzer şeyler yazan diğer insanları oylamayan birileri takılıyor bazen gözüme. ağır konuşurdum ama nasılsa utanacak yüz yok.
edit: eklemeyi unutmuşum. benim yazdıklarımı oylamıyorsan şusun busun diyemem. genel olarak kimseyi oylamayan ve bunu gurur kaynağı olarak, övünmek için söyleyen akıl küplerinden bahsediyorum.
devamını gör...
farkındalığı yüksek bireylerin yalnızlaşması
kaçınılmaz olandır. farkındalığı yüksek bireyler eleştirel düşünebilirler. kendilerinin eksi ve artı yönlerini bilirler. olumsuz eleştirildiklerinde ya da başarısız olduklarında savunma mekanizmaları harekete geçip suçu başkasının üzerine atmazlar. yaptıkları yanlışlarla yüzleşebilirler. karşısındakine nefret duyup bu sebeple yerden yere vurmazlar. rasyonel bakarlar. kendi doğrularına göre yaşarlar. e toplumun büyük çoğunluğu ile terstir bu özellikleri, herhangi bir grubun parçası olmakla ilginmezler o yüzden yalnızlaşırlar.
devamını gör...
küçük bir zebellah
muhabbeti baldan tatlı olan ve doyulmayan bir kafa sözlük yazarı.
devamını gör...


