kabataş erkek lisesi'nde atatürk resmini parçalayan öğrenci
kurucu liderler her toplumda önemlidir yine de buna rağmen sevip sevmemek herkesin kendi bileceği iştir. lakin kurucu liderlerin anısının bu örnekteki gibi aşağılanması normal değildir, ahlaksızlığın dik alasıdır. gerekli yaptırımlara maruz kalacağını umduğum ıslah edilmesi gereken bir öğrencidir.
devamını gör...
eski sevgilinin geri dönmesi
dönünce bir şey olmuyor, acı üzüntü dipsiz bir kuyudan başka hiç bir şey değil.
devamını gör...
kişinin kendini ait hissettiği yer
bazen olmayandır.
insan kendini nasıl bir yere ait hissedebilir ki? ortalama 60-70 yıl sonunda o ait olduğunu sandığı her yerden bir anda silinecek.
ha ama siz yine de sevdiceğinizin yanına, memleketinize, olmayı istediğiniz yere falan ait hissedin kendinizi. gereklilik nihayetinde. ben de öyle yapıyorum.
insan kendini nasıl bir yere ait hissedebilir ki? ortalama 60-70 yıl sonunda o ait olduğunu sandığı her yerden bir anda silinecek.
ha ama siz yine de sevdiceğinizin yanına, memleketinize, olmayı istediğiniz yere falan ait hissedin kendinizi. gereklilik nihayetinde. ben de öyle yapıyorum.
devamını gör...
biten ilişkinin ardından yapılanlar
çok kestirme yol gibi görünen ama uzun vadede faydalı olsa da kısada sancı veren şeyler de yaptım, çok sindire sindire yaşadığım, her bir objeyle, her bir anıyla, her bir duyguyla vedalaştığım da oldu uzun uzun. hangisi daha doğru bilmiyorum. ya da bu konuda genel geçer bir doğru var mı?
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
devamını gör...
bir insanın kalitesiz olduğunu gösteren detaylar
bilgisi olmadan fikri olması.
devamını gör...
afganistan'dan gelenlerin çoğu seküler ve sosyal statüsü yüksek ailelerden oluşuyor
aynen kardeşim. ben de wisconsin senatörüyüm.
devamını gör...
sıradan biri olmak
"sıradan biri olmak istemiyorum!.. "
aslında kabullenmesi zor bir cümle!. kitabı dahi var. bilmiyorum, belki filmi bile vardır.
fakat;
---
bir sapık masum bir kıza kandırıp cinsel istismar da bulunurken,
bir cani hiç tanımadığı birini öldürüp parasını gasp ederken,
bir psikopat hayvanları zulmederken,
bir insan kendisini bin bir yokluk içinde büyüten anne babasına el kaldırırken,
bir adam bilmem kaç yıllık yol arkadaşını sokak ortasında katlederken,
üç kuruşluk menfaat için bütün değerler satılığa çıkarılırken;
---
herhangi bir karşılık beklemeden, yapacağımız bir iyilik ile kalbimizin kapılarını açalım, kışı bahara çevirerek sıradan biri olalım!..
insan olmanın farkına varalım...
aslında kabullenmesi zor bir cümle!. kitabı dahi var. bilmiyorum, belki filmi bile vardır.
fakat;
---
bir sapık masum bir kıza kandırıp cinsel istismar da bulunurken,
bir cani hiç tanımadığı birini öldürüp parasını gasp ederken,
bir psikopat hayvanları zulmederken,
bir insan kendisini bin bir yokluk içinde büyüten anne babasına el kaldırırken,
bir adam bilmem kaç yıllık yol arkadaşını sokak ortasında katlederken,
üç kuruşluk menfaat için bütün değerler satılığa çıkarılırken;
---
herhangi bir karşılık beklemeden, yapacağımız bir iyilik ile kalbimizin kapılarını açalım, kışı bahara çevirerek sıradan biri olalım!..
insan olmanın farkına varalım...
devamını gör...
pame radyo yayını
pame'de bu hafta "eskiler" var.
öyle eski şarkılar değil lakin, eski hikayelerden bahseden, eskiye özlem duyan, eski insanlar, nesneler ya da yerlerden medet uman seslerin şarkıları. keramet zamanda mı yoksa insanda mı diye düşündüren, bir parça da içe dokunabilecek, hesap soracak şarkılar...
pazar akşamını sakince ve huzurla tamamlamak isteyenler, yunan müziği sevenler için pame radyo yayını, saat 22:30'da (bkz: sözlük radyosu)'nda.
dinlemek için:
blog.normalsozluk.com/
sosyal medya hesaplarımız:
instagram: www.instagram.com/sozlukrad...
twitter: twitter.com/radyosozluk
şuraya da selanik'ten bir eski manzara bırakalım:
öyle eski şarkılar değil lakin, eski hikayelerden bahseden, eskiye özlem duyan, eski insanlar, nesneler ya da yerlerden medet uman seslerin şarkıları. keramet zamanda mı yoksa insanda mı diye düşündüren, bir parça da içe dokunabilecek, hesap soracak şarkılar...
pazar akşamını sakince ve huzurla tamamlamak isteyenler, yunan müziği sevenler için pame radyo yayını, saat 22:30'da (bkz: sözlük radyosu)'nda.
dinlemek için:
blog.normalsozluk.com/
sosyal medya hesaplarımız:
instagram: www.instagram.com/sozlukrad...
twitter: twitter.com/radyosozluk
şuraya da selanik'ten bir eski manzara bırakalım:
devamını gör...
ezgi mola'nın saygı duymayı it gibi öğreneceksiniz demesi
saygı duymayı bilmeyenler için "it gibi öğrenecekler" yakıştırması yaparak itlere saygısızlık etmiştir. kendisini kınıyorum.
devamını gör...
sevdiğin filmi adını söylemeden anlat
-hanım hanım! bunlar benim yavrularım.
-ben şişman değilim, pofuduğum.
animasyon da olsa, film sonuçta. öyle, dimi?
-ben şişman değilim, pofuduğum.
animasyon da olsa, film sonuçta. öyle, dimi?
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
mülk diye bir şey yoktur. yeni aldıĝınız tişörtü kardeşiniz pişkince giyer ve gevrek gevrek güler!
devamını gör...
kalbi kırılmış bir kadının yapabilecekleri
önce bağırır, siz belki duymazsınız. vahşi bir aslana dönüşüp saldırganlaşabilir ve sonra eve gidip hunharca ağlar.
ertesi sabah yüzünü yıkar, saçını toplar ve hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam eder.
ya ne sandınız!
ertesi sabah yüzünü yıkar, saçını toplar ve hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam eder.
ya ne sandınız!
devamını gör...
ӡ
burhaniye mahallesi - kadıköy arasında sefer yapan iett otobüslerinin hat numarasıdır.
devamını gör...
insanın içini hoş yapan kokular
en güzelleri fırından yeni çıkmış ekmek kokusu, yağmur yağmış toprak kokusu, kahve kokusu, yeni alınan kitap kokusu sırf bu koku için bile kitap alınır.
devamını gör...
dinlediğin şarkının can alıcı sözü
önce kuşlar terk etti bu kenti
sonra insanlar birer birer
sonra insanlar birer birer
devamını gör...
spontane radyo yayını
bi süre “entry girme orucu”mu bozduran haber. süprizli, spontane gerçekten. radyoya, bana, bize, mahalleye, vatana millete, ahaliye, tüm dünyaya ve uzaylılara hayırlı olsun. eminim döktürceksiniz. hepimize iyi gelecek o aranan kan bulunmuş gibi hissediyorum. mikrofonunuza toz gelmesin efem. yarın görüşmek üzere.
devamını gör...



