yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
bu da geçecek kızım.
devamını gör...
normal sözlük'e giriş serüveni
çok çok uzun zaman önce, henüz malum sözlük daha ele ayağa düşmemişken olacakları hissedip, bazı yazarlarla birlikte tasımı tarağımı toplayıp, kabuğumu alıp, kapıyı çarpıp çıkmıştım. tabi biz tosbağayız evimizi sırtımızda taşıyoruz, o sebepten yeni bir ev arayışına da girmemiştim. tabiri caizse sözlük kavramını dahi unutmuştum. neydi, nasıldı, nasıl yazılırdı tamamen silmişim beynimden.
sonrasında bir vesile ile buradan haberim oldu. kalıcı gelmedim aslında, bir bakıp çıkacaktım. zaman zaman arama yaparken sözlüklere bakmak zorunda kaldığımda, ortalığı çöp dağlarının kaplamış olduğunu görmem yüzünden, samimi olarak söylemek gerekirse, burası içinde pek bir umut beslemiyordum.
biraz etrafı dolaştım, tanımları okudum. hımm fena değil, idare eder yahu falan demeye başladım. sonrasında da içeride buldum kendimi. marul, dut yaprağı falan ikram etmiyorlar ama yine de hizmetleri fena değil. kızıl öfke, kitle imha silahı yoldaş'a rağmen sevdim burayı. şimdilik buralardayız. birbirimize bortagal atıp duruyoruz.
sonrasında bir vesile ile buradan haberim oldu. kalıcı gelmedim aslında, bir bakıp çıkacaktım. zaman zaman arama yaparken sözlüklere bakmak zorunda kaldığımda, ortalığı çöp dağlarının kaplamış olduğunu görmem yüzünden, samimi olarak söylemek gerekirse, burası içinde pek bir umut beslemiyordum.
biraz etrafı dolaştım, tanımları okudum. hımm fena değil, idare eder yahu falan demeye başladım. sonrasında da içeride buldum kendimi. marul, dut yaprağı falan ikram etmiyorlar ama yine de hizmetleri fena değil. kızıl öfke, kitle imha silahı yoldaş'a rağmen sevdim burayı. şimdilik buralardayız. birbirimize bortagal atıp duruyoruz.
devamını gör...
bullshit
ing. boş konuşmak, saçmalamak gibi anlamlara gelen kelimedir. bir sürü laf eden ama hiçbir şey söylemeyen,*yanlışı doğruyu birbirine karıştırarak sunan insanlara deniliyor.
devamını gör...
sözlük radyosu güzin abla köşesi
merhabalar arkadaşlar nasılsınız keyifler nasıl? biliyorsunuz artık canlı yayınlara başlıyoruz. ben ve pek sevgili yayın ortağım quinn ile yayınlarımıza “güzin abla” konsepti uygulamayı düşünüyoruz. eğer sever ve benimserseniz, bu konsepti siz değerli yazarlarımızdan sorular almayı ve yayınlarımızda bir güzin abla köşesi yapıp, sorularınıza burada yer vermeyi planlıyoruz. burada hem, interaktif bir yayın yapmayı, hem daha samimi bir ortam oluşturma amacı ile sizi de yayınlarımızın bir parçası yapmayı planlıyoruz. ilişkinize veya ilişkilere dair sorularınız varsa bu başlık altına yazabilirsiniz. sorularınızı bu başlık altında yazılanlardan toplayacak ve elimizden geldiği kadar üzerinde durmaya çalışacağız. herkese iyi günler, keyifli sözlükler.
devamını gör...
serpico
serpico (1973), yönetmen sidney lumet 'in polis frank serpico'nun gerçek hayatını anlattığı sürükleyici bir polisiye filmidir. filmin biz türkleri ilgilendiren bir tarafıda var.
bundan sonrası spoiler, biz türkleri ilgilendiren kısmı da spoilerin sonunda bulabilirsiniz:
--! spoiler !--
film, 70'lerin başında kendisini yozlaşmış polislerin arasında bulan idealist bir polis memuru olan frank serpico' nun, o düzen içinde hayatta kalma çabalarını anlatır.
filmin ana teması yalnızlığın getirdiği çaresizliktir. kokuşmuş polislerin arasına düşen serpico ya düzene uyacak ya da cezalandırılacaktır. serpico' nun polis olduktan sonra ideallerine uyuşmayan durumlara tanık olması ve etrafındaki meslektaşlarının bu durumlara normalmiş gibi davranmasının onun üzerindeki psikolojik etkileri çok güzel yansıtılmış. bu noktalara değinilmesi de filmi daha derin yapmış. al pacino her zamanki gibi rolünün hakkını vermiş. zaman içinde yıpranan karakterini adeta yaşamış. hiç de kolay olmayan bir rolün üstesinden gelmeyi başarmış. ortaya çıkan ise kendisinin en iyi performanslarından biri. bunun sonucu ilk en iyi erkek oyuncu akademi ödülü adaylığını almayı başarmış.
sidney lumet zaten benim favori yönetmenlerimden biri ve bana kalırsa kendine has, o sürükleyici anlatımı aynı diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmin de temposuna olumlu etki yapmış. filmi seyrederken aynı serpico gibi sürekli tehlikedeymişiz gibi hissediyoruz. lumet, serpico'nun yaşadığı gergin ruh hallerini bize de yaşatmayı başarmış.
gelelim türklerle bağlantısına, serpico vurulduktan sonra hastaneye kaldırıldığında ilk müdaheleyi yapıp onu hayata döndüren doktor tiyatrocu nejat uygur’ un abisi zeki uygur dur.
konu ile ilgili detaylı bilgiyi milliyet gazetesinden bulabildim. belli sebeplerden ben o linki açmam diyorsanız yazılanları aynen aşağıya kopyalayacağım, oradan okuyabilirsiniz.
ben linki açarım diyenler için link veriyorum.
--! spoiler !--
--- alıntı ---kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitiren, tiyatro oyuncusu nejat uygur’un, abd’de yaşayan beyin cerrahı ağabeyi 86 yaşındaki zeki uygur, new york’ta sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlandı. abd’de yaşayan türklere ve ihtiyacı olan herkese karşılık beklemeden yardım ettiği için, ’zeki baba’ olarak anılan zeki uygur, connecticut eyaleti’nde toprağa verildi.
zeki uygur için new york’un manhattan semtinde, müdavimi olduğu ali baba terrace lokantası önünde cenaze namazı kılındı. zeki uygur, eşi ayla uygur, oğulları halit ve feridun uygur ile çok sayıda seveni tarafından son yolculuğuna uğurlandı.
zeki uygur, 1954-57 yılları arasında gülhane askeri tıp akademisi’nde genel cerrahi uzmanlığı eğitimi almıştı.
zeki uygur, istanbul kasımpaşa hastanesi beyin cerrahisi bölümünde görev yapmış ve 1969 yılında tabip albay rütbesiyle deniz kuvvetlerinden emekli olmuştu. uygur, emekli olduktan sonra da new york’a göç etmişti.
serpico filmi polisi
zeki uygur, 1970’lerde new york emniyet müdürlüğü’nde verdiği dürüstlük mücadelesiyle amerika’nın en saygın kişiliklerinden biri haline gelen ve ibretlerle dolu yaşam öyküsü al pacino’nun başrolünü oynadığı ’serpico’ adlı filme konu olan ’paco’ lakaplı ünlü dedektif frank serpico’yu ölümden döndüren doktor olarak da tanınmıştı.
bir narkotik operasyonunda yanağından vurulduktan sonra, türk beyin cerrahı zeki uygur’un yaşama döndürdüğü paco, geçtiğimiz yıllarda dha muhabirine, “vurulduktan sonra, kapımda polis koruması olmasına karşın kendimi güvende duymuyordum. amerikalı doktorlara da güvenim yoktu. hatta bana ilişkin başka hesapları vardı. dr. uygur hem benim yaşama dönmemi sağladı, hem de beni korudu. o günden bu yana türklere hayranlık duyuyorum” demişti.--- alıntı ---
bundan sonrası spoiler, biz türkleri ilgilendiren kısmı da spoilerin sonunda bulabilirsiniz:
--! spoiler !--
film, 70'lerin başında kendisini yozlaşmış polislerin arasında bulan idealist bir polis memuru olan frank serpico' nun, o düzen içinde hayatta kalma çabalarını anlatır.
filmin ana teması yalnızlığın getirdiği çaresizliktir. kokuşmuş polislerin arasına düşen serpico ya düzene uyacak ya da cezalandırılacaktır. serpico' nun polis olduktan sonra ideallerine uyuşmayan durumlara tanık olması ve etrafındaki meslektaşlarının bu durumlara normalmiş gibi davranmasının onun üzerindeki psikolojik etkileri çok güzel yansıtılmış. bu noktalara değinilmesi de filmi daha derin yapmış. al pacino her zamanki gibi rolünün hakkını vermiş. zaman içinde yıpranan karakterini adeta yaşamış. hiç de kolay olmayan bir rolün üstesinden gelmeyi başarmış. ortaya çıkan ise kendisinin en iyi performanslarından biri. bunun sonucu ilk en iyi erkek oyuncu akademi ödülü adaylığını almayı başarmış.
sidney lumet zaten benim favori yönetmenlerimden biri ve bana kalırsa kendine has, o sürükleyici anlatımı aynı diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmin de temposuna olumlu etki yapmış. filmi seyrederken aynı serpico gibi sürekli tehlikedeymişiz gibi hissediyoruz. lumet, serpico'nun yaşadığı gergin ruh hallerini bize de yaşatmayı başarmış.
gelelim türklerle bağlantısına, serpico vurulduktan sonra hastaneye kaldırıldığında ilk müdaheleyi yapıp onu hayata döndüren doktor tiyatrocu nejat uygur’ un abisi zeki uygur dur.
konu ile ilgili detaylı bilgiyi milliyet gazetesinden bulabildim. belli sebeplerden ben o linki açmam diyorsanız yazılanları aynen aşağıya kopyalayacağım, oradan okuyabilirsiniz.
ben linki açarım diyenler için link veriyorum.
--! spoiler !--
--- alıntı ---kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitiren, tiyatro oyuncusu nejat uygur’un, abd’de yaşayan beyin cerrahı ağabeyi 86 yaşındaki zeki uygur, new york’ta sevenleri tarafından son yolculuğuna uğurlandı. abd’de yaşayan türklere ve ihtiyacı olan herkese karşılık beklemeden yardım ettiği için, ’zeki baba’ olarak anılan zeki uygur, connecticut eyaleti’nde toprağa verildi.
zeki uygur için new york’un manhattan semtinde, müdavimi olduğu ali baba terrace lokantası önünde cenaze namazı kılındı. zeki uygur, eşi ayla uygur, oğulları halit ve feridun uygur ile çok sayıda seveni tarafından son yolculuğuna uğurlandı.
zeki uygur, 1954-57 yılları arasında gülhane askeri tıp akademisi’nde genel cerrahi uzmanlığı eğitimi almıştı.
zeki uygur, istanbul kasımpaşa hastanesi beyin cerrahisi bölümünde görev yapmış ve 1969 yılında tabip albay rütbesiyle deniz kuvvetlerinden emekli olmuştu. uygur, emekli olduktan sonra da new york’a göç etmişti.
serpico filmi polisi
zeki uygur, 1970’lerde new york emniyet müdürlüğü’nde verdiği dürüstlük mücadelesiyle amerika’nın en saygın kişiliklerinden biri haline gelen ve ibretlerle dolu yaşam öyküsü al pacino’nun başrolünü oynadığı ’serpico’ adlı filme konu olan ’paco’ lakaplı ünlü dedektif frank serpico’yu ölümden döndüren doktor olarak da tanınmıştı.
bir narkotik operasyonunda yanağından vurulduktan sonra, türk beyin cerrahı zeki uygur’un yaşama döndürdüğü paco, geçtiğimiz yıllarda dha muhabirine, “vurulduktan sonra, kapımda polis koruması olmasına karşın kendimi güvende duymuyordum. amerikalı doktorlara da güvenim yoktu. hatta bana ilişkin başka hesapları vardı. dr. uygur hem benim yaşama dönmemi sağladı, hem de beni korudu. o günden bu yana türklere hayranlık duyuyorum” demişti.--- alıntı ---
devamını gör...
ayakkabı seçiminin karakterin büyük bir göstergesi olması
doğruluk payı vardır yoktur bilemiyorum ama varsa da yoksa da büyük ayaklı insanların bu kategoride değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyorum. kaç numara olduğunu söyleyerek gözünüzü korkutmak istemiyorum ama oldukça büyük ayaklara sahibim. ayakkabı seçmek gibi bir lüksüm maalesef olmuyor ya da atıyorum mağazada 500 ayakkabı modeli varsa benim içinden seçim yapabileceğim ayakkabı sayısı maksimum 5 oluyor. hatta bazı markalar için seçme şansım dahi olmuyor.
şimdi siz bana bunun büyük bir karakter göstergesi olduğunu söylerseniz bana karaktersiz demiş gibi olursunuz. yapmayın, ayıptır. *
şimdi siz bana bunun büyük bir karakter göstergesi olduğunu söylerseniz bana karaktersiz demiş gibi olursunuz. yapmayın, ayıptır. *
devamını gör...
kadın mı bayan mı sorunsalı
kayan.
devamını gör...
nuh tepesi
an itibariyle bitirdiğim, baş rollerinde haluk bilginer ve ali atay olan cenk ertürk filmidir. film bir baba-oğul çatışmasını, oldukça yoğun psikolojik tahlillerle ve en önemlisi mükemmel oyunculukla nasıl yansıtabilirsiniz sorusunun cevabı adeta. filmi izlerken nuri bilge ceylan sinemasından esinlendiğini anlamamak elde değil. sinematografi kesinlikle mükemmel. filmde tek sorun geçiş sahnelerini gereksiz uzun tutmalarıydı. onun dışında gerek oyunculuk gerek diyaloglar gayet yerindeydi.
ali atay'ın oyunculuğuna gerçekten bayılıyorum, filmde de çok iyi iş çıkarmış.
haluk bilginer için çok basic bir rol olmuş zaten zorlandığı bir sahne bile olmamıştır eminim.
hande doğandemir senden olmayacak çok üzgünüm. oynadığın hiçbir karakterin içindeymişsin hissi alamıyorum. sanki içeride başka dışarıda başka iki karakter var gibi, garip...
ayrıca çok sağlam sahneler vardı filmde. mesela başlarda henüz babasıyla yüzleşmeden önce ali atay arabayı sürerken babası arabanın ön kapısı açılmadığı için arkada oturmak zorunda kalıyor ve uzun bir süre böyle devam ediyor. ilerleyen süreçte ali atay babasıyla yüzleşip, onu anlamaya affetmeye çalıştığı dönemlerde bir sahnede arabayı babası sürüyor. ali atay ise arka koltuktan ön koltuğa geçerek babasının yanında oluyor. burada 2 husus var ilk başta babasının arka koltukta olması ali atay için babasının geçmişi temsil ettiğini ifade ediyor, çok güzel bir ayrıntı. 2. ise babası yaşlılıktan veya geçmişinin savunulacak bir tarafı olmadığından ön koltuğa geçemiyor. ali atay ise babasını affetmenin rahatlığıyla bir çırpıda ön koltuğa geçiveriyor çünkü geçmişinden sıyrılarak babasıyla şu ana dönüyor. bunlar benim yorumlarım tabiki ama film geneline bakarsak bu tarz mesajların birden fazla olduğunu anlayabiliriz.
ali atay'ın oyunculuğuna gerçekten bayılıyorum, filmde de çok iyi iş çıkarmış.
haluk bilginer için çok basic bir rol olmuş zaten zorlandığı bir sahne bile olmamıştır eminim.
hande doğandemir senden olmayacak çok üzgünüm. oynadığın hiçbir karakterin içindeymişsin hissi alamıyorum. sanki içeride başka dışarıda başka iki karakter var gibi, garip...
ayrıca çok sağlam sahneler vardı filmde. mesela başlarda henüz babasıyla yüzleşmeden önce ali atay arabayı sürerken babası arabanın ön kapısı açılmadığı için arkada oturmak zorunda kalıyor ve uzun bir süre böyle devam ediyor. ilerleyen süreçte ali atay babasıyla yüzleşip, onu anlamaya affetmeye çalıştığı dönemlerde bir sahnede arabayı babası sürüyor. ali atay ise arka koltuktan ön koltuğa geçerek babasının yanında oluyor. burada 2 husus var ilk başta babasının arka koltukta olması ali atay için babasının geçmişi temsil ettiğini ifade ediyor, çok güzel bir ayrıntı. 2. ise babası yaşlılıktan veya geçmişinin savunulacak bir tarafı olmadığından ön koltuğa geçemiyor. ali atay ise babasını affetmenin rahatlığıyla bir çırpıda ön koltuğa geçiveriyor çünkü geçmişinden sıyrılarak babasıyla şu ana dönüyor. bunlar benim yorumlarım tabiki ama film geneline bakarsak bu tarz mesajların birden fazla olduğunu anlayabiliriz.
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
yoldaş yoldaşa yürümez. etmen guzum.
devamını gör...
kardeşi olanların bildiği şeyler
senin internetten kendin için bir şeyler bakmana gerek yoktur çünkü kardeşin kendine bakarken senin tarzın olan şeyleri bulup sana gösterecektir.
devamını gör...
maslak
istanbul'un avrupa yakasındaki yüksek gökdelenleriyle plazalariyla ünlü semtdir. bana göre istanbulun manhattani hatta mashattan da deniyor oralara.
devamını gör...
eskiden marka alırdık
uzun zamandır "insanlar bunu nasıl fark etmiyor?" dediğim durum. ne vakit konusunu açsam insanlar kulaklarını tıkayıp tuhaf sesler çıkarıyorlar. bundan 10 sene öncesinde tariş'ten başka zeytinyağı beğenmeyen insan "hepsi aynı zaten zeytinyağı değil mi işte" diyor. "yahu eskiden markete giderdin de sucuğun cumhuriyet'ini arardın şimdi ne oldu?" diyorum, "yok diyor o zaman öyle denk geliyordu alıyorduk, hem bunun ondan bi farkı yok" diyor. anlıyorum, şu an aynı marka model ürünü almak zor, pahalı, yahu öyle de o zaman "pahalı" de, "almak mümkün değil" de, hiç kimseden duymadım bu sözleri, herkesin bi bahanesi var.
başlığın ilk tanımına o kadar katılıyorum ki... artık sadece kampanyalı ürün kovalıyor insanlar. daha birkaç gün önce gideyim de düzgün bir peynir alayım da tost yaparım, artık pahalıysa da pahalı ne yapayım yani, canım düzgün tost istiyor dedim kendime. marketlerde gördüğüm şeyler: tuğcan peynirleri, ayberk peynirleri, ohmis peynirleri... (bunlar yaygın marketlerdeki ürünler, muhtemelen de kapış kapış satılıyorlar) nerede üretilir, nasıl üretilir, firma ne vakittir üretir belirsiz. ha anlıyorum tabi, eskiden sevdiğin aldığın markanın fiyatı oldu 3 kat. peki demiyor musun neden o peynir ayberk peynirlerinden 3 kat pahalı? ya da diyorsun içinden de dışa vurmak kanına mı dokunuyor?
kıyafetteki markalarda market ürünlerindekine göre daha tutucu insanlar, artık o da bitti sayılır. bu durum en çok insanların giydiği ayakkabılarda dikkatimi çekiyor, artık piyasa eski isminden prim yapan (kinetix, mp, jump..) markalara kalmış durumda. insanlar eskisi gibi zannediyor onları, halbuki bu tür markaların ürettiği ürünlerin merdiven altında üretilen pazar ürünlerinden hiçbir farkı yok günümüzde. ayakkabı almak istiyorum, gidiyorum herkesin bildiği ayakkabı mağazalarına (spesifik bir markaya ait olmayan mağazalar), içerisi tamamen çöplük. hani küçümsediğim için değil ama berbat yani, sattıkları şeyler ayakkabı değil, dört kartonu birleştirip bantlamışlar gibi. anlıyorum tabi, eskiden aldığın sevdiğin markayı şu an alabilmen imkansız, yahu neden o zaman bahane sunuyorsun "aaa ama bak bu ayakkabı da güzel, insanlar tutturmuş bir marka zaten amaaann, ondan bir tane alacağıma bundan üç tane alırım değiş değiş giyerim..." yahu gel de ki "pahalı, alamıyorum", neden bahane öne sürüyorsun?
günün sonunda peynir alışverişimden dönerken poşetteki ayberk peynirine baktım ben de "param anca buna yetti, öbürü çok pahalı, zaten yiyeceğim şey nihayetinde tost" dedim ve tıpkı diğer herkes gibi kendi bahaneme sarılarak döndüm evime.
başlığın ilk tanımına o kadar katılıyorum ki... artık sadece kampanyalı ürün kovalıyor insanlar. daha birkaç gün önce gideyim de düzgün bir peynir alayım da tost yaparım, artık pahalıysa da pahalı ne yapayım yani, canım düzgün tost istiyor dedim kendime. marketlerde gördüğüm şeyler: tuğcan peynirleri, ayberk peynirleri, ohmis peynirleri... (bunlar yaygın marketlerdeki ürünler, muhtemelen de kapış kapış satılıyorlar) nerede üretilir, nasıl üretilir, firma ne vakittir üretir belirsiz. ha anlıyorum tabi, eskiden sevdiğin aldığın markanın fiyatı oldu 3 kat. peki demiyor musun neden o peynir ayberk peynirlerinden 3 kat pahalı? ya da diyorsun içinden de dışa vurmak kanına mı dokunuyor?
kıyafetteki markalarda market ürünlerindekine göre daha tutucu insanlar, artık o da bitti sayılır. bu durum en çok insanların giydiği ayakkabılarda dikkatimi çekiyor, artık piyasa eski isminden prim yapan (kinetix, mp, jump..) markalara kalmış durumda. insanlar eskisi gibi zannediyor onları, halbuki bu tür markaların ürettiği ürünlerin merdiven altında üretilen pazar ürünlerinden hiçbir farkı yok günümüzde. ayakkabı almak istiyorum, gidiyorum herkesin bildiği ayakkabı mağazalarına (spesifik bir markaya ait olmayan mağazalar), içerisi tamamen çöplük. hani küçümsediğim için değil ama berbat yani, sattıkları şeyler ayakkabı değil, dört kartonu birleştirip bantlamışlar gibi. anlıyorum tabi, eskiden aldığın sevdiğin markayı şu an alabilmen imkansız, yahu neden o zaman bahane sunuyorsun "aaa ama bak bu ayakkabı da güzel, insanlar tutturmuş bir marka zaten amaaann, ondan bir tane alacağıma bundan üç tane alırım değiş değiş giyerim..." yahu gel de ki "pahalı, alamıyorum", neden bahane öne sürüyorsun?
günün sonunda peynir alışverişimden dönerken poşetteki ayberk peynirine baktım ben de "param anca buna yetti, öbürü çok pahalı, zaten yiyeceğim şey nihayetinde tost" dedim ve tıpkı diğer herkes gibi kendi bahaneme sarılarak döndüm evime.
devamını gör...
eskiye özlem
bugün, yarının eski'si olacağı için; içinde bulunduğu zamanı da özlemektir. fazlası zarardır, yaşamak bugünden ibarettir.
bonus (bkz: melankoli bağımlılığı)
bonus (bkz: melankoli bağımlılığı)
devamını gör...
gece gece canının tatlı istemesi
akşamdan beri tarçınlı su, tarçınlı çayla atlatmaya çalıştığımdır, hatta tarçın çubuğunu da yiycem galiba geçmezse, yer elması haşlayıp yedim, diyetimde meyve yok meyve de yedim ama canım kağıt kurabiye, un kurabiyesi, kek, şekerpare, çikolata, çikolatalı pasta gibi şeyler istiyor, sabah kuş gibi hafif kalktığımda iyiki diyeti bozmamışım diyorum ama gece sıkılınca tatlısız çay içmek, tatlı yemeden atlatmak çok zor.
devamını gör...
geceye bir müslüm gürses şarkısı bırak
itirazım var bu zalim kadere
itirazım var bu sonsuz kedere
feleğin cilvesine
hayatın sillesine
dertlerin cümlesine
itirazım var
itirazım var bu sonsuz kedere
feleğin cilvesine
hayatın sillesine
dertlerin cümlesine
itirazım var
devamını gör...
7 ocak 2021 eyluling'in hala ortalarda görünmemesi
imza isteyen hayranları yüzünden sakladık biz onu. *
endişeye mahal yok. kendisi her an her yerde olma kabiliyetine sahiptir.
(bkz: eyluling bizi gizliden izliyor)
endişeye mahal yok. kendisi her an her yerde olma kabiliyetine sahiptir.
(bkz: eyluling bizi gizliden izliyor)
devamını gör...
kocakarı soğukları
daha önce berdül acüz olarak bilinen ancak, muhtıralı hayat takvimi diye bir takvimde 1954 yılı için hazırlanan baskısında sona kalan soğuklar olduğu için “kocamış soğuk” ifadesinin daha türkçe ve yerinde olacağına kanaat getirildiğinden bu isim verilmiştir. zamanla koca karı soğuklarına evrilmiş arapça kökenli bir kelimedir.
devamını gör...
nadir sarıbacak
tiyatro, sinema oyuncusu, türkçe öğretmeni.
ilk oyunculuk deneyimini, 'ah şu gençler' oyunuyla avcılar belediye tiyatrosunda göstermiştir. onlarca film ve dizi deneyimi vardır.
2009'da 'uzak ihtimal' ile adana altın koza film festivali'nde en iyi erkek oyuncu, 2015'te sarmaşık ile antalya altın portakal film festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazanmıştır.
antalya altın portakal film festivali'nde aldığı ödül sonrası yaptığı konuşma a haber tarafından sansürlenerek, kesilmiştir.
o konuşma;
''memlekette, ilgili dertlerim var. bu filmden de hareketle çok güzel arkadaşlarım var. farklı dinden, dilden, ırktan, meşrepten, mezhepten. hepsini aşk derecesinde seviyorum. bizi ancak kardeşlik ve muhabbetin kurtaracağına inanıyorum. muhabbet gerçekten. belki bir duble rakıyla ya da bir demlik çay''
kendisi sınırları olmayan kaliteli bir oyuncudur. sarmaşık filmi'nde canlandırdığı cenk karakteri ile bu topraklarda 'nadir' görülebilecek, insanüstü bir performans sergilemiştir.
kendisi artık türkiye'de değildir. amerika'da bir fabrikada çalışmaktadır. fetö olaylarının ardından kendisi hakkında birçok spekülasyon ortaya atıldı. ama ne kadar doğrudur bilemiyorum, bilmekte istemiyorum. kendisini oyunculuğuyla değerlendirmek istiyorum ve kendisini en iyi türk aktörler arasında görüyorum.
ilk oyunculuk deneyimini, 'ah şu gençler' oyunuyla avcılar belediye tiyatrosunda göstermiştir. onlarca film ve dizi deneyimi vardır.
2009'da 'uzak ihtimal' ile adana altın koza film festivali'nde en iyi erkek oyuncu, 2015'te sarmaşık ile antalya altın portakal film festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazanmıştır.
antalya altın portakal film festivali'nde aldığı ödül sonrası yaptığı konuşma a haber tarafından sansürlenerek, kesilmiştir.
o konuşma;
''memlekette, ilgili dertlerim var. bu filmden de hareketle çok güzel arkadaşlarım var. farklı dinden, dilden, ırktan, meşrepten, mezhepten. hepsini aşk derecesinde seviyorum. bizi ancak kardeşlik ve muhabbetin kurtaracağına inanıyorum. muhabbet gerçekten. belki bir duble rakıyla ya da bir demlik çay''
kendisi sınırları olmayan kaliteli bir oyuncudur. sarmaşık filmi'nde canlandırdığı cenk karakteri ile bu topraklarda 'nadir' görülebilecek, insanüstü bir performans sergilemiştir.
kendisi artık türkiye'de değildir. amerika'da bir fabrikada çalışmaktadır. fetö olaylarının ardından kendisi hakkında birçok spekülasyon ortaya atıldı. ama ne kadar doğrudur bilemiyorum, bilmekte istemiyorum. kendisini oyunculuğuyla değerlendirmek istiyorum ve kendisini en iyi türk aktörler arasında görüyorum.
devamını gör...
ipsiz sapsız tayfanın yaptığı meslekler
güvenlik görevlisi olmaktır. evvela yerel yönetimler, üzerine de kamu yönetimini bitirdim. hali hazırda okuduğum bir bölüm daha mevcut. ipsiz ve de sapsız herifin tekiyim. ne yapalım?
devamını gör...
