ikili ilişkilerde sık yapılan hatalar
(bkz: fazla samimiyet tez ayrılık getirir)
ilişkinin sıfatı ne olursa olsun arada mesafeler, sınırlar olmalı.
ilişkinin sıfatı ne olursa olsun arada mesafeler, sınırlar olmalı.
devamını gör...
into the wild
bir yerlerden fırlamadığı film bulamayacağınız sean penn'in yönetmencilik oynarken parayı basarak eli yüzü düzgün bir şeyler ortaya çıkarttığı; romantik, felsefik gibi ama fos, gereksizce uuuppppuuuzzuuuunnn, senaryosu da vıcık vıcık filmidir. birçok gereksiz uzun sahneler, yanlış uyarlanmış psikoloji, rezalet bir hikaye anlatma tekniği, başarısız olmasa da oldukça düz olan sinematografi... filmden kopmamak ve sıkılmamak adeta imkansız. bazı kimseler filmi izlerken hızlandırmanın saygısızlık olduğunu düşünürler ama gereksiz yere iki buçuk saatlik film yapmak da izleyiciye saygısızlıktır.
filmin sorguladığı basittir. seküler ve medeni hayatı sorgular. gerçek bir hikayedir esasında ama iyi uyarlanamamıştır. toksik bir ailesi olan christopher, ailesini tamamen bırakarak ve asla da affetmemek üzere vahşi doğaya bir yolculuğa çıkar. amacı, alaska olana alaska'ya yani medeniyetin bittiği yere gitmek ve tamamen kendi kendiyle baş başa kalmak, kendi kendine yetmektir. christopher da her insan gibidir. ailesinden aldığı desteği, kendisinin yetersiz olmasıyla ilişkilendirir. alaska'ya gittiği süre boyunca birçok insan tanır ve onların yardımlarına hayır demez ama.
hayat yolculuğunun neredeyse sonuna kadar arkadaşlık ilişkilerini abartmamaya, bir bağ kurmamaya özen gösterir; tek başına, kendi kendiyle mutlu olmaya çalışır ama son nefesini erken yaşlarında, tek başına verirken yanlış yolda olduğunu anlar ve ailesini affetmenin verdiği huzurun ışığıyla parlayarak ölür.
filmde, hayattaki zorluklar ve gerçekler değil sürekli huzur işlenmiş ve bu da filmi keyifsiz ve gerçeklikten uzak yapmış. ailesini, hiçbir suçu olmayan kız kardeşini de terk edip gidecek ve daha sonra da bir kez bile olsun kendisinden haber etmeyecek kadar sorunlara sahip olan birisinin iç çatışmalarını, hiç değilse bunun dışa yansımasını bir iki yerde görmek isterdik ama filmde öyle bir şey yoktu.
ben böyle işleri sevmem. bu kadar pembe g..lülük iyi değildir. hem realist olduğunu iddia ediyorsun hem de ütopik. bu bir çelişkidir. ütopik elbette olunabilir ama bu şekilde değil. oyunculuklar ve sinematografi iyi olmasa filme bir puan bile vermezdim ama bu ikisi iyi olunca geriye sadece mantıksal hatalar ve tercihler kalıyor ve ben de bu ikisinden kırk puan kırıp filme altmış puanı yapıştırıyorum. kısaca rezalet bir filmdi. aklınızda başka bir şey varsa onu izleyin. iki buçuk saat sıkılmaktan zevk alıyorsanız izlenebilir aslında. filmin doğa iddiası olsa da film çok da yeşil bir film değil. açın belgesel izleyin ya da yeşil bir yere gidin doğa istiyorsanız. daha verimli bir iki buçuk saat olur. arkadaşımla film hakkında bir video yapacağız, ben ondan izledim. tek seferde izleyemedim zaten. birkaç kez kapatacak gibi oldum. e ne izleyelim o zaman, diyorsanız nebece, onur ünlü, zeki demirkubuz derim. sonra da klasikleşmiş filmler derim. illle de marjinal olacam diiseniz de festivallere bakın, ödül alanları izleyin. cannes falan işte. çoookkk iyi davran kendine hadi barnaklarımı ağırıttıınnn!
filmin sorguladığı basittir. seküler ve medeni hayatı sorgular. gerçek bir hikayedir esasında ama iyi uyarlanamamıştır. toksik bir ailesi olan christopher, ailesini tamamen bırakarak ve asla da affetmemek üzere vahşi doğaya bir yolculuğa çıkar. amacı, alaska olana alaska'ya yani medeniyetin bittiği yere gitmek ve tamamen kendi kendiyle baş başa kalmak, kendi kendine yetmektir. christopher da her insan gibidir. ailesinden aldığı desteği, kendisinin yetersiz olmasıyla ilişkilendirir. alaska'ya gittiği süre boyunca birçok insan tanır ve onların yardımlarına hayır demez ama.
hayat yolculuğunun neredeyse sonuna kadar arkadaşlık ilişkilerini abartmamaya, bir bağ kurmamaya özen gösterir; tek başına, kendi kendiyle mutlu olmaya çalışır ama son nefesini erken yaşlarında, tek başına verirken yanlış yolda olduğunu anlar ve ailesini affetmenin verdiği huzurun ışığıyla parlayarak ölür.
filmde, hayattaki zorluklar ve gerçekler değil sürekli huzur işlenmiş ve bu da filmi keyifsiz ve gerçeklikten uzak yapmış. ailesini, hiçbir suçu olmayan kız kardeşini de terk edip gidecek ve daha sonra da bir kez bile olsun kendisinden haber etmeyecek kadar sorunlara sahip olan birisinin iç çatışmalarını, hiç değilse bunun dışa yansımasını bir iki yerde görmek isterdik ama filmde öyle bir şey yoktu.
ben böyle işleri sevmem. bu kadar pembe g..lülük iyi değildir. hem realist olduğunu iddia ediyorsun hem de ütopik. bu bir çelişkidir. ütopik elbette olunabilir ama bu şekilde değil. oyunculuklar ve sinematografi iyi olmasa filme bir puan bile vermezdim ama bu ikisi iyi olunca geriye sadece mantıksal hatalar ve tercihler kalıyor ve ben de bu ikisinden kırk puan kırıp filme altmış puanı yapıştırıyorum. kısaca rezalet bir filmdi. aklınızda başka bir şey varsa onu izleyin. iki buçuk saat sıkılmaktan zevk alıyorsanız izlenebilir aslında. filmin doğa iddiası olsa da film çok da yeşil bir film değil. açın belgesel izleyin ya da yeşil bir yere gidin doğa istiyorsanız. daha verimli bir iki buçuk saat olur. arkadaşımla film hakkında bir video yapacağız, ben ondan izledim. tek seferde izleyemedim zaten. birkaç kez kapatacak gibi oldum. e ne izleyelim o zaman, diyorsanız nebece, onur ünlü, zeki demirkubuz derim. sonra da klasikleşmiş filmler derim. illle de marjinal olacam diiseniz de festivallere bakın, ödül alanları izleyin. cannes falan işte. çoookkk iyi davran kendine hadi barnaklarımı ağırıttıınnn!
devamını gör...
yazarların olmak istedikleri dizi karakterleri
sıdıka. hayat görüşü, sosyoekonomik konum olarak falan çok benzediğimiz için sıkıntı da çekmem. mis gibi oynar paramı alırdım.
devamını gör...
evdeki saat
grubun vokalinin adı eren alıcı olup bursa anadolu lisesi mezunu dönemdaşımdır. madrigal ile beraber üçüncü yeniler tarzına bir nebze olsun sempati duymamı sağlıyorlar. severek dinliyoruz.
edit: v2 daha iyi
edit: v2 daha iyi
devamını gör...
kaslı erkek
geliştirecek pek bir şeyi olmadığından vücuda abanan kimsedir.
devamını gör...
özdemir erdoğan'ın zeki müren'le ilgili açıklamaları
zeki müren o kadar büyük bir isim ki işte öleli 20 seneyi geçti lakin işi bitmiş şimdiye kadar sanatı ile gündem olamamış bir looser'ı bile tekrar gündem yapabiliyor. işte bu yüzden sanat güneşi işte bu yüzden paşa! türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük sesi.
devamını gör...
ankara'da yaşayan normal sözlük yazarları kulübü
illa gelecekseniz kalın giyinin. içliksiz gelmeyin.
devamını gör...
normal sözlük'te yaşanan garip olaylar
devamını gör...
itikat
iman anlamındadır. kişinin sürekli yenilemesi, güçlendirmesi gerekir. bunun için de sorgulaması merak etmesi cevaplar araması ve bulduğu ile yetinmemesi tabir-i caizse güncellemesi gerekir.
devamını gör...
zengin gösteren şeyler
bizim nesil için kesinlikle pringles’tır.
devamını gör...
bergen'i öldürdüğüme pişman değilim
kaynak
zamanında ortalığı kasıp kavuran sanatçımız ve benim hala severek dinlediğim acıların kadını bergen'i öldüren ve daha öncesinde kezzap döküp gözünü kaybetmesine sebep olan halis serbes : "bergen'i öldürdüğüme pişman değilim, kadın cinayetlerine karşıyım" demiş.
sanırım kendisi yudum yudum kezzap içip kafa falan buluyor veya kezzap koklamaktan beyin hücrelerini kaybetmiş durumda. zaten böyle bir açıklama yapan bir bireyden insan olmasını veya topluma yararı olmasını falan bekleyemezsin. adi.
zamanında ortalığı kasıp kavuran sanatçımız ve benim hala severek dinlediğim acıların kadını bergen'i öldüren ve daha öncesinde kezzap döküp gözünü kaybetmesine sebep olan halis serbes : "bergen'i öldürdüğüme pişman değilim, kadın cinayetlerine karşıyım" demiş.
sanırım kendisi yudum yudum kezzap içip kafa falan buluyor veya kezzap koklamaktan beyin hücrelerini kaybetmiş durumda. zaten böyle bir açıklama yapan bir bireyden insan olmasını veya topluma yararı olmasını falan bekleyemezsin. adi.
devamını gör...
can kenarı
cemal süreya şiiri.
“sana yolculuk yapmak istiyorum…
kes yüreğine giden bir bilet,
cam kenarı değil;
can kenarı olsun…
“sana yolculuk yapmak istiyorum…
kes yüreğine giden bir bilet,
cam kenarı değil;
can kenarı olsun…
devamını gör...
unutulmayan kitap başlangıç cümleleri
zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana, sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece "daha" sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.
iki şehrin hikâyesi-charles dickens
.
iki şehrin hikâyesi-charles dickens
devamını gör...
tapduk emre
1200-1300'lü yılarda aksaray'da yaşadığı rivayet edilmektedir. hacı bektâş-ı veli ve mevlana gibi önemli isimlerle aynı çağda yaşamış bir derviştir. aynı zamanda yunus emre'nin dervişlik yolunda mürşidi, akıl hocası olmuştur.
yunus emre'nin hocasıyla tanışmasının nasıl gerçekleştiği şu kıssadan hisseyle anlatılır:
hocasıyla tanışmasının nasıl gerçekleştiği şu kıssadan hisseyle anlatılır:
yunus çiftçilikle geçinen fakir biridir. yaşadığı beldede bir kıtlık yaşanır. daha da fakirleşen yunus bir çok kerametlerini duyduğu hacı bektâş-ı veli'den yardım almak ister. sığırının üstüne bir miktar yabani koyup dergaha gelir.
piri ziyaret ederek, hediyesini verir ve bir miktar buğday ister. hacı bektaş-ı veli ona lütuf ile muamele ederek bir kaç gün dergahta misafir eder. yunus geri dönmek için acele eder. dervişler pir’e yunus’un acelesini anlatırlar.
o da “buğday mı ister yoksa erenler himmeti mi? diye haber gönderir. gafil yunus, buğday ister. bunu duyan pir “isterse o alıçın her tanesine nefes edeyim” der. yunus buğdayda ısrar eder. hacı bektâş-ı veli üçüncü kez haber gönderip “isterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim” der. yunus yine buğday ister.
buğdayı alıp, köye doğru yola koyulan yunus’u yolda pişmanlık duygusu kaplar. derhal geri dönerek kusurunu itiraf eder. hacı bektaş-ı veli onun kilidini tapduk emre’ye verdiğini bu yüzden isterse ona gitmesini söyler.
eli böğründe dönen yunus yüzgeri gider tapduk’un kapısına. tapduk’a adeta kul olur. yıllar yılı şeyhine odun taşır. yıllar yılı ondan feyz alır. olgunlaşır ve pişer.
yunus’un şeyhine taşıdığı odunların içinde hiç eğri bulunmaması tapduk’un gözünden kaçmaz. sonra yunus’a odunluktaki odunları gösterir:
“ey yunus der. bakıyorum dağdan kestiğin odunların hepsi kuru, hepsi düz. meraklandım. acaba ormanda hiç eğri odun yok mu?”
yunus emre gülümser ve cevaplar;
“ormanda eğri odun var olmasına var amma sizin dergahınızdan içeri odunun bile eğrisi giremez efendim.”
daha öncesinde fırsatı kaçıran yunus, o himmete nail olabilmek için tam kırk yıl tapduk emre dergahında hizmet eder.
taptuk’un tapusunda
kul olduk kapusunda
yunus miskin çiğ idi
pişdük elhamdülillah.
taptuk eydür bu yunus’a
bu aşk hakk’a irerse
kamulardan ol yücedir.
ben ana nice ireyim.
baktuğum yüzde gördüm
taptukum’un nurunu
maksudum bugün bildim
niderem ben yarını.
aşk sultanı taptuk dürur
yunus gedadır kapuda
gedalar lütfeylemek
kalde dürur sultana.
şeyh-ü danişmend-ü veli
cumlesi birdir er yolu
yunus dur dervişler kulu
taptuk gibi serveri var.
sorun taptuklu yunus’a
bu dünyadan ne anladı.
bu dünyanın kararı yok
sen neyimiş ben neyimiş
yine esirdi yunus
taptuk yunus’u gözler.
meğer anın gönlünden
bir cür’a şerbet içti.
yunus sen taptuk’una kıl dualar
dime kim nu kılam bu aşk elinden.
taptuk diyem cümie dile
ananmışam değme kula
yunus dahi hod kim ola
bu sözleri diyen benem.
yunus emre'nin hocasıyla tanışmasının nasıl gerçekleştiği şu kıssadan hisseyle anlatılır:
hocasıyla tanışmasının nasıl gerçekleştiği şu kıssadan hisseyle anlatılır:
yunus çiftçilikle geçinen fakir biridir. yaşadığı beldede bir kıtlık yaşanır. daha da fakirleşen yunus bir çok kerametlerini duyduğu hacı bektâş-ı veli'den yardım almak ister. sığırının üstüne bir miktar yabani koyup dergaha gelir.
piri ziyaret ederek, hediyesini verir ve bir miktar buğday ister. hacı bektaş-ı veli ona lütuf ile muamele ederek bir kaç gün dergahta misafir eder. yunus geri dönmek için acele eder. dervişler pir’e yunus’un acelesini anlatırlar.
o da “buğday mı ister yoksa erenler himmeti mi? diye haber gönderir. gafil yunus, buğday ister. bunu duyan pir “isterse o alıçın her tanesine nefes edeyim” der. yunus buğdayda ısrar eder. hacı bektâş-ı veli üçüncü kez haber gönderip “isterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim” der. yunus yine buğday ister.
buğdayı alıp, köye doğru yola koyulan yunus’u yolda pişmanlık duygusu kaplar. derhal geri dönerek kusurunu itiraf eder. hacı bektaş-ı veli onun kilidini tapduk emre’ye verdiğini bu yüzden isterse ona gitmesini söyler.
eli böğründe dönen yunus yüzgeri gider tapduk’un kapısına. tapduk’a adeta kul olur. yıllar yılı şeyhine odun taşır. yıllar yılı ondan feyz alır. olgunlaşır ve pişer.
yunus’un şeyhine taşıdığı odunların içinde hiç eğri bulunmaması tapduk’un gözünden kaçmaz. sonra yunus’a odunluktaki odunları gösterir:
“ey yunus der. bakıyorum dağdan kestiğin odunların hepsi kuru, hepsi düz. meraklandım. acaba ormanda hiç eğri odun yok mu?”
yunus emre gülümser ve cevaplar;
“ormanda eğri odun var olmasına var amma sizin dergahınızdan içeri odunun bile eğrisi giremez efendim.”
daha öncesinde fırsatı kaçıran yunus, o himmete nail olabilmek için tam kırk yıl tapduk emre dergahında hizmet eder.
taptuk’un tapusunda
kul olduk kapusunda
yunus miskin çiğ idi
pişdük elhamdülillah.
taptuk eydür bu yunus’a
bu aşk hakk’a irerse
kamulardan ol yücedir.
ben ana nice ireyim.
baktuğum yüzde gördüm
taptukum’un nurunu
maksudum bugün bildim
niderem ben yarını.
aşk sultanı taptuk dürur
yunus gedadır kapuda
gedalar lütfeylemek
kalde dürur sultana.
şeyh-ü danişmend-ü veli
cumlesi birdir er yolu
yunus dur dervişler kulu
taptuk gibi serveri var.
sorun taptuklu yunus’a
bu dünyadan ne anladı.
bu dünyanın kararı yok
sen neyimiş ben neyimiş
yine esirdi yunus
taptuk yunus’u gözler.
meğer anın gönlünden
bir cür’a şerbet içti.
yunus sen taptuk’una kıl dualar
dime kim nu kılam bu aşk elinden.
taptuk diyem cümie dile
ananmışam değme kula
yunus dahi hod kim ola
bu sözleri diyen benem.
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
her koşulda yazdıklarımın arkasında durabileceğim için çekinmem, gocunmam koyarım fotoğrafımı. anonim kalmak fıtratımda yoktur bir kere.
kendimi severim ben, klavyemden dökülenler saçımdaki beyazların, göz altlarımdaki mor halkaların emeğidir.
istersem kapak fotoğrafımı da yine kendimle süslerim, kime ne?
geçiniz bunları efendim geçiniz, güzel güzel yazınız.
asap bozmayınız, vesselam.
kendimi severim ben, klavyemden dökülenler saçımdaki beyazların, göz altlarımdaki mor halkaların emeğidir.
istersem kapak fotoğrafımı da yine kendimle süslerim, kime ne?
geçiniz bunları efendim geçiniz, güzel güzel yazınız.
asap bozmayınız, vesselam.
devamını gör...
yazarların eş cinsel çocuğu ile yapacağı ilk konuşma
umarım bunu bana söylerken seni anlayacağımdan ve seni yargılamayacağımdan bir an bile kuşkun olmamıştır.
ben, annen yani seni bir cinsiyete hapsetmedim. sen benim çocuğumsun ve hep öyle kalacaksın.
ben, annen yani seni bir cinsiyete hapsetmedim. sen benim çocuğumsun ve hep öyle kalacaksın.
devamını gör...
lev nikolayeviç tolstoy

9 eylül 1828 de dünyaya gelen rus yazar ve filozoftur.
zengin bir aileden dünyaya gelen tolstyoy küçük yaşlarında anne ve babasını kaybeder. yakın akrabalarının elinde büyür.
biraz büyüyünce voltaire ve j. rousseayu okur ve onlardan çok etkilenir. sonra köyünde ilk eseri olan "çocuklar" kitabını yazar. sonra orduya gider ve hayatına devam eder. askerden döndükten sonra içinde bitmek tükenmek bilmeyen ruh çalkantısını hisseder ve bazı ülkeleri gezmeye dolaşmaya başlar. gerisini tolstoy ve tarih yazar bizler okuruz.
kendisi çok ilginç biriymiş. annesi ona küçükken " çok çirkinsin evlat kimse seni güzelliğin için sevmeyecek, cesur ve zeki ol iyi bir insan ol" demiş. ilerleyen yıllarda tolstoy harbiden çirkinim deyip o devasa sakalını bırakmış.
kendisi çok güçlü birisiymiş. sürekli spor yaparmış ve öğrenmeye açmış. 70 li yaşlarına kadar seks hayatı sapasağlam devam ediyormuş. 70 yaşında buz pateni öğrenmeye başlamış.
tolstoy evlendiğinde karısı ile arasında 16 yaş fark vardı. 18 yaşında olan karısından tam 13 çocuk dünyaya getirdi *.
maalesef çocuklarının bazıları doğar doğmaz vefat etmiştir. o dönem en ünlü eserleri olan "anna karenina" ve "savaş ve barış" ortaya çıktı.
tolstoy eserlerinde genellikle insanı anlatır. insanlığın çeşitli meseleleri, dönemin çalkantılı rusya'sı, siyasi sorunlar, fakirlik, sefalet, açlık gibi konuları büyük bir ustalıkla anlattı.
yaşadığı dönem rusya'nın fakirliği ve sefaleti onu çok üzüyordu ve bütün mal varlığını yoksullarla paylaştı. onlar gibi giyindi. onlar gibi yedi içti. sürekli yazdı. etkilendiği akım gerçekçilik akımıydı. şüphesiz gelmiş geçmiş en büyük yazarlardan birisiydi. huzurlu uyusun. yazdıkları için teşekkürler.
tolstoy 82 yaşındayken aramızdan ayrıldı ve arkasında devasa kıymetli eserler bıraktı. cenazesine binlerce köylü katıldı ve sokaklar doldu taştı. ölüm sebebi zatürreydi.
tolstoy yaşarken tam 15 roman yazdı. bunlar şöyledir.
hazin bir evliliğin romanı
çocukluğum
ilk gençlik
gençlik
sivastopol serisi
kazaklar
savaş ve barış
ıvan ılyiç'in ölümü
anna karenina
kroyçer sonat
diriliş
hacı murat
sergi baba
efendi ile uşağı
kadının ruhu
öyküleri ise şöyledir.
toprak ağasının sabahı
baskın
ormanın kesimi
notes of a billiard marker
iki süvari subayı
bir karşılaşma
tipi
lucerne
albert
üç ölüm
aile saadeti
polikuska
the decembrists
caucasus mahkumu
holstomer
insanlar arasında boş bir konuşma
usta ve çırak
köyde şarkı söylemek
köyde dört gün
yanlış kupon
oyun'dan sonra
erik çekirdeği
hayatın anlamı
masalları
fil ile tilkiler
masallar
an masallar
din ve ahlak
doğmatik teolojinin eleştirisi
incil'in kısa bir izahı
the four gospels unified and translated
church and state
neye güveniyorum?
hayat
sevgi tanrısı ve komşunun biri
timothy bondareff
insanlar niçin sarhoş olurlar?
on non-resistance
birinci adım (vejetaryenlik üzerine)
tanrı'nın hükümdarlığı kendi içimizdedir
non-activity
the meaning of the refusal of military service
sebep ve din
din ve erdem
hristiyanlık ve vatanseverlik
non-resistance ( ernest h. crosby'e bir mektup)
kutsal kitab'ı nasıl okumalıyız?
kilise'nin aldatmacası
hristiyan öğretisi
intihar
öldürmeyeceksin
aziz sinot'a yanıt
sadece savaş
dinde hoşgörü
din nedir?
ortodoks rahiplerine
bilgeleri düşünceleri (derleme)
tek ihtiyacımız
büyük günah
a cycle of reading (derleme)
adam öldürme!
birbirinizi sevin
gençliğin savunması
şiddetin yasası ve sevginin yasası
tek emir
her gün için (derleme)
din nedir
hz. muhammed
sanat ve edebiyat
sanat nedir?
sanat ve sanatsal olmayan
shakespeare ve drama
dr.alice stockham'ın edward carpenter tarafından yazılan "modern bilim cevirisi"nin önsözü
orloff'un albümü
amiel
guy de maupassant hikayelerinin serbest çevirileri
bernardin de st. pierre
not: eserleri ve fotoğrafları vikipedi'den alınmıştır.
devamını gör...
al kırdın kırdın
tasarlayan arkadaşı tebrik ediyorum, oldukça eğlenceli bir bug ekranı olmuş. yazılımcılara yardımcı olmak adına, kafacıların sözlüğü kırdığı durumlar başlığında bu ekranla karşılaştığımız durumları belirtebiliriz bence.
devamını gör...

