tükenmişlik sendromu
insan doğasına aykırı beton cehennemlerinde yaşamanın sonucu olarak ortaya çıkar. kalahari bushmen kabilesinde, massailerde, eskimolarda, geleneksel olarak yaşayan laponlarda, aborjinlerde falan yoktur mesela.
devamını gör...
1929 büyük buhranı
abd borsasının çöküşüyle başlıyor 1929 bunalımı temelde abd'de borsanın çöküşüne ithaf edilse de; o yıllarda yeryüzündeki ekonomik koşullara, krizin büyüklüğü ve etkisine bakıldığında büyük dünya bunalımı adını almayı hak ettiği açıkça görülmektedir. bunalım dünyada 50 milyon insanın işsiz kalmasına, yeryüzündeki toplam üretimin %42 oranında ve dünya ticaretinin de %65 oranında azalmasına neden olmuştur. 1929 yılına kadar dünyada oluşan diğer krizlere bakıldığında dünya ticaretinin en fazla %7 oranında düştüğü düşünülürse 1929 bunalımının ne derece etkili olduğu tahmin edilebilir.
sebepleri nelerdir? dünyayı etkileyen pek çok olay üzerinde olduğu gibi bu olayın da sebepleri üzerinde çok sayıda araştırmalar ve değişik yorumlar yapıldı ancak bunların genelinde yer alan ortak birkaç sebebi şöyle sıralayabiliriz:
1- amerika’daki şirketlerin mali güçleri. 1870'li yıllarda abd'de irili ufaklı pek çok şirket varken ı. dünya savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük şirketler birleşmek zorunda kalmış ve savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardır. 1929 yılına gelindiğinde amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.
2- bankaların yapılanmasını henüz tamamlayamaması ya da kötü yapılanmış olması bir diğer sebep. bankaların sermaye esaslarını, rezerv ve kredi oranlarını belirleyen yasalar yoktu. örneğin şirketlerin mali tablolarının güvenilirliğini sağlayan yasalar yoktu. bu yüzden yatırımcı senedini aldığı firma hakkında yeterince bilgiye sahip olamıyordu. yine ticari bankaları yatırım bankalarından ayıran yasalar da mevcut değildi.
3- başkan hoover yönetiminin ekonomi alanındaki tecrübesizliği de başka bir sebep olarak karşımıza çıkıyor. bu düşüncenin savunucularına göre başkan hoover yönetimi, 1920'lerde hüküm süren liberal ekonomi anlayışına göre ekonomiye devlet müdahalesi yapmamayı uygun görmüştü. ancak 1929 krizine müdahale etmemenin toplumsal maliyeti çok büyük olmuştu. daha sonraları başkan müdahaleye karar verdiğinde ise hem çok geç olmuştu hem de müdahale başarılı olmamıştı.
kara perşembe new york borsası 1928 yılının başından 1929 yılı ekim ayının başına kadar olan süreçte gittikçe yükseliyor ve yüksek fiyat/kazanç oranı getiriyordu. ancak 3 ekim 1929 tarihine gelindiğinde, yukarıda sayılan sebepler doğrultusunda borsanın ilerlemesi durmuş hatta birkaç büyük holdingin hisse senetleri düşmüştü. bu düşüş 21 ekim günü yabancı yatırımcıların kâğıtlarını ellerinden çıkarmalarıyla hızlandı ve “kara perşembe” olarak anılan 24 ekim 1929 perşembe günü borsa dibe vurdu. 1929 yılının fiyatlarıyla 4.2 milyar dolar yok oldu. 29 ekim 1929 gününün fiyatlarına bakıldığında bir yıl öncesinin karının bile sıfırlandığı görülüyor. bu süreçte 4.000 kadar banka batmış, binlerce insanın mal varlığı yok olmuştur.
insanlar açlığa sürüklendi bu insanlar açlığa sürüklendi ve sebze ve meyve yetiştirip satarak yaşamaya çalıştılar. piyasadaki para bir anda yok olduğu için insanlar ihtiyaçlarını karşılamada takas yoluna giderek bir nevi değiş-tokuş ekonomisine geri döndüler. insanlar maddi varlıklarıyla beraber sosyal konumlarını ve ruh sağlıklarını da kaybettiler. bunalımın etkileri ıı. dünya savaşı’na kadar yaklaşık 10 yıllık bir periyotta devam etti.
türkiye nasıl etkilendi? türkiye 1929 bunalımı karşısında, kalkınmasını sağlayabilmek için ihracat ve ithalatını artırmak zorundaydı, türkiye cumhuriyeti bunu sağlayabilmek için çeşitli politikalar izlemiştir. türkiye 1933'te dış ödemelerde uygulamasına başlanan kliring ve takas sistemini uyguladı. kliring sistemi malını alanın, malını alma ilkesine dayanır. bu sistemde ithalat ihracata bağlandığından, ihracat teşvik edilmiş olur. nitekim türk hükümeti mümkün olduğu kadar bütün ülkelerle kliring ve takas anlaşması yapmaya çaba harcadı ve türkiye ile ticaret ve ödeme anlaşması yapan ülkelerden, ithalata öncelik tanıdı.
dünyanın yaşadığı en büyük ekonomik kriz halen dünyada yaşanmış olan en büyük ekonomik kriz 1929 krizi’dir. bu krizin dünyayı en az ı. ve ıı. dünya savaşları kadar etkilediği de açıktır. büyük bunalımın yol açtığı 1930’lar dünya tablosuna bakıldığında ekonomik krizlerin bazen insanlık tarihini etkileyecek boyutlara varabileceği rahatlıkla görülebilir. bu yüzden ekonomik krizlere yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal hatta politik bir olgu olarak da bakılmalıdır.
sebepleri nelerdir? dünyayı etkileyen pek çok olay üzerinde olduğu gibi bu olayın da sebepleri üzerinde çok sayıda araştırmalar ve değişik yorumlar yapıldı ancak bunların genelinde yer alan ortak birkaç sebebi şöyle sıralayabiliriz:
1- amerika’daki şirketlerin mali güçleri. 1870'li yıllarda abd'de irili ufaklı pek çok şirket varken ı. dünya savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük şirketler birleşmek zorunda kalmış ve savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardır. 1929 yılına gelindiğinde amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.
2- bankaların yapılanmasını henüz tamamlayamaması ya da kötü yapılanmış olması bir diğer sebep. bankaların sermaye esaslarını, rezerv ve kredi oranlarını belirleyen yasalar yoktu. örneğin şirketlerin mali tablolarının güvenilirliğini sağlayan yasalar yoktu. bu yüzden yatırımcı senedini aldığı firma hakkında yeterince bilgiye sahip olamıyordu. yine ticari bankaları yatırım bankalarından ayıran yasalar da mevcut değildi.
3- başkan hoover yönetiminin ekonomi alanındaki tecrübesizliği de başka bir sebep olarak karşımıza çıkıyor. bu düşüncenin savunucularına göre başkan hoover yönetimi, 1920'lerde hüküm süren liberal ekonomi anlayışına göre ekonomiye devlet müdahalesi yapmamayı uygun görmüştü. ancak 1929 krizine müdahale etmemenin toplumsal maliyeti çok büyük olmuştu. daha sonraları başkan müdahaleye karar verdiğinde ise hem çok geç olmuştu hem de müdahale başarılı olmamıştı.
kara perşembe new york borsası 1928 yılının başından 1929 yılı ekim ayının başına kadar olan süreçte gittikçe yükseliyor ve yüksek fiyat/kazanç oranı getiriyordu. ancak 3 ekim 1929 tarihine gelindiğinde, yukarıda sayılan sebepler doğrultusunda borsanın ilerlemesi durmuş hatta birkaç büyük holdingin hisse senetleri düşmüştü. bu düşüş 21 ekim günü yabancı yatırımcıların kâğıtlarını ellerinden çıkarmalarıyla hızlandı ve “kara perşembe” olarak anılan 24 ekim 1929 perşembe günü borsa dibe vurdu. 1929 yılının fiyatlarıyla 4.2 milyar dolar yok oldu. 29 ekim 1929 gününün fiyatlarına bakıldığında bir yıl öncesinin karının bile sıfırlandığı görülüyor. bu süreçte 4.000 kadar banka batmış, binlerce insanın mal varlığı yok olmuştur.
insanlar açlığa sürüklendi bu insanlar açlığa sürüklendi ve sebze ve meyve yetiştirip satarak yaşamaya çalıştılar. piyasadaki para bir anda yok olduğu için insanlar ihtiyaçlarını karşılamada takas yoluna giderek bir nevi değiş-tokuş ekonomisine geri döndüler. insanlar maddi varlıklarıyla beraber sosyal konumlarını ve ruh sağlıklarını da kaybettiler. bunalımın etkileri ıı. dünya savaşı’na kadar yaklaşık 10 yıllık bir periyotta devam etti.
türkiye nasıl etkilendi? türkiye 1929 bunalımı karşısında, kalkınmasını sağlayabilmek için ihracat ve ithalatını artırmak zorundaydı, türkiye cumhuriyeti bunu sağlayabilmek için çeşitli politikalar izlemiştir. türkiye 1933'te dış ödemelerde uygulamasına başlanan kliring ve takas sistemini uyguladı. kliring sistemi malını alanın, malını alma ilkesine dayanır. bu sistemde ithalat ihracata bağlandığından, ihracat teşvik edilmiş olur. nitekim türk hükümeti mümkün olduğu kadar bütün ülkelerle kliring ve takas anlaşması yapmaya çaba harcadı ve türkiye ile ticaret ve ödeme anlaşması yapan ülkelerden, ithalata öncelik tanıdı.
dünyanın yaşadığı en büyük ekonomik kriz halen dünyada yaşanmış olan en büyük ekonomik kriz 1929 krizi’dir. bu krizin dünyayı en az ı. ve ıı. dünya savaşları kadar etkilediği de açıktır. büyük bunalımın yol açtığı 1930’lar dünya tablosuna bakıldığında ekonomik krizlerin bazen insanlık tarihini etkileyecek boyutlara varabileceği rahatlıkla görülebilir. bu yüzden ekonomik krizlere yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal hatta politik bir olgu olarak da bakılmalıdır.
devamını gör...
karpuz kabuğundan gemiler yapmak
kütahya'nın tavşanlı ilçesinde geçen,iki yakın arkadaşın sinemaya olan tutkularına hayran kaldığım,yer yer güldüren ahmet uluçay filmi.
hayatın en acımasız taraflarından biri de,tutku denen şeyin herkeste olmayışı.
ne zaman birinin gözlerinde görsem o ateşi,dünyanın en ayrıcalıklı insanına dönüşüyor.
hayatın en acımasız taraflarından biri de,tutku denen şeyin herkeste olmayışı.
ne zaman birinin gözlerinde görsem o ateşi,dünyanın en ayrıcalıklı insanına dönüşüyor.
devamını gör...
hint ingilizcesi
bir gün bir eğitim videosu izlemem gerekiyordu, bi de ne göreyim hintli bir arkadaş. sonrası malum, hiçbir şey anlamadım ve eğitimi kapattım.
devamını gör...
kırk bakire kapısı
bugün bulgaristan sınırları içerisinde bulunan kaliakhra burnu'nda osmanlı 15. yüzyılda buraya geldiğinde yeniçerilerin eline düşmek istemeyen dobrucalı 40 genç kız, saçlarını birbirlerinin saçına bağlayarak uçurumdan karadeniz'e atlamışlar. bu sebepten burnun taştan kapı kalıntısına kırk bakire kapısı denmiş.
devamını gör...
farmakokinetik
vücut içerisinde aldığı yol boyunca ilaçların; emilim, dağılım, biyolojik dönüşüm ve vücuttan uzaklaştırılması gibi olayları kantitatif(nicel) olarak -özellikle zaman faktörü göz önünde bulundurularak-inceleyen bir bilim dalı*.
devamını gör...
merkez bankasından daha çok doları olan insan
(bkz: ucemak)tabii ki benimdir efendim. 15 dolarım var 2 sene önce almıştım eminönü'nden. merkez bankasının ise - 49.5 milyar doları var. ekside yani. varsa rakibim başlık altına beklerim.
devamını gör...
homofobi
burası haricinde hesabımın olduğu tek bir sözlük var, zamanın birinde şöyle bir tanıma denk gelmiştim orada.
homophobia:
the fear that gay men will treat you the way you treat women.
homofobi:
gey erkeklerin, sana, senin kadınlara muamele ettiğin gibi muamele edecekleri korkusu.
homophobia:
the fear that gay men will treat you the way you treat women.
homofobi:
gey erkeklerin, sana, senin kadınlara muamele ettiğin gibi muamele edecekleri korkusu.
devamını gör...
entry'i yollar yollamaz düzenleye basmak
"türk'ün aklı sonradan gelir" atasözünü hatırlatan durum *
edit: burada da düzenleye bastım çünkü tırnak işareti koymayı unutmuşum.
edit: burada da düzenleye bastım çünkü tırnak işareti koymayı unutmuşum.
devamını gör...
neden kaybederiz sorunsalı
bazen gücümüz, imkanlarımız yetmez.
bazen yeterince çabalamamışızdır.
bazen yer, zaman veya şartlar uygun değildir.
bazen kaybetmek hayrımızadır da bilmeyiz.
bazen umursamayız, bıkmışızdır, gözden çıkarırız.
bazen fedakarlık gerekir kaybederiz
bazen de "sadece" kaybederiz.
nedenler uzar gider. peki senin nedenin ne?
bazen yeterince çabalamamışızdır.
bazen yer, zaman veya şartlar uygun değildir.
bazen kaybetmek hayrımızadır da bilmeyiz.
bazen umursamayız, bıkmışızdır, gözden çıkarırız.
bazen fedakarlık gerekir kaybederiz
bazen de "sadece" kaybederiz.
nedenler uzar gider. peki senin nedenin ne?
devamını gör...
yanlış anlaşılmak
sözlüklerde sık yaşanan şey.
şurada yazıp çizdiğimiz 3-5 fikrimizle yargılanıyoruz çoğu zaman, bizi hiç tanımayanlar tarafından. bazen normal şartlarda karşılaşsak belki de çok seveceğimiz, çok iyi anlaşacağımız insanlarla burada gereksiz gerginlikler yaşıyoruz.
ben hiç tahammül edemiyorum yanlış anlaşılmaya ve mutlaka kendimi açıklama yoluna gidiyorum. cidden canımı en çok sıkan durumlardan biri bu. bir insan beni sevmese de olur ama yeter ki benim düşünmediğim, yapmadığım şeyleri düşündüğümü ya da yaptığımı iddia edip buna inanmasın. benim gözümde bunun iftiradan bir farkı yok çünkü. ben de bu konuda böyle saçma bir insanım işte, yapacak bir şey yok...
şurada yazıp çizdiğimiz 3-5 fikrimizle yargılanıyoruz çoğu zaman, bizi hiç tanımayanlar tarafından. bazen normal şartlarda karşılaşsak belki de çok seveceğimiz, çok iyi anlaşacağımız insanlarla burada gereksiz gerginlikler yaşıyoruz.
ben hiç tahammül edemiyorum yanlış anlaşılmaya ve mutlaka kendimi açıklama yoluna gidiyorum. cidden canımı en çok sıkan durumlardan biri bu. bir insan beni sevmese de olur ama yeter ki benim düşünmediğim, yapmadığım şeyleri düşündüğümü ya da yaptığımı iddia edip buna inanmasın. benim gözümde bunun iftiradan bir farkı yok çünkü. ben de bu konuda böyle saçma bir insanım işte, yapacak bir şey yok...
devamını gör...
21 mart 2021 beşiktaş fenerbahçe maçı
galatasaray'ın puan kaybı sonrasında beşiktaş için hesaplar değişti. yarın sergen hocanın daha kontrollü bir oyun oynatmasını bekliyorum. zira bu maçta beşiktaş'ın mevcut avantajını koruması dahi beşiktaş'a şampiyonluğa getirebilir. o sebeple herkesin beklentisinin aksine ben biraz daha kısır bir maç bekliyorum . ama derbi bu ve saha içerisindeki anlık gelişmeler maçı bir anda farklı bir noktaya taşıyabilir lakin an itibarıyla tipik bir beraberlik maçı gibi duruyor. fenerbahçe bana göre bu maçı kazansa dahi erol hoca ile işi çok zor. beşiktaş için ise sıkıntı yok. girdiği her krizden sonra ayağa kalkmasını bu sene gayet iyi beceriyor. hakemin sonuca etki etmeyeceği güzel bir derbi olmasını dilerim.
devamını gör...
otobüs yolculuğu
üniversite yıllarımın kimi zaman çilesi, kimi zaman dinlencesi olan, insanı bazen illallah ettiren, bazen durduk yerde bir gece çiğköfteye aşermiş gibi canının çektiği bir seyahat biçimi.
üniversite istanbulda. aile bir ilçesinde taşrada bir şehrin. iki şehrin ortasında bir ilçe, en yakın hava alanı üç saat falan. baktım dört beş aktarmayla 8-9 saatte gidiyorum uçakla, tek atar temiz atar 15 saat bi şekil akar, diyerek bir kez yolculuk yaptıktan sonra bir daha da uçağa binmedim zaten. sonrası sana dair uzayıp giden bir sürü düşünce.*
ilk sigaramı ödüllü* bir dinlenme tesisinde içtim, bana şimdilerde gülünç gelen bir sebepten. öyle işte, bağrımıza bir hançeri batırır gibi olan ve bitimsizcesine sancıdıkça sancıyan melaneti nasıl da yıllar sonra buruk bir gülümseme ile hatırlayıveriyoruz?
başlarda telefonun ekranına asla bakamazdım. hemen başım ağrıyıverirdi. benim için hayatın en derin sorgulamaları anlamına gelirdi bu. yalan yok iyi de uyurdum. uyumadığım vakitler hayatım film şeridi gibi geçerdi gözlerimin önünden. ilk aşk, ilk kavga, ölümün sıcaklığı karşısındaki ilk sessizlik, ilk intikam ve dahası. nedense her şeyin ilkini hatırlamaya çalışır, bir çoğunu bulandığı griden çıkarır, tozunu alır parlatırdım. hangi his, hangi tepki, hangi insani durum idiyse, üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun artık benimleydi o ilk.
dahası onca yaşanmışı farklı alternatifleriyle yeniden yeniden yaşardım. bilgi yarışmalarında son soruyu doğru yapar kendimi kürsüde bulurdum birinci olarak. futbol turnuvasında o son penaltıyı gole çevirmiş olurdum ve ellerimin arasında havalanan kupaya gururla bakardım. uzaktan izlemezdim o selvi boylu güzeli, ellerini ellerimin arasına...*
sonra üniversite üçüncü sınıfta kurtlar vadisini izleyeyim dedim öyle birden. yani o kadar birden oldu ki fena sardı, çok fena. işte o zaman ilk defa otobüs yolculuğunda doğru düzgün elime telefonu alıp o yolculuk boyunca dört bölüm izledim. hatta dinlenme tesisinde mercimek çorbasına racon kesen bir polat alemdar olmuştum, öyle keskin bakmaya başlamıştım falan. tabi bu dört bölümü izlemek, artık otobüs yolculuğunda telefon ekranına bakabileceğim anlamına da geliyordu. öyle ki dönüş yolculuğunda en çok sevdiğim şiirimi yazdım. o kadar ki o şiirden önceki tüm şiirlerimi de yırttım attım. o şiir halen canım ciğerim. bana gaza gelip de şair diyenlere; bir gün sahiden o şiirden daha iyisini yazdığımı hissedersem bu meseleyi yeniden konuşuruz dediğim canım şiir*.
ve daha neler. doğrudur, otobüs yolculuğunun çirkinlikleri de çoktur. güzellikleri hatırlayıp, güzellikleri perçinleyip, güzellikleri büyütmeli. bizi başka ne paklar bunca çirkinlikten?*
üniversite istanbulda. aile bir ilçesinde taşrada bir şehrin. iki şehrin ortasında bir ilçe, en yakın hava alanı üç saat falan. baktım dört beş aktarmayla 8-9 saatte gidiyorum uçakla, tek atar temiz atar 15 saat bi şekil akar, diyerek bir kez yolculuk yaptıktan sonra bir daha da uçağa binmedim zaten. sonrası sana dair uzayıp giden bir sürü düşünce.*
ilk sigaramı ödüllü* bir dinlenme tesisinde içtim, bana şimdilerde gülünç gelen bir sebepten. öyle işte, bağrımıza bir hançeri batırır gibi olan ve bitimsizcesine sancıdıkça sancıyan melaneti nasıl da yıllar sonra buruk bir gülümseme ile hatırlayıveriyoruz?
başlarda telefonun ekranına asla bakamazdım. hemen başım ağrıyıverirdi. benim için hayatın en derin sorgulamaları anlamına gelirdi bu. yalan yok iyi de uyurdum. uyumadığım vakitler hayatım film şeridi gibi geçerdi gözlerimin önünden. ilk aşk, ilk kavga, ölümün sıcaklığı karşısındaki ilk sessizlik, ilk intikam ve dahası. nedense her şeyin ilkini hatırlamaya çalışır, bir çoğunu bulandığı griden çıkarır, tozunu alır parlatırdım. hangi his, hangi tepki, hangi insani durum idiyse, üzerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun artık benimleydi o ilk.
dahası onca yaşanmışı farklı alternatifleriyle yeniden yeniden yaşardım. bilgi yarışmalarında son soruyu doğru yapar kendimi kürsüde bulurdum birinci olarak. futbol turnuvasında o son penaltıyı gole çevirmiş olurdum ve ellerimin arasında havalanan kupaya gururla bakardım. uzaktan izlemezdim o selvi boylu güzeli, ellerini ellerimin arasına...*
sonra üniversite üçüncü sınıfta kurtlar vadisini izleyeyim dedim öyle birden. yani o kadar birden oldu ki fena sardı, çok fena. işte o zaman ilk defa otobüs yolculuğunda doğru düzgün elime telefonu alıp o yolculuk boyunca dört bölüm izledim. hatta dinlenme tesisinde mercimek çorbasına racon kesen bir polat alemdar olmuştum, öyle keskin bakmaya başlamıştım falan. tabi bu dört bölümü izlemek, artık otobüs yolculuğunda telefon ekranına bakabileceğim anlamına da geliyordu. öyle ki dönüş yolculuğunda en çok sevdiğim şiirimi yazdım. o kadar ki o şiirden önceki tüm şiirlerimi de yırttım attım. o şiir halen canım ciğerim. bana gaza gelip de şair diyenlere; bir gün sahiden o şiirden daha iyisini yazdığımı hissedersem bu meseleyi yeniden konuşuruz dediğim canım şiir*.
ve daha neler. doğrudur, otobüs yolculuğunun çirkinlikleri de çoktur. güzellikleri hatırlayıp, güzellikleri perçinleyip, güzellikleri büyütmeli. bizi başka ne paklar bunca çirkinlikten?*
devamını gör...
yabancı uyruklu biriyle evlenmek
bakın gençler bu çok güzel bir fikir gibi görünebilir ama işim gereği çok sayıda yabancıyla evlenmiş türk insanının boşanma evraklarını okumuş biri olarak söylemeliyim ki o kadar da iyi bir fikir değil bence... din, dil, ırk gibi farklılıkları bir kenara bırakırsak en büyük sorun, kültürel farklılıklardan dolayı yaşanıyor. özellikle çocuk yetiştirme konusu çok büyük sorun oluyor. oğlumun bir arkadaşının annesi ingiliz, babası türk'tü. kadın evlendikten sonra müslüman oldu, hayat tarzı türklere çok benzerdi ama buna rağmen türkiye'de başta eğitim sistemi olmak üzere hiçbir şeyi beğenmiyordu, aslında söyledikleri de doğruydu ama eşi de türkiye'de yaşamak istiyordu. 3 çocukları vardı, öyle bir sistem kurdular ki 2 sene ingiltere'de, 2 sene türkiye'de yaşıyorlardı, 15 sene boyunca böyle yaşadılar, çocukların kafası çorba gibi oldu, her 2 senede bir ülke değiştirmek, farklı bir eğitim sisteminde eğitim görmek, çocuklar için aslında hiç de iyi bir şey değil, bir kere ne türkçeyi ne ingilizceyi doğru düzgün konuşabiliyorlar, anne babanın çocukların eğitimi konusundaki bu anlaşmazlıkları, bence o 3 çocuğun hayatını mahvetti.. baştan "sevgimizle her şeyin üstesinden geliriz" ile başlanan bu serüven, genellikle yaşanılan ülkeye alışamamanın bile sorun olduğu bir sıkıntılar yumağına dönüşüyor.. aman dikkat diyorum... istisnalar vardır elbette ama ben gördüklerimden yola çıkarak bunları yazdım..
devamını gör...
resim yükleme özelliğinin gelmesi
büyük kolaylık olacaktır.
devamını gör...
bir kadını kırmadan ona şişman olduğunu söylemek
söylemenize gerek yok, herkes ne b*k olduğunu biliyordur.
devamını gör...
kadınların mağara adamlarından hoşlanması
arkadaşlar kim reddetti sizi de dakika başı bu başlıkları açıyorsunuz?
devamını gör...
erkeklerin sürekli fotoğraf istemesi
hiç hoslanmayacagim durumdur. evde pijamalarimla, saçım başım daginikken bırakın fotoğraf cekmeyi yatağımdan bile kalkmam. bir süre sonra büyük ihtimalle rahatsız olur, konuşmayı bitiririm.
devamını gör...
yeni bir anayasayı tartışma vakti geldi
büyük ihtimalle kadın cinayetlerine herhangi bir önlem alınmaması, hayvan hakları yasasının bir türlü çıkarılmaması gibi olayların kendisine zemin olarak hazırlandığı eyleme konu olan cümle.
"mevcut anayasa ile bunları engellemek mümkün değil" yükleniyor...
"mevcut anayasa ile bunları engellemek mümkün değil" yükleniyor...
devamını gör...
