normal sözlük yazarlarını dansa davet eden şarkılar
içimden dans etmek gelince her şarkıyı o dansa uydurabiliyorum dediğim başlıktır.
devamını gör...
son sabah
bir mor ve ötesi şarkısı.
"hakikat neye yarar göz yalansa
bilsen hiç ağlar mıydın sonunda
duyar mı ki, anlar mı sorunca
koca bir an yansın mı karşımda.."
"hakikat neye yarar göz yalansa
bilsen hiç ağlar mıydın sonunda
duyar mı ki, anlar mı sorunca
koca bir an yansın mı karşımda.."
devamını gör...
yavrum ben cahilim beni dinleme demenin alternatif yolları
"benim zamanımda böyle değildi, ben böyle görmedim.." şeklinde başlayabilen cümleler olabilir.
devamını gör...
meslek hayatınızda karşılaştığınız çarpıcı olaylar
hepimiz farklı meslekler icra ediyoruz, farklı mesailer yapıyoruz, farklı hayatlar yaşıyoruz. bunca çeşitliliğin arasında hepimiz farklı olaylara şahit oluyoruz. bu olaylar kimi zaman sadece anlık bir duygu değişimine sebep olurken kimi zaman aylarca rüyalarımıza giriyor, kimi zaman da hayatımızın yönünü tamamen değiştiriyor.
bu başlığın çıkış noktası munchausen sendromu başlığında yaptığım tanıma ilaveten anlatmak istediğim, bizzat yaşadığım ve kendimce çarpıcı bulduğum birkaç olayı anlatmak istememdi. sonradan düşündüm de, neden diğer portakalseverler de kendi yaşadıkları çarpıcı meslek hikayelerini anlatmasınlar? umarım bu başlık, henüz meslek seçimi yapmamış/mesleği eline almamış genç portakalseverler için de nelerle karşılaşabileceklerini önceden görebildikleri hikayeleri barındırır.
ilk hikaye:
munchausen sendromu ile ilgili tek bilgim yıllar evvel dersin birinde bir hocamın kısaca bahsettiği kadardı. ve ben ilk gerçek munchausen vakasını gördüğümde bunun öyle üstünkörü anlatılıp geçilecek bir şey olmadığını farketmiştim.
20'li yaşların sonlarında bir adam gelmişti acil servise, kucağında yarı baygın karısı ile. ben henüz toy bir öğrenciyim, koşuşturmaca içinde duyuyorum bütün olanları. adam eve geldiğinde kadını defalarca kusmuş ve yarı baygın halde bulmuş, hemen kucaklayıp arabayla acile getirmiş.
acilde koşuşturmaca başladı, kadının zehirlendiğine kanaat getirildi, midesi yıkandı vs.
hocanın odasında birkaç asistan doktor, hemşire ve ben vardım, kadın hastanın tedavisi bitirilmiş henüz taburcu edilmemişti. hoca ile asistanların konuşmalarına kulak kabarttım:
asistan doktor 1: hocam bu kadını daha önce de bu şekilde acile getirdi adam. acaba kadına bir şey yapıyor olmasın bilerek?
hoca: hasta kayıt dökümüne baktınız mı?
asistan doktor 2: baktım hocam, son 3 ay içinde 4 defa giriş yapılmış.
hoca: şikayetler hep aynı mı?
asistan doktor 1: aynı sayılır, çok benzer: neredeyse hepsinde kusmuş ve yarı baygın getirilmiş.
asistan doktor 2: polise haber verelim mi hocam?
hoca: kadınla ve kocasıyla ayrı ayrı konuşayım bi, sonra bakarız.
aradan zaman geçti, arada ne oldu ne bitti takip edemedim, zira o aralar acile hasta yağıyordu adeta. fakat sonradan öğrendim tüm hikayeyi: kadın, kocası onunla yeteri kadar ilgilenemediği için (adamın işleri çok yoğunmuş o sıralar ve şehir dışına gidip geliyormuş sürekli) ilgisini çekmek istemiş, ilk başlarda hasta numarası yapmış fakat kocasından yeteri kadar ilgiyi görememiş yine. ardından ilaçlar içmeye başlamış, bu da yetmeyince temizleyici kimyasallar içmeye başlamış. bu son gelişinde de kadının 1-1buçuk litre çamaşır suyu içtiğini farketmişler, sırf kocasının ilgisini çekebilmek için..
ilk karşılaştığım munchausen sendromu bu olsa da maalesef zaman içinde çok daha kötülerini gördüm. belki onları da başka zaman eklerim buraya.
bu başlığın çıkış noktası munchausen sendromu başlığında yaptığım tanıma ilaveten anlatmak istediğim, bizzat yaşadığım ve kendimce çarpıcı bulduğum birkaç olayı anlatmak istememdi. sonradan düşündüm de, neden diğer portakalseverler de kendi yaşadıkları çarpıcı meslek hikayelerini anlatmasınlar? umarım bu başlık, henüz meslek seçimi yapmamış/mesleği eline almamış genç portakalseverler için de nelerle karşılaşabileceklerini önceden görebildikleri hikayeleri barındırır.
ilk hikaye:
munchausen sendromu ile ilgili tek bilgim yıllar evvel dersin birinde bir hocamın kısaca bahsettiği kadardı. ve ben ilk gerçek munchausen vakasını gördüğümde bunun öyle üstünkörü anlatılıp geçilecek bir şey olmadığını farketmiştim.
20'li yaşların sonlarında bir adam gelmişti acil servise, kucağında yarı baygın karısı ile. ben henüz toy bir öğrenciyim, koşuşturmaca içinde duyuyorum bütün olanları. adam eve geldiğinde kadını defalarca kusmuş ve yarı baygın halde bulmuş, hemen kucaklayıp arabayla acile getirmiş.
acilde koşuşturmaca başladı, kadının zehirlendiğine kanaat getirildi, midesi yıkandı vs.
hocanın odasında birkaç asistan doktor, hemşire ve ben vardım, kadın hastanın tedavisi bitirilmiş henüz taburcu edilmemişti. hoca ile asistanların konuşmalarına kulak kabarttım:
asistan doktor 1: hocam bu kadını daha önce de bu şekilde acile getirdi adam. acaba kadına bir şey yapıyor olmasın bilerek?
hoca: hasta kayıt dökümüne baktınız mı?
asistan doktor 2: baktım hocam, son 3 ay içinde 4 defa giriş yapılmış.
hoca: şikayetler hep aynı mı?
asistan doktor 1: aynı sayılır, çok benzer: neredeyse hepsinde kusmuş ve yarı baygın getirilmiş.
asistan doktor 2: polise haber verelim mi hocam?
hoca: kadınla ve kocasıyla ayrı ayrı konuşayım bi, sonra bakarız.
aradan zaman geçti, arada ne oldu ne bitti takip edemedim, zira o aralar acile hasta yağıyordu adeta. fakat sonradan öğrendim tüm hikayeyi: kadın, kocası onunla yeteri kadar ilgilenemediği için (adamın işleri çok yoğunmuş o sıralar ve şehir dışına gidip geliyormuş sürekli) ilgisini çekmek istemiş, ilk başlarda hasta numarası yapmış fakat kocasından yeteri kadar ilgiyi görememiş yine. ardından ilaçlar içmeye başlamış, bu da yetmeyince temizleyici kimyasallar içmeye başlamış. bu son gelişinde de kadının 1-1buçuk litre çamaşır suyu içtiğini farketmişler, sırf kocasının ilgisini çekebilmek için..
ilk karşılaştığım munchausen sendromu bu olsa da maalesef zaman içinde çok daha kötülerini gördüm. belki onları da başka zaman eklerim buraya.
devamını gör...
cevapsız arama
bilinmeyen numaradan geldiğinde gizem yaratan aramadır.
devamını gör...
heyecandan uyuyamamadığın sınava ruh gibi gitmek
26 haziran 2021
saat: 03.06
sabah kariyerimi belirleyecek olan sınavın ilk oturumuna gireceğim ama heyecan yaptığım için uyuyamıyorum
öyle kötü, öyle bela bir durum ki... allah düşmanımın başına vermesin.
saat: 03.06
sabah kariyerimi belirleyecek olan sınavın ilk oturumuna gireceğim ama heyecan yaptığım için uyuyamıyorum
öyle kötü, öyle bela bir durum ki... allah düşmanımın başına vermesin.
devamını gör...
mustafa kemal'in dayıları ve amcaları
(bkz: sözlükte uçurulmak)
devamını gör...
sadettin erbil
16 kasım 1997'de 72 yaşında vefat eden tiyatro ve seslendirme sanatçısı. mehmet ali erbil'in babası.
yeşilçam'da sesini duymadığımız film pek azdır. bu filmlerde başrolden ziyade, kötü adamları veya başrolün sağ kolunu konuşurdu. özellikle kötü adamları çokça seslendirmiştir. mesela erol taş kahkahası olarak bilinen ünlü "zuhahahahahahahaaa" kendisine aittir. kazım kartal, bilal inci, hayati hamzaoğlu, !! geçersiz url !!, turgut özatay diğer ses verdiği belli başlı kötü adamlardır.
ayrıca televizyon filmlerinde de konuşmuşluğu vardır. örneğin iyi kötü ve çirkin'in trt dublajında küçücük bir rolde (melekgöz'ün kamptaki yardımcısı) sesini duyarız.
yeşilçam'da sesini duymadığımız film pek azdır. bu filmlerde başrolden ziyade, kötü adamları veya başrolün sağ kolunu konuşurdu. özellikle kötü adamları çokça seslendirmiştir. mesela erol taş kahkahası olarak bilinen ünlü "zuhahahahahahahaaa" kendisine aittir. kazım kartal, bilal inci, hayati hamzaoğlu, !! geçersiz url !!, turgut özatay diğer ses verdiği belli başlı kötü adamlardır.
ayrıca televizyon filmlerinde de konuşmuşluğu vardır. örneğin iyi kötü ve çirkin'in trt dublajında küçücük bir rolde (melekgöz'ün kamptaki yardımcısı) sesini duyarız.
devamını gör...
yazarların gördüğü son absürt düş
biraz uzun bir yazı olacak, çünkü çok katmanlı bir rüyaydı. okuyacaklar için şimdiden özür dilerim...
ilkokul arkadaşlarımla beraber 6. sınıfa tekrar başlıyorum. yanımda olan arkadaşlarım da durumun farkında, hepimiz aslında rüyada olduğumuzun farkındayız. dikkat ederseniz hepimiz diyorum, çünkü arkadaşlarımın gerçekten orada olduğunu sanıyorum. aslında bir rüya şirketinin deneyinin parçası olduğumuzu düşünüyoruz.
başlarda her şey güzel gidiyor, ortama ayak uyduruyoruz. okulda normal davranıyoruz, normal tarih akışını bozmamaya çalışıyoruz. fakat bir gün tarihin akışını yanlışlıkla değiştirdiğimizi fark ediyoruz ufak bir hareketle. bu noktadan sonra işler biraz sarpa sarıyor ve etrafta anomaliler oluşmaya başlıyor. bir gün 23 nisan törenini kutlarken rüyada olduklarını bilen diğer arkadaşlarımla konuyu tartışıyoruz ve rüyadan artık ayrılmak istediğimize karar veriyoruz. biz konuşmayı yaparken bir anda etrafta herkesin bizi dinlediğini fark ediyoruz, tüm tören durmuş, öğrenciler ve öğretmenler garip bakışlarla bizleri izliyor. hemen normal davranmaya başlıyoruz ve ortalık normale dönüyor. bir yandan da plan yapıyoruz ve törenin en gürültülü anında okuldan kaçıyoruz. okuldaki yüzlerce öğrenci ve öğretmen peşimizden koşuyor bizi yakalamak için. arkadaşlarımın tek tek yakalandığını görüyorum. ben tek başıma okuldan uzaklaşmayı başarıyorum ve derin bir nefes alıyorum.
tam o anda kollarımdan sıkıca tutuluyorum, meğer sokaktaki insanlar da peşimden gelmişler. beni zor kullanan polisler gibi yere yatırıyorlar ve o esnada yanıma üniformalı sarışın bir hanımefendi yaklaşıyor. "rüya sınırlarını ihlal ettiniz. zor kullanmaya mecburduk." diyor. ben arkadaşlarımı soruyorum hemen. kadın onların hiç varolmadığını ve hepsinin "arttırılmış rüya gerçekliği yansıması" olduğunu söylüyor. ben başlangıçta inanmayı reddediyorum fakat kafamı arkadaşlarımın olduğu tarafa çevirince onların birer birer yok olduğunu görüyorum.
"peki o zaman, ben de rüyadan ayrılmak istiyorum" diyorum. "şirketinizden bıktım" diye de ekliyorum.
kadın "hangi şirket?" diyor gülerek. gülüşünde benim bilmediğim bir şeyleri biliyor olduğu hazzı var. o an birdenbire farkına varıyorum, şirket aslında yok, hepsi benim rüyam ve benim uydurduğum gerçeklikler. kadın zihnimi okumuş gibi "bravo, sonunda başardınız" diyor. o an uyanıyorum.
uyandığımda annem sesleniyor. kanada'dan bir arkadaşım beni ziyarete gelmiş. onunla yemek için abur cubur dolu bir kase hazırlıyorum ve salona geçiyoruz. salonda atıştırmalıkları yerken arkadaşıma biraz önce gördüğüm garip rüyayı anlatıyorum, onun da çok ilgisini çekiyor. sonra birden aklıma bir soru takılıyor: "kanada'dan arkadaşım sadece beni ziyaret etmek için o kadar yolu niye tepsin?" anlıyorum ki yine rüyadayım, arkadaşıma çaktırmadan gofretimi yemeye devam ediyorum.
uyanıyorum. umarım bu sefer asıl gerçeklikteyimdir.
ilkokul arkadaşlarımla beraber 6. sınıfa tekrar başlıyorum. yanımda olan arkadaşlarım da durumun farkında, hepimiz aslında rüyada olduğumuzun farkındayız. dikkat ederseniz hepimiz diyorum, çünkü arkadaşlarımın gerçekten orada olduğunu sanıyorum. aslında bir rüya şirketinin deneyinin parçası olduğumuzu düşünüyoruz.
başlarda her şey güzel gidiyor, ortama ayak uyduruyoruz. okulda normal davranıyoruz, normal tarih akışını bozmamaya çalışıyoruz. fakat bir gün tarihin akışını yanlışlıkla değiştirdiğimizi fark ediyoruz ufak bir hareketle. bu noktadan sonra işler biraz sarpa sarıyor ve etrafta anomaliler oluşmaya başlıyor. bir gün 23 nisan törenini kutlarken rüyada olduklarını bilen diğer arkadaşlarımla konuyu tartışıyoruz ve rüyadan artık ayrılmak istediğimize karar veriyoruz. biz konuşmayı yaparken bir anda etrafta herkesin bizi dinlediğini fark ediyoruz, tüm tören durmuş, öğrenciler ve öğretmenler garip bakışlarla bizleri izliyor. hemen normal davranmaya başlıyoruz ve ortalık normale dönüyor. bir yandan da plan yapıyoruz ve törenin en gürültülü anında okuldan kaçıyoruz. okuldaki yüzlerce öğrenci ve öğretmen peşimizden koşuyor bizi yakalamak için. arkadaşlarımın tek tek yakalandığını görüyorum. ben tek başıma okuldan uzaklaşmayı başarıyorum ve derin bir nefes alıyorum.
tam o anda kollarımdan sıkıca tutuluyorum, meğer sokaktaki insanlar da peşimden gelmişler. beni zor kullanan polisler gibi yere yatırıyorlar ve o esnada yanıma üniformalı sarışın bir hanımefendi yaklaşıyor. "rüya sınırlarını ihlal ettiniz. zor kullanmaya mecburduk." diyor. ben arkadaşlarımı soruyorum hemen. kadın onların hiç varolmadığını ve hepsinin "arttırılmış rüya gerçekliği yansıması" olduğunu söylüyor. ben başlangıçta inanmayı reddediyorum fakat kafamı arkadaşlarımın olduğu tarafa çevirince onların birer birer yok olduğunu görüyorum.
"peki o zaman, ben de rüyadan ayrılmak istiyorum" diyorum. "şirketinizden bıktım" diye de ekliyorum.
kadın "hangi şirket?" diyor gülerek. gülüşünde benim bilmediğim bir şeyleri biliyor olduğu hazzı var. o an birdenbire farkına varıyorum, şirket aslında yok, hepsi benim rüyam ve benim uydurduğum gerçeklikler. kadın zihnimi okumuş gibi "bravo, sonunda başardınız" diyor. o an uyanıyorum.
uyandığımda annem sesleniyor. kanada'dan bir arkadaşım beni ziyarete gelmiş. onunla yemek için abur cubur dolu bir kase hazırlıyorum ve salona geçiyoruz. salonda atıştırmalıkları yerken arkadaşıma biraz önce gördüğüm garip rüyayı anlatıyorum, onun da çok ilgisini çekiyor. sonra birden aklıma bir soru takılıyor: "kanada'dan arkadaşım sadece beni ziyaret etmek için o kadar yolu niye tepsin?" anlıyorum ki yine rüyadayım, arkadaşıma çaktırmadan gofretimi yemeye devam ediyorum.
uyanıyorum. umarım bu sefer asıl gerçeklikteyimdir.
devamını gör...
#türkiyedinsizleşiyor
iktidara karşı yapılan her harekete dinsizlik demeyi acilen bırakmaları gerekiyor.
devamını gör...
ahmet kaya şarkılarında geçen mükemmel sözler
bir menekşe kokusunda
seni aramak var ya
bu hep böyle böyle gider mi *
seni aramak var ya
bu hep böyle böyle gider mi *
devamını gör...
bir bilen (yazar)
az önce sivas katliamı başlığına şu entry bırakmış ve sonrasında da topuklamış eski mod şimdinin yazarı olan şahıs. yargısız, yorumsuz entry'i şahsınıza bir gurur nişanesi olarak buraya iliştiriyorum.
edit 2: ss silindi. insanların hepten birbirine düşmesini istemiyorum. umarım düşüncelerinin ve savunduğu şeylerdeki yanlışların bir nebze farkına varmıştır.
normalde şu sözlükte kimseye sataştığım görülmemiştir, uzaktan uzaktan yargı dağıtmayı seviyorum ama entry'mi silerek faşitlik yapılınca gelip bir mahlasımızın hakkını verelim dedim. yine de kişisel bir münakaşaya dönüşmesini istemiyorum. yalnızca çarpık zihniyetinizin ürünü olan düşüncelerinizin sorumluluğunu alıp bir kesime karşı sarf edeceğiniz özür ya da ''yanlış anlaşıldım'' ifadesi yeterli olacaktı. bu durumda direkt silerdim entry'i ama artık mümkün görünmüyor. mod'lara da sesleniyorum girip eski entry'lerimi okuyun gerekirse eski türkçe ya da osmanlıca ufkunuzu arşı alaya çıkaracak şekilde de ifade ederim ne küfür ne kişiyle ilişkilendirilecek tek bir kelime barındırır, yaparım bunu ama uğraştırmayalım birbirimizi hiç. *
edit: herkes düşüncelerini ifade etmekte tabii ki özgür, bu düşünce bir suçu örtbas etmeye yönelikse eğer karşı argümanlar üretilmesine hazırlıklı olmalısınız. eğer insanlık suçunu haklamaya yönelik bir ifade barındırıyorsa cümleleriniz belki de ortada yanlış olan bir şeyler vardır değil mi? lütfen ölçüp biçelim insanlık paydasında buluşturalım inançlarımızı, düşüncelerimizi. yoksa kim neyi savunuyor ilgilenmiyorum inanın. önemli gördüğüm insanların yaşama hakkına müdahale edilemeyeceğidir. bunun mücadelesini her ortamda herkes için veriyorum emin olun.
edit 3: arkadaşlar lütfen daha fazla vurun kahpeye moduna girilmesin. kendisi şu an burada yok yazamıyor bile. savunduğu fikirler düşünce özgürlüğü kapsamında değil, aşırılık barındırıyor ve ciddi öfke uyandırıyor ancak burada bitirelim bu durumu. yeterince ifade ettik durumun yanlışlığını, kimseyi ikna etme gayretinde olmamıza gerek yok artık şu dönemde mümkün değil çünkü sabit düşünceleri değiştirmek. tek yapabileceğimiz bu düşüncenin ve tavrın asla onaylanmayacağını ve destek bulmayacağını göstermekti, bunu da anlamıştır diye inanmak istiyorum şahsi saflığımla. döndüğünde de muhattap alınmaz kimse tarafından, aynı tavrı sürdürürse de artık yönetimin duruma el atması gerektiği gayet açık. lütfen, rica ediyorum daha fazla huzursuz olmayalım bu şekilde hiçbirimiz. şahsen artık kendisinden, düşüncesinden olduğum kadar içinde bulunduğumuz bu halden de rahatsızlık duyuyorum. klavyelerimizi sessizce yere bırakalım...
edit 2: ss silindi. insanların hepten birbirine düşmesini istemiyorum. umarım düşüncelerinin ve savunduğu şeylerdeki yanlışların bir nebze farkına varmıştır.
normalde şu sözlükte kimseye sataştığım görülmemiştir, uzaktan uzaktan yargı dağıtmayı seviyorum ama entry'mi silerek faşitlik yapılınca gelip bir mahlasımızın hakkını verelim dedim. yine de kişisel bir münakaşaya dönüşmesini istemiyorum. yalnızca çarpık zihniyetinizin ürünü olan düşüncelerinizin sorumluluğunu alıp bir kesime karşı sarf edeceğiniz özür ya da ''yanlış anlaşıldım'' ifadesi yeterli olacaktı. bu durumda direkt silerdim entry'i ama artık mümkün görünmüyor. mod'lara da sesleniyorum girip eski entry'lerimi okuyun gerekirse eski türkçe ya da osmanlıca ufkunuzu arşı alaya çıkaracak şekilde de ifade ederim ne küfür ne kişiyle ilişkilendirilecek tek bir kelime barındırır, yaparım bunu ama uğraştırmayalım birbirimizi hiç. *
edit: herkes düşüncelerini ifade etmekte tabii ki özgür, bu düşünce bir suçu örtbas etmeye yönelikse eğer karşı argümanlar üretilmesine hazırlıklı olmalısınız. eğer insanlık suçunu haklamaya yönelik bir ifade barındırıyorsa cümleleriniz belki de ortada yanlış olan bir şeyler vardır değil mi? lütfen ölçüp biçelim insanlık paydasında buluşturalım inançlarımızı, düşüncelerimizi. yoksa kim neyi savunuyor ilgilenmiyorum inanın. önemli gördüğüm insanların yaşama hakkına müdahale edilemeyeceğidir. bunun mücadelesini her ortamda herkes için veriyorum emin olun.
edit 3: arkadaşlar lütfen daha fazla vurun kahpeye moduna girilmesin. kendisi şu an burada yok yazamıyor bile. savunduğu fikirler düşünce özgürlüğü kapsamında değil, aşırılık barındırıyor ve ciddi öfke uyandırıyor ancak burada bitirelim bu durumu. yeterince ifade ettik durumun yanlışlığını, kimseyi ikna etme gayretinde olmamıza gerek yok artık şu dönemde mümkün değil çünkü sabit düşünceleri değiştirmek. tek yapabileceğimiz bu düşüncenin ve tavrın asla onaylanmayacağını ve destek bulmayacağını göstermekti, bunu da anlamıştır diye inanmak istiyorum şahsi saflığımla. döndüğünde de muhattap alınmaz kimse tarafından, aynı tavrı sürdürürse de artık yönetimin duruma el atması gerektiği gayet açık. lütfen, rica ediyorum daha fazla huzursuz olmayalım bu şekilde hiçbirimiz. şahsen artık kendisinden, düşüncesinden olduğum kadar içinde bulunduğumuz bu halden de rahatsızlık duyuyorum. klavyelerimizi sessizce yere bırakalım...
devamını gör...
başak cengiz
1 aylik egitim icin ankara'dan istanbul'a gelme hatasinda bulunmus ve sokak ortasinda samuray kilici ile keyfi katledilmis(!) genc mimar bir hanim. -idi-
kapali bir hanim kiz.
sevgilisi de katletmedi, yabanci biri sirf cani istedigi icin yapti.
gayet efendi duran bir kadin tum fotograflarda.
bu kez ne bahane bulacaksiniz katletilmesini hakli cikaracak?
kaynak
kaitlin aciklamasi
gercekten bu olanlar seriat gelmesi icin planlanan adi bir oyun mu?
biz calismayalim, evden cikmayalim, cocuk dogurup kocamizin donlarini yikayalim diye bir oyun mu?
amaciniz ne?
anlamiyorum. biz kadinlari neden dunya uzerinden silmek girisimine girdiniz?
nasil ve ne hakla tum guvenligimizi elimizden aldiniz?
bunu nasil kendinize hak gordunuz?
her gun katledilen binlerce kadin var.
yarin bir gun belki beni de goreceksiniz o manstlerde.
ben oldugumu bile bilmeden.
okuyor, egitiliyor, calisiyor ve katlediliyoruz.
bu cografyada kadinlar yasamiyor...
yasayamiyor.
kapali bir hanim kiz.
sevgilisi de katletmedi, yabanci biri sirf cani istedigi icin yapti.
gayet efendi duran bir kadin tum fotograflarda.
bu kez ne bahane bulacaksiniz katletilmesini hakli cikaracak?
kaynak
kaitlin aciklamasi
gercekten bu olanlar seriat gelmesi icin planlanan adi bir oyun mu?
biz calismayalim, evden cikmayalim, cocuk dogurup kocamizin donlarini yikayalim diye bir oyun mu?
amaciniz ne?
anlamiyorum. biz kadinlari neden dunya uzerinden silmek girisimine girdiniz?
nasil ve ne hakla tum guvenligimizi elimizden aldiniz?
bunu nasil kendinize hak gordunuz?
her gun katledilen binlerce kadin var.
yarin bir gun belki beni de goreceksiniz o manstlerde.
ben oldugumu bile bilmeden.
okuyor, egitiliyor, calisiyor ve katlediliyoruz.
bu cografyada kadinlar yasamiyor...
yasayamiyor.
devamını gör...
içinde gitme kelimesi geçen şarkı
zeki müren-gitme sana muhtacım
devamını gör...
en sevilen kıraç şarkısı
çeşminaz.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
merhabalar sevgili portakallar!
bu akşamki tekrar yayınımızın konsepti yol şarkıları. eğer sizler de birbirinden güzel yol şarkıları ile harika bir yolculuğa çıkmak isterseniz saat 22.00'da sözlük radyosunda buluşalım.
o zaman gelsin gecenin yıldızları!
bu akşamki tekrar yayınımızın konsepti yol şarkıları. eğer sizler de birbirinden güzel yol şarkıları ile harika bir yolculuğa çıkmak isterseniz saat 22.00'da sözlük radyosunda buluşalım.
o zaman gelsin gecenin yıldızları!
devamını gör...
artı oylar gizli kalsın kampanyası
katılmadığım kampanya. kendi özgürlüğümüzü kendi ellerimizle kısıtlıyoruz. kimden neden çekingen davranıyoruz ki, oylama belli olsa ne olur, olmasa ne olur. tanımı beğeniyorsanız artılarsınız. zaten anonimsiniz bir kez daha anonim içinde anonim olmak, bilemiyorum. artıladğınız yazarla aynı fikirde olduğumuz anlamına gelmez. tanımı hoşunuza gitmiştir.
devamını gör...
çıplak uyumak
hiç yapmadığım eylem. kimseye de tavsiye etmem. fay hattı üzerinde yaşıyoruz. tedbirli olup, gecelik veya bir pijama takımı yahut tişört ve şortla uyumak en doğrusu.
devamını gör...
ankara'da oturulası semtler
yenimahalle.
beş yıldır ordayım. henüz sıkılmadım.
en sevdiğim yanı, istanbul yolu da dahil her yere yakın olması.
beş yıldır ordayım. henüz sıkılmadım.
en sevdiğim yanı, istanbul yolu da dahil her yere yakın olması.
devamını gör...
truva savaşı
efsanevi truva kenti* dardanelles'e hakim bir konumda olduğundan jeopolitik olarak oldukça değerliydi, özellikle de denizci bir millet olan yunanlar için. ancak olay böyle basit bir stratejik hamleden ibaret değil.
peleus ve thetis'in düğününe karmaşa tanrıçası veya daimon'u eris hariç tüm olympos ahalisi davet edilmişti. kendisinin davetli olmayan tek kişi olduğunu öğrenen eris ise düğünü basmış ve "en adil olanınıza" diyerek ortaya bir altın elma fırlarmıştır. olympos'un en güzel adili olduğunu düşünen hera, athena ve aphrodite elmayı kimin alacağını tartışırken, zeus ise hermes'e emir vererek bu üç tanrıçayı truva prensi paris'e götürmesini ve kararı onun vermesini emretmiştir. kendi halinde keçi güderken bu üç tanrıçayı karşısında gören paris ise karar vermekte zorlansa da, aphrodite'nin kendisine dünyanın en güzel kadını olan helene'yi vereceğini duyunca altın elma'yı ona vermiş ve ardından olaylar gelişmiştir.
rüşveti kabul etmesi neticesinde kendisine aşık olan sparta kralı menalaus'un eşi helene'yi kaçıran paris, rakibinin eline direkt olarak bir casus belli vermiştir. yunanların, yani akhaların bu pis harekete cevabı menalaus'un ağabeyi miken kralı agamemnon komutası altında tüm koloni ordularını toplayıp bin gemi ve elli bin hoplit ile truva kentini kuşatmak olmuştur.
savaşın başında zeus diğer tüm olymposlulara insanların işine karışmayı yasaklasa da, tanrı ve tanrıçalar böylesi bir tantanayı kaçırmak istemeyip zaman zaman bizzat savaş alanına inmişlerdir. apollo, artemis, ares ve aphrodite truvalıların yanında savaşırken; athena, hera, hephaistos ve poseidon akhaların tarafını tutmuşlardır. ilyada'yı okuyanlar sefere çıkmadan önce akhaların denizleri ve rüzgarları sakinleştirmesi için agamemnon'un kızı iphigeneia'yı poseidon'a kurban ettiğini, filmi izleyenler ise truva kıyılarına çıkan akhilles'in apollo heykelinin başını kırarak tanrının gazabını üstüne çektiğini hatırlayacaklardır.
olymposluların müdahalesi sonucu belki de kısa bir sürede bitebilecek olan kuşatma tam on yıl sürmüş, sevgilisi patroklos hektor tarafından öldürülünce akhilles savaştan çekilmiş ve sonra güç bela ikna edilerek geri dönmüş, truva prensi hektor'u düelloda öldürmüştür. bu düelloda athena akhilles'in, aphrodite ve apollo ise hektor'un yanında dövüşmüştür.
hektor ve aias* gibi iki tarafın da yenilemez kahramanlarını kaybettiği on yılın sonunda şehrin düşmeyeceğini anlayan akhalar tası tarağı toplayıp geri çekilecekken, tanrılar kurnaz odysseus'un aklına bir fikir sokar. akhalar devasa bir tahta at yapar, donanma truvalıların kutsal saydığı bu hayvanı athena'dan bir armağan olarak bırakıp geri çekilir. truvalıların tartışması sonucu atın şehre alınması kararı çıkar ve bu şehrin sonu olur. truvalılar kutlamalarda sarhoş olduktan sonra atın içine gizlenmiş olan akhalar kentin kapılarını açar ve geri dönen ordu kentin altını üstüne getirir. bu sırada savaştan önce savaşta öleceği kehanet edilen akhilles prens paris tarafından öldürülür. kentten sağ kaçabilenler ise truvalı aeneas önderliğinde ve poseidon'un kol kanat germesiyle çeşitli maceralar yaşadıktan sonra roma'ya yerleşip romalıların ataları olurlar. hatta büyük constantinus, yeni roma'yı kurmak istediğinde ilk olarak truva'ya gelir ve şehri inşa etmeye başlar, ancak tanrı rüyasında girerek şehri bizantion kentinde kurmasını söyler ve böylece nova roma constantinopolitana çanakkale değil istanbul olur.
düzeltme: özür dilerim, akhilles'in savaştan çekilme sebebi kölesi briseis'in agamemnon tarafından alınması, patroklos'un öldürülmesi ise tekrar savaşa dahil olma sebebi.
peleus ve thetis'in düğününe karmaşa tanrıçası veya daimon'u eris hariç tüm olympos ahalisi davet edilmişti. kendisinin davetli olmayan tek kişi olduğunu öğrenen eris ise düğünü basmış ve "en adil olanınıza" diyerek ortaya bir altın elma fırlarmıştır. olympos'un en güzel adili olduğunu düşünen hera, athena ve aphrodite elmayı kimin alacağını tartışırken, zeus ise hermes'e emir vererek bu üç tanrıçayı truva prensi paris'e götürmesini ve kararı onun vermesini emretmiştir. kendi halinde keçi güderken bu üç tanrıçayı karşısında gören paris ise karar vermekte zorlansa da, aphrodite'nin kendisine dünyanın en güzel kadını olan helene'yi vereceğini duyunca altın elma'yı ona vermiş ve ardından olaylar gelişmiştir.
rüşveti kabul etmesi neticesinde kendisine aşık olan sparta kralı menalaus'un eşi helene'yi kaçıran paris, rakibinin eline direkt olarak bir casus belli vermiştir. yunanların, yani akhaların bu pis harekete cevabı menalaus'un ağabeyi miken kralı agamemnon komutası altında tüm koloni ordularını toplayıp bin gemi ve elli bin hoplit ile truva kentini kuşatmak olmuştur.
savaşın başında zeus diğer tüm olymposlulara insanların işine karışmayı yasaklasa da, tanrı ve tanrıçalar böylesi bir tantanayı kaçırmak istemeyip zaman zaman bizzat savaş alanına inmişlerdir. apollo, artemis, ares ve aphrodite truvalıların yanında savaşırken; athena, hera, hephaistos ve poseidon akhaların tarafını tutmuşlardır. ilyada'yı okuyanlar sefere çıkmadan önce akhaların denizleri ve rüzgarları sakinleştirmesi için agamemnon'un kızı iphigeneia'yı poseidon'a kurban ettiğini, filmi izleyenler ise truva kıyılarına çıkan akhilles'in apollo heykelinin başını kırarak tanrının gazabını üstüne çektiğini hatırlayacaklardır.
olymposluların müdahalesi sonucu belki de kısa bir sürede bitebilecek olan kuşatma tam on yıl sürmüş, sevgilisi patroklos hektor tarafından öldürülünce akhilles savaştan çekilmiş ve sonra güç bela ikna edilerek geri dönmüş, truva prensi hektor'u düelloda öldürmüştür. bu düelloda athena akhilles'in, aphrodite ve apollo ise hektor'un yanında dövüşmüştür.
hektor ve aias* gibi iki tarafın da yenilemez kahramanlarını kaybettiği on yılın sonunda şehrin düşmeyeceğini anlayan akhalar tası tarağı toplayıp geri çekilecekken, tanrılar kurnaz odysseus'un aklına bir fikir sokar. akhalar devasa bir tahta at yapar, donanma truvalıların kutsal saydığı bu hayvanı athena'dan bir armağan olarak bırakıp geri çekilir. truvalıların tartışması sonucu atın şehre alınması kararı çıkar ve bu şehrin sonu olur. truvalılar kutlamalarda sarhoş olduktan sonra atın içine gizlenmiş olan akhalar kentin kapılarını açar ve geri dönen ordu kentin altını üstüne getirir. bu sırada savaştan önce savaşta öleceği kehanet edilen akhilles prens paris tarafından öldürülür. kentten sağ kaçabilenler ise truvalı aeneas önderliğinde ve poseidon'un kol kanat germesiyle çeşitli maceralar yaşadıktan sonra roma'ya yerleşip romalıların ataları olurlar. hatta büyük constantinus, yeni roma'yı kurmak istediğinde ilk olarak truva'ya gelir ve şehri inşa etmeye başlar, ancak tanrı rüyasında girerek şehri bizantion kentinde kurmasını söyler ve böylece nova roma constantinopolitana çanakkale değil istanbul olur.
düzeltme: özür dilerim, akhilles'in savaştan çekilme sebebi kölesi briseis'in agamemnon tarafından alınması, patroklos'un öldürülmesi ise tekrar savaşa dahil olma sebebi.
devamını gör...