kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yetiyor mu sahi?
bir tek kendimiz varız şu hayatta.
yahu bir tek ben varım neden sevmeyeyim canım kendimi?
bir iki hatam olmuş, bir iki sıkıntı çıkmış, bir iki memnun edemedim diye kendimi koca bir çizgi atar mı insan kendine?
her şeye tahammül gösteriyoruz.
merhamet ediyoruz, alttan alıyoruz da kendimizden neden esirgiyoruz bunu?

kabul et kendini!
önce bunla başla.
başkaları gibi olmak zorunda değilsin.
kimseyi memnun etmek zorunda değilsin.
birilerinin kalıbına uyamadık diye veyahut birilerinin kafana, bilinçaltına işlediği doğruyu* yakalayamadın diye nasıl kendine karşı durursun.
her neysen, kendine biçtiğin ve beğenmediğin rol her neyse kabul et.
değiştir, değiş, savaş vs demiyorum bak.
'kabul et' diyorum.
süper kahraman değiliz bazı şeyleri değiştiremeyiz ama bir şekilde süperiz. hiç mi elle tutulur bir yanın yok yahu?
ayrıca kendini sevmek için nedene ihtiyacın mı var?
şaka yapıyorsun.
bu kadar zor olmak zorunda mı gerçekten?
bu kadar zor olmak zorunda mısın kendine?

kendini kabul etmekle başla önce. devamı gelecek bak nasıl güzel seveceksin kendini. beynindeki o kalıplar yıkıldıkça, kendini kabul ettikçe kendini sevecek sen kendini kabul ettiğin sen kendini sevdiğin içinde insanlar tarafından nasıl kabul göreceksin!
parlayacaksın dostum.
akılları almayacak.
'bir insan kendini neden sever? 'i düşünecekler.
kendilerini sorgulayacaklar.
ve seni daha da çekici yapacak bu durum.
tabi beğenmeyenler de çıkacak ama umrumda olmayacak emin ol!
eleştirileceksin, yargılanacaksın, bir şekilde kalıba uydurulmaya çalışacaksın ama nafile maymun gözünü açtı.
bir süre sonra seni en çok eleştirenler bile seni kabul edecek.
seni en çok eleştirenler sendeki sırrı merak edecek.
sırrın mı?
'kendini sevmek'... *
devamını gör...

bildirim 3 gün sonra geliyor.
devamını gör...

hangi birimiz etkilenmedi hayalet avcıları’ndan ya da (bkz: tsubasa)’dan? kim her izlediğinde (bkz: road runner) kadar hızlı koşabileceğini düşünmedi? (bkz: ayı yogi)’ler-(bkz: scooby doo)’lar-(bkz: gerçek kötüler) olimpiyatlarda yarışırken kaçımız ekrana kitlenmedi? (bkz: casper)’dan neden hiç korkmadık yıllar boyunca? gördüğümüz tüm arabaları (bkz: çakmaktaş)’lardaki gibi ayaklarla hareket ediyor sanmadık mı gerçek bir arabaya binene kadar? ve (bkz: arı maya), (bkz: müfettiş gadget), (bkz: temel reis), (bkz: jetgiller), (bkz: atom karınca), (bkz: ninja kaplumbağalar), (bkz: pokemon), (bkz: tom ve jerry), (bkz: garfield) ,(bkz: speedy gonzales), (bkz: dufy duck), (bkz: bugs buny), (bkz: mickey mouse), (bkz: guffy), (bkz: richi rich),(bkz: varyemez amca), (bkz: tazmanya canavarı), (bkz: heman), (bkz: shera), (bkz: kaptan mağara adamı), (bkz: şirinler), (bkz: redkit) gibi çizginin efendileri’yle beraber rol almadık mı o çizgi filmlerde?

çizginin efendilerini okumaya başladan önce küçük bir uyarı; bu yazıyı okurken çocukluğunuza dönüp o zamanki ruh haline bürünmelisiniz aksi takdirde (bkz: tsubasa)’nın vurduğu topun nasıl elips şekline dönüştüğünü, (bkz: atom karınca)’nın büyük bir kayayı nasıl kaldırdığını ya da (bkz: pikachu)’nun o küçük poke topuna nasıl sığdığını anlayamazsınız!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

pardüseli adam; gadget amcamız pek bir teknolojikti o zamanlar. şapkasından çıkardığı pervaneyle rahatça uçabilirdi ve kollarıyla istediği yere uzanabilirdi. aynı zamanda gadget sakarlığının önüne geçememiştir hiçbir zaman ve biz mutfakta bir bardak kırdığımızda ya da okula gitmeden önce zorla yaptırılan kahvaltı esnalarında çatalımız yere düştüğünde annelerimizin azarına hiç aldırış etme gereği duymazdık. çünkü (bkz: müfettiş gadget) bile bizim kadar sakar olabilirdi her bölümde. gadget amca hakkında söylenecek pek fazla söz bulamazsınız çünkü o düşlerimizin müfettişidir ve çocukluğumuzda bizde bıraktığı tek etki; büyüyünce müfettiş olma isteğinden öte gitmemiştir. bir de ben nedense her zaman müfettiş gadget’in bir ortağı olmasını düşünmüşümdür onun gibi teknolojik olmasa da doğa üstü güçleri olan, örneğin ;
(bkz: casper).. dost canlısı, küçük yuvarlak kafalı,iri gözlü bir hayaletti bizim için. o insanları korkutmayı değil onlarla hep dost olmayı denedi çoğu kez. ancak 3 korkunç amcası bu isteğinin önüne geçti her macerada ve casper dostlarını çizgi filmde değil gerçek hayatta kazandı çünkü ekranda onu gördüğümüzde onun neler hissettiğini anlar ve ona dost olmak için kollarımızı açardık kendi dünyamızda. unutmadan; bizimle beraber beceriksiz küçük cadı arkadaşı wendy’de casper’ın her zaman yanında durmuştur. ve eminim çoğumuz bu ikilinin sevgili olmasını beklemiştir çoğu macerada ancak casper düşündüğümüz kadar çapkın olamamıştır hiçbir zaman.
çapkınlıktan bahsedince aklımıza bir çizginin efendisi daha gelir. önce japonya’nın sonra tüm dünyanın en iyi futbolcu adayı;
(bkz: tsubasa).. o da nedense yıllar boyunca hiçbir kız arkadaş olayına girememiş aksine her zaman kızların dediği 22 adam bir topun peşinde cümlesine destek vermiş gibi hissettirmiştir hemen hemen her kıza.. ancak erkeklerin her sabah okula gitmeden önce aklına gelen tek gerçekti tsubasa. amaç erken uyanıp tsubasa’yı izlemek ve okula gittiğinde tenefüs aralarında minyatür kale top koştururken ölüm vuruşu’nun nasıl yapıldığını unutmamaktı kendi adıma. belki siz de ikizlerin yaptığı vuruşu yapmak için çabalardınız sıra arkadaşınızla ama bütün denemelere rağmen hiçbir vuruştan sonra topun elips şeklini aldığını göremezdik. bu yüzden genelde bir arkadaşımız topun üstüne oturur top elips şeklini alana kadar yamultulur ve maça öyle devam edilirdi.işte tsubasa hayatımızda bu kadar değerli bir çizgiydi bizim için ve eminim çoğumuz okulda andımız okunurken yanındaki arkadaşıyla o bölüm hakkında kritik yapardı hakemin ofsatı vermemesi üzerine.fakat o zamanlar hiç birimiz tsubasa’nın ya da kaleci (bkz: wakabaychi)’nin havada dakikalarca nasıl kaldığını ve her futbolcunun nasıl metrelerce hatta kilometrelerce koştuğunu sorgulamaz aksine ateş alan toplar,buz kesilen çimler,kale direğine çıkan futbolcular çok daha fazla doğal gelirdi bize hakemin ofsaytı vermemesinden. ve en çok merak edilen tsubasa oozora’nın kariyerinin nasıl devam ettiğidir. çünkü o zamanlar hiç birimiz fazla takım bilmez,takip etmezdik. bizim için önemli olan her maçı kazanmalarıydı ama şuan bu satıra geldiğinizde aslında tsubasa’nın ne kadar yetenekli olduğunu farkedeceksiniz çünkü (bkz: tsubasa oozora) (bkz: barcelona)’ya transfer olmuştur ve çoğumuz da bunu sabah kahvaltılarının gazabından dolayı öğrenememişizdir. annelerimiz sağolsun! sağolsunlar çünkü kahvaltıyla kalmamış bir de bize ıspanak yedirmek için adeta (bkz: temel reis)’le işbirliği yapmışlar sanki o zamanlar..
eminim şuan sizde benle aynı fikirdesiniz! bu arada temel reis nereliydi? çocukluğumuzda temel reis bizim için belki trabzonlu, belki ordulu, belki rizeliydi çünkü adı temel’di ve bir gemi kaptanıydı. hasmı olan kabasakal ise muhtemelen karşı köydendi ve aralarında hep bir mesele vardı! bu mesele (bkz: kabasakal)’ın karşı köyden olması değil yalnızca bir kız meselesiydi. (bkz: safinaz).. ince uzun bacakları değişik bir saç modeliyle temel reis’in mi yoksa kabasakal’ın mı uzatmalı sevgilisiydi o zamanlar buna bir türlü akıl erdiremezdik çünkü bu ablamız bir o tarafta bir bu taraftaydı. ve temel reis, safinaz için her bölümde kabasakal’la karşılaşır ve ondan güçsüz olmasına rağmen her seferinde o maceradan zaferle yani safinaz’la ayrılırdı. temel reis kaybedeceği sırada ıspanak konservesini çıkarır zorlansa da kapağını açar, piposunun yanından ıspanağı midesine indirmeyi başarırdı ve o anda temel reis bizim için en güçlü çizgi film kahramanı oluverir, bu da bizim ıspanak yeme isteğimizi son hadde getirirdi çünkü hepimizin hayatında yenmesi gereken bir kabasakal vardı. ve yukarda da bahsettiğim gibi annelerimizin de işine gelen bu ıspanak olayı acı bir gerçektir çünkü şimdi anladık ki tadını beğenmediğimiz halde yenen o ıspanaklar maalesef bir yalandan ibaretmiş. hepimizi kandırdın temel reis, bilseydik o zamanlar kabasakal’ın yanında saf alırdık! ama güçlü olmamızı sağlayan tek şey ıspanak değildi çünkü birde hayatımızda (bkz: hayalet avcıları) vardı..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ellerindeki elektrikli süpürgeye benzer bir aletle hayalet yakalayan bu kahramanlar çocukluğumuzda bizim için çok önemli bir yere sahipti. onların sayesinde annemizin elinden kaptığımız elektrikli süpürgeyle evde farkında olmadan çoğu halıyı süpürmüşüzdür eminim. belki gerçekte bir hayalet yakalayamadık o zamanlar ama hayallerimizde çoğu korkutucu yaratığı o süpürgenin içine hapsederek güçlü olmayı başardık. tabi hal böle iken en önemli olan şey kötü hayaletleri yakalarken sevimli (bkz: casper)’ı da süpürgeye kaptırmamaktı. ve o zamanlar hayalet avcıları’nın teknolojik av aleti ilerisi için bir umuttu. ne kadar ilerisi mi ?
(bkz: jetgiller)i o zamanlar izlerken hepimizin aklında aynı düşünce vardı, hepimiz o düşünceyle hayaller kurardık en yakın arkadaşlarımızla; ‘oğlum 2021’e gelince bizde böyle uçan arabalara bineceğiz’ gibi diyaloglara girerdik. fakat bu güzel hayal şuan için baktığımızda hiçte gerçekleşmiş gibi durmuyor. jetgiller’i izlerken kendi adıma konuşmam gerekirse judy’i hayranlıkla izlerdim hatta ve hatta benim için önemli olan yalnızca judy’nin nasıl bir hayat sürdürdüğüydü. eminim sizin içinde böyle bir karakter vardır bu çizgi filmler arasında. her neyse beni bırakıp jetgiller’e geri dönecek olursak onlar bizim için içimizdeki bastırılmış hayallerin tümüydü. fakat hepimiz fark etmişizdir ki jetgiller hala bizden 50 yıl kadar ilerde bir teknolojiye sahipler ve bizim onları yakalamamız için ilk yapmamız gereken öncelikle jetgiller gibi giydiğimiz her giysinin yakalarının sivri olmasını sağlamaktır ya da cebimizde bir poke topu taşımaktır. (bkz: ash) ve (bkz: pikachu)’nun ayrılmaz bir ikili olduğu (bkz: pokemon) sanırım çocukken en etkilendiğimiz çizgidir. yüzlerce pokemon’un isimleri tek tek bilmemiz bunun gayet açık bir göstergesidir. ash, (bkz: brook) ve (bkz: misty)’nin maceralarını anlatan çizgi film hayatımıza birden bire girmiş ve bu olay en çok bakkal amcaların sinirine dokunmuştur. çünkü pokemon’un gelişiyle ve ülkemizde bu kadar tutuluşuyla birlikte artık bütün pokemon’ları cipslerin içinde bulabiliyorduk. nasıl mı bulabiliyorduk? hatırlamamanız mümkün değil çünkü sizde herkes gibi cips alırken içinde pokemon tasosu var mı yok mu diye bütün cipsleri parça pinçik etmişsinizdir ve dolu olan cipsi sonunda bulabilmişsinizdir. ve eğer zamanında sizde benim gibi ash-pikachu hayranlarının aksine bir (bkz: roket takımı) hayranıysanız cipslerin içinden en çok çıkmasını istediğiniz taso pokemonlar arasında konuşabilen tek pokemon olan miyaw’ın çıkması olmuştur. ayrıca pokemon’u izlerken neden hiçbir poker topunun içinden (bkz: taş devri)’ndeki gibi dinozorların çıkmadığını da sorarım sizlere.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(bkz: taş devri) demişken; (bkz: çakmaktaşlar) ve komşuları (bkz: molaztaşlar)’ın hikayesini anlatan bu çizgi film sanırım hepimizin favorileri arasındadır. aslında biraz türk kültürüne uyarlanabilseydi eminim herkes kendi komşuluk hikayesini izlemiş olurdu taş devrin’de. asla kavga etmeyen (bkz: vilma) ve (bkz: beti)’nin aksine (bkz: fred) ve (bkz: barni) bazen kavga ederler, uzun süre konuşmazlar hatta karıları vilma ve betty’nin de birbirleriyle görüşmelerini engellemeye çalışırlar ama en sonunda karıları onları barıştırır. vilma ve betty yakın arkadaştır, kocalarının onları ihmal etmeleri durumunda ittifaka geçer ve istediklerini yaptırırlar. ev eşyaları da çok ilginçtir; lavabodaki çeşme yerine filin hortumu kullanılır, çöp tenekesi yerine pelikanın gagası, süpürge yerine karıncayiyen kullanılır. ve (bkz: dino) .. bu sevimli dinozor evcilleştirilmiş sadık bir varlıktır ve fred eve geldiğinde dino’nun yüzünü yalamasından kurtulamamıştır. bu iki ailenin çocukları (bkz: bambam) ve (bkz: çakıl)’da geleneği bozmayıp anne ve babaları gibi iyi anlaşmayı sürdürmüşlerdir. bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim; çakmaktaşlar’ın kızı çakıl büyüyünce pek bir süzülmüş, güzelleşmiştir çocukluk aşklarım arasına girmiştir ve eminim bambam da kızlar için o zamanın en yakışıklı çizgi film kahramanlarından biri olmayı başarmıştır. hazır konu yakışıklı ve güzel karakterlerden açıldı o zaman insan olmadığı halde karizmatik olan bu 4 isme dikkat!
(bkz: leonardo), (bkz: raphael), (bkz: michelangelo), (bkz: donatello).. eminim bu çizgi filmle ilgili kafamızda bir soru işareti vardır hala. liderleri kimdi bu kaplumbağacıkların? bana göre donatello’ydu, size göre leonardo olabilir tabi. ama gerçek liderleri, ustaları aslında bir fare olan (bkz: usta splinter)’dı ve işinde de gayet başarılıydı. foseptik çukurunda ama harika bir mekanda yaşayan kahramanlarımızın her çeşit düşmanı vardı ama en önemli düşmanları (bkz: shreder) ve beyin’di. kahrolası pisliklerden nasılda nefret ederdik öyle değil mi? hatta bazen abartır gözümüze (bkz: ninja kaplumbağala)r gibi her hangi bir renkten bandaj takıp savaşa dahil olurduk kanepelerin üstünde, masaların altında shreder ve beyin’i halt etmek için.. ama bazen de romantik anlar yaşardık ekranda sarı tulumuyla kanal muhabiri april o-neill’ı görünce. hatta çok sevdiğimiz ninja kaplumbağalardan bile kıskanırdık bu sarı tulumlu fıstığı..ve onu görünce aklımıza ilk gelen şey acaba o sarı tulumu muydu yine sorarım size?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yazıyı burada sonlandırırken (bkz: çizginin efendileri)’nin bu kadar az olmadığını aklınızdan geçireceğinizi biliyorum ancak hepsi aynı yazı altında toplanacak kadar basit değiller; bunu kendi ağızlarında duyduğuma emin olabilirsiniz. şimdilik bu ilk çizginin efendileri’yle hatırlayacağız çocukluğumuzu.. ama en kısa zamanda diğer kahramanlarla kaldığımız yerden devam edeceğiz. hep şunu söylemişimdir yıllarca kendi kendime;’psikologların hastalarının çocukluğuna inmek için o kadarda uğraş vermelerine gerek yok, izletsinler bir çizgi film ve anında çocukluğuna iniversinler dilediklerinin..’ ve bu düşüncemi bu yazıda pekiştirdiğim için mutluyum çünkü unutmayın aslında hepimiz birer hastayız! şimdi açın (bkz: çizginin efendileri)’nden herhangi birini,izlemeye koyulun..
devamını gör...

son istek

şiire, aşka ve ölüme inanıyorum, diyor,
işte bu yüzden ölümsüzlüğe de inanıyorum.
bir dize yazıyorum, dünyayı yazıyorum; ben varım; dünya
var.
bir ırmak akıyor serçe parmağının ucundan.
yedi kere bu ırmak gökyüzünün mavisi. yeniden
ilk gerçek oluyor bu arılık, bu benim son dileğim.

yannis ritsos


bu şiir ritsos'un kendisidir kanımca. ne bir eksik ne bir fazla.
devamını gör...

hayatın bize sunduğu güzelliklerden biri olan denizin yokluğunda yaşamanın zor olduğunu bilen insandır. bunlardan biri de benim.
devamını gör...

büyük büyük dedem 1860 yılında fatsanın köyünde doğmuş aradan 160 sene geçmiş hala aynı köyde yaşıyoruz ben böyle vizyonsuzluk görmedim ulan bir kıçınızı kaldırın köyünüzden çıkın be.
devamını gör...

kısaca "fsek" olarak geçen, 1951 yılında kabul edilmiş kanun.

kapsam olarak fikir, sanat ile ilgili; bilişim, bilim, müzik, edebiyat, sinema, güzel sanatlar gibi her konuyu barındırıp, güvence altına almıştır.

kaynak
devamını gör...

kendi kayıplarıdır.
devamını gör...

"yaşamak nadir rastlanılan bir olaydır çoğu insan yalnızca var olur."
(bkz: oscar wilde).
devamını gör...

ithaka yolculuğun kendisidir kanımca, uzun, sevinçli, korkusuz ve en sonunda bilgeleşerek varacağı kendi'dir insanın.


ithaka’ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
ne lestrigonlardan kork,
ne kikloplardan, ne de öfkeli poseidon’dan.
bunların hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
ne lestrigonlara rastlarsın,
ne kikloplara, ne azgın poseidon’a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.
dile ki uzun sürsün yolun.
nice yaz sabahları olsun,
eşsiz bir mutluluk ve sevinç içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
durup fenike’nin çarşılarında,
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar
ve her türlü baş döndürücü kokular;
bu baş döndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerden.

hiç aklından çıkarma ithaka’yı.
oraya varmak senin başlıca yazgın.

ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
ithaka’nın sana zenginlik vermesini ummadan.
sana bu güzel yolculuğu verdi ithaka.
o olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.

ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.

onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
ithakaların.

konstantin kavafis

(ithaka, iyon denizi’nde bir adadır)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: survivor)
devamını gör...

8 mart dünya emekçi kadınlar günü sebebiyle özellikle böyle bir yazı yazmaya karar verdim. kadın cinayetlerini durdurmanın en kesin yöntemi şüphesizdir ki iyi bir eğitim ile mümkündür.
bu sebeple öncelikle çocukların yetiştirilme süreçlerinde en sık yapılan hatalar ve o hataların yerlerini almasını gereken doğru davranışlara yer vereceğim. anlayacağınız pek kısa bir yazı olmayacak.
hazırsanız kemerleri bağlayın.

öncelikle bir çocuk yapma kararı verilirken bu kararı bencil üreme içgüdülerimiz yerine çocuğun varlığını ve konfor alanını düşünerek vermek gerekiyor. özellikle geri kalmış toplumlarda çocuk neslin devamlılığı gibi sorumlulukları yüklenerek dünya getirildiği için bir takım cinsiyete dayalı rolleri yaşamaya mecbur bırakılıyor. özellikle erkek çocuklar neslin devamlılığını temsil ettiği için bir çok toplumda hala kız bebekler cahiliye devrindeki gibi gömülmesede hala öldürülüyor. daha önceki açtığım gelin yakma başlığından okuyacağınız gibi ilerleyen zamanlar kız çocuğu evlendiğinde çeyiz ödemelerini yapmak için toprak sahiplerinin, topraklarının bir kısmını damadın ailesine vermesi ise kız bebek cinayetlerinin sebeplerinden birini oluşturuyor aynı zamanda ilkel toplumlarda kız çocuklarının tarla vb. ağır işlerde çalışmaya uygun fizyolojik yapıda olmaması ise bir başka sebebi oluşturuyor.

doğmamış çocuğa don biçmediğimiz gibi doğmamış çocuğa toplumsal roller biçmemek gerekiyor. toplumun meşru gördüğü gereklilikleri yerine getirmesi önkoşulu ile çocuk dünyaya getirilmesi ve bu koşulların karşılanmadığı durumlarda çocukların öldürülmesi yada işkenceye maruz kalması bugün tüm toplumlarda ileri zamanlarda görünecek şiddetinde temellerini oluşturmuş oluyor. bu sebeple öncelikle çocukları dünyaya getirirken ona bir takım sorumluluklar yüklememek önem arz ediyor.

bugün türkiye'nin yine en çok doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinde çok fazla çocuk sahibi olunmasının temel sebeplerinden biriside elbette yalnızca geri kalmışlıkla açıklanamaz. temel sebeplerden birkaçı şu şekilde; sosyo ekonomik düzeyin düşük olmasına bağlı olarak ekonomik kazanç sağlaması beklentisi, (özellikle sigorta siteminin olmadığı geri kalmış ülkelerde çocuk oranlarının ne kadar yüksek olduğu istatistikler ile sabittir.) töreler gereğince erkek çocuğun neslinin devamlılığını sağlamakla mükellef tutulması ve elbette korunma yöntemi için gerekli ürünlere ulaşımın zor ve görece pahalı olması.

yukarıdaki paragrafta bahsettiğim üzere burada devlet başa demek gerekiyor. cinsiyet faktörünün bu kadar önemli olmasının olmasının temel sebeplerinden biri olan ekonomik seviye astronomik seviyelere ulaşmasada herkesin hayatını insani derece sürdürebilmesine olanarak tanıyacak ölçüde iyi olmalıdır. gelişmiş ülkelerdeki cinsiyetler arası ayrımın bu kadar belirgin olmamasının sebeplerinden biriside elbette ekonomiye bağlı olarak bir cinsel kimliğin diğerine oranla görece daha iyi kazanmasına muhtaç olmamasından kaynaklıdır.

yaklaşık 4 paragraf kadar çocuklara yüklenen toplumsal sorumlulukların yarattığı cinsiyetler arası uçurumdan ve sebep olabileceklerinden bahsettiğim için artık herhangi bir sorumluluk yüklemeden çocuk sahibi olduğumuzu varsayarak çocugun gelişimi süresinde bu uçurumu derinleşmesine yada oluşmasına sebep olacak hatalı anne-baba tutumlarından bahsetmek isterim biraz.
çocuğun cinsiyeti öğrenildiği andan itibaren cinsiyeti için biçilmiş renklere yada motiflere göre seçilmiş kıyafetler ve oyuncaklar ile odasının doldurulması ilerleyen vakitlerde kendisi için öğrenilmiş çaresizlik durumuna sebep olabileceği göz ardı edilmemelidir. erkeklerde pembe don giyebilir, bebeklerle oynayabilir, evcilik takımları olabilir aynı şekilde kız çocuklarda mavi gömlek giyebilir, arabalarını çarpıştırabilir veya misketler ile oynayabilir. çocuklara daha tövbe bismillah demeden dayattığımız bu kısıtlı çevresel uyaran içerisinde elbette kendini diğer cinsiyet ile keskin sınırlar ile ayıracaktır ve özellikle ilerleyen dönemlerde bu aralarında aşağılamak için yeterli sebeplere dönüşecektir. tüm bunların dışında hayatı oyun yoluyla öğrenen çocuklar için kendilerini önceden belirlenmiş bir takım rolleri oynamaya mecbur bırakmak hakkaniyetsizliktir. daha sonraları deneyimleme fırsatı verilmediği becerilerden ötürü aşağılanarak onurunun zedelenmesi ise işten bile olmayan gerçeklerden yalnızca birisidir. araba süremiyor diye kızlara ebleh ebleh gülünmesi ile mutfakta çorbasını ısıtamıyor diye erkeklere anakuzusu gibi aşağılamalar yapılması farklı durumlar değildir. burada her iki cinsiyette çatışmaya sürüklenen bir sürece itilmiş oluyor. çocuklarınıza tercih şansı vermek onları yapılan işlerin diğerinden mühim yada değersiz olmadığı fikri ile yetiştirmek ileri süreçlerde birbirlerine uygulayabilecekleri potansiyel şiddetin önlenmesi noktasında ciddi bir husustur.


bir diğer önemli husus ise özellikle türk aile geleneklerinde yukarıda bahsettiğim üzere erkek çocuğunun neslin devamlılığı için yüklenen sorumluluğun altında ezilmesidir. detaylı açıklamak gerekirse; kız olduğu için bacaklarını açarak oturamayan çocuk karşısında, pipisi olduğu için evin içinde çıplak gezme özgürlüğü olan erkek çocuğun ezilmesi durumudur. erkek çocuğun bilinç altına daha değerli olduğu fikri gizliden gizliye yerleştirilir. ilerleyen vakitlerde elbette o kız çocuğu, erkek çocuğunun elinin kiri olacaktır. tüm bu değeri fiziksel varlığından beri geldiği algısı ile büyüyen çocuğun ilerleyen vakitlerde karakter gelişimi üzerine pek birleyler yapmasına gerke kalmayacaktır zira onun varlığı başlı başına bir değerdir. şiddet uygulayabilir çünkü elinin kiridir, öldürebilir çünkü namus onundur. burada yetişkine düşen vazife çocuğa doğduğu andan itibaren cinsiyetine dayalı iltifatlar ve güzellemeler yapmamasıdır. aksı durumda da aynısı geçerlidir. kız çocuklarının piremsesler gibi yetiştirilmesi sonucunda gelecek hayatta elbette piremsesler gibi yaşatılması için birtakım insan hakları ihlallerini sineye çekmesi gerekecektir. çünkü piremses hayatı ancak böyle mümkündür. çocuklarımıza bu noktada beslenecekleri yerleri doğru seçmeleri için rehberlik edilmesi şarttır.

ailenin hazırlık ve yetiştirme süreçleri ne kadar kusursuz olsada elbette çocuğu cam fanusta büyütmek mümkün değildir. bu sebeple gireceği sosyal ortamların özellikle okulların bu konuda önceden hazırlanmış programlar dahilinde karakter gelişimini destekleyici niteliklte eğitimler vermesi son derece önemlidir. öğretmenlere ise burada çok fazla rol düşmektedir. futbol takımları seçmelerine kızları almamak gibi yada kütüphanecilik kolunun yalnızca kızlar tarafından tercih edilebileceği gibi söylemler ile bu cinsiyetçi toplum geleneğinin sürdürülmesine destek olmamalılardır. aksine kız çocuklarını futbol seçmelerine hazırlanması konusunda yüreklendirmek yada erkek çocuklarında balet olabileceği gibi motivasyon konuşmaları uzun vadede cinsiyet eşitsizliği noktasında fark yaratacaktır.

yine meslek seçimlerinde çocukları toplumun belirlediği rollere göre değil kendi yetenek ve ilgilerine göre tercih etmelerini konusunda yüreklendirmek gerekmektedir uzun vadede bu çalışmalar netice gösterecektir ve kadın otobüs şöförlerine gülünmeyecek yahut kadın doktorlar, erkek doktoralara göre daha fazla mobbinge maruz kalmayacaktır.

şiddet hayatımızın heryerinde ve bizlerin elinden malesef anlatmak dışında gelen pek birşey yok, bende bugün nacizane elimden geldiğince toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddetin önlenmesinin çocuk gelişimi ile ilişkisi ifade eden bir yazı yazmış olmak istedim.

anıtsayaça yeni isimlerin eklenmediği günlerde buluşmak dileği ile.

dipnot: gözünüzü kanatan imla hataları ivedilikle düzeltilecektir.

edit: kadın cinayetlerinin önlenmesinin kısa ve uzun vadeli çözümleri arasında eğitim sisteminin önemi içerikli yazımıda 8 marta içerisinde yetiştirmeye çalışıyorum. takipte kalınız.
devamını gör...

melih bulu'nun o kadar haberi yokmuş ki ınstagram hesabından böyle bir story atıp sonra silmek zorunda kalmış. zavallı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cahilce bir sözdür. müslüman değilim ancak başkasının dini veya siyasi görüşüne saygısızlık etmek her şekilde aşağılık bir davranıştır. eğer seni rahatsız eden veya kurallara aykırı bir davranışı yoksa karışamazsın. bir insanın başındaki kumaş parçasının başkasını ilgilendirdiğini sanmıyorum.
devamını gör...

beni hemşerisi sanan yazar.
devamını gör...

doğduğum mevsimi ne kadar sevmediğimi iyice beynime kodlamışım ki başlığı direkt "sevmemesi" olarak okumama neden olan durumdur.
devamını gör...

star wars gecesindeyiz. darth vader abi de bizlere eşlik ediyor.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim