sia
kendisini kliplerinde pek göstermeyen şarkıcı. (bkz: cheap thrills(şarkı)) isimli şarkısıyla tanıdığım sanatçıdır. kliplerinde çoğunlukla dansçısı (bkz: maddie ziegler) rol almaktadır.
devamını gör...
enigma makinesi
sistemin şifrelerini çözerek savaşın akışını değiştiren kişi alan turing’dir.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
“birinin başkası için değişimini beklemek, bu yüzden gitmek, sevdiğini özgürleştirmektir bazen."
hakan mengüç- hiçbir karşılaşma tesadüf değildir
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
bisikletin frenini kullanmak yerine ayakkabımızı arka lastiğe sürttürerek durdurmak.
devamını gör...
yerine sevemem
tribünde söylemesi insanı mahveden bestedir şarkıdır.
bu beste girildiği zaman tüyler diken diken olur.
bu beste girildiği zaman tüyler diken diken olur.
devamını gör...
kadınları çekici yapan detaylar
hanımefendi ve nahif çizgisini konuşması ve davranışları ile gösteren kadınlar ruhu asil insanlardır.
devamını gör...
jonbenét ramsey
26 aralık 1996'da evinin bodrumunda ölü bulunan 6 yaşındaki amerikalı çocuk güzellik kraliçesi.
25 aralık 1996 akşamı ailecek bir akşam yemeğinden dönerlerken jonbenét arabada uyuyakalıyor. eve varınca da anne babası onu yatağına yatırıyorlar kendileri de gidip yatıyorlar.
26 aralık sabahı jonbenét'i yatağında bulamıyorlar. anne(patsy ramsey) büyük bir telaşla 911'i arayıp kızının kayıp olduğunu haber veriyor. 911'le yapılan telefon konuşmasına buradan ulaşabilirsiniz. telefon konuşması daha sonra ayrıntılı incelendiğinde son 6 saniyede annenin babaya (john ramsey) dönüp "tamam, polisi aradık. şimdi napıyoruz?" dediği duyuluyor.
polis geliyor evin etrafını arıyor. babaya ise evin içini araması söyleniyor. baba bodrumda jonbenét'in cesedini buluyor. ağzında bir bant, elleri bileklerinden başının arkasına bağlanmış ve boynuna sıkıca bir ip bağlanmış şekilde. çocuğu ağzındaki bandı çıkardıktan sonra kucağına alıp yukarı çıkarıyor. tabi bu da olay yerindeki bazı kanıtların bozulmasına neden oluyor.
polis 2,5 sayfalık bir kaçırılma notu buluyor. notta fidye isteniyor. notun yazıldığı kağıdın patsy ramsey'nin defterinden alındığı, kullanılan kalemin patsy ramsey'nin olduğu ve nottaki el yazısının patsy ramsey'nin el yazısına çok benzediği ortaya çıkıyor.
otopside jonbenét'in iç çamaşırında bir erkek dna'sı bulunuyor ama bunu kimseyle eşleştiremiyorlar. iç çamaşırında kendi kanı da bulunuyor fakat cinsel saldırıya uğradığına ilişkin bir onay çıkmıyor. aile polisle bir görüşme yapmayı reddediyor. kızlarının ölümünden sonra 3 hafta hiçbir şekilde polisle görüşmüyorlar. tv programlarına çıkıp kızlarının ölümü hakkında konuşuyorlar. bir yıl sonrasına kadar da polisin jonbenét'in kıyafetleri üzerinde inceleme yapmasına izin vermiyorlar. ilerleyen yıllarda jonbenét'i öldürdüğünü iddia eden bazı kişiler ortaya çıksa da bu itirafların doğru olmadığı ortaya çıkıyor. jonbenét'in katilinin kim olduğu hâlâ bilinmiyor.
bu entryde aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır.
buradan
buradan
25 aralık 1996 akşamı ailecek bir akşam yemeğinden dönerlerken jonbenét arabada uyuyakalıyor. eve varınca da anne babası onu yatağına yatırıyorlar kendileri de gidip yatıyorlar.
26 aralık sabahı jonbenét'i yatağında bulamıyorlar. anne(patsy ramsey) büyük bir telaşla 911'i arayıp kızının kayıp olduğunu haber veriyor. 911'le yapılan telefon konuşmasına buradan ulaşabilirsiniz. telefon konuşması daha sonra ayrıntılı incelendiğinde son 6 saniyede annenin babaya (john ramsey) dönüp "tamam, polisi aradık. şimdi napıyoruz?" dediği duyuluyor.
polis geliyor evin etrafını arıyor. babaya ise evin içini araması söyleniyor. baba bodrumda jonbenét'in cesedini buluyor. ağzında bir bant, elleri bileklerinden başının arkasına bağlanmış ve boynuna sıkıca bir ip bağlanmış şekilde. çocuğu ağzındaki bandı çıkardıktan sonra kucağına alıp yukarı çıkarıyor. tabi bu da olay yerindeki bazı kanıtların bozulmasına neden oluyor.
polis 2,5 sayfalık bir kaçırılma notu buluyor. notta fidye isteniyor. notun yazıldığı kağıdın patsy ramsey'nin defterinden alındığı, kullanılan kalemin patsy ramsey'nin olduğu ve nottaki el yazısının patsy ramsey'nin el yazısına çok benzediği ortaya çıkıyor.
otopside jonbenét'in iç çamaşırında bir erkek dna'sı bulunuyor ama bunu kimseyle eşleştiremiyorlar. iç çamaşırında kendi kanı da bulunuyor fakat cinsel saldırıya uğradığına ilişkin bir onay çıkmıyor. aile polisle bir görüşme yapmayı reddediyor. kızlarının ölümünden sonra 3 hafta hiçbir şekilde polisle görüşmüyorlar. tv programlarına çıkıp kızlarının ölümü hakkında konuşuyorlar. bir yıl sonrasına kadar da polisin jonbenét'in kıyafetleri üzerinde inceleme yapmasına izin vermiyorlar. ilerleyen yıllarda jonbenét'i öldürdüğünü iddia eden bazı kişiler ortaya çıksa da bu itirafların doğru olmadığı ortaya çıkıyor. jonbenét'in katilinin kim olduğu hâlâ bilinmiyor.
bu entryde aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır.
buradan
buradan
devamını gör...
hayatın nasıl gittiğini şarkı sözü ile anlatmak
tutun kollarımdan düşerim şimdi.
devamını gör...
anne boleyn
vııı. henry'nin, uğrunda siyasi/dini yasaları bile değiştirmeyi göze aldığı eski ingiltere kraliçesi. aynı zamanda 45 yıl boyunca ingiltere kraliçesi olan ı. elizabeth'in de annesidir.
boleyn kızının romanlara, filmlere, dizilere konu olmuş hayatı oldukça trajik biçimde sonlandı.
hayatını anlatacağım ama biraz da, bu konuyu işleyen tüm dizi, film ve kitapların spoiler'ını vermiş olacağım. ona göre okumalısınız bu sürükleyici yaşam öyküsünü.
***
olaylar şöyle başlar:
vııı. henry, tudor hanedanındandır. abisi, galler prensi olan arthur tudor, aragonlu catherine ile evlendikten 14 ay sonra ölür. catherine, henry ile evlendirilir. henry, krallığın devamı için erkek çocuk bekler ancak catherine'in mary dışındaki tüm hamilelikleri düşükle sonuçlanır.
henry erkek evlat sahibi olamadığı için mutsuzdur. aslında catherine, kendisinden birkaç yaş da büyük olduğundan, henry ile bir anne şefkati benzeri hislerle oldukça iyi ilgilenmekte ve erkek çocuk konusu dışındaki evlilikleri gayet iyi yürümektedir. fakat kral son derece çapkın bir tiptir. erkek çocuk sahibi olamamak, etrafındaki kadınlara alıcı gözüyle bakmasının önünü açar ve bingo! bir gün onu görür: anne boleyn.
***
anne, saraya gelmeden önce başka ülkelerin kraliçeleri için nedimelik yapmıştır. son derece dikkat çekici ve neşeli bir kızdır. tuhaf olan, o sırada kardeşi mary'nin, henry'nin metresi olmasıdır. anne, kendisini geliştirmesi için tekrar yurt dışına gönderilir. bu kez gerçekten erkeklerle, hatta kralla bile, birçok konuda aşık atabilecek seviyede eğitim gördüğünden, kendine güveni son derece yerindedir. bir yandan da gözünü, hırslı ailesinin de teşvikiyle, kraliçelik makamına dikmiştir. üstelik kardeşi gibi metres olarak kalmaya hiç mi hiç niyeti yoktur.
aldığı eğitim ve kendine güveniyle kralın ilgisini çekmeyi başarır. catherine'i de, kardeşi mary'i de kralın gözünden düşürür. henry körkütük aşıktır ve anne ile evlenebilmek adına her şeyi göze alır. ancak bir sorun vardır; dönemin oldukça sıkı olan dini yasakları nedeniyle, böyle bir şey yapması neredeyse imkânsızdır. fakat henry kafaya koymuştur anne ile evlenmeyi. bu uğurda bir çıkış yolu ararken bir şey bulur: o anki kraliçe catherine'in, abisiyle olan evliliği...
henry çalışmalara başlar. abisinin karısıyla evlendiği için lanetlendiğini söylemeye başlar herkese. lanetlendiği için de çocuğu olmamaktadır. bu nedenle o evliliğin mutlaka ama mutlaka bitmesi gerekmektedir. catherine, hayatta kalan kızları mary'i hatırlatır ve lanetlenmiş olsaydılar mary'nin de doğmayacak olduğu gerçeğini gözüne sokar henry'nin. fakat henry nuh der, peygamber demez.
katolik kilisesi de henry'nin karşısındadır bu konuda. tabii işin içinde siyasi bir boyut da vardır. ingiltere ile başta ispanya olmak üzere diğer bazı ülkelerin ilişkilerinin bozulması bu evliliğin bozulmasına bağlıdır çünkü. ancak hiçbir şey henry'nin umurunda değildir. bu nedenle vatikan ile de ilişkisini keser ve anglikan kilisesi'ni kurar. dini konularda da yetkiyi kendisi ele alır. böylece kendi boşanmasını da onaylar ve anne ile evlenir. ancak henry'den başka seven yoktur yeni kraliçeyi...
***
boleyn kızı, evlenmelerinden önce krala sürekli olarak erkek evlat doğurma vaadinde bulunmuştur. catherine "beceremiyor"dur ama anne bu işi kesinlikle yapacaktır. kral da büyük bir umutla o günleri beklemeye başlar. ancak işler hiç de umdukları gibi olmaz. anne, önce bir kız çocuğu doğurur ki bu kız daha sonra kraliçe olacak olan ı. elizabeth'tir. fakat bundan sonra arka arkaya düşükler yapmaya başlar. tıpkı catherine'in durumuna düşmüştür artık çünkü kral yavaş yavaş anne'in hırslarından da kendisinden de bıkmıştır ve erkek çocuk doğuramıyor oluşu nedeniyle, kralın gözü yine başka kadınlara kaymaya başlamıştır.
kral bu kez, saraydaki genç bir kadın olan jane seymour'a aşık olur. halk zaten eski kraliçe catherine'den yanadır ve anne'den nefret etmektedir. onu, krala büyü yaparak kendisine bağlayan bir cadı olarak görmektedirler. bu söylentiler kralın kulağına kadar gelir ve kral da aynen bu şekilde düşünmeye başlar.
***
anne için tehlike çanları çalmaya başlamıştır. zira kral bu kez de ondan kurtulmayı koymuştur kafasına. gözünün önünde jane ile kırıştırmaktadır. anne ise catherine'in tersine, bunları görmezden gelebilecek bir tip değildir. kıskançlık krizleri geçirir, herkesin önünde krala hakaretler ettiği zamanlar bile olur... en sonunda kral, ondan kurtulmak için düğmeye basar.
yıl 1536'dır. mark smeaton, henry norris, sir francis weston, william brereton ve kendi abisi george boleyn ile zina yapmakla suçlanır anne boleyn. üstelik abisinin karısı bile bu yönde ifade vermiştir gizlice. zina suçuna vatana ihaneti de eklerler ve bu konuların hiçbirine ilişkin yeterli delil olmadığı halde, bahsi geçen tüm isimler suçlu bulunarak idama mahkûm edilir. özel olarak getirilen bir fransız cellat, anne'in infazını gerçekleştirir.
anlaşılan o ki catherine'in ahının bedelini tamamen onunla aynı duruma düşerek, hatta daha da ağır biçimde ödemiştir. zira catherine idam edilerek değil, hasta yatağında ölmüştü.
***
bu konulara ilgisi olanlar aşağıdaki eserlere bir göz atmalı derim. kitap, film, dizi karışık yazıyorum:
- the tudors
- boleyn kızı
- anne of the thousand days
- the six wives of henry vııı
- henry vııı and his six wives
- henry vııı
boleyn kızının romanlara, filmlere, dizilere konu olmuş hayatı oldukça trajik biçimde sonlandı.
hayatını anlatacağım ama biraz da, bu konuyu işleyen tüm dizi, film ve kitapların spoiler'ını vermiş olacağım. ona göre okumalısınız bu sürükleyici yaşam öyküsünü.
***
olaylar şöyle başlar:
vııı. henry, tudor hanedanındandır. abisi, galler prensi olan arthur tudor, aragonlu catherine ile evlendikten 14 ay sonra ölür. catherine, henry ile evlendirilir. henry, krallığın devamı için erkek çocuk bekler ancak catherine'in mary dışındaki tüm hamilelikleri düşükle sonuçlanır.
henry erkek evlat sahibi olamadığı için mutsuzdur. aslında catherine, kendisinden birkaç yaş da büyük olduğundan, henry ile bir anne şefkati benzeri hislerle oldukça iyi ilgilenmekte ve erkek çocuk konusu dışındaki evlilikleri gayet iyi yürümektedir. fakat kral son derece çapkın bir tiptir. erkek çocuk sahibi olamamak, etrafındaki kadınlara alıcı gözüyle bakmasının önünü açar ve bingo! bir gün onu görür: anne boleyn.
***
anne, saraya gelmeden önce başka ülkelerin kraliçeleri için nedimelik yapmıştır. son derece dikkat çekici ve neşeli bir kızdır. tuhaf olan, o sırada kardeşi mary'nin, henry'nin metresi olmasıdır. anne, kendisini geliştirmesi için tekrar yurt dışına gönderilir. bu kez gerçekten erkeklerle, hatta kralla bile, birçok konuda aşık atabilecek seviyede eğitim gördüğünden, kendine güveni son derece yerindedir. bir yandan da gözünü, hırslı ailesinin de teşvikiyle, kraliçelik makamına dikmiştir. üstelik kardeşi gibi metres olarak kalmaya hiç mi hiç niyeti yoktur.
aldığı eğitim ve kendine güveniyle kralın ilgisini çekmeyi başarır. catherine'i de, kardeşi mary'i de kralın gözünden düşürür. henry körkütük aşıktır ve anne ile evlenebilmek adına her şeyi göze alır. ancak bir sorun vardır; dönemin oldukça sıkı olan dini yasakları nedeniyle, böyle bir şey yapması neredeyse imkânsızdır. fakat henry kafaya koymuştur anne ile evlenmeyi. bu uğurda bir çıkış yolu ararken bir şey bulur: o anki kraliçe catherine'in, abisiyle olan evliliği...
henry çalışmalara başlar. abisinin karısıyla evlendiği için lanetlendiğini söylemeye başlar herkese. lanetlendiği için de çocuğu olmamaktadır. bu nedenle o evliliğin mutlaka ama mutlaka bitmesi gerekmektedir. catherine, hayatta kalan kızları mary'i hatırlatır ve lanetlenmiş olsaydılar mary'nin de doğmayacak olduğu gerçeğini gözüne sokar henry'nin. fakat henry nuh der, peygamber demez.
katolik kilisesi de henry'nin karşısındadır bu konuda. tabii işin içinde siyasi bir boyut da vardır. ingiltere ile başta ispanya olmak üzere diğer bazı ülkelerin ilişkilerinin bozulması bu evliliğin bozulmasına bağlıdır çünkü. ancak hiçbir şey henry'nin umurunda değildir. bu nedenle vatikan ile de ilişkisini keser ve anglikan kilisesi'ni kurar. dini konularda da yetkiyi kendisi ele alır. böylece kendi boşanmasını da onaylar ve anne ile evlenir. ancak henry'den başka seven yoktur yeni kraliçeyi...
***
boleyn kızı, evlenmelerinden önce krala sürekli olarak erkek evlat doğurma vaadinde bulunmuştur. catherine "beceremiyor"dur ama anne bu işi kesinlikle yapacaktır. kral da büyük bir umutla o günleri beklemeye başlar. ancak işler hiç de umdukları gibi olmaz. anne, önce bir kız çocuğu doğurur ki bu kız daha sonra kraliçe olacak olan ı. elizabeth'tir. fakat bundan sonra arka arkaya düşükler yapmaya başlar. tıpkı catherine'in durumuna düşmüştür artık çünkü kral yavaş yavaş anne'in hırslarından da kendisinden de bıkmıştır ve erkek çocuk doğuramıyor oluşu nedeniyle, kralın gözü yine başka kadınlara kaymaya başlamıştır.
kral bu kez, saraydaki genç bir kadın olan jane seymour'a aşık olur. halk zaten eski kraliçe catherine'den yanadır ve anne'den nefret etmektedir. onu, krala büyü yaparak kendisine bağlayan bir cadı olarak görmektedirler. bu söylentiler kralın kulağına kadar gelir ve kral da aynen bu şekilde düşünmeye başlar.
***
anne için tehlike çanları çalmaya başlamıştır. zira kral bu kez de ondan kurtulmayı koymuştur kafasına. gözünün önünde jane ile kırıştırmaktadır. anne ise catherine'in tersine, bunları görmezden gelebilecek bir tip değildir. kıskançlık krizleri geçirir, herkesin önünde krala hakaretler ettiği zamanlar bile olur... en sonunda kral, ondan kurtulmak için düğmeye basar.
yıl 1536'dır. mark smeaton, henry norris, sir francis weston, william brereton ve kendi abisi george boleyn ile zina yapmakla suçlanır anne boleyn. üstelik abisinin karısı bile bu yönde ifade vermiştir gizlice. zina suçuna vatana ihaneti de eklerler ve bu konuların hiçbirine ilişkin yeterli delil olmadığı halde, bahsi geçen tüm isimler suçlu bulunarak idama mahkûm edilir. özel olarak getirilen bir fransız cellat, anne'in infazını gerçekleştirir.
anlaşılan o ki catherine'in ahının bedelini tamamen onunla aynı duruma düşerek, hatta daha da ağır biçimde ödemiştir. zira catherine idam edilerek değil, hasta yatağında ölmüştü.
***
bu konulara ilgisi olanlar aşağıdaki eserlere bir göz atmalı derim. kitap, film, dizi karışık yazıyorum:
- the tudors
- boleyn kızı
- anne of the thousand days
- the six wives of henry vııı
- henry vııı and his six wives
- henry vııı
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
moda sahilinde uzaktaki yakındaki bütün sevdiğim insanları toplayıp onlarla oturup sohbet etmek istiyorum şu an, hem de çok istiyorum. gecenin güzelliği ve hafif esintisiyle denize karşı biraz sohbet etmek, içimi dökmek istiyorum sadece.
devamını gör...
bilim insanlarından mars vebası uyarısı
felaket tellallığıdır. mars'ta memeli bir hayvanı hasta edebilecek, bağışıklığından kaçabilecek bir mikroorganizmanın varlığını çok yüksek bir ihtimal olarak görüyorsanız bu aynı zamanda bir zamanlar orada memeli bir hayvanın yaşamış olduğunu ve bu memeliye karşı patojen bir mikroorganizmanın evrimleştiğini düşünüyorsunuz demektir.
devamını gör...
metallica'nın şişirilmiş bir balon olması
katılmadığım önermedir. metallica, metal müziğe giriş 101’in bel kemiğidir. sonradan başka gruplar metallica’nın önüne geçebilir ama bu metallica’nın kötü olduğu anlamına gelmez.
ayrıca james hetfield’ın abartılan bir sesi, lars ulrich’in abartılan bir yeteneği olduğunu düşünüyorsanız siz de haklısınız, metallica şişirilmiş bir balon.
ayrıca james hetfield’ın abartılan bir sesi, lars ulrich’in abartılan bir yeteneği olduğunu düşünüyorsanız siz de haklısınız, metallica şişirilmiş bir balon.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
maşallah en az benim kadar seviliyor.
(bkz: kıskançlığı çaktırmamak)
karikatürleri, mahlası ve tanımları hep pozitif, bana ve sözlüğe iyi gelen yazar kız kardeş.
yaşasın şen kadınlar
(bkz: kıskançlığı çaktırmamak)
karikatürleri, mahlası ve tanımları hep pozitif, bana ve sözlüğe iyi gelen yazar kız kardeş.
yaşasın şen kadınlar
devamını gör...
eternal sunshine of the spotless mind
anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği şahane bir film. kelimeler cidden yetmeyecektir çünkü herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği farklı yorumlayabileceği üzücü bir film.
filmin başrollerinde jim carrey ve kate winslet bulunuyor. ayrıca kirsten dunst , charlie kaufman , elijah wood gibi başarılı oyuncularda filmde karşımıza çıkıyor.
filmin yönetmeni michel gondry dir. çok güzel bir iş çıkarmış bayılarak izledim. sinematografi ve renkler nefis kullanılmış. anlatmak istenilen net bir şekilde anlatılmış. bazı sahneler rüya gibi hayal gibi hatta gerçek olamayacakmış gibi güzel çekilmiş.
filmin senaryosunu michel gondry, charlie kaufman ve pierre bismuth beraber yazılmış. ayrıca o dönem en iyi özgün senaryo oscarını kazanan senaryo olmuştur.
bu filmi bu kadar geç izlediğim için üzülmüyorum aksine seviniyorum. bazı şeylerin zamanı vardır ve bu öyle bir film. iyi ki aklım başımdayken veya aklımın başında olduğunu zannederken izlemişim.
geçmişte bu filmi izlesem bu ne biçim film lan gibi bir tepki verecektim eminim kendi aptal gençliğimden.
hayatınızın bir yerinde kesinlikle izlemeniz gereken harika bir film. tavsiye ederim.
film şu cümleyle başlıyor ve anlatacağı şey hakkında ipucu veriyor "bugün işi astım. trene atlayıp montauk'a gittim. neden bilmiyorum. ben aklına eseni yapan biri değilim aslında" aklına eseni yapan biri olmayan birisi neden böyle bir şey yapar diye düşünüyorsunuz.
film clem ve joel karakterinin iç dünyasına ve kişiliklerini anlatmaya başlıyor. bol bol joel karakterinin aklına eseni yapan biri olmadığını görüyoruz. kendisinin ilginç bir hayatı yok o yüzden konuşmayı pek tercih etmiyor. korkak heyecanı olmayan bir insan. clem karakteri ise aklına eseni yapan , heyecanlı , tutkulu , ne yapacağı belli olmayan bir tip. mesela bir ilişkiden çıkıp joel'i sildirmek istiyor. aslında joel karakterinin clem'e aşık olmasının sebebi kızın tam da böyle biri olması.
bu ikili birbirine aşık oluyor. klasik tabirle tencere yuvarlanıyor kapağını buluyor.
film ipuçları vererek ilerlemeyi tercih ediyor. joel mektubunun sayfalarının yırtık olduğunu görüyor. güzel bir ipucu.
clementhine hafızasını sildirince joel çok kızıyor ve aynısını yapmak istiyor ve bence film buradan sonra hayvani üzücü şekilde ilerliyor.
doktor git evine ve onu hatırlatan bütün eşyaları topla diyor. garibim joel evine gidiyor ve 2 çuval eşya toparlıyor. hayatında bu kadar fazla yer kaplamış bir insanı silmek istemesi beni çok üzdü. sonra silme işlemini yapan yere gidiyor ve diğer müşterilerin eşyalarının azlığına şaşırıyor.
joel hafızasını sildirirken canım çok yandı. ne olur burayı silme burası kalsın gibi bir cümle söylüyordu.
izlerken bol bol empati kurduğum bir film oldu.
acaba böyle bir imkanımız olsa sevdiğimiz insanı unutmak ister miydik? onu unutmak için acı çektiğimiz geceleri silmek ister miydik?
bir anıyı değerli yapan şey hatırlanması mıdır? sevdiğimiz insanlarla bizi birbirimize bağlayan şeyler hatıralarımız mıdır?
bol bol saçma ama hüzünlü soru sordum kendime.
filmi bütün detaylarıyla anlatmayı tercih etmiyorum. beni etkileyen hoşuma giden kısımlardan bahsediyorum. herkesi ayrı ayrı detayın etkileyeceğini de biliyorum.
bazen ikili ilişkilerde acı çekersiniz ve ilişkinin olmayacağını bilirsiniz. olmayacaktır. düzelmeyecektir. birbirinizi çok seversiniz ama birbirinizi tamamlayamazsınız. bunu çok iyi anlatan bir film.
son sahnede bütün olumsuzluklara rağmen çift birbirine "okey" diyor. tamam lan işte diyor. acı çekiyoruz uyumlu değiliz. kavga ediyoruz ama tamam.
aşk böyle bir şey işte. bütün olmamışlara olacak gibi yaklaşmak.
bazı anılar hatırlanmayı hak ediyorlar. üzücü olsa da hatırlanmayı hak ediyorlar.
filmin başrollerinde jim carrey ve kate winslet bulunuyor. ayrıca kirsten dunst , charlie kaufman , elijah wood gibi başarılı oyuncularda filmde karşımıza çıkıyor.
filmin yönetmeni michel gondry dir. çok güzel bir iş çıkarmış bayılarak izledim. sinematografi ve renkler nefis kullanılmış. anlatmak istenilen net bir şekilde anlatılmış. bazı sahneler rüya gibi hayal gibi hatta gerçek olamayacakmış gibi güzel çekilmiş.
filmin senaryosunu michel gondry, charlie kaufman ve pierre bismuth beraber yazılmış. ayrıca o dönem en iyi özgün senaryo oscarını kazanan senaryo olmuştur.
bu filmi bu kadar geç izlediğim için üzülmüyorum aksine seviniyorum. bazı şeylerin zamanı vardır ve bu öyle bir film. iyi ki aklım başımdayken veya aklımın başında olduğunu zannederken izlemişim.
geçmişte bu filmi izlesem bu ne biçim film lan gibi bir tepki verecektim eminim kendi aptal gençliğimden.
hayatınızın bir yerinde kesinlikle izlemeniz gereken harika bir film. tavsiye ederim.
film şu cümleyle başlıyor ve anlatacağı şey hakkında ipucu veriyor "bugün işi astım. trene atlayıp montauk'a gittim. neden bilmiyorum. ben aklına eseni yapan biri değilim aslında" aklına eseni yapan biri olmayan birisi neden böyle bir şey yapar diye düşünüyorsunuz.
film clem ve joel karakterinin iç dünyasına ve kişiliklerini anlatmaya başlıyor. bol bol joel karakterinin aklına eseni yapan biri olmadığını görüyoruz. kendisinin ilginç bir hayatı yok o yüzden konuşmayı pek tercih etmiyor. korkak heyecanı olmayan bir insan. clem karakteri ise aklına eseni yapan , heyecanlı , tutkulu , ne yapacağı belli olmayan bir tip. mesela bir ilişkiden çıkıp joel'i sildirmek istiyor. aslında joel karakterinin clem'e aşık olmasının sebebi kızın tam da böyle biri olması.
bu ikili birbirine aşık oluyor. klasik tabirle tencere yuvarlanıyor kapağını buluyor.
film ipuçları vererek ilerlemeyi tercih ediyor. joel mektubunun sayfalarının yırtık olduğunu görüyor. güzel bir ipucu.
clementhine hafızasını sildirince joel çok kızıyor ve aynısını yapmak istiyor ve bence film buradan sonra hayvani üzücü şekilde ilerliyor.
doktor git evine ve onu hatırlatan bütün eşyaları topla diyor. garibim joel evine gidiyor ve 2 çuval eşya toparlıyor. hayatında bu kadar fazla yer kaplamış bir insanı silmek istemesi beni çok üzdü. sonra silme işlemini yapan yere gidiyor ve diğer müşterilerin eşyalarının azlığına şaşırıyor.
joel hafızasını sildirirken canım çok yandı. ne olur burayı silme burası kalsın gibi bir cümle söylüyordu.
izlerken bol bol empati kurduğum bir film oldu.
acaba böyle bir imkanımız olsa sevdiğimiz insanı unutmak ister miydik? onu unutmak için acı çektiğimiz geceleri silmek ister miydik?
bir anıyı değerli yapan şey hatırlanması mıdır? sevdiğimiz insanlarla bizi birbirimize bağlayan şeyler hatıralarımız mıdır?
bol bol saçma ama hüzünlü soru sordum kendime.
filmi bütün detaylarıyla anlatmayı tercih etmiyorum. beni etkileyen hoşuma giden kısımlardan bahsediyorum. herkesi ayrı ayrı detayın etkileyeceğini de biliyorum.
bazen ikili ilişkilerde acı çekersiniz ve ilişkinin olmayacağını bilirsiniz. olmayacaktır. düzelmeyecektir. birbirinizi çok seversiniz ama birbirinizi tamamlayamazsınız. bunu çok iyi anlatan bir film.
son sahnede bütün olumsuzluklara rağmen çift birbirine "okey" diyor. tamam lan işte diyor. acı çekiyoruz uyumlu değiliz. kavga ediyoruz ama tamam.
aşk böyle bir şey işte. bütün olmamışlara olacak gibi yaklaşmak.
bazı anılar hatırlanmayı hak ediyorlar. üzücü olsa da hatırlanmayı hak ediyorlar.
devamını gör...
uzun bir süre nasıl kullanacağını cözemediğim, her konuda bilgi sunan ilginç site. r/museum sayfasında paylaşılan sanat eserlerini incelemek için kullanıyorum genelde.
devamını gör...
song of the red dervish
tanrıyla insanın arasındaki bir konuşmayı anlatır.
sözlerinin büyük bir kısmı pakistanlı şair allame ikbal'ın bir şiirinden olan,ghazel shakeri'nin huzurlu sesiyle söylediği farsça şarkıdır. hem hüzünlü hem sıcacık yapıyor insanın içini.
insana kendini hem evrenin tamamıymış gibi hissettiriyor hem de o'nun yarattığı evreninin küçük bir parçasıymış gibi.
--- alıntı ---
sen geceyi yarattın,
ben mumu yarattım.
sen toprağı yarattın,
ben ise ondan kadehi yarattım.
sen ıssız çöller, kuş uçmaz dağlar, vadiler yarattın,
bense hiyabanlar; gülle süslenmiş bağlar ve bahçeler yarattım.
bendim kumu aynaya dönüştüren,
bendim zehri bala dönüştüren.
--- alıntı ---
dinlemek isteyenler için buradan
sözlerinin büyük bir kısmı pakistanlı şair allame ikbal'ın bir şiirinden olan,ghazel shakeri'nin huzurlu sesiyle söylediği farsça şarkıdır. hem hüzünlü hem sıcacık yapıyor insanın içini.
insana kendini hem evrenin tamamıymış gibi hissettiriyor hem de o'nun yarattığı evreninin küçük bir parçasıymış gibi.
--- alıntı ---
sen geceyi yarattın,
ben mumu yarattım.
sen toprağı yarattın,
ben ise ondan kadehi yarattım.
sen ıssız çöller, kuş uçmaz dağlar, vadiler yarattın,
bense hiyabanlar; gülle süslenmiş bağlar ve bahçeler yarattım.
bendim kumu aynaya dönüştüren,
bendim zehri bala dönüştüren.
--- alıntı ---
dinlemek isteyenler için buradan
devamını gör...
anne dayağı yedikten sonra uyumak
içiniz çıkana kadar ağladıktan sonra yatağın bir köşesine kıvrılıp deliksiz bir uyku çekersiniz.
devamını gör...
bakan varank'ın whatsapp açıklaması
ooo hele şükür bir devlet büyüğümüz afrika şartlarında yaşadığımızı fark etmiş.
devamını gör...
film noir
bir film türüdür. fransızca kara film demektir. bu terim ilk kez 1946 yılında isviçreli eleştirmen nino frank tarafından kullanılmıştır.
bu film türünün özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
önce canımız ciğerimiz kadınlardan başlayalım. bu filmlerin vazgeçilmez ögelerindedir femme fatale. masum, ezik, dayak yiyen kadın gibi görünürler ama aslında çok fettandırlar, genelde çok seksidirler ve filmimizin baş kahramanını suça teşvik eden karakterleri vardır. zaten bu tarz filmlerde kadın-erkek ilişkileri hep bir çıkar üzerine inşaa edilmiştir, gerçek sevgi asla yoktur. kahramanımız başta bu kadına kapılır genelde de filmin sonunda kadına galip gelir.
baş kahramanımız olan erkek karakterimiz bir polis, bir dedektif ya da savcı gibi kanun adamı olabileceği gibi hayatta başarılı olamamış tiplerde olabilir. bazen kanun adamı olsa bile yozlaşmış biri olur.
film suç üzerine kurulmuştur, cinayet bu filmlerin vazgeçilmezidir.
mekan olarak büyük şehirler bu tarzın favorisidir, buranın batakhaneleri, barları, gece kulüpleri sıklıkla filmin geçtiği yerlerdir. içki ve sigara bol bol tüketilir.
film genelde karanlıktır, genelde siyah-beyaz çekilmiştir. kasvet her sahnede gözükür, ışık ve gölge oyunları boş sokaklarda gece birinden kaçarken duvarlara yansır, yağan yağmurda bu fonun vazgeçilmez ögesidir. sisli sokaklar sahneyi daha da germekte kullanılır.
hikayeyi anlatırken mutlaka "geriye dönüşler" yapılır, bazende "ileri gidişler" yapılır. genelde filmde mutlaka bir dış ses vardır. bu dış ses kahramanlarımız olabileceği gibi bir başkası da olabilir, genelde bu dış ses hikayeyi anlatır ve çoğunlukla erkek olur.
kara film siyah ve beyaz gibidir. karakterler başta iyiyken sonradan kötü veya tam tersi olabilir.
şuana kadar seyrettiğim bu türün en iyi örnekleri :
the maltese falcon (1941), çoğu kişi tarafından türünün ilk örneği olarak kabul edilir.
double indemnity (1944),
the big sleep (1946),
out of the past (1947),
the third man (1949),
sunset boulevard (1950),
touch of evil (1958),
chinatown (1974)
bu film türünün özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
önce canımız ciğerimiz kadınlardan başlayalım. bu filmlerin vazgeçilmez ögelerindedir femme fatale. masum, ezik, dayak yiyen kadın gibi görünürler ama aslında çok fettandırlar, genelde çok seksidirler ve filmimizin baş kahramanını suça teşvik eden karakterleri vardır. zaten bu tarz filmlerde kadın-erkek ilişkileri hep bir çıkar üzerine inşaa edilmiştir, gerçek sevgi asla yoktur. kahramanımız başta bu kadına kapılır genelde de filmin sonunda kadına galip gelir.
baş kahramanımız olan erkek karakterimiz bir polis, bir dedektif ya da savcı gibi kanun adamı olabileceği gibi hayatta başarılı olamamış tiplerde olabilir. bazen kanun adamı olsa bile yozlaşmış biri olur.
film suç üzerine kurulmuştur, cinayet bu filmlerin vazgeçilmezidir.
mekan olarak büyük şehirler bu tarzın favorisidir, buranın batakhaneleri, barları, gece kulüpleri sıklıkla filmin geçtiği yerlerdir. içki ve sigara bol bol tüketilir.
film genelde karanlıktır, genelde siyah-beyaz çekilmiştir. kasvet her sahnede gözükür, ışık ve gölge oyunları boş sokaklarda gece birinden kaçarken duvarlara yansır, yağan yağmurda bu fonun vazgeçilmez ögesidir. sisli sokaklar sahneyi daha da germekte kullanılır.
hikayeyi anlatırken mutlaka "geriye dönüşler" yapılır, bazende "ileri gidişler" yapılır. genelde filmde mutlaka bir dış ses vardır. bu dış ses kahramanlarımız olabileceği gibi bir başkası da olabilir, genelde bu dış ses hikayeyi anlatır ve çoğunlukla erkek olur.
kara film siyah ve beyaz gibidir. karakterler başta iyiyken sonradan kötü veya tam tersi olabilir.
şuana kadar seyrettiğim bu türün en iyi örnekleri :
the maltese falcon (1941), çoğu kişi tarafından türünün ilk örneği olarak kabul edilir.
double indemnity (1944),
the big sleep (1946),
out of the past (1947),
the third man (1949),
sunset boulevard (1950),
touch of evil (1958),
chinatown (1974)
devamını gör...
