restoranda yemeğin ardından verilen ikram çayı
çay değildir. demlenmekten haşlanmış yanık sudur.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
yuppii bize perşembe görünümlü cumartesi yaşatacak program. özledik valla, iyi gelecek hepimize.
devamını gör...
varmış gibi görünen ama aslında var olmayan şeyler
devamını gör...
tebessüm ettiren sözlük nickleri
devamını gör...
ramazanda alkol alan insan
herkes aynı şeye inanmak zorunda değil dolayısı ile herkes istediğini yapmakta, istediğini yiyip içmekte özgür. ben bir sorun göremiyorum bu durumda.
devamını gör...
kızlardaki sorumluluk sahibi ve ilgili erkek arama tutkusu
bunu şımarıklık olarak nitelemek ne kadar bencilce, sevginizi verdiğiniz kişiye zaten ilginizi de veremiyorsanız ortada ilişki diye bir şey yoktur hiç de olmamıştır. ayrıca, bir kadının sevgilisi ya da kocasından ilgi, pms döneminde çikolata beklemesi için annesinin babasıyla olan ilişkisini baz almasını önermek ne kadar saçma bir bağlantı kurma biçimi.
bir ilişkide sorumluluk ve ilgi yoksa ilişki zaten hiç var olmamıştır. bu ne bencilliktir ne de şımarıklık.
bir ilişkide sorumluluk ve ilgi yoksa ilişki zaten hiç var olmamıştır. bu ne bencilliktir ne de şımarıklık.
devamını gör...
midnight in paris
biraz kitap okuyan veya sanata ilgi duyan herhangi birinin izleyince beğeneceğine emin olduğum filmdir. filmde karşınıza birden yazarlar ve ressamlar çıkar ve sizi bambaşka dünyalara çeker götürür. woody allen'ın aşağı yukarı tüm filmleri aynı tadı verir.
filmde zelda'nın intihar etmeye kalkıştığı sahnede gil'in zelda'ya verdiği ilaç olan vilium'un halüsinasyonlar görme gibi bir yan etkisi vardır ve gil bu ilacı rahatlamak için içtiğini ve ona iyi geldiğini söyler. bu da aslında filmdeki her şeyin gil'in gördüğü halüsinasyonlardan ibaret olduğuna işaret eder.
filmde zelda'nın intihar etmeye kalkıştığı sahnede gil'in zelda'ya verdiği ilaç olan vilium'un halüsinasyonlar görme gibi bir yan etkisi vardır ve gil bu ilacı rahatlamak için içtiğini ve ona iyi geldiğini söyler. bu da aslında filmdeki her şeyin gil'in gördüğü halüsinasyonlardan ibaret olduğuna işaret eder.
devamını gör...
acısını tek başına yaşayan insan
acısı derin olan sessiz yaşar.
devamını gör...
pastirmalicorek
bu manyak gözleme tam bir yıldır hayatımda. onunla geçen sene bu zamanlarda tanışmıştık. birgün birlikte @bengaripsengüzeldünyaumutlunun yayınını dinleyip siz sevgili yazarlarımızın sesine puan verirken* ona yayın yapmak için söz vermiştim. bu sözü gerçekleştirmek için de bir radyo programı yapmaya karar verdik. benim yoğun ve son derece aksiyonlu geçen hayatımdan dolayı çöreğim her şeyi üstlenmiş, benim yapmam gereken şeyleri de kendisi ayarlamıştı. fakat benim hayatımda o kadar çok sorun ve problem var ki çöreğim bile yetişemedi bana.* bu yüzden tüm planımızı ertelemek zorunda kaldık.* biz bu deliyle hep güleriz, çok güleriz. dedikodu sevmememize rağmen(!) arada dedikodu yaparız. umarım uzun yıllar da yapmaya devam ederiz gönlümün sülümanı*
neyse kankacılar gelmeden ben kaçayım. iki güzel tanım giydirmiyorlar be.
neyse kankacılar gelmeden ben kaçayım. iki güzel tanım giydirmiyorlar be.
devamını gör...
nick rengi özgürlüğü gelsin
bence de gelsin.
yarın bir gün, renkli mahlas özelliği satın almak istersem, istediğim rengi alabilmeliyim. sonuçta o kadar karma puan harcayacağım, sadece bir renkle sınırlı olmamalı.
yarın bir gün, renkli mahlas özelliği satın almak istersem, istediğim rengi alabilmeliyim. sonuçta o kadar karma puan harcayacağım, sadece bir renkle sınırlı olmamalı.
devamını gör...
yevgeni zamyatin
biz adlı eseriyle, tarihin ilk distopya romanını yazmış yazardır. rivayetler odur ki cesur yeni dünya, fahrenheit 451 ve 1984 gibi eserlerin yazımına esin kaynağı olan yazardır.
devamını gör...
mandril maymunu
köpeksi bir maymun türü. diğer maymunlardan ayrılan özelliği, kırmızı renkli buruna sahip olması ve erkekle dişisinin yüzlerinde beyaz sakalı olmasıdır. afrika yağmur ormanlarında yaşayan mandrin maymunları, barışçıl ve sakin tabiata sahiptir.
devamını gör...
mustafa kemal'e sevgi duymama özgürlüğü
sevmek zorunda değilsiniz ama saygı duymak zorundasınız.
devamını gör...
topun canı var
futbol terimleri ve deyimleri arasında bolca kullanılanlardan bir tanesidir. bu sözü en çok rıdvan dilmen’in kullandığına şahit oldum televizyon ekranlarında.
aslında futbolcuların milyonlarca dolar kazanmasına rağmen hala yeteneksizce ve saçmasapan hataları yaparak oynaya çalıştıkların oyun içinde aklanma çabasını gösteren ifadelerden biridir bu.
biz futbolseverler olarak elbette ki futbol içinde kendimize göre metafizik öğeler bulur ya da üretiriz. hatta bu sözlükteki en harika insanlardan biri olarak gördüğüm yazar arkadaşlarımdan biri ile böyle bir totemimizde var. ligde galatasaray’ımı şampiyon yapmaya yetmeyecek gibi görünse de avrupa liginde bizi götürebileceği yere kadar götürecektir. buna eminim hocam.
ancak topun canı var ifadesi biraz ayıp örtmek gibi geliyor bana. bu ifadeye göre futbolcunun iyi bir vuruş yapmış olmasına rağmen o başına buyruk topun istenilen yerden bambaşka bir yere gitmeye karar vermesini anlatmak için kullanılır.
bu ifadeye göre kaleye doğru yapılan müthiş bir vuruşla top bir anda karar değiştirip başka yere gider, direğe çarpar, gücü kesilip yarı yolda kalır. bu da topun canlı bir varlık olduğu ve bir karar mekanizmasına sahip olması yanılgısına yol açar.
bazı saçma sapan paslar için de aynı ibare kullanılabilir.
futbolcuların karar verme yetisinden daha kuvvetli bir iradeye sahip olduğunu düşünmeye başlıyorum artık topun, türkiye ligini izledikçe.
aslında futbolcuların milyonlarca dolar kazanmasına rağmen hala yeteneksizce ve saçmasapan hataları yaparak oynaya çalıştıkların oyun içinde aklanma çabasını gösteren ifadelerden biridir bu.
biz futbolseverler olarak elbette ki futbol içinde kendimize göre metafizik öğeler bulur ya da üretiriz. hatta bu sözlükteki en harika insanlardan biri olarak gördüğüm yazar arkadaşlarımdan biri ile böyle bir totemimizde var. ligde galatasaray’ımı şampiyon yapmaya yetmeyecek gibi görünse de avrupa liginde bizi götürebileceği yere kadar götürecektir. buna eminim hocam.
ancak topun canı var ifadesi biraz ayıp örtmek gibi geliyor bana. bu ifadeye göre futbolcunun iyi bir vuruş yapmış olmasına rağmen o başına buyruk topun istenilen yerden bambaşka bir yere gitmeye karar vermesini anlatmak için kullanılır.
bu ifadeye göre kaleye doğru yapılan müthiş bir vuruşla top bir anda karar değiştirip başka yere gider, direğe çarpar, gücü kesilip yarı yolda kalır. bu da topun canlı bir varlık olduğu ve bir karar mekanizmasına sahip olması yanılgısına yol açar.
bazı saçma sapan paslar için de aynı ibare kullanılabilir.
futbolcuların karar verme yetisinden daha kuvvetli bir iradeye sahip olduğunu düşünmeye başlıyorum artık topun, türkiye ligini izledikçe.
devamını gör...
dopamin detoksu
dopamin orucu da denir geleneksel tabirle.
--hamişimsi: yazdığım bu yazı, profilimi daha önce ziyaret etmeyen bazı kimselerce başka bir yerden copy-paste olarak anlaşılmıştır. lakin bu hiç de doğru değildir. detoksu yapmayı düşündüğüm sırada birçok yerden okumalar, izlemeler yapmaya çalıştım. o yüzden beyhan budak'tan kopyala yapıştır yapmışsın, hiç kendine ait bir düşünceye sahip değilsin gibi sözler sarf eden kimseleri ciddiye alamıyorum. aynı şekilde falanca kişiden, siteden almışsın diyenleri de... spesifik olarak kaynak vermeyi gerekli görmedim çünkü dediğim üzere birçok kaynaktan yararlandım. elbette bu kaynak vermemenin gerekçesi olamaz. fakat kaynak vermeye de gerek bulmuyorum. burada bu detoksu kendimin bulduğunu iddia etmiyorum, zaten bu bellidir ve pratikte de imkansızdır. illaki internetten yararlanacağım, detoks hakkında kitabım da yok. bu bağlamda beyhan budak'ın videosundan da büyük ölçüde yararlandığımı açık yüreklilikle söyleyebilirim. ayrıca sözlüklerde bunun olağan karşılanması gerektiğini düşünüyorum.
önyargı böyle bir şey. ve çoğunlukla -sözüm meclisten dışarı- gösteriş merakı içerisinde, insanlara sitem etmeyi marifet bilir bu insanlar. günlük hayatta karşılaşırız zaten böyleleriyle. nitekim bu tarz insanlar; hakkında bir şey söylemeye niyetlendiği kişi hakkında "hiçbir şey bilmeden" atıp tutmayı marifet bilirler. "sahne insanları" derler, lakin kendilerinin sahnede olduklarının da farkında değildirler. ya da farkındalardır ama umursamayacak kadar basittirler. veyahut farkında olma potansiyelini içinde taşımaz. farkındalık sahibi bir insan değildir çünkü.
öbür yandan böyle insanların sitem etmesine hak verilebilir de. herkese hakkını verelim: usulsüz alıntı sorunu bu denli fazlayken, hele de akademisyenler arasında, haklı-haksız sitemler arada patlayıveriyor olabilir. doğaldır diyorum. doğal olmayansa dediğim gibi önyargı ve gösteriş, bir şey söylemek ihtiyacı. belki de hayatları boyunca bir şey söyleyemedikleri için böylelerdir. işin psikolojik yanına girmeyelim. diğer bir komik olan şey önyargıyla yaklaşan insanlara da bu denli bir sitemde bulunur böyle insanlar. ne kadar çelişik değil mi?--
bugün denediğim lüzumlu şeydir kendisi. ne olduğundan kısaca, ama bilimsel olmayan bir şekilde, bahsetmeme izin verin.
vücut ne kadar fazla dopamin alırsa, yani fazla dopamine maruz kalırsa, dopamin üretimi azalıyormuş. ve reseptörlerin dopamin alma kapasitesi sınırlanıyormuş. ve bu durum sürekli gerçekleşince "dopamin koşullanması" adı verilen meret ortaya çıkıyormuş. bu da kişinin dikkatinin çok dağınık olmasına ve odaklanamamasına sebep oluyor. çünkü vücut hemen ödüllendirilmek ister. biz ise birazdan aşağıda sayacağım stufflar ile bu ödüllendirmeyi hızlıca sağlıyoruz. o yüzden de emek gerektiren şeyleri yapamıyoruz.
ki gözlemlerime göre bende bu meret çoktandır vardı...
en basitinden kitap okumak istediğimde (doktrinsel kaynakları okumayı saymıyorum bile) vücudum o kadar sıkılıyordu ki kendime hayret ediyordum. ayaklarım titriyor, sinirden kasılıyorum. rahatlamam gerek benim baylar! e o zaman napmalıyım diye düşündüm. hem de epey düşündüm. ve çareyi dopamin detoksunda buldum.
beni bu rehavet haline ne getirmiş olabilirdi? pandemi elbette bir etken ama, diğer koşulları da göz önünde bulunduralım bir. öncelikle bedensel zevkleri saymama gerek yoktur herhalde, bunun haricinde sigara kullanmıyorum zaten. e uyuşturucu, alkol desen o da yok şimdiki süreçte.(pandemi yokken de uyuşturucu yoktu canım. biraz dengesiz yazdığımın farkındayım ama.) bilgisayar oyunları var. kadınlar var. youtube var. müzik var! evet, evet bunların hepsi yasaklandı bana. tam 24 saat! dile kolay... bir de yapmaya çalışın.
yapılmaması gereken şunlardan;
-sosyal medyadan, telefondan, oyunlardan, bilgisayardan,
-abur cubur yemekten, bol tuzlu, tatlı, kalorili yiyeceklerden, bol etli yiyeceklerden,
-online yemek siparişlerinden,
-sevdiğin müziklerden(ben sevmediğimi bile dinlemedim ama anlatacağım yeri gelince),
-erotik uyaranlardan, mastürbasyondan, pornografik filmden,
-pc'de surfing yapmaktan, videolar izlemekten,
-sigara ve alkolden(e doğal olarak esrar da alamayız),
-arkadaşlarla eğlenceli ortamlarda gezmekten, kafelerden, geyik muhabbetin döndüğü her yerden, grupla sosyal etkinliklerden,
-kafa sözlükten, *
uzak duruyoruz.
yapılabilecek şeyler ise (simple),
-yürümek,
-oturup düşünmek,
-evin içinde her türlü duvarla bakışma, gözlem, balkondan uzaklara bakma, derin derin iç çekme,
-ibadet yapmak,
-meditasyon, yoga,
-yazı yazmak, kitap okumak,
-resim çizmek, kendi resmini çizdirmek,
-egzersiz yapmak, havada takla atmak,
olarak sıralanabilir.
gelgelelim ben n'aptım. gece 1.00'da başlattım orucumu. ve tam 24 saat sonra yani 25.11'de saat 1.00'da yine bitirdim. ve söylenen kurallara uydum.
ve fark ettim ki beynim bunlarla uğraşmayınca daha mantıklı çalışıyormuş. yalan söylemeyeceğim, burada dopamin detoksunun sponsorluğunu yapacak halim yok. mantıklı çalışıyordu evet. geçmişte yaşadığım tüm ilişkilerim gözümün önünden film şeridi gibi geçti desem yeridir. geçmişteki bütün sevgililerim, arkadaşlarım, dostlarım, kavgalı olduğum kim varsa işte; hepsi aklıma geldi. işte zaman bol olunca böyle oluyor. güya ben o kapkalın hukuk kitaplarını bitirecektim. gerçi onlarda da epey yol katettim. o yüzden mutluyum. sonracığıma epey okuma kitabı da okudum. ayrıca yürüyüşe çıktım ve sohbet ettim babamla uzun uzun.
epey uzun bi entry oldu farkındayım, sıkmamaya çalışacağım.*
whatsapp'ı, instagram'ı cart curt sessize aldım elbette. silmedim henüz 24 saat olduğu için. ama ileride bunun 1 haftalık versiyonunu yapacağım(aralıkta). o zaman silerim muhakkak. yoksa durur mu insan? insan yoksunluk krizine giriyormuş dedikleri gibi. ne yapıp edip bir şeylerle uğraşmak istiyor insan. ileriki deneyimlerimi de burada paylaşırım. şimdilik bu kadar kesiyorum. biraz özensiz de olmuş olabilir kusura bakmayın lütfen. oradan buradan yaptığım alıntıların hakları saklıdır. kendime mal etmiyorum öğrendiklerimi.
peki, en son detoks bitince n'aptım? kafa sözlük'e girip bunları yazdım işte. *
--hamişimsi: yazdığım bu yazı, profilimi daha önce ziyaret etmeyen bazı kimselerce başka bir yerden copy-paste olarak anlaşılmıştır. lakin bu hiç de doğru değildir. detoksu yapmayı düşündüğüm sırada birçok yerden okumalar, izlemeler yapmaya çalıştım. o yüzden beyhan budak'tan kopyala yapıştır yapmışsın, hiç kendine ait bir düşünceye sahip değilsin gibi sözler sarf eden kimseleri ciddiye alamıyorum. aynı şekilde falanca kişiden, siteden almışsın diyenleri de... spesifik olarak kaynak vermeyi gerekli görmedim çünkü dediğim üzere birçok kaynaktan yararlandım. elbette bu kaynak vermemenin gerekçesi olamaz. fakat kaynak vermeye de gerek bulmuyorum. burada bu detoksu kendimin bulduğunu iddia etmiyorum, zaten bu bellidir ve pratikte de imkansızdır. illaki internetten yararlanacağım, detoks hakkında kitabım da yok. bu bağlamda beyhan budak'ın videosundan da büyük ölçüde yararlandığımı açık yüreklilikle söyleyebilirim. ayrıca sözlüklerde bunun olağan karşılanması gerektiğini düşünüyorum.
önyargı böyle bir şey. ve çoğunlukla -sözüm meclisten dışarı- gösteriş merakı içerisinde, insanlara sitem etmeyi marifet bilir bu insanlar. günlük hayatta karşılaşırız zaten böyleleriyle. nitekim bu tarz insanlar; hakkında bir şey söylemeye niyetlendiği kişi hakkında "hiçbir şey bilmeden" atıp tutmayı marifet bilirler. "sahne insanları" derler, lakin kendilerinin sahnede olduklarının da farkında değildirler. ya da farkındalardır ama umursamayacak kadar basittirler. veyahut farkında olma potansiyelini içinde taşımaz. farkındalık sahibi bir insan değildir çünkü.
öbür yandan böyle insanların sitem etmesine hak verilebilir de. herkese hakkını verelim: usulsüz alıntı sorunu bu denli fazlayken, hele de akademisyenler arasında, haklı-haksız sitemler arada patlayıveriyor olabilir. doğaldır diyorum. doğal olmayansa dediğim gibi önyargı ve gösteriş, bir şey söylemek ihtiyacı. belki de hayatları boyunca bir şey söyleyemedikleri için böylelerdir. işin psikolojik yanına girmeyelim. diğer bir komik olan şey önyargıyla yaklaşan insanlara da bu denli bir sitemde bulunur böyle insanlar. ne kadar çelişik değil mi?--
bugün denediğim lüzumlu şeydir kendisi. ne olduğundan kısaca, ama bilimsel olmayan bir şekilde, bahsetmeme izin verin.
vücut ne kadar fazla dopamin alırsa, yani fazla dopamine maruz kalırsa, dopamin üretimi azalıyormuş. ve reseptörlerin dopamin alma kapasitesi sınırlanıyormuş. ve bu durum sürekli gerçekleşince "dopamin koşullanması" adı verilen meret ortaya çıkıyormuş. bu da kişinin dikkatinin çok dağınık olmasına ve odaklanamamasına sebep oluyor. çünkü vücut hemen ödüllendirilmek ister. biz ise birazdan aşağıda sayacağım stufflar ile bu ödüllendirmeyi hızlıca sağlıyoruz. o yüzden de emek gerektiren şeyleri yapamıyoruz.
ki gözlemlerime göre bende bu meret çoktandır vardı...
en basitinden kitap okumak istediğimde (doktrinsel kaynakları okumayı saymıyorum bile) vücudum o kadar sıkılıyordu ki kendime hayret ediyordum. ayaklarım titriyor, sinirden kasılıyorum. rahatlamam gerek benim baylar! e o zaman napmalıyım diye düşündüm. hem de epey düşündüm. ve çareyi dopamin detoksunda buldum.
beni bu rehavet haline ne getirmiş olabilirdi? pandemi elbette bir etken ama, diğer koşulları da göz önünde bulunduralım bir. öncelikle bedensel zevkleri saymama gerek yoktur herhalde, bunun haricinde sigara kullanmıyorum zaten. e uyuşturucu, alkol desen o da yok şimdiki süreçte.(pandemi yokken de uyuşturucu yoktu canım. biraz dengesiz yazdığımın farkındayım ama.) bilgisayar oyunları var. kadınlar var. youtube var. müzik var! evet, evet bunların hepsi yasaklandı bana. tam 24 saat! dile kolay... bir de yapmaya çalışın.
yapılmaması gereken şunlardan;
-sosyal medyadan, telefondan, oyunlardan, bilgisayardan,
-abur cubur yemekten, bol tuzlu, tatlı, kalorili yiyeceklerden, bol etli yiyeceklerden,
-online yemek siparişlerinden,
-sevdiğin müziklerden(ben sevmediğimi bile dinlemedim ama anlatacağım yeri gelince),
-erotik uyaranlardan, mastürbasyondan, pornografik filmden,
-pc'de surfing yapmaktan, videolar izlemekten,
-sigara ve alkolden(e doğal olarak esrar da alamayız),
-arkadaşlarla eğlenceli ortamlarda gezmekten, kafelerden, geyik muhabbetin döndüğü her yerden, grupla sosyal etkinliklerden,
-kafa sözlükten, *
uzak duruyoruz.
yapılabilecek şeyler ise (simple),
-yürümek,
-oturup düşünmek,
-evin içinde her türlü duvarla bakışma, gözlem, balkondan uzaklara bakma, derin derin iç çekme,
-ibadet yapmak,
-meditasyon, yoga,
-yazı yazmak, kitap okumak,
-resim çizmek, kendi resmini çizdirmek,
-egzersiz yapmak, havada takla atmak,
olarak sıralanabilir.
gelgelelim ben n'aptım. gece 1.00'da başlattım orucumu. ve tam 24 saat sonra yani 25.11'de saat 1.00'da yine bitirdim. ve söylenen kurallara uydum.
ve fark ettim ki beynim bunlarla uğraşmayınca daha mantıklı çalışıyormuş. yalan söylemeyeceğim, burada dopamin detoksunun sponsorluğunu yapacak halim yok. mantıklı çalışıyordu evet. geçmişte yaşadığım tüm ilişkilerim gözümün önünden film şeridi gibi geçti desem yeridir. geçmişteki bütün sevgililerim, arkadaşlarım, dostlarım, kavgalı olduğum kim varsa işte; hepsi aklıma geldi. işte zaman bol olunca böyle oluyor. güya ben o kapkalın hukuk kitaplarını bitirecektim. gerçi onlarda da epey yol katettim. o yüzden mutluyum. sonracığıma epey okuma kitabı da okudum. ayrıca yürüyüşe çıktım ve sohbet ettim babamla uzun uzun.
epey uzun bi entry oldu farkındayım, sıkmamaya çalışacağım.*
whatsapp'ı, instagram'ı cart curt sessize aldım elbette. silmedim henüz 24 saat olduğu için. ama ileride bunun 1 haftalık versiyonunu yapacağım(aralıkta). o zaman silerim muhakkak. yoksa durur mu insan? insan yoksunluk krizine giriyormuş dedikleri gibi. ne yapıp edip bir şeylerle uğraşmak istiyor insan. ileriki deneyimlerimi de burada paylaşırım. şimdilik bu kadar kesiyorum. biraz özensiz de olmuş olabilir kusura bakmayın lütfen. oradan buradan yaptığım alıntıların hakları saklıdır. kendime mal etmiyorum öğrendiklerimi.
peki, en son detoks bitince n'aptım? kafa sözlük'e girip bunları yazdım işte. *
devamını gör...
atılan mesaja cevap vermeyen terbiyesiz yazar
böyle bir yazara ben de denk gelmiştim. insan gibi muhatap alıyorsun, neymiş canı cevap vermek istememişmiş. ulan sen babana yap nazını.
devamını gör...





