olmayan şey. bu iktidarın safsatasıdır. ancak velev ki doğru olsa bile olaylarda hdp’liler de kanunların çizdiği sınırlar içinde protesto hakkını kullanabilir. eğer içlerinde bozgunculuk yapan varsa protestocular bunları aralarına almamalı. ancak daha önce de dediğim gibi hem evde oturup hiç bir şey yapmayacaksınız hem de protesto edenlerin içinde terörist var diyeceksiniz. içlerine terörist girmesin istiyorsan bizzat katılacaksın protestolara yoksa susacaksın ki iktidara prim vermemiş olasın. sözüm başlığı açan yazar arkadaşa değil muhalif taklidi yapanlara. lgbtliler için yorum yapmayı kendim için zul sayıyorum. türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak cinsel yönelimlerini sapkınlık olarak değerlendiren bir bakan tarafından yönetiliyorlar. onlar hak aramasın da ben mi arayayım?
devamını gör...

bilim insanlarının ekim 2019 tarihli son açıklamasına göre ilk insanların anavatanı botsvana isimli afrika ülkesi!

şu an kurak bir bölge olsa da ilk insanların 200.000 yıl önce botsvana’da zambezi nehri’nin güneyinde kalan bölgede yaşadıkları düşünülüyor.
bölge incelendiğinde, bölgenin 200.000 yıl önce çevresinden izole sulak ve insanlar için elverişli bir ortam olduğu ortaya çıkıyor.

bölge şartları sebebiyle insanların 70 bin yıl burada kaldığı ve ardından 130 bin yıl önce üç grup şeklinde dağılıp göç ettikleri düşünülüyor . ilk grup kuzeydoğuya, 20 bin yıl sonra ikinci grup güney batıya göç etti. üçüncü grup ise bu bölgede kaldı. bazı çevreler tarafından kabul gören, bazıları tarafından ise hala tartışılan bu son gelişmeler yaşayan son insan türü homo sapiens in buradan dünya’ya yayıldığını öngörüyor.

buradan yola çıkarak, en iyi ihtimalle 130 bin yıldır varolan modern insan
( homo sapiens ) , ne hikmetse küçük ama özünde büyük bir çok engel karşısında ne yapacağını hala bilmiyor .

mesela kansere çare bulamıyor, sınırlı uzay çalışmalarıyla kendini avutuyor covid denen bir virüse teslim oluyor .

daha da önemlisi, bütün bunlara etkin çözüm yolları bulamazken, yani teknik olarak üstesinden gelemezken,
dünyada nereye, nasıl bir boşluğa, nasıl bir işe yaramazlığa, nasıl bir kapitalizm canavarı yaratıldığına da adeta parmak basılıyor, herşey bütün çıplaklığıyla insanlığın gözü önüne dökülüveriyor.

corona sürecinde gelinen noktada önce ülkeler, ardından tüm dünya, 20 gün, sadece 20 gün bütün insanlığın evlerine kapanması olayını bir türlü gerçekleştiremiyor.
20 gün insanların üretmeden, paraya sermayeye kölelik etmeden evinde oturmasına imkan tanımayan, tanıyamayan 200 bin yıllık homo sapiens .

ne dersiniz ,size de geçen bu 200 bin yıl, boşa geçmiş gibi
gelmiyor mu ?
devamını gör...

aslında çok basit bir sebepmiş ama ben de bugün öğrendim vallahi.

bu arkadaşların elleri ayakları küçük olduğundan malum, kış ayları için yiyecek depolamaları için başka bir araç lazım. eee eller, ayaklar, keseler olmayınca geriye tek bir çözüm kalıyor: yanaklar.

o palamut, fıstık, fındık ne varsa ağzına öküz gibi dolduruyor ve yiyeceklerini gömeceği yere fırlıyor sincap arkadaşımız. bize ise onların tatlış ve şapşal görüntülerini izlemek kalıyor.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

un bar aux folies bergère - edouard manet

anlam veremediğim bir şekilde beni içine çeken tablolardandır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kişi kendinden bilir işi efendim. ben de öyle sanıyorum çünkü.
devamını gör...

'muziplik, şaka' anlamına gelen sözcüktür.
devamını gör...

megadeth'in en iyi albümü rust in peace'dir. aksini iddia eden menşeviktir, gladiocudur. twilight seven rapçidir. bunu demek zorundaydım.

işte rust in peace'den sonraki en iyi ikinci albümleri de ahan da bu youthanasia'dır. otuzlarının ilk yarısında olan grup elemanları, mustaine önderliğinde bu albümü yapmışlardır. bence bu albümün bir diğer başarısı, dave mustaine'in megadeth ile rust in peace'deki sert thrash sounddan daha böyle görece heavy/hard sounda çok başarılı bir şekilde kademeli olarak geçmiş olmasıdır. zira countdown müthiş bir geçiş albümüdür. hala thrashtir ancak rust kadar değildir. ve bu kademeli inişin vardığı nokta da youthanasia'dır. marty psikosunun en melodik sololarının olduğu albümdür.

tabi bu albümü ülkemiz özelinde weirdo kılan bir diğer nüans ise, albüm kapağının 1999 satanist avı furyasında ana akım medya tarafından şeytanlaştırılmasıdır. gerçekten insan hayret ediyor. yani, yenidoğan bebeklerin tövbe haşa çöpe atıldığı ülkede metal grubunun albüm kapağının sansürlenmesi de anca bizde olur dedirtir türden bir hadise...

ulan neymiş bu albüm bu kadar derseniz inanın cover artta öyle weird ya da gore bir öğe yok. sadece ayağından çamaşırlığa mandalla tutturulmuş bebekler var...

albüm güzel, albümü dinleyin.
devamını gör...

"bir sanatçının eserlerinin taklit edilmesiyle yeni bir eser yazma" anlamına gelen pastiş uzun yıllar boyunca ayıp olarak görülmüştür. artık olumsuz eleştirilerden kurtulan pastiş başlı başına bir postmodern yöntem olmuştur. postmodernist romanda taklit, taklidi yapılacak metnin ancak üslubuyla sınırlı kalır yani metnin konusu bu ilişkinin dışında tutulur. dolayısıyla bu yöntem tam olarak taklit sayılamaz yalnızca üslubun taklididir. yöntem; biyografi, otobiyografi, bilimsel metin gibi söylem alanlarına ya da destan, masal, halk hikayesi gibi türlere özgü söyleyiş tarzlarını metnin temel üslubu haline getirmektir. türk edebiyatında bu yöntemi bütüncül bir şekilde uygulayan ilk yazar latife tekin'dir.

latife tekin, köyden göç ederek büyük kent varoşlarında tutunma mücadelesi veren insanları konu edindiği sevgili arsız ölüm ve berci kristin çöp masalları adlı iki romanında sözlü edebiyat türlerinin üsluba yansıyan pek çok özelliğini kullanmıştır. çocukluğunu köyde geçiren yazar çocukluğunun otantik birikiminden de yararlanarak iki romanında da sözlü edebiyat türlerinin üsluba yansıyan pek çok özelliğini kullanmıştır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üşenen yazar olabilir.
devamını gör...

devamını gör...

varsa sana yetecek kadar yiyeceğin.
bir de başını sokacak kadar evin.
insanoğluna kulluk etmiyorsan.
sevin be iki gözüm, zaten cennettesin ...
ömer hayyam
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"acını yaşa
öfkeni de yaşa
ve seyret
kendini sakın bastırma
öyle suyun üstünde akan yaprağa bakar gibi bak
uzanıp onu almaya kalkışma
kendini suçlama , başkalarını da suçlama
olacak olandan kaçınamazsın
o yüzden hiç bastırma kendini
baskılama
çünkü insan , bastırdığı duygunun esiri olur."

demiş cahit zarifoğlu.

tam da bu yüzden, günlerce ağlayıp zırladıktan, yemeden içmeden kesilip sadece bir bardak kahveyle nasıl yaşadığınıza hayret ettiğiniz bir ya da birkaç aydan sonra hafifleyecek. sizi oyalayacak meşgalelerin artmasına ters orantılı olarak acınız azalarak bitecek. stalkları acıdan saymayın siz, zaten bir süre sonra "uzun zamandır bakmamışım." derken yakalayacaksınız kendinizi. işte tam o anda unuttuğunuzu da fark edeceksiniz. nihayet hayatınıza yeni biri dâhil olduğunda ise gülümseyerek hatırladığınız anılardan ibaret olacak hepsi, aşkınız da aşk acınız da...
devamını gör...

en kısa haliyle söylemem gerekirse eğer burası bana iyi geliyo.

hiç düşünmezdim aslında böyle bi yere kaydolup tanım yazacağımı. kayıt olmamdan bu yana geçen zamana göre az tanımım var ama bu bile benim için büyük bi şey doğrusu. burası sayesinde çok güzel insanlarla tanıştım ve hepsi bana bi şey kattı, daha fazla insan tanımış ve çoğundan da bi şeyler öğrenmiş oldum.burada yazmaktan çok okumayı sevdiğim bi gerçek ve hep dile getiriyorum bunu ama gerçekten de sakin, herkesin fikirlerini düzgün bi biçimde ifade ettiği rahat bi ortam burası ki zaten beni en çok kendine çeken şey buranın nası böyle olduğuna dair olan merakımdı. burada yazıyorum çünkü insanların yazdıklarını okumayı seviyorum ve daha da güzeli yazdıklarımın okunduğunu bilmek beni mutlu ediyo. fırsatım varken; yönetime burayı kurdukları ve böyle bi ortamda yazma- okuma fırsatı verdikleri için teşekkür ederim. ayrıca beni takip eden, yazdıklarımı okuyan ya da oylayan, sohbetleriyle bana bi şeyler katan ve mutlu olmama katkı sağlayan herkese çok çok teşekkür ederim. *
devamını gör...

ben de 3, 5 tane olan saçlardır.

ben saçlarımı hiç boyatmadım, saçımın rengini çok sevdiğimden.
geçenlerde, günler belki aylar bana yıllar gibi gelen zamanlardan sonra anne beni biraz sevsene diyerek dizlerine yattım. ama çok tedirginim aman dengesini bozmayayım, ağır taşımasın diye, kafam sadece dokunuyor dizlerine.
neyse sevdi sevdi, elem saçların dedi durdu.
anne n'oldu dedim. beyazlamış saçların niye böyle oldu ki genceciksin dedi.
annem bizim saçlarımıza çok düşkündür. abimin saçları da uzundu benim de küçükken. bir kere kestirmişiz okurken aynı birbirimizden bi' haber. aradı, öğrenmiş abimden kestirdiğimi, sizi eve almayacağım diye ağladı epey.

sonuç olarak anne dedim yüzümde gözleri dolmuş bir gülümsemeyle hastalandın ya sen, ben çok üzüldüm belki ondan olmuştur ama sen iyi ol nedir ki beyaz saçlar, en kötü boyarız...
devamını gör...

hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.
tarık tufan.
devamını gör...

kendi halinde okumuyorsa, okumayı sevmiyorsa ve bir şekilde okuyan insana karışmıyorsa herhangi bir sorunumun olmayacağı insandır.
ancak okuyan insana laf ediyorsa öhöm öhöm;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eğer bu dünya çekilmez bir çileyse bunun sebebi dünya değil yine insanlardır dostlar.
devamını gör...

kıskançlık ve bencilliktir. özellikle bu duygulara fazlaca sahip insanlar diğer insanlara zarar vermekten gocunmaz bilhassa kendileri için iyi şeyler olduğu için sevinebilirler.
devamını gör...

osmanlıca şeklinde yanlış tabir edilen, bir kısmın tamamen arapça ile aynı, bir kısmın ise tamamen türkçenin arap harfli yazılışı sandığı yazı dilidir. bu yanılgı biraz da kuran okuyabilen eski neslin, okuduğu metni “eski türkçe” şeklinde adlandırmasından kalan bir yanılgıdır.

doğrusu osmanlı türkçesi olan bu yazı dili; genel olarak eylemleri türkçe, geri kalan söz ve söz öbeklerinin ağırlıklı olarak arapça ve farsça olduğu, arap harfleriyle yazılan ve aslında başlı başına bir dil olmayan karma bir dildir.

aslında osmanlı türkçesi dendiğinde akla halkın konuştuğu dil değil, yüksek zümrenin kullandığı dil gelmelidir çünkü; halkın konuştuğu dil eski anadolu türkçesi’nden bu yüksek zümrenin kullandığı dil kadar uzaklaşmadan devam etmiştir.

osmanlı’da okur yazar oranının çok düşük olmasının temel sebebi türkçenin ses sistemine uymayan bir alfabenin kullanıması ve üç dilin birden kullanıldığı bu yazı dilinde aynı zamanda gramer kurallarının da birbirine girmiş olmasıydı. tamamen türkçe konuşmayan halk bazen arapçanın dil bilgisi kurallarıyla farsçanın dil bilgisi kurallarını harmanlamalı ve ortaya normalde yapılmayan ancak bu dilde yapılan yarısı arapça yarısı farsça terkipler kullanmalıydı.

dilin sadeleşmesi çalışmalarında bu durumu en güzel anlatanlardan biri ve en basitçe sorgulayan kişi bence ali suavi’dir.
türkçe sözler yerine arapça veya farsçaları kullanılarak yazılan bilim kitaplarını anlamak için bile yıllarca eğitim alınması gerektiğini söyleyen ali suavi, başka devletlerdeki eğitim seviyelerine çabucak ulaşamayacağımızı anlatmak için bir bahçıvanlık kitabını bile anlamak için yıllarca okumak gerektiğini belirtmiştir. bu durumda “o zaman bahçıvan kim olsun?” diye sormuştur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim