okur olarak epey bir zamandır takibimde olan sözlük. yardım kampanyalarından etkilendiğim için nihayet bugün buraya yazar olarak kaydolmaya karar verdim.
devamını gör...

ideolojik şiirleri pek ilgimi çekmese de geri kalan şiirlerinde dudak uçuklatacak kadar iyi olduğunu düşünürüm hep size bir şiirini bırakıyorum. nasiplenirsiniz:

erkek kadına dedi ki:
- seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
erkek kadına dedi ki:
- seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
kadın erkeğe dedi ki:
- baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
ve artık
biliyorum:
toprağın
yüzü güneşli bir ana gibi
en son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...

fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...

sen
yürümelisin,
beni bırakarak...

kadın sustu.

sarıldılar

bir kitap düştü yere...
kapandı bir pencere...

ayrıldılar...

nazım hikmet - bir ayrılış hikayesi
devamını gör...

21 bile çok erken. insanlar 18 yaşında nasıl cesaret edip evleniyorlar aklım almıyor.
devamını gör...

.
devamını gör...

eğer yaşadığınız evde ebeveyn rolünde değilseniz yaşınız kaç olursa olsun yapılandır. biraz çocukluktan gerçi ama zaten her insanın içinde bir çocuk yok mudur. tabii ki bunu alışkanlık haline getirmemek, arada aile bireylerine kahvaltı hazırlamak gerek.
devamını gör...

teknolojiyle birlikte tıpta yaşanan yüzlerce yeni gelişmeye rağmen, beyin hala gizemini koruyor. toplumda sara hastalığı olarak bilinen epilepsi de bu gizemlerden biri. kısa süreli beyin fonksiyon bozukluğu olarak da ortaya çıkan epilepsi de beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik hücresi yayılması oluşuyor. her yaştan ve her cinsten kişide görülebiliyor.
devamını gör...

baştan belirteyim, hala okumayan, izlemeyen mevcutsa, spoiler içerebilir.

orijinal adıyla harry potter and the philosopher's stone, büyülü dünyanın ilk hikayesidir; çocuk kitabı olarak değerlendirmek de mümkün. zaten j.k rowling seriye başladığında ''çocukların kendilerini güçlü hissedeceği bir dünya yaratmak istedim.'' diye açıklıyor.

genel hatları ile baktığımızda geçmişinden bir haber 11 yılı geride bırakan öksüz bir çocuk; teyzesi, eniştesi ve kuzeni tarafından sistematik baskıya maruz bırakılmış bir gündelik hayat -merdiven altında yaşamasından direkt anlaşılıyor-, sürekli hor görülen, fazlalıkmış hissi yaratılan, hizmetçi gibi kullanılan bir çocukluk evresinin ardından, 11 yaşına bastığı gece yine henüz çocuk sayılırken hayatını komple değiştiren bir davet; büyü ile tanışma.

ama ne tanışma...

o vakte kadar ailesini trafik kazasında kaybettiğini sanan silik mizaçlı harry potter, büyücülük dünyasına adım atması ile birlikte aslında ''ünlü'' olduğunu, bu ününü de ailesini kaybederek, bir affedilmez lanet olan avada kedavra'dan sağ çıkması ile kazandığını öğrenir. tanınmak için kötü bir şöhret aslında.

zaman geçtikçe dahil olduğu sihirli evrene alışan harry, ilk günden yakın arkadaşlar edinmeye başlar ve fakat her amerikan fantezisinde olduğu gibi, zorba tipler ile de uğraşmak zorunda kalır. (bkz: malfoy)

yine, o çocuk haliyle, geçmişi ile ilk yüzleşmeyi yaşayacaktır. (bkz: voldemort)

gün sonunda ise hogwarts'ı gerçek evi olarak tanımlayacaktır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fransızca kökenli bir sözdür. anlamı asla birlikte olma ihtimalinin olmadığı, imkansız olan bir aşkın verdiği acıyı/üzüntüyü ifade etmektedir.
-imkansız gözüyle bakılan her aşkın, acısını daima yaşayan kimseler eminim sevecektir.
devamını gör...

bazı arkadaşlar hala olumsuz olumsuz yazıyorlar fakat yazdıkları yer hala burası.
beğenmiyorsanız gidersiniz arkadaş. kafa sözlükte zorlama yoktur. kimisi hayal kırıklığı yazmış kimisi şu zaman bu zaman ömür biçmiş. nasıl hayalleriniz var, ne yaşıyorsunuz iç dünyanızda yada bu kahinlik nereden geliyor anlayabilmiş değilim. hayallerin mi yıkıldı git kumdan tekrar inşa et. ömrü sana göre kısaldı mı, ölürse biterse içinde hapsolurum diye korkma bir önce gidiver. sanal alem bir derya, gidin ötede bir yerde bayılın ya..
buralarda azınlıksınız, sizin gibilerin onlarca katı buraya yazmaktan ve buraya yazılanları okumaktan memnun. format belli arkadaş şu çerçevenin dışına çıkmayacaksınız denmiş mi? denmiş.. çerçevenin dışına çıkmakta ısrarcıysanız buyurun buradan.
devamını gör...

sayfa alttan ve üstten daralmış, karışık bir görüntü var. ben pek beğenmedim. söylenmiş ama bildirimler de okunmasına rağmen sönmüyor.
devamını gör...

aynı zamanda günlük, pratik ingilizce yazışmalarda, "at the moment"ın kısaltması olarak da kullanılandır.
devamını gör...

kime ne alüminyum! isteyen istediğiyle flörtleşir isterse de sevişir.
devamını gör...

şimdi ben tam olarak nedir ne değildir uzman olmadığım bir alanla ilgili asla ahkam kesemeyeceğim. fakat medya aracılığıyla bize yansıtılanların çoğuna inanmıyorum. zekasını kullanan bireylerin de bunun farkında olduğunu düşünüyorum. yine çıkar ve para hırsıyla ilgili bir çok şeyin çarpıtılarak bize aktarıldığını düşünüyorum . tabi ki siz yine de maske takın o ayrı bir konu, dikkat edin . ama bir de şunu izleyin derim :

devamını gör...

arapça kökenli gönül vermiş, tutulmuş anlamındaki kelime.

bu devirde herkes bir şeylere meftun olmuş. kimi maddi, kimi manevi.
devamını gör...

çok yakın arkadaş edinmek. yani çok arkadaşım var ama nerdeyse hepsiyle samimiyetim aynı orta şeker. biriyle biraz fazla samimileşsem hemen arama mesafe koyuyorum. ciddi ciddi best friend edinmekten korkuyorum.
devamını gör...

türk tarihinin en ilginç zaferlerinden biridir. anlatılana göre 800 osmanlı askeri, meriç nehri dolaylarında 50.000-70.000 kadar birleşik sırp ordusunu bozguna uğratmıştır. 26 eylül 1371'de yaşanan savaşın öncesinde osmanlılar anadolu'daki işleri meşgul iken sırplar böylesine büyük bir ordu ile meriç nehri'ne doğru ilerlemektedir. balkan sınırında osmanlı ordusunun yeterli takviye gücü yoktur. bu yüzden osmanlı komutanı lala şahin paşa düşman ordusuyla hiç çarpışmaya girmeden sırpların ilerlemesine izin verir ve gece vaktinde nehrin kenarına kamp kurmalarını bekler. gece vakti olduğunda, durum tam da kendisinin istediği gibi olacaktır. karanlıkta yapılan ani bir baskın ile meriç'in doğusuna doğru saldırırlar ve düşman hatlarına sızan osmanlı askerleri komuta merkezini şaşkına uğratır. daha ne olduğunu bile anlamadan komutanları öldürülen sırp ordusu iki tarafa doğru disiplinsizce dağılmaya başlar. meriç nehri'ne doğru kaçan askerlerin birçoğu boğulur, geriye kalanlarının ise çok ufak bir kısmı ise geri çekilmeyi başarır. o gün sırplar çok ağır bir zayiat verip ordusunun büyük bir kısmını kaybetmiştir. bu durum, osmanlı'nın balkanlar'a ileri tarihlerde yapacağı seferleri de oldukça kolaylaştıracaktır.
devamını gör...

bir domestic hıyar ukdesidir.

derviş himmet eseridir. ben hasret gültekin’in sesiyle tanıdım bu türküyü ve sadece hasret’ten dinledim ve bundan sonra da her dinlediğimde sadece hasret’ten dinlerim.

temmuz ayı yaklaştığında bir huzursuzluk başlar içimde. aslında o huzursuzluk hep var ama bir yolunu bulup susturuyorum ama temmuz başında bir gün, tam tarih vermek gerekirse 2 temmuz günü huzursuz olurum. gözlerim dolu dolu olur.

çocukluğumda bir yer sofrasında, daha bir lokma çocukken televizyonda yakılan abilerimin ablalarımın haberini görmüştüm. eniştem oh olsun gominkslere dediğinde ise sofrayı devirip ağlaya ağlaya oturmuştum nar ağacının altında, üstün başım nar olmuştu.

yıllar sonra üniversitede bu türküyü dinleyince içimi bir heyecan kapladı. hem söyleyen gencin sesi hem de bağlamanın sesi içimde yangınlar çıkardı. o gün öğrendim ki bu türküyü söyleyen genç adam yıllar önce üstüme bulaşan nar kırmızısının müsebbibi imiş, yani onlardan biri.

o yüzden bu türkü beni her zaman çok etkiler. yangın korkusudur bu türkü benim için. ayağa kalkmam için bir çağrıdır. ağlayan nardır. temmuzsuz yıllara hasret’tir.

tam hali şöyledir eserin:

vakt-i seherde
açılıp perde
düştüğüm yerde
derman sendendir

düşmüşüm kaldır
minnetim oldur
ağlarım güldür
derman sendendir

benim bîçare
kaldım avare
yürek pür yare
derman sendendir

nefs-i zalimi
gözle halimi
sundum elimi
derman sendendir

derviş himmet'e
çare vuslata
derd ü firkate
derman sendendir
devamını gör...

trafik trafik trafik
devamını gör...

şu an çalan parça pek bir manidar *
haydi bakalım hayırlı olsun şimdiden.
devamını gör...

hem bu gündür, hemde çanakkale'de denizde yenilmesi imkansız görünen düşman kuvvetlerinin geri çekildiği zaferimizin günüdür.

savaşı tekrar farklı ağızdan tasvire ve önemini nitelemeye gerek yok mehmet akif kendine has üslubu ile muazzam bir şekilde açıklamıştır.
allah vatanı ve dini için can verenlere rahmet etsin.

şiiri dinlemek isteyenler için kaynak

şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyada eşi?
en kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
tepeden yol bularak geçmek için marmara’ya
kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
nerde -gösterdiği vahşetle- “bu bir avrupalı!”
dedirir: yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

eski dünya, yeni dünya, bütün akvâm-ı beşer,
kaynıyor kum gibi… mahşer mi, hakikat mahşer.
yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
ostralya’yla beraber bakıyorsun: kanada!

çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!

ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
öyle müdhiş ki: eder her biri bir mülkü harâb.

öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
o ne müdhiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer…

kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
çünkü te’sis-i ilâhî o metin istihkâm.

sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
bu göğüslerse hudâ’nın ebedî serhaddi;
“o benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
o, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
bir hilâl uğruna, yâ rab, ne güneşler batıyor!
ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid’i…
bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“bu, taşındır” diyerek kâ’be’yi diksem başına;
ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
yedi kandilli süreyyâ’yı uzatsam oradan;

sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
şarkın en sevgili sultânı salâhaddin’i,
kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran…
sen ki, islâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

o demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… heyhât!
sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
sana âguşunu açmış duruyor peygamber.

mehmet akif ersoy
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim