anlamı risk olan kelime.

ayrıca bir zamanlar trt 1'de serhat hacıpaşalıoğlu tarafından sunulan, daha sonra kanal 7'ye geçen, amerika'da jeopardy adıyla yayımlanmış bir bilgi yarışması. bilgi yarışması adı altında yapılan zıpırlıklara rastlanmaması, bana göre en kaliteli yarışmalardan birisi yapıyordu onu.

3 yarışmacı ile yapılır, yarışmacıların 6 kategori içinden seçecekleri soruları yanıtlamaları istenirdi. kategorilerdeki her sorunun parasal değeri belliydi. seçilen soru, soru değil cevaptı ve yarışmacı onun hangi sorunun cevabı olduğunu bulurdu.

örneğin:

- ışığın bile kendisinden kaçamadığı gök cismidir.
- kara delik nedir?

gibi...

5 saniye içerisinde doğru cevap verilmezse, sıra diğer yarışmacının olurdu. final sorusu 1 taneydi ve karşılığında bir miktar para riske edilebilirdi. cevap doğru olursa, riske edilen kadar para kazanılırdı.

bu arada yarışma sonunda ödül olarak dünya klasikleri gibi kitaplar da verilirdi.

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
p.s.: küfürleşiyorduk.
devamını gör...

varoluşçu felsefenin öncüsüdür. modern varoluşçulara nazaran inançlı bir filozoftur. katı bir din öğretisi almasına rağmen reformist bir hristiyan'dır. felsefesini; absürt, kaygı, korku kavramlarıyla şekillendirmiştir.
devamını gör...

bir şeyin olmayacağı bilinmesine rağmen oldurmaya çalışmak.
devamını gör...

çok tükettiğimden olacak; boğazıma düğümlenen nikotinin kekremsi acısını ve ağzımda dolaşan çamursu hissi, buruşturduğum paketle birlikte bir kaldırıma fırlattım bir tükürüğün arefesinde…

sana ‘sen’ diye ilk hitap edişimde, salıncakta en hızlı sallanmasını gerçekleştiren bir çocuk kadar şendim, birazdan yüzükoyun kuma uzanacağından habersiz… sen, çocukluğumun mahalle aralarında top peşinde koşarken, kollarıma aldığım faça izlerimdin benim. giydiğim ilk takım formamın sevinci, terliyken içip beni hasta edeceğinden endişe duyduğum, ama yine de dişlerimi ağrıtarak kana kana içtiğim soğuk suyumdun benim…

seninle bana ‘biz’ diye hitap edişimizin üstünden takribi bilmem kaç gün geçti. birbiri ardına geçen her gün kanatırken bir çocuğun dizlerini; dizlerinden öptüğüm ilk günü özlediğimi fark ettim… sen benim, geceleri altından geçmeye korktuğum incir ağacımdın, bir çocuğun düş evinin ocağına diktiği…

şimdi seninle, uzanıp çıplak ayaklarla yemyeşil çimenlere, güneşin batışını izleyerek çocukluğuma inmeyi düşlüyorum, ıslak bir sokağın kuytu bir kaldırımında son sigaramı içerken… sen, bana kötü yanlarımı hatırlatan karanlığımdın benim. tanıdım seni, sevdim. sevdim seni, aydınlandım. aydınlandım derken, söndü tüm ışıklar, perde kapandı. karanlıkta kaldım…

sen kadın, sen…
karanlıktan korkan bir çocuğun, korkarak içine yürüdüğü karanlık sokağımdın benim. sana gelen o karanlık yolu aşındırırken adımlarım, etmeyi becerebildiğim hiçbir dua kalmamış içimde. kim bilir, belki seninle korkmadığımdan unutmuş olmalıyım.
belki de, seni sevmekle şirk koşarken tanrıya, cebimden düşürmüş olmalıyım…
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vicdan azabı çekmeden kendine vakit ayırmak.*
devamını gör...

ismini, lastikçi yusuf olarak değişmesi gereken fastfood zinciri.
devamını gör...

güüüünayyydınnnn güneşleriiim!
gerçekten ne derdim vardı da uyandım sabahın köründe bilmiyorum ama olsundu..
uykusuzluğun 50 tonunu yaşadığım bir günden, yine enerjimi güç bela tavan yaptığım bir şekilde günaydın..
bugünü benim gibi yoğun geçirecek herkese kolaylıklar dilerim. yine bir vesikalık fotoğraf faciası yaşamamak için güzelce süslenip püsleneceğim hahahahahahaha
öpüldünüz!
devamını gör...

kürdüm ve ne yazık ki okula başladığım zaman kürtçe konuşmam yasaklandı ailem tarafından. çünkü okulda öğretmenlerim dışlayabilir, amcam ve dayımlar gibi ben de siyasi sıkıntılarla karşılaşabilirsiniz. büyüdüm. anlayan ama konuşamayan bir kürt oldum. okul derslerini o kadar çok benimsedim ki kürtler in bir tarihi edebiyatı kültürü olabileceğini düşünemedim bile. çünkü hiçbir yerde biz yoktuk. kürt teali islam dışında kürt yoktu. ama evde babaannem kürtçe konuşur ben türkçe cevaplardım. biraz daha büyüyünce biz neredeyiz, neden bu çok kıymetli kitaplarda biz de yokuz, neden babaannemin kıyafetleri, bizim düğünler, çiroklar(masal), dengbejler yok dedikçe anladım ki kültürümü bana yabancılaştıran başka bir dile kapılmışım. keşke kendimi bana yabancılaştırmadan türkçe öğretselerdi. bu nedenle her dil, eğitim dili de olabilir savındayım.
devamını gör...

ben ve benim gibilerin hak ettiği değeri görmeyeceği için yaşadığı durumdur.
devamını gör...

bencilliğin kötülüğün kaynağı olduğunu söyleyebiliriz, şöyleki bireysel çıkarları toplumsal çıkarların üstünde tutmak topluma zarar verir, topluma verilen her hasar dolaylı yoldan bireye yansır.

örneklemek gerekirse vergisini ödemeyen bireyler devletin yetersiz eğitim materyalleri sunmasından şikayet etmesi gibi. bireysellik toplumsallıktan önemlidir fakat toplumsal çıkarlar bireysel çıkarların üzerindedir. birey kendini geliştirmek için toplumdan sıyrılabilir ancak kendine maddi anlamda kazanım sağlamak maksadıyla toplumsal kuralları göz ardı etmemeli toplumsal faydayı gasp edip bireysel çıkarlarını gözetmemelidir. bu haksızlığı doğurur düzeni bozar gayrı meşru yolların kapılarını açar. toplumsal refah, huzur ve güven ortamı tesis edilmedikçe bireyler eşit bir şekilde yaşayamaz.

nepotizm yani adam kayırmanın olduğu bir toplumda fırsat eşitliğinden bahsedilemez. diktanın olduğu bir toplumda özgürlükten bahsedilemez. bunlar bireysel bencilliklerden öte zümrelerin bencilliğinden kaynaklanır. oligarşik zümrelerin çıkarları toplumun çıkarlarının önüne koyulamaz. bu toplumu kutuplaştırıp ayrıştıran ve birliği bozan bir durumdur.

bencillik bireylerde zümrelerde ve toplumlarda farklı şekillerde kendini gösterebilir. dünyanın geri kalanını umursamayıp sadece kendi ülkesinin çıkarlarını gözeten bir ulus, uluslararası sorunları görmezden gelirse dolaylı yoldan kendiside zarar görür. bencillikten kurtulup duyalı olmak ideal bir dünya kurmamız için zaruri bir ödev.
devamını gör...

talihsiz bir durum. üç harflilerle kafayı bozmuş yurdum insanının hala asmalı kesmeli büyüler yapmasına üzülüyorum. yak mumunu otur meditasyon yap. delireceksen öyle delir. değil mi ama?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vişneli cheesecake tabii ki.
devamını gör...

muhtemelen tüm zamanların en iyi dizisidir the sopranos. kendimi boşlukta hissettiğim dönemlerde tekrar tekrar başlar keyifle izlerim. sonrasında izlediğim hiç bir tv yapımı etkilemedi bu dizi kadar. ve bu diziyi en iyi yapan da rahmetli (bkz: james gandolfini) abimizdir. zirvede bıraktı.
devamını gör...

romalı filozof.
felsefesi: teselli ikramiyesi
felsefe'yi yaşamı daha yaşanılır kılan, kişinin kendisini geliştirmesine yardımcı olan bir öğreti gibi düşünmüştür.

boethius'a göre;
hayatın düşüş ve yükseliş arasında.bir gün düşer bir gün kalkarsın. talih yüzüne gülebilir, kapılar yüzüne kapanabilir. filozofun kendi hayatıda iyi talih ve kötü talih arasında kalmıştır. yükselişe geçtiği bir dönemde hayatı alt üst olmuş otorite onu idam'a mahkum etmiştir. bu düşünceleri kaldığı hücrede kağıda dökmüştür.

talih gelişigüzeldir. hayatını değişken bir talihe bağlamak ona hapsolmak mantıksızdır. mutluluk diye bir şey var ise bu içinde olan bir şeydir. hayatı olduğu gibi kabul etmeli. müdahale edemediğine kahır etmen doğru değildir. çünkü elinde değildir. elinde olan ile değil aklında olanlarla yola çıkmalısın. kurtuluş kendini nasıl hissettiğinle ilgili. kontrolünü nasıl sağlayabileceksin? kötü bir olay karşısındaki tavrın onu nasıl algıladığınla ilgilenmelisin.
tanrı ise zamanın dışındadır. bizi zamansız görür. her şeyi bilir ama sana özgür irade vermiştir. seçimlerini bir anda algılar. seçimlerinle yargılanmanın sebebi de bu.

özgür irade ile mutlu olmak bizim elimizde...
bir idam mahkumunun ölüme yaklaşırken bile an'ını daha yaşanılır kılmak adına kafa patlattığı öğretiler bunlar.
devamını gör...

“her şey olan” yalnızlıktan bahseden yazar hasan ali toptaş, son dönemde türk dilinin yetiştirdiği en büyük yazar.

alçakgönüllü oluşu kendisiyle yapılan her konuşmada kendini göstermekte ve yazar tevazuu ölçüsünde devleşmekte, büyüdükçe okurların gözünde o kadar saklamakta kendini ama bunu yapma amacı bir kendini beğenmişlik duygusu değil bir inanmazlık.

çünkü aldığı ödüllerden sonra şaşkınlığa düşen bir dev, bu yazar. daha önce hiç şiir kitabı tanımı yazmamıştım, aslında bu satırların yazarına göre de okuduğu kitap bir şiir kitabı değil bir öykü kitabıdır.

ancak her karşılıştığım yerde kitaba şiir kitanı dendiği için ben de bunu sizinle paylaşmak istedim. ben bu kitabı bir öykü kitabı olarak okudum, kitap kapağında da aksi bir uyarı bulunmadığı için haklı olduğumu varsayıyorum. kitabı okuyanlar bana bu konuda yardımcı olabilirler sanırım.

hasan ali toptaş, yalnızlıklarını anlatmış kitabında ve yalnızlığın var olduğunu kabul etmiş. yalnızlıkların ne kadar büyük yer tuttuğunu da anlatmış hayatımızda. daha önce hiç yapmadığım şeylerde birini daha yapıyor ve buraya ondan uzun sayılacak bir alıntı kopyalıyorum:


“yazmak bence bir yalnızlıktan bir yalnızlığa yolculuk. okuru hesaba katsan da böyle bu, katmasan da. başka bir deyişle, bir öyküye, bir şiire, bir romana başlarken yalnızsın; bitirdiğinde daha da yalnızsın. metinlerimdeki mahşeri kalabalıkları da ben yalnızlığın başka bir biçimi olarak görüyorum. içinde bulundukları metnin vazgeçilmez bir malzemesi ya da kurgunun temel bir parçası gibi gözükseler de (ki öyledirler, öyle kılınmışlardır), bu mahşeri kalabalıkların, ruhsal yapımdan kaynaklanan, benim bile farkına varmadığım çok daha başka nedenleri de olabilir tabii. çocukluğumdan bu yana bir türlü yenemediğim kalabalık fobim olabilir sözgelimi. sonsuzluğa nokta’nın kahramanında da vardır bu fobi; otobüs terminalinin kalabalığından bile korkar o, dehşet verici sahneler hayal eder. ben fobimi kahramana yükleyerek başımdan defetmeye kalkışmış değilim tabii, o fobi o kahramanın kılındı. bir anlamda, hem beyhude bir defetme çabası gerçekleştirildi, hem de o fobi o kahramanın yapısını oluşturan bir malzemeye dönüştürüldü. kalabalıkla yazmanın ilişkisi bana pek açıklanabilir gibi görünmüyor. yazmak, belki de kalabalık bir tenhalık hali.”


kitabın ilk sayfası aslında kitap hakkında önemli bir ipucu veriyor bize, hatta onun için bir özet ya da bir önsöz diyebiliriz. “insana en yakın yalnızlıktır insan.” en yakınımızdaki yalnızlıklara ulaşabilmek için okuyunuz bu kitabı.
devamını gör...

değerli yazar dostum (bkz: quinn)'in en çok sevdiği yabanı ot. ilk fırsatta birkaç adet alıp ona götüreceğim.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim