diyerek noktaladım.
devamını gör...

içinde bulunduğu sosyal sınıfın farkında olmayan kimse. örneğin; asgari ücretli işçinin piyasadaki en pahalı telefonu alması, ilkokul terk birinin kendini aristokrat sanması gibi.

aynı zamanla nickim olur bu kelime. eleştirmeye kendinden başlamalı insan.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aylardır aklımda olan bir kavram var, ama böyle, tanınınca,( ki tanındıysam) o nickle bir yere gelince nick değiştiremiyorsun. değiştirip 6 ay sonra eski nickimi de alabilirim. (bkz: bilemiyorum altan)
devamını gör...

ben şunu fark ettim tanışlarım üzerinden; bi insanın mutsuzluğunun temel sebebi potansiyelini gerçekleştirememek, kendisini, "ben" dediği o büyük kategoriyi layıkıyla dolduramamak, tanımlayamamak. bu hal yavaş yavaş kişiyi gerçekten mahvediyor. yapabileceğini biliyor, yapması gerektiğini biliyor, yaparsa çok mutlu olacağını biliyor, yapanların mutluluğuna şahitlik ediyor ama bi şeyi bilmiyor; "nasıl yapılır?"

işte tam olarak bu küçücük soruyu sorup ona verdiğiniz cevap sonrası aydınlanma başlıyor. "nasıl yapılır?" o andan sonra hayaller bitiyor planlar başlıyor. keşkeler bitiyor iyi ki'ler başlıyor. hayata bi şans vermek, neye inanıyorsun bilmiyorum ama senden daha çok şey bilen bir büyük sistem ya da allah olduğunu bilmek, tamamen güvenmek, akışa çok ama çok inanmak lazım. bazılarımız kuyuda ve kuyular çok kalabalık. hiçbir sorun yokmuş gibi yapınca olan tek şey bir günün daha bitmesi oluyor. sorunların kök salıyor. derinleşiyor. iyileşmiyor, savruluyoruz.

insanı aşk tüketmez. sevdin ve kavuşamadın ölmezsin. kim ölmüştür aşktan? yok böyle bi şey. on sekiz çocukla terk etmedi kimse seni. kırk yıllık evlilikler bile çat diye biter. insan duygularına saygı duy ama güvenme. duydukların, ah aman dedikodular tüketmez, iş arkadaşların, okul arkadaşların, akrabaların vs vs vs. insanlar konuşur ama sonsuza kadar değil. bigün senden de sıkılırlar. bigün biter her şey. her şey kötüye hep gidemez. düşüş kısa sürer ama dipte ne kadar kalacaksın sevgilim? kaç yüz yıl yaşayacağını sanıyorsun? sonsuza kadar parasız kalamazsın. sonsuza kadar yalnız kalamazsın. her şey geçer. hayatın doğal akışına sonsuz bir saygı duyup emeğin, aklın ve kalbin dışındaki hiçbir yansıyanı içine sinmiyorsa kabullenme. herkes kendi hikayesi peşinde. hepimizin derdi; "ben"i yapılandırmak. kendimizi gerçekleştirmek. her şey değişir. ama bi şey çok sağlam bir sabitliğe sahip; "başarısızlık." başarısızlık insanı tüketir. sebebi birilerinin başarısızlık engelini bile aşmış olması. herkes böyle olsaydı kimse başarısızlığı önemsemezdi. ama birileri bir şeyler yapıyor. ısrarla yapıyor. yılmadan yapıyor. bıkmadan yapıyor. kolu kopuyor; "bi tane daha var" diyor çalışıyor.

insanın kırılgan olma hakkı falan yoktur. eğer kırılgan biriysen bil ki yanlış yoldasın. bi şeyleri sen yanlış yapıyorsun. yanlış şeyi önemsiyor, yanlış yere tutuyorsun büyütecini. kimseye kendini beğendirmeye çalışma. kimseye sevdirmeye çalışma. saygı bile bekleme. sadece yap ve yaşa. üret. hele potansiyelin varsa arkana tek bi kere bile bakma. hep ileri. "şimdi ne yapayım?" diye sor kendine. "hayat şimdi bana ne verecek."

detaylandırmak istemiyorum. beni öyle derinden etkiledi ki meseleyi anarsam sanki bir asalağı ciddiye almak hatasına düşecekmişim gibi hissediyorum o yüzden yüzeysel geçeceğim. bu yıl içinde bir delikanlı ülkemiz için çok ama çok mühim bir alanda müthiş bir başarı elde etti. tarihe geçti. gördüğüm ilk andan itibaren garip bir duygusal bağ hissettim kendisine karşı. sıfır tanışıklığımız var. eşim dostum ondan övüyor değilim. bilakis dediğim gibi sıfır tanışıklık. ama inanılmaz bir sıcaklık, inanılmaz bir ışık gördüm o çocukta. tertemiz bir enerji. pırıl pırıl biri. öyle yüksek bir ışığı var ki parıldıyor. dursa bin kişi içinde dönüp ona bakarsın. çok belli gücü. kendine olan inancı, hayata olan inancı, başaracağına olan inancı çok belirgin. düşünsel anlamda da gelişmiş bir aklı var. savruk ve köksüz değil. yaptığı eyleme çok inanıyor. böylesine dev bir başarı sonrası bir röportaj verdi. tertemiz aklıyla bütün soruları dürüstçe yanıtladı. hakkında yazılıp çizilenlere bakmak istedim sonra. ah aklıma sokam. öfkeli biri sayılmam. çok zor öfkelenirim ve hemen geçer. hemen. sürdürmem savaşımı ama bu meselede hala dişlerim sivriliyor. çocuk hakkında biri, muhtemelen işsiz güçsüz, muhteris, başarısız, ezik biri şey yazmış; "haha bi de konuşabilse neler anlatacak kim bilir." çocuğun konuşmasında bir sorun var. ulan bit yavrusu, bütün bunlara rağmen başarmış olması değerli değil mi? senin o küçük aklının sorun olarak gördüğü bu şeyi aşıp geçmesi, zerre kadar oraya takılmaması, kabuğuna çekilmemesi önemli olan değil mi? bu bi zihniyet ifşasıdır. aklın neye çalışıyorsa, senin kalbinde ne varsa, neyi güya önemsiyorsan onun altını çizersin. tek bir cümlede sen o pis aklının, kötücül ruhunun, karakter yoksunluğunun altını çizdin. sen kendini gösterdin aslında. sen neden o çocuk gibi olamayacağını kanıtladın. bunu kendine kanıtladın. onunla alay ederek, küçümseyerek sen sadece kendi ezikliğini bi kez daha sindirdin. "bütün bunlara rağmen nasıl sevilebilir?" sorusunu sormadın ama bu gerçeklik seni kudurttu. konuşmasında bir sorunu var ve ah nasıl olur? onunla alay etmeliydik. tek gerçeğimiz bu seçmediğimiz özelliklerimiz olduğu için sürekli ama sürekli bu konuda kalmalıydık. ne başarımız, ne hayata olan inancımız, ne azmimiz, çabamız önemli olmamalı. önemli olan tek şeye kararı senin gibi asalaklar vermeli, kötücüllüğü yaymalı, umutsuzluk ve alaycılık dolu rezil bir sistem inşa etmeliyiz. salyalar saça saça etrafa saldırmalı, kin kusmalıyız. hayır anam. birileri bir şeyler biliyor ve çalışıyor. senin gibi olmamak için çalışıyor. senin gibi rezil, senin gibi yalancı, senin gibi riyakar, senin gibi aşağılık, senin gibi küstah, senin gibi sahte, senin gibi şizofreni sınırında yaşamamak için çok çalışıyor. sana bakıyor ve diyor ki; "asla bu mal gibi olmamalıyım." sonra gidip o çocuğun başarısının aslında ne kadar mühim olduğunu bir kez daha kabulleniyor.

bazı insanların en büyük savaşı; "rağmen" kavramıyladır. bütün bu olup bitenlere rağmen yaşarlar onlar. hiç mi kötü günleri olmaz? hiç mi canları acımaz? hiç mi düşmezler? hepsi olur. onlar da terk edilirler, onlar da aldatılırlar, onlar da dışlanırlar, onların da canı yanar. sadece buna nasıl tepki vereceklerini öğrenmişlerdir. gülüp geçerler. öyle bi gülerler ki avam şey der; "hiç derdi yok mu bunun?" o çocukta bunu gördüm ben. bu eminliği. öyle sevdim ki. öyle hayran kaldım ki. en büyük rağmen'ine karşı dev bir savaş kazandı. gülerek, şımararak, çok da takmadan, su gibi akarak tarihe geçti. ve sen şekerim, sen hep aynı kalacaksın. hep aynı. on yıl sonra da sen birileri hakkında sadece dedikodu üreten, büyütecini sadece sorunlara tutan, tembel, uyuşuk, mutsuz, kararsız, endişeli ve sahte olarak öylece karanlık odanda, zırlaya zırlaya, tepine tepine, kendini duvarlara vura vura öylece duracaksın. bikaç şüpheli farkın varsa diğerlerinden sürekli bunun altını çizerek kendine saçma bir ayrıcalık kazanmaya çalışacaksın. tek ama tek kaygın en yakındakinden daha büyük olmak olduğundan sınırlı bir çevrede sürekli çatışacak, ilgi üzerinden gitmesin diye sürekli ama sürekli saçmalayacak, iyiye dair tek bir cümlen, tek bir eylemin, tek bir planın olmamasını çok şey bilmek sanacaksın. öteki yapacak. ötekine; "nasıl başardın?" diye sorulacak. sanaysa şu; "neden böylesin sen?" tiksinerek soracaklar sana bunu... yüzleri buruşacak bi zaman sonra. iyice sıkacak, iyice bıktıracak, iyice rahatsız edeceksin. başaramamak şekerim, olamamak ama mış gibi yapmak insanı mahveder. bunu asla kavrayamayacak seviyede olduğundan saçma saçma dolanacaksın etrafta. sansınlar diye yaşayacaksın. buna bile, küçücük bir sanma hatasına bile muhtaç olacaksın. o çocuk yükseldikçe yükselecek, bu yaşında böyle işler başaran, tarihe geçen bir delikanlı otuzlarında ne halde olur? allah hayat karma neyse ne, ona verecek ne verecekse, o hak etti, o kazandı ve kazanacak. sense video altlarında böyle mal mal, iki üç beğeni için milletle alay edecek, senden fersah fersah yukarıda olan tipleri aşağıya çekmeye çalışacaksın ömrün boyunca. neden? çünkü herkes kendi alanında savaşır. sen aşağıdasın, seninle gökte savaşılmaz. seninle mertçe savaşılmaz. sen ya suçlarsın, ya iftira atarsın, ya karalarsın, ya sömürürsün ya çarpıtırsın ya da alay edersin. sen o adam toplayan, herkese göz kırpan, yavşayan o düşük insanlardansın. sende yüceliğe dair tek bir kırıntı yok. tümden aşağılık, tümden rezil, tümden saf bir kötücüllük var. allah daha beter etsin.

kardeşlerim, eğer varsak bir sebebi vardır varlığımızın. o sebebi arayıp bulmaktan başka bir görevimiz nasıl olsun? bize dayatılan nihilist kurgu içinde tekrar direnmeye, tekrar çabalamaya, tekrar ayağa kalkmaya güç yettirmek lazım. "yapan nasıl yapıyor" diyebilmek lazım. nasıl yapılacağı üzerine iyice düşünmek lazım. mühim işler üretebilecek kadar bireyselleşmek lazım. sağlam dostlar edinmek, seni pislikten koruyan enerjiyi kendinize saygı duyarak koruyabilmek, kötücüllüğü sonlandırmak lazım. umutsuzluk bir düşünce hatası bile olabilir. görememe belki. gerçeklikle bağı tümden koparma. "rağmen"e karşı bi savaşınız varsa rica ederim vazgeçmeyin. tükenmek, ah tanrım bıkmak, üf yorulmak, aman işte zaten ben kimimler... geçin. hayata kendinizi dayatın. olabildiğince gerçekçi, olabildiğince kendinden emin, olabildiğince eylemde olmak lazım.

koskoca bir yıl bitiyor. bitiş enerjisi. yessyeni bi hayatınız olabilir. eğer gerçekten ister, gerçekten kendi yolunuzda yürürseniz hayat bunu karşılıksız bırakmaz. her şeyin ilk adımı zordur, yeniden başlamak hakikaten zordur. ama zor'un içinde saklanan o şey seni daha da büyütecek olabilir.

içine doğduğumuz kültürdeki çürüklük bizi çok yoruyor. üzerimizdeki karanlık bulut güneşimizi engelliyor. ama güneş hala orada. güneş sabit bulutlar geçicidir. bulutların karanlığına sonsuz bir güç atfedip güneşin güçlü ışığına gözlerimizi kapatmamamız gerekiyor. insan öyle akışkan bir mahluk ki toplama kampında bile yarına dair plan yapar. umutsuzluk yarına saldırır oysa. umutsuzluğun bugünle bir derdi yoktur. o yarını da yemek ister. bugün zaten doyurur kendini ama yarını da almak ister. bulaşmak ister. izin verememek lazım.
devamını gör...

lisedeyken yunus emre temalı iyilik, sevgi, yardımlaşma konulu öykü yarışmasında birinci olmuştum. altın, kitap seti filan hediye edilmişti. şuan o kadar da önemli bir başarıymış gibi gelmiyor fakat o zamanlar çok harika bir duyguydu benim için...
devamını gör...

italyancadan dilimize gelmiş bu kelime dolandırıcılık manası taşımaktaymış.
bizim yöremizde ise sevgili anlamında kullanılıyormuş.
pek hoşlanmam bu kelimeden, lakayt gelir bana. ileride sevgilim olursa ve bunu kullanırsa bir dur derim, o derece.
devamını gör...

bugün ailecek oturduk yemek yiyeceğiz. kardeşim yoğurda şeker koydu karıştırdı. ( arada yapar bunu yoğurda şeker koyup yer)
"yok artık pidenin yanında şekerli yoğurt mu yiyeceksin" dedim.
"hayır pide yiyip üstüne tatlı niyetine bunu yiyeceğim " dedi.
kombinasyonu düşünüp yüzümü buruşturdum. "nasıl bir miden var bilmiyorum ki midesizsin" dedim.
bana verdiği cevap "kavurma varken semizotu yiyen insan mı söylüyor bana bunu? inekler yiyor senin o yediğini biz doğrudan inek yiyoruz. sensin midesiz."
"bana bak çocuk alırım seni ayağımın altına, ne biçim konuşuyorsun ablanla bacak kadar boyunla!!" diyemedim. birincisi adam benden uzun boyu karıştırırsam ben zararlı çıkarım ikincisi de bu cümleyi duyunca gülesim geldi ciddi kalamadım be sözlük. *
devamını gör...

aslında görgü kurallarına uymayıp bacaklarını açarak oturan, yüksek sesle konuşan ve özel hayatın gizliliğinden bihaber olup telefonunuza gözlerini diken tipler diyecektim ancak hepsi dendiği için bir tip daha eklemek isterim;
özellikle ön sıralara oturduysanız size muavin gibi davranan tiplerdir.
"şuradan bir kişi uzatır mısın?"
"buradan da iki kişi bir öğrenci"
"şoför beye söyler misin köşede inicem"
"benim para üstü gelmedi neden acaba" (yedim çünkü)
devamını gör...

“herkesin bir kusuru var, onunki bendim.”

selim temo

öyle işte.
devamını gör...

akla öğrencilik yıllarını getiren eylemlerdir.
öğrenciyken bir futbol takımının iç saha maçında tavuk kostümü ile ısınan futbolculara hafif dokunmak, saldırmak terbiyesiz tavuk reklamı. sormayın anlatmayayım bile
devamını gör...

not: bu yüzyıla hatta belki dünyaya bile ait olmayabilir.
devamını gör...

(bkz: depresyona girdiniz hayırlı olsun)
(bkz: depresif ruh hali)
devamını gör...

anladığım kadarıyla bir benim yapmadığım olay.

favoriyi genelde çok kullanan biri değilim. yazılan tanımın güldürmesi, ilgi duyduğum bir alana yönelikse bilgi vermesi, emeğine karşılık, veya nickaltı girildiyse nezaketen ve teşekkür ederekten favlarım.

favladigim tanımları dönüp okumadım hiç, tekrar okuma isteği uyandıran bir tanıma da denk gelmedim zaten.

ama bu başlığa girilen tanimlardan sonra dikkate alacağım bu durumu. (olur da tekrardan okumamı gerektirecek bir tanım olduğunda da özenle favlayacağım.)
devamını gör...

çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
devamını gör...

antik roma'da basit bir giysi veya iç çamaşırı olarak görülen tunik'lerin (kısaca alt giysi işlevi görüyor) üzerine giyilen geleneksel bir giysidir. erkekler toga giyerken kadınlar stola giymiştir. tabii başta her iki cinsiyet de stola giymiş olsa da sonrasında hoş karşılanmadığından (nedenini bilmiyorum fakat stola giyen kadınlara hoş bakılmadığını okumuştum) daha sonrasında stola giymeye başlamışlardır.

toga, sosyal statüyü yansıtırken stola medenî hâli yansıtmıştır. bu yüzden antik roma döneminde stola evli kadınların temel giysisiydi. evlenmemiş veya boşanmış kadınların stola giymesi yasaktı. toga ise tamamıyla sosyal statüyü yansıttığından belli bir kesimdeki erkekler giyerdi. roma yurttaşı olmayanların toga giymesi yasaktı.

stola genellikle kolsuz, kadınların ayaklarına kadar uzanan uzun bir kıyafettir. kişilerin isteğine göre renkli olabilir. fibula adı verilen küçük tokalarla bağlanır. genelde yün veya pamuktan yapılsa da zengin kadınlar ipekten yapılmış stolaları tercih ediyordu.

görselde göstermiş olduğum gibi yeşil kıyafet, sarı tunik'in üzerine giyilen stola'dır. kıyafetlerin en üstünde, omuza atılan mavi kıyafet ise palla'dır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaynak: 5 kişilik bir grup slayt ödevimiz. ilgili arkadaşlardan habersiz ne yazık ki isimleri ve ödevi paylaşamıyorum. kendi kısmımı paylaştım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

o da bir şey mi? bu sabah kamyoncu amcalar korna sesiyle sohbet ederken laf lafı açtı... bütün cadde onları dinledik. belirtmeden geçemiycim gayet akıcı bir sohpetti üstelik.
devamını gör...

hiçbir sorun yaratmayacak durumdur.

cinsel yönelim ve cinsel kimlik doğuştan gelir; sonradan dış etkenlerle ve herhangi bir şekilde değiştirilemez ve manipüle edilemez. bu sebeple, çocuklarda kimlik gelişimi bakımından herhangi sorun olmayacaktır. bu durumun çocuğun psikolojisini bozacağı argümanı ise homofobik düşünce tarzı kaynaklı bir çöpten başka bir şey değildir.
devamını gör...

antienflamatuar ve cok guclu bir antioksidan ozelligi bulunan maddedir. wikipedia'da yer alan bilgiye gore, aktioksidan ozelligi e vitamininden 50 kat, c vitamininden 30 kat fazladir. icerigin tibben faydalari da cok degil, henuz yakin gecmiste bulunmustur. ozellikle orta asya kitasi'da insanlarin bu icerikten oldukca yararlandigi bilinmektedir.

resveratrol maddesi ozellikle meyvelerin dis kabugunda bakteri, mantar, sicak, soguk gibi dis faktorlere karsi uretilen koruyucu bir maddedir. dogal kosullarda, yaylalarda tamamen organik sartlarda yetisen urunlerde daha guclu bulunmaktadir. yapilan bazi bilimsel arastirmalara gore, kalp ve damar hastaliklarinda riski en aza indirgemekte oldukca basarilidir. kanserle mucadelede keza tercih edilmesi gereken iceriklerin basinda gelir. parkinson ve alzhemier gibi rahatsizlarda da olumlu sonuclari yapilan calismalarca gozlemlenmistir. ayrica antioksidan ozelligiyle serbest radikallere karsi gercekten iyi bir savascidir. anti aging etkisini de unutmamak gerekli. bu yuzden "guzellik iksiri" olarak da adlandirilir hatta.

icerik en cok siyah uzum kabugunda, kirmizi uzumun cekirdeginde, asmasinin kok ve sapinda, kirmizi sarapta, ananasta, yaban mersininde ve de yer fistiginda bol miktarda yer alir. bu tur besinlerden alinabilecegi gibi, tipki vitaminler gibi kapsul sekilinde takviye olarak da tuketmek mumkun. bir de kozmetik sektorunde cilt icin serum ve krem iceriginde bu madde sikca kullanilir. ozellikle anti aging olarak nitelendirilen urunlerin vazgecilmez icerigidir. cildi aydinlatma da, ince kirisiklik ve cizgileri doldurma da, kolajen uretimini tetikleme de oldukca basarilidir. c vitamini icerikli serum-krem kullaniliyorsa resveratrol icerigiyle kombinlendiginde gozle gorulur degisimleri elde etmek daha hizli olacaktir. ozellikle the ordinary'nin resveratrol %3 serumunu siddetle tavsiye edebilirim...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim