lucifer (yazar)
hoşgeldin diyeceğim, içimden gelmiyor.
umarım yine o acayip fantazileri ile gelmemiştir.
umarım yine o acayip fantazileri ile gelmemiştir.
devamını gör...
üvercinka
cemal süreya'nın yayımlanan ilk şiir kitabı.
üvercinka'nın anlamı için söylediği sözler: "üvercinka anılması güvercinle karışık bir ad. bir kadın adı. barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram: kitaba ad olarak seçmeme gelince bunun iki nedeni var: birisi belli: günümüz şiiri ve bu arada benim şiirim kelimeyi zorlayan bir şiir. o adla şiirimi özetlemiş ya da bir parça belirtmiş oluyorum galiba. işin ikinci nedeni son derece özel, salt günlük yaşamama ilişkin bir şey."
böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil
burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajı'nda akşam üstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil
üvercinka'nın anlamı için söylediği sözler: "üvercinka anılması güvercinle karışık bir ad. bir kadın adı. barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram: kitaba ad olarak seçmeme gelince bunun iki nedeni var: birisi belli: günümüz şiiri ve bu arada benim şiirim kelimeyi zorlayan bir şiir. o adla şiirimi özetlemiş ya da bir parça belirtmiş oluyorum galiba. işin ikinci nedeni son derece özel, salt günlük yaşamama ilişkin bir şey."
böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
laleli\'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil
aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
bir çok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil
burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajı'nda akşam üstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil
devamını gör...
gel gör beni aşk neyledi
bir yunus emre şiiri. bu şiiri dorian pek güzel şekilde rock müziğe adapte etmiştir. bakınız;
dorian-gel gör beni
iş bu entry epey uzun nitelikte olup yunus emre ve başka bir şarkı da yer alan bir sözlerdeki kadın-erkek metaforunu inceleyecektir. neden erkek sürekli bir kadını kovalar, arar? bu erkek ve kadın ile asıl anlatılmak istenen nedir? kadın neden böyle bir arayış içine girmez bu irdelenecektir. çok çok uzun bir entry olacak olup, okuması vakit alacaktır. bilgilerinize.
yunus emren'nin şiiri şu şekildedir;
ben yürürüm yana yana
aşk boyadı beni kana
ne âkilem ne divane
gel gör beni aşk neyledi
gâh eserim yeller gibi
gâh tozarım yollar gibi
gâh akarım seller gibi
gel gör beni aşk neyledi
akar suların çağlarım
dertli ciğerim dağlarım
şeyhim anuban ağlarım
gel gör beni aşk neyledi
ya elim al kaldır beni
ya vaslına erdir beni
çok ağlattın güldür beni
gel gör beni aşk neyledi
ben yürürüm ilden ile
şeyh anarım dilden dile
gurbette halim kim bile
gel gör beni aşk neyledi
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
uyanıp melûl olurum
gel gör beni aşk neyledi
miskin yunus biçareyim
baştan ayağa yareyim
dost elinde avareyim
gel gör beni aşk neyledi
aynı zamanda metropolis'in de bir şarkısıdır.
metropolis - gel gör beni
melis danişmend - gel gör beni (metropolis)
gel gör beni
bu aşk neyledi
yine dönmedim
bak ölmedim
sen bıçak sırtı
kemiklerime dayalı
ben biley taşı
satılmış bir ruh sana
dar bu yol, gidilmiyor
bastığım yer bir var bir yok
gel de gör, zehir bu yol
kaç milattır anlayan yok
tepemde cellat zaman
elim kolum bağlı
koparsa kopsun başım
zaten yerde aklım
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bak şimdi her şey talan
ömür yalan dolan
gel gör beni
bu aşk neyledi
gel gör beni
aşkın zehir gibi
yunus emre şiirinden farklı sözlere sahip ancak; o bağlamda düşünürseniz bu şarkıyı da benzer anlamlar çıkarmak mümkün. metropolis şarkısında da yunus emre şiirinde şu özellik dikkatimi çeker. yunus diyor ki;
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
metropolis ise;
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bu iki kısımda da görürürüz ki bir erkek bir yari, vazgeçilmez bir kadını aramaktadır. tasavvufta bu arayış pek sık karşımıza çıkar. peki ama hiç düşündük mü neden hep bir erkek bir kadını, bir aşkı arar, kovalar durur? neden kadın kişi ya da şair bu aşkın peşine düşmez?
(bkz: gönül tekin) hocamızın simurg'un kanadı isimli kitabını okuyorum bir süredir. gönül hocamızın divan edebiyatı, tasavvuf edebiyatı ve çağatay edebiyatı ile sümer mitleri arasındaki bağlantıyı inceleyen makalelerinden oluşan bir kitapta şöyle bir makalesi mevcut; feyzi çelebi'nin şem ü pervanesi. 17. yüzyıl'da feyzi çelebi'nin yazdığı bu mesneviyi incelerken; feyzi'nin bu mesnevide kullandığı sanatların, mitlerin daha önce yaşamış tasavvuf alimlerindeki izini süren gönül hocamız şöyle ilginç şeyler anlatır bize. 1200'lü yıllarda mevlana ile çağdaş sayılabilecek yıllarda yaşayan, kübrevi tarikatı mensubu necmeddin-i daye'nin yazdığı mirsadü'l ibad mine'l-mebde ile l-mead isimli eserini inceler önce gönül hocamız. onun inceleme notlarında bu kadın-erkek olayı ile ilgili bölümlerin bir kısmını aynen yazıyorum. copy paste değil, alın teri. bu arada makale 100 küsür sayfalık bir makale, tamamını okumak isteyen kitabı satın alıp makaleye erişebilir.
".... necmeddin-i daye''ye göre göre bütün mahlukatların(alemlerin, yani kainatın) yaratılmasının sebebi insandır. insanın yaratılma sebebi kalbidir. kalbin yaratılmasının sebebi ise marifettir.
marifet ise allah'ın insan emanetidir(33:72 "biz emaneti... ve dağlara teklif ettik, onlar bunu yüklenmekten çekindiler... onu insan yüklendi"). çünkü bu emaneti yalnız insan taşıyabilir. marifet dinin içinde gizlidir. insan ne kadar dindar olursa marifetten o kadar çok hissesi olur. şu halde marifet dinin meyvesidir ve bu meyve yalnızca insanın kalbinde meydana gelir...
...görüldüğü gibi kalp bütün görünen ve görünmeyen alemlerin özünü kendinde toplamıştır, yani kainatta ne varsa onun bir paraleli insanın kalbinde bulunmaktadır. bu yüzden de marifeti ancak kalp bilebilir. insanın vücudundaki hiçbir başka organ marifeti, dolayısıyla imanı da taşıyamaz. şu halde insanın görünen ve görünmeyen alemleri bilmesi için insan ruhunun bedende cisim bulması ve kalbin teşekkül etmesi gerektir. çünkü daye'ye göre insandaki bilgi organları ancak insan ruhunun beden bulması ile mükemmelleşecektir. ancak o zaman marifet tam olarak bilinecektir. şu halde nasıl dış dünyayı bilmek için gereken organları, yani görme, işitme, dokunma, tatma, koklama olarak beş duygu varsa, görünmeyen ruhi alemi(batın) bilmek için de ayrı bilme organları bulunmaktadır. bunlar nefis, akıl, kalp, sır, ruh ve hafi olmak üzere beş tanedir"
bu kısımdan sonra gönül hocamız, daye'ye göre batini bize gösterecek bu beş organı anlatır. derecelerini, işlevlerini vs anlatır uzun uzun. fakat yukarıdaki paragrafta anladığımız üzere;
marifetin yani allah'ı bilmenin ve onunla bir olabilmenin yolu ruh ve bedenin uyumlu bir şekilde bir olması, ikisinin de birbirini eğitmesi, dizginlemesi gerekir. ve bu ikisi birbirini doğru bir şekilde bulmayı arzuladığı, aradığı aşikar. tıpkı yunus'un aradığı gibi. peki neden erkek-kadın metaforu var sürekli. bakalım necmeddin-i daye nasıl açıklamış bunu. bu arada şunu da söylemeden geçemem; gönül hoca hem feyzi'nin eserini hem de necmeddin'in eserini paragraf paragraf orijinal metininden inceler bu kitapta. dipnotlar da konu ile ilgili yazılmış başka makaleleri, başka tasavvuf alimlerinin eserlerini ve yorumlarını da bize kaynak olarak verir. neyse geçelim, eril-dişil olayına.
".... necmeddin-i daye'ye göre nefis insanın en büyük düşmanıdır. onu terbiye etmek savaşların en büyüğüdür. ama nefsini terbiye eden sonunda nefsini tanır ve nefsini tanıyan da allah'ı bilir."
gördüğümüz üzere nefis hem düşmanımız hem de sırra, marifete vakıf olmamız için vazgeçilmez bir unsur.
"ancak terslik şuradadır ki nefis bilinmeyince terbiye edilmez. nefsin terbiyesi tam olarak başarılamazsa allah'ın bilgisine erişilemez....
.... bu nefsin yeri insanın kalbi olmakla birlikte o kalpten çıkarak insanın bütün vücudunu sarar...
...bu durumda insanın vücudunu hayatta tutan bütün hayati güçler nefsin içinde toplanıyor. bütün istekler, çoğalma içgüdüsü, kendini koruma içgüdüsü, zevk alma vs. ve bu güçlerle ilgili pratik akıl yani insan egosunun menfaatlerini düşünen ve isteyen akıl, nefsi meydana getiriyor."
yeni nefis hem allah'ı bilmemiz için hem de yaşamamız için vazgeçilmez derecede önemli bir kavram. çünkü nefis olmazsa hayatını devam ettiremeyeceksin ve yine allah'ı, sırrı, marifeti bilemeyeceksin. yukardaki pasajdan sonra, insan ve hayvan nefsinin farkından (kalıcılık vasfı) bahsedilir, nefsin bedenle beraber ölmeyip canlı kaldığı ve cennet-cehenneme gidişinden bahsedilir. nefsin neden baki kaldığını ise necmeddin şöyle açıklar;
"... insan nefsinin bir parçası alem-i ervahtan (ruhlar dünyasından) gelmiştir. işte önceliği olmayan, yani allah tarafından sonradan yaratılmış olan ruhlar alemi ve melekut alemi bakidir. allah ruhlar aleminden ruhu kendi nefsiyle insanın bedenine üflediği için (15:29), ruh bedene girdiğinde, yani ruh bedenle izdivaç kıldığından(evlendiğinden) nefs beka sıfatını kazanmış oldu. bu şuna benzer; bir erkek olarak düşünülen ruh-can) bir kadın olarak düşünülen bir bedenle evlendiği zaman onlardan iki çocuk doğar. bunlardan biri kız, biri erkektir. kız, nefs olup annesi bedene, erkek kalp olup babası ruha benzer. beden su ve topraktan yani en aşağı seviyede olan maddeden yaratıldığı için anneye benzeyen nefs, kötülüklerle doludur. ama babası ruh olduğu için, kendisinde ruhun sıfatı olan beka sıfatı bulunmaktadır."
necmeddin-i daye ve gönül hocamız daha sonra nefsin terbiyesini inceler. ardından feyzi'nin eseri ve sümerdeki karşılıkları incelenir detaylı olarak.
fakat anlayacağımız üzere; mecnun'un, yunus'un, nice tasavvuf ehlinin aradığı o çok güzel, mükemmel ve "vazgeçilmez" kadın nefstir. onsuz sırra, marifete, allah'ı bilmeye ulaşılamaz. çünkü hem çok güzeldir hem de yaşamımızı devam ettirmemize yarayan bütün özellikleri ihtiva eder. insanın varoluş amacı da o marifeti ve allah'ı bilmek olduğu için de bu nefsi bir şekilde dizginleyip var ederek o sırra vakıf olmaya çalışmadır. nefsin annesi olan beden, ruhtan sonra topraktan yaratıldığı için daha aşağıda ve kötülüklerle dolu iken. babası olan ruh; allah'ın nefesinin bir tezahürü olup daha önce yaratıldığı için herrhangi bir kötülük barındırmaz. çünkü allah mutlak olarak iyidir.
bu hikaye adem ve havva'nın hikayesine de benzemekte. adem de önce yaratılmıştır ve herhangi bir kötülük barındırmaz. ne zamanki sonra yaratılan kadın gelir; günah başlar.
dorian-gel gör beni
iş bu entry epey uzun nitelikte olup yunus emre ve başka bir şarkı da yer alan bir sözlerdeki kadın-erkek metaforunu inceleyecektir. neden erkek sürekli bir kadını kovalar, arar? bu erkek ve kadın ile asıl anlatılmak istenen nedir? kadın neden böyle bir arayış içine girmez bu irdelenecektir. çok çok uzun bir entry olacak olup, okuması vakit alacaktır. bilgilerinize.
yunus emren'nin şiiri şu şekildedir;
ben yürürüm yana yana
aşk boyadı beni kana
ne âkilem ne divane
gel gör beni aşk neyledi
gâh eserim yeller gibi
gâh tozarım yollar gibi
gâh akarım seller gibi
gel gör beni aşk neyledi
akar suların çağlarım
dertli ciğerim dağlarım
şeyhim anuban ağlarım
gel gör beni aşk neyledi
ya elim al kaldır beni
ya vaslına erdir beni
çok ağlattın güldür beni
gel gör beni aşk neyledi
ben yürürüm ilden ile
şeyh anarım dilden dile
gurbette halim kim bile
gel gör beni aşk neyledi
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
uyanıp melûl olurum
gel gör beni aşk neyledi
miskin yunus biçareyim
baştan ayağa yareyim
dost elinde avareyim
gel gör beni aşk neyledi
aynı zamanda metropolis'in de bir şarkısıdır.
metropolis - gel gör beni
melis danişmend - gel gör beni (metropolis)
gel gör beni
bu aşk neyledi
yine dönmedim
bak ölmedim
sen bıçak sırtı
kemiklerime dayalı
ben biley taşı
satılmış bir ruh sana
dar bu yol, gidilmiyor
bastığım yer bir var bir yok
gel de gör, zehir bu yol
kaç milattır anlayan yok
tepemde cellat zaman
elim kolum bağlı
koparsa kopsun başım
zaten yerde aklım
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bak şimdi her şey talan
ömür yalan dolan
gel gör beni
bu aşk neyledi
gel gör beni
aşkın zehir gibi
yunus emre şiirinden farklı sözlere sahip ancak; o bağlamda düşünürseniz bu şarkıyı da benzer anlamlar çıkarmak mümkün. metropolis şarkısında da yunus emre şiirinde şu özellik dikkatimi çeker. yunus diyor ki;
mecnun oluban yürürüm
ol yâri düşte görürüm
metropolis ise;
ben bir seferi adam
sen o vazgeçilmez kadın
bu iki kısımda da görürürüz ki bir erkek bir yari, vazgeçilmez bir kadını aramaktadır. tasavvufta bu arayış pek sık karşımıza çıkar. peki ama hiç düşündük mü neden hep bir erkek bir kadını, bir aşkı arar, kovalar durur? neden kadın kişi ya da şair bu aşkın peşine düşmez?
(bkz: gönül tekin) hocamızın simurg'un kanadı isimli kitabını okuyorum bir süredir. gönül hocamızın divan edebiyatı, tasavvuf edebiyatı ve çağatay edebiyatı ile sümer mitleri arasındaki bağlantıyı inceleyen makalelerinden oluşan bir kitapta şöyle bir makalesi mevcut; feyzi çelebi'nin şem ü pervanesi. 17. yüzyıl'da feyzi çelebi'nin yazdığı bu mesneviyi incelerken; feyzi'nin bu mesnevide kullandığı sanatların, mitlerin daha önce yaşamış tasavvuf alimlerindeki izini süren gönül hocamız şöyle ilginç şeyler anlatır bize. 1200'lü yıllarda mevlana ile çağdaş sayılabilecek yıllarda yaşayan, kübrevi tarikatı mensubu necmeddin-i daye'nin yazdığı mirsadü'l ibad mine'l-mebde ile l-mead isimli eserini inceler önce gönül hocamız. onun inceleme notlarında bu kadın-erkek olayı ile ilgili bölümlerin bir kısmını aynen yazıyorum. copy paste değil, alın teri. bu arada makale 100 küsür sayfalık bir makale, tamamını okumak isteyen kitabı satın alıp makaleye erişebilir.
".... necmeddin-i daye''ye göre göre bütün mahlukatların(alemlerin, yani kainatın) yaratılmasının sebebi insandır. insanın yaratılma sebebi kalbidir. kalbin yaratılmasının sebebi ise marifettir.
marifet ise allah'ın insan emanetidir(33:72 "biz emaneti... ve dağlara teklif ettik, onlar bunu yüklenmekten çekindiler... onu insan yüklendi"). çünkü bu emaneti yalnız insan taşıyabilir. marifet dinin içinde gizlidir. insan ne kadar dindar olursa marifetten o kadar çok hissesi olur. şu halde marifet dinin meyvesidir ve bu meyve yalnızca insanın kalbinde meydana gelir...
...görüldüğü gibi kalp bütün görünen ve görünmeyen alemlerin özünü kendinde toplamıştır, yani kainatta ne varsa onun bir paraleli insanın kalbinde bulunmaktadır. bu yüzden de marifeti ancak kalp bilebilir. insanın vücudundaki hiçbir başka organ marifeti, dolayısıyla imanı da taşıyamaz. şu halde insanın görünen ve görünmeyen alemleri bilmesi için insan ruhunun bedende cisim bulması ve kalbin teşekkül etmesi gerektir. çünkü daye'ye göre insandaki bilgi organları ancak insan ruhunun beden bulması ile mükemmelleşecektir. ancak o zaman marifet tam olarak bilinecektir. şu halde nasıl dış dünyayı bilmek için gereken organları, yani görme, işitme, dokunma, tatma, koklama olarak beş duygu varsa, görünmeyen ruhi alemi(batın) bilmek için de ayrı bilme organları bulunmaktadır. bunlar nefis, akıl, kalp, sır, ruh ve hafi olmak üzere beş tanedir"
bu kısımdan sonra gönül hocamız, daye'ye göre batini bize gösterecek bu beş organı anlatır. derecelerini, işlevlerini vs anlatır uzun uzun. fakat yukarıdaki paragrafta anladığımız üzere;
marifetin yani allah'ı bilmenin ve onunla bir olabilmenin yolu ruh ve bedenin uyumlu bir şekilde bir olması, ikisinin de birbirini eğitmesi, dizginlemesi gerekir. ve bu ikisi birbirini doğru bir şekilde bulmayı arzuladığı, aradığı aşikar. tıpkı yunus'un aradığı gibi. peki neden erkek-kadın metaforu var sürekli. bakalım necmeddin-i daye nasıl açıklamış bunu. bu arada şunu da söylemeden geçemem; gönül hoca hem feyzi'nin eserini hem de necmeddin'in eserini paragraf paragraf orijinal metininden inceler bu kitapta. dipnotlar da konu ile ilgili yazılmış başka makaleleri, başka tasavvuf alimlerinin eserlerini ve yorumlarını da bize kaynak olarak verir. neyse geçelim, eril-dişil olayına.
".... necmeddin-i daye'ye göre nefis insanın en büyük düşmanıdır. onu terbiye etmek savaşların en büyüğüdür. ama nefsini terbiye eden sonunda nefsini tanır ve nefsini tanıyan da allah'ı bilir."
gördüğümüz üzere nefis hem düşmanımız hem de sırra, marifete vakıf olmamız için vazgeçilmez bir unsur.
"ancak terslik şuradadır ki nefis bilinmeyince terbiye edilmez. nefsin terbiyesi tam olarak başarılamazsa allah'ın bilgisine erişilemez....
.... bu nefsin yeri insanın kalbi olmakla birlikte o kalpten çıkarak insanın bütün vücudunu sarar...
...bu durumda insanın vücudunu hayatta tutan bütün hayati güçler nefsin içinde toplanıyor. bütün istekler, çoğalma içgüdüsü, kendini koruma içgüdüsü, zevk alma vs. ve bu güçlerle ilgili pratik akıl yani insan egosunun menfaatlerini düşünen ve isteyen akıl, nefsi meydana getiriyor."
yeni nefis hem allah'ı bilmemiz için hem de yaşamamız için vazgeçilmez derecede önemli bir kavram. çünkü nefis olmazsa hayatını devam ettiremeyeceksin ve yine allah'ı, sırrı, marifeti bilemeyeceksin. yukardaki pasajdan sonra, insan ve hayvan nefsinin farkından (kalıcılık vasfı) bahsedilir, nefsin bedenle beraber ölmeyip canlı kaldığı ve cennet-cehenneme gidişinden bahsedilir. nefsin neden baki kaldığını ise necmeddin şöyle açıklar;
"... insan nefsinin bir parçası alem-i ervahtan (ruhlar dünyasından) gelmiştir. işte önceliği olmayan, yani allah tarafından sonradan yaratılmış olan ruhlar alemi ve melekut alemi bakidir. allah ruhlar aleminden ruhu kendi nefsiyle insanın bedenine üflediği için (15:29), ruh bedene girdiğinde, yani ruh bedenle izdivaç kıldığından(evlendiğinden) nefs beka sıfatını kazanmış oldu. bu şuna benzer; bir erkek olarak düşünülen ruh-can) bir kadın olarak düşünülen bir bedenle evlendiği zaman onlardan iki çocuk doğar. bunlardan biri kız, biri erkektir. kız, nefs olup annesi bedene, erkek kalp olup babası ruha benzer. beden su ve topraktan yani en aşağı seviyede olan maddeden yaratıldığı için anneye benzeyen nefs, kötülüklerle doludur. ama babası ruh olduğu için, kendisinde ruhun sıfatı olan beka sıfatı bulunmaktadır."
necmeddin-i daye ve gönül hocamız daha sonra nefsin terbiyesini inceler. ardından feyzi'nin eseri ve sümerdeki karşılıkları incelenir detaylı olarak.
fakat anlayacağımız üzere; mecnun'un, yunus'un, nice tasavvuf ehlinin aradığı o çok güzel, mükemmel ve "vazgeçilmez" kadın nefstir. onsuz sırra, marifete, allah'ı bilmeye ulaşılamaz. çünkü hem çok güzeldir hem de yaşamımızı devam ettirmemize yarayan bütün özellikleri ihtiva eder. insanın varoluş amacı da o marifeti ve allah'ı bilmek olduğu için de bu nefsi bir şekilde dizginleyip var ederek o sırra vakıf olmaya çalışmadır. nefsin annesi olan beden, ruhtan sonra topraktan yaratıldığı için daha aşağıda ve kötülüklerle dolu iken. babası olan ruh; allah'ın nefesinin bir tezahürü olup daha önce yaratıldığı için herrhangi bir kötülük barındırmaz. çünkü allah mutlak olarak iyidir.
bu hikaye adem ve havva'nın hikayesine de benzemekte. adem de önce yaratılmıştır ve herhangi bir kötülük barındırmaz. ne zamanki sonra yaratılan kadın gelir; günah başlar.
devamını gör...
love to hate you
erasure’ın 1991 çıkışlı şarkısı. kulağınızın pasını silmek hem de geçmişe ışınlanmak için bire bir .ne zamandır sizi geçmişe ışınlamıyordum, hadi buyrun.
devamını gör...
damada tuzlu kahve yapan gelin
kezbanlıktır.
kız istemiyorsa damadın kahvesine tuz katar ve damada ağzının tadını bozma, başka kapıya bak sinyali verilir.
istiyorsa da şeker koyar, iç yiğidim daha çok kahve içeriz sinyali verilir.
öyle hahara hihiri beni seviyosa içsin, katlansın falan filan kezbanlıktır. kendi merasimimde de katılmamıştır. aklından bile geçirme, rezillik çıkarırım tehdidi işe yaramıştır. zaten demesem de yapmazdı sevdiceğim, ben uyarıyım dedim. olur komşu kızına uyar, şu bu. memlekette kezban çok
edit: imla
kız istemiyorsa damadın kahvesine tuz katar ve damada ağzının tadını bozma, başka kapıya bak sinyali verilir.
istiyorsa da şeker koyar, iç yiğidim daha çok kahve içeriz sinyali verilir.
öyle hahara hihiri beni seviyosa içsin, katlansın falan filan kezbanlıktır. kendi merasimimde de katılmamıştır. aklından bile geçirme, rezillik çıkarırım tehdidi işe yaramıştır. zaten demesem de yapmazdı sevdiceğim, ben uyarıyım dedim. olur komşu kızına uyar, şu bu. memlekette kezban çok
edit: imla
devamını gör...
grup abdal
sahibini tanıdığım bir mekanda konser veren, ancak biletlerin tamamının satılamaması üzerine peşin aldıkları paranın yarısını mekan sahibine iade eden güzel yürekli insanların oluşturduğu müzik grubu.
her ayın son cumartesi gününde soframı kurar türkü gecesi yaparım. onlarda kulaklarıma misafir olur.
gafil, gezme şaşkın!
her ayın son cumartesi gününde soframı kurar türkü gecesi yaparım. onlarda kulaklarıma misafir olur.
gafil, gezme şaşkın!
devamını gör...
takipçisi olmayan yazar
hiç takipçisi olmayan yazardır...
(bkz: sen ciddi olamazsın bir dakika nasıl doğru olabilir bu)
edit : bunlardan biri de benim, bugün bana ağlamak düşer...
edit 2 : 1 olmuş oha
edit 3 : 3 oldu bir anda
(bkz: sen ciddi olamazsın bir dakika nasıl doğru olabilir bu)
edit : bunlardan biri de benim, bugün bana ağlamak düşer...
edit 2 : 1 olmuş oha
edit 3 : 3 oldu bir anda
devamını gör...
gitmek üzerine
ekmek almaya gitmek de gitmek,
seni bekleyen birisine gitmek de...
hatta ölmek de gitmek, hem de en büyük, en dönüşsüz olanı!
biz bu gece hüzün candır ile gitmek üzerine konuşacağız efendim.
peki sizce nedir gitmek?
siz nerelerden gittiniz, nerelere gittiniz ya da nereye gitmek istediniz de gidemediniz?
ama kafamız nasıl güzel saat 23’te sözlük radyoda!
bekliyoruz sizleri de sohbetimize...
seni bekleyen birisine gitmek de...
hatta ölmek de gitmek, hem de en büyük, en dönüşsüz olanı!
biz bu gece hüzün candır ile gitmek üzerine konuşacağız efendim.
peki sizce nedir gitmek?
siz nerelerden gittiniz, nerelere gittiniz ya da nereye gitmek istediniz de gidemediniz?
ama kafamız nasıl güzel saat 23’te sözlük radyoda!
bekliyoruz sizleri de sohbetimize...
devamını gör...
fotoğrafın hikayesi

2021 sony dünya fotoğraf ödülünü kazanan fotoğraftır. myanmarlı fotoğraf sanatçısı min min zaw tarafından çekilen the fishing with family isimli fotoğraf gerçekten aldığı ödülü sonuna kadar hak etmiştir bence.
ben balık tutmayı sevmem ancak böyle bir balık tutma eylemi içinde olmayı çok isterdim. zaten benim içinde yaşamak istediğim dünya kesinlikle siyah beyaz ve sisli bir dünyadır. sanki öyle bir dünyada yaşasam çok daha mutlu olurdum ama çok da emin değilim.
fotoğrafın hikayesi ise şöyle;
kimseye balık vermeyen ama balık tutmayı da öğretmeyen bir adam bir gün çocuğunu da alır ve balık tutmaya gider. çocuk çok istekli değildir ama adam ilk defa birine balık tutmayı öğretmeye karar vermiş olmanın heyecanı üzerindedir. adamın heyecanı doğaya da yansımıştır sanki. doğa kendini suyun üzerinde ikileyerek daha derin bir anlam katmıştır bu balık tutma anına.
çocuk ise yakalanan balıkları bir torba içinde tutmak için beklemektedir ama çok da oralı değildir aslında. sisin ardına gizlenip bambaşka bir hayat hayal etmektedir. ancak kafasını başka bir yere çevirmeye de cesaret edemez. adamsa bu tarihi ana uygun tiyatral bir hava içinde tutmaktadır balığı.
kendinden geçmiş bir ağacın tam altında balık tutarak hem yaptığı işi daha önemli göstermeye çalışır adam hem de çocuğu biraz ürkütmek ister işi daha da ciddiye alsın diye. çocuksa ara ara karşıdaki dağa bakar, belki de barbarları beklemektedir.
hikaye nasıl bitti bilmiyorum, aslında hikayenin bu olduğundan da emin değilim. ama emin olduğum şey şu ki bu fotoğraf harika bir fotoğraftır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının paraya acımadığı anlar
benim için oruçlu oruçlu pastaneye/markete girdigim andır. gözüme güzel görünen yiyeceklere bakarken beynim direkt offline oluyor.
devamını gör...
düşünme kaybolursun
bazı konularda insanın kendisine hatırlatması gereken kelime öbeğidir. aynı zamanda no land adlı grubun şarkısıdır.
devamını gör...
türkiye'de çekik gözlü olmak
gülümseyince "anime karakteri" falan diyorlar. vakti zamanında dedelerin, nenelerin koskoca orta asya'dan kalksın buralara göç eylesin, sonra sen "anime" falan. huh yani.
devamını gör...
kalbimiz seninle
sözlükten gönderilen arkadaşların profilinde görebileceğimiz turuncu yazı.
hristiyanismail'in profilinde de yazdığını şimdi sizden öğrendim. en son meta sözlük başlığının akışta görünmemesi ile ilgili bir şey yazmıştı ama o yazı tek başına uçurulmaya yetecek bir şey değildi. başka şeyler yazdı da ben mi görmedim, isyan bayrağını açıp yönetime "uçurun beni" dedi de biz mi bilmiyoruz... her şey olabilir. yine de konunun bir şekilde bu meta sözlük olayıyla ilgili olduğunu düşünmeye başladım.
sözlük yazarlarının şu bu sesleri dışındaki trollük konulu başlıkları bence en edepli troll başlıklardandı. yani sözlük ve trollük adına düşünürsek pek de iyi olmamış bu olay. fakat tam olarak ne olduğunu bilmediğim için de fazla yorum yapamıyorum. bazen hiç ummadığımız şeyler çıkıyor bazı olayların altından.
hayırlısı, ne diyeyim...
hristiyanismail'in profilinde de yazdığını şimdi sizden öğrendim. en son meta sözlük başlığının akışta görünmemesi ile ilgili bir şey yazmıştı ama o yazı tek başına uçurulmaya yetecek bir şey değildi. başka şeyler yazdı da ben mi görmedim, isyan bayrağını açıp yönetime "uçurun beni" dedi de biz mi bilmiyoruz... her şey olabilir. yine de konunun bir şekilde bu meta sözlük olayıyla ilgili olduğunu düşünmeye başladım.
sözlük yazarlarının şu bu sesleri dışındaki trollük konulu başlıkları bence en edepli troll başlıklardandı. yani sözlük ve trollük adına düşünürsek pek de iyi olmamış bu olay. fakat tam olarak ne olduğunu bilmediğim için de fazla yorum yapamıyorum. bazen hiç ummadığımız şeyler çıkıyor bazı olayların altından.
hayırlısı, ne diyeyim...
devamını gör...
tamer karadağlı'dan nihal yalçın'a skandal davranış
tamer karadagli, nihal yalcin diye bir oyuncuya odul verecekmis galiba ama tesekkur konusmasi uzayinca tamer bey arkada tuhaf hareketler yapmis. o konusuluyor galiba bugun. ulkede baska dert kalmamis cunku. neyse.
odul torenlerinde kabul konusmalarinin suresi bellidir. en azindan oscar icin bellidir, golden globe'da yoktur oyle bir sinirlama ama kimse bokunu cikarmaz. zaten uzattikca sacmalarsin. oscar'da uzatrirsan arkadan hafif bir muzik yukselr, sen de toparlar ve gidersin. burada da oyle bir sey yapmalari lazimdi.
kadin odul alacak ama bildigin fizan'dan yurumus sahneye. cikana kadar butun temposu dusuyor torenin. arkada s*k gibi isiklandirma yuzunden zorlukla gorunen bir ekranda filmden sahneler vardi galiba, tam da secilmiyor. o gosterilmeye calisilirken kadin sahneye yuruyor. elbise de uygun degil tabii, toren elbisesi. yuru babam yuru, sahneye gelemiyor. sunucu kadin da boslugu kapatmak icin bir alkis daha istiyor filan. buyuk rezalet.
tamamen organizasyon fecaati. once odul alinir, sonra tesekkur edilir. sana odulu verecek kisiyi arkada on dakika dikmeye hakkin yok. ilk kez altin portakal aldigi icin bu ablamiz heyecanli olabilr, anlarim. ama arkada elinde odulle bekleyen bir adam, bir oyuncu meslektasin var. o kadar gorgun, birikimin olsun bir zahmet ve kisa kes konusmayi, degil mi? hayir.
ne yapiyor ablamiz. dunyanin en anlamsiz odul kabul konusmasini yapiyor. antalya belediye baskanini yikiyor yagliyor. ne alakasi var senin sanatinla? hele ki o sondaki 'istanbul sozlesmesi yasatir' sacmaligi. sen istedigin kadar bagir, akp iktidari oradayken o sozlesme ol-ma-ya-cak. dustuklerinde belki yeniden gireriz. hep bir sloganizm, her kesimde ama. yeter artik.
tamer karadagli burada ergence mi davranmis? hem evet hem hayir. kabul edin ya da etmeyin, bu adam turkiye'nin en cok izlenen dizisinin stariydi. sen o taninirliktaki adami arkanda dikemezsin kardesim kusura bakma da. kadin da olsan dikemezsin. dizi b*ktan da olsa dikemezin. onun da bir egosu var. sonunda patlamis herif. tamer karadagli o mimiklerle rahatsizligini belli etmeden biraz daha sikabilir miydi disini, evet. ama yapmak zorunda degil. ama bu nihal yalcin dedigin dunku cocuk, adamin yuzune bakmiyor ya. bu ayiptir. 'sus mu diyorsunuz?' diye laf sokuyor o acinacak zekasiyla. yazik.
tamamen organizasyon felaketi, gereksiz bir polemigin konusu olmus, ortalama bir kadin oyuncu kendisi. gulse birsel'in dizilerinde canlandirdigi karakterlerden pek de farki yokmus. totalde o da, tamer karadagli da dizideki karakterlerine uygun davranmislar. biri acilay olmus, biri haluk. buyutecek bir sey yok yani. oyna devam.
edit: ohooo, adam kendisine yuklenilmesini nihal yalcin'in pkk sempatizanlarinca savunulmasina baglamis. valla hakli oldugunu dusunse olayi politize etmezdi diye dusunuyorum. adami bosuna hakli gormusuz.
ad hominem yapan insanlarin alayi haksizdir aslinda.
“terbiyesizlik yapmadım. dönüp bana ‘sus mu diyorsun’ dedi. ben de hayır ödülünüzü alın onunla konuşun dedim. çünkü zafer konuşmaları ödülle yapılır. ben bu kadar ciddiye almadım olanları. ben hiçbir şey söylemedim, linç yemeye başladım. sonra ona sahip çıkmaya başladılar. demek ki ona sahip çıkanlar başka insanlar. oyunculuğuma laf edenleri ciddiye almıyorum. orada konuşma uzadığı için sıkılmış olabilirim. kendi meslektaşlarını aşağılaması benim hoşuma gitmedi. organize bir şekilde linç girişimi var.”
“ben nihal yalçın’ı sadece oyuncu kimliğiyle değerlendiriyorum. benim sevdiğim bir oyuncu. ‘kadınların konuşması bastırılıyor’ denildiğinde olayın içeriğine bakmaya başladım. yalçın’ın paylaşımlarına bakmaya başladım. ‘selahattin demirtaş’a özgürlük’ falan demiş. demirtaş ‘öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dedi hanımefendi bunu mu savunuyor? pelvin buldan falan da ona sahip çıkıyor. türk ordusuna silah doğrultan, ateş eden, polisini, öğretmenini öldüren terörist örgütün tümüyle karşısındayım. ben pkk’nın terör örgütü olduğuna inanan bir insanım. şimdi gidip onlara sormak lazım. siz pkk’nın terör örgütü olduğuna inanıyor musunuz? abdullah öcalan’ın bebek katili, terörist başı olduğunu söyleyebiliyor musunuz? lanetliyor musunuz?’ diye.”
devamını gör...
şahika koçarslanlı
binnur kaya'nın hayat verdiği avrupa yakası dizisinin zengin, şımarık, eril otoriteye muhtaç kurgusal karakteri.
devamını gör...
gaye su akyol
sıradışı mizacı ile bana çok çekici gelen kadın.
erkek olsa mehmet günsür falan olurdu herhalde, doğuştan bir karizma mevcut.
erkek olsa mehmet günsür falan olurdu herhalde, doğuştan bir karizma mevcut.
devamını gör...
sigara zamlarına sevinen insan
ben de hacı yağı ve takunyalar zam yediğinde sevineyim madem, ne berbat insanlar var arkadaş; kendinize uğraşacak başka bir iş bulun, allahın işsizleri ya. evde oturup milletin içkisi, sigarasıyla kafayı bozuyorlar. (bkz: ruh hastası)
devamını gör...
ders anlatamayan akademisyenler
ömür törpüsüdürler. iki üç tanesi haricinde anlatmayı bilen yok. yani konuyu geceden çalışıp edineceğim yarım yamalak bilgimle sunum yapsam ben daha iyi anlatırım. konuyu bilmek yetmiyor, anlatmasını bilmek ayrı bir beceri.
devamını gör...
deliderviş
beşiktaşlılığı ve bektaşiliği ile öne çıkan yazarımızın ilk nick altı tanımı bana kısmetmiş. şaka bir yana oldukça açıklayıcı tanımları vardır. okunması, bilinmesi gerekir. siftahı benden bereketi allah'tan .
devamını gör...
