hayatını kime adadın sorusu
adayacak bir hayat bulamadım.
devamını gör...
parazitoloji
en nefret ettiğim kürsüdür. burundan, kalpten, beyinden, karaciğer, gibi yerlerden kımıl kımıl çıkan bu canlıları işleyen bilim dalı, tansiyonun düşmesine sebep olur. endo ve ekzoparazitler olarak ikiye ayrılır. ektoparazitler kısmında kene, bit gibi canlıları işleyen nahoş bir alandır. dışarıdan alınan sebzelerin iyice yıkanmasını şiddetle tavsiye eder.
devamını gör...
ses dalgası
sesin frekansı yüksek ise(saniye başına düşen titreşim) ses ince çıkar .tiz ses buna denir. frekans az ise buna kalın yani pes ses denir. insanlar olarak bizim algılayabildiğimiz belirli bir aralıktır .o aralığın altını ya da üstünü algılayamayız .tıpkı ışınların bazılarını göremediğimiz gibi. sesin fiziksel olarak hissedilebilir olan kısmı şiddetidir .bu ses dalgasının genliği ( enerji) ile ilgilidir. şiddet artarsa uzaktaki birinin sesi duyma ihtimali de artar. şiddet birimi desibeldir. eğer sınırın üstünde şiddette bir sese maruz kalırsak kulaklarımız zarar görür .ses kaynağının ayırımını yapmamıza sebep olan şey ise sesin tınısıdır. örneğin do notasını keman, flüt, piyanodan dinlediğinizde hangisinin keman olduğunu ayırt edebilirsiniz. bu ayrımı yaptıran şey sesin tınısıdır. ses dalgalarından faydalanarak tıpta görüntüleme(ultrason) ve böbrek taşı kırma işlemi , denizcilikte yer tespiti (sonar sistem) ya da yeryüzünde kaynak tespiti (doğal gaz ,benzin) yapılır.
devamını gör...
insanın yapmaktan bıkmayacağı şey
baloncuklu naylonları patlatmak.
devamını gör...
kapa çeneni
"shut up!" şeklinde de telefuz edilebilir. daha havalıdır.
devamını gör...
kafa sözlük
yazmanın en güzel yanlarından biri benim için önemli olan herhangi bir konuda 'ilk' tanımı hala girebiliyor oluşum.
devamını gör...
kafamıza göre radyo yayını
bana asiri sahane bir 9/8lik kazandiran yayin.
tanimim niye silindi diyen yazarlara bundan sonra kremini sur diyecegim.
kobra murat'in askerleriyiz; kalk kiz az gobek atalim, kaliteee markaaa hagsgsfas
tanimim niye silindi diyen yazarlara bundan sonra kremini sur diyecegim.
kobra murat'in askerleriyiz; kalk kiz az gobek atalim, kaliteee markaaa hagsgsfas
devamını gör...
sözlükteki en yaşlı yazar kaç yaşında sorunsalı
şurada çıldırmış halde gelinliğim ve evde kalmışlığım ile koştururken 150 yaşında olduğumu ögrendigim başlık.
bir süredir 28 yaşındayım. çok ciddi söylüyorum yanıma selam vermek için yaklaşmadan önce sen 28 yaşındasın merhaba diyen gördüm. 2 senedir 28 yaşın kutlu olsun mesajları alıyorum. evde olaylar çıkarıyorum, gerçek yaşımı söyleyen olursa önce kavga edip sonra görüşmeyi kesiyorum. tüm sınıf arkadaşlarım benden daha yaşlı. hepsinden gencim. oh olsun.
şu an burada olan tüm yazarlar 20 yıl sonra yaşlanmış olacak ve ben yine 28 yaşında olacagım. hep en küçüğünüz olacagım.
ayrıca nikimi veren kişiyi bizzat cimer'e şikayet ettim. sayın cumhurbaşkanım diye attım başlığı, tak diye gönderdim. rte okusun o zaman göreceğim. pazartesi ayrıca hakaret davası açacağım. bu konuda ne kadar hassas olduğumu yeterli şekilde anlatabildiysem hoşşaçağalın.
bir süredir 28 yaşındayım. çok ciddi söylüyorum yanıma selam vermek için yaklaşmadan önce sen 28 yaşındasın merhaba diyen gördüm. 2 senedir 28 yaşın kutlu olsun mesajları alıyorum. evde olaylar çıkarıyorum, gerçek yaşımı söyleyen olursa önce kavga edip sonra görüşmeyi kesiyorum. tüm sınıf arkadaşlarım benden daha yaşlı. hepsinden gencim. oh olsun.
şu an burada olan tüm yazarlar 20 yıl sonra yaşlanmış olacak ve ben yine 28 yaşında olacagım. hep en küçüğünüz olacagım.
ayrıca nikimi veren kişiyi bizzat cimer'e şikayet ettim. sayın cumhurbaşkanım diye attım başlığı, tak diye gönderdim. rte okusun o zaman göreceğim. pazartesi ayrıca hakaret davası açacağım. bu konuda ne kadar hassas olduğumu yeterli şekilde anlatabildiysem hoşşaçağalın.
devamını gör...
butterflytopia
08.12.2000 bir kız çocuğu sabahın erken saatlerinde annesini rahatsız etmiş karnından çıkmak için ve sabah 5 sularında hayata açmış gözlerini. o kız çocuğu büyümüş. hayatı boyunca defalarca kez düşmüş, üzülmüş, depresyona girmiş ama her şeye rağmen hala nefes alıyormuş. demek ki bunlar öldürmüyormuş, yaşamaya devam ediyormuş. o kız çocuğu ne kadar çok düştüyse bi o kadar tekrar ayağa kalkıp dimdik durmuş çünkü buna mecburmuş. tüm hayatını birkaç kişi gelip onu üzdü diye öyle geçiremezmiş.
düşe kalka da olsa o küçük kız çocuğu koskoca 21 seneyi devirmiş, kocaman genç bir kız olmuş ama sevgisiz ve ilgisiz bırakılan küçük bir kız çocuğu varmış içinde. bu yüzden de çocuk ruhluymuş.
bu çocuk ruhunu büyütüp kadın olacaksın sen. inanıyorum sana bunca zaman neyi atlatmadın ki. bu çocuk ruhunu da atacaksın içinden kızım. doğum günün kutlu olsun sevgili ben.
düşe kalka da olsa o küçük kız çocuğu koskoca 21 seneyi devirmiş, kocaman genç bir kız olmuş ama sevgisiz ve ilgisiz bırakılan küçük bir kız çocuğu varmış içinde. bu yüzden de çocuk ruhluymuş.
bu çocuk ruhunu büyütüp kadın olacaksın sen. inanıyorum sana bunca zaman neyi atlatmadın ki. bu çocuk ruhunu da atacaksın içinden kızım. doğum günün kutlu olsun sevgili ben.
devamını gör...
insana mutluluk veren kokular
puf puf olanlardan poğaça kokusu beni benden alıyor. taze ekmek de olur.
devamını gör...
ankara'nın en çok sevilen yanı
istanbul'a, bursa'ya, izmit'e yakın olması.
konumu ile eşsiz bir şehir, tam başkent.
konumu ile eşsiz bir şehir, tam başkent.
devamını gör...
şimdi'nin gücü
eckhart tolle'nin yazdığı kitap. anksiyete, bağımlılık, depresyon vb. birçok problem ya geçmiş ya da gelecekten kaynaklanır. şimdi'yi kavramak, anlamak kişiyi adeta özgürleştirir. bu kitap bence her insanın tekrar tekrar okuması gereken bir kitap. kitaptan bazı alıntılar:
- "artık kendime dayanamıyorum." zihnimde tekrarlanıp duran düşünce buydu. sonra birden bunun ne kadar garip bir düşünce olduğunu fark ettim. "ben bir miyim, yoksa iki mi? eğer ben kendime dayanamıyorsam, o halde ben iki kişi olmalıyım: ben ve dayanamadığım 'kendim'." "belki," diye düşündüm sonra, "bunlardan sadece biri gerçektir."
- insanın çektiği acının büyük bölümü gereksizdir. o gözlemlenmeyen zihin yaşamınızı yönettiği sürece kendi yarattığınız bir şeydir. yarattığınız acı daima, olanı kabullenmemekten, olana bilinçsiz bir biçimde direnmekten kaynaklanır. düşünce düzeyinde, direnme bir yargı biçimidir. duygusal düzeyde, o bir olumsuzluk biçimidir. acının yoğunluğu şimdiki an'a karşı direnmenin derecesine bağlıdır .zihin daima şimdi'yi yadsımaya ve ondan kaçmaya çalışır. siz şimdi'yi ne kadar çok onurlandırır ve kabul ederseniz, acıdan, ıstıraptan -ve egosal zihinden- o kadar çok kurtulursunuz.
- yargılamayın ya da analiz etmeyin. ondan kendinize bir kimlik yaratmayın. orada mevcut kaim ve içinizde olup bitenin gözlemcisi olmayı sürdürün. sadece duygusal acının değil, ama aynı zamanda "gözlemleyenin" sessiz izleyicinin de farkında olun. bu, şimdi'nin gücü, kendi bilinçli mevcudiyetinizin gücüdür. sonra neler olduğunu görün.
- "artık kendime dayanamıyorum." zihnimde tekrarlanıp duran düşünce buydu. sonra birden bunun ne kadar garip bir düşünce olduğunu fark ettim. "ben bir miyim, yoksa iki mi? eğer ben kendime dayanamıyorsam, o halde ben iki kişi olmalıyım: ben ve dayanamadığım 'kendim'." "belki," diye düşündüm sonra, "bunlardan sadece biri gerçektir."
- insanın çektiği acının büyük bölümü gereksizdir. o gözlemlenmeyen zihin yaşamınızı yönettiği sürece kendi yarattığınız bir şeydir. yarattığınız acı daima, olanı kabullenmemekten, olana bilinçsiz bir biçimde direnmekten kaynaklanır. düşünce düzeyinde, direnme bir yargı biçimidir. duygusal düzeyde, o bir olumsuzluk biçimidir. acının yoğunluğu şimdiki an'a karşı direnmenin derecesine bağlıdır .zihin daima şimdi'yi yadsımaya ve ondan kaçmaya çalışır. siz şimdi'yi ne kadar çok onurlandırır ve kabul ederseniz, acıdan, ıstıraptan -ve egosal zihinden- o kadar çok kurtulursunuz.
- yargılamayın ya da analiz etmeyin. ondan kendinize bir kimlik yaratmayın. orada mevcut kaim ve içinizde olup bitenin gözlemcisi olmayı sürdürün. sadece duygusal acının değil, ama aynı zamanda "gözlemleyenin" sessiz izleyicinin de farkında olun. bu, şimdi'nin gücü, kendi bilinçli mevcudiyetinizin gücüdür. sonra neler olduğunu görün.
devamını gör...
akkuyu nükleer enerji santrali
rbmk reaktörleri gibi vukuatlı bir geçmişi bulunan rusatom şirketine yaptırtılan nükleer santral. eğer siz de benim kadar takip etseydiniz yapım sürecini, tamamlandıktan sonra olabilecek şeyleri düşünseydiniz... sizin de uykularınız kaçardı...
reaktör odasının beton zemini 2 (yazı ile iki) defa çatladı yapım esnasında... arkadaşlar bakın reaktör odası diyorum oraya fondöten ya da ne bileyim çilek reçeli falan konmuyor. uranyum 234 konuluyor... çatladı diyorum çatladı... güya yıkıp tekrar yaptılar... ha yapanlar da türk ve rus... nereden tutsan elinde kalır... en kötü laz fıkrasından bile daha kötü... türkler ve ruslar el ele verip nükleer santral yapıyorlar...
neyse sonuç olarak; bir türk rus ortaklığı... yani uykularınızı kaçırmaya yetecek kadar ürkütücü... üstelik ülkenin senede 2-3 ürün kaldırdığı en verimli ovalarından (çukurova) birisinin dibinde...
patladığı zaman ilk her şey kontrol altında diyecekler... sonrasında hiçbir şeyden haberi olmayan itfaiyeciler gönderilecek... sonrasında iş çığırından çıkacak ve adana mersin'de oturan herkes tahliye edilecek... sonrasında işin boku çıkacak... dünya'ya haber verilmeyecek... es kaza israilliler ya da ne bileyim kıbrıstaki ingilizler olayı çakozlayıp ilan edecek... halının altına süpürülemeyecek hale gelince de hata kabul edilecek... ölenler şehit ilan edilecek falan... bu arada çukurova bir nevi nükleer kışa girecek falan...
oha ulan hayvan herif çok abarttın diyenler olacaktır muhakkak... bunların hepsi 1986'da yaşandı... ha böylesi bir poh (sözlük boka da kızarsın sen şimdi) festivali ile başa çıkabilecek imkan lojistik ve kabiliyeti vardı komünist rusya'nın... senin var mı ? güldürme beni... şunun şurasında 1 haftadır orman yangını söndürmeyi beceremiyorsun... nükleer felaket ? tek diyebileceğim şey allah korusun... işimiz allah'a kaldı çünkü...
adanalı ve mersinli arkadaşların yerlerinde olsaydım iyot hapı stoklamaya başlardım... bir de yiyebiliyorlarken akdeniz lagosu yerdim...
reaktör odasının beton zemini 2 (yazı ile iki) defa çatladı yapım esnasında... arkadaşlar bakın reaktör odası diyorum oraya fondöten ya da ne bileyim çilek reçeli falan konmuyor. uranyum 234 konuluyor... çatladı diyorum çatladı... güya yıkıp tekrar yaptılar... ha yapanlar da türk ve rus... nereden tutsan elinde kalır... en kötü laz fıkrasından bile daha kötü... türkler ve ruslar el ele verip nükleer santral yapıyorlar...
neyse sonuç olarak; bir türk rus ortaklığı... yani uykularınızı kaçırmaya yetecek kadar ürkütücü... üstelik ülkenin senede 2-3 ürün kaldırdığı en verimli ovalarından (çukurova) birisinin dibinde...
patladığı zaman ilk her şey kontrol altında diyecekler... sonrasında hiçbir şeyden haberi olmayan itfaiyeciler gönderilecek... sonrasında iş çığırından çıkacak ve adana mersin'de oturan herkes tahliye edilecek... sonrasında işin boku çıkacak... dünya'ya haber verilmeyecek... es kaza israilliler ya da ne bileyim kıbrıstaki ingilizler olayı çakozlayıp ilan edecek... halının altına süpürülemeyecek hale gelince de hata kabul edilecek... ölenler şehit ilan edilecek falan... bu arada çukurova bir nevi nükleer kışa girecek falan...
oha ulan hayvan herif çok abarttın diyenler olacaktır muhakkak... bunların hepsi 1986'da yaşandı... ha böylesi bir poh (sözlük boka da kızarsın sen şimdi) festivali ile başa çıkabilecek imkan lojistik ve kabiliyeti vardı komünist rusya'nın... senin var mı ? güldürme beni... şunun şurasında 1 haftadır orman yangını söndürmeyi beceremiyorsun... nükleer felaket ? tek diyebileceğim şey allah korusun... işimiz allah'a kaldı çünkü...
adanalı ve mersinli arkadaşların yerlerinde olsaydım iyot hapı stoklamaya başlardım... bir de yiyebiliyorlarken akdeniz lagosu yerdim...
devamını gör...
ezberci eğitim sistemi
eğitimci değilim, belki söyleyeceklerim yanlıştır lakin bu sistemin içinde okumuş hemen her öğrencinin gördüğü bazı çarpıklıklar vardır.
lise zamanlarını unutamıyorum mesela. üniversite sınavına girmeye iki ay gibi bir süre kalmıştı ve ben limit - türev - integral konularında daha kalem bile oynatamıyordum. okuldaki hocalar, yıllardır bu konuları aynı kafayla verdiklerinden üniversitede öğrendiklerini de unutmuştu, kafamın içine girmeyen bu üç baba konu hakkında bana yardımcı olamıyordu. en sonunda çıldırıp şehrimdeki üniversitede okuyan bir matematik öğrencisinden özel ders almaya karar verdim. o da bana üniversitelerde okutulan ders kitaplarından (bkz: thomas' calculus) matematik dersi vermeye başladı.
sonuç: üniversite sınavında limit - türev - integralden 8 soru çıktı, hepsi doğru.
çünkü o ablam, özel derslerde "x in derecesini başa indirip dereceyi 1 azaltırsın" gibi bir matematik dersi vermemişti. limit nereden, türev nereden gelir; integralde neyi amaçlarız; bu üç konunun teoremlerinin ispatları nedir gibi sorularıma cevap vermiş, üstüne üstlük üniversitede okuyan öğrencilerin çalıştıkları sorular üzerinden de hatalarımı tespit edip bunların üstüne gitmemi sağlamıştı.
yanlış anlaşılmasın, özel ders alın demiyorum. fakat okulda üç ay boyunca anlatılan konuyu anlamayan bir öğrenci henüz öğretmen olmamış birinden bir ayda teorem ispatlarına kadar bu konuyu nasıl öğrenir, bunu tartışmak istiyorum. bugün mühendislik öğrencisiyim ve daha lisede öğrendiğim o teorem ispatları sayesinde bugün daha rahatım. bir şeyin arkasını, gerçeğini öğrenmeden rahat edemiyorum. ezberci sistem ise bunu bana vermiyor.
üniversite kitaplarını çok seviyorum, çünkü yıllar boyu lanet okuduğum fizik ve matematiği olağanüstü şekilde sevdirerek anlatıyorlar. hele insanı araştırmaya teşvik etmesi yok mu o kitapların? ah ah...
evet, eğitimde bir şeylerin farklılaşması gerekiyor ama neyin farklılaşması lazım, bunu bilemiyorum. belki de üniversite kitapları tarzında bir anlatım, lise ve ortaokullardaki öğrencileri daha çok rahatlatır , kim bilir?
lise zamanlarını unutamıyorum mesela. üniversite sınavına girmeye iki ay gibi bir süre kalmıştı ve ben limit - türev - integral konularında daha kalem bile oynatamıyordum. okuldaki hocalar, yıllardır bu konuları aynı kafayla verdiklerinden üniversitede öğrendiklerini de unutmuştu, kafamın içine girmeyen bu üç baba konu hakkında bana yardımcı olamıyordu. en sonunda çıldırıp şehrimdeki üniversitede okuyan bir matematik öğrencisinden özel ders almaya karar verdim. o da bana üniversitelerde okutulan ders kitaplarından (bkz: thomas' calculus) matematik dersi vermeye başladı.
sonuç: üniversite sınavında limit - türev - integralden 8 soru çıktı, hepsi doğru.
çünkü o ablam, özel derslerde "x in derecesini başa indirip dereceyi 1 azaltırsın" gibi bir matematik dersi vermemişti. limit nereden, türev nereden gelir; integralde neyi amaçlarız; bu üç konunun teoremlerinin ispatları nedir gibi sorularıma cevap vermiş, üstüne üstlük üniversitede okuyan öğrencilerin çalıştıkları sorular üzerinden de hatalarımı tespit edip bunların üstüne gitmemi sağlamıştı.
yanlış anlaşılmasın, özel ders alın demiyorum. fakat okulda üç ay boyunca anlatılan konuyu anlamayan bir öğrenci henüz öğretmen olmamış birinden bir ayda teorem ispatlarına kadar bu konuyu nasıl öğrenir, bunu tartışmak istiyorum. bugün mühendislik öğrencisiyim ve daha lisede öğrendiğim o teorem ispatları sayesinde bugün daha rahatım. bir şeyin arkasını, gerçeğini öğrenmeden rahat edemiyorum. ezberci sistem ise bunu bana vermiyor.
üniversite kitaplarını çok seviyorum, çünkü yıllar boyu lanet okuduğum fizik ve matematiği olağanüstü şekilde sevdirerek anlatıyorlar. hele insanı araştırmaya teşvik etmesi yok mu o kitapların? ah ah...
evet, eğitimde bir şeylerin farklılaşması gerekiyor ama neyin farklılaşması lazım, bunu bilemiyorum. belki de üniversite kitapları tarzında bir anlatım, lise ve ortaokullardaki öğrencileri daha çok rahatlatır , kim bilir?
devamını gör...
cem yayınevi
1964'te oğuz akkan tarafından kurulan yayınevidir. ilk olarak nobel edebiyat serisinde jean paul sartre'ın hürriyet yolları adlı üçlemesinin ilk kitabı olan akıl çağı'nı yayımlamıştır.
yayınevinin adresi: ipek sokağı no:10 beyoğlu/istanbul
yayınevinin adresi: ipek sokağı no:10 beyoğlu/istanbul
devamını gör...
menemeni bir alt noktaya taşıyan detaylar
domatesin soyulmamasıdır.
behzat ç sahnesinde çok iyi açıklanıyor aslında. (bkz: akbaba).
behzat ç sahnesinde çok iyi açıklanıyor aslında. (bkz: akbaba).
devamını gör...
buzdolabı yumurtalığındaki ilginç şeyler
cokcok'un corona ilaçları.
vet. 'ilaçları dolapta sakla yani yumurtalık bölümünde' dedi. sorgulamadım oraya koydum.
vet. 'ilaçları dolapta sakla yani yumurtalık bölümünde' dedi. sorgulamadım oraya koydum.
devamını gör...
spontane radyo yayını
gören de ilk yayınları değil haftalardır birlikte yayın yapıyorlar sanacak yahu!
bu nasıl bir uyum, bu nasıl bir tatlılık, bu nasıl güzel bir enerjidir! şarkı seçimleri de harika!
sizin de çayınızı kahvenizi alıp hep birlikte balkona oturup sohbetlerine dahil olasınız gelmiyor mu?
canım robnaja , canım cenk'in arka bahçesi elinize emeğinize sağlık.*
bu nasıl bir uyum, bu nasıl bir tatlılık, bu nasıl güzel bir enerjidir! şarkı seçimleri de harika!
sizin de çayınızı kahvenizi alıp hep birlikte balkona oturup sohbetlerine dahil olasınız gelmiyor mu?
canım robnaja , canım cenk'in arka bahçesi elinize emeğinize sağlık.*
devamını gör...

