kitap kokusu
kitap kokusunu koklamak çok hoştur, hele ki yeni bir kitap ise. fakat kendimi balici gibi hissettirir bazen.*
devamını gör...
kendine bir soru sor
değiyor mu hayatını heba etmene?
devamını gör...
engel tanımayan bisikletçi
bir pablo aulita belgeselidir.

başarı hikâyelerini okumak ve izlemek benim için her zaman ilham verici olmuştur. her insanın hayatının herhangi bir anında engelli olma ihtimali vardır. ama ben bunu çok küçük yaşta deneyimlerim. üç ay gibi bir süre olsa da felçli olmanın, yürüyememenin ve yatağa bağlı kalmanın ne demek olduğunu az çok biliyorum.
jean maggi arjantinli bir sporcu. çocuk felci yüzünden çok küçük yaşta yürüme yetisini yitirir. okulda uğradığı ayrımcılık yüzünden hayatı derin depresyonlar içinde geçer.
spor yapmak gibi bir tutkusu olsa da bunu başarması mümkün değildir. en azından kalp krizi geçirip ölümden döndüğü güne kadar böyle düşünür. sonra bir bisiklet edinir, maratonlara katılır, at biner, alp disiplinine katılır ve daha birçok şey.
ve sonunda bisikleti ile yapılamayanı yapmaya karar verir. içine hapsolduğu bedenden kurtulmak için ve elbette kendi durumunda olan insanlara örnek olmak için bisikleti ile himalayaların zirvesine çıkar.
o bir şampiyondur. bu başarı insani yanını bulmasına yardımcı olmuştur ve dünyayı gezip konuşmalar yapar. ücret almaz, sadece kendisininki gibi bir el bisikleti alıp bağışlamalarını ister.
iyi insanların önünde hiçbir engel yoktur.

başarı hikâyelerini okumak ve izlemek benim için her zaman ilham verici olmuştur. her insanın hayatının herhangi bir anında engelli olma ihtimali vardır. ama ben bunu çok küçük yaşta deneyimlerim. üç ay gibi bir süre olsa da felçli olmanın, yürüyememenin ve yatağa bağlı kalmanın ne demek olduğunu az çok biliyorum.
jean maggi arjantinli bir sporcu. çocuk felci yüzünden çok küçük yaşta yürüme yetisini yitirir. okulda uğradığı ayrımcılık yüzünden hayatı derin depresyonlar içinde geçer.
spor yapmak gibi bir tutkusu olsa da bunu başarması mümkün değildir. en azından kalp krizi geçirip ölümden döndüğü güne kadar böyle düşünür. sonra bir bisiklet edinir, maratonlara katılır, at biner, alp disiplinine katılır ve daha birçok şey.
ve sonunda bisikleti ile yapılamayanı yapmaya karar verir. içine hapsolduğu bedenden kurtulmak için ve elbette kendi durumunda olan insanlara örnek olmak için bisikleti ile himalayaların zirvesine çıkar.
o bir şampiyondur. bu başarı insani yanını bulmasına yardımcı olmuştur ve dünyayı gezip konuşmalar yapar. ücret almaz, sadece kendisininki gibi bir el bisikleti alıp bağışlamalarını ister.
iyi insanların önünde hiçbir engel yoktur.
devamını gör...
unutamamak
hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu ama ölürdün unutmasan sözünü hafızamda canlandıran başlık.
dize matiz'in, filler ve çimen parçasından: *
mabel bu albümü çıkardığında ben çocuktum. evet evet ruhum çocuk, aradan geçen yıllara rağmen büyüdüm mü? evet, geçtiğimiz yıl büyüdüm. bu yıl yeniden büyümediğimi anladım. öyle söylediler. korku ve büyümek karıştırılır çoğu zaman. ve aradan hiç çıkmayan unutmak ağrısı... peki unutmak istiyor muyum? hayır. benlik algısında hiçbir hafıza kaybına tahammülüm yok. fakat kendiliğinden oluyor, kendiliğinden gelişiyor. birden bir bakıyorum bir fotoğraf karesine.. anısı yok. evet evet anısı yok. zihnimi yokluyorum, benliğimi zorluyorum ama yok. bu ne acı... aslında acı değil. unutamamak gibi bir algı logaritmasının karşısında belki de hiç acı değil...
benden alınan bir belleğin bir başkasına depolanması gibi bir şey bu.
bu bir unutmak ağrısı. ve o yüzden diyorum: hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu ama ölürdün unutmasan..
dize matiz'in, filler ve çimen parçasından: *
mabel bu albümü çıkardığında ben çocuktum. evet evet ruhum çocuk, aradan geçen yıllara rağmen büyüdüm mü? evet, geçtiğimiz yıl büyüdüm. bu yıl yeniden büyümediğimi anladım. öyle söylediler. korku ve büyümek karıştırılır çoğu zaman. ve aradan hiç çıkmayan unutmak ağrısı... peki unutmak istiyor muyum? hayır. benlik algısında hiçbir hafıza kaybına tahammülüm yok. fakat kendiliğinden oluyor, kendiliğinden gelişiyor. birden bir bakıyorum bir fotoğraf karesine.. anısı yok. evet evet anısı yok. zihnimi yokluyorum, benliğimi zorluyorum ama yok. bu ne acı... aslında acı değil. unutamamak gibi bir algı logaritmasının karşısında belki de hiç acı değil...
benden alınan bir belleğin bir başkasına depolanması gibi bir şey bu.
bu bir unutmak ağrısı. ve o yüzden diyorum: hatırlayarak yaşamak boynumuzun borcu ama ölürdün unutmasan..
devamını gör...
birine sadece kadın olduğu için saygı duymak
"fazladan ağırlık taşımak" çirkin bir tabir olmakla birlikte doğum yapmak kadının göreviymiş gibi lanse etmektir ve tamamıyla yanlış bir düşüncedir.
"bir insanın bu dünyaya gelip yaşamış olması bile kendisine saygı duyulmasını gerektirir" diye bir söz var ve ben buna da katılmıyorum mesela.
evet insanların düşüncelerine, yaptıklarına, söylediklerine saygı göstermeliyiz fakat bunun bir sınırı var, kendimizi kandırmayalım. mesela neden genç bir insan genelin yanlış gördüğü bir şey yaptığında eleştirilirken aynı şeyi yaşlı bir birey yaptığında "o büyük, saygı göster" oluyor? saygı, yaşa göre artıp azalan bir kavram mı? o kişi kendisine saygı gösterilmesi için çabalamadı ki, sadece uzun süre hayatta kaldı.
kısaca, birine sadece cinsiyeti ya da yaşından dolayı saygı duymak bana düşüncesizce bir hareket olarak geliyor. normal konularda ve insanların hassasiyetine dokunmayan alanlarda zaten saygı göstermek zorundayız fakat dediğim gibi her şeyin bir sınırı var. sınırı geçen kişilere saygı gösteremem. saygı göstermeme hareketim de o kişileri dinlememek ve söylediklerini, yaptıklarını önemsememektir.
"bir insanın bu dünyaya gelip yaşamış olması bile kendisine saygı duyulmasını gerektirir" diye bir söz var ve ben buna da katılmıyorum mesela.
evet insanların düşüncelerine, yaptıklarına, söylediklerine saygı göstermeliyiz fakat bunun bir sınırı var, kendimizi kandırmayalım. mesela neden genç bir insan genelin yanlış gördüğü bir şey yaptığında eleştirilirken aynı şeyi yaşlı bir birey yaptığında "o büyük, saygı göster" oluyor? saygı, yaşa göre artıp azalan bir kavram mı? o kişi kendisine saygı gösterilmesi için çabalamadı ki, sadece uzun süre hayatta kaldı.
kısaca, birine sadece cinsiyeti ya da yaşından dolayı saygı duymak bana düşüncesizce bir hareket olarak geliyor. normal konularda ve insanların hassasiyetine dokunmayan alanlarda zaten saygı göstermek zorundayız fakat dediğim gibi her şeyin bir sınırı var. sınırı geçen kişilere saygı gösteremem. saygı göstermeme hareketim de o kişileri dinlememek ve söylediklerini, yaptıklarını önemsememektir.
devamını gör...
gecenin ucunda
ulan dün murat soner video çekip atmış. baktım benim okuduğum kitabın dizisi. video ilerledikçe şaşkınlıktan şaşkınlıklara sürüklendim. herhalde ben başka bir kitap okudum diyorum ama yok baş karakterlerin isimleri de uyuyor. siz siz olun kitapların filmlerini dizilerini izlemeyin. hele hele bu bir türk dizisi ise kaçarak uzaklaşın.
kitabı okuyun. kitabın ana konusu idealist macide'nin zenginlerden tiksinmesi, onların fakir insanlara karşı olan duyarsızlığını mide bulandırıcı bulması, gelir adaletsizliğinden şikayetçi olması ve kendi bir gün zengin olursa tüm insanlara yardım edeceğine yemin etmesi ama zengin olunca eleştirdiği zenginlere dönmesi ve kimseyi umursamaması. fakir bir insanın bile üst sınıf olunca ikiyüzlü birine dönüşmesini, vicdan azabı çekmesine rağmen yine de burjuva vurdumduymazlığına devam etmesi güzel anlatılmış.
kitabın konusu ne güzel dimi. ama siz sakın diziyi izlemeyin. yoksa dersiniz ki bu ne vıttırıvızzık bir kitapmış da dizisi böyle olmuş. peride celal benim için mükemmel olmasa da iyi bir yazardır. yazarlara da kitaplarını böyle harcattıkları için ayrıca kızgınım. bırakın aç kalsın dizi sektörü. nerde bir kitap varsa ekrana taşıma derdindeler. ölmüşler de ağlayanları yok.
bu arada kitabın şu an baskısı yok ve sırf dizisi çekildi diye başka bir sebeple değil var olan kitaplar da aşırı pahalı. kitabı arayanlar da okumak için aramıyor ya. alıp fotoğraf çekip hava atacaklar. püü lanet millet.
kitabı okuyun. kitabın ana konusu idealist macide'nin zenginlerden tiksinmesi, onların fakir insanlara karşı olan duyarsızlığını mide bulandırıcı bulması, gelir adaletsizliğinden şikayetçi olması ve kendi bir gün zengin olursa tüm insanlara yardım edeceğine yemin etmesi ama zengin olunca eleştirdiği zenginlere dönmesi ve kimseyi umursamaması. fakir bir insanın bile üst sınıf olunca ikiyüzlü birine dönüşmesini, vicdan azabı çekmesine rağmen yine de burjuva vurdumduymazlığına devam etmesi güzel anlatılmış.
kitabın konusu ne güzel dimi. ama siz sakın diziyi izlemeyin. yoksa dersiniz ki bu ne vıttırıvızzık bir kitapmış da dizisi böyle olmuş. peride celal benim için mükemmel olmasa da iyi bir yazardır. yazarlara da kitaplarını böyle harcattıkları için ayrıca kızgınım. bırakın aç kalsın dizi sektörü. nerde bir kitap varsa ekrana taşıma derdindeler. ölmüşler de ağlayanları yok.
bu arada kitabın şu an baskısı yok ve sırf dizisi çekildi diye başka bir sebeple değil var olan kitaplar da aşırı pahalı. kitabı arayanlar da okumak için aramıyor ya. alıp fotoğraf çekip hava atacaklar. püü lanet millet.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
insanların yeterince bunaldığı ülkede, sıkışıp kaldıkları kent yaşamının içinde kendilerine vakit ayırıp, kimseyi rahatsız etmeden şarkılar ve türküler eşliğinde, bi ince zülfiyare dokunarak geçirdikleri hoş vakit neden samimiyetsiz olsun güzel kardeşim. ülkede onca samimiyetsizlik varken bu program veya formatı mı dert oldu. düşünceni beyan edebilirsin ancak saygı çerçevesinde olmalı. bayağı ve basit tabirlerle olmaz. bir an önce yayına başlamasını dilediğimiz programda emeği geçen yazarlara teşekkürler..
devamını gör...
maruz kalınmak istenmeyen sorular
-kaç kardeşsiniz?
-oha tek anneden mi?
-oha tek anneden mi?
devamını gör...
en müslüm gürsesçi özelliğiniz
benim de gönlümde kadehler kırılıyor.
devamını gör...
yeraltından notlar
yalnız insanların başucu eseri.
dostoyevski bu romanında insanların beyin kıvrımlarında bir bıçak dolaştırıyor diyebiliriz. sadece bir olayı anlatmıyor çaresiz bir adamın hayat karşısında tutunamayışını okuyorsunuz. kendini gerçek dünyadan soyutlamış bir adamın kızgınlıklarının, çatışmalarının, kırgınlıklarının, ve daha yaşadığı bir çok duygunun tasvirini okuyorsunuz.
dostoyevski bu romanında insanların beyin kıvrımlarında bir bıçak dolaştırıyor diyebiliriz. sadece bir olayı anlatmıyor çaresiz bir adamın hayat karşısında tutunamayışını okuyorsunuz. kendini gerçek dünyadan soyutlamış bir adamın kızgınlıklarının, çatışmalarının, kırgınlıklarının, ve daha yaşadığı bir çok duygunun tasvirini okuyorsunuz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği yazar
charlotte bronte, jane austen, zülfü livaneli, cengiz aytmatov.
devamını gör...
yazarların evcil hayvanlarının fotoğrafları
devamını gör...
yavruağzı
böyle turuncu gibi olup aslında çok da turuncu olmayan, pembe renge yakın, turuncumsu pastel tonlarında, yiyecek bekleyen kırlangıç yavrularının ağızlarını açtığında görünen bir renk.
devamını gör...
kafa sözlük
orta doğu ve balkanların en troll yazarı ile, sözlükler arası bilgi yarışmasında kafa sözlük'e altın madalya kazandıran bir yazarın, nickaltlarında civcivleştiği sözlüktür.
işbu saatten sonra "kafa sözlük çok sıkıcı yea" gibi söylemleri dikkate almayacağımızı belirtmek isterim *
işbu saatten sonra "kafa sözlük çok sıkıcı yea" gibi söylemleri dikkate almayacağımızı belirtmek isterim *
devamını gör...
yazarların doğmuş olmak istedikleri ülke
nordik ülkelerinden herhangi biri olabilirdi.
t:kafacıların doğmuş olmak istedikleri ülkenin bahsedildiği başlık.
t:kafacıların doğmuş olmak istedikleri ülkenin bahsedildiği başlık.
devamını gör...
bilim kurgu
bilim kurgu filmlere ilgim çocukluk yıllarımda başlamıştır. o dönemler bir ışın kılıcına sahip olmak, ne muhteşem olurdu. benim oldu bir tane. kartonu kesip rulo yapıp, yapıştırmış. arasında kalan boşluğa, kitap defter kaplamak için kullanılan kırmızı cilti kesip eklemiştim. çok fena olmuştu ya.
bana göre sinema türü olarak, yapılması en zor iş bilim kurgudur. elbette bu türü beğenmeyen, eleştiren bir kesim de vardır. kısmen hak veriyorum eleştirenlere çünkü bu tür adı altında o kadar saçma işler yapıldı ki. ancak bir farkın altını dolu dolu çizmek gerekiyor. bu tür adı altında yapılan her film, bilim kurgu değildir. kurgu vardır ancak bir çoğunda bilim yoktur. olmaz efendim, çöptür o. fantastik filmlerin çoğu bilim kurgu etiketiyle çıkar. fantastik film olur, fantezi müzik olur ama bunlar da bilim kurgu değildir. sağlam bir bilim kurgu izleyicisi daha filmin başında verir notunu ve “şakkadanak” anlar filmin ne olduğunu. bu anlamıyla yönetmenin de işi zordur. gerçek bilim kurgu bir filmi, bu izleyici kitlesine beğendiremezse, onun sonu da hazin olur. çünkü hiç gözünün yaşına bakmayız. bilimi sizden öğrenecek değiliz.
efendim, bilim kurgular izleyicilere bir vizyon sunar ve bunu sağlam argümanlarla besler. ciddi anlamda teknik bilgi ister, farklı bir hayal gücü ister, senaryosu akıl ister. öyle kolay iş değildir, iyi bir bilim kurgu filmi çekmek.
bana göre sinema türü olarak, yapılması en zor iş bilim kurgudur. elbette bu türü beğenmeyen, eleştiren bir kesim de vardır. kısmen hak veriyorum eleştirenlere çünkü bu tür adı altında o kadar saçma işler yapıldı ki. ancak bir farkın altını dolu dolu çizmek gerekiyor. bu tür adı altında yapılan her film, bilim kurgu değildir. kurgu vardır ancak bir çoğunda bilim yoktur. olmaz efendim, çöptür o. fantastik filmlerin çoğu bilim kurgu etiketiyle çıkar. fantastik film olur, fantezi müzik olur ama bunlar da bilim kurgu değildir. sağlam bir bilim kurgu izleyicisi daha filmin başında verir notunu ve “şakkadanak” anlar filmin ne olduğunu. bu anlamıyla yönetmenin de işi zordur. gerçek bilim kurgu bir filmi, bu izleyici kitlesine beğendiremezse, onun sonu da hazin olur. çünkü hiç gözünün yaşına bakmayız. bilimi sizden öğrenecek değiliz.
efendim, bilim kurgular izleyicilere bir vizyon sunar ve bunu sağlam argümanlarla besler. ciddi anlamda teknik bilgi ister, farklı bir hayal gücü ister, senaryosu akıl ister. öyle kolay iş değildir, iyi bir bilim kurgu filmi çekmek.
devamını gör...
hafsa ana macunu
birçok hastalığa iyi geldiği düşünülen macundur.
çıkan haberlere göre kanser ve enfaktüs başta olmak üzere, kısırlık, romatizma, astım, siroz, hepatit-b ve siyatik gibi bir çok hastalığa çare olduğu iddia edilen macunun asıl numarası bu değildir elbette. yani insanların bunu satın alma amacı genel itibariyle bu hastalıklar değildir.
etkili bir macun olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. çünkü bu macunun tüketildiğine çok yakından şahit oldum.
2000 yılında anneannem öldükten sonra dedemin bir boşluğa düşüneceğini düşünüyorduk ama olmadı. dedem eli pijamasının içinde anadolu dernek tv’de türk filmleri izlemeye ve dükkanına gidip gelmeye devam etti.
sonra aileyi birbirine düşüren bir olay oldu. dedem evlenmeye karar verdi. evleneceği kadın kırk yaşlarında dedem yetmiş yaşlarında olduğu için aile buna karşı çıktı. ama dedem dinlemedi. ve sonuçta evlendi.
bir gün kardeşimle evin etrafında dolaşırken evin alt katında kabukluk olarak kullanılan depo gibi yere bir bakalım dedik. niye böyle bir ihtiyaç duyduk bilmiyorum. boş adam olmak zor iş. bir de baktık gibi oraya buraya saçılmış onlarca boş hafsa ana macunu kutusu var. bu bir aydınlanma anı idi. dedemle dayım arasında geçen şu diyalogda dedemin ne demek istediğini o zaman anladım:
dayım: baba, bu kadın senin için çok genç ev işini yemeğini yapacak bir kadın istiyorsan başka birini bulalım sana.
dedem: oğlum ben ev işimi de yemeğimi de kendim yapıyorum.
çıkan haberlere göre kanser ve enfaktüs başta olmak üzere, kısırlık, romatizma, astım, siroz, hepatit-b ve siyatik gibi bir çok hastalığa çare olduğu iddia edilen macunun asıl numarası bu değildir elbette. yani insanların bunu satın alma amacı genel itibariyle bu hastalıklar değildir.
etkili bir macun olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. çünkü bu macunun tüketildiğine çok yakından şahit oldum.
2000 yılında anneannem öldükten sonra dedemin bir boşluğa düşüneceğini düşünüyorduk ama olmadı. dedem eli pijamasının içinde anadolu dernek tv’de türk filmleri izlemeye ve dükkanına gidip gelmeye devam etti.
sonra aileyi birbirine düşüren bir olay oldu. dedem evlenmeye karar verdi. evleneceği kadın kırk yaşlarında dedem yetmiş yaşlarında olduğu için aile buna karşı çıktı. ama dedem dinlemedi. ve sonuçta evlendi.
bir gün kardeşimle evin etrafında dolaşırken evin alt katında kabukluk olarak kullanılan depo gibi yere bir bakalım dedik. niye böyle bir ihtiyaç duyduk bilmiyorum. boş adam olmak zor iş. bir de baktık gibi oraya buraya saçılmış onlarca boş hafsa ana macunu kutusu var. bu bir aydınlanma anı idi. dedemle dayım arasında geçen şu diyalogda dedemin ne demek istediğini o zaman anladım:
dayım: baba, bu kadın senin için çok genç ev işini yemeğini yapacak bir kadın istiyorsan başka birini bulalım sana.
dedem: oğlum ben ev işimi de yemeğimi de kendim yapıyorum.
devamını gör...
the dark knight

2005 yılında vizyona giren batman begins filminin devam filmidir.
üçlemenin ikinci filmi olan bu film bütün dünyada tam anlamıyla bir efsaneye dönüşmüştür.
günümüzde gördüğümüz gibi her batman eseri ortaya çıktığında bu muhteşem eserle kıyaslanır. christopher nolan seviyeyi bu filme arşa çıkarmıştır.
filmin yönetmenliğini christopher nolan senaryosunu ise kardeşi jonathan nolan üstlenmiştir. oyuncu kadrosunda ise christian bale, michael caine, heath ledger, gary oldman, eric roberts,
aaron eckhart, morgan freeman, maggie gyllenhaal, ron dean, anthony michael hall gibi başarılı isimler vardır. tabii bu kadar efsane oyuncunun içinde sıyrılan ve performansıyla şov yapan bir isim vardır, heath ledger gösterdiği performansla filmi çok ayrı bir yere taşımıştır. büründüğü ve oynadığı joker karakteri en sevilen kötü karakterlerden biri olmuştur.
filmin en büyük başarısı seyirciye kusursuz şekilde aksiyon sahneleri izletmeleri, aksiyon sahneleri ve müziklerin uyumu apayrı seviyede keyiflidir. hans zimmer muhteşem besteleriyle filme eşlik etmiştir.
bir diğer sevilen kısım ise tabii ki seyirciyi sorgulatan ve çelişkiye düşüren bir film olması, batman ve joker ikilisinin söylemleri ve tavırları seyirciyi bol bol düşündürtmüştür, jokeri haklı bulanlar bile olmuştur, bunların yanına harvey dent eklenince bu üçlünün düşüncelerini bol bol öğrenme fırsatı buluyoruz.
hem görüntüleriyle hem senaryosuyla hem müzikleriyle ve başarılı oyuncu performanslarıyla tekrar tekrar izlenebilecek bir film the dark knight.
not: afiş imdb sitesinden alınmıştır.
filmin sonlarına doğru batman karakterinin, harvey dent ile olan diyaloglarında, en iyimiz sensin o yüzden seni seçti söylemleri filmin en güzel kısımlarından biriydi. joker yozlaşması için onu seçmişti, film bu yönden sadece bir süper kahraman filmi değildi, bunu her yönüyle gösteriyordu. teşekkürler nolan, efsane bir eser verdin bizlere.
devamını gör...


