ülkeler hakkında ilginç bilgiler
çeşitli ülkeler hakkında girdiğimiz değişik bilgileri içeren başlık.
bunlardan biride afganistan'da yaşanmış ve belki hala daha yaşanmakta olan olaylar. afganistan'da akut gastroenterit hastalığına halk arasında türk hastalığı denmektedir.
özellikle ülkeye yeni ayak basmış her türkün ilk yakalandığı hastalıktır bu. hele ki yanılıp yazılıp dışarıda yemek yediyseniz. bakın dışarıda yani bayağı bayağı sokakta.
sokak satıcıları vardı. patates kızartıyor, adını bilmediğimiz bir takım yemekler yapıp satıyorlardı. eller ah o eller, sağa sola sürelen eller, oralarına buralarına sürülen eller, kirden rengi değişmiş eller...
kasaplarda dolap yok oralarda. etler yolların kenarlarında asılı. yani umarım hala öyle değildir ama. benim orada bulunduğum senelerde hijyen konusu bayağı sıkıntılıydı. sokaklardaki kokular, etlerin üzerlerilerinde uçuşan sinekler, pis akan sular, koyunlar çöplerde otluyordu daha neler neler...
biz tabi çok dikkat ediyorduk. yemeye içmeye. okulda bize özel aşçılar olmasına ve her şey bizim hijyen şartlarımıza uygun olmasına rağmen biz yinede yemekhane yemeklerini yemiyorduk. kendi mutfağımızda kendimiz hazırlıyorduk.
bir gün bir veli ziyaretinde mecburi ikram edilen yiyeceklerden yedik. sonraki bir iki gün benim için işkenceydi. elimi kaldıramıyor, önümdeki suyu içemiyordum. koko alıp hastaneye götürdü. kan testi, muayne vs derken eve dönerken sordum kokoya 'hijyen nist hemşire türko hastalik' deyip sırıttı. sizin bünyeler çok zayıf derdi hep.
kusur bizdeydi onlara göre biz zayıftık o şartlara uygun değildik. üç sene kaldım o ülkede iki kez yakalandım bu hastalığa. ikisindede koko hep dalga geçti benimle. bazı öğretmenlerin bünyeleri okadar zayıf oluyordu ki rapor alıp tayin istiyorlardı.
bakın 'bu ülke bu kişinin yaşam şartlarına uygun değil' raporu gördü bu gözler. hey gidi hey daha neler neler yaşandı. aklama geldikçe yazar sizlerle de paylaşırım.
not: yaklaşık on yıl öncesine ait anılar, bilgiler bunlar. değişim olmuşsa ne ala hala aynıysa vah vah...
bunlardan biride afganistan'da yaşanmış ve belki hala daha yaşanmakta olan olaylar. afganistan'da akut gastroenterit hastalığına halk arasında türk hastalığı denmektedir.
özellikle ülkeye yeni ayak basmış her türkün ilk yakalandığı hastalıktır bu. hele ki yanılıp yazılıp dışarıda yemek yediyseniz. bakın dışarıda yani bayağı bayağı sokakta.
sokak satıcıları vardı. patates kızartıyor, adını bilmediğimiz bir takım yemekler yapıp satıyorlardı. eller ah o eller, sağa sola sürelen eller, oralarına buralarına sürülen eller, kirden rengi değişmiş eller...
kasaplarda dolap yok oralarda. etler yolların kenarlarında asılı. yani umarım hala öyle değildir ama. benim orada bulunduğum senelerde hijyen konusu bayağı sıkıntılıydı. sokaklardaki kokular, etlerin üzerlerilerinde uçuşan sinekler, pis akan sular, koyunlar çöplerde otluyordu daha neler neler...
biz tabi çok dikkat ediyorduk. yemeye içmeye. okulda bize özel aşçılar olmasına ve her şey bizim hijyen şartlarımıza uygun olmasına rağmen biz yinede yemekhane yemeklerini yemiyorduk. kendi mutfağımızda kendimiz hazırlıyorduk.
bir gün bir veli ziyaretinde mecburi ikram edilen yiyeceklerden yedik. sonraki bir iki gün benim için işkenceydi. elimi kaldıramıyor, önümdeki suyu içemiyordum. koko alıp hastaneye götürdü. kan testi, muayne vs derken eve dönerken sordum kokoya 'hijyen nist hemşire türko hastalik' deyip sırıttı. sizin bünyeler çok zayıf derdi hep.
kusur bizdeydi onlara göre biz zayıftık o şartlara uygun değildik. üç sene kaldım o ülkede iki kez yakalandım bu hastalığa. ikisindede koko hep dalga geçti benimle. bazı öğretmenlerin bünyeleri okadar zayıf oluyordu ki rapor alıp tayin istiyorlardı.
bakın 'bu ülke bu kişinin yaşam şartlarına uygun değil' raporu gördü bu gözler. hey gidi hey daha neler neler yaşandı. aklama geldikçe yazar sizlerle de paylaşırım.
not: yaklaşık on yıl öncesine ait anılar, bilgiler bunlar. değişim olmuşsa ne ala hala aynıysa vah vah...
devamını gör...
büyük britanya
yüksek bir refaha ve değerli bir para birimine sahip yakın zamanda ab'ye rest çekecek kadar'da sağlam ekonomisi olan ülkeler toğluluğu.
devamını gör...
kaderci jacques ve efendisi
diderot'un bir başka eseridir. çeviri adnan cemgil'e ait. iş bankası hasan âli yücel klasikler dizisi. diderot diyalog tarzını bu eserinde de kullanmıştır. iki ana karakter etrafında dönen karşılıklı konuşmalar metni oluşturmaktadır. diderot eseri için "roman değil" demiş ama kesinlikle romana yakın duran bir anlatı. belki en doğru tâbir anlatı olacaktır. her ne kadar modern bir tâbir olsa da... kaderci jacques ve efendisi arasında gerçekleşen felsefî sorgulamalar anlatıya yön veriyor. ama sadece felsefî sorgulamalardan ibâret değil. yer yer kahkahalar atıyorsunuz okurken, kimi zaman hüzünleniyorsunuz, bazen de oturup düşünüyorsunuz... kaderci jacques adı üstünde zaten. her şeyi kadere bağlayan ve her olaya kaderde varsa olur diyen birisi. ama kesinlikle aptal değil. hattâ bu kaderciliğin hâricinde oldukça zeki ve sıra dışı bir karakter. efendisi âdeta gönülden bağlı jacques'a. bazen bozuşuyorlar ama fazla sürmeden ikisi de birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını anlıyorlar. aslında kim kimin efendisi tam olarak belli değil. kaderci jacques efendisini parmağında oynatıyor çünkü. baştan sona kadar efendisi jacques'a anlat bakalım şu aşk hikâyelerini diyor. jacques her başladığında bir şekilde bölünüyor bu maceralar. genel olarak da anlatıcı müdahale ediyor anlatılan şeye. yazarın direkt müdahaleleri oluyor. okurlarla konuşuyor anlatıcı yazar. "biliyorum biliyorum merak ediyorsunuz ama durun bir şunu anlatayım önce" diyor. ve bir başka hikâyeye veya maceraya sürükleniyoruz. oradan bir başkasına... kaderci jacques gün görmüş birisi. macerası ve tecrübesi çok. zaman zaman don kişot'u andırıyor kitap. diderot'un büyük edebiyatçı kimliği burda da dikkat çekiyor. bir anlatı ustası olarak pek çok romancıya taş çıkartacak birisi diderot...
devamını gör...
denize kıyısı olan şehirlerde insanların daha hoşgörülü olması
ege ve akdeniz bölgesi için çoğunlukla doğru olan önermedir.
üzgünüm ki karadeniz'imizin insanı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
üzgünüm ki karadeniz'imizin insanı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
devamını gör...
yedi numara dizisi replikleri
herhalde,galiba,sanursam.
devamını gör...
21 aralık 2020 14 yaşındaki kız çocuğunun evinde ölü bulunması
kucukcekmece' de 14 yaşındaki kız çocuğu hastane dönüşünde evinde ölü olarak bulundu. çocuğun cansız bedeni karşısında aile sinir krizi geçirdi.
link
edit: link duzeltildi.
link
edit: link duzeltildi.
devamını gör...
kediye sarılmak
huzur verir.
devamını gör...
normal sözlük belgesel veri tabanı
kudüs, filistin, israil ile ilgili tarihi bir belgesel, izlemeniz tavsiye olunur!!!
büyük felaket: nakba 1.bölüm
büyük felaket: nakba 2.bölüm
büyük felaket: nakba 3.bölüm
büyük felaket: nakba 4.bölüm
büyük felaket: nakba 1.bölüm
büyük felaket: nakba 2.bölüm
büyük felaket: nakba 3.bölüm
büyük felaket: nakba 4.bölüm
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının yaşadığı şehirler
dışarıdan romantik görünen ama iç yüzünü orada yaşayanların iyi bildiği şehir, istanbul.
devamını gör...
çoban matı
satrancı yeni öğrenenlere, kaybetmenin acısını en başta tattırmak için yapılan mat çeşididir. böylelikle kişi, karşısındakinin hamlelerini tartmaya ve incelemeye erkenden başlar..
devamını gör...
türk tipi teselli yöntemleri
kaynımda da var. nedense cem yılmaz sesiyle okudum bunu.
devamını gör...
sözlük mağazası bahar indirimleri
mümkünse böyle bir şey, mümkün olsun çünkü dediğimdir.
bir iron maiden rozeti patlatırdım.* zaten hunharca harcıyorum paralarımı. geçen matrix'i kaldırıp joker'i koydum.*
bir iron maiden rozeti patlatırdım.* zaten hunharca harcıyorum paralarımı. geçen matrix'i kaldırıp joker'i koydum.*
devamını gör...
yazarların sempati duyduğu kötü karakter
çok üzülerek söylüyorum ama hannibal lecter. bir seri katile sempati duyduğum için dilerseniz deri eldivenli üstü çıplak halleriniz ile beni kabataş meydanında zincirler ile dövebilirsiniz. daha sonra röportaj yapılır, bundan müthiş bir mağduriyet kasarım ve eşim yeni bir ihale aracılığı ile..
neyse siyasi bir eleştiri yapmak istemiyorum. çünkü böyle bir konu başlığında bunu neden yapayım?
hannibal serisini izlememiş olanlar varsa hâlâ, yazıklar olsun diyorum. izlemediyseniz okumayı burada bırakabilirsiniz. hatta izlemediyseniz lütfen beni engelleyin. bu durum beni çok gaza getirdi çünkü. kişisel algıladım ki son derece saçma. konunun kendisine gelemedim konuşmaktan. yemin ediyorum bomboş bir tipim.
serinin tamamını izleyen bilir ki kitabı var yine, hannibal müthiş travmalara sahip bir çocuk. anne ve babasının ölümünü, soğuğu, açlığı, savaşı ve en sonunda kardeşinin ölümünü görmüştür. hatta kardeşini yediler, bilirsiniz. katil olarak doğmamış, zorla katil haline getirilmiştir. güney kore sineması bu konuyu müthiş inceler. amerikalı sadece şöyle bir koklatır, ölümün kendisini gösterir. yasık.
bunun yanında disiplinli, zeki, harika zevklere sahip ve adam centilmen. sevdiği kadının kolunu kesmemek için kendi elinden vazgeçecek kadar duygu yüklü bir manyaktır. daha önemlisi karakteri canlandıran oyuncu asperger sendromludur, o soğuk, karanlık ve mimiksiz yüzü iliklerine kadar korkutur insanı.
ve saygı takıntısı vardır ki oradan benziyoruz birbirimize. seviyorum, elimde değil.
vurun banaaa!! zincirlerle!
neyse siyasi bir eleştiri yapmak istemiyorum. çünkü böyle bir konu başlığında bunu neden yapayım?
hannibal serisini izlememiş olanlar varsa hâlâ, yazıklar olsun diyorum. izlemediyseniz okumayı burada bırakabilirsiniz. hatta izlemediyseniz lütfen beni engelleyin. bu durum beni çok gaza getirdi çünkü. kişisel algıladım ki son derece saçma. konunun kendisine gelemedim konuşmaktan. yemin ediyorum bomboş bir tipim.
serinin tamamını izleyen bilir ki kitabı var yine, hannibal müthiş travmalara sahip bir çocuk. anne ve babasının ölümünü, soğuğu, açlığı, savaşı ve en sonunda kardeşinin ölümünü görmüştür. hatta kardeşini yediler, bilirsiniz. katil olarak doğmamış, zorla katil haline getirilmiştir. güney kore sineması bu konuyu müthiş inceler. amerikalı sadece şöyle bir koklatır, ölümün kendisini gösterir. yasık.
bunun yanında disiplinli, zeki, harika zevklere sahip ve adam centilmen. sevdiği kadının kolunu kesmemek için kendi elinden vazgeçecek kadar duygu yüklü bir manyaktır. daha önemlisi karakteri canlandıran oyuncu asperger sendromludur, o soğuk, karanlık ve mimiksiz yüzü iliklerine kadar korkutur insanı.
ve saygı takıntısı vardır ki oradan benziyoruz birbirimize. seviyorum, elimde değil.
vurun banaaa!! zincirlerle!
devamını gör...
karizmatik hayvan isimleri
(bkz: armadillo) sanarsın düşman birliklerinin içinden geçecek kuvvet
devamını gör...
muhadram
peygamber(saa) hayattayken, islam a giren ve onunla görüşememiş olanlara verilen isim.
devamını gör...
sümerolog
m.ö mezopotamya'da yerleşik olarak yaşamış sümer, asur, babil ve akad gibi uygarlıkları sümeroloji bilimi çerçevesinde araştıran kişileridir.
ülkemizde en bilindik sümerolog muazzez ilmiye çığ'dır. 2021 yılı itibari ile 107 yaşında olan bilim insanı halen yaşamaktadır.
ülkemizde en bilindik sümerolog muazzez ilmiye çığ'dır. 2021 yılı itibari ile 107 yaşında olan bilim insanı halen yaşamaktadır.
devamını gör...
zeugmalı çingene kız
internetten fotoğrafları görülüp ziyarete gidildiğinde, kişiyi hayal kırıklığına uğratabilir. internetteki yaygın fotoğraflarında mozaik epey bir renklendirilmiş ve nedendir bilmem mozaiğin benim zihnimdeki büyüklüğü, gerçekte sahip olduğunun çok üstündeydi.
kazı ekibi, mozaik çıkarılırken görüntüyü çingene kızına benzettikleri için bu isim miras kalmış. o yüz ifadesi ve bakışları birleştiğinde oldukça etkileyici bir manzara var ortada, tabii yalnızca mozaik değil, izleyeni ve inceleyeni de bir o kadar görüntü. çünkü ziyaretçi çingene kızı'nı ne kadar inceliyorsa, o da ziyaretçileri inceliyor.
kazı ekibi, mozaik çıkarılırken görüntüyü çingene kızına benzettikleri için bu isim miras kalmış. o yüz ifadesi ve bakışları birleştiğinde oldukça etkileyici bir manzara var ortada, tabii yalnızca mozaik değil, izleyeni ve inceleyeni de bir o kadar görüntü. çünkü ziyaretçi çingene kızı'nı ne kadar inceliyorsa, o da ziyaretçileri inceliyor.
devamını gör...
lukianos
[variam semper dant otia mentem]
ruh başıboş kalınca türlü hayaller kuruyor. *
ruh başıboş kalınca türlü hayaller kuruyor. *
devamını gör...
kadınların hoşlanma belirtileri
bir ortamdaysak normal, yerine ve anına göre davranırım. beni fark et'cilerden değilim. zaten karşımdakinin bana ilgisi varsa, fark ederim ve tavırlarından analiz ederim.
nasıl mı?
şöyle ki, herkesle sohbet ettiği sıra kimseye fark ettirmeden benim söylediklerime bir tık daha ilgili (bir bakış, bir harekette gizlidir) yaklaşıyorsa.
siz merak etmeyin, karşılıklı ilgi duyuğunuz insanla bir ortamda hiç tanımazken birbirinizi, kimsenin anlayamadığı, yeni bir dil oluşturuyorsunuz.
bu yüzden hoşlandığınız vakit, özel çiftleşme hareketleri yapmanıza gerek yok. ayşecik gibi alttan bakmanıza da gerek yok, her zaman olduğunuz gibi devam.
insan hisseder, hissedemiyorsa insan değildir. insan olmayanla da ilgilenmeyiverin bir zahmet.
nasıl mı?
şöyle ki, herkesle sohbet ettiği sıra kimseye fark ettirmeden benim söylediklerime bir tık daha ilgili (bir bakış, bir harekette gizlidir) yaklaşıyorsa.
siz merak etmeyin, karşılıklı ilgi duyuğunuz insanla bir ortamda hiç tanımazken birbirinizi, kimsenin anlayamadığı, yeni bir dil oluşturuyorsunuz.
bu yüzden hoşlandığınız vakit, özel çiftleşme hareketleri yapmanıza gerek yok. ayşecik gibi alttan bakmanıza da gerek yok, her zaman olduğunuz gibi devam.
insan hisseder, hissedemiyorsa insan değildir. insan olmayanla da ilgilenmeyiverin bir zahmet.
devamını gör...
günün şiiri
ve güz geldi ömür hanım.
dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul.
insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde.
yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı...
ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...
ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
dönelim...
dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...
olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim.
ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde.
umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.
yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?
yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama...
değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim,
büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı.
koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni.
bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda;
televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.
öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur.
sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...
yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...
sularım toprağa sızıyor bak.
yüzümü geceler örtüyor.
binlerce taş saklanıyor içimde.
kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?
kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...
bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten?
sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...
kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine,
her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum?
olsun. yanıldığımı biliyorum ya...
yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana.
dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de.
anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...
alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.
kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında.
istemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz...
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.
en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...
o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...
nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye?
ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize.
çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.
dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...
sızar iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...
ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle.
yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım.
gökyüzü masmavi gülümsedi yine.
doğa aynı oyununu oynuyor bizimle.
umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından.
ne aldanış!
bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?
gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım,
gözlerimle değil dudaklarımla.
yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.
delilik mi dedin?
kim bilir...
belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi?
kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...
yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar,
savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile...
yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum.
bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını.
içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?
ömür hanımla güz konuşmaları/ şükrü erbaş
devamını gör...