kitap alıntıları
her şeyi duyuyor, hiçbir şeyi bilmiyoruz olric. bu duvarlar arasında kapandık kaldık. savaş diyorlar, öldüler diyorlar, halk diyorlar. ne biçim şeyler bunlar? rivayetler dolaşıyor, sözler geliyor kulağıma. hep bir yerlerde bir şeyler oluyor, biz bilmiyoruz olric. hep anlatıyorlar, söylüyorlar, naklediyorlar.*
oğuz atay- tutunamayanlar (kitap)
oğuz atay- tutunamayanlar (kitap)
devamını gör...
waterloo muharebesi
çağcıl kaynaklarda 'waterloo savaşı' olarak da anılsa aslında 'waterloo muharebesi' (ing. battle of waterloo; fr. la bataile de mont-saint-jean), bir savaş olmaktan ziyade kesinlikle muharebedir; çünkü bir gün içinde (18 haziran 1815) olup, bitmiştir. nitekim tdk sözlüğüne göre muharebe kelimesi, 'savaşta yapılan çarpışmalardan her biri' anlamına gelir. (türkçeye arapçadan geçmiştir.) (örneğin ligny muharebesi, waterloo’dan iki gün önce 16 haziran 1815’te olmuştur.)
waterloo muharebesi, belçika'nın brüksel şehrinin 14,5 km ve waterloo kasabasının (o dönemde köy) 2 km uzağında gerçekleştiği için bu isimle anılır.
aslında muharebede fransız ordusu, hem moral hem de askeri teçhizat bakımından üstündür. nitekim bonaparte, ilerleyen yaşına ve hastalığına rağmen yine de iyi bir iş çıkarmak üzereyken bu muharebede talihi ters dönmüştür. muharebeyi kazanmak için elindeki tüm enstrümanları kullanmaktan çekinmemiştir: örneğin, o güne dek hiç yenilmemiş ve hiç kaçmamış imparatorluk muhafızlarını (le garde imperiale) dahi yedi tabur olarak savaşa sürmüştür. muhafızların görünmesi (muharebenin sonlarına doğru) orduya yeni bir canlılık getirmiştir. ancak wellington, tehlikeyi daha muhafızlar yürümeye başlarken görmüştür. eli silah tutan herkesi meşhur yokuşunun arkasına silah doldurtup yere yatırmıştır. yaşlı muhafızlar, merkezi kırdık sanarak yokuşu tırmanıp tepesine geldiklerine ingilizler ayağa kalkarak çok yoğun bir yaylım ateşiyle ilk bel sırayı düşürmüştür. muhafızlar direnmiştir ancak ilk anlık şaşkınlığı üzerlerinden atamamıştır. çok yoğun zayiat verip çekilmeye başladıklarında ise fransız ordusunda moral sıfıra inmiştir. zira yaşlı muhafızların kaçtığını daha gören duyan olmamıştır. onlar da kaçıyorsa bu iş bitmiştir diye düşünülmüştür.
muhafızlar kaçmaya başladıkları zaman wellington, hücum işareti vermiştir. birleşik prusya, hollanda ve geriye ne kaldıysa ingiliz ordusu, fransız ordusuna son bir hücuma kalkmış ve sonuçta fransa yenilmiştir.
savaşın hemen sonunda ingilizler kaçmayan ancak teslim de olmayan yaşlı muhafızlara artık savaşın bittiğini, silahlarını indirmelerini telkin etmiştir ancak muhafızlar ölmeyi seçmiştir. “la garde meurt, elle ne se rend pas!” (muhafız ölür, teslim olmaz) diyerek silahlarını ingilizlere doğrultmuş ve nihayetinde vurulmuşlardır.
fransız ordusu, 51 bin kişiyle geldiği meydanda 28 bin ölü ve yaralı, 8 bin esir ve 15 bin kayıp bırakmıştır. ingilizler ve müttefikleri hollandalılar 17 binlik ordularından 3500 ölü, 10.200 yaralı, 3300 kayıp vermiştir. prusyalıların 7 binlik kolordusunun 1200’ü ölü, 4400’ü yaralı, 1400’ü kayıptır. (bu da öyle bir savaş alanı zayiatıdır ki o sayıya ulaşmak için 15 saat boyunca her beş dakikada bir tam yüklü bir jumbo jetin düşmesi ve kimsenin kurtulamaması gereklidir.)
wellington'un biyografilerinden biri bu muharebe hakkında yapılabilecek en doğru yorumu yapmıştır. şöyle özetlenebilir: "napolyon boneparte, wellington'un ispanya'da verdiği savaşları incelemeye tenezzül etmemişti, hatta bu savaşlarda wellington'un evire çevire benzettiği soult'un öğütlerini bile dinlemedi. bu yüzden napolyon savaş meydanına çıktığında, kare formasyonlarında ingiliz piyadesinin ne yapabileceğini bilmiyordu. onları daha önceki savaşlarda darmadağın ettiği kıta avrupasının yarım askerleri sandı. gerçekten de ingilizlerin yanında savaşan belçikalı ve hollandalılar napolyon'un beklediği gibi darmadağın oldu ama çoğu ispanya'da demir dük'ün emri altında savaşmış ingiliz piyadesi, bazı birlikler son adamına kadar ölse de yerinden kıpırdamadı. napolyon hatasının bedelini önce tüm süvarileriyle, sonra tüm ordusuyla ödedi."
tarihçilerin bir çoğuna göre bu muharebe, 19. yüzyılın en önemli muharebelerinden biridir. öyle ki; avrupa'nın kaderi bu muharebe ile değişmiştir.
bu muharebeyi victor hugo da 'sefiller' adlı eserinde destansı bir dille anlatır. hugo, yukarıdaki cümleyi desteklercesine, "waterloo bir muharebe değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir" der.
son not: bu muharebenin kader anı, (bkz: stefan zweig) (bkz: insanlığın yıldızının parladığı anlar) isimli kitabından okunabilir.
waterloo muharebesi, belçika'nın brüksel şehrinin 14,5 km ve waterloo kasabasının (o dönemde köy) 2 km uzağında gerçekleştiği için bu isimle anılır.
aslında muharebede fransız ordusu, hem moral hem de askeri teçhizat bakımından üstündür. nitekim bonaparte, ilerleyen yaşına ve hastalığına rağmen yine de iyi bir iş çıkarmak üzereyken bu muharebede talihi ters dönmüştür. muharebeyi kazanmak için elindeki tüm enstrümanları kullanmaktan çekinmemiştir: örneğin, o güne dek hiç yenilmemiş ve hiç kaçmamış imparatorluk muhafızlarını (le garde imperiale) dahi yedi tabur olarak savaşa sürmüştür. muhafızların görünmesi (muharebenin sonlarına doğru) orduya yeni bir canlılık getirmiştir. ancak wellington, tehlikeyi daha muhafızlar yürümeye başlarken görmüştür. eli silah tutan herkesi meşhur yokuşunun arkasına silah doldurtup yere yatırmıştır. yaşlı muhafızlar, merkezi kırdık sanarak yokuşu tırmanıp tepesine geldiklerine ingilizler ayağa kalkarak çok yoğun bir yaylım ateşiyle ilk bel sırayı düşürmüştür. muhafızlar direnmiştir ancak ilk anlık şaşkınlığı üzerlerinden atamamıştır. çok yoğun zayiat verip çekilmeye başladıklarında ise fransız ordusunda moral sıfıra inmiştir. zira yaşlı muhafızların kaçtığını daha gören duyan olmamıştır. onlar da kaçıyorsa bu iş bitmiştir diye düşünülmüştür.
muhafızlar kaçmaya başladıkları zaman wellington, hücum işareti vermiştir. birleşik prusya, hollanda ve geriye ne kaldıysa ingiliz ordusu, fransız ordusuna son bir hücuma kalkmış ve sonuçta fransa yenilmiştir.
savaşın hemen sonunda ingilizler kaçmayan ancak teslim de olmayan yaşlı muhafızlara artık savaşın bittiğini, silahlarını indirmelerini telkin etmiştir ancak muhafızlar ölmeyi seçmiştir. “la garde meurt, elle ne se rend pas!” (muhafız ölür, teslim olmaz) diyerek silahlarını ingilizlere doğrultmuş ve nihayetinde vurulmuşlardır.
fransız ordusu, 51 bin kişiyle geldiği meydanda 28 bin ölü ve yaralı, 8 bin esir ve 15 bin kayıp bırakmıştır. ingilizler ve müttefikleri hollandalılar 17 binlik ordularından 3500 ölü, 10.200 yaralı, 3300 kayıp vermiştir. prusyalıların 7 binlik kolordusunun 1200’ü ölü, 4400’ü yaralı, 1400’ü kayıptır. (bu da öyle bir savaş alanı zayiatıdır ki o sayıya ulaşmak için 15 saat boyunca her beş dakikada bir tam yüklü bir jumbo jetin düşmesi ve kimsenin kurtulamaması gereklidir.)
wellington'un biyografilerinden biri bu muharebe hakkında yapılabilecek en doğru yorumu yapmıştır. şöyle özetlenebilir: "napolyon boneparte, wellington'un ispanya'da verdiği savaşları incelemeye tenezzül etmemişti, hatta bu savaşlarda wellington'un evire çevire benzettiği soult'un öğütlerini bile dinlemedi. bu yüzden napolyon savaş meydanına çıktığında, kare formasyonlarında ingiliz piyadesinin ne yapabileceğini bilmiyordu. onları daha önceki savaşlarda darmadağın ettiği kıta avrupasının yarım askerleri sandı. gerçekten de ingilizlerin yanında savaşan belçikalı ve hollandalılar napolyon'un beklediği gibi darmadağın oldu ama çoğu ispanya'da demir dük'ün emri altında savaşmış ingiliz piyadesi, bazı birlikler son adamına kadar ölse de yerinden kıpırdamadı. napolyon hatasının bedelini önce tüm süvarileriyle, sonra tüm ordusuyla ödedi."
tarihçilerin bir çoğuna göre bu muharebe, 19. yüzyılın en önemli muharebelerinden biridir. öyle ki; avrupa'nın kaderi bu muharebe ile değişmiştir.
bu muharebeyi victor hugo da 'sefiller' adlı eserinde destansı bir dille anlatır. hugo, yukarıdaki cümleyi desteklercesine, "waterloo bir muharebe değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir" der.
son not: bu muharebenin kader anı, (bkz: stefan zweig) (bkz: insanlığın yıldızının parladığı anlar) isimli kitabından okunabilir.
devamını gör...
peri gazozu
çok sevdiğim bir oyuncu ercan kesal...
oyunculuğunun yanı sıra bir çok dergi ve gazetede yazılar yazmış, çeşitli illerde uzun süre doktorluk yapmış, okumaya, yazmaya, üretmeye doymayan bir garip insan... mesela nuri bilge ceylan'ın müthiş filmlerinden bir zamanlar anadolu'da da senaryoya ciddi katkılarda bulunmuş. mesela bu kitapta ne var diye soracak olursanız, bu kitapta o filmde kendisinin oynadığı muhtar var...
bu kitapta ne var?
bu kitapta anadolu'da yaşanan, yaşanmakta olan, keşke yaşanmasaymış dediğimiz, diyeceğimiz bir sürü anı var. bu anıların çoğu ercan kesal'ın doktorluk yaptığı dönemlerden.. mesela bir kaç hikayede gerçekten boğazım düğümlendi. özellikle bir intihar hikayesi var ki hem kanım dondu, hem gözlerim doldu okurken. çok, çok garip bir deneyimdi bu kitabı okumak.
haricinde çocukluğundan, gençliğinden de anılar var. ama şunu belirtmeliyim, yani en azından bende öyle oldu. bu kitap okurken burnunuza hastane kokusu gelecek. morg önünde ölülerini teslim almayı bekleyen aileler göreceksiniz bu kitapta mesela. evet bazı anlar yüzünüzü güldürecektir ama, ölenin ardından kalanların alışmak için verdikleri mücadeleyi göreceksiniz. belki size kendi mücadelelerinizi hatırlatacaktır...
yani otobiyografi sevenler elinden düşüremez bu kitabı diyeceğim ama yani bence bir otobiyografi de diyemem. otobiyografi bende soğuk, net bilgiden oluşan çok daha teknik bir şeymiş hissi uyandırıyor.
çok güzel bir anı kitabı bence bu. okursanız, seversiniz...
oyunculuğunun yanı sıra bir çok dergi ve gazetede yazılar yazmış, çeşitli illerde uzun süre doktorluk yapmış, okumaya, yazmaya, üretmeye doymayan bir garip insan... mesela nuri bilge ceylan'ın müthiş filmlerinden bir zamanlar anadolu'da da senaryoya ciddi katkılarda bulunmuş. mesela bu kitapta ne var diye soracak olursanız, bu kitapta o filmde kendisinin oynadığı muhtar var...
bu kitapta ne var?
bu kitapta anadolu'da yaşanan, yaşanmakta olan, keşke yaşanmasaymış dediğimiz, diyeceğimiz bir sürü anı var. bu anıların çoğu ercan kesal'ın doktorluk yaptığı dönemlerden.. mesela bir kaç hikayede gerçekten boğazım düğümlendi. özellikle bir intihar hikayesi var ki hem kanım dondu, hem gözlerim doldu okurken. çok, çok garip bir deneyimdi bu kitabı okumak.
haricinde çocukluğundan, gençliğinden de anılar var. ama şunu belirtmeliyim, yani en azından bende öyle oldu. bu kitap okurken burnunuza hastane kokusu gelecek. morg önünde ölülerini teslim almayı bekleyen aileler göreceksiniz bu kitapta mesela. evet bazı anlar yüzünüzü güldürecektir ama, ölenin ardından kalanların alışmak için verdikleri mücadeleyi göreceksiniz. belki size kendi mücadelelerinizi hatırlatacaktır...
yani otobiyografi sevenler elinden düşüremez bu kitabı diyeceğim ama yani bence bir otobiyografi de diyemem. otobiyografi bende soğuk, net bilgiden oluşan çok daha teknik bir şeymiş hissi uyandırıyor.
çok güzel bir anı kitabı bence bu. okursanız, seversiniz...
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
(bkz: gönlü geniş kafadar)*
zira insan gönlü geniş de olsa kimseyi kendinden fazla sevemez.
(bkz: ablan sözlük yazarı bebeğim)
zira insan gönlü geniş de olsa kimseyi kendinden fazla sevemez.
(bkz: ablan sözlük yazarı bebeğim)
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
sana gitme demeyeceğim,
ama gitme lavinia.
adını gizleyeceğim,
sen de bilme, lavinia.
herhalde en vurucu dize denilince aklıma gelendir
ama gitme lavinia.
adını gizleyeceğim,
sen de bilme, lavinia.
herhalde en vurucu dize denilince aklıma gelendir
devamını gör...
yazarların sevdikleri tablolar
nedimeler
las meninas
diego velazquez'in 1656 tarihli tablosu. velazquez'in 1656 yılında yaptığı bu tablo illüzyon duygusu yaratan muammalı kompozisyonu ile ispanyol resim sanatının üzerine en çok konuşulan, yorum yapılan ve etkilenilen tablosudur.
www.google.com/search?q=las...
#325593 no'lu tanımda chimera isimli yazarımız çok güzel açıklamış tabloyu.
las meninas
diego velazquez'in 1656 tarihli tablosu. velazquez'in 1656 yılında yaptığı bu tablo illüzyon duygusu yaratan muammalı kompozisyonu ile ispanyol resim sanatının üzerine en çok konuşulan, yorum yapılan ve etkilenilen tablosudur.
www.google.com/search?q=las...
#325593 no'lu tanımda chimera isimli yazarımız çok güzel açıklamış tabloyu.
devamını gör...
gündem dışı entry kasmak
haydaaa yine başladık. ama biz bunları anlattık, biz bunları konuştuk zamanında niye şimdi böyle oldu yeniden?
t: normal bir entry kasmaktır.
t: normal bir entry kasmaktır.
devamını gör...
kendisi yapamayınca hiç olmuyor sanmak
kendini kandırmaktır. eğer bunu farkedebilirse asıl başarılı olabilecektir. farketmezse yerinde saymaya mahkumdur.
devamını gör...
1 mayıs 2021 normal sözlük mobil görünümünün güncellenmesi
evet bian görünce bocaladim aman tanrim didim.daha yeni uyeyim yapmayın söyle seyler cinimmm
devamını gör...
lucifer (yazar)
engelleyip geçtiğim yazarımsı. hiç gözüme de gelmiyor haliyle "şunu giyen kız, bunu atan kız, onu tutan kız" başlıkları.
sözlüğü de ayrıca tebrik ederim. beslemiyor trolleri. duygulandım.
sözlüğü de ayrıca tebrik ederim. beslemiyor trolleri. duygulandım.
devamını gör...
bir demet tiyatro
devamını gör...
hiç büyük kadın yazar olmaması
sanatçı şeklinde düzeltilmesi gereken başlık. neden? çünkü frida kahlo var, büyümüş bir şey kendisi.
sonra türk edebiyatı'ndan nazlı eray var yazar olarak. halide edip adıvar, adalet ağaoğlu var. bu kadınlar gerek resimleriyle, gerekse yazdıklarıyla isimlerini duyurmuş kişiler.
sonra türk edebiyatı'ndan nazlı eray var yazar olarak. halide edip adıvar, adalet ağaoğlu var. bu kadınlar gerek resimleriyle, gerekse yazdıklarıyla isimlerini duyurmuş kişiler.
devamını gör...
yazarların sözlük mağazasından ilk alışverişleri
kişisel iletidir. ileti olarak sanırsam ilk, "şeyma subaşı" yazmıştım ve 2 ay sonra değiştirme kararı aldım. sonuçta şimdi acun macun başımıza iş çıkarmasın. saygılar abi.
edit: ikinci başucu eserim olan tanımdır.
edit: ikinci başucu eserim olan tanımdır.
devamını gör...
yazarların yazarlarla flörtleşmesi
(bkz: yoldaş yoldaşa yürümez)
devamını gör...
yaşlanınca yapılacaklar listesi
ölmeden evlatlarıma mal paylaşımı yapmak. çünkü mezarımda ters dönmek istemiyorum.
torunlarıma bırakabildiğim kadar kitap bırakmak.
kendilerini geliştirsinler, tabletle karın doymuyor.
emekliysem kendi seramı ve bahçemi kurmak.
toprakla uğraşmak insanın negatif enerjilerini alıyor.
ve son olarak da hakkı rahmetine kavuşmak.
torunlarıma bırakabildiğim kadar kitap bırakmak.
kendilerini geliştirsinler, tabletle karın doymuyor.
emekliysem kendi seramı ve bahçemi kurmak.
toprakla uğraşmak insanın negatif enerjilerini alıyor.
ve son olarak da hakkı rahmetine kavuşmak.
devamını gör...
13 ocak 2021 fahrettin koca'nın aşı olması
fahrettin koca: evet kızım bitti mi?
hemşire: geçmiş olsun bakanım
fahrettin koca: teşekk现在我松了一口气
hemşire: geçmiş olsun bakanım
fahrettin koca: teşekk现在我松了一口气
devamını gör...
utilitaryanizm
yararcılık nasıl davranmamız gerektiği hakkında bir kuramdır. yararcılara göre, dünyada ne en fazla toplam hazzı üretirse her zaman onu yapmalıyız. yararcılık, ilk önce ingiliz ekonomist ve filozof (bkz: jeremy bentham) tarafından ileri sürüldü ve sonraları (bkz: john stuart mill)tarafından detaylandırıldı.
çağdaş filozoflar, yararcılığı ‘sonuççuluk’un bir formu olarak düşünürler. sonuççuluk, şu soruya verilen bir cevaptır: hangi eylemler uygulanmak için ahlaken doğrudur? sonuççuluğun cevabı ise, hangi eylem en iyi sonucu verirse. olmuştur. bu genel görünüş, hangi dünya halinin nesnel olarak diğerlerinden daha iyi olduğunu bilmemizi gerektirir. bazı filozoflar, bunun mümkün olmadığını iddia ederler.
yararcılar, neyin iyi olduğuna dair hazcı bir fikre sahip sonuççulardır. tek nesnel iyinin ‘haz’ olduğunu düşünürler. diğer sonuççular, iyinin sadece hazzı değil, aynı zamanda saygı ve eşitlik gibi şeyleri de içerdiğine inanırlar.
bazı yararcılar, hazzın farklı türlerini sıralarlar. bentham, “önyargı kenara bırakılırsa çocukların oynadığı bir oyun, müzik ve şiirin sanat ve bilimi ile eşit değerdedir.” görüşünü öne sürdü. hazzın niteliksel değil niceliksel olarak ölçülmesi gerektiğine inandı. aksine mill, entelektüel arzuların tatmininin sırf duyusal arzuların tatmininden daha iyi olduğuna inandı. “tatmin olmamış bir sokrates olmak, tatmin olmuş bir domuz olmaktan daha iyidir” diye yazmıştır.
çağdaş filozoflar, yararcılığı ‘sonuççuluk’un bir formu olarak düşünürler. sonuççuluk, şu soruya verilen bir cevaptır: hangi eylemler uygulanmak için ahlaken doğrudur? sonuççuluğun cevabı ise, hangi eylem en iyi sonucu verirse. olmuştur. bu genel görünüş, hangi dünya halinin nesnel olarak diğerlerinden daha iyi olduğunu bilmemizi gerektirir. bazı filozoflar, bunun mümkün olmadığını iddia ederler.
yararcılar, neyin iyi olduğuna dair hazcı bir fikre sahip sonuççulardır. tek nesnel iyinin ‘haz’ olduğunu düşünürler. diğer sonuççular, iyinin sadece hazzı değil, aynı zamanda saygı ve eşitlik gibi şeyleri de içerdiğine inanırlar.
bazı yararcılar, hazzın farklı türlerini sıralarlar. bentham, “önyargı kenara bırakılırsa çocukların oynadığı bir oyun, müzik ve şiirin sanat ve bilimi ile eşit değerdedir.” görüşünü öne sürdü. hazzın niteliksel değil niceliksel olarak ölçülmesi gerektiğine inandı. aksine mill, entelektüel arzuların tatmininin sırf duyusal arzuların tatmininden daha iyi olduğuna inandı. “tatmin olmamış bir sokrates olmak, tatmin olmuş bir domuz olmaktan daha iyidir” diye yazmıştır.
devamını gör...
kayınvalide ile aynı evde yaşamak
açıkcası kayınvalide ister uyumlu olsun, ister olmasın bence olmaması gereken bir durum.
evlenmenin mantığı çünkü sevdiğin kişi ile aynı alanda birebir bir hayat kurmak ve onunla kafana göre hareket etmek.yani mahremiyet ihtiyacından ötürü ailenin evinden ayrılıyorsun.
evlendikten sonra herhangi bir tarafın ailesi ile yaşamanın flört ederken sahip olduğun durumdan farkı yok bana sorarsanız .sevgiliyken sahip olduğun standartlara evlendikten sonra sahip olmaya devam ettiğinde bence evlenmenin tatlı bir yanı kalmıyor.
evde istediğin gibi hareket edemedikten sonra alyansın olsa ne olur? yine limitlisin, yine özgür değilsin.
böyle olmaktansa sevgili kalıp, her gece kendi odanda , kendi düzeninde uyumak daha mantıklı bence.en azından onlarca tantana olmadan ( düğün, ayrı ev, eşya vs) miss gibi dertsiz hayat sürersin.
evlenmenin mantığı çünkü sevdiğin kişi ile aynı alanda birebir bir hayat kurmak ve onunla kafana göre hareket etmek.yani mahremiyet ihtiyacından ötürü ailenin evinden ayrılıyorsun.
evlendikten sonra herhangi bir tarafın ailesi ile yaşamanın flört ederken sahip olduğun durumdan farkı yok bana sorarsanız .sevgiliyken sahip olduğun standartlara evlendikten sonra sahip olmaya devam ettiğinde bence evlenmenin tatlı bir yanı kalmıyor.
evde istediğin gibi hareket edemedikten sonra alyansın olsa ne olur? yine limitlisin, yine özgür değilsin.
böyle olmaktansa sevgili kalıp, her gece kendi odanda , kendi düzeninde uyumak daha mantıklı bence.en azından onlarca tantana olmadan ( düğün, ayrı ev, eşya vs) miss gibi dertsiz hayat sürersin.
devamını gör...

