evrime inanmayan insan
2021 yılında, diğer türlerle bunca genetik benzerliğe rağmen hala insanoğlunun gökten zembille indiğine ve kadının erkeğin kaburgasından yaratıldığına falan inanan insandır. aklı başında ülkeler evrim profesörleriyle ilaç ve sağlık sektöründe devrimler yaparken geri kalmış ülkeler evrimi müfredattan bile çıkarmaya çalışır.
devamını gör...
leyleği havada görmek
halk arasındaki inanışa göre leyleği havada gören kişi o sene bol bol gezermiş. koronanın bittiği, gönül rahatlığı ile gezebildiğimiz güzel günlere !
devamını gör...
en güzel sesli sözlük kızı
ah bir de beni duysanız.*
büdüt: yakında duyacaksınız. *
büdüt: yakında duyacaksınız. *
devamını gör...
güne bir söz bırak
"onların köle olduklarını söyleyemeyiz, çünkü böyle dersek, kötü bir yaşam sürdüklerini ima etmiş oluruz"
jacques brel
jacques brel
devamını gör...
orta doğu teknik üniversitesi
okulun vizyonu unisex tuvaletle ölçülmesi bilim adına çok üzücü gerçekten
devamını gör...
barış özcan
adama laf etmeyi bıraksanız keşke. yaptığı şey insanların araştırmaya, okumaya ilgilerini çekmek; kendilerini geliştirmeye sevk etmek. bi amacı var, bomboş onun bunun gıybetini yaparak, aptal saptal içerikler üreterek para kazanma derdinde değil.
içeriklerini beğenmiyorsanız kalkıp kendiniz araştırma yapıp makale vs okuyabilirsiniz. bu adamı izleyerek kendine çalışma düzeni oturtan, bir şeylere merak salan bir sürü insan var. bu kanal kadar faydalı kaç tane türk youtube kanalı var sizce?
yok fetöcü yok bilmem ne demişsiniz, görüşü bu adamın kaliteli içerik ürettiği gerçeğini değiştirir mi?
içeriklerini beğenmiyorsanız kalkıp kendiniz araştırma yapıp makale vs okuyabilirsiniz. bu adamı izleyerek kendine çalışma düzeni oturtan, bir şeylere merak salan bir sürü insan var. bu kanal kadar faydalı kaç tane türk youtube kanalı var sizce?
yok fetöcü yok bilmem ne demişsiniz, görüşü bu adamın kaliteli içerik ürettiği gerçeğini değiştirir mi?
devamını gör...
eskortluk yapan kızın tecavüze uğrayıp ağlamasının bir anlamı yok
katılmadığım bir önerme. tecavüz ne olursa olsun çok kötü bir şey, hatta eskorta bile tecavüz edilse, bence yine kötü bir şey. bir insanı bir köşeye sıkıştırıp, ona zorla sahip olmaya çalışmak korkunç bir şey. * bu yüzden, müge anlı'ya katılamayacağım.
devamını gör...
clytie (yazar)
başlığını her gördüğümde, merhaba ben kılayti sesi kulaklarımda yankılanıyor.*
duyunca mutluluk veren bir ses, umarım tüm hayatında çok mutlu olur. yazarlığı da güzeldir, hoştur, var olsundur.*
duyunca mutluluk veren bir ses, umarım tüm hayatında çok mutlu olur. yazarlığı da güzeldir, hoştur, var olsundur.*
devamını gör...
sözlükteki tanım oranının düşüklüğü
nitelikli başlıktan ne anladığımıza bağlı olarak ortaya çıkan durum.
bazılarımız (ki bu bazıların içinde ben de varım) belirli bir konu hakkında derli toplu şekilde özet bir bilgi veren başlıkları nitelikli buluyoruz. fakat bu tür başlıkların büyük bir kısmı, üzerinde kendi fikirlerinizi belirtemeyeceğiniz ve haklarında gerçekten bilgi sahibi olmanız gereken konular hakkında oluyor. o yüzden bu başlıklar 1-2 tanım haricinde kuş uçmaz kervan geçmez yerlere dönüşüyor.
bazılarımıza göre de kısa sürede tutulan ve tepeden düşmeyen başlıklar nitelikli sayılıyor. yani ne kadar çok etkileşim o kadar yüksek kalite gibi bir algı var. bu tür başlıklarda da genellikle katılım çok yüksek ama içerik olarak baktığınızda kimseye bir faydası olmadıklarını görüyorsunuz. paşa gönüllerimizi eğlendirmek dışında...
ortaya çıkan toplam manzara ortada.
ben artık sallamıyorum. sadece bir de bu açıdan düşünelim diye karaladım bir şeyler, o kadar.
bazılarımız (ki bu bazıların içinde ben de varım) belirli bir konu hakkında derli toplu şekilde özet bir bilgi veren başlıkları nitelikli buluyoruz. fakat bu tür başlıkların büyük bir kısmı, üzerinde kendi fikirlerinizi belirtemeyeceğiniz ve haklarında gerçekten bilgi sahibi olmanız gereken konular hakkında oluyor. o yüzden bu başlıklar 1-2 tanım haricinde kuş uçmaz kervan geçmez yerlere dönüşüyor.
bazılarımıza göre de kısa sürede tutulan ve tepeden düşmeyen başlıklar nitelikli sayılıyor. yani ne kadar çok etkileşim o kadar yüksek kalite gibi bir algı var. bu tür başlıklarda da genellikle katılım çok yüksek ama içerik olarak baktığınızda kimseye bir faydası olmadıklarını görüyorsunuz. paşa gönüllerimizi eğlendirmek dışında...
ortaya çıkan toplam manzara ortada.
ben artık sallamıyorum. sadece bir de bu açıdan düşünelim diye karaladım bir şeyler, o kadar.
devamını gör...
susma haykır çaylaklar vardır
ben yazar olana kadar favori atabileceğimi fark etmemiştim,neyse ki katıldıktan 3 saat sonra falan yazar oldum da hayali protestom uzun sürmedi.
devamını gör...
ilk çocukların acemiliğe gelmesi
ailemde bana aynısını dedi. bende yapmadıkları hataları kardeşimde yaptılar dediğim başlık.
devamını gör...
senden daha güzel
bu şarkıyı dinlemek lazım .
devamını gör...
ajda bardağı
ajda pekkan'ın, paşabahçe'den kendi adına özel çıkarttığı bardak.
kendisi, beykoz korusu taraflarına yürüyüşe çıkarken yol üstünde bulunan paşabahçe' ye uğrarmış. bardakları inceler, orada güzel vakit geçirirmiş. bir ziyaretinde oranın müdürüne evine almak için normal ince belli çay bardağının biraz büyük olanını istemiş. sebep olarak da normal bardaktaki çayın kendisini tatmin etmediğini, bardakları küçük bulduğunu göstermiş. o zamanın bardakları da standart o boylarda. müdürden böyle bir bardaktan 10 tane kadar özel sipariş üretmelerini istemiş. tabi, müdürden sayıca az bardağın üretilemeyeceği, en az 5 koli üretilebileceği yanıtını almış. o da 20'şer koliden 100 bardak yapıyor. o da mecburen kabul etmiş. üretilen ve fazla gelen bardakları da eş, dost, konu komşuya hediye etmiş. böyle olunca da her gelen giden bardağa ajda bardağı ismini vermiş. daha sonra bardaklar ünlenince paşabahçe tarafından piyasaya ajda pekkan bardağı ismiyle sürülmüş
o zamanlar şarkıcı isim hakkı, telif hakkı, patent gibi başvuruda bulunmamış. o dönemin telif konusu, bugün gibi de değil. belli bir zaman sonra fabrika, o bardaklardan 50 bin liranın üzerinde bir ciro elde etmiş. sonradan da patent konusu ortaya çıkınca fabrika, telif sorunu çıkmasın diyerek bardakların ismini aida bardağı olarak değiştirmiş. bu bardak isimleri konusunda iki ya da üç çeşit söylenti oluşmuştu. bu işin aslını sanatçı, kendisi açıklığa kavuşturdu.
kendisi, beykoz korusu taraflarına yürüyüşe çıkarken yol üstünde bulunan paşabahçe' ye uğrarmış. bardakları inceler, orada güzel vakit geçirirmiş. bir ziyaretinde oranın müdürüne evine almak için normal ince belli çay bardağının biraz büyük olanını istemiş. sebep olarak da normal bardaktaki çayın kendisini tatmin etmediğini, bardakları küçük bulduğunu göstermiş. o zamanın bardakları da standart o boylarda. müdürden böyle bir bardaktan 10 tane kadar özel sipariş üretmelerini istemiş. tabi, müdürden sayıca az bardağın üretilemeyeceği, en az 5 koli üretilebileceği yanıtını almış. o da 20'şer koliden 100 bardak yapıyor. o da mecburen kabul etmiş. üretilen ve fazla gelen bardakları da eş, dost, konu komşuya hediye etmiş. böyle olunca da her gelen giden bardağa ajda bardağı ismini vermiş. daha sonra bardaklar ünlenince paşabahçe tarafından piyasaya ajda pekkan bardağı ismiyle sürülmüş
o zamanlar şarkıcı isim hakkı, telif hakkı, patent gibi başvuruda bulunmamış. o dönemin telif konusu, bugün gibi de değil. belli bir zaman sonra fabrika, o bardaklardan 50 bin liranın üzerinde bir ciro elde etmiş. sonradan da patent konusu ortaya çıkınca fabrika, telif sorunu çıkmasın diyerek bardakların ismini aida bardağı olarak değiştirmiş. bu bardak isimleri konusunda iki ya da üç çeşit söylenti oluşmuştu. bu işin aslını sanatçı, kendisi açıklığa kavuşturdu.
devamını gör...
hiç büyük kadın yazar olmaması
yine bir kalıp, yine gerici kafalar, yine araştırmadan konuşan insanlar...
belki de fazla önyargılıyım bu tip düşüncelere sahip olan insanlara ancak erkek egemen toplumlarda kadınların bastırılması ve kısıtlanması sebebiyle uzak geçmişten pek kadın yazar örneği veremeyiz, * ki o sisteme rağmen kendince bir şeyler yazmaya çalışan kadınlar da var.
bu konuyu anlamıyorsanız virginia woolf’un “kendine ait bir oda” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. kitabı okuduğum zaman geçmişte kadınların konumu yüzüme çok sert bir şekilde çarptı, ben günümüz sisteminin hukuksal, haksal ve sosyal açıdan eşit olmadığını eleştirir dururum. o dönemlerde kadınların mutfak robotu ve cinsel bir objeden başka bir şey olarak görülmemesinin yanı sıra * en basit ve insancıl haklardan da mahrum bırakılmışlar. bırakın oturup bir şey okuyabilmeyi, kendi başlarına bile kalamamışlar, kendilerine ait bir odaları bile yokmuş.
günümüzde halen kadınların merdivenleri tırmanarak çıktığı yolları erkekler asansörlerle çıkıyor, buna rağmen çok başarılı kadın yazarlar var. ki 1800/1900’lü yıllarda yazan kadınların çoğu kitaplarını erkek adlarıyla bastırırmış. yani erkek sandığınız yazarların kadın olması da muhtemel.
bu tanıma virginia hanımın bu durumu nasıl örneklediğini kısaca özetleyerek devam edeceğim , kitabı okumayacaklar bu kısmı okumasın zira kitabın belli bir kısmını öğrenmiş olurlar.
edebi alanda yetenekli iki modelleme üzerinden kadınların ataerkil düzende nasıl bastırıldığını anlatmayı hedefleyen virginia woolf, örnek olarak hepimizin bildiği shakespeare‘i seçmiş, bir de kadın olarak doğmuş bir shakespeare modellemesi kullanmış. kitabı okumam üzerinden belli bir zaman geçtiğinden dolayı okuduğum şeyi eksik ya da hatalı anlatabilirim, direkt kitabı okumanızın daha doğru olacağına inanıyorum.
erkek olan shakespeare, onu desteklemeyen babasına karşı çıkıp hayalindeki meslek olan yazarlığı yapabilmek için evini terk eder, tiyatro metni yazar ve elinde metniyle bir tiyatroya gider. edebi açıdan bir deha olması sebebiyle yazdığı tiyatro beğenilir ve oynanmaya başlar, o da yazmaya devam eder. her şey normal ilerler.
ancak shakespeare kadın olsaydı, yine onu desteklemeyen babasına karşı çıkıp yazarlık yapabilmek için evini terk ederdi, yazdığı metni bir tiyatroya götürüp incelemekte görevli insana uzatsa karşısındaki insan bırakın onu muhattap almayı, ağzına geleni söyleyip onu kapı dışarı ederdi. evsiz kalan kadın da sokak köşelerinde sürünür giderdi.
günümüzde hala okutulmayan, kısıtlanan, çalışmasına izin verilmeyen, hayatları kontrol edilen yüz binlerce kadın var. kitap alabilmesi için beş kuruş para verilmeyen, yol gösterilmeyen kadınlar var. çalışabilen kadın sayısı erkeklerden azken kadın yazarların erkek yazarlardan daha fazla olması ya da eşite yakın sayıda olmaları nasıl mümkün olabilir? ki yukarıda başarılı kadın yazarların adları anılmış, bu nedenle aynı isimleri tekrar tekrar söylemekle uğraşmayacağım.
başarılı başarısız bir sürü kadın yazar da var. kabul etmek isteseniz de istemeseniz de kadınlar artık her alanda kendilerini gösterebilmek için daha çok çabalıyor ve çabaları sonuç da veriyor. önyargılarımızı bir kenara bırakmalıyız bence artık. kadınlar şöyleydi, erkekler böyleydi, şu jenerasyon böyle konuşuyor, o jenerasyon böyle gerici diye konuşmayı bırakıp belki de kendimize bakmamız gerekiyor artık.
başarılı kadın yazarların adlarından ve kim olduklarından uzun uzun bahsetmeyeceğim demiştim ama kimse halide edip adıvar’ın adını yakın geçmişte anmamış, hadi bir örnek de benden olsun.
belki de fazla önyargılıyım bu tip düşüncelere sahip olan insanlara ancak erkek egemen toplumlarda kadınların bastırılması ve kısıtlanması sebebiyle uzak geçmişten pek kadın yazar örneği veremeyiz, * ki o sisteme rağmen kendince bir şeyler yazmaya çalışan kadınlar da var.
bu konuyu anlamıyorsanız virginia woolf’un “kendine ait bir oda” kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. kitabı okuduğum zaman geçmişte kadınların konumu yüzüme çok sert bir şekilde çarptı, ben günümüz sisteminin hukuksal, haksal ve sosyal açıdan eşit olmadığını eleştirir dururum. o dönemlerde kadınların mutfak robotu ve cinsel bir objeden başka bir şey olarak görülmemesinin yanı sıra * en basit ve insancıl haklardan da mahrum bırakılmışlar. bırakın oturup bir şey okuyabilmeyi, kendi başlarına bile kalamamışlar, kendilerine ait bir odaları bile yokmuş.
günümüzde halen kadınların merdivenleri tırmanarak çıktığı yolları erkekler asansörlerle çıkıyor, buna rağmen çok başarılı kadın yazarlar var. ki 1800/1900’lü yıllarda yazan kadınların çoğu kitaplarını erkek adlarıyla bastırırmış. yani erkek sandığınız yazarların kadın olması da muhtemel.
bu tanıma virginia hanımın bu durumu nasıl örneklediğini kısaca özetleyerek devam edeceğim , kitabı okumayacaklar bu kısmı okumasın zira kitabın belli bir kısmını öğrenmiş olurlar.
edebi alanda yetenekli iki modelleme üzerinden kadınların ataerkil düzende nasıl bastırıldığını anlatmayı hedefleyen virginia woolf, örnek olarak hepimizin bildiği shakespeare‘i seçmiş, bir de kadın olarak doğmuş bir shakespeare modellemesi kullanmış. kitabı okumam üzerinden belli bir zaman geçtiğinden dolayı okuduğum şeyi eksik ya da hatalı anlatabilirim, direkt kitabı okumanızın daha doğru olacağına inanıyorum.
erkek olan shakespeare, onu desteklemeyen babasına karşı çıkıp hayalindeki meslek olan yazarlığı yapabilmek için evini terk eder, tiyatro metni yazar ve elinde metniyle bir tiyatroya gider. edebi açıdan bir deha olması sebebiyle yazdığı tiyatro beğenilir ve oynanmaya başlar, o da yazmaya devam eder. her şey normal ilerler.
ancak shakespeare kadın olsaydı, yine onu desteklemeyen babasına karşı çıkıp yazarlık yapabilmek için evini terk ederdi, yazdığı metni bir tiyatroya götürüp incelemekte görevli insana uzatsa karşısındaki insan bırakın onu muhattap almayı, ağzına geleni söyleyip onu kapı dışarı ederdi. evsiz kalan kadın da sokak köşelerinde sürünür giderdi.
günümüzde hala okutulmayan, kısıtlanan, çalışmasına izin verilmeyen, hayatları kontrol edilen yüz binlerce kadın var. kitap alabilmesi için beş kuruş para verilmeyen, yol gösterilmeyen kadınlar var. çalışabilen kadın sayısı erkeklerden azken kadın yazarların erkek yazarlardan daha fazla olması ya da eşite yakın sayıda olmaları nasıl mümkün olabilir? ki yukarıda başarılı kadın yazarların adları anılmış, bu nedenle aynı isimleri tekrar tekrar söylemekle uğraşmayacağım.
başarılı başarısız bir sürü kadın yazar da var. kabul etmek isteseniz de istemeseniz de kadınlar artık her alanda kendilerini gösterebilmek için daha çok çabalıyor ve çabaları sonuç da veriyor. önyargılarımızı bir kenara bırakmalıyız bence artık. kadınlar şöyleydi, erkekler böyleydi, şu jenerasyon böyle konuşuyor, o jenerasyon böyle gerici diye konuşmayı bırakıp belki de kendimize bakmamız gerekiyor artık.
başarılı kadın yazarların adlarından ve kim olduklarından uzun uzun bahsetmeyeceğim demiştim ama kimse halide edip adıvar’ın adını yakın geçmişte anmamış, hadi bir örnek de benden olsun.
devamını gör...
don't
ingilizce do not kelimesinin kısaltılmış halidir. do bir nota olduğu gibi, ingilizce de "yapmak" manasına gelir. "not"ın ingilizce karşılığı "değil"dir.
ikisi birleşince olumsuz bir durum ifade eder. "yapamam" gibi bir anlama çıkar.
okunuşu: dümdüz don't.
ayrıca ed sheeran'ın muntazam bir şarkısıdır.
şarkı için tık tık.
ikisi birleşince olumsuz bir durum ifade eder. "yapamam" gibi bir anlama çıkar.
okunuşu: dümdüz don't.
ayrıca ed sheeran'ın muntazam bir şarkısıdır.
şarkı için tık tık.
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
#618058 1- ses sanatlarını seçerdim ve insan kulağının algılayabileceği en yüksek frekansa ayarlardım. bir süre dinleyince zaman kavramı yavaştan yok oluyor, bununla bağlantılı olarak da fizik bilimini seçerdim.
2- ambiyans müziğinin soft melodileri.
3- afrika örgüsü yapılmış saçlarını geriye savuran elektrogitarlı kadın.
4- gerçek nesneldir, doğruluğun nesnel ya da öznel olabilmesi için düşünce kavramının öznel ve nesnelliğinden bahsetmek gerekir. dinamik düşünceyle bu pek mümkün olmaz.
5- yokluk var olan tek yokluktur.
2- ambiyans müziğinin soft melodileri.
3- afrika örgüsü yapılmış saçlarını geriye savuran elektrogitarlı kadın.
4- gerçek nesneldir, doğruluğun nesnel ya da öznel olabilmesi için düşünce kavramının öznel ve nesnelliğinden bahsetmek gerekir. dinamik düşünceyle bu pek mümkün olmaz.
5- yokluk var olan tek yokluktur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yokluğun manas destanı içimde, bir de manasız.
evet, olsaydın güleceğin aptalca kelime tellerinden geçiyorum, o tellerdeki mavi muhabbet kuşlarının çok selamı var sana.
sonra kedilerimin de selamı var.
dediğin bişi, bi ima geliyor aklıma benim zilli kıza her baktığımda, kedilerimin aslında seninle ortak çalışan canlılar olduğu. bana bakışları "iyi bok yedin" gibi oluyo bazen, o zaman iyice inanıyorum.
hava şımarıkça, zalimce sıcak yine, çay hararet hariç her şeyi alıyor, ha bi de hasreti almıyor, ondan eminim, alkol de almıyor, uyku da almıyor, şarkılar da almıyor, bunların tam zıddı olan her şey de almıyor, o öylece askıda duruyor.
askıda hasret olsa nasıl olurdu acaba, hiç alıcısı çıkmazdı sanırım, aklım almıyor, aklım karışık.
tam unuttum diyorum, tam unutuyorum diyorum, tam karşıma "bak bu unutturacak onu" diye birini oturtup efes içiyorum ama olmuyor.
bak, efes içecek kadar zor durumdayım, anla beni.*
niye anlamadın ya sen beni, zakkum anladı, kedi anladı, kaldırım taşları anladı, ot anladı, bok anladı bi sen anlamadın.
neyse, mavi renkli muhabbet kuşu didem madak şiirinin içine kaçtı ben böyle tuhaf şeyler söyleyince gördün mü?
bak, tekrar söylüyorum, o sorunun cevabı yok, sen yokken kimse bakmıyor, o soru öylece süzülüyor, o soru öylece süzülecek, o soruya senden başka kimse muhattap olmayacak, sahi ya kadın ;
mutsuza kim bakacak?
evet, olsaydın güleceğin aptalca kelime tellerinden geçiyorum, o tellerdeki mavi muhabbet kuşlarının çok selamı var sana.
sonra kedilerimin de selamı var.
dediğin bişi, bi ima geliyor aklıma benim zilli kıza her baktığımda, kedilerimin aslında seninle ortak çalışan canlılar olduğu. bana bakışları "iyi bok yedin" gibi oluyo bazen, o zaman iyice inanıyorum.
hava şımarıkça, zalimce sıcak yine, çay hararet hariç her şeyi alıyor, ha bi de hasreti almıyor, ondan eminim, alkol de almıyor, uyku da almıyor, şarkılar da almıyor, bunların tam zıddı olan her şey de almıyor, o öylece askıda duruyor.
askıda hasret olsa nasıl olurdu acaba, hiç alıcısı çıkmazdı sanırım, aklım almıyor, aklım karışık.
tam unuttum diyorum, tam unutuyorum diyorum, tam karşıma "bak bu unutturacak onu" diye birini oturtup efes içiyorum ama olmuyor.
bak, efes içecek kadar zor durumdayım, anla beni.*
niye anlamadın ya sen beni, zakkum anladı, kedi anladı, kaldırım taşları anladı, ot anladı, bok anladı bi sen anlamadın.
neyse, mavi renkli muhabbet kuşu didem madak şiirinin içine kaçtı ben böyle tuhaf şeyler söyleyince gördün mü?
bak, tekrar söylüyorum, o sorunun cevabı yok, sen yokken kimse bakmıyor, o soru öylece süzülüyor, o soru öylece süzülecek, o soruya senden başka kimse muhattap olmayacak, sahi ya kadın ;
mutsuza kim bakacak?
devamını gör...
ekşi sözlük
`otostopçunun galaksi rehberi`nden esinle `sedat kapanoğlu` tarafından '99 yılında "kutsal bilgi kaynağı" `motto`suyla başlatılan 'katılımcı sözlük' temli proje.
öykündüğü esin kaynağına amatör ruhlu zamanlarında yaklaşılmışsa da içten içe yozlaşma ve çürüme -entropi dolayısıyla- platformun içini boşaltırken geriye bir posa bırakma noktasına getirmiştir.
otostopçunun galaksi rehberi olamadıysa bile özgün, yaratıcı ve her daim ilerlemeci kalma iddiasındaki kafalara gebe kalmayı başararak köklü yeniliğin doğumunda doğuran süje olabilmeyi başarmıştır.
öykündüğü esin kaynağına amatör ruhlu zamanlarında yaklaşılmışsa da içten içe yozlaşma ve çürüme -entropi dolayısıyla- platformun içini boşaltırken geriye bir posa bırakma noktasına getirmiştir.
otostopçunun galaksi rehberi olamadıysa bile özgün, yaratıcı ve her daim ilerlemeci kalma iddiasındaki kafalara gebe kalmayı başararak köklü yeniliğin doğumunda doğuran süje olabilmeyi başarmıştır.
devamını gör...

