öldürün bu milleti de kurtulun artık. geçen sene doğalgaz faturaları yüzünden sobaya dönmüş insanlar vardı bu memlekette. nasıl bir ülke arkadaş bir gün olsun güzel bir haber yok be.

t: standart zam olayı.
devamını gör...

iyi o zaman; helal yememiş diyebilir miyiz?
sorusunu akıllara getiren.
devamını gör...

benim bu. repertuarım da çok geniştir bu arada. bir sürü şarkıyı derdimi anlatacak kadar bilirim.
devamını gör...

köy küçükken gidilen ve geceleri 10-20 kişi fareli bir eve sığışılan, ağlayarak gitmek istediğimiz ve babam bizi götürsün diye gözüne baktığımız bir yerdi. sonraları dedem öldü, gidemez olduk. şimdi senede bir falan günübirlik gidiyoruz babamla. çok özlüyorum hep. burada yaşasan yaşanır diyorum. hayat çok garip yani.
devamını gör...

matematikçi, fizikçi, bilim ve zihin felsefecisi. geçen sene nobel almıştı roger amcamız. türkçeye pek çok kitabı kazandırıldı. ayrıca sıkı bir escher hayranı...

inançlı bir bilim adamı olarak tanınır ve genellikle kitaplarının böyle bi önyargıyla okunduğunu düşünüyorum. halbuki kendisi tanrıdan çok matematiğe inanır. 'birinin denkleminde güzel matematik bulunması denklemin deneyle desteklenmesinden daha önemlidir' diye meşhur bi söz vardır paul dirac'a ait. işte tam da bu söz fiziğin, artık matematiğin bir alt dalı olduğunun ispatıdır. roger penrose da fiziği, matematik olarak icra eder. gödel'in dediği gibi undecidable bir problemin doğru mu yanlış mı olduğunu biliyor muyuz, yoksa akıl yürütmemizdeki kısır döngüsel işlemler yüzünden bildiğimizi mi sanıyoruz? evren sonlu ise, sonsuza kadar süren işlemlerin garantisini kim veriyor? basit bir süreklilik algısı yüzünden reel sayılar gibi türlü garipliğin olduğu bir sistemde uğraşmak zorunda kalmak zorunda mı kalıyoruz? neden çözüm olanaklarımız matematikte bile sınırlanmak zorunda? yoksa platon'un dediği gibi her şeyin bütünlük içinde varolduğu bir gerçeklik var da biz orayla temas halinde miyiz?

roger bir matematikçi olarak geleneksel taraftadır. ancak fizik için aykırı adamdır. or teorisi* bugün fizik içinde kabul görse, ertesi gün bi çok insan işsiz kalacaktır mesela.

kuantum kütleçekimi teorisinin kurulması için gerekli olan mükemmel bir matematik bilgisi ve sağlam muhakeme yeteneği gerektirir. stephen hawking'in karadeliklerden çıkardığı sonuç en kabul gören sonuçtur.(hawking ve penrose beraber çok uzun zaman çalışmışlardır) tabi karadelikler ile ilgili tartışmalar hala güncelliğini korumakta. ayrıca ilginç olarak, son demelerinde hawking de matematiğin sınırlarından -insan aklının sınırlarından diye okunabilir- dem vurarak bilinmezciliğe bir meyil göstermişti.

bi de yapay zeka anlayışından bahsedelim son olaraktan... penrose bilincin 'ne olduğu' üzerine kafa patlatır. zekanın ortaya çıkışı için belli bir 'eşik'ten söz edilebilir, ancak bilinç için böyle bi eşikten bahsedilebilir mi diye sorar. ilk işi nöroncu tayfayla dalga geçmektir. francis crick gibi, bilinci ortaya çıkartan eşiğin nöronların adediyle ilişkisi olduğu söyleyenleri tefe koyar. gerçi kendisinin ve stuart hameroff'un ortaya koyduğu orc-or teorisi de ayrı bi komedidir. 'hologram zihin' zırvasının müsebbibi bu teoridir. ancak şu söylenebilir ki penrose için bilinç, kuantum bilgisayarında modellenebilmeye uygundur. ancak kuantum haricinde deterministik bir ortam olan bilgisayarda tam manasiyla modellenez. aynı zamanda hangi şekilde modellenirse modellensin, bilincin, matematiğin yanında bizim anlayamadığımız başka bir karakteri daha bulunur der.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bugün günlerden 9 eylül; bugün günlerden izmir; bugün günlerden türkiye; bugün günlerden özgürlük! kutlu olsun!
.
devamını gör...

kitapçıda öyle bakınırken çarptı gözüme:
‘ispanya’da don kişot’tan sonra en çok satan kitap’ yazıyordu üstünde.bense miguel de cervantes ’ i carlos ruiz zafón’ dan sonra tanıdım, ama olsun.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birkaç kez başlasam da bir türlü ilerleyemedim, kitaplığımda durdu öylece. ta ki pandemi bizleri eve hapsedinceye değin.işte buydu aradığım kitap !
bazen bir kitabın hak ettiği değeri bulması bazen çok uzun sürüyormuş.elime alınca da bitmesin lütfen, diye okudum. akıcılığı, olay örgüsü, kurgusu beni çok etkiledi. umberto eco ve dan brown gibi tarihsel olaylara kurgusal yaklaşan yazarların kitaplarını seviyorsanız, tam da aradığınız rüzgarın gölgesi olabilir. kişi tasvirleri o kadar derin ki hem fiziksel hem de içsel görünüşleri duyumsuyorsunuz iyi bir yönetmenin bir filmini izler gibi.heyecanla sayfaları çevirirken yeni bir ipucu bulma ve olayları aydınlatma peşine düşen o dedektif sizsiniz artık.
konusu :
daniel sempere babası tarafından çok az kişinin bildiği bir kitaplığa götürülür : unutulmuş kitaplar mezarlığı.
çocuğun dünyası artık eskisi gibi olmayacaktır, gözü gibi bakması gereken bu kitap sayesinde nice insanlar katılacaktır hayatına; kimileri de çoktan göçmüştür bu dünyadan, kimileri de kıl payı yanından geçecektir.
kitabın adı rüzgarın gölgesidir.
gizemli bir adam sempere’nin bu değerli hazinesini yakıp yok etme peşindedir.
öykünün içinde başka öykü(ler) sürüp gider.
devamını gör...

mao yönetimine kadar kültürlerini büyük ölçüde koruyabilmiş, mao döneminden sonra asimilasyona maruz kalan, çin’deki 50’den fazla etnik gruptan, çin’in baskı ve asimilasyon politikalarına karşı şu anda bütün gücüyle direnen tek halk. maalesef çin bir yanardağdan ağır ağır akan lavlar gibi etrafını kaplıyor ve bundan kurtulmak çok zor.
devamını gör...

mezeleriniz sağlam olmalı. saat başına bir kadeh gibi kıstasları koymalısınız kendinize. her kadeh içkiden sonra bir bardak çay iyi gelir. amaç sarhoş olmak değil, çakırkeyfi sürdürmek.
devamını gör...

tanıdığım cem yılmaz bu filmin senaryosunu bir karikatürist gibi sigara kağıdına mı yazdı acaba? bu film o kadar kötü ve tükenmiş bir film ki, ne filmi izleyen ne de konuşan var artık. yani cem yılmazın filmleri hep tükenen filmler, bildiğin süresi çabuk geçen filmlerden bir tanesi de bu. youtube'a film ile ilgili bir yorum yazmıştım bana abi kaç sene oldu diye mesaj atmışlar. yani yıllandıkça şarap değil bildiğin sirke olan filmler yapıyor cem yılmaz. peki bu kadar şey yazdık abicim biraz da filmden bahset dediğinizi duyar gibiyim, ben de bu arkadaşlara basit bir soru sormak istiyorum? komedi nedir? mizah nedir? hatta kamera ile çekilen bir şeyin film sayılabilmesi için temel gereken asgari koşullar nedir? mesela bir mantık örgüsüdür. bu filmde değil hiçbir cem yılmaz filminde kaçamak ve hepsi bir arada dahil bir mantık örgüsü yok. yani bir düşünceyi takip edemiyorsun. örneğin amerikaya giden iki kişinin takip edeceği ve filmi anlayacağı temel fikir nedir? filmde iki şaklabanın bir at arabası ile amerikayı dolaşması ve iğrenç bile sayılamayacak zevzeklikleri var, komik değil, düşündürücü değil, anlamlı değil, film değil. cem yılmaz da senelerdir düşündüren film kavramı ile dalga geçip duracağına bir sanat eserinin zaten bir fikir yada düşünce anlatması gerektiğini bile kavrayamamış birisi.
devamını gör...

her şey bir adet sudoku defteri almam ile başladı. arkalı önlü yaklaşık 300 sayfalık defterin üçte biri hızlıca biterken ortalarda yavaşladığımı fark ettim.

zorluk derecesi arttıkça beynim beni hayal kırıklığına uğratıyor diye kendime kızıyordum.
o sayfayı yarım bırakıp diğer sayfaya geçtim ama o da ne? bir kaç rakam yazdıktan sonra yine tıkandım. bir hırsla diğer sayfalara aynı muameleyi yaptım, farklı bi sonuç yaşanmadı.

o sudokular yarım kaldı. en başta yarım bıraktığım sayfaya döndüm ve algılarım mı açıldı, ne olduysa birden çözülmeye başladı. diğer bütün yarım bırakılmış sayfalarım gibi...
devamını gör...

bu sabah bu mesaj beni çok mutlu etti
astım hastası olduğu icin annemin kaynattığı kozalak şurubun dan göndermiştim
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
mutlu etmek mutlu ediyor
devamını gör...

tarih boyunca her felaketten tanrıyı/tanrıları suçlama hali.

stabil bir dünyada yaşamıyoruz malum. bu gezegende fırtınalar da oluyor, sel baskınları da depremler de oluyor. bu inanış tee eski zamanlardan kalma. çünkü bir felaket oluyor ve bilim yetersiz; insanlar da bu felaketin nedenini anlamaya çalışıyorlar. en kısa yol da bir tanrı yaratıp, suçu ona atmak. deprem mi oldu, yer tanrısı kızdı; fırtına mı koptu, gök tanrısı kızdı. bu şekilde adaklar adayarak, tanrılara hediye vererek onların gönlünü hoş tutmaya çalışmışlar. çünkü tanrıları insan olarak düşünmüşler. o zaman bir insan hediyeden hoşlanıyorsa, tanrılar da hoşlanır demişler. tanrılar mutlu olursa, ürünlerimiz de bereketli olur demişler.

şu an da pek değişen bir şey yok aslında. felaketleri eşcinselliğe veya başka şeylere bağlayan insanlar şimdi de var.
devamını gör...

düşündüğü şeyleri evirip çevirmeden direkt insanın yüzüne söyleyen insandır. her ne kadar insanlar böyle olan kişileri takdir ettiklerini söyleseler de, kendilerine bu şekilde konuşulunca hoşlarına gitmez. bu nedenle açık ve net konuşan insanların pek arkadaşı yoktur ama olan arkadaşları ile sağlam ilişkileri vardır. sadece benim gözlemlerim bunlar.
devamını gör...

insanların inandığı şeylerin tutarsız yönleri ortaya çıktığında, inançlarına daha fazla sahip çıkmaları durumuna denir. duydukları veya gördükleri şey onları inançlarına daha fazla bağlamaktadır.

düşünmeden, sorgulamadan inanma fikrinden türemiştir. skolastik düşünce biçiminin benzeridir.
devamını gör...

belçika, danimarka ve isveç’te gini katsayısı 0.25, bulgaristan macaristan’da 0.30’dur. avrupa birliği ülkeleri içinde 0.40 ve üzerinde olan ülke yoktur. türkiye’de gini katsayısı; 2018: 0.408 olarak hesaplanmış olup, gelir dağılımındaki dengesizliğin bir göstergesidir. bölgelere göre dağılım ise şöyledir:
istanbul: 0.402
akdeniz bölgesi: 0.407
doğu karadeniz: 0.309
batı karadeniz: 0.338

-2015 verilerine göre 34 ülke içinden 12.6 kat farkla en eşitsiz 5. ülke türkiye olmuştur.
-2020 verilerine göre ise en düşük gelir grubu toplam gelirin % 6.2’sine, en yüksek gelir grubu toplam gelirin %46.6’sına sahiptir. türkiye’de en zengin kesimin en fakir kesimden ortalama 13 kat daha fazla gelir elde ettiği hesaplanmıştır.
devamını gör...

türkiye’nin pek bilinmeyen, henüz keşfedilmemiş beldelerinin sıralanacağı başlık.

pek gizemli olmasa da akyaka bunlardan birisidir.

ama esas gizli cennet likya yoludur.
devamını gör...

amirimin* bir lafını hatırlatan sorunsal;

"insan sevdiğine şans verir."
devamını gör...

kendi mütevazi yaratıcı çabamı sürdürürken, en çok da henüz bilmediklerime ve henüz yapmadıklarıma bel bağlarım
ekonomist, sosyolog ve ressam olan max weber'den gelsin.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim