güzellikleri takdir ederek insanları mutlu etme çabasıdır.

ayrıca yerinde doğru bir biçimde yapılan -samimi- bir iltifat karşıdaki insanın içindeki buzları eritir, yelkenlerini suya indirir.hem o mutlu olur hem de iltifat edene olan bakış açısı olumlu yönde değişir.

dünya mutlu ve güleryüzlü insanlarla daha güzel bir yer o yüzden iltifat edelim, mutlu edelim.

*
devamını gör...

sevgilinin evlenmesinden daha iyi olacağını düşündüğüm olay.
devamını gör...

"vatan onu parsel parsel satanların değil, uğrunda darağacına gidenlerin vatanıdır."

deniz gezmiş.
devamını gör...

entrymi girmeden mağazaya uğradım. şıkır şıkır yeni bir rozetim oldu. ohhh ayrılık acısını böyle böyle atlatıyorum yeminle. çok mutluyum ya. delisin franklin. dolu dolu nice senelere, küfürlü, küfürsüz yanındayım buddy.
devamını gör...

mişa* ve rado*. hem kardeş hem de eş oluyor kendileri. saygı duyuyoruz.
devamını gör...

ne kadar itici bir teyzemiz, çok rahatlıyormuş küfür ederken. ben rahatsız oldum.
devamını gör...

siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim? ( ez-zuhruf sûresi 5. ayet)
ek: mûsâ, “ey rabbim! dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? ( a'raf 155.)
* *
devamını gör...

bazı insanların ikiyüzlülüğü ve çok kolay yalan söyleyebilmeleri beni çok şaşırtıyor. yani içinde nasıl bir korku var ki "gerçek"ten bu kadar kaçıyorlar? halbuki gerçekler, bir kez acıtır ama insanı büyütür ve yoluna devam etmeyi sağlar ama yalanlar öyle mi? insanı hep kısırdöngüde tutar, yıllarca bitmek bilmeyen bir sarmalın içinde sıkışıp kalırlar da farkına bile varmazlar...
devamını gör...

hayatım her bakımdan önemsiz mutluluklara yöneliyordu. kimi zaman ne idüğü belirsiz işaretler gönderiyordu, kimi zaman da sonuçsuz bir vızıltıdan başka bir şey duyulmuyordu.

bulantı; kaygı, yabancılaşma, özgürlüğün acı verici tarafı, varlığını kabullememe, saçmalığın sancısı, kendinden ve insanlardan tiksinme duygu'sudur. jean paul sartre yaşadığı ve kahraman'a ilettiği bu sancıyı, kusma hissini ağzına acı tat gelecek kadar duyumsuyor. ayna karşısına geçip yanaklarını sıkıyor, kendini cimcikliyor. insanlar'ın gelişigüzel yaşayışlarından alay ediyor, varlıklarını sorgulamamalarına anlam veremiyor. hem kendi varlığından hem insanların varlığından utanıyor. oldukça sarsıcı...

varoluşçu felsefe'nin temellerini atan bu roman varlık özden önce gelir ifadesiyle hayat bulur.

roman'ın kahramanı antoine roquentin, yazdığı roman'ın karakteri ile varlığını bulmaya çalışıyor. elini, ayağını hareket ettirmenin bile mesele olduğu bir girdab'ın içinde, neden traş oluyor? bu bile anlamsız onun için. dünya'nın absürtlüğü bulantı'ya sebebiyet veriyor. onun için her sey rastgele. var dan her şey nedensiz ortaya çıkar, zavallılığı yüzünden varoluşu sürdürür ve rastgele ölür.

kaygı, korku, saçma duygularını derinlerde hissedebileceğiniz, sizi sorgulamaya itecek bir kitap. müthiş bir psikolojik tasvir var. okurken bir beklentiye girmeyeceksiniz. nasıl biteceği ile ilgili hiç düşünmeden okudum ben, sadece sayfaları geçtim. yazar'ın gözlem yeteneğine ve yansıtma gücüne hayran kaldım. sürekli not aldım. her sayfa'da bir cümle muhakkak dikkat çekici, etkileyici. ben bulandım.

antoine, hayatımla ilgili olarak bilmediğim her şey'i kitaplardan öğrendim dedi. ben de bu kitap için aynısını söyleyebilirim.

direnerek, direnerek yaşayanlara gelsin...
devamını gör...

türk yargı erki denilince akla ilk gelen, o şaşalı, dillere destan mahkemedir. 1920 ila 1927 arasında aktifliğini sürdüren mahkemede, kurtuluş savaşımıza karşı çıkan; ülkemizi şeyhler şıhlar ülkesi yapmak isteyen, ülkemizin ingiliz malı olmasını düşleyen, bağımsızlık ve hakimiyete gözü kör karşı çıkan kişiler ve casusluk ile savaşın seyrini aleyhimize çevirmek isteyenlerin yargılanıp yağlı kurgana gönderildiği mahkemedir. *

ahh keşke tekrar olsa... demokrasi ve cumhuriyete karşı çıkan; sakalına şalvarına tükürdüğüm, çocuk tacizcisi, bombacı tipler bir asılsa keşke. çok mu şey istiyorum?


istiklâl mahkemesi, türk kurtuluş savaşı sırasında ayaklanma çıkaran ve yağmaya girişenleri, bozguncuları, orduya ait silah ve mühimmatı çalanları, casusları, asker kaçaklarını ve bağımsızlık hareketini engelleme amacıyla propaganda yapanları yargılamak için, çıkarılan özel bir kanunla ilk olarak 18 eylül 1920 tarihinde kurulan mahkemelerdir. ilk dönem istiklâl mahkemeleri, ankara'daki hariç olmak üzere 17 şubat 1921 tarihinde kapatıldı. ikinci dönem istiklâl mahkemeleri, çalışmalarına 30 temmuz 1921'de başladı ve 1923'ün ekim ayına dek faaliyetlerini sürdürdü. üçüncü ve son dönem istiklâl mahkemeleri ise 1923 ile 1927 yılları arasında etkin oldu.

kurtuluş savaşı yıllarında görev yapan birinci dönem istiklâl mahkemeleri dışında daha sonraları da dönemlerine göre farklı vazifeler yürüten istiklâl mahkemeleri kurulmuştur. sonradan kurulan bu mahkemeler birer devrim mahkemesi niteliğindedir. uğur mumcu'ya göre bu kurumlar mahkeme değil, savaş ve ihtilal gibi özel durumlarda isyancı, bozguncu ve karşı devrimcilerin yargılandığı anti-demokratik "infaz kurulları"dır.


kaynak: vikipedi
devamını gör...

gülşen’in aynı adı taşıyan ve 1996 yılında piyasaya çıkan albümünün a yüzündeki ilk şarkıdır.

albümdeki şarkıların büyük çoğunluğunda olduğu gibi bu şarkıda da söz ve müzik özkan turgay’a aittir. be adam albümüyle çıkış yapan gülşen ilk klibini gel çarem şarkısına çekmiş ama asıl patlamayı be adam şarkısının klibinin televizyonlarda yayınlanması ile gerçekleştirmiştir.

bu klip piyasaysa çıktığında henüz yirmi yaşında olan gülşen be adam klibinde daha sonraki yıllardaki kliplerinde izleyenlere göstermek istediği seksi kadın imajından çok uzaktadır.

daha önce slow bir şarkıya klip çekerek kendi gösteren gülşen. o klibinde saçlarına taktığı tokalarla dikkat çeken gülşen. be adam klibinde de klip boyunca giydiği çizgili pijamalarla izleyenleri hem şaşırtmış hem de büyük ilgi görmüştür.

şarkıda bir türlü kendisine açılmadığı için hoşlandığı adamın pısırıklığından yakınan gülşen’in klibi de bire bir aynı konuyu işletmektedir. gülşen’in cici kız olduğu dönemlerden kalan klip birçok insanda ve o zamanlar gülşen klibi çıksa de izlesem diye bekleyen şahsımda büyük izler bırakmıştır.

be adam
devamını gör...

tüm üretim sürecinin içerisinde bulunmaktan kıvanç duyduğum muhteşem likör. aslında ortaya çıkmasında büyük emeğim var lakin curt mast denen kuzu postundaki kurt, beni bu mevzuda fena kazıkladı. bazı arkadaşlar belirtmiş bunun babasının bir sirke fabrikası vardı. işler kötüye gidince, fabrikanın yönetimi bu hergeleye geçti anında fabrikayı şarap fabrikasına çevirdi. laf aramızda şaraptan da iyi anlıyordu. yani özetle işi kıvırdı. tabi sonrasında doğal olarak eli biraz para gördü. parayı bulunca da başladı uçuk kaçık fikirler üretmeye. neymiş efendim dünyanın en güzel likörünü yapacakmış. e yap dedim, seni tutan mı var? ''yapacağım elbette ama yaptığım karışımları ilk sen deneyeceksin dostum!'' diye tutturdu. eh konu bedava içki olunca, tosbağa da olsan hayır diyemiyorsun. kabuğumun en yumuşak yerinden vurdu beni allahsız.

1930'ların başında karışımları yapmaya başladı bizim curt. yapıyor, getiriyor, içiyoruz. her seferinde ''ıhh olmamış, şurası eksik, burası eksik.'' diye geri gönderiyorum bunu. dile kolay 4 senemiz böyle geçti. 4 sene bilfiil içkiyi bedavaya getirdim. yalnız bazı karışımlar rezildi onunda altını çizmem lazım. aslında kendimi insanlığın mükemmel içkiye ulaşması için feda ettim ama kıymetim bilinmedi. bak işte bu değersizlik hissi çok fena. içki bütün kötülüklerin anasıdır diyorlar ama bence bütün kötülüklerin anası değersizlik hissi. adama her şeyi yaptırır. hayatı insana zehir eder. neyse konumuz bu değil. 1934 yılının baharında bu yine çıktı geldi yanıma; ''al bakalım bu sefer beğenecek misin? '' diye meraklı gözlerle hazırladığı karışımı bana uzattı. şişeyi kafama dikmemle birlikte resmen boğazımda havai fişekler patladı. allahım o nasıl bir tat. içtikçe içesim geliyor. yahu dedim ne ettin? olmuş mu diyor hala bana, şişe bitmiş adamın sorduğu soruya bakar mısınız? orada anlamalıydım zaten bundan adam olmayacağını ama içkinin güzelliğinin de etkisi ile; ''budur abicim!'' deyivermişim. muhteşem olmuş cidden. aldığı müspet yanıt sonrası bayağı bir mutlu oldu bu. ne koydun bunun içine? diye sordum. 56 farklı bitki özünü birbirine karıştırmış manyak. say bakayım şunları dedim. kaldı öyle afalladı resmen. 10-12 tanesini ancak saymıştır. meğer adam sırrını güvende tutuyormuş da haberimiz yokmuş. ben de hafızası zayıf bu hergelenin diye düşünüyorum.

eee dedim bu karışıma ne isim vereceksin? ne bileyim sen söyle dedi. kafam güzel tabi, ego da tavan yapmış, ''muhteşem tosbağa'' koy deyiverdim. patlattı bu kahkahayı. tamam bakarız dedi ve çekti gitti. bir daha heriften haber alamadık iyi mi? sonra öğrendim ki karışıma ''usta avcı'' ismini koymuş. şişeye de tosbağa resmi basmak yerine geyik resmi basmış. adam akıllı. benim gibi allahsız tosbağayı böyle bir karışımın alameti farikası edecek değil ya! işin içine dini de sokup, mevzuyu mis gibi pazarlamış. aziz hibertus denen sözde azize ithaf etmiş içkiyi. avcıyı koruyan azizden dünyaya hayır mı gelir? gelmez ama kasaya ciddi gelir getiriyor. adam da bir yönde haklı.

şimdi demem o ki; siz, siz olun bunun 70'liğini ya da 100'lüğünü tak diye içmeyin. sağlıklıdır, zindelik verir, insana iyi gelir, avcı içkisi, aziz içkisi falan diye güvenmeyin. sonra sapıtırsınız ve alternatif bir tarih bile yazabilirsiniz. ben öyle yapıyorum misal. bu arada 70'liği asgari 240 tl oldu. 100'lüğü de 340 tl. allah'tan ekonomi iyi herkes alıp içebiliyor. yoksa halimiz nice olurdu değil mi ama?
devamını gör...

ahiretten gelen çınn sesi.
devamını gör...

hakkında yazılanları okudukça duygulandıran ve pozitif enerjiler saçan kampanyadır.

dünyadaki tüm kötülüklere rağmen birilerinin bir şeyleri güzelleştirme çabasını görmek insanı çok mutlu ediyor.

fakat bir fikrim var. yardımda bulunan yazar arkadaşlarımız hangi kitapları gönderdiğini bildirirse yeni kitap satın alıp göndermeyi düşünen yazar arkadaşlarımız için faydalı olur diye düşünmekteyim.

aynı kitaplar olması durumunda farklı yerlerde değerlendirilecekmiş tabii ama yine de çok çok fazla aynı kitap olursa diye endişe duydum nedense.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ışığın geldiği ortamın kırılma indisi ve gelme açısı ile girdiği ortamın kırılma indisi ve kırılma açısı arasındaki ilişki.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yani:
geldiği ortamın kırılma indisinin, girdiği ortamın kırılma indisine oranı = kırılma açısının sinüsünün gelme açısının sinüsüne oranı
devamını gör...

morg görevlisi - gassal.
devamını gör...

bir fener sempatizanı olarak bjk'e çok saygım vardır sebepsiz.
çalıştığım otel sahibi kafayı kırmış bir bjk li olduğundan, sezon da çokça bjk camiasından birilerini görme iletişim kurma imkanım oluyor.
yarın alanya-beşiktaş maçı var bu sebeple 3 gündür eski futbolcu eski teknik direktör beşiktaş alt yapı koordinatörü mehmet ekşi çalıştığım otel de konaklıyor kendisi ile özel ilgilenmem söylendi.
bu akşam da bjk u19 gurubu geldi a takıma destek için. daha evvel farklı yerlerde ismini vermek istemediğim bir kaç futbol takımı ile karşılaşmışlığım var ama bjk kadar mütevazı alçak gönüllü olanı görmedim.
hem yönetim kadrosu hem futbolcuları.
devamını gör...

bugün de genellendik çok şükür.

o alıntı olarak verilen yorumları sadece kadınlar yapmıyor, erkekler de yapıyor. ama ne hikmetse kadınların demesi batıyor.

adamın zaten dikilmiş psikolojisini iyice dikiyor.

şu cümle aslında türkiye'nin bu konudaki özeti niteliğinde. erkek sinirlenebilir, o sinirliyken kadın susacak, alttan alacak, yorum yapmayacak. susmazsa erkek daha çok sinirlenir ve sonra olacaklardan erkek değil kadın sorumludur.
bu başlığın ve ilk entrydeki yorumun alt fikri budur.
şu ülkede kadınların yaşadığı psikolojik şiddetin haddi hesabı yok. giyimi, saçı başı, makyajı, örtüsü, eteği, taytı, kahkahası, çalışması, anneliği ya da anne olmayışı, konuşması, saat kaçta dışarıda olup olmayacağı gibi gibi normal! insan durumları dahil erkeklerin ağzında sakızken bir de burada yazdığı yorumlar eleştiri konusu olmuş. yazık.


iş bu entry cinsiyetçilik yada aşağılayıcılık içermiyor olup gözlemlere dayalı tespit niteliğindedir.

sağ ol ya, yapmamış halin bu, bir de yapsan ne olurdu acaba?
küfür etmeyince aşağılamamış olduğunuzu düşünüyorsunuz ya, üzüldüm size. ben de küfür etmeden sadece yorum yapayım madem. kadınlar konusunda başarısızlıklarınızın sebebi sizsiniz. bu başarısızlıklar, sanal ortamda kadınlar hakkında bunları yazınca düzelmez. tavsiye; kendinizi geliştiriniz.
devamını gör...

yoldaş: kanka sen başlığını aç ben yorum atıcam tamam mı?

kahve: tamam tamam daha organize gözükürüz.

şeklinde başlatıldığını düşündüğüm açılış. hayırlara vesile olmasını allahtan niyaz ederim...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim