orhan veli kanık
türk şiirinin mihenk taşlarından biridir. akademide hocalarımız, yahya kemal'den bile evvel getirirler onun şiirini. bir garip akımının bir garip şairi orhan veli, öncüsü olduğu akımı, ölürken bile "garipliğiyle" temsil etmiştir. satırlarından:
sokakta giderken, kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım zaman
beni deli zannedeceklerini düşünüp
gülümsüyorum.
sokakta giderken, kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım zaman
beni deli zannedeceklerini düşünüp
gülümsüyorum.
devamını gör...
tayber doğan
özel isteğini kırmayıp giriyorum bak nickaltını. hem anayasada "kadından troll olur" yazıyor. "tayber doğan'dan da bir b*k olmaz" diyor gjfkg.*
devamını gör...
bir yazar sizi takip etmeye başladı
almadığım uyarı.
1500 karmam feda olsun hiç acımadan bastım parayı aldım.
bakalım şimdi bir ev işine giriyorum. onun için tırmalıyorum. elden ele az az gönlünüzden ne koparsa. *
1500 karmam feda olsun hiç acımadan bastım parayı aldım.
bakalım şimdi bir ev işine giriyorum. onun için tırmalıyorum. elden ele az az gönlünüzden ne koparsa. *
devamını gör...
kafa sözlük
sözlüğe üye olduğum günden beri bu başlığa bir tanım yazmak istiyordum* bugüne nasip oldu. kafa sözlük benim için tamamıyla bir tesadüftü. hiç aklımda yokken her zamanki gibi neden olmasın? dedim ve giriş yaptım. inanın sözlüğe ilk girdiğimde yazmak gibi bir düşüncem yoktu, hatta yazabildiğimizi bilmiyordum bile*. okuyucu olarak geldiğim bu platformda şuan yazıyor olmak beni çok mutlu ediyor. daha önce hiçbir yerde yazmadım, sosyal medya kullanmayı da sevmiyorum. ama kafa sözlük nasıl olduysa her şeyim oldu. burada birbirinden güzel kalpli insanlarla tanıştım ve daha da tanışacağım. hepsini çok seviyor ve sayıyorum, iyiki varlar iyiki..*
sevdiğim bazı yazarlar sözlükten ayrıldığı için çok üzüldüm. sözlük kan kaybediyor diye düşündüm başta. hatta itiraf edeyim, geçenlerde sözlüğe bir daha hiç gelmemek üzere çıkış yapacaktım. ama sonra ne oldu anlamadım. bir turunculuk sardı her yanımı. hatırladığım tek şey tatlı portakallar..sanırım hipnoz ettiler beni, hem de portakallarla. üzgünüm yoldaş, bunları itiraf etmeliyim*. sonuç itibariyle uzun bir süre daha buradayım ve kolay kolay gitmeye niyetim yok.
okul ikinci evim derdim hep. okula gidemiyorum şimdi. onun yerine kafa sözlük evim olmuş gibi hissediyorum.
şunu da eklemeden edemeyeceğim. (bkz: kafa sözlük'teki aile ortamı) bu başlığı ilk gördüğümde yok daha neler, bu kadar mı sevmişler burayı? dedim. şimdi de bu ailenin bir üyesi gibi hissediyorum. üyesiyim, öyle değil mi?*
son olarak ve en önemlisi iyiki varsın kafa sözlük!
sevdiğim bazı yazarlar sözlükten ayrıldığı için çok üzüldüm. sözlük kan kaybediyor diye düşündüm başta. hatta itiraf edeyim, geçenlerde sözlüğe bir daha hiç gelmemek üzere çıkış yapacaktım. ama sonra ne oldu anlamadım. bir turunculuk sardı her yanımı. hatırladığım tek şey tatlı portakallar..sanırım hipnoz ettiler beni, hem de portakallarla. üzgünüm yoldaş, bunları itiraf etmeliyim*. sonuç itibariyle uzun bir süre daha buradayım ve kolay kolay gitmeye niyetim yok.
okul ikinci evim derdim hep. okula gidemiyorum şimdi. onun yerine kafa sözlük evim olmuş gibi hissediyorum.
şunu da eklemeden edemeyeceğim. (bkz: kafa sözlük'teki aile ortamı) bu başlığı ilk gördüğümde yok daha neler, bu kadar mı sevmişler burayı? dedim. şimdi de bu ailenin bir üyesi gibi hissediyorum. üyesiyim, öyle değil mi?*
son olarak ve en önemlisi iyiki varsın kafa sözlük!
devamını gör...
otizm
özellikle yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan gelişim düzeyine uygun sosyal etkileşimde bulunamama, çevre ve ortama tepkisizlik, duygusal karşılık verememe, iletişim güçlükleri, içe kapanma, gerçeklikten uzaklaşma, aşırı nesne bağımlılığı, amaçsız, sınırlı, tekdüze ve yineleyici hareketlerle belirgin beynin gelişimini engelleyen gelişimsel bozukluktur.
devamını gör...
küçükken hoşlanılan kıza çelme takmak
bu erkek milleti de sevse bir deeert ,sevmese bin dert. istanbul'daki ilk yıllarımdaki kabusum halil ibrahim'di... *
her firsatta saçımı çeker, tokat atar, beslenmemi yere atar, arkadaşlarını toplayıp "önümüze gelene bin tekme!" diyerek beni köşeye sıkıştırıp tekmeler, ders esnasında arkamdaki oturduğu için saçımı çeker, tüftüfle çiğnediği defter yapraklarını bana fırlatır, böyle böyle hayatı zehir ederdi.
aradan yıllar geçti, bir gün kırtasiyeye gittim. benim çocukluk kabusum orada işe başlamış. ( irkilmedim desem yalan olur)
alışveriş sırasında hal hatır derken demez mi;
-"ben sana aşıktım, sen hep hüseyin'le oynuyordun. o yüzden sana saldırırdım." diye. şaşkınlıkla bakakaldım.
erkek milleti işte, sevgisi bile eziyet. parmağıma sapladığı kurşun kalem ucunun izi hala bende duruyor. neymiş; çok kıskanmış beni sevdiği icin, ondan yapmış.
....
bir de edebiyatı kuvvetlidir bu tip erkeklerin *sebebi ise çok basit.
hissettiklerinden falan değil tamamen haricten gazel...
yalana vergi yok ya, salla sallayabildiğin kadar.*
sürerim buluttan tarlaları(elbette sürersin ona ne şüphe?) *
yağmurlar ekerim göğün göğsüne (tarlayi sürmüşken ek tabii)
güneşte demlerim senin çayını (aşağısı kurtarmaz zaten) *
yüreğimden süzer öyle veririm (burada tamamen galeyana gelir veeee)
ben feleğin şu çarkına çomak sokarıiiiiiiiiiiiiiiim. ( heeyyt be!cem abime bak, tabii sokarsın sen o çomağı kim tutar seni?)*
kısaca biri sizi arayıp kendisini savcı veya hakim olarak tanıtırsa, ya da daha tehlikelisi sizi sevdiğini söyleyen biri olursa sakın inanmayın büyük ihtimalle dolandırıcıdır.*
her firsatta saçımı çeker, tokat atar, beslenmemi yere atar, arkadaşlarını toplayıp "önümüze gelene bin tekme!" diyerek beni köşeye sıkıştırıp tekmeler, ders esnasında arkamdaki oturduğu için saçımı çeker, tüftüfle çiğnediği defter yapraklarını bana fırlatır, böyle böyle hayatı zehir ederdi.
aradan yıllar geçti, bir gün kırtasiyeye gittim. benim çocukluk kabusum orada işe başlamış. ( irkilmedim desem yalan olur)
alışveriş sırasında hal hatır derken demez mi;
-"ben sana aşıktım, sen hep hüseyin'le oynuyordun. o yüzden sana saldırırdım." diye. şaşkınlıkla bakakaldım.
erkek milleti işte, sevgisi bile eziyet. parmağıma sapladığı kurşun kalem ucunun izi hala bende duruyor. neymiş; çok kıskanmış beni sevdiği icin, ondan yapmış.
....
bir de edebiyatı kuvvetlidir bu tip erkeklerin *sebebi ise çok basit.
hissettiklerinden falan değil tamamen haricten gazel...
yalana vergi yok ya, salla sallayabildiğin kadar.*
sürerim buluttan tarlaları(elbette sürersin ona ne şüphe?) *
yağmurlar ekerim göğün göğsüne (tarlayi sürmüşken ek tabii)
güneşte demlerim senin çayını (aşağısı kurtarmaz zaten) *
yüreğimden süzer öyle veririm (burada tamamen galeyana gelir veeee)
ben feleğin şu çarkına çomak sokarıiiiiiiiiiiiiiiim. ( heeyyt be!cem abime bak, tabii sokarsın sen o çomağı kim tutar seni?)*
kısaca biri sizi arayıp kendisini savcı veya hakim olarak tanıtırsa, ya da daha tehlikelisi sizi sevdiğini söyleyen biri olursa sakın inanmayın büyük ihtimalle dolandırıcıdır.*
devamını gör...
çatlak
fikret reyhan'ın yönetmen koltuğunda oturduğu, antalya film festivali'nde aldığı jüri özel ödülüyle adından söz ettiren, vizyona çıkmayan ancak mubi'de gösterimde olan sinema filmi.
tipik bir festival filmi. türk festival sinemasına dair söyleyebileceğimiz çok olumlu şeyler var muhakkak. bunun başında iyi senaryolar, iyi diyaloglar ve çok, ama gerçekten çok üst düzey oyunculuklar geliyor. bu bakımdan güney kore ve iran sinemasına çok benziyoruz ama onlar gibi yapamadığımız çokça da şey olduğunu konuşmak zorundayız. zaten tam da onlar gibi yapamadıklarımız yüzünden adını uluslararası arenada duyuramamış bir ülke sinemasıyız bugün biz hala. ne kadar az yönetmen ve işin bizi kayda değer şekilde temsil edebildiğinin istatistiklerine bakarsanız ne demek istediğim daha anlamlı hale gelecek...
bu filmin kaygısı tabi ki izleyiciyi çok bariz şekilde hikayenin bir parçası yapıp filmin içinde yaşatmak. tutmak değil yaşatmak. bunu da yukarda saydığım olumlu özelliklerin her birini bünyesinde barındırarak pek ala becermiş yönetmen becermesine ama ne yazık ki kurguda ciddi sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. hikaye asla düğüm olmuyor bir kere. hepimiz 5 kardeşli orta direk bir ailenin mensubuysak zaman zaman bu tip aile içi kaoslar yaşayabiliyoruz. net bir fotoğraf. peki, güzel, harika! başka? bu kadar iyi oyuncunun eline iyi yazılmış bir senaryoyla, bu kadar içkin bir hikaye verdiğinde ortaya böyle bir iş çıkması şaşırtıcı değil abi. filmi bir üst noktaya çıkartacak şey bu değil yani. ben üçlü ya da daha kalabalık poliloglarda konuşana dönen kamera görmek istemiyorum bir sinema filminde. isteyene de ne diyeyim... gerçek sesli sinema filmi çekiyor, dış mekan çalışıyorsan, iyi bir teknik ekip kullanmak zo-run-da-sın. bunun lami cimi yok. bütçen düşükse başka bir formül üreteceksin. kendisini seslendiren oyuncunun performansından çalıyorsun bir kere, böyle saçmalık olabilir mi? yazık. günah. hikaye ne kadar bizden olursa olsun "ooeeeh" diyorum bir izleyici olarak izlerken. neden bir elin parmağını geçmiyor bu kadar yetenekli oyuncu ve iyi hikaye anlatıcısı yönetmenimiz varken başarılı diyebileceğimiz iş sayısı? sinir oluyorum... 5/10
tipik bir festival filmi. türk festival sinemasına dair söyleyebileceğimiz çok olumlu şeyler var muhakkak. bunun başında iyi senaryolar, iyi diyaloglar ve çok, ama gerçekten çok üst düzey oyunculuklar geliyor. bu bakımdan güney kore ve iran sinemasına çok benziyoruz ama onlar gibi yapamadığımız çokça da şey olduğunu konuşmak zorundayız. zaten tam da onlar gibi yapamadıklarımız yüzünden adını uluslararası arenada duyuramamış bir ülke sinemasıyız bugün biz hala. ne kadar az yönetmen ve işin bizi kayda değer şekilde temsil edebildiğinin istatistiklerine bakarsanız ne demek istediğim daha anlamlı hale gelecek...
bu filmin kaygısı tabi ki izleyiciyi çok bariz şekilde hikayenin bir parçası yapıp filmin içinde yaşatmak. tutmak değil yaşatmak. bunu da yukarda saydığım olumlu özelliklerin her birini bünyesinde barındırarak pek ala becermiş yönetmen becermesine ama ne yazık ki kurguda ciddi sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. hikaye asla düğüm olmuyor bir kere. hepimiz 5 kardeşli orta direk bir ailenin mensubuysak zaman zaman bu tip aile içi kaoslar yaşayabiliyoruz. net bir fotoğraf. peki, güzel, harika! başka? bu kadar iyi oyuncunun eline iyi yazılmış bir senaryoyla, bu kadar içkin bir hikaye verdiğinde ortaya böyle bir iş çıkması şaşırtıcı değil abi. filmi bir üst noktaya çıkartacak şey bu değil yani. ben üçlü ya da daha kalabalık poliloglarda konuşana dönen kamera görmek istemiyorum bir sinema filminde. isteyene de ne diyeyim... gerçek sesli sinema filmi çekiyor, dış mekan çalışıyorsan, iyi bir teknik ekip kullanmak zo-run-da-sın. bunun lami cimi yok. bütçen düşükse başka bir formül üreteceksin. kendisini seslendiren oyuncunun performansından çalıyorsun bir kere, böyle saçmalık olabilir mi? yazık. günah. hikaye ne kadar bizden olursa olsun "ooeeeh" diyorum bir izleyici olarak izlerken. neden bir elin parmağını geçmiyor bu kadar yetenekli oyuncu ve iyi hikaye anlatıcısı yönetmenimiz varken başarılı diyebileceğimiz iş sayısı? sinir oluyorum... 5/10
devamını gör...
moderasyona soru sor
öncelikle belirteyim, konu başlığı moderasyon'a soru sor
--! alıntı !--
malum artık her yanımız siyaset oldu.
ya bizdensin ya onlardan durumu.
sosyal medya araçları da artık bu furyadan nasibini alıyor ve karşımıza farklı grupların tekeline geçmiş, farklı siyasi duruşu benimsemiş bir çok araç çıkıyor.
x platformu şu görüşte
y platformu bu görüşte gibi.
sizin yani kafa sözlüğün böyle bir tercihi var mı ?
--! alıntı !--
yukarıdaki soruların muhatabı moderasyon değil, bizzat yöneticidir.
bu tür soruları olan yazarlar gelen kutuma meraklarını bırakabilirler.
yine de soruyu cevapsız bırakmak istemem.
sözlüğün doğrudan politik bir pozisyon alması teknik olarak mümkün olan bir durum değildir.
sözlük yazarlardan oluşan interaktif bir mecradır. her yazar, kendi hür düşüncesinden sorumludur.
kafa sözlük yönetimi olarak bizlerin amacı, bütün ideolojik düşüncelere eşit mesafede yaklaşarak, yazarlarına kendilerini ifade edebilecekleri özgür bir ortam yaratmaktır.
bunun haricinde siyasi bir yönelim hali sözlük var olduğu sürece olmayacak olandır.
--! alıntı !--
malum artık her yanımız siyaset oldu.
ya bizdensin ya onlardan durumu.
sosyal medya araçları da artık bu furyadan nasibini alıyor ve karşımıza farklı grupların tekeline geçmiş, farklı siyasi duruşu benimsemiş bir çok araç çıkıyor.
x platformu şu görüşte
y platformu bu görüşte gibi.
sizin yani kafa sözlüğün böyle bir tercihi var mı ?
--! alıntı !--
yukarıdaki soruların muhatabı moderasyon değil, bizzat yöneticidir.
bu tür soruları olan yazarlar gelen kutuma meraklarını bırakabilirler.
yine de soruyu cevapsız bırakmak istemem.
sözlüğün doğrudan politik bir pozisyon alması teknik olarak mümkün olan bir durum değildir.
sözlük yazarlardan oluşan interaktif bir mecradır. her yazar, kendi hür düşüncesinden sorumludur.
kafa sözlük yönetimi olarak bizlerin amacı, bütün ideolojik düşüncelere eşit mesafede yaklaşarak, yazarlarına kendilerini ifade edebilecekleri özgür bir ortam yaratmaktır.
bunun haricinde siyasi bir yönelim hali sözlük var olduğu sürece olmayacak olandır.
devamını gör...
yazılacak kitabın ilk cümlesi
devamı da var ama henüz bitmedi kitabım.
"yeni kör olmuş biri gibi yaşıyorum hayatı. adımımı nereye atacağımı, neye güvendiğimi, kimi seveceğimi bilmeden… dokunduğum her şeyde daha çok kanıyor ellerim. yaptığım her şeyde biraz daha parçalıyorum umutlarımı. ben oturup kaldığım yerde debelenirken diğerleri acemiliğimle alay edip yanımdan yürüyüp geçiyorlar sanki. her gün daha çok lanet ediyorum kendime, şansıma, başkalarına. onlar bitince yeni birilerini uyduruyorum suçlamak, kötülemek için. çünkü böylesi daha kolay. ayağa kalkıp bir şeye başlamaktan çok daha kolay. onlar gidiyor, ben de arkalarından öylece bakakalıyorum, öylece bakakalıyorum."
"yeni kör olmuş biri gibi yaşıyorum hayatı. adımımı nereye atacağımı, neye güvendiğimi, kimi seveceğimi bilmeden… dokunduğum her şeyde daha çok kanıyor ellerim. yaptığım her şeyde biraz daha parçalıyorum umutlarımı. ben oturup kaldığım yerde debelenirken diğerleri acemiliğimle alay edip yanımdan yürüyüp geçiyorlar sanki. her gün daha çok lanet ediyorum kendime, şansıma, başkalarına. onlar bitince yeni birilerini uyduruyorum suçlamak, kötülemek için. çünkü böylesi daha kolay. ayağa kalkıp bir şeye başlamaktan çok daha kolay. onlar gidiyor, ben de arkalarından öylece bakakalıyorum, öylece bakakalıyorum."
devamını gör...
yazarları en umutsuz anda umutlandıran sözler
benim çakıl taşlarım var irili ufaklı kaybolduğumda yere yayıp yol yaptığım
devamını gör...
türkiye'nin gençleri harcaması
türkiye de genç olmak gerçekten çok zor. ne çocukluğunu yaşayabilirsin ne gençliğini. hayatının en verimli dönemlerini dershane, okul, sınav üçlemesiyle geçiyor. ne bir hobi, ne kafa dağıtacak bir şey yok. okul bitti üniversiteye geldin kendi kendine zar zor yetiyorsun. çoğu kişi hem okuyup hem çalışarak para kazanmaya çalışıyor.
üniversite bitiyor işsizlik bu sefer. yani yine kurtuluş yok. mutlu olamıyorsun, her şey üst üste geliyor kısacası gençliğimiz harcanıyor
üniversite bitiyor işsizlik bu sefer. yani yine kurtuluş yok. mutlu olamıyorsun, her şey üst üste geliyor kısacası gençliğimiz harcanıyor
devamını gör...
mp3
ses dosyaları için, kayıplı data sıkıştırma formatları arasında en meşhuru. evet. gerçekten.
devamını gör...
mustafa kemal atatürk
savaşta kazandığı madalyalardan beşi bir yerde, yazdığı kitap ve makalelerden de gelin örtüsü yapılır. atatürk, kapkaranlık bir ülkenin üzerine doğan güneş demektir. atatürk cumhuriyetimizin kurucusu, medeniyetin ve özgürlüğün savunucusu olmuş ileri görüşlülüğü sayesinde yok olmakta olan bir milleti silah arkadaşlarıyla birlikte küllerinden yeniden yeşertmiştir.
bugün 83 yıl sonra getirdiği özgürlükleri kullanarak çeşitli kılıflar arkasında düşman kesilenlere zaten ihtiyacı dahi yok. kadına herkesten önce seçme seçilme hakkı vermesi, eşitliği, özgürlüğü savunması,savaş ortasında bile önemsediği eğitim ve bilim sanat ile her zaman okuyup örnek aldığım sevdiğim önderdir.* tapılmasını istememiştir eleştirilebilir ve nihayetinde ülkemizin kurucusudur. keşke kurtardığı ülkemiz ve bıraktıkları onun çizgisinde devam edebilseydi...
bugün 83 yıl sonra getirdiği özgürlükleri kullanarak çeşitli kılıflar arkasında düşman kesilenlere zaten ihtiyacı dahi yok. kadına herkesten önce seçme seçilme hakkı vermesi, eşitliği, özgürlüğü savunması,savaş ortasında bile önemsediği eğitim ve bilim sanat ile her zaman okuyup örnek aldığım sevdiğim önderdir.* tapılmasını istememiştir eleştirilebilir ve nihayetinde ülkemizin kurucusudur. keşke kurtardığı ülkemiz ve bıraktıkları onun çizgisinde devam edebilseydi...
devamını gör...
ilk mesajı atarken dikkat edilecek hususlar
kendine güvenmek gerekli ki etkileyici olsun . fazla ısrarcı ve talepkar da olunmamalı. yani çok üzerine düşmeyeceksin ama ilgiyi de kesmeyeceksin .
devamını gör...
sana bir sır vereceğim
2013 yılına damga vuramayan, fakat prodüksiyonu ve tarzı türk dizi standartlarının çok çok üzerinde olan, başka bir yabancı diziden uyarlanan başarılı bir fox tv fantastik dizisi idi.
sihirli annem, selena gibi fantastik klişelerine nazaran, türkiye'ye ayrıca farkındalık katan bir fantastik dizi olduğunu düşünüyorum. gerçek dışı öğelere bağlı kalınılmış, fakat o kadar güzel işlenmiş ki, izlerken bir anda kendinizi dizinin içerisinde buluyorsunuz ve fantastik öğeleri de sanki gerçekmiş gibi algılıyorsunuz.
ömrü kısa oldu, ilk sezondan ekranlara veda etti. artık bu durum ülkemizde standart olmalı ki, yine izleyicimize hitap etmedi ve reytingler yerin dibine girdi. hatta o kadar rezil bir hale gelmişti ki, dizinin normal süresinden (o zamanlarda 1 saat 35-40 dakika falan) daha da gerileyip, haftada sadece 1 saate indirilmişti. bunun da sebebi sanırım aynı güne farklı bir klişe diziyi sıkıştırmaya çalışmalarından.
yani anlayacağınız, çok klişe nedenlerden dolayı rezil edildi bu dizi. halbuki fantastik öğelerin dışında, sosyolojik olarak da bir çok mesaj veriyordu, ve karakterlerle de sürekli bir empati halinde olunabiliyordu.
türk dizisi top 5 sıralamama girer mi bilemem ama, bu dizinin bende yerinin çok çok ayrı olduğu bir gerçektir.
sihirli annem, selena gibi fantastik klişelerine nazaran, türkiye'ye ayrıca farkındalık katan bir fantastik dizi olduğunu düşünüyorum. gerçek dışı öğelere bağlı kalınılmış, fakat o kadar güzel işlenmiş ki, izlerken bir anda kendinizi dizinin içerisinde buluyorsunuz ve fantastik öğeleri de sanki gerçekmiş gibi algılıyorsunuz.
ömrü kısa oldu, ilk sezondan ekranlara veda etti. artık bu durum ülkemizde standart olmalı ki, yine izleyicimize hitap etmedi ve reytingler yerin dibine girdi. hatta o kadar rezil bir hale gelmişti ki, dizinin normal süresinden (o zamanlarda 1 saat 35-40 dakika falan) daha da gerileyip, haftada sadece 1 saate indirilmişti. bunun da sebebi sanırım aynı güne farklı bir klişe diziyi sıkıştırmaya çalışmalarından.
yani anlayacağınız, çok klişe nedenlerden dolayı rezil edildi bu dizi. halbuki fantastik öğelerin dışında, sosyolojik olarak da bir çok mesaj veriyordu, ve karakterlerle de sürekli bir empati halinde olunabiliyordu.
türk dizisi top 5 sıralamama girer mi bilemem ama, bu dizinin bende yerinin çok çok ayrı olduğu bir gerçektir.
devamını gör...
geceye bir bilgi bırak
haydi bir taneden benden bilgi olsun. ahtapotların 3 kalbi ve 9 beyni vardır...
devamını gör...
splenik arter anevrizması
gebelik, hipertansiyon, sigara kullanımı gibi durumlarda rüptür riskinde artış izlenen; en sık görülen visseral arter anevrizmadır.
devamını gör...
el salvador (yazar)
sözlüğü pek seven, sevdiğini hissettiren izmir sevdalısı japon yazarımız.
iyi ki var.
iyi ki var.
devamını gör...
vivarium
yönetmenliğini lorcan finnegan'ın yaptığı 2019'da yayınlanan film dünya prömiyerini 72. cannes film festivali'nde yapmış.
"vivarium", aynı sene cannes film festivali’nde "gan foundation support for distribution" ödülünü kazanmış.
film aynı zamanda yönetmenin foxes isimli kısa filminin genişletilmiş ve uzatılmış haliymiş.
filmin sitelerde görebileceğiniz konusu ise şu şekilde;
"vivarium” evli bir çifte odaklanıyor. yeni bir eve taşınmak için gizemli bir emlakçıyı takip eden çift kendilerini korkutucu bir labirentte bulur. birbirinden farkı olmayan evlerin bulunduğu labirentte mahsur kalan çift, bu dünyadan olmayan bir çocuğu büyütmek zorunda kalacaktır.
şimdi filmi taze izlemiş biri olarak içinde spoiler da barındıran kendi yorumlarıma geçmek istiyorum çünkü film 98 dklık , ne oluyor yahu dedirten fazla tekdüze ama fazla düşündüren güzel bir film.
--spoiler--
film ilk başta bir kuş yuvası ile başlıyor. farklı bir yumurta, ve burdan çıkan kuş diğerlerini yuvadan atıyor, bas bas bağırıyor ve annesinin getirdiği yiyecekleri yiyince susuyor. filmin ise vermek istediği esas mesaj zaten burda gizli. film boyunca bazı sahnelerde bunu anlıyoruz.
ama önce filmin adını aldığı vivarium kelimesinin anlamına bakalım.vivarium’un anlamı; “bilimsel amaçlarla hayvanların doğal davranışlarını gözlemlemek ve araştırmak için doğal hayat şartlarının oluşturularak muhafaza edildiği yer”dir.
film de aslında tam olarak bu. ana okul öğretmeni olan gemma ve bahçıvan olan tom bir ev tutmak istiyorlar ve "younder" isimli evlerin satıldığı emlakçıya gidiyorlar. garip biri olan emlakçı martin bir şekilde çiftimizi ikna edip evlere bakmaya götürüyor. banliyö şeklindeki bu evlerin hepsi aynı, düzenli.. 9 numaralı eve gidiyorlar evi geziyor ve aslında bu düzenden rahatsız olan çiftimiz gitmek istersen emlakçının onları bırakıp gittiğini fark ediyor. evlerine dönmek isteyen çift labirent gibi olan bu yerden asla çıkamıyorlar. o gece kapıya bir kutu geliyor ve kutuda bir bebek. "eğer büyütürseniz kurtulursunuz" yazıyor üzerinde. sonrasında da hayatları başlıyor.
tekdüze sıkıcı bir hayat, yemeği verilene kadar bas bas bağıran bir erkek çocuğu.
gemma bu durumda her şeyi kabulleniyor, çocuğa bakıyor onu besliyor, yatağına yatırıyor, ona öğretiyor ve "anne"ligi yapıyor. (çocuk her anne dediğinde 'ben senin annen değilim' dese de )
tom ise sabrının sonuna geldiğinde artık bu olanlara dayanamıyor ve bahçeyi kazanmaya başlıyor, tek bildiği şeyi yaparak. günler geceler boyunca bununla uğraşıyor ve sonunda sağlığını kaybediyor.
bu süreçte çocuk büyüyor ve her şey yine tek düze devam ediyor aynı bulutların bile birbirinin aynısı olması gibi.
bu filmle gemma ve tom bize orta sınıf bir aileyi tüm gerçekliği ile anlatıyor. düzenli bir evi olsun isteyen bir çift, toplumsal gereklilikle evlenince çocuk doğuyor, her şeyle sorgusuz sualsiz anne ilgileniyor ve evde otorite olarak görülen baba dayanamadığı yerde bir çabaya başlıyor. çalışıyor didininiyor gecesini gündüzüne katıyor ve sonunda da hastalanıp ölüyor.
gerçekten sorgulamak lazım aslında "aile" dediğimiz kavram bu şekilde mi olmalı? biz kimiz? rolümüz ne bu hayatta?
işte gemma da son kısımda çocuğun peşinden diğer evrendeki evleri mutsuz aileleri aslında diğer denekleri görünce ölmeden önce çocuğa soruyor:
-ben kimim?
-sen annesin.
-anneler ne yapar?
-cocuklarını büyütür ve ölür.
--spoiler--
velhasıl kelam bu tekdüze filmi izleyin. pişman olmayacak bir bilimkurgu.
"vivarium", aynı sene cannes film festivali’nde "gan foundation support for distribution" ödülünü kazanmış.
film aynı zamanda yönetmenin foxes isimli kısa filminin genişletilmiş ve uzatılmış haliymiş.
filmin sitelerde görebileceğiniz konusu ise şu şekilde;
"vivarium” evli bir çifte odaklanıyor. yeni bir eve taşınmak için gizemli bir emlakçıyı takip eden çift kendilerini korkutucu bir labirentte bulur. birbirinden farkı olmayan evlerin bulunduğu labirentte mahsur kalan çift, bu dünyadan olmayan bir çocuğu büyütmek zorunda kalacaktır.
şimdi filmi taze izlemiş biri olarak içinde spoiler da barındıran kendi yorumlarıma geçmek istiyorum çünkü film 98 dklık , ne oluyor yahu dedirten fazla tekdüze ama fazla düşündüren güzel bir film.
--spoiler--
film ilk başta bir kuş yuvası ile başlıyor. farklı bir yumurta, ve burdan çıkan kuş diğerlerini yuvadan atıyor, bas bas bağırıyor ve annesinin getirdiği yiyecekleri yiyince susuyor. filmin ise vermek istediği esas mesaj zaten burda gizli. film boyunca bazı sahnelerde bunu anlıyoruz.
ama önce filmin adını aldığı vivarium kelimesinin anlamına bakalım.vivarium’un anlamı; “bilimsel amaçlarla hayvanların doğal davranışlarını gözlemlemek ve araştırmak için doğal hayat şartlarının oluşturularak muhafaza edildiği yer”dir.
film de aslında tam olarak bu. ana okul öğretmeni olan gemma ve bahçıvan olan tom bir ev tutmak istiyorlar ve "younder" isimli evlerin satıldığı emlakçıya gidiyorlar. garip biri olan emlakçı martin bir şekilde çiftimizi ikna edip evlere bakmaya götürüyor. banliyö şeklindeki bu evlerin hepsi aynı, düzenli.. 9 numaralı eve gidiyorlar evi geziyor ve aslında bu düzenden rahatsız olan çiftimiz gitmek istersen emlakçının onları bırakıp gittiğini fark ediyor. evlerine dönmek isteyen çift labirent gibi olan bu yerden asla çıkamıyorlar. o gece kapıya bir kutu geliyor ve kutuda bir bebek. "eğer büyütürseniz kurtulursunuz" yazıyor üzerinde. sonrasında da hayatları başlıyor.
tekdüze sıkıcı bir hayat, yemeği verilene kadar bas bas bağıran bir erkek çocuğu.
gemma bu durumda her şeyi kabulleniyor, çocuğa bakıyor onu besliyor, yatağına yatırıyor, ona öğretiyor ve "anne"ligi yapıyor. (çocuk her anne dediğinde 'ben senin annen değilim' dese de )
tom ise sabrının sonuna geldiğinde artık bu olanlara dayanamıyor ve bahçeyi kazanmaya başlıyor, tek bildiği şeyi yaparak. günler geceler boyunca bununla uğraşıyor ve sonunda sağlığını kaybediyor.
bu süreçte çocuk büyüyor ve her şey yine tek düze devam ediyor aynı bulutların bile birbirinin aynısı olması gibi.
bu filmle gemma ve tom bize orta sınıf bir aileyi tüm gerçekliği ile anlatıyor. düzenli bir evi olsun isteyen bir çift, toplumsal gereklilikle evlenince çocuk doğuyor, her şeyle sorgusuz sualsiz anne ilgileniyor ve evde otorite olarak görülen baba dayanamadığı yerde bir çabaya başlıyor. çalışıyor didininiyor gecesini gündüzüne katıyor ve sonunda da hastalanıp ölüyor.
gerçekten sorgulamak lazım aslında "aile" dediğimiz kavram bu şekilde mi olmalı? biz kimiz? rolümüz ne bu hayatta?
işte gemma da son kısımda çocuğun peşinden diğer evrendeki evleri mutsuz aileleri aslında diğer denekleri görünce ölmeden önce çocuğa soruyor:
-ben kimim?
-sen annesin.
-anneler ne yapar?
-cocuklarını büyütür ve ölür.
--spoiler--
velhasıl kelam bu tekdüze filmi izleyin. pişman olmayacak bir bilimkurgu.
devamını gör...
