müze
icom'un belirlemiş olduğu tanıma göre müze:
“eğitim, çalışma ve eğlence amacıyla insanlığın ve çevresinin somut ve somut olmayan mirasını toplayan, koruyan, araştıran, iletişim kuran ve sergileyen kâr amacı gütmeyen bir kurumdur.”
müze kelimesi ilham veren perilerin tapınağı anlamına gelen grekçe ''mouseion'' sözcüğünden türemiştir.
kendimi bildim bileli gezmeyi çok çok sevdiğim, duramayıp bölümünü okuduğum ve bu sebeple beni süründüren hede.*
“eğitim, çalışma ve eğlence amacıyla insanlığın ve çevresinin somut ve somut olmayan mirasını toplayan, koruyan, araştıran, iletişim kuran ve sergileyen kâr amacı gütmeyen bir kurumdur.”
kendimi bildim bileli gezmeyi çok çok sevdiğim, duramayıp bölümünü okuduğum ve bu sebeple beni süründüren hede.*
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
öpsem bebek gözlerinden bengaripsengüzeldünyamutlu...*
devamını gör...
yanlış telaffuz edilen kelimeler
+ kapatmak -> kapamak olmalı.
+ katil -> katil sözcüğünü kullanırken a harfini uzatırız ama katil zanlısı derken katilin a'sı kısa okunmalı.
+ ikame - ikamet -> a harflerinde inceltme filan yok, a'yı hafif uzatarak kaba saba ikame, ikamet deyip geçiyoruz.
+ geleceğim, gideceğim -> artık iyice oturdu ama yine de yazalım, eze eze kasmıyoruz. gelicem, gidicem. biddi.
+ terörist -> terorist diye okunmalı.
+ kent, kendi -> e harfi kapalı: (é)
+ kimyasal -> ilk a harfini uzatıyoruz. (kimya:sal)
+ spiker, miting -> ingilizcedeki gibi ilk i'leri uzata uzata (spi:ker, mi:ting)
+ sözcük içinde ğ harfinden sonra gelen ve sonrasında sessiz harf bulunan "ı" harfini "a" diye okuyoruz:
bağış -> bağaş
yağış -> yağaş
ağır -> ağar ... gibi.
+ belirtme durum eki almış sözcükler, türkçe ise sözcükte geçen a harfi uzatılmaz.
mesela yarın sözcüğü, yaaarın diye okunmaz, yarın der geçeriz.
fakat sözcük arapça ise belirtme eki aldığında sözcük içinde geçen a harfi (çift a varsa ikinci a) uzatılır:
zarar-ı -> zara:rı
ahlak-ı -> ahla:kı
+ cümle içinde iki sesli harf arasına gelen ğ harfi okunmaz geçilir:
adamcağız -> adamca:z (bu sözcük, iki üst maddede belirttiğimiz ğ harfinden sonra gelen ı harfinin "a" olarak okunması durumuna da örnek.)
+ katil -> katil sözcüğünü kullanırken a harfini uzatırız ama katil zanlısı derken katilin a'sı kısa okunmalı.
+ ikame - ikamet -> a harflerinde inceltme filan yok, a'yı hafif uzatarak kaba saba ikame, ikamet deyip geçiyoruz.
+ geleceğim, gideceğim -> artık iyice oturdu ama yine de yazalım, eze eze kasmıyoruz. gelicem, gidicem. biddi.
+ terörist -> terorist diye okunmalı.
+ kent, kendi -> e harfi kapalı: (é)
+ kimyasal -> ilk a harfini uzatıyoruz. (kimya:sal)
+ spiker, miting -> ingilizcedeki gibi ilk i'leri uzata uzata (spi:ker, mi:ting)
+ sözcük içinde ğ harfinden sonra gelen ve sonrasında sessiz harf bulunan "ı" harfini "a" diye okuyoruz:
bağış -> bağaş
yağış -> yağaş
ağır -> ağar ... gibi.
+ belirtme durum eki almış sözcükler, türkçe ise sözcükte geçen a harfi uzatılmaz.
mesela yarın sözcüğü, yaaarın diye okunmaz, yarın der geçeriz.
fakat sözcük arapça ise belirtme eki aldığında sözcük içinde geçen a harfi (çift a varsa ikinci a) uzatılır:
zarar-ı -> zara:rı
ahlak-ı -> ahla:kı
+ cümle içinde iki sesli harf arasına gelen ğ harfi okunmaz geçilir:
adamcağız -> adamca:z (bu sözcük, iki üst maddede belirttiğimiz ğ harfinden sonra gelen ı harfinin "a" olarak okunması durumuna da örnek.)
devamını gör...
metin göktepe
türkiye cumhuriyetinin polislerince dövülerek katledilen gazeteci çocuk. devlet önce kapı kullarının cinayet işlediğini kabul etmemiş, duvarın üstünden düşerek öldüğünü söylemiş, ama mızrak çuvala sığmayınca sürünün içinden iki iti cezalandırmıştır. ceza da 20 ay hapistir. meşhur, özlemi çekilen akp öncesi aydınlık türkiye'nin sıradan bir manzarasıdır metin göktepe'nin katli. katiller, cezalarını çektikten, ya da çekerken de yüce devletimiz tarafından yanlız bırakılmaz daha nice cinayetlerde kullanılmak üzere istihdamları sağlanırdı.
devamını gör...
uzak yarın
bazı bilim kurgu romanlar, dünyaya dair gerçekliği kendi mecrasından ve kendi bakış açısı ile okura yansıtır. brackett'in bu romanı da o tarz romanlardan birisidir. romanla ilgili birkaç kelam etmeden önce yazarla ilgili galat-ı meşhur haline gelen bir konuya açıklık getirmek gerek; bracket, star wars serisi için bir senaryo yazmıştır lakin o senaryo george lucas'tan veto yemiş ve kullanılmamıştır. yani bahsedilen star wars senaryosu kendisine ait değildir. ama şöyle bir durum oluşmuştur, lucas veto ettiği senaryodan bir kaç fikri ana senaryoya dahil etmiş bu yüzden de bracket'in adı senaryoya eklenmiştir. yani star wars episode v: the empire strikes back, leigh brackett'in senaryosu değildir.
değerli @evernevergreen gayet güzel bir tanıtım yapmış ama böyle bir kitap için birkaç kelam etmezsem kabuğumda rahat uyuyamam, o yüzden şu noktalara değineyim;
evvela, bu kitapta amerikan anayasasına eklenen 13. madde mühim;
amerika birleşik devletleri’nin hiçbir yerinde, bin kişiden veya iki buçuk kilometrekareye iki yüz binadan fazlasını barındıran hiçbir şehrin, hiçbir kasabanın, hiçbir topluluğun kurulmasına veya mevcudiyetini korumasına izin verilmez.
bahsedilen iki çocuğun bartorstown adını gerçek anlamda ilk kez duyup bağnazlıkla ve vahşet ile tanıştıkları ilk an ise aslında romanın ruhu.
yıkım sonrası toplulukların kendi normlarını yaratırken dayandıkları temel unsur genelde korku oluyor. bu korku kutsal olana yapılan bir atıf ile güçlendirildiğinde ise korkunun tetiklediği bağnazlık diğer bağnazlık çeşitlerinden daha tehlikeli bir hale geliyor. düşünmek, sorgulamak, illiyet bağı kurmak ve merak etmek gibi insana has özellikler tehlikeli ve lanetli olarak görülmeye başlıyor. bir çocuktan merak dürtüsünü alırsanız ondan geriye ne kalır? fabrikasyon yaşayan bir ölü. romanda işlenen toplumda kendi korkularının esiri olmuş ölü bir toplum. ve bu toplum kendi çocuklarını insana dair en önemli hasletleri içlerinden söküp atarak an be an öldürüyor.
tüm baskılara ve yasaklara rağmen bu özelliklerinden vazgeçemeyenler ise şeytanla iş birliği yapmış sayılıyor. şeytanın uşağı olarak görülüyorlar ve sert yaptırımlarla karşılaşıyorlar. sürgün iyi bir seçenek. ölüm ise eninde sonunda bu tarz insanları buluyor. romandaki toplumsal gerçeklik bu. düşündüğünüz, sorguladığınız ve merak ettiğiniz için size layık görülen şey ölüm! dünya gerçekliği çok farklıdır diyebilir misiniz? özellikle bilimsel düşüncenin inşası sürecinde kapalı toplumlar din, dil, ırk ayırt etmeksizin kendilerine göre ayrık otu olanları bu şekilde temizlemeye çalışmadı mı? işte kurgu burada gerçekliği yakalıyor ve dünya gerçekliğine güzel bir selam çakıyor.
bir adam ölüyor, çocuklar bunu görüyor. peki ne uğruna? cevabı romanda saklı. okuyunuz gitsin. tabi toplumsal anlamda ve kişisel bazda aynalarla arası pekiyi olmayanların okumasını salık vermem. kendilerini bir kurgu romanda görmek canlarını sıkabilir * uyarımı da yaptım. bu iyiliğimi unutmazsınız artık.
değerli @evernevergreen gayet güzel bir tanıtım yapmış ama böyle bir kitap için birkaç kelam etmezsem kabuğumda rahat uyuyamam, o yüzden şu noktalara değineyim;
evvela, bu kitapta amerikan anayasasına eklenen 13. madde mühim;
amerika birleşik devletleri’nin hiçbir yerinde, bin kişiden veya iki buçuk kilometrekareye iki yüz binadan fazlasını barındıran hiçbir şehrin, hiçbir kasabanın, hiçbir topluluğun kurulmasına veya mevcudiyetini korumasına izin verilmez.
bahsedilen iki çocuğun bartorstown adını gerçek anlamda ilk kez duyup bağnazlıkla ve vahşet ile tanıştıkları ilk an ise aslında romanın ruhu.
yıkım sonrası toplulukların kendi normlarını yaratırken dayandıkları temel unsur genelde korku oluyor. bu korku kutsal olana yapılan bir atıf ile güçlendirildiğinde ise korkunun tetiklediği bağnazlık diğer bağnazlık çeşitlerinden daha tehlikeli bir hale geliyor. düşünmek, sorgulamak, illiyet bağı kurmak ve merak etmek gibi insana has özellikler tehlikeli ve lanetli olarak görülmeye başlıyor. bir çocuktan merak dürtüsünü alırsanız ondan geriye ne kalır? fabrikasyon yaşayan bir ölü. romanda işlenen toplumda kendi korkularının esiri olmuş ölü bir toplum. ve bu toplum kendi çocuklarını insana dair en önemli hasletleri içlerinden söküp atarak an be an öldürüyor.
tüm baskılara ve yasaklara rağmen bu özelliklerinden vazgeçemeyenler ise şeytanla iş birliği yapmış sayılıyor. şeytanın uşağı olarak görülüyorlar ve sert yaptırımlarla karşılaşıyorlar. sürgün iyi bir seçenek. ölüm ise eninde sonunda bu tarz insanları buluyor. romandaki toplumsal gerçeklik bu. düşündüğünüz, sorguladığınız ve merak ettiğiniz için size layık görülen şey ölüm! dünya gerçekliği çok farklıdır diyebilir misiniz? özellikle bilimsel düşüncenin inşası sürecinde kapalı toplumlar din, dil, ırk ayırt etmeksizin kendilerine göre ayrık otu olanları bu şekilde temizlemeye çalışmadı mı? işte kurgu burada gerçekliği yakalıyor ve dünya gerçekliğine güzel bir selam çakıyor.
bir adam ölüyor, çocuklar bunu görüyor. peki ne uğruna? cevabı romanda saklı. okuyunuz gitsin. tabi toplumsal anlamda ve kişisel bazda aynalarla arası pekiyi olmayanların okumasını salık vermem. kendilerini bir kurgu romanda görmek canlarını sıkabilir * uyarımı da yaptım. bu iyiliğimi unutmazsınız artık.
devamını gör...
asaf halet çelebi
en sevdiğim şiiri he olan şair. yazım tarzı sebebiyle çağdaşı olan şairler tarafından kendisiyle çok dalga geçilmiştir. bunak diyen mi dersin, hakkında fıkra yazan mı dersin, karikatür çizen mi...

yazdıklarını kültür şiiri sınıfına dahil edebiliriz. telmih sanatını ve tarihi/mitolojik/dini şahsiyetleri şiirlerinde çok kullanır. kullandığı kelimelerin anlamının didiklenmesine karşı tavrı şu şekildedir:
saf şiir parçalanmayan bir tek kelime halinde olunca ona ne bir şey ilave edebilmeğe, ne de ondan bir şey eksiltmeğe imkan olamaz. şiirde bazı kelimelerin lügat manalarını aramak da bence lüzumsuzdur. çünkü şiir kelimelerin bir araya gelmesinden hasıl olan büyük bir kelimeden başka bir şey değildir. bir tek kelime hecelere ayrıldığı zaman nasıl o heceler başlı başına bir mana ifade etmezse, şiirde de teker teker kelimelerin manalarıyla uğraşmak beyhudedir.

yazdıklarını kültür şiiri sınıfına dahil edebiliriz. telmih sanatını ve tarihi/mitolojik/dini şahsiyetleri şiirlerinde çok kullanır. kullandığı kelimelerin anlamının didiklenmesine karşı tavrı şu şekildedir:
saf şiir parçalanmayan bir tek kelime halinde olunca ona ne bir şey ilave edebilmeğe, ne de ondan bir şey eksiltmeğe imkan olamaz. şiirde bazı kelimelerin lügat manalarını aramak da bence lüzumsuzdur. çünkü şiir kelimelerin bir araya gelmesinden hasıl olan büyük bir kelimeden başka bir şey değildir. bir tek kelime hecelere ayrıldığı zaman nasıl o heceler başlı başına bir mana ifade etmezse, şiirde de teker teker kelimelerin manalarıyla uğraşmak beyhudedir.
devamını gör...
karton toplayan babaya sokağa çıkma yasağı cezası
6 aylık bebeğine bakmak için sokağa çıkma yasağında bile kağıt toplamak zorunda kalan adama polisler ceza kesiyor ve adam ağlayarak polislere yalvarıyor. sahiller ve sokaklar doluyken bu insanlara ceza kesilmesi bizim adalet sistemimizde sıkıntı olduğunu gösteriyor. birde kanun var diyor memur arkadaşımız salonlar lebaleb doldurulurken nerdeydiniz diye sormazlar mı?
o adamı o yasakta kağıt toplamaya mecbur bırakan düzene lanet olsun. maskesiz kongreler yapılırken bu kanunlar neredeydi? keşke kanunlar herkes için geçerli olsaydı. maalesef söz konusu kanunlar ve adalet olunca başbakanına bile ceza kesen norveç kadar olamadık...
6 aylık bebeğine bakabilmek için karton toplayan babaya, sokağa çıkma yasağına uymadığı ve ehliyetsiz motosiklet kullandığı için 5600₺ ceza kesildi. babanın göz yaşları içinde yalvarması yürekleri dağladı
ilgili video
o adamı o yasakta kağıt toplamaya mecbur bırakan düzene lanet olsun. maskesiz kongreler yapılırken bu kanunlar neredeydi? keşke kanunlar herkes için geçerli olsaydı. maalesef söz konusu kanunlar ve adalet olunca başbakanına bile ceza kesen norveç kadar olamadık...
6 aylık bebeğine bakabilmek için karton toplayan babaya, sokağa çıkma yasağına uymadığı ve ehliyetsiz motosiklet kullandığı için 5600₺ ceza kesildi. babanın göz yaşları içinde yalvarması yürekleri dağladı
ilgili video
devamını gör...
hiçbir kulübe katılmayan asosyal kafa sözlük yazarı
gerek yok. çünkü kafa sözlük zaten büyük ve güzel bir oluşum.
devamını gör...
çikolata
beyindeki serotonin seviyesini arttırır dolayısı ile mutluluk verir. ayrıca cinsel uyarıcı ve keyif vericidir.
not : isviçreli bilim adamlarının iddialarına göre, kadınlar çikolatanın bu özelliklerine daha duyarlıdır.
not : isviçreli bilim adamlarının iddialarına göre, kadınlar çikolatanın bu özelliklerine daha duyarlıdır.
devamını gör...
kulak memesi
ele yapışmayacak derecede yumuşak hamur.
devamını gör...
tüik'e göre işsizliğin düşmesi
tüik takibi bıraktı çünkü,pandemi öncesi seçilen aileydik 1 sene boyunca ailenin işsizlik durumunu arayıp takip edeceklerdi. ne olduysa aramayı kestiler acaba sonradan değerlendirmemeye mi karar verdiler orasını bilemem.
devamını gör...
bal rehberi
17 türü bulunan bilimsel adı indicitoridae olan ötücü bir kuş türüdür. bal rehberi(honeyguide) adını, insanlarla mutual olarak kurdukları bir beslenme şekli sebebiyle alırlar. insan ıslığına farklı bir ötüşle karşılık veren bu hayvanlar, ıslık çalan insanlara bir ağaca kadar eşlik ederler. bu ağaç dışarıdan gözükmeyen içinde binlerce afrika arısının bulunduğu bir arı kovanına ev sahipliği yapar. bir grup insan, tutuşturdukları bir dal parçasının dumanıyla arıları sakinleştirirler. ve kovandan bal çalarlar. balı yedikten sonra onlara rehberlik eden kuş için bir parça bal, petek bırakırlar. kuş ta bal, petek ve arı larvalarını afiyetle yer. eğer kuşa ödülünü vermezlerse bunu unutmaz muhtemelen bir dahaki ıslıkta arı kovanın yerini göstermeyecektir. doğu afrikadaki kimi kabileler mesela masai kabilesi bu kuş türüyle iletişim kurabilmektedir ve bunun için özel ıslıkları vardır. balın kokusunu bu kuşlar almakta, balı da insanlar çıkarmakta ve afiyetle aralarında paylaşmaktadırlar.
devamını gör...
hayatı izliyormuş hissi
bu aslında bir farkındalık boyutu. hayatı izlediğimizi farkettiğimiz zamanlarda gerçekten yaşıyoruz. mağaradan çıktığımız anlar bu anlar. gölgeleri değil her şeyin gerçeğini gördümüz altın zamanlar.
özellikle günlük tutuyor ya da kendinize gelecekte tekrar okumak üzere mektup yazıyorsanız hayatınızın 'bir dönemini' izlemiş gibi de hissetmeniz mümkün.
özellikle günlük tutuyor ya da kendinize gelecekte tekrar okumak üzere mektup yazıyorsanız hayatınızın 'bir dönemini' izlemiş gibi de hissetmeniz mümkün.
devamını gör...
akademik makale
bilimsel bir araştırmanın sonuçlarının sunulduğu, var olan veya çıkarımlar sonucu oluşturulan yeni bir tezin savunulduğu, kaynaklarla desteklenmiş görüşlerin özgün bir dille yazıldığı, genelde hakemli veya hakemsiz dergilerde yayımlanan yazı.
olmazsa olmaz bölümleri; özet, giriş ve litaratür incelemesi, tartışma ve sonuçtur. özet ve giriş kısımlarına "bu çalışmada..." veya "bu makalede..." ifadeleriyle başlanması tavsiye edilmez. ilk cümlede bir tanımdan ziyade, çalışmada elde edilen bulgulara ve sonuçlara dair bir önermeyle başlamak daha uygundur. bu sayede okuyucunun daha çok ilgisini çeker ve makalenin ne vadettiği hemen anlaşılmış olur. tartışma kısmınıysa tümevarım yerine tümdengelim şeklinde yapılandırmak çok daha etkilidir. ilk paragrafta açık ve net bir şekilde özetlenmiş olan çıkarımları okuyanlar, diledikleri takdirde bu sonuca ulaştıran bulguları ve kanıtların yer aldığı paragrafları okumaya devam edebilirler. sonuç kısmı da, makalenin bir özeti niteliğinde olmalıdır. makalenin geri kalanında değinilmemiş bulgulardan söz etmekten veya yeni tezler öne sürmekten uzak durulmalıdır bu bölümde.
olmazsa olmaz bölümleri; özet, giriş ve litaratür incelemesi, tartışma ve sonuçtur. özet ve giriş kısımlarına "bu çalışmada..." veya "bu makalede..." ifadeleriyle başlanması tavsiye edilmez. ilk cümlede bir tanımdan ziyade, çalışmada elde edilen bulgulara ve sonuçlara dair bir önermeyle başlamak daha uygundur. bu sayede okuyucunun daha çok ilgisini çeker ve makalenin ne vadettiği hemen anlaşılmış olur. tartışma kısmınıysa tümevarım yerine tümdengelim şeklinde yapılandırmak çok daha etkilidir. ilk paragrafta açık ve net bir şekilde özetlenmiş olan çıkarımları okuyanlar, diledikleri takdirde bu sonuca ulaştıran bulguları ve kanıtların yer aldığı paragrafları okumaya devam edebilirler. sonuç kısmı da, makalenin bir özeti niteliğinde olmalıdır. makalenin geri kalanında değinilmemiş bulgulardan söz etmekten veya yeni tezler öne sürmekten uzak durulmalıdır bu bölümde.
devamını gör...
hem sevişip hem de birbirimize karşı çok saygılıyız demek
eskilerde daha çok görülen olay.
gece koynunda oldukları kişiye sabah "nusret bey", "ayşe hanım" demeleri hep çok garip gelmiştir bana.
şimdikilerde saygı mı kaldı bre! tepemize çıkıyorlar boş bulunursak.
gece koynunda oldukları kişiye sabah "nusret bey", "ayşe hanım" demeleri hep çok garip gelmiştir bana.
şimdikilerde saygı mı kaldı bre! tepemize çıkıyorlar boş bulunursak.
devamını gör...




