benden bir halt olmaz farkındalığı
öyle arada gelir kendini hatırlatır, haklı çıkar ve birden geldiği gibi de giden düşüncedir. hiçbir durum bunun farkındalığının farkına varmak kadar canını acıtmaz.
devamını gör...
ebob
açılımı en büyük ortak bölen'dir . müfredatta obeb olarak geçiyor . yani ortak bölenlerin en büyüğü . 2 veya daha fazla sayıyı ortak olarak bölen sayılardan en büyüğü ebobu verir. örneğin 3 ile 6 'nın ebobu 3 tür. asal sayıların ebobu ise 1 dir .
devamını gör...
16 şubat 2021 mhp'yi ziyaret eden uygurların genel merkeze alınmaması
ilgili haber burada
ilgili bir başka haber burada
daha önceki açtığımız başlıklardan sonra
pek şaşırtmayan olaydır kendileri.
kokuşmuş milliyetçilere buradan selamlarımı çakıyorum. türkçülüğünüzü yiyim sizin ;*
ilgili tweetler için:
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/seyittumturk7/s...
"zillet" ittifakı'nın bu olaylar ile ilgili tutumu da aşağıdadır:
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
"cumhur" ittifakının bu olaylar ile ilgili tutumunu merak edenler doğu perinçek''in konuşmalarına bakabilirler.
daha önceki başlıklar
(bkz: çin'in kamplarda tuttuğu uygur türklerinin bbc'ye konuşması)
(bkz: eylem yapan uygurlara yapılan muamele)
edit: yeni linkler eklendi
ilgili bir başka haber burada
daha önceki açtığımız başlıklardan sonra
pek şaşırtmayan olaydır kendileri.
kokuşmuş milliyetçilere buradan selamlarımı çakıyorum. türkçülüğünüzü yiyim sizin ;*
ilgili tweetler için:
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/seyittumturk7/s...
"zillet" ittifakı'nın bu olaylar ile ilgili tutumu da aşağıdadır:
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
twitter.com/uygur_haber/sta...
"cumhur" ittifakının bu olaylar ile ilgili tutumunu merak edenler doğu perinçek''in konuşmalarına bakabilirler.
daha önceki başlıklar
(bkz: çin'in kamplarda tuttuğu uygur türklerinin bbc'ye konuşması)
(bkz: eylem yapan uygurlara yapılan muamele)
edit: yeni linkler eklendi
devamını gör...
canlı derslerde duymaya alıştığımız cümleler
"hocam mikrofonum bozuk." bozuk olmadığını hepimiz biliyoruz. ama neyse inanmışız gibi yapacağız mecbur...
devamını gör...
benim için yaşayan en önemli şahsiyet
sevdiğim.
devamını gör...
sarhoşken yapılmaması gerekenler
eski sevgiliyi aramak.
devamını gör...
kahve içmeye çağıran erkeğin nescafe 3'ü 1 arada yapması
bende isterdim french presste kahve yapabilmek ama bilin bakalım ne eksik.
devamını gör...
18 mart 1915 çanakkale zaferi
mehmet akif’in -bastığın yeri “toprak” diyerek geçme, tanı!- dediği topraklarda kazanılmış ve yaklaşık 300 bin şehidimizin olduğu destansı zaferdir.
bu yıl 106.yıldönümü.
cennet vatanın aziz şehitleri, ruhlarınız şad olsun.
bu yıl 106.yıldönümü.
cennet vatanın aziz şehitleri, ruhlarınız şad olsun.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
klasikleşmiş sözleridir.
ıkea evinizinin herşeyi.
çek yükle mesaj at letgo ile kolay sat letgo.
bunda da boş yok bunda da boş yok (fanta)
acıkınca kafam dominosa gider.
açken sen sen değilsin snickers.
ıkea evinizinin herşeyi.
çek yükle mesaj at letgo ile kolay sat letgo.
bunda da boş yok bunda da boş yok (fanta)
acıkınca kafam dominosa gider.
açken sen sen değilsin snickers.
devamını gör...
portakal hamamı radyo yayını
canım tarikatımızın biricik şeyhi. vallahi ufaklık izin verse dinliycem de rahat vermiyor ki...
devamını gör...
sirkümventriküler organlar
kan beyin bariyeri olmayan organlara verilen isimdir.
bunlar pineal bez,nörohipofiz,area postrema,subfornikal organ,organum vaskülozum lamina terminalis olmak üzere 5 adettir.
bunlar pineal bez,nörohipofiz,area postrema,subfornikal organ,organum vaskülozum lamina terminalis olmak üzere 5 adettir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ölüm nedir?
“bilmiyoruz ve bilemeyeceğiz”
alman fizyolog emil du bois-reymond’un, insanın sınırlı bir varlık oluşunu ifade ettiği düşünülen bu sözü, zannediyorum ölüm başlığında eğreti durmayacaktır. her canlının deneyimlediği fakat deneyimini paylaşamadığı ölümün ne olduğuna dair yığınla söz sarf etmiş insanoğlu. sadece ne olduğunu bilmek mi istemiş de ölüm hakkında bunca bilgi ( bilgisizlik) sahibi olmuş yoksa onu yenmek arzusuyla mı sorgulamış? eminim bazıları, sadece, sevdiklerine onu yakıştıramadıkları için sormuş ve sorgulamıştır. elbette kimisi de korkudan. farklı sebepler de muhakkak var.
ölümün engellenemez, anlaşılamaz, güç yetirilemez doğasına rağmen ona çare arayan, bulma ümidi her nesille birlikte yenilenen fakat her seferinde hayal kırıklığına uğrayan; bunun yanında mevcuttan bir miktar daha uzun yaşayabilmenin çeşitli yollarına erişen insanoğlu çarenin yerine koyabileceği bir kelimenin denizinde hayat sürmeye devam etmiş: teselli.
bazen bağrımıza bastığımız bir taş olmuş teselli. bazen o taşı eritecek kadar yanmış da sineler, gönlümüzden gözlerimize bir yol bulup yaş olmuş teselli. kimini bir sükûtun yalnızlığına dost kılmış, kimini kimine kardeş eylemiş.
avunmuşuz takdiri ilahi diyerek, çıra gibi yanmışız da elimizden bir şey gelmemiş. kalan sağlar bizim olmuş da gidenlerin tebessümünü gökyüzüne yakıştırmışız. ağıtlarımız dinmiş bir süre sonra, matemlerimiz boynu bükük bir kuş gibi sus pus etmiş bizi. büyütmüş bizi ölüm, kimimiz adam, kimimiz asi. ne desem az, ne desem merhem olmaz. sanırım kader demenin vakti geldi.
ölümü bir tür yok oluş olarak tanımlayanlar da olmuş onu yepyeni bir hayatın başlangıcı olarak tanımlayanlar da. yaşamsal faaliyetlerimizin hepsinin son bulması ise genelin kabulü. elbette bu kabul biyolojik ölüme dair; psikolojik olanı da var çünkü. “ne tuhaf, ölüm korkusunun izine dahi rastlamıyorum kalbimde” gibi bir söz sarf eden biri içinse sanıyorum yaşam gibi ölüm de hayatın bir parçası ve doğal bir gerçeklik anlamı taşıyor.
ölüm hakkında rastladığım sözlerden birinde şöyle diyor: “ölüm olmasaydı, onu icat etmek zorunda kalırdık.” bu söze katılıyor ve bu bahsi burada kapatıyorum zira ölesim gelebilir.
“bilmiyoruz ve bilemeyeceğiz”
alman fizyolog emil du bois-reymond’un, insanın sınırlı bir varlık oluşunu ifade ettiği düşünülen bu sözü, zannediyorum ölüm başlığında eğreti durmayacaktır. her canlının deneyimlediği fakat deneyimini paylaşamadığı ölümün ne olduğuna dair yığınla söz sarf etmiş insanoğlu. sadece ne olduğunu bilmek mi istemiş de ölüm hakkında bunca bilgi ( bilgisizlik) sahibi olmuş yoksa onu yenmek arzusuyla mı sorgulamış? eminim bazıları, sadece, sevdiklerine onu yakıştıramadıkları için sormuş ve sorgulamıştır. elbette kimisi de korkudan. farklı sebepler de muhakkak var.
ölümün engellenemez, anlaşılamaz, güç yetirilemez doğasına rağmen ona çare arayan, bulma ümidi her nesille birlikte yenilenen fakat her seferinde hayal kırıklığına uğrayan; bunun yanında mevcuttan bir miktar daha uzun yaşayabilmenin çeşitli yollarına erişen insanoğlu çarenin yerine koyabileceği bir kelimenin denizinde hayat sürmeye devam etmiş: teselli.
bazen bağrımıza bastığımız bir taş olmuş teselli. bazen o taşı eritecek kadar yanmış da sineler, gönlümüzden gözlerimize bir yol bulup yaş olmuş teselli. kimini bir sükûtun yalnızlığına dost kılmış, kimini kimine kardeş eylemiş.
avunmuşuz takdiri ilahi diyerek, çıra gibi yanmışız da elimizden bir şey gelmemiş. kalan sağlar bizim olmuş da gidenlerin tebessümünü gökyüzüne yakıştırmışız. ağıtlarımız dinmiş bir süre sonra, matemlerimiz boynu bükük bir kuş gibi sus pus etmiş bizi. büyütmüş bizi ölüm, kimimiz adam, kimimiz asi. ne desem az, ne desem merhem olmaz. sanırım kader demenin vakti geldi.
ölümü bir tür yok oluş olarak tanımlayanlar da olmuş onu yepyeni bir hayatın başlangıcı olarak tanımlayanlar da. yaşamsal faaliyetlerimizin hepsinin son bulması ise genelin kabulü. elbette bu kabul biyolojik ölüme dair; psikolojik olanı da var çünkü. “ne tuhaf, ölüm korkusunun izine dahi rastlamıyorum kalbimde” gibi bir söz sarf eden biri içinse sanıyorum yaşam gibi ölüm de hayatın bir parçası ve doğal bir gerçeklik anlamı taşıyor.
ölüm hakkında rastladığım sözlerden birinde şöyle diyor: “ölüm olmasaydı, onu icat etmek zorunda kalırdık.” bu söze katılıyor ve bu bahsi burada kapatıyorum zira ölesim gelebilir.
devamını gör...
sözlükte sürekli bir sözlük yazarının gündem olması
katıldığım günden beridir gözlemlediğim olay, sürekli olarak yazar bir arkadaşın ismi gündem oluyor ve herkes ona övgüler dizmeye başlıyor. buna o kadar gerek var mı gerçekten ya? yapılmasın demiyorum elbette; ama bu kadar yapılması da ne bileyim. yeni kurulan bir sözlük nihâyetinde, müsade edin de yeni gelenler kimin nasıl olduguna, nasıl yazdıgına, kimi takip edeceklerine bir algının etkisinde olmadan karar verebilsinler.
not: art niyet yok.
not: art niyet yok.
devamını gör...
takipçilerle buluşma düzenlemek
poppi değilim ama bir kaç güzide yazar arkadaşıma kahve ısmarlamaktan keyif duyarım.
bizim buralar ep çayırlık. gelin, kızanı olan alıp da gelebilir. iki mabetin belini kırarız.
bizim buralar ep çayırlık. gelin, kızanı olan alıp da gelebilir. iki mabetin belini kırarız.
devamını gör...
hayatta her şeyin değiştiği an
bir agustos gecesi, haksızlığın ne olduğunu öğrendiğim, annemin göz yaşlarını silip, şimdi biz ne yapacagiz dediğim an hayatımın dönüm noktasıydi. ben o gün büyüdüm dostlar.
devamını gör...
bir deistin kandil duası
okuduğum, deist arkadaşımızın serzenişlerini haklı bulduğum dua. paylaşmak istedim.
bir deist'in kandil duası
sayın allah'ım, af kapılarının sonuna kadar açıldığı, mağfiretin adeta pike yaptığı, (hangi takvimin ayına göre olduğuna ilişkin kafamız azıcık karışık olsa da) günahların affedildiği bu mübarek gecede beni affetmesen de olur.
ciddiyim...
zira biliyorum ki bu gece çok yoğun olacaksın, kapında kuyruk oluşacak. yılın diğer ayları ve/veya günlerinde/gecelerinde istisnasız her boku yiyen ve yediklerinden aslında pek de pişman olmayan, ellerinde imkan olduğu sürece yine yine yine yiyecek olan kulların kapına gelip af dileyecekler senden.
onları affet sayın allah'ım.
onları affetmezsen eğer, işleri çok yaş; senin affın, rahmetin devreye girmez de nizam teraziye kalırsa yani işleri, sıçtılar valla.
sayın allah'ım;
şikayet ediyormuşum gibi düşünmeni istemem ama neler yapmadılar ki?
mesela;
15 yaşındaki çocuğu vurup öldürdüler; çocuk toprağa gömüldükten iki gün sonra on binlercesi bir olup çocuğun annesine yuh çektiler. valla...
soma'da 301 madenciyi katlettiler; sonra gidip yüreği yangın yerine dönmüş madenci yakınlarını dövdüler, sillelediler, tekmelediler, tehdit ettiler...
ermenek'te 18 madenciyi katlettiler; "sorumlu biziz" diyemediler, tek bir düğmelerinden bile vazgeçmediler.
sülalece uğraştıklarında bile sabahtan geceye dek sıfırlayamadıkları kadar çok para çaldılar; "gemi değil, gemicik" deyip milletle dalga geçtiler.
"insanca yaşamak istiyoruz" diyen taşeron işçiyi "nankörlük yapma!" diye azarladılar; tüyü bitmemiş yetimden dişi kalmamış nineye varana kadar, milyonlarca insanın hakkını "milletin a..na koyacağız" (küfür bana ait değil sayın allah'ım) diyen iş adamına peşkeş çektiler.
sabahtan akşama kadar imanı gevreye gevreye çalışan asgari ücretli işçinin bir aylık ücretinin açlıktan biraz fazla olmasının iş vereni zorlayacağını, bunun vatana ihanet sayılacağını söylediler; bahsettikleri iş verenlere ikinci katın balkonundan havuzun görünmeyeceği villalar sipariş ettiler.
her cuma twitter'dan bir ayet çakıp sana inananları keklediler; özel görüşmelerinde ise bakara-makara diye kitabınla dalga geçtiler.
can derdiyle kaçıp camiye, senin evine sığınan insanlara "camide bira içtiler" diye iftira attılar; o caminin, "ben bir din görevlisiyim, yalan konuşamam, bira içtiklerini görmedim" diyen müezzinini sürgün ettiler.
kendi kitlelerinden bir kadının linç edildiğini, bebeğinin tekmelendiğini, kadının üstüne çiş yapıldığını söylediler, toplumu birbirine düşman etmeye çalıştılar; yalan konuştukları ayan beyan ortaya çıktığında ise bir "yalan konuştuk, kusurumuza bakmayın" bile demediler, pişkinliğe devam ettiler.
milyar dolarlık sarayda yaşamayı itibar saydılar; bunu yaparken de kendilerine "maneviyatçı", bizlere ise "materyalist" dediler ve bundan daha fenası, o kadar ısrar etmemize rağmen, bunu diyebilmek için ne içtiklerini bize söylemediler.
kendi çocuklarını askere yollamayıp, garibanların çocuklarını cepheye sürüp şehit ettirdiler, bunu da matah bir şey gibi o şehitlerin alilerine arsızca yutturmaya kalktılar.
seçim yapıldı, milletin iradesini, hukuku, adaleti, ahlakı, vicdanı iğfal ettiler.
her iftar sofrasını iftira sofrasına çevirdiler, insanlara hakaret ettiler, kullarının arasına nifak soktular.
insanlar bu korona denilen hastalıktan kırılırken, herkese maske mesafe dediler, uymayana ceza kestiler ama kendileri kalabalık salonlarda maske mesafe olmadan lebaleb toplantılar yaptılar, göbek attılar, hastalığı yaydılar.
evet, bu gece kapına gelecek olanlar, bütün bu saydıklarımı ve çok daha fazlasını yaptılar ve/veya bütün bunları yapanları alkışladılar, el üstünde tuttular sayın allah'ım.
ihbar etmiş gibi olmayayım, şüphesiz sen bunların hepsini biliyorsun sayın allah'ım ama daha neler, hangi günahlarını sayayım...
lütfen affet onları, yoksa çok yanacaklar. affet, ama bir de ıslah et onları, lütfen, n'olur...
ıslah et ki bir daha yapmasınlar. lütfen sayın allah'ım...
bana gelince...
benimkiler ekseri şahsi meseleler sayın allah'ım; tütünün dumanı, kadının dudağı, üzümün suyu gibi şeyler yani...
affetmesen de olur; gelir, takdir ettiğin kadar paşa paşa yanar, cezamızı çekeriz evelallah...
kendim için yormak, uğraştırmak istemem seni. sözlerime burada son verirken berat gecenizi en kalbi duygularımla tebrik ediyor, saygılarımı sunuyorum sayın allah'ım...
-gariban kulun osman-
bir deist'in kandil duası
sayın allah'ım, af kapılarının sonuna kadar açıldığı, mağfiretin adeta pike yaptığı, (hangi takvimin ayına göre olduğuna ilişkin kafamız azıcık karışık olsa da) günahların affedildiği bu mübarek gecede beni affetmesen de olur.
ciddiyim...
zira biliyorum ki bu gece çok yoğun olacaksın, kapında kuyruk oluşacak. yılın diğer ayları ve/veya günlerinde/gecelerinde istisnasız her boku yiyen ve yediklerinden aslında pek de pişman olmayan, ellerinde imkan olduğu sürece yine yine yine yiyecek olan kulların kapına gelip af dileyecekler senden.
onları affet sayın allah'ım.
onları affetmezsen eğer, işleri çok yaş; senin affın, rahmetin devreye girmez de nizam teraziye kalırsa yani işleri, sıçtılar valla.
sayın allah'ım;
şikayet ediyormuşum gibi düşünmeni istemem ama neler yapmadılar ki?
mesela;
15 yaşındaki çocuğu vurup öldürdüler; çocuk toprağa gömüldükten iki gün sonra on binlercesi bir olup çocuğun annesine yuh çektiler. valla...
soma'da 301 madenciyi katlettiler; sonra gidip yüreği yangın yerine dönmüş madenci yakınlarını dövdüler, sillelediler, tekmelediler, tehdit ettiler...
ermenek'te 18 madenciyi katlettiler; "sorumlu biziz" diyemediler, tek bir düğmelerinden bile vazgeçmediler.
sülalece uğraştıklarında bile sabahtan geceye dek sıfırlayamadıkları kadar çok para çaldılar; "gemi değil, gemicik" deyip milletle dalga geçtiler.
"insanca yaşamak istiyoruz" diyen taşeron işçiyi "nankörlük yapma!" diye azarladılar; tüyü bitmemiş yetimden dişi kalmamış nineye varana kadar, milyonlarca insanın hakkını "milletin a..na koyacağız" (küfür bana ait değil sayın allah'ım) diyen iş adamına peşkeş çektiler.
sabahtan akşama kadar imanı gevreye gevreye çalışan asgari ücretli işçinin bir aylık ücretinin açlıktan biraz fazla olmasının iş vereni zorlayacağını, bunun vatana ihanet sayılacağını söylediler; bahsettikleri iş verenlere ikinci katın balkonundan havuzun görünmeyeceği villalar sipariş ettiler.
her cuma twitter'dan bir ayet çakıp sana inananları keklediler; özel görüşmelerinde ise bakara-makara diye kitabınla dalga geçtiler.
can derdiyle kaçıp camiye, senin evine sığınan insanlara "camide bira içtiler" diye iftira attılar; o caminin, "ben bir din görevlisiyim, yalan konuşamam, bira içtiklerini görmedim" diyen müezzinini sürgün ettiler.
kendi kitlelerinden bir kadının linç edildiğini, bebeğinin tekmelendiğini, kadının üstüne çiş yapıldığını söylediler, toplumu birbirine düşman etmeye çalıştılar; yalan konuştukları ayan beyan ortaya çıktığında ise bir "yalan konuştuk, kusurumuza bakmayın" bile demediler, pişkinliğe devam ettiler.
milyar dolarlık sarayda yaşamayı itibar saydılar; bunu yaparken de kendilerine "maneviyatçı", bizlere ise "materyalist" dediler ve bundan daha fenası, o kadar ısrar etmemize rağmen, bunu diyebilmek için ne içtiklerini bize söylemediler.
kendi çocuklarını askere yollamayıp, garibanların çocuklarını cepheye sürüp şehit ettirdiler, bunu da matah bir şey gibi o şehitlerin alilerine arsızca yutturmaya kalktılar.
seçim yapıldı, milletin iradesini, hukuku, adaleti, ahlakı, vicdanı iğfal ettiler.
her iftar sofrasını iftira sofrasına çevirdiler, insanlara hakaret ettiler, kullarının arasına nifak soktular.
insanlar bu korona denilen hastalıktan kırılırken, herkese maske mesafe dediler, uymayana ceza kestiler ama kendileri kalabalık salonlarda maske mesafe olmadan lebaleb toplantılar yaptılar, göbek attılar, hastalığı yaydılar.
evet, bu gece kapına gelecek olanlar, bütün bu saydıklarımı ve çok daha fazlasını yaptılar ve/veya bütün bunları yapanları alkışladılar, el üstünde tuttular sayın allah'ım.
ihbar etmiş gibi olmayayım, şüphesiz sen bunların hepsini biliyorsun sayın allah'ım ama daha neler, hangi günahlarını sayayım...
lütfen affet onları, yoksa çok yanacaklar. affet, ama bir de ıslah et onları, lütfen, n'olur...
ıslah et ki bir daha yapmasınlar. lütfen sayın allah'ım...
bana gelince...
benimkiler ekseri şahsi meseleler sayın allah'ım; tütünün dumanı, kadının dudağı, üzümün suyu gibi şeyler yani...
affetmesen de olur; gelir, takdir ettiğin kadar paşa paşa yanar, cezamızı çekeriz evelallah...
kendim için yormak, uğraştırmak istemem seni. sözlerime burada son verirken berat gecenizi en kalbi duygularımla tebrik ediyor, saygılarımı sunuyorum sayın allah'ım...
-gariban kulun osman-
devamını gör...
hayattan zevk alıyorum aktiviteleri
dans etmek. bunun için yaratılmış gibiyim.
devamını gör...
cahil kesimin en çok düşman olduğu şeyler
kadın.
şüphesiz ki ırk, din, mezhep ve coğrafya fark etmeksizin medeniyetten nasibini alamamış insanların başlıca ortak noktası kadın düşmanlığıdır.
bir toplumun medeniyet seviyesinin ne düzeyde olduğunu öğrenmek için o toplumdaki kadınların yaşam biçimlerine ve hayat standartlarına bakmanız yeterlidir.
şüphesiz ki ırk, din, mezhep ve coğrafya fark etmeksizin medeniyetten nasibini alamamış insanların başlıca ortak noktası kadın düşmanlığıdır.
bir toplumun medeniyet seviyesinin ne düzeyde olduğunu öğrenmek için o toplumdaki kadınların yaşam biçimlerine ve hayat standartlarına bakmanız yeterlidir.
devamını gör...
satürn
eski ismi zühal olan güneş sistemi gezegenidir.
güneşe yakınlık olarak altıncı, büyüklük olarak ikinci sırada bulunmaktadır.
ayrıca güneş sistemindeki dört tane dış gezegenden biridir.
güneşe yakınlık olarak altıncı, büyüklük olarak ikinci sırada bulunmaktadır.
ayrıca güneş sistemindeki dört tane dış gezegenden biridir.
devamını gör...
