alak suresi
kuran'ı kerim'in indiriliş sırasıyla ilk suresi olduğu söylenendir.
sure iki bölümden oluşmakta. ilk beş ayet meşhur "ikra" emrini içeren kısımdır. peki okunacak, öğrenilecek ve söylenecek olan nedir? oraya geleceğiz.
sureye insanın yaratılış maddesi adını vermiş. allah bunu "alak" olarak tanımlıyor. günümüzde bu kelimenin geldiğin anlam hakkında çeşitli yorumlar var. embriyo en fazla kabul göreni. daha geri kafalılar erkeğin rolünü arttırmak için meni diyorlar. daha düz insanlar ilişip yapışan bir su falan diyor.
aslında alak kelimesinin ne anlama geldiği çok da önemli değil. bu kelime bizim için ne kadar doğrudan anlam taşımıyor, yedinci yüzyıldaki bir bedevi içinde embriyo kelimesi bir anlam taşımıyordu. zaten bu gibi kelimeler insanların anlamak istediği gibi anlaması için var galiba.
kelimeler iletişim için en doğru yöntem değiller. hemen hemen hepsi birden fazla anlam taşıyor. hatta bence her kelime duyan kişi de farklı bir anlam kazanıyor.
biz sureyi incelemeye dönelim.
ilk beş ayette ekrem olduğu söyleniyor. kalemle yazmayı öğreten olduğu, insana bilmediğini öğreten olduğu...
benim ,için en dikkat çekici kısım kalemle yazmayı tanrı'nın öğretmesi iddiası... biz yazının icadının sümer medeniyeti tarafından yapıldığını düşünüyoruz. hatta biliyoruz bunu. çivi yazısı adı verilen bu yazının gelişimini arkeolojik bulgulardan takip edebiliyoruz. bilginin kaydedilmesi ihtiyacına karşılık geliştirilmiş bir şey. en geçerli tahmine göre yazının icadında başı çekenler sümer rahipleriydi. ekonomik verileri kaydetmek için ortaya çıkmıştı. uzun yıllar içerisinde duygusal bilgileri de kaydedebilir hale geldi. tekrar ediyorum, tüm bu süreç boyunca yazı rahiplerin enstrümanı oldu. ve o rahiplerden bize kalan yazıtlarda, yazıyı insanlara tanrı enki'nin öğrettiği yazıyordu. (enki olmasından çok emin olamadım ama bir sümer tanrısıydı.)
hem sümer din adamları, hem tanrı (belki mehmet) yazının kaynağını yaratıcıya dayandırıyor. binlerce yıl arayla...
başta sorduğumuz soruya dönelim. oku ama neyi? nasıl?
emir okuma bilmeyen mehmet'e geliyor. ardından insana öğretenin tanrı olduğu söyleniyor. herhalde tanrı cisimleşip bir öğretmen olmuyor. farklı bir metotla öğretiyor. doğayla. okuyacağımız şey evrenin kendisi. 96/3 oku! rabbin ekrem'dir. ekrem özgürlüğün gerçek kaynağı anlamına gelebiliyor. özgürce evreni oku. bilmediklerini öğren.
işi baya daha derinleştirebilirim aslında. mesela bilimin önündeki en büyük engel her zaman özgürlüğün engellenmesi olmuştur. bugün bile bilim özgür değildir. kafadan daha fonlanmaya bağımlıdır. fonlar da karlılıkla ilgilenir. hepimizin bildiği şeyler. oku - ekrem - bilmediğini bilmek - beş ayette bunların yan yana gelmesi kafa uçurucu geliyor bana.
bilip öğrenmende bir engel, sınır yoktur çünkü o bilginin kaynağı ekrem olan tanrındır.
"çoşma oğlum bunlar tanrı'nın ya da mehmet'in kastettiği şeyler değil. aslı şöyle bak..." diyebilirisiniz. ben de size yazarın ölümü derim. ne için yazıldığı değil benim ne gördüğüm önemlidir. evrensellik iddiası da bunu zorunlu kılıyor.
sure burada bitmiyor. devamı insanla ve onun azgınlığıyla ilgili. (6-9 arası)
96/1 sanıldığı gibi değil! insan gerçekten azar.
evet itirazı olan yoktur. insan çiğ süt emmiş falan deyip işi annemizin sütüne götürmeyelim mi yoksa? insan azar hem de hemen hepsi . baştaki sanıldığı gibi değil ifadesi aslında bize sadece malum kötünün değil hepimizin azmış olduğunu söylüyor. sanıldığı gibi değil çünkü kimse kendisini kötü görmüyor. klişe bir örnek ama naziler dünyaya ve insanlığa büyük iyilik yaptıklarına inanıyorlardı. savaşı kazansalardı ve hayatta gelmiş olsaydınız siz de öyle inanacaktınız.
-a aa hayır aykırı bir iki ses olurdu, bugün olduğu gibi ve ben de onlardan olurdum.
+evet, belki olurdun ama kendi kötü yönünü sen de göremezdin. gösterseler de kabul etmezdin.
-hayır ben pek çok kötü yönümü kabul ediyorum.
+belki de ediyorsun ama asla hepsini değil.
the good place diye bir dizi vardı. günümüz insanının ne kadar çabalarsa çabalasın iyi olmayacağına değinmişti. bir pet şişe su alarak bile dünyaya o kadar zarar veriyoruz ki. hepimiz azgınlığın bir parçasıyız ve kime sorsan o ben kötü değilim diyor.
bu azgınlığın kaynağında ne var? insanın kendisini her şeyden azade görmesi. yani bencillik!
dönüş ancak tanrıyadır.
9-19 arası bir olay üzerine yazılmış/indirilmiş gibi görünüyor. özetle, biri dua ederken bir başkası bu duayı engellemiş, yasaklamış. tanrı her şeyi görür ve sadece tanrı her şeyi görür. o yasaklayan ne biliyor gerçeği? hayır o yanlış yolda eğer vazgeçmezse ceza, tehdit ve istiklal marşı ve kapanış.
evet, şimdi bu özetimi sonundaki şakayla birlikte okuyup sinirlenmiş ve beni bundan men etmek istemiş arkadaşım. sen gerçeği ne biliyorsun? ne kadar eminsin de benim duamı engellemek, yasaklamak istiyorsun?
bir müslümanın kendisi için tanrı'nın isteklerini bildiğinden emin olması kadar tehlikeli bir durum yok. bunu ben değil alak suresi söylüyor. çünkü kendinden emin kişi, diğerlerini de kendi yoluna çekmek istiyor. bunun için yasak koymaktan da çekinmiyor. çünkü doğru yol üzerinde olduğundan o kadar emin ki! özgürlüğün gerçek kaynağına özgürce ibadet edilmesinin önüne geçiyor. o kadar azgın ki, alnında yazan günahkar yazısını da görmüyor.
sure 9-19 arasında sadece kimseye yasak koyma demiyor. ayrıca yasak koyana da boyun eğme diyor.
96/1 sakın, sakın ona boyun eğme; secde et ve yaklaş
sure iki bölümden oluşmakta. ilk beş ayet meşhur "ikra" emrini içeren kısımdır. peki okunacak, öğrenilecek ve söylenecek olan nedir? oraya geleceğiz.
sureye insanın yaratılış maddesi adını vermiş. allah bunu "alak" olarak tanımlıyor. günümüzde bu kelimenin geldiğin anlam hakkında çeşitli yorumlar var. embriyo en fazla kabul göreni. daha geri kafalılar erkeğin rolünü arttırmak için meni diyorlar. daha düz insanlar ilişip yapışan bir su falan diyor.
aslında alak kelimesinin ne anlama geldiği çok da önemli değil. bu kelime bizim için ne kadar doğrudan anlam taşımıyor, yedinci yüzyıldaki bir bedevi içinde embriyo kelimesi bir anlam taşımıyordu. zaten bu gibi kelimeler insanların anlamak istediği gibi anlaması için var galiba.
kelimeler iletişim için en doğru yöntem değiller. hemen hemen hepsi birden fazla anlam taşıyor. hatta bence her kelime duyan kişi de farklı bir anlam kazanıyor.
biz sureyi incelemeye dönelim.
ilk beş ayette ekrem olduğu söyleniyor. kalemle yazmayı öğreten olduğu, insana bilmediğini öğreten olduğu...
benim ,için en dikkat çekici kısım kalemle yazmayı tanrı'nın öğretmesi iddiası... biz yazının icadının sümer medeniyeti tarafından yapıldığını düşünüyoruz. hatta biliyoruz bunu. çivi yazısı adı verilen bu yazının gelişimini arkeolojik bulgulardan takip edebiliyoruz. bilginin kaydedilmesi ihtiyacına karşılık geliştirilmiş bir şey. en geçerli tahmine göre yazının icadında başı çekenler sümer rahipleriydi. ekonomik verileri kaydetmek için ortaya çıkmıştı. uzun yıllar içerisinde duygusal bilgileri de kaydedebilir hale geldi. tekrar ediyorum, tüm bu süreç boyunca yazı rahiplerin enstrümanı oldu. ve o rahiplerden bize kalan yazıtlarda, yazıyı insanlara tanrı enki'nin öğrettiği yazıyordu. (enki olmasından çok emin olamadım ama bir sümer tanrısıydı.)
hem sümer din adamları, hem tanrı (belki mehmet) yazının kaynağını yaratıcıya dayandırıyor. binlerce yıl arayla...
başta sorduğumuz soruya dönelim. oku ama neyi? nasıl?
emir okuma bilmeyen mehmet'e geliyor. ardından insana öğretenin tanrı olduğu söyleniyor. herhalde tanrı cisimleşip bir öğretmen olmuyor. farklı bir metotla öğretiyor. doğayla. okuyacağımız şey evrenin kendisi. 96/3 oku! rabbin ekrem'dir. ekrem özgürlüğün gerçek kaynağı anlamına gelebiliyor. özgürce evreni oku. bilmediklerini öğren.
işi baya daha derinleştirebilirim aslında. mesela bilimin önündeki en büyük engel her zaman özgürlüğün engellenmesi olmuştur. bugün bile bilim özgür değildir. kafadan daha fonlanmaya bağımlıdır. fonlar da karlılıkla ilgilenir. hepimizin bildiği şeyler. oku - ekrem - bilmediğini bilmek - beş ayette bunların yan yana gelmesi kafa uçurucu geliyor bana.
bilip öğrenmende bir engel, sınır yoktur çünkü o bilginin kaynağı ekrem olan tanrındır.
"çoşma oğlum bunlar tanrı'nın ya da mehmet'in kastettiği şeyler değil. aslı şöyle bak..." diyebilirisiniz. ben de size yazarın ölümü derim. ne için yazıldığı değil benim ne gördüğüm önemlidir. evrensellik iddiası da bunu zorunlu kılıyor.
sure burada bitmiyor. devamı insanla ve onun azgınlığıyla ilgili. (6-9 arası)
96/1 sanıldığı gibi değil! insan gerçekten azar.
evet itirazı olan yoktur. insan çiğ süt emmiş falan deyip işi annemizin sütüne götürmeyelim mi yoksa? insan azar hem de hemen hepsi . baştaki sanıldığı gibi değil ifadesi aslında bize sadece malum kötünün değil hepimizin azmış olduğunu söylüyor. sanıldığı gibi değil çünkü kimse kendisini kötü görmüyor. klişe bir örnek ama naziler dünyaya ve insanlığa büyük iyilik yaptıklarına inanıyorlardı. savaşı kazansalardı ve hayatta gelmiş olsaydınız siz de öyle inanacaktınız.
-a aa hayır aykırı bir iki ses olurdu, bugün olduğu gibi ve ben de onlardan olurdum.
+evet, belki olurdun ama kendi kötü yönünü sen de göremezdin. gösterseler de kabul etmezdin.
-hayır ben pek çok kötü yönümü kabul ediyorum.
+belki de ediyorsun ama asla hepsini değil.
the good place diye bir dizi vardı. günümüz insanının ne kadar çabalarsa çabalasın iyi olmayacağına değinmişti. bir pet şişe su alarak bile dünyaya o kadar zarar veriyoruz ki. hepimiz azgınlığın bir parçasıyız ve kime sorsan o ben kötü değilim diyor.
bu azgınlığın kaynağında ne var? insanın kendisini her şeyden azade görmesi. yani bencillik!
dönüş ancak tanrıyadır.
9-19 arası bir olay üzerine yazılmış/indirilmiş gibi görünüyor. özetle, biri dua ederken bir başkası bu duayı engellemiş, yasaklamış. tanrı her şeyi görür ve sadece tanrı her şeyi görür. o yasaklayan ne biliyor gerçeği? hayır o yanlış yolda eğer vazgeçmezse ceza, tehdit ve istiklal marşı ve kapanış.
evet, şimdi bu özetimi sonundaki şakayla birlikte okuyup sinirlenmiş ve beni bundan men etmek istemiş arkadaşım. sen gerçeği ne biliyorsun? ne kadar eminsin de benim duamı engellemek, yasaklamak istiyorsun?
bir müslümanın kendisi için tanrı'nın isteklerini bildiğinden emin olması kadar tehlikeli bir durum yok. bunu ben değil alak suresi söylüyor. çünkü kendinden emin kişi, diğerlerini de kendi yoluna çekmek istiyor. bunun için yasak koymaktan da çekinmiyor. çünkü doğru yol üzerinde olduğundan o kadar emin ki! özgürlüğün gerçek kaynağına özgürce ibadet edilmesinin önüne geçiyor. o kadar azgın ki, alnında yazan günahkar yazısını da görmüyor.
sure 9-19 arasında sadece kimseye yasak koyma demiyor. ayrıca yasak koyana da boyun eğme diyor.
96/1 sakın, sakın ona boyun eğme; secde et ve yaklaş
devamını gör...
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı
başta ulu önder gazi mustafa kemal atatürk olmak üzere birinci meclisimizin açılmasında ve bu güzel ülkenin kurulmasında emeği geçen herkesi sevgi ve saygıyla anıyorum.
hepsine sonsuz teşekkürler.
kutlu olsun bu güzel bayram, hepimizin bayramı...
hepsine sonsuz teşekkürler.
kutlu olsun bu güzel bayram, hepimizin bayramı...
devamını gör...
evernevergreen
şahsına münhasır, iletişim konusunda gayet pozitif, anladığım kadarıyla da espritüel yazar.
devamını gör...
fiziksel zulmün erotik cazibesi
susan sontag’ın radikal irade üslupları isimli dolu dolu deneme kitabının pornografik hayal gücü isimli denemesinde geçen bir tanımlamadır.
fiziksel şiddetin ayartıcı bir etkisi olduğunu söyler susan sontag bu denemesinde ve iğrenç ve tiksindirici şeylerde de aynı cazibenin söz konusu olabileceğini de ekler.
fiziksel zulmün erotik cazibesi elbette ki en sistematik halini marquis de sade metinlerinde bulmuştur. maruquiz de sade’nin etkisi altında yazılmış olan histoire d’o isimli kitabın filmini izlediğimde bunu net olarak görmüştüm aslında.
filmde o kendi kişisel kıyametine giden yolda sınırsız bir cinsel özgürlük ile ilerler ve her sahnede cinsellik geleneksel kalıpları aşarken bir sahnede tamamen aydınlanmaya neden olan bir sahne vardır.
diz çökerek ellerini yere koymuş bir vaziyette duran iki kadın görürüz sahnede. bellerinden itibaren örtülen bir perde kadınların sadece üst bedenlerini görmemize olanak verir.
perdenin arkasında iki adam vardır. biri elinde kırbaçla kadınlardan birini kırbaçlarken diğeri ise diğer kadınla anal yoldan bir ilişki halindedir.
bu aslında pornografik bir sahneden daha fazlasıdır. bu bir deneydir. bu sahneyi kurgulayan kişi izleyiciden hangi kadının kırbaçlandığını hangi kadının cinsel ilişki halinde olduğunu sadece çıkardıkları seslerden ve yüz ifadelerinden anlamasını ister. ancak sahneye göre bu mümkün değildir. çünkü fiziksel zulüm ve cinsel ilişki anında verilen tepkiler ayırt edilemezdir.

bu sahne ile susan sontag’ın cümlesi bence tam anlamıyla örtüşmektedir. engin sinema bilgimle bu konuya da açıklık getirdiğime göre şimdi kendi elimi çimdikleyerek bir deney yapmak üzere uzaklaşıyorum.
fiziksel şiddetin ayartıcı bir etkisi olduğunu söyler susan sontag bu denemesinde ve iğrenç ve tiksindirici şeylerde de aynı cazibenin söz konusu olabileceğini de ekler.
fiziksel zulmün erotik cazibesi elbette ki en sistematik halini marquis de sade metinlerinde bulmuştur. maruquiz de sade’nin etkisi altında yazılmış olan histoire d’o isimli kitabın filmini izlediğimde bunu net olarak görmüştüm aslında.
filmde o kendi kişisel kıyametine giden yolda sınırsız bir cinsel özgürlük ile ilerler ve her sahnede cinsellik geleneksel kalıpları aşarken bir sahnede tamamen aydınlanmaya neden olan bir sahne vardır.
diz çökerek ellerini yere koymuş bir vaziyette duran iki kadın görürüz sahnede. bellerinden itibaren örtülen bir perde kadınların sadece üst bedenlerini görmemize olanak verir.
perdenin arkasında iki adam vardır. biri elinde kırbaçla kadınlardan birini kırbaçlarken diğeri ise diğer kadınla anal yoldan bir ilişki halindedir.
bu aslında pornografik bir sahneden daha fazlasıdır. bu bir deneydir. bu sahneyi kurgulayan kişi izleyiciden hangi kadının kırbaçlandığını hangi kadının cinsel ilişki halinde olduğunu sadece çıkardıkları seslerden ve yüz ifadelerinden anlamasını ister. ancak sahneye göre bu mümkün değildir. çünkü fiziksel zulüm ve cinsel ilişki anında verilen tepkiler ayırt edilemezdir.

bu sahne ile susan sontag’ın cümlesi bence tam anlamıyla örtüşmektedir. engin sinema bilgimle bu konuya da açıklık getirdiğime göre şimdi kendi elimi çimdikleyerek bir deney yapmak üzere uzaklaşıyorum.
devamını gör...
çok iyi yalan söylemek
sağlam hafıza, üstün bir zeka ve şiddetli karaktersizlik gerektirir.
devamını gör...
yüze çarpan top
ıslaksa pek bi acıtır.
devamını gör...
ratched
guguk kuşu'ndaki hemşirenin hayatından esinlenerek çekilen 2020 yapımı dizidir.
sarah paulson başrolü, yani ratched hemşireyi oynuyor. onun kardeşini ise american horror story'de aşk beslediğim ikinci adam olan finn wittrock oynuyor. bebek ya, psikopatlık nasıl yakışıyor delireceğim.
neyse efendim dizi psiko hemşiremizin bir hastaneye iş başvurusu yapması ile başlıyor. hemşiremiz bu başvuru sahnesinde ne kadar manüpilatif bir kişilik olduğunu zaten kanıtlıyor. ah sarah harika bir oyuncusun sen o peltek ağzına kurban ya.
hemşiremiz allem edip kallem ediyor işi kapıyor türlü manipülasyonlarla ve aksiyon kapmaya başlıyor. çünkü üvey kardeşi bir suçlu ve o hastaneye sevk ediliyor, evet evet hemşire sırf bu yüzden hastaneye başvurdu bildiniz!
bu iki kardeşin geçmişte yaşadığı travmalar zaman zaman gösteriliyor, hemşiremiz bu ara işler çeviriyor (spoi yemeyi sevmiyorsunuz zındıklar), tüm bu heyecanlı sahnelerin içinde rahatsız edici birkaç sahne var ki ona değinmek istiyorum. ratched kaldığı pansiyonda başka bir odada kalan adamla (bkz: corey stoll) cinsellik yaşamaya çalışıyor ama gerçekten cinsellikten kadınlıktan soğutur nitelikte. keşke olmasaydı dediğim sahneler.
gerilim falan filan. inanın bana 2. bölümden sonra boka sarmaya başlıyor dizi, ryan murphy sen kimsin ya?? gerçekten hayal kırıklığı. nereye bağlanacak diye son sahneye kadar izledim ama gerçekten verin o dakikalarımı. berbat bir diziydi.
güzel müzikleri vardı yalan yok. buyrun jeneriği;
sarah paulson başrolü, yani ratched hemşireyi oynuyor. onun kardeşini ise american horror story'de aşk beslediğim ikinci adam olan finn wittrock oynuyor. bebek ya, psikopatlık nasıl yakışıyor delireceğim.
neyse efendim dizi psiko hemşiremizin bir hastaneye iş başvurusu yapması ile başlıyor. hemşiremiz bu başvuru sahnesinde ne kadar manüpilatif bir kişilik olduğunu zaten kanıtlıyor. ah sarah harika bir oyuncusun sen o peltek ağzına kurban ya.
hemşiremiz allem edip kallem ediyor işi kapıyor türlü manipülasyonlarla ve aksiyon kapmaya başlıyor. çünkü üvey kardeşi bir suçlu ve o hastaneye sevk ediliyor, evet evet hemşire sırf bu yüzden hastaneye başvurdu bildiniz!
bu iki kardeşin geçmişte yaşadığı travmalar zaman zaman gösteriliyor, hemşiremiz bu ara işler çeviriyor (spoi yemeyi sevmiyorsunuz zındıklar), tüm bu heyecanlı sahnelerin içinde rahatsız edici birkaç sahne var ki ona değinmek istiyorum. ratched kaldığı pansiyonda başka bir odada kalan adamla (bkz: corey stoll) cinsellik yaşamaya çalışıyor ama gerçekten cinsellikten kadınlıktan soğutur nitelikte. keşke olmasaydı dediğim sahneler.
gerilim falan filan. inanın bana 2. bölümden sonra boka sarmaya başlıyor dizi, ryan murphy sen kimsin ya?? gerçekten hayal kırıklığı. nereye bağlanacak diye son sahneye kadar izledim ama gerçekten verin o dakikalarımı. berbat bir diziydi.
güzel müzikleri vardı yalan yok. buyrun jeneriği;
devamını gör...
dinlediğin şarkının can alıcı sözü
hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar ve hiçbir şeyi istemedim seni istedigim kadar...
devamını gör...
odada sandalye üzerinde duran çamaşır yığını
katlamaya usendigim ya da sık giydiğim şeyler hep sandalye üzerine atılı şekilde dururlar. odami toplasam bile onları toplamak içimden gelmiyor. garip huylarim var dostlar.
devamını gör...
sevdiğin birinin seninle zorla konuştuğunu fark ettiğin an
insan üzülür. yani sen çok başka düşünürsün o, bambaşka düşünür. fark eder etmez salmak, zorlamamak lazım. karşı taraf zoraki davranıyorsa senin değersizleşmen başlamış demektir. o yüzden herkes çorbasını kendi yapsın, kendi içsin.
devamını gör...
9 ocak 2021 şırnak kömür ocağında göçük meydana gelmesi
şırtak'ta yaşanan üzücü hadise.
görümlü beldesi cudi dağı eteklerinde bir kömür ocağında göçük meydana gelmesi sonucu 3 işçi toprak altında kaldı. 2 işçi kurtarılarak hastaneye kaldırıldı.
gelen haberlere göre bir içinin de kurtarılması faaliyeti devam ediyor.
iyi haberler gelmesini temenni ediyorum.
kaynak
görümlü beldesi cudi dağı eteklerinde bir kömür ocağında göçük meydana gelmesi sonucu 3 işçi toprak altında kaldı. 2 işçi kurtarılarak hastaneye kaldırıldı.
gelen haberlere göre bir içinin de kurtarılması faaliyeti devam ediyor.
iyi haberler gelmesini temenni ediyorum.
kaynak
devamını gör...
sadece aptallar 8 saat uyur
bana 4 saat uyku yeter diyeni duydum ve anlam veremedim demek ki kişiden kişiye değişiyor bu durum.7-8 saat uyumayınca olmuyor bende.şimdi 4 saatlik uyuyan kişi beni baskı altında nasıl tutabilir?ben az uyku uyuduğumda şapşallaşıyorum çok sinirli oluyorum biri bana bunu açıklasın onda olan şey bende niye yok?sinirlendim uyku saatim geldi galiba.
devamını gör...
ekşide gündem olan başlığı biraz değiştirip burada açmak
‘biraz değişim’ de şey, orada ‘1 lira var mı yolda kaldım’ diye açılan burada 3 lira diye açılmış. ‘felsefeden anlayan kız vs mantıdan anlayan kız’ başlığı aynı saatlerde burada edebiyattan anlayan kız mantıdan anlayan kız sorunsalı şeklinde açılmış.
teşekkürler başlıkları engelle lüksü. teşekkürler.
teşekkürler başlıkları engelle lüksü. teşekkürler.
devamını gör...
tanımınız forumsal
olabilir, ben böyle zevk alıyorum.
istediğim gibi yazmakta özgürüm. istediğim gibi de yazarım.
ben yazarım sen silersin. umrumda da olmaz merak etme.
ben 2008 yılında yapıyordum moderatörlüğü.
hani sen daha reşit bile değilken.
istediğim gibi yazmakta özgürüm. istediğim gibi de yazarım.
ben yazarım sen silersin. umrumda da olmaz merak etme.
ben 2008 yılında yapıyordum moderatörlüğü.
hani sen daha reşit bile değilken.
devamını gör...
türkiye varlık fonu
26 ağustos 2016 tarihinde kurulan türkiye'nin varlık fonu.
şirket-hisse oranı
borsa istanbul-%80,6
botaş-%100
çay işletmeleri genel müdürlüğü-%100
eti maden işletmeleri-%100
halkbank-%75,3
kayseri şeker fabrikası-%11,1
platform ortak kartlı sistemler a.ş.-%20
ptt-%100
turkcell-%26,2
türksat-%100
türk hava yolları-%49,12
türk telekom-%6,68
türkiye cumhuriyeti devlet demiryolları izmir limanı-%100
türkiye denizcilik işletmeleri-%49
türkiye hayat emeklilik a.ş.-%100
türkiye petrolleri anonim ortaklığı-%100
türkiye sigorta a.ş.-%81,10
tvf enerji sanayi ve ticaret a.ş.-%100
tvf maden sanayi ve ticaret a.ş.-%100
tvf rafineri ve petrokimya sanayi ve ticaret a.ş.-%100
vakıfbank-%36
ziraat bankası-%100
istanbul finans merkezi-%100
2019 net karı, 8 milyar 854 milyon tl'dir.
şirket-hisse oranı
borsa istanbul-%80,6
botaş-%100
çay işletmeleri genel müdürlüğü-%100
eti maden işletmeleri-%100
halkbank-%75,3
kayseri şeker fabrikası-%11,1
platform ortak kartlı sistemler a.ş.-%20
ptt-%100
turkcell-%26,2
türksat-%100
türk hava yolları-%49,12
türk telekom-%6,68
türkiye cumhuriyeti devlet demiryolları izmir limanı-%100
türkiye denizcilik işletmeleri-%49
türkiye hayat emeklilik a.ş.-%100
türkiye petrolleri anonim ortaklığı-%100
türkiye sigorta a.ş.-%81,10
tvf enerji sanayi ve ticaret a.ş.-%100
tvf maden sanayi ve ticaret a.ş.-%100
tvf rafineri ve petrokimya sanayi ve ticaret a.ş.-%100
vakıfbank-%36
ziraat bankası-%100
istanbul finans merkezi-%100
2019 net karı, 8 milyar 854 milyon tl'dir.
devamını gör...
meditasyon yapıp öz benliğe ulaşmak üzereyken dışarıdan gelen hanımların dikkatine anonsu
evrenin kötü bir şakasıdır.
bu yüzden meditasyon yaparken geceleri seçmek lazım.
çünkü hanımların dikkatine anonsunun ardından her zaman ucuz şeyler çıkıyor. kendimizi tutamıyoruz.
bu yüzden meditasyon yaparken geceleri seçmek lazım.
çünkü hanımların dikkatine anonsunun ardından her zaman ucuz şeyler çıkıyor. kendimizi tutamıyoruz.
devamını gör...
ekşi sözlük'ün normal sözlük sansürü
normal sözlük'te de ok b*k (son yazdığım kelime de dahil) her şey sansürlendiği için kimsenin tatava yapmasına gerek yok bence. her türlü küfürlü kelimenin (başkalarına söylenmediği halde) sansürlendiği bir ortam sonuçta burası. böyle hayatın ... koyayım bile yazamıyorsun sonuçta. önce kendi bağnazlığımızı çözersek ardından ekşi'ye b*k atabiliriz.
bakın b*k bile yazamıyorum, entry siliyorlar. o halde susup yazmaya devam etmek lazım.
edit: "bok" yazmakta sorun olmadığına dair 10 ayrı mesaj geldi. o halde diyelim ki; bok, bok, bok...
ekşi'de önemli bir konuda telaffuz hatasıyla başlık açarlar da herkes o telaffuz hatasına takılır ya... aynı durum. bok kelimesi burada işin otu boku. ortada bir sansür var iken "bok serbest yeağ" diye mesaj atıyorlar a ve qu.
bakın b*k bile yazamıyorum, entry siliyorlar. o halde susup yazmaya devam etmek lazım.
edit: "bok" yazmakta sorun olmadığına dair 10 ayrı mesaj geldi. o halde diyelim ki; bok, bok, bok...
ekşi'de önemli bir konuda telaffuz hatasıyla başlık açarlar da herkes o telaffuz hatasına takılır ya... aynı durum. bok kelimesi burada işin otu boku. ortada bir sansür var iken "bok serbest yeağ" diye mesaj atıyorlar a ve qu.
devamını gör...
ankara üniversitesi
uyum haftası olan üniversitedir. zira bu uyum haftalarına katılmazsanız mezun olamıyorsunuz. nedir bu uyum haftası tabiki de öğrenciler toplaşıp uyumuyorlar, tam tersi birbirleriyle kaynaşsın gezsinler sıcak bir ortam olsun uyumlu bir üniversite hayatı geçirsinler diye düşünülmüş bir olaydır. 1 hafta sürer bu uyum haftası, anıtkabire ziyaret yapılır, tandoğana gidip bilim ateşi yakılır, öğrenciler için seçtiği üniversite de tanıtımlar yapılır, öğrenci kartı çıkarılır, her üniversitenin programı genelde farklıdır. ama yukarı da saydıklarım ortak katılımlardır. ankara da en çok kampusu bulunan üniversitedir. kampüs hayati sadece tandoğan yerleşkesinde vardır. çok bir beklentiniz olmasın.
devamını gör...
elde ettikten sonra erkeklerin kadınlara yaptığı şeyler
maymun iştahlı kişilerin heves alma, kullanma ve bir köşeye atma durumudur. bunu yapmalarının sebebi kendi egolarını tatmin etmektir. kendilerini öyle ezik hissederler ki sizi aşağılayarak, kısıtlayarak kendilerini yücelttiklerini sanırlar. günün sonunda, ağlayan kendileri olurlar.
devamını gör...
