türkiye'nin tokyo olimpiyatları'nda sadece 6 madalya kazanması
teşekkürler busenaz surmeneli.
helal olsun kardeşim.
helal olsun kardeşim.
devamını gör...
kişide kaçma isteği uyandıran muhabbetler
“her şeyi ben bilirim” havasında olan insanların dahil olduğu her türlü muhabbet.
devamını gör...
the witcher 3 wild hunt
harika bir oyun aslında bir şaheser tek kelime ile. baştan sona geralt ile o eşsiz atmosferlerde gezinmesi,görevlerin derinlliği,film gibi senaryosu ile ölmeden mutlaka oynanması gereken bir oyun.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
elfen lied
"elfen lied" almancadır ve elf'in şarkısı anlamına gelir.
2004'te yayınlanmaya başlamasıyla birlikte o yıl çok konuşulan ve ses getiren animelerden biriydi, elfen lied.
konuya bakacak olursak;
yeni bir türün ilk bireyleri yavaş yavaş dunyaya adım atmaya başlamıştır, öyle ki bu daha tam olarak çıkmamış olan türün insan ırkının sonunu getireceği bile düşünülmektedir. bu yeni türün insanlara yaşatabileceği vahşetin kapasitesi gun geçtikçe açığa çıkarken uzmanlar, bilim insanları bu tür üstünde deneylerine başlamıştır bile, devlet de arkasındadır.
bu bahsedilen yeni türün, sırtlarından çıkan 'vektör' adı verilen 2 metre boyutunda elleri ve kafalarının üzerinde küçük bir çift boynuzları bulunmaktadır, fakat insanlar 'vektör' denen elleri goremezler. ayrıca bu turdekiler genelde kırmızı gözlere ya da pembemsi saçlara sahip olurlar. aynı zamanda bu 'vektör'lerin başka bir insana teması o virüsün yayılmasını sağlar, virüsün bulaştığı kişilerin doğacak çocukları da diclonius adı verilen yeni türe dahil olur.
tabi her ne kadar insanlığı "tehdit " edici olsalar da, animeler bu türün uzerinden işlenir, suçsuz olmasına rağmen işkencelere, acımasız deneylere maruz kalan, dışlanılan, sevilmeyen, masum küçük bir çocuk olsa dahi günah kecisi ilan edilen bu yeni türlerden.
öncelikle animenin kendisi kadar ünlü olan açılış müziği ile başlayayım, çünkü animedeki duyguyu gerçekten çok iyi aktarıyor. ayrıca klipteki görselleri de gustav klimt'in eserlerinden yola çıkarak yapmışlar. bunlarla birlikte latincenin güzelliği de olaya dahil edilince mükemmel bir opening çıkmış.
dinlemek için buradan
şimdi senaryoya gelecek olursak;
bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir diclonius, insanların arasına karışır. adı lucy olan bu diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür...
sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen yuka ve kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. ama nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil lucy'ye dönüşür,
ve insanlığın yok olmasını engellemek isteyen bilim insanları lucy'yi öldürmek zorundadırlar...
onu evine alan kouta'nın ise babası ve kız kardeşi öldürüldüğünden sonra aklı dengisi bozulmuştur, hastanede yattığı sırada aldığı ilaclar nedeniyle de geçmişini hatırlayamamaktadır. ve lucy ile zaman içerisinde unuttuğu bazı şeyleri hatırlayacaktır...
animenin konusu, senaryosu gayet güzel. lakin işleyiş konusunda da aynı şeyi diyemem, bolca mantık hatası ve boş sahne var.
öyle ki ana karakter ve mantıken animenin onun etrafında dönmesi gereken lucy, aksine nadir karşımıza çıkıyor. peki biz napıyoruz? 13 bölüm boyunca salak iki kuzenin (kouta ve yuka) hayatını, aşklarını, hiç durup düşünmeden sokakta görüp eve aldıkları kızları,cinsiyetler arasında yaşanan cinsel gerilimin yarattığı komiklikleri(!), ve gereksiz çıplaklığı izliyoruz. sonra son iki üç bölümde anime birden yine lucy'e odaklanıyor, allam lütfen sonu kötü bitmesin!!1!1! diye şükrediyoruz..
ama sonu da çok havada kalmıştı diyebilirim. yarıda kesilmiş gibiydi, gerçi animenin manga ile bir süre sonra yolları ayrılıyordu. yine de oradada benzer bir son vardı diye hatırlıyorum, gerisi spoiler, ona da gerek yok...
( japonya da kuzen ilişkisi normal karşılanıyormus bu arada, bunu da öğrenmiş olduk..)
mantık hataları da bolca var, ama benim kafama en çok takılan ve gözüme çarpan şey boynuzlardı. iyi tamam, evrim geçiriyorlar sonuçta, falan filan.. ama neden boynuz- daha doğrusu kedi kulağına benziyor- çünkü bizim gibi primat ailesine mensup olanların boynuzlarının olmamasının bir nedeni vardır, evrim geçiriyorlar ise, neden böyle birşeye ihtiyaç duyup da geçiriyorlar? animedeki çoğu şey ile birlikte bu soru da havada kalmıştı...
fakat bu animeye "duygu sömürüsü" demek yanlış. böyle diyen birçok kişi var. anime ilk bölümden, hayatın tüm acı gerçeklerini yüzünüze vuruyor. tüm mantık hatalarına ya da gereksiz sahnelere rağmen izlenilesi bir anime.
kısaca animede bolca dram var. acı, kan, vahşet, dehşet, kıskançlık, nefret, aşk, yalnızlık, travma. çok hassas iseniz, izlemenizi en başından önermiyorum. ama bunun dışında yine ne olursa olsun, izlenmeye değer bir anime diye düşünüyorum, öyle ki, sadece bir kaç dakikalık sahneleri için bile izlenir. bittikten sonra gerçekten üzerinizde bir etki bırakıyor, zaten izlerken de o hissi çok iyi yaşatıyor. isteyerek ya da istemeyerek sizi o havaya sokuyor. hiç değilse, sadece lucy'nin hikayesi için izleyin...
başka anime eleştirilerinde görüşmek üzere...
2004'te yayınlanmaya başlamasıyla birlikte o yıl çok konuşulan ve ses getiren animelerden biriydi, elfen lied.
konuya bakacak olursak;
yeni bir türün ilk bireyleri yavaş yavaş dunyaya adım atmaya başlamıştır, öyle ki bu daha tam olarak çıkmamış olan türün insan ırkının sonunu getireceği bile düşünülmektedir. bu yeni türün insanlara yaşatabileceği vahşetin kapasitesi gun geçtikçe açığa çıkarken uzmanlar, bilim insanları bu tür üstünde deneylerine başlamıştır bile, devlet de arkasındadır.
bu bahsedilen yeni türün, sırtlarından çıkan 'vektör' adı verilen 2 metre boyutunda elleri ve kafalarının üzerinde küçük bir çift boynuzları bulunmaktadır, fakat insanlar 'vektör' denen elleri goremezler. ayrıca bu turdekiler genelde kırmızı gözlere ya da pembemsi saçlara sahip olurlar. aynı zamanda bu 'vektör'lerin başka bir insana teması o virüsün yayılmasını sağlar, virüsün bulaştığı kişilerin doğacak çocukları da diclonius adı verilen yeni türe dahil olur.
tabi her ne kadar insanlığı "tehdit " edici olsalar da, animeler bu türün uzerinden işlenir, suçsuz olmasına rağmen işkencelere, acımasız deneylere maruz kalan, dışlanılan, sevilmeyen, masum küçük bir çocuk olsa dahi günah kecisi ilan edilen bu yeni türlerden.
öncelikle animenin kendisi kadar ünlü olan açılış müziği ile başlayayım, çünkü animedeki duyguyu gerçekten çok iyi aktarıyor. ayrıca klipteki görselleri de gustav klimt'in eserlerinden yola çıkarak yapmışlar. bunlarla birlikte latincenin güzelliği de olaya dahil edilince mükemmel bir opening çıkmış.
dinlemek için buradan
şimdi senaryoya gelecek olursak;
bir gün bu lablardan kaçmayı başaran bir diclonius, insanların arasına karışır. adı lucy olan bu diclonius, kaçarken başına aldığı bir kurşun darbesiyle hafızasını kaybetmiş ve kişiliği bölünmüştür...
sabaha karşı denizi izlemeye gelen iki kuzen yuka ve kouta, sadece "nyuu" diyebilen iki boynuzlu çıplak bir kızla karşılaşırlar. nyuu'yu evlerine götürürler ve onunla yaşarlar. ama nyuu'nun hafızası zaman zaman yerine gelir ve o zaman acımasız katil lucy'ye dönüşür,
ve insanlığın yok olmasını engellemek isteyen bilim insanları lucy'yi öldürmek zorundadırlar...
onu evine alan kouta'nın ise babası ve kız kardeşi öldürüldüğünden sonra aklı dengisi bozulmuştur, hastanede yattığı sırada aldığı ilaclar nedeniyle de geçmişini hatırlayamamaktadır. ve lucy ile zaman içerisinde unuttuğu bazı şeyleri hatırlayacaktır...
animenin konusu, senaryosu gayet güzel. lakin işleyiş konusunda da aynı şeyi diyemem, bolca mantık hatası ve boş sahne var.
öyle ki ana karakter ve mantıken animenin onun etrafında dönmesi gereken lucy, aksine nadir karşımıza çıkıyor. peki biz napıyoruz? 13 bölüm boyunca salak iki kuzenin (kouta ve yuka) hayatını, aşklarını, hiç durup düşünmeden sokakta görüp eve aldıkları kızları,cinsiyetler arasında yaşanan cinsel gerilimin yarattığı komiklikleri(!), ve gereksiz çıplaklığı izliyoruz. sonra son iki üç bölümde anime birden yine lucy'e odaklanıyor, allam lütfen sonu kötü bitmesin!!1!1! diye şükrediyoruz..
ama sonu da çok havada kalmıştı diyebilirim. yarıda kesilmiş gibiydi, gerçi animenin manga ile bir süre sonra yolları ayrılıyordu. yine de oradada benzer bir son vardı diye hatırlıyorum, gerisi spoiler, ona da gerek yok...
( japonya da kuzen ilişkisi normal karşılanıyormus bu arada, bunu da öğrenmiş olduk..)
mantık hataları da bolca var, ama benim kafama en çok takılan ve gözüme çarpan şey boynuzlardı. iyi tamam, evrim geçiriyorlar sonuçta, falan filan.. ama neden boynuz- daha doğrusu kedi kulağına benziyor- çünkü bizim gibi primat ailesine mensup olanların boynuzlarının olmamasının bir nedeni vardır, evrim geçiriyorlar ise, neden böyle birşeye ihtiyaç duyup da geçiriyorlar? animedeki çoğu şey ile birlikte bu soru da havada kalmıştı...
fakat bu animeye "duygu sömürüsü" demek yanlış. böyle diyen birçok kişi var. anime ilk bölümden, hayatın tüm acı gerçeklerini yüzünüze vuruyor. tüm mantık hatalarına ya da gereksiz sahnelere rağmen izlenilesi bir anime.
kısaca animede bolca dram var. acı, kan, vahşet, dehşet, kıskançlık, nefret, aşk, yalnızlık, travma. çok hassas iseniz, izlemenizi en başından önermiyorum. ama bunun dışında yine ne olursa olsun, izlenmeye değer bir anime diye düşünüyorum, öyle ki, sadece bir kaç dakikalık sahneleri için bile izlenir. bittikten sonra gerçekten üzerinizde bir etki bırakıyor, zaten izlerken de o hissi çok iyi yaşatıyor. isteyerek ya da istemeyerek sizi o havaya sokuyor. hiç değilse, sadece lucy'nin hikayesi için izleyin...
başka anime eleştirilerinde görüşmek üzere...
devamını gör...
öz güveni zedeleyen öğretmen
kötü komşu ev sahibi, eski ev tamirci, kötü öğretmense iyi öğretmen yaparmış. evet serseriydim biraz kabul ediyorum ama sırf en önde oturup sessizce ders dinlemiyorum diye senden bir şey olmaz diyen öğretmenlerimden, hepiniz elbet bir yerlere geleceksiniz sadece bilinçlenenler ve zamanı olanlar dediğim öğrencilerim var.
t. nasıl yapmam gerektiğini değil, nasıl yapmamam gerektiğini öğreten öğretmenler.
t. nasıl yapmam gerektiğini değil, nasıl yapmamam gerektiğini öğreten öğretmenler.
devamını gör...
normal sözlük belgesel veri tabanı
yazarların etkilendiği belgeselleri paylaştığı veri tabanıdır.
örneğin,
(bkz: cosmos a spacetime odyssey)
örneğin,
(bkz: cosmos a spacetime odyssey)
devamını gör...
iş beğenmemek
bugünkü gittiğim iş görüşmesinde zaten hedefe ulaşamayanları gönderiyoruz dediler sağolsunlar ama sizinle değilim dostum, beni gönderemeyeceksiniz. evet, iş beğenmeyen kronik bir işsizim. hem işsizim diye söyleniyor hemde iş beğenmiyorum. tanrı beni affetsin..
devamını gör...
lale devri
doğu ve batı ile gerçekleşen karşılıklı etkileşimin yaşandığı devirdir. sadece ''batılılaşma yaşandı'' demek yanlış olur çünkü o zamanlar avrupa'da turquerie akımı (osmanlı kıyafetleri giyip gezmek) görülmüştür.
padişahı 3. ahmet'tir.
bu dönemde matbaa, çiçek aşısı, tercüme heyeti'nin ve tulumbacı ocağı'nın kurulması gibi yeniliklerin yanında, 28. mehmet çelebi sefir (elçi) olarak paris'e gönderilmiştir.
padişahı 3. ahmet'tir.
bu dönemde matbaa, çiçek aşısı, tercüme heyeti'nin ve tulumbacı ocağı'nın kurulması gibi yeniliklerin yanında, 28. mehmet çelebi sefir (elçi) olarak paris'e gönderilmiştir.
devamını gör...
düş sokağı sakinleri
konuşan vapurlara bindir beni diyen insanlar.
sayelerinde vapurların konuştuğunu öğrendim, dillerini çözdüm.
*
sayelerinde vapurların konuştuğunu öğrendim, dillerini çözdüm.
*devamını gör...
nizanim (yazar)
yap kahveleri akşama sendeyim nizanim
yaz geldi buralar biraz sakin
atışmalara çok giremedi bu aralar mülayim
manilerle anlatırız dertlerimizi sakin sakin..
havalar çok sıcak azıcık olsa serin
kahve'nin yanına lokum getiririm
sözlüğün meşhur atışmacısıyla vişne de yerim
nickaltını da böyle şenlendiririm..
yaz geldi buralar biraz sakin
atışmalara çok giremedi bu aralar mülayim
manilerle anlatırız dertlerimizi sakin sakin..
havalar çok sıcak azıcık olsa serin
kahve'nin yanına lokum getiririm
sözlüğün meşhur atışmacısıyla vişne de yerim
nickaltını da böyle şenlendiririm..
devamını gör...
6 şubat 2021 fenerbahçe galatasaray maçı
(bkz: binicem üstüne vuyucam kıybacı) repliğinin gerçekleştiği maç.
artçı sarsıntıları halen devam etmekte, üstüne bir bardak soğuk su için cikciklerrrrrrr*
artçı sarsıntıları halen devam etmekte, üstüne bir bardak soğuk su için cikciklerrrrrrr*
devamını gör...
yapacak bir şey yok
t: samuel beckett'in meşhur eseri godot'yu beklerken'in ilk cümlesidir. varoluşçuluğun nihilist yönünü ifade ettiği söylenir.
aynı zamanda duruma göre umutsuzluk, gamsızlık, boş vermişlik, ağır kabullenmişlik veya çaresizlik ifade eden bir cümledir; sık sık birilerini geçiştirmek için de kullanılır. oldukça işlevseldir.
hayat mottosu olarak benimsendiği takdirde birtakım olaylar karşısında fatalizm kaynaklı eylemsizliğe yol açabilir.
uzak akrabası için (bkz: what can i do sometimes)
familyasından yakındaşları için (bkz: amaan boş ver) (bkz: olan oldu) (bkz: yolumuza bakacağız)
aynı zamanda duruma göre umutsuzluk, gamsızlık, boş vermişlik, ağır kabullenmişlik veya çaresizlik ifade eden bir cümledir; sık sık birilerini geçiştirmek için de kullanılır. oldukça işlevseldir.
hayat mottosu olarak benimsendiği takdirde birtakım olaylar karşısında fatalizm kaynaklı eylemsizliğe yol açabilir.
uzak akrabası için (bkz: what can i do sometimes)
familyasından yakındaşları için (bkz: amaan boş ver) (bkz: olan oldu) (bkz: yolumuza bakacağız)
devamını gör...
yazarların başından geçen tebessüm ettiren olaylar
iki buçuk sene önce saçlarımı saçım saçın olsun kampanyası için bağışlamıştım otuz cm örülü olacak şekilde ve o an kanser olan birinin peruk yapımı hakkında bağışlanan saç postaladınız mı hiç haber var mı derken beni bağış yaparken görüp sarmalaması..
devamını gör...
yazarların bu yüzden hep yalnız kalacağım dediği şeyler
evde oturup beton saksı yapım videoları izlemeye devam edersem yalnız kalıcam sanırım.
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
çok yaşlı olmasına karşın saçları yapılı makyajlı bir kadın deniz kenarındaki yürüyüşünden dönerken yolun karşısına geçmek için kaldırımın kenarında durduğunda yalnız olduğunu görünce yanına yaklaşıp “bugün hoş bir hanımefendi koluma girip bir kaç adımda olsa zerafeti ile günümü güzelleştirdi diyebilmem için koluma girip karşı kaldırıma bana eşlik edermisiniz efendim?”
gülümseyerek “sizin gibi centilmenler kaldı mı?” deyip koluma girdi,araçları durdurup yolun karşısına geçince elime hafifçe vurdu,ben “rica ederim benim için zevkti” dediğim de gülüp “bunun teşekkür etmek olduğunu bilen kalmış bu devirde” dedi.
yardım ettiğiniz yaşlı bir insan elinize hafifçe vurur ise o teşekkür anlamına gelir bu,ülkemizde ve yurt dışında saraylı diye tabir edilen soylu insanlara has bir özelliktir.
aklnızda bulunsun.
gülümseyerek “sizin gibi centilmenler kaldı mı?” deyip koluma girdi,araçları durdurup yolun karşısına geçince elime hafifçe vurdu,ben “rica ederim benim için zevkti” dediğim de gülüp “bunun teşekkür etmek olduğunu bilen kalmış bu devirde” dedi.
yardım ettiğiniz yaşlı bir insan elinize hafifçe vurur ise o teşekkür anlamına gelir bu,ülkemizde ve yurt dışında saraylı diye tabir edilen soylu insanlara has bir özelliktir.
aklnızda bulunsun.
devamını gör...
başlıktan yazarı tahmin etmek
güzel ise (bkz: kuzguncuktaki vişne)
türkçe katledildiyse (bkz: hi my i run)
bol tanım girilecekse (bkz: ucemak)
gereksiz ise (bkz: at kafası)
hüzünlü ise (bkz: bedthebed)
forumsalsa (bkz: daddy)
türkçe katledildiyse (bkz: hi my i run)
bol tanım girilecekse (bkz: ucemak)
gereksiz ise (bkz: at kafası)
hüzünlü ise (bkz: bedthebed)
forumsalsa (bkz: daddy)
devamını gör...
yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığın artması
korku arttıkça, korkulan şeyin başa gelmeye başlamasıdır.
devamını gör...
ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler
fransız ihtilalinde giyotinle idam edilen kraliçe marie antoinettehem'in söylediği iddia edilen söz.bu sözü de onun söylediğine dair kanıt yok.ama o dönem ekmek sıkıntısı çekilen fransa'da zenginlerin fakirlerin hayatından bihaber olmasını tasvir eden bir söylenti olmuş.bir de bahsedilen şey pasta değil brioche adlı verilen ve ekmeğe çok benzeyen bir çörek.
devamını gör...
