kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

xviii. ve xix. yüzyıllarda yaygın olarak kullanılmış bir yelkenli gemi türüdür. iki adet direğe sahip bu gemi çeşidinin pruva kısmına yakın ön direği sübye armalı iken, arkada kalan ana direği ise kabasorta armalı yelkenlere sahip idi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ingilizcede kısaca "brig" de denen bu gemi türü hızlı, süratli ve yüksek manevra kabiliyetine sahip olması sebebiyle ufak çaplı tüccarlar tarafından sıkça tercih edilmekte idi. ayrıca olası bir korsan gemi saldırısına karşı benzerleri olan şalupa (sloop) veya uskuna (schoner) tarzı gemilere kıyasla daha dayanıklı ve donanımlı gemi olması idi.

ancak, brig gemilerinin bu özelliği aynı şekilde korsanların da ilgisini çekmekte idi ve korsanlar arasında da oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı. 10-18 arasında topa sahip bu gemiler nispeten küçük boylu olması sebebiyle sığ sularda da rahatlıkla gidebilmekte ve olası bir baskına karşı korsan gemilerine hızlıca kaçma şansı veriyordu. ki bu, kalyon, fırkateyn ve man of war (ya da man-o'-war) tarzı devasa savaş gemilerinin sahip olmadığı bir özellik idi. bu özelliklerinin yanında, keşif seferleri için oldukça kullanışlı bir gemi olması bakımından, brig'lerin ortalama bir tayfanın hemen hemen tüm beklentilerini karşılayabilecek bir gemi türü olduğu söylenebilir. keza, charles darwin'in meşhur keşif gemisi olan hms beagle de bir brigantin idi.
devamını gör...

pulp fiction, v for vendetta, çöpçüler kralı.
devamını gör...

osmanlının ilk gerçek burjuva sınıfının yaşadığı topraklardır. endüstri devriminin etkilediği ilk osmanlı toprağıdır. verimli hilalin en güzel toprağıydı. özellikle pamuk üretimi ve ticareti ile imparatorluğun 19.yy'da ekonomik gelirinin büyük kısmını oluşturmuştur. osmanlı'da ilk kadın işçi sınıfı burada doğmuştur. charles issawi'nin ortadoğu ekonomisi üzerine mükemmel kitapları bulunmaktadır. bugünün aksine aslında yerlileri hristiyan toplumudur. içersinde yahudi nüfusuda bulundurmaktaydı, yahudilerin büyük göçleri 1914' yılında başlıyor. müslümanlar 1940'lara kadar azınlıktadır. fakat siyasal islam sebebiyle din değiştirenlerden tutun da zorla göç ettirilen durziler, maruniler, hristiyanlar, yahudilerin azalması ile klasik arap ülkesi olmaya yüz tutmuştur. topraklarında dünyanın en önemli üniversitelerinden biri olan ''beyrut amerikan üniversitesi''ni barındırmaktadır. nadine labaki gibi muazzam bir yönetmenin ülkesidir. beyrut'u anlamak için ''where we go now'' filmini şiddetle tavsiye ederim. beyrutun bütün kültürel zenginliğinin sebebi içerisinde barındırdığı çeşitlilik ve yaşanmışlıklardır. gece hayatı mükemmeldir, insanları keyifçi ve hayatı sevmektedir.(dış mihraklar izin vermiyor tabi kiiii). kadınları çok güzeldir, düğünleri şölen gibidir, yemek kültürü ve müziği harikadır. kayak yapmak için ideal bir ülkedir, aynı zamanda akdenizin en güzel sahiline sahiptir. en büyük handikabı ise ne yazık ki bütün illegal terör örgütlerinin rahatça konuşlanabildiği bir ülkedir. ne yazık ki birlik ve düzenden yoksundur. ah ulan ah beni o ülkenin başına koyacaksınız varyaaa. son yaşanan patlama kalbimi parçalamıştır. bi huzur verin şu ülkeye! cennet gibi ülkeleri cehenneme çeviren her yapının, ülkenin ve insanın yok olması dileğiyle....
devamını gör...

hadsizliktir.
şöyle bir düşününce başımıza örülen çoraplardan hep hadsizlerin sorumlu olduğunu görebiliriz. haddi olmadığı halde yayıldıkça yayılan imparatorlar, haddi olmadığı halde başa gelen yöneticiler, haddi olmadığı halde açıklamalar yaparak insanları yönlendirenler. liste uzadıkça uzar. tam tersi şekilde haddi olduğu şeyleri yapmayıp bir köşede sus pus oturup tarihin şekillenmesini izleyen o güzel insanlar.

peki hadsizce bize kötü davranan hakkımızı yiyenler veya hadsizce bizim hakkımızda sadece bizim değil torunlarımızın bile etkileneceği kararlar verenler ne olacak. işte onlar en büyük hadsizler. hadsizlik hastalığından kurtulmak da ne yazık ki artık insanlık için zor gibi görünüyor.

had kelimesinin kökenine bakacak olursak hudud yani sınır kelimesi karşımıza çıkar. haddini aşmak sınırı aşmaktır. ama zaten insan dediğimiz canlının doğadan bu kadar kopup dünyayı da kendisiyle beraber değiştirmesi biraz da sınırları zorlamasıyla ilgili değil midir? hayır hayır biraz değil çok fazla sınırları zorladı. insan denilen türün dünyaya ve içinde yaşayan ile ölen her şeye hükmeder konuma gelmesi tam da bu sınırları zorlama alışkanlığı yüzünden oldu.

peki burada tam bu soru karşımıza çıkıyor haddimize mi ? bu soruyu her eylem öncesi kendisine soran insan hareketlerini kontrol edebilir. ama öyle tek tük insanların bu soruyu kendisine sormasıyla olacak iş değil. en başta bizi ve dünyamızı şekillendiren büyük güçlerin bu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor. görülen o ki onlar hiç bir zaman bu soruyu sormayacaklar kendilerine. bari ben sorayım.
bunları yazmak benim haddime mi?
devamını gör...

bugün 2. el alım-satım sitesinde ilanıyla karşılaştığım, atasına ceddine saygısı kalmamış olan torundur.

bugün kafa tatili yapmak istedim. bilen bilir oto galericiyim. işim dolayısıyla telefonlarım tıpkı bir çağrı merkezi gibi sürekli olarak çalmaktadır. hasar kayıtsız 50 bin km aracını satmak için uğraşan beyaz yakalı ekşici tiplerle hemhal olmamak için uçak moduna aldım telefonumu.. inanın dostlarım işimden zaman zaman nefret ediyorum. benim gibi entrepreneur bir kişilik, bu gibi insanlarla vaktini boşa çarçur ettikçe köreliyor. kendimi zaman zaman tükenmişlik sendromunda hissediyorum.

gelgelelim meselemize. daha önce söylemiştim sanırım. antika alım-satım yapmayı severim. özellikle savaş görmüş olan süvari kılıcı, matara, miğfer, zippo çakmak, antika tabanca gibi nesneleri koleksiyonuma koymayı severim. girdim malum 2. el alım-satım sitesine. bir yandan laptop'ımdan bitcoin'lerimin eriyişine bakıyor ve kahroluyorken, öbür yandan esra'mın benim için hazırlamış olduğu meyve tabağından tıkınıyorum. müstakbel kayınvalidem cevahir hanım iki akşam üzeri bizim eve yatıya geldi. fevzi amca ile kavga etmişler, koskoca kadın elinde bavulu gecenin bir körü kapıyı tıklattı. üstü başı depresif haldeydi ve yüzüklerin efendisindeki "neden et yiyemiyoss" diyen goblin gibi görünüyordu, yıpranmış görünüyordu. içeri buyurduk tabii salonda netflix'ten vegan belgeseli izleyerek uyumuş.

neyse girdim websitesine. madalyalar filtresini uyguladım. gözüme bir ilan ilişti ve gördüklerime inanamadım. önce bunun trollüğüne açılmış bir ilan olduğunu düşündüm. ne var ki böyle troll ilanlar siteden kolayca çıkabiliyordu.

tam da o sırada irkilerek bir aristo mantığı uygulayarak kendime bir düşünce çizelgesi hazırladım.. gramafonuma wagner'in faust'unu takarak, bir yandan dinlerken, bir yandan dört sayfa jean jacques rousseau okuyarak devrimlerin halktan mı yoksa burjuva güruhundan mı verilmesi gerektiği ikileminde bir müddet dolandım. tabii bu da yetmeyince dört sayfa da matthew arnold okuyarak devrimlerin sosyokültürel altyapısı hakkındaki olumlu ya da olumsuz bazı umdelerimi yenileme fırsatı buldum. sonra ekinezya çayımı içip "ben napıyorum anasını satimm??" diyerek kitapları kaldırdım ve gördüğüm manzara karşısında gözlerimi buruşturan bu sevimsizliğe döndüm.

dede yadigârı kafa sözlük madalyamı ihtiyaçtan satıyorum. "gecenin ikisinde sözlüğe giren kızın amacı" başlığında toplumun sinir uçlarına dokunan bir başlık sahibi trolle, rahmetli kafa sözlük yazarı dedem tarafından üsluplu bir "don't feed the troll" cevabı verilmiş olup, yönetim tarafından madalyaya layık görülmüştür. temiz temiz pırıl pırıl hiç kullanılmamıştır. fiyatı 1500 tl. pazarlık payı yoktur. ölücüler aramasın lütfen..!!

koskoca dede yadigarı madalyanın değeri 1500 tl mi yani? o şerefin, haysiyetin, onurun satış fiyatı bu mu gerçekten de?

ilan sahibini aradım. sesi çatallanmış bir ergen açtı. "neden böyle bir şey yapıyorsun dedenin hiç mi hatrı yok sende aslanım?" diye sordum. "abi oyunda silah alacam, para lazım oldu" dedi bana.

ulan oyun parası diyor oyun parası!!
gel de celallanme anasını satim!

neyse çocuğa parasını verdim cebimden. dedesinin kemikleri sızlamasın hiç değilse. adam zaten kabirde sorguya çekilirken bir ton sıkıntı çekmiştir, bir de mezarda takla atmasın yazıktır...

hesabın şifresini hash yaparak değiştirdim. bundan sonra ben de dahil kimse giremeyecek oraya. atalarımıza saygı duymalıyız derken lakırdı yapmıyoruz vesselam.
devamını gör...

sonunda din değiştirmeme sebep olmuştur. ailemide seviyorum ama baskı hem onlara hem bize zarar veriyor. sonra neden böyle olduk biz.

bazen onlarıda anlıyorum, iyi olmamızı istiyorlar ama ipin ucunu çoğu aile kaçırdı.

z kuşağında müslüman kalırsa ne ala.
devamını gör...

odtülüler ayrı bir tür mü? neden bunun için bir başlık var
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şebnem paker-dinle
devamını gör...

"zamanın iki yüzü var, iki boyutu. uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, derinliğini ise tutkular."

amin maalouf'un muhteşem bir eseridir semerkand. öyle bir kitaptır ki okuyucuya bir zaman yolculuğu sunar adeta. 1072'de ömer hayyam'ın rubaiyat adlı eserini yazmasından başlayan yolculuk, 1912'de titanic'de son buluyor. maalouf bu romanında; ömer hayyam, hasan sabbah ve nizamülmülk gibi üç önemli şahsiyeti buluşturuyor.

bir anda kendinizi iran devrimi'nde bulurken başka bir anda ömer hayyam'ı rubaileri yazarken izliyorsunuz. hasan sabbah'ı, nizamülmülk'ü, haşhaşileri adeta gözlerimizin önüne seriyor amin maalouf.
ilk sayfasından itibaren sıkılmadan okuduğum, bitmesin istediğim mükemmel bir romandı. kitapta tasvirler ve anlatım okuyucuyu adeta semerkand sokaklarında gezintiye çıkarıyor. tarihsel bağlantılar ve hayyam, hasan sabbah, nizamülmülk gibi büyük tarihi şahsiyetler harika bir şekilde kurgulanmış. tüm bunların ışığında kesinlikle okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap diyebilirim.

bu kitaptan sonra karakterler üzerinden ilerlemek isteyenlerin ömer hayyam'ın rubailer eserini, nizamülmülk'ün siyasetnamesi'ni ve vladimir bartol'un fedailerin kalesi alamut adlı eserlerini okumalarını tavsiye etmek isterim.
devamını gör...

herkesin birbirini tanıdığı, çılgınca eğlendiği partide tek başına takılmak gibidir.

eski yazarlara bakıyorum da muhabbetler, şakalar havada uçuşuyor. yazarlar mod'a laf çakıyor, mod yazara cevap veriyor, samimiyet gırla.

ya biz yeni yazarlar? boynu bükük, bir köşede acaba yazdığımı gören var mı diye merak ediyoruz.

bilmiyorlar

edit: siz beni mutluluktan ağlatacak mısınız? neden bu kadar iyisiniz?
devamını gör...

kendin yap kategorisi içinde zevkli uygulamalardan biridir. atıyorum 3 litre süt mayalayacaksınız 3 4 yemek kaşığı yoğurt yeterli olacaktır. serçe parmağınızı bir kaç saniye süte batırın, yakmayacak kadar sıcaksa mayalama için yeterli sıcaklıktadır. yoğurdu küçük bir kaba alın ve çırpın. içine bir kaç kaşık da süt alıp seyreltin ve süte boca edip karıştırın. biraz tatlımsı yoğurt istiyorsanız içine bir tane küp şeker atabilirsiniz. hem böylece mayalama işlemi de hızlanır. tahmini 4 5 saat yoğurdun hazır olması için yeterli olacaktır. tencerenin veya kabın belini sarın ve üzerini de kapattıktan sonra kalınca bir bezle örtün.
devamını gör...

kendimi anlatamayacağıma ya da beni anlayamacaklarına inandığım da yalan söyledim ben hep. ya da doğruları söylemenin o can yakıcı bedelleri ile savaşacak gücüm olmadığında.
neden kötü olduğumu anlatacak gücüm yoksa iyiyim dedim. neden mutsuz olduğumu anlayamıyorlarsa mutluyum dedim. özgür olma isteğimi, kendimi bulma çabamı farkedemiyorlarsa onların istediği şekilde davranıyormuş gibi yaptım.
ne yalan söyleyeyim rahat ettim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fuckbuddy gibiyiz, bazen özlüyorum bazen kafam kaldırmıyor
devamını gör...

dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi olarak geç bile kalmışlar, british museum 4,5 milyon eserini geçen sene sanal ortama taşıdı. güzel haber.
devamını gör...

siyasetçilerin yalanları dan, çocukların geleceğini düşünmekten, bencil insanlardan.
devamını gör...

geliyor gelmekte olan dedigim durumdur. (bkz: kafa sozluk radyosu) da kadromuza eklendigine gore, daha da buyuyecegiz, daha da guzellesecegiz. (allah'im cok amin)
devamını gör...

bir freud hayranı olarak, dizinin çıkacağını öğrendiğimde oldukça sevinmiştim. freud'un hayatı, çalışmaları, psikanalizin kuruluşu gibi alanlara mercek tutan bir yapım bekliyordum. ama dizi bu alanlardan çok bir suç-gerilim üzerine yoğunlaşıyor. yine de bir dönem dizisi olduğu için ve oyunculukların da gayet başarılı olması ile izlenmeyi hak ediyor diyebiliriz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim