hayatını yaşa diyorlar ya
duvarlarla konuşarak mı hep
hep karanlığa esir olarak mı
yoksa ilelebet sensizlik mi
sen yok hayatım yok sen yok ben yok
devamını gör...

insanlar birbirini sever ve evlenirler. bu normal bir şeydir. peki evliliğinizde işler yolunda gitmediğinde eşiniz bambaşka bir insana dönüşseydi? film ne bir kadının ne kadar şeytanca şeyler yapabileceğini ne de bir erkeğin nasıl mağdur edilebileceğini anlatıyor. film zeki bir insanın -ister iyi ister kötü olsun- medyayı kullanarak insanların algısını yönetmesini anlatıyor. (teknoloji çıktı mertlik bozuldu) eğer insanlara doğru şeyleri gösterirseniz sizin tecavüz mağduru olduğunuza ya da failken mağdur olduğunuza inanmamaları için hiçbir neden olmaz. bu film günümüzde de hemen her şeye inanmamamız gerektiğini bize bir kez daha hatırlatıyor. filmin ilk dakikaları daha çok polisiye gibi başlamış olsa da sonunda yorgun bir beyinle muhteşem bir film bitirmiş oluyorsunuz. temposunu hiç kaybetmeyen bu film sonuyla da iyilerin her zaman kazanamadığını, kötülerin genellikle kötülük yapmaya devam ettiğini bize hatırlatıyor. mutlaka izlenmesi gereken bir film.



kadını kocasının öldürmediğini filmin en başından biliyordum ama böyle şeyler izlemek beni çok şaşırttı. kadının adamın idamına sebep olarak ondan intikam alacağını beklerken o adamı kendine öyle bir mecbur bıraktı ki şok oldum. şeytan ağzı açık izlemiştir bu filmi. adam filmin sonunda kadından korkmakla sonuna kadar haklı. ben olsam öyle bir psikopatla aynı evde yaşadığım için akıl sağlığımı kaybederim herhalde.

devamını gör...

basit gibi görünse de kapsamlı bir sorundur. sanırım işin içinden çıkabilmenin tek yolu, yalnızlığı kişilere bağlayarak tarif etmekten geçiyor.

genel olarak, yalnız olamazsınız. yalnızlık birlikteliktir.

(bkz: birliktelikte yalnızlık) .
(bkz: yalnızlıkla birliktelik) .
devamını gör...

kupa.yeter artık arkadaşlar biraz özgünlük katın hediyenize evde 20 tane kupa oldu bıktım kupa almaktan.
devamını gör...

ingiliz besteci henry purcell (1659–95), erken barok dönemi olarak sınıflandırmış sanat tarihçileri onu. ben çok anlamam klasik müzik tarihinden falan ama barok deyince aklıma hemen vivaldi, handel ve tabii ki bach geliyor.

onu dinlerken gerçekten de sınıflandırıldığı dönemin tınısı içimi kapladı. aynı yumuşak ancak görkemli müzik, yaylıların uçan halı misali sizi yükseklere taşıması, dokunaklı melodilerle tatlı bir hüznün içinizde kök salması, işte dinlediğim müziği ifade etmeye çalışırken aklıma gelen yetersiz tümcelerdir bunlar.

hakkında bir şeyler bulmaya çalışırken hayatı hakkında ilginç anekdotlara da rastladım.

misal, ölümü ile ilgili muhtelif rivayetler var. bir söylentiye göre karısı gece 11'e kadar dışarıda kalmasına izin veriyormuş. bir gece geç kalmış ve karısını onu eve almamış, yağmur altında sabaha kadar beklemek zorunda kalan (bence sızan) besteci soğuk algınlığından ölmüş. bir diğerine göre çikolata zehirlenmesinden terki diyar etmiş. ancak en çok kabul göreni verem hastalığı ki bir sanatçıya ne de çok yakışır verem. ama ben en çok birincisini beğendim diyebilirim. ne olursa olsun 36 yaşında zıpkın gibi delikalı iken hakkın rahmetine kavuşuvermiş bu büyük yetenek -sizin de aklınıza amadeus filmi gelmedi mi?-

canı isterse kilise müziği yapmış, canı isterse opera. meyhane de söylenen müstehcen ve mizahi şarkılara kanon bile yapmış üstat (yazarken aynı zamanda tanıyor ve tanıdıkça daha çok seviyorum bu adamı). tiyatro için sahne müzikleri bestelemiş, shakespeare’in bir yaz gecesi rüyası oyunundan fairy queen (periler kraliçesi) adıyla yapılan bir uyarlamaya fon müziği yapmış. oda müzikleri, şarkılar, minyatür operalar artık aklınıza ne geliyorsa hiç kasmamış hepsi için ve herkes için eserler vermiş.

a clockwork orange adındaki şu çılgın filmin tema müziğinin de, bu arkadaşın bir bestesine yapılan elektronik düzenleme olduğunu öğrendim ya, ölsem de gam yemem artık. müzik için doğmuş, müzik için yaşamış ve kısacık ömrüne sığdırdığı kocaman eserler ile adını tarihe yazdırmış. belki yaşasa koca bach gibi dev bir külliyat bırakacak, ingiliz müziği belki bambaşka bir mecrada akıp avrupa’nın diğer ülkelerinden daha bodur kalmayacaktı.

mevzu müzik olunca gerisi teferruat deyip tanımı bağlayalım.
devamını gör...

konjenital aganglionik megakolon olarak da isimlendirilen iken,meissner pleksusu ve auerbach pleksusu'undaki ganglion hücrelerinin konjenital yokluğu ile karakterize bir sendromdur.

yenidoğanlarda görülen ilk 48 saatte karında distansiyon, safralı kusma, rektumun boş olması ve rektal tuşe sonrası patlar tarzda, pis kokulu gaita çıkması ile karakterizedir.

tanıda altın standart rektal biyopsi 'dir.
ganglion hücrelerinin yokluğu tanı koydurucudur.
devamını gör...

o ayağı da kaldırması lazımdı ki iyice anlaşılsın.
devamını gör...

sıradan bir yazar, okuyucunun şu anda bilgisayarının başında oturmuş, bir eli farede diğerini dizine yaslamış bir halde, bazı yerlerinde sıkılıp atlayarak, bazı yerlerinde ekrana biraz daha yaklaşarak, yine de yüzeysel bir ilgiyle bu yazıyı okurken, bir yandan da içten içe yazıyla değil birazdan bu yazıya yazacağı yorumla ilgilendiğini ve bunun zamanın şartları açısından uygun bir durum olduğunu düşünebilir.

ancak bu yazıyı yazan kişi kendini sıradan biri olarak görmediği ve geleceğe dair kesin bilgiler elde etmenin mümkün olmadığına inandığı için böyle bir düşünceyi aklının ucundan bile geçirmeden, okuyucuyu kendi geleceğiyle başbaşa bırakarak yazısını yazacak.

jose saramago’nun her romanını okuduktan sonra başyapıtının o son okuduğum roman olduğuna karar veriyorum ve bu sefer de benim için gelenek bozulmadı. şu anki kararıma göre saramago’nun başyapıtı kopyalanmış adam’dır. bu romanda tertuliano maximo afonso ismili tarih öğretmeninin bir video kasette film izlerken kendine çok benzeyen, hatta ikizi kadar benzeyen, hatta ikizin de bile çok benzeyen, hatta ve hatta kendisi olan bir adamla kaşılaşmasının hikayesi anlatılır.önemli bir alıntı kitabın gidişatını açıklayabilir. “…kaderle asla armut tartışmasına girme, çünkü kader bütün olgun armutları yiyip hamları senin eline verir.”

bu adam afonso’dan farklı olarak bir tarih öğretmeni değildir, ilk cümleden de anlaşılacağı gibi bir aktördür. küçük rollerde oynayan bu aktör, mesleğinde yükselme eğilimindedir. bunu da yavaş yavaş da olsa başarmaktadır. afonso ona telefon edip birbirlerinin aynısı olduklarını söyleyene kadar da hayatı normal seyrinde devam etmektedir. afonso’nu telefonu her şeyi değiştirir. ancak aktörün evini afonso’dan önce arayan bir adam daha vardır ki bunun kim olduğu kitabın sonunda ancak ortaya çıkacak ve romana yeni bir yön verecektir.

afonso ve antoino claro buluşmaya karar verir ve iş çığrından çıkmaya başlar. bu iki adamın doğum tarihleri bile aynıdır. ancak tertuliano yarım saat kadar sonra doğmuştur ve bu da onun aktörün kopyası olduğunun şaşmaz bir kanıtıdır. ikili arasındaki benzerlik bir düşmanlığa dönüşmeye başladığında bundan sadece kendileri değil maria de paz ( tertulano’nun uzatmalı, genç sevgilisi) ve helena ( antonio’nun karısı) da etkilenir. kitapta neden hammurabi kanunlarından bahsedildiği ise fazla keskin bir zekaya gerek duyulmadan çözülecek kadar açıktır.

kitap, saramago’nun her zaman yaptığı işi tekrar eden bir yapıt. kimlik bunalımlarının aşılamadığı günümüz toplumuna ciddi bir eleştiri. saramago dehası ve kaleminin keskinliği ile bize ölümsüzlüğünün bir başka göstergesini de bırakmış.
devamını gör...

çooook güzel, çok dokunaklı. anne'e defalarca sarılmak istedim izlerken.
anne çok hassas, sevgi dolu, ilgili, meraklı, kitap okumayı, hikaye anlatmayı, edebiyatı çok seven, fazlasıyla konuşkan, hayalci bir kız.
anne'i tek kelime ile tarif edersem 'hevesli'
19.yy'da geçiyor konu. kimsesiz, öksüz ve yetim bir kız anne. ömrü yetimhanelerde oradan oraya evlatlık(hizmetçi) verilerek geçmiş. çok ağır travmalarla geçmiş yaşamı ama hiç küsmemiş dünyaya, hep tutunmuş hayata. en son evlatlık(yanlışlıkla) verildiği yer yemyeşil doğası, çiçekleriyle anne'i o hep hayal ettiği yere kavuşturuyor ama kolay olmuyor kendini kabul ettirmesi. defalarca hayal kırıklığı yaşıyor ve bazen yalnız kalıyor. yalnız kaldığında aynaya vuran yansımasını arkadaş yapıyor kendine.
anne çok özel bir kız, her ne kadar kızıl saçlarından, çilli yüzünden dolayı kendini çirkin bulsa da çok güzel bir kız. iflah olmaz hayalci anne, yaşadığı kırgınlıklara rağmen umut eden, hayal kurmaktan vazgeçmeyen...
ben çok sevdim anne'i ve dünyasını.
başta da yazdığım gibi ona sarılmak istedim sıklıkla.
kitaplarını da alıp okumuştum
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

beni de oldukça mutlu eden mesajdır. birkaç kişiden aldım sağ olsunlar.* ben de burdan tüm sözlüğe iyi bayramlarrr diliyorumm.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

adı damağımda kalması üzerine biraz spoiler içerebilecek olan bir entry girmeme sebep olacak güzellikteki film. siz dışarıdan bakan bir çift gözsünüz bir kere filmde. hiç kendinizi filmdeki herhangi birinin yerine koyamıyorsunuz, koymayın da zaten. filmin müziksiz olmadığını bilmiyordum en başta mute moduna aldım sandım, ama başlangıçta hiç müzik olmadığı gibi filmin devamı ve bitiminde de bir kuple bir şey duyamadık. bu da filmin gerçek yaşam öyküsü gibi hissedilmesine sebep olan bir durum. al pacino, ah al pacino... 30' lu yaşlarındaki al pacino daha o zamanlardan bağırmış buram buram ben oyuncuyum diye. yakın çekimdeki gözleri, o bir çift elayı görüp de etkilenmeyecek hatun milleti yoktur, erkekler de etkilenebilir sakınca yok. ben olsam etkilenirdim yani. afişinde dediği gidi "allah yardımcıları olsun" luk bir çift var gözlerimizin önünde. önce aşklarını, sonra saygılarını ve en sonunda hayallerini, kendilerini, umutlarını kaybettiklerine birer birer şahit oluyoruz. filmde öyle olağan dışı bir senaryo durumu yok, requiem for a dream gibi tam isabet yediğiniz yumruklar da yok. filmden yapılacak çıkarım tamamen izleyiciye bırakılmış. zaten dan diye bitiyor ve "yaa, bu kadar mı amaaa!" diyorsunuz. tükenmiş hissettiğiniz zamanlar harici izlemeniz yazarın naçizane tavsiyesidir.
devamını gör...

coldbay, sen konuş biz dinleyelim. içi dolu çok iyi hazırlanılmış bir yayın olmuş elinize sağlık.
devamını gör...

allah kimseyi düşürmesin dediğim ama herkesin başına gelen şeydir. mesela ben 3 saat sonra mesaide olmalıyım. ama 15 dk. sonra günaydın sözlük deyip kek tarifi veren teyzeler gibi mutluluk savuracagım evrene. gözler mi ? uykusuzluktan kurbağa gibi tabi.
devamını gör...

kaydımı yaptım ama uzunca bir süre hesabıma giremedim. istemiyorsanız açık açık söyleyin böyle yapmayın yauv.
devamını gör...

asur ve babillerde hastalık şeytanlar tarafından yapılan bir şeydi. hayanların iç organlarına bakarak geleceği gören, şeytanları def eden büyücüler vardı. hayvanların iç organlarının görünmesinin etkisi tıp biliminin ilerlemesine neden oldu.
karaciğer çok büyük ve kanlı olduğundan, ruh ve aklın merkezi olduğuna inanılıp çok saygı duyulmuş bir organ olmuştur.
devamını gör...

"yeteneklerini göstermek, yüreğindeki sıcaklığı alevlendirmek ve doğal neşesini açığa çıkarmak için kadın ve erkeklerle sürekli birlikte olmaya ihtiyacı vardı. yalnız kaldığında, kutusunda hiç çakılmadan duran bir kibrit çöpü gibi soğuk ve amaçsız oluyordu."

-yakıcı sır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kaza anı videosu
antalya'da sokak köpeklerinden kaçan 10 yaşında kız kamyonun altında kalarak ağır yaralanmış. yoğun bakimda tedavisi sürüyormuş. keşke sokak hayvanları için bazı tedbirler alınsa daha fazla barınak gibi. böyle bi çok kazanın,köpek saldırısının önüne geçilebilir belki.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim