yazarların yaşadığı en utanç verici anı
abimden bana kalan şortla havuza girmiştim. herkes el ele tutuşup yuvarlak oluşturmuştu ve rastgele birilerini çekip, kollar üzerinden kaydırıyorlardı. benim sıram gelince, beni de çektiler tabi. şort malum abimden kalma. paraşüt gibi bir açıldı ya haak. kıbrıs'a inen türk askeri gibi indim kollarına. takım taklavat ne varsa düşmana göz dağı verildi.
çok utanmıştım da sonradan umursamayıp hunharca güldüm.
çok utanmıştım da sonradan umursamayıp hunharca güldüm.
devamını gör...
her regaib kandilinde kandil simidi alan ateist
vakti zamanında hikmet kıvılcımının evine moskovadan arkadaşları gelmiş. tam kapıdan girecekler, hikmet kıvılcımlı onları durdurmuş, ayakkabılarını işaret etmiş, onlara şunu söylemiş ve gülümsemiş; "müslümanın evine ayakkabı ile girilmez."
bilmeyenler için not düşeyim; hikmet kıvılcımlı türk sosyalist hareketinin mihenk taşlarından biridir ve ateisttir.
bu coğrafyanın mozaiğinde bazı davranışlar, kültürel bir yapıya bürünüyor.
o kandil simidini afiyetle yerim. evime de kimseyi ayakkabı ile sokmam *
bilmeyenler için not düşeyim; hikmet kıvılcımlı türk sosyalist hareketinin mihenk taşlarından biridir ve ateisttir.
bu coğrafyanın mozaiğinde bazı davranışlar, kültürel bir yapıya bürünüyor.
o kandil simidini afiyetle yerim. evime de kimseyi ayakkabı ile sokmam *
devamını gör...
yazarların kalbine yara olan film
çizgili pijamalı çocuk. ah be herkese çocuk masumiyeti lazım. o zaman dünya bu kadar kötü olmazdı.
devamını gör...
ağlarken sakızın ağızdan düşmesi
ağlamanın dramını daha çok arttıran durumdur.
devamını gör...
sözlükteki din karşıtlığı
benim tek karşı olduğum dinine bağlı insanların ahlak bekçiliği yapmasıdır. dini dilinize dolayıp, “bu bunu yapıyosa ahlaksızdır” “şu şöyle dedi kesin ateisttir” falan demek en büyük ahlaksızlık bence. kimse kimsenin dinine veya dinsizliğine karısmamalı. sözlükte ahlak bekçiliğine yer yok, burayı kendi yobaz mahallelerinizle karıştırmamalısınız. bence herkes kendine baksın, kendi ahlakına odaklansın.
(bkz: herkesin hayatına kimse karışamaz)
(bkz: herkesin hayatına kimse karışamaz)
devamını gör...
1 milyon dolar vs sevdiğin kız
tanımları okumaya başladığımda yazarların olayı tiye aldığını düşünmüştüm fakat okumaya devam ettikçe çoğu yazarın ciddi olduğunun farkına vardım. sevgi, içi boşaltılmış bir kelime olarak kalmış. birisini sevmiş bir insan olarak söyleyebilirim ki, bir insanı, bir hayvanı, bir varlığı sevdiğiniz zaman, bunun bir karşılığı yoktur. milyon dolar değil, bütün servetleri, bütün gücü verseler bile önemi yoktur. momo'nun, benim gözümde herhangi bir ikamesi yok. hiçbir şey karşılığında takas etmem. kimse yanlış anlamasın, kimseyi seçimlerinden dolayı yargılamıyorum, anlatmak istediğim şey eğer işin içinde sevgi varsa, soru doesn't exist. yok eğer soru sizin için varsa, bu sefer siz henüz sevgiyi deneyimlememişsiniz demektir. gibi dizisini izleyenler, erasmus sahnesini hatırlarlarsa, beni daha iyi anlayacaklardır. herkese, sevgiyi deneyimleyeceği bir hayat dilerim.
devamını gör...
8.10 vapuru
“sesinde ne var biliyor musun
bir bahçenin ortası var
mavi ipek kış çiçeği
sigara içmek için
üst kata çıkıyorsun
sesinde ne var biliyor musun
uykusuz türkçe var
işinden memnun değilsin
bu kenti sevmiyorsun
bir adam gazetesini katlar
sesinde ne var biliyor musun
eski öpüşler var
banyonun buzlu camı
birkaç gün görünmedin
okul şarkıları var
sesinde ne var biliyor musun
ev dağınıklığı var
iki de bir elini başına götürüp
rüzgarda dağılan yalnızlığını
düzeltiyorsun
sesinde ne var biliyor musun
söylemediğin sözcükler var
küçücük şeyler belki
ama günün bu saatinde
anıt gibi dururlar
sesinde ne var biliyor musun
söylenmemiş sözcükler var.”
cemal süreya şiiri.
bir bahçenin ortası var
mavi ipek kış çiçeği
sigara içmek için
üst kata çıkıyorsun
sesinde ne var biliyor musun
uykusuz türkçe var
işinden memnun değilsin
bu kenti sevmiyorsun
bir adam gazetesini katlar
sesinde ne var biliyor musun
eski öpüşler var
banyonun buzlu camı
birkaç gün görünmedin
okul şarkıları var
sesinde ne var biliyor musun
ev dağınıklığı var
iki de bir elini başına götürüp
rüzgarda dağılan yalnızlığını
düzeltiyorsun
sesinde ne var biliyor musun
söylemediğin sözcükler var
küçücük şeyler belki
ama günün bu saatinde
anıt gibi dururlar
sesinde ne var biliyor musun
söylenmemiş sözcükler var.”
cemal süreya şiiri.
devamını gör...
aynı hatayı tekrar tekrar yapmak
daha öncekilerin hata değil de talihsizlik olduğunu düşünmektir. bir de işin "artık tecrübe kazandım, düşülecek tüm çukurları ezberledim." gibi çok yanlış bir motivasyonu var.
bir de şey var, ona bayılıyorum: yine dene, yine yenil, daha iyi yenil!
hatalarla yüzleşmek, pişmanlık hissinden kurtulmak adına neredeyse hatayı* cazip hâle getiriyoruz.
bir de şey var, ona bayılıyorum: yine dene, yine yenil, daha iyi yenil!
hatalarla yüzleşmek, pişmanlık hissinden kurtulmak adına neredeyse hatayı* cazip hâle getiriyoruz.
devamını gör...
ucemak
çok güzel yazılara imza atan çok güzel yazar, umarım her şey dilediği gibi olur.
devamını gör...
est sularus oth mithas
ejderha mızrağı kurgusunda yer alan solamnia şövalyeleri'nin kurucusu vinas solamnus tarafından söylenmiş ve solamnia şövalyelerinin düsturu olmuş söz öbeği. şövalyelerin ölçü adı verilen kural kitabının ruhunu oluşturur. bütün şövalyeler bu kurallara uymak zorundadır.
bu sözleri duyduğumda/okuduğumda benim aklıma her daim sturm brightblade gelir. zaten krynn üzerinde yürüyen en has adam da kendisidir. kâh caramon majere'de bu konularda az buz değildir lakin sturm'un eline su dökemez. sturm delikanlılığın kitabını yazmak şöyle dursun onu direkt kutsal kitap haline getirmiştir. şövalye olmadığı halde kurallara bu kadar sıkı sıkıya bağlanmış bir erdem timsali bulamazsınız. ölmeden önce şövalye olması ise tek tesellimizdir. tabi raistlin majere'e göre sturm hayatı boyunca gerçek bir şövalyeydi. onun şövalyeliği için ritüellerin bir anlamı yoktu. ağanın lafının üzerine laf söylemekte bize düşmez. raistlin bu! adamı eciş bücüş eder maazallah.
böyle güzel abiler kalmadı artık. ''o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.'' diyor ya yaşar kemal, hah işte romanlarda bile halimiz ahvalimiz bu oldu. olması gerektiği gibi davranan sıradan insanları bile özler olduk. siliniyorlar çünkü. şeytana pabucunu ters giydirmek ve sıçanı incelikle yemek asrın yeni umdesi. bak laf lafı açıyor. asrın yeni umdesi deyince de aklıma neyzen geldi. ne diyordu;
asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
kürsî-i liyakat muhabbet tellalı , puşt olanındır!
muhabbet tellalı yazınca tam oturmadı sanki ama biraz yumuşattı gibi. aslını bilen zaten biliyor. dörtlüğün ayarları ile oynamaya gerek yok. sahi ne diyorduk. hah sturm... güzel adamdı. doğrunun peşinden koştu. bugün aramızda dolaşıyor olsa, saf, salak, enayi yaftası yerdi kesin. zira dönem sinsiliğe övgü dönemi. elbet bir gün bu omurgasızlıklara da sövülecek bir dönem gelir. ara ara oluyor öyle. bakalım hangi ara olacak?
ışıklar içerisinde yat sturm... ya da yatma bunlar ışıkları bile kapatır abicim!
bu sözleri duyduğumda/okuduğumda benim aklıma her daim sturm brightblade gelir. zaten krynn üzerinde yürüyen en has adam da kendisidir. kâh caramon majere'de bu konularda az buz değildir lakin sturm'un eline su dökemez. sturm delikanlılığın kitabını yazmak şöyle dursun onu direkt kutsal kitap haline getirmiştir. şövalye olmadığı halde kurallara bu kadar sıkı sıkıya bağlanmış bir erdem timsali bulamazsınız. ölmeden önce şövalye olması ise tek tesellimizdir. tabi raistlin majere'e göre sturm hayatı boyunca gerçek bir şövalyeydi. onun şövalyeliği için ritüellerin bir anlamı yoktu. ağanın lafının üzerine laf söylemekte bize düşmez. raistlin bu! adamı eciş bücüş eder maazallah.
böyle güzel abiler kalmadı artık. ''o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.'' diyor ya yaşar kemal, hah işte romanlarda bile halimiz ahvalimiz bu oldu. olması gerektiği gibi davranan sıradan insanları bile özler olduk. siliniyorlar çünkü. şeytana pabucunu ters giydirmek ve sıçanı incelikle yemek asrın yeni umdesi. bak laf lafı açıyor. asrın yeni umdesi deyince de aklıma neyzen geldi. ne diyordu;
asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
kürsî-i liyakat muhabbet tellalı , puşt olanındır!
muhabbet tellalı yazınca tam oturmadı sanki ama biraz yumuşattı gibi. aslını bilen zaten biliyor. dörtlüğün ayarları ile oynamaya gerek yok. sahi ne diyorduk. hah sturm... güzel adamdı. doğrunun peşinden koştu. bugün aramızda dolaşıyor olsa, saf, salak, enayi yaftası yerdi kesin. zira dönem sinsiliğe övgü dönemi. elbet bir gün bu omurgasızlıklara da sövülecek bir dönem gelir. ara ara oluyor öyle. bakalım hangi ara olacak?
ışıklar içerisinde yat sturm... ya da yatma bunlar ışıkları bile kapatır abicim!
devamını gör...
sen okumuş adamsın bilirsin denince yaşanan tedirginlik duygusu
genelde okuduğum bölümle alakalı define arayan akrabalarımın ağzımı araması olayıdır. "yav simdi bizim köydeki arsa da define bulsak devlet bunun kaçta kaçını bize verir, tl olarak ama yegeeenim?" "kaçak kazı yaparken yakalansak jandarma ensele bizi kaç yıl yatar çıkarız?" kaçak kazı helal midir yeğenim? define ararken hangi duaları okuyalım da elimizle koymuş gibi bulalım ? gibi abuk subuk sorular sormaları yüzünden genelde bu tarz sorular sorulmadan önce çay servisi yapmak için mutfağa kaçarım. ne yapıp edin sen okumuş adamsın,sen bunun bölümünü
okudun bilirsin gibi soruların devamı gelmeden hatta ve hatta cümlenin yarısında olduğunuz yerden uzaklaşın. sorular her zaman bomboş ve gereksizdir çünkü .
okudun bilirsin gibi soruların devamı gelmeden hatta ve hatta cümlenin yarısında olduğunuz yerden uzaklaşın. sorular her zaman bomboş ve gereksizdir çünkü .
devamını gör...
ayşe kulin
armağan çağlayan'ın programında, ülkede kitap yazarak para kazanan bir kaç yazardan biri olduğunu söyledi.
80 yaşında olduğunu öğrendiğimden beri
enerjisine gayretine bir kez daha hayran kaldım.
çok yaşamak isteyen biri değildim.
çok yaşamaya niyet ettim.
o programdan sonra.
adı aylin' i okuduğumda üniversiteye gidiyordum. kahramanı çok asortik bulmuştum, aylin'in tam da öyle bir kadın olduğunu anlattı armağan'a.
sevdalinka, veda ve köprü kitaplarını da okudum.
kadın gibi yazıyor. özelikle kadınların onun bir kaç kitabını okuması gerektiğini düşünüyorum.
kadınları anlamak niyetinde olan erkeklerde okumalı onu.
kitabını okumak için alması yeterli, kurgusu ve dili gerisini getiriyor.
80 yaşında olduğunu öğrendiğimden beri
enerjisine gayretine bir kez daha hayran kaldım.
çok yaşamak isteyen biri değildim.
çok yaşamaya niyet ettim.
o programdan sonra.
adı aylin' i okuduğumda üniversiteye gidiyordum. kahramanı çok asortik bulmuştum, aylin'in tam da öyle bir kadın olduğunu anlattı armağan'a.
sevdalinka, veda ve köprü kitaplarını da okudum.
kadın gibi yazıyor. özelikle kadınların onun bir kaç kitabını okuması gerektiğini düşünüyorum.
kadınları anlamak niyetinde olan erkeklerde okumalı onu.
kitabını okumak için alması yeterli, kurgusu ve dili gerisini getiriyor.
devamını gör...
güzel sevmelerin giderek azalması
güzel seven bir nesil zamanın hoyratlığında yok oldu sanırım. oysa ki en büyük hazineye sahip olmak demektir güzel seven birini kendi hayatına dahil edebilmek.
devamını gör...
kintsugi
kintsukoroi yine bir japon güzelliği olan zen budizmi temelli wabi-sabi anlayışından doğan onarma sanatı.
kırılan,dökülen ama parçaları hala mevcut eşyanın -nitekim ruhun, duygunun- yeni bir amaç, işlev (hayat) kazandırmak için, altınla tamir edilmesiyle kusurlu, hasarlı olanında işlevsel olabileceğini anlatır.
kusurlu (parçalanmış) olanın, yeni bir işlevsellik kazanması için önce hasarı ve hasarlı olanın da güzel olduğunu kabullenmesi -inanması- gerekir.
kırılan,dökülen ama parçaları hala mevcut eşyanın -nitekim ruhun, duygunun- yeni bir amaç, işlev (hayat) kazandırmak için, altınla tamir edilmesiyle kusurlu, hasarlı olanında işlevsel olabileceğini anlatır.
kusurlu (parçalanmış) olanın, yeni bir işlevsellik kazanması için önce hasarı ve hasarlı olanın da güzel olduğunu kabullenmesi -inanması- gerekir.
devamını gör...
bazı başlıklara önceden tanım girip girmediğini hatırlamamak
başlığın hemen üstündeki yuvarlak arama butonunda nickinizin başına @ koyarak aramanız ile kolayca çözülecek problemdir.
devamını gör...
anna karenina
tolstoy'un harika kitaplarından bir tanesi.
roman şöyle başlıyor :
''bütün mutlu aileler birbirine benzer. bu sözü tersine çevirecek olursak, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.''
roman şöyle başlıyor :
''bütün mutlu aileler birbirine benzer. bu sözü tersine çevirecek olursak, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir.''
devamını gör...
bir erkeği kırmadan ona tipsiz olduğunu söylemek
neden bu tarz zilyon tane başlık açılıyor? üzerinize vazife olmayan şeyleri söylemeyeceksiniz bu kadar basit.
devamını gör...
alphonse mucha
1860-1939 yılları arasında yaşamış art nouveau akımının temsilcilerinden, çek ressam, illüstratör ve grafik sanatçısı.
tam adıyla alphonse maria mucha, önce moravya ve viyana'da tiyatrolar için çeşitli resim çalışmaları yapmış, daha sonra münih'te ve paris'te sanat eğitimi almıştır.
1894'te paris'in ünlü aktrislerinden sarah bernhardt'ın bulunduğu ''gismonda'' isimli tiyatro için poster hazırlama fırsatı eline geçmiş ve bu poster sayesinde adını duyurmuştur.
poster for ’gismonda’ (1894) kaynak
kariyerinin yükselişiyle beraber özellikle aktris için posterler hazırlamaya devam etti. bunun yanında ''mucha tarzı'' yani art nouveau popüler olduğu için bir çok poster, resim ve illüstrasyonlar hazırlamış ve bunlar çikolata, bisküvi ve şampanya gibi bir çok ürün ambalajında kullanılmıştır.
eserlerinde çiçeklerin, çeşitli bitkilerin ve motiflerin arasında güzel kadınların bulunduğu büyüleyici kompozisyonları görüyoruz. eserleri, gördüğünüzde mucha tarafından yapıldığını anlayabileceğiniz kadar orijinal. bir kaç tane iliştiriyorum.
the precious stones (series) (1900) kaynak
f. champenois imprimeur-editeur (daydream) (1897) kaynak
kaynak
daha fazla eserini incelemek için buradan
tam adıyla alphonse maria mucha, önce moravya ve viyana'da tiyatrolar için çeşitli resim çalışmaları yapmış, daha sonra münih'te ve paris'te sanat eğitimi almıştır.
1894'te paris'in ünlü aktrislerinden sarah bernhardt'ın bulunduğu ''gismonda'' isimli tiyatro için poster hazırlama fırsatı eline geçmiş ve bu poster sayesinde adını duyurmuştur.
poster for ’gismonda’ (1894) kaynakkariyerinin yükselişiyle beraber özellikle aktris için posterler hazırlamaya devam etti. bunun yanında ''mucha tarzı'' yani art nouveau popüler olduğu için bir çok poster, resim ve illüstrasyonlar hazırlamış ve bunlar çikolata, bisküvi ve şampanya gibi bir çok ürün ambalajında kullanılmıştır.
eserlerinde çiçeklerin, çeşitli bitkilerin ve motiflerin arasında güzel kadınların bulunduğu büyüleyici kompozisyonları görüyoruz. eserleri, gördüğünüzde mucha tarafından yapıldığını anlayabileceğiniz kadar orijinal. bir kaç tane iliştiriyorum.
the precious stones (series) (1900) kaynak
f. champenois imprimeur-editeur (daydream) (1897) kaynakkaynak
daha fazla eserini incelemek için buradan
devamını gör...
bir zamanlar moda olan şimdi yüzüne bakmadığımız şeyler
denge bilekliği. ve bu bileklikle dengesini sağlayacağına inanan yurdum insanları.
devamını gör...
kitap alıntıları
“bazı insanlar zalim, çıkarcı ve zeki oldukları için, bazı insanlar ise güçsüz ve zayıf oldukları için adalet isterler.“ var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun - farabi
devamını gör...