ne güzel başlıkmış bu böyle yahu!
sağduyulu yazarlarımızın fikirlerini okuduk.
kafa sözlük'ün ne kadar çok sesli olduğunu gördük.
rüya falan görmüyorum değil mi?*
dur bi kafamı tahtaya vurayım.
yok yok rüyada değilmişim.

t: ilaç gibi gelen başlıktır*.
devamını gör...

"olmaz tabii çünkü hayalini kurduk."
var gücümle direndiğim için, her yere düştüğümde ayaklarımı toprağa daha sert vurarak kalktığım için, ağladığımda omzumda hiçbir zaman bir el hissetmediğim için, güçlü ve dayanıklı olduğum için, tek başınalığı öğrendiğim için, muhtaç olmayı reddettiğim için, ben olduğum ve benliğimi fark edip önünde saygıyla eğildiğim için, minnetsiz yaşamak istediğim için, şekilci olmadığım için olmuyor. eh varsın olmasın, kaybedeceksem kendim olduğum için kaybedeyim.
devamını gör...

iyi gidiyor aslında, uzun süredir ertelediğim, bir zamanlar başlangıcını yaptığım ama gerisini getiremediğim bir romana tekrar başlamak ve bunu en yakın zamanda bitirmeye niyetliyim bu yıl.

sevgili yazar, eski polisiye öykülerdeki dedektifler arasından, arthur conan doyle'un yarattığı sherlock holmes karakteri mi daha iyi, yoksa agatha christie'nin hercule poirot'u mu?
devamını gör...

pazar sabahı ailecek yapılan kahvaltı en güzelidir.
devamını gör...

saçlarım çok güzel olmuş, canım kendiiim. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilk temas anında bir parça yakan kuaför itemi. allahtan uzun süredir jiletle traş olmuyorum ve çok rahatım.
devamını gör...

çerez niyetine bile yerim çiğköfteyi. benim için kesinliklen çiiiiköfte *
devamını gör...

1) nefi:

asıl adı ömer'dir.

‘’yararlı, faydalı’’ anlamlarına gelen ‘’nef’i’’ mahlasını kullanmıştır.

tasavvuftan etkilenmemiştir.

‘’sebkihindi’’ akımından etkilenen ilk şairdir.
mesnevi yazmamıştır.

edebiyatımızda hiciv türünün en önemli temsilcisidir.

‘’fahriye (yazılan kişiye övgü)’’ bölümünü kasidenin vazgeçilmez bir bölümü haline getirmesinden dolayı ‘’fahriye şairi’’ olarak da bilinmektedir.

kaside türünün yapısını değiştirmiş, kasidelerine fahriye ve tegazzülle başlamıştır.

gazellerinde sade, kasidelerinde ise ağır ve süslü bir dil kullanmıştır.

‘’siham-ı kaza (kaza okları)’’ isimli eserinde hicivlerini toplamıştır.

‘’tuhfetü’l uşşak (aşıkların armağanı)’’ isimli kasidesi de önemlidir.


2) nabi:

asıl adı yusuf’tur.

hikemi (öğretici-didaktik) şiirin edebiyatımızdaki en önemli temsilcisidir.

nabi ekolü’nün kurucusudur (hikemi şiir akımı olarak bilinen akım).

devrinde ‘’şeyhü’l şuara’’ ve ‘’melikü’l şuara’’ olarak nitelendirilmiştir.

‘’hayriyye’’ isimli eserinde oğlu ebü’l hayr mehmed çelebi’ye öğütler yazmıştır.’’

şiirlerinde sade, nesirlende (düzyazı) ise ağır bir dil kullanmıştır.

‘’tuhfetü’l harameyn’’ isimli eseri edebiyatımızda süslü nesirin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir.

‘’hayrabad’’ ve ‘’münşeat’’ isimli eserleri de önemlidir.


3) nevizade atai:

şair nevi’nin oğludur.

hamse (beş mesnevi) sahibidir.

mesnevilerinde didaktik (öğretici) bir üslup kullanmıştır.

atasözü, deyim ve kalıplaşmış sözlere sıkça yer vermiştir.


4) şehülislam yahya:

gazel şairlerinden biridir.

mahallileşme akımından etkilenmiştir.

şiirlerinden bazıları bestelenmiştir.

gazelde rubai veznini kullanan ilk şairdir.


5) naili (naili-i kadim):

sebkihindi akımının kurucularından ve ilk temsilcilerinden biridir.

şiirlerinde farsça kelimelere ve ağır tamlamalara bolca yer vermiştir.

telmih, mübalağa ve tezat sanatlarını sıkça kullanmıştır.

şarkılarında ise sade bir dil kullanmıştır, mahalli (yerel) söyleyişlere yer vermiştir.


6) neşati:

mevlevi şeyhi olmasından dolayı ‘’neşati dede’’ olarak da bilinmektedir.

sebkihindi akımının en önemli temsilcilerinden biridir.

gazelleriyle ünlenmiştir.

gazellerinde naili-i kadim’den, kasidelerinde ise nef’i’den etkilenmiştir.


7) azmizade haleti:

rubaileriyle tanınmıştır.

‘’divan şiirinin ömer hayyam’ı’’ olarak anılmaktadır.

‘’rubaiyyat (rubaiyyat-ı haleti)’’ isimli eserinde rubailerini bir araya getirmiştir.


tanım: 17. yüzyıl divan şairleri hakkında yükseköğretim kurumları sınavı'na yönelik bilgi içeren başlıktır.

kaynak: edebiyat notlarım.
devamını gör...

the can but the
devamını gör...

başarıya giden yolun başkalarını ezmekten geçtiğini düşünür. oysa ki dünya kocaman ve herkese yer var.
devamını gör...

(bkz: ahlak bozacak başlıklar)
bunun olmaması için, evli olan insan başka biri ile yazışmayacak, flörtöz flörtöz takılmayacak.
evli olan insan, sağa sola bakmayacak, önüne bakacak.
evliliği ciddiye alacak, yaptığım bana yapılırsa diye her dakika empati kuracak.
çünkü (bkz: etme bulma dünyası).
devamını gör...

yakında kucağıma alacağım varlık.*
devamını gör...

"düşmanın tatlı sözlerine aldanma,balın içinde zehir olabilir."
şeyh sadi
devamını gör...

sebk-i hindî; iran, hindistan, afganistan, türkiye, azerbaycan ve tacikistan gibi ülkelerin edebiyatlarında birkaç asır etkisini göstermiş bir edebî üsluptur.
sebk-i hindî, daha önceki dönemlerin üsluplarında (klasik, mahalli üslup) kullanılan çoğu unsuru da içerdiği için onlardan kesin çizgilerle ayrılamamıştır. bu sebeple de ne zaman başladığı ve ilk temsilcilerinin kimler olduğu konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
sebk-i hindî’nin ortaya çıkışı ve gelişimiyle ilgili pek çok sosyal, siyasi ve edebî etkenden söz edilir. iran ve hindistan arasındaki tarihsel ilişkiler, safeviler dönemindeki şiilik anlayışının dışlayıcı tutumu, hindistan’daki hint ve türk yöneticilerin başta şiir olmak üzere güzel sanatlara yaklaşımı sebk-i hindî’nin gelişimini etkileyen sebepler arasında sıralanır.
sebk-i hindî’nin oluşmasına sebep olan etkenlerin en önemlisi, safeviler döneminde yöneticilerin, şiiliğin aşırı yorumunu benimseyerek diğer mezheplere mensup şairlere ilgi göstermemeleridir. bu da şairlerin kendileriyle daha fazla ilgilenen hindistan’daki türk hükümdarlarının muhitlerine göç etmeleri sonucunu doğurmuştur.
sebk-i hindî tek koldan değil üç koldan gelişmiştir. bu kollar; iran kolu, ısfahan kolu ve ifrati kol olarak isimlendirilmiştir.
sebk-i hindî, türk şairleri arasında büyük bir rağbet gör mesine rağmen iran şairleri tarafından zamanla terk edilmiş, hindistan’dan gelen yabancı bir tarz olarak değerlendirilmiştir. bu üslubun temsilcilerinden saib ve şevket, bilmece söyledikleri gerekçesiyle eleştirilmişlerdir.
iran’da doğup hindistan’da gelişen ve afganistan’da da kabul gören sebk-i hindî, xvıı. yüzyıldan iti baren anadolu’da gelişen türk edebiyatını da etkilemiştir ve pek çok şair bu üslupla şiirler yazmıştır.
türk şairle rini en çok etkileyen ve örnek alınan şairler saib-i tebrizî, şevket-i buharî, urfî-yi şirazî, talib-i amulî ve kelîm-i kâşanî’dir. hatta şevket-i buharî, iran ve hindistan’dan çok, osmanlı toprakların da tanınmıştır.
bu üslubun divan şiirindeki en önemli temsilcileri olarak da xvıı. yüzyılda nailî, neşatî ve fehim-i kadîm; xvııı. yüzyılda ise şeyh galip sayılabilir.
ancak, şiirinde hint üslubunun birkaç özelliğini toplayan her şairi sebk-i hindî’nin temsilcisi saymak yanlış olur. zira zarif, nazik, ince bir dil; anlamda derinlik, hayallerde incelik devrin genel özelliğidir. tasavvuf ve ıstırap da pek çok şairde vardır. mesela; nef’î’nin şiirlerinde bu özelliklerin çoğu vardır.
sebk-i hindî’de diğer üsluplara göre daha girift bir anlam söz konusudur. bu giriftlik ise anlamdaki derinlik ve genişlikten kaynaklanmaktadır.
ol âşık-ı pâkiz ki serâ-perde-i ismet
âlûde-i hûn-ı dil olan dâmenimüzdür

(biz, o temiz âşığız ki, günahsızlık perdesi bizim gönül kanına bulaşmış olan eteğimizdir.)

sebk-i hindî şiirinde anlam bu derece genişleyip derinleştikçe hayal unsurları önem kazanmıştır. zira anlam derine indikçe gerçeğin anlatılması sınırlı kalmış ve yeterli olmamaya başlamıştır. işte bu noktadan sonra hayal unsurları devreye girmiş ve böylece de şiirde muhayyile kuvvet kazanmıştır. soyut kavramların somut kavramlarla birleştirilmesi söz konusu olmuştur. bu da insan mantığını zorlamış ve bu şekilde kurulan hayallerin insan zihninde canlandırılması da zorlaşmıştır.
bu üslupta, yaşanılan çevreden ve günlük hayattan uzaklaşılmış; insanın dış dünyasından çok, iç dünyasına yönelinmiştir. şiirde derinleşen, genişleyen ve giriftleşen mananın altında insan ruhunun ıstırabı ortaya çıkmaktadır.
sebk-i hindî şiirinin konusu ıstıraptır. ıstırabın verdiği acı ve üzüntüler, bu üzüntülerden dolayı insan ruhunun çırpınışları ve çalkantıları hemen hemen bütün sebk-i hindî şairlerinin rağbet ettikleri ve şiirlerinde inceden inceye işledikleri konulardır. şiirde yoğun bir şekilde karamsarlık havası hissedilmektedir.
hint üslubundaki anlam derinliği ve hayal enginliği eskiden beri kullanılagelen mazmunları yetersiz kılmıştır. şiirin konusu değişip insan ruhunun derinliklerine inildikçe, muhayyile genişledikçe yeni mazmunlara ihtiyaç duyulmuştur. böylece şairler ya eskiden kullanılmış olan mazmunları biraz daha geliştirerek farklı boyutlara taşımışlar ya da yeni mazmunlar arayıp bulmuşlardır.
aşağıdaki beyitte ifade edildiği tarzda kirpiklerin saz çalıp yan bakışın şarkı söylemesi nailî’ye kadar hiçbir şairde rastlanmamış bir mazmundur:
leb-i şûh-ı nigâh-ı çeşmün oldukça terennüm-sâz
eder her cünbiş-i müjgânı bir nakş-ı füsûn peydâ
(gözünün yan bakışının şuh dudağı şarkı söyleme ye başladıkça, kirpiklerinin her kıpırdanışı sihirli bir beste ortaya çıkarır.)
hint üslubunun en önemli özelliklerinden biri de şiirde tasavvufun çok geniş bir şekilde yer almasıdır. şairler, ruhlarındaki ıstırap, acı ve çalkantıları dindirmek için çareyi tasavvufa sığınmakta bulmuşlar ve bu sebeple de şiirlerinde tasavvuf sembolizmini kullanmışlardır.
ancak, tasavvufu amaç olarak görmemişler, sadece söylemek istediklerini daha rahat ifade edebilmek için bir araç olarak kullanmışlardır. mısralar arasındaki tasavvufi örüntüyü çözmek bazen mümkün olduğu hâlde çoğu zaman oldukça zordur.
türk edebiyatında sebk-i hindî’yi şiirlerinde ustaca işleyen fehim-i kadîm’in aşağıdaki beytinde de bulunan tasavvufi özellikleri anlayabilmek ve açıklayabilmek için, tasavvuf terimlerinden biri olan “hayret” kelimesinin “şaşkınlık, müridin, sâlikin zuhur eden tecelliler karşısında düşmüş olduğu ruhi durum ve tasavvufta bir merhale” manasına geldiğini bilmek gerekir:
figân kim câme-i ömrüm kabâ-yı hayret olmışdur
girîbân-ı hayâtum çâk-i dest-i firkat olmışdur
(ömrümün elbisesi, hayret cübbesi hâline geldiği ve hayatımın yakası ayrılık eliyle yırtıldığından dolayı feryât!)

bu beyitte geçen “câme-i ömrüm, kabâ-yı hayret, girîbân-ı hayat, çâk-i dest-i firkat” tamlamalarında hint üslubunun bir başka özelliği görülür. soyut kavramlar ile somut nesneler ve varlıklar arasında ilişki kurarak imgeler oluşturmak, hint üslubunun önemli özelliklerindendir.
hint tarzında mübalağa sanatı da önemli bir yer tutar. aslında mübalağa, edebiyatta eskiden beri kullanılan bir edebî sanattır. ancak sebk-i hindî’de bunun daha fazla önem kazanması, mübalağanın hem derecesinin artmasından hem de çok fazla kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
insan mantığını zorlayan hayal genişliği ve sınırsızlığı, şairlerin mübalağa sanatını çok kullanmalarına sebep olmuştur. hayalî unsurların mübalağalı bir şekilde anlatılması, insan zihnindeki müphemliği daha da fazlalaştırmış, sebk-i hindî şiirini büsbütün anlaşılmaz hâle getirmiştir.

etdik o kadar ref’-i ta’ayyün ki neşâtî
âyîne-i pür-tâb-ı mücellâda nihânuz
(ey neşatî, biz görünmeyi, yani varlığı öylesine ortadan kaldırdık ki cilalı parlak aynada bile görünmez hâle geldik.)
sebk-i hindî şairlerinin, mübalağa sanatının yanı sıra en çok kullandıkları sanatlardan biri de tezattır. özellikle manevi tezat söz konusudur.
aşağıdaki beyitte saç, hem ayaklar altında çiğnenip yerlerde sürünmekte hem de güneş topunu yakalamaktadır. yani en alçak seviyede iken en yüksek mertebeye ulaşmaktadır.

ey nailî o turra ki çevgân-ı fitnedir
pâmâl iken rubûdesidir gûy-ı âfitâb
(ey nailî! o kıvrım kıvrım olan saç bir fitne çevgânıdır. ayaklar altında sürünürken bile güneş topunu yakalar.)

mananın çok büyük önem kazandığı sebk-i hindî şiirinde söz ikinci planda kalmıştır. şairler söz güzelliği için anlamdan feragat etmemişler; bunun aksine anlamı derinleştirmek için zaman zaman sözden feragat etmişlerdir.
hint tarzı şiirlerde dil; ince, nazik ve süslüdür. bu tarzda kelimeler özenle seçilmiş, aynı anlamı veren kelimelerin en ince ve zarif olanı tercih edilmiştir. nailî, şu beytinde ince ve süslü anlatımının güzel örneklerinden birini vermiştir:
tâ cilve-geh-i berk-ı belâ hırmenimüzdür
hâkister-i dûzah çemen-i gülşenimüzdür
(harman, bela şimşeğinin cilve ettiği yer olunca, cehennem külü bizim gül bahçemizin çimenliğidir.)
berk (şimşek), duzah (cehennem), gülşen (gül bahçesi) gibi kırmızı rengi hatırlatan kelimelerin bir arada kullanıldığı beyitte şair, çok büyük belalarla, sıkıntılarla, zorluklarla karşılaştığını, bunların yanında cehennemde karşılaşılacak azabın küçük ve ehemmiyetsiz olacağını anlatmak istemiş ve bunu da ince, zarif ve süslü bir dille ifade etmiştir.
hint üslubunda, nasıl ki hayaller genişleyip anlamlar derinleştikçe mevcut mazmunlar yetersiz kalmış ve yerine yeni mazmunlar bulmak gerekmişse, dilde de kelimelerde bir kifayetsizlik ortaya çıkmış ve yeni kelimeler arayıp bulmak lüzumu hasıl olmuştur.
bunun için de şairler ya o zamana kadar hiç kullanılmamış yeni kelimeler bulmuşlar ya da halkın günlük konuşmasında yer alıp şiirde kullanılmayan kelime ve deyimleri şiire sokmuşlardır.
yeni hayalleri dillendirmek için şairler zincirleme tamlamalar kullanmayı tercih etmişlerdir. özellikle farsça kelimelerle yapılan zincirleme tamlamalar çok kullanılmıştır.
devamını gör...

(bkz: siyasal islam)
devamını gör...

yanlış bulduğum genelleme.

okuduğum tanımın içi dolu ve aktarılış biçimi güzel ise uzunluğuna takılmıyorum; aksine daha da uzasın istiyorum.

öte yandan birkaç cümlede anlatılabilecek fikrin birkaç paragrafa yayılarak gereksiz kelimeler ve karmaşık cümlelerle verildiği tanımları ise genelde okuyamıyorum.

genelleme yaparak uzun tanımların okunmayacağı kanaatine varamayız.

aynı hataya ben de düşebilirim. bu sebeple vermek istediğim şeyi, yapabildiğim kadar daha kısa yazarak vermeye çalışıyorum.
devamını gör...

12742 km çapındaki bir çöp kutusu.
devamını gör...

kendisiyle pek barışık olmayan ve yüzünü çirkin bulduğu için de kadınlara açılamayan bir insandır. arkadaşı şemsettin kutlu'ya anılarını anlatırken kendisine yarattığı sevgiliyi anlatır:

"galatasaray lisesi’nde idim. arkadaşlarımın çoğu varlıklı, iyi giyinen, gösterişli çocuklardı. ben giysem, onlar gibi kendime yakıştıramaz, pısırıklıktan kurtulamazdım.

çoğunun ceplerinde güzel, fettan kızlardan gelmiş mektuplar, resimler bulunur; övüne övüne bunları birbirlerine okuyup gösterirlerdi. onların bu başarılarını gördükçe içim içimi yerdi. geceleri yatakhanede pısır pısır, bu çeşitten kahramanlıklar anlatıldıkça benim gözüme uyku girmezdi.

“ben bunların çoğundan daha derin, daha duygulu, daha anlayışlıyım; üstelik bazı dergilerde şiirlerim de çıkıyor. onlardan eksiğim yok, fazlam var. hal böyle iken neden benim de kız arkadaşlarım olmuyor?” yollu tasalarla, sabahlara kadar yastığımda döner bire dönerdim.

tatil ya da paydos oldu mu, bu hızla okuldan dışarı fırlar, tünel’le taksim arasında melil mahzun mekik dokurdum. ama faydasız, yine de okula eli boş dönerdim. bu, uzun süre böyle gitmişti. baktım ki, bu işin sonu yoktu. arkadaşlarıma karşı da, kendime karşı da zor durumda kalıyordum. nihayet buna bir çare buldum:

kafamda, kendi zevkime göre bir sevgili yarattım. ona boy pos verdim, kaş göz düzdüm, adını koydum. artık benim de hiç değilse arkadaşlarıma anlatacak bir “kızım” vardı. anlatmaya da başladım. yalnız ne var ki, bunu belgelendirmek gerekiyordu.

bir gece, kuytu bir köşede yazımı değiştirerek, özene bezene, bu düşten sevgilimin ağzından, kendime bir mektup yazdım. beşiktaş postanesine gidip, oradan adıma postaladım.
mektubun elime geçtiği günkü heyecanımı anlatamam. bu gerçekten sahici bir kızdan gelseydi, ancak o kadar duygulanırdım. bir süre sonra bu mektupları arkadaşlarıma okurken onlar:

– cahit, sen tam dengini bulmuşsun. sen şair, o şair… diyorlardı. bu mektuplaşma böylece yarım yıl kadar sürdü. sonunda galiba ben vefasızlık ettim. mektuplaşmayı kestim.”
devamını gör...

gün batımına bayılıyor, zaman zaman görmek için balkonda hazır olda bekliyorum. gün doğumunu da her zaman göremiyorum ama o da başka güzel. dünyanın ne kadar güzel olduğunu hatırlatan, kıyaslaması yapılamayacak iki olay bana göre.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim