cezalar ağırlaştıkça suçun sıklığı azalır mı sorusu
bizimkisi gibi coğrafyalarda sanırım cezalar ne kadar ağır olursa olsun, bir suçu işlemekten vazgeçirmek daha çok kültürel nedenlere ihtiyaç duyuyor. bir kan davasını engellemek kanunlarla değil kültürle, örfle, adetle gerçekleşiyor. kanunlar da o coğrafyada yaşayan insanların kültürlerine göre şekillendiğinden temelde bir yanlışımız var gibi görünüyor. kanunları iyileştirmek ya da ceza oranlarını artırmak yerine daha bilinçli/rasyonel insanlar yaratmak cazip geliyor bu noktada.
devamını gör...
doğal sakinleştiriciler
tanımadığın bir semtte, bilmediğin sokakta, bir banka oturup gelen geçeni seyretmek.
devamını gör...
kara pazartesi
dünya borsalarında yaşanan büyük kayıp nedeniyle 19 ekim 1987 tarihine verilen isim.
hong kong borsasında başlayan, avrupa ve amerika borsalarında devam eden aşırı değer kaybının sebebi bilinmiyor. zira düşüşten hemen önce her şey yolunda gibi görünüyormuş. ancak genel kanı, yatırımcıların kapıldığı panik nedeniyle dev bir satış dalgası yaratılmış olması.
aslında olay geliyorum demiş daha öncesinden. hızlı ekonomik büyümenin sonucu olarak piyasalar iyimser bir havaya bürünmüş. bu da hisse senetlerinin fiyatında bir şişme yaratmış. arkasından faizlerin hızla yükseldiği bir dönem gelmiş ve bir anda iyimserlikten eser kalmamış. amerikan doları değer kaybetmiş ve bütçe açığı büyümüş. kurumsal yatırımcılar "program trading" adı verilen bir alım satım türü kullanmaya başlayınca satış dalgası büyümüş. otomatik satış emirleri hız kazanmış. yatırımcılar yüksek riskler almaya başlayınca hisse senedi fiyatları gerilemiş. dönemin haberleşme ağı bugün olduğu kadar hızlı olmadığından yatırımcıların arasında yayılan hızlı panik nedeniyle düşüşler peş peşe gelmeye başlamış.
federal reserve'in olaya el koymasıyla faizler düşmüş. bankalar da ikna edildikten sonra her şey "tatlıya bağlanmış".
aynı şeyin bir daha yaşanmaması için "devre kesici" adlı bir sistem getirilmiş ve bu sistem sayesinde artık endeksin belli bir oranda düşmesiyle piyasaların otomatik olarak kapanması sağlanmaya başlanmış.
hong kong borsasında başlayan, avrupa ve amerika borsalarında devam eden aşırı değer kaybının sebebi bilinmiyor. zira düşüşten hemen önce her şey yolunda gibi görünüyormuş. ancak genel kanı, yatırımcıların kapıldığı panik nedeniyle dev bir satış dalgası yaratılmış olması.
aslında olay geliyorum demiş daha öncesinden. hızlı ekonomik büyümenin sonucu olarak piyasalar iyimser bir havaya bürünmüş. bu da hisse senetlerinin fiyatında bir şişme yaratmış. arkasından faizlerin hızla yükseldiği bir dönem gelmiş ve bir anda iyimserlikten eser kalmamış. amerikan doları değer kaybetmiş ve bütçe açığı büyümüş. kurumsal yatırımcılar "program trading" adı verilen bir alım satım türü kullanmaya başlayınca satış dalgası büyümüş. otomatik satış emirleri hız kazanmış. yatırımcılar yüksek riskler almaya başlayınca hisse senedi fiyatları gerilemiş. dönemin haberleşme ağı bugün olduğu kadar hızlı olmadığından yatırımcıların arasında yayılan hızlı panik nedeniyle düşüşler peş peşe gelmeye başlamış.
federal reserve'in olaya el koymasıyla faizler düşmüş. bankalar da ikna edildikten sonra her şey "tatlıya bağlanmış".
aynı şeyin bir daha yaşanmaması için "devre kesici" adlı bir sistem getirilmiş ve bu sistem sayesinde artık endeksin belli bir oranda düşmesiyle piyasaların otomatik olarak kapanması sağlanmaya başlanmış.
devamını gör...
sözlüğe ciddi zarar verdiren eylemler
nizamı bozana 2den fazla şans verme gafletinde bulunmak.
devamını gör...
hatıra olsun diye saklanan garip nesneler
— bilen bilir*eski tanımlarımda bahsettiğim gibi gerçek hayattaki yakınlarım efsun derler bazen bana. yaklaşık iki sene önce çok yakın bi arkadaşım edirne’de gezerken bi yerde efsunlu ayna diye satılan bi tarak-ayna seti almıştı bana*o zamandır anı kutumda saklıyorum onu.
— yine yaklaşık 2-3 sene önce bi arkadaşıma ders sırasında zorla bi şeyler çizdirmiştim çünkü çok ciddi bir çizim yeteneği vardı. minik canavarlar çizmişti bana onu da hala saklıyorum*.
— ilkokula giderken annemle beraber küçük bi hikaye yazıp kitap haline getirtmiştik hala saklıyorum ve buldukça okuyup gülüyorum.*
daha say say bitmeyeceğini bildiğim bir sürü şey olduğu için özet olarak anı kutumda bulunan her şeye kendimce anlamlar yükledim. başkası baksa çok gereksiz bulur belki ama ben her seferinde güzel anılarımı hatırlıyorum onların sayesinde.
— yine yaklaşık 2-3 sene önce bi arkadaşıma ders sırasında zorla bi şeyler çizdirmiştim çünkü çok ciddi bir çizim yeteneği vardı. minik canavarlar çizmişti bana onu da hala saklıyorum*.
— ilkokula giderken annemle beraber küçük bi hikaye yazıp kitap haline getirtmiştik hala saklıyorum ve buldukça okuyup gülüyorum.*
daha say say bitmeyeceğini bildiğim bir sürü şey olduğu için özet olarak anı kutumda bulunan her şeye kendimce anlamlar yükledim. başkası baksa çok gereksiz bulur belki ama ben her seferinde güzel anılarımı hatırlıyorum onların sayesinde.
devamını gör...
hem seks hem miting esnasında söylenebilecek sözler
(bkz: durmak yok yola devam)
devamını gör...
zeki insanların ortak özellikleri
espri yapma yetenekleri çok iyidir
devamını gör...
shiitake mantarı
doğu menşeili olan, yaprak döken ağaçların (kestane, kavak, meşe) çürüyen bölgelerinde yetişen bir mantar türü. zengin vitamin ve mineral içeriğine sahiptir. özellikle içerdiği b12 vitamini sayesinde vegan - vejetaryen beslenme şeklini benimseyenler için muhteşem bir yiyecek.
devamını gör...
tolgame
sözlükte varlığını, okuduğunu hissettiren, takip ettiğim, sevdiğim yazarlardandır,
bende tolgeym diye okuyanlardanım, tolga me ise de, ikiside güzel orjinal.
bende tolgeym diye okuyanlardanım, tolga me ise de, ikiside güzel orjinal.
devamını gör...
kendinle aran nasıl sorunsalı
birbirini çok iyi tanıyan iki yabancı gibiyiz şu aralar. ne o konuşuyor ne de ben halini hatrını soruyorum. haybeye yaşayıp gidiyoruz, akışına bıraktık her şeyi. belki bir gün barışırız.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
mülteciler ve yangınlar ile ilgili elimden bir şey gelmediği için yıkık.
devamını gör...
enemy
denis villeneuve imzalı 2013 yapımı psikolojik gerilim filmi. josé saramago'nun o homem duplicado* isimli kitabından uyarlama. ama tam bir uyarlama. sonları dahil kitapla film arasında birçok farklılık mevcut. sadece konsept oturuyor.
yönetmenin filmografisi ve kabiliyetlerini bilmesek pek ala hatalı bir senaryosu olduğunu iddia edebiliriz. defalarca kez izledim, "bellllkiii şöyle olabilir" gibi bir tahminin ötesine geçemedim. filmi izleyenler için;
anladığımdan değil, yazarak çalışmayı sevdiğimden belki anlarım umuduyla yazıyorum.
1- anthony gerçekten kaza yapıyor.
2- adam bell gerçekten var olan bir tarih öğretmeni.
3- annenin düzgün bir işin ve güzel bir dairen var konuşması. 3. sınıf oyunculuk hayallerini bir kenara bırakmalısın demesi.
4- annenin baştaki kötü apartman dairesi vurgusu.
5- anthony'nin yaşadığı apartmanın görevlisi.
şimdi çoklu kişilik bozukluğundan söz etmemiz mümkün değil. çünkü adam da var, anthony de kesin olarak. (apartman görevlisi, gelen posta ve üniversitenin websitesi) iki farklı hayat ve iki farklı insan var ama tıpatıp aynı görünüyorlar. ikiz olmaları da söz konusu değil; yara izlerine kadar aynılar. bu durumda elimizdeki verilerle net olarak hiçbir yere varamıyoruz. annenin konuşmalarını da baz alamıyoruz çünkü ne adıyla hitap ediyor anne ne de işi ile ilgili net bir şey söylüyor.
aklıma tek bir şey geliyor benim; iki kadın da (mary ve helen) adam ve anthony'nin yarattığı gerçekte var olmayan karakterler. bir şekilde bu iki birbirinden bağımsız hasta insan aynı noktada buluşup birbirlerine benzediklerini sanıyorlar. anthony helen ile değil başka bir kadınla evli, parmağında yüzük izi olan biri. adam bell ise gerçekten tarih öğretmeni olan ve güzel apartman dairesinde oturan kişi. bu durumda film şöyle oluyor;
adam tarih öğretmeni. güzel apartman dairesinde oturuyor ve filmde anne olarak gördüğümüz kadının oğlu. annesi hasta olduğunu biliyor, öbür daireyi de tutmuş hastalığından dolayı, önceden birkaç yerel filmde figüranlık yapmış hala oyunculuk hayalleri sürmekte olan biri.
anthony'nin nerede yaşadığını ve kimle evli olduğunu bilmiyoruz. görünüşü adam'dan tamamen farklı.
bu iki kişinin tek ortak yanı hayali birer dünyaları olması. bir şekilde hayat onları karşı karşıya getiriyor ve birbirlerine benzediklerini sanıp savaşmaya başlıyorlar. en nihayetinde anthony adam'ın sevgilisi ile romantik bir gece geçirdiğini sandığını buhranlı bir gecede trafik kazası yapıp ölüyor. çünkü aslında mary gerçek değil.
hayır böyle olmaz (dedim ya yazarak düşünüyorum) olmaz çünkü apartman görevlisinin tanıdığı kişi anthony. posta da anthony adına geliyor. cast ajansına gittiğinde de ona anthony olarak hitap ediliyor. bu durumda anthony güzel apartman dairesinde oturan oyuncu olmak zorunda.
şimdiye kadar yazdıklarımın tersini düşünsek? adam'ın evli olduğunu ve ölenin de adam olduğunu düşünsek? tarih öğretmeni adam. evli, güzel bir apartman dairesinde karısıyla yaşıyor. bir de öbür kötü daireyi tutmuş. annesi de ona laf çakıyor. hakikaten 3. sınıf oyunculuk hayalleri kuran biri olsa? bu durumda...
olmaz yüzük yine işleri karıştırıyor. o zaman hem anthony'de hem de adam'da yüzük izi olmalı. olmuyor olm.
hah ! ne komik. film mi çok kötü yapılmış, ben mi zaman geçtikçe gerizekalılaştım acaba? fight club, memento, matrix çözümlemeleri yaptığımız günler vardı... hey gidin...
şimdiye kadar kaldırıp "olmamış bu film yeaaa" diye bi' köşeye koyamamış olmam dediğim gibi tamamen saygıdan. bende bir sorun olmalı.
anlayan, tüm sorularıma cevap verebileceğini iddia eden beri gelsin, beni de bu dertten kurtarsın.
yönetmenin filmografisi ve kabiliyetlerini bilmesek pek ala hatalı bir senaryosu olduğunu iddia edebiliriz. defalarca kez izledim, "bellllkiii şöyle olabilir" gibi bir tahminin ötesine geçemedim. filmi izleyenler için;
anladığımdan değil, yazarak çalışmayı sevdiğimden belki anlarım umuduyla yazıyorum.
1- anthony gerçekten kaza yapıyor.
2- adam bell gerçekten var olan bir tarih öğretmeni.
3- annenin düzgün bir işin ve güzel bir dairen var konuşması. 3. sınıf oyunculuk hayallerini bir kenara bırakmalısın demesi.
4- annenin baştaki kötü apartman dairesi vurgusu.
5- anthony'nin yaşadığı apartmanın görevlisi.
şimdi çoklu kişilik bozukluğundan söz etmemiz mümkün değil. çünkü adam da var, anthony de kesin olarak. (apartman görevlisi, gelen posta ve üniversitenin websitesi) iki farklı hayat ve iki farklı insan var ama tıpatıp aynı görünüyorlar. ikiz olmaları da söz konusu değil; yara izlerine kadar aynılar. bu durumda elimizdeki verilerle net olarak hiçbir yere varamıyoruz. annenin konuşmalarını da baz alamıyoruz çünkü ne adıyla hitap ediyor anne ne de işi ile ilgili net bir şey söylüyor.
aklıma tek bir şey geliyor benim; iki kadın da (mary ve helen) adam ve anthony'nin yarattığı gerçekte var olmayan karakterler. bir şekilde bu iki birbirinden bağımsız hasta insan aynı noktada buluşup birbirlerine benzediklerini sanıyorlar. anthony helen ile değil başka bir kadınla evli, parmağında yüzük izi olan biri. adam bell ise gerçekten tarih öğretmeni olan ve güzel apartman dairesinde oturan kişi. bu durumda film şöyle oluyor;
adam tarih öğretmeni. güzel apartman dairesinde oturuyor ve filmde anne olarak gördüğümüz kadının oğlu. annesi hasta olduğunu biliyor, öbür daireyi de tutmuş hastalığından dolayı, önceden birkaç yerel filmde figüranlık yapmış hala oyunculuk hayalleri sürmekte olan biri.
anthony'nin nerede yaşadığını ve kimle evli olduğunu bilmiyoruz. görünüşü adam'dan tamamen farklı.
bu iki kişinin tek ortak yanı hayali birer dünyaları olması. bir şekilde hayat onları karşı karşıya getiriyor ve birbirlerine benzediklerini sanıp savaşmaya başlıyorlar. en nihayetinde anthony adam'ın sevgilisi ile romantik bir gece geçirdiğini sandığını buhranlı bir gecede trafik kazası yapıp ölüyor. çünkü aslında mary gerçek değil.
hayır böyle olmaz (dedim ya yazarak düşünüyorum) olmaz çünkü apartman görevlisinin tanıdığı kişi anthony. posta da anthony adına geliyor. cast ajansına gittiğinde de ona anthony olarak hitap ediliyor. bu durumda anthony güzel apartman dairesinde oturan oyuncu olmak zorunda.
şimdiye kadar yazdıklarımın tersini düşünsek? adam'ın evli olduğunu ve ölenin de adam olduğunu düşünsek? tarih öğretmeni adam. evli, güzel bir apartman dairesinde karısıyla yaşıyor. bir de öbür kötü daireyi tutmuş. annesi de ona laf çakıyor. hakikaten 3. sınıf oyunculuk hayalleri kuran biri olsa? bu durumda...
olmaz yüzük yine işleri karıştırıyor. o zaman hem anthony'de hem de adam'da yüzük izi olmalı. olmuyor olm.
hah ! ne komik. film mi çok kötü yapılmış, ben mi zaman geçtikçe gerizekalılaştım acaba? fight club, memento, matrix çözümlemeleri yaptığımız günler vardı... hey gidin...
şimdiye kadar kaldırıp "olmamış bu film yeaaa" diye bi' köşeye koyamamış olmam dediğim gibi tamamen saygıdan. bende bir sorun olmalı.
anlayan, tüm sorularıma cevap verebileceğini iddia eden beri gelsin, beni de bu dertten kurtarsın.
devamını gör...
değersiz hissetmek
kişinin kendi hakkında duyduğu memnuniyetsizlik. bunun temel sebebi etrafınızda sizi sürekli aşağılayan, hor gören, fikirlerinize ve davranışlarınıza saygı göstermeyen insanların varlığıdır. kısacası sorun değersiz hissedende değil, ona kendini değersiz hissettirenlerdedir.
bu hayatta kendi yaşamınız içinde en değerli varlık yine kendinizsiniz. yani hiçbir insan özünde değersiz değildir.
siz, hepiniz aslında çok değerlisiniz sadece farkında değilsiniz. aynaya bakın ve kendinizle barışın, sevin o gördüğünüz yansımanızın aslını, sizi değersiz hissettiren ne varsa geride bırakın, bir nefes gibi uçup gitsin bütün olumsuzluklar ve yeni size merhaba diyerek yaşam yolculuğunuza devam edin.
bu hayatta kendi yaşamınız içinde en değerli varlık yine kendinizsiniz. yani hiçbir insan özünde değersiz değildir.
siz, hepiniz aslında çok değerlisiniz sadece farkında değilsiniz. aynaya bakın ve kendinizle barışın, sevin o gördüğünüz yansımanızın aslını, sizi değersiz hissettiren ne varsa geride bırakın, bir nefes gibi uçup gitsin bütün olumsuzluklar ve yeni size merhaba diyerek yaşam yolculuğunuza devam edin.
devamını gör...
yazarların hoşuna gitmeyen şeyler
popülerlik.
herhangi bir şey popüler olduğunda ondan uzaklaşıyorum. o yüzden herkesin konuştuğu konulara yabancı kalıyorum. ya da yapılan esprileri anlamıyorum.
herhangi bir şey popüler olduğunda ondan uzaklaşıyorum. o yüzden herkesin konuştuğu konulara yabancı kalıyorum. ya da yapılan esprileri anlamıyorum.
devamını gör...
mangoyu kurutup saklayın
yaa işte gençler bilmez. eskiden analarımız, ninelerimiz köylerde mango, ananas ve ejder meyvesi kuruturdu. kışın tek yiyeceğimiz buydu. ejder meyvesi salçasını ekmeğe sürer yerdik. başka da bir şey yoktu. hamdolsun akp geldi de artık ejder meyveli smoothie içebiliyoruz.
devamını gör...
madalya müracaatları
başlık sadece madalya müracaatları için uygundur.
benim şu an yaptığımı yapmayınız efendiler.
benim şu an yaptığımı yapmayınız efendiler.
devamını gör...



