coronavirüs tarihinin unutulmayan olayları
tabiki sayın bakanımızın her gün ekranlardan maske mesafe uyarısı yapması.
vaka sayılarını açıklaması.
sakinmiş gibi yapıp bakışlarındaki korkuyu hissettirmesi.
vaka sayılarını açıklaması.
sakinmiş gibi yapıp bakışlarındaki korkuyu hissettirmesi.
devamını gör...
de bağlacını doğru yazamayan yazar
benimdir.
doğru yazamam hiçbir zaman da öğrenmeye çalışmadım.
kafama göre yazdım geçtim doğru oldu veya olmadı bilmiyorum umurumda değil.
en ağır küfürleri en iğrenç hakaretleri kabul ediyorum çünkü doğru yazamıyorum.
keşke kayıt olurken test yapsalar da doğru yazamayan elemanlar benim gibiler içeri alınmasa.
doğru yazamam hiçbir zaman da öğrenmeye çalışmadım.
kafama göre yazdım geçtim doğru oldu veya olmadı bilmiyorum umurumda değil.
en ağır küfürleri en iğrenç hakaretleri kabul ediyorum çünkü doğru yazamıyorum.
keşke kayıt olurken test yapsalar da doğru yazamayan elemanlar benim gibiler içeri alınmasa.
devamını gör...
çocuklar masum değildir
aslında her çocuk masumdur. sadece masum olmayan ailelerde büyüyen ve onlardan etkilenen çocuklar ortamına göre şekillenirler.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bu günün benim açımdan yeni bir başlangıç olmasını umuyorum.
başlangıç dediğime bakmayın, bana dışarıdan bakan biri için hiçbir değişiklik olmayacak büyük olasılıkla çünkü; asıl değişim savaşını kafamın içerisinde veriyorum.
#765274
daha önce yukarıdaki başlıkta sorunumu kısaca anlatmıştım. söz konusu entrynin azımsanmayacak derecede kişi tarafından okunduğunu göz önüne alırsak, benimle aynı sorunları paylaşan insanların sayısının göründüğünden daha da fazla olduğunu söyleyebiliriz belki de.
bugün itibariyle yıllardır geçirmekte olduğum anksiyete atakları, depresyon, panik atak ve paranoya gibi rahatsızlıklarımla mücadele etmek için yeni kararlar almış bulunmaktayım. bu konuda verdiğim en net karar, bahsettiğim psikiyatrik rahatsızlıkların bedenim ve beynim üzerinde kontrol sağlamasına olanak tanıyan zorlantı tipi davranış ve düşüncelerden ani ve kesin bir şekilde uzaklaşmak oldu. bunu okuyan pek çok insana mantıksız gelebilir; hastalıklı davranış ve düşünce biçimlerini öylece bırakabilsen zaten hasta olmazdın, şeklinde düşünebilirsiniz ama bu, verebilmek için tabiri caizse kendimi parçaladığım bir karar.
artık bu hastalıklı düşünce biçiminin beni yönetmesine izin vererek hayatımın kontrolünü bir hastalığa bırakmaktan vaz geçmiş bulunmaktayım. riskli mi, oldukça ama başka şansım yok. beynime yerleşen bir saplantı ne kadar kötü olursa olsun birinden kurtulduğumda yerini hemen diğeri alıyor. artık fiziksel anlamda nefes alamayacak duruma geldim. her allahın günü, göğsüme saplanan ağrılardan ve gördüğüm onca kabustan dolayı harap olmuş hâlde uyanmaktan bıktım. düşüncelerim o kadar depresif bir hâl aldı ki sadece ışık görmekten nefret ettiğim için günün çoğunu battaniyenin altında ve anksiyete atakları eşliğinde geçiriyorum. kısacası yoruldum. hayatımın en güzel yıllarındayım ve her saniyenin tadını çıkarmam gereken yerde kendimi her gün dibin de dibine vuracak şekilde bir bataklığa saplıyorum. bizzat kendi iradesizliğim yüzünden kendi kendime yapıyorum bunu.
işte tüm bu nedenlerden ötürü, yıllardır hiçbir ilacın (antidepresan, antipsikotik allah ne verdiyse kullandım, ilaç firmasında denek olsam bu kadar olmazdı.) geçirmediği bu düşünce ve davranış sorunlarından kendi çabamla uzaklaşmaya karar verdim. şundan eminim ki, bu bir deneme olmayacak; deneme yapma şansını çoktan kaybettim çünkü. hayatta hiç kimse bir sonraki günün sabahına sağ çıkıp çıkamayacağını bilemezken ben bütün verimli günlerimi korku, endişe ve paranoya içinde geçiriyorum. tam da bu nedenle buna burada dur demeye karar verdim. sadece kendim için de değil; çevremdeki ve benden bir şekilde etkilenen herkesin iyiliği için. benimki gibi rahatsızlıklarda, bir süre sonra tanıdığınız tanımadığınız herkese zarar verir hâle gelebiliyorsunuz. başınızı küçük ya da büyük bir derde sokmanız da ayrı bir risk tabii ki ve ben artık gerçekten "mikerler" dediğimiz evreye girmiş bulunmaktayım. bu nedenle artık hayatımın kalan yıllarını (veya ne kadar süre kaldıysa artık.) kendim için iyi bir şeyler yaparak, çevreme mümkün olduğunca yararlı bir insan olarak geçirmek istiyorum.
bana şans dile sözlük!
edit: ilerleme sürecini aklımda tutabilmek için buraya not almaya karar verdim. önce birer gün, daha sonra ise birer hafta arayla buraya, verdiğim kararla ilgili gelişmeleri yazacağım.
1. gün: bazı zorlantı tipi düşünceler tekrar etse de bunları davranışa dönüşmeden engellemeyi başardım. sadece birinde vaz geçmek üzereydim ki son anda kendimi durdurmayı başarabildim. korku ve endişe azalmakla birlikte hâlâ biraz mevcut ama en azından geleceğe dair umudum bir nebze artmış durumda ve ufak tefek gelecek planları yapmaya başladım. bayramdan sonra istanbul'a girmeyi düşünüyorum mesela. hem uzun bir yolculuk hem de o havayı tekrar solumak bana iyi gelecektir bence. (bunda ne var demeyin. aylardır evinden çıkmayan bir insan için ay'a giden astronot heyecanı demek bu.) bunların dışında iç sıkıntısı hâlâ devam etmekte ve muhtemelen her sabah olduğu gibi yarın sabah da anksiyete atağı ile uyanacağım ama vazgeçmek yok. gerekirse akıl hastanesine giderim ama o iğrenç takıntılara bir daha dönmeyeceğim.
ayrıca:
(bkz: her şey çok güzel olacak)
("yersen" demeden edemiyorum içimden ama hadi bakalım hayırlısı. swh)
bugünlük bu kadar efem. herkese iyi akşamlar dilerim.
2. gün: ne yazık ki bugün epeyce bir gerileme yaşadım. beklenmedik durumlar dolayısıyla anlamsız korku ve panik duyguları yeniden başladı ama elimden geldiğince direnmeye çalışıyorum. zaten önemli olan da bu. her zaman ve her koşulda ileri gitmek hayatta da mümkün değil ama önemli olan bir adım geri gidiyorsan, sonrasında iki adım ileri giderek açığını kapatabilmek. ilerleme bu şekilde sağlanır; bunu öğrendim. hayatınız her zaman sizin yaptığınız planlar çerçevesinde tıkır tıkır ilerlemiyor maalesef.
her neyse. o kadar kötü bir duruma düştüm ki şu son bir haftada; yaklaşan vize ve ödevleri bile unutmuşum.
ben takıntılardan kurtuldukça yerlerini yenileri alıyor. diğer insanları bilmiyorum ama benim beynimin çalışma prensibi bu sanki. tek bildiğim bunu değiştirmeyi başaramazsam hayatımın mahvolacağı.
hiçbir insan böyle bir zihinsel yıkımın sonunda sağlıklı kalamaz çünkü.
neyse sözlük, bugünün notunu da düştüm.
yarın daha iyi haberlerle gelmek umuduyla. iyi akşamlar.
3. gün: evet, dünün notunu bugün düşüyorum. unutkanlık feci seviyelere ulaştı. vizelere pek fazla çalışmadım falan; çok da umurunda değil galiba.
zaten anlayacak kafam da kalmadı. yemek yiyemiyorum. midem kabul etmiyor. ilaçlar yüzünden herhalde.
dün sabah, son bir haftadır süren döngü aynen devam etti. sabah anksiyete atağıyla uyandım. takıntılar yüzünden saçma sapan şeyler yaptım yine. akşama doğru düzeldi tabii ama ne fark eder ki? her akşam "düzelmiş gibi" oluyor zaten. sabah da kaldığım yerden devam ediyorum.
artık kendimi pek kontrol edebildiğim söylenemez. zihnim ve eylemlerim üzerindeki kontrolüm artık gerçekten çok zayıf ve kısıtlı.
geleceğe dair pek bir umudum da yok açıkçası. bir haftada, iyi hissetmenin nasıl bir şey olduğunu unuttum. sağlığımı tamamen değilse bile büyük ölçüde kaybettim. sağlıklı düşünemiyorum, kendimi kontrol edemiyorum ve bu, daha ne kadar böyle devam eder bilmiyorum. evde silah olmadığına şükrediyorum.(etmiyor da olabilirim tabii, bilemedim.)
her halükarda bitik durumdayım; bu çok net.
...
kaçıncı olduğunu bilmediğim gün:
bugün iyi haberlerle geldim sözlük.
son birkaç gündür kendimi kontrol edebilmek adına çok büyük bir mücadeleye giriştim ve çabalarım meyvesini vermeye başladı nihayet.
tam iki haftadır, bütün temel gereksinimlerimi ihmal ederek yaşıyordum. bitiktim, tükenmiştim ve ölecek gibiydim. gerçek anlamda...
ama sonra kendiliğinden bir şeyler oldu...
belki yaşama içgüdüm baskın geldi, bilmiyorum.
ve sonunda o kritik, s..erler eşiğini geçtim.
uzun yıllardır ilk defa, geçmiş veya gelecek yerine, içinde bulunduğum ana odaklanmaya, anı yaşamaya ve o andan keyif almaya başladım.
artık geleceğe daha umutlu bir şekilde bakabiliyorum. küçük ve kötü olasılıklara odaklanmak yerine büyük ve iyi olan olasılıklara odaklanıyorum.
takıntılarım ara ara yokluyor ama onları da kontrol altında tutmayı başarabiliyorum.
umarım her şey iyi bir şekilde devam eder.
...
"umarım her şey iyi bir şekilde devam eder."
diye bitirmişim son notumu ama tabii ki etmedi.
şimdi baktım da, buraya son notumu düşmemin üzerinden haftalar geçmiş. o arada geçen zamanda neler yaşadığımı ve hissettiğimi anlatan bir yazı da yazacağım bu başlığa bir ara. bu zaman dilimi, tamamen ayrı bir yazının konusu çünkü.
tartışmasız bir şekilde, hayatımın en berbat bir ayını geçirdim ve bunun tek sorumlusu benim; benim zihnim.
bugün itibariyle bu yazıya ufak bir ekleme yapabilecek kadar kafamı toparlayabildim ve böyle devam etmesi için elimden geleni yapacağım. buraya kesin ifadeler yazmayı tercih ediyorum zira en ufak bir şüphe kırıntısı dahi beni, başımı daha yeni yeni yüzeyine çıkarabildiğim o bataklığa tekrar saplıyor.
bunca kötü deneyimden sonra sadece şunu söyleyebilirim: ne yaparsanız yapın ama benim durumunda iseniz mutlaka profesyonel bir destek alın. eğer doktorunuz tavsiye ederse en ağır ilaçları bile kullanın fakat kesinlikle bu derece baş belası bir hastalık ile yalnız başınıza mücadele etmeye kalkmayın. bu hastalık yalnız baş edilebilecek türde bir şey değil; bundan emin olun.
...
evet sözlük, yine sayamadığım bir başka günden merhaba.
artık günleri ve haftaları sayacak gücüm kalmadı. tabii bunu diyorum ama aslında son birkaç gündür işler iyiye gidiyor. doktora gidip yeni ilaçlar aldım ve tabii ki b+ktan bedenim sağolsun, yine yan etkiler sebebiyle ilaçları bırakmak zorunda kaldım. yine de o tarihten bu yana gözle görülür bir iyileşme var.
dışarı çıkıyorum, insanlarla konuşuyorum, müzik dinliyorum ve tekrar sözlüğe dönmeye karar verdim bugün en sonunda.
bütün bunlar iyi sayılabilecek gelişmeler.
hâlâ aklımın bir köşesinde o, paranoyak ve takıntılı düşünceler dolaşmaya devam ediyor ama onları görmezden gelmeyi öğreniyorum yavaş yavaş. elbette bu, iyiye doğru gidiş süreci benim kontrolümde başlamadı tam olarak ama bir yerden sonra artık gerçekten silkinip ayağa kalkmam gerektiğini hissettim. zayıf düştükçe kontrolümü daha da kaybettiğimi fark ettim.
ve gerçekten bu şekilde olmuyor. şu an nispeten daha temiz bir zihinle bakınca, güçsüz düşüp pes ettiğim ve kendimi bıraktığım tüm o zaman dilimindeki halimi yakıştıramıyorum kendime açıkçası.
tabii bunlara rağmen, hâlâ oturmuş bir uyku düzenimin olmayışı ve arada bir yoklayan takıntılı davranışlar işleri zorlaştırsa da eskisi kadar yıpratmıyor beni artık. kendimi toparlamak için çaba sarf ettikçe beynimi daha fazla kontrol edebilmeye başladım.
doğal olarak, zaman zaman gerileme sürecine girmem son derece normal ve beklendik bir durum ancak; umarım bu günden başlayarak nispeten de olsa daha kontrollü bir yaşam tarzım olacak.
...
başlangıç dediğime bakmayın, bana dışarıdan bakan biri için hiçbir değişiklik olmayacak büyük olasılıkla çünkü; asıl değişim savaşını kafamın içerisinde veriyorum.
#765274
daha önce yukarıdaki başlıkta sorunumu kısaca anlatmıştım. söz konusu entrynin azımsanmayacak derecede kişi tarafından okunduğunu göz önüne alırsak, benimle aynı sorunları paylaşan insanların sayısının göründüğünden daha da fazla olduğunu söyleyebiliriz belki de.
bugün itibariyle yıllardır geçirmekte olduğum anksiyete atakları, depresyon, panik atak ve paranoya gibi rahatsızlıklarımla mücadele etmek için yeni kararlar almış bulunmaktayım. bu konuda verdiğim en net karar, bahsettiğim psikiyatrik rahatsızlıkların bedenim ve beynim üzerinde kontrol sağlamasına olanak tanıyan zorlantı tipi davranış ve düşüncelerden ani ve kesin bir şekilde uzaklaşmak oldu. bunu okuyan pek çok insana mantıksız gelebilir; hastalıklı davranış ve düşünce biçimlerini öylece bırakabilsen zaten hasta olmazdın, şeklinde düşünebilirsiniz ama bu, verebilmek için tabiri caizse kendimi parçaladığım bir karar.
artık bu hastalıklı düşünce biçiminin beni yönetmesine izin vererek hayatımın kontrolünü bir hastalığa bırakmaktan vaz geçmiş bulunmaktayım. riskli mi, oldukça ama başka şansım yok. beynime yerleşen bir saplantı ne kadar kötü olursa olsun birinden kurtulduğumda yerini hemen diğeri alıyor. artık fiziksel anlamda nefes alamayacak duruma geldim. her allahın günü, göğsüme saplanan ağrılardan ve gördüğüm onca kabustan dolayı harap olmuş hâlde uyanmaktan bıktım. düşüncelerim o kadar depresif bir hâl aldı ki sadece ışık görmekten nefret ettiğim için günün çoğunu battaniyenin altında ve anksiyete atakları eşliğinde geçiriyorum. kısacası yoruldum. hayatımın en güzel yıllarındayım ve her saniyenin tadını çıkarmam gereken yerde kendimi her gün dibin de dibine vuracak şekilde bir bataklığa saplıyorum. bizzat kendi iradesizliğim yüzünden kendi kendime yapıyorum bunu.
işte tüm bu nedenlerden ötürü, yıllardır hiçbir ilacın (antidepresan, antipsikotik allah ne verdiyse kullandım, ilaç firmasında denek olsam bu kadar olmazdı.) geçirmediği bu düşünce ve davranış sorunlarından kendi çabamla uzaklaşmaya karar verdim. şundan eminim ki, bu bir deneme olmayacak; deneme yapma şansını çoktan kaybettim çünkü. hayatta hiç kimse bir sonraki günün sabahına sağ çıkıp çıkamayacağını bilemezken ben bütün verimli günlerimi korku, endişe ve paranoya içinde geçiriyorum. tam da bu nedenle buna burada dur demeye karar verdim. sadece kendim için de değil; çevremdeki ve benden bir şekilde etkilenen herkesin iyiliği için. benimki gibi rahatsızlıklarda, bir süre sonra tanıdığınız tanımadığınız herkese zarar verir hâle gelebiliyorsunuz. başınızı küçük ya da büyük bir derde sokmanız da ayrı bir risk tabii ki ve ben artık gerçekten "mikerler" dediğimiz evreye girmiş bulunmaktayım. bu nedenle artık hayatımın kalan yıllarını (veya ne kadar süre kaldıysa artık.) kendim için iyi bir şeyler yaparak, çevreme mümkün olduğunca yararlı bir insan olarak geçirmek istiyorum.
bana şans dile sözlük!
edit: ilerleme sürecini aklımda tutabilmek için buraya not almaya karar verdim. önce birer gün, daha sonra ise birer hafta arayla buraya, verdiğim kararla ilgili gelişmeleri yazacağım.
1. gün: bazı zorlantı tipi düşünceler tekrar etse de bunları davranışa dönüşmeden engellemeyi başardım. sadece birinde vaz geçmek üzereydim ki son anda kendimi durdurmayı başarabildim. korku ve endişe azalmakla birlikte hâlâ biraz mevcut ama en azından geleceğe dair umudum bir nebze artmış durumda ve ufak tefek gelecek planları yapmaya başladım. bayramdan sonra istanbul'a girmeyi düşünüyorum mesela. hem uzun bir yolculuk hem de o havayı tekrar solumak bana iyi gelecektir bence. (bunda ne var demeyin. aylardır evinden çıkmayan bir insan için ay'a giden astronot heyecanı demek bu.) bunların dışında iç sıkıntısı hâlâ devam etmekte ve muhtemelen her sabah olduğu gibi yarın sabah da anksiyete atağı ile uyanacağım ama vazgeçmek yok. gerekirse akıl hastanesine giderim ama o iğrenç takıntılara bir daha dönmeyeceğim.
ayrıca:
(bkz: her şey çok güzel olacak)
("yersen" demeden edemiyorum içimden ama hadi bakalım hayırlısı. swh)
bugünlük bu kadar efem. herkese iyi akşamlar dilerim.
2. gün: ne yazık ki bugün epeyce bir gerileme yaşadım. beklenmedik durumlar dolayısıyla anlamsız korku ve panik duyguları yeniden başladı ama elimden geldiğince direnmeye çalışıyorum. zaten önemli olan da bu. her zaman ve her koşulda ileri gitmek hayatta da mümkün değil ama önemli olan bir adım geri gidiyorsan, sonrasında iki adım ileri giderek açığını kapatabilmek. ilerleme bu şekilde sağlanır; bunu öğrendim. hayatınız her zaman sizin yaptığınız planlar çerçevesinde tıkır tıkır ilerlemiyor maalesef.
her neyse. o kadar kötü bir duruma düştüm ki şu son bir haftada; yaklaşan vize ve ödevleri bile unutmuşum.
ben takıntılardan kurtuldukça yerlerini yenileri alıyor. diğer insanları bilmiyorum ama benim beynimin çalışma prensibi bu sanki. tek bildiğim bunu değiştirmeyi başaramazsam hayatımın mahvolacağı.
hiçbir insan böyle bir zihinsel yıkımın sonunda sağlıklı kalamaz çünkü.
neyse sözlük, bugünün notunu da düştüm.
yarın daha iyi haberlerle gelmek umuduyla. iyi akşamlar.
3. gün: evet, dünün notunu bugün düşüyorum. unutkanlık feci seviyelere ulaştı. vizelere pek fazla çalışmadım falan; çok da umurunda değil galiba.
zaten anlayacak kafam da kalmadı. yemek yiyemiyorum. midem kabul etmiyor. ilaçlar yüzünden herhalde.
dün sabah, son bir haftadır süren döngü aynen devam etti. sabah anksiyete atağıyla uyandım. takıntılar yüzünden saçma sapan şeyler yaptım yine. akşama doğru düzeldi tabii ama ne fark eder ki? her akşam "düzelmiş gibi" oluyor zaten. sabah da kaldığım yerden devam ediyorum.
artık kendimi pek kontrol edebildiğim söylenemez. zihnim ve eylemlerim üzerindeki kontrolüm artık gerçekten çok zayıf ve kısıtlı.
geleceğe dair pek bir umudum da yok açıkçası. bir haftada, iyi hissetmenin nasıl bir şey olduğunu unuttum. sağlığımı tamamen değilse bile büyük ölçüde kaybettim. sağlıklı düşünemiyorum, kendimi kontrol edemiyorum ve bu, daha ne kadar böyle devam eder bilmiyorum. evde silah olmadığına şükrediyorum.(etmiyor da olabilirim tabii, bilemedim.)
her halükarda bitik durumdayım; bu çok net.
...
kaçıncı olduğunu bilmediğim gün:
bugün iyi haberlerle geldim sözlük.
son birkaç gündür kendimi kontrol edebilmek adına çok büyük bir mücadeleye giriştim ve çabalarım meyvesini vermeye başladı nihayet.
tam iki haftadır, bütün temel gereksinimlerimi ihmal ederek yaşıyordum. bitiktim, tükenmiştim ve ölecek gibiydim. gerçek anlamda...
ama sonra kendiliğinden bir şeyler oldu...
belki yaşama içgüdüm baskın geldi, bilmiyorum.
ve sonunda o kritik, s..erler eşiğini geçtim.
uzun yıllardır ilk defa, geçmiş veya gelecek yerine, içinde bulunduğum ana odaklanmaya, anı yaşamaya ve o andan keyif almaya başladım.
artık geleceğe daha umutlu bir şekilde bakabiliyorum. küçük ve kötü olasılıklara odaklanmak yerine büyük ve iyi olan olasılıklara odaklanıyorum.
takıntılarım ara ara yokluyor ama onları da kontrol altında tutmayı başarabiliyorum.
umarım her şey iyi bir şekilde devam eder.
...
"umarım her şey iyi bir şekilde devam eder."
diye bitirmişim son notumu ama tabii ki etmedi.
şimdi baktım da, buraya son notumu düşmemin üzerinden haftalar geçmiş. o arada geçen zamanda neler yaşadığımı ve hissettiğimi anlatan bir yazı da yazacağım bu başlığa bir ara. bu zaman dilimi, tamamen ayrı bir yazının konusu çünkü.
tartışmasız bir şekilde, hayatımın en berbat bir ayını geçirdim ve bunun tek sorumlusu benim; benim zihnim.
bugün itibariyle bu yazıya ufak bir ekleme yapabilecek kadar kafamı toparlayabildim ve böyle devam etmesi için elimden geleni yapacağım. buraya kesin ifadeler yazmayı tercih ediyorum zira en ufak bir şüphe kırıntısı dahi beni, başımı daha yeni yeni yüzeyine çıkarabildiğim o bataklığa tekrar saplıyor.
bunca kötü deneyimden sonra sadece şunu söyleyebilirim: ne yaparsanız yapın ama benim durumunda iseniz mutlaka profesyonel bir destek alın. eğer doktorunuz tavsiye ederse en ağır ilaçları bile kullanın fakat kesinlikle bu derece baş belası bir hastalık ile yalnız başınıza mücadele etmeye kalkmayın. bu hastalık yalnız baş edilebilecek türde bir şey değil; bundan emin olun.
...
evet sözlük, yine sayamadığım bir başka günden merhaba.
artık günleri ve haftaları sayacak gücüm kalmadı. tabii bunu diyorum ama aslında son birkaç gündür işler iyiye gidiyor. doktora gidip yeni ilaçlar aldım ve tabii ki b+ktan bedenim sağolsun, yine yan etkiler sebebiyle ilaçları bırakmak zorunda kaldım. yine de o tarihten bu yana gözle görülür bir iyileşme var.
dışarı çıkıyorum, insanlarla konuşuyorum, müzik dinliyorum ve tekrar sözlüğe dönmeye karar verdim bugün en sonunda.
bütün bunlar iyi sayılabilecek gelişmeler.
hâlâ aklımın bir köşesinde o, paranoyak ve takıntılı düşünceler dolaşmaya devam ediyor ama onları görmezden gelmeyi öğreniyorum yavaş yavaş. elbette bu, iyiye doğru gidiş süreci benim kontrolümde başlamadı tam olarak ama bir yerden sonra artık gerçekten silkinip ayağa kalkmam gerektiğini hissettim. zayıf düştükçe kontrolümü daha da kaybettiğimi fark ettim.
ve gerçekten bu şekilde olmuyor. şu an nispeten daha temiz bir zihinle bakınca, güçsüz düşüp pes ettiğim ve kendimi bıraktığım tüm o zaman dilimindeki halimi yakıştıramıyorum kendime açıkçası.
tabii bunlara rağmen, hâlâ oturmuş bir uyku düzenimin olmayışı ve arada bir yoklayan takıntılı davranışlar işleri zorlaştırsa da eskisi kadar yıpratmıyor beni artık. kendimi toparlamak için çaba sarf ettikçe beynimi daha fazla kontrol edebilmeye başladım.
doğal olarak, zaman zaman gerileme sürecine girmem son derece normal ve beklendik bir durum ancak; umarım bu günden başlayarak nispeten de olsa daha kontrollü bir yaşam tarzım olacak.
...
devamını gör...
entry butonları hakkında
sevgili yazarımız bilal'e anlatır gibi anlatmış sağolsun.
devamını gör...
gazi mahallesi katliamı
devletin işlediği suçlardan biridir. 12 mart 1995 tarihinde gazi mahallesi'nde bulunan alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye, durdurdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce(sonradan mit olduğu iddia edilmiştir) gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar. 15 mart 1995'e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.
devamını gör...
cumhurbaşkanı adayımız popüler biri olmayacak
son kemal kılıçdaroğlu yumurtlaması. demek ki 2 popüler olmayan kişiden biri aday olacak:
1- ilhan kesici
2- abdüllatif şener
sanırım bediüzzaman said nursi'nin talebeleri 1948 yılında erzurum'un hasankale ilçesinden bir şeyhin oğlunu dava uğruna kaçırmış. sonra gizlice tunceli'de bir ailenin yanına vermiş. bu çocuk hep irtibatlı kalmış bunlarla. zamanla bunlar paket edilse de amacını unutmamış ve siyasal islamın cumhuriyeti yıkması için elinden geleni tek başına da olsa sızdığı chp içinde yapmış. son darbeyi de bu 2 adaydan birini çıkararak vuracak. yaptıklarının tek mantıklı açıklaması bu çünkü.
sanıyor ki rte'nin karşısına kim çıkarsa çıksın eşşek gibi oy verecek millet. hayır. öyle bir şey yok. ekrem ya da mansur (ki benim gönlüm ondan yana) dışında kim olursa olsun ikinci tura kalır. ikinci turda da rte kazanır.
www.birgun.net/haber/kilicd...
"kılıçdaroğlu "‘biz çok popüler bir ismi getirip cumhurbaşkanı seçelim’ diye bir düşüncemiz yok. cumhurbaşkanı adayının nitelikleri çok önemli. adayın siyasetçi olması lazım. çünkü devlet siyasal bir organ. siyasal organı iyi tanıyan bir siyasetçi olması lazım" ifadelerini kullandı."
meral mansur'u istemiyor. onun adını öne çıkaracak bir şey yok halk teveccühü dışında. kemal bey ekrem başkanı aday yapmayacağını kibarca söylüyor aylardır. romantiklerimiz hedef saptırma diyor ama öyle bir şey yok. ekrem ikinci tayyip potansiyeline sahip bana göre. çok hoşlaşmıyorum. burada hdp'nin tavrı da belirleyici olur. renksiz bir aday olursa hdp'yi çekerim belki diye hesaplamamıştır umarım. selo içerde diye hdp aday çıkarmayacak değil. kadın bir eşbaşkanı aday yapar geçer gerekirse. ekrem ve mansur dışındaki bütün formüllerde rte alır geçer. o kemal özkiraz'a filan bakmayın siz. milletvekili olmak için yapıyor bu abuk anketleri. kemal bu iki adaya ışık yaksın. anketlerde yavaş yavaş yükseltir.
1- ilhan kesici
2- abdüllatif şener
sanırım bediüzzaman said nursi'nin talebeleri 1948 yılında erzurum'un hasankale ilçesinden bir şeyhin oğlunu dava uğruna kaçırmış. sonra gizlice tunceli'de bir ailenin yanına vermiş. bu çocuk hep irtibatlı kalmış bunlarla. zamanla bunlar paket edilse de amacını unutmamış ve siyasal islamın cumhuriyeti yıkması için elinden geleni tek başına da olsa sızdığı chp içinde yapmış. son darbeyi de bu 2 adaydan birini çıkararak vuracak. yaptıklarının tek mantıklı açıklaması bu çünkü.
sanıyor ki rte'nin karşısına kim çıkarsa çıksın eşşek gibi oy verecek millet. hayır. öyle bir şey yok. ekrem ya da mansur (ki benim gönlüm ondan yana) dışında kim olursa olsun ikinci tura kalır. ikinci turda da rte kazanır.
www.birgun.net/haber/kilicd...
"kılıçdaroğlu "‘biz çok popüler bir ismi getirip cumhurbaşkanı seçelim’ diye bir düşüncemiz yok. cumhurbaşkanı adayının nitelikleri çok önemli. adayın siyasetçi olması lazım. çünkü devlet siyasal bir organ. siyasal organı iyi tanıyan bir siyasetçi olması lazım" ifadelerini kullandı."
meral mansur'u istemiyor. onun adını öne çıkaracak bir şey yok halk teveccühü dışında. kemal bey ekrem başkanı aday yapmayacağını kibarca söylüyor aylardır. romantiklerimiz hedef saptırma diyor ama öyle bir şey yok. ekrem ikinci tayyip potansiyeline sahip bana göre. çok hoşlaşmıyorum. burada hdp'nin tavrı da belirleyici olur. renksiz bir aday olursa hdp'yi çekerim belki diye hesaplamamıştır umarım. selo içerde diye hdp aday çıkarmayacak değil. kadın bir eşbaşkanı aday yapar geçer gerekirse. ekrem ve mansur dışındaki bütün formüllerde rte alır geçer. o kemal özkiraz'a filan bakmayın siz. milletvekili olmak için yapıyor bu abuk anketleri. kemal bu iki adaya ışık yaksın. anketlerde yavaş yavaş yükseltir.
devamını gör...
sineklerin tanrısı
edebiyat tarihinin en iyi romanlarından biri olduğunu düşündüğüm william golding eseri. bir dinozorun anıları ve bir dinozorun gezileri hatıratlarını beğenerek okuduğum mina urgan'ın çevirisi ve son sözü* ile taçlanmıştır. yazıldığı dönemdeki (1950'ler) karanlık atmosferi kurgusuna yansıtan roman, soğuk savaş yıllarında çıkması beklenen nükleer felaket korkusundan beslenir. nitekim sineklerin tanrısı bu felaketin gerçekleşmesi varsayımından hareket etmektedir. farklı ideolojiler (demokrasi, sosyalizm, faşizm) jack, ralph, domuzcuk, roger karakterleri üzerinden alegorik olarak anlatılırken; dini-mitolojik (hz. isa, prometheus) göndermeler simon karakteri aracılığıyla dile getirilir. bunun yanı sıra kötülük kavramının çevresel etkenlerle mi, yoksa insanın özünden mi kaynaklandığı irdelenmektedir. kitabın bana göre tek kusuru, dehşet verici bir konuyu zaman zaman geri plana düşürecek kadar tabiat betimlemelerine boğulmasıdır. iyi niyetli bakarsam "google görsellere tıklamak" gibi bir imkanın olmadığı yıllarda okurlara tropik adalar ve sahip olduğu cengel ortamı daha iyi aktarmak istenmiş olabilir. neticede bir cennet parçasının çocuklar tarafından nasıl cehenneme dönüştüğü ayrıntılarıyla anlatılıyor.
orijinal adıyla lord of the flies'ın etkileyici bir görseli:

not: siyah beyaz ve renkli olmak üzere 2 farklı sinema uyarlaması mevcuttur.
orijinal adıyla lord of the flies'ın etkileyici bir görseli:

not: siyah beyaz ve renkli olmak üzere 2 farklı sinema uyarlaması mevcuttur.
devamını gör...
regl ağrısı
gerçekten bunu çekmek neden zorunlu, başka bir şekilde beden var olup çocuk sahibi olmak olamaz mıydı? yani tanrım her ay bu kadar acı, mide bulantısı, hayattan bezme nedir işkence amaçlı mı? hayatımda etmediğim küfürleri ediyorum, her ay hastanelik olmaktan bıktım. kadın olmayı geçtim her kadın bile bu kadar acı çekmezken ne talihsizlik ya ağrılı adet geçirmek.*
devamını gör...
28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi
gençler bir boktan anlamaz, hiç bir şeyle ilgilenmez diyenlerin gezi parkında günlerce inanılmaz zorluklarla onlar için direnen o gençlere terörist dediği direniş. o son başkaldırıydı bir şeyleri düzeltebilecek olan, bir daha isteseniz de çıkmam. alın sizin olsun istediğiniz gibi sömürün..
devamını gör...
yasuke
netflix yapımı anime.
bir zamanlar japonya 'da lord nobunaga 'nın tercihiyle samuray olan siyahi savaşçı yasuke 'nin başına gelenleri anlatan çizgi dizidir. tek sezonda başlayıp bitmekte olduğundan açıp birkaç saatte izlenebilir. yasuke çok yetenekli ve sadık bir samuraydır. fakat bir türlü diğer samuraylar tarafından kabul edilmez. sürekli dışlanır. çıkan savaşta lord nobunaga ölünce (ölümü de yasuke 'nin elinden olmaktadır. ancak cinayet değil onurunu teslim etmek için.) yasuke kendini yollara vurur. küçük bir kasabada balıkçılık yapmaya başlar. elbette basit hayatında rahat bırakılmayacak ve kendini yeni bir maceranın içinde bulacaktır.
aynı köyde yaşayan ve süper güçleri olan bir kız güçlerini elinden almak isteyen enteresan yaratıklardan kaçmaktadır. başlarında da yozlaşmış bir papaz vardır.
papaz kısa sürede ölüyor. asıl karakter olduğunu düşündüm ama hayal kırıklığına uğrattı.
. sonrasında işler daha da karmaşık bir hal almakta ve büyük bir savaş ile karşı karşıya kalınmaktadır. bu arada küçük kıza özel güçlerini kullanmayı öğretecek bir öğretmeni bulmak için yola koyulurlar. işler iyice sarpa sarar. (bkz: castlevania) ayarında muhteşem bir yapım değil ama gayet başarılı. izleyen pişman olmaz. bu arada hakiki japon animesi değil. mümkünse alt yazılı izleyin.
yasuke ölür gibi oluyor ama ölmüyor. küçük kızda eski, tatlı yaşantısına dönüyor.
bir zamanlar japonya 'da lord nobunaga 'nın tercihiyle samuray olan siyahi savaşçı yasuke 'nin başına gelenleri anlatan çizgi dizidir. tek sezonda başlayıp bitmekte olduğundan açıp birkaç saatte izlenebilir. yasuke çok yetenekli ve sadık bir samuraydır. fakat bir türlü diğer samuraylar tarafından kabul edilmez. sürekli dışlanır. çıkan savaşta lord nobunaga ölünce (ölümü de yasuke 'nin elinden olmaktadır. ancak cinayet değil onurunu teslim etmek için.) yasuke kendini yollara vurur. küçük bir kasabada balıkçılık yapmaya başlar. elbette basit hayatında rahat bırakılmayacak ve kendini yeni bir maceranın içinde bulacaktır.
aynı köyde yaşayan ve süper güçleri olan bir kız güçlerini elinden almak isteyen enteresan yaratıklardan kaçmaktadır. başlarında da yozlaşmış bir papaz vardır.
papaz kısa sürede ölüyor. asıl karakter olduğunu düşündüm ama hayal kırıklığına uğrattı.
yasuke ölür gibi oluyor ama ölmüyor. küçük kızda eski, tatlı yaşantısına dönüyor.
devamını gör...
iftara ne kadar kaldı
ramazanda oğlumun* neredeyse beni her gördüğünde sorduğu soru. ben de hemen bakıp cevap veriyorum. bugün sabah saatlerinde tam "iftara ne kadar kaldı" diye soracakken "yok ya daha çok var, sormuyorum tamam" diyerek geri vites yaptı.*
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
ota b*ka hümanizm kasanların, "umrumda değil." dediği olaylardır.
devamını gör...
sen çok değiştin eşiği
özellikle sevgililik ve evliliklerde görülen taraflardan birinin diğerini çok değişmekle suçlaması durumu. bazen iki tarafın birbirini değişmekle suçladığı da görülür.
çok büyük bir kısmında değişim değil özüne dönüş yaşanmıştır. ilişkiyi başarı olarak görmek, elde etmek istemek, sahip olmak istemek insanları olduğundan farklı davranmaya itebilir. bu da insanları geçici bir süreyle farklı bir kimliğe büründürür. temelde bunu ikiye ayırabiliriz:
rol yapmak: aynı bu sözlükte oluşturduğumuz sanal kimlik gibi bir kimlik yaratmak ve bunu oynamak. kendi kimliğinden/karakterinden çok farklı olmasına gerek yoktur. küçük dokunuşlarla karşıdaki kişi için mükemmel kişi yaratılır ve oynanır. sahip olmadığı entelektüel birikime, dünya görüşüne, maddi güce, nezakete sahipmiş gibi davranmak buna örnek gösterilebilir. doğal olarak bunlar ya bir noktada patlak verir ya da zamanla rol yapmak daha da zorlaşacağı için kişi rol yapmayı bırakır. bir diğer seçenek ise istediğini elde ettiği için rol yapmasına gerek kalmamasıdır. özüne döner ve oynadığı karakteri sonlandırır.
uyumlu görünmek: rol yapmaktan daha kolay ve zahmetsizdir. kişinin, kendisi öyle düşünmese de karşısındaki insana göre şekil alması durumudur. mesela sosyal çevre ve giyim konularında bu uyuma sık rastlanır. tabii ki istediğin gibi giyinirsin tavrından hayır bunu giyemezsin tavrına bir geçiş olur ya da tabii ki kendine ait bir sosyal hayatın olacak tavrından hayır gece çıkamazsın tavrına geçiş olur. aslında en başından beri düşündüğü şeyleri uyumlu davranmasına gerek kalmadığında açığa çıkarır.
sözün özü: gerçekten değişen insan sayısı yüzde bir falandır. bizim gördüğümüz, maruz kaldığımız ya da yaptığımız şey öze dönmektir.
çok büyük bir kısmında değişim değil özüne dönüş yaşanmıştır. ilişkiyi başarı olarak görmek, elde etmek istemek, sahip olmak istemek insanları olduğundan farklı davranmaya itebilir. bu da insanları geçici bir süreyle farklı bir kimliğe büründürür. temelde bunu ikiye ayırabiliriz:
rol yapmak: aynı bu sözlükte oluşturduğumuz sanal kimlik gibi bir kimlik yaratmak ve bunu oynamak. kendi kimliğinden/karakterinden çok farklı olmasına gerek yoktur. küçük dokunuşlarla karşıdaki kişi için mükemmel kişi yaratılır ve oynanır. sahip olmadığı entelektüel birikime, dünya görüşüne, maddi güce, nezakete sahipmiş gibi davranmak buna örnek gösterilebilir. doğal olarak bunlar ya bir noktada patlak verir ya da zamanla rol yapmak daha da zorlaşacağı için kişi rol yapmayı bırakır. bir diğer seçenek ise istediğini elde ettiği için rol yapmasına gerek kalmamasıdır. özüne döner ve oynadığı karakteri sonlandırır.
uyumlu görünmek: rol yapmaktan daha kolay ve zahmetsizdir. kişinin, kendisi öyle düşünmese de karşısındaki insana göre şekil alması durumudur. mesela sosyal çevre ve giyim konularında bu uyuma sık rastlanır. tabii ki istediğin gibi giyinirsin tavrından hayır bunu giyemezsin tavrına bir geçiş olur ya da tabii ki kendine ait bir sosyal hayatın olacak tavrından hayır gece çıkamazsın tavrına geçiş olur. aslında en başından beri düşündüğü şeyleri uyumlu davranmasına gerek kalmadığında açığa çıkarır.
sözün özü: gerçekten değişen insan sayısı yüzde bir falandır. bizim gördüğümüz, maruz kaldığımız ya da yaptığımız şey öze dönmektir.
devamını gör...
imperator rome
paradox interactive'in ezilmiş, hor görülmüş, dışlanmış, terk edilmiş evden atılmış çocuğu olan strateji oyunudur. bu dediklerim birer mecaz değil. eğer tarihi yanlış hatırlamıyorsam, 30 nisan 2020 itibarıyla bu durum böyle.

oysa ki bu oyundaki potansiyel muazzam, iskender'in imparatorluğu'nun ardılları arasındaki savaşın başladığı (m.ö 303) dönemden oyuna giriş yapıyorsunuz. antik çağda olduğunuz için tüm devlet stratejileriniz de ona göre olmak zorunda kalıyor doğal olarak. isterseniz iskender'in ardıllarından biri, ister küçük bir yunan şehir devleti; ister gücünü pekiştirmiş roma veya kartaca, ister galya ve germania'nın barbar kabilelerinden biri ile başlayın, bu gerçek hep sabit kalacak. antik çağ'ın atmosferi ile oyunun içine çekileceksiniz.
yani, en azından öyle olmalıydı...
16 şubattaki marius güncellemesine kadar oyunun bazı eksikleri vardı o kabul. özellikle bazı savaş mekanikleri ve oyun dinamikleri baya overpowered olabiliyordu. fakat levy-legion sisteminin gelmesiyle artık öyle dilediğiniz gibi asker de basamıyorsunuz. oyun ekonomik ve politik gücünüze bağlı olarak ordu ve donanmanızı da gerçeğe uygun bir şekilde kısıtlıyor. ki bu bana kalırsa oldukça büyük bir artı. elbette bu tür oyunlarda "cheesing" dediğimiz olayı engellemek neredeyse imkansız. fakat yine oyunu düzgün oynamak isteyenler için oldukça güzel bir denge katıyor oyuna. işin daha ekonomik, kültürel kısımları ve belki de savaştan bile çok daha zorlu kısmı olan iç işleri ve yolsuzluk yapan karakterler ile uğraşma kısmına ise hiç değinmeyeceğim bile. yoksa bu tanım uzar da uzar, ve ben o kadar uzun yazmak için çok üşengeçim.
özetlemek gerekirse, şunu demek istemiştim:
bu oyunun akıbeti için çok üzülüyorum. tam kendini düzelttiği ve asıl ilgiyi görmesi gerektiği zamanda paradox kitlesi yüzünü çevirdi, gözünü yumdu bu oyuna. sessiz sedasız kendi başıma oynarken bari boş boş durmayıp az reklamını yapasım geldi. cidden diyorum he, güzel oyun. oynayınız, oynatınız şu mereti...

oysa ki bu oyundaki potansiyel muazzam, iskender'in imparatorluğu'nun ardılları arasındaki savaşın başladığı (m.ö 303) dönemden oyuna giriş yapıyorsunuz. antik çağda olduğunuz için tüm devlet stratejileriniz de ona göre olmak zorunda kalıyor doğal olarak. isterseniz iskender'in ardıllarından biri, ister küçük bir yunan şehir devleti; ister gücünü pekiştirmiş roma veya kartaca, ister galya ve germania'nın barbar kabilelerinden biri ile başlayın, bu gerçek hep sabit kalacak. antik çağ'ın atmosferi ile oyunun içine çekileceksiniz.
yani, en azından öyle olmalıydı...
16 şubattaki marius güncellemesine kadar oyunun bazı eksikleri vardı o kabul. özellikle bazı savaş mekanikleri ve oyun dinamikleri baya overpowered olabiliyordu. fakat levy-legion sisteminin gelmesiyle artık öyle dilediğiniz gibi asker de basamıyorsunuz. oyun ekonomik ve politik gücünüze bağlı olarak ordu ve donanmanızı da gerçeğe uygun bir şekilde kısıtlıyor. ki bu bana kalırsa oldukça büyük bir artı. elbette bu tür oyunlarda "cheesing" dediğimiz olayı engellemek neredeyse imkansız. fakat yine oyunu düzgün oynamak isteyenler için oldukça güzel bir denge katıyor oyuna. işin daha ekonomik, kültürel kısımları ve belki de savaştan bile çok daha zorlu kısmı olan iç işleri ve yolsuzluk yapan karakterler ile uğraşma kısmına ise hiç değinmeyeceğim bile. yoksa bu tanım uzar da uzar, ve ben o kadar uzun yazmak için çok üşengeçim.
özetlemek gerekirse, şunu demek istemiştim:
bu oyunun akıbeti için çok üzülüyorum. tam kendini düzelttiği ve asıl ilgiyi görmesi gerektiği zamanda paradox kitlesi yüzünü çevirdi, gözünü yumdu bu oyuna. sessiz sedasız kendi başıma oynarken bari boş boş durmayıp az reklamını yapasım geldi. cidden diyorum he, güzel oyun. oynayınız, oynatınız şu mereti...
devamını gör...
mutfaktan gelen tabak çanak sesleri
o evde hayat ve umut vardır.
devamını gör...





