charles darwin
kopernik nasıl ki , dünya gezegen konumunun her şeyin merkezinde olmadığını göstermiş, skolastik inancı yerle bir etmişse, charles darwin’ de canlılar dünyasında özel bir yere sahip olmadığımızı göstermesiyle, sırf bu yüzden bile benim için ayrı yerdedir. öyle ya da böyle, kabul edilsin ya da edilmesin, güçlü sorgulamaların önünü açtı ve insan egoizmine esaslı bir tokat indirdi.
ayrıca otobiyografisine “dünyaya yeniden gelseydim, haftada en az bir kez şiir okuyup müzik dinlemeyi kural haline getirirdim.” diye yazmıştır.
ayrıca otobiyografisine “dünyaya yeniden gelseydim, haftada en az bir kez şiir okuyup müzik dinlemeyi kural haline getirirdim.” diye yazmıştır.
devamını gör...
cahil yazarlar uçurulsun kampanyası
bir kampanya.
cahiller de kültürlüler uçurulsun istiyor. nasıl olacak?
cahiller de kültürlüler uçurulsun istiyor. nasıl olacak?
devamını gör...
olbers paradoksu
19. yüzyılın sonlarında heinrich olbers'in ortaya sürdüğü tez.
olbers şöyle düşünmüştü: geceleri gökyüzüne baktığımızda, hangi yöne bakarsak bakalım orada mutlaka bir yıldız var. evren sonsuz bir zamandan beri varsa, bu yıldızların ışığı şimdiye kadar bize mutlaka ulaşmış olmalıydı. bu durumda gökyüzünü sadece gündüzleri değil, gece dediğimiz saatlerde bile yıldızlar yüzünden tamamen aydınlık görmemiz gerekirdi.
bu cümlelerin ne anlama geldiğini şu gif'te görebilirsiniz kısaca.
ancak geceleri gökyüzünde böyle bir durum olmadığını, yıldızların gökte tek tük parlak noktalar olarak göründüğünü hepimiz biliyoruz. olbers de biliyordu ve buradan çıkardığı sonuç, evrenin sadece belirli bir süredir var olduğu ve bu nedenle de tüm yıldızların ışığının bize henüz ulaşamadığıydı.
olbers şöyle düşünmüştü: geceleri gökyüzüne baktığımızda, hangi yöne bakarsak bakalım orada mutlaka bir yıldız var. evren sonsuz bir zamandan beri varsa, bu yıldızların ışığı şimdiye kadar bize mutlaka ulaşmış olmalıydı. bu durumda gökyüzünü sadece gündüzleri değil, gece dediğimiz saatlerde bile yıldızlar yüzünden tamamen aydınlık görmemiz gerekirdi.
bu cümlelerin ne anlama geldiğini şu gif'te görebilirsiniz kısaca.
ancak geceleri gökyüzünde böyle bir durum olmadığını, yıldızların gökte tek tük parlak noktalar olarak göründüğünü hepimiz biliyoruz. olbers de biliyordu ve buradan çıkardığı sonuç, evrenin sadece belirli bir süredir var olduğu ve bu nedenle de tüm yıldızların ışığının bize henüz ulaşamadığıydı.
devamını gör...
29 aralık 2020 aylin sözer cinayeti
şimdiye kadar ki kadın cinayetleri içerisinde en vahşi şekilde, yakılarak katledilmiş bir kadın. ülke, gittikçe kadın mezarlığına dönüştü. kimimizin annesi, kimimizin kız kardeşi, kimimizin kızı her an bu cinayetlerin hedefi olabilir. bu artık şakası kalmamış bir memleket meselesi ve şakası kalmamış bir vicdan meselesi.
devamını gör...
küme tipi baş ağrısı
20-40 yaş arası erkeklerde ve sigara içenlerde daha sık görülen, genellikle tek taraflı çok şiddetli ve kısa süreli baş ağrısıdır.
göz çevresi ya da şakak tarafı 15 dk ile 3 saat arasında süren günde 8 defa görülebilen bir ağrıdır.
ataklar aylar ve yıllar süren düzelme dönemleriyle,haftalar ve aylar süren atak dönemi şeklinde ayrılır yani kümelenme mevcuttur.
akut atakta oksijen inhalasyonu,triptan türevi ilaçlar kullanılırken;profilaktik olarak verapamil kullanılır.
göz çevresi ya da şakak tarafı 15 dk ile 3 saat arasında süren günde 8 defa görülebilen bir ağrıdır.
ataklar aylar ve yıllar süren düzelme dönemleriyle,haftalar ve aylar süren atak dönemi şeklinde ayrılır yani kümelenme mevcuttur.
akut atakta oksijen inhalasyonu,triptan türevi ilaçlar kullanılırken;profilaktik olarak verapamil kullanılır.
devamını gör...
uğur mumcu
o günü asla unutmam. televizyonun sesi evi ele geçirmiş gibiydi. annemi ve babamı o güne kadar hiç öyle görmemiştim. sanki başka bir boyuttaydılar.
alışık olmadığım kadar ilgisizler bana. etraflarında dolaşıyorum ama sanki beni görmüyorlar bile. televizyonda sürekli görüntüler dönüyor. işin aslında çok fazla bir şey anlamıyorum. sadece birinin öldüğünün farkındaydım.
babamın ve annemin durumunu düşününce, her halde bir yakınımız öldü diyorum içimden. babam anneme bir şeyler söylüyor. fısıldar gibi. gürdür aslında babamın sesi. alışık değilim o kadar boğuk çıkmasına.
''kıydılar sonunda adama'' diyor.
annem sessizce başını sallıyor.
kendimi göstermem lazım. annemin yanına sokuluyorum. nazikçe kavrıyor beni, sarılıyor. ama alışık olduğum sevgi sözlerini duyamıyorum. ikisi de televizyona kilitlenmiş durumdalar. ne yapsam ilgilerini çekemiyorum.
bir ara babamın sesi yeniden gürleşiyor. ''görüyor musun süpürüyorlar! '' neyi süpürüyorlar, niye süpürüyorlar bilmiyorum. sormaya da çekiniyorum. sonra öğreniyoruz tabi neyin süpürüldüğünü...
babamın gözleri dolmuş, yaşlar hafifçe yanaklarına doğru süzülüyor. babalar öyle çok ağlamaz. ağlasalar da pek görmezsiniz. onların gözüne sadece çöp batar.
aniden fırlıyor yerinden, balkona doğru gidiyor. sigara yakıyor. fırsat bu fırsat diyorum.
anneme soruyorum; '' tanıdığımız biri mi öldü anne ?'' ''evet oğlum, diyor.'' ses tonu devamını getirme der gibi. mesajı alıyorum. bende onlar gibi sessizleşiyorum.
ertesi gün oluyor. uyandığımda babam evde yok. benim uyanmamdan biraz sonra eve geliyor. elinde bir gazete var. mutfağa giriyor. yüzü yine asık. yüzünün asık olmasına da pek alışkın değilim. gazeteyi masaya koyuyor. gazetenin üzerinde kocaman puntolarla ''susturamayacaklar'' yazılmış. altında ton ton yanaklı bir amcanın resmi var. ölen akrabamız bu herhalde diyorum.
sonrasında yine annemle babamın konuşmaları. pek çoğu hayal meyal kafamın içerisinde. ''saat kaçta?'' ''ne zaman gideceğiz?'' gibi konuşmalar...
aradan yanılmıyorsam bir iki gün geçiyor. çok net hatırlamıyorum o kısımları. güzelce giyinip çıkıyoruz evden. cenazeye gittiğimizi biliyorum. annem en güzel kıyafetlerimi, çıkarmış hazırlamış.
sonra hayatımda gördüğüm en büyük insan kalabalığının içerisinde buluyorum kendimi. mahşeri bir kalabalık var. annemin elini sıkı sıkı tutuyorum. korkuyorum bir nebze. bir sürü insanın elinde, babamın bir kaç gün önce eve getirdiği gazete var. havaya kaldırmışlar. o görüntüyü de hiç unutmam. asıl unutmadığımsa babamın o gür sesinin onca insan arasından sıyrılıp, yükselmesi. yumruğunu büyük bir hınçla sıkıp, sürekli havaya kaldırması. öfkeli sanki babam. daha önce onu bu kadar öfkeli de görmemiştim...
neyse çok uzatmayacağım, ben uğur mumcu ile babamın bir kaç damla gözyaşı ve haykırışları, annemin o derin suskunluğu ile tanıştım. akrabamız değildi, yakınımız değildi ama ölümü/öldürülüşü evimizde böyle bir etki doğurmuştu. türkiye'nin aydınlık yarınlarına inanan pek çok insanın evinde de, haberin bu şekilde karşılandığını düşünüyorum.
bu hazin tanışma sonrası, ilerleyen süreçte, uğur mumcu'nun tüm köşe yazılarını, kitaplarını okudum. babamın ve annemin verdiği tepkileri yerli yerine oturtmak ondan sonra kolay oldu. yıllar sonra babam da, ceketini alıp gitti bu haksızlıklarla dolu dünyadan. o gazete halen bende. ikisinin de yadigarıdır.
uğurlar olsun... devirleri daim olsun...
alışık olmadığım kadar ilgisizler bana. etraflarında dolaşıyorum ama sanki beni görmüyorlar bile. televizyonda sürekli görüntüler dönüyor. işin aslında çok fazla bir şey anlamıyorum. sadece birinin öldüğünün farkındaydım.
babamın ve annemin durumunu düşününce, her halde bir yakınımız öldü diyorum içimden. babam anneme bir şeyler söylüyor. fısıldar gibi. gürdür aslında babamın sesi. alışık değilim o kadar boğuk çıkmasına.
''kıydılar sonunda adama'' diyor.
annem sessizce başını sallıyor.
kendimi göstermem lazım. annemin yanına sokuluyorum. nazikçe kavrıyor beni, sarılıyor. ama alışık olduğum sevgi sözlerini duyamıyorum. ikisi de televizyona kilitlenmiş durumdalar. ne yapsam ilgilerini çekemiyorum.
bir ara babamın sesi yeniden gürleşiyor. ''görüyor musun süpürüyorlar! '' neyi süpürüyorlar, niye süpürüyorlar bilmiyorum. sormaya da çekiniyorum. sonra öğreniyoruz tabi neyin süpürüldüğünü...
babamın gözleri dolmuş, yaşlar hafifçe yanaklarına doğru süzülüyor. babalar öyle çok ağlamaz. ağlasalar da pek görmezsiniz. onların gözüne sadece çöp batar.
aniden fırlıyor yerinden, balkona doğru gidiyor. sigara yakıyor. fırsat bu fırsat diyorum.
anneme soruyorum; '' tanıdığımız biri mi öldü anne ?'' ''evet oğlum, diyor.'' ses tonu devamını getirme der gibi. mesajı alıyorum. bende onlar gibi sessizleşiyorum.
ertesi gün oluyor. uyandığımda babam evde yok. benim uyanmamdan biraz sonra eve geliyor. elinde bir gazete var. mutfağa giriyor. yüzü yine asık. yüzünün asık olmasına da pek alışkın değilim. gazeteyi masaya koyuyor. gazetenin üzerinde kocaman puntolarla ''susturamayacaklar'' yazılmış. altında ton ton yanaklı bir amcanın resmi var. ölen akrabamız bu herhalde diyorum.
sonrasında yine annemle babamın konuşmaları. pek çoğu hayal meyal kafamın içerisinde. ''saat kaçta?'' ''ne zaman gideceğiz?'' gibi konuşmalar...
aradan yanılmıyorsam bir iki gün geçiyor. çok net hatırlamıyorum o kısımları. güzelce giyinip çıkıyoruz evden. cenazeye gittiğimizi biliyorum. annem en güzel kıyafetlerimi, çıkarmış hazırlamış.
sonra hayatımda gördüğüm en büyük insan kalabalığının içerisinde buluyorum kendimi. mahşeri bir kalabalık var. annemin elini sıkı sıkı tutuyorum. korkuyorum bir nebze. bir sürü insanın elinde, babamın bir kaç gün önce eve getirdiği gazete var. havaya kaldırmışlar. o görüntüyü de hiç unutmam. asıl unutmadığımsa babamın o gür sesinin onca insan arasından sıyrılıp, yükselmesi. yumruğunu büyük bir hınçla sıkıp, sürekli havaya kaldırması. öfkeli sanki babam. daha önce onu bu kadar öfkeli de görmemiştim...
neyse çok uzatmayacağım, ben uğur mumcu ile babamın bir kaç damla gözyaşı ve haykırışları, annemin o derin suskunluğu ile tanıştım. akrabamız değildi, yakınımız değildi ama ölümü/öldürülüşü evimizde böyle bir etki doğurmuştu. türkiye'nin aydınlık yarınlarına inanan pek çok insanın evinde de, haberin bu şekilde karşılandığını düşünüyorum.
bu hazin tanışma sonrası, ilerleyen süreçte, uğur mumcu'nun tüm köşe yazılarını, kitaplarını okudum. babamın ve annemin verdiği tepkileri yerli yerine oturtmak ondan sonra kolay oldu. yıllar sonra babam da, ceketini alıp gitti bu haksızlıklarla dolu dünyadan. o gazete halen bende. ikisinin de yadigarıdır.
uğurlar olsun... devirleri daim olsun...
devamını gör...
andy kaufman
kendini "şarkı ve dans adamı" olarak tanımlandıran amerikalı komedyen.
hayal gücünü çok beğendiğim, kendi kurguladığı "hazar adası" isimli yerin yerlisi gibi davranarak yaptığı şovları ve taklitleri başarılı bulduğum, rol ve gerçeklik arasındaki çizgiyi silmiş bir dehadır bana göre.
silmiş diyorum çünkü 1983'te akciğer kanserinden vefat ettiğinde, ölüm belgesi yayınlandığı halde, kimse öldüğüne inanmamış; ailesi 30 yıl sonra ''andy evine yeniden hoş geldin'' partisi yapmış.

andy kaufman'ı daha iyi anlamak için; hayatının anlatıldığı, başrolünde jim carrey'nin oynadığı man on the moon filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. jim carrey'nin performansı efsane, hatta film çekimleri boyunca andy kaufman gibi davranarak insanların bi' hayli sinirini bozmuş.
hayal gücünü çok beğendiğim, kendi kurguladığı "hazar adası" isimli yerin yerlisi gibi davranarak yaptığı şovları ve taklitleri başarılı bulduğum, rol ve gerçeklik arasındaki çizgiyi silmiş bir dehadır bana göre.
silmiş diyorum çünkü 1983'te akciğer kanserinden vefat ettiğinde, ölüm belgesi yayınlandığı halde, kimse öldüğüne inanmamış; ailesi 30 yıl sonra ''andy evine yeniden hoş geldin'' partisi yapmış.

andy kaufman'ı daha iyi anlamak için; hayatının anlatıldığı, başrolünde jim carrey'nin oynadığı man on the moon filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. jim carrey'nin performansı efsane, hatta film çekimleri boyunca andy kaufman gibi davranarak insanların bi' hayli sinirini bozmuş.
devamını gör...
ateist kaplumbağa
vaktiyle bir hocam, osmanlı tarihinde kimselerin bilmediği çok gizli bir sırdan bahsetmişti: bir grup kendini bilmez kaplumbağanın çıkardığı sözüm ona ayaklanmadan ve akabinde ilan edilen "tospağa fermanı"ndan. halk arasında nesilden nesile süregelen bir efsane olmuş bu. ne zaman bir emekçi emeğinin karşılığını alamasa, ne zaman bir işçi zulüm görse; allahsız tospağa ve arkadaşlarının hikayesine sığınırmış.
bu kaplumbağaların liderleri, "allahsız tospağa", çok çalışkan bir kaplumbağaymış. gören, duyan, bilen herkes kendisine hayranmış. her zaman kendisinden önce başkalarını düşünür, onlar için didinirmiş. çok gezen, çok gören biri olduğu kadar; çok okuyan, çok bilen de biriymiş. etrafındaki herkesi akla gelebilecek her konuda eğitir, onlara akıllarının alamayacağı kadar çok şeyi öğretirmiş. çevresindekilere keyifli vakit geçirtmeyi de pek iyi becerirmiş. kâh güldürür, kâh düşündürürmüş.
derler ki, bu allahsız tospağa ve arkadaşları padişahımız efendimiz hazretlerine başkaldırmışlar. gel zaman git zaman, tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuşlar. tek tük bahseden tarihçiler de onları yüzyıllarca lanetle anmışlar. ta ki osman hamdi bey ve o meşhur kaplumbağa terbiyecisi'ne kadar...
o zamanlar pek de ilgimi çekmemişti açıkçası bu hikaye. her başarısız devrim gibi unutulup gitmişti en nihayetinde. ama bir gece, hiç beklemediğim bir anda, bir şey gördüm: #394813. o an, işte o an, beynimden vurulmuşa döndüm. meğerse bu nevi şahsına münhasır kaplumbağanın bir de torunu vardı: ateist kaplumbağa! dedesinin hikayesini bütün detaylarıyla, bütün bilinmeyenleriyle, göğsünü gere gere yedi cihana duyuruyordu! pek az kişinin vâkıf olduğu bu gizli gerçek, artık bir sır değildi. gerçekten o olabilir miydi?
hemen profilinde gezindim. okudukça okudum, bakındıkça bakındım. evet... evet anca o olabilirdi! tıpkı dedesi gibiydi. ne olursa olsun doğru bildiğini anlatıyor, gerçekleri haykırıyordu. hatta sırf bu tutkusu yüzünden kafa sözlük haber ajansı'nı bile kurmuştu! en az onun kadar çalışkan, en az onun kadar bilgili, en az onun kadar kültürlüydü. sözlüğün sakinlerine bir şeyler katabilmek için adeta yırtınıyordu. kâh güldürüyor, kâh düşündürüyordu...
bugün bu mükemmel kaplumbağayı ne kadar sahiplensek az. ne kadar okusak, ne kadar takip etsek, ne kadar övsek az. kurtarma operasyonlarımız [#520441], "bordagallarımız" ve marullarımız ona helal olsun!
ve yalan yazan tarih de utansın bir zahmet!
bu kaplumbağaların liderleri, "allahsız tospağa", çok çalışkan bir kaplumbağaymış. gören, duyan, bilen herkes kendisine hayranmış. her zaman kendisinden önce başkalarını düşünür, onlar için didinirmiş. çok gezen, çok gören biri olduğu kadar; çok okuyan, çok bilen de biriymiş. etrafındaki herkesi akla gelebilecek her konuda eğitir, onlara akıllarının alamayacağı kadar çok şeyi öğretirmiş. çevresindekilere keyifli vakit geçirtmeyi de pek iyi becerirmiş. kâh güldürür, kâh düşündürürmüş.
derler ki, bu allahsız tospağa ve arkadaşları padişahımız efendimiz hazretlerine başkaldırmışlar. gel zaman git zaman, tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuşlar. tek tük bahseden tarihçiler de onları yüzyıllarca lanetle anmışlar. ta ki osman hamdi bey ve o meşhur kaplumbağa terbiyecisi'ne kadar...
o zamanlar pek de ilgimi çekmemişti açıkçası bu hikaye. her başarısız devrim gibi unutulup gitmişti en nihayetinde. ama bir gece, hiç beklemediğim bir anda, bir şey gördüm: #394813. o an, işte o an, beynimden vurulmuşa döndüm. meğerse bu nevi şahsına münhasır kaplumbağanın bir de torunu vardı: ateist kaplumbağa! dedesinin hikayesini bütün detaylarıyla, bütün bilinmeyenleriyle, göğsünü gere gere yedi cihana duyuruyordu! pek az kişinin vâkıf olduğu bu gizli gerçek, artık bir sır değildi. gerçekten o olabilir miydi?
hemen profilinde gezindim. okudukça okudum, bakındıkça bakındım. evet... evet anca o olabilirdi! tıpkı dedesi gibiydi. ne olursa olsun doğru bildiğini anlatıyor, gerçekleri haykırıyordu. hatta sırf bu tutkusu yüzünden kafa sözlük haber ajansı'nı bile kurmuştu! en az onun kadar çalışkan, en az onun kadar bilgili, en az onun kadar kültürlüydü. sözlüğün sakinlerine bir şeyler katabilmek için adeta yırtınıyordu. kâh güldürüyor, kâh düşündürüyordu...
bugün bu mükemmel kaplumbağayı ne kadar sahiplensek az. ne kadar okusak, ne kadar takip etsek, ne kadar övsek az. kurtarma operasyonlarımız [#520441], "bordagallarımız" ve marullarımız ona helal olsun!
ve yalan yazan tarih de utansın bir zahmet!
devamını gör...
birini sevince yapılanlar
ben sevdiğim insanları yemek istiyorum. midemde onları mide asidimden de koruyacak özel bir bölümde saklayacağım tabii ki. böylelikle hep yanımda ve dünyadaki kötülüklerden uzak olurlaar.
devamını gör...
normal sözlük'e bir daha gelinse alınacak nickler
sugar daddy.
devamını gör...
troll dili ve edebiyatı
sözlükteki bir kısım yazarların uzmanlık yaptıkları alandır. bu alanda kürsü sahibidirler.
devamını gör...
kız çocuklarının okutmanın saçma olması
engel koleksiyonuma güzel bir eklenti daha...
devamını gör...
kocasına bir tas çorba yapmak zoruna giden feminist
feminist olmayanın da zoruna gider. onu yapabilecek durumdaysan sen kendin yani koca da yapabilir. ama erkekliğine zeval gelmemesi için karısına yaptırmak en cazip olanı tabii. yanlışlıkla adamlık porselenleri çizilebilir yemek yaparken. erkekler mutfağa ait olmaktan korkuyor. ama kadınlarının gençlikleri yaşlılıkları hep mutfakta geçiyor. yaşasın ataerkillik macerası.
devamını gör...
dikkat şahan çıkabilir
atv'nin yandaş olmadığı, şahan gökbakar'ın kaliteli mizah yaptığı zamanlardaki program.
küçük oscar benim için sekkiz demesiyle bir uktedir.
küçük oscar benim için sekkiz demesiyle bir uktedir.
devamını gör...
bir insanla ilişkiyi kesmek için yeterli sebepler
gelip size kötülediği insanla beş dk sonra can ciğer kuzu sarması görmek.
devamını gör...
lateral dekübitis grafisi
akciğerleri örten çift katlı plevra zarının arasında biriken plevral sıvıyı en iyi gösteren grafi yöntemidir.
plevral sıvıyı en iyi gösteren görüntüleme yöntemi ise ultrasonografik görüntülemedir.
plevral sıvıyı en iyi gösteren görüntüleme yöntemi ise ultrasonografik görüntülemedir.
devamını gör...
büyük olan çocukların kardeşlerine yaptıkları eşek şakaları
iyi bir abla olduğumu fark ettiren başlıktır.*
devamını gör...


