68 65 78 61 64 65 63 69 6d 61 6c
devlet bahçeli'ye göre kaç sene içinde mhp iktidar şimdi bu hesaba göre onu söyleyin siz..
devamını gör...
düşünerek yorulmak
düşünerek daha derine batıp boğulmakla sonuçlanacak eylem.
devamını gör...
yazarların aile evindeki adı
agraaasiiif**
devamını gör...
normal sözlük 1. istanbul zirvesi
emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. keşke biraz daha geç katılan ve yuvarlak masaya dahil olamayan arkadaşlarla da sohbeti koyulaştırabilseydik. ya da masa daha büyük olsaydı * artık diğer sefere.
devamını gör...
1.80 boyundaki türk erkeği
ortalamanın 174 olduğunu düşünürsek halâ uzun boydur.
ayrıca genelde 180 diyen 180 değildir ya 179 ya da 181’dir.
not: bu boyda erkek diye konuşan kadınların babaları sandalye bacağı kadar, kendileri de sandalye bacakları arasındaki kiriş kadar olurlar genelde. ondandır böyle konuşmaları.
ayrıca genelde 180 diyen 180 değildir ya 179 ya da 181’dir.
not: bu boyda erkek diye konuşan kadınların babaları sandalye bacağı kadar, kendileri de sandalye bacakları arasındaki kiriş kadar olurlar genelde. ondandır böyle konuşmaları.
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
başınızı yavaşça (yine de çok yavaş olmayın) kendisine doğru abandırın. şaka şaka ehü ehü şiddete karşıyız ki biz. biz kim yav? bir anda kalabalık hissettim kendimi.
geçen birine ayağımı uzatıp ayağıma konuş dedim. ortamdaki herkes bir anda gülmeye başladı ve o da güldü. sıkça espri yaptığımdan espri sanılması bir bakıma güzel oldu zira üstte uygulatmak istediğim eylem benim üzerimde uygulanabilirdi.
genelde ortamı terk ederim. hah benim ortamımdan biri kalktığındada gülerim vah ki vah halime diye. ee hep başkaları cahil olacak değildi ya. arada, nadir, bazen, sıkça ben de cahil olabilirim. bazen bilinçli deneme yapıyorum kimler kalkacak diye. kalkanları bir şekilde hayatımda tutmam gerek onlar alfa bro. *
geçen birine ayağımı uzatıp ayağıma konuş dedim. ortamdaki herkes bir anda gülmeye başladı ve o da güldü. sıkça espri yaptığımdan espri sanılması bir bakıma güzel oldu zira üstte uygulatmak istediğim eylem benim üzerimde uygulanabilirdi.
genelde ortamı terk ederim. hah benim ortamımdan biri kalktığındada gülerim vah ki vah halime diye. ee hep başkaları cahil olacak değildi ya. arada, nadir, bazen, sıkça ben de cahil olabilirim. bazen bilinçli deneme yapıyorum kimler kalkacak diye. kalkanları bir şekilde hayatımda tutmam gerek onlar alfa bro. *
devamını gör...
suriyelileri istemeyen tipler
ulan kendi vatandaşım aç neden isteyeyim? bu kadar cevabı net olan soru mu olur? aynı ülke vatandaşlarım her gün intihar etsin elin suriyeliside sigortasız yevmiyeyle şekline baksın!
devamını gör...
delirmemek için yapılanlar
pek başaramasam da pozitif düşünmeye çalışıyorum ama gerçekten çok zor yaşamak.bunca saçmalığın içinde delirmemek de zor.
devamını gör...
takipçi sayısının artmamasının nedenleri
henüz çaylak olduğumdan olduğunu düşünüyorum. ama burada yenilerin sevildiği aşikar o yüzden moral bozmadan yazmaya devam ediyorum.
devamını gör...
düğüne geç kalmak
tanım: evlenmek için yapılan törene çeşitli nedenlerden dolayı vaktinde katılamamak.
not: bu nedenler arasında pandemi veya kovid movid yok. bu tanım çok öncesinde malum sözlüğe tarafımca girilmiş ve şimdi oradan silinip buraya taşınmıştır.
resmi tanımı verdik şimdi ağız tadıyla başımızdan geçen bir düğüne geç kalma olayını anlatabiliriz sanırım. evet dediğinizi duyar gibi oldum. başlıyoruz o halde.
yıl 2012 yer antalya
iş arkadaşımız, iş yerimizin göz bebeği evleniyor bütün arkadaşlar aileleri ile birlikte davetli. eee kız bizim kızımız hep beraber gidip yanında olduğumuzu göstermemiz gerek. böyle de bir yan anlamı var gidişimizin. neyse düğün yeri daha önce iş yerindeki hiç kimsenin gitmediği bir yer. antalya ili konyaaltı ilçesi akyaka mevkii bilmem ne at çiftliği. damat tarafı tutturmuş açık hava düğünü olacak diye. kızımız da kabul etmek durumunda kalmış tabii.
neyse düğün günü geldi çattı. akşam saat 9 gibi başlayacak düğün. iş yerindeki hemen herkesin aracı var. aracı olmayanları da aracı olanlar yancı olarak alıp götürecek. o aracı olmayıp yancı takılacaklardan biri de benim. ismail diye bir arkadaş var beni ve ailemi düğüne götürmeye razı. bu arkadaşımızda antalya da yeni. etrafı pek bilmiyor. bana güveniyormuş.
neyse saat akşam sekiz civarı. temmuz sıcağı bunaltıcı derecede. ben, eşim, iki küçük çocuğum ve ablam biniyoruz ismail in arabasına. evimiz düğüne 13-15 km mesafede. sürüyoruz konyaaltına. şu dünyaca ünlü konyaaltı plajına varmadan liman yönünde sağa dönüyoruz. az ileridekji akyaka tabelasından tekrar sağa dönüyoruz ve korku filmlerinde olan o karanlığın benzeri bir karanlığa doğru sürüyoruz aracımızı.
bir süre sonra sağdaki son bakkalın yanında durup at çiftliğini soruyoruz. abi; “az ileriden sola dönün, zaten tabelasını görürsünüz” diye tarif ediyor. ve bizde dediği gibi yola koyuluyoruz. sola dönüyoruz, olmuyor, sağa dönüyoruz, o da olmuyor, bulduğumuz tüm virajları alıyoruz. bulamıyoruz. bulamadığımız gibi birde etrafta durup düğünü bize soran araçlara kaybolduğumuzu söylüyoruz. tepelik bir alan ve onlarca kaybolmuş düğün yolcusu.
temmuz sıcağı beynimizi sulandırıyor ve saat onu buluyor. düğüne varan kişilere telefonda tarif edin diyoruz beceremiyorlar. bu arada her araçtan birer ikişer kişi inip diğer araçlara düğünün yerini sormaya devam ediyor. ortalık tam kaos yeri. kimsenin dediği kimseninkine uymuyor. birde kaybolanlar arasında kız tarafı mısınız erkek tarafı mı sorusu iyice bayıyor.
sonunda düğünden bir arkadaş gelip alıyor biz ve bizim gibi yolu bulamayanları. konvoy halinde düğün yerine varıyoruz sonunda. gittiğimizde nikah kıyılmış, insanlar oynayabildiği kadarıyla oynamış, hatta damat kafayı bulalı epey olmuştu.
olayın üzerinden neredeyse dokuz yıl geçti. hala o arkadaş çevremizde düğün meselesi açılınca o akşamki kaosun benzeri yaşanıyor. herkes birbirini suçluyor senin yüzünden geç kaldık diye. tam bi kaos tam bi hüsran…
not: bu nedenler arasında pandemi veya kovid movid yok. bu tanım çok öncesinde malum sözlüğe tarafımca girilmiş ve şimdi oradan silinip buraya taşınmıştır.
resmi tanımı verdik şimdi ağız tadıyla başımızdan geçen bir düğüne geç kalma olayını anlatabiliriz sanırım. evet dediğinizi duyar gibi oldum. başlıyoruz o halde.
yıl 2012 yer antalya
iş arkadaşımız, iş yerimizin göz bebeği evleniyor bütün arkadaşlar aileleri ile birlikte davetli. eee kız bizim kızımız hep beraber gidip yanında olduğumuzu göstermemiz gerek. böyle de bir yan anlamı var gidişimizin. neyse düğün yeri daha önce iş yerindeki hiç kimsenin gitmediği bir yer. antalya ili konyaaltı ilçesi akyaka mevkii bilmem ne at çiftliği. damat tarafı tutturmuş açık hava düğünü olacak diye. kızımız da kabul etmek durumunda kalmış tabii.
neyse düğün günü geldi çattı. akşam saat 9 gibi başlayacak düğün. iş yerindeki hemen herkesin aracı var. aracı olmayanları da aracı olanlar yancı olarak alıp götürecek. o aracı olmayıp yancı takılacaklardan biri de benim. ismail diye bir arkadaş var beni ve ailemi düğüne götürmeye razı. bu arkadaşımızda antalya da yeni. etrafı pek bilmiyor. bana güveniyormuş.
neyse saat akşam sekiz civarı. temmuz sıcağı bunaltıcı derecede. ben, eşim, iki küçük çocuğum ve ablam biniyoruz ismail in arabasına. evimiz düğüne 13-15 km mesafede. sürüyoruz konyaaltına. şu dünyaca ünlü konyaaltı plajına varmadan liman yönünde sağa dönüyoruz. az ileridekji akyaka tabelasından tekrar sağa dönüyoruz ve korku filmlerinde olan o karanlığın benzeri bir karanlığa doğru sürüyoruz aracımızı.
bir süre sonra sağdaki son bakkalın yanında durup at çiftliğini soruyoruz. abi; “az ileriden sola dönün, zaten tabelasını görürsünüz” diye tarif ediyor. ve bizde dediği gibi yola koyuluyoruz. sola dönüyoruz, olmuyor, sağa dönüyoruz, o da olmuyor, bulduğumuz tüm virajları alıyoruz. bulamıyoruz. bulamadığımız gibi birde etrafta durup düğünü bize soran araçlara kaybolduğumuzu söylüyoruz. tepelik bir alan ve onlarca kaybolmuş düğün yolcusu.
temmuz sıcağı beynimizi sulandırıyor ve saat onu buluyor. düğüne varan kişilere telefonda tarif edin diyoruz beceremiyorlar. bu arada her araçtan birer ikişer kişi inip diğer araçlara düğünün yerini sormaya devam ediyor. ortalık tam kaos yeri. kimsenin dediği kimseninkine uymuyor. birde kaybolanlar arasında kız tarafı mısınız erkek tarafı mı sorusu iyice bayıyor.
sonunda düğünden bir arkadaş gelip alıyor biz ve bizim gibi yolu bulamayanları. konvoy halinde düğün yerine varıyoruz sonunda. gittiğimizde nikah kıyılmış, insanlar oynayabildiği kadarıyla oynamış, hatta damat kafayı bulalı epey olmuştu.
olayın üzerinden neredeyse dokuz yıl geçti. hala o arkadaş çevremizde düğün meselesi açılınca o akşamki kaosun benzeri yaşanıyor. herkes birbirini suçluyor senin yüzünden geç kaldık diye. tam bi kaos tam bi hüsran…
devamını gör...
moderasyon ekibinin çevirmesine takılmak
ne moderatörü çevirme bey?
devamını gör...
maymunlar cehennemi
fransız yazar pierre boulle'un la planète des singes kitabından uyarlanan film ve dahi film serisi.
orijinal serinin bütün filmleri kronolojik sırayla: planet of the apes* (1968), beneath the planet of the apes* (1970), escape from the planet of the apes* (1971), conquest of the planet of the apes* (1972) ve battle for the planet of the apes* (1973) şeklindedir.
bu serinin ardından 2000'li yıllarda yeniden yapılan bir ikinci serisi de vardır. ayrıca televizyon dizisi, animasyonu ve bilgisayar oyunları dahi var imiş.
(girinin geri kalanında 1968'de yayınlanan ilk filmden bahsedilecektir.)
planet of the apes, bir uzay görevi için bilinmedik bir gezegene iniş yapan bir grup astronotu konu edinir. bu astronotlar, gezegende konuşamayan ilkel insan kabileleri ile bilişsel yetenekleri gelişkin ve böylece kendilerine bir uygarlık inşa edebilmiş olan maymunlarla karşılaşırlar. fakat bir sorun vardır: maymunlar her ne hikmetse insanlardan hiç hazzetmemektedirler.
aslında, film, muhteşem bir hiciv örneğidir. gözlerinin önündeki evrim gerçeğini kabullenemeyen (ya da kabullenmek istemeyen) zamane bilim insanlarına ve yöneticilerine alenen saldırılır. inançlarının gerekliliklerini yerine getirecekler diye bilim insanlığı niteliklerini unutan ve mevzubahis her neyse aksini kanıtlamaya çalışmak yerine çocukça görmezden gelmeyi seçen sözde bilim insanlarını hedef alır. zira bilim, inancınız her ne olursa olsun, gözünüzün önünde bir gerçek varsa öncelikle görmek, kabullenmek ve açıklamak; ancak bundan sonra aksini ispat etmeye çalışmaktır. zaten bütün bunların maymunlar üzerinden anlatılması da ister istemez çok eğlenceli bir alegoriyi beraberinde getirir.*
bununla ilgili olarak, filmin en güzel sahnesini de takdim edeyim: üç maymun!

peki anlatmaya çalıştığı şey bununla mı sınırlıdır? hayır değildir.
filmin ilerlemesi ve finaliyle birlikte, aslında çok da uzaklarda bir gezegende olmadığımızı, şu bizim soluk mavi nokta'da olduğumuzu anlarız. meğerse hep korktuğumuz şeyi nihayet başarmış ve nükleer bir felaketle türümüzü yok etmiş, kalanları da insanlıktan çıkarmışız. maymunların yöneticileri ise bunu başından beri bilmekteymiş. insan denen hayvandan korkulması ve olabildiğince kontrol altında tutulması gerektiği, tam da bu yüzden dinlerine tesir etmiş.
böylece çıkarımlarımıza bir yenisini daha ekleriz: filmin başından beri "ulan şu maymunlara bak ya ahaha" diye dalga geçtiğimiz maymunlar aslında haklıdır. biz insanlara acıyıp, onların tarafını tutarken; aslında yanlış tarafta saf tutuyoruzdur.
bitti mi? bitmedi!
linda harrison (nova) pek güzel. nazar değmesin. gerçi değmiştir şimdiye kadar.*
ve son olarak da, bir konuyu çözelim: bu film dikkat çekici miktarda hollywood klişesi içerir. hâlâ izlememiş olan varsa*; eski filmlerden hoşlanmıyorsanız* ve özellikle bünyeniz klişeye karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsa* izleyip izlememek size kalmış. "ya una nocte, bize bir film önerdin, bu nedir böyle be kardeşim?" demeyin sonra.
orijinal serinin bütün filmleri kronolojik sırayla: planet of the apes* (1968), beneath the planet of the apes* (1970), escape from the planet of the apes* (1971), conquest of the planet of the apes* (1972) ve battle for the planet of the apes* (1973) şeklindedir.
bu serinin ardından 2000'li yıllarda yeniden yapılan bir ikinci serisi de vardır. ayrıca televizyon dizisi, animasyonu ve bilgisayar oyunları dahi var imiş.
(girinin geri kalanında 1968'de yayınlanan ilk filmden bahsedilecektir.)
planet of the apes, bir uzay görevi için bilinmedik bir gezegene iniş yapan bir grup astronotu konu edinir. bu astronotlar, gezegende konuşamayan ilkel insan kabileleri ile bilişsel yetenekleri gelişkin ve böylece kendilerine bir uygarlık inşa edebilmiş olan maymunlarla karşılaşırlar. fakat bir sorun vardır: maymunlar her ne hikmetse insanlardan hiç hazzetmemektedirler.
aslında, film, muhteşem bir hiciv örneğidir. gözlerinin önündeki evrim gerçeğini kabullenemeyen (ya da kabullenmek istemeyen) zamane bilim insanlarına ve yöneticilerine alenen saldırılır. inançlarının gerekliliklerini yerine getirecekler diye bilim insanlığı niteliklerini unutan ve mevzubahis her neyse aksini kanıtlamaya çalışmak yerine çocukça görmezden gelmeyi seçen sözde bilim insanlarını hedef alır. zira bilim, inancınız her ne olursa olsun, gözünüzün önünde bir gerçek varsa öncelikle görmek, kabullenmek ve açıklamak; ancak bundan sonra aksini ispat etmeye çalışmaktır. zaten bütün bunların maymunlar üzerinden anlatılması da ister istemez çok eğlenceli bir alegoriyi beraberinde getirir.*
bununla ilgili olarak, filmin en güzel sahnesini de takdim edeyim: üç maymun!

peki anlatmaya çalıştığı şey bununla mı sınırlıdır? hayır değildir.
filmin ilerlemesi ve finaliyle birlikte, aslında çok da uzaklarda bir gezegende olmadığımızı, şu bizim soluk mavi nokta'da olduğumuzu anlarız. meğerse hep korktuğumuz şeyi nihayet başarmış ve nükleer bir felaketle türümüzü yok etmiş, kalanları da insanlıktan çıkarmışız. maymunların yöneticileri ise bunu başından beri bilmekteymiş. insan denen hayvandan korkulması ve olabildiğince kontrol altında tutulması gerektiği, tam da bu yüzden dinlerine tesir etmiş.
böylece çıkarımlarımıza bir yenisini daha ekleriz: filmin başından beri "ulan şu maymunlara bak ya ahaha" diye dalga geçtiğimiz maymunlar aslında haklıdır. biz insanlara acıyıp, onların tarafını tutarken; aslında yanlış tarafta saf tutuyoruzdur.
bitti mi? bitmedi!
linda harrison (nova) pek güzel. nazar değmesin. gerçi değmiştir şimdiye kadar.*
ve son olarak da, bir konuyu çözelim: bu film dikkat çekici miktarda hollywood klişesi içerir. hâlâ izlememiş olan varsa*; eski filmlerden hoşlanmıyorsanız* ve özellikle bünyeniz klişeye karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsa* izleyip izlememek size kalmış. "ya una nocte, bize bir film önerdin, bu nedir böyle be kardeşim?" demeyin sonra.
devamını gör...
portakal wars abdülseyidbincabbar’ın intikamı
bugünkü kafa açan kesitimiz portakal wars. abdülseyidbincabbar’ın mod olamaması üzerine sözlük içinde aldığı intikamı hep birlikte göreceğiz.
iyi seyirler diler yorumlarınızı beklerim diğer yazarların da görmesi ve izlemesi adına.
buradan izleyebilirsiniz
tüm kesitlere göz atmak için;
(bkz: kafa açan kesitler)
iyi seyirler diler yorumlarınızı beklerim diğer yazarların da görmesi ve izlemesi adına.
buradan izleyebilirsiniz
tüm kesitlere göz atmak için;
(bkz: kafa açan kesitler)
devamını gör...
budala
birçok ünlü sanatçı tarafından okunması gerektiği 'budala kitabını okumak bir üniversite bitirmek gibidir' sözleri ile anlatılan kitaptır.
devamını gör...
ateist
dinlerin dogmasını reddedip sorgulamaktan çekinmeyen imtihan diyerek bazı şeyleri geçmeyen yolda olmaya ve ilerlemeye bilime değer veren insanlardır. saygı beklemesine gerek yoktur çünkü her varlık ve fikre* saygı duyulmak zorunludur. başkasının inancının başlığını sözler köşküne çevirerek allah kitap din iman sövüp alay eden insanlardan farkı kalmayan insanların toplandığı başlık da denebilir. tercih meselesi.
devamını gör...
counter strike 1.6
gelmiş geçmiş en efsane oyunlardan biridir. bu oyuna öyle bağımlı insanlar tanıyorum ki awp kullanırken dürbün açmaya bile gerek duymuyorlar ve hala csgo yerine 1.6 onamaya devam ediyorlar.
devamını gör...
yabancı
bir solukta okunabilinecek kitaplar arasındadır.
sizi yıpratan insanlardan sessizce uzaklaşın.
sizi yıpratan insanlardan sessizce uzaklaşın.
devamını gör...
merak edilen yazlık sarayın mimari görüntüleri
tevfik fikret’ten gelsin:
“yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”
“yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”
devamını gör...




