to zeibekiko tou kosma
afillibirbey yarım ukdesi ve tam isteğidir.
en kolaylarından, buyrun.
akşam vakt-i kerahat gelince eşlik de ederim ama maalesef yayınlayamam, sözlük buna hiç hazır değil.*
en kolaylarından, buyrun.
akşam vakt-i kerahat gelince eşlik de ederim ama maalesef yayınlayamam, sözlük buna hiç hazır değil.*
devamını gör...
güne bir söz bırak
kalabalıkta kimsenin yüzü kendisinin değildir.*
devamını gör...
mortaks: yazının dört mevsimi
aşkın üç rengi
bölüm 2
kısım 2
prens olacaklardan habersiz krallığına dönmek için dolunayın aydınlattığı yollarda ilerlerken, yolculuğu esnasında duraklayabileceği tek yerleşim yeri olan bir kasabada biraz dinlenmeye karar vermişti. alacakaranlığa tutsak düşmüş gibi görünen bu kasabada tek bir mekanın gaz lambaları henüz sönmemişti. prens bu ışıklara doğru ilerlemeye başladıktan sonra mekanın çok köhne olduğunu farketmişti. fakat seçme şansı olmadığı için çaresizce ilerlemeye devam etti. çünkü kendisinin ve can dostu atı blackey'in karnı acıkmıştı ve çok yorgunlardı. prensese olan hasretinin vermiş olduğu yürek enerjisi ile dinlenmeden üç günlük mesafeyi bir akşamda kat etmişti. taverna benzeri bu mekan çok kalabalık olmamasına karşın kendisini saklamak istercesine sessizce köşedeki masaya oturdu. hancının kızından kendisine ekmek, kaşar peyniri ve şarap; blackey için ise arpa getirmesini istemişti. istediklerinin biraz geç gelmesine rağmen buna hiç aldırış etmedi çünkü çok acıkmıştı. bir oturuşta koca bir yak öküzünü yiyebilirdi. susuzluğunu gidermek için tek yudumda tahtadan yapılmış kadehteki bütün şarabı bitirmişti. şarabın tadı inanılmaz kötü gelmişti. ağzında sanki üzüm değil bir hayvan leşinin pıhtılaşmış kanı varmış gibi hissetmişti. daha önce bu kadar kötüsünü içmemişti. ağzında şarabın kötü tadı, aklında söylenmeleri sürerken mekanın kapısından içeriye ailesinin onunla evlendirmek istediği, uzaktan kuzeni olan prenses melina girmişti. prens'in kalbi, ona baktığı anda kendisinde bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varamadan adeta sevdiği prensesi görmüşçesine küt küt atmaya başlamıştı ve prenses ile ilgili anılar, hisleri bir anda yok olmuştu. sanki hiç tanışmamış gibiydi hayatının aşkıyla. tüm bunlar oluverirken prens sadece melina'ya odaklanmıştı. gözü başkasını göremez olmuştu. yüreği kuş olup melina'nın kollarına uçmak istiyormuşçasına çırpınıyordu. melina bu bakışları farketmişti fakat anlam veremiyordu. çünkü prens onu sevmiyordu hatta melina da prensi sevmiyordu. sadece iki kuzenlerdi. aileler ne kadar ısrarcı olsa da ikisinin gönül şömineleri başkaları için yanıp tutuşmaktaydı.
yıllardır ayağına bağlanmış olan prangalarından kurtulan kader mahkumlarının özgürlüklerine koştukları gibi koştu prensimiz melina'ya doğru.
prens: melina'm, güllerin bile kıskançlıkları yüzünden solduğu güzel yüzlü melina'm. seni çok özledim nerelerdeydin? seni görünce hafifleyen, yüreğimde hissettiğim bu ağırlık nedir? dedi.
prensin bu söyledikleri karşısında melina şaşkınlıktan buz kesmiş, hareket bile edememişti. bu köhne yere neden geldiğini kendisi de bilemiyordu. nişanlısının verdiği davet sonrası dönüş yolundayken kasabanın yakınında at arabası bozulmuş ve tamir süresince açık olan tek mekanda beklemesi için uşakları tarafından bu mekana getirilmişti. şaşkınlıktan donakalmıştı. prense dönüp: "sevgili kuzenim, canım kuzenim neler diyorsun böyle. bilirsin ki biz kardeş gibi büyüdük hatta şu an ikimiz de başkalarına sevdalıyız. ailemizin istediği bu mesnetsiz evlilik kararına karşı çıkmaktayız. seninle bunu defalarca konuşmuştuk. prensese deliler gibi aşıktın. ne oldu sana böyle, gecenin bir saati böyle bir yerde ne aramaktasın?" diye sormuştu melina.
prens bir an duraksadı, düşünmeye çalıştı. orada ne arıyordu, kendisine ne olmuştu bunları düşünmeye çalışmıştı fakat anılarının çevresine aşılamayacak duvarlar örülmüş gibiydi. tekrardan melina'ya bakınca her şeyi unutmuştu.
prens: hayır hayır söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyorum. melina ben sadece sana aşığım. bahsettiğin, görmek istediğim tek yüze, duymak istediğim tek sese sahip prenses senden başkası olamaz. kader seni bu saatte karşıma çıkardı. anlasana işte yüreğim bir ay gibi hep çevrende dönmek istiyor, bu tarifsiz duygularım sadece sana. ben senin için böyle yangınlar içerisindeyken, yoksa sevmiyor musun beni sen?
prensin bu garip davranışları melina'yı şüphelendirmişti. tüm bu olanları aklı bir türlü almıyordu. gözü uzaklara dalmıştı. mekanda sarhoşlardan biri masadan yere düşmüş ve çıkan gürültü melina'yı derin düşünce kuyularından o an bulunduğu mekana çekmişti. o sırada burnuna keskin bir koku gelmişti. masayı gözleri ile kontrol ederken tahta kadeh gözüne çarptı. prens de içmekten sarhoş olmuştu fakat bu sarhoşluk bile kendisine aşk şiirleri okumasına mani olamıyordu. melina, prensin bu durumunu fırsat bilip tahta kadehi fark ettirmeden alıp incelemeye başladı. bu şarap kokusu değildi. melina'nın o an kafasında bir şimşek çakması olmuştu. böyle bir karşılaşma tesadüf olamazdı. kesinlikle bu işte ailelerinin parmağı olmalıydı.
aileleri krallık içi huzursuzluk oluşmaması için bu iki gencin izdivaçlarına sıcak bakıyorlardı lakin iki gencimizinde yürecikleri farklı iki insan için yanıp tutuşuyordu. ailelerin ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilen prenses melina hancının kızını tehdit ederek ortada neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı. onlara yüklü bir miktar para vereceğini de söylemesinden sonra olan biteni öğrenmişti melina.
ısolde'nin tristan'a duyduğu aşkının kaynağı olan iksire benzer bir aşk iksiri içirilmişti prense. asıl plan melina'nın da içmesi ve karşılıklı aşık olmalarıymış fakat prensin fütursuzca tavırları bu planın suya düşmesine neden olmuştu.
bu öyle bir iksirmiş ki içen kişi gördüğü ilk karşı cinsten insana aşık olurmuş. bu sebeple prens o gece gördüğü ilk kadın olan melina'ya aşık olmuştur. iksir içinizde başkasına hissettiğiniz aşkı yok etmemektedir sadece o aşkın ait olduğu kişi hakkında yanılsamalar görmenize sebep olmakta ve aynı aşktan beslenerek bir başkasına hissedilmiş gibi bir sahte rüyaya neden oluyormuş. kısacası aşkı farklı birine yönlendirmekteymiş. işte bizim prens de bu kötü oyuna gelmiş.
melina hemen umutsuzluğa kapılmamış çünkü bu iksirin çözümünü bilmekteymiş. ama bizim prensesin yanına gidip durumu anlatması gerekiyormuş. çünkü bu iksirin geçmesi için prensesimize büyük bir iş düşmekteymiş. tamir olan at arabasını hazırlatıp prensesin yanına gitmek için hemen yola koyulmak isteyen melina'nın, öncelikle peşinden gelmeyi bırakmayan ve ona aşk dolu sözler söyleyen prensten kurtulması gerekiyormuş. çünkü prens adeta sarhoş gibiymiş. yalanlarla dolu kadehin sonucunda aşktan sarhoş olmuş. melina prense krallığa gitmesini tembihlemiş aksi durumda bu diyarlardan kaçacağını söylemiştir. bu şekilde prensi ikna etmiş olan melina, prensesin krallığının yolunu tutmuştur. prensesin krallığına giderken panzehirin nasıl elde edileceğinden emin olmak istemiş ve birkaç bilgeye sormak için yolunu değiştirmek zorunda kalmış. iksirin panzehiri melina'nın bildiği gibiymiş. danıştığı bilgelerin hepsi aynı şeyi söylemiş: kim ki bu iksirin etkisi geçsin ister, aşığı için kaffa dağına gider. şifacı rozalin'le anlaşma yapıp panzehiri alan kişi sadece ama sadece o kişinin gerçekten sevdiği olmalıdır. eğer iksirin etkisi geçsin istiyorsa aşuk onun ellerinden içmelidir panzehiri maşuk. işte o zaman maşuk da aşuk olur, aşuk da maşuk olur ve kavuşulur...
melina her şeyi detaylıca öğrenmesinin akabininde zaman kaybetmeksizin uçarcasına prensesimizin krallığına gitmiş. karşısında melina'yı gören prensesin yüreği korkudan duracakmış. çünkü melina prensesin krallığına ilk kez geliyormuş ve o gelmişse mutlaka önemli bir durum vukuu bulmuştur. acaba kalbinin efendisi, canı olan prensinin başına bir şey mi gelmişti?
ailelerin niyetlerine rağmen prensesimiz melina'yı çok sevmiştir. sözünün eri, yürekli ayrıca üstün zekalı olması nedeniyle melina'ya hayran kalmıştır. bazen prensin melina'yı değil de kendisini nasıl sevdiğini bile sorguladığı olmuştur. prensesin aşırı endişeli hali melina'nın dikkatinden kaçmamıştır.
prenses: hoş geldiniz sevgili melinacığım. sizi buraya hangi rüzgar atmıştır? umarım güzel haberler ile gelmişsinizdir. benim biricik prensimde sizden bir süre önce buradan ayrılmıştı.tanrıdan dileğimdir umarım ona bir şey olmamıştır. lütfen oturmadan önce söyleyin prensime bir şey mi oldu? lütfen yalvarıyorum size hemen söyleyin zira her geçen saniye yüreğime saplanan bir başka hançer olduğundan dakikalarca bu işkenceye dayanabileceğimi zannetmiyorum.
melina: sizi hoş gördüm sevgili prensesim. kuzenimin yaşama amacı sevgili prensesim, siz nasılsınız? dileğinizi bekletmeden yerine getirmektir arzum lakin iyi haberlerim yoktur size iletebileceğim. prensimizin başına öyle bir şey gelmiştir ki ailelerimizden nefret etmemize sebep olacak derecede kötü bir şeydir bu fakat lütfen yüreğinizi ferah tutun çünkü sadece sorunla değil çözüm ile de geldim, demiş ve prensese olan biten her şeyi anlatmış.
dinledikleri karşısında prenses, kalbinin oluk oluk kanadığını hissediyormuş. tüm ciğerleri kan dolmak üzereymiş ve artık nefes alamaz olmuş. gözleri dünyayı tufan ile yıkmak istercesine yaşla dolmuş. "nasıl olabilir böyle bir şey. bana olan aşkı bitti mi? artık bir ağaçtan bir kuştan farksız mıyım onun için? " demiş.
bu üzüntü sebebiyle dünya'da son gününü geçirmekte olan vebalı bir insana benzemişti prenses. dikkatli gözlerle bakmayan biri aradaki farkı anlayamazmış, öyle perişan haldeymiş. bu durumu gören melina daha fazla beklemek istememiş. zira prenses olduğu yere oturmuş kalmış, dizlerinin bağı çözülen hasta bir insan gibi.
melina: hayır prenses bu iksir prensin sana olan aşkını yok etmedi aksine ondan besleniyor. sadece prens sana olan aşkını bana zannediyor. bu yüzden hemen karalar bağlamayın kuzenimin biricik aşkı prensesim. tanrı her şeyin çözümünü yarattığı gibi bu iksirinde çözümünü bahşetmiştir biz insanlara fakat bunu bir tek sen bulabilirsin demiş.
prenses bir anda ayağa kalkmış. az önceki halinden eser kalmamış. onu görenler az önce dizlerinin bağı çözülen kadının, prensesle aynı kişi olduğuna inanamazmış. ellerinin tersiyle gözyaşlarını silmiş ve melina'nın bu umut dolu sözlerine devam etmesini rica etmiş. prenses bir anda tekrardan yaşama dönmüş.
melina: kaffa dağında rozalin adında bir şifacı varmış. yeryüzünde bu iksirin panzehrini bilse bilse sadece o bilirmiş. tek sorun bu panzehirleri yaptığı anlaşmalar ile veriyormuş. nasıl bir anlaşma olduğunu kimse bilmiyor çünkü çok gizli bir anlaşmaymış. panzehiri senden başkası gidip alamaz. gittiğin vakit bunun nedenini kendin sorabilirsin, demiş.
bunları duyan prensesimizin gözlerindeki yaşlar artık akmaz olmuş çünkü vakit gözyaşı akıtma vakti değilmiş, vakit yola koyulma prensini kurtarma vaktiymiş. bakışlarındaki kararlılığı gören hiç kimse onun karşısında durmaya cesaret edemezmiş.
prenses: "tamam gideceğim. sevgilim, canım prensim için her şeyi yapmaya hazırım. fakat kaffa dağının yolunu bilmiyorum ki?"
melina keselerce altın sözü karşılığında bilgelerden rozalin'in yerini gösteren bir harita satın almıştı. bunu prensese uzatarak:
"bak burada yolu gösteren bir harita var." demiş ve prensese kuzu derisinden yapılma parşömeni vermiş.
prenses çok teşekkür etmiş melina'ya. hemen hazırlıklarına başlamış. bir yandan aklında sevdiği prensi diğer yandan büyücü rozalin ile yapacağı anlaşma... ne olursa olsun rozalin'i anlaşma yapmaya ikna etmeli panzehiri alıp prensini kurtarmalıydı. bedeli ne olursa olsun her şeyi kabul etmeye hazırdı. sevdiğinin olmadığı bir dünya'yı kafasında tasvir edemiyordu. prens için canını bile vermeye razıydı.
hazırlıklarını tamamlayan prensesimiz düşmüş yollara. bu uzun ve zorlu bir yolculukmuş fakat tek başına değilmiş. yüreğinde taşıdığı prensinin aşkı hep onunlaymış bu sebeple her zorluğu kolayca aşabileceğine inanırmış...
edit: herkeseee tekrardan merhabaaa yeni bölüm ile karşınızdayız. umarım beğenmişsinizdir. ama burada aşuk ile maşuk'un hikayesini ve bizim o cümleleri almamızdaki sebebi daha iyi anlatabilmek için buradaki alıntıyı aldığım siteyi bırakıyorum. okuduğumda çok etkilenmiştim. buradan
haftaya 2. bölümün son kısmı ile beraberiz. o zamana kadar görüşmek üzereee*.
bölüm 2
kısım 2
prens olacaklardan habersiz krallığına dönmek için dolunayın aydınlattığı yollarda ilerlerken, yolculuğu esnasında duraklayabileceği tek yerleşim yeri olan bir kasabada biraz dinlenmeye karar vermişti. alacakaranlığa tutsak düşmüş gibi görünen bu kasabada tek bir mekanın gaz lambaları henüz sönmemişti. prens bu ışıklara doğru ilerlemeye başladıktan sonra mekanın çok köhne olduğunu farketmişti. fakat seçme şansı olmadığı için çaresizce ilerlemeye devam etti. çünkü kendisinin ve can dostu atı blackey'in karnı acıkmıştı ve çok yorgunlardı. prensese olan hasretinin vermiş olduğu yürek enerjisi ile dinlenmeden üç günlük mesafeyi bir akşamda kat etmişti. taverna benzeri bu mekan çok kalabalık olmamasına karşın kendisini saklamak istercesine sessizce köşedeki masaya oturdu. hancının kızından kendisine ekmek, kaşar peyniri ve şarap; blackey için ise arpa getirmesini istemişti. istediklerinin biraz geç gelmesine rağmen buna hiç aldırış etmedi çünkü çok acıkmıştı. bir oturuşta koca bir yak öküzünü yiyebilirdi. susuzluğunu gidermek için tek yudumda tahtadan yapılmış kadehteki bütün şarabı bitirmişti. şarabın tadı inanılmaz kötü gelmişti. ağzında sanki üzüm değil bir hayvan leşinin pıhtılaşmış kanı varmış gibi hissetmişti. daha önce bu kadar kötüsünü içmemişti. ağzında şarabın kötü tadı, aklında söylenmeleri sürerken mekanın kapısından içeriye ailesinin onunla evlendirmek istediği, uzaktan kuzeni olan prenses melina girmişti. prens'in kalbi, ona baktığı anda kendisinde bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varamadan adeta sevdiği prensesi görmüşçesine küt küt atmaya başlamıştı ve prenses ile ilgili anılar, hisleri bir anda yok olmuştu. sanki hiç tanışmamış gibiydi hayatının aşkıyla. tüm bunlar oluverirken prens sadece melina'ya odaklanmıştı. gözü başkasını göremez olmuştu. yüreği kuş olup melina'nın kollarına uçmak istiyormuşçasına çırpınıyordu. melina bu bakışları farketmişti fakat anlam veremiyordu. çünkü prens onu sevmiyordu hatta melina da prensi sevmiyordu. sadece iki kuzenlerdi. aileler ne kadar ısrarcı olsa da ikisinin gönül şömineleri başkaları için yanıp tutuşmaktaydı.
yıllardır ayağına bağlanmış olan prangalarından kurtulan kader mahkumlarının özgürlüklerine koştukları gibi koştu prensimiz melina'ya doğru.
prens: melina'm, güllerin bile kıskançlıkları yüzünden solduğu güzel yüzlü melina'm. seni çok özledim nerelerdeydin? seni görünce hafifleyen, yüreğimde hissettiğim bu ağırlık nedir? dedi.
prensin bu söyledikleri karşısında melina şaşkınlıktan buz kesmiş, hareket bile edememişti. bu köhne yere neden geldiğini kendisi de bilemiyordu. nişanlısının verdiği davet sonrası dönüş yolundayken kasabanın yakınında at arabası bozulmuş ve tamir süresince açık olan tek mekanda beklemesi için uşakları tarafından bu mekana getirilmişti. şaşkınlıktan donakalmıştı. prense dönüp: "sevgili kuzenim, canım kuzenim neler diyorsun böyle. bilirsin ki biz kardeş gibi büyüdük hatta şu an ikimiz de başkalarına sevdalıyız. ailemizin istediği bu mesnetsiz evlilik kararına karşı çıkmaktayız. seninle bunu defalarca konuşmuştuk. prensese deliler gibi aşıktın. ne oldu sana böyle, gecenin bir saati böyle bir yerde ne aramaktasın?" diye sormuştu melina.
prens bir an duraksadı, düşünmeye çalıştı. orada ne arıyordu, kendisine ne olmuştu bunları düşünmeye çalışmıştı fakat anılarının çevresine aşılamayacak duvarlar örülmüş gibiydi. tekrardan melina'ya bakınca her şeyi unutmuştu.
prens: hayır hayır söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyorum. melina ben sadece sana aşığım. bahsettiğin, görmek istediğim tek yüze, duymak istediğim tek sese sahip prenses senden başkası olamaz. kader seni bu saatte karşıma çıkardı. anlasana işte yüreğim bir ay gibi hep çevrende dönmek istiyor, bu tarifsiz duygularım sadece sana. ben senin için böyle yangınlar içerisindeyken, yoksa sevmiyor musun beni sen?
prensin bu garip davranışları melina'yı şüphelendirmişti. tüm bu olanları aklı bir türlü almıyordu. gözü uzaklara dalmıştı. mekanda sarhoşlardan biri masadan yere düşmüş ve çıkan gürültü melina'yı derin düşünce kuyularından o an bulunduğu mekana çekmişti. o sırada burnuna keskin bir koku gelmişti. masayı gözleri ile kontrol ederken tahta kadeh gözüne çarptı. prens de içmekten sarhoş olmuştu fakat bu sarhoşluk bile kendisine aşk şiirleri okumasına mani olamıyordu. melina, prensin bu durumunu fırsat bilip tahta kadehi fark ettirmeden alıp incelemeye başladı. bu şarap kokusu değildi. melina'nın o an kafasında bir şimşek çakması olmuştu. böyle bir karşılaşma tesadüf olamazdı. kesinlikle bu işte ailelerinin parmağı olmalıydı.
aileleri krallık içi huzursuzluk oluşmaması için bu iki gencin izdivaçlarına sıcak bakıyorlardı lakin iki gencimizinde yürecikleri farklı iki insan için yanıp tutuşuyordu. ailelerin ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilen prenses melina hancının kızını tehdit ederek ortada neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı. onlara yüklü bir miktar para vereceğini de söylemesinden sonra olan biteni öğrenmişti melina.
ısolde'nin tristan'a duyduğu aşkının kaynağı olan iksire benzer bir aşk iksiri içirilmişti prense. asıl plan melina'nın da içmesi ve karşılıklı aşık olmalarıymış fakat prensin fütursuzca tavırları bu planın suya düşmesine neden olmuştu.
bu öyle bir iksirmiş ki içen kişi gördüğü ilk karşı cinsten insana aşık olurmuş. bu sebeple prens o gece gördüğü ilk kadın olan melina'ya aşık olmuştur. iksir içinizde başkasına hissettiğiniz aşkı yok etmemektedir sadece o aşkın ait olduğu kişi hakkında yanılsamalar görmenize sebep olmakta ve aynı aşktan beslenerek bir başkasına hissedilmiş gibi bir sahte rüyaya neden oluyormuş. kısacası aşkı farklı birine yönlendirmekteymiş. işte bizim prens de bu kötü oyuna gelmiş.
melina hemen umutsuzluğa kapılmamış çünkü bu iksirin çözümünü bilmekteymiş. ama bizim prensesin yanına gidip durumu anlatması gerekiyormuş. çünkü bu iksirin geçmesi için prensesimize büyük bir iş düşmekteymiş. tamir olan at arabasını hazırlatıp prensesin yanına gitmek için hemen yola koyulmak isteyen melina'nın, öncelikle peşinden gelmeyi bırakmayan ve ona aşk dolu sözler söyleyen prensten kurtulması gerekiyormuş. çünkü prens adeta sarhoş gibiymiş. yalanlarla dolu kadehin sonucunda aşktan sarhoş olmuş. melina prense krallığa gitmesini tembihlemiş aksi durumda bu diyarlardan kaçacağını söylemiştir. bu şekilde prensi ikna etmiş olan melina, prensesin krallığının yolunu tutmuştur. prensesin krallığına giderken panzehirin nasıl elde edileceğinden emin olmak istemiş ve birkaç bilgeye sormak için yolunu değiştirmek zorunda kalmış. iksirin panzehiri melina'nın bildiği gibiymiş. danıştığı bilgelerin hepsi aynı şeyi söylemiş: kim ki bu iksirin etkisi geçsin ister, aşığı için kaffa dağına gider. şifacı rozalin'le anlaşma yapıp panzehiri alan kişi sadece ama sadece o kişinin gerçekten sevdiği olmalıdır. eğer iksirin etkisi geçsin istiyorsa aşuk onun ellerinden içmelidir panzehiri maşuk. işte o zaman maşuk da aşuk olur, aşuk da maşuk olur ve kavuşulur...
melina her şeyi detaylıca öğrenmesinin akabininde zaman kaybetmeksizin uçarcasına prensesimizin krallığına gitmiş. karşısında melina'yı gören prensesin yüreği korkudan duracakmış. çünkü melina prensesin krallığına ilk kez geliyormuş ve o gelmişse mutlaka önemli bir durum vukuu bulmuştur. acaba kalbinin efendisi, canı olan prensinin başına bir şey mi gelmişti?
ailelerin niyetlerine rağmen prensesimiz melina'yı çok sevmiştir. sözünün eri, yürekli ayrıca üstün zekalı olması nedeniyle melina'ya hayran kalmıştır. bazen prensin melina'yı değil de kendisini nasıl sevdiğini bile sorguladığı olmuştur. prensesin aşırı endişeli hali melina'nın dikkatinden kaçmamıştır.
prenses: hoş geldiniz sevgili melinacığım. sizi buraya hangi rüzgar atmıştır? umarım güzel haberler ile gelmişsinizdir. benim biricik prensimde sizden bir süre önce buradan ayrılmıştı.tanrıdan dileğimdir umarım ona bir şey olmamıştır. lütfen oturmadan önce söyleyin prensime bir şey mi oldu? lütfen yalvarıyorum size hemen söyleyin zira her geçen saniye yüreğime saplanan bir başka hançer olduğundan dakikalarca bu işkenceye dayanabileceğimi zannetmiyorum.
melina: sizi hoş gördüm sevgili prensesim. kuzenimin yaşama amacı sevgili prensesim, siz nasılsınız? dileğinizi bekletmeden yerine getirmektir arzum lakin iyi haberlerim yoktur size iletebileceğim. prensimizin başına öyle bir şey gelmiştir ki ailelerimizden nefret etmemize sebep olacak derecede kötü bir şeydir bu fakat lütfen yüreğinizi ferah tutun çünkü sadece sorunla değil çözüm ile de geldim, demiş ve prensese olan biten her şeyi anlatmış.
dinledikleri karşısında prenses, kalbinin oluk oluk kanadığını hissediyormuş. tüm ciğerleri kan dolmak üzereymiş ve artık nefes alamaz olmuş. gözleri dünyayı tufan ile yıkmak istercesine yaşla dolmuş. "nasıl olabilir böyle bir şey. bana olan aşkı bitti mi? artık bir ağaçtan bir kuştan farksız mıyım onun için? " demiş.
bu üzüntü sebebiyle dünya'da son gününü geçirmekte olan vebalı bir insana benzemişti prenses. dikkatli gözlerle bakmayan biri aradaki farkı anlayamazmış, öyle perişan haldeymiş. bu durumu gören melina daha fazla beklemek istememiş. zira prenses olduğu yere oturmuş kalmış, dizlerinin bağı çözülen hasta bir insan gibi.
melina: hayır prenses bu iksir prensin sana olan aşkını yok etmedi aksine ondan besleniyor. sadece prens sana olan aşkını bana zannediyor. bu yüzden hemen karalar bağlamayın kuzenimin biricik aşkı prensesim. tanrı her şeyin çözümünü yarattığı gibi bu iksirinde çözümünü bahşetmiştir biz insanlara fakat bunu bir tek sen bulabilirsin demiş.
prenses bir anda ayağa kalkmış. az önceki halinden eser kalmamış. onu görenler az önce dizlerinin bağı çözülen kadının, prensesle aynı kişi olduğuna inanamazmış. ellerinin tersiyle gözyaşlarını silmiş ve melina'nın bu umut dolu sözlerine devam etmesini rica etmiş. prenses bir anda tekrardan yaşama dönmüş.
melina: kaffa dağında rozalin adında bir şifacı varmış. yeryüzünde bu iksirin panzehrini bilse bilse sadece o bilirmiş. tek sorun bu panzehirleri yaptığı anlaşmalar ile veriyormuş. nasıl bir anlaşma olduğunu kimse bilmiyor çünkü çok gizli bir anlaşmaymış. panzehiri senden başkası gidip alamaz. gittiğin vakit bunun nedenini kendin sorabilirsin, demiş.
bunları duyan prensesimizin gözlerindeki yaşlar artık akmaz olmuş çünkü vakit gözyaşı akıtma vakti değilmiş, vakit yola koyulma prensini kurtarma vaktiymiş. bakışlarındaki kararlılığı gören hiç kimse onun karşısında durmaya cesaret edemezmiş.
prenses: "tamam gideceğim. sevgilim, canım prensim için her şeyi yapmaya hazırım. fakat kaffa dağının yolunu bilmiyorum ki?"
melina keselerce altın sözü karşılığında bilgelerden rozalin'in yerini gösteren bir harita satın almıştı. bunu prensese uzatarak:
"bak burada yolu gösteren bir harita var." demiş ve prensese kuzu derisinden yapılma parşömeni vermiş.
prenses çok teşekkür etmiş melina'ya. hemen hazırlıklarına başlamış. bir yandan aklında sevdiği prensi diğer yandan büyücü rozalin ile yapacağı anlaşma... ne olursa olsun rozalin'i anlaşma yapmaya ikna etmeli panzehiri alıp prensini kurtarmalıydı. bedeli ne olursa olsun her şeyi kabul etmeye hazırdı. sevdiğinin olmadığı bir dünya'yı kafasında tasvir edemiyordu. prens için canını bile vermeye razıydı.
hazırlıklarını tamamlayan prensesimiz düşmüş yollara. bu uzun ve zorlu bir yolculukmuş fakat tek başına değilmiş. yüreğinde taşıdığı prensinin aşkı hep onunlaymış bu sebeple her zorluğu kolayca aşabileceğine inanırmış...
edit: herkeseee tekrardan merhabaaa yeni bölüm ile karşınızdayız. umarım beğenmişsinizdir. ama burada aşuk ile maşuk'un hikayesini ve bizim o cümleleri almamızdaki sebebi daha iyi anlatabilmek için buradaki alıntıyı aldığım siteyi bırakıyorum. okuduğumda çok etkilenmiştim. buradan
haftaya 2. bölümün son kısmı ile beraberiz. o zamana kadar görüşmek üzereee*.
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
çünkü sürekli eleştiriliyorum. bir gün giydiğim kıyafeti eleştiriyorlar, bir başka gün o saatte, orada ne işim olduğunu eleştiriyorlar.
çünkü güvende değilim. tacizcim, tecavüzcüm, katilim yargılanamıyor, şikayetlerim duyulmuyor, korunamıyorum. ölüyorum, öldürülüyorum.
çünkü sürekli azarlanıyorum. çünkü sürekli yanlış yaptığım söyleniyor. çünkü olduğum gibi kabul görmüyorum, değiştirilmek isteniyorum.
çünkü istediğim insanı sevmeme izin vermiyorlar. aile yapısına uygun değil diyorlar. oysa acıtan, zorlayan, öldüren benim sevgim değil.
neden korkmayayım ki?!
~acısını paylaştığım herkes adına yazdım.
ahmet arif' in de dediği gibi :
nerede bir can ölse oralı olur yüreğim.
olmalı zaten.
olmazsa "insan" olmaz yüreğim...
çünkü güvende değilim. tacizcim, tecavüzcüm, katilim yargılanamıyor, şikayetlerim duyulmuyor, korunamıyorum. ölüyorum, öldürülüyorum.
çünkü sürekli azarlanıyorum. çünkü sürekli yanlış yaptığım söyleniyor. çünkü olduğum gibi kabul görmüyorum, değiştirilmek isteniyorum.
çünkü istediğim insanı sevmeme izin vermiyorlar. aile yapısına uygun değil diyorlar. oysa acıtan, zorlayan, öldüren benim sevgim değil.
neden korkmayayım ki?!
~acısını paylaştığım herkes adına yazdım.
ahmet arif' in de dediği gibi :
nerede bir can ölse oralı olur yüreğim.
olmalı zaten.
olmazsa "insan" olmaz yüreğim...
devamını gör...
cüneyt türel
ajda pekkan'ın söylediği palavra isimli şarkısına konuşmalarıyla eşlik eden merhum sanatçı.
devamını gör...
cinsiyet rolü
ingilizce ''gender stereotype''dan dilimize çevrilmiştir. bu roller, toplum tarafından cinsiyetlere yüklenen, uygun görülen roller ve genellemelerdir. toplumumuza o kadar yerleşmiştir ki, çocuklar bu rolleri çok küçük yaşta içselleştirirler ve bu içselleştirme, ileride çocukların gelişiminde olumsuz etkiler bırakmaktadır.
kadınların anaç, kırılgan, zarif, duygusal, utangaç olduğunu söylemek, erkeklerin ise güçlü, cesur, sinirli olduğunu belirtmek , böyle olmalarını beklemek toplumun cinsiyetlere verdiği rollerdendir.
bu roller ileride, kadınla sekreter mesleğini eşleştirirken, erkekle patronluğu eşleştirmiştir. hatta bu rol öyle ileri gider ki, kadın patron olursa bir başkasının yardımıyla gelmiştir ya da yetkili birinin sevgilisi olduğundandır. evlilikte erkeğin maaşı kadınınkinden azsa, bu utanç kaynağıdır.
hâlbuki kadınlar ne kırılgan, anaç olmak zorundadır ne de erkekler güçlü ve cesur. kadına anaç demek, onun çocuk doğurması zorunluluğunu vurgulamaktır, fakat kimse buna zorunlu değildir. yine aynı şekilde ''erkekler ağlamaz'' sözü erkeğin duygusuz olduğunu vurgular, fakat erkekler de duygulara sahiptir ve gönüllerince ağlayabilir. bu genellemeler yapılarak birçok nesil olmadıkları biri gibi gözükmüş, birbirlerini kalıplara sokmuş hatta aşağılamıştır (kendilerini de).
kadınların anaç, kırılgan, zarif, duygusal, utangaç olduğunu söylemek, erkeklerin ise güçlü, cesur, sinirli olduğunu belirtmek , böyle olmalarını beklemek toplumun cinsiyetlere verdiği rollerdendir.
bu roller ileride, kadınla sekreter mesleğini eşleştirirken, erkekle patronluğu eşleştirmiştir. hatta bu rol öyle ileri gider ki, kadın patron olursa bir başkasının yardımıyla gelmiştir ya da yetkili birinin sevgilisi olduğundandır. evlilikte erkeğin maaşı kadınınkinden azsa, bu utanç kaynağıdır.
hâlbuki kadınlar ne kırılgan, anaç olmak zorundadır ne de erkekler güçlü ve cesur. kadına anaç demek, onun çocuk doğurması zorunluluğunu vurgulamaktır, fakat kimse buna zorunlu değildir. yine aynı şekilde ''erkekler ağlamaz'' sözü erkeğin duygusuz olduğunu vurgular, fakat erkekler de duygulara sahiptir ve gönüllerince ağlayabilir. bu genellemeler yapılarak birçok nesil olmadıkları biri gibi gözükmüş, birbirlerini kalıplara sokmuş hatta aşağılamıştır (kendilerini de).
devamını gör...
bir insandan soğumanıza neden olacak şeyler
sürekli kendini övmesi, yanımda başka insanların dedikodusunu yapması ve alay etmesi, bilgisi olmasa da her konuda fikri olması ve en doğrusu kendi fikriymiş gibi bunu inatla savunması.
devamını gör...
burun estetiğinin aşırı yaygınlaşması
acilen önlem alınması gereken durumdur. yakında çok sevdiğimiz büyük burunlu kimse kalmayacak ortalıkta böyle giderse.
kemerli burun severler derneği.
kemerli burun severler derneği.
devamını gör...
ucemak
senenin son haftasında kraliyet armasını göğsüne iliştirmiş yazar.
şuraya bir nazar boncuğu bırakalım.
şuraya bir nazar boncuğu bırakalım.
devamını gör...
limonluekşilisalata
yazarla ilgili önemli uyarı : !!! beklemediğiniz bir an karşınıza çıkabilir ve "ateş böceği" gibi gözünüzü alabilecek ışıklar saçabilir !!!
mahlası şu şekilde olabilirdi. "limonluekşilisalatanıniçindekiateşböceği"

bu kadar tatlı sözler,bu kadar zekice tanımlar, gerçekten harika bir yazarımız. 5 üzerinden 5 yıldıza sahip , tümü olumlu olacak şekilde 600 yorumu olan bir kitap olabilirdi. karşısında kendimi şu videodaki belediye reisi gibi hissettim. 47:57- 48:27 arasını izleyin lütfen.
siz bir güzel söz söylersiz ,o size cevap veremeyeceğiniz 10 güzel söz söyler, siz teşekkür edersiniz o size anne duası eder. allah sevdiklerini ona bağışlasın. çok tatlı evlatlara sahip kovalamamanız gereken ateş böceği yazarımızdır. kusurum olduysa affola diyorum kendisinden. bilgi tanımı gibi oldu ama o kadar tatlı bir yazar ki beni anlayışla karşılayacağını biliyorum.
mahlası şu şekilde olabilirdi. "limonluekşilisalatanıniçindekiateşböceği"

bu kadar tatlı sözler,bu kadar zekice tanımlar, gerçekten harika bir yazarımız. 5 üzerinden 5 yıldıza sahip , tümü olumlu olacak şekilde 600 yorumu olan bir kitap olabilirdi. karşısında kendimi şu videodaki belediye reisi gibi hissettim. 47:57- 48:27 arasını izleyin lütfen.
siz bir güzel söz söylersiz ,o size cevap veremeyeceğiniz 10 güzel söz söyler, siz teşekkür edersiniz o size anne duası eder. allah sevdiklerini ona bağışlasın. çok tatlı evlatlara sahip kovalamamanız gereken ateş böceği yazarımızdır. kusurum olduysa affola diyorum kendisinden. bilgi tanımı gibi oldu ama o kadar tatlı bir yazar ki beni anlayışla karşılayacağını biliyorum.
devamını gör...
sosyolog
çok önemli bir bilim ile uğraşan insanlardır.
toplum mühendisi olarak da bilinirler.
toplum mühendisi olarak da bilinirler.
devamını gör...
askerliğin kadınlara da zorunlu olması gerekliliği
askerliğin amacının silah kullanma ve savaş disiplini öğrenme temeline dayalı olması gerektiğini ve bu doğrultuda her vatandaşın bu eğitimi almasının elzem olduğunu savunuyorum. kadınların yapamayacağını falan da asla düşünmüyorum. ancak askerliğini yapmış kadına bu ülkenin erkekleri hazır mı ondan emin değilim. zira ezebilecekleri bir kadın bulmaları zor olacak. israilli kadınlara bakarak ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. siz tamamsanız, biz zaten tamamız valla.
devamını gör...
sinirlenince fırlatılan şey
devamını gör...
şapa oturmak
kişinin kendini içinden çıkamayacağı, zor bir duruma sokmasını anlatan deyim.
devamını gör...
saksı değilim ben
çünkü köşe yastığıyım.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
sözlüğün iç sesi. içinden müzik geçen kafa sesi yayını.
devamını gör...
sadece ben mi evde oturuyorum acaba hissi
herkes dışarıda sanki. yollar tıklım tıklım. gecesi gündüzü yok herkes rutininde adeta. peki ya evde bekleyen ve benim gibi tüm kurallara riayet edenler? onlar da işte sadece ben mi evde oturuyorum acaba hissi yaşayacaklardır.
devamını gör...
normal sözlük'ün en yaşlı yazarı
devamını gör...
konveksiyon
bir çeşit akışkan hareketi. bu hareket, maddenin ve ısının transferini sağlar.

görselin kaynağı
yukarıdaki resimde sembolik olarak gösterilen konveksiyon hareketi genellikle ısınan maddenin yükselmesi (kırmızı oklar) ve sıcaklığı daha düşük olan maddenin (mavi oklar), yükselen maddenin yerine aşağıya doğru hareket etmesiyle gerçekleşir. böylece ortam içerisinde bir sirkülasyon oluşur.
***
yıldızların iç yapısında konveksiyon önemli yer tutar. bir yıldızın merkezinde, hidrojenin helyuma dönüştürüldüğü nükleer füzyon süreci gerçekleşir ve bu süreç sonunda enerji üretilir. ancak merkezde hidrojen miktarı zamanla azalır. yıldızın merkezinde sıcaklık çok yüksektir. daha üst katmanlarda görece düşük olan sıcaklıktan kaynaklanan fark nedeniyle hidrojen ve diğer elementler, yukarıdaki sembolik görselde olduğu gibi sürekli yer değiştirir. yıldızın iç katmanlarındaki konveksiyon hareketi, hidrojenin katmanlar arasındaki dolaşımını sağladığından yıldız, merkezindeki hidrojen biterken bir süre de diğer katmanlardan bu yolla taşınan hidrojeni kullanır ve enerji üretimine devam eder.

görselin kaynağı
yukarıdaki resimde sembolik olarak gösterilen konveksiyon hareketi genellikle ısınan maddenin yükselmesi (kırmızı oklar) ve sıcaklığı daha düşük olan maddenin (mavi oklar), yükselen maddenin yerine aşağıya doğru hareket etmesiyle gerçekleşir. böylece ortam içerisinde bir sirkülasyon oluşur.
***
yıldızların iç yapısında konveksiyon önemli yer tutar. bir yıldızın merkezinde, hidrojenin helyuma dönüştürüldüğü nükleer füzyon süreci gerçekleşir ve bu süreç sonunda enerji üretilir. ancak merkezde hidrojen miktarı zamanla azalır. yıldızın merkezinde sıcaklık çok yüksektir. daha üst katmanlarda görece düşük olan sıcaklıktan kaynaklanan fark nedeniyle hidrojen ve diğer elementler, yukarıdaki sembolik görselde olduğu gibi sürekli yer değiştirir. yıldızın iç katmanlarındaki konveksiyon hareketi, hidrojenin katmanlar arasındaki dolaşımını sağladığından yıldız, merkezindeki hidrojen biterken bir süre de diğer katmanlardan bu yolla taşınan hidrojeni kullanır ve enerji üretimine devam eder.
devamını gör...

