- kolyeni bende unutmuşsun, akşam gel al.
+ yangında düşürdüm sanıyordum.
- yangın sayılır.

ağır roman


en sevdiğim filmlerdendir. izleyiniz.
devamını gör...

kızıl ve uzun saçlara alev saçlar denir.
brave filminin cesareti, okçuluk yeteneği ve gücüyle nam salan kahraman prensesi merida alev saçlara sahiptir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yıldırım gürses’in sevilen bir şarkısıdır alev saçlar.



ipek saçın her teli
olmaz asla bedeli
gönül sevdi göz sevdi
sen gönlümün güzeli
bulutları aşarak
kayan yıldızlara bak
o alev saçlarını
çılgın rüzgara bırak
alev saçlar dökülsün
büklüm büklüm bükülsün
bir demet leylak gibi
koklanarak öpülsün.
devamını gör...

görünen o ki karaktersiz insanla karıştırılan kişi.

herkesle * aranız iyi olabilirken de gayet omurgalı bir insan olabilirsiniz. önce şunu anlayalım; fikirlerinizin çatıştığı, ters düştüğünüz herkesle kavga etmek, kanlı bıçaklı olmak, selamı sabahı kesmek zorunda değilsiniz. hiçbir şekilde anlaşamıyorsanız bile gördüğünüz yerde selam verebilir, ortamın şartlarına bağlı olarak konuşmak zorunda kalabilirsiniz. iyi olmazsınız belki ama kötü de olmazsınız. yaşınız ilerledikçe ve olgun bir insan oldukça "ite dalaşma çalıyı dolaş" sözü nedeniyle, kimseyle kötü olmamayı ve kendi işinize bakmayı öğrenirsiniz. buradan haksızlığa göz yumun anlamı da çıkmaz tabii, onu da bir kenara yazalım.

sıkıntı olan insan tipi, size farklı, başkalarına farklı konuşarak herkese yaranmaya çalışan ve arasını "bir gün bana lazım olur bu kişi" kafasıyla, yani menfaati için herkesle iyi tutmaya uğraşan modellerdir. bunun adı herkesle iyi geçinmek değil, ikiyüzlülüktür.
devamını gör...

sıra, nöbet gibi bir manaya gelen öz türkçe bir kelime olup batı anadolu' da özellikle afyon yöresinde çok uzun zamanlar öncesinden beri dost, aile üyeleri yada yakın arkadaşların bir araya gelerek sırayla evlerde, köy odalarında yada açık havada bağ ve bahçelerde eğlenme, sohbet etme ve bilgi edinme amaçlı yapılan toplantılarıdır.
gezekler; tarihte aile ve arkadaşlık bağlarının güçlenmesinde etkili bir rol oynamıştır. kimi gezekler dini bilgi edinme ve maneviyatı güçlendirme, kimileri de güncel sohbetler edilerek, oyunlar oynayıp türküler söylemek şeklinde gerçekleşen gezeklerdir.
gezekler 8 - 10 yada 15 kişilik gruplar halinde yapılır ve köylerde gerçekleşen gezeklere ferfene denilir.
akraba gezekleri, akrabalık bağlarını güçlü tutmak amacıyla akraba bireylerin belli aralıklarla bir araya gelmedisidir, bu buluşmalarda sohbet edilir varsa evlilik çağına gelmiş bireylere uygun eş adayları vs durumları görüşülür, varsa ileler arasındaki anlaşmazlıklar çözülür, tatlıya bağlanırdı.
dost gezekleri genelde iki haftada bir yapılır, her gezekte olduğu gibi temel amaç sosyalleşmek sosyal bağları güçlü tutnak olurdu.
gezekler büyük çoğunlukla yemeli içmeli yapılır, bunlar da çerez, çekme helva veya ziyafet tarzı olurdu.
dost gezeklerinde kişiler yeteneklerine göre türkü, saz çalma, oynama gibi özelliklerini icra eder, buna bazı yöresel oyunlar, bilmeceler, gülmeceler eşlik ederdi. genellikle bu gezekler akran yaş grupları arasında gerçekleşirdi.
dini gezekler ve diğer sosyal amaçlı gezeklerde büyük saygı ve disiplin çerçevesinde, yaşa ve bilgiye saygıyı esas alarak yapılırdı.
sünnet, hadis, kuran gibi konularda bilgi alışverişinde bulunulur, ilahiler söylenirdi. arada ara verilip dinlenilir, ikram edilen çaylar içilir, yiyecekler yenirdi.
özetle gezekler, basit görünen ama aslında toplumdal hayatta bir çok işlevi olan çok önemli bir sosyal ve toplumsal kaynaşma unsurudur.
devamını gör...

türk sinema tarihine damga vurmuş, senaryosunu ferhan şensoy'un yazdığı 2005 yapımı film.

kadro olarak da oldukça zengindir. rasim öztekin, zeki alasya, erol günaydın, sermiyan midyat vs.

hiç bir film veya dizi için böyle bir şey söylemem ve kesinlikle övünülecek birşey değil ama bilmediğim bir tane bile repliği yoktur. o derece sevdiğim bir film. ibrahim'in dallamalıklarından celalettin yüzbaşıya, öp beni asumandan inek enişteye, aihm'de tanıdıkları olan muzo'dan, çok sağlam savunma yapan avukat melda'ya filmin yeri bende çok ayrıdır. türk sineması için de öyledir diye düşünüyorum.
devamını gör...

temelde belki de insanlık tarihi boyunca mutluluğun üç şekilde sağlanabileceği varsayılmıştır. ilki haz, ikincisi statü, üçüncüsüyse bilgelik yani erdem. *

fakat bütünsel olarak mutluluk kavramı bu üç kategori üzerinden mi değerlendirilmelidir? bugün üzerine düşündüm. 5 litrelik şişemden su içiyordum ve dışarıda yağan karı seyrediyordum. aylaklığım tuttu ve düşünmeye başladım. sanki bir şey ifade edecekmiş gibi. eh, insan acı çektikçe düşünesi; düşünesi geldikçe acı çekesi gelir. kim demiş bunu? ben dedim. kendi kendime aforizma üretip şarabımı yudumluyorum. sonra da gece yastığıma gömülüp ağlıyorum. şaka. *

elbette 21. yüzyılda mutluluk konusunu bu şekilde neredeyse tek bir boyuttan inceleyemeyiz. rönesansa kadar uzattığımızda bu antik zinciri, karşımıza yepyeni kavramlar çıkıyor: yalnızlık gibi. fakat yalnızlık kavramını da gelişen "fikir" dünyasında mutluluk kavramının bir somutlaması olarak görebiliriz. yani sanırım. neticede yalnız insan içten içe mutsuzdur. fakat mutsuz insan yalnız olmayabilir. bu mutluluk kavramı, mutluluktan ne beklediğimize göre değişir. şimdiki zamandaysa ne haz ne statü ne de erdem bizleri kurtarıyor. halen içten içe yalnızlık hissediyoruz. elbette bu yalnızlığı "kişisel gelişim çağı" lafzı altında nitelendirmeyi çok isterdim. lakin herkes için böyle değil bu konu... sıradanlık ve sıra dışılık söz konusu halen de. petersburg’da netleşen bu kavramı belki de halen iliklerimize kadar hissetme cüretinde bulunabiliyoruz. ama acının felsefesine girmeyeceğim. konumuza dönelim.

şimdi efendim, sıradanlık sıra dışılık mevzusu konu dışı kalır biraz ama hepimiz bir yandan farkındayız bazı insanların "basit" olarak adlandırılabileceğini. örneğin, herhangi bir adamı düşünün. gidip soruyorsun: sıradanlık ve sıra dışılık ile ilgili ne düşünüyorsunuz? o da pala bıyıklarının altından "nani?!" gibi bir tepki veriyor. tabii türkiye'deyiz, şaşırıyor. çünkü o ekmek derdinde bir dönerci. ne yapsın allasen senin felsefeni? eh, ihtiyaçlar hiyerarşisinde de felsefenin konumu belli. neticede felsefe için tembellik gerekir. sonra dönüp kendine dersin, "hmm, demek sıradanmış."

fakat elbette bu önerme kendi içinde hatalı. şartlar eş olmadığı sürece sıradanlık nitelemesi yapmak doğru olmaz. senin elindeki şartın yüzlerce misli başkasındadır örneğin ve türkiye'de bir üniversitede okuyacağına çoktan okulunu bitirmiş ve evinde yazıp çiziyordur. her neyse.

velev ki bu kişi dönerciyle konuşmasından sonra eve döndü. ve içten içe acıdı kendi yalnızlığına. neden? komik bir durum mu? bana kalırsa evet. ama aslında bu kişi haklı da. kişisel gelişim çağı adı altında nietzscheler, goetheler, shakespeareler yutmuş. bir nevi nihilizm limanına uğramış da oradan ayrılıp nietzsche'ye layık olmuş. fakat mutsuz.... hep schopenhauer okuduğu için. neyden bahsediyordum konu epey dağıldı ama işte bu kişi mutsuz. aynı zamanda yalnızlığını paylaşamadığı için de mutsuz.

bu kişi hazzı da statüyü de erdemi de kendince yaşıyor ve doyumu sağlıyor olsun. ki böyle insanlar var elbet. mesela ben. * fakat yine de bu tarz bir varoluşsal portre çizen kişi niçin içten içe bir bulantı içerisinde olsun? cevap az önce söylediğimiz bir kelimede yatıyor: yalnızlık.

artık yalnız olmama denen bir kategori de var. yani benim fikrim bu. dediğim gibi, yağan karı izlerken su içiyordum da düşündüm. şimdi bu yazdıklarım sadece düşüncelerimin birer yansıması... af buyurunuz. herhangi bir şeyi kanıtlama derdinde değilim. yeni bir şey söyleme derdinde de değilim. sadece, yalnızlık işte... anlatası geliyor insanın... swh

kişisel olarak gelişip ari insan formuna kavuşmuş insan artık yalnız. ötekileşiyor ve kendini içten içe bir mutlulukla paylaşmıyor. yapayalnız. çünkü toplum onu anlamıyor, o sokrates'in erdemine ulaştı, kirene okulu'ndan geçip hazza kavuştu, sofistlerle vakit geçirdi ve statünün bencil doğasını kavradı, belki bir retorik ustası oldu! "o halde sorun ne?" diye düşündü.

sorun, gerçek hazzın gerçek statünün ve gerçek erdemin yalnızlıkta gizli olup olmamasıyla alakalıydı belki de. logoterapiyle ilgilendi ve akıl danıştı psikanalistlere. artık acısını özümsüyordu, yaratıyordu da, şimdiyse aşık olmalı, sevmeliydi!

fakat yalnızlık böyle mi geçer gerçekte? yani insan böyle mi mutlu olur? tek başına kalmayarak? önemli olan yalnız kalmamak mıdır fiziksel olarak? hayır elbette. önemli olan içten içe paylaşılan derin bir hüzündür belki de! derin bir soğukluktur! buz gibi bir katmandan sızan ışık huzmesidir! işte böylece insan yalnızlıktan uzaklaşabilir. acısını paylaşır, en sonunda ortadan kaldırır. artık yalnız değildir.
artık mutludur. içten içe nefret ettiği bu sıradanlığın yüceltilmiş olduğu dünya, artık gözünde bir hiçtir. yastığına huzurla gömülür ve güler yüzle uykuya dalar. *

fakat insan doğası böyle midir gerçekten? bu kadar mı tragedyamız? dramaturjik anlatıma ne oldu? özünde insan doğasıdır belki de trajik olan. bu, insan aklıyla aşılamaz mı? akıl, doğaya karşı. akıl, tanrı'ya karşı vs. vs. insan kendi kurtuluşu için evrensel doğa yasalarına, kişisel çıkarına, belki tanrı'ya karşı çıkamaz mı? yalnızlığına karşı çıkamaz mı? cevabı muhtemelen içimizde taşıyoruz!..

herkes ister mutlu olmayı. fakat böyle bir zamanda, böyle bir çağda insanın daha fazla düşünmesi gerek üzerine. kurtuluş yolu nedir? var mıdır? gerekli midi? tabii bunu sıradanlık sıra dışılık bağlamında yapmalıdır. yoksa mutluluk insanı tatmin etmeyecektir. nihayetinde herkesin istediği şey mutluluktur. buna ulaşmanın farklı yollarını buluruz kendimizce. fakat derinden, yoğun bir ateşin parlamasına karşı koymayız. ateş her bir yanımızı sarar. hep olduğu gibi. sonra onunla ne yapmamız gerektiğini düşünürüz: riske atarız bir nevi, kumar oynarız zihnimizle. korkar ama deneriz. korkar ama denemeyiz. herkes gibi. sonunda gömülürüz bir şekilde toprağa, ateş bizi yakarken duyarız ruhumuzun sesini. hiç önemi var mıydı bütün bunların?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
burası günaydınnnlaarrr efeeemmm demek istediğim yer *
burası ise günaydın dediğim yer
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

muz tabiiki,
diğer meyvelere bakınca, muzun sanki sizin için hazırlanmış pişirilmiş, soğutulmuş filan bir tatlı kadar, lezzetli, kıvamlı oluşu, ve öylece doğada yetişiyor olması, bana hep inanılmaz gelmiştir, iki taneden fazla yenmiyor zaten, taş gibi mideye oturuyor, hazmetmesi de zor, ama bence muz varsa diğer meyveleri tercih eden çok az insan vardır, keyif verici madde resmen.
devamını gör...

yarım saat güneş yer eve domates olarak dönersiniz.
devamını gör...

yahya kemal, dostlarından birine:

-"bu akşam, yemeği benimle yer misin?" diye sorunca, arkadaşı:
-"hay hay! çok memnun olurum, hiçbir mazeretim yok." der. yahya kemal ise gülümseyerek:
-"iyi öyleyse, bu akşam size geliyorum."
devamını gör...

her gün hortlatılan başlık.
devamını gör...

0.5 uç kullananların durduk yere mal olduğu başlık.
devamını gör...

hızlıca bir yer gelmek- gitmek, çarçabuk bir şeyi yapmak anlamında kullanılır. işler güçler dizisi ile de daha da sık kullandığımız bir pekiştirme hali.
dayanamayıp örnekde vereceğim.
“ fıtı fıtı yanımızda bitiverdi.”
devamını gör...

bir daha düşünün isterseniz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cahilliğin alametlerinden olan özelliktir.
devamını gör...

herkesin hâlâ şansının olduğu durum. an itibari ile sözlüktekli entry sayısı 7200l'erde. başlıklarda farklı kişileri de gördüğümüze göre bunların hepsi 9 kişi tarafından girilmiş olamaz. diyelim ki bunların hepsi dokuz kişi tarafından girildi. geriye 91 kişilik boş kadro kalmakta. ayrıca 800 * 100 = 80.000 entry yapar. ne zaman ki entry numaraları bu civara yaklaşır, o zaman gerçekten ilk 100 içerisinde olmak için çabalamanız gerekiyor demektir. o vakte kadar, klavyeniz temiz olsun sayın yazarlar.
devamını gör...

ömür törpüsü olay. sinirimi bozacak raddeye gelmişse ve kafamdan atamıyorsam ''şu andan itibaren bu konu kapandı'' diye beynimi tehdit ediyorum. hiç bir işe yaramıyor.
devamını gör...

kısa sürede samimi olup, kişisel bilgilerin hemen ortaya dökülmesi ve karşındaki insandan da benzeri bir samimiyeti görüp onun da açılmasını beklemek. yani hem kısa sürede samimi olmak hem de bir beklenti içerisinde olmak diyebiliriz.
devamını gör...

"bir yakınını kaybetmenin üzüntü ve sıkıntısı içinde olan cenaze sahiplerinin, taziye için gelen misafirlere yemek hazırlayıp sunması ilave bir telaş ve sıkıntıya sebep olacağından mekruh görülmüştür (ibn âbidîn, reddü’l-muhtâr, ııı, 148). bunun yerine komşular veya yakınlarının, cenaze sahiplerine ve gelen misafirlere ikramda bulunmaları sünnettir (tirmizî, cenâiz, 21).
bunun yanında cenaze sahiplerinin mezarlıkta veya evde helva, ekmek gibi şeyler dağıtmalarının dinî bir dayanağı yoktur. dinî bir gereklilik olarak görmeden yapılmasında bir sakınca olmayacağı söylenebilirse de bu tür uygulamaların kısa süre sonra cenazeyle ilgili bir dinî hüküm olarak algılanması tehlikesi bulunmaktadır. dolayısıyla bu ikramlar dinî bir zorunluluk olarak yapılırsa, bid’at ve hurafe sayılır." link

cenazede dağıtılan pilav üstü tavuk ikramı için ev sahibinden karabiber isteyen bir yüzsüzü görmüşlüğüm vardır. kepazelikti! "burası cenaze evi" diye uyarmamıza rağmen gocunmadan "ben karabibersiz yiyemiyorum" deyişi içinde bulunduğu hâli şeddelemişti.
devamını gör...

sokaktaki bir kediyi sevmek ve beslemek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim