balıkçıları ve kedileri ile rengarenk olan ege kasabası.
devamını gör...

ilk istek şarkımı duymuş bulunuyorum darısı diğer şarkıların başına, harika bir 90’lar olduu.*
devamını gör...

arka duvardaki dört mevsim panosu.
devamını gör...

lisede edebiyat dersinde ilk duyduğumda günlerce kullanmak için uygun an kolladığım kelimedir.
devamını gör...

ederinden fazla, çok pahalı şeyler için kullanılan bu deyimin çıkış hikayesi kanuni sultan süleyman döneminde gerçekleşmiştir.
kanuni sultan süleyman maiyetiyle halkalı civarında ava çıkmıştır. aniden başlayan yağmur, padişah ve yanındakileri ilk buldukları eve sığınmak zorunda bırakmıştır. evdeki ateşin yanında giysilerini kurutan padişah yanındakilere, "şu ateş bin altın eder" demiştir. ev sahibi, konukları tanımasa da önemli, zengin kişiler olduklarını anlamıştır. padişah ve yanındakiler geceyi orda geçirdikten sonra sabah ev sahibine borçlarının ne kadar olduğunu sormuşlar. ev sahibi de "binbir altın" cevabını vermiş. cevaba şaşıran misafirlerine, "konaklama bir altın ateş bin altın" cevabını vermiştir. "ateş pahası" deyimi de burda doğmuştur.
devamını gör...

dünyadaki son insan odada tek başına oturuyordu. kapı çaldı.
devamını gör...

tarih 30 ekim 2012. reading ve arsenal arasında bir maç yok çünkü reading adeta katliam yapıyor. maçın ilk yarısı daha bitmemiş ama 4-0'lık bir skor ile reading önde ve arsenal taraftarı bile artık maçı kazanamayacaklarına emin. yetmezmiş gibi arsenal 5 sarı kart görüyor o meşhur maçta. sonra walcott çıkıp ilk kurşunu atıyor sözlük zaten daha da reading belini doğrultamıyor. ardından bir walcott bir giroud top yağmuruna tutuyor reading'in ağlarını. koscielny de gol atmıştı sanırım ondan emin değilim ama maçın adamı walcott. uzatmalarda 4-0'lık skor birden chamakh'ın golü ile 4-5 oluyor ve arsenal öne geçiyor. dakika artık 100'ü çoktan geçmiş durumda ve readingli pogrebnyak gol atıp eşitliyor durumu. 5-5 giden maçın son uzatmalarında walcott ve şu an adını hatırlamadığım başka bir arsenal oyuncusu iki gol daha atıyor ve 4-0 giden maç 5-7 bitiyor. futbol tarihi böyle muhteşem bir dönüş görmemiştir. devre arasında reading oyuncularına rüşvet verseler bu kadar olmaz. maç izlemedik katliam izledik. böyle bir takım ruhu, walcott gibi bir oyuncu görülmemiştir.

edit: maçın son dakikalarında walcott ile beraber gol atan diğer futbolcu yine chamakhmış, düzeltme için ismini vermek istemeyen yazar arkadaşa teşekkürler. ayrıca maçta walcott 3, chamakh 2, giroud 1 ve koscielny 1 gol atmış. bu adamların isimlerini armana ne zaman yazdıracaksın ey arsenal?

edit 2: orta kafa gol radyo yayını ahalisi 2016 yılındaki benfica - beşiktaş maçını unutmayınız. ilk yarı bütün umutlarımız bitmiş, daha da çeviremeyiz bu maçı diye tırnaklarımızı yiyoruz ekran başında. devre arası cehennem gibi geliyor hepimize, bizim kalenin önüne tır mı çeksek goygoyu dönüyor. ikinci yarı ve sonra cenk'in vurduğu top ağlarla buluşuyor ama o gol nasıl bir gol ben bu anı tarif edemem. bir umudum sensin nidaları dolduruyor odayı, hepimiz ekrana kitlenmişiz. 3-0'lık skor 3-1 olmuş ama olsun ne önemi var o gol yeter çünkü beşiktaş bu ya ilk yarı muhteşem oynayıp ikinci yarıda illallah ettirir ya ilk yarıda derbeder olur sonrasında toparlar. öyle de oldu zaten. quaresma veeee aboubakar çok az arayla iki gol daha karakartalın hanesine yazılıyor ve o daha da dönemeyiz buradan dediğimiz maç 3-3 bitiyor. eşek kadar kadınım oturup ağladım ben o maçın sonunda, diyecek başka hiçbir sözüm yok sözlük.
devamını gör...

poseidon sakallı ve gösterişliliğiyle zeus’a benzer tipte betimlenmiştir. fakat zeus kadar güçlü olmamakla birlikte saygınlıkta onunla eşitti. kardeşi gibi sert ve kavgacı bir doğaya sahipti. zeus’la boy ölçüşmekten çekinmez, onun buyruklarına baş eğmekten hoşlanmadığı gibi diğer tanrılarla birlik olup tanrıların babasını zincire vurmaya bile kalkıştı. zeus’a şöyle meydan okur:

yiğitliğine yiğittir, bilirim onu (zeus’u), ama beni küçümsemek ne oluyor eşitim ben onunla, bana zorla baş eğdirecek olan o mu? rhea doğurdu zeus’u, beni, ölülere hükmeden hades’i, dünya üçe bölündü, üçümüz de aldık payımızı, kura çekildi köpüklü deniz düştü bana, her zaman orada oturayım diye. zeus’a bulutlar arasında engin gök düştü. ama toprakla koca olympos’ta herkesin payı var, bu yüzden yaşamam ben zeus’un keyfince, gücü varsa rahat otursun kendi payında, ülkesinde, korkutmasın elleriyle, alçak yerine komasın beni.
devamını gör...

çoğunlukla peynirci ya da şarküterilerde bulunan tuzsuz haliyle anne işi lor kurabiyesi, ayvalık usulü lor tatlısı* ve/veya cheesecake yapılan peynir türü. ben o kadar uğraşamam derseniz de cânım karadut reçeliyle harika kahvaltılık olur bundan. *
devamını gör...

piaget bilişsel gelişimi 4'e ayırmıştır. duyusal motor dönemi,işlem öncesi dönem,somut işlemler dönemi ve soyut işlemler dönemi. ınsandan insana bu dönemlerin özellikleri değişebilir ama herkesin sırayla dönem atlamadan dönemleri yaşadığını söyler bu kuram. tabii bu dönemler çocuğun genel sağlık durumuyla çok ilişkilidir.

1-)duyusal motor (0-2 yaş): çocuk bu dönem de kendini dış dünyadan ayırt etmeye başlar. dış dünyayı motor davranışlarla refleks şeklinde öğrenir. deneme-yanılma şeklindedir. nesnenin devamlılığını kazanmayla refleksten bilinçli davranışa geçildiğini söyler piaget. nesnenin devamlılığını kazanmak da çocuğun somut duyularıyla algılayamadığı nesnenin aslında yok olmadığını anlamasıdır.

2-)işlem öncesi dönem(2-7): piaget bu dönemi ikiye ayırır. sembolik düşünme ve sezgisel düşünme şeklinde.
sembolik düşünme döneminde gerçekte mevcut olmayan herhangi bir şeyi kelimelerle,sembollerle ifade edebilmeyi veya o şeyi zihinde canlandırabilmeyi öğrenirler. mesela sembolik oyunlar oynarlar, bir çocuğu at olarak hayal edip oyun oynabilerler örneğin. bu dönem egosantrik düşünce görülür yani 'ben' merkezli. bu dönemin özellikleri arasında toplu monolog,animizm,paralel oyun gibi özellikler de vardır.
paralel oyun:bir arada oyun oynuyormuş gibi gözüken çocukların aslında her birinin kendi başına kendi oyununu oynaması.
toplu monolog:çocuklar birbirleriyle konuluyor gibi gözükse de aslında herkes birbirini dinlemeden kendi kendine konuşur :)
animizm:çocuk cansız varlıkları da canlı sanar.

sezgisel düşünme,çocuğun herhangi bir şeyi kavramaya çalışırken akla mantığa uygun olmayacak bir şekilde kavramasıdır.sezgisel düşünme döneminde ben merkezlilik azalır. çocuk fikirlerini düzgün uzun cümlelerle ifade edebilmeye başlar. bu dönemde kişi değişmezliğini de anlamaya başlarlar. yani bir kişinin dış görünümü değiştinde onun aynı kişi olarak kaldığını anlar. sezgisel düşünme döneminin karakteristik özelliklerinden birisi de tersine çevirememedir. örneğin zeynep'in kardeşi ali. ali'nin kardeşi kim? :)

3-)somut işlemler dönemi(7-11):bu dönem de çocuğun rasyonel düşünme yeteneğinde gelişme görülür. tersine çevirebilmeyi öğrenir. ali'nin kardeşi zeynep :) korunum kazanma bu dönemde görülür. korunum kazanma da mesela bir miktar suyu daha dar bir kaba koyduğumuzda daha fazla yükseklikte gözükse de suyun miktarının değişmediğini anlamasıdır. sırasıyla sayı,hacim ve ağırlık korunumunu kazanır çocuklar. bu dönemde ben merkezlilik daha da azalır. çocuk somut yollarla problem çözmeyi de öğrenir.

4-)soyut işlemler dönemi(11+ yaş): çocuk soyut düşünme yeteneği kazanmaya başlar. değerlerini ve inancını düşünmeye başlar. fikir dünyasıyla ilgilenir. ideolojik,geleceğe yönelik sorunlarla ilgilenmeye başlar. kısaca insanı insan yapan düşünebilme şeklini öğrenmeye başlar.
devamını gör...

yemin ederim şu regl olayına gösterdiğiniz duyarı başka çok az şeye gösteriyorsunuz ha. adam sormuş işte, yanıtla geç. hem neden regl başlığında erkekler var ki? siz buraya ne gibi bir anı yazabilirsiniz allasen? *

bir başkası da diyor ki normalleşme falan fıstık; sayın yazar kadınlar bunu kendileri için değil, anlamakta zorlanan zihniyetler için "normalleştirmeye" çalışıyor.
••
"kanser olduuuuğğm" diye ağlamıştım. annemin sakinleştirene kadar canı çıkmıştı, bir de "babamı araaağğ hastaneye götüüğğrsün beniğğ" diye çığlıklar atmıştım. *
devamını gör...

bizim tavuklardan…
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dünya edebiyatının dev isimlerinden, bir yazardan daha fazlası olan, faust gibi bir başyapıt yazarak edebiyatı olduğundan daha yüksek bir yere taşıyan johann wolfgang von goethe’nin bu dünyadaki görevini tamamlayıp ayrılmak üzereyken sarf ettiği son sözleridir.

1832 yılında görevinin yapmış olmanın verdiği huzurla dünyadan ayrılmak üzereyken söyler bu sözleri büyük yazar. bu sözlerin fiziksel olarak muhattabı yardımcısıdır aslında.

ancak bazı insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, yaptıkları şeyi nasıl ve ne amaçla yaparlarsa yapsınlar ortaya mutlaka bir sanat eseri, üzerinde düşünülecek bir felsefi ve edebi bir şaheser çıkarırlar.

goethe de benim için kesinlikle böyle bir insandır. nietzsche’nin übermensch dediği adamdır o. yazdığı her cümlenin derin bir anlamı olduğunu düşündürür. sanki edebi bir mükemmellik örneğidir büyük yazar.

bunları neden söyledim? çünkü yazar ölmeden önce bu sözleri gözlerindeki görme kaybı yüzünden yardımcısında perdeleri açmasını istediği için söylemişti. sadece dünyayı son kez daha aydınlık görmek için.

ama yazarın bu sözleri edebi ve ilahi ışığın peşinden koşmuş bir yazar için göründüğünden daha da anlamlı bir şeydi aslında.

bazı geceler, eğer dolunay varsa perdelerinizi aralık bırakıp goethe okumayı deneyin bence. yazara borcumuzu belki böyle öderiz.
devamını gör...

hani nerde?
160 geldim 160 gidecem.
uzun süre topuklu da giyemiyorum.*
devamını gör...

gayet aktif olacağı günlerin geldiği düşünülen yazardır.
devamını gör...

yaşananlar çok çok acı.
deprem sonrası istanbul’a döndüğümde avcılar tam bir hayalet şehir olmuştu.yol neredeyse ikiye bölmüştü ilçeyi : deniz tarafı depremden daha çok etkilenen taraftı.
binalar gözle görülür şekilde hasarlıydı, biraz makyajla birçoğunkısa sürede toparlandı.dış görünüşü düzeldi.(sonra da el değiştirerek ucuza alınanların yeni sahiplerini zengin(!) yaptığını tahmin etmek zor değil) ancak içinde sağlamlaştırma adına neler olduğunu bilmiyoruz.ilçede oturan bir arkadaşım içinde sinema da olan bir binada merdivenlerin tamamıyla çöktüğünü ama teftişe gelenlerin ‘az hasarlı’ raporu verdiğini söylemişti.
ağır hasarlılara orta, orta hasarlıya da az hasarlı raporu verilerek bir önceki raporun revize edildiğini çok duyduk o zamanlar.
deprem bölgesinde yaşıyoruz, uzmanlar yeni ve şiddetli bir depremin bizi beklediğini söylerken gerçekte yapılan nedir?hazır mıyız?
ibb istanbul için şöyle bir rapor sunmuş:
buradan çalışma sayfası ilçe ilçe
riskli bölgeler gösterilmiş, olası bir depremdeki ölü ve yaralı sayılarının tahmini yapılmış :(
raporu incelemek beni hayli üzdü.
devamını gör...

açıkçası pek umrumda olan bir durum değil. espirimi yaparım kimse gülmese bile kahkahalarla gülerim diğerleri de gülme şeklime güler.
devamını gör...

mansur yavaş ırkçı değil, milliyetçi birisi.

mhp ve onların şiddet meyilli, chauvinist tabanı nedeniyle milliyetçiliğe belli bir antipati duyulsa da 3-5 basmakalıp kelime ile tüm milliyetçileri eleştiremezsiniz. ayrıca mansur yavaş dürüst, işini iyi yapan birisi. herkesin liyakat istediği bu günlerde eleştirebilecek birisi değil.

sosyal medyada paylaşımlar sırasında kullanılan cümlelerin çoğu hoşuma gitmese de 3 mayıs türkçülük gününü ben de kutlarım.
devamını gör...

bu gece biraz eskilere gitmeli.


yıllar sonra bir gün beni anarsan
kulakların değil, kalbin çınlasın
ardından bakıp da öylece kalan
gözlerimde donmuş iki damlasın.

efkaragider
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel




bir türk dizisidir. durum komedisidir. a2 de denk gelince tebessümle karşılayıp izlemeye başladım. eskiden severek izlerdim ben bu diziyi. çok güzeldi. tebessüm ettirirdi ve ailemle izlerdim. duygulandım ulan sözlük.

dizi 2008 ile 2010 arasında 3 sezon olarak yayınlandı. toplam 64 bölüm olarak sürdü. güçlü bir oyuncu kadrosu vardı.

oya başar, tarık ünlüoğlu, dolunay soysert, ali sunal, şehsuvar aktaş, ayçin inci, bala atabek, mert öner gibi oyuncular dizinin oyuncu kadrosunda bulundular.

dizinin ilk iki sezonu atv’de son sezonu ise star tv de yayınlandı ve dizi sonra ekranlara veda etti.
dizi konu olarak mutlu ve birlikte olan bir ailenin yaşadıklarını anlatıyor. neden bilmiyorum ama bana böyle diziler çok sıcak ve samimi geliyor. o yüzden bu diziyi çok sevmiştim. mekanlar sayı olarak çok az oluyor ve samimi bir dizi ortaya çıkıyor.

hep konuşulan bir muhabbet vardır. bizim türkler sitcom yapamıyorlar şeklinde gelişir. bu dizi o söyleme karşı bir dizidir. bence bu dizi çok güzel bir sitcom dizisiydi.

karakterler çok başarılı ve gerçekti. özellikle cahit karakteri mükemmel bir karakterdi.
televizyon ile olan ilgisi, pijamaları, askerlik anıları, yemek görünce kafayı yemesi ve bir sürü detay onun ne kadar üzerine düşünülmüş bir karakter olduğunu gösteriyor. özellikle baskın yapısı ama yumuşak kalbi tam bir türk babasını yansıtıyor. dizide o koltukta oturuyor eline kumandayı alıyor ya tebessüm ediyorum.

hayatımda bir dönem sürekli geceleri bu diziyi izlerdim. 5 de başlardı. gece 5 e kadar tv karşısında mayışırdım. saat 5 olur olmaz keyifle izlerdim. tam dizinin sonlarına doğru uykuya dalardım. her gece bunu tekrarlardım. bilgisayardan veya telefondan yapardım ama aynı zevki vermiyordu. hoş dizi. izlemeyenlere tavsiye ederim.

ben gibi bu diziyi sevenler varsa a2 kanalında takılsınlar mutlaka denk gelirler. bu tanım sayesinde çok duygulandım. eski türk dizilerine göz atacağım tekrar. böyle samimi dizilere hasret kaldık yemin ederim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim