türkiye'de delta varyantı görülmesi
aşı olduk diye sevindik. kopacaksa kopsun kıyamet. zaten annemiz üzülmesin diye yaşıyoruz.
devamını gör...
ağaçlar net
kliplerini herkesin bir şekilde denk gelip izlediği doğa için çal projesi agaclar.net sitesi tarafından yürütülen bir organizasyondur.
devamını gör...
patatesin görünüş olarak pek bir şey vadetmemesi
görünüş olarak pek bişey vaat etmeyen patates, kaptan kristof kolomb, amerika'yı keşfettiğinde avrupa'ya girmiş ve insanlar tüketmiş ve nüfuslarını artırmayı başarmışlardır.
öyle ki türlü savaşlardan, ambarların kilise gözetiminde olmasından, veba salgını ve bilumum olumsuzluktan kırılan avrupa, patatesi çiğ olarak tüketmiş ve bu sayede hayatta kalmıştır. işte o patates, böyle mühim bir sebzedir.
avrupa'nın, sebzeleri çiğ tüketme takıntısının altında da, geçmişte yaşanan bu trajik olay yatar.
hani olayların toplumu bağlayan bir tarihi, bir sosyolojik, bir psikolojik boyutu vardır ya...
işte bu da, bu olayın psikolojik boyutunu ve avrupalıların zihninde nasıl bir yer ettiğini, gözler önüne sermektedir.
öyle ki türlü savaşlardan, ambarların kilise gözetiminde olmasından, veba salgını ve bilumum olumsuzluktan kırılan avrupa, patatesi çiğ olarak tüketmiş ve bu sayede hayatta kalmıştır. işte o patates, böyle mühim bir sebzedir.
avrupa'nın, sebzeleri çiğ tüketme takıntısının altında da, geçmişte yaşanan bu trajik olay yatar.
hani olayların toplumu bağlayan bir tarihi, bir sosyolojik, bir psikolojik boyutu vardır ya...
işte bu da, bu olayın psikolojik boyutunu ve avrupalıların zihninde nasıl bir yer ettiğini, gözler önüne sermektedir.
devamını gör...
dönüşüm
acayip sorgulatır, kafa yakar.
kitabı bitirdikten sonra boş boş duvara bakmıştım.. o kadar etkili işte.
kitabı bitirdikten sonra boş boş duvara bakmıştım.. o kadar etkili işte.
devamını gör...
demiri toz ederler
ukdeyi bırakan: supportgirl
manalı sözleri olan sadık gürbüz türküsüdür.
demiri toz ederler loy
kan serperler gökyüzüne
sevgiyi yoz ederler loy
kül serperler kör gözüne
not: sözlerinin hüseyin ilbey'e ait olduğunu söyleyen bir kaynağa denk geldim. hikayesini ise tam doğrulamadığım için paylaşmadım.
tık
manalı sözleri olan sadık gürbüz türküsüdür.
demiri toz ederler loy
kan serperler gökyüzüne
sevgiyi yoz ederler loy
kül serperler kör gözüne
not: sözlerinin hüseyin ilbey'e ait olduğunu söyleyen bir kaynağa denk geldim. hikayesini ise tam doğrulamadığım için paylaşmadım.
tık
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kalbim ağırıyor hafif hafif. yine o hislere boğulacağım. kullandığım ilaç ağrıya iyi gelmedi sadece beni aptallaştırdı gibi hissediyorum. bu çökkün ruh hali beni öldürüyor. nefret ediyorum böyle hissetmekten.
devamını gör...
valiz hazırlamak
aşırı huzurlu ve mutlu olduğum anlardan biri. seviyorum gezmeyi yahu.
devamını gör...
saniyelik salaklıklar
az önce yaptığım ve kendi kendime oğlum harbi salaksın dediğim birkaç saniyelik olaydır. evin içinde kapısı kısmen açık olan odaya geçeceğim. kapıyı itekliyorum sanki arkadan da biri kapıyı bana itekliyor. eee evde yalnızım. ensemden soğuk bir ter boşaldı. titrek bir ses tonu ile, -hoop kimsin!! ses yok. itekliyorum kapı bana doğru arkadan ittiriliyor. yumruğu sıktım kapıyı hızlıca geriye çarptıracağım ve üzerine abanacağım sonra yer misin yemez misin? fırsat vermek yok. çünkü fırsat verirsem o beni haklayacak. çünkü bize böyle öğrettiler askerde. ölmek yok. neyse derin bir nefes aldım gücümü topladım. sol elimle kapıyı itekledim, yine bir kuvvet arkadan bana doğru ittiriyor kapıyı. sağ elimi ve sağ omzumu o aralıktan arkaya çıkarttım ve var gücümle -ulaann!! diye abanmaya yeltenecekken bir baktım kimse yok. yere eğilmemle hass.tir demem bir oldu. koltuğun puf yastığı. sert sünger olunca kapıyı yumuşak bir biçimde bana ittiriyor. neyse ömrümden ömür gitti.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
gece gündüz savaşı*
saatlerce hiç kalkmadığı masasından kalkmıştı. odada yanan sönük sarı ışık ona hem mayışıklık veriyordu hem de sıcak hissettiriyordu. nitekim ona sıcak hissettiren tek şeyin basit bir masa lambası olması da manidardı. evde her yer zifiri zindandı. gözünü ileride ki pencereye dikti. ona doğru yürümeye başladı. yürürken gözlerinin kararması da geçmiş, etrafı daha iyi görmeye başlamıştı.
insan değil mi, her şeye alışırdı. karanlığa bile alışırdı ama yalnızlığa alışamazdı bir türlü. o inanmazdı, kimsenin yalnızlığa alıştığına. olsa olsa görmezden gelmek olurdu, tüm hislerini. alışmış gibi yapardı, sadece kendini kandırmak için. neden kandırırdı ki kendini? bu başka insanları kandırmaya benzemezdi çünkü. bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülüktü.. amansız bir savaşın başlangıcıydı çünkü. kendin ve kendin arasında olan o büyük, bitmek tükenmek bilmeyen amansız bir savaş. bir kere girdin mi çıkamazdın acısız, yarasız, zayıf düşmeden..
aman ya, bir pencereye ulaşmak da ne zormuş! halbuki bir ulaşsam, o yağan karı ve müthiş manzarayı bir görebilsem bitecek tüm acılarım. ama ulaşamıyorum. attığım her adım beni daha da geriye çekiyor. ulaşmak istediğim o pencereden göreceğim o şey, beni anlayacak biliyorum. hissediyorum. ama ulaşamıyorum. o beni anladığında kendimi bulacağım. içimdeki savaş bitecek, inanıyorum. kendimi mi kandırıyorum? heh, en iyi yaptığım şeydir. belki de o savaşın bitmesinden korkuyorumdur. sonunda hissedeceğim o müthiş acıdan kaçıyorumdur. hoş, savaşın içindeyken de hissetmiyor muyum? hissediyorum. ama dedim ya, kendimi çok güzel kandırırım ben. o kadar da zekiyimdir. pardon, o kadar da salak. ulaşırsam eğer o pencereye bir gün, belki de o gün gündüz olur. geceler, gündüze evrildiğinde belki her şey daha güzel olur. inanıyorum. çünkü vazgeçersem inanmaktan, işte o zaman bu savaştan canlı çıkamayacağım. elimi uzatıyorum sana. adım atıyorum. düşen her bir eşsiz kar tanesini sakınma benden. geliyorum.
saatlerce hiç kalkmadığı masasından kalkmıştı. odada yanan sönük sarı ışık ona hem mayışıklık veriyordu hem de sıcak hissettiriyordu. nitekim ona sıcak hissettiren tek şeyin basit bir masa lambası olması da manidardı. evde her yer zifiri zindandı. gözünü ileride ki pencereye dikti. ona doğru yürümeye başladı. yürürken gözlerinin kararması da geçmiş, etrafı daha iyi görmeye başlamıştı.
insan değil mi, her şeye alışırdı. karanlığa bile alışırdı ama yalnızlığa alışamazdı bir türlü. o inanmazdı, kimsenin yalnızlığa alıştığına. olsa olsa görmezden gelmek olurdu, tüm hislerini. alışmış gibi yapardı, sadece kendini kandırmak için. neden kandırırdı ki kendini? bu başka insanları kandırmaya benzemezdi çünkü. bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülüktü.. amansız bir savaşın başlangıcıydı çünkü. kendin ve kendin arasında olan o büyük, bitmek tükenmek bilmeyen amansız bir savaş. bir kere girdin mi çıkamazdın acısız, yarasız, zayıf düşmeden..
aman ya, bir pencereye ulaşmak da ne zormuş! halbuki bir ulaşsam, o yağan karı ve müthiş manzarayı bir görebilsem bitecek tüm acılarım. ama ulaşamıyorum. attığım her adım beni daha da geriye çekiyor. ulaşmak istediğim o pencereden göreceğim o şey, beni anlayacak biliyorum. hissediyorum. ama ulaşamıyorum. o beni anladığında kendimi bulacağım. içimdeki savaş bitecek, inanıyorum. kendimi mi kandırıyorum? heh, en iyi yaptığım şeydir. belki de o savaşın bitmesinden korkuyorumdur. sonunda hissedeceğim o müthiş acıdan kaçıyorumdur. hoş, savaşın içindeyken de hissetmiyor muyum? hissediyorum. ama dedim ya, kendimi çok güzel kandırırım ben. o kadar da zekiyimdir. pardon, o kadar da salak. ulaşırsam eğer o pencereye bir gün, belki de o gün gündüz olur. geceler, gündüze evrildiğinde belki her şey daha güzel olur. inanıyorum. çünkü vazgeçersem inanmaktan, işte o zaman bu savaştan canlı çıkamayacağım. elimi uzatıyorum sana. adım atıyorum. düşen her bir eşsiz kar tanesini sakınma benden. geliyorum.
devamını gör...
yalın’ın cornetto reklamı için tekrar şarkı yapması
yalın canım sonunda yeniden şarkı yapmışşş. işte yaz şimdi geldi. neydi o öyle yalın'ın olmadığı eski yazlar. zaten baştan emindim mükemmel bir şarkı olacağına tam benlik olmuş aş klişeleri gül aşka*. yalın bu yazı getirdi artık bu yaz eminim çok güzel geçer*
devamını gör...
behind her eyes
2021 yılında yayımlanan 6 bölümlük, film olacakken son anda dizi yapılmış kitaptan uyarlanma bir netflix dizisidir.
gerçekten değişik bir dizi. yani astral seyahat işlenmiş dizide fakat olaylar olaylar.
rob (robert aramayo) denilen bir ruh hastasının bir çok insanın hayatına musallat olmasını konu alır. başı, ortası, özellikle sonu komple bana farklı gelmiştir. ve sonunda evet anlık bir 'aa' olmuşumdur ama durup bir düşündüğümde ne saçma iş ya demişimdir. açıkçası beğenip beğenmemek arasında kaldım ve hala emin değilim. çok fazlaca mantık hatası var.
ama tabi çerezlik bir şeyler olsa da izlesem diyorsanız izlenebilir.
rob ve adele (eve hewson) iki arkadaştır. rob hani bazen görür görmez bunda var bir halt ama dur bakalım dediğimiz insanlardandır. yani o 'dur bakalım' çok ince bir çizgidir. o çizgi bazen hayatımıza bazen kariyerimize bazen ailemize bazen insanların bize bakış açısına maal olabilir.
hayatınızda 'dur bakalım' dediğiniz bir insan varsa ya da yakın zamanda tanıştıysanız böyle biriyle aman dikkat edin derim. benim tavsiyem ayaklarınızı bir tarafınıza vurdura vurdura kaçmanızdır ama yine de siz bilirsiniz. ben kim için bu sözü söylediysem başıma hep bir çorap örülmüştür. ondan şimdi sütten bolca ağzım yandığından eve ayran sokmuyorum. (o derece)
efendim rob ölüp gitmiştir peki kötülük onunla bitmiş midir? vah ki vah.
adele ile dr. david (tom bateman) evlenmiş pekte sıradan olmayan hayatlarına geçiş yapmıştır. şu adele'nin bakışları insanın sinirlerini hoplatıyor yahu.
dr. david'in yardımcısı louse (simona brown) bekar bir annedir ve adele'nin o bed bakışları ona kadar değmiştir. al bir ruh hastası daha. yok yok bu işin bir sonu yok. bu psikolojik olaylar bulaşıcı arkadaşlar. vallahi bakın aynı grip gibi. (yok artık) kendimden biliyorum 4 sene ciddi psikolojik sorunu olan bir insanla yaşadıktan sonra onun bir çok huyunu kendimde gördüğümde kaygılarını ensemde hissettiğimde fark ettim bunu.
bu hikayede olan david'de değil louse'nin oğlu adam'a (tyler howett) olmuştur. vah benim canım çocuğum.
gerçekten değişik bir dizi. yani astral seyahat işlenmiş dizide fakat olaylar olaylar.
rob (robert aramayo) denilen bir ruh hastasının bir çok insanın hayatına musallat olmasını konu alır. başı, ortası, özellikle sonu komple bana farklı gelmiştir. ve sonunda evet anlık bir 'aa' olmuşumdur ama durup bir düşündüğümde ne saçma iş ya demişimdir. açıkçası beğenip beğenmemek arasında kaldım ve hala emin değilim. çok fazlaca mantık hatası var.
ama tabi çerezlik bir şeyler olsa da izlesem diyorsanız izlenebilir.
rob ve adele (eve hewson) iki arkadaştır. rob hani bazen görür görmez bunda var bir halt ama dur bakalım dediğimiz insanlardandır. yani o 'dur bakalım' çok ince bir çizgidir. o çizgi bazen hayatımıza bazen kariyerimize bazen ailemize bazen insanların bize bakış açısına maal olabilir.
hayatınızda 'dur bakalım' dediğiniz bir insan varsa ya da yakın zamanda tanıştıysanız böyle biriyle aman dikkat edin derim. benim tavsiyem ayaklarınızı bir tarafınıza vurdura vurdura kaçmanızdır ama yine de siz bilirsiniz. ben kim için bu sözü söylediysem başıma hep bir çorap örülmüştür. ondan şimdi sütten bolca ağzım yandığından eve ayran sokmuyorum. (o derece)
efendim rob ölüp gitmiştir peki kötülük onunla bitmiş midir? vah ki vah.
adele ile dr. david (tom bateman) evlenmiş pekte sıradan olmayan hayatlarına geçiş yapmıştır. şu adele'nin bakışları insanın sinirlerini hoplatıyor yahu.
dr. david'in yardımcısı louse (simona brown) bekar bir annedir ve adele'nin o bed bakışları ona kadar değmiştir. al bir ruh hastası daha. yok yok bu işin bir sonu yok. bu psikolojik olaylar bulaşıcı arkadaşlar. vallahi bakın aynı grip gibi. (yok artık) kendimden biliyorum 4 sene ciddi psikolojik sorunu olan bir insanla yaşadıktan sonra onun bir çok huyunu kendimde gördüğümde kaygılarını ensemde hissettiğimde fark ettim bunu.
bu hikayede olan david'de değil louse'nin oğlu adam'a (tyler howett) olmuştur. vah benim canım çocuğum.
devamını gör...
normal sözlük vs ekşi sözlük
ekşi sözlük metropol kafa sözlük kasaba/ köy. nasıl insanlar bir zaman sonra büyük şehrin pisliğinden, gürültüsünden bıkıp, huzuru bulmak için kasaba/ köye yerleşiyorsa, ekşiden bezen insan da kafaya geliyor.
yani azizim, bir tatlı huzur almaya geldik.
yani azizim, bir tatlı huzur almaya geldik.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
dakika bir gol bir, "bugün ağlamak yok" diye radyoyu açtırıp yine içimizden geçip giden program olmaktadır. özlem, hasret, kavuşma, geçmiş, gelecek hepsi birbirine giriyordur, kalpler bu duruma dayanamıyordur çünkü. *
devamını gör...
yumurta fiyatlarının artmasının nedeni
tavuklar yemlerdeki fiyat artışından dolayı greve girip yumurtlamama kararı almışlar diye duydum*.
devamını gör...
noluyor kardeşim ne bu tantana
sözlükte olan bitene yetişiyemeyen yazar beyanıdır.
devamını gör...
kral lear
sevginin yalnızca övgü dolu sözlerde, cilalanmış kelimelerde ve abartılı tavırların altında yatmayacağını, insanın yüzüne tokat gibi yeniden çarpan shakespeare oyunu. kral lear karakteri zaman zaman gerçek hayatta karşımıza çıkar aslında, sevginin yalnızca abartılı sözlerle dile getirildiğinde gerçek olduğuna inanan insanlardır bunlar. ne acı, hepsi kral lear gibi şanslı değil ve işin aslını göremeden yitip gidiyor! ifade edilmemiş sevgi, yok sayılabilir mi ? cümlelerimizi cilalamadan söylediğimiz zaman riyakar mı sayılmalı yani hislerimiz? bazen davranış, ağızdan çıkanlardan daha kıymetli değil midir? dürüstçe dökülen gözyaşlarında bulamaz mıyız sevginin göksel izlerini ?
--- alıntı ---
kıng lear: to thee and thine, hereditary ever
remain this ample third of our fair kingdom;
no less in space, validity, and pleasure,
than that conferr’d on goneril. now, our joy,
although the last, not least; to whose young love
the vines of france and milk of burgundy
strive to be interess’d; what can you say to draw
a third more opulent than your sisters? speak.
cordelıa: nothing, my lord.
kıng lear: nothing!
cordelıa: nothing.
kıng lear: nothing will come of nothing: speak again.
--- alıntı ---
(bkz: ex nihilo nihil fit)
--- alıntı ---
kıng lear: to thee and thine, hereditary ever
remain this ample third of our fair kingdom;
no less in space, validity, and pleasure,
than that conferr’d on goneril. now, our joy,
although the last, not least; to whose young love
the vines of france and milk of burgundy
strive to be interess’d; what can you say to draw
a third more opulent than your sisters? speak.
cordelıa: nothing, my lord.
kıng lear: nothing!
cordelıa: nothing.
kıng lear: nothing will come of nothing: speak again.
--- alıntı ---
(bkz: ex nihilo nihil fit)
devamını gör...
nevermore (yazar)
hep evde olan yazar, koromuzun kafesteki bülbülü.
devamını gör...
kültürlü ve zeki insan ile cahil ve aptal insan ilişkisi
denenir ama günün sonunda birinin baskın gelmesi gerekir yoksa yürümez.
kendimden örnek verecek olursam kafası çalışan beyler evet dikkatimi çekiyor ama çok kibirli oldukları için maalesef başlamadan bitiyor.
bu durumun cinsiyetle bir alakası var mı bilmiyorum ama sanmıyorum kendimce. tamamen karakter meselesi olduğunu düşünüyorum.
bir şey soruyorum sen onu nerden anlıcaksın der gibi ya yüzüme bakıyorlar ya da işte geçiştirici bir şeyler söylüyorlar.
anladık abicim ya benden zekisin, kültürlüsün, süper bir insansın ama bir şey öğrenmeye çalışan birine böyle davranman neden?
ucuz bir ego tatmini..
kendimden örnek verecek olursam kafası çalışan beyler evet dikkatimi çekiyor ama çok kibirli oldukları için maalesef başlamadan bitiyor.
bu durumun cinsiyetle bir alakası var mı bilmiyorum ama sanmıyorum kendimce. tamamen karakter meselesi olduğunu düşünüyorum.
bir şey soruyorum sen onu nerden anlıcaksın der gibi ya yüzüme bakıyorlar ya da işte geçiştirici bir şeyler söylüyorlar.
anladık abicim ya benden zekisin, kültürlüsün, süper bir insansın ama bir şey öğrenmeye çalışan birine böyle davranman neden?
ucuz bir ego tatmini..
devamını gör...
normal sözlük'te her bokun şikayet edilmesi
olması gerekendir. gördüğüm tüm forumsu tanımları, cevap niteliğindeki tanımları şikayet ediyorum. moderasyon ekibi sağ olsun hepsiyle çok güzel ilgileniyorlar. sözlüğün kalitesi ancak bu şekilde üst seviyede tutulabilir.
devamını gör...
