8 cm topuklu giyen kapalı kadın
bu ülkede kadınlar ne giyerse giysin eleştiriliyor ve hedef gösteriliyor.yani ne giydiğimizin pek bir önemi yok.8 cm olsa da 2 cm olsa da bir şey bulurlar.
devamını gör...
tıbbi sekreterlik
uykum kaçtı, sol frame'de yazacak bir şey yok bari size mesleğimi anlatayım.
tibbi sekreterlik, hastane vb. sağlık kuruluşlarında veri girme, veri işleme, arşivleme, sekreterya gibi görevleri yerine getiren sağlık personelleridir.
tıbbi sekreter unvanına sahip olunabilmesi için, üniversitelerin sağlık meslek yüksekokullarının tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik programlarından mezun olunması gerekmektedir.
fark edilmese bile hastane işleyişinde, evrakların takibi ve hazırlanmasında oldukça önemli bir rol üstlenen tıbbi sekreterler; hasta kayıttan arşiv birimine, raportörlükten idari birimlere kadar birçok birimde görev yapmaktadırlar. örneğin ben maaş biriminde (bkz: mutemetlik) görev yapmaktayım.
sağlık sektöründe dijitalleşmenin artmasıyla birlikte veri girişi yapabilen, veri işleyebilen ve bu verileri dosyalanmasını sağlayabilen kalifiye personele olan ihtiyaç gün geçtikçe artış göstermektedir. bu bakımdan tıbbi sekreterlik sektörde önemli bir meslek haline gelmiştir.
özel sağlık kurumlarında iş imkanı bulunmakla birlikte v.h.k.i (veri hazırlama ve kontrol işletmeni) veya sağlık teknikeri (tibbi sekreter) olarak kpss sınavı ile atanarak kamuda görev yapabilmektedirler.
tibbi sekreterlik, hastane vb. sağlık kuruluşlarında veri girme, veri işleme, arşivleme, sekreterya gibi görevleri yerine getiren sağlık personelleridir.
tıbbi sekreter unvanına sahip olunabilmesi için, üniversitelerin sağlık meslek yüksekokullarının tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik programlarından mezun olunması gerekmektedir.
fark edilmese bile hastane işleyişinde, evrakların takibi ve hazırlanmasında oldukça önemli bir rol üstlenen tıbbi sekreterler; hasta kayıttan arşiv birimine, raportörlükten idari birimlere kadar birçok birimde görev yapmaktadırlar. örneğin ben maaş biriminde (bkz: mutemetlik) görev yapmaktayım.
sağlık sektöründe dijitalleşmenin artmasıyla birlikte veri girişi yapabilen, veri işleyebilen ve bu verileri dosyalanmasını sağlayabilen kalifiye personele olan ihtiyaç gün geçtikçe artış göstermektedir. bu bakımdan tıbbi sekreterlik sektörde önemli bir meslek haline gelmiştir.
özel sağlık kurumlarında iş imkanı bulunmakla birlikte v.h.k.i (veri hazırlama ve kontrol işletmeni) veya sağlık teknikeri (tibbi sekreter) olarak kpss sınavı ile atanarak kamuda görev yapabilmektedirler.
devamını gör...
edip cansever
"arada mektup yazıyorum sana
ah! olmayan sana, hiç olmadın ki."
ah! olmayan sana, hiç olmadın ki."
devamını gör...
hobbit köyü
yüzüklerin efendisi üçlemesinin pek çok sahnesi yeni zelanda'da inşa edilen bu hobbit köyünde çekilmişti. john ronald reuel tolkien’in romanında tasvir edilen köyün birebir aynısı olan bu köy yeni zelanda’ya gelen ziyaretçilerin en sık uğradığı yerlerin başında geliyor.
elf, cüce ve insanlar gandalfgillerden nickli yazarın selamını ileterek köye rahatlıkla girip; frodo, sam, bilbo, meriadoc, pippin ile kahve içebilir.
elf, cüce ve insanlar gandalfgillerden nickli yazarın selamını ileterek köye rahatlıkla girip; frodo, sam, bilbo, meriadoc, pippin ile kahve içebilir.
devamını gör...
sözlük radyosunun yayına başlaması
açar açmaz beni kızıl ordu korosuyla karşılayan radyodur. oo şimdi de cem karaca'ya geçiş yaptık.*
devamını gör...
kanal tedavisi
dişin sinirlerini öldürülür bu operasyon ile. sinirleri ölen diş zamanla canlılığını yitirip renk değiştirebilir veya kırılabilir ama ağrıyı kestiği için tercih edilen bir uygulamadır. üstelik çekilecek dişin bir kaç yıl daha kullanımını sağlar.
devamını gör...
erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular
toplanın hanımlar, durum ciddi.
öncelikle üşenmeyip okuyacaklar için bir de şarkı bırakayım. tabii şarkıyı dinleyip okumadan da gidebilirsiniz, sorun etmem.
5-6 ay önce tanıştığım iş arkadaşıma karşı yaklaşık 1 aydır bi şeyler hissediyorum. hoşlanıyorum ondan. ofise ilk geldiğimden beri bana hep yakınlık gösterdi, ben de karşılık verdim. hatta bu konuyla ilgili şöyle bi konuşma geçti aramızda; "kafamın uyuştuğu kimse yok ofiste, seninle uyuşuyoruz, o yüzden yakın davranıyorum. bundan rahatsız olmuyorsun di mi" dedi. "hayır, aksine, hoşuma bile gidiyor, daha az yalnız hissediyorum burda" dedim. gülüştük geçtik. yakınlık dediğim de şunlar; ofise giriyorum bakışıyoruz tatlı bi bakışla göz kırpıyor, (masalarımız yan yana sayılır, arada bi masa boş sadece) yanımdan geçerken kulağıma naber, nasılsın diye fısıldıyor sürekli, sandalyemi sallıyor geçerken, koluma, omzuma dokunuyor aynı şekilde geçerken. bazen muhabbet ederken elini gösterip kedisinin nasıl çizdiğini anlatıyor, elini tutup bakıyorum falan. bi şeyler sormak için yanıma çağırdığımda başını omzuma yasladığı oluyor ya da ayakta dururken kolunu omzuma koyup yanıma doğru eğiliyor bilgisayara bakmak için. bi ara birkaç toplantıya soktu beni, tecrübe olsun diye. dinliyorum sadece, gerginim de. beni iyice germek için kulağıma bi şeyler fısıldıyo hatta öyle yapınca bi keresinde ben de onun kulağına "ojelerine bayıldım" diye fısıldamıştım ve kıpkırkımızı olmuştu. hem kafaca uyuşuyoruz hem de iş ortamına göre fazla sayılabilcek fiziksel temas da var aramızda. bu tarz şeyler işte yakınlık dediğim, okul ortamındaki yakınlık gibi aslında ama iş yerinde olunca farklı yorumlayabiliyorum sanırım.
uzun uzun yazıyorum çünkü içimi de boşaltıyorum ve iyi geliyor. geçen pazar sözlüğe de yazmıştım hatta bi arkadaşımızın düğününe gittik. benim en yakın arkadaşım onun da iş arkadaşı. kız istemeye falan katılmam lazım tabii öyle en son salona gitmek olmazdı. yanımda gelcek kimse olmadığı için o'na söyledim benimle gelir misin diye. tamam dedi. sabah erkenden aldım, kahvaltı yaptık, sonra damat evi, kız evi, salondu derken akşama kadar beraberdik ve çok keyifliydi. en son evine bıraktıktan sonra teşekkür ederim yazdım beni yalnız bırakmadığın için o da rica ederim dedi ben dayanamayıp tek kalp emojisi attım. ilk kurşunu attım orda galiba. pazartesi öğle arası yaklaşırken dışarıda yiyelim mi dedim yok ya yoğunum biraz dedi. o andan itibaren düştüm tamamen. hoşlandığımı hissedip geri çekildiğini düşündüm. pazartesiden beri yine iletişim var aramızda ama bi ufak gerginlik de var gibi.
ben artık konuşmak istiyorum. 1-2 hafta gözlemliyim tavırlarını, eskisi gibi sıcaklık olmazsa aramızda durumu fark edip çizgiyi çekti derim diye düşünüyordum. fakat beklemek zulüm geliyor. birkaç gündür hoşuma gidecek şeyler duymayacağımı düşünmeme rağmen bi an önce konuşayım da her şey netleşsin istiyorum. güzelce açıklıyayım. hoşlanmanın dışında arkadaşlığını da seviyorum çünkü. benim kafamdaki karışıklık bitsin, yakınlıklarını yanlış yorumlamayayım o da bilsin ve aramızda gerginlik kalmasın. beraber çalışmaya devam edicez sonuçta.
soru nerede diyeceksiniz şimdi. tamamı bi soru. durumu değerlendirip bi şeyler söyleyin lütfen bana. bu arada kadınlar belki bi kadın gözüyle daha farklı yaklaşabilirler diye bu başlığa yazdım ama erkek yazarların da görüşünü almak isterim elbette. tabii okumaya üşenmezseniz. *
öncelikle üşenmeyip okuyacaklar için bir de şarkı bırakayım. tabii şarkıyı dinleyip okumadan da gidebilirsiniz, sorun etmem.
5-6 ay önce tanıştığım iş arkadaşıma karşı yaklaşık 1 aydır bi şeyler hissediyorum. hoşlanıyorum ondan. ofise ilk geldiğimden beri bana hep yakınlık gösterdi, ben de karşılık verdim. hatta bu konuyla ilgili şöyle bi konuşma geçti aramızda; "kafamın uyuştuğu kimse yok ofiste, seninle uyuşuyoruz, o yüzden yakın davranıyorum. bundan rahatsız olmuyorsun di mi" dedi. "hayır, aksine, hoşuma bile gidiyor, daha az yalnız hissediyorum burda" dedim. gülüştük geçtik. yakınlık dediğim de şunlar; ofise giriyorum bakışıyoruz tatlı bi bakışla göz kırpıyor, (masalarımız yan yana sayılır, arada bi masa boş sadece) yanımdan geçerken kulağıma naber, nasılsın diye fısıldıyor sürekli, sandalyemi sallıyor geçerken, koluma, omzuma dokunuyor aynı şekilde geçerken. bazen muhabbet ederken elini gösterip kedisinin nasıl çizdiğini anlatıyor, elini tutup bakıyorum falan. bi şeyler sormak için yanıma çağırdığımda başını omzuma yasladığı oluyor ya da ayakta dururken kolunu omzuma koyup yanıma doğru eğiliyor bilgisayara bakmak için. bi ara birkaç toplantıya soktu beni, tecrübe olsun diye. dinliyorum sadece, gerginim de. beni iyice germek için kulağıma bi şeyler fısıldıyo hatta öyle yapınca bi keresinde ben de onun kulağına "ojelerine bayıldım" diye fısıldamıştım ve kıpkırkımızı olmuştu. hem kafaca uyuşuyoruz hem de iş ortamına göre fazla sayılabilcek fiziksel temas da var aramızda. bu tarz şeyler işte yakınlık dediğim, okul ortamındaki yakınlık gibi aslında ama iş yerinde olunca farklı yorumlayabiliyorum sanırım.
uzun uzun yazıyorum çünkü içimi de boşaltıyorum ve iyi geliyor. geçen pazar sözlüğe de yazmıştım hatta bi arkadaşımızın düğününe gittik. benim en yakın arkadaşım onun da iş arkadaşı. kız istemeye falan katılmam lazım tabii öyle en son salona gitmek olmazdı. yanımda gelcek kimse olmadığı için o'na söyledim benimle gelir misin diye. tamam dedi. sabah erkenden aldım, kahvaltı yaptık, sonra damat evi, kız evi, salondu derken akşama kadar beraberdik ve çok keyifliydi. en son evine bıraktıktan sonra teşekkür ederim yazdım beni yalnız bırakmadığın için o da rica ederim dedi ben dayanamayıp tek kalp emojisi attım. ilk kurşunu attım orda galiba. pazartesi öğle arası yaklaşırken dışarıda yiyelim mi dedim yok ya yoğunum biraz dedi. o andan itibaren düştüm tamamen. hoşlandığımı hissedip geri çekildiğini düşündüm. pazartesiden beri yine iletişim var aramızda ama bi ufak gerginlik de var gibi.
ben artık konuşmak istiyorum. 1-2 hafta gözlemliyim tavırlarını, eskisi gibi sıcaklık olmazsa aramızda durumu fark edip çizgiyi çekti derim diye düşünüyordum. fakat beklemek zulüm geliyor. birkaç gündür hoşuma gidecek şeyler duymayacağımı düşünmeme rağmen bi an önce konuşayım da her şey netleşsin istiyorum. güzelce açıklıyayım. hoşlanmanın dışında arkadaşlığını da seviyorum çünkü. benim kafamdaki karışıklık bitsin, yakınlıklarını yanlış yorumlamayayım o da bilsin ve aramızda gerginlik kalmasın. beraber çalışmaya devam edicez sonuçta.
soru nerede diyeceksiniz şimdi. tamamı bi soru. durumu değerlendirip bi şeyler söyleyin lütfen bana. bu arada kadınlar belki bi kadın gözüyle daha farklı yaklaşabilirler diye bu başlığa yazdım ama erkek yazarların da görüşünü almak isterim elbette. tabii okumaya üşenmezseniz. *
devamını gör...
pame radyo yayını
pame'nin bu haftaki bölümünde "ortak şarkılar" var.
her iki tarafta da bilinen, bestecilerin ve şarkıcıların birbirinden devşirdiği "bu şarkı bana bir yerden tanıdık geliyor" dedirten *, hatta "yok artık bu da mı" dediğimiz yunanca şarkılarla bir bilemediniz bir buçuk saat boyunca sözlük radyosunda yayında olacağım. yer yer kült eserleri de dinleyebileceğiniz programda ara ara zevzeklik etme ihtimalimiz olsa da genel olarak kim kimden ne (ç)almış konusunda da çeşitli kanıtlarla biraz ahkam keseceğiz hep birlikte.
"pame" bu akşam saat 22:30'da sözlüğümüzün biricik radyosunda yayında! bekleriz.
radyo.kafasozluk.com/
her iki tarafta da bilinen, bestecilerin ve şarkıcıların birbirinden devşirdiği "bu şarkı bana bir yerden tanıdık geliyor" dedirten *, hatta "yok artık bu da mı" dediğimiz yunanca şarkılarla bir bilemediniz bir buçuk saat boyunca sözlük radyosunda yayında olacağım. yer yer kült eserleri de dinleyebileceğiniz programda ara ara zevzeklik etme ihtimalimiz olsa da genel olarak kim kimden ne (ç)almış konusunda da çeşitli kanıtlarla biraz ahkam keseceğiz hep birlikte.
"pame" bu akşam saat 22:30'da sözlüğümüzün biricik radyosunda yayında! bekleriz.
radyo.kafasozluk.com/
devamını gör...
üniversitelerin açılmaması
madem ders notları üzerinden devam ediliyor bu okullara, o zaman herkes okusun üniversite. neden sınav yapıp yüz binlerce öğrenciyi strese sokuyoruz ki? herkes tercih yapsın, nasılsa ders notlarıyla bitirilecek bu okullar, herkes istediği bölümü okumuş olur.
(bkz: allahım sen sabır ver)
(bkz: allahım sen sabır ver)
devamını gör...
ilaç kutusunu ilk açışta hep prospektüslü tarafa denk gelmek
usb’nin sürekli yanlış tarafa denk gelmesiyle kafa kafaya kapışan durum. bu olayların simülasyonun bir bug’ı olduğunu düşünmeye başladım başka açıklama yok.*
devamını gör...
ruhban
insanlardan uzaklaşıp inzivaya çekilerek dünya zevklerini terkeden ve kendini aşırı bir şekilde ibadete veren kişilere verilen isimdir. rahip kelimesi ve ruhban kelimesi arapça aynı kökten gelen sözcüklerdir.
devamını gör...
atina'da gerçekleştirilen boğaziçi üniversitesi protestolarına destek yürüyüşü
insanların haklı bir direnişe destek vermelerinde ne gibi bir yanlış var? yunanlılar yerine azerbaycanlılar böyle bir eylem düzenlese ne düşünecektik? bu tavır açıkça yunan düşmanlığı değil midir? yunan düşmanlığı ırkçılık değil midir? iktidarın ağzına laf veriyoruz diyenler iktidarın ağzına laf vermemek için ak partiyede oy veriyorlar mı?
tanım: hoş bir destek.
tanım: hoş bir destek.
devamını gör...
bir iş yerinden soğutan nedenler
mobbing.
iltimas.
haksızlık.
vb.
iltimas.
haksızlık.
vb.
devamını gör...
jesse pinkman
breaking bad dizisinin ikinci başrolüdür. aaron paul tarafından canlandırılır. diğer aktörlerin aksine, aaron paul'un oyunculuk yaptığı ilk dizidir. yere bakan, yürek yakandır.
"yeah mr. white, science, bitch"
"yeah mr. white, science, bitch"
devamını gör...
hayatınızdaki en pozitif şey
annem. gerçekten hayatımda gördüğüm en pozitif, heyecanlı, mutluluk saçan insan o. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
iki kadın bir erkekten oluşan bir aile grubu. bir de ben. bir otobüs durağındayız. üçlü ben yaşlarda. kardeş/kuzen bir şey. gürültülü bir grup değiller. kendi aralarında havadan sudan konuşuyorlar, ben de telefonumla ilgileniyorum.
önümüzden insanlar gelip geçiyor. ben ve erkek oturuyoruz, kadınlar ayakta. yaşça daha küçük olan kadın telefonuna bakıyor arada, nispeten daha sessiz. öbür kadınla erkek sohbet ediyorlar. kadın bir sessizliğin ardından gruba "farkında mısınız, bu sene kısa etek, şort giyen kız sayısı çok arttı." diyor. erkek onaylıyor; "evet evet." duyuyorum, tepki vermiyorum. kadın devam ediyor; "hayır önceden böyle değildi, pandemi mi açtı saçtı böyle insanları anlamıyorum, nereye baksam kıç." sessiz kadın kahkaha atıyor telefonundan kafasını kaldırmadan. erkek bana bir yan bakış atıyor. kafamı kaldırıyorum, erkeğe bakmıyorum. kadına, direkt yüzüne bakıyorum. kadın bakışımı fark etmiyor, arkasına dönüyor, yola bakıyor. telefonuma dönüyorum tekrar. tartışmak için enerjim yok. ama kadının şort giydiğimi fark edip etmediğini merak etmekten de kendimi alamıyorum. telefonuyla ilgilenen kadın konuşuyor bu defa önümüzden geçen bir kadını kast ederek "al bak, bir tane daha." artık dayanamıyorum "ne bir tane daha?" bakışlar bana dönüyor. grubun baskın karakteri olduğu belli, istatistikçi kadın "pardon?" diyor. "size ne insanların ne giydiğinden." diyorum sakin bir ses tonuyla. kadın bir şeyler söylediyse de anlaşılmıyor, çünkü erkek lafa giriyor; "hanımefendi biz sizi kast etmedik." kimi kastettiklerini soruyorum. kadın yine erkek konuştuğu için kendi cümlesini bile tamamlamıyor ve erkek sonunda "biz öylesine, sokaktan geçen insanlarla ilgili sohbet ediyoruz."
bu konuşma tabi ki tarafların asla birbirini anlayamayacağı bir düzlemde devam etti ve nihayetlendi. benim dolmuşum geldi ve bindim. neyse ki...
yazma sebebim bu diyalogu aktarmak değil. kişilerin başka insanların kılık kıyafeti ile ilgili yorum yapma haddini kendilerinde bulmaları da değil. bahsetmek istediğim şey şu; orada onlarla bekliyor olmam bizi küçük bir grup yaptı. insan çok, çok, çok garip bir canlı. sosyalliğimiz, etkileşim bağımlılığımız ve birlikte hareket etme içgüdümüz o kadar baskın ki evet bu bizi evrimleştirmiş ancak gerçekten zekamızı da duygu durumumuzu da çok net olumsuz yönde etkilemiş. tamamen rastlantısal şekilde yakın koordinatlarda doğan insanların gezegeni savaş alanına çevirmek pahasına birbirlerine çok kusurlu şekilde bağlanmasına falan sebebiyet veren mevzunun küçük ölçekli hali tam olarak o dolmuş durağında bugün deneyimlediğim şey. yahu kısa şort, etek giyen ama senin yanında oturmayan kadın hakkında atıp tutarken, sadece ben senin yanında oturuyorum diye beni kapsam dışında bırakıyor olmanın nasıl bir açıklaması olabilir? bu nasıl çarpık, nasıl yanlış, nasıl saçma bir dürtüdür?
düşündüm dolmuşta. kadın muhtemelen benim şortlu olduğumu fark etmemişti bu cümleyi ederken. adam farkındaydı, onaylarken de, sonrasında da. beni, ne tepki vereceğim diye yoklarken de kafasında netlemişti bizim küçük grupluğumuzu. ses etmeyebilirdim ama edersem de sorun değildi. cevap hazırdı, biz sizi kastetmedik. çünkü niye edelim? siz de bizim yanımızdasınız. siz de bizden birisiniz...
biz yan yanaydık, birlikteydik ve bir de bizim dışımızda kalanlar vardı. onlar hakkında "biz" bir olarak istediğimizi konuşabilirdik. çünkü "kendimizi bir topluluğa ait hissetmemiz" gerekiyor. o topluluğun davranışlarına da toleransımız default bir şekilde tanımlı olmalı. sosyal kabul ancak böyle edinilir(!) aksi, bizi uyumsuz, problemli biri yapıyor toplum içinde. sadece toplum değil, biz de kendimizden rahatsız oluyoruz. sorgusuz sualsiz bir kabulleniş. sahip olduğumuz ailede, çalıştığımız iş yerinde aykırı özelliklerimiz olsa da bir bütünün içindeyiz. mikro milliyetçilik semtçilikten başlıyor düşünsene. komşu sitelerin çocukları falan dövüşüyorlar aralarında sebepsiz yere. daha bunun ili, ülkesi... oho...
seneler var bu konuda okuma yapmayalı, düşünmeyeli. ama şurası çok net, türümüzün sosyal etkileşim, iletişim bağımlılığı, aidiyet duygumuzu çok olumsuz yönde kurgulamamıza sebep oluyor, bunun da bakış açımız üzerinde (eşitlik, adalet, önyargı vb çok kritik konularda) müthiş negatif bir etkisi var.
insan çok garip evet. ama ben zeki olduğunu falan da kabul etmiyorum genel olarak. alet oymakla, ateşi gıda pişirmek için falan kullanmakla olmamış o işler. görüyoruz. tekil, bireysel, salt yaşam ve yaşam gereklerini düşünen canlılara bakın bir, bir de bize. kim daha zeki? kim daha yararlı? kim daha "insan"?
önümüzden insanlar gelip geçiyor. ben ve erkek oturuyoruz, kadınlar ayakta. yaşça daha küçük olan kadın telefonuna bakıyor arada, nispeten daha sessiz. öbür kadınla erkek sohbet ediyorlar. kadın bir sessizliğin ardından gruba "farkında mısınız, bu sene kısa etek, şort giyen kız sayısı çok arttı." diyor. erkek onaylıyor; "evet evet." duyuyorum, tepki vermiyorum. kadın devam ediyor; "hayır önceden böyle değildi, pandemi mi açtı saçtı böyle insanları anlamıyorum, nereye baksam kıç." sessiz kadın kahkaha atıyor telefonundan kafasını kaldırmadan. erkek bana bir yan bakış atıyor. kafamı kaldırıyorum, erkeğe bakmıyorum. kadına, direkt yüzüne bakıyorum. kadın bakışımı fark etmiyor, arkasına dönüyor, yola bakıyor. telefonuma dönüyorum tekrar. tartışmak için enerjim yok. ama kadının şort giydiğimi fark edip etmediğini merak etmekten de kendimi alamıyorum. telefonuyla ilgilenen kadın konuşuyor bu defa önümüzden geçen bir kadını kast ederek "al bak, bir tane daha." artık dayanamıyorum "ne bir tane daha?" bakışlar bana dönüyor. grubun baskın karakteri olduğu belli, istatistikçi kadın "pardon?" diyor. "size ne insanların ne giydiğinden." diyorum sakin bir ses tonuyla. kadın bir şeyler söylediyse de anlaşılmıyor, çünkü erkek lafa giriyor; "hanımefendi biz sizi kast etmedik." kimi kastettiklerini soruyorum. kadın yine erkek konuştuğu için kendi cümlesini bile tamamlamıyor ve erkek sonunda "biz öylesine, sokaktan geçen insanlarla ilgili sohbet ediyoruz."
bu konuşma tabi ki tarafların asla birbirini anlayamayacağı bir düzlemde devam etti ve nihayetlendi. benim dolmuşum geldi ve bindim. neyse ki...
yazma sebebim bu diyalogu aktarmak değil. kişilerin başka insanların kılık kıyafeti ile ilgili yorum yapma haddini kendilerinde bulmaları da değil. bahsetmek istediğim şey şu; orada onlarla bekliyor olmam bizi küçük bir grup yaptı. insan çok, çok, çok garip bir canlı. sosyalliğimiz, etkileşim bağımlılığımız ve birlikte hareket etme içgüdümüz o kadar baskın ki evet bu bizi evrimleştirmiş ancak gerçekten zekamızı da duygu durumumuzu da çok net olumsuz yönde etkilemiş. tamamen rastlantısal şekilde yakın koordinatlarda doğan insanların gezegeni savaş alanına çevirmek pahasına birbirlerine çok kusurlu şekilde bağlanmasına falan sebebiyet veren mevzunun küçük ölçekli hali tam olarak o dolmuş durağında bugün deneyimlediğim şey. yahu kısa şort, etek giyen ama senin yanında oturmayan kadın hakkında atıp tutarken, sadece ben senin yanında oturuyorum diye beni kapsam dışında bırakıyor olmanın nasıl bir açıklaması olabilir? bu nasıl çarpık, nasıl yanlış, nasıl saçma bir dürtüdür?
düşündüm dolmuşta. kadın muhtemelen benim şortlu olduğumu fark etmemişti bu cümleyi ederken. adam farkındaydı, onaylarken de, sonrasında da. beni, ne tepki vereceğim diye yoklarken de kafasında netlemişti bizim küçük grupluğumuzu. ses etmeyebilirdim ama edersem de sorun değildi. cevap hazırdı, biz sizi kastetmedik. çünkü niye edelim? siz de bizim yanımızdasınız. siz de bizden birisiniz...
biz yan yanaydık, birlikteydik ve bir de bizim dışımızda kalanlar vardı. onlar hakkında "biz" bir olarak istediğimizi konuşabilirdik. çünkü "kendimizi bir topluluğa ait hissetmemiz" gerekiyor. o topluluğun davranışlarına da toleransımız default bir şekilde tanımlı olmalı. sosyal kabul ancak böyle edinilir(!) aksi, bizi uyumsuz, problemli biri yapıyor toplum içinde. sadece toplum değil, biz de kendimizden rahatsız oluyoruz. sorgusuz sualsiz bir kabulleniş. sahip olduğumuz ailede, çalıştığımız iş yerinde aykırı özelliklerimiz olsa da bir bütünün içindeyiz. mikro milliyetçilik semtçilikten başlıyor düşünsene. komşu sitelerin çocukları falan dövüşüyorlar aralarında sebepsiz yere. daha bunun ili, ülkesi... oho...
seneler var bu konuda okuma yapmayalı, düşünmeyeli. ama şurası çok net, türümüzün sosyal etkileşim, iletişim bağımlılığı, aidiyet duygumuzu çok olumsuz yönde kurgulamamıza sebep oluyor, bunun da bakış açımız üzerinde (eşitlik, adalet, önyargı vb çok kritik konularda) müthiş negatif bir etkisi var.
insan çok garip evet. ama ben zeki olduğunu falan da kabul etmiyorum genel olarak. alet oymakla, ateşi gıda pişirmek için falan kullanmakla olmamış o işler. görüyoruz. tekil, bireysel, salt yaşam ve yaşam gereklerini düşünen canlılara bakın bir, bir de bize. kim daha zeki? kim daha yararlı? kim daha "insan"?
devamını gör...
ailenin ne kadar inkar etse de evlat ayrımı yapması
huzurevine giden yolda atılmış önemli bir adım olma özelliğini taşıyan eylem.
devamını gör...


