sevdiğimdir, güldüğümdür. ama türkiye’de her şeyde olduğu gibi burada da sınır aşılmıştır ve bazen b.ku çıkarılabilir mamafih kalp de kırar.
kara mizah ile vakitsiz yapılan dalga ayırt edilemiyor, karşı çıkarsanız “duyar kasmakla” suçlanabilmeniz mümkün.*
devamını gör...

uzak durulması gereken insan tipi.
devamını gör...

flört edilen kişinin tatlı dilli ve zeki biri olmasından dolayı başvurulan eylemdir. ah o flört edilen kişi yok mu, ne güzel seçiyor kelimelerini... ne güzel anlatıyor anlatmak istediği şeyleri...

yazdığı o mesajları okurken hem mest oluyorum hem mesut...
devamını gör...

günaydın sözlük hemen işe koyulalım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kitap ve film arasında bariz farklılıklar var. iyi ki de var. zira kitap ciddi anlamda durağan bir kitap. melankolinin dibine vuruyor. kurgu bir eser beklerken, yalnızlık güzellemeleri ve tek başına dünyadan ayrılma korkusu üzerinde sürekli kendisini tekrar ediyor. artı vampirlerde kitap gibi durağan. orada burada kendi hallerinde takılıyorlar. robert'a bir uğrayalım halini hatırını soralım falan gibi bir düşünce tarzları yok. e hal böyle olunca da adam şişenin dibini görmekten önünü göremiyor. yani özetle aksiyondan uzak, konuyu ele alış biçimi zayıf olan bir kitap. sarımsak ve haç ikilisi ile takılmaya devam ediyoruz özetle. kitabın hali ahvali bu olunca film her halükârda kitabın önüne geçiyor. kitabı okumuşsanız ve filmi sonradan izlemişseniz maçın sonucu belli. film zaten maça 1-0 önde başlıyor.

filme gelirsek, filmde en azından aksiyon var diyebiliriz. tamam yalnızız abi, tek başınayız, kafayı kırmak üzereyiz, huniyi de takmışız ama vampirler hareketli. atraksiyon sağlıyorlar. ayrıca vampirlerin et falan yemesine takılmayın. o tarz vampir türleri çeşitli mitolojilerde var. misal türk mitolojisindeki oburlar, meçkeyler, yalmavuzlar falan hep bu fraksiyondan gelen vampirler. yani vampir sadece kan içmez, ette yer. en güzelini de bizim kültürün vampirleri yer. yani zombi değil o deyyuslar özetle.

bu filmin kuşkusuz başrol oyuncusu sam! will simith sadece ona eşlik etmiş. sam'in geyiğin peşinden apartmana girdiği sahne gibi gerilimli sahneyi çok az filmde bulabilirsiniz. muazzam bir sahne bana göre. zaten ben efsaneyim diyen sahne de orası. ipucu olmasın, o kısımlara pek girmeyeceğim ama cidden her ayrıntısı hatırladığım sahnelerden birisidir ve arada açar izlerim. buna rağmen her izleyişim de yine de heyecanlanırım. yani sam' in oyunculuğuna oscar vermemek de ne bileyim halt yemenin abartılmış versiyonu oluyor. şu oscar tarihinde bir kerede bir köpek oscar kazansın ne olacak yani? akademi şu ayrımcı kafadan bir türlü kurtulamadı gitti. kendilerini esefle kınıyorum. kın! o sahnede çekim hataları da var lakin sam' in oyunculuğu hepsini kapatıyor. sam ile ilgili daha fazla şey yazıp çizerim ama efkarlanıyorum. ve o durumda sizi ipucu manyağı ederim, bu sebeple sam güzellemelerime burada son veriyorum.

tabi filmi çekilir kılan detaylardan birisi de bob marley abimiz. sam'in olmadığı noktalar da ona sarılıyorsunuz. bu sebeple kendisi de filmin yardımcı erkek oyuncusu diyebiliriz. hani diyor ya abimiz; ''insanların hayatına müzik ve sevgi aşılarsan, onları tedavi edebilirsin.'' hah diyorsun bulacak tedaviyi az kaldı. bu deyyuslar bob abimizi dinleyerek kendine gelecek, iş nihayete erecek. tabi öyle olmuyor. rastalı vampirler hayalimiz yok olup gidiyor.

ez cümle fena film değildir. will simith'de yanında sam varken iyi oyunculuk çıkarmıştır. * onun haricinde biraz vasat kalmıştır. ha bu arada sam'den sonra en iyi yardımcı kadın oyuncu da samantha'dır onu da unutmayalım. yoksa ayıp etmiş oluruz. robert bu ikisi olmasa arada kaynar giderdi. golf oynayıp, ses kaydı alıp, sağa sola bön bön bakan bir karakter olarak takılır dururdu. bu iki muazzam oyuncuya ne kadar teşekkür etse az.

öyle işte, sırf sam ve sam'in içinde bulunduğu sahneler için bile izlenir bu film.
devamını gör...

(bkz: memduh başgan)

eğer paralel bi evrende gerçekse ve bir şekilde bu başlığı okuyo olsa; "ampır ampır konuşmayı bırakın" diyodur eminim şasdlka
devamını gör...

en sevdiğim çorba sıralamasında ilk 3'e girer sanırım. faydası saymakla bitmez.
ilave olarak çorbayı pişirirken sarımsak, soğan, patates, havuç da atarsanız harika şekilde çeşnilendirmiş olup, harika bir aroma yakalarsınız.
sağlığım için mutlaka tükettiğim bir çorba türüdür.
devamını gör...

bir kuş olmak isterdim. istediğin yere uçabiliyorsun. özellikle şu martılar çok güzel uçuyorlar hiç kanat çırpmadan metrelerce gidiyorlar. çok hoş bence böyle bir yetenek ile var olmak. ayrıca kuşlara ülke sınırlarında vize de sorulmuyor. dünyanın en ayrıcalıklı varlıkları kuşlar.
devamını gör...

şimdi tahtaya yazalım
x=?
daha önce ayrı evlerde sürdürülen evliliğin daha sağlıklı olacağını yazmıştım, ama üzerine düşünmediğimi farkettim,

ve düşündüm :)
bence burda sorun, iletişim ve aradaki bağ, aynı evde yada ayrı evlerde, bu iki kişi birbirinin "yalnız kalma ihtiyacı"nı şahsi algılamazsa yürüyebilir, çünkü insanlar fiziksel olarak aynı evde, aynı odada bile olsa "gidebilir" yani kendi iç dünyasında senin "yanında olmadığını" hissettirebilir,
kendi evine giderek bunu yapması, sadece bireysel ihtiyaçtan kaynaklanıyorsa, tabiiki çok daha dürüst olanı aslında, çünkü eşin de olsa, bir yerden sonra, ister istemez overdose olmak kaçınılmaz sanırım,

şimdi böyle ciddi ciddi düşününce, ayrı evlerde yaşamak fikri bana da tuhaf geldi, sonuçta ilişki zaten bu şekilde yaşarken başlıyor, ve bu şekli ile uzak olduğu için, yetmediği için, daha fazla birlikte olmak için resmi olarak evlilik yapılıyor,

diyelimki yalnız kalmak istedin, ok bunu anlıyorum, gittin evine, iki gün, üç gün yada bir gün.. peki sonra :)
döndüğünde, ya diğer evdeki kişi hala yalnız kalmak istiyorsa :) yada senin gelmeni istediği zaman, sen hala yalnız kalmak istiyorsan...

ben hiç evlenmedim, yaşadığım tek uzun ilişkimde de, yarısından fazlası ayrı 6 yıl, bu iletişim problemi yüzünden, milyonlarca kez ayrıldım ve barıştım aynı kişiyle, (sonrasında da aynı hatayı yapmıycam diyerek yine aynı karakterde kişileri seçmişim o da ayrı bir konu) üzerine baya okuyup kafa yorduğum için söylüyorum,

bir insan seni seviyorsa, "sana" ihtiyaç duyar, sadece sana ama, sadece "olmana" başka bir ihtiyacından dolayı sana değil, yalnız kaldığı için değil, yani sen olmazsan, olmamalı, duramamalı, bunun için seninle olmak istemeli, ve istediğine de pişman etmiyorsan, niye gitmeni istesinki, yada gitmeyi...

bence olmaz ya, bana da saçma geldi şimdi düşününce, bir insandan 24 saatten fazla uzaklaşmak istiyorsan, tekrar neden görmek istersin,

yani x = olmaz öyle ayrı ev filan :)
devamını gör...

bu varlıklarla aynı cümlede atamı kullanma aptallığına düşülmüştür. bu da yetmezmiş gibi bide ona benzetmişlerdir. bu insanların ağzından çıkacak bir harfe bile bakılmamalıdır.
devamını gör...

(bkz: kokoreç)
devamını gör...

uniseks, cinsiyete özgü olmayan, herhangi bir cinsiyet için uygun olan şeyleri ifade eder. uniseks isim de bu kategoriye giren isimlerdir.
aslında hemen hemen bütün isimler unisekstir. bazı dillerde isimlerin dişilik ve erkeklik özellikleri vardır. örneğin arapça. ali, erkek bir isimken sonuna bir güzel he dedikleri harfi ekleyerek aliye yaparlar ve kelime cinsiyet değiştirir.
bunların dışında bir ismin kadın için mi erkek için mi kullanılmasına toplum karar verir. bazı durumlarda kadına ya da erkeğe verilen ismi diğer cinsiyete vererek bu tabu yıkılır, uniseks isim oluşur.
devamını gör...

''gülü seven dikenine katlanır'' gibi bir alternatifi de olan deyimdir.
devamını gör...

bir kaç gündür gündemde olan organizmalar bütünü.
daha tıbbî terimle müsilaj diyelim biz ona.
şimdi efenim nedir bu marmarayı tehdit eden müsilaj dersek bir kaç yüzyıl geriye gitmemiz gerek. aslında müsilaj 18 yüzyıldan itibaren akdeniz'de görünen bir şey.
denizdeki canlıların yaşamları sonucu bazı ufacık algler çoğalır. bu algler aslında uysaldır. ama ortamdan rahatsız olurlarsa size salya sümük tükürürler. işte müsilaj aslında bu ortamda var olan alglerin yaşamlarına müdahale edilmesi sonucu tepki olarak bıraktıkları sıvılardır.
peki neden şimdi marmara'da hortladı derseniz hemen söyleyelim ki nerde çokluk orda bokluk düsturu ile hareket ediyorlar. alg bakıyor deniz suyu sıcaklık seviyesi artmış, bir daha bakıyor evsel ve sanayi atıkları yetersiz arıtımdan ötürü ortamlarına ortamlarına akıyor, bir daha bakıyor kii aşırı balıkçılık var sonra diyor tükürürüm böyle denizin içine diye isyan ediyor. bence en haklı organizmalardan biri.
neyse konu dağılmasın aslında bu müsilaj abiler iyi atıklardır ama bizim için değil. bitkiler için. bitkilerin su ve besin depolamasına yardımcı olurlar veya tohumları çimlendirmek için bu salya sümük abilere ihtiyaç vardır falan filan.

müsilaj istemiyorsanız temizliğe kendinizden başlayın. mesela ufacık, yarı çalışır beyninizi temizleyin. emin olun zamanla çevreyi de kirletmemeyi öğreneceksiniz.
devamını gör...

ortancamın uzun süre kullandığı, göz ağız burun da dahil tüm salgıları kurutan, can yakan, yazdırması çileli ilaç. ben oğlumun yerinde olsam o çileye katlanmazdım.
süslü gençlerin merağı.
devamını gör...

pandemi öncesi başka şehirlere giderdik ne güzel günlerdi...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vaktim yok, yoğunum?
devamını gör...

muhammed ali'nin bu ikonik fotoğrafı 1965 yılında bugün çekilmiş.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yıllar geçse de unutamazsınız. benim birkaç tane var böyle. birini anlatayım.

mecidiyeköy'de bir patlama oluyor. ben ışıkların oradayım. simitçilerin karşısında. klasik mecidiyeköy kalabalığı. patlama alevli bir patlama değil. manyetik bir şey gibi. herkes, tüm insanlar ve arabalar yerden yükseliyoruz. bir güç bizi yerden göğe doğru yükseltiyor. fırlatma gibi değil. ağır ağır yükseliyoruz. düşünecek, endişelenecek zamanımız var. yer çekimini yenip bizi göğe doğru savuran bu güç tükendiğinde kaç metre yükselmiş olacağız, oradan aşağıya düştüğümüzde ne olacak bize diye düşünebiliyoruz. sessizlik hakim. herkes yükseliyor. yükselme bitmiyor. korkunç bir seviyeye ulaşıyoruz. bulutları geçiyoruz. basınç falan hissetmiyorum. hissetmem lazım diyorum. korkuyorum. ama daha çok merak ediyorum. ne oluyor? ne olacak devamında? ben pozisyon olarak yere paralel ve yüzüstü vaziyetteyim. altımda giderek küçülen istanbul'u izliyorum. bi' ara kafamı bir defa daha yukarı çeviriyorum. öncesinde de bakmıştım, yine sonsuz boşluk dışında bir şey görmeyeceğimi düşünüyorum. ama bu defa uzakta bir nesne görüyorum. boynumu o vaziyette çok uzun süre tutamayacağımı fark edip önüme dönüyorum. daha mesafe var nasıl olsa biraz sonra yeniden çeviririm diye geçiyor aklımdan. içim içime sığmıyor. korkunç bir merak içindeyim. çok geçmiyor bir daha çeviriyorum. yine hayli mesafe var. gözlerimi hareket ettiriyorum. ileriye ve geriye doğru. cismi tam seçemiyorum ama devasa olduğunu görüyorum. kafam arkaya dönük vaziyetteyken görebildiğim tüm açılarda cismin bir parçası var. koyu gri renkte. çok büyük. yine önüme dönüyorum. yerden yükselmeye devam ediyoruz. başlangıçta yakınımda olan insanlarla aramdaki mesafe açılmış. neredeyse yalnızım. çok uzakta başka insanları ve arabaları görüyorum. acaba onlar neler düşünüyor diye geçiyor aklımdan. sonra kendine odaklan kızım. herkes kendi mücadelesini veriyor diyorum. tekrar kafamı arkaya çeviriyorum. bu defa cisimle aramdaki mesafe azalmış. paslı bir demir, yeryüzüne paralel, silindir, yarı metre çapı ya var ya yok, bu ne diyorum. böyle bir şey olabilir mi? dehşete kapılıyorum. sonra yeniden bakıyorum. yanında aynından bir tane daha. araları 1 metre kadar. ve diğer yanında da. onların yanlarında da. sıra sıra parmaklıklar. kafesin tavanı! mesafe artık çok azalıyor. metreler kaldı. birine tutunsam koala gibi sarılabilir miyim diye düşünüyorum. kucaklayabilir miyim parmaklıklardan birini. bacaklarımla da sarılırım. kendimi çevirebilir miyim acaba? direk parmaklığa doğru yükselebilirsem alttan sarılırım. çeviremezsem kendimi ve iki parmaklık arasından geçersem tek ya da çift kolumda sağdaki ya da soldaki parmaklığı tutabilir miyim? birini tutsam bile bu iten güç beni koparır mı parmaklıktan. iyice kavramaya zamanım olur mu? diyelim tutundum, baskıya dayanabilir miyim? kollarım ve bacaklarım bu güçten daha güçlü mü? becerebilsem, sarılabilsem ne olacak diye düşünüyorum. bir saniyede onlarca şey geçiyor aklımdan. kim gelip beni buradan alabilir. gücün etkisi geçince aşağı da atlayamam. ne işime yarayacak? derkeeenn, derkeeen uyandım. :)

10 yılı var rahat. her saniyesi ezberimde. duygusu bile.
devamını gör...

gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim