kamyon,tır şöförlerinin yokuşta birbirini sollayarak,arkalarında konvoy oluşturması.bence başka bir ülke bizi bu konuda geçemez.
devamını gör...

şahsımı sevindiren durumdur. dilerim edebi tartışma, şiir ve kitap başlıkları daha da çoğalır da güzel şeyler okuruz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ikinci dünya savaşında almanların en iyi generallerinden biridir.
sir basil henry liddell-hart 'ın strategy adlı eserinden fazlasıyla faydalanmıştır bliztkrieg için. rommel ile beraber fransa'nın işgalinde büyük rolleri vardır. tıpkı rommel gibi oda ordusunun başında en önde savaşmayı sevmektedir. tabi hitler gibi manyagın kurbanı olmuş moskova önlerindeyken kiev e gitmesi emredilmiştir.
devamını gör...

okan bayülgen'in bir programında denk gelince ki; yanındaki diğer konuklar konusunun uzmanı epey aydın insanlardı birkaç videosunu izledim. hakkaten bazı insanların bu denli balon olmasına inanamıyor insan.

kötü veya yanlış bir şey söylemiyor ya da bilemiyorum bana denk gelmedi o kadar dayanamadım çünkü ama sahiden çok boş ve vakit kaybı şeyler. televizyonlarda bile kalmadı böyle insanlar. yani bir youtuber olsam ne söyler ne anlatırdım diye düşünüyorum bazen de; hakkaten bu insanlar çok özgüvenli, zamanları ve paraları çok sanırım. yukarıdakileri okuyunca insan hayret ediyor gerçekten.

gidin ingilizce çalışın ya da iki belgesel izleyin boş verin fikrimce.
devamını gör...

başarıyı takdir etmek.
insanların kişisel alanlarına saygı duymak.
samimiyet kurma konusunda ısrarcı olmamak.
yerlere ufacık dahi olsa çöp atmamak.
bağırmadan konuşmak.
fikirlere körü körüne bağlanmamak.
devamını gör...

(bkz: cerrahpaşa)

iii. muradın oğlu şehzade mehmet'in sünnet düğünü 52 gün 52 gece sürmüştür.
sünnet düğününü ölümsüzleştirmek amacıyla, bu eğlencelerin resmedildiği 250 minyatürden oluşan kitap.
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

209 tanım girilen ve az bilinen görgü kurallarından bahseden başlıktır. hani az biliniyordu ulan diye düşünmenize sebep olur.
devamını gör...

ilk buharlı espresso makinesi patenti “kahveli içeceklerin ekonomik ve hızlı hazırlanması için yeni buharlı makine” adı altında 1884’te turin , italya’da alındı. diğer bir deyişle, bir fincan kahve hazırlamak için çok hızlı bir yöntem. modern espresso makinelerinin bu atası, sıcak suyu kahve “paklarının” üzerinden geçirmek için büyük bir buharlı kazan kullanıyordu; bu, baristaların birden fazla kuvvetli kahve fincanı hazırlamaları için hızlı bir seçenekti. bu kahvelerden birini bugün içseniz büyük ihtimalle espresso olduğunu anlamazdınız.

günümüz espresso’ları denildiğinde akla güzel bir kahve ve zengin, tatlı, altın krema geliyor. fakat espresso’nun ilk hali çok daha farklıydı. bu eski buharlı makineler hızlıydı, dakikada birden fazla fincan kahve üretiyordu ve demlenen kahveler bugünün kahvelerine kıyasla genelde aşırı özütlenmiş ve oldukça acı oluyordu. bu makineler iki bardan daha az buhar basıncı üretiyordu (modern makineler bunun beş katını üretebilir), bu yüzden demlenen kahve üstünde bugün bildiğimiz ve sevdiğimiz espresso kreması bulunmuyordu.

bir sonraki yüzyılda, espresso makinesinde yapılan yeniliklerle beraber bugün espresso olarak bildiğimiz içeceği yaratacak kadar basınç üretebilen kazanlar tasarlandı ve espresso teknolojisindeki bu yenilikler günümüzde de devam ediyor. günümüzde, espresso farklı gelenekler ve tat tercihlerine göre farklı makinelerde, farklı stillerde yapılıyor ama modern makinelerin hepsi espresso çekmek için aynı temel sürece sahip.

espresso kültürü italya’da doğdu. espresso aşkı dünyaya yayıldıkça, becerikli ve meraklı baristalar ısıtılmış süt ve köpüğün espresso’ya
eklenmesi üzerine deneyler yapmaya başladı. pratik yaptıkça kremamsı, sıvı köpük ile fincan üstünde tasarımlar ( latte sanatı) yapabileceklerini fark ettiler, beyaz süt köpüğü ile dönen şekiller çizerek kahve renkli köpüğün koyu alanlarını ortaya çıkardılar. hem cappuccino hem de latte için önemli olan, kadifemsi köpüklü süttür. latte sanatı, baristalık sanatınızı geliştirmek için eğlenceli ve yaratıcı bir yoldur.

iyi bir espresso bazlı içeceğin en önemli bileşenlerini (ustaca ısıtılmış süt ve kaliteli espresso ) yaratıcı araçlar olarak kullanarak siz de bir sanatçı haline gelebilirsiniz. baristanın bir parça köpük ile kendi tasarımını yarattığını gören bir misafir, içeceğine gösterilen büyük önemin farkına varır. misafirler, ince şekilde süslenmiş kahve fincanı fotoğraflarını paylaşmaktan her zamankinden daha fazla keyif alıyor. sosyal medyanın yükselişi ile birlikte, #latteart dünya çapında baristaları yeni tasarımlarda ustalaşmaya, sanatlarını misafirleri ile paylaşmaya ve becerilerini iş arkadaşlarına öğretmeye teşvik ediyor.
devamını gör...

dünün fotoğrafı.
başlık sabote etmek bizim işimiz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
@kaşkolnikov'un uğurlu balığı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
anında fotoğraf paylaşamıyorum. benimkiler hep dünden kalma.*
devamını gör...

kendinizi nasıl bir insan olarak tanımladığınızı hiç düşündünüz mü? ben kendimi her güzel şeyi mahvedişimle tanımlıyorum. bir şey içimi kıpır kıpır etmeye görsün, onu uzaklaştırmayı nasıl da başarıyorum kendimden. bana sıcak ve samimi yaklaşmayıversin bir insan, hemen suistimal ediveriyorum o içtenliğini. güzel birkaç an yaşayıvereyim bir insan tanesiyle hemen anlamsız sorgulamalarla felfena ediyorum bütün yaşanmışlıkları. mutlu anlara daima kuşkuyla bakıyor, mutsuzluk daima ensemde soğuk bir revolverle beni bekler hissediyorum. anın büyüsünü yok ediyorum böylece. güzellikleri solduruyor, iyi hisleri çürütüyorum.
lafa gelince hep süslemeler hep kafiyeler hep duyulmak istenen albenili sözler. yaşamaya gelince nasıl da tökezliyorum.
güzel anları mahvedişim biraz da benim mahvım işte, kendimi kendi kuyumu kazmakla tanımlıyorum. böylece bütün güzel şeylere rağmen kalbimi uçsuz bir kuyuya çeviriyorum.
“ellerime gökyüzünü doldurup beklesem de kalbim hep kuyu”
devamını gör...

hamdolsun süryani ana, yahudi babadan olma bir müslümanım.
müslümanlık baya kucaklayıcı….
ben doğduğumda vaftiz edilmem gerektiğini düşünen anneme karşı babam benim sünnet edilmemi istemiş. ardından büyük aile meclisinde karar bana bırakılmış. 7 yaşımda din seçmem konusunda pedogaga gittik.
futbol oynadığım arkadaşlarımın kur’an kursu maceralarından etkilenip müslüman olmak istediğimi söyledim. anlayışlı olan ailem sindirmese de kabul etti.
canım istediğinde pazar ayinine katılıyorum. katılmadığım günlerde şabat sofrası kuruyorum. her cuma saray camiii şerifte hazır bulunuyorum.
devamını gör...

mezun tayfa üyesi olarak katılacağım sınav.
devamını gör...

nickini yanlis secen reklamci yazarimsi.

ucuruldu.
devamını gör...

t: aslında bir duvara, yola, cama, manzaraya vb. yerlere bakarken orayı değil de o anda düşündüğün şeylerin gözlerinin önüne gelmesidir.

mesela çok güzel bir manzarada sigarayı yakıp aklına o güzellikteki düşündüğün şeyin o manzaranın bile önüne geçebilmesi durumu olabiliyor bazen bende
devamını gör...

istanbulda gidilip gezilmesi gereken müzelerden. ortamın ambiyansi sizi bir zaman yolcusuna çeviriyor ve kendinizi ağzınız açık bir şekilde ordan oraya giderken buluyorsunuz. klasik otomobiller, vagonlar ve daha nice nadide koleksiyon var müzede. deniz altına binebilmek için erken gelmek gerekiyor. biz 12.30 civarında müzede olmamıza rağmen yer kalmamıştı. ama diğer bölümlerde oldukça eğlenceli. ortalama 4 saat gibi bir süre de gezip kapanışı fenerbahçe vapurunda bulunan büfeden aldığınız çayınızla yapabilirsiniz.
güncel giriş ücretleri
yetişkin-28 tl
öğrenci-12 tl
devamını gör...

yakın zamandaki şarkılarını dinlediğim ve sevdiğim söylenemez. ama 80'lerdeki müzikleri masumane bir havadaydı. o dönemin başındaki ağır, depresif bir şarkı. şarkının ortasında ve bitimindeki bağlama solosu, bu müziği sevmeyen ve dinlemeyen bir insanı bile alıp götürür o derece. bu bağlama sesi için bile dinlemeye değer.
devamını gör...


alman edebiyatında önemli bir yeri olan aydınlanma çağı içerisinde 20 - 30 yaşlarındaki genç kuşağın öncülük ettiği yeni bir siyasi akımdır.

almanca kelime anlamı olarak her ne kadar fırtına ve stres anlamında olsa da türkçemiz de; fırtına ve tepki, fırtına ve baskı, fırtına ve hücum, fırtına ve coşku şeklinde çevirilerine rastlaya bilmekteyiz.

deha çağı ya da deha devri olarak da bilinen bu döneme ismini veren klinger*in 'wirrwar ' isimli tiyatro eseridir. christoph kaufmann* tarafından bu eserin adı 'sturm und drang ' olarak değiştirilmiş ve bu döneme isim olmuştur. herder*in fragmanlarını yayımlamaya başladığı 1767 yılında başlayan bu dönem, goethe*nin 24 yaşında yazdığı götz von berlichingen* ve klinger'in kabale und liebe* drama oyunları ile doruk noktasına ulaşarak 1785 yılına kadar sürmüştür.

otuz yıl savaşları'ndan sonra alman imparatorluğu merkezi otoritesini kaybetmiş ve bunun sonucu olarak bir çok büyüklü küçüklü prenslikler oluşmuştur. prenslikler buyrukları altında bulunan insanlardan mutlak itaat beklemişlerdir. soyluların dışında kalan insanların yüksek vergi ve çeşitli ödeme yükümlülükleri vardı. elde edilen gelirler halkın refahı için değil, saray eğlencelerine, av partilerine, görkemli şatolara, askeri harcamalara ve hatta metreslere harcanmaktaydı. bu harcamalara yetmeyen parayı karşılamak için ülkenin gençleri yabancı ülkelere asker olarak satılmaya başlanmıştır. *

düşünsel açıdan bu akım, aydınlanma çağı’nın akıl egemenliğine karşı bir tepki olarak oluşmuştur. en belirleyici ilkesi, aydınlanma çağı'nın eleştirici mentalitesinden kurtulup dehayı, orijinal dahiyi ideal olarak kabul etmesidir. ideolojik olarak rousseau*nun fikirlerini temel alır. rousseau, sanat ve bilimde ki ilerlemelerin ahlakta iyileştirmeler getirmeyeceğini, uygarlığın yayılması ile toplumda zengin, yoksul, efendi ve köle gibi kavramların oluştuğunu, insanın doğal insanlığa yabancılaştığını savunmuştur. insanın ilkel insan yani doğa insanı olduğu zamanlarda daha mutlu yaşam sürdüğünü iddia etmiştir. saray geleneklerinden uzaklaştırılmış, yani antifedoal akılcı ama daha çok doğal bir toplum düzenine olan özlemi her seferinde vurgulamıştır.

rousseau'nun bu düşüncelerinden yola çıkan genç alman yazarlar doğa insanını insancıllık ülküsü olarak görmeye başlamışlardır. duygu ve sezgilerine göre hareket eden insan tipi makbuldür onlara göre. insanları kontrol eden iç mekanizma akıl değil kalptir. çünkü akıl düzen demektir, yasa ve kural koyar. bu bağlamda aklın egemenliği demek yasaların ve kuralların hakimiyeti demektir. oysa ki genç kuşak yasa ve kural tanımak istememekle birlikte aydınlanma çağının tek taraflı egemenliğinin kaldırılmasını istemekteydiler.

aydınlanma çağı'nda ki akılcılık kişileri tek yanlı olarak şekillendirmekteydi, insanlar yapay bir akıl mekanizması haline gelmişlerdi. çok yönlü doğa insanları tek yönlü meslek insanı haline gelmişti. bu kalıba giren insanların yaşamında duyguların ve doğal tepkilerin olabileceğinden söz edilemezdi. alman gençlere göre yaşamın özü yasa ve kural tanımayan bireysellikten geçmekteydi. akıl düzen demek oluyor ise yaşam da devrim anlamına gelmeliydi. bu görüşleri alışılagelmiş tüm değerlerin değişmesi anlamına gelen bir devrim niteliğindeydi. bu gençlerin istedikleri, insanı toplum içerisinde belli bir işlevi olan varlık statüsünden çıkarıp kişilik kazanmasının sağlanmasıydı. gençlere göre özgürlüğünü kazanan kişi toplumdan soyutlanmış olmaz aksine yükselmiş olurdu.

sturm und drang, aydınlanma çağı'nda mutlak egemen olan aklı insan doğasının protesto edişidir. akıldışılığın akılcılığa, duygu ve isteğin akla, kalbin kafaya başkaldırısıdır. demokratik ülkü olarak antifedoal bir devlet düzeni istemektedir. bu hareketin sanat anlayışını yeni yaşam duygusu ve doğa anlayışı belirleyecektir. deha devri sanatta özgürlük ve sanatçıda özgür dehayı arar. sanat kültür değil doğadır. bundan mütevellit yazarlar kişilerin doğasıyla ilgilenir. edebi ürünler çoşkulardan, duyguların harekete geçmesinden, tutkuların ve duyguların fırtınasından oluşmaktadır. böyle bir sanat icra edebilmek için eğitim önemli değildir. önemli olan deneyim görmüş yaşamdır, doğuştan dahiliktir. dahi olan yazar düşlem özgürlüğü ve yeteneği bulunan, eserini sezgisel verilere göre oluşturan kişidir.

burada irdelenen sanat anlayışı doğaldışılıklara karşı savaş verir. ulusal duyguların canlandırılmasını ön planda tutar. sturm und drang yazarları klopstock* ve lessing*in klassizmin yapaylığına ve kuralcılığına karşı başlattığı savaşı sürdürme yolunu izlemişlerdir. herder ve goethe bu akılcı biçime karşı iç biçim adında yeni bir biçim geliştirmiştir. gotik sanatı özgün alman sanatı olarak gören goethe bunu almanların hakiki ruh anlatımı olduğunu ve bir ihtiyaçtan doğduğunu savunur. gotik tarzda inşa edilen alman kilise ve katedralleri dış düzene sahip olmamakla birlikte organik bir bütünlük gösterir ve özgün karakteristik sanat eserleridir. karakteristik sanat gerçek ruh anlatısıdır ve hakiki sanat olarak değerlendirilir.

sturm und drang yazarları konu itibari ile aile içinde kardeş düşmanlığını ve baba oğul arasındaki trajik anlaşmazlıklara yer vermişlerdir. burjuva ve soylular arasında ki sınıf farklarını ve bunun burjuvanın aleyhine doğurduğu sonuçları eleştirisel olarak dile getirmiştir. eleştirilen bir başka konu ise geleneksel cinsel ahlak olmuştur.

her ne kadar 18-20 yıl civarında etkili olmuş olan bir dönem olsa da alman edebiyatının fransız klassizminden kurtulmasını ve almanların kendi karakterlerine uygun eserler ortaya çıkarmasını sağlamıştır. burjuva üstünlüğünden kurtulan sanat anlayışı ile alman edebiyatı daha evrensel alanda ererler vermeye başlamıştır.

*
devamını gör...

benim için üzülme
bergen, mart’tan beri hayatımıza giren bir kadın. acıların kadını olmuş bir kadın. çilesi hiç bitmemiş. çilesi ömrünün sonunu belirlemiş.
kimimiz ona kızıyoruz, o kadar yanlış bir adamı niye sevdi diye?
o kadar yanlış bir adamı niye sevdin bergen?
tüm memleketin kadınları, doğru adamları sevdi, bir tek sen yanlış adamı sevdin.
herkesin eşi/sevgilisi ideal adam. zaten tüm kadınlar, adamın beş para etmez olduğunu anladığında, ondan ya ayrılıyor ya da boşanıyor. ya da çoğu kadının yaptığı gibi, hayatına hiç adam sokmuyor. adam olmayınca problem de olmuyor.
zaten bu dünyada kadınların tek derdi, onları yoran erkekler. kadınların başka hiçbir derdi yok.
öyle mi gerçekten, kadınların onları yoran erkekler dışında dertleri yok mu?
tüm yalnız kadınlar çok mu mutlu?
dünya üzerinden türkiye’ye bakalım. türkiye bir örneklem olsun. bergen gibi kadınlara bakalım. sağımızda solumuzda bergen gibi kaç kadın var? acıların kadını olan kaç kadın var? aman, bunun hayatı da hayat mıymış dediğimiz kaç kadın var?
acele etmeyin, biraz daha bakın sağınıza solunuza. üzülmeniz gereken kaç kadın var oralarda? kendi dramıyla boğuşan, acınılası kaç kadın var?
allah c.c, benden başka kimseden bir şey istemeyin diyor, benden başka kimse de size acımasın diyor. bir tek allah var ve o hepimize yeter.
bir tek allah varken, bizler bazen farkında olmadan ona buna ne çok acıyoruz. ona buna ne çok kızıyoruz. tüm yanlışlarımıza rağmen bizi affeden bir rabbimiz var ve biz zaaflarıyla hareket ettiği için ölmüş bir kadının yanlışlarını anabiliyoruz. her şeyimizi gören, ruh halimize hâkim olan rabbimiz bunu bize yapmıyor, ama biz bir başkasına yapabiliyoruz.
hasta olana üzülüyoruz, sanki ilk hasta olan oymuş gibi. ayrılana üzülüyoruz sanki ilk ayrılan oymuş gibi. kayıp yaşayana üzülüyoruz sanki ilk kaybı yaşayan oymuş gibi. üzülmemiz bizi kesmiyor ve ardından ona acımaya geçiyoruz. gülmesinin altında psikolojik bir rahatsızlık arıyoruz. ne geçiyor elimize, bolca vicdan huzuru. onu düşündük değil mi, ne ala memleket, o kendini düşünemezdi çünkü.
hayatın, hiç kimse için mükemmel olmadığı bir âlem burası. hayat her dakika mükemmel değil diye sağımızı solumuzu da parçalasak aynı, kayıtsız kalsak da aynı, aldırmayıp mutlu olmaya odaklansak da aynı.
az önce acısını bizimle paylaşan bir dostumuz için de aynı. birazdan bir şeyler yiyecek sonra bir şeyler izleyecek, sonra çalışacak, eline telefonunu alacak. kendini keyiflendirecek bir şeyler bulmaya başlayacak, bir arkadaşını arayacak ya da internette boşluğa yazılar yazacak. sonra o yazıların kesiştiği biri olsun diye umacak.
bergen de böyle bir kadındı. zaafları vardı, yetenekleri vardı. sevilmeye ihtiyacı vardı. iletişim kurmaya ihtiyacı vardı. yanında annesinin olması, mükemmel bir sesinin olması ona yetmedi. sevgi ihtiyacını, yanlış bir adamın karşılayacağını nereden bilebilirdi. bu dünyada, onu bırakmayan tek erkeğin sonu olacağını nereden bilebilirdi.
birini yargılarken, onun yerinden bakıp yargılamak lazım. empati yapmak lazım. bir çoğumuzun hayatı bergen’in hayatı gibi. inişler ve çıkışlar ile dolu. onun çıkışları kadar yüksek dozda olmasa bile her birimiz onun gibi kenarlarda dolaşıp duruyoruz. düşmememiz, düşmeyeceğimiz anlamına gelmez.
bir kadını, sevdiği yanlış adam yüzünden kızmak ile başka bir kadına, gece vakti sokakta dolaştığı için kızmak arasında bir fark yok.
herkes, kendi hayatını kendi doğruları üzerinden yaşar. bazen yanlışlar bizi doğrulardan daha çok mutlu eder. bu, bir kadın için diyeti kırmaktır, başka bir kadın için kredi kartına yüklenmektir, bir başka kadın için yanlış adama saplanmaktır.
kimi aşkını ifade edemez, kimi hastalığını, kimi dramını. her kadın anlattığından ya da gösterdiğinden çok daha fazladır. gösterdiği yönleri ile sağını solunu oyalar o sırada o da kendi derdi ile meşgul olur. bergen de öyle yaptı. yalnızlığı ile boğuşurken bir adam ile meşgul etti bizi.
adamın ona verdiği zararlarla meşgul olurken, yalnızlığını unuttu. sonra da onun o halinden istifade eden insanlar sayesinde başarıdan başarıya koştu. en sonunda da ayağı takıldı.
adam ise kendine mantıklı gelen şekilde onu korudu. tüm dünyaya mantıksız gelen bir şekilde yaptı bunu. onu evinin kadını yapmak isterken ona kara toprağı sunan bir şekil oldu bu.
o adam şu anda serbest, bergen ise her tarafı korkuluk dolu mezarında yatıyor.
bizler de hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. gene aşk övülüyor, gene başarı övülüyor, gene vazgeçmemek övülüyor.
sen öldün bergen, biz aynı kaldık. bir süre sana üzülür, sana acır, sonra acıyacak başka insanlar buluruz kendimize. kendi hayatlarımız kendi doğrularımız ile kendimizi şişirip dururuz. biz yapmazdık deriz ve böbürleniriz.
bir başkasını kıskanmaktan zerre kadar farkı olmayan bir başkasını acımaktan kendimizi kurtarmadan yaşar gideriz.
oysa bergen tam da bu insanlara bunu söylemişti. benim için üzülme şarkısı tam da bu acıyan insanlara söylenmiş bir şarkı. kimse üstüne almadı bana kaldı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim