katolik kilisesinin müminlere cennetten toprak satmasına (bkz: endüljans) karşı protesto için cehennemdeki tüm arsaları bedavaya alan ve kimseyi sokmayacağını söyleyen alman reformist martin luther'dir.

--! spoiler !--

- ahaliyi yalanlarınızla kandırıyorsunuz. cenneti para ile satıyorsunuz. neden cehennemi satmıyorsunuz?
- cehennemi satmak mı? cehennemi kim satın alacak ki?
- parası neyse ben satın alırım cehennemi
- tamam, madem bu kadar istiyorsun al cehennem senin olsun, para falan istemez.
- ey ahali! dikkatle dinleyin! ben bugün mahkemeden cehennemi satın aldım. aldığım bu cehenneme kimseyi sokmayacağım o yüzden artık korkmanıza gerek yok!

--! spoiler !--
devamını gör...

düşünce ve önermeleri duygulara ve denemelere değil yalnız akla ve bilişe dayandırma ilkesidir. mantık her zaman duygulardan daha az zarar verdiğini düşünüyorum. duygularla hareket etmek ve önemli ancak her zaman doğrusu olmayabilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

vay anam tekerim fır dönüyor çekilin yoldan bir bela geliyor * bas gaza baz gaza *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

orangutan değildir. insandır. misal; ben de insan olsam kendi fotimi koyarım.
devamını gör...

saçma bir düşüncedir. insan olarak biraz haddimizi bilmemiz gerekiyor. biz kimiz bize niye çip taksınlar allah aşkına .
devamını gör...

kişinin normalin dışında yaptığı şeylerdir. bendeki takıntı televizyonun ses düzeyini hep çift rakamlarda bırakmaktır. 10-12-14-.
devamını gör...

güneş sistemi'nin oluşum aşamasından kalmış olan, genellikle silikat adı verilen minerallerden oluşan, milimetrik boyutlardaki bir çeşit kum. gökkumu olarak da bilinir. bazı gök taşlarının yapısında bulunur.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yarım ama paylaşayım gerçek ve tüzel kişilerin karakalem portresi çizilir. müracaat dm.
devamını gör...


senaryosunu yavuz turgul'un yazdığı,yönetmenliğini atıf yılmaz'ın yaptığı,başrollerini,şener şen,ilyas salman,yaprak özdemiroğlu,şevket altuğ ve nazan ayas'ın paylaştığı 1983 yapımı film.

karakol amiri ziver bey ile çalışan ve ona çok saygı duyan cumali genelevde çalışan şekerpare'ye aşık olur. ancak şekerpare'ye ziver bey'de ilgi duymaktadır. şekerpare'nin de cumali'den hoşlandığını anlayan ziver genelev üzerindeki kontrolü arttırmaya çalışır. hatta işleri evi kapatmaya kadar götürür. ancak içlerine cumali'yi de alan letafet hanım ve kızları ziver'e hiç ummadığı bir oyun oynayacaktır.

film muhtemelen 1900'lü yılların istanbulu anlatıyor. ve çok sağlam sistem eleştirileri de mevcut. örneğin ziver'in hurşit'e "oğlum, bizim işimiz önce asayişi bozup sonra düzletmek değil mi?" cümlesi, dönemle ilgili söylenmiş başarılı bir özet gibidir.

peyker'in gayrimeşru hamileliğinin ardından ziver'in "ya adam kader kurbanıysa? ya karı zorladıysa?" cümlesi günümüzde yaşanan taciz ve tecavüz davalarındaki savunmalara, geçmişten tutulan ayna gibidir adeta.


rüşvet, haraç, vergi konularını işleyen muazzam bir sistem eleştirisidir bu film aynı zamanda. çarkın işleyişini ve ahlak olgusunun halkın gözünde güçlü bir kamufle aracı olduğunu gösterir.

film temel olarak bizlere "ahlak satanlar en büyük ahlaksızlardır" vurgusunu çok güzel örneklerle anlatır.
devamını gör...

aşağıda bıraktığım sözün sahibi; irlandalı ingiliz siyaset adamı, yazar, filozof.


“kötülüğün galip gelmesi için biricik şart, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır.”
devamını gör...

birbirini tutmayan sayılara sahibim sözlük. 18 takipçim varmış ama karma puanıyla edindiğim -ne sandınız *- uygulamada 17 kullanıcı adı var. 1 tane çok gizli takipçim var sanırım.
devamını gör...

güzellik ve sanat algısı üzerine mükemmel bir deneydir. joshua david bell, amerikalı kemancı ve orkestra şefidir. bell bir gün, washington metro istasyonunda çöp bidonunun yanına dikilir ve önüne kemanının kılıfını sererek keman çalmaya başlar. 45 dakika boyunca birbirinden güzel 6 klasik parça çalar. çoğu insanın işe gitmek için koşturduğu o saatlerde önünden tam 1100 kişi geçer. bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir.

kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. kimse alkışlamaz yada tanımaz.

kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden joshua bell olduğunun farkına varmaz.

konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
devamını gör...

bir meriç ile karşılaştığınızda, ermolettin'i arayın.

alo ermolettin acil yardım hattı, 444 0 672 (meriç)
devamını gör...

ismi milattan önce 10. yüzyılda burada yaşamış olan veneti halkından gelen şehir, adriyatik denizi’nde bir lagünün içinde yer alır ve veneto bölgesinin başkentidir.
sokakları birbirine bağlanıp ayrılarak bir labirente benzeyen şehirde ulaşım arabalarla değil gondol ve vaporettolar ile sağlanır. barındırdığı kanallar ve köprülerle en dikkat çeken şehirlerden biri olan venedik malesef batma tehlikesi ile karşı karşıyadır. öyle ki geçtiğimiz 100 yılda yaklaşık 23 cm kadar batmıştır. şehrin tamamen batmaması için önlem alınmaya çalışılmakta ve çeşitli yollar denenmektedir.
şehir aynı zamanda unesco dünya kültür mirası listesi’nde yer alıyor, her yıl çok fazla turisti ağırlıyor. italya'nın gözde bir şehri olduğu için de diğerlerine oranla biraz daha pahalı.
şehir içi ve evler arası ulaşım yukarıda belirttiğim üzere küçük tekne ve gondollarla sağlanıyor, insanların her şeyleri su taşımacılığı üzerine. evlerin bir kısmı suların içinde yer aldığı için sık sık rutubet sorunu yaşanıyor ve bakım gerektiriyor.
benim ziyaret etme fırsatı bulduğum bir dönemde şansıma bir ev restorasyon aşamasındaydı ve kısa süre de olsa gözlemleyebilmiştim. binayı restore eden insanlar malzemeleri minik teknelerle taşıyorlar, biz karada nasıl yaşıyorsak insanlar suyun üzerinde o kadar rahatlar. çamaşırlar nehrin üzerinde kuruyor, komşular birbirlerine evlerinin önündeki tekneleriyle ya da sallarıyla gidiyorlar.
kendi açımdan düşündüğüm zaman yaşamak için değil ancak belli aralıklar gidip havasını ve tarihini içime çekmek istediğim bir şehir diyebilirim venedik için.
son bir not, burada belli dönemlerde venedik bienali denen bir sanat etkinliği ile şehre festival havası yaşatan venedik karnavalı gerçekleştiriliyor. sanat ve karnaval severlerin dikkatine efendim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


alnına koyarken veda buseni
yüzüne bu türlü bakmayacaktın?

gelse de en acı sözler dilime
uçacak sanırım birkaç kelime...
bir alev halinde düştün elime
hani ey gözyaşım akmayacaktın?
hani ey gözyaşım akmayacaktın?


devamını gör...

öyle bir yer olduğunu düşünmüyorum. insanın olduğu yerde illa bir huzursuzluk, bir kaos vardır.
devamını gör...

madem evdeyiz insan bir hobi edineyim, resim çizeyim yada kitap okuyayım dese her şey o kadar uçuk fiyatlı ki insanın hevesi kırılıyor. sulu boya yapayım diyorum youtubedan videolara baktığım zaman herkesin alın dediği sulu boya paleti 100 liradan aşağı değil. nefes alsak suç, hobi edinsek imkansız, isyan edince de vatan haini oluyoruz.
devamını gör...

biraz da dahi anlamına gelen da'yı ayırabilme özelliği.
devamını gör...

önceden tanışıklığın olan biriyle üniversitenin ilk günü karşılaşmak sayılıyorsa eski kocam.
yine, yeniden bir anıyla karşınızdayım sevgili kafadaşlarım. hazır mıyız?

şimdi efendim, sanki ben, şu lise bitsin bir daha kapısından geçmeyeceğim bu okulun diyerek 4 yıl boyunca gün saymamışım, sanki öss sonuçları açıklandıktan sonra yaz tatilinin bitmesini sabırsızlıkla beklememişim, büyümeye aceleci, üniversiteli olmayı erişilebilecek en havalı makam addetmiş bir insan evladı değilmişimcesine okul 2 ekim 2006 pazartesi günü açılmış olmasına rağmen çarşamba günü okula "teşrif edecek" kadar coolluğu saçma kurgulamış bir insandım ergenken, evvela onu söyleyeyim. burnum beş karış havada, bahçede çömez olduğumu belli etmeyeceğim diye tripten tribe hunharca savrulacak tutum ve davranışlar içerisinde, güneşli bir çarşamba öğleden sonrası banka çöküzlemiş sigara içmekteyken ben, birinin size gözünü dikmiş bakarken yaşadığınız o garip hissiyat vardır ya hani, heh işte onun içimde büyüdüğünü fark ettim. okuduğum kitaptan kafamı kaldırdım, sağa sola bakındım ve göz göze geldik. yani, tamam yakışıklı adamdı. ama açıkçası o esnada odaklandığım "ohooo dakka bir gol bir" g.t kalkmasıydı, itiraf ediyorum. döndüm kitabıma, hiç renk vermediğimi düşünerek, ama nabız hızlandı bir kere. miko durur mu? tekrar baktım o yana asla anlamadığım 3-5 satır daha okuduktan sonra; hala bakıyor. tek başına oturuyor, sigara içiyor ve o da ne, şimdi de gülümsüyor! o esnada, iç sesimin "allahım yarappim yaa" nidasını mı, yoksa yüz kaslarımın bana oynadığı "oha lan ben de mi gülümsüyorum acaba şu an" oyununu mu daha çok dert ettim tam anımsayamıyorum ama ok yaydan çıkmıştı artık yani, orası çok net. elimi ayağımı nereye koyacağımı falan karıştırdım bir süre. 3. sınıf kantin kahvesini banktan yere düşürdüm gibi gibi şeyler. bir daha baktım ki artık gülümsemiyor bildiğin gülüyor herif. sinirlendim tabi bu defa. asla pas vermeyeceğime, o gülümsemeyle kahkaha arasında, pisliğe çok da yakışan gerçek gülücük esnasında karar verdim. dedim bu ilk gün bakışması ile sınırlı kalacak adama son bir kez dikkatli bakayım bakalım neye benziyormuş ve fark ettim ki o anda, tanıyorum ben bir yerden bunu. haa mevzu buymuş. o da beni bir yerden tanıyormuş da bakıyormuş. ohh içim rahatladı diye telkinler telkinler üstüne, kalktım banktan yürümeye başladım buna doğru. o bana bakıyor, ben ona. yürüyorum dimdik. dümdük? aramızda 3-5 mt kaldı, o oturduğu yerde bi' toparlandı, ben yürümeye devam ediyorum, yana döndü, profilden baktım bir daha alıcı gözle, cıks değil. en son en az 6-7 yıl önce paten kaydığım, bizim sitedeki çocuk değil bu. çok benziyor ama değil yani. iş attı, ben de oltaya geldim, şimdi de tanışmaya gidiyorum. vazgeç kızım miko dedim ve hiçbir şey olmamış gibi önünden geçtim gittim yanındaki allahtan boş olan banka oturdum. saçmalığın dik alası. döndü bana baktı ne yapıyorsun der gibi, ben de ona tabi, ya sen o musun diye sordum, hahah o'yum sen de miko'sun dedi, gülüştük, kalktı yanıma geldi.

2 gün sonra sevgili olduk. 7 yıl sonra evlendik. 6 yıl sonra da boşandık. 4 ekim 2006'da açılan çember 18 haziran 2020'de kapandı. büyükmüşse demek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim