o da beni seviyor
bir barış pirhasan filmidir.
o zamanlar dünyanın en güzel şehri ankara’daydım. sinemada izlediğim bir filmin öncesine fragmanına denk geldim ve film müziği olan ulaş özdemir ve engin arslan’ın söylediği bir ay doğar’ı duyunca filmi izlemeye karar verdim. o gün benim movie frenzy ( bunu daha sonra bir tanımla anlatacağım) günüm olduğu için izlediğim film biter bitmez hemen bu filmin seansına yetiştim.

iyi ki de yetişmişim. film içime işledi resmen. kötü bir okul döneminden sonra ceza olarak bir kasabaya gönderilen genç kızın o dönem içinde büyümesi ve ilk aşkını bulmasını anlatıyor film. detaya girmeyeceğim. izleyin ve görün. ama usta beni öldürsen e kitabını okuyup filmini de izlediğim barış pirhasan her zaman içine işler insanın. bu aklınızda olsun.

düşünsenize birine gidip ilk aşkınızı anlatırken “ o da beni seviyor” demek ne güzel bir histir. nasıl bir heyecan olduğunu hatırlayın, nasıl bir hafiflik, nasıl bir mutluluk. hepsini tekrar hissedeceksiniz filmi izlerken. insanolunbiraz sözü.
izleyip dediklerimi bulamayanlar için şikayet hattım da mevcuttur.
şuraya da türküyü bırakıyorum:
bir ay doğar
o zamanlar dünyanın en güzel şehri ankara’daydım. sinemada izlediğim bir filmin öncesine fragmanına denk geldim ve film müziği olan ulaş özdemir ve engin arslan’ın söylediği bir ay doğar’ı duyunca filmi izlemeye karar verdim. o gün benim movie frenzy ( bunu daha sonra bir tanımla anlatacağım) günüm olduğu için izlediğim film biter bitmez hemen bu filmin seansına yetiştim.

iyi ki de yetişmişim. film içime işledi resmen. kötü bir okul döneminden sonra ceza olarak bir kasabaya gönderilen genç kızın o dönem içinde büyümesi ve ilk aşkını bulmasını anlatıyor film. detaya girmeyeceğim. izleyin ve görün. ama usta beni öldürsen e kitabını okuyup filmini de izlediğim barış pirhasan her zaman içine işler insanın. bu aklınızda olsun.

düşünsenize birine gidip ilk aşkınızı anlatırken “ o da beni seviyor” demek ne güzel bir histir. nasıl bir heyecan olduğunu hatırlayın, nasıl bir hafiflik, nasıl bir mutluluk. hepsini tekrar hissedeceksiniz filmi izlerken. insanolunbiraz sözü.
izleyip dediklerimi bulamayanlar için şikayet hattım da mevcuttur.
şuraya da türküyü bırakıyorum:
bir ay doğar
devamını gör...
istanbul
kavuştuğumdur. çok şükür, iki hafta önce kavuştuk kendisiyle. ama soğuk, üşüttü beni bayağı. bütün dertlerim bitmiş gibi ama tam da değil. ee bergen, geldin tıkıldın yine odaya....
devamını gör...
yağmurdan kaçarken doluya tutulmak
az önce istanbul'da başıma gelen şey.
yağmur ya alt tarafı nolcak, gider marketten 2 poşet alışverişimi yapar gelirim dedim, evden çıktığım gibi sağanak bastırdı, markete vardığımda sırılsıklamdım.
ben markete girince de dindi yağmur.
yağmur ya alt tarafı nolcak, gider marketten 2 poşet alışverişimi yapar gelirim dedim, evden çıktığım gibi sağanak bastırdı, markete vardığımda sırılsıklamdım.
ben markete girince de dindi yağmur.
devamını gör...
ay ne gerek vardı deyip hediyeyi almak
istemem.. yan cebime koy..
devamını gör...
pinhani
kaliteli şarkıları olan, yıllar geçse de eskimeyecek bir grup.
devamını gör...
no man is an island
bir john donne şiirdir.
tam dört asır önce yazılmış bir şiir ve ben john donne’un bu şiiri yazdığı zamanın üzerinden geçen onca seneye rağmen tıpkı onun hissettiklerini hissediyorum şiiri okurken. her seferinde.
hiç kimse bir ada değildir. ilk okuduğumda bu şiir bana anlamlı gelmemişti, aslında anlamlı gelmemek değil de şairle aynı fikirde olmadığımı düşünmüştüm. ya da dürüstçe söylemek gerekirse onun haksız olmasını istemiştim içten içe.
bütün distopik hayallerimde kendimi ben efsaneyim dünyasında gördüm ve bunu istedim de. hayallerimde ada olmak için çok çaba sarf ettim. dört yanım insanların bana ulaşmayacağı derin ve dalgalı sularla çevrili olsun istedim. hala zihnimin derinlerinde saklarım bu dalgalı hayali.
ama yaş aldıkça anladım ki john donne haklıydı. dünyanın neresinde olursa olsun bir insan öldürüldüğünde eksiliyorum ben de, biz de. kaybımız büyük bunca asırdır ve belli ki daha çok eksileceğiz. auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır, derdi adorno. eksildikçe yazmaya devam ediyoruz. belki ahenkli cümleler acının dansıdır.
ernest hemingway de kayıtsız kalmamış şiire ve almış bir kısmını bir romanının adı yapmış. o zaman bu tanımı o büyük ustanın önünde de saygıyla eğilerek ve son uyarımı yaparak bitireyim:
sorup durma çanların kimin için çaldığını
senin için çalıyor.
no man is an island,
entire of itself;
every man is a piece of the continent,
a part of the main.
ıf a clod be washed away by the sea,
europe is the less,
as well as if a promontory were:
as well as if a manor of thy friend's
or of thine own were.
any man's death diminishes me,
because ı am involved in mankind.
and therefore never send to know for whom the bell tolls;
ıt tolls for thee.
ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.
tam dört asır önce yazılmış bir şiir ve ben john donne’un bu şiiri yazdığı zamanın üzerinden geçen onca seneye rağmen tıpkı onun hissettiklerini hissediyorum şiiri okurken. her seferinde.
hiç kimse bir ada değildir. ilk okuduğumda bu şiir bana anlamlı gelmemişti, aslında anlamlı gelmemek değil de şairle aynı fikirde olmadığımı düşünmüştüm. ya da dürüstçe söylemek gerekirse onun haksız olmasını istemiştim içten içe.
bütün distopik hayallerimde kendimi ben efsaneyim dünyasında gördüm ve bunu istedim de. hayallerimde ada olmak için çok çaba sarf ettim. dört yanım insanların bana ulaşmayacağı derin ve dalgalı sularla çevrili olsun istedim. hala zihnimin derinlerinde saklarım bu dalgalı hayali.
ama yaş aldıkça anladım ki john donne haklıydı. dünyanın neresinde olursa olsun bir insan öldürüldüğünde eksiliyorum ben de, biz de. kaybımız büyük bunca asırdır ve belli ki daha çok eksileceğiz. auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır, derdi adorno. eksildikçe yazmaya devam ediyoruz. belki ahenkli cümleler acının dansıdır.
ernest hemingway de kayıtsız kalmamış şiire ve almış bir kısmını bir romanının adı yapmış. o zaman bu tanımı o büyük ustanın önünde de saygıyla eğilerek ve son uyarımı yaparak bitireyim:
sorup durma çanların kimin için çaldığını
senin için çalıyor.
no man is an island,
entire of itself;
every man is a piece of the continent,
a part of the main.
ıf a clod be washed away by the sea,
europe is the less,
as well as if a promontory were:
as well as if a manor of thy friend's
or of thine own were.
any man's death diminishes me,
because ı am involved in mankind.
and therefore never send to know for whom the bell tolls;
ıt tolls for thee.
ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.
devamını gör...
esaret
kölelik, tutsaklık, esirlik demek sözlük anlamında.
ama şu an insanları esaret altına alan endişe, günlük siyaset, para, taraftarlık, günlük siyaset, bağımlılıklar, rutinler, tüketim çılgınlığı, alışkanlıklar. biz mi hayatımızı yönetiyoruz, alışkanlıklarımızın esiri mi olmuşuz belli değil.
yeni dünyanın cesur insanları-sinan canan-tedx
ama şu an insanları esaret altına alan endişe, günlük siyaset, para, taraftarlık, günlük siyaset, bağımlılıklar, rutinler, tüketim çılgınlığı, alışkanlıklar. biz mi hayatımızı yönetiyoruz, alışkanlıklarımızın esiri mi olmuşuz belli değil.
yeni dünyanın cesur insanları-sinan canan-tedx
devamını gör...
kendi fotoğrafını çekip özlü sözle paylaşan tip
bir an, o sözde kendini görmüştür.
pozitif olanları anlıyorum da
acılı adana sözleri bende anlamıyorum. birine gönderiyor herkesin üzerinden sanırsam.
karı koca kavgasının ortasında gibi hissediyorum kendimi özlü
negatif sözleri okuyunca.
pozitif olanları anlıyorum da
acılı adana sözleri bende anlamıyorum. birine gönderiyor herkesin üzerinden sanırsam.
karı koca kavgasının ortasında gibi hissediyorum kendimi özlü
negatif sözleri okuyunca.
devamını gör...
duracell ayısı
aşırı sevimli ayıdır. yumoş ayısı gibi el bebek gül bebek büyümemiştir. reklamlarda sürekli alın teriyle para kazanmış yumoş ve haribo ayıları gibi rahata alışmamıştır.
devamını gör...
kızıl nelson'un artı oylama yapmaktan elinin yorulması
ayrıca ucemak adlı yazar içinde böyle düşünülebilir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
*
devamını gör...
kaç kere aşık olunabilir sorunsalı
bence insan hayatı boyunca birden çok defa aşık olabilir, ama kimi insan olayın cılkını çıkartıp aylık maaşını alır gibi her ay başka birine aşık oluyor. ya da öyle zannediyor. tabi bu benim etrafımda gördüğüm. bence birçok sebebin arasinda en belirgin sebebin, televizyon veya dizi gibi zımbırtıların gereğinden fazla izlenmesi ve etkisinde kalınması olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
ilk kimin aklına geldiği merak edilen şeyler
seks !! yani arada büyüyüp kücülebilen bi uzvu ici muamma olan bir deliğe sokmaya nasıl ikna oldunuz kardeşim?
devamını gör...
islam’da kadının yeri
kuluçka makinesi.
erkek bebek doğana kadar durmayan , durması istenmeyen bir rahim.
soyu devam etmesi için muhtaç olunan , ama reglinde o rahimden tiksinilen kadın.
mahkemede bile 1 kadının sözüne değil ancak 2 kadının yeminine zor zekat güvenilmesi.!
islamda kadının yeri yoktur. lütfen kadın doğmayınız, ve kadın doĝurmayınız. ricaaa ediciyim...
erkek bebek doğana kadar durmayan , durması istenmeyen bir rahim.
soyu devam etmesi için muhtaç olunan , ama reglinde o rahimden tiksinilen kadın.
mahkemede bile 1 kadının sözüne değil ancak 2 kadının yeminine zor zekat güvenilmesi.!
islamda kadının yeri yoktur. lütfen kadın doğmayınız, ve kadın doĝurmayınız. ricaaa ediciyim...
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
“-ne kaldı bana senden– demiştin,
çürüyen güllerin anısı sadece
çürüyen güllerin anısı.”
(bkz: ahmet oktay)
çürüyen güllerin anısı sadece
çürüyen güllerin anısı.”
(bkz: ahmet oktay)
devamını gör...
şizofreni ile kişilik bozukluğu arasındaki fark
çevremde de duyduklarımın üzerine kafa yoracak olursak bu 2 hastalık çok karıştırılıyor hatta bazen o kadar karıştırılıyor ki her psikolojik rahatsızlığı olana "deli" deniliyor bende bir şizofreni hastası olarak bu olayı açmak ve kafanızda farkların oturmasını isterim çoklu kişilik bozukluğunda (bölünmüş kişilik bozukluğu) birbirinden tamamen farklı kişilikler görülürken şizofrenide birbirinden tamamen farklı kişilikler görülmez. yaygın olan bu inanışın aksine, şizofrenide kişilerin gerçeklik algıları bozulur, var olmayan sesler duyarlar ve görüntüler görürler. genelde (ki buna bende dahilim ) zamanında hayatında olumlu yönü çok olan veya çok zarar vermiş kişilerin halüsinasyon olarak görülmesi veya hayali kişilerin kafaları içinde konuştuğu söylenir 2 si bir arada olabilir mi olabilir hem şizofreni hastalığı olan hem de kişilik bozukluğu olan arkadaşlarım oldu onlardan gözlemlediğim kadarıyla genelde bu kişilerin algılama seviyesi normal şizofreni hastalarından daha düşük bu durum kişinin hayal dünyası ile gerçek arasındaki farkı yok ettiği için olduğu söylenebilir ve bu durum karşısında istenmeyen olaylar yaşanır umarım bu yazıdan sonra bu 2 farklı hastalık arasında ki ayrımı anlamışsınızdır ve bende anlatabilmişimdir eğer kafanıza takılan bir soru varsa cevaplayabilirim iyi günler.
daha detaylı araştırmak isteyenler olursa diye bir kaç kaynak atıyorum okuyabilirsiniz:
şizofreni nedir ?
çoklu kişilik bozukluğu nedir ?
ikisi arasındaki farklar
not: herhangi bir dikkat çekme amacım yok şimdiden belirteyim bir de bunu anlamak istemeyen kişilerle uğraşmak istemiyorum dediğim gibi çokça karıştırılan ve beni üzen bir durum farkındalık oluşturalım lütfen
şizofreni dostları derneği
daha detaylı araştırmak isteyenler olursa diye bir kaç kaynak atıyorum okuyabilirsiniz:
şizofreni nedir ?
çoklu kişilik bozukluğu nedir ?
ikisi arasındaki farklar
not: herhangi bir dikkat çekme amacım yok şimdiden belirteyim bir de bunu anlamak istemeyen kişilerle uğraşmak istemiyorum dediğim gibi çokça karıştırılan ve beni üzen bir durum farkındalık oluşturalım lütfen
şizofreni dostları derneği
devamını gör...
danimarka
eğitim sistemi açısından oldukça iyi bir durumda olan baltık ülkesidir.
devamını gör...
plütonun buzdan kalbi
burada aklı başında olan beş on kişiden biri.
devamını gör...
the pendragon legend
macar yazar antal szerb'in 1934 yıllarında yayınladığı eser. katartik korku yaratılarak muhteşem bir fantezi-dedektiflik kurgusu ortaya çıkarıyor szerb. 1920'lerin sonunda londra'da bir süre yaşamış olan szerb kendi anılarından ve gözlemlerinden yola çıkarak yazıyor eseri bundan ötürü bir macar entelektüelinin gözünden dönem ingiltere'sini görebilme şansı tanıyor. 1933 yıllarında geçen hikaye ingiltere'de yaşayan jános bátky'nin etrafında dönüyor. bátky otuz yaşlarında, on yedinci yüzyılın ingiliz mistiklerini inceleyen macar bir entelektüel olarak sunulmuş szerb tarafından.
efsaneden haberdar olmasını sağlayan gwynedd kontu ile tanışan bátky daha sonra maloney aracılığı ile osborne pendragon ile iletişim kuruyor ve olay örgüsü yavaş yavaş fantastik bir hal almaya başlıyor. aslında hiç göründüğü gibi olmayan karakterler, gizem dolu olay örgüsü ve gerçek bir sanatçının elinden çıkmış olan gotik atmosfer ile türünün en başarılı işlerinden biri ama aynı anda hem gotik roman hem hayalet hikayesi hem romantik hem ingiliz kır evi romanı olarak değerlendirilen bu eser özünde parodi hayalet hikayesi ve antal szerb'in birleşik krallık'ta bulunan tüm ingiliz, irlandalı ve galliler ile açıkça alay ediyor.
"i believe you even speak sanskrit."
"fluently," i replied. but she believed that too.
"and you must surely know the russian novelists. tell me something about dostoevsky or béla bartók. i've a friend who never stops talking about them."
"i never met bartók," i said, untruthfully, shocked at her ignorance. "but ı knew old dostoevsky really well. he and my father were at primary school together, and he often came for supper. he had a beard like pierce gwyn mawr's."
efsaneden haberdar olmasını sağlayan gwynedd kontu ile tanışan bátky daha sonra maloney aracılığı ile osborne pendragon ile iletişim kuruyor ve olay örgüsü yavaş yavaş fantastik bir hal almaya başlıyor. aslında hiç göründüğü gibi olmayan karakterler, gizem dolu olay örgüsü ve gerçek bir sanatçının elinden çıkmış olan gotik atmosfer ile türünün en başarılı işlerinden biri ama aynı anda hem gotik roman hem hayalet hikayesi hem romantik hem ingiliz kır evi romanı olarak değerlendirilen bu eser özünde parodi hayalet hikayesi ve antal szerb'in birleşik krallık'ta bulunan tüm ingiliz, irlandalı ve galliler ile açıkça alay ediyor.
"i believe you even speak sanskrit."
"fluently," i replied. but she believed that too.
"and you must surely know the russian novelists. tell me something about dostoevsky or béla bartók. i've a friend who never stops talking about them."
"i never met bartók," i said, untruthfully, shocked at her ignorance. "but ı knew old dostoevsky really well. he and my father were at primary school together, and he often came for supper. he had a beard like pierce gwyn mawr's."
devamını gör...
