moderasyona soru sor
iki yazar arasındaki mesajlaşmayı görebiliyor musunuz?
şu an derin bir sessizlik oluştu.
şu an derin bir sessizlik oluştu.
devamını gör...
engelli biriyle evlenmemek
engelli olmak için illa uzuv kaybı yada doğuştan fiziksel sorunlara sahip olmak gerekmiyor. zihinsel, ruhsal ve kronik rahatsızlıklar nedeniyle engelli statüsünde olan insanlar var. benim de hem ameliyatlar hem de kronik rahatsızlıklar nedeniyle engelli raporum var. ilişkilerim de bir dönem bu yüzden sıkıntı yaşadım. insanlar sanki ölene kadar sağlıklı yaşayacağını düşünüyor.
devamını gör...
geceye bir 90'lar şarkısı bırak
sertab erener-ateşle barut.
devamını gör...
ramazanda bir hadis hatırlat
allah a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. allah a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikramda bulunsun. allah a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.''
devamını gör...
ailedeki en büyük çocuk olmak
evlenmeden çocuk sahibi olmaktır. veled-i zina değil efendim, tövbeee tövbeeee.
örnek teşkil ettiğiniz için hele bir de eğitim konusunda başarılıysanız, aileniz sürekli sizin yanınıza paslar.
bir küçük kardeşimi lisedeyken yolladır, okusun dediler. tabi ablası o sırada üniversitede probation durumlarında asla yeni ders alamıyor, ama aileye de hiç belli etmemeye çalışıyor.
dayanamadım, açık açık söyledim ama dinletemedim. her neyse efem, kardeşim şu an üniversite mezunu olacak, yaza inşallah, hiç uzatmadı*.
ben mi? hala okuyorum. arada diyorum, hadi oğlum ben seni okuttum, yemeğini yaptım, arkanı topladım, yemedim yedirdim, kız arkadaşlarına hediye aldım. artık sen çalış ve bana bak. çocuk ticaret yapmak için doğmuş. artık akp gençlik kollarına da üye olursa, gelsin hayat bildiği gibi.....
bir küçük kardeşim daha yolda, üniversite için ankara'yı istiyor.
belki cahil bir insanım fakat mükemmel bir ablayım*.
ciddili bir bilgi vereyim; ailede büyük çocuk olduğunuz zaman yaptığınız hataları kardeşleriniz yapmasın diye rehber oluyorsunuz.
büyüyorsunuz, saçma hareketlerinizi otomatik olarak yapmamaya başlıyorsunuz.
onlardan bir çok şey öğreniyorsunuz. öğretici siz gibi görünseniz de, nice hayat derslerini ve insan ilişkilerini yakından inceliyorsunuz.
en yakın arkadaşınız oluyor kardeşiniz. bence çok şanslıyız, biz büyük çocuklar.
örnek teşkil ettiğiniz için hele bir de eğitim konusunda başarılıysanız, aileniz sürekli sizin yanınıza paslar.
bir küçük kardeşimi lisedeyken yolladır, okusun dediler. tabi ablası o sırada üniversitede probation durumlarında asla yeni ders alamıyor, ama aileye de hiç belli etmemeye çalışıyor.
dayanamadım, açık açık söyledim ama dinletemedim. her neyse efem, kardeşim şu an üniversite mezunu olacak, yaza inşallah, hiç uzatmadı*.
ben mi? hala okuyorum. arada diyorum, hadi oğlum ben seni okuttum, yemeğini yaptım, arkanı topladım, yemedim yedirdim, kız arkadaşlarına hediye aldım. artık sen çalış ve bana bak. çocuk ticaret yapmak için doğmuş. artık akp gençlik kollarına da üye olursa, gelsin hayat bildiği gibi.....
bir küçük kardeşim daha yolda, üniversite için ankara'yı istiyor.
belki cahil bir insanım fakat mükemmel bir ablayım*.
ciddili bir bilgi vereyim; ailede büyük çocuk olduğunuz zaman yaptığınız hataları kardeşleriniz yapmasın diye rehber oluyorsunuz.
büyüyorsunuz, saçma hareketlerinizi otomatik olarak yapmamaya başlıyorsunuz.
onlardan bir çok şey öğreniyorsunuz. öğretici siz gibi görünseniz de, nice hayat derslerini ve insan ilişkilerini yakından inceliyorsunuz.
en yakın arkadaşınız oluyor kardeşiniz. bence çok şanslıyız, biz büyük çocuklar.
devamını gör...
sıcak su torbası
termofor olarak da bilinen, yanık riskinden korunmak için dikkatli kullanılması gereken faydalı eşya.
devamını gör...
küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
devamını gör...
yazarların okuduğu bölümler
sosyoloji okuyoruz efenim. hadi hayırlısı.
devamını gör...
aşkın ömrü üç yıldır
bir frederic beigbeder kitabıdır.
aslında bir reklam yazarı olan frederic beigbeder bu romanında ve diğer romanında -onun ismini bilmiyorum şu an çünkü fiyatı artıkça ismi değişen bir kitaptı- roman edebiyatın içine reklam hileleri de katarak müthiş satış rakamlarına ulaşmıştır dünya çapında.
yazar kitabında -adı üstünde- aşka bir ömür biçme çabasında ve bu hayatta kalma süresini de üç yıl olarak belirlemiş. bunu kendine göre bazı kanıtlara dayandırarak yapıyor elbette. mantıklı olup olmadığına okuyunca karar verirsiniz.
ben üç yılın fazla olduğu görüşündeyim. iki insan birbirine aşıksa ve kavuşursa aşkın uzun sürme olasılığı da düşüyor gibi gelir bana hep. çünkü benim deneyimlediğim ve yorumladığım kadarıyla aşk kısa bir duygu yoğunluğu hali. bu söylediğimi aşkın olmadığını iddia etmek olarak almayın. ben sadece aşkın daha yoğun ve uzun süreli bir duyguya yerini bırakabileceğini söylüyorum.
ama tabii ki benim söylediklerim basılı bir kitap halinde olmadığı için çok da muteber değil. siz iyisi mi hayatını reklam yazarı olarak geçirmiş olan bir yazarın size aşkın son kullanma tarihini anlattığı kitabı okuyun.
ama son kullanma tarihinin geçtiğini düşündüğünüz aşklarınızı atmayın. daha yaşanır onlar.
aslında bir reklam yazarı olan frederic beigbeder bu romanında ve diğer romanında -onun ismini bilmiyorum şu an çünkü fiyatı artıkça ismi değişen bir kitaptı- roman edebiyatın içine reklam hileleri de katarak müthiş satış rakamlarına ulaşmıştır dünya çapında.
yazar kitabında -adı üstünde- aşka bir ömür biçme çabasında ve bu hayatta kalma süresini de üç yıl olarak belirlemiş. bunu kendine göre bazı kanıtlara dayandırarak yapıyor elbette. mantıklı olup olmadığına okuyunca karar verirsiniz.
ben üç yılın fazla olduğu görüşündeyim. iki insan birbirine aşıksa ve kavuşursa aşkın uzun sürme olasılığı da düşüyor gibi gelir bana hep. çünkü benim deneyimlediğim ve yorumladığım kadarıyla aşk kısa bir duygu yoğunluğu hali. bu söylediğimi aşkın olmadığını iddia etmek olarak almayın. ben sadece aşkın daha yoğun ve uzun süreli bir duyguya yerini bırakabileceğini söylüyorum.
ama tabii ki benim söylediklerim basılı bir kitap halinde olmadığı için çok da muteber değil. siz iyisi mi hayatını reklam yazarı olarak geçirmiş olan bir yazarın size aşkın son kullanma tarihini anlattığı kitabı okuyun.
ama son kullanma tarihinin geçtiğini düşündüğünüz aşklarınızı atmayın. daha yaşanır onlar.
devamını gör...
psikojenik füg
disosiyatif psikojenik amnezinin altında incelenen diğer bir türdür. dissosiyatif füg, geri getirilebilen ya da geri getirilmeye çalışan hafıza olarak geçmektedir. geçmişte yaşanan travmatik olayları/durumları kişilerin unutmasıdır. öyle bir durum hale geliyor ki kişilerde semptomları, tamamiyle tüm hayatından kopup bambaşka bir insan olarak hayatına devam ediyor. kaygı duyduğu ya da korktuğu şeylere artık duyarsızlaşıyor ve bunun farkında olmuyor. genel olarak bu tarz durumlarda yaklaşık 2-3 ay ya da travmatik durumun ağırlığıyla beraber 5-6 ay olmak üzere değişkenlik gösterebiliyor.
-böyle durumlarda kalan insanların aslında hayatlarının düzensizliğinde kaybolması, kendini bambaşka bir insan olarak görmesi ve hayatına o şekilde devam etmesi ve hafızası yerine geldiğinde hiçbir şey hatırlamayacak olması büyük kayıplara sebebiyet veriyordur.
-böyle durumlarda kalan insanların aslında hayatlarının düzensizliğinde kaybolması, kendini bambaşka bir insan olarak görmesi ve hayatına o şekilde devam etmesi ve hafızası yerine geldiğinde hiçbir şey hatırlamayacak olması büyük kayıplara sebebiyet veriyordur.
devamını gör...
günaydın sözlük
şu sıralar günaydın mesajının verdiği o garip mutluluğa hasretim.
o yüzden bu tanımı okuyan günaydın mesajı almamış, ya da tek n'li kuru kuru günaydın mesajı almış, günü aymış ya da aymamışlara kısacası tüm sözlük halkına "günaydıııın sözlük" diyorum. umarım gününüz güzel geçer.
o yüzden bu tanımı okuyan günaydın mesajı almamış, ya da tek n'li kuru kuru günaydın mesajı almış, günü aymış ya da aymamışlara kısacası tüm sözlük halkına "günaydıııın sözlük" diyorum. umarım gününüz güzel geçer.
devamını gör...
biten ilişkinin ardından yapılanlar
çok kestirme yol gibi görünen ama uzun vadede faydalı olsa da kısada sancı veren şeyler de yaptım, çok sindire sindire yaşadığım, her bir objeyle, her bir anıyla, her bir duyguyla vedalaştığım da oldu uzun uzun. hangisi daha doğru bilmiyorum. ya da bu konuda genel geçer bir doğru var mı?
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
devamını gör...
uyanamamak
fiziksel olarak yaşamadığım, zihinsel olarak çok sık yaşadığım durumdur. kalkmam gerekiyordur, kalkmışımdır ancak zihnen hala uykuluyumdur. kahve falan artık hiç fayda etmiyor ne yazık ki. ne kadar uyuduğumdan bağımsız gerçekleşen bir şey. hatta görece çok uyuduğumda daha sık yaşıyorum. gözlerim hafiften kapanıyordur, zihnim henüz bulanıktır ancak öyle bir şey ki tekrar yatmaya kalktığımda da uyuyamam. çünkü sorun uykumu alamamak değildir. uykum geldiğinde de uykuya dalmam zor oluyor, uyandıktan sonra da zihnen uyanmam uzun sürüyor. nerden baksan hayat kalitesini fazlasıyla düşüren bir durum.
devamını gör...
boş baklava satışının başlaması
elimizdeki besinler de yavaş yavaş ulaşılmaz olduğuna göre hamur yiyerek mankafa olacağız. *
devamını gör...
zamanla eleştirilen ebeveyne benzemek
birçok kişi için kaçınılmaz bir durumdur. ben de bu durumdan çok korkan biriyim, sadece ebeveyn değil insan olarak benzemek istemiyorum birçok açıdan. o yüzden bilinçli olarak bazı şeyleri yapmaktan kaçındığım oluyor.
ancak üstüne çok da düşünmediğimiz bir durum var ki, o da zararsız açılardan benzemenin o kadar da korkunç olmaması. çünkü 'ben anneme/babama benzemeyeceğim' derken onlara hiç ama hiç benzememek istediğimizi düşünüyoruz. ama bu hem imkansız, hem de mantıksız. sonuçta onlarla büyüyoruz, bazı alışkanlıklarını fark etmeden içselleştiriyoruz. hem ne olacak ki bazı şeylere onlar gibi tepki versek, onların sahip olduğu birkaç alışkanlığa sahip olsak? dünyanın sonu değil ya. buradaki en önemli şey onların yanlışlarını fark edip onlardan kaçınmak, gerisi çok da kafaya takılmamalı.
bu durumu biraz daha irdeleyen bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
neden ebeveynlerimiz gibi davranıyoruz?
aile hayatı, esasen gelecek nesil için bir provadır. her nesil, miras aldığımız ve çocuklarımıza aktardığımız uzun bir yaşam zincirinin başka bir parçasıdır.
ailelerin geleneklerini ve davranışlarını iletme şekli, aile senaryoları aracılığıyladır. bu senaryolar, davranmanın, konuşmanın ve hatta düşünmenin kabul edilebilir yollarını tanımlar. esasen hayatın nasıl olması gerektiğine dair paylaşılan beklentilerdir.
senaryolar, bulaşıkları yıkamanın tercih edilen yolu kadar spesifik ve kavga etme şeklimiz veya samimiyetimizi ifade etme şeklimiz kadar büyük olabilir.
genel olarak, üç tür senaryo vardır: yinelenen, düzeltici ve doğaçlama.
yinelenen senaryo
yinelenen senaryo, bilinçli veya bilinçsiz olarak tekrarladığınız bir senaryodur. örneğin, evinizi temizleme şekliniz, akşam yemeğinde görgü kuralları, tv izleme ile ilgili politika vb. bunlar genellikle bir çocukken tercih edilebilir veya olumlu olarak bize öğretilen davranışsal senaryolardır. diğer zamanlarda, insanlar ilk başta sevmedikleri davranışları veya tutumları, genellikle ebeveynlerine "sadık" olmanın bilinçsiz bir yolu olarak taklit ederler: aslında ailelerine ait senaryolarını kopyalayarak, esasen ebeveynlerine davranışlarının ne kadar arzu edilir olduğunu iletirler. örneğin, birçok insan kendilerini çocuklarına çocukken duymaktan nefret ettikleri şeyleri söylerken bulurlar.
düzeltici senaryolar
düzeltici senaryolar, bir kişi bilinçli olarak işleri çok farklı yapmayı seçtiğinde veya hatta büyürken deneyimledikleri senaryoların tam tersi olduğunda ortaya çıkar.
bazıları, büyüdükleri yerden coğrafi, dini veya ekonomik olarak "kaçarak" düzeltici senaryolar oluştururlar.
insanlar birçok şekilde miras aldıkları senaryolardan "kaçmaya" çalışırlar. dünyanın diğer tarafına geçebilirler. isimlerini değiştirebilirler. dinlerini değiştirebilirler veya olduklarından daha dindarlaşabilirler. aileleri ile bağlarını kesebilirler.
doğaçlama senaryolar
doğaçlama senaryolar gereklilikten (yeni gerçeklik veya yeni teknoloji) veya meraktan doğar. geçmişin bir kopyası ya da düzeltmesi değildirler. yenidirler ve genellikle kendiliğindendirler. bu senaryolarda, her partner aile hayatı için yeni bir senaryo başlatırken endişe ve belirsizlikle baş etmek durumundadır.
senaryolar ilişkilerde kendilerine nasıl yer bulurlar?
bir çift ilişkile kurduğunda, her bir partnerin tekrar eden ve düzeltici senaryolarını bilinçsizce müzakere eder ve bu senaryoların bir kombinasyonunu hayata geçirirler. bu müzakere bilinçli olmadığından, çiftler miras aldıkları senaryolardan dolayı çatışmalar yaşayabilir.
gerçek şu ki, ne kadar “anne baban gibi olmadığınızı” düşünürseniz düşünün ya da işleri farklı yapın, bu senaryolar tamamen kaybolmazlar. ilişki davranışlarınızın çoğu kalıtsaldır. davranışınızı değiştirmenin en iyi yolu, miras aldığınız senaryoları benimsemek ve bunlar üzerinde doğaçlama yapmaktır.
kaynak
ancak üstüne çok da düşünmediğimiz bir durum var ki, o da zararsız açılardan benzemenin o kadar da korkunç olmaması. çünkü 'ben anneme/babama benzemeyeceğim' derken onlara hiç ama hiç benzememek istediğimizi düşünüyoruz. ama bu hem imkansız, hem de mantıksız. sonuçta onlarla büyüyoruz, bazı alışkanlıklarını fark etmeden içselleştiriyoruz. hem ne olacak ki bazı şeylere onlar gibi tepki versek, onların sahip olduğu birkaç alışkanlığa sahip olsak? dünyanın sonu değil ya. buradaki en önemli şey onların yanlışlarını fark edip onlardan kaçınmak, gerisi çok da kafaya takılmamalı.
bu durumu biraz daha irdeleyen bir yazıyı paylaşmak istiyorum:
neden ebeveynlerimiz gibi davranıyoruz?
aile hayatı, esasen gelecek nesil için bir provadır. her nesil, miras aldığımız ve çocuklarımıza aktardığımız uzun bir yaşam zincirinin başka bir parçasıdır.
ailelerin geleneklerini ve davranışlarını iletme şekli, aile senaryoları aracılığıyladır. bu senaryolar, davranmanın, konuşmanın ve hatta düşünmenin kabul edilebilir yollarını tanımlar. esasen hayatın nasıl olması gerektiğine dair paylaşılan beklentilerdir.
senaryolar, bulaşıkları yıkamanın tercih edilen yolu kadar spesifik ve kavga etme şeklimiz veya samimiyetimizi ifade etme şeklimiz kadar büyük olabilir.
genel olarak, üç tür senaryo vardır: yinelenen, düzeltici ve doğaçlama.
yinelenen senaryo
yinelenen senaryo, bilinçli veya bilinçsiz olarak tekrarladığınız bir senaryodur. örneğin, evinizi temizleme şekliniz, akşam yemeğinde görgü kuralları, tv izleme ile ilgili politika vb. bunlar genellikle bir çocukken tercih edilebilir veya olumlu olarak bize öğretilen davranışsal senaryolardır. diğer zamanlarda, insanlar ilk başta sevmedikleri davranışları veya tutumları, genellikle ebeveynlerine "sadık" olmanın bilinçsiz bir yolu olarak taklit ederler: aslında ailelerine ait senaryolarını kopyalayarak, esasen ebeveynlerine davranışlarının ne kadar arzu edilir olduğunu iletirler. örneğin, birçok insan kendilerini çocuklarına çocukken duymaktan nefret ettikleri şeyleri söylerken bulurlar.
düzeltici senaryolar
düzeltici senaryolar, bir kişi bilinçli olarak işleri çok farklı yapmayı seçtiğinde veya hatta büyürken deneyimledikleri senaryoların tam tersi olduğunda ortaya çıkar.
bazıları, büyüdükleri yerden coğrafi, dini veya ekonomik olarak "kaçarak" düzeltici senaryolar oluştururlar.
insanlar birçok şekilde miras aldıkları senaryolardan "kaçmaya" çalışırlar. dünyanın diğer tarafına geçebilirler. isimlerini değiştirebilirler. dinlerini değiştirebilirler veya olduklarından daha dindarlaşabilirler. aileleri ile bağlarını kesebilirler.
doğaçlama senaryolar
doğaçlama senaryolar gereklilikten (yeni gerçeklik veya yeni teknoloji) veya meraktan doğar. geçmişin bir kopyası ya da düzeltmesi değildirler. yenidirler ve genellikle kendiliğindendirler. bu senaryolarda, her partner aile hayatı için yeni bir senaryo başlatırken endişe ve belirsizlikle baş etmek durumundadır.
senaryolar ilişkilerde kendilerine nasıl yer bulurlar?
bir çift ilişkile kurduğunda, her bir partnerin tekrar eden ve düzeltici senaryolarını bilinçsizce müzakere eder ve bu senaryoların bir kombinasyonunu hayata geçirirler. bu müzakere bilinçli olmadığından, çiftler miras aldıkları senaryolardan dolayı çatışmalar yaşayabilir.
gerçek şu ki, ne kadar “anne baban gibi olmadığınızı” düşünürseniz düşünün ya da işleri farklı yapın, bu senaryolar tamamen kaybolmazlar. ilişki davranışlarınızın çoğu kalıtsaldır. davranışınızı değiştirmenin en iyi yolu, miras aldığınız senaryoları benimsemek ve bunlar üzerinde doğaçlama yapmaktır.
kaynak
devamını gör...
özünde iyi bir insan
özünde nasıl biri olduğu ile ilgilenmiyorum. bana karşı nasıl biri olduğu ile ilgileniyorum.
devamını gör...
islam barış dinidir
bir düşünce, bir din, bir ideoloji ne kadar güzel olursa olsun cahil bir grubun temsiline geçtiyse özünden kopup yozlaşmaktan başka gideceği yer yoktur.
ben kaynağından edindiğim bilgi ile özünde insanlara karşı baskıcı ve şiddet öneren bir yönü olmadığını düşünüyorum. ancak bir fikir onu taşıyan insanların kalitesi ve niyeti ile yükselir ya da alçalır.
ben kaynağından edindiğim bilgi ile özünde insanlara karşı baskıcı ve şiddet öneren bir yönü olmadığını düşünüyorum. ancak bir fikir onu taşıyan insanların kalitesi ve niyeti ile yükselir ya da alçalır.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
cem karaca-raptiye.
devamını gör...
durduk yere insanın aklına gelen replikler
devamını gör...
