sanırım iki tip durumdan kaynaklanıyor:

ilki narsist kişilikli insanların, kendilerine karşı daha da ilgi, sevgi, nefret v.s. beslenmesi arzusu,

ikincisi ise çok hassas, naif kişilikli insanların bu dünyadaki düzende hiçbir zaman anlaşılamadığını düşünüp "en azından giderken sitemimi saklamayayım" motivasyonu.

ilk grup değil de ikinci grup boğazda bir düğümlenme hissi bırakıp gidiyor ne yazık ki.
devamını gör...

zamanların en iyisiydi. zamanların en kötüsüydü.
devamını gör...

anneme zor yapılan bir yemek yazdırdığım için beni dövmüştü. hatırladığım tek şey bu
devamını gör...

aaa, daha sabah buradaydı.
çok üzüldüm gitmesine umarım kısa zamanda geri döner.
devamını gör...

love death & robots henüz diğerleri kadar ünlü olmadığından bir kez daha yazılmayı hak ediyor fikrimce.
devamını gör...

şarkıları deyince ben de kendi yaptığımız şarkılar sanıp geldiğim başlık.
dinlemek için
devamını gör...

atom bombalarından çok daha fazla enerji ortaya çıkaran bomba türüdür. bunun sebebi doğada birleşmenin parçalanmadan çok daha güçlü tepkiler açığa çıkarmasıdır. atom bombası parçalanma sonucu açığa çıkan enerjiyle işlerken hidrojen bombasının çalışma prensibi birleşmeden kaynaklı açığa çıkan enerjidir. kısacası doğa güçlü olmak için bir araya gelinmesi gerektiğini alt mesaj olarak bize göstermektedir.
devamını gör...

beni her defasında ağlatan ve insanlığımdan utandıran cümle.
devamını gör...

dahi yazar éric-emmanuel schmitt tarafından yazılan ve büyük oyuncu yıldız kenter tarafından oynanan muhteşem oyundur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şişmanlamayan sumocunun da yazarı olan éric-emmanuel schmitt tartışma götürmez bir dahidir. yazdığı muhteşem metinlerin yanı sıra daha önce öykü olarak yazdığı oscar ve pembeli meleğini tiyatro oyununa çevirmiştir. henüz 61 yaşında olan yazarın bundan sonra ne tür edebi büyüler yapacağı en merak ettiğim konular arasındadır.

yıldız kenter ise anlatmaya bile gerek olmayan, bence türk tiyatro tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncusudur. kent oyuncularının en büyük ismi olan yıldız kenter bu oyunda tek kişilik görkemli ve akıl almaz bir performans sergilemiştir.

yıllar önce kısa bir süre çalıştığım bir okuldan ayrılıp yeni görev yerime gitmek üzereyken izledim bu oyunu. oyuna gittiğimde elbette beklentim çok fazlaydı ama bu kadar derin etkiler bırakacağını tahmin dahi edemezdim.

oyunda oscar lösemi hastası küçük bir çocuk. 10 yaşında sadece. ve oscar ölmek üzere. ama o kadar akıllı bir çocuk ki oscar. izleseniz o kadar seversiniz ki onu. oyunda oscarı oynayan yıldız kenter müthiş bir performans ile oscarı sevdiriyor bize ama yazarın kalemi de az etkili değil.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
hastane odasında geçen hikayede oscarın annesi hep destek olmak için oralarda oluyor, hep yanında. anneyi oynayan yıldız kenter burda da muhteşem.

elbette bir de pembeli melek var. oscarın bakıcısı. ölmek üzere olduğunun farkında olan oscarı tevekküle çağıran 100 yaşına yaklaşmış olan pembeli melek ona gönüllü olarak bakıcılık yapmakta. pembeli meleği de elbette yıldız kenter harikulade oynamakta.

pembeli melek ve oscar bir oyun oynamaya karar verirler. ölmekte olduğunun bilincinde olan oscar sürekli bir sorgulama içindedir. tanrıya dair soruları vardır oscarın ve melek ona cevaplar sunmak için gönderilmiştir sanki.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

oyuna göre oscar her gününü on yıl gibi yaşayacak ve her on yıllık dönemde yaşadıklarını, hissettiklerini pembeli meleğine anlatacaktır. ve oscar bu plana sonuna kadar sadık kalır ve her gece uyumadan önce bir not bırakır yatağının başına:

“ beni yalnız pembeli meleğim uyandırabilir.”

son güne oscarın bıraktığı ve her gün olandan farklı olan notu okuyunca pembeli melek, ben artık dayanamadım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. ama öyle böyle bir ağlama değil. oyun bitti, ayakta alkışlarken ben hala ağlıyordum. dışarı çıktım alkışlardan sonra. tam o an okulda birlikte çalıştığım ve kanser teşhisi konduğu için saçları artık eskisi kadar rüzgarlı olmayan bir öğretmen ablamla göz göze geldik. birbirimize sarılıp dakikalarca ağladık. uzun uzun, hıçkıra hıçkıra.

hayatımda izlediğim onlarca tiyatro oyunu arasında en iyisiydi diyebilirim. belki artık izleme şansı olmayacak izlemeyenlerin ama en azından alıp okuyabilirsiniz.
devamını gör...

sadece öğrencileri değil eğitimcileri ya da evden çalışanları da tembelleştirmekte olduğunu düşündüğüm sistemdir. aslında tembelleşmek değil tam karşılığı. öğrenmek ve eğitmek için gerekli sakin ya da sessiz bir ortam yok. normalde olsa sınıfta iyi kötü ders ortamı sağlanabiliyorken online eğitimde etraftan gelen sesler, telefon, internet gibi dış uyaranlar mevcut. psikolojik olarak da herkes çok farklı duygular yaşıyor şu süreçte, yani iç uyaranlardan da hayır yok anlayacağımız. bizi motive edebilecek bir şeyler bulamadıkça verimli şekilde sistem işlemeyecektir herkes için.
devamını gör...

bölgesine göre insanın hayat kalitesini düşüren hadise. ağır fiziksel iş, belli bir bölgeye yel girmesi, ani veya ters hareket..1.5 haftadır durup durup sonra geri geliyor. mont giyerken iki büklüm kalıp yere yapışmak nedir.
devamını gör...

yaşanan ilginç ve komik olayları yaran olay diye arkadaşlarımıza anlatırız.
aşağıdaki gerçek olayda hukuki nedenlerden dolayı yer, tarih, isim belirtilmemiştir.
bakanlık, illere bir genelge yollar: “ tarıma zarar veren hayvanların sayısını bildirin... eğer yaban domuzu sayısı 150'yi geçerse, sürek avı başlatın... vurulan yaban domuzlarının kuyruğunu da kesip gönderin.
il tarım müdürleri, genelgeyi okumuşlar. herkes "bazı hayvanları... bazı rakamları" yazmış. ((b: kim gidecek dağda bayırda yaban domuzu sayacak))
tabii kimse "başına iş almak" istememiş.
kimse de yaban domuzu sayısını "150'nin üzerinde" göstermemiş. (150’nin üzerinde derse sürek avını başlatmak için bir sürü bürokrasi işi çıkacak.)
kimi 60 demiş, kimi 70, kimi 80. böylece "görev yerine getirilmiş."
ankara'nın genelgesine göre her yıl "rakamları yenilemek" gerekiyor.
müdürler onun da "çaresini" bulmuşlar.

bir yıl önce "bizim ilde 70 yaban domuzu var" diyen, bir yıl sonra "75'e çıktı" demiş.
sayı 150'yi bulmadığı için ne "sürek avı" gerekmiş, ne de "domuzun kuyruğunu kesip, ankara'ya yollamak."
bir gün, bir ilin tarım müdürü değişmiş. yeni mezun, idealist biri. yeni müdür "eski listeyi" incelemiş.
bakmış ki her yıl sayı 3'er, 5'er arta arta, ildeki yaban domuzu sayısı "145'e ulaşmış görünüyor."

düşünmüş, taşınmış.
"nasıl olsa ankara fark etmez" demiş.
"kafasına göre uydurduğu yeni rakamı" ankara'ya bildirmiş:
- 95.

bakanlıktaki "araştırma, planlama, koordinasyon" birimindeki dikkatli bir uzman illerdeki "tarım zararlılarının listesini" incelerken görmüş ki:
bir ildeki yaban domuzu sayısı 145'ten, 95'e inmiş.
hemen durumu "makama" arz etmiş. makam da "il müdürüne" soruları dayamış:
- 145 eksi 95 eşittir 50... bu 50 yaban domuzuna ne oldu?.. vurulduysa, kuyruklar nerede?

il müdürünü almış bir telaş. düşünmüş, taşınmış. aklına bir "çıkış yolu" gelmiş.
ankara'ya cevabı döşenmiş:
- sayı 150'ye yaklaştığı için sürek avına çıkıldı... yaban domuzları takip edildi... vurulacağını anlayan 50 yaban domuzu komşu kente geçti.
ankara cevabı okumuş. ve hemen "komşu kente" bir yazı yazılmış:
- bitişiğindeki kentten size 50 yaban domuzu geçti... ne yaptınız?.. acele olarak bildiriniz.
komşu ili almış bir telaş.
onlar da "aynı formülle" yanıt vermişler:
- ilimize 50 yaban domuzunun geçtiğini haber alınca, sürek avına çıktık... yaban domuzlarını kovaladık... tam vuracağımız sırada öteki komşu kentin sınırları içine girdiler.
yazışmalar sürmüş, gitmiş.
50 domuz hep "komşuya... komşunun komşusuna doğru" gidiyormuş.
sonunda iş doğu'daki "sınır kentine" gelip, dayanmış.
ankara sormuş:
- 50 yaban domuzunun akıbetinin acele bildirilmesi... vurulduysa, kuyruklarının gönderilmesi.
sınır kentinden yanıt gelmiş:
- sürek avına çıkıldı... yaban domuzları izlendi... ancak komşu ülkeye kaçtıkları için vurulamadı.....
komşu ülke "ermenistan." ankara'nın "oraya soracak hali yok."
(b: böylece "yaban domuzu sorunu" çözülmüş.)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tam adıyla eric john ernest hobsbawm, meşhur ingiliz tarihçi. koyu bir marksisttir (sonrasında "davasının" başarısız olduğunu kabullenecek fakat pişman olmadığını da beyan edecektir). milliyetçilik üzerine görüşleriyle çığır açmış, hayran bırakmıştır.

"the age of..." (... çağı) serisiyle bilinir, bu kitaplar türkçe'ye devrim çağı (1789-1848), sermaye çağı (1848-1875), imparatorluk çağı (1875-1914) ve aşırılıklar çağı (1914-1991) olarak kazandırılmıştır. özellikle serinin 19. yüzyılı alakadar eden ilk üç kitabıyla tanınmış, devrim tarihçiliğine muhteşem bir külliyat kazandırmıştır.
devamını gör...

1991'de kurulan ingiliz müzik grubu. yerküreye kazara düştüğüne inandığım beth gibbons adında bir de solistleri vardır.

devamını gör...

önceden derlerdi ki müslümanlar baskı yapıyor. şimdiyse ateistler elinden geldiğince insanları dinlerini bırakmaya zorluyor.

salın be abi
devamını gör...

dinlemek kolay, zor olan anlamaktır.
devamını gör...

adrian !

(bkz: rocky)
devamını gör...

giymek istediği ve böyle bir özgürlüğe sahip olduğu için giymiştir. ancak kendisine yöneltilen bakışlardan rahatsız olmuştur, bu bakışlardan rahatsız olduğunu belli etmek ve bakışları kesmek amacıyla bacağını kapatmıştır. madem giydi niye kapatıyor diye bir düşünce yoktur. ister giyer, ister giymez, ister giyer ama kapatmaz, ister giyer ama kapatır. tamamen kendi tercihidir.
devamını gör...

online butonunda görünce "dur bi aysel, şunu çözmeye çalışıyorum" şeklinde çözümlemeye çalıştığım kullanıcı adına sahip yazarımız.
teşekkürler dövüşçü, ilkokul bire döndüm sayenizde*.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim