şu an duymak istediğiniz söz
simülasyonu başarıyla geçtiniz
devamını gör...
sözlükteki bitmez vedaların yazarları
her gördüğümde ne sıkı dostluklar ne ortamlar varmış meğer burada, bi ben kalmışım sap gibi herhalde dedirtendir.
bir gün sözlükten ayrılmaya karar verirsem kendime cenaze ağlayacılarından tutacağım. yırtılsınlar dövünürken ıvankaa ıvankaaa diye.
bir gün sözlükten ayrılmaya karar verirsem kendime cenaze ağlayacılarından tutacağım. yırtılsınlar dövünürken ıvankaa ıvankaaa diye.
devamını gör...
yazarların efsane cimrilik hikayeleri
işyerinde birkaç arkadaş yemek yiyecekler, ekmek almayı unuttuklarını farkediyorlar. dışarıdan oraya gelen başka bir elemanı arayıp gelirken bir ekmek almasını istiyorlar. eleman ekmeği alıp getiriyor, parasını istiyor. bakıyorlar bozuk paraları yok, çocuk bunlara iban numarasını veriyor, hesabına 1.5 tl ekmek parasını yolluyorlar.
askerlik zamanım çay 20 kuruştu. ama bir çay alamazdın tam para vermedikçe, hep bozuk yok derlerdi. 1 liradan nolur diyip 5 çay alırdın. zaten er gazinosu denen yerde mutlaka tanıdıklar olurdu, onlara verirdin fazlasını. kim çay alsa bu böyle gider, sisteme dönüşürdü. çünkü başkası da çay alınca sana veriyor, aslında çayın sana geri dönmüş oluyor. her neyse uzatmiyim, karslı bir çocuk vardı bırakın birine bir şey ısmarlamayı kendine bile almazdı parası gitmesin diye. çarşıya çıksa en ucuz yerlere gider, zaten tek mekan internet kafede 1 saat takılır, hemen askeriyeye geri dönerdi. traş köpüğü pahalı ve ufak diye, sıvı el sabunu alıp gelmişliği vardı. 450 gün birlikte askerlik yaptık da birine bir şey ısmarladığını görmedim.
yemekhane olmadığı için yemek yerine yemek kartı veriliyor iş yerinde. tüm gün aç duran adamlar dolu burası. bazıları para dayandırmak için, o kartlarla evin mutfak alışverişini yapıyorlar. kartla yemek yese mutfak alışverişini nakitten yapacak, öyle olunca da maaş yetişmiyor. onlara zerre lafım yok. ama iddia oynayabilmek için, eldeki arabayı ya da banka hesabındaki parayı/altını yükseltebilmek için tüm gün aç durmak nedir? bekliyorlar biri bir şey verse de yesek diye. memleket böyle garip adamlarla dolu.
askerlik zamanım çay 20 kuruştu. ama bir çay alamazdın tam para vermedikçe, hep bozuk yok derlerdi. 1 liradan nolur diyip 5 çay alırdın. zaten er gazinosu denen yerde mutlaka tanıdıklar olurdu, onlara verirdin fazlasını. kim çay alsa bu böyle gider, sisteme dönüşürdü. çünkü başkası da çay alınca sana veriyor, aslında çayın sana geri dönmüş oluyor. her neyse uzatmiyim, karslı bir çocuk vardı bırakın birine bir şey ısmarlamayı kendine bile almazdı parası gitmesin diye. çarşıya çıksa en ucuz yerlere gider, zaten tek mekan internet kafede 1 saat takılır, hemen askeriyeye geri dönerdi. traş köpüğü pahalı ve ufak diye, sıvı el sabunu alıp gelmişliği vardı. 450 gün birlikte askerlik yaptık da birine bir şey ısmarladığını görmedim.
yemekhane olmadığı için yemek yerine yemek kartı veriliyor iş yerinde. tüm gün aç duran adamlar dolu burası. bazıları para dayandırmak için, o kartlarla evin mutfak alışverişini yapıyorlar. kartla yemek yese mutfak alışverişini nakitten yapacak, öyle olunca da maaş yetişmiyor. onlara zerre lafım yok. ama iddia oynayabilmek için, eldeki arabayı ya da banka hesabındaki parayı/altını yükseltebilmek için tüm gün aç durmak nedir? bekliyorlar biri bir şey verse de yesek diye. memleket böyle garip adamlarla dolu.
devamını gör...
buyur yakışıklı abim
tek sorunun abinin yakışıklı olmaması olan bir pazarlama taktiği.
devamını gör...
asker kaçağı
bülent somay tarafından derlenen ve metis yayınlarından çıkan bir kitaptır.
bu zamana kadar savaş karşıtı olan, militarizm karşıtı olan onlarca kitap okumuş olmalısınız. hepsinden insanların emir komutaya karşı beslediği arızalı saygı, savaşma tutkusunun gürültüsünü arttırdığı bir savaşperverlik, sadece bireylerin değil toplumların da kollektif bir cinnet yaşamaları ve ölümün kol gezmesi bütün keskinliği ile anlatılmıştır.
peki o zaman bu kitabın farkı ne? hemen anlatayım efendim. bu kitap savaş karşıtı bilimkurgu öykülerinden oluşuyor.
yani savaş robotlar, uzaylılar ve olağandışı olaylar üzerinden eleştirilen öykülerle anlatılıyor bize. hem de ne anlatılmak. düşünsenize savaşın bütün şairleri yok ettiği bir dünyanın hikayesini dinlemek sizin içinizde ne tür isyanlar doğurabilir.
kitap sekiz farklı yazarın sekiz öyküsünden oluşmakta. ilk öykü olan aldatmaca oyununun sahibi filme de çekilen androidler elektrikli koyun düşler mi? ve total recall kitaplarının da yazarı olan philip k. dick. kaybolma numarası olan ikinci öykünün yazarı ise benim için yazarları yazarı sayılan ve kaplan! kaplan! ve yıkıma giden adam kitaplarının yazarı alfred bester. altıncı öykü olan devle dövüşen bilgisayarın öyküsü adlı hikayeyi yazan ise bilimkurgu deyince akla ilk gelen yazarlardan biri olan stanislaw lem.
asıl sürpriz ise son öykü olan krrçiysk adlı öykünün yazarı. türk bilimkurgu öykücülüğünün yüz akı müfit özdeş. ki kendisi son tiryaki isimli muhteşem öykü kitabının da yazarıdır.
bu zamana kadar savaş karşıtı olan, militarizm karşıtı olan onlarca kitap okumuş olmalısınız. hepsinden insanların emir komutaya karşı beslediği arızalı saygı, savaşma tutkusunun gürültüsünü arttırdığı bir savaşperverlik, sadece bireylerin değil toplumların da kollektif bir cinnet yaşamaları ve ölümün kol gezmesi bütün keskinliği ile anlatılmıştır.
peki o zaman bu kitabın farkı ne? hemen anlatayım efendim. bu kitap savaş karşıtı bilimkurgu öykülerinden oluşuyor.
yani savaş robotlar, uzaylılar ve olağandışı olaylar üzerinden eleştirilen öykülerle anlatılıyor bize. hem de ne anlatılmak. düşünsenize savaşın bütün şairleri yok ettiği bir dünyanın hikayesini dinlemek sizin içinizde ne tür isyanlar doğurabilir.
kitap sekiz farklı yazarın sekiz öyküsünden oluşmakta. ilk öykü olan aldatmaca oyununun sahibi filme de çekilen androidler elektrikli koyun düşler mi? ve total recall kitaplarının da yazarı olan philip k. dick. kaybolma numarası olan ikinci öykünün yazarı ise benim için yazarları yazarı sayılan ve kaplan! kaplan! ve yıkıma giden adam kitaplarının yazarı alfred bester. altıncı öykü olan devle dövüşen bilgisayarın öyküsü adlı hikayeyi yazan ise bilimkurgu deyince akla ilk gelen yazarlardan biri olan stanislaw lem.
asıl sürpriz ise son öykü olan krrçiysk adlı öykünün yazarı. türk bilimkurgu öykücülüğünün yüz akı müfit özdeş. ki kendisi son tiryaki isimli muhteşem öykü kitabının da yazarıdır.
devamını gör...
normal sözlük'ün elitleri
bir grup yazardır.
çok fazla takipçileri yoktur. tanımları çok fazla beğeni almaz. ayda yılda bir tanım yazarlar ama yazdıkları tanımlar harbiden kalitelidir. underrated yazarlar gibi değillerdir.
oglalalakota,marscan, hatay president gibi yazarlardır..
çok fazla takipçileri yoktur. tanımları çok fazla beğeni almaz. ayda yılda bir tanım yazarlar ama yazdıkları tanımlar harbiden kalitelidir. underrated yazarlar gibi değillerdir.
oglalalakota,marscan, hatay president gibi yazarlardır..
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlükçüm, ikinci günaydın mesajım çünkü hem daha yeni ayılıyorum hem pazartesi sendromu hem de çileye erken başladık.
kocaeli'de trafik kilit, iki damla yağmur gören sıradan çinko karbon vatandaş araç kullanmasını unutmuş vaziyette...
normalde 6 dakikada geçtiğimiz noktadan 50 dakikadır geçememiş bulunuyoruz, tüm ana arterler ve yan yollar bu şekilde...
süper bir pazartesi başlangıcı:
kocaeli'de trafik kilit, iki damla yağmur gören sıradan çinko karbon vatandaş araç kullanmasını unutmuş vaziyette...
normalde 6 dakikada geçtiğimiz noktadan 50 dakikadır geçememiş bulunuyoruz, tüm ana arterler ve yan yollar bu şekilde...
süper bir pazartesi başlangıcı:
devamını gör...
pişmanlık garantili tavsiyeler
affedin ve unutun.
bunun yerine bosverin. affeder ve unutursaniz o kişilere ayni değeri ve anlami yüklemeye devam ediyorsunuz. ve ayni yerden ayni şekilde caninizi yakabiliyorlar yine. ama bos verirsenin nasil oldugunu benim de anlayamadıgim bir sekilde kendiliğınden çıķıp gidiveriyorlar hayatinizdan.
bunun yerine bosverin. affeder ve unutursaniz o kişilere ayni değeri ve anlami yüklemeye devam ediyorsunuz. ve ayni yerden ayni şekilde caninizi yakabiliyorlar yine. ama bos verirsenin nasil oldugunu benim de anlayamadıgim bir sekilde kendiliğınden çıķıp gidiveriyorlar hayatinizdan.
devamını gör...
yetti artık denilen şeyler
istemediğim bir şeyi yapmak zorunda olmaktan, herkesin benden bir şeyler beklemesinden ve gelecek kaygısından bıktım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarından aforizmalar
bakış açın kadar görürsün hayatı.
devamını gör...
tüm yazarların profilinde kurucu yazması
yönetimin, yazarların 23 nisanını kutlama jesti. sabah sabah çok mutlu olduk teşekkürler yoldaş!
devamını gör...
skull tower
o dönemlerde hurşid ahmet paşa'nın danışmanlığını yaptığım için olayın gelişimini yakinen biliyorum. hatta kendisine sidelic'in böyle bir halt yiyebileceğini defalarca söyledim. tabi bizim askerlerle birlikte kendini patlatabilir tarzında bir ifadem olmadı. bu adama karşı dikkatli olmamız gerektiğini, kendisinden her şeyin beklenebileceğini söylemiştim. ancak ne yalan söyleyeyim adamın böyle bir şey yapabileceği benim dahi aklıma gelmemişti. ama şu noktayı es geçmemek lazım; benim bilgim dışında paşa sidelic'e kendisini kazığa oturtacağını söylemiş, bu mevzunun doğruluğu nedir bilmiyorum tabi. kulaklarımla duymadım. eğer doğruysa, sidelic böyle bir ölüm yerine, tahrip etkisi daha yüksek ve onurlu bir ölümü tercih etmiş oldu. yiğidi öldür ama hakkını ver demişler. düşman da olsa adamın yaptığı azımsanacak iş değil. taktir etmek lazım.
benim uyarılarım karşısında paşa hiç istifini bozmamıştı ''ateş olsa cirmi kadar yer yakar.'' dedi. yalnız adamın cirmi de cirimmiş. o patlamadan sonra tamı tamına 952 adet isyancı kafatası topladık. topladık diyorum çünkü paşa sağ olsun böyle ayak işlerinin başına hep beni veriyordu. kafataslarını topladık ama mevzudan haberimiz yok elbette. paşa beni yanına çağırdı, ''gel bakalım tosbağa! bunlardan kule yapacağız, düşmana gözdağı vereceğiz, sen bu konuda ne düşünüyorsun?'' dedi. dondum kaldım! içimde fırtınalar kopuyor ama paşanın gözü dönmüş, şimdi diyorum ben bu mevzuya karşı çıksam, benim kelleyi de alacak ekleyecek kulenin tepesine, öbür türlüsüne de vicdanım razı gelmiyor. ''tabi paşam siz bilirsiniz ama bu kadar emek, enerji ve vakit kaybına değer mi?'' diye orta yollu bir cevap verdim. sakalını sıvazladı ve düşünceli bir şekilde ''hımmm.'' dedikten sonra ''değer değer! başlatın hazırlıkları.'' dedi. netice de emir demiri kesiyor, benim kabuğuma neler yapmaz ki? istemeye istemeye çekildik huzurdan. o zamanlar ''kanunsuz emir'' kavramından da bihaberiz. daha ortaya çıkmamış bir kavram. bilsem bir dakika durur muyum? ama o dönem bizdeki ana kaide; ''ya emre uy ya da kelleyi ver.'' olduğu için gıkımız çıkmadı. ama mevzu hep içimde ukde olarak kaldı. allah'tan biz tosbağalar uzun yaşayan canlılarız. bu yanlışın düzeltilmesi için elime geçen ilk fırsata tosbağalama atladım. niş'in son valisi olarak kayıtlara geçecek olan midhat paşa'nın danışmanlığına atanmıştım ve mevzuyu kendisine aktardım; ''bakın paşam rahmetli hurşid paşa iyi komutandı falan ama biraz ne bileyim değişik bir adamdı.'' kelimeleri de seçmeye çalışıyorum. ne olur ne olmaz. kelle mevzusu yüzünden kelleden olmayalım derdindeyim. bu şekilde üsluba dikkat ederek kendisine yaşananları anlattım. midhat paşa biraz daha vizyon sahibi bir adamdı. zaten dedi ''niş elden gitti gider tosbağa, bu ayıbın üzerini örtelim.'' tiz gidin yıkın şu kuleyi. hay hay dedim ve sevinç nidaları içerisinde ilgili emri muhataplarına aktardım ve kule yıkıldı.
ama bu seferde sırplar rahat durmadı. osmanlı niş'ten çekildikten sonra gittiler binayı restore ettiler yetmedi yanına birde şapel diktiler. seneler sonra ziyarete gittiğimde 73 tane kafatası saymıştım. şimdilerde ise sayı 58 imiş. turistik merkez oldu artık oralar. olsun tabi kusurları kabul etmek erdemdir. o iş, en başından da söylediğim gibi yanlıştı ama dinletemedik işte paşaya. ha sırplar az mı derseniz? o da ayrı mevzu. o konuya da başka zaman gireriz. neler gördü bu gözler neler! ama başkalarının ayıpları ile kendi ayıbımızı örtemeyiz değil mi?
bu arada ikinci dünya savaşı yıllarında tekrar yolum düştü oralara, sidelic'in büstü henüz dikilmişti. benden duymuş olmayın ama büstteki adamın sidelic'le uzaktan yakından alakası yok. heykeltıraş cidden kötü bir iş çıkarmış.
felix philipp kanitz'ın kulenin ilk halini resmettiği tablosunu da şuraya iliştireyim. kâh kule tam olarak böyle de değildi ama gerçeğe en yakın çizimde budur. eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz artık. sizde tosbağa olsaydınız da gerçeğini görseydiniz. ne diyeyim ki...
benim uyarılarım karşısında paşa hiç istifini bozmamıştı ''ateş olsa cirmi kadar yer yakar.'' dedi. yalnız adamın cirmi de cirimmiş. o patlamadan sonra tamı tamına 952 adet isyancı kafatası topladık. topladık diyorum çünkü paşa sağ olsun böyle ayak işlerinin başına hep beni veriyordu. kafataslarını topladık ama mevzudan haberimiz yok elbette. paşa beni yanına çağırdı, ''gel bakalım tosbağa! bunlardan kule yapacağız, düşmana gözdağı vereceğiz, sen bu konuda ne düşünüyorsun?'' dedi. dondum kaldım! içimde fırtınalar kopuyor ama paşanın gözü dönmüş, şimdi diyorum ben bu mevzuya karşı çıksam, benim kelleyi de alacak ekleyecek kulenin tepesine, öbür türlüsüne de vicdanım razı gelmiyor. ''tabi paşam siz bilirsiniz ama bu kadar emek, enerji ve vakit kaybına değer mi?'' diye orta yollu bir cevap verdim. sakalını sıvazladı ve düşünceli bir şekilde ''hımmm.'' dedikten sonra ''değer değer! başlatın hazırlıkları.'' dedi. netice de emir demiri kesiyor, benim kabuğuma neler yapmaz ki? istemeye istemeye çekildik huzurdan. o zamanlar ''kanunsuz emir'' kavramından da bihaberiz. daha ortaya çıkmamış bir kavram. bilsem bir dakika durur muyum? ama o dönem bizdeki ana kaide; ''ya emre uy ya da kelleyi ver.'' olduğu için gıkımız çıkmadı. ama mevzu hep içimde ukde olarak kaldı. allah'tan biz tosbağalar uzun yaşayan canlılarız. bu yanlışın düzeltilmesi için elime geçen ilk fırsata tosbağalama atladım. niş'in son valisi olarak kayıtlara geçecek olan midhat paşa'nın danışmanlığına atanmıştım ve mevzuyu kendisine aktardım; ''bakın paşam rahmetli hurşid paşa iyi komutandı falan ama biraz ne bileyim değişik bir adamdı.'' kelimeleri de seçmeye çalışıyorum. ne olur ne olmaz. kelle mevzusu yüzünden kelleden olmayalım derdindeyim. bu şekilde üsluba dikkat ederek kendisine yaşananları anlattım. midhat paşa biraz daha vizyon sahibi bir adamdı. zaten dedi ''niş elden gitti gider tosbağa, bu ayıbın üzerini örtelim.'' tiz gidin yıkın şu kuleyi. hay hay dedim ve sevinç nidaları içerisinde ilgili emri muhataplarına aktardım ve kule yıkıldı.
ama bu seferde sırplar rahat durmadı. osmanlı niş'ten çekildikten sonra gittiler binayı restore ettiler yetmedi yanına birde şapel diktiler. seneler sonra ziyarete gittiğimde 73 tane kafatası saymıştım. şimdilerde ise sayı 58 imiş. turistik merkez oldu artık oralar. olsun tabi kusurları kabul etmek erdemdir. o iş, en başından da söylediğim gibi yanlıştı ama dinletemedik işte paşaya. ha sırplar az mı derseniz? o da ayrı mevzu. o konuya da başka zaman gireriz. neler gördü bu gözler neler! ama başkalarının ayıpları ile kendi ayıbımızı örtemeyiz değil mi?
bu arada ikinci dünya savaşı yıllarında tekrar yolum düştü oralara, sidelic'in büstü henüz dikilmişti. benden duymuş olmayın ama büstteki adamın sidelic'le uzaktan yakından alakası yok. heykeltıraş cidden kötü bir iş çıkarmış.
felix philipp kanitz'ın kulenin ilk halini resmettiği tablosunu da şuraya iliştireyim. kâh kule tam olarak böyle de değildi ama gerçeğe en yakın çizimde budur. eldeki malzeme bu, idare edeceksiniz artık. sizde tosbağa olsaydınız da gerçeğini görseydiniz. ne diyeyim ki...
devamını gör...
sözlük bir aile olsa yazarların olacağı tipler
ailenin ketum herifi günlük konularda hiç ses etmez. ilgilendiği bir şeyden bahsedilince meddahlığa soyunur.
devamını gör...
24 mart 2021 covid-19 vaka sayısının 29 bin 762 olması
endişeyle takip ettiğim ve benim için salt sayıdan ibaret olmayan istatistikteki artış.
devamını gör...
protetik diş tedavisi
diş hekimliğinin alt bilim dalı. adından da anlaşılacağı gibi, diş protezlerinin yapımı ve kullanımıyla ilgilidir.
devamını gör...
günün sözü
hayat aldığımız nefeslerle değil, nefesimizi kesen anlarla ölçülür.
maya angelou
maya angelou
devamını gör...
nefret edilen insan tipi
kendim cidden kendim, bir insan 3 yıl boyunca istisnasız her sene bi vizesini kaçırabilir mi? kendimden başka, ne kadar kaygısız olursa olsun sınav unutabilen biri görmedim. her sene telafiye giriyorum yıldım artık kendimden ya.
bunu da vize geçtikten 4 gün sonra öğrendim yani şu an, uyku tutmadı sinirimden.
bunu da vize geçtikten 4 gün sonra öğrendim yani şu an, uyku tutmadı sinirimden.
devamını gör...
şaka maka evlenilecek kız kalmaması
kendine çirkinim, ter kokarım, haftada 1 yıkanırım diyemeyen gelip evlenecek kız bulamıyorum diyor ya en çok o sıkıyor canımı.
devamını gör...
lustral
deccal yeryüzüne inse "ee? şimdi?" dedirtecek ilaç.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
örtünmüş aydınlıklar sancısının geçmediği bir günde bir kıvılcım yanar.
ders almadığıma emin olduğum notlar tekrar tekrar önüme gelir. dip nedir son nedir. bu sadece yeni bir başlangıçtır. yine bir başlangıç.
istediğim bir son bu yeni bir başlangıç.
ders almadığıma emin olduğum notlar tekrar tekrar önüme gelir. dip nedir son nedir. bu sadece yeni bir başlangıçtır. yine bir başlangıç.
istediğim bir son bu yeni bir başlangıç.
devamını gör...