elti ve görümce sözcüklerinden bile entrika akıyor. oysa elti sözcük anlamı olarak götüren, taşıyan demek. görümce ise görücü*, falcı ve müneccim anlamlarında.
devamını gör...

cemal süreya'nın aşk şiirini gülşen yıldırım isimli hanımın modern tarzda yorumlaması.
metin uca kişisel twitter hesabından bu olayı şöyle paylaştı ;
--- alıntı ---
türk şiirinin büyük ustası cemal süreya’yı ölüm yıldönümünde ölümsüz dizeleriyle, posta gazetesi amatör şairlerinden birinin satırları olarak okumanın tanımlanamaz ruh hali ile *

--- alıntı ---
ilgili tweet
devamını gör...

efsun*.
devamını gör...

uluslararası piyasalarda online borsa ve forex işlemleri yapılan platformlarda faaliyet gösteren şirketlerin sistemlerini ele geçiren 13 kişilik çetenin yakalanması hadisesi.
istanbul, bursa, gaziantep ve şanlıurfa illerindeki 19 farklı adrese eş zamanlı operasyon düzenleyen ekiplerce yapılan aramalarda yaklaşık 30 milyon lira değerinde para, 31 altın bilezik, 7 altın bileklik, 6 altın kolye, para sayma makinesi, tablet bilgisayar, 22 cep telefonu, 10’u dizüstü olmak üzere 12 bilgisayar, 10 hard disk, 11 flaş bellek, 1 kayıt cihazı, 250 telefon hattı ele geçirildi, 13 şüpheli gözaltına alındı.
çetenin yaklaşık 300 miyonluk vurgun yaptığı iddia edildi.
kaynak
devamını gör...

(bkz: so what)
devamını gör...

sözlü tercüme yaparken başıma geldiğinde "slow, slow" diyerek anlamaya çalışarak tercüme yapıyorum ama bir çinlinin ingilizce konuşması, genelde çingilizce * şeklinde olduğundan birkaç saatlik böyle bir işlem sonrasında bir gün boyunca başım ağrıyor.. *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel caspar david friedrich - evening on the river (c. 1820-25)
devamını gör...

sonucu belirsiz olan matematiksel işlem.

nedenine gelince...

3 rakamını ele alarak örnek üzerinden gidelim. 3'ün herhangi bir kuvvetini bulmak için, o kuvvet kadar 3'ü birbiriyle çarparız. tabii sadece 3 için değil, tüm sayılar için bu kural geçerli.

mesela;
3⁴ = 3*3*3*3 = 81
3³ = 3*3*3 = 27
3² = 3*3 = 9
3¹ = 3
3⁰ = 1

"3 üzeri 0 neden 1 oluyormuş?" diye itiraz edebilirsiniz. yukarıdaki işlemlerde 3 üzeri 4'ten geriye doğru sonuçlara bakın; 81, 27, 9 ve 3. sırayla gidersek;
81'i 3'e bölerseniz 27
27'yi 3'e bölerseniz 9
9'u 3'e bölerseniz 3
3'ü 3'e bölerseniz 1 bulursunuz. yani bu örüntünün kendi içerisinde belirli bir matematiksel mantığı var.

o halde beklentimiz haklı bir gerekçeye dayanarak, tüm sayılar için şöyle olabilir:
3⁰ = 1
2⁰ = 1
1⁰ = 1
0⁰ = 1

***

şimdi başka bir işleme bakalım. mesela 0 üzeri 4'ten geriye sayalım bu kez.
0⁴ = 0*0*0*0 = 0
0³ = 0*0*0 = 0
0² = 0*0 = 0
0¹ = 0
bu durumda beklentimiz haklı olarak 0⁰ = 0

yukarıdaki ilk işlemlerle bu ikinci işlemlere baktığınızda karşınızda 2 farklı sonuç görürsünüz:
0⁰ = 1
0⁰ = 0

karşımıza 2 aynı işlemden 2 farklı sonuç çıktı. bunlardan birinin doğru olması, diğerinin doğru olmaması anlamına gelir. bu tutarsızlığın sonucu da matematikte belirsizliktir.
devamını gör...

sadeleştireceğiz adı altında kuşa çevrilmiş dildir. sadeleştirme çabaları hem kelime sayısının azaltılmasına hem de türkçe eklerin bağlamlarını kaybetmelerine sebep olmuştur. şahsen türkçe eklerin bağlamlarını kaybetmelerini daha büyük bir yıkım olarak görüyorum.
örneğin;
oturak, durak gibi kelimelerde kullanılan -ek eki fiilin yapıldığı yer anlamına getirir.
ama iş kampüs kelimesine türkçe karşılık bulmaya geldiğinde bu mantıkla yerleşek olması gereken kelime ne hikmetse yerleşke oluveriyor. sanki tdk'da uzman dil bilimciler değil de kelimeleri kulaklarına en hoş gelen şekilde türetmeye uğraşan insanlar çalışıyor gibi. şahsen ben bunu çıkarıyorum.

bir diğer örnek ise çıkarım kelimesi. türkçenin mantığı düşünüldüğünde bunun çıkarık veya en azından çıkarı olması gerekmiyor mu ? diyorum ya işte kulağa en hoş gelen şekilde türetiyorlar; dilin mantığına en uygun şekilde değil. bu da uzun vadede kelimelerin arkasında ki doluluk vurgularının zayıflamasına sebep oluyor. bu eksikliği de el kol hareketleriyle doldurmaya çalışıyoruz.

şahsi önerim bütün bu eklerin bağlamlarının belirlenip, türetik kelimelerin yeniden düzenlenmesidir. üstüne bir de okullarda bu bağlamlı (bağlanıklı) eklerle türetiş uygulamalarının yapılacağı dersler ekledik mi bu iş 20-30 yılda çözülür. ya şimdi ya hiç.
devamını gör...

sakar bir çocukmuşum annem yürürken bile düşüyordun diyor.buna rağmen ısrarla paten istiyordum. gizliden bir kaç defa arkadaşımdan sürmeye çalışıyordum dizler kan,yara bere içinde...ısrarlar yalvarmalar derken koruma iç güdüsüyle alınmadı haliylen.aslında çokta haklılarmış ne diyeyim ama halen iyi sürenleri görünce hep bakarım arkalarından aslında hem başaramamışlık hemde sahip olamamışlık durumuda denilebilinir.
bunun birde ponpon kız olmak istememe rağmen folklere göndermeleri var.küçük ponpon kızlar ne kadar tatlı ne kadar şekerlerdir yok illaha yöresel olacağız onun içinde dediler ki çok üşütüp hasta oluyorsun giyin kaftanları... benimki fazla korumacılık altında yaşanılan çocukluk uhdeleri işte...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

beşiktaş/ortaköy
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tekirdağ/kumbağ
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


-zamanla güncellenecektir.
devamını gör...

biri her şeye ağlıyor ; öbürü her şeye gülüyor.

yakup kadri karaosmanoğlu

resimag.com/p1/b66558954277.jpeg
devamını gör...

malum yaz geldi, havalar ısındı.

artık eskisi gibi yorgun bir gecede buzdolabına kaldırmayı unuttuğumuz yiyecekler, sabah uyandığımızda bize "günaydın" diyecek kıvama gelmiş oluyor.

iş bu sebeple, bu konuda farkındalık uyandırmak için, sıcakta çabuk bozulan yiyeceklerden aklıma gelenleri paylaşmak istedim:

süt ve süt ürünleri
et ve et ürünleri
pirilmiş gıdalar

özellikle süt ve et ürünlerinde sıcak hava ile oluşacak bakterilerin bünyede sebep olacağı olumsuz etkiler oldukça ciddi sonuçlara sebep olabilir.

eğer siz de bu ürünlerden kullanıyorsanız, azami dikkat ediniz.
devamını gör...

2018 yılında kurulmasını karar verilmiş, şöhretin basamaklarını yeni yeni çıkmaya başlayan müzik grubu. grup üyeleri ise serhat karan ve uğur ateş. ilerleyen zamanda bu grubun ismini çok daha fazla duyacağımıza eminim.
devamını gör...

insana umut aşılayan, huzur bulduran tatlış koku.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hem kendi dinine saygı bekleyip hem de benim düşüncelerime saygısızlık eden kişidir kendisi. dinden çıktığımdan beri yakın arkadaşlarıma da birer birer söylüyordum bu durumu ve merak edenlere nedenini acikliyodum. sıra merve ye geldi ona anlatması güzel olucakti çünkü yüz yüze anlatabilecektim hem de dindar bir aileden gelen dindar bir insandı başka dindar arkadaşlarıma da söylemiştim onlar saygı duyduğu için merve de değişik bir tepki vermez diye düşündüm. dinden çıkmamın en büyük şahidi olan cep boy kuran mealini de aldım yanıma havadan sudan boş yaptık birsürü en sonunda söyledim. önce şaka yapıyorum sandı sonra inandı ama bu sefer de sanki beni ikna edebilecekmis gibi ben salakmisim da bazı şeyleri anlayamiyormusum gibi muamele yapmaya başladı. hatta şey bile dedi ben seni ş kisiyle konusturiyim o seni dogru yola sokar. merve de 20 yasinda tesettürlü bir kız yani. kendisi savunamiyor dinini baskasina yonlendiriyor. neyse oturduk bi parka açtım kuran mealini nisa suresi, yasin suresi ve ahzap suresinden ayetler okuttum. sorular sordum ona bu niye böyle fln diye bir iki mırın kırın etti ama bişey diyemedi neyse sonra vaktimiz azdı artık diğer şeyleri wp den at dedi ben de tamam dedim eve gidince kırmızı hap 1 attım ateist değilim agnostiğim ama o videoyu çok seviyorum. biraz geçince izledin mi dedim izledim dedi peki ne düşündün dedim 2 gündür cevap vermiyo hatta dün lan nerdesin 1 gün geçti yazdım iletilmis ama görülmemiş yani heralde artık muhattap olmak istemiyor. kalbim çok kırıldı ama belki de böylesi iyidir.
edit: ya ben kimseye durduk yere kuran ayeti göstermedim dinden çıktım dediğim zaman neden diye soranlara gösteriyorum sadece. sormayanlara göstermiyorum. yani öyle bak bak bu ayet çok saçma nasıl inanabiliyorsun demiyorum. gösterip bunun için çıktım dinden dedim ve kimseye de kötü muamele yapmadım. neden dinden çıktın denildiginde ya öylesine canım sıkıldı cıktim mi diyim yani ne diyim. şunu da söyliyim dindar bir insana dindar denilir başka ne denilebilir ki anlamıyorum. dindarlik kelimesini o insanlar da benimsiyolar ayrıca.
bi de şu var dinsizligi tebliğ etmiyorum ama aslında etmek isterim. dini tebliğ etmek mükemmel biseyken dinsizligi tebliğ etmek niye korkunç bişey gibi geliyor size kılıç zoruyla yapmıyorum sonuçta .d sadece anlatıyorum. bence anlatma yoluyla tebliğ güzel bişey mesela bir yahudi bir hristiyana anlatabilir bir hristiyan bir müslümana müslüman ateiste anlatabilir. sıkıntı değil ya.
devamını gör...

kedi ya da köpek yavrusuna halk arasında verilen isim. yolda, sokakta, kıyıda köşede rastlarız. öyle sevimli olurlar ki, alıp evimize, varsa bahçemize götürmek isteriz.
devamını gör...

şiiri henüz hiç okumamış yazarlar için amme hizmeti olsun.


han duvarları
-osmanzade hamdi bey'e-
yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
bir dakika araba yerinde durakladı.
neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
ulukışla yolundan orta anadolu'ya.
ilk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
arkada zincirlenen yüksek toros dağları,
önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

ellerim takılırken rüzgârların saçına
asıldı arabamız bir dağın yamacına.
her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
karşıda hisar gibi niğde yükseliyordu,
sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
gitgide birer ayet gibi derinleştiler
yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"on yıl var ayrıyım kınadağı'ndan
baba ocağından yar kucağından
bir çiçek dermeden sevgi bağından
huduttan hududa atılmışım ben"
altında da bir tarih: sekiz mart otuz yedi...
gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
araya gitti diye içlenme baharına,
huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
soğuk bir mart sabahı... buz tutuyor her soluk.
ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
iki dağ ortasında boğulan bir geçide.
sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
burada son fırtına son dalı kırıyordu...
yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
gönlümde can verirken köye varmak emeli
arabacı haykırdı "işte araplıbeli!"
tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
biz menzile vararak atları çektik hana.

bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"gönlümü çekse de yârin hayali
aşmaya kudretim yetmez cibali
yolcuyum bir kuru yaprak misali
rüzgârın önüne katılmışım ben"
sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
uzun bir yolculuktan sonra incesu'daydık,
bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"garibim namıma kerem diyorlar
aslı'mı el almış haram diyorlar
hastayım derdime verem diyorlar
maraşlı şeyhoğlu satılmış'ım ben"
bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
ey maraşlı şeyhoğlu, evliyalar adağı!
bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
arabamız tutarken erciyes'in yolunu:
"hancı dedim, bildin mi maraşlı şeyhoğlu'nu?"
gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
dedi:
"hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
bizim garip şeyhoğlu buradan geçmemişti...
gönlümü maraşlı'nın yaktı kara haberi.

aradan yıllar geçti işte o günden beri
ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

faruk nafiz çamlıbel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim