siper ateşi denilen, vücut bitiyle bulaşan hastalığa yol açan bakteridir.
devamını gör...

oğlunuzun sünneti için düğün yaparken uta.... yok yok o burası değildi.

beyaz elbisenin her zaman risk olduğuna kanıt gibidir. hazırlıksız yakalanmış abla sanırım.
devamını gör...

ilk içerken güzeldir fakat mutlaka aralarda bol su için.charlsberg içip sızarsanız gece böğrünüz yanarak uyanabilir ağzınızı çeşmeye dayayıp kana kana su içebilirsiniz.
devamını gör...

ertem eğilmez'in 1965 ve 1970 yıllarında birebir aynı senaryo aynı replikler ile çektiği az bilinen bir yeşilçam şaheseri.
1965 yılı kadrosu: türkan şoray, cüneyt arkın, ekrem bora
1970 yılı kadrosu: hülya koçyiğit, göksel arsoy, ve ve ve yine ekrem bora *

ama izlemek isterseniz 1965 yapımı olan daha güzeldir.

filmin konusuna gelecek olursak:

sokaklarda şarkı söylerken bir gazinocu tarafından keşfedilip sınıf atlayan bir şarkıcıyla, aşık olduğu piyano hocasının öyküsüdür kısaca ama daha derinlemesine inceleyecek olursak . sokaklarda ikinci sınıf meyhanelerde şarkı söyleyen bir sürtükken toplumsal sınıf atlayıp yani bir sürtükten hanımefendiye dönüşme hikayesi. ama bunlara rağmen kendisini adam eden kişiye değil de gerçekten aşık olduğu kişiye gitmesi öyküsüdür. filmin son sahnesinde anlarız ki gerçekten seven kişi sevdiği kişiye kötülük yapamıyordur. bu son sahnede ekrem bora'nın bir ağlama sahnesi vardır ki değme aktörler yapamaz. bu konu ile ilgili ot dergisinden;

ertem eğilmez, sürtük filminde ekrem bora'ya o kadar ilginç bir kötü adam rolü oynatır ki, ekrem bora, sanki o filmde fransız bir kötü adamdır. ahmet tarık tekçe'yi bıçaklamak isteyen, erol taş'ın kafasında odun kıran ve tecavüzcü coşkun, daha mahalleden geçerken kapılarını pencerelerini kapatan seyirci kadınlar, belki de ilk kez bir kötü adama aşık olurlar


benim şahsi fikrim bu filmde gerçekten aşık olunacak kişi filmin ikinci adamıdır.

son sahneyi izlemek için:

izlemek için efendim.
devamını gör...

çalışırım ama sor bir nasıl çalışırım. gidip de, bir firmada beyaz yakalı olarak çalışmam. kendime kırtasiyeyi de içeren bir kitapçı dükkanı açar, mor yakalı olarak çalışırım. tabii tükkan benim olduğu için, çalışma saatlerim ve günlerim daha serbest olacaktır. e gidip biraz para da yerim yani. ama illa bir işim olur. hayatın ne getireceği belli olmaz. para bu bitiverir falan, o riske giremem.
devamını gör...

yaptığım hatayı bir de bilinçaltım yüzüme vuruyor. uyanır uyanmaz ne gereği vardı gerçekten
devamını gör...

entry sonuna nokta konur.

forumsal entry, tanım değil girdidir ve nitelik bakımından yetersizdir.

bir başlık altına gün içinde birden çok tanım girmek flood tanımdır ve hoş karşılanmaz.

bir yazara özel mesajdan ağır küfür içeren mesaj atmak ayıptır.

başlıklar nokta ile bitirilmez.

yan hesap alıp karma kasmak günahtır. *

entrynin göndergesel işlevini kullanmak mekruhtur.

i run geçici moddur. tşk.
devamını gör...

sınır bilim'i en başarılı şekilde senaryolaştırıp ekranlara yansıtmış j. j. abrams dizisi. flashforward da yayından kaldırılmayıp biraz ittirilse bu popülariteye ulaşırdı.

--- spoiler'ımsı bişiler ---

observer'ların tüm dünyaya hakim olduğu sezon -sanırım 4.- dizinin en başarılı sezonu namını hak etmekte. sebebi ise son derece distopik ve azıcık ucundan post-apocalyptic özellikler taşıyor olması. bağımlı gibi birkaç haftada tüm diziyi bitiren ben için senaryonun boşuna alternatif evrende oyalanması bu observer'ların atağa geçmesi ile görmezden gelinmiştir.

iyi atış.
devamını gör...

araştırma görevlisi olmak için kadro bulamayınca köyüne dönmüş entelektüel şirin.
devamını gör...

10 gr burma bilezik almıştım.. evin bir sürü ihtiyacı.. şimdilerde bu mümkün değil..
devamını gör...

o bir tanecik portakal bile beni çok mutlu ediyor. bir de büyük bir heyecanla hangi tanımım beğenilmiş diye bakıyorum. sevdiğim yazarlardan beğeni almak mutluluk katsayımı ikiye katlıyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: aşk)
(bkz: hain)
(bkz: kalkışma)
(bkz: erken seçim)
(bkz: terörist)
(bkz: yol)
uzuyor gidiyor.
devamını gör...

ajda pekkan'ın süperstar albümünden bayağı iyi bir parçadır. 1977 yılında çıkmıştır.

göksel'de güzel yorumlamıştır ancak ajda'dan dinlemek çok daha güzeldir.

"baksana talihe mal verir kimine
seni vermiş benim gibi birine."

devamını gör...

başrollerinde anthony hopkins, brad pitt ve claire forlani gibi başarılı isimlerin yer aldığı 1998 yapımı filmdir.
yapımcılığını unıversal studıos yapmıştır.

filmin yönetmeni martin brest ve alan smitheedir.
yapımcılığını martin brest üstlenmiştir. senarist koltuğunda bo goldman vardır. müzik tarafında ise thomas newman yer alıyor.

filmi dün gece seyrettim uzun süredir listemde yer alıyordu süresi 3 saat olduğu için bir türlü açıp izlemiyordum. dün gece oturup başından kalkmadan izledim ve sevdim.
ilginç bir senaryo. başarılı oyunculuk performansları. müziklerin kullanımı falan derken ortaya güzel bir film çıkmış.
ben bu filmi herkesin beğeneceğini düşünmüyorum. bazı insanlar benim düşündüğüm gibi düşünmeyecektir. zaten film 3 saat olduğu için bir çekinme hali olacaktır.
ben her şeyden bağımsız olarak bu filmde brad pitt tarafından sergilenen performansa bayıldım. onu seyretmekten aşırı keyif aldım. ince detaylar çok hoşuma gitti. karşısında büyük usta diyebileceğimiz çok sevdiğim anthony hopkins olunca baya baya keyif alarak seyrettim.

filmin türü fantastik, dram, romantik olarak geçiyor.
filmin konusu ise ölüm başarılı bir iş adamı olan anthony hopkins abiyi almaya geliyor. yürü lan gidiyoruz derken anlaşma yapıyorlar falan filan olaylar ilerliyor. konu bana ilginç ve hoş geldi. konu ilginizi çekerse rahatlıkla izleyebilirsiniz.
bir diğer güzel tarafa gelirsek müzikleri çok beğendim. bazı sahnelerde kullanılan müzikler filmin içinde yaşamamıza sebep oluyor. olayları daha gizemli bir hale getiriyor. 3 saatlik bir filmde seyirciyi filmin içinde tutmak kolay değildir. ben bu filmin içinde sıkılmadan kaldım.
bir diğer düşüncem ise filmi beğenmeme rağmen 3 saatime değer miydi sorusu oldu ve şu cevabı buldum.
boş vaktim olmasaydı ve kısıtlı bir zamanda lezzetli bir film izlemek isteseydim ve bu filmi izleseydim eh işte derdim. bir tık vaktime üzülürdüm. size enfes bir hikaye veya enfes bir kurgu vadetmiyor. ben vadettiğini düşünmüyorum.
boş vaktim olduğu için açtım izledim keyif aldım. eğlendim. dediğim gibi oyunculukları çok beğendim. brad pıtt çok yakışıklı ve çok güzel bir oyuncu biliyoruz ama bu filmde hayran kalıyoruz. acayipti.


ya bir insan ilk defa fıstık ezmesi yiyen birinin rolünü böyle güzel yapar mı ? acayip keyif aldım izlerken. ilk defa sevişen bir ölüm rolü yapıyor adam. yüz ifadeleri, mimikler, nefes alışverişleri mükemmeldi. bence bu filmin önemli sahnelerinden birisi ortalarda bulunan sevişme sahnesiydi. ilk defa sevişen birinin rolü ancak bu kadar güzel gösterilirdi.
filmin sonu çok ucuz geldi. havai fişekler falan ucuzdu yani. basit.
ayrıca senaryonun üzerine düşünülürse mantık hataları olduğunu göreceksiniz ama ben çok takılmadım. filmin içine girdim ve olanları seyretmek hoşuma gitti.


sonuç olarak güzel ile eh işte bir film arasında gidip geldim. izlemeye değeceğini düşünüyorum. tavsiye ederim sanırım. boş vaktiniz varsa film listenizde film kalmamışsa açın netflixten izleyin.
devamını gör...

bir yerin, şehrin, ülkenin kültürel mirasın vitrini olmasının yanı sıra bir yerin insanlarının iletişimde kalması, yan yana durması, birbirine destek verip birlikte gelişebilecekleri, çocuklarını yetiştirip eğitimlerine katkıda bulunacakları yerdir.

müze bir şehrin `wikipedia`'sı diye nitelendirilebilir, her yönüyle hem de. bir şehrin tarih sahnesinde ve günümüz dünyasındaki yerini o şehrin müzesini - müzelerini gezerek kolaylıkla öğrenebilir sıradan bir insan. bu yere dair ne kadar araştırma yapılmış, bu yerin kültürel miras varlığı ne kadar, insan eliyle kurulan uygarlıkta ne kadar payı bulunmakta, ne kadar insanın yurdu olmuş, bu insanların günlük yaşamları nasıl akıp gider, ne yiyip içip neler giyer, nerelerde ekmek parasını kazanır, kültürel veya sanatsal üretim yapar mı, eğitimi ne derece ciddiye alır, oranın insanlarının toplumsal ve maddi seviyesi neye göre belirlenir gibi akla gelebilecek bir çok soru sadece müzelere gidilerek yanıtlanabilir. çünkü en derme çatma müze bile birçok soru işaretini kaldırır, insanları düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eder, bir yerel halkın sosyalleşmesine, iş birliği yapmasına aracı olur.

bugün hiç beğenmediğiniz bir kentte öyle bir müzeye denk gelirsiniz ki hayret edersiniz. tanrının unuttuğu yer dediğiniz bir dağın başı öyle bir müzenin evi olur ki, o yerin gelir kaynakları coşar. ya da çok uzağa gitmeye gerek yok, öylesine önünden geçerken giriverdiğiniz bir müzede bir eğitimci öyle bir etkinlik düzenler ki zihninizde nice kapılar açılır. bozuk para, çanak çömlek deyip geçilenlerin ardındaki nice hikaye keşfedilmeyi bekliyor. hasbelkader yurtdışında havası olsun diye gidilen bir müzede bu coğrafyadan bir şey görüp "adamlar tarihe değer veriyo yeaa" demek de var elbette, ancak gözümüzün önündekine değer vermeyince böyle uçup gittiğini de fark etmemiz gerek bir an önce. belki o zaman kültürel mirasıyla ün kazanıp gerçek değerini bulan bir ülkede yaşamaya başlayabiliriz.
devamını gör...

2018 yapımı 16 bölümlük dizidir kendisi. kendisini anlayışlı ve kibar erkek rollerinde görmeye alışkın olduğum jung ha-in ve son ye-jin başrollerini paylaşıyor. dizinin kendisi günlük hayatta karşılaşabileceğiniz klasik bir romantizmi ve onun yarattığı sorunları ele alıyor. elbette bunu biraz daha güzelleyerek anlatıyor ama gerçekçiliğini kaybetmiyor.

kadın karakterimiz jin-ah otuzlu yaşlarını bitirmeye yakın ve kötü bir ilişkinin sonlarına doğru sürüklenmekte olan bir karakterdir ancak ailesinden gördüğü baskı nedeniyle bu ilişkiye mahkum edilir. ayrıca iş yerinde kendisine yapılan mobinglere ve tacizlere göz yummak zorunda kalmaktadır. bu özellikleri bize jin-ah'ın itaatkar bir tiplemesi olduğunu gösterse de sabırlı bir insan olduğunu da açık eder. zira bu kadar baskıya, diretmeye ve iradesi dışında yaşanan olaylara gösterdiği tepkiler ancak fazlasıyla sabırlı olan bir insanın yapacağı iştir.

joon-hee ise jin-ah'ın en yakın arkadaşının küçük kardeşidir. bu yüzden aralarında bir ilişki başladığında yaş farkından dolayı çok fazla ayıplanacaklarının farkındadırlar. sanırım ha-in daha çok toplumun muhafazakâr kesiminin hoş görmediği ilişkiler içindeki rolleri oynamayı seviyor. aynısı one spring night için de geçerli. o yüzden aktörün bu tavrını seviyorum. bu dizide kendinden büyük biriyle ilişkisindeki tavırları oldukça tutarlı ve birçok erkeğe göre mantıklı. hayatındaki kadının çizdiği sınırların dışına çıkmıyor ve ona gerçekten saygı besliyor. jin-ah'ın verdiği kararlar yanlış olsa bile onun yanında durmaktan vazgeçmiyor. çerezlik bir dizi ancak izlemekten kendinizi alıkoyamayacaksınız.
devamını gör...

yanında ayracı olmayan veya sadece kitapları gereksiz abartmayan insandır.
devamını gör...

"kendinizi,kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin."
sözüne hayat verebilmiş insandır. kendisiyle olduğu sürece sıkılmayacaktır, belki hülyalara dalacak, belki yeri gelecek kendini yerden yere vuracak, belki de ruhunun ellerinden tutup dansa kaldıracaktır. zihninde ki her bir olay bir dans, bir valsdir. kendini tanımaya çalışacak, zaten tanıyorsa daha da derin muhabbetler açacak, onu neyin mutlu edeceğini bildiği uğraşlarını sıraya dizecek, tek tek sayacaktır. bilmiyorsa yeni keşiflere çıkacak yeni bir uğraş satın alacaktır zihninin köşe başındaki hiç girmediği dükkandan. bahsedilen ki muhtemelen kendine yetebilmeyi öğrenmiş insan olacaktır. ne mutludur ona, kendine iyi bir arkadaş da olacaktır.
devamını gör...

" şu telaşlarım bir bitse diyorum. belki uzaklara giderim. çoktandır gitmek istediğim yollar var. "
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim