başladım yürümeye
sene 1998. mavi sakal, kan kokusu albümünü çıkarmış. bir şekilde kaseti aldım. tabi bir şekilde derken illegal yollardan bahsetmiyorum elbette.* cebimdeki harçlığı son kuruşuna kadar verip almıştım kaseti. o sebeple de üzerimde hatırı sayılır bir gerginlik vardı. albüm kötü çıkarsa ölü yatırım yapmış olacaktım, okuldaki ekmek arası patates keyfinden de mahrum kalacaktım. yani mevzu sıkıntılıydı. kalmıştım iki arada bir derede. bir heyecan açtım kasetin kapağını, çıkardım ve yerleştirdim walkman'e...
tabi çoklarınız bilmez o muhteşem teknolojiyi. japonlar yapmıştı yine yapacağını ve teknolojiyi kulaklarımıza getirmişti. zaten teknolojinin geldiği en son seviye walkman'dir benim gözümde, sonrasında çok bozdu. bozuk teknoloji ile aram bozuk anlayacağınız.
neyse efendim, taktım kulaklıkları. ve başladım yürümeye... albüm üvertür adlı parça ile başlıyor. hımm tamam derken arkadan ikinci şarkı girdi; balta! şarkıya resmen bayılmıştım. içimden helal olsun size tüm harçlığım diyerek yürümeye devam ediyorum. balta bitiyor, ne kadar başlıyor, o şarkının da farklı bir tadı var. ama enteresan bir şey oluyor o noktada, eve dönüş yolunda yol ayrımımız vardı bizim, tam o yol ayrımının başına geldiğimde iki yol adlı şarkı çalmaya başlamasın mı? işte orada ruhani bir şeylerden şüpheleniyorum.* şarkının girişi de çoğunuzun bildiği gibi şöyle; ''neden soruyosun, nereye gideyim, iki yol var demiştin, hangisini seçeyim?'' elbette eve gideni seçeceğim bu da soru mu yahu? falan derken 8. şarkıya kadar geldim. işte o anda başladım yürümeye adlı şarkıya geçiş yaptık. ben zaten yürümeye başlamıştım ama yol bir türlü bitmiyordu. albümü dinleyeceğim diye yürümeyi tercih etmiştim ve işte bu şarkının girişi ile birlikte tabiri caizse gaza geldim. enerji ile doldum.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
birden bire her şey,
her şey iyi, her şey güzel
geldi bana...
başladım isyana
bir de baktım yine baştayım,
baştayım.
birden bire her şey,
her şey yazık, her şey değmez
geldi bana...
ne için?
kim için ?
ne için
sözler benim için muazzam. basit ama derin. müziğin de tadından yenmiyor. ritimler, riffler içimi kıpır kıpır ediyor. çalarım ben bunu deyip gazlanmış kendime iyice gaz veriyorum. elektro gitar sevdasına yeni kapılmışız, çocuk yaşta sayılırız, malum her şeyi yapmak çok basit o yaşlarda(!) o özgüvenle şarkıyı bitiriyorum. sonrasında 9. şarkıya geçmiyorum, şarkıyı başa sarıyorum. zira tekrar dinlemem lazım. ''başladım tekrar yürümeye, bir de baktım yine baştayım...'' derken sesim biraz yüksek çıkmış olmalı, çevremde olup bitenin farkında değilim, kafamı hafif hafif sallayarak ilerliyorum. işte olan da o anda oluyor. enseme bir şaplak yiyiveriyorum. lan ne oluyor? kim bu derken, kulaklık çıkartılıyor kulaklarımdan... ''başlarım senin yürümene ''diye bir ses işitiyorum. dönüyorum bakıyorum ki, rahmetli babam gülümseyerek beni sarsıyor. sonra kakara kikiri beraberce eve doğru ilerliyoruz.
işte bu yüzden en sevdiğim şarkılardan birisi olan ''başladım yürümeye'' isimli şarkı, rahmetli babam sayesinde, benim için ''başlarım senin yürümene'' adını almış oldu. hala severek dinler ve söylerim. kendisini kaybettikten sonra da, başka bir anlamlı geliyor artık...
işte böyle. eh o halde dinleyiverin gari;
tabi çoklarınız bilmez o muhteşem teknolojiyi. japonlar yapmıştı yine yapacağını ve teknolojiyi kulaklarımıza getirmişti. zaten teknolojinin geldiği en son seviye walkman'dir benim gözümde, sonrasında çok bozdu. bozuk teknoloji ile aram bozuk anlayacağınız.
neyse efendim, taktım kulaklıkları. ve başladım yürümeye... albüm üvertür adlı parça ile başlıyor. hımm tamam derken arkadan ikinci şarkı girdi; balta! şarkıya resmen bayılmıştım. içimden helal olsun size tüm harçlığım diyerek yürümeye devam ediyorum. balta bitiyor, ne kadar başlıyor, o şarkının da farklı bir tadı var. ama enteresan bir şey oluyor o noktada, eve dönüş yolunda yol ayrımımız vardı bizim, tam o yol ayrımının başına geldiğimde iki yol adlı şarkı çalmaya başlamasın mı? işte orada ruhani bir şeylerden şüpheleniyorum.* şarkının girişi de çoğunuzun bildiği gibi şöyle; ''neden soruyosun, nereye gideyim, iki yol var demiştin, hangisini seçeyim?'' elbette eve gideni seçeceğim bu da soru mu yahu? falan derken 8. şarkıya kadar geldim. işte o anda başladım yürümeye adlı şarkıya geçiş yaptık. ben zaten yürümeye başlamıştım ama yol bir türlü bitmiyordu. albümü dinleyeceğim diye yürümeyi tercih etmiştim ve işte bu şarkının girişi ile birlikte tabiri caizse gaza geldim. enerji ile doldum.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
başladım yürümeye
bir de baktım yine baştayım.
baştayım.
birden bire her şey,
her şey iyi, her şey güzel
geldi bana...
başladım isyana
bir de baktım yine baştayım,
baştayım.
birden bire her şey,
her şey yazık, her şey değmez
geldi bana...
ne için?
kim için ?
ne için
sözler benim için muazzam. basit ama derin. müziğin de tadından yenmiyor. ritimler, riffler içimi kıpır kıpır ediyor. çalarım ben bunu deyip gazlanmış kendime iyice gaz veriyorum. elektro gitar sevdasına yeni kapılmışız, çocuk yaşta sayılırız, malum her şeyi yapmak çok basit o yaşlarda(!) o özgüvenle şarkıyı bitiriyorum. sonrasında 9. şarkıya geçmiyorum, şarkıyı başa sarıyorum. zira tekrar dinlemem lazım. ''başladım tekrar yürümeye, bir de baktım yine baştayım...'' derken sesim biraz yüksek çıkmış olmalı, çevremde olup bitenin farkında değilim, kafamı hafif hafif sallayarak ilerliyorum. işte olan da o anda oluyor. enseme bir şaplak yiyiveriyorum. lan ne oluyor? kim bu derken, kulaklık çıkartılıyor kulaklarımdan... ''başlarım senin yürümene ''diye bir ses işitiyorum. dönüyorum bakıyorum ki, rahmetli babam gülümseyerek beni sarsıyor. sonra kakara kikiri beraberce eve doğru ilerliyoruz.
işte bu yüzden en sevdiğim şarkılardan birisi olan ''başladım yürümeye'' isimli şarkı, rahmetli babam sayesinde, benim için ''başlarım senin yürümene'' adını almış oldu. hala severek dinler ve söylerim. kendisini kaybettikten sonra da, başka bir anlamlı geliyor artık...
işte böyle. eh o halde dinleyiverin gari;
devamını gör...
klinofobi
yatağa gitmekten korkmaktır. bu fobiye sahip kişiler, yatağa gitmekten korkarlar bunun en büyük sebebi de kabus göreceklerini düşünmeleridir.
devamını gör...
wilson ilkeleri
savaşa hayır amacı içeren 14 ilkedir.
1. dünya savaşı sonlandıktan sonra abd başkanı woodrow wilson bir daha böyle bir savaş yaşanmasın amacıyla bu ilkeleri yazmıştır.
mantıklı şekilde ortaya çıkıp bir dakika baba biz ne yapıyoruz ayıp değil mi ya üslubu ile hareket etmiştir. tabi dünya o kadar tatlı naif değildir insanoğlu yerler ulan senin ilkelerini diyerek hareket etmeye devam etmiştir.
sonra devletler kafasına göre yorumlayınca bu ilkeleri kılıfa uydurarak 2. dünya savaşı çıkmıştır ve bu ilkeler amacını yitirmiştir.
tabi burada wilson amcanın ne kadar samimi olduğu veya ne kadar barış içerisinde yaşamayı düşündüğü belli değildir bilemiyoruz işin içinde ameriga olabilir.
bu ilkeler şöyledir.
1. tam bir açıklık içinde varılmış barış anlaşmalarından sonra hiçbir özel uluslararası anlaşmaya gidilmemeli ve diplomatik etkinlik her zaman içtenlikle ve kamuoyunun gözü önünde yürütülmelidir.
2. denizlerin uluslararası sözleşmeler gereğince bütünüyle ya da kısmen kapatılabilmesi dışında, savaşta ve barışta karasuları dışındaki bütün denizlerde mutlak seyrüsefer serbestliği sağlanmalıdır.
3. barışı onaylayan ve korumak için anlaşan ülkeler arasındaki bütün ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı ve ticaretin eşitlik temelinde yürütülmesi sağlanmalıdır.
4. her ülkede silah gücünün iç güvenliği sağlamaya yetecek en düşük düzeye indirilmesi için yeterli güvenceler karşılıklı olarak verilmelidir.
5. sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır.
6. rusya imparatorluğu’na ait bütün topraklardan yabancı askerler çekilmeli, rusya’yı ilgilendiren bütün sorunlar, kendi siyasal gelişimini ve ulusal politikalarını bağımsızca belirlemesine olanak verecek biçimde dünyanın öbür uluslarının en uygun ve özgür işbirliğiyle çözülmeli, rusya’nın kendi belirleyeceği kurumsal yapıyla özgür uluslar topluluğuna içtenlikle kabul edimesi, hatta gereksinim duyabileceği ya da isteyebileceği her türlü yardımın yapılması sağlanmalıdır. gelecek birkaç ay içinde öbür ulusların rusya’ya karşı tutumları iyi niyetlerinin, rusya’nın gereksinimlerinin kendi çıkarlarından farklılığını kavrayıp kavramadıklarının ve bencillikten uzak, akıllı bir yaklaşımla onun sorunlarına yakınlık duyup duymadıklarının kesin göstergesi olacaktır.
7. yabancı askerler belçika’dan çekilmeli ve bu ülke hiçbir kısıtlama olmaksızın bütün öbür özgür ulusların sahip olduğu egemenlik haklarına yeniden kavuşmalıdır. bunun gerçekleşmesi, ulusların birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla koydukları kurallara duydukları güvenin yeniden sağlanmasında en önemli rolü oynayacaktır. bu düzeltme yapılmadan uluslararası hukukun yapısı ve geçerliliği örselenmiş kalacaktır.
8. bütün fransız toprakları özgürlüğüne kavuşmalı ve işgal edilen kesimler geri verilmelidir. 1871'de alsace-lorraine konusunda fransa’ya prusya tarafından yapılan ve yaklaşık elli yıldır dünyada istikrarlı bir barışın kurulmasını önleyen haksızlık, herkesin çıkarlarına olan barışın yeniden sağlanabilmesi için düzeltilmelidir.
9. italya’nın sınırları, açıkça belirlenmiş ulusal sınırlar temelinde yeniden çizilmelidir.
10. avusturya-macaristan halklarının uluslar arasındaki yeri korunmalı ve güvence altına alınmalı, bu halklara özerk gelişme olanağı tanınmalıdır.
11. yabancı askerler romanya, sırbistan ve karadağ’dan çekilmeli, işgal edilen topraklar geri verilmelidir. sırbistan’a denize serbest ve güvenli çıkış sağlanmalıdır. çeşitli balkan devletleri arasındaki ilişkiler tarihsel bağlılık ve ulusal sınırlar temelinde dostça görüşmeler yoluyla yürütülmelidir. balkan devletlerinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğüne ilişkin uluslararası güvenceler anlaşmada yer almalıdır.
12. bugünkü osmanlı imparatorluğu’ndaki türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. ayrıca çanakkale boğazı uluslararası güvencelerle gemilerin özgürce geçişine ve uluslararası ticarete sürekli açık tutulmalıdır.
13. polonyalıların yaşadığı tartışmasız olan toprakları içine alacak bağımsız bir polonya devleti kurulmalı, bu devletin denize serbest ve güvenli çıkışı sağlanmalı, siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğü de uluslararası sözleşmeyle güvence altına alınmalıdır.
14. büyük küçük bütün devletlerin siyasal bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü konusunda karşılıklı güvence vermek üzere özel sözleşmelerle bütün ulusları içine alan bir birlik oluşturulmalıdır.
1. dünya savaşı sonlandıktan sonra abd başkanı woodrow wilson bir daha böyle bir savaş yaşanmasın amacıyla bu ilkeleri yazmıştır.
mantıklı şekilde ortaya çıkıp bir dakika baba biz ne yapıyoruz ayıp değil mi ya üslubu ile hareket etmiştir. tabi dünya o kadar tatlı naif değildir insanoğlu yerler ulan senin ilkelerini diyerek hareket etmeye devam etmiştir.
sonra devletler kafasına göre yorumlayınca bu ilkeleri kılıfa uydurarak 2. dünya savaşı çıkmıştır ve bu ilkeler amacını yitirmiştir.
tabi burada wilson amcanın ne kadar samimi olduğu veya ne kadar barış içerisinde yaşamayı düşündüğü belli değildir bilemiyoruz işin içinde ameriga olabilir.
bu ilkeler şöyledir.
1. tam bir açıklık içinde varılmış barış anlaşmalarından sonra hiçbir özel uluslararası anlaşmaya gidilmemeli ve diplomatik etkinlik her zaman içtenlikle ve kamuoyunun gözü önünde yürütülmelidir.
2. denizlerin uluslararası sözleşmeler gereğince bütünüyle ya da kısmen kapatılabilmesi dışında, savaşta ve barışta karasuları dışındaki bütün denizlerde mutlak seyrüsefer serbestliği sağlanmalıdır.
3. barışı onaylayan ve korumak için anlaşan ülkeler arasındaki bütün ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı ve ticaretin eşitlik temelinde yürütülmesi sağlanmalıdır.
4. her ülkede silah gücünün iç güvenliği sağlamaya yetecek en düşük düzeye indirilmesi için yeterli güvenceler karşılıklı olarak verilmelidir.
5. sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır.
6. rusya imparatorluğu’na ait bütün topraklardan yabancı askerler çekilmeli, rusya’yı ilgilendiren bütün sorunlar, kendi siyasal gelişimini ve ulusal politikalarını bağımsızca belirlemesine olanak verecek biçimde dünyanın öbür uluslarının en uygun ve özgür işbirliğiyle çözülmeli, rusya’nın kendi belirleyeceği kurumsal yapıyla özgür uluslar topluluğuna içtenlikle kabul edimesi, hatta gereksinim duyabileceği ya da isteyebileceği her türlü yardımın yapılması sağlanmalıdır. gelecek birkaç ay içinde öbür ulusların rusya’ya karşı tutumları iyi niyetlerinin, rusya’nın gereksinimlerinin kendi çıkarlarından farklılığını kavrayıp kavramadıklarının ve bencillikten uzak, akıllı bir yaklaşımla onun sorunlarına yakınlık duyup duymadıklarının kesin göstergesi olacaktır.
7. yabancı askerler belçika’dan çekilmeli ve bu ülke hiçbir kısıtlama olmaksızın bütün öbür özgür ulusların sahip olduğu egemenlik haklarına yeniden kavuşmalıdır. bunun gerçekleşmesi, ulusların birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla koydukları kurallara duydukları güvenin yeniden sağlanmasında en önemli rolü oynayacaktır. bu düzeltme yapılmadan uluslararası hukukun yapısı ve geçerliliği örselenmiş kalacaktır.
8. bütün fransız toprakları özgürlüğüne kavuşmalı ve işgal edilen kesimler geri verilmelidir. 1871'de alsace-lorraine konusunda fransa’ya prusya tarafından yapılan ve yaklaşık elli yıldır dünyada istikrarlı bir barışın kurulmasını önleyen haksızlık, herkesin çıkarlarına olan barışın yeniden sağlanabilmesi için düzeltilmelidir.
9. italya’nın sınırları, açıkça belirlenmiş ulusal sınırlar temelinde yeniden çizilmelidir.
10. avusturya-macaristan halklarının uluslar arasındaki yeri korunmalı ve güvence altına alınmalı, bu halklara özerk gelişme olanağı tanınmalıdır.
11. yabancı askerler romanya, sırbistan ve karadağ’dan çekilmeli, işgal edilen topraklar geri verilmelidir. sırbistan’a denize serbest ve güvenli çıkış sağlanmalıdır. çeşitli balkan devletleri arasındaki ilişkiler tarihsel bağlılık ve ulusal sınırlar temelinde dostça görüşmeler yoluyla yürütülmelidir. balkan devletlerinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğüne ilişkin uluslararası güvenceler anlaşmada yer almalıdır.
12. bugünkü osmanlı imparatorluğu’ndaki türk kesimlerine güvenli bir egemenlik tanınmalı, türk yönetimindeki öbür uluslara da her türlü kuşkudan uzak yaşam güvenliğiyle özerk gelişmeleri için tam bir özgürlük sağlanmalıdır. ayrıca çanakkale boğazı uluslararası güvencelerle gemilerin özgürce geçişine ve uluslararası ticarete sürekli açık tutulmalıdır.
13. polonyalıların yaşadığı tartışmasız olan toprakları içine alacak bağımsız bir polonya devleti kurulmalı, bu devletin denize serbest ve güvenli çıkışı sağlanmalı, siyasal ve ekonomik bağımsızlığıyla toprak bütünlüğü de uluslararası sözleşmeyle güvence altına alınmalıdır.
14. büyük küçük bütün devletlerin siyasal bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü konusunda karşılıklı güvence vermek üzere özel sözleşmelerle bütün ulusları içine alan bir birlik oluşturulmalıdır.
devamını gör...
yaş ilerledikçe azalan şeyler
kızgınlık seviyem. eskiden birine kızdığımda yıllarca küs kalabilir zerre de bundan hayıflanmazdım. yaş aldıkça kızdığım kişilere küsmeyecek kadar yok saydığımı farkettim.
“onlar yoktu
bakıyorlar, bekliyorlar, öldürüyorlardı.insanlara görünmüyorlardı.”
onlar yoktu- dean koontz
“onlar yoktu
bakıyorlar, bekliyorlar, öldürüyorlardı.insanlara görünmüyorlardı.”
onlar yoktu- dean koontz
devamını gör...
muhyiddin ibnü'l-arabi
vahdet-i vücud anlayışını/inanışını oluşturan gezgin.
muhyiddin ibnül arabi, ibn rüşd’ün öğrencisidir. ibn rüşd’ün, dönemin islam bilginleri arasında aristoteles, platon gibi filozofların fikirleriyle çalışan bir islam bilgini olmasının, muhyiddin’in gelişimi açısından önemi büyüktür. muhyiddin’in rüyasında gördüğü, ibn rüşd’le arasına perde çekilmesi hadisesini, inanç olarak ayrı yollara girmek olarak yorumlaması nedeniyle öğrencilik yıllarından sonra ibn rüşd’le hiç bir araya gelmediği söylenir.
“hakikat, ister feylesof tarafından keşif ve ilham yoluyla ifade edilmiş bulunsun. isterse mukaddes kitaplar tarafından telkin edilsin, müsavidir; yeter ki hale ve makama uygun olsun,” demiştir.
görüşleri/inancı sebebiyle dönemin islam bilginleri tarafından şeyh-ül ekber ve katl-i vacib şeklinde çok ayrı iki noktada değerlendirilmiş. özellikle vahdet-i vücud anlayışında “hakikat” olarak adlandırılan olguyu, halka yaymak, tanıtmak amacıyla beş yüzden fazla eser yazdığına dair söylemler dikkat çekici. muhyiddin ile ilgili veya tassavuf görüşüyle ilgili çok keskin iki ayrı noktanın muhyiddin’i yorumlaması sebebiyle, fikirlerinin ve kimliğinin yorumlanmasına dair çelişkiler mevcut. bugün bile hakkında yazılanları okurken tarafsız bir bakış açısı bulmak çok zor.
tay kabilesine mensup olduğu, medrese eğitiminden sonra malatya, konya, şam, mekke gibi şehirlerde bir çok islam bilgini ile teması olduğu ve “hakikat” kavramını halka yaymaya çalıştığı kaynaklarda var.
halihazırda hakkında bulunan ‘marsa astral seyahatle yazı yazdı’, ‘yavuz sultan selim şam’da onu rüyasında görüp mezarını çöplükte bulur, türbesini yaptırır’ gibi metafiziksel söylemlerin tasavvuf anlayışı ile ilgili bazı tarikatler ve islamın gayb denen mistik öğretileri kısmıyla ilgilenenler tarafından ortaya atıldığını söylemekte yanlış olmaz sanırım.
muhyiddin ibnül arabi, ibn rüşd’ün öğrencisidir. ibn rüşd’ün, dönemin islam bilginleri arasında aristoteles, platon gibi filozofların fikirleriyle çalışan bir islam bilgini olmasının, muhyiddin’in gelişimi açısından önemi büyüktür. muhyiddin’in rüyasında gördüğü, ibn rüşd’le arasına perde çekilmesi hadisesini, inanç olarak ayrı yollara girmek olarak yorumlaması nedeniyle öğrencilik yıllarından sonra ibn rüşd’le hiç bir araya gelmediği söylenir.
“hakikat, ister feylesof tarafından keşif ve ilham yoluyla ifade edilmiş bulunsun. isterse mukaddes kitaplar tarafından telkin edilsin, müsavidir; yeter ki hale ve makama uygun olsun,” demiştir.
görüşleri/inancı sebebiyle dönemin islam bilginleri tarafından şeyh-ül ekber ve katl-i vacib şeklinde çok ayrı iki noktada değerlendirilmiş. özellikle vahdet-i vücud anlayışında “hakikat” olarak adlandırılan olguyu, halka yaymak, tanıtmak amacıyla beş yüzden fazla eser yazdığına dair söylemler dikkat çekici. muhyiddin ile ilgili veya tassavuf görüşüyle ilgili çok keskin iki ayrı noktanın muhyiddin’i yorumlaması sebebiyle, fikirlerinin ve kimliğinin yorumlanmasına dair çelişkiler mevcut. bugün bile hakkında yazılanları okurken tarafsız bir bakış açısı bulmak çok zor.
tay kabilesine mensup olduğu, medrese eğitiminden sonra malatya, konya, şam, mekke gibi şehirlerde bir çok islam bilgini ile teması olduğu ve “hakikat” kavramını halka yaymaya çalıştığı kaynaklarda var.
halihazırda hakkında bulunan ‘marsa astral seyahatle yazı yazdı’, ‘yavuz sultan selim şam’da onu rüyasında görüp mezarını çöplükte bulur, türbesini yaptırır’ gibi metafiziksel söylemlerin tasavvuf anlayışı ile ilgili bazı tarikatler ve islamın gayb denen mistik öğretileri kısmıyla ilgilenenler tarafından ortaya atıldığını söylemekte yanlış olmaz sanırım.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözlük...
ama öyle sonbaharın serin bir cumartesi sabahında, uzun zamandır hoşlandığınız hanımefendi ile spontane bir şekilde gerçekleşen bir kahvaltı randevusu için buluşmuşsunuz da; gittiğiniz mekanda, tam da o hanımefendinin hayretli bakışları eşliğinde, yaklaşık 40 dakika önce uyandığı yüzündeki yastık izinden, ''akşam olsa da eve gitsek'' hayıflanması tebessümden hayli uzak suratından okunan garsonu masaya çağırmak üzere, getireceği alaman çukulatalarının heyecanıyla buruk bir sevinç içinde gurbete giden babaannesini uğurlayan vefalı bir torun gibi, dakikalarca, kan ter içinde kalacak biçimde elinizi kolunuzu sallamışsınız da, o boynuzu kırılası iblis garson tarafından tüm çabalarınıza rağmen farkedilememeniz üzerine, rahmetli nur subaşının o kallavi sesi gibi ''iiiiiieeeeeeehhhh'' nidası ile tüm bakışları üzerinize çekmişsiniz gibi boktan bir günaydın değil elbet...
mutfaktan gelen ve size '5 dakika daha' demenize fırsat vermeyecek kadar lezzetli bir pişi kokusuyla uyanmışsınız gibi bir günaydın...
porselen demlikte demlenmiş çaya biraz kaçak çay, biraz karanfil atılmış gibi bir günaydın...
miss gibi bir günaydın...
ama öyle sonbaharın serin bir cumartesi sabahında, uzun zamandır hoşlandığınız hanımefendi ile spontane bir şekilde gerçekleşen bir kahvaltı randevusu için buluşmuşsunuz da; gittiğiniz mekanda, tam da o hanımefendinin hayretli bakışları eşliğinde, yaklaşık 40 dakika önce uyandığı yüzündeki yastık izinden, ''akşam olsa da eve gitsek'' hayıflanması tebessümden hayli uzak suratından okunan garsonu masaya çağırmak üzere, getireceği alaman çukulatalarının heyecanıyla buruk bir sevinç içinde gurbete giden babaannesini uğurlayan vefalı bir torun gibi, dakikalarca, kan ter içinde kalacak biçimde elinizi kolunuzu sallamışsınız da, o boynuzu kırılası iblis garson tarafından tüm çabalarınıza rağmen farkedilememeniz üzerine, rahmetli nur subaşının o kallavi sesi gibi ''iiiiiieeeeeeehhhh'' nidası ile tüm bakışları üzerinize çekmişsiniz gibi boktan bir günaydın değil elbet...
mutfaktan gelen ve size '5 dakika daha' demenize fırsat vermeyecek kadar lezzetli bir pişi kokusuyla uyanmışsınız gibi bir günaydın...
porselen demlikte demlenmiş çaya biraz kaçak çay, biraz karanfil atılmış gibi bir günaydın...
miss gibi bir günaydın...
devamını gör...
şekersiz çay sade kahve ve bitter çikolata insanı
gerçek aromanın lezzetin peşinde olan insandır. esaslıdır bir kere. öyle antin kuntin şeylerle tatmin olmaz.
kahve içeceksen o eşsiz tadı sütle ya da şekerle bozmaya hakkın yok!
nitekim iyi demlenmiş bir çay da asla şekerli içilemez!
e gerçek kakao tadını da ancak bitter çikolata ile alabilirsiniz, kaldı ki ülkemizdeki bitter çikolatalar o kadar iyi değiller. en az yüzde seksen kakao oranı şart!
evet tarikatımıza hoş geldiniz!*
kahve içeceksen o eşsiz tadı sütle ya da şekerle bozmaya hakkın yok!
nitekim iyi demlenmiş bir çay da asla şekerli içilemez!
e gerçek kakao tadını da ancak bitter çikolata ile alabilirsiniz, kaldı ki ülkemizdeki bitter çikolatalar o kadar iyi değiller. en az yüzde seksen kakao oranı şart!
evet tarikatımıza hoş geldiniz!*
devamını gör...
yazarların yaşadığı en utanç verici anı
lise yıllarında sevgilim olmayan bir kızla sevişmiştim. küçük yer olduğu için de her yerde duyulmuştu haliyle.
sırf bu sebepten bir gün dershanenin önünden yürürken dershane önünde takılan kız erkek kim varsa yaklaşık kırk kişi hepsi muhabbeti kesip birden bana bakmıştı. içimden yanlış bir şey mi yaptım deyip utanmıştım.
şimdi böyle bir şey olsa şeyimde olmaz herhalde. duygusallık da kalmadı artık.
sırf bu sebepten bir gün dershanenin önünden yürürken dershane önünde takılan kız erkek kim varsa yaklaşık kırk kişi hepsi muhabbeti kesip birden bana bakmıştı. içimden yanlış bir şey mi yaptım deyip utanmıştım.
şimdi böyle bir şey olsa şeyimde olmaz herhalde. duygusallık da kalmadı artık.
devamını gör...
sözlüğün düz yazarları
başta şahsımın olduğu yazarlardır. hiçbir enler listesinde yoklardır. sözlüğün en sevilen, en sevilmeyen, en troll, en gülümseten, en polemikli listelerinde yoksanız sizler de sözlüğün düz yazarlar kulübündesinizdir efendim.
devamını gör...
13 mayıs 2021 normal sözlük bayramlaşması
bayram namazından sonra el öpülerek başlardı bayram,ne bayram namazı ne sevdiklerimizin öpülecek elleri var şimdi...bizbize kutluyoruz bu bayramı sözlük...bayramınız bayram olsun yazar kardeşlerim..
devamını gör...
ezgi mola'nın musa orhan davasında para cezasına çarptırılması
haksızdı zaten. kanunlar önünde suçu kanitlanmamis insana kendi kafasına göre suçlu gösterip asagilayip hakaret etme hakkı yok. miktar da az bence. insanlara hakaret etmenin cezası 5 bin lira olmamalı. hem adaleti savunup, kanunların yetersiz olduğundan bahsedip, dava dosyasını görmeden, bu alanda yetkili olmadan hem kendi adalet terazsine göre
insanları hedef haline getirmenin cezası bu olmamalı.
insanları hedef haline getirmenin cezası bu olmamalı.
devamını gör...
dedesinin mezar taşını okuyamayan tek toplum
ne dertler varmış be dedirten başlık.her gece ,her saat ve her gün bunu düşünürüm *
devamını gör...
herkes yerine herkez yazan insan
herkez olan insandır. herkes olacak kadar gelişmemiştir.
devamını gör...
yazılacak kitabın ilk cümlesi
ve son..
devamını gör...
normal sözlük’te radikal islamcı patlaması
iki gündür istikrarlı şekilde açılan başlıklarla ortada olan durum. neyin peşindesiniz yahu. gidin taksimde tebliğcilik yapın. atatürk'e düşman, türk'e düşman, cumhuriyete düşman. sözlük format değiştirdi de haberimiz mi yok.
devamını gör...
açılan başlığın tutmaması
orda bir başlık var bir profilde. yorumlanmasa da, tutmasa da o başlık bizim başlığımızdır.
devamını gör...
girift radyo yayını
herkese hello, aykut'a selamun aleyküm
ayşama girift var.
aykut radyo bi şeysi olduğu için girifti geri plana atmış olabilir * ama ben hep halkın yanındayım.
biraz ciğer dağlayan günler yaşıyoruz
ama tutunacak dal illa ki var.
bizi çok üzüyorlar ama sabah kalkıp dükkanı açıyoruz
annemiz de göz yaşlarını silip kahvaltı hazırlıyor falan.
21.00 da gelin biraz sohbet edelim biraz müzik dinleyelim
thedansözkiller sen gelme ulan ayı
şaka şaka gel dinle ve bizi mesaja boğ.
ayşama girift var.
aykut radyo bi şeysi olduğu için girifti geri plana atmış olabilir * ama ben hep halkın yanındayım.
biraz ciğer dağlayan günler yaşıyoruz
ama tutunacak dal illa ki var.
bizi çok üzüyorlar ama sabah kalkıp dükkanı açıyoruz
annemiz de göz yaşlarını silip kahvaltı hazırlıyor falan.
21.00 da gelin biraz sohbet edelim biraz müzik dinleyelim
thedansözkiller sen gelme ulan ayı
şaka şaka gel dinle ve bizi mesaja boğ.
devamını gör...
girift radyo yayını
beyler gün içerisinde moralimi bozan olaylar yaşandı, hanginiz maşallah demedi çabuk söylesin.
ama aykut modum düşmesin diye bana dostane yaklaşımlarda(!) bulundu.
gözümdeki yaşları sildim beklemedeyim.
ama aykut modum düşmesin diye bana dostane yaklaşımlarda(!) bulundu.
gözümdeki yaşları sildim beklemedeyim.
devamını gör...
dw türkçe
açılımı deutsche welle olan alman haber kanalının türkiye açılımıdır.
youtube kanallarında harika araştırmalarda bulunuyorlar.
ana sayfama sıcak sıcak, ""siyasal islam beni ateizme itti” | dindar nesil projesi başarılı oldu mu? " videosu düştü.
muhakkak izlenesi bir içerik olmuş.
youtube kanallarında harika araştırmalarda bulunuyorlar.
ana sayfama sıcak sıcak, ""siyasal islam beni ateizme itti” | dindar nesil projesi başarılı oldu mu? " videosu düştü.
muhakkak izlenesi bir içerik olmuş.
devamını gör...
