günaydın sözlük, günaydın diğerleri.

çocuğu doyurdum, şimdi sıra çayda..
tipsiz filan ama evlat işte, baba yüreği naparsın?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim gibi olan insandır.

sevdiğim, çok sevdiğim insanlarla telefonda konuşurken eğer onlar evde değilse, dışarıda bir yerlerde iseler telefonu kapatırken kurduğum cümle budur.

sanki eve gittiklerinde başlarına kötü bir şey gelemezmiş gibi gelir bana. içinde yaşadıkları ev kanlı canlı bir varlıkmıştır da onları koruyacakmış gibi gelir. sanki bütün kötülükler onlar eve girdiğinde dışarıda kalır, hiçbir ejderha onlara ulaşamayacakmış gibi gelir bana.

belki evde onları daha büyük tehlikeler bekler, belki en ağır nezaketsizlikler o evde beklemektedir onları ama yine de ev evdir benim için.

ev benim zihnimde sıcaktır. korunaklıdır. insanı her türlü zarardan ziyandan korur. belki yanılıyorum ama genelde yanılmam ben. eve gidince aramasını istediğim insanı önemserim ve bu benim çok önemsediğimi gösterme yöntemidir.

eve gidince arayın beni.
devamını gör...

aslında garip olay otobüste değil otobüse binmemle başladı.
bi gün okula ders çalışmak için giderken otobüsün ani freniyle ayakta olduğum için en arkadan en öne sinek gibi yapmışmıştım. ellerimde de notlarım ve cüzdanım vardı, olayın telaşıyla 1 durak önce indim. inmemle cüzdanımı otobüste düşürdüğümü fark etmem bir oldu ve otobüsün arkasından ağlayarak koşmaya zıplamaya başladım çünkü her şeyim cüzdanımdaydı, tabi otobüs beni görmedi.
hemen sonra bi korna sesi duydum ilk başta üstüme alınmasam da arabanın yanına yaklaşınca arabadaki kadının bana gel gel dediğini gördüm ve sorgulamadan arabaya bindim. kadın ne oldu diye sordu, ben de şaşkın şaşkın "ben cüzdanım yok düştü, elimi burktum, otobüs gitti" gibi saçmaladım, o da kötü olmuş diyip bi anda gaza bastı ve otobüsü kovalamaya başladık. kadın trafiği yara yara ona buna korna çala çala otobüse yetişmeye çalışıyordu. sonunda otobüse yetiştik ama şoför nedense bir türlü durmuyor, en son kadının otobüsün önüne kırdığını hatırlıyorum, sonra hemen gidip cüzdanımı aldım. kadına çok çok teşekkür ettiğimi söyleyip okula doğru yürümeye başladım. öyle bi şaşkınlık içindeyim ki yağmur yağmasına rağmen şemsiyemi açmamışım üstüm başım notlarım sırılsıklam olmuş bir yandan da yolda bağırarak ağlıyorum.
sonra annemi arayıp neler olduğunu anlattım o da tamam diyip kapadı, meğer uyku sersemi olduğu için anlamamış sonra arayıp ne anlattın sen bana demişti.
arkadaşlarım hala bulursun böyle şeyleri dimi diye dalga geçerler benle, o kadın da aklıma her gelişinde hayır duamı alır.
devamını gör...

kendimle aram bir insan olsaydı ve diyelim ki bir şekil tanışmış olsaydık onu rehberime kepaze diye kaydederdim. ona bir mesaj atmaya niyetlendiğimde ‘rezil herif düş artık yakamdan’ diyecek olurdum. eğer hasbelkader yolda karşılaşsaydım onunla, “allah senin belanı versin, marlboro’nun da” demekten kendimi alıkoyamazdım. gece yarısı kafama binbir gürültüyü istifleyerek beni uyutmadığında ona “yani afedersin ama benim de yaşadığım hayattır be kardeşim” diyerek bir pencereden uzak uzak sövgüler dizerdim.
eğer kendimle aram bir insan olsaydı asla tanışmak istemezdim doğrusu. böyle korkunç böyle kötü böyle rezil bir insan daha olamazdı çünkü.
kısacası beter mi beter. kendimi kendimden kaçarken buluyorum daima. sonra kendimi kendime adres sorarken kıskıvrak yakalıyorum. öyle ya “kendinden kaçarken kendine adres sorar insan”
canım kendim, bana hep yanlış adresi göstermeseydin aramızdaki bağa böyle korkunç sözler sarf etmeyecektim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yine yolum istanbula düşmüş, ertesi gün halletmem gereken bir iş var. erken gelip, ucuz paspal bir otele yerleşmişim, tanıdığım bir sürü arkadaşım var, ama kendi başıma takılmak istiyorum, onlarla görüşüp ne yapacağım. hem beyoğlunda pera müzesine, picassonun orjinal gravürleri gelmiş, bu sergiye gitmek için eminönünden istiklale kadar yürüyerek gidiyorum.

müze sakin, pek kimse yok, saat daha dört. picassonun karakalem gravürleri muhteşem, kübizmi en iyi picassonun gravürlerinden tanıyabilirsiniz. kaotik bir atmosferde, üç boyutlu tasvirler, insanı baya etkiliyor.

derken, picassonun gravürlerini bitirip yukarı çıkıyorum. yukarda osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı tablosunun ilk versiyonu sergileniyormuş, ögrenince baya bi heyecanlanmıştım, ama picassoyu es geçemedim. sonra yukarı çıktım, diğer bütün eserleri umursamadan en baş köşeye asılmış, osman hamdi beyin, kaplumbağa terbiyecisi adlı eserini gördüm.

aman allahım muazzam renkler kullanmış, orjinalinin bu kadar etkileyici olacağını tahmin etmezdim, dakikalarca inceledim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birden o büyüleyici anı, büyüleyici bir ses bozdu.

-daha önce bu tabloya, böyle bakan birini görmedim.

kafamı çevirmeden - nasıl bakıyormuşum ki, dedim. -tam olarak, hayranlıkla bakıyorsunuz dedi. zarif bir kadına, çırıl çıplak yakalanmışım gibi hissettim. hala kafamı çevirip kim olduğuna bakmadan, - sizde de aynı şeyı uyandırmıyor mu, diye sordum.

-güzel bir tablo, bir haftadır görüyorum, neden böyle bir tablo çizmiş ki diye düşündüm bi ara, hepsi bu kadar. pek birşey hissedemedim. dedi.

hala tabloya bakarken, - burda mı çalışıyorsunuz, diye sordum. -evet, tabloyla ilgili bilgi almak ister misiniz? dedi. - evet lütfen bildiklerinizi anlatın. dedim.

arkamdan gelen şuh şes, türkçeyi o kadar iyi kullanıyordu ki, keskin ve vurgulu cümlelerle -bu tablo, osman hamdi beyin en meşhur tablosu, orjinal adı kaplumbağalar ve adam, fakat kaplumbağa terbiyecisi olarak bilinir. bu tablonun iki versiyonunu yapmış ressam, sizin baktığınız 1. versiyon 1906 yılında yapılmış, tuval üzerine yağlı boya, uzun zamandır müzemizde sergiliyoruz.dedi

biraz sıkılmış bir ses tonuyla - bunlar kimin umrunda. dedim kokusunu alabiliyordum vanilya, mandalina tarçın ve manolya karışımı bir koku sürmüş - bu tabloda ne anlatıyor, onu biliyor musun ? diye sordum.

-hayır, üzgünüm. pek bir şey anlamadım. bayadır bakıyorsunuz, sizce ne anlatıyor.dedi. alınmıştı ama bozuntuya vermiyordu.

-geri kalmış bir toplumu, çağdaşlaştırmaya çalışan, bir aydının yorgun halini anlatıyor, bu tablo.dedim.

hala yüzünü görmediğim o ses, cevap vermedi. muhtemelen tablonun büyüsüne kapılmıştı, şimdi istediğim yere getirdim onu sonunda. bakalım bu tabloya benim gibi hayranlıkla bakan biri nasıl görünüyormuş. kafamı çevirdim ve aman tanrım bu kadın tablodan ve sesinden daha büyüleyici, üstelik yüzündeki o ifade. gözlerini tablodan alıp bana baktı. yaklaşık on saniye bakıştık. bir erkeğe böyle bakmak utandırır her kadını, nazikçe bileğindeki saatine baktı ve müze beş dakika sonra kapanıyor dedi. - öyleyse bir şeyler içmeye gidebiliriz. dedim.

hayır, diyemedi tam 3 saniye aptalca sırıttı. - belki başka zaman dedi. başka zaman olmaz, yarın istanbuldan ayrılıyorum, yakınlarda bildiğim çok güzel bir yer var, çok vaktini almak istemiyorum. sadece bir iki saat oturup birşeyler içer, manzarayı izleriz dedim. - peki ama sadece bir saat gerçekten işlerim var sonrasında 15 dakika sonra müzenin karşısındaki durakta olurum. dedi

kızı tarif etmedim hiç,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

peradan istiklale çıkıp, tünele doğru yürüdük biraz

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


az ileride kumbaracılar sokağına girdik. leb-i derya diye muhteşem bir mekan var. yukarı terasa çıktık. istanbulun en güzel manzarası bence ordan görülüyor. akşam üstü bir başka zaten. her zaman oturduğum yere oturdum, o da yanıma oturdu iki bira söyledik ve sadece manzarayı izledik.

leb-i derya da şöyle bir mekan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


üçüncü birayı bitirdikten sonra, benim lavaboya gitmem lazım, diyip kalktım. içerde hesabı ödeyip, o güzel kadını orda bırakıp gittim.
devamını gör...

bir coskulandım.

hiç dikkatli baktınız mı bilmiyorum harabe evlerin kiremitlerinde otlar çıkmıştır. onu geçtim beton zeminde bir avuç toprakta çıkan otları gördünüz mü? o otlar bana; olmaz deme, bir olduran vardır sözünü hatırlatıyor.

türk gençliği bir avuç toprak gibidir. o toprak ki bir tohum bekler türlü olumsuz şartlara rağmen. mevsim ne olursa olsun o tohum öğretmenden gelir.

toprağımız bereketlidir. ne ekersen onu biçersin. şimdiye kadar hep nadasa bırakıldı ama unutulmamalıdır ki bir avuçta çıkan otlar ne kadar kısa sürede bitiyorsa, egitimde yapacağımız tohumlar ile bu gençlik çok şey yapabilir. bu toprakta büyük potansiyel var. benim umudum hep vardır.

şuan bu gençliğin gözlerinde belirsizlik,hedefsizlik,basibosluk var ayni zamanda gençlik heyecani,enerjisi ve en onemlisi merak var. bu merak bu toprağın ham maddesi. haliyle çok sey yapmak elimizde.

gençlik her şeyimizdir.

(bkz: mahmut hoca)
devamını gör...

(bkz: çocukluk dönemi travmaları)

bulunduğum jenerasyon dolayısıyla hiçbir öğretmenden dayak yemedim. ailemin de böyle bir şeye tahammülü olmazdı kesinlikle ancak; dayak yememiş olmak psikolojik istismara uğramadığınız anlamına gelmiyor. bir gün, ilkokul öğretmenim bana, yapmadığım bir şey için zorla başka bir öğrenciden özür diletmişti. gerçekte ne olduğunu bile bilmiyordum tabii, yerimden bile kalkmamıştım. biri diğerini mi ittirmiş ne. suçu da benim üzerime atmıştı.

o günden sonra yaptığım hiçbir şey tam olmuyormuş, her şeyde bir hata yapıyormuşum gibi hissetmiştim. 10 yıl sonra falan geçti tabii...

ileride söz konusu hocayı görürsem, kendisine bir çift lafım olacak.
devamını gör...

jahrein denen oyun yayıncısı kişisinin çekiliş ile 5 öğrencinin elektrik ve doğalgaz faturalarını ödeyecek olmasıdır.

bunu bir şov, bir reklam aracı olarak kullanırcasına ''hadi komik fotoğraflarınızı atın, kendinizi rezil edin faturalarınızı ödeyeyim diye'' dercesine bunu duyurması hatta dercesine bile fazla, direkt bunu demesi ise büyük bir rezilliktir ama suç onda değil. suç onu başımıza ''z kuşağının kanaat önderi'' diye çıkartan kemal kılıçdaroğlu'nda.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

havan yansın karşiiiimmm.
devamını gör...

4-2-2 oynatmamasını dilediğim yazardır. (sergen hocam ne zaman öyle oynatsa kaybediyoruz.. ondan)
hep mutlu olsun, mutluluk ve kahkahalar ömrü boyunca güzel belası olarak kalsınnn!
devamını gör...

korku iyidir demek istediğim açıklama. ama keşke inandığınız tanrıdan korksaydınız.
devamını gör...

bu görüşteki güruh askıda kız uygulaması istiyor sanırım , paketlenmiş hazır ve alıcısını bekleyen. esefle kınıyorum efenim!
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
john everett millais abimizin sophie gray'in portesi.
devamını gör...

1934 kastamonu doğumlu, 43 yaşında beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybetmiş olan yazar, mühendis.
post-modern türde eserler vermiştir. ayrıca ödüllü yazar füruzan da teyzesinin kızıdır.
ressam olmak ister,resim dersleri alır ancak babası resmin karın doyurmayacağını söyleyerek bu bahsi kapatır.
oğuz atay’ın içinde ukde olarak kalan ressamlık arzusu da yıllar sonra tutunamayanlar romanının karakteri selim’in ağzından açığa çıkar: “üç çeşit meslek varmış: mühendislik, doktorluk, bir de hukukçuluk. ben ressam olmak istiyordum. babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.”
devamını gör...

ışığını kaybetme..parla..izlerini tanı..izlerini sev..

(ve lütfen yedek anahtarını kapı arkasında unutma,
çilingirciler yeterince zengin oldu)
devamını gör...

hayatını adadığı alanda başarı elde edememiş, eserleri beğeni kazanamamış ve eleştiri almış sanatçıların içine düştüğü psikolojik sorundur. ileri düzeyde yaşayan kişilerin çok beğenilen ve önemli eserlere zarar verme eğiliminde olabileceği de saptanmıştır. bilimsel olarak tanımlanmamış olmasına rağmen hakkında çalışmalar yapılmaktadır.

sanatçılara maledilmiş olsa da uzunca bir süre çalıştığı konu hakkında başarı yakalayamamış farklı meslekleri olan kişiler de bu sorunları yaşayabilmektir.

kaynak

edit: kaynak yenilendi. (bjartur nickli yazara teşekkür.)
devamını gör...

o evde yaşayan çocukların ve evcil hayvanların mutlu olması.
devamını gör...

asurlular'da "ticaret merkezi" anlamına gelen kelime ve aynı zamanda ankara'nın ilk avm'si.

kavaklıdere'de sheraton hotel ile birlikte kuruldu karum. yaşı yetenler hatırlar, eskiden oralar üzüm bağıydı ve kavaklıdere şaraplarının üretildiği yerdi.

eski hali:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yeni hali:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim