aziz bey hadisesi
ayfer tunç “bir deliler evinin yalan yanlış anlatılan kısa tarihi” adlı romanıyla yazın dünyasına bir hareketlilik getirdi ama bence ayfer tunç’un en iyi kitabı “aziz bey hadisesi”dir ve bu öykü kitabının en iyi öyküsü de kitabın adını taşıyan öyküdür.
ayfer tunç bu kitapta bize 5 öykü anlatıyor. beş güzel öykü. kitabın ilk öyküsü ve adaşı olan “aziz bey hadisesi”de tanburi aziz bey’in ölümünden sonra hikaye başa sarılarak anlatılıyor. birçok raslantı aziz bey’in hayatını şekillendiriyor.
aziz bey’in kişiliği dedesinin ve babasının kişiliğinin bir karmasıdır. gururludur aziz bey ve duyguludur da. babasına kafa tutup sevdiği kızın ardından beyrut’a gider, kızdan yüz bulamayınca, dil bilmez, iz bilmez ortalarda kalır. bir ermeni ona yardım eder ve tanbur çalarak hayatını kazanmasını sağlar. babası aziz bey’in tanbur çalmasına oldum olası karşıdır. ama aziz bey’in hayata kalması için tanbur çalması şarttır. ki bu cümle çok önemlidir.aziz bey istanbul’a döndüğünde annesini ölmüş bulur ve babası tarafından affedilmez. babası ölenen kadar onu affetmeyecektir.
aziz bey istanbul’da bir üstad olarak yaşamını sürdürür aynı gece birçok yerde sahne aldığı olur ve bu debdebe salaş meyhanelerde son bulur. son çalıştığı meyhaneden saygılı bir şekilde kovulmaya çalışsa da hüznü ve gururu buna engel olur ama sonunda yaka paça atıldığında, artık yaşamasına gerek kalmamıştır çünkü aziz bey’in hayata kalması için tanbur çalması şarttır.
diğer bir “kadın hikayeleri yüzünden” de kendi halinde bir esnaf olan bir adamın, yan dükkana taşınan kız düşkünü esnafla bir akşam felekten gece çalmasıyla başlar.o adamın kadınlarla olan münasebetinden ve eve geç kaldığında karısının yüzündeki merak ve endişeden büyük haz alan adam, her gece yeni senaryolar kurguluyıp, karısını kadınlarla ilişkisi olduğuna inandırır. bu esnafımızın küçük oyunudur. ama bu oyun kontrolden çıkınca karısının kendini asmasıyla son bulur;
“…ama kalbi olan bir kadındı. ben yok sandım.”
soğuktan kurtulmak için bir hamam giren semavi bey’in öyküsünün adı “soğuk geçen bir kış”tır. semavi bey karısına o kadar düşkündür ki onu bir saniye yalnız bırakmaz. lafın gelişi değil gerçekten bir saniye bile yanından ayrılmaz. artık bu dayanılmaz hale geldiğinde kadın semavi bey’e beni hiç bırkamayacak mısın diye sorar, semavi bey bin saniye bile deyip aşkını ispat ettiğinde kadının elindeki gaz lambası yere düşer ve kadın alev alır. o günden sonra semavi bey ateşe dayanamaz. ısınmak için gittiği hamamda karısına kavuştuğunda bunlar geçmektedir aklından.
diğer üç öykü de yukarıda anlatılanlar kadar kaliteli ve okunmaya değer. bu öyküler bulup okumak sana düşer. kırmızı azap, gerçekle kurguyu birbirine karıştırır mesela; bir kar yolcusu kurtlarla garip bir oyun oyanayan adamın aşk öyküsüdür; mikail’in kalbi durdu ise hem aşk hem düşmanlıkla karılmış muzip ve hüzünlü bir öyküdür. benden bu kadar, gerisi sana kalmış…
ayfer tunç bu kitapta bize 5 öykü anlatıyor. beş güzel öykü. kitabın ilk öyküsü ve adaşı olan “aziz bey hadisesi”de tanburi aziz bey’in ölümünden sonra hikaye başa sarılarak anlatılıyor. birçok raslantı aziz bey’in hayatını şekillendiriyor.
aziz bey’in kişiliği dedesinin ve babasının kişiliğinin bir karmasıdır. gururludur aziz bey ve duyguludur da. babasına kafa tutup sevdiği kızın ardından beyrut’a gider, kızdan yüz bulamayınca, dil bilmez, iz bilmez ortalarda kalır. bir ermeni ona yardım eder ve tanbur çalarak hayatını kazanmasını sağlar. babası aziz bey’in tanbur çalmasına oldum olası karşıdır. ama aziz bey’in hayata kalması için tanbur çalması şarttır. ki bu cümle çok önemlidir.aziz bey istanbul’a döndüğünde annesini ölmüş bulur ve babası tarafından affedilmez. babası ölenen kadar onu affetmeyecektir.
aziz bey istanbul’da bir üstad olarak yaşamını sürdürür aynı gece birçok yerde sahne aldığı olur ve bu debdebe salaş meyhanelerde son bulur. son çalıştığı meyhaneden saygılı bir şekilde kovulmaya çalışsa da hüznü ve gururu buna engel olur ama sonunda yaka paça atıldığında, artık yaşamasına gerek kalmamıştır çünkü aziz bey’in hayata kalması için tanbur çalması şarttır.
diğer bir “kadın hikayeleri yüzünden” de kendi halinde bir esnaf olan bir adamın, yan dükkana taşınan kız düşkünü esnafla bir akşam felekten gece çalmasıyla başlar.o adamın kadınlarla olan münasebetinden ve eve geç kaldığında karısının yüzündeki merak ve endişeden büyük haz alan adam, her gece yeni senaryolar kurguluyıp, karısını kadınlarla ilişkisi olduğuna inandırır. bu esnafımızın küçük oyunudur. ama bu oyun kontrolden çıkınca karısının kendini asmasıyla son bulur;
“…ama kalbi olan bir kadındı. ben yok sandım.”
soğuktan kurtulmak için bir hamam giren semavi bey’in öyküsünün adı “soğuk geçen bir kış”tır. semavi bey karısına o kadar düşkündür ki onu bir saniye yalnız bırakmaz. lafın gelişi değil gerçekten bir saniye bile yanından ayrılmaz. artık bu dayanılmaz hale geldiğinde kadın semavi bey’e beni hiç bırkamayacak mısın diye sorar, semavi bey bin saniye bile deyip aşkını ispat ettiğinde kadının elindeki gaz lambası yere düşer ve kadın alev alır. o günden sonra semavi bey ateşe dayanamaz. ısınmak için gittiği hamamda karısına kavuştuğunda bunlar geçmektedir aklından.
diğer üç öykü de yukarıda anlatılanlar kadar kaliteli ve okunmaya değer. bu öyküler bulup okumak sana düşer. kırmızı azap, gerçekle kurguyu birbirine karıştırır mesela; bir kar yolcusu kurtlarla garip bir oyun oyanayan adamın aşk öyküsüdür; mikail’in kalbi durdu ise hem aşk hem düşmanlıkla karılmış muzip ve hüzünlü bir öyküdür. benden bu kadar, gerisi sana kalmış…
devamını gör...
ıvan bebek
devamını gör...
günün şiiri
günün şiirini paylaştığımız başlıktır.
uludağda karı düşünüyorum karı
donları çözülmüş karı
masamda buz gibi biram
hani ya rakım
herkesin elinde ski kayıyor
benimki kırık
benim adım orhan veli kanık
yüreği yanık...
orhan veli kanık.
uludağda karı düşünüyorum karı
donları çözülmüş karı
masamda buz gibi biram
hani ya rakım
herkesin elinde ski kayıyor
benimki kırık
benim adım orhan veli kanık
yüreği yanık...
orhan veli kanık.
devamını gör...
hoşlanılan yazarın tanımını beğenip favlayıp mesaj atıp takibe almak
görmediğin insandan hoşlanmak ciddi bir tehlike çanları çalıyor göstergesidir yazardaşlarım. yüzünüze buz gibi su çalınız ve ivedelikle kendinize geliniz!
devamını gör...
normal sözlük'ün reklam almaya başlaması
o kadar alışmıştım ki sözlüğün reklamsız olduğuna reklamı görünce telefon kafayı yedi sandım hiç ummuyordum sözlükten.
devamını gör...
amd
acilimi advanced micro device olan amerika'da 1970'lere dogru mikro cip uretimi uzerine kurulmus dev bir sirkettir. bundan seneler evvel okudugum bir yaziya gore (bilgiden emin degilim) esasen intel'in yan sirketi yada bayiligi olan bir kurummus. aralarindaki anlasmalarin fesh edilmesi, amd'nin kendini tamamen intel'i kopyalama isine girmesiyle iki sirket adeta iki ezeli rakip haline gelmislerdir. hatta bu yuzden aralarinda sayisiz davalar da acilmis. ama su an itibariyla fiyat performans olarak intel'den cok daha tercih edildigini soyleyebilriz. ozellikle ryzen serisiyle intel'i golgede biraktigini dile getirmek mumkun evet.
devamını gör...
geceye bir şarkı sözü bırak
seni çöpe atacağım poşete yazık.
devamını gör...
elektrik kesildiğinde sevinen insan
en sonki elektrik kesilmesinde yeeeeey diye bağırmama kendim bile şaşırdım, bu durumu bu kadar sevdiğimi bilmiyordum.
devamını gör...
türkiye'de vahşi hayvanlara hayat hakkı tanınmaması
ilk önce konuyla alakalı daha önce yazdığım bir tanımı buraya bırakayım.
#481713
anadolu leoparı yakın zamanlarda hatta bir iki kuşak öncemizde ülkemizde de popülasyon halinde yaşamaktaydı. artık hiç göremiyoruz. bunun sebeplerinden birisi de mantolu hasan lakaplı kişidir. hayatını anadolu leoparının neslini tüketmeye adamıştır. sayısız leoparı zevk için öldürmüş, lakabını da öldürdüğü leopar kürklerini sırtına alıp gezmesi ile almıştır. çok acıdır ki dönemin devlet başı ismet inönü kendisine bir tüfek hediye etmiştir. vahşi ya da evcil fark etmez hayvanlar canlıdır. size zararı dokunmamış hayvanları öldürmenin cinayet olduğu eğitimle kazanılan bir bilgi değildir. bu insanımızın sahip olmadığı vicdan ile alakalıdır.
#481713
anadolu leoparı yakın zamanlarda hatta bir iki kuşak öncemizde ülkemizde de popülasyon halinde yaşamaktaydı. artık hiç göremiyoruz. bunun sebeplerinden birisi de mantolu hasan lakaplı kişidir. hayatını anadolu leoparının neslini tüketmeye adamıştır. sayısız leoparı zevk için öldürmüş, lakabını da öldürdüğü leopar kürklerini sırtına alıp gezmesi ile almıştır. çok acıdır ki dönemin devlet başı ismet inönü kendisine bir tüfek hediye etmiştir. vahşi ya da evcil fark etmez hayvanlar canlıdır. size zararı dokunmamış hayvanları öldürmenin cinayet olduğu eğitimle kazanılan bir bilgi değildir. bu insanımızın sahip olmadığı vicdan ile alakalıdır.
devamını gör...
sisler bulvarı
bir (bkz: attila ilhan) şiiridir.
elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı
sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlıyamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk
sisler bulvarı'na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk
sisler bulvarı'nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı'da bir tren vardı
sisler bulvarı'nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!
sisler bulvarı'ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarapta kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı
bir gemi beni afrika'ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka'da bir gün kalacağım
sisler bulvarı'nı hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos'tan bir satır yağmur'dan iki
senin kirpiklerinden bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapurlar uğuldayacak
sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul'du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu
eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlıyamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı
sisler bulvarı'ndan geçmediğin gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray'da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
af
işlemediği günahın bedeli
yüzsüz bir ziyaret
yatıya kalır mısınız bayım
bütün ev sizin olsun
bir tek tezgahta yatmayın
orası kedimin yeri
göğe bakıyor
vahşetin prangaları
kırılıyor
kuşların kanadında
yatıya kalmaz mısınız bayım
bu sefer sizi güzel ağırlarım
bir tek masa ve sandalyem
işte orası olmaz
orası aslanımın yeri
yattığı yeri belli ediyor
ormanın kalbi
kanıyor
kuşların uçuşunda
yatıya kalın bayım
kitaplığımda gezdiririm sizi
bir tek nurullah ataç
onun kitabını alamazsınız
bir türlü bitmek bilmiyor
kelimeler kanatlanıyor
kuşların süzülüşünde
yakalayamıyorum
affedemiyorum sizi bayım
ne yapsam olmaz
bir tek aşkınız
hayal ettiğim aşkınız
veremiyorum işte onu size
ateş küle dönüyor
saatlerin ölümünde
sadece seyredebiliyorum
saplayın hançeri bayım
kalbimin orta yerine
artık dayanamıyorum
işlemediği günahın bedeli
yüzsüz bir ziyaret
yatıya kalır mısınız bayım
bütün ev sizin olsun
bir tek tezgahta yatmayın
orası kedimin yeri
göğe bakıyor
vahşetin prangaları
kırılıyor
kuşların kanadında
yatıya kalmaz mısınız bayım
bu sefer sizi güzel ağırlarım
bir tek masa ve sandalyem
işte orası olmaz
orası aslanımın yeri
yattığı yeri belli ediyor
ormanın kalbi
kanıyor
kuşların uçuşunda
yatıya kalın bayım
kitaplığımda gezdiririm sizi
bir tek nurullah ataç
onun kitabını alamazsınız
bir türlü bitmek bilmiyor
kelimeler kanatlanıyor
kuşların süzülüşünde
yakalayamıyorum
affedemiyorum sizi bayım
ne yapsam olmaz
bir tek aşkınız
hayal ettiğim aşkınız
veremiyorum işte onu size
ateş küle dönüyor
saatlerin ölümünde
sadece seyredebiliyorum
saplayın hançeri bayım
kalbimin orta yerine
artık dayanamıyorum
devamını gör...
erkekte uzun saç
dün ışıklarda beklerken beline kadar saçları olan adamın saçlarını savurması geldi aklıma,kimilerinin saçı benimkinden uzun olunca moralim bozuluyor.
uzatmayın*.
bir kere de arkadan gördüm ayyy ne güzel saçları var demiştim,bir döndü önünü sakallı adam* temkinli olmak lazım tabi.
aydilge ile uzun saçlı kocası geldi aklıma istemsizce.
yok ya ben yakıştırmıyorum(çok uzununu tabii).
uzatmayın*.
bir kere de arkadan gördüm ayyy ne güzel saçları var demiştim,bir döndü önünü sakallı adam* temkinli olmak lazım tabi.
aydilge ile uzun saçlı kocası geldi aklıma istemsizce.
yok ya ben yakıştırmıyorum(çok uzununu tabii).
devamını gör...
organik tarım
ticari amaçla üretmek aşırı zor saha kontrolü bahse konu olan tırtıl-yaprak biti vs gibi etkenler sebebiyle cidden aşırı zor.
lakin pazar payı (bkz: organik halk pazarları) iyidir. perakendecilerde de satış kontrolü sağlayınca getirisi hoştur.
ilk dönüm kurumu yani tarlanın ilk senesi masraflı geçer. bir yandan da toprağı tanıma yılıdır deneme yanılma yapılır.
disiplin+süreklilik+istikrar=organik tarım.
lakin pazar payı (bkz: organik halk pazarları) iyidir. perakendecilerde de satış kontrolü sağlayınca getirisi hoştur.
ilk dönüm kurumu yani tarlanın ilk senesi masraflı geçer. bir yandan da toprağı tanıma yılıdır deneme yanılma yapılır.
disiplin+süreklilik+istikrar=organik tarım.
devamını gör...






