geceye bir şerefsizlik bırak
hayvanlara eziyet eden şerefsizler.
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
sevgili meja'nın "odamdaki çöp kutusuyla bile konuşabilirim." cümlesi aklıma cahit sıtkı tarancı'dan "yalnızlığa dair" şiirini getirdi. şuraya iliştireyim efenim;
can yoldaşın olmazsa olmasın
yalnızım diye hayıflanmayasın.
eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi;
bir anne şefkatine müsavi;
üç adım ötede deniz;
dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara;
ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgâra
ve kış yaz,
dalda kuş eksik olmaz.
dağ başında duman.
yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman
can yoldaşın olmazsa olmasın
yalnızım diye hayıflanmayasın.
eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi;
bir anne şefkatine müsavi;
üç adım ötede deniz;
dosttur, ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara;
ağaç yaprak verir, sır vermez rüzgâra
ve kış yaz,
dalda kuş eksik olmaz.
dağ başında duman.
yalnızlık nedir göreceksin öldüğün zaman
devamını gör...
10 tanımı olan kadın yazarın sözlüğe emek veren yazardan fazla takipçisi olması
bu konuda kadınların hiçbir suçu yok dediğim durumdur. kadınları devamlı eleştiren ama bir yandan da kadın profillerinde devriye atan, kafası sözlük diyarından çoktan çıkmış yazarların işidir.
devamını gör...
gece yarısı mutfaktan gelen çatal kaşık sesleri
mutfakta yiyecek bir şeylerin olduğuna dalalettir.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
daldığı düşüncelerden telefonun sesiyle uyandı. telefona cevap vermeden önce acı kahvesinden bir yudum aldı ve ‘merhaba ben massachusetts polis departmanından dedektif bay holmesdedi. ‘nasıl yardımcı olabilirim?’. bir an güçlü sesi daha da kısılmıştı. telefonu kapatırken ‘peki başkan orada olacağım’dedi.
ortağına seslendi. ortağı türkiye’den yıllar önce gelmiş olan ismail idi. göçten bir süre sonra hristiyan olduğu için ona hristiyan ismaillakabını takmışlardı. onu çağırdı; o da hemen ceketini aldı.
beraber yürürken, buranın daimi misafiri rotimi’yi gördü;ünlü futbolcu adebayorun hırsız kardeşi rotimi’. hemen cüzdanına telefonuna sahip çıktı.eli uzun ve çabuktu. o kadar efsaneleşmişti ki, birinin ayak üstü donunu bile çaldığı kulaktan kulağa dolaşırdı. geçerken ona selam verdi. ‘hırsızlıktan bıktım artık, manyak olmaya karar verdim dedi. iyi yaptın diye cevapladı onu.
dinle arası iyi olmayan ve tüm işlerini kaplumbağa hızıyla yapmasından mütevellit evrak düzenleme görevi verilen ateist kaplumbağalakaplı john ile göz göze geldiler. nedendir bilinmez onun bakışlarından ürkerdi. hafifçe başını eğerek selam verdi ve yürümeye devam etti.
beraber arabaya yürüdüler. sevgilisi arnella’nın fotoğrafı dikiz aynasından kendisine bakıyordu. fotoğrafla göz göze geldi; boğazında düğümlenen sözcükler vardı. cordarone ‘den bir tane attı ağzına.
ismail ona bakıyordu. ne zaman hareket edeceklerini merak ettiği belliydi ve nereye gideceklerini. arabanın camını açtı ve serin havayı ciğerlerine çekti. bana h20verir misin diye sordu. ismail ‘ne iki o’ diye düşünürken, bugün iyice garip olduğunu farketti. konuyu değiştirmek adına, konuyu suzy’ye getirirdi. tek başına ordu gibiydi , bu nedenle ona armysuzy )derlerdi. geçen ay bir soygunda gösterdiği başarıdan dolayı alkışlarlamadalya verilmişti kendisine.
bay holmesanahtarı çevirdi ve hareket ettiler nihayet. hristiyan ismailtürk sanatçı nilüfer’in bir masum mor menekşeşarkısını açtı teypten. bu kim diyerek değiştirdi ‘bay holmes’, ‘bunu dinleyecek havada değilim diyerek mejayı açtı. hristiyan ismailbir şey demek için ağzını açtı ama sonra bir şey dememeye karar verdi.
biraz ilerlemişlerdi ki, bay holmesdurdu. şurdan chocolatewithmilkalalım dedi, canım istedi. biraz yumuşamıştı. ismail’e mrs smith)nasıl diye sordu. hristiyan ismailkarısını sormasına sevinmişti, çünkü genelde sohbet etmezdi. kendileri yıllardır burada olmalarına ve eşinin yabancı olmasına rağmen, hassas türk aile yapısı ‘na sahiplerdi. hazır kendisini iyi hissederken , nereye gideceklerini sorma cesareti gösterdi. ‘başkan çağırıyor ismail’ dedi. ismail, şok olmuş bir yüz ifadesiyle donakaldı.
başkan onlara buluşma yeri olarak yazlığının adresini verdi. gizli olmasını istediği için böyle yapmıştı. demek görev önemli ve hassastı. başkanı bahçede buldular. kendileri gelmeden önce barbekü yaptığı belliydi. etrafta biraz kül biraz dumanvardı. başkan onlara yer gösteri ve ikisi de birer bahçe koltuğuna kendilerini bıraktılar.
başkan bir süre sessiz kaldıktan sonra gökyüzüne baktı. bulutlar arasındaki ışığı gösteri. bizim köyde buna vemiz derler dedi.
biraz havadan sudan muhabbetlerden sonra başkan onlara ‘aç mısınız?’ diye sordu. bay holmesaç olmadıklarını söylerken, hristiyan ismailin gözü kızarmış tavuk kanatlarındaydı. yutkundu ve ‘aç değilim, teşekkür ederim’ demek zorunda kaldı.
‘bay holmes’ başkanın beyefendi severdi. başkan , yani robert porter yıllardır tanırdı. beraber büyümüşlerdi ve başkanın en güvendiği insanlardan biriydi.
etrafına dikkatlice bakan başkan fısıltıyla bu ikiliye eğildi. fısıltıyla konuşuyordu. istihbarattan bölücü kebapçı larla ilgili bilgi almıştı; bu örgüt büyük bir eylem hazırlığındaydı. bu görev çok gizli yöneticilecekti. bilgi alışverişi sadece ivanmilinskive lark twain_123_kod adlı elemanlarla yapılacak ve ismail’in kodu 0330 holmes’un ise 0000olacaktı. başkan planın detaylarını anlatırken, holmes içinden lucifer’ ın bile aklına gelmezdi böyle bir plan diye geçirdi.
plan iyice anlaşılmıştı. başkan giderken ‘bay holmes’a en sevdiği çiçeklerden olan liliumdan bir buket hazırlatmıştı, annesine vermesi için. başkan ona baktı ve bengaripsengüzeldünyaumutludedi ve ekledi ‘sana güveniyorum’. dönüş yolunda sessizlerdi, kafaları düşüncelerle doluydu. yazlığın arsasından çıkarken ormancıyı gördüler. uzaktan elle ufak bir selam verdiler. o ise garip bir ifadeyle onlara bakıyordu. sonra onlara gülümsedi. ‘bay holmes’ ismail’e dönerek işte mutluolmayıbilenbiridedi.
o sırada hristiyan ismail’in telefonu çaldı; iorek byrnisonarıyor dedi. uzun boyu ve güçlü kuvvetli yapısıyla ona bu lakabı takmışlardı. bay holmes
‘telefonu açma, konuşacak havada değilim. varınca ararız’ dedi.
rahatsızedici bir sessizlikte yola devam ettiler.
bu macera devam edecek diyerek noktalıyorum.
ortağına seslendi. ortağı türkiye’den yıllar önce gelmiş olan ismail idi. göçten bir süre sonra hristiyan olduğu için ona hristiyan ismaillakabını takmışlardı. onu çağırdı; o da hemen ceketini aldı.
beraber yürürken, buranın daimi misafiri rotimi’yi gördü;ünlü futbolcu adebayorun hırsız kardeşi rotimi’. hemen cüzdanına telefonuna sahip çıktı.eli uzun ve çabuktu. o kadar efsaneleşmişti ki, birinin ayak üstü donunu bile çaldığı kulaktan kulağa dolaşırdı. geçerken ona selam verdi. ‘hırsızlıktan bıktım artık, manyak olmaya karar verdim dedi. iyi yaptın diye cevapladı onu.
dinle arası iyi olmayan ve tüm işlerini kaplumbağa hızıyla yapmasından mütevellit evrak düzenleme görevi verilen ateist kaplumbağalakaplı john ile göz göze geldiler. nedendir bilinmez onun bakışlarından ürkerdi. hafifçe başını eğerek selam verdi ve yürümeye devam etti.
beraber arabaya yürüdüler. sevgilisi arnella’nın fotoğrafı dikiz aynasından kendisine bakıyordu. fotoğrafla göz göze geldi; boğazında düğümlenen sözcükler vardı. cordarone ‘den bir tane attı ağzına.
ismail ona bakıyordu. ne zaman hareket edeceklerini merak ettiği belliydi ve nereye gideceklerini. arabanın camını açtı ve serin havayı ciğerlerine çekti. bana h20verir misin diye sordu. ismail ‘ne iki o’ diye düşünürken, bugün iyice garip olduğunu farketti. konuyu değiştirmek adına, konuyu suzy’ye getirirdi. tek başına ordu gibiydi , bu nedenle ona armysuzy )derlerdi. geçen ay bir soygunda gösterdiği başarıdan dolayı alkışlarlamadalya verilmişti kendisine.
bay holmesanahtarı çevirdi ve hareket ettiler nihayet. hristiyan ismailtürk sanatçı nilüfer’in bir masum mor menekşeşarkısını açtı teypten. bu kim diyerek değiştirdi ‘bay holmes’, ‘bunu dinleyecek havada değilim diyerek mejayı açtı. hristiyan ismailbir şey demek için ağzını açtı ama sonra bir şey dememeye karar verdi.
biraz ilerlemişlerdi ki, bay holmesdurdu. şurdan chocolatewithmilkalalım dedi, canım istedi. biraz yumuşamıştı. ismail’e mrs smith)nasıl diye sordu. hristiyan ismailkarısını sormasına sevinmişti, çünkü genelde sohbet etmezdi. kendileri yıllardır burada olmalarına ve eşinin yabancı olmasına rağmen, hassas türk aile yapısı ‘na sahiplerdi. hazır kendisini iyi hissederken , nereye gideceklerini sorma cesareti gösterdi. ‘başkan çağırıyor ismail’ dedi. ismail, şok olmuş bir yüz ifadesiyle donakaldı.
başkan onlara buluşma yeri olarak yazlığının adresini verdi. gizli olmasını istediği için böyle yapmıştı. demek görev önemli ve hassastı. başkanı bahçede buldular. kendileri gelmeden önce barbekü yaptığı belliydi. etrafta biraz kül biraz dumanvardı. başkan onlara yer gösteri ve ikisi de birer bahçe koltuğuna kendilerini bıraktılar.
başkan bir süre sessiz kaldıktan sonra gökyüzüne baktı. bulutlar arasındaki ışığı gösteri. bizim köyde buna vemiz derler dedi.
biraz havadan sudan muhabbetlerden sonra başkan onlara ‘aç mısınız?’ diye sordu. bay holmesaç olmadıklarını söylerken, hristiyan ismailin gözü kızarmış tavuk kanatlarındaydı. yutkundu ve ‘aç değilim, teşekkür ederim’ demek zorunda kaldı.
‘bay holmes’ başkanın beyefendi severdi. başkan , yani robert porter yıllardır tanırdı. beraber büyümüşlerdi ve başkanın en güvendiği insanlardan biriydi.
etrafına dikkatlice bakan başkan fısıltıyla bu ikiliye eğildi. fısıltıyla konuşuyordu. istihbarattan bölücü kebapçı larla ilgili bilgi almıştı; bu örgüt büyük bir eylem hazırlığındaydı. bu görev çok gizli yöneticilecekti. bilgi alışverişi sadece ivanmilinskive lark twain_123_kod adlı elemanlarla yapılacak ve ismail’in kodu 0330 holmes’un ise 0000olacaktı. başkan planın detaylarını anlatırken, holmes içinden lucifer’ ın bile aklına gelmezdi böyle bir plan diye geçirdi.
plan iyice anlaşılmıştı. başkan giderken ‘bay holmes’a en sevdiği çiçeklerden olan liliumdan bir buket hazırlatmıştı, annesine vermesi için. başkan ona baktı ve bengaripsengüzeldünyaumutludedi ve ekledi ‘sana güveniyorum’. dönüş yolunda sessizlerdi, kafaları düşüncelerle doluydu. yazlığın arsasından çıkarken ormancıyı gördüler. uzaktan elle ufak bir selam verdiler. o ise garip bir ifadeyle onlara bakıyordu. sonra onlara gülümsedi. ‘bay holmes’ ismail’e dönerek işte mutluolmayıbilenbiridedi.
o sırada hristiyan ismail’in telefonu çaldı; iorek byrnisonarıyor dedi. uzun boyu ve güçlü kuvvetli yapısıyla ona bu lakabı takmışlardı. bay holmes
‘telefonu açma, konuşacak havada değilim. varınca ararız’ dedi.
rahatsızedici bir sessizlikte yola devam ettiler.
bu macera devam edecek diyerek noktalıyorum.
devamını gör...
spasolog
fransızlar kendi uzay araştırmalarına katılan ve uzaya çıkan insanları için kullanır.
devamını gör...
normal sözlük seni seviyorum mesajı etkinliği
(bkz: sen de haklısın feridun abi)
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
victor hugo hiç görmemesine rağmen izmir için la captive diye bir şiir yazmıştır.
la captive
si je n'étais captive,
j'aimerais ce pays,
et cette mer plaintive,
et ces champs de maïs,
et ces astres sans nombre,
si le long du mur sombre
n'étincelait dans l'ombre
le sabre des spahis.
je ne suis point tartare
pour qu'un eunuque noir
m'accorde ma guitare,
me tienne mon miroir.
bien loin de ces sodomes,
au pays dont nous sommes,
avec les jeunes hommes
on peut parler le soir.
pourtant j'aime une rive
où jamais des hivers
le souffle froid n'arrive
par les vitraux ouverts,
l'été, la pluie est chaude,
l'insecte vert qui rôde
luit, vivante émeraude,
sous les brins d'herbe verts.
smyrne est une princesse
avec son beau chapel ;
l'heureux printemps sans cesse
répond à son appel,
et, comme un riant groupe
de fleurs dans une coupe,
dans ses mers se découpe
plus d'un frais archipel.
j'aime ces tours vermeilles,
ces drapeaux triomphants,
ces maisons d'or, pareilles
a des jouets d'enfants ;
j'aime, pour mes pensées
plus mollement bercées,
ces tentes balancées
au dos des éléphants.
dans ce palais de fées,
mon coeur, plein de concerts,
croit, aux voix étouffées
qui viennent des déserts,
entendre les génies
mêler les harmonies
des chansons infinies
qu'ils chantent dans les airs !
j'aime de ces contrées
les doux parfums brûlants,
sur les vitres dorées
les feuillages tremblants,
l'eau que la source épanche
sous le palmier qui penche,
et la cigogne blanche
sur les minarets blancs.
j'aime en un lit de mousses
dire un air espagnol,
quand mes compagnes douces,
du pied rasant le sol,
légion vagabonde
où le sourire abonde,
font tournoyer leur ronde
sous un rond parasol.
mais surtout, quand la brise
me touche en voltigeant,
la nuit j'aime être assise,
etre assise en songeant,
l'oeil sur la mer profonde,
tandis que, pâle et blonde,
la lune ouvre dans l'onde
son éventail d'argent.
la captive
si je n'étais captive,
j'aimerais ce pays,
et cette mer plaintive,
et ces champs de maïs,
et ces astres sans nombre,
si le long du mur sombre
n'étincelait dans l'ombre
le sabre des spahis.
je ne suis point tartare
pour qu'un eunuque noir
m'accorde ma guitare,
me tienne mon miroir.
bien loin de ces sodomes,
au pays dont nous sommes,
avec les jeunes hommes
on peut parler le soir.
pourtant j'aime une rive
où jamais des hivers
le souffle froid n'arrive
par les vitraux ouverts,
l'été, la pluie est chaude,
l'insecte vert qui rôde
luit, vivante émeraude,
sous les brins d'herbe verts.
smyrne est une princesse
avec son beau chapel ;
l'heureux printemps sans cesse
répond à son appel,
et, comme un riant groupe
de fleurs dans une coupe,
dans ses mers se découpe
plus d'un frais archipel.
j'aime ces tours vermeilles,
ces drapeaux triomphants,
ces maisons d'or, pareilles
a des jouets d'enfants ;
j'aime, pour mes pensées
plus mollement bercées,
ces tentes balancées
au dos des éléphants.
dans ce palais de fées,
mon coeur, plein de concerts,
croit, aux voix étouffées
qui viennent des déserts,
entendre les génies
mêler les harmonies
des chansons infinies
qu'ils chantent dans les airs !
j'aime de ces contrées
les doux parfums brûlants,
sur les vitres dorées
les feuillages tremblants,
l'eau que la source épanche
sous le palmier qui penche,
et la cigogne blanche
sur les minarets blancs.
j'aime en un lit de mousses
dire un air espagnol,
quand mes compagnes douces,
du pied rasant le sol,
légion vagabonde
où le sourire abonde,
font tournoyer leur ronde
sous un rond parasol.
mais surtout, quand la brise
me touche en voltigeant,
la nuit j'aime être assise,
etre assise en songeant,
l'oeil sur la mer profonde,
tandis que, pâle et blonde,
la lune ouvre dans l'onde
son éventail d'argent.
devamını gör...
profil fotoğrafı koymayan yazarın asıl amacı
herkesi aynı anda mutlu etmenin mümkün olmadığını görmemizi sağlayan amaç.
birkaç ay önce profil fotoğrafım var diye işitmediğim laf kalmamıştı. şimdi fotoğrafım yok, amacım merak ediliyor. yani benim gibilerin hepsinin amacı merak ediliyor.
bir amacım yok açıkçası. bazen kendi fotoğrafımı koyarım, bazen anonime dönerim. uslu bir çocuk olursanız şirinler'i bile görebilirsiniz profilimde.
birkaç ay önce profil fotoğrafım var diye işitmediğim laf kalmamıştı. şimdi fotoğrafım yok, amacım merak ediliyor. yani benim gibilerin hepsinin amacı merak ediliyor.
bir amacım yok açıkçası. bazen kendi fotoğrafımı koyarım, bazen anonime dönerim. uslu bir çocuk olursanız şirinler'i bile görebilirsiniz profilimde.
devamını gör...
nesrin sipahi
1974'te fenerbahçe marşını seslendirmiş değerli sanatçımızdır.
devamını gör...
iticilikte çığır açan sözcükler
sen söyle.
resmen anlatırken kolaya kaçmak.
ya anlatma ya da bir zahmet biraz düşün öyle konuş. hem dinleyip hem söyleyemem.
resmen anlatırken kolaya kaçmak.
ya anlatma ya da bir zahmet biraz düşün öyle konuş. hem dinleyip hem söyleyemem.
devamını gör...
geceye ilginç bir bilgi bırak
yalnızca tavşanlar ve papağanlar, kafalarını çevirmeden arkalarını görebilirler.
devamını gör...
sapık alihan hesabının kullanıcısının gözaltına alınması
yüce twitter kolluk kuvvetleri ve yargı merci sayesinde bir şerefsiz daha hak ettiğini buluyor. alihan adlı alçak insan müsveddesi gözaltına alınmış.
buradan
buradan
devamını gör...
süleymancılar cemaatine ait öğrenci yurdunda cinsel istismar
cemaat yurdunda kalan cocukları sahipsiz, anne babasını da cahil gördükleri için bu tarz sapıklar ne de olsa zamanında neler yapıldı da üzeri kapatıldı cesaretiyle davranıyorlar. haklı degil mi, adamın cocugu intihar ediyor suçu cocugunda buluyor. bu cocugu kim bu kadar bunalttı diyemiyor idiot herif. böyle tiplerin cocuklarına çok üzülüyorum işte anne babamızı secemiyoruz maalesef.
okulda cocugu yumruklarla döven adamı da ögretmen diyemiyorum bir yere memur olarak atayıp oturtmuşlar mis. ulkede hic bir suç ödülsüz kalmıyor masallah.
okulda cocugu yumruklarla döven adamı da ögretmen diyemiyorum bir yere memur olarak atayıp oturtmuşlar mis. ulkede hic bir suç ödülsüz kalmıyor masallah.
devamını gör...
hodbin
yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesten üstün tutan kişiye verilen isimdir.
devamını gör...




