cevaplanan sorulardir.

(bkz: tolgame)
-cok zor musunuz bir kafede yaniniza gelinse sizinle tanisabilir miyim desem ne diyorsun aptal sapık mi dersiniz.

+üsluba ve karşı tarafın o anki ruh haline bağlı. laubali bir şekilde gelirsen aptal sapıktan çok daha fazlasını işitirsin.


-gunde kac litre su içersiniz.
+içmem.

-kizlar ile bir araya geldiginiz zaman alinan elbiseler mi konuşulur yoksa giybet mi konusursunuz.

%95 gıybet. %5 başkasının elbisesinin gıybeti.

ne kadar sürede bir erkeğe guvenirsiniz.belli bir zaman araliginiz var mi.

+ben kimseye güvenmem. güveniyormuş gibi yaparım. zamanla da karşı taraf rengini belli eder. güven de o zaman oluşur. ama genel anlamda insanlara güven olmaz. çıkar onu aklından.

daha devami gelecek sorulardir.

+ lütfen soruların sonuna soru işareti koy. sinav kağıdını okurken cinnet geçiren hoca gibiyim şuan.
devamını gör...

gurk yatan tavuğumuz kendisi gibi 4 tane siyah civciv çıkardı.

bir avuç mutluluk. minicik. (dördü birden bir avuç yapıyor ama ancak birini alabildim) *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

edit: 3 kaldılar. annesi gece birini ezmiş sanırım. *
devamını gör...

obeziteyi günlük alınması gereken enerji miktarının harcanan enerji miktarından daha fazla olması sonucu vücuttaki yağ oranının artması olarak tanımlayabiliriz. obezite çağımızın en önemli hastalıklarından biri olarak dünyayı ve ülkemizi tehdit etmeye devam ediyor. fast food tüketiminin artması, dengeli ve düzenli beslenmemek ve hareketsizlik başlıca nedenlerinden. peki obeziteyle nasıl savaşabiliriz bu konuya değineceğim. öncelikle her şeyde olduğu gibi obezite de genlerinizle alakalı olabilir ama bu demek olmuyor ki bu genetik bir şey ben asla değiştiremem. öncelikle bu bahanenin arkasına sığınmamalıyız. eğer genetik yatkınlığımız varsa daha dikkat etmeliyiz yediklerimize. beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz. obeziteye sebebiyet veren bir diğer şey ise hareketsizlik. gün boyu hareketsiz kalıyoruz. mesela apartman dairesinde oturuyorsak asansör kullanmayı tercih ediyoruz. avm lerde yürüyen merdiveni kullanıyoruz. en yakın markete giderken bile araba kullanıyoruz. bu kötü alışkanlıkarımızı değiştirsek çok daha sağlıklı bireyler olabiliriz. spor yapamıyorsak günde 10- 15 dakikalık yürüyüşün bile sağlımız için önemi büyük.
devamını gör...

okumadığım hiç bir tanımı beğenmiyorum. bunun bana karşı yapılmasını da istemem. varsa yazılarını beğendiğim bir yazar, pıt pıt pıt beğeniyorum tabiki. cebimden mi çıkıyor cancağızım, hakkı olana hakkını vermeyek mi ?
devamını gör...

öldün de artık, yaşlanmazsın be adam. *
tanım: james dean.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


bana öyle geliyor ki milen kundera'nın, kadın ruhundan anlama konusunda tanrı vergisi bir yeteneği var. avuçları içinde çaresizce yatan biz kadınların ruhunu kalemiyle didik didik ediyor, içimizdeki derin arzuları, ümitsizliği, yaşama ya da yaşamama isteğini görüyor. çoğu erkek için kadınlar hep aynıdır, aynı şekilde düşünür , aynı şeyleri ister vs... ama o bunun doğru olmadığını romanlarında o kadar güzel inceliyor ki , üstelik kadınlara düşman ya da kadınlardan kaçan bir yazar değil, aksine romanlarında kadın karakter sayısı daha fazla, onlar üzerinden kadına ve insana dair düşüncelerini aktarması daha yoğun. bir yazının ona ait olup olmadığını anlamak ise hiç güç değil, tema hep aynı, mekan ve zaman bile değişmiyor. zaten amacının da bir olayı anlatmak olduğunu düşünmüyorum. normal,sıradan ve kısa olaylar üzerinden hayata ve insana dair evrensel gerçekler. onun kitaplarını okumak, sanki senden daha olgun olan iç sesinle sohbet etmek gibi bir duygu.
devamını gör...

hayatıma fazla dahil olması ve artı olarak kendi hayatına -gereğinden fazla- dahil olmamı istemesi. kişisel alan ihlaline girdiği an koşarak uzaklaşıyorum kim olursa olsun.
devamını gör...

(bkz: haskell free library) (bkz: haskell free library and opera house)
1904 yılında,martha stewart haskell tarafından yaptırılan,neoklasik tarzda inşa edilen ihtişamlı yapının üst katı opera alt katı ise kütüphane olarak kullanılmakta.onu diğer tüm kütüphanelerden ayıran özelliği ise bulunduğu konum itibari ile abd'nin kuzeyindeki derby line şehri ve kanada'nın güneyinde yer alan stanstead'ın sınır noktasına inşa edilmiş olduğu için çifte vatandaş olması.iki farklı ülkenin sınırları içerisinde bulunduğu için iki farklı adresi ve ismi bulunuyor (abd (bkz: haskell free library and opera house)-kanada(bkz: haskell free library) ).kütüphanenin giriş kapısı abd sınırlarında olsa da kanada'lılar hiç bir kontrole tabi olmadan rahatlıkla kütüphaneyi kullanabiliyorlar.kütüphane koleksiyonu ve opera sahnesi stanstead sınırları içinde kaldığı için abd'liler tarafından kitapsız kütüphane ve sahnesiz opera olarak adlandırılıyor.kütüphanenin fransızca ve ingilizce olarak 20.000'den fazla kitap koleksiyonu vardır ve haftada 38 saat halka açıktır.bina, her iki ülkede de tarihi sit alanı olarak kabul edilmektedir. abd'de,1976'dan beri ulusal tarihi yerler siciline kayıtlıdır. kanada'da ise, 1985 yılında kanada ulusal tarihi sit alanı olarak belirlenmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genellikle sanayide kullanılan bir tür petrol ailesinden olan bir maddedir. sanayide pas giderici olarak kullanılır. ayrıca japon sobalarında yakıt olarak kullanılır. kerosen halk dilinde gazyağı diye geçen maddenin daha gelişmiş ve içerik olarak süzülmüş maddedir.

petrol ürünleri içinde yer alan benzin, gazyağı, motorin gibi yakıtların içinde bulunan parafin özellikle dizel araçlarda düşük sıcaklıklarda sıvı akışkanlığını donduracak kadar sıvılık özelliğini kaybeder.. bu açıdan uçak motorlarında dizel yakıt kullanılamaz. parafin dizel yakıta göre az oranda da olsa benzin içinde de bulunur. bu açıdan çok düşük sıcaklıklarda sıvının akışkanlığını kaybetmemesi için kerosen kullanılır. yanıcılığının yanında düşük sıcaklıklarda sıvılık özelliğini kaybetmediği için %20 oranında hava taşıtlarının içine karıştırılır. yanma açısından çok ince olan kerosen saf halde kullanıldığında aşırı sıcaklık ile motorun yanmasına ya da pistonların yatak sarmasına sebebiyet verir. yapısı itibarı ile benzinden daha kalın olan bu yakıt yanıcılığı benzinden daha fazla olduğu için benzindeki oktanı yükseltmek içinde kullanılır.
devamını gör...

ediz hun'unun ampülü bulan edison olduğunu zannederdim.

yalnız da değilmişim.
devamını gör...

hatta bu kişi, mahir çayan tarafından ayağından vurulmuştur. topal olmasının nedeni budur. devrimci felan değildir. sadece laf kalabalığı yapar. gereksiz bir kişiliktir. aynı zamanda çok usta bir provokatördür.
devamını gör...

erdemli, adaletli, iffet sahibi, izzet sahibi, ağırbaşlı, hoşgörülü, dostluğa değer veren, güleç yüzlü, gösterişten uzak karakterde olmak.
devamını gör...

ağam bizimle eğleni.
devamını gör...

etimolojik olarak arapça alyāf ألياف "lifler" sözcüğünden alıntı olan kelimedir. arapça sözcük arapça lyf kökünden gelen līf ليف sözcüğünün çoğuludur.

elyaf, uzunluğu genelde genişliğinden daha fazla olan doğal veya insan yapımı olabilen bir maddedir. elyaflar genellikle diğer malzemelerin imalatında kullanılır.

sentetik elyaf, doğal elyafa kıyasla çok ucuz bir maliyetle büyük miktarlarda üretilebilir, ancak söz konusu giyim olduğunda doğal elyaf, sentetik versiyonuna göre rahatlık gibi bazı faydalar sağlamaktadır.

nedense duyduğumda bana rahatsızlık veren, vücuduma iğne batıyor gibi hissettiren bir kelimedir aynı zamanda. sanırım sağlıksız olması bilinç altıma biraz fazla işlemiş. *
devamını gör...

artık burada ismini görmek istemediğim,bıkkınlık veren sözlük.kafadan sonra aklıma bile gelmiyor.kim takar ekşiyi!
devamını gör...

başlık gibi başlık. tanımlama yapamayacağım kadar muazzam bir başlık! (bkz: yaratıcı başlıklarda bugün)...
düşünmeden, alternatiflerini açmaya soyunacak olan müthiş yazarlara birkaç öneri;
(bkz: 2. nesil yazarlara kahve yaptırmak)
(bkz: 2. nesil yazarlara yemek yaptırmak)
(bkz: 2. nesil yazarlara çay demletmek)
(bkz: 2. nesil yazarlara püskevit yedirmek)
kolay gelsin.
devamını gör...

merhabalar sevgili portakallar,
umarım hepiniz iyisinizdir, hepiniz mutlusunuzdur, hepiniz huzurlusunuzdur ve hepsinden de önemlisi umarım hepiniz sağlıklısınızdır. *
giriş tanıdık geldi değil mi?
o zaman konuyu geliştirelim.
öncelikle sesimi çıkarmasam kimsenin fark etmeyeceğini düşünerek büyük hata etmişim. bugün gerek yayın başlığına yazılan tanımlar gerek mesaj kutuma düşen "neden hala konsept belli değil?" mesajları ile anladım bunu. ne güzel insanlarsınız, farkında mısınız, hı?
"ee hadi söylesene konsepti be kadın ne çok geliştirdin" desenize, dediniz dimi? tamam o zaman girdim geliştirdim sonuca bağlayayım ufaktan.
sevgili canım dünyadan uzak dinleyicileri, canım gecenin yıldızları ve canım herkes; bazı kişisel sebeplerden ötürü dünyadan uzak minik bir araya giriyor.
peki ne kadar minik bir ara?
bir aksilik olmazsa eğer ağustosta yeniden birlikte olup kaldığımız yerden yayınımıza devam ederiz diye planlanmaktayım. oluruz, yine gelirsiniz değil mi? lütfen gelin çünkü...
peki dünyadan uzak yeniden başlayana kadar perşembe akşamları ne dinleyeceğiz?
bugüne kadar en çok sevilen konseptler perşembe günleri sizinle olmaya devam edecek. aslına bakarsanız bir bakıma ara vermemiş gibi bile olabiliriz bu şartlar altında. *
işte böyle sevgili portakallar söyledim, rahatladım. bir dahaki "konsepti söylemeye geldim sevgili portakallar" tanımıma kadar sevgiyle kalın, mutlu kalın, huzurlu kalın ve en önemlisi sağlıkla kalın. sizleri çooooook seviyorum.*
devamını gör...

konumunu bildiğim halde navigasyondan gideceğim yeri adım adım takip etmekten aşırı keyif alıyorum
devamını gör...

(bkz: akıl çağı)
sartre'ın özgürlüğün yolları üçlemesinin ilk kitabıdır. ayrıca bu kitap ile nobel ödülü kazanmış ve ödülü kabul etmemiştir.
serinin ilk kitabı mathieu karakteri üzerinden hem kendilerini arayan hem kendilerinden kaçan insanların özgürlüğü arayışları seçimleri yada seçimsizlikleri ve hayatlarını anlamlandırma çabaları etrafında geçer.


- " geçmiş günleri mi özlüyorsun" marcelle kuru bir sesle hayır dedi. o günleri değil. yalnızca o günlerde hayalini kurduğum yaşamı özlüyorum. sy 16

- ve birden " ihtiyarladım" diye düşündü. ihtiyarladım. şurada, bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum. sy 73

- jacques, özentili bir sevecenlikle mathieu dedi, seni, sandığından çok daha iyi tanıyorum ve bu yüzden de korkuyorum. epeydir, böyle bir şeyi bekleyerek üzüntüdeydim zaten: bu çocuk, senin isteyerek, dileyerek yarattığın bir durumun beklenen sonucudur, şimdi onu yok etmek istiyorsun, çünkü hareketlerinin sonuçlarına katlanmak, bu sorumluluğu yüklenmek istemiyorsun. işte sana gerçeği olduğu gibi göstereyim: belki şu anda yalan söylemiyorsun ama senin yaşamın, bütünüyle baştan sona yalan üzerine kurulu!
mathieu "jacques" dedi, " rica ederim, benim için üzülme! söyle bana , şu kendimden sakladığım, saklamak için yalan söylediğim şey neymiş?" gülümsüyordu.
o yalanla saklamaya çalıştığın şu ki dedi jacques, sen, kendinden utanan bir burjuvasın. ben, uzun tereddütlerden, aranmalardan sonra burjuva bir yaşamda karar kıldım, akıllı uslu bir evlenme yaptım, evlenmek gerek diye evlendim. ama sen, yaradılışınla, zevklerinle, içgüdülerinle burjuvasın, seni evlenmeye iten de işte bu içgüdüler. çünkü, sen benim gözümde zaten evlisin mathieu! sy 153

- sana gençlik yılların için tek kelime söylemiyorum, dedi. hatta bazı kötü maceralara sürüklenmeyecek kadar da akıllıca hareket ettin. ama ben kendi geçmişim için de aynı şeyleri söyleyebilirim. aslında ikimiz de, korsan dedelerimizden kalan içgüdülere uymuş olduk. ne var ki, ben bu içgüdüleri bir seferde, sonuna kadar kullandım ve tükettim. sen ise küçük dozlarla, her gün birazını kullanıyorsun, bir dikişte içip bitirmeye gücün yok. belki de sen, bana oranla daha az korsandın, işte senin şanssızlığında bu oldu. yaşayışın, basit bir temele dayanan ama bitmek bilmeyen bir isyan ve anarşi tiryakiliğiyle, seni düzene, ahlak sağlamlığına ve günü gününe diyebileceğim alışılmış yaşama iten derin ve güçlü bir içgüdü arasındaki çatışmadan ibaret! sonuç şu ki sen, sorumluluğu olmayan ihtiyar bir öğrenci olarak kaldın. ama dostum, biraz dur da kendine bak. otuz dört yaşındasın, saçlarına aklar düşmeye başladı. artık körpecik bir delikanlı değilsin anladın mı ve bu özentili bohem hayatı sana hiç yakışmıyor. zaten, bu bohem hayatı denilen şey de nedir ? bundan yüz yıl önce pek güzel, romantik bir fikirdi herhalde ama bugün artık modası geçmiş, ömrünü tüketmiş bir şey... artık akıl çağındasın, mathieu , akıl çağındasın ya da... ya da olmalısın!
mathieu " yok efendim" dedi. senin akıl çağı diye anlattığın şey, kendimden vazgeçme çağı benim için. ben bunu istemiyorum. sy 156-157

-" bütün ömrümce dişleri sökülmüş olarak yaşadım. " diye düşündü." evet, dişleri sökülmüş. asla ısırmadım, bekledim, bekliyor ve kendimi hep daha sonra gelecek günlere saklıyordum ve şimdi, birden gördüm ki hiç dişim kalmamış. sy 271

-
devamını gör...

denizcilikte rüzgarın gittiği değil, "geldiği" yöne verilen isimdir.

edit: işbu tanımlama, orsalesta anafor esas düzeltmeyi yaptığı için kendi kendini yok edecektir. yani umarım.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim