bir küvet hikayesi
nazım, piraye'yi aldatınca piraye bu şiiri yazıp nazım'a göndermiş. nazım da birkaç dizesini değiştirip 1940 yılında* kendi adıyla yayınlamış.
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
devamını gör...
sevilen filmlerin sevilen replikleri
mutlu olmayı bilmedik, belki bu yüzden ; mutlu etmeyi de...
kış uykusu
kış uykusu
devamını gör...
3.murat zamanında maymunların idam edilmesi olayı
tarihimiz, çok ilginç olaylara tanıklık etmiştir. osmanlı imparatorluğu'nun 12. padişahı olan sultan 3. murat han (ya da sultan murat veya 3. murat) da bunun en ilginç örneklerinden birisinin baş aktörüdür. oldukça başarılı bir kumandan, zeki bir savaş stratejisti ve son derece eğitimli bir kişiydi.
tarihin bu kesidinin ikinci aktörü ise maymunlar... ancak daha spesifik olarak, istanbul'da yaşayan maymunlar! özellikle yavuz sultan selim dönemindeki fetihler ve fethedilen bölgelerden getirilen mallar (ki bunlara canlılar da dahildir) sebebiyle istanbul'daki maymun popülasyonu dikkate değer miktarda bir artış göstermiştir. ancak bu hayvanlar öylesine, zevk olsun diye osmanlı topraklarında taşınan hayvanlardan ibaret olmamışlardır. çeşitli nitelikleri sebebiyle hem ev hayvanı olarak kullanılmışlar, hem de çok sıradışı amaçlara alet edilmişlerdir. bu amaçlardan birisi de, osmanlı donanması'nda görev almalarıdır!
16. yüzyılın akdeniz'deki en güçlü donanmasına sahip olan osmanlı imparatorluğu, söz konusu maymunları eğiterek özellikle donanma gemilerinde gözcü olarak kullanmışlardır. elbette ki osmanlı donanması'nda maymunların kullanılması kör bir tesadüf değildir. tam tersine, bu yakın kuzenlerimizin yüksek zekaları ve insanlarda olmayan bazı nitelikleri sebebiyle bu işlere harika birer aday olarak karşımıza çıkmaktadırlar. dursun gürlek tarafından kaleme alınan kültür dünyamızdan manzaralar isimli kitap içerisinde konu şu şekilde anlatılmaktadır:
bu hayvanlar, görme yeteneklerinin çok güçlü olması nedeniyle, eğitilerek böyle değerlendiriliyorlardı. maymunlar, çok uzak mesafelerden kalyonları fark ederler ve belli ses ve hareketlerle aşağıdakilere haber verirlerdi. eğitilmiş maymunlar azapkapı çarşısında satışa sunulurlardı. maymun dükkânları bugünkü unkapanı köprüsü’nün şişhane tarafının, haliç kıyısında bulunan sokullu mehmet paşa camii kenarındaydı.
ibrahim hakkı konyalı ise konuyla ilgili şunları yazıyor:
kuzey afrika tamamen türk sınırları içine alındıktan sonra istanbul’a çok sayıda maymun getirilmişti, üçüncü sultan murat devrinin refahlı ve zengin halk tabakaları arasında maymun bir süs ve oyuncak olmuştu.
maymunların zekası modern bilim sayesinde de yakından tanıdığımız bir gerçekliktir. insan haricinde doğada karşınıza çıkabilecek en zeki, dolayısıyla en fazla eğitilebilir hayvanlardan birisi de bu canlılardır. ne yazık ki kaynaklarda spesifik olarak hangi maymun türünün özellikle donanmada kullanıldığı belirtilmemiş; bu nedenle çok kesin bir analiz yapmak mümkün değil. ancak coğrafi gerekçeler ve çeşitli görsellerden elde edilen bilgiler çerçevesinde bu maymunların, insanların da dahil olduğu kuyruksuz maymunların en yakın kuzen grubu olan eski dünya maymunları arasından macaca cinsi makaklar olması çok olası gözükmektedir. bu canlıların yüksek zekası, fazlasıyla eğitilebilir oldukları gerçeği, hareketlerinin insansılığı dönemin kumandanlarının ve eğitmenlerinin dikkatini çekmiş olmalıdır. öyle ki, kemaleddin ebu abdullah ed-demirî tarafından kaleme alınan hayâtü’l-hayevan isimli kitapta hem terzilikte görev alan, hem de kuyumculukla uğraşan maymunlardan söz edilmektedir. aynı kaynağa göre yemen'deki maymunlar bakkallık ve kasaplık gibi işlerde bile çalıştırılmıştır.
tabii ki bu durum herkesin hoşuna gitmiyordu. bazı osmanlı vatandaşları ve güç sahipleri, maymunların insanlarla bu kadar iç içe olmasından hiç de hoşnut değildi. öyle ki, sultan muradın imamlığını yapan ve daha sonra rumeli kazaskeri olan manisalı molla abdulkerim efendi adeta "maymun düşmanı" seviyesine varacak kadar bir nefret besliyordu. maymunların oyun ve eğlenceye alet edildiğini düşünüyor, bunun müslüman halkı yoldan çıkardığına inanıyordu. bu nefreti öyle boyutlara ulaşmıştı ki, her maymun gördüğünde hayvanın asılmasını emrettiği, dolayısıyla adının "maymunkeş imam"a çıktığı rivayet edilmektedir. dursun gürlek, 1590-1591'li yıllara denk gelen olayları şöyle anlatıyor:
bilhassa hicri 999 yılında istanbul meydanlarındaki bütün büyük ağaçlar, sanki maymundan meyve vermiş ağaçlara benzemişti. iri maymunlar için özel idam sehpaları bile kurularak cesetleri halka teşhir ediliyordu. abdulkerim atına atlar, semt semt dolaşır, idam edilecek maymunların iplerini kendi eliyle çekerdi.
bu olaylar kimi zaman toplu katliam düzeyine de ulaşmıştır. son derece tutucu olan abdulkerim efendi, ayrıca maymunların fuhuş amacıyla ve kadınların kendilerini tatmin etmek amacıyla kullanılmasından da korkmakta; halkın bu sebeple de yoldan çıkacağını düşünerek maymunlara daha da fazla nefret beslemektedir. çeşitli kaynaklara göre bu olaylardan birisi şu şekilde yaşanmış ve abdulkerim efendi'ye "maymunkeş" lakabını kazandırmıştır:
tüm hikaye bu dini bütün mollanın fatih camii’nde verdiği bir cuma vaazıyla başlıyor, molla, ateşli bir konuşmayla 'kadınların bu maymunları fena işlerde kullandığını' anlatıyor. cuma çıkışı kızgın kalabalık önde bizim molla, azapkapı ve galata’daki maymun satıcılarını basıyor. tarihçiler o günü 'istanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı.' diye anlatır. molla, yakalanan maymunları kendi elleriyle asıyor, iri maymunlar için ayrı idam sehpası hazırlıyor. istanbul’un maymunlarının hikayesi maalesef bu şekilde sona eriyor, yapılan katliama tanık olan halk o günden sonra mollaya 'maymunkeş' lakabını takıyor. tarihçiler, maymunkeş abdülkerim efendi’nin vefatında birçok hayvansever istanbullu’nun kutlamalar yaptığından bahseder.
murat bardakçı da bu tarihi verileri doğruluyor. reşad ekrem koçu tarafından kaleme alınan eserlerden yola çıkan bardakçı, 17. yüzyılda maymunların topluca katliyle ilgili koçu'nun şunları yazdığını belirtiyor:
yelken ve kürek devri gemiciliği zamanında direklerin tepesine tırmanarak korsan gözcülüğü yapan tálimli maymunlardan istifade edilirdi. istanbul'da tersane kapısı önünde ‘‘gemi maymunu’’ yatiştirip satan esnaf dükkánları vardı. bir gün üçüncü murad'ın hürmetini kazanmış olan váizlerden abdülkerim efendi 'kadınlar maymunları fuhuş aleti yaparlar' deyip başına binlerce kişiyi topladı, bu dükkánları bastı ve zavallı hayvanları idam ettirdi’.
sunay akın ise 23 mart 2007'de sabah gazetesi'ne yazdığı insanlar cehennemi başlıklı köşe yazısında şöyle anlatıyor:
istanbul'da yasaklanan hayvan yalnızca sokak köpeği olmamıştır. kuzey afrika'nın, imparatorluk sınırlarına katılmasından sonra kente getirilen ve zenginler arasında bir süs oyuncağına dönüşen maymunlar da yasaklardan paylarına düşeni fazlasıyla almışlardır. halk arasında yaygınlaşan maymun sevgisine düşman olan, ııı. murat'ın imamı ve sonradan rumeli kazaskeri görevine atanan molla abdülkerim efendi'dir. nefretinden dolayı 'maymunkeş imam' olarak anılan abdülkerim efendi zamanında, istanbul'da neredeyse dallarına bir maymun asılmayan ağaç kalmamıştır. iri yapılı maymunlar için özel idam sehpaları bile hazırlatan maymunkeş imam, atıyla istanbul'u gezmekte, zavallı hayvanların iplerini bizzat kendi elleriyle çekmekteydi. oysa, osmanlı donanmasının akdeniz'de kurduğu egemenlikte büyük payı vardır maymunların! özellikle ıı. beyazıt'tan sonra, maymunların uzağı görmedeki başarılarından faydanılmak amacıyla onları birer dürbün gibi kullanma yoluna gidilmiştir. gelibolu ve istanbul'daki tersanelerde özel bir eğitimden geçirilen maymunlar, görev yaptıkları gemilerin direklerinde gözlerini ufuktan ayırmaz ve bir gemi gördüklerinde aşağıya haber verirlerdi.
--- alıntı ---
evrimagaci.org/3-murat-zama...
--- alıntı ---
tarihin bu kesidinin ikinci aktörü ise maymunlar... ancak daha spesifik olarak, istanbul'da yaşayan maymunlar! özellikle yavuz sultan selim dönemindeki fetihler ve fethedilen bölgelerden getirilen mallar (ki bunlara canlılar da dahildir) sebebiyle istanbul'daki maymun popülasyonu dikkate değer miktarda bir artış göstermiştir. ancak bu hayvanlar öylesine, zevk olsun diye osmanlı topraklarında taşınan hayvanlardan ibaret olmamışlardır. çeşitli nitelikleri sebebiyle hem ev hayvanı olarak kullanılmışlar, hem de çok sıradışı amaçlara alet edilmişlerdir. bu amaçlardan birisi de, osmanlı donanması'nda görev almalarıdır!
16. yüzyılın akdeniz'deki en güçlü donanmasına sahip olan osmanlı imparatorluğu, söz konusu maymunları eğiterek özellikle donanma gemilerinde gözcü olarak kullanmışlardır. elbette ki osmanlı donanması'nda maymunların kullanılması kör bir tesadüf değildir. tam tersine, bu yakın kuzenlerimizin yüksek zekaları ve insanlarda olmayan bazı nitelikleri sebebiyle bu işlere harika birer aday olarak karşımıza çıkmaktadırlar. dursun gürlek tarafından kaleme alınan kültür dünyamızdan manzaralar isimli kitap içerisinde konu şu şekilde anlatılmaktadır:
bu hayvanlar, görme yeteneklerinin çok güçlü olması nedeniyle, eğitilerek böyle değerlendiriliyorlardı. maymunlar, çok uzak mesafelerden kalyonları fark ederler ve belli ses ve hareketlerle aşağıdakilere haber verirlerdi. eğitilmiş maymunlar azapkapı çarşısında satışa sunulurlardı. maymun dükkânları bugünkü unkapanı köprüsü’nün şişhane tarafının, haliç kıyısında bulunan sokullu mehmet paşa camii kenarındaydı.
ibrahim hakkı konyalı ise konuyla ilgili şunları yazıyor:
kuzey afrika tamamen türk sınırları içine alındıktan sonra istanbul’a çok sayıda maymun getirilmişti, üçüncü sultan murat devrinin refahlı ve zengin halk tabakaları arasında maymun bir süs ve oyuncak olmuştu.
maymunların zekası modern bilim sayesinde de yakından tanıdığımız bir gerçekliktir. insan haricinde doğada karşınıza çıkabilecek en zeki, dolayısıyla en fazla eğitilebilir hayvanlardan birisi de bu canlılardır. ne yazık ki kaynaklarda spesifik olarak hangi maymun türünün özellikle donanmada kullanıldığı belirtilmemiş; bu nedenle çok kesin bir analiz yapmak mümkün değil. ancak coğrafi gerekçeler ve çeşitli görsellerden elde edilen bilgiler çerçevesinde bu maymunların, insanların da dahil olduğu kuyruksuz maymunların en yakın kuzen grubu olan eski dünya maymunları arasından macaca cinsi makaklar olması çok olası gözükmektedir. bu canlıların yüksek zekası, fazlasıyla eğitilebilir oldukları gerçeği, hareketlerinin insansılığı dönemin kumandanlarının ve eğitmenlerinin dikkatini çekmiş olmalıdır. öyle ki, kemaleddin ebu abdullah ed-demirî tarafından kaleme alınan hayâtü’l-hayevan isimli kitapta hem terzilikte görev alan, hem de kuyumculukla uğraşan maymunlardan söz edilmektedir. aynı kaynağa göre yemen'deki maymunlar bakkallık ve kasaplık gibi işlerde bile çalıştırılmıştır.
tabii ki bu durum herkesin hoşuna gitmiyordu. bazı osmanlı vatandaşları ve güç sahipleri, maymunların insanlarla bu kadar iç içe olmasından hiç de hoşnut değildi. öyle ki, sultan muradın imamlığını yapan ve daha sonra rumeli kazaskeri olan manisalı molla abdulkerim efendi adeta "maymun düşmanı" seviyesine varacak kadar bir nefret besliyordu. maymunların oyun ve eğlenceye alet edildiğini düşünüyor, bunun müslüman halkı yoldan çıkardığına inanıyordu. bu nefreti öyle boyutlara ulaşmıştı ki, her maymun gördüğünde hayvanın asılmasını emrettiği, dolayısıyla adının "maymunkeş imam"a çıktığı rivayet edilmektedir. dursun gürlek, 1590-1591'li yıllara denk gelen olayları şöyle anlatıyor:
bilhassa hicri 999 yılında istanbul meydanlarındaki bütün büyük ağaçlar, sanki maymundan meyve vermiş ağaçlara benzemişti. iri maymunlar için özel idam sehpaları bile kurularak cesetleri halka teşhir ediliyordu. abdulkerim atına atlar, semt semt dolaşır, idam edilecek maymunların iplerini kendi eliyle çekerdi.
bu olaylar kimi zaman toplu katliam düzeyine de ulaşmıştır. son derece tutucu olan abdulkerim efendi, ayrıca maymunların fuhuş amacıyla ve kadınların kendilerini tatmin etmek amacıyla kullanılmasından da korkmakta; halkın bu sebeple de yoldan çıkacağını düşünerek maymunlara daha da fazla nefret beslemektedir. çeşitli kaynaklara göre bu olaylardan birisi şu şekilde yaşanmış ve abdulkerim efendi'ye "maymunkeş" lakabını kazandırmıştır:
tüm hikaye bu dini bütün mollanın fatih camii’nde verdiği bir cuma vaazıyla başlıyor, molla, ateşli bir konuşmayla 'kadınların bu maymunları fena işlerde kullandığını' anlatıyor. cuma çıkışı kızgın kalabalık önde bizim molla, azapkapı ve galata’daki maymun satıcılarını basıyor. tarihçiler o günü 'istanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı.' diye anlatır. molla, yakalanan maymunları kendi elleriyle asıyor, iri maymunlar için ayrı idam sehpası hazırlıyor. istanbul’un maymunlarının hikayesi maalesef bu şekilde sona eriyor, yapılan katliama tanık olan halk o günden sonra mollaya 'maymunkeş' lakabını takıyor. tarihçiler, maymunkeş abdülkerim efendi’nin vefatında birçok hayvansever istanbullu’nun kutlamalar yaptığından bahseder.
murat bardakçı da bu tarihi verileri doğruluyor. reşad ekrem koçu tarafından kaleme alınan eserlerden yola çıkan bardakçı, 17. yüzyılda maymunların topluca katliyle ilgili koçu'nun şunları yazdığını belirtiyor:
yelken ve kürek devri gemiciliği zamanında direklerin tepesine tırmanarak korsan gözcülüğü yapan tálimli maymunlardan istifade edilirdi. istanbul'da tersane kapısı önünde ‘‘gemi maymunu’’ yatiştirip satan esnaf dükkánları vardı. bir gün üçüncü murad'ın hürmetini kazanmış olan váizlerden abdülkerim efendi 'kadınlar maymunları fuhuş aleti yaparlar' deyip başına binlerce kişiyi topladı, bu dükkánları bastı ve zavallı hayvanları idam ettirdi’.
sunay akın ise 23 mart 2007'de sabah gazetesi'ne yazdığı insanlar cehennemi başlıklı köşe yazısında şöyle anlatıyor:
istanbul'da yasaklanan hayvan yalnızca sokak köpeği olmamıştır. kuzey afrika'nın, imparatorluk sınırlarına katılmasından sonra kente getirilen ve zenginler arasında bir süs oyuncağına dönüşen maymunlar da yasaklardan paylarına düşeni fazlasıyla almışlardır. halk arasında yaygınlaşan maymun sevgisine düşman olan, ııı. murat'ın imamı ve sonradan rumeli kazaskeri görevine atanan molla abdülkerim efendi'dir. nefretinden dolayı 'maymunkeş imam' olarak anılan abdülkerim efendi zamanında, istanbul'da neredeyse dallarına bir maymun asılmayan ağaç kalmamıştır. iri yapılı maymunlar için özel idam sehpaları bile hazırlatan maymunkeş imam, atıyla istanbul'u gezmekte, zavallı hayvanların iplerini bizzat kendi elleriyle çekmekteydi. oysa, osmanlı donanmasının akdeniz'de kurduğu egemenlikte büyük payı vardır maymunların! özellikle ıı. beyazıt'tan sonra, maymunların uzağı görmedeki başarılarından faydanılmak amacıyla onları birer dürbün gibi kullanma yoluna gidilmiştir. gelibolu ve istanbul'daki tersanelerde özel bir eğitimden geçirilen maymunlar, görev yaptıkları gemilerin direklerinde gözlerini ufuktan ayırmaz ve bir gemi gördüklerinde aşağıya haber verirlerdi.
--- alıntı ---
evrimagaci.org/3-murat-zama...
--- alıntı ---
devamını gör...
leyla ile mecnun replikleri
- mecnun
- hoop
- naptın?
- neyi naptım?
.
.
bu diyalog böyle sürer de ismail abi ile mecnunun sahildeki her sahnesi unutulmazımdır.
- hoop
- naptın?
- neyi naptım?
.
.
bu diyalog böyle sürer de ismail abi ile mecnunun sahildeki her sahnesi unutulmazımdır.
devamını gör...
tadelle
king size şuan 4 tl'den bir yerel alışveriş merkezi zincirinden alıyorum, halen en favori çikolatam. sanset grup bu işi biliyor.
devamını gör...
sen hiç ateşböceği gördün mü
zamanlarda fazla seri ilerlemeleri dışında her şeyi çok iyi olan film.
sinemada izler gibi keyif aldım.
filme 10 üzerinden 10 puan veriyorum.
sonumuz allah bilir ama başlangıçlar bizimdir
ateş böceği zamanını hatırladım.
onları toplar, kavanoza koyar, karanlık bir yerde bakardım ışıklarına.
sinemada izler gibi keyif aldım.
filme 10 üzerinden 10 puan veriyorum.
sonumuz allah bilir ama başlangıçlar bizimdir
ateş böceği zamanını hatırladım.
onları toplar, kavanoza koyar, karanlık bir yerde bakardım ışıklarına.
devamını gör...
kınamak
t: eski türkçe kın veya kıın veya kıyn veya kıny köküne dayanan kelimedir.
kın sözcüğü "ceza" anlamındadır. kıyın şeklinde de geçer. kıymak fiili ile kökdeş olması muhtemeldir.
kelimenin ilginç bir anlam daralması serüveni var. nişanyan'ın aktardığı örneklere göre şu aşamalardan geçmektedir: *
1000'li yıllardan önce ve daha sonrasına kadar olan anlamı "işkence etmek",
1300'lerden sonra "cezalandırmak",
osmanlı döneminde "alay etmek ve ayıplamak",
günümüzde ise yalnızca "ayıplamak"
şiddetle kınamalarıyla meşhur olan bir devlet yöneticisinden cümle içinde kullanım örneği:
kın sözcüğü "ceza" anlamındadır. kıyın şeklinde de geçer. kıymak fiili ile kökdeş olması muhtemeldir.
kelimenin ilginç bir anlam daralması serüveni var. nişanyan'ın aktardığı örneklere göre şu aşamalardan geçmektedir: *
1000'li yıllardan önce ve daha sonrasına kadar olan anlamı "işkence etmek",
1300'lerden sonra "cezalandırmak",
osmanlı döneminde "alay etmek ve ayıplamak",
günümüzde ise yalnızca "ayıplamak"
şiddetle kınamalarıyla meşhur olan bir devlet yöneticisinden cümle içinde kullanım örneği:
devamını gör...
yaşam nedir
(bkz: yaşam nedir) nobel ödüllü fizikçi erwin schrödinger’in 1944 yılında basılan kitabıdır. genelde atom altı parçacıklar üzerine yaptığı çalışmalar ve schrödinger denklemi ile bilinir. kuantum mekaniği söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimlerdendir. eserden önce yazarından biraz bahsetmemin sebeplerine gelince ilk olarak bu konuyu bir fizikçi olarak ele alması, ikincisi ise konuya hakim olmayan kişiler için biraz kafa karıştırıcı olabileceğini düşünmem. yazıldığı dönemi göz önüne aldığımızda ise güncel bir alt yapı oluşturmadan başlangıç seviyesinde bir kitap olarak okunmaması kanaatindeyim.
"bir canlı organizmanın uzamsal sınırları içinde meydana gelen olaylar fizik ve kimya disiplinleri ile açıklanabilir mi?" kitabın temel sorusudur. yaşamı ve evrim mekanizmasını istatistiksel fizik yasalarına bağlı bir şekilde yorumlayarak açıklamaya çalışmıştır. canlı organizmaların davranışlarını, daha özel olarak canlı hücrelerinin davranışlarını dönemin fizik kuralları üzerinden yorumlar. sonuçta; her canlı organizma, termodinamik bir sistemde çalışan ve onu bir bütün olarak hayata geçiren organize bir atom sistemidir. hücreler sistemini istatistiksel bir sistem olarak ele alır. atomları ayrı ayrı ele alarak bu sistemi açıklamak olanaksız olsa da, ortalama olasılıklara dayanarak bu yapılar hakkında fikir yürütebileceğimizi iddia eder. entropiye rağmen bir sistemin nasıl canlı kalabileceğini "negatif entropi" kavramını kullanarak açıklamaya çalışır. yine sy 50 ve 70 arasında mutasyonların, kuantum sıçramaları ile karşılaştırılması ve benzerlikleri üzerine durur. küçük bir molekül belki bir çeşit " katı tohumu" olarak adlandırılabilir. böyle küçük bir katı tohumundan yola çıkıldığında, giderek daha büyük atom ortaklıkları kurmanın iki farklı yolu varmış gibi görünüyor. görece daha tekdüze olan bir yol, aynı yapıyı üç yönde de defalarca tekrarlamaktadır. kristalleri büyütürken izlenen yol budur. periyodiklik sağlandığında, oluşturulan yığının boyutu için kesin bir sınır yoktur. öteki yol ise, tekdüze tekrarlama mekanizmasına başvurmadan, her bir aşamada daha da gelişen bir yığın inşa etmektir. her bir atom ve atom grubunun diğerlerinkine bütünüyle eşdeğer olmadığı ( periyodik yapıda ise eşdeğerdirler) ve bireysel bir rol üstlendiği giderek karmaşıklaşan organik moleküllerde durum budur. buna aperiyodik kristal ya da katı diyebilir ve hipotezimizi şöyle ifade edebiliriz: genin, belki de bütün kromozom ipliğinin aperiyodik bir katı olduğuna inanıyoruz. sy 87
kitabın benim için en ilgi çeken kısmı burasıydı. burada bahsedilen "aperiyodik katı" dna ya çok benzer
hatta neredeyse aynı işlevde bir yapıdır. (kitap yayımlandığında henüz dna keşfedilmemişti)
"bir canlı organizmanın uzamsal sınırları içinde meydana gelen olaylar fizik ve kimya disiplinleri ile açıklanabilir mi?" kitabın temel sorusudur. yaşamı ve evrim mekanizmasını istatistiksel fizik yasalarına bağlı bir şekilde yorumlayarak açıklamaya çalışmıştır. canlı organizmaların davranışlarını, daha özel olarak canlı hücrelerinin davranışlarını dönemin fizik kuralları üzerinden yorumlar. sonuçta; her canlı organizma, termodinamik bir sistemde çalışan ve onu bir bütün olarak hayata geçiren organize bir atom sistemidir. hücreler sistemini istatistiksel bir sistem olarak ele alır. atomları ayrı ayrı ele alarak bu sistemi açıklamak olanaksız olsa da, ortalama olasılıklara dayanarak bu yapılar hakkında fikir yürütebileceğimizi iddia eder. entropiye rağmen bir sistemin nasıl canlı kalabileceğini "negatif entropi" kavramını kullanarak açıklamaya çalışır. yine sy 50 ve 70 arasında mutasyonların, kuantum sıçramaları ile karşılaştırılması ve benzerlikleri üzerine durur. küçük bir molekül belki bir çeşit " katı tohumu" olarak adlandırılabilir. böyle küçük bir katı tohumundan yola çıkıldığında, giderek daha büyük atom ortaklıkları kurmanın iki farklı yolu varmış gibi görünüyor. görece daha tekdüze olan bir yol, aynı yapıyı üç yönde de defalarca tekrarlamaktadır. kristalleri büyütürken izlenen yol budur. periyodiklik sağlandığında, oluşturulan yığının boyutu için kesin bir sınır yoktur. öteki yol ise, tekdüze tekrarlama mekanizmasına başvurmadan, her bir aşamada daha da gelişen bir yığın inşa etmektir. her bir atom ve atom grubunun diğerlerinkine bütünüyle eşdeğer olmadığı ( periyodik yapıda ise eşdeğerdirler) ve bireysel bir rol üstlendiği giderek karmaşıklaşan organik moleküllerde durum budur. buna aperiyodik kristal ya da katı diyebilir ve hipotezimizi şöyle ifade edebiliriz: genin, belki de bütün kromozom ipliğinin aperiyodik bir katı olduğuna inanıyoruz. sy 87
kitabın benim için en ilgi çeken kısmı burasıydı. burada bahsedilen "aperiyodik katı" dna ya çok benzer
hatta neredeyse aynı işlevde bir yapıdır. (kitap yayımlandığında henüz dna keşfedilmemişti)
devamını gör...
salın şu köylüleri artık
ben köylü sayılırım yani öyle bir ortamda büyüdüm yetiştim...
şu kadarını söylemek isterim burada alay eden ergenlerin çoğunu cebimden çıkartıp ters yatırıp düz sevebilirlerler hele ki eski insanlar...
şu kadarını söylemek isterim burada alay eden ergenlerin çoğunu cebimden çıkartıp ters yatırıp düz sevebilirlerler hele ki eski insanlar...
devamını gör...
kötü çocuk
geçenlerde kardeşimin (13) erkek arkadaşlarının birinde gördüm bu kitabı. harıl harıl okuyordu ve okuduğu sayfa şöyle bir şey;
e (erkek), k (kadın)
e: benimle birlikte ol. şimdi.
dudaklarını boynuma değdirdi. öpmeye ve tişörtümün eteğini sıyırmaya başladı vs.
k: istemiyorum, bırak!
durmadı, devam etti.
k: hayır, olmaz, istemiyorum!
dudaklarını boynumdan çekip dudaklarıma değdirdi. sanırım bu iyi bir şeydi.
••
"cidden mi?" diye sorasım geldi. adam seni terk etmesin diye onunla birlikte oluyorsun, öncesinde istemediğin halde vücuduna dokunuyor ve sen buna "iyi bir şeydi" mi diyorsun? üstelik bunu yazan bir kadın. bu tür erkeklere ilgi duyan kadınlar olduğu sürece cinayetler bitmez ki. üstelik zihni fikirleri almaya gayet müsait, davranışlarını çevreye göre ayarlayan yaştaki çocuklar okuyor bunları. kardeşimin arkadaşının gözlerini görmeliydiniz, fal taşı gibi açılmış. kaybedeceklerini anlatıp okumasını engelledim ama acaba ne kadar etkili oldu?
neyse, umarım herkesten önce aileler bilinçli olur. en büyük pay onlara düşüyor.
e (erkek), k (kadın)
e: benimle birlikte ol. şimdi.
dudaklarını boynuma değdirdi. öpmeye ve tişörtümün eteğini sıyırmaya başladı vs.
k: istemiyorum, bırak!
durmadı, devam etti.
k: hayır, olmaz, istemiyorum!
dudaklarını boynumdan çekip dudaklarıma değdirdi. sanırım bu iyi bir şeydi.
••
"cidden mi?" diye sorasım geldi. adam seni terk etmesin diye onunla birlikte oluyorsun, öncesinde istemediğin halde vücuduna dokunuyor ve sen buna "iyi bir şeydi" mi diyorsun? üstelik bunu yazan bir kadın. bu tür erkeklere ilgi duyan kadınlar olduğu sürece cinayetler bitmez ki. üstelik zihni fikirleri almaya gayet müsait, davranışlarını çevreye göre ayarlayan yaştaki çocuklar okuyor bunları. kardeşimin arkadaşının gözlerini görmeliydiniz, fal taşı gibi açılmış. kaybedeceklerini anlatıp okumasını engelledim ama acaba ne kadar etkili oldu?
neyse, umarım herkesten önce aileler bilinçli olur. en büyük pay onlara düşüyor.
devamını gör...
pompada yeni zamlar fiyata yansıyabilir
pompa ve zam deyince, mecazi mi diye düşünmedim değil. güzel pompalıyorlar sonuçta...
devamını gör...
kıyamet yaklaşıyor dedirten olaylar
(bkz: 2020-2021 kardeşler)
devamını gör...
yeni tanıştığı insana dertlerini anlatan insan
sürekli dert ve şikayet içerisindedirler.
kan emicidir.
kan emicidir.
devamını gör...
radyo tiyatrosu
devamını gör...
balkon
balkon aşkına.. çok severim,
kar yağmıyorsa yaz kış balkon düzeneğini sürdürürüm, kahvaltıdan akşam birasına, beş çayından gece kahvesine ikametimdir, mutfak bile olmayabilir, banyosu ve max 1 odası olan bir balkonda yaşayabilirim, daha 5 yaşında küçük bir giriş katında otururken, babamdan istemeye başlamışım, herkese de söylüyormuşum, biz balkonlu eve taşınıcaz diye, anlatabiliyormuyum, öyle bir aşk benimkisi.
kar yağmıyorsa yaz kış balkon düzeneğini sürdürürüm, kahvaltıdan akşam birasına, beş çayından gece kahvesine ikametimdir, mutfak bile olmayabilir, banyosu ve max 1 odası olan bir balkonda yaşayabilirim, daha 5 yaşında küçük bir giriş katında otururken, babamdan istemeye başlamışım, herkese de söylüyormuşum, biz balkonlu eve taşınıcaz diye, anlatabiliyormuyum, öyle bir aşk benimkisi.
devamını gör...
süleyman soylu tarzı soru cevaplamak
soru: sedat peker'in akp ile ilişkisini açıklar mısınız?
sülü : biz zorlu yollardan geçtik. 20 yılda ülkeye çok kazanımlar yaptık.
soru: efendim sedat peker?
sülü: doğu akdeniz'de biz de varız.
adeta sınav kağıdı dolu gözüksün diye karalamalardan ibaret.
sülü : biz zorlu yollardan geçtik. 20 yılda ülkeye çok kazanımlar yaptık.
soru: efendim sedat peker?
sülü: doğu akdeniz'de biz de varız.
adeta sınav kağıdı dolu gözüksün diye karalamalardan ibaret.
devamını gör...
coğrafyacıların çocuklarına isim önerileri
kader
(bkz: çoğrafya kaderdir)
(bkz: çoğrafya kaderdir)
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
geleceğim, bekle dedi, gitti..
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.
özdemir asaf
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.
özdemir asaf
devamını gör...
elli kere şikayet ettik
2 sene önce emine bulut cinayeti işlendi. kanımız dondu. ölmek istemiyorum diye çığlıklarını dinledik, kızı yanındaydı... bugün de yemen akoda... kızı yanında, yaşıyor mu diyor, 50 kere şikayet ettik diyor.
sadece izliyoruz.
kısa süre önce de istanbul sözleşmesi kaldırıldıktan sonra kadın cinayetleri azaldı diye haber yapıldı.
onu da izledik.
sadece izliyoruz.
kısa süre önce de istanbul sözleşmesi kaldırıldıktan sonra kadın cinayetleri azaldı diye haber yapıldı.
onu da izledik.
devamını gör...
adalet ve kalkınma partisi
ak parti diye bir parti yoktur. adalet ve kalkınma partisinin kısaltması akp'dir. ak parti adı uydurmadır. yoktur. pazarlama taktiğidir. yemeyin artık bunları.
devamını gör...