kendisini hiç tanımamış bir adama hayatını adamış bir kadının mektubu. gerçekten mutlak aşk mı yoksa hastalıklı bir saplantı mı bilemiyorum ancak insanda biraz hayranlık uyandırıp biraz da kalbini kıran kısacık bir hikaye.

seven için mi yoksa sevilen için mi daha zor karar vermek güç ama allahınız varsa beni böyle sevmezsiniz. yoksa da sevmezsiniz hatta. severseniz de mektup falan yazıp yıllar sonra yeşillendirmezsiniz.

hayır sen kendi kendine şeyolmuşsun yani, benim ne suçum var ben evde televizyon izliyorum.
devamını gör...

günaydınımsı canımlar.*
neyse şimdiden iki kaşık uyku ilacı içeceğim.
güzelimsi günler.*
devamını gör...

ana dilde eğitim verildiğinde asıl bölünme engellenir. insanlar kendi dili, dini ve kültürüyle uyumlu yaşarsa kendini ülkeye daha fazla bağlı hisseder ve aidiyet duygusu güçlenir. baskı ve inkar ise ister aile olsun ister arkadaş grubu olsun isterse de ülke olsun iyi sonuçlar vermez aksine ters teper. türkiye'nin bölgesel süper güç olmak gibi bir hedefi varsa içerde birlik ve bütünlüğü sağlamalı, kutuplaşmanın önünü almalıdır. kendi içinde istikrarlı ve demokratik bir ortam oluşturduktan sonra hem küresel hem de bölgesel müttefikler kazanmalı. kürtler (ör: kuzey ırak) ortadoğu'da türkiye için en iyi müttefik adayıdır. böyle bir işbirliği için iki tarafında karşılıklı nefret ve fobiden vazgeçmeleri gerekiyor. ayrıca yine her iki taraf kendi içindeki aşırıları etkisiz (işlevsiz) hale getirmeleri gerekir.
türkiye'nin muttfikleri aşırı radikal gruplar değildir, olmamalıdır. ezbere konuşmayı bırakın birbirimize saygı duyup demokratik bir anlayış geliştirirsek her şey daha güzel olacak. anti demokratik ve fanatik anlayışlar ülkeyi arka planda bırakın bölmeyi lime lime ediyor. din düşmanlığı, atatürk düşmanlığı, türk düşmanlığı ve kürt düşmanlığı sadece aşırı fanatiklerin işine gelir. hepimiz el birliğiyle nefret ve düşmanlık iklimi yarattık.
devamını gör...

görmek istem'i'yen bakmayacak kardeş. kıllarımızı almak zorunda değiliz neksfiliş akım yapınca oke anadolu yiğidosu yapınca auuuuuv.
devamını gör...

bir akşam otobüste evime dönüyorum orta kapıda ayaktayım tutunmusum direkten, yanımda bir hatun belirdi aynı direkten tutunmuşuz gidiyoruz. uzun sırma saçlı, 170 boylarında, mükemmel bir parfüm kokusuyla *. bir baktım hatun kişinin eli elime değdi, ne olur ne olmaz diye elimi biraz yukarı kaydirdim adımız sapiga da çıkabilir. bir baktım hatun kişinin eli yine elime yaklasti bir temas halindeyiz aramızda bir elektriklenme, utangacta birşey yüzünü de göstermiyor. tabi bende bir cool cool tavırlar hiç oralı olmuyorum gibi ama içimde kıpır kıpır. boyu gibi elleri de uzun yapılı benim elim kadar eli var hatun kişinin *. neyse hemen yanımdaki koltukta oturan teyze kalktı gitti oturdum koltuğa. baktım bu hatun kişi yandan yandan beni kesiyor, bende başladı boyle bir utanmalar kizarmalar. dedim kendi kendime oglum napiyosun sen de kesismeye başla. demez olaydım a**. ablacım * güzel makyaj yapmışsın yakışmışta ama sabah tıraş olduğun sakallar fondötenin altından uzamaya başlamış siyah siyah, öğlen saatlerinde bir tras daha ol be. cinsiyet seçimine saygım sonsuz ama ben senin bildiğin erkeklerden değilim be abi. son durağa kadar camdan dışarı bakmaktan boynum tutuldu, bırak artık beni kesmeyi adımı ib..ye cikaracan, semt otobüsü bu taniyanim eşim dostum denk gelir otobüste.

yine gözümde canlandı koskoca mazi. düşman kıçına düşman kıçına...
devamını gör...

başta tehdit gibi algılanan ama bir yandan da mistik bir yan içeriyormuş gibi görünen fantastik cümle.

"adım garavel. bul beni!"

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

senaryosu çok tanıdık olan, hem de çok çok tanıdık olan film, göz kamaştırıcı oyuncu kadrosu, eğlenceli işleyişine rağmen açıkçası bende hayal kırıklığı yarattı. yine de, 70 'lerin modasını ve christian bale 'in şişman halini görebilmek (-ki kendisini the machinist filminde 45 kilo gördü bu gözler) için bile izlenebilir..



10 yıl gibi süreyle belediye başkanlığı yapan carmine polito, halkı tarafından çok sevilmektedir. çoğunlukla zencilerin yaşadığı new jersey 'de büyük icraatlerde bulunmuş, şehrin kalkınmasında büyük pay sahibi olmuştur. şehri daha da fazla kalkındırmak için büyük ve çılgın bir proje yapmak ister; bir kumarhane. daha doğrusu eski bir kumarhaneyi yeniden faaliyete sokmaktır amacı. tabi ki bunun için kaynağa, yani paraya ihtiyacı vardır. bunu da bir dostu aracılığıyla tanıştığı 'arap şeyhi' sayesinde başaracaktır. mafyanın akıl hocalığı yaptığı bu projeden de 'hakkını' alacaktır elbette başkan. ancak bir problem vardır, şeyhin abd vatandaşı olması gerekmektedir. bunun için de, saygın kongre üyelerinden yardım istenir. tabi ki kongre üyeleri de bu hizmetlerinden dolayı 'haklarını' alacaklardır.

sonra araya birileri girer, bu 'hizmetlerin' önü kesilir. fbi, yapılan bu hayırlı işlerin önünü kesmiş, kumpas kurmuş, devlet içinde devlet olmuştur. ama amaç güzeldir, hizmet, kalkınma, canlanma.. ama ah o, 'paralel yapı', pardon pardon fbi yok mu, virüs gibi işgal etmiştir heryeri.

devamını gör...

etliye sütlüye karışmadan kendi halinde tanımını girip başlığını açan yazardır. (bkz: mehpare)
devamını gör...

itiraf dediğin gizli bir bilginin açığa verilmesidir. olm her şey ortada, utanmıyorlar, gizlemiyorlar ki. ne itirafı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkçeye “ atlas vazgeçti” diye de çevrilen ayn rand üçlemesidir.

“kimse için yaşamayacağım ve kimsenin benim için yaşamasını istemeyeceğim.”

bu yemini yüksek sesle tekrar ettikten sonra bu yazıyı okumaya başlayabilirsiniz. zira bundan sonra okuyacağınız satırlar tamamıyla bu yeminin dayandığı felsefe üzerinedir. tam 1500 sayfalık bir seyahat “atlas silkindi”. bu zamana kadar yapılmamış bir edebiyat olayı, ya da bu zamana kadar bu kadar etkili olamamış.”atlas silkindi” bir destan sanki ama bu zamana kadar anlatılanların aksine bir yolda yürümekte kahramanlar, bir tersine destan.

hep jack london’ın mücadele eden, savaşan, ezilen insanları anlattığı romanlarını okuduk ve işçi sınıfına büyük bir sempati ve yakınlık duyarken işverenleri, sanayicileri, fabrikatörleri kan emici yarasalar olarak gördük. emile zola ütopik-sosyalist romanı “emek”te herkesin dostça kardeşçe yaşadığı, herkesin ihtiyacı kadarını alıp, yeteneği kadarını topluma hediye ettiği bir ülkeyi anlattı bize. b.traven, ezilen insanların hikayelerine o kadar inanmıştı ki ömrünü onların arasında geçirdi ve sadece onların hikayelerini anlattı. yani onlara göre zenginler kötü fakirler iyiydi, işverenler bencil işçiler çalışkan ve bonkördü, fabrikatörler sömüren fabrika çalışanları sömürülendi. ama ayn rand bunları hepsine itiraz etti, tümünü reddetti.

ona göre zenginler toplumun emniyet subabıydı. onlar olmazsa toplum ayakta kalamazdı. sömürülen kısım işçiler değil işverenlerdi. onlar zekalarını ortaya koyup bir servet üretiyor ve işçiler bundan en büyük payı kapmak için haksız bir mücadele veriyorlardı. “herkese ihtiyacı kadar herkesten yeteneği kadar” ilkesini en ağır biçimde eleştirirken, bunun toplumun temellerindeki dinamit olduğunu söylemekten kaçınmıyor.

bir insan sırf ihtiyaç duyduğu için ve hele de yeteneği kısıtlıysa neden daha yetenekli bir insandan fazla kazanmak durumunda kalsın ki? yani benim ihtiyacım olan şey sadece 10 dolarsa ve arkadaşımın ihtiyacı olan şey 1000 dolarsa ve arkadaşım yetenek fukarasıysa, onun ihtiyacını karşılamak için kaç gece fazla mesai yapmam gerekecek? komşumun ayağı kırılırsa onun yerine ne kadar daha çalışmam istenecek benden? işte sosyalizmin şiarı olan cümle bu sorularla sarsılıyor ayn rand tarafından. kitabın kahramanlarıın tümü fiziksel olarak yunan heykellerini andıran insanlar. zekaları ne kadar parlaksa vücutları da o kadar çarpıcı.

hank rearden, francisco d’anconia, ragnar danneskjöld… bu üç isim yakışıklı oldukları kadar zeki adamlar, son ikisi john galt’ın sınıf arkadaşları; hocaları hugh akstonla birlikte emin adımlarla yürümekteler ve karşılarında olanlardan biri de diğer hocaları dr. robert stadler. stadler kendi yaptığı makinenin kurbanı olanlardan. hugh akston fikirlerini sonuna kadar savunanlardan. ve dagny taggart… kuş gibi vücuduyla kendinden emin tavırları onu dünyanın en güzel kadını yapmaya yetecektir elbette ama o bunla yetinmeyip dev tren şirketi kompleksli kardeşi jim’e rağmen yönetmeye çalışır. bütün büyük adamlar ona aşıktır. hatta john galt bile.

ama john galt kim ki? bu bir soru değil, bu bir yakarı, bu çaresizlik bildiren bir deyim, bu herşeyin sonu, bu dünyanın motorlarını durduran adamın adı. dahi bir mühendis john galt ve new york’u karanlıklara gömecek zekaya sahip bir adam. sonunda sizi beklenmedik bir finale sürekleyecek olan adam.

george orwell hem “1984”te hem de “hayvan çiftliği”nde sosyalizmin uygulanış biçimini eleştirmişti, aynı şeyi zamyatin “biz”de yaptı ve ursula k. leguin “mülksüzler”de ama onlar sosyalizmi değil onun uygulanışını eleştirdiler ama ayn rand sosyalizmin dibine koymaya çalıştığı bombanın pimini bu kitapla çekmeyi kafaya koymuş bir yazardı. söylediklerinin tek kelimesine katılmadan okudum romanı, zira bir tek yeri kabul etmeye kalksaydım amansız bir kapitalist olabilirdim.
devamını gör...

arkadaşlar hadi tanışmak isteyenler aşk dolu mesajlar atsın bana.

"ömrüüüümmmmmm" "kurt bakışlarına hasret kaldığımmmm" desin.
hasretle bekliyorum.
devamını gör...

gündemin gayet farkında olan ama psikolojisi gündem hakkında kafayı çok yormasından dolayı bozulmuş yazardır.

bir süre kendini çekip, kafasını rahatlatacak konularla ilgilenmek istemektedir. bu nedenle hengameden uzak durmaya çalışır.
devamını gör...

o yüzden mutlaka lampaya püf de. hoh deme püf de...
devamını gör...

lütfen meydan okumaya çalışan yazarlara hadlerini bildiriniz!*
devamını gör...

merhaba sevgili dostlar. bildiğiniz üzere her hafta cuma geceleri 00:30 da sizlere daha önceden hazırlamış olduğum playlist ve ses kayitlari ile eşlik ediyorum. geçen haftalarda ne kadar dinlendim, kimler dinledi, görüşleri ne oldu bilemiyorum. bu yüzden lütfen görüşlerinizi ya bu başlık altına ya da bana mesaj yoluyla iletin. insanın yaptığı bir şey karşısında feedback alması inanılmaz mutluluk verici, iyi ya da kötü.

bu hafta bizleri daha uzun bir yayın bekliyor. çünkü geçen hafta şikayet etmişti dostlarım çok kısa oldu diye. ayrıca bu hafta türkçe şarkılardan ve yanlış hatırlamıyorsam gene kadın sanatcilarimizdan ilerliyoruz. ben her bir parçayı çok severim umarım sizlerde seversiniz. ayrıca gene içeceklerinizi hazır tutmayı ihmal etmeyin. bu sefer ben de hazırladım.*

bunun dışında bu haftanın playlistini program sonrası sizlerle paylaşacağım.

esen kalın.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

birtakım sanatsal çalışmalar...
devamını gör...

bu gece özel benim için. çok şey düşünüyorum çünkü. her şeyi, herkesi. en önemli şeyi, en önemsiz şeyi. kafam tam bir savaş alanı. aklıma gelmeyecek düşünceler aklıma geliyor, olması çok düşük bir ihtimal olan olayların kafamda canlanışına şahit oluyorum. uzun zamandır düşünmediğim şeyleri de düşünüyorum, hiç aklımdan çıkmayan şeyleri de.. öncesini, sonrasını, şimdiyi.. bir gün düşündüğüm ikinci gün daha da farklılaşıyor. içim sıkışıyor, daralıyorum. bir boşluk mu demeliyim ne demeliyim bilemiyorum. tarif edemeyeceğim bir düğüm var içimde. karmaşa..


arkada da bu çalıyor. ama durulmuyor düşünceler bir türlü. bu gece uyutmuyorlar. üzücü olan da şu.. önem verdiklerim.. gerek kişiler, gerek değerler, gerekse fikirler.. bunlar günün birinde yok mu olacaklar? bilemiyorum sözlük, artık hiçbir şey bilemiyorum..
devamını gör...

felsefede materyalizmi, etikte haz ahlakını, siyasette monarşiyi benimseyen bir ingiliz filozoftur. en tanınmış eseri olan leviathan batı siyaset felsefesinin izleyeceği yolu çizmiş ve baş ucu eseri olmuştur. tanım

insanları kötü olarak simgeler. bu konuda ona bir soru sorabilmek isterdim, insanlığın kötü olduğunu söylüyorsa iyi olarak aldığı bir şey olmalı. peki, referans olarak aldığı iyiyi kötüden ayıran nedir?
devamını gör...

terk etmek, bardağın boş kısmına bakmak, ne istediğine değil, ne istemediğine odaklanmaktır. istemediği bir kaç şey için olası herşeyden vazgeçmektir.
iş işten geçmiş olduğunda, pişmanlık getirebilir. bolca ah barındırır, vebali büyüktür.
terk edilmek, ne istediğini bilmek, bardağın dolu tarafına bakmaktır. vazgeçmediği değerleri ile hüzünlü ama gelecek için iyi edecek düşüncelere dalmaktır. yalvarmalar ve beddualar ile yaratıcıyla yakınlaşmaktır. güçlü çıkışlara yol almaktır. artık eskisi gibi olmamaktır. pişman olanlarla bambaşka bir paralel evrende yaşamaktır.
bir tanıdığım, sevgilisi onu terk ettiği için felç geçirmişti. kimse için günlerce yas tutmaya gerek olmadığının kıpırdayamayan kanıtı gibiydi. yazık etti kendine.
anonim bir beyitte de anlatıldığı gibidir terk edilmek.

al çuhanın kenarında hare ben,
ne dedim de gücendirdim yare ben..
on parmağım kandil ettim, mum ettim
el yarandı yaranamadım yare ben..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim