kusacağım galiba. *
devamını gör...

"karanlık aydınlıktan,
yalan doğrudan kaçar.
güneş yalnız olsa da
etrafına ışık saçar.
üzülme; doğruların
kaderidir yalnızlık.
kargalar sürüyle
kartallar yalnız uçar."
devamını gör...

bir hayal kırıklığının başlangıcı da olabilir güzel bir dostluğun başlangıcı da.
ekleme : uzun soluklu bir ilişkinin başlangıcı olma ihtimalini unutmuşum. tabi bilinçaltı kabullenemiyor.
devamını gör...

kimin online olup olmaması ilgi alanımda değil, kontrol etmediğim sekmedir genel olarak sözlükler de olmazsa olmazdır.

(bkz: ben hep çevrimdışıyım)
devamını gör...

tv de pc de telefonda ve araba radyosu gibi şeyler de ses sayılarını 5-10-15-20-25-30 gibi ayarlamak.
devamını gör...

van gogh alive sergisi, 2017. tanrılar gezmek istiyor...*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tabiki de kaktüs ve sukulentler.
hem bakımı kolay hem de dört mevsim yemyeşiller.
balkonda yer kalmadığından onlar için azar da yesem sürekli dikenlerini de batırsalar severim kerataları.
devamını gör...

bugün en çok buna güldüm hahahahahahaha
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pis kokmuyorum (referanslarım var).
dersimli değilim (devletin verdiği belge var).
halay çekmem, düğün vs. ortamından hoşlanmam (bunun için kızanlar var).
hakkımı savunmak için taşkınlık yaparım bak bu doğru, hakkını aramayana saygı duymam.
das kapitali okumadım ama bazı yetersizler gibi orada burada saçmalamamı engelleyecek kadar okuma yazmam var.
ilk lisans eğitimimi 21 yaşımda tamamladım, şimdi 41 yaşımdayım ve ikinci lisans eğitimimde bölüm birincisiyim. ve örgütlü bir solcuyum. n'olcak şimdi?

edit: tabi durup dururken kendimi anlatacak değildim sözlükte. ilk giriyi yazan insan başka yerlerde saçmalamaya karar verip kaçtı sanıyorum.
devamını gör...

aslında çok değerli bir özgürlüğümüz. kesinlikle şahsi ve biricik; başka birine bazı ayrıntılarını anlatsak bile asla aynı rüyayı deneyimleyemez, kimse başkasının rüyasına girip karışamaz. ben rüya gördüğümde genellikle çok huzurlu hissediyorum. her zaman güzel şeyler görmesem de o rüyanın sadece benim oluşu ve kimsenin burnunu sokamayacağı bir yer oluşu iyi geliyor. yalnızlıktan hoşlanmamın da bu durumda bir etkisi var muhakkak.

ama bir şirket veya devlet (herhangi bir otorite), rüyalara müdahale edebiliyor olsaydı nasıl olurdu? mesela philip k. dick'in 1969 yılında yazdığı galaktik çömlek tamircisi adlı kitapta tasvir edilen gelecekte herkes aynı rüyayı görmek zorunda. kitaptan, sadece mekanizmanın ne olduğu ve nasıl işlediği ile ilgili bir kısmı paylaştım aşağıda, gördüğü rüya kısmını da koymadım. hikayeyle ilgili önemli bir sürprizbozan yok ama siz bilirsiniz yine de.

--! spoiler !--

yatıp dört saat uyumaya karar verdi. saat yediydi; saatin alarmını on bire kurabilirdi.

doğru düğmeye bastığında duvardan kayan bir yatak odanın neredeyse tümünü kapladı. az önceki oturma odası şimdi yatak odası olmuştu. yatağın saat mekanizmasını dört saate kurdu, daracık yatağın izin verdiği ölçüde kendine rahat bir pozisyon buldu. mümkün olan en derin uyku halini hızlı ve güçlü bir biçimde harekete geçiren düğmeyi el yordamıyla buldu.

cihazdan bir vızıltı geldi.

lanet olası rüya devresi, dedi kendi kendine, bu kadar erken vakitte bunu kullanmak zorunda mıyım? birden fırlayıp kalktı, yatağın yanındaki çekmeceyi açtı ve kullanma kılavuzunu çıkardı. evet, yatak her kullanıldığında zorunlu rüya şarttı... elbette, eğer seks kolunu indirmezse. öyle yapayım bari, diye düşündü. kendi kendine, "makineye bir dişiyle birlikte olacağımı söyleyeceğim," dedi.

bir kez daha yatağa uzandı, uyku düğmesini etkinleştirdi.

"ağırlığınız yetmiş kilo," dedi yatak. "şu an üzerimde uzanan ağırlık tam olarak bu kadar. yani şu an bir cinsel birleşme yaşamıyorsunuz." mekanizma uyku düğmesini açmasını geçersiz kıldı ve aynı zamanda yatak ısınmaya başladı. yatağın içindeki ısı bobinleri joe'nun altında göstere göstere parladı.

öfkeli yatakla tartışamazdı. böylece uyku-rüya etkileşimini açtı ve kaderine razı olarak gözlerini kapadı.

hemen uykuya daldı; her zaman böyle olurdu. mekanizma kusursuzdu. rüya, yani o sırada dünyanın her yerinde uyumakta olan herkesin gördüğü rüya başladı.

herkes için tek rüya ama neyse ki her gece değişiyordu.

neşeli bir rüya sesi, "merhaba," dedi, "bu akşamki rüya reg baker tarafından yazıldı. adı, derin izler bırakan anılar. unutmayın dostlar, rüya fikirlerinizi gönderin ve büyük para ödülleri kazanın! eğer rüyanız kullanılırsa, masraflarının tümünün tarafımızdan karşılanacağı bir dünya dışı seyahat kazanacaksınız, üstelik dilediğiniz herhangi bir yöne."

rüya başladı.

--! spoiler !--
devamını gör...

yu-gi-oh! the abridged series'in 56. bölümünde duyunca tekrar kafamın içinde dönmeye başlayan tears for fears şarkısı. şarkı aslında 1983 tarihli the hurting albümünde yer alıyor ama asıl ivmeyi donnie darko filminin final sahnesinde çalan gary jules yorumu ile yakalıyor. lakabı donnie darko olan birine göre film benim için ilk 20'ye girmez ama final sahnesi mad world eşliğinde insanı suratından vuran bir silah etkisi yaratıyor demek yanlış olmaz. sahne şarkı ile devleşiyor. hatta o meşhur final sahnesini de buraya iliştireyim. muhtemelen şarkının en akılda kalıcı ve en tesiri yüksek cümlesi the dreams in which i'm dying are the best i've ever had* fakat şarkının bütünü zaten iki ucu keskin bıçaklar gibi kestiği için bir cümle ile sınırlandırmak da yanlış. aslında şarkı hakkında söylenecek çok fazla şey var, insanda yüksek bir binanın tepesinden burjuvaların dünyasına* son kez bakıp atlama isteği uyandırıyor.* yine de hayat bir film sahnesi değil ama eğer olsaydı ölürken arkada çalması gereken şarkıların başını çekiyor.


all around me are familiar faces
worn out places, worn out faces
bright and early for the daily races
going nowhere, going nowhere
the tears are filling up their glasses
no expression, no expression
hide my head, ı wanna drown my sorrow
no tomorrow, no tomorrow*


and ı find it kind of funny, ı find it kind of sad
the dreams in which ı'm dying are the best ı've ever had
ı find it hard to tell you, ı find it hard to take
when people run in circles it's a very, very
mad world, mad world*

children waiting for the day they feel good
happy birthday, happy birthday
and ı feel the way that every child should
sit and listen, sit and listen

went to school and ı was very nervous
noone knew me, noone knew me
hello teacher tell me what's my lesson
look right through me, look right through me*


tears for fears - mad world


gary jules - mad world


yu-gi-oh! severler için de mad world çalan bölümü bırakıyorum buraya. (10.52 'de başlıyor.)
devamını gör...

her şeyi kafasında bitirmiş teyzedir.
devamını gör...

her sabah uyandığımda gece çok geç yatmanın yaşattığı pişmanlığa rağmen her gece yine geç yatmam.
devamını gör...

köklerini, milattan önceki mısır uygarlıklarının gelenek ve mitlerinden alan, mısır piramitlerinin firavunların mezarı olarak değil, mistik ve ruhani çalışmalar yapılan yerler olarak inşa edildiğine inanan, 17. yüzyılda kurulmuş olan örgüt.

örgüt aslında bir anda yerden biter gibi ortaya çıkmamış. eski mısır uygarlıklarındaki mistik öğretiler ve bunlardan etkilenerek bunları kendi ülkelerine de taşıyan yunanlı filozoflar; ardından orta çağ'da avrupa'da yayılan kabala ve tapınakçı öğretileri; ölümsüzlüğü arayan ve her şeyi altına dönüştürebilmekle uğraşan simyacılar... bazen gizliden, bazen açıktan çalışan bu tip hareketler, gül haçlıların temeli olmuş ve örgüt tüm bunların görüşlerinin bir meyvesi olarak ortaya çıkmış.

17. yüzyılda fama fraternitatis adıyla yayımlanan gizemli bir yazı sayesinde, örgütün kurucusu christian rosenkreuz yavaş yavaş tanınmaya başlamış avrupa'da. 17. yüzyılın sonlarında ise, özel bir gemi ile amerika'ya giden bir grup tarafından öğretileri orada da yayılmış. benjamin franklin, thomas jefferson gibi isimlerin örgütle yakından bağı olduğu bilinir. hatta leonardo da vinci, gottfried wilhelm leibniz, isaac newton ve edith piaf gibi çok meşhur birçok kişinin de örgütle bağı olduğu söylenmektedir.
devamını gör...

mahlasın gizeminden cesaret alan, kim ne yapıyor, kiminle yapıyor diye merak eden laubali komşu olmaya aday yazar kafası sorunsalı
devamını gör...

ben gidiyorum siz durunuz
gül kurusu vişne çürüğü limon küfü
diyarı gurbetlerde de bir deva bulamazsam
başımı taştan taşa vuracağım.
büyük saat | turgut uyar
(vişne var dediler geldik)
devamını gör...

bizde de yapılması gereken uygulamadır.

"ezan sesi 80 desibeli geçmeyecek" şeklinde diyanetin kendine ait genelgesi olmasına rağmen ülkemizde uygulanmamaktadır. ideolojik sebeplerle zorla dinletilen bir gürültü haline getirilmiş, deist, ateist sayısında artışa katkı yapılmaktadır.

arkadaşımın evinde yaptığım ölçümde 95 db. görmüşlüğüm vardır. 85 db. üstü gürültü olarak tanımlanmaktadır.

kaynak
devamını gör...

allah'ım sen yardım et, sen koru, keşke dua etmekten başka bir şey yapabilsem.
devamını gör...

bomablıyor efendim.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
elleri dert görmesin.
devamını gör...

bizde kahve, yalnızca kahve demek değildir. incelikli bir ikram da esastır. bu sebeple kahvenin yanında fazla soğuk olmayacak şekilde bir bardak su, eğer ki bayram günü misafir geldiyse dantelli bir altlık ve yanında çikolata veya lokum gibi zarif bir tatlı ile ikram yapılır. mesela güllü kuş lokumu kahvenin yanında en güzel tercihtir. anneler günü hediyesi için nasıl çiçek olarak gül yakışıyorsa, kahve ikramı yanına da hakiki gülden yapılan lokum çok iyi yakışır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim