çocuğunun adını normal koyan insan
çocuğunun adını aziz ata koyan kadar normaldir.
çocuğunun adını mustafa kemal atatürk koyan kadar normaldir.
çocuğunun ismini fatih sultan mehmet koyan kadar normaldir.
isim mevzusu çok değişik, en az çocuk sahibi olmak kadar değişik.
ne kadar çocuk sahibi olan varsa o kadar da isim meraklısı var
normal başlıklara ironi yapıp ironik başlıklara normal tanım giren benim gibi bir yazar kadar normaldir.*
çocuğunun adını mustafa kemal atatürk koyan kadar normaldir.
çocuğunun ismini fatih sultan mehmet koyan kadar normaldir.
isim mevzusu çok değişik, en az çocuk sahibi olmak kadar değişik.
ne kadar çocuk sahibi olan varsa o kadar da isim meraklısı var
normal başlıklara ironi yapıp ironik başlıklara normal tanım giren benim gibi bir yazar kadar normaldir.*
devamını gör...
enjoy the silence
depeche mode'un 1990 tarihli 9. stüdyo albümü violator'da yer alan,
personal jesus'tan sonra albümden çıkan ikinci single.
grubun en bilinen şarkısı desek yanlış olmayacaktır.
şarkının sahip olduğu popülaritesine ulaşmasında müzikal açıdan alan wilderve flood'un; görsel açıdan anton corbijn'in katkısı yadsınamayacak derecededir. şöyle ki, grubun söz yazarı ve bestecisi olan martin l. gore şarkıyı albüme arkaplanda hüzünlü bir melodiye sahip ballad olarak yer vermeyi planlarken, flood ve alan wilder'ın ısrarları sonucu perküsyon ve gitar riff'i şarkıya eklenerek son hali şekillendirilir.
şarkının iki adet klibi bulunur. tv'de yayınlanan promosyon klibinde grup üyeleri gökdelen terasındadır, dave gahan beyazlar içinde arz-ı endam ederken gitarda martin l. gore, klavyede ise alan wilder ve andrew fletcher* ona eşlik etmektedir. anton corbijn tarafından yönetilen ikinci klipte ise yalnız kral dave, dünyada sessziliğin tadını çıkarabileceği bir yeri aramaktadır. o zamanlar dave gahan ve martin lee gore, klibin "garip" olduğu düşüncesi ile başlarda anton'un "dağ tepe dolaşan yalnız kral" fikrine karşı çıksalar da sonrasında bu düşünceden vazgeçmişlerdir.
stüdyo versiyonu her ne kadar güzel olsa da, bu şarkı sahnede seyircilerle buluştuğunda daha da lezzetli hale gelen bir depeche mode eseridir. her canlı versiyonunda illa altyapıda ufak tefek değişiklikler yapıldığı için karşılaştırma yapmak istemem ancak 1993 devotional altyapısı, 2001 one night in paris 2014 live in berlin ile 2017 live spirits versiyonları seyircinin katkısı ile öne çıkan versiyonlar için örnek verilebilir.
personal jesus'tan sonra albümden çıkan ikinci single.
grubun en bilinen şarkısı desek yanlış olmayacaktır.
şarkının sahip olduğu popülaritesine ulaşmasında müzikal açıdan alan wilderve flood'un; görsel açıdan anton corbijn'in katkısı yadsınamayacak derecededir. şöyle ki, grubun söz yazarı ve bestecisi olan martin l. gore şarkıyı albüme arkaplanda hüzünlü bir melodiye sahip ballad olarak yer vermeyi planlarken, flood ve alan wilder'ın ısrarları sonucu perküsyon ve gitar riff'i şarkıya eklenerek son hali şekillendirilir.
şarkının iki adet klibi bulunur. tv'de yayınlanan promosyon klibinde grup üyeleri gökdelen terasındadır, dave gahan beyazlar içinde arz-ı endam ederken gitarda martin l. gore, klavyede ise alan wilder ve andrew fletcher* ona eşlik etmektedir. anton corbijn tarafından yönetilen ikinci klipte ise yalnız kral dave, dünyada sessziliğin tadını çıkarabileceği bir yeri aramaktadır. o zamanlar dave gahan ve martin lee gore, klibin "garip" olduğu düşüncesi ile başlarda anton'un "dağ tepe dolaşan yalnız kral" fikrine karşı çıksalar da sonrasında bu düşünceden vazgeçmişlerdir.
stüdyo versiyonu her ne kadar güzel olsa da, bu şarkı sahnede seyircilerle buluştuğunda daha da lezzetli hale gelen bir depeche mode eseridir. her canlı versiyonunda illa altyapıda ufak tefek değişiklikler yapıldığı için karşılaştırma yapmak istemem ancak 1993 devotional altyapısı, 2001 one night in paris 2014 live in berlin ile 2017 live spirits versiyonları seyircinin katkısı ile öne çıkan versiyonlar için örnek verilebilir.
devamını gör...
burada beni herkes tanır
beni doğuran anam bile daha tanımamışken! burada birinin çıkıp iyi tanırım, iyi bilirim, ne olduğu belli tarzında somut yaklaşım cürretinde bulunmakta. ne bileyim yani terbiyesizlik olarak nitelendiririm.
girilen başlık ve tanıma göre, yazarı yazdığı yazı üzerinden bir profil oluşturur, sonra kendi kişi tespitimize dayanarak o kişiyi tanımlar. nasıl biri olduğun karar verip bilinçaltımıza yerleştiririz.
tanım: tanıdığımızı sanırız.
girilen başlık ve tanıma göre, yazarı yazdığı yazı üzerinden bir profil oluşturur, sonra kendi kişi tespitimize dayanarak o kişiyi tanımlar. nasıl biri olduğun karar verip bilinçaltımıza yerleştiririz.
tanım: tanıdığımızı sanırız.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
seni seviyorum diyemeyen insanlar
yazan olmuştur diye düşündüm ama kimse yazmamış. ilgili alıntıyı paylaşmak yine bana düştü.
"gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri, kıymeti yok gözümde.
bu duvar da beni çok seviyor olabilir, bilemem..."
turgut uyar
"gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri, kıymeti yok gözümde.
bu duvar da beni çok seviyor olabilir, bilemem..."
turgut uyar
devamını gör...
50 yaşında emekli olan adama 50 yıl maaş ödemek
ödemeyecekse devlet neden var o zaman?
devletler birbirlerine artistlik yapıp, halkı ezmek için değil, aksine vatandaşına güvence, adalet ve sosyal haklar sağlamak için var.
millet, devleti bunlar için kurdu, bunlar için vergi ödüyor.
sanki bir lütufmuş gibi bir duruma sokmanın manası olmadığı gibi avellikten başka bir şey de değil şu beyan.
ayrıca 65 yaş türkiye gibi bir ülkede emeklilik için çok geç.
devletler birbirlerine artistlik yapıp, halkı ezmek için değil, aksine vatandaşına güvence, adalet ve sosyal haklar sağlamak için var.
millet, devleti bunlar için kurdu, bunlar için vergi ödüyor.
sanki bir lütufmuş gibi bir duruma sokmanın manası olmadığı gibi avellikten başka bir şey de değil şu beyan.
ayrıca 65 yaş türkiye gibi bir ülkede emeklilik için çok geç.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
pcrcıbaşı.
devamını gör...
tam kapanma günlükleri
4. gün
çok hassasım, çok duygusalım bugünlerde. yo yo sadece premenstrüel sendrom değil sebebi. daha az düşünmek, hissetmek, yaşamak için yaptığım şeyleri yapamıyorum. bildiğim yollardan gidemiyorum. oyalanamıyorum. tıkıldım kaldım. evde akciğer solunumu yapan iki canlıyız. toplamdaysa 2002 parça. ama yine de tek başımayım. ben ve alter agolarım bana dahil neticede. kimi zaman bastırdığım kimi zaman beni bastıran bu benliklerden hassas olanı sahnede yani bugünlerde. her şeye kırılabiliyorum. her şeye üzülebiliyorum. kırılacak da üzülecek de ne çok şeyim var diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. bedeninde taşıdığı dövmelerden biriyle bu konudaki söylemi çelişiyor gibi görünse de nefret hiçbir egomun major özelliklerinden biri değil. zaten o dövmede de asıl mesele nefret değil. bir şeylerden nefret etmek çok yabancı bana. ama boğazımda yumru olmasından nefret ediyorum. boğazımdaki yumrudan nefret ediyorum.
çok hassasım, çok duygusalım bugünlerde. yo yo sadece premenstrüel sendrom değil sebebi. daha az düşünmek, hissetmek, yaşamak için yaptığım şeyleri yapamıyorum. bildiğim yollardan gidemiyorum. oyalanamıyorum. tıkıldım kaldım. evde akciğer solunumu yapan iki canlıyız. toplamdaysa 2002 parça. ama yine de tek başımayım. ben ve alter agolarım bana dahil neticede. kimi zaman bastırdığım kimi zaman beni bastıran bu benliklerden hassas olanı sahnede yani bugünlerde. her şeye kırılabiliyorum. her şeye üzülebiliyorum. kırılacak da üzülecek de ne çok şeyim var diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. bedeninde taşıdığı dövmelerden biriyle bu konudaki söylemi çelişiyor gibi görünse de nefret hiçbir egomun major özelliklerinden biri değil. zaten o dövmede de asıl mesele nefret değil. bir şeylerden nefret etmek çok yabancı bana. ama boğazımda yumru olmasından nefret ediyorum. boğazımdaki yumrudan nefret ediyorum.
devamını gör...
sevilmeyen yazarın yaptığı espri
gülerim. gülerim fakat çaktırmam. beğeni atmam yani. böyle de kinciyim.
ama bil bakalım ne eksik? sevmediğim yazar yok. azıcık hoşlanmadığım vardı, artık piyasada değil. geri kalanları sevmemem için bir neden yok. sevmem için de yok. yazar yazardır, gerisi teferruattır.*
ama bil bakalım ne eksik? sevmediğim yazar yok. azıcık hoşlanmadığım vardı, artık piyasada değil. geri kalanları sevmemem için bir neden yok. sevmem için de yok. yazar yazardır, gerisi teferruattır.*
devamını gör...
rimbaud
ben intiharı bir çözüm ya da cesaret belirtisi olarak görmüyorum asıl cesaret bütün problemlerin karşısına geçip yaşamaktır. ayrica eğer sizi intihara sürükleyen kişi ya da kişilerin bir gram suçluluk duyacağına inanıyorsanız kalkın şimdi öldürün kendinizi ama siz öldüğünüz ile kalırsınız. gerçekten konuyu bilmiyorum ama geçmiş olsun sevgili rimbaud, umarım hayat bir gün seni intiharına pişman edecek kadar güldürür.
devamını gör...
palto (öykü)
gogol'un paltosu.
paltoların en meşhuru. en yenisisi, en havalısı, en güzeli...
akakiy akayiyeviç hikaye'nin baş kahramanı. meşhur palto'nun sahibi. bahtsız, kederli bir hayatın içinde altın gibi parlayan karakter. o örnek bir insan. o çok değerli. hayatın sildiği, insanların sadece dış görünüşe önem verdiği bir zamanda yaşamaya çalışan bir insan. mesleğine kendini adayan, yaptığı işin ehli, para ile yıldızı barışmayan akakiy. bayıldım bu karaktere. gogol onu ne kadar dibe soksa o kadar yukarı çıkarmış. akakiy her anlatımda kutsal bir varlığa büründü bir yıldıza dönüştü. sabrı, aza kanaatı, kimseye benzememesi onu iyi yaptı. biliyoruz ki bu hikayeler de iyiler kazanmaz ama gogol zorla kazandırttı. intikamını aldı.
rus edebiyat'ının mihenk taşı gogol'un anlatımındaki mizahi tat damağınızda uzun bir süre kalıyor. insanların vahşiliği, aşağılık kompleksi, güç deneylerini nefretle okuyorsunuz. o insanlardan tiksiniyorsunuz. vicdanı tartmadan yaşamanın yaşamak olmadığını o duyguyu hissettiğinde uykuların nasıl kaçıverildiğini şıp deyip anlayabiliyorsun. zavallı olan kadersiz akakiy değil zalim insanoğluydu. akakiy, yaşamındaki, ruhundaki eksikliği koca bir boşluk duygusuyla kapatmaya çalışıyordu. onun kimseye zararı yoktu.
kader bir paltoyu layık görmedi ona. hortlak değil de tolstoy'un insan ne ile yaşar hikayesindeki melek olsaydı bari. zalımlarrr
kitabın ciğerimi parçalayan haykırışı:
rahat bırakın, ne diye üzüyorsunuz beni?
paltoların en meşhuru. en yenisisi, en havalısı, en güzeli...
akakiy akayiyeviç hikaye'nin baş kahramanı. meşhur palto'nun sahibi. bahtsız, kederli bir hayatın içinde altın gibi parlayan karakter. o örnek bir insan. o çok değerli. hayatın sildiği, insanların sadece dış görünüşe önem verdiği bir zamanda yaşamaya çalışan bir insan. mesleğine kendini adayan, yaptığı işin ehli, para ile yıldızı barışmayan akakiy. bayıldım bu karaktere. gogol onu ne kadar dibe soksa o kadar yukarı çıkarmış. akakiy her anlatımda kutsal bir varlığa büründü bir yıldıza dönüştü. sabrı, aza kanaatı, kimseye benzememesi onu iyi yaptı. biliyoruz ki bu hikayeler de iyiler kazanmaz ama gogol zorla kazandırttı. intikamını aldı.
rus edebiyat'ının mihenk taşı gogol'un anlatımındaki mizahi tat damağınızda uzun bir süre kalıyor. insanların vahşiliği, aşağılık kompleksi, güç deneylerini nefretle okuyorsunuz. o insanlardan tiksiniyorsunuz. vicdanı tartmadan yaşamanın yaşamak olmadığını o duyguyu hissettiğinde uykuların nasıl kaçıverildiğini şıp deyip anlayabiliyorsun. zavallı olan kadersiz akakiy değil zalim insanoğluydu. akakiy, yaşamındaki, ruhundaki eksikliği koca bir boşluk duygusuyla kapatmaya çalışıyordu. onun kimseye zararı yoktu.
kader bir paltoyu layık görmedi ona. hortlak değil de tolstoy'un insan ne ile yaşar hikayesindeki melek olsaydı bari. zalımlarrr
kitabın ciğerimi parçalayan haykırışı:
rahat bırakın, ne diye üzüyorsunuz beni?
devamını gör...
küçükken en sevdiğin oyuncak
oyuncak evim ve o evde yaşamaları için her markete gittiğimizde annemlere 'alabilir miyim' bile demeden anında kaptığım küçük oyuncak bebeklerim.
devamını gör...
sıfır takipçisi olan bir yazarı ciddiye almak
gördüğüm en boşşşş entrylerden biridir.
neden, takipçi sayısına göre mi konuşuyoruz insanlarla? ben biriyle bir fikri üzerinden muhabbet ediyorum bu sözlük ortamlarında. kaç takipçisi olduğu neden umurumda olsun ki?
neden, takipçi sayısına göre mi konuşuyoruz insanlarla? ben biriyle bir fikri üzerinden muhabbet ediyorum bu sözlük ortamlarında. kaç takipçisi olduğu neden umurumda olsun ki?
devamını gör...
sabahattin ali'nin ölümünde nihal atsız'ın rolü
sabahattin ali'nin kızı korktuğu için hep susmuştur.
fakat nihal atsız denen korkak defalarca sabahattin ali'yi emniyete ve sonra bakanlığı ihbar etmiş ve komünist bir adamdır hakkında gereken yapılmalıdır diye de telkinde bulunmuştur.
bir mektupta kendisine verilen aylığın da kesilmesi gerektiği savunmuş ve adamın peşine kendi çakallarını taktırmıştır.
(bkz: içimizdeki şeytan) isimli kitabı okuyan bilir.
orada (bkz: nihat) diye bir karakter(siz) var!
işte o nihal atsız'ın bizatihi kendisidir.
hatta bir takım dini şiirler okuyan şaklaban da necip fazıl isimli eski kumarbaz sonranın din bezirganıdır.
gelelim ölüm meselesine.
nihal atsız ve arkadaşları sürekli sabahattin ali'yi rahatsız ederlerdi. bazın bu fiziki saldırılara kadar varmıştır.
en sonunda sabahattin ali artık can güvenliğinin kalmadığına karar verip yurt dışına çıkacağı zaman, sınırda kendisini yakalayan birileri tarafından katledilmişti!
bu sözüm ona muammaymış!!!
muamma değildir bu.
nihal atsız denen herifin peşinde olduğu herkesçe bilinirdi.
fakat nihal atsız denen korkak defalarca sabahattin ali'yi emniyete ve sonra bakanlığı ihbar etmiş ve komünist bir adamdır hakkında gereken yapılmalıdır diye de telkinde bulunmuştur.
bir mektupta kendisine verilen aylığın da kesilmesi gerektiği savunmuş ve adamın peşine kendi çakallarını taktırmıştır.
(bkz: içimizdeki şeytan) isimli kitabı okuyan bilir.
orada (bkz: nihat) diye bir karakter(siz) var!
işte o nihal atsız'ın bizatihi kendisidir.
hatta bir takım dini şiirler okuyan şaklaban da necip fazıl isimli eski kumarbaz sonranın din bezirganıdır.
gelelim ölüm meselesine.
nihal atsız ve arkadaşları sürekli sabahattin ali'yi rahatsız ederlerdi. bazın bu fiziki saldırılara kadar varmıştır.
en sonunda sabahattin ali artık can güvenliğinin kalmadığına karar verip yurt dışına çıkacağı zaman, sınırda kendisini yakalayan birileri tarafından katledilmişti!
bu sözüm ona muammaymış!!!
muamma değildir bu.
nihal atsız denen herifin peşinde olduğu herkesçe bilinirdi.
devamını gör...
canımın istanbul köşesi
sevdiğim insanlar için kullandığım bir hitap şeklidir aynı zamanda. telefonumda bu şekilde kayıtlı bir adet insan mevcut. şarkıdan esinlendiğim doğrudur.
canımın ankara köşesi ve birtakım başka köşeleri de var.
canımın istanbul köşesi
gel de gelsin neşesi gönlümün
ben yaşımı belli ettim siz devam edin.
canımın ankara köşesi ve birtakım başka köşeleri de var.
canımın istanbul köşesi
gel de gelsin neşesi gönlümün
ben yaşımı belli ettim siz devam edin.
devamını gör...
bunalıma girmek
bir umutla girip ilk tanımı okuyunca derdine portakal sıkayım dediğim başlıktır.
tabi sende haklısın kardeş, bunalıma gitmek için gayet mantıklı bir sebep. bunun ardından akciğer kanseri olup hala fabrika bacası gibi gezen babamdan ve kendisi yüzünden artık kendimi 12. kattan atmayı ciddi ciddi düşündüğümden bahsetsem ayıp olur.
tabi sende haklısın kardeş, bunalıma gitmek için gayet mantıklı bir sebep. bunun ardından akciğer kanseri olup hala fabrika bacası gibi gezen babamdan ve kendisi yüzünden artık kendimi 12. kattan atmayı ciddi ciddi düşündüğümden bahsetsem ayıp olur.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
öncelikle manyak değilim onu söyleyeyim. ama bir iki bir şey söyleyeceğim sonra siz kendi değerlendirmenizi yaparsınız olur mu?
sevdiğim insanları tanımadığım, onlar tarafından sevilmediğim, onları sevemediğim dönemlerini düşünüp üzülebiliyorum ben bazen. ne kadar çok şeyine tanık olamadım diye... mezuniyetlerinin hiçbirini görmedim güzelcimin. atandığında yanında değildim mesela. onunla bir sürü neşesini paylaşamadım. üzüntülerinin birçoğunda omuz olamadım ona. sarılamadım, saramadım, gözlerim yaşarmadı sevinçlerinin büyük bir kısmını yaşarken o. çok saçma geliyor şimdi. yani şimdi benim güzelcim olmuş bir insanın bana yabancı olduğu bir dönemi var düşünsenize. olabilir mi böyle bir şey? olmuş işte. hüzünlü bir yan yok mu şimdi bunda, siz söyleyin.
çok seviyorum seni kadın.
sevdiğim insanları tanımadığım, onlar tarafından sevilmediğim, onları sevemediğim dönemlerini düşünüp üzülebiliyorum ben bazen. ne kadar çok şeyine tanık olamadım diye... mezuniyetlerinin hiçbirini görmedim güzelcimin. atandığında yanında değildim mesela. onunla bir sürü neşesini paylaşamadım. üzüntülerinin birçoğunda omuz olamadım ona. sarılamadım, saramadım, gözlerim yaşarmadı sevinçlerinin büyük bir kısmını yaşarken o. çok saçma geliyor şimdi. yani şimdi benim güzelcim olmuş bir insanın bana yabancı olduğu bir dönemi var düşünsenize. olabilir mi böyle bir şey? olmuş işte. hüzünlü bir yan yok mu şimdi bunda, siz söyleyin.
çok seviyorum seni kadın.
devamını gör...
isaac asimov
"3 robot kanunu" ile de tanınan ünlü bilimkurgu ve popüler bilim yazarı. rus asıllı bir abd vatandaşı olup boston üniversitesi'nde biyokimya profesörü olarak da çalışmıştır. yazdığı 500'ü aşkın kitapla bu dünyadan geçmiş en üretken insanlardan biridir.
iyi bir bilimci olması ile beraber özellikle bilimkurgu adına oldukça önemli bir isimdir. hugo ve nebula gibi bilimkurgu edebiyatının en değerli ödüllerini kazamıştır. robert a. heinlein ve sir arthur c. clarke ile birlikte bilimkurgunun "büyük üçlüsünden" biri olarak anılır.
son yıllara dek yalnızca ingilizce okuma imkanı bulmuş olsam da ithaki yayınları sayesinde eserlerinin yeni çevirileri ulaşılabilir bir duruma gelmiştir. herkese bol bol okumayı tavsiye edeceğim yazarların başında gelir.
iyi bir bilimci olması ile beraber özellikle bilimkurgu adına oldukça önemli bir isimdir. hugo ve nebula gibi bilimkurgu edebiyatının en değerli ödüllerini kazamıştır. robert a. heinlein ve sir arthur c. clarke ile birlikte bilimkurgunun "büyük üçlüsünden" biri olarak anılır.
son yıllara dek yalnızca ingilizce okuma imkanı bulmuş olsam da ithaki yayınları sayesinde eserlerinin yeni çevirileri ulaşılabilir bir duruma gelmiştir. herkese bol bol okumayı tavsiye edeceğim yazarların başında gelir.
devamını gör...
charlie chaplin
tüm zamanların en tanınan burlesk sanatçısıdır. en iyisi midir bilmiyorum ama en tanınanı olduğu kesin. charlie chaplin'i sadece bir oyuncu olarak anmak çok yanlış olur. birincisi ve en önemlisi şarlo karakterini kendisi yaratmıştır. kendisi için yazılan bir karakter değil, metindeki karakteri uyarlayarak geliştirdiği bir tiplemedir şarlo. şarlo'yu bir metot oyunculuk karakteri değil bir burlesk tanrısı yapan ise charlie chaplin vizyonudur. bir oyuncunun seçtiği, içinde yer aldığı, almayı kabul ettiği, en sonunda da bir sinemacı olarak kendisini kabul ettirdiği dönemden sonra yazdığı tüm filmlerin şarlo karakterini merkezine alması onu eşsiz kılar. daha ilk filminden itibaren üstüne giydiği bir gömlektir oyuncunun. kariyerinin sonuna kadar da üstünde gururla taşımıştır.
büyük yapıtlarının hemen hepsinin senaristliğini ve yönetmenliğini de üstlenmiştir charlie chaplin. tiyatrocu bir aileden gelmiş olmasından mıdır, çok yoksulluk çektiğinden mi bilinmez sinemadan, beyaz perdeden, ışıklı dünyadan hiç haz etmez. sinema yaparak sinema eleştirir. hemen hemen tüm filmlerinde görürsünüz bunun izlerini. eleştirmediği, "dalga geçmediği" hiçbir şey yoktur denilebilir hatta. bu yüzden hem çok beğenilmiş hem çok nefret edilmiştir kendisinden sanat yaşamı boyunca. dünya çapında filmleri en çok amerika'da izlendiği dönemde bile amerika'ya girişinin yasaklı olduğu dönemler olmuştur. ne olacak bu amerikalıların ingiliz nefreti dediğinizi duyar gibiyim. görüyor ve artıyorum; ne olacak bu ingilizlerin komünist nefreti... evet iyi bir solcudur charlie chaplin. politik içerikli çokça filmi var. the gold rush, modern times, the great dictator ilk akla geleneler olsa da aslında neredeyse tüm filmlerinde (en azından benim izlediklerimin tamamında) yoksulluğun devletlerin/yönetimin/temel politik anlayışın suçu olduğu mesajını verir. e öyle değil mi zaten?
1977'de kaybettik kendisini. cesedini falan çalmaya çalıştılar. saçma sapan şeyler.
büyük yapıtlarının hemen hepsinin senaristliğini ve yönetmenliğini de üstlenmiştir charlie chaplin. tiyatrocu bir aileden gelmiş olmasından mıdır, çok yoksulluk çektiğinden mi bilinmez sinemadan, beyaz perdeden, ışıklı dünyadan hiç haz etmez. sinema yaparak sinema eleştirir. hemen hemen tüm filmlerinde görürsünüz bunun izlerini. eleştirmediği, "dalga geçmediği" hiçbir şey yoktur denilebilir hatta. bu yüzden hem çok beğenilmiş hem çok nefret edilmiştir kendisinden sanat yaşamı boyunca. dünya çapında filmleri en çok amerika'da izlendiği dönemde bile amerika'ya girişinin yasaklı olduğu dönemler olmuştur. ne olacak bu amerikalıların ingiliz nefreti dediğinizi duyar gibiyim. görüyor ve artıyorum; ne olacak bu ingilizlerin komünist nefreti... evet iyi bir solcudur charlie chaplin. politik içerikli çokça filmi var. the gold rush, modern times, the great dictator ilk akla geleneler olsa da aslında neredeyse tüm filmlerinde (en azından benim izlediklerimin tamamında) yoksulluğun devletlerin/yönetimin/temel politik anlayışın suçu olduğu mesajını verir. e öyle değil mi zaten?
1977'de kaybettik kendisini. cesedini falan çalmaya çalıştılar. saçma sapan şeyler.
devamını gör...
