annesinin yakışıklı oğlum dediği çocuğun tipsiz olması
kargaya yavrusu şahin gözükürmüş.
devamını gör...
chandler bing
paralel evrende ruh ikizim olduğuna inandığım sitcom karakteri.birtakım ortak özelliklerimiz:
-karşı cinsle stabil olmayan ilişkiler
-aşırı evcimenlik
-ofansif mizah
-karşı cinsle konuşurken yapılan saçma sapan hareketler vs daha da artırabilirim
-karşı cinsle stabil olmayan ilişkiler
-aşırı evcimenlik
-ofansif mizah
-karşı cinsle konuşurken yapılan saçma sapan hareketler vs daha da artırabilirim
devamını gör...
sobalı evde büyümek
olur olmaz nesneler yakarak ardından bakmak,
diğer odaların buz gibi olması yüzünden hiç yerini değiştirmeme arzusu,
sobanın üstünde asılıp kurumaya bırakılan gömlekler, formalar
portakal kabuğu, şişe takılan sucuk, közde patates, kaynayan karanfili ıhlamur, tütmüş soba kokuları
işte bunları anımsattı bana sobalı ev.
diğer odaların buz gibi olması yüzünden hiç yerini değiştirmeme arzusu,
sobanın üstünde asılıp kurumaya bırakılan gömlekler, formalar
portakal kabuğu, şişe takılan sucuk, közde patates, kaynayan karanfili ıhlamur, tütmüş soba kokuları
işte bunları anımsattı bana sobalı ev.
devamını gör...
muhsin yazıcıoğlu
ruhu şad, makamı âlâ olsun.
90’larda uğur mumcu’yu öldüren el, 2000’li yıllara gelince muhsin yazıcıoğlu’nu öldürmüştür. iki suikast, iki faili meçhul. gerçekten faili meçhul mü? hadi canım sen de.
şu dünyanın adaletsizliğine katlanabilmek ancak ahirete inanmakla mümkün. o gün geldiğinde, mizan kurulduğunda bedel ödetecek allah’a hamd olsun.
90’larda uğur mumcu’yu öldüren el, 2000’li yıllara gelince muhsin yazıcıoğlu’nu öldürmüştür. iki suikast, iki faili meçhul. gerçekten faili meçhul mü? hadi canım sen de.
şu dünyanın adaletsizliğine katlanabilmek ancak ahirete inanmakla mümkün. o gün geldiğinde, mizan kurulduğunda bedel ödetecek allah’a hamd olsun.
devamını gör...
çocukluk arkadaşı
yıllar sonra rast gelince çocukluktan öteye geçilemeyen, yaşla beraber araya mesafe giren arkadaşlıktır.
devamını gör...
sözlüğün bugün çok gergin olması
devamını gör...
doping yaparken hamile kalan pesmerge
herkesi kandırmış yazardır. zira mahlasını nasıl bulduğunu yanlış anlatmıştır. evet. ama ben olayın aslını, gerçekleri duymak isteyen yazarlara anlatacağım..
bu yazar, zamanında bir kızı seviyormuş. ama kız kürt. neyse. kızın adı da keje. bu yazar yani doping, kejeyi çok seviyor öyle böyle değil tabi lise aşkı ama çok büyük aşk. devlerin aşkı yani büyük olur. yani düşünün bunların ayrılması için ya dağlar yerle bir olacak, ya kıyametler kopucak bunlar anca böyle ayrılır. birgün keje berkle konuşurken doping görmüş, beyninden vurulmuşa dönmüş. sinirlenmiş, "kejeeeee! kejeeee!" diye bağırmış ve adından da belli olacağı üzere okulun en yakışıklı, en zengin ve en havalı çocugu olan berk-e kafa atmış. beni bununla aldattin ha! benden 10 kat daha iyi olan bir adamla ha! sana daha iyi bir hayatı vaat eden bir adamı bana tercih edecek kadar akıllısın ha! bu ilişki burda biter! demiş doping reis. keje de mal* tabi ağlamış.
ve 10 yıl geçmiş arkadaşlar. doping işin aslını öğrenmiş, meğer berk yakışıklı zengin havalı falan değilmiş. sütçü nurinin oglu kaportacı çırağı mahmutmuş. ve kejenin kardeşiymiş. oyun oynamışlar öyle. herkesi kandırmışlar. çocuk aklı işte. doping pişman olmuş dönmüş, bir bakmış ana.. keje kimseyle konuşmuyor 10 yıldır. yanına gelmiş gözleri böyle dolmuş, keje demiş, benimle de konuşmayacak mısın demiş.. keje, s...tiri çekmiş. 10 yıldır nerdeydin hayırsız demiş. ve doping reis ben senin için ölümü göze alırım ayooool demiş. tabi doping mahallenin delikanlısıydı ayol deyince bu sözü unutulmamış. ve kendisine "ölümü göze alan" anlamına gelen "peşmerge" denmiş.
bi bakmış keje artık konuşuyor, böyle beautiful boylarla, meriçlerle takılıyor. bu doping yani peşmerge, artık kas çalışmaya başlamış. kejeyi etkilemek için. ama bi bakmış olmuyor. birgün gene spor yaparken yanına böyle paltolu gizemli bir ihtiyar gelmiş. şöyle demiş,
evlat..fit bir vücuda sahip olmak ister misin?
peşmerge gülmüş, heeeee.. sen mi saglayacan bana o fit vücudu demiş.
80 yaşındaki ihtiyar paltosunu bir açmış, adam da sixpack var.

peşmerge demiş ki nasıı yaptın abii..
adam sinsice gülümsemiş ve şöyle demiş,
doping yaptım.
ve 50 kuruş karşılığı peşmergeye doping satmış. tabi adam tırrek olduğu için 50 kuruş istiyormuş. peşmerge doping yapmaya başlamış, ama doping hayat felsefesi haline gelmiş. adeta dopingle bütünleşmiş. e haliyle böyle olunca da hamile kalmış. ve sonra kejeye ben senden hamileyim demiş. keje inanmış. bunlar evlenmiş. şimdi mutlular. 20 yıldır evliler. bu da böyle bir hayat hikayesi yani.
bu yazar, zamanında bir kızı seviyormuş. ama kız kürt. neyse. kızın adı da keje. bu yazar yani doping, kejeyi çok seviyor öyle böyle değil tabi lise aşkı ama çok büyük aşk. devlerin aşkı yani büyük olur. yani düşünün bunların ayrılması için ya dağlar yerle bir olacak, ya kıyametler kopucak bunlar anca böyle ayrılır. birgün keje berkle konuşurken doping görmüş, beyninden vurulmuşa dönmüş. sinirlenmiş, "kejeeeee! kejeeee!" diye bağırmış ve adından da belli olacağı üzere okulun en yakışıklı, en zengin ve en havalı çocugu olan berk-e kafa atmış. beni bununla aldattin ha! benden 10 kat daha iyi olan bir adamla ha! sana daha iyi bir hayatı vaat eden bir adamı bana tercih edecek kadar akıllısın ha! bu ilişki burda biter! demiş doping reis. keje de mal* tabi ağlamış.
ve 10 yıl geçmiş arkadaşlar. doping işin aslını öğrenmiş, meğer berk yakışıklı zengin havalı falan değilmiş. sütçü nurinin oglu kaportacı çırağı mahmutmuş. ve kejenin kardeşiymiş. oyun oynamışlar öyle. herkesi kandırmışlar. çocuk aklı işte. doping pişman olmuş dönmüş, bir bakmış ana.. keje kimseyle konuşmuyor 10 yıldır. yanına gelmiş gözleri böyle dolmuş, keje demiş, benimle de konuşmayacak mısın demiş.. keje, s...tiri çekmiş. 10 yıldır nerdeydin hayırsız demiş. ve doping reis ben senin için ölümü göze alırım ayooool demiş. tabi doping mahallenin delikanlısıydı ayol deyince bu sözü unutulmamış. ve kendisine "ölümü göze alan" anlamına gelen "peşmerge" denmiş.
bi bakmış keje artık konuşuyor, böyle beautiful boylarla, meriçlerle takılıyor. bu doping yani peşmerge, artık kas çalışmaya başlamış. kejeyi etkilemek için. ama bi bakmış olmuyor. birgün gene spor yaparken yanına böyle paltolu gizemli bir ihtiyar gelmiş. şöyle demiş,
evlat..fit bir vücuda sahip olmak ister misin?
peşmerge gülmüş, heeeee.. sen mi saglayacan bana o fit vücudu demiş.
80 yaşındaki ihtiyar paltosunu bir açmış, adam da sixpack var.

peşmerge demiş ki nasıı yaptın abii..
adam sinsice gülümsemiş ve şöyle demiş,
doping yaptım.
ve 50 kuruş karşılığı peşmergeye doping satmış. tabi adam tırrek olduğu için 50 kuruş istiyormuş. peşmerge doping yapmaya başlamış, ama doping hayat felsefesi haline gelmiş. adeta dopingle bütünleşmiş. e haliyle böyle olunca da hamile kalmış. ve sonra kejeye ben senden hamileyim demiş. keje inanmış. bunlar evlenmiş. şimdi mutlular. 20 yıldır evliler. bu da böyle bir hayat hikayesi yani.
devamını gör...
pkk'lı teröristlerin öldürüldüğünü görünce mutlu olan yazar
bir insanın öldürülmesinden kimse kolay kolay zevk alamaz zaten. lakin bu soysuz sürüsü ve türevleri için geçerli değildir. kimse kusura bakmasın terörist dahi olsa öldürülmesine karşı yım diyenler daha yakın çevresinden birini şehit olarak toprağa vermedikleri için böyle atıp tutuyorlar.
devamını gör...
yazarların en türk özelliği
ekmeksiz doymuyorum.
devamını gör...
ölümden yalnızca günahkârların korkması
katildigim tespit lakin "yalnizca" kismina cok da hak verdigim soylenemez...
bundan yillar yillar evvel turkiye'de oldugum bir donem icerisinde kizimi yuksek ates nedeniyle sisli etfal'e goturmek zorunda kalmistim. hastanede orta yasli bir kadinla tanistim. 17 yaslarinda ciddi zihinsel ve bedensel engeli bulunan bir oglu vardi. belirli donemlerde hastaneye yatisi yapilip testlerden vs. gecirilmekteymis. cocugun yemek yeme yetisi bile yoktu, hortum destegiyle ozel mamayla besleniyormus. annesi durumunu, gecirdigi sureci anlatirken aglayarak şoyle bir cumle kullanmisti; "ölmekten cok korkuyorum biliyor musun? ben oglumdan once ölursem oglum perisan olur. babasi hayatta, ablalari da sagolsunlar hem calisip hem destek oluyorlar ama kim annenin yerini tutabilir? " kadinin sozleri ne bir eksik ne bir fazla tamamiyla boyleydi... demem o ki; ölumden en cok anneler korkar. bilhassa boyle elleri opulesice anneler.
bundan yillar yillar evvel turkiye'de oldugum bir donem icerisinde kizimi yuksek ates nedeniyle sisli etfal'e goturmek zorunda kalmistim. hastanede orta yasli bir kadinla tanistim. 17 yaslarinda ciddi zihinsel ve bedensel engeli bulunan bir oglu vardi. belirli donemlerde hastaneye yatisi yapilip testlerden vs. gecirilmekteymis. cocugun yemek yeme yetisi bile yoktu, hortum destegiyle ozel mamayla besleniyormus. annesi durumunu, gecirdigi sureci anlatirken aglayarak şoyle bir cumle kullanmisti; "ölmekten cok korkuyorum biliyor musun? ben oglumdan once ölursem oglum perisan olur. babasi hayatta, ablalari da sagolsunlar hem calisip hem destek oluyorlar ama kim annenin yerini tutabilir? " kadinin sozleri ne bir eksik ne bir fazla tamamiyla boyleydi... demem o ki; ölumden en cok anneler korkar. bilhassa boyle elleri opulesice anneler.
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
sadece öyle olmasını isteriz. görmeden dokunmadan hayal ederiz. işler reele dönüştüğünde esamesi kalmaz. çünkü sadece hayalimizdeki kişiye aşık oluruz ama kendimize itiraf edemeyiz. (yani kısaca saçma)
devamını gör...
dışlanmanın yazarlara ifade ettiği şeyler
kendi kendimi ittiğim durum. bir yakınım bana bu konuyla ilgili çok doğru bir şey söylemişti: sen tek başına koca bir grubu dışlıyorsun.
insanlarla kolay temas kuramıyorum, kurmak için herhangi bir adım atmıyorum. bu yüzden yeni girdiğim bir ortamda geri planda kalmaya çalışıyorum. daha çok gözlemliyor, soruları yanıtlıyor ve onun dışında kendi hâlimde takılıyorum. genelde insanlar çok burnu havada olduğumu düşünüyor. zaman içinde samimiyet kurabilirsek bana söyledikleri ilk şey bu oluyor.
ne hissettiğime gelecek olursak.. her şey benim elimdeymiş gibi görünse de elbette üzücü. sanırım ben laubali, samimiyetsiz görünmemek adına yeni tanıştığım kişilerin üstüne gitmemeye çalışıyorum. ama bunu yaparken de insanlarla aramdaki sınırı fazla net çiziyorum.
insanlarla kolay temas kuramıyorum, kurmak için herhangi bir adım atmıyorum. bu yüzden yeni girdiğim bir ortamda geri planda kalmaya çalışıyorum. daha çok gözlemliyor, soruları yanıtlıyor ve onun dışında kendi hâlimde takılıyorum. genelde insanlar çok burnu havada olduğumu düşünüyor. zaman içinde samimiyet kurabilirsek bana söyledikleri ilk şey bu oluyor.
ne hissettiğime gelecek olursak.. her şey benim elimdeymiş gibi görünse de elbette üzücü. sanırım ben laubali, samimiyetsiz görünmemek adına yeni tanıştığım kişilerin üstüne gitmemeye çalışıyorum. ama bunu yaparken de insanlarla aramdaki sınırı fazla net çiziyorum.
devamını gör...
köy yaşantısı
davulun sesi uzaktan hoş gelir dedirten yaşantıdır.
sabah karga bir şeyini yemeden işe başlanır, belki hava kararına kadar ya da çalışanın pestili çıkana kadar devam edilir ve bu istisnasız her gün tekrar eder. bugün ne iş yapıldı diye sorulsa hiçbir şey gösterilemez. zor hayattır, ömürden yer bitirir.
temiz hava solumak , şirin hayvanlarla oynamak, lezzetli doğal gıdalar tüketmek, kısa süreli tatil yapmak için tamam iyidir, hoştur ama uzun vadede gerçekten çekilmez.
köyde yaşayıp bu hayata adapte olmuş ve bunu seven insanlara çok büyük saygı duyuyorum.*
sabah karga bir şeyini yemeden işe başlanır, belki hava kararına kadar ya da çalışanın pestili çıkana kadar devam edilir ve bu istisnasız her gün tekrar eder. bugün ne iş yapıldı diye sorulsa hiçbir şey gösterilemez. zor hayattır, ömürden yer bitirir.
temiz hava solumak , şirin hayvanlarla oynamak, lezzetli doğal gıdalar tüketmek, kısa süreli tatil yapmak için tamam iyidir, hoştur ama uzun vadede gerçekten çekilmez.
köyde yaşayıp bu hayata adapte olmuş ve bunu seven insanlara çok büyük saygı duyuyorum.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının kokpit fotoğrafları
nikolay gogol'un bir delinin hatıra defteri isimli kitabını indigo yayınlarının basımıyla birlikte okuduktan sonra kapak tasarımını beğenmeyip tasarladığım dijital çizim çalışmam "palto"
devamını gör...
karşı cinsle konuşma başlatmaya korkmak
başlatmaya korkmak degilde sonrasinda gitmesinden korkmak, boş yere umutlanmaktan korkmak ve bunun icin hiç konuşma girişimine girmemek daha dogrusu girememektir benim icin bu basligin anlami
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
birbirlerine baktılar. ikisinin de kafasında aynı şey, bakışlarından belli. birbirlerini bakışlarından anlayacak kadar uzun zamandır sürüyor dostlukları.
“alalım mı?”
“hiç üstümü değiştiremem, böyle çıkıyorum?”
“amaan kim takar kıyafeti?”
başka tek kelime etmeden, ev terlikleriyle çıktılar evden. ne mont ne telefon. anahtar ve cüzdan yeterliydi evlerinin iki üç dükkan yanındaki tekele gitmeleri için. sessizce, soğuğun getirdiği titremeyle vardılar tekele. biri dolaptan kırmızı şarabı alırken diğeri kasaya yöneldi, sanki anlaşmışlar gibi.
anahtar sesi yankılandı evde, ardından koridor aydınlandı. kendilerinin olmayan bu dört duvarın ortasında evlerindeymiş gibi hissetti ikisi de ve başlamış oldu bu uzun gece. bardak ihtiyacı bile duymadan dakikalar içinde yitirdiler kırmızılığı. önce biri açtı bir şarkı, ardından diğeri. sıra (bkz: sezen)’e geldi.
“hangi şarkı bu?”
“hasret”
“hasret…”
sessiz sessiz dinlediler şarkıyı. önce kadınlardan biri ağlamaya başladı, ardından senfoniye dahil oldu diğeri. soğuk bir kış akşamı, açık pencerelerden esen rüzgarın fısıltısıyla iki kadın başladılar ağlamaya. feryada döndü kısa süre içinde sessiz sessiz dökülen göz yaşları. birinin kahkahası yankılandı soğuk fayanslarda, ardından diğerinin kikirdemesi. sonra bardaklar, tabaklar, çatallar, kaşıklar… göz göze geldiler. sustular, gözleri buluştu yoklukta.
“delirdik mi biz?”
“ ben hep deliydim, sen kendi haline yan!”
sessizlik bilmedikleri kadar uzun sürdü. çakmak sesleri susturdu sessizliği. derin bir nefes, biraz zehir…
telefonu aldı kadın, hiçbir şey demeden çıktı mutfaktan. ardından duydu duymak istediği tek sesi. ilk önce ne diyeceğini bilemedi, ne dese eksikti. peki dedi, sadece peki!
ardından durdu, hissetti. düşünmedi, düşünse yapamazdı. ne zaman yapabilmişti ki?
bir daha kulağına götürdü telefonu, yine aynı ses, yine aynı nefes. döktü dökebildiği kadar içindekileri. sonra sustu, dinleme sırası kendisindeydi. adamın hiç söylemediklerini dinledi kısa bir süre. içinde sakladıklarını, gizlediklerini.
bıraktı kendini, çöktü yere. oturdu, düşündü. “ konuşmam gereken yerlerde susmuşum susmam gereken yerlerde konuşurken “ diye düşündü. “olaylar bu raddeye gelmeden neden konuşmadık? neden izin verdik bunlara?”
kapıdan kendisini izleyen dostuna baktı. ağzında biriktirdiği küflenmiş kelimeleri kusmak istedi sessizce. ancak yutkundu ve birkaç kelime döküldü kurumuş dudaklarından.
“devam edecek, etmeli…”
“alalım mı?”
“hiç üstümü değiştiremem, böyle çıkıyorum?”
“amaan kim takar kıyafeti?”
başka tek kelime etmeden, ev terlikleriyle çıktılar evden. ne mont ne telefon. anahtar ve cüzdan yeterliydi evlerinin iki üç dükkan yanındaki tekele gitmeleri için. sessizce, soğuğun getirdiği titremeyle vardılar tekele. biri dolaptan kırmızı şarabı alırken diğeri kasaya yöneldi, sanki anlaşmışlar gibi.
anahtar sesi yankılandı evde, ardından koridor aydınlandı. kendilerinin olmayan bu dört duvarın ortasında evlerindeymiş gibi hissetti ikisi de ve başlamış oldu bu uzun gece. bardak ihtiyacı bile duymadan dakikalar içinde yitirdiler kırmızılığı. önce biri açtı bir şarkı, ardından diğeri. sıra (bkz: sezen)’e geldi.
“hangi şarkı bu?”
“hasret”
“hasret…”
sessiz sessiz dinlediler şarkıyı. önce kadınlardan biri ağlamaya başladı, ardından senfoniye dahil oldu diğeri. soğuk bir kış akşamı, açık pencerelerden esen rüzgarın fısıltısıyla iki kadın başladılar ağlamaya. feryada döndü kısa süre içinde sessiz sessiz dökülen göz yaşları. birinin kahkahası yankılandı soğuk fayanslarda, ardından diğerinin kikirdemesi. sonra bardaklar, tabaklar, çatallar, kaşıklar… göz göze geldiler. sustular, gözleri buluştu yoklukta.
“delirdik mi biz?”
“ ben hep deliydim, sen kendi haline yan!”
sessizlik bilmedikleri kadar uzun sürdü. çakmak sesleri susturdu sessizliği. derin bir nefes, biraz zehir…
telefonu aldı kadın, hiçbir şey demeden çıktı mutfaktan. ardından duydu duymak istediği tek sesi. ilk önce ne diyeceğini bilemedi, ne dese eksikti. peki dedi, sadece peki!
ardından durdu, hissetti. düşünmedi, düşünse yapamazdı. ne zaman yapabilmişti ki?
bir daha kulağına götürdü telefonu, yine aynı ses, yine aynı nefes. döktü dökebildiği kadar içindekileri. sonra sustu, dinleme sırası kendisindeydi. adamın hiç söylemediklerini dinledi kısa bir süre. içinde sakladıklarını, gizlediklerini.
bıraktı kendini, çöktü yere. oturdu, düşündü. “ konuşmam gereken yerlerde susmuşum susmam gereken yerlerde konuşurken “ diye düşündü. “olaylar bu raddeye gelmeden neden konuşmadık? neden izin verdik bunlara?”
kapıdan kendisini izleyen dostuna baktı. ağzında biriktirdiği küflenmiş kelimeleri kusmak istedi sessizce. ancak yutkundu ve birkaç kelime döküldü kurumuş dudaklarından.
“devam edecek, etmeli…”
devamını gör...
sevgilinin 45 kilo olması
hayırdır kiloyla mı alıyorsunuz demek istediğim başlık.
devamını gör...



