öğrenmeyi seviyoruz, öğretmeyi de seviyoruz. burada eğlenerek öğreniyoruz. yani erkek neden buradaysa kadın da aynı sebepten burada. ha bir de can sıkıntısı.
devamını gör...

söylem yerine söylemde bulunanın kişiliğine yapılan saldırıyı tanımlayan safsata türüdür. en basit örneği sokak röportajında saçmalayan akpli dayıya karşı yoldan geçen kadının söylediği “sen önce dişlerini fırçala.” sözüdür. yani bazen hak edilebilir ehehe.
edit: imla
devamını gör...

bir süredir bu durum dikkatimi çekmekte. sözlükte + verme alışkanlığının git gide pasifize olma durumu can sıkmaktadır. önceleri bu konuda daha cömert ve bonkör davranan sözlük ahalisi devir tutum devridir diyip burda da kemerleri sıkıyor anlaşılan.

fakat gel gelelim kadın olduğunu iddia eden yazarlarda bu durum biraz daha farklı işleyebiliyor acaba bize de düşer mi denilerek daha bir gözü kara şekilde seri artılar verildiğini gözlemekteyim.ne yazik ki internet alemindeki her mecra gibi burada da kadınları haksız rekabet ile ön plana çıkarmak bizim gibi geri kalmış toplumların değişmeyen kaidesi olarak yerini alacaktır.
devamını gör...

ne zaman ismini görsem aklıma hayvan çiftliği kitabı geliyor, orda yoldaş kelimesi çok fazla geçtiği için sanırım.
devamını gör...

kalabalık bir ortama girdiğimde aşırı utanırım; insanların gözlerine tam olarak bakamam ve parmaklarımı ovuştururum. mutlaka birisi fark eder ve 'rahat ol ya' der. bunun üzerine yüzümün de kızarmasıyla kombo yaparak, pancar gibi otururum.
devamını gör...

sevmem demem ama az severim.olmasa aramam.genelde çay tiryakileri böyle olur benim gibi.kahveci olup da çayı da çok severim diyene rastlamadım şimdiye dek.
devamını gör...

kütlenin neden olduğu fiziksel sonuç.

uzay 3 + 1 olmak üzere 4 boyutlu olduğundan zaten çarşaf örneği doğru değil. o sadece kafada bir fikir oluşması için bir yaklaşım. gerçekte olan geometri şuna daha çok benzer:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel?
devamını gör...

ilgi, tatlı dil, bilgece duruş.
devamını gör...

kçük depresif sorunlara işaret eden bir davranış.ama yenmesi zor değil pes etmeyin.
devamını gör...

ankaralılar için özeldir kuğulu park. herkesin bir şekilde yolu düşmüş, kuğuları ve ördekleri beslemiştir. şahsen ben iki adet yılbaşını bu parkta kutlamış biri olarak içim titreyerek yâd ediyorum o günleri.


2012 yılında ankara ile viyana resmi olarak kardeş şehir olurlar. fakat bu kardeşlik gayri resmi olarak 1977 yılında zaten sağlanmıştır. viyana belediyesi o sene vedat dalokay yönetimindeki ankara belediyesine (henüz “büyükşehir” sıfatı yoktur) 2 adet kuğu hediye eder. kuğular akşam saatlerinde ankara’ya varırlar. onları teslim alan görevliler ne yapacaklarını bilemediklerinden park ve bahçeler müdürlüğü planlama şube şefi cevdet rasgelener’e getirirler. cevdet bey o geceliğine çalışma odasını ankara ve viyana’ya verir. evet, daha sonra kavaklıdere parkı’nın adını kuğulu park olarak değiştirecek bu ilk kuğuların isimleri ankara ve viyana olur. ankara ve viyana uluslararası yasalar gereğince –uçup kaçmamaları için- tek ya da çift kanadının dikileceği güne park ve bahçeler müdürlüğünün bir çalışma odasında uyanırlar.

daha sonraları başka ülkelerden de gelen kuğular, ördekler ve kazlarla kuğulu park nüfusu artınca birkaç kuş -12 eylül darbesinden sonra bedel ödemeden özel mülkiyet üzerine kenan evren’in demir yumruğuyla yapılan- seğmenler parkı’na taşınır. buraya taşınan kuşlardan üçü (muhtemelen kanatları dikilmemiş sadece telekleri kesilmiş olmalı) değişik zamanlarda tekrar alıştıkları kuğulu park’a uçmak ister ancak yüksek binalar ve ağaçlara çarparak ölürler. kuğulu park’ın alanı günümüzdekinden yaklaşık 1,5 kat daha genişken (kavaklıdere tenis kulübüne kadar), atatürk bulvarı’nın yapımı için polonya sefaretinden arazi alınmak durumunda kalınınca, alınan arazi karşılığında kuğulu park’ın bir kısmı da (o zamanlar faaliyette olan -çankaya’dan tunus caddesine kadar uzayan, polonya sefareti demirleri arasından bakıldığında halen görülebilen o zamanki yürüyüş yolunu da içine alan bölüm) polonya sefaretine verilerek bir becayiş gerçekleşir. böylece kuğulu park günümüzdeki halini alır.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaynak
devamını gör...

cikarlarim icin kimseye minnet etmedim, kimseye yaranmaya calismadim. bu ugurda cok da kaybettim aslinda ama gram pisman degilim...
devamını gör...

e devlet.
resmi kurum işlerini halledebildiğin başka bir site varsa o da olur.
devamını gör...

hiçbirini ayırmıyorum. hepsini seviyorum. aynı benim için aynıdır.
devamını gör...

zülfü livaneli 'nin 1998 yılı nefesim nefesine albümünden gönlüme göre pek güzel şarkısı.

yağan yağmur esen yeller
dosta karşı giden yollar
bülbülün konduğu dallar
sararıp da solmaz imiş

devamını gör...

link: twitter.com/BulendEcevit/st...
bir öğrenciyi hiç düşünmeden insanların içine atan troller umarım içiniz rahattır. olayın başka olduğu ispatlandı şu an utanır mısınız sanmam, zaten siz utansaydınız trollük yapıp insanları haksız yere linç etmezdiniz.
devamını gör...

hiçbir şeyi kafaya takmayın. önem vermeyin anlamında değil bu; sadece kafaya takıp kendinize eziyet etmeyin. insan dünyaya bir kere geliyor ve zaman çok değerli.

ben mi?
(bkz: başaramadı)
devamını gör...

kavitelerde biriken ödeme verilen isim.

genelde her kavitede bir miktar sıvı vardır ancak 50 mililitrenin üzerine çıkıldığında efüzyon olarak isimlendirilir.
devamını gör...

musee d' orsay ya da türkçe okunuşuyla orse müzesi. evet orsay yazılır ama orse okunur.
dış görünüşü:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

eğer "bu ne biçim müze, tren garına benziyor" diyorsanız haklısınız. müze ilk olarak 1898 yılında tren garı olarak inşa edilmiş ve 1939’a kadar gar aktif olarak kullanılmıştır. 2. dünya savaşı’nın başlaması ile birlikte posta merkezine dönüştürülmüş, savaş sonrasında film çekimleri için ve de müzayede salonu olarak kullanılmıştır. fakat müze haline dönmesi 1986 yılında gerçekleşmiştir. müzeden louvre müzesi, tulieries bahçesi ve montmarte tepesi'ni rahatlıkla görebilirsiniz.

müzede ağırlıklı olarak 1848-1915 yılları arası fransız sanat eserleri sergileniyor. sembolizm, realizm, natüralizm sanat akımlarını yansıtan eserler bulunsa da; eserlerin birçoğu empresyonizm ve post-empresyonizm akımlarının etkisiyle yapılmış. bu akımların temsilcilerinden olan van gogh, édouard manet, hilaire-germain-edgar degas, pierre auguste renoir, claude monet ve william-adolphe bouguereau gibi sanatçıların eserlerini görebilirsiniz.

bana göre en dikkat çekici eser dante ve virgil cehennemde'dir. müze aynı zamanda dünyanın en çok ziyaret edilen 10. müzesidir
devamını gör...

şifre, arapça cifir kelimesinden gelmektedir. arapçadan fransızya chiffre ve ordan da tekrar türkçeye şifre olarak geçmiştir.
devamını gör...

cuniçiro tanizaki romanıdır.

birçok nitelikli okur nabokov’un lolita’sına aşinadır. kitap olarak aşina değilseniz bile en azından kubrick tarafından 1962’de sinemaya uyarlanmış halini izlemişsinizdir. o kadar eski filmler izleme alışkanlığınız yoksa adrian lyne’nın 1997 uyarlamasını mutlaka izlemiş en azından görmüşsünüzdür. bu yapacağım incelemenin lolita ile bir ilgisi yok aslında, ben bambaşka birinden bahsedeceğim: na-o-mi. tanizaki’nin naomi’si nabokov’un lolita’sından aşağı yukarı 20 sene önce yazılmış. ama bu iki kitap derin benzerlikler taşıyor. bununla birlikte çok büyük farklılıkları da yok değil.

lolita 13 yaşında bir kız çocuğudur ve yazar humbert humbert bu kız çocuğuna derin bir cinsel istek duymaktadır. lafı dolandırmadan, doğrudan söylemek de fayda var açık net bir pedofili vakasıdır kitapta anlatılan. ancak naomi 15 yaşındadır ve joji onu fiziksel olarak beğense de olay asla pedofiliye dönmez çünkü joji’nin aklında bambaşka bir plan vardır.

lolita kıyaslamalarına burda bir virgül koyuyorum ama bu incelemenin sonunda son bir kez daha değinmek üzere. kitap bana - belki size gülünç gelecek ama - manga grubunun “ bir kadın çizeceksin” şarkısını anımsattı çünkü joji 15 yaşındaki naomi’yi yanına onu batılı tarzda bir eş olarak yetiştirmek için alıyor.

köylü kızı naomi fiziksel olarak serpilip güzelleşse de git gide joji’nin asıl beklentisi bu değil. onun isteği naomi’nin batılı tavırları, batılı giyim tarzı, batılı konuşmasıyla hayranlık uyandıracak bir genç kadın olması, tabii ki sonra da naomi’ylr evlenip yanına yakışır bir kadınla “boy” göstermek.

naomi’nin joji’nin istediği bir kadın olup olmadığını yazmayacağım elbette burda ama kitapta sağlam bir japonya eleştirisi olduğuna değinmeden de geçemeyeceğim. biraz “ araba sevdası” tadı da yok değil kitapta. japonların batı hayranlığının bizimkinden geri kalır yanı olmadığını görüyoruz roman boyunca.

gelelim lolita ile naomi arasındaki son kıyaslamamıza. naomi’nin alt başlığı “ bir budalanın aşkı”. lolita’nın alt başlığı ise “ beyaz ırktan dul bir adamın itirafları”. yani iki roman da sonunda vaat ettiği hikayeyi anlatıyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim