metalci gençliğin tarihe karışması
halihazırda haftasonları iron maiden, black sabbath, ac/dc ve bilumum diğer sevdiğim grupların tişörtlerini giyerek, geçmişi yad ediyorum.
işin dinleme boyutu zaten kesintisiz devam ediyor. ezcümle aklımız başımıza gelmedi sadece yeraltına indik *
işin dinleme boyutu zaten kesintisiz devam ediyor. ezcümle aklımız başımıza gelmedi sadece yeraltına indik *
devamını gör...
amasra
her yerine yürüyerek gidebileceğiniz,görülmesi gereken şirin ilçe.pazarı güzel,ürünleri lezzetlidir.salatası tatmaya değerdir.yazın giderseniz günlük kiralık evimiz var diyen insanlara rastlarsınız.rahmetli barış akarsu'nun heykeli ve kabri buradadır,hüzünlenirsiniz.
devamını gör...
ben kanal istanbul’a evet diyen bir atatürkçüyüm
tamamı "ben kanal istanbul'a evet diyen bir atatürkçüyüm. bunu benim gibi birisinin söylemesi çok önemli. kanal istanbul tartışmasını başka noktalara getirerek, arkalarına atatürkçüleri alarak muhalefet yapma döneminin bitmesi gerekiyor" şeklinde olan bir hulki cevizoğlu beyandır.
türkiye cumhuriyet tarihinin en ağır bunalımını yaşıyoruz . salgın kontrolden çıktı.aşı yetersiz. ekonomi çıkmazda. hükümet tcmb rezervlerini bitirmiş, nereye harcandığını açıklayamıyor. dış politikamız ekonomiden beter.ingiliz’i amerika’sı rusyası tepemizde boğazlardan karadeniz’e askeri gemi geçirme sevdasında. doğa tahribatı en yüksek seviyede. hükümet tabiat alanlarını imara açmış. patates soğanlar valilerce törenle karşılanıp, izdihamlar içinde aç millete dağıtılıyor. yoksulluk intiharları artıyor. 9milyon sığınmacı ile güneydoğu sınırlarımız güvende değil. ülkede tam olarak ne kadar mülteci var bilen yok.
ama konu yine bu.
takdiri sizlere bırakıyorum...
buradan
türkiye cumhuriyet tarihinin en ağır bunalımını yaşıyoruz . salgın kontrolden çıktı.aşı yetersiz. ekonomi çıkmazda. hükümet tcmb rezervlerini bitirmiş, nereye harcandığını açıklayamıyor. dış politikamız ekonomiden beter.ingiliz’i amerika’sı rusyası tepemizde boğazlardan karadeniz’e askeri gemi geçirme sevdasında. doğa tahribatı en yüksek seviyede. hükümet tabiat alanlarını imara açmış. patates soğanlar valilerce törenle karşılanıp, izdihamlar içinde aç millete dağıtılıyor. yoksulluk intiharları artıyor. 9milyon sığınmacı ile güneydoğu sınırlarımız güvende değil. ülkede tam olarak ne kadar mülteci var bilen yok.
ama konu yine bu.
takdiri sizlere bırakıyorum...
buradan
devamını gör...
makinist ile son istasyon radyo yayını
bu akşam, saat 23:00 da canlı olarak sizlerle..
müzikler iyidir.
muhabbet de fena değil.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours.
müzikler iyidir.
muhabbet de fena değil.
ilginizi çeken ve üzerine konuşmak istediğiniz başlıkları yayından önce buradan yazabilir veya bana mesaj olarak atabilirsiniz.
faithfully yours.
devamını gör...
gogol’un dar paltosu
yazılarının altını doldurduğu, birikimli olduğu belli olan değerli yazarımızdır. yazdıklarına şöyle bir göz atayım dediğimde bile birikimi anlaşılıyor, yazarlık hayatında başarılar dilerim kendisine.
devamını gör...
beyaz diş
“insan mıdır değiştiren yoksa çevre midir insanı değiştiren ?”
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
ne afili söz ama...
jack london’un belki de bir çoklarınca en sevilen kitabı. benim de martin eden’den sonra en sevdiğim london eseri. london 3/4 oranında kurt kanı taşıyan bir kurdun*, farklı insanlar elindeki değişimini, ilk başta sadık, sonrasında vahşi, son olarakta duygusal bir izlekte anlatıyor.
kitap, beyaz diş’in öncesini anlatarak başlıyor. karla kaplı, soğuğun hüküm sürdüğü bir kuzey amerika kışında, iki adam ve yanlarındaki bir ölünün kurtlar tarafından kapana kısılmasıyla açılıyor. london öylesine insanın içine işleyen bir soğukluk ve betimlemeyle anlatıyorki bu kısılma sürecini, iki adamın tabuttaki yerlerini bir an önce alacaklarını hissediyor, biliyorsunuz. ilk kısım aynı zamanda, beyaz diş’in annesi ve babasının tanışması anlatıyor. hırçın bir anne ile, tecrübeli bir babanın en güçlü yavrusu olan beyaz diş’in genetik temellerinin ne denli güçlü, karakterinin ne denli sağlam temellere oturduğunu anlıyorsunuz.
ikinci bölümde, beyaz diş sahnedeki yerini alıyor. bütün kardeşlerin arasından ölmeyen tek yavru olarak kalıyor. annesinin çizdiği sınırlar içerisinde, bir mağarada yahut inde, dışardan içeri süzülen ışıkta, insantanrıya ulaşmak için gün sayıyor, güç topluyor.
merakına yenik düştüğü bir sırada annesinin kökleriyle karşılaşıyor ve insantanrıyla karşılaşıyor. bir obada onlarla beraber yaşamaya başlıyor. ama hırçın ve tecrübeli genleri onu dürtüyor ve obadaki bütün yavru köpeklerin canına okuyor. yavaş yavaş obaya alışıyor, sahibi gri kunduz’dan sadakati öğreniyor. ama sadakat insanın olduğu kadar hayvanında düşmanıdır. ticaret için gri kunduz’la beraber gittikleri yukon’da kendini eğlenceye kaptıran gri kunduz para karşılığı beyaz diş’i güzel smith’e satıyor. sadakat demiştik değil mi ? sadakat hangi canlıda olursa olsun, şahsiyete yerleşti mi bütün iyi yönleri süpürür, kendi karanlık ormanını yerleştirir. beyaz diş kitabın başlangıcında olduğu gibi karanlık ve karlı bir ormana düşüyor. ancak sürüyle değil, tek başına. ancak avcı olarak değil, av olarak.
beyaz diş’in hırsını, hırçınlığını ve sadakini gören güzel smith, onu gri kunduz’dan aldıktan sonra onu hayvan dövüşlerine hazırlıyor. karanlık bir ağıla tek başına koyuyor. genetiğinde yazılı olan bütün gazabı gün ışığına çıkarıyor. beyaz diş amansız bir dövüşçü oluyor. yaşadığı bölgenin en ünlü dövüşçüsü olmakla kalmıyor, güzel smith onu alıp muhtelif yerlerindeki dövüşlere götürüyor. hırçınlığı ona, yüze, bine katlanan beyaz diş gittiği yerdeki bütün köpekleri yere seriyor. onun bu hırçınlığının üstünde bir hırçınlık olmadığına inanan insanlar onun karşısına ülkenin en belalı dövüş köpeklerinde birini çıkarıyorlar. dövüş başladığında rakibine üstünlük sağlamasıyla meşhur beyaz diş bu rakibine aynısını yapamıyor. dövüşün bir yerinde rakibine boynunu kaptırıyor, ve onu ölümden, duygusal bir ilişki kuracakları weedon scott kurtarıyor. hırçınlık demiştik değil mi ? babaannemin hep söylediği gibi: “öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır”*.
beyaz diş’i ölümden kurtaran weedon scott, onun hırçınlığını geçirebileceğini, güzel smith’in ona yaptıklarını ona unutturacağını düşünür. ilk başta yanıldığını düşünür, beyaz diş tarafından ısırılır*. ancak ona bir şans verir ve beyaz diş’le yavaş yavaş arkadaş olur. çevresinin ona yaptıklarını gün be gün unutturur. bir yer gelir ki beyaz diş weedon scott karşısında bir şivava kadar uysal olur. weedon scott bir gün kuzey ellerinden dönmeye, memleketi kaliforniya’ya dönemeye karar verir. weedon scott‘un gideceğini anlayan beyaz diş onunla beraber gemiye atlar ve kaliforniya’ya gider. kaliforniya’daki hayatı kuzey’deki hayatından çok farklıdır. kuzey soğukken burası sıcaktır, oradaki köpeklerin ekseriyası düşmanca bir tutum içindeyken buradakilerin bir çoğu ona normal davranır. weedon scott‘ın ailesi de beyaz diş’i kabul etmekte zorluk çeker. scott’un babası laz ziya misali “itten doğan it, kurttan doğan kurt olur” der oğluna. ama scott babasını dinlemez ve beyaz diş’e sahip çıkar.
uzatmayalım, beyaz diş bir gün scott’un babasının geçmişten gelen bir düşmanını gizlice eve girerken görür ve onu bertaraf eder. scott’un babası bu durum karşısında “bir insanın köpekliğindense, bir köpeğin dostuluğunu tercih ederim” der. beyaz diş süslü bir kaliforniya şivavasıyla evlenir ve kitap biter.
en sevdiğim 9. kitap falandır heralde.
devamını gör...
yazarların en sevdiği mevsim
bir mevsim olsam kesinlikle sonbahar olurdum. sabahattin ali ''ilkbahar gibi mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşamaya değer'' diyor ya hani, işte ben de sonbaharda gerçekten yaşadığımı hissediyorum. ruhum sonbaharda, yaprakları sararan ağaçların olduğu ortamda ve yağmurlu havada huzur buluyor.
devamını gör...
seni sen yapan özelliklerin
kalabalık ortamlardan ışık hızıyla uzaklaşabilmem. çok kalabalık ve gürültülü ortamlardan pek hoşlanmayıp evimde battaniye altında çay içmeyi tercih etmem.
devamını gör...
rte'yi sevmeyip köprüsünü tünelini kullanan tip
devamını gör...
mesaj alan yazar şaşkınlığı
hiç mesaj almayan yazarları tespit ederek, ansızın mesaj kutularında belireceğim.*
devamını gör...
güzel kadın
şimdi bir kadın eşine gülşen bubikoğlu gibi görünürken eşinin çevresine safinaz gibi görünebilir ya da annesine türkan şoray gibi görünürken annesinin hadsiz ve kıtipiyoz arkadaşlarına safinaz gibi görünebilir. bu göreceli kavram. kadının güzelliğinde ortak kanaate kadının girdiği ortamın elektriğini değiştirmesi ve bütün bakışları üzerine çekmesi hususunda hemfikir olmakla varılabilir.
devamını gör...
deniz
içinde yüzerken de, dışarıdan seyrederken, sesini duyarken de insana huzur veren şey.
devamını gör...
270 kiloluk sumo güreşçisinin 40 kilo bir kadınla evlenmesi
kaynak: popiş.
devamını gör...
yazarların ölmeden önceki son sözü
bitti :)
devamını gör...
kanada
on tane eyaletten ve üç tane de ''territory'' adını verdikleri kanadalı yerlileri sürdükleri bölgeden oluşan devlet. eyaletlerden biri olan ''québec'' ayrılıkçılığıyla bilinir ve fransız bölgesidir. insanların anadili ve eyaletteki tek genel geçer dil fransızcadır. ülkenin en gelişmiş ve en bilinen eyaleti ise britanya kolombiyasıdır.
devamını gör...
marteniçka
mart’ın gelişiyle anneme ördürdüğüm kırmızı-beyaz ip. batıl inançlara sahip sayılmam ama marteniçkalar çok hoşuma gidiyor.umarım mart dilekleriniz gerçekleşir.leylek görmeyi beklemiyorum bilekliği çıkartmam için ayrı bir geleneği de var mı bilmiyorum bundan dolayı bileklik çürüyene kadar takacağım sanırım.
devamını gör...
zurna dürüm
çok harika bir fast fooddur.
kadıköy büyük waikiki sokağındaki zurnacıdan mutlaka tatmanız gerekir.
tavuklu olanı makbuldür. etli olanı ben pek sevmem açıkçası.
kadıköy büyük waikiki sokağındaki zurnacıdan mutlaka tatmanız gerekir.
tavuklu olanı makbuldür. etli olanı ben pek sevmem açıkçası.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
durduk yere derin nefes alıp allah diyerek vermek
devamını gör...
fırtınalı ilişki
(bkz: kaptanın iyisi fırtınada belli olur)
kişilerin gerçek karakterlerinin açığa çıkmasında iliskide önemli bir durumdur. olması bir bakımdan iyidir sevgi sarhoşluğundan görülmeyeni görmenizi sağlar kötüdür bu fırtınadan kimsenin sağ kurtulmama ihtimali vardır. biraz zaman tanıyız. fırtına,ofkeler dinsin bu konuşmadan geçecek 1-2 gün de olabilir sakinleşince ilişkiyi ele almak daha iyidir.gemiyi batırmadan sakince davranmak elzemdir. bir ilişki kolay olmuyor ama çok kolay yıkılıyor. alabora olmamaniz ümidiyle..
kişilerin gerçek karakterlerinin açığa çıkmasında iliskide önemli bir durumdur. olması bir bakımdan iyidir sevgi sarhoşluğundan görülmeyeni görmenizi sağlar kötüdür bu fırtınadan kimsenin sağ kurtulmama ihtimali vardır. biraz zaman tanıyız. fırtına,ofkeler dinsin bu konuşmadan geçecek 1-2 gün de olabilir sakinleşince ilişkiyi ele almak daha iyidir.gemiyi batırmadan sakince davranmak elzemdir. bir ilişki kolay olmuyor ama çok kolay yıkılıyor. alabora olmamaniz ümidiyle..
devamını gör...

