nikolay vasilyeviç gogol
bana daima biraz pesimist gelmiş olan yazar. belli ki bu karamsarlık , onun dünyayı bir camın ardından değil tüm gerçekliği ile en ön sırada izlemesinden kaynaklanıyor.
--- alıntı ---
"aslına bakılacak olursa, ahlaksal çökmüşlüğün kokuşmuş soluğunun sindiği güzellik karşısında duyulan acıma duygusu bu türden duyguların en güçlüsüdür. ahlaksızlık kendi başına da çirkindir, iticidir; ama olanca tertemizliğiyle düşlerimize süzülen güzelliğe bulaşınca büsbütün itici olur."
-bir delinin hatıra defteri
--- alıntı ---
--- alıntı ---
"aslına bakılacak olursa, ahlaksal çökmüşlüğün kokuşmuş soluğunun sindiği güzellik karşısında duyulan acıma duygusu bu türden duyguların en güçlüsüdür. ahlaksızlık kendi başına da çirkindir, iticidir; ama olanca tertemizliğiyle düşlerimize süzülen güzelliğe bulaşınca büsbütün itici olur."
-bir delinin hatıra defteri
--- alıntı ---
devamını gör...
bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülük
kendinden çok başkalarının düşüncelerini önemsemek
devamını gör...
yaptığı alıntıyı kendi fikri gibi yazan uyanık yazar
alıntı olmadığını bilmiyor olabilir. ha eğer biliyor ve yapıyorsa uyanık olabilir.
ayrıca işin bir de şu yönü var zaten birçok şey söylendi biz sadece değiştirip kendimize uyarlarız.
ayrıca işin bir de şu yönü var zaten birçok şey söylendi biz sadece değiştirip kendimize uyarlarız.
devamını gör...
psg adlı yazara passat alıyoruz kampanyası
100 lira ateşlerim dediğim başlık.
devamını gör...
yok olmak
yok olmak diye bir şey yoktur. algılayamamak vardır.
yağmur yağar, denize karışır artık yağmur yoktur diyebilir miyiz ? - diyemeyiz. yağmur vardır ama ilk hâli gibi değildir.
sadece biçim olarak değişikliğe uğradı ve küçük su kütleleri büyük bir su kütlesine karıştı.
sonra güneşin etkisi ile su buharlaşır.**artık sadece biçim değil halde değiştirmiştir ama yok olmamıştır.
su döngüsü dediğimiz olay gerçekleşmekte. buharlaşan su havada yoğunlaşır, damlacıkları oluşturur.
yine hal değiştirmiştir. gaz haldeyken sıvı hale geçiş yaptı ama yok olmadı.
damlacıklar da toplanarak bulutları oluşturur. artık bulut oluşmuştur ve içindeki
damlacıklar büyüyüp birleştikçe yağmur damlalarını oluşturur. burada da sadece biçim değişir.
tekrar yeryüzüne yağmur olarak döner ve olay tekrarlanır. bu olaydan sonuçla aklıma enerjinin korunumu yasası geliyor:
enerji, yoktan var edilemez; var olan enerji de yok edilemez; sadece bir şekilden diğerine dönüşür.
insan ölür toprağa gömülür beden diğer canlılar tarafından ayrıştırılıp bir besin görevi görür. aslında
bedende yok olmaz. şunu düşünün bir yiyecek yiyorsunuz ve bunu yediniz. midenizde artık.
peki yok mu oldu? – hayır ama çıplak gözle göremiyoruz. o yiyecekten yararlı olan kısmı vücutta kalır
enerji görevi görür, yararsız veya vücut için fazla kısmı ise terleme, idrar, dışkılama yoluyla vücuttan
atılır.
sonuçla, besinler de yok olmaz. var olan enerji biçim ya da hal ya da her iki değişikliğe de uğrar.
biz göremediğimiz için de yok olduğu kanısına varırız. yine enerjinin korunumu yasasını görürüz.
aslında her şeyin yapı taşı atom olduğu için ve her şey bir enerji barındırdığı için aklımıza ne gelirse
yok olmadığını sadece zaman içinde çeşitli formlar alarak başkalaşım geçirdiğini düşünebiliriz.
zaman içinde her şeyin değişikliğe uğramasının sebebi de iç ve dış etkenler.
peki insan bedenden mi ibarettir? ruh diye tabir ettiğimiz görünmeyen, soyut olan, bedene canlılık
katan şey gerçekte var mı? var ise yok mu oldu? eğer ruh var ise enerjinin korunumu yasasına göre
yok olmadı sadece form veya hal değiştirdi ya da her ikisi. peki biz bunu niye göremiyoruz? belki de
insanın algılayamadığı form veya hal çeşitleri vardır biz bu bedendeyken sadece bu bakış açısından
görebiliyoruzdur hayatı. kaldı ki ruh var ise ilk halini ve biçimini de bilmiyoruz. şu zamana kadar
yapılan araştırmalar ile ruhun varlığına dair bir sonuç yok. zaten ruh olsa hangi görevi yapacaktı ki
sevgi mi ? nefret mi ? düşünmek mi ? her şey beyinde gerçekleşiyor zaten. hormonların kontrolü
altındayız aslında. düşünün serotonin seviyeniz yüksekse mutlu, melatonin seviyeniz yüksekse
hüzünlüsünüzdür. daha birçok örnek var hormonlar ile ilgili*neyse.
belki de ruhun olmasını istiyoruz yok olmak istemeyişimizden* ama yok olmak diye bir şey de yok.
dönüşüm var. peki ölümden sonra alacağımız formdan hayatı algılayabilecek miyiz? bu da büyük bir merak konusu.
aklıma i origins filmindeki şu diyalog geliyor:
”-sofi ben kanıtlara inanırım. üstümüzde, yukarıda yaşayan, görünmez bir tür sihirli ruhani varlığın kanıtı yok.
-solucanların kaç duyusu var?
-2 tane. koklamak ve hissetmek. neden?
-yani, görmeden ya da ışığın ne demek olduğunu bile bilmeden yaşayabiliyorlar değil mi? ışık kavramı onlar için düşünülemez.
-evet.
-ama biz insanlar ışığın varlığını biliyoruz. ama onlar ışık tam üstlerinde bile olsa bunu bilemiyorlar. ama küçücük bir mutasyonla bunu başarabiliyorlar değil mi?
-doğru.
-pekala, doktor göz, belki de bazı insanlar, çok nadir insanlar, başka bir duyu için mutasyon geçirmişlerdir.”*
replik muhtemelen astrofizikçi neil tyson’ın şu sözü üzerine kurulmuş:
"yolda bir solucan var. yanından geçip gidiyorsun. solucan senin kendini akıllı olarak değerlendirdiğini biliyor mu? solucan, senin aklın hakkında herhangi bir fikre sahip değil. çünkü sen, solucandan çok daha akıllısın. bu sebeple de, solucan, kendisinden daha akıllı bir şeyin yanından geçtiğinin farkında değil. bu da beni aynı konseptte düşünmeye itiyor, acaba bizim yanımızdan da üstün varlıklar geçip gidiyor olabilir mi diye. belki de onlar da bizimle ilgilenmiyor, çünkü biz onlara göre iletişime geçmeyi düşünmek için çok aptalız. solucanın yanına gidip "of, acaba solucan şu anda ne düşünüyordur?" demiyoruz. demeyiz. böyle bir şey aklına bile gelmez. sonuç olarak, dünya dışı varlıkların veya metafizik ögelerin bizi neden hala ziyaret etmediğine dair en iyi kanıt; onların aslında bizi izlediği ve dünyada zeki bir yaşam olmadığına karar vermeleri olması gerekir."
bunlardan da sonuç olarak ister istemez şu çıkarıma varıyorum: yok olmuyor dönüşüyoruz. peki dönüştükten sonra ne olacak? dönüşümden sonra yaşam algılanabilecek mi? yaşamda ise belki de ruhani şeyleri algılayacak duyumuz yoktur. bizden üstün varlıklar var ise tıpkı belli tip bir solucanın insanı göremediği, görme duyusu olmadığı gibi bizde bizden üstün bir canlıyı algılayabilecek bir duyuya sahip değilizdir. yani bulunduğumuz beden burası ile sınırlı. üstün bir varlık ya da ruhu algılayacak duyu insan bedeninde yok diyebiliriz. bu ise sadece varsayım.
yağmur yağar, denize karışır artık yağmur yoktur diyebilir miyiz ? - diyemeyiz. yağmur vardır ama ilk hâli gibi değildir.
sadece biçim olarak değişikliğe uğradı ve küçük su kütleleri büyük bir su kütlesine karıştı.
sonra güneşin etkisi ile su buharlaşır.**artık sadece biçim değil halde değiştirmiştir ama yok olmamıştır.
su döngüsü dediğimiz olay gerçekleşmekte. buharlaşan su havada yoğunlaşır, damlacıkları oluşturur.
yine hal değiştirmiştir. gaz haldeyken sıvı hale geçiş yaptı ama yok olmadı.
damlacıklar da toplanarak bulutları oluşturur. artık bulut oluşmuştur ve içindeki
damlacıklar büyüyüp birleştikçe yağmur damlalarını oluşturur. burada da sadece biçim değişir.
tekrar yeryüzüne yağmur olarak döner ve olay tekrarlanır. bu olaydan sonuçla aklıma enerjinin korunumu yasası geliyor:
enerji, yoktan var edilemez; var olan enerji de yok edilemez; sadece bir şekilden diğerine dönüşür.
insan ölür toprağa gömülür beden diğer canlılar tarafından ayrıştırılıp bir besin görevi görür. aslında
bedende yok olmaz. şunu düşünün bir yiyecek yiyorsunuz ve bunu yediniz. midenizde artık.
peki yok mu oldu? – hayır ama çıplak gözle göremiyoruz. o yiyecekten yararlı olan kısmı vücutta kalır
enerji görevi görür, yararsız veya vücut için fazla kısmı ise terleme, idrar, dışkılama yoluyla vücuttan
atılır.
sonuçla, besinler de yok olmaz. var olan enerji biçim ya da hal ya da her iki değişikliğe de uğrar.
biz göremediğimiz için de yok olduğu kanısına varırız. yine enerjinin korunumu yasasını görürüz.
aslında her şeyin yapı taşı atom olduğu için ve her şey bir enerji barındırdığı için aklımıza ne gelirse
yok olmadığını sadece zaman içinde çeşitli formlar alarak başkalaşım geçirdiğini düşünebiliriz.
zaman içinde her şeyin değişikliğe uğramasının sebebi de iç ve dış etkenler.
peki insan bedenden mi ibarettir? ruh diye tabir ettiğimiz görünmeyen, soyut olan, bedene canlılık
katan şey gerçekte var mı? var ise yok mu oldu? eğer ruh var ise enerjinin korunumu yasasına göre
yok olmadı sadece form veya hal değiştirdi ya da her ikisi. peki biz bunu niye göremiyoruz? belki de
insanın algılayamadığı form veya hal çeşitleri vardır biz bu bedendeyken sadece bu bakış açısından
görebiliyoruzdur hayatı. kaldı ki ruh var ise ilk halini ve biçimini de bilmiyoruz. şu zamana kadar
yapılan araştırmalar ile ruhun varlığına dair bir sonuç yok. zaten ruh olsa hangi görevi yapacaktı ki
sevgi mi ? nefret mi ? düşünmek mi ? her şey beyinde gerçekleşiyor zaten. hormonların kontrolü
altındayız aslında. düşünün serotonin seviyeniz yüksekse mutlu, melatonin seviyeniz yüksekse
hüzünlüsünüzdür. daha birçok örnek var hormonlar ile ilgili*neyse.
belki de ruhun olmasını istiyoruz yok olmak istemeyişimizden* ama yok olmak diye bir şey de yok.
dönüşüm var. peki ölümden sonra alacağımız formdan hayatı algılayabilecek miyiz? bu da büyük bir merak konusu.
aklıma i origins filmindeki şu diyalog geliyor:
”-sofi ben kanıtlara inanırım. üstümüzde, yukarıda yaşayan, görünmez bir tür sihirli ruhani varlığın kanıtı yok.
-solucanların kaç duyusu var?
-2 tane. koklamak ve hissetmek. neden?
-yani, görmeden ya da ışığın ne demek olduğunu bile bilmeden yaşayabiliyorlar değil mi? ışık kavramı onlar için düşünülemez.
-evet.
-ama biz insanlar ışığın varlığını biliyoruz. ama onlar ışık tam üstlerinde bile olsa bunu bilemiyorlar. ama küçücük bir mutasyonla bunu başarabiliyorlar değil mi?
-doğru.
-pekala, doktor göz, belki de bazı insanlar, çok nadir insanlar, başka bir duyu için mutasyon geçirmişlerdir.”*
replik muhtemelen astrofizikçi neil tyson’ın şu sözü üzerine kurulmuş:
"yolda bir solucan var. yanından geçip gidiyorsun. solucan senin kendini akıllı olarak değerlendirdiğini biliyor mu? solucan, senin aklın hakkında herhangi bir fikre sahip değil. çünkü sen, solucandan çok daha akıllısın. bu sebeple de, solucan, kendisinden daha akıllı bir şeyin yanından geçtiğinin farkında değil. bu da beni aynı konseptte düşünmeye itiyor, acaba bizim yanımızdan da üstün varlıklar geçip gidiyor olabilir mi diye. belki de onlar da bizimle ilgilenmiyor, çünkü biz onlara göre iletişime geçmeyi düşünmek için çok aptalız. solucanın yanına gidip "of, acaba solucan şu anda ne düşünüyordur?" demiyoruz. demeyiz. böyle bir şey aklına bile gelmez. sonuç olarak, dünya dışı varlıkların veya metafizik ögelerin bizi neden hala ziyaret etmediğine dair en iyi kanıt; onların aslında bizi izlediği ve dünyada zeki bir yaşam olmadığına karar vermeleri olması gerekir."
bunlardan da sonuç olarak ister istemez şu çıkarıma varıyorum: yok olmuyor dönüşüyoruz. peki dönüştükten sonra ne olacak? dönüşümden sonra yaşam algılanabilecek mi? yaşamda ise belki de ruhani şeyleri algılayacak duyumuz yoktur. bizden üstün varlıklar var ise tıpkı belli tip bir solucanın insanı göremediği, görme duyusu olmadığı gibi bizde bizden üstün bir canlıyı algılayabilecek bir duyuya sahip değilizdir. yani bulunduğumuz beden burası ile sınırlı. üstün bir varlık ya da ruhu algılayacak duyu insan bedeninde yok diyebiliriz. bu ise sadece varsayım.
devamını gör...
genelleme yapmanın mantıksızlığı
ne yazık ki insanlar için, genelleme yapmanın dayanılmaz hafifliği kadar dikkate değer değildir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının favori oyunları
37 yaşındayım ve hala oyun oynarım. 4 senedir fifa oyunlarına bağımlılığım var. hatta şu an bile konsolun başına geçeceğim anın hayallerini kuruyorum.
devamını gör...
psg (yazar)
tasi toprağı samana atıyorum ve uzak diyarlara gidiyorum.
devamını gör...
kafa haberler
sözlük yazarlarının güncel olaylar ile ilgili asparagas haber mizahındaki yazıları "kafa haberler" başlığı altında toplanabilir. hiçbir kişi, kurum, kuruluş ve de gerçekle alakası yoktur! denilerek.
zaytung gibi başlık da atılır...sahte aşıya büyük darbe: 21 gözaltı
kafadaşlar imparatorluğu’nda bir ihbarı değerlendiren emniyet birimleri tarafından zonguldak dahil 12 ilde başlatılan eş zamanlı operasyonda suçüstü yakalanan zanlılar suçlamaları inkar ederken, operasyonun zamanlamasına dikkat çektiler. zanlılar arasında çetebaşı olduğu iddia edilen b.f. polise verdiği ilk ifadede dış güçler tarafından kumpasa getirildiğini belirterek şunları söyledi: “büyük resmi gördüğüm için milli kaynaklarımız yurt içinde kalsın dedim. bir filmde “serumun hayat kurtardığını” gördüm. demek ki koronavirüse karşı da hayat kurtarırdı bu serum. mahalledeki hoca da bu gavur aşıları bizi gavur yapacak diye sızlanıyordu. keş bir arkadaş da iğneler konusunda uzmandı. ekibi oluşturduk, “bir alana bir bedava, okunmuş aşı” diye satmaya başladık. aylardan beri satıyorduk da neden bugünü buldular? vaka sayısında dünya şampiyonluğuna oynamamız almanya başta olmak üzere tüm dünya ülkelerini kıskandırdı da ondan. sahte aşı olup ölenler var diyorsunuz. peki neden onların ölüm belgesinde "doğal ölüm" yazıyor. bu işin fıtratında var. benim tepemin tasını artırmayın” diyerek arkadaşı kuryeye telefon açtı. bana teşkilatın numarasını ver diyen b.f. ve tayfası çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
zaytung gibi başlık da atılır...sahte aşıya büyük darbe: 21 gözaltı
kafadaşlar imparatorluğu’nda bir ihbarı değerlendiren emniyet birimleri tarafından zonguldak dahil 12 ilde başlatılan eş zamanlı operasyonda suçüstü yakalanan zanlılar suçlamaları inkar ederken, operasyonun zamanlamasına dikkat çektiler. zanlılar arasında çetebaşı olduğu iddia edilen b.f. polise verdiği ilk ifadede dış güçler tarafından kumpasa getirildiğini belirterek şunları söyledi: “büyük resmi gördüğüm için milli kaynaklarımız yurt içinde kalsın dedim. bir filmde “serumun hayat kurtardığını” gördüm. demek ki koronavirüse karşı da hayat kurtarırdı bu serum. mahalledeki hoca da bu gavur aşıları bizi gavur yapacak diye sızlanıyordu. keş bir arkadaş da iğneler konusunda uzmandı. ekibi oluşturduk, “bir alana bir bedava, okunmuş aşı” diye satmaya başladık. aylardan beri satıyorduk da neden bugünü buldular? vaka sayısında dünya şampiyonluğuna oynamamız almanya başta olmak üzere tüm dünya ülkelerini kıskandırdı da ondan. sahte aşı olup ölenler var diyorsunuz. peki neden onların ölüm belgesinde "doğal ölüm" yazıyor. bu işin fıtratında var. benim tepemin tasını artırmayın” diyerek arkadaşı kuryeye telefon açtı. bana teşkilatın numarasını ver diyen b.f. ve tayfası çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
devamını gör...
intihar etmek
bu eylemselliği gerçekleştirecek birey önceden çok dillendirmez genellemesi ne kadar doğru bilmiyorum. intihar etmek durumunun anlık bir fiil değil süreç olduğu kanaatindeyim.
en az yaşamak kararı kadar intihar etmek süreci de olağan üstü bir süreçtir. insan ruhu bir kazana atılmışçasına yoğun kaynar durur bu süreçte. daha önce bir çok yamayla mükemmeleştirdiğiniz sayısız anlamsallık kaotik bir entropiye dönüşür. doğadaki ve insanlardaki bütün çelişkiler kıl kıl dağılır, çözülür bu süreçte. zaten kendinizi çoktan param parça etmişsinizdir. elinizde tuttuğunuz ruhunuzun yumakları kötü kokusu dayanılmazdır. ellerinizden zaten nefret ediyorsunuzdur artık.
gezegenler ve sonsuz uzay yıldızlar kadar çok nedenleri olabilir bu halin. hepsinin son tahlildeki formülasyonu çaresizliktir. dayanılmazlık ve dayanışılmasızlıktır.
uzun süredir herkese çok ayıp olur diye intihar etmiyorum. ulan yüz binlerce güzellik arasından böyle bir yaşama sebebi süzer mi insan kendine? her şeyin entropisinden gelen koku burnumun direğini kırıyor.
viktor hugo'nun da ölmeden önce dediği gibi.
"ışık, ne olur biraz daha ışık"
en az yaşamak kararı kadar intihar etmek süreci de olağan üstü bir süreçtir. insan ruhu bir kazana atılmışçasına yoğun kaynar durur bu süreçte. daha önce bir çok yamayla mükemmeleştirdiğiniz sayısız anlamsallık kaotik bir entropiye dönüşür. doğadaki ve insanlardaki bütün çelişkiler kıl kıl dağılır, çözülür bu süreçte. zaten kendinizi çoktan param parça etmişsinizdir. elinizde tuttuğunuz ruhunuzun yumakları kötü kokusu dayanılmazdır. ellerinizden zaten nefret ediyorsunuzdur artık.
gezegenler ve sonsuz uzay yıldızlar kadar çok nedenleri olabilir bu halin. hepsinin son tahlildeki formülasyonu çaresizliktir. dayanılmazlık ve dayanışılmasızlıktır.
uzun süredir herkese çok ayıp olur diye intihar etmiyorum. ulan yüz binlerce güzellik arasından böyle bir yaşama sebebi süzer mi insan kendine? her şeyin entropisinden gelen koku burnumun direğini kırıyor.
viktor hugo'nun da ölmeden önce dediği gibi.
"ışık, ne olur biraz daha ışık"
devamını gör...
islam’da kadının yeri
yani kitaplarına göre gerektiğinde kadınlar dövülebiliyor. siz düşünün gerisini.
devamını gör...
mesleki yalan bırak
zeki ama çalışmıyor.
buraya da çalışın buradan soru gelebilir.
buraya da çalışın buradan soru gelebilir.
devamını gör...
hiç yapılmadığı için gurur duyulan şeyler
devamını gör...
summer queen
çook neşeli, sıcakkanlı, renkli, asil bir kadın kesinlikle. çok da hoşsohbet. yazılarını gülümseyerek okuduğum yazarlardan bir tanesi. enerjinizi bir anda yükselten bir vitamin deposu hatta. çok kalp, çokça papatya bırakıyorum buraya.. kaleminiz daim olsun cağnım yazar.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
(bkz: terörizm) kelimesi ilk defa fransız devriminin en radikal devresine gönderme yapmak için kullanıldı.
devrim önderinden robespierre: "ya cumhuriyetin içerideki ve dışarıdaki düşmanlarını boğacağız ya da cumhuriyetle birlikte yok olup gideceğiz. bu durumda politikamızın ilk kaidesi halkı terör yoluyla yönetmek olmalıdır. terör tetikte duran, sert yumuşama bilmez bir adaletten başka bir şey değildir".
devrim önderinden robespierre: "ya cumhuriyetin içerideki ve dışarıdaki düşmanlarını boğacağız ya da cumhuriyetle birlikte yok olup gideceğiz. bu durumda politikamızın ilk kaidesi halkı terör yoluyla yönetmek olmalıdır. terör tetikte duran, sert yumuşama bilmez bir adaletten başka bir şey değildir".
devamını gör...
tuvaletteyken kedilerin yanımıza gelmesi
normal şartlarda kendini sevdirmeyen kedimin, ben tuvaletteyken dibimde bitmesi ve kucağıma oturması.
araştırmalarıma göre;
banyonun onlar için çok ilgi çekici olması ya da ailesi olarak gördüğü insanı, tuvalet esnasında savunmasız kaldığından dışarıdan gelen tehlikelere karşı korumak istemesi.
kaynak
araştırmalarıma göre;
banyonun onlar için çok ilgi çekici olması ya da ailesi olarak gördüğü insanı, tuvalet esnasında savunmasız kaldığından dışarıdan gelen tehlikelere karşı korumak istemesi.
kaynak
devamını gör...
yakın temas türleri
"yakın temas*" ufolojide bir kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları ile kurduğu teması belirtmek için kullanılır. bu terminoloji ve sistemi ortaya ilk atan kişi astronom ve ufolog j. allen hynek dir.
hynek in orjinal sınıflandırmasında 3 tür vardır. 4. ve 5. tür başka kişiler tarafından ortaya atılmıştır ve evrensel olarak kabul görmez.
ve yine hynek e göre görülen şeyin bir yakın temas olduğundan emin olmak için 500 fitden daha yakında olması gerekir, böylece görülen şeyin başka bir hava aracı ve atmosferik fenomen olmadığından emin olunur. ayrıca 500 fitden uzak görsel temas sağlanamayan ve sadece radar ile tespit edilen ufolar yakın temas sayılmaz çünkü bazı atmosferik fenomenlerden ötürü radarlar zaman zaman yanılabiliyor.
hynek ufo gözlemlerini mesafelere göre 6 sınıfa ayırmıştır. 500 fit ve üzeri için gece görülmüşse "gece ışıkları" gündüz görülmüş ise "günışığı diskleri" radarda görülmüş ise "radar görselleri" olarak tanımlıyor.
500 fitin altına gelince yakın temas türlerine geçiyoruz.
1. türden yakınlaşmalar: 500 fitden daha yakın bir mesafede bir ufo görmek bu kategoriye giriyor, en sık yaşanan yakın temas türü budur.
2. türden yakınlaşmalar: fiziksel bir kanıt veya etki olan durumlar. örneğin 1. türde bir yakınlaşma sırasında gözlemciler üzerinde tuhaf etkiler olursa bu artık 2. türe yükseliyor. veya etraftaki hayvanlarda garip davranışlar ortaya çıkarsa ya da bir ekin çemberi, ufo enkazı, elektronik cihazlarda bozulma, kimyasal ve radyoaktif izler gibi şeyler görülürse kısacası fiziksel bir bulgu olursa bu 2. türden yakınlaşma sayılıyor.
3. türden yakınlaşmalar: bizzat hareketli bir varlığı görme durumudur, bu bir uzaylı olabilir, bir robot veya hologram olabilir. en az karşılaşılan ve sanırım henüz bir kaydı olmayan tek yakınlaşma türüdür.
ufolog ted bloecher hynek in "3. türden yakınlaşmalar" sınıflandırmasının 6 alt başlığı olduğunu ileri sürüyor bunlar:
a (aboard) : varlığın yalnızca ufonun içerisinde gözlemlenmesi durumu.
b (both) : varlığın ufonun hem içinde hem de dışında gözlemlenmesi durumu.
c (close) : varlığın ufonun yakınında gözlemlendiği ama içeri veya uzağa gitmediği durumu.
d (direct) : bir varlık görüldüğü halde bir ufo görülmemesi fakat eş zamanlı olarak bölgede ufo aktivitesi rapor edilmesi durumu.
e (excluded) : bir varlık görülmesi fakat bölgede hiçbir ufo aktivitesi rapor edilmemesi durumu.
f (frequence) : hiçbir ufo veya varlık görülmemesi fakat kişinin "akıllı iletişim" yaşaması durumu.
hynek in orjinal sınıflandırmasında bulunmayan fakat bazı çevrelerce kabul edilen diğer iki yakın temas türü:
4. türden yakınlaşmalar: kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları tarafından kaçırıldığı (alıkonduğu) durumlardır. bunun evrensel olarak kabul görmeme nedeni bazı kişiler bu durumları bir kaçırılma vakası olarak görmemekte ve kişilerin kendi rızası ile olduğunu savunmaktadır ve bu yüzden 3. türe dahil edilmesi gerektiğini savunurlar. bazı kişiler ise tamamen kaçırılma olaylarının varlığını reddeder.
5. türden yakınlaşmalar: insan kaynaklı ve öncülüğünde dünya dışı akıllı yaşam formları ile iletişim başlatılması durumudur. ilk olarak steven greer tarafından ortaya atılmıştır. detaylı bilgi için (bkz: ce-5)
hynek in orjinal sınıflandırmasında 3 tür vardır. 4. ve 5. tür başka kişiler tarafından ortaya atılmıştır ve evrensel olarak kabul görmez.
ve yine hynek e göre görülen şeyin bir yakın temas olduğundan emin olmak için 500 fitden daha yakında olması gerekir, böylece görülen şeyin başka bir hava aracı ve atmosferik fenomen olmadığından emin olunur. ayrıca 500 fitden uzak görsel temas sağlanamayan ve sadece radar ile tespit edilen ufolar yakın temas sayılmaz çünkü bazı atmosferik fenomenlerden ötürü radarlar zaman zaman yanılabiliyor.
hynek ufo gözlemlerini mesafelere göre 6 sınıfa ayırmıştır. 500 fit ve üzeri için gece görülmüşse "gece ışıkları" gündüz görülmüş ise "günışığı diskleri" radarda görülmüş ise "radar görselleri" olarak tanımlıyor.
500 fitin altına gelince yakın temas türlerine geçiyoruz.
1. türden yakınlaşmalar: 500 fitden daha yakın bir mesafede bir ufo görmek bu kategoriye giriyor, en sık yaşanan yakın temas türü budur.
2. türden yakınlaşmalar: fiziksel bir kanıt veya etki olan durumlar. örneğin 1. türde bir yakınlaşma sırasında gözlemciler üzerinde tuhaf etkiler olursa bu artık 2. türe yükseliyor. veya etraftaki hayvanlarda garip davranışlar ortaya çıkarsa ya da bir ekin çemberi, ufo enkazı, elektronik cihazlarda bozulma, kimyasal ve radyoaktif izler gibi şeyler görülürse kısacası fiziksel bir bulgu olursa bu 2. türden yakınlaşma sayılıyor.
3. türden yakınlaşmalar: bizzat hareketli bir varlığı görme durumudur, bu bir uzaylı olabilir, bir robot veya hologram olabilir. en az karşılaşılan ve sanırım henüz bir kaydı olmayan tek yakınlaşma türüdür.
ufolog ted bloecher hynek in "3. türden yakınlaşmalar" sınıflandırmasının 6 alt başlığı olduğunu ileri sürüyor bunlar:
a (aboard) : varlığın yalnızca ufonun içerisinde gözlemlenmesi durumu.
b (both) : varlığın ufonun hem içinde hem de dışında gözlemlenmesi durumu.
c (close) : varlığın ufonun yakınında gözlemlendiği ama içeri veya uzağa gitmediği durumu.
d (direct) : bir varlık görüldüğü halde bir ufo görülmemesi fakat eş zamanlı olarak bölgede ufo aktivitesi rapor edilmesi durumu.
e (excluded) : bir varlık görülmesi fakat bölgede hiçbir ufo aktivitesi rapor edilmemesi durumu.
f (frequence) : hiçbir ufo veya varlık görülmemesi fakat kişinin "akıllı iletişim" yaşaması durumu.
hynek in orjinal sınıflandırmasında bulunmayan fakat bazı çevrelerce kabul edilen diğer iki yakın temas türü:
4. türden yakınlaşmalar: kişinin dünya dışı akıllı yaşam formları tarafından kaçırıldığı (alıkonduğu) durumlardır. bunun evrensel olarak kabul görmeme nedeni bazı kişiler bu durumları bir kaçırılma vakası olarak görmemekte ve kişilerin kendi rızası ile olduğunu savunmaktadır ve bu yüzden 3. türe dahil edilmesi gerektiğini savunurlar. bazı kişiler ise tamamen kaçırılma olaylarının varlığını reddeder.
5. türden yakınlaşmalar: insan kaynaklı ve öncülüğünde dünya dışı akıllı yaşam formları ile iletişim başlatılması durumudur. ilk olarak steven greer tarafından ortaya atılmıştır. detaylı bilgi için (bkz: ce-5)
devamını gör...

