kafa store’da rozet bakarken gelip ne lazımdı diyen mod
iki dakikalık alışverişin tüm tadını tuzunu kaçıran moderatördür.
belki ben sadece bakmak için bakıyorum olamaz mı yani?
hem dükkanın sahibi kasada otururken nedir bu sıkboğaz etme isteği?
olmaz böyle...
belki ben sadece bakmak için bakıyorum olamaz mı yani?
hem dükkanın sahibi kasada otururken nedir bu sıkboğaz etme isteği?
olmaz böyle...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarını ağlatan filmler
me before you (şiddetle tavsiye ederim)
devamını gör...
bir masum mor menekse
bila kayd ü şart; türkiye türkçesine "kayıtsız şartsız" olarak çevrilen osmanlıca kalıp ifade.
devamını gör...
ölüm dışında olabilecek en kötü şey
recep tayyip erdoğan' ın 100 yıl yaşaması.
devamını gör...
bir kitaptan vurucu bir söz
demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım.
- ince memed.
- ince memed.
devamını gör...
dark
almanların netflix için yaptıkları bilim-kurgu temalı popüler dizi.
"what we know is a drop, what we don't know is an ocean"
(diziyi izledikçe yazdığım için açıklamalar başta anlamsız gelebilir ama yazının tamamı okunduğunda bir bütünlüğü olduğu görülecektir. ayrıca ağır 'spoiler' içerdiği için diziyi izlemeden bu yazıyı okumak sakıncalı olabilir.)
-en saçmalıklara bir ek: ulrik oğlu mikkel'in gittiği 1986 yerine, 1953'e gittiğinde oğlunun ve kendinin adını söylemiyor ve 33 yıl boyunca da bu devam ediyor.
-sürekli bir konuşmama durumu (tabii, dizinin devamı açısından senaristlerce bu gerekli.) katherina çocuklarına "durun, size bir şey söylemek zorundayım." diyor, çocukları aylardır onlarla iki kelime etmeyen annelerine; "seni dinlemeyeceğiz." deyip çekip gidiyorlar. vayyy.
-dizide yaratılan en salak karakter ulrik. böyle izleyip izleyip yazıyorum. ama şu ana kadar dark o kadar da bayıldığım bir dizi olmadı. hele anlaşılmaz olması? yok daha neler!
-dizide ulrik'ten sonraki en salak karakteri de seçtim; martha.
-herkes bir yerlere bir şey saklıyor ve nedense o her neyse, saklanırken biri mutlaka izliyor oluyor.
-evet, film olsun diye yapılan saçmalıklardan biri daha; tek bir adamın (adam sadece polis) emir vermesiyle kesinlikle güvenli olmayan şekilde nükleer santralde, nükleer atıkların betonla üzerinin örtüldüğü havuzu kazıyorlar, iki tane matkapla. ve booom! bilinen dünya yok oluyor. allahım sen aklıma mukayyet ol yarabbim.
"we can do what we want but we are not free to choose what we want."
"we can do what we want but we are not free to choose our requests."
(yukarıdaki iki cümle arasındaki fark nedir?)
insan -tabii ki- istediğini yapabilir ama istediğini isteyemez. (insan belki ne isterse onu yapabilir ama ne isteyeceğini tercih edemez.)
orijinali: der mensch kann wohl tun was er will, aber er kann nicht wollen was er will.
(arthur schopenhauer)
(netflix'te böyle yazılmadı ama hepsi aynı anlama geliyor, almancam bir gün iyi olduğunda bu farkları çözebilecek miyim acaba?)
3. sezona geldim, hala helge'nin karısı kim, onunla kim evlendi, yani peter'in annesi kim, öğrenemedim, bakalım herhalde ilerleyen bölümlerde öğrenirim. sonuç olarak 3. sezon son sezon değil mi? yukarıda yazanlardan birinin de dediği gibi almanlar hiçbir şeyi açıkta komazlar.
-kara madde dünyayı yıkıp geçiyor ama jonas evine döndüğünde raftaki kavanozlar yerli yerinde!
sonunda bitti. güzel bitti. yukarıda yazılanların aksine ben son sezonu diğerlerinden daha iyi buldum.
gelelim mutlu sona. evet, regina'nın aile fotoğrafında, anne ve babası olarak, claudia ve bernd doppler görünüyordu. başta iyi gözükmediği için fotoğraftaki babayı tronte zannettim. epey kafam karıştı. çünkü, "tronte denilen oğlan, noah'ın kızkardeşi agnes'in oğlu değil miydi? o ikisi de regina'nın oğlu bartoş'un (yazılışına bakmaya üşendiğim başka bir ad daha) çocukları değil miydi? o nasıl oldu? hani regina zincirin dışındaydı ve bu nedenle yaşıyordu?" diye düşündüm. sonra internette bir sayfa buldum. paylaşayım, ingilizce bilenler okur:
buradan
sonuç olarak amerikan egemen dizi piyasasında almanlar hiç de fena bir iş çıkarmamışlar. dizi kesinlikle izlenebilir. ama şunu mutlaka eklemeliyim ki, benim 'en iyi beş dizi' listemde yer alamaz.
ek: dizide açıklanmamış, eksik bırakılmış konulardan biri de helge'nin durumuydu. sen o kadar zengin bir aileden gel, başına onca iş gelsin, sadece zeki olmadığın için hayatın boyunca sürün, olmaz böyle şey. hadi anasından gülmemişti, sözde babası ona düşkündü, ne oldu? babasının kurduğu nükleer santrale bekçi olabildi yalnızca. yaa, işte böyle. gördüğümüz üzre orada, buradaki gibi ahbap-çavuş, hısım-akraba ilişkisiyle işler yürümüyormuş. cık cık cık.
son bir ek daha: almanların dizideki mesaj kaygısıyla (da) ilgili. ayrıca bu konuya dikkat çekmek güzel bir şey bence: 'unknown' olarak nitelendirilen martha ve jonas'ın oğullarının (hala- yeğen ilişkisi dolayısıyla) tavşan dudaklı olması. 'unknown', özellikle üç ayrı yaşının bir arada göründüğü sahnelerde oldukça ürkütücüydü.
"what we know is a drop, what we don't know is an ocean"
(diziyi izledikçe yazdığım için açıklamalar başta anlamsız gelebilir ama yazının tamamı okunduğunda bir bütünlüğü olduğu görülecektir. ayrıca ağır 'spoiler' içerdiği için diziyi izlemeden bu yazıyı okumak sakıncalı olabilir.)
-en saçmalıklara bir ek: ulrik oğlu mikkel'in gittiği 1986 yerine, 1953'e gittiğinde oğlunun ve kendinin adını söylemiyor ve 33 yıl boyunca da bu devam ediyor.
-sürekli bir konuşmama durumu (tabii, dizinin devamı açısından senaristlerce bu gerekli.) katherina çocuklarına "durun, size bir şey söylemek zorundayım." diyor, çocukları aylardır onlarla iki kelime etmeyen annelerine; "seni dinlemeyeceğiz." deyip çekip gidiyorlar. vayyy.
-dizide yaratılan en salak karakter ulrik. böyle izleyip izleyip yazıyorum. ama şu ana kadar dark o kadar da bayıldığım bir dizi olmadı. hele anlaşılmaz olması? yok daha neler!
-dizide ulrik'ten sonraki en salak karakteri de seçtim; martha.
-herkes bir yerlere bir şey saklıyor ve nedense o her neyse, saklanırken biri mutlaka izliyor oluyor.
-evet, film olsun diye yapılan saçmalıklardan biri daha; tek bir adamın (adam sadece polis) emir vermesiyle kesinlikle güvenli olmayan şekilde nükleer santralde, nükleer atıkların betonla üzerinin örtüldüğü havuzu kazıyorlar, iki tane matkapla. ve booom! bilinen dünya yok oluyor. allahım sen aklıma mukayyet ol yarabbim.
"we can do what we want but we are not free to choose what we want."
"we can do what we want but we are not free to choose our requests."
(yukarıdaki iki cümle arasındaki fark nedir?)
insan -tabii ki- istediğini yapabilir ama istediğini isteyemez. (insan belki ne isterse onu yapabilir ama ne isteyeceğini tercih edemez.)
orijinali: der mensch kann wohl tun was er will, aber er kann nicht wollen was er will.
(arthur schopenhauer)
(netflix'te böyle yazılmadı ama hepsi aynı anlama geliyor, almancam bir gün iyi olduğunda bu farkları çözebilecek miyim acaba?)
3. sezona geldim, hala helge'nin karısı kim, onunla kim evlendi, yani peter'in annesi kim, öğrenemedim, bakalım herhalde ilerleyen bölümlerde öğrenirim. sonuç olarak 3. sezon son sezon değil mi? yukarıda yazanlardan birinin de dediği gibi almanlar hiçbir şeyi açıkta komazlar.
-kara madde dünyayı yıkıp geçiyor ama jonas evine döndüğünde raftaki kavanozlar yerli yerinde!
sonunda bitti. güzel bitti. yukarıda yazılanların aksine ben son sezonu diğerlerinden daha iyi buldum.
gelelim mutlu sona. evet, regina'nın aile fotoğrafında, anne ve babası olarak, claudia ve bernd doppler görünüyordu. başta iyi gözükmediği için fotoğraftaki babayı tronte zannettim. epey kafam karıştı. çünkü, "tronte denilen oğlan, noah'ın kızkardeşi agnes'in oğlu değil miydi? o ikisi de regina'nın oğlu bartoş'un (yazılışına bakmaya üşendiğim başka bir ad daha) çocukları değil miydi? o nasıl oldu? hani regina zincirin dışındaydı ve bu nedenle yaşıyordu?" diye düşündüm. sonra internette bir sayfa buldum. paylaşayım, ingilizce bilenler okur:
buradan
sonuç olarak amerikan egemen dizi piyasasında almanlar hiç de fena bir iş çıkarmamışlar. dizi kesinlikle izlenebilir. ama şunu mutlaka eklemeliyim ki, benim 'en iyi beş dizi' listemde yer alamaz.
ek: dizide açıklanmamış, eksik bırakılmış konulardan biri de helge'nin durumuydu. sen o kadar zengin bir aileden gel, başına onca iş gelsin, sadece zeki olmadığın için hayatın boyunca sürün, olmaz böyle şey. hadi anasından gülmemişti, sözde babası ona düşkündü, ne oldu? babasının kurduğu nükleer santrale bekçi olabildi yalnızca. yaa, işte böyle. gördüğümüz üzre orada, buradaki gibi ahbap-çavuş, hısım-akraba ilişkisiyle işler yürümüyormuş. cık cık cık.
son bir ek daha: almanların dizideki mesaj kaygısıyla (da) ilgili. ayrıca bu konuya dikkat çekmek güzel bir şey bence: 'unknown' olarak nitelendirilen martha ve jonas'ın oğullarının (hala- yeğen ilişkisi dolayısıyla) tavşan dudaklı olması. 'unknown', özellikle üç ayrı yaşının bir arada göründüğü sahnelerde oldukça ürkütücüydü.
devamını gör...
nutella vs tahin pekmez
nutella der susarım.
hayattaki ufak zevklerden biri de 750g nutella kavanozuna kaşık daldırmak suretiyle çikolata yemektir. anlayamazsınız.
hayattaki ufak zevklerden biri de 750g nutella kavanozuna kaşık daldırmak suretiyle çikolata yemektir. anlayamazsınız.
devamını gör...
sözlükten birine ismini vermeden bir şey söyle
meğer ne çok gizli söylenecek şey biriktirmissiniz şu kısacık yazarlık hayatınıza.
aloo size diyorum. başlık almış yürümüş vay anasını.
şaşırdığım başlık.
aloo size diyorum. başlık almış yürümüş vay anasını.
şaşırdığım başlık.
devamını gör...
iş görüşmesi
görüşme sonunda size soru sormalarına izin verdiklerinde, "neden bu pozisyonda ilan açtıklarını" sorun. çünkü işyerinde problem yoksa personel alınmaz. bir ihtiyaçları vardır, sizi o ihtiyacı karşılayacağınızı düşündükleri için çağırmışlardır.
bu soru ile alacağınız cevap ile hangi işi yapacağınız hakkında daha net bir fikre sahip olabilirsiniz. insan kaynakları bu soruya cevap veremese bile teknik mülakatta kesin bir cevap alırsınız.
bu soru ile alacağınız cevap ile hangi işi yapacağınız hakkında daha net bir fikre sahip olabilirsiniz. insan kaynakları bu soruya cevap veremese bile teknik mülakatta kesin bir cevap alırsınız.
devamını gör...
kürtajın yasaklanması gerekliliği
kürtaj bir hak olduğu için aslı olmayan gerekliliktir. kadınları kafasında dert edinmiş insanlar tabiki de onun doğurup doğuramayacağına da karışacak. kesinlikle insanların barbarca 15 çocuk yapıp imkansızlık sefillik içinde büyütmesi daha normaldir! tamamen kendi hayatını etkileyecek bir konuda bile kendinden çok bu meraklı güruhun aptalca söylemlerine maruz kalmaktadır. üreyip üremeyeceği de ataerkinin inisiyatifine kalmış demek ki.
devamını gör...
arada sırada radyo yayını
esasında, "insan, evren ve memeler" isimli bu programda *,
"yerçekimsiz ortamda spor sütyeni mi giyilmeli yoksa normalleri de olur mu?" gibi herkesin merak ettiği soruların cevaplarının yanı sıra,
"sütyen numarası isimleri verilen takım yıldızlarını tanıyalım",
"büyük hadron ve çarpışan memeler",
"sen biraz sağcısın galiba diyen kadına uzaydayız uzayda yön yoktur diye cevap veren erkeğin asıl amacı",
gibi konu başlıklarının da geçmesini umuyorum.
l- sen trolleri savundun!
m- savunmadım! sen gizli bir entelsin!
l- sen savundun!
m- terbiyesiz!
l- aaa. bak, bak, bak...
m- savunmadım! çıkar göster!
l- ben göstericem...
m- ahlaksız adam!
şaka maka ben de çok merak ediyorum nasıl bir yayın olacak. heyecanla bekliyoruz efenim.
"yerçekimsiz ortamda spor sütyeni mi giyilmeli yoksa normalleri de olur mu?" gibi herkesin merak ettiği soruların cevaplarının yanı sıra,
"sütyen numarası isimleri verilen takım yıldızlarını tanıyalım",
"büyük hadron ve çarpışan memeler",
"sen biraz sağcısın galiba diyen kadına uzaydayız uzayda yön yoktur diye cevap veren erkeğin asıl amacı",
gibi konu başlıklarının da geçmesini umuyorum.
l- sen trolleri savundun!
m- savunmadım! sen gizli bir entelsin!
l- sen savundun!
m- terbiyesiz!
l- aaa. bak, bak, bak...
m- savunmadım! çıkar göster!
l- ben göstericem...
m- ahlaksız adam!
şaka maka ben de çok merak ediyorum nasıl bir yayın olacak. heyecanla bekliyoruz efenim.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"iyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar; göstermeyi bırakırlar."*
devamını gör...
13-18 şubat 2021 istanbul kar yağışı ihtimali
gerçekleşmiş olan ihtimal. her yer bembeyaz olmuş. çocuklar gibi şenim sözlük.
devamını gör...
14 mart tıp bayramı
tüm emektar sağlık çalışanlarının günleri kutlu olsun. iyi ki varsınız.
devamını gör...
tuttuğunu koparan insanların sırrı
risk almaktır ve çok çalışmaktır.
ve
pes etmemektir.
bu kadar.
yoksa öyle tuttu mu gelmez hemen biraz çekmek lazım koparmak için.
ve
pes etmemektir.
bu kadar.
yoksa öyle tuttu mu gelmez hemen biraz çekmek lazım koparmak için.
devamını gör...
trans yağ yoktur ibaresinin yasaklanacak olması
sağlık yönünden düşünmeyi tamamen bir kenara bıraktığımızı varsayarsak, geçen gün yasaklanan gökkuşağı olayından sonra, "trans" kelimesi yüzünden kaldırılmış olabilir diye düşündürüyor insana.
devamını gör...
yabancı damat
yapılması gereken tüm tanımlar yapılmış, verilmesi gereken tüm bilgiler verilmiş bu yüzden ben sadece kendi düşüncemi dile getireceğim.
benim için terapi niteliğinde dizilerden biridir; zor zamanlarımda ya avrupa yakası'na sığınırım ya da yabancı damat'a çünkü içinde kendimden parçalar bulurum. nazlı'nın sabah şiş gözler, darmadağın saçlar, sıfır makyaj ve göz altı torbalarıyla kalkması bana dizi hissinden çok, her zaman aynaya baktığım yüzü hatırlatır. feride'nin "terlik getir döne" demesi ardından döne'nin "ayakkabıyla girdi abla" demesi bizim evdeki düzeni hatırlatır. ne zamandan beri ayakkabıyla evde gezer, sabah kalktığımızda full makyaj ile uyanır olduk bilmiyorum; ama bunlar dizideki sevdiğim detayların en küçükleri.
nazlı ne hata yaparsa yapsın vurmak, kırmak yerine arkasında duran bir babanın olması asıl beni duygulandıran şey, 19 yaşındaki kıza hallenen celayir'in ne kadar kötü bir zihniyette olduğunu söyleyen kişilerin olması beni şaşırtan detaylar. söylediğim bu iki durum şu an dizilerin ana konusu çünkü. nazlı'yı kaçıran kadir'in "hakim seni ne kadar sevdiğimi görünce salar beni" deyip gerçekten salınması da senelerdir asla değişmemiş. yabancı damat içimizden biridir ve zamanla bu hissi kaybetmemiz çok üzücü.
benim için terapi niteliğinde dizilerden biridir; zor zamanlarımda ya avrupa yakası'na sığınırım ya da yabancı damat'a çünkü içinde kendimden parçalar bulurum. nazlı'nın sabah şiş gözler, darmadağın saçlar, sıfır makyaj ve göz altı torbalarıyla kalkması bana dizi hissinden çok, her zaman aynaya baktığım yüzü hatırlatır. feride'nin "terlik getir döne" demesi ardından döne'nin "ayakkabıyla girdi abla" demesi bizim evdeki düzeni hatırlatır. ne zamandan beri ayakkabıyla evde gezer, sabah kalktığımızda full makyaj ile uyanır olduk bilmiyorum; ama bunlar dizideki sevdiğim detayların en küçükleri.
nazlı ne hata yaparsa yapsın vurmak, kırmak yerine arkasında duran bir babanın olması asıl beni duygulandıran şey, 19 yaşındaki kıza hallenen celayir'in ne kadar kötü bir zihniyette olduğunu söyleyen kişilerin olması beni şaşırtan detaylar. söylediğim bu iki durum şu an dizilerin ana konusu çünkü. nazlı'yı kaçıran kadir'in "hakim seni ne kadar sevdiğimi görünce salar beni" deyip gerçekten salınması da senelerdir asla değişmemiş. yabancı damat içimizden biridir ve zamanla bu hissi kaybetmemiz çok üzücü.
devamını gör...


