geceye bir kedi bırak
uyurken dürtüp "kalk kız, okula geç kalacaksın" dediğim an / içerenköy / abraham lincoln daha başkan iken.
devamını gör...
12 yaşındaki kızın biriktirdiği harçlıklarla çiftçiliğe atılması
otuz yaşında olan şahsımdan daha fazla birikimi ve yaşam enerjisi olan kızdır. helal olsun.
devamını gör...
kitap okumayanların bahanesi
sevmiyordur sevmek zorunda değildir.
bahane yerine sevmiyorum demesi daha doğru olur.
ama hayatta tek vasfı kitap okumak olan numuneler garip yaklaştığı için bahane üretiyorlar.
bahane yerine sevmiyorum demesi daha doğru olur.
ama hayatta tek vasfı kitap okumak olan numuneler garip yaklaştığı için bahane üretiyorlar.
devamını gör...
yengeç burcu
duygusal filan değiller, benciller..
erkeklerinin hepsi kız gibi, insanı göbeğinden çatlatır,
adaletsizler, net..
herkesin heryerde onlara ayrıcalık yapmasını isterler, herkesde mecbur sanırlar, öyle davranırlar, anlatamazsınızda, heryerde karın ağrısı, her yerde pürüz dür bunlar, herşey onların hakkı,
zaten non-stop size küsmüş olduklarından iletişim de kuramazsınız
ruhları zorbadır, şiddete en meyilli burç
aynı zamanda şiddete en çok kafa yoran burçtur, çünkü sadece fiziksel değil, psikolojik şiddetle en çok uğraşanlarda bunlardır,
cezaevlerindeki suçluların %90 ı
ruh hastalarının %90 ı tam hatırlamıyorum 99 da olabilir, bu hasta ruhlar hep yengeç burcudur, tesadüf değildir
tecrübeylede sabittir, verdikleri sözü tutmazlar, cimridirler, çünkü hep almak isterler, herkes hep beni düşünsün isterler..
öyle anaç filanda değildirler..
erkekleri feminen olur, karakterleri kadın gibidir..
kadını ayrı mız mız.. bir tane müdürüm vardı, 50 li yaşlarda dul, fal baktırmaya gidip gidip, falımda sen çıktın sen beni kıskanıyormuşsun derdi, benim kıyafetlerimin aynısından alıp giyerdi, bir dönem bir sevgilim olmuştu ama böyle, çiçekler filan işyerime gelirdi almaya, yakışıklıydı da, gitti reddettiği adamla görüşmeye başladı, çıkmaya başladı, getirdi benimle tanıştırırdı özellikle, bana çok aşık diye bana anlatırdı..
ömür törpüsü insanlar..
erkeklerinin hepsi kız gibi, insanı göbeğinden çatlatır,
adaletsizler, net..
herkesin heryerde onlara ayrıcalık yapmasını isterler, herkesde mecbur sanırlar, öyle davranırlar, anlatamazsınızda, heryerde karın ağrısı, her yerde pürüz dür bunlar, herşey onların hakkı,
zaten non-stop size küsmüş olduklarından iletişim de kuramazsınız
ruhları zorbadır, şiddete en meyilli burç
aynı zamanda şiddete en çok kafa yoran burçtur, çünkü sadece fiziksel değil, psikolojik şiddetle en çok uğraşanlarda bunlardır,
cezaevlerindeki suçluların %90 ı
ruh hastalarının %90 ı tam hatırlamıyorum 99 da olabilir, bu hasta ruhlar hep yengeç burcudur, tesadüf değildir
tecrübeylede sabittir, verdikleri sözü tutmazlar, cimridirler, çünkü hep almak isterler, herkes hep beni düşünsün isterler..
öyle anaç filanda değildirler..
erkekleri feminen olur, karakterleri kadın gibidir..
kadını ayrı mız mız.. bir tane müdürüm vardı, 50 li yaşlarda dul, fal baktırmaya gidip gidip, falımda sen çıktın sen beni kıskanıyormuşsun derdi, benim kıyafetlerimin aynısından alıp giyerdi, bir dönem bir sevgilim olmuştu ama böyle, çiçekler filan işyerime gelirdi almaya, yakışıklıydı da, gitti reddettiği adamla görüşmeye başladı, çıkmaya başladı, getirdi benimle tanıştırırdı özellikle, bana çok aşık diye bana anlatırdı..
ömür törpüsü insanlar..
devamını gör...
sözlük yazarlarından denemeler
"yolculuk sırasında el çantasından başka bagajı olmaması gereken biri, o ana kadarki yaşamını geride bırakırken yanında geçmiş hayatına dair ne alabilirdi ki?" a. k.
duyduğum an kendimi sorgulamama neden olan cümle. şu an kapıdan çıkacak olsam yanıma ne alırdım ki? düşünüyorum ne biriktirmişim hayata dair diye. maddesel hiçbir şeyin gözümde değeri yokmuş meğerse. 6 ev değiştirirken özenle kutuladığım, her taşınmada yine de eksilterek azalttığım dünyevi ihtiyaç malzemeleri sadece hepsi. kitaplarımdan vazgeçmek zor gelirdi belki. çünkü onlar büyürken en büyük arkadaşım oldular ama onları da bırakırdım, yeni birilerine yoldaşlık etsinler diye. fotoğraflar, anılarımın kalıtsallığı, hemen hepsi dijital ortamda vardı. herhalde kahve kupam, yeğenimin ilk hediyesi el izleri olan ahşap kutu dışında bir şeyim yok yanımda olmasını isteyeceğim. ama valizimi toplayıp gidemiyorum. bir yanım yol almak, yolda olmak istiyor. yepyeni bir başlangıç yapmak. ama geride bırakacamayacağım hislerim var benim. yalnız uyumak istemiyorum mesela. 9 yıl boyunca aynı kokuyla uyuduğunuzda yoksunluk hissedeceğinizi düşünüyorsunuz. tencerenin dibi tutmuş, tuzu çok kaçmış olsa bile elinizden öpüp ellerine sağlık diyen bir adamı bırakamıyorsunuz. uyanır uyanmaz kahveni hazırlıyorum deyip yarı mahmur gözlerle elinize tutuşturulan kahvenin tadı hiçbir kahvede olmuyor.
onca acı, sizi düşürdüğü zor zamanlar aklınıza geliyor. heybeme bir ömür sürecek aşkı da acıyı da kattın be adam, ben şimdi ne yapacağım diyorsunuz. bazen o kapıyı çat diye vurup, çıkıp geri dönmek istemiyorsunuz. yaptığı bir yanlışın tüm doğruları götürdüğünü, artık inancınızı yitirmenize sebep olduğunu fark ediyorsunuz. kalbinizde bir boşluk oluşturmasa bile beyninizi kemiren sorular ile hayatın devam etmesinin çok zor olduğunu düşünüyorsunuz. sonra tutuyor elleriyle yüzünüzü, sevgi dolu gözlerle bakıyor. "seni çok seviyorum sakın gitme. " diyor. içinizde biriken öfke ve sevgi öyle bir terazide kalıyor ki... ne affedebiliyorsunuz, ne de o valizi toplayabiliyorsunuz.
duyduğum an kendimi sorgulamama neden olan cümle. şu an kapıdan çıkacak olsam yanıma ne alırdım ki? düşünüyorum ne biriktirmişim hayata dair diye. maddesel hiçbir şeyin gözümde değeri yokmuş meğerse. 6 ev değiştirirken özenle kutuladığım, her taşınmada yine de eksilterek azalttığım dünyevi ihtiyaç malzemeleri sadece hepsi. kitaplarımdan vazgeçmek zor gelirdi belki. çünkü onlar büyürken en büyük arkadaşım oldular ama onları da bırakırdım, yeni birilerine yoldaşlık etsinler diye. fotoğraflar, anılarımın kalıtsallığı, hemen hepsi dijital ortamda vardı. herhalde kahve kupam, yeğenimin ilk hediyesi el izleri olan ahşap kutu dışında bir şeyim yok yanımda olmasını isteyeceğim. ama valizimi toplayıp gidemiyorum. bir yanım yol almak, yolda olmak istiyor. yepyeni bir başlangıç yapmak. ama geride bırakacamayacağım hislerim var benim. yalnız uyumak istemiyorum mesela. 9 yıl boyunca aynı kokuyla uyuduğunuzda yoksunluk hissedeceğinizi düşünüyorsunuz. tencerenin dibi tutmuş, tuzu çok kaçmış olsa bile elinizden öpüp ellerine sağlık diyen bir adamı bırakamıyorsunuz. uyanır uyanmaz kahveni hazırlıyorum deyip yarı mahmur gözlerle elinize tutuşturulan kahvenin tadı hiçbir kahvede olmuyor.
onca acı, sizi düşürdüğü zor zamanlar aklınıza geliyor. heybeme bir ömür sürecek aşkı da acıyı da kattın be adam, ben şimdi ne yapacağım diyorsunuz. bazen o kapıyı çat diye vurup, çıkıp geri dönmek istemiyorsunuz. yaptığı bir yanlışın tüm doğruları götürdüğünü, artık inancınızı yitirmenize sebep olduğunu fark ediyorsunuz. kalbinizde bir boşluk oluşturmasa bile beyninizi kemiren sorular ile hayatın devam etmesinin çok zor olduğunu düşünüyorsunuz. sonra tutuyor elleriyle yüzünüzü, sevgi dolu gözlerle bakıyor. "seni çok seviyorum sakın gitme. " diyor. içinizde biriken öfke ve sevgi öyle bir terazide kalıyor ki... ne affedebiliyorsunuz, ne de o valizi toplayabiliyorsunuz.
devamını gör...
yavuz çetin
“bir gitar, bir köprü ve son bir şarkı. “
eylül 1970 samsun doğumludur. 2001 yılında henüz 31 yaşında, müzikal anlamda en verimli olacağı bir dönemde, geride bir gitar, bir şarkı “yaşamak istemem artık” bırakarak, bir köprüden kendisini mavi boşluğa bırakarak hayata veda etti.
intiharından bir hafta önce, yaşadığı ağır depresyon nedeniyle hastanede kaldı. çıktığında acılarına son verdi.
ülkemizin elektro gitar virtüözü; çocukluk döneminde önce cura, sonra bağlama çalmayı öğrenir. ilk gençlik yıllarında gitar ile tanışır ve bir daha bırakmaz. marmara üniversitesi müzik bölümünü, elinde gitarı ile bitirmiştir.
70’li yılların blues şarkılarını cover olarak yeniden dinleyicilere sunan blue blues band adlı grubu kurar. geniş kitlelerle tanışması bu grup aracılığıyla olur. mfö ve erkan oğur gibi ünlü müzisyenler ile çalışır. sözü ve müziği kendisine ait şarkılar yapar.
ilk albümü 1997 yılında çıkar ve albümün adına “ilk” der. ikinci albümü “satılık” ise ölümünden sonra dinleyicilerle buluşur. stüdyo kayıtlarını tamamlayan yavuz çetin, geride bir intihar notu bırakmaz ama bir şarkı kayıt eder. “yaşamak istemem artık” ona ait bildiğimiz son sözlerdir.
son sözleri ile;
eylül 1970 samsun doğumludur. 2001 yılında henüz 31 yaşında, müzikal anlamda en verimli olacağı bir dönemde, geride bir gitar, bir şarkı “yaşamak istemem artık” bırakarak, bir köprüden kendisini mavi boşluğa bırakarak hayata veda etti.
intiharından bir hafta önce, yaşadığı ağır depresyon nedeniyle hastanede kaldı. çıktığında acılarına son verdi.
ülkemizin elektro gitar virtüözü; çocukluk döneminde önce cura, sonra bağlama çalmayı öğrenir. ilk gençlik yıllarında gitar ile tanışır ve bir daha bırakmaz. marmara üniversitesi müzik bölümünü, elinde gitarı ile bitirmiştir.
70’li yılların blues şarkılarını cover olarak yeniden dinleyicilere sunan blue blues band adlı grubu kurar. geniş kitlelerle tanışması bu grup aracılığıyla olur. mfö ve erkan oğur gibi ünlü müzisyenler ile çalışır. sözü ve müziği kendisine ait şarkılar yapar.
ilk albümü 1997 yılında çıkar ve albümün adına “ilk” der. ikinci albümü “satılık” ise ölümünden sonra dinleyicilerle buluşur. stüdyo kayıtlarını tamamlayan yavuz çetin, geride bir intihar notu bırakmaz ama bir şarkı kayıt eder. “yaşamak istemem artık” ona ait bildiğimiz son sözlerdir.
son sözleri ile;
devamını gör...
geceye psikolojik bir tespit bırak
çocukluğunuz huzursuz ve sorunlu bir aileyle geçtiyse , eninde sonunda hayatın ileri ki zamanlarında siz de sorunlu oluyorsunuz. buna daha çok aile kurduktan sonra farkına varabiliyor kişiler. bazen farkına çok sonra da varılabilir ama evlenince galiba ; olgunlaşma süreci ,partnerin aile yapısı ,farklılıkları ,aslında sana hep normal gibi dikte edilen şeylerin gerçekte yanlış olduğu farkındalığı bir tokat gibi çarpıyor.bu da kişiyi boşluğa ve depresyona itiyor bence. bu yüzden bu tarz durumlarda kişinin sevdiklerinden ve gerekiyorsa profesyonel birinden yardım alması yararına olacaktır.
devamını gör...
mansur yavaş'ın lezzet ankara projesine yemeksepeti'nden tepki
(bkz: masaya çık tepin istersen)
devamını gör...
ücretli öğretmenlik
öğrenci, öğretmenim önümüzdeki dönem olacaksınız di mi deyince cevap verememek.
devamını gör...
duymaya tahammül edilemeyen sesler
seçim zamanı parti arabalarının çaldığı şarkılar... hele trafikte falan denk gelirse çileden çıkartır. verilen tepki ektedir..
devamını gör...
sözlükte tanışıp sevgili olmak
bir burası kalmıştı denilcek bir olaydır
devamını gör...
sarı mercedes
almanya'da bmw fabrikasında çalışan bayram'ın * sarı mercedesiyle türkiye'ye yaptığı yolculuğu ve başına gelenleri konu edinen türk-alman ortak yapımı film. bir mercedes sever olarak ara ara açıp bıkmadan izlediğim filmdir. özellikle vapur sahnesi ve ilyas salman'ın "b*k ettin bayan, s*çtın kapının içine" repliği unutulmazdır.*
devamını gör...
yazarların en nefret ettiği batıl inançlar
'kara kedi görmek uğursuzluk getirir.'
bunu sadece kara kediyle sınırlandırmayalım, herhangi bir hayvanın uğursuzluk getirdiğine inanılması kadar nefret ettiğim başka bir batıl inanç yok sanırım. yaşanan aksiliklerin mesuliyetini tüy renginden ya da cinsinden dolayı bir hayvana yıkmak hangi beyinlerin ürünü gerçekten merak konusu.
bunu sadece kara kediyle sınırlandırmayalım, herhangi bir hayvanın uğursuzluk getirdiğine inanılması kadar nefret ettiğim başka bir batıl inanç yok sanırım. yaşanan aksiliklerin mesuliyetini tüy renginden ya da cinsinden dolayı bir hayvana yıkmak hangi beyinlerin ürünü gerçekten merak konusu.
devamını gör...
nietzsche’nin nihilist olduğunun zannedilmesi
(bkz: ozgur1ey) nickli yazar arkadaşımızın #1185564 no’lu tanımının bana verdiği ilhamla açtığım başlıktır. özellikle lise kitaplarında muhtemelen felsefesinin komplike oluşundan dolayı kendisi sürekli nihilist olarak tanımlanıyor. halbuki her ne kadar gençliğinde (bkz: arthur schopenhauer) etkisiyle nihilist olsa da hayatının ilerleyen dönemlerinde bu felsefik duruşu aşacaktır. nietzsche’yi hangi felsefik akıma koymalıyız diye sorsanız (bkz: ozgur1ey)’in cevabı çözümleyici olsada benim cevabım entellektüel evrimci olacaktır. buradaki evrimi darwin’in fiziksel evriminden ayırmak için başına entellektüel kavramını koydum. bu ifade esasında nietzsche’nin evrimden ne anladığını ortaya koyması bakımından da güzel bir ayrıntı. nietzsche’ye göre insan üç aşamalı bir evrim sürecinden geçer.
1. aşamada tüm varlığını dışsal nedenlere bağlayan, kendisine dayatılan iyi ve kötü kavramlarını, ahlak kurallarını tastamam kabul eden güruhtur. bunlar toplumun neredeyse çoğunluğunu oluşturan, dindar veya belli bir ideolojinin sağladığı konfor alanında yaşamını idame ettirir.
2. grup ise nihilistlerdir. nietzsche’ye göre tanrı olgusu modern dünyanın bilimi ve gerçekleri karşısında hayatını kaybetmiş, geçerliliğini yitirmiş yani artık tanrı ölmüştür (bkz: tanrı öldü). ancak burada çok önemli bir sorun var; eğer tanrı kavramı yok olursa hayata anlam katabilecek ve toplumların düzenini sağlayan ahlaki düzenin arka planındaki caydırıcı unsurun yok olmasıyla ortaya çıkacak boşluğa ne koyabiliriz? nihilist insan için cevap yoktur. o tüm dünyayı korkunç bir rastlantı kendisini ise bu rastlantının ortasında acıya mahkum edilmiş bir varlık olarak görür. nihilist için bu acıların sonunda ölüm nihai kurtuluştur.
3. aşamadaki insan ise üstinsandır. üstinsan varlığını harici şeylere bağlamadığı gibi büsbütün varoluş boşluğuna düşmüşte değildir. o benliğini, kendi öz iradesi ve nihilist iken çektiği acıların ateşiyle yaratır. hatta nietzsche’nin “öldürmeyen acı beni daha güçlü kılar” şeklindeki sözü bu duruma gönderme yapar. ona göre üstinsan olmanın yolu acı ile terbiye olmaktan geçer. hatta bu nedenden dolayı kendisi alkol almanın ve morfin kullanmanın yanlış olduğunu defalarca belirtmiştir. ayrıca kendisine göre dinlerde bir çeşit uyuşturucudur. ayrıca üstinsanın bir diğer özelliği yaratıcı olmasıdır. ona göre harici olarak dayatılan köle ahlakının kuralları insanların yaratıcı güdülerini köreltmekten başka bir işe yaramıyor. ona göre üstinsan kendini hayatın tüm anlamsızlığına ve acılarına rağmen efendi ahlakı ile var eden, entellektüel olarak insanüstü bir varlıktır.
1. aşamada tüm varlığını dışsal nedenlere bağlayan, kendisine dayatılan iyi ve kötü kavramlarını, ahlak kurallarını tastamam kabul eden güruhtur. bunlar toplumun neredeyse çoğunluğunu oluşturan, dindar veya belli bir ideolojinin sağladığı konfor alanında yaşamını idame ettirir.
2. grup ise nihilistlerdir. nietzsche’ye göre tanrı olgusu modern dünyanın bilimi ve gerçekleri karşısında hayatını kaybetmiş, geçerliliğini yitirmiş yani artık tanrı ölmüştür (bkz: tanrı öldü). ancak burada çok önemli bir sorun var; eğer tanrı kavramı yok olursa hayata anlam katabilecek ve toplumların düzenini sağlayan ahlaki düzenin arka planındaki caydırıcı unsurun yok olmasıyla ortaya çıkacak boşluğa ne koyabiliriz? nihilist insan için cevap yoktur. o tüm dünyayı korkunç bir rastlantı kendisini ise bu rastlantının ortasında acıya mahkum edilmiş bir varlık olarak görür. nihilist için bu acıların sonunda ölüm nihai kurtuluştur.
3. aşamadaki insan ise üstinsandır. üstinsan varlığını harici şeylere bağlamadığı gibi büsbütün varoluş boşluğuna düşmüşte değildir. o benliğini, kendi öz iradesi ve nihilist iken çektiği acıların ateşiyle yaratır. hatta nietzsche’nin “öldürmeyen acı beni daha güçlü kılar” şeklindeki sözü bu duruma gönderme yapar. ona göre üstinsan olmanın yolu acı ile terbiye olmaktan geçer. hatta bu nedenden dolayı kendisi alkol almanın ve morfin kullanmanın yanlış olduğunu defalarca belirtmiştir. ayrıca kendisine göre dinlerde bir çeşit uyuşturucudur. ayrıca üstinsanın bir diğer özelliği yaratıcı olmasıdır. ona göre harici olarak dayatılan köle ahlakının kuralları insanların yaratıcı güdülerini köreltmekten başka bir işe yaramıyor. ona göre üstinsan kendini hayatın tüm anlamsızlığına ve acılarına rağmen efendi ahlakı ile var eden, entellektüel olarak insanüstü bir varlıktır.
devamını gör...
sofmusic
gitme sebebini bildiğim için anladığım ama buradaki yazarları özlettiğini de belirtmeden edemeyeceğim yazar aynı zamanda meslektaşım.
enerjisi yüksek, saatlerce muhabbet edebileceğiniz ve hiç sıkılmayacağınız ender kişilerdendir. *
müzik bilgisi gerçekten çok geniştir kendilerinin.
bana tavsiye ettiği müzikler sayesinde repertuarımı yeni kattığım müziklerle genişletmiştir.*
özlendiniz efendim, gelince görüşmek üzere..
enerjisi yüksek, saatlerce muhabbet edebileceğiniz ve hiç sıkılmayacağınız ender kişilerdendir. *
müzik bilgisi gerçekten çok geniştir kendilerinin.
bana tavsiye ettiği müzikler sayesinde repertuarımı yeni kattığım müziklerle genişletmiştir.*
özlendiniz efendim, gelince görüşmek üzere..
devamını gör...
tutuklular çemberi
ünlü ressam vincent van gogh'un gustave doré tarafından yapılmış gravürünü referans alarak çizdiği yağlı boya tablosudur.
doré'nin gravürü:

van gogh'un tablosu:

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
doré'nin gravürü:

van gogh'un tablosu:

öncelikle van gogh hakkında bir şeyler söyleyeyim. 1889 yılında kendi isteğiyle akıl hastanesine yatırılmış ve bu tabloyu 1890 yılında orada çizmiştir. yine 1890 yılında 37 yaşındayken intihar etmiştir.
hastanede olduğu süre boyunca resim yapması için uygun ortam sağlanmış fakat dışarı çıkmasına izin verilmediğinden o dönemde genelde diğer ressamların tablolarını yorumlayıp çizmiştir.
gelelim tabloya, denilene göre resmin ortasındaki, diğerlerinden daha farklı olan adam van gogh'un ta kendisi. hatta hastanenin avlusunu resmettiği de söylenenler arasında. dikkatli bakarsanız tablonun üstlerine doğru iki kelebek göreceksiniz. bu "her zaman bir umut olduğu"mesajı veriliyor şeklinde yorumlanmıştır.* tablodaki bir diğer detay da tam 37 tane adamın olması. hatırlarsanız intihar ettiği yaş da 37. buradan yola çıkarak her bir adamın bir yaşını temsil ettiği de söylenenler arasında.
devamını gör...
döneminin lise akımları
ülkü ocaklarına gidip şu reisi tanıyorum, bu abiyi çağırırım diye ciğeri 5 para etmez adamların ismini zikrederek dayılık yapmak.
devamını gör...
yürüyen cinsellik
kolpaçino filminde ki efsane repliktir. halen izler izler gülerim.
devamını gör...
nazım hikmet ran
“dertlerimi aklında tutma, unut...
beni unutma”
-nazım hiktmet ran
(unutmadık seni, 3 haziran)
beni unutma”
-nazım hiktmet ran
(unutmadık seni, 3 haziran)
devamını gör...
