aç gözünü zeynep tekrarı yok bunun.

(bkz: yanlış anlaşılan şarkı sözleri)
devamını gör...

yunan mitolojisinin ilk tanrıçalarındandır. gece tanrıçasıdır. ilk yunan tanrısı kaos*'tan doğmuştur. sembolü ay ve yıldızdır. ay taşı da bu güzel tanrıçanın onuruna kullanılan bir eşyadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


niks çok güzel bir tanrıçadır. doğum yeri dünya'da olmayan gaia'dır. insan ırkına uyku ve ölüm getirebilir. insanlığa iyilik ve kötülük yapabilir.

niks karanlığın tanrısı erkek kardeşi erebus‘la evlenmiş ve iki çocukları olmuştur.

bunlar aether ve hemera‘dır. daha sonra kendiliğinden olan çocukları momus, moros, thanatos, hypnos, oneiroi, hesperides, keres ve fates, nemesis, apate, philotes, geras ve eris’i doğurmuştur.

niks’in oğlu hypnos ile zeus arasında ilginç bir hikaye geçmiştir. zeus’un doğa tanrıçası eşi hera, hypnos’tan zeus’u uyutmasını ister. amacı zeus’a komplo kurmaktır.

hypnos kabul eder ve zeus’u uyutmaya çalışır. fakat hipnozlar yetersiz kalır ve zeus’u uyutmayı başaramaz. çok sinirlenen zeus, hypnos’un peşine düşer.

hypnos zeus’un gazabından kurtulmak için annesi niks’in mağarasına sığınır. bunu gören zeus, niks’in öfkesinden korktuğu için hypnos’un peşini bırakır.

ekleme: yunan mitolojisi dışında roma metinlerinde de niks teması kullanılmıştır ama bu metinlerde nyx, tanrıça nox olarak kullanılmıştır.


sözlüğe yeni kaydolacak olsaydım eğer mahlasım kesinlikle bu olurdu.*

kaynak: aha bu aha bir de bu
devamını gör...

en son neydi kayıp ettiğin şey, bir obje mi, bir fırsat mı, yoksa bir insan mı?
peki en son sahip olduğun şey neydi?
insan gerçekten bir şeylere sahip olabilir mi? sahip olmadığı bir şeyi kayıp edebilir mi?
satın alma, kirala. sahip olma, zincirsiz yaşa.
duymuş muydun daha önce bunları. ben duymuştum.

şimdi soruyorum o zaman sana, neden sahip olmak, bağlanmak için uğraşıyorsun.

neden kuş olup uçmak varken ağaç olup kök salıyorsun.

*makinist ile son istasyon radyo yayınında kullanılacak başlıktır.
devamını gör...

şöyle bırakalım.
devamını gör...

baskıcı düzenin insanları terörize edip toplumsal bağların yok olacağını ortaya koyan bir bakış açısı. distopik toplum ve kurgularda kaos ve şiddet hakimiyeti vardır.

1927 yapımı metropolis, bu anlamda ilk distopik film örneğidir. matrix, dark city, v for vendetta, gattaca, yapay zeka, on iki maymun, brazil, mad max, otomatik portakal gibi filmler de bu türe örnek gösterilebilir. edebi anlamda; 1984, animal farm, brave new world, fahrenheit 451 gibi romanlar türünün en başarılı örnekleridir.
devamını gör...

ananas - c vitamini deposu olduğu için.
mango - doğal afrodizyak.*
çekirdek karpuz - yazları şahane oluyor, kesinlikle vazgeçilmezim.
devamını gör...

khaled hosseini'nin okuduğum ilk kitabı.

çok fazla beğendiğim ve alakasız bir yerde gözyaşı dökmeme neden olan kitap, öncelikle arkasında yazan "nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar." cümlesiyle hayli etkiledi. buradan konuyla alakalı birkaç bilgi almış oldum. hosseini çocukluğunda gördüğü, bildiği afganistan'ı anlatacaktı. daha sonra okumaya başladım ve ilk sayfada "harami" sözcüğüne rastladım. evlilik dışı olan bir çocuğun yaşayacağı zorlukların da böylelikle farkına vardım.

şimdi sıra sekizinci sayfada, sonlarda şu cümle var, hepimiz illa duymuşuzdur: "pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima mutlaka bir kadını gösterir."
burada yazar "bakın, bu kitapta suçlayıcı parmaklara maruz kalan kadınları anlatacağım!" dedi ve öyle de oldu.


nana'dan leyla'ya ismi geçen her kadın bir erkek yüzünden hayatından oldu. bilirsiniz birinin hayatını kaybetmesi için ölmesi gerekmez. bu kadınlar henüz ölmeden yaşamlarından oldular. sanırım tarık ve babi harici iyi erkek karakter sınırlıydı. raşit'in bitmek bilmeyen dayakları, istekleri, sövmeleri... celil salağının kızını eve almaması falan feminist olmaya yetecek sebepti resmen.

meryem henüz on beşindeyken evlendirildi. o yaşta vücudu kaldırmadığı için bebeklerini kaybetti ve yine kendisi suçlandı. babası diğer kızlarını okula gönderdi, 'meryem'e evlenmek için ideal yaştasın' dediler. raşit cıbıl cıbıl kadın fotoğraflarına baktı ama meryem'e 'burka (çarşaf türü bir şey) giymek zorunda olduğunu' söyledi. kim ne derse desin, bu hikâyenin asıl kaybedeni meryem co'ydu.


kitap okumaya doyurdu desem yanlış olmaz sanırım. edebiyatı, siyaseti, aşkı, terörü, hayatı yani kısaca, çok güzel anlatmıştı yazar. kesinlikle yatırım tavsiyesidir. ilk sayfalara bir göz atın, demek istediğimi anlayacaksınız.

-"bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur."
devamını gör...

muhtemelen hayatı boyunca suç işleyecek olan çocuğun tekrar suç işlemesi için sahalara bırakılmasıdır. rehabilite edilmezse bu ufak tefek olarak nitelendirilen hırsızlık suçlarının nelere dönüşeceğini düşünmek bile istemiyorum. buradan

konya'da son 1,5 ayda işlediği hırsızlık suçları nedeniyle yakalanıp 3 kez serbest bırakılan ve 148 suç kaydı bulunan 13 yaşındaki t.t., 4'üncü kez gözaltına alındıktan sonra tutuklandı.

asayiş şube müdürlüğü hırsızlık büro amirliği ekipleri, son bir ayda 10 iş yerinden 67 bin tl nakit ve döviz, elektrikli bisiklet, cep telefonları, 2 fotoğraf makinesi, 5 bin tl değerinde otomobil parçası ve gıda maddeleri çalınması üzerine çalışma başlattı.

ekipler, iş yerlerinin güvenlik kamerası görüntülerinden şüphelinin 6 yaşından beri hırsızlık olaylarına karışan ve çoğunluğu hırsızlık olaylarından 148 suç kaydı bulunan t.t. olduğunu belirledi.

geçen yıl haziran ayında 14 iş yerinden hırsızlık yaptığı iddiasıyla gözaltına alınıp, tutuklanan ve 1,5 ay cezaevinde kalıp tahliye olan t.t., 27 nisan günü polis tarafından saklandığı evde yakalandı. t.t, sevk edildiği mahkemece adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
devamını gör...

1945’te yayımlanmış, alegorik bir dille oluşturulmuş siyasi bir hiciv romanıdır. roman ıı. dünya savaşı yıllarını yaşamış george orwell tarafından yazılmıştır.
roman daha çok stalin’in sovyetlerde kurduğu totaliter sistemin ve stalin’in eleştirisi şeklinde kurgulanmıştır. iktidar hırsının en eşitlikçi düzeni bile yok edebileceğini vurgulayan bu eserde sosyalist teori ile stalin’in uygulamaları arasındaki çelişkiye dikkat çeker. eser stalin'i ve reel sosyalizme karşı bir eleştiri olsa da aslında bütün diktatörlükleri ve baskıcı yönetimleri eleştirmektedir.

kitaptaki sembolik kişi ve kavramlar şu şekildedir:
herkesi denetleyen; ama kendini denetim dışı bırakan ve çiftlikteki bütün hayvanların lideri olan nopoleon adlı domuz, “yoldaş stalin”i simgeler.
köpekler tarafından çiftlikten atılan snowball adlı iyi konuşan, zeki domuz ise troçki’yi temsil etmektedir.
sguealer adlı iyi konuşan, ikna yeteneği yüksek domuz ise sscb’nin yayın organı pravda gazetesini simgeler.
boxer adlı çok çalışkan ve napolean’a kayıtsız şartsız itaat eden at ise proleteryayı simgeler.
clover adındaki dişi at, yaşlı bir eşek olan benjamin, moses adlı bir karga (din-inanç)
muriel adlı bilgili keçi, jones adlı eski çiftlik sahibi (eski rusya)
fredericks (hitler)
köpekler (sovyet gizli servisi kgb)
sıçanlar ve tavşanlar (menşevik hareketini destekleyenler)
güvercinler, picfield çiftliği (almanya)
değirmenler (fabrikalar) şeklindedir.
devamını gör...

gitmek sadece bir eylemdir unutmak ise kocaman bir devrim.

nazım hikmet ran
devamını gör...

mavi rengi sadece erkekler giyebilir sanıp çok üzülüyordum.
devamını gör...

simülasyonda olmamız olaya bir anlam katar.
hayatın hiç bir anlamı yok.
devamını gör...

şu an....
devamını gör...

çok heyecanlı oluyor. içim kıpır kıpır oluyor. yeni baskıdan çıkan bir sürü yepisyeni kitap kokusu.. terapi niteliğinde..
devamını gör...

soğuk. duvar. beton. içimi uzaktan üşüten yer
devamını gör...

eski dönemlerde kalma el yazmalarının ve kaynakların ne kadar önemli olduklarını biliriz. bu mektuplar, fermanlar, resimler, şiirler ve müzikler dönemin atmosferini, toplumu ve insanların yaşamını bizlere iyisi ve kötüsü ile anlatırlar. bunlardan birinin örneğine yakın zamanlarda denk geldiğim için paylaşmak istedim:

amasra (antik amastris kenti) homeros'un ilyada'sından itibaren yazılı kaynaklarda geçen bir kasabadır. izmit (nikomedia) ile birlikte roma çağında bitinya'nın (mö 377 ve mö 64 yıllarında arasında hüküm sürmüş iznik merkezli bir devlet) metropollerinden birisidir.

tarihini geçmişe kadar inceleyebildiğimiz amasra'ya milattan sonra 1-2. yüzyıllarda yaşamış romalı yazar gaius plinius caecilius secundus'un, imparator ile arasında geçen mektuplaşmalarda bile görebiliriz. dayısı (gaius plinius secundus) ile karışmaması için genç plinius denen yazar 247 tanesi günümüze ulaşmış mektupları ile bilinir ve tarihin aydınlatılmasında bu mektupların önemi büyüktür.

gelelim bahsettiğimiz mektuba: ilk mektup genç plinius tarafından roma imparatorun'a yazılıyor:


"amastris'in (çok iyi planlanmış ve bakımlı bir kent) başlıca özelliklerinden biri çok güzel, uzun bir caddedir. bu cadde boyunca adına dere denilen, ancak berbat bir lağımdan farksız olan bir su akmaktadır. görünüşü ne kadar kötüyse, yaydığı kokular da o kadar sağlığa zararlıdır. halk sağlığı kadar şehrin güzelliği de bu suyun üzerinin kapatılmasını gerektirmektedir; ve izniniz olursa, bu yapılacaktır. bu kadar önemli bir işte, para sıkıntısının çekilmeyeceğini görüyorum.''


plinius ilk yüzyıllarda bile kentin bakımlı ve planlı bir şekilde büyüdüğünden fakat toplumsal bir sorunundan bahsettiği bu mektuba imparatordan bir başka mektup ile yanıt alıyor:


''amastris kentinin sağlığına zarar verecek bu suyun örtülmesi için her türlü neden mevcut, sevgili plinius. her zamanki becerikliliğinizle bu işin yapılması için gerekli parayı sağlayacağınızdan eminim.''


1930'lu yılların başına kadar sağlam kalan ve şu an da kısmen görülebilen; amasra'nın içindeki küçük limana dökülen derenin içinde aktığı kesme taştan yapılmış tünel sanıyoruz ki mektupta bahsedilen kapatma işleminin mirasıdır. mektuplardaki bilgiler bir tarihi eserin tarihini ve ne amaçla yapıldığını kesin olarak ortaya çıkarıyor. bu da eski dönemlerden günümüze kalan eserlerin geçmişi aydınlatmak açısından ne kadar değerli kaynaklar olduklarını ve neden önemsenmeleri gerektiğini gözler önüne seriyor.

kaynakça: antik anadolu coğrafyası / strabon-geographika
devamını gör...

siz de benim gibi, bir zeminde düzgün durmayan nesneleri, örneğin duvarda asılı bir çerçeveyi düzeltme ya da açık kalan dolap kapaklarını kapatma eğilimindeyseniz psikiyatri profesörü engin gençtan (1932-2018) tarafından yazılan insan olmak kitabının satırlarına bir göz atalım:

‘’insanlar vardır,duvarda tablo biraz çarpık dursa düzeltmeden edemez.
...baskıcı ve cezalandırıcı bir ortamda yetişmiş bu tür kişiler gerçek benliklerine o denli yabancılaşmışlardır ki derinlerde saklı olan kızgınlıklarını ancak bu yoldan denetim altında tutabilirler.çarpık duran tablo o insanın gerçek benliğini ve bu benliğin suçluluk duygusu yaratan eğilimlerini yansıtır.tabloyu düzeltmekse vicdanına toplum normlarına ve vaktiyle ana babası tarafından zihnine işlenmiş olan değer yargılarına boyun eğmeyi simgeler.’’
devamını gör...

birbirine yakışmayan renk kombinasyonu.
akla istanbulspor forması ve yaban arısından başka bir şey getirmedi.
devamını gör...

siyah eldiven giymiş lezzet katillerinden sadece birtanesidir. aslında böyle tiplere prim verilmemesi gerekir ama türk halkı olarak şov severiz, dayanamayız hiç.
devamını gör...

interstitial fluid (dokular ve hücreler arası sıvı) kökenli, kan plazmasına benzeyen (kanın sıvı kısmı), kendine özel tek yönlü sirkülasyonu olan hede.

şimdi sevgili dostlar, bütün dokularımızda hücreler arasında bir miktar sıvı bulunur. bu sıvıya (su aslında. bildiğimiz su) kandan besinler, oksijen, hücreler için gerekli olan bütün iyi ve güzel şeyler geçer. hücreler de bu besinleri kullanır, oksijeni alır yakar, çöpünü püsürünü evinin önündeki bu sıvıya boşaltır. şeklen gösterirsem daha anlaşılır olabilir
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

intracellular fluid (icf) olarak gösterilen şeye takılmayın. o hücrenin sitoplazması. o da sıvı, ama işimiz şu an onunla değil. hazır bu kadar sıvıdan bahsetmişken hemen bir soru sorayım. sıvıların ortak özelliği nedir? akmaları değil mi. kan nasıl ki akıyorsa bu interstitial fluid de akar. aktığı yer de lenfatik sistem. lenfatik sistem de böyle bir şey
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

aynı dolaşım sistemi gibi lenf sistemi de damarlardan oluşur. gerçi dolaşım sisteminde (dolaşım sistemi dediğim şey kan dolaşımı) temelde iki tip damar olmasına rağmen (arter ve ven) lenfatik sistemde sadece venöz yapılar var. tek yönlü dolaşım olduğu için de damarların uçları küt, yani kapalı. o da şöyle bir yapı
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

gelelim şimdi benzerliklere farklara. bakınız arteryel dolaşımda kan, kalbin pompa gücünü kullanaraktan hayvan gibi basınçla ve hızla çıkış yapar ve gideceği yere hızlıca gider. ayrıca arter çapı kocamandır, geniştir, otoyol gibidir, kan uçtukça uçar. sonra o arterler yavaş yavaş daralır, duble yola dönüşür, daraldıkça daralır, ana caddeye dönüşür, daha da daralır, mahalle aralarındaki sokaklara dönüşür, daha da daralır, bir arabanın zar zor geçeceği fatih sokaklarına döner en son.

işte bu daracık haline kapiller damarlar adı veriliyor, yani kılcal damarlar. kılcal damarların bir ucu arteryel (kanın temiz, oksijenli, bol besinli vs olduğu ve daha hızlı/basınçlı olduğu uç) iken diğer ucunda co2 konsantrasyonunun arttığını, kan akış hızının minimuma indikten sonra biraz daha hızlandığını ama diğer uçtaki kadar hızlı olmadığını, toksik/metabolik ürünlerin arttığını ve koyulaştığını görüyoruz; ki biz bu uca venöz uç diyoruz. sonra bu daracık venöz uç fatih sokaklarından ana caddeye, ana caddeden duble yola, yer yer otoyola kadar genişliyor fakat arter ile ven arasında yapısal olarak da şöyle bir şey var: arter kalbin pompa basıncını kullanırken vende böyle bir güç yok. kan kapiller damarların ortasında durma noktasına geldiğinde bunu tekrar harekete geçirecek bir güç yok ne yazık ki.

duran arabayı hiçbir güç kullanmadan tekrar hızlandıracak yöntemi keşfetmek gibi bişey bu. ki bunu yaparsanız nobel ödülünüz benden. samimi söylüyorum. çığır açarsınız, fosil yakıta bağımlılığı bitirirsiniz. ne fosil yakıtı, komple yakıta bağımlılığı bitirirsiniz. açlık biter, hiv'e çare bulunur, savaşlar durur, insanlık uzaya çıkar vs vs *.

efendim bu venöz damarlarda (hala kan dolaşımındayım bakın) küçük kapakçıklar bulunur. valf diyoruz biz bunlara (ing. valve) şöyle görünürler
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kalbin pompa gücü olmadığı için kol bacak gibi organlardaki kas gücü kullanılır buradaki kanın dolaşımı tamamlayıp kalbe tekrar dönmesi için. şöyle ki, yürüdükçe falan kolumuzu bacağımızı hareket ettirdikçe kaslar kasılır ve valfler açılır. böylece kan bir sonraki bölmeye ittirilir, kaslar gevşediğinde valfler kapanır ve kanın geri akması engellenir.

lenf damarları da aynı bu mantıkla çalışır. valfleri vardır, kasların hareketine göre ittirilerek taşınım sağlanır (taşınım diyorum çünkü dolaşımdan bahsedemeyiz şu durumda. tek yönlü bir gidiş var).

pekiiiii, lenfatik sistemde ne dolaşıyor anlattım, içinde neler bulunur ondan daha detaylı bahsedeyim biraz. bir kere yediğiniz içtiğiniz her şeyin yağı bu lenf yoluyla emilir ve dolaşıma taşınır. o cepte olsun. onun dışında daha moleküler düzeyde bakarsak hücrenin ürettiği her şey lenfe geçer, bu da lenfatik taşınımla ilgili draining lenf düğümüne taşınır.

şöyle anlatayım: dokuyu bir mahalle düşünün, doku içindeki her hücreyi de birbirinden farklı evler düşünün. her evin yediği içtiği şeyler, yaşayan kişi sayısı gibi parametreler benzer olsun. bu evler ürettiği çöpleri de evlerinin önüne koyuyor diye düşünün. çöp kamyonu gelip alıp götürüyor, belirli noktalarda bu çöpler ayrıştırılıyor, kim ne yemiş ne almış bakılıyor olsun. işte çöp kamyonu buradaki lenfatik sistem. götürüp ayrıştırma yaptığı yer de lenf düğümü. her mahalle, her doku, her hücre topluluğu böylece sürekli monitörize ediliyor, düzgün çalışıyorlar mı kontrol edilmiş oluyorlar.

lenfin bize sağladığı bir başka özellik de şu: bu mahallemize bir göçmen geldi diyelim. millet verip ırkçılık yapmak istemiyorum, o yüzden marslı diyelim. marslı göçmen ailemiz kendi kültürü gereği mahallede yenen yemeklerden farklı şeyler yiyor, çok değişik şeyler yapıyor, evinden sürekli ah uh sesl- ehm o başka hikaye. mekanik bir trrrrrr sesi geliyor olsun mesela. bir para sayma makinesine benzesin bu ses. meğersem marslı ailemiz kalpazanmış, allah allah şu işe bakın ki mahalle kuralları gereği kalpazanlık da yasakmış. bu bilgiyi de ilgili çöp ayrıştırma birimlerine taşır lenf (yani şimdi bunun nasıl taşınacağını açıklamak zor ama örnek sonuçta bu. patojene ait yabancı antijenin taşınmasını anlatmaya çalışıyorum). ilgili çöp ayrıştırma istasyonlarında bu marslının farklı olduğu, yasal olmayan işlere bulaştığı ve olası mahalleyi ele geçirme planları deşifre edilir ve polis birimleri (bağışıklık hücreleri) mahalleye sevk edilir. biz immunologlar bu olaya inflamasyon diyoruz. bir gece şafak operasyonuyla alıverirler içeri valla.

sadece dışarıdan gelen marslıları değil, kendi mahalle sakinlerimizden marslıya dönüşenleri de tespit eder lenf. daha doğrusu işaretleri taşır, polislere haber verir. bazen de öyle bir durum olur ki marslılık işine giren mahalle sakinlerimiz kendileri bu lenf yoluna atlar, ayrıştırma birimine gider. intihar gibi geliyor kulağa değil mi, ama değil. bu ayrıştırma merkezindeki görevlileri rüşvetle, şantajla, türlü yöntemlerle susturup yoluna devam eder, böylece ana dolaşıma (kan dolaşımı) katılır. dolanır dolanır dolanır, bambaşka bir mahalleye yerleşir, orada da çoğalır, milleti kendine benzetir. buna da metastaz diyoruz.

buyucu ile sağlık101 köşemizin bugünlük sonu. bir sonraki konumuz lenf düğümü olacak.

p.s. bu entryde yardımlarını esirgemeyen cassiopeia bebişime teşekkürler şelale *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim