yazarların bu ara en çok dinledikleri şarkı
can ozan - sar bu şehri.
devamını gör...
hesabı erkek mi öder kadın mı öder sorunsalı
ne büyüttünüz şu konuyu ya ne kadar cimri var ülkede.
devamını gör...
ömür hanımla güz konuşmaları
ömür hanım
güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim
emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
zaman, kaküllerinden doğar topuklarından batardı
al yeşil soluğum, yarasına döndüğüm, sözümün sahibi
sevmenin, dünyayı sevmek olduğunu senden öğrendim.
2015
güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim
emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
zaman, kaküllerinden doğar topuklarından batardı
al yeşil soluğum, yarasına döndüğüm, sözümün sahibi
sevmenin, dünyayı sevmek olduğunu senden öğrendim.
2015
devamını gör...
yeni nesil polislerin kendini ilah sanması
evet özellikle son 4 senede bu tür iyice artış gösterdi. genelde gençler ve uslupları bakışları insanı tahrik eder nitelikte.
hani kimlik soruyolar al diyoruz, yetkisini sorgulamıyoruz falan ama inatla seni tahrik etmeye çalışmaları bak akıllı ol takarım kelepçeyi gibisinden lafları artık baymaya başladı. bir düğme kamerası falan alıp bu tipleri ifşa etmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladım.
sırf böyle insanlıktan nasibini alamamış tipler yüzünden işini hakkaniyetle yapmaya çalışan birçok polisimize kötü gözle bakılabiliyor.
hani kimlik soruyolar al diyoruz, yetkisini sorgulamıyoruz falan ama inatla seni tahrik etmeye çalışmaları bak akıllı ol takarım kelepçeyi gibisinden lafları artık baymaya başladı. bir düğme kamerası falan alıp bu tipleri ifşa etmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladım.
sırf böyle insanlıktan nasibini alamamış tipler yüzünden işini hakkaniyetle yapmaya çalışan birçok polisimize kötü gözle bakılabiliyor.
devamını gör...
bağışıklığı sağlam kanı antikor üreten insanın aşı olması
corona olma ihtimali olmayan, kanının antikor üretme özelliği olan, d vitamini, demiri, çinkosu, uykusu, kan dolaşımı, tansiyonu her şeyi sağlıklı olan, bunun için uğraşan ve başaran, ya da genetik olarak şanslı, bu insanın da aşı olma zorunluluğudur...
şimdi yine bu aşı ile ilgili bir şeyler izliyorum, aklıma geldi, hadi herkesin sağlığı için falan filan, ama şimdi ben grip olmam, %80 sebze ile beslenirim, şekersiz, glutensiz, tertemiz bir insanım, tahıl bile yemiyorum diyelim, tansiyonum 6-10 mis.. kan şekerim aç-tok süper, d vitaminim yerinde, ben niye aşı olmak zorundayım, aşı olduktan sonra da taşıyabilirim virüsü, şu anda taşıdığım kadar,
amaç hasta olmamaksa, zaten hasta olmayacak olanlar niye aşı olmak zorunda,
o zaman insan düşünüyor, bu aşı ne için?
yan etkisi en düşük olan aşının üretimi durdurulmuş, yan etkisi en fazla olanı tercih etmişler nedense.. o da ayrı bir konu..
benim vücuduma zarar vermesin diye corona yı engelleyen aşıyı,
zaten genetik olarak kendini koruyabilen bağışıklığıma sokma sebebini sorsam açıklayan olurmu...
şimdi yine bu aşı ile ilgili bir şeyler izliyorum, aklıma geldi, hadi herkesin sağlığı için falan filan, ama şimdi ben grip olmam, %80 sebze ile beslenirim, şekersiz, glutensiz, tertemiz bir insanım, tahıl bile yemiyorum diyelim, tansiyonum 6-10 mis.. kan şekerim aç-tok süper, d vitaminim yerinde, ben niye aşı olmak zorundayım, aşı olduktan sonra da taşıyabilirim virüsü, şu anda taşıdığım kadar,
amaç hasta olmamaksa, zaten hasta olmayacak olanlar niye aşı olmak zorunda,
o zaman insan düşünüyor, bu aşı ne için?
yan etkisi en düşük olan aşının üretimi durdurulmuş, yan etkisi en fazla olanı tercih etmişler nedense.. o da ayrı bir konu..
benim vücuduma zarar vermesin diye corona yı engelleyen aşıyı,
zaten genetik olarak kendini koruyabilen bağışıklığıma sokma sebebini sorsam açıklayan olurmu...
devamını gör...
dost kitabevi
bir yer düşünün, benim için 20 yıl, aslında çok daha fazla bir süredir kitabevi olup asıl görevi buluşma noktası olmak olsun. işte orası dost kitabevi’dir.
devamını gör...
124 bin peygamberin insanlığa toplam katkısı
sıfıra yakın bir katkı miktarıdır. zaten birkaçı dışında isimleri ve nerede ne yaptıkları meçhuldür. insanları doğru yola çağırma konusunda ne derece basarili oldukları tarihte ve gunumuzde yaşanan katliam ve haksızlıklardan anlaşılabilir. bence tamamı başarısız oldu. bilim adamları ise bu şahsiyetlere oranla buluşlari ile insanlığa epey katkıda bulunmuştur.
devamını gör...
normal sözlük'ün gittikçe eril bir sözlük olması
günlerdir denk geldiğim başlıklar beni hayrete düşürüyor. yok kadınlar şöyledir, bunu soramazsın, şunu giysin mi, bunu desin mi vs vs. ekşi sözlükten bu yüzden ayrılmıştım. acaba ben insanlardan insan olmasını bekleyerek hata mı yapıyorum?
devamını gör...
gaslighting
bu günümüzde hemen hemen her gün farketmeden, kadın/erkek farketmeksizin ilişkiler de başımıza geliyor. bazen bunu aklımızda turup hareketleri sorgulamak gerekir aman ha dikkat
devamını gör...
eğitim hayatı boyunca en sevilen ders
matematik, türk dili ve edebiyatı.
devamını gör...
güneş
güneş orta büyüklükte bir yıldızdır.
dünyaya uzaklığı 149.600.000 km'dir.
güneş eğer ortadan kaybolursa dünya'nın sıcaklığı 1 hafta içinde ortalama -17.78°c olurdu.
bir yıl içinde -75°c ve daha uzun süreler sonraysa -240°c sabitlenirdi.
güneşin sıcaklığı zamanla artıyor e her bir milyar yılda %10 daha fazla ışık verir hale geliyor.
bu demek oluyor ki milyarlarca yıl sonra dünya üzerinde u kaynakları buharlaşarak bitecektir.
güneşin %72'si hidrojen , % 26'sı helyumdan ,%2 'si ise diğer elementlerden oluşmuştur.
bildiğiniz kadarıyla bu yoğun gaz kütleleri güneş sistemindeki kütlelerin %99'nu oluşturmaktadır.
güneş , etrafına inanılmaz derecede enerji saçar ve böylece güneş sistemi ısınır.
güneşin bu işlemi sırasında saniyede 700 milyon yon hidrojen 695 milyon ton helyuma ve 5 milyon ton gama ışınımı bilimindeki enerjiye dönüşmektedir.
güneşin atmosferi yüzeyinden daha sıcaktır, atmosferi 9700°c, yüzeyi ise 5700°c civarındadır.
corona sıcaklığının ise 1.000.000°c civarında olduğu tahmin ediliyor.
güneş , samanyolu galaksisinin merkezine tahmini 30.000 ışık yılı mesafesidir.
samanyolu galaksisinin etrafında saniyede 250 km hızla dönmesine rağmen güneşin bir turu 240 milyon yıl alır.
güneş gazlardan oluştuğu için güneş üzerindeki farklı kısımlar farklı hızlarda dönmektedir.
ekvator kısmı yaklaşık olarak 25 günde bir , kutup kısımlarıyla yaklaşık olarak 36 günde bir dönmektedir.
bazı gezegenlerde ve uydularda güneşin asla batmadığı uydular vardır. bunun sebebi açı ilişkilerindendir.
insanoğlunun güneşin dışarıya verdiği enerjiye denk bir enerji üretebilmesi için her saniyede 100 milyar dinamik patlaması gerekir.
uzay bilimcileri, güneşin 4.59 milyar yıl önce oluşmaya başladığını ve güneşin ömrünün tahmini olarak yarısının bittiğini düşünüyorlar.
tahminlere göre bugünden 5 milyar yıl sonra güneş kırmızı ''dev'' haline gelecek ve etrafındaki her şeyi yok ederek ebediyen sönecektir.
dünyaya uzaklığı 149.600.000 km'dir.
güneş eğer ortadan kaybolursa dünya'nın sıcaklığı 1 hafta içinde ortalama -17.78°c olurdu.
bir yıl içinde -75°c ve daha uzun süreler sonraysa -240°c sabitlenirdi.
güneşin sıcaklığı zamanla artıyor e her bir milyar yılda %10 daha fazla ışık verir hale geliyor.
bu demek oluyor ki milyarlarca yıl sonra dünya üzerinde u kaynakları buharlaşarak bitecektir.
güneşin %72'si hidrojen , % 26'sı helyumdan ,%2 'si ise diğer elementlerden oluşmuştur.
bildiğiniz kadarıyla bu yoğun gaz kütleleri güneş sistemindeki kütlelerin %99'nu oluşturmaktadır.
güneş , etrafına inanılmaz derecede enerji saçar ve böylece güneş sistemi ısınır.
güneşin bu işlemi sırasında saniyede 700 milyon yon hidrojen 695 milyon ton helyuma ve 5 milyon ton gama ışınımı bilimindeki enerjiye dönüşmektedir.
güneşin atmosferi yüzeyinden daha sıcaktır, atmosferi 9700°c, yüzeyi ise 5700°c civarındadır.
corona sıcaklığının ise 1.000.000°c civarında olduğu tahmin ediliyor.
güneş , samanyolu galaksisinin merkezine tahmini 30.000 ışık yılı mesafesidir.
samanyolu galaksisinin etrafında saniyede 250 km hızla dönmesine rağmen güneşin bir turu 240 milyon yıl alır.
güneş gazlardan oluştuğu için güneş üzerindeki farklı kısımlar farklı hızlarda dönmektedir.
ekvator kısmı yaklaşık olarak 25 günde bir , kutup kısımlarıyla yaklaşık olarak 36 günde bir dönmektedir.
bazı gezegenlerde ve uydularda güneşin asla batmadığı uydular vardır. bunun sebebi açı ilişkilerindendir.
insanoğlunun güneşin dışarıya verdiği enerjiye denk bir enerji üretebilmesi için her saniyede 100 milyar dinamik patlaması gerekir.
uzay bilimcileri, güneşin 4.59 milyar yıl önce oluşmaya başladığını ve güneşin ömrünün tahmini olarak yarısının bittiğini düşünüyorlar.
tahminlere göre bugünden 5 milyar yıl sonra güneş kırmızı ''dev'' haline gelecek ve etrafındaki her şeyi yok ederek ebediyen sönecektir.
devamını gör...
kocasının en yakın arkadaşıyla yatan kadın
cinsiyet farketmeksizin olayda bulunan bütün şahsiyet(siz)lerin "sadakat" kelimesinden bir haber oldukları durumdur.
devamını gör...
rick and morty
rick ve morty'nin aynı kişi tarafından seslendirildiğini öğrendiğim gün, hayranlığım daha da artmıştı.
güzel yapımdır.
güzel yapımdır.
devamını gör...
artık takipçileri görebilmek
takipçilerime bakmayacaağım, gizli hayranlarım olarak kalabilirler.
devamını gör...
yazarların yaptığı küçük şımarıklıkları
kek yaparken hazırladığım harcı kek kalıbına döktükten sonra tüm parmaklarımla plastik kap içerisindeki kalan harcı sömürmek.
tanım: yazarların çocukça gördükleri ve yasak olduklarını düşündükleri küçük küçük güzellikler.
tanım: yazarların çocukça gördükleri ve yasak olduklarını düşündükleri küçük küçük güzellikler.
devamını gör...
piraye için yazılmış saat 21-22 şiirleri
nazım usta'nın piraye hanımefendi'ye yine içine bolca solculuk ve dava sosları ekleyerek, hapishanede yazdığı şiirleri. 5 ekim benim favorim, herkesin bir popisi var. ha unutmadan, başlık bir bengaripsengüzeldünyaumutlu uktesi.*
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...
ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...
ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
20 eylül 1945
bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
21 eylül 1945
oğlumuz hasta,
babası hapiste,
senin yorgun ellerinde ağır başın,
dünyanın hali gibi halimiz...
insanlar, daha güzel günlere insanları taşır,
oğlumuz iyileşir,
babası çıkar hapisten,
güler senin altın gözlerinin içi,
dünyanın hali gibi halimiz...
22 eylül 1945
kitap okurum :
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
içinde sen.
oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun,
çalışırım :
karşımda sen.
sen ki, her yerde «hâzırı nâzır»ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...
23 eylül 1945
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
24 eylül 1945
en güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
en güzel çocuk :
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz :
henüz söylememiş olduğum sözdür...
25 eylül 1945
saat 21.
meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
8 yıl...
yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :
seni sevmek gibi ciddî bir iştir...
26 eylül 1945
bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.
ufak iş bizimkisi.
asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
insanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
30 eylül 1945
seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
1 ekim 1945
dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
2 ekim 1945
rüzgâr akar gider,
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
kanatlar uçmak ister.
kapı kapalı :
zorlayıp açmak ister.
ben seni isterim :
senin gibi güzel,
dost
ve sevgili olsun hayat...
biliyorum henüz bitmedi
sefaletin ziyafeti...
bitecek fakat...
5 ekim 1945
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
dövüşmeyi insanlarımız için
ve her gün biraz daha candan
biraz daha iyi
sevmeyi...
6 ekim 1945
bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
benim bağırasım gelir : — «p î r â y e ,
p î r â y e !...» — diye...
7 ekim 1945
insan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri
rüzgâr-
-larla.
dolaşmak tehlikeli hâlâ
geceleyin açık denizleri...
altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyor olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
tank paletlerinin izleri
kapanır bu kış karla.
ah, gözümün nuru, gözümün nuru,
yine yalan söylüyor antenler :
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
fakat ezrailin sofrasından dönenler
döndüler verilmiş kararlarla...
8 ekim 1945
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet...
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
yine her seferki gibi haksızım.
sebep yok,
olması da imkânsız.
bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...
9 ekim 1945
dün gece rüyama girdin :
dizimin dibinde oturuyormuşun.
başını kaldırdın, kocaman, sarı gözlerini bana çevirdin.
bir şeyler soruyormuşun.
ıslak dudakların kapanıp açılıyor,
sesini duymuyorum ama.
gecenin içinde bir yerlerde aydınlık bir haber gibi saat çalıyor.
havada fısıltısı başsızlığın ve sonsuzluğun.
kırmızı kafesinde, kanaryamın : «memo»mun türküsü,
sürülmüş bir tarlada toprağı itip yükselen tohumların çıtırdısı
ve bir kalabalığın haklı ve muzaffer uğultusu geliyor kulağıma.
senin ıslak dudakların hep öyle açılıp kapanıyor
sesini duymuyorum ama...
kahrederek uyandım.
kitabın üstünde uyuyakalmışım meğer.
düşünüyorum :
yoksa senin miydi bütün o sesler?
10 ekim 1945
gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...
yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
18 ekim 1945
kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«— pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
içimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın halep şehri...»
27 ekim 1945
bir elmanın yarısı biz
yarısı bu koskoca dünya.
bir elmanın yarısı biz
yarısı insanlarımız.
bir elmanın yarısı sen
yarısı ben
ikimiz...
28 ekim 1945
ıtır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...
sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
ama biz hâlâ
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuklarız...
5 kasım 1945
çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...
8 kasım 1945
uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
bu, üç dakikalık bir zamandı.
sonra, telefon simsiyah kapandı...
12 kasım 1945
damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
uludağda, zirvede kar
ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
ovada kavaklar soyunuyor.
ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
13 kasım 1945
tarif kabul etmez, — diyorlar, — istanbulun sefaleti,
milleti, — diyorlar, — kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, — diyorlar, — diz boyu.
şu kadarcık kız çocuklarını, — diyorlar, —
yangın yerlerinde, sinema localarında...
. . . . .
. . . . . . . . .
kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden :
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri —
sahici istanbulum,
sevgilim, senin mekânın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
ve evlât acısı gibi yüreğimde,
senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir...
20 kasım 1945
saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
ve zeytin devşirilmekte.
bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi bursada...
1945 yılı aralık ayının dördü
ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin
kadını...
5 aralık 1945
delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem...
6 aralık 1945
onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...
7 aralık 1945
bursada havlucu recebe,
karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,
fakir-köylü hatçe kadına,
ırgat süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
12 aralık 1945
ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal iznik gölüne gidiyorlar.
havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...
şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
ve ikiniz de uzaktasınız...
13 aralık 1945
gece kar birdenbire bastırmış.
bembeyaz dallardan dağılan kargalarla başladı sabah.
göz alabildiğine bursa ovasında kış :
başsızlık ve sonsuzluk geliyor akla.
sevgilim,
değişti mevsim
çekişen gelişmelerden sonra bir sıçramakla.
ve karın altında mağrur
hamarat
sürüp gidiyor hayat...
14 aralık 1945
hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
sen ve namuslu istanbulum ne haldesiniz kim bilir?
kömürün var mı?
odun alabildin mi?
camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
gece erkenden yatağa gir.
evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
yarı aç, yarı tok üşümek :
dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
bu işte de çoğunluk bizde...
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...
ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...
ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
20 eylül 1945
bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
21 eylül 1945
oğlumuz hasta,
babası hapiste,
senin yorgun ellerinde ağır başın,
dünyanın hali gibi halimiz...
insanlar, daha güzel günlere insanları taşır,
oğlumuz iyileşir,
babası çıkar hapisten,
güler senin altın gözlerinin içi,
dünyanın hali gibi halimiz...
22 eylül 1945
kitap okurum :
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
içinde sen.
oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun,
çalışırım :
karşımda sen.
sen ki, her yerde «hâzırı nâzır»ımsın,
konuşamayız seninle,
duyamayız sesini birbirimizin :
sen benim sekiz yıldır dul karımsın...
23 eylül 1945
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi?
evde mi, sokakta mı,
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir,
— hey gülüm,
beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...—
o şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi, şimdi?
belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
— her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!...—
ve ne düşünüyor
beni mi?
yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor,
şu anda, şimdi, şimdi?...
24 eylül 1945
en güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
en güzel çocuk :
henüz büyümedi.
en güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.
ve sana söylemek istediğim en güzel söz :
henüz söylememiş olduğum sözdür...
25 eylül 1945
saat 21.
meydan yerinde kampana vurdu,
nerdeyse koğuşların kapıları kapanır.
bu sefer hapislik uzun sürdü biraz :
8 yıl...
yaşamak : ümitli bir iştir, sevgilim,
yaşamak :
seni sevmek gibi ciddî bir iştir...
26 eylül 1945
bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.
ufak iş bizimkisi.
asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
insanların birçoğu bu hale düşürülmüş,
namuslu, çalışkan, iyi insanlar
ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...
30 eylül 1945
seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
1 ekim 1945
dağın üstünde :
akşam güneşiyle yüklü olan bir bulut var dağın üstünde.
bugün de :
sensiz, yani yarı yarıya dünyasız geçti bugün de.
birazdan açar
kırmızı kırmızı :
gecesefaları birazdan açar kırmızı kırmızı.
taşır havamızda sessiz, cesur kanatlar
vatandan ayrılığa benzeyen ayrılığımızı...
2 ekim 1945
rüzgâr akar gider,
aynı kiraz dalı bir kere bile sallanmaz aynı rüzgârla.
ağaçta kuşlar cıvıldaşır :
kanatlar uçmak ister.
kapı kapalı :
zorlayıp açmak ister.
ben seni isterim :
senin gibi güzel,
dost
ve sevgili olsun hayat...
biliyorum henüz bitmedi
sefaletin ziyafeti...
bitecek fakat...
5 ekim 1945
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
aç kalmayı, üşümeyi,
yorgunluğu ölesiye
ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.
ikimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
dövüşmeyi insanlarımız için
ve her gün biraz daha candan
biraz daha iyi
sevmeyi...
6 ekim 1945
bulutlar geçiyor : haberlerle yüklü, ağır.
buruşuyor hâlâ gelmeyen mektup avucumda.
yürek kirpiklerin ucunda
uzayıp giden toprak uğurlanır.
benim bağırasım gelir : — «p î r â y e ,
p î r â y e !...» — diye...
7 ekim 1945
insan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri
rüzgâr-
-larla.
dolaşmak tehlikeli hâlâ
geceleyin açık denizleri...
altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyor olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
tank paletlerinin izleri
kapanır bu kış karla.
ah, gözümün nuru, gözümün nuru,
yine yalan söylüyor antenler :
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
fakat ezrailin sofrasından dönenler
döndüler verilmiş kararlarla...
8 ekim 1945
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
bir bakıyorsun ki
ana avrat söver gibi, azgın bir hayvanı döver gibi bugün çalışıyorum,
sonra bir de bakıyorsun ki
ağzımda sönük bir cıgara gibi tembel bir türkü
sabahtan akşama kadar sırtüstü yatıyorum ertesi gün.
ve beni çileden çıkartıyor büsbütün
kendime karşı duyduğum nefret
ve merhamet...
çekilmez bir adam oldum yine :
uykusuz, aksi, nâlet.
yine her seferki gibi haksızım.
sebep yok,
olması da imkânsız.
bu yaptığım iş ayıp
rezalet.
fakat elimde değil
seni kıskanıyorum
beni affet...
9 ekim 1945
dün gece rüyama girdin :
dizimin dibinde oturuyormuşun.
başını kaldırdın, kocaman, sarı gözlerini bana çevirdin.
bir şeyler soruyormuşun.
ıslak dudakların kapanıp açılıyor,
sesini duymuyorum ama.
gecenin içinde bir yerlerde aydınlık bir haber gibi saat çalıyor.
havada fısıltısı başsızlığın ve sonsuzluğun.
kırmızı kafesinde, kanaryamın : «memo»mun türküsü,
sürülmüş bir tarlada toprağı itip yükselen tohumların çıtırdısı
ve bir kalabalığın haklı ve muzaffer uğultusu geliyor kulağıma.
senin ıslak dudakların hep öyle açılıp kapanıyor
sesini duymuyorum ama...
kahrederek uyandım.
kitabın üstünde uyuyakalmışım meğer.
düşünüyorum :
yoksa senin miydi bütün o sesler?
10 ekim 1945
gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...
yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
sırrını her gün bir parça veren
fakat hiçbir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...
18 ekim 1945
kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzre,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz :
«— pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
içimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın halep şehri...»
27 ekim 1945
bir elmanın yarısı biz
yarısı bu koskoca dünya.
bir elmanın yarısı biz
yarısı insanlarımız.
bir elmanın yarısı sen
yarısı ben
ikimiz...
28 ekim 1945
ıtır saksısında artan koku,
denizlerde uğultular
ve işte dolgun bulutları ve akıllı toprağıyla sonbahar...
sevgilim,
yaş kemâlini buldu.
bana öyle gelir ki
belki bin yıllık bir ömrün macerası geçti başımızdan.
ama biz hâlâ
güneşin altında el ele yalnayak koşan
hayran gözlü çocuklarız...
5 kasım 1945
çiçekli badem ağaçlarını unut.
değmez,
bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayan hatırlanmamalı.
ıslak saçlarını güneşte kurut :
olgun meyvelerin baygınlığıyla pırıldasın
nemli, ağır kızıltılar...
sevgilim, sevgilim,
mevsim
sonbahar...
8 kasım 1945
uzaktaki şehrimin damları üzerinden
ve marmara denizinin dibinden geçip
sonbahar topraklarını aşarak
olgun ve ıslak
geldi sesin.
bu, üç dakikalık bir zamandı.
sonra, telefon simsiyah kapandı...
12 kasım 1945
damardan boşanan kan gibi ılık ve uğultulu
son lodoslar esmeye başladı.
havayı dinliyorum :
nabız yavaşladı.
uludağda, zirvede kar
ve kirezli-yaylada şahane ve şipşirin yatmış uykudadır
kırmızı kestane yapraklarının üstünde ayılar.
ovada kavaklar soyunuyor.
ipekböceği tohumları kışlaklarına gitti gidecek,
sonbahar bitti bitecek,
nerdeyse girecek gebe-uykularına toprak.
ve biz yine bir kış daha geçireceğiz :
büyük öfkemizin içinde
ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak...
13 kasım 1945
tarif kabul etmez, — diyorlar, — istanbulun sefaleti,
milleti, — diyorlar, — kırıp geçirdi açlık,
verem illeti, — diyorlar, — diz boyu.
şu kadarcık kız çocuklarını, — diyorlar, —
yangın yerlerinde, sinema localarında...
. . . . .
. . . . . . . . .
kara haberler geliyor uzaktaki şehrimden :
namuslu, çalışkan, fakir insanların şehri —
sahici istanbulum,
sevgilim, senin mekânın olan
ve nereye sürülsem, hangi hapiste yatsam
sırtımda, torbamın içinde götürdüğüm
ve evlât acısı gibi yüreğimde,
senin hayalin gibi gözlerimde taşıdığım şehir...
20 kasım 1945
saksılarda hâlâ tek tük karanfil bulunursa da
ovada güz nadasları yapıldı çoktan,
tohum saçılıyor.
ve zeytin devşirilmekte.
bir yandan kışa girilmekte,
bir yandan bahar fidelerine yer açılıyor.
bense hasretinle dolu
ve büyük yolculukların sabırsızlığıyla yüklü
yatıyorum demirli bir şilep gibi bursada...
1945 yılı aralık ayının dördü
ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin
kadını...
5 aralık 1945
delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen,
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem...
6 aralık 1945
onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
— çürüyen diş, dökülen et —,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet...
7 aralık 1945
bursada havlucu recebe,
karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,
fakir-köylü hatçe kadına,
ırgat süleymana düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
12 aralık 1945
ağaçlar ovada son bir gayretle pırıldamakta :
pul pul altın
bakır
tunç ve tahta...
öküzlerin ayakları yaş toprağa gömülüyor yumuşacık.
ve dağlar dumana batık
kurşunî, sırılsıklam...
tamam,
sonbahar belki bugün bitti artık.
yaban kazları hızla gelip geçti demin
herhal iznik gölüne gidiyorlar.
havada serin
havada is kokusu gibi bir şey :
havada kar kokusu var...
şimdi dışarda olmak,
dörtnala sürmek dağlara doğru atı.
«— ata binmesini de bilmezsin,» —- diyeceksin ama
şakayı bırak ve kıskanma,
yeni bir huy edindim hapiste :
seni sevdiğim kadar değilse de
hemen hemen ona yakın seviyorum tabiatı...
ve ikiniz de uzaktasınız...
13 aralık 1945
gece kar birdenbire bastırmış.
bembeyaz dallardan dağılan kargalarla başladı sabah.
göz alabildiğine bursa ovasında kış :
başsızlık ve sonsuzluk geliyor akla.
sevgilim,
değişti mevsim
çekişen gelişmelerden sonra bir sıçramakla.
ve karın altında mağrur
hamarat
sürüp gidiyor hayat...
14 aralık 1945
hay aksi lânet, fena bastırdı kış...
sen ve namuslu istanbulum ne haldesiniz kim bilir?
kömürün var mı?
odun alabildin mi?
camların kıyısına gazete kâadı yapıştır.
gece erkenden yatağa gir.
evde de satılacak bir şey kalmamıştır.
yarı aç, yarı tok üşümek :
dünyada, memleketimizde ve şehrimizde
bu işte de çoğunluk bizde...
devamını gör...
moderatör olmasını istediğin bir yazar bırak
(bkz: kuzguncuktaki vişne)
devamını gör...
friedrich nietzsche sözleri
nietzsche’nin felsefe öğretisi, kendi çağına tümden bir karşı çıkış olarak görülmektedir. sözleri de insanı akılcılığın kıskacından kurtarıp kendisi üzerinden düşünmesini sağlamaktır.
doğrular ve yanlışlar yoktur sadece yorumlar vardır.
korkarak yaşarsan yalnızca hayatı seyredersin.
insanlar ışığın çevresinde toplaşırlar daha iyi görmek için değil daha iyi parıldamak için.
yaşamın kıyısına yaklaşanlar onu daha iyi tanırlar.
yokluk büyük varlıktır azizim yeter ki fark edebilesin.
kılavuz öğrencisine bütün izleri göstermeli ama gideceği yolu seçmemelidir.
insan aşağı gördüğü sürece değil yalnızca eşit ya da yüksek gördüğünde nefret eder.
pek çok şeyi azar azar bilmektense bir şeyi tam olarak bilmek daha iyidir.
fatihler şansa inanmaz.
seni seviyorsam sana ne bundan.
öldürmeyen acı beni güçlendirir.
uçurumları sevenin kanatları olmalı.
bu dahil bütün genellemeler yanlıştır.
seni övdükleri sürece kendi yolunda gittiğini sanma sakın başkasının yolunda gidiyorsun.
bilgi ermişleri olmak elinizden gelmiyorsa hiç değilse bilgi savaşçıları olun.
en iyisi sevinmeyi öğrenelim böylece başkalarına acı vermeyi ve acıları düşünmeyi unuturuz.
insan sıkı tutmalı yüreğini çünkü gitmesine izin verirse çok geçmeden aklı da gider peşinden.
yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır. daha alçağını değil.
sonraki işim düşünmek oldu. kendimi onsuz düşünmek. anlatabiliyor muyum?
bir insan kirli düşüncelere sahip olduğu için utanmaz. bir başkasının o kirli düşüncesini bilme ihtimali utandırır.
kişi ışığını karartmayı bilmelidir böceklerden ve hayvanlardan kurtulmak için.
kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız, önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz.
karşına çıkabilecek en kötü düşman her zaman sen kendin olacaksın sen kendin pusuda bekleyeceksin kendini.
sizin kökeniniz nereden geldiğiniz değildir. bundan sonra onurunuzu oluşturan tersine nereye gittiğinizdir.
iyi olduğun için herkesin sana adil davranacağını beklemek vejetaryen olduğun için boğanın saldırmayacağını düşünmeye benzer.
elimizde bir çiçek varken gözümüze yalnızca dikenleri görünür uzaklarda ise bir diken vardır gözümüz hep çiçeğini görür!
ahlak, ta başlangıçtan beri ikna etme sanatındaki bütün şeytanlıkları bilir. bugün bile onun yardımına başvurmayan hiçbir konuşmacı yoktur.
nerededir güzellik? tüm istemimle istemek zorunda olduğum yerdedir sevmek ve yok olmak istediğim yerdedir sadece bir imge olarak kalmasın diye.
bazı sırlar vardır yalnız dostlara anlatılacak. bazı sırlar vardır dostlara bile anlatılmayacak. bazı sırlar vardır kendimize bile açıklanmayacak.
insan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.
doğrular ve yanlışlar yoktur sadece yorumlar vardır.
korkarak yaşarsan yalnızca hayatı seyredersin.
insanlar ışığın çevresinde toplaşırlar daha iyi görmek için değil daha iyi parıldamak için.
yaşamın kıyısına yaklaşanlar onu daha iyi tanırlar.
yokluk büyük varlıktır azizim yeter ki fark edebilesin.
kılavuz öğrencisine bütün izleri göstermeli ama gideceği yolu seçmemelidir.
insan aşağı gördüğü sürece değil yalnızca eşit ya da yüksek gördüğünde nefret eder.
pek çok şeyi azar azar bilmektense bir şeyi tam olarak bilmek daha iyidir.
fatihler şansa inanmaz.
seni seviyorsam sana ne bundan.
öldürmeyen acı beni güçlendirir.
uçurumları sevenin kanatları olmalı.
bu dahil bütün genellemeler yanlıştır.
seni övdükleri sürece kendi yolunda gittiğini sanma sakın başkasının yolunda gidiyorsun.
bilgi ermişleri olmak elinizden gelmiyorsa hiç değilse bilgi savaşçıları olun.
en iyisi sevinmeyi öğrenelim böylece başkalarına acı vermeyi ve acıları düşünmeyi unuturuz.
insan sıkı tutmalı yüreğini çünkü gitmesine izin verirse çok geçmeden aklı da gider peşinden.
yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır. daha alçağını değil.
sonraki işim düşünmek oldu. kendimi onsuz düşünmek. anlatabiliyor muyum?
bir insan kirli düşüncelere sahip olduğu için utanmaz. bir başkasının o kirli düşüncesini bilme ihtimali utandırır.
kişi ışığını karartmayı bilmelidir böceklerden ve hayvanlardan kurtulmak için.
kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız, önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz.
karşına çıkabilecek en kötü düşman her zaman sen kendin olacaksın sen kendin pusuda bekleyeceksin kendini.
sizin kökeniniz nereden geldiğiniz değildir. bundan sonra onurunuzu oluşturan tersine nereye gittiğinizdir.
iyi olduğun için herkesin sana adil davranacağını beklemek vejetaryen olduğun için boğanın saldırmayacağını düşünmeye benzer.
elimizde bir çiçek varken gözümüze yalnızca dikenleri görünür uzaklarda ise bir diken vardır gözümüz hep çiçeğini görür!
ahlak, ta başlangıçtan beri ikna etme sanatındaki bütün şeytanlıkları bilir. bugün bile onun yardımına başvurmayan hiçbir konuşmacı yoktur.
nerededir güzellik? tüm istemimle istemek zorunda olduğum yerdedir sevmek ve yok olmak istediğim yerdedir sadece bir imge olarak kalmasın diye.
bazı sırlar vardır yalnız dostlara anlatılacak. bazı sırlar vardır dostlara bile anlatılmayacak. bazı sırlar vardır kendimize bile açıklanmayacak.
insan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.
devamını gör...
bulaşık yıkamak
tertemiz mis gibi bir aktivitedir. yıkanacak şeyler arasında yağlı tava varsa ilk başta kaynar su kullanılması şiddetle önerilir.
devamını gör...
