biz müslüman bir ülkeyiz, allah korkumuz var bizim.
madımaktaki masum insanları diri diri yakacak kadar müslümanız...elhamdülillah.
ama ölülerimizi yakamayız. allah korkumuz var bizim.
devamını gör...

cevabı hayır olan sorudur. insanlar sahte incilleri/sahte tevrat'ı okuyup adem ve eşi meyve yediği için dünyada imtihan edildiğini zannediyor. ama kuran'ı okusalar gerçeği öğrenecekler. kuran insanların bu evrende imtihan için yaratıldığını anlatır. daha insan yaratılmadan öncesini anlatan ifadelerde bile bu çok net şekilde verilir. ayrıca adem ve eşi yalnız da değildir, başka insanlar da yaratılmıştır. bu ilk insanların hepsi dünyaya gönderilecekti zaten ama adem ve eşi emre karşı gelip yasak meyveyi yedikleri için daha önce buraya geliyorlar. bahçedeki diğer insanlar ise sonradan gönderilmekte.

blog yazımda şöyle anlatmıştım:

--- alıntı ---

"adem ve eşinden sonra başka kimseler de doğrudan topraktan yaratılmış olabilir


bakara

36. bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. biz de şöyle buyurduk: "bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır."

37. bunun üzerine âdem, rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de o'na yöneldi. o da onun tövbesini kabul etti. gerçekten de o, evet o, tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar.

38. hepiniz oradan aşağı inin. dedik. benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.

36. ayette ilk insan olan adem ve eşinin yasak ağaca yaklaşması sonucu aşağıya inmelerinden bahsedilirken, 38. ayetteki ifadeler ise , bu dünya için yaratılan bazı diğer insanların da topluca inmesine işaret ediyor gibi. çünkü 36. ayette zaten emir veriliyor, 38 ayette ise tekrardan hem de bu sefer “hepiniz inin” denilmesi ve ayrıca onlara elçiler geleceğinin de söylenmesi bu düşünceyi kuvvetlendiriyor.

yani;

1- ayetlerdeki ifadeler adem ve eşinden sonra daha başka insanların da doğrudan topraktan yaratıldığını gösteriyor gibi. eğer durum öyleyse, insanlığın çoğalmasının nasıl gerçekleştiği konusu da daha bir netliğe kavuşur.

2- insanların dünyada imtihan edilmelerinin nedeni adem ve eşinin işlediği günah değil(sadece adem ve eşi bu işledikleri günahın ceremesini çeker). herkes kendinden sorumludur ve zaten en başından evrenimizde imtihan(yani kendimizle yüzleşme) için yaratıldık.

--- alıntı ---


emre1974tr.blogspot.com/201...
devamını gör...

botanik anlamda güle bakacak olursak aslında rosaceae(gülgiller) familyasına mensup popüler süs ağacı ve çalılar olduğunu söylemeliyiz. güzel kokular saçan dikenli olan formlarının bazılarında yüzey bazılarında da gövde dikeni olabilir. aynı zamanda rengarenk görüntüleriyle bizleri etkilediği kadar tozlaşmak için böcekleri de etkiliyordur.
devamını gör...

nevil shute’nün ithaki bilmkurgu klasiklerinden çıkan kitabıdır.

bir gün, er ya da geç, öyle ya da böyle bilinen dünyanın sonu gelecek. ne zaman olduğunu bilmiyoruz, tahmin bile edemiyoruz ama dünyanın kuruluşundan beri her dönemde insanlar dünyanın sonunun geleceği günü göreceklerine inandı. ama henüz bu mutlu son gerçekleşmedi.

tahminlerde bulunuyoruz yine de dünyanın sonunun zamanı ile ilgili. halley dünyaya selam çakıp geçerken dünyanın sonunun geldiğini düşündük. olmadı. 2000 yılında, yeni milenyumda dünya yok olacak diye düşündük. olmadı. 2012 yılında, mayaların canları sıkıldığı için bıraktığı takvime kanarak dünyanın sonunu bekledik. olmadı.

peki ya aşağı yukarı ne zaman geleceğini bilseydik bu sonun? hatta birkaç ay kaldığından emin olsaydık? dünyanın diğer bölgelerinde hiçbir canlı kalmadığını bilseydik? sevdiklerimiz bile çoktan ölmüş olsaydı uzaklarda? dünyada sadece bir köşeye sinmiş gibi bekleyen bir avuç insan kalsaydık?

ne yapardık o zaman? nasıl yaşardık? bir yarış arabası alır mıydık? bahçeye yeni bir sandalye koyar mıydık? daktilo kursuna mı yazılırdık yoksa? ya da denizaltımıza mı sığınırdık?

ben ne yapacağımı biliyorum ama bu herkesin içinde paylaşmak istemiyorum. siz de biliyor musunuz?
devamını gör...

tam olarak bundan
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir idam mahkumunun son günü-victor hugo
satranç- stefan zweig
otomatik portakal-anthony burgess
yabancı-albert camus
bulantı-jean paul sartre
deliliğe övgü-desiderius erasmus
dönüşüm-franz kafka
açlık-knut hamsun
beyaz geceler-dostoyevski
palto-gogol
dinle küçük adam-wilhelm reich
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her ay başı aldığınız maaş, hayallerinizi ve haklarınızı unutmanız için size verilmiş bir rüşvettir. the judge.
devamını gör...

kesinlikle umut, varsa bunyede bir damla umut, ne oldurur ne guldurur.. bol bol surundurur.. gerceklesmezse sararsin, gerceklesirse baska umutlara cicek acarsin.
devamını gör...

hayır efendim skandal filan değildir. mağduriyet yaratılarak yapay bir gündem oluşturma çabasıdır. normalde ödül alınıp ondan sonra teşekkür konuşması yapılmaktadır. bu oscar'da da böyledir venedik film festivalinde de. inanmayan açıp bakabilir. yani tamer karadağlı geç bile kalmıştır ödülü vermekte.
nihal yalçın'a gelecek olursak, kendisini hiç tanımam etmem. şimdi bir film festivalinde ne demeye işi istanbul sözleşmesi'ne bağlarsın? tamam, bu sözleşmeyi desteklersin haklı olarak. ancak bunun yeri film festivali değildir. yok rakiplerim kötüydü filan... gören de spor müsabakasına katıldı sanacak. ha ayrıca bir teşekkür konuşmasında belediye başkanına da ne demeye teşekkür edilir ben anlamıyorum.
yani konuşması tam bir vakit kaybı iken tamer karadağlı'nın yaptığı gayet yerindedir.
devamını gör...

magmanın yeryüzüne ulaştığı, yeryüzünde soğuyarak katılaştığı oluşumlardır. bu türün başlıcalarını tanımlayalım.

baca:merkezi patlamalarda volkanik maddeler baca adı verilen bir kuyu boyunca yüzeye çıkar.

krater:bacanın sonunda huniye benzer oluşan çukura denir.

kaldera:yeni bir patlama ya da çökme sonucu kraterin genişlemesiyle oluşan çanağa verilen isimdir.

maar:magmadan yeryüzüne ulaşan gazların oluşturduğu basınç sonucu meydana gelen patlamalarda oluşan çanaklardır.

somutlaştırmak adına
kaynak: coğrafya kitabım.
devamını gör...

doğa durumu; bireyin devletle olan ilişkisi, devletin kökeni ve temellendirilmesi, hukukun kaynağı gibi konuların anlaşılmasında kullanılan bir kavramdır. basit anlamıyla, bireyin henüz toplumsallaşmadığı, herhangi bir otorite veya yönetim altında yaşamadığı, belki daha ilkel bozulmamış* olduğu hali ifade eder. dolayısıyla devletin kökenini ve otoritenin gerekliliğini irdeleyen bir kavram olsa da aynı zamanda bireyin toplumla olan ilişkisine, doğal haklar gibi konulara de değinmiş olur.

thomas hobbes; egemenlik, özgürlük, toplum gibi kavramları anlayabilmemiz için önce insan doğasını anlamamız gerektiğini düşünür. ona göre siyaset ve devlet, doğa durumunun bir parçasıdır. tüm insanlar doğası gereği eşittir. ama bu durumda bile aynı şeyi isteyen iki farklı insan arasında çatışma ve düşmanlık meydana gelir. bu çatışmalar güvensiz bir ortam oluşturur, doğal bir sonuç olarak savaşları getirir. leviathan’da ifade ettiği gibi “savaş, herkesin herkesle savaşıdır.” savaş yalnızca fiziksel bir çatışmanın olduğu bir durum değildir. herhangi bir savaş çıkmayacağının güvencesinin alınmamış olması da savaşın doğası ile ilgilidir. güvenli bir ortamın sağlanması için yönetimin varlığına ihtiyaç vardır. devletin ortaya çıkışı bu şekilde gerçekleşir, insanlar bunu zorunlu olarak yapar, güvensiz ortamın sağladığı korkudan. sözleşmeler ile bireyler hayatlarının güvende olmasını garanti altına alır aynı zamanda uyulması gereken sözler verirler. verilen sözlerin uyulmasını sağlayan karşısındaki güçlü iktidar, yani yine korkular olacaktır. “kılıcın zoru olmadıkça ahitler sözlerden ibarettir.”

(bkz: john locke)
(bkz: jean-jacques rousseau)
(bkz: insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı ve temelleri üzerine)
(bkz: emile)
(bkz: toplum sözleşmesi)
devamını gör...

yani bu kadını anlatmaya nerden başlasam bilemiyorum. hidden figures filmini mi anlatsam, soğuk savaş başlığına mı yazsam, nasa başlığına mı yazsam düşündüm ne yalan söyleyim... sonra dedim ki ''yav arkadaş yok mu bu kadının adı?''...
en sonunda başlığımızı açtık...
26 ağustos 1918 doğumlu bu insanoğlu dünyaya dezavantajlarıyla gelmiştir. hem siyahidir, hem de kadın...hemde 1937 amerikasın da matematik bölümünü bitiren sihayi bir kadın... ölse daha iyiymiş dediğinizi duyar gibi oluyorum.
çünkü o dönem; siyahların insan hakları hareketi başlamamış, üstelik kadınların oy hakkı mücadelesi henüz başlamamıştır. bu sebeple matematik mezunu olan bu kadının iş bulması çok zor olacaktır. oda en münasip meslek olarak öğretmenliğe başlamıştır. virginia'da siyah ve kadın hakları konusunda çok hoşgörüsüzdür.
allahın şu işine bakın ki, o dönemler sovyetler ile amerikalıların arasındaki soğuk savaşı kızışmış; uzay'a çıkma konusunda yarış ediyorlar.
o sırada amerikan uzay araştırmaların yapıldığı yer virginia'daydı ve burada bir kaç yüz erkek mühendis raştırma ve hesaplar için yeterli gelmeyince hesap için kadınları işe aldı..
o zamanlar böyle gelişmiş bilgisayar sistemleri yok.. hesap makineleri yok.. bu kadınlar mm'lik hesapları kağıtla cetvelle yapıyorlar efem.. düşünün kağıt üzerinde, hesapla uzaya araç göndereceksiniz...
bu insanlara ''kadın bilgisayarlar'' deniliyordu.
kadın bilgisayarlar, bir yandan uzay çalışmaları organizasyonunda önemli görevde yer alıyor, bir yandan iyi işler ediniyordu..
ikinci dünya savaşına erkekler gidince, nasa bu kadınların istihdamını artırdı...
neyse efenim rusya 1957 de sputniki uzaya gönderince, soğuk savaş gereği amerika geri kalmak istemedi işi hızlandırma kararı aldı...
bunlardan;
dorothy vaughan batı bilgisayar bölgesi başına getirilen ilk siyah kadın sipörvizör oldu...
mary jacksonmatematik, fizik, makanik konusunda bir deha idi ve ilk siyah kadın mühendis olmuştu...
katherne johnson en parlağı idi sayılar konusunda kimsenin göremediğini görebiliyordu.
supitnik yörüngeye girmiş, yuri gagarin ise uzaya yollanan insan olmuştu amerika kaybediyordu..
işte tam o sırada katherine güzergahın geomatrisini hesaplama ve uzayda roketlerin hesaplanması ile bir noktadan diğerine nasıl yol alınabileceği konusunda bir uzmandı ve işi şansa bırakmadı...elle yapılan milyonlarca hesaptan sonra amerikalılar ayda yürümeyi başardı...
sevgili dostlar; hidden figures- gizli sayılar filmini mutlaka seyredin. özellikle orada ki bazı sahnelerde bu kadınların yaşadığı ayrımcılık size şaka gibi gelecek.. inanamayacaksınız...nasa gibi bir yerde, bir bilim yuvasında bu denli ayrımcılığa uğrayan bu bilim kadınları sizi üzecek ve güldürecek...mutlaka izleyin.
''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

ıslak ve gri
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arkadaşlarıyla okyanusa giderken bir anda durup kararını değiştiren penguendir.
ataları binlerce yıl aynı rotayı izlemiş ama kendisi bunu yapmak istememiş.
yürüyedur reis.
devamını gör...

bu müseddes şiiri üstat mustafa doğan dikmen her pazartesi akşamı saat 22.00'de trt nağme'de yayınlanan klasik türk müziği saati programında icra ederken kendisi için şöyle yorumladığını ifade etmiştir;

çaresiz zaman denilen bu sürede sürüp giden hayatta her şey geçer gider.
en geçmeyecek sanılan gönülden ve sevgiliden dahi vazgeçilir de, onlar da geçer gider.
sadece günübirlik çağırılır bir kapıdan, ve bu davetin bir devamı olmaz.
akşam olunca, yol üzerinde kimi hayattan bitkin kimi hayata küskün geçer
pek tabidir ki harman yeri, yani hasat zamanı buğdayın sapıyla tanesinin birbirinden ayırıldığı çalışma yeri var ya,
o da hep durduğu gibi durmaz, er geç dağılır. mevsimi gelince bağlar da bozulur.
hatta, bülbülde güle aşkını söylemek için nefes kalsa ve hala şakıyor olsa bile, yazık ki son bahar gelir ve gül bahçeleri solar.
bülbülün aşkı için şakıdığı güller var ya, onların da mevsimi geçer...

eserin güftesini ve güzel bir icrasını buraya bırakıyorum


her şey bu zamân evinde nâçâr geçer
en geçmeyecek gönül geçer yâr geçer

yalnız günübirlik çağırır bir kapıdan
akşam kimi bitkin kimi bîzâr geçer

harman yeri er geç dağılır bağ bozulur
bülbülde nefes kalsa da gülzâr geçer

güfte : cemal ethem yeşil
beste : suphi ziya özbekkan
usul : aksak
makam : uşşak
devamını gör...

neden aşı olduğuna dair açıklama yapmasına rağmen yine sorgusuz sualsiz tribüne oynayan tanımların çok fazla oy aldığını görmenin bir miktar üzdüğü başlık.
devamını gör...

18 yaş altı yazarlar sözlükte 13:00 ile 16:00 saatleri arasında yazabiliyor diye biliyorduk.

demek kural değişmiş.
devamını gör...

ece-fazıl say çiftinin evlilikleri üzerinden tartışılan konu bugünlerde.
bana aşırı mantıklı geldi. herkes evinde yaşıyor eşinin evine misafir oluyor. böylelikle kimse düzeninden vazgeçmiyor ve alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalmıyor.
ayşe arman da bir dönem bu tarz evliliği çok savunmuştu diye hatırlıyorum.
karı-koca olunca ille de aynı evde yaşamak gerekmiyor ama çocuk olunca bu sistem zorlaşır sanki. o zaman bu şekilde başlayıp aynı evde yaşanabileceğine emin olunca da çocuk sahibi olunabilir.
devamını gör...

tecumseh shawnee kabilesinin, panter koluna mensuptur. shawnee'lerin bu kolu savaş konusunda ciddi bir tecrübeye sahiptir. kendilerini shawnee'lerin askeri gücü olarak tanımlayabiliriz.

sciota nehri kıyısında, savaştan önceki gece yıkanarak arınırlar, savaş boyalarını sürerken, kutsal ruha zafer için yakarırlardı.

babası pukeshinwah bir savaş reisiydi ve panter klanının önemli savaşçılardan birisi olarak gösteriliyordu. point pleasant savaşı'nda oğlu henüz 6 yaşındayken öldürüldü.

babasını küçük yaşta kaybeden tecumseh'i ağabeyi chiksika ve shawnee'lerin ruhani lideri ''kara balık'' yetiştirdi.

kabilesine yapılan onlarca baskını küçük bir çocuğun gözlerinden gördü. kabilesiyle birlikte defalarca yer değiştirmek zorunda kaldı. çocukluğundan gençliğine kadar geçen dönem onun için ölüm ve sürgün demekti.

tabi bu dönem onun fikirlerinin oluşmasında da önemli bir evre olmuştur. küçük husumetler yüzünden birbirleriyle savaşan kabilelerin beyaz adam tarafından kolayca alt edilebildiğini gördüğü için, birlik fikri kafasında gençlik yıllarında yeşermeye başlamıştır.

katıldığı savaşlarda başlarda gözcülük görevini yerine getirmiş, sonrasında ise savaşlarda aktif olarak yer almaya başlamıştır.

tecumseh'in siyasi birlik fikri, katıldığı savaşlar sonrasında iyice pekişmiş ve neredeyse tüm kızılderili kabilelerini gezerek, onlara birliğin şart olduğunu anlatmaya çalışmıştır.

ona göre; ata toprakları bir bütündür. tüm kuzey amerika yerlilerine aittir. hiç bir kabile diğerlerini yok sayarak, topraklarını elden çıkaramaz veya terk edemez, bu sebeple tüm kabileler tarafından topluca müdafaa edilmelidir.

tecumseh'in bu fikirleri özellikle genç kızılderililer arasında hızla yayılmaya başladı. diğer kabilelerin reisleri, genç savaşçılardan gelen talepleri görmezden gelemediler ve kabilelerin ortak kararı ile bir kurultay toplanmasına karar verildi.

tecumseh bu toplantıda, yılanın kutsal toprakları sinsice dolaştığını, toprakların satılması konusunda kabileleri sincice soktuğunu söyleyerek, etkileyici bir konuşmaya imza attı.

yine bu konuşmasında ilk kez ''beyaz şeytan'' tabirini kullanarak, kızılderililer arasında bu tabirin yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

birlik fikri çığ gibi büyüyordu...

her ne kadar karşıt görüşler ortaya çıkmış olsa da, ezici bir çoğunluk tecumseh'in arkasındaydı.

bu fikir ''beyaz şeytan''a da iletildi. tecumseh bu talebin kabul edilmeyeceğini bilse dahi, yine de meselenin barışçıl bir yolla çözülebilmesi için elinden geleni yapmıştır.

elde bir avuç kalan ata topraklarının kızılderili kanı akıtılmadan korunabilmesini sağlamak için eşsiz bir diplomasi mücadelesi vermiştir.

''beyaz şeytan''ın bitmez tükenmez açgözlülüğü ve acımasızlığı karşısında savaşmak zorunda oldukları kesinleştiğinde, tecumseh atalarının savaş boyalarını sürdü. ''gökyüzündeki panter'' artık savaş alanındaydı...

beyaz şeytan'ı defalarca küçük muharebelerde yenmiş olsa da, bu durum asla yeterli olmuyordu. yeni bir yol düşünmeliydi. tekrar diplomasiyi devreye soktu ve ingilizlerden siyasi ve lojistik destek alarak savaşmaya devam etti.

5 ekim 1813 günü ''thames river'' savaşında ingilizler savaş alanını terk edince, beraberindeki kızılderililerle birlikte yalnız başına kaldı.

çekilmeyi düşünmediler. son ana kadar savaştılar.

savaş alanında düşen sadece tecumseh'in bedeni değildi...

birlik hayali ve kabilelerin özgürlük isteği de orada toprağa karıştı.

bu büyük adamın, bedeni asla kabilesine iade edilmedi. ''beyaz şeytan'' onun ölüsünden bile korkmuştu. ölüm haberi, küçük çaplı direnişlerinde bir süre durmasına neden oldu.

''babam ! benim babam güneştir. benim annem topraktır; onun bağrına yatacağım! ''diyen ''gökyüzündeki panter'' her ne kadar onun bağrına düşmüş olsa da, bedeninin yerinin bilinmemesi kabilesi arasında büyük bir acıya sebep olmuştur.

derler ki, geriye kalan bir avuç shawnee, ne zaman başını göğe çevirse, usulca onun adını fısıldarmış...

dibine not: başlığı açan değerli yazar arkadaşımın söylediği gibi tecumseh'e dair türkçe'ye çevrilmiş bir kitap yok. bu cidden büyük eksiklik. yabancı kaynaklardan okumak isteyenler james laxer'ın ya da john sugden'ın onunla ilgili yazdığı kitapları okuyabilirler. her ikiside tecumseh'i ve mücadelesini ayrıntılarıyla anlatmıştır.

dibine not 2: başlığı açan değerli yazar arkadaşıma ayrıca teşekkürü bir borç bilirim. zira kendisi bu alanda, sözlükteki boşluğu doldurmaya gayret ediyor. meşguliyetler trenimden her inişimde kendisine katkı sağlamaya çalışacağım. var olsun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim