antalya limanı'nın katarlılara satılması
katarlıların olmayan pek bir şey kalmadı zaten, daha fazla söylenecek bir şey kalmadı ki. mücadele etmeye gücünüz var mı?
devamını gör...
normal sözlük yönetiminin beni cehenneme yollaması
sözlükler aleminde gördüğüm en efso başlık olabilir jkljlqjwlkqkwljdlkqwjkljlqkwjlk
yazarların yönetimi trollediği çok olur da, yönetimin yazarları trollediğine ilk defa şahit oldum qwjkdlqwj
yazarların yönetimi trollediği çok olur da, yönetimin yazarları trollediğine ilk defa şahit oldum qwjkdlqwj
devamını gör...
çocukken yapılan salaklıklar
kumsalda ufacık, ölü bir balık bulmuştum. hoşuma gitti, aldım çantanın ön gözüne attım.
1-2 gün sonra o çanta içinden bir şey lazım oldu. çantaya yaklaşınca berbat bir koku geliyor ama çocuk aklımla anlamıyorum tabii sebebini. bir süre sonra koklaya koklaya iz bulmaya karar verip kokulu ölü balık püresiyle karşılaşınca bir şoktan çıkıp diğerine girmiştim.
1-2 gün sonra o çanta içinden bir şey lazım oldu. çantaya yaklaşınca berbat bir koku geliyor ama çocuk aklımla anlamıyorum tabii sebebini. bir süre sonra koklaya koklaya iz bulmaya karar verip kokulu ölü balık püresiyle karşılaşınca bir şoktan çıkıp diğerine girmiştim.
devamını gör...
aç karnına baklava yiyebilen insan
teneke gibi midesi olan insandır.yoksa o şerbet akşama kadar mideyi ekşitir.
devamını gör...
yunanlar medeniyet inşa ederken türkler ne yapıyordu
orta asya'da kımız içip delirmeceler.
devamını gör...
cinsel istismar
kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk gibi her insanın kendi rızası olmadan cinsel bir hedef olarak kullanılmasına cinsel istismar denir. sözle, dokunmayla yahut davranışlarla da cinsel istismar olabilir.
genel olarak kadınların ve çocukların cinsel istismara daha çok maruz kaldığını söyleyebiliriz. cinsel istismar cinsel şiddetin bir parçasıdır. göz işaretleri ile yapılanlardan tecavüze kadar uzanan geniş bir yelpazede cinsel istismar durumları söz konusu olabilmektedir.
cinsel istismara uğramış birisi olarak söylemeliyim ki; cinsel istismar tanınmayan kişilerden geldiğinde kısmen içeriden tanıdık kişilerden gelmesine oranla daha kolay başa çıkılır olmakta. cinsel istismara uğrayan ve cinsel istismara uğratanın birbirini tanıdığı durumlarda buna karşı koyabilmek, mücadele edebilmek ve bunu engelleyebilmek daha zor.
genellikle bu duruma maruz kalan kişiler yaşadıklarını başkalarına anlatmakta güçlük çeker. bunun asıl sebebi alacakları tepkidir. bu yüzden de anlatamazlar.
anne ve baba olan yahut ilerde anne baba olacak bireyler, lütfen çocuklarınızla öyle bir iletişiminiz olsun ki bu tarz olayları yaşadıklarında direk size koşsunlar. içlerine kapanmak yerine size anlatmayı tercih etsinler. lütfen.
genel olarak kadınların ve çocukların cinsel istismara daha çok maruz kaldığını söyleyebiliriz. cinsel istismar cinsel şiddetin bir parçasıdır. göz işaretleri ile yapılanlardan tecavüze kadar uzanan geniş bir yelpazede cinsel istismar durumları söz konusu olabilmektedir.
cinsel istismara uğramış birisi olarak söylemeliyim ki; cinsel istismar tanınmayan kişilerden geldiğinde kısmen içeriden tanıdık kişilerden gelmesine oranla daha kolay başa çıkılır olmakta. cinsel istismara uğrayan ve cinsel istismara uğratanın birbirini tanıdığı durumlarda buna karşı koyabilmek, mücadele edebilmek ve bunu engelleyebilmek daha zor.
genellikle bu duruma maruz kalan kişiler yaşadıklarını başkalarına anlatmakta güçlük çeker. bunun asıl sebebi alacakları tepkidir. bu yüzden de anlatamazlar.
anne ve baba olan yahut ilerde anne baba olacak bireyler, lütfen çocuklarınızla öyle bir iletişiminiz olsun ki bu tarz olayları yaşadıklarında direk size koşsunlar. içlerine kapanmak yerine size anlatmayı tercih etsinler. lütfen.
devamını gör...
moderatörler neden bu kadar kibar sorunsalı
kabalığa alışmaya başlıyoruz.kibar insan görünce de yadırgıyoruz.ben, seviyorum böyle çıtkırıldım konuşmaları,çok hoş.tabi herkesle ve her zaman olmaz o ayrı.
devamını gör...
28 şubat 2021 normal sözlük’ün çökmesi
meteordan olmuştur meteordan.
devamını gör...
ilk buluşmaya termosla çay getiren kadın
küçümseme içeren başlık gibi gelse de mesele bu ya saygı duymak gerekir di'mi?*

bu termos benim ayrılmaz bir parçam örneğin çantamda da yeri baki. * istediğim her yere götürürüm bazen çay demlerim bazen filtre kahve. hayat benim keyif benim ne istersem yaparım. olduğum gibi kabul etmiyorsa neden buluşuyor ki? kendine uygun bir arkadaş bulsun zira ben özüme sadık bir kadınım.

bu termos benim ayrılmaz bir parçam örneğin çantamda da yeri baki. * istediğim her yere götürürüm bazen çay demlerim bazen filtre kahve. hayat benim keyif benim ne istersem yaparım. olduğum gibi kabul etmiyorsa neden buluşuyor ki? kendine uygun bir arkadaş bulsun zira ben özüme sadık bir kadınım.
devamını gör...
açılan başlığın tutmaması
orda bir başlık var bir profilde. yorumlanmasa da, tutmasa da o başlık bizim başlığımızdır.
devamını gör...
rüyada mezun olamadığını görmek
bir türlü yakamı bırakmayan,beni bunaltan olay.mezun olmamış mıydım ben diyorsun kendi kendine,rüyadayım da diyemiyorsun.yine de askerlik yaptığını görmekten iyidir.
devamını gör...
misafirin sinir eden davranışları
gitmemesi. deliyi düğüne göndermişler burası bizim evden rahatmış demiş, o hesap.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
mafya sözlük olsa alınabilecek nick
alan çoktan almış. (bkz: şimdi ananı laciverde boyadım)
devamını gör...
seni seviyorum diyemeyen insanlar
yazan olmuştur diye düşündüm ama kimse yazmamış. ilgili alıntıyı paylaşmak yine bana düştü.
"gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri, kıymeti yok gözümde.
bu duvar da beni çok seviyor olabilir, bilemem..."
turgut uyar
"gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri, kıymeti yok gözümde.
bu duvar da beni çok seviyor olabilir, bilemem..."
turgut uyar
devamını gör...
nickaltına yazılınca mutlu olan yazar
ben panik oldum ya.
durduk yere gün içinde dört tane nickaltı gelince dedim beni anma günü mü, tövbeler olsun ifşam mı çıktı noldu.
durduk yere gün içinde dört tane nickaltı gelince dedim beni anma günü mü, tövbeler olsun ifşam mı çıktı noldu.
devamını gör...
johannes brahms
dünyanın bilinen en eski lanetine, karşılıksız aşka kapılmış ve ömrü boyunca bir bıçak izi gibi bunu taşımış olan besteci. 20'li yaşlarında robert schumann ile tanışıyor brahms ve schumann brahms'ın yeteneği karşısında neredeyse büyüleniyor böylece aralarında bir dostluk başlıyor -ki schumann'ın yeni yollar makalesinde brahms'ı övmesi, brahms için tanınmanın kapılarını aralıyor- ve bu dostluk schumann akıl hastanesine yatana kadar ve sonrasında da devam ediyor fakat bu süreç brahms için büyük bir felaketin de başlangıcı oluyor. bu büyük felaket; robert schumann'ın eşi, piyano virtüözü clara josephine wieck veya bilinen ismiyle clara schumann. robert hastanedeyken ikilinin mesafeli dostluğu başlıyor ve brahms clara'ya robert'ın durumu hakkında bilgi vermek için aracı görevini üstleniyor. bu mektuplaşmalar sürerken brahms gittikçe clara'ya karşı bir hayranlık duymaya başlıyor ve bu hayranlık yavaş yavaş yerini filizlenmek üzere olan bir aşka bırakıyor fakat brahms bu durumu asla yansıtmadan aracı görevini robert schumann 1856 yılında ölene kadar devam ettiriyor.
daha sonrasında ikilinin dostluğu devam etse bile brahms hislerini söylemiyor ve kendisini eşinin eserlerini tanıtmaya adamış olan clara'ya ve clara'nın çocuklarına adıyor. hislerini belli etmeden uzun süre boyunca yalnızca dostluğu ile clara'ya eşlik etmeye devam ediyor. ikilinin arasına sık sık mesafeler girse bile mektuplaşmalar kesilmiyor hatta git gide samimi bir duruma geliyor konuşmaları fakat ne çare, clara yalnızca yakın bir dost olarak görüyor brahms'ı. son dönemlerinde yazılan mektuplar bir noktada kafa karıştırıcı olsa da ikilinin arasındaki ilişki hiçbir zaman karşılıklı bir aşka dönüşmüyor ve gençliğinin en güzel zamanlarından ölene kadar sevdiği ve asla bir karşılık bulamadığı -hatta belki de beklemediği- kadını 1896 yılında tamamen kaybediyor. zaten clara'nın ölümünden kısa süre sonra kendisi de ölümü eski bir dost gibi selamlıyor.
tchaikovsky ne kadar kendisini yeteneksiz olarak tanımlasada bence brahms'ın keman-piyano sonatlarında insanın ruhuna dokunan bir şeyler var. bütün bu yaşanmışlığın, haykırılamayan sevginin söylenmemiş sözleri ve gönderilmeden yakılmış mektupların çaresizliği insanın içine hiç gitmeyecek bir ağırlık gibi yerleşir, bu yüzden brahms'ın mektupları müziğidir, söylenmemiş cümleleri, katlandığı bu çaresizlik ve sevgisini içine gömüp her an o sevginin kaynağını izlemek zorunda olma laneti onun eserlerindeki çığlık gibidir. zaten bütün bu hikayenin altında yatanları bilmek bana yemişim tchaikovsky'i ben zaten antonín dvořák seviyorum dedirtmiştir.*
benim için brahms ve eserleri platonik aşkın tanımı gibidir çünkü bana kalırsa böyle bir sevmek çok nadir görülür. ne zaman herhangi bir şeyin imkansızlığı -benim durumumda sanıyorum bu imkansızlık birini sevmek olurdu- altında ezilsem ve bir cam gibi dağılıp gideceğimi hissetsem sığındığım ilk kapı brahms'ın sanatıdır bu yüzden. hiç tatmadan da brahms'dan öğrendiğim bir şey var ise; asla sizin olmayacak bir şeyi sevmek, hayatın; " her istediğine sahip olamazsın" deme şeklidir. dünyanın artık yalnızca kendi etrafında dönmediğini fark eder ve bir gülümsemenin önünde tüm varlığın ile diz çökersin ama uzanıp ona dokunamayacağını bilirsin, işte bu insanın parmaklarının ucunu yakan bir şeydir. hangimizde brahms'da bulunan bu bağlılık var bilinmez, hangimiz sevmenin ve sevilmenin böylesine denk geliriz o da muamma ama şu var ki ölmeyecek tüm tutkular sanat ile varlığını sürdürmeye ve içimizde bir şeyleri taze tutmaya devam eder. bundan dolayı nasırlaşmış her yanımızı törpüler sanat, giden yine bizdendir, bizim etimizdir ama en azından içimizdeki bir şeyleri korumaya belki yeter.
şair lisel mueller'in kaleminden brahms ve clara:
johannes brahms and
clara schumann
the modern biographers worry
“how far it went,” their tender friendship.
they wonder just what it means
when he writes he thinks of her constantly,
his guardian angel, beloved friend.
the modern biographers ask
the rude, irrelevant question
of our age, as if the event
of two bodies meshing together
establishes the degree of love,
forgetting how softly eros walked
in the nineteenth-century, how a hand
held overlong or a gaze anchored
in someone’s eyes could unseat a heart,
and nuances of address not known
in our egalitarian language
could make the redolent air
tremble and shimmer with the heat
of possibility. each time ı hear
the ıntermezzi, sad
and lavish in their tenderness,
ı imagine the two of them
sitting in a garden
among late-blooming roses
and dark cascades of leaves,
letting the landscape speak for them,
leaving us nothing to overhear.
ek olarak türkçe bir kaynak bulamadım ama mektuplaşmalar ve hikayenin atladığım detayları ile ilgilenen olursa diye buraya detaylı bir yazı bırakıyorum: www.brainpickings.org/2017/...
bunu da eklemezsem içimde kalırdı:
daha sonrasında ikilinin dostluğu devam etse bile brahms hislerini söylemiyor ve kendisini eşinin eserlerini tanıtmaya adamış olan clara'ya ve clara'nın çocuklarına adıyor. hislerini belli etmeden uzun süre boyunca yalnızca dostluğu ile clara'ya eşlik etmeye devam ediyor. ikilinin arasına sık sık mesafeler girse bile mektuplaşmalar kesilmiyor hatta git gide samimi bir duruma geliyor konuşmaları fakat ne çare, clara yalnızca yakın bir dost olarak görüyor brahms'ı. son dönemlerinde yazılan mektuplar bir noktada kafa karıştırıcı olsa da ikilinin arasındaki ilişki hiçbir zaman karşılıklı bir aşka dönüşmüyor ve gençliğinin en güzel zamanlarından ölene kadar sevdiği ve asla bir karşılık bulamadığı -hatta belki de beklemediği- kadını 1896 yılında tamamen kaybediyor. zaten clara'nın ölümünden kısa süre sonra kendisi de ölümü eski bir dost gibi selamlıyor.
tchaikovsky ne kadar kendisini yeteneksiz olarak tanımlasada bence brahms'ın keman-piyano sonatlarında insanın ruhuna dokunan bir şeyler var. bütün bu yaşanmışlığın, haykırılamayan sevginin söylenmemiş sözleri ve gönderilmeden yakılmış mektupların çaresizliği insanın içine hiç gitmeyecek bir ağırlık gibi yerleşir, bu yüzden brahms'ın mektupları müziğidir, söylenmemiş cümleleri, katlandığı bu çaresizlik ve sevgisini içine gömüp her an o sevginin kaynağını izlemek zorunda olma laneti onun eserlerindeki çığlık gibidir. zaten bütün bu hikayenin altında yatanları bilmek bana yemişim tchaikovsky'i ben zaten antonín dvořák seviyorum dedirtmiştir.*
benim için brahms ve eserleri platonik aşkın tanımı gibidir çünkü bana kalırsa böyle bir sevmek çok nadir görülür. ne zaman herhangi bir şeyin imkansızlığı -benim durumumda sanıyorum bu imkansızlık birini sevmek olurdu- altında ezilsem ve bir cam gibi dağılıp gideceğimi hissetsem sığındığım ilk kapı brahms'ın sanatıdır bu yüzden. hiç tatmadan da brahms'dan öğrendiğim bir şey var ise; asla sizin olmayacak bir şeyi sevmek, hayatın; " her istediğine sahip olamazsın" deme şeklidir. dünyanın artık yalnızca kendi etrafında dönmediğini fark eder ve bir gülümsemenin önünde tüm varlığın ile diz çökersin ama uzanıp ona dokunamayacağını bilirsin, işte bu insanın parmaklarının ucunu yakan bir şeydir. hangimizde brahms'da bulunan bu bağlılık var bilinmez, hangimiz sevmenin ve sevilmenin böylesine denk geliriz o da muamma ama şu var ki ölmeyecek tüm tutkular sanat ile varlığını sürdürmeye ve içimizde bir şeyleri taze tutmaya devam eder. bundan dolayı nasırlaşmış her yanımızı törpüler sanat, giden yine bizdendir, bizim etimizdir ama en azından içimizdeki bir şeyleri korumaya belki yeter.
şair lisel mueller'in kaleminden brahms ve clara:
johannes brahms and
clara schumann
the modern biographers worry
“how far it went,” their tender friendship.
they wonder just what it means
when he writes he thinks of her constantly,
his guardian angel, beloved friend.
the modern biographers ask
the rude, irrelevant question
of our age, as if the event
of two bodies meshing together
establishes the degree of love,
forgetting how softly eros walked
in the nineteenth-century, how a hand
held overlong or a gaze anchored
in someone’s eyes could unseat a heart,
and nuances of address not known
in our egalitarian language
could make the redolent air
tremble and shimmer with the heat
of possibility. each time ı hear
the ıntermezzi, sad
and lavish in their tenderness,
ı imagine the two of them
sitting in a garden
among late-blooming roses
and dark cascades of leaves,
letting the landscape speak for them,
leaving us nothing to overhear.
ek olarak türkçe bir kaynak bulamadım ama mektuplaşmalar ve hikayenin atladığım detayları ile ilgilenen olursa diye buraya detaylı bir yazı bırakıyorum: www.brainpickings.org/2017/...
bunu da eklemezsem içimde kalırdı:
devamını gör...


