normal sözlük yazarlarını kaygılandıran şeyler
gelecektir. herkesin toplu olarak kaygılandığı asıl şey bu değil midir?
devamını gör...
bayanlardan bile aya gitme hayali kuranlar vardır
neşet ertaş' ın çok sevdiğim bir sözü olan "kadınlar insandır, biz insanoğlu" düsturunu asla anlayamayacağını düşündüğüm kitlenin bir bireyinden gelen açıklama.
dinlerde kadınlar hep yüceltilmiş, milletler kadınların hayatlarındaki önemini her dem hatırlatmışken diyecek söz bulamıyor ve şu repliği iletiyorum;
- sabri abi öyle bir tarikata denk geldim ki içeride işemeli sıçmalı ayin vardı.
dinlerde kadınlar hep yüceltilmiş, milletler kadınların hayatlarındaki önemini her dem hatırlatmışken diyecek söz bulamıyor ve şu repliği iletiyorum;
- sabri abi öyle bir tarikata denk geldim ki içeride işemeli sıçmalı ayin vardı.
devamını gör...
ramazanda bir hadis hatırlat
“kim benim üzerime yalan uydurursa, cehennemdeki yerini hazırlasın”
buhari, ilim, 38; müslim, zühd, 72; ebû davûd, ilim, 4; tirmizi, fiten, 70; müsned, 1/70.
buhari, ilim, 38; müslim, zühd, 72; ebû davûd, ilim, 4; tirmizi, fiten, 70; müsned, 1/70.
devamını gör...
millet marsa giderken cumhuriyet bayramı ile kafayı yemek
sevgili kardeşim, o marsa giden ülkelerin ulusal bayramlarını nasil kutladiklarini , nasıl önemsediklerini söylemeyi unutmuşsun.
anladık ulus fikrini benimsemiyor, kendinizi bu ulusa ait hissedemiyorsunuz. eyvallah. ama kutlamalar üzerinden benim cumhuriyetine dil uzatma pervasizligina da sahip değilsin. otur aşağıya.
anladık ulus fikrini benimsemiyor, kendinizi bu ulusa ait hissedemiyorsunuz. eyvallah. ama kutlamalar üzerinden benim cumhuriyetine dil uzatma pervasizligina da sahip değilsin. otur aşağıya.
devamını gör...
melisho (yazar)
devamını gör...
tenerife faciası
o dönem birçok sigorta şirketinin iflas ettiği söylenir. havacılık tarihinin en kanlı kazalarından bir tanesi.
devamını gör...
squat
üst bacak arka bacak ve kalçayı güçlendiren, vücudu şekillendiren bir egzersiz. doğru yapılışı için buradan
hedef hacim kazanmaksa daha fazla ağırlıkla daha az tekrar şeklinde yapılmalıdır. hedef ince ve sıkı bacaklarsa daha az ağırlıkla daha çok tekrar şeklinde yapılmalıdır. *
hedef hacim kazanmaksa daha fazla ağırlıkla daha az tekrar şeklinde yapılmalıdır. hedef ince ve sıkı bacaklarsa daha az ağırlıkla daha çok tekrar şeklinde yapılmalıdır. *
devamını gör...
kırgınlık ve kızgınlık arasındaki fark
kızgınlık geçiçidir. içinizde yanan ateş bir müddet sonra soğur. yerini nefrete bırakabilir. belki de hakverirsiniz, hatanın kendinizde olduğunu düşünmeye başlarsınız. yıne de kızgın olma hali tehlikelidir. kızgınlık miktarı arttıkça karşıdaki kişiye zarar verme isteği de o derecede artar. genel hali asabi olan insanların kızgınlık duygusunu yaşaması daha sık olur. bu insanlar aynı ölçüde çabuk sakinleşebilir. ancak çabuk sinirlenmeyen, daha yavaş tepki hızına sahip insanların kızgınlıkları daha yoğun olup sakinleşme süresi daha uzundur. kızgınlık ekseriyetle engellenmiş hissi ile birlikte oluşan durumdur.
kırgınlık ise çok daha naif gibi görünen bir duygudur. çoğu zaman yanlış anlaşılmış olma hali ile zuhur eder. sevdiklerimize kızgınlık yerine kırgınlık hissederiz. kırgınlığı ifade etmek daha zordur. kırgınlık yaşanılan durumda ifade etmek karşı tarafı da kırma ihtimalini ya da karşı tarafın kabul etmeme ihtimalini de beraberinde getirir. affetmesi de bir o kadar uzun sürebilir. kırgınlık gerçekten affedilir mi? emin değilim. affetim demek, iletişime kaldığı yerden devam etmekle gerçekten affetmek olmamış gibi görebilmek arasında bayaa fark var cünkü. affetmiş gibi yaptığımızda karşı taraftan her an aynı ya da benzer bir davranış beklenir içten içe. gerçekten affedebilen ve tekrar aynı davranışı beklemeyen insanlar karşı tarafı çok iyi tanımış, zaten yanlışlıkla yapılmış olduğunu hatta belki de hatanın bir kısmını o o davranışa sürükleyen kendisi olduğunu düşünerek affeder.
kendi adıma bir kaç kez kızdığım insana bir süre sonra kızmayı bırakırım. çünkü artık değişmeyeceğine, farklı düşünce ve duygular içinde olduğumuza ikna olurum ve tekrar kızmayacağım bir uzaklığa doğru kendimi çekmeye çalışırım. ilk gençlik yıllarımda çok kızgın bir insandım. özellikle aileme karşı bir anda öfke patlamaları yaşardım. bu durumun ortadan kalkması için gerçekten çok çaba sarfettim.
yine de abime göre ben halen eserikli birisiyim. her kızdığımda sakinleşince sorardı. "lodos geçti mi?" eşim de evliliğimizin ilk yıllarında olaylara çabuk tepki gösterdiğimi, çok çabuk kızdığımı söyler, beni bu konuda çok eleştirirdi. zamanla bu huyumu düzeltmeye başladım.
galiba bugün çevrem tarafından daha sakin bir insan olarak anılmamın sebebi bunu başardığımın göstergesi.
nasıl yapabildiğime gelince; insanları tanırken onların hayatını her yönü ile incelemeye, düşünce ve yetiştirilme tarzlarına dikkat etmeye, onlardan gelecek zararları önceden kestirmeye başladım. bu noktada olaylardan çok ruhsal çözümlemelere yer veren roman ve öykü okumaları ben fark etmeden beni büyük oranda ehlilleştirdi. yine de adımız çıkmış dokuza inmez sekize hesabı eşimin gözünde ben her an patlamaya hazır bir bombayım. oysa ben şimdilerde ona pek az kızıyorum. kızgınlığı bıraktığım dönemlerde sürekli kırılıyor, kırgınlık yaşamak için bahane arıyordum. şimdi kırgınlık da yaşamıyorum. artık onu ve beni çok iyi tanıdım. en azından 14 yıllık bir evliliğe göre amaçlarım ve önceliklerim değişti.
peki eşimin beni halen çabuk kızan bir insan olarak görmesi umrumda mı ?
hayır !
neden ?
çünkü bendeki değişimi fark etmiyor olmak onun sorunu. hem ne demiş mevlana; "sen ne söylersen söyle, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır."
kırgınlık ise öyle değil. insanın celladına aşık olması gibi kırılır kırılır yeniden ona dönerim. hani hayırsız olarak nitelendirilen bir evlattan annesinin hiç umudunu kesemiyor olması gibi.
çok sevdiğim iki gözümün çiçeği iki arkadaşım var. ikisi de düşünce dünyası anlamında, hayatı algılama şekli anlamında benden biraz uzak insanlar. ilk zamanlar onlara çok kırılır hiç bir şey belli etmezdim. sonra sonra anladım ki onlar beni kırmak için yapmıyorlar. ben onlardan yapamayacakları şeyler bekliyorum. zaman zaman kırgınlıklarım yerini "farklılıklarımızla birbirimizi geliştiriyoruz" a bıraktı. şimdi onları çok iyi tanıyorum ve verdikleri tepkiler beni rahatsız etmiyor. aynı süreci onlar da benimle yaşamıs. dostluk dediğimiz duruma da bu kırılmaları tamir ede ede geldik. ne mutlu bize.
tüm bu yazdıklarımın sonucunda kızgınlık ve kırgınlığı en az seviyede yaşamanın benim açımdan en önemli formulü şu; kendini sevmek ve kendine güvenmek.
tanım: kızgınlık ve kırgınlık duygularının özelliklerinin anlatıldığı başlık.
kırgınlık ise çok daha naif gibi görünen bir duygudur. çoğu zaman yanlış anlaşılmış olma hali ile zuhur eder. sevdiklerimize kızgınlık yerine kırgınlık hissederiz. kırgınlığı ifade etmek daha zordur. kırgınlık yaşanılan durumda ifade etmek karşı tarafı da kırma ihtimalini ya da karşı tarafın kabul etmeme ihtimalini de beraberinde getirir. affetmesi de bir o kadar uzun sürebilir. kırgınlık gerçekten affedilir mi? emin değilim. affetim demek, iletişime kaldığı yerden devam etmekle gerçekten affetmek olmamış gibi görebilmek arasında bayaa fark var cünkü. affetmiş gibi yaptığımızda karşı taraftan her an aynı ya da benzer bir davranış beklenir içten içe. gerçekten affedebilen ve tekrar aynı davranışı beklemeyen insanlar karşı tarafı çok iyi tanımış, zaten yanlışlıkla yapılmış olduğunu hatta belki de hatanın bir kısmını o o davranışa sürükleyen kendisi olduğunu düşünerek affeder.
kendi adıma bir kaç kez kızdığım insana bir süre sonra kızmayı bırakırım. çünkü artık değişmeyeceğine, farklı düşünce ve duygular içinde olduğumuza ikna olurum ve tekrar kızmayacağım bir uzaklığa doğru kendimi çekmeye çalışırım. ilk gençlik yıllarımda çok kızgın bir insandım. özellikle aileme karşı bir anda öfke patlamaları yaşardım. bu durumun ortadan kalkması için gerçekten çok çaba sarfettim.
yine de abime göre ben halen eserikli birisiyim. her kızdığımda sakinleşince sorardı. "lodos geçti mi?" eşim de evliliğimizin ilk yıllarında olaylara çabuk tepki gösterdiğimi, çok çabuk kızdığımı söyler, beni bu konuda çok eleştirirdi. zamanla bu huyumu düzeltmeye başladım.
galiba bugün çevrem tarafından daha sakin bir insan olarak anılmamın sebebi bunu başardığımın göstergesi.
nasıl yapabildiğime gelince; insanları tanırken onların hayatını her yönü ile incelemeye, düşünce ve yetiştirilme tarzlarına dikkat etmeye, onlardan gelecek zararları önceden kestirmeye başladım. bu noktada olaylardan çok ruhsal çözümlemelere yer veren roman ve öykü okumaları ben fark etmeden beni büyük oranda ehlilleştirdi. yine de adımız çıkmış dokuza inmez sekize hesabı eşimin gözünde ben her an patlamaya hazır bir bombayım. oysa ben şimdilerde ona pek az kızıyorum. kızgınlığı bıraktığım dönemlerde sürekli kırılıyor, kırgınlık yaşamak için bahane arıyordum. şimdi kırgınlık da yaşamıyorum. artık onu ve beni çok iyi tanıdım. en azından 14 yıllık bir evliliğe göre amaçlarım ve önceliklerim değişti.
peki eşimin beni halen çabuk kızan bir insan olarak görmesi umrumda mı ?
hayır !
neden ?
çünkü bendeki değişimi fark etmiyor olmak onun sorunu. hem ne demiş mevlana; "sen ne söylersen söyle, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır."
kırgınlık ise öyle değil. insanın celladına aşık olması gibi kırılır kırılır yeniden ona dönerim. hani hayırsız olarak nitelendirilen bir evlattan annesinin hiç umudunu kesemiyor olması gibi.
çok sevdiğim iki gözümün çiçeği iki arkadaşım var. ikisi de düşünce dünyası anlamında, hayatı algılama şekli anlamında benden biraz uzak insanlar. ilk zamanlar onlara çok kırılır hiç bir şey belli etmezdim. sonra sonra anladım ki onlar beni kırmak için yapmıyorlar. ben onlardan yapamayacakları şeyler bekliyorum. zaman zaman kırgınlıklarım yerini "farklılıklarımızla birbirimizi geliştiriyoruz" a bıraktı. şimdi onları çok iyi tanıyorum ve verdikleri tepkiler beni rahatsız etmiyor. aynı süreci onlar da benimle yaşamıs. dostluk dediğimiz duruma da bu kırılmaları tamir ede ede geldik. ne mutlu bize.
tüm bu yazdıklarımın sonucunda kızgınlık ve kırgınlığı en az seviyede yaşamanın benim açımdan en önemli formulü şu; kendini sevmek ve kendine güvenmek.
tanım: kızgınlık ve kırgınlık duygularının özelliklerinin anlatıldığı başlık.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
lise 3 son cuma, herkes gitti okuldan bir biz kaldık 4 kişi. üst kattaki sınıfları tek tek gezip elimize geçen sıraları, masaları, sandalyeleri hatta öğretmen masasını bile camdan aşağı atmıştık okulun arka tarafına 3. kattan.
sonradan düşününce iyi cesaret etmişiz, birisi görse yakalasa bizi devlet malına zarardan baya canımızı yakarlardı.
sonradan düşününce iyi cesaret etmişiz, birisi görse yakalasa bizi devlet malına zarardan baya canımızı yakarlardı.
devamını gör...
naziler ve atatürk
asıl adı: “atatürk in the nazi imagination“ olan kitap, türkçeye “naziler ve atatürk” adıyla çevrilmiştir. yazarı stefan ıhrig’dir. kitaplaştırılan metin, ıhrig’in cambridge’de hazırladığı doktora tezidir esasında.
kabaca söylemek gerekirse: cumhuriyet rejimiyle nazizm arasında bir bağlantı kurar müellif.
bu bağlamda hitler, ermeni ve kürt meselelerinde kemal atatürk’ün takındığı tavırdan oldukça etkilenmiştir ona göre.
ermeni meselesiyle yüzleşilmemesi, dersim’e harekat düzenlenmesi vb.
hitler’in, yahudilere yönelik imha programı oluştururken atatürk’ten esinlendiğini söylemiş ihrig. bunun dışında, mussolini rejiminin de atatürk türkiye’si örneğini esas aldığını vurgulamış. öne sürülen görüşler nedeniyle, 4-5 yıl önce ülkemizde de epey ses getirmişti bu kitap.
kabaca söylemek gerekirse: cumhuriyet rejimiyle nazizm arasında bir bağlantı kurar müellif.
bu bağlamda hitler, ermeni ve kürt meselelerinde kemal atatürk’ün takındığı tavırdan oldukça etkilenmiştir ona göre.
ermeni meselesiyle yüzleşilmemesi, dersim’e harekat düzenlenmesi vb.
hitler’in, yahudilere yönelik imha programı oluştururken atatürk’ten esinlendiğini söylemiş ihrig. bunun dışında, mussolini rejiminin de atatürk türkiye’si örneğini esas aldığını vurgulamış. öne sürülen görüşler nedeniyle, 4-5 yıl önce ülkemizde de epey ses getirmişti bu kitap.
devamını gör...
sadrazam'ın yarasa'ya numarasını vermemesi durumu
gun gecmiyor ki kalbim yine tepelenmesin.. bir numara istedik, sozlukteki ukdem doldu ama sadrazam icimde hep ukde kalacak.
devamını gör...
kafa sözlük
son 2-3 günde çok fazla yazar alındı sanırım. 100 karma puandan vazgeçilmişti. anladığım kadarıyla artık 10 tanım kuralı da askıya alındı. 6 tanımlı pek çok yazara denk geldim.
iyi mi oldu kötü mü bilmem. göreceğiz.
iyi mi oldu kötü mü bilmem. göreceğiz.
devamını gör...
susmak
her ne kadar gönül razı gelmese de bazen verilebilecek en iyi cevaptır.
söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
çektiğim alamı bir ben birde allah’ım bilir.
fuzuli
söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.
çektiğim alamı bir ben birde allah’ım bilir.
fuzuli
devamını gör...
normal sözlük'ün hali ile ilgili çok erkenci davranılması
evet , henüz 2 aylık bebek kıvamında olan sözlük için, onlarca başlıklar açıldı, gerek sevildi, gerek yerildi ama haksızlık ettiklerinin de farkına varılmadı.
çok değerli beyler-hanımefendiler!!!
biraz sabırlı olun, bebeği, sevgiyle , şefkat ile büyütün. o daha bebek; ağlayacak, acıkacak, gaz çıkaracak, kusacak, kendini hemen ifade edemeyecek.
lütfen büyümesini sabırla izleyin, bekleyin demiyorum, çünkü bizler onun anne ve babası olarak davranıp, yetiştireceğiz. yıllar geçip büyüdüğünde ancak, işte bu çocuk olmuş diyeceğiz.
selametle.
bir dost.
çok değerli beyler-hanımefendiler!!!
biraz sabırlı olun, bebeği, sevgiyle , şefkat ile büyütün. o daha bebek; ağlayacak, acıkacak, gaz çıkaracak, kusacak, kendini hemen ifade edemeyecek.
lütfen büyümesini sabırla izleyin, bekleyin demiyorum, çünkü bizler onun anne ve babası olarak davranıp, yetiştireceğiz. yıllar geçip büyüdüğünde ancak, işte bu çocuk olmuş diyeceğiz.
selametle.
bir dost.
devamını gör...
siyah nokta bandı
dua etsem kendisinden daha etkili olacak olan bant.
devamını gör...
akp'li vekilin süleyman soylu'yu korumamız gerekiyor çağrısı
kimi ,kimden koruyacağız? inek öldü ,ortaklık bozuldu, çıkarlar çatıştı düşman olundu, şimdi oldu "tu kaka" herkes işine baksın, yarın onlar yine iyi olur , kaybeden yine halk olur.
devamını gör...
canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yar
"canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yar, öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim.” (ahmed paşa)
ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. o gün bugündür, o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım.
beytin mecaz anlamı: eski bir zamanda bir güzel göz ucuyla bana bir işaret etti,
sanki o güzeller güzeli gözleriyle bana merhaba dedi.
ben halen o sevgilinin merhabasının sarhoşluğunu yaşamaktayım.
o günden bugüne başkasının bakışına, iltifatına hiç cevap vermedim.
çünkü buna ihtiyaç hissetmedim. onun merhabası ile her daim mutlu oldum.
beytin gerçek anlamında ise : ahmet paşa elest bezminde (ruhların yaratıldıktan sonra bir araya geldikleri yer) ruhunun allah teala’ya âşık olduğunu, insan olarak yaratılmasından sonra dünyadan hiçbir şeye karşı iltifat etmediğini, dünyevi güzellerin ve güzelliklerin cazibesine kapılmadığını anlatmaktadır.
ezel gününde sevgilinin gözü bana bir merhaba lûtfetti. o gün bugündür, o bakışın mestliğiyle başka birinin merhabasını hiç tanımadım.
beytin mecaz anlamı: eski bir zamanda bir güzel göz ucuyla bana bir işaret etti,
sanki o güzeller güzeli gözleriyle bana merhaba dedi.
ben halen o sevgilinin merhabasının sarhoşluğunu yaşamaktayım.
o günden bugüne başkasının bakışına, iltifatına hiç cevap vermedim.
çünkü buna ihtiyaç hissetmedim. onun merhabası ile her daim mutlu oldum.
beytin gerçek anlamında ise : ahmet paşa elest bezminde (ruhların yaratıldıktan sonra bir araya geldikleri yer) ruhunun allah teala’ya âşık olduğunu, insan olarak yaratılmasından sonra dünyadan hiçbir şeye karşı iltifat etmediğini, dünyevi güzellerin ve güzelliklerin cazibesine kapılmadığını anlatmaktadır.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
lisede okul gezisinde kaybolmuştum. kabustu.. aslında komik olan, beni ararken bir kaç kişinin daha ortadan kaybolması. millet beni arama bahanesiyle izini kaybettirip sigara yakmış, ortamı şenlendirmiş.. neyse olan bana oldu. onları ararken, bin ton laf işitmiştim. otobüsteki liseliler de bu olaydan sonra adımı ezberlemiş oldu ama okulda kaçak kız demeyi tercih ettiler.
devamını gör...
sözlüğün eleştiriye tahammülü olmaması
bazı başlıkların sol frame'den kaldırılması ile ilgili eleştiri.
başlıkları kaldıran kişi ya da sistem ben değilim ama tahminimi yazmak istedim sadece. öyle sanıyorum ki bu tür başlıklarda ya insanlar birbirleriyle kutuplaşma yaşıyor ya da yönetim ve onun tarafını tutanlarla, eleştiren kişi ve onun tarafını tutanlar arasında bir gerginlik oluyor. insanın olduğu her yerde var olan bu olayı engellemenin pek yolu yok. bir de başlığı tamamen silmemiş olmaları, hareketin eleştiriye tahammülsüzlükten daha farklı bir düşünceyle yapılmış olması ihtimalini akla getiriyor. o yanından da düşünmek gerek sanırım biraz.
bir de -bu kısmı şahsi görüşüm- sözlük sahibi olsam ve bu tür bir şikâyet olsa, benimle irtibata geçilip bunun neden böyle olduğunun sorulmasını, başlık açılmasına tercih ederim. belki alacağınız yanıt sizi ikna etmeye yeterli olur ve başlık açmaya da gerek kalmaz o durumda. bilemiyorum altan... herkes benim gibi düşünmek zorunda değil tabii. her yiğidin yoğurt yiyişi farklı.
kaldırılan başlığın içeriğine gelince; orada black rose ile aynı fikirdeyim. kuralları başından bilerek geldiğimiz bir yerde o kuralların değişmesini istemek, oraya tam da o kurallar nedeniyle gelmiş olanlara haksızlık diye düşünüyorum. şahsen burada olma nedenim tam olarak sözlüğün küfürsüz olması. bunun değişmesini de -en azından kendi adıma- istemem. o yüzden eleştirimizi yaparken ortamın genelini düşünerek yaparsak daha olumlu sonuç alırız gibi görünüyor.
edit: sol frame'den kaldırılan başlığa tekrar baktım ve #sözlük kategorisinde olduğunu gördüm. arkadaşlar, bu kategorideki başlıklar sol frame'de yer almıyor. geçen sözlük radyosu başlığına yazdım, başlık görünmedi. oysa sadece program önerisi yapmıştım. yani kategorisi nedeniyle otomatik olarak gelmiyor sol tarafa. bunu da bilgi olarak eklemek istedim buraya.
başlıkları kaldıran kişi ya da sistem ben değilim ama tahminimi yazmak istedim sadece. öyle sanıyorum ki bu tür başlıklarda ya insanlar birbirleriyle kutuplaşma yaşıyor ya da yönetim ve onun tarafını tutanlarla, eleştiren kişi ve onun tarafını tutanlar arasında bir gerginlik oluyor. insanın olduğu her yerde var olan bu olayı engellemenin pek yolu yok. bir de başlığı tamamen silmemiş olmaları, hareketin eleştiriye tahammülsüzlükten daha farklı bir düşünceyle yapılmış olması ihtimalini akla getiriyor. o yanından da düşünmek gerek sanırım biraz.
bir de -bu kısmı şahsi görüşüm- sözlük sahibi olsam ve bu tür bir şikâyet olsa, benimle irtibata geçilip bunun neden böyle olduğunun sorulmasını, başlık açılmasına tercih ederim. belki alacağınız yanıt sizi ikna etmeye yeterli olur ve başlık açmaya da gerek kalmaz o durumda. bilemiyorum altan... herkes benim gibi düşünmek zorunda değil tabii. her yiğidin yoğurt yiyişi farklı.
kaldırılan başlığın içeriğine gelince; orada black rose ile aynı fikirdeyim. kuralları başından bilerek geldiğimiz bir yerde o kuralların değişmesini istemek, oraya tam da o kurallar nedeniyle gelmiş olanlara haksızlık diye düşünüyorum. şahsen burada olma nedenim tam olarak sözlüğün küfürsüz olması. bunun değişmesini de -en azından kendi adıma- istemem. o yüzden eleştirimizi yaparken ortamın genelini düşünerek yaparsak daha olumlu sonuç alırız gibi görünüyor.
edit: sol frame'den kaldırılan başlığa tekrar baktım ve #sözlük kategorisinde olduğunu gördüm. arkadaşlar, bu kategorideki başlıklar sol frame'de yer almıyor. geçen sözlük radyosu başlığına yazdım, başlık görünmedi. oysa sadece program önerisi yapmıştım. yani kategorisi nedeniyle otomatik olarak gelmiyor sol tarafa. bunu da bilgi olarak eklemek istedim buraya.
devamını gör...

