japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. balıkçılar, japon nüfusu doyurabilmek için büyük tekneler yaptırıp uzaklara açılmak zorunda kaldılar. uzaklardan dönüş bir-iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır. japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir.

bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurup balıkları dondurmaya başladılar. ancak japon halkı taze ile donmuş balık lezzet farkını hissedebiliyorlardı ve donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyorlardı.

balıkçılar bu defa teknelerine balık havuzları yaptırdılar. bu defa balıklar canlı kalıyordu. fakat sıkışık ortamda, hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri, hareketli taze balığa göre lezzeti kötüydü.

japonlar, balıkları ülkelerine taze ve lezzetli bir şekilde getirmek için, alışılmadık bir çözüm yolu buldular: balıkları yine teknelerindeki havuzlarda tuttular, ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar. bir miktar balık, köpekbalığı tarafından yutulmuştu, ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmişlerdi.”

japon balıkçıların bu hikâyesinden çıkarılabilecek ders şudur: çok fazla hasar/zarar vermeyen (üstelik kontrol edilebilen ve yönetilebilen) bir düşman veya rakip, verdiği zarardan çok dinamizm ve canlılık gibi, faydalar sağlayabilir.

işbu tespit, devletler, kurumlar ve bireyler için de aynen geçerlidir.
devamını gör...

e bunlar düpedüz bidon kafalılar.. akapeliler de kaçıyor memleketten gayrı.
şu ifade tipoloji için önemli:

söz konusu pasaportları almanya’ya vardıktan sonra ellerinden alındığını ifade eden h.g., “bir kimlik kullanmama gerek yok. kimse bilmiyor ki benim burada olduğumu. almanya benden habersiz…. valla zor olmuyor. kaçak gibi yaşamıyorum. geziyorum da, dolaşıyorum da… kimse sormuyor ki bana sen kimsin, nesin diye… bir bekar evinde kalıyorum arkadaşlarla. inşaatlarda çalışıyorum. bir sorun yaşamıyorum şu anda….”


edit: yani bakıyorum, bu adamlar kolaylıkla gidebiliyorlar böyle bir pandemi döneminde.. vasıf yok, eğitim yok, dil yok yani dört başı mamur tipik bir götünün kılıyım tarzı adamlar.. belki seçimlerde gidecek konsoloslukta oy da verecek bu dayılar.. hatta belki ''almanya''da etin kilosu 150 tl'ye geliyor diye almanya'yı eleştirecek.. hatta mitinglere katılıp 4 parmak sallayacak filan.. ne garip lan!
devamını gör...

bahar kokusu
devamını gör...

hatice'nin halini hiç beğenmiyorum.
devamını gör...

orijinal adı tashunka wıtko olan oglala sioux kabilesinin savaş reisidir. 1842 yılında doğduğu tahmin ediliyor. ilk delikanlılık yıllarında düşman kızılderili kabilelere yapılan baskınlarda cesaretini gösterdi. 1866'da kızıl bulut'un savaşında a.b.d ordusuna karşı savaştı. fetterman kıyımında pusu kuran ekibin başındaydı. savaştan sonra rezervasyonda yaşamayı kabul eden kızıl bulut, benekli kuyruk gibi reislere uymayarak kendisi gibi özgür yaşamak isteyenlerle birlikte yaşamaya devam etti. 1874'de sioux topraklarında altın çıktığı için toprak satışı isteyen a.b.d'ye karşı yeniden savaşmaya başladı. 1876'da little bighorn savaşında, a.b.d ordusunun 7. süvari alayını ve alayın komutanı general george armstrong custer'ı yok eden kızılderililere önderlik etti. savaş sonrası yeni gelen birliklerin sürekli saldırı ve baskısı karşısında açlık, soğuk... gibi sebeplerle kabilesi zor duruma düştü ve kendisine eski topraklarında yaşama sözü verilince teslim oldu. birkaç ay sonra söz verilen topraklar verilmediği için kızgınken, bazı sioux savaşçılarının a.b.d ordusuna paralı asker olduğunu görünce kaçıp eski topraklarına gideceğini söyledi. ama muhbirler beyaz adama haber vermişti ve söz verilen topraklar hakkında general seninle konuşacak denilerek beyazların kalesine götürüldü. kaledeyken önüne götürüldüğü binanın içinde demir parmaklıkları görünce hapise atılacağını anladı. kaçmaya çalışırken, eski yakın arkadaşı ve savaşçısı ama artık a.b.d paralı askeri küçük dev adam kollarından tutup, boğuşmaya başladı. o sırada bir amerikan askeri süngüsünü reisin karnına soktu. revire götürüldü ve o gece ölene kadar sioux ölüm şarkısını söyledi. 5 eylül 1877'de öldü. ailesi kanada'ya kaçarken cesedini yaralı diz denilen bölgeye gömdüler, o yüzden bugün mezarı belli değildir. dini sebeplerden dolayı fotoğraf çektirmeyi kötü gördüğünden fotoğrafı yoktur.
devamını gör...

zaten eviydi eşyasıydı bir sürü borca girmiş insanın bir de düğün masrafıyla uğraşmak istememesindendir. hayır ne gerek var? bir gece için 30-40.000 lira harcamaya değer mi?
devamını gör...

duş sonrası hem saçı ve hem de vücudu ısıtmak, sesinin ninni misali ve huzur verici olması ve ardından da sıcacık yatağa girip uykuya dalmak. allah bundan mahrum etmesin.
(bkz: küçük şeylerle mutlu olmak)
devamını gör...

1909-1986 yılları arasında elazığa bağlı nimri köyünde yaşamış, saz çalan ve tasavvuf şairi olan nimri dedeye ait bir şiirdir. arif sağ tarafından seslendirilmiş.
beni her okuduğumda etkileyen şiir; insanın gerekirse serden geçip insan olma mücadelesini sürdürmesinin gerekliliğini çok güzel tarifliyor. ayrıştırmadan ve ötekileştirmeden de var olunabileceği noktasında umut ışığı olan bir şiir.


sözleri şu şekildedir;

ikilik kinini içimden atıp
özde ben bir insan olmaya geldim
taht kuralı ariflerin gönlüne
sözde ben bir insan olmaya geldim
serimi meydana koymaya geldim

meğerse aşk imiş canın mayası
ona mihrabımış kaşın arası
hakkın işlediği kudret boyası
yüzde ben bir insan olmaya geldim

bütün mürşidlerin tarif ettiği
sadıkların menziline yettiği
enbiyanın evliyanın gittiği
izde ben bir insan olmaya geldim

ben de bir zamanlar baktım bakıldım
nice yıllar bir kemende takıldım
o aşkı mecazla yandım yakıldım
közde ben bir insan olmaya geldim

süregeldim aşk meyini içerek
her bir akı karasından seçerek
varlık dağlarını delip geçerek
düzde ben bir insan olmaya geldim

gör ki nimri dede şimdi neyleyi
gerçek aşkı her gönüle söyleyi
her türlü sefaya veda eyleyi
sazda ben bir insan olmaya geldim


arif sağ yorumu ile; insan olmaya geldim
devamını gör...

youtube türkiye'de zevkime göre içerik üreten nadir youtuberlardan bir tanesi.
devamını gör...

azıyla çoğuyla resme dökülmüş hali budur. büyük resmi kimse görememektedir.
devamını gör...

liyakat kelimesini telaffuz etmek için ucunun sana dokunması gerekiyormuş.
devamını gör...

ilk yayının günahı olmaz demişler lakin arkadaşlar sevap kazandı bile diyebiliriz. sohbetleri gayet keyifliydi. birbirlerine alıştıkça daha iyi bir iş çıkarırlar diye düşünüyorum.

bana kalırsa kısa sürdü yayın. bilim kurgu film ve dizilerden esintiler bekliyordum. arthur c. clark'da tadımlık oldu. daha fazla konuşulur diye umuyordum.

neyse borcunuz olsun. yazdım veresiye defterine.

emeğinize sağlık.
devamını gör...

yoğurt.. yoğurda babamdan daha duskundum..
devamını gör...

unutmaya çalışmak.. her daim hatirlamaktir..
devamını gör...

histrionik kişilik bozukluğu olan insanlarda görülen davranış biçimidir.
devamını gör...

tanımda yazılanların da tanımlanması gerekiyor. hiçbir şey anlamıyorum okuduğumdan. anlasan ne olur diyecekler için de birkaç şey öğrenmiş oluruz.
devamını gör...

anket ve forum başlıklarından uzak duran, bilgi içeren başlıkların canavarı, anladığım kadarıyla müzik zevkimizinde uyuştuğu yazar, klavyen keskin olsun, takipteyim dikkat et:)))
devamını gör...

first person bulmaca oyunları sevenlere rahatlıkla tavsiye edebileceğim atmosferi ve heyecanıyla beni büyüleyen pc oyunu.
devamını gör...

yatıyorlar kalkıyorlar damat da damat. damat kadar taş düşsün başınıza diye cevap vermek istediğim soru.
devamını gör...

acil durumlarda mutlaka haberdar etmemiz gereken yazarımız. çekilin ben geldim edasıyla ortama giriş yapabilir her an..keyifle yazdıklarını okuyoruz..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim