yeşil renkli yazar olmalı mıyım sorunsalı
(bkz: bak hâlâ ya)
arkadaşım sizin hıyardan başka örneğiniz yok mu?
bir sürü yeşil renkli şey var bu alemde, acık onları dikkate alın.*
salatalık filan da değil ha, direkt hıyar, direkt adrese teslim!
arkadaşım sizin hıyardan başka örneğiniz yok mu?
bir sürü yeşil renkli şey var bu alemde, acık onları dikkate alın.*
salatalık filan da değil ha, direkt hıyar, direkt adrese teslim!
devamını gör...
fantastik edebiyat
kaçış edebiyatı değil de, insanın özüne ulaşmaya çalışırken kullandığı bir yolculuk aracı olan edebiyat türü. şu an yaşadığımız hayat, içinde bulunduğumuz çevre, önceliklerimiz ve hatta düşünce yapımız bile insanın doğasına tamamen ters bir şekilde değişiyor yıllardır. bundan hoşlanmıyoruz. her insan evladı, geçmişe özlem duyar. kitaplarda,filmlerde her türlü sanat türünde geçmiş güzel tasvir edilir, gelecek tam tersi iken. farkında olmasak bile eski zamanların doğallığını ararız şu yapmacık dönemde. eleştirel bir şekilde kendimize baksak, ne kadar gülünç durumda olduğumuzu görmez miyiz aslında ? dertlerimiz, amaçlarımız, hareketlerimiz hepsi o kadar boş ve komik ki.
fantastik edebiyata dalan bir kişi doğa tasvirleri, karakterlerin yaşantıları ve dönemin yapısını okudukça içinde yatan doğasına duyduğu özlem ve arzu ateşlenmeye başlar. öyle ki, "ah be o dönemde yaşamak vardı." diye sayıklamaya başlarlar zamanla. eserde bulunan yaratıklar, büyüler ve diğer doğa üstü olaylar ise olayları daha da renklendirir ama doğallığı bozmaz. okuyana şu anki gerçeklikten daha yakın gelir hatta kimi zaman. bazen saçma gelseler de yaşadığımız anın saçmalığıyla yarışamazlar bile.
sonuç olarak, zaten özünden kaçmış olan insanın geçmişine dönme çabasıdır fantastik edebiyat. okuyucu, dönem insanlarının dinamik ve heyecan dolu yaşantılarını yatağında yatmış okurken ; doğanın tüm saflığının ve güzelliğinin tasvir edilişini dört beton arasında okurken; önemli olan değerlerin zamanla nasıl değiştiğini idrak ederken, yavaştan içinde bir şeyler kıpırdamaya başlar ve sonuç olarak bu da doğal yaşama olan isteği tetikler. ve hayata bakış açısı değişmeye başlar.
fantastik edebiyata dalan bir kişi doğa tasvirleri, karakterlerin yaşantıları ve dönemin yapısını okudukça içinde yatan doğasına duyduğu özlem ve arzu ateşlenmeye başlar. öyle ki, "ah be o dönemde yaşamak vardı." diye sayıklamaya başlarlar zamanla. eserde bulunan yaratıklar, büyüler ve diğer doğa üstü olaylar ise olayları daha da renklendirir ama doğallığı bozmaz. okuyana şu anki gerçeklikten daha yakın gelir hatta kimi zaman. bazen saçma gelseler de yaşadığımız anın saçmalığıyla yarışamazlar bile.
sonuç olarak, zaten özünden kaçmış olan insanın geçmişine dönme çabasıdır fantastik edebiyat. okuyucu, dönem insanlarının dinamik ve heyecan dolu yaşantılarını yatağında yatmış okurken ; doğanın tüm saflığının ve güzelliğinin tasvir edilişini dört beton arasında okurken; önemli olan değerlerin zamanla nasıl değiştiğini idrak ederken, yavaştan içinde bir şeyler kıpırdamaya başlar ve sonuç olarak bu da doğal yaşama olan isteği tetikler. ve hayata bakış açısı değişmeye başlar.
devamını gör...
yazarların ruh hallerini anlatan bir söz
dedim ya,oturuyorum öylece.
iyiki etrafımda,kalbimi tanıyanlar yok.
iyiki etrafımda,kalbimi tanıyanlar yok.
devamını gör...
tartışmada zeki olmayan insanların yaptıkları
dinlememek. karşısındaki insana bırakın söz hakkı ya da kendini açıklama şansı vermeyi, sadece ve sadece kendileri konuşuyorlar. bırakın kavga ettiğiniz insan bi kendini açıklasın, kızgınlığının ya da olayın sebebini söylesin anlatsın. dinlemeden anlamadan kızıp duruyorlar ya işte her şeyi daha kötü yapıyorlar o an*.
devamını gör...
yirmi dokuz diye bir yaş yoktur otuzdur o
devamını gör...
bilim kurgu
mantığın bir yere kadar götürdükten sonra yerini hayal gücüne bırakmasıyla ortaya çıkan keşif.
devamını gör...
müslüman yazarlara sorular
bundan kırk sene önce ankara üniversitesi ilahiyat fakültesinde okudum.
birinci sınıf bitince kendi memleketime geldim.
inanılmazdı...
benden bilgi almak için bir köşeye çağıran pek çok insanlar tanıdım.
ve hemen hemen hepsi sex ve cinsellikle ilgili konularda sorular sormuşlardı.
yuhbeeeee olmuştum.
biz din ve islam öğretmek için okuyorduk.
milletin aklında ise karpuz kabuğu vardı.
birinci sınıf bitince kendi memleketime geldim.
inanılmazdı...
benden bilgi almak için bir köşeye çağıran pek çok insanlar tanıdım.
ve hemen hemen hepsi sex ve cinsellikle ilgili konularda sorular sormuşlardı.
yuhbeeeee olmuştum.
biz din ve islam öğretmek için okuyorduk.
milletin aklında ise karpuz kabuğu vardı.
devamını gör...
cem yılmaz filmlerinin din ve değerler açısından incelenmesi
(bkz: her kuşu öptün bi leylek kaldı) aynen akla bunu getiren başlık. sizin bu pis zihniyetinizden biz ne zaman kurtulacağız kardeşim? işte bu zihniyet bizim gelişmememize sebep olan zihniyettir. bu makaleyi kim yazdı kim hazırladıysa iyi bir araştırılsın kesinlikle arkasından başka birşey çıkacaktır.
bu zihniyet hazarfen ahmet çelebiyi galata'dan kendi yaptığı kanatlar ile uçtu diye trablus'a süren zihniyettir.
bu zihniyet lagari hasan çelebiyi ilk füze denemesini yapan biri olmasına rağmen kırım'a süren zihniyettir.
bu zihniyet bu ülkenin başından acilen def edilmelidir, böyle insanların ciğerlerine çektikleri oksijenin dahi hesabı çatır çatır sorulmalıdır.!
bu zihniyet hazarfen ahmet çelebiyi galata'dan kendi yaptığı kanatlar ile uçtu diye trablus'a süren zihniyettir.
bu zihniyet lagari hasan çelebiyi ilk füze denemesini yapan biri olmasına rağmen kırım'a süren zihniyettir.
bu zihniyet bu ülkenin başından acilen def edilmelidir, böyle insanların ciğerlerine çektikleri oksijenin dahi hesabı çatır çatır sorulmalıdır.!
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
fok balıkları çok yalnız.
devamını gör...
yazarların bu yüzden hep yalnız kalacağım dediği şeyler
beklentilerimi çok yüksek tutuyorum .
devamını gör...
kendime saygım yok davranışları
kendini değersiz hissettiren insanların yanında durmak.
devamını gör...
sözlüğün medar-ı iftiharı kadın yazarlarımız
başlığı açan yazarım,
benden çok yaşayacan. *
bende ha böle bir başlık hayal ediyordum.
sağ olalım var olalım biz.
hepinizi çooook ama çok seviyorummmm.
bütün kızlar toplanalım o vakit.
benden çok yaşayacan. *
bende ha böle bir başlık hayal ediyordum.
sağ olalım var olalım biz.
hepinizi çooook ama çok seviyorummmm.
bütün kızlar toplanalım o vakit.
devamını gör...
birine kitap hediye etmek
aldığım en güzel hediyeydi bir şiir kitabı. çok sevdiğim bir dostum almıştı bana. şiir kitaplarına zaafım var. ama az kalsın ben hediye edemeyecektim ona. korkuttu beni. neyse ki zamanımız var, hep de olacak.
devamını gör...
bir yaz akşamı on buçukta
marguerite duras kitabıdır.
“yazmak aynı zamanda konuşmamaktır. susmaktır. sessizce ulumaktır.”
yazdığı diğer bütün kitapları bir kenara bırakarak, sadece “hiroşima sevgilim”in yazarı saydığım hayran olunası kadın marguerit duras’nın bir sözü yukarıda alıntıladığım. ne dense boş, o kadar güzel susuyor ki duras, dinlememek elde değil. aynı dünya üzerinde 14 sene yaşama onuruna eriştiğim bu müstesna kadının yazdıkları okumaya başlar başlamaz sizi, hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalıyor. kurtulmak isteseniz de bu mümkün olmuyor, zaten kurtulmak isteyecek bir edebiyat sever olabileceğine de inanmak istemiyorum.
“bir yaz akşamı on buçukta” isimli romanında duras bitmek üzere olan bir aşkla, başlamak üzere olan bir aşkı anlatıyor, kurşunlarla son bulmuş üçlü bir başka aşkın gölgesinde.
“paestra” diye başlıyor roman. paestra bir aşk cinayetinin faili. 19 yaşındaki karısı ve onun sevgilisini öldüren bir adam ve gitgide bir efsaneye dönüşüyor bu adam şehirde. şehir fırtınaya teslim olmuş, yollar kapalı, elektrik yok ve polisler paestra’nın peşinde. herkes paestra’nın kurtulacağına inanıyor ve bunu umut ediyor. en çok da bitmek üzere olan – hatta çoktan bitmiş olan- bir aşkın suç ortağı olan kocası pierre, kızı judith ve kocasının uçarca koştuğu yeni aşkının adresi claire ile birlikte bir otele sığınmış olan marie.
marie, claire ile pierre arasındaki cinsel gerilimi somut bir nesneymişçesine kavrıyor. sıkıyor avuçlarında. pierre’in avuçlarını düşlüyor kendi solmaya yüz tutan güzelliğinden azat olup claire’nin tomurcuklarına doğru yol alan. paestra’nın damlarda saklandığına inanıyor marie, elinden düşürmediği kadehine yaslanarak. iki kişi arasında kendini fazlalık olarak gören marie, fırtınaya sığınır biraz, biraz kadehlerine, biraz da paestra ile karşılaşma ümidine ki o adam aşk uğruna iki cinayet işlemiştir fiilen, ve bir başka cinayet – buna intihar denebilir kolaylıkla- manen.
fırtına bir roman kişisidir duras için, içki de öyle. konuşmalarını bile beklersiniz okurken ama o kadar ileri gitmezler nedense.
pierre ile claire’in ne zaman sevişeceklerini düşler marie. asla çıplak görmediği claire’in, çıplaklığını ne zaman marie’nin kocası pierre’in gözlerine ve avuçlarına teslim edeceğini düşler. paestra ile buluşmayı düşler.
dünya o kadar büyük olamaz ya da bu kadar küçük. elbette pierre ve claire sevişmek için gözden uzak bir yer bulacaklardır ve elbette marie bir şekilde paestra ile karşılaşacaktır. marie’nin inanmak istediği ve inandığı şey budur işte.
marguerite duras ile 14 sene aynı dünya üzerinde nefes aldım ama onu görme şansım olmadı. aslında benim duras ile karşılaşma ihtimalim marie’nin paestra’ya rastlama ihtimali kadardı. belki bir fırtınada, bir yaz akşamı, belki on buçukta, bir otelin penceresinde, bir evin damında, bir otel odasında…yüzde kaçsa artık bu ihtimal…
“yazmak aynı zamanda konuşmamaktır. susmaktır. sessizce ulumaktır.”
yazdığı diğer bütün kitapları bir kenara bırakarak, sadece “hiroşima sevgilim”in yazarı saydığım hayran olunası kadın marguerit duras’nın bir sözü yukarıda alıntıladığım. ne dense boş, o kadar güzel susuyor ki duras, dinlememek elde değil. aynı dünya üzerinde 14 sene yaşama onuruna eriştiğim bu müstesna kadının yazdıkları okumaya başlar başlamaz sizi, hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalıyor. kurtulmak isteseniz de bu mümkün olmuyor, zaten kurtulmak isteyecek bir edebiyat sever olabileceğine de inanmak istemiyorum.
“bir yaz akşamı on buçukta” isimli romanında duras bitmek üzere olan bir aşkla, başlamak üzere olan bir aşkı anlatıyor, kurşunlarla son bulmuş üçlü bir başka aşkın gölgesinde.
“paestra” diye başlıyor roman. paestra bir aşk cinayetinin faili. 19 yaşındaki karısı ve onun sevgilisini öldüren bir adam ve gitgide bir efsaneye dönüşüyor bu adam şehirde. şehir fırtınaya teslim olmuş, yollar kapalı, elektrik yok ve polisler paestra’nın peşinde. herkes paestra’nın kurtulacağına inanıyor ve bunu umut ediyor. en çok da bitmek üzere olan – hatta çoktan bitmiş olan- bir aşkın suç ortağı olan kocası pierre, kızı judith ve kocasının uçarca koştuğu yeni aşkının adresi claire ile birlikte bir otele sığınmış olan marie.
marie, claire ile pierre arasındaki cinsel gerilimi somut bir nesneymişçesine kavrıyor. sıkıyor avuçlarında. pierre’in avuçlarını düşlüyor kendi solmaya yüz tutan güzelliğinden azat olup claire’nin tomurcuklarına doğru yol alan. paestra’nın damlarda saklandığına inanıyor marie, elinden düşürmediği kadehine yaslanarak. iki kişi arasında kendini fazlalık olarak gören marie, fırtınaya sığınır biraz, biraz kadehlerine, biraz da paestra ile karşılaşma ümidine ki o adam aşk uğruna iki cinayet işlemiştir fiilen, ve bir başka cinayet – buna intihar denebilir kolaylıkla- manen.
fırtına bir roman kişisidir duras için, içki de öyle. konuşmalarını bile beklersiniz okurken ama o kadar ileri gitmezler nedense.
pierre ile claire’in ne zaman sevişeceklerini düşler marie. asla çıplak görmediği claire’in, çıplaklığını ne zaman marie’nin kocası pierre’in gözlerine ve avuçlarına teslim edeceğini düşler. paestra ile buluşmayı düşler.
dünya o kadar büyük olamaz ya da bu kadar küçük. elbette pierre ve claire sevişmek için gözden uzak bir yer bulacaklardır ve elbette marie bir şekilde paestra ile karşılaşacaktır. marie’nin inanmak istediği ve inandığı şey budur işte.
marguerite duras ile 14 sene aynı dünya üzerinde nefes aldım ama onu görme şansım olmadı. aslında benim duras ile karşılaşma ihtimalim marie’nin paestra’ya rastlama ihtimali kadardı. belki bir fırtınada, bir yaz akşamı, belki on buçukta, bir otelin penceresinde, bir evin damında, bir otel odasında…yüzde kaçsa artık bu ihtimal…
devamını gör...
etrafımızda olması gereken insan tipleri
kalbi güzel, allah korkusu olan, yeterli mal varlığı bulunan ve cahil olmayan tipler, etrafımızda olması gereken tiplerdir.
devamını gör...
en iyi 36 yazarın kolajı
teşekkürler sevgili tartarus, kolajda kokpit fotoğrafımı görmek iyi hissettirdi. kullandığım fotoğrafı gerçekten seviyorum*.
devamını gör...
elma kurdu (yazar)
hayalimdeki kadın kesinlikle*
nasıl yani derseniz, bir kadına
* gel hadi kelle kırak
* gel ciğere vurak
* çayı demle ben de kebabı getiriyorum.
* topla bıçakları, getir şu kuzuyu ayarlayalım.
gibi rüya teklifler yapabiliyorsam o kadın benim hayalimdeki kadındır.
kahvaltıda beraber 1 kilo kavurma yenecek kadındır. *
nasıl yani derseniz, bir kadına
* gel hadi kelle kırak
* gel ciğere vurak
* çayı demle ben de kebabı getiriyorum.
* topla bıçakları, getir şu kuzuyu ayarlayalım.
gibi rüya teklifler yapabiliyorsam o kadın benim hayalimdeki kadındır.
kahvaltıda beraber 1 kilo kavurma yenecek kadındır. *
devamını gör...
babaların garip huyları
rahmetli boş durmayı sevmezdi.
cumartesi pazar konu komşu kimin nesi bozuksa toplar ve tamir ederdi.
hayatında ilk defa halı yıkama makinesi gördün be adam, nasıl açıyorsun, nasıl çözüyorsun da tamir edebiliyorsun?
hadi ediyorsun, neden bedava?
hadi bedava, neden tatil günlerinde? biraz dinlenseydin, belki biraz daha danışabilirdim sana.
benim de insanları "tamir etme" dürtüm sanıyorum buradan geldi. ama çok başarısızım, bilesin.
cumartesi pazar konu komşu kimin nesi bozuksa toplar ve tamir ederdi.
hayatında ilk defa halı yıkama makinesi gördün be adam, nasıl açıyorsun, nasıl çözüyorsun da tamir edebiliyorsun?
hadi ediyorsun, neden bedava?
hadi bedava, neden tatil günlerinde? biraz dinlenseydin, belki biraz daha danışabilirdim sana.
benim de insanları "tamir etme" dürtüm sanıyorum buradan geldi. ama çok başarısızım, bilesin.
devamını gör...


