öncelikle sütü, yumurta sarısını, şekeri tencereye alıp çırpıyoruz.
tencerenin altını kısık ateşte yakıyoruz.
diğer ocakta pirinçlerimizi haşlıyoruz.
pirinçlerimiz yumuşayınca süzüp kaynayan sütümüze ilave ediyoruz.
kaynayan sütlacımızı sübye ile kıvam verip 2 dakika kaynatıyoruz.
kaselere alıp altı su dolu tepside 200-250 derecelik fırında üstü kızarana kadar fırınlıyoruz.
püf noktaları.
sütünüzün taze ve yağlı olması sütlacın kıvam ve lezzetinde önemlidir.
pirinçlerin ayrı ocakta tamamen yumuşayıncaya kadar haşlanması pirinçlerin tane tane olması açısından önemlidir.
kıvam verici olarak sübye kullanılması hem doğal bir bağlayıcı hem de lezzet açısından önemli bir unsurdur sütlü tatlılar için
sütlaçları fırınlarken kasenizin tamamını doldurmanız daha iyi kızarması açısından önemlidir.
sütlacı fırınlarken kaseleri koyduğumuz tepsinin içine kesinlikle su koyulmalı.
sübyesi için.
200 gr pirinç, 200 gram su (oran:1 kg süte 110 gram sübye)
gerçek sütlaçta 'sübye' kullandığımız için (oranı: 1 kg süte 110 gram sübye) sübyenin tarifini de şöyle bırakalım:
biz, eğitici olması açısından 200 gram sübye yapımının tarifini veriyoruz. kalan sübyeyi dolaba koyup bir hafta sonra yeniden kullanabilirsiniz. ayrıca siz, yapacağınız sütlaç miktarına göre bu oranları değiştirebilirsiniz.
sübye yapımı; 1 gece önceden ıslattığımız pirinçlerin ertesi gün suyun tamamen süzeriz.
ıslattığımız 200 gram pirince 200 gram su ilave edip blenderdan pirinçler iyice ezilinceye kadar çekeriz. sonrasında süzüp kullanırız.
devamını gör...

1- türkiye cumhuriyeti düşmanlığı.
2- atatürk düşmanlığı.
3- asker düşmanlığı.
4- atatürk devrimleri düşmanlığı.
5- türk düşmanlığı.
6- vatansızlık.
7- karaktersizlik.
8- g*t yalamayı sevmeleri.
9- para için kız kardeşlerini satmaları.
10- sözde liderleri istediğinde b*k yoluna gitmeleri.
devamını gör...

her şeyden önce insanlar çalışıyor, üretiyor. bağ bahçe ekiyor, tarla sürüyor. mahsullerini suluyor, topluyor. hayvanlarını besliyor, otlatıyor, bakıyor. evini, bahçesini, tarlasını temizliyor. odun kesiyor sobada yakmaya. komşuları ile sürekli iletişim halindeler, yardımlaşıyorlar. pazar-market alışverişine en yakın ilçeye gidiyorlar. köy meydanında sohbet ediyorlar, daha sıcak daha gerçek ve daha samimi. tüm bunları göz önünde bulundurunca insanların bol meşakkatlı aktiviteleri olduğundan sıkılmaya da zamanları olmuyor.
devamını gör...

"ben de delirebilirdim, yoldan çıkabilirdim
yapmadım, kıyamadım sana..."

gel ya da git farah zeynep abdullah'ın unutursam fısılda filmi için seslendirdiği şarkı.
filmi izledim, üzerimde de pek bir tesir bırakmamış klasik türk - aşk filmi. kötülemiyorum yalnızca etkisi yok. izleriz. biter. aferindir.
bu satırların da şarkı, film, birine duyulan bir hezeyan ya da sitemle de ilgisi yok. bu tanım, erkenden uyumayı planlayıp yarının tatil olduğunu öğrendikten sonra spotifydan gelen bir bildirim ile en çok dinlediğim şarkıları listelemişler, bir bakalım neymiş derken karşıma çıkması ile geçmişte bir günü anımsamam sonucunda yazılmaya başladı. ve nedeni hemen her zamanki gibi kendimi anlamlandırma çabam. ve bir anının izi. derin izi.
" gel ya da git, şimdi susma, bugün kalbimde matem var."
rüzgarın sert vuruşları yüzümde güneşin bıraktığı sıcaklığı alıp giderken gözlerimden dökülen yaşlar. içimde biriktirdiğim onca hissin ses olup hıçkırığa dönüştüğü bir an. çok kırıldığım ama tam kırıldığım noktanın gerçekten hissettiklerim olduğu bir an. *
avucumun içinde minik bir taş. sıkıyorum. öyle çok sıkıyorum ki kimseler alamaz onu benden. vermem hiç kimseye. minik bir yumruk ancak güçlü. bilirsin ne kadar kırılgan olsam da bir yanım güçlü. istediğimi alırım. yeter ki istenecek kadar kıymetli olsun.
devamını gör...

günaydın sözlük
yin3 bir cumartesi sabahı ve haftanın tüm yorgunluğu burda burda birikmiş olur.
yapmak istediğim tek şey uyumak ancak çalışmalıyım *
devamını gör...

barış manço-dağlar dağlar.
devamını gör...

bryan cranston'ın canlandırdığı, breaking bad dizisinin kurgusal baş karakteridir.

--! spoiler !--

görmeye alışkın olduğumuz müdür yardımcısı kelliğini andırırcasına saçlarını dökmüş, yılların yıprattığı bu kimya öğretmeni, evine ekmek götürebilmek için oto yıkamacıda ek işte çalışmakta olan bu mazlum kişi, kanser olduğunu öğrendikten sonra biricik evladının üniversite masrafları için hiçbir birikimi olmadığını fark eder....

kim bilebilirdi ki mazlum bu kimya öğretmeninin, tehlikenin ta kendisi olan heisenberg'e evrileceğini...

--! spoiler !--
devamını gör...

bence the beatles'ın en güzel şarkısıdır, evrende yapılmış en güzel şarkılardandır hatta. tabi öznel cümleler bunlar. bazı günler eleanor rigby gibi hissediyorum.

grubun 1966 yılında yellow submarine ile birlikte çıkardığı şarkıdır.

paul mccartney'in ilk seçtiği isim "daisy hawkins" imiş aslında. sonra "father mccartney" adı gelmiş aklına. onu da "darning his socks in the night when there's nobody there" sözünden dolayı insanların babasının çoraplarını ördüğünü düşüneceğini düşündüğü için telefon rehberinden seçtiği "mckenzie" soyadını kullanmış. ama diğerleri "peder tommy mckenzie'den" geldiğini söylüyor. eleanor ismini almalarının da sebebi kulağa doğal gelmesi imiş mccartney'e göre. eleanor bron'dan geliyormuş. rigby ise bristol'da bir mağazadan.

şimdi gelelim gerçek eleanor'a, her ne kadar mccartney onun kurgu ve uydurma bir karakter olduğunu söylese de. 1980'li yıllarda liverpool'da st peter parish kilisesinin mezarlığında ona ait bir mezar bulundu. yine aynı mezarlıkta "mckenzie" soyadlı bir başka mezar da vardı. ve john lennon ile paul mccartney ilk tanıştıkları dönemde bu civarlarda çokça vakit geçirmişler.

2008 yılında eleanor'un doğum belgesi bir müzayedede satılınca mccartney şu cümleleri söylemişi: "eleanor rigby uydurduğum tamamen hayali bir karakter. birisi hayali bir karakteri kanıtlamak için bir belge satın almak için para harcamak istiyorsa, bu benim için sorun değil."

gerçek eleanor 29 ağustos 1895 tarihinde doğan, liverpool'da yaşayan bir kadın. thomas woods adlı bir adamla evleniyor ve 44 yaşında beyin kanamasından hayatını kaybediyor.

şarkıya gelirsek yalnız insanlar içindir bence. en azından ben böyle yorumluyorum.


ah, look at all the lonely people
ah, look at all the lonely people
eleanor rigby
picks up the rice in the church where a wedding has been
lives in a dream
waits at the window
wearing the face that she keeps in a jar by the door
who is it for?
all the lonely people
where do they all come from?
all the lonely people
where do they all belong?
father mckenzie
writing the words of a sermon that no one will hear
no one comes near
look at him working
darning his socks in the night when there's nobody there
what does he care?
all the lonely people
where do they all come from?
all the lonely people
where do they all belong?
ah, look at all the lonely people
ah, look at all the lonely people
eleanor rigby
died in the church and was buried along with her name
nobody came
father mckenzie
wiping the dirt from his hands as he walks from the grave
no one was saved
all the lonely people (ah, look at all the lonely people)
where do they all come from?
all the lonely people (ah, look at all the lonely people)
where do they all belong?


*
devamını gör...

kurbanları arasında türk çocuğununda olduğu "utanç" duvarı, aşağıdaki linke tıkladığınızda anlatmaya başlıyor, "bunlar da ilginizi çekebilir" yazısı çıktığında aşağıya doğru sayfaya devam ediniz, yazı devam etmektedir.

www.bbc.com/turkce/haberler...
devamını gör...

özellikle çaylak beğenilerinde çaylakların yazar olmaları adına katkı sağlayan yazarlardır.
devamını gör...

onaylanmayan durumlar karşısında ncık cık cık cık seslerini çıkarmak.
devamını gör...

günaydın meloş abla, haklısın doru.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aklınız çıkıyor di mi kadınlar tarafından ederiniz fark edilince ederinize uygun davranılacak diye? güzeldi di mi yemek pişir kadın, onu giyme kadın, sus çarparım kadın günleri? eliniz eteğiniz tutuştu di mi millet iyiden iyiye uyanmaya başladı, hak arıyor diye? kıyamiş.
devamını gör...

normalin üzerinde bir zekâ gerektirir.*
devamını gör...

“dertlerimi aklında tutma, unut...
beni unutma”

-nazım hiktmet ran
(unutmadık seni, 3 haziran)
devamını gör...

kişisel ve yemek kokuları haricinde; ıslak bırakılıp, rutubetlenmiş paspas ile silinen zemin kokusu üzerine iğrenç koku tanımıyorum. defalarca silsen, tüm gün havalandırsanda kokusu ortamdan uzun süre çıkmaz.
devamını gör...

eksi sozluk'un ilk zamanlarinda yani 1999-2000 yillarinda html icerisinde ya da veritabani sistemlerinde turkce karakter destekleri ya yoktu ya sikintili ya da zahmeliydi. sanirim bu yuzden ssg nin ilk kodladigi sitede turkce karakterler de duzgun cikmadigi icin turkce klavyesi olanlar da turkce karakterleri yazmiyordu. hatta ş karakteri yerine $ kullanilmasi da bu sebepten cok yaygindi.
devamını gör...

émile zola'nın en zengininden en fakirine kadar 5 kişinin ölüm sürecini en doğal haliyle anlattığı çerez kitap. natüralist yapımlar garip geliyor. aslında betimleme yapılsa çok güçlü bir hava bırakacak ama tüm kitap boyunca ölüm gibi güçlü bir duyguyu bile okurken bilimsel makale gibi hissediyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1920-1984
yarı kızılderili yarı portekizli kanı taşıyan, dünya çapında ünlü brezilyalı yazar. kayığım rosinha (1961) onu üne kavuşturdu. ama onun bütün dünyada tanınmasını kendi hayat hikayesini bir üçlemeyle anlattığı kitap serisinin birincisi olan şeker portakalı sağladı. şeker portakalı'nda yazar, çok sade ve dokunaklı bir dille, kendini, ailesini ve kardeşlerini anlatır bize. ama öyle bir anlatır ki, kitabı okuyan herkes romanın başkahramanı olan zeze'de (yani jose: kendisi) kendisinden bir parça bulur. zeze'nin yaşadıklarını ta yüreğinde hisseder.

'aydın emeç’in çevirisiyle yüz binlerce adet basılan şeker portakalı’nı, ilk defa 1975 yılında aydın emeç kurucusu olduğu e yayınları yayınladı. daha sonra 1983 yılında can yayınları kitabın yazarı olan josé mauro de vasconcelos’un haklarını devralıp şeker portakalı’nı aydın emeç çevirisiyle basmaya devam etti. asıl adı “o meu pé de laranja lima” yani “benim portakal ağacım” olan, diğer dillerde de “benim tatlı portakal ağacım” ya da “benim güzel portakal ağacım” gibi isimleri olan ancak aydın emeç tarafından “şeker portakalı” olarak adlandırılan kitabı, can yayınları 35 yıl boyunca yayınlamayı sürdürdü.

can yayınları, 130 baskı yaptıktan sonra ana dilden çeviri kaygısı gerekçesiyle çevirmeni değiştirmeye karar verdi. aydın emeç’in çevirisinin kullanılmadığı eserde, aydın emeç’in yarattığı özgün adın da kullanılmamasını (fikir ve sanat eserleri kanuna aykırı) talep eden oğlu ali selim emeç, can yayınları’nın kitabı aydın emeç’in yaratıcısı olduğu şeker portakalı adını kullanarak basması ve buna devam etmesi sonucu dava açtı." (24 mayıs 2019 tarihli gazete duvar'dan alıntılanmıştır.)

"şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi."

"uzun uzun burnumu çektim.
-önemi yok, onu öldüreceğim!"
=ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?"
-evet yapacağım bunu. başladım bile. öldürmek, buck jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! hayır. onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... ve bi gün büsbütün ölecek."

''sessizlik içindeydi her yer, ölümün kadifeden ayakları gezinir gibi. ve ben, yaşamaya hükümlüydüm; yaşamaya!''

"- nen var zeze?
= hiç. şarkı söylüyordum.
- şarkı mı söylüyordun?
= evet.
- öyleyse ben sağır olmalıyım.
insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? bir şey demedim. bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."

"-neden benim gibi yapmayı öğrenmiyorsun?"
=sen ne yapıyorsun ki?"
-kimseden hiçbir şey beklemiyorum. böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum..."


''destedeki bütün kartları öğrenmiştim. ama valeleri pek sevmiyordum. nedendir bilmem, kralın uşağı gibi bir görünüşleri vardı!''

''hayata uzaktan bakarak ilgisizliğimde yitip gitmiş gibiydim.''

''-xururuca!
=ne var?
-ağlamak kötü bir şey mi?
=ağlamak hiçbir zaman kötü değildir, budala. neden sordun?
-bilmiyorum, bir türlü alışamadım. sanki yüreğim boş bir kafes...''

"uyuyalım. insan uyudu mu her şeyi unutur."
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim