türk kadınlarının nasıl giyinip giyinmeyeceği sadece kendilerini ilgilendirir.
pakistan'da kadının adı olmayabilir ama biz yüz yıldır, öngörüsüne kurban olduğum biri sayesinde kılık kıyafetimizi kendi tercihlerimiz doğrultusunda seçebiliyoruz.
hadi, işine bak pakicim.
devamını gör...

fragmanları yayınlandıkça birçok tartışmayı da beraberinde getiren seri. pek tabii bu tartışmalar dune’a özgü değildir. sıkı bir fanbase’i olan tüm kitaplar filme çevrilirken bu tip sıkıntı ve tartışmalar yaşanmaktadır. bu girdimde bunlardan birkaçına değinmek istiyorum.

ilk ve en önemli tartışma tabiki de oyuncuların ten rengi ve cinsiyetinin kitap tasvirleri ile uyuşmaması. bir kısım fanlar bu durumdan fazlasıyla şikayetçi. dune, eser itibariyle neredeyse en önemli bölümleri çölde geçen bir yapım. pek tabi burada yaşayanlar da araplarla ilişkilendiriliyor. filmin cast’ına baktığımızda ise oyuncu tercihleri başka ırklardan olduğunu görüyoruz. bu olay bir kısım fanların tepkisini çekiyor ve yönetmen tayfasını kitaba sadık kalmamak ile suçluyorlar. neymiş efendim, tüm fremenler arap kökenli oyuncular tarafından canlandırılmalıymış. şahsen ben buna katılmıyorum. zira bu seçimler hikayenin gidişatını ve verilmek istenen mesajı zerre etkilemiyor.
hem duyduğum bir diğer teori ise fremenlerin aslında arap bedevisi olmayabileceği yönünde ki, bu teori hiç yabana atılmayacak kanıtlar sunuyor. bu ise başka bir girdi konusu olur.
bir diğer unsur ise karakterlerin cinsiyetinin değiştirilmesi. bilindiği üzere liet keynes karakteri kitaplarda bir erkek iken, filmde bir kadın tarafından canlandırılıyor. hal böyle iken söz konusu bir kısım fanlar iyice küplere biniyor. kaldı ki bu da çok yersiz bir tartışma. liet keynes’in cinsiyetinden bize ne? oyunculuğu ve filmdeki rolü ile ön plana çıkması gereken bir karakterdir fakat kitapta cinsiyeti üzerinde hiç durulmuyor desem yeridir.

gelelim şu meşhur “white savior” konusuna…
film fragmanı düşer düşmez twitter tayfada bir “beyaz kurtarıcı” senaryosu aldı yürüdü efendim. neymiş, beyaz adam gelir, toplumu aydınlatır, insanları kurtarır, önderlik eder vs. söz konusu toplum ise geri kalmıştır güya.
yalan yok, bu senaryoda film sayısı çok fazla. ama dune öyle bir yapım değildir. bu iddiaların sahiplerinin, kitapları okumadığı apaçık bellidir. zira dune kitaplarında bir kurtarıcı yoktur. paul atreides’in kurtarıcılıkla yakından uzaktan alakası yoktur hatta. üstelik paul fremenleri, kendi kültürüne adapte etmemiş, aksine bir fremene dönüşmüştür. tüm bu olaylar ışığında bu tarz mesnetsiz iddialar bir zaman sonra sıkmaktadır.

dune için belki de en ilginç tartışma ise “jihad” ve “crusade” terimlerdir. paul romanlarda bir cihatçıdır. ve frank herbert bu olayı tasvirlerinde sürekli olarak “jihad” kullanmıştır. kitaplarında 99 kez “jihad” terimi kullanırken, “crusade” terimini ise sadece 2 kez kullanmıştır. her iki kelime de “sefer” manası taşımakla beraber, birbiri yerine kullanımı pek de yanlış değildir. buradaki tek sorun, fremenlerin islam kökenli bir dini inanışa sahip olmaları ve dillerinin de bu yönde evrimleşmiş olmasıdır. hal böyle olunca fanlar çok da haksız olmamakla beraber, fragmanda paul’ün yaklaşan seferi anlatırken kullandığı “crusade” terimini yadırgadılar.
ben bu konuda biraz kararsızım. zira frank herbert islam terminolojisine ve aşina bir isim. yani defaatle cihad terimini tercih etmesi boşa değildir. gelelim işin şimdiki boyutuna. öncelikle filmi henüz görmedik. yani sadece fragman üzerinden bir çıkarım yapmak yanlış olur. kaldı ki filmin test gösterimine katılanlar, filmde “jihad” kelimesinin de geçtiğini söylediler.
tüm bunlar bir yana, dune yüksek bütçeli bir yapım ve satması lazım. bağımsız bir yapım şirketi değil, warner bros. finanse ediyor. yanisi ekonomik bir kaygı var ortada. filmin genel izleyici kitlesi herkesin tahmin edebileceği gibi amerikalılar ve çinliler. bu iki kesimin de islami olay ve terimlere nasıl yaklaştığı ortada. bu yüzden yapılmış değişimler öngörülürdür. gönül isterdi ki, her olay romanlara sadık kalınarak aktarılsın ama film sektörü maalesef böyle.
benim şahsi görüşüm; iki kelimeye de okeyim ama seçme şansım olsaydı, “jihad” derdim.:)
devamını gör...

2020 yılında yayına başlayan, yardımsever, eğlenceli ve bilgili bir topluluk sitesidir. içerisinde kulüpleri, kütüphanesi, radyosu bulunur.
bir yandan aile sıcaklığı sunarken bir yandan muziplikleriyle içinizi gıcırdatması ile meşhurdur.
efendiler, normal sözlük anlatılmaz yaşanır.

discord topluluğu için : discord.gg/Wf6NxaqTBm
instagram : instagram.com/normalsozluk
twitter : twitter.com/normalsozluk
devamını gör...

1. miletli aspasia, sokrates'ten ders almıştır. felsefe ve retorik bilgisinin cok derin olduğu söylenir. aristophanes ve xenophon'un eserlerinde kendisinden söz edilir.

2.hypatia, önemli bir filozof olmasının yani sira astronomi matematik alanlarıyla da ilgilenmistir. üstün zekasi ile dikkat çeken hypatia, ünlü matematikçi theon'un kızıdır. platon düşüncelerini ( asil gerçek görünen degil onun ardından bulunandir) savunduğu varsayılır.

3. bingenli hildegard, mistisizm akımının ( dinin metafizik kısmını konu alır) en onemli temsilcilerinden biridir.

4.marguerite porete mistik düşüncenin temsilcilerinden biridir. yazdığı kitabındaki( yalın ruhun aynası) düşüncelerinden dolayı yakılarak öldürülmüştür.

bu kadın filozoflar sadece şuan aklıma gelenler. dahası da var...

kadınlarin her alanda parmagi vardır.
devamını gör...

yapanı boğazlama isteği uyandıran,son derece itici,kaba eylem.bir üst versiyonu çekiştirmektir.doğrudan dalarım.
devamını gör...

andrey voznesenski'nin meşhur oza'sının xı.bölümü. şiirin dizelerinde öyle ince bir saldırı ve tahribata uğrama hissi var ki dizeler geçip giderken bunun saldırmak istemeyen bir insanın cümleleri olduğu anlaşılıyor ama sanki iğneleri saplamadan da sahiden anlatamayacakmış gibi derdini. voznesenski'nin dizelerindeki o çaresiz ve mecburi keskinlik en çok bu şiirinde hissediliyor bana kalırsa. mücadelenin göksel izlerinden uzak, insancıl bir pes etmişlik...

şiir pek çok şey olabilir; eti oyan bir ustura, sıcak bir ev, insanı boğan kül rengi bir okyanus ve bundan çok daha fazlası. voznesenski ise; insanı onlarca yükün altında bırakan ama aynı zamanda derin bir nefes aldıran bir çaresizliği, kangren'den ötürü kesilmesi gereken bir uzvu ustaca yedirmiş dizelerine. orijinal metin ve mehmet h. doğan çevirisi:


xi

gel zoya, açıkça konuşalım seninle
yollarımız ayrılacak nerdeyse;
farklı yollara uzamasın yollar bir,
inan, sonun başlangıcı geldi demektir.

(знаешь, зоя, теперь - без трепа.
разбегаются наши ропы.
стоит им пойти стороною,
остального не остановишь.)

anımsar mısın dubna’yı, ak kundaklar içinde,
anımsar mısın, hani piyano çalıyordun sen
anımsar mısın, birden başını çevirmiştin klavyeden
nasıl da bomboştu, yüzün, ne denli beyaz
bir şey öylesine yitmişti ki yüzünde
bir şey, artık kimseler yerine koyamaz.

(помнишь, зоя, - в снега застеленную,
помнишь дубну, и ты играешь.
оборачиваешься от клавиш.
и лицо твое опустело.
что-то в нем приостановилось
и с тех пор невосстановимо.)

çok şeyler gördüm geçirdim: yağmurlar, gökkuşakları
ufuklar kararırdı geçerken adım
ve dostlar bana ihanetten nasıl da zevk alırdı
ben bile bıkmış usanmıştım kendimden
ama tüm bunlara karşın sen hep sen kaldın.

(всяко было - и дождь и радуги,
горизонт мне являл немилость.
изменяли друзья злорадно.
сам себе надоел, зараза.
только ты не переменилась.)

anımsar mısın son şiir okuyuşunu, elveda der gibi?
aşağılar, bağırırken onlar, sendin koşup gelen yanıma;
eğer varsam bugün, ne derlerse desinler bana,
gönül borcum da sensin, yüzkaram da

(а концерт мой прощальный помнишь?
ты сквозь рев их мне шла на помощь.
если жив я назло всем слухам,
в том вина твоя иль заслуга.)

acılar bir yalaz gibi sardığında gövdemi,
bir suya atlar gibi daldım riga’ya,
dibindeyken suyun, soluğunla yaşattın beni,
ince bir başak sapından, sapsarı, saçların gibi.

(когда беды меня окуривали,
я, как в воду, нырял под ригу,
сквозь соломинку белокурую
ты дыхание мне дарила.)

kilometreler ayıramaz insanı, inan,
birleştirir telefon telleri gibi;
ama milimetrelerse ayıran,
bağışlanmaz bir yazgıdır bu, beterin beteri.

(километры не разделяют,
а сближают, как провода,
непростительнее, когда
миллиметры нас раздирают!)

gerçekse acıların yakınlaştırdığı bizi,
istemem kurtulmayı onlardan;
ve diyelim ki sensin, ben değil
dertlerin gerçekte izlediği.

(если боли людей сближают,
то на черта мне жизнь без боли
или, может, беда блуждает
не за мной, а вдруг за тобою)

kendileri güvende değil ki bizi kurtaranların;
ne çileler, ne üzünçler umurumda,
bil ki tek düşüncem, yarın
koruyabilmek seni kendimden fazla!

(нас спасающие - неспасаемы.
что б ни выпало претерпеть,
для меня важнейшее самое -
как тебя уберечь теперь!)

sen misin değişen,
yoksa ben mi?
bütün geçmişimizden, geçmiş yıllardan,
bir zamanlar biz olan o insan gölgeleri
hüzünle el sallamaktalar bize şimdi.


(ты ль меняешься? я ль меняюсь?
и из лет
очертанья, что были нами,
опечаленно машут вслед.

горько это, но тем не менее
нам пора... вернемся к поэме.)

devamını gör...

nazi almanya' sında 1933 yılında kurulan ilk toplama kampıdır. kuruluş amacı rejim muhaliflerini buraya kapatarak gözdağı vermektir. hatta burada kalan mahkumlar daha sonra salınarak ve nazilerin kontrolündeki gazetelerde haber yapılarak buranın namının halk arasında yayılması sağlanmış ve halka korku salınmıştır. daha sonra yahudi soykırımı sırasında yahudilerin imha edildiği bir kampa dönüştürülmüştür.

münich'in meşhur fuarlarından birine gittiğimizde dachau toplama kampına bir arkadaş ile gitmiştim. münich'e epey yakın bir yerde sessiz sakin bir banliyö aslında, tipik sivri çatılı alman evlerinin olduğu bir yerleşim yeri.

sessiz ve sakinliği belki de zamanında yapılan rezilliğin, vahşetin, insanlık dışı davranışların bir nevi neticesi gibi. sanki çocuk ve torunları atalarının yaptığı şeyler karşısında utançlarından sessizliğe bürünmüşler, hala atalarının yaptıkları yüzünden kendilerini suçlu hissediyorlar, dachau adının toplama kampı ile birlikte anılmasından rahatsızlar.

biz oraya belediye otobüsü ile gittik, durakta indikten sonra yaklaşık 5-10 dakika ağaçlık bir arazide ziyarete gelenlerle birlikte yürüyorsunuz, epey kalabalık bir gruptuk, başta şakalar, bağırtılı konuşmalar vardı. üzerinde meşhur "arbeit macht frei = çalışmak özgürleştirir" yazan kapıya geldiğinizde sessizlik iyice derinleşiyor. ister istemez seyrettiğiniz filmlerden, belgesellerden insanların çektiği acıyı hatırlayıp, onların acılarını derinden hissediyorsunuz. kampı gezdikçe, bulunduğunuz yere ait, o zaman ki fotoğrafları da gördükçe diyorsunuz insan insana bunu nasıl yapabilir. zaten kampın bir yerinde "bir daha asla" manasında ibranice, fransızca, ingilizce, almanca ve rusça yazan bir anıt yapmışlar.

kampta normalde mahkumların kaldığı bir sürü baraka varken, şimdi sadece bir tane bırakmışlar ve geri kalanları hep sökmüşler, ancak temelleri duruyor. barakayı gezdiğiniz zaman filmlerde gördüğünüz ağaçtan daracık ranzaları görebiliyorsunuz. her gittiğiniz yerde panolara oranın o zamanki halini gösteren siyah-beyaz fotoğraflar koymuşlar.

kampı gezenlerde yüzlerindeki kireç gibi olan ifadeyi, bazılarının gözyaşlarını görebiliyorsunuz (belki de ataları o mezalimi orada yaşadılar). meşhur "duşları" ve insan yakmak için kullanılan iki fırının olduğu binaya geldiğinizde ise yapabildiğiniz sadece nefes almaya çalışmak, psikolojik mi bilmiyorum ama hala garip bir koku var gibi geliyor insana. (fırınlardan bir tanesi hiç kullanılmamış veya çok az kullanılmıştır).

kamp dahilinde eski yönetim binasını müze yapmışlar, o zamanı gösteren fotoğraflar, ss subaylarının mahkumları dövmek ve işkence etmek için kullandığı aletler, mahkumların tarağından, traş fırçalarına kadar her türlü şahsi eşyaları ve o zamanın kıyafetlerini görebiliyorsunuz.

kampın en ucunda orada olan anı defterine de birkaç satır yazmıştım, defteri de karıştırma fırsatım iki üç dakikalığına olmuştu neler yazılmış diye. biz oradan çıktıktan sonra bir süre arkadaşla hiç konuşamamış, zombie gibi dolanmıştık.

never again !
devamını gör...

bazı coğrafyalarda zaruri olan eylemdir.*
devamını gör...

keyifle takip ettiğim, radyo yayını sayesinde sesini duyma şerefine nail olduğum bir yazar.. kadınlar güzel şeylere imza atınca, okunası yazılar yazınca daha da keyifleniyor, mutlu oluyorum.
bu yazarın mahlasını görünce yazmış gene ''asi kız'' diyorum nedendir bilinmez. bir parça yakınlık ve çokça cesaret bulduğum yazıları var. kaleminiz daim olsun sevgili yazar.. *
devamını gör...

kendi zirvemizi ayarlayıp çiğ köfte partisi yapmak isterim sevgili pıtırcıklarım.*
devamını gör...

diary of dreams- the anatomy of silence albümünden 'she and her darkness'
iyi yolculuklar...
devamını gör...

bir harold ramis filmidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ilk film olan analyze this’den üç yıl sonra çekilen devam filmi neredeyse her seferinde olduğu gibi bu seferde de ilki kadar başarılı olamamıştır. ancak yine de ilk filmi izleyenlerin beğeneceği bir filmdir.

filmin başrollerinde yine oscar ödüllü büyük oyuncu robert de niro ve komedinin dev ismlerinden biri olan billy crystal oynamaktadır.

hapise düşen paul vitti dünyanın en ünlü hapishanelerinden biri olan sing sing’de yatmaktadır ve buradan çıkması gerekir. paul vitti ile yaşadığı fırtınalı zamanları geride bıraktığını düşünen ben sobel ise sakin hayatına geri döndüğünü sanmaktadır.

önce hapishanedeki yemekhaneyi birbirine katan paul vitti sonra şarkılar söylerek tuhaf danslar yapar ve en sonunda da ruhsal olarak kendini dış dünyaya kapatır. ki bu sahneler gerçekten insana kahkaha attıracak sahnelerdir.

tüm bunların sonucunda paul vitti ben sobel’in gözetiminde normal bir hayat kurmak için serbest bırakılır ve ben sobel de eski mafya babasına yeni yeni işler bularak onu sakin bir hayata adapte etmeye çalışır ama kazın ayağı asla öyle değildir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dün beş film izledim. beş adet. tam beş adet. sabah bi başladım akşama kadar. hiçbir şey yapmadan. haftalık aylaklık kotamı doldurdum. bugün canım hiçbir şey yapmak istemedi açıkçası. cumartesi ve pazarları hiçbir şey yapmama özgürlüğünüz daha belirgin oluyor. yarın neyse ki pazartesi. en sevdiğim gün. insan aylaklıktan da sıkılıyor ya. haftaiçi en azından meşguliyetlerin oluyor. bi de benim ailem fazla politik. kahvaltıda bile siyaset konuşuluyor. bunaldım kardeşlerim. keşke bi sevdiceğim olsaydı da oynaşsaydık elleşseydik yalaşsaydık.
devamını gör...

araba forumlarında ve gruplarında sahibinden.com a malum site ya da sarı site denmesiyle aynı sebeptendir. gerek var mı sansüre? gereksiz bir sansür bence.
devamını gör...

günaydın sözlük, paytak ve bendeniz biraköpüğü size mutlu sabahlar diler!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

metin kaçan'ın türk yeraltı edebiyatına adını altın harflerle yazdırdığı, kolera mahallesinde çete savaşlarını ve yoksul roman halkını sınırları kaldırarak, açık açık kurgulayan eserdir.

daha sonraları mustafa altıoklar'ın yönetmenliğini yaptığı başrollerinde okan bayülgen (gıli gıli salih) ve müjde ar'ın (hayat kadını) devleştiği, müziklerini attila özdemiroğlu'nun yaptığı filme uyarlanmıştır. şahanedir.
devamını gör...

kalp kırmak.
devamını gör...

malum kişinin resmini de bastırmam gerekir öyle olursa, ama yok o zaman silivriye gönderilirim.
neyse yapicam ben bunu.
devamını gör...

kaderdaş olduğumu hissettiğim sanatçı.. ortak yönümüz, ikimizin de bir gözü diğer insanlardan farklı.. ve bunun çocukluk yarası olmasıdır...
bizimki gibi göze çarpan fiziksel bir kusurunuz varsa, çocuk olmak çok zordur çünkü çocuklar akranlarına karşı çok acımasızdır, dalga geçerler, üzerler, alay ederler... o günlerin izini silmek ise çok daha zordur ama hayko cepkin bir şekilde başarmış, ben de başardığımı umut ediyorum...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim