bir taraftan varlığın bütün ağırlığını kendi omuzlarında hissederken, diğer taraftan onun bir saçmalıktan ibaret olduğunun farkında olmaktır.
devamını gör...

(bkz: seher yıldızı)
devamını gör...

şarkıcının aslında vitiligo nedeniyle ten rengini açtırdığı söylenir.
eserleri arasında "they don't care about us" şarkısı favorimdir.
devamını gör...

yapmayı da yemeği de çok sevdiğim unlu mamül. her çeşidini pofuduk pofuduk yapabildiğim fakat tariflerimi paylaşmaya çekindiğim şekerlilerimdendir. herşeyin olduğu gibi kek yapmanın da bir usulü bir adabı vardır. malzemeleri sırasıyla koymaz, usulünce çırpmazsanız kek kabarmaz.
devamını gör...

aşkı-ı memnu.
yaprak dökümü.
doktorlar.
ezel.
kuzey güney.

türk halkının vazgeçilmezleridir.
devamını gör...

şu an hayatta olmayan sinema ve seslendirme sanatçısı.
kemal sunal'ı çaycı olarak izlediğimiz yoksul filminde patronunu oynayan yaman okay'ın sülüman bey rolünün seslendirmesi kendisine ait.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilk buharlı espresso makinesi patenti “kahveli içeceklerin ekonomik ve hızlı hazırlanması için yeni buharlı makine” adı altında 1884’te turin , italya’da alındı. diğer bir deyişle, bir fincan kahve hazırlamak için çok hızlı bir yöntem. modern espresso makinelerinin bu atası, sıcak suyu kahve “paklarının” üzerinden geçirmek için büyük bir buharlı kazan kullanıyordu; bu, baristaların birden fazla kuvvetli kahve fincanı hazırlamaları için hızlı bir seçenekti. bu kahvelerden birini bugün içseniz büyük ihtimalle espresso olduğunu anlamazdınız.

günümüz espresso’ları denildiğinde akla güzel bir kahve ve zengin, tatlı, altın krema geliyor. fakat espresso’nun ilk hali çok daha farklıydı. bu eski buharlı makineler hızlıydı, dakikada birden fazla fincan kahve üretiyordu ve demlenen kahveler bugünün kahvelerine kıyasla genelde aşırı özütlenmiş ve oldukça acı oluyordu. bu makineler iki bardan daha az buhar basıncı üretiyordu (modern makineler bunun beş katını üretebilir), bu yüzden demlenen kahve üstünde bugün bildiğimiz ve sevdiğimiz espresso kreması bulunmuyordu.

bir sonraki yüzyılda, espresso makinesinde yapılan yeniliklerle beraber bugün espresso olarak bildiğimiz içeceği yaratacak kadar basınç üretebilen kazanlar tasarlandı ve espresso teknolojisindeki bu yenilikler günümüzde de devam ediyor. günümüzde, espresso farklı gelenekler ve tat tercihlerine göre farklı makinelerde, farklı stillerde yapılıyor ama modern makinelerin hepsi espresso çekmek için aynı temel sürece sahip.

espresso kültürü italya’da doğdu. espresso aşkı dünyaya yayıldıkça, becerikli ve meraklı baristalar ısıtılmış süt ve köpüğün espresso’ya
eklenmesi üzerine deneyler yapmaya başladı. pratik yaptıkça kremamsı, sıvı köpük ile fincan üstünde tasarımlar ( latte sanatı) yapabileceklerini fark ettiler, beyaz süt köpüğü ile dönen şekiller çizerek kahve renkli köpüğün koyu alanlarını ortaya çıkardılar. hem cappuccino hem de latte için önemli olan, kadifemsi köpüklü süttür. latte sanatı, baristalık sanatınızı geliştirmek için eğlenceli ve yaratıcı bir yoldur.

iyi bir espresso bazlı içeceğin en önemli bileşenlerini (ustaca ısıtılmış süt ve kaliteli espresso ) yaratıcı araçlar olarak kullanarak siz de bir sanatçı haline gelebilirsiniz. baristanın bir parça köpük ile kendi tasarımını yarattığını gören bir misafir, içeceğine gösterilen büyük önemin farkına varır. misafirler, ince şekilde süslenmiş kahve fincanı fotoğraflarını paylaşmaktan her zamankinden daha fazla keyif alıyor. sosyal medyanın yükselişi ile birlikte, #latteart dünya çapında baristaları yeni tasarımlarda ustalaşmaya, sanatlarını misafirleri ile paylaşmaya ve becerilerini iş arkadaşlarına öğretmeye teşvik ediyor.
devamını gör...

kısa süre içinde görevden affını talep edecek tüik başkanının itirafı. egm tweet atsın, geçtiğimiz aya göre 9 değil 11 kadın az öldürüldü diye
devamını gör...

o değil de başlığı okuyunca hüzünlendim gece gece. zengin ve kimsesiz demek he.
devamını gör...

bayatlamış tam buğday ekmeği ile yapılmasını tavsiye ettiğim müthiş kahvaltılık.

bazı kendini bilmezler french toast deme gafletinde bulunuyorlar ama siz onlara aldırış etmeyin. has anadolu yiyeceğidir.
devamını gör...

yerdeki karıncadan tutun havada uçan kuşa kadar bazı insanların her şeye bir tahammülsüzlüğü var. hayvana isteyerek zarar veren, insana da zarar verir.

bazıları kendi yaşamlarının hayvanlardan daha değerli olduğunu düşünüyor. kendilerine yaşamı hak görüyorlar fakat neden bir başka canlıdan üstelik zararsız bir varlıktan daha çok yaşamaya hakkınız olsun ki? bir tarafta isteyerek bir başka canlıya zarar veren insanlar, bir tarafta ise kendi türünden bile olmayan bir diğer hayvana yardım edebilecek yüce gönüllülükte olan hayvanlar.. hangisi yaşamı hak ediyor?
devamını gör...

(bkz: şöyle koyayım böyle koyayım)
devamını gör...

imrendigim yazarlar. düşünüyorum da doğru düzgün başlık açmamışım, aklıma da gelmiyor. siz açın biz yazak yoldaşlar.
devamını gör...

hayvan hastalıklarının tanı ve tedavisi hayvanların ıslah ve üretimi üretiminden tüketimine kadar olan tüm aşamalarında hayvansal ürünlerin halk sağlığı açısından muayene ve denetim işlerinden sorumlu hekim, veteriner, baytar dır.
devamını gör...

kadın erkek eşitliğini savunan kadınlar topluluğu.ama eşit sorumluluklara ne kadar yanaşırlar orası soru işareti işte.eşitsek eğer aynı şeyleri yapabilmemiz gerekiyor değil mi?yoksa sen feminist değilde feminazi misin?
devamını gör...

kodlama dersinin olacağını sandığım radyo yayını.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fizikçi lawrence krauss tarafından yazılmış non-fiction kitap. krauss'un basit ve yormayan anlatımı bilim kurgunun yapı taşlarından biri ile harmanlanınca ortaya hem ilgi çekici hem eğlenceli bir eser çıkıyor. teorik fizikçi michio kaku'nun yine benzer konuları bilim kurgu üzerinden ele aldığı ve dilimize olanaksızın fiziği olarak çevrilmiş physics of the ımpossible* kitabını okuyup seven birinin the physics of star trek'i sevmemesi mümkün değil şüphesiz. krauss kitapta kuantum kuramını geliştirmiş olan max planck, mantıkçı kurt gödel dolayısıyla albert einstein ve stephen hawking'e - ki zaten kitabın önsözü kendisine aittir- çok fazla göndermede bulunuyor ki onun dışında iki önemli teorik fizikçi oskar klein ve miguel alcubierre'in de izlerine rastlamak mümkün. krauss star trek evreninin bir parçası haline gelmiş zaman yolculuğu, ışınlanma, warp drive vb. konuları kurgu olmaktan çıkarıp gerçek bir zeminde tartışıyor. fiziğin bütün bunlara ne kadar izin verdiğini, ne kadarının kurgu ne kadarının temeli olduğunu aktarıyor özünde. yine star trek hakkında benzer bir inceleme için david allen batchelor'a ait kısa ingilizce bir kaynak bırakıyorum: www.nasa.gov/topics/technol...


chapter seven—holodecks and holograms

"oh, we are us, sir. they are also us. so, indeed, we are both us."
—data to picard and riker, in "we'll always have paris"

when humphrey bogart said to ıngrid bergman at the casablanca airport, "we'll always have paris," he
meant, of course, the memory of paris. when picard said something similar to jenice manheim at the
holodeck re-creation of the café des artistes, he may have intended it more literally. thanks to the
holodeck, memories can be relived, favorite places revisited, and lost loves rediscovered—almost.
the holodeck is one of the most fascinating pieces of technology aboard theenterprise. to anyone
already familiar with the nascent world of virtual reality, either through video games or the more
sophisticated modern high-speed computers, the possibilities offered by the holodeck are particularly
enticing. who wouldn't want to enter completely into his or her own fantasy world at a moment's notice?
ıt is so seductive, in fact, that ı have little doubt that it would be far more addictive than it is made out to
be in the series. we get some inkling of "holodeck addiction" (or "holodiction") in the episodes "hollow
pursuits" and "galaxy's child." ın the former, everyone's favorite neurotic officer, lieutenant reginald
barclay, becomes addicted to his fantasy vision of the senior officers aboard theenterprise, and would
rather interact with them on the holodeck than anywhere else on the ship. ın the latter, when geordi
laforge, who has begun a relationship with a holodeck representation of dr. leah brahms, the designer
of the ship's engines, meets the real dr. brahms, things become complicated-
given the rather cerebral pastimes the crew generally engage in on the holodeck, one may imagine that
the hormonal instincts driving twentieth-century humanity have evolved somewhat by the twenty-third
century (although if this is the case, will riker is not representative of his peers). based on what ı know
of the world of today, ı would have expected that sex would almost completely drive the holodeck.
(ındeed, the holodeck would give safe sex a whole new meaning.) ı am not being facetious here. the
holodeck represents what is so enticing about fantasy, particularly sexual fantasy: actions without
consequences, pleasure without pain, and situations that can be repeated and refined at will.

the principles on which holography is based were first elucidated in 1947, well before the technology
was available to fully exploit it, by the british physicist dennis gabor, who subsequently won the nobel
prize for his work. by now, most people are familiar with the use of three-dimensional holographic
images on credit cards, and even on the covers of books, like this one. the word "hologram" derives
from the greek words for "whole" and "to write." unlike normal photographs, which merely record
two-dimensional representations of three-dimensional reality, holograms give you the whole picture. ın
fact, it is possible with holography to re-create a three-dimensional image that you can walk around and
view from all sides, as if it were the original object. the only way to tell the difference is to try touching it.
only then will you find that there is nothing there to touch.
how can a two-dimensional piece of film, which is what stores the holographic image, record the full
information of a three-dimensional image? to answer this we have to think a little about exactly what it is
we see when we see something, and what a photograph actually records.
we see objects either because they emit or reflect light, which then arrives at our eyes. when a
three-dimensional object is illuminated, it scatters light in many different directions because of this
three-dimensionality. ıf we could somehow reproduce the exact pattern of divergent light created when
light is scattered by the actual object, then our eyes would not be able to distinguish the difference
between the actual object and the divergent-light patternsans object. by moving our head, for example,
we would be able to see features that were previously obscured, because the entire pattern of scattered
light from all parts of the object would have been re-created.




devamını gör...

dünya üzerinde yazılmış en iyi şarkılardan biri, chris isaak'a ait. friends dizisinde de duymuştuk.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim