dinlemekten bıkmayacağınız şarkılar
favorilerimden biri.
devamını gör...
tıkanırcasına yeme bozukluğu
en yaygın yeme bozukluğu olan tıkınırcasına yeme bozukluğu, hastaların kontrol eksikliğini hissettiği ve benzer koşullar altındaki çoğu insanın yiyebileceği miktardan çok daha fazla miktarda ve kontrolsüzce yiyebileceğinden belirgin oranda daha fazla yiyecek tükettiği tekrardan (3 ay boyunca haftada 1), psikolojik olarak rahatsız edici aşırı yeme atakları ile karakterize bir hastalıktır. ilk kez amerikan psikiyatri birliği'nin yayınladığı sınıflandırma sistemi olan ruhsal bozuklukların tanısal ve istatistiksel sınıflandırma elkitabının 2013 yılında yayınlanmış baskısında ayrı bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmıştır.
devamını gör...
çayın anlamsız bir içecek olması
alalım bu arkadaşı buradan.
devamını gör...
dejenere madde
bir çeşit katı gibi davranan, normal olmayan gaz.
yıldız çekirdekleri gibi aşırı yoğun ortamlarda oluşan dejenere madde, normal gaz gibi davranmaz. bu maddenin oluşumu, sıcaklıktan bağımsızdır. oda sıcaklığında bile bir gaz dejenere olabilir.
bir atom çekirdeğini alıp sıkıştırabildiğinizi farz edin. bu sıkıştırmayı belli bir noktaya kadar yapabilirsiniz ama bu noktadan ötesinde çekirdek ve etrafındaki elektronlar, pauli dışarlama ilkesi nedeniyle belirli bir direnç göstermeye başlar. sıkıştırmaya devam eder ve maddeyi buna zorlarsanız, elektronlar dışarlama ilkesine uygun davranıp, bir araya gelmemek * için bir basınç oluşturur. dejenere madde basıncı dediğimiz bu basınç, maddenin normal şartlarda kaldırabileceğinden çok daha fazla basınca dayanıklı hale gelmesini sağlar. örneğin beyaz cücelerin ya da bir nötron yıldızının aşırı yoğun çekirdeğinin desteklenmesinin nedeni bu basınçtır.
bu basıncın bir sonu yok mu? elbette var. dejenere maddeyi bir miktar daha sıkıştırma şansınız olur. bu da madde içindeki elektronların hızının artması anlamına gelir. fakat sıkıştırma devam ettikçe, elektronların hızı ışık hızına yaklaşır. elektronlar ışıktan hızlı hareket edemeyeceğinden sıkıştırmanın bu noktasında dejenere basınç artık ortadan kalkar ve sıkıştırılan madde çöker. süpernovalarda ortaya çıkan çekirdek çökmesinin nedeni budur.
yıldız çekirdekleri gibi aşırı yoğun ortamlarda oluşan dejenere madde, normal gaz gibi davranmaz. bu maddenin oluşumu, sıcaklıktan bağımsızdır. oda sıcaklığında bile bir gaz dejenere olabilir.
bir atom çekirdeğini alıp sıkıştırabildiğinizi farz edin. bu sıkıştırmayı belli bir noktaya kadar yapabilirsiniz ama bu noktadan ötesinde çekirdek ve etrafındaki elektronlar, pauli dışarlama ilkesi nedeniyle belirli bir direnç göstermeye başlar. sıkıştırmaya devam eder ve maddeyi buna zorlarsanız, elektronlar dışarlama ilkesine uygun davranıp, bir araya gelmemek * için bir basınç oluşturur. dejenere madde basıncı dediğimiz bu basınç, maddenin normal şartlarda kaldırabileceğinden çok daha fazla basınca dayanıklı hale gelmesini sağlar. örneğin beyaz cücelerin ya da bir nötron yıldızının aşırı yoğun çekirdeğinin desteklenmesinin nedeni bu basınçtır.
bu basıncın bir sonu yok mu? elbette var. dejenere maddeyi bir miktar daha sıkıştırma şansınız olur. bu da madde içindeki elektronların hızının artması anlamına gelir. fakat sıkıştırma devam ettikçe, elektronların hızı ışık hızına yaklaşır. elektronlar ışıktan hızlı hareket edemeyeceğinden sıkıştırmanın bu noktasında dejenere basınç artık ortadan kalkar ve sıkıştırılan madde çöker. süpernovalarda ortaya çıkan çekirdek çökmesinin nedeni budur.
devamını gör...
erteleme hastalığı
"procrastination"
erteleme hastalığı ilginç bir konudur.
bu hastalığa sahip kişiler tembel değildir. verilen işleri mutlaka yaparlar. yapmamazlık etmezler.
tembel insan ; verilen işi yapmaz veya yarım bırakır.
bu hastalığa sahip kişiler aptal ve cahil değildir. verilen işi harfiyen, eksiksiz yaparlar.
tembeller ise işi yarım, yamalak yaparlar. işi yaptırdığına pişman ederler.
gelelim hastalığın tanımına...
bu ; istenilmeyen durumları psikolojik bir reddediştir.
psikolojinin yapılacak işler arasındaki seçiciliğidir.
---------------------------------
kişinin önünde bu gün 1-2-3 numaralı işler var.
kişi 2 numaralı işi sevmiyor.
kişi bu gün 1 ve 3 numaralı işleri yapar. 2 numara yarına kalır.
kişinin önünde yarın 2-4-5-6 numaralı işler var.
kişi yarın 4-5-6 numaralı işleri yapar ve 2 numara yine bir sonraki yarına kalır.
bir gün gelip 2 numaralı işi yapmak zorunda kaldığı gün yapar. hemde eksiksiz yapar.
----------------------------------
öğrenci milletinde bu hastalık pek çoktur.
koskoca dönem boyunca ; yarın çalışırım, yarın çalışırım diyerek ; dönemi bitirirler.
ve son iki günde ; dönem boyunca ötelediği kitabı ; okuyup bitirirler. ve o dersten geçerler.
çokda korkulacak bir hastalık değildir.
adamın iki ayağını ; son iki günde ; bir pabuca sokar.
erteleme hastalığı ilginç bir konudur.
bu hastalığa sahip kişiler tembel değildir. verilen işleri mutlaka yaparlar. yapmamazlık etmezler.
tembel insan ; verilen işi yapmaz veya yarım bırakır.
bu hastalığa sahip kişiler aptal ve cahil değildir. verilen işi harfiyen, eksiksiz yaparlar.
tembeller ise işi yarım, yamalak yaparlar. işi yaptırdığına pişman ederler.
gelelim hastalığın tanımına...
bu ; istenilmeyen durumları psikolojik bir reddediştir.
psikolojinin yapılacak işler arasındaki seçiciliğidir.
---------------------------------
kişinin önünde bu gün 1-2-3 numaralı işler var.
kişi 2 numaralı işi sevmiyor.
kişi bu gün 1 ve 3 numaralı işleri yapar. 2 numara yarına kalır.
kişinin önünde yarın 2-4-5-6 numaralı işler var.
kişi yarın 4-5-6 numaralı işleri yapar ve 2 numara yine bir sonraki yarına kalır.
bir gün gelip 2 numaralı işi yapmak zorunda kaldığı gün yapar. hemde eksiksiz yapar.
----------------------------------
öğrenci milletinde bu hastalık pek çoktur.
koskoca dönem boyunca ; yarın çalışırım, yarın çalışırım diyerek ; dönemi bitirirler.
ve son iki günde ; dönem boyunca ötelediği kitabı ; okuyup bitirirler. ve o dersten geçerler.
çokda korkulacak bir hastalık değildir.
adamın iki ayağını ; son iki günde ; bir pabuca sokar.
devamını gör...
cihan mürtezaoğlu
sözlük radyosunda gece gündüz çalsa dinleyebileceğim sanatçı. sesi, söylediği her şarkı mükemmel. *
ayrıca (bkz: tek şarkısı dahi kötü olmayan şarkıcı)
ayrıca (bkz: tek şarkısı dahi kötü olmayan şarkıcı)
devamını gör...
epione
yunan mitolojisi'nde ağrı yatıştırma tanrıçasıdır. tıbbın ve sağlığın tanrısı asklepios ile evlidir.
devamını gör...
ikazlarımıza rağmen güreşen kadın sayısı artıyor
içimden yazıyı yazan beye(!) o hatunlardan biri el-ense çekse keşke, temennisini geçirten başlıktır.
devamını gör...
ses kaydının normal sesten farklı duyulması
gerçek sesimizin aslında ses kayıtlarında olduğu gibi çıkıyor olması ve derin bir hüzün...
devamını gör...
annelerin garip huyları
sürekli temizlik yapmak ve yaptırmaktır. haftanın her günü masumlar apartmani dizisindeki safiye ve gulben gibi tulumları üstümüze çekip, çamaşır suyu ve diğer deterjanlari soluyarak evin her tarafını silip süpürdükten sonra, fazla deterjanı solumanin etkisiyle antrede karşılaşınca analı-kizli birbirimizi tanımama durumuna gelip birbirimizden 50 krş isteyecek duruma geldikten sonra köşemize çekilmektir. bir diğeri eve geç geldiğim ya da en normal halimde oldugum gunlerde bile dik dik yüzüme bakıp " bana söylemek istediğin bir şey var mi" sorusuyla ortada hiçbir şey yokken bir anda gelen bi haltlar yemişim ben paniğini yaşatmasıdır. son olarak ise yemek+ temizlik yapınca canim kızım,bunu ben yaptım, bunu ben doğurdum edasıyla halka seslenis yapan annemin, yemek + temizlik yapmayınca beni evladi olarak görmemesi bunu kabul etmemesi ve sanki babamın eve kuma getirip,getirdiği kumadan ben olmuşum edasıyla bana yabancı bir nesneymisim gibi davranması da bir başka garip huyudur.
devamını gör...
sci-hub
bilimsel makalelere ücretsiz olarak ulaşılmasını amaçlayan web sitesi. alexandra elbakyan isimli kazakistan vatandaşı bilgisayar programcısı tarafından kurulmuştur.
site şöyle çalışır; normalde ulaşamadığınız ücretli bir makale vardır bu makaleye erişim için en ucuz 40-50 € gibi bir ücret talep edilir. kimi üniversitelerin büyük yayın evleri ile yaptığı anlaşmalarla (aylık binlerce dolar aidat ücreti alırlar tabi ki) üniversite personeli ücretli makalelere kurum hesapları ile ücretsiz olarak erişebilirler. burada bu kurumlardan bir arkadaşınız yoksa sci-hub kullanmak kaçınılmazdır.
makalenin sci-hub'da aratılabilmesi için doi numarası, makale adı veya linki yeterlidir. aramayı yaptığımızda sci-hub makaleyi bir başka korsan içerik sağlayıcı libgen.is sitesinde aratır. eğer aradığımız makale bu serviste mevcut değilse daha önceden "sözde bağışlanmış" kurumsal akademisyen hesaplarından makaleye ulaşarak kullanıcıya sunar. sistem ilk defa bulunan makalenin bir kopyasını otomatik olarak libgen.is serverlarına kaydettiğinden artık o makale için bir daha kurumsal hesaplara ihtiyaç kalmaz.
burada kurumsal akademisyen hesapları için özellikle "sözde bağışlanmış" dedim çünkü bu hesap bilgilerinin büyük çoğunlukla .edu uzantılı maillere yapılan phinising saldırılarıyla elde edildiği iddia ediliyor.
bu servisten özellikle akademik yayıncılıkta neredeyse tekelleşmiş olan elsevier en büyük zararı görmektedir.
site şöyle çalışır; normalde ulaşamadığınız ücretli bir makale vardır bu makaleye erişim için en ucuz 40-50 € gibi bir ücret talep edilir. kimi üniversitelerin büyük yayın evleri ile yaptığı anlaşmalarla (aylık binlerce dolar aidat ücreti alırlar tabi ki) üniversite personeli ücretli makalelere kurum hesapları ile ücretsiz olarak erişebilirler. burada bu kurumlardan bir arkadaşınız yoksa sci-hub kullanmak kaçınılmazdır.
makalenin sci-hub'da aratılabilmesi için doi numarası, makale adı veya linki yeterlidir. aramayı yaptığımızda sci-hub makaleyi bir başka korsan içerik sağlayıcı libgen.is sitesinde aratır. eğer aradığımız makale bu serviste mevcut değilse daha önceden "sözde bağışlanmış" kurumsal akademisyen hesaplarından makaleye ulaşarak kullanıcıya sunar. sistem ilk defa bulunan makalenin bir kopyasını otomatik olarak libgen.is serverlarına kaydettiğinden artık o makale için bir daha kurumsal hesaplara ihtiyaç kalmaz.
burada kurumsal akademisyen hesapları için özellikle "sözde bağışlanmış" dedim çünkü bu hesap bilgilerinin büyük çoğunlukla .edu uzantılı maillere yapılan phinising saldırılarıyla elde edildiği iddia ediliyor.
bu servisten özellikle akademik yayıncılıkta neredeyse tekelleşmiş olan elsevier en büyük zararı görmektedir.
devamını gör...
yazarların yazar engelleme kriterleri
genel anlamda kimseyi engellememe taraftarıyım. sonuçta farklı görüş ve kişilikte bir dolu insan var. yazarlar, okur, geçerim. eleştiriye de açığım. hatamı, kusurumu söyleyene teşekkür eder, düzeltirim. her şeyi kimse bilemez ya, bu bahaneyle öğrenmişde olurum ama bazen bu eleştiriler rahatsızlık verme durumuna geliyor. klavye bu bazen önizlemiyorsun veya harf hatası veya kelimeyi yanlış yazmış oluyorsun. uyarıyorlar, düzeltiyorsun. bir süre sonra bu alışkanlık haline gelip, her yazdığın tek harf hatasında hemen mesaja yönelip, bir de bunu alayvari yaptıklarında sıkılmaya, gerilmeye başlıyorsun. bu tarz yıkıcı eleştiri yapanları engelliyorum. bir de kaynak isteyenler var. benim zaten tanımlarım belli tavrım, davranışım belli. sevdiğim içerikler belli. kaynak göstereceğim exstra bir şey yazmıyorum zaten ama şiir paylaşıyorum, üstte veya altta yazarını belirtiyorum. “ bunun yazarı o değil? o olduğuna dair kaynak göster?” her yerde yazarı o şair görünüyor bende öyle biliyorum, değilse ve bunu sen iddia ediyorsan o olmadığını bana sen ispatlayacaksın sen kaynak göstereceksin. başka zaman alıntı paylaşıyorsun, sözün kime ait olduğunu yazıyorsun. “ hangi kitap, kaçıncı sayfa?” tamam diyorsun, söylüyorsun,” bu geçerli değil, doğru kaynak değil. onların yazdığı gerçek değil.” ya iyi de adam kitap yazmış, elbette araştırmıştır kimin yazdığını, söylediğini. ayrıca verilen her bilgi doğru diye körü körüne inanalım diye bir şey yok ki. herkes yanlış bilebilir o zaman ne yaparız, şüphe duyuyorsak gider kendimiz araştırır, doğrusunu bulur, ona inanırız. arkadaşlar burada herkes kendince bir şeyler paylaşıyor. eleştiri ile bir insanı bunaltmayı birbirine karıştırmamak lazım. kimseye nezaketsizlik yapmam ama keyif almak için girdiğim mecrada, gereksiz yere boğulduğumu hissettiren herkesi engellerim. sonuç bu artık.
devamını gör...
2008 yılına geri döndüğünü düşünmek
şahsen pek dönmek istemeyeceğim bir yıl.
o sene ablamı kuzenimi ve iki teyzemi aynı gün trafik kazasında kaybetmiştim..
o sene ablamı kuzenimi ve iki teyzemi aynı gün trafik kazasında kaybetmiştim..
devamını gör...
evliliğin aşkı öldürmesi
evli biri olarak bildiriyorum, evlilik aşkı öldürmez.
aşkı sizin düşünceleriniz öldürür. o insana neden aşık olduğunuza ilgilidir bu durum.
eğer o insana ulaşamamaya aşık olduysanız, yani onu görmeyince aşkınız eziliyor, sıklılıyorsanız evlenince hep dipdibe olunca eski heyecanınız kalmaz, o aşkı öldürürsünüz.
o insanın yanında aşkınız coşkulanıyorsa, hep yanımda olsa keşke diyorsanız evlenince aşkınız tavan yapar.
saygıyı yitirmezseniz hiçbir şeyi öldüremez evlilik .
aşkı sizin düşünceleriniz öldürür. o insana neden aşık olduğunuza ilgilidir bu durum.
eğer o insana ulaşamamaya aşık olduysanız, yani onu görmeyince aşkınız eziliyor, sıklılıyorsanız evlenince hep dipdibe olunca eski heyecanınız kalmaz, o aşkı öldürürsünüz.
o insanın yanında aşkınız coşkulanıyorsa, hep yanımda olsa keşke diyorsanız evlenince aşkınız tavan yapar.
saygıyı yitirmezseniz hiçbir şeyi öldüremez evlilik .
devamını gör...
sözlükte sürekli bir sözlük yazarının gündem olması
birçok sözlükte var olan durum.
bunu daha çok, insanların kendilerine yapılması durumunda hoşlarına gidecek bir şeyi başkalarına da yapıyor olmaları olarak görüyorum ben. yani nadir durumlar dışında, insanlar yaptıklarının takdir edilmesinden ve bunun açıkça söylenmesinden hoşlanırlar ki bu da gayet normaldir aslında. bu nedenle büyük ihtimalle, iyi niyetli bir şekilde "iyi bir yazar bu. o nedenle hevesinin kırılmaması için, yazmaya teşvik etmek için takdirimi belirteyim, motive edeyim" diye düşünüyor olabilirler.
ben asıl, hiç tanımadığı insanlara hakaret edenlere şaşıyorum. insanları övmek, onları mutlu etmek güzeldir de, durduk yere hakaret edip moral bozmanın kime ne faydası olur? o nedenle boş boş konuşup asap bozacaklarına, bırakalım birbirlerine güzel şeyler yazsınlar derim naçizane.
bunu daha çok, insanların kendilerine yapılması durumunda hoşlarına gidecek bir şeyi başkalarına da yapıyor olmaları olarak görüyorum ben. yani nadir durumlar dışında, insanlar yaptıklarının takdir edilmesinden ve bunun açıkça söylenmesinden hoşlanırlar ki bu da gayet normaldir aslında. bu nedenle büyük ihtimalle, iyi niyetli bir şekilde "iyi bir yazar bu. o nedenle hevesinin kırılmaması için, yazmaya teşvik etmek için takdirimi belirteyim, motive edeyim" diye düşünüyor olabilirler.
ben asıl, hiç tanımadığı insanlara hakaret edenlere şaşıyorum. insanları övmek, onları mutlu etmek güzeldir de, durduk yere hakaret edip moral bozmanın kime ne faydası olur? o nedenle boş boş konuşup asap bozacaklarına, bırakalım birbirlerine güzel şeyler yazsınlar derim naçizane.
devamını gör...
kullanıcı adın bir cevap olsaydı sorusu ne olurdu sorunsalı
yağmurdan sonra ne çıkar?
devamını gör...
europa universalis 4
yaklaşık 380 saat oynadığım bir oyundur kendileri. bu saatleri gerçekten zevk alarak geçirdiğimi söylemek istiyorum ama oyunda bazı şeyler var ki beni hafiften oyunu bırakmaya itti. uzun bir süredir de oynamadım.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
devamını gör...
yazarların iyi ki almışım dediği şeyler
tatil dönüşü yoldan 20 kiloluk bir bal kabağı almıştım. iyiki almışım. canım sıkıldıkça o balkondan bu balkona, mutfaktan salona yuvarlamak suretiyle yer değiştirip duruyorum. banada eğlence oluyor. olmadı pikniğe götürür fotoğraf çekerim daha olmadı bir kazan kabak çorbası yapar konu komşuya veririm daha olmadı kabak tatlısı yapar hayrıma dağıtırım.
devamını gör...
kitap alıntıları
"george orwell kitapları yasaklayacak olanlardan korkuyordu. aldous huxley ise kitapları yasaklamaya gerek kalmayacağından, çünkü hiç kimsenin kitap okumayacağından korkuyordu.
orwell bizi bilgisiz bırakacak olanlardan, huxley ise pasifliğe, narsistliğe, egoistliğe, paranoyaya sürükleyecek olan kirli bilgi yağmurundan...
aslında temelde orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin mahvetmesinden, huxley ise sevdiğimiz şeylerin mahvetmesinden korkuyordu."
(bkz: hakan akdoğan)
sizce hangisi haklı çıktı?
devamını gör...
