kur'an-ı kerim
bakınız ;3 dininde doğduğu coğrafya arap coğrafyasında dır, acaba bunlar gerçekten arap masalları olsaydı niye bütün dünya da yayıldılar? neden hıristiyanlık, yahudilik, ve islamiyet bu kadar yayıldı hadi sizin dediğiniz gibi kur'an arap masalları olsun, hıristiyanlık ta aynı coğrafyada çıktı, yahudilikte aynı coğrafyada çıktığına göre onlarda arap masalları olması gerekmiyor mu? varsa bilginiz ve nedenleriniz lütfen aydınlatın, yoksa cevabınız , herkesin inancı kendisine kimse kimsenin kutsalına saldırmaya hakkı yok.
devamını gör...
intihar notuna yazılacak ilk cümle
tek amacım yaşamaktı ama siz var olmama bile izin vermediniz.
devamını gör...
sözlükçülerin en iyi 3 çorba listesi
mercimek
mercimek
ve
mercimek demek istediğim başlık.
mercimek
ve
mercimek demek istediğim başlık.
devamını gör...
dil bilincine sahip olmak
montaigne'in dil bilinci hakkındaki şu kanaati altın değerindedir:
"sözün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. ister kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. konuşma, sueton’un, julius, caesar’ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın.
söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. ah, keşke paris’te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem!"
dil sürekli gelişen bir yapıdır ve temel özelliklerini koruyarak gelişir. bir takım dil uzmanları dili korumak için kurallar koymak ve yasaklar getirmek gerektiğine inanırlar. onlar okullarda edindikleri tartışma götürür bilgilerin ve nedense hiç eskimeyen yazım kılavuzlarının verdiği güvenceyle dili düzeltmeye kalkarlar. koymak istedikleri ya da savundukları kurallar genelde dilin mantığına aykırıdır. bütün bu çabalar dile iyilik de kötülük de getirmez: dil bildiğini okur.
dil toplumun duygusal ve düşünsel özelliklerine göre oluşur, sürekli dönüşen yaşam koşullarına göre kendini her an yeniden kurar. bir başka deyişle dili sürekli olarak halkın kendisi yaratır. dili yaratanlar (tıpkı yukarıda montaigne'nin pazarcı esnafından bahsettiği gibi) simitçiler, börekçiler, ayakkabıcılar, eskiciler, nineler, dedeler, çocuklardır. bunlar genelde dilin ne olup ne olmadığını düşünme gereği duymayan kimselerdir. toplumsal ve iktisadi dönüşümlere uygun olarak dilde ortaya çıkan yeniliklerde büyük payları olduğunu düşünmezler. onların yaratıcılıkları gündelik yaşamın gereklerinden kaynaklanır. anadilin güzellikleri, özellikle o güzelliklerin pırıl pırıl yansıdığı deyimler, söyleyişler, eğretilemeler ve daha birçok şey, halkın eşsiz zekâsının ürünüdür. anadilde bir ulusun kültürü yansır: anadil kültürün yuvasıdır. bu yuvada kendini yeterince yetiştirmeyen kişi, toplumun ve daha ötede insanlığın değerlerine ulaşamaz. anadilinin anlamını yeterince kavramamış kimselerin kültür planında, bilimde, felsefede, sanatta etkin ve verimli çabalar ortaya koymaları, kalıcı ürünler vermeleri olası değildir.
halkın yarattığı dil bir yanıyla bir hammaddedir. bu hammaddeyi üst düzey kültür adamları işlerler inceltilirler ve geliştirirler. tabanda dilin ve kültürün temelini kuran insanlar varsa tavanda da bu dili ve kültürü yetkinleştirecek bilgeler olacaktır. tabanda kendiliğinden ve tavanda özenle yaratılmakta olan dili toplumun dil konusunda duyarlı görünen ama dil bilinci taşımayan belli bir kesimi kötü kullanır. dili kötü kullananların başında kendilerini dil uzmanı sananlar vardır. birilerinin kötü kullanması dile zarar vermez, ona belli koşullarda yeni anlatım olanakları bile katabilir. kısacası dili bozmaya kimsenin gücü yetmez.
batı’da ulusların ortaya çıkması ve ulusal dillerin gelişmesi genelde xvıı. yüzyılı önceleyen birkaç yüzyılda oldu. xvıı. yüzyılda artık uluslar ve ulusal diller vardı. bizde bu dönüşüm üç yüzyıl sonra yani xx. yüzyılda gerçekleşti. ulusal diller gelişirken çok karmaşık görünümler ortaya koydular. dili zapturapt altına almak gerekmez miydi? dilin denetlenmesinden yana olanlar dilden sorumlu yarı resmi kurumlar tasarladılar ve bazen de kurdular. örneğin fransa’da ulusal dil çeşitli lehçelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve içinden çıkılmaz görünen bir yapı gösteriyordu. dilin oturması için üst düzeyde çaba gösterenlerin başında saray şairi malherbe vardır. fransız dilinin ona ve benzerlerine çok şey borçlu olduğu bilinir. ancak devlet bu işe el atmakta gecikmemiştir: dilin doğal yoldan kendini arındırmasını beklemektense tepeden inme kararlarla dili düzenlemek daha doğru olacağı kanaatine varmıştır. kardinal richelieu’nün buyruğuyla 1635’te kurulan fransız akademisi dili arındırıyorum derken dondurmuştur. devlet gölge etmeseydi belki fransız dili daha erken ve daha sağlıklı gelişecekti.
sorun alaylı dilcilerin sandığı gibi hangi harfleri büyük yazalım ya da nereye virgül koyalım ya da iki nokta ayıp oluyor onun yerine noktalı virgül kullanalım sorunu değildir. bu, dili eğilip bükülür ve üstünde gönül rahatlığıyla oynanabilir bir madde gibi görme rahatlığını ele alalım demek değildir. ancak öncelikle dili sevmek ve dilin tadına varmak gerekir. dil bilincine ulaşmadan dilci oyunu oynamak insanı gülünç eder. dil, her koşulda halk tarafından yeniden yaratılmaktadır. bir başka deyişle yaşam geliştikçe dil de gelişir. bunu anlayalım ve kabul edelim.
"sözün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. ister kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. konuşma, sueton’un, julius, caesar’ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın.
söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. ah, keşke paris’te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem!"
dil sürekli gelişen bir yapıdır ve temel özelliklerini koruyarak gelişir. bir takım dil uzmanları dili korumak için kurallar koymak ve yasaklar getirmek gerektiğine inanırlar. onlar okullarda edindikleri tartışma götürür bilgilerin ve nedense hiç eskimeyen yazım kılavuzlarının verdiği güvenceyle dili düzeltmeye kalkarlar. koymak istedikleri ya da savundukları kurallar genelde dilin mantığına aykırıdır. bütün bu çabalar dile iyilik de kötülük de getirmez: dil bildiğini okur.
dil toplumun duygusal ve düşünsel özelliklerine göre oluşur, sürekli dönüşen yaşam koşullarına göre kendini her an yeniden kurar. bir başka deyişle dili sürekli olarak halkın kendisi yaratır. dili yaratanlar (tıpkı yukarıda montaigne'nin pazarcı esnafından bahsettiği gibi) simitçiler, börekçiler, ayakkabıcılar, eskiciler, nineler, dedeler, çocuklardır. bunlar genelde dilin ne olup ne olmadığını düşünme gereği duymayan kimselerdir. toplumsal ve iktisadi dönüşümlere uygun olarak dilde ortaya çıkan yeniliklerde büyük payları olduğunu düşünmezler. onların yaratıcılıkları gündelik yaşamın gereklerinden kaynaklanır. anadilin güzellikleri, özellikle o güzelliklerin pırıl pırıl yansıdığı deyimler, söyleyişler, eğretilemeler ve daha birçok şey, halkın eşsiz zekâsının ürünüdür. anadilde bir ulusun kültürü yansır: anadil kültürün yuvasıdır. bu yuvada kendini yeterince yetiştirmeyen kişi, toplumun ve daha ötede insanlığın değerlerine ulaşamaz. anadilinin anlamını yeterince kavramamış kimselerin kültür planında, bilimde, felsefede, sanatta etkin ve verimli çabalar ortaya koymaları, kalıcı ürünler vermeleri olası değildir.
halkın yarattığı dil bir yanıyla bir hammaddedir. bu hammaddeyi üst düzey kültür adamları işlerler inceltilirler ve geliştirirler. tabanda dilin ve kültürün temelini kuran insanlar varsa tavanda da bu dili ve kültürü yetkinleştirecek bilgeler olacaktır. tabanda kendiliğinden ve tavanda özenle yaratılmakta olan dili toplumun dil konusunda duyarlı görünen ama dil bilinci taşımayan belli bir kesimi kötü kullanır. dili kötü kullananların başında kendilerini dil uzmanı sananlar vardır. birilerinin kötü kullanması dile zarar vermez, ona belli koşullarda yeni anlatım olanakları bile katabilir. kısacası dili bozmaya kimsenin gücü yetmez.
batı’da ulusların ortaya çıkması ve ulusal dillerin gelişmesi genelde xvıı. yüzyılı önceleyen birkaç yüzyılda oldu. xvıı. yüzyılda artık uluslar ve ulusal diller vardı. bizde bu dönüşüm üç yüzyıl sonra yani xx. yüzyılda gerçekleşti. ulusal diller gelişirken çok karmaşık görünümler ortaya koydular. dili zapturapt altına almak gerekmez miydi? dilin denetlenmesinden yana olanlar dilden sorumlu yarı resmi kurumlar tasarladılar ve bazen de kurdular. örneğin fransa’da ulusal dil çeşitli lehçelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve içinden çıkılmaz görünen bir yapı gösteriyordu. dilin oturması için üst düzeyde çaba gösterenlerin başında saray şairi malherbe vardır. fransız dilinin ona ve benzerlerine çok şey borçlu olduğu bilinir. ancak devlet bu işe el atmakta gecikmemiştir: dilin doğal yoldan kendini arındırmasını beklemektense tepeden inme kararlarla dili düzenlemek daha doğru olacağı kanaatine varmıştır. kardinal richelieu’nün buyruğuyla 1635’te kurulan fransız akademisi dili arındırıyorum derken dondurmuştur. devlet gölge etmeseydi belki fransız dili daha erken ve daha sağlıklı gelişecekti.
sorun alaylı dilcilerin sandığı gibi hangi harfleri büyük yazalım ya da nereye virgül koyalım ya da iki nokta ayıp oluyor onun yerine noktalı virgül kullanalım sorunu değildir. bu, dili eğilip bükülür ve üstünde gönül rahatlığıyla oynanabilir bir madde gibi görme rahatlığını ele alalım demek değildir. ancak öncelikle dili sevmek ve dilin tadına varmak gerekir. dil bilincine ulaşmadan dilci oyunu oynamak insanı gülünç eder. dil, her koşulda halk tarafından yeniden yaratılmaktadır. bir başka deyişle yaşam geliştikçe dil de gelişir. bunu anlayalım ve kabul edelim.
devamını gör...
azrak
"ender" ya da "nadir" anlamlarına gelen ve tdk'de olmayan başka bir türkçe sözcük daha.
devamını gör...
fordizm
standardizasyon, seri üretim ve taylorizmi temel alan üretim yaklaşımı. bunlara ek olarak sosyal bir misyonu da vardır. işçilerin kendi ürettikleri ürünleri satın alabilecek kadar kazanmasını amaçlar. henry ford, fabrikasında çalışan bir işçinin ford t alabilecek kadar kazanmasını hedeflemiştir.
marksist düşünürler bu sosyal misyonu "ağza bir parmak bal çalma" olduğu gerekçesiyle eleştirirler. bu düşünürlere göre işçilerin kendi ürettikleri ürünleri alabilmesi onları konformizme itmekte ve bir proletarya devrimi olmasını engellemektedir. böylece patron hep patron, işçi de hep işçi olarak kalacaktır.
marksist düşünürler bu sosyal misyonu "ağza bir parmak bal çalma" olduğu gerekçesiyle eleştirirler. bu düşünürlere göre işçilerin kendi ürettikleri ürünleri alabilmesi onları konformizme itmekte ve bir proletarya devrimi olmasını engellemektedir. böylece patron hep patron, işçi de hep işçi olarak kalacaktır.
devamını gör...
tayyipçi çiftçinin borçları yüzünden tutuklanması
iyi olmuş. erdoğan’a oy vermeden önce düşünseydi. su veren itfaiyenin hortumunu şey yapayım misali elbette üzülmem. bana ne?
devamını gör...
savage sendromu
rezistan over sendromu olarak da bilinir.
primordial foliküller vardır;ancak fsh reseptörlerinin olmaması veya postreseptör defekt varlığı nedeniyle fsh'a karşı cevap yoktur,foliküler gelişim devam edemez.
kesin tanı over biyopsisi ile konulur.
tedavi olarak ise menopoza kadar hormon replasman tedavisi uygulanır.
primordial foliküller vardır;ancak fsh reseptörlerinin olmaması veya postreseptör defekt varlığı nedeniyle fsh'a karşı cevap yoktur,foliküler gelişim devam edemez.
kesin tanı over biyopsisi ile konulur.
tedavi olarak ise menopoza kadar hormon replasman tedavisi uygulanır.
devamını gör...
saraybosna
fiili başkenti banja luka olan sırp cumhuriyeti’nin de hukuki başkentidir.
devamını gör...
sen kimsin
''bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.,,
şems-i tebrizi
şems-i tebrizi
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği çizgi film introları
ikisinide çok severim.
devamını gör...
karsinofobi
kısaca, kanser olmaktan korkma olarak açıklayabiliriz.
tabii ki her insan bu durumdan az da olsa korkar ama bu fobiye sahip kişilerde bu durum bir takıntı haline gelmiştir. ilk olarak 1995 yılında, doktor george crile tarafından tanımlanmıştır.
bu fobiye sahip kişiler, doktor raporlarına rağmen hasta olmadıklarına inanmazlar. yedikleri gıdadan soluduğumuz havaya kadar her şeyde kanser riski olduğuna inanırlar. hastalar ayrıca depresyon belirtileri gösterirler. öksürük, baş ağrısı gibi hafif semptomlar bile onlar için bir kanser belirtisi olabilir. küçük bir belirtinin kanser olmadığını doğrulamak için yüksek maliyetli testlere başvururlar.
tabii ki her insan bu durumdan az da olsa korkar ama bu fobiye sahip kişilerde bu durum bir takıntı haline gelmiştir. ilk olarak 1995 yılında, doktor george crile tarafından tanımlanmıştır.
bu fobiye sahip kişiler, doktor raporlarına rağmen hasta olmadıklarına inanmazlar. yedikleri gıdadan soluduğumuz havaya kadar her şeyde kanser riski olduğuna inanırlar. hastalar ayrıca depresyon belirtileri gösterirler. öksürük, baş ağrısı gibi hafif semptomlar bile onlar için bir kanser belirtisi olabilir. küçük bir belirtinin kanser olmadığını doğrulamak için yüksek maliyetli testlere başvururlar.
devamını gör...
nina simone
t: hayatı boyunca insanlık değerlerinin önde gelen savunucularından biri olmuş, arkasında birçok muazzam eser bırakmış olan abd'li şarkıcı. maalesef, ölümünden birkaç yıl önce meme kanserine yakalanmış, 2003 yılında fransa'da uykusunda vefat etmiştir. asıl ismi eunice kathleen waymon'dır. hakkında birçok kitap yazılmış, bir de belgesel çekilmiştir.
her ne kadar en bilineni olsa da ilk dinlediğim günden beri en sevdiğim parçası. bugünlerde daha bir anlamlı: ain't got no, i got life
ne me quitte pas yorumu da harikadır: buradan
tavsiye: gece dinlemeyin, dertsizi dert sahibi yapar.
her ne kadar en bilineni olsa da ilk dinlediğim günden beri en sevdiğim parçası. bugünlerde daha bir anlamlı: ain't got no, i got life
ne me quitte pas yorumu da harikadır: buradan
tavsiye: gece dinlemeyin, dertsizi dert sahibi yapar.
devamını gör...
altı dakika yazma pratiği
bir yaratıcı yazarlık kursunda edindiğim pratik. bir kelime beliliyorsun. saatini kuruyorsun ve altı dakika boyunca bilinç akışıyla yazıyorsun. mesela şu an deniyorum. kelime belirlemedim ama konu belli. bana çok faydası dokundu. yazmaya meraklı kişilere ciddi anlamda tavsiye edebileceğim bir pratik. *
devamını gör...
ücretsiz kısırlaştırma
kısırlaştırma, belediyelerde sadece sahipsiz hayvanlara yapılır. kısırlaştırmayı belediyeden istemek de etik değildir. ama oradan bir canı sahiplendiğinizde kısırlaştırılmış ve aşıları yapılmış şekilde alıyorsunuz. ücret ödemeden.
devamını gör...
soyuz
1966 yılında, vostok ve voskhod araçlarının ardından, insansız uzay uçuşuyla göreve başlayan sovyetler birliği uzay aracı.
soyuz'un insanlı uçuş denemelerinin ilki vladimir komarov'un korkunç ölümüyle sona erdi. ancak sovyetler yılmadı ve görevler devam etti. yavaş yavaş her şey rayına oturdu ve soyuz, önce sovyet uzay istasyonlarına, sonra da uluslararası uzay istasyonu'na insan taşımak için kullanılmaya başlandı.
soyuz, bir kapsül ve roket bölümünden oluşur. kapsül de kendi içinde 3 ayrı modülden oluşur. mürettebat, aracın yörüngede olması durumunda yörünge modülünde bulunur. iniş modülü, uzay istasyonuna giderken mürettebatın içinde bulunduğu modüldür. 3. modül ise güç kaynağı, güneş paneli gibi teknik desteği taşır.
roket bölümü, kapsülün ucuna takıldığı ve kapsülün ateşlenerek yola çıkması için gereken kısımdır. fırlatmadan sonra birbirlerinden ayrılırlar ve roket geri döner. kapsül ise 9 dakika içerisinde uzaya ulaşır. geri dönüşte paraşüt sistemi kullanılır. yüzeye yaklaşılınca da küçük bir roket motoru ile kapsülün biraz daha yavaşlaması sağlanır.
soyuz'un insanlı uçuş denemelerinin ilki vladimir komarov'un korkunç ölümüyle sona erdi. ancak sovyetler yılmadı ve görevler devam etti. yavaş yavaş her şey rayına oturdu ve soyuz, önce sovyet uzay istasyonlarına, sonra da uluslararası uzay istasyonu'na insan taşımak için kullanılmaya başlandı.
soyuz, bir kapsül ve roket bölümünden oluşur. kapsül de kendi içinde 3 ayrı modülden oluşur. mürettebat, aracın yörüngede olması durumunda yörünge modülünde bulunur. iniş modülü, uzay istasyonuna giderken mürettebatın içinde bulunduğu modüldür. 3. modül ise güç kaynağı, güneş paneli gibi teknik desteği taşır.
roket bölümü, kapsülün ucuna takıldığı ve kapsülün ateşlenerek yola çıkması için gereken kısımdır. fırlatmadan sonra birbirlerinden ayrılırlar ve roket geri döner. kapsül ise 9 dakika içerisinde uzaya ulaşır. geri dönüşte paraşüt sistemi kullanılır. yüzeye yaklaşılınca da küçük bir roket motoru ile kapsülün biraz daha yavaşlaması sağlanır.
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
para çekip kartı alıp gitmem. benden sonra para çekmeye gelen adamlar soruşturuyor sonra yoldan geçen biri benim deyip almış, banka görüntüleri izletmek için çağırdığında gördüm. sonradan izleyince kendini kötü hissettiriyor insana.
devamını gör...
çalışma masanızdaki en ilginç şey
bir çalışma masam yok.
devamını gör...

