konuşurken en çok kullanılan kelime
skandal. hatta benimle iletişim halinde olan her insana virüs misali bulaşan kelime çünkü her durum için kullanılabiliyor. kötü durumlar için vehameti vurgulayan skandal, güzel gelişmeler ardından kullanılınca pozitif vurguyu çok güzel geçirebiliyor.
devamını gör...
babayla olan ilişki
bir babanın yüreğine sahip olmak istemişimdir hep,babamdaki beni anlamak için..babasıyla arası iyi olan insanlar,çok şanslısınız bilin istedim..
devamını gör...
kürk mantolu madonna
bebelerin elinde gezmekten sanat seviyesi düşmüş ancak şaheserdir. genç werterin acılarını okuyana kadar aşk kitabı katagorime hükmetti
devamını gör...
müptelası olunan kokular
aşık olunan insan’ın kokusu. *
devamını gör...
antipodesmap.com
"geçse de yolumuz bozkırlardan denizlere çıkar sokaklar" misali arama sonucu veren web sitesidir.
devamını gör...
sandık kaptırma
osmanlı zamanında semt tulumbacılarının uzak bölgelerden gelen başka bir tulumbacı ekibinin gerisinde kalarak yangın yerine daha geç intikal etmesine verilen isim.
devamını gör...
spor salonlarında millete salça olan tip
ayağına dambıl düşürmeyi düşünebileceğini tip. öldüresiye dövmek ve o sürekli konuşan çenesini 4 parçaya ayırmak isteyebilirsiniz. öyle azimlidir bu hanzolar.
devamını gör...
herkes hoşlandığı sözlük yazarını itiraf etsin etkinliği
ben kimseyi tanımıyorum burda siz tanıyor musunuz ? neler oluyor biri bana anlatsın.
devamını gör...
güneş (yazar)
bugün, buralarda yeni olduğum zamanlarda düştüğüm hataya düşülüp salt bir gezegen oluşundan bahsedilen mahlas.
güneş... yazardır. tanıdığım, bildiğim, okuduğum, duyduğum tüm yazarlar arasında en yazar olanlardandır hem de. öyle ki "ya sözlüğe bir şey olursa? nerede bulurum onu başka?" diye içim titrer bazen. öyle kıymetlidir şuraya bıraktığı her kelam.
güneş... mesaj kutumu arada bir kapısını çalmak için açmamın tek sebebidir. kapısına gidip gidip "bak, burası acıdı." dediğim ve aynı yerlerinde eski yara izleri olduğunu gördüğüm tek yazar. hatta sanal dünyayı koydum kenara, aynı yollardan bunca benzeyerek yürüdüğüm nadir insanlardan. öyle ki aklımda bir filiz uyansa, dilimde bir laf dolansa kilometrelerce öteden o yazmış olur aynısını, hiç bilmeden. başlarda şaşırıyordum bu denk gelmelere ama, yadırgamıyorum artık. çünkü biliyorum, o odur.
güneş... adı çok güzeldir.
bunları yine kapısına varıp söyleyebilirdim. söylemişimdir de. ama adını akışta görünce burayı bir kere daha ziyaret etmek istedim. okulda gökteki güneş'i nasıl anlatıyorsam, burada da onu anlatayım istedim. bilinsin zira, kazınsın hatta sıralara kazınır gibi; "güneş yazardır."
güneş... yazardır. tanıdığım, bildiğim, okuduğum, duyduğum tüm yazarlar arasında en yazar olanlardandır hem de. öyle ki "ya sözlüğe bir şey olursa? nerede bulurum onu başka?" diye içim titrer bazen. öyle kıymetlidir şuraya bıraktığı her kelam.
güneş... mesaj kutumu arada bir kapısını çalmak için açmamın tek sebebidir. kapısına gidip gidip "bak, burası acıdı." dediğim ve aynı yerlerinde eski yara izleri olduğunu gördüğüm tek yazar. hatta sanal dünyayı koydum kenara, aynı yollardan bunca benzeyerek yürüdüğüm nadir insanlardan. öyle ki aklımda bir filiz uyansa, dilimde bir laf dolansa kilometrelerce öteden o yazmış olur aynısını, hiç bilmeden. başlarda şaşırıyordum bu denk gelmelere ama, yadırgamıyorum artık. çünkü biliyorum, o odur.
güneş... adı çok güzeldir.
bunları yine kapısına varıp söyleyebilirdim. söylemişimdir de. ama adını akışta görünce burayı bir kere daha ziyaret etmek istedim. okulda gökteki güneş'i nasıl anlatıyorsam, burada da onu anlatayım istedim. bilinsin zira, kazınsın hatta sıralara kazınır gibi; "güneş yazardır."
devamını gör...
flörtün sevgililiğe dönmeme sebepleri
kimse kendinden emin değil. herkesin hayatına rahatlıkla girip çıkabileceklerini sanıyorlar. bir tek kendi zamanları önemli, hayatına girdikleri insanın zamanı yok sanki. bir de fazla aceleciler. hemen her şey olsun istiyorlar da flört döneminde birbirini doğru düzgün tanıyamadıktan sonra bir ilişkiye başlasan ne başlamasan ne.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
tarık akan aslında o kadar uzun değil. sinema işte...
devamını gör...
kapitalizm ile büyümek
ne yaparsan yap ne kazanırsan kazan parayı o sisteme iade edeceğini bilerek büyümektir.
paranın ne kadar önemli olduğunu bilerek büyümektir.
emeğin ne kadar ucuz olduğunu bilerek büyümektir.
ne kadar istemesen de sisteme uyum sağlamak zorunda olacağını bilerek büyümektir.
insanların para için ne kadar acımasız olacağını ve olduğunu görerek büyümektir.
ama ne olursa olsun istediğin gibi büyüyemessin.
kapital, para demektir.
sistemin adı bile para yani.
insana insan olduğu için değer verir mi hiç?3
sadece gücüne değer verir.
işe yarayıp yaramadığına bakar.
işe yaramıyorsan bir değerin yoktur.
ama ne olursa olsun bitecektir bu adi, bu alçak düzen.
nazım ustanın da dediği gibi:
'sabahın sahibi vardır.
gün daima bulutta kalmaz.
herhal ilerdedir
yaşanacak günlerin
en güzelleri...'.
paranın ne kadar önemli olduğunu bilerek büyümektir.
emeğin ne kadar ucuz olduğunu bilerek büyümektir.
ne kadar istemesen de sisteme uyum sağlamak zorunda olacağını bilerek büyümektir.
insanların para için ne kadar acımasız olacağını ve olduğunu görerek büyümektir.
ama ne olursa olsun istediğin gibi büyüyemessin.
kapital, para demektir.
sistemin adı bile para yani.
insana insan olduğu için değer verir mi hiç?3
sadece gücüne değer verir.
işe yarayıp yaramadığına bakar.
işe yaramıyorsan bir değerin yoktur.
ama ne olursa olsun bitecektir bu adi, bu alçak düzen.
nazım ustanın da dediği gibi:
'sabahın sahibi vardır.
gün daima bulutta kalmaz.
herhal ilerdedir
yaşanacak günlerin
en güzelleri...'.
devamını gör...
johansson larsen hastalığı
patella (diz kapağı) alt ucunun aseptik nekrozudur.
devamını gör...
sözlükteki puan tablosunun asla gerçeği yansıtmaması
şimdi baktım sözlükte önümde 19 kişi var. biri kurucu, biri moderatör. bir tanesi kadrolu troll. birkaçı artık yazmıyor bile. diğerleri bol madalyalı sözlük emekçisi. yani yerlerini hak eden kişiler. bu kişilerin ve de diğerlerinin kankası değilim. ben sadece yazıyorum. elli beğenili tanımım da var sıfır çektiklerim de. popüler değilim. ama benim bir sırrım var. başından beri imkân buldukça yazıyorum. binden fazla başlığım, altı bine yakın tanımım var. puan sistemi olsa da olmasa da bu böyle olurdu. çünkü yazmayı seviyorum. gerçek hayatımda da yazarım. burada da elimden geldiğince yazmaya devam edeceğim. siz de sıralama, madalya, rozet falan bunlara pek takılmayın. yazın geçin işte.
devamını gör...
valeria
2020 yapımı netflix'te yayınlanan komedi, dram ve cinsel içerikli +18 dizisidir. şimdilik iki sezon 8, 8 şeklinde 16 bölüm yayınlanmış ve izleyenlerin dikkatini çekmeyi başarmıştır.
dört yakın arkadaşın yaşadığı her şeyi tüm detayıyla izleyiciye yansıtıyor dizi. başrolde valeria (diana gomez) olmak üzere lola, (silma lopez) carmen (paula malia), nerea (teresa riott) isimli bu dört kadın acısı, tatlısı, kahkahası, sevgisi, aşkı, seksiyle yansıyor ekranlara.
valeria'nın etrafında dönüyor konular. onun iç buhranı, yaşadıkları, yaşayamadıkları, evliliği, tutunamadığı işi... arkadaşlarının ona desteği ve kendi yaşam örgüleri...
valeria ne istediğini bilmeyen 29 yaşında evli ama evliliği iyi gitmeyen bir yazar. yazar ama ne yazacağını bilmeyen kısır bir döngüye düşmüş tıkanmış bir yazar. kocası
adrian'ın (ıbrahim al shami j.) ilgisizliği ve onu desteklemeyişi aksi gibi onunda işlerinin ters gitmesiyle evliliği de aynı döngünün içinde erimeye başlar. onu başka bir kola iter başka bir aşka sürükler. gizli bir aşka. victor'a. (maxi ıglesias) bir insan önce kendini kaybetmeli midir bulması için? valeria karakteri bu bağlamda bize bunu düşündürür.
lola, uçarı, seks düşkünü, özgürlük delisi fakat bunları geride bırakmayı göze alabilecek kadar aşık. evli bir erkeğe gönlünü kaptırmış bir kadın. onu yok sayması, her defasında 2. 3. plana atmasına rağmen yinede onsuz olamayışı. eski lola ve yeni lola arasında sıkışıp kalan bir kadın. eskiyi özleyen ama yeniden vazgeçemeyen bir kadın. ailesinin özellikle annesinin kendini seçmesi kendi yoluna gitmesiyle arada sıkışmış kalmış. aile hayatına özlem duyarken bir yandanda yaşadığı travmalar sonucu ben 'tek ve özgür bir kadınım' mottosuna sığınıyor. onda da başarılı olamadığı bir gerçek. evli bir erkeğe takıntısı yine bunun eseri. peki ya lola'yı neler bekliyor?
carmen için başarılı bir iş kadını diyebiliriz. hayatında eksik olan, yakalayamadığı bir duygu var. aşk. onu da iş arkadaşı borja'da (juanlu gonzalez) arıyor. düz bir hayatı var gibi görünen carmen kendi eksikliklerini ve isteklerini biliyor ama her istenilenin olmamasının karmaşasında boğuluyor.
nerea, buzlar kraliçesi. aralarında en soğuk en mesafeli en kontrollü gitmeye çalışan. ailesinin zoruyla avukat olmuş onların kanatları altında ama dik bir şekilde hayata tutunmaya çalışmış bir kadın. cinsel tercihi, hayata bakışı, aile şirketini bırakıp kendine yeni bir hayat kurma çabası hepsi bir çelişki hepsi bir muamma. kontrolü bir bıraksa bir akışın tadına varsa belki her şey daha güzel olacak. aşk hayatından iş hayatına elinde tutmaya çalıştığı yücelerini artık yıkma vakti ama bunu yapacak cesaret var mı?
bu dize size olaganüstü bir kurgu, olay örgüsü sunmuyor. sunduğu şey şu, 'içimizdeki kadın şuan ne istiyor ve ne yapıyor?' bize içimizdeki kadını sunuyor dizi. bize sorgulama şansı veriyor. 'hepimiz valeriayız, hepimiz lolayız, hepimiz carmeniz, hepimiz nereayız' diyor bize.
ilk sezon 8 kısımdan oluşuyor ve bu kadınların iç buhranlarının tüm sancılarını yansıtıyor bizlere. kendinizi bile sorgulatabilir eğer izlediğiniz, duyduğunuz, gördüğünüz kesitler sizi içine çekiyorsa.
ikinci sezon biraz daha başka. karakterler ne istediğini bulmaya başlıyor ve bu yolda kendileri olmak için kendilerinden vazgeçiyor ya da kendilerini yeniden inşa etme çabasına girişiyorlar.
ikinci sezon 5. bölüm çok sinir bozucu ama çok güzel bir şekilde başlıyor. ben izlerken hem kendim hem tüm kadınlar adına üzülmüştüm. 'evdeyim, merak etmeyin, evdeyim şimdi kapıdan girdim, evdeyim sıkıntı yok, tamam geldim öpüyorum, sağ salim vardım öptüm...' mesajları uçuşuyor havalarda ve bir not beliriyor ekrana 'bir kadın daha eksilmeyeceğiz'
bu dizi kadınların hayatına kadınca değiniyor. yaşadıkları zorlukları, yaptıkları hataları, çektikleri acıları, sorumluluklarını, sorumsuzluklarını, hüzünlerini, sevinçlerini yansıtıyor. her kadın kendinden bir şeyler bulabiliyor. mükemmel mi hayır ama hayatın o kadar içinden ki. tabi bunu yazdığım için şuan şu tepkiyi alabilirim 'hangi hayatın yahu burası türkiye' diye. biraz daha evrensel bir kadın hayatı bu anlatılan. ben kendimi buldum zaman zaman ama tabi bizim ülkemiz mevzu bahisse sorunlarımız ve acılarımız daha başka tabi. farklı bir bakışla izlenebilir ve yorumlanabilir.
iyi seyirler...
dört yakın arkadaşın yaşadığı her şeyi tüm detayıyla izleyiciye yansıtıyor dizi. başrolde valeria (diana gomez) olmak üzere lola, (silma lopez) carmen (paula malia), nerea (teresa riott) isimli bu dört kadın acısı, tatlısı, kahkahası, sevgisi, aşkı, seksiyle yansıyor ekranlara.
valeria'nın etrafında dönüyor konular. onun iç buhranı, yaşadıkları, yaşayamadıkları, evliliği, tutunamadığı işi... arkadaşlarının ona desteği ve kendi yaşam örgüleri...
valeria ne istediğini bilmeyen 29 yaşında evli ama evliliği iyi gitmeyen bir yazar. yazar ama ne yazacağını bilmeyen kısır bir döngüye düşmüş tıkanmış bir yazar. kocası
adrian'ın (ıbrahim al shami j.) ilgisizliği ve onu desteklemeyişi aksi gibi onunda işlerinin ters gitmesiyle evliliği de aynı döngünün içinde erimeye başlar. onu başka bir kola iter başka bir aşka sürükler. gizli bir aşka. victor'a. (maxi ıglesias) bir insan önce kendini kaybetmeli midir bulması için? valeria karakteri bu bağlamda bize bunu düşündürür.
lola, uçarı, seks düşkünü, özgürlük delisi fakat bunları geride bırakmayı göze alabilecek kadar aşık. evli bir erkeğe gönlünü kaptırmış bir kadın. onu yok sayması, her defasında 2. 3. plana atmasına rağmen yinede onsuz olamayışı. eski lola ve yeni lola arasında sıkışıp kalan bir kadın. eskiyi özleyen ama yeniden vazgeçemeyen bir kadın. ailesinin özellikle annesinin kendini seçmesi kendi yoluna gitmesiyle arada sıkışmış kalmış. aile hayatına özlem duyarken bir yandanda yaşadığı travmalar sonucu ben 'tek ve özgür bir kadınım' mottosuna sığınıyor. onda da başarılı olamadığı bir gerçek. evli bir erkeğe takıntısı yine bunun eseri. peki ya lola'yı neler bekliyor?
carmen için başarılı bir iş kadını diyebiliriz. hayatında eksik olan, yakalayamadığı bir duygu var. aşk. onu da iş arkadaşı borja'da (juanlu gonzalez) arıyor. düz bir hayatı var gibi görünen carmen kendi eksikliklerini ve isteklerini biliyor ama her istenilenin olmamasının karmaşasında boğuluyor.
nerea, buzlar kraliçesi. aralarında en soğuk en mesafeli en kontrollü gitmeye çalışan. ailesinin zoruyla avukat olmuş onların kanatları altında ama dik bir şekilde hayata tutunmaya çalışmış bir kadın. cinsel tercihi, hayata bakışı, aile şirketini bırakıp kendine yeni bir hayat kurma çabası hepsi bir çelişki hepsi bir muamma. kontrolü bir bıraksa bir akışın tadına varsa belki her şey daha güzel olacak. aşk hayatından iş hayatına elinde tutmaya çalıştığı yücelerini artık yıkma vakti ama bunu yapacak cesaret var mı?
bu dize size olaganüstü bir kurgu, olay örgüsü sunmuyor. sunduğu şey şu, 'içimizdeki kadın şuan ne istiyor ve ne yapıyor?' bize içimizdeki kadını sunuyor dizi. bize sorgulama şansı veriyor. 'hepimiz valeriayız, hepimiz lolayız, hepimiz carmeniz, hepimiz nereayız' diyor bize.
ilk sezon 8 kısımdan oluşuyor ve bu kadınların iç buhranlarının tüm sancılarını yansıtıyor bizlere. kendinizi bile sorgulatabilir eğer izlediğiniz, duyduğunuz, gördüğünüz kesitler sizi içine çekiyorsa.
ikinci sezon biraz daha başka. karakterler ne istediğini bulmaya başlıyor ve bu yolda kendileri olmak için kendilerinden vazgeçiyor ya da kendilerini yeniden inşa etme çabasına girişiyorlar.
ikinci sezon 5. bölüm çok sinir bozucu ama çok güzel bir şekilde başlıyor. ben izlerken hem kendim hem tüm kadınlar adına üzülmüştüm. 'evdeyim, merak etmeyin, evdeyim şimdi kapıdan girdim, evdeyim sıkıntı yok, tamam geldim öpüyorum, sağ salim vardım öptüm...' mesajları uçuşuyor havalarda ve bir not beliriyor ekrana 'bir kadın daha eksilmeyeceğiz'
bu dizi kadınların hayatına kadınca değiniyor. yaşadıkları zorlukları, yaptıkları hataları, çektikleri acıları, sorumluluklarını, sorumsuzluklarını, hüzünlerini, sevinçlerini yansıtıyor. her kadın kendinden bir şeyler bulabiliyor. mükemmel mi hayır ama hayatın o kadar içinden ki. tabi bunu yazdığım için şuan şu tepkiyi alabilirim 'hangi hayatın yahu burası türkiye' diye. biraz daha evrensel bir kadın hayatı bu anlatılan. ben kendimi buldum zaman zaman ama tabi bizim ülkemiz mevzu bahisse sorunlarımız ve acılarımız daha başka tabi. farklı bir bakışla izlenebilir ve yorumlanabilir.
iyi seyirler...
devamını gör...
normal sözlük köy okuluna kitap yardımı etkinliği
+1 ile arkadaşlarımın yanındayım dediğim kampanyadır. kitaplar hazır kuzularımıza feda olsun. *
devamını gör...
yazarları en çok ağlatan film sahneleri
baştan sona dersek 7. koğuştaki mucize derim ama sahne dersek o çok başka.
üstüne başına böyle süre süre annesinin kucağında şeftali yiyen çocuk bir noktadan sonra elindekinden bıkıyor ve atıyor yere.
o çocuğu annesinin kucağında izleyen yoksul çocuk ise vahşi bir hayvan gibi atlıyor şeftalinin üzerine.
nerdeyse bebeydim bu sahneye denk geldiğimde. o kadar çok ağlamıştım ki kimse susturamamıştı. bildiğin travmatik bir sahnedir bu benim için. hâlâ aklıma gelince kalbim acır, nerede çocuk görsem ve üstü başından yoksul olduğunu anlasam çocuğa bildiğin yemek ısmarlamak için yalvarırım. çünkü bir çocuğun aynı öyle yerde duran yemeğe koşmasını engellemeye çalışıyorum. bir kez daha o görüntüye şahit olsam aklımı kaybedermiş gibi hissediyorum. hatta hayvanlar bile yemeğe koşarak geldiğinde ve ham diye yemeğin üstüne atladığında kalbim sıkışır.
son derece saçma mı? bence öyle. travma dediğin böyle ilginç bir şey.
üstüne başına böyle süre süre annesinin kucağında şeftali yiyen çocuk bir noktadan sonra elindekinden bıkıyor ve atıyor yere.
o çocuğu annesinin kucağında izleyen yoksul çocuk ise vahşi bir hayvan gibi atlıyor şeftalinin üzerine.
nerdeyse bebeydim bu sahneye denk geldiğimde. o kadar çok ağlamıştım ki kimse susturamamıştı. bildiğin travmatik bir sahnedir bu benim için. hâlâ aklıma gelince kalbim acır, nerede çocuk görsem ve üstü başından yoksul olduğunu anlasam çocuğa bildiğin yemek ısmarlamak için yalvarırım. çünkü bir çocuğun aynı öyle yerde duran yemeğe koşmasını engellemeye çalışıyorum. bir kez daha o görüntüye şahit olsam aklımı kaybedermiş gibi hissediyorum. hatta hayvanlar bile yemeğe koşarak geldiğinde ve ham diye yemeğin üstüne atladığında kalbim sıkışır.
son derece saçma mı? bence öyle. travma dediğin böyle ilginç bir şey.
devamını gör...


