rudolph carnap
viyana çevresinin babasıdır kendisi. aynı zamanda büyük bi wittgenstein hayranı. gömleğini bile onun gibi iliklermiş.
carnap ve ahalisine göre felsefe yüzyıllardır saçma sapan soruların peşine takılmıştır. sürekli metafizik ile uğraşmışlardır. bu kadar zamandır biriken felsefi sorunların çözülememesinin sebebi de bu sorulan anlamsızlığıdır. burda carnap diğer bazı viyanalılardan farklı olarak anlamlı ve anlamsız önermeleri ayırt etmenin olanağından bahseder. çünkü ona göre asıl olan kriter değildir, yöntemdir. kriter olmadan bilimsel felsefe yapmak mümkündür. modern felsefeni peşinde koştuğu 'sağlam bir zemin' aramanın anlamı yoktur. herkes kendi "varsayımlarıyla" hareket edecektir. madem bu kadar varsayım var, o zaman pozitif bilim anlayışı bu varsayımlar içinde en geçerli olanıdır der kabaca. 'doğru bilgi'den bahsedeceksek yalnızca olgularla, yani ampirik bilimle buna ulaşabiliriz. doğruluk carnap' a göre zaten deneyin koşulunda bulunur. anlamlı bir önermede bulunabilmek için ise yargının doğruluk koşuluna sahip olması gerekir, test edilebilir olması gerektir. dolayısıyla, metafiziğin tüm yargılarını bu doğruluk koşuluna sahip olmadığı için de dışarıda bırakır.
carnap ve ahalisine göre felsefe yüzyıllardır saçma sapan soruların peşine takılmıştır. sürekli metafizik ile uğraşmışlardır. bu kadar zamandır biriken felsefi sorunların çözülememesinin sebebi de bu sorulan anlamsızlığıdır. burda carnap diğer bazı viyanalılardan farklı olarak anlamlı ve anlamsız önermeleri ayırt etmenin olanağından bahseder. çünkü ona göre asıl olan kriter değildir, yöntemdir. kriter olmadan bilimsel felsefe yapmak mümkündür. modern felsefeni peşinde koştuğu 'sağlam bir zemin' aramanın anlamı yoktur. herkes kendi "varsayımlarıyla" hareket edecektir. madem bu kadar varsayım var, o zaman pozitif bilim anlayışı bu varsayımlar içinde en geçerli olanıdır der kabaca. 'doğru bilgi'den bahsedeceksek yalnızca olgularla, yani ampirik bilimle buna ulaşabiliriz. doğruluk carnap' a göre zaten deneyin koşulunda bulunur. anlamlı bir önermede bulunabilmek için ise yargının doğruluk koşuluna sahip olması gerekir, test edilebilir olması gerektir. dolayısıyla, metafiziğin tüm yargılarını bu doğruluk koşuluna sahip olmadığı için de dışarıda bırakır.
devamını gör...
nemrut dağı
daha önce gidip gördüğüm bitlis'teki nemrut için tanım yazmışım.
lakin henüz adıyaman'dakini göremedik.
görmeden ilgimi çeken bir kaç şey yazmak istiyorum hakkında , ilerde görürsek ekleme yaparız.
2000 yıl önce yaşamış bir uygarlık kommagane kırallığı ....
bu krallığın kalıntılarından biri olan aslanlı horoskop'u 1883 yılında her zamanki gibi ecnebiler keşfediyorlar. soy isimleri human ve punchstein...
alışığız biz bizim için sorun yok. fotoğraf çekiyorlar, fotoğraf aşağıda. fotoğrafta iki şeye dikkat etmenizi istiyorum
1- 2000 yıldır var olan bu aslanın sapa sağlam durmasına,
2- bu fotoğraftaki aslanın üstündeki yıldızlara ve boynundaki aya
''
''
önce 1 için konuşalım.
aslanın bugünkü foturafı
''
''
2000 yıldır dağa taşa,güneşe, suya doluya, kara dayanan aslanın keşfedildikten sonra geldiği durum bu...
neredeyse 100 yıllık süreçte yok olma noktasına gelmiş...
ziyaretçilerin ellerinin etkisidir bu arkadaşlar. 2000 yıllık zamandan ''tehlikeli'' olduğu açıktır.
şimdi sıra 2 de.
''
''
bu fotoğraftan anlaşılan nedir piki;
kommagane krallığı falcısı,
m.ö. 7 temmuz 61'de gökyüzüne bakmış ve kral antiochosun doğum falına bakmış ve bu haritayı görmüş.
bunu da heykelle ölümsüzleştirmek istemişler...
harika değil mi?!
lakin henüz adıyaman'dakini göremedik.
görmeden ilgimi çeken bir kaç şey yazmak istiyorum hakkında , ilerde görürsek ekleme yaparız.
2000 yıl önce yaşamış bir uygarlık kommagane kırallığı ....
bu krallığın kalıntılarından biri olan aslanlı horoskop'u 1883 yılında her zamanki gibi ecnebiler keşfediyorlar. soy isimleri human ve punchstein...
alışığız biz bizim için sorun yok. fotoğraf çekiyorlar, fotoğraf aşağıda. fotoğrafta iki şeye dikkat etmenizi istiyorum
1- 2000 yıldır var olan bu aslanın sapa sağlam durmasına,
2- bu fotoğraftaki aslanın üstündeki yıldızlara ve boynundaki aya
''
''önce 1 için konuşalım.
aslanın bugünkü foturafı
''
''2000 yıldır dağa taşa,güneşe, suya doluya, kara dayanan aslanın keşfedildikten sonra geldiği durum bu...
neredeyse 100 yıllık süreçte yok olma noktasına gelmiş...
ziyaretçilerin ellerinin etkisidir bu arkadaşlar. 2000 yıllık zamandan ''tehlikeli'' olduğu açıktır.
şimdi sıra 2 de.
''
''bu fotoğraftan anlaşılan nedir piki;
kommagane krallığı falcısı,
m.ö. 7 temmuz 61'de gökyüzüne bakmış ve kral antiochosun doğum falına bakmış ve bu haritayı görmüş.
bunu da heykelle ölümsüzleştirmek istemişler...
harika değil mi?!
devamını gör...
her şeyin anlamsız olması
böyle bazen sabah uyanınca, birini beklerken, kendin için bir şey yaparken içindeki kötü duyguda saklıdır bu illet.
t: şu an içinde bulunduğum ruh hali
t: şu an içinde bulunduğum ruh hali
devamını gör...
bağışıklık
patateslitost un msj alımı kapalı olduğu için bu şekil yazayım. aşı pasif bağışıklık sağlamaz.
aşı aktif bağışıklık sağlar. her aşının bağışıklık süresi aynı değildir. ömür boyu koruyan da var 6 ay koruyan da var.
aktif bağışıklık: vücudun antikor üretebilmesidir. doğal yollarla yabancı etkeni kaparız (hava, kan, besin, cinsel sıvı, temas vs) ya da aşılama ile vücudu mikropla tanıştırırız. sonra buna karşı antikor üretmeye çabalarız. bu işi bir çeşit akyuvar olan b lenfositler yapıyor. bazı aktif bağışıklık durumları ömür boyu sürebiliyor.
pasif bağışıklık: vücuda hazır antikor verilmesidir. serum ile olur. ( antikor içeren serum, tatlı tuzlu su değil) plazma nakli ile olur, anneden bebeğe plasenta veya süt ile antikor geçmesi sonucu olur. kısa sürer.
aktif bağışıklıkta antikoru sen üretiyorsun.
pasif bağışıklıkta dışardan hazır alıyorsun.
başka bağışıklık terimleri de var:
hücresel bağışıklık: t lenfositler yapar. kanserli hücreler veya organ nakli ile gelen hücrelere de temas ederek etkisiz hale getirmeye çalışırlar.
humoral bağışıklık: b lenfositler yapar. antikorlar yabancı maddeye yapışır. onun hareket kabiliyetini kısıtlar ve aynı zamanda onu işaretlemiş olur. daha iri akyuvarlara sinyal yollar, bu işaretlediğim molekülü yut ve sindir gibi.
bunlar özgül bağışıklıktır. (spesifik) zatürreye farklı vereme farklı antikor üretmek gibi.
bunun dışında deri, burun kılı, mide öz suyu, göz yaşı, mukus salgısı hatta ter, doğal katil hücreler, ateş, (1-1.5 derece artması, fazlası değil) iltihaplanma, interferonlar, mikropları yutan iri akyuvarlar vs hepsi bağışıklık unsurlarıdır. bunlar özgül olmayan bağışıklıktır. (spesifik olmayan)
kısacası önce sağlıklı bir derin olacak. proteini eksik etmeyeceksin, antikorlar şekerden oluşmuyor, çok stres yapmayacaksın, akyuvarları baskılıyor. üşütmeyeceksin. taşa yaşa oturmayacaksın. kan, merkezi organlara toplanıyor mikroplar 1 saat başıboş kalınca hortluyor, düzenli uyuyacaksın.
bildiğin şeyler.
düzenleme: imla, türkçe karakter.
düzenleme 2: antibiyotikler aktif ya da pasif bağışıklık sağlamaz. sadece vücudumuz saldırı altındayken işler daha da kötüye gitmesin diye bir önlemdir. antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir. grip gibi virüs hastalıklarında antibiyotik yazılmasının sebebi akyuvarlar virüsler ile uğraşırken bakterilerin hortlamasını engellemeye yöneliktir. bu yüzen grip için; ilaçla bir hafta ilaçsız yedi günde geçer ironisi yapılır.
aşı aktif bağışıklık sağlar. her aşının bağışıklık süresi aynı değildir. ömür boyu koruyan da var 6 ay koruyan da var.
aktif bağışıklık: vücudun antikor üretebilmesidir. doğal yollarla yabancı etkeni kaparız (hava, kan, besin, cinsel sıvı, temas vs) ya da aşılama ile vücudu mikropla tanıştırırız. sonra buna karşı antikor üretmeye çabalarız. bu işi bir çeşit akyuvar olan b lenfositler yapıyor. bazı aktif bağışıklık durumları ömür boyu sürebiliyor.
pasif bağışıklık: vücuda hazır antikor verilmesidir. serum ile olur. ( antikor içeren serum, tatlı tuzlu su değil) plazma nakli ile olur, anneden bebeğe plasenta veya süt ile antikor geçmesi sonucu olur. kısa sürer.
aktif bağışıklıkta antikoru sen üretiyorsun.
pasif bağışıklıkta dışardan hazır alıyorsun.
başka bağışıklık terimleri de var:
hücresel bağışıklık: t lenfositler yapar. kanserli hücreler veya organ nakli ile gelen hücrelere de temas ederek etkisiz hale getirmeye çalışırlar.
humoral bağışıklık: b lenfositler yapar. antikorlar yabancı maddeye yapışır. onun hareket kabiliyetini kısıtlar ve aynı zamanda onu işaretlemiş olur. daha iri akyuvarlara sinyal yollar, bu işaretlediğim molekülü yut ve sindir gibi.
bunlar özgül bağışıklıktır. (spesifik) zatürreye farklı vereme farklı antikor üretmek gibi.
bunun dışında deri, burun kılı, mide öz suyu, göz yaşı, mukus salgısı hatta ter, doğal katil hücreler, ateş, (1-1.5 derece artması, fazlası değil) iltihaplanma, interferonlar, mikropları yutan iri akyuvarlar vs hepsi bağışıklık unsurlarıdır. bunlar özgül olmayan bağışıklıktır. (spesifik olmayan)
kısacası önce sağlıklı bir derin olacak. proteini eksik etmeyeceksin, antikorlar şekerden oluşmuyor, çok stres yapmayacaksın, akyuvarları baskılıyor. üşütmeyeceksin. taşa yaşa oturmayacaksın. kan, merkezi organlara toplanıyor mikroplar 1 saat başıboş kalınca hortluyor, düzenli uyuyacaksın.
bildiğin şeyler.
düzenleme: imla, türkçe karakter.
düzenleme 2: antibiyotikler aktif ya da pasif bağışıklık sağlamaz. sadece vücudumuz saldırı altındayken işler daha da kötüye gitmesin diye bir önlemdir. antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir. grip gibi virüs hastalıklarında antibiyotik yazılmasının sebebi akyuvarlar virüsler ile uğraşırken bakterilerin hortlamasını engellemeye yöneliktir. bu yüzen grip için; ilaçla bir hafta ilaçsız yedi günde geçer ironisi yapılır.
devamını gör...
eski fotoğraflara bakarken hissedilenler
"aa baksana bu ben, evet burada gözlerimin içi gülüyormuş "diye tanımlayacağım olaydır. zamanla gözlerimizin feri sönmüş yerini boşluk almıştır.
devamını gör...
çılgın sayısal loto
644 milyonda bir kazanma ihtimali sebebiyle gönülleri fetheden oyun.
devamını gör...
anıtkabir kaça yapıldı biliyor musunuz söylemi
şaka gibi ya! bu amip, sadece bu ülke için değil, dünya için gereksizdir. vatikanı, ingiltere’de diye bilen birinin, “omo anıtkabir koço yopoldu?” demesi pek şaşırtıcı değil. başlığı açan yazarın dediği gibi çomar işte.
linki tekrar verelim;
tipitırda ki tipi tipe gider.
not: oysa vatikan, çorum il sınırları içerisinde antik bir kenttir. herkes bilir.
linki tekrar verelim;
tipitırda ki tipi tipe gider.
not: oysa vatikan, çorum il sınırları içerisinde antik bir kenttir. herkes bilir.
devamını gör...
bir insanla ilişkiyi kesmek için yeterli sebepler
atatürk'ü sevmemesi.
devamını gör...
türkçe
ekşi sözlük'ten tiksinmeme sebep olan, türk ve türklüğe dair kavramlar hakkında -çoğu zaman bilgi değil şahsi yorum kaynaklı- sözde tanımlamaların normal sözlük'teki izdüşümlerine tanıklık ettiğim başlık.
özellikle kırgız dilinin türkiye türkçesinden "daha türkçe(!)" olmasıyla ilgili tanıma ne desem bilemedim. "deveye sormuşlar boynun neden eğri?" deve demiş, "nerem doğru ki?"
arapça ve farsçadan sözcük almak iyidir, demiyorum katiyen. ancak türkler, arap ve farslardan tek kelime bile almamış olsaydı, ortalama bir kırgız, oğuz türkçesini yine rahatça anlayamazdı. oğuz türkçesi nedir? kıpçak türkçesi nedir? araştırmanızı salık veririm. ayrıca türkçe ile farsçanın teması (yer yer kaynaşması) milattan önce 500'lere kadar gider. bugün hâlâ türk yurdu olan maveraünnehir persler tarafından 200 yıl işgal altında tutulmuştur. iran kökenli (kendi alfabesi dahi olan) soğd gibi kadim bir uygarlık çevresine büyük etkide bulunmuştur. büyük iskender döneminde aynı bölge yine istilaya uğramış, ardında yüz yıl hüküm sürecek grek-baktria devleti'ni bırakmıştır. kısacası böyle hareketli bir coğrafyada kültürel kaynaşma ve dilde sözcük/yapı alışverişi kaçınılmazdır. dikkat ederseniz orhun yazıtlarından en az 1000 yıl öncesi bir zamandan bahsediyorum. bunun yanı sıra kırgızların moğol idaresi altında geçen yüzlerce yılından, modern çağda rus çarlığı ve sovyet yönetiminde uğradığı asimilasyondan hiç bahsetmiyorum. (kırgız öğrencilere a1-a2 seviyesi türkçe dersi verdim. bu da gereksiz bir ayrıntı olsun.)
osmanlı döneminde saray ve çevresinde yabancı sözcüklerin aşırı kullanıldığı bir türkçe maalesef var olmuştur. durumun vahameti ta 1700'lerin başında anlaşılmış ve tepki olarak mahallileşme (türki-i basit) akımı yaşanmıştır. daha geriye gidersek osmanlı henüz kuruluş devrinde iken (ortada istanbul/saray efradı vs. yokken) anadolu'da günümüz türkçesi ile rahatça anlayacağımız, günümüz türkçesine çok benzeyen eserler veriliyordu. örnek: garibname/aşıkpaşazade. anlayacağınız, türkçenin aşırı bozulduğu ve değiştiği yok. o kırgız arkadaşı getirip 1300'lerde yazılmış garibname'yi okutsanız gene pek bir şey anlamaz. sebebini yukarıda belirttim, türkçe çok erken dönemlerde doğu (kıpçak) ve batı (oğuz) olarak ikiye ayrılmış, bu ayrılan iki koldan birçok dal budak uzamıştır. orta asya'da (özellikle özbekistan tarafı) fars kökenli olan sartlar ile türk boylarının kültürel kaynaşmasından bahsedecektim de gerek yok. siz araştırın bir zahmet.
söylenecek daha çok şey var ama ben kısa keseyim. nasıl ki her gün köprüden geçiyoruz diye inşaat mühendisliğinin incelikleri konusunda ahkâm kesemiyorsak, hepimizin türkçe konuşması da türk dili tarihi ve türkçenin gelişimi hakkında ahkâm kesebilmek için yeterli değildir. (ben, 15 yıllık türk dili ve edebiyatı mezunu olarak uzmanlık alanımda o kadar rahat konuşamıyorum. bu da ikinci gereksiz ayrıntı olsun.) sağlıcakla kalın.
özellikle kırgız dilinin türkiye türkçesinden "daha türkçe(!)" olmasıyla ilgili tanıma ne desem bilemedim. "deveye sormuşlar boynun neden eğri?" deve demiş, "nerem doğru ki?"
arapça ve farsçadan sözcük almak iyidir, demiyorum katiyen. ancak türkler, arap ve farslardan tek kelime bile almamış olsaydı, ortalama bir kırgız, oğuz türkçesini yine rahatça anlayamazdı. oğuz türkçesi nedir? kıpçak türkçesi nedir? araştırmanızı salık veririm. ayrıca türkçe ile farsçanın teması (yer yer kaynaşması) milattan önce 500'lere kadar gider. bugün hâlâ türk yurdu olan maveraünnehir persler tarafından 200 yıl işgal altında tutulmuştur. iran kökenli (kendi alfabesi dahi olan) soğd gibi kadim bir uygarlık çevresine büyük etkide bulunmuştur. büyük iskender döneminde aynı bölge yine istilaya uğramış, ardında yüz yıl hüküm sürecek grek-baktria devleti'ni bırakmıştır. kısacası böyle hareketli bir coğrafyada kültürel kaynaşma ve dilde sözcük/yapı alışverişi kaçınılmazdır. dikkat ederseniz orhun yazıtlarından en az 1000 yıl öncesi bir zamandan bahsediyorum. bunun yanı sıra kırgızların moğol idaresi altında geçen yüzlerce yılından, modern çağda rus çarlığı ve sovyet yönetiminde uğradığı asimilasyondan hiç bahsetmiyorum. (kırgız öğrencilere a1-a2 seviyesi türkçe dersi verdim. bu da gereksiz bir ayrıntı olsun.)
osmanlı döneminde saray ve çevresinde yabancı sözcüklerin aşırı kullanıldığı bir türkçe maalesef var olmuştur. durumun vahameti ta 1700'lerin başında anlaşılmış ve tepki olarak mahallileşme (türki-i basit) akımı yaşanmıştır. daha geriye gidersek osmanlı henüz kuruluş devrinde iken (ortada istanbul/saray efradı vs. yokken) anadolu'da günümüz türkçesi ile rahatça anlayacağımız, günümüz türkçesine çok benzeyen eserler veriliyordu. örnek: garibname/aşıkpaşazade. anlayacağınız, türkçenin aşırı bozulduğu ve değiştiği yok. o kırgız arkadaşı getirip 1300'lerde yazılmış garibname'yi okutsanız gene pek bir şey anlamaz. sebebini yukarıda belirttim, türkçe çok erken dönemlerde doğu (kıpçak) ve batı (oğuz) olarak ikiye ayrılmış, bu ayrılan iki koldan birçok dal budak uzamıştır. orta asya'da (özellikle özbekistan tarafı) fars kökenli olan sartlar ile türk boylarının kültürel kaynaşmasından bahsedecektim de gerek yok. siz araştırın bir zahmet.
söylenecek daha çok şey var ama ben kısa keseyim. nasıl ki her gün köprüden geçiyoruz diye inşaat mühendisliğinin incelikleri konusunda ahkâm kesemiyorsak, hepimizin türkçe konuşması da türk dili tarihi ve türkçenin gelişimi hakkında ahkâm kesebilmek için yeterli değildir. (ben, 15 yıllık türk dili ve edebiyatı mezunu olarak uzmanlık alanımda o kadar rahat konuşamıyorum. bu da ikinci gereksiz ayrıntı olsun.) sağlıcakla kalın.
devamını gör...
zübeyde hanım
oğlu hakkında "idam fermanı "çıktığında üzüntüsünden kısmı felç geçirdi,bacakları tutmaz oldu.
sürekli baskıya maruz kalıyordu.
işgal kuvvetleri sık sık evi basıyordu.
öyle olmadığını bildikleri halde, sanki mustafa kemal orada saklanıyormuş gibi arama yapıyolardı.
sarı ali diye meşhur bir muhbir vardı,
24 saat zübeyde hanımın evini gözlüyordu.
gelip gidenlerin listesini ingilizlere gammazlıyordu.
zübeyde hanım tüm bunlara rağmen geri durmuyordu.
oğlunun arkasında kapı gibi duruyordu.
mayıs 1921 istanbul 'da ki yurtsever kadınlar yetimhane yararına kermes düzenledi.
bu etkinlik vesilesiyle padişaha verilen mesaj gayet açıktı "milli mücadelede şehit düşen kahraman babaların evlatlarına sahip çıkıyoruz"
zübeyde hanım felçli bacağını sürükleye sürükleye kermese geldi.
yemenilerle dolu bir masanın başına oturdu.
bizzat satış yaptı.
mustafa kemal atatürk'ün annesi...
tüm şehit çocuklarının annesi olduğunu gösteriyordu..
mekanı cennet olsun.
ikizkare.com/makale/zubeyde...
sürekli baskıya maruz kalıyordu.
işgal kuvvetleri sık sık evi basıyordu.
öyle olmadığını bildikleri halde, sanki mustafa kemal orada saklanıyormuş gibi arama yapıyolardı.
sarı ali diye meşhur bir muhbir vardı,
24 saat zübeyde hanımın evini gözlüyordu.
gelip gidenlerin listesini ingilizlere gammazlıyordu.
zübeyde hanım tüm bunlara rağmen geri durmuyordu.
oğlunun arkasında kapı gibi duruyordu.
mayıs 1921 istanbul 'da ki yurtsever kadınlar yetimhane yararına kermes düzenledi.
bu etkinlik vesilesiyle padişaha verilen mesaj gayet açıktı "milli mücadelede şehit düşen kahraman babaların evlatlarına sahip çıkıyoruz"
zübeyde hanım felçli bacağını sürükleye sürükleye kermese geldi.
yemenilerle dolu bir masanın başına oturdu.
bizzat satış yaptı.
mustafa kemal atatürk'ün annesi...
tüm şehit çocuklarının annesi olduğunu gösteriyordu..
mekanı cennet olsun.
ikizkare.com/makale/zubeyde...
devamını gör...
bir kadına en çok yakışan aksesuar
tebessümdür kesinlikle. güzel bir tebessüm bir kadına çok yakışır. tebessüm size özelse işte o zaman inanılmaz mutlu eder.
devamını gör...
berat albayrak
videolarını izleyince, komik olma telaşını hissettiğimdir..
hep bir espiri yapma çabası var, herşeye bir fıkrayla, bir metaforla gülerek cevap veriyor önce, düz, direk anlatamıyor, yada anlamayacağımızı düşünüyordu galiba.. halbuki biz hiç olmadığımız kadar ciddiyiz, velhasıl ciddiyetsiz bulmuşumdur hep, ki ortaya koyduğu işten de bu anlaşılıyor zaten..
hep bir espiri yapma çabası var, herşeye bir fıkrayla, bir metaforla gülerek cevap veriyor önce, düz, direk anlatamıyor, yada anlamayacağımızı düşünüyordu galiba.. halbuki biz hiç olmadığımız kadar ciddiyiz, velhasıl ciddiyetsiz bulmuşumdur hep, ki ortaya koyduğu işten de bu anlaşılıyor zaten..
devamını gör...
güne bir söz bırak
dokunamadığım.. göremediğim.. dindiremediğim bir acı taşıyor yüreğim. biraz yalnızlık, biraz hüzün, biraz çaresizlik…
tanım : sözler paylaştığımız başlık.
tanım : sözler paylaştığımız başlık.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
bir şey beni öldürmüştü, ama yine de hayattaydım. fakat ne belleğim vardı ne de adım. zerre kadar umudum olmadığı gibi, en ufak bir pişmanlık ya da üzüntü duymuyordum. geçmişim yoktu, muhtemelen geleceğim de olmayacaktı; bana düşen yaranın oluşturduğu boşlukta diri diri gömülmüştüm. yaranın kendisiydim ben.
henry miller - oğlak dönencesi
henry miller - oğlak dönencesi
devamını gör...
bütün ukdeleri sahiplenmek
kendi çapında minik bir ukdeci olarak;günde en az 10(on) defa ukdeler sekmesine gidip,aralardan bakıp,son üç sayfayı özellikle birkaç kere dolanan boş insan olarak(yazarken anladım) akışta akan bütün ukdeleri 'aaa bunu gördüm',' of ben buna ne yazacağımı bilemediğim için açamadım, bak ne güzel yazmış' , ' biraz sakin ol,ona ben yazacaktım' gibi iç çekişlerle aşina olduğum ukdelerin doluşunu izliyorum.sanki hepsi benim bebeklerim ama ellerimden alınıyor.*
devamını gör...
zıpkın ile balık avcılığı

iki yıldır uğraşmama rağmen hala gözle görülür bir gelişme kaydedemediğim avcılık türüdür.* ama oldukça zor olduğundan çok da şaşırmıyorsunuz. bunun sebebi, ilk olarak bu işe en azından başlangıç için 2000-3000 tl arası bir bütçe ayırmanız gerek. bunlar ise sadece hayati malzemeleri alabilmek için. bunun avcılık türü için gereken kondisyon ve tecrübeden bahsetmiyorum bile. şöyle ki:
-zıpkın: düzgün bir zıpkın için en az 700-800 tl ayırmanızı öneririm. dandik bir şey alıp zıpkınınızın çabucak bozulmasını, veya daha kötüsü sizi yaralamasını istemezsiniz. başlangıç için 75-80 cm arası, maksimum 90 cm bir zıpkın ile başlamanız önerilir. ayrıca ilk zıpkınınız tek lastikli olsun. ahşap zıpkın topuna ise başta hiç girmeyin derim. zıpkın şişi için endişelenmeyin çünkü büyük ihtimalle zıpkın ile birlikte verilecektir. ayrıca kimisi başlangıç için kapalı kafa zıpkınları önerse de, ben direkt olarak açık kafadan başlayın derim. ben ilk olarak kapalı kullandım ve insanların neden açık kullandığını artık çok iyi anlıyorum. kurması ve misinasını sarması biraz daha zor olsa da, kapalıya göre sağladığı yüksek isabet oranı bile açığı tercih etmeniz için yeterlidir. beni dinleyin derim, pişman olmayacaksınız...
- zıpkın elbisesi: adam akıllı bir elbise en az 500 tl civarıdır. kalitesiz bir elbise aldığınız takdirde zıpkının içi çabucak deforme olacaktır. zıpkını çekebilmek ve soğuktan donmamak için bu elbise şart. sakın ola çıplak vücutla zıpkına gitmeyin. zıpkını çekerken kaburgalarınızı bile kırabilirsiniz. ilk başladığımda ben bu hatayı yapmıştım ve bu hata bana 1 haftalık yoğun bir göğüs ağrısına mâl oldu.
- şnorkel ve gözlük: bunun için de en azından bir 300-400 tl ayırın derim. bilindik markalardan olması ise şiddetli tavsiye edilir (örn. apnea, cressi, pathos vs.) eğer benim gibi gözleriniz bozuksa numaralı cama +1000 tl daha bayılmayı göze alabilirsiniz. ama ben şahsen camları kendim alıp, gözlüğe monte ederek o parayı vermekten kaçındım. siz de öyle yapın derim.
-ağırlık kemeri ve kurşunlar: bu da yaklaşık 100-300 lira civarı tutmalı. kilonuza göre farklı miktarlarda ağırlık almanız gerektiği için bu rakam biraz oynayabilir.
- bıçak: bu oldukça önemli bir detay. yine de 100 tl'ye alabileceğiniz kaliteli dalış bıçakları var ve onları alabilirsiniz. bu bıçakların iki yüzü ve ağırlık kemerine takmak için ayrı aparatları bulunduğu için bunları tercih etmek mantıklı olacaktır. ama belinizden düşmeyeceği ve suda paslanmayacağı sürece mutfağınızdaki ekmek bıçağını bile kullanabilirsiniz. yeter ki bir bıçağınız olsun en az. bıçağın önemi ise şu; balıkçıların atık ağlarına takılmak su altında çok tehlikeli olduğundan bu ağları kesmek için bu bıçağa ihtiyacınız var. ya da büyük bir balığı yakaladıktan sonra hem daha fazla direnmesini ve kaçma ihtimalini, hem de balığın acısına son vermek için bu bıçağa ihtiyacınız var.
-palet: bu da çok önemli. sakın ola migros'ta satılan 20-30 liralık dandik paletlerden almayın. en az 200 tl'yi de kaliteli bir çift palet almak için ayırın. suya dalabilmek ve kıyafet ile ağırlıkların altında yorgunluktan ölmemek için palet almanız şart.
-dalış eldiveni ve çorabı: özellikle eldiveni zıpkını çekerken yaralanmamak için almanız şart. çorap illa gerekmez ama ayaklarınızın üşümemesini ve palete daha rahat girmesini istiyorsanız almanızı tavsiye ederim. bunların ikisine de en az 100 tl civarı bir harcama yapın derim.
bonus:
- bir adet su altında kullanabileceğiniz, su geçirmez bir dalış saati. bu da 100 tl civarı olmalı en azından. suyun altında nefesinizi kronometre ile tutabilmek ve dalış yaptığınız partneriniz ile denizde birbirinizi kaybetmemek için, belli lokasyonlarda belli saatlerde anlaşarak buluşmalısınız. bunun için de pekala bir saate ihtiyacınız olacak.
bir adet balık teli. avladığınız balıkları şişe dizebilmek için. yoksa sürekli kıyıya yüzüp balıkları bırakmanız gerekecektir.
- ilk yazdığım maddeye eğer bir tekneniz var ise ihtiyacınız olmayacaktır. çünkü bu avcılık çeşidi aslında tekne yardımı ile yapılmalı. sırayla dalışlar gerçekleştirilirken, sizin veya arkadaşınızın başına bir aksilik gelmesi halinde onu gözleyen birinin olması her zaman daha iyidir.
- son olarak bir adet şamandıra edinebilirsiniz. eğer gemilerin geçtiği bir yerde avlanıyorsanız bu şamandıra sayesinde bulunduğunuz konumun yakınından geçen gemiler sizin üstünüze gelmeyecektir. ne var ki, bazen ters de tepebiliyor. çünkü bazen de insanımız "bu neymiş lan diyip?" bakmaya da gelebiliyor. onun için tercihi size bırakıyorum bu konuda.
temel olarak edinmeniz gereken ve bilmeniz gerekenler bunlardır efenim. son olarak şunları söylemeliyim, insanların yüzdüğü herhangi bir yerde kesinlikle avlanmayın. insanların olduğu yerden en az 100 metre uzakta olmanız hayati önem taşımaktadır. mümkünse tekne ile halkın erişemeyeceği sığ koyları ve kayalıkları tercih edin, ve tabii ki de avladığınız her deniz canlısına saygı gösterin. onu zıpkınla vurduğunuz gibi acısına son vererek, ona zulmetmeden hayatına son verin. ayrıca yüzerken rastladığınız ağlara takılmış balıklar olursa, onları lütfen kurtarın. denize atılmış çöpleri, iğneleri ve ağları da dönmeden önce mümkünse toplayarak çöpe atın.
ve olarak şunu mottonuz yapın "asla yalnız dalma ve hırs yapma". şimdiden iyi dalışlar eyy ahali.
devamını gör...
modern insanın en büyük problemi
modernim ama param yok.
devamını gör...


