partneriyle yaşadıklarını arkadaş ortamında anlatan erkek
hem kendisinin hem de arkadaş ortamının ahlaksız ve gevşek olduğunu anlayabileceğiniz insandır.
bazı şeyler özel kalmalıdır.
bazı şeyler özel kalmalıdır.
devamını gör...
istisnasız herkesin sevdiği şey
değerli hissetmek. herkes birileri tarafından değer görmeyi sever. sevmeyenler de çok küçük bir azınlıktır.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şu an ihtiyacı olan şey
sessizce adeta bir kedi gibi cam kenarına oturup bir yandan kitap okumaya bir yandan ise yağan karı izlemeye ihtiyacım var. ama sorunumuz şu ki oturduğum yerde kar yağmıyor.*
not: yağmura da razıyım.
not: yağmura da razıyım.
devamını gör...
ziyan
umut_yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
sözlükte ''zarar, israf'' anlamlarına gelen sözcüktür.
sözlükte ''zarar, israf'' anlamlarına gelen sözcüktür.
devamını gör...
müptezeller
yeraltı edebiyatını neden seviyorum…
çünkü toplumun dayattığı, bireyin kendi kendisine içinde büyütmediği, kendiliğinden inanmadığı, geliştirmediği, aklamadığı tüm değerlere karşıyım… bu türde okuduğumuz tüm kötü şeyler, ya da dışarıda gezerken tiksinerek bakılan tüm b*ktan şeyler sonuna kadar gerçektirler. vardırlar. bizim kafalarımızı çevirmemiz, görünce midelerimizin bulanması, onlar yokmuş, olmuyormuş gibi davranmamız onları yok etmediği gibi, sorun teşkil eden her bir problemi çözüme vardırmaya da engel oluyor zannımca…
yazarlığı ile ilgili emrah serbes’e okurlardan gelen -kendi okurları değil, genel bir okur kitlesinden bahsediyorum- en fazla eleştiri küfür ve argo kullanımı yüzündendir. ama bu eleştiriyi yapan insanlara hatırlatmak istiyorum, bu küfür dediğimiz hakikat sokakta, caddede, trafikte, her yanımızda, hayatın içinde yok mu?
mesela, ayak serçe parmağını sehpa yahut koltuk ayağına çarpan biri olarak verdiğiniz sesli ilk tepki küfür yahut argo değil midir?
yeraltı edebiyatı da işte böyledir. sadece, ilgi alanı toplumun dışladığı o ‘’kötü (!)’’ çocuklardır.
işte emrah serbes bu kitapta birkaç farklı kötü çocuktan bahsettiği, birkaç hikaye ile karşımıza çıkıyor. (fakir köpek, bombacı, hoca, platin, son balonlar)
betimlemeleri, zaman döngüsü ve kurgusunu bu kitapta yeterince tatmin edici bulmasam da, kalemini sevdiğim, beğendiğim bir yazardır emrah serbes. elbette bir hakan günday değildir, ama ilgili türle hiç tanışmamış olanlarınız için bir basamak olarak bu kitabı önerebilirim.
naçizane tanımımı kitaptan bir alıntı ile nihayetlendireceğim:
‘’
-hani doğa boşluk tanımaz, doldurur diyorlardı?
-insan tanır. dolduramaz…
‘’
çünkü toplumun dayattığı, bireyin kendi kendisine içinde büyütmediği, kendiliğinden inanmadığı, geliştirmediği, aklamadığı tüm değerlere karşıyım… bu türde okuduğumuz tüm kötü şeyler, ya da dışarıda gezerken tiksinerek bakılan tüm b*ktan şeyler sonuna kadar gerçektirler. vardırlar. bizim kafalarımızı çevirmemiz, görünce midelerimizin bulanması, onlar yokmuş, olmuyormuş gibi davranmamız onları yok etmediği gibi, sorun teşkil eden her bir problemi çözüme vardırmaya da engel oluyor zannımca…
yazarlığı ile ilgili emrah serbes’e okurlardan gelen -kendi okurları değil, genel bir okur kitlesinden bahsediyorum- en fazla eleştiri küfür ve argo kullanımı yüzündendir. ama bu eleştiriyi yapan insanlara hatırlatmak istiyorum, bu küfür dediğimiz hakikat sokakta, caddede, trafikte, her yanımızda, hayatın içinde yok mu?
mesela, ayak serçe parmağını sehpa yahut koltuk ayağına çarpan biri olarak verdiğiniz sesli ilk tepki küfür yahut argo değil midir?
yeraltı edebiyatı da işte böyledir. sadece, ilgi alanı toplumun dışladığı o ‘’kötü (!)’’ çocuklardır.
işte emrah serbes bu kitapta birkaç farklı kötü çocuktan bahsettiği, birkaç hikaye ile karşımıza çıkıyor. (fakir köpek, bombacı, hoca, platin, son balonlar)
betimlemeleri, zaman döngüsü ve kurgusunu bu kitapta yeterince tatmin edici bulmasam da, kalemini sevdiğim, beğendiğim bir yazardır emrah serbes. elbette bir hakan günday değildir, ama ilgili türle hiç tanışmamış olanlarınız için bir basamak olarak bu kitabı önerebilirim.
naçizane tanımımı kitaptan bir alıntı ile nihayetlendireceğim:
‘’
-hani doğa boşluk tanımaz, doldurur diyorlardı?
-insan tanır. dolduramaz…
‘’
devamını gör...
rasim öztekin
onu hep, kabadayı filmindeki sürmeli ve geniş aile dizisindeki kuddusi baba olarak hatırlayacağız. çok önemli bir değerimizi kaybettik, ışıklar içinde uyu rasim baba.*
devamını gör...
varlık ve hiçlik
jean paul sartre bu eserin de radikal bir insan özgürlüğü doktrin'ini savunmaktadır. kendi özgürlüğümüzün farkında olmamız endişe şekline dönüşmekte ve dolayısıyla bu farkında oluştan kaçmaya çabaladığımız için de sartre'ın deyimiyle " kötü kanaate " girmekteyiz.
devamını gör...
nasa'nın iklim değişikliği fotoğrafları
"doğa ile savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz."
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
durumun ciddiyeti her geçen gün daha da ortaya çıkarken, dünya resmen görmezden geliyor bu durumu. ormanları oteller için kestik, suları fabrikaların kirletmesine izin verdik, havayı geri dönülemez şekilde kirlettik. ve hala dünyanın, devletlerin bu konuda bir şey yapması gerekenlerin umrunda bile olmayan olay. insanlık olarak mahvettiğimiz doğanın, yavaş yavaş ölüyor oluşunu görmezden geliyoruz. ne zaman durumun ciddiyetini anlayıp; ekonomi, teknoloji, üretim çılgınlığından dönüp de doğaya bakacağız acaba?
devamını gör...
atatürk heykelini halatla düşürmeye çalışmak
hem kimlikleri belirsiz hem anneleri belirsiz.
umarım yakalanırlar.
umarım yakalanırlar.
devamını gör...
türkiye denince akla ilk gelen renk
gökkuşağı gibi rengarengiz..
devamını gör...
acaba sadece bana mı oluyor diye düşünülen şeyler
aniden korkutan durumlardır. mesela kaldırımda yürürken birden bire ayakkabı bağıma dolaşıp yola düşmek ve bir arabanın kafamon üzerinden geçmesi. otobüste birinin cinnet geçirip bana saldırması. yolculukta önümüzü teröristlerin kesmesi ve beni kaçırmaları...
devamını gör...
miyamoto musashi
hayatını anlatan çizgi roman için (bkz: vagabond)
hikayesi ve çizimleri (bkz: takehiko inoue)'ye ait manga. 1998-2015 yılları arasında toplamda 327 bölüm (37 cilt) çıkmıştır ve hikaye çok heyecanlı bir noktada kalmıştır, ara vermiştir.

aksiyon, seinen, macera, dram, tarihi, samuray türlerine ait manga, 16. yüzyıl japonya'sında shinmen takezou adında vahşi ve agresif bir genç adamın güç arayışını anlatır.
hikaye, kendilerine isim yapmak amacıyla köyünden ayrılan takezou ve yakın arkadaşı matahachi'nin katıldığı ve canlarını zar zor kurtarabildikleri bir savaş sahnesiyle başlar. sonrasında ikilinin yolları ayrılır, köye geri dönen takezou arkadaşının katili olarak suçlanır ve bir ağaca asılarak ölüme terk edilir. şiddete eğilimli geçmişi sebebiyle şeytanın çocuğu olarak da adlandırılan takezou'ya acıyan gezgin bir keşiş ise onu gizlice serbest bırakır ve ona miyamoto musashi adını verir.
vagabond tarihin en büyük kılıç ustalarından biri olan ve "kılıç bilgini" (bkz: kensei) ünvanını alan miyamoto musashi'nin hayatını anlatır. güneşin altında yenilmez olmak için yolculuğuna başlayan musashi, yenilmezliğin gerçek anlamını sorgulayacaktır.

-kimi iddialara göre mangakanın sağlık sorunlarından ötürü- 2015 mayıs ayından beri yeni bölüm çıkmamıştır. beklemekteyiz.
çok güçlü ve derin bir hikayesi vardır. çizimleri başlı başına sanat eseridir. okunması şiddetle tavsiye edilir. buradan
görsel şölen:




hikayesi ve çizimleri (bkz: takehiko inoue)'ye ait manga. 1998-2015 yılları arasında toplamda 327 bölüm (37 cilt) çıkmıştır ve hikaye çok heyecanlı bir noktada kalmıştır, ara vermiştir.

aksiyon, seinen, macera, dram, tarihi, samuray türlerine ait manga, 16. yüzyıl japonya'sında shinmen takezou adında vahşi ve agresif bir genç adamın güç arayışını anlatır.
hikaye, kendilerine isim yapmak amacıyla köyünden ayrılan takezou ve yakın arkadaşı matahachi'nin katıldığı ve canlarını zar zor kurtarabildikleri bir savaş sahnesiyle başlar. sonrasında ikilinin yolları ayrılır, köye geri dönen takezou arkadaşının katili olarak suçlanır ve bir ağaca asılarak ölüme terk edilir. şiddete eğilimli geçmişi sebebiyle şeytanın çocuğu olarak da adlandırılan takezou'ya acıyan gezgin bir keşiş ise onu gizlice serbest bırakır ve ona miyamoto musashi adını verir.
vagabond tarihin en büyük kılıç ustalarından biri olan ve "kılıç bilgini" (bkz: kensei) ünvanını alan miyamoto musashi'nin hayatını anlatır. güneşin altında yenilmez olmak için yolculuğuna başlayan musashi, yenilmezliğin gerçek anlamını sorgulayacaktır.

-kimi iddialara göre mangakanın sağlık sorunlarından ötürü- 2015 mayıs ayından beri yeni bölüm çıkmamıştır. beklemekteyiz.
çok güçlü ve derin bir hikayesi vardır. çizimleri başlı başına sanat eseridir. okunması şiddetle tavsiye edilir. buradan
görsel şölen:




devamını gör...
en son alınan teknolojik alet
yaklaşık 2 adet tablet ve 1 adet telefon son 2 ayda canlı dersler için alındı*
devamını gör...
başarılı insanların ortak özellikleri
hata yaptıklarını anladıkları zaman, kabul edip özür dileyebilmeleri.
sinsi-sinsirella olmamaları.
sırtlarını bir yere yaslayıp, yukardan konuşmak gibi leş bir alışkanlığa sahip olmamaları.
değişime ve gelişime açık olmaları, ben yaptım oldu zihniyetini taşımamaları.
lakin günümüzde bu tip insanlar ne yazık ki çok azaldı, hatta nesli tükendi diyebiliriz. en kıytırık sorumluluk sahibi olan tiplerin bile, ceo egosuna sahip olduğu bu devirde, tekrar bu insanların yetiştiğini görmek zor.
zaten böyle insanlar ülkede durmuyor, kendi daha rahat ifade edebileceği ülkelere gidip oraya faydalı oluyor.
bize kalan ne peki? tabii ki çürük elmalar, egoistler, kollananlar.. kısaca kendini bir b*k sanan sinsi ve sinsirella tayfası.
sinsi-sinsirella olmamaları.
sırtlarını bir yere yaslayıp, yukardan konuşmak gibi leş bir alışkanlığa sahip olmamaları.
değişime ve gelişime açık olmaları, ben yaptım oldu zihniyetini taşımamaları.
lakin günümüzde bu tip insanlar ne yazık ki çok azaldı, hatta nesli tükendi diyebiliriz. en kıytırık sorumluluk sahibi olan tiplerin bile, ceo egosuna sahip olduğu bu devirde, tekrar bu insanların yetiştiğini görmek zor.
zaten böyle insanlar ülkede durmuyor, kendi daha rahat ifade edebileceği ülkelere gidip oraya faydalı oluyor.
bize kalan ne peki? tabii ki çürük elmalar, egoistler, kollananlar.. kısaca kendini bir b*k sanan sinsi ve sinsirella tayfası.
devamını gör...
dile takılan şarkı sözleri
ne yalnizlik ne de yalan
uzmesin seni
dogarken agladi insan
bu son olsun bu son
uzmesin seni
dogarken agladi insan
bu son olsun bu son
devamını gör...
friedrich nietzsche sözleri
dindarlığınızı tanrı’ya gösterin, bana insanlığınız lazım.
devamını gör...
vücuda yapışan ince ve dar tayt giyen kadın
taytın amacı vücudu sarmasıdır haliyle de dar olur.
evet taytın ne olduğunu öğrendiğimize göre devam ediyorum. kişiler hak ve özgürlükleri doğrultusunda istediklerini giyebilirler. giydikleri şeyler kendilerinden başkasını da ilgilendirmez.
başlığı açan yazarın da içinde bulunduğu grup yüzünden, türkiye’de kadınlar sokağa çıkarken özgür değil, cesur olmak zorundalar.
evet taytın ne olduğunu öğrendiğimize göre devam ediyorum. kişiler hak ve özgürlükleri doğrultusunda istediklerini giyebilirler. giydikleri şeyler kendilerinden başkasını da ilgilendirmez.
başlığı açan yazarın da içinde bulunduğu grup yüzünden, türkiye’de kadınlar sokağa çıkarken özgür değil, cesur olmak zorundalar.
devamını gör...
zafer partisi
10 senedir ülkeye din kardeşi safsatası ile doldurulan ne olduğu belirsizler mücadele eden ümit özdağ'ın kurduğu parti.
ülkenin demografik yapısının bilinçli olarak bozulduğunu haykıran biri avuç insandan biri olan hocaya kurduğu partisinde başarılar dileriz.
ümit hoca mülteci akınının suriye'nin kuzeyinde kurulacak pkk devleti için oranın boşaltıldığını , milyonlarca arap'ı türkiye'ye gönderilerek ileride türkiye'nin bölünüp parçalanması için demografik ve toplumsal zemin hazırlandığını haykırmaktadır. ırak ve afganlar ile beraber.
türkiye doğum oranı : 2
suriye doğum oranı : 2.9
türkiye deki suriyelilerin doğum oranı : 5.3
bu mesele normal bir mesele değil.. ekonomi düzelir işşizlik düzelir egitim düzelir bir şekilde her şey düzelir..
ama bozulan toplum yapısı asla..
trt tesadüf afganistan da program yaparken yanlarına gelen taliban militanı malatya da ünirversiteye kabul gördüğünü gösteren belge gösteriyor arkadaşlar.. bunlar artık şuursuzluğunda dibinde sanki yemin etmişler bu ülkeye kötülük için..
geleceğini ailesini çocuğunu toplumunu vatanını milletini zerre seven her anadolu insanı mantıklı bir şekilde mülteci sorununa çözüm getiren ümit özdağ'a destek vermeli diye düşünüyor. saygılarımı sunuyorum.
ülkenin demografik yapısının bilinçli olarak bozulduğunu haykıran biri avuç insandan biri olan hocaya kurduğu partisinde başarılar dileriz.
ümit hoca mülteci akınının suriye'nin kuzeyinde kurulacak pkk devleti için oranın boşaltıldığını , milyonlarca arap'ı türkiye'ye gönderilerek ileride türkiye'nin bölünüp parçalanması için demografik ve toplumsal zemin hazırlandığını haykırmaktadır. ırak ve afganlar ile beraber.
türkiye doğum oranı : 2
suriye doğum oranı : 2.9
türkiye deki suriyelilerin doğum oranı : 5.3
bu mesele normal bir mesele değil.. ekonomi düzelir işşizlik düzelir egitim düzelir bir şekilde her şey düzelir..
ama bozulan toplum yapısı asla..
trt tesadüf afganistan da program yaparken yanlarına gelen taliban militanı malatya da ünirversiteye kabul gördüğünü gösteren belge gösteriyor arkadaşlar.. bunlar artık şuursuzluğunda dibinde sanki yemin etmişler bu ülkeye kötülük için..
geleceğini ailesini çocuğunu toplumunu vatanını milletini zerre seven her anadolu insanı mantıklı bir şekilde mülteci sorununa çözüm getiren ümit özdağ'a destek vermeli diye düşünüyor. saygılarımı sunuyorum.
devamını gör...
kreutzer sonat
l.n. tolstoy’un kreutzer sonat adlı eseri, iş bankası kültür yayınları tarafından hasan ali yücel klasikler dizisi altında ayşe hacıhasanoğlu çevrisiyle karşımıza çıkmaktadır. kitabın ismine baktığınızda belki aklınıza ludwig van beethovenin 9 numaralı sonatı gelmiş olabilir, açıkçası onu da ayrı severim. neyse efendim kitabımıza dönelim.
öncelikle hikayemiz bir tren yolculuğu esnasında birbirinde farklı karakterlerin, özellikle benim bakış açıma göre toplumun farklı kesimlerini ve fikirlerini temsil eden kişilerin diyaloglarıyla başlamaktadır. uzun tren yolculuğu süresince kurulan diyaloglar neticesinde laf dönüp dolaşıp pozdnişev’in kendi hikayesini anlatmasına gelmektedir. pozdnişev toplumda sıradan kabul edebileceğimiz, hayatını tercihlerini toplumun doğruları ve değerleri doğrultusunda yapmış, insanların ondan beklediği gibi bir adam olmuştur. ancak tabi ki hayatını kendi istekleri doğrultusunda yaşamamış bir insanın başına geleceği gibi hayatında sorunlar baş göstermiştir. neticesinde yapmış olduğu evlilik, yaşamış olduğu ilişkilerin başkalarının beklentileri doğrultusunda gerçekleştiğini görmüştür.
kitapta evlilik kavramı üzerinde belki çoğu kişinin tepkisini çekecek fikirlerden bahsedilmekte olsa da aslında tolstoy’un yaratmış olduğu bu belli noktadaki radikal fikirlerden usta bir toplum eleştirisi yaptığı görülmektedir. hatta kitap her ne kadar kadına karşı bir olumsuz izlenim yaratıyor gibi görünse de ben alt metinden aslında kadınlara yönelik yapılan bu tutumun kaygısıyla yazıldığını da düşünmedim değil.
evli kişilerin bana göre mutlaka okuması gereken bir kitaptır. insan kendine bir noktada sormalıdır. acaba ben kendi arzu ve isteklerim doğrultusunda mı bir evlilik yaptım, hatta evlendiğim kadını ya da erkeği kendime göre mi yoksa aileme topluma vs. göre mi seçtim? bu soruya dürüstçe cevap verebiliyorsanız bence kısa çaplı bir aydınlanma yaşamanız çok olası. iyi okumalar değerli yazarlar.
öncelikle hikayemiz bir tren yolculuğu esnasında birbirinde farklı karakterlerin, özellikle benim bakış açıma göre toplumun farklı kesimlerini ve fikirlerini temsil eden kişilerin diyaloglarıyla başlamaktadır. uzun tren yolculuğu süresince kurulan diyaloglar neticesinde laf dönüp dolaşıp pozdnişev’in kendi hikayesini anlatmasına gelmektedir. pozdnişev toplumda sıradan kabul edebileceğimiz, hayatını tercihlerini toplumun doğruları ve değerleri doğrultusunda yapmış, insanların ondan beklediği gibi bir adam olmuştur. ancak tabi ki hayatını kendi istekleri doğrultusunda yaşamamış bir insanın başına geleceği gibi hayatında sorunlar baş göstermiştir. neticesinde yapmış olduğu evlilik, yaşamış olduğu ilişkilerin başkalarının beklentileri doğrultusunda gerçekleştiğini görmüştür.
kitapta evlilik kavramı üzerinde belki çoğu kişinin tepkisini çekecek fikirlerden bahsedilmekte olsa da aslında tolstoy’un yaratmış olduğu bu belli noktadaki radikal fikirlerden usta bir toplum eleştirisi yaptığı görülmektedir. hatta kitap her ne kadar kadına karşı bir olumsuz izlenim yaratıyor gibi görünse de ben alt metinden aslında kadınlara yönelik yapılan bu tutumun kaygısıyla yazıldığını da düşünmedim değil.
evli kişilerin bana göre mutlaka okuması gereken bir kitaptır. insan kendine bir noktada sormalıdır. acaba ben kendi arzu ve isteklerim doğrultusunda mı bir evlilik yaptım, hatta evlendiğim kadını ya da erkeği kendime göre mi yoksa aileme topluma vs. göre mi seçtim? bu soruya dürüstçe cevap verebiliyorsanız bence kısa çaplı bir aydınlanma yaşamanız çok olası. iyi okumalar değerli yazarlar.
devamını gör...
