konu neydi radyo yayını
jeneriği harika ötesi olan yayın.
cidden konu neydi?
edit: favori radyo yayınımı buldum. mutlaka devamı gelmeli. mizahi yönü güçlü, konu geçişleri eğlenceli. güldürüyorlar.
cidden konu neydi?
edit: favori radyo yayınımı buldum. mutlaka devamı gelmeli. mizahi yönü güçlü, konu geçişleri eğlenceli. güldürüyorlar.
devamını gör...
eurovision saati radyo yayını
bu sene favorim italya
kıbrıs ve azerbaycan'nın sahne performansı çok başarılı.
belçika nın şarkısı acayip güzel fakat farkedilmeyecektir muhtemelen.
malta yarışmadaki en güçlü ses ama birincilik için doğru bir tercih mi bilemiyorum şarkı'yı çok iddialı bulamadım.
litvanya sarı papatyalarım* umarım iyi bir derece alırlar.
kıbrıs ve azerbaycan'nın sahne performansı çok başarılı.
belçika nın şarkısı acayip güzel fakat farkedilmeyecektir muhtemelen.
malta yarışmadaki en güçlü ses ama birincilik için doğru bir tercih mi bilemiyorum şarkı'yı çok iddialı bulamadım.
litvanya sarı papatyalarım* umarım iyi bir derece alırlar.
devamını gör...
kafaların yaşadığı aksiyon veya korku dolu anlar
t: akıldan çıkmayan aksiyon veya korku dolu anımızı merak eden başlık. toplanın dostlarımm. büyük bir zevkle anlatmaya başlıyorum:
lise son'dayız. temel lise olduğu için okul küçük, o gün üniversite sınavındaki bir değişiklikle ilgili haber alıyoruz. zaten her gün 9 saat ders, 2 saat soru çözümü derken 11 saat ders çalışmaktan gına gelmiş. müdüre ailemizi aramasını ve eve gitmek istediğimizi söylüyoruz bir türlü izin vermiyor. bilendik ama o gün illa o okuldan çıkacağız. bir de sigara içenler için bir teneffüs belirlenirdi ve o saatte içmeye çıkarlardı. onlar geri okula dönerken bir kalabalık oldu, biz o kalabalıktan faydalanarak okulun çıkış kapısına kadar geldik fakat müdür var ve çıkmamızın imkanı yok. girişte de bir masa var, 3 arkadaş masanın altına saklandık, müdür yardımcısının gitmesini bekliyoruz* bir de lise lise değil hapishane resmen, müdür kapıdan ayrılsa, müdür yardımcısı var, hizmetliler var, güvenlik de cabası.
neyse, bomba kısma geliyorum. hoca masanın önünde duruyor biz de arkasında saklanıyoruz. sağ olsun hizmetliler bizi gizledi, ispiyonlamadılar. bir de birisi diyor ki ''müdür yardımcısı geliyor sakın ses çıkarmayın.'' o dakikalar nasıl geçti ve hoca bizi nasıl yakalamadı cidden bilmiyorum. en son hoca ayrılırken hemen haber verdi ve olduğumuz yerden pıt pıt çıkarak okuldan ayrılmıştık. eh hocam, düzgünce izin isterken vermezseniz kendi çapımızda böyle aksiyon yaşar ve yaşatırız biz de.
lise son'dayız. temel lise olduğu için okul küçük, o gün üniversite sınavındaki bir değişiklikle ilgili haber alıyoruz. zaten her gün 9 saat ders, 2 saat soru çözümü derken 11 saat ders çalışmaktan gına gelmiş. müdüre ailemizi aramasını ve eve gitmek istediğimizi söylüyoruz bir türlü izin vermiyor. bilendik ama o gün illa o okuldan çıkacağız. bir de sigara içenler için bir teneffüs belirlenirdi ve o saatte içmeye çıkarlardı. onlar geri okula dönerken bir kalabalık oldu, biz o kalabalıktan faydalanarak okulun çıkış kapısına kadar geldik fakat müdür var ve çıkmamızın imkanı yok. girişte de bir masa var, 3 arkadaş masanın altına saklandık, müdür yardımcısının gitmesini bekliyoruz* bir de lise lise değil hapishane resmen, müdür kapıdan ayrılsa, müdür yardımcısı var, hizmetliler var, güvenlik de cabası.
neyse, bomba kısma geliyorum. hoca masanın önünde duruyor biz de arkasında saklanıyoruz. sağ olsun hizmetliler bizi gizledi, ispiyonlamadılar. bir de birisi diyor ki ''müdür yardımcısı geliyor sakın ses çıkarmayın.'' o dakikalar nasıl geçti ve hoca bizi nasıl yakalamadı cidden bilmiyorum. en son hoca ayrılırken hemen haber verdi ve olduğumuz yerden pıt pıt çıkarak okuldan ayrılmıştık. eh hocam, düzgünce izin isterken vermezseniz kendi çapımızda böyle aksiyon yaşar ve yaşatırız biz de.
devamını gör...
kadınların kadınlara daha çok bakması
sadece bazı durumlar için geçerli olan iddia.
bu vesileyle bir anımı anlatayım. yıllar önce bir erkek arkadaşla yolda yürüyorduk. karşıdan da yine biri erkek biri kadın 2 kişi geliyordu. ben biraz minyon biriyim, hafiften boy fukarası olan cinsten. o zamanlar da saçlarımı 2 yandan at kuyruğu falan yapardım çocuk gibi. o gün üzerimde gayet spor kıyafetler, saçlarım o şekilde toplu bir haldeydim. karşıdan gelen hatun da maşallah 1,80 belki de daha uzun boylu, hoş bir tip... gözüm ilişti ve ilişik şekilde kaldı. hoşuma gitti boyu falan (bende yok ya hani) ve imrenerek, içimden de "maşallah pek de güzelmiş" diyerek yanımdan geçip gidene dek baktım.
garip bir şekilde o da bana gözünü dikti ve geçip gidene dek bakmaya devam etti. geçtikten sonra yanındaki arkadaş bana dönüp "duydun mu ne dediğini?" diye sordu. "yoo" dedim. "ne şirin yaa!" demiş bana. belki o da kendi boyundan şikayetçiydi ve minyonlara imreniyordu, kim bilir... vardı öyle tanıdıklarım.
niye anlattım bunu? şundan: size her bakan insan kötü niyetli olmayabilir. kusur aramak ya da eleştirmek için bakmıyor olabilir. sizde beğendiği bir şey olabilir, özellikle incelediği ve "ben de böyle giyineyim/şunu takayım bunu çıkarayım" diye düşündüğü bir durum olabilir; olabilir de olabilir... kötü niyetli olmayın.
bu vesileyle bir anımı anlatayım. yıllar önce bir erkek arkadaşla yolda yürüyorduk. karşıdan da yine biri erkek biri kadın 2 kişi geliyordu. ben biraz minyon biriyim, hafiften boy fukarası olan cinsten. o zamanlar da saçlarımı 2 yandan at kuyruğu falan yapardım çocuk gibi. o gün üzerimde gayet spor kıyafetler, saçlarım o şekilde toplu bir haldeydim. karşıdan gelen hatun da maşallah 1,80 belki de daha uzun boylu, hoş bir tip... gözüm ilişti ve ilişik şekilde kaldı. hoşuma gitti boyu falan (bende yok ya hani) ve imrenerek, içimden de "maşallah pek de güzelmiş" diyerek yanımdan geçip gidene dek baktım.
garip bir şekilde o da bana gözünü dikti ve geçip gidene dek bakmaya devam etti. geçtikten sonra yanındaki arkadaş bana dönüp "duydun mu ne dediğini?" diye sordu. "yoo" dedim. "ne şirin yaa!" demiş bana. belki o da kendi boyundan şikayetçiydi ve minyonlara imreniyordu, kim bilir... vardı öyle tanıdıklarım.
niye anlattım bunu? şundan: size her bakan insan kötü niyetli olmayabilir. kusur aramak ya da eleştirmek için bakmıyor olabilir. sizde beğendiği bir şey olabilir, özellikle incelediği ve "ben de böyle giyineyim/şunu takayım bunu çıkarayım" diye düşündüğü bir durum olabilir; olabilir de olabilir... kötü niyetli olmayın.
devamını gör...
kendine bir soru sor
ne yapacaksın? (bir konuda karar vermem gerekiyor fakat hem mevzu karışık hem de lanet bir ikizler burcu olduğum için kararsızlıklarda boğuluyorum.)
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
hitler - pariste ilk selfi
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin
ne kadar yoğun talep gelirse gelsin çıplak pozlarını kimseyle paylaşmayacağım yoldaş.
devamını gör...
hayvanları kötüleyen atasözü ve deyimler
her türlü ayrımcılığı yapmakta sınır tanımayan insan türünün cinsiyetçilik ve ırkçılıktan önce çağlar boyunca yaptığı türcülüğe verilebilecek en alâ örneklerdir. köpekler, katırlar, eşekler, horozlar, kurtlar, kuzular... dünyayı anlamlandırmaya çalışırken günahlarını aldığımız biricik tabiat dostlarımız. dilimize çekidüzen vermenin vakti geldi de geçiyor. türcülük de diğer ayrımcılıklar gibi muhakkak kınanmalı.
ilgili kaynak
örnekler:
eşek hoşaftan ne anlar.
itle yatan bitle kalkar.
katıra (eşeğe) cilve yap demişler, çifte (tekme) atmış.
it derisinden post olmaz.
katıra baban kim demişler, dayım at demiş.
kaz kafalı .
köpeğe dalaşmaktan çalıyı dolanmak yeğdir.
ilgili kaynak
örnekler:
eşek hoşaftan ne anlar.
itle yatan bitle kalkar.
katıra (eşeğe) cilve yap demişler, çifte (tekme) atmış.
it derisinden post olmaz.
katıra baban kim demişler, dayım at demiş.
kaz kafalı .
köpeğe dalaşmaktan çalıyı dolanmak yeğdir.
devamını gör...
normal sözlük atasözleri
kıblesi yoldaş olanın, kafası sözlükten çıkmaz.
devamını gör...
yaş farkını önemsiz kılan şeyler
anlaşmak dışında hiçbir şey. edit: başlıkla tanım uymamış. değişti mi ne oldu başlık, bilmiyorum.
belirli bir nedeni yoktur bu önemsiz kılmanın. kendimden neredeyse yarı yaşım kadar genç bir erkek arkadaşım vardı. parası pulu, yatı atı katı falan yoktu. çok da seviyordum onu. farklı şehirlerde olmakla ilgili birtakım sorunlarımız oldu (aldatmak falan değil. burada anlatamayacağım özel birtakım meseleler vardı arada). yoksa hâlâ beraber olabilirdik. yürümedi diye bir şey de yoktu yani.
insanları genellemelere, kalıplara sokmak yanlış.
edit: para dediğiniz şey önemsiz kılmaz, tahammül edilebilir kılar bazıları için. ikisi aynı şey değil.
edit2: benim de param falan yok. karşı taraf açısından düşününce de sebep aynı yani.
belirli bir nedeni yoktur bu önemsiz kılmanın. kendimden neredeyse yarı yaşım kadar genç bir erkek arkadaşım vardı. parası pulu, yatı atı katı falan yoktu. çok da seviyordum onu. farklı şehirlerde olmakla ilgili birtakım sorunlarımız oldu (aldatmak falan değil. burada anlatamayacağım özel birtakım meseleler vardı arada). yoksa hâlâ beraber olabilirdik. yürümedi diye bir şey de yoktu yani.
insanları genellemelere, kalıplara sokmak yanlış.
edit: para dediğiniz şey önemsiz kılmaz, tahammül edilebilir kılar bazıları için. ikisi aynı şey değil.
edit2: benim de param falan yok. karşı taraf açısından düşününce de sebep aynı yani.
devamını gör...
san sebastian cheesecake
o bildiğiniz meşhur markaları bir kenara koyun, cidden iyi bir örneğini tatmanız için üsküdar barbaros mahallesindeki walde pastanesini şiddetle tavsiye ediyorum.
acıbadem kukis te de süper bir örneğini deneyebilirsiniz.
acıbadem kukis te de süper bir örneğini deneyebilirsiniz.
devamını gör...
kelime şakası yapan yazar
kelime niye şaka yapayım saçıma yaparım kardeşim rezillik resmen..
devamını gör...
seni seviyorum sözünün anlamını yitirmesi
sevgi, aşk, sevgili, sevmek vb. kelimelerin anlamını yitirmesinden kaynaklı olan bir gerçektir. öyle ki herkes herkese benzer kelimeleri içten olmayan bir şekilde kullanıyor. bu kelimelerin içi boşaltıldı artık. ha demiyorum ki kullanmayın. seven sevdiğine yine söylesin. şahsen ben sevdiğimi "seni seviyorum" dan ziyade başka şekillerde göstermeyi tercih ediyorum. ben biliyorsam, karşıdaki de anlıyorsa hiiç sıkıntı yok.
devamını gör...
türk insanının beceremediği şeyler
bilmiyorum demek bu şeylerden biridir.
devamını gör...
ülkenin geri kalmışlık belirtileri
ifade özgürlüğünün olmaması yeterli bence.
devamını gör...
miyop olmanın zorlukları
bir metreden uzaktaki her şeyi flu görmektir. üstüne birde astigmat eklenince gözlüksüz mimik dahi görememektir.
yıllardır, iyice görebilmek için kıstığım gözlerimden kaynaklanan baş ağrılarımın sebebi olan, gözlük kullanınca kurtulduğum rahatsızlığım.
allahtan evde gözlük takmadan yaşayabiliyorum.
fotoğraf sanatçısı philip barlow miyop insanların dünyayı nasıl gördüğünü göstermiş.
nası duygulandım, abi beni anlamış sağolsun.
yıllardır, iyice görebilmek için kıstığım gözlerimden kaynaklanan baş ağrılarımın sebebi olan, gözlük kullanınca kurtulduğum rahatsızlığım.
allahtan evde gözlük takmadan yaşayabiliyorum.
fotoğraf sanatçısı philip barlow miyop insanların dünyayı nasıl gördüğünü göstermiş.
nası duygulandım, abi beni anlamış sağolsun.
devamını gör...
stephen king
sadist kitabını okuduğum zaman 3 gün tuvalete giderken koşarak gidip geldiğim yazardır . ne mükemmel bir yazıştır sanki beni esir aldın adam yaşadım kitabı resmen ..
devamını gör...
jerome caminada
efsanevi dedektif ''sherlock holmes'' karakterinin yaratılmasının müsebbibi olan mümtaz şahsiyet.
victoria dönemi manchester'ında varoşlarda doğdu. çocukluğu yer altı dünyasının ve dolandırıcı çetelerinin arasında geçirdi. ağabeyini, babasını ve ablasını ardı ardına kaybetti.
sıkıntılı ve kayıplarla dolu geçen çocukluk ve gençlik yılları sonrasında polis dedektifi olmaya karar verir. zaten hikaye de burada başlar. çocukluk ve gençlik yıllarında yaşamış olduğu muhit sayesinde, işlenen suçlara, suçlunun gözünden bakmayı başarabilmesi onu mesleğinde öne çıkarmıştır.
ciddi bir muhbir ağı kurar. bir akşam birahanede birasını yudumlarken bir adamla tanışır. tanıştığı adam aslında meslek hayatının dönüm noktasını oluşturacaktır. ona bir bira ısmarlar. sonra bir tane daha. sohbet koyulaşır. caminada adama kendi büyüdüğü ortamı anlatır. dinleyicisi eski bir suçludur ve genç dedektif anlattıklarıyla onun güvenini kazanmayı başarmıştır.
böylece aralarında bir dostluk başlar. caminada manchester'daki suç çeteleri ve suçlularla ilgili merak ettiği ne varsa ona sormakta ve ondan öğrenmektedir. mücevherini bulmuştur. zaten muhbirin lakabı da bundan mütevellit ''saklı mücevher'' olur. artık daha az dikkat çekmeleri gerekmektedir. bu yüzden iki kafadar caminada'nın bilgiye ihtiyacı olduğu durumlarda, romo katolik kilisesinin arka sıralarında buluşmaya başlarlar.
caminada kılık değiştirme ustasıydı. grand national at yarışındaki kılığı öylesine başarılıydı ki, o esnada orada bulunan kendi amiri bile onu tanıyamamıştı. bu başarılı kamuflajı sayesinde at yarışı meraklılarını gözüne kestirmiş olan yankesici çetesinin içine sızmış ve çeteyi çökerterek büyük bir başarı elde etmiştir. gün geçtikçe kılık değiştirme işinde ustalaşan caminada, liverpool ve leeds gibi şehirlere de gidip gelmeye başladı. bu şehirlerde çözülemeyen vakıalar için kendisi çağrılıyordu.
caminada'nın eşine az rastlanır cinsten bir vaka defteri tuttuğundan bahsediliyor. bunların arasında en çok dile getirilen vakası ''taksi gizemi'' adlı vakadır;
angela buckley'nin anlatımıyla olay şöyle gelişmiştir.
26 şubat 1889 akşamı, genç bir adamın eşlik ettiği bir iş insanı manchester katedrali'nin girişine bir atlı taksi çağırdı. yaklaşık bir saat sonra, yanındaki genç adam taksiden kaçtı ve 50 yaşındaki john fletcher takside baygın bir şekilde yığılıp kaldı. baygın yolcuyu manchester kraliyet kliniği'ne götüren taksi şoförü. fletcher'ın hastaneye geldiklerinde ölmüş olduğunu öğrendi. karındeşen jack'in londra'nın doğu yakası'nda işlediği tüyler ürperten cinayetler nedeniyle dehşete düşmüş olan halk, sabah uyandığında saygıdeğer bir tüccarın bir takside ölü bulunduğu haberiyle şoka uğradı.
baş komiser insanı allak bullak eden bu dosyayı, toplumsal bir histeriyi önlemek adına dedektif camida'ya verdi. o güne kadar ki en kafa karıştırıcı olaydı. zira bir suç işlendiğine dair tek bir kanıt dahi bulunamamıştı. maktulün vücudunda şiddete maruz kaldığına dair en ufak bir ipucu yoktu. otopsi yapan cerrahın ilk raporuna göre, cin bağımlısı olan maktul, uykusuzlukla mücadele etmek için kullanılan klorahidrat ile ölümcül düzeyde alkolü birlikte almış ve bu nedenle alkol zehirlenmesinden ölmüştü. öldüğü sırada cebinde hiç nakit parası yoktu ve kolundaki altın saat bulunamamıştı ki bunlar bir suç işlendiğinin kanıtıydı.
ilk sorgu aşamasında kayıplara karışan diğer adamın eşkali çıkarıldı. 20'li yaşlarının başında 1.60 uzunluğunda, sinekkaydı traşlıydı. üzerinde koyu kahverengi bir takım ve silindir şapka vardı. kloralhidrat'ın, ringlerdeki rakip dövüşçüleri etkisiz hale getirip, yasadışı dövüşlerde bahis hilesi yapmak amacıyla kullanıldığını bilen caminada, olayın yasadışı boks maçları ile ilişkili olduğu sonucunu çıkardı. o muhitteki suçluları sorguladıktan sonra olası bir şüpheliye ulaştı. bir otelcinin 18 yaşında oğlu charlie parton. bu genç müşterilere ilaç vermesi ile tanınıyordu. parton'un yaşadığı şehir olan liverpool'daki bir ecza deposundan bir şişe kloralhidrat çalındığına dair edindiği bilgi de içgüdülerini doğrulamış oldu. caminada aradığı adamın parton olduğuna emindi.
eczacı parton'u tanıdı. bunun üzerine caminada, 2 mart günü baş şüpheliyi tutukladı. kısa bir süre sonra parton'un ilaç verdiği iddia edilen iki kurban daha ortaya çıktı. sonuca gittikçe daha çok yaklaşan caminada'nın elinde bir koz daha vardı. beklenmedik bir gelişme daha yaşanmış ve maktulün öldüğü gece, parton'un bir birahanede onun birasına ilaç koyduğuna şahit olan bir görgü tanığı ortaya çıkmıştı.
bu kesin kanıt, parton'nın cinayetten hüküm giymesine ve ölüm cezasına çarptırılması neden olmuştur. taksi gizeminin çözülmesinin yarattığı sansasyon ulusal basında geniş yer buldu.''
bu olaydan sonra yaklaşık 10 yıl daha görev yaptıktan sonra caminada emekli olmuştur. bu süre zarfında hakkında yanlış bir hüküm verilmiş olan genç bir idam mahkumunu ulaştığı ipuçları ile tabiri caizse ipten almış olduğu bilgisini de atlamamak lazım. ölümünün üzerinden onca sene geçmiş olmasına rağmen caminada halen britanya tarihindeki başarılı dedektif olarak kabul edilir.
angela buckley bu durumla ilgili şöyle bir yorum getiriyor; '' özel dedektifliğe başladığı anda gerçekle kurgu dünyası tam anlamıyla birbirine karıştı. o, ülkenin en tehlikeli şehirlerinden birinin sokaklarında devriye gezen; kılık değiştirme, muhbir ağı, bilim, ince zekâ ve cesaretten meydana gelen bir karışımı kullanarak suçluların izini süren gerçek bir victoria dönemi hafiyesiydi. ister arthur conan doyle'un ''sherlock holmes öyküleri'' isterse de çok sayıda başka yazarın kurgu ve kurgu dışı eserleri aracılığıyla olsun, mirası ingiltere'de hiç unutulmayacak.''
aralarındaki diğer benzerliklere de kabaca göz atacak olursak şunları sıralayabiliriz;
- caminada'nın ezeli düşmanı robert horridge adında, gözü dönmüş bir suç çetesi lideriydi. 20 sene boyunca çekiştiler. ta ki aralarındaki son hesaplaşmaya kadar. holmes'deki karşılığı suçun napolyon'u olarak tarif edilen moriarty'dir. holmes'de en nihayetinde düşmanının hakkından gelir. tıpkı caminado gibi.
- caminadoya soruşturmaları esnasında yardımcısı peter wilson eşlik etmiştir. holmes'un dr. watson'ı vardır.
- ikisinin de göstermelik gönül ilişkileri vardı. caminada evliydi ancak güzel dolandırıcı alicia ormonde'ye aşıktı. holmes nişanlıydı ama ırene adler'e aşıktı.
liste uzayıp gidiyor... sonuç olarak caminada ''gerçek sherlock holmes'' lakabı ile anılan bir dedektif oldu.
daha fazla bilgi edinmek isteyen arkadaşlar; angela buckley'nin ''the real sherlock holmes'' adlı eserini okuyabilirler.
victoria dönemi manchester'ında varoşlarda doğdu. çocukluğu yer altı dünyasının ve dolandırıcı çetelerinin arasında geçirdi. ağabeyini, babasını ve ablasını ardı ardına kaybetti.
sıkıntılı ve kayıplarla dolu geçen çocukluk ve gençlik yılları sonrasında polis dedektifi olmaya karar verir. zaten hikaye de burada başlar. çocukluk ve gençlik yıllarında yaşamış olduğu muhit sayesinde, işlenen suçlara, suçlunun gözünden bakmayı başarabilmesi onu mesleğinde öne çıkarmıştır.
ciddi bir muhbir ağı kurar. bir akşam birahanede birasını yudumlarken bir adamla tanışır. tanıştığı adam aslında meslek hayatının dönüm noktasını oluşturacaktır. ona bir bira ısmarlar. sonra bir tane daha. sohbet koyulaşır. caminada adama kendi büyüdüğü ortamı anlatır. dinleyicisi eski bir suçludur ve genç dedektif anlattıklarıyla onun güvenini kazanmayı başarmıştır.
böylece aralarında bir dostluk başlar. caminada manchester'daki suç çeteleri ve suçlularla ilgili merak ettiği ne varsa ona sormakta ve ondan öğrenmektedir. mücevherini bulmuştur. zaten muhbirin lakabı da bundan mütevellit ''saklı mücevher'' olur. artık daha az dikkat çekmeleri gerekmektedir. bu yüzden iki kafadar caminada'nın bilgiye ihtiyacı olduğu durumlarda, romo katolik kilisesinin arka sıralarında buluşmaya başlarlar.
caminada kılık değiştirme ustasıydı. grand national at yarışındaki kılığı öylesine başarılıydı ki, o esnada orada bulunan kendi amiri bile onu tanıyamamıştı. bu başarılı kamuflajı sayesinde at yarışı meraklılarını gözüne kestirmiş olan yankesici çetesinin içine sızmış ve çeteyi çökerterek büyük bir başarı elde etmiştir. gün geçtikçe kılık değiştirme işinde ustalaşan caminada, liverpool ve leeds gibi şehirlere de gidip gelmeye başladı. bu şehirlerde çözülemeyen vakıalar için kendisi çağrılıyordu.
caminada'nın eşine az rastlanır cinsten bir vaka defteri tuttuğundan bahsediliyor. bunların arasında en çok dile getirilen vakası ''taksi gizemi'' adlı vakadır;
angela buckley'nin anlatımıyla olay şöyle gelişmiştir.
26 şubat 1889 akşamı, genç bir adamın eşlik ettiği bir iş insanı manchester katedrali'nin girişine bir atlı taksi çağırdı. yaklaşık bir saat sonra, yanındaki genç adam taksiden kaçtı ve 50 yaşındaki john fletcher takside baygın bir şekilde yığılıp kaldı. baygın yolcuyu manchester kraliyet kliniği'ne götüren taksi şoförü. fletcher'ın hastaneye geldiklerinde ölmüş olduğunu öğrendi. karındeşen jack'in londra'nın doğu yakası'nda işlediği tüyler ürperten cinayetler nedeniyle dehşete düşmüş olan halk, sabah uyandığında saygıdeğer bir tüccarın bir takside ölü bulunduğu haberiyle şoka uğradı.
baş komiser insanı allak bullak eden bu dosyayı, toplumsal bir histeriyi önlemek adına dedektif camida'ya verdi. o güne kadar ki en kafa karıştırıcı olaydı. zira bir suç işlendiğine dair tek bir kanıt dahi bulunamamıştı. maktulün vücudunda şiddete maruz kaldığına dair en ufak bir ipucu yoktu. otopsi yapan cerrahın ilk raporuna göre, cin bağımlısı olan maktul, uykusuzlukla mücadele etmek için kullanılan klorahidrat ile ölümcül düzeyde alkolü birlikte almış ve bu nedenle alkol zehirlenmesinden ölmüştü. öldüğü sırada cebinde hiç nakit parası yoktu ve kolundaki altın saat bulunamamıştı ki bunlar bir suç işlendiğinin kanıtıydı.
ilk sorgu aşamasında kayıplara karışan diğer adamın eşkali çıkarıldı. 20'li yaşlarının başında 1.60 uzunluğunda, sinekkaydı traşlıydı. üzerinde koyu kahverengi bir takım ve silindir şapka vardı. kloralhidrat'ın, ringlerdeki rakip dövüşçüleri etkisiz hale getirip, yasadışı dövüşlerde bahis hilesi yapmak amacıyla kullanıldığını bilen caminada, olayın yasadışı boks maçları ile ilişkili olduğu sonucunu çıkardı. o muhitteki suçluları sorguladıktan sonra olası bir şüpheliye ulaştı. bir otelcinin 18 yaşında oğlu charlie parton. bu genç müşterilere ilaç vermesi ile tanınıyordu. parton'un yaşadığı şehir olan liverpool'daki bir ecza deposundan bir şişe kloralhidrat çalındığına dair edindiği bilgi de içgüdülerini doğrulamış oldu. caminada aradığı adamın parton olduğuna emindi.
eczacı parton'u tanıdı. bunun üzerine caminada, 2 mart günü baş şüpheliyi tutukladı. kısa bir süre sonra parton'un ilaç verdiği iddia edilen iki kurban daha ortaya çıktı. sonuca gittikçe daha çok yaklaşan caminada'nın elinde bir koz daha vardı. beklenmedik bir gelişme daha yaşanmış ve maktulün öldüğü gece, parton'un bir birahanede onun birasına ilaç koyduğuna şahit olan bir görgü tanığı ortaya çıkmıştı.
bu kesin kanıt, parton'nın cinayetten hüküm giymesine ve ölüm cezasına çarptırılması neden olmuştur. taksi gizeminin çözülmesinin yarattığı sansasyon ulusal basında geniş yer buldu.''
bu olaydan sonra yaklaşık 10 yıl daha görev yaptıktan sonra caminada emekli olmuştur. bu süre zarfında hakkında yanlış bir hüküm verilmiş olan genç bir idam mahkumunu ulaştığı ipuçları ile tabiri caizse ipten almış olduğu bilgisini de atlamamak lazım. ölümünün üzerinden onca sene geçmiş olmasına rağmen caminada halen britanya tarihindeki başarılı dedektif olarak kabul edilir.
angela buckley bu durumla ilgili şöyle bir yorum getiriyor; '' özel dedektifliğe başladığı anda gerçekle kurgu dünyası tam anlamıyla birbirine karıştı. o, ülkenin en tehlikeli şehirlerinden birinin sokaklarında devriye gezen; kılık değiştirme, muhbir ağı, bilim, ince zekâ ve cesaretten meydana gelen bir karışımı kullanarak suçluların izini süren gerçek bir victoria dönemi hafiyesiydi. ister arthur conan doyle'un ''sherlock holmes öyküleri'' isterse de çok sayıda başka yazarın kurgu ve kurgu dışı eserleri aracılığıyla olsun, mirası ingiltere'de hiç unutulmayacak.''
aralarındaki diğer benzerliklere de kabaca göz atacak olursak şunları sıralayabiliriz;
- caminada'nın ezeli düşmanı robert horridge adında, gözü dönmüş bir suç çetesi lideriydi. 20 sene boyunca çekiştiler. ta ki aralarındaki son hesaplaşmaya kadar. holmes'deki karşılığı suçun napolyon'u olarak tarif edilen moriarty'dir. holmes'de en nihayetinde düşmanının hakkından gelir. tıpkı caminado gibi.
- caminadoya soruşturmaları esnasında yardımcısı peter wilson eşlik etmiştir. holmes'un dr. watson'ı vardır.
- ikisinin de göstermelik gönül ilişkileri vardı. caminada evliydi ancak güzel dolandırıcı alicia ormonde'ye aşıktı. holmes nişanlıydı ama ırene adler'e aşıktı.
liste uzayıp gidiyor... sonuç olarak caminada ''gerçek sherlock holmes'' lakabı ile anılan bir dedektif oldu.
daha fazla bilgi edinmek isteyen arkadaşlar; angela buckley'nin ''the real sherlock holmes'' adlı eserini okuyabilirler.
devamını gör...
sevgiliye hediye edilebilecek en iyi şarkı
hepimizin doğru kişiyle dinlemesi dileğiyle...
sezen aksu- haydi gel benimle ol.
sezen aksu- haydi gel benimle ol.
devamını gör...
