yaklaşık 380 saat oynadığım bir oyundur kendileri. bu saatleri gerçekten zevk alarak geçirdiğimi söylemek istiyorum ama oyunda bazı şeyler var ki beni hafiften oyunu bırakmaya itti. uzun bir süredir de oynamadım.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
devamını gör...

fiziksel görünümlerinde çekik gözler belirgindir, diğer insanlara göre eylemleri ve düşünüp anlamlandırma süreçleri daha yavaş olabilir. yüksek ses, ortam değişikliği onları rahatsız edebilir. herhangi bir insanın üzerinde durmayacağı konular üzerinde uzun süre konuşabilirler ya da sadece o konuya odaklanarak sohbeti yarıda kesebilirler. genellikle sakın karakterde insanlardır. otizmli bireyler ile büyük ölçüde benzerlik taşımazlar.

belki de sadece down sendromlu bireylerde bir insanın en saf ve koşulsuz sevgisi görülebilir. güldüklerinde adeta gözlerinden sevgi dalgaları yayılıp sarmalar insanı.

down sendromlu bireylerin eğitimle ve elbette sevgiyle toplumda diğer bireyler gibi yaşamaları mümkündür fakat yine de desteğe ihtiyaç duyarlar. kötü, çirkin eylemleri analiz etmekte güçlük çektikleri için istismar edilebilirler, bu insan ve eylemlerden korunmaları gerekir.

ömürleri standart bir insanın ömründen çok daha azdır.
devamını gör...

bir behçet safa aysan şiiri.

yalnızlığın parçalayıcılığının insan derisini ne denli acıttığını, kanattığını anlatan bir şiir. kızıl kan oluk oluk ilerler derinizde, o ilerledikçe siz yırtınıp daha da kanamak istersiniz. kan akar, akar ve en sonunda durur. kurur. beyazlığın üstündeki o kızıllığı hisseder, öfkeden delirir ve lanet edersiniz yalnızlığınıza. kanat beni! kes beni! doğra beni! öldür beni! öfkem o beyaz gecenin şafağında sona ersin! dirilt beni!


sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
olurum

kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgarla savrulan
kağıt parçalarına
yazılmış

dağıtılmamış
bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.

çünkü beyaz bir gemidir ölüm

siyah denizlerin hep
çağırdığı

batık bir gemi

sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer
ölüm

yanık otlar gibi

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm..


devamını gör...

yaş olanını grip ve nezle gibi virüs kaynaklı hastalıklar geçirdiğinizde, biraz limon,nane ve elma ile kaynatıp içerseniz,mevcut durumunuzu daha çabuk atlatabilirsiniz. toz halinde olanı ise bal'a karıştırmanızı öneririm. öksürük için birebir.
devamını gör...

"ben ağlarsam ağlayıp, gülersem gülen
bütün dertlerim' anlayıp, gönlümü bilen
sanki kalbimi bilerek, yüzüme gülen
gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen, neredesin sen?"

var mı bu zamanda böyle anlamlı ifadeler? kim kime söyleyebilir, kim kimin için bu duyguları besleyebilir, incitmeden büyütebilir içinde? karşımızdaki insana sevdiğimizi belli etmekten bile çekinir, korkar olduk. zaman ileri gitti ama biz geri bile gidemedik. keşke geri gidebilseydik.
devamını gör...

öncelikle sayın yazar armysuzy'a bu ukdeyi bıraktığı için bir teşekkürü borç bilir, saygı ve selamlarımı iletirim.

bedri rahmi eyüboğlunun abisi olan sabahattin eyüboğlu 1908 yılında trabzon'un akçaabat ilçesinde dünyaya gelmiştir. trabzon lisesi'nin son senesinde üniversiteye öğretim üyesi yetiştirmek amacıyla yapılan sınavı kazanarak fransaya gönderildi. iki yıl university of burgundy'de bir yıl ise university of lyon'da eğitim gördü. ardından 1 yıl kadar paris'te kalıp sorbonne university'de ders aldı. bir sonraki yıl ise ünlü şair ingiltere'ye ingiliz dil ve edebiyatı üzerine incelemeler yapmak amacıyla gitti. tüm bu yurtdışı macerasının hemen ardından istanbul'a gelip istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi fransız dili ve edebiyatı bölümü'nde doçent oldu. hayatına bir sürü şey sığdıran sabahattin eyüboğlu 1938 yılına kadar milli eğitim bakanlığı müfettişliği, talim ve terbiye kurulu üyeliği, tercüme bürosu başkan yardımcılığı gibi görevlerde bulundu. çok partili rejime geçildikten sonra köy enstitülerine karşı yürütülen kampanyalar esnasında tercüme bürosu'ndaki ve hali hazırda hasanoğlan köy enstitüsü görevlerinden uzaklaştırıldı. yaşananlardan sonra bir süre parise gitti. türkiye'ye geri geldiğinde milli eğitim bakanlığı müfettişliği görevini tekrardan aldı. bu sıralar istanbul üniversitesi fransız dili ve edebiyatı bölümü'nde karşılaştırmalı türk - fransız edebiyatı, itü ve istanbul tatbiki güzel sanatlar yüksekokulu'nda ise sanat tarihi dersleri verdi.
27 mayıs darbesinden sonra üniversiteden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında o da vardı fakat yeniden göreve çağrılınca itü'deki görevine tekrardan geri döndü. 1963 yılında babeuf'un devrim yazıları adlı kitabını türkçeye çevirmesinden ötürü türk ceza kanununun 142. maddesi gereğince yargılandı. 3 yıl gibi kısa bir süre sonra aklandı. tüm bu olanlardan sonra ise 12 mart muhtırası esnasında gizli örgüt kurduğu gerekçesiyle tutuklandı. zaten kısa bir sonra da vefat etti.

eyüboğlu'nun yazarlığı 1940 yıllarında etkin olmaya başladı. tercüme, yaprak, yeni ufuklar, tanin, cumhuriyet gibi bir sürü dergi ve gazetelerde yaymladığı yazıları ile birlikte kültürün asıl maddi temellerini araştıran ve biraz da olsa halk değerlerine yönelen hümanist bir düşüncenin öncülüğünü yaptı. aynı zamanda orhan veli kanık cahit külebi ceyhun atuf kansu halikarnas balıkçısı* gibi şairlerin edebiyat anlayışlarını ele alarak tek tek değerlendirdi. kültürel yaşantıda dil devrimlerinin biraz daha etkili olmaya başladığı 1950'li yılların sonlarına doğru yazılarında emperyalizm ve kültür ilişkileri sorununa ağırlık verdi.
eyüboğlu türk kültürü konusunda diğerlerinin aksine daha farklı yaklaştı. ona göre türk kültürünü orta asya'da aramak yanlıştı çünkü ona göre türk kültürü daha önce anadolu'da yaşayanların uzantısı niteliğindeydi.

eyüboğlu eski anadolu uygarlığı hakkında 11 tane belgesel film yaptı. bu 11 tane bölümden oluşan serinin ilki* 1956 yılında berlin film şenliği'nde ikinci oldu. aynı zamanda kendisini sinemacılığa iyice kaptıran eyüboğlu 1966 yılında sinematek'in kurucularından birisi oldu. ve türk edebiyatı'nın çeviri alanında gelişmesine katkı sağlayan sanatçılarından birisi haline geldi aynı zamanda çünkü fransız, ingiliz, rus, yunan ve latin edebiyatından bir sürü klasik yapıtı çevirerek türk edebiyatına kazandırdı.
hatta çevirdiklerinden mavi ile kara deneme kitabı ataç armağanı'nı
platon'un devlet'inin çevirisi ise 1959 yılında türk dil kurumu çeviri ödülünü kazandı.
devamını gör...

mitolojinin feminist bir dille yorumlanan güzel bir sentezi. birnevi mitolojiye modern bir yorum getirmek.

peki ne anlamda feminist bir dil diyebilirsiniz. kirke yani circe yanlış bilmiyorsam mitolojinin magazinsel bir ismi değil ve bazı hikayelerde haydi bir yandan rolümü alayım şeklinde girmiş bir karakter. zaten yunan mitolojisine bakarsanız hikayeler daha çok zeus kimi götürdü ya bak şunları şunları yapma şeklinde ders niteliğinde öyküler. sonuçta mitler bir halkın aynası. feminist olmayan bir doğadan feminist bir hikaye beklemek abes. ya da zeus'un tecavüzcü halini bugüne uyarlamakta bir o kadar saçma çünkü o günün cinsellik alıgısı daha farklı. yani osmanlıda da oğlancılık varmış ama zamanla toplum değişmiş değil mi? *

neyse efendim özün sözü madeline miller kirke karakterini geçtiğimiz yüzyıldan itibaren kavrayabildiğimiz cinsiyet eşitçiliği noktasından değerlendirmiş. hikayelerin birbirine bağlanışı ve tanrı insan arasındaki ayrımlara getirilen yorum oldukça yaratıcı ve mühim ki zaten işin edebi boyutu orada taçlanmış bence. kirke'nin hikayesine böyle bir pencereden bakabilmek ve tanrı olgusunu eleştirebilmek oldukça zor olgular

tutupta siz ay ben tanrı olmayayım ölümsüz olmayayım ya diyebilir miydiniz ? ama sonunda iyi ki bunu seçmişsin kirke iyi ki diyorsunuz


bu arada nacizane tavsiyem okuyabilirseniz ingilizcesini okuyun. ha ben özellikle ingilizcesini okumalıyğğm gibi bir psikolojiye girmedim ama yurtdışındaydım o noktada elime geçti. peki çörek o zaman neden bu ingilizce oku sevdan neden diye olacaksanız çünkü rüyalarınızı ingilizce görmenizi istiyorum *. şaka şaka. ama ingilizcesini okurken yazarın gerçekten şiirsel lirik bir dili olduğunu gözlemledim ki yazar da ingilizce yazmış kitabı. yani bu da bir çeviri olsa diyeceğim ne gerek var ama bir yazıyı kendi dilinde okumak bence çok özel (rüyalarınızı ingilizce görmektende)

bugün bu ingilizce rüyamı görüyorum geyiğini çıkartan yazarımız fena sövecek bana herhalde ama olsun. kim olduğunu bllmiyorum şeker insan.cidden


kitabın ingilizcesi de zor değil öyle. ama anlatmışımdır başka bir yerde herhalde northern line hattında kitabı okurken hatları karıştırdım. yani uzun hikaye şimdi gidip bakmanız lazım ama mornington crescent charing cross hattındadır camden town ise hem oraya bağlanır hem de bank hattına. ben evimin durağını kaçırıp bu kesişim noktası durağında inince önce bank hattından gelen metroya binip dönmeye çalıştım sonra tabii ki dönemedim. geri bindim camden town a gelince bu bankle charing cross hattının durdukları alanda hep aynı olmuyor beni başkasının hattına atmış falan güzel yordu. okurken ya ne diyorsun çöreğim diyor olabilirsiniz ama northern line a binmeyene de bu nüansı anlatmak çok zor çünkü ben kendime anlatamıyorum şu an. neyse yani akıcı kitap zaten vurgu buna.

peki #1028955 yazıp burada salak gibi bu kadar yazıyı yazmama kaç puan. ama bugün daha yazasım daha çemen kusasım bir gün ondan bence ondan.* sonuçta alın okuyun be annem.
devamını gör...

kan. özellikle mevsim geçişlerinde verilmesi vücuda tazelik katıyormuş. ayrıca kan verip ihtiyacı olanlara faydalı olabilmektir.
devamını gör...

ayrılık. çoğu o kadar kötü şekilde sonlanıyor ki , artık az zararla atlattığınıza şükreder hale geliyorsunuz ister istemeden biten ilişkiden.
devamını gör...

kim mutlu olmaz ki efendim. beğenmeye devam.
devamını gör...

vikinglerden kalan bir cenaze ritüelidir. ölen kişinin arkasından mezar birası yani gravöl içilir ve eğlenilir.
devamını gör...

basbakan justin trudeau'nun birkac gun once basina duyurdugu aciklama. kanada valisiyle gorusme sonucunda da parlemanto feshedilmis, basbakanligi dondurulmustur. kendisi su an sadece liberal parti baskanidir. aslinda kanada'da federal secim 2019 yilinda yapilmis, gelecek seciminde 2023'te yapilacagi duyurulmustu. alinan bu karara gore gelecek secim tarihi 20 eylul olarak belirlenmistir. bu arada bu secim kampanyasi, kanada tarihinde gorulmus en ani kararla alinan secim kampanyasidir.

neden erken secim kararinin alindigiyla ilgili trudeau, kuresel pandemi krizinin ve getirisi olan ekonomik etkinin, tum bu degisikliklerin ulke uzerinde olusturdugu sorunlari, yine kuresel duzeyde gorulen iklimsel farkliliklarin kanada'daki etkilerinin halk uzerindeki yansimasinin olculmesi icin yapildigini belirtti. yani kisacasi, ozellikle pandemi sureci icinde alinan kararlarda halkin memnuniyeti olculecek... karar muhalif kesimce pek hos karsilanmadi. "aldiginiz her karari destekledik, secime ne luzum vardi" minvalinde dusunce hakim. bunun yaninda pandeminin 4. dalgasi icerisinde secim yapmanin risk oldugu dusuncesi de mevcut. erken secim kampanyasina harcanacak olan 500 milyon dolari da israf olarak gormekteler. dolayisiyla secimi alinmis yanlis bir karar oldugu gorusu de hakim.

trudeau yine aciklamalar icerisinde afganistan ve taliban meselesine de yer verdi. afganistan hukumetiyle tum diplomatik iliskilerin donduruldugunu, buyukelciligin kapatilip kanada'ya ulasimlarinin saglandigi duyurdu.bugun ki konusmasinda ise suan ki mevcut afgan hukumeti tanimayacaklarini 20 yil oncesinde de ayni tavrin alindigini, kanada litareturunde taliban'in sadece bir teror orgutu oldugunu dile getirdi. ayrica 20 bine yakin afganlinin da kanada'ya iltica edileceginin sozu verildi.

secim detayi ile ilgili haberler
turkce haber kaynagi

ilgili afganistan konusmalari;

devamını gör...

yangın ekoloğu olan ismail bekar ile youtube canlı yayını yapan kanal

devamını gör...

ağlamayı pek sevmesem de bu aralar pek bir ağlar oldum. e ben ağlarım da sezen olmaz mı hiç? bir serçe ve bir kırlangıç oturur ağlarız.
genellikle de şöyle der sezen...

/küçüğüm, daha çok küçüğüm
bu yüzden bütün saçmalamam
yenilmem bu yüzden
bu yüzden kendime hâlâ güvensizliğim
/

open.spotify.com/track/3vDs...
devamını gör...

en kötüsünü hatırlamıyorum da benim için kötü olanlar kekik çayı ve sodalı su idi. sodalı su ne be. ya soda iç ya su. kötü tat.
devamını gör...

yumiyum
sulugöz
cino
patlayan şeker( yedikten sonra avare gibi ağız açık gezilir veya çıtır çıtır seslerle ağız açık vaziyette bir arkadaşın üzerine koşulur.)
devamını gör...

erkeklerin kablo dolu kutusunun içindeki herşey.
devamını gör...

nisan aylarında mevsimsel olarak ortaya çıkan polenlerden oluşan bahar alerjisinin tıbbi anlamdaki ismi. halk arasında saman nezlesi de deniyor.
devamını gör...

bir süredir takipte olduğum yazar. gayet güzel tanımları var. boş beleş konulardan sıkılanlar ve özellikle sinemaya ilgisi olanlar bir göz atmalı diye düşünüyorum.

eskisi kadar herkesi tek tek okuyamıyorum ama yine de gözüm üzerinizde efendim. böyle yazmaya devam...
devamını gör...

(bkz: gökçeada)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim