ailenin tamamının müzisyen olması
cennet mahallesi yunus'un ailesidir.
devamını gör...
dibe vurmak isteyenlere tavsiyeler
hiçbir şey yapmanıza gerek yok.
hayat sizi bir şekilde kendi elleriyle dibe çekiyor zaten. siz de çıkmaya çalıştıkça daha dibe batıyorsunuz. yok ben illa hayata bırakmadan kendim dibe vurmak istiyorum diyorsanız eğer, birine değer verin. o sizi diple buluşturmaktan çekinmez.
hayat sizi bir şekilde kendi elleriyle dibe çekiyor zaten. siz de çıkmaya çalıştıkça daha dibe batıyorsunuz. yok ben illa hayata bırakmadan kendim dibe vurmak istiyorum diyorsanız eğer, birine değer verin. o sizi diple buluşturmaktan çekinmez.
devamını gör...
ali desidero
ali gibi bir tip düşman başına.*
diyor felsefeyi sever misiniz
ali diyor biz hep dönerciyiz
luther diyor kız machiavelli hı
şampiyon biziz diyor ali
attığımız gollerden belli
diyor felsefeyi sever misiniz
ali diyor biz hep dönerciyiz
luther diyor kız machiavelli hı
şampiyon biziz diyor ali
attığımız gollerden belli
devamını gör...
mahlassızım
bazıları kapıdan girdiğinde ortama bir sıcaklık katar. mahlassızım'ın ilk mesajını aldığımda karşımda gülümseyen biri varmış gibi hissettim. sıcacıksın ey yazar! uzun soluklu sohbetlerimiz olsun.
birçok konunun harmanlandığı yazılarını okumak da ayrıca eğitici. kalemin dert görmesin. :)
birçok konunun harmanlandığı yazılarını okumak da ayrıca eğitici. kalemin dert görmesin. :)
devamını gör...
apateizm
müridi olduğum tarikat. yıllarca kendimi ateist zannediyordum, bir kaç yıl önce aslında apateist olduğumu farkettim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
çok uzattım saçlarımı, her teli ayrı beyazlamış
sonra o geldi elinde mavi boya, dedi ki lazımmış
bir güzel maviye boyadı beni üçbeş saatte sonra da gitti
benim böyle tuhaf şiirler yazmamı meğer o yasaklamış
saçlarım hâlâ uzun, beyazları geri dönecek
onu bilmiyorum, belki çoktan gitti, gidecek
sevmiyorum saçımda önersenirmişim boyasını
belki bugün, belki asırlar sonra, bilmiyorum ama
günün birinde o boya da muhakkak silinecek.
sonra o geldi elinde mavi boya, dedi ki lazımmış
bir güzel maviye boyadı beni üçbeş saatte sonra da gitti
benim böyle tuhaf şiirler yazmamı meğer o yasaklamış
saçlarım hâlâ uzun, beyazları geri dönecek
onu bilmiyorum, belki çoktan gitti, gidecek
sevmiyorum saçımda önersenirmişim boyasını
belki bugün, belki asırlar sonra, bilmiyorum ama
günün birinde o boya da muhakkak silinecek.
devamını gör...
3 ocak 2021 ankara'da deaş operasyonu
--- alıntı ---
ırak'taki çatışma bölgelerinde bulunan ve bombalı araç hazırlığı gibi eylemlere yardım ettiği tespit edilen "ibrahim" kod adlı deaş'lı terörist, istihbarat ve terör birimlerinin ortak operasyonuyla ankara'da saklandığı evde yakalandı. yakalanan teröristin çatışma bölgelerindeyken kalaşnikof tüfekle atış yaptığı görüntülere ve irtibatı bulunan çok sayıda deaş'lının fotoğraflarına ulaşıldı.
--- alıntı ---
buradan
ırak'taki çatışma bölgelerinde bulunan ve bombalı araç hazırlığı gibi eylemlere yardım ettiği tespit edilen "ibrahim" kod adlı deaş'lı terörist, istihbarat ve terör birimlerinin ortak operasyonuyla ankara'da saklandığı evde yakalandı. yakalanan teröristin çatışma bölgelerindeyken kalaşnikof tüfekle atış yaptığı görüntülere ve irtibatı bulunan çok sayıda deaş'lının fotoğraflarına ulaşıldı.
--- alıntı ---
buradan
devamını gör...
ilaç kutusunu ilk açışta hep prospektüslü tarafa denk gelmek
usb’nin sürekli yanlış tarafa denk gelmesiyle kafa kafaya kapışan durum. bu olayların simülasyonun bir bug’ı olduğunu düşünmeye başladım başka açıklama yok.*
devamını gör...
yazarların sevdiği yemekler
et (her türlüsü güzeldir yağsız olmak kaydıyla)
bezelye , patates terbiyesi , ıspanak ah ıspanak yumurtalı hem de miss , yumurtanın da her türlü kombinasyonu , barbunya , kuru fasulye , keşkek , yağlı pide , mercimek çorbası , kapama pilav , bulgur , arrabbiata soslu makarna vs vs.
edit:ekmek kavurması , ekmek dolması, ısırgan otlu fırın pidesi\saç pidesi , ısırgan otu salatası , turp otu haşlaması , brokoli haşlaması ekşileme, pırasa terbiyesi.
bezelye , patates terbiyesi , ıspanak ah ıspanak yumurtalı hem de miss , yumurtanın da her türlü kombinasyonu , barbunya , kuru fasulye , keşkek , yağlı pide , mercimek çorbası , kapama pilav , bulgur , arrabbiata soslu makarna vs vs.
edit:ekmek kavurması , ekmek dolması, ısırgan otlu fırın pidesi\saç pidesi , ısırgan otu salatası , turp otu haşlaması , brokoli haşlaması ekşileme, pırasa terbiyesi.
devamını gör...
güzel kadın görünce verilen tepkiler
üzülüyorum çünkü kendisine verilen deĝerin yüzüne mi yoksa kişiliĝine mi olduĝunu hiçbir zaman bilemeyecek. tâ ki yaşlanana kadar.
devamını gör...
doğru söyleyip heves kırmak vs yalan söyleyip motive etmek
durum neyi gerektiriyorsa o seçeneğin yapılması gerektiğini düşündüğüm eylemler.
mesela sınava çalışan bir öğrenci, konuyu anlamıyorsa "yaparsın sen. şöyle iyisin, böyle aslansın..." demek ona iyi gelecektir.
fakat sesi berbat olduğu halde ısrarla sahneye çıkıp şarkı söylemeye çalışan bir arkadaşınıza, kendisini rezil etmemesi adına "yapma bence" demek daha mantıklıdır.
en azından bana göre durum bundan ibaret.
mesela sınava çalışan bir öğrenci, konuyu anlamıyorsa "yaparsın sen. şöyle iyisin, böyle aslansın..." demek ona iyi gelecektir.
fakat sesi berbat olduğu halde ısrarla sahneye çıkıp şarkı söylemeye çalışan bir arkadaşınıza, kendisini rezil etmemesi adına "yapma bence" demek daha mantıklıdır.
en azından bana göre durum bundan ibaret.
devamını gör...
üşüyorum diyen kıza montunu vermeyen erkek
leyla ile mecnun'daki arda karakteridir.
-leyla sen üşüyor musun?
+eh biraz.
- bu soğukta böyle tarzan gibi çıkarsan üşürsün tabi tıs tıs tıs.
-leyla sen üşüyor musun?
+eh biraz.
- bu soğukta böyle tarzan gibi çıkarsan üşürsün tabi tıs tıs tıs.
devamını gör...
küçükken bahçelerden meyve aşıran yazarlar
aralarına dahil olduğum ancak aşağıda anlattığım anı ile tövbe ettiğim yazarlardır.
hiç unutmam yaz tatilindeyiz. yan komşumuz yıllardır tanıdığımız, artık ailemizden sayılan insanlar. çocuklarıyla da yaşıt olduğumuz için kardeş gibi büyüdük hep. biz nereye gitsek onları götürüyoruz, onlar nereye gitse bizi alıyorlar.
yine o günlerden biriydi, pikniğe gideceklerdi ve bizi de götürdüler kardeşimle. gittiğimiz alan meyve bahçeleri ile dolu evlerin önünden dereler akan, salıncaklar, oyuncaklar ne ararsan var olan rüya gibi bir yerdi benim için.
arkadaşlarla oynamaya başladık ama oynamak da bir yere kadar sevgili yazarlar, meyve bahçelerine takıldı gözümüz. aynı meyvelerden pikniğe gelirken getirmiş olmamız bizi bağlamıyor, gördük bir kere tırmanıp toplayacağız hepsinden. yaptık da efendim, çeşit çeşit erik, elma, kayısı ne varsa topladık. yetmezmiş gibi tişörtlerimizin eteklerine doldurup "eve de götürelim, annemler de yer." diyerek açgözlülük de yaptık.*
yok hayır, yakalanmadık; hikaye burada başlamıyor.
yedik topladığımız meyveleri, planladığımız gibi eve de getirdik. bizimkiler sordu, "nereden geldi bu meyveler?" diye. anlattık, izin alarak toplama konusunda öğüt verdiler, sonra babam "bunlar ilaçlı gibi duruyor sanki, baksana dışına, yıkamadan yemediniz inşallah?" dedi. * "hıhım, elbette" diyerek konuyu geçiştirdik.
evet olay burada başlıyor sevgili yazarlarım.
ertesi gün kardeşimle öğleden sonra uykusuna yatmıştık. hayatımda hiç o kadar derin uyuduğumu hatırlamıyorum. kapı çalmış duymamışız, telefonla aramışlar duymamışız, cama taş atılmış duymamışız. ben uyuyorum tüm bu seslerin rüyamda olduğunu sanıyorum. kardeşim uyandırdı "abla, kapı çalıyor koş bak."* bir uyandım, babam kapıyı yumrukluyor, adımızı haykırıyor. pişkin pişkin "yaa tamam geldik baba ne bağırıyorsun, anahtarını neden almadın?" diye adama kızıyorum. bir yandan da kardeşim arkamdan tin tin geliyor, kıs kıs gülüyor.* babam kapıya bir omuz daha atsa kırılacak çünkü görüyorum kapı yerinden oynamaya başlamış, sesimi duyunca sakinleşti. ben kapıyı açar açmaz arkamdan koşturmaya başladı. kardeşim önde ben arkada babam benim arkamda evde koştuğumuzu düşünün sevgili yazarlar.* kardeşim zeki, en yakın sığınak olan tuvalete girdi, babam onu bıraktı arkamdan koşuyor, hemen odama girdim, kapıyı kapadım. babam kapıya kadar geldi, yüksek ihtimal dişlerini sıktı, iki üç kere duvara vurdu gitti.
meğerse bizim yediğimiz eriklerden zehirlendiğimizi sanmış bu yüzden paniklemiş. saatlerce kapıyı bacayı zorlamışlar girmek için, son çare babam kapıyı kırmaya çalışmış.
düşündükçe gülüyorum ama çocuklarının zehirlendiğini sanarak çaresizce kapıya vuran babam aklıma geldikçe utanıyorum da.
her neyse efendim, işte o gün bugündür kimsenin bahçesinden izinsiz yaprak bile koparmadım ama meyveleri silmeden yemeye devam ettim.*
hiç unutmam yaz tatilindeyiz. yan komşumuz yıllardır tanıdığımız, artık ailemizden sayılan insanlar. çocuklarıyla da yaşıt olduğumuz için kardeş gibi büyüdük hep. biz nereye gitsek onları götürüyoruz, onlar nereye gitse bizi alıyorlar.
yine o günlerden biriydi, pikniğe gideceklerdi ve bizi de götürdüler kardeşimle. gittiğimiz alan meyve bahçeleri ile dolu evlerin önünden dereler akan, salıncaklar, oyuncaklar ne ararsan var olan rüya gibi bir yerdi benim için.
arkadaşlarla oynamaya başladık ama oynamak da bir yere kadar sevgili yazarlar, meyve bahçelerine takıldı gözümüz. aynı meyvelerden pikniğe gelirken getirmiş olmamız bizi bağlamıyor, gördük bir kere tırmanıp toplayacağız hepsinden. yaptık da efendim, çeşit çeşit erik, elma, kayısı ne varsa topladık. yetmezmiş gibi tişörtlerimizin eteklerine doldurup "eve de götürelim, annemler de yer." diyerek açgözlülük de yaptık.*
yok hayır, yakalanmadık; hikaye burada başlamıyor.
yedik topladığımız meyveleri, planladığımız gibi eve de getirdik. bizimkiler sordu, "nereden geldi bu meyveler?" diye. anlattık, izin alarak toplama konusunda öğüt verdiler, sonra babam "bunlar ilaçlı gibi duruyor sanki, baksana dışına, yıkamadan yemediniz inşallah?" dedi. * "hıhım, elbette" diyerek konuyu geçiştirdik.
evet olay burada başlıyor sevgili yazarlarım.
ertesi gün kardeşimle öğleden sonra uykusuna yatmıştık. hayatımda hiç o kadar derin uyuduğumu hatırlamıyorum. kapı çalmış duymamışız, telefonla aramışlar duymamışız, cama taş atılmış duymamışız. ben uyuyorum tüm bu seslerin rüyamda olduğunu sanıyorum. kardeşim uyandırdı "abla, kapı çalıyor koş bak."* bir uyandım, babam kapıyı yumrukluyor, adımızı haykırıyor. pişkin pişkin "yaa tamam geldik baba ne bağırıyorsun, anahtarını neden almadın?" diye adama kızıyorum. bir yandan da kardeşim arkamdan tin tin geliyor, kıs kıs gülüyor.* babam kapıya bir omuz daha atsa kırılacak çünkü görüyorum kapı yerinden oynamaya başlamış, sesimi duyunca sakinleşti. ben kapıyı açar açmaz arkamdan koşturmaya başladı. kardeşim önde ben arkada babam benim arkamda evde koştuğumuzu düşünün sevgili yazarlar.* kardeşim zeki, en yakın sığınak olan tuvalete girdi, babam onu bıraktı arkamdan koşuyor, hemen odama girdim, kapıyı kapadım. babam kapıya kadar geldi, yüksek ihtimal dişlerini sıktı, iki üç kere duvara vurdu gitti.
meğerse bizim yediğimiz eriklerden zehirlendiğimizi sanmış bu yüzden paniklemiş. saatlerce kapıyı bacayı zorlamışlar girmek için, son çare babam kapıyı kırmaya çalışmış.
düşündükçe gülüyorum ama çocuklarının zehirlendiğini sanarak çaresizce kapıya vuran babam aklıma geldikçe utanıyorum da.
her neyse efendim, işte o gün bugündür kimsenin bahçesinden izinsiz yaprak bile koparmadım ama meyveleri silmeden yemeye devam ettim.*
devamını gör...
sistem
sınırları belli, bir amaç dahilinde fiziksel ya da kavramsal birden çok bileşenin oluşturduğu bütün.
sistemler açık-kapalı, canlı-cansız, soyut-somut, doğal-beşeri, statik-dinamik olmak üzere farklı açıda incelenir. hepsine tek tek değinmeden önce sistemin özelliklerini tanıyalım.
öncelikle sistemin onu çevresinden ayıran sınırı ya da sınırları bulunur ve her sistem, kendinden küçük alt sistemlerden oluşur. bir ülke yönetimini sisteme benzetecek olursak, bakanlıkları da alt sistem olarak değerlendirebiliriz. onları da, daha alt gruplar, bakanlığa bağlı vakıflar vs. olarak.
sistemi oluşturan ögeler arasında karşılıklı bağlılık ve bağımlılık vardır. birbiriyle ilişki halindedir. bu ilişki karşılıklı beslenme, bilgi alışverişi ya da karar mekanizmasının ortaklığı olabilir. küçük alt sistemler büyük bir sistemi oluşturabileceği gibi, büyük bir sistem küçük alt sistemlere bölünmüş de olabilir.
ve bana göre en önemli unsur; sistem, sistem ögelerinin aritmetik toplamı değil organik toplamıdır. yani bütün parçaların toplamından büyüktür. bu da sistemin gücünü doğuran temel unsurdur. 2+2 = 5
kafa bulandırmadan sistem gruplarına geçeyim.
1-) açık-kapalı sistemler
a-) açık sistem; çevresiyle ilişkisi olan, haberleşen, birbirini etkileyebilen ve/veya değiştirebilen sistem türüdür. dış çevreden gelen girdi, belli işleme ya da işlemlere tabi tutularak bir çıktı verir. sonra ortaya çıkan çıktı da yine, yeni bir girdi olarak işleme alınır. böyle böyle gelişim sağlanır.
b-) kapalı sistem; dış çevreden etkilenmeyen sistem türüdür. sadece iç işleyiş esastır, dış faktörler yok sayılır ve dikkate alınmaz. girdi -> işlem işlem -> çıktı şeklinde bir sıra izler. çıktı tekrar işleme uğramaz.
2-)canlı-cansız sistemler
a-) canlı sistemler, elemanları canlı ve değişken yapılardan oluşan; doğum ve ölüm, türeyiş ve yok oluş gibi faktörlerden etkilenebilen sistem türleridir. ekosistem harika bir örneğidir.
b-) cansız sistem ise biyolojik standartlardan uzak, çoğunlukla mekanik olarak karşımıza çıkan sistemler işte. bu bağlamda süreçsel değişime bir noktada kapalı olurlar, teknolojik cihazlar; işletim sistemleri gibi örnekler sunulabilir.
3-) soyut-somut sistemler
a-) soyut sistemler; tüm elemanları kavramlardan oluşan sistemlerdir. somut karşılığı olmamasına rağmen belli bir sistematiği takip eden yapılardır. düşünce sistemi en bilindik örneğidir.
b-) somut sistem; en az iki elemanı nesnelerden oluşan sistemdir. içerisinde soyut elemanlar bulundurabildikleri gibi, sadece somut elemanlardan ibaret de olabilirler. yine kullandığımız teknolojik cihazların sistemleri buna örnektir.
4-) doğal-beşeri sistemler
a-) doğal sistem, insan eli değmeden kendi kendine ya da insan dışı diğer sebeplerle oluşmuş sistem türü. güneş sistemi ya da yağış sistemi bunun bir örneğidir.
b-) insan eliyle oluşan işletme hiyerarşik sistemleri, mekanik sistemler... evet anlaşılabileceği üzere bir sistem, birkaç farklı sistem grubu içinde incelenebilip, dahil olabiliyor. matematik mesela. açık, cansız, soyut, beşeri bir sistem.
5-) statik-dinamik sistemler
a-) statik sistemler, çevredeki değişkenlerden etkilenmez ya da doğrudan etkilenmezler. yani, değişimlere karşı duyarlılıkları yoktur ya da kısmidir demek istiyorum. var olan durumunu belli bir süre boyunca korumaya yönelik yapıları vardır.
b-) dinamik sistemler, geri besleme mekanizmasıyla çalışır. yukarıda incelemiş olduğumuz açık sistemler buna bir örnektir. dış etkenlerle fazlasıyla içli dışlı olan bu tür sistemler, çeşitli parametreler ve verilerde yaşanan değişkenler ile köklü bir değişime bile uğrayabilir ya da bozulabilirler.
(bkz: entropi)
bir de basit-karmaşık sistem kavramı var ki, bana göre göreceli olan bu konudan bahsetmek istemiyorum. tüm yazıyı da yine bu konuyla ilgili bir yazı kaleme alırken temel olsun diye yazdım. yüzeysel haliyle böyle işte sistem konusu. iş hayatından, pozitif bilimlere, politikadan dinlere her alanda karşımıza çıkabiliyorlar.
sistemler açık-kapalı, canlı-cansız, soyut-somut, doğal-beşeri, statik-dinamik olmak üzere farklı açıda incelenir. hepsine tek tek değinmeden önce sistemin özelliklerini tanıyalım.
öncelikle sistemin onu çevresinden ayıran sınırı ya da sınırları bulunur ve her sistem, kendinden küçük alt sistemlerden oluşur. bir ülke yönetimini sisteme benzetecek olursak, bakanlıkları da alt sistem olarak değerlendirebiliriz. onları da, daha alt gruplar, bakanlığa bağlı vakıflar vs. olarak.
sistemi oluşturan ögeler arasında karşılıklı bağlılık ve bağımlılık vardır. birbiriyle ilişki halindedir. bu ilişki karşılıklı beslenme, bilgi alışverişi ya da karar mekanizmasının ortaklığı olabilir. küçük alt sistemler büyük bir sistemi oluşturabileceği gibi, büyük bir sistem küçük alt sistemlere bölünmüş de olabilir.
ve bana göre en önemli unsur; sistem, sistem ögelerinin aritmetik toplamı değil organik toplamıdır. yani bütün parçaların toplamından büyüktür. bu da sistemin gücünü doğuran temel unsurdur. 2+2 = 5
kafa bulandırmadan sistem gruplarına geçeyim.
1-) açık-kapalı sistemler
a-) açık sistem; çevresiyle ilişkisi olan, haberleşen, birbirini etkileyebilen ve/veya değiştirebilen sistem türüdür. dış çevreden gelen girdi, belli işleme ya da işlemlere tabi tutularak bir çıktı verir. sonra ortaya çıkan çıktı da yine, yeni bir girdi olarak işleme alınır. böyle böyle gelişim sağlanır.
b-) kapalı sistem; dış çevreden etkilenmeyen sistem türüdür. sadece iç işleyiş esastır, dış faktörler yok sayılır ve dikkate alınmaz. girdi -> işlem işlem -> çıktı şeklinde bir sıra izler. çıktı tekrar işleme uğramaz.
2-)canlı-cansız sistemler
a-) canlı sistemler, elemanları canlı ve değişken yapılardan oluşan; doğum ve ölüm, türeyiş ve yok oluş gibi faktörlerden etkilenebilen sistem türleridir. ekosistem harika bir örneğidir.
b-) cansız sistem ise biyolojik standartlardan uzak, çoğunlukla mekanik olarak karşımıza çıkan sistemler işte. bu bağlamda süreçsel değişime bir noktada kapalı olurlar, teknolojik cihazlar; işletim sistemleri gibi örnekler sunulabilir.
3-) soyut-somut sistemler
a-) soyut sistemler; tüm elemanları kavramlardan oluşan sistemlerdir. somut karşılığı olmamasına rağmen belli bir sistematiği takip eden yapılardır. düşünce sistemi en bilindik örneğidir.
b-) somut sistem; en az iki elemanı nesnelerden oluşan sistemdir. içerisinde soyut elemanlar bulundurabildikleri gibi, sadece somut elemanlardan ibaret de olabilirler. yine kullandığımız teknolojik cihazların sistemleri buna örnektir.
4-) doğal-beşeri sistemler
a-) doğal sistem, insan eli değmeden kendi kendine ya da insan dışı diğer sebeplerle oluşmuş sistem türü. güneş sistemi ya da yağış sistemi bunun bir örneğidir.
b-) insan eliyle oluşan işletme hiyerarşik sistemleri, mekanik sistemler... evet anlaşılabileceği üzere bir sistem, birkaç farklı sistem grubu içinde incelenebilip, dahil olabiliyor. matematik mesela. açık, cansız, soyut, beşeri bir sistem.
5-) statik-dinamik sistemler
a-) statik sistemler, çevredeki değişkenlerden etkilenmez ya da doğrudan etkilenmezler. yani, değişimlere karşı duyarlılıkları yoktur ya da kısmidir demek istiyorum. var olan durumunu belli bir süre boyunca korumaya yönelik yapıları vardır.
b-) dinamik sistemler, geri besleme mekanizmasıyla çalışır. yukarıda incelemiş olduğumuz açık sistemler buna bir örnektir. dış etkenlerle fazlasıyla içli dışlı olan bu tür sistemler, çeşitli parametreler ve verilerde yaşanan değişkenler ile köklü bir değişime bile uğrayabilir ya da bozulabilirler.
(bkz: entropi)
bir de basit-karmaşık sistem kavramı var ki, bana göre göreceli olan bu konudan bahsetmek istemiyorum. tüm yazıyı da yine bu konuyla ilgili bir yazı kaleme alırken temel olsun diye yazdım. yüzeysel haliyle böyle işte sistem konusu. iş hayatından, pozitif bilimlere, politikadan dinlere her alanda karşımıza çıkabiliyorlar.
devamını gör...
marie curie
7 kasım 1867’de varşova polonya’da dünyaya gelmiştir. rusya hakimiyetindeki polonya’da kadınların üniversiteye gitmesi yasaktır dolayısıyla marie curie ve ablası fransa’ya gidip orada eğitim alabilmek için çalışıp para biriktirmeye başlamışlardır. bir süre sonra parayı biriktirebilip fransa’ya eğitim için gitmişlerdir. ablası tıp, kendisi ise paris üniversitesi’nde fizik okumuştur. bir laboratuvarda çalışmaya başlamış ve o laboratuvarın sahibi pierre curie ile evlenmiştir. uranyumla yaptığı deneyler sonucunda radyoaktiviteyi keşfetmiş, bulduğu elemente memleketini anmak için polonyum ismini vermiştir. birkaç başarısı ise şöyle:
nobel ödülü alan ilk kadındır.
avrupa'da doktora yapmış ilk kadındır.
paris üniversitesi'nde ders veren ve aynı üniversitede profesör unvanı alan ilk kadındır.
iki farklı alanda nobel ödülü almış tek insandır.
nobel ödülü alan ilk kadındır.
avrupa'da doktora yapmış ilk kadındır.
paris üniversitesi'nde ders veren ve aynı üniversitede profesör unvanı alan ilk kadındır.
iki farklı alanda nobel ödülü almış tek insandır.
devamını gör...
müdürüne karşı açtığı mobbing davasını kazanan banka çalışanı
emsal niteliğinde bir karar artık korkulmasın kötü ruhlu yöneticilerden.bazılarına ciddi psikolojik test uygulanması gerekiyor,bir çoğu'nun psikopatlık derecesi çok yüksek mevki'yi kaldıramayıp zıvanadan çıkanlar ona buna sataşanlardan bahsediyorum.bu insanlar çalışanlarını hasta ediyor.
bir banka da gişe memur'unun başında onu herkesin içinde azarlayıp başında bekleyen şefi vardı işlem sırası bana geldiğinde kız bana makbuzu uzatırken elleri titriyordu.o an ben bile sinir boşalması yaşadım ve kıza dönüp allah yardımcın olsun dedim kız buruk bir şekilde gülümserken adam şaşırmış bir şekilde psikopat bakışlarını fırlattı üstüme kavga çıkarıcaktım zor tuttum kendimi yani ben 5 dakikada bunları yaşadım o kız'ı düşünemiyorum.
bir banka da gişe memur'unun başında onu herkesin içinde azarlayıp başında bekleyen şefi vardı işlem sırası bana geldiğinde kız bana makbuzu uzatırken elleri titriyordu.o an ben bile sinir boşalması yaşadım ve kıza dönüp allah yardımcın olsun dedim kız buruk bir şekilde gülümserken adam şaşırmış bir şekilde psikopat bakışlarını fırlattı üstüme kavga çıkarıcaktım zor tuttum kendimi yani ben 5 dakikada bunları yaşadım o kız'ı düşünemiyorum.
devamını gör...
psikoloğa gitmeden psikoloji düzelten şeyler
psikolojinize dokunan durumu 1 ile 10 arasında puanlayın. eğer 7 veya daha düşükse aşağıdaki adımlara bir göz atın, faydalı olacağını düşünüyorsanız deneyebilirsiniz. daha yukarıda ise mutlaka bir uzmanla görüşmelisiniz. ayrıca aşağıdakiler sizin bünyenize ve kendi şartlarınıza bağlı gerçekleşecektir.
1- her şeyi kendine saklamamalısın.
2- her şeyi şakaya vurmamalısın.*
3- zihnin zaten bir milyon doluysa önce düzensizce aklına gelen her şeyi bir süre sonra okumak üzere yazmalısın.
4- her şeyi yazmayı bitirdiğinde artık kendini bir süre rahat bırakabilirsin. nasılsa deftere yazdın kaybolmayacaklar. şimdi güzelce uyumalısın.
5- uyku, bir onarım süreci ve hayatının yansımasını yaşadığın alemdir. yazdıklarının üzerinden rahatça uyandığın en az 2 uyku geçmeli.
(yani, yazma işini 5 günde tamamladın ve yazmaya başladığın günden bir hafta sonra uyandığında kendini huzurlu ve hafif veya rahat hissettin.)
6- kendine bir masumiyet karinesi çıkart: bilmeden yaptıkların için, elinde olmayan şeyler için, aklının ermediği zamanlar için... vs. çıkardığın bu masumiyet karinesiyle kendini suçladığın/kabullenemediğin noktalarda denetleme yap.
7- yazdıklarını sakince okumaya başla. mümkünse konuları sınıflandır ve sana olan etkilerini çoktan aza sırala. ilk ve en etkilendiğin meseleyi en öne al, konuyla ilgili yazdıklarını oku, yazacakların varsa ekle... bunu yaparken o anlarda neler hissettiğini göz önünde bulundur. bu kısım biraz sancılı ve uzun sürebilir. daha çok yüzleşme içerdiği için. o anda dışarıdan kendini izleyen biri olmak iyidir.
8- odaklandığın konu geçmişte mi kaldı? öyleyse düşün ve masumiyet karineni göz önünde bulundur ve seni neden böylesine etkilediğini tespit etmeye çalış. bu gününe etki eden hangi davranışa sebep olduğunu kestirmeye çalış... (bu kısımda sık sık 6. maddeye dönebilirsin.)
9- zamanın akmasına izin ver. akan su nasıl fazlalıkları aşındırır, çamuru temizler, suyu berraklaştırır. zaman da böyledir. seni fazlalıklardan arındırır, berraklaştırır.
10- rahat uyandığın uykular olana dek izin ver zamana. kalbini dinle. huzurlu ve güçlü hissedene kadar... rüyalar ayna tutacaktır o yüzden endişelenme veya takılma.
11- yeteri kadar iyi hissettiğinde kendine dosdoğru bir yön çiz. inatla veya hırsla değil. olması gereken sakinlikte bir çözüm planı..
12- çözüm planından kasıt; sorun varsa yazmak, sonra asıl olması gerekeni yazmak ve çözüm için araştırma yapmaktır. daha sonra uygun bir zamanda çözüm uygulamaya başlamaktır.
not: durumunuz ağırsa, 10 üzerinden 100 diyebiliyorsanız psikoloğa gitmelisiniz. şahsi öneriler bütünüdür ve uygulamada siz şahsi serbestiyete sahipsiniz... ayrıca yukarıdaki önerilerde aklınıza takılan olursa veya yardım ararsanız mesaj kutum açıktır ve hayır, psikolog değilim.*
1- her şeyi kendine saklamamalısın.
2- her şeyi şakaya vurmamalısın.*
3- zihnin zaten bir milyon doluysa önce düzensizce aklına gelen her şeyi bir süre sonra okumak üzere yazmalısın.
4- her şeyi yazmayı bitirdiğinde artık kendini bir süre rahat bırakabilirsin. nasılsa deftere yazdın kaybolmayacaklar. şimdi güzelce uyumalısın.
5- uyku, bir onarım süreci ve hayatının yansımasını yaşadığın alemdir. yazdıklarının üzerinden rahatça uyandığın en az 2 uyku geçmeli.
(yani, yazma işini 5 günde tamamladın ve yazmaya başladığın günden bir hafta sonra uyandığında kendini huzurlu ve hafif veya rahat hissettin.)
6- kendine bir masumiyet karinesi çıkart: bilmeden yaptıkların için, elinde olmayan şeyler için, aklının ermediği zamanlar için... vs. çıkardığın bu masumiyet karinesiyle kendini suçladığın/kabullenemediğin noktalarda denetleme yap.
7- yazdıklarını sakince okumaya başla. mümkünse konuları sınıflandır ve sana olan etkilerini çoktan aza sırala. ilk ve en etkilendiğin meseleyi en öne al, konuyla ilgili yazdıklarını oku, yazacakların varsa ekle... bunu yaparken o anlarda neler hissettiğini göz önünde bulundur. bu kısım biraz sancılı ve uzun sürebilir. daha çok yüzleşme içerdiği için. o anda dışarıdan kendini izleyen biri olmak iyidir.
8- odaklandığın konu geçmişte mi kaldı? öyleyse düşün ve masumiyet karineni göz önünde bulundur ve seni neden böylesine etkilediğini tespit etmeye çalış. bu gününe etki eden hangi davranışa sebep olduğunu kestirmeye çalış... (bu kısımda sık sık 6. maddeye dönebilirsin.)
9- zamanın akmasına izin ver. akan su nasıl fazlalıkları aşındırır, çamuru temizler, suyu berraklaştırır. zaman da böyledir. seni fazlalıklardan arındırır, berraklaştırır.
10- rahat uyandığın uykular olana dek izin ver zamana. kalbini dinle. huzurlu ve güçlü hissedene kadar... rüyalar ayna tutacaktır o yüzden endişelenme veya takılma.
11- yeteri kadar iyi hissettiğinde kendine dosdoğru bir yön çiz. inatla veya hırsla değil. olması gereken sakinlikte bir çözüm planı..
12- çözüm planından kasıt; sorun varsa yazmak, sonra asıl olması gerekeni yazmak ve çözüm için araştırma yapmaktır. daha sonra uygun bir zamanda çözüm uygulamaya başlamaktır.
not: durumunuz ağırsa, 10 üzerinden 100 diyebiliyorsanız psikoloğa gitmelisiniz. şahsi öneriler bütünüdür ve uygulamada siz şahsi serbestiyete sahipsiniz... ayrıca yukarıdaki önerilerde aklınıza takılan olursa veya yardım ararsanız mesaj kutum açıktır ve hayır, psikolog değilim.*
devamını gör...
ahlat
bitlis'in van gölü kıyısındaki tarihi bir ilçesi. türk ve islam tarihi açısından önemli eserler barındırır. yetiştirdiği kültürel ve bilimsel değerlerinden dolayı kubbet-ül islam adıyla anılan dünyadaki üç kentten biridir (diğerleri ise buhara ve belh). anadolu'daki orhun kitabeleri olarak tanımlanan selçuklu mezarları önemli bir kültürel ögesidir. selçukluların torunları bugün hala bu ilçede 'türkmenler' olarak yaşamaktadırlar.
devamını gör...
los angeles savaşı
pearl harbor saldırısından yaklaşık 3 ay sonra 24 şubatı 25 e bağlayan gecede los angeles'da tuhaf bir olay yaşandı.
şehrin üzerine doğru gelen ve tanımlanamayan bir cisim vardı. abd bunun japonlar tarafından gönderilen ve radar'da gözükmeyen bir araç olduğunu düşündüler. şehirdeki birlikler hemen göreve çağrıldı. saat 2.25 te şehirde hava saldırısı sirenleri çalmaya başladı ve karartma uygulandı. saat 3 civarında şehirdeki uçaksavar birlikleri ateş açmaya başladı. cisim hareketsiz bir şekilde şehir üzerinde durmaya başladı. raporlara göre cisim birçok kez vurulmuştu fakat hiçbir şey olmuyordu. saat 4 civarında ise cisim yüksek bir hızla ilerleyerek gözden kayboldu. 29.000 km hızla ilerlediği söyleniyor.
daha sonra ülkede konu ile ilgili birçok haber yapıldı fakat devlet basını da kullanarak olayın üstünü kapatmayı başardı.
olayda toplam 5 kişi hayatını kaybetti. bunlardan 3'ü şehirdeki kargaşa ortamında trafik kazası yaptı. diğer 2 kişi ise olaydan ötürü kalp krizi geçirdi.
olay bazı kişiler tarafından meteoroloji balonu olarak adlandırıldı. kimileri ise aslında hiçbir şey olmadığı ama bazı kişilerin savaş tehdidinden ötürü hayal gördüğünü söyledi.
aslında ikinci dünya savaşı döneminde bu tip şeyler görülmeye başlanmıştı, hatta müttefik pilotların (bkz: foo fighter) dedikleri ışıklı tanımlanamayan araçlar vardı. ilk zamanlar düşman araçları sanılmıştı ama herhangi bir saldırıda bulunmuyorlardı.



şehrin üzerine doğru gelen ve tanımlanamayan bir cisim vardı. abd bunun japonlar tarafından gönderilen ve radar'da gözükmeyen bir araç olduğunu düşündüler. şehirdeki birlikler hemen göreve çağrıldı. saat 2.25 te şehirde hava saldırısı sirenleri çalmaya başladı ve karartma uygulandı. saat 3 civarında şehirdeki uçaksavar birlikleri ateş açmaya başladı. cisim hareketsiz bir şekilde şehir üzerinde durmaya başladı. raporlara göre cisim birçok kez vurulmuştu fakat hiçbir şey olmuyordu. saat 4 civarında ise cisim yüksek bir hızla ilerleyerek gözden kayboldu. 29.000 km hızla ilerlediği söyleniyor.
daha sonra ülkede konu ile ilgili birçok haber yapıldı fakat devlet basını da kullanarak olayın üstünü kapatmayı başardı.
olayda toplam 5 kişi hayatını kaybetti. bunlardan 3'ü şehirdeki kargaşa ortamında trafik kazası yaptı. diğer 2 kişi ise olaydan ötürü kalp krizi geçirdi.
olay bazı kişiler tarafından meteoroloji balonu olarak adlandırıldı. kimileri ise aslında hiçbir şey olmadığı ama bazı kişilerin savaş tehdidinden ötürü hayal gördüğünü söyledi.
aslında ikinci dünya savaşı döneminde bu tip şeyler görülmeye başlanmıştı, hatta müttefik pilotların (bkz: foo fighter) dedikleri ışıklı tanımlanamayan araçlar vardı. ilk zamanlar düşman araçları sanılmıştı ama herhangi bir saldırıda bulunmuyorlardı.



devamını gör...
mesaj atsam mı atmasam mı tereddütü
atarsan saplantılı, tacizci olma ihtimalin var. bu yüzden atmamalısın.
devamını gör...