malum soru özlem balcı kim?
tanım: cinsel sahneyi reddeden adını bile duymadığım bir oyuncu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

biraz içiniz açılsın.
devamını gör...

zoruma gidiyor. ağlıyorum. düşündükçe daha da fena oluyorum.
o kadar sevdim seni o kadar özledim ki. bir kez olsun sarılamamak, seninle gülememek, elini tutamamak, gözlerine bakamamak içimi acıtıyor. seni üzen o kişileri yok etmek istiyorum, yok olsunlar. bir cesaret arkadaşına yazdım, senin haberin yok. nasıl, iyi mi, dedim. lütfen ona bir şey deme, üzülür, dedim. onu özledim, dedim. korkak demeyin lütfen. aşılamayan bazı durumlardan böyle olması gerekiyor,böyle oldu. bugün nedense ona o kadar çok sarılmak istiyorum ki sessizce de ağlamak istiyorum ama burda güzelim cem adrian ve ayıcığımla birlikteyim. onun da bir hayatı var benim de. onun istediği gibi olamam, ben olmuyorum o zaman. ben onu öyle kabul ettim ama o beni etmedi. olmaz ki, olmadı da. iyi ki varsın, mutlu ol. gülüşlerin eksik olmasın. 21.
devamını gör...

insan beyninin çalışma şeklinden yola çıkılarak geliştirilmiş olan bilgi işleme sistemi. tıpkı insan beyni gibi, kendi kendine öğrenebilmek üzerine tasarlanır. daha önce öğrendiği ve değerlendirdiği veriler üzerinden, yeni karşılaştığı durumlar hakkında yorumlar yaparak çıkarımlarda bulunur.

bağlantılı konular için
(bkz: makine öğrenimi)
(bkz: yapay zeka)
(bkz: derin öğrenme)
(bkz: teknolojik tekillik)
devamını gör...

hayaller kuruyor çaresiz, sonra da arşınlıyor hayallerini
bir iki yapıyor bunu, derken bırakıyor
derken bırakır mı hiç, bu öyle güzel ki;
denizin yanında uykusuzluk gibi.

edip cansever
devamını gör...

mansur yavaş dosyaları savcılığa vererek üstüne düşeni yapmıştır. savcılar da hiçbir bok yapmayarak üstüne düşeni yapacaktır. bitti, bu kadar. dağılabilirsiniz.

yine de tarihe not düşmek adına yapılması gerekendir. başarılarının devamını dilerim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

son çıkan sezonuyla birlikte 32 sezon 692 bölümlük dizi. bu gidişle sonsuza kadar sürecek gibi görünüyor.
devamını gör...

herkes gidebilir herkes terkedebilir her sevgi bitebilir. bitmeyen yegane sevgi aile ve evlat sevgisidir. insanları severken veya bir hediye alırken karşılık beklemeden yapın bunu. gittiğinde, bittiğinde üzülmemeniz adına. insanlara ve neslere bağlanmak yerine hayatınızda olduğu an veya zaman dilimi için keyfini çıkartın. böylelikle her zaman güçlü ve hep hazırlıklı olursunuz. bir kitap mı okudunuz, bitecek ama bu yeni ve hiç bilmediğiniz bir kitap okuma fırsatı daha doğuracak size. sevgiliniz mi terketti, güle güle. daha çok seveceğiniz başka biri çıkacak elbet karşınıza. çok sevdiğiniz bir eşyayı mı kaybettiniz daha güzelini alırsınız bu sebeple. yukarıda bahsettiğim iki şey hariç her şeyin bir telafisi vardır hayatta.
devamını gör...

bir yerden para bekliyorum. gelsin takdim edicem.
devamını gör...

rahatsız edici , bir de hep yanımda dikilir böyleleri. ilişkiyi basitleştiren hareketler olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

emevi ve abbasilerin, devlet politikası haline getirdiği arap milliyetçiliği, kuranın hükümlerini, dinin temel prensiplerini ve hatta kuranda anlatılan tanrı profilini dahi arap milliyetçiliği üzerinden yorumlayan bir fıkıh anlayışı ortaya çıkarmıştır.
bu anlayış;
"allah'ın dili arapçadır."
"islamın dili arapçadır."
"cennette arapça konuşulacak." gibi dayanağı olmayan iddiaları
"kurulacak çok uluslu bir islam medeniyetinin dili de arapça olmalıdır." sonucuna bağlayarak bu arapça dayatmasını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. bu iddialara islamın en öncül kaynağı olan kur'an-ı kerim üzerinden cevap vermek gerekir.

birinci iddia hz. muhammet'in arapça konuşuyor olması. ku'ran-ı kerim bize bir çok yerde peygamberin bir millete değil alemlere gönderildiğini ifade eder.
"seni alemlere şefkat(rahmet) olarak gönderdik."(enbiya 107)
yüce yaratan'ın insanlarla iletişim kurmasına vesile olacak olan elçinin onu dinleyecek toplulukla farklı bir dili konuşması düşünülemezdi. insanlar kendilerinin muhatap oldukları emir ve yasakları, uyarıları anlamadan bu noktada bir hesaplaşmaya tabi tutulamazdı.
-ki bugünün müslümanlarının kendilerini bir çok emir ve yasaklara muhatap olarak görmemeleri de bu şekilde açıklanabilir-

yani peygamberin arapça konuşması arapçanın kutsallığına değil yaratıcının insanlarla anladıkları dilde iletişim kurduğu sonucuna bağlanmalıdır.
"onlar ki, dünya hayatını severek ahirete tercih ederler, insanları allah yolundan çevirirler ve o ona bir eğrilik bulmak isterler. işte onlar haktan uzak bir sapıklık içindedirler.
"halbuki her peygamberi ancak kendi kavminin lisanıyla gönderdik ki allah'ın emirlerini onlara açıklasın!" (ibrahim 4)
işte bu sebeple bütün peygamberler arapça konuşmuyordu.
hz. musa ibranice, hz.isa aramice konuşuyordu.diğer peygamberler de kendi kavimlerinin lisanlarıyla konuşuyorlardı. bunu televizyonlarda insanlara islamın hikayelerini(!) anlatarak para kazanan ve hz. adem'i anlatırken onu bile arapça konuşturanlara da hatırlatmak gerekir. galiba bu ayet peygamberlerin lisanlarının sebebini ve kuran'ın anlaşılmasını istemeyenlerin gerekçelerini açıkça dile getiriyor.

 ikinci bir iddia türkçe'nin arapçadaki kelimeleri karşılamadığı yönünde.
bu iddia çok geniş bir konu yelpazesinde kendine yer bulmaktadır. ibadetlerden, kuranın okunmasına kadar hemen her konuda bu iddia dile getirilmektedir. işin en üzücü tarafı ise bu iddia bir çok kişi tarafından
"arapça en zengin en güzel dildir. allah bu yüzden arapçayı tercih etmiştir" gibi bir sonuca bağlanmaktadır.
deniyor ki arapça'da bir kelime bazen onlarca anlama gelebildiği için çok zenginmiş. halbuki bu bir dilin zenginliğini değil fakirliğini gösterir. bir millet bir alandaki 10 nesneyi tek bir kelime ile ifade ediyorsa bu o milletin o alanda yeterince bilgi sahibi olmadığını gösterir. ki bu o milletin sosyal yapısıyla da ilgilidir. örneğin hayvancılıkla uğraşan bir milletin sadece at renklerini ifade eden 300'den fazla kelimesi mevcut olabilirken hayvancılıkla uğraşmayan bir millet bu renkleri 4 kelime ile ifade edebiliyor. şimdi bu hangi milletin dilinin zenginliğinin göstergesidir? eğer arapçadaki bir kelimenin türkçe karşılığı yok ise o kelime türkçe çeviride birden fazla kelime ile ifade edilebilir.
sonuç olarak bazı kelimeler türkçe'de tek kelime ile ifade edilemiyor diye kuran'ın tamamından feragat edip onu anlamadığımız dilde okumak kesinlikle mantık dışıdır. bu bizzat kuran'ın hükümlerine de terstir. çünkü kuran'da "biz onu arapça indirdik" ifadesinin geçtiği bütün ayetlerde bu anlaşılır olmaya bağlanmıştır.

"anlayasınız diye biz onu arapça bir kuran olarak indirdik." (yusuf 2)

peki türkçe ibadet mümkün müdür?
konunun başından beri de ifade ettiğimiz gibi tanrı, insanlığa sayfalar ve harfler değil mana indirmiştir. arap milliyetçiliği üzerinden islamı yorumlayan gelenek namazın bütün dünyada arapça kılınmasının onu evrenselleştirdiğini iddia etse de bu tanrı ile iletişim kurma noktasında arap olmayanlar için sadece bir prangadır.
islam ve ona ait ritüelleri evrenselleştirmenin tek yolu bütün insanların hz. muhammet'in anlattığı tek tanrıya anladıkları dil ile seslenmeleridir. ülkemizde, ulu önder mustafa kemal atatürk'ün dinde aydınlanma hareketi olarak niteleyebileceğimiz kuran'ın,hadislerin ve ezanın türkçeleştirilmesi devrimlerinin sadece 20 yıl kadar hayatta kalmasıyla milletimiz tanrı ile arasına tekrar arapçayı dolayısıyla hurafeleri, sahte şeyhleri koymuştur.
ülkemizdeki müslümanların neredeyse tamamının hanefi mezhebine mensup olduğunu göz önünde bulundurursak bu konuya da imam ebu hanife üzerinden delil getirmek en mantıklısı olacaktır.

imam ebu hanife'ye göre kuran lafız olarak, yani arapça olarak değil, mana olarak kuran idi. bu nedenle de arapça okunduğu gibi farsça da -dolayısıyla türkçe de- okunabilirdi. bir insan arapça'yı bilse de kendi dilinde ibadet edebilirdi. imam ebu hanife bu fikrini ise bizzat peygamber dönemine dayandırıyordu. iranlılar, hz. muhammet'in arkadaşlarından selman-ı farisi'ye bir mektup yazmışlar ve arapçayı bilmediklerini, namazda okumak üzere kendilerine fatiha suresini farsçaya tercüme etmesini istemişlerdi. bunun üzerine selman-ı farisi de fatiha'yı farsçaya çevirerek gönderdi. iranlılar bunu namazlarında okudular. bu bilgi, hanefi ekolünün en güvenilir kaynaklarında sıklıkla ifade edilir.

islamı arap dini olarak gören çevreler, imam ebu hanife'nin bu görüşlerinden rahatsız oldukları için onun ölümünün hemen ardından onun ağzıyla bu fikri yok etmeye çalışmışlardır. nuh ibni meryem, ebu hanife öldükten sonra "onun bu görüşünden vazgeçtiğini" onun ağzıyla rivayet etmiştir. müslümanlar bu rivayete dört elle sarılmış ve çeviri ile namaz kılınamayacağını büyük bir şiddetle savunmaya başlamışlardır. halbuki nuh ibni meryem, ebu hanife'den önce hadis bilginleri tarafından bizzat hz. muhammet'in ağzıyla hadis uydurduğu için "kazip" yani yalancı olarak belirlenmiştir. ebu hanife bu görüşünden hiçbir zaman ayrılmamıştır. onun iki önemli talebesi olan ebu yusuf ve ebu muhammet'in görüşleri de : "namazı arapça bilen arapça kılar, arapça bilmeyen ise kendi dilinde kılabilirdi." şeklindedir.
burada şunu ifade etmek gerekir ki, arapçayı bilmekten kasıt o lisanı bilmektir. yoksa o dilin anlamını idrak etmeden okunuşunu bilmek, arapça bilmek manasına gelmez.
  diğer bazı islam kaynaklarında da bu konu ile ilgili bir çok deliller vardır. tahavi şerhi'nin 217. sayfasında ve hazin tefsirinin 725. sayfasında kısaca anadilde ibadet mümkündür denmektedir.

konuyu saptırmadan ilginç bir bilgiyi de dipnot olarak paylaşalım. hanefilerin en güvenilir kaynaklarından olan mebsut'ta daha da enteresan bir görüş zikredilmiştir. buna göre; "eğer allah'ın sözü olduğundan şüphe edilmez ise, bozulmadığına dair delil var ise tevrat ve incil'in bölümlerinin bile namazda okunmasında sakınca yoktur."

sonuç olarak ;büyük türk mütefekkiri, türkiye cumhuriyeti'nin kurucu zihniyetinin öncülerinden ziya gökalp'in , din kitaplarının ve hutbelerle vaazların türkçe okunması düşüncesi kesinlikle siyasi bir duruş olarak görülememelidir.
ziya gökalp'in bu duruşu kimseyi rahatsız edemez ve etmemelidir. türk milletine ve diğer milletlere bu hak bizzat ulu tanrı ya da diğer deyişle cenab-ı allah tarafından verilmiştir. hal böyleyken bir milleti bilmediği bir dile hapsetmek en hafif tabir ile ırkçılıktır. üstelik dinde türkçeye karşı çıkan çevrelerin peygamber, abdest,namaz gibi farsça kelimelere de arapça gibi kutsaliyet atfetmeleri bu tepkilerin ne kadar sığ olduğunun göstegesidir.
öztürkçe tanrı kelimesini türk milletinin dilinden sökmeye çalışırken yine farsça huda kelimesini sakıncalı görmemek tam olarak siyasi bir duruştur. dinin anadilde yaşanmasına karşı çıkmak, ülkemizde son yıllarda sıkça başvurulan din istismarına da kapı açar. bazı çevrelerin kuran'ın insanlar tarafından anlaşılmasını "sen okuma,okusan da anlamazsın,sapıtırsın" gibi söylemlerle tehlikeli göstermelerinin sebebi, zümer suresi 3. ayeti olsa gerek. çünkü bu ayette yüce yaratan bizlere çok önemli bir uyarıda bulunmaktadır.
"dikkat edin! gerçek din, sadece allah'a mahsusdur. ondan başkasını kendilerine dostlar edinenler ise: biz onlara sadece bizi allah'a daha fazla yakınlaştırsınlar diye tapıyoruz derler."
bu size bir şeyleri yada birilerini hatırlatmış olabilir...
bizler bugün malesef konuştuğu cümlelere ingilizce  kelimeler serpiştirerek modern görünmeye çalışanlarla, konuştuğu cümlelere arapça kelimeler serpiştirerek dindar görünmeye çalışanlar arasında türkçe konuşma savaşı vermekteyiz.
milletimiz anladığı dilde tanrı ile iletişim kurduğunda, anladığı dilde namaza çağırıldığında, tanrı sözlerini anlamadıkları bir dilde sevap kazanmak için değil, anladıkları dilde "anlamak" için okuduğunda önce kendini sonra geleceğini kurtaracaktır prangalardan.

"göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da allah'ın delillerindendir. şüphesiz bunda bilenler için elbette alınacak dersler vardır." (rum,22)
 
tanrı esenliği üstünüze olsun...

edit: pek dindar bir adam sayılmam. sadece konuya ilgiliyim.
milliyetçi olduğumu da düşünebilirsiniz.
fakat unutmayın milliyetçilik iç güdüsel bir olaydır.
burada milliyetçilik yaptıysam bile bu ofansif değil defansif bir milliyetçiliktir.
yani din üzerinden yapılan arap ırkçılığına karşı kendimi savundum sadece.
devamını gör...

zeki kadınların yeterince masum olmadığını öğrendiğimiz ilginç başlık.

nedense aklıma geçmişte, bilimsel alanlarla uğraşan ve zekasıyla ön plana çıktığından ötürü şeytanlaştırılıp cadı diye yakılan kadınlar geldi...

bunun dışında, şahsen insanların neden bu tür özellikleri zıt kutuplar gibi algılayıp ölesiye kıyaslama yaptığını da anlayabilmiş değilim. eğer güzel kadın kriteriniz illa adriana lima falan değilse iki özelliği bir arada bulma ihtimaliniz sanıldığından daha yüksektir.
devamını gör...

sende bizim kâr ortağımız sin.
asla o kâr dagitilmadı..
devamını gör...

“haberin yok ölüyorum” dedirtir.
devamını gör...

makyajsız daha güzelsin.
gerçekten doğruysa duyduğum en iyi iltifat.
devamını gör...

sarı saçlı, mavi gözlü, türk’ün çıkardığı son kahraman. asker olmasının yanı sıra önemli bir entelektüel, tarihçi, bilim adamı... saymakla bitmez ama soyadı onu en iyi tanımlayan.
devamını gör...

insanın elinden çıkan her şeyi kapsadığı için
dünyada en çok anlamı olan kelimelerden biri olan kelime.
devamını gör...

balkonda oturup gökyüzünü seyrederken müzik dinlemek.
yürüyüş yapmak.
alışveriş yapmak.
mandala boyamak.
sözlükte gezinmek.
devamını gör...

müdahele edilen sevgililerdir.
eğer ki birbirlerini dövselerdi, kimse müdahale etmezdi.
çünkü biz, şiddete kör, aşka ve cinselliğe bakan kör bir milletiz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim