iz-le radyo yayını
dostum siz n'abıyonuz yaaa?!&%/^&+
vallahi şaştım kaldım. efsane güzel bişiii olmuş bu. fikir 10 numara; seslendirme 5 yıldız; hikaye pek bi heyecanlı. bakalım ne çıkacak anket sonuçlarında*...
ön bilgi: bu tanım, hikaye ilerledikçe yenilenecektir.
vallahi şaştım kaldım. efsane güzel bişiii olmuş bu. fikir 10 numara; seslendirme 5 yıldız; hikaye pek bi heyecanlı. bakalım ne çıkacak anket sonuçlarında*...
ön bilgi: bu tanım, hikaye ilerledikçe yenilenecektir.
devamını gör...
akademi
sivil askeriyedir. hiyerarşik düzeni iyi bilmeniz ve her türlü davranışınızda stratejik olmanız gerekir. burada kafanıza estiği gibi hareket edemezsiniz; sorgulayamazsınız.
belki türkiye'de her yer böyle değil çünkü çok fazla özel ve gereksiz üniversite açıldı.* bunlara üniversite denemez tabii. birer özel kurs diyebiliriz. kimse alınmasın lütfen. oraya gidenlerin bir suçu yok. açan devletin suçu var. neyse. ne diyorduk? her akademi sivil askeriye tadında değil fakat olanları var, insanın anasını ağlatıyorlar. kadınlar askere gitmiyor belki bu ülkede, ama ben resmen askeriyede büyümüşüm gibi hissediyorum. belki geçer bu günler de... biz denizi, kumu ve güneşi hayal edelim...
*
belki türkiye'de her yer böyle değil çünkü çok fazla özel ve gereksiz üniversite açıldı.* bunlara üniversite denemez tabii. birer özel kurs diyebiliriz. kimse alınmasın lütfen. oraya gidenlerin bir suçu yok. açan devletin suçu var. neyse. ne diyorduk? her akademi sivil askeriye tadında değil fakat olanları var, insanın anasını ağlatıyorlar. kadınlar askere gitmiyor belki bu ülkede, ama ben resmen askeriyede büyümüşüm gibi hissediyorum. belki geçer bu günler de... biz denizi, kumu ve güneşi hayal edelim...
*
devamını gör...
tanımlarını birleştirip bir yazarı tanımlama
zaten onun için yazıyorum ben şahsen. bir çok yazarın da kendini tanımlamak için yazdığını düşünüyorum. hem hislerim belli oluyor hem de yazdıkça az çok bir kişilik tahmini yapabilecek veri çıkıyor ortaya. elimden geldiğince yazıyorum, yazarlara da bol bol yazmalarını tavsiye ediyorum.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
cilt kanseri
devamını gör...
uğur mumcu
adı ne zaman geçse yerinin halen doldurulamamış olduğunu fark ettiğimiz usta gazeteci, araştırmacı ve yazar.
seneler öncesinde uyarılarda bulundu ama dinleyen olmadı.
"imam-hatip liselerini bitirenler neden ilahiyat fakülteleri ve islam enstitülerine gitmiyorlar da ille de kaymakam, vali, savcı, yargıç ve subay olmak istiyorlar? bu uzun vadeli eğitim ve bürokratik yerleşim projesini kimler planlıyor?
cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacaklar cumhuriyete karşı ayaklanacaklar."
15 temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimini önceden tahmin etmişti.
"ben atatürkçüyüm.... ben, cumhuriyetçiyim... ben lâikim... ben antiemperyalistim... ben tam bağımsız türkiye'den yanayım... ben insan hakları savunucuyum... ben, terörün karşısındayım... ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. öyleyse vurun, parçalayın, her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır.”
…ve uğur mumcu 24 ocak 1993 tarihinde bombalı suikasta kurban gider.
(aşağıdaki video 4:03 de bitmektedir.)
“anayasaya bakarsanız , yasa önünde herkes eşittir. uygulamaya göz atarsanız , insanlar çeşit çeşittir.”
"gerçekte vicdan özgürlüğü, gerçekte demokrasi laik toplumda meydana gelir. çünkü anti-laik toplumda dince kutsal sayılan kavramlar, siyasal amaçlar için her gün sömürülür. ya da türkiye'de olduğu gibi arap sermayesi tarafından türkiye'de kurulan banka sistemlerinde olduğu gibi mali çıkarlar açısından sömürülür. bu bir sömürüdür. mustafa kemal de dinin gerçek yerine oturtulması, allah ile kul arasında bir kutsal duygu olarak korunması amacıyla laikliği getirmiştir. ingiliz emperyalizminin, arap kapitülasyonunun aracı olmaması ve siyasi sömürü aracı olmaması için. "
“biz siyaset bakımından karşıtlarımıza özgürlük tanımazsak birer gizli faşistiz demektir."
“türkiye'de yayımlanan gazete ve dergilerin kaçı halkın öz sorunlarını yazmaktadır?”
“anneler ve babalar, çocuklarını sokak ortalarında eşkiya çetelerince öldürülsünler diye yetiştirmediler. bir gün bunların hesabı sorulacaktır. devlet koltuklarına dayanarak kabadayılık yapanları, sanık sandalyesinde göreceğiz bir gün.”
seneler öncesinde uyarılarda bulundu ama dinleyen olmadı.
"imam-hatip liselerini bitirenler neden ilahiyat fakülteleri ve islam enstitülerine gitmiyorlar da ille de kaymakam, vali, savcı, yargıç ve subay olmak istiyorlar? bu uzun vadeli eğitim ve bürokratik yerleşim projesini kimler planlıyor?
cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacaklar cumhuriyete karşı ayaklanacaklar."
15 temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimini önceden tahmin etmişti.
"ben atatürkçüyüm.... ben, cumhuriyetçiyim... ben lâikim... ben antiemperyalistim... ben tam bağımsız türkiye'den yanayım... ben insan hakları savunucuyum... ben, terörün karşısındayım... ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. dün sabaha değin, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. öyleyse vurun, parçalayın, her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır.”
…ve uğur mumcu 24 ocak 1993 tarihinde bombalı suikasta kurban gider.
(aşağıdaki video 4:03 de bitmektedir.)
“anayasaya bakarsanız , yasa önünde herkes eşittir. uygulamaya göz atarsanız , insanlar çeşit çeşittir.”
"gerçekte vicdan özgürlüğü, gerçekte demokrasi laik toplumda meydana gelir. çünkü anti-laik toplumda dince kutsal sayılan kavramlar, siyasal amaçlar için her gün sömürülür. ya da türkiye'de olduğu gibi arap sermayesi tarafından türkiye'de kurulan banka sistemlerinde olduğu gibi mali çıkarlar açısından sömürülür. bu bir sömürüdür. mustafa kemal de dinin gerçek yerine oturtulması, allah ile kul arasında bir kutsal duygu olarak korunması amacıyla laikliği getirmiştir. ingiliz emperyalizminin, arap kapitülasyonunun aracı olmaması ve siyasi sömürü aracı olmaması için. "
“biz siyaset bakımından karşıtlarımıza özgürlük tanımazsak birer gizli faşistiz demektir."
“türkiye'de yayımlanan gazete ve dergilerin kaçı halkın öz sorunlarını yazmaktadır?”
“anneler ve babalar, çocuklarını sokak ortalarında eşkiya çetelerince öldürülsünler diye yetiştirmediler. bir gün bunların hesabı sorulacaktır. devlet koltuklarına dayanarak kabadayılık yapanları, sanık sandalyesinde göreceğiz bir gün.”
devamını gör...
5 kiloluk ipek şampuan
sampuanlarin hepsi özünde aynıdır. güzel fiyatı varsa alınır neden olmasın. ha afilli şişede kazik bir fiyata alırsın sana kendini zengin ya da çağdaş hissettirir, kendini kandırırsın. mutluysan sorun yok. böyle devam.
devamını gör...
annelerin tehdit cümleleri
devamını gör...
geceye bir kemal sunal repliği bırak
yaa, öyle mi, allah allah allaah, bak sen hihihii, vay canınaa, ne diyor bu?
devamını gör...
podcast önerileri
didik didik freud freud'u derinlemesine anlatan, aralarda klasik müziklerle de mest eden bir podcast.
açık bilim felsefe ve bilim ile ilgili müthiş bir podcast.
kaçık prens psikoloji ve günlük yaşam üzerine çok keyifli sohbetlerin döndüğü bir podcast.
altevren çizgi roman sevenlere duyurulur.
philosophize this uzuun bir felsefe yolculuğu.
fularsız entellik ve tabii ki entel sohbetler.
açık bilim felsefe ve bilim ile ilgili müthiş bir podcast.
kaçık prens psikoloji ve günlük yaşam üzerine çok keyifli sohbetlerin döndüğü bir podcast.
altevren çizgi roman sevenlere duyurulur.
philosophize this uzuun bir felsefe yolculuğu.
fularsız entellik ve tabii ki entel sohbetler.
devamını gör...
saç yağıyla yumurta yapmak
ığrenç başlık. bir insan çeşitli nedenlerden bu duruma düşebilir asla yargılamam ama böyle bir başlık açmak büyük bir sorundur bana göre.
devamını gör...
güzel kitap isimleri
- gün olur asra bedel
- üzgün kediler gazeli
- bir günlük yerim kaldı ister misiniz?
- yükseltin tavan kirişini ustalar
- madam floridis dönmeyebilir
- üzgün kediler gazeli
- bir günlük yerim kaldı ister misiniz?
- yükseltin tavan kirişini ustalar
- madam floridis dönmeyebilir
devamını gör...
birinden vazgeçme eşiği
hissislik.bir yerden sonra artık,karşıdaki kim olursa olsun -sevgili,eş,arkadaş,dost,hatta kardeş,anne,baba- ona karşı hiçbir şey hissedememek.an gelir sevmek istersin,istesen de artık olmuyordur.an gelir nefret etmek istersin,çabalarsın.o da olmaz,nafile,beceremezsin.üzülmek istesen yine aynı,sebep bile bulamazsın.artık karşındaki insan ıssız bir boşluktur.tanımsız,sıfatsız,kimliksizdir.herkesin sahip olduğu isimler gibi,sadece bir isim sahibi olarak kalacaktır bellekte. o kadar ve o eşikte aşılmıştır artık.
devamını gör...
kıyamete bir milyar yıl
bir arkadi strugatski ve boris strugatski bilimkurgu romanıdır.
bazen çok büyük bir kendini beğenmişlik yaptığımı düşünüyorum arkadi ve boris strugatski romanları ile ilgili tanımlar yazarken. içimden bir ses sürekli “ ne hakla” diyor ama yine kendimi tutamayacağım ve yazacağım tanımımı.
yıllardır aklımda olan bir öykü var. öykünün her şeyi hazır; zihnimde yazdım bitti, yan öyküleri hazırladım, karakter derinlikleri tamam. sadece oturup kağıda dökmek kaldı ama olmuyor. ne zaman bu öyküyü somutlaştırmak için masanın başına otursam bir şey oluyor. ya biri geliyor ya keyfim kaçıyor ya telefon çalıyor ya da uykum geliyor. uzun süredir anlam vermeye çalışıyordum “ kantar ve göktaşı” öykümü neden yazamadığıma. bu kitabı okuduktan sonra nedenini anladım.
bir biliminsanı olan dimitri malyanov nobel almasını garantileyecek bir buluşun arefesinde olduğu için eşini ve çocuğunu tatile gönderir ve çalışmalarına son hızla devam eder. ama bir şeyler onu engellemek için seferber olmuştur adeta. önce kapısına bırakılan votka sonra insanı bilimden soğutacak kadar güzel bir kadın.
dimitri diğer biliminsanı arkadaşlarının çalışmalarının da aynı şekilde engellendiğini öğrenir. evren biliminsanlarının çalışmasını engellemek için bir kumpas kurmaktadır.
kantar ve göktaşı öykümün kaderi de bu olabilir bence. eğer bir gün bir yerde bu öyküyü okursanız bilin ki evrendeki kötü güçlere karşı savaşı kazanmışımdır.
o zamana kadar bu muhteşem romanı okuyup kendi talihsiz yaratıcı çabalarınızın neden sonuçsuz kaldığını anlayabilirsiniz.
bazen çok büyük bir kendini beğenmişlik yaptığımı düşünüyorum arkadi ve boris strugatski romanları ile ilgili tanımlar yazarken. içimden bir ses sürekli “ ne hakla” diyor ama yine kendimi tutamayacağım ve yazacağım tanımımı.
yıllardır aklımda olan bir öykü var. öykünün her şeyi hazır; zihnimde yazdım bitti, yan öyküleri hazırladım, karakter derinlikleri tamam. sadece oturup kağıda dökmek kaldı ama olmuyor. ne zaman bu öyküyü somutlaştırmak için masanın başına otursam bir şey oluyor. ya biri geliyor ya keyfim kaçıyor ya telefon çalıyor ya da uykum geliyor. uzun süredir anlam vermeye çalışıyordum “ kantar ve göktaşı” öykümü neden yazamadığıma. bu kitabı okuduktan sonra nedenini anladım.
bir biliminsanı olan dimitri malyanov nobel almasını garantileyecek bir buluşun arefesinde olduğu için eşini ve çocuğunu tatile gönderir ve çalışmalarına son hızla devam eder. ama bir şeyler onu engellemek için seferber olmuştur adeta. önce kapısına bırakılan votka sonra insanı bilimden soğutacak kadar güzel bir kadın.
dimitri diğer biliminsanı arkadaşlarının çalışmalarının da aynı şekilde engellendiğini öğrenir. evren biliminsanlarının çalışmasını engellemek için bir kumpas kurmaktadır.
kantar ve göktaşı öykümün kaderi de bu olabilir bence. eğer bir gün bir yerde bu öyküyü okursanız bilin ki evrendeki kötü güçlere karşı savaşı kazanmışımdır.
o zamana kadar bu muhteşem romanı okuyup kendi talihsiz yaratıcı çabalarınızın neden sonuçsuz kaldığını anlayabilirsiniz.
devamını gör...
tasslehoff burrfoot
ejderha mızrağı serisinin tatlı mı tatlı zıpır mı zıpır karakteri. mızrak kahramanlarından birisidir. tass ejderha mızrağı kurgusunun olmazsa olmazıdır. onu oradan alıp çıkardığınızda ortada mizah namına bir şey kalmaz. tabi bupu'yu da atlamamak lazım lakin maceranın sürdürülebilir mizah unsuru tass'ın ta kendisidir. özellikle flint fireforge ile kurdukları ilişki biçimi muazzamdır. ikilinin aralarında geçen diyalogların tadı dimağınızda kalır.
tass kender yurdunda doğmuştur. trapspringer amcanın yeğenidir. bu kısım niye önemli? çünkü trapspringer amca kenderler arasında bir halk kahramanı olarak bilinir. ayrıca tass'ın da dilinden hiç düşürmediği bir isimdir. aslında tass onun gibi bir kahraman olmak istemektedir lakin bir türlü şansı yaver gitmez. taa ki alıp başını kender yurdundan ayrılana kadar. kenderler biraz garip yaratıklardır. memleketlerini pek severler lakin memleketlerinde yaşamayı pek sevmezler. yumurta-kabuk ilişkisi gibi bir şey. ama en sonunda asıllarına rücu ederler.
bir de şu noktanın altını çizmek lazım ki durum açıklığa kavuşsun; kenderler asla hırsızlık yapmazlar. çeşitli materyaller onların heybelerine yanlışlıkla girer. asla kötü bir amaçları yoktur. hatta o materyallerin heybelerine nasıl girdiğini dahi bilmezler ve bundan dolayı ziyadesi ile üzgün olurlar, içine düştükleri duruma ise hayıflanırlar.
işte tass kender yurdundan ayrılıp solace'da flint'le karşılaştığında bu tipik kender ritüeli yine onun bilgisi dışında (!) tekrarlanmış, cücenin metalini indira gandiri yapan tass'i,tanis yarım elf fark etmiş ve durum suhuletle çözülerek, mızrak kahramanlığına kadar gidecek olan yol kender için açılmıştır.
tass'in ölüme karşı verdiği tepki ise şöyle olmuştur;
''-öldüm
bir an beklenti içerisinde kaldı...
-öldüm dedi tekrar kendi kendine, allah allah bu öte yaşam olmalı.
biraz daha zaman geçti
-peki, söylenecek bir şey varsa o da gerçekten karanlık olduğu...
birden kaburgalarında ve başında insanın tenini deşen bir ağrı hissetti
- eh doğrusu böyle bir şey beklemiyordum. yani anlatılanlara göre insanın öldükten sonra bir şey hissetmemesi gerekiyordu. (bunu birileri duysun diye yüksek sesle söylemişti.)
-hiç bir şey hissetmemek gerektiğini söyledim...
-tüh be belki de bir karışıklık falan olmuştur, belki de öldüm de daha haberi bedenime ulaşmadı, bur biraz bekleyeyim hele! eğer ölmek dedikleri buysa öyle abartıldığı gibi bir şey değilmiş, sadece ölmekle kalmadım, can sıkıntısından da patladım. ölmek konusunda elimden bir şey gelmez ama canımın sıkıntısı için yapabileceğim şeyler var. belki bir karışıklık oldu, bu konuda birileriyle konuşmam gerek. üstelik öte yaşamda nereye gideceksem oraya kendi başıma yürümemi bekliyorlar, bir ulaşım aracı bile tedarik etmemişler, bu gerçekten de bardağı taşıran son damla.
-hey bakın yetkili her kimse onunla konuşmak istiyorum.''
tass en nihayetinde trapspringer amca kadar meşhur olmuş ve en büyük dileğine kavuşmuştur. son kahramanların mezarlarına kabul edilmiştir. zaten onun ne kadar ünlü olduğunu sonrasında bir çok kenderin, tass amcası olmasından anlarsınız.
kender döndürme kaşığı ise ayrı efsanedir *
ışıklar içerisinde uyu korkusuz kahraman...
tass kender yurdunda doğmuştur. trapspringer amcanın yeğenidir. bu kısım niye önemli? çünkü trapspringer amca kenderler arasında bir halk kahramanı olarak bilinir. ayrıca tass'ın da dilinden hiç düşürmediği bir isimdir. aslında tass onun gibi bir kahraman olmak istemektedir lakin bir türlü şansı yaver gitmez. taa ki alıp başını kender yurdundan ayrılana kadar. kenderler biraz garip yaratıklardır. memleketlerini pek severler lakin memleketlerinde yaşamayı pek sevmezler. yumurta-kabuk ilişkisi gibi bir şey. ama en sonunda asıllarına rücu ederler.
bir de şu noktanın altını çizmek lazım ki durum açıklığa kavuşsun; kenderler asla hırsızlık yapmazlar. çeşitli materyaller onların heybelerine yanlışlıkla girer. asla kötü bir amaçları yoktur. hatta o materyallerin heybelerine nasıl girdiğini dahi bilmezler ve bundan dolayı ziyadesi ile üzgün olurlar, içine düştükleri duruma ise hayıflanırlar.
işte tass kender yurdundan ayrılıp solace'da flint'le karşılaştığında bu tipik kender ritüeli yine onun bilgisi dışında (!) tekrarlanmış, cücenin metalini indira gandiri yapan tass'i,tanis yarım elf fark etmiş ve durum suhuletle çözülerek, mızrak kahramanlığına kadar gidecek olan yol kender için açılmıştır.
tass'in ölüme karşı verdiği tepki ise şöyle olmuştur;
''-öldüm
bir an beklenti içerisinde kaldı...
-öldüm dedi tekrar kendi kendine, allah allah bu öte yaşam olmalı.
biraz daha zaman geçti
-peki, söylenecek bir şey varsa o da gerçekten karanlık olduğu...
birden kaburgalarında ve başında insanın tenini deşen bir ağrı hissetti
- eh doğrusu böyle bir şey beklemiyordum. yani anlatılanlara göre insanın öldükten sonra bir şey hissetmemesi gerekiyordu. (bunu birileri duysun diye yüksek sesle söylemişti.)
-hiç bir şey hissetmemek gerektiğini söyledim...
-tüh be belki de bir karışıklık falan olmuştur, belki de öldüm de daha haberi bedenime ulaşmadı, bur biraz bekleyeyim hele! eğer ölmek dedikleri buysa öyle abartıldığı gibi bir şey değilmiş, sadece ölmekle kalmadım, can sıkıntısından da patladım. ölmek konusunda elimden bir şey gelmez ama canımın sıkıntısı için yapabileceğim şeyler var. belki bir karışıklık oldu, bu konuda birileriyle konuşmam gerek. üstelik öte yaşamda nereye gideceksem oraya kendi başıma yürümemi bekliyorlar, bir ulaşım aracı bile tedarik etmemişler, bu gerçekten de bardağı taşıran son damla.
-hey bakın yetkili her kimse onunla konuşmak istiyorum.''
tass en nihayetinde trapspringer amca kadar meşhur olmuş ve en büyük dileğine kavuşmuştur. son kahramanların mezarlarına kabul edilmiştir. zaten onun ne kadar ünlü olduğunu sonrasında bir çok kenderin, tass amcası olmasından anlarsınız.
kender döndürme kaşığı ise ayrı efsanedir *
ışıklar içerisinde uyu korkusuz kahraman...
devamını gör...
yazarların takipçilerine söylemek istedikleri
valla kimsecikler takip etmezken çok rahat atıp tutuyordum, takipçi sayım çoğaldıkça bende değişik haller olmaya başladı, kalbim küt küt atıyor, sıcak basıyor, heyecanlanıyorum. kendimi topluluk karşısında konuşuyormuş gibi hissediyorum, şöyle birkaç taneniz takipten çıkın da biraz rahatlayayım *. iyiki varsınız ne diyeyim, beni takibe layık görmüşsünüzdür, umarım ben de sizlere layık bir yazar olabiliyorumdur...selamlar, saygılar efendim...
devamını gör...





