kibar oluşu
zekası
ince ruhlu oluşu
sadakati
iyi kalpli ve şefkatli oluşu
merhameti
sevdiğini ve değer verdiğini gösterenlerden olması
devamını gör...

akit paçavrasında yazan ahmet gülümseyen yine kadın sporcuları hedef aldı. gülümseyen, "ikazlarımıza rağmen güreşen kadın sayısı her geçen gün artıyor, masaya yumruğunu vuran çıkmadı" görüşünü savundu.


gülümseyen yazısında, "kadınları güreştirme rezaletiyle ilgili duyduklarımızı yazmazsak, allah bize hesabını sorar düşüncesiyle kalemimize sarıldık. kadını güreştirme yolunda 20-25 yıl önce başlayan çalışmaların, bırakın çıraklık ve kalfalığı, ustalık dönemini bile çoktan solladığını görüyoruz! bu satırlarda neleri paylaşmadık ki. ‘dur’ denilmediği sürece ‘kitap olur mu acaba?’ demeye kalmayacak, her yeni haberle o kitaplara yeni ciltleri eklenecek gibi gözüküyor; işletilen süreç o derece üzücü, rezalet, o derece çirkin ki. adına spor diyerek, kadınlara mayo giydirip ülke insanımın o saf, temiz duyguları nasıl suistimal edilebilir ki, halen anlamış değiliz. yazılı olduğu kadar, sözlü olarak da ‘müslüman türk kadınını sözde güreş diye, çirkin oyunun içerisine çekmeyin!’ ikazlarımıza rağmen, bakıyoruz da, güreşen kadın sayısı her geçen gün artmakta. o kadar uyarılarımıza rağmen halen ‘kardeşim ben kadının güreşmesine karşıyım ve yasaklıyorum’ diyen, masaya yumruğunu vuran çıkmadı. toplumun gençliğini, sözde spor adı altında ‘rezalet’ batağına sürükleyen eserinizle ‘rezil’ olunuz!.!" ifadesini kullandı.


tanım: kafayı yemiş bunlar dedirten çıkış.
devamını gör...

öğretmenler kendi zevkleri üzerinden değil de müfredat üzerinden; ellerindeki imkanlar ve idarenin, velilerin, öğrencilerin tutumu dahilinde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar; yani hepinizi aynı anda memnun etmelerini beklemeyin ve öğretmenlerin de bu durumdan memnun olduklarını düşünmeyin. bu demek değildir ki tüm öğretmenler muhteşem; tabii ki değiller, aptal saptal bir sürü öğretmen müsveddesi olduğunu kimse inkar edemez; lakin bizlere sıkıcı gelen ve bir o kadar da ne yaptığını bilen ve sonradan bunu idrak ettiğimiz öğretmenler de var çok şükür. bir öğretmen size "şu kitabı okuyun" diyorsa bir bildiği vardır arkadaşlar. boş yabmadan devam edin.
devamını gör...

filmler ve diziler dahil gerçek hayatta da bir çok kez denk geldiğim durum. inanılmaz metanetli bir duruş sergiliyorlar.

hani gözyaşlarını içlerine mi akıtıyorlar, yoksa kimse yokken mi üzülüyorlar bilemiyorum.

ama gencinden yaşlısına bir sessizlik bir sukünet hakim.

birde olayı bizim açımızdan ele alalım: hastanede çalışmış biri olarak çok fazla sinir krizi geçiren insan gördüm. ortalığı yıkıp devirenler gördüm.

neden peki? ölüm de doğal bir şey değil mi? en nihayetinde yaşayan herkes bir gün gelip ölüyor.
devamını gör...

düşünce özgürlüğü bir kenara; atatürk'ü sevmeyen türk'ün tarih bilgisinden ve iyi niyetinden şüphe ederim.
devamını gör...

eğlenerek izlediğim konuşma. soylu’nun elini göğsüne götürüp “ohhh” çekmesi pek çok caps’e konu olacak cinsten. bu arada bir kez daha yazalım; evet selahattin demirtaş teröristtir. çizgisini beğenen de. cut! *
devamını gör...

sizin evlilik işi ne oldu?
evlilik ne zaman?
bu sene evlilik var mı?
şeklindeki sorularla beni kuyuya çekmeye çalışmaları.
çözüm buldum ama 'evlendik biz sizi çağırmadık' diyorum onlar stres oluyor. şimdi onlar düşünsün.
devamını gör...

belirsizlik insanoğlundaki en temel korkulardan biridir. bu da bizi ölüm korkusuna götürür. bir de üzerine hayatta kalma iç güdüsü eklenince çok çok zor olan eylemdir.
devamını gör...

seveni ve sevmeyeniyle birlikte popülerliği konusunda herkesin hemfikir olduğu 2013 çıkışlı koreli grup.

yanlış anlaşılmasın, sevmeyeni diyorum fakat sevmeyen insanlar bu grubun bir yanlışı olduğundan ya da 'yeteneksiz' diye düşündüklerinden dolayı sevmiyor değil. bazı bilinçsiz fan kitlelerinden dolayı ön yargılı oldukları için sevmeme hatta nefret etme durumu söz konusu. bir de başka bir koreli sanatçı da olsa her şey bts'e bağlanıyor. halbuki alakaları bile yok*
kimse kimseyi sevmek zorunda değil lakin bence hiç tanımadığın, hiçbir fikrinin olmadığı bir şeyi sevmemek kişinin kendine yaptığı büyük kötülük.

ön yargıları yıkmaya çalışmayacağım çünkü zaten nefret eden kişilerin bu yazıyı okuyacağını pek düşünmüyorum fakat bildiklerimi aktarmak istiyorum.

bts'in korece ismi 방탄소년단 (bangtan sonyeondan) ve 7 kişiden oluşmakta. kim namjoon, kim seok-jin, min yoongi, jung hoseok, park jimin, kim taehyung ve jeon jungkook. üyeler hakkında ayrıntılı bilgi için başlıklara tıklayabilirsiniz.

güney kore'de şöyle bir eğlence sektörü var; kusursuz insan modeli çizen idoller ve onları takip eden fanları ve antileri. idollerin sevgilisi olamaz, acı çekemez, üzülemez, kızgın hissedemez. her zaman mutlu olmalıdırlar. hasta mısın? hayır değilsin, o performansa çıkacaksın. istediğin yemeği yiyemezsin çünkü kilona dikkat etmelisin. yaşlanamazsın, yaşlanırsan peşinden gelen gençler tahtını sallar. güzel olmak zorundasın fakat eğer olur da estetik yaptırırsan eleştiri alırsın. çirkinsen eleştirilirsin. güzelsen de eleştirilirsin çünkü 'abartıldığın kadar güzel olmadığını' söylerler. tüm bunların yanında yetenekli olmak zorundasındır, eğer sahnede bir şey ters giderse ve sesin kayarsa vah haline.

işte böyle bir atmosferin olduğu sektörde çıkış yapıyor bts. idol grupları şirketlere bağlıdır ve bts henüz bu kadar popüler değilken kore'de idollerin girmek için can attığı 3 şirket vardı (sm, yg, jyp). bunlara giremezsen popüler olman zordu. bu 3 şirketten birinde değilsen belki de insan yerine bile koyulmazdın. bts ise başka bir şirkette, bighit entertainment'da çıkış yaptı ve zamanında programlardan kendi partları editlenerek çıkarıldı, yaptıkları iş sırf bilinen bir şirkette olmadıkları için alaya alındı. fakat bir şeylerin değişmesi gerekiyordu. bu saçma standartlar idollerin asıl yeteneklerini göstermelerine engel oluyordu.

bts yaptığı şarkıların çoğunu kendi yazan ve şarkılarında muhakkak bir mesaj barındıran veya sosyal sorunlara değinen bir grup. anlamsız bir şarkısına denk gelmek imkansız. şarkılarını yaparken psikoloji, mitoloji, felsefe gibi alanlardan sıklıkla yararlanır, okudukları kitapları [demian, sineklerin tanrısı, vb.] ve izledikleri filmleri [black swan, the boy in the striped pyjamas, vb.] şarkılarında kullanır ve zaten bu eserleri bilenlerin mesajı direkt almalarını sağlarken bilmeyenlere ise bu eserleri dolaylı yoldan da olsa aktarırlar.

kesinlikle ülkesini yansıtan ve nereden geldiklerini unutmayan bir gruptur. ülkelerinde sewol feribot faciası yaşandığında spring day şarkısını yazacak kadar düşünceli, her yıl birçok yere bağış yapacak kadar (çoğu zaman isimsiz bağış yapıyorlar) yardımsever kişiliklerdir.

psikoloji alanından yararlandıkları şarkıları: inner child, serendipity, the last enfestir.
mitoloji diyordun o nerde derseniz: blood sweat and tears, dionysus.

tüm bu güzel şeylere rağmen belirtmekte fayda var, bu sektörde çok iki yüzlü, personellere ve görevlilere kötü davranışlarda bulunan, geçmişinde zorbalık olayları olan idoller de var. fakat bu kişilerin bts ile anılması büyük haksızlık. çok popüler olunca ne yazık ki saçma sapan, hiçbir alakan olmayan şeylerden kurtulamayabiliyorsun. umarım bu kişiliklerle bts hiçbir zaman karıştırılmaz ve yaptıkları eserler büyük bir titizlikle dinlenir, izlenir, incelenir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yason burnu, perşembe, ordu.
devamını gör...

içinde felsefik düşünceler ve bolca bilim barındıran aşk filmi. bende yeri çok ayrıdır, çok severim.
devamını gör...

kral çıplaksa kral çıplak derim.
son zamanlar daha az diyorum çünkü benim yerime diyorlar.

herkesin aynı fikirde olduğu bir yer gelişemez, ilerleyemez.
o yüzden yalakalardan çok aykırı insanları seviyorum.

bu nickaltı seviciliğinin neden zararlı olduğunu da bir ara uzun uzun anlatıcam.
devamını gör...

az önce fark ettiğim gerçektir.

işten geldim, içeri girer girmez hemen duşa girdim. duştan çıktıktan sonra kendime hafif aperatif bir şeyler hazırladım, peynir, reçel gibi gece gece midemi üzmeyecek şeyler işte bilirsiniz.. sonra içeride oturmuşum pc'de takılıyorum. bir yandan illuminati deşifre videoları izleyip insanların halen daha bu küresel sermayenin bir kuklası olduğuna şaşırıp emperyalizmi kınıyorum, diğer yandan da kekik aromalı kızılcık çayımı içiyorum. sonra dedim kız arkadaşımın instagram hesabını stalklayalım bakalım neler paylaşmış, kimler takip ediyor. bir baktım hep çayır çimen fotoğrafı. sonra bir süre bakıştık.

esra:
ben:
esra:
ben:
esra: yhaa beni düşünüyorsun değil miii <3
ben: tabii ki bir tanem <3

aslında o anda hani boşluğa dalar kalırız ya hindiler gibi. öyle bakakalmıştım, kafamda da "alarko kombii gerçek kombi gerçek konforr" reklam sözü çalıyor anasını satim.

ben: tatlım?
esra: evet bebeyim
ben: hiç düşündün mü?
esra: neyi bebeyim?
ben: nasıl desem... hani biz doğa fotoğrafları çekiyoruz ya.
esra: evet??
ben: ağaçlara neden telif ücreti vermiyoruz? onlardan izinsiz fotoğraflarını çekip kullanıyoruz çünkü.
esra: hahah sen delirdin galiba
ben: hayır merak ediyorum. mesela benim blogum var ya biliyorsun. adsense hesabım da açık.
esra: ee?
ben: bu google'dan reklam alıp para kazandığım anlamına gelir.

o sırada youtube'tan bir video açıldı "saddam hüseyin ölmedi! duyunca şok olacaksınız, youtube silmeden mutlaka izleyin" videosunu açmışım birden oynatmaya başladı, kapattım.

ben: bu sebeple onların fotoğrafını sitemde paylaşıp gelir kazanıyorum etik midir?
esra: haha neden etik değilmiş?
ben: bak mesela geçenlerde bir karikatürist telif atıp atıp duruyordu. yarın bir gün hayvan hakları gibi ağaç haklarını da konuşursak?
esra: ne olur?
ben: o zaman zor duruma düşeriz. bir çam ağacı tarafından mahkemeye verilmek kim ister ki? üstelik bir fotoğraf karesinde binlerce ağaç çıkabiliyor. bu da binlerce dava anlamına gelir. uğraş uğraşabilirsen.
esra: tatlım tamam da kendin diyorsun bak herhangi bir hakları yok.
ben: bu olmayacağı anlamına gelmez ki.
esra: yaa tunçç! sus artık boş yaptın yet-her!
ben: ağaç haklarını savunmak suç mu oldu şimdi? sen twitter'da duyar yapıyorsun iyi, ben burada ağaç hakları kutsaldır deyince auuvv. ne auvv??
esra: bak geliyor terlik!
ben: bu maskenin altında etten fazlası var. bu maskenin altında bir fikir varr!! ve fikirlere terlik işlemez bayan!

o sırada terliğini bir fırlattı arkadaşlar. diş etime geldi ve bir parça kanadı. baya korktu saftirik, sonra opiyim geçsin dedi kapattık konuyu. kadınların hiç ayarı yok vesselam.

neyse bu konuyu ben yakında kafa gazetesinde yazacağım arkadaşlar. özel sayı olacak bir sonraki sayımız. hayvan hakları var da, ağaç hakları neden yok. bugün kimse kimse hakkında izin almadan konuşamıyorken, birbirinin fotoğrafını sapıklık olduğu için çekemiyorken ağaçlarda neden serbest oluyor? bu ikili standarta son vereceğim ben. yazımı okumanızı tavsiye ederim.
devamını gör...

annesini seven kızdır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tek bir öğretici modeli yerine birden fazla öğretici ve öğrenci modelinin birlikte kullanılmasıyla ortaya konulan ana bir öğrenim modeli. öğrenme yetisini önceki nesilden veya çevresindeki başka insanlardan elde eden bireyin, öğrendiğini bir başkasına çoğu zaman konuşarak aktarması ve kendine ait yenilikler inşa edebilmesi yeteneğidir. böylece sistemdeki yeni öğrenici, aldığı bilgiye kendine has ayrıntılar kazandırabilir ve salt bilgiyi daha fazla zenginleştirebilir. zenginleştirilmiş bilgi yeni öğrenicilere aktarılır, yine yeni bi model ortaya konur veya mevcut bilginin yeri sağlamlaştırılarak rafa kaldırılır. açık sistem sirkülasyona sahip bu modelde her sonuç birleştirilerek sürekli yeni model inşası sürdürülür. öğrenici profili ne kadar zengin veya akıllıysa sistemin çalışması o kadar sağlıklı ve hızlı gerçekleşir.

bu modelin hızlı çalışmasındaki en ciddi etken, hiyerarşinin olmaması. öğretici, öğrencinin kendisidir. aldığı bilgiyi devamlı olarak diğer öğrenicilere paslar. böylece kendi aklıyla yapamadığını başkasının aklıyla yapabilmeyi kesintisiz şekilde sürdürür. ihtimal zinciri çoğalmış olur. belirsizlik, sıfırdan bire doğru artmaya başlar.

nasıl yapılır?
her öğrenici aynı zamanda öğreticidir. öğrendiği bilgiyi geliştirme şansı varsa geliştirir. örneğin aldığı informasyondaki eksik olan ölçüm birimlerini tamamlar. zamanı, kütleyi, mekanı tasvir edebilir. bilgiyi kendi çapında maksimize ettiğinde(bunu yapması şart değil, olduğu gibi de aktarabilir), sistemdeki yeni öğrenicilere bilgiyi paslar. tüm bunlar yapıldığında, aynı zamanda bilginin yeni nesle de aktarılması gerektiği için öğrenim şekli dijital ve yazılı organlara nakledilir. böylece ilk öğrenici sistemde olmasa bile, yeni nesil öğrenici eski bilgiyi alıp kullanmaya ve dağıtım yapmaya devam etmiş olur. bu da toplumsal hafızayı/bilinci oluşturmuş olur. adaptasyon süreci hızlanır, yeni nesil bireyler bu öğrenim sirkülasyonuna hızlıca dahil olma fırsatı elde eder.


buna neden ihtiyacımız var?
bu durumun bize has olduğundan eminiz. bi kedi "muhtemelen" başka bir kediyle aynı dataya sahip olabilir fakat bi insanda bu durum farklı çalışır. kedi, tehlikeyle karşı karşıya kaldığında türdaşlarını en fazla çığlık atarak haberdar eder. biz ise tehlikenin boyutu, kütlesi, zamanı, etkisi, gücü ve potansiyeli hakkında saniyeler için gözlem yapıp türdaşlarımızı haberdar edebiliriz. bilginin büyümesi sağlanırsa, tehlikenin boyutu da azalmış olur. savaşma işgücümüz azalır, daha az eforla tehlikeyi bertaraf etme yetisi elde eder ve bunu yeni nesillere aktarırız. bu da sosyal hayattaki iş yükünü hafifletir, başka alanlara daha fazla yönelmeyi ve bu yeni alanlarda yeni fikirler üretmeyi sağlar. sistem yeni beyinler geldikçe üssel büyüme gösterir, insan çokluğu ivmeyi arttırır, aynı orantıda materyalleri azaltır ve daha minimal ve daha efektif bir düşünme şekli yeni nesillere aktarılmış olur.



basit, hızlı, etkili ve anlaşılır birkaç mecra;
the big history project
khan academy
sci-hub
nesin köyleri
quora
medium.com
evrimagaciorg
açık kaynak kodlu yazılımlar
cambly
açıkbeyin
flutv
devamını gör...

mümin kişi için, en önce allah gelir, herşey kelimesi sadece ona özeldir demektir. allah'ın emri ile kendi nefsinin, anne yada babanın, sevdiğin kadın yada adamın, paranın, makam mevkinin, öğretmeninin, patronunun, komutanının... her türlü otorite sahibinin emri çeliştiğinde, allah'ın dediğine uymaktır.
devamını gör...

köyden indim şehre.
ah dostlar bu nece çevre.
kafa sözlükte yazar olduk.
3 5 değil her gün, gece...
devamını gör...

memleketin halini düşünüyorum...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insan; hep bilmediğinden değil ya, bazen de bildiğinden susar.
edep bilir susar, sabır bilir susar, saygı bilir susar, sevgi bilir susar.
bazen de anlayanı olmadığını bilir, susar...!
- murathan mungan
devamını gör...

bugün babaannem öldü ve babam telefonda ağladı ya da ben öyle sandım. her iki durumda da üzücü. ben de arabada ağladım ama babaannem için değil sanırım. belki babaannem kelebek gibi uçarım arı gibi sokarım demezdi ama onun da parkinson hastalığı vardı ve bir asır yaşamış olmasına on iki yıl kalmıştı ve çok kar yağıyordu. kuzeyde.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yola çıkıp cenazeye ulaşmak için arabamı sürerken radyoya dokundum ve o esnada babamın telefonda ağlayıp ağlamadığı vardı aklımda ki taksim trio sevda değil’i çalmaya başladı. ben de ağladım, ne yapayım başka? kar yağarken ve silecekler çalışırken ağlamak çok manalı bir davranış değilmiş. bunu bir yere not edin bence. siz ağlarken silecekler işe yaramıyor. beyhude bir çaba.

aile büyükleri bir bir ölmeye başlayınca insan sırasını bekleyenlerden biri oluyor. pirandello’nunki gibi bir sıra bekleme değil bu elbette. her canlının bir gün tadacağı şeyden bir ısırık almak gibi bir şey. ama henüz korkmuyorum sıramın gelmesinden, umarım sıraya kaynak yapmam.

kuzeyde çok kar vardı bu akşam. benim babaannem öldü. babam belki de ağladı. ben kesinlikle ağladım ama hüngür hüngür değil. gözüme bir şey kaçmış gibi. kar o kadar çoktu ki babaannemi içine koyacağımız çukuru açamadık çabucak. beklemek zorunda kaldık bir süre. rahmet yolları kesti gibi bir şey oldu ve ben hala derdimi anlatırken kitaplardan örnek vermeye çalışıyorum. te allahım ya. bence ben didaktikim. oh did i!

cenaze namazını kıldık. ama imam on dokuz yaşında genç bir adam olduğu ve ilk kez cenaze namazı kıldırdığı için kabul olma ihtimalini düşük görüyorum namazın. zira epey hatalar yapıldı namaz esnasında. dar alanda kısa paslaştık imamla. dört yanlışın götürdüğü doğrular olarak vicdanımız rahatsız biraz.

babaannemi dedemin yanına gömdük. çok toprak döküldü üzerine. çok da kar vardı kuzeyde. ben yolda geçerken kendisini çok sevmediğim ama bence türkiye’deki en güzel ilçe isimlerine sahip olan şehrin ilçelerini saydım içimden mezarın yanından aşağı doğru inerken. karda düşmemek için.

düşmedim de. bence bu totem herkes tarafından uygulanabilir. yine anlatmak istediğim şeyi anlatmak istediğim gibi anlatamadım. ne kadar büyük hüzün olduğunu aktaramadım belki. olmayınca olmuyor işte. ama kuzeyde bele kadar kar vardı. babaannem öldü. babam ağlamış da olabilir, yazının başından beri hala emin değilim.

benim de elimde ağlayan bir mendil. belki babaannemin mendili de kanayan bir mendildi. bilemiyorum. o öldüğünde ben ekşi elmalar’ı izliyordum. tam o anda işte kemerle şampuan dayağı yiyordu muazzez. artık ekşi elmalar babaannemle ilişkili olacak hep benim için. neyse konuyu saptırmayayım. mendilde ne vardı bilmiyorum.

artık bu yazıyı bitirmem gerekir. çok uzadı. kuzeyde hala kar var. şu an da yağıyor. kar üzerine yağdığı her şeyi ve herkesi eşitlermiş. ölüm de öyle.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim