youtube'dan tüm videolara reklam koyma kararı
bilgisayar için adguard
telefon için opera browser
televizyon için ise telefondan ekran paylaşımı.
bu şekilde yıllardır reklam musibetini görmüyorum.
telefon için opera browser
televizyon için ise telefondan ekran paylaşımı.
bu şekilde yıllardır reklam musibetini görmüyorum.
devamını gör...
favori butonu
genelde tanımları oylamaktan çekinmiyorum fakat favori butonunu daha çok arada dönüp bakacağım tanımlar için kullanıyorum. arşiv gibi yani.
devamını gör...
normal sözlük’ü bırakmak
hiçbir şeyi beğenmeyen, wikipedia tadında bir ortam isteyen tipler nedeniyle düşündüğüm jübile. her gün, her an bitti, rezalet, cahiller doldu hede hödö. herkes aptal bir ben akıllıyım.
devamını gör...
atonal armoni
müzikte, birincil yapısal unsur olarak işlevsel uyumun olmaması durumu.
atonal armoniyi tanımlayabilmek için öncelikle tonal armoniden atonal armoniye geçişteki süreci ve bunun nedenlerini bilmek gerekir. tonal müzik, müziği düşündüğümüzde çoğumuzun düşündüğü şeydir. harmonik bir merkeze sahiptir. örneğin, d majör anahtarında bir şarkı çalarsam, bu bağlamda (d majör anahtarında) kullanabileceğiniz belirli notlar vardır ve bu notaların oynayacakları belirli rolleri vardır. bunun dışına çıkamazsınız. dolayısıyla en kestirme ifade ile tonal armoni için "parçanın yapısını oluşturmak için geleneksel kuralları izleyen armoniler aracılığıyla gerilim yaratmaktır" ifadesini kullanmak yanlış olmayacaktır.
ancak romantik müzik döneminin sonlarına doğru, 20. yüzyılın başlarında, bazı besteciler tonal müziğin sınırlarının zorlandığını düşündüler. armoniler çok zengin ve karmaşık hale geldi ve bazı besteciler bu yönde gidecek başka hiçbir yer olmadığını hissettiler. uyumun tamamen bittiğini ve romantizmin yaratıcılığını yitirdiğini hissettiler. bu hayal kırıklığına yanıt olarak, bazı besteciler tonal armoninin tüm kurallarını bir kenara atmaya karar verdiler ve "atonal armoni" dedikleri yeni bir besteleme tekniği icat ettiler. bu icat onlara standart, anahtar temelli müziğin tüm kurallarından uzaklaşmalarına ve yeni sesler denemelerine olanak tanıdı. bu bağlamda birinci dünya savaşı öncesinde arnold schoenberg ve okulunun ekspresyonist eserlerinde müzikal formun ana belirleyicileri olarak tamamen melodik-ritmik güçlerin yeniden ortaya çıkması, aslında 19. yüzyıl sonrası romantik müzikte ton merkezlerinin zayıflamasının mantıklı, belki de kaçınılmaz bir sonucu olduğu öne sürülebilir.
atonal armoni yaratmanın en önemli tekniği "on iki ton besteleme tekniği" (twelve tone serialism) olarak adlandırılır. besteci arnold schoenberg, 1920'lerde bu tür atonal müziğin öncülerinden biri olmuştur. bu çalışmalar sayesinde batı müziği, bir ölçekte mümkün olan on iki perdeye veya tona sahip hale gelmiştir. çoğu ton müzikte, bazen birkaç tesadüfen dahil olmak üzere, bir ölçekte yalnızca yedi ton duyulurken; on iki tonlu müzikte ise herhangi bir tonu tekrarlamadan on iki tonun tümünün kullanılabilir. böyle bir sıraya sahip olunduğunda, onu geri, ileri, baş aşağı çevirebilmek veya yukarı veya aşağı aktarmak mümkündür. bu da besteciye tek bir sıra ile birçok beste üretme imkanı verir. ancak on iki ton besteleme tekniğindeki sorunlardan biri, melodinin pek söylenemez olmasıdır. bu da on iki tonla bestelemeyi en zor müzik türlerinden biri yapar. içindeki güzelliği bulmak biraz konsantrasyon ve açık bir kulak gerektirir.
"pratikte, bir kompozisyonun atonalitesi görecelidir, çünkü atonal bir çalışma, ton merkezlerinin varmış gibi göründüğü parçalı pasajlar içerebilir. schoenberg’in şarkı döngüsü pierrot lunaire (1912) ve alban berg’in wozzeck operası (1925) atonal eserlerin tipik örnekleridir." link
(bkz: kromatizm)
(bkz: çok tonlu olma)
(bkz: on iki tonlu müzik)
atonal armoniyi tanımlayabilmek için öncelikle tonal armoniden atonal armoniye geçişteki süreci ve bunun nedenlerini bilmek gerekir. tonal müzik, müziği düşündüğümüzde çoğumuzun düşündüğü şeydir. harmonik bir merkeze sahiptir. örneğin, d majör anahtarında bir şarkı çalarsam, bu bağlamda (d majör anahtarında) kullanabileceğiniz belirli notlar vardır ve bu notaların oynayacakları belirli rolleri vardır. bunun dışına çıkamazsınız. dolayısıyla en kestirme ifade ile tonal armoni için "parçanın yapısını oluşturmak için geleneksel kuralları izleyen armoniler aracılığıyla gerilim yaratmaktır" ifadesini kullanmak yanlış olmayacaktır.
ancak romantik müzik döneminin sonlarına doğru, 20. yüzyılın başlarında, bazı besteciler tonal müziğin sınırlarının zorlandığını düşündüler. armoniler çok zengin ve karmaşık hale geldi ve bazı besteciler bu yönde gidecek başka hiçbir yer olmadığını hissettiler. uyumun tamamen bittiğini ve romantizmin yaratıcılığını yitirdiğini hissettiler. bu hayal kırıklığına yanıt olarak, bazı besteciler tonal armoninin tüm kurallarını bir kenara atmaya karar verdiler ve "atonal armoni" dedikleri yeni bir besteleme tekniği icat ettiler. bu icat onlara standart, anahtar temelli müziğin tüm kurallarından uzaklaşmalarına ve yeni sesler denemelerine olanak tanıdı. bu bağlamda birinci dünya savaşı öncesinde arnold schoenberg ve okulunun ekspresyonist eserlerinde müzikal formun ana belirleyicileri olarak tamamen melodik-ritmik güçlerin yeniden ortaya çıkması, aslında 19. yüzyıl sonrası romantik müzikte ton merkezlerinin zayıflamasının mantıklı, belki de kaçınılmaz bir sonucu olduğu öne sürülebilir.
atonal armoni yaratmanın en önemli tekniği "on iki ton besteleme tekniği" (twelve tone serialism) olarak adlandırılır. besteci arnold schoenberg, 1920'lerde bu tür atonal müziğin öncülerinden biri olmuştur. bu çalışmalar sayesinde batı müziği, bir ölçekte mümkün olan on iki perdeye veya tona sahip hale gelmiştir. çoğu ton müzikte, bazen birkaç tesadüfen dahil olmak üzere, bir ölçekte yalnızca yedi ton duyulurken; on iki tonlu müzikte ise herhangi bir tonu tekrarlamadan on iki tonun tümünün kullanılabilir. böyle bir sıraya sahip olunduğunda, onu geri, ileri, baş aşağı çevirebilmek veya yukarı veya aşağı aktarmak mümkündür. bu da besteciye tek bir sıra ile birçok beste üretme imkanı verir. ancak on iki ton besteleme tekniğindeki sorunlardan biri, melodinin pek söylenemez olmasıdır. bu da on iki tonla bestelemeyi en zor müzik türlerinden biri yapar. içindeki güzelliği bulmak biraz konsantrasyon ve açık bir kulak gerektirir.
"pratikte, bir kompozisyonun atonalitesi görecelidir, çünkü atonal bir çalışma, ton merkezlerinin varmış gibi göründüğü parçalı pasajlar içerebilir. schoenberg’in şarkı döngüsü pierrot lunaire (1912) ve alban berg’in wozzeck operası (1925) atonal eserlerin tipik örnekleridir." link
(bkz: kromatizm)
(bkz: çok tonlu olma)
(bkz: on iki tonlu müzik)
devamını gör...
dünyanın en değerli şeyi
önce sagliktir bedenin ve ruhun sagligi. cunku her sey saglikli iken guzeldir. sonrasinda sevilen yaninda iyi hissedilen insanlarin varligidir. bilhassa aile, bilhassa anne-baba. bundan sonraki sayilabilecek maddeler, kisilerin yasam amacina gore degismektedir ama bu ikisi insan icin olmazsa olmazdir.
devamını gör...
sözlükteki en yaşlı yazar kaç yaşında sorunsalı
henüz 45.
devamını gör...
pişmanlık garantili tavsiyeler
sığ insana bir şeyler anlatmaya çalışın. bir süre çabaladıktan sonra sığ ve saplantılı düşüncelerini değiştiremeyeceğinizi görünce boşa giden vaktiniz ve emeğiniz için pişman oluyorsunuz.
devamını gör...
çift olarak birbiriyle uyumlu olabilecek meslek grupları
bakkal-çırağı.
devamını gör...
iyi niyeti suistimal etmek
suistimal olanın sadece niyet olmayacağı durumdur. niyetle birlikte bir sürü değer de suistimal olur.
bunların en başında güven duygusu gelir. iyi niyeti suistimal olan insanın çevresine karşı güveni de giderek azalır ve güvensiz bir birey haline gelir.
daha sonra samimiyet duygusu gider. sürekli iyi niyeti örselenen insan kimseye karşı samimiyetle yaklaşamaz çünkü samimiyetinin de kullanılacağını düşünür.
ve böylece giderek birbirimizden uzaklaşmaya başlarız. insanın iyi niyetli olması onu saf ya da salak yapmaz. kimseyi sırf iyi niyetli olduğu için buna pişman etmeyelim, yanan sadece o değil hepimiz oluruz.
bunların en başında güven duygusu gelir. iyi niyeti suistimal olan insanın çevresine karşı güveni de giderek azalır ve güvensiz bir birey haline gelir.
daha sonra samimiyet duygusu gider. sürekli iyi niyeti örselenen insan kimseye karşı samimiyetle yaklaşamaz çünkü samimiyetinin de kullanılacağını düşünür.
ve böylece giderek birbirimizden uzaklaşmaya başlarız. insanın iyi niyetli olması onu saf ya da salak yapmaz. kimseyi sırf iyi niyetli olduğu için buna pişman etmeyelim, yanan sadece o değil hepimiz oluruz.
devamını gör...
sovyet binaları
sovyet binaları çok kasvetli görünür. amaç zaten güzel olması değil, işlevli olmasıdır. banyodaki borular yaz kış sıcak olurmuş. akşamüstüleri hava hafif kararmaya, binaların ışıkları da yanmaya başladığında koskocaman gemilere benzettiğim yapılardır.
devamını gör...
kitap okuyamamak
okuyamama problemini son bir yıldır yaşıyorsanız (bkz: ihtiyaç döngüsü)nün karşılanmamasından dolayı olabilir. geştalt'a göre ihtiyaçların farkına varılıp, harekete geçip, temas edip, doyuma ulaşıp, geri çekilme yaşarız. (acıkıktığınızı fark edip, yemek yemek için sipariş verip, yemeğinizi yedikten sonra doyuma ulaşmanız örneğinde olduğu gibi). ancak döngü şu anda bir çoğumuz için tamamlanamıyor; temel ihtiyaçlarımızdan olan güvende olmayı istiyoruz, ancak malum durumdan dolayı burada doyuma ulaşıp, geri çekilmeyi yaşayamadığımız için döngü tamamlanamıyor ve arka planda farkında olmasak da bizi meşgul ediyor. bu durumda, tamamlanmamış döngü kişinin içinde bulunduğu ana odaklanamamasına, enerjisini ve konsantrasyonunu oraya verememesine neden oluyor. bu yüzden bu süreçte kitap okurken bir sayfayı bitirip diğerine geçtiğinizde "az önce ne okudum?" sorusunun cevabını veremiyor olabilirsiniz.
devamını gör...
eski sevgili takıntısı
insanin bunyesini alt ust edecek bir eylemdir. bunalima hatta depresyona neden olabilir. cok sevmek, iliskinin biranda bitmesi, uzun surmus bir iliski olmasi, farkli sebeplerden oturu yarim kalan bir iliski olmasi ve hatta terkedilmek, bu ruh haline girmenin belli basli sebepleri olabilir.
devamını gör...
ilk aşk
lisenin ilk günüydü. içimde ise ilk günden mütevellit telaş, stres, merak, belirsizlik. merkezde olması için ortalarda bir yerlere oturdum. sonra sınıf yavaş yavaş dolmaya başladı ve o girdi sınıfa. bakışı, oturuşu, duruşu, saçlarını savuruşu.. o etrafa ahenk saçan kızın dalgasına kapılırken buldum kendimi birden bire. hele o gözleri. gözlerine ilk baktığım an. o kömür gözlerin içine bakarken kendimi tamamladım, en yegane yarımı buldum. ilk günün kaygısı, etraftaki koşuşturma, konuşmalar birden bire kaybolmuş gibiydi. ilk aşk denen bir şey var ya, inanmazdım ben de. o güzel gözlü kız geldi ve yıkılmaz dediğim kumdan kalelerimi bir dalga ile yıktı götürdü. baktığımla kaldım, cesaret edemedim, hor gördüm kendime bir merhabayı. içimde fırtınalar kopmasına, kızgın volkanların patlamasının sebebi olan o kız sadece bir sıra önümdeydi. ama bu uzaklık böyle bir uzaklık ki, dünyanın diğer ucuna bedel. sonrasında günler geçti, akreple yelkovan birbirini kovaladı. benim hayatım oluverdi, rüyalarımı yılbaşı misali süsledi, attığım adıma dahi anlam yüklememe sebep oldu. okuldan nefret eden, gitmemek için kırk takla atan ben, sabah olsun da okula gideyim diye sabırsızlanmaya başladım. n'oluyor bana sahi? okula gidiyordum ve o gözlerine sürgün olduğum kız sınıf kapısından içeriye adım atmadan günüm başlamıyordu, kimseyle konuşmuyordum, konuşamıyordum. okula gelmediği günler içimde bir cenaze havası patlak veriyordu. "ulan bir şey mi oldu, niye gelmedi?" diye kendimi paralıyordum, felaketim oluyordu. gel zaman git zaman sohbetimiz başladı. arkadaşça. konuşması şiir gibiydi adeta. o konuşurdu, ben saatlerce dinlerdim. susardım. o konuştukça, munis kalbinin kayıp şehrinde daha çok kendimi kaybediyordum. sonra tüyap günü geldi. tüm okulu götürüyorlar. hayatta gitmem böyle yerlere, etkinlikmiş, oymuş buymuş bana ters. o gidiyordu ama, ben durur muyum? durmam. ben de gittim peşine. arkadaş grubu hâlinde geziyoruz, bakınıyoruz. sonra en yakın arkadaşım beni kenara çekti ve dedi ki: "ben o'nu seviyorum. bugün çıkma teklifi edeceğim." o an öyle bir an ki; beynine çıkan kanın sıcaklığını hissediyorsun, kafana sıkıyorlar adeta. sustum kaldım, konuşamadım. içimden kor alevler yükseliyordu ve ben sadece bakakaldım. yandım, kül oldum. sevgili sözlük yazarları, sorum size: neden içimizde yaşadık cesareti? reva mı? geride bıraktım tabii. ama ilki başkadır, unutulmuyor böyle. hatırladıkça, o güzel anıların ölgünleşmiş hüznünü her bir hücrende hissediyorsun. sevin. çok sevin. hayat, sevgisizliğe yer bırakmayacak kadar kısa.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
salak mısın cemile
devamını gör...
anamnestik yanıt
geçirilmiş bir enfeksiyon sonrası gelişen hafıza b lenfositlerinin ve hafıza cd4+ t lenfositlerin, aynı etkenle tekrar karşılaşmaları durumunda ilk immün yanıta kıyasla çok daha hızlı ve kuvvetli yanıt vermesi durumu.
örneğin bir virüs düşünelim. bu virüs öyle bir virüs olsun ki inanılmaz hızlı bulaşıyor olsun. mesela 4 ayda bütün dünyada salgın hastalıklara sebep olsun. adına da pars-cov-2 diyelim hadi (azıcık değiştir kanka kopya çektiğin belli olmasın). bu pars-cov-2 virüsü daha önce hiçbir insana bulaşmamış olsun, bu da demek oluyor ki yeryüzünde yaşayan bir tane insan evladında bile bu virüse karşı bağışık yanıt yoktu. böyle bir virüsün bulaşması ihtimali bile olmadığından ne tanı testi, ne bir tedavi, ne semptomları, ne ilaç, ne aşı, ne o ne bu hiçbir şey yok elimizde doğal olarak.
sonra bir grup bilim insanı çıkıp dedi ki biz bu virüse karşı aşı yaptık. bu ne demek biliyor musunuz, vücudunuza bir şekilde virüsün parçalarını tanıtabileceğiniz yeni bir yöntemimiz var elimizde demek. hem de hasta olmaya gerek kalmadan.
şimdi de iki insan düşünelim. burak 24 yaşında, bilinen bir kronik hastalığı olmayan bir erkek. gülfem ise 22 yaşında, aynı burak gibi bilinen bir rahatsızlığı olmayan bir kadın. burak ve gülfem arasında büyük bir fark var ki burak aşı olmak istemiyor. gülfem ise aşı çıkar çıkmaz hemen bir şekilde ilk dozu uygulatıyor (gülfem ne şanslıymış ya, 22 yaşında aşı oldu. kendi yarattığım karakteri kıskanıyorum şu an). aradan 1 ay daha geçiyor, gülfem 2. doz aşısını da oluyor fakat burak hala aşı olmamış. aşı olmadığı gibi gülfem'e de sataşıyor, "sen aşı oldun da ne oldu, bak ben olmadım ben de hasta değilim sen de hasta değilsin, boşuna aşı vuruldun nmağağağağ" diye pis pis gülüyor. gülfem akıllı kız, hiç çizgisini bozmayıp muhatap olmamayı tercih ediyor.
aradan 1 ay daha geçiyor, ikisinin de ailesinde pozitif vaka tespit ediliyor. pars-cov-2 bulaşı olan insanlarla aynı evde yaşadıkları için filyasyon ekipleri burak ve gülfem'in evlerine gidip ikisine de test yapıyor ve ikisi de pozitif sonuç alıyor. 5 gün sonra burak iyice kötülemeye başlıyor, nefes almada zorluk yaşamaya başlıyor. 7. günde nefes darlığı başlıyor, 8. günde ards ve pnömoni gelişiyor, hastaneye yatırılıp entübe ediliyor. 9. günde sepsis gelişiyor, 12. günde yoğun bakıma yatırılıyor. 15. günde akut böbrek yetmezliği gelişiyor, 18.günde burak pars-cov-2 enfeksiyonun yol açtığı bütün bu tabloya yenik düşüp hayatını kaybediyor.
diğer yanda gülfem aşı olup vücuduna neyle savaşması gerektiğini önceden öğrettiği için ekstra zamanı vardı. burak, kendini pars-cov-2'ye karşı kendini koruyacak olan hücreleri üretip, o hücreleri eğitip, ince ayarlarını yapıp, pozitif/negatif kontrol noktalarından geçirip antikor sentezini başlatana kadar zamanı bitti ve savaşı kaybetti. gülfem ise bu antikor üretim işini cok daha önceden, vücuduna aşı ile birlikte verilen antijenlerle başlatmıştı. vücut ve bağışıklık sistemi için antikorun neye karşı üretileceği önemli degildir (ister hastalık etkenini kendinize bulaştırıp hasta olun, ister etkeni öldürüp inaktif formda verin, ister etkenin sadece bir parçasını verin, isterseniz de o parçanın genetik kodunu verip parçayı kendi hücrelerinize ürettirin). aşı sayesinde gülfem'in vücudunda pars-cov-2'ye karşı antikorlar çoktan oluşmuştu, bu antikorları oluşturan hücreleri de mevcut bulunuyordu. ailesindeki pozitif kişiden gerçek virüs bulaştığı zaman hem kanındaki antikor, hem de bu önceden oluşturulan hücreler inanılmaz hızlı ve güçlü bir yanıt verip gülfem'i hem ölümden, hem de hastaneye yatmaktan korudu.
işte bütün bu hikayenin sonundaki "antijenle yeniden karşılaşıldığında verilen daha güçlü ve hızlı ikincil yanıt"a anamnestik yanıt denir.
*** kamu spotu ***
aşı olun. burak gibi olursunuz sonra.
*** kamu spotu ***
örneğin bir virüs düşünelim. bu virüs öyle bir virüs olsun ki inanılmaz hızlı bulaşıyor olsun. mesela 4 ayda bütün dünyada salgın hastalıklara sebep olsun. adına da pars-cov-2 diyelim hadi (azıcık değiştir kanka kopya çektiğin belli olmasın). bu pars-cov-2 virüsü daha önce hiçbir insana bulaşmamış olsun, bu da demek oluyor ki yeryüzünde yaşayan bir tane insan evladında bile bu virüse karşı bağışık yanıt yoktu. böyle bir virüsün bulaşması ihtimali bile olmadığından ne tanı testi, ne bir tedavi, ne semptomları, ne ilaç, ne aşı, ne o ne bu hiçbir şey yok elimizde doğal olarak.
sonra bir grup bilim insanı çıkıp dedi ki biz bu virüse karşı aşı yaptık. bu ne demek biliyor musunuz, vücudunuza bir şekilde virüsün parçalarını tanıtabileceğiniz yeni bir yöntemimiz var elimizde demek. hem de hasta olmaya gerek kalmadan.
şimdi de iki insan düşünelim. burak 24 yaşında, bilinen bir kronik hastalığı olmayan bir erkek. gülfem ise 22 yaşında, aynı burak gibi bilinen bir rahatsızlığı olmayan bir kadın. burak ve gülfem arasında büyük bir fark var ki burak aşı olmak istemiyor. gülfem ise aşı çıkar çıkmaz hemen bir şekilde ilk dozu uygulatıyor (gülfem ne şanslıymış ya, 22 yaşında aşı oldu. kendi yarattığım karakteri kıskanıyorum şu an). aradan 1 ay daha geçiyor, gülfem 2. doz aşısını da oluyor fakat burak hala aşı olmamış. aşı olmadığı gibi gülfem'e de sataşıyor, "sen aşı oldun da ne oldu, bak ben olmadım ben de hasta değilim sen de hasta değilsin, boşuna aşı vuruldun nmağağağağ" diye pis pis gülüyor. gülfem akıllı kız, hiç çizgisini bozmayıp muhatap olmamayı tercih ediyor.
aradan 1 ay daha geçiyor, ikisinin de ailesinde pozitif vaka tespit ediliyor. pars-cov-2 bulaşı olan insanlarla aynı evde yaşadıkları için filyasyon ekipleri burak ve gülfem'in evlerine gidip ikisine de test yapıyor ve ikisi de pozitif sonuç alıyor. 5 gün sonra burak iyice kötülemeye başlıyor, nefes almada zorluk yaşamaya başlıyor. 7. günde nefes darlığı başlıyor, 8. günde ards ve pnömoni gelişiyor, hastaneye yatırılıp entübe ediliyor. 9. günde sepsis gelişiyor, 12. günde yoğun bakıma yatırılıyor. 15. günde akut böbrek yetmezliği gelişiyor, 18.günde burak pars-cov-2 enfeksiyonun yol açtığı bütün bu tabloya yenik düşüp hayatını kaybediyor.
diğer yanda gülfem aşı olup vücuduna neyle savaşması gerektiğini önceden öğrettiği için ekstra zamanı vardı. burak, kendini pars-cov-2'ye karşı kendini koruyacak olan hücreleri üretip, o hücreleri eğitip, ince ayarlarını yapıp, pozitif/negatif kontrol noktalarından geçirip antikor sentezini başlatana kadar zamanı bitti ve savaşı kaybetti. gülfem ise bu antikor üretim işini cok daha önceden, vücuduna aşı ile birlikte verilen antijenlerle başlatmıştı. vücut ve bağışıklık sistemi için antikorun neye karşı üretileceği önemli degildir (ister hastalık etkenini kendinize bulaştırıp hasta olun, ister etkeni öldürüp inaktif formda verin, ister etkenin sadece bir parçasını verin, isterseniz de o parçanın genetik kodunu verip parçayı kendi hücrelerinize ürettirin). aşı sayesinde gülfem'in vücudunda pars-cov-2'ye karşı antikorlar çoktan oluşmuştu, bu antikorları oluşturan hücreleri de mevcut bulunuyordu. ailesindeki pozitif kişiden gerçek virüs bulaştığı zaman hem kanındaki antikor, hem de bu önceden oluşturulan hücreler inanılmaz hızlı ve güçlü bir yanıt verip gülfem'i hem ölümden, hem de hastaneye yatmaktan korudu.
işte bütün bu hikayenin sonundaki "antijenle yeniden karşılaşıldığında verilen daha güçlü ve hızlı ikincil yanıt"a anamnestik yanıt denir.
*** kamu spotu ***
aşı olun. burak gibi olursunuz sonra.
*** kamu spotu ***
devamını gör...
güne bir söz bırak
sevginin yanına huzuru koy bugün.
umudu unutma. tek tek sil seni üzen ne varsa.
bak bugün cumartesi...
birhan eroğlu
umudu unutma. tek tek sil seni üzen ne varsa.
bak bugün cumartesi...
birhan eroğlu
devamını gör...
erkeklerin masaj için özellikle masöz tercih etmesi
masaj sağlık ve rahatlamak için yapılır. bu durumda gittiğiniz merkezde, yapanın cinsiyetinin farketmemesi gerekir. tıpkı randevu alırken doktor’un kadın veya erkek olmasına bakmadan, direk uzmanlığıyla ilgilendiğimiz gibi. etken seçme nedeni tecrübesi olmalıyken, erkeklerin özellikle masöz olsun tercihine anlam veremiyor ve altında art niyet aramama neden oluyor.
ön edit: hayır masöz değilim.
ön edit: hayır masöz değilim.
devamını gör...


