diyelim ki o bunu okuyor
seninle çekilecek fotoğraflar,
seninle olacak mutluluklar,
seninle dinlenecek müzikler,
seninle olacak gülümsemeler,
seninle yapılacak yolculuklar,
seninle bakılacak gökyüzü,
seninle ıslanılacak yağmurlar,
seninle izlenilecek filmler,
seninle geçirilicek bir ömür var bende. *
seninle olacak mutluluklar,
seninle dinlenecek müzikler,
seninle olacak gülümsemeler,
seninle yapılacak yolculuklar,
seninle bakılacak gökyüzü,
seninle ıslanılacak yağmurlar,
seninle izlenilecek filmler,
seninle geçirilicek bir ömür var bende. *
devamını gör...
fedailerin kalesi alamut
bir vladimir bartol kitabıdır.
üniversite zamanlarında zekasına ve edebiyat zevkine çok güvendiğim bir arkadaşım bana ankara’daki imge kitabevinden zorla aldırmıştı bu kitabı. mutlaka okumam gerektiğini defalarca söylemesine rağmen satın aldıktan sonra o zamanlar minicik olan kütüphanemin bir köşesine bıraktım. sonra parasız kaldığım bir dönem kitapsız da kaldığım için alıp okumaya başladım ve iyi ki okumuşum.
hasan sabbah’ın alamut kalesinde haşhaş verdiği fedaileri cennet vaadi ile kandırıp onlardan bir suikast ordusu yaratması çerçevesinde gelişen kitapta hasan sabbah’ın karşısında nizamülmülk vardır. bir devlet adamı ve siyaset bilimci olan vezir ile bir terörist sayılan hasan sabbah arasındaki bu mücadelenin aracısı ile rubaileri ile herkesi kendine hayran bırak şair ömer hayyam’dır.
oldukça hacimli bir kitap olmasına ve puntolarının da göz korkutucu derecede küçük olmasına rağmen kitabı bir buçuk günde bitirdim. ve açıkçası üzerinden zaman geçmiş olmasına rağmen o zamanlar kitap hakkındaki düşüncelerimin çok olumlu olduğunu ve kitaptan çok etkilendiğimi net bir şekilde hatırlıyorum.
üniversite zamanlarında zekasına ve edebiyat zevkine çok güvendiğim bir arkadaşım bana ankara’daki imge kitabevinden zorla aldırmıştı bu kitabı. mutlaka okumam gerektiğini defalarca söylemesine rağmen satın aldıktan sonra o zamanlar minicik olan kütüphanemin bir köşesine bıraktım. sonra parasız kaldığım bir dönem kitapsız da kaldığım için alıp okumaya başladım ve iyi ki okumuşum.
hasan sabbah’ın alamut kalesinde haşhaş verdiği fedaileri cennet vaadi ile kandırıp onlardan bir suikast ordusu yaratması çerçevesinde gelişen kitapta hasan sabbah’ın karşısında nizamülmülk vardır. bir devlet adamı ve siyaset bilimci olan vezir ile bir terörist sayılan hasan sabbah arasındaki bu mücadelenin aracısı ile rubaileri ile herkesi kendine hayran bırak şair ömer hayyam’dır.
oldukça hacimli bir kitap olmasına ve puntolarının da göz korkutucu derecede küçük olmasına rağmen kitabı bir buçuk günde bitirdim. ve açıkçası üzerinden zaman geçmiş olmasına rağmen o zamanlar kitap hakkındaki düşüncelerimin çok olumlu olduğunu ve kitaptan çok etkilendiğimi net bir şekilde hatırlıyorum.
devamını gör...
rahatsız (yazar)
arkadaşlar napıyonuz kalbim sizinle zannettim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
en nadide eserinim senin..
yokluğun da varım..
varlığın da yokum..
sen oldum bir kere..
aksini iddia etme sakın..
hayalin yüreğim de cicekse..
binbir renkte buketim..
bana ulaşmak zor değil..
elin de sırça.. gönlün de kefenim..
yokluğun da varım..
varlığın da yokum..
sen oldum bir kere..
aksini iddia etme sakın..
hayalin yüreğim de cicekse..
binbir renkte buketim..
bana ulaşmak zor değil..
elin de sırça.. gönlün de kefenim..
devamını gör...
gabriel obertan
bir zamanlar bourdoux'da da oynarken galatasaray'a karşı güzel maç çıkarmıştır. wonderkid zamanlarıydı. ama gereken gelişimi gösteremeyen bir futbolcu oldu hep. türkiye liginde daima iş yapar, bileklerine hakim ve kıvrak bir futbolcu.
devamını gör...
üç nokta kullanımının suyunun çıktığı an
üç nokta duyarı da görmedik demezsiniz artık...
t: bana da bi bardak su
t: bana da bi bardak su
devamını gör...
vampirlerin haçtan korkması
dindar vampirlerin korkusudur. inançsız olsalar kokmayacaklardı. neye inanırsan gerçeğin o olur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının covid-19 aşısı hakkındaki görüşleri
aklı olan olur.
tıp bu ya boru mu?
kaç sene okuyorlar.
az itimat edin pliz.
tıp bu ya boru mu?
kaç sene okuyorlar.
az itimat edin pliz.
devamını gör...
ruşendil-i beşer
uzun zamandır göremediğim yazar. okuyor, okunuyorduk, nerelere gitti acep?
bir selam derse sevineceğim. hayal gibi geliyor şu an varlığı, belki de zihnim uydurdu?
yok canım!
bir selam derse sevineceğim. hayal gibi geliyor şu an varlığı, belki de zihnim uydurdu?
yok canım!
devamını gör...
michael jackson
king of pop. 2009 yılında ,51 yaşındayken aramızdan ayrılmış bir ikon.
devamını gör...
12 nisan 2021 bir grubun attığı tecavüz içerikli tweet rezaleti
her ne için olursa olsun bu korkuyu bana ve diğer kadinlara yaşatmaya haklari yok. ister mizah diyin ister duyar diyin iser viral . bu bahanelerin altına sığınamazlar.bunları ciddiye alan bir takım kanı bozuk bulunmakla birlikte cesaretlendiklerini de görüyorum . yaklaşık üç saattir tag da yazan çoğu tweeti okuyorum ve ciddi ciddi bu takımı savunanlar var . aklım almıyor cidden . ağız dolusu küfür az kalır.
devamını gör...
dünya'nın geçmişini görmek
teorik olarak mümkün olan eylem.
yeterince büyük bir kara delik bulabilirseniz bu cisim işinizi görür. kara delikler uzay ve zamanı büyük ölçüde bükmeleriyle meşhur. dünya'nın geçmiş zamanlarında dünya'dan çıkan bir foton düşünün*. bu foton bir kara delik yakınından geçerken bükülen dokuda yolunu değiştirebilir ve kara deliğin etrafından dolaşarak 180 derecelik açıyla geldiği yöne geri dönebilir. bu durumda -karşısına başka herhangi bir cisim çıkmayacağını umut ederek- diyebiliriz ki buradan, yani dünyadan çıkan foton tekrar buraya ulaşacak.
şimdi bunu tek bir foton değil, bir foton demeti yani ışık olarak düşünün. dünya üzerinde yaşanan olayların uzaya yansıması ve bir kara deliğin etrafından geri dönerek tekrar bize kozmik bir ekrandan izletilmesi gibi... ancak dediğim gibi, bu teorik bir durum. gerçekte buradan giden tüm fotonları bize geri döndürecek büyüklükte bir kara delik olup olmadığı, bu fotonların yol üzerinde başka cisimlere rastlamadan başka bir bükülme nedeniyle yön değiştirmemesi gibi birtakım olasılıklar düşünüldüğünde, bu durum pratikte imkânsıza yakın görünüyor.
***
bir başka teorik görüş de şöyle: evreni ya da işinizi görecek kadarlık bir kısmını birbirine "yapıştırmak". bir a4 kâğıdı alıp rulo yapın ve üst üste gelen kenarlarını birbirine yapıştırın. işte evrene bunu uygulamayı başarırsanız -ki başaramazsınız- bu, geçmişi görmek için bir yoldur. özellikle atari ile büyüyen nesiller iyi bilir; bazı oyunlarda * ekranın bir tarafından kaybolup tam tersi taraftan tekrar ekrandan belirebildiğiniz oyunlar vardır. işte bu da ona benzer: buradan çıkan ışık rulo evrenin etrafını dolaşıp tekrar diğer taraftan geri gelir. böylece geçmişteki bir ana ait ışık size tekrar gelir ve geçmişi izleme şansına sahip olursunuz.
***
bir başka teorik yol da şu: eğer şu anda dünya'dan çok daha uzak bir yere ışınlanmayı başabilirseniz, oradan -yine yapılması imkânsız olur ama- yeterince büyük bir teleskop yaparak dünya'ya bakarsanız, onun geçmişini görürsünüz. ne kadar eskiyi görürsünüz? ne kadar uzağa gitmişseniz o kadar...
***
tabii bunlar, az önce de dediğim gibi, pratikte imkânsız olan işler. ancak kesin olan şey şu ki; uzay ve zamanı eğmek, geçmişe yolculuğu mümkün hale getirir. tek sorun bunu yapabilecek bir teknolojimizin olmaması ve muhtemelen de hiçbir zaman olmayacak olması. en azından burada sıraladığım 3 seçenek için...
yeterince büyük bir kara delik bulabilirseniz bu cisim işinizi görür. kara delikler uzay ve zamanı büyük ölçüde bükmeleriyle meşhur. dünya'nın geçmiş zamanlarında dünya'dan çıkan bir foton düşünün*. bu foton bir kara delik yakınından geçerken bükülen dokuda yolunu değiştirebilir ve kara deliğin etrafından dolaşarak 180 derecelik açıyla geldiği yöne geri dönebilir. bu durumda -karşısına başka herhangi bir cisim çıkmayacağını umut ederek- diyebiliriz ki buradan, yani dünyadan çıkan foton tekrar buraya ulaşacak.
şimdi bunu tek bir foton değil, bir foton demeti yani ışık olarak düşünün. dünya üzerinde yaşanan olayların uzaya yansıması ve bir kara deliğin etrafından geri dönerek tekrar bize kozmik bir ekrandan izletilmesi gibi... ancak dediğim gibi, bu teorik bir durum. gerçekte buradan giden tüm fotonları bize geri döndürecek büyüklükte bir kara delik olup olmadığı, bu fotonların yol üzerinde başka cisimlere rastlamadan başka bir bükülme nedeniyle yön değiştirmemesi gibi birtakım olasılıklar düşünüldüğünde, bu durum pratikte imkânsıza yakın görünüyor.
***
bir başka teorik görüş de şöyle: evreni ya da işinizi görecek kadarlık bir kısmını birbirine "yapıştırmak". bir a4 kâğıdı alıp rulo yapın ve üst üste gelen kenarlarını birbirine yapıştırın. işte evrene bunu uygulamayı başarırsanız -ki başaramazsınız- bu, geçmişi görmek için bir yoldur. özellikle atari ile büyüyen nesiller iyi bilir; bazı oyunlarda * ekranın bir tarafından kaybolup tam tersi taraftan tekrar ekrandan belirebildiğiniz oyunlar vardır. işte bu da ona benzer: buradan çıkan ışık rulo evrenin etrafını dolaşıp tekrar diğer taraftan geri gelir. böylece geçmişteki bir ana ait ışık size tekrar gelir ve geçmişi izleme şansına sahip olursunuz.
***
bir başka teorik yol da şu: eğer şu anda dünya'dan çok daha uzak bir yere ışınlanmayı başabilirseniz, oradan -yine yapılması imkânsız olur ama- yeterince büyük bir teleskop yaparak dünya'ya bakarsanız, onun geçmişini görürsünüz. ne kadar eskiyi görürsünüz? ne kadar uzağa gitmişseniz o kadar...
***
tabii bunlar, az önce de dediğim gibi, pratikte imkânsız olan işler. ancak kesin olan şey şu ki; uzay ve zamanı eğmek, geçmişe yolculuğu mümkün hale getirir. tek sorun bunu yapabilecek bir teknolojimizin olmaması ve muhtemelen de hiçbir zaman olmayacak olması. en azından burada sıraladığım 3 seçenek için...
devamını gör...
sosyoloji
ülkemizde bilim olmaktan çıkaralı ve tu kaka ilan edeli çok oldu ama gelecekteki en büyük sorunların temelinde hep sosyolojik değişimler başrolde olacak.
devamını gör...
doğu'dan uzakta
bir amin maalouf kitabı. okuduğumda, memleketten ayrılalı bir sene olmuştu. memleket nedir, gurbet nedir, onların sorgulamasına başladım okudukça.
romandaki kahramanın ismi adam'dır. adam’ın hissettikleri ile benim hissettiklerim çok yakın geldi.
sonra aklıma mülteciler geldi. göç etmek zorunda olanlar.
göç insanlık ile yaşıt bir kavram.
insan vatanından neden göç eder. iç savaştı adam’ı göç ettiren. baştaki bir kaç kişinin, ortalığı karıştırması ve huzurunun bozulmasından bezmişti. birilerinin bitmeyen kavgasından bezmişti. kavgada müdahil değildi ama acıdan pay alması isteniyordu.
gidişini memleketten kaçmak, memleketi için bir şey yapmak istememek olarak algılayan, bir arkadaşı ile tartışmışlardı. arkadaşı ülkesinde başarılı bir bürokrat olmuştu. adam’a göre ise birilerine köle etmişti kendini.
ikisi de diğerinin yeni yaşamını tasvip etmiyordu
oysa adam ile murat çok iyi arkadaştılar gençken. adı bir türlü kitapta geçmeyen ülkede, iç savaş çıkmadan önce.
tek ikisi yoktu, kalabalık bir arkadaş gurubuydular. hemen hepsinin dinleri farklıydı ama arkadaşlık yapabiliyorlardı. ülke içsavaş öncesi huzur dolu bir yerdi.
aslında gruptaki her arkadaşın içinde, sakladıkları hikayeler vardı. adam da saklıyordu içinde ailesinin hikayesini. acı doluydu herkesin hikayesi. gençlik acının evde bırakıldığı, düşünmeden keyifli anlar geçirilecek zamandı. arkadaşlık, düşünmeye maniydi aslında. ondan kıymetliydi.
insan arkadaşı ile beraberken o anı yaşar sadece. ne önceyi düşünür ne sonrayı. o anı yaşadıkça keyif almaya devam eder, andan.
adam ve arkadaşları da öyle arkadaş idiler. yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu ama kimse kimse hakkında fazla bir şey bilmiyordu. o an bu hiçbirinin umurumda değildi. güzel zaman geçiriyorlardı.
iç savaş can acıtmaya başlayınca, huzur kaçınca, gidebilen, gidebildiği kadar uzağa gitti. canı az yanan ya da gidemeyen de kaldı savaşın ortasında.
bir gün murat’ın karısı adam’ı arayınca geçmiş kıpırdanmaya başladı yeniden. murat çok hasta idi. karısı adam’ın onu görmesini istiyordu. aralarındaki küslüğün bitmesini istiyordu.
adam, hoca olmuştu fransada. kendinden başarılı bir insan çıkarmıştı. bunların hiçbirini ona memleketi veremezdi. memleketini düşünmeye başladı. karısı ile konuştu ve istemeye istemeye geçmişine dönmeye karar verdi.
hazırladığı bir araştırma için, değişiklik olur diye, avuttu kendini.
annesinin babasının ülkesine doğru yola çıktı.
aklına arkadaşlarında geçmişe dönmesi fikri geldi. hepsine mail attı. buluşalım, dedi eski günlerdeki gibi.
gençlikte yaşananların, spontan olduğunu bilmiyordu. her şey aynı olabilir sandı. herkes aynı kalabilir sandı. kendinin, ne kadar değiştiğini, ülkesine gidince farketti.
insan bir yerleri bıraktığında, orda kalan yanı oluyor. o yanı, döndüğü zaman her şeyin aynı şekilde, onu beklediğini söylüyor. özlem duymaya sebep olan, acı çektiren yan, o yan. hâlbuki gidenle gidiyor, yaşananlar. dönünce olmuyor eskisi gibi. yeniler geliyor, yenilerin oluyor oralar. hele yeni bir yaşam kurulabilmişse gidilen yerde. gezegen adil davranıyor. kimseye ikinci bir hayat bırakmıyor. herkes, sadece yaşadığı hayatın sahibi olabiliyor.
aynı şey arkadaşlık için de geçerli. arkadaşlık gurupları, bir kişinin organize ettiği gruplar. kimsenin farkında olmadığı bir kişi herkesi çekip çeviriyor, bir araya topluyor. o kişi her zaman aynı kişi olmuyor. el değişiyor gurubun lideri, kimse fark etmeden. gruba kimse liderlik yapmazsa gurup dağılıyor.
adam, lider olmuştu farkında değildi. murat’ın hastalığı ise her şeyi yeniden başlatan adım olmuştu. adam, aslında kendi başına murat’a ve memlekete katlanmak istemiyordu o yüzden herkesi murat için çağırıyordu. herkesin memleketi ile yüzleşmesini istiyordu. tek giden o değildi, tek dönen o olmak istemedi. derdini paylaşmak istedi. arkadaş gurubunda da öncü olanın bir derdi olur ekseriyetle. sıkılan insan, insan arar çevresinde. sıkılan insan paylaşmak ister bir şeyleri. kimi çok dolu olur, taşar. tutamaz kendine yaşadıklarını. paylaşacak insan arar kendine. dolu insanlardır arkadaş arayanlar.
kendine kurduğu yeni yaşam ile doludur, adam. üniversite ile doludur. en az onun kadar dolu olan, karısı ile doludur. memleketi ve murat’ın görme için geçmişindeki arkadaşlarına ihtiyaç duyar. paylaşmak zorundadır. kendi başına üstesinden gelmek istemez.
romandaki memleket sorgulaması, aile sorgulaması, arkadaş sorgulaması, vatandaşlık sorgulaması, beni çok etkiledi. sahip olduğumuz her değer, ihtiyacımız olduğu için var. ihtiyacımız olmayan değerlerin yerine, yeni değerler geliyor.
yaşam aynı gitmiyor. bence gitmemeli de. yaşam bizi güncelliyor. bedenimizi güncelliyor. bu duruma ya müdahil olacağız ya da kendi yaşamımızın seyircisi olacağız. göç güncellemeye müdahil olmak bence.
kitabın sonunda göçmenlere saygım daha da arttı.
sadece ben, memleketimi memlekette bıraktım sanıyordum. amin maalouf'ta memleketini memlekette bırakmıştı. iyi de yapmıştı yoksa amin maalouf olamazdı. bence kendini yazdı. adam, kendiydi. okunası, klasik olunası bir kitap.
romandaki kahramanın ismi adam'dır. adam’ın hissettikleri ile benim hissettiklerim çok yakın geldi.
sonra aklıma mülteciler geldi. göç etmek zorunda olanlar.
göç insanlık ile yaşıt bir kavram.
insan vatanından neden göç eder. iç savaştı adam’ı göç ettiren. baştaki bir kaç kişinin, ortalığı karıştırması ve huzurunun bozulmasından bezmişti. birilerinin bitmeyen kavgasından bezmişti. kavgada müdahil değildi ama acıdan pay alması isteniyordu.
gidişini memleketten kaçmak, memleketi için bir şey yapmak istememek olarak algılayan, bir arkadaşı ile tartışmışlardı. arkadaşı ülkesinde başarılı bir bürokrat olmuştu. adam’a göre ise birilerine köle etmişti kendini.
ikisi de diğerinin yeni yaşamını tasvip etmiyordu
oysa adam ile murat çok iyi arkadaştılar gençken. adı bir türlü kitapta geçmeyen ülkede, iç savaş çıkmadan önce.
tek ikisi yoktu, kalabalık bir arkadaş gurubuydular. hemen hepsinin dinleri farklıydı ama arkadaşlık yapabiliyorlardı. ülke içsavaş öncesi huzur dolu bir yerdi.
aslında gruptaki her arkadaşın içinde, sakladıkları hikayeler vardı. adam da saklıyordu içinde ailesinin hikayesini. acı doluydu herkesin hikayesi. gençlik acının evde bırakıldığı, düşünmeden keyifli anlar geçirilecek zamandı. arkadaşlık, düşünmeye maniydi aslında. ondan kıymetliydi.
insan arkadaşı ile beraberken o anı yaşar sadece. ne önceyi düşünür ne sonrayı. o anı yaşadıkça keyif almaya devam eder, andan.
adam ve arkadaşları da öyle arkadaş idiler. yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu ama kimse kimse hakkında fazla bir şey bilmiyordu. o an bu hiçbirinin umurumda değildi. güzel zaman geçiriyorlardı.
iç savaş can acıtmaya başlayınca, huzur kaçınca, gidebilen, gidebildiği kadar uzağa gitti. canı az yanan ya da gidemeyen de kaldı savaşın ortasında.
bir gün murat’ın karısı adam’ı arayınca geçmiş kıpırdanmaya başladı yeniden. murat çok hasta idi. karısı adam’ın onu görmesini istiyordu. aralarındaki küslüğün bitmesini istiyordu.
adam, hoca olmuştu fransada. kendinden başarılı bir insan çıkarmıştı. bunların hiçbirini ona memleketi veremezdi. memleketini düşünmeye başladı. karısı ile konuştu ve istemeye istemeye geçmişine dönmeye karar verdi.
hazırladığı bir araştırma için, değişiklik olur diye, avuttu kendini.
annesinin babasının ülkesine doğru yola çıktı.
aklına arkadaşlarında geçmişe dönmesi fikri geldi. hepsine mail attı. buluşalım, dedi eski günlerdeki gibi.
gençlikte yaşananların, spontan olduğunu bilmiyordu. her şey aynı olabilir sandı. herkes aynı kalabilir sandı. kendinin, ne kadar değiştiğini, ülkesine gidince farketti.
insan bir yerleri bıraktığında, orda kalan yanı oluyor. o yanı, döndüğü zaman her şeyin aynı şekilde, onu beklediğini söylüyor. özlem duymaya sebep olan, acı çektiren yan, o yan. hâlbuki gidenle gidiyor, yaşananlar. dönünce olmuyor eskisi gibi. yeniler geliyor, yenilerin oluyor oralar. hele yeni bir yaşam kurulabilmişse gidilen yerde. gezegen adil davranıyor. kimseye ikinci bir hayat bırakmıyor. herkes, sadece yaşadığı hayatın sahibi olabiliyor.
aynı şey arkadaşlık için de geçerli. arkadaşlık gurupları, bir kişinin organize ettiği gruplar. kimsenin farkında olmadığı bir kişi herkesi çekip çeviriyor, bir araya topluyor. o kişi her zaman aynı kişi olmuyor. el değişiyor gurubun lideri, kimse fark etmeden. gruba kimse liderlik yapmazsa gurup dağılıyor.
adam, lider olmuştu farkında değildi. murat’ın hastalığı ise her şeyi yeniden başlatan adım olmuştu. adam, aslında kendi başına murat’a ve memlekete katlanmak istemiyordu o yüzden herkesi murat için çağırıyordu. herkesin memleketi ile yüzleşmesini istiyordu. tek giden o değildi, tek dönen o olmak istemedi. derdini paylaşmak istedi. arkadaş gurubunda da öncü olanın bir derdi olur ekseriyetle. sıkılan insan, insan arar çevresinde. sıkılan insan paylaşmak ister bir şeyleri. kimi çok dolu olur, taşar. tutamaz kendine yaşadıklarını. paylaşacak insan arar kendine. dolu insanlardır arkadaş arayanlar.
kendine kurduğu yeni yaşam ile doludur, adam. üniversite ile doludur. en az onun kadar dolu olan, karısı ile doludur. memleketi ve murat’ın görme için geçmişindeki arkadaşlarına ihtiyaç duyar. paylaşmak zorundadır. kendi başına üstesinden gelmek istemez.
romandaki memleket sorgulaması, aile sorgulaması, arkadaş sorgulaması, vatandaşlık sorgulaması, beni çok etkiledi. sahip olduğumuz her değer, ihtiyacımız olduğu için var. ihtiyacımız olmayan değerlerin yerine, yeni değerler geliyor.
yaşam aynı gitmiyor. bence gitmemeli de. yaşam bizi güncelliyor. bedenimizi güncelliyor. bu duruma ya müdahil olacağız ya da kendi yaşamımızın seyircisi olacağız. göç güncellemeye müdahil olmak bence.
kitabın sonunda göçmenlere saygım daha da arttı.
sadece ben, memleketimi memlekette bıraktım sanıyordum. amin maalouf'ta memleketini memlekette bırakmıştı. iyi de yapmıştı yoksa amin maalouf olamazdı. bence kendini yazdı. adam, kendiydi. okunası, klasik olunası bir kitap.
devamını gör...
güne bir söz bırak
bir kere yanlış trene bindiyseniz ; koridordan ters tarafa yürümenin hiçbir faydası yoktur.
(bkz: nietzsche)
(bkz: nietzsche)
devamını gör...
düşün ki kedin bunu okuyor
şimdi çok uzaklardasın yıllar oldu seni görmeyeli. umarım iyisindir seni çok özledim. her kediyi çok sevsem de senin yerin çok ayrı. senin renginde kediler görünce içimde bir şeyler parçalanıyor.
devamını gör...
erkeklerin tahammül edilemeyen hareketleri
öğrendikleri "erkeklik" algısına uydukları, en "errrrrrrkek"in kendileri olduğunu belli etmek için yaptıkları her şey. çok itici ve komik oluyorlar.
devamını gör...
5 yıl sonraki kendine not
umarım ölmüşsündür.
devamını gör...
