kitabı baskıdan okumak vs telefondan okumak
kitabı fiziki olarak okumak daha güzeldir. ancak yüzlerce, binlerce e-kitabı telefonumun içine sığdırabilirim. çalışırken, sıra beklerken vs her an çıkarıp okuyabilirim. öyle uygulamalar var ki sayfaya gitme, arama, seslendirme vs.. fiziki kitap okuma takıntım olsaydı şu ana kadar okuduklarımın ancak üçte birini okumuş olurdum.
devamını gör...
take me to church
hozier 'in şarkısı.benim için tam bir başyapıt.
devamını gör...
seni seviyorum demek için en yanlış an
ilk tanışmadan sonra eve gidildiğinde. (bkz: ted mosby) ders alınız..
devamını gör...
mutluluğu kim satıyor sorunsalı
mutluluk satılmayacak kadar değerli, paha biçilemez. dünyayı dolaşıp da bulunamayacak kadar zor, bulunduğunda ise elde duran serçe misalidir, kaybedilmesi her an '' an meselesi '' dir.
mutluluğu yürekte hissetmek çok güzel bir duygudur elbet. ama birbirine eş çarpan iki kalp olunca da insan ister ki '' şu vuslata sarılayım, sarılayım da bir daha hiç benden gitmesin '' der yüreğin en derin, en unutulmuş, en yalnız kalmış yerinden.
bulabilene ne mutlu demekten başka gerek yoktur.
kimse satamıyor yani. kimse de alamıyor elbet. mutluluk insanı buluyor, hiç şüphesiz hem de...
mutluluğu yürekte hissetmek çok güzel bir duygudur elbet. ama birbirine eş çarpan iki kalp olunca da insan ister ki '' şu vuslata sarılayım, sarılayım da bir daha hiç benden gitmesin '' der yüreğin en derin, en unutulmuş, en yalnız kalmış yerinden.
bulabilene ne mutlu demekten başka gerek yoktur.
kimse satamıyor yani. kimse de alamıyor elbet. mutluluk insanı buluyor, hiç şüphesiz hem de...
devamını gör...
taksim cumhuriyet anıtı
atatürk ve silah arkadaşlarının yer aldığı, milli mücadele ve türkiye'nin çağdaş yüzünü simgeleyen heykel, halkın maddi yardımlarıyla tunç ve betondan yapılarak 1928 yılında bugünkü yerine yerleştirilmiş.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kocaman bir özlem, tatlı mı tatlı bir dost sayesinde minik adımlarla geri dönüyorum sözlüğe. bu, hem bu başlığa girdiğim ilk yazı hem de sözlüğe geri dönüşümün ilk adımları olsun madem:
yaşayan her varlığın kaçınılmaz sonudur ölüm. hatta sadece sonu olduğunu iddia etmek yanlış olabilir çünkü bu bireysel varlığımızı da etkiler. düşüncesi, belirsizliği kapsamında hayatımızı da büyük ölçüde şekillendirir. bu bilinmezliğin sonucu olan korku ise benliğimizi tehdit eder. varlığımız gerçeğinin sadece sonuç kısmına hapsolduğumuz sürece bakış açımız değişir ve esir oluruz.
ölüm gerçeği antik yunan’dan itibaren felsefe başlığı altında tartışılagelmiştir günümüze. bu olguya karşı var olan görüşler ikiye ayrılırdı: herakleitos ile başlayan “değişimi kabulleniş” ve parmenides’in öncülüğüyle ortaya çıkmış olan “değişmezi arayış”. bu keskin ayrılışların dışında birçok filozof da ele alır ölümü. en önemlilerinden biri de spinoza’dır. işin özünde spinoza ölümden çok ölüm korkusundan bahseder. “özgür insanın en az düşündüğü şey ölümdür; onun felsefesi ölüm üzerine değil, yaşam üzerine bir tefekkürdür.” diyerek ölüm korkusunun insanın özgürlüğünü elinden aldığını ve onu esir ettiğini belirtir.
ölüm belirsizliğin sonu ve hatta belirsizliğin ta kendisidir. bu bilinmezlik düğümünü çözmek amacıyla oluşturulmuş çoğu argümana katılmıyorum. baskı altında kalmaksızın düşündüğümde ölümün bir bitiş olduğuna inanmıyorum. bunu anlamsız bulup sadece “korkuyu maskeleyerek gerçeklerden kaçma” olarak görebilirsiniz elbette ancak bence ölüm bedensel varoluşumun sonu, varlığımın değil. şekil değiştirerek yeniden var olabilirim. o zaman ben ben olur muyum bilmiyorum. bu, konuyu kimin incelediğine göre değişebilecek öznel bir yargı. tabii ki bu hayatımızın anlamsız olduğunu göstermez. sonunda inandığımız şeye göre belirli ödüllere ulaşırız. sonuçta –en azından içinde bulunduğumuz versiyonumuz için- bir bitiş çizgisi olmasaydı koşmanın da anlamı kalmazdı. kısacası ölümle birlikte “dalga, okyanusa geri döner.” doğumumun öncesi gibi ölümümün sonrasında da varolacağım.
özetlemem gerekirse, ölüm her daim insanoğlunun aklını meşgul etmiştir. bilinmezlik yetmez çünkü insanlara, korkar ve gerileriz. asıl amaç özgürlüğümüz peşinde sorgulamaktır varoluşumuzu.
•
merdumgiriz_ sponsorluğunda diyebilir miyiz?*
yaşayan her varlığın kaçınılmaz sonudur ölüm. hatta sadece sonu olduğunu iddia etmek yanlış olabilir çünkü bu bireysel varlığımızı da etkiler. düşüncesi, belirsizliği kapsamında hayatımızı da büyük ölçüde şekillendirir. bu bilinmezliğin sonucu olan korku ise benliğimizi tehdit eder. varlığımız gerçeğinin sadece sonuç kısmına hapsolduğumuz sürece bakış açımız değişir ve esir oluruz.
ölüm gerçeği antik yunan’dan itibaren felsefe başlığı altında tartışılagelmiştir günümüze. bu olguya karşı var olan görüşler ikiye ayrılırdı: herakleitos ile başlayan “değişimi kabulleniş” ve parmenides’in öncülüğüyle ortaya çıkmış olan “değişmezi arayış”. bu keskin ayrılışların dışında birçok filozof da ele alır ölümü. en önemlilerinden biri de spinoza’dır. işin özünde spinoza ölümden çok ölüm korkusundan bahseder. “özgür insanın en az düşündüğü şey ölümdür; onun felsefesi ölüm üzerine değil, yaşam üzerine bir tefekkürdür.” diyerek ölüm korkusunun insanın özgürlüğünü elinden aldığını ve onu esir ettiğini belirtir.
ölüm belirsizliğin sonu ve hatta belirsizliğin ta kendisidir. bu bilinmezlik düğümünü çözmek amacıyla oluşturulmuş çoğu argümana katılmıyorum. baskı altında kalmaksızın düşündüğümde ölümün bir bitiş olduğuna inanmıyorum. bunu anlamsız bulup sadece “korkuyu maskeleyerek gerçeklerden kaçma” olarak görebilirsiniz elbette ancak bence ölüm bedensel varoluşumun sonu, varlığımın değil. şekil değiştirerek yeniden var olabilirim. o zaman ben ben olur muyum bilmiyorum. bu, konuyu kimin incelediğine göre değişebilecek öznel bir yargı. tabii ki bu hayatımızın anlamsız olduğunu göstermez. sonunda inandığımız şeye göre belirli ödüllere ulaşırız. sonuçta –en azından içinde bulunduğumuz versiyonumuz için- bir bitiş çizgisi olmasaydı koşmanın da anlamı kalmazdı. kısacası ölümle birlikte “dalga, okyanusa geri döner.” doğumumun öncesi gibi ölümümün sonrasında da varolacağım.
özetlemem gerekirse, ölüm her daim insanoğlunun aklını meşgul etmiştir. bilinmezlik yetmez çünkü insanlara, korkar ve gerileriz. asıl amaç özgürlüğümüz peşinde sorgulamaktır varoluşumuzu.
•
merdumgiriz_ sponsorluğunda diyebilir miyiz?*
devamını gör...
30 yaşından fazla olup kendini genç gören insan
benim. geçen uçağa bindiğimde, yanımda oturan amca '' oğlum üniversite mi okuyorsun ? '' demişti. kafa kağıdı 36 diyor, görünümüm 25 diyor ama içim toprağa bakıyor...
devamını gör...
i. justinianus
imparatoriçe theodoranın eşidir.
bu gün de küçük bir kısmı kalmış olan, sultanahmet meydanında bulunan hipodromda yapılan at yarışlarında çıkan nika isyanının büyümesi üzerine kaçmaya karar vermiştir.
işte o an imparatoriçe theodora devreye girer ve şu sözleri söyler:
--- alıntı ---
” belki kadınların erkekler önünde konuşması korkaklara cesaret vermesi yönünden doğru değildir ama tehlike anında herkes elinden geleni yapmalıdır.yıllarca başında imparatorluk tacı taşıyan biri , o tacı kaybederken canını da kaybetmelidir.nasıl olsa dünyaya gelen her kişi ölecektir. ey imparator ; kaçmak , kurtulmak istiyorsan bunda bir zorluk yoktur ; hazinen var , gemilerin seni bekliyor ama saraydan ayrıldığında yaşamanın anlamını da yitirmiş olacaksın.ben her zaman tanrı’ya dua etmişimdir.üzerimde ki erguvan renkli pelerini aldığında canımı da alsın. merak etme ! seninde giydiğin şu erguvan renkli pelerin , gerektiğinde muhteşem bir kefen olur.şimdi gidebilirsin ama yanında hem olmayacağım.”
imparatoriçe theodora
kaynak link
--- alıntı ---
işte jüstinyen karısından aldığı gaz ile isyankarları hipodroma sıkıştırıp kılıçtan geçirir. gidin ve yılanı sütun ve dikilitaşı olduğu bu bölgeye bakın isyancıların çığlıklarını duyun.
işte belki de theodora bu konuşmayı yapmasa, bu gün ayasofya camiye çevrilmeyecekti. çünki ayasofya diye bir yer olmayacaktı.
bu gün de küçük bir kısmı kalmış olan, sultanahmet meydanında bulunan hipodromda yapılan at yarışlarında çıkan nika isyanının büyümesi üzerine kaçmaya karar vermiştir.
işte o an imparatoriçe theodora devreye girer ve şu sözleri söyler:
--- alıntı ---
” belki kadınların erkekler önünde konuşması korkaklara cesaret vermesi yönünden doğru değildir ama tehlike anında herkes elinden geleni yapmalıdır.yıllarca başında imparatorluk tacı taşıyan biri , o tacı kaybederken canını da kaybetmelidir.nasıl olsa dünyaya gelen her kişi ölecektir. ey imparator ; kaçmak , kurtulmak istiyorsan bunda bir zorluk yoktur ; hazinen var , gemilerin seni bekliyor ama saraydan ayrıldığında yaşamanın anlamını da yitirmiş olacaksın.ben her zaman tanrı’ya dua etmişimdir.üzerimde ki erguvan renkli pelerini aldığında canımı da alsın. merak etme ! seninde giydiğin şu erguvan renkli pelerin , gerektiğinde muhteşem bir kefen olur.şimdi gidebilirsin ama yanında hem olmayacağım.”
imparatoriçe theodora
kaynak link
--- alıntı ---
işte jüstinyen karısından aldığı gaz ile isyankarları hipodroma sıkıştırıp kılıçtan geçirir. gidin ve yılanı sütun ve dikilitaşı olduğu bu bölgeye bakın isyancıların çığlıklarını duyun.
işte belki de theodora bu konuşmayı yapmasa, bu gün ayasofya camiye çevrilmeyecekti. çünki ayasofya diye bir yer olmayacaktı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bağırsam bağıramam öyle bir hal, oysa o ilk feryat çıksa ağzımdan gerisi gelecek gibi, böyle kırık dökük kalmayacak hiçbişi..
ona bakıyorum, o benden daha ürkek ve milyar kat aşina bana, kuş masalından kış masalına geçiş yapan bana bakıyor, elimi tutuyor sanki, gözleri bana mı dikili onun? kelimeleri nerde peki? bu muyum ben? o mu bu kadar olan? anlamıyorum.
nerede durmam gerekiyor? nereye kadar gitmem gerekiyor bilmiyorum, tutsana ya elimi hadi? "olur öyle bazen" tarzı değil ama, saçlarımı okşasana, saçma bile olsa "geçecek" desene?
saçma olduğunu bile bile inansam sana, kış mevsiminde değiliz ki masalında yiteyim diyeyim, korkuyorum lan, anlasana!!!
ona bakıyorum, o benden daha ürkek ve milyar kat aşina bana, kuş masalından kış masalına geçiş yapan bana bakıyor, elimi tutuyor sanki, gözleri bana mı dikili onun? kelimeleri nerde peki? bu muyum ben? o mu bu kadar olan? anlamıyorum.
nerede durmam gerekiyor? nereye kadar gitmem gerekiyor bilmiyorum, tutsana ya elimi hadi? "olur öyle bazen" tarzı değil ama, saçlarımı okşasana, saçma bile olsa "geçecek" desene?
saçma olduğunu bile bile inansam sana, kış mevsiminde değiliz ki masalında yiteyim diyeyim, korkuyorum lan, anlasana!!!
devamını gör...
kafa sözlük
başarılı bir durak.
devamını gör...
magazin programı klişeleri
az sonra!
devamını gör...
normal sözlük çocuk korosu
an itibariyle tekrar dinleme fırsatı bulduğum, ve evet koca koca insanların gözümde ponçiğe dönüştüğü koro. *
enerjinize kurban kafa sözlük çocuk korosu
bak gene biseyler oluyor bir pozitiflik, bir sevgi patlaması yaşıyorum. kalpler çiçekler hepsi size cancağızlarım *
enerjinize kurban kafa sözlük çocuk korosu
bak gene biseyler oluyor bir pozitiflik, bir sevgi patlaması yaşıyorum. kalpler çiçekler hepsi size cancağızlarım *
devamını gör...
dardanel'in instagram paylaşımı
malumunuz turkey = hindi. italyan bir hindi eti üreticisi reklam yapsa ‘bu akşam tüylerini yoluyoruz’ diye gubarak hindi resmi koysa, şu anda sokaklarda pizza parçalayıp kafamızdan aşağı balsamic sirke döküyor olurduk
devamını gör...
ekşi sözlük'ten gelen yazarlar
gelirse gelir necmi, biz burda kimlerle oturmadık, repliğini akıllara getiren başlık.
devamını gör...
sözlükten birine ismini vermeden bir şey söyle
durduk yere, alakasız bir yazar seçince daha eğlenceli hale geleceğini düşündüğüm başlık. hmm.. düşünüyorum.. buldum!
sayın yazar,
en sevdiğim yazar değilsiniz ama bir liste yapsaydım sanırım ilk 10'a girerdiniz. etkileşimimiz oldukça düşük ama zaman zaman profilinize uğrayıp baştan sona okuyorum. çünkü biriktirip okuduğumda daha keyifli oluyor. akışta rastladığımızda beğeniyorum ama onun dışında ayak izlerimi bırakmadan profilinize uğrayıp ayrılıyorum.
sayın yazar,
en sevdiğim yazar değilsiniz ama bir liste yapsaydım sanırım ilk 10'a girerdiniz. etkileşimimiz oldukça düşük ama zaman zaman profilinize uğrayıp baştan sona okuyorum. çünkü biriktirip okuduğumda daha keyifli oluyor. akışta rastladığımızda beğeniyorum ama onun dışında ayak izlerimi bırakmadan profilinize uğrayıp ayrılıyorum.
devamını gör...
boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin keyfi bir biçimde gözaltına alınması
türkiye'nin en masum eylemlere bile müsait olmadığını gösteren olaydır.
devamını gör...
ziyan
hakan günday abimizin askerlikten soğutan hatta nefret ettiren son derece gerçek ve çarpıcı kitabıdır.
2009 yılında yayımlanan bu roman doğuda askerlik yapan psikolojisi bozuk bir manyağın intihar etmeyi kafasına koymasını anlatır.* tabii sonra atatürk suikast girişimi falan derken akar gider kitap elinizde erir.
350 sayfalık fazla gerçek hissettiren bir romandır.
kitapta askeriye ve doğu portresi çok iyi çizilmiş. hakan günday bol bol eleştiri yapıyor.
hem hali hazırda içinde bulunduğu sisteme, hem doğuda yaşanılan olaylara bol bol gönderme yapılıyor. cesur ve gerçek bir eser, hatta o dönem bazı kısımların kitaptan çıkarıldığı yazılmıştı. gerçek mi bilmiyorum ama son haliyle bile sert bir kitap.
hakan gündayın en iyi üç kitabından birisi bence.
kurgu olarak nefis kurgulanmış bir kitap, ilmek ilmek işlenmiş.
hakan günday sanırım askerlik yaparken yazmaya karar vermiş ve yazmış bu kitabı.
içinde fazlaca eleştiri bulunur özellikle soğuğu bu kadar içten derinden anlatması çok hoşuma gitmişti.
mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir romandır.
hangi alıntıyı eklesem diye düşünüp duruyorum sadece alıntılardan yeni bir kitap ortaya çıkar öyle bir kitaptır. alıntılara geçmeden önce ekleyeyim.
şu anda donarak ölmek üzere olan tüm askerlerimize kucak dolusu sevgiler.
emret komutanım, demek, emret öleyim demektir. çünkü askerlik, ölmenin emredilebileceği tek meslektir. hatta emre karşı gelmenin cezasının da ölüm olabileceği tek meslektir.
doğuda kızlar kadın doğar. ecellerinden önce ölürler. ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek. o kadar çok kadın gömer ki, toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir. diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. bu yüzden verimsiz ve çoraktır; buna da kadının intikamı denir.
gölgesinde uyuyakalacak kadar peşinde koştuğum bir kadını, bana göstermeyen aynalardan nefret ediyorum.
2009 yılında yayımlanan bu roman doğuda askerlik yapan psikolojisi bozuk bir manyağın intihar etmeyi kafasına koymasını anlatır.* tabii sonra atatürk suikast girişimi falan derken akar gider kitap elinizde erir.
350 sayfalık fazla gerçek hissettiren bir romandır.
kitapta askeriye ve doğu portresi çok iyi çizilmiş. hakan günday bol bol eleştiri yapıyor.
hem hali hazırda içinde bulunduğu sisteme, hem doğuda yaşanılan olaylara bol bol gönderme yapılıyor. cesur ve gerçek bir eser, hatta o dönem bazı kısımların kitaptan çıkarıldığı yazılmıştı. gerçek mi bilmiyorum ama son haliyle bile sert bir kitap.
hakan gündayın en iyi üç kitabından birisi bence.
kurgu olarak nefis kurgulanmış bir kitap, ilmek ilmek işlenmiş.
hakan günday sanırım askerlik yaparken yazmaya karar vermiş ve yazmış bu kitabı.
içinde fazlaca eleştiri bulunur özellikle soğuğu bu kadar içten derinden anlatması çok hoşuma gitmişti.
mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir romandır.
hangi alıntıyı eklesem diye düşünüp duruyorum sadece alıntılardan yeni bir kitap ortaya çıkar öyle bir kitaptır. alıntılara geçmeden önce ekleyeyim.
şu anda donarak ölmek üzere olan tüm askerlerimize kucak dolusu sevgiler.
emret komutanım, demek, emret öleyim demektir. çünkü askerlik, ölmenin emredilebileceği tek meslektir. hatta emre karşı gelmenin cezasının da ölüm olabileceği tek meslektir.
doğuda kızlar kadın doğar. ecellerinden önce ölürler. ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek. o kadar çok kadın gömer ki, toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir. diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. bu yüzden verimsiz ve çoraktır; buna da kadının intikamı denir.
gölgesinde uyuyakalacak kadar peşinde koştuğum bir kadını, bana göstermeyen aynalardan nefret ediyorum.
devamını gör...
normal sözlük'ün en yaşlı yazarı
devamını gör...

