afrika kıasının en küçük ülkesidir. nüfusu yaklaşık 2 milyon 100 bin kişidir. yüzölçümü yaklaşık 11 bin 300 kilometrekaredir. serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı gambiya'nın ekonomisi, dış yardımlar ile tarım ve turizm sektörlerinden elde ettiği gelirlere dayanıyor.
ülkenin başlıca doğal zenginlikleri arasında balık, titanyum, kalay, zirkon ve silis kumu dikkati çekiyor.
kaynak
devamını gör...

asla yapmadığım esprilerdir. ben genelde tatlı-tatlı, bal-şeker espriler yapmaktayım. örneğin;

-kumanda sever misin?
+hayır. ben kuboğa severim.
(hani anladınız mı ku-manda, ku-boğa ahaha)
devamını gör...

olmayan durum. izlediğini kabul eden pek çok kadın da var eğer konusu açılırsa.

kabul etmiyorsa da muhtemelen karşıdaki kişinin bir hödük olduğunu düşündüğünden, toplumsal baskılardan ya da bilmem neye bak porno da izliyormuş tabiri vurulmasından çekindiğindendir. maalesef ki.

edit: hayır efendim öyle filmler erkeklere özel algısı yaratmaya çalışmıyorlar, erkeklerin porno izleyen kız bilmem nedir yaftasından kurtulmaya çalışıyorlar.
devamını gör...

evliliğe, çoluk çocuğa karışıp aile babası veya annesi olma gözüyle değil de bir hayat arkadaşı olsun, sadece birbirimize zaman ayıralım gözüyle bakan insandır.
aslında en doğrusunu da yapan insandır. zaman gerçekten çok kötü, istediğiniz kadar iyi eğitimli olun çocuğunuzu siz büyütemiyorsunuz. çocuk okulda, arkadaş ortamında, çevreden gördükleriyle büyüyor ve türkiye şartlarında ne okul ortamı ne arkadaş ortamları ne de çevre düzgün, e durum böyle olunca da o çocuk sizin istediğiniz gibi bir çocuk olamaz zaten.
dünyanın durumu da ortada insanlar gün geçtikçe daha da vahşileşiyor daha da kötüleşiyor.
insanların bu denli zalimleştiği bir zamanda çocuk istememek değil de istemek daha garip bence.
devamını gör...

(bkz: konya ovası)
devamını gör...

annemdir kendisi.. alkolik ve şiddet uygulayan bir kocadan 50 sene önce boşanmış anneannem.. o zamanlar 9 yaşında olan annem o kadar etkilenmiş ki zona olmuş, tüm vücudunu sarmış.. anneannem nişanlıyken dedemin nasıl biri olduğunu çözmüş aslında, babasına nişanı atacağını söylemiş ama babası "bir it bir deriyi nasılsa sürükler" demiş ama sürükleyememiş maalesef.. evlilik, insanları değiştiren mucizevi bir ilaç değildir..
devamını gör...

sözlükçülerin "ulan hepiniz oradaydınız be!" deme şekli.
(bkz: smiley was here)
devamını gör...

herkese merhabalar sevgili yazarlar! agora meyhanesi’ne hoş geldiniz diyoruz!

fularlarımız, pipolarımız ve içeceklerimiz hazır mı? ortam loş ve fonda jazz müziğimiz de çalıyorsa tamamdır..*

agora meyhanesi’nde sözlüğün cool sinema uzmanı sevgili coldboy, medarı iftiharı değerli bilim insanı sevgili meja, romantik filozof bir cevher sevgili piyanist ve bendeniz lanet; insanoğlunun gelecek hedeflerinden ve güncel haberlerden bahsederek; sizlerle birlikte bunları psikanaliz, edebiyat, sinema, hukuk ve sanat gibi çeşitli alanlar ile entegre etmeyi planlıyoruz. ancak bunu yaparken sizleri uzmanlık gerektirecek bilgilerle sıkmak niyetinde değiliz. bir bakıma meyhane burası..

amacımız, hem geçmişi hem de geleceği birbirine bağlamak ve insanı objektif-subjektif verilerle ele almak olacak. sizlerle birlikte çok bomba konulara doğru yolculuğa çıkacak olmanın heyecanı ile tutuşuyoruz. ilk konumuz mars’ta insan kayması.. mars’ta insan mı kayması? o da ne demek dediğinizi duyar gibiyiz!

malumunuz, 10-15 yıl sonra insanoğlu ilk defa dünyadan başka bir gezegene ayak basmayı planlıyor. peki bu uzay yolculuğunun asıl sebebi neydi? insanın doyumsuzluğu, açgözlülüğü mü daha çok etkiliydi yoksa anlama isteği ve merak duygusu mu? değerli madenler çıkarılabilir, uzay turizmi ile birçok şirket kârlarına kâr katabilirdi.. peki, uzayda elde edilecek maddi kazançları bir kenara bırakırsak olayın bilimsel boyutları nasıl olacaktı? mars'a gönderilecek insanlar neye göre seçilecekti? yoksa, insanoğlu seçilmişlik ve sınıf ayrımı kavramlarını uzaya da mı taşıyacaktı? insan gerçekten "insan" olduğu için mi değerliydi? uzayda elde edeceğimiz hem maddi hem de bilimsel kazanımlar, etik davranmadığımız durumları telafi edecek kadar değerli olabilir miydi? neden mars'ı seçtik? uzayın insan vücuduna etkileri nasıl olacaktı?

tüm bu bağlamlarda, insan yaşamını konu alan filmlerden de bahsedeceğiz; konu ile ilgili şarkılar da dinleyeceğiz; yazılmış kitaplardan da konuşacağız.

üstelik bir sürprizimiz de var.! yine konu ile alakalı olarak sözlükte girilmiş başlıkları ve yazarların en çok beğenilen tanımlarını da sizlerle paylaşacağız.

heyecan tavan yaptı bizde, mars’a uçmasak bari.*

şimdiden keyifli bir akşam geçirmenizi diliyoruz. akşam 21:00’da kafa sözlük radyoda görüşmek üzere!
devamını gör...

henüz daha yürümeyi yeni öğrenmiş mink bir çocukken elime düşen ütü. hastaneye götürüldüğümde doktor parmaklarımdaki eti çekmiş artık bir işe yaramaz diye ve ben çığlıklarla inletmişim hastaneyi. annem tabii dayanamayıp kızmış doktora, kucağına alıp eve götürmüş.* bütün elim yandığı hâlde yalnızca etimi cımbızla çektiği iki parmağımda iz kaldı.
ah ah... o doktoru bulsam da parmaklarımda kalan izden yüzüne dövme yapsam.
devamını gör...

dobralıkla patavatsızlık arasındaki çizgiyi hiç anlayamayan, iyimser, şanslı, jüpiterin kolladığı neşeli insanların mensup olduğu burç. onlarla her şey yapılır çünkü bir yay burcu insanı yapamazsın sözüyle ateş yutmuş gibi gaza gelir.
devamını gör...

kuşkuya yer bırakmayan, geri dönülemeyecek şekilde olan demektir.
devamını gör...

sivrisinek.
devamını gör...

gecenin bir koru sozluk icin enteresan projeler ureten yazar arkadasimiz. "yapma etme ortaligi karistirma" dedim ama ikna etmis olabilirim de, olmayabilirim de...
devamını gör...

ingilizcesi bandwagon effect olan en yalın hali ile sırf insanların çoğu doğru olduğunu düşünüyor diye bir şeyin doğru olduğuna inanmak demektir. temelde “herkes böyle davranıyorsa bende böyle davranmalıyım” şeklindedir. başarılı ve popüler insanların alışkanlıklarını, davranışlarını, inançlarını izlemek insanın doğasında vardır. çünkü bunu yapmışta başarılı olmuş şeklinde düşünmenizi sağlar. başarılı bir insanın popülerliği ve güvenilirliğinden etkilenmiş bir insan, aynı hipnotze olmuş gibi muhakeme yeteneğini kaybeder. politikada sürü psikolojisi ise bir siyasi hareketi sadece popülerliğinden dolayı takip eden seçmenlerde görülmektedir. bu gibi sebeplerle seçmenler kazanması muhtemel görülen adayları desteklerler. (bir yerlerden size tanıdık geliyor mu, epey yakınınızdaki bir yer)

ingilizce adı ise bandwagon yani üzerinde bando olan bir at arabasından gelir. ilk kez amerikalı palyaço dan rice tarafından 1845 yılında kullanılır. o yılın başkanlık kampanyası boyunca rice, “herkesin olduğu yere gelin” gibi bir manaya gelecek şekilde “sürüye katılın” "to jump on the bandwagon" ifadesini kullanır. böylece başkan zachary taylor’ın zaferi elde etmesini sağlar.

ayrıca (bkz: asch deneyi)
devamını gör...

ünlü bir kemankeşin mahlasıdır aynı zamanda.
tozkoparan iskender.

imparatorluğun çeşitli illerinde 10 ayrı rekor kırmış ve bunların hiçbiri daha sonra aşılamamıştır. en uzun rekorunu, gündoğusu havasıyla atılan arkurı menzili’nde 1281,5 gezle kırmıştır. bu 846 metrelik uzaklık, bir dünya rekorudur.


daha fazlası için...
devamını gör...

güzel başlık demek istediğim başlıktır.
başlık böyle olmalı demek istediğim başlıktır.
ben beni karşılayan moderatör yazar arkadaşı çok merak ediyorum.
devamını gör...

mensubu oldukları yunan alfabesi, arap alfabesi ve ibrani alfabesindeki ilk harfler sırasıyla alfa elif alef başlar.
buradan da etkileşim net olarak görülebilmektedir.
devamını gör...

ismi tepkilere sebep olan bir netflix dizisi. siz değil miydiniz leon'un adını sevginin gücü diye çevirenlere tepki gösterenler? bu insanlar da sizi dinlemiş, sevginin gücü falan yapmadıkları gibi behzat ç. nin isminden, dexter'ın isminden memnun olduğunuzu görüp, onlar da tıpkı behzat ve dexter gibi ismiyle müsemma fatma yapmışlar dizinin adını. imdi müsadenizle sırbozana a.k.a spoilera geçelim.

-------------------------spoiler----------------sırbozan-------------sırkaçıran----------------
dizide fatma isimli kadının seri katil haline gelmesini izliyoruz ancak fatma halihazırda katil. yani çoktan gelmiş o hale peki ama nasıl gelmiş? dizi bize bunu söylemiyor ki sadece fatma ile de kalmayıp hemen hemen hiç bir karakterin altını doldurmuyor. fatma'nın kardeşi mine-emine, fatma böylesine fakirken kendisi nasıl zengin? nasıl uçurum var * aralarında?

eve böcek girdiğinde öldürsem mi? yoksa yakalayıp doğaya geri mi salsam diye 40 defa düşünen ben, fatma'nın ilk cinayetini ve devamını işlerken bu soğukkanlılığı nasıl sağladığı, öldürmeye nasıl karar verdiğini yine dizi bize anlatmıyor. böceği refleks ile öldürebilen ben * bir insanın bu kadar kolayca öldürülebilmesini anlamakta zorluk çekiyorum.

mantık hataları da malesef kör göze parmak cinsinde mevcut. özel girişe sahip bir odanın, girişinde kamera yok mu? cinayet silahları, dokunulan yerler meydanda ve sayıca fazlalar. biz boşuna mı naylonla kapladık her tarafı? *

oyunculuklar ise diziyi en çok kurtaran yanı. burcu biricik'in sirke satan suratından * gına gelse de mehmet yılmaz ak'ı çok beğendiğimi söyleyebilirim. *

hemen hemen her bölümün 5 saat önce, 1 gün önce sekansları ile başlaması insanı sıktığı gibi her polis koşturmacasının sahte olmasına da ikinci bölümde alışıyorsunuz. fatma'ya doğru koşan polisler mi var? kesinlikle fatma için değildir. polis sizin olduğunuz arabayı mı çevirdi? tek yapmanız gereken arabadan inip gitmek. mantık hataları gibi bu yöntemler de ard arda ve çok sayıda olunca insanı sıkıyor açıkçası.
-------------------------spoiler----------------sırbozan-------------sırkaçıran----------------


toplumun alt kademedeki insanların, toplum tarafından görünmez oldukları tespiti her ne kadar güzel olsa da dizide uygulaması son derece kötü. dexter izleyenlerin bu diziyi vasat bulacağını, güzel bir konu olmasına rağmen kötü işlendiğini düşünüyorum.
devamını gör...

hem güzel, hem neşeli, hem yetenekli kadın. ideal kadın
devamını gör...

üzerinde düşünmek için güzel bir soru.

aslında tek başına, mekanik bir alet, bir yazılım olarak düşündüğümüzde, herhangi bir yapay zekânın bilinç kazanması konusu epey tartışmalı hale gelebilir. ancak ben işe dahil edilmesi gereken bir konu daha olduğu görüşündeyim: yapay dokular ve sinir ağları.

bugün biliyoruz ki 3 boyutlu yazıcılarla canlı hücrelere sahip çeşitli organlar elde edilebiliyor. ayrıca robotlara hissetme ve acıya tepki verme konularının öğretildiği birtakım projeler de var. her ne kadar tüm bunların robotların kendilerini tehlikelere karşı savunabilmesi ve meydana gelebilecek mekanik yahut elektronik bozulmaların önüne geçmek amacıyla yapıldığı söylense de, hissedebilmeyi öğrenen ve kendiliğinden öğrenme yeteneği olan bir alet bana biraz tehlikeli gibi görünüyor.

bundan yıllar önce bir program izlemiştim. ışığa tepki veren bir robot yapılmıştı. ampul nereye götürülürse robot başını o tarafa çevirerek onu takip ediyordu. ampulü elinde tutan kişi onu bir anda robota doğru hızla yaklaştırdığında, robot irkilmiş gibi bir hareketle gözlerini kapatıp başını başka bir yöne doğru çevirdi. herhangi birimizin, gözüne aşırı ışık gelmesi durumunda yapabileceği bir hareket...

tabi ki bunu ışığa duyarlı sensörler ve birtakım kodlar aracılığıyla yapabilirsiniz. bu bir canlılık belirtisi olmak zorunda değil. fakat yapay dokularla, robotların hissetmesini sağlarsanız ve tüm bunları birbiriyle birleştirirseniz bunun sonu ne olur, kestirebiliyor musunuz?

diyoruz ki "bir yapay zekâ, ancak ona kodlanan bilgileri bilebilir." peki, kodlayıcıların her zaman iyi niyetli olacağına güvenme şansımız var mı? örneğin hissetme gücüne sahip bir yapay dokuyu bağladığınız bir robota, acımasızlık hissinin iyi, merhametin kötü olduğunu kodlarsanız, bu robot bir insanla karşılaştığında ona nasıl davranır, bir fikrimiz var mı? elysium adlı filmde gördüğümüz, şu türden bir yaratığa bu dediğim yazılımı yükleyerek onu polis, gardiyan, doktor falan yapsanız, sonuçları ne olur? sahip olduğu bu "yarı bilinç" ile aslında bir insana asla uygulamaması gereken acımasızca yöntemlerin iyi bir şey olduğunu "düşünerek" eyleme geçerse dünya nasıl bir yer olur?

bir de, kendiliğinden öğrenebilen yapay zekâların sınırlarını bilmiyoruz. kendiliğinden öğreneceği şeyler, sadece bizim ona verdiğimiz konulardan ibaret mi olacak, yoksa bir noktadan sonra tamamen kendi isteğiyle, etrafında görüp duyduğu her şeyi öğrenmeye başlayabilecek mi? bu noktada da bu kodları yazan kişilere ne kadar güvenebileceğiz?

örneğin fedor adlı robotun silah kullanmayı öğrenmesi epey tartışma yaratmıştı. video linki

bilinci falan geçtim, bir robota neden silah kullanmayı öğretirsiniz ki? bu robot ne için lazım olacak? bu soruların cevapları oldukça sıkıntılı yerlere çıkıyor gibi geliyor bana.

sorular, sorular...

neyse... izlememiş olan varsa ex machina (film) tavsiyemdir; izleyiniz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim