zeytinin üstüne zeytinyağı dökmek
sadece zeytinyagi dokuldugunde zeytine yumusak bir aroma katar. ancak bir guzel pul biber, nar eksisi, limon ve zeytinyagi karisimi yapip zeytine dokerseniz o artik bir sanat eseri olur.
devamını gör...
hah
aman tanrım ben nasıl güzel bir kitap okudum. bunlar nasıl öyküler? çok ama çok beğendim. yazarın diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım. peki niye sevdim onu açıklamak istiyorum. dili öyle güzel ki insan okurken kendinden geçiyor. özgün bir anlatımı var. yazarı bir kere okuduktan sonra yazım tarzından hemen onu tanıyabilirsiniz. okuyucunun beyninde oluşan o puslu hal, karakterlerin düşüncelerinin içinde dolaşırken aynı anda çevreyi izlemek harika. metnin içine uyumla yerleştirilmiş kitap isimleri, şarkı sözleri, şiir dizeleri ise ayrı bir tat katmış. okuması kolay değil belki, her okuyan sever diye bir şey de diyemem ama farklı şeyleri sevenler, bana güvenip okuyanlar, bana herkesin okuduğundan farklı şeyler lazım diyenler, edebiyatı iliklerine kadar hissetmek isteyenler severek okuyacaktır.
öykülerin genel konusu ise yas. üç ana öykü var. iki öykü küçük öykülere bölünmüş. hepsi birbirinden güzel. okuyun lütfen.
yazarın istasyon adında bir öykü kitabı daha var. uzun öykü denmiş onun için. bir de fasulyenin bildiği kitabı var. bu kitap ile 2007 yaşar nabi nayır öykü ödülünü kazanmış. hah da 2014 avrupa birliği edebiyat ödülü sahibi. umarım daha çok yazar. biz de bol bol okuruz.
öykülerin genel konusu ise yas. üç ana öykü var. iki öykü küçük öykülere bölünmüş. hepsi birbirinden güzel. okuyun lütfen.
yazarın istasyon adında bir öykü kitabı daha var. uzun öykü denmiş onun için. bir de fasulyenin bildiği kitabı var. bu kitap ile 2007 yaşar nabi nayır öykü ödülünü kazanmış. hah da 2014 avrupa birliği edebiyat ödülü sahibi. umarım daha çok yazar. biz de bol bol okuruz.
devamını gör...
yoldaş'tan normal sözlük yazarlarına açık mektup
hepimiz birimiz birimiz hepimiz için temalı mektuptur.
sözlük formatına sadık bir şekilde tanım yapılarak mektuba giriş yapılması da dikkatimden kaçmamıştır.
"yoldaş'ın dertlerini anlatacağı" şeklinde başladığı için eyvah ne oluyor, zeki müren misali bir kahır mektubu mu geliyor diye korkutmuş da olsa, devamında güzel haberler ve temennileri okumuş olmak mutlu etti. sanırım bir çok kişi de memnun. güzel günlere ve maviliklere sürelim motorları o halde...
sözlük formatına sadık bir şekilde tanım yapılarak mektuba giriş yapılması da dikkatimden kaçmamıştır.
"yoldaş'ın dertlerini anlatacağı" şeklinde başladığı için eyvah ne oluyor, zeki müren misali bir kahır mektubu mu geliyor diye korkutmuş da olsa, devamında güzel haberler ve temennileri okumuş olmak mutlu etti. sanırım bir çok kişi de memnun. güzel günlere ve maviliklere sürelim motorları o halde...
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
“asrın karanlığına aldanma, yolunu aydınlatacak ışık senin içinde saklı.”
devamını gör...
en az suç işleyen burcun ikizler burcu olması
içim rahatladı. ortancamın burcu olur kendisi. balık ve terazi için de böyle başlıklar bekliyorum. 3 te üç yapayım.
devamını gör...
aniden gelen yalnızlık hissi
otobanda yalnız bir duşakabin olunca, sürekli kapını vuran misafir. genelde yatıya kalmayı da sever.*
devamını gör...
ciddiye alınmaması gereken yazarlar
devamını gör...
olgunluk belirtileri
-birçok konuda net olabilmek, ne istediğini bilmek ve bunu karşıdaki kişiye ifade edebilmek.
-farklı görüşlere karşı hoşgörünün artması.
-karşındaki kişiyi olduğu gibi kabullenebilmek.
-farklı görüşlere karşı hoşgörünün artması.
-karşındaki kişiyi olduğu gibi kabullenebilmek.
devamını gör...
sigaranın faydaları
eksi sonsuza doğru gider.
sigara kullanan kişilerin kanser nedeniyle ölüm oranı, kullanmayanlardan 15 - 25 kat daha fazla. hatta yapılan araştırmalarda, içilen her bir sigaranın insan ömründen 12 dakika çaldığı hesaplandı. dünyada her yıl 4 milyon, türkiye’de ise 100 bin insan sigaradan hayatını kaybediyor.
www.bayindirhastanesi.com.t....
sigara kullanan kişilerin kanser nedeniyle ölüm oranı, kullanmayanlardan 15 - 25 kat daha fazla. hatta yapılan araştırmalarda, içilen her bir sigaranın insan ömründen 12 dakika çaldığı hesaplandı. dünyada her yıl 4 milyon, türkiye’de ise 100 bin insan sigaradan hayatını kaybediyor.
www.bayindirhastanesi.com.t....
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
ben beş yaşındayken karşı apartmandaki komşularımızdan birinin oğlu birini bıçaklamış, balkonda dondurma yiyorum ben de tatlı tatlı, sonra apartmandan bir adam çıktı karın bölgesi bütünüyle kan, anne diye bağırıyor sürekli, çok büyük şok geçirmiştim valla. sonra beni fena kan tutmaya başladı, 22 yaşındayım hala hastanede kan verirken başka bir yere bakarım.
edit: bir de şimdi olsa hemen çocuk için pedagoga vs. giderler "bu çocuk böyle bir şey gördü n'apalım?" diye. ben anneme sordum ne oldu diye diyo ki "cihan abin birini bıçaklamış ama çocuğun önemli bir şeyi yokmuş üzülme" sldksdjsd
edit: bir de şimdi olsa hemen çocuk için pedagoga vs. giderler "bu çocuk böyle bir şey gördü n'apalım?" diye. ben anneme sordum ne oldu diye diyo ki "cihan abin birini bıçaklamış ama çocuğun önemli bir şeyi yokmuş üzülme" sldksdjsd
devamını gör...
karşı cinste hayran olunan özellik
190+ boy. bak bak bitmiyor hayran oluyorum.
devamını gör...
kurban
yani şimdi ne desem, nasıl desem bilemedim. topu taca atmak da istemiyorum. kıyıdan köşeden oradan buradan diğer kültürlerdeki iz düşümlerinden bahsetmek lazım biraz. misal yunan mitolojisi; hermes abi bakıyordu bu işlere orada. tamam kendisi habercidir ve sağlam bir kargo şirketine sahiptir ama herhalde daha çok kazanmak için o işlere de girmiş. tabi benimkisi tahmin. belki de zeus efendi öyle buyurmuştur. aç bir şirket, çık arş-ı alaya, indir aşağıya kurbanlıkları yolumuzu bulalım demiştir bilemiyorum tabi. zaten bu yunan mitolojisinde işler hep karışık, bir netlik yok. haberci tanrının kurban işlerine bakması bile başlı başına saçmalık ama yapacak bir şey yok. üstadım işin içinde liyakat olmayınca mevzu hep karmaşıklaşıyor. bu antik yunanlılar bir tuhaf zaten, ölen kişilerin arkasından da kurban keserlermiş yani adamlar iyice gemi azıya almışlar. düşüncenin temeli de şu; sen şimdi bu kurbanı kesmez isen, mevtanın zoruna gidiyor ve insanları hastalıkla vesaire ile lanetliyor. hal böyle olunca adamlar kurbanı kesmesinler de beslesinler mi? zaten bu dünya üzerinde her şeyin temeli korku. korkudan ödü gaitasına karışanlar yüzünden başımıza gelmeyen kalmıyor.
bakın mesela sümerlere, onlarda kuzu ve domuz revaçta. fakat onlarda saik başka. niyetleri iyi. sağlık için yapıyorlar bu işleri. yani biri hastalanıyor, hasta iyileşsin diye kuzular, domuzlar kurban ediliyor. malum her şeyin başı sağlık. o sebeple adamları kınamamak lazım. artı ritüelleri de nahifmiş. hayvana sıhhat vereceği için teşekkür edip, sonra dualarını edip, işi noktalarlarmış. o bizim kök tengri inancında da var misal. ama kurban olarak değil de, avlanma işlerinde yaparmış atalar bu ritüeli. sürünün en yaşlısını acı çekmesin diye kalbinden vurur, sonrasında da, kendisine teşekkür ederlermiş. bakın bizim atalarımızdan öğreneceğimiz çok şey var lakin biz istikameti başka tarafa çevirdiğimiz için bu güzelliklerden mahrum kalıyoruz. sümerlerde bir de yasaklı kurban kavramı var. misal sinin tapınağında inek kesemezsin. keserseniz lanetlenirsiniz. yani tanrıya göre kurban anlayışı hakim. adamlar tasnif işine girmiş anlayacağınız.
hititler de sümerler gibi sağlık alanında bu mevzuya el atmışlar ama biraz mevzuyu geliştirmişler. düşmanlardan korunmak içinde kurban kesmişler. dedim ya, korku insanı acayip bir ruh haline sokuyor diye, düşmanlardan zarar görme korkusu hititler de ziyadesiyle önem arz etmiş ve kurbanların ekseriyası bu yüzden verilmiş. mısırlılar domuz hariç kesim işine girmemişler. insan kurban ettikleri zaman asla bıçak bilememişler, onları o yüzden taktir etmek lazım. yani bir nebze de olsa duruşları varmış. kurban edecekleri insanları nil nehrine atar arkalarına bile bakmazlarmış. ama onlardaki sıkıntı da insan kurbanların çocuk ve kadın olması. tamam arkadaş bıçak vurmuyorsun ama çocuktan ne istiyorsun? manyak mısınız siz? bekaret takıntısı da oralardan geliyor aslında. hani saf temiz, pir-ü pak olacak ya kurban işte o yüzden de bakireleri kurban ederlermiş. yani işin aslı boğarlarmış. yahu bu medeniyet dediğimiz şey hakikaten garip bir şey. kese kese, boğa boğa gelmişiz bu günlere lakin yine de insanlıktan bahsetmeyi görev edinmişiz kendimize.
azteklere falan hiç girmek istemiyorum. zira kan beynime sıçrıyor. adamlar oluklardan akıtmışlar kanları, yani onun ayrıntısına girmek, rahip ritüellerinden bahsetmek bana zül geliyor.
neyse ben şuraya şunu bırakayım da, neşemiz yerine gelsin; benim kurban'dan anladığım budur zaten. diğerleri beni bozuyor. *
bakın mesela sümerlere, onlarda kuzu ve domuz revaçta. fakat onlarda saik başka. niyetleri iyi. sağlık için yapıyorlar bu işleri. yani biri hastalanıyor, hasta iyileşsin diye kuzular, domuzlar kurban ediliyor. malum her şeyin başı sağlık. o sebeple adamları kınamamak lazım. artı ritüelleri de nahifmiş. hayvana sıhhat vereceği için teşekkür edip, sonra dualarını edip, işi noktalarlarmış. o bizim kök tengri inancında da var misal. ama kurban olarak değil de, avlanma işlerinde yaparmış atalar bu ritüeli. sürünün en yaşlısını acı çekmesin diye kalbinden vurur, sonrasında da, kendisine teşekkür ederlermiş. bakın bizim atalarımızdan öğreneceğimiz çok şey var lakin biz istikameti başka tarafa çevirdiğimiz için bu güzelliklerden mahrum kalıyoruz. sümerlerde bir de yasaklı kurban kavramı var. misal sinin tapınağında inek kesemezsin. keserseniz lanetlenirsiniz. yani tanrıya göre kurban anlayışı hakim. adamlar tasnif işine girmiş anlayacağınız.
hititler de sümerler gibi sağlık alanında bu mevzuya el atmışlar ama biraz mevzuyu geliştirmişler. düşmanlardan korunmak içinde kurban kesmişler. dedim ya, korku insanı acayip bir ruh haline sokuyor diye, düşmanlardan zarar görme korkusu hititler de ziyadesiyle önem arz etmiş ve kurbanların ekseriyası bu yüzden verilmiş. mısırlılar domuz hariç kesim işine girmemişler. insan kurban ettikleri zaman asla bıçak bilememişler, onları o yüzden taktir etmek lazım. yani bir nebze de olsa duruşları varmış. kurban edecekleri insanları nil nehrine atar arkalarına bile bakmazlarmış. ama onlardaki sıkıntı da insan kurbanların çocuk ve kadın olması. tamam arkadaş bıçak vurmuyorsun ama çocuktan ne istiyorsun? manyak mısınız siz? bekaret takıntısı da oralardan geliyor aslında. hani saf temiz, pir-ü pak olacak ya kurban işte o yüzden de bakireleri kurban ederlermiş. yani işin aslı boğarlarmış. yahu bu medeniyet dediğimiz şey hakikaten garip bir şey. kese kese, boğa boğa gelmişiz bu günlere lakin yine de insanlıktan bahsetmeyi görev edinmişiz kendimize.
azteklere falan hiç girmek istemiyorum. zira kan beynime sıçrıyor. adamlar oluklardan akıtmışlar kanları, yani onun ayrıntısına girmek, rahip ritüellerinden bahsetmek bana zül geliyor.
neyse ben şuraya şunu bırakayım da, neşemiz yerine gelsin; benim kurban'dan anladığım budur zaten. diğerleri beni bozuyor. *
devamını gör...
sonbahar
2008 yapım özcan alper yönetmenliğinde ödüllü bir filmdir.
hayata dönüş operasyonu ve solculuk temalı bir film olması sebebiyle aynı tarz filmlerin çokluğu düşünülebilir. sonbahar onlardan değildir. yusuf karakterinin hapishane sonrası hayata uyum sağlama evrelerini izliyoruz, hem de muhteşem manzaralarla. dumanlı dağların ve yeşilliğin ortasında inandıklarımız uğrunda kaybettiğimiz şeylere biz de birer sigara yakıyoruz yusuf ile beraber. yusuf'un asla pişmanlığı olmadığını o koca dalgaların önünde dimdik durmasından anlıyoruz. öylesine korkusuz ve hazır. yusuf'un mikail adında bir arkadaşı var. aralarındaki konuşmaları izleriz ama aslında hiçbir şey eskisi gibi değil. yusuf eğer gitmeseydi o köyden, mikail olacaktı. mikail o köyden gitme cesareti bulsaydı yusuf...
filmin en can alıcı yeri sonu elbette. bir ağıt söylerler filmin sonunda. hemşincedir bu ağıt. (bkz: da im yusuf orti) bunu dinledikten sonra anneannem aklıma geldi. o da ölen kızının arkasından buna benzer bir ağıt yakmıştı. belki tek kelimesini anlamazsınız ama ölüm eğer notalı bir şekilde ifade edilebilseydi bu ağıt olurdu.
" devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi." tol'a selam olsun.
hayata dönüş operasyonu ve solculuk temalı bir film olması sebebiyle aynı tarz filmlerin çokluğu düşünülebilir. sonbahar onlardan değildir. yusuf karakterinin hapishane sonrası hayata uyum sağlama evrelerini izliyoruz, hem de muhteşem manzaralarla. dumanlı dağların ve yeşilliğin ortasında inandıklarımız uğrunda kaybettiğimiz şeylere biz de birer sigara yakıyoruz yusuf ile beraber. yusuf'un asla pişmanlığı olmadığını o koca dalgaların önünde dimdik durmasından anlıyoruz. öylesine korkusuz ve hazır. yusuf'un mikail adında bir arkadaşı var. aralarındaki konuşmaları izleriz ama aslında hiçbir şey eskisi gibi değil. yusuf eğer gitmeseydi o köyden, mikail olacaktı. mikail o köyden gitme cesareti bulsaydı yusuf...
filmin en can alıcı yeri sonu elbette. bir ağıt söylerler filmin sonunda. hemşincedir bu ağıt. (bkz: da im yusuf orti) bunu dinledikten sonra anneannem aklıma geldi. o da ölen kızının arkasından buna benzer bir ağıt yakmıştı. belki tek kelimesini anlamazsınız ama ölüm eğer notalı bir şekilde ifade edilebilseydi bu ağıt olurdu.
" devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi." tol'a selam olsun.
devamını gör...
david lynch
david lynch günümüzde sinemada sürrealizm bayrağını taşıyan 3-5 kaliteli yönetmenden biri. sinemanın yanında müzisyen ve ressamdır da hatta sinemaya başlaması da güzel sanatlar okurken yaptığı kısa filmin(bkz: six man getting sick) beğenilmesiyle başladı. daha sonra benzer bir kısa film çekmesi için para verilmiş ve biriktirdiği paralarla ilk uzun metrajını (bkz:eraserhead ) çekti. eraserhead üzerine küçük bir ekip olarak 5 yıl uğraşmış ve bence cidden şaheser. film protagonistinin gözünden zamansız gelen bebeği ve bebeğin yarattığı etkiyi anlatıyor kısaca.david lynch'in en kişisel filmi olabilir bu, protagonistle acayip benzemesi ve filmi çekmeye başladığı zaman çocuğu olması tesadüfi değil yani.
anthony hopkins'in oynadığı oscar adayı ilk uzun metraj filmi (bkz: elephant man).fiziksel hasarlı birinin toplum tarafından dışlanmasını işliyor film.
daha sonraki uzun metraj filmi (bkz: dune).david lynch'in sevmediği tek filmi ki haklı da yönetmen olarak adama filmin sonunu değiştirmesine ve filme tat katmasına izin verilmemiş prodüktörlerce. bu filmle ilgili daha fazla yorum yapamıycam filmin çok kötü olduğunu duydum ve david lynch'e bakışım değişmesin diye izleyemedim.
(bkz:blue velvet ):david lynch filmleri arasında çok sevdiğimi söyleyemem ama çok güzel-garip sahneleri var ve eleştirmenlerce ciddi beğenilen bi film.
(bkz: wild at heart):nicolas cage'in , laura dern in ve wilem dafoe nin oynadığı bizarre yol filmi.
(bkz: twin peaks):amerikada küçük bir kasabada geçen mistik bir detektiflik hikayesi.
(bkz: lost highway):david lynchin şaheseri. fred karakterinin bilinçaltına yolculuk.müzikleri harikadır,(bkz: angelo badalamenti)mükemmel iş çıkarmış ayrıca çokca rammstein çalıyor filmde.david lynch izlememiş olanlara ilk bu filmi öneririm.
(bkz: the straight story):david lynch filmlerine hiç benzemeyen bir david lynch filmi, düşününce hoşuma gitti bu film benim öneririm.
(bkz: mulholland drive):hollywood eleştirisi ve figüranlık yapan bir kızın bilinçaltında geçen hikayesi.
(bkz: ınland empire): david lynch'in jubile filmi, aklına gelen hertürlü bizarre öğeyi yerleştirmiş filme.diğer filmlerini izlemeden izlemeyin derim.
ayrıca (bkz: tekinsizin sineması)
anthony hopkins'in oynadığı oscar adayı ilk uzun metraj filmi (bkz: elephant man).fiziksel hasarlı birinin toplum tarafından dışlanmasını işliyor film.
daha sonraki uzun metraj filmi (bkz: dune).david lynch'in sevmediği tek filmi ki haklı da yönetmen olarak adama filmin sonunu değiştirmesine ve filme tat katmasına izin verilmemiş prodüktörlerce. bu filmle ilgili daha fazla yorum yapamıycam filmin çok kötü olduğunu duydum ve david lynch'e bakışım değişmesin diye izleyemedim.
(bkz:blue velvet ):david lynch filmleri arasında çok sevdiğimi söyleyemem ama çok güzel-garip sahneleri var ve eleştirmenlerce ciddi beğenilen bi film.
(bkz: wild at heart):nicolas cage'in , laura dern in ve wilem dafoe nin oynadığı bizarre yol filmi.
(bkz: twin peaks):amerikada küçük bir kasabada geçen mistik bir detektiflik hikayesi.
(bkz: lost highway):david lynchin şaheseri. fred karakterinin bilinçaltına yolculuk.müzikleri harikadır,(bkz: angelo badalamenti)mükemmel iş çıkarmış ayrıca çokca rammstein çalıyor filmde.david lynch izlememiş olanlara ilk bu filmi öneririm.
(bkz: the straight story):david lynch filmlerine hiç benzemeyen bir david lynch filmi, düşününce hoşuma gitti bu film benim öneririm.
(bkz: mulholland drive):hollywood eleştirisi ve figüranlık yapan bir kızın bilinçaltında geçen hikayesi.
(bkz: ınland empire): david lynch'in jubile filmi, aklına gelen hertürlü bizarre öğeyi yerleştirmiş filme.diğer filmlerini izlemeden izlemeyin derim.
ayrıca (bkz: tekinsizin sineması)
devamını gör...
kanser olduğunu öğrenmek
bir iki genç yazar yazmış. lütfen sevgili genç yazarlar klişe olacak ama kanser olmayı bayılmak sanmayınız! yalvartan bir hastalık kendisi, düşmanınız için bile istemeyeceğiniz bir türden.
devamını gör...
kar yağdığı zaman sokağa çıkan tipler
insanların kar yağmasından dolayı heyecanlanıp bu keyfi sokakta yaşamak istemesi gayet doğaldır. yağsa da bizde mutlu olsak.
bundan nasıl rahatsız olunur ki? ilginç yani.
bi de başlığı açan yazar arkadaş "tipler" demek hoş olmamış.
bundan nasıl rahatsız olunur ki? ilginç yani.
bi de başlığı açan yazar arkadaş "tipler" demek hoş olmamış.
devamını gör...
meja'nın gerçek olmaması
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
“gözümün gördüğüne, yüreğim inanmadı.”
öyle işte.
öyle işte.
devamını gör...
