avrupa birliği
türkiye'nin yıllar yılı süregelen abd-rusya ikilemini, aşıp uluslararası düzeyde kendisini bir yere oturtmak amacıyla girmeye çalıştığı birliktir. işin gerçeği, yüksek standartlar ve benzeri avantajlar işin hikaye kısmıdır. hızla kutuplaşma içerisine giren dünyada kendisine yer belirleyemeyen devletler, kendi çöküş süreçlerini başlatacaklardır. hal böyle olunca bir kutba bağlı olmak kaçınılmaz olarak görülmektedir. peki alternatifi var mıdır? maalesef yoktur. aslında vardır ama verimli ve uzun vadeli olacak oluşumlar değildir. örnek olarak erbakan'ın kurduğu d8 sadece ekonomik alanda işbirliğinde takılı kalmak suretiyle bu oluşumdan hiçbir fayda görülmemiştir. bunun yanında arap ülkelerinin kişiliksiz devlet politikaları ve abd nin bölgede büyük güç unsuru olması sebebiyle islam birliği bir hayal olmaktan öteye geçemez. diğer yandan şangay paktı denen ve asyanın büyük güçlerini içinde barındıran oluşum ise zaten kendi içerisinde iki süper güç barındırdığından * (u:çin) kendi içerisinde bir çekişme ortamına sahip olmasından ötürü sağlam olma önemini yitirmektedir. abd karşıtı bir kutup olan güney amerika ülkeleri ise coğrafi olarak türkiye'den uzaklıkları sebebiyle birliğin içerisine katılmamızı engellemektedir. tüm bu durumlar ışığında türkiye'ye görünen tek yol ab'dir. türkün "türkten başka dostu yok" "biz bize yeteriz" tarzı ifadeler hikayeden öte geçmemektedir.gelecekte ortadoğu'da olacak değişimleri hesaba katarsak, türkiye'nin ab'ye girme süreci başarısızlığa uğrarsa türkiye ateş kazanının içine düşmesi içten bile değildir.
devamını gör...
cemal safi
şiir yazmaya 38 yaşında başlayan, şiirleri ilk kez orhan gencebay tarafından bestelenmiş olan samsun doğumlu şair. 2 yıl önce ankara'da vefat etti.
safi'nin yaklaşık 40 şiiri, orhan gencebay tarafından, 100'den fazla şiiri de zekai tunca, candan erçetin gibi ünlü sanatçılar tarafından bestelendi. şiirleri yabancı dillere de çevrildi.
90'lı yıllarda altın kelebek ve yılın en sevilen on şarkısı birincilik ödüllerini ve trt'nin en iyi türk sanat müziği ödülünü aldı. 2000'li yıllarda türk dil kurumu tarafından türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirilirken, yine aynı yıllarda mihai eminescu adına düzenlenen eminescu madalyasını aldı.
1990 yılında hürriyet gazetesi’ nin , milliyet gazetesi’ nin birincilik ödüllerini aldı. 2003'te (bkz: tdk) tarafından ödüllendirildi.
benim en beğendiğim şiirlerinden biri budur:
kaybolan neşemi şarkıda, sazda,
bulmayı denedim, sensiz olmadı,
felekten bir gece çalıp biraz da,
gülmeyi denedim, sensiz olmadı...
hasreti herkesten çok tanıyorum,
bu zehrin üstüne yok sanıyorum,
yaşlı gözlerimden utanıyorum,
silmeyi denedim, sensiz olmadı...
doğmanı bekledim battığın yerden,
dönmeyi bilmedin gittiğin yerden,
beni sarhoş diye sattığın yerden,
gelmeyi denedim, sensiz olmadı...
evlenmiş dediler, çıldıracaktım,
resim, mektup, şiir, ne varsa yaktım,
ilmeği kaç defa boynuma taktım,
ölmeyi denedim, sensiz olmadı...
safi'nin yaklaşık 40 şiiri, orhan gencebay tarafından, 100'den fazla şiiri de zekai tunca, candan erçetin gibi ünlü sanatçılar tarafından bestelendi. şiirleri yabancı dillere de çevrildi.
90'lı yıllarda altın kelebek ve yılın en sevilen on şarkısı birincilik ödüllerini ve trt'nin en iyi türk sanat müziği ödülünü aldı. 2000'li yıllarda türk dil kurumu tarafından türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirilirken, yine aynı yıllarda mihai eminescu adına düzenlenen eminescu madalyasını aldı.
1990 yılında hürriyet gazetesi’ nin , milliyet gazetesi’ nin birincilik ödüllerini aldı. 2003'te (bkz: tdk) tarafından ödüllendirildi.
benim en beğendiğim şiirlerinden biri budur:
kaybolan neşemi şarkıda, sazda,
bulmayı denedim, sensiz olmadı,
felekten bir gece çalıp biraz da,
gülmeyi denedim, sensiz olmadı...
hasreti herkesten çok tanıyorum,
bu zehrin üstüne yok sanıyorum,
yaşlı gözlerimden utanıyorum,
silmeyi denedim, sensiz olmadı...
doğmanı bekledim battığın yerden,
dönmeyi bilmedin gittiğin yerden,
beni sarhoş diye sattığın yerden,
gelmeyi denedim, sensiz olmadı...
evlenmiş dediler, çıldıracaktım,
resim, mektup, şiir, ne varsa yaktım,
ilmeği kaç defa boynuma taktım,
ölmeyi denedim, sensiz olmadı...
devamını gör...
nil karaibrahimgil şarkılarından bir alıntı
hangi nil? anne nil , sporcu nil , şarkıcı nil, yoksa parayı aynı cingil ile reklamlardan götüren nil mi?
devamını gör...
mikroplastikler
plastik hayatımızı kolaylaştıran hem hafif hem de maliyeti düşük bir malzemedir.
fakat hepimiz biliyoruz ki kullandıktan sonra yok edilmez veya geri dönüştürülemezse doğada uzun süre yok olamıyor ve doğayı kirletiyor. bunun sonucunda da parçalanıp başka bir sorun olan mikroplastiklere dönüşüyor.
nedir bu mikroplastikler?
mikroplastikler, 5 mm'en daha küçük olan ve çevrede kirliliğe sebep olan, çoğunlukla petrol türevli olup suda çözünmeyen, düzgün şekilli veya şekilsiz polimerik parçacıklara verilen isimdir 1 mikrondan küçük plastik parçacıklarına ise nanoplastikler denir.
https://i.hizliresim.com/bt8oc64.jpg
e tabii çevreye bırakılan bu mikroplastikler de balık ve kabuklu deniz canlıları da dahil olmak üzere pek çok canlının vücudunda birikebiliyor ve besin zinciri yoluyla bizler dahil olmak üzere diğer canlılara geçebiliyor.
mikroplastikler yıllar geçtikçe büyük bir sorun haline geldi. [[alıntı]]
farklı şekillerde ve büyüklüklerdeki polipropilen, polietilen ve polistiren gibi plastik türleri de mikroplastikler kapsamına giriyor. aslında mikroplastikler ortaya çıkış kaynağına göre 1 ve ikincil olarak sınıflandırılıyor. eğer çevreye mikroplastik olarak saldılarsa birincil, çevrede mikroplastik büyüklüğünde parçalandılarsa ikincil olarak adlandırılıyorlar.

üretilen tüm plastiklerin yaklaşık %2 ila %5'i okyanuslarda son buluyor. bazıları mikroplastik formunda. ürünlere kasıtlı eklenen mikroplastikler ise denize ulaşan tüm plastiklerin nispeten küçük bir ortamını oluşturuyor.
mikroplastikler her yerde!! içimizdeler.. üzücü bir durum ama gerçek bu. ödediğimiz bedel diyebiliriz. doğayı kirlettiğimiz her şey bize geri dönüyor ve sonumuz oluyor.
deniz tuzunda mikroplastiklere rastlanıyor. araştırmalar sonucu da dünyada kullanılan sofra tuzu markalarının %90'ında mikroplastik tespit ediliyor.
denizleri ve gölleri kirleten mikroplastiklerin toplanması hayli zor. sucul canlılar için ciddi bir tehdit olarak görülen mikroplastiklerin besin zincirine geçmesi ve su kaynaklarını kirletmesi, mikroplastiklerin insan sağlığı için de bir tehlike olabileceği konusundaki endişeleri gündeme getiriyor. mikroplastiklerin besin zincirine dahil olması konusunda yapılan bir araştırmaya göre, bunda sivrisineklerin payı büyük. sivrisinekler ve yusufçuklar gibi birçok böcek jüvenil (yavru) dönemlerini suda geçirip yetişkin olduklarında karasal ortama geçiyor. mikro plastik atıklar ile kirlenmiş sularda gelişen böcek larvalarını vücutlarında bu atıklar birikiyor ve yetişkin olduklarında da vücutlarında kalmaya devam ediyor. bu böceklerin karada yaşayan hayvanlar tarafından yenmesi ise mikro plastik kirliliği sorununu yayılması anlamına geliyor.
ee sivrisineklerde de mikroplastik tespit edildiğine göre su canlılarında olduğu gibi diğer canlılarda da mikroplastik bulunması kaçınılmaz bir ihtimaldir.

soluduğumuz havada, yemekte kullandığımız tuzda, içimizde.. plastikler her yerde. küresel bir sorun. mikroplastiğe ne kadar maruz kaldığımıza dair bir bilgi yetersizliği olduğundan dolayı insanlar üzerindeki etkileri tam olarak bilinmiyor.
mikroplastiklerin çoğu sindirim sistemini herhangi bir zarar vermeden geçecek kadar küçük ancak hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalara göre mikroplastiklerin vücutta diğer hormonları bozan bisfenol a (bpa) ve başka toksik maddeleri tutma ve vücudun diğer bölümlerine taşıma kapasitesi var. bu da bağışıklık sisteminin işlevini bozma, büyümede ve üremede sorunlara yol açma riskini akla getirebiliyor.
çevre kirliliği ve insan sağlığı ile ilgili endişelerden dolayı, avrupa birliği'ne üye bazı ülkelerde, kozmetik ve temizlik ürünleri gibi mamüllerde mikroplastiklerin kasıtlı kullanımı ile ilgili ulusal yasaklar yürürlüğe girmiştir.
mikroplastikler doğaya ve besin zincirine çok farklı yollarla giriyor bazı ülkelerde mikroplastiklerin belirli ürünlere kasıtlı olarak eklenmesine kısıtlamalar getirirse de henüz tüm dünyada uygulanan geçerli koruyucu önlemler alınmış görünmüyor. bunların hepsinin sonucunda bilim insanlarından beklenen, mikroplastiklerin etkilerinin yanı sıra doğayı ve besin zincirine giriş yollarının araştırılması ve bu konuda alınması gereken önlemlerin belirleneceği çalışmaların yapılması.
kaynak: 1
2) tübitak bilim ve teknik dergisi 2018 aralık* sayısı syf 12-19. yazan: dr. özlem ak.
devamını gör...
elektrik şirketlerine 3 milyarlık pandemi yardımı
kayıp kaçak bedeline ek olarak ağırlama yedirme içirme etkinliklerinin parasını da ödediğimiz elektrik şirketlerine neden yapıldığı anlamsız olan yardımdır. bu şirketler kar amacı güden kuruluşlar. yeterince de kar ediyorlar yıllardır. kar etmiyorlarsa bıraksınlar, satsınlar, tekrar ihaleye çıkarsınlar. neyse ne. ne yardımı bu.niye yardım ediyoruz elalemin şirketine. onlar çok kar ettiklerinde bir ay olsun kayıp kaçak bedelini almayalım ya da bu ay otel giderlerimizi cebimizden ödeyelim, diyorlar mı?
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
sanırım en çok, arkamda bir iz bırakamamaktan korkuyorum. yaşadığım yılların boşa gitmesinden ve kendimle gurur duyacağım bir iş yapamamaktan endişe ediyorum. bu dünyaya bir hiç olarak gelip, bir hiç olarak göç etmek istemiyorum kısacası. belki de başarısız olmaktan korkuyorum. bu hayatta başarmak istediğim şeyler belli. diploma almak, yüksek lisans yapmak ve severek çalışacağım bir işe başlamak; ama çalıştığım alanda da en iyilerinden olmak istiyorum. belki bu hayallerimi gerçekleştirirsem adımdan söz ettirebilirim; "rhi bana çok şey kattı" dedirtebilirim.
uzun lafın kısası, ben unutulmaktan çok korkuyorum.
uzun lafın kısası, ben unutulmaktan çok korkuyorum.
devamını gör...
transformasyon
bir bakterinin ortamda bulunan dna parçasını dolaysız kendi bünyesine aktarabilmesine verilen isimdir.
alıcı bakterinin dna alabilme yeteneği (kompetans faktörü) en önemli belirleyicidir.
alıcı bakterinin dna alabilme yeteneği (kompetans faktörü) en önemli belirleyicidir.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
o kadar da önemli değildir
bırakıp gitmeler
arkalarında doldurulması mümkün olmayan
boşluklar bırakılmasaydı eğer
utanılacak bir şey değildir ağlamak
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
öylesine derince bakmasalardı eğer.
can yücel.
bırakıp gitmeler
arkalarında doldurulması mümkün olmayan
boşluklar bırakılmasaydı eğer
utanılacak bir şey değildir ağlamak
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
öylesine derince bakmasalardı eğer.
can yücel.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
tavanı seyretmek
devamını gör...
utandıran anlar
otomatik cam kapılara açık diye kafa göz girmek, yine aynı kapıların önünde dakikalarca eller havada sensörü yakalamaya çalışmak ama kapının aslında açık olması. otomatik cam kapılarla geçinemiyoruz. yok olmuyor.
devamını gör...
kadınlara çekici gelen meslekler
subay - astsubay.
devamını gör...
anormal sözlük haber ajansı
sözlüğün hakiki haber kaynağı. işte habercilik böyle olur!
devamını gör...
yorgun pazartesi
uzun zaman sonra ilk defa sıkıldım bugün,herkes elini eteğini çabucak çekti*.sanırım çoğunluk için yorucu bir gün..
ilk defa iki haneli rakamlar gördü bu gözler.
ilk defa iki haneli rakamlar gördü bu gözler.
devamını gör...
dark city
blade runner gibi sapına kadar bilim-kurgu özellikleri taşıyan, ancak sin city kadar karanlık, insanı düşünmeye iten, dönüp dolaşıp "insan" ve "ruh" kavramının üzerinden çıkarımlar yapan harika bir yapım... hayatınızın merkezinde, sizi yöneten neler var hiç düşündünüz mü? dark city bambaşka yaklaşıyor bu olaya..
rufus sewell. william hurt. jennifer connelly, 24 ve lost boys'dan tanıdığımız kiefer sutherland...
karşınızda alex proyas denilen deha'nın yönettiği, dark city.
dark city hakkında ne düşünüyorum...
en başta bu filme saygı duyuyorum.. zira film, amerikan film endüstrisinin hoşuna gidecek ve hayvanlar gibi para kazandıracak şekilde klişe de yapılabilirdi. işlenen konu bok edilmeye çok ama çok müsait bir çizgide..
kesinlikle kolaya kaçılmamış. binlerce kez aynılarını dinlediğimiz diyalog satırları yerine sadece seyirciyi düşünmeye iten diyaloglarla bezenmiş.
bu film, yaşadığımız ve "gerçeklik" olarak addettiğimiz şeyi irdelemek konusunda matrix gibi bir yapıma esin kaynağı olmuştur. hem de milyonlarca kurşun, binlerce dövüş hareketi katmadan, nokia - duracell reklamları yapmadan (ki yanlış anlaşılmasın, matrix bence hiç de kötü bir yapım değildir, sadece "olmamış" diyebileceğim noktalara da sahiptir)
çağrışımlar yapmama neden oldu dark city..
hepimiz arada sırada düşünürüz, neyiz biz, amacımız ne, nereye gidiyoruz? film içten içe sadece yaşadığım hayatı, bulunduğum, nefes aldığım, acılar çektiğim, sevindiğim, seviştiğim, yani bir şekilde kendisiyle etkileşimde bulunduğum hayatı değil, bunun amacını düşünmemi sağladı.
bizi insan yapan neydi?
farklı olmamızı sağlayan şey?
hani deli gibi aradıkları ruh var ya, keşfederlerse insanı neyin insan yaptığını bulabileceklerini düşündükleri,
onun gerçekten zihnimde, hatıralarımda, tecrübelerimde mi şekillendiğini, yoksa insan olarak dünyaya gelmenin bir getirisi mi olduğunu düşündüm..
hepimiz farkedemediğimiz şeylerden bir şekilde çekiniriz ya, hayatımızın bize söylenmeyen bir amacı olabilir miydi?
belki de dark city'de bulunan "yabancı" (bilerek uzaylı kelimesini kullanmıyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla "yabancı" portresi çizilmiş..) teması sadece yönetmenin elinde bir enstrumandı?
bilemiyorum, belki de amerikan sinemasının yöntemlerini sorgulamaya başladım bu aralar. ancak;
eğer bugün "dark city" deyince aklımıza "ghost in the shell", "blade runner" hatta "donnie darko" gibi isimler geliyorsa,
izlemeye değerdir bu film.
rufus sewell. william hurt. jennifer connelly, 24 ve lost boys'dan tanıdığımız kiefer sutherland...
karşınızda alex proyas denilen deha'nın yönettiği, dark city.
dark city hakkında ne düşünüyorum...
en başta bu filme saygı duyuyorum.. zira film, amerikan film endüstrisinin hoşuna gidecek ve hayvanlar gibi para kazandıracak şekilde klişe de yapılabilirdi. işlenen konu bok edilmeye çok ama çok müsait bir çizgide..
kesinlikle kolaya kaçılmamış. binlerce kez aynılarını dinlediğimiz diyalog satırları yerine sadece seyirciyi düşünmeye iten diyaloglarla bezenmiş.
bu film, yaşadığımız ve "gerçeklik" olarak addettiğimiz şeyi irdelemek konusunda matrix gibi bir yapıma esin kaynağı olmuştur. hem de milyonlarca kurşun, binlerce dövüş hareketi katmadan, nokia - duracell reklamları yapmadan (ki yanlış anlaşılmasın, matrix bence hiç de kötü bir yapım değildir, sadece "olmamış" diyebileceğim noktalara da sahiptir)
çağrışımlar yapmama neden oldu dark city..
hepimiz arada sırada düşünürüz, neyiz biz, amacımız ne, nereye gidiyoruz? film içten içe sadece yaşadığım hayatı, bulunduğum, nefes aldığım, acılar çektiğim, sevindiğim, seviştiğim, yani bir şekilde kendisiyle etkileşimde bulunduğum hayatı değil, bunun amacını düşünmemi sağladı.
bizi insan yapan neydi?
farklı olmamızı sağlayan şey?
hani deli gibi aradıkları ruh var ya, keşfederlerse insanı neyin insan yaptığını bulabileceklerini düşündükleri,
onun gerçekten zihnimde, hatıralarımda, tecrübelerimde mi şekillendiğini, yoksa insan olarak dünyaya gelmenin bir getirisi mi olduğunu düşündüm..
hepimiz farkedemediğimiz şeylerden bir şekilde çekiniriz ya, hayatımızın bize söylenmeyen bir amacı olabilir miydi?
belki de dark city'de bulunan "yabancı" (bilerek uzaylı kelimesini kullanmıyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla "yabancı" portresi çizilmiş..) teması sadece yönetmenin elinde bir enstrumandı?
bilemiyorum, belki de amerikan sinemasının yöntemlerini sorgulamaya başladım bu aralar. ancak;
eğer bugün "dark city" deyince aklımıza "ghost in the shell", "blade runner" hatta "donnie darko" gibi isimler geliyorsa,
izlemeye değerdir bu film.
devamını gör...
seksten sonra söylenen sözler
en güzeli bir şey söylemeden anlamlı bir şekilde bakılmasıdır. küçük bir öpücük kondurup seni seviyorum denilebilir
devamını gör...
alırken insanı zengin gibi hissettiren şeyler
1 liraya çikolata bile kalmadı. marketten elin dolu çıkarsan zenginsin demektir.
devamını gör...
dilimize pelesenk olmuş ayrımcı sözler
bilim adamı. oldukça saçma ama maalesef beş kişiden ikisi (o da belki) bilim insanı tabirini kullanmaktadır.
devamını gör...
lana del rey
21 haziran 1985 tarihinde doğmuş, gerçek ismi elizabeth woolridge grant olan amerikalı şarkıcı ve söz yazarıdır.
güzel bir sesi var.
güzel bir sesi var.
devamını gör...
başıboşlar
okuduğum veya açtığım başlıkların oraya düştüğünü görünce bi gülme geliyor. meğer ben de bir başıboşmuşum.
iyi olmuş bence. kafa dağıtmak için veya öylesine sohbet havasında yazılan tanımları okumak için meraklıları buraya bakabilirler.
iyi olmuş bence. kafa dağıtmak için veya öylesine sohbet havasında yazılan tanımları okumak için meraklıları buraya bakabilirler.
devamını gör...