bu konuda ilginç olan tek şey, ölmeye karar veren insanların neden hiç cinayet işlemeden öbür dünyaya sadece kendisini götürdüğüdür. kaçınız hayattan hayvanlar ya da bitkiler yüzünden soğudunuz ki? bir insanın hayatından vazgeçme sebebi hayat değil başka insanlardır, her intihar aslında bir cinayettir. ve insan giderken, kendi katillerini cezalandırıp öyle gitmelidir.
devamını gör...

hele hele gene gelmiş okumadan yazarımcılar. ilk tanımın önemini anlatan methiyeler mi düzsün insanlar ya? bi okuyun zor değil tek cümle yazmış zaten.
ironi falan değil, önerme de değil. ne olduğunu da yazmıyorum. zahmet olacak ama okuyun öyle yazın bre sabırçalanlar.
devamını gör...

yıllarca çok severek yediğim, bir seferinde dişimi kırmama sebep olunca, küsüp daha ağzıma komadığım diğer adı kontrplak olan bisküvi.
devamını gör...

nickini her gördüğümde paralel evrende sözlük nickim olarak hayal ettiğim yazar. başarılı.
devamını gör...

büyük bir okyanus ve içerisindeki bi’ kaç adacıktan oluşmuş gayet sanal ve de hayal bi’yer, hayalistan burası. adalarında dağları var tepelerine ulaşmaya nefes yetmeyen ve türlü türlü ağaçlar, kimisi meyve kimisi sadece oksijen veren. adalarından birisinin bir köşesi yanmakta ve tek nüfusu oraya doğru yüzmekte. söndüremeyeceği bilincinde onca su içerisinde biçare..

düşler beni terk ettiği için mi içmeye başladım yoksa içmeye başladığım için mi düşler beni terk etti, hatırlamıyorum. bütün çözüm yolları çürütülmüş, son sigara söndürülmüş şarkının bitmesini beklendikten sonra doğudan yükseleni alıp arkama yola koyulmuştum oysa, batışına yakın çözümlerimi bulmak adına..

hiç bir şey almamıştım yanıma, terk etmiştim bütün düşünceleri ve o'na gitmiştim safça. hiç bir düş sadece bi'düş değildi madem, gerçek bir 'hiç kimse' olmaktansa sahte bile olsa 'biri' olmayı hat etmiyor muydum.?

bilinç korkunç bi' lanetmiş. düşünürsün, hissedersin ve acı çekersin, sonrası yok. kendimden başka her şeyi hatırlıyorum şu an, gözümü kapadım artık dengesiz kaderlere, umurumda değil bu dünya. hatta canım bile cehenneme..

bir böcek daha düştü, kıpraşır durur beynimde. bu açıklanamaz ama hissedersin. hayatın boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir. ne olduğunu bilemezsin, ama o' oradadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi, regl'i dinmeyen bi' kız gibi, sancılı ve kıvrandırıcı..

derinlere yüzüyorum bu gece..

neresinden çıkacağımı bilemediğim bi’ yere neresinden dalacağımı bilemeden, nereden yüklediğimi bilmediklerim sırtımda mecburi dalış yapıyorum.

bi’ deli kan*, ‘çok şaşırdığın bir şeye yatıp kalkınca inanırsın, haydan huya kaç saatte gidiliyor bilinmiyor’ derdi.

şimdi deli misali şaşkınım.

korkuyorum, uyumalı mıyım.?

okyanusun dibine batmışım, şu an sadece hareketsizce bekliyorum. tek dayanağım umut tüpüm dolu ve bunca basınç altında bile burnumu terk etmeyen o çiçek kokuları ile etrafımdaki köpek balıklarının gitmesini bekliyorum. zamanım dolsa da şu gece mesaisinde, saatim çalıp beni uyandırsa ve gitsem işe bu kabustan çıkıp diyorum. o kadar zor ki hayaletlerle uyumak, hayal gücünüzün tıkanmasına bağlı bu. gerçeğinden korkup yaklaşamayacağınız her şeyin ölüsü var karşınızda, zombi olmuşlar ve hepsi ölmelerine kızgın, sorumlu aramakta..

her gece düşüyorum o sinirli, hayatsal titreşimleri olmayan yaratıkların arasına. her gece yenileri ekleniyor, ilk kez görüp daha fazla korktuklarım cabası. saatim kurtarıyor beni böyle gecelerden, daha yatalı iki dakika olmamış, sanki gözüme uyku girmemiş, uyuyamadan kalkmışım ama saatler geçmiş hayaletler ormanında..

dokunuşlar hissiz, sevgisiz bu ten, ağlamaklı suratlarda maske, fonda ise bir ten..

bi' de müzik götürür beni hep ütopyalara, hep garip şeyler hissettirir bana ve sürükler beni hayal ormanına. seviyorum o anları, kendimi huzurlu hissettiğim bi' kaç sistemden birisi. geniş omuzlu bi' şövalye hayaletler ormanına girmiş, o sinirli yaratıkları bir bir kılıçtan geçiriyor. ‘wake up’ diye bağırıyor, her yöne kılıcını savuruyor. kılıcıyla buluşan ruhsuzlar rengarenk çiçeklerin ruhlarında ormana dağılıyor..

müzik, tam ben giderken tamda her şeyden vazgeçmişken, ‘ı follow you’ diyor ve gitme amacımı yok ediyordu. notalar bütünlüğünde de olsa hiç bir şeyi peşimden sürükleyemezdim. böyle olunca bir türlü birleştiremiyordum keskin kenarı yumuşak tenimle. sonra yaşama düşüyorum bi' yerden, yüksekçe bi' yerden ıslak bi' şekilde toprağa çarpıyorum ve gözlerimi ovalayarak devam ediyordum mutluluk hormonumu bitirmeye..

peki ya tükenirse.?
akması gereken göz yaşı dışında başka bir şeyse bile akacak..

annem aradı az önce, vücudunda ki mutluluk hormonunu bitirmeyi bırak ve buraya gel dedi..
annemi dinlemeliyim.
sevgiler..
devamını gör...

bin bir bataklıklar ülkesinin nasıl beyaz zambaklar ülkesine dönüştüğünün hikayesi.
devamını gör...

kokzaki a virüsünün neden olduğu ani başlayan ateş, karın ağrısı,baş ağrısı,bulantı kusma ve önemli bir ipucu olan yumuşak damakta veziküler lezyonlarla karakterize hastalıktır.
devamını gör...

bu tanım, yazmak için çok geç kalınmış bir nickaltıdır. çünkü ne yazarsam yazayım miko için yetersiz olacağını bildiğim için bugüne kadar ertelemişimdir. bugün yine eksik bir şeyler kalacaktır ama idare ediverindir. olmaz mıdır?
bakın gördünüz mü konu miko olunca bir türlü başlayamadım bile. çünkü onu anlatacak, ona değer, onun gibi güzel cümlelerim yok benim. içimden geldiği gibi, gelişine yazacağım mikom ama öncelikle şunu söylemek istiyorum ki; seni çok seviyorum.
bu kadını bir gün bir yolculuk sırasında lahana bebek üzerine yazdığı bir tanım ile keşfettim. bir lahana bebekten yola çıkıp ablası ile ilişkisini öyle güzel anlatmıştı ki hem kalemine hem kalbine yakın hissettim kendimi. sade, dümdüz kelimelerle içinize işleyen bir tarzı vardı sanki. pek huyum değildir durduk yere mesaj atmak, gittim yazdım. kısa bir sohbetin ardından vedalaştık. sonra ara ara karşıma çıkmaya başladı miko, ortak tanıdığımız yazarlar vardı ve radyo yayınları...
bir gün benim yayınıma girişini kendi söylediği bir şarkı ile anons gönderdi. "sana destek olmak istiyorum" temalı bu anons yine gülümsetti beni ve kendisi bilmese de bir konuda bazı şeylerin önünü açtı benim için.
gel zaman git zaman bu kadınla konuşmaya selamlaşmaya, hal hatır soruşmaya devam ettik. sonra bir gün benim yayınım sırasında çocuk korosu isimli minnoş bir oluşumun benim için hazırlanan bir şarkısını duydum sürpriz bir şekilde. kadın yememiş içmemiş "ben bu kadın için bir şey yapmak istiyorum katılmak ister misiniz? " diye mesaj atmış herkese. çıkış noktası ise "bu kadın emek veriyor güzel şeyler yapıyor biz de ona güzel bir şeyler yapalım."
miko böyledir; emek verildiğini düşündüğü herhangi bir şeye kayıtsız kalamaz. çünkü pamuk gibi bir ruhu vardır.
miko dokunduğu yeri güzelleştirir. öyle güzel bir kalbi vardır ki yörüngesine girdiğiniz anda sevilmek ne demek, nasıl değerli hissedilir anlarsınız. evet miko'nun kocaman bir kalbi ve upuzun elleri vardır. kocaman kalbiyle herkesi sever upuzun eliyle herkese yetmeye yardımcı olmaya çalışır. tüm bunları yaparken kendini unutur, onun için ilk sırada sevdikleri vardır çünkü.
miko'nun gülünce küçülen içinden sevgi ve güzellik fışkıran güzel gözleri vardır. konuşmadan çok şey anlatır, çoğunlukla gülümsese de bazen hüzün gizler bu gülümsemenin ardına. o hüznü oradan alıp yerine mutluluk koymak istersiniz, keşke yapabilseniz.
miko'nun sağ gözünün kenarında minik bir yara izi vardır. neden olduğunu bilmiyorum bu izin. (bu tanımı yazdıktan sonra öğrenirim ama) işte tam da bu izin olduğu yerden öpmek lazım miko'yu. ben öptüm, gözleri doldu. çünkü.. çünküsü yok di mi miko? seni sevdiğimi söylemiş miydim?
evet söylemiştim. hatta o kadar çok söylemiştim ki telefonum bile seni yazdığı anda otomatik olarak seviyorum ve hemen ardından mikom kelimelerini yazıyor. inanmayanlar için buyrun efendim kanıt;
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu kadına gün içinde kaç kere seni seviyorum diyorum bilmiyorum ama ne kadar dersem diyeyim az geliyor onu biliyorum.
bir insan bir insanı tanımadan ancak bu kadar sevebilirdi sanırım.
son olarak miko çok güzel sarılır, sarıldığında sizi kocaman sarmalar. dış dünyaya karşı korunduğunuzu hissedersiniz. durup duruken tutar yanaklarınızdan öper. "benim canım güzelcim oy kuzum benim" der, sarılır bir daha öper.
yani demem o ki miko çok güzel! biliyorum çok ortaya karışık bir tanım oldu, söylemek istediklerimin, içimden geçenlerin yarısını bile yazamadım ama denedim.
iyi ki varsın miko'm, iyi ki tanıdım seni ve iyi ki çıktın karşıma. hep ol, seni çok seviyorum mikom!!!
ps: turuncu ve kıvırcık saçlarından, hollanda planından da bahsetmek istiyorum ama şimdilik yeter bu kadar.*
devamını gör...

kimi 2 dakika
kimi 90...
devamını gör...

kişinin kasıtlı, sürekli ve yargısız "bilinçli farkındalık" deneyimine mindfulness diyebiliriz. mindfulness olumlama ya da tam tersi değildir, olayları olduğu gibi görebilme pratiğidir. meditasyonlarla ilgili çok kez duyduğunuz zihni boşaltma pratiği değildir, zihninizden geçenleri yargısızca gözlemleme pratiğidir. nefes, duyular ve duygular gibi farklı şekillerde mindfulness pratiği yapabilirsiniz.

mindfulness kelimesi budizm’de aydınlanmanın 7 faktöründen ilki olan sati kelimesinin çevrimidir. fakat pali (hint) dilinde kelimeler bizim dilimizde olduğu gibi tek ve net bir manaya gelmezler. sati kelimesi pali dilinde "hafıza" manasına gelir ancak sürekli, dikkatli ve düşünceli ifadeleri ile beraber kullanılır. bu kelimeyi ilk olarak thomas william rhys davids 1881 yılında çevirmiştir.

mindfulness doğuda hinduizm’den bu yana uygulanmaktadır. orada bir din, bir inanış ritüeli, uygulaması olarak uygulanmaktayken, batı’da dinden bağımsız bir uygulama ve hatta “tedavi” yöntemi olarak uygulanmaya başlanmıştır.
amerikalı bir profesör olan john kabat-zinn, zen budistleri philip kapleau, thich nhat hanh ve seung sahn’dan eğitimler almış ve bu eğitimler neticesinde 1979 yılında stres azaltma kliniğini kurmuştur. budist öğretilerini bu klinikte uygulamaya başlayıp, daha sonra bu uygulamalara mbsr (mindfulness-based stress reduction) ismini vermiştir. budizm ile mindfulness’ın bağını kopararak mbsr’yi bilimsel bir bağlama oturtmuştur. “anlık farkındalık” ile hastalara stres, ağrı ve hastalıkla başa çıkarken yardımcı olmayı amaçlar. bu şekilde mindfulness batıda tanıtılmış, ünlenmiş ve uygulanmaya başlanmıştır.

eğer merak ediyorsanız, öğrenmek istiyorsanız; yakın zamanda zeynep aksoy’un bağış usülü ile katılabileceğiniz online kursu başlayacak. kaçırmamanızı tavsiye ederim.
eğitim
devamını gör...

özellikle ülkemizde ne işe yaradığı anlaşılmayan, kulaktan dolma bilgiler ile hakkında atılıp tutulan tanımlanması zor sektör. kısaca bir organizasyonun kurumsal performansının iyileştirilmesi için organizasyonun stratejisi veya herhangi bir bölümünün işleyişi ile ilgili olarak verilen danışmanlık hizmeti olarak tanımlanabilir.

1886 yılında kurulan arthur d. little dünyanın ilk danışmanlık şirketidir.

günümüzde en meşhur danışmanlık şirketleri ise yaygın gruplamaları ile şöyledir:
mbb: mckinsey & company, boston consulting group, ve bain & company
big 4: deloitte, ernst & young veya ey, pricewaterhousecoopers veya pwc, ve kpmg
ülkemizde de ofisi bulunan diğer belli başlı şirketler (belirli bir sıra olmadan): accenture, oliver wyman, kearney, simon-kucher & partners ve arthur d. little

aslında yukarıda bahsedilen big 4 şirketlerinin asıl uzmanlık alanı denetimdir, yönetim danışmanlığı ikincil çalışma alanıdır, ama çok büyük şirketler oldukları için yönetim danışmanlığı pazarının da çok önemli bir kısmını oluştururlar.

sonuç olarak, sektör konusunda sorusu olan arkadaşlar gelen kutuma portakal atabilirler.

edit: gördüm ki verdiğim bakınızların hepsi boş. yavaş yavaş dolduracağım, takipte kalın
devamını gör...

yaklaşık 2.5 yıldır kullanıyorum telefonumu ve %82 gösteriyor pil sağlını. benim gibi kullanan biri için çok doğru olduğunu düşünmediğim bi yüzde aslında*.
devamını gör...

durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk

adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş

adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

kadın güzel
güzel anılar gibi güzel

çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel

cemal süreya
devamını gör...

what the f*ck dediğim durumdur
devamını gör...

(bkz: ayakkabı giyen erkekle evlenmek)
devamını gör...

her 60 dakikada 1 saatin geçtiği gerçeği kadar şaşırtıcı ve etkileyicidir. işte matematik diyorum.
devamını gör...

şeker portakalı
zeze’yi çoğumuz tanıyoruz zaten. onun çektiği acıları,yumuşacık yüreğinden gelen sözleri unutmak ne mümkün.

portakal kız
kanser babanın gelecekte yetişkin olacak oğluna yazdığı mektupla, annesini ve tanışmalarını anlatırken felsefi göndermeler de yapması üzerine yazılmış bir roman.bir seçme şansımız olsaydı kısacık bir hayatımız olduğunu bile bile yine de gelir miydik dünyaya, sorusunu sorar.

narenciye üzüyor beni, sesli sesli ağlatıyor hem de.siz siz olun kitabını okumayın gözyaşı istemiyorsanız.
devamını gör...

deliksiz uyku.
devamını gör...

(bkz: kişi kendinden bilir işi)

siz öylesiniz diye herkesi ezik büzük tipler sanmayın.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim