nöronal uptake-1 inhibitörüdür. böylelikle adrenerjik hormonların yıkılmasını engeller ve etkinin uzamasını sağlar.
ayriyeten vazokonstrüksiyon yaptığı için burun septasinin silinmesine neden olur, dış görünüşle rahatça anlaşılabilir.
devamını gör...

1934 kastamonu doğumlu, 43 yaşında beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybetmiş olan yazar, mühendis.
post-modern türde eserler vermiştir. ayrıca ödüllü yazar füruzan da teyzesinin kızıdır.
ressam olmak ister,resim dersleri alır ancak babası resmin karın doyurmayacağını söyleyerek bu bahsi kapatır.
oğuz atay’ın içinde ukde olarak kalan ressamlık arzusu da yıllar sonra tutunamayanlar romanının karakteri selim’in ağzından açığa çıkar: “üç çeşit meslek varmış: mühendislik, doktorluk, bir de hukukçuluk. ben ressam olmak istiyordum. babam böyle bir meslek olmadığını söyledi.”
devamını gör...

son 24 saatte uğrayan 1600 yazar içinden en yaşlı olanı kaç yaşında acaba lan??

bence 55 üstü asla yoktur. şu an onlar aşı sırası bekliyorlar gelip burada fink atacak halleri yok.

en yaşlı yazarımız bence 54 yaşında emekli albaydır. kadıköy'de ikamet etmekte ayrıca orduevi imkanlarından faydalanmaktadır. kafa sözlüğü orduevine ucuza traş olmaya gelen subay çocukları sayesinde duymuştur. hayal gücüm bu kadar.
devamını gör...

sürgünümden çıkıp geldiğim renk.

hatta bir ara direkt mavi diye çağırdılar beni, kimi övme kimi dalga geçme amacıyla. duymadım hiç birini, kendime baktım.

daha dün gibi hatırlıyorum, ibrahim daldal'ın kahvesinin önünden gözüken fenerin ardındaki denizin tuzunun tadını. ilk kez o gün, orada tattım ve bir daha da unutmadım. kıyılarda yüzmek, kafamı çevirdiğimde toprak görmek istemiyordum artık, 7 yaşında denize açıldım ilk defa, bir daha da kapanmadım.

gökyüzü derler, kocamandır, kallavidir tüm göğümüzü kaplar ama bir deniz değil benim için, o mavilik yok gökyüzünde, hem de isteğiniz anda içine dalamıyorsunuz fütursuzca? n'apayım öyle maviliği?

ilk tuttuğum balık lidaki idi, pırıl pırıl, ışıl ışıl ufacık bir balık vardı oltanın ucunda, o çırpınıyordu, ben mavinin büyüsüne bir kez daha aşık oluyordum. ben istedim diye tekrar denize attılar onu, sandaldaki poşulu balıkçılar bir kez daha büyüdü gözümde. onlar, o güneş rengi tenleri, deniz tanrılarına adanmış becerileri ile öyle güzellerdi ki, onlardan biri olmak istedim, oldum da.

13 yaşımda ilk kez özgür oldum tam anlamıyla, dayımın teknesini kaçırdım, akranlarım büyüklerinin arabalarını çalar gezerlerdi, ben pancar motorun o deryayı göçüren sesine aşıktım, balıklara, yosunlara, maviye.

adımı deniz koymamışlar diye annemle kavga ettim, adım denize çok yakındı allahtan, fazla uğraşmadım.

ben denizin mavisine, denizin mavisi bana sevdalıydı, hep!
şimdi birbirimize çok uzak olsak da arşipel beni bekliyor biliyorum, yanına yaklaşıp "hişt!" diyeceğim günlerin hatırına yaşıyorum biraz da.

okuyanlara deli saçması bana hayat ışığı.

thalassa!
devamını gör...

iskandinav ülkeleri gibi. malum sözlüklere de orta doğu diyebiliriz belki.
devamını gör...

kendini kandırmayı becerebilen yaşamayı da becerir. sad but true.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güzel yürekli, oldukça bilgili hem de çok nezaketli bir insan.kafa sözlükte, iyi ki tanıdım dediğim yazarlardan birisidir.hoşsohbetiyle ve tabi bir de çokyönlülüğüyle sözlüğümüzün vazgeçilmez yazarı ve moderatörüdür kendisi. danıştığım her konuda bilgisi olan, her koşulda yardımcı olan ve oldukça da tevazu sahibi olan yüce gönüllü bir insan.yani tam anlamıyla bir alfadır*kendisi. dil-âgâh bir beyefendi ve tam bir sırdaştır. tüm tatlılığına rağmen kızdırınca tehlikeli olabilir tabi.* o yüzden üzmeyelim kendisini.
şşşş sakın sırrımızı kimseye söyleme :)) tamam mı?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şarap girecek birazdan işin içine

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

son derece üzücü olay.
bana aynı konuya değinen,usta yönetmen haneke'nin şu güzel filmini hatırlattı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her zaman çok zordur ama bir yandan da gereklidir.

zorluğu insanın duygularını gizlemeyi başarma konusunda çok başarılı olmamasından gelir. üzgün olduğunuz zamanlar gülümsemenize eşlik edecek bir ışıltı olmaz gözlerinizde ve bu elbette ki sizi ele verecektir. bir yandan da sesinizi cıvıltısını kaybeder. bu da üzülmemiş gibi yapmak konusunda sizi zor durumda bırakacaktır.

ayrıca belli bir olgunluğa eriştikten sonra insan duygularını gizleme gereği duymamaya başlar. ne hissediyorsa odur artık. ve bu da üzüntüsünü saklaması gereken anlarda ciddi bir zorluk yaratacaktır.

gerekliliği ise birçok durumdan gelebilir. siz üzgün olduğunuzda en az sizin kadar üzülecek insanlar varsa etrafınızda siz onları üzmemek için üzüntünüzü içinizde yaşamak zorunda hissedersiniz. bu da sizin hüznünüzü daha da arttırır. bir nevi zincirleme hüzün tamlamasına dönüşürsünüz.

bir başka gereklilik nedeni de çocukluğunuzdan beri derin bir sorumluluk duygusu ile yetişmiş olmanız olabilir. hep güçlü olmak zorunda kalmışsanız ya da bu zorunluluğu bile isteye üzerinizde bir zırh olarak taşımışsanız zayıflıklarınızı göstermekten imtina edersiniz çoğu vakit. üzülürseniz o inşa ettiğiniz güçlü figür kağıttan kuleler gibi yıkılacakmış gibi gelir.

zordur üzülmemiş gibi yapmak. zorunludur bazı durumlarda. bugün deneyeceğim mesela ben. eğer farklı bir bilgi edinirsem bu konuda bu tanımı yeniden düzenlerim.
devamını gör...

geçmesin günümüz... *

geçmesin günümüz
sevgilim yasla
o güzel başını
göğsüme yasla...
*
devamını gör...

tam olarak şöyle bir aşk hikayesi sanırım:
devamını gör...

40 yıldır bitirilemeyen, türkiye büyük millet meclisinde siyasi parti adı altında temsilcisi olan, propaganda için trt'ye çıkarılmış militanı bulunan terör örgütünün yaptığı katliam, 13 sivil vatandaş zamanında kırmızı halı serilen dönemin bozulmasına tepki olarak kaçırılan vatandaşların olduğu iddia edilmektedir, hulusi akar operasyonu başarılı bulduğunu beyan etmiştir.
devamını gör...

ıvan aivazovsky-mehtaplı bir gecede geçen gemi (1868)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yaşayan her şey gibi değişim ve dönüşüm içinde olan platform.
ekşi bozmadı aslında, ekşi dönüştü. biraz uzun olabilir ama iddiamın altını doldurmak istiyorum.

eskiden kısıtlı yazar kadrosu, yazar olmanın zor olduğu, tanım girmenin yazar olmak için yeterli olmadığı bir ortamdı. doğru kelime midir bilmiyorum ama internet aleminin görece 'elit' mekanıydı. tanımlar genelde uzun, bilgi içerikli, kimi zaman komik kimi zaman hüzünlü ama kaliteliydi. bu dönemler sözlük en çok ziyaret edilenler listesinde ilk 10'da değildi belki ilk 20 bile şüpheliydi.

tanımlar ve başlıklar arttıkça doğal bir akış oluştu. bir sanatçı, bir film, bir oyun hatta bir ürün aradığınızda bile arama motorlarında direkt olarak önünüze geldiği oluyordu. bu sözlüğün iç reklam değerini fena halde katladı ve bir yol ayrımına gelindi.

bu arada sırf yazar sayısı artsın diye alım yapıldığı tezine katılmıyorum. bence amaç ekşiyi 'elit' bir yer olmaktan çıkarıp tamamen memleketi yansıtan bir yere dönüştürmekti. nitekim öyle de oldu.

tanım dayatması bir yana dursun okuma yazma bilmeyen adamlar var şu anda. biliyorum bu biraz ağır oldu ama sonuçta 'yapa bilirim' diye yazan bir adam sadece temel okuma yazma biliyordur zaten. (-de -da ve soru eki ayıran bir avuç azınlık zaten)

mesela okumayı en sevdiğim başlıklardan biri "efsanevi cimrilik hikayeleri"dir. adam bunun altına gelip "benim bu" yazmış. bu adamın okuduğunu anladığına beni dünya üzerinde ikna edebilecek bir insan yok.

mesela "ekşi sözlük dertleşecek insan veritabanı", gece uyumadan önce okurum bazen, o kadar çok gülerim ki; gözümden yaş gelir uykum açılır. özellikle gece yarısını geçtikten sonraki entryler tavsiye edilir.

neyse toparlayayım: ekşi artık bir sözlük değil. kutsal bilgi kaynağı hiç değil. ekşi artık tam olarak bir memleket profili oluşturan forum/platform/portal. yaşayan her şey dönüşmeye mahkumdur ve biraz da tercihleri sonucu şu anki durumu yaşıyorlar. kimsenin de üzüldüğünü düşünmüyorum(özellikle yönetim kademesinden) aksine birkaç romantik yazar hariç herkesin keyfi yerinde gibi.
devamını gör...

adalet sarayları ülkemizde adalet dağıtamıyor. işlenen suç yapanın yanına kâr kalıyor. kesin hapse atılması gereken toplum zararlısı sokaklara geri salınıyor. toplumdaki huzurun tesisi için adalet sisteminde köklü değişim şart.
devamını gör...

ilk türk spor otomobili olan a4 stc-16 modeline sahip otomobil markası.

eralp noyan tarafından tasarlanan model, 1973 ve 1975 arasında üretilerek devrim araçlarından sonra türkiye'de tasarlanıp üretilen ikinci otomobildir.

üretildiği tarihlerde yaşanan petrol krizi ile birlikte maliyetlerin de yükselmesi ile üretimi durdurulmuştur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

fotoğraf kaynağı
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim