yukarıda belirtildiği gibi zahmetsiz ve lezzetli olmasıdır. ayrıca fast food zincirleri size garanti bir lezzet sunar. örneğin bir iş için şehrinizin farklı bir semtindesiniz, açsınız; daha önce hiç yemek yemediğiniz bir yere gidip riske girmek yerine bilindik bir fast food zincirine giderek tadını bildiğiniz bir yiyeceği tercih edebilirsiniz. böylece berbat bir yemek için paranızdan olmazsınız.
devamını gör...

kötü olduğumda kimsenin haberi olmaz.
devamını gör...

herif küfür mü ediyor, hal hatır mi soruyor belli değil, birde tabakhane ye ham madde yetiştiren tipler var , asla ne dediğini anlamazsın , birde cooookkkk büyük firma çalışanı havası veren, ağızlarını ya ya kelimeleri yuta yuta konuşan, kadın lar var zaten ben türkçe yi zar zor konuşup anlayabiliyorum , bunların ne dediğini anlamam için tercüman lazım.
bu telefonda konuşma şekilleri ile ilgili kitap yazılır..
devamını gör...

lindy hop dansının olmazsa olmazı, neşe kaynağı müzik türüdür.
dinlerken mutlu olmamak mümkün değil.
devamını gör...

ne demek gece gece kokoreç yenmez yow...*
devamını gör...

tek bırakılmak. ve bu tek bırakılma hadisesini akrabalarınız tarafından yaşamanız.

sene 2011 .babaannemi kaybetmiştik. haberi de telefondan babam vermişti bana. o sıralar farklı bir şehirde oturduğumuz için ve kendisi yatalak olduğu için babaannem bizimle birlikte kalıyordu. başka çocukları yok muydu ? vardı takibi ama onlar sadece yaz tatillerinde görüyorlardı annelerini. üstelik o dönemde ailenin bir sürü işi olduğu dönemde hasta birisine bakmak gerçekten zor bir işti. ama kimse yaşlı ve yatalak kadını bakmak istemiyordu. çünkü kendilerince bilmediğim bir sebepleri vardı. o da onları vicdanen rahat ettiriyordu.

velhasıl kelam bir perşembe günü babaannem aniden rahatsızlanmıştı. nefes alırken hırıltılar ve hafif bilinç kayıpları bir doktora görünmesini gerektiriyordu. ama yatalaktı ve biz sadece 3 kişiydik. kilolu da olması tabi onu arabayla götürmemize başka bir engeldi. biz de ambulans çağırarak götürmeyi seçtik.

hayatımda ki yalnızlığı ve acıyı ilk orada tatmıştım. efendim ambulans geldi ve sedye ile birlikte babaannemi ambulansa taşıyacağız. toplam 3 personel babaannemi kilodan mütevellit taşıyamadığı için bizden destek istediler. ama biz de pek bir etki yaratamadık. haliyle personel bey , " hiç yakınınız yok mu ? diye sordu. bizde zaten yabancı şehirdeyiz ama kimseyi tanımadığımız için . "yok ," dedik. o esnada yapacak bir şey yok , tüm gücümüzle apartmanın önüne kadar iman gücüyle anca taşıyabildik. ama dahası yok. taşıyamıyoruz. biz apartmanın önünde ; sedye de babaannem , ben ve babam kalakaldık. aradan az bir vakit geçince evimizin altında bim olduğu için oradaki kasiyeri çağırmak aklıma geldi ve sağ olsun bim çalışanıyla birlikte babaannemi ambulansa çıkartıp hastaneye götürebildik.

acilden giriş yaptık ve doktor da direk yatış işlemlerini başlattı . bu esnada babamda kardeşlerini aramam için bana talimat verdi. durumun ciddiyeti acildeki doktor ve hemşirelerin bakışlarıyla zaten belli oluyordu. ben ilk olarak amcamdan başlamak istedim; çünkü diğer zor zamanlarda hep bir bahane üreterek annesini atlatıp duruyordu. o yüzden ilk onu arayıp nasıl bir bahane bulacak diye aradım. telefonda malum bayan sesi çıktı. " aradığınız kişi şu an başka bir kişiyle görüşmektedir." pes etmedim 2 dakika araklılarla aradım durdum. ve sonunda açtı. durumu izah ettim. ama tıpkı tahmin ettiğim gibi yine bahane buldu ve gelmek istemedi. sebebi de takma dişlerinin bakımda olmasıymış . bunun üzerine bende o hasta haliyle telefonu babaanneme vererek. durumun çok kötü olduğunu ve gelmesi gerektiğini bir de onun ağzından duymasını istedim. biraz konuştular ve telefon kapandı ve geleceğinin haberini babaannemin başını sallamasıyla aldım. bu sefer halamı aradım. halama direk ulaştım ve durumu söyler söylemez geleceğini söylemişti. ve öyle de yaptı 5 saat içinde hastanede olmuştu.

aradan 2 gün geçmişti. amcam , halam ve babam sürekli olarak annelerine nöbetleşe refakat ediyorlardı. ama doktorun son açıklamasına göre , böbrek iflası yüzünden diyalize girmesi gerekiyormuş. babam yanımıza gelerek ," annem için doktorlar diyalize girmesi gerekiyor , girerse biraz yaşar , girmezse de acılar içinde ölür. kurtulma şansı yüzde bir. ne yapalım ? " diye sordu . amcam ses çıkartmadı , halam çekimser kaldı ve babamda" diyalize girsin , en azında acı çekmesin annem ." dedi. bana göre en doğrusunu babam yapmıştı ama ailenin diğer yarısının bu sessizliği ve çekimserliği , dünyanın çok nankör bir yer olduğunu göstermişti bana.

diyaliz işlemleri yapılacağı zaman doktor bu sefer yanımıza geldi ve hastanın sigortasının olmadığını ve bu şekilde işlem yapamayacaklarını ; ancak birisini kefil olması şartıyla işlemlerin yapılacağını söylemişti. o oda da 3 kişi yani 3 evlat vardı ve sadece biri "ben kefil olurum ," demişti o kişi de babamdı. aslan babam , can babam.

diyaliz işlemleri nihayet başladı ve babaannem biraz biraz kendine gelmişti. doktorlar şaşırıyordu. onlara göre ilk diyalizde hayatını kaybedeceğini düşünüyorlarmış , ama babaannem onları şaşırtmıştı. dirençli kadın , nede olsa eski toprak. böyle böyle aradan 14 gün geçti babaannemin biraz iyi olması dolayısıyla bizde günlük rutin işlemlerimize gömüldük. hatta bir önceki gün hastaneden taburcu olabileceğini konuşuyorduk. ancak öyle olmadı. ramazan bayramına 3 gün kala cuma günü babamın beni aramasıyla babaannemin acı kaybını öğrendim. direkt hastaneye gittim. insanlık hali direk odasına çıktım ama oda kapalıydı. babamı aradım ." baba neredesiniz ? " diye sordum . babamda " morgtayız oğlum ." diye cevap verdi. başımdan aşağı kaynar sular ikinci kez döküldü. insan o an bir sevdiğinin ölümünü kabullenemiyor. bir de morg kelimesini işitmeniz olayı başka bir boyuta taşıyor.

morga indim . morg kapısında halam , amcam , babam ve annem vardı. acı haber sonrası birbirimize sarıldık, ağladık. bir süre sonra cenazenin yıkanmasını ve memlekete götürülmesini sağlayacak cenaze nakil aracını beklemeye başladık.

ikinci en acı anım sendin babaanneciğim...

cenaze aracı geldi. babaannemi tabuta koyduk ve araca yükledik .yükleme esasında yaşadığım boşluk hissini , dünyanın anlamsızlığını ve bir farklı gelen motor sesini hiç unutmayacağım. velhasıl yola koyulduk. halam ve amcam cenaze aracında biz de kendi aracımızla memleketin yolunu tuttuk. bu arada uzun bir yolu tarifsiz bir acınız varsa her katedilen kilometre size zulüm oluyor.

zor bir yolu tamamladıktan sonra babaannemi , vasiyetine uyarak ve her köşesinde emeği olan evine götürdük. ve sabahı beklemeye başladık. o esnada bilen bilir. taziye ziyaretleri olur ve sabaha kadar defin işlemine kadar sizi ve mevtayı sevenleriniz yalnız bırakmaz. ancak bizim için bu olay pekte öyle olmadı. cenaze evinde kimse bizim yanımıza gelmiyordu. bu işte bir gariplik olduğu aşikardı ama o acıyla babamla bu durumu pek ilk başta anlamadık. ben de biraz durumu kontrol etmek için evin odalarını kolaçan ettim. gördüğüm manzara tek kelimeyle şaşırtıcıydı. taziye için gelen kişiler babamı es geçip, eniştemin ve amcanın yanına gidiyorlardı. son derece şaşırmıştım. doğal olarak "babaannemi bakan biz değil miydik ? " diye sordum kendime. evet biz bakmıştık ama niye bu insanlar bizi yok sayıyor ve yanımıza dahi gelmiyorlardı.

durumu babama söylemedim. zaten böyle şeylerle uğraşacak bir hali de yoktu garibimin. annesini kaybetmiş, ne hatıralar yaşıyor kendi dünyasında allah bilir . ama bu durum defin işlemine kadar böyle devam etti.

zaman geldi çattı. artık babaannemin bu diyardan , evinden gitmesine az bir zaman kalmıştı. çok duyulmasa da ağıtlarla birlikte evden canımızı alıp caminin yolunu tuttuk . cami de musalla taşına tabutu koyup , cuma namazının bitmesini bekledik. namaz bitti ve sıra cenaze namazına gelmişti .

namaz kılınırken mevtanın varsa eşi , çocukları ya da yakınları önde saf tutarlar. bizde doğal olarak ön safta durmamız gerekiyordu. ama bir şekilde biz o safın en sonunda bırakıldık.ön safta cenaze evinde olduğu gibi amcam ve eniştem vardı. bu işte bir terslik vardı ama diyorum ya acımız büyük. bunlar bizim için şu an konuşulacak şeyler değildi. bir oldu bitti ile sanki camiye namaz kılmaya gelmiş bir kişi gibi namazı en sonlarda kıldık ve mezara doğru yol aldık.

defin işlemlerini tamamlandı . dualar okundu ve insanlar dağılmaya başladı . babam ve ben mezarın başında ikimiz kaldık. şaşkındım. neden kimse bizi teselli etmiyordu ? ve neden bu acıya ortak olmak için çaba göstermiyordu ? babama bu durumu yine soramadım . ama babamda anlamıştır diye düşünüyorum.

babaannemizi uğurladıktan sonra bizde cenaze evine geçtik. soğuk tavırlar ile yine karşı karşıya kaldık ve babama artık dayanamayıp sordum . " baba bu insanlar niye bize soğuk davranıyor ? " babam da " amcan yine milletin kafasını karıştırmıştır oğlum ." diye cevapladı. artık daha da bir soru sormadım; ancak ben o evde daha duramazdım ve annemi babamı alıp evimize döndük. yahu bir husumet varsa bu husumet cenaze de gösterilmez. acı bitince istediğini yap ya da söyle. ama bu hiçbir dinde yeri olmayan bir durum.

eve geçtikten sonra bilirsiniz mevlüt okutulur. alınmaca gücenmece yok , ben gitmedim. gitmedim çünkü yine soğuk davranacaklardı. lakin babam gitmişti.

babam eve gelince bu soğuk tavırların neden olduğunu öğrenerek gelmişti. ve duyduklarım karşısında yine bir şoka uğramıştım. bu dünyaya değmez be dostum . insanlara güvenilmez.

meğer bizim amca bu zamana kadar annesini kendisinin baktığını söylüyormuş ve bunu millete güzel bir şekilde inandırmış. insanların gözünde hayırsız evlat olmamız yalnız bırakılma sebebiymiş. biz saflar olarak da bu olayın farkına en sonunda varmışız. olsun yahu. önemli değil . ama böyle bir şeye değer miydi ? bence değmezdi. bu arada enişteyi de kalan evden daire vermek için kandırmış o da o yüzden bizimle ilgilenmemiş. babam vasiyeti gereği kendine bırakılan daireyi almayarak bu acımasız insanlara kendine bir ders verdi . anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az.

not: yalan dünya .

velhasıl kelam ben en büyük acımı artık buraya yazdım ve bu sözlük kapanana kadar üstümden bu ağırlık bir nebze olsun kalkmış olacak. buraya kadar okuyan yazarlara da vermiş olduğum rahatsızlıktan dolayı özrü bir borç bilirim.
devamını gör...

diğer bir şekliyle sio2, kuvarsın en saf hali olarak bilinir, en değerli taşlarındandır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(işlenmemiş ametist taşı)

kelime anlamı yunanca'dan gelir. a "değil" (olumsuzluk eki) ve methuskein, "sarhoş etmek" kelimelerinden oluşur. yunanlıların eski bir inanışına göre ametist taşı kişiyi sarhoşluk etkisinden korumaktadır.

stresi, bıkkınlık hissini, depresyonu uzak tutmasıyla ününü günümüze taşımıştır.
devamını gör...

evet sermaye dostu bir yazar olaraktan kendime yaptırttım. kim yaptı diye soracak olursanız balkanlar’ın en hızlı dikiş ustası teyzem yaptı. çurap sevdam olduğundan mütevellit “teyze bana hemen kafa sözlük çurabı yapar mısın?” dedim ve o da kırmadı sağ olsun yaptı. ben inanmıyorum yaptırttığına diyenler olacaktır o yüzden ipin alınışından yapılışına kadar fotoları koyacağım. bu arada bana da yaptırt diyenler olacaktır para teklif edenler bile olacaktır fakat şu an için seri üretim düşünmüyoruz.

öncelikle ip seçimi yaptık
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
sonra ilk bakışa geçtik. rengi çok hoşuma gitti ve devam kararı aldık
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
veee mutlu sonnn *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu oyuna sardım saralı yılların satranç oyuncusu olarak satranca burun kıvırıyorum.set evde duruyor çevrede oynayabileceğim babayiğit yok düşünmeye sıkılıyor insanlar. online oynayacak arkadaş varsa yazabilir. epey zaman oldu oynamayalı.
not : şöyle bir söz aklımda kalmış "satranç tüccarların , go ise filozofların oyunudur" şibumi kitabı ,trevanian
devamını gör...

izlediğim anime dizileri ve yorumlarım:

erased: izlediğim ilk anime dizisi. yanlış anlaşılma durumuna düşen polisler tarafından aranan esasoğlanımız her bir şey olduğunda geçmişe gider. çocukluğunda bir kız arkadaşını öldüren ve devamlı hale getiren çocuk katilini bulma peşine düşer.

monster: psikolojili, gerilimli ve biraz da aksiyonlu anime serisi. ana tema ana karakter harici diğer karakterlere de etki ettiği ve onların da hikayesini ele aldığı için tek yönlü diyemeyeceğim, kısa masal kitapları bile tasarlanmış anime dizisi.
holywood filmlerine taş çıkarır, öyle diyeyim.

fullmetal alchemist brotherhood: dünyanın enerjisini kullandıkları bir simya konusu geçiyor. eşit takas prensibi animede sıkça geçen bir deyim. bir hata sonucu vücudunu kaybeden alphonse ve sol kolunu ve sağ bacağını kaybeden abisi edward bir arayış içinde maceraya atılırlar. açılış ve kapanış şarkıları bayağı güzel ve ortaya karışık anime yapmışlar. hayat dersleri veriyor, aksiyon da var, o aile sıcaklığı hissiyatını da veriyor.

death note: adaleti sorgulatan bir anime. animelerin klasiğidir ve başyapıtlarından üste oynar. animeye yeni başlayanlar için psikoloji ve zeka seviyorsanız kesinlikle öneririm. kalbime işlemiş ilk animedir kendileri.*
sırf canı sıkıldığından animeyi başlatan troll ryuk için dahi izlenir.

death parade: death note'dan sonra boşluğa düşüp ona yakın bir anime arayışına girdiğimde izlediğim mini dizidir. hayat dersleri veren bir anime dizisi. spoiler yemeyin, izleyince bölümün sonunda nerde geçtiğini anlarsınız.

terror in resonance: kesinlikle başyapıt ama hızlı bitmesiyle tadı damağımda kaldı(az ve öz). çizimleri harika ve yunan mitolojisini esas alan psikolojik eser. sonunda ağlatabilir.

another: korku filmi tadında bir tür. bir kasabada her sene lise 3-3 sınıfında kendisinin ölü olduğunu bilmeyen bir öğrenci yerleşir. kimse ölmesin diye öğrenciler her 3-3'e geldiğinde bir kişiyi ölü olarak oylayıp görmezden gelirler. bana göre opening şarkısı bayağı güzel, telefonuma indirdim.

mirai nikki: 12 günlük kullanıcısının birbirleriyle mücadelesini anlatan içerisinde bir tane yandere kızımızı bulunduran anime. içerisinde çıplaklık ve çokça kan var, 18 yaş altı iseniz tavsiye etmem.

hellsing ultimate: mirai nikki'ye kan ve aksiyonda fark atan dracula'lı animemiz. vampir ve zombi avcısı olan hellsing yanındaki alucard ile ve onun vampir yaptığı kızımızla işbirliği içinde nazi zombilerle mücadele ediyor. çok kan ve dehşet istiyorsanız izlediğim tüm animeleri sollayan bir dizi. animenin ayrıntıları için bayağı süre harcamışlar. yine kan görmeyi kaldıramıyorsanız önermem.

guilty crown: ne yalan söyliyim başlarda beni sarmadı. sonlara doğru biraz odaklanabildim diyebileceğim bir anime. en çok canımı sıkan hala saf karakterle takılan esasoğlanımızın teee son bölümlere doğru aklı başına gelmesidir. esasoğlanımız kralın gücü diye adlandırılan bir gücü yanlışlıkla elde ederek insanların kalbinden onların karakterlerine göre alet alabiliyor ve salgın bahanesiyle ülkenin içine edenlere karşı bir grubuyla mücadele içine giriyorlar. (tabi aşık olduğu bir kızımız da var, yanında savaşıyor.)

one punch man: komedi ve ironi sevenler için kesinlikle önerebileceğim bir anime. tüm sezonlarını izleyebilirsiniz. diğer animelerdeki dağları, taşları aşarak olağanüstü güç elde eden karakterlerle baya dalga geçmiş. çok güçlü olması tek yumruğuyla rakiplerini indirebilmesi karakterimizi sıkıyor ve daha güçlü rakipler aramaya başlıyor. genellikle son zamanlarda gelmesiyle ünlüdür.

mob psycho 100: one punch man havası olan psişik güçleri konu alan anime serisi, one punch man'deki aynı mangaka tarafından çıkan ürün. siz de farklı bir konu arıyorsanız size göre, ben sevdim.

arakawa under the bridge: komedinin ve deliliğin dibine vurmuş bir anime dizisi.
ailecek borçlanmama prensibiyle yaşayan esasoğlanımız şirketin başına geçecek veliahtken kendini köprüaltında buluverir. çünkü hayatını bir kız kurtarır ve borcunu ödemek ister. o günden sonra iyice onlardan olmaya başlar. ki kendisi de öyle diye oraya çekilme ihtimali var. başlarda sarmasa da ortalarda beni içine çekmeye başardı. sonlara doğru iyice gülmekten ağzım kulaklarıma gelmişti. tabi borçlandığı kızımıza aşıktır.
arakawa under the bridgexbridge de serinin 2. sezonudur. efektli olmasıyla ve yeni karakterlerin eklenmesiyle biraz farklı bir hava vermişler.
"gezo"ya arakawa under the bridge anime önerisi için teşekkür ederim.*

izlediğim anime filmleri ve yorumlarım:

spirited away: hayao miyazaki şaheseri. küçük kızın ruhlar bölgesine girmesiyle başlayan macerasına tanık olacak ve o harikulade sanattan, manzaralardan gözlerinizi alamayacaksınız.
eğer vaktiniz yoksa animeye spirited away'den başlayabilirsiniz. kendileri de benim ilk anime filmim olur.

prenses mononoke: hayao miyazaki'nin yine harikulade manzaralı bir anime filmidir. doğa ve insanların savaşını anlatan filmde kızımız doğadan yanadır.

a whisker away: bir netflix anime filmidir. arada bir maske takmasıyla kediye dönüşür ve
sevdiği oğlanın bir kedisi olur. sonraları insanlığını kaybeden kız bir maceraya atılır.

your name: bir sanat eseri daha. çok güzel manzaraları olan japon kültürü ve inanışı ile ilgili bağlantılı olayları olan bir anime filmi.
mutlaka izlemeniz gerekiyor. iki kişi hem beden değiştiriyor hem de spoiler olacağı için söylemiyorum. izleyince anlarsınız.
devamını gör...

yazık bana.
bir sinemam bir tiyatrom var.
başka da bir gece hayatım yok.
nasıl kül olacam kültür olacam?
ne koronaymış, her şey bitti bir o bitmedi.
devamını gör...

öyle vurucu replikler yok aklımda ama her hatırladığımda güldüğüm birkaç sahne var.
1.
manti siparişi gidecektir: bölüm 39
zeliha: adresi bulabilecek misin meryem

meryem: aaa tabi canım burayı biliyorum ben zaten kaç defa gittim bakın  şimdi ilerdeki pasaja giriyom. sağdan üçüncü dükkana sokağı soruyom. onlar sana tarif edince sokağı buluyom. kunduracı amcaya gidiyom. kunduracı amca görür görmez: "allah cezanı versin, yine mi sen geldin !" diyo. sen : "hı" yapiyon. ondan sonra da apartmani tarif ediyo. asansöre biniyom. iki-üç kişi daha gelince asansör "fiyt" kalkıyo. ondan sonra lui...... ha sivali duvarı bekliyom. sivalı duvarı görünce "aaaaa ben burada inecektim. n'olur beni indirin!" diye bağırıyom. bu sefer herkes bi telaş, bi panik, asansörü durdurup seni aşağı kadar indiriyolar. tam karşındaki zile basıyon, işte orasi. bitti yani !

5:59

2.
vahit çocuğuna isim arıyordur*

vahit: değişik bir şey yok mu şöyle be
haydar: bizim sınıfta bi kız bi oğlan var ikisinin de adı okyanus
sabit: çok uzun emmi
haydar: deniz olsun
sabit: uzun uzun
haydar: göl
sabit: kısalt kısalt
haydar: su
sabit: daha kısalt
haydar: abooow kurudu çocuk be

28:05
devamını gör...

yalnız bu istatistiğe yansıyanlar, cinsiyet belirten yazarlar.
devamını gör...

odamın kapısı açıkken uyuyamam, yaz-kış fark etmez o kapı kapalı olmalı.
devamını gör...

radiohead grubunun en sevdiğim albümlerinden birisi.
sanırım 6. çıkardıkları albümdür.

liste :

"15 step"
"bodysnatchers"
"nude"
"weird fishes/arpeggi"
"all ı need"
"faust arp"
"reckoner"
"house of cards"
"jigsaw falling into place"
"videotape"
devamını gör...

yayılmak için herhangi bir maddesel ortama ihtiyaç duymayan, boşlukta yayılabilen dalga türü. bir elektrik alan ve ona dik olan bir manyetik alandan oluşur. bu iki alanın ilerleme yönü ise, alanların ikisine de diktir.

radyo dalgaları, görünür ışık, gama ışınları gibi birçok örneği var. elektromanyetik tayfta, sahip oldukları frekans, enerji, dalga boyu gibi özelliklerine göre sıralanırlar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben isimlere bakmadan beğeniyorum. öğretmene yalakalık yapan tipler büyüyüp admin tanımı beğeniyor denilecek durum.
devamını gör...

ne ölüye,ne diri'ye,ne özürlüye saygımız,sevgimiz,acıma'miz var.
vicdansız nesiller yetişmiş artık, allah korkusu kalmadı.
devamını gör...

babası müftü ahmet kadirov gibi ilk savaşta ruslara karşı savaşmış ama ikinci savaşta babasıyla birlikte makam, mevki için rus taraftarı olmuş biridir. babası mücahidlerce öldürüldü. darısı başına.
devamını gör...

kafa dengi bulabilsem de, bol bol sohbet etsem.
ama yaşımdan dolayı zor gözüküyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim