elektrik kesintisi
uzun yıllardır denk gelmediğim hede. çocukluğumda hatırlıyorumda ailecek salonda otururken bir an da elektrikler kesilirdi.bayağı bi saatte gelmezdi. o zamanlar ışıldağımız vardı radyosu da olurdu. gelene kadar takılırdık bizimkilerle. sıcak bir ortam olurdu. hoş eskinin her şeyi bu zamanlara göre çok daha güzeldi ki.
devamını gör...
huzursuz bacak sendromu
yattıktan kısa bir süre sonra alt ekstremitelerde uyuşma,yanma,batma, iğneleme tarzında şikayetlerin görüldüğü hastalıktır.
bu hastalıkta hasta kalkıp yürüyünce şikayetleri geçici olarak düzelir.
nedenleri arasında demir eksikliği ve düşük ferritin düzeyi,folik asit eksikliği vardır.
tedavide levodopa, benzodiazepin türevi ilaçlar kullanılmaktadır.
bu hastalıkta hasta kalkıp yürüyünce şikayetleri geçici olarak düzelir.
nedenleri arasında demir eksikliği ve düşük ferritin düzeyi,folik asit eksikliği vardır.
tedavide levodopa, benzodiazepin türevi ilaçlar kullanılmaktadır.
devamını gör...
arkadaşının seni rakip gördüğünü anladığın an
üniversite de birlikte aynı yemeği paylaştığım, zor günlerimde yan yan olduğum dost zannettiğim kişinin sınıf ikinciliği, üçüncülüğü muhabbetinde bizzat hocayla konuşup,
-hocam bu son dönemi de baz alalım, haksızlık oluyor demesi aklıma geldi. ben dereceye girmeliyim dediğini duydum bizzat kendi kulağımla. ikimizde çok iyi öğrenciydik ben son dönem saldım fakat ilk dönem notları baz alınınca dereceye girmiş oldum. o son gün öyle bir anladım ki, benimle arkadaşlığı sadece rekabet etmek içinmiş. nitekim notlarımın da ekmeğini çok yemiştir. bu da böyle bir anımdır. okuldan sonra zinhar görüşülmedi. o arkadaş orada kaldı.
-hocam bu son dönemi de baz alalım, haksızlık oluyor demesi aklıma geldi. ben dereceye girmeliyim dediğini duydum bizzat kendi kulağımla. ikimizde çok iyi öğrenciydik ben son dönem saldım fakat ilk dönem notları baz alınınca dereceye girmiş oldum. o son gün öyle bir anladım ki, benimle arkadaşlığı sadece rekabet etmek içinmiş. nitekim notlarımın da ekmeğini çok yemiştir. bu da böyle bir anımdır. okuldan sonra zinhar görüşülmedi. o arkadaş orada kaldı.
devamını gör...
nadirkitap
dört gün önce kitapyurdundan bulamadığım bir kitabın siparişini verdiğim devasa sahaf sitesi.
bazı kitaplar sudan ucuz, bazılarına bakıyorum, 300 lira...
artık basılmıyor bahanesinin ardına sığınarak mı bu kadar fiyat biçiyorlar bilinmez ama yine de koleksiyonerler ve kitapseverler için güzel ve kullanışlı bir mecrâ.
kargosu biraz geç geliyor ama olsun.
bazı kitaplar sudan ucuz, bazılarına bakıyorum, 300 lira...
artık basılmıyor bahanesinin ardına sığınarak mı bu kadar fiyat biçiyorlar bilinmez ama yine de koleksiyonerler ve kitapseverler için güzel ve kullanışlı bir mecrâ.
kargosu biraz geç geliyor ama olsun.
devamını gör...
babaların babası
1975 yapımı yönetmeni natuk baytan senaryo yazarı erdoğan tünaş olan aksiyon, absürt komedi türünde bir türk filmi . filmin baş rollerinde cüneyt arkın, filiz akın , erol taş, turgut özatay oynar.
filmin konusuna gelecek olursak.
nermin(filiz akın), güzel ve başarılı bir iş kadınıdır. beşiktaşlı murat (cüneyt arkın ) ise namlı bir kabadayı ve nakliyat işi yapan bir iş adamıdır. nermin ile murat çok büyük bir aşk ile evlenmiş fakat murat'ın çapkınlıkları yüzünden boşanmışlardır 3 çocukları olduktan sonra. nermin üç çocuğunu tek başına büyütmüştür. oğluları ve damadı işe yaramaz konumdadır büyük oğlu erol(yaşar yağmur) çapkınlıktan küçük oğlu fikret (cem onur) danstan discodan damadı tarık (cemil şahbaz) ise kumardan başını alamamaktadır. murat ise kendisine yasadışı işler teklif eden aliço muratın tabiri ile uyuz aliço(erol taş) ile uğraşmakta ve çapkınlıklarına devam etmektedir. tarık kumarhane patronu rasim'in(turgut özatay)tehdit etmesi sonucu kayınvalidesinden torun ömere düşkünlüğünü kullanarak para alıp borcunu öder ve rasim'e kayınvalidesinden aldığını söyler . rasim bir plan yaparak nerminin evini basıp erolu döverek torununu kaçırtır. nermin ise bu işi halletmesi için yıllar sonra murattan yardım isteyecektir.
filmde bir çok absürt sahne vardır mesela seni çıktığın yere gönderiyorum:
oğluları ile yıllar sonra karşılaşma sahnesi:
bana kurşun işlemez ahbap:
bunun gibi bir sürü absürt komedi sahnesi bulunur aynı natuk baytanlı kemal sunal filmleri gibi. gülerek izleyebileceğiniz bir filmdir efendim hele oğluları ile idman yaparken olan sahneler bir efsanedir.
filmin konusuna gelecek olursak.
nermin(filiz akın), güzel ve başarılı bir iş kadınıdır. beşiktaşlı murat (cüneyt arkın ) ise namlı bir kabadayı ve nakliyat işi yapan bir iş adamıdır. nermin ile murat çok büyük bir aşk ile evlenmiş fakat murat'ın çapkınlıkları yüzünden boşanmışlardır 3 çocukları olduktan sonra. nermin üç çocuğunu tek başına büyütmüştür. oğluları ve damadı işe yaramaz konumdadır büyük oğlu erol(yaşar yağmur) çapkınlıktan küçük oğlu fikret (cem onur) danstan discodan damadı tarık (cemil şahbaz) ise kumardan başını alamamaktadır. murat ise kendisine yasadışı işler teklif eden aliço muratın tabiri ile uyuz aliço(erol taş) ile uğraşmakta ve çapkınlıklarına devam etmektedir. tarık kumarhane patronu rasim'in(turgut özatay)tehdit etmesi sonucu kayınvalidesinden torun ömere düşkünlüğünü kullanarak para alıp borcunu öder ve rasim'e kayınvalidesinden aldığını söyler . rasim bir plan yaparak nerminin evini basıp erolu döverek torununu kaçırtır. nermin ise bu işi halletmesi için yıllar sonra murattan yardım isteyecektir.
filmde bir çok absürt sahne vardır mesela seni çıktığın yere gönderiyorum:
oğluları ile yıllar sonra karşılaşma sahnesi:
bana kurşun işlemez ahbap:
bunun gibi bir sürü absürt komedi sahnesi bulunur aynı natuk baytanlı kemal sunal filmleri gibi. gülerek izleyebileceğiniz bir filmdir efendim hele oğluları ile idman yaparken olan sahneler bir efsanedir.
devamını gör...
yerli yersiz sorulmaması gereken sorular
"baban ne iş yapıyor?"
bazı mimik yürekler için acı verici olabilecek sorudur.
bazı mimik yürekler için acı verici olabilecek sorudur.
devamını gör...
yiğit özgür'ün karikatürlerine telif atması
uzun zamandır gündemde. yalnızca yiğit özgür de değil; erdil yaşaroğlu, serkan altuniğne, selçuk erdem... tanınmış türk karikatüristlerin birdenbire yıllardır savunmadıkları telif haklarını savunmaya karar vermeleri olayı.
esasen son derece haklı oldukları davalarını o kadar kötü yönettiler, kötü niyetlerini o kadar belli ettiler ki; eh, neticede de haklıyken haksız duruma düştüler bile. birkaç farklı boyuttan bakmalı:
karikatür, bu insanların ekmek teknesi. hayatlarını sürdürebildikleri belki de yegane iş. bu bağlamda emeklerini savunarak sahip çıkmalarında hiçbir problem yok. sorun, bunu yaparken olabildiğince üstünkörü bir süreçle birlikte olabildiğince çok para koparabilmeye çalışmaları. böyle bir durumda yapılması gereken aslında çok basitti: ilgili sayfalara içerikleri kaldırmalarına yönelik talepte bulunmak. eğer karşılık alamazlarsa hukuki süreci başlatmak. onlar ne yaptılar? hiçbir uyarı, hiçbir istekte bulunmadan oldukça yüklü meblağlardan bahsedilen tazminat davaları açtılar. ve bunu yalnızca ticari amaç güden sayfalar için değil, hiçbir maddi çıkar gözetmeden kişisel sosyal medya hesaplarında paylaşım yapan insanlar için de yaptılar. bu çok büyük falso. yalnızca sevdiği, hoşuna gittiği, güldüğü, o anki ruh halini yansıttığını düşündüğü için bir karikatürü paylaşıveren insanlar birdenbire emek hırsızı oluverdiler.
kendilerinin ve karikatürlerinin bu kadar bilindik olabilmesinin sebebi de mevzubahis insanlar. bu insanlar sayesinde zaten bir avuç insanın aldığı mizah dergileri yeni okuyucular bulabiliyor ya da bu insanlar tarafından alınmaya devam ediliyordu. yani bu insanlar esasında onların emeklerini çalmıyor, tam aksine, reklamlarını yapıyorlardı. bir düşünün. hiç kimse karikatür paylaşmasaydı şimdiye kadar dijital mecralarda, kaç kişi tanıyacaktı o isimleri ve çizdikleri karikatürleri? yukarıda da yazdım, bir avuç ve giderek de azalacak olan mizah dergisi okuyucusu sadece. ama bak, şu an hayatında mizah dergisi almamış olan ben bile kendilerini ve eserlerini bilebiliyorum. kendileri için aslında çok büyük bir avantaj olabilecek bu durumu, bizzat kendi elleriyle yok etmek istediler.
karikatüristler, bütün bu hareketleriyle birlikte çok büyük antipati topladılar. işte o bir avuç insanı da kaçırdılar çoktan. gelecek zamanlarda kendilerinden ve karikatürlerinden kaç kişinin haberdar olacağını takip ederek bu saçmasapan hareketlerinin karşılığını almalarını zevkle izleyebilirsiniz. çünkü bu bir emek hırsızlığı davası değil artık; kendilerini sevenlerle, işlerini beğenenlerle giriştikleri ve her ne olursa olsun kaybedecekleri bir dava.
yazık kafalarına.
esasen son derece haklı oldukları davalarını o kadar kötü yönettiler, kötü niyetlerini o kadar belli ettiler ki; eh, neticede de haklıyken haksız duruma düştüler bile. birkaç farklı boyuttan bakmalı:
karikatür, bu insanların ekmek teknesi. hayatlarını sürdürebildikleri belki de yegane iş. bu bağlamda emeklerini savunarak sahip çıkmalarında hiçbir problem yok. sorun, bunu yaparken olabildiğince üstünkörü bir süreçle birlikte olabildiğince çok para koparabilmeye çalışmaları. böyle bir durumda yapılması gereken aslında çok basitti: ilgili sayfalara içerikleri kaldırmalarına yönelik talepte bulunmak. eğer karşılık alamazlarsa hukuki süreci başlatmak. onlar ne yaptılar? hiçbir uyarı, hiçbir istekte bulunmadan oldukça yüklü meblağlardan bahsedilen tazminat davaları açtılar. ve bunu yalnızca ticari amaç güden sayfalar için değil, hiçbir maddi çıkar gözetmeden kişisel sosyal medya hesaplarında paylaşım yapan insanlar için de yaptılar. bu çok büyük falso. yalnızca sevdiği, hoşuna gittiği, güldüğü, o anki ruh halini yansıttığını düşündüğü için bir karikatürü paylaşıveren insanlar birdenbire emek hırsızı oluverdiler.
kendilerinin ve karikatürlerinin bu kadar bilindik olabilmesinin sebebi de mevzubahis insanlar. bu insanlar sayesinde zaten bir avuç insanın aldığı mizah dergileri yeni okuyucular bulabiliyor ya da bu insanlar tarafından alınmaya devam ediliyordu. yani bu insanlar esasında onların emeklerini çalmıyor, tam aksine, reklamlarını yapıyorlardı. bir düşünün. hiç kimse karikatür paylaşmasaydı şimdiye kadar dijital mecralarda, kaç kişi tanıyacaktı o isimleri ve çizdikleri karikatürleri? yukarıda da yazdım, bir avuç ve giderek de azalacak olan mizah dergisi okuyucusu sadece. ama bak, şu an hayatında mizah dergisi almamış olan ben bile kendilerini ve eserlerini bilebiliyorum. kendileri için aslında çok büyük bir avantaj olabilecek bu durumu, bizzat kendi elleriyle yok etmek istediler.
karikatüristler, bütün bu hareketleriyle birlikte çok büyük antipati topladılar. işte o bir avuç insanı da kaçırdılar çoktan. gelecek zamanlarda kendilerinden ve karikatürlerinden kaç kişinin haberdar olacağını takip ederek bu saçmasapan hareketlerinin karşılığını almalarını zevkle izleyebilirsiniz. çünkü bu bir emek hırsızlığı davası değil artık; kendilerini sevenlerle, işlerini beğenenlerle giriştikleri ve her ne olursa olsun kaybedecekleri bir dava.
yazık kafalarına.
devamını gör...
les dieux ont soif
fransız yazar anatole france tarafından 1912 yılında kaleme alınmış ve dilimize tanrılar susamışlardı olarak çevrilen roman. bütün olayların iki hatta zaman zaman daha çok tarafı vardır, bundan dolayı bir şeyi tam olarak kavrayabilmek için her yönü ile ele almak gerekir. france, les dieux ont soif'de fransız devriminin sonrasını ve fanatizmin şiddetini daha geniş bir perspektiften okuyucuya aktarıyor. bir şeye karşı duyulan tutkunun dozu biraz aştığı zaman yalnızca insanları değil bütün bir milleti de nasıl büyük hatalar ve haksızlıklar silsilesine sürüklediğini devrimin diğer tarafından aktarmış anatole france. yine de abartı ile boyanmış karakterleri -özellikle hikayenin ana karakteri évariste gamelin- bana oldukça sığ geldi ama aşırıya kaçan her şeyin bir noktada insanı zıvanadan nasıl çıkardığının güzel bir örneği denilebilir eser için. yine sıkça dile getirilen bir düşünceye göre -ki bana gayet makul geldiğini belirtmem gerekir- maurice brotteaux, anatole france'in fikirlerinin bir yansıması olarak yazılmıştır. karakterleri sığ bulmuş olsam bile france'in dönemi, yozlaşmış insan ilişkilerini ve aşırıya kaçan tutkunun ne gibi durumlara sebebiyet vereceğini en iyi şekilde aktardığı tartışılmaz. düşmanlarını eleştirmek kolaydır, dostlarını eleştirebilmek daha büyük bir özveri ister. yalnızca bu düşünceden bile yola çıkarsak aslında romanın bir noktada olabilecek en tarafsız şekilde aktarıldığını söylemek mümkün.
la nature nous enseigne à nous entre-dévorer et elle nous donne l'exemple de tous les crimes et de tous les vices que l'état social corrige ou dissimule. on doit aimer la vertu ; mais il est bon de savoir que c'est un simple expédient imaginé par les hommes pour vivre commodément ensemble. ce que nous appelons la morale est une entreprise désespérée de nos semblables contre l'ordre universel, qui est la lutte, le carnage et l'aveugle jeu de forces contraires. elle se détruit elle-même et plus j'y pense, plus je me persuade que l'univers est enragé.
la nature nous enseigne à nous entre-dévorer et elle nous donne l'exemple de tous les crimes et de tous les vices que l'état social corrige ou dissimule. on doit aimer la vertu ; mais il est bon de savoir que c'est un simple expédient imaginé par les hommes pour vivre commodément ensemble. ce que nous appelons la morale est une entreprise désespérée de nos semblables contre l'ordre universel, qui est la lutte, le carnage et l'aveugle jeu de forces contraires. elle se détruit elle-même et plus j'y pense, plus je me persuade que l'univers est enragé.
devamını gör...
ölmenin en kötü yanı
bitişler,sonlar bunlar hep üzer insanı.en kötü yanı istediğin gibi biri olamadan ölmen olabilir.içsel huzuru bulamaman,değiştirebileceklerini değiştiremeden göçüp gitmen.
devamını gör...
insanı yoran şeyler
belirsizlik,
arkanızdan dönen dolaplar,
yalan...
arkanızdan dönen dolaplar,
yalan...
devamını gör...
en normal sözlük
sanırım slogan olmayacak cümledir.
normal sözlük, en normal sözlük.
normal sözlük, en normal sözlük.
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
ne zaman çok canım sıkılsa ya da insanlar beni hayal kırıklığına uğratsa kendimi böyle bir yerde tek başıma otururken hayal ediyorum.
hava biraz kapalı, sırtımı dağlara, yüzümü denize dönmüşüm.
üzerimde uçuş uçuş beyaz bir elbise,
elimde bana iyi gelecek bir kitap. kulağımda yormayan güzel bir müzik belki,
uçsuz bucaksızlığına hayran kalarak denizin, küçük dertlerimin akıp gitmesine izin veriyorum.
sakinim, hiçbir şey düşünmüyorum.
gündelik kaygılardan, hatta bütün kaygılarımdan arınmışım.
sadece o an yüzümü yalayıp geçen meltemin bıraktığı hisle mutlu oluyorum.
oturuyorum, okuyorum, sessizliği, huzuru hissediyorum.
güneş de birazdan çıkacak, bekliyorum.
yalnızım, mutluyum...
hava biraz kapalı, sırtımı dağlara, yüzümü denize dönmüşüm.
üzerimde uçuş uçuş beyaz bir elbise,
elimde bana iyi gelecek bir kitap. kulağımda yormayan güzel bir müzik belki,
uçsuz bucaksızlığına hayran kalarak denizin, küçük dertlerimin akıp gitmesine izin veriyorum.
sakinim, hiçbir şey düşünmüyorum.
gündelik kaygılardan, hatta bütün kaygılarımdan arınmışım.
sadece o an yüzümü yalayıp geçen meltemin bıraktığı hisle mutlu oluyorum.
oturuyorum, okuyorum, sessizliği, huzuru hissediyorum.
güneş de birazdan çıkacak, bekliyorum.
yalnızım, mutluyum...
devamını gör...
6 dilim baklavayı üst üste yemek
üst üste koyup yemektense art arda birer birer yemek daha kolay olur ama siz bilirsiniz. afiyet şeker olsun.
devamını gör...
bir ailenin çocuğuna yapacağı en büyük kötülük
ona kötü örnek olmaktır. çocuklar ebeveynlerini taklit ederek büyürler.
devamını gör...
kızların erkeklerden çocuk diye bahsetmesi
özellikle yaşı 18 ile 25 arasında değişen hanım kızlarımız için, vazgeçilmez bir ritüel.
20 yaşındaki er kişiye adam diyemezsin sonuçta, nasıl diyeceksin? karşındaki de adam değildir zaten. adam nedir? büyük çocuktur.
hatta programı bile vardır; adam olacak çocuk.
''bey'' devreye girene kadar, çocukla idare edilecektir artık.
20 yaşındaki er kişiye adam diyemezsin sonuçta, nasıl diyeceksin? karşındaki de adam değildir zaten. adam nedir? büyük çocuktur.
hatta programı bile vardır; adam olacak çocuk.
''bey'' devreye girene kadar, çocukla idare edilecektir artık.
devamını gör...
ayazma
çanakkale'nin bayramiç ilçesindeki bir mesire yerinin adıdır. kaz dağlarının arasında küçüklü büyüklü şelaleri ile doğanın sesini dinlerken bol oksijenli bir havayı da teneffüs etmenize olanak sağlar. yaz aylarında bile oldukça serin havası insana soluk olur. yeşile doymanızı sağlar.
buradan şöyle bir göz atabilirsiniz.
buradan şöyle bir göz atabilirsiniz.
devamını gör...
sözlüğü bırakıyorum deyip geri dönen primci yazar
bir yazar türü.
evet ben de bırakıyorum dedim, 3 aylığına bıraktım ve sonra geri döndüm. o sırada öyle olması gerektiği için öyle yaptım. 3 ay sonra şartlar (sözlükten bağımsız ve kendi hayatımla ilgili olarak) değiştiği için de döndüm. primmiş. peh!
evet ben de bırakıyorum dedim, 3 aylığına bıraktım ve sonra geri döndüm. o sırada öyle olması gerektiği için öyle yaptım. 3 ay sonra şartlar (sözlükten bağımsız ve kendi hayatımla ilgili olarak) değiştiği için de döndüm. primmiş. peh!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
amcasının tecavüzüne uğrayan kız
bu tür her başlığa yazdığım ve yazmaya devem edeceğim bir hakan günday alıntısıdır
.--- alıntı ---
doğu'da kızlar, kadın doğar. ecellerinden önce ölürler. ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir. perilerin şanı buradan gelir. diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. bu yüzden verimsiz ve çoraktır. buna da, kadının intikamı denir.
--- alıntı ---
.--- alıntı ---
doğu'da kızlar, kadın doğar. ecellerinden önce ölürler. ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir. perilerin şanı buradan gelir. diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. bu yüzden verimsiz ve çoraktır. buna da, kadının intikamı denir.
--- alıntı ---
devamını gör...



