yaşı küçük yazarları sağ frame’e almak
akıl yaşta değil baştadır diyerek 44 yaşında katılmadığım düşünce...
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
trollüz diye sevmez sandılar
yoluma taş koydular
armo oğlan söyledi aşkını
aşkına random attılar
yoluma taş koydular
armo oğlan söyledi aşkını
aşkına random attılar
devamını gör...
deprem yardımlarını ramazan kolisi olarak dağıtmak
dizboyu ahlaksızlık, kokuşmuşluk.
dolandırıcılık son yirmi yılda kaçıncı kez yeniden tanımlanıyor artık sayamıyorum.
2020 ekim ayında 116 kişi hayatını kaybettiği, 1034 kişinin yaralandığı izmir depremi'den etkilenen yurttaşlar için yurdun dört bir tarafından gönderilen gıda yardımlarının depolarda bekletilerek akp'li bergama belediyesi tarafından ramazan kolisine dönüştürüldüğü ortaya çıktı.
depremzedeler için elazığ, balıkesir, ısparta, gümüşhane gibi valiliklerden gelen gıda yardımlarının aylardır bergama belediyesi’nin tekstil fabrikası depolarında bekletildiğini ve ramazan kolisine dönüştürüldüğü ortaya çıktı.
...
bu erzaklar, belediye başkanının adını taşıyan torbalara konularak sanki belediye başkanının bir lütfuymuş gibi ramazan yardımı olarak dağıtılıyor.
yok artık ebesinin gümeci .
dolandırıcılık son yirmi yılda kaçıncı kez yeniden tanımlanıyor artık sayamıyorum.
2020 ekim ayında 116 kişi hayatını kaybettiği, 1034 kişinin yaralandığı izmir depremi'den etkilenen yurttaşlar için yurdun dört bir tarafından gönderilen gıda yardımlarının depolarda bekletilerek akp'li bergama belediyesi tarafından ramazan kolisine dönüştürüldüğü ortaya çıktı.
depremzedeler için elazığ, balıkesir, ısparta, gümüşhane gibi valiliklerden gelen gıda yardımlarının aylardır bergama belediyesi’nin tekstil fabrikası depolarında bekletildiğini ve ramazan kolisine dönüştürüldüğü ortaya çıktı.
...
bu erzaklar, belediye başkanının adını taşıyan torbalara konularak sanki belediye başkanının bir lütfuymuş gibi ramazan yardımı olarak dağıtılıyor.
yok artık ebesinin gümeci .
devamını gör...
aramaya inanmak
kafa sözlükte olmayan şey. (bkz: aramaya inanmayanlar topluluğu)
(bkz: ekşi başlıklarını sözlüğe taşımak)
(bkz: sözlüğü ekşiye çeviren başlıklar)
(bkz: ekşi sözlükteki başlıkların aynılarının açılması)
(bkz: ekşi sözlük ile aynı başlıkların olması)
(bkz: ekşide tutan başlıkları kafaya kopyala yapıştır yapmak)
(bkz: ekşi sözlükten sürekli başlık çalınması)
(bkz: ekşide gündem olan başlığı biraz değiştirip burada açmak)
(bkz: ekşi başlıklarını sözlüğe taşımak)
(bkz: sözlüğü ekşiye çeviren başlıklar)
(bkz: ekşi sözlükteki başlıkların aynılarının açılması)
(bkz: ekşi sözlük ile aynı başlıkların olması)
(bkz: ekşide tutan başlıkları kafaya kopyala yapıştır yapmak)
(bkz: ekşi sözlükten sürekli başlık çalınması)
(bkz: ekşide gündem olan başlığı biraz değiştirip burada açmak)
devamını gör...
yazarların evlenmek istememe nedenleri
önce kendi başıma özgür bir birey olmanın keyfini yaşamam, benliğimi bulmam, ruhumdaki saklı koyları keşfedip kamp yapmam gerek.
içinde bulunduğun ruh hali ve konjonktürde hayatıma kimi alırsam alayım mantıklı bir karar olmayacaktır.
içinde bulunduğun ruh hali ve konjonktürde hayatıma kimi alırsam alayım mantıklı bir karar olmayacaktır.
devamını gör...
gecenin çok güzel olması
efendim geceden güzeli var mı?
balkona çıktığın anda yüzüne vuran hafif esinti ve rüzgarın eşsiz kokusu, bizi huzura boğan sessizlik, bizlere ay tarafından bahşedilmiş loş ışığın bir benzeri dünyada var mıdır? huzur... vakit... müzik...
"yaşam, gecenin konusudur."
balkona çıktığın anda yüzüne vuran hafif esinti ve rüzgarın eşsiz kokusu, bizi huzura boğan sessizlik, bizlere ay tarafından bahşedilmiş loş ışığın bir benzeri dünyada var mıdır? huzur... vakit... müzik...
"yaşam, gecenin konusudur."
devamını gör...
ciddi konulardan sıkılmak
son zamanlarda içinde bulunduğum durumdur.
siyaset, meslek, iş, insan hayatı, sosyolojik değerlendirmeler, psikolojik değerlendirmeler, ekonomi...
hepsi sıktı. duygularıma yol verip felekten bir hayat yaşamak ister duruma geldim.
eğitim hayatım, meslek hayatım, başarılarım, ailem ve daha nicesi beni bu sıkıcı hayata bağlıyor. sanırım hiçbir zaman o istediğim düzensiz, duygu yoğunluklu hayatı yaşayamayacağım.
siyaset, meslek, iş, insan hayatı, sosyolojik değerlendirmeler, psikolojik değerlendirmeler, ekonomi...
hepsi sıktı. duygularıma yol verip felekten bir hayat yaşamak ister duruma geldim.
eğitim hayatım, meslek hayatım, başarılarım, ailem ve daha nicesi beni bu sıkıcı hayata bağlıyor. sanırım hiçbir zaman o istediğim düzensiz, duygu yoğunluklu hayatı yaşayamayacağım.
devamını gör...
yaprak sarma
yapması zor yemesi beş dakika olan yemek
devamını gör...
hala zevkle izlenen çizgi filmler
he-man ve casper.
devamını gör...
kilosundan utanmadan manita yapmaya çalışan şişman kişi
şişman ya da zayıf, fakir ya da zengin, hepimiz birer insanız. hepimizin göğsünde kıpır kıpır atan bir yürek vardır. bilemezsin kimin ne kadar sevdiğini, kalbinin ne kadar sevgiyle dolup taştığını?
devamını gör...
eşek
anavatanı afrika olan, atgiller familyasından memeli bir hayvan. yapı olarak ata benzer. boy olarak attan daha küçüktür. ama kafası atın kafasından büyük, kulakları da uzundur. yaşam süresi en fazla 30 yıl kadardır. dişi at ile erkek eşek çiftleştiğinde katır dediğimiz hayvan doğar. dişi eşek ile erkek atın çiftleşmesinden doğan hayvana da bardo denir. eşeğin yavrusuna da sıpa denir. eşeğin türleri de vardır. bunları kıbrıs eşeği, nübye eşeği, somali eşeği, boz eşek, habeş eşeği, cezayir eşeği diye sayabiliriz. dayanıklılığı fazla ve aza kanaat eden bir hayvan olduğu için evlerde, çiftliklerde hizmet hayvanı olarak kullanılmıştır. yük ve insan da taşır.
bizde, o badem gibi gözlerinin dışında nedense sevilmeyen bir hayvandır. en okkalı küfürleri onun üzerinden ederiz. hakaret etmek istediğimizde onun adıyla başlarız. biri bizi hesaba almadığı zaman " biz burada eşekçi başı mıyız?" deriz. birinin akıl noksanlığına işaret ederken eşek kafalı deriz. kızdığımız kişinin kalıbını kast ederek eşek kadar adamsın diye tepki gösteririz. hatta ismini kullanmak istemeyiz, yeri gelir merkep deriz, yeri gelir karakaçan diye bahsederiz.
bizde, o badem gibi gözlerinin dışında nedense sevilmeyen bir hayvandır. en okkalı küfürleri onun üzerinden ederiz. hakaret etmek istediğimizde onun adıyla başlarız. biri bizi hesaba almadığı zaman " biz burada eşekçi başı mıyız?" deriz. birinin akıl noksanlığına işaret ederken eşek kafalı deriz. kızdığımız kişinin kalıbını kast ederek eşek kadar adamsın diye tepki gösteririz. hatta ismini kullanmak istemeyiz, yeri gelir merkep deriz, yeri gelir karakaçan diye bahsederiz.
devamını gör...
15 şubat 2021 oğuzhan uğur’un manalı tweet'i
oğuzhan uğur'u severdim, şimdi daha çok sevdim.
net adam, güzel söylemiş helal olsun.
şafak sezer döneği gibi, önce meydanlara çıkıp sonra cımhırbıskınımıııı çık siviyirim şlıp şlıp şlıp diye gezmiyor en azından ortalıkta.
net adam, güzel söylemiş helal olsun.
şafak sezer döneği gibi, önce meydanlara çıkıp sonra cımhırbıskınımıııı çık siviyirim şlıp şlıp şlıp diye gezmiyor en azından ortalıkta.
devamını gör...
normal sözlük’e küfür gelmeli mi sorunsalı
gelmemeli. bazı başlıklar istiyor küfür ama buranın farkı, şu ortamın samimiyeti küfürsüz olmasından kaynaklanıyor bence. ilk başlarda garipsedim de artık ekşide küfür görünce şaşırıyorum resmen. hem yaşı küçük yazarlar var. küfürsüz kendini ifade etmek de bir başarı.
devamını gör...
normal sözlük trolleri
sanırım farklı jenerasyonlara ait yazarların, haklarında yaptıkları tanımların da geceyle gündüz kadar farklı olduğunu gözlemlediğim, belli ki aynı kavramdan bahsetmediğimiz topluluk.
art niyetleri olmadan sadece gırgır ve şamata peşinde koşan, "zararsız" birer şakacı olarak tanımlandıklarında, bu şekilde tanımlayanlar tarafından kucak açılmalarını anlayabiliyor ve yapılan olumlamalarla bir nebze empati kurabiliyorum. ne yazık ki bu tanımlamaya uyan, yalnızca "saf soytarılık" yapan bir yazara daha rastlamadım. sözlük başlıkları altında birbirleriyle şakalaşanların yazdığı, en bağlamdan yoksun yazılarda bile hoş bir mizah görebiliyorum ve bu naif eğlenceleri trollük kavramından ayırmak istiyorum.
kendi troll tanımıma göreyse sözlük ortamını alenen sabote eden, sayıları pek fazla olmayan fakat hem art niyetli hem de planlı yaptıkları sataşmalarla, açtıkları başlıklar ve yaptıkları tanımlarla, midemizin kaldırmadığı kimi düşüncelerini pasif agresif bir şekilde dışa vuran, sonucunda da birkaç kez şahit olduğum üzere, iyi niyetli yazarları bilerek ve isteyerek mutsuz eden bir topluluktur. çok uzatmadan özetlemek gerekirse kimseyi mutsuz etmeye hakları yoktur.
art niyetleri olmadan sadece gırgır ve şamata peşinde koşan, "zararsız" birer şakacı olarak tanımlandıklarında, bu şekilde tanımlayanlar tarafından kucak açılmalarını anlayabiliyor ve yapılan olumlamalarla bir nebze empati kurabiliyorum. ne yazık ki bu tanımlamaya uyan, yalnızca "saf soytarılık" yapan bir yazara daha rastlamadım. sözlük başlıkları altında birbirleriyle şakalaşanların yazdığı, en bağlamdan yoksun yazılarda bile hoş bir mizah görebiliyorum ve bu naif eğlenceleri trollük kavramından ayırmak istiyorum.
kendi troll tanımıma göreyse sözlük ortamını alenen sabote eden, sayıları pek fazla olmayan fakat hem art niyetli hem de planlı yaptıkları sataşmalarla, açtıkları başlıklar ve yaptıkları tanımlarla, midemizin kaldırmadığı kimi düşüncelerini pasif agresif bir şekilde dışa vuran, sonucunda da birkaç kez şahit olduğum üzere, iyi niyetli yazarları bilerek ve isteyerek mutsuz eden bir topluluktur. çok uzatmadan özetlemek gerekirse kimseyi mutsuz etmeye hakları yoktur.
devamını gör...
isabella and the pot of the basil
isabella ve fesleğen saksısı, decameron'da anlatılan hikayelerden biri.*
john keats'in bu hikayeden esinlenerek yazdığı şiir.*
isabella kim ve fesleğenin konumuzla ilgisi ne? hemen anlatıyorum.
lisabetta*, floransalı zengin tüccar bir ailenin kızıdır. zengin ve saygın biriyle evlenmesi beklenirken iki tüccar kardeşinin yanında çalışan çırağı lorenzo'ya gönlünü kaptırır. kardeşleri, lorenzo ve lisabetta'nın arasındaki aşkı öğrenince lorenzo'yu ormana götürüp öldürür ve gömerler.
sevgilisinden uzun zaman haber alamayan lisabetta, bir gece rüyasında lorenzo'yu görür. lorenzo ona öldürüldüğünü ve gömüldüğü yeri söyler. lisabetta ormana gittiğinde gerçekten sevgilisini gömülmüş bir şekilde bulur. ondan bir parça götürmek için başını keser, bir fesleğen saksısının içine koyar, saksıyı gözyaşlarıyla sulamaktadır. kardeşleri bu saksıda ne olduğunu öğrenir ve saksıyı yok ederler. sonunda lisabetta kederinden ölür. kaynak
bir çok ressam bu hikayeyi resmetmiş. john william waterhouse'un eserine bakalım.
isabella and the pot of the basil (1907)
isabella'nın dizleri üzerine çöktüğünü ve saksıya sıkıca sarıldığını görüyoruz. yanakları kırmızı, boşluğa bakıyor gibi. fesleğenlerin ne kadar büyüdüğüne bakarak uzun zamandır ağladığını anlayabiliriz. yaşadığı yoğun kederi güzel resmetmiş sevgili waterhouse. renklerin ve arkaplanın ne kadar göz alıcı olduğuna hiç girmiyorum.
bu hikayeyi resmeden bir diğer sanatçı william holman hunt.
isabella and the pot of the basil (1867)
yine isabella'yı fesleğen saksısına sarılmış ve uzaklara dalmış halde görüyoruz. saksının üzerindeki iskelet, isabella'nın ayak ucundaki pembe gül detayı ilginç. güzel dekore edilmiş bir odada bulunuyor isabella, tablo daha renkli ama merkezde o var. kederi yine çok gerçekçi resmedilmiş.
bu hikayeyi anlatan bir kaç tablo daha ekleyeyim.
george henry grenville manton (1855–1932) - isabella and the pot of the basil
mary lizzie macomber - isabella (1908)
john keats'in bu hikayeden esinlenerek yazdığı şiir.*
isabella kim ve fesleğenin konumuzla ilgisi ne? hemen anlatıyorum.
lisabetta*, floransalı zengin tüccar bir ailenin kızıdır. zengin ve saygın biriyle evlenmesi beklenirken iki tüccar kardeşinin yanında çalışan çırağı lorenzo'ya gönlünü kaptırır. kardeşleri, lorenzo ve lisabetta'nın arasındaki aşkı öğrenince lorenzo'yu ormana götürüp öldürür ve gömerler.
sevgilisinden uzun zaman haber alamayan lisabetta, bir gece rüyasında lorenzo'yu görür. lorenzo ona öldürüldüğünü ve gömüldüğü yeri söyler. lisabetta ormana gittiğinde gerçekten sevgilisini gömülmüş bir şekilde bulur. ondan bir parça götürmek için başını keser, bir fesleğen saksısının içine koyar, saksıyı gözyaşlarıyla sulamaktadır. kardeşleri bu saksıda ne olduğunu öğrenir ve saksıyı yok ederler. sonunda lisabetta kederinden ölür. kaynak
bir çok ressam bu hikayeyi resmetmiş. john william waterhouse'un eserine bakalım.
isabella and the pot of the basil (1907)isabella'nın dizleri üzerine çöktüğünü ve saksıya sıkıca sarıldığını görüyoruz. yanakları kırmızı, boşluğa bakıyor gibi. fesleğenlerin ne kadar büyüdüğüne bakarak uzun zamandır ağladığını anlayabiliriz. yaşadığı yoğun kederi güzel resmetmiş sevgili waterhouse. renklerin ve arkaplanın ne kadar göz alıcı olduğuna hiç girmiyorum.
bu hikayeyi resmeden bir diğer sanatçı william holman hunt.
isabella and the pot of the basil (1867)yine isabella'yı fesleğen saksısına sarılmış ve uzaklara dalmış halde görüyoruz. saksının üzerindeki iskelet, isabella'nın ayak ucundaki pembe gül detayı ilginç. güzel dekore edilmiş bir odada bulunuyor isabella, tablo daha renkli ama merkezde o var. kederi yine çok gerçekçi resmedilmiş.
bu hikayeyi anlatan bir kaç tablo daha ekleyeyim.
george henry grenville manton (1855–1932) - isabella and the pot of the basil
mary lizzie macomber - isabella (1908)
devamını gör...
yayla çorbası
alttan bağlamalısını yaptığım besleyici çorba.
çorba ve yemekleri koyulaştıran terbiye ekleme işlemine bağlama denir. terbiye önce hazırlanıp sonra diğer malzemeler ekleniyorsa alttan bağlamalı, ocaktan almaya yakın katılıyorsa üstten bağlamalı denir.
üstten bağlamalı tariflerde su ve pirinç kaynatılıyor, sonra yoğurt, un ve yumurta sarısı karışımına (terbiye) az çorba eklenerek ılıştırılıyor, sonra karıştıra karıştıra tencereye ekleniyor (ılıştırmadan veya hızlı eklerseniz çorba kesilebilir). ancak bu yöntemde eklenen yoğurt miktarı az olduğu için ben sürekli karıştırmak gerektiği için daha zahmetli olsa da daha çok yoğurt koyulabilen alttan bağlamalı olanını yapıyorum.
tencereye bolca yoğurt koyulur. bir veya iki yumurta kırılır. iyice karıştırılır. koyu bir ayran kıvamı elde edilinceye kadar su ilave edilir. pirinç yıkanıp eklenir. kaynayana kadar karıştırılarak pişirilir. kaynadıktan sonra altı kısılır. pirinçler pişene kadar beklenir. tavada tereyağ eritilir. nane eklenip yanmadan altı kapatılır. kaynamakta olan çorbaya tuz ve tereyağ-nane karışımı eklenir, altı kapatılır.
kaynayana kadar karıştırmazsanız veya tuzu erken atarsanız çorba kesilir. ekşi yoğurtla daha lezzetli olur. yoğurt tatlıysa sunumda pul biber atarak veya pişerken sarımsak ekleyerek farklı ve güzel bir lezzet elde edebilirsiniz.
çorba ve yemekleri koyulaştıran terbiye ekleme işlemine bağlama denir. terbiye önce hazırlanıp sonra diğer malzemeler ekleniyorsa alttan bağlamalı, ocaktan almaya yakın katılıyorsa üstten bağlamalı denir.
üstten bağlamalı tariflerde su ve pirinç kaynatılıyor, sonra yoğurt, un ve yumurta sarısı karışımına (terbiye) az çorba eklenerek ılıştırılıyor, sonra karıştıra karıştıra tencereye ekleniyor (ılıştırmadan veya hızlı eklerseniz çorba kesilebilir). ancak bu yöntemde eklenen yoğurt miktarı az olduğu için ben sürekli karıştırmak gerektiği için daha zahmetli olsa da daha çok yoğurt koyulabilen alttan bağlamalı olanını yapıyorum.
tencereye bolca yoğurt koyulur. bir veya iki yumurta kırılır. iyice karıştırılır. koyu bir ayran kıvamı elde edilinceye kadar su ilave edilir. pirinç yıkanıp eklenir. kaynayana kadar karıştırılarak pişirilir. kaynadıktan sonra altı kısılır. pirinçler pişene kadar beklenir. tavada tereyağ eritilir. nane eklenip yanmadan altı kapatılır. kaynamakta olan çorbaya tuz ve tereyağ-nane karışımı eklenir, altı kapatılır.
kaynayana kadar karıştırmazsanız veya tuzu erken atarsanız çorba kesilir. ekşi yoğurtla daha lezzetli olur. yoğurt tatlıysa sunumda pul biber atarak veya pişerken sarımsak ekleyerek farklı ve güzel bir lezzet elde edebilirsiniz.
devamını gör...
at
1982 yapımı bir ali özgentürk filmi. türk sinemasının gizli hazinelerinden biri. izlerken ağladığımı hatırlıyorum. filmin başında toprağı kazan mezarcının söyledikleri filmin nasıl bir tonu olduğunu gösterir niteliktedir:
"aç tepeyi, göm fukarayı
her gün ölüyorlar
sinekler gibi yapışıyorlar mezarın dibine
yok, yer yok
aç tepeyi, göm fukarayı
dirisi kaç para etti ki ölüsü para etsin
aç tepeyi, göm fukarayı."
"aç tepeyi, göm fukarayı
her gün ölüyorlar
sinekler gibi yapışıyorlar mezarın dibine
yok, yer yok
aç tepeyi, göm fukarayı
dirisi kaç para etti ki ölüsü para etsin
aç tepeyi, göm fukarayı."
devamını gör...


