hayat güzeldir vs schindler'in listesi vs piyanist
2.dünya savaşının trajedisini ve insanlara yaşatılan acıları konu alan bu üç harika filmin sözlük yazarları için beğeni sıralamasını merak ettiğim için açtım başlığı.benim sıralamam:
1-piyanist
2-schindler'in listesi
3-hayat güzeldir
1-piyanist
2-schindler'in listesi
3-hayat güzeldir
devamını gör...
çocukluğu hatırlatan yiyecekler
yumiyum
sulugöz
cino
patlayan şeker( yedikten sonra avare gibi ağız açık gezilir veya çıtır çıtır seslerle ağız açık vaziyette bir arkadaşın üzerine koşulur.)
sulugöz
cino
patlayan şeker( yedikten sonra avare gibi ağız açık gezilir veya çıtır çıtır seslerle ağız açık vaziyette bir arkadaşın üzerine koşulur.)
devamını gör...
anneler oğluna mı düşkün kızına mı sorunsalı
anne bu anne! oğlanı kızı mı var anne için, sizin algınızdır o efenim.
bu entry limonluekşilisalata cancağızıma armağandır.(bkz: swh)
bu entry limonluekşilisalata cancağızıma armağandır.(bkz: swh)
devamını gör...
sevgili
devamını gör...
efexor
günde 300mg kullanan birisi olarak, sizi oldukça yavaşlatan bir ilaçtır. dikkat dağınıklığına da iyi gelir.
yavaşlatmayı ifade etmek açısından; kontrolsüzce akan yanından geçtiği yolu falan parçalayıp götüren bir nehir düşünürseniz eğer, onun başına çat diye bir baraj yapılıp suyun akış hızının oldukça düşürülmesi olarak betimleyebilirim.
kötü düşünceleri engellediğini iddia etmiş bir doktorla da sohbetim olmuştu. kaliforniya roket yakıtı deniyor zestat ile birlikte kullanıldığı taktirde. muhteşem ağız kuruluğu yapar ne yaparsanız yapın asla geçmez bu kuruluktan ötürü sürekli hava yuttuğunuz için de gaz yaptığını düşünüyorum zira ben de böyle bir yan etki de göstermekte kendisi..
bir anda bırakıldığı taktirde manik bir yükselme ve anlık küçük çaplı vücudunuza yıldırım çarpmış etkisi yapıyor. şahsen bu hissi sevmiştim. bu arkadaşla beraber zestatı içtiğiniz zaman zestadı içtikten bir saat sonra falan yanınızda cinayet işlense bile umursamaz oluyorsunuz ve elbette yoğun bir uyku. 5-6 saatlik kaliteli uykular ile muhteşem dinlenmiş ve enerji dolu yapıyorlar insanı.
ek: el terlemesi evet bu laneti unutmuştum. deli gibi el terletir öyle böyle değil sevgiliniz falan oldu mu 3 dakikadan fazla el ele tutuşmayı unutun. araba kullanırken eliniz cebinizdeyken her koşul ve şart altında manyak gibi terler elleriniz.
ek2: major depresyon ve dikkat dağınıklığı teşhisi ile verilmişti.
yavaşlatmayı ifade etmek açısından; kontrolsüzce akan yanından geçtiği yolu falan parçalayıp götüren bir nehir düşünürseniz eğer, onun başına çat diye bir baraj yapılıp suyun akış hızının oldukça düşürülmesi olarak betimleyebilirim.
kötü düşünceleri engellediğini iddia etmiş bir doktorla da sohbetim olmuştu. kaliforniya roket yakıtı deniyor zestat ile birlikte kullanıldığı taktirde. muhteşem ağız kuruluğu yapar ne yaparsanız yapın asla geçmez bu kuruluktan ötürü sürekli hava yuttuğunuz için de gaz yaptığını düşünüyorum zira ben de böyle bir yan etki de göstermekte kendisi..
bir anda bırakıldığı taktirde manik bir yükselme ve anlık küçük çaplı vücudunuza yıldırım çarpmış etkisi yapıyor. şahsen bu hissi sevmiştim. bu arkadaşla beraber zestatı içtiğiniz zaman zestadı içtikten bir saat sonra falan yanınızda cinayet işlense bile umursamaz oluyorsunuz ve elbette yoğun bir uyku. 5-6 saatlik kaliteli uykular ile muhteşem dinlenmiş ve enerji dolu yapıyorlar insanı.
ek: el terlemesi evet bu laneti unutmuştum. deli gibi el terletir öyle böyle değil sevgiliniz falan oldu mu 3 dakikadan fazla el ele tutuşmayı unutun. araba kullanırken eliniz cebinizdeyken her koşul ve şart altında manyak gibi terler elleriniz.
ek2: major depresyon ve dikkat dağınıklığı teşhisi ile verilmişti.
devamını gör...
gamze özçelik
bu kadını videosu üzerinden gündeme getirene dm’den gerekli küfürü edicem zaten de insan da azıcık şeref olur. kadın hakları diye ortada dolanıp istismar edilen kadını bu şekilde gündeme getirmek... allah bütün bu ikiyüzlü ketenperecilerin belasını versin
not: mabadından korkanları adam yerine koyduğumuzdan değil, ağızlarından çıkanları o korktukları ardlarına tıkayarak riyakarlıklarını ifşa etmekten zevk aldığımız için.. hadi git şimdi istanbul sözleşmesi savun..
not: mabadından korkanları adam yerine koyduğumuzdan değil, ağızlarından çıkanları o korktukları ardlarına tıkayarak riyakarlıklarını ifşa etmekten zevk aldığımız için.. hadi git şimdi istanbul sözleşmesi savun..
devamını gör...
burgazada
bir ada aşığı olarak burgazı da severim.
yalnız pek tercih edilmiyor. biraz hareketsiz. büyükada çoğu kez daha eğlenceli daha heybetli görünüyor. heybetli demişken heybeli'nin yeri benim için her zaman ayrıdır onu da belirteyim.
burgaz'ın da kendine has bir havası var. dik bir yamacı var onu çıkarsanız o efsane güzelliğe kavuşursunuz. hristos tepesi diyorlar buraya bir manastır karşılıyor sizi. oranın gizemi başka.. o zaman burgaz'a gidiyorsan o yokuşu çıkacaksın diyorum.

manastır kendi halinde sessiz ama dedim ya o kısmı için gidilir.

bahçesinden...
son olarak ünlü adalımız sait faik abasıyanık'ın evine uğramak gerekir. vallaha darılır.*
yalnız pek tercih edilmiyor. biraz hareketsiz. büyükada çoğu kez daha eğlenceli daha heybetli görünüyor. heybetli demişken heybeli'nin yeri benim için her zaman ayrıdır onu da belirteyim.
burgaz'ın da kendine has bir havası var. dik bir yamacı var onu çıkarsanız o efsane güzelliğe kavuşursunuz. hristos tepesi diyorlar buraya bir manastır karşılıyor sizi. oranın gizemi başka.. o zaman burgaz'a gidiyorsan o yokuşu çıkacaksın diyorum.

manastır kendi halinde sessiz ama dedim ya o kısmı için gidilir.

bahçesinden...
son olarak ünlü adalımız sait faik abasıyanık'ın evine uğramak gerekir. vallaha darılır.*
devamını gör...
24 kez ceza yiyen esnafın dükkanının 15 gün kapatılması
zonguldak'ın çaycuma ilçesinde esnaflık yapan şahıs, dükkanına maskesiz girilebilir yazısı asarak dükkanında maske takma zorunluluğu olmadığını belirten yazıyla birlikte müşteri alınca polisle tartıştı.
esnaf dükkanına gelen polislere, genelge beni bağlamaz diyerek adliye giderek suç duyurusunda bulundu. sokağa maskesiz çıkan şahıs polis ekiplerince karakola götürülerek 24. kez ceza yazılmasıyla birlikte genelgeye uymadığı gerekçisiyle de 15 günlük iş yeri kapatma cezası verildi. sözcü
esnaf dükkanına gelen polislere, genelge beni bağlamaz diyerek adliye giderek suç duyurusunda bulundu. sokağa maskesiz çıkan şahıs polis ekiplerince karakola götürülerek 24. kez ceza yazılmasıyla birlikte genelgeye uymadığı gerekçisiyle de 15 günlük iş yeri kapatma cezası verildi. sözcü
devamını gör...
sağlık sisteminin özelleştirilmesi
sağlık ve eğitim sistemi benim için devlet denen aygıtın meşruiyetinin son dayanaklarıdır. vergilerim neden x'e gidiyor argümanını kullanacaksak, o zaman kökten vergi vermemeyi savunmamız gerekiyor. çünkü vergi dediğin şey zaten öyle ya da böyle baskasi için kullanılan bir şey. vergiyi toptan tartışmaya açmak isterseniz o zaman da toptan ülkedeki yönetim biçimini tartışmaya açmamız gerekir. o da mümkün.
peki verdiğimiz vergi sağlık sistemine gitmesin de yol yapımına gitsin derseniz, karşı argüman olarak, ben köyde ya da sadece x şehrinde yaşıyorum. bu yolu biz yapalım vergi vermeyelim diyebiliriz. ülke savunmasına gider derseniz, hayhay o halde, asker polis neden özelleştirmeden muaf tutulsun diyebiliriz.
velhasil aklı başında insanlar genelde sosyal devlet yönteminin mevcut sistemeler içinde en sağlıklı işleyen yöntem olduğunu benimseyip uyguluyorlar. isveç'i norveç' i falan örnek almak lazım. kapitalizm denen canavarın bütün iplerini koparıp hüküm sürdüğü amerika'yı değil.
sağlık hizmetleri gibi eğitim de insanı haktır. devlet dediğin aygıt eğer gerçekten halk için varsa en azından bu hakları ücretsiz sunmalidir. daha fazlasını da sunmalidir da şimdi liberallere kalp krizi yaşatmayalım.
peki verdiğimiz vergi sağlık sistemine gitmesin de yol yapımına gitsin derseniz, karşı argüman olarak, ben köyde ya da sadece x şehrinde yaşıyorum. bu yolu biz yapalım vergi vermeyelim diyebiliriz. ülke savunmasına gider derseniz, hayhay o halde, asker polis neden özelleştirmeden muaf tutulsun diyebiliriz.
velhasil aklı başında insanlar genelde sosyal devlet yönteminin mevcut sistemeler içinde en sağlıklı işleyen yöntem olduğunu benimseyip uyguluyorlar. isveç'i norveç' i falan örnek almak lazım. kapitalizm denen canavarın bütün iplerini koparıp hüküm sürdüğü amerika'yı değil.
sağlık hizmetleri gibi eğitim de insanı haktır. devlet dediğin aygıt eğer gerçekten halk için varsa en azından bu hakları ücretsiz sunmalidir. daha fazlasını da sunmalidir da şimdi liberallere kalp krizi yaşatmayalım.
devamını gör...
normal sözlük yaş ortalaması
bizimkiler, susam sokağı izledim. teletextte haber aradım. galatasaray uefa kupası'nı kazandığında sabaha kadar kutlama yaptım.
devamını gör...
nickaltı girilsin diye sözlüğü terk eden yazar
aynı zamanda "beni neden sevmediniz" diyen yazardır. yalnız üzgün biçare hissetmiştir. montunu alıp gitmiştir.
devamını gör...
en son kırıldığınız kişi
bir arkadaşımdı...
ya da öyle olduğumuzu sandığım biriydi. biraz sancılı ve kalp ağrılı geçti son günler. o iyi olsun da, başka bir arzum yok. bu da bana ders oldu, insanlara karşı daha kalın kabukluyum artık.
eskiden her insanla 50/100 başlardım diyaloğa, o kişi bunu 100/100 ya da 0/100 yapardı. artık 5/100 kredi ile tanımaya başlıyorum insanları, hatta neredeyse kimseyle konuşmuyorum gibi bir durumdayım.
yine de ders derstir. teşekkür ederim, iyi ki vardın.
ya da öyle olduğumuzu sandığım biriydi. biraz sancılı ve kalp ağrılı geçti son günler. o iyi olsun da, başka bir arzum yok. bu da bana ders oldu, insanlara karşı daha kalın kabukluyum artık.
eskiden her insanla 50/100 başlardım diyaloğa, o kişi bunu 100/100 ya da 0/100 yapardı. artık 5/100 kredi ile tanımaya başlıyorum insanları, hatta neredeyse kimseyle konuşmuyorum gibi bir durumdayım.
yine de ders derstir. teşekkür ederim, iyi ki vardın.
devamını gör...
tıp benim için önemli değil diyen insan
devamını gör...
joseph mccarthy
tam adı joseph raymond mccarthy dir. 1908-1957 yılları arasında yaşamış, abd tarihinin en nefret edilen politik karakterlerindendir. 1947–57 yılları arasında senatoda cumhuriyetçi partiden wisconsin senatörü olarak görev yapmış , politikada mccarthyizm terimine adını veren kişi olmuştur.
1950'lerin başlarından itibaren abd'de nice bilim adamı, sinemacı, entellektüel ve yazarı komünist olmakla suçlamış ve zamanında abd siyasi iklimine egemen olmuştur.
1947 de ilk kez senatoya girdiğinde sessiz sakin, pek etliye sütlüye karışmayan bir senatör olarak takılmaya başlamış ama daha sonra şubat 1950 de abd dışişleri bakanlığına 205 komünistin sızdığı beyanatı ile dikkatleri çekmeye başlamıştır. devir ikinci dünya savaşı sonrası soğuk savaş dönemidir ve dünya artık ikiye bölünmüştür. bu iddaları karşısında senato dış ilişkiler komisyonunda ifade verir ve ispatla dendiğinde tabii ki kem küm eder ama dünya savaşından yeni çıkmış, devam eden kore savaşı'ndan bıkmış ve doğu avrupa ile çin'deki komünist ilerlemeler karşısında dehşete düşmüş bir ülkenin korkularındanda yararlanarak suçlama kampanyasına artan bir halk desteği ile devam etmiştir. mccarthy, artık ülke çapında anti-komünist “haçlı seferi” başlatmıştır.
mccarthy'nin 1952'de yeniden seçilmesinden sonra, senato'nun hükümet operasyonları komitesi'nin ve onun daimi soruşturma alt komitesinin başkanlığına seçilir. sonraki iki yıl boyunca, çeşitli devlet dairelerindeki komünist bağlantıları
(iddaları) nedeniyle sayısız tanığı sorgular, kimseye karşı makul bir suçlamada bulunamamasına rağmen, yaptığı şov ve kurnazca hamlelerle pek çok kişiyi işinden ettirir, kimisi çareyi ülkeden ayrılmakta (kaçmakta) bulur.
bu namussuzun kariyerinin düşüşü 1954 yılında televizyondada yayınlanan abd ordusu içindeki komünist subayların sorgulandığı oturumlarla başlar. televizyonda günlerce tefrika halinde yayınlanan bu oturumlarda halk mccarthy'nin gerçek yüzünü görmeye başlar. aynı zamanda avukat olan joseph n. welch, mccarthy'e tarihe geçecek aşağıdaki sözleri söyleyerek kapağı mccarthy'e monte eder:
“have you no sense of decency, sir, at long last? have you left no sense of decency?” sözleri; sen de hiç terbiyenin kırıntısı yok mu be adam, hiç mi kalmadı sende? mealindedir.
bu tarihi anın görüntüleri aşağıdan seyredilebilir:
kasım ayında yapılan ara seçimlerde cumhuriyetçiler senato'nun kontrolünü kaybeder. abd tarihinde pek eşi benzeri olmayan bir durum olarak aralık 1954'te , “senato geleneklerine aykırı” davranışı nedeniyle senatoda ezici bir çoğunlukla sert bir şekilde kınanır, böylece adını verdiği mccarthyizm dönemi sona erer, çanlar artık mccarthy için çalmaktadır, meslektaşları ve daha sonra medya tarafından görmezden gelinir ve ikinci görev süresini tamamlayamadan arkasında binlerce kişinin ahı ile ölür.
tarihe epey meraklıyımdır, bu adam ile ilgili epey belgesel seyrettim epey kitap okudum. bu ve eski fbi başkanı j. edgar hoover gibi adamlar abd tarihinde nasıl yer alabilmiş, anlayamıyorum. abd de de o dönem aralarında albert einstein gibi meşhur bilim adamları, orson welles, charlie chaplin, joseph losey gibi aktör ve yönetmenler, bertolt brecht, artur miller gibi yazarlar hep bu adamın tezgahından geçmiş, çareyi ülkeden kaçmakta bulmuşlardır.
bir de türkiye doğumlu ünlü abdli yönetmen elia kazan gibi olanlar var. 1947 de gentleman's agreement ve 1954 de on the waterfront filmleri ile en iyi yönetmen akademi ödülünü alan bu yönetmen, işini kaybetmemek için hollywoodda olan pek çok kişiyi komünist diye gammazlar. bu hareketi onun laneti olur, devir değişince 2003 yılındaki ölümü ne kadar yaptıkları peşini bırakmaz, eski saygınlığını hiçbir zaman geri kazanamaz.
bu dönemde bir de bu adama kafa tutanlar vardır ki takdir edilesi adamlardır. 1951 yılında ray bradbury "fireman=itfaiyeci" adıyla bir kitap yayınlar, bu 1953 yılında fahrenheit 451 adıyla yayınlanacak olan ünlü eserinin temelini oluşturur. daha sonra bradbury, mccarthy döneminde amerika birleşik devletleri'nde işin kitap yakmaya kadar varacağı endişesi nedeniyle bu kitabı yazdığını söyler.
1953'te oyun yazarı arthur miller, the crucible (cadı kazanı) isimli kitabını yayınlar, aslında salem kasabasında cadı avını anlatsada bu kitap birebir yazıldığı o döneme bir göndermedir. yukarıda "haçlı seferi" demiştim ama "cadı avı" belki daha doğru bir tabir olur.
aklıma gelen bu dönem ile ilgili daha önce yazdığım tanımlarım ise aşağıda, belki o atmosfer kafanızda daha iyi canlanacaktır:
#329023
#208444
1950'lerin başlarından itibaren abd'de nice bilim adamı, sinemacı, entellektüel ve yazarı komünist olmakla suçlamış ve zamanında abd siyasi iklimine egemen olmuştur.
1947 de ilk kez senatoya girdiğinde sessiz sakin, pek etliye sütlüye karışmayan bir senatör olarak takılmaya başlamış ama daha sonra şubat 1950 de abd dışişleri bakanlığına 205 komünistin sızdığı beyanatı ile dikkatleri çekmeye başlamıştır. devir ikinci dünya savaşı sonrası soğuk savaş dönemidir ve dünya artık ikiye bölünmüştür. bu iddaları karşısında senato dış ilişkiler komisyonunda ifade verir ve ispatla dendiğinde tabii ki kem küm eder ama dünya savaşından yeni çıkmış, devam eden kore savaşı'ndan bıkmış ve doğu avrupa ile çin'deki komünist ilerlemeler karşısında dehşete düşmüş bir ülkenin korkularındanda yararlanarak suçlama kampanyasına artan bir halk desteği ile devam etmiştir. mccarthy, artık ülke çapında anti-komünist “haçlı seferi” başlatmıştır.
mccarthy'nin 1952'de yeniden seçilmesinden sonra, senato'nun hükümet operasyonları komitesi'nin ve onun daimi soruşturma alt komitesinin başkanlığına seçilir. sonraki iki yıl boyunca, çeşitli devlet dairelerindeki komünist bağlantıları
(iddaları) nedeniyle sayısız tanığı sorgular, kimseye karşı makul bir suçlamada bulunamamasına rağmen, yaptığı şov ve kurnazca hamlelerle pek çok kişiyi işinden ettirir, kimisi çareyi ülkeden ayrılmakta (kaçmakta) bulur.
bu namussuzun kariyerinin düşüşü 1954 yılında televizyondada yayınlanan abd ordusu içindeki komünist subayların sorgulandığı oturumlarla başlar. televizyonda günlerce tefrika halinde yayınlanan bu oturumlarda halk mccarthy'nin gerçek yüzünü görmeye başlar. aynı zamanda avukat olan joseph n. welch, mccarthy'e tarihe geçecek aşağıdaki sözleri söyleyerek kapağı mccarthy'e monte eder:
“have you no sense of decency, sir, at long last? have you left no sense of decency?” sözleri; sen de hiç terbiyenin kırıntısı yok mu be adam, hiç mi kalmadı sende? mealindedir.
bu tarihi anın görüntüleri aşağıdan seyredilebilir:
kasım ayında yapılan ara seçimlerde cumhuriyetçiler senato'nun kontrolünü kaybeder. abd tarihinde pek eşi benzeri olmayan bir durum olarak aralık 1954'te , “senato geleneklerine aykırı” davranışı nedeniyle senatoda ezici bir çoğunlukla sert bir şekilde kınanır, böylece adını verdiği mccarthyizm dönemi sona erer, çanlar artık mccarthy için çalmaktadır, meslektaşları ve daha sonra medya tarafından görmezden gelinir ve ikinci görev süresini tamamlayamadan arkasında binlerce kişinin ahı ile ölür.
tarihe epey meraklıyımdır, bu adam ile ilgili epey belgesel seyrettim epey kitap okudum. bu ve eski fbi başkanı j. edgar hoover gibi adamlar abd tarihinde nasıl yer alabilmiş, anlayamıyorum. abd de de o dönem aralarında albert einstein gibi meşhur bilim adamları, orson welles, charlie chaplin, joseph losey gibi aktör ve yönetmenler, bertolt brecht, artur miller gibi yazarlar hep bu adamın tezgahından geçmiş, çareyi ülkeden kaçmakta bulmuşlardır.
bir de türkiye doğumlu ünlü abdli yönetmen elia kazan gibi olanlar var. 1947 de gentleman's agreement ve 1954 de on the waterfront filmleri ile en iyi yönetmen akademi ödülünü alan bu yönetmen, işini kaybetmemek için hollywoodda olan pek çok kişiyi komünist diye gammazlar. bu hareketi onun laneti olur, devir değişince 2003 yılındaki ölümü ne kadar yaptıkları peşini bırakmaz, eski saygınlığını hiçbir zaman geri kazanamaz.
bu dönemde bir de bu adama kafa tutanlar vardır ki takdir edilesi adamlardır. 1951 yılında ray bradbury "fireman=itfaiyeci" adıyla bir kitap yayınlar, bu 1953 yılında fahrenheit 451 adıyla yayınlanacak olan ünlü eserinin temelini oluşturur. daha sonra bradbury, mccarthy döneminde amerika birleşik devletleri'nde işin kitap yakmaya kadar varacağı endişesi nedeniyle bu kitabı yazdığını söyler.
1953'te oyun yazarı arthur miller, the crucible (cadı kazanı) isimli kitabını yayınlar, aslında salem kasabasında cadı avını anlatsada bu kitap birebir yazıldığı o döneme bir göndermedir. yukarıda "haçlı seferi" demiştim ama "cadı avı" belki daha doğru bir tabir olur.
aklıma gelen bu dönem ile ilgili daha önce yazdığım tanımlarım ise aşağıda, belki o atmosfer kafanızda daha iyi canlanacaktır:
#329023
#208444
devamını gör...
forrest gump
robert zemeckis’in winston groom’un kitabından sinemaya uyarladığı ve tom hanks’in başrolde oynadığı dünyanın en güzel filmidir.

gökten bir tüy düşer alan silvestri’nin piyanosundan çıkan muhteşem ezgi ile salınarak ve biz ilk kez orada karşılaşırız forrest gump ile. ismi saçma bir isimdir ama annesi hayattaki saçma olayların farkına varsın diye seçmiştir bu ismi onun için.
önce ayakkabıları ile karşılaşırız forrest’ın ve biz biliriz ki ayakkabılar insanlarla ilgili çok şey söyler bize. biz de onlara bakarak tanımaya başlarız forrest’ı.
forrest, jenny’ye giderken hayatını ve geçmişini bir bavulda taşır. bavulun içine bakınca onun hakkında daha çok şey öğreniriz. hatta neden tevazu gösterelim artık forrest arkadaşımız sayılır bizim. bavulunu bile gördük.
artık tanıştığımıza göre onun hakkında daha uzun ve samimi konuşabiliriz. hatta istersek onunla bile konuşabiliriz. forrest annesini dinler ve yabancılarla konuşmaz ama biz yabancı sayılmayız artık.
jenny isimlerin en güzeli ve forrest’ın içinde büyütüp her yere dağılan bir kanser hücresidir ama yine de güzeldir. forrest nereye giderse gitsin jenny onunla birliktedir. jenny nereye giderse gitsin forrest’ı yanına almaz.
sonunda forrest jenny’ye kavuşur yine de. kendi ağaçlarının altında. ve jenny’nin çocukluk korkuları forrest’ın yanında kaybolup gider birbirlerine bir şeyler öğrettikleri ağacın gölgesinde.
film biter ama forrest koşmaya devam eder benim gibi bu filmin hayranı olan insanların zihninde. artık biraz dinlendiysen eğer koş forrest koş.

gökten bir tüy düşer alan silvestri’nin piyanosundan çıkan muhteşem ezgi ile salınarak ve biz ilk kez orada karşılaşırız forrest gump ile. ismi saçma bir isimdir ama annesi hayattaki saçma olayların farkına varsın diye seçmiştir bu ismi onun için.
önce ayakkabıları ile karşılaşırız forrest’ın ve biz biliriz ki ayakkabılar insanlarla ilgili çok şey söyler bize. biz de onlara bakarak tanımaya başlarız forrest’ı.
forrest, jenny’ye giderken hayatını ve geçmişini bir bavulda taşır. bavulun içine bakınca onun hakkında daha çok şey öğreniriz. hatta neden tevazu gösterelim artık forrest arkadaşımız sayılır bizim. bavulunu bile gördük.
artık tanıştığımıza göre onun hakkında daha uzun ve samimi konuşabiliriz. hatta istersek onunla bile konuşabiliriz. forrest annesini dinler ve yabancılarla konuşmaz ama biz yabancı sayılmayız artık.
jenny isimlerin en güzeli ve forrest’ın içinde büyütüp her yere dağılan bir kanser hücresidir ama yine de güzeldir. forrest nereye giderse gitsin jenny onunla birliktedir. jenny nereye giderse gitsin forrest’ı yanına almaz.
sonunda forrest jenny’ye kavuşur yine de. kendi ağaçlarının altında. ve jenny’nin çocukluk korkuları forrest’ın yanında kaybolup gider birbirlerine bir şeyler öğrettikleri ağacın gölgesinde.
film biter ama forrest koşmaya devam eder benim gibi bu filmin hayranı olan insanların zihninde. artık biraz dinlendiysen eğer koş forrest koş.
devamını gör...
gece gece kokoreç yeme isteği
erisilemeyecek durumda ise aci icinde mide guruldatir.
bu sozluk beni hic sevmiyor ya, durup dururken bu saatte olacak is mi simdi bu? (bkz: ağlıyorum mutlu musunuz)
amerika baskani dahil herkesi devreye sokun; hemen sabah olmali ve acilen kokorecciler acilmali, hemen.
bu sozluk beni hic sevmiyor ya, durup dururken bu saatte olacak is mi simdi bu? (bkz: ağlıyorum mutlu musunuz)
amerika baskani dahil herkesi devreye sokun; hemen sabah olmali ve acilen kokorecciler acilmali, hemen.
devamını gör...
celal şengör'ün ilber ortaylı'ya dipsiz kuyu pezevenk demesi
devamını gör...

