bir dergiye yazı yollamış yazarlar veri tabanı
askerlik yaptığım dönemde mesaiden sonra asteğmen arkadaşlarla dışarı çıkıp bir arkadaşın evinde toplanmıştık. playstation oynayıp efendi efendi alkol alırken bir anda telefonum çaldı.
alay komutanının habercisi komutanın beni acilen birlikte beklediğini söylediğinde saat akşam dokuz civarı idi. hemen bir taksiye atlayıp gittim ve komutana tekmilimi verdim. bana, “sabah ilk iş olarak bu gece yazmak zorunda olduğum harp teknikleri konulu makaleyi okuyacağını söyledi.” emrederdi komutanım, hemen odaya gidip yazmaya başladım.
işin tuhaf yanı ben bir asker değildim, askeri bir eğitimim yoktu ve bilgisayar oyunları konusunda da zırcahildim. yabancı birkaç kaynak buldum, birkaç türkçe kaynak buldum. yabancı olanları çevirdim, türkçe olanlarla harmanlayıp bir makale yazdım. alkolün verdiği özgüven de etkili oldu elbette bu yazının yazılmasında.
yazıyı komutana verdikten bir hafta sonra komutan beni yeniden odasına çağırıp kara kuvvetleri dergisinde çıkan makaleyi gösterdi gururla ancak altında topçu kurmay albay bilmemkim şeklinde kendi ismi yazmaktaydı.
t: askerdeyken ismini vermek istemeyen seyirci olarak yazı gönderen yazarlardan biri olarak dahil olduğum veri tabanıdır.
alay komutanının habercisi komutanın beni acilen birlikte beklediğini söylediğinde saat akşam dokuz civarı idi. hemen bir taksiye atlayıp gittim ve komutana tekmilimi verdim. bana, “sabah ilk iş olarak bu gece yazmak zorunda olduğum harp teknikleri konulu makaleyi okuyacağını söyledi.” emrederdi komutanım, hemen odaya gidip yazmaya başladım.
işin tuhaf yanı ben bir asker değildim, askeri bir eğitimim yoktu ve bilgisayar oyunları konusunda da zırcahildim. yabancı birkaç kaynak buldum, birkaç türkçe kaynak buldum. yabancı olanları çevirdim, türkçe olanlarla harmanlayıp bir makale yazdım. alkolün verdiği özgüven de etkili oldu elbette bu yazının yazılmasında.
yazıyı komutana verdikten bir hafta sonra komutan beni yeniden odasına çağırıp kara kuvvetleri dergisinde çıkan makaleyi gösterdi gururla ancak altında topçu kurmay albay bilmemkim şeklinde kendi ismi yazmaktaydı.
t: askerdeyken ismini vermek istemeyen seyirci olarak yazı gönderen yazarlardan biri olarak dahil olduğum veri tabanıdır.
devamını gör...
borderline kişilik bozukluğu
"kah el ustundeydim kah hapisteydim, her yere sokulan bir ruzgar gibi."
devamını gör...
sözlüğe az yazıp kendini özletmek
neyse ki kaliteli yazar değiliz de böyle olaylarımız yok.*
devamını gör...
ahterbin (yazar)
yeni nicki hayırlı olsun. alışmıştık normalbirine.
devamını gör...
ay'ın ikiye bölünmesi mucizesi
alimlerin, üzerinde fikir birliğine varamadığı konu.
ay'ın yarılmasına kanıt olarak kamer suresi'nin 1. ayeti gösterilir: "vakit yaklaştı ve ay yarıldı."
bir kısım alimler bu ifadenin, hz. muhammed tarafından gösterilmiş bir mucize olduğunu ( (gbkz: isrâ suresi)'nde "bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir." buyurulmasına rağmen) iddia ederler. bazılarına göre ise tüm insanlığa değil sadece o bölgede yaşayan ve "ille de mucize görmek isteriz" diye tutturan kişilere gösterilmiştir bu olay.
bazı alimler ise olayın geçmişte yaşandığı iddiasına karşı çıkarlar ve bu ayetin kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacak bir olayı bildirdiğini söylerler. kuran'da, geleceğe ait olaylarda, geçmiş zaman kipleri kullanıldığı durumlara başka ayetlerde de rastlanır. ayrıca bu olaya şahit olduğunu anlatan kişilerin, yani rivayet sahiplerinin ifadelerinin doğruluğunun şüpheli oluşu da bir soru işaretidir.
yukarıda da belirttiğim gibi isrâ suresi'nde insanlara mucize gösterme devrinin bittiği ima edilir kuran'da. bu nedenle bu olay hakkında konuşurken dikkatli olmayı ve hakikaten gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmediğimiz bir mucize hakkında atıp tutmaktan kaçınmayı tavsiye ederim. inanan arkadaşların "allah isterse olur/istemişse olmuştur" demesi, inanmayan arkadaşların da bu konuları kendilerine dert etmemeleri makul bir hareket olacaktır diye düşünüyorum.
daha fazla bilgi için
ay'ın yarılmasına kanıt olarak kamer suresi'nin 1. ayeti gösterilir: "vakit yaklaştı ve ay yarıldı."
bir kısım alimler bu ifadenin, hz. muhammed tarafından gösterilmiş bir mucize olduğunu ( (gbkz: isrâ suresi)'nde "bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir." buyurulmasına rağmen) iddia ederler. bazılarına göre ise tüm insanlığa değil sadece o bölgede yaşayan ve "ille de mucize görmek isteriz" diye tutturan kişilere gösterilmiştir bu olay.
bazı alimler ise olayın geçmişte yaşandığı iddiasına karşı çıkarlar ve bu ayetin kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacak bir olayı bildirdiğini söylerler. kuran'da, geleceğe ait olaylarda, geçmiş zaman kipleri kullanıldığı durumlara başka ayetlerde de rastlanır. ayrıca bu olaya şahit olduğunu anlatan kişilerin, yani rivayet sahiplerinin ifadelerinin doğruluğunun şüpheli oluşu da bir soru işaretidir.
yukarıda da belirttiğim gibi isrâ suresi'nde insanlara mucize gösterme devrinin bittiği ima edilir kuran'da. bu nedenle bu olay hakkında konuşurken dikkatli olmayı ve hakikaten gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmediğimiz bir mucize hakkında atıp tutmaktan kaçınmayı tavsiye ederim. inanan arkadaşların "allah isterse olur/istemişse olmuştur" demesi, inanmayan arkadaşların da bu konuları kendilerine dert etmemeleri makul bir hareket olacaktır diye düşünüyorum.
daha fazla bilgi için
devamını gör...
rota yeniden oluşturuluyor
canım gbsımın özellikle uzun yollarda bolca verdiği uyarı.
dün kütahya yolundaydım. yeni rota oluşturmasını geçtim ara ara yolu uzatıp bir yerdede aynı yolu iki kere teptirdi bize. püfff dağ, bayır, tepe ne bulduysak dolandık cabası. neyse efem sağ salim gittik geldik.
taktı bana taktı bu gbs. arkadaşım bir adam ol, bir işini yap, bir şekil şükül yapma. yok, nerdeee? canım gbs seviliyorsun mucukss hahahah.
dün kütahya yolundaydım. yeni rota oluşturmasını geçtim ara ara yolu uzatıp bir yerdede aynı yolu iki kere teptirdi bize. püfff dağ, bayır, tepe ne bulduysak dolandık cabası. neyse efem sağ salim gittik geldik.
taktı bana taktı bu gbs. arkadaşım bir adam ol, bir işini yap, bir şekil şükül yapma. yok, nerdeee? canım gbs seviliyorsun mucukss hahahah.
devamını gör...
aşk
charles bukowski’ye sorarlar:
aşkı tanımlar mısınız?
gün doğmadan uyandığınızda bir sis görürsünüz ya,kısa bir süre orada durur, sonra yok olur gider. aşk gerçekliğin ilk ışıklarında yok olacak bir sistir.
aşkı tanımlar mısınız?
gün doğmadan uyandığınızda bir sis görürsünüz ya,kısa bir süre orada durur, sonra yok olur gider. aşk gerçekliğin ilk ışıklarında yok olacak bir sistir.
devamını gör...
aile evinden bir kez çıkınca tekrar oraya ait hissedememek
aslına bakarsanız bu kırılmadan sonra hiçbir yere ait hissedememek sorunu bu. o evden çıktığınız andan itibaren hayatınız şekillendirip kendi düzeninizi oluşturuyorsunuz çünkü. hiçbir şey bıraktığınız gibi kalmaz. siz de o evden çıktığınız kişi değilsinizdir artik.
evliliğimin kötü gittiği dönemlerde bunu yaşamış biri olarak şunu belirtmek isterim ki ;
o evde herşey size batar, masada duran bardağa bile ayar olur, evim gibi kokmuyor burası diye oturup ağlarsınız. yani ben öyle yapmıştım. neyse ki çok uzun sürmedi ve ben ait olduğum yerdeyim. aidiyet duygusu en kıymetli şeylerden biri. belki de en kıymetlisi. sonunu da bağlayamadim dağıldım biraz bu da böyle bir anımdır işte.
evliliğimin kötü gittiği dönemlerde bunu yaşamış biri olarak şunu belirtmek isterim ki ;
o evde herşey size batar, masada duran bardağa bile ayar olur, evim gibi kokmuyor burası diye oturup ağlarsınız. yani ben öyle yapmıştım. neyse ki çok uzun sürmedi ve ben ait olduğum yerdeyim. aidiyet duygusu en kıymetli şeylerden biri. belki de en kıymetlisi. sonunu da bağlayamadim dağıldım biraz bu da böyle bir anımdır işte.
devamını gör...
yazarları ağlatan şarkılar
manga/ dursun zaman
"sınav filmini hatırlatır"
"sınav filmini hatırlatır"
devamını gör...
o kadar güzel yazmışım ki keşke kendi tanımımı beğenebilsem
insanın kendi kendini takdir etme isteği.
bazen profilime girip yazdıklarımı okuyunca '' ulan ne güzel yazmışım be! bir beğeni de benden bana.''
demek istediğim tanımlar çıkıyor karşıma.
maalesef sözlükte böyle bir özellik olmadığı için ayağa kalkıp kendimi alkışlıyorum.
bazen profilime girip yazdıklarımı okuyunca '' ulan ne güzel yazmışım be! bir beğeni de benden bana.''
demek istediğim tanımlar çıkıyor karşıma.
maalesef sözlükte böyle bir özellik olmadığı için ayağa kalkıp kendimi alkışlıyorum.
devamını gör...
kasım kasım kasılmak
büyüklenmek, böbürlenmek anlamına gelen deyim.
marttan beklerim senden beklemem ukdesi.
böbürlenmek başlı başına itici bir anlam taşısa da bu deyim ondan bir tık daha itici insanlar için kullanılır. özellikle vasfı ile duruşu birbirine uymayan kişiler için cuk gelen bir deyimdir.
örnek: torpille memur olduğu halde kasım kasım kasılıyor.
marttan beklerim senden beklemem ukdesi.
böbürlenmek başlı başına itici bir anlam taşısa da bu deyim ondan bir tık daha itici insanlar için kullanılır. özellikle vasfı ile duruşu birbirine uymayan kişiler için cuk gelen bir deyimdir.
örnek: torpille memur olduğu halde kasım kasım kasılıyor.
devamını gör...
kafa sözlük
son zamanlarda yorum veya bilgi içerikli, uzun başlıkların pek fazla rağbet görmediğini üzülerek fark ettiğim sözlük.
gündem sütunu fazla sabit olduğu için insanlar oradaki başlıklara yazmak yerine bugün kısmında gördükleri başlıklara daha çok yazıyorlar bence ve orası da çok hızlı aktığı için orada arada kaynayan çok başlık oluyor. emek verilmiş tanımlar ise çoğu kez hiçbir şekilde görülmeden, etkileşim almadan olduğu gibi kalıyor. böyle giderse korkarım yazmaktan vazgeçecek bazı yazarlar olacaktır.
gündem sütunu fazla sabit olduğu için insanlar oradaki başlıklara yazmak yerine bugün kısmında gördükleri başlıklara daha çok yazıyorlar bence ve orası da çok hızlı aktığı için orada arada kaynayan çok başlık oluyor. emek verilmiş tanımlar ise çoğu kez hiçbir şekilde görülmeden, etkileşim almadan olduğu gibi kalıyor. böyle giderse korkarım yazmaktan vazgeçecek bazı yazarlar olacaktır.
devamını gör...
en çabuk unutulan şey
dün yenilen yemek.
devamını gör...
14 mart tıp bayramı
tüm sağlık çalışanlarının günü kutlu olsun. pandemi dönemi ile kıymetleri bilinmeye başlanmış gözükse de yaşananlar gösteriyor ki hala en çok yıpranan ve bunun karşılığını alamayan meslek grubudur.
devamını gör...
yazarlardan çaylaklara tavsiyeler
estağfurullah onlar bana tavsiye versin. ben kimim ki?
devamını gör...
cahil insanlarla baş etme yolları
cahilliği anladığınız vakit nazikçe sohbeti kesin. zorundaysanız da yüzeysel devam edin. sonucu olmayan didişmenin faydası var mı? yüzmeyi bilmeyen insan derinde yüzebilir mi?
devamını gör...
bir yaz akşamı on buçukta
marguerite duras kitabıdır.
“yazmak aynı zamanda konuşmamaktır. susmaktır. sessizce ulumaktır.”
yazdığı diğer bütün kitapları bir kenara bırakarak, sadece “hiroşima sevgilim”in yazarı saydığım hayran olunası kadın marguerit duras’nın bir sözü yukarıda alıntıladığım. ne dense boş, o kadar güzel susuyor ki duras, dinlememek elde değil. aynı dünya üzerinde 14 sene yaşama onuruna eriştiğim bu müstesna kadının yazdıkları okumaya başlar başlamaz sizi, hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalıyor. kurtulmak isteseniz de bu mümkün olmuyor, zaten kurtulmak isteyecek bir edebiyat sever olabileceğine de inanmak istemiyorum.
“bir yaz akşamı on buçukta” isimli romanında duras bitmek üzere olan bir aşkla, başlamak üzere olan bir aşkı anlatıyor, kurşunlarla son bulmuş üçlü bir başka aşkın gölgesinde.
“paestra” diye başlıyor roman. paestra bir aşk cinayetinin faili. 19 yaşındaki karısı ve onun sevgilisini öldüren bir adam ve gitgide bir efsaneye dönüşüyor bu adam şehirde. şehir fırtınaya teslim olmuş, yollar kapalı, elektrik yok ve polisler paestra’nın peşinde. herkes paestra’nın kurtulacağına inanıyor ve bunu umut ediyor. en çok da bitmek üzere olan – hatta çoktan bitmiş olan- bir aşkın suç ortağı olan kocası pierre, kızı judith ve kocasının uçarca koştuğu yeni aşkının adresi claire ile birlikte bir otele sığınmış olan marie.
marie, claire ile pierre arasındaki cinsel gerilimi somut bir nesneymişçesine kavrıyor. sıkıyor avuçlarında. pierre’in avuçlarını düşlüyor kendi solmaya yüz tutan güzelliğinden azat olup claire’nin tomurcuklarına doğru yol alan. paestra’nın damlarda saklandığına inanıyor marie, elinden düşürmediği kadehine yaslanarak. iki kişi arasında kendini fazlalık olarak gören marie, fırtınaya sığınır biraz, biraz kadehlerine, biraz da paestra ile karşılaşma ümidine ki o adam aşk uğruna iki cinayet işlemiştir fiilen, ve bir başka cinayet – buna intihar denebilir kolaylıkla- manen.
fırtına bir roman kişisidir duras için, içki de öyle. konuşmalarını bile beklersiniz okurken ama o kadar ileri gitmezler nedense.
pierre ile claire’in ne zaman sevişeceklerini düşler marie. asla çıplak görmediği claire’in, çıplaklığını ne zaman marie’nin kocası pierre’in gözlerine ve avuçlarına teslim edeceğini düşler. paestra ile buluşmayı düşler.
dünya o kadar büyük olamaz ya da bu kadar küçük. elbette pierre ve claire sevişmek için gözden uzak bir yer bulacaklardır ve elbette marie bir şekilde paestra ile karşılaşacaktır. marie’nin inanmak istediği ve inandığı şey budur işte.
marguerite duras ile 14 sene aynı dünya üzerinde nefes aldım ama onu görme şansım olmadı. aslında benim duras ile karşılaşma ihtimalim marie’nin paestra’ya rastlama ihtimali kadardı. belki bir fırtınada, bir yaz akşamı, belki on buçukta, bir otelin penceresinde, bir evin damında, bir otel odasında…yüzde kaçsa artık bu ihtimal…
“yazmak aynı zamanda konuşmamaktır. susmaktır. sessizce ulumaktır.”
yazdığı diğer bütün kitapları bir kenara bırakarak, sadece “hiroşima sevgilim”in yazarı saydığım hayran olunası kadın marguerit duras’nın bir sözü yukarıda alıntıladığım. ne dense boş, o kadar güzel susuyor ki duras, dinlememek elde değil. aynı dünya üzerinde 14 sene yaşama onuruna eriştiğim bu müstesna kadının yazdıkları okumaya başlar başlamaz sizi, hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalıyor. kurtulmak isteseniz de bu mümkün olmuyor, zaten kurtulmak isteyecek bir edebiyat sever olabileceğine de inanmak istemiyorum.
“bir yaz akşamı on buçukta” isimli romanında duras bitmek üzere olan bir aşkla, başlamak üzere olan bir aşkı anlatıyor, kurşunlarla son bulmuş üçlü bir başka aşkın gölgesinde.
“paestra” diye başlıyor roman. paestra bir aşk cinayetinin faili. 19 yaşındaki karısı ve onun sevgilisini öldüren bir adam ve gitgide bir efsaneye dönüşüyor bu adam şehirde. şehir fırtınaya teslim olmuş, yollar kapalı, elektrik yok ve polisler paestra’nın peşinde. herkes paestra’nın kurtulacağına inanıyor ve bunu umut ediyor. en çok da bitmek üzere olan – hatta çoktan bitmiş olan- bir aşkın suç ortağı olan kocası pierre, kızı judith ve kocasının uçarca koştuğu yeni aşkının adresi claire ile birlikte bir otele sığınmış olan marie.
marie, claire ile pierre arasındaki cinsel gerilimi somut bir nesneymişçesine kavrıyor. sıkıyor avuçlarında. pierre’in avuçlarını düşlüyor kendi solmaya yüz tutan güzelliğinden azat olup claire’nin tomurcuklarına doğru yol alan. paestra’nın damlarda saklandığına inanıyor marie, elinden düşürmediği kadehine yaslanarak. iki kişi arasında kendini fazlalık olarak gören marie, fırtınaya sığınır biraz, biraz kadehlerine, biraz da paestra ile karşılaşma ümidine ki o adam aşk uğruna iki cinayet işlemiştir fiilen, ve bir başka cinayet – buna intihar denebilir kolaylıkla- manen.
fırtına bir roman kişisidir duras için, içki de öyle. konuşmalarını bile beklersiniz okurken ama o kadar ileri gitmezler nedense.
pierre ile claire’in ne zaman sevişeceklerini düşler marie. asla çıplak görmediği claire’in, çıplaklığını ne zaman marie’nin kocası pierre’in gözlerine ve avuçlarına teslim edeceğini düşler. paestra ile buluşmayı düşler.
dünya o kadar büyük olamaz ya da bu kadar küçük. elbette pierre ve claire sevişmek için gözden uzak bir yer bulacaklardır ve elbette marie bir şekilde paestra ile karşılaşacaktır. marie’nin inanmak istediği ve inandığı şey budur işte.
marguerite duras ile 14 sene aynı dünya üzerinde nefes aldım ama onu görme şansım olmadı. aslında benim duras ile karşılaşma ihtimalim marie’nin paestra’ya rastlama ihtimali kadardı. belki bir fırtınada, bir yaz akşamı, belki on buçukta, bir otelin penceresinde, bir evin damında, bir otel odasında…yüzde kaçsa artık bu ihtimal…
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
güzel bir güne sevdiğim bir şarkıyı ilistireyim bari.
devamını gör...

