dışarıda mevsim baharmış
gezip dolaşanlar varmış
günler su gibi akarmış
geçmiyor günler geçmiyor.

sabahattin ali.
devamını gör...

benim istememde büyükbabam muhabbet olsun diye bizim de hala kızı meryem enflasyon kapmış yoğun bakımda demişti. unutamıyorum
"büyükbabam istememden 2 ay sonra vefat etti" böyle tatlı bir anı kaldı geriye.
devamını gör...

birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanamaya başlıyor yeniden. birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. o yüzden değil mi, içimizde tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız?
"anlatsam mı, anlatmasam mı?" kararsızlığımız..
"bu sevgi beni acıtır mı?" kuşkularımız.. her zaman seni üzen birileri olacaktır. tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek, ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek.
(bkz: closer (2004)
devamını gör...

dehşet yorgun ve yoğun geçen bi günün ardından hemmen yatıp dinlenmem gerektiği halde yüzüme buzzz gibi su çarpıp dinlemeye geldiğim yayındır.
severek dinliyoruz gençler; sohbetiniz ve neşeniz boool, daiiiim olsuuuun!
devamını gör...

ah nasıl özledim... gecenin bir yarısı otogara gitmek, arkadaşınlaysan onunla otobüsü beklerken insanların yaşını ve nereye gidiceklerini tahmin etmek, bavulunu abi kırılcak şeyler var diyerek teslim etmek, muavinin ikram esnasında camdan dışarıyı izlerken sıranın sana gelmesini beklemek, arada bir gözüne kestirdiğin keki alan var mı diye göz ucuyla bakmak, arkadaşının izleriz diye indirdiği filmi asla izlemeyip müzik dinlemek, mola yerlerindeki sigara içmeler, herkes uyurken kulaklığından hepsi grubunun sesinin çıkması ama senin umursamaman...
reis aç şu okulları nolur.
devamını gör...

anne.
devamını gör...

psg'de para çok olduğu için mümkün olabilecek olan haberdir.

messi çok yakışır bence psg kulübüne.
devamını gör...

cumhuriyetimizin 98. yılı ve cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.

unutmayacağız. unutturmayacağız.
devamını gör...

tek mekanda geçen ama film esnasında sizi hem mekanlar arası hem de zamanlar arası yolculuğa çıkaran bir filmdir. başyapıtlardan bir tanesidir. her şeyden önce fikri olan bir filmdir. izlemediyseniz kesinlikle izlemeniz gereken bir filmdir. özellikle bizim tarihe bakış açımızı, farklı inanışlara mensup insanların karakter tahlilini ve insanların kendi inançlarına nasıl taraf olduğunu çok güzel ele almış bir filmdir.
devamını gör...

asla anlamayacak insanlara, azimle saatler harcayıp açıklama yapmak.
devamını gör...

sağlam mideye sahiptir zannımca. abi açsın yani o kadar glikozu yağı hamuru gömmeye ne gerek var ben tok karına 1 taneden fazla yiyince şak diye çıkarıyorum...
devamını gör...

bilmiyorum demek çok hoşuma gidiyor. herkes her şeyi biliyor nasılsa.
devamını gör...

geç gelince dedim ki domestic korktu
bunca meydan okumaya hiç gerek yoktu
lafım necedir sormuşsun, epey çoktu
başlasın atışma, ipler koptu
devamını gör...

katıyorum tozu dumana da
toz değil, toz değil
biliyorum hepsi havagazı
söz değil, ah söz değil.*
devamını gör...

insanlar değiştiremeyeceği olaylar üzerinde neden çok düşünür.
devamını gör...

atmosferini ve verdiği hissi o kadar telaşlı bir olgunlukla arıyormuşum ki bu sabah başladığım otobüs yolculuğum sona erdiğinde kitap da sona ermişti.

yine bir yığın (philip k. dick tarzı) ağır paranoyak varlık sorunu ve tanrı sorgusu... cyberpunk'ın belki de en yoğun ve soğuk anlatımı... içe doğru akan ve yarısından sonra dışa taşan hissizlik... soylar, tükeniş, arayış, bekleyiş, beklemeyiş, dünya, açılış, taşlar, muazzam bir ikilemler serisi...

androidler elektrikli koyun düşler mi, bilmiyorum. ancak ben ikinci kez okudum ve ikinci kez düşledim.

asıl soru; elektrikli koyunlar herhangi bir şey düşler mi?

"ölüm kesindir, yaşam şüpheli"
devamını gör...

dudağımda son bir türkü gülpembe
hâlâ hep seni söyler, seni çağırır gülpembe...
devamını gör...

bir insanı sevmekle başlar her şey, der sait faik ama sonra şöyle devam eder o cümleler; burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor. şüphesiz denizdeki balığı öpecek kadar ince düşünceli bir adama bu cümleleri yazdıran senin benim yaşadığımız dünya. ardından bu havada ölünür mü hiç diye söylenilen 'durgun deniz bakışlı' öykücü. yky'den çıkma şimdi sevişme vakti ve diğer şiirleri'nde o ve ben isimli bir şiiri var ki durup düşündürüyor insanı dakikalarca, umulmadık kadar korkak olan en çirkin yanımı törpüleyip sevgiye inancımı baki kılıyor; çoğu zaman insanlar sevmekten pek bir şey anlamadığımı düşünse bile. şiirden bahsedip yazmamak olmaz hem zaten şüphesiz yazmasam deli olacaktım.*


sana koşuyorum bir vapurun içinden
ölmemek, delirmemek için.
yaşamak; bütün adetlerden uzak
yaşamak.

hayır değil, değil sıcak
dudaklarının hatırası
değil saçlarının kokusu
hiçbiri değil.
dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde
ben onsuz edemem.
eli elimin içinde olmalı.
gözlerine bakmalıyım
sesini işitmeliyim

beraber yemek yemeliyiz
ara sıra gülmeliyiz.
yapamam, onsuz edemem
bana su, bana ekmek, bana zehir
bana tad, bana uyku
gibi gelen çirkin kızım
sensiz edemem.

devamını gör...

harbiden neden herkes ağlıyor? benden gizli bir espri mi yaptı biri anlamadım. ühühhüüh.
devamını gör...

kemalist devrim, okuması kolay, anlaması kolay olmayan, hazmetmesi de zor bir kavramdır. hazmedemeyenler tarih boyunca bok atmaya çalışsalar da, güneş balçıkla sıvanmaz derler. atamın tabiriyle uçurumun kenarında yıkık bir ülkeyi, ilk 15 senesinde getirdiği seviye akıllara zarar bir kalkınma emsalidir. şaka değil bu değerli dostlar, hani bir gerçekten açıp baksanız dudağınız uçuklar nasıl yaptı ulan bunları diye. ülkeyi sanayi, tarım gibi üretim sektörlerinde olduğu gibi toplumsal olarak da kalkınmaya müsait bir sosyolojik altyapıyla donatması için ne gerekiyorsa yine döneminde yapılmıştır. sağı solu bir kenarıya bırakıp, kemalist devrimin teoride ve pratikteki dinamiklerini iyi anlayıp günümüze uyarlamamız gerekir. atamın hedef gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine çıkmak türkiye gibi orta doğu bataklığında kendi göbeğini kendisinin kesmesi gereken bir ülke için tek çaredir. velhasıl kelam, ikinci atatürk diye bir şey yoktur dostlar.
tarihin en kötü sayfalarına isminizi kapkara harflerle yazdınız, gelecek nesiller bakalım sizi nasıl okuyacak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim