diktatör saltanatını ilan edecek işte.

artık ölene kadar durur ülkenin başında.

eski türkiye-yeni türkiye-şeriatla yönetilen yeni bir türkiye. tam olarak doğru şema bu sanırım.
devamını gör...

lise birinci sınıftaydık, sene 2008. beden eğitimi dersinde içerisinin bol testesteron kokusuyla kaplı soyunma odasında birbirimize şimdi düşündüğümde çok abes kaçan şakalar yapardık. kamil diye biri var, ilk o girerdi en son o soyunur, eşofmanını giyip çıkardı. hatta vücudu iyi olan arkadaşlarımıza benim barbara palvin'e baktığım gibi bakardı. arkadaşlarla ona yumuşak kamil derdik ama tam da emin değiliz tabii. bir gün soyunma odasına geç girdim. herkes soyunmuş, çıkmıştı. kamil hariç. o soyunmuş ama daha giyinmemişti. içeri girdim, çantamı karşıdaki askılığa astım, arkamı bir döndüm, bizim kamil iç çamaşırıyla duruyordu. problem onun şişman olmasında ya da iç çamaşırıyla durmasında değildi. problem, giydiği iç çamaşır kırmızı renkli, dantelli ve üzerinde öpücük deseni olmasındaydı. çıkıp da kimseye kamili böyle gördüm demedim. kendisi de bayağı bi' yalvardıydı tabii. ilk kez bir anonim olarak buraya yazıyor, kamil'i de hayatımda unutamadığı bir travma bıraktığı için selamlıyorum. işte o gün arkadaşım kamil'in gay olduğunu öğrendim. kimsenin eşcinsel olmasını yadırgamasam da heteroseksüel olduğum için mutluyum.
devamını gör...

batıyı örnek alalım derken meksika'yı örnek alacağımızı hiç düşünmezdim.
devamını gör...

kaşıkla verdiler. şimdi kepçeyi beklemedeyiz.
devamını gör...

devamını gör...

t: şu sıralar iflahımla mücadele eden eylem.

ulan zaman hiç mi geçmez? sağa bakıyorum sola bakıyorum, kendimi çay içerken buluyorum. dizi mizi bakıyorum, bir bakmışım kapıda soda gömüyorum. sonra uyku basıyor eve çıkıyorum, bir bakıyorum tüm bunlardan sonra sadece 3 dakika geçmiş. bir günüm 72 saat sanırım, neredeyim ben*
devamını gör...

bir arkadaşım gittiği her restorandan birşeyler alıyordu hatıra olsun diye. mendil, kürdan, araklayabilirse süs olsun diye konmuş küçük bir şey.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

üniversite hocası olarak yazıyorum. üniversiteler bir an önce milli eğitime ya da teknoloji bakanlığına bağlanmalıdır. aksi halde, belediye başkanı kızları, bakan yeğenleri doluşarak daha da berbat hale gelecek. ki geldi zaten
devamını gör...

"gitmek ve kalmak arasındaki ikilemden, yaşadığımız mekanda üretmeye ve aslında mücadele etmeye odaklanarak bir çıkış yolu bulma hali." cümlesiyle kırınardı albümlerini tanımlayan grup.
kısa cümleli şarkılardan oluşan bu albümde bir de enstrümantal şarkıya da yer vermişler. gerçi şarkının başlangıç noktası ile albüme girişi arasında da başka bir hikaye var ama... güzel de olmuş.
merak edeni için.
saroyan
devamını gör...

şu an yaşadığım durum, ne kendimi anlatasım ne de birini anlayasım var böyle de bir gönül yorgunluğu işte
devamını gör...

herkesin tam kapanma nedeniyle evinde oturup mecburen buralarda takıldığı günler. insanın beddua edesi geliyor "yine tam kapansak" diye... gerçekten güzeldi çünkü o dönem.

yazar alımlarının -tamamen durdurulmasa da- biraz yavaşlatılması iyi olabilir. yeni yazarların çoğunun zaten esamesi okunmuyor. iyi kötü denk gelinenler de içerik bakımından sözlüğe pek bir şey katamıyorlar. hepsi değil ama büyük kısmı bu durumda ne yazık ki. boş whatsapp muhabbeti çevirir gibiyiz başlıklarda. başlık açmayı bile bilmeyenler var.

kademeli büyüme çok daha sağlam olur gibi sanki. bir süre alımları yavaşlatacaksınız, o ara sürekli yazan tipleri iyice tanıyıp ortamı bozanları eleyeceksiniz, sonra yeniden alımlar yapacaksınız ve bu şekilde devam edecek. diğer türlüsü 2 taraftan birini mutlaka rahatsız ediyor: ya hiç kimseyi almaz, uzun süre aynı insanlarla ortamı döndürmeye çalışıp "yeni yazarlar gelsin artık" kitlesini rahatsız edersiniz ya da "yeter bu kadar yeni yazar aldığınız! kalite düştü" diyenleri... o nedenle bir sık bir bırak tekniği uygulamak gerekir derim.
devamını gör...

çıkarların için sözde arkadaşlarını kolayca harcadın.
devamını gör...

70'lerde psikolog robert brannon give 'em hell - onlara cehennemi gösterin diyerek çağdaş erkek maskülenliğini tanımlıyordu.
özellikle kaba olan erkekler üzerine değil ancak bu özellikleri taşılan narsistik, maço erkekler hakkında yapılan çok fazla araştırma var.
narsistik, maço erkekler ve narsistik kadınlara dair yapılan eski araştırmalarda, bu kişilerin kendilerine olan aşırı özgüveni, görünüşlerine normal insanlara göre daha fazla önem vermeleri, üstünlük duygusu ve başkalarını manipüle etme yetenekleri vb. özellikleri nedeniyle bu erkeklerin tercih edildiği belirtilmiş. araştırmada bu kişilerin başlangıçta çekici gelmelerine ve tercih edilmelerine karşın uzun süreli ilişkilerde aynı tercihlerin söz konusu olmadığı belirtilmiş.
kadınlar hakkında verilen notlardan bir kısmı ise ilgi çekici.
kadınların sadece cinsellik temelli ilişki istediklerinde fiziksel özelliklere baktıkları belirtiliyor. özellikle geçmişte bad boy sınıflamasına giren erkeklerle yaşanan ilişkilerde kendilerini toplumun iyi kız rolüne sokma zorunluluğundan kurtuldukları ve daha özgür hissettikleri vurgulanmış. anlaşılan kadınlar geçmişte evlenilecek adam, eğlenilecek adam ayrımı yapıyorlarmış ve eğlenilecek adam profilinde güç sembolü narsistik ve maço erkekler ilk sıraları alırken, evlenilecek adam profilinde anlayışlı, nazik, centilmen olanlar tercih ediliyormuş.
günümüze gelince özellikle eğitimli ve ekonomik seviyesi yüksek kadınların erkeklerde eskinin anlayışıyla maskülen değil feminen olarak nitelenen özellikleri tercih ettikleri belirtiliyor. bu değişimin en büyük nedeni olarak ise kadının artık toplumsal cinsiyet kavramları içerisine oluşan kadının korunması ve erkeğin koruması gerektiği anlayışının sona ermekte oluşu, kadınların kültürel üstünlüğe ve nezakete fiziksel üstünlükten daha fazla önem veriyor olmaları gösteriliyor. birlikte olunan kişiyle hayatta evin ve çocukların bakımına kadar her şeyin eşit olarak paylaşılması ve feminen özellikler taşıyan erkeklerin daha iyi bir eş ve baba olduğu inancı önemli yer tutuyor.
devamını gör...

büyük şanstır.
kalk çay koy diyen biriyle, sizinle kitaplar hakkında sohbet eden biri aynı olabilir mi hiç?
devamını gör...

akışta dolaşıyorum.
yani sözlükteyim evet.
canım sıkılmaya başladı.
malum kaç gündür koşuyordum araya bu hastalık girdi ve bırakın koşmayı yataktan zor kalkmaya başladım.
kendimi çok halsiz ve yorgun hissediyorum.
gerçi bugün biraz iyiyim ama olsun yine evdeyim ve canım sıkılıyor.

merhaba adım bla bla başlıkları bana malum sözlüğü hatırlattı. orada yapılıyordu bu etkinlik değil mi? tek farklı soru sorulanlar ünlü oluyordu.

neyse efendim akışla normalde pek ilgilenmiyordum ama bu ara yine düştüm akışa. hahah kötü yola düştüm gibi oldu. gerçi bazen başlıkları gördüğümde yav ne oluyor burada diyorum ama çok sorun değil. herkesin kendi tarzı diyelim. bu konu beni pek ilgilendirmiyor. akışı hızlıca tarayıp daha sonra beğendiğim başlığı başlıyorum okumaya.

burayı seviyorum. yani kendi içimi döküyor olmam bir yana bazen bir anda hiç beklemediğim bir başlıkla karşılaşıp hiç merak etmeyeceğim ya da özel tercihlerim nedeniyle hiç öğrenemeyeceğim konular hakkında bilgi ediniyorum. hatta bazen bir başlık hakkında araştırıp kendimde tanım giriyorum. tanım girmesem bile uzantıda başka fikirleri alabilmek için yine araştırıyorum. bazen tanım giren kişiye yazıyor detaylı bilgi alıyor ya da kendi fikrimi bildiriyorum.

ben pek haber, tv vs izlemem bazen güncel haberleri bile takip ediyorum buradan.

ya arkadaşlar bile ediniyorum. buraya bazen hiç olmayacak sırlarımı bırakmıyor muyum? ya da içimden geçenleri yazmıyor muyum? ee onu okuyanlarla bir bağ kurmam pek normal gibi görünüyor. yani arkadaşlık kurmaktan (burada kanka deniyor hah) bazı arkadaşlar korkuyor. tanımlardan öyle anlıyorum. buradan arkadaşlık mı kurulur, burada yakınlaşma mı olur vs vs bahsettiğimiz durum iletişim kurmak ve belli ölçüde onunla bir bağ kurmak buna arkadaş demiyelimde ne diyelim? kayınço mu? her bağ reelde kurulmuyor. ya da burada kurulan bağlar da reeldeki kadar yakın olmak zorunda değil. belli bir ölçüde, seviyede kurulan bağları ben arkadaşlık olarak değerlendiriyorum.

neyse efem konu buraya nasıl geldi hah? sözlükte takılmaca style modu. herkeslere çok selamlar öpüyorum canlar.
devamını gör...

küfür ifade özgürlüğüdürden sonrasını okumadım.
devamını gör...

hayal etmeyi bırak, 40 yaşıma birkaç ay kaldı... geçen gün diyetisyene gittim, "şimdi jess hanım şöyle birkaç sene sonra mesela 48 falan olduğunuzda menopoza girersiniz, metabolizmanız daha da yavaşlar, siz bir an önce kilolarınızı verin bla bla bla" dedi. kendi kendime "oha, menopoz falan dedi noluyo ölüyor muyum acaba?" dedim... inanması güç ama orta yaşlı oldum herhalde... *
devamını gör...

sezen aksu’ya ait onu alma beni al şarkısında geçen söz.

bakınız efenim hikayeside vardır.

sezen aksu, 1991 yılında izmir'de keyif çatmak için gittiği bir pavyonda sahnede şarkı söyleyen genç bir kadın görür. kadının sesi sezen aksu'yu o kadar etkiler ki birkaç gün sonra kolundan tuttuğu gibi istanbul'a götürür yıldız tilbe'yi kendi evinde ağırlar ve ona şöhretin kapılarını aralar.

o dönem sezen aksu, 1994 yılında kaybettiğimiz genç ve başarılı besteci uzay heparı ile büyük bir aşk yaşamaktadır. yıldız tilbe ile biricik aşkı uzay heparı'yı sevişirken basar (yıldız tilbe, yakalanmadıklarını, olayı sezen aksu'ya kendisinin anlattığını iddia eder). yıldız tilbe'yi evinden kovar ve vokalistliğinden de çıkarır.

daha sonraları yıldız tilbe, her şey tadında programında sezen aksu ile kavgalarını şarkılarına taşıdıklarını anlattı. tilbenin söylediğine göre sezen aksu ''onu alma beni al'' şarkısını yıldız tilbe'ye ithafen yazmış. tilbe ise bu şarkıya ''ey'' şarkısı ile cevap vermiş. i

sezen ‘onu alma beni al' şarkısında "bak atının terkisine de atmış gözleri şaşı gelini/mor kaftanlara sarmış haspam odun gibi belini/ah verin elime de kırayım cadının derisi kara elini/seni gidi dilleri fitne fücur kıyametin gelsin" derken;

yıldız ‘ey' şarkısında aksu için, "içindeki nefret söner mi, artar mı/bedavaya satsan alan olmaz/ kendin olamadın ya koynuma onu ittin/yaptıkların hiçbir kitaba sığmaz/o çok toydu, ben çok genç" demiş.
devamını gör...

barış ateşi; 1945 hiroşima saldırısında ölen yaklaşık 150.000 kişinin anısına 1964 yılında yakılan meşaledir. 57 yıldır yanan meşale, dünya nükleer silah tehditlerinden kurtulup, tüm nükleer bombalar yok edilinceye kadar yanmayı sürdürecektir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim