artık benim geleceğe dair umudum yok hayalim yok beklentim yok
aklıma nazım üstadın şu sözünü getirdi:
"ölüyor insanlarımız - ne kadar çok öyle genç
ve fütürsuz.
halbuki ne çok haketmişlerdi
yaşamayı..."
"ölüyor insanlarımız - ne kadar çok öyle genç
ve fütürsuz.
halbuki ne çok haketmişlerdi
yaşamayı..."
devamını gör...
limbo
limbo, roma katolik kilisesi'nin ürettiği bir hipotezdir. bu hipoteze göre kişi işlediği günahlardan dolayı cehenneme bile giremeyecek şekilde lanetlenir.
devamını gör...
ilkokul öğretmenine söylemek istenenler
anne babamdan sonra bana ahlakımı ve atatürk sevgisini verdiğin için teşekkür ederim öğretmenim. iyi ki benim öğretmenimdiniz.
devamını gör...
yazarların izlerken heyecandan çıldırdığı aksiyon filmleri
(bkz: the revenant (film))
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
evvelsi gün, gece 2 civarı, hava serin, ses seda yok, arada rüzgarın uğultusu duyuluyor sanki bir şey anlatmak istermişçesine. yeşil renkle bezenmiş koltukta oturuyorum öylesine, daha sonra bir ses duyuyorum. ‘evet, evet bu annemin sesi’ diyorum. aramızda kısa bir diyalog oluyor:
+kızım
-efendim anne?
+saçımla oynar mısın?
-gel, gel oynarım tabii.
daha sonra geliyor yanı başıma, kedi misali kıvrılıyor bacaklarıma doğru. saçları ipek gibi diyorum içimden, yumuşacık… daha sonra acıtıyor muyum?diye soruyorum, yok
diyor, tamam o hâlde diyorum. devam ediyorum ipek gibi saçlarıyla oynamaya. bir süre hiç konuşmuyoruz, bir anda bir ses duyuyorum, ellerin pamuk gibi diyor, öyle mi? diyorum, öyle diyor. bir süre daha oynuyorum saçlarıyla… öyle oynarken saçlarıyla, aklıma birden ölüm düşüyor, hüzünleniyorum aniden, belli de etmemeye çalışıyorum. annemin ne kadar yaş aldığını fark ediyorum, onun saçlarıyla daha ne kadar oynayabilirim, ona daha ne kadar sarılabilirim diye düşünüyorum, hüzünleniyorum yine. bu zamana kadar geçirdiğimiz vakitler gözlerimin önünden geçiyor, kahroluyorum içten içe… ölüm de doğum kadar hayatın bir gerçeğiydi, normaldi. fakat insanın canından canının gitmesi, nefesinin gitmesinin düşüncesi o kadar korkunç ki, düşünmek dahi berbat. ‘kabullenebilir miyim?’ diyorum kendi kendime, nasıl devam ederim yaşamaya hiçbir şey olmamış gibi?… nasıl devam edebiliyor bunca insan sevdikleri olmadan yaşamaya? ediyorlar bir şekilde, etmek zorundalar diyorum, aileleri var, sorumlu oldukları bir hayatları, bir çocukları, bir şeyleri var diyorum. ya benim? benim olacak mı? ben böyle düşünürken bir ses duyuyorum. evet, evet annemin sesi…
+kızım
-efendim anne?
+saçımla oynar mısın?
-gel, gel oynarım tabii.
daha sonra geliyor yanı başıma, kedi misali kıvrılıyor bacaklarıma doğru. saçları ipek gibi diyorum içimden, yumuşacık… daha sonra acıtıyor muyum?diye soruyorum, yok
diyor, tamam o hâlde diyorum. devam ediyorum ipek gibi saçlarıyla oynamaya. bir süre hiç konuşmuyoruz, bir anda bir ses duyuyorum, ellerin pamuk gibi diyor, öyle mi? diyorum, öyle diyor. bir süre daha oynuyorum saçlarıyla… öyle oynarken saçlarıyla, aklıma birden ölüm düşüyor, hüzünleniyorum aniden, belli de etmemeye çalışıyorum. annemin ne kadar yaş aldığını fark ediyorum, onun saçlarıyla daha ne kadar oynayabilirim, ona daha ne kadar sarılabilirim diye düşünüyorum, hüzünleniyorum yine. bu zamana kadar geçirdiğimiz vakitler gözlerimin önünden geçiyor, kahroluyorum içten içe… ölüm de doğum kadar hayatın bir gerçeğiydi, normaldi. fakat insanın canından canının gitmesi, nefesinin gitmesinin düşüncesi o kadar korkunç ki, düşünmek dahi berbat. ‘kabullenebilir miyim?’ diyorum kendi kendime, nasıl devam ederim yaşamaya hiçbir şey olmamış gibi?… nasıl devam edebiliyor bunca insan sevdikleri olmadan yaşamaya? ediyorlar bir şekilde, etmek zorundalar diyorum, aileleri var, sorumlu oldukları bir hayatları, bir çocukları, bir şeyleri var diyorum. ya benim? benim olacak mı? ben böyle düşünürken bir ses duyuyorum. evet, evet annemin sesi…
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
yaldızlı yenilgilerle süslenmiş bir hayatta acı artık bir rutin olur. rutin olan şeye ise ruh alışmıştır. o ruhun mutluluk gibi bir hayali hiç olmamıştır. bu yüzden en az, zaman zaman zafer kazanan ruhlar kadar mutludur.
devamını gör...
şahsiyet
"..insanlar adam gibi dinlemiyor birbirini. cümleyi bitirmeden otomatik cevap. her şey otomatik zaten. sonra anlaşamıyoruz, anlaşamazsın tabi!”
hakan günday'a bu dizi için teşekkür etmemiz gerekiyor.bir türk dizisinde dolu dolu enfes cümleler duyduk sayesinde. bir sahnesi bile boş olmayan akıllıca çekilmiş saygı duyulacak hikayeydi şahsiyet. bir oyuncunun güzel bir senorya ile ne kadar devleşebileceğini ve kaliteli işlere bizim de imza atabileceğimizi gördük çok ta beğendik.
hakan günday'a bu dizi için teşekkür etmemiz gerekiyor.bir türk dizisinde dolu dolu enfes cümleler duyduk sayesinde. bir sahnesi bile boş olmayan akıllıca çekilmiş saygı duyulacak hikayeydi şahsiyet. bir oyuncunun güzel bir senorya ile ne kadar devleşebileceğini ve kaliteli işlere bizim de imza atabileceğimizi gördük çok ta beğendik.
devamını gör...
coğrafya kaderdir
coğrafya kaderdir, ama o kaderi belirleyen de yine insanların eylemleridir. öyle olmasaydı bugünün ortadoğusu zamanında ilim ve irfan yuvası olmazdı diyerek, cevabımı vereceğim.
devamını gör...
ambulansı arayın diyen tip
ilk yardım müdahalesinde bulunan kişi olması muhtemeldir.
ilk yardım eğitimimiz sırasında hocamız alana girdiğiniz an hemen iş bölümü yapın ve yaralılara müdahale edin demişti.
ilk sözleyeceğiniz cümle 'sen sarı tişörtlü-kırmızı çantalı vsvs kişiyi diğerlerinden ayıran özelliği olan bir eşyasını vurgulayarak o kişiye ambulansı ara' şeklinde olacak derdi.
sonra 'can güvenliğinizi tehlikeye atacak bir durum var mı onu kontrol edin. insanları uzaklaştırın. çok fazla yaralı varsa yapılacak küçük müdahalelerde çevreden yardım alın' derdi.
beş sene oldu bu eğitimi alalı fakat sen sarı tişörtlü 112'yi ara cümlesi ve söyleme şekli hala kulağımda.
mükemmel bir eğitmen ve ilk yardım uzmanıydi. aynı zamanda gönüllü itfaiyeciydi. hatta bir eğitimde denk gelmiş güzel bir muhabbete girişmiştik. gönüllü itfaiyecilik eğitimleri dönem dönem tekrar ediyor ya da yeni eğitimler ekleniyor umarım tekrar karşılaşır ve çay muhabbetlerimize devam ederiz.
ilk yardım eğitimimiz sırasında hocamız alana girdiğiniz an hemen iş bölümü yapın ve yaralılara müdahale edin demişti.
ilk sözleyeceğiniz cümle 'sen sarı tişörtlü-kırmızı çantalı vsvs kişiyi diğerlerinden ayıran özelliği olan bir eşyasını vurgulayarak o kişiye ambulansı ara' şeklinde olacak derdi.
sonra 'can güvenliğinizi tehlikeye atacak bir durum var mı onu kontrol edin. insanları uzaklaştırın. çok fazla yaralı varsa yapılacak küçük müdahalelerde çevreden yardım alın' derdi.
beş sene oldu bu eğitimi alalı fakat sen sarı tişörtlü 112'yi ara cümlesi ve söyleme şekli hala kulağımda.
mükemmel bir eğitmen ve ilk yardım uzmanıydi. aynı zamanda gönüllü itfaiyeciydi. hatta bir eğitimde denk gelmiş güzel bir muhabbete girişmiştik. gönüllü itfaiyecilik eğitimleri dönem dönem tekrar ediyor ya da yeni eğitimler ekleniyor umarım tekrar karşılaşır ve çay muhabbetlerimize devam ederiz.
devamını gör...
gelinin kız kardeşi
makyajıyla meşhurdur.
devamını gör...
beğenileriyle mutlu eden yazar
okuyun ve hoşunuza gideni beğenin kimsenin bunu eleştirdiği yok. adam başka bir şeyden bahsediyor. okumayınca yine güme gidiyor tabi. yahu insanlar o kadar tanım/başlık giriyor. misal açıp okumuyorsunuz. sonra göklerden bir bildirim geliyor. aman da aman, ne güzel şey. nasıl da tatlı nasıl da şeker bir şey. artısı ile ona kıyafet biçiyorsunuz. onu artısı ile favorisi ile tanımlıyorsunuz. o kadar düşüncesini, fikriyatını, emeğini görmeyip, artılı favorili harikalar kumpanyası maskarası ediyorsunuz. sonra da mahlasının altına girip, çok güzel artılıyor, çok güzel oy veriyor diyorsunuz. yani kusura bakmayın ama ona beğeni/favori butonu gözü ile bakıyorsunuz. bunu karşılıklı yapıyorsanız da, bunun adı butonların kardeşliği oluyor.
nick altını açıp okuyanların gözünde, yazarı sadece beğenen, sözlüğe bir şey katmayan bir birey konumuna sokuyorsunuz ki, bu inanın hiç iyi bir şey değil. aslında bunu kimsenin kötü niyetle yaptığını düşünmüyorum birbirinizi mutlu etmek istiyorsunuz, bunu anlıyorum. ama işin doğrusu şöyle olmalı; sizi beğenmiş insanların tanımlarını/başlıklarını dönüp okuyun, hakkında fikir sahibi olun ve sonra nick altına yazın. bir yazar sizin yazdıklarınızı beğendi diye paldır küldür usulen iki üç kelam yazmanız yine farkında olmadan ona yaptığınız bir saygısızlık. umarım yazdıklarımla sizi yargılamadığımı ve sadece fark etmediğinizi düşündüğüm önemli bir detayın altını çizdiğimi anlatabilmişimdir. hepinize kabuk dolusu sevgiler...
nick altını açıp okuyanların gözünde, yazarı sadece beğenen, sözlüğe bir şey katmayan bir birey konumuna sokuyorsunuz ki, bu inanın hiç iyi bir şey değil. aslında bunu kimsenin kötü niyetle yaptığını düşünmüyorum birbirinizi mutlu etmek istiyorsunuz, bunu anlıyorum. ama işin doğrusu şöyle olmalı; sizi beğenmiş insanların tanımlarını/başlıklarını dönüp okuyun, hakkında fikir sahibi olun ve sonra nick altına yazın. bir yazar sizin yazdıklarınızı beğendi diye paldır küldür usulen iki üç kelam yazmanız yine farkında olmadan ona yaptığınız bir saygısızlık. umarım yazdıklarımla sizi yargılamadığımı ve sadece fark etmediğinizi düşündüğüm önemli bir detayın altını çizdiğimi anlatabilmişimdir. hepinize kabuk dolusu sevgiler...
devamını gör...
orijinalinden daha iyi olan coverlar
devamını gör...
her yazar bir çaylak sahipleniyor
ben sorumluluk almamak için balık bile sahiplenmiyorum. insanı nasıl sahipleneyim yahu?
devamını gör...
kederli bir akşam vakti domestic hıyar tanımları okumak
bazen kendi yazdığını unutup "lan ne diyo bu manyak?" diye düşünen bir adama yüklenecek fazla sorumluluk içerir, tavsiye edilmez.*
devamını gör...
feminizmin erkek düşmanlığı olduğu gerçeği
feminizm, kadını merkez alarak cinsiyet eşitliğini savunur. maskülizm de tam tersi. yani ortada erkek düşmanlığı yok.
ha günümüzdeki, modern feminizm dersen; pozitif ayrımcılığın canavarı var.
ha günümüzdeki, modern feminizm dersen; pozitif ayrımcılığın canavarı var.
devamını gör...
ben orada değildim üstelik siz de yoktunuz
senaryolarında, dergi köşelerinde yazdıklarında, kitaplarında anlattıklarında, kullandığı dilde, ettiği beddua ve küfürlerde, aktarmak istediklerini anlatırken yaptığı şakalarda buram buram 90’lar kokusu aldığım ve çok fazla sevdiğim bir kalem burak aksak...
bu kitap da içinde yukarıda saydıklarımı fazlasıyla barındıran, onlarca mini öykü ve denemelerden oluşan bir öykü kitabı...
yermek için söylemiyorum fakat çıkaracağı işlerin hemen arefesinde; anlamsız bir ‘popüler kültür uğrunda yitirir miyiz’ endişesi taşıyorum.
nitekim, bu kitabında da endişelerimin yersiz olmadığını gördüğümü üzülerek belirtmek isterim.
burak aksak’ın mizahını seviyorum. gerçekten çok seviyorum.
dolandırmadan bodoslama konuya dalışını da seviyorum, absürt ve alışılagelenin çok dışında kurgusunu da...
lakin bu kitap biraz şey koktu burnuma okurken:
yazmış olmak için yazmış..
içinde çok beğendiğim hikayeler de var elbet. sizlerin de beğeneceğini öngörüyorum. lakin bazıları gerçekten okurken; “keşke yazmasaydın be abicim...” dedirtmedi desem yalan olur.
kitap kötü değil.
ama iyi de değil.
kitabın kalınlığına aldanmayın çünkü gayet büyük puntolarla basılmış.
illa ki yüreğinizde bir kaç yere dokunacak bir kaç satır barındırıyor içinde. bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama;
kurban olayım burak hoca,
zorlamayla olmuyor işte sen de farkındasın, biliyorum.
yazasın yoksa yazma n’olur.
çünkü çok belli oluyor...
yine de meraklıları okuduğuna pişman olmayacaktır.
bu kitap da içinde yukarıda saydıklarımı fazlasıyla barındıran, onlarca mini öykü ve denemelerden oluşan bir öykü kitabı...
yermek için söylemiyorum fakat çıkaracağı işlerin hemen arefesinde; anlamsız bir ‘popüler kültür uğrunda yitirir miyiz’ endişesi taşıyorum.
nitekim, bu kitabında da endişelerimin yersiz olmadığını gördüğümü üzülerek belirtmek isterim.
burak aksak’ın mizahını seviyorum. gerçekten çok seviyorum.
dolandırmadan bodoslama konuya dalışını da seviyorum, absürt ve alışılagelenin çok dışında kurgusunu da...
lakin bu kitap biraz şey koktu burnuma okurken:
yazmış olmak için yazmış..
içinde çok beğendiğim hikayeler de var elbet. sizlerin de beğeneceğini öngörüyorum. lakin bazıları gerçekten okurken; “keşke yazmasaydın be abicim...” dedirtmedi desem yalan olur.
kitap kötü değil.
ama iyi de değil.
kitabın kalınlığına aldanmayın çünkü gayet büyük puntolarla basılmış.
illa ki yüreğinizde bir kaç yere dokunacak bir kaç satır barındırıyor içinde. bunu rahatlıkla söyleyebilirim ama;
kurban olayım burak hoca,
zorlamayla olmuyor işte sen de farkındasın, biliyorum.
yazasın yoksa yazma n’olur.
çünkü çok belli oluyor...
yine de meraklıları okuduğuna pişman olmayacaktır.
devamını gör...
saat 4’ün sabah mı gece mi olduğu karmaşası
hava karanlıktır benim için gecedir. başkasını bilmem.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ben sanki senin adını, bütün defterlerimin en arka sayfasına yazarak büyümüşüm.
sanki 07 ucum bitmiş, senden istemişim.
sanki prensesin öptüğü kurbağa senin bedenine bürünmüş.
zihnimin tüm hareketleri sen neredeysen oraya yerleşmiş. nerede yaşadığın pek mühim değil. srilanka da sen içindeysen ülkemdir nihayetinde.
zihnim doğru zamanda, bugünde.hatta belki de doğru yerde. ama artık zihnimde konu sen değilsin, konu deniz...
bir cuma gecesi. şarap içmişizdir belki, konu denizdir. denize bakıyoruzdur. bir kazadır, olmuştur; oturmak isterken yanyana, parmaklarım parmaklarının arasına geçmiştir. saçlarımın avucunun altında ne işi var diye sormamışızdır kendimize, kendimiz derken sen ve ben değil 'biz' oluvermişizdir. biraz da sarhoşuzdur belki, başım omzuna düşmüştür. kokun konuya sonradan dahil olmuştur. birbirimizin hakkında bilmemiz gerekenler, verilmesi gereken cevaplar gülerken ortadan kaybolmuştur. öpüşmüşüzdür, konu dağılmıştır. dudaklarımızın terbiyesizliğinden yüzümüz kızarmıştır.
konu denizdir.
saat geçtir.
ama geç değildir sıkı sıkı sarılmaya...
konu deniz.. sadece deniz..
zihnim derya
zihnim deniz..
sanki 07 ucum bitmiş, senden istemişim.
sanki prensesin öptüğü kurbağa senin bedenine bürünmüş.
zihnimin tüm hareketleri sen neredeysen oraya yerleşmiş. nerede yaşadığın pek mühim değil. srilanka da sen içindeysen ülkemdir nihayetinde.
zihnim doğru zamanda, bugünde.hatta belki de doğru yerde. ama artık zihnimde konu sen değilsin, konu deniz...
bir cuma gecesi. şarap içmişizdir belki, konu denizdir. denize bakıyoruzdur. bir kazadır, olmuştur; oturmak isterken yanyana, parmaklarım parmaklarının arasına geçmiştir. saçlarımın avucunun altında ne işi var diye sormamışızdır kendimize, kendimiz derken sen ve ben değil 'biz' oluvermişizdir. biraz da sarhoşuzdur belki, başım omzuna düşmüştür. kokun konuya sonradan dahil olmuştur. birbirimizin hakkında bilmemiz gerekenler, verilmesi gereken cevaplar gülerken ortadan kaybolmuştur. öpüşmüşüzdür, konu dağılmıştır. dudaklarımızın terbiyesizliğinden yüzümüz kızarmıştır.
konu denizdir.
saat geçtir.
ama geç değildir sıkı sıkı sarılmaya...
konu deniz.. sadece deniz..
zihnim derya
zihnim deniz..
devamını gör...
cacığı bir üst noktaya taşıyan detaylar
sade maden suyu karıştırmak, cidden bir üst segment oluyor.
devamını gör...
