yeni evleneceklere tavsiyeler
nacizane tavsiyelerimi topladığım başlıktır. etrafımda gördüğüm, tecrübe ettiğim, hatta bir ara neden evlilik aşamasında veya nişanlıyken ayrılıklar oluyor diye düşünüp gözlemlediğim, dediğim gibi ‘nacizane’ tavsiyelerimdir. uyarsınız uymazsınz, herkesin işleyişi de aynı olmayabilir. genelleme üzerinden gittim:
- çoğu insan gerçek yüzünün kolay kolay göstermez. bunu en iyi yapan kişiler de sosyopat olarak nitelendirdiğimiz kişilerdir. sevgiliyken,nişanlıyken size şiddet uygulayan, kısıtlayan, psikolojik baskı uygulayan, aşağılayan kişiler ,şanslısınız ki, gerçek yüzünü önceden belli ederler. özür dilemesi anlam ifade etmez, bangır bangır ‘size mutsuz bir evlilik’yaşatacağım derler. inanın bir kere yapan, bir daha yapar. sinyallere iyi kulak verin.
- kim ne derse desin, aile çok önemli. evleneceğiniz kişi kendisini saklayabilir ama ailesini saklayamaz. her zaman geçerli olmasa da, ailesine bakıp nasıl bir insanla evleneceğinizi, ne tür problemlerle karşılaşacağınızı görürsünüz. unutmayın, siz yalnızca bir erkek/kadınla değil, ailesiyle de evleniyorsunuz.
- eş seçerken, genelde ‘ailenin kabul edeceği, seveceği’ adayları tercih ederiz. yurtdışında böyle değil ama ülkemizde durum böyle. yapmayın. beraber eğlenmekten keyif alabileceğiniz, aynı zevkleri olan birini, yani size arkadaş olacak birini tercih edin. misal;birinizi gezmeyi, yeni yerler görmeyi severken,diğeriniz her şey dahil otelde tüm gün yatarak tatil geçirmeyi seviyorsa, biriniz mutlaka mutsuz olacaktır. bu sefer de benim dediğim olacak tartışmasına girersiniz( ikiniz de baskın karakterseniz tabi),üzülen siz olursunuz.
- bu kısım hem cinslerime. tabi ki güzel bir düğün, pahalı bir gelinlik, muhteşem bir balayı hayaliniz olabilir. ama hayaller ve gerçekler durumu var. hayalinizde ısrarcıysanız,eş tercihinizi yaparken maddi durumunu gözönüne alın. bir memur veya asgari ücretli biri size 10 bin liralık gelinlik alamaz. ha kredi çeker,borç alır belki yapar ama bu borçları öderkenki sıkıntıyı siz de çekersiniz. elinizde 10 bin liralık gelinlikle peynir-ekmek ile karnınızı doyurursunuz.
- eşya konusuna gelince, mümkünse ortaklaşa alın ve bütçenizi bilin. atıyorum 10 bin bütçeniz varken 100 bin liralık eşyalara bakmayın. daha yeni bir gelin adayının ,damadın ailesine 27 bin tl’lik(evet tam rakam bu) perde (evet sadece perde) aldırmak istediğini ve damadın nişanını attığını öğrendim. bir mobilyacının da ,’burası koltuk seçiminde ne ayrılıklara şahit oldu’ sözünü de unutmayın. siz mutlu olmak için evleniyorsunuz; eşyalar için değil. 27 bin tl’lik perde sizi mutlu edecekse perdeyle evlenin.
- her şey tamamlandı ve evlendiniz. evliliğin ilk aylarında problemler yaşamanız çok normal. evliliği bırakın, ev arkadaşı bile alsanız yanınıza sorunlar yaşamanız normal. farklı kültürden, farklı aileden gelen insanlarsınız. şiddet,psikolojik baskı, aldatma gibi konular hariç, sorunları büyütmeyin ve özür dilemeyi bilin. yoksa en huzurlu olmanız gereken yuvanızda, sürekli küs iki yabancı gibi gezersiniz.
- ailenizi, arkadaşlarınızı sorunlarınıza ortak etmeyin. 2 yetişkin insansınız, sorunları kendi başınıza çözmeye çalışın.
- çoğu insan gerçek yüzünün kolay kolay göstermez. bunu en iyi yapan kişiler de sosyopat olarak nitelendirdiğimiz kişilerdir. sevgiliyken,nişanlıyken size şiddet uygulayan, kısıtlayan, psikolojik baskı uygulayan, aşağılayan kişiler ,şanslısınız ki, gerçek yüzünü önceden belli ederler. özür dilemesi anlam ifade etmez, bangır bangır ‘size mutsuz bir evlilik’yaşatacağım derler. inanın bir kere yapan, bir daha yapar. sinyallere iyi kulak verin.
- kim ne derse desin, aile çok önemli. evleneceğiniz kişi kendisini saklayabilir ama ailesini saklayamaz. her zaman geçerli olmasa da, ailesine bakıp nasıl bir insanla evleneceğinizi, ne tür problemlerle karşılaşacağınızı görürsünüz. unutmayın, siz yalnızca bir erkek/kadınla değil, ailesiyle de evleniyorsunuz.
- eş seçerken, genelde ‘ailenin kabul edeceği, seveceği’ adayları tercih ederiz. yurtdışında böyle değil ama ülkemizde durum böyle. yapmayın. beraber eğlenmekten keyif alabileceğiniz, aynı zevkleri olan birini, yani size arkadaş olacak birini tercih edin. misal;birinizi gezmeyi, yeni yerler görmeyi severken,diğeriniz her şey dahil otelde tüm gün yatarak tatil geçirmeyi seviyorsa, biriniz mutlaka mutsuz olacaktır. bu sefer de benim dediğim olacak tartışmasına girersiniz( ikiniz de baskın karakterseniz tabi),üzülen siz olursunuz.
- bu kısım hem cinslerime. tabi ki güzel bir düğün, pahalı bir gelinlik, muhteşem bir balayı hayaliniz olabilir. ama hayaller ve gerçekler durumu var. hayalinizde ısrarcıysanız,eş tercihinizi yaparken maddi durumunu gözönüne alın. bir memur veya asgari ücretli biri size 10 bin liralık gelinlik alamaz. ha kredi çeker,borç alır belki yapar ama bu borçları öderkenki sıkıntıyı siz de çekersiniz. elinizde 10 bin liralık gelinlikle peynir-ekmek ile karnınızı doyurursunuz.
- eşya konusuna gelince, mümkünse ortaklaşa alın ve bütçenizi bilin. atıyorum 10 bin bütçeniz varken 100 bin liralık eşyalara bakmayın. daha yeni bir gelin adayının ,damadın ailesine 27 bin tl’lik(evet tam rakam bu) perde (evet sadece perde) aldırmak istediğini ve damadın nişanını attığını öğrendim. bir mobilyacının da ,’burası koltuk seçiminde ne ayrılıklara şahit oldu’ sözünü de unutmayın. siz mutlu olmak için evleniyorsunuz; eşyalar için değil. 27 bin tl’lik perde sizi mutlu edecekse perdeyle evlenin.
- her şey tamamlandı ve evlendiniz. evliliğin ilk aylarında problemler yaşamanız çok normal. evliliği bırakın, ev arkadaşı bile alsanız yanınıza sorunlar yaşamanız normal. farklı kültürden, farklı aileden gelen insanlarsınız. şiddet,psikolojik baskı, aldatma gibi konular hariç, sorunları büyütmeyin ve özür dilemeyi bilin. yoksa en huzurlu olmanız gereken yuvanızda, sürekli küs iki yabancı gibi gezersiniz.
- ailenizi, arkadaşlarınızı sorunlarınıza ortak etmeyin. 2 yetişkin insansınız, sorunları kendi başınıza çözmeye çalışın.
devamını gör...
+90
türkiye numaraları için uluslararası alan kodudur. + yerine 00 şeklinde de tuşlanabilir. 9 kısmı türkiye, orta doğu bölgesi ve bazı güney asya ülkelerinin kodlarının ilk hanesidir. bu ülkeler için 9 dan sonra gelen sayı ülkeye özel numarayı oluşturur.
devamını gör...
düğümler doğrusu
ay'ın ve yer'in yörüngelerinin bulunduğu düzlemlerin ara kesit bölgesi.

(görsel, akademiksunum. com'dan alıntıdır.)
bir ay tutulmasının ya da güneş tutulmasının oluşabilmesi için bazı koşullar bulunur. koşullardan biri düğümler doğrusu ile ilgilidir. buna göre tutulmaların gerçekleşebilmesi için resimdeki iniş ve çıkış düğümünü birbirine bağlayan çizginin, güneş ile hizalanması ve ay'ın bu noktalardan birinin tam üzerinde ya da çok yakınında bulunması gerekir.

(görsel, akademiksunum. com'dan alıntıdır.)
bir ay tutulmasının ya da güneş tutulmasının oluşabilmesi için bazı koşullar bulunur. koşullardan biri düğümler doğrusu ile ilgilidir. buna göre tutulmaların gerçekleşebilmesi için resimdeki iniş ve çıkış düğümünü birbirine bağlayan çizginin, güneş ile hizalanması ve ay'ın bu noktalardan birinin tam üzerinde ya da çok yakınında bulunması gerekir.
devamını gör...
insan ömrü
gelişen teknoloji ve kalitesi artan hayat şartları sayesinde (ortadoğu ve afrika halkları; n'olur kusuruma bakmayın. tanımı farklı bir yere bağlama niyetindeyim.) insan ömrü ortalama 60 yıla dayanmış durumda.
bakmayın siz; bugünlerde 80’e merdiven dayayan insanlar artmaya başlasa da, 60 ortalamasını henüz 70’lere çekme başarısını gösterebilmiş değiller. ortaçağ'da bu ortalama 40 civarındaydı. hal böyleyken 71 yaşında vefat eden kanuni’ye kaplumbağa yakıştırmasını yapan yakışıksız bir osmanlı var mıydı, bunu hiç bilemeyiz. aç parantez, hastalıkların tanınmamasından dolayı eski dönemlerde vefat eden kimselere yakıştırılan ölüm sebebi de matrak gibi mi ne?! ortaçağ'da apandisidinin patladığını düşünsene... hekimler karnı ağrıdı öldü. ecel geldi cihane, karın ağrısı bahane diyorlar... dişin ağrısa, uyuşturucu yok. uyuşturucunun olmamasına razısın diyelim, adam gibi gırgır yok; zamanda yolculuk yapıp zaman makinesini bozsan ve dişini çürütsen, sesinin antipatikliğini sevdiğimin gırgırı diyeceğin gırgır yok. hijyen sağlığı da yok. misal tuvalete girip, işin final sahnesinde tuvalet kağıdının olmadığını farkettiğinde, ahas ..tir! serzenişinin akabinde, cebinde jenerik ismiyle selpak mendil varsa, o mendili katlarından ayırmak suretiyle işini görmen de mümkün değil ortaçağ'da... bırak tuvaleti, bakkala gitsen de yok tuvalet kağıdı.
öyle bir dönem ortaçağ. ortalama insan ömrü 40 yıl olduğundan, yarısı kadar bir yaşa eriştiğinde, zart diye kral yapıveriyorlar adamı. 20 yaşında... o ergenlikle de sağa sola saldırıyorsun; vay anam dünya imparatorluğu kuracam, asarım keserim diye...
bugün gelişmiş ülkeler, insan ömrünü 80 yıl kabul etmekteler. bunun da yarısı 40... yani ülke yöneticiliği için 40 yaşından itibaren hazırsınız demektir. ortaçağdaki 40/2 misali... çağımızda 20 yaş, ülke yöneticiliği için toy kabul ediliyor. gerçi buna hevesli gençler var. ve fakat polisler bu durumu hoş karşılamıyorlar. siyaseten yöneticilik için alt sınır 40. yani 40 yaş olgunluk yaşı kabul ediliyor günümüzde. 39 olmaz. aynen lise müfredatı gibi. lise 2’deyken türev, integral öğretmezler adama. türev ve integral öğrenmek için beyninin 365 gün daha gelişmesi gerekir.
geçiyorum... bilimadamları, insan ömrünün aslında 150 yıl olduğunu iddia ediyorlar. hani her hayvanın ortalama yaşı vardır ya... karga 150 yıl yaşar diyorlar, hakikaten de hayvan 150 yıl yaşıyor. kaplumbağa 300 yıl diyorlar, nasıl şahit olunduysa, gerçekten de 300 yıl yaşıyor. nasıl şahit olunduysa diyorum çünkü insan ömrünün buna şahit olması imkansız. demek ki atalarımız, evlatlarına vasiyette bulunmuşlar:
ata – samet...
samet – buyur baba?
ata – ben 35 saydım...
samet – af buyur baba?
ata – tosbaayı diyorum... 35 saydım... sen üstüne ekle, çocuğun da kaldığı yerden devam etsin. ölürken tembihlersin.
ölmeden tembihlese daha rahat olmaz mı?! neyse...
insan ömrünün kısalmasının sebebi, binlerce yıldır yapılan savaşlara, kıtlıklara vs bağlanıyor. kaplumbağa ise 300 yıl yaşıyor. karga 150 yıl... çünkü hayvanlar savaşmamış. tez antitez... hayvanlar insan gibi yaşamış, insanlar hayvan gibi... bilimadamları 150 diye tutturuyorlar şimdi. yani ey sözlük yazarı, hayatta karıncayı bile incitmeyen bir insan olarak 70’inde ölecek olursan, bunun suçu atalarına ait. sen geçmişten ömrü kısalt, sonra da tarancı’nın 35 yaş şiirini 70 olarak revize etmek varken, torunlara miras olarak bıraka bıraka deyimle atasözü arası bir ifade bırak:
-yaş 70, iş bitmiş!
insan ömrü bugün -tekrar etmekte fayda var, gelişmiş ülkeler için konuşuyoruz- 80 yıl ve yarısı, iktidara gelmek için yeterli. bu uzunluk ortaçağ’da olsaydı, şüphesiz 20 yaşındaki krallar iktidara geçmeyecekti; henüz çocuk görüldüklerinden. bugünkü ömrün dörtte biri 20 yaş...
sadede gelelim. acaba, gelecekte bilimadamları insan ömrünü 150 yıla çıkarmayı başarabilirlerse, bugünkü 40 yaş insanları da çocuk olarak görülürler mi? o zaman iktidar yaşı, 150/2=75 gibi bir rakam olacak. 75 yaşındaki bir insan, dünyaya zarar verir mi?
hitler iktidara 75 yaşında gelseydi, dünya savaşı çıkarır mıydı diye somutlaştıralım düşüncemizi böyle gereksiz şeylere kafa yorana kadar, kendi işlerine yoğunlaş refleksini verecek 36-42 ve 26-45 toplumuna önlem olarak.
ya da daha da genelleşelim, türk kahramanlar da gençti, onlara dil mi uzatıyosun? stresinden uzaklaştıralım toplumumuzu.
insan ömrü 150 yıl olsaydı, savaş icat olunur muydu?
peki olayı savaş boyutundan çıkaralım.
insan ömrü 150 yıl olsaydı, istanbul taksim’de bulunan ve akm kısa adıyla bilinen atatürk kültür merkezi, yenileme bahanesiyle kapatılıp, tek çivi bile çakılmadan bekletilir miydi 2021 yılına kadar?
insan ömrü 150 yıl olsaydı, yine istanbul sıraselviler’de bulunan devlet tiyatroları taksim sahnesi yıkılıp yerine ''kültür ve alışveriş merkezi'' illüzyonu altında bina yapımına girişilir miydi?
insan ömrü 150 yıl olsaydı, özel tiyatroların batması için resmi makamlar tarafından her türlü rezillik yapılır mıydı?
insan ömrü 150 yıl olsaydı, otel yapacağız diye denize nazır ege akdeniz sahil şeridi yakılır mıydı?
tabii yaş ilerledikçe yeni hastalıklar da ortaya çıkabiliyor. mesela istisnalar kaideyi bozmaz, kanser hastalığı 50 yaş ve üzerinde ortaya çıkıyor. ya da 60’ın üzerinde alzheimer... ruh sağlığı da katılabilir bu hesaba.
insan ömrü 150 yıla çıkarsa, belki de 100 yaşında bambaşka hastalıklarla tanışacak insanoğlu. belki iktidardakilerin savaş çığırtkanlığı sebebi, beybülans hastalığı olacak. beybülans ne bildiniz? beyin türbülansı... yani beyinsel hava boşluğu.
yine de umut güzel şey. insan ömrü 150 yıla uzadığında değişebilecek şeyleri düşünmek güzel. şu an bilim bunu uzatamıyorsa, elimizden geldiği kadar bilime yardımcı olalım. misal yoğurt ömrü uzatır derler, güneş yanıklarına sürene kadar günde 1 kaşık yoğurt yiyelim. 5 yıl uzatsak çorbada tuzdur.
bakmayın siz; bugünlerde 80’e merdiven dayayan insanlar artmaya başlasa da, 60 ortalamasını henüz 70’lere çekme başarısını gösterebilmiş değiller. ortaçağ'da bu ortalama 40 civarındaydı. hal böyleyken 71 yaşında vefat eden kanuni’ye kaplumbağa yakıştırmasını yapan yakışıksız bir osmanlı var mıydı, bunu hiç bilemeyiz. aç parantez, hastalıkların tanınmamasından dolayı eski dönemlerde vefat eden kimselere yakıştırılan ölüm sebebi de matrak gibi mi ne?! ortaçağ'da apandisidinin patladığını düşünsene... hekimler karnı ağrıdı öldü. ecel geldi cihane, karın ağrısı bahane diyorlar... dişin ağrısa, uyuşturucu yok. uyuşturucunun olmamasına razısın diyelim, adam gibi gırgır yok; zamanda yolculuk yapıp zaman makinesini bozsan ve dişini çürütsen, sesinin antipatikliğini sevdiğimin gırgırı diyeceğin gırgır yok. hijyen sağlığı da yok. misal tuvalete girip, işin final sahnesinde tuvalet kağıdının olmadığını farkettiğinde, ahas ..tir! serzenişinin akabinde, cebinde jenerik ismiyle selpak mendil varsa, o mendili katlarından ayırmak suretiyle işini görmen de mümkün değil ortaçağ'da... bırak tuvaleti, bakkala gitsen de yok tuvalet kağıdı.
öyle bir dönem ortaçağ. ortalama insan ömrü 40 yıl olduğundan, yarısı kadar bir yaşa eriştiğinde, zart diye kral yapıveriyorlar adamı. 20 yaşında... o ergenlikle de sağa sola saldırıyorsun; vay anam dünya imparatorluğu kuracam, asarım keserim diye...
bugün gelişmiş ülkeler, insan ömrünü 80 yıl kabul etmekteler. bunun da yarısı 40... yani ülke yöneticiliği için 40 yaşından itibaren hazırsınız demektir. ortaçağdaki 40/2 misali... çağımızda 20 yaş, ülke yöneticiliği için toy kabul ediliyor. gerçi buna hevesli gençler var. ve fakat polisler bu durumu hoş karşılamıyorlar. siyaseten yöneticilik için alt sınır 40. yani 40 yaş olgunluk yaşı kabul ediliyor günümüzde. 39 olmaz. aynen lise müfredatı gibi. lise 2’deyken türev, integral öğretmezler adama. türev ve integral öğrenmek için beyninin 365 gün daha gelişmesi gerekir.
geçiyorum... bilimadamları, insan ömrünün aslında 150 yıl olduğunu iddia ediyorlar. hani her hayvanın ortalama yaşı vardır ya... karga 150 yıl yaşar diyorlar, hakikaten de hayvan 150 yıl yaşıyor. kaplumbağa 300 yıl diyorlar, nasıl şahit olunduysa, gerçekten de 300 yıl yaşıyor. nasıl şahit olunduysa diyorum çünkü insan ömrünün buna şahit olması imkansız. demek ki atalarımız, evlatlarına vasiyette bulunmuşlar:
ata – samet...
samet – buyur baba?
ata – ben 35 saydım...
samet – af buyur baba?
ata – tosbaayı diyorum... 35 saydım... sen üstüne ekle, çocuğun da kaldığı yerden devam etsin. ölürken tembihlersin.
ölmeden tembihlese daha rahat olmaz mı?! neyse...
insan ömrünün kısalmasının sebebi, binlerce yıldır yapılan savaşlara, kıtlıklara vs bağlanıyor. kaplumbağa ise 300 yıl yaşıyor. karga 150 yıl... çünkü hayvanlar savaşmamış. tez antitez... hayvanlar insan gibi yaşamış, insanlar hayvan gibi... bilimadamları 150 diye tutturuyorlar şimdi. yani ey sözlük yazarı, hayatta karıncayı bile incitmeyen bir insan olarak 70’inde ölecek olursan, bunun suçu atalarına ait. sen geçmişten ömrü kısalt, sonra da tarancı’nın 35 yaş şiirini 70 olarak revize etmek varken, torunlara miras olarak bıraka bıraka deyimle atasözü arası bir ifade bırak:
-yaş 70, iş bitmiş!
insan ömrü bugün -tekrar etmekte fayda var, gelişmiş ülkeler için konuşuyoruz- 80 yıl ve yarısı, iktidara gelmek için yeterli. bu uzunluk ortaçağ’da olsaydı, şüphesiz 20 yaşındaki krallar iktidara geçmeyecekti; henüz çocuk görüldüklerinden. bugünkü ömrün dörtte biri 20 yaş...
sadede gelelim. acaba, gelecekte bilimadamları insan ömrünü 150 yıla çıkarmayı başarabilirlerse, bugünkü 40 yaş insanları da çocuk olarak görülürler mi? o zaman iktidar yaşı, 150/2=75 gibi bir rakam olacak. 75 yaşındaki bir insan, dünyaya zarar verir mi?
hitler iktidara 75 yaşında gelseydi, dünya savaşı çıkarır mıydı diye somutlaştıralım düşüncemizi böyle gereksiz şeylere kafa yorana kadar, kendi işlerine yoğunlaş refleksini verecek 36-42 ve 26-45 toplumuna önlem olarak.
ya da daha da genelleşelim, türk kahramanlar da gençti, onlara dil mi uzatıyosun? stresinden uzaklaştıralım toplumumuzu.
insan ömrü 150 yıl olsaydı, savaş icat olunur muydu?
peki olayı savaş boyutundan çıkaralım.
insan ömrü 150 yıl olsaydı, istanbul taksim’de bulunan ve akm kısa adıyla bilinen atatürk kültür merkezi, yenileme bahanesiyle kapatılıp, tek çivi bile çakılmadan bekletilir miydi 2021 yılına kadar?
insan ömrü 150 yıl olsaydı, yine istanbul sıraselviler’de bulunan devlet tiyatroları taksim sahnesi yıkılıp yerine ''kültür ve alışveriş merkezi'' illüzyonu altında bina yapımına girişilir miydi?
insan ömrü 150 yıl olsaydı, özel tiyatroların batması için resmi makamlar tarafından her türlü rezillik yapılır mıydı?
insan ömrü 150 yıl olsaydı, otel yapacağız diye denize nazır ege akdeniz sahil şeridi yakılır mıydı?
tabii yaş ilerledikçe yeni hastalıklar da ortaya çıkabiliyor. mesela istisnalar kaideyi bozmaz, kanser hastalığı 50 yaş ve üzerinde ortaya çıkıyor. ya da 60’ın üzerinde alzheimer... ruh sağlığı da katılabilir bu hesaba.
insan ömrü 150 yıla çıkarsa, belki de 100 yaşında bambaşka hastalıklarla tanışacak insanoğlu. belki iktidardakilerin savaş çığırtkanlığı sebebi, beybülans hastalığı olacak. beybülans ne bildiniz? beyin türbülansı... yani beyinsel hava boşluğu.
yine de umut güzel şey. insan ömrü 150 yıla uzadığında değişebilecek şeyleri düşünmek güzel. şu an bilim bunu uzatamıyorsa, elimizden geldiği kadar bilime yardımcı olalım. misal yoğurt ömrü uzatır derler, güneş yanıklarına sürene kadar günde 1 kaşık yoğurt yiyelim. 5 yıl uzatsak çorbada tuzdur.
devamını gör...
bir kedinin en güzel yeri
gıdıları. sevmeye başlayınca kendilerinden geçiyorlar.
devamını gör...
akor
üst başlık: (bkz: merdivenaltı_müzisyen ile müzik teorisi 101)
müzikte bir kök ses üzerine üçlü aralıklar koyarak elde ettiğimiz, bu notaların aynı anda çıkarttığı sestir.
oluşturabileceğiniz en temel akor kök ses - üçlü - beşli aralıklarına sahiptir. üçlü, akorun minör mü majör mü olduğunu belirler, akora karakter katar.
(bkz: müzikal aralıklar)
(bkz: power akor)
armonik olarak ise basitleştirirsek bir melodinin sahip olduğu renk.
haydi detayına girelim.
bir tonalitede yedi tane akor bulunur. her bir akorun tonaliteye olan mesafesine göre bir görevi vardır. mesela sol majör tonunu ele alalım. sırayla:
i - g
ii - am
iii - bm
iv - c
v - dm
vi - em
vii - f#-
akorlarını bulundurur. roma rakamları ile belirttiğimize dikkat edelim, sözlükte belli olmuyor ama büyük i ise majör, küçük i ise minör akorlar. peki bunları böyle sıralamanın anlamı ne? tamam görevleri var ama numaraya ne gerek var?
şöyle ki la tonundaki v akoru ile do tonundaki v akoru farklı sese sahip olsalar bile aynı hissiyatı vereceklerdir. bu numaralar bu yüzden spesifik bir akor ismine değil, o akorun işlevine verilmiştir aslında. mesela ii-v-i gibi bir akor gelişimi görürsek, bunu farklı tonalitelere taşıyabiliriz. bu gelişim do majör tonunda dm, g, c akorları iken örneğin sol majör tonunda am, dm, g akorlarıdır. her ne kadar farklı akorlar olsa da, hepsi tonaliteye göreceli olduğu için, tonun kökü ile aralarındaki mesafe aynı olduğu için aynı hissiyatı verirler.
müzikte bir kök ses üzerine üçlü aralıklar koyarak elde ettiğimiz, bu notaların aynı anda çıkarttığı sestir.
oluşturabileceğiniz en temel akor kök ses - üçlü - beşli aralıklarına sahiptir. üçlü, akorun minör mü majör mü olduğunu belirler, akora karakter katar.
(bkz: müzikal aralıklar)
(bkz: power akor)
armonik olarak ise basitleştirirsek bir melodinin sahip olduğu renk.
haydi detayına girelim.
bir tonalitede yedi tane akor bulunur. her bir akorun tonaliteye olan mesafesine göre bir görevi vardır. mesela sol majör tonunu ele alalım. sırayla:
i - g
ii - am
iii - bm
iv - c
v - dm
vi - em
vii - f#-
akorlarını bulundurur. roma rakamları ile belirttiğimize dikkat edelim, sözlükte belli olmuyor ama büyük i ise majör, küçük i ise minör akorlar. peki bunları böyle sıralamanın anlamı ne? tamam görevleri var ama numaraya ne gerek var?
şöyle ki la tonundaki v akoru ile do tonundaki v akoru farklı sese sahip olsalar bile aynı hissiyatı vereceklerdir. bu numaralar bu yüzden spesifik bir akor ismine değil, o akorun işlevine verilmiştir aslında. mesela ii-v-i gibi bir akor gelişimi görürsek, bunu farklı tonalitelere taşıyabiliriz. bu gelişim do majör tonunda dm, g, c akorları iken örneğin sol majör tonunda am, dm, g akorlarıdır. her ne kadar farklı akorlar olsa da, hepsi tonaliteye göreceli olduğu için, tonun kökü ile aralarındaki mesafe aynı olduğu için aynı hissiyatı verirler.
devamını gör...
ülkemizin en önemli meselesi
güzel ülkemde öyle çok problem var ki seç beğen al. ama cağnım memeleketimin en büyük problemi insanları sınıflandırarak bölmeye çalışan fırsatçılardır, oysa ki birlikte ne kadar güzeliz. ikinci olarak ise medyadan her duyduğuna inan insanımız, o öyle yapmışsa vardır bir bildiği safsatalarıyla düşünmek eylemini rafa kaldırmak suretiyle beynini off konuma getiren insanlarımızın bol olmasıdır.
devamını gör...
thedansözkiller
48 saatin bir gün olduğuna çok inandığı anlar olan yazar.
devamını gör...
sözlükte güzel kız olmaması
ne güzel kadın var ne de erkek. burası sözlük. burada toplumun nispeten* daha aklı başında bireyleri var. biz köşeye atılmış patatesler olarak bir şey anlatma ihtiyacıyla buraya toplanmışız. işimiz görsellik değil ki abicim/ablacım. beğeneceksen tanımlarımı beğen.
devamını gör...
normal sözlük
değişik bi yer, tam çözemedim. çözmeye ihtiyacım aslında. yazılı medya portalları çok bozdu, yeni yer bakınmaya geldim o kadar. umut var mı yoksa küçük sözlük ortamları hiç değişmemiş mi onu tartmaya geldim.
buranın diğer üçüncül sözlüklere göre donanımlı yazar endeksi* daha yoğun. evvela bu cezbetti, daha aklı başında kitle var. küfürün yasak oluşunu hala anlamdıramadım, özgürlük ilkesi tamamen çiğnenmiş ve makul bi açıklaması yok. muhafazakar yazar endeksi* vintage dizilerde arka planda pis pis sırıtan çekim hatası gibi kendini gösterir derecede yoğun. bu durumu küfrün yasak oluşuyla aynı düzleme koyunca grafik ihl sözlük esintilerine doğru bi ivme kazanıyor. 12 yıl önceki ihl sözlük zamanlarından kalma muhafazakar yazarlar da var sanırım. ne kadar güzel. sözlükte paylaşılan görseller de çok komik, hepsine bakıyorum. dinamik bi sözlük olmasına rağmen başlık sayısı olması gerektiği düzeyde değil. ben şahsen inşa etmekten ziyade the pianist yere düşen yemek sahnesindeki gibi sömürmeye geldim buraya. yine de elimden geldiğince entry* giriyorum. lakin ilk nesil yazarları chat gibi kullanıyor sözlüğü. nick altında 300 küsür entry olan yazarı görünce heveslenemiyorum. her gün online listesinde gördüğüm* astronomik düzeyde saydığım karma puanı olan kafkaesk profil fotoğraflı yazarlarını istiklal mahkemelerinde yargılasalar itirazım olmaz mesela. on yıl önceki normal sözlük normundaki(ekşi dahil) sözlüklerde olduğu gibi birbirinden özgün, emek isteyen entryleri beklediğim kadar bulamıyorum*
whatsapp gruplarında* istediğiniz gibi eğlenin istediğinizi konuşun lakin rica ediyorum* buraya taşımayın. sadece beş kişinin anladığı bir yığın entryi görmek istemiyorum. engellesen o da olmuyor zaten çok az yazar var.
ha belki de geliştirici ve emektarları dahil kimse umursamıyor olabilir burayı. tasarım ve işlevi müthiş bi çaba ve başarı barındırdığı gibi içeriği istenilen seviyede değil. o ilk nesil yazarları burayı inşa etmek yerine foruma çevirmiş, herkes de bundan memnunmuş gibi bi görüntü var. durum buysa buna da saygım var gençler kendi aralarında eğleniyor derim, çeker giderim. nitekim üç gün yazarlık yapıp giden bi yığın insan da bu yüzden uğramıyor buraya. yine de üç günlük yazarı tutmayı başarırsa iyi yerlere gelebilir. türk siyasetinde, kötü bi senaryoda ekşi sözlük'ün kapatılma ihtimali doğabilir * öyle bi durumda normal sözlük'ün uludağ sözlük kadar popüler olabilecek potansiyeli var açıkçası. sözlüğün kendi ekosistemini yaratabilecek teknik altyapısı da var. uçak butonuna tıklayınca çıkan arayüzün cazibesine kaydı gönlümüz. yine de gidersek* keyifli ayrılırım diye düşünüyorum. gidiş de problemli açıkçası. anonim kalmak için elimden geleni yapıp, bi şekilde gittiğimde izimi silemiyormuşum, yazdıklarımın telifini de alıyorlar ama mahkemede topu yazara* atıyorlar o da ilginç. gün sonunda bütün eksilere göz yumup, rüzgarlı havada mehtaba bakar gibi sol frame'e baktığınızda* tatlı bi sözlük görebilirsiniz. trollü bile mutlu. son olarak; her çeşit insanı barındırdığı gibi toksik bünyeleri de barındırıyor burası. görmemezlikten geliyoruz, okumadan geçiyoruz ama umarım sosyal hayatta atımadıkları zehri burda atıp rahatlıyolardır. stres atın, stres yaratmayın. kendinize suni problemler yaratmayın, mümkünse eğlenin değilse daha ciddi sorunlara yönelin. voilà.
buranın diğer üçüncül sözlüklere göre donanımlı yazar endeksi* daha yoğun. evvela bu cezbetti, daha aklı başında kitle var. küfürün yasak oluşunu hala anlamdıramadım, özgürlük ilkesi tamamen çiğnenmiş ve makul bi açıklaması yok. muhafazakar yazar endeksi* vintage dizilerde arka planda pis pis sırıtan çekim hatası gibi kendini gösterir derecede yoğun. bu durumu küfrün yasak oluşuyla aynı düzleme koyunca grafik ihl sözlük esintilerine doğru bi ivme kazanıyor. 12 yıl önceki ihl sözlük zamanlarından kalma muhafazakar yazarlar da var sanırım. ne kadar güzel. sözlükte paylaşılan görseller de çok komik, hepsine bakıyorum. dinamik bi sözlük olmasına rağmen başlık sayısı olması gerektiği düzeyde değil. ben şahsen inşa etmekten ziyade the pianist yere düşen yemek sahnesindeki gibi sömürmeye geldim buraya. yine de elimden geldiğince entry* giriyorum. lakin ilk nesil yazarları chat gibi kullanıyor sözlüğü. nick altında 300 küsür entry olan yazarı görünce heveslenemiyorum. her gün online listesinde gördüğüm* astronomik düzeyde saydığım karma puanı olan kafkaesk profil fotoğraflı yazarlarını istiklal mahkemelerinde yargılasalar itirazım olmaz mesela. on yıl önceki normal sözlük normundaki(ekşi dahil) sözlüklerde olduğu gibi birbirinden özgün, emek isteyen entryleri beklediğim kadar bulamıyorum*
whatsapp gruplarında* istediğiniz gibi eğlenin istediğinizi konuşun lakin rica ediyorum* buraya taşımayın. sadece beş kişinin anladığı bir yığın entryi görmek istemiyorum. engellesen o da olmuyor zaten çok az yazar var.
ha belki de geliştirici ve emektarları dahil kimse umursamıyor olabilir burayı. tasarım ve işlevi müthiş bi çaba ve başarı barındırdığı gibi içeriği istenilen seviyede değil. o ilk nesil yazarları burayı inşa etmek yerine foruma çevirmiş, herkes de bundan memnunmuş gibi bi görüntü var. durum buysa buna da saygım var gençler kendi aralarında eğleniyor derim, çeker giderim. nitekim üç gün yazarlık yapıp giden bi yığın insan da bu yüzden uğramıyor buraya. yine de üç günlük yazarı tutmayı başarırsa iyi yerlere gelebilir. türk siyasetinde, kötü bi senaryoda ekşi sözlük'ün kapatılma ihtimali doğabilir * öyle bi durumda normal sözlük'ün uludağ sözlük kadar popüler olabilecek potansiyeli var açıkçası. sözlüğün kendi ekosistemini yaratabilecek teknik altyapısı da var. uçak butonuna tıklayınca çıkan arayüzün cazibesine kaydı gönlümüz. yine de gidersek* keyifli ayrılırım diye düşünüyorum. gidiş de problemli açıkçası. anonim kalmak için elimden geleni yapıp, bi şekilde gittiğimde izimi silemiyormuşum, yazdıklarımın telifini de alıyorlar ama mahkemede topu yazara* atıyorlar o da ilginç. gün sonunda bütün eksilere göz yumup, rüzgarlı havada mehtaba bakar gibi sol frame'e baktığınızda* tatlı bi sözlük görebilirsiniz. trollü bile mutlu. son olarak; her çeşit insanı barındırdığı gibi toksik bünyeleri de barındırıyor burası. görmemezlikten geliyoruz, okumadan geçiyoruz ama umarım sosyal hayatta atımadıkları zehri burda atıp rahatlıyolardır. stres atın, stres yaratmayın. kendinize suni problemler yaratmayın, mümkünse eğlenin değilse daha ciddi sorunlara yönelin. voilà.
devamını gör...
elektrikte tüketim kotasının 210 kilovata çıkarılması
150 kw olarak belirlenen ikinci kademeye geçiş kotasının 210 kw olarak güncellenmesidir.
210 kilovata ulaşamayan milletimiz elektiriği sadece %50 zamlı olarak kullanacağı için sevinecektir. ve birileri yine kahraman ilan edilecektir. "allah razı olsun" nidaları yükselecektir.
şimdi lokanta, kafe, kuaför, mağaza vb. yerler işleten esnaf düşünsün...
210 kilovata ulaşamayan milletimiz elektiriği sadece %50 zamlı olarak kullanacağı için sevinecektir. ve birileri yine kahraman ilan edilecektir. "allah razı olsun" nidaları yükselecektir.
şimdi lokanta, kafe, kuaför, mağaza vb. yerler işleten esnaf düşünsün...
devamını gör...
ilkokulun vazgeçilmezleri
ışıklar kapanınca çığlık atmak.
neden yaptıklarına asla anlam verememiştim, şimdi de veremiyorum.
neden yaptıklarına asla anlam verememiştim, şimdi de veremiyorum.
devamını gör...
renkli mahlas
karma puanımın yetmediği mahlas. ordasın dokunamıyorum çok saçma. yakındasın alamıyorum cok saçma. çok sacma ulen.
(bkz: dilenci değilim bir oy fav verin de mercedese bineyim)
(bkz: dilenci değilim bir oy fav verin de mercedese bineyim)
devamını gör...
hayattan zevk alamamak
şu sıralar kurtulmaya çalıştığım can sıkıcı durum. her şey çok anlamsız geliyor. bin defa muhabbeti dönen şeylerin saçmalığı gözüme batıyor. daralıyorum, çığlığı basmak istiyorum. herkesin ağzını yüzünü dağıtasım geliyor. tüm verimliliğimi kaybettim. ama az kaldı kurtulacağım bu ruh halinden.
devamını gör...
benzinlikte buzlu camdan kalçası görünen adamın feryadı
akıllara sivaslı abiyi getirmiştir.
devamını gör...
satanist gencin hasan mezarcı ziyareti
sokak röportajıyla gündeme gelen, ilginç tarzıyla dikkat çeken satanist gencin gerçekleştirmiş olduğu ziyarettir. bu genç sanırım başka bir konuşmasında hasan mezarcıya selam da yollamıştı. cehennemde görevli zebani olduğunu, 2023 e işaret edip altın çağı başlatacaklarını idda ettiğini hatırlıyor gibiyim.
devamını gör...
adını hatırlayamadığımız filmler
konuyla ilgili ablamla hep yaşadığım bir diyaloğu paylaşayım o zaman.*
a=ablam
z=zümrüt
a: zümrüt bir tane film var.
z: olabilir, çok normal.
a:çok güzel ama.
z: yani?
a: izleyelim mi?
z: olur, aç izleyelim. zaman geçmiyor zaten.
a: aa ama şey.. filmin adını hatırlamıyorum.
uzun bir sessizlikten sonra;
z: ciddi olamazsın..
ve sonrasında 2 saatlik filmi 3 saat boyunca arama süreci geliyor.
kamu spotu: lütfen beğendiğiniz filmlerin ismini unutmayınız.*
a=ablam
z=zümrüt
a: zümrüt bir tane film var.
z: olabilir, çok normal.
a:çok güzel ama.
z: yani?
a: izleyelim mi?
z: olur, aç izleyelim. zaman geçmiyor zaten.
a: aa ama şey.. filmin adını hatırlamıyorum.
uzun bir sessizlikten sonra;
z: ciddi olamazsın..
ve sonrasında 2 saatlik filmi 3 saat boyunca arama süreci geliyor.
kamu spotu: lütfen beğendiğiniz filmlerin ismini unutmayınız.*
devamını gör...
en sevilen gora repliği
arif’in merdivenden kendinden önce çıkan ceku’nun afedersiniz g*tüne bakarken “atmosfer gayet güzel bence” demesi. kimin -yine afedersiniz- g*tüne baksam kullandığım bir replik.
saf sanılmamak için “hocam bunun nitrojenini falan koydun mu?” repliği yine aynı şekilde hayatımın her alanında yer alan bir replik.
ortaya absürt bir şey koyduysam, mesela deneysel yemek yapmaya çalıştım leş gibi olduysa: “eli belindedir motifin adı” veya “eserimin adı: benimsin”
bir hedefim gerçekleşmekten çok uzak, hatta hayal boyutundaysa “taksim meydanını görür gibiyim...”
yok saymak istediğim bir sorunla karşılaştığımda “b şıkkı, yokmuş gibi yapıyoruz”
birinden özür dileyeceksem “o girişte bi tatsızlık oldu, onu unutalım.”
kafam patatese döndüğünde “beyler rica ediyorum ceku’nun babası ben çıkmayayım.”
saf sanılmamak için “hocam bunun nitrojenini falan koydun mu?” repliği yine aynı şekilde hayatımın her alanında yer alan bir replik.
ortaya absürt bir şey koyduysam, mesela deneysel yemek yapmaya çalıştım leş gibi olduysa: “eli belindedir motifin adı” veya “eserimin adı: benimsin”
bir hedefim gerçekleşmekten çok uzak, hatta hayal boyutundaysa “taksim meydanını görür gibiyim...”
yok saymak istediğim bir sorunla karşılaştığımda “b şıkkı, yokmuş gibi yapıyoruz”
birinden özür dileyeceksem “o girişte bi tatsızlık oldu, onu unutalım.”
kafam patatese döndüğünde “beyler rica ediyorum ceku’nun babası ben çıkmayayım.”
devamını gör...

