zaman en iyi yazardır. her zaman mükemmel sonu yazar.
charlie chaplin

devamını gör...

kitap okumayı seviyorsa, ondan mutlusu olmaz. hayattaki tüm şansını çekilişte kullanmış kişidir aynı zamanda.*
devamını gör...

yiyordu,içiyordu,uyuyordu,uyanıyordu;ama yaşamıyordu.

anna karenina

lev tolstoy
devamını gör...

normalin üzerinde bir zekâ gerektirir.*
devamını gör...

vurmamak saçma olurdu. egitim sistemi gözler önünde, kaçınız başladığı sistemle okuldan mezun oldu.
ders kitapları rezalet. ek kaynaklar olmasa kimse bir sey öğrenemez.
kitap fiyatları da ortada, hayaller yıkık, umutlarımız kimilerinin mercedes'lerinde pudra şekeri olmuş.
ekranda bile bir tane komedi dizisi yok, gülmeyi unutmuşuz. allahın fimo hamuru 25 lira kibrit kutusu kadar bir şey. daha küpe yapamıyorum kendi halime...

5 yaşında sübyan mekteplerine, oradan medreselere verildik. kimimiz tecavüz edildi, kimimiz dayak yedi, kimimizin de beyni iğfal edildi.

başkaları küpünü doldururken, biz metrobüs kartımızı doldurma telâşındayız. işsizlik almış yürümüş, çalışana da zam yok 2 yıldır zam alamıyorum.

pardon da ne bekliyorsunuz bizden? cinnet getirmedigimize şaşırın.
devamını gör...

makaleleri okuyor, bilgiler kazanıyor ve beynimi olası bir teknoloji savaşında ülkemi temsil etmek adına her gün egzersizlerle güçlendiriyorum.

adam olana bu yeter. *
devamını gör...

herkese için kullanmamak gerek bu ciciş kelimeyi.
yerinde ve doğru kişiler için kullanmaya çabalıyorum ben ayol.
devamını gör...

ekler.
devamını gör...

bazen bir film izlerken oradaki karakter sana çok yakın gelir, hemen bir bağ kurarsın, keşke gerçek hayatta bu kişi olsa ne iyi arkadaşım olurdu dersin.. yada onun hüznüne de sevincine de istemsiz ortak olursun..” mary ve max”de her iki karakterde de aynı duygular canlandı bende.
ayrıca bazen aradaki yaş ve mesafenin dostluk kurmak için engel olmadığını çok güzel anlatır..
oldukça hüzünlü ve duygu yüklü bir hikaye..
izlediğim ender güzel stop motion animasyonlarından biri olup, tavsiye ettiğim bir filmdir..
devamını gör...

ağacın yalnızlığını çok huzur verici bulduğum için çekmiştim bunu

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hem cahil hem de ilkel olan toplumumuzda katmerli bir yaradır. pek çoğumuz muzdatiptir bundan. ama üzülmeyin çaresi var elbette.

bir kere aile şapkasını atıp birey şapkasını takacaksın. ailenin acıları, sorunları ve kavgaları bitmez. iyileşmiyorlarsa, daha doğrusu sorun direkt onlardan kaynaklıysa ve bunu kabullenmiyorlarsa atacaksın aileyi. bu kendini korumanın ön şartıdır. bu radikal kararı veremeyenler ailelerinin karanlığında boğulur ve muhtemelen ileride kurmaya yeltendikleri aile de aynen geldikleri aile gibi sorunlu ve işlevsiz olur.

atın kardeşim! sizi üzeni yıpratanı atın, öz evladınız hayırsız olsa onu bile atın! hayırsız oğlunuzu/kızınızı "evlenince düzene girer." diye birilerinin başına sarmayın! ruh sağlığı berbat yakınınıza "bak yaşlanınca yalnızlık çekersin, yap bir çocuk da yaşlanınca kapılara bakma." demeyin. sorunlu ailelerin büyümesine, dallanıp budaklanmasına yol açmayın. sorunlu aileler büyümemelidir, ıslah edilmelidir!

ayrıca allah aşkına üst üste yapılan düşük ve ölü doğumları ciddiye alın! siz idrak edemeseniz de kabul etmek istemeseniz de natürel seleksiyon ya da "her şerde bir hayır var" mekanizması çürükleri elemekte yüzbinlerce yıldır kusursuz işliyor. olmuyorsa bırakın olmasın.
devamını gör...

montreal, des rapides park
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

karşı çıkmadığım, zaman zaman da savunduğum hede. sebebi aslında basit, yemek fotoğrafı paylaşmanın görgüsüzlüğü hep "o yemeği yiyemeyen, aç insana kendisini kötü hissettirmeme" hassasiyetinden kaynaklanıyor. toplumda herkesin her yemeğe ulaşamıyor olduğu gerçeğini bu gerçeği olabildiğince gizleyerek, özünde aç ve yoksun olanın aslında o kadar aç yoksun olmadığına ikna çabası.
aç ve yoksun kişi mahrum kaldığı güzellikleri görmediğinden aslında konumunun ne kadar yoksun, sosyal hiyerarşide ne kadar geride olduğunun farkında olmuyor. çünkü etrafındaki herkes "abi biz de bi'şey yemiyoruz zaten merak etme" modunda stealth olarak takılıyor. gördüğü kadarı da onun bu eşitsizliğe sesini çıkarması için yeterli olmuyor, aç ve yoksulluğun sona ermesine de yaramıyor.
tam tersine herkes yemek fotoğrafı paylaşsa, herkesin sahip olduğu imkanlar herkes tarafından bilinse, hatta bunu yapmaya zorunlu olsalar, bunlardan mahrum olan insanların tepesi atar. "yeter lan yediğiniz içtiğiniz, hep güzel şeyler size niye bize yok? bizim suçumuz ne!?" diye sokaklara dökülürler.
biz bugüne kadar ''erdem ve ahlak'' kisvesi altında hep aslında göreceli olarak ayrıcalıklı kesime en az sıkıntı çıkaracak olan konforlu bir düzeneği sürdürüyoruz. anayasanda "sosyal devlet" diye geçiyorsun ama "aman ona toplumun ne kadar alt tabakasında olduğunu çok hissettirme" diyorsun. aman abi tadımız kaçmasın. sen yine portakallı pekin ördeğini ye ama bunu yaparken aç adama sistemin onu nasıl görmezden geldiğini hissettirme.

devlet burada bu temel eşitsizliği oluşturan ekonomik ve siyasi stratejilerin sahibi olarak sorumluluğu üstünden atmak için yine toplumu üstünüze sürecektir: "yemeğinin fotoğrafını paylaşıyorsan yemeğini de paylaş, iki fakiri de sen doyur" diyecektir. kendisi demez de topluma bunu dedirtir. oysa sen zaten o hesabı ödemek için harcadığın gelirinden de, üstüne hesabın kdv'sinden de sürekli olarak devletin topluca tutarlı ve iyi planlamayla doyurabileceği milyonlarca aç insanın parasını ödüyorsun. hepimiz ödüyoruz. sosyal devlette verginin temel amacı da budur, eşitsizliğin olumsuz etkilerini yok etmektir. halbuki bizde hükûmet, bu geliri seçimde varlığının devamlılığını sağlayacak unsurlara harcar. mesela duble yol yapar, köprü falan yapar. yemek vermez. verse de yeterince vermez.

seçmen de oyunu açları doyurmayı vaadedene değil de duble yol yapana verir. bu tercihiyle aslında kendi ahlakının sahteliğini de tescil eder. seçim sonrası da "aman abi olan var olmayan var bu yemek fotoğrafları olmuyor" der. aman diyim üçüncü boğaz köprüsünü, yeni havalimanını o adamın boğazından çaldıklarımızla yaptığımıza uyanır muyanır (!)
yemek fotoğraflarınızı paylaşın. en ağız sulandıracak instagram filtreleriyle, en lüks ışıklar altında, toplumun uçurumlarını en iyi veren kontrast ayarıyla.
devamını gör...

yıllar sonra rast gelince çocukluktan öteye geçilemeyen, yaşla beraber araya mesafe giren arkadaşlıktır.
devamını gör...

çoğu zaman kişinin (kadın ya da erkek) kendisi obez (şişman deniyor halk dilinde) olduğunun farkındadır zaten. bunu ona hatırlatmaya gerek de yoktur sanki...
devamını gör...

ihsan oktay anar'ın 1998 yılında yayınlanan kitabıdır. yazarın yayınlanan 3. kitabı olup an itibariyle 36 baskı yapmıştır.
yazarın en iyi kitabının puslu kıtalar atlası kitabı olduğunu düşünsem de bu kitabı okumak da çok keyifliydi benim için. eski türkçe ifadeleri okumayı seviyorsanız ve masal tadında hikayeler okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre.
anlatacağınız her hikaye ölümünüzü bir saat geciktirecek olsaydı ne anlatırdınız? işte, kitapta yazar bu sorunun cevabını veren hikayeler anlatıyor bize.


"evet, çocukluk, cennetin ta kendisiydi ve cennet de seyredilmeye değerdi."
devamını gör...

her rengin siyah, herkesin kötü, her çekilen nefesin karbondioksit olduğu durum.
devamını gör...

hoşuma giden birkaç ekslibris örneği
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

istanbul'un başına gelen en iyi şey olabilir. işin çok zor başgan. tanrı yardımcısı olsun.
devamını gör...

insanoğluna ömür boyu yetecek kadar para verseler aynı piyangodan para çıkmış gibi en lüks evlere en lüks arabalara sahip olmak ister. gözü doymaz. sonra aşırı doyumsuzluktan elindekini de yitirir ve oraya buraya savurmaya başlar. olduğundan daha kötü duruma düşer hep daha fazlasını ister insanoğlu. o yüzden çalışması lazım sadece kendini değil başkalarını da düşünebilmek için. bir yararı olmalı. bir şeyler katmalı dünyaya. bilgiye, teknoloji ve yardıma doyumsuz, kendi ihtiyaçlarına doyumlu olmalı. ancak bu şekilde güzel bir dünya olabilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim