bir zygmunt bauman kitabıdır. polonyalı sosyolog ve filozof bauman bu eserinde bireyin kendi öz gücüne dayanarak yaşamaya çalışmasını yaşam sanatı olarak değerlendirir.

değişen ve değişmeye mecbur olan toplumlarda yaşamak zorunda olan bireyin mutlu olma arayışını notlarla ve gözlemleriyle anlatır. mutlu olmak nedir ? mutsuzluk nedir ? gibi konuları örnekleriyle açıklar. mutluluk nasıl bir kavramdır enfes şekilde anlatılmış. özellikle modern toplumlarda insanın mutlu olma arayışı dramatik bir şekilde gözler önüne serilmiş.
mutlu olmak için seçimler yapıyoruz ve tek isteğimiz mutlu olmak. bu mutluluğu derinden incelemesi bir birey olarak beni garip hissettirdi. aydınlandım. bol bol şaşırdım okurken. yaşam sanatı kendi seçimlerimizle sanat yapmayı anlatıyor. her birey kendi yaşamının sanatçısı oluyor. olmaya çalışıyor.

yazar sadece mutluluk üzerinde durmuyor. yaşam, başarı gibi konular üzerinde gözlemlerini aktarıyor. bauman bilindiği gibi çok büyük bir düşünürdü. felsefe ile beraber ortaya kısa ve doyurucu bir kitap çıkarmış.

kitabın ilk yayınlanma tarihi 2008 yılıdır. ben versus yayınlarından olan basımını okudum. ayrıca ayrıntı yayınlarından çıkan baskısı da bulunuyor. kitapla tanışmam sosyoloji derslerinden hocamın tavsiyesi üzerine olmuştu. okurken sürekli bir düşündürten bir eserle karşılaştım. kitabı bitirdiğimde iyi ki bu kitabı okumuşum dedim. ayrıca bir kere okumanın yetmeyeceğini düşündüm. her sayfası nefis bilgilendirici analizlerle ve gözlemlerle doluydu. ileride tekrar okumayı düşünüyorum.
okurken tüketim toplumunun insanın mutlu olmasında ne kadar önemli bir etken olduğunu öğrendim. mutluluk ve mutsuzluk dediğimiz olay tüketim toplumuyla beraber çok akışkan bir hale geliyor.
kitapta çok hoşuma giden ve canımı yakan bir örnekten bahsedeceğim.
bir hanımefendi bir şort alıyor ve eve geliyor. eve gelince şorttan nefret ediyor. keşke almasaydım bu şortu berbat diyor. sonra dergi karıştırırken aldığı şortu derginin kapağında görüyor ve şorta aşık oluyor. şortu üzerinden uzun süre çıkarmıyor.
bu örnek benim çok hoşuma gitti. hepimiz böyleyiz. o derginin diğer sayısında o şort olmayacak ve mutluluğumuz bizi terk edecek.
yeni bir derginin yeni bir sayısında başka bir kıyafet göreceğiz ve ona ulaşıp mutlu olmayı isteyeceğiz.

bence kitaplar veya eserler bir soru üzerine yaratılır. bauman bu kitabı yazmadan önce belli başlı sorular sormuş. mutluluk arayıp bulunacak bir şey midir ? mutlu olmak bizi ziyaret eden bir şans mıdır ? bu soruların cevabını aslında kitapta vermeye çalışmış.
mutluluk kendi içimizde bulmamız gereken bir durumdur. bunu bulup yaşadığımız sürece kendi yaşamımızın sanatçısı olacağız.

not: kitabın pdf hali internette mevcut. okumak isteyenlere atabilirim. konu pdf kitap olduğu için fikirlerinizi şuraya yazarsanız memnun olurum. (bkz: pdf kitap okumak emek hırsızlığı mıdır sorunsalı)


mutluluk bir “hal” olarak tanımlanabilirse, bu durum isteklerin henüz tatmin edilmemesinden kaynaklanan heyecan olarak tarif edilebilir ancak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
gökyüzü bu sabah ne güzel.
umut doluyor içim .
devamını gör...

ben çok üzülüyorum. normalde çok dikkat ederdim burada küçük harfle yazmaya alıştım şimdi hiç hoş olmadı. ama yine de büyük bi problem değil, çok büyük bi problem.
devamını gör...

robert anson heinlein tarafından yazılmış olan all you zombies adlı kısa bilim kurgu öyküden esinlenilerek çekilmiş 2014 avustralya yapımı film.

bu öykü bir seminerde michio kaku tarafından da dinleyicilere anlatıldı.

ben de özetlemeye çalışayım size mevzuyu.


--! spoiler !--

- yıl 1945. bir kız bebekle beraber çıkagelen ve onu yetimhaneye bırakan bir yabancı görürüz ilk olarak öyküde. rahibeler onu alır ve adını jane koyarak büyütürler. büyürken de sürekli olarak anne ve babasının kim olduğunu merak eder.

- jane 17 yaşına gelince biriyle tanışır ve sevgili olur. ondan hamile kalır ancak sevgilisi onu terk eder.

- 9 ay sonra hastanede bir kız doğurur jane. ancak aşırı derecede kanaması vardır ve doktorlar hayatta kalması için son bir şans olarak bir deneme yaparlar: onun cinsiyetini değiştirirler. o artık jim'dir. üstelik ameliyattan hemen önce kim olduğu belirsiz biri bebeğini de çalmıştır jane'in, yani yeni jim'in.

- yaşamına jim olarak devam eder ama yaşadıkları nedeniyle alkolik olup çıkmıştır. sürekli bardadır. kim olduğunu, ailesini soranlara cevap veremedikçe içmeye de devam eder. ta ki bir bar kavgasına karışıp dayak yediği güne dek...

- barmen yanına gelir, onu ayıltır ve "ben bir zaman yolcusuyum. istersen zaman makinesi ile geçmişe gidip aileni bulalım" der. jim hemen atlar tabii bu teklife mal bulmuş mağribi gibi...

- geçmişe giderler. jim şaşkın şaşkın etrafta dolanırken güzel bir kızla tanışır ve sevgili olurlar. hem ziyaret hem ticaret durumları...

- ancak doğa kanunları yine rahat durmaz ve jim kızı hamile bırakır. sonra bir tartışma nedeniyle ayrılırlar. jim, eskiden jane olduğu günleri anımsar. o zaman çocuğu, kim olduğunu bilmediği biri tarafından kaçırılmıştır malum. bu çocuğunun kötü ellere geçmesini önlemek ister. bebek doğunca onu hastaneden kaçırır ve zaman makinesi ile 1945'e geri giderek yetimhaneye bırakır.

- rahibeler bebeği bulur ve ona jane adını vererek onu büyütürler. jane büyüyene dek "annem kim, babam kim, kim kim kim? kiziroğlu mustafa bey..." şeklinde takılır.

- bu esnada jim artık hayatını bir sarhoş olarak geçirmemeye karar vermiştir. gidip zamanda yolculuk yapan bir ekibe katılır. birçok olayda rol alır ve yaşlanır. "bunca görevde rol aldım ama son bir iş daha yapacağım" der ve şuna karar verir: "son görevim için zamanda tekrar geriye döneceğim ve barda gördüğüm, sürekli anne babasını arayan o adamla tanışıp ona ailesini bulacağım." ve geriye dönerek kendisiyle tanışır.

all you zombies zaten "ben nereden geldiğimi biliyorum ama siz zombiler; siz nereden geldiniz?" temalı bir şekilde son bulur.

yani zaten esas olay jane'in esas anne babasını bilemiyor ve işin içinden çıkamıyor oluşumuzdur. bu nedenle de film aslında amacına ulaşmıştır.

--! spoiler !--


burada devreye şu da giriyor olabilir tabii: bir teorik fizik görüşüne göre zamanda, zaman makinesinin icadından daha geriye gidilemez. bu nedenle de biz bu olayda jane'in yetimhaneye bırakıldığı noktadan öteye gidemiyor olabiliriz.

bir de bitirmeden benzer bir hikâye daha yazmak istiyorum.

--- alıntı ---

yetişkin bir kızı olan bir dul kadınla evlenmiştim.
babam da üvey kızımla tanışınca, ona aşık oldu ve sonunda da kandırdı ve evlendiler.
böylece babam damadım oldu. üvey kızım da annem durumuna geldi.
karım bir oğlan doğurdu.
çocuk tabii ki babamın kayın biraderi ve üvey annemin kardeşi olarak benim dayım sayıldı,
üvey annem de bir oğlan doğurdu. böylece kardeş sahibi oldum.
ama üvey kızımın çocuğu olduğundan, aynı zamanda da torunum sayıldı.
iş bu kadarla da bitmedi.
karım annemin annesi olduğu için, benim büyük annem sayıldı.
ben de babamın babası oluyordum.
sonunda kendimin dedesi olmuştum...

--- alıntı ---
devamını gör...

- lütfen ateş etmeyin ben polonyalı'yım!
- neden o lanet mantoyu giyiyorsun?
- üşüyorum.
(bkz: piyanist)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

suçlu olmayan birini suçlu gibi göstermek.

iftira atmanın bir türü.
devamını gör...

üzücü bir sorun. üzgünken yaşanabilecek olası durum.
devamını gör...

keanu reeves'ın başrolde oynadığı fantastik film.

küçük yaştan beri doğaüstü dünya ile irtibatı bulunan john constantine'in bir gizemli olayın peşine düşmesini anlatır. "i'm constantine. john constantine asshole" repliğiyle meşhurdur.

devamı çekilir diye çok bekledik ama olmadı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

adres:güvercin adaya bakan tepenin azıcık sol tarafı. sene 2019 bilmem kaç temmuz.
ertesi gün ayrıldık .
devamını gör...

kimsenin of çekmeden yaşamasını istiyorum. maddi zorluklar çeken öĝrencilere ve insanlara yardım etmek istiyorum. dinin kullanılmamasını istiyorum. ülkemizi salt erkeklerin yönetmesini istemiyorum. akrabalarına trilyon yediren siyasetçi istemiyorum. z kuşaĝı diye insan yerine bile konmayan milyonlarca gencin dinlenmesini istiyorum. herkes okusun istiyorum. üniversiteyi okuduktan sonra kapağı yurt dışına atıp ülkelerini unutsunlar istemiyorum. kadınlara ve çocuklara ve aĝaçlara deĝer verilsin istiyorum. kitaplar daha ucuz olsun istiyorum. suç işleyenlerin psikolojik tedavi almasını istiyorum. ve suç işlediği halde beraat eden katillerin sokağa salınıp ömründe görmediği gencecik bir kızı kalbinden bıçaklayıp öldürsün istemiyorum. yolsuzluk ve iltimas olmasın , mecliste takım elbiselilere selam vermek için el pençe divan durup küçüldükçe küçülen insanların biraz da , o meclisi temizleyen halka selam vermesini istiyorum. insanlar birbirlerini televizyonlarının büyüklüğüne göre sınıflandırmasın istiyorum. türk- kürt- sünni- şii- şafii- alevi- diye kutulara konan insanların birbirlerinden bir farklarının olmadığını bilsinler istiyorum. biz sadece insanız. kan grubumuz, adımız , soyadımız, milletimiz, ırkımız, dilimiz, dinimiz, sülalemiz, ten rengimiz, bunlar bizim seçebildiĝimiz şeyler değil. seçemediğimiz kavramlar üzerinden birbirimizi yaralamayalım, ayırmayalım, kayırmayalım, sevelim istiyorum. bedeni 22 ruhu ihtiyar bir genç olarak. naçizane fikrim...
devamını gör...

atlet giymeyi bırakınca
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben bu tavsiyeyi normalde emine hanim dan beklerdim.sayin vekilim onu da aşmış.

şaka bir yana bir kilo yerine yarım kilo et de yiyebiliriz. bunda bir sorun yok. sorun haramzadelerin tıka basa doyup sonra da utanmadan bize akıl vermesi.
terbiyesiz herif..
devamını gör...

yazdıklarını okumak ziyadesiyle keyif verici. kaleminin iyi olmasını ego tanrılarına borçlu olmadığını biliyor olsa gerek onlara pek adak adamıyor. tabiri caizse kasıntı değil. nice değerli kalem okudum lakin kasım kasım kasılmalarından ötürü ben kasıldığım için onları okumayı bıraktım. kendisinin en çok bu yanını seviyorum. özellikle anılarını aktarırken ve dahi açtığı diğer farklı başlıklarda samimi bir dil kullanıyor ki, benim için en büyük artısı bu. dar paltosunun koltuk altı yırtıldığı için mahlasını değiştirmesine üzüldüm. yenisini alsaydık da dar paltosu ile arzı endam etseydi diye içimden geçirmedim değil. zira henüz bu mahlasına alışamadım. lakin alışırız, insan nelere alışmıyor. tosbağalar da alışır...

kalemi daim olsun daha önemlisi çizgisi daim olsun. kendisine de selam olsun.
devamını gör...

kocamla aramda ast üst ilişkisi olduğunu ve edepsiz olduğumu öğrendim çok şükür. istiyorlar ki kadın evde otursun, yatılı hizmetçileri olsun, cahil kalsın. biraz farkındalığı olan bir kadın bu zihniyetin yanında 5 dk kalmayacak çünkü.
onedio.com/haber/-bir-kadin...
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ama ne hikmetse tanım yok. ayıp be! yetkililer!

bu arada hayırlı kondisyonlar dilerim.*
devamını gör...

içinde hamur mayalanan ve tandırda pişirilen ekmeklerin de içinde muhafaza edildiği ağaçtan yapılmış ve köy evlerinin olmazsa olmaz mutfak eşyası.
devamını gör...

bildiğim kadarı ile türkçe'ye geçmemiş ama sarhoş olmanın pek çok farklı hali var. sentimental drunk sürekli etrafta bazen hüzünlü bazen mutlu bir şekilde eski anılarını anlatan, herkesle kırk yıllık arkadaşı gibi bağ kurmaya çalışan tipler için kullanılıyor. happy drunk ortamdaki en rahatsız, gereksiz mutlu puştu hatırladınız mı? hah onlar bunlar işte. her oyuna katılan, sürekli kahkahalar atarak gezen tiplere happy drunk diyoruz ki onlar kadar sarhoş değilsen muhtemelen ortamdaki en rahatsız edici insanlar onlar oluyorlar. flirty drunk aslında iki farklı tip için kullanılıyor. ilki biraz daha alkol tüketmek için etraftaki insanlara sulanan ve onlarla yalandan flört eden insanlar için kullanılırken ikincisi daha çok sarhoş olduğunda her şeye asılabilecek bir ruh haline giren insanlar için kullanılıyor. ortamdaki her erkek, kadın, masa, sandalye, duvar ile flört etmeye çalışan arkadaşlar bu grubun bir mensubu. fighting drunk gereksiz kavga çıkaran, fazla agresif ve her şey ile kavga etmek için sebep arayanlar için kullanılan bir terim. az önce o masa ayağıma mı takıldı? onu kesinlikle birinin kafasında kırmalıyım. chatty drunk sadece ama sadece konuşuyor ve asla susmuyor dediğimiz insanlar için kullanılıyor gerçi ben sarhoş olmadan da bu kadar konuşuyorum o ayrı. manic drunk anlattığım ve anlatmadığım her tipin korkunç bir karışımı. az önce eski anılarından bahsedip ağlıyordu, birazdan kahkahalar atarak dans edecek ve sonra gidip insanlara saldırmaya çalışacak daha sonra ise oturup hayatını ve evreni sorgulayacak, tabii halıya kustuktan hemen sonra. dancing drunk happy drunk kadar gereksiz tipler, isimden anlaşılıyor zaten oturup tekrar anlatmaya lüzum bile yok. philosophical drunk evrenin gizemlerini çözmeye çalışan insanlar için kullanılıyor daha çok. siz köşede partinin tadını çıkarırken o orada durmuş hayatın anlamını çözmeye çalışıyor, muhtemelen bulduğu cevaptan hiç ama hiç hoşlanmayacak. sloppy drunk kusmak kelimesinin vücut bulmuş hali olabilir muhtemelen. sürekli kusan, dengesini bulamayan ve tekrar kusan insanların genel bir özeti. crying drunk birisi en sevdiği diziyi yayından kaldırmış, favori kitap karakteri kitabın sonunda öldü ve yıllar önce 13. yaş gününde hoşlandığı çocuk şehirden taşınmıştı... ağlamak için binlerce bahanesi olanlar için kullanılan bir terim. şey... sadece fazla ağlıyorlar ama asla yeterli gelmiyor.
devamını gör...

çiftçi de icra geldi diye kendini yaksın! yapacağın övgünün alüminyumuna koyayım evlat.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim