büyük saray mozaikleri müzesi
istanbul'da, sultanahmet camii külliyesi'nde yer alan, bugün arasta çarşısı'nın içinde bulunan mozaik müzesi.
i. konstantin istanbul'u kurup başkent ilan ettikten sonra, burada ayasofya ve hipodrom'dan sahil çizgisine kadar uzanan yapılar bütünüyle büyük saray'ı inşa etti. 1935'te başlayan kazılarla, büyük saray'ın güneyindeki sütunlu avluda ortaya çıkarılan ve m.s. 450-550 yıllarına tarihlenen mozaikler bu müzede sergileniyor.

müze iki kattan oluşuyor. fotoğrafta da görülebileceği üzere mozaiklerin büyük parçaları yerde, diğerleri ise duvarda sergileniyor. üst kattan aşağı bakıldığında mozaikleri çok iyi görebildiğimiz için güzel olmuş. sadece koridorlar çok dar, ayrıntılı inceleyebilmek için koridorların daha geniş olması lazım gibi.
mozaikler 90 farklı tema içeriyor, 150 insan ve hayvan figürü bulunuyor. av sahneleri, mitler, savaşan hayvanlar ve günlük hayattan sahneler görüyoruz. mozaiklerin hiç birinde dinsel konulardan bahsedilmiyor.
aslanla fil mücadelesi (solda), geyik ile yılanın mücadelesi (sağda)
mozaiklerde görebileceğimiz figürlerin, temaların neleri anlattığı ayrıntılı bir şekilde bilgi etiketlerinde anlatılmış. örneğin sağdaki mozaikte geyik ve yılanın savaştığını görüyoruz: erkek geyik yılanın en ezeli rakibiymiş çünkü nefesiyle yılanı deliğinden çıkarabilir ve zehrinden de etkilenmezmiş.
kadın başı (solda), ayva ağacı ve kenger yaprağı içinde sakallı baş mozaiğinden detay (sağda)
müze titiz bir restorasyon sürecinden sonra 1997'de son halini almış. fotoğraflarda da görebileceğimiz üzere mozaiklerin zamanla yok olmuş kısımlarına müdahale edilmemiş, olduğu gibi bırakılmış ve renkleri de hala capcanlı.
müzeye girdiğimde istanbul'un ortasında olmasına rağmen içeride kimse yoktu. doğu roma'ya kısa bir yolculuk yapmanızı sağlayacak çok değerli eserlerin bulunduğu, kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir müze.
kaynak: müzedeki bilgi etiketleri ama bir de site bırakayım.
görsel kaynak: ben.
i. konstantin istanbul'u kurup başkent ilan ettikten sonra, burada ayasofya ve hipodrom'dan sahil çizgisine kadar uzanan yapılar bütünüyle büyük saray'ı inşa etti. 1935'te başlayan kazılarla, büyük saray'ın güneyindeki sütunlu avluda ortaya çıkarılan ve m.s. 450-550 yıllarına tarihlenen mozaikler bu müzede sergileniyor.

müze iki kattan oluşuyor. fotoğrafta da görülebileceği üzere mozaiklerin büyük parçaları yerde, diğerleri ise duvarda sergileniyor. üst kattan aşağı bakıldığında mozaikleri çok iyi görebildiğimiz için güzel olmuş. sadece koridorlar çok dar, ayrıntılı inceleyebilmek için koridorların daha geniş olması lazım gibi.
mozaikler 90 farklı tema içeriyor, 150 insan ve hayvan figürü bulunuyor. av sahneleri, mitler, savaşan hayvanlar ve günlük hayattan sahneler görüyoruz. mozaiklerin hiç birinde dinsel konulardan bahsedilmiyor.
aslanla fil mücadelesi (solda), geyik ile yılanın mücadelesi (sağda)mozaiklerde görebileceğimiz figürlerin, temaların neleri anlattığı ayrıntılı bir şekilde bilgi etiketlerinde anlatılmış. örneğin sağdaki mozaikte geyik ve yılanın savaştığını görüyoruz: erkek geyik yılanın en ezeli rakibiymiş çünkü nefesiyle yılanı deliğinden çıkarabilir ve zehrinden de etkilenmezmiş.
kadın başı (solda), ayva ağacı ve kenger yaprağı içinde sakallı baş mozaiğinden detay (sağda)müze titiz bir restorasyon sürecinden sonra 1997'de son halini almış. fotoğraflarda da görebileceğimiz üzere mozaiklerin zamanla yok olmuş kısımlarına müdahale edilmemiş, olduğu gibi bırakılmış ve renkleri de hala capcanlı.
müzeye girdiğimde istanbul'un ortasında olmasına rağmen içeride kimse yoktu. doğu roma'ya kısa bir yolculuk yapmanızı sağlayacak çok değerli eserlerin bulunduğu, kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir müze.
kaynak: müzedeki bilgi etiketleri ama bir de site bırakayım.
görsel kaynak: ben.
devamını gör...
ölen kişinin ardında bıraktığı yürek burkan şeyler
günümüzde sosyal medya hesaplarıdır. maşallah insanlar sosyal medya hesaplarına bütün hayatlarının adeta kısa bir özetini yayınlıyorlar. ama özellikle varsa şayet bir sözlük hesabı kesinlikle budur.
devamını gör...
vişne çürüğü
şarap renginin bir ton daha koyu olanı. mürdüm rengine benzeyen, mor tonları baskın olmadığı için de mürdümden ayrılan renktir.
devamını gör...
whatsapp'ta gece saat 3'de çevrim içi olan eski sevgili
dunyanin farkli yerlerinde farkli saat dilimlerinde yasayan arkadas ve akraba ile de konusuyor olabilir.
devamını gör...
sözlükte hangi sorun için hangi moderatöre mesaj atmalıyız sorunu
eyluling- kendisi instagram ve sanırım youtube sayfasıyla ilgili.
gomercan- kendisi radyo ile ilgili. ve futbol bilgisi iyidir. size ilk 11 çıkartır.
uykusuzkahve- kendisi gomercan ile birlikte radyodan sorumlu.
pavlov'un göbeği- kendisi tanım siler. tanımınız silinmişte bu arkadaşa mesaj attın.
ölmedim ama hafif sürünüyorum- kendisi bildiğim kadarıyla akışı düzenlemekle görevli. başlığınıza tag vermesi için kendisiyle konuşabilrsiniz.
iko- kendisi yazılımcı. yani sözlükte yazılımsal veya teknik bir hata gördüğünüzde kendisine yazabilrsiniz.
hi my i run- kendisi boş gezenin boş kalfası. aka seyyar moderatör. arkadaşlarınızla ilgili sorunları falan anlatın işte boş durmasın düşünsün.
haklıyım ama mutlu değilim- kendisi başlıkları denetler. kafanıza sözlük kurallarıyla ilgili bir şey takılırsa kendisine sorabilirsiniz.
hazall- kendisiyle denk gelemedim. benim için bir kapalı kutu. ama eminim büyük bir rolü vardır. edit: kendisi iyilik meleğiymiş.
yoldaş- sözlüğün sözü en çok dinleneni. genelde sağa araştırmalarında. o yüzden pek rahatsız etmeyin kendisin. ama illa ben yoldaşa ulaşıcam diyorsanız tabi ulaşabiliyorsunuz ama genelde ilk o sizi buluyor.
helios- güneş tanrısı. nicki sarı. sırf nicki sarı diye bir sürü kişi mesaj atıyordur. o yüzden onu da rahatsız etmeyin. kendisi yoldaşın sözlükteki gölgesi.
yakında çıkarılacak bir dergi var sanırım. o dergiyle ilgilenen bir moderatör var ama onun nickini unuttum onun nickini hatırlarsam ekliycem.
not: bu listeyi arada bir güncelleyeceğim. daha bir kaç mod daha var. bazen modlar istifa ediyor. liste güncellenecek.
edit:
karambol- sözlüğün yakında çıkabilecek olan dergisiyle ilgileniyor. kendisini şiirlerinizi atın belki bir sayfada şiirleriniz paylaşır.
egeninbereketi- kendisi genel işlerle ilgileniyor. işte yukardaki moderatörlerden birisi açık değilse kendisine danışabilirsiniz.
gomercan- kendisi radyo ile ilgili. ve futbol bilgisi iyidir. size ilk 11 çıkartır.
uykusuzkahve- kendisi gomercan ile birlikte radyodan sorumlu.
pavlov'un göbeği- kendisi tanım siler. tanımınız silinmişte bu arkadaşa mesaj attın.
ölmedim ama hafif sürünüyorum- kendisi bildiğim kadarıyla akışı düzenlemekle görevli. başlığınıza tag vermesi için kendisiyle konuşabilrsiniz.
iko- kendisi yazılımcı. yani sözlükte yazılımsal veya teknik bir hata gördüğünüzde kendisine yazabilrsiniz.
hi my i run- kendisi boş gezenin boş kalfası. aka seyyar moderatör. arkadaşlarınızla ilgili sorunları falan anlatın işte boş durmasın düşünsün.
haklıyım ama mutlu değilim- kendisi başlıkları denetler. kafanıza sözlük kurallarıyla ilgili bir şey takılırsa kendisine sorabilirsiniz.
hazall- kendisiyle denk gelemedim. benim için bir kapalı kutu. ama eminim büyük bir rolü vardır. edit: kendisi iyilik meleğiymiş.
yoldaş- sözlüğün sözü en çok dinleneni. genelde sağa araştırmalarında. o yüzden pek rahatsız etmeyin kendisin. ama illa ben yoldaşa ulaşıcam diyorsanız tabi ulaşabiliyorsunuz ama genelde ilk o sizi buluyor.
helios- güneş tanrısı. nicki sarı. sırf nicki sarı diye bir sürü kişi mesaj atıyordur. o yüzden onu da rahatsız etmeyin. kendisi yoldaşın sözlükteki gölgesi.
yakında çıkarılacak bir dergi var sanırım. o dergiyle ilgilenen bir moderatör var ama onun nickini unuttum onun nickini hatırlarsam ekliycem.
not: bu listeyi arada bir güncelleyeceğim. daha bir kaç mod daha var. bazen modlar istifa ediyor. liste güncellenecek.
edit:
karambol- sözlüğün yakında çıkabilecek olan dergisiyle ilgileniyor. kendisini şiirlerinizi atın belki bir sayfada şiirleriniz paylaşır.
egeninbereketi- kendisi genel işlerle ilgileniyor. işte yukardaki moderatörlerden birisi açık değilse kendisine danışabilirsiniz.
devamını gör...
çocuklara iki isim verme modası
özellikle 90lı yıllarda pek çok ailenin dağılmasını engelleyen moda.
erkek çocuk üzerinden gidelim, şöyle ki ebeveynlerden biri oğluna kendi babasının ismini vermek ister, diğer ebeveyn ise doğal olarak bu duruma karşı çıkar. ancak bir şekilde orta yolun bulunması gerekir zira öncelik evlilik kurumudur. böylece, her şeyden habersiz zavallı çocuğa isim verilirken aşağıdaki denklem kullanılır.
dede ismi + can = dede ismi can
tabi bu durumda çocuk büyüdüğünde dede ismi ve can arasında gelip gidecektir. çünkü can modernizmi simgelerken dede ismi geleneklere işaret etmektedir.
örneğin; bilal can, hakkı can, süleyman can, rıfkı can
peki ya şimdi kim bu çocuk ? rıfkı mı? can mı ? yoksa rıfkı can mı?
neyse ki gelenekleri bertaraf ettik, büyük söylenceleri bir kenara bırakıp post modern çağa ayak uydurduk. astrologlar isim analizi ile bireyi yorumlarken büyük zorluk çekiyordu. astrologları üzmeyin.
erkek çocuk üzerinden gidelim, şöyle ki ebeveynlerden biri oğluna kendi babasının ismini vermek ister, diğer ebeveyn ise doğal olarak bu duruma karşı çıkar. ancak bir şekilde orta yolun bulunması gerekir zira öncelik evlilik kurumudur. böylece, her şeyden habersiz zavallı çocuğa isim verilirken aşağıdaki denklem kullanılır.
dede ismi + can = dede ismi can
tabi bu durumda çocuk büyüdüğünde dede ismi ve can arasında gelip gidecektir. çünkü can modernizmi simgelerken dede ismi geleneklere işaret etmektedir.
örneğin; bilal can, hakkı can, süleyman can, rıfkı can
peki ya şimdi kim bu çocuk ? rıfkı mı? can mı ? yoksa rıfkı can mı?
neyse ki gelenekleri bertaraf ettik, büyük söylenceleri bir kenara bırakıp post modern çağa ayak uydurduk. astrologlar isim analizi ile bireyi yorumlarken büyük zorluk çekiyordu. astrologları üzmeyin.
devamını gör...
faydalı mobil uygulamalar
helpimal.
sokakta yardıma muhtaç hayvanlara yardım etmeyi amaçlayan bir uygulama. fotoğraf , konum yahut adres verdikten sonra uygulamanın gönüllüleri veya yetkilileri gelip olaya el atıyor. çok yeni ve harika bir uygulama.
ayrıntılı bilgi için buradan
sokakta yardıma muhtaç hayvanlara yardım etmeyi amaçlayan bir uygulama. fotoğraf , konum yahut adres verdikten sonra uygulamanın gönüllüleri veya yetkilileri gelip olaya el atıyor. çok yeni ve harika bir uygulama.
ayrıntılı bilgi için buradan
devamını gör...
çağla tuğaltay
istanbul'un şişli ilçesinde, 5 haziran 2020 günü, 15 yaşında cinayete kurban giden lise öğrencisi bir genç kız. yaşasaydı şimdilerde 35 yaşlarında olacaktı ama vahşi bir katil kopardı onu bu hayattan. polisin çabası, annesi'nin feryatları uzun süre gündemi meşgul etti. devlet bu işe el atıp zaman aşımı süresini durdurdu ve katili ömür boyu serbest kalmayacak artık.
bugün bir gelişme daha yaşandı ve apartmanlarında dna karşılaştırılması yapılmayan biri çıktı ortaya. polis o kişiden alacağı dna'yı da karşılaştıracak bugünlerde. ilgili video'yu şöyle bırakalım.
bugün bir gelişme daha yaşandı ve apartmanlarında dna karşılaştırılması yapılmayan biri çıktı ortaya. polis o kişiden alacağı dna'yı da karşılaştıracak bugünlerde. ilgili video'yu şöyle bırakalım.
devamını gör...
makyaj yapınca güzel olduğunu zanneden su aygırı
çok ayıp oluyor ama böyle. bir su aygırı olmadığımız kalmıştı onu da dediniz tam oldu.
başlığı açan kişi de öküz, biz ona bir şey diyor muyuz?
başlığı açan kişi de öküz, biz ona bir şey diyor muyuz?
devamını gör...
kazandığı parayı harcayacak vakit bulamayan insanlar
daha fazlasını kazanma derdindedirler. yetinmek sadece biz fakirlere ait olan bir kavramdır.
devamını gör...
peynirli doritos kokusunun ayak kokusuna benzemesi
ayaklarımızda yaşayan stafilokok bakterilerinin ürettiği uçucu kimyasal bileşenler ile bazı peynir küflerinin ürettiği uçucu kimyasal bileşenler aynı olduğundan dolayı burundaki koku reseptörleri koku hafızasına başvurarak beyine "aynı peynir/ayak gibi kokuyor" demesidir.
devamını gör...
gece balkonda sigara içmek
bir çok şeyden daha mutlu eden aktivite.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
lise zamanlarımı özlüyorum. yurtta kalmıştım,özellikle yurt ortamını çok özlüyorum. sabahlara kadar olan konuşmalarımızı,her şeyi paylaşabilmemizi özlüyorum. üniversitede özellikle pek bir şey paylaşamaz oldum. bir şeyler paylaşabilmeyi çok özledim maddi manevi o kadar özledim ki...en basitinden aldığım bir bisküviden sadece 1-2 tane yiyebilmeyi çok özledim. yemekhanede hiç yiyemediğim yemekleri özledim,gece etütlerini bile özledim. aramın bozulduğu arkadaşlarımı özlüyorum en çok. çok üzüldüm çok kırıldım ama çok özlüyorum.
o zamanlar kendimi hapiste hissediyordum aslında ama özgürlüğü kazanmak o kadar güzeldi ki. o bahçeden çıkmak o kadar güzeldi ki. şimdi o kadar çok özledim ki oraları.
aslında elimde ne güzel fırsatlar varmış da ben hepsini mahvetmişim,geriye sadece pişmanlıklar ve özlem kalmış.
o zamanlar kendimi hapiste hissediyordum aslında ama özgürlüğü kazanmak o kadar güzeldi ki. o bahçeden çıkmak o kadar güzeldi ki. şimdi o kadar çok özledim ki oraları.
aslında elimde ne güzel fırsatlar varmış da ben hepsini mahvetmişim,geriye sadece pişmanlıklar ve özlem kalmış.
devamını gör...
isa'ya göre incil
josé saramago'nun 1991 yılında yayımladığı, şüphesiz en sansasyonel eseridir. öyle ki; ateist olmasına rağmen katolik kilisesi tarafından aforoz edilmesine yol açmıştır. portekiz hükümeti'nin eserlerine sansür uygulaması da bardağı taşıran son damla olmuş ve ülkesini terk etmesine sebep olmuştur. oysa portekiz'i ne çok sevdiğine çocukluk anılarından bahsettiği "küçük anılar" eserinde şahit olmuştuk.
kitaba dönecek olursak; isa'nın doğumundan ölümüne kadar geçen süreyi bilinenden farklı bir biçimde ele almıştır. incil'in aksine onu kutsal bir varlıktan ziyade; hataları, hırsları, heyecanlarıyla daha insani bir biçimde önümüze koymaktadır. hatta bana kalırsa kabil romanında da yaptığı gibi tanrı'yı da daha insani bir düzeye indirgediğini söyleyebiliriz. isa ve tanrı arasında cevap arayışlarına dayalı konuşmalarda bunu görmek mümkün. yine; isa,tanrı ve şeytanın kayıktaki diyalogları kitabın en vurucu kısımlarından biridir. adeta kitap boyunca söylemek istediği her şeyi o diyaloglara dek ustalıkla bekletmiş gibidir.
ve yine bir kabil ilişkisi kuracak olursak; her iki kitap da saramago'nun tanrı'yı alt etme amacının nihai sonucudur. temel olayların kronolojisine sadık kalmış; olay örgüsünü değiştirmek veya çarpıtmak yerine altında yatan sebeplerin, düşüncelerin farklı olduğunu göstermek istemiştir.
kitaba dönecek olursak; isa'nın doğumundan ölümüne kadar geçen süreyi bilinenden farklı bir biçimde ele almıştır. incil'in aksine onu kutsal bir varlıktan ziyade; hataları, hırsları, heyecanlarıyla daha insani bir biçimde önümüze koymaktadır. hatta bana kalırsa kabil romanında da yaptığı gibi tanrı'yı da daha insani bir düzeye indirgediğini söyleyebiliriz. isa ve tanrı arasında cevap arayışlarına dayalı konuşmalarda bunu görmek mümkün. yine; isa,tanrı ve şeytanın kayıktaki diyalogları kitabın en vurucu kısımlarından biridir. adeta kitap boyunca söylemek istediği her şeyi o diyaloglara dek ustalıkla bekletmiş gibidir.
ve yine bir kabil ilişkisi kuracak olursak; her iki kitap da saramago'nun tanrı'yı alt etme amacının nihai sonucudur. temel olayların kronolojisine sadık kalmış; olay örgüsünü değiştirmek veya çarpıtmak yerine altında yatan sebeplerin, düşüncelerin farklı olduğunu göstermek istemiştir.
devamını gör...
okul hayatım bitti
t: bir adet beşiktaş tribün bestesi.
buradan
tam yılını hatırlayamıyorum fakat bir ara inanılmaz popülerdi.* güzel bir storytelling çalışmasıdır.* kökeninin meşhur karne bestesine dayandığı yönünde rivayetler vardır. sert, yaralayıcı isyankar, hüzünlü, realist üst düzey lirikleri:
"okul hayatım bitti / defteri çöpe attım
mahalleye uğradım / tekelden çarşaf aldım
bira votka sarmadı / ağır bir şey aradım
torbacıya rastladım / 10 liralık ot aldım
kafayı kırdım yine / girmişim triplere
gece eve dönünce / gider koydum pedere
peder 's**t*r git!' dedi / beni evden def etti
'senin gibi bir oğlum / bundan sonra yok!' dedi
kaldım şimdi ortada / çektim gittim bir parka
uzanmışım banklara / dalmışım rüyalara
sevgilim mesaj atmış / 'neredesin aşkım?' yazmış
ben umursamayınca / o da gidip yol almış
hiç kimsem yok hayatta / kaldım beşiktaşımla
o siyah beyazına / canım feda uğruna
milletinin hep omzunda / manitasının kolu
ben de sardım boynuma / siyah-beyaz kaşkolu"
buradan
tam yılını hatırlayamıyorum fakat bir ara inanılmaz popülerdi.* güzel bir storytelling çalışmasıdır.* kökeninin meşhur karne bestesine dayandığı yönünde rivayetler vardır. sert, yaralayıcı isyankar, hüzünlü, realist üst düzey lirikleri:
"okul hayatım bitti / defteri çöpe attım
mahalleye uğradım / tekelden çarşaf aldım
bira votka sarmadı / ağır bir şey aradım
torbacıya rastladım / 10 liralık ot aldım
kafayı kırdım yine / girmişim triplere
gece eve dönünce / gider koydum pedere
peder 's**t*r git!' dedi / beni evden def etti
'senin gibi bir oğlum / bundan sonra yok!' dedi
kaldım şimdi ortada / çektim gittim bir parka
uzanmışım banklara / dalmışım rüyalara
sevgilim mesaj atmış / 'neredesin aşkım?' yazmış
ben umursamayınca / o da gidip yol almış
hiç kimsem yok hayatta / kaldım beşiktaşımla
o siyah beyazına / canım feda uğruna
milletinin hep omzunda / manitasının kolu
ben de sardım boynuma / siyah-beyaz kaşkolu"
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bir televizyon programına başvurdum bundan epey bir zaman önce. salak saçma bir form doldurdum kanalın websitesinden, fotoğraf yükledim vs. neden böyle saçma bir şey yaptım bilmiyorum ama yaptım. her neyse itirafım bu değil.
başvurum olumsuz bir dönüşe bile layık görülmedi. aranmadım.
ee ne var bunda değil mi? bence de öyle. öyleydi. ta ki başvurumdan bir süre sonra, günlerden bir gün mezkur yarışma programını izleyene dek.
söz konusu yarışma ülkenin en çok izlenen televizyon kanallarından birinde yayımlanan bir yemek yarışması.
yorgun argın yemek hazırladım kendime eve geldikten bir süre sonra. yalnız yemek yemekten nefret ettiğim için bir ses, bir hareket olsun diye televizyonu açayım dedim. aa baktım program. başladım izlemeye. güzelce bir kız ve bir aşçı abi yarışıyor. keyifli keyifli izledim. puanlama başladı, kız çok sempatik ama abinin yemeği daha güzel. kız kazanamayacak belli ama keşke kazansa diyorum. sevdim kızı. tatlı, bıcır bıcır bi' şey! bir de profesyonel aşçıların zaten böyle yarışmalarda zayi olmasına gönlüm razı gelmiyor falan. tahmin ettiğim gibi abi önde gidiyor ama, son jürinin puanı açıklanmadan en fazla 10 saniye önce…
o nasıl bir an! tarif etmesi çok güç, insan beyni çok acayip bir şey.
kızın, benim kazanmasını istediğim kızın, o sempatik, o şeker şeyin, sevgilimin eski sevgilisi olduğunu anlıyorum kavrayış anı dedikleri, o salisenin kaç milyonda biri olduğunu bilmediğim anda! büyük aşkı. yarası. benden çok uzun zaman öncesine ait bir hikaye. kızın fotoğrafını görmüştüm alakasız bir şekilde bir zamanlar. biraz değişmiş. ama adı, doğup büyüdüğünü söylediği şehir… kısa süreli bir şok yaşıyorum. en fazla 5 saniyemi alıyor kızın o kız olduğundan emin olmam. arıyorum sevgilimi, televizyonu açmasını söylüyorum. neden diye sorma, ben böyleyim. reklam başlıyor. reklam bitiyor. beni onuyor. kız o kız.
beni bırak çağırmayı, aramaya bile tenezzül etmedikleri programda yarışan kızın kaybedişini izliyoruz evlerimizde telefonu kapatmadan. dünyanın en saçma şeyi.
daha bitmedi.
tesadüf bu ya bahsi geçen kızla ilişkileri yaz aşkı olarak başlamış ve istanbul'dan 3 erkek arkadaş gitmişler kızın o zamanlar yaşadığı şehre. o arkadaşlardan biri de o esnada erkek arkadaşımın evinde. öyle her hafta görüşmezler hee, ayda yılda bir. işler güçler işte, klasik hepimizin bildiği hikayeler…
telefonu kapatıyoruz, arkadaşıyla kim bilir neler konuşuyorlar. eski defterlerin açılmamış olması mümkün değil. bok gibiyim. benim kendimi kötü hissettiğimi biliyor, sen bana yemek yapıyorsun, senin yemeklerin en güzeli o yüzden diyor. sinirleniyorum. ne alakası var? kavga ediyorum. ben ediyorum ama, o susuyor. daha da sinirleniyorum. tanıdıkları vardır öyle girmiştir yarışmaya falan diyor. "zaten sektörün içinde. biliyorsun." allahım rezillik...
her neyse itirafım bu da değil. şu;
bir süre geçiyor. sakinleşiyorum. duşa girip çıkıyorum. oturup bir sigara yakıyorum, halıya bakıyorum. ve soruyorum kendime; seni üzen ne miko? beni aramadıkları yarışmada sevgilimin eski sevgilisinin yarışması... bu cevap bir farkındalığa yol açıyor. üzüntü yerini çok daha güçlü başka bir duyguya bırakıyor. bu an en üzüldüğün anın değil. ama düşün bakalım kendinden daha çok utandığın bir anın var mı? yok. yoktu.
başvurum olumsuz bir dönüşe bile layık görülmedi. aranmadım.
ee ne var bunda değil mi? bence de öyle. öyleydi. ta ki başvurumdan bir süre sonra, günlerden bir gün mezkur yarışma programını izleyene dek.
söz konusu yarışma ülkenin en çok izlenen televizyon kanallarından birinde yayımlanan bir yemek yarışması.
yorgun argın yemek hazırladım kendime eve geldikten bir süre sonra. yalnız yemek yemekten nefret ettiğim için bir ses, bir hareket olsun diye televizyonu açayım dedim. aa baktım program. başladım izlemeye. güzelce bir kız ve bir aşçı abi yarışıyor. keyifli keyifli izledim. puanlama başladı, kız çok sempatik ama abinin yemeği daha güzel. kız kazanamayacak belli ama keşke kazansa diyorum. sevdim kızı. tatlı, bıcır bıcır bi' şey! bir de profesyonel aşçıların zaten böyle yarışmalarda zayi olmasına gönlüm razı gelmiyor falan. tahmin ettiğim gibi abi önde gidiyor ama, son jürinin puanı açıklanmadan en fazla 10 saniye önce…
o nasıl bir an! tarif etmesi çok güç, insan beyni çok acayip bir şey.
kızın, benim kazanmasını istediğim kızın, o sempatik, o şeker şeyin, sevgilimin eski sevgilisi olduğunu anlıyorum kavrayış anı dedikleri, o salisenin kaç milyonda biri olduğunu bilmediğim anda! büyük aşkı. yarası. benden çok uzun zaman öncesine ait bir hikaye. kızın fotoğrafını görmüştüm alakasız bir şekilde bir zamanlar. biraz değişmiş. ama adı, doğup büyüdüğünü söylediği şehir… kısa süreli bir şok yaşıyorum. en fazla 5 saniyemi alıyor kızın o kız olduğundan emin olmam. arıyorum sevgilimi, televizyonu açmasını söylüyorum. neden diye sorma, ben böyleyim. reklam başlıyor. reklam bitiyor. beni onuyor. kız o kız.
beni bırak çağırmayı, aramaya bile tenezzül etmedikleri programda yarışan kızın kaybedişini izliyoruz evlerimizde telefonu kapatmadan. dünyanın en saçma şeyi.
daha bitmedi.
tesadüf bu ya bahsi geçen kızla ilişkileri yaz aşkı olarak başlamış ve istanbul'dan 3 erkek arkadaş gitmişler kızın o zamanlar yaşadığı şehre. o arkadaşlardan biri de o esnada erkek arkadaşımın evinde. öyle her hafta görüşmezler hee, ayda yılda bir. işler güçler işte, klasik hepimizin bildiği hikayeler…
telefonu kapatıyoruz, arkadaşıyla kim bilir neler konuşuyorlar. eski defterlerin açılmamış olması mümkün değil. bok gibiyim. benim kendimi kötü hissettiğimi biliyor, sen bana yemek yapıyorsun, senin yemeklerin en güzeli o yüzden diyor. sinirleniyorum. ne alakası var? kavga ediyorum. ben ediyorum ama, o susuyor. daha da sinirleniyorum. tanıdıkları vardır öyle girmiştir yarışmaya falan diyor. "zaten sektörün içinde. biliyorsun." allahım rezillik...
her neyse itirafım bu da değil. şu;
bir süre geçiyor. sakinleşiyorum. duşa girip çıkıyorum. oturup bir sigara yakıyorum, halıya bakıyorum. ve soruyorum kendime; seni üzen ne miko? beni aramadıkları yarışmada sevgilimin eski sevgilisinin yarışması... bu cevap bir farkındalığa yol açıyor. üzüntü yerini çok daha güçlü başka bir duyguya bırakıyor. bu an en üzüldüğün anın değil. ama düşün bakalım kendinden daha çok utandığın bir anın var mı? yok. yoktu.
devamını gör...
görevi beğenmek olan yazarlar
görev olarak biri bana bunu vermedi ama onlardan biriyim .gurur da duyuyorum, özgür değil miydik? ne oldu fişleniyor muyuz yoksa artı oy basıyoruz diye .kafamda artısal dönüşümler babacım. ne istiyorsunuz 0 artı 0 fav olmak hoşunuza gidiyorsa harbiden atmayalım. bundan sonra okurgeçerim.
devamını gör...
kanser olduğunu öğrenmek
keşke kanser olsam diyen arkadaşı bir gin onkoloji ünitesine davet etmek isterim
devamını gör...
sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı
ölümle yaşam birbirinden ayrılamaz bir bütündür. insan birden ölmez. her aldığı nefes onu bir adım daha yaklaştırır ölüme.
devamını gör...
