türev almak
meslek lisesi mezunu olduğum için üniversitede öğrendiğim keyifli matematik işlemi. integral gibi onu da sonradan tanıdım ama çok sevdim. matematik candır gerisi heyecandır.
devamını gör...
(tematik)
semer
umut_yazar isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
at, katır gibi hayvanlara binen insanların rahat etmesini sağlamak amacıyla kullanılan, atın sırtına yerleştirilen bir eşyadır.
at, katır gibi hayvanlara binen insanların rahat etmesini sağlamak amacıyla kullanılan, atın sırtına yerleştirilen bir eşyadır.
devamını gör...
beğeni alınca mutlu olan yazar
tüm yazarlarımız ama en çok ben ben ben ben...
devamını gör...
günaydın sözlük
güüüünayyydınnnn sevdiceklerim!
ayılmak için bilmem kaçıncı kahveyi içen varsa sıradaki kahvesi benden gelsin!
buyrun siz sevgili sevdiceklerimi kahveye /kahvaltıya beklerim!
kaymakla bal tadında bir gün olsunnn!
ayılmak için bilmem kaçıncı kahveyi içen varsa sıradaki kahvesi benden gelsin!
buyrun siz sevgili sevdiceklerimi kahveye /kahvaltıya beklerim!
kaymakla bal tadında bir gün olsunnn!
devamını gör...
kadınların efendi erkek sevmemesi
efendi erkek olmayan/olamayan ya da olduğunu sanıp haliyle sevilmeyen erkeklerin bahanesi olan önermedir.
'efendi erkek' tanımının iyi yapılması gerekiyor. kişisel kanaatimce efendi erkek; belli bir eğitim düzeyine sahip*, kültürlü, aklı başında, adab-ı muaşeret bilen, çok çeşitli ilgi alanlarına ya da hobilere sahip, skor! peşinde koşmayan kadına değer veren ,kadın ve hayvan haklarına saygılı, kişisel bakımına özen gösteren, duyarlı, düşünceli, kibar erkektir.
ne yazık ki günümüz koşullarında efendi erkeklerin sayısı -neredeyse- yok denecek kadar azdır.
'efendi erkek' tanımının iyi yapılması gerekiyor. kişisel kanaatimce efendi erkek; belli bir eğitim düzeyine sahip*, kültürlü, aklı başında, adab-ı muaşeret bilen, çok çeşitli ilgi alanlarına ya da hobilere sahip, skor! peşinde koşmayan kadına değer veren ,kadın ve hayvan haklarına saygılı, kişisel bakımına özen gösteren, duyarlı, düşünceli, kibar erkektir.
ne yazık ki günümüz koşullarında efendi erkeklerin sayısı -neredeyse- yok denecek kadar azdır.
devamını gör...
bugün beynin için ne yaptın sorusu
beynim küçülmesin ve nöronlarım birbirleriyle olan iletişimini kesmesin diye hipotalamus'umu sevdim.
devamını gör...
hüzün kovan kuşu
güzel bir düş sokağı sakinleri şarkısı.
sözlüğün birinci nesil yazarlarından olan hüzün kovamayan beceriksiz kuşa ilham kaynağı olmuştur. *
sözlüğün birinci nesil yazarlarından olan hüzün kovamayan beceriksiz kuşa ilham kaynağı olmuştur. *
devamını gör...
sarah jio
ağır şekilde eleştirilmeyi hak etmeyen, seattle'ın göz bebeği yazar.
kendisinin mart menekşeleri, yağmur sonrası ve böğürtlen kışı gibi severek okuduğum, hatta sonunda falan ağladığım okunası kitapları var. anlatımı da gayet samimi ve sıkmayan türden. olayları bağlaması da oldukça güzel. e bir yazarda bu özellikler varsa neden okunmasın? edebiyatın usta kalemlerinden değil belki ama bir kez dahi olsa okunmayı hak ediyor.
kendisinin mart menekşeleri, yağmur sonrası ve böğürtlen kışı gibi severek okuduğum, hatta sonunda falan ağladığım okunası kitapları var. anlatımı da gayet samimi ve sıkmayan türden. olayları bağlaması da oldukça güzel. e bir yazarda bu özellikler varsa neden okunmasın? edebiyatın usta kalemlerinden değil belki ama bir kez dahi olsa okunmayı hak ediyor.
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
devamını gör...
hiç bilinen türk ressam olmaması
badanacı hamdi
devamını gör...
ırkçılık
her insanda aşırı sırıtan ve gereksiz duran bir şey bu. türk ırkçısı da, kürt ırkçısı da aşırı itici ve sempatiden uzak oluyor. türk, kürt veyahut başka milletlerin ırkçıları tedavi görmeliler...
ek olarak, böylesine güzel bir sözlük platformunda ırkçı girdilerin girilmesi ne yazık ki sözlüğü inci sözlük'ün ikinci jenerasyonu gibi ergen yuvasına çevirmekle kalmaz, altına dinamit döşeyip sonunu bugünkü inci sözlük haline getirir. moderasyonun bu kısma el atması gerekiyor
ek olarak, böylesine güzel bir sözlük platformunda ırkçı girdilerin girilmesi ne yazık ki sözlüğü inci sözlük'ün ikinci jenerasyonu gibi ergen yuvasına çevirmekle kalmaz, altına dinamit döşeyip sonunu bugünkü inci sözlük haline getirir. moderasyonun bu kısma el atması gerekiyor
devamını gör...
normal sözlük kelimelik turnuvası
kelimelik turnuvası a grubu tüm oyuncularına teşekkür ediyorum. toplam 16 oyun. 11 galibiyet 5 yenilği 38 puan
ozgur1ey 290 - lakleklik 289 (3p)
ozgur1ey 310 - lakleklik 240 (3p)
ozgur1ey 312 - dhıyar 275 (3p)
ozgur1ey 58 - dhıyar 27 (3p)
ozgur1ey 268 - mrwhoareyou 371 (1p)
ozgur1ey 334 - mewhoareyou 376 (1p)
ozgur1ey 299 - yıldırım-16 316 (1p)
ozgur1ey 354 - yıldırım-16 314 (3p)
ozgur1ey 305 - koronasız 325 (1p)
ozgur1ey 360 - koronaız 256 (3p)
ozgur1ey 150 - neogenesis 49 (3p)
ozgur1ey 0 - neogenesis 0 (3p)
ozgur1ey 336 - bensenoha 352 (1p)
ozgur1ey 331 - bensenoha 318 (3p)
ozgur1ey 329 - sir came a lot 282 (3p)
ozgur1ey 300 - sir came a lot 188 (3p)
edit: finale kimler çıkar henüz belli değilken, organizeyi yapan arkadaşlara bir öneri. final maçı kesinlikle 2 dk. oyun olmalı. önceden saati belirlenebilir. sebebi ise, neeeyseeeee!
ozgur1ey 290 - lakleklik 289 (3p)
ozgur1ey 310 - lakleklik 240 (3p)
ozgur1ey 312 - dhıyar 275 (3p)
ozgur1ey 58 - dhıyar 27 (3p)
ozgur1ey 268 - mrwhoareyou 371 (1p)
ozgur1ey 334 - mewhoareyou 376 (1p)
ozgur1ey 299 - yıldırım-16 316 (1p)
ozgur1ey 354 - yıldırım-16 314 (3p)
ozgur1ey 305 - koronasız 325 (1p)
ozgur1ey 360 - koronaız 256 (3p)
ozgur1ey 150 - neogenesis 49 (3p)
ozgur1ey 0 - neogenesis 0 (3p)
ozgur1ey 336 - bensenoha 352 (1p)
ozgur1ey 331 - bensenoha 318 (3p)
ozgur1ey 329 - sir came a lot 282 (3p)
ozgur1ey 300 - sir came a lot 188 (3p)
edit: finale kimler çıkar henüz belli değilken, organizeyi yapan arkadaşlara bir öneri. final maçı kesinlikle 2 dk. oyun olmalı. önceden saati belirlenebilir. sebebi ise, neeeyseeeee!
devamını gör...
buram buram glikozlu ürünler
paketlenmiş dondurmalar.
zaten dondurma lastik gibi sünmüyor, bıçakla kolayca kesiliyor ve yedikçe yemek istiyor insan. glikoz katkısı olduğu besbelli.
zaten dondurma lastik gibi sünmüyor, bıçakla kolayca kesiliyor ve yedikçe yemek istiyor insan. glikoz katkısı olduğu besbelli.
devamını gör...
yazarların hayatını değiştiren kitap
müthiş imreniyorum okuduğu kitapla hayat değiştirenlere, çekinmesem biraz zorlasam kıskanıyorum diyeceğim.nasıl oluyor yahu nedir bu işin esbab-ı mucibesi? bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti... ne cümle ama! ben de okudum o kitapları neyi esirgiyorlar benden de ele avuca sığmayan o hakikatleri serimlemiyorlar önüme. yoksa doğal ışıktan veya gönül gözünden mi yoksunum ben? ulan yoksa anormal miyim ben?
devamını gör...
4 nisan bildirisinden darbe mesajı çıkarmak
(bkz: cui bono)
latince bir deyim olup "kim karlı çıktı?" veya "kimin yararına?" anlamına gelen bu söz, cicero'nun 27 yaşında genç bir hukukçu olarak önünün açıldığı ve ününün iyice yayıldığı, sextus roscius'un savunmasını üstlendiği davanın anahtar sorusudur.
her olayda bir fail ararken bu soruyu (cui bono) göz önünde bulundurarak bakmak yerinde olur.
latince bir deyim olup "kim karlı çıktı?" veya "kimin yararına?" anlamına gelen bu söz, cicero'nun 27 yaşında genç bir hukukçu olarak önünün açıldığı ve ününün iyice yayıldığı, sextus roscius'un savunmasını üstlendiği davanın anahtar sorusudur.
her olayda bir fail ararken bu soruyu (cui bono) göz önünde bulundurarak bakmak yerinde olur.
devamını gör...
içinde çığlık olan şarkılar
devamını gör...
han duvarları
şiiri henüz hiç okumamış yazarlar için amme hizmeti olsun.
han duvarları
-osmanzade hamdi bey'e-
yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
bir dakika araba yerinde durakladı.
neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
ulukışla yolundan orta anadolu'ya.
ilk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
arkada zincirlenen yüksek toros dağları,
önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
ellerim takılırken rüzgârların saçına
asıldı arabamız bir dağın yamacına.
her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.
bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
karşıda hisar gibi niğde yükseliyordu,
sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
gitgide birer ayet gibi derinleştiler
yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"on yıl var ayrıyım kınadağı'ndan
baba ocağından yar kucağından
bir çiçek dermeden sevgi bağından
huduttan hududa atılmışım ben"
altında da bir tarih: sekiz mart otuz yedi...
gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
araya gitti diye içlenme baharına,
huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
soğuk bir mart sabahı... buz tutuyor her soluk.
ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
iki dağ ortasında boğulan bir geçide.
sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
burada son fırtına son dalı kırıyordu...
yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
gönlümde can verirken köye varmak emeli
arabacı haykırdı "işte araplıbeli!"
tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
biz menzile vararak atları çektik hana.
bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"gönlümü çekse de yârin hayali
aşmaya kudretim yetmez cibali
yolcuyum bir kuru yaprak misali
rüzgârın önüne katılmışım ben"
sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
uzun bir yolculuktan sonra incesu'daydık,
bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"garibim namıma kerem diyorlar
aslı'mı el almış haram diyorlar
hastayım derdime verem diyorlar
maraşlı şeyhoğlu satılmış'ım ben"
bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
ey maraşlı şeyhoğlu, evliyalar adağı!
bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
arabamız tutarken erciyes'in yolunu:
"hancı dedim, bildin mi maraşlı şeyhoğlu'nu?"
gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
dedi:
"hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
bizim garip şeyhoğlu buradan geçmemişti...
gönlümü maraşlı'nın yaktı kara haberi.
aradan yıllar geçti işte o günden beri
ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
faruk nafiz çamlıbel
han duvarları
-osmanzade hamdi bey'e-
yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
bir dakika araba yerinde durakladı.
neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
ulukışla yolundan orta anadolu'ya.
ilk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
arkada zincirlenen yüksek toros dağları,
önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
ellerim takılırken rüzgârların saçına
asıldı arabamız bir dağın yamacına.
her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.
bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
karşıda hisar gibi niğde yükseliyordu,
sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
gitgide birer ayet gibi derinleştiler
yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"on yıl var ayrıyım kınadağı'ndan
baba ocağından yar kucağından
bir çiçek dermeden sevgi bağından
huduttan hududa atılmışım ben"
altında da bir tarih: sekiz mart otuz yedi...
gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
araya gitti diye içlenme baharına,
huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
soğuk bir mart sabahı... buz tutuyor her soluk.
ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
iki dağ ortasında boğulan bir geçide.
sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
burada son fırtına son dalı kırıyordu...
yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
gönlümde can verirken köye varmak emeli
arabacı haykırdı "işte araplıbeli!"
tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
biz menzile vararak atları çektik hana.
bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"gönlümü çekse de yârin hayali
aşmaya kudretim yetmez cibali
yolcuyum bir kuru yaprak misali
rüzgârın önüne katılmışım ben"
sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
uzun bir yolculuktan sonra incesu'daydık,
bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"garibim namıma kerem diyorlar
aslı'mı el almış haram diyorlar
hastayım derdime verem diyorlar
maraşlı şeyhoğlu satılmış'ım ben"
bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
ey maraşlı şeyhoğlu, evliyalar adağı!
bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
arabamız tutarken erciyes'in yolunu:
"hancı dedim, bildin mi maraşlı şeyhoğlu'nu?"
gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
dedi:
"hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
bizim garip şeyhoğlu buradan geçmemişti...
gönlümü maraşlı'nın yaktı kara haberi.
aradan yıllar geçti işte o günden beri
ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
faruk nafiz çamlıbel
devamını gör...


