sayıştay raporuna göre altına dinamit çoktan koyulmuş,fitili ateşlenmiş bile..
devamını gör...

kanguru musun kızım sen diyip, ağzının payını vermeniz gerekir.*

ama yapmayın, zira içinden bir pelin su çıkıverir ve hayatınızın zılgıtını yersiniz.*
devamını gör...

bir gün öleceğini bilmek rahatlatır.
hangi gün öleceğini bilmek korkutur

(bkz: bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?)
devamını gör...

başkanlığa evet çıkması.
devamını gör...

kedilerin her kılına, hücresine, bokuna bile hayran bir yazar olarak karar vermekte zorlandığım sorunsal. ama illa bir yer seçmem gerekirse patileri diyebilirim. iç taraftaki pembe boğumlar ayrı güzel, oturdukları zaman ön taraftan pofuduk pofuduk olması ayrı güzeldir. ama burunları da çok güzel. göbüşleri de götü de. öf bilemiyorum, karar veremiyorum altan.
devamını gör...

ekşi sözlük belgeselini izlediyseniz, sözlüğün ilk yıllarında tanışanlar, birbirlerine iş bulmuş, meslek sahibi yapmış, şehirlerarası seyahatlerinde evlerinde misafir olmuşlar, ben bundan çok etkilenmiştim, ama bugün aynı ortamın olduğunu pek düşünmüyorum, sadece sözlükte değil, heryerde..
devamını gör...

kaldı mı böyle adamlar dediğim sorunsaldır ki kaldıysa da aynen devam diyerek destek oluyorum.
masanın üzerine araba anahtarı, cüzdan,telefon bırakan türden daha iyidir.
devamını gör...

hayatıma fazla dahil olması ve artı olarak kendi hayatına -gereğinden fazla- dahil olmamı istemesi. kişisel alan ihlaline girdiği an koşarak uzaklaşıyorum kim olursa olsun.
devamını gör...

tüm yozlasmıslıga ve hayal kırıklıklarına inat hala icinde yasadıgımız topluma dair umutlanmama vesile olmus etkinliktir. insanlıgın pisligine ve dünyanın kötülüklerine karsılık inatla direnen güzel cocuklarımızın yüzünün gülmesine vesile olan her yazara ayrı ayrı iyi dilekler biriktiriyorum. ekonomik olarak oldukca sıkıntı yasadıgım bu ögrencilik hayatımda sigarasız, kitapsız ya da bes kurus parasız kalmak beni asla kolay kolay incitmiyor fakat bu tür güzelliklerde payımın olmaması kötü hissettiriyor. dilerim ki imkanı el verenler kendilerinden cok uzakta yasayan o güzel cocukların yüzlerini güldürmek icin ellerinden geleni yaparlar.
devamını gör...

cengiz ' e iki adet sıcak su torbası
mustafa' ya çikolatalı şeyler.
ali' ye iki kutu ped.

sar abicim.
devamını gör...

kadın seviyordu, adam gidiyordu. belki de daha önce gitmişti adam. bilemiyordu. hayal kırıklıkları ile bakıyordu adamın gidişine, arkasından, biçare. düşündü kadın, tüm geçmişi, güzel zamanları hani.

bu adam da seviyordu onu, hatırladı, biraz daha kahroldu. adam; şiirler, hikayeler yazıyordu kadına. kulağına fısıldıyordu sevgisini, koynunda uyutuyordu kadını. deliler gibi seviştikten sonra terli, ıslak ve sıcak vücutlarıyla sonsuz huzurun kollarında uyuyorlardı birlikte. adam saçlarını okşuyordu kadının, küçük bir çocuğa anlatır gibi masallar anlatıyordu ona. kadın ise adamın sesine büyülenmiş bir şekilde dinliyor, içindeki direnme içgüdüsüne rağmen uyuya kalıyordu çaresizce. göz kapaklarının ihanetine uğruyordu kadın. adam ise şöyle fısıldıyordu kadının ruhuna " sen istesen bile bırakamam ki ben seni". kadın inanıyordu adama, inanmak istiyordu belki de.

kadın; sabah adam uyanmadan, dudaklarının arasına sızıp büyülü öpücüğünü kondurarak, gün doğmadan ayrılıyordu adamın yanından. adam biliyordu kendisi uyurken kadının gideceğini ama aynı zamanda biçare bir şekilde geri döneceğini. hep öyle olmuyor muydu zaten? kadın gelir, gözlerinin içine bakardı adamın, hiçbir söz söylemeden. çünkü ikisi de biliyorlardı ki kelimeler anlatamayacak bazı şeyleri. kadın gözleri ile dokunurdu adamın ruhuna, adam irkilirdi bir anda. sonra geçerlerdi mutfağa. bir şarkı açardı adam. ardından kahve yapan kadını büyülenmiş gibi izlerdi. arkada bir bahar esintisi tabii. camlar açık, perdeler ucuşuyor, yürekleri gibi. kadın kahve pişerken kendine büyülenmiş gibi bakan adama bakıyor, gülümsüyor. adam bu güzel gülüşte takılı kalıyor...

 her akşam başka bir şarkı eşlik ediyor bu kadın ve adama. kadın sade olan kahveleri alıp balkondaki masaya, adamın karşısına oturuyor. şarkı mutfaktan bir bahar esintisi ile duyuluyor. o küçük rüzgar esameleri ulaştırıyor sanki notaları kalplerine. kadın ellerini çenesinin altına koymuş, kocaman bir gülümseme ile dinliyor adamı. adam, her zamanki gibi güzel hikayeler, anılar anlatıyor kadına. kadın üşüyor biraz ama soğuktan değil, karşısındaki adama olan uzaklığından.
adam anlıyor bunu, yanına gidiyor kadının. tutuyor elinden, içeriye sürüklüyor kadını. kadın, neden diye sormadan, neler olacağını bilerek gidiyor adamın ardından. gecenin ilerleyen saatlerinde, karanlık odada  sonsuz oluyor bu iki yarım insan. o zaman anlıyor kadın; iki yarım insan birleşirse eğer, sonsuz bir ruh edermiş aslında.

sonra karanlıkta küçük bir kıvılcım beliriyor. kadının yüzü aydınlanıyor az da olsa. ardından yaktığı sigaranın zehirli dumanını hissediyor ciğerlerinde, belirli belirsiz gülümsüyor buna. adam görüyor bu gülümsemeyi. ay'ın tutulduğu gibi bir kez daha tutuluyor kadına...
ama içten içe o zehire lanetler okuyor. keşke diyor, keşke içmese şu zıkkımı. kadın sigarasını bitirince adamı göğsüne yatırıyor. gecenin karanlığında, ay'ın yalnız ışığıyla kadın adamın yüzünü ezberlemek istercesine gezdiriyor elini yüzünde. sakalları ile oynuyor adamın. gözlerinin üzerinden, her bir kirpik tanesini bile hatırlamak için gezdiriyor elini, sanki bir şeyleri biliyormuş gibi. adam, kadının göğüslerinden gelen koku ile yüzündeki yumuşak ellerin güzelliği ile sakinleşiyor. huzuru tadıyor adam*. daha sonra kadın adamın alnına küçük bir öpücük konduruyor. adam alıyor mesajı."uyumak istiyorum, bana masal anlatır mısın?" anlamına geliyor bu küçük ama anlamlı öpücük. adam kadını yatırıyor göğsüne. kulağına masallar fısıldıyor. daha iki dakika geçmeden anlıyor kadının uyduğunu. ve kulağına fısıldıyor o cümleyi, sigaradan bile zehirli olduğunu bilmeden. "bırakmam seni, sen istesen bile". adam sabah bu kadının gideceğini bilmenin hüznü ve akşam geri geleceğini bilmenin rahatlığı ile dalıyor uykuya. yarın yapacağı şeylerden habersiz...


kısa bir süre sonra uyanıyor kadın. sakin bir şekilde çıkıyor sevdiği adamın koynundan. çıplak bedeninin üzerine geçirmeye başlıyor kıyafetlerini birer birer. çünkü gitmek zorunda, yok başka çaresi. adamın yüzünü en net görebileceği yere oturuyor kadın. ardından küçük bir kıvılcım ve sigaranın dumanı görülüyor yüzünde. pür dikkat, sanki her gece yapmıyormuş gibi inceliyor adamın yüzünü,
hafızasına kazımak ister gibi, sanki bir şeyleri hissetmiş gibi... daha sigarası bitmeden kalkıyor soğuk zeminden. adamın dudaklarına eğiliyor yavaşça, son bir kez tatmak istercesine öpüyor dudaklarını. sessiz adımlarla geçiyor koridordan. eskimiş ayakkabılarını geçiriyor ayağına. kadından geriye, güzel bir adam ve içtiği sigaranın dumanı kalıyor o evde.

ertesi gece başlıyor kabus. kadın gece geliyor yine. tıklatıyor kapıyı tam üç kere. tık tık tık . bu ben geldim sevgilim demek onların dilinde. bekliyor bir müddet fakat nafile. açmıyor adam kapıyı. kadın anlıyor bir şeyler olduğunu. kafasını yavaşça yere eğiyor. yerde bir kağıt. üzerinde anlamsız birkaç kelime. "bir şekilde yapmam gerekiyordu bunu" yazıyor kağıtta. "senin iyiliğin için zor da olsa yapmam gerekiyordu".
kadın içinden okkalı bir küfür savuruyor  bunun üzerine. ne yapmıştı bu adam? ardından koşarak sokağa çıkıyor kadın. etraf zifiri karanlık, göremiyor hiçbir şeyi. oysa adam hep bu şehrin griliginden yakınırdı kadına. şimdi o grilik de kalmamıştı ortada. bir umut önce sağına döndü ardından soluna. bir şey gördü ileride, bir silüet. anladı o adam olduğunu. fakat gidemiyordu adamın yanına. hıçkırıkları ve göz yaşları boğuyordu kadını, oysa bilmezdi bile ağlamayı. koşmak istiyordu kadın, koşup gitme demek istiyordu adama. ama bir şey tutuyordu kadını, gidemiyordu adamın yanına. ve son kez baktı hayal kırıklıklarıyla.

ardından kolunda bir acı hissetti kadın. ne oluyordu böyle? ardından bir sakinlik çöktü üzerine. adamın ona masal anlattığı gecelerde olduğu gibi yenildi göz kapaklarına. ardından hemşire çıktı ve kapattı kapıyı, kadını uykuya bırakarak. belki de sonsuza kadar...
devamını gör...

çok düşündüm başlığı açmak için ama en sonunda açmaya karar verdim. çünkü bu ülkede namusluların da en az namussuzlar kadar sesi çıkmalı diye düşünüyorum.

--- alıntı ---

antalya'da bir genç kadın, mesai sonrası patronunun tanıdığı olan şahsın aracına binerek taksi durağına gitmek üzere yola çıktı. şahıs, kadını arabada dövdü, iş yerine götürüp saatlerce tecavüz etti. o sırada arayan kadının annesine ise 'kızına şu an tecavüz ediyorum' dedi. intihar teşebbüsünde bulunan mağdur, yüzde 99.9 engelli hale geldi.

--- alıntı ---

kadın kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, darp ediliyor, uyuşturucu veriliyor, üstüne üstük bu yaşananlara annesi telefondan birebir şahit oluyor. avukatı dahi tehdit ediliyor. fakat sonunda ne mi oluyor? sanıklar 1 yıldır dışarda. çünkü tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış. edit: (bkz: tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı)

olaylar uzun uzadıya burada anlatılmış. klasik olacak ama umarım adalet yerini bulur.
devamını gör...

kendini epey etkili zanneden bir yazar arkadaşımız, benim başlık düzeltmemi de kendi tanımına bağlamıştı.
devamını gör...

2.yi izlemeye başladığım ve bu yerli yapımların arasında iyi diyebileceğim kadar başarılı bir yapım.

tabi ki bir sanat sineması değil ya da bazılarınızın sözde çok profesyonel bakış açısıyla filmi berbat bulmuş olabilir.
türkiye'de bir kürt meselesi varken bunun mizahi bir açıdan da olsa anlatılmaya çalışılması ki bu rahatsız edici bir üslup değildi benim hoşuma gitti ve çoğu sahnesi beni güldürdü.
yo çok kolay kahkahalar atan biri değilim bu arada.

özellikle sermiyan midyat'ın karısı çok başarılı bir güldürü öğesiydi. uzun lafın kısası ben sevdim bir şans verin derim.
devamını gör...

maalesef büyüktür.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kahkaha attığım başlıktır.
kim napsın sizi burda ayol. biraz kafa dağıtmaya, bilgi edinmeye gelmişiz izdivaç saatine mi denk geldik. haberleri beklerken izdivaç programı izlemek zorunda kalan dede gibiyim şuan.
devamını gör...

bu kadar sevildiğini bilmiyordum.
devamını gör...

ne için yaşadığını bulmak ve anlamak için yaşar.
devamını gör...

bir muhteşem nilgün marmara şiiri.

...


yükselteceğine bir köşesine eğer,
bilseydim bile gerçeklenen bu arzu
sonrasında
zamanlardan kaç zaman
yoksayacağını ucuz benimi,
bu yakıcı isteği yinelemekte engel ne ki?

işit beni yıldız bebeğim bebek yıldızım
esirgeme el uzatışını güçsüzlüğüme
seçilmiş olan eline
zor yaşayanın teslimine!
az bir sevgiyle al beni gökyüzüne, o görkemli
mabede yönetici çemberinin içine!
yıldız tutkunum sana.
devamını gör...

haziran 1958 elbistan doğumlu, güzel bir adamın (bkz: nesimi çimen) güzel bir oğludur.
besteci, söz yazarı ve oyuncudur. aynı zamanda ‘çimen’s yapım’ ın sahibidir.
istanbul devlet konservatuvar mezunudur. babası nesimi’yi 93 madımak katliamı’nda kaybetmiştir. o da çok sevdiği babası için dillerimize pelesenk olmuş (bkz: sen benden gittin gideli)’yi kaleme alıp, bestelemiştir…

on parmağında on marifet olan sevgili mazlum çimen’in tek efsanesi bu şarkı mıdır?
tabii ki hayır…
kendisini çok sevdiğimden yakın takibimdedir. hemen hemen tüm şarkılarını ezbere bildiğimi söyleyebilirim.
bir şarkıyı dinlerken, müziğinden çok önce sözlerine ehemmiyet veririm. bu yüzden mazlum çimen’in bana göre en güzel sözlere sahip şarkısı (bkz: feryâdı isyanım)’dır. ilgili şarkının sözlerini şöyle bırakacağım, müsaadenizle:

‘’mem nelere gark olmadı zin’in ateşi için…
ferhat dağı delmedi mi şirin’in düşü için?
kusur ise her saniye, her yerde seni anmak;
mecnun, az mı yemin etti leyla’nın başı için…

gözlerinin dokunduğu her mekan memleketim
bakıver de uzamasın gurbetim, esaretim
ahmet arif hasretinden prangalar eskitmiş
beni böyle eskitense prangalı hasretin

sana yine sana yandım nesimi ile dün gece
gözlerinle yüzüleyim, bend olayım hallaca
öyle hüküm buyurmuşlar tanrılar divanında
ha ben sana yollanmışım, ha muhammed mirâca

cümle cihan güzellerin yüzlerine ben örsün
gözlerin, balyozu oldu içerimdeki örs’ün
ruhumdaki fırtınalar merih’i usandırdı
nuh’a haber eyleyin de, gelsin de tufan görsün…’’

yine söz ve müziğinin mazlum çimen’in kendisine ait olan en sevdiğim ikinci eseri ise (bkz: sokağın tavanı kadar)’dır. ama bu eserde şöyle bir durum var, mazlum çimen’in şarkılarını çeşitli sanatçıların seslendirdiği (bkz: benim için söylenenler) albümündeki edip bülbül versiyonunu kendi söylediğinden çok daha fazla beğeniyorum. hatta aynı şarkıyı (bkz: edip akbayram) da seslendirmiştir lakin bence yine de edip bülbül versiyonu benim için çok daha muhteşem bir düzenlemedir.

son olarak sevgili mazlum çimen, öyle bir can yücel şiirini bestelemiştir ki, hem şiirin kuvveti bakımından, hem de şarkının bütünlüğü bakımından (bkz: ben hayatta en çok babamı sevdim) mazlum çimen eserleri arasında ilk üçüme girmiştir…

daha önce dinlememişlere önerebileceğim diğer eserleri;

(bkz: az bana gönder)
(bkz: değil misin) özellikle (bkz: jehan barbur) versiyonu çok çok çok başarılıdır.
(bkz: sev beni beni)
(bkz: başımın belası)
(bkz: gel gönül) bunu da aynı albümde (bkz: emre sertkaya) muhteşem bir performansla yorumlamıştır.
(bkz: yar unutamadım)
ve rahmetli (bkz: ihsan yüce) ‘nin şiiri olan ve rahmetli (bkz: mümtaz sevinç) ‘in harikulade seslendirdiği (bkz: ekmek, şarap sen ve ben)’i de öneriyorum…

genellemek gibi olmasın ama bir şeyi altını çizerek belirtmekte hiçbir sakınca görmüyorum:

sinan akçıl dinleyenle olur ama mazlum çimen dinlemeyenle olmaz…

keyifle dinleyiniz, dinletiniz…
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim