osteoporoz
halk arasında kemik erimesi olarak bilinen hastalığın tıp dilindeki ismi. ağrı yapmadığı için sessiz ve sinsi şekilde ilerliyor. yaşlı nüfusun çoğalmasıyla her geçen gün artan bir sağlık sorununa dönüşüyor.
devamını gör...
bir kadını kaybetmenin en kısa yolu
değersiz hissettirmek.
devamını gör...
cherry pie
'90 çıkışlı warrant şarkısı. ablanın birine abayı yakıp o benim tatlış vişneli pastam olur efso lezzetli çok tatlış bi ablamızdır kendisi görsen koca adam halinle var ya ağlarsın ağlar diye sözler yazmışlardır.
devamını gör...
binali yıldırım'ın 4 yıl önce yaptığı konuşmayı erdoğan'ın yapması
metin yazarlarının doğru dürüst çalışmadığının kanıtıdır. kim bilir kaç bin lira maaş alıyorlar.
devamını gör...
zenginlerin bayrak edebiyatı yapması
bu memlekette kimin tuzu kuruysa en fazla bayrak edebiyatı yapan, en fazla şükret diyen o oluyor. çünkü başka derdi yok. laf kalabalığı yaparak gündem olmaya çalışıyor. aksi halde gündemden düşer.
devamını gör...
evde spor yapmak
bu aralar yapmak istiyorum fakat üşengeç olduğumdan dolayı yapamıyorum bir türlü. hareketsiz yaşam tembelleştirir.*
devamını gör...
normal sözlük modlarının android olduğuna inanmaya başlamak
dogrulugunun tartisilmasi bile gereksiz onerme.
siz boyle basliklar actikca sinyal geliyor cipimize, hemen nasil damliyoruz saniyorsunuz?* bugun sozluk’te herkes buyuk resmi goruyor arkadas, butun sirrimiz ifsa oldu.
siz boyle basliklar actikca sinyal geliyor cipimize, hemen nasil damliyoruz saniyorsunuz?* bugun sozluk’te herkes buyuk resmi goruyor arkadas, butun sirrimiz ifsa oldu.
devamını gör...
stola
antik roma'da basit bir giysi veya iç çamaşırı olarak görülen tunik'lerin (kısaca alt giysi işlevi görüyor) üzerine giyilen geleneksel bir giysidir. erkekler toga giyerken kadınlar stola giymiştir. tabii başta her iki cinsiyet de stola giymiş olsa da sonrasında hoş karşılanmadığından (nedenini bilmiyorum fakat stola giyen kadınlara hoş bakılmadığını okumuştum) daha sonrasında stola giymeye başlamışlardır.
toga, sosyal statüyü yansıtırken stola medenî hâli yansıtmıştır. bu yüzden antik roma döneminde stola evli kadınların temel giysisiydi. evlenmemiş veya boşanmış kadınların stola giymesi yasaktı. toga ise tamamıyla sosyal statüyü yansıttığından belli bir kesimdeki erkekler giyerdi. roma yurttaşı olmayanların toga giymesi yasaktı.
stola genellikle kolsuz, kadınların ayaklarına kadar uzanan uzun bir kıyafettir. kişilerin isteğine göre renkli olabilir. fibula adı verilen küçük tokalarla bağlanır. genelde yün veya pamuktan yapılsa da zengin kadınlar ipekten yapılmış stolaları tercih ediyordu.
görselde göstermiş olduğum gibi yeşil kıyafet, sarı tunik'in üzerine giyilen stola'dır. kıyafetlerin en üstünde, omuza atılan mavi kıyafet ise palla'dır.

kaynak: 5 kişilik bir grup slayt ödevimiz. ilgili arkadaşlardan habersiz ne yazık ki isimleri ve ödevi paylaşamıyorum. kendi kısmımı paylaştım.
toga, sosyal statüyü yansıtırken stola medenî hâli yansıtmıştır. bu yüzden antik roma döneminde stola evli kadınların temel giysisiydi. evlenmemiş veya boşanmış kadınların stola giymesi yasaktı. toga ise tamamıyla sosyal statüyü yansıttığından belli bir kesimdeki erkekler giyerdi. roma yurttaşı olmayanların toga giymesi yasaktı.
stola genellikle kolsuz, kadınların ayaklarına kadar uzanan uzun bir kıyafettir. kişilerin isteğine göre renkli olabilir. fibula adı verilen küçük tokalarla bağlanır. genelde yün veya pamuktan yapılsa da zengin kadınlar ipekten yapılmış stolaları tercih ediyordu.
görselde göstermiş olduğum gibi yeşil kıyafet, sarı tunik'in üzerine giyilen stola'dır. kıyafetlerin en üstünde, omuza atılan mavi kıyafet ise palla'dır.

kaynak: 5 kişilik bir grup slayt ödevimiz. ilgili arkadaşlardan habersiz ne yazık ki isimleri ve ödevi paylaşamıyorum. kendi kısmımı paylaştım.
devamını gör...
yazarların evden işe gitme süreleri
eskiden * 2 saatti, bu tempoya 3 sene dayanabildim, sonra yatak odasından çalışma odasına gidilme süresi yani yaklaşık 1 dakika oldu *.
devamını gör...
letrizm
ikinci dünya savaşı sonrası şair isidore isou tarafından kurulmuş, diğer adı harfçilik olan bir şiir akımdır. isou’ya göre, “harf olmayan ya da harf olmayacak hiçbir tinsel (manevi) şey var olamaz.”
sözcüklerin bilinen ve kullanılan anlamlarını reddedip anlamı doğrudan hecelere ve harflere yüklemişlerdir.
sözcüklerin bilinen ve kullanılan anlamlarını reddedip anlamı doğrudan hecelere ve harflere yüklemişlerdir.
devamını gör...
çocuğuna kendi mesleğinden isim vermek
henüz mesleğim yok ama hayalimdeki meslekten yola çıkarak; prompter gel kızım.
devamını gör...
şemsi tebrizi
şemsi tebrizi der ki: mum gibi erimiyorsa insan, yanıyorum dememeli. yanmaktan korkuyorsa kişi, aşk kapısından girmemeli.
devamını gör...
editör
yazılı bir içeriği, verdiği mesajı bozmadan düzelten kişidir. sıklıkla tashih yani düzelti yapan kişiyle karıştırılır. tashih veya düzelti yapan kişi; bir metnin yazım kurallarına uygun olup olmadığını; sözcükler arasında çift boşluk bırakılıp bırakılmadığını; karıştırılabilen sözcüklerin yanlış yazımlarının metinde mevcut olup olmadığını denetler. mesela mevhum yerine mefhum yazılmış mı buna bakar.
günümüzde bunu word gibi programlara eklenen ‘dil denetimi’ özelliğiyle de kısmen yapabiliyoruz. bir güzel çiziveriyor virgülden sonra boşluk bırakmadığın yerleri. harf hatası yaptıysan onun da altına tırtıklı bir çizgi yerleştirip sokuyor gözüne insanın bu programlar.
yok ben bunu insana yaptıracağım dediğimizde bu yapılan şey düzeltidir. düzelti aşamasında kırk fırın ekmek yemiş olması gerekir ki editörlük aşamasına geçebilsin kişi. elbette kendi yazdıkları da kişinin bu ilk basamağa uygun olup olmadığı konusunda en değerli kanıttır. bir düzelti emekçisi arayışındaki yayınevi, başvurudaki niyet mektubunda aptal saptal virgüller gördüğünde o başvuruyu kahve fincanına altlık yapar. bari değerlendireyim de kağıda yazık olmasın diye.
peki ama editör neme nem bir şeydir o halde? metnin daha çok anlam ve üslubuna kafa yorar dersek çok da yanılmış olmayız. anlam yönünden şunları denetler ve öneriler getirir; metin içerisinde aynı kavram için aynı sözcüğün istikrarlı bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı; minicik bir anlam nüansında başka bir sözcüğün başarılı bir şekilde seçilip seçilmediği; zıt anlamlı sözcüklerin yerli yerince kullanılıp kullanılmadığı vb.
üslup yönünden de metnin hedeflenen okur kitlesine başarılı bir şekilde hitap edip etmediğiyle ilgilenir. örnek olarak kadın hakları üzerine yazılmış bir metinde bayan sözcüğünü kullanmışsanız; acımadan çiziverir o cümlenizi editör. ya da çocuklar için yazdığınız bir hikâyede “gölden taşı almak için domalmıştı” yazmanız halinde saçı başı yolarak abv yorumunu ekler bir güzel. akademik bir makalede edilgen çatıyla yazdığınız cümlelerin üstünü çatır çatır çiziverir. aynı makalede “ayrıyeten” gibi akla zarar bir sözcüğü gördüğünde bir daha sittin sene size editörlük yapmamaya yemin edebilir.
sözcük enflasyonu yaptığınız cümlelerin bir editörün hışmından kaçması mümkün değildir. 180 sözcükle allayıp pulladığınız ama pek az şey anlatan o tuhaf cümleyi, anlamını tam olarak koruyarak 50 sözcüğe indiriverir. yayın politikasında asgarî sözcük şartı olan bir derginin editörüyse hele bir de! yemez sizin laf cambazlıklarınızı.
tashih/düzelti ile editörlük arasındaki farkı bilmeyen kişiye bilgisayar programı üzerinde yazım denetimi yaparak bir güzel editörlük ücreti de alabilir kimi zaman. böyle de çakaldır yerine göre.
günümüzde bunu word gibi programlara eklenen ‘dil denetimi’ özelliğiyle de kısmen yapabiliyoruz. bir güzel çiziveriyor virgülden sonra boşluk bırakmadığın yerleri. harf hatası yaptıysan onun da altına tırtıklı bir çizgi yerleştirip sokuyor gözüne insanın bu programlar.
yok ben bunu insana yaptıracağım dediğimizde bu yapılan şey düzeltidir. düzelti aşamasında kırk fırın ekmek yemiş olması gerekir ki editörlük aşamasına geçebilsin kişi. elbette kendi yazdıkları da kişinin bu ilk basamağa uygun olup olmadığı konusunda en değerli kanıttır. bir düzelti emekçisi arayışındaki yayınevi, başvurudaki niyet mektubunda aptal saptal virgüller gördüğünde o başvuruyu kahve fincanına altlık yapar. bari değerlendireyim de kağıda yazık olmasın diye.
peki ama editör neme nem bir şeydir o halde? metnin daha çok anlam ve üslubuna kafa yorar dersek çok da yanılmış olmayız. anlam yönünden şunları denetler ve öneriler getirir; metin içerisinde aynı kavram için aynı sözcüğün istikrarlı bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı; minicik bir anlam nüansında başka bir sözcüğün başarılı bir şekilde seçilip seçilmediği; zıt anlamlı sözcüklerin yerli yerince kullanılıp kullanılmadığı vb.
üslup yönünden de metnin hedeflenen okur kitlesine başarılı bir şekilde hitap edip etmediğiyle ilgilenir. örnek olarak kadın hakları üzerine yazılmış bir metinde bayan sözcüğünü kullanmışsanız; acımadan çiziverir o cümlenizi editör. ya da çocuklar için yazdığınız bir hikâyede “gölden taşı almak için domalmıştı” yazmanız halinde saçı başı yolarak abv yorumunu ekler bir güzel. akademik bir makalede edilgen çatıyla yazdığınız cümlelerin üstünü çatır çatır çiziverir. aynı makalede “ayrıyeten” gibi akla zarar bir sözcüğü gördüğünde bir daha sittin sene size editörlük yapmamaya yemin edebilir.
sözcük enflasyonu yaptığınız cümlelerin bir editörün hışmından kaçması mümkün değildir. 180 sözcükle allayıp pulladığınız ama pek az şey anlatan o tuhaf cümleyi, anlamını tam olarak koruyarak 50 sözcüğe indiriverir. yayın politikasında asgarî sözcük şartı olan bir derginin editörüyse hele bir de! yemez sizin laf cambazlıklarınızı.
tashih/düzelti ile editörlük arasındaki farkı bilmeyen kişiye bilgisayar programı üzerinde yazım denetimi yaparak bir güzel editörlük ücreti de alabilir kimi zaman. böyle de çakaldır yerine göre.
devamını gör...
geceye cevabı olmayan bir soru bırak
aşk sevmektir aslında
"imkansızlıkları yaşamak mıdır sevmek,
yoksa severken imkansız mıdır yaşayabilmek?
zor mudur gözlerine bakarken sevgiyi görmek,
yoksa sevgi midir gözlerindeki tek gerçek?
kolay mıdır bir anda her şeyden vazgeçip gitmek,
yoksa gitmekten vazgeçip, sevmek mi gerek?"
özdemir asaf'tan gelsin o zaman bu gecenin cevapsız sorusu:
sizce aşk, sevmek nedir?
aslında özdemir asaf bunun cevabını da vermiştir:
"bir anda her şeyden vazgeçip gitmek kolaydır nasılsa, ama marifet değil. aşk gitmekten vazgeçip sevmektir aslında"
ama ben yine de sormak istedim herkesin kendince cevapladığı aslında birçok cevabı olan aşk konusu ne kadar cevaplanmaya çalışılsa da tam bir cevabı olamıyor asla. peki sizce nedir bu aşk?
"imkansızlıkları yaşamak mıdır sevmek,
yoksa severken imkansız mıdır yaşayabilmek?
zor mudur gözlerine bakarken sevgiyi görmek,
yoksa sevgi midir gözlerindeki tek gerçek?
kolay mıdır bir anda her şeyden vazgeçip gitmek,
yoksa gitmekten vazgeçip, sevmek mi gerek?"
özdemir asaf'tan gelsin o zaman bu gecenin cevapsız sorusu:
sizce aşk, sevmek nedir?
aslında özdemir asaf bunun cevabını da vermiştir:
"bir anda her şeyden vazgeçip gitmek kolaydır nasılsa, ama marifet değil. aşk gitmekten vazgeçip sevmektir aslında"
ama ben yine de sormak istedim herkesin kendince cevapladığı aslında birçok cevabı olan aşk konusu ne kadar cevaplanmaya çalışılsa da tam bir cevabı olamıyor asla. peki sizce nedir bu aşk?
devamını gör...
güzelim
aşırı güzel hitap şekli.
devamını gör...
hastanede yatak bulamadığı için yaşamını yitiren vatandaş
günün kahreden haberi. çok üzgünüm. siniriliyim. ölmemiştir. resmen öldürülmüştür.
devamını gör...
mutsuzken ders çalışmak
nedense artı bir motivasyon oluyor. mutsuz insanların hırs yaparak dersi daha verimli çalıştığı gabon'lu bilimadamlarınca kanıtlanmıştır.
devamını gör...
yazarların duydukları enfes cümleler
"birine söylediğiniz kırıcı söz, ona söylediğiniz son söz olabilir."
kimin söylediğini bilmiyorum. pek çok hayatı değiştirmiştir, denilebilir.
kimin söylediğini bilmiyorum. pek çok hayatı değiştirmiştir, denilebilir.
devamını gör...

