porcupine domatesi
sıcak iklim ve hafif alkali toprakları seven bu bitkinin diğer adı 'kirpi domates'tir. anavatanı madagaskar olan porcupine domatesi, zehirli ve aynı zamanda çok çabuk yayılan bir bitki.çalı formunda olan bu bitkinin kök ve meyveleri zehirlidir. botanik adı s. pyracanthos olan bitki 'kirpi domates' olarak da adlandırılır. dünyada süs bitkisi olarak yetiştirilir. sıcak iklim ve hafif alkali toprakları sever.
devamını gör...
normal sözlük'te anonim olmak
boy boy fotoğraflarımızı atabileceğimiz sayısız mecra var zaten.
bari burada anonim kalalım.
bari burada anonim kalalım.
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
sevgili olayı.. herkesin bi sevgilisi olmalı mecburmuş gibi hissettirmek zorunda değilsiniz ki
devamını gör...
kafede kitap okuyan tip
kendini akıllı sanan bir tanıdığım kitap kafelere gidip kadın avına çıkıyordu. dediğine göre kitap okuyandan zarar gelmezmiş. tabii kendisi de bu sıra kitap okuyormuş gibi yapıyormuş avlanırken. burdan anlayın artık nasıl kafalar. *
devamını gör...
tohum ölmezse
fransız yazar andré gide tarafından yazılmış olan otobiyografik eser. orijinal ismi si le grain ne meurt olan eser aslında pek çok biyografik eserin sahip olduğu kaçınılmaz donukluktan uzak bir noktada çünkü gide'nin düşünceleri, iç çalkantıları ve yaşama dair bakış açısını gündelik olayların içerisinde sıcağı sıcağına görebilme fırsatı tanıyor. gide zaten içerikten ziyade yazım biçimi ile oldum olası alışılmışın dışında kalan bir isim bence ve kendi hayatından söz ederken de bunun dışına çıkmıyor oluşu en azından beni gülümsetti. yazmak, üstelik kendi hayatını yazabilmek insana her zaman kendi hakkında objektif bir bakış açısı sunmaz. acılarımız başkalarının gördüğünden daha derin gelir veya koca evi gürültü ile dolduran mutluluklarımız başka bir gözde yalnızca sessizlikten ibarettir. her koşulda kendini suçlu veya suçsuz çıkarmak için uğraşan zihinlerimiz olayları görme biçimimizi değiştirir bundan ötürü insanın kendisine objektif bir bakış atmasının zorluğu kaçınılmazdır. gide bu eseri yazarken kendine veya olaylara ne kadar objektif yaklaşabilmiştir tartışılır ama ben bunun sınırlarını olabildiğince zorladığı taraftarıyım. okunmazsa pek bir şey kaybedilmez ama en azından yıllar önce bu sokaktan o zamanlar canlı olan biri geçti, yürürken bunları düşündü ve hissetti düşüncesi içini ısıtan, cesetlerin mazisine karşı ilgi duyan benim gibi insanlar için pahabiçilmez bir kaynak işlevi görüyor eser. baskıcı ve dindar bir anne, kendi içine gömülmüş küçük bir çocuk ve onun olduğu şeye, bugününe dönüşmesini sağlayan olaylar silsilesi sıradan bir hikaye gibi görünüyor olsa bile düşünceler ve gide'nin mazisini yorumlama biçimi oldukça akıcıydı bundan ötürü de keyifli bir okuma deneyimiydi benim için en azından. paris sınırları içerisinde başlayan hikaye cezayir sokaklarına taşmaya başladığında dönemden ziyade gide'nin iç dünyasının ne kadar canlı bir biçimde hatta belki de ete kemiğe bürünmüş bir bir şekilde sıcaklığını ve canlılığını korumayı başarması muazzam bir yazım biçiminin örneği. kitabın içeriği de eser için seçilen ismin ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor zaten. gide'nin bu kadar detayı anımsamasına duyduğum şaşkınlıkla beraber ek olarak ernest hemingway gücenmesin ama andré gide için paris pek şenlik değilmiş.**
je ne veux point me peindre plus vertueux que je ne suis : j’ai passionnément désiré la gloire ; mais ilm’apparut vite que le succès, tel qu’il est offert d’ordinaire, n’en est qu’une imitation frelatée. j’aime être aimé pour le bon motif et souffre de la louange si je sens qu’elle m’est octroyée par méprise. je ne saurais non plus me satisfaire des faveurs cuisinées. quel plaisir prendre à ce qui vous est servi sur commande, ou à ce que des considérations d’intérêt, de relations, d’amitié même, ont dicté ? la seule idée que je puisse être loué par reconnaissance, ou pour désarmer ma critique, ou pour armer mon bon vouloir, enlève d’un coup tout prix à la louange ; je n’en veux plus. car ce qui m’importe avant tout, c’est de connaître ce que vaut réellement mon ouvrage, et je n’ai que faire d’un laurier qui risque de faner bientôt
(kendimi olduğumdan daha erdemli göstermek istemiyorum; şöhret kazanmayı tutkuyla arzu ettim, ama genelde sunulduğu şekliyle popüler başarının, hileli bir taklitten başka bir şey olmadığını çok çabuk gördüm. ben hak ederek sevilmek istiyorum ve yanlış yere bahşedildiğini hissettiğim övgüler canımı sıkıyor. kurgulanmış lütuflar da beni memnun edemez. size sipariş üzerine sunulan ya da çıkar ilişkilerinin dayattığı şeyden nasıl zevk alabilirsiniz? minnettarlık yüzünden, yapacağım eleştirinin önünü kesme ya da iyi niyetimi harekete geçirme amacıyla övüldüğümü düşünmek bile övgünün tüm değerini bir anda yok eder; artık istemiyorum bunu. çünkü benim için en önemli şey, yaptığım çalışmanın gerçek değerinin ne olduğunun bilinmemesidir ve kısa süre sonra solup gitme tehlikesi taşıyan defne dalından bir taçla hiç işim olmaz.)
je ne découvrais rien que je ne l’en voulusse aussitôt instruire, et ma joie n’était parfaite que si elle la partageait. dans les livres que je lisais, j’inscrivais son initiale en marge de chaque phrase qui me paraissait mériter notre admiration, notre étonnement, notre amour.
(keşfedip de hemen onunla paylaşmak istemediğim tek bir şey yoktu ve sevincim ancak onunla paylaşırsam tam oluyordu. okuduğum kitaplarda hayranlığımızı, şaşkınlığımızı, aşkımızı hak ettiğini düşündüğüm her cümlenin kenar boşluğuna onun adının baş harflerini yazıyordum.)
sans doute ceux-là seuls sont-ils capables d’affirmations puissantes, que pousse en un seul sens l’élan de leur hérédité. au contraire, les produits decroisement en qui coexistent et grandissent, en se neutralisant, des exigences opposées, c’est parmi eux, je crois, que se recrutent les arbitres et les artistes. je me trompe fort si les exemples ne me donnent raison. mais cette loi, que j’entrevois et indique, a jusqu’à présent si peu intrigué les historiens, semble-t-il, que, dans aucune des biographies que j’ai sous la main à cuverville où j’écris ceci, non plus que dans aucun dictionnaire, ni même dans l’énorme biographie universelle en cinquante-deux volumes, à quelque nom que je regarde, je ne parviens à trouver la moindre indication sur l’origine maternelle d’aucun grand homme, d’aucun héros. j’y reviendrai.
(kuşkusuz sadece, kalıtımlarının rüzgârıyla tek bir yöne itilenler güçlü iddialara sahip olabiliyorlar. tersine, içinde birbirine zıt ama birbirini dengeleyen talepleri barındırıp büyüten melez varlıklara gelince, sanırım, arabulucular ve sanatçılar bunların arasından çıkıyor. örnekler beni haklı çıkarmazsa, fena halde yanılmış olurum ama, benim sezinler gibi olup işaret ettiğim bu yasa şimdiye kadar tarihçilerin merakını pek kurcalamamış olmalı ki, şu satırları yazdığım cuverville’de elimin altındaki hiçbir biyografide, sözlükte, hatta elli iki ciltlik muazzam biographie universelle’de hangi isme bakarsam bakayım, hiçbir büyük adamın, hiçbir kahramanın anne tarafından kökeni üzerine en küçük bir bilgi göremiyorum.)
je ne veux point me peindre plus vertueux que je ne suis : j’ai passionnément désiré la gloire ; mais ilm’apparut vite que le succès, tel qu’il est offert d’ordinaire, n’en est qu’une imitation frelatée. j’aime être aimé pour le bon motif et souffre de la louange si je sens qu’elle m’est octroyée par méprise. je ne saurais non plus me satisfaire des faveurs cuisinées. quel plaisir prendre à ce qui vous est servi sur commande, ou à ce que des considérations d’intérêt, de relations, d’amitié même, ont dicté ? la seule idée que je puisse être loué par reconnaissance, ou pour désarmer ma critique, ou pour armer mon bon vouloir, enlève d’un coup tout prix à la louange ; je n’en veux plus. car ce qui m’importe avant tout, c’est de connaître ce que vaut réellement mon ouvrage, et je n’ai que faire d’un laurier qui risque de faner bientôt
(kendimi olduğumdan daha erdemli göstermek istemiyorum; şöhret kazanmayı tutkuyla arzu ettim, ama genelde sunulduğu şekliyle popüler başarının, hileli bir taklitten başka bir şey olmadığını çok çabuk gördüm. ben hak ederek sevilmek istiyorum ve yanlış yere bahşedildiğini hissettiğim övgüler canımı sıkıyor. kurgulanmış lütuflar da beni memnun edemez. size sipariş üzerine sunulan ya da çıkar ilişkilerinin dayattığı şeyden nasıl zevk alabilirsiniz? minnettarlık yüzünden, yapacağım eleştirinin önünü kesme ya da iyi niyetimi harekete geçirme amacıyla övüldüğümü düşünmek bile övgünün tüm değerini bir anda yok eder; artık istemiyorum bunu. çünkü benim için en önemli şey, yaptığım çalışmanın gerçek değerinin ne olduğunun bilinmemesidir ve kısa süre sonra solup gitme tehlikesi taşıyan defne dalından bir taçla hiç işim olmaz.)
je ne découvrais rien que je ne l’en voulusse aussitôt instruire, et ma joie n’était parfaite que si elle la partageait. dans les livres que je lisais, j’inscrivais son initiale en marge de chaque phrase qui me paraissait mériter notre admiration, notre étonnement, notre amour.
(keşfedip de hemen onunla paylaşmak istemediğim tek bir şey yoktu ve sevincim ancak onunla paylaşırsam tam oluyordu. okuduğum kitaplarda hayranlığımızı, şaşkınlığımızı, aşkımızı hak ettiğini düşündüğüm her cümlenin kenar boşluğuna onun adının baş harflerini yazıyordum.)
sans doute ceux-là seuls sont-ils capables d’affirmations puissantes, que pousse en un seul sens l’élan de leur hérédité. au contraire, les produits decroisement en qui coexistent et grandissent, en se neutralisant, des exigences opposées, c’est parmi eux, je crois, que se recrutent les arbitres et les artistes. je me trompe fort si les exemples ne me donnent raison. mais cette loi, que j’entrevois et indique, a jusqu’à présent si peu intrigué les historiens, semble-t-il, que, dans aucune des biographies que j’ai sous la main à cuverville où j’écris ceci, non plus que dans aucun dictionnaire, ni même dans l’énorme biographie universelle en cinquante-deux volumes, à quelque nom que je regarde, je ne parviens à trouver la moindre indication sur l’origine maternelle d’aucun grand homme, d’aucun héros. j’y reviendrai.
(kuşkusuz sadece, kalıtımlarının rüzgârıyla tek bir yöne itilenler güçlü iddialara sahip olabiliyorlar. tersine, içinde birbirine zıt ama birbirini dengeleyen talepleri barındırıp büyüten melez varlıklara gelince, sanırım, arabulucular ve sanatçılar bunların arasından çıkıyor. örnekler beni haklı çıkarmazsa, fena halde yanılmış olurum ama, benim sezinler gibi olup işaret ettiğim bu yasa şimdiye kadar tarihçilerin merakını pek kurcalamamış olmalı ki, şu satırları yazdığım cuverville’de elimin altındaki hiçbir biyografide, sözlükte, hatta elli iki ciltlik muazzam biographie universelle’de hangi isme bakarsam bakayım, hiçbir büyük adamın, hiçbir kahramanın anne tarafından kökeni üzerine en küçük bir bilgi göremiyorum.)
devamını gör...
para biriktirme yöntemleri
madeni paralardan başlayarak yapabildiğim aktivite. bir dönem cebimde biriken madeni paraları biriktirmeye başlamıştım ve bu sayede birçok gereksiz harcamanın önüne geçtim. 6 ay gibi bir sürede 600 lira madeni para biriktirmiştim. tabi bu 2017 yılındaydı o zaman şimdiye göre iyi paraydı.
devamını gör...
hayal kırıklığı
katlanılması zor yıkıcı duygu. bir de hayaller kombine yıkıldıysa hangi hayalin ardından üzüleceğini bilemiyorsun.
acıtıyor. bildiğin acıtıyor.
acıtıyor. bildiğin acıtıyor.
devamını gör...
güzel kadınların yakalandıkları tanrıça sendromu
bazen oluyor.
sonra geçiyor.
zararsız bir şey.
öyle kendi kendime.
sonra geçiyor.
zararsız bir şey.
öyle kendi kendime.
devamını gör...
solgun bir gül dokununca
behçet necatigil'in muazzam şiiridir.
çoklarından düşüyor da bunca
görmüyor gelip geçenler
eğilip alıyorum
solgun bir gül oluyor dokununca.
ya büyük şehirlerin birinde
geziniyor kalabalık duraklarda
ya yurdun uzak bir yerinde
kahve, otel köşesinde
nereye gitse bu akşam vakti
ellerini ceplerine sokuyor
sigaralar, kâğıtlar
arasından kayıyor usulca
eğilip alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.
ya da yalnız bir kızın
sildiği dudak boyasında
eşiğinde yine yorgun gecenin
başını yastıklara koyunca.
kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
en çok güz ayları ve yağmur yağınca
alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.
ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
akşamlara gerili ağlarla takılıyor
yaralı hayvanlar gibi soluyor
bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
yollar, ya da anılar boyunca.
alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
solgun bir gül oluyor dokununca.
çoklarından düşüyor da bunca
görmüyor gelip geçenler
eğilip alıyorum
solgun bir gül oluyor dokununca.
ya büyük şehirlerin birinde
geziniyor kalabalık duraklarda
ya yurdun uzak bir yerinde
kahve, otel köşesinde
nereye gitse bu akşam vakti
ellerini ceplerine sokuyor
sigaralar, kâğıtlar
arasından kayıyor usulca
eğilip alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.
ya da yalnız bir kızın
sildiği dudak boyasında
eşiğinde yine yorgun gecenin
başını yastıklara koyunca.
kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
en çok güz ayları ve yağmur yağınca
alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
solgun bir gül oluyor dokununca.
ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
akşamlara gerili ağlarla takılıyor
yaralı hayvanlar gibi soluyor
bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
yollar, ya da anılar boyunca.
alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
solgun bir gül oluyor dokununca.
devamını gör...
mindhunter
amerikan yapımı suç drama türünde internet dizisi diyebiliriz. başlarda biraz yavaş ilerlediği doğru fakat konusu ve gidişatı bakımından bakıldığında severek izlediğim bir dizidir. edmund kemper, charles manson sahneleri muhteşemdi bana göre. gerçek hayatta var olan karakterleri konu alması diziyi keyifli kılmış. buna ek olarak dizi de kurulan suçlu psikolojisini analiz etmeye çalışan ekibin de gerçek hayattan alınması güzel bir tercih, izleyin derim.
devamını gör...
kiracı
kemal sunal'ın önemli filmlerindendir.barınma sorununu tüm netliğiyle sergilemektedir."allah'ın bahşettiği nefesi boşa harcamayalım"diyen ev sahibi sabrınızı zorlar.büyük oğlu metin efsanedir.ilk ev sahibi ile hayri bey'in aynı oyuncu olduğu gözlerden kaçar.
devamını gör...
mustafa salğın
3 eylül 2020'de ağır çalışma koşulları sebebiyle intihar ettiği söylenen, 15 eylülde vefat eden tıp hekimi. buradan
devamını gör...
yazarları korkutan unsurlar
verdiğim emeklerin boşa gitmesinden ve nankörlükten.
devamını gör...
sevgilisi olmayan kişi
insanlar için ilişki aranan bir şey halini aldı. ya da hep öyleydi. belki de öyle olması gerekiyor bilemiyorum. bana kalırsa işin normali yalnız olmak...
neden sevgilim yok ?
çünkü bu zor bir şey. hayatında birinin olması ve daha da önemlisi bunu sürdürebilmek. o yüzden sürekli olarak ilişkisi olan insanların bence ciddi bir efor sarf ediyor olmaları lazım.
şunu anlatmaya çalışıyorum; ilişki, sevgi, aşk meşk, aranacak şeyler değil. aranıp da bulunacak şeyler değil. kaldı ki böyle bir manyaklığa gerek de yok. ilişki, geldiği zaman senin içeri almadan edemeyeceğin bir şey. yani öyle olmalı. işte bu yüzden sevgilim yok.
ortalarda görüşebileceğim bir kişi olmadığı için değil, ortalarda görüşmeden edemeyeceğim biri olmadığı için...
neden sevgilim yok ?
çünkü bu zor bir şey. hayatında birinin olması ve daha da önemlisi bunu sürdürebilmek. o yüzden sürekli olarak ilişkisi olan insanların bence ciddi bir efor sarf ediyor olmaları lazım.
şunu anlatmaya çalışıyorum; ilişki, sevgi, aşk meşk, aranacak şeyler değil. aranıp da bulunacak şeyler değil. kaldı ki böyle bir manyaklığa gerek de yok. ilişki, geldiği zaman senin içeri almadan edemeyeceğin bir şey. yani öyle olmalı. işte bu yüzden sevgilim yok.
ortalarda görüşebileceğim bir kişi olmadığı için değil, ortalarda görüşmeden edemeyeceğim biri olmadığı için...
devamını gör...
pazar günü sabah 8'de kalkan tip
bünyesi bugünü de haftaici günlerden biri sanmış olan tip. (bkz: ben) geri yatacak ama uyuyamayacak. neyse, günaydın dünya.
devamını gör...
hakan günday
yeraltı edebiyatının ünlü isimlerinden biri. epey bir okuyucu kitlesi de var. lakin kitapları beni cezbetmedi o da ayrı.
devamını gör...
tek başına mutlu olabilen insan
insanların inatla anlamadığı, asosyal veya problemli zannettiği kişiler. oysa yalnızlık ekmek gibi su gibi bir ihtiyaçtır.
devamını gör...
makyaj yapan kadın
birazdan olacağım kadın. kat kat süreceğim kremleri ve çize çize yapacağım kontürleri. tuvale resim yapar gibi.
devamını gör...
ayrılığı anlatan en güzel cümle
'ölüm ile ayrılığı tartmışlar, 50 dirhem fazla gelmiş ayrılık..'
karacaoğlan ne kadar güzel özetlemiş aslında..
edit: bir yanlışlık düzeltildi.
karacaoğlan ne kadar güzel özetlemiş aslında..
edit: bir yanlışlık düzeltildi.
devamını gör...
