bir anda gelen saçları kazıtma isteği
değiştirebileceğimiz ve fark edilebilir şeyler sıralamasında ilk sırada olan eylem. bir başkaldırı olarak da görülebilir. cesaret ister ve eyleme geçmek güçtür. bir de yakışıp yakışmama durumu var. o kısma değinmeyeceğim. zira sürpriz bir durum ortaya çıkabiliyor. denemeden bilemiyoruz bazen.
benim de zihnimi yokluyordu bu istek vakti zamanında. ben de artık yeter ben bunu gerçekleştirmezsem aklımı sürekli meşgul edecek ve enerjimi tüketecek dedim ve arkadaşımdan makine ile saçımı sıfıra vurmasını rica ettim. tabiki istemedi ama kararlı olduğumu görünce kabul etti. çok güldük saçlarım kesilirken. özgüven heykeli gibi gezdim bir süre. daha sonra uzadı tabiki ve benim de aklımdan çıkmış oldu.
benim de zihnimi yokluyordu bu istek vakti zamanında. ben de artık yeter ben bunu gerçekleştirmezsem aklımı sürekli meşgul edecek ve enerjimi tüketecek dedim ve arkadaşımdan makine ile saçımı sıfıra vurmasını rica ettim. tabiki istemedi ama kararlı olduğumu görünce kabul etti. çok güldük saçlarım kesilirken. özgüven heykeli gibi gezdim bir süre. daha sonra uzadı tabiki ve benim de aklımdan çıkmış oldu.
devamını gör...
suç ve ceza
bir iple intihar da edebilirsin, salıncak da kurabilirsin.hayatın ipleri senin elinde.
akılda kalan guzel sözlerinden biri.
akılda kalan guzel sözlerinden biri.
devamını gör...
dedublüman
kayıp bir şeyler
var aramızda
bilmediğim halde ziyadesiyle
kaybolmuş
derin bir hal içindeyim
o kadar kolay değil bu
sakladığın hep bir şeyler var
ellerini kaçır tamam ama
gözlerinde ayrılıklar
o kadar ucuz değil bu
o gün de susmuştun ve yüzünde
bilmediğim bir sen
birikmiş, sanki dert olmuş gibi sana
vazgeçmişsin
o kadar kolay değil bu
sakladığın hep bir şeyler var
ellerini kaçır tamam ama
gözlerinde ayrılıklar
o kadar ucuz değil bu
devamını gör...
europa universalis 4
yaklaşık 380 saat oynadığım bir oyundur kendileri. bu saatleri gerçekten zevk alarak geçirdiğimi söylemek istiyorum ama oyunda bazı şeyler var ki beni hafiften oyunu bırakmaya itti. uzun bir süredir de oynamadım.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
devamını gör...
lgbt
hastalık olduğunu düşünenler veya topluma zararlı olduğunu düşünenlere sorsak hümanist, özgürlükçü ve aydın olduğunu söyleyeceklerdir muhtemelen. sizin bakış açınız örneğin köpekleri sevmediği için miyavlamalarını istemek gibi bir şeydir. şimdi biz filmlerden izleyince yuh zencilere ne zulmetmişler veya yahudiler neler çekmiş diyoruz ya, ileride de bizim torunlarımız bizim lgbt’ye bakış açımız için de aynı şeyleri düşünecekler.
devamını gör...
şarkılarla geçtim aranızdan radyo yayını
üniversitenin ilk senesi, kaldığım yurtta kendimi hapishanede gibi hissediyordum. * * arada bahçeye çıkıyordum nefes almak için, çıkış saatleri bitmeden. ellerim cebimde, kulağımda kulaklıklar. çalan parça "kendim ettim, kendim buldum" . bu parça çalar mı bilemiyorum ama çalarsa o zamanlardaki kendime armağan ediyorum tekrar ve koskocaman sarılıyorum :)
devamını gör...
yunanlar medeniyet inşa ederken türkler ne yapıyordu
yoğurdu buluyordu, yunan çalıp adını 'yunan yoğurdu' koysun diye...*
devamını gör...
işçi alacaktım ama mühendis almak daha mantıklı geldi
ne yazık ki vasıflı tayfanın düştüğü rezil durumu gözler önüne seren cümledir.
işveren cebini düşünür, yok öyle "canım cicim hepimiz bu şirketin iyiliği için çalışıyoruz" kimse kanmaz bunlara.
eeee iş böyle olunca işveren vasıfsız eleman alıp 2800₺ vereceğime mühendis alır etinden sütünden yararlanır, bin işi bir adama yaptırır üstüne de 4000₺ verir kar ederim diye düşünür.
olan da akranları yan gelip yatarken orada burada boş boş takılırken tembellik yaparken, gece gündüz ders çalışıp dirsek çürütenlere olur.
kimse kusura bakmasın ama bu tembelliğe teşvik, vasıfsızlığa iltifattır.
işveren cebini düşünür, yok öyle "canım cicim hepimiz bu şirketin iyiliği için çalışıyoruz" kimse kanmaz bunlara.
eeee iş böyle olunca işveren vasıfsız eleman alıp 2800₺ vereceğime mühendis alır etinden sütünden yararlanır, bin işi bir adama yaptırır üstüne de 4000₺ verir kar ederim diye düşünür.
olan da akranları yan gelip yatarken orada burada boş boş takılırken tembellik yaparken, gece gündüz ders çalışıp dirsek çürütenlere olur.
kimse kusura bakmasın ama bu tembelliğe teşvik, vasıfsızlığa iltifattır.
devamını gör...
kitaplarda en sinir bozan durum
özellikle rus klasiklerinde bulunan isimlerdir.
bir sürü birbirine benzer uzun uzun isimler insanın çok canını sıkıyor.
bir sürü birbirine benzer uzun uzun isimler insanın çok canını sıkıyor.
devamını gör...
bisküviyi çaya batırıp yemek
petibörü çaya batırmak.. sıcak çayın etkisiyle çayın içine düşen petibör..petibörü yarı yolda kaybetmek..petibörü çay kaşığıyla kurtarma çabaları.. aşırı zevk alıyorum şu olaydan.
devamını gör...
18 yaşından küçük sözlük yazarları
o bıcırıklardan biri de benim * merhaba!
devamını gör...
bayan yanı yolculuk yapmanın yasaklanması gerekliliği
yine başımıza sardınız lucifer'ı. helal olsun.
devamını gör...
128 milyarı sormak ihanetin ve melanetin maskesidir
zamanında
'akp pkk'dan daha tehlikelidir'' ve ''erdoğan'dan hesap sormazsam namussuzum''
da demiş olan bir devlet bahçeli yorumu.
maskeli balo şarkısı eşliğinde dinleyiniz...
buradan
'akp pkk'dan daha tehlikelidir'' ve ''erdoğan'dan hesap sormazsam namussuzum''
maskeli balo şarkısı eşliğinde dinleyiniz...
buradan
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
maalesef ki benim annem bir çocuk gelin, 17 yaşındayken beni dünyaya getirmiş, 2 kg doğmuşum, "yaşamaz" demişler, yaşamışım, göreceğim acı tatlı günlerim varmış meğer...
devamını gör...
kanije seferi
sadrazam damad ibrahim paşa ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşanın 14 ağustos - 30 kasım 1600 tarihleri arasında süren seferidir.
ibrahim paşa 3 ay 17 gün sürecek kanije seferi için belgrad'dan ayrıldı. 22 ağustosta essek'e geldi. aynı gün budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa emrindeki birliklerle orduya katıldı. hasan paşa, peç yakınlarında baranyavar'da bir alman ordusunu yok etmişti.
essek'te toplanan harp divanında hasan paşa kanijenin üzerine yürünmesini teklif etti. kendinden daha tecrübeli bir asker olan hasan paşanın sözünü dinleyen ibrahim paşa bu teklifi kabul etti.
ibahim paşa ve ordusu kanije üzerine yürürken karşılarına çıkan babofca kalesini 3 günlük bir muhasarnın ardından aldı. drava boyundaki bu kale birkaç sene evvel almanların eline geçmişti. tiryaki hasan paşa babofça da ordudan ayrıldı. ibrahim paşa onu budin beylerbeyi tayin etmişti. aynı zamanda rumeli beylerbeyi olan ve gelecekte sadrazam olacak olan lala mehmet paşa budin'den ayrıldı ve ibrahim paşanın ordusuna katıldı. kanijeye gelirken sınırdaki iki kaleyi daha kuşattı ve fethetti. ardından 10 gün sonra orduy-ı hümayun 10 eylül günü kanijeye ulaştılar ve 40 gün sürecek olan kanije muhasarası başladı.
türklerin "kanije", macarların "nagy-kanisza" almanların "gross-kanisa" dedikleri bu son derece müsthkem kalesiyle meşhur mühim şehir, balaton gölü ile drava nehri arasındadır. vaktiyle türkler'de iken almanların eline geçmiştir.
muhasaranın 13. gününde, 24 eylülde kanije barut mahzeninin havaya uçurulması, kalenin fethine giden yolda en önemli olaydır diyebiliriz. bu hadise türk milletinin kahramanlık destanları arasında yerini almıştır. şöyle ki: kanije'de esir tutalan 170 türk vardı. bunların içinde türk kadın ve çocuklar da bulunuyordu. almanlar, muhasara başlayınca bunları barut mahzeninin yanına toplu bir şekilde hapsetmiş ve kalede herhangi bir sabotaj ihtimalinin önüne geçmek istemişlerdir. tabi bunu yaparken doğal olarak türklerin, kendi hayatlarını ve çocuklarının hayatını dahi düşünmeden baruthaneyi patlatabileceklerini hesap etmemişlerdi.
fakat akla getirilmeyen hiç getirilmeyen o ihtimal vuku buldu. türkler mahzeni ateşe verip havaya uçurdular, tabi içlerinde kendileri de havaya uçtular. almanlar bu olayın neticesinde barutsuz kaldılar ve bütün alman topları sustu. yalnızca tüfek ateşiyle karşılık vermeye başladılar. fakat 7 ekimde 100 top taşıyan 40 bin kişilik bir alman ordusunun kanijeye gelmesi, türklerin durumunu sarstı ve kanijenin fethini geciktirdi. lorraine dukası prens emmanuel mercouer'ün kumanda ettiği bu ordu, türklere karşı taarruza geçti. yeniçeriler kaçıştılar fakat tımarlı sipahiler ve budin birlikleri şiddetle karşı koydular ve prens ağır zayiat vererek kanijeyi kaderine terk ederek kendi canını zor kurtardı.
22 ekimde kanije, teslim olmaya karar verdi. teslim şartlarına göre kalede bulunan 76 top haricinde herşeyi alabileceklerdi. alman tarihçi hammer'ın aktardığına göre almanlar, çocuk beşiklerine ve tavuk kafeslerine kadar her şeylerini aldılar ve sukunetle kendilerini seyreden türk ordusunun arasından geçip gittilerç yine hammer'a göre türkler eşyalarını taşıyabilsinler diye almanlar'a birkaç tane deve hediye ettiler.
kanijenin düşmesi üzerine civardaki birkaç kale de kendiliğinden teslim oldu. bu suretle almanlardan eğri ve kanije gibi iki kale fethedilmiş fakat estergon ve yanık gibi iki mühim kale de kaybedilmişti. ibrahm paşa kanijeyi eyalet merkezi yaptı. peç, sigetvar, osiek ve sikloş sancakları, budin eyaletinden alınıp, kanije eyaletine bağlandı. köstendil sancak beyi arnavut hasan bey ilk kanije beylerbeyi oldu. kanije'ye 5 bin askerden oluşan bir garnizon tahsis edildi. daha sonra ibrahim paşa bu eyalete daha tecrübeli birini getirmek istedi ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa kanije beylerbeyi olarak buraya verildi.
kanije'de büyük bir camii inşa edildi. bu mühim fetih, istanbul'da ve diğer eyaletlerde üç gün üç gece şenlik yapılarak kutlandı.
ibrahim paşa 3 ay 17 gün sürecek kanije seferi için belgrad'dan ayrıldı. 22 ağustosta essek'e geldi. aynı gün budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa emrindeki birliklerle orduya katıldı. hasan paşa, peç yakınlarında baranyavar'da bir alman ordusunu yok etmişti.
essek'te toplanan harp divanında hasan paşa kanijenin üzerine yürünmesini teklif etti. kendinden daha tecrübeli bir asker olan hasan paşanın sözünü dinleyen ibrahim paşa bu teklifi kabul etti.
ibahim paşa ve ordusu kanije üzerine yürürken karşılarına çıkan babofca kalesini 3 günlük bir muhasarnın ardından aldı. drava boyundaki bu kale birkaç sene evvel almanların eline geçmişti. tiryaki hasan paşa babofça da ordudan ayrıldı. ibrahim paşa onu budin beylerbeyi tayin etmişti. aynı zamanda rumeli beylerbeyi olan ve gelecekte sadrazam olacak olan lala mehmet paşa budin'den ayrıldı ve ibrahim paşanın ordusuna katıldı. kanijeye gelirken sınırdaki iki kaleyi daha kuşattı ve fethetti. ardından 10 gün sonra orduy-ı hümayun 10 eylül günü kanijeye ulaştılar ve 40 gün sürecek olan kanije muhasarası başladı.
türklerin "kanije", macarların "nagy-kanisza" almanların "gross-kanisa" dedikleri bu son derece müsthkem kalesiyle meşhur mühim şehir, balaton gölü ile drava nehri arasındadır. vaktiyle türkler'de iken almanların eline geçmiştir.
muhasaranın 13. gününde, 24 eylülde kanije barut mahzeninin havaya uçurulması, kalenin fethine giden yolda en önemli olaydır diyebiliriz. bu hadise türk milletinin kahramanlık destanları arasında yerini almıştır. şöyle ki: kanije'de esir tutalan 170 türk vardı. bunların içinde türk kadın ve çocuklar da bulunuyordu. almanlar, muhasara başlayınca bunları barut mahzeninin yanına toplu bir şekilde hapsetmiş ve kalede herhangi bir sabotaj ihtimalinin önüne geçmek istemişlerdir. tabi bunu yaparken doğal olarak türklerin, kendi hayatlarını ve çocuklarının hayatını dahi düşünmeden baruthaneyi patlatabileceklerini hesap etmemişlerdi.
fakat akla getirilmeyen hiç getirilmeyen o ihtimal vuku buldu. türkler mahzeni ateşe verip havaya uçurdular, tabi içlerinde kendileri de havaya uçtular. almanlar bu olayın neticesinde barutsuz kaldılar ve bütün alman topları sustu. yalnızca tüfek ateşiyle karşılık vermeye başladılar. fakat 7 ekimde 100 top taşıyan 40 bin kişilik bir alman ordusunun kanijeye gelmesi, türklerin durumunu sarstı ve kanijenin fethini geciktirdi. lorraine dukası prens emmanuel mercouer'ün kumanda ettiği bu ordu, türklere karşı taarruza geçti. yeniçeriler kaçıştılar fakat tımarlı sipahiler ve budin birlikleri şiddetle karşı koydular ve prens ağır zayiat vererek kanijeyi kaderine terk ederek kendi canını zor kurtardı.
22 ekimde kanije, teslim olmaya karar verdi. teslim şartlarına göre kalede bulunan 76 top haricinde herşeyi alabileceklerdi. alman tarihçi hammer'ın aktardığına göre almanlar, çocuk beşiklerine ve tavuk kafeslerine kadar her şeylerini aldılar ve sukunetle kendilerini seyreden türk ordusunun arasından geçip gittilerç yine hammer'a göre türkler eşyalarını taşıyabilsinler diye almanlar'a birkaç tane deve hediye ettiler.
kanijenin düşmesi üzerine civardaki birkaç kale de kendiliğinden teslim oldu. bu suretle almanlardan eğri ve kanije gibi iki kale fethedilmiş fakat estergon ve yanık gibi iki mühim kale de kaybedilmişti. ibrahm paşa kanijeyi eyalet merkezi yaptı. peç, sigetvar, osiek ve sikloş sancakları, budin eyaletinden alınıp, kanije eyaletine bağlandı. köstendil sancak beyi arnavut hasan bey ilk kanije beylerbeyi oldu. kanije'ye 5 bin askerden oluşan bir garnizon tahsis edildi. daha sonra ibrahim paşa bu eyalete daha tecrübeli birini getirmek istedi ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa kanije beylerbeyi olarak buraya verildi.
kanije'de büyük bir camii inşa edildi. bu mühim fetih, istanbul'da ve diğer eyaletlerde üç gün üç gece şenlik yapılarak kutlandı.
devamını gör...
sanat
nietzsche'e göre sanat varoluşun getirdiği acı ve kederlerine tahammül edebilmemizin tek yoludur. varoluşu haklı çıkarabilecek yegâne şey sanattır. yaşamın anlamsızlığının bile sanatı güçlendirebileceğini savunur nietzsche. yaşam estetize edildiğinde değer kazanır. varoluşun dehşeti karşısında estetik bakış açısı insanı hiçlikten kurtarır.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
sayın bezmenler, lütfen açar mısınız efendim kapıyı?
devamını gör...
burhan kuzu
gezi direnişi esnasında yazdığım bir tivite “ şeytanla berabersin “ yazmış olan anayasa hukukçusudur.
yakın zamanda hayatını kaybetmiş olsan burhan kuzu’yla böyle bir etkileşim yaşamış olmak beni ne kadar şaşırtmıştı anlatamam ama anlatmaya çalışacağım.
o dönemler yaşadığım şehirde gezi direnişi sadece sosyal medya üzerinden yapıldığı için ben de bu yolla destek veriyordum. gezide direnen arkadaşlara destek amaçlı içinde ne hakaret, ne küfür, ne de provokatif ifadeler bulunan bir paylaşım yapıp evden çıktım.
saatler sonra eve geldiğimde etkileşimden göz gözü görmüyordu. önce bir hata olduğunu düşündüm. çünkü bu kadar etkileşimi hesabı açtığımdan beri toplamda almamıştım.
sonra ne olduğunu anlamaya çalıştım ve benim paylaşımının altına burhan kuzunun yukarıda söylediğim cümleyi yazdığını gördüm.
olay tamamıyla saçma bir olay. nerden baksan tutarsızlık. koca profesörün benim bir roman kahramanı adıyla açılmış hesaptan yaptığım paylaşıma cevap vermesine mi yanayım, yoksa insanların yeni che’ye kavuşmuş gibi beni desteklemek için tivit üstüne tivit atmalarına mı yanayım?
benim için hala gizemini koruyan bir olaydır. burhan kuzu artık hayatta olmadığı için de çözülemeyen gizemler dükkanında yerin almıştır.
yakın zamanda hayatını kaybetmiş olsan burhan kuzu’yla böyle bir etkileşim yaşamış olmak beni ne kadar şaşırtmıştı anlatamam ama anlatmaya çalışacağım.
o dönemler yaşadığım şehirde gezi direnişi sadece sosyal medya üzerinden yapıldığı için ben de bu yolla destek veriyordum. gezide direnen arkadaşlara destek amaçlı içinde ne hakaret, ne küfür, ne de provokatif ifadeler bulunan bir paylaşım yapıp evden çıktım.
saatler sonra eve geldiğimde etkileşimden göz gözü görmüyordu. önce bir hata olduğunu düşündüm. çünkü bu kadar etkileşimi hesabı açtığımdan beri toplamda almamıştım.
sonra ne olduğunu anlamaya çalıştım ve benim paylaşımının altına burhan kuzunun yukarıda söylediğim cümleyi yazdığını gördüm.
olay tamamıyla saçma bir olay. nerden baksan tutarsızlık. koca profesörün benim bir roman kahramanı adıyla açılmış hesaptan yaptığım paylaşıma cevap vermesine mi yanayım, yoksa insanların yeni che’ye kavuşmuş gibi beni desteklemek için tivit üstüne tivit atmalarına mı yanayım?
benim için hala gizemini koruyan bir olaydır. burhan kuzu artık hayatta olmadığı için de çözülemeyen gizemler dükkanında yerin almıştır.
devamını gör...
hızlı konuşan insan
kelimeleri taramalı tüfek gibi,es vermeden yutkunmadan soluk almadan anlamsız bir şekilde ağzından çıkaran insandır.
ben böyle insanları görünce, tuvalet ihtiyacı varmışta hala konuşmak istiyormuş gibi algılıyorum.
anlamıyoruz dostum seni hiç birimiz.
edit:umarım bu başlık altında tartışma çıkmaz, seviyorum ben hepinizi. hızlı konuşsanızda yavaş konuşsanızda.
ben böyle insanları görünce, tuvalet ihtiyacı varmışta hala konuşmak istiyormuş gibi algılıyorum.
anlamıyoruz dostum seni hiç birimiz.
edit:umarım bu başlık altında tartışma çıkmaz, seviyorum ben hepinizi. hızlı konuşsanızda yavaş konuşsanızda.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilişki durumu
evli, mutlu, üç çocuklu.
devamını gör...