benim için puslu kıtalar atlasının giriş cümleleridir.
ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki, kun-ı kâinattan 7079, isa mesih'ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.
devamını gör...

aynı anda farklı kararların uygulanması dahilinde karmaşa olacağını anlatan atasözü.

buna çok uzak olmayan bir örnek olarak mutfakta yapılan bir yemekte görmek mümkün.
yardım ediliyor zannedilirse de genelde ayak bağı olunur, bu yüzden mutfaktaki kişi etrafında kimse olmasın ister.
devamını gör...

kasma kendini tatlim hayatin muhtesem olacak demeyi cok isterdim ama maalesef bu zamana kadar gorduklerin fragmandi film simdi basliyor..alacakaranlik kusagindan az dramdan fazla macera ask entrika hepsi bu film de.. kasavet hep kasavett..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkçe'de muhteşem demektir.

bu da ilk nickaltıdır.
devamını gör...

jenerasyondaş sayıldığım yazar.
arada sırada bir tatlı dedikodu yapıyoruz, sanki dersin 40 yıllık karşı komşum.
pek çok ortak noktamız olunca, aynı şeylere, yaza yaza gülebiliyoruz.
bir ara seninle, sözlükte kadın günü grubu ya da kulübü mü kursak ne dersin?
olur mu, olur.
daha da bu sözlükte takılalım, daha da kaynatalım matçım ablam işşallah. *
devamını gör...

bilemezsin ki. kendini size hangi maskesiyle takdim ediyorsa o şekilde tanırsınız. kendini saf gibi çok birşey bilmez gibi tanıtıyorsa? ama haftada bir kaç kitap okuyorsa? bu yüzden akıcı konuşmaya katılmıyorum. hala akıcı konuşamayan ve telaffuzunda, çok kitap okumasına rağmen, bozukluk olan kişiler var. biri ben.
devamını gör...

vaktiyle şiirlerimi kişisel hesabımda paylaşmaya başladığımda karşılaştığım durumdur. beğeniler yarı yarıya düşüyor anlamıyorum, aslında tipim şiirlerimden daha kötü onlar nasıl daha çok like alıyor. sanırım insanlar suya sabuna dokunmaktan korkuyor, düşüncelerini kendine sakla kardeşim bizi uğraştırma iki foto at beğenip geçelim.
devamını gör...

pandemide tavan yapan durum.
devamını gör...

senin çocuğunda sana yaparsa anlarsın beni.
devamını gör...

çok pardon da kafayı yemiş erkektir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sevilir sevilmez ama en temiz en net cevabı okuduklarım arasında kendisi vermiştir.


ırak'ta ve vietnam'da milyonlarca cana mal olan, yüz binlerce kızıl deriliyi vahşice katleden ve bitmiş bir dünya savaşı sonrası deney yapmak için japonya'ya iki tane atom bombası atan bir toplumun başkanı olarak türkiye'ye soykırım suçlaması yapmak biden'ın haddi değildir!


buradan
devamını gör...

edebiyatta ve tiyatroda karakterin kendi kendine konuştuğu bölümlerdir, kendi kendine konuşmaktır.
post-modern romanda ise iç-monolog hakimdir, yani kendi içinden konuşmak. buna örnek olarak aylak adam (kitap) ve anayurt oteli (kitap) romanları gösterilebilir. bilinç akışı tekniğinin tersine -kusursuz olmasa da- düzen ve anlam vardır.
bilinç akışı tekniğinde ise düzen ve anlam karaktere özeldir, alâkasız kelimeler sıkça görülebilir.
devamını gör...

hem bu gündür, hemde çanakkale'de denizde yenilmesi imkansız görünen düşman kuvvetlerinin geri çekildiği zaferimizin günüdür.

savaşı tekrar farklı ağızdan tasvire ve önemini nitelemeye gerek yok mehmet akif kendine has üslubu ile muazzam bir şekilde açıklamıştır.
allah vatanı ve dini için can verenlere rahmet etsin.

şiiri dinlemek isteyenler için kaynak

şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyada eşi?
en kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
tepeden yol bularak geçmek için marmara’ya
kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
nerde -gösterdiği vahşetle- “bu bir avrupalı!”
dedirir: yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

eski dünya, yeni dünya, bütün akvâm-ı beşer,
kaynıyor kum gibi… mahşer mi, hakikat mahşer.
yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
ostralya’yla beraber bakıyorsun: kanada!

çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
hani, tâ’ûna da zuldür bu rezil istilâ!

ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
öyle müdhiş ki: eder her biri bir mülkü harâb.

öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
o ne müdhiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer…

kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
çünkü te’sis-i ilâhî o metin istihkâm.

sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
bu göğüslerse hudâ’nın ebedî serhaddi;
“o benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme” dedi.

âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
o, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
bir hilâl uğruna, yâ rab, ne güneşler batıyor!
ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhid’i…
bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
“bu, taşındır” diyerek kâ’be’yi diksem başına;
ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
yedi kandilli süreyyâ’yı uzatsam oradan;

sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
şarkın en sevgili sultânı salâhaddin’i,
kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran…
sen ki, islâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

o demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… heyhât!
sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
sana âguşunu açmış duruyor peygamber.

mehmet akif ersoy
devamını gör...

türkçeye umudunu kaybetme olarak çevrilen gerçek bir hikayeden esinlenilen will smith'in başrolde olduğu film.

geçimini kemik yoğunluğunu ölçen bir aleti doktor doktor gezerek satmaya çalışan chris gardner işlerinin kötü gitmesinden dolayı ev kirasını ve birçok masrafı karşılayamaz hale geliyor, ardından ev içindeki huzurun bozulması ile birlikte eşi terk ediyor ve oğluyla beraber geçimini sağlamaya çalışıyor.
yaşanan ciddi parasızlıktan dolayı evinden kovulan, çocuğu için günlük bakım evi gibi yerlerde sırada bekleyen karakter parasızlığın ne kadar zor olduğunu o kadar güzel anlatıyor ki...
bu durumdan sadece kendin olsan bu kadar etkilenmezsin ancak işin içine evlat girince babanın yüreğinin yanmaması düşünülemez bile, çok zor..

bu sırada bir firmada ücretsiz staj yapan. chris gardner yoğun azim ve zekasıyla filmin sonunda işi kapıp hayatına devam ediyor.

kariyerinin devamında cebinde 1 dolar bulunmayan karakter milyoner bir insan oluyor.
devamını gör...

roma ile ilgili aynı yorumu yazıp bunun için özür dileyecek kadar kibar ve benim gibi manager hastası yazar arkadaşım.mahlasını her gördüğümde oyunu açmamak için zorlanıyorum.kurup başlarsam sorumlusu sensin ona göre!
devamını gör...

niyetin daha önemli olduğunu düşündüğüm sorunsal.

kohlberg ‘in ahlak gelişimi kuramına göre insanlarda ahlak gelişiminin aşamaları vardır.

birinci seviyede bir davranışın arkasındaki motivasyon ceza veya ödüldür. bir kişi ceza almamak için vergisini ödeyebilir. para ödülü kazanmak için bulduğu köpeği sahibine götürebilir. yapılan eylemlerin sonucu güzel görünüyor değil mi? ama aslında niyet o kadar da saygıdeğer değil.

daha üst aşamalarda başkalarının mutluluğu ve bir gruba dahil olma amaçlanır. örneğin bir şarkıcı çok vergi verip veya sosyal sorumluluk projelerinde yer alıp bununla prestijini arttırabilir.

dördüncü aşamada bireylerin beklentileri yerine yasalar ve toplumsal normlar ön plandadır. ekonomik düzenin işlemesi için pandemi vb şartlara rağmen vergilerin toplanmasının savunulması gibi.

beşinci aşamada insani değerlerle çatışan yasalar eleştirilir ve demokratik yollarla değiştirilmeye çalışılır. mesela az kazanandan oran olarak daha az vergi alınması, çok kazanandan oran olarak daha fazla vergi alınması.

altıncı aşamada ahlaki ilkeleri ihlal eden kurallara uyulmaz. bireyin haklarına saygı esastır. örneğin robin hood’un zenginden alıp fakire vermesi.

robin hırsızlık yapıyor, ilk örnekteki adam ise yakalanıp ceza yememek için vergisini veriyor. birisinin eylemi kötü, birisinin eylemi iyi görünüyor ama kim daha ahlaklı? davranışlarını yönlendiren niyete bakmak gerekir.

örnekleri ben buldum, hatalı da olabilirim. ama konuyla ilgili kabaca bir fikir için aşağıdaki bağlantıya gözatabilirsiniz.

kaynak
devamını gör...


bir başkadır dizisi farklı sosyo-ekonomik geçmişlerden gelen ve istanbul'un renkli ve canlı hayatında şaşırtıcı tesadüflerle yolları kesişen kendine özgü bir grup karakteri konu alıyor. bu karakterler ya yeni bir yola yürümek ya da karmaşık bir geçmişle hesaplaşmak zorunda kalıyor.
devamını gör...

yaptığım hesaba göre buradan ta mars'a kadar 2-3 kere götürüp getirecek köprü ölçüsü.

araba filan verseler bari, o kadar yol valla yürünmez, atarım kendimi aşağıya.
devamını gör...

(bkz: altından kalkmak)
(bkz: üstesinden gelmek)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim