cemal süreya
internet ortamlarında adına en fazla saçma sapan söz yazılmış şairdir.
"cennet cennet dedikleri, birkaç köşk, birkaç huri" yazıp altına cemal süreya ismini iliştir, neredeyse ona bile inanacaklar.
"cennet cennet dedikleri, birkaç köşk, birkaç huri" yazıp altına cemal süreya ismini iliştir, neredeyse ona bile inanacaklar.
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
ve ben simsiyah bir gecenin koynunda yapayalnız bekliyorum.
görüyorum, duyuyorum.
bir gün gelecek dönence biliyorum…
çaya barış abi'yi davet ettim, kırmadı geldi sağolsun.
o söylüyor, ben günün çoktan döndüğü şu saatlerde yıldızlara bakıp demli çayımı yudumluyorum.
görüyorum, duyuyorum.
bir gün gelecek dönence biliyorum…
çaya barış abi'yi davet ettim, kırmadı geldi sağolsun.
o söylüyor, ben günün çoktan döndüğü şu saatlerde yıldızlara bakıp demli çayımı yudumluyorum.
devamını gör...
şişman kediler
tanesi 7 buçuk kilodan bir adet elimde bulunmaktadır.
devamını gör...
kısırlı gün toplantılarında büyümek
onca kadın neden her hafta toplanıp hunharca kısır yer hiç anlamadığım ama zevkle katıldığım aktiviteydi o yıllarda. orada konuşulanlara kulak kabartip, özellikle alçak tonda konuşulanları dinlemek için can atardım.eskinin dedikoduları bile güzeldi. ah ne tehlikeli oyunlar bunlar.
velhasıl keyifliydi. komşu çocuklarıyla oynanan oyunlar , pasta börek kısır üçlüsüne gömülmek, bol dedikodu çok cazip gelirdi.
bir de bunun babaanneyle büyüyorsan mevlüt toplantıları olanı vardır. orada herşey daha sükunet içinde, sonu tavuklu pilav, ayran ve pilava bulaşmış tulumba tatlısı eşliğinde biter , her yer gül suyu kokardı.
velhasıl keyifliydi. komşu çocuklarıyla oynanan oyunlar , pasta börek kısır üçlüsüne gömülmek, bol dedikodu çok cazip gelirdi.
bir de bunun babaanneyle büyüyorsan mevlüt toplantıları olanı vardır. orada herşey daha sükunet içinde, sonu tavuklu pilav, ayran ve pilava bulaşmış tulumba tatlısı eşliğinde biter , her yer gül suyu kokardı.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
ölümden sonra yaşamın var olması gerektiği düşüncesi biz insanları rahatlatan bir ön kabul, sevdiklerimiz ve kendimiz için. aksi halde insanın son nefesi verdiğinde yok olduğu düşüncesi insanı çıldırtabilir.
devamını gör...
uzun entrylerin okunmaması
bu bir sorunsal olabilir. uzun uzun açıklamaktan zevk alan yazarlarımızın emekleri bazen karşılığını almıyor. çünkü uzun şeyler okumayı sevmiyoruz. bu konuda yazarlara bir tavsiyem olacak. zaman zaman önemli yerleri bold yapın ki yazınız dikkat çekici olsun ve sıkıcılıktan kurtulun.
devamını gör...
en yakındaki kitabın 17. sayfasının 3. cümlesi
üşenirim gidip alamam ama bir getiren olsa bakıp, yazardım. ne olacak insanlık daha ölmedi.(swh)
devamını gör...
masa
devletimizin çok çabuk uyum sağladığı bir sözcük. cinayet masası, kaçakçılık masası, ahlak masası, kriz masası, diplomasi masası, ortadoğu masası, dolmabahçe masası, kıbrıs masası gibi meşhur masalar hayatımıza girip ayrıksı bir yer edindiler. poker masası, kahve masası, meyhane masası ise ayrı klasmanda oynuyor. emniyet teşkilatında cinayet masası, ahlak masası varken siyasi masa kurulmuş değil, o işle de masa değil şube ilgileniyor.
devamını gör...
bir küvet hikayesi
nazım, piraye'yi aldatınca piraye bu şiiri yazıp nazım'a göndermiş. nazım da birkaç dizesini değiştirip 1940 yılında* kendi adıyla yayınlamış.
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
devamını gör...
okulda görülen ingilizce
lisedeyim ve ingilizce kaynak olarak a2 seviyesinde kitap aldırdılar. evet. gerçekten.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına,
yağmurun yüzümü ıslatmasına,birilerinin
kalbimi kırmasına izin veririm.
sonra;
saçımı toplarım.
şemsiyemi açarım.
kalbimi kapatırım.
hepsi bu.
can yücel
yağmurun yüzümü ıslatmasına,birilerinin
kalbimi kırmasına izin veririm.
sonra;
saçımı toplarım.
şemsiyemi açarım.
kalbimi kapatırım.
hepsi bu.
can yücel
devamını gör...
üstteki yazarın ismini tahmin et
nisa diyesim geldi öyle bi hype aldım
düzeltme: ilk entry'e istinaden
düzeltme: ilk entry'e istinaden
devamını gör...
dardanel
"ton mu yesek" isimli über saçma reklamı, sırf şov dünyasına yaptıkları göndermelerden ötürü desteklemiştim.
lakin bu video'yu izledikten sonra aklıma şu dizeler geldi. (bkz: hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten)
lakin bu video'yu izledikten sonra aklıma şu dizeler geldi. (bkz: hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten)
devamını gör...
sinema tarihinin en iyi oyunculuk performansları
tabiki flash tv sarı bıyık
devamını gör...
uyuyamamak
devamını gör...
(tematik)
meyve
sağlıklı beslenmek için günde en az 2 porsiyon yenmesi gereken yiyeceklerdir.
lif açısından (bkz: sebze) kadar olmasa da zengindirler.
lakin günde 2 porsiyondan fazla yenmesi özellikle şeker hastaları için oldukça zararlıdır.
lif açısından (bkz: sebze) kadar olmasa da zengindirler.
lakin günde 2 porsiyondan fazla yenmesi özellikle şeker hastaları için oldukça zararlıdır.
devamını gör...
arthur schopenhauer
kanımca tarihin gördüğü en büyük nihilist filozoflardan biridir. kendisine nietzsche’nin hocası denilerek haksızlık edildiği düşüncesindeyim. esasında bu tutumumun iki sebebi var;
1. sebep arthur her ne kadar nietzsche’yi etkilemiş olsa da onun fikirleri ile arasında dağlar kadar fark vardır. hatta nietzsche bir çok kitabında bu saygı duyduğu adama ağır eleştirilerde bulunur.
2. sebep ise nietzsche büyük bir filozof olsa da arthur schopenhauer’ı sadece onun hocası olarak tanımlamak arthur’un felsefiklik büyüklüğünü ve derinliğini aşağılamaktır.
onun felsefesine gelecek olursak aslında benim (bkz: nietzsche’nin nihilist olduğunun zannedilmesi) başlığına yazdığım tanımın insanın ikinci aşaması veya nihilist insan olarak tanımlanabilecek insan hakkındaki kısmına bakabilirsiniz. ancak onun felsefik derinliği bunun ötesinde hiç beklenmedik bir yere taaa hindistan’a kadar uzanıyor. bu aslında bir tesadüf değil. hindu felsefesi yaşamı insana verilmiş bir ceza olarak görür. buna göre hayatını düzgün geçirmeyen her varlık sonsuza kadar yaşama cezasına çarptırılmıştır. hristiyanlıkta bulunan sonsuz yaşam ödülü konseptinin zıttı yani. bu felsefik duruş tüm hindu dininin kökenini oluşturur. nirvanaya ulaşmak diye tarif edilen şey ise esasında dünya yaşamını yitirdi ezasından kurtulup tanrısal kata ulaşmaktır. çünkü hinduizme göre insan parçası olduğu tanrısallıktan (bkz: panteizm) uzaklaşmış ve dünyanın acı dolu sahillerinde günahkar bir yaşamla cezalandırılmıştır. yani hindu anlayışında esas cehennem dünyadır. bu felsefik tutumun hemen hemen aynısını sufi geleneğinde de görürüz. ancak bunlar arasındaki ilişki başka bir yazının konusu. işte arthur schopenhauer bu tutumdan bir nihilist olarak çok etkilenmişti. evet yaşam anlamsız, saçma ve acı dolu ancak bundan kurtuluşun yolu intihar etmek değil. intihar etmek yanlış bir şey olmasa bile anlamsız bir tavırdır. zira yaşarken kendini tamamlamamış insan intihar etse bile bu acı dolu dünyaya yine hapsolacak. bunların dışında özel olarak arthur schopenhauer benim gerçek manada okumasını yaptığım ilk filozoftur. özellikle yaşama bakışındaki gerçekçilik felsefenin ne kadar zor olduğunu ispatlayan cinsten yazıları beni derinden etkilemişti. yaşamın en ağır yönlerini, insanın nasıl doğuştan gelen yaşam iradesine boyun eğen bir varlık olduğunu, yaşamını sürdürmesinin bireysel anlamda hiç bir anlamı olmadığı acı bir şekilde yazmıştır. ancak o kendisine getirilen pesimist yakıştırmalarını hiç bir zaman kabul etmemiş ve kendini gerçekçi olarak tanımlamıştır. zira ona göre dünyanın esas gerçeği zevk değil acıdır. bebekler gülerek değil ağlayarak doğar der arthur schopenhauer.
1. sebep arthur her ne kadar nietzsche’yi etkilemiş olsa da onun fikirleri ile arasında dağlar kadar fark vardır. hatta nietzsche bir çok kitabında bu saygı duyduğu adama ağır eleştirilerde bulunur.
2. sebep ise nietzsche büyük bir filozof olsa da arthur schopenhauer’ı sadece onun hocası olarak tanımlamak arthur’un felsefiklik büyüklüğünü ve derinliğini aşağılamaktır.
onun felsefesine gelecek olursak aslında benim (bkz: nietzsche’nin nihilist olduğunun zannedilmesi) başlığına yazdığım tanımın insanın ikinci aşaması veya nihilist insan olarak tanımlanabilecek insan hakkındaki kısmına bakabilirsiniz. ancak onun felsefik derinliği bunun ötesinde hiç beklenmedik bir yere taaa hindistan’a kadar uzanıyor. bu aslında bir tesadüf değil. hindu felsefesi yaşamı insana verilmiş bir ceza olarak görür. buna göre hayatını düzgün geçirmeyen her varlık sonsuza kadar yaşama cezasına çarptırılmıştır. hristiyanlıkta bulunan sonsuz yaşam ödülü konseptinin zıttı yani. bu felsefik duruş tüm hindu dininin kökenini oluşturur. nirvanaya ulaşmak diye tarif edilen şey ise esasında dünya yaşamını yitirdi ezasından kurtulup tanrısal kata ulaşmaktır. çünkü hinduizme göre insan parçası olduğu tanrısallıktan (bkz: panteizm) uzaklaşmış ve dünyanın acı dolu sahillerinde günahkar bir yaşamla cezalandırılmıştır. yani hindu anlayışında esas cehennem dünyadır. bu felsefik tutumun hemen hemen aynısını sufi geleneğinde de görürüz. ancak bunlar arasındaki ilişki başka bir yazının konusu. işte arthur schopenhauer bu tutumdan bir nihilist olarak çok etkilenmişti. evet yaşam anlamsız, saçma ve acı dolu ancak bundan kurtuluşun yolu intihar etmek değil. intihar etmek yanlış bir şey olmasa bile anlamsız bir tavırdır. zira yaşarken kendini tamamlamamış insan intihar etse bile bu acı dolu dünyaya yine hapsolacak. bunların dışında özel olarak arthur schopenhauer benim gerçek manada okumasını yaptığım ilk filozoftur. özellikle yaşama bakışındaki gerçekçilik felsefenin ne kadar zor olduğunu ispatlayan cinsten yazıları beni derinden etkilemişti. yaşamın en ağır yönlerini, insanın nasıl doğuştan gelen yaşam iradesine boyun eğen bir varlık olduğunu, yaşamını sürdürmesinin bireysel anlamda hiç bir anlamı olmadığı acı bir şekilde yazmıştır. ancak o kendisine getirilen pesimist yakıştırmalarını hiç bir zaman kabul etmemiş ve kendini gerçekçi olarak tanımlamıştır. zira ona göre dünyanın esas gerçeği zevk değil acıdır. bebekler gülerek değil ağlayarak doğar der arthur schopenhauer.
devamını gör...
14 nisan 2021 datça depremi
afet ve acil durum yönetimi başkanlığının (afad) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, ege denizi'nde saat 23.28'de, 5,1 büyüklüğünde deprem kaydedildi.
deniz yüzeyinin 2,51 kilometre derinliğindeki depremin merkez üssünün, datça ilçesine 19,61 kilometre mesafe olduğu belirlendi.

buradan
devamını gör...
aribert heim
doktor ölüm lakaplı bu canavarı anlatması zordur. sözlük yazarı 10pele detaylı bir tanım yapmış. mutlaka okuyun. #1054041
mauthausen ölüm kampında binlerce kişiye tıbbi deneyler yaparak öldüren bir canidir. ek bir bilgi olarak şunu yazayım. bu kasabın soyadı “heim” ev, yuva, vatan anlamına gelir. “heim/atlos” ise vatansız anlamında türkçeye çevrilir.
bu cani, ikinci dünya savaşının sonunda tutuklanır. ancak bir fırsatını bulur ve kaçar. yazar 10pele nin tanımında belirttiği gibi mısır’a yerleşir ve kimliğini gizlemek için müslüman olur. yani binlerce kişiyi ırkçı düşünceleri yüzünden öldüren “heim” bir “heimatlos” olur. mısır’da ölür ama ölmek kelimesi bu cani için çok nahif kalır. gebermiştir.
mauthausen ölüm kampında binlerce kişiye tıbbi deneyler yaparak öldüren bir canidir. ek bir bilgi olarak şunu yazayım. bu kasabın soyadı “heim” ev, yuva, vatan anlamına gelir. “heim/atlos” ise vatansız anlamında türkçeye çevrilir.
bu cani, ikinci dünya savaşının sonunda tutuklanır. ancak bir fırsatını bulur ve kaçar. yazar 10pele nin tanımında belirttiği gibi mısır’a yerleşir ve kimliğini gizlemek için müslüman olur. yani binlerce kişiyi ırkçı düşünceleri yüzünden öldüren “heim” bir “heimatlos” olur. mısır’da ölür ama ölmek kelimesi bu cani için çok nahif kalır. gebermiştir.
devamını gör...
ölürüm türkiyem'in çalıntı olması
bir iddia.
bu konuda mustafa yıldızdoğan'ın ifadesi doğruysa epey komik duruma düşerler yalnız:
--- alıntı ---
"beni her şeyle itham edebilirler ama hırsızlıkla asla. 'vatan, bayrak ve allah.' diyen, siyaset ve politika üstü bir tavırla ortaya koyduğum, 1992 yılında bestelediğim bu parça, yıllarca ülkemde dinlendi. bu zamana kadar 'bu parçanın müziği bana aittir' dememişimdir. bu benim ailemden gördüğüm edep ve üslubumdan kaynaklanan bir güzelliktir. 15 temmuz sonrasında bu parça yine parlamıştır. çünkü bu tür eserler asırda bir gelir. dün, vatan ve bayrak hainleri, millet düşmanları birleşmiş, benim hırsızlık yaptığımı söylüyor. sosyal medyadada paylaşılan ve bir müzik grubunun fotoğrafına yer verilen videoda, kürtçe şarkı duyuluyor. videodaki resim, 2 yıl önce çekilmiştir. bunu siyah beyaz yapmışlar. bu yayınlanan videonun kime ait olduğu ve hangi şirkete ait olduğu ortada yok. dolayısıyla nereden çıktığını da bilmiyorum."
--- alıntı ---
bu konuda mustafa yıldızdoğan'ın ifadesi doğruysa epey komik duruma düşerler yalnız:
--- alıntı ---
"beni her şeyle itham edebilirler ama hırsızlıkla asla. 'vatan, bayrak ve allah.' diyen, siyaset ve politika üstü bir tavırla ortaya koyduğum, 1992 yılında bestelediğim bu parça, yıllarca ülkemde dinlendi. bu zamana kadar 'bu parçanın müziği bana aittir' dememişimdir. bu benim ailemden gördüğüm edep ve üslubumdan kaynaklanan bir güzelliktir. 15 temmuz sonrasında bu parça yine parlamıştır. çünkü bu tür eserler asırda bir gelir. dün, vatan ve bayrak hainleri, millet düşmanları birleşmiş, benim hırsızlık yaptığımı söylüyor. sosyal medyadada paylaşılan ve bir müzik grubunun fotoğrafına yer verilen videoda, kürtçe şarkı duyuluyor. videodaki resim, 2 yıl önce çekilmiştir. bunu siyah beyaz yapmışlar. bu yayınlanan videonun kime ait olduğu ve hangi şirkete ait olduğu ortada yok. dolayısıyla nereden çıktığını da bilmiyorum."
--- alıntı ---
devamını gör...
