günbegün
benim mezarlarımda ölü yok;
hep yaşamış olanlar var..
anılarımda bir yer
dinmeksizin acıyor,
günbegün,
bundan.

güldüğümü görenler
bana bakıyor,
görüyorum..
ağlasam geçer,
biliyorum..
ağlanmıyor.
devamını gör...

yeni bir hayat olmasa da okul için şehir değiştirdim bu da yeni bir başlangıç olarak görülebilir çünkü doğduğum, büyüdüğüm, huyuna suyuna alışık olduğum bir yerden kalkıp yıllarımı geçireceğim bir yere geldim.
üç ekimden beri burdayım. her şey çok yeni. yollar, sokaklar, insanlar...
içime ilk dolan duygularım: sıkılmak, sıkıldığım için şehrimi özlemek.
durağan bir ruhu var bu şehrin. ilk geldiğimde ruhu yok neşesi yok derdim burası için. yanılmışım. elbette her şeyde olduğu gibi bu şehrin de bir ruhu varmış. buram buram tarih kokan sokaklarında gezinirken, yüzyıllar önce bırakılan eserlere bakarken anladım bunu.
burası bozkır. kıyı şeridinin nabzını buradan beklemek mantık dışı. nereden bu gözlemi yaptım diye merak edecek olursanız şayet tabii ki de tarihi eserler derim. yer gök taş yapılarla dolu. kubbe detaylı, geniş alanlara kurulmuş taş yapılar. girişlerinde veya içlerinde çeşitli oymalar, süslemeler var. estetik anlayışı her dönemde varmış.
içlerinde gezinirken, duvarlarına dokunurken nasıl bir enerjide olduklarını fark ettim.
enerji dediysem şimdi size evren, ay, karma bilmem ne yeni dönem popülerleşmiş kavramlardan bahsetmeyeceğim korkmayın.
enerjiden kastım iletişim yani dilleri. ağır, sağlam ve kapalılar. içine girdiğin zaman seni kalın duvarları sarıp sarmalar, dışarıdaki tehditlere karşı korur ama oradan sıkılıp da seni koruyan duvarlarını yıkamazsın. yani ona karşı direnç göstermezsin. içine girdiysen bir kere oranın kurallarına uymak zorundasın.
iç kapıları bile oldukça alçak yapılmış bu eserlerin. kimisi ilime irfana olan saygıdan dolayı diyor kimisi bilmem ne için. kapıdan girerken başını eğerek giriyorsun. başımı yani bana güç veren aklımı taşıyan bu başımı eğiyorum, kendi kibrimi bir kenara bırakıyorum ve saygı duyuyorum demek.
saygı, illa eğilmesi gereken başlar, birinin önünde kenetlenmesi gereken kollar mı demek?
saygı, birinin öz saygısını yitirip başka birinin elini eteğini öpmesi mi demek?
bunu yapması uygun görülen kişinin kibrini (öz saygısını aslında) bir kenara bırakıp eylemlere geçmesini beklemek normal karşılanırken ya bunu bekleyen bunu isteyen tarafa neden kafayı çevirip de şöyle bir bakmıyoruz? sen neden birinden bunu istiyorsun demiyoruz?

benim ne tarihle ne insanlarla ne zihniyetle ne kültürle ilgili bir sorunum yok.
şahsi gözlemlerimi ve yorumlamalarımı paylaşıyorum.
bana durağan gelmesinin nedenini anlatıyorum.
eğ başını diyor eğmek istemiyorum. şekle sokmaya çalışıyor istediği şekli almak istemiyorum.
bana durağan gelen, pasif gelen tutumlar tam da bu ayrıntılar. içimde bir volkan var. çıkın oynayın eğlenin, gel eğme başını, sen de artık önünde birilerine bir şey yaptırma, gelin hep beraber özgür olalım, kendimiz olalım diyorum.
pollyannacılık yapmıyorum. hayat bayram olsa lalala demiyorum. kendimiz olsak diyorum.
hayır hayır bugünün ruhuyla geçmişin anlayışını eleştirmiyorum. o zamanın şartları bunu gerektiyordur ve öyle gelişmiştir olaylar.
ama aradan kuşaklar geçtikten sonra kıyı şeridinden buralara gelen ruhum bunu kabullenemiyor. içim hissediyor ki buraya yabancıyım. binaların içinde başımı eğerek o kapılardan geçerken keşke diyorum, keşke eğmesem. keşke biraz daha uzun olsaymış bu kapılar. yanımda burada yetişmiş insanlar hayran oluyorlar bu anlayışa. saygıya bak diyorlar. ben ise keşke diyorum, keşke eğmesem...
devamını gör...

günaydın sevgili proletarya. bugün çarşamba, hadi yine iyiyiz haftayı yarıladık.
devamını gör...

kokusu harika olan bir bitkidir.
devamını gör...

tam 4 yılın sonunda sucsuz olduğumuz anlaşıldığında ilk ve son kez ağlamıştım sanırım.
devamını gör...

son zamanlarda çevremin bana karşı olumsuz hareketleri sonucu kendimi hunharca kitaba verdim. kitaplar benim istediğim beyinsiz yaşama, ya da beynini başkasının kontrol etmesine izin verme hususlarında baya iyiler. üzülmem ya da üzerine düşünmem gereken konularda okumakta olduğum kitaplardan birini açıp dünyadan soyutluyorum kendimi.
şans bu ya ınstagram'da gezerken de kafa sözlük yazarlarına kitap dağıtıyor diye bir reklam gördüm. sorun şu ki ben bir sözlükte yazmayı bir karşılık beklemeden yapmak isterim ama şu yazarlara kitap hediye edilmesi çok naif değil mi ya? ortamı çok güzel. şu küfürlerin %51'i sansürlenecek kısmı daha güzel.

velhasıl efendim; sözlük bayağı güzel. galiba sonunda aradığım kitleyi, aradığım sözlüğü buldum. elveda diğerleri!
devamını gör...

5 yıl önce kimya öğretmeni bir arkadaşıma 700 tl maaş teklif etmişti bu kolejlerden biri. iyi olmuş zerre üzülmüyorum eski bir kolej çalışanı olarak.
devamını gör...

1949 malatya doğumlu, kıbrıslı türk ressam.
liseyi limasol'da okudu.
1974'te istanbul güzel sanatlar akademisinin yüksek resim bölümünden mezun oldu.
buradaki eğitimini devrim erbil atölyesi'nde gördü; mezuniyetinin ardından çalışmalarını bir süre viyana'da devam ettirdi.
1972-73 yılında ankara ve istanbul'daki "beş kıbrıslı genç ressam" sergisinde eserleri sergilendi.
ilk kişisel sergisi olan "çocukça 79", 1979'da lefkoşa'da gerçekleşti.
1989'da ankara'da gerçekleşen uluslararası asya-avrupa bienalinde kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti temsilcisi olarak yer aldı.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu da bizim kapının önündeki aynısefa çiçeği. her baktıkça iyi ki dikmişiz diyorum. insanın içini açıyor.
devamını gör...

insanların etek boyuna karışıldığı sürece yakında etek giyecek kimse kalmayacak, bilin istedim.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1984'te gördüğüm bir cümle. okuduktan sonra aklımdan da hiç çıkmadı.
" akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülmez." işte bu yüzden çoğunluk ne derse desin sen hep kendi yolunda yürü yalnız olsan bile.
devamını gör...

" not to be " demiştir
devamını gör...

dünyadaki tüm zorluklara karşı okunabilen bir dua olduğu için kadınlara doğum için önerilen duadır.
ne zaman içim sıkılsa, kalbim kırılsa, göğsüm daralsa peygamberimizin halini hatırlar düzenlene kadar inşirah okurum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

şahsiyet dizisinde bu tablo ile harika bir replik geçer. yazıma başlamadan önce ilk olarak o sözü paylaşmak isterim sizlerle.
‘’aslında bu tablo diyor ki: eğer bir suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istemiyorsan, tek yapman gereken etrafına bir kalabalık toplamak. çünkü bir suçu yeterince büyük bir kalabalıkla birlikte işlersen o artık suç değildir.”

1872 yılında jerome tarafından çizilen bu tablo döneminin toplum yapısını harika bir şekilde aktarıyor bizlere. bilindiği üzere antik roma döneminde insanlar collesium'u doldurarak adeta kendilerinden geçerek gladyatör dövüşlerini izliyorlardı. dönemin en büyük eğlence organizyonu olan bu dövüşlerde insanlar birbirlerine karşı ya da vahşi hayvanlara karşı dövüştürülüyordu. gladyatörler genel olarak savaş esiri ve kölelerden oluşmaktaydı. ilerleyen zamanlarda ise kendi isteği ile gladyatör olan kişiler de olmuştur. bu gladyatörlerin seçim şansı yoktu. hayatta kalmak için yapması gereken şey dövüşü kazanmaktı. işte bu noktada gladyatörün hayatını tek bir parmak hareketi belirliyordu. dövüş sırasında imparator baş parmağını yukarı kaldırırsa, gladyatörün hayatı bağışlanıyordu. eğer baş parmağını aşağı indirirse bu gladyatör için ölüm demekti. tabii bu hareketi aynı zamanda seyirciler de yapmaktaydı. yani halk gün içinde onlarca insanın ölümüne karar verip daha sonra hiçbir şey yokmuş gibi evlerine dönmekteydi. yani kimin ölüp kimin yaşayacağına karar verecek bir toplum. eğlence için çok sıradan bir şekilde insanların hayatını sonlandıran bir toplum. kim bilir belki de modern dünyadan da izler bulabiliriz bu tabloda.
devamını gör...

bakın #761017 şuradaki entrymde bu dertten muzdarip olanları tiye almışım.
yadırgamışım, taaa ki benim başıma gelene kadar.
bu nasıl bir acıdır aaa dostlar, ciğerim yanıyüürr, bu kız size ne etti?
neden yani neden neden.
işin özü, kınadığını yaşamadan ölmezsin yeğeeen.
devamını gör...

yazar arkadaşın tefsirden haberi yok belli. burada velisi olduğunuz kısmı himayenizdeki (nikahınızdaki) kızlar/kadınlar anlamında. evlatlık değil nikaha alma kastediliyor.
zaten islamiyet'te evlatlık durumu yok.

"eğer yetim kızlar(sahipsiz,dul kalmışlar) hakkında adâlete riâyet edemiyeceğinizden korkarsanız sizin için helâl olan kadınlardan ikişer, üçer veya dörder nikah ediniz. ve eğer adâlet yapamayacağınızdan korkarsanız artık bir zevce ile veya mâlik olduğunuz cariye ile (iktifa ediniz). çünkü bu sizin için adâletten sapmamanıza daha yakındır."

4 eşe kadar alma durumu ise şöyle; o zamanlar arap erkekleri fazlaca zina ettikleri için allah onlara, en doğru tabirle, yetinmiyorsanız en fazla 4 kadın nikahlayabilirsiniz diye buyurmuştur. ama en doğrusu tek eştir diye de devam etmiştir.

madem saçma buluyorsunuz veya inanmıyorsunuz neden okuyup ciddiye alıyorsunuz?
devamını gör...

ablası da (bkz: pazartesi diyete başlayacağım)dır.
devamını gör...

iki haftadır gözümde büyüyen yaz sonu temizliğimi yapmam.
an itibariyle, keyfim gıcır, ağzım kulaklarımda, evim mis gibi, iki gündür bangır bangır müzik dinledim, kimse sesini çıkaramadı. evde terör estirdim, kimse bana uymadı, arada gücendim herkes suyuma gitti.
evin her odasınım kapısını açıp bakıyorum eserime, içim açılıyor resmen.
aferim diyorum kendime.
bu mutluluk bana iki hafta yeter.
devamını gör...

ulan biz gittik arkamızdan su döken bile olmadı. hepinizi çıplak elle tokatlayasım var şu an.

yine, yeniden...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

klasik gitar & akordiyon
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim