aşk mümkün, ihtimal var, inancımda var ama, onu yaşayabileceğim, benimle denk bir zihniyete, mantığa sahip, adaletli, ahlaklı bir insanla karşılaşma ihtimalimin çok az olduğunu düşünüyorum, kadın görünce, vücudunu incelemeyip beyni uyuşmayan, karakterini, neler yaptığını, neler yapmak istediğini, ne ile meşgul olduğunu merak eden bir erkek görmedim daha, üstelik yaz kış cem yılmazdan hallice hep simsiyah ve dümdüz giyinen bir tipim, öyle kadınsı dişi bir tarzım da yok, olabilene saygım var o ayrı, bu erkeklerin bekar kadın görünce, gözlerinin büyümesinden, sürekli lafı sevgilin varmı yalnız napıyosuna getirmesinden, gerçekten çok usandım, kendileri ilişkisi olmayınca ölecek olduğundan, herkesi öyle sanıyorlar galiba, amacı aşk olan birileriyle karşılaşmıyoruzki inancımız olsun.

edit : tanımın başında varolan umut, biraz sorgulayınca bitmiş tükenmiş *
devamını gör...

a.b.d'de kölelik bittikten sonra, siyahlara, alın size ülke denilerek gönderildiği ülkelerden biridir.
diğerleri liberya ve sierra leone.
devamını gör...

bana fevkaladenin fevkinde sempatik gelen olaydır. çalan parçalar da çok sempatik değil mi? çok sevdiğim ve sempatik bulduğum pentagram'ın sonsuz şarkısına yetişmem de evrenin bana gönderdiği bir mesaj olsa gerek...

(bkz: sevgi içimizde)
devamını gör...

şöyle bir karşılaşma bekliyordur.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

semiramis pekkan-bana yalan söylediler.
devamını gör...

eğleniyoruz işte yahu, illa hep ciddi mi olacağız? diyeceğim başlıktır.
devamını gör...

öncelikle tüm kadınların kadınlar gününü “kutlarım”. umarım kadın cinayetlerinin konuşulmadığı bir kadınlar günü kutlarız. son günlerde ve yıllarca yaşanan vahşetlerden, cinayetlerden ötürü büyük üzüntü duymakla beraber bugüne özel bir kafa kesit hazırladım.
bugün klavyelerinizi bırakın ,eğlenmenize bakın diyemeyeceğim.
izlemek için;
buradan
edit: bu arada filmin adı suffragette. izlemenizi tavsiye ederim.
not: filmin fragmanını böldüğüm için ara geçişteki ses kayması yüzünden özür dilerim.
devamını gör...

20. yüzyılın aruz vezniyle şiir yazan en iyi şairi. örnek;

geri gelen mektup

ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
devamını gör...

adam smith'in tanrı'nın eline benzettiği kavramdır. liberal (piyasa) ekonomilerinin olmazsa olmazıdır adeta. görünmez el, teoride, tam istihdama ulaşılmasında piyasa dinamiklerini harekete geçiren itki olarak da tabir edilmektedir.
devamını gör...

"her şeyi unutabilirim ama seni unutmadan ölmek istiyorum."

alzheimer hastası olan bir adamın eşine kurduğu cümle. seni seviyorum'dan daha güzel değil de ne?
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

2-3 dürüm yiyip kendine ayı diyen benim, göt gibi kalmama sebebiyet vermiş insan üstü varlık.

kafaya koydum bir ara bu şiş olayını deneyeceğim. hadi bakalım. swh
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bir sam savage romanıdır.

çok değil 2 yıl önce 2019 yılında hayatını kaybeden yazar sam savage ilk kitabı 2006 yılında tam 67 yaşındayken yayımlamış bir romancıdır.

kitap için harika demek yeterli midir bilmiyorum ama ben yine de harika bir kitap olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum kitapla ilgili tanımıma.

firmin, kitabın alt başlığından da anlaşılacağı üzere hümanist, entel ve bir serseri ancak kitabın alt başlığından anlaşamayacağı üzere o bir fare. ama sıradan, alelade bir fare değil o. çok acılar çekmiş, çok zorluklar yaşamış ama yılmamış, yıkılmamış ve kendini geliştirmiş bir fare.

birçok kardeşin en çelimsiz olduğu için bir türlü yeterli gıda alma fırsatı bulamayan firmin, içinde doğduğu kitapçının bodrum katında kitap sayfalarını kemirerek hayata tutunmayı başarır. hala çelimsizdir ama zihinsel olarak hiçbir farenin kıyaslanamayacağı kadar kuvvetlidir.

hayata kalma güdüsüyle kemir kemir kemirdiği kitapları bir zaman sonra okumaya başlayan firmin artık entel bir faredir. kütüphanedeki bütün kitapları tek tek okuyan firmin zavallı bir sürüngen olmaktan kurtulup medeni bir fare haline gelir ve insanlarla iletişim kurmaya çabalar. bu çabaları onun içinde bir yabancılaşmaya neden olacak ve sorgulamalar yapmasına yol açacaktır.

firmin medeni her canlı gibi hayaller kuracak, hayal kırıklıklarına uğrayacak ve bir serseri olarak entelliğin ve hümanizmin zirvesini görecektir.

kitabın hemen başında yapılan philip roth alıntısı aslında kitapla ilgili çok şey anlatıyor:

acılarını bir günlükte toplasaydı, sadece bir kelime yazardı: kendim.
devamını gör...

dayağı kastetmiştir.
devamını gör...

her gün bu kadar güzel mi bu deniz?
böyle mi görünür gökyüzü her zaman?
her zaman güzel mi bu kadar,
bu eşya, bu pencere?
değil,
vallahi değil;
bir iş var bu işin içinde.
* *
devamını gör...

cehaletten başka bir şey gerekmez.
devamını gör...

basit bir laf sokma cümlesidir. zeka öyle ölçülebilecek bir kavram olmadığı için kötü bir cümledir.
bu cümleyi kullanan insan pek zeki değildir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


cumhuriyetimizin ilk kamu yatırımıydı. 1933 yılında kurulan iştirakin kayseri’deki ilk fabrikası 1935 senesinde sovyetler birliği’nin teknik ve maddi desteğiyle açılmıştı. ülkemizin sanayileşmesi ve büyümesi için atılmış en önemli adımlardan biri olan sümerbank, sadece iktisadî değil sosyal ve kültürel olarak da ilerici bir projeydi.
mesela sümerbank fabrikaları işçilerine kütüphane, sinema binası, spor sahası, lojman (vazife evleri denirdi), çay bahçesi ve hastane dahil her türlü sosyal imkanı sunardı. hepsini geçtim, fabrikanın hamamı dahi vardı. nazilli basma fabrikasında işçiler beethoven dinlerdi; kasetten değil ha, yine işçilerin kurduğu klasik müzik korosundan, canlı olarak… orkestrası ya da bandosu olmayan diğer fabrikalarda işçiler çalışırken radyodan klasik müzik yayını yapılırdı; tıpkı sscb’de, romanya’da, küba’da olduğu gibi.. bazen hünerli bir işçi çıkar, mikrofondan fıkra anlatır veyahut iş arkadaşlarını eğlendiren taklitler yapardı. oysa şimdilerde şartları kölelikten hallice olan modern fabrika ve plazalarda çalışıyor işçiler.

memur çocukları, kumaş kokulu sümerbank mağazalarına ailecek yapılan ziyaretleri iyi bilirler. çünkü devlet, memurlarına ve devlete bağlı kurumlarda çalışan işçilere yıllık sümerbank istihkakı verirdi. gelinlik çeyizlere sümerbank çeki konurdu. sümerbank, yatılı öğretmen okulunda okuyan öğrencilere her yıl birer çift ayakkabı yollar, kredi ve yurtlar kurumunun çarşaf ve nevresimlerini üretirdi. hatta maddi durumu olmayan başarılı öğrencilere burslar verip onları yurtdışında eğitime de gönderirdi.
bir dönem galatasaray’ın parçalı formalarını da yine sümerbank dikmişti. rahşan ecevit’in dallı güllü basma elbiseleri, karaoğlan’ın mavi gömleği hep sümerbank’tandı. dünya güzeli seçilen azra akın’ın o nefis elbisesini bile oscar de la renta filan değil sümerbank dikmişti.

o zamanlar sovyet kredisiyle başlayan bu küçük macera peyderpey büyüdü. ipliğinden tutun, nihai ürünün nakliyatına kadar çoğu işi kendi bünyesinde yapmaya başladı. sümerbank mensucatla kalmadı; porselendir, kırtasiyedir, halıdır, kilimdir, tuğladır, aklınıza ne geliyorsa üretmeye ve satmaya başladı. kendi finansmanını bile kendi bankacılık faaliyetlerinden sağlıyordu. 40 binden fazla çalışan, 500’e yakın mağaza, 41 fabrika ve 43 banka şubesiyle türkiye’nin en büyük holding teşekküllerinden biri haline geldi. eğer istenseydi bir ülkenin tüm üretimini yapacak bir yapıya ulaşabilirdi.

fakat dar gelirli ve mütevazı vatandaşın bayramlık giyim-kuşam ihtiyacını sümerbank’tan karşılaması özal’ın çok zoruna gitti. ımf ve dünya bankası her geldiğinde “halkın sırtındaki kambur” diyerek sümerbank’ı şikayet etti. neymiş, fabrika işçisi çok para alıyormuş. rahmetli çok tontondu ama hiç sevmezdi çok para alan işçiyi.

önce sümerbank’ın bir kısmı işçi düşmanı garipoğlu’na, bir kısmı da hepimizin yakinen tanıdığı albayraklar'a haraç mezat satıldı. hatta araya güzelim tümosan ihalesi de sıkıştırıldı. sonra merinos, beykoz, bergama ve malatya başta olmak üzere fabrikalar teker teker kapatılmaya başlandı. emekçi şehri olan nazilli, bir gecede emekli şehri oldu. daha sonra rüzgâr hafiften yön değiştirdi; garipoğlu sümerbank’ın kaynaklarını zimmetine geçirmek ve nitelikli dolandırıcılık suçlarıyla açılan davalardan, mahkeme kararları bozula bozula, sadece 2 yıl 2 ay hapis cezasıyla yırttı. yani bir halkın 80 yıllık ortak emeği 2 yıl hapis karşılığında birkaç haramiye aktarılmış oldu. acaba biz de 2 yıl yatsak geri verirler mi sümerbank’ı?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim