--! spoiler !--

vakti zamanında sevip de kavuşamamış iki kişinin başka insanlardan olan çocuklarının gelecekte bir gün tesadüfen tanışıp aşık oldukları bayık bir aşk filmi. bir de oğlan iplerini kopardığı babasını telefonuna büyük harflerle açma diye kaydetmiş. kız ve izleyici de tüm film boyunca bu açmayı çocuğun fb'si sandık durduk. bu ''açma kim?'' muhabbeti bir yerden sonra o kadar baydı ki artık emir kipli açmadan bildiğimiz hamur işi olan açmaya döndü mesele: ''açma kim, açma kim, açma kim niye söylemiyorsun?''

filmin ortalarında türk vatandaşı olmayan yunanların sınır dışı edildiği bir sahne ve aşıkların birbirlerinden koptuğu olaylar var. buralar fena değil aslında. 60'lı yıllar güzel canlandırılmış. filmin müzikleri de fena değil ama bu bayık bir film olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

kıssadan hisse: istemediğiniz kişileri rehberinize kocaman harflerle açma diye kaydedeceğinize engelleyin gitsin ne uğraşıyorsunuz.

--! spoiler !--
devamını gör...

işkolikliği sosyal ilişkileri bozacak derecede çalışmak için kontrol edilemez bir istek
ve ihtiyaç duyma hali olarak tanımlayabiliriz. burada dikkat edilmesi gereken bir husus
vardır. işkoliklik çalışkanlıkla alakalı değildir, iş motivasyonuyla alakalıdır. işkolik olanların
büyük bir kısmı çalışkan bireyler değillerdir.

işkolikler stresli iş hayatını tamamen özümsedikleri için bir süre sonra tükenirler.
karşılaştıkları işle alakalı sorunlarla uğraşırken kendilerini aşırı zorlarlar. bu da hem maddi
hem manevi sorunları beraberinde getirir. işkolikler ilişkilerinde başarısızdırlar. depresyon,
öfke patlamaları, stres gibi problemlerle oldukça içli dışlıdırlar.

kurdukları bu düzen onlar için oldukça önemlidir. düzenlerinin bozulması fikri bile
onları rahatsız eder. düzenlerini kaybettiklerinde her şeylerini kaybedeceklerine inanırlar.

kimileri için sosyal hayat kaçılması gereken bir olgudur ve işkoliklik onlara bu imkanı sağladığı için
durumlarından oldukça memnundurlar. ben bu noktada bir miktar haklılık payı bulmaktayım. çünkü her insanın sığındığı bir şey vardır.
kimisi allah’a, kimisi kitaplara, kimisi insanlara kaçar. bu durumu maalesef ki her insan
faydaya çeviremiyor. o yüzden de maddeye, sigaraya, alkole, işkolikliğe varacak raddede işe
kaçabiliyorlar. nihayetinde her fiilin ardını bir neden doldurur. bu devirde insanlar güzellikler
değil bir şeylerden kaçmak için nedenler biriktiriyor.
devamını gör...

malum şahıs.
devamını gör...

lan zaten narkozlu gibi dolaşıyoruz ne sakinleşmesi. bırakın sakinleşmeyin anormal bi şey yaşayan kıymetini bilsin.
devamını gör...

asıl mesleğim uzakyol kaptanlığı.
kadın olduğum için, 'sen git, kendine göre bir iş yap' dediler.
bende genç kadın girişimci oldum ve oto yıkama, pasta cila ve kaplama üzerine bir dükkan bir de oto motor bakım ve tamir atölyesi kurdum. ikisinde de aktif olarak çalışıyorum. tabuları yıkarım, bulaşıklara karışmam *
devamını gör...

arkadaşımın boyadığı bir adet peçete.
ortaokul tübitak etkinliğinden kalma yaka kartlarım.
lisenin son senesinde dershaneyi/okulu ekip kafelere gittiğimiz o güzel günlerden kalma nargile sipsileri.
devamını gör...

noel baba denilmesini istemiyormuş artık noel birey diyecekmişiz, trip atıyor kendince.
devamını gör...

viskimi kadehe doldurdum, bitter çikolatamı açtım, keyifle izliyorum. herşey güzel başladı malum kişi ile darısı diğer trollerin başına.
devamını gör...

yemekleri ben yaptım, bulaşıklar sizde.
devamını gör...

genellikle milli mücadele dönemi ve kurtuluş savaşını anlatan kitaplar yazan, türk edebiyatına eşsiz katkısı olmuş değerli bir yazarımız.
devamını gör...

ben karışmam babanla anlaşın.
devamını gör...

bir yazarın seçtiği bir konuyla ilgili kendine has görüş ve düşüncelerini fazla derine inmeden okurla konuşuyormuş gibi anlattığı yazı türüdür.

kalemi elime almadığım uzunca bir zaman diliminin ardından bir parça dökülme hissinden yola çıkarak birkaç kelam edeyim istedim.
okumaya durumumuz yoktu kitlesini şurada kaybettiğimizi varsayarak kalanlar için hazırsanız başlıyorum.
bugünkü konu, birçok insanı derinden etkileyen ancak bazıları için hala sıradan görülen bir olay, "kadına şiddet".
şimdi biraz tanımsal bir şekilde başlayacak olursak
nedir kadına şiddet? fiziksel ya da psikolojik tahrip. nedenleri nelerdir? işte bu kısım uzun uzadıya bir makalede konu olarak işlenebilir. keza işlenmiştir de. olayın derinine inmeden zikredecek olursak fiziksel ya da ekonomik açıdan güçlü bireylerin zayıf olan üzerinde gücünü kabul ettirme durumu.
nasıl gerçekleşir? darp, hakaret, küçük görme...
peki kimler şiddet görür? işte bu kısım çok önemli herkes yani her kadın şiddet görebilir, en azından bir kez. eğer tanıdığımız biri ise baba, anne, eş, abi, sevgili bu bir kereden sonra yolumuza bakarız. tabii maddi açıdan kendine yetebilen, hayatta tek başına ayakta kalabilecek şekilde yetiştiysek. bu şartları sağlayamayan bireyler zaten bu zulmün altında ne yazık ki hayatlarına devam etmek zorunda kalıyorlar.
ve bu konu bir kesim tarafından hala sıradanlaştırılabiliyor. basit argümanlar; bir de kadının ne yaptığına bakmak lazım, insanı da çileden çıkarabiliyorlar vesaire... hayır, efendim. çileden çıkabilirsiniz. kadın yanlış yapmış olabilir. ama bu size şiddet hakkını doğurmaz. pozitif ayrımcılık yapmıyorum eğer kadın da psikolojik şiddet uyguluyorsa o zaman aynı kınama, onun için de geçerli olacaktır. ancak fiziksel şiddet tek taraflıdır. kendisini savunamayacak bir bireye saldırmak, zarar vermek için insaniyetin yitirilmiş olması gerekir.
peki şiddeti sadece tanıdıklarımızdan mı görürüz? hayır!
burada anlatmak istediğim iki anım var, konuyu pekiştirmek için ve de şiddetin bazen gerçekten hiç beklemediğiniz bir anda karşımıza çıkıveriyor oluşunu göstermek için. biri henüz yirmi yaşında bir öğrenciyken bir diğeri de öğretmen olduğum, otuz yaşındayken gerçekleşen iki olay.
evet şimdi ilk olay şu şekilde vuku buldu. "o sıralar eskişehir'de, üniversitede okuyorum; bir tatilde yakın bir arkadaşımla birlikte birkaç günlüğüne istanbul'a gidiyoruz. annesi, arkadaşım ve ben alışveriş için dışarıya çıkıyoruz ve akşam on gibi kağıthane'de anacadde üzerinden eve dönüyoruz. o esnada koyu renkli bir araba yanımızdan yavaşlayarak geçiyor. laf atıyorlar. sonra karşı şeritten aynı şekilde laf atarak geçiyorlar. tekrar yanımazdan geçerken arkadaşımın annesi elindeki şemsiyesi sallayarak bağırıyor. 'defolun gidin rahatsız etmeyin' diye. araç birden köklenerek durduluyor. içindeki dört kişiden ikisi iniyor. birden arkadaşımın annesine saldırmaya başlıyor bir tanesi. diğeri izliyor. biz de arkadaşımla araya girmeye çalışıyoruz. ama adam durmuyor. bir müddet bu böyle devam ediyor. yoldan insanlar gelip geçiyor. bağırıp yardım istiyoruz. bir arabadan geçen birinin şu sözlerini duyuyorum o kargaşa esnasında 'kimbilir o....lar, ne yaptılar!' bakın o gece tokat yedim, itildim, fırlatıldım ama bu cümle daha çok acıttı canımı. bu arada adam bizi bir kenara atıyor sürekli kadına yumruk, tekme falan atıyor. bir şey yapamayacağımı anlayınca plakayı aldım, polisi aradım. ama adres bilmiyordum! sonra bir güvenlik ya da bekçi emin değilim ama silahlı üniformalı biri geldi. havaya ateş etti ve adamı kadının üzerinden zor bela aldılar. hastaneye gittik. darp raporu aldık. arkadaşımın annesinin burnu kırıldı, arkadaşımın kaşı patladı ve hepimizde birçok morarmış bölge vardı. doktor beyin tavrına da değinmek istiyorum 'gece vakti sokakta ne işimiz varmış?'*
sonra adam 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. ha bunda başka suçların da etkisi vardı gerçi ama olsun. "
ikinci olaya gelirsek o da bir zamanlar gelibolu'da görev yaptığım sırada gerçekleşti." bir gün bir kadın öğretmen arkadaşımla okul bahçesinde nöbet tutuyoruz. o esnada kapıya yakın bir yerde bir hengame oluyor. koşup gidiyoruz. erkek öğrencilerimizden biri gözyaşı içinde yerde, öğrencimiz olmayan bir erkek ile bir kız da okula doğru yürüyor. ilk önce çocuğu kontrol edip diğerlerinin peşinden koşuyoruz. memurun odasına geçiriyorum. orada beklemelerini, polisi arayacağımı söylüyorum. o ara müdüre falan haber yollayınca erkek olan 'aman işi amma büyüttünüz, kız arkadaşıma top attı,ben de bir tokat attım altı üstü, gidiyoruz biz.' deyip kapıya yöneliyor. hayır gidemezsiniz deyince arkadaşımı da beni tartaklayarak kapıdan çıkmaya çalışıyor. ve başarıyor. okuldan çıkmadan polis geliyor. karakola gidiyoruz. karokolda öğreniyoruz ki başka bir liseden olan bu öğrenci birçok kez başka öğrencilere şiddet uygulamış ancak hatırı sayılan bir dayısı olduğu için hep şikayetler geri alınmış ve de 10 kereden fazla karakolluk olmasına rağmen davranışlarının sonucuna hiç katlanmamış. biz ifade verirken dışarıda bir gürültü kopuyor. bakıyoruz aynı kişi bu sefer bir polis memuru ile kavga ediyor. ama tabii ki polis etkisiz hale getiriyor. ona da şahit olunca hem davacı hem de başka bir olayın tanığı oluyoruz. tam hatırlamıyorum ama 18 ay gibi bir ceza alıyor sonuç olarak. "
konuya geri dönecek olursam görüyorsunuz ki bazen nedenleri kişiden kaynaklanmasa da sebep-sonuçlarıyla ilginiz olmasa da şiddetin ortasında kalıveriyorsunuz. ailemden ya da çevremden hiç şiddet görmemiş bir bireyken fiziksel olarak bir kadından daha güçlü olmalarını hak gören birileri sebebiyle bu durumu yaşadım. suçlu; paşa oğlum her şeyi yapabilir diyen anneler mi, babasından gördüğü şiddeti yansıtan adamlar mı bilmiyorum. bildiğim tek şey var. yakmayın kadınların canlarını!
devamını gör...

neredeyse aynı yaştayız. üzülüyorum ve korkuyorum ben de böyle olur muyum diye.
devamını gör...

kara simit olarak da bilinir, çıtır çıtır olması ve koyu rengiyle diğerlerinden ayrılır.
devamını gör...

o.ç.
devamını gör...

hele de modern güzellik algısının kurbanı insanlarımızın 7/24 aktif olması boşluğuna boşluk katmaktadır.
devamını gör...

yakın zamanda yaptırmayı düşündüğüm piercingtir. konuşmamın çok gerek olmayacağı dönemlere girdiğim an yaptıracağım zira konuşmada biraz problem yaşatıyor.
devamını gör...

muhteşem ötesi kötü çizim yeteneğim ile ben de varım!
beni de yazın lütfen.*
devamını gör...

(bkz: erkekler de yanar) hiç sanmam ama melodik olarak beni etkilemiştir.
devamını gör...

a.b.d'de bugünkü utah ve colorado civarlarında yaşayan, uto aztek dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
birçok kola ayrılmış, geniş bir alanda yaşayan saldırgan bir kabileydi. başka kabilelere saldırıp, kadınlarını ve çocuklarını kaçırıp köle olarak ispanyollara satıyor, karşılığında at alıyorlardı.
amerikalılar geldikten sonra, diğer beyazların burada yaşanmaz dediği utah'taki toprakları, kimsenin istemediği mormon'lar tarafından çatışmalar sonucu ele geçirildi.
a.b.d ordusu için paralı askerlik yapıp, direniş gösteren kabilelere karşı vahşi saldırılar yaptılar.
tabi birgün etrafta saldıracak kabile kalmayınca, bunlara, hadi sizde bırakın topraklarınızı gidin denildi ve ufak bir çatışma olsada teslim oldular ve rezervasyonlara yerleştirildiler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim