kadına bayan diyen insanlar
kullanım amacına göre farklı farklı değerlendirilmesi gereken durum.
eğer hanımefendi manasında kullanılıyorsa sıkıntı oluşturmayacak bir kullanımdır. aklıma şuan sadece heidi’deki bayan rottenmeier geldi, bu nedenle örnek olarak bunu vereceğim. ancak yine de hanımefendi kullanımı kulağa daha hoş geliyor. mrs. mantığıyla bakarsak ben türkçe konuşan birinin birine bay yılmaz, bayan yılmaz dediğini pek duymadım açıkçası. zeynep yılmaz hanımefendi diyebilirsiniz, bayan zeynep yılmaz’dan daha doğru bir kullanım gibi geliyor bana. *
ikinci bir kullanım kadın demek yerine bayan denmesidir ki bu kabul edilemez. ilk olarak gramer hatası. ikinci olarak kadın yerine bayan denmesi bir bakıma kadınları küçük görmektir, bir bakıma da kadın kelimesini yumuşatma içgüdüsüne dayanır.
bu konuda bilinçlenmek isteyenler için link bırakıyorum aşağıya, lütfen okuyun. ayrıca abartıyorsunuz diyenler de olacak ancak gerçekten düşündüğünüzden çok daha rahatsız edici bir durum. biri sizin cinsel kimliğinizi utanç verici görüyor ve bu nedenle daha “kibar” olmak için hitabını “yumuşatıyor”. bu gerçekten çok küçük düşürücü bir şey.
buyurunuz link
eğer hanımefendi manasında kullanılıyorsa sıkıntı oluşturmayacak bir kullanımdır. aklıma şuan sadece heidi’deki bayan rottenmeier geldi, bu nedenle örnek olarak bunu vereceğim. ancak yine de hanımefendi kullanımı kulağa daha hoş geliyor. mrs. mantığıyla bakarsak ben türkçe konuşan birinin birine bay yılmaz, bayan yılmaz dediğini pek duymadım açıkçası. zeynep yılmaz hanımefendi diyebilirsiniz, bayan zeynep yılmaz’dan daha doğru bir kullanım gibi geliyor bana. *
ikinci bir kullanım kadın demek yerine bayan denmesidir ki bu kabul edilemez. ilk olarak gramer hatası. ikinci olarak kadın yerine bayan denmesi bir bakıma kadınları küçük görmektir, bir bakıma da kadın kelimesini yumuşatma içgüdüsüne dayanır.
bu konuda bilinçlenmek isteyenler için link bırakıyorum aşağıya, lütfen okuyun. ayrıca abartıyorsunuz diyenler de olacak ancak gerçekten düşündüğünüzden çok daha rahatsız edici bir durum. biri sizin cinsel kimliğinizi utanç verici görüyor ve bu nedenle daha “kibar” olmak için hitabını “yumuşatıyor”. bu gerçekten çok küçük düşürücü bir şey.
buyurunuz link
devamını gör...
hamile karısının karnını açarak poz veren adam
aynı pozu karımla verip burada paylaşacağım.
devamını gör...
yedi büyük günah
hristiyanlığa göre de şunlardır;
+ kibir
+ açgözlülük
+ şehvet
+ oburluk
+ kıskançlık
+ öfke
+ tembellik
+ kibir
+ açgözlülük
+ şehvet
+ oburluk
+ kıskançlık
+ öfke
+ tembellik
devamını gör...
boğazlı kazak
sakallı olmamdan dolayı boğaz yakası sakallarıma batıp ciltte kızarıklık yapınca, giymeye son verdiğim kış güzeli.
devamını gör...
eşlerin ölçülmezliği
incongruence paradox
kant “concerning the ultimate ground of the differentiation of the directions in space” adlı makalesinde leibnizci uzay-zamanı ve dolayısıyla monadolojiyi tefe koymuş. bunu da farkına vardığı eşlerin ölçülmezliği paradoksuyla yapmıştır. daha sonra wittgenstein tractatus'ta dört boyutlu uzayda bu paradoksu aşma imkanından bahsetmiştir.
leibniz'e göre uzay/mekan temsillerin bir araya gelmesi sonucu görünür olur. biz temsillerden bağımsız bir uzaydan bahsedemeyiz. dolayısıyla uzay ve dolayısıyla zaman dediğim şey bize temsillerle sunulur. hatta leibniz'in aritmetikteki nicel eşitlik gibi geometri içinde bi eşitlik kavramı/işareti önerdiği bilinir. bu şu demektir, temsillerin sunduğu uzay topolojisinde nesneleri eşleştirip ölçebilmek, içerik olarak aynı olanları eşleştirebilmek mümkündür. yani bi nevi matematiksel bi metafizik de demektir bu.
kant'ta der ki, hoop birader nereye, sen bu monatları aldın ding an sich yaptın resmen (kant'ın schein/ding an sich ayrımı burada başlar)
meşhur eldiven örneği verilir burda. sağ eldiven ve sol eldiven birbirlerine karşılık gelse de sağ eldiven sol ele olmaz. şu çok daha güzel bi örnek bence: sağını solunu bilmeyen birine sağ ve solu merkeze alacak bir sıfır noktası belirlemeden - yani kavramsallaştırmadan - sağ ve solu gösteremezsiniz. yine sağ ve sola ihtiyacınız var tanımlamak için. temsil için kavramlardan kurtulma imkanımız yok. yine dolayısıyla uzay hakkında kavramlardan kurtulamadığımız için a posteriorik, gözlemsel bi bilgimiz de olamaz. o halde uzay a priori olarak verilidir bize. sae'de transendental diyalektik bölümünde de değinir buna.
kant “concerning the ultimate ground of the differentiation of the directions in space” adlı makalesinde leibnizci uzay-zamanı ve dolayısıyla monadolojiyi tefe koymuş. bunu da farkına vardığı eşlerin ölçülmezliği paradoksuyla yapmıştır. daha sonra wittgenstein tractatus'ta dört boyutlu uzayda bu paradoksu aşma imkanından bahsetmiştir.
leibniz'e göre uzay/mekan temsillerin bir araya gelmesi sonucu görünür olur. biz temsillerden bağımsız bir uzaydan bahsedemeyiz. dolayısıyla uzay ve dolayısıyla zaman dediğim şey bize temsillerle sunulur. hatta leibniz'in aritmetikteki nicel eşitlik gibi geometri içinde bi eşitlik kavramı/işareti önerdiği bilinir. bu şu demektir, temsillerin sunduğu uzay topolojisinde nesneleri eşleştirip ölçebilmek, içerik olarak aynı olanları eşleştirebilmek mümkündür. yani bi nevi matematiksel bi metafizik de demektir bu.
kant'ta der ki, hoop birader nereye, sen bu monatları aldın ding an sich yaptın resmen (kant'ın schein/ding an sich ayrımı burada başlar)
meşhur eldiven örneği verilir burda. sağ eldiven ve sol eldiven birbirlerine karşılık gelse de sağ eldiven sol ele olmaz. şu çok daha güzel bi örnek bence: sağını solunu bilmeyen birine sağ ve solu merkeze alacak bir sıfır noktası belirlemeden - yani kavramsallaştırmadan - sağ ve solu gösteremezsiniz. yine sağ ve sola ihtiyacınız var tanımlamak için. temsil için kavramlardan kurtulma imkanımız yok. yine dolayısıyla uzay hakkında kavramlardan kurtulamadığımız için a posteriorik, gözlemsel bi bilgimiz de olamaz. o halde uzay a priori olarak verilidir bize. sae'de transendental diyalektik bölümünde de değinir buna.
devamını gör...
madalyası olmayan bir yazarı ciddiye almak
madalya bulamıyorlarsa karma yesinler.
devamını gör...
burçların libido savaşı
bendeniz akrepgillerdenim hiç öyle boğa toslamasına gerek yoktur. genelde kendi ayağımıza sıkmakla biliniriz. yani gurur'undan eğer yeniliceğini hissederse hemen gerekeni yapar. ya ceketini alır çıkar ya da ortalığı toz duman edip kendide boğulur içinde.yeni oyuncu dahil ediyorum yarış dediysek hikayeye koç kadın'ınıda davet etmeliyiz. hem sever hem döver rekabet sever.
devamını gör...
türkiye'yi gizlice avrupa birliğine sokmak
viyana kapılarına dayanmak bu olsa gerek.
devamını gör...
nickaltına yazılınca mutlu olan yazar
harika!.
devamını gör...
sevda
etkileyici bir yasmin levy şarkısı.
devamını gör...
mutsuz insanların ortak özellikleri
-kendilerini başkalarının gözünden görmeleri, kendi içlerindeki güzellikleri yok saymaları, kendilerini sabote etmeyi alışkanlık haline getirmiş olmaları,
-başkalarının onayına, sevgisine, ilgisine bağımlı olmaları, kendilerini onaylamayı ve sevmeyi bilmemeleri,
-sınır çizmeyi bilmediklerinden ruhsal sınırlarının ihlal edilmiş olması,
-kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmekten korktuklarından dolayı kendilerini özgür hissetmemeleri *,
-sorun çözme becerileri fazla gelişmemiş olduğundan dolayı *, ufak sorunları bile kendi başlarına nasıl çözeceğini bilememeleri *
-başkalarını kendinden aşağı veya üstün görmeleri yani kendilerini hep başkalarıyla kıyaslamaları *
-duygularının sorumluluğunu başkalarına yüklemeleri,
-kurban psikolojisinden çıkacak gücü kendinde bulamamaları, hayatının sorumluluğunu üstlenmemeleri.
-başkalarının onayına, sevgisine, ilgisine bağımlı olmaları, kendilerini onaylamayı ve sevmeyi bilmemeleri,
-sınır çizmeyi bilmediklerinden ruhsal sınırlarının ihlal edilmiş olması,
-kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmekten korktuklarından dolayı kendilerini özgür hissetmemeleri *,
-sorun çözme becerileri fazla gelişmemiş olduğundan dolayı *, ufak sorunları bile kendi başlarına nasıl çözeceğini bilememeleri *
-başkalarını kendinden aşağı veya üstün görmeleri yani kendilerini hep başkalarıyla kıyaslamaları *
-duygularının sorumluluğunu başkalarına yüklemeleri,
-kurban psikolojisinden çıkacak gücü kendinde bulamamaları, hayatının sorumluluğunu üstlenmemeleri.
devamını gör...
sevilen şarkının en vurucu sözleri
...
"simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
biliyorum."
...
(bkz: barış manço - dönence)
"simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız
uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor
biliyorum."
...
(bkz: barış manço - dönence)
devamını gör...
hz. muhammed'in hayatı
sonradan müslüman olup ebubekir siraceddin adını alan ünlü ingiliz edebiyatçısı martin lings'in muhammed'in hayatını kur'an'a ve kütüb-i sitte'ye dayandırarak kaleme aldığı biyografik romanı. kurmaca bir eser olduğu için yazar, ibrahim'in hayatı gibi kur'an ve hadislerde bahsedilmeyen ya da tam olarak bahsedilmeyen bazı yerleri tamamlamak adına israiliyat'a da başvurmuş. yanisi, okuması keyiflidir. bildiğiniz roman, hem de peygamberin.
devamını gör...
google akademik
çok sevdiğim sitedir. sayesinde doktora tezimde epey ilerledim. dördüncü makalemi de tamamladım.
devamını gör...
bebek aspirini
tadı çok güzel değil mi? red bull'un tadı da bebek aspirinine benziyor gibi.
devamını gör...
çocukken kendinizi en havalı hissettiğiniz an
havalı hissetmeme rağmen uzun bir süre acısını duyduğum andır.
mahallede bir serseri vardı o zamanlar. adı sultan’dı. ailesinin böyle bir gerizekalıya neden sultan adını verdiğini o zaman da anlamamıştım, şimdi de anlamam.
bu sultan denen mahluk mahalleyi haraca kesmiş, kendinden küçükleri döven, ona buna bulaşan bir ergendi. ben de o zamanlar çelimsiz bir çocuktum. 10 yaşlarında falandım.
yine bir gün mahallede benden küçük çocuklar ve kardeşimle otururken bir duvarın üstünde, birden sultan çıkıverdi ortaya. elinde ince bir çubukla fişuuuuv fişuuuuv diye sesler çıkarak bize yaklaştı. sonra elindeki çubukla çocukların bacaklarına vurup yoluna devam etti.
ama karşısındakilerin hepsi ezik değildi. no sir. daha bir gece önce back to the future’u izlemiştim ve marty mcfly’ın babası george mcfly’ın biff tannen’ı bir yumrukta yere serdiği sahne zihnimde dönüp duruyordu.
o hırsla arkasını dönüp gitmekte olan ve benden yaklaşık 20 santim uzun olan sultan’a doğru koştum ve iki yumruğumla sırtına vurarak kavgayı başlattım.
aslında ben kavgayı başlattığımı düşündüm çünkü böyle bir dayağın bir başlangıcı olmalı ve sonsuza kadar çocuklara masal formunda anlatılmalıdır.
yediğim şey dayaktan öte bir şeydi. bütün enstrümanları bedenimde olan bir senfoni orkestrasıydı sanki. sürekli depremler ve dev dalgalarla boğuşan bir güney asya ülkesi gibiydim. uzaydan dünyaya bırakılan korumasız bir felix baumgartner’dım.
bu dayak bana o kadar iyi gelmişti ki varoluşsal kaygılarım ve kemalettin tuğcu acılarımı bir hafta kadar unuttum.
ama o gün o çocukların kahramanı oldum ve unutmayın kimse bana tavuk diyemez.
mahallede bir serseri vardı o zamanlar. adı sultan’dı. ailesinin böyle bir gerizekalıya neden sultan adını verdiğini o zaman da anlamamıştım, şimdi de anlamam.
bu sultan denen mahluk mahalleyi haraca kesmiş, kendinden küçükleri döven, ona buna bulaşan bir ergendi. ben de o zamanlar çelimsiz bir çocuktum. 10 yaşlarında falandım.
yine bir gün mahallede benden küçük çocuklar ve kardeşimle otururken bir duvarın üstünde, birden sultan çıkıverdi ortaya. elinde ince bir çubukla fişuuuuv fişuuuuv diye sesler çıkarak bize yaklaştı. sonra elindeki çubukla çocukların bacaklarına vurup yoluna devam etti.
ama karşısındakilerin hepsi ezik değildi. no sir. daha bir gece önce back to the future’u izlemiştim ve marty mcfly’ın babası george mcfly’ın biff tannen’ı bir yumrukta yere serdiği sahne zihnimde dönüp duruyordu.
o hırsla arkasını dönüp gitmekte olan ve benden yaklaşık 20 santim uzun olan sultan’a doğru koştum ve iki yumruğumla sırtına vurarak kavgayı başlattım.
aslında ben kavgayı başlattığımı düşündüm çünkü böyle bir dayağın bir başlangıcı olmalı ve sonsuza kadar çocuklara masal formunda anlatılmalıdır.
yediğim şey dayaktan öte bir şeydi. bütün enstrümanları bedenimde olan bir senfoni orkestrasıydı sanki. sürekli depremler ve dev dalgalarla boğuşan bir güney asya ülkesi gibiydim. uzaydan dünyaya bırakılan korumasız bir felix baumgartner’dım.
bu dayak bana o kadar iyi gelmişti ki varoluşsal kaygılarım ve kemalettin tuğcu acılarımı bir hafta kadar unuttum.
ama o gün o çocukların kahramanı oldum ve unutmayın kimse bana tavuk diyemez.
devamını gör...
merdumgiriz_
o bizim miniğimiz, canımız. ve bugün doğum günü insanı. bu sebeple ilk cümle "iyi ki doğdun sevgili merdum." çok yaşların olsun ve de her biri nickinin tersine insanlar ile iç içe ve neşe içinde geçsin.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
gün batımlarını seyretmek..
devamını gör...
unutulmayan öyle bir geçer zaman ki replikleri
necati mandolimimin telini kopardı ben de onu dövdüm.
devamını gör...
