kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


apollon çok güzel bir delikanlı olan hyakinthos'aşıkmış. vakitlerinin büyük bölümünü bir arada geçirirlermiş. kimi zaman da dostça yarışırlarmış. bir gün disk atıp birlikte eğleniyorlarmış. apollan diskini eline atarak şöyle bir dengelemiş, nasıl döneceğini ayarladıktan sonra savurup atmış onu.
ne var ki hykinthos'a aşık olan yalnızca apollan değilmiş. batı rüzgarı zephyros da deli divane tutkunmuş bu delikanlıya. bu yüzdendir ki onu apolla'dan fena halde kıskanmaktaymış. ancak güçlü tanrıya karşı elinden bir şey gelmeyeceğinin de bilincindeymiş. bu yüzden de hyakinthos'a yöneltmiş uğursuz öfkesini. bana yar olmadığına göre, apollon'a da olmasın düşüncesiyle güzel delikanlının başına bir iş açmak için nicedir fırsat kolluyormuş.
apollan ve hyakinthos diskin döne döne uçuşu sonrasında toprağa düşmesini bekliyorlarmış. ne var ki, hiç de akıllarından geçmeyecek bir şey olmuş. batı rüzgarı zephyros birden yön değiştitirerek diski geri gönderince, disk de gelip var hızıyla hyakinthos'un alnının orta yerine çarpmış. delikanlının güzel yüzü bir anda kanlar içinde kalmış. altın sarısı ipeksi saçları da tutam şakaklarına yapışmış. ne olduğunu anlayamadan yere yıkılmış hyakinthos . alnından akan kanlar ususul usul toprağa karışmaktaymış. bu akan kanlardan sümbül (ya da çançiçeği) bitmiş.

resim: hyakinthos'un ölümü fransız ressam jean broc, 1801. tuval üzerine yğlı boya
kaynak: sorularla mitoloji, derman bayladı.
devamını gör...

karavan alıp sevdiğim kişiyle seyahata çıkmak. her yeri gezmek.
devamını gör...

bütün sevdiğim beraber eğlendiğim insanlarla pandemisiz, virüssüz bir ortamda konser ya da festival.
kimseyi umursamadan eğlenmeye, bağıra bağıra şarkı söyleyip dans etmeye, sevdiklerimle bi arada olmaya çook ihtiyacım var ya*.
devamını gör...

durumdan duruma değişecek bir olaydır. eğer terkeden kişi sizi durup dururken terk ettiyse affedilmez. ama size kızgın olduğu için terkedip özleyince geri döndüyse kafanızda ölçüp tartıp değerlendirmelisiniz.
devamını gör...

1926 yılında yasalaşıp 1935 yılında bayram olarak kabul edilen ve kıyı denizciliği anlamına gelen sözcük.
devamını gör...

devamını gör...

devamını gör...

psikologlar, psikiyatristler, rehberlik hocaları, danışmanlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genelde dini kurallarda menfaatlere göre davranış sonucunda ortaya çıkar.
mesela bir bakan "akrabaya yardım allah'ın emri o yüzden torpil normaldir" şeklinde bir söz söylemişti işte bu siyasi islamdır oysa din adil olun, işi ehline verin der.

yukarıdaki örnek karşıdan bakıştı birde diğer taraftan bakarsak genelde malum partiyi desteklemeyenlerin diğer tarafı yaftaladığı bir etiket.
devamını gör...

genel görüş, iç kulaktaki denge organının içindeki sıvının yoğunluğunun ve basıncının bir nedenle artması sonucu ortaya çıkması ile sonuçlanan bir vestibüler sistem hastalığı olduğudur. genel semptomları; kulakta dolgunluk hissi*, işitme kaybı, vertigo ve tinnitustur. nadiren ishal de görülür. hastalara genellikle tuz-baharat diyeti önerilir. çeşitli vestibüler sistemi güçlendirici egzersizler verilir. çok kötü tablolarda cerrahi düşünülebilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kasadan hijyenik ped geçirirken utanıp sağda solda erkek var mı diye bakan bim kasiyerlerini zor durumda bırakacak ürünlerdir.
bir kez buradan şortlu bir pijama takımı aldım, * kasiyer isterseniz açıp kontrol edin gerçi açabilir misiniz burada bilmiyorum dedi. nasıl yani dedim? erkekler var ya dedi.
alt tarafı penye saçma sapan desenli bir pijama takımı. zaten bir halta da yaramadı kotla uyudum yine. *
devamını gör...

poponuzdan kampanya uydurmayın demek istediğim başlıktır. yarın bir gün biz arap hayranıyız arap hayranı olmayanları uçuralım kampanyası açarlar. kısır döngüye girer. sözlük çöp olur. sevmediğiniz tanımı görmezden gelin. isterse tahinli helva hayranı olsun insanlar sizi ilgilendirmez.
devamını gör...

tamda şöyle oldum:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

artık bırak geçmeyi, üzerine yazılıp çizilenleri bile okumaktan imtina ettiğim yer haline gelen caddedir. (eski ismiyle cadde-i kebir)
6-7 yıl öncesine kadar gitmekten kısmen keyif aldığım, caddenin kendisinden çok ara sokaklarına dalıp çıktığım, nevizade biteli zaten çok olmuştu ama en azından asmalımescit ya da tünel geçidi gibi yerlerle sokakta insanları yaşadığım bölgenin, gezi olaylarından sonra intikam alınırcasına bitirilmeye çalışılmasını ibretle izledim.

ilk önce caddenin ortasına hançer gibi saplanan avm ile başladı her şey, bu avm caddenin müşteri kitlesinde büyük değişiklik yarattı. avm'lerden hoşlanmayan bohemler inceden uzaklaşmaya başladılar. taksim'den girip sallana sallana aşağı süzülen insanlar bu avm yüzünden arka taraftan tepebaşı'na gelip odakule'den giriş yaptılar ve galatasaray lisesinden yukarıda kalan kısım evrimini hızlandırdı. artık daha çok arap turist, daha az bohem tayfa vardı.

zamanla liseden tünel'e kadar olan kısım da bozulmaya başladı. arap turistin girdiği her yere peşinden gelen yalellisi ve nargilesinin dumanı tünel tarafının semalarını kapladı ve gelen sokağa masa atma yasağıyla asmalımescit/tünel tarafı tamamen paralize oldu.

bu bölgenin müşterisi içeride sigara,dışarıda masa yasağına kendince eline birasını alıp kapı önünde ayakta durarak bir çözüm bulmaya çalıştı ama bu da bir yere kadardı. mekanların masa sayısı azalınca fiyatları yükseldi, yükselen fiyatlar müşteriyi azalttı. zaten can çekişen hava iyice bozuldu ve insanlar alternatiflere yönelmeye başladılar. (kuledibi, beşiktaş,kadıköy gibi)
karaköy'ün eskiden izbe olan, geç saatlerde geçmekten çekineceğiniz esrarcı yuvası arka sokaklarındaki fırsatı gören uyanık işletmeciler bu bölgede alternatif mekanlar yarattılar ve müşteriyi şimdilik çektiler. tıpkı bir zamanlar asmalımescit sokaklarının travesti ve torbacı yuvası olması daha sonra yavaş yavaş bu bölgenin açılan mekanlarla temizlenmesi gibi karaköy de bu değişimi yaşıyor.

istiklal caddesi benim için ilkokulumun bulunduğu yerdir. sabahın erken saatinde taksim meydandan girip tünel'e kadar yürümek, yolda fransız konsolosluğunun önünden geçmek ,atlas pasajının kapısından bakmak, atlas sinemasının henüz bölünmemiş çok büyük salonunda film izlemek, odakule'nin önünden geçerken henüz istanbul'da hiç gökdelen olmadığı için saf saf yüksek binaya bakmak, s.s.c.b (o zamanları adı) konsolosluğunun kapısında bulunan vitrindeki uzay fotoğraflarına bakmak, çiçek pasajına çaktırmadan girip bira içen insanları seyretmek, meşhur galatasaray büyük postaneye girip o yüksek tavana kocaman açılmış gözlerle şaşırarak bakmak, haşet kitabevinden okul kitaplarını almaktı.
okulum rus konsolosluğu ile tophane'ye inen yokuş arasında olduğu için ilerleyen zamanlarda ortamlardaki insan türü durumuna göre "olum benim okulum bile tophane'deydi biz tophane çocuğuz ya da dostlar okula giderken istiklal caddesinin hüzünlü güzelliği içinden geçerdik biz" demekti.

galiba o ruhu 1996'da eşkıya filmi gösterime girdiği ilk haftanın pazar günü 16:00 seansında çok uzun bir bilet kuyruğunda bekleyip zar zor bilet alabilmem, filmi emek sinemasının salonunda merdivenlerine oturarak seyrettiğim günden sonra kaybettim. bir daha asla o tadı alamadım. hep yavaş yavaş aşağı ivmeyle keyfi azaldı.
artık cadde ölmüştür, ruhu şad olsun.
devamını gör...

(bkz: gogolun dar paltosu)
(bkz: una nocte)
(bkz: bir bilen)
devamını gör...

--! spoiler gibi bir şey !--

hafızası silinme sürecinde olan bir insanı konu alan film daha önce hiç yapılmadı. yapıldıysa da kimsenin haberi yok. her neyse, işte film, bu konuyu ortalama üzerinde kaliteli bir senaryo ile anlattı ve çok ünlendi. filme çok güzel denmesinin sebebi farklı olmasıdır.

--! spoiler gibi bir şey !--
devamını gör...

aslında çok çok derin bir kavram olmasına rağmen üzerine çok çok az düşünülen bir kavram. (elbette görece.)

bu can sıkıntısı meselesini ilk kez fyodor mihayloviç dostoyevski'nin yeraltından notlar'ında kafama takmıştım. üzerinden epey vakit geçti okuyalı ama bu kavram hakkında söylemek istediklerim var.

insanın canının sıkılma nedenini varoluş savaşındaki bir avuntu olarak görüyorum. şöyle ki insan canı sıkılınca ne yapar? bir şeyler arar. yapacak bir şey bulmak ister. fakat bu şey, boş bir şey midir? hayır, anlamlı bir şey olmak zorundadır. en azından anlam kırıntısı barındırmalıdır. bana bir koridor boyu gidip gelmemi söyleseniz bunu yapmam. neticede sıkıcıdır. neden? çünkü anlamsızdır.

işte bizim varoluş savaşımızda da can sıkıntısı kavramı bizim bir avuntumuz. kendimizi can sıkıntısı adı altında avutuyoruz. çünkü bir şeylere anlam yüklemekte zorlanıyoruz. tam anlatamadım...

varoluş zaten sonu düşünülünce anlamsızdır. o yüzden de sürece odaklanılmalıdır. zaten bundan dolayı insan tüm tarihi süreç boyunca kendine oyunlar bulmuştur. elbette bu bulduğu oyunlar zaten hali hazırda olan oyunlar üzerine kuruludur. ne gibi? evrim gibi. insan bilinci ve doğa gibi. yani doğa yasaları ile insan doğası...

dolayısıyla insan kendince oyunlar türetme ihtiyacı duyar. basit bir örnekle futbol. aslında bakarsanız futbolun neticesinde hiçbir şey gerçekleşmiyor. yani aslında boş bir oyun bile denebilir. amaç ne? topu kaleye atmak basitçe. yine bir amaç var ama bu amaç sizce tüm hayat göz önüne alınırsa ne kadar büyük? hiç de büyük değil. basit ve hiç denebilecek bir şey. ama işte insanevladı can sıkıntısından, anlam arayışından dolayı bir şeylerle uğraşma derdine düşüyor. ilk başta futbol yoktu belki ama başka türlü şeyler vardı. antropologlar daha iyi anlatır herhalde bunu.

ve tabii futbol sonucu da ödüller bilmem neler veriliyor. bu da kapitalist sitemle doğan doğal bir şey. yapacak bir şey yok. insanın canı sıkılır, çünkü anlam arar. neticede futbol oynar. topa vurur, gol olur. sonra? hiçbir şey olmaz. para kazanır o futbolcu. sonra evine, çocuklarına döner. yaşamaya devam eder. ardından? ardındansa bu döngü devam eder. ta ki futbolcu ölene kadar.

aslında hayat da bundan ibaret. bu sistem bunu gerektiriyor. belki de tüm ekonomik sistemler bu can sıkıntısından doğmuştur. kim bilir?
devamını gör...

akkadça bir kelimedir. kış mevsiminin sevilmesiyle, soğuk havanın verdiği huzur ve bu mevsimin derin anlamlar yüklediğini ifade etmektedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim