halam geldi
cidden hala böyle şifreler kullanan kaldı mı ya dedirtti bu başlık bana.
devamını gör...
güney afrika cumhuriyeti
güney afrika cumhuriyeti'nin üç başkenti vardır.
pretoria, yürütme
cape town, yasama
bloemfontein, yargı başkentidir.
üç başkentin olmasının sebebi 100 küsur sene önce sömürge zamanı, ingiliz'lerin elindeki cape güçlerinin, hollanda'lıların elindeki orange free state ve transvaal kolonilerini işgal etmeleri ve daha sonra güney afrika cumhuriyeti'nin kurulması sırasında, "orange free state"'in, "bloemfontein" şehri ve "transvaal"'in, "pretoria" şehrine ortak başkentlik verilmiştir.
pretoria, yürütme
cape town, yasama
bloemfontein, yargı başkentidir.
üç başkentin olmasının sebebi 100 küsur sene önce sömürge zamanı, ingiliz'lerin elindeki cape güçlerinin, hollanda'lıların elindeki orange free state ve transvaal kolonilerini işgal etmeleri ve daha sonra güney afrika cumhuriyeti'nin kurulması sırasında, "orange free state"'in, "bloemfontein" şehri ve "transvaal"'in, "pretoria" şehrine ortak başkentlik verilmiştir.
devamını gör...
amok koşucusu
"söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz."
kitabın ismini aldığı amok hastalığı, genelde orta asya'da ve yaygın olarak malezya'da görülen bir psikiyatrik hastalıktır. bir cinnet hali olarak da tanımlayabileceğiz bu hastalık, malezya halk dilinde "mengamok", dünyada ise "running amok" olarak bilinir. malezya dilinde kelime anlamı olarak, gözü kara, cani, hiddetli, öldüren anlamlarına gelir. bu hastalığın görüldüğü bireylerin neredeyse tamamı, yaralayıcı bir alet ile başkalarına zarar vermeleri veya öldürmeleri ile teşhis edilir. hastalığın ismi de burdan gelir. hasta geçirmiş olduğu cinnet hali ile, durmadan koşar, önüne çıkan kişilere zarar verir veya öldürür ta ki kendisini de bitkin düşene kadar. bu koşunun sonunda söyledikleri şey de genelde "gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum." olur.
stefan zweig ise bu durumu kitabında şöyle açıklıyor:
"amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"işte amok... evet amok, şöyle oluyor: bir malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... köylerdeki insanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘amok! amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."
stefan zweig bu hastalığı metafor olarak kullandığı bu çarpıcı öyküsünün merkezine bir doktoru ve bir kadını alır. kendisinden yardım isteyen bir hastasını, sırf önyargıları nedeniyle reddeden bir doktorun daha sonrasında yaşamış olduğu vicdan azabını konu alıyor kitap. doktor bu noktada adeta bir amok koşucusuna dönüşmektedir. tek istediği, kadını bulup tedavi edip içindeki pişmanlığı gidermektir. kitapta küçük bir önyargının aslında bir kişinin hayatını nasıl da değiştirdiğine yazarın harika üslubu ile tanıklık ediyoruz. kitabın dili oldukça sürükleyici ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. üzerine düşünerek okunup satır aralarındaki mesajların dikkate alınması gereken harika bir stefan zweig eseri.
kitabın ismini aldığı amok hastalığı, genelde orta asya'da ve yaygın olarak malezya'da görülen bir psikiyatrik hastalıktır. bir cinnet hali olarak da tanımlayabileceğiz bu hastalık, malezya halk dilinde "mengamok", dünyada ise "running amok" olarak bilinir. malezya dilinde kelime anlamı olarak, gözü kara, cani, hiddetli, öldüren anlamlarına gelir. bu hastalığın görüldüğü bireylerin neredeyse tamamı, yaralayıcı bir alet ile başkalarına zarar vermeleri veya öldürmeleri ile teşhis edilir. hastalığın ismi de burdan gelir. hasta geçirmiş olduğu cinnet hali ile, durmadan koşar, önüne çıkan kişilere zarar verir veya öldürür ta ki kendisini de bitkin düşene kadar. bu koşunun sonunda söyledikleri şey de genelde "gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum." olur.
stefan zweig ise bu durumu kitabında şöyle açıklıyor:
"amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"işte amok... evet amok, şöyle oluyor: bir malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... köylerdeki insanlar bu amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘amok! amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..."
stefan zweig bu hastalığı metafor olarak kullandığı bu çarpıcı öyküsünün merkezine bir doktoru ve bir kadını alır. kendisinden yardım isteyen bir hastasını, sırf önyargıları nedeniyle reddeden bir doktorun daha sonrasında yaşamış olduğu vicdan azabını konu alıyor kitap. doktor bu noktada adeta bir amok koşucusuna dönüşmektedir. tek istediği, kadını bulup tedavi edip içindeki pişmanlığı gidermektir. kitapta küçük bir önyargının aslında bir kişinin hayatını nasıl da değiştirdiğine yazarın harika üslubu ile tanıklık ediyoruz. kitabın dili oldukça sürükleyici ki bir oturuşta bitirebilirsiniz. üzerine düşünerek okunup satır aralarındaki mesajların dikkate alınması gereken harika bir stefan zweig eseri.
devamını gör...
leblebi
1837837 sayısını gerçek hesap makinesinde yazıp, makineyi ters çevirdiğinizde çıkan kelimedir. bunu abimden öğrendiğimde, abimin bir deha olduğunu sanmış ve 1 hafta boyunca ne isterse yapmıştım.
not: cep telefonuna ait hesap makinesinde yapılmıyor.
not: cep telefonuna ait hesap makinesinde yapılmıyor.
devamını gör...
ürtiker
halk arasında kurdeşen adıyla bilinen ürtiker farklı koşullar nedeniyle ciltte görülen reaksiyonlardan kaynaklanan kabarık, kaşıntılı ve kızarık lekelerle karakterize edilen bir cilt hastalığıdır. tıp uzmanları genellikle kronik ürtikerin nedenini veya akut ürtikerin neden bazen kronik bir hal aldığının nedenini belirleyemezler.
acilde yenen bir iğne ile başlayacak tedavi süreci üç günde sekiz iğne ve bir kutu hapla bir haftaya kadar çıkabilen bir tedavi sürecini başlatır.
özellikle akut ürtikerin sebebi konusunda kişi kendinin doktoru olmalı ve kendisine neyin alerji yaptığını fark edip ondan uzak durmalıdır. icinde ne olduğu bilinmeyen kozmetik ürünlerden uzak durmakta da fayda vardır.
acilde yenen bir iğne ile başlayacak tedavi süreci üç günde sekiz iğne ve bir kutu hapla bir haftaya kadar çıkabilen bir tedavi sürecini başlatır.
özellikle akut ürtikerin sebebi konusunda kişi kendinin doktoru olmalı ve kendisine neyin alerji yaptığını fark edip ondan uzak durmalıdır. icinde ne olduğu bilinmeyen kozmetik ürünlerden uzak durmakta da fayda vardır.
devamını gör...
fcuk
french connection united kingdom baş harflerinden oluşan bir giyim markasıdır. içiniz fesat sizin hemen c ve u harfinin yerini değiştirdiniz ve öyle okudunuz değil mi?
c ve u harfinin yerini değiştirmek istiyorsanız sizi şu başlığa alalım. (bkz: fuck you)
c ve u harfinin yerini değiştirmek istiyorsanız sizi şu başlığa alalım. (bkz: fuck you)
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
yine gelenler olmuş görüyorum
yazıyorlar çiziyorlar okuyorum
maalesef ki biraz işim var şimdi
bir izmirliden kötü dayak yiyorum
yoksa valla inanın yazardım
iş miş demez paso sallardım
okuyamadım bile çoğunu ama
vişne suyu içer tadına doyardım
yazıyorlar çiziyorlar okuyorum
maalesef ki biraz işim var şimdi
bir izmirliden kötü dayak yiyorum
yoksa valla inanın yazardım
iş miş demez paso sallardım
okuyamadım bile çoğunu ama
vişne suyu içer tadına doyardım
devamını gör...
baykuş besleyenlere tavsiyeler
öncelikle evde devamlı olarak beslenmemesi gerekir, yasaktır. benimki gibi akşamları evinize uğruyorsa olabilir. ve bilin ki sizi tanıyorlar. zeki canlılar.ben tavukla alıştırdım. bir hafta sürdü. arada eve de giriyor ama evde canlı hayvan besliyorsanız onu avlamaya kalkar dikkat edin. çığlığı çok güzel ama desibel olarak yüksek. vahşi hayvandır. evcil kedi köpek gibi beslenmez. uğraması çok güzel. ve hep aynı saatte geliyor.
devamını gör...
memurun ölümü
bir anton çehov öyküsüdür.
ivan dimitriç çerviyakov yazı işlerinden düşük dereceli bir memurdur. yeterince saygılı, fazlasıyla görgülü, oldukça modern bir adam olan çerviyakov memuriyet derecesi düşük olsa da çağdaşlık seviyesi yüksek olduğu için bir tiyatro salonunda ikinci sıradan dürbünüyle kornevil’in çanlarını izlemektedir.
klasik rus edebiyatında görmeye en alışkın olduğumuz düşük seviyeli memur tiplerinden biri olan çerviyakov’un hayatı çok insani bir şey olmasına rağmen bir hapşırık ile mahvolur. çünkü ön sırada oturan yüksek dereceli bir memurun üzerine üzerine hapşırır zavallı çerviyakov.
hikayenin gerisi spoiler olacağı için anlatmayacağım ama burdan hemen yeşilçam’a bir selam sarkıtmamız gerekiyor. başar sabuncu’nun senaryosunu yazdığı ertem eğilmez’in yönettiği ve şener şen’in ilk kez başrol oynadığı 1985 yapımı namuslu filmine bir göz atalım.
filmin hemen başlarında genel müdür binaya girdiğinde mutemet ali rıza asansörün önünde genel müdürün yüzüne hapşırır ve peş peşe özürler dilemeye başlar. işte bu sahne memurun ölümü öyküsünün yeşilçam tarafından araklanmış halidir.
çok yaşayın.
ivan dimitriç çerviyakov yazı işlerinden düşük dereceli bir memurdur. yeterince saygılı, fazlasıyla görgülü, oldukça modern bir adam olan çerviyakov memuriyet derecesi düşük olsa da çağdaşlık seviyesi yüksek olduğu için bir tiyatro salonunda ikinci sıradan dürbünüyle kornevil’in çanlarını izlemektedir.
klasik rus edebiyatında görmeye en alışkın olduğumuz düşük seviyeli memur tiplerinden biri olan çerviyakov’un hayatı çok insani bir şey olmasına rağmen bir hapşırık ile mahvolur. çünkü ön sırada oturan yüksek dereceli bir memurun üzerine üzerine hapşırır zavallı çerviyakov.
hikayenin gerisi spoiler olacağı için anlatmayacağım ama burdan hemen yeşilçam’a bir selam sarkıtmamız gerekiyor. başar sabuncu’nun senaryosunu yazdığı ertem eğilmez’in yönettiği ve şener şen’in ilk kez başrol oynadığı 1985 yapımı namuslu filmine bir göz atalım.
filmin hemen başlarında genel müdür binaya girdiğinde mutemet ali rıza asansörün önünde genel müdürün yüzüne hapşırır ve peş peşe özürler dilemeye başlar. işte bu sahne memurun ölümü öyküsünün yeşilçam tarafından araklanmış halidir.
çok yaşayın.
devamını gör...
çekirdek çitlerken içini biriktirmek
çocukluk döneminden en sevdiğim aktivitelerden biri.
çocukluk dediysem, çok da çocukluk sayılmaz. çekirdek çitlemeyi becermeye başlanan dönem. bu herkesin becerisine göre değişebilir bir yaş. sanırım benimki 10'lu yaşların başıdır.
çekirdek çitlerken, içlerini yemeyip, küçük bir tabağa bitiktirip, sonra hepsini aynı anda yiyerek alınan haz hala aklımdadır. bunu biraz daha büyüyünce, tabağa biriktirmemle dalga geçerler diye düşünüp, ağzımda biriktirerek yapmaya başladım.
hala ara ara çitlerken, aklıma gelir, yine ağzımda biriktirerek, küçük serserilikler yaparım.
çocukluk dediysem, çok da çocukluk sayılmaz. çekirdek çitlemeyi becermeye başlanan dönem. bu herkesin becerisine göre değişebilir bir yaş. sanırım benimki 10'lu yaşların başıdır.
çekirdek çitlerken, içlerini yemeyip, küçük bir tabağa bitiktirip, sonra hepsini aynı anda yiyerek alınan haz hala aklımdadır. bunu biraz daha büyüyünce, tabağa biriktirmemle dalga geçerler diye düşünüp, ağzımda biriktirerek yapmaya başladım.
hala ara ara çitlerken, aklıma gelir, yine ağzımda biriktirerek, küçük serserilikler yaparım.
devamını gör...
normal sözlük’te corona hakkında konuşulmaması
kafa dinlememizi sağlayan durum.
siyaset aşağı siyaset yukarıydı yıllardır, şimdi 1 senedir covid aşağı covid yukarı... zaten yeterince can sıkıcı bir durum, bir de sabah akşam sürekli konuşulması, her kafadan farklı ses çıkması, şeffaf olmayan bilgiler sunulması falan derken gerçekten iyice bunalttı beni.
siyaset aşağı siyaset yukarıydı yıllardır, şimdi 1 senedir covid aşağı covid yukarı... zaten yeterince can sıkıcı bir durum, bir de sabah akşam sürekli konuşulması, her kafadan farklı ses çıkması, şeffaf olmayan bilgiler sunulması falan derken gerçekten iyice bunalttı beni.
devamını gör...
kopuz
cura, bağlama ve birçok telli çalgının atası olan eski bir enstrümandır.
devamını gör...
güzel kadın vs zeki kadın
vicdansiz insanin zeki olanindan korkuyorum ben, guzellikte bir yere kadar...secenekler disinda iyi kapli kadin diyorum. boyle kadinlar guzel olmasa da etrafini guzellestirirler.
devamını gör...
sihirli annem
keyifle izlediğim çocukluk dizilerimden birisi, aynı zamanda eda karakteri sayesinde eminem'in türk olduğunu düşünmemi sağlayan dizi, anıları mahvetmemek için acun versiyonuna yan gözle bile bakmayacağım.
devamını gör...
normal sözlük karma toplama başlığı
(bkz: uçurulacak başlıklar)
devamını gör...
ekmek çalan şahsı yakalayıp polise teslim eden vatandaşlar
ekmek çalan şahsi, döven,polise teslim edenler,eminim ülkeyi soyan'lara oy verenler dir...
devamını gör...
20 mart 2021 melih bulu'nun tweeti
vallahi yüzsüzlük ete kemiğe bürünse melih bulu olurdu. kendisini tebrik ediyorum.
devamını gör...
öz güvenli insanların özellikleri
sohbet ederken sizinle göz teması kurup konuşmanızı bitirmenizi bekleyip cevap veren özelliktir.
böyle bir insan kesinlikle özgüvenli ve zeki bir insandır.
böyle bir insan kesinlikle özgüvenli ve zeki bir insandır.
devamını gör...
yazarların sözlükte olma nedenleri
konuşacak, yazacak, paylaşacak kimsem yok. yazdıklarımla adeta sözlükle dertleşiyorum. bu da beni biraz olsun rahatlatıyor. dolayısıyla sözlüğe minnettarım, iyi ki var...
devamını gör...
