savaş baltası. 1607'de bugünkü virginia eyaletine gelen ilk ingilizler, burada yaşayan, sonradan "kızılderililerin prensesi" ilan ettikleri pocahontas'ın kabilesi powhatan'larla karşılaştılar.
bu kabilenin tamahaac adını verdikleri taştan yapılmış baltaları vardı. sonraları beyazlar benzer baltaları demirden yapıp kızılderililere satmışlardır ve adına tomahawk dediler.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

partili cumhurbaşkanı erdoğan'ın beyanıdır. yangına müdahale edilememesinin nedeni thk'ymış. sanırım thk'yı yıllardır kayyum ile yönettiğini ve onursal başkanının kendisi olduğunu unutmuş olmalı.


cumhurbaşkanı ve akp genel başkanı tayyip erdoğan, orman yangınlarının sürdüğü ve 5 kişinin hayatını kaybettiği antalya'da yaptığı açıklamada, yangın uçakları konusunda yaşanan sıkıntıların ana sebebinin, türk hava kurumu'nun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasından kaynaklandığını söyledi.
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, "uçak konusundaki sıkıntıların ana sebebi, uzun yıllardır bu görevi yürüten türk hava kurumunun filosunu ve teknolojisini yenileyememiş olmasıdır." dedi.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaynak
devamını gör...

küçüklükten beri merak ediyorum. biri gökyüzüne baktı bir renk gördü, belki bakan herkes başka renkler gördü. birisi dediki bu mavi renk, diğerleri de bu gördüğümüz renk mavidir dedi. belki hepimiz baktığımızda başka şeyler görüyoruz ama ortak adı aynı. hani şu fili tarif eden 6 kör adam; biri hortumunu tutmuş, demiş ki"bu fil dediğiniz ince uzun bir şey olsa olsa." öbürü gövdesini tutmuş "bu şey kocaman yumuşak bir kaya", beriki kuyruğunu tutmuş, demiş "yılan sarkmış aşağıya". diğeri dişlerini almış eline, demiş "mızrak doğrultmuşlar buraya"
belki zevkler ve renkler bu yüzden tartışılmazdır.
bilim abi işin aslını biliyodur belki de ama kimse kimsenin gözünden göremeyecek asla. ihtimali ürpertici değil mi, bence öyle.
devamını gör...

ayt matematik sınavında net olarak 3-4 tane çıkan ama en az 12-13 soruda bahsi geçen konudur.
devamını gör...

bir dönemde anlamı iyi-olumlu olan bir kelimenin zamanla kötüleşmesi, kötüye doğru gitmesi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ümit yaşar oğuzcan otuzdan fazla intihar girişiminde bulunmuştur. oğlu vedat oğuzcan on yedi yaşına geldiğinde galata kulesine çıkar ve atlar. üzerinde babasına yazdığı bir not bulunur “baba öyle intihar edilmez, böyle edilir.” diye. ‘galata kulesi’ şiirini intihar eden oğlu için kaleme alır ümit yaşar oğuzcan. bu da böyle ah be dedirten bi edebiyat dedikodusudur.
devamını gör...

uzak mesafe ilişkisi (kesintisiz 7 yıl) sonucu evlendiğim ve çocuğumun babası olan insanla an itibarıyla marmaris emeklisi gibi yaşıyoruz. evet bu ilişki türü zordur ama zoru başarmak aradaki bağı güçlendirir. çünkü çok sınanmışsınızdır ve her şeye rağmen hala birlikteyseniz dünyayı beraber kucaklıyorsunuz hissi verir.
devamını gör...

...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

uzunca bir küçük iskender şiiri. sonuna kadar okuyabilen belirtirse şukusunu vereceğim.

mondler ukdesi.

--- alıntı ---

bir nedeni yok yalnızca öptüm

dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. bekledim. beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. evet, bilmiyordum. bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. sevişirken sözlük kullanıyordum hala. ama, seni seviyordum. ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. sana yaklaşamıyordum. yasaklanmıştın adeta. çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. küçük bir ateş. küçücük bir ateştin sen. sönmekten ürken bir ateş. bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. aşkın mecali kalmamıştı. sessizce sokuldum yanına. acıyla irkildin. gülümsedim. gülümsememe anlam veremedin elbette. kimdi bu? ne istiyordu? tanımadığın biri. hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. fuzuli bir beden, karşındaki. usulca uzandım,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. uzayın adını ben koymadım. uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. rahatlatır beni o. bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. romantizme uyum sağlamak için de değil. öyle. işin gerçeği budur. yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. lekesiz bir yalnızlık. lekelenmeye müsait bir yalnızlık. tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. pişmansın. pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. olmuyor tabii. olmuyor. sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. beni anlayacağın günler gelecek. beni de göreceksin. benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. korkma lütfen,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. çay pişiririz. çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. sonra da sen anlatırsın: sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin… hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. ben sıkılmam. ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. bir insan, bir insanı sıkamaz. bir insan canı isterse sıkılır. hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. endişelenmen gereksiz,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum. gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. değişmek, hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu. sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. birlikte dansedebilmek gibi. sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. masallarla geliyorum. efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. artniyetsizim. inan,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. kızmamalısın. darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! ılımlılık mı kurtaracak insanlığı? alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! gerçekten kırıyorsun beni,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. insanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. yapacak çok işimiz var. dövüşecek çok düşmanımız var. kucaklayacak çok arkadaşımız var. bizim sebebimiz bu. bizim fazlalığımız bu. belki de iksirimiz. kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. yalan söylemiyorum

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. çikolata bile kurtlanabilir. dondurma erir. çiçek solar. galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! birer hatıraya dönüşseler bile! kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . yüzüme öyle bakma nefretle,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. kimbilir, doğrudur belki de! . adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin esrarı büyüleyici! romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. özveri denebilir buna. evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. insan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . sakın ha üstüne alınma,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

ben seni kırmak için yaratılmadım. uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? seni kaybettim. bunu biliyorum. seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. ortadaydı. bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. hala da saygıyla ağlıyorum. büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. inadıma öfkeleniyorsun. seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. bu da aşk işte! bu da entrika! bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! dur, dur, bağırma,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

bunlar da geçecek şüphesiz. seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. yaralandım. bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. bir gerçek aramıyorum felakete. bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. eğer hissediyorsan,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. o rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. dokunamadım sana. parmakuçlarım neşterdi çünkü. kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

--- alıntı ---

kaynak
devamını gör...

elalem ne der?
devamını gör...

asgari ücretle iş bulmak.
devamını gör...

sıcaklığı 1000 kelvinin altında olan plazmalara verilen isim. termal plazmalardan en önemli farkı oda sıcaklığında olmalarıdır. plazmalar yüksek sıcaklıklarda elektronların serbestleşmesiyle meydana gelen maddenin 4. fazı olarak tanımlanırlar. plazmayı oluşturan elektronlar ve iyonlar termodinamik açıdan iki farklı sistem olarak kabul edilir. iyonlar ile karşılaştırıldıklarında elektronların kütleleri binlerce kat küçük kalmaktadır. termodinamiğe göre iyonlar ve elektronlardan oluşan bu iki sistemin aralarında bir enerji farkı olduğu için sistemler arasında denge durumu yani enerjileri eşit olana kadar aralarında enerji alış verişi olur.

termal plazmalarda bu iki sistem arasındaki enerji alışverişi denge durumuna ulaşır, iyonlar ve elektronlar arasındaki kütle farkının büyüklüğü düşünüldüğünde aynı miktarda enerjiye sahip olabilmeleri aralarında büyük bir enerji akışı gerçekleşir. soğuk plazmalarda ise durum farklıdır, iyonların enerjisi düşük seviyelerde kalırken ortamda serbestleşen elektronların enerjileri daha yüksektir yani termodinamik açıdan dengede değillerdir. bu durumun mümkün olabilmesi için dışarıdan verilen enerjiye ihtiyaç vardır. bu enerji genellikle çeşitli gazlara (oksijen, azot, argon) verilen yüksek şiddetli elektrik veya elektromanyetik alanlardır.

soğuk plazmaların iyonları elektronları kadar yüksek enerjiye sahip olmadığı için oda sıcaklığında çalışabilirler. elektronların yüksek enerjine sahip olması sayesinde etkileşime girdikleri yüzeylerde kimyasal değişikliklere sebep olabilirler. malzeme biliminde yüzey modifikasyonları için kullanılırlar. bunun dışında tıp alanında diyabetik ayak ülseri veya dişçilikte sınırlı bir kullanım alanına sahiptir.



devamını gör...

bebek, yavru.
devamını gör...

@egm @ssoylu @cimer @bimer @disneychanneldeutsch @looneytunes
devamını gör...

çok üzgünüm.. sağlık, sıhhat, mutlulukla dönüşünü bekleyeceğim..
devamını gör...

cumhuriyetin doğduğu topraklar olması

ankara simidi

bir de çok güzel bir underground rock/metal kültürü vardır...

ha bir de aspava ssk
devamını gör...

her manowar şarkısı gibi gaz ötesi olan şarkıdır. çalındığı mekanlarda istemsiz karmaşaya sebep olur. bradddırs ay em kolling dendiği anda zaten gelmekte olan gelmeye başlamıştır, durduramazsınız. bu şarkıyı her duyduğumda düşmanı denizine dökmeye giden bir ordunun ön saflarında olduğumu hissediyorum. hail and kill ile şarkıya katıldığınız bölümlerde açıkçası güzeldir.

şarkıda bilhassa şurasının olduğu yerde kopar gidersiniz, hele ki rape their women as they cry dedikten sonraki erol taş kahkası akıllara zarardır. (kadın yazarlardan özür diliyorum, şarkının sözleri öyle.)

rip their flesh
burn their hearts
stab them in the eyes
rape their women as they cry
kill their servants
burn their homes
till there's no blood left to spill
hail and kill
power and dominion are taken by the will
by divine right hail and kill
hail, hail, hail, hail and kill, hail and kill

devamını gör...

tarihte ilk kez nükleer test algılama uydu serisi olan vela uyduları ile keşfedilen, yüksek enerjili bazı gök cisimleriyle ilgili süreçlerde ortaya çıktığı düşünülen, yüksek enerjili patlama.

bir gama ışın patlaması saniyeler içerisinde başlar ve biter ancak patlama sırasında ortaya çıkan enerji, güneş benzeri bir yıldızın milyarlarca yıl boyunca yaydığı enerjinin toplamına eşittir.

dünya bunlardan etkilenebilir mi? eğer yeterince yakında olsaydılar, dünya'nın atmosferini soyarak dünya'yı güneş'ten ve uzaydan gelen tüm etkilere karşı savunmasız bırakırlardı. ancak şükür ki yakınımızda buna neden olabilecek cinsten bir cisim yok. yine de bazı bilim insanları, milyonlarca yıl önceki kitlesel yok oluşlardan bazılarının böyle olaylardan kaynaklanmış olabileceğini düşünüyor.

***

vela uyduları, uzayda nükleer deneme yapılıp yapılmadığını algılamak üzere tasarlanmıştı. dünya etrafında yüksek yörüngeler üzerinde dolandıklarından, parazit olarak araya girebilecek sinyallerden uzaktılar. vela 3 ve vela 4 adlı araçlar, nükleer patlama sonrasında ortaya çıkandan çok farklı ve güçlü bir sinyal algıladı ve elbette bu durum merak uyandırdı.

vela 6 sistemi, özellikle bu konuyu araştırmak üzere uzaya gönderildi. sistem birkaç araçtan oluşuyordu ve bunların hepsi farklı bölgelere yerleştirilerek sinyalin nereden geldiğini saptamaları amaçlanmıştı. yapılan araştırmalar, sinyalin güneş sistemi dışından geldiğini gösterdi. bunun üzerine özellikle gama ışın patlamalarını araştırmak amacıyla projeler geliştirilmeye ve uydular tasarlanmaya başlandı. günümüzde düzenli olarak bu konular hakkında gözlem yapan uydular var yörüngemizde.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim