serbest muhasebeci ve mali müşavir şeklinde okunur ama uzun uğraşlar sonunda olunur.

lisans mezunu olan kişiler önce smmm staj başlatma sınavına giriyor. genel kültür (4ders) ve genel yetenek(10ders) den oluşan bir sinavdan en az 60 puan alarak sınavı kazanıyor.

böylece 3 yıl sürecek mesleki stajını başlatıyor. bağımlı çalıştığı yanında staj yaptığı bir smmm yada ymm den her sene tezkiye notu alıyor ve bağlı bulunduğu odaya teslim ediyor. bağlı bulunduğu odanın online derslerine katılmalı ve sınavlarından başarılı olmalı,9 dönem şeklinde bu eğitimler ve sınavlar.

staj bitince asıl dananın kuyrugunun koptuğu sınavlar başlıyor. çünkü bu sınavlar çoktan secmeli degil yazılı sınavlar.sınav komitesi maliye bakanlığı,ankara üniversitesi ve türkiye serbest mali musavirler ve yeminli mali müşavirler odaları birliğinden oluşan 7 kişilik komisyonun hazırlayıp değerlendirdiği yeterlilik sınavlari. her dersten (8 ders var) 50 alınmalı ve ortalamanizda 60 olmali.

velhasıl hepsini yaptınız bitiyor mu malesef bitmiyor sonrasında bağlı bulunduğunuz odaya bu zamana kadar yok staj başlatırken dosya açma parası,yok online eğitim için para,yok sinavlar için para derken artık oldum ruhsatı alıyım derken en ciddi bir para bayiliyorsunuz sonrasında smmm oluyorsunuz.

sonrasında bide kalkıp kendi işimi yapacağım diyorsaniz napıosunuz ne insanlardan tahsilat yapmaya çalışıyorsunuz siz düşünün.
devamını gör...

biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız,
âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden.
-selimî

“biz, ayrılık bahçesinin öyle yanık öten bülbülüyüz ki, sabah rüzgârı gül bahçemizden geçse, ateş kesilir.”
devamını gör...

çocuk dahi olsan, içinde bir yerlerde hep var olan kötülüğün ortaya çıkmasının o kadar da imkansız olmadığının altını çizen roman.

okuduktan sonra bana hep original sin kavramını hatırlatmıştır. her ne kadar çocuk dediğin varlık çoğunlukla masumiyetle özdeşleştirilse de, bulunulan koşullar çok rahatlıkla masumiyetini saldırganlığa dönüştürme potansiyeline sahip. yani bir bakıma çocuk ya da yetişkin farketmez insan hiçbir zaman tam anlamıyla masum olamaz. belki aklından hiç kötülük geçmemiştir ya da hiç farkına varmamışsındır ama aslında bir yerlerde durmaktadır.

romandaki çocuklar için de çizgiyi geçme olayı medeniyetten vahşiliğe adım atmakla başlar. medeniyetin sizi dizginlediği o sınırlardan dışarı adım attığınız anda bambaşka bir düzene ve varlığa geçmeniz oldukça olasıdır insan doğası nedeniyle. bu anlamda oldukça haklı ve mantıklı bir noktaya parmak bastığını düşünüyorum william golding'in.

ayrıca, eğer böyle bir imkanınız varsa kesinlikle orijinalinden okunması gereken bir romandır.
devamını gör...

“akıl evvel nakil müevveldir” diye çok sevdiğim bir söz var. aslında bu sözü iki farklı yere de çekebiliyoruz fakat benim bahsetmek istediğim; aklın, insanın sahip olduğu en büyük değerlerden birisi olmasıdır. eğer aklı devreden çıkarırsanız hem asıl olan ortadan kalkar hem nakil farklılaşıp versiyonları türer. bu yüzden nakledileni direkt almaktan ziyada akıl süzgecinden geçirmek gereklidir ki bu da oldukça zor görünmektedir. romantik insanlarız, haliyle duygularımızı kullanıyoruz düşünmek için.

august rodin’in düşünen adam heykelini birçoğumuz biliyoruz. ülkemizde bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde bulunanı, evet. o heykel, birçok kişi tarafından parça parça yapılmış olsa da heykelin bitiminden sonra başhekimin heykel hakkında söyledikleri kayda değerdir ve aynen şunları söyler: “hastane dışındakilerin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor.” der.

kadim toplumlar şeytanı; kötülüğün kişilik kazanmış hali, zihni bulandıran ve aklı karıştıran olarak tanımladıkları için akla önem veren yoktu. şeytana has bir yetiymiş gibi bakılıyordu aklı kullanmak. “şeytan hepimizden akıllı” gibi sözler de hem o dönemlerde hem de şu anda bile düşünmenin aleyhine kullanılır.

konuyu daha da dallandırıp budaklandırmadan kısaca; düşünmekten daha insani bir eylem olmadığını, bunu şeytanlaştırmanın da akıl kârı olmadığı söyleyerek kapatalım bu bahsi de.

tanım: aklı geri, nakli ön planda tutan insanların olması sebebiyle.
devamını gör...

1 sayılı cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenmiş olan kamu yönetimi tekniğidir.

madde 506 - (1) bakan ve her kademedeki bakanlık yöneticileri sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak kaydıyla, yetkilerinden bir kısmını alt kademelere devredebilir. yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.

normalde yetki denilen şey görev başında olan kişice kullanılmalıdır. istisnası da işte gördüğünüz yetki devri meselesidir. kanunda da yazdığı gibi açıkça belirtilmelidir. çünkü istisna diyoruz zaten. açık bir hüküm yoksa yetki unsuru bakımından işlem sakat olur. elbette ki bu yetkiyi "tamamen" devretmek söz konusu olamaz. güzel güzel süresini belirtirsin, yazıyla bildirirsin. genel bir yetki devri yoktur kısacası. ayrıca bazen yetki devri yapılamaz çünkü kanunda yapılamayacağı yazat. örneğin, disiplin cezası verme yetkisi (üniversiteliler dikkat) araştırma görevlisine devredilemez. mevzuatta hangi kamu görevlisine bu yetki tanınmışsa onundur.

yetki devri bağımsız olmalıdır. yani siz bana yetkinizi devrediyorsanız hiçbir düzenlememe, yetki kullanımıma dokunamazsınız. yasak! danıştay kararları da bunu desteklemekte. fakat bunun bir istisnası var...

o da 1 sayılı cumhurbaşkanı kararnamesinin ilk maddesinde belirtilmiştir. kısacası cb yetkiyi devredebilir fakat yetkiyi devretse de bizzat kullanabilir.

fakat şunu da söylemek gerek: hukuki sorumluluk halen geçerlidir yetkiyi drvreden açısından.

yetki devrinin varlık gayesine gelirsek... kısaca üst makamın yükünü hafifletmek, alt makamı da üst makama geçebilmesi için hazırlamak, pratik yaptırmak.

son.
devamını gör...

ironiyi anlamayacak büyük bir kesim hesaba katılmadığından ilk paragrafı nedeniyle zihinlerde bu şekilde yer edecek ve mimlenecektir. bu şekilde bakınca biraz talihsiz röportaj olarak gördüm.

birde çok kısa tutulmuş gibi geldi ama yine de yazılı basında yer almak güzel, devamını dileriz benjamin
devamını gör...

nickini her gördüğümde aklıma robbins patoloji kitabını getiren yazardır. bilgi fışkıran tanımlarınla bizleri aydınlatmaktan asla usanmayasın. açıkcası senin tanımları gördükçe bir sağlıkcı olarak birazcık utanıyorum. tanımların sözlüğümüzden hiç eksilmesin sevgili yazar.
devamını gör...

azıcık batıdan göçsünler de batının ahlaksızlığını da alalım, doğununki çekilmiyor.
devamını gör...

ünlü ressam salvador dali'nin mensubu olduğu sanat eseri akımı. bir diğer ismi "gerçeküstücülük"'tür. işte salvador dali'nin yaptığı "belleğin azmi" isimli sürrealist eser.
görsel
devamını gör...

kinyas ve kayra
gösteri peygamberi
devamını gör...

bir durumdan bahsetme niyetinde olmadığını tam da o durumu dile getirerek ifade etmek anlamına gelen retorik bir terimdir.


"şimdi size ali'nin ne kadar tembel bir çocuk olduğundan bahsetmeyeceğim elbette..." şeklindeki bir cümle bu duruma örnektir. veya "ismi lazım değil..." şeklinde kurulan cümleler de yine aynı amaca hizmet etmektedir.

ayrıca bu şekilde konuşan kişilere apopatik ya da apofezik denmektedir.
devamını gör...

ilk kadın matematikçi. kadının bilime tuttuğu ışıktan korkanların karanlıkla söndürdüğü aydınlık.

not: matematik tarihi dersi vize sınavı sorumuz:
ilk kadın matematikçimiz kimdir?
a) hypatia
b)hypatia
c)hypatia
d)hypatia
e)hypatia

sınıf: hocam, şıklar aynı.
hocamız: evet çünkü hayatınız boyunca sırf korktukları için katlettikleri ilk kadın matematikçimizi unutmayın istiyorum.
devamını gör...

ben de isterim.
devamını gör...

m.ö. 3'cü yüzyılda mısır'da kurulmuş antik bir kütüphane. kaynaklara göre bu kütüphanede 900.000 veya 100.000 ya da 150.000 cilt el yazması vardı. beni şaşırtan tarafı, m.ö. 3'cü yüzyılda bile bu kadar çok el yazmasının bulunmasıdır. kütüphanenin kurucusuysa büyük iskender'dir. kütüphane maalesef günümüzde yok, neden yok, çünkü yakıldı. bu çok üzücü bir olaydır, yani düşünsenize 2300 yıl öncesine ait el yazmalar, kütüphaneyle birlikte yok oldu. belki de tarihin bilmediği büyük bir yazarın yazdığı yazılar da, bu kütüphaneyle birlikte gittiler. belki de muhteşem eserleriyle tanınanacak olan nice yazarlar, bu kütüphanenin yakılmasıyla birlikte, unutulmaya mahkum bir hale geldiler. ayrıca, kütüphanenin hz. ömer tarafından yakıldığına dair de yanlış bir bilgi vardır.

m.s. 300'lü yılların sonlarında mısırın valisi theophilos (ö.412(?)), mısır'da yer alan hristiyanlara ait olmayan, osiris tapınağına ait bir bölgeyi, kilise inşa etmeleri için hristiyanlara verir. burda kazılar yapılır ve bir taş bulunur, ki taşın üzerinde bazı yazılar vardır (belli ki çok eski dönemlere ait yazıtlar bulmuşlar). bunun üzerine şakalaşıp, dalga geçmeye başlarlar. bu putperestleri kızdırır ve bir isyan başlatır. bir savaş gerçekleşir, ve insanlar "topluluklar halinde" öldürülürler. imparator, theophilos'a "neden hâlâ eski dine mensup insan sayısı bu kadar çok?" diye sorunca, o da sebebi iskenderiye kütüphanesi olarak açıklar. o burda eski putperestlik geleneğini devam ettiren yazıtların olduğunu söyler. imparator da, bu yazıtların hepsinin yok edilmesini ister. kütüphanedeki tüm eserler yakılır ve böylece insanlık tarihi için çok büyük bir felaket gerçekleşmiş olur.

ayrıca şunu da söylemek de fayda vardır ki, m.ö. 48 yılında, sezar'ın askerlerinin yanlışlıkla kütüphanenin bir kısmını yaktığı da söylentiler arasındadır. * *

görsel
devamını gör...

gömleğin altına renkli kazak giymek. iyi ki bitti.
devamını gör...

tamam müdürüm dudak oynatırız. pandomim de yapalım mı?
devamını gör...

düşünün ki bu açıklamaya ihtiyaç duyulan bir ülkedeyiz.
devamını gör...

yeri gelir ekmeğini bölüşürsün, yeri gelir silgini... derslerde sıkıldığınız zamanda can yoldaşı olur size kendisi. tenefüslerde çay veya kahve ikilisiyle edilen on dakikalık kısa bir zaman sıkıştırılan sohbetler bir başkadır tabi. moralinizin bozulduğuna tanık olan ilk insandır. modunuz düştüğü an anlar.
benim sıra arkadaşım böyleydi, hâlâ da böyle. aradan seneler geçti ama bırakmadık birbirimizi. canım dostum hep var ol.
devamını gör...

leblebinin bir türü.
dışı beyaz şekerle kaplanmış olup, nadiren de olsa canımın çektiğidir.
devamını gör...

baştan bir uyarı yapmak isterim, spoiler içeren uzun bir yazı okuyacaksınız. filmi izlemeyen kişiler lütfen okumasın, teşekkürler.

yılların eskitemediği, birden çok izlenebilecek nadir filmlerden biri.

filmi izlemeye başladığım ilk anda, yani filmle ilgili henüz hiçbir fikrim yokken, o minik kuş tüyünün forrest'ın ayağının ucuna düşmesi ve onu alıp elindeki çantasına koyması bana kendi anı kutumu hatırlatmıştı. bir gün ben de önüme çıkan her şeyi saklayan biri olur muyum diye düşünmüştüm. o kuş tüyünün neyi ifade ettiğini filmin sonunda anladım, üzücüydü.

jenny ile arasındaki ilişki bana herkesin herkese öğretebileceği bir şeylerin olabileceğini düşündüren ilk deneyimlerimden biriydi sanırım, deneyim denirse tabii. herkes birilerinden bir şey öğrenebilir ve bence insanlar bir şeyler öğrendikleri ve öğretebildikleri kişilerin yanında daha huzurlu ve mutludur.

forrest'ın koşmaya başladığı ilk anda insanların hayatında her zaman var olan ama farkında olamadıkları engeller geliyor akla. bu engelleri görmek bazen uzun yıllar sürüyor, bazen hiç göremiyoruz. engellerden kurtulmak, özgür olmak için bazen çok sevdiğimiz ya da bizi çok seven birinin iki kelimesi ya da minicik bir dokunuşu yeterli olabiliyor.

jenny'nin forres'ta sen sevgi nedir bilmiyorsun dediği an sevgiyi bilmeyen forrest mı yoksa kendini normal olarak addeden bizler miyiz diye düşünmeden edemiyor insan. çünkü sanırım çoğu insan saf sevgiyi genç yaşında unutmaya başlıyor. hem zeki bir adam olmasa da sevginin ne olduğunu çok iyi biliyor forrest.

forrest'ın bubba'yı bulmak için koşup durması, hedefe kitlenme şekli ve çoğu insanın herhangi bir hedefinin bile olmaması. bubba'nın son sözleri... "eve gitmek istiyorum."

forrest'ın kendisine yapılan zorbalıkları algılamıyor olması, dünya üzerinde kötü denen şeyden haberdar olmaması ne kadar güzel ama hüzünlü. keşke ben de bazı kötülükleri anlamasaydım, keşke kötü diye bir şey hiç olmasaydı.

kaçımız verdiğimiz sözleri gerçekten tutabiliyoruz hayatta? forrest tuttu, forrest her şeye rağmen karides teknesi kaptanı olmayı başardı, forrest pek çok şey başardı.

"hayat bir kutu çikolataya benzer forrest, içinden ne çıkacağını bilemezsin." annesi gerçekten de bir şeyleri forrest'ın anlayacağı şekilde anlatmayı çok güzel başarıyordu.

tüm bunlar olurken, hayatı değişirken, bir sürü paranın içinde yüzerken bile her şeye rağmen jenny'yi düşünmeye devam etmek. sevgi ya da aşk, adı neyse işte, sanırım böyle bir şey.

bazen yeterince taş bulunmuyor...

neden döndüğünü bilmiyordum ama umurumda değildi diyor ya forrest, bunun sevince olduğundan çok eminim.

'beni neden sevmiyorsun jenny? zeki bir adam değilim ama sevmenin ne olduğunu biliyorum.'

koşmak, koşmak ve koşmak. her şeye rağmen hiçbir şey bilmeden ve bir sürü insana umut olarak koşmak. "hayatta devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir."

"babasının adı da mı forrest" saflık böyle bir şey mi? çocuğuyla ilgili sorduğu ilk sorunun "zeki mi yoksa..." diye başlaması...

annesinin yattığı o yatakta aynı şekilde jenny'yi görmek kim bilir neler hissettirmiştir. ölüm de hayatın bir parçası ve jenny bir kuş olmayı başardı sonunda. bir tüy olup ayakucuna kondu ve bir tüy hafifliğinde savrulup gitti.
devamını gör...
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.