ilişkilerdeki sessizlik anları
insanın kanı çekiliyor.
konuş da bitsin bu işkence! *
konuş da bitsin bu işkence! *
devamını gör...
insanı yoran şeyler
gücümün yetmedikleri, elimden gelmeyenler. misal yanı başınızda en sevdiğiniz hasta ya da öyle bir durum içindeki üzüntüden kahroluyor ve sizin elinizden onunla kahrolmaktan başka bir şey gelmiyor.
babamın son günlerinde en derinlerimde yaşadım bu duyguları... bir de bugün...
beni yetişemediklerim, dindiremediğim acılar çok yoruyor.
her şeye gülüp geçiyorum da sevdiklerimin üzüntüsünü görmek ve elimden hiçbir şey gelmemesi beni çok yoruyor.
babamın son günlerinde en derinlerimde yaşadım bu duyguları... bir de bugün...
beni yetişemediklerim, dindiremediğim acılar çok yoruyor.
her şeye gülüp geçiyorum da sevdiklerimin üzüntüsünü görmek ve elimden hiçbir şey gelmemesi beni çok yoruyor.
devamını gör...
eski sevgiliye yazma isteği
olmaması gerekir ama bazen insan boşluğa düşüyor. iki insanın neye göre ayrılmaya karar verdiği çok önemli aslında. kimi yoğun duygular içerisinde yaşarken kimi de aynı olmayabiliyor. bunlar neticesinde özlem oluyor kolay değil. ancak yaşayan anlar.
devamını gör...
kız çocuklarının okumasını istemeyen kitle
karıma erkek doktur bakmasın diyen kitleyle aynıdır.
devamını gör...
sevilen şarkının en vurucu sözleri
"çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca,
çok mu kalender sandınız dert anlatmayınca?"
(bkz: candan erçetin) gamsız hayat
çok mu kalender sandınız dert anlatmayınca?"
(bkz: candan erçetin) gamsız hayat
devamını gör...
tanım girince altta kalan güzel tanımlar
birileri için faydalı şeyler yazmak, katkı sağlamak çok güzel lakin bunun akabinde eğlenmek, keyifli vakit geçirmek exstra güzel. dengeyi kurabildikten sonra çok da üzerinde düşünmeyi gerektirmeyen durum.
devamını gör...
cennet kuşu
our planet belgeselinde gördüğüm ve hayran kaldığım bir kuş türü. dişisini etkilemek için bulunduğu ortamı temizlemesi ve dans etmesi mükemmel.
devamını gör...
aylık puan tablosu
çok da takılmadan yazmanız gereken tablo. şimdi ben 31. sıradayım. bu benim ne önümdeki 30 yazardan kötü ne de yüzlerce yazardan iyi yazdığım anlamına geliyor. siz kaliteli yazmaya bakın, gerisini sallayın sevgili yazar dostlarım.
rozet koleksiyonu yapıyorum, karmanın bir onda faydasını gördüm.
rozet koleksiyonu yapıyorum, karmanın bir onda faydasını gördüm.
devamını gör...
hayata dair iç burkan detaylar
emekçilerin gözlerindeki korku ve haksızlığa uğramışlık. bir mağaza çalışanı özelinde, evine ekmek götürmeye çalışan bir insanın uğradığı muameleden, gözlerindeki çaresizlik ve öfke dolu bakıştan bahsedeceğim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...
kendini geliştirmek adına okunabilecek kitaplar
her kitap merdivendir gelişmeye. bazen bir basamak yükselirsin, bazen de kayan basamakları sayamazsın.
devamını gör...
okuduğun bir kitabı pudra şekerine uyarla
bin muhteşem pudra şekeri
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
yoldaş yoldaşa yürümez. etmen guzum.
devamını gör...
sebep
arapça kökenli kelimedir. arapça sabab sözcüğünden alıntılanmış. bir şeyin olmasına yol açan şey, neden manasına gelir.
"insan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı."
- sabahattin ali
"insan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı."
- sabahattin ali
devamını gör...
30 yaş üstü olduğunu tek cümle ile anlatmak
parliament sinema kulübü 'nün istanbulda bir dernek olmadığını bilmek.
devamını gör...
yazarların itiraf edemediği şeyler
anlat oğlum.. her gün kaça bölündüğünü..
her gün küfür ederek uyandığın uykundan, bağladığın kravatından, olduğun tıraşından, sevdiğin kedinden, unuttuğun balığından, unutulduğun dostlarından, içtiğin rakıdan, kıçını koyduğun koltuktan, çektiğin sigarandan, verdiğin dumandan, attığın adımdan her gün nasıl lime lime eriğini anlat.. içini kemiren kuşkularını bir barda tanımadığın bir insana anlat.. her gün kendine söylediğin yalanları üzerine taktığın maskeni anlat.. anonim hayatların anonim maskelerinden oluşan gerçekliğe içten içe inandığını anlat.. dök dudaklarından itiraf et kendine..
sen değil misin oğlum keşkeler ile yaşlanıp insanları kendinden kaçıran.
sen değil misin bu sefer tamam diyip aynı hikayeyi başa sardıran.
sen değil misin umut aşısı gibi sevgi yoksunluğuna bağlanan..
sensin o işte hadi bana yeniden boşa kurduğun hayallerini anlat.
dön 2003 e hiç bir şey yapamadığın halde mahlasını vücuduna kazıdığın o anı anlat. söyle çekinme hadi parmaklarının ucunda dilin söylüyor dök hızlıca kurtul bu buhrandan.. her gün içinde yaşıyorsun. dünyanın en mutlu adamasın ama kapı kapandığı an bir o kadar en negatifisin. hadi sırf sabah işe geç kaldığın için 8 saat aç seni bekleyen kedine kapıyı açıp dibinde aç olduğunu anlatmak için gezinirken sırf günün kötü geçti diye nasıl bağırdığını anlat.
olmayacak oğlum olmayacak bir 35 yıl geçse de olmayacak. sen asla değişemeyeceksin.. sucu kendinde arayıp asla hayır diyemeyeceksin.
0330 dan 0330 a itiraflar kısmına makinist daveti için teşekkür ederim.
istasyonun son durağında sanırım şizofren olduğuma kanaat getirmişsinizdir.
her gün küfür ederek uyandığın uykundan, bağladığın kravatından, olduğun tıraşından, sevdiğin kedinden, unuttuğun balığından, unutulduğun dostlarından, içtiğin rakıdan, kıçını koyduğun koltuktan, çektiğin sigarandan, verdiğin dumandan, attığın adımdan her gün nasıl lime lime eriğini anlat.. içini kemiren kuşkularını bir barda tanımadığın bir insana anlat.. her gün kendine söylediğin yalanları üzerine taktığın maskeni anlat.. anonim hayatların anonim maskelerinden oluşan gerçekliğe içten içe inandığını anlat.. dök dudaklarından itiraf et kendine..
sen değil misin oğlum keşkeler ile yaşlanıp insanları kendinden kaçıran.
sen değil misin bu sefer tamam diyip aynı hikayeyi başa sardıran.
sen değil misin umut aşısı gibi sevgi yoksunluğuna bağlanan..
sensin o işte hadi bana yeniden boşa kurduğun hayallerini anlat.
dön 2003 e hiç bir şey yapamadığın halde mahlasını vücuduna kazıdığın o anı anlat. söyle çekinme hadi parmaklarının ucunda dilin söylüyor dök hızlıca kurtul bu buhrandan.. her gün içinde yaşıyorsun. dünyanın en mutlu adamasın ama kapı kapandığı an bir o kadar en negatifisin. hadi sırf sabah işe geç kaldığın için 8 saat aç seni bekleyen kedine kapıyı açıp dibinde aç olduğunu anlatmak için gezinirken sırf günün kötü geçti diye nasıl bağırdığını anlat.
olmayacak oğlum olmayacak bir 35 yıl geçse de olmayacak. sen asla değişemeyeceksin.. sucu kendinde arayıp asla hayır diyemeyeceksin.
0330 dan 0330 a itiraflar kısmına makinist daveti için teşekkür ederim.
istasyonun son durağında sanırım şizofren olduğuma kanaat getirmişsinizdir.
devamını gör...
sexting
daha gereksiz bir şey duymadım.
devamını gör...
zippodan çıkan elveda sesi
bırakıyorum. lafı uzatmanın gereği yok. kısa bir teşekkür turu:
buradan övgü dolu sözleri için sevgili uykusuz kahveye, ortanca yaklaşımı ve güzel muhabbeti ile sevgili yoldaşa, çokça uğraşan gomercana, kocaman kalbi olan, efsanelerin efsanesi hazall'a teşekkürlerimi borç bilirim.
moderatörlere son ricam silsinler hesabımı. kalbim sizinle, hoşçakalın.*
buradan övgü dolu sözleri için sevgili uykusuz kahveye, ortanca yaklaşımı ve güzel muhabbeti ile sevgili yoldaşa, çokça uğraşan gomercana, kocaman kalbi olan, efsanelerin efsanesi hazall'a teşekkürlerimi borç bilirim.
moderatörlere son ricam silsinler hesabımı. kalbim sizinle, hoşçakalın.*
devamını gör...
radyo yayınlarının tanıtımında yapılan çifte standart
bugün dikkatimi çeken bir durum. malumunuz bir süredir sözlükte radyo faaliyete geçti. ilk yayından bağımsız olarak gözlemlerimi belirtmek istedim.
radyoda 2.canlı yayın sek ve kirpiks ile birlikte benim konuk olduğum canlı yayındı ve sol frame de sabitlenmedi, başa tutturulmadı.
bir sonraki canlı yayın dün yapılan #464143 likit radyo yayınıydı, ve yayın başlamadan sol frame de en başa sabitlendi.
bu dikkatimi çekince şuan yapılmakta olan canlı yayın saatler önceden neden başa tutturulmadı neden sabitlenmedi diye bir serzenişte bulundum ve bana yayın başlayınca sabitleneceği söylendi.
fakat yayın başlayalı 25 dakika olmasına rağmen başlık sabitlenmedi.
bu durum aklıma şu soruyu getirdi; sözlükte çifte standart mı var?
görünen köy için kılavuz istihdam etmeye pek gerek yok, sizde görüşlerinizi bu başlık altında belirtin.
edit: gelen mesajda bu durumun kaldırıldığı söylendi, itham ettiğim söylendi, fakat ben öyle düşünmüyorum.
ben sizin aklınızda falan gezmiyorum ki arkadaşlar. maalesef görünen resim bu. ben sizleri itham edecek olsaydım eğer #467343 bu tanımı hiç editlemezdim. hatta bu tanımı yazmazdım, akşam belli bir zaman aralığı geçtiğinde çok güzel itham ederdim.
kimse kusura bakmasın halen fikrim değişmedi, daha amiyane bir tabirle, "yemezler". ne olursa olsun doğru bildiğimi söylemeye devam edeceğimin bilinmesini isterim. bu gibi şeyler olmamalı. benim buradan cebime giren çıkan bir şey yok, ama nihayetinde burada yazıyorum diğer arkadaşlar gibi. kimsenin bizlerin aklıyla dalga geçmesine tahammül edemem.)
radyoda 2.canlı yayın sek ve kirpiks ile birlikte benim konuk olduğum canlı yayındı ve sol frame de sabitlenmedi, başa tutturulmadı.
bir sonraki canlı yayın dün yapılan #464143 likit radyo yayınıydı, ve yayın başlamadan sol frame de en başa sabitlendi.
bu dikkatimi çekince şuan yapılmakta olan canlı yayın saatler önceden neden başa tutturulmadı neden sabitlenmedi diye bir serzenişte bulundum ve bana yayın başlayınca sabitleneceği söylendi.
fakat yayın başlayalı 25 dakika olmasına rağmen başlık sabitlenmedi.
bu durum aklıma şu soruyu getirdi; sözlükte çifte standart mı var?
görünen köy için kılavuz istihdam etmeye pek gerek yok, sizde görüşlerinizi bu başlık altında belirtin.
edit: gelen mesajda bu durumun kaldırıldığı söylendi, itham ettiğim söylendi, fakat ben öyle düşünmüyorum.
ben sizin aklınızda falan gezmiyorum ki arkadaşlar. maalesef görünen resim bu. ben sizleri itham edecek olsaydım eğer #467343 bu tanımı hiç editlemezdim. hatta bu tanımı yazmazdım, akşam belli bir zaman aralığı geçtiğinde çok güzel itham ederdim.
kimse kusura bakmasın halen fikrim değişmedi, daha amiyane bir tabirle, "yemezler". ne olursa olsun doğru bildiğimi söylemeye devam edeceğimin bilinmesini isterim. bu gibi şeyler olmamalı. benim buradan cebime giren çıkan bir şey yok, ama nihayetinde burada yazıyorum diğer arkadaşlar gibi. kimsenin bizlerin aklıyla dalga geçmesine tahammül edemem.)
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
uzak dağ kışlalarında
görmüyoruz birbirimizi
usul usul sis iniyor
kopmuş yollara
ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda
sevgilim sevgilim..
yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da.
(bkz: murathan mungan) (bkz: gece nöbeti)
uzak dağ kışlalarında
görmüyoruz birbirimizi
usul usul sis iniyor
kopmuş yollara
ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda
sevgilim sevgilim..
yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da.
(bkz: murathan mungan) (bkz: gece nöbeti)
devamını gör...
kendi saçını kesmek
benim için başlık açmışlar haberim yok. bu kişi benim dostlar. hiç acımam.
devamını gör...