bengaripsengüzeldünyaumutlu
karikatürlerine de tanımlarına da bayıldığım çok pozitif yazar. ne zaman profiline girsem içim açılıyor mutlu oluyorum bi. herkesi güldüren hoş biri. seviyorum seni böyle devam edersin umarım.*
devamını gör...
yazarların en yakınında bulunan cinayet aleti
yastık. bilen bilir bir profesyonelin elinde çok ciddili suç aletine dönüşebilir.
devamını gör...
daddy (yazar)
apartman boşluğu yayınında dinlediğim kadarıyla harika bir diksiyonu olan kafa sözlük yazarı. buradan da en azından türkiye şartlarına göre iyi bir okuyucu olduğu sonucuna varmakta haksız mıyım?
devamını gör...
güneş'in oksijensiz yanması
aslında "güneş'in enerji kaynağı" gibi çok daha düzgün ve teknik bir ifadeyle açılabilecek olduğu halde, daha çok dikkat çekmesi ve merak edenleri okumaya teşvik etmesi amacıyla bu şekilde açılan başlık.
siz biliyor olabilirsiniz ama bazı arkadaşlar gerçekten merak eder, "uzaydaki bir cisim oksijensiz nasıl yanıyor?" sorusunun cevabını. kısaca anlatayım.
güneş'in enerji kaynağı, yani "oksijensiz yanma"sının nedeni nükleer tepkimelerden biri olan füzyon.
(bkz: nükleer füzyon)
yani olup biten şeye "nükleer yanma" da diyebilirsiniz.
füzyon basitçe, küçük atom çekirdeklerinin kaynaşarak daha büyük çekirdekler oluşturması demek.
güneş ve diğer yıldızlarda öncelikli enerji kaynağı, 4 adet hidrojen atomunun 1 adet helyum atomuna dönüştürülmesi. buradaki mekanizma kısaca şöyle: 4 hidrojenin toplam kütlesi, 1 helyumun kütlesinden daha fazla. dolayısıyla helyuma dönüşürken ortadan kaybolan fazla kütle, aslında enerji olarak açığa çıkmış oluyor e = mc² gereğince.
***
bazen "güneş'e su döksek söner mi?" sorusuyla da karşılaşırız. yukarıda bahsettiğim nedenden dolayı bunun cevabı hayır. su ancak oksijenli yanmaları söndürür.
güneş kadar sıcak bir ortama su sökmeyi başarabilseydiniz şu olurdu: suyun içindeki hidrojen ve oksijen atomları birbirinden ayrılırdı. ortaya çıkan hidrojen de, eğer güneş'in çekirdeğine ulaşmayı başarabilirse, füzyonda kullanılırdı.
siz biliyor olabilirsiniz ama bazı arkadaşlar gerçekten merak eder, "uzaydaki bir cisim oksijensiz nasıl yanıyor?" sorusunun cevabını. kısaca anlatayım.
güneş'in enerji kaynağı, yani "oksijensiz yanma"sının nedeni nükleer tepkimelerden biri olan füzyon.
(bkz: nükleer füzyon)
yani olup biten şeye "nükleer yanma" da diyebilirsiniz.
füzyon basitçe, küçük atom çekirdeklerinin kaynaşarak daha büyük çekirdekler oluşturması demek.
güneş ve diğer yıldızlarda öncelikli enerji kaynağı, 4 adet hidrojen atomunun 1 adet helyum atomuna dönüştürülmesi. buradaki mekanizma kısaca şöyle: 4 hidrojenin toplam kütlesi, 1 helyumun kütlesinden daha fazla. dolayısıyla helyuma dönüşürken ortadan kaybolan fazla kütle, aslında enerji olarak açığa çıkmış oluyor e = mc² gereğince.
***
bazen "güneş'e su döksek söner mi?" sorusuyla da karşılaşırız. yukarıda bahsettiğim nedenden dolayı bunun cevabı hayır. su ancak oksijenli yanmaları söndürür.
güneş kadar sıcak bir ortama su sökmeyi başarabilseydiniz şu olurdu: suyun içindeki hidrojen ve oksijen atomları birbirinden ayrılırdı. ortaya çıkan hidrojen de, eğer güneş'in çekirdeğine ulaşmayı başarabilirse, füzyonda kullanılırdı.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
shakespeare'e göre her iç çekişte kalp bir damla kan kaybedermiş.
çekmeyin içinize oh deyin mis deyin.
çekmeyin içinize oh deyin mis deyin.
devamını gör...
eşi tarafından aldatılan penguenin dramı
(bkz: kutuplarda sıradan bir gün)
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu'nun hüzne gark eden yayınları
sevgili rob'un başlattığı bu hareket bir kalkışma gibi duruyor zannediyorum *. ağırlığını gecenin yıldızları üyelerinin oluşturduğu bir grup,postmodern muhtıra tadında bildiriler yayınlayarak gelecek haftanın konseptini oluşturacağa benziyor *.
doğru düzgün neşeli şarkı bilmeyen benim gibi hüzünlü şarkı/türkü tutkunu ciğeri yanık gecenin yıldızlarını meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum.*
şaka bir yana tüm yayınları birbirinden güzel olan değerli yayıncımız bu çağrıya kulak verecek, postmodern muhtıracı arkadaşlarımızı kırmayacaktır.
bize de şimdiden neşeli şarkı araştırma ve geliştirme derneklerinin kapısını aşındırmak düşer.
doğru düzgün neşeli şarkı bilmeyen benim gibi hüzünlü şarkı/türkü tutkunu ciğeri yanık gecenin yıldızlarını meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum.*
şaka bir yana tüm yayınları birbirinden güzel olan değerli yayıncımız bu çağrıya kulak verecek, postmodern muhtıracı arkadaşlarımızı kırmayacaktır.
bize de şimdiden neşeli şarkı araştırma ve geliştirme derneklerinin kapısını aşındırmak düşer.
devamını gör...
erkek öğrenci evinde ilk defa bir kız görmüş gariban öğrenci
büyük ihtimalle mühendislik öğrencisidir onlar. ufo gören masum köylü moduna girmeleri fazla zaman almamıştır.
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
su aygırı sütü pembe renklidir. sebebi ise suda yaşamaya adapte olan bu canlıların karadayken fazlaca su kaybetmesiyle olabilecek güneş yanıklarını önlemeye yarayan hipposudoric acid ve norhipposudoric acid adlı iki farklı vücut salgısını vücutlarında üretmeleridir.
devamını gör...
mahlasında hiç ünlü harf bulunmayan ezik yazar
sırf onlara ayıp olmasın diye kendi ünlü harflerimden birini ben çöpe attım. gerisini siz düşünün.
devamını gör...
son singapur vapuru (yazar)
sözlüğün değerli yazarıdır. yazdıkları okunasıdır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ölü bir yıldız oturur kalbimin üzerinde… sarhoşum bundan.
karanlıktaydım, şen sesinizi duyuyordum, öfkeli sesinizi, kırık sesinizi. ellerini duyuyordum annemin etten bir duvarın ardında.
yatağını kaybetmiş nehir nasıl gülümseyebilirse, şaşkın öyle. yüzüm fırtınaların yeşerdiği bir avuç deniz hâlâ.
günü geceden ayıramayacak kadar beceriksizim, bir’ i bölemem ikiye!
güneşin göz bebeği, erimiş bir dağdı aşk, öptüm, kalbime koydum sessizce.
şimdi içimdeki çocuk ve ihtiyar el ele.
karanlıktaydım, şen sesinizi duyuyordum, öfkeli sesinizi, kırık sesinizi. ellerini duyuyordum annemin etten bir duvarın ardında.
yatağını kaybetmiş nehir nasıl gülümseyebilirse, şaşkın öyle. yüzüm fırtınaların yeşerdiği bir avuç deniz hâlâ.
günü geceden ayıramayacak kadar beceriksizim, bir’ i bölemem ikiye!
güneşin göz bebeği, erimiş bir dağdı aşk, öptüm, kalbime koydum sessizce.
şimdi içimdeki çocuk ve ihtiyar el ele.
devamını gör...
veba
fransız yazar albert camus tarafından yazılan ve 1947’de yayınlanan bir romandır.
kitapta, cezayir’deki veba salgını ile ikinci dünya savaşında nazilerin fransa’yı işgali özdeşleştirilmiştir.
bununla birlikte insanların hayatla ölüm arasında kaldığı ince çizgi de tasvir edilmektedir.
kitapta, cezayir’deki veba salgını ile ikinci dünya savaşında nazilerin fransa’yı işgali özdeşleştirilmiştir.
bununla birlikte insanların hayatla ölüm arasında kaldığı ince çizgi de tasvir edilmektedir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
herkes birbirinin kuyusunu kazar olmuş. tanıdık tanımadık fark etmeksizin. işi düşmese, bir daha hayatında hiç görmeyecek olsa bile. insanlar önüne gelenin ayağını kaydırmaya çalışıyor. kalpleri kapkara gözlerini kan bürümüş adeta. dün ve bugün gelişen olaylarla bunu daha da iyi anladım.
dün bir doktor tanıdığımızın referansıyla iş görüşmesine gittim. kadın önce "kendini tanımla" gibi klasik sorularla başladı. sonra bana özel hastane ve devlet hastanesi hakkında düşüncelerimi sordu. ben ikisinin de artı ve eksi yanlarını söyledim, tercih belirtmedim. birini yüceltmedim ya da yermedim. sonra kadın beni azarlamaya başladı. sanki cennette hasta bakım hizmetleri verdiklerini, çalışanların ise huri olduğunu ima eden bin tane cümle söyledi. ama üslubunu, ses tonunu davranışlarını bir görseydiniz. "allah belanı versin, ne dedin sen?" bu kadına derdiniz. en son kapanış azarlamasını "iyi araştır da gel" diye bitirdi. gözlerim doldu ve sadece "doğrudur" diyebildim. yemin ederim ne karşılık verdim ne de saygısız davrandım. sonra çıktım arkadaşım bekliyordu "nasıldı?" dedi "azarladı yolladı olmaz bence" dedim. konuyu kapattık.
bugün referans olan doktor aradı. söylemediğim bir sürü cümle söylemiş kadın ona. beni kötülemiş, böylesini karşıma çıkarttın demeye getirmiş. sınava hazırlanıyormuş vs gibi olmayan şeyleri de abartarak eklemiş. kadın bunları tuhaf karşılayıp sordu. "söyledin mi?" dedi hayır dedim. "dürüst olmayacaktın, yalan söyleyecektin işe alınırdın" dedi. şaka gibi değil mi?
madem beni beğenmedin ya da işe almak istemedin kestirip atsana. anlaşamadık de, ısınamadım de demi. neden beni başkasına kötüledin ki? neden beni üzdün? bir daha karşılaşmayacak biri için yalan söyledin? amacı neydi inanın çözemedim..
sonra bana umut et, üzülme hallolur gibi cümleler kuruyorlar. en kötüsü de "alış bunlara" oluyor. neden alışıyorum? neden kötü olmalarına ya da kötü olmak zorunda kalmaya mecburum bırakılıyorum?
dün bir doktor tanıdığımızın referansıyla iş görüşmesine gittim. kadın önce "kendini tanımla" gibi klasik sorularla başladı. sonra bana özel hastane ve devlet hastanesi hakkında düşüncelerimi sordu. ben ikisinin de artı ve eksi yanlarını söyledim, tercih belirtmedim. birini yüceltmedim ya da yermedim. sonra kadın beni azarlamaya başladı. sanki cennette hasta bakım hizmetleri verdiklerini, çalışanların ise huri olduğunu ima eden bin tane cümle söyledi. ama üslubunu, ses tonunu davranışlarını bir görseydiniz. "allah belanı versin, ne dedin sen?" bu kadına derdiniz. en son kapanış azarlamasını "iyi araştır da gel" diye bitirdi. gözlerim doldu ve sadece "doğrudur" diyebildim. yemin ederim ne karşılık verdim ne de saygısız davrandım. sonra çıktım arkadaşım bekliyordu "nasıldı?" dedi "azarladı yolladı olmaz bence" dedim. konuyu kapattık.
bugün referans olan doktor aradı. söylemediğim bir sürü cümle söylemiş kadın ona. beni kötülemiş, böylesini karşıma çıkarttın demeye getirmiş. sınava hazırlanıyormuş vs gibi olmayan şeyleri de abartarak eklemiş. kadın bunları tuhaf karşılayıp sordu. "söyledin mi?" dedi hayır dedim. "dürüst olmayacaktın, yalan söyleyecektin işe alınırdın" dedi. şaka gibi değil mi?
madem beni beğenmedin ya da işe almak istemedin kestirip atsana. anlaşamadık de, ısınamadım de demi. neden beni başkasına kötüledin ki? neden beni üzdün? bir daha karşılaşmayacak biri için yalan söyledin? amacı neydi inanın çözemedim..
sonra bana umut et, üzülme hallolur gibi cümleler kuruyorlar. en kötüsü de "alış bunlara" oluyor. neden alışıyorum? neden kötü olmalarına ya da kötü olmak zorunda kalmaya mecburum bırakılıyorum?
devamını gör...
kadın giyiminde cep eksikliği
kargo pantolon hayat kurtarır bacımlar. hem aşırı cool, hem rahat, hemdr bol cepli. üstüne de dar askılı giyin. efsane kombo.
devamını gör...
clementine
pek çoklarında travma yarattığı söylenmiş olsa da benim çok sevdiğim çizgi filmdir. özellikle malmoth'u hemera'dan daha çok severdim * hemera bana iyilik dozajı fazla abartılmış ve biraz yapay bir karakter gibi gelmiştir hep. malmoth delikanlı adamdır, özü sözü birdir hedefini saklamaz, gizlemez. kötüdür her haltı yiyeceğini bilirsiniz ama hemera'da hep bir sis perdesi vardır. bu kadından bir şey çıkacak diye beklersiniz. hem insanlar işin hep olumsuz taraflarına takılıyor. misal bu çizgi filmdeki sirk mevzusundan kimse bahsetmemiş. bence çizgi filmin en keyifli yanlarından birisi sirk ve sirk hayvanları. clementine'i de onlar ayakta tutuyor. hatta bir eleman vardı piresi türlü türlü soytarılıklar yapardı. o pire gibi bir pireniz olacak bir de helice gibi bir kedi. sırtınız yere gelmez. moral deposu mübarekler. clementine'in yolculukları da keyifliydi. yani malmoth üzerinden bu çizgi filmi kötüleyenleri esefle kınıyorum. * pek çok güzel yanı vardı. hemera'nın küresine ise hala sebebini bilmiyorum ama kıl kapıyorum. var o kadında bir şeyler ama çözemedim. asıl sıkıntılı karakterin o kadın olduğuna yemin edebilirim ama ispat edemem.
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
inşaatı izlemek.
devamını gör...
onore olmak
fransızca bir kelime olan "honorer" kelimesinden gelir. onur duymak, onurlandırmak anlamına gelir.*
devamını gör...

