kadınları etkilemenin yolları
ilgi, tatlı dil, bilgece duruş.
devamını gör...
sözlük radyosu toplantısı
bütün dinginliğimle gizliden gizliye katılıp kulak misafiri olacak, bir yandan taze sıkılmış portakal suyumu yudumlarken bir yandan da "eheh bunun sesi de ne komikmiş be" nidalarıyla eğleneceğim. şimdi siz düşünün.*
şaka maka kafa sözlük ilk dj'lerine kavuşuyor. vay be! elimizde büyüdü namussuz.*
şaka maka kafa sözlük ilk dj'lerine kavuşuyor. vay be! elimizde büyüdü namussuz.*
devamını gör...
ilk kez yapıldığında acı veren sonradan keyif veren şeyler
fizik.
devamını gör...
ilk başta sevilmeyip zamanla alışılan şeyler
tarhana çorbası.
küçükken sevmezdim hiç. çok güzelmiş aslında ya tadı.
küçükken sevmezdim hiç. çok güzelmiş aslında ya tadı.
devamını gör...
doğan cüceloğlu
"madem insan doğdum, olabileceğim en iyi insan olmalıyım"
doğan cüceloğlu zaten çok iyi bir insandın, diğer insanlara hep faydalı olmak için çabaladın, allah rahmet eylesin güzel insan.
doğan cüceloğlu zaten çok iyi bir insandın, diğer insanlara hep faydalı olmak için çabaladın, allah rahmet eylesin güzel insan.
devamını gör...
gitmiyoruz
insanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir.
gabriel garcia marquez
gabriel garcia marquez
devamını gör...
madem evlenmeyecektik beni neden favladın sorusu
sözlük butonlarına olduğundan çok daha fazla anlam yükleyip, gerçeklerle yüzleşince acı içinde feryat eden yazar beyanı.
zalım kızlar favlayıp kafa karıştırmayın işte üzülüyor çocuklar.
zalım kızlar favlayıp kafa karıştırmayın işte üzülüyor çocuklar.
devamını gör...
bu son olsun
"doğarken ağladı insan bu son olsun bu son" kısmında tüyleri diken diken eden mükemmel bir eser.
devamını gör...
sokak köpekleri
sokak köpeği diye bir kavram yoktur aslında. köpekler yaklaşık 11.000 yıl önce evcilleştirilmiştir. bu sokakta gördüğümüz köpeklerin çoğu insanlar tarafından sokağa atılan köpekler. kısırlaştırılmadıkları için de kontrolsüz bir şekilde ürüyorlar.
keşke azıcık insan olabilsek de yavru halleri bittiğinde de bakmaya devam edebilsek.
keşke azıcık insan olabilsek de yavru halleri bittiğinde de bakmaya devam edebilsek.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölüm tercihleri
fikirlerimden dolayı toplum tarafından linç edilerek öldürülmeyi çok havalı bulurdum bir zamanlar ama şimdi vito corleone gibi yeterince ihtiyarladıktan sonra portakal bahçesinde torunumla oynarken küçük bir heart attackla tahtalıköye yol alabilirim gibi.
devamını gör...
sürekli özür dileyen insan
nezaketen yapıyorsa öp başına koy diyebileceğim insandır. sürekli hata yapıp özür diliyorsa da çıkar at hayatından diyebileceğim kişidir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çok sevdiğim ve kaybetmekten çok korktuğum insanları hissetmeyi severim. bedenlerini, ruhlarını, saç tellerinden dudak kıvrımlarına kadar. sadece dokunmaya cesaret edebileceğim insanlara dokunurum. elleri, yüzleri ve saçlarıyla oynar hafızama sonsuz kez kaydetmek isterim. küçüklükten gelen bir alışkanlık bu. mesela sevdiğim biriyle uyurken yanağını tutarım hep, gitmesinden korktugum için midir? bilinmez.
hayatımda en değer verdiğim insan, ailem dediğim kişi, bana aile olan biri. saçları yumuşacık. çok seviyorum onlarla oynamayı. elleri incecik. burnu hafif kemerli, dudakları ince, kirpikleri gür. parka gidiyoruz birlikte, kucağıma yatıyor. ben onun yüzü ve saçlarıyla oynuyorum o bana saatlerce büyük bir hevesle bir şeyler anlatıyor. ıkimiz de küçüğüz ama yaşlıyız.
üzerinden aylar geçiyor. gitmek zorunda kalıyorum. sadece bedenlerimiz ayrılıyor. hala her gün konuşuyoruz. yine günlerin birinde arıyorum, açan yok. bir hafta ulaşamıyorum ona. her gün defalarca arıyorum pes etmeden. bir hafta sonra arıyor beni. hastanedeyim diyor. hastaymışım
"neymiş" diyorum, "hastalığın neymiş?"
biz de bilmiyoruz ki diyor. daha bulamadılar hastalığımı.
1 ay yatıyor hastanede. hala tanı koyulamıyor. bir denek misali her gün farklı bir ilaç deneniyorlar üzerinde. bir ay sonra görmeye gidiyorum onu...
o sevmeye kıyamadığım saçları var ya. dökülmüş hepsi. o incecik zarif elleri delik deşik olmuş iğne izleriyle. o kirpikleri yok artik. zayıf olan bedeni daha da zayıflamış yok olmak ister gibi. gülümsüyorum sadece. konuşamıyorum. konuşursam....
3 yıl gözlerimin önünde eriyor, elimden hiçbir şey gelmeden yok oluşunu izliyorum. ıçimden küfürler savuruyorum hayata. dinmek bilmiyor nefretim.
çaresizlik... bir kor gibi yakıyor içimi
ne benim küçük vücudum, ne de onun bitmiş ruhu dayanıyor bu acıya. gözlerimin önünde yalvarıyor bana. "nolur" diyor. "öleyim artık, bitsin, dinsin bu acılar "
"şşstt geçecek canımın içi, geçecek. hayallerimizi gerçeklestirecegiz, deme öyle"
gözlerime öyle bir acıyla ve çaresizlikle bakıyor ki. ölmek istiyorum, yok olmak. hiç var olmamış olmak o öyle baktıkça ben bir yaş daha yaşlanıyorum. onun gözünden göz yaşları aktıkça nefret ediyorum ağlamaktan.
neyse fazla uzattım lafı yine. ilk sigaramı onun gidişine yakıyorum. ondan geriye bir battaniye ve bir fotoğraf kalıyor bana. yavaş yavaş sesini unutmaya başlıyorum önce. daha sonra rüyalarıma da uğramaz oluyor. en son ne zaman geldi rüyalarıma, hatırlamıyorum...
bu gece saat 5 e dogru. parmak uçlarımda hissediyorum onu. saçlarının her telini, olmayan kirpiklerini, dudaklarını, yüzünün her bir zerresini. hissediyorum gülümsüyor. ağlıyorum, deliler gibi ağlıyorum. gitme diyorum yalvarırım gitme. yine bir başıma bırakma beni şu dünyada, yalvarırım...
o gidiyor, ben uyanıyorum, tekrar uyumak istiyorum, uyuyamayacak kadar bitkinim. yastığım sırılsıklam. ağzımın içi bok gibi. canım acıyor, ruhumun her zerresi...
hayatımda en değer verdiğim insan, ailem dediğim kişi, bana aile olan biri. saçları yumuşacık. çok seviyorum onlarla oynamayı. elleri incecik. burnu hafif kemerli, dudakları ince, kirpikleri gür. parka gidiyoruz birlikte, kucağıma yatıyor. ben onun yüzü ve saçlarıyla oynuyorum o bana saatlerce büyük bir hevesle bir şeyler anlatıyor. ıkimiz de küçüğüz ama yaşlıyız.
üzerinden aylar geçiyor. gitmek zorunda kalıyorum. sadece bedenlerimiz ayrılıyor. hala her gün konuşuyoruz. yine günlerin birinde arıyorum, açan yok. bir hafta ulaşamıyorum ona. her gün defalarca arıyorum pes etmeden. bir hafta sonra arıyor beni. hastanedeyim diyor. hastaymışım
"neymiş" diyorum, "hastalığın neymiş?"
biz de bilmiyoruz ki diyor. daha bulamadılar hastalığımı.
1 ay yatıyor hastanede. hala tanı koyulamıyor. bir denek misali her gün farklı bir ilaç deneniyorlar üzerinde. bir ay sonra görmeye gidiyorum onu...
o sevmeye kıyamadığım saçları var ya. dökülmüş hepsi. o incecik zarif elleri delik deşik olmuş iğne izleriyle. o kirpikleri yok artik. zayıf olan bedeni daha da zayıflamış yok olmak ister gibi. gülümsüyorum sadece. konuşamıyorum. konuşursam....
3 yıl gözlerimin önünde eriyor, elimden hiçbir şey gelmeden yok oluşunu izliyorum. ıçimden küfürler savuruyorum hayata. dinmek bilmiyor nefretim.
çaresizlik... bir kor gibi yakıyor içimi
ne benim küçük vücudum, ne de onun bitmiş ruhu dayanıyor bu acıya. gözlerimin önünde yalvarıyor bana. "nolur" diyor. "öleyim artık, bitsin, dinsin bu acılar "
"şşstt geçecek canımın içi, geçecek. hayallerimizi gerçeklestirecegiz, deme öyle"
gözlerime öyle bir acıyla ve çaresizlikle bakıyor ki. ölmek istiyorum, yok olmak. hiç var olmamış olmak o öyle baktıkça ben bir yaş daha yaşlanıyorum. onun gözünden göz yaşları aktıkça nefret ediyorum ağlamaktan.
neyse fazla uzattım lafı yine. ilk sigaramı onun gidişine yakıyorum. ondan geriye bir battaniye ve bir fotoğraf kalıyor bana. yavaş yavaş sesini unutmaya başlıyorum önce. daha sonra rüyalarıma da uğramaz oluyor. en son ne zaman geldi rüyalarıma, hatırlamıyorum...
bu gece saat 5 e dogru. parmak uçlarımda hissediyorum onu. saçlarının her telini, olmayan kirpiklerini, dudaklarını, yüzünün her bir zerresini. hissediyorum gülümsüyor. ağlıyorum, deliler gibi ağlıyorum. gitme diyorum yalvarırım gitme. yine bir başıma bırakma beni şu dünyada, yalvarırım...
o gidiyor, ben uyanıyorum, tekrar uyumak istiyorum, uyuyamayacak kadar bitkinim. yastığım sırılsıklam. ağzımın içi bok gibi. canım acıyor, ruhumun her zerresi...
devamını gör...
crossing the bridge the sound of istanbul
2005 yapımı, 1 saat 30 dakikalık, belgesel-müzikal fatih akın filmi.
ara ara tekrar izlemelik film nedir sorusunun cevabıdır benim için.
dünyaya, insanın yaşamına, kültüre nice göndermeler yapar. istanbul’dan hüzünlendiren keyiflendiren, özlenen manzaralar da sunar. ara ara beyoğlu'nun ara sokaklarında da gezdirir. keşan'a da götürür.
donçiç yukarıda yazmış, kalanları da ben ilave edeyim. kimler var başka:
mercan dede, selim sesler, sezen aksu, replikas.
nur içinde yatsın özellikle selim babayı istiklaldeki mekanlarda da olsa canlı dinlemiş olmak çok keyifli hatıralar.
zevkler değişiyor, popüler müzik değişiyor ancak o yıllara ve o yıllara kadar olan müziğe meraklı gençler izlemeli. 30’luk ve üzeri ablalar abiler zaten izlemiştir ancak izlemedilerse hafta sonu kısıtlamalarında yapılabilecekler listesinde ilk sıraya alsınlar.
müzik ve istanbul severler için kıymetli bir hazinedir bu film.
keşke daha iyi kayıtlara ulaşabilsek.
youtube da hem altyazılı hem orjinal kaydı var.
film türkçeye;
''istanbul hatırası: köprüyü geçmek'' diye çevrilmiş.
son olarak alexander hacke gerçekten hissetmiş çok keyif almış çekimlerde.
ara ara tekrar izlemelik film nedir sorusunun cevabıdır benim için.
dünyaya, insanın yaşamına, kültüre nice göndermeler yapar. istanbul’dan hüzünlendiren keyiflendiren, özlenen manzaralar da sunar. ara ara beyoğlu'nun ara sokaklarında da gezdirir. keşan'a da götürür.
donçiç yukarıda yazmış, kalanları da ben ilave edeyim. kimler var başka:
mercan dede, selim sesler, sezen aksu, replikas.
nur içinde yatsın özellikle selim babayı istiklaldeki mekanlarda da olsa canlı dinlemiş olmak çok keyifli hatıralar.
zevkler değişiyor, popüler müzik değişiyor ancak o yıllara ve o yıllara kadar olan müziğe meraklı gençler izlemeli. 30’luk ve üzeri ablalar abiler zaten izlemiştir ancak izlemedilerse hafta sonu kısıtlamalarında yapılabilecekler listesinde ilk sıraya alsınlar.
müzik ve istanbul severler için kıymetli bir hazinedir bu film.
keşke daha iyi kayıtlara ulaşabilsek.
youtube da hem altyazılı hem orjinal kaydı var.
film türkçeye;
''istanbul hatırası: köprüyü geçmek'' diye çevrilmiş.
son olarak alexander hacke gerçekten hissetmiş çok keyif almış çekimlerde.
devamını gör...
pavlov'un göbeği
apartmanı satın almış iki gözümün çiçeği. kıyamam ben ona. * alaman çikolatalarını başkasından alırız artık.
(bkz: hayırlı olsun erdal abi)
(bkz: hayırlı olsun erdal abi)
devamını gör...
savaş zırhı
günümüzün orduları kullandıkları zırhın, antik dünyada denediği ve kullanıldığının farkında değiller. mesela ağır süvariler, roma ordusundaki savaşçılar tamamen zırh kuşanmış ve atları da zırhlı. kılıç ve kalkanın kullanıldığı savaşlarda çok etkili olurlarmış.
devamını gör...
armut koltuk
benim gibi kilo sorunu olanlar için, oturması iyi de kalkması sağlam irade gerektiren fazlasıyla rahat koltuk .
devamını gör...
psyche revived by cupid's kiss
italyan heykeltraş antonio canova'nın 1793'te tamamladığı heykel.

heykel, aşk tanrısı cupid (eros) ve kral kızı psyche'nin aşk hikayesinden bir sahneyi anlatıyor. cupid ''aşk'', psyche ise ''ruh'' anlamına geliyor.
cupid'in annesi güzellik tanrıçası venüs, dillere destan güzelliği sebebiyle psyche'i kıskanmaktadır ve ona bir çok zor iş yaptırır. son olarak psyche'den yeraltı dünyasından içinde güzellik iksiri bulunan bir şişe getirmesini ister ama bu şişeyi açmasını yasaklar. psyche meraktan şişeyi açtığında ise çıkan dumanları soluyarak ölüm uykusuna dalar. heykeltraşın çizdiği bu sahnede, cupid psyche'i uykusundan uyandırıyor ve psyche kendini cupid'in kollarına bırakıyor.
bu sahneden sonra iki aşık artık usanıp kavuşabilmek için zeus'a başvurur. ölümlü psyche ölümsüzlük iksirini içer, böylece aşk ve ruh sonunda birbirine kavuşur.
eser, neoklasik heykel sanatının en başarılı örneklerinden. louvre müzesi'nde sergileniyor.

eros ve psyche'nin hikayesi için buradan
kaynak

heykel, aşk tanrısı cupid (eros) ve kral kızı psyche'nin aşk hikayesinden bir sahneyi anlatıyor. cupid ''aşk'', psyche ise ''ruh'' anlamına geliyor.
cupid'in annesi güzellik tanrıçası venüs, dillere destan güzelliği sebebiyle psyche'i kıskanmaktadır ve ona bir çok zor iş yaptırır. son olarak psyche'den yeraltı dünyasından içinde güzellik iksiri bulunan bir şişe getirmesini ister ama bu şişeyi açmasını yasaklar. psyche meraktan şişeyi açtığında ise çıkan dumanları soluyarak ölüm uykusuna dalar. heykeltraşın çizdiği bu sahnede, cupid psyche'i uykusundan uyandırıyor ve psyche kendini cupid'in kollarına bırakıyor.
bu sahneden sonra iki aşık artık usanıp kavuşabilmek için zeus'a başvurur. ölümlü psyche ölümsüzlük iksirini içer, böylece aşk ve ruh sonunda birbirine kavuşur.
eser, neoklasik heykel sanatının en başarılı örneklerinden. louvre müzesi'nde sergileniyor.

eros ve psyche'nin hikayesi için buradan
kaynak
devamını gör...
ünlülerin evlilikleri
çok medeni bir şekilde boşanıyorlar en çok o dikkatimi çekiyor. adliyeden çıkınca kahvaltıya giden dahi var. işte böyle örnek olun diyorum içimden.
devamını gör...
cenaze namazına katılan ateist günaha girer mi sorunsalı
ateist zaten inanmayan insan değil mi. sevaba günaha inanmayan birisi nasıl günaha girebilir. bir şeye girer ama neye girdiğini tam kestiremeyebilir.
devamını gör...
