perseküsyon sanrıları
zarar görme sanrılarıdır.
hasta başka kişilerin kendisine zarar vermek istediğini düşünür.
hasta başka kişilerin kendisine zarar vermek istediğini düşünür.
devamını gör...
supportgirl
ben bu sesi nerden tanıyorum? biraz daha uzun konuşsa bi evreka anı yaşıycak gibiyim.
devamını gör...
artı oy veriyoruz kampanyası
sponsor işini falan boşverelim bence ama gerçekten birbirimizi artılasak hoş olabilir. insan artılanınca içindeki yazma isteği alevleniyor, motive oluyor, mutlu oluyor. yazdığım bir tanım artı almayınca kendimi yazdıklarımı duvara anlatmışım gibi hissediyorum, kimsenin ilgisini çekememişim, kimse tarafından onaylanmamışım, umursanmamışım. pek de iyi hissettirmiyor artılanmamak yani. tahminimce diğer yazar arkadaşlarım da aynı hissediyordur. etkileşim güzel şey, sözlükte yazmaktan daha önemli şey yazılanları okumak zaten bence. bence tabii.
devamını gör...
yalan
bir ari barokas şarkısı, lafıma gücenme adlı albümden. son dönemde dinlediğim en iyi türkçe şarkı kanımca.
devamını gör...
yatak odasında felsefe
sadizmin fikir öncüsü* marquis de sade hakkında bilgi sahibi olmak için lise yıllarımda okuduğum kitap. açık görüşlü olmayan bir insan bu kitabı objektif okuyamaz, öncelikle bunu belirtmeliyim zira kitapta toplum ahlakını hiçe sayan kısımlar fazlasıyla bulunmakta.
tanrı hakkında yazılan arayış, kavrayış düşünceleri hoşuma gitti. devamında yok sayış kısmı başlıyor. her şeyin doğal etmenlerden meydana geldiği; günah, yasak denen şeylerin dinle ortaya çıktığı ve ahlak kavramının belirlenenden farklı olması gerektiği öne sürülüyor. tanrısal felsefe kısmını geçtiğimizde adından da anlaşılacağı üzere yatak odası felsefesi kısmına giriş yapıyoruz.
aşırı olan fikirler daha da aşırılık kazanıyor, haz alınan şeyler daha da absürtleşiyor ve sonuna gelince garipsemişlikle birlikte mide bulantısına sahip oluyorsunuz. bolca ensest güzellemesi barındırıyor ki o bile yazdığı diğer şeyler yanında ılımlı kalıyor. hırsla yazılmış, baskı dolayısıyla ne kadar içten olduğunu bilemeyeceğiniz, fikrimce sağlıksız düşünceler. eleştirmek istenen ile eleştirilenler arasında uyumsuzluk var sanki. aşırılıklarını sıradan bir akıl hastasından ayıran şey marki olması mıydı, tartışılır. son 10 yılını akıl hastanesinde geçirdiğini de belirtmek isterim.
psikolojiye ilginiz varsa göz atabilirsiniz, mideniz kaldırmayacaksa ya da hoşunuza gitmeyeceğini düşünüyorsanız uzaklaşın bence. sizin kararınız.
tanrı hakkında yazılan arayış, kavrayış düşünceleri hoşuma gitti. devamında yok sayış kısmı başlıyor. her şeyin doğal etmenlerden meydana geldiği; günah, yasak denen şeylerin dinle ortaya çıktığı ve ahlak kavramının belirlenenden farklı olması gerektiği öne sürülüyor. tanrısal felsefe kısmını geçtiğimizde adından da anlaşılacağı üzere yatak odası felsefesi kısmına giriş yapıyoruz.
aşırı olan fikirler daha da aşırılık kazanıyor, haz alınan şeyler daha da absürtleşiyor ve sonuna gelince garipsemişlikle birlikte mide bulantısına sahip oluyorsunuz. bolca ensest güzellemesi barındırıyor ki o bile yazdığı diğer şeyler yanında ılımlı kalıyor. hırsla yazılmış, baskı dolayısıyla ne kadar içten olduğunu bilemeyeceğiniz, fikrimce sağlıksız düşünceler. eleştirmek istenen ile eleştirilenler arasında uyumsuzluk var sanki. aşırılıklarını sıradan bir akıl hastasından ayıran şey marki olması mıydı, tartışılır. son 10 yılını akıl hastanesinde geçirdiğini de belirtmek isterim.
psikolojiye ilginiz varsa göz atabilirsiniz, mideniz kaldırmayacaksa ya da hoşunuza gitmeyeceğini düşünüyorsanız uzaklaşın bence. sizin kararınız.
devamını gör...
zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
insanların gerçek yüzünü görmüş olmak ve ona göre sıfırdan emin adımlarla ilerlemek.
ben çok geç farkettim.
ben çok geç farkettim.
devamını gör...
oblomov'un mektubu
ivan alexsandroviç gonçarov'un kaleme aldığı oblomov adlı eserde geçen mektuptur. oblomov bu mektubu biricik aşkı olga'ya yazmıştır. oblomov mektupta içinden geçenleri olga'ya cesurca anlatmıştır. ancak bu mektup bir aşkın değil bir vazgeçişin başlangıcıdır. işte o mektup:
bu kadar sık görüşürken benim yerime mektubumun gelmesi seni her halde şaşırtacak, fakat sonuna kadar okuyunca göreceksin ki başka türlü yapamazdım.
bu mektubu çok daha önce yazmış olmalıydım; o zaman ikimiz de sonradan duyacağımız birçok vicdan azaplarından kurtulmuş olurduk.
ama gene de geç kalmış değilim, birbirimizi o kadar çabuk, o kadar umulmadık bir şekilde sevdik ki ansızın hastalanmış gibi olduk.
bu yüzden kendime daha erken gelemedim.
daha ileri gitmeyeceğim artık, olduğum yerde duracağım; bunu yapmak benim elimde. ama gene de sürükleniyorum… şimdi ise öyle bir savaş içindeyim ki senin yardımına muhtacım.
ne kadar derine sürüklendiğimi ancak bu gece anladım; içine düştüğüm uçurumun derinliğini gördüm ve durmaya karar verdim…
oyun bitti artık; aşk benim için bir hastalık oldu; kendimde bir tutkunluğun başladığını hissettim; sen daha düşünceli, daha ciddi oldun; bütün boş zamanlarını bana verdin; sinirlerin gerginleşti, huzurun kayboldu. şimdi korkuyorum ve anlıyorum ki bu gidişi durdurmak, kendimizi toparlamak için harekete geçmek benim görevim.
evet, seni sevdiğimi söyledim. sen de beni sevdiğini söyledin. ancak aradaki ahenksizliği fark edemedin mi? etmedin değil mi? o halde sonra edeceksin; ben uçuruma düştüğüm zaman. bak benim halime, düşün benim kim olduğumu.
beni sevmen mümkün mü? beni seviyor musun? dün ‘seviyorum, seviyorum, seviyorum’ dedin; bende kesin olarak söylüyorum: hayır, hayır, hayır.
beni sevmiyorsun, ama şunu hemen belirteyim ki yalan da söylemiyorsun.
beni aldatmıyorsun. hayır denecek yerde evet diyecek insan değilsin.
benim sana anlatmak istediğim, duyduğun şeyin gerçek aşk değil, sadece bir aşk umudu olmasıdır…
ben baştan sana bunu açıkça söylemeliydim sen yanlış bir yoldasın; karşındaki adam, rüyalarında gördüğün adam değil. göreceksin, bir gün o kişi karşına çıkacak; bana kızacaksın; ben de bunun azabını duyacağım. daha keskin bir zekâm, daha iyi bir kalbim olsaydı, daha samimi olsaydım sana bunları daha önce söylerdim…
şimdi başka türlü düşünüyorum. kendi kendime şunu soruyorum:
ona iyice bağlandığım zaman, yanımda olması benim için bir zevk değil bir zorunluluk olduğu zaman, aşk yüreğime iyice yerleştiği zaman ne olacak?
bu acıya dayanabilecek miyim? işin sonu kötüye varacak. daha şimdiden bunu düşünmek beni ürpertiyor.
başka birisi olsa şunu da eklerdi ‘bu satırları gözyaşları içinde yazıyorum?’
ama ben sana yalan söylemiyorum, acımın bir gösteriş olmasını istemiyorum, çünkü dertleri, pişmanlıkları artırmak neye yarar? bu çeşit yalanlarda sevgiyi daha fazla kökleştirmek umudu saklıdır. bense bu duyguyu sende ve bende kökünden kazımak istiyorum.
zaten gözyaşları ya boş hayallere ya da bir kadını baştan çıkartmak isteyenlere yaraşır. ben sana bunları uzun bir yolculuğa çıkan iyi bir dostla vedalaşır gibi söylüyorum: iki üç hafta daha beklesem çok geç olurdu.
aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. daha şimdiden ne haldeyim. zamanı saatleri, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, seninle ölçüyorum: onu gördüm, göremedim, göreceğim, göremeyeceğim, gelecek, gelmeyecek…
hayatımızın bu kısa dönemi belleğimde her zaman temiz ve ışıklı bir hatıra olarak kalacak ve beni tekrar eski ruh uyuşukluğuna düşürmekten koruyacak.
bu hatıra sana da hiçbir zaman zarar vermeyecek ve gelecekte gerçek aşkı bulmana yardım edecek…
umarım hayat dilediğin gibi olur.
geceler bitti…
yolculuklar da…
yeni yerler yeni sabahlar da bitti…
hoşçakal meleğim…
bu kadar sık görüşürken benim yerime mektubumun gelmesi seni her halde şaşırtacak, fakat sonuna kadar okuyunca göreceksin ki başka türlü yapamazdım.
bu mektubu çok daha önce yazmış olmalıydım; o zaman ikimiz de sonradan duyacağımız birçok vicdan azaplarından kurtulmuş olurduk.
ama gene de geç kalmış değilim, birbirimizi o kadar çabuk, o kadar umulmadık bir şekilde sevdik ki ansızın hastalanmış gibi olduk.
bu yüzden kendime daha erken gelemedim.
daha ileri gitmeyeceğim artık, olduğum yerde duracağım; bunu yapmak benim elimde. ama gene de sürükleniyorum… şimdi ise öyle bir savaş içindeyim ki senin yardımına muhtacım.
ne kadar derine sürüklendiğimi ancak bu gece anladım; içine düştüğüm uçurumun derinliğini gördüm ve durmaya karar verdim…
oyun bitti artık; aşk benim için bir hastalık oldu; kendimde bir tutkunluğun başladığını hissettim; sen daha düşünceli, daha ciddi oldun; bütün boş zamanlarını bana verdin; sinirlerin gerginleşti, huzurun kayboldu. şimdi korkuyorum ve anlıyorum ki bu gidişi durdurmak, kendimizi toparlamak için harekete geçmek benim görevim.
evet, seni sevdiğimi söyledim. sen de beni sevdiğini söyledin. ancak aradaki ahenksizliği fark edemedin mi? etmedin değil mi? o halde sonra edeceksin; ben uçuruma düştüğüm zaman. bak benim halime, düşün benim kim olduğumu.
beni sevmen mümkün mü? beni seviyor musun? dün ‘seviyorum, seviyorum, seviyorum’ dedin; bende kesin olarak söylüyorum: hayır, hayır, hayır.
beni sevmiyorsun, ama şunu hemen belirteyim ki yalan da söylemiyorsun.
beni aldatmıyorsun. hayır denecek yerde evet diyecek insan değilsin.
benim sana anlatmak istediğim, duyduğun şeyin gerçek aşk değil, sadece bir aşk umudu olmasıdır…
ben baştan sana bunu açıkça söylemeliydim sen yanlış bir yoldasın; karşındaki adam, rüyalarında gördüğün adam değil. göreceksin, bir gün o kişi karşına çıkacak; bana kızacaksın; ben de bunun azabını duyacağım. daha keskin bir zekâm, daha iyi bir kalbim olsaydı, daha samimi olsaydım sana bunları daha önce söylerdim…
şimdi başka türlü düşünüyorum. kendi kendime şunu soruyorum:
ona iyice bağlandığım zaman, yanımda olması benim için bir zevk değil bir zorunluluk olduğu zaman, aşk yüreğime iyice yerleştiği zaman ne olacak?
bu acıya dayanabilecek miyim? işin sonu kötüye varacak. daha şimdiden bunu düşünmek beni ürpertiyor.
başka birisi olsa şunu da eklerdi ‘bu satırları gözyaşları içinde yazıyorum?’
ama ben sana yalan söylemiyorum, acımın bir gösteriş olmasını istemiyorum, çünkü dertleri, pişmanlıkları artırmak neye yarar? bu çeşit yalanlarda sevgiyi daha fazla kökleştirmek umudu saklıdır. bense bu duyguyu sende ve bende kökünden kazımak istiyorum.
zaten gözyaşları ya boş hayallere ya da bir kadını baştan çıkartmak isteyenlere yaraşır. ben sana bunları uzun bir yolculuğa çıkan iyi bir dostla vedalaşır gibi söylüyorum: iki üç hafta daha beklesem çok geç olurdu.
aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. daha şimdiden ne haldeyim. zamanı saatleri, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, seninle ölçüyorum: onu gördüm, göremedim, göreceğim, göremeyeceğim, gelecek, gelmeyecek…
hayatımızın bu kısa dönemi belleğimde her zaman temiz ve ışıklı bir hatıra olarak kalacak ve beni tekrar eski ruh uyuşukluğuna düşürmekten koruyacak.
bu hatıra sana da hiçbir zaman zarar vermeyecek ve gelecekte gerçek aşkı bulmana yardım edecek…
umarım hayat dilediğin gibi olur.
geceler bitti…
yolculuklar da…
yeni yerler yeni sabahlar da bitti…
hoşçakal meleğim…
devamını gör...
akp'yi destekleyen gurbetçiler
gurbet denen medeniyette yaşayıp bize ortaçağı layık gören insanlardır.
devamını gör...
açılan başlığa benzer başlık açılması
son zamanlarda sık sık dikkatimi çeken durumdur. bakıyorum bir anda benzer 5 tane başlık açılıyor. özgün bir şeyler üretelim ya da üretilenlerde takılalım arkadaşlar. benzer şeyleri tekrarlamanın alemi yok bana göre.
devamını gör...
müverrih
genellikle osmanlı dönemindeki tarih yazıcılarına verilen sıfattır.
devamını gör...
kaiser chiefs
2000 yılında kurulmuş olan ingiltere leeds çıkışlı rock grubudur. en çok bilinen şarkıları ise "ruby"dir:
devamını gör...
her şeyi açıklayan en kısa söz
her nefis ölümü tadacaktır.
devamını gör...
sen benim kim olduğumu biliyor musun terör örgütü
önemli biri olsan bunu sormak zorunda kalmazdın, tanırdık zaten denilebilir.
eskiden bu muhabbeti yapanlar daha çoktu. şimdi insanlar bir şey olduğunda cep telefonuyla video çektiği için o kadar rahat yapamıyorlar.
eskiden bu muhabbeti yapanlar daha çoktu. şimdi insanlar bir şey olduğunda cep telefonuyla video çektiği için o kadar rahat yapamıyorlar.
devamını gör...
müptelası olunan kokular
aşık olunan insan’ın kokusu. *
devamını gör...
geceye bir söz bırak
nerede dilsizleşmişse bir kuş, nerede ağlamışsa bir çocuk, nerede acımışsa bir yara.
kimin payına düşmüşse vakitsiz vedalar, en güzel haykırışlar onun olur.
kimin payına düşmüşse vakitsiz vedalar, en güzel haykırışlar onun olur.
devamını gör...
normal sözlük için ukde dolduran ve sözlük tanımı yapan emekçiler
bazıları kopyala yapıştır yapılmasından son derece rahatsızdır. el emeği göz nuru entryler yazarken başkalarının açıkça hırsızlık yapmalarını ayıplarlar.
(bkz: intihal)
(bkz: intihal)
devamını gör...
dondurma (yazar)
vişneli ,limonlu ve de yazar* olanını pek bi sevdiğim tatlı. *
devamını gör...
ölmenin en kötü yanı
bi gideyim öleyim geliyim yazarım buraya. öldün la işte daha ne kadar kötü olabilir.
devamını gör...
5 bin liralık telefon kullanıp millet aç demek
avrupa'da 200-300 birim bandinda olan telefonu türkiye'de 5000 birime alan kişi tabiki isyan edecektir.
devamını gör...
