ulysses
ithaka kralı laertes'in oğlu olan ulysses, ilk önce güzel helena'yı eş olarak istedi ama ardından onu spartalı menelaos'a bıraktı ve sadık penelope ile evlendi.
ama helenayı korumaya yeminli olduğu için, paris onu troya'ya kaçırdıktan sonra, önce deli numarası yaptıysa da troya savaşında onu geri almak için mücadele etti.
ulysses, troya'nın yağmalanmasından sonra, minevra'nın yardımı ile evine doğru destansı bir yolculuk yaptı. ilk önce polyphemos'un kovan sürüsü güttüğü bir adaya geldi. bu tek gözlü canvar kiklop, neptün'ün oğluydu ve ulysses ile tayfasını bir mağaraya kapatıp onları yemeye başladı.
onlar da kaçabilmek için polyphemos'a sarhoş olana kadar şarap verip gözüne yanan bir kazık sapladılar ve ertesi gün canavar, koyunlarına sıkıca tutunarak onları serbest bıraktı.
ulysses, büyücü kirke'nin adasına geldiği zaman, adamlarının bazıları iksirinin tuzağına düştüler ve domuza dönüştüler.
kirke, ulysses'i et ve yıllanmış şarapla besleyeceği bir sene daha kalması için ikna etmesine rağmen, merkür'ün verdiği bir panzehirle güçlenen ulysses, onların eski hallerine gelmelerini sağladı.
ulysses, kaderini öğrenmek için ölülerin adasına giderken sirenler'in yakınından geçti. onların tatlı nağmeleri, gemicilerin kayalarda ölmelerine yol açıyordu. ulysses güvenli bir şekilde karaya çıktı ama aç olan tayfası onun emirlerine itaat etmedi ve helios'un sürüsünü öldürdü; ceza olarak jüpiter, ulysses'in adamlarını ve gemisini bir yıldırımla yok etti.
güzel denizkızı kallipso onu yedi yıl daha alıkoydu ve ulysses onu terk ettikten sonra deniz tanrıçası ino'nun yardımı ile bir deniz fırtınası atlattı. phaiakların adasına varan ulysses, prenses nausikaa tarafından bulundu.
bu arada, ulysses'in oğlu telemakhos, babasını aramak için muhafızı mentor kılığına giren minevra'nın korumasında yola çıktı.
ulysses nihayet evine dönerken, minevra onu eşi penelope'nin sanki kocası ölmüş gibi ona kur yapan taliplerin saldırısına uğradığı konusunda uyardı. penelopenin kocasının hayatta olup olmadığına dair hiçbir fikri yoktu ve kendini korumak için leartes için bir kaftan dokumayı bitirir bitirmez evlenmeyi kabul etti. oysa kendisi bu kaftanı gündüz dokuyup, gece ise sökerek taliplerini üç sene boyunca oyalamıştı...
ulysses, haklı konumunu tekrar elde etmeye kararlydı; bu yüzden bir dilenci kılığına girerek telemakhos ile bir plan tasarladı. büyük yayı ile silahlanan ulysses, penelope'nin ödül koyduğu bir okçuluk yarışmasına katıldı ve telemakhos'un yardımı ile bütün talipleri kılıtan geçirdi.
böylece tekrar penelope ile birleşti...
ama helenayı korumaya yeminli olduğu için, paris onu troya'ya kaçırdıktan sonra, önce deli numarası yaptıysa da troya savaşında onu geri almak için mücadele etti.
ulysses, troya'nın yağmalanmasından sonra, minevra'nın yardımı ile evine doğru destansı bir yolculuk yaptı. ilk önce polyphemos'un kovan sürüsü güttüğü bir adaya geldi. bu tek gözlü canvar kiklop, neptün'ün oğluydu ve ulysses ile tayfasını bir mağaraya kapatıp onları yemeye başladı.
onlar da kaçabilmek için polyphemos'a sarhoş olana kadar şarap verip gözüne yanan bir kazık sapladılar ve ertesi gün canavar, koyunlarına sıkıca tutunarak onları serbest bıraktı.
ulysses, büyücü kirke'nin adasına geldiği zaman, adamlarının bazıları iksirinin tuzağına düştüler ve domuza dönüştüler.
kirke, ulysses'i et ve yıllanmış şarapla besleyeceği bir sene daha kalması için ikna etmesine rağmen, merkür'ün verdiği bir panzehirle güçlenen ulysses, onların eski hallerine gelmelerini sağladı.
ulysses, kaderini öğrenmek için ölülerin adasına giderken sirenler'in yakınından geçti. onların tatlı nağmeleri, gemicilerin kayalarda ölmelerine yol açıyordu. ulysses güvenli bir şekilde karaya çıktı ama aç olan tayfası onun emirlerine itaat etmedi ve helios'un sürüsünü öldürdü; ceza olarak jüpiter, ulysses'in adamlarını ve gemisini bir yıldırımla yok etti.
güzel denizkızı kallipso onu yedi yıl daha alıkoydu ve ulysses onu terk ettikten sonra deniz tanrıçası ino'nun yardımı ile bir deniz fırtınası atlattı. phaiakların adasına varan ulysses, prenses nausikaa tarafından bulundu.
bu arada, ulysses'in oğlu telemakhos, babasını aramak için muhafızı mentor kılığına giren minevra'nın korumasında yola çıktı.
ulysses nihayet evine dönerken, minevra onu eşi penelope'nin sanki kocası ölmüş gibi ona kur yapan taliplerin saldırısına uğradığı konusunda uyardı. penelopenin kocasının hayatta olup olmadığına dair hiçbir fikri yoktu ve kendini korumak için leartes için bir kaftan dokumayı bitirir bitirmez evlenmeyi kabul etti. oysa kendisi bu kaftanı gündüz dokuyup, gece ise sökerek taliplerini üç sene boyunca oyalamıştı...
ulysses, haklı konumunu tekrar elde etmeye kararlydı; bu yüzden bir dilenci kılığına girerek telemakhos ile bir plan tasarladı. büyük yayı ile silahlanan ulysses, penelope'nin ödül koyduğu bir okçuluk yarışmasına katıldı ve telemakhos'un yardımı ile bütün talipleri kılıtan geçirdi.
böylece tekrar penelope ile birleşti...
devamını gör...
biçilmiş kaftan
bir işin, tam da bir kişiye uygun olduğunu ifade etmek için kullanılan deyim.
devamını gör...
sobalı evde büyümek
o kadar güzel bir duygudur ki gece uyurken tavana yansıyan alevler . çıtır çıtır ses çıkması sobanın üstünde ekmek kızartıp tereyağı sürmek kestane pişirmek eskiden ketıl mı vardı ulen güğümün içindeki sıcak su hazır beklerdi bizi kahvemizi yapardık hemen . çok duygulandım eskilere gittim . annem atletimi giydirirken tüplü televizyonda sobanın başında ersin düzen stadyum programı izlerdim.
devamını gör...
1 mayıs işçi ve emekçi bayramı
patron olmayan herkes işçidir. beyaz yakalı, mavi yakalı ayrımı yapmadan tüm emekçilerin 1 mayıs işçi bayramı kutlu olsun.
devamını gör...
yumurtalı ekmek
kesinlikle az miktarda( dilim başına iki küp şeker kadar olsa kâfi) tereyağında kızartılmalıdır.
sıvı yağda olunca tuhaf bir kokusu oluyor. üstelik çok yağ emiyor.
sıvı yağda olunca tuhaf bir kokusu oluyor. üstelik çok yağ emiyor.
devamını gör...
altın kapı
porta aurea ya da yaldızlı kapı ya da yedikule kapısı olarak bilinen, ii. theodosius tarafından 413 yılında yaptırılan, yedikule'de bulunan istanbul sur kapılarından biri.

altın kapı, ortada bulunan büyük kemerli kapı ile iki yanında bulunan iki küçük kemerli kapıdan oluşur. bu kapı savaştan dönen imparatorlar için tören yapmak ve imparatorların alayıyla şehre girmesi için kullanılmış. imparatorlar şehre girerken orta kapıdan zafer elde ettikleri zaman geçerlerdi. küçük kemerli kapılar halk içindi.

kapının üzerinde ''avea saecla gerit qui portam constrvit auro''* ve ''haec loca thevdosivs decorat post fata tyranni”* yazan kitabeler bulunuyordu. buradan altın kapı'nın bir zafer takı olduğunu, imparatorun bu kapıyı bir zaferin ardından inşa ettirdiğini anlıyoruz.
altın kapının iki tarafında kuleler bulunuyor. kulelerin üzerinde yine günümüze ulaşmamasına rağmen nike heykellerinin bulunduğu, kapının üzerinde ise fil heykelleriyle beraber ii. theodosius'un heykeli bulunduğu düşünülüyor. ilk fotoğrafta görebiliyoruz.
altın kapı adını gerçekten altından yapılmış kapılardan alıyor ama 1204 latin istilasıyla beraber kapılar kaçırılmış ve günümüze ulaşamamış.
altın kapıdan şehre girdiğinizde, önünüzde uzanan fotoğraftaki yolu takip ettiğinizde sizi osmanlı'daki divan yoluna (günümüzdeki eminönü'ne giden tramvay yolu) bağlanarak sultanahmet'e kadar götürüyor.
istanbul'un fethinden sonra altın kapı ve kulelere üç kuleli bir sur eklenerek yedikule hisarı inşa edildi. bugün yedikule hisarı açık hava müzesine dönüştürülmüş durumda. randevu alarak rehber eşliğinde restorasyonu bitmiş iki kuleyi gezebilir, surlara çıkarak istanbul'u seyredebilirsiniz. çok bina var ama. evet.
paylaştığım bilgileri yedikule hisarı rehberinden öğrendim, kaynak olarak şurayı bırakayım.
görsel kaynak: birinci fotoğraf için kaynak
diğer iki fotoğraf için kaynak: ben.

altın kapı, ortada bulunan büyük kemerli kapı ile iki yanında bulunan iki küçük kemerli kapıdan oluşur. bu kapı savaştan dönen imparatorlar için tören yapmak ve imparatorların alayıyla şehre girmesi için kullanılmış. imparatorlar şehre girerken orta kapıdan zafer elde ettikleri zaman geçerlerdi. küçük kemerli kapılar halk içindi.

kapının üzerinde ''avea saecla gerit qui portam constrvit auro''* ve ''haec loca thevdosivs decorat post fata tyranni”* yazan kitabeler bulunuyordu. buradan altın kapı'nın bir zafer takı olduğunu, imparatorun bu kapıyı bir zaferin ardından inşa ettirdiğini anlıyoruz.
altın kapının iki tarafında kuleler bulunuyor. kulelerin üzerinde yine günümüze ulaşmamasına rağmen nike heykellerinin bulunduğu, kapının üzerinde ise fil heykelleriyle beraber ii. theodosius'un heykeli bulunduğu düşünülüyor. ilk fotoğrafta görebiliyoruz.
altın kapı adını gerçekten altından yapılmış kapılardan alıyor ama 1204 latin istilasıyla beraber kapılar kaçırılmış ve günümüze ulaşamamış.
altın kapıdan şehre girdiğinizde, önünüzde uzanan fotoğraftaki yolu takip ettiğinizde sizi osmanlı'daki divan yoluna (günümüzdeki eminönü'ne giden tramvay yolu) bağlanarak sultanahmet'e kadar götürüyor.
istanbul'un fethinden sonra altın kapı ve kulelere üç kuleli bir sur eklenerek yedikule hisarı inşa edildi. bugün yedikule hisarı açık hava müzesine dönüştürülmüş durumda. randevu alarak rehber eşliğinde restorasyonu bitmiş iki kuleyi gezebilir, surlara çıkarak istanbul'u seyredebilirsiniz. çok bina var ama. evet.
paylaştığım bilgileri yedikule hisarı rehberinden öğrendim, kaynak olarak şurayı bırakayım.
görsel kaynak: birinci fotoğraf için kaynak
diğer iki fotoğraf için kaynak: ben.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
[her papatya, bir gün solar. aynısefalar gibi...]
müzik benim ilacım, şarkılar benim zehrim ve ben intihar eden bir notayım.
kendi isteğimle kendimi, kendi düşüncelerime esir bıraktım ve inanın bana artık bundan kurtulamıyorum.
ne yapmam gerekiyor? kurtuluş yolu hangi cadde üzerinde? bilmiyorum.
*
ayaklarım yalnızca ileri doğru giden bir ibre gibiydi..
soğuk hava yakıyordu ellerimi, buzdan ateşleriyle. en son durdum. durdum yolun ortasında. şehrin gürültülü sesi kulaklarımı sağır edercesine şiddetliydi.
hiçbir amacı olmayan hâlimle, utanmadan dolaşıyordum bu sokakları. yavaşça etrafa baktım ve deniz tam karşımdaydı.
'gökyüzü denize aynaydı ve deniz gökyüzünün yansımasıydı'
*
keşke yalnızca bir karınca olsaydım.
küçükken ezdiğim o karıncalardan herhangi biri olsaydım ve ezilseydim bir ayakkabının altında.
önümü bile görmeden ilerliyordum... korna sesleri gökteki çığlıkla orkestra kurmuştu ve yağmur bir piyanoydu. piyano...
ağaçlar bu orkestraya eşlik edercesine dans ediyordu ve kurumuş yapraklar esen rüzgarla birlikte uçuşuyordu havada.
kuşlar solistti bu sanat cümbüşünde. kelebekler renk renkti.. umudu bağırıyorlardı sessizliğin dilinde.
*
hayatın tek sorununun iki oyuncak eksik olduğu zamanlar vardı.
koltuğun altında yaşadığına inandığım oyuncanlar ülkesinden söz etmek istiyorum sizlere...
geleceğin en azından geçmişe göre daha tasasız olduğu ve anlamların henüz anlam bulmadığı zamanlar.
çocukluk.
en büyük yalan neydi?
mesela kalemimin ucunu açmayı bir türlü beceremezdim,
kayboldu demek yalandan sayılır mı?
gerçeklerin çarptığı yıkılan bir duvardan ibaretim şimdi.
değişim, kozasından çıkan kelebeğin kanatları mı?
düşünceler benim stresim.
*
tek hücreli odaların olduğu bir hapishanede, bütün suçluların müebbet yediği doyumsuz düşünceler...
*
tarihi geçmiş bir yemeğin bozuk tadı gibidir gelecek.
*
gelecek; çocukken çarptığınız tümseklerin büyürken hissettiğiniz travmasından ibaret.
*
bana, huzurun merhemini verir misiniz?
iltihaplı kalbimin içine sürmek istiyorum...
müzik benim ilacım, şarkılar benim zehrim ve ben intihar eden bir notayım.
kendi isteğimle kendimi, kendi düşüncelerime esir bıraktım ve inanın bana artık bundan kurtulamıyorum.
ne yapmam gerekiyor? kurtuluş yolu hangi cadde üzerinde? bilmiyorum.
*
ayaklarım yalnızca ileri doğru giden bir ibre gibiydi..
soğuk hava yakıyordu ellerimi, buzdan ateşleriyle. en son durdum. durdum yolun ortasında. şehrin gürültülü sesi kulaklarımı sağır edercesine şiddetliydi.
hiçbir amacı olmayan hâlimle, utanmadan dolaşıyordum bu sokakları. yavaşça etrafa baktım ve deniz tam karşımdaydı.
'gökyüzü denize aynaydı ve deniz gökyüzünün yansımasıydı'
*
keşke yalnızca bir karınca olsaydım.
küçükken ezdiğim o karıncalardan herhangi biri olsaydım ve ezilseydim bir ayakkabının altında.
önümü bile görmeden ilerliyordum... korna sesleri gökteki çığlıkla orkestra kurmuştu ve yağmur bir piyanoydu. piyano...
ağaçlar bu orkestraya eşlik edercesine dans ediyordu ve kurumuş yapraklar esen rüzgarla birlikte uçuşuyordu havada.
kuşlar solistti bu sanat cümbüşünde. kelebekler renk renkti.. umudu bağırıyorlardı sessizliğin dilinde.
*
hayatın tek sorununun iki oyuncak eksik olduğu zamanlar vardı.
koltuğun altında yaşadığına inandığım oyuncanlar ülkesinden söz etmek istiyorum sizlere...
geleceğin en azından geçmişe göre daha tasasız olduğu ve anlamların henüz anlam bulmadığı zamanlar.
çocukluk.
en büyük yalan neydi?
mesela kalemimin ucunu açmayı bir türlü beceremezdim,
kayboldu demek yalandan sayılır mı?
gerçeklerin çarptığı yıkılan bir duvardan ibaretim şimdi.
değişim, kozasından çıkan kelebeğin kanatları mı?
düşünceler benim stresim.
*
tek hücreli odaların olduğu bir hapishanede, bütün suçluların müebbet yediği doyumsuz düşünceler...
*
tarihi geçmiş bir yemeğin bozuk tadı gibidir gelecek.
*
gelecek; çocukken çarptığınız tümseklerin büyürken hissettiğiniz travmasından ibaret.
*
bana, huzurun merhemini verir misiniz?
iltihaplı kalbimin içine sürmek istiyorum...
devamını gör...
intihar etmek
(bkz: ragequit) olmuyorsa kasmayacaksın demek gibi bir şey. olmuyorsa cidden kasmayacaksın... en sıkıntılı yönü intihar ederken yaşayacağın histen korkmak, üşenmek. yani hissedeceğin acı, ölüm süreci, o süreci yaşarken keşke yapmasaydım düşüncesi işin acıklı yönü. değilse ölüme giden süreç çok kısa ve acısız olsa intihara yönelim çok daha fazla olurdu. çünkü cidden ragequit gibi bir şey. ha geriye intihar notu bırakmak da sanırım `gg` demek gibi bir şey oluyor herhalde. çünkü bitince bazen cidden bitiyor. kaybettiğin oyunda diktiğin binaların düşman tarafından tek tek yıkılışını izlermiş gibi izliyorsun. acı veriyor hayat. işte ragequit ihtiyacını hissediyor insan. umut denilen saçma şey diktiğin, inşa ettiğin şeylerin yıkılışını görme eziyetinden başka bir şey olmuyor.
devamını gör...
jack sparrow
kaptan jack sparrow olarak düzeltilmesi gereken başlık.
devamını gör...
guru nanak
1469- 1539 yılları arasında yaşamış, tek tanrılı din olan sihizmkurucusudur.
guru nanak, pakistan doğumlu bir hintlidir. sonrasında kurduğu dinin içeriğini de etki edecek olan, müslüman komşuları tarafından büyütüldü. nanak, sandalyeden ayağı yere değer değmez, babası ona sığır çobanlığı görevini verdi. ama nanak zamanının çoğunu meditasyonla geçiriyor; başı boş kalan sığırlar da komşunun bahçelerine giriyorlardı. babası büyük ihtimalle ‘ne yapacağım bu tembel oğlanla’ demiştir. köylüler ise ,sıcak havanın etkisiyle olsa gerek, o meditasyon yaparken mistik olaylar oluyor diye yeminler ediyorlardı. hatta biri ‘bu çocuk ermiş gibi bir şey’ diye yeminler ederek, babasını onun din eğitimi alması konusunda ön ayak oldu. okulda onu ilk keşfeden öğretmeni oldu.
müslüman komşularından bahsetmiştim. onların da etkisiyle tek tanrı kavramı kafasında bu şekilde oturmuş oldu. ailesinin inandığı çok tanrılı dinleri reddetti; ha bir de hindistan’daki kast sistemini de. tanrı her kuluna eşit davranmalıydı; bu durumda kast sistemi de olmamalıydı.
sonrasında evlendi ve ticarete girdi. babası ise ‘madem evlendin elin iş tutsun’ diyerek onu ticarete yöneltmeye çalıştı. ona bir miktar para veren babası, ondan parayı katlamasını beklerken, o yolda gördüğü aç, fakirlere parayı dağıttı. döndüğünde tabi babasından fırçayı yedi. ama o diretti; parayı dağıtarak daha büyük bir kazanç elde etmişti. babası ne yapacağım bu çocukla diye düşünürken, aklına kızı geldi. kızından, ona bir iş bulmasını istedi. kızı ise ona tahıl ambarında iş buldu. bu sefer dikiş tutturmuştu, iş yerinde sevildi ve sayıldı. bu sırada günlük olağan meditasyonlarını yaparken, müslüman mardana ile tanıştı. her sabah buluşup, kara nehirin orada beraber ibadet ediyorlardı. ama bir gün nehre yüzmeye giren nanak kayboldu. herkes öldü diye düşünürken, 3 gün sonra nehirden sağ salim çıktı ve ‘hindu yok, müslüman yok’dedi. artık onun mistik güçleri olduğuna herkes inanıyordu ve onu ‘guru’ilan ettiler.
bu olaydan sonra hayatı değişti; daha çok meditasyon yapmaya başladı. baktı olmuyor; kankası mardana ile şehri terk etti. ikisi bir nevi serseri hayatı sürdürdüler. gel zaman git zaman , artık inançları oturmaya başladı: tek bir tanrı var, müslüman yok, hindu yok, tüm insanlar kardeş.
guru nanak, bu aydınlanmadan sonra ülkesine geri döndü. kartarpur kentinde, oluşturduğu yeni dinin kurucusu olarak ve ona inananlardan oluşan bir topluluk kurdu. kural açıktı: hangi dinden veya statüden olursa olsun, tüm insanlar eşittir.
her şey iyi gidiyordu. babür şah o dönem agresif bir yayılma politikası izliyordu. sonra kafası hindistan’daki lodi hanedanlığı’na taktı. guru nanak ile yolları bu şekilde birleşti. nanak, savaş ve şiddet karşıtı söylemlerinden dolayı tutuklandı. kısa bir süre yattıktan sonra, babür şah kendisini huzuruna çağırdı.
nanak, ona inancıyla ilgili bilgi verdi; babür şah da etkilenmiş olacak ki,ona gördüğü bir rüyayı anlatıp yorumlamasını istedi. rüya kısaca şöyleydi: hindistan zenginlik içinde yüzerken birden yangın çıkıyor ve her şeyi yok ediyordu. nanak da fırsat bu fırsat diyerek rüyayı şöyle yorumladı: siz tüm inançlara saygı gösterirseniz hindistan’da bolluk olacak,eğer bu yoldan saparsa ülke üzerindeki hakimiyetini 7 kuşak içinde kaybedecekti. fazlasıyla ikna edici konuşmuş olacak ki, babür şah onun dediklerini harfiyen uyguladı ve çocuklarına da aynı öğüdü verdi.
guru nanak,1539 yılında , kartarpur/pakistan’da vefat etti.
guru nanak, pakistan doğumlu bir hintlidir. sonrasında kurduğu dinin içeriğini de etki edecek olan, müslüman komşuları tarafından büyütüldü. nanak, sandalyeden ayağı yere değer değmez, babası ona sığır çobanlığı görevini verdi. ama nanak zamanının çoğunu meditasyonla geçiriyor; başı boş kalan sığırlar da komşunun bahçelerine giriyorlardı. babası büyük ihtimalle ‘ne yapacağım bu tembel oğlanla’ demiştir. köylüler ise ,sıcak havanın etkisiyle olsa gerek, o meditasyon yaparken mistik olaylar oluyor diye yeminler ediyorlardı. hatta biri ‘bu çocuk ermiş gibi bir şey’ diye yeminler ederek, babasını onun din eğitimi alması konusunda ön ayak oldu. okulda onu ilk keşfeden öğretmeni oldu.
müslüman komşularından bahsetmiştim. onların da etkisiyle tek tanrı kavramı kafasında bu şekilde oturmuş oldu. ailesinin inandığı çok tanrılı dinleri reddetti; ha bir de hindistan’daki kast sistemini de. tanrı her kuluna eşit davranmalıydı; bu durumda kast sistemi de olmamalıydı.
sonrasında evlendi ve ticarete girdi. babası ise ‘madem evlendin elin iş tutsun’ diyerek onu ticarete yöneltmeye çalıştı. ona bir miktar para veren babası, ondan parayı katlamasını beklerken, o yolda gördüğü aç, fakirlere parayı dağıttı. döndüğünde tabi babasından fırçayı yedi. ama o diretti; parayı dağıtarak daha büyük bir kazanç elde etmişti. babası ne yapacağım bu çocukla diye düşünürken, aklına kızı geldi. kızından, ona bir iş bulmasını istedi. kızı ise ona tahıl ambarında iş buldu. bu sefer dikiş tutturmuştu, iş yerinde sevildi ve sayıldı. bu sırada günlük olağan meditasyonlarını yaparken, müslüman mardana ile tanıştı. her sabah buluşup, kara nehirin orada beraber ibadet ediyorlardı. ama bir gün nehre yüzmeye giren nanak kayboldu. herkes öldü diye düşünürken, 3 gün sonra nehirden sağ salim çıktı ve ‘hindu yok, müslüman yok’dedi. artık onun mistik güçleri olduğuna herkes inanıyordu ve onu ‘guru’ilan ettiler.
bu olaydan sonra hayatı değişti; daha çok meditasyon yapmaya başladı. baktı olmuyor; kankası mardana ile şehri terk etti. ikisi bir nevi serseri hayatı sürdürdüler. gel zaman git zaman , artık inançları oturmaya başladı: tek bir tanrı var, müslüman yok, hindu yok, tüm insanlar kardeş.
guru nanak, bu aydınlanmadan sonra ülkesine geri döndü. kartarpur kentinde, oluşturduğu yeni dinin kurucusu olarak ve ona inananlardan oluşan bir topluluk kurdu. kural açıktı: hangi dinden veya statüden olursa olsun, tüm insanlar eşittir.
her şey iyi gidiyordu. babür şah o dönem agresif bir yayılma politikası izliyordu. sonra kafası hindistan’daki lodi hanedanlığı’na taktı. guru nanak ile yolları bu şekilde birleşti. nanak, savaş ve şiddet karşıtı söylemlerinden dolayı tutuklandı. kısa bir süre yattıktan sonra, babür şah kendisini huzuruna çağırdı.
nanak, ona inancıyla ilgili bilgi verdi; babür şah da etkilenmiş olacak ki,ona gördüğü bir rüyayı anlatıp yorumlamasını istedi. rüya kısaca şöyleydi: hindistan zenginlik içinde yüzerken birden yangın çıkıyor ve her şeyi yok ediyordu. nanak da fırsat bu fırsat diyerek rüyayı şöyle yorumladı: siz tüm inançlara saygı gösterirseniz hindistan’da bolluk olacak,eğer bu yoldan saparsa ülke üzerindeki hakimiyetini 7 kuşak içinde kaybedecekti. fazlasıyla ikna edici konuşmuş olacak ki, babür şah onun dediklerini harfiyen uyguladı ve çocuklarına da aynı öğüdü verdi.
guru nanak,1539 yılında , kartarpur/pakistan’da vefat etti.
devamını gör...
yamaha
torakusu yamaha bir müzisyen ve ilginç bir girişimle 1887 yılında bir şirket kuruyor. müzik aletlerinden motor sanayisine kadar geniş bir segmentte bir yükseliş yakalıyor ve günümüzde en kaliteli motor ve müzik aletlerini üretmeyi bile başarıyor. japon zekası, girişimciliği, çalışkanlığı, disiplini böyle bir şey sanırım.
türkiye'de yoğun ilgi görüyor hem motorları hem müzik aletleri. piyano üretimindede önemli başarılara imza atmış bir firma. gitarları da bizim ülkemizde kapış kapış gidiyor.
üretim yaptığı alanlar; motosikletler, tekne motorları, araçlar (çok az sayıda), piyanolar,
gitarlar (özellikle bas gitarlar), üflemeli çalgılar, orglar, bateriler, ses sistemleri şeklinde sıralanabilir.
bende bir adet yamaha c 80 mevcut. muhteşem kızım benim. kendileriyle yüksek volumde aşk yaşıyoruz. o zamanlar nişanlım ve gitar hocam olan beyefendi 'c 40 al c 40 al' diye tuttursa da ben diretip c 80 almıştım. gitar geldiğinde kendisinin dibi düşmüştü. kıyas yaptı yaptı yaptı efsane ya bu dedi. hah 'herhalde oğluuummm biz bu işi biliyoruz' dedim hahah.
gerçi uzun bir ara verdim hala çalabiliyor muyum emin bile değilim. bir ara tekrardan başlayacağım derslere. bu sefer ki hocam online olacak tabi malum nişanlı ex oldu püfff.
yamaha c 80'i şiddetle tavsiye ederim. bakın bir müzik dehasının onayını almıştır kendileri. youtube'de videoları var zaten. izleyip daha rahat karar verebilirsiniz. ben orada vurulmuştum minik kelebeğime hah.
türkiye'de yoğun ilgi görüyor hem motorları hem müzik aletleri. piyano üretimindede önemli başarılara imza atmış bir firma. gitarları da bizim ülkemizde kapış kapış gidiyor.
üretim yaptığı alanlar; motosikletler, tekne motorları, araçlar (çok az sayıda), piyanolar,
gitarlar (özellikle bas gitarlar), üflemeli çalgılar, orglar, bateriler, ses sistemleri şeklinde sıralanabilir.
bende bir adet yamaha c 80 mevcut. muhteşem kızım benim. kendileriyle yüksek volumde aşk yaşıyoruz. o zamanlar nişanlım ve gitar hocam olan beyefendi 'c 40 al c 40 al' diye tuttursa da ben diretip c 80 almıştım. gitar geldiğinde kendisinin dibi düşmüştü. kıyas yaptı yaptı yaptı efsane ya bu dedi. hah 'herhalde oğluuummm biz bu işi biliyoruz' dedim hahah.
gerçi uzun bir ara verdim hala çalabiliyor muyum emin bile değilim. bir ara tekrardan başlayacağım derslere. bu sefer ki hocam online olacak tabi malum nişanlı ex oldu püfff.
yamaha c 80'i şiddetle tavsiye ederim. bakın bir müzik dehasının onayını almıştır kendileri. youtube'de videoları var zaten. izleyip daha rahat karar verebilirsiniz. ben orada vurulmuştum minik kelebeğime hah.
devamını gör...
bir oturuşta okunacak kitap önerileri
franz kafka- dönüşüm
peyami safa- fatih harbiye
peyami safa- dokuzuncu hariciye koğuşu
ayfer tunç- aziz bey hadisesi
stefan zweig- amok koşucusu
stefan zweig- yakıcı sır
stefan zweig- bir çöküşün öyküsü
stefan zweig- bir kadının hayatından yirmi dört saat
stefan zweig- satranç
stefan zweig- korku
stefan zweig- bilinmeyen bir kadının mektubu
john steinbeck- fareler ve insanlar
yaşar kemal- ağrı dağı efsanesi
yaşar kemal- yılanı öldürseler
mustafa kutlu- uzun hikaye
anton çehov- altıncı koğuş
peyami safa- fatih harbiye
peyami safa- dokuzuncu hariciye koğuşu
ayfer tunç- aziz bey hadisesi
stefan zweig- amok koşucusu
stefan zweig- yakıcı sır
stefan zweig- bir çöküşün öyküsü
stefan zweig- bir kadının hayatından yirmi dört saat
stefan zweig- satranç
stefan zweig- korku
stefan zweig- bilinmeyen bir kadının mektubu
john steinbeck- fareler ve insanlar
yaşar kemal- ağrı dağı efsanesi
yaşar kemal- yılanı öldürseler
mustafa kutlu- uzun hikaye
anton çehov- altıncı koğuş
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
türkiye'de bilinçli bir genç olmak.
devamını gör...
max verstappen
bugün benim yüzümden kaybedecek pilottur.
maalesef seni destekliyorum abi o yüzden kaybedeceksin.
edit: totem başarılı.
maalesef seni destekliyorum abi o yüzden kaybedeceksin.
edit: totem başarılı.
devamını gör...
pembe robotik sakız radyo yayını
herkese selamlar, kucak dolusu sevgiler.
sevgili robotik kodlama lavabosu ile birlikte, sizlere bu akşam patti smith'in ilk albümü horses'a gidiş süreci ve bu güzel albümün kapak fotoğrafını çekmiş, patti'nin o dönemlerde en büyük destekçilerinden biri olan ruh arkadaşı robert mapplethorpe'tan bahsedeceğiz. tabi bunu yaparken de aralarda sizlere horses albümünden şarkılar çalacağız...
saat 22:00'da uygun olursanız ve bizi dinlerseniz minicik çocuklar gibi mutlu olacağız! sağlıcakla kalın!
hah unutmadan! biz konuşurken, çok hoş bir jarmusch filminin soundtracki de bizlere eşlik edecek... ipucu: tütünün var mı?
sevgili robotik kodlama lavabosu ile birlikte, sizlere bu akşam patti smith'in ilk albümü horses'a gidiş süreci ve bu güzel albümün kapak fotoğrafını çekmiş, patti'nin o dönemlerde en büyük destekçilerinden biri olan ruh arkadaşı robert mapplethorpe'tan bahsedeceğiz. tabi bunu yaparken de aralarda sizlere horses albümünden şarkılar çalacağız...
saat 22:00'da uygun olursanız ve bizi dinlerseniz minicik çocuklar gibi mutlu olacağız! sağlıcakla kalın!
hah unutmadan! biz konuşurken, çok hoş bir jarmusch filminin soundtracki de bizlere eşlik edecek... ipucu: tütünün var mı?
devamını gör...
gitar çalmak
üniversite de kampüsün çimlerinde kızların dikkatini çekmeye çalışan uzun saçlı genç komünist eylemidir.
devamını gör...
kadınlardaki ego
kadın kadar taş düşsün kafanıza dedirten başlık. biraz rahatlayın, sakinleşin. salın şu kadınları. yok kadınların egosu, yok kadınların eteği, sütyeni, makyajı derken kafayı yiyeceksiniz, aklınızı oynatacaksınız diye çok korkuyorum. yapmayın bunu kendinize. yazık.
devamını gör...
hamburgercilerden dondurma kahve alan insan
dondurmalarının şanti gibi olması hoşuma gidiyor.
devamını gör...
