anima grubu. solisti tanıdık geldi mi?
ceylan ertem'i taaa o zamanlardan bilirim ve bu tarzını çok beğenirim.

bilin bakalım ben kimim?
hem senin hem onun yerine geçerim ama kendim olamam, olamam hiç kendim.
bulmak istiyorsan beni önce bir gör kendini, içindeki haylazın sesi...
ben aslında hep senim.
ben jokerim.
devamını gör...

daima suistimal edilir.
bunun sonunda da her olaya/kisiye iyi niyetle yaklasilmamasi ve nasil davranis goruluyorsa ayna tutar gibi karsilik verilmesi gerektigi kafa duvarlara vura vura ogrenilir.

bugune kadar besledigi iyi niyetlerinde -eksiksiz- mutlu olan, sonunda pisman olmayan, keske demeyen varsa beri gelsin; taktik alacagim.
devamını gör...

intihar etmek acizliktir diyen bi adamın seneler sonra kendini asması. bu kelimeyi duyduğumda gözümün önüne hep o adam gelir.
devamını gör...

karavanla dünyayı gezmek, şu an için zor olsa da elbet gerçekleşecek.
devamını gör...

yapma yav alla alla.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

olmaması gereken kitledir. nerede yaşıyorsan orada oy kullanmalısın. veya son 5 yılda en az 6 ay türkiye'de yaşamayanların oy kullanmasına müsaade edilmemelidir.
devamını gör...

çifte minareli medrese - erzurum
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

acemilik eserlerim.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

nasıldı
önce sevinç uyutmadı beni
sonra üzüntü nöbet tuttu bütün gece
ikiside gidince başımdan
uyudum, ama ah, her mayıs gecesi
bir kasım sabahı getirdi ardından
senin derdin benimdi
benimki senin
paylaşmazsam bir sevinci seninle
yoktu benimde sevincim.

bertolt brecht
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bizi sevenleri üzmeyelim baba!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ünlü filozof aristo bu konuda ''bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler'' demiştir.

kısaca açıklamak gerekirse bebeklikten itibaren bütün canlılar çevreyi tanımayı oyunlar ve annesinin eğitimi ile öğrenirler ki yaşamları boyunca kendini tehlikelerden korumak ve olabildiğince fazla üreyerek soyunu devam ettirme şansını artırırlar. insanlar da böyledir ama bu evrimsel süreçte beynimiz ve bilişsel psikolojimiz diğer canlılardan daha fazla geliştiği için bu merak ve bilme isteği insanın yaşamı boyunca sürer. sanatçılar ve bilim insanları bunun en somut örneğidir. bu insanların merakı sayesinde bilim ve sanat bugünkü haline varabilmiştir. epistemoloji(bilgi felsefesi) bu konuyu araştıran felsefe dalı kısaca bilgi aktarmak için şimdilik en etkili yolun kitap ve yazı olduğunu söylüyor. sesli ve görüntülü ortamlar ile hala bir yazılı basın kadar bilgi aktarılamıyor. o yüzden öğrenmek için ana materyal kitap yada yazılı basın iken destekleyici ortamlar sesli ve görüntülü ortamlardır. gelecekte belki çip ile direk beynimize bilgileri indirebiliriz.
devamını gör...

t: özgüvenin pekiştirildiği andır.

ilk defa 8 yaşında tek başıma yolculuk etmiştim. sanki fethe çıkmışım gibi öyle gururluydum. hem her şeyden korkuyor hemde hiçbir şeyden korkmuyordum. ama ne hissedersem hissedeyim tek düşünebildiğim şey: "ben tek başıma yolculuk ediyordum."

büyüyünce insan öğreniyor tek başına yolculuk yapmanın havalı olmadığını, hatta eksik olduğunu. ama yine de cedric'in dediği gibi: "8 yaşındaysanız hayat gerçekten çok güzel".
devamını gör...

çok değil bir on sene evvele donseydim.. asla evlenmezdim.. yoo başka bir adamla da evlenmezdim.. hiç evlenmezdim..
devamını gör...

necessary
devamını gör...

içtenlikle söylemem gerekirse, ne neden yaşadığımı biliyorum, ne de neden yaşamaktan vazgeçemediğimi.

emil michel cioran
devamını gör...

sevgili e. :

bugün seni rüyamda gördüm. önce bir ara sokakta karşılaştık. ben seni görmezden gelip karşı kaldırımdan geçip gittim. görmüştüm oysa ki, her zaman olduğu gibi...

yüzüne sözde sana fark ettirmeden bir defa baktım. baştan aşağı süzdüm seni. hayli zayıflamış ve solgundun. üzerinde her zaman giydiğin tarzda krem rengi ince bir kaban vardı. sonbahardı... ben tüm bunları yaparken sen de bana bakıyordun. senden 1,5-2 metre kadar uzaklaşmıştım. hiç ses etmedim. bir sıkıntı çöktü ama içime... solgundun çünkü, üzgündün. ( içimde neye ve kime olduğunu bilmeden duyduğum seni görmek istemediğim halde görmüş olmanın verdiği kızgınlık da vardı tabii... )

sense ilk kez cevap verip vermeyeceğimi düşünmeden arkamdan bana seslendin. hem de öyle tiz bir sesle değil. mutlaka duyayım diye yüksek bir sesle bağırdın. bu beni önce bir hayli şaşkınlığa uğrattı. olduğum yerde afallayıp kaldım. yürürken önde olan bacağım sendeli. düşeceğim sandım bir an. yüzümün aldığı hal hayli şakın, duyduğu şeyden emin olamayan, ama emin olmak isteyen, öte yandan da emin olmaktan için için kaçan bir insanın halinden farksızdı. ( burda rüyam, sen ve ben, yol, arabalar, senin kıyısında beklediğin trafik ışığı dahil her şey siyah beyaz bir hal aldı. )

ben yine emin olamadım. bana seslenip seslenmediğinden emin olamadım. duyduğum halde duyduğum şeyi reddettim. duyduğu şeye inanamadı kulaklarım. çünkü beynim, seni yeterince iyi tanıdığımı ve karşılaşsak dahi bana seslenmeyeceğini biliyordu. (oysa ki seslenmiştin. ) bana gerçekten seslenmiş olma ihtimaline inanamadığımdan kafamın içinden gelen bu sese kulak verdim ve sen bana seslenmiş olduğun halde seslenmemiş olduğun varsayımını yaparak adım atmaya devam ettim.

arkamdan koştun ve bu sefer daha yüksek bir sesle, "aklımdaki seslendi mi , seslenmedi mi ? " ikilemine son vermek, üzere "evet seslendim" dercesine daha yüksek bir sesle bağırdın. dehşete düştüm. sadece sana doğru döndüm ve olduğum yerde çivilenmiş gibi kaldım. sen gelip benden özür diledin. sonra sarıldın. hiçbir şey sormadın. teklifsizce geldin. seni iterim, terslerim ya da ya özrünü kabul etmezsem diye düşünmedin hiç...

ama ben de hiçbir şey yapamadım. seni itemedim, tersleyemedim. ağzımı açıp tek bir şey de söyleyemedim. (seni itmemi engelleyen bir şey vardı çünkü ) sen bana sarılırken kollarım da tutmadı üstelik. sen uzunca konuştun, sürekli bir seyler söyledin bana sarılırken. aklımda sadece "olan oldu, her şeyi unutalım" dediğin kısım kaldı. zaten rüya boyunca özür dilerimden sonra duyduğum son cümlendı. seni itemedim, tersleyemedim, ağzımı açıp tek bir şey söyleyemedim. çünkü üzgündün, solgundun ve hayli zayıflamıştın. aklımdan bir zaafiyet mi geçiriyor acaba diye geçirip durdum. ince bir hastalığa mı kapıldın yoksa diye dehşete kapıldım.

ben susuyordum ve sen sürekli konusuyordun. beni alıp ışıkların ordan karşı kaldırıma geçirdin. kaldırıma çıktık ve koluma girdin. mevsim sonbahardı. ( benim en bir sevdiğim. ) yolun kenarında yaprakları yeşilden turuncuya doğru dönmüş ağaçlar vardı. ( hani benim bir zamanlar sana bahsettiklerimden. )

eski zamanlarımızdan çıkıp gelmiş gibiydin. ve ben hala inanamıyordum. aptallaşmış bir şekilde etrafa bakınıp durdum. bana ilk dokunduğun andaki gibi kulaklarım uğuldamıyordu ama, algılarım durmuştu. o yol boyunca bana söylediğin hiçbir şeyi duymadım ve bu yüzden de anlayamadım. ne zaman ki dikkatimi vermeye çalışsam, yüzündeki solgunluk ve gözlerindeki hüzün ağır bastı.

ama sen anlayamadın o an seni duymadığımı, anlayamadığımı... yol boyunca ısrarla konuşmaya devam ettin. daha sonra her ne kadar bana acı verse de, senin kederli ve solgun yüzüne odaklandım. ben seni terslemedikçe, kolunu itmedikçe ve duymasam bile yüzüne baktıkça, suretin git gide iyiye doğru gitmeye başladı. sanki yüzüne bir aydınlık, gözlerine de bir hayat ışığı geldi. benim bu halimden cesaret alıyor ve sanki biraz da bu cesaretle konusmaya devam ediyor gibiydin.

yolun sonu benim her zaman gittiğim kitapçıya çıktı. kolumdan çıkıp kitapçıya girdin. ben kapının önünde kalmıştım. sen kolumdan çıkınca, kitapçıya girip girmemekte kararsız kaldım. ve sonra, herhalde burdan itibaren yoluma tek başıma devam etmem gerekiyor, diye düşündüm. kitapçının camından görünüyordun. sonra dışarı çıkıp, elimden tutup beni içeriye doğru sürükledin. bir şeyler söylemeye devam ediyordun. ve ben anlamıyordum. sen kitaplara bakıp durdun, kim bilir yine ne arıyordun...


kendimi bildim bileli gittiğim, avucumun içi gibi karış karış bildiğim kitapçıyı, her ayrıntısını, sanki oraya ilk kez geliyormuşum da, yerini yadırgayan bir yabancıymışım gibi inceledım. sanki her şey yabancıymış da, bir sen tanıdıkmışsın gibi bir sen eski zamanlarımızdan çıkıp gelmiş gibiydin. rüya boyunca senin benim rüyamda oluşuna dahi inanmayarak ( daha doğrusu inanamayarak ) rüyama devam ettim. sanki o ana, oraya ait değilmişim gibi rüya görmeye devam ettim. zaman, mekan, renkler... rüyamda bile senin dışında kavramsal olan her şey anlamını yitirdi...

sanki üzerini kapatsak da seninle benim aramda yatan kocaman bir giz vardı ve biz bu acı gerçekten kah gözlerimizi kaçırarak, kah etrafımızdaki şeylerle ilgilenerek itinayla kaçınıyorduk. sanki sen artık hiçbir şey yapılamayacak haldeki bir hastaymışsın da, ölümünü bekliyor ve ahımı aldığın benden helallik istiyormuşsun gibi ve ben de sanki bunu biliyor ama bile bile görmezden geliyormuşum da, kan kusup kızılcık şerbeti içmişim gibi, içime içime ağlıyor; deli gibi bağırıp çağırmak, yaptıklarının nedenini sormak istediğim halde, "hiçbir şey yapılamayışının çaresizliğini" kabullenmişim gibi. sanki sen ölümcül bir hastalığa tutulmuşsun da, ben de bu hastalığın hiçbir şey yapılamazlığını kabullenmişim gibiydi...


uyandım. saat 05:41 idi...
aklıma geçen senenin başındaki hallerim geldi. mart ayında, bir gece yarısı seni rüyamda görüp korkuyla uyandığımda, "nasılsın" diye soramadığım için, sırf rüyamda seni kötü bir şekilde gördüm diye gecenin bir yarısı yatağımda bağdaş kurup sabaha değin ağladığım ve yorgunluktan uyuya kalışım geldi...

o zamanla bu zamanı kıyaslıyorum. eskiden rüyamda seni gördüğümde günlerce etkisinden çıkamadığım ve bir rüya olduğu halde derinden sarsıldığım halde, bugün bu ilginç rüya karşısında hissizlikle kaplı oluşumu anlamlandırmaya çalışıyorum. hem rüya anındaki kayıtsızlığım hem de uyandıktan sonraki tepkisizliğimi anlamlandırmaya çalışıyorum.

anlamlandıramadım.

edit: eski bir mektup. ( rüya )
devamını gör...

zengin adam fetişidir. gariban adam kıyamaz.

o çorabı düşünür. ulan kim bilir kaç para der.

yani garibansanız fetişiniz bile olamıyor. allahım bu dünyayı yok et.
devamını gör...

twitter.com/kaostanyana/sta...

kızlardaki kro sevdası nedir böyle? bu aşağılık varlık gencecik kızı öldürmüş, ama daha kızlar yanında duruyor.
devamını gör...

isyan dolu kazak abdal şiiri. kıraç güzel söylemiştir.

eşeği saldım çayıra
otlaya karnın doyura
gördüğü düşü hayıra
yoranın da avradını

münkir münâfıkın soyu
yıktı harap etti köyü
mezarına bir tas suyu
dökenin de avradını

müfsidin bir de gammazın
malı vardır da yemezin
ikisin meyyit namazım
kılanın da avradını

derince kazın kuyusun
inim inim inilesin
kefen dikmeye iğnesin
verenin de avradını

dağdan tahta getirenin
mezarına götürenin
talkınını bitirenin
imâmın da avradını

kazak abdal söz söyledi
cümle halkı dahleyledi
sorarlarsa kim söyledi
soranın da avradını.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim