sözlükte yazmak vs sözlüğü okumak
okumayı yazmaktan daha çok seviyorum. yazarları tanımaya ve onları ete kemiğe bürümeye çalışıyorum.
yazarken kendime otosansür uyguluyorum, bu yüzden okumak benim için yazmaktan daha zevkli.
yazarken kendime otosansür uyguluyorum, bu yüzden okumak benim için yazmaktan daha zevkli.
devamını gör...
requiem
antonio tabucchi kitabıdır.
italyan yazar antonio tabucchi, portekiz dili ve edebiyatı kürsüsünde öğretim görevlisi olarak çalışır.
bu işe atanmak istemesinin nedeni portekizli yazar fernando pessoa’ya duyduğu büyük hayranlıktır. fernando pessoa bir şiirinde;
“ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak isteyemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemeyeceğim
ama bende dünyanın tüm hayalleri var.”
der ki bu gerçeküstü bir yaklaşım olup tabucchi’nin yazdığı ve özyaşamöyküsel bir anlatı olan requiem kitabını da özetleyebilir.
zira tabucchi bu anlatı da ikinci vatanı saydığı portekiz’e dönen ve lizbon sokaklarında dolaşırken, yemek yer, içer, düşünürken fernando pessoa’ya tıpatıp benzeyen ve çoktan ölmüş olan bir şairle karşılaşır.
yazarın aklından şu cümleler geçer bu esnada: ” hayal kuruyorum ama kurduğum hayal bana gerçek geliyor ve sadece hafızamda var olan bir insanla buluşmak zorundayım.”
tabucchi postmodern bir yazardır ve eserlerinde gerçeküstücü bir anlatım kullanır. tıpkı requiem -bir sanrı-‘da olduğu gibi.yazarın hayalleri gerçeği yeniden kurgulamasına izin verir, ve pessoa’yla karşılaşmasını kendi kurguladığı bir şekilde yaşar.
yazarla kafka’nın dava’sından da bahsederler. bu da oldukça önemlidir. çünkü tıpkı pessoa gibi kafka’da saygı duyulan bir yazar olamadan önce hayatını kaybetmiştir.
anlatı bilinç akışı tekniğiyle kaleme alınmış, yazarla birlikte, yazarın zihninin içinde gezintiler yazıyoruz. ta ki ölü şaire rastlayana kadar, aslında bu rastlaşma da yazarın zihnindeki oyunlardan biri. bu kitapta yakılan ağıt lizbon’a, pessoa’ya ve hayalleredir.
italyan yazar antonio tabucchi, portekiz dili ve edebiyatı kürsüsünde öğretim görevlisi olarak çalışır.
bu işe atanmak istemesinin nedeni portekizli yazar fernando pessoa’ya duyduğu büyük hayranlıktır. fernando pessoa bir şiirinde;
“ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak isteyemem
ben hiçbir zaman hiçbir şey olmak istemeyeceğim
ama bende dünyanın tüm hayalleri var.”
der ki bu gerçeküstü bir yaklaşım olup tabucchi’nin yazdığı ve özyaşamöyküsel bir anlatı olan requiem kitabını da özetleyebilir.
zira tabucchi bu anlatı da ikinci vatanı saydığı portekiz’e dönen ve lizbon sokaklarında dolaşırken, yemek yer, içer, düşünürken fernando pessoa’ya tıpatıp benzeyen ve çoktan ölmüş olan bir şairle karşılaşır.
yazarın aklından şu cümleler geçer bu esnada: ” hayal kuruyorum ama kurduğum hayal bana gerçek geliyor ve sadece hafızamda var olan bir insanla buluşmak zorundayım.”
tabucchi postmodern bir yazardır ve eserlerinde gerçeküstücü bir anlatım kullanır. tıpkı requiem -bir sanrı-‘da olduğu gibi.yazarın hayalleri gerçeği yeniden kurgulamasına izin verir, ve pessoa’yla karşılaşmasını kendi kurguladığı bir şekilde yaşar.
yazarla kafka’nın dava’sından da bahsederler. bu da oldukça önemlidir. çünkü tıpkı pessoa gibi kafka’da saygı duyulan bir yazar olamadan önce hayatını kaybetmiştir.
anlatı bilinç akışı tekniğiyle kaleme alınmış, yazarla birlikte, yazarın zihninin içinde gezintiler yazıyoruz. ta ki ölü şaire rastlayana kadar, aslında bu rastlaşma da yazarın zihnindeki oyunlardan biri. bu kitapta yakılan ağıt lizbon’a, pessoa’ya ve hayalleredir.
devamını gör...
5s kuralı
ilk defa kadın işi banka soygunu filminde duyduğum, evliliklerin ve ilişkilerin mutlu sürmesi için gereken kuralmış.
sevgi, saygı, sadakat, sabır, seks.
bir de japonların çalışma hayatında uyguladığı kurallar var;
seiri, seiton, seiso, seiketsu, shitsuke
ayıklama, düzen, temizlik, standartlaştırma, disiplin.
sevgi, saygı, sadakat, sabır, seks.
bir de japonların çalışma hayatında uyguladığı kurallar var;
seiri, seiton, seiso, seiketsu, shitsuke
ayıklama, düzen, temizlik, standartlaştırma, disiplin.
devamını gör...
bir ülkenin gelişmişlik seviyesini gösteren detaylar
insanların mutluluğu.
devamını gör...
the irishman
scorsese dedemin son filmidir.
çıktığı günden beri 3 kere izleyen birisi olarak çok ama çok sevdiğim bir filmdir.
üç efsane oyuncuyu izlemek paha biçilemez bir his büyük bir sevinç.
müzikler kurgu senaryo hepsi çok güzeldi.
--! spoiler !--
ayrıca son sahnede al pacinonun tek güvendiği insan tarafından arkası dönükken öldürülmesi içimi cız etmiştir.
--! spoiler !--
çıktığı günden beri 3 kere izleyen birisi olarak çok ama çok sevdiğim bir filmdir.
üç efsane oyuncuyu izlemek paha biçilemez bir his büyük bir sevinç.
müzikler kurgu senaryo hepsi çok güzeldi.
--! spoiler !--
ayrıca son sahnede al pacinonun tek güvendiği insan tarafından arkası dönükken öldürülmesi içimi cız etmiştir.
--! spoiler !--
devamını gör...
leeroy jenkins
world of warcraft oyununda savaş çığlığı ile ünlü olmuş kişidir.

andy warhol herkesin bir gün 15 dakikalığına ünlü olacağını söylediğinde ne kadar öngörülü bir söz söylediğini kimse anlamamıştı belki. ama warhol haklıydı. hele içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde ünlü olmak için bir şey yapmanıza da gerek yok. internet aleminde herhangi bir şey yaparken bir anda ünlü olabilirsiniz ve bu ün 15 dakikadan fazla sürebilir.
leeroy’un hikayesi de böyle bir hikaye. ben bilgisayar oyunu alemine uzak bir insanım. kardeşlerim ve kuzenlerimden oluşan ekibin oyun konusunda en cahil olan üyesi benim. zaten bu isimle karşılaşmam da oyunla değil my name is earl dizisi ile oldu ama onu en son paragrafta anlatacağım.
arkadaşları önmeli bir mücadele öncesi toplanıp sanki normandiya çıkarması yapacaklarmış gibi plan yaparken leeroy bir kova tavuk almak için bilgisayarın başından ayrılır ve döndüğünde de kimseye bir şey söylemeden, sormadan allah ne verdiyse dalar içeri. sonuç elbette ki hüsrandır. bütün karakterler ölür. oyunun tek galibi leeroy jenkins olur.

daha sonra bu video viral olur. ben ilk izlediğim zaman çok güldüğümü hatırlıyorum. üzerine yazılar yazılır ciddi ciddi, hatta leeroy bazıları tarafından kahraman bile ilan edilir. hatta bir kart oyununda kendi karakteri bile yaratılır. ve hatta sanırım oyunda da böyle bir karakter vardır artık.

ama leeroy’un ünü bu kadarla kalmaz. adı bir deyim olarak kullanılmaya başlanır. herkes için yanlış olan şeyi yapmak, herkese zarar verecek bir şey yapmak anlamına gelen deyim inanmayacaksınız belki ama sözlüklere bile girer.

ayrıca dizi ve filmlerde de bu konuya bolca gönderme yapılır. my name is earl dizisinde earl’ün kardeşi randy “ leeroy jenkins” diye bağırarak bir kavgaya dalar ve family guy’ın bir bölümünde de bu çığlığı cleveland’dan duyarız.
randy
cleveland

andy warhol herkesin bir gün 15 dakikalığına ünlü olacağını söylediğinde ne kadar öngörülü bir söz söylediğini kimse anlamamıştı belki. ama warhol haklıydı. hele içinde bulunduğumuz bu zaman diliminde ünlü olmak için bir şey yapmanıza da gerek yok. internet aleminde herhangi bir şey yaparken bir anda ünlü olabilirsiniz ve bu ün 15 dakikadan fazla sürebilir.
leeroy’un hikayesi de böyle bir hikaye. ben bilgisayar oyunu alemine uzak bir insanım. kardeşlerim ve kuzenlerimden oluşan ekibin oyun konusunda en cahil olan üyesi benim. zaten bu isimle karşılaşmam da oyunla değil my name is earl dizisi ile oldu ama onu en son paragrafta anlatacağım.
arkadaşları önmeli bir mücadele öncesi toplanıp sanki normandiya çıkarması yapacaklarmış gibi plan yaparken leeroy bir kova tavuk almak için bilgisayarın başından ayrılır ve döndüğünde de kimseye bir şey söylemeden, sormadan allah ne verdiyse dalar içeri. sonuç elbette ki hüsrandır. bütün karakterler ölür. oyunun tek galibi leeroy jenkins olur.

daha sonra bu video viral olur. ben ilk izlediğim zaman çok güldüğümü hatırlıyorum. üzerine yazılar yazılır ciddi ciddi, hatta leeroy bazıları tarafından kahraman bile ilan edilir. hatta bir kart oyununda kendi karakteri bile yaratılır. ve hatta sanırım oyunda da böyle bir karakter vardır artık.

ama leeroy’un ünü bu kadarla kalmaz. adı bir deyim olarak kullanılmaya başlanır. herkes için yanlış olan şeyi yapmak, herkese zarar verecek bir şey yapmak anlamına gelen deyim inanmayacaksınız belki ama sözlüklere bile girer.

ayrıca dizi ve filmlerde de bu konuya bolca gönderme yapılır. my name is earl dizisinde earl’ün kardeşi randy “ leeroy jenkins” diye bağırarak bir kavgaya dalar ve family guy’ın bir bölümünde de bu çığlığı cleveland’dan duyarız.
randy
cleveland
devamını gör...
dünyanınbütünmeşhurlarınıntraşolurkenkullandığıjilet
şüphesiz ki sözlüğün en uzun nickine sahip yazar. hoşgeldin! ben space tuşunu öğretmeye hazırım diyorum. *
devamını gör...
akılda kalan okul travması
daha önce yazmış mıydım bilmiyorum ama yazdıysam bile tekrar yazacağım.
ilkokula gidiyorum o yıllarda. sanırım 5. sınıftı.* zorunlu din dersine de girmeyen bir öğrenciydim. dava açtı ailem bu konuda hatta. tabii o süreçte başıma gelmeyen kalmadı. türkiye'nin sosyo-kültürel yapısı malumunuz. bizim millet dünyanın en şerefli, namuslu, onurlu rerörö milletidir ama kendinden olmayan birini fırsat bulsa bir kaşık suda boğar.
neyse işte o zamanlar okul yönetimi, öğrenciler, veliler allah ne verdiyse herkes dolaylı yoldan yapıyor yapacağı çirkefliği.
birgün okulda ders bitti; tenefüse girdik. ben de ara boyunca yerimde oturdum* ve karakalem çizimlerimden birine devam ettim. sonra zil çaldı, herkes içeri girdi ve ders başladı. tabii her ilkokulda olduğu gibi bir ders başlatma geleneği olan gammazlama faslına geçildi. biri kalktı dedi ki hocam x bana çarptı.* hoca x'e döndü, x de aynen şöyle dedi: "öğretmenim iorek beni ittirdi; ben o yüzden ona çarptım."
sonra hoca bu şerefsize inandı. beni bütün sınıfın önünde ayağa kaldırıp özür dilememi söyleyerek bağırdı. "öğretmenim ben bir şey yap..." cümlemi tamamlayamadan bizim şeref yoksunu eğitimci kılıklı yaratık tekrar bağırınca özür dileyip yerime oturmak zorunda kaldım. sonra derse başladı bu k....k.
ve bu şerefsiz annemin öğrencisiydi bir de. bu olaydan aylar önce tesadüfen öğrenmiştik.
belki çoğu kişiye çok basit ve anlamsız gelir bu anlattığım ama o yaşlarda ve özellikle de özgüveni düşük, içe kapanık küçük bir çocuk için korkunç bir şey bu bence. aklıma geldikçe öfkeden deliye dönüyorum. yapmadığım, hiçbir suçumun olmadığı bir şey için haksız yere birinden özür dilemek zorunda kaldım; üstelik yaşıtlarımdan oluşan kalabalık bir grubun önünde. yıllarca yaptığım her şeyde bir hata varmış gibi hissettim. hâlâ daha bir hata yapıp kendimi suçlu bir durumda bulmaktan korkuyorum. kafamda gerçek dışı senaryolar oluşuyor çoğu zaman.
hocam, olmaz ama eğer burayı okuyorsanız şunu belirteyim; ilk karşılaşmamızda bunun karşılığını ağır bir biçimde alacaksınız. diğer şikayetçi piçi de elden geçireceğim bulsam ama yapılan şeye o kadar takıldım ki kim olduğunu bile hatırlamıyorum.
bu zihniyetteki şerefsizler için küçük bir not bırakıp bu yazıyı bitireceğim; zaten yine anksiyete krizinin ortasındayım. allahın belası ilaç da bitti yine. geberiyorum alüminyum.
eğer üzerinde güç, denetim ve söz sahibi olduğunuz insanlarla birlikte çalıştığınız bir işiniz varsa, özellikle de çocuklarla çalıştığınız bir meslek, sakın ben bunun ağzına s.....m nasıl olsa bana bir bok yapamaz mantığıyla hareket etmeyin. sonra attığınız füze dönüp sizi vurur benden söylemesi.
(özellikle çocuklar bu tür olayları unutmaz. daha doğrusu insanlar pek çok şeyi unutur ama küçük yaşta yaşadığı travmaları ve bu travmaların öznesi olan yaratıkları asla unutmaz. hepimiz yeri geldiğinde pek çok insanla ağız burun kavga etmişizdir mesela ama çocukken yenen o yumruk unutulmuyor.)
t: denetlemeyen eğitim sisteminin küçücük çocuklar üzerinde bıraktığı trajik izleri içeren başlık.
ilkokula gidiyorum o yıllarda. sanırım 5. sınıftı.* zorunlu din dersine de girmeyen bir öğrenciydim. dava açtı ailem bu konuda hatta. tabii o süreçte başıma gelmeyen kalmadı. türkiye'nin sosyo-kültürel yapısı malumunuz. bizim millet dünyanın en şerefli, namuslu, onurlu rerörö milletidir ama kendinden olmayan birini fırsat bulsa bir kaşık suda boğar.
neyse işte o zamanlar okul yönetimi, öğrenciler, veliler allah ne verdiyse herkes dolaylı yoldan yapıyor yapacağı çirkefliği.
birgün okulda ders bitti; tenefüse girdik. ben de ara boyunca yerimde oturdum* ve karakalem çizimlerimden birine devam ettim. sonra zil çaldı, herkes içeri girdi ve ders başladı. tabii her ilkokulda olduğu gibi bir ders başlatma geleneği olan gammazlama faslına geçildi. biri kalktı dedi ki hocam x bana çarptı.* hoca x'e döndü, x de aynen şöyle dedi: "öğretmenim iorek beni ittirdi; ben o yüzden ona çarptım."
sonra hoca bu şerefsize inandı. beni bütün sınıfın önünde ayağa kaldırıp özür dilememi söyleyerek bağırdı. "öğretmenim ben bir şey yap..." cümlemi tamamlayamadan bizim şeref yoksunu eğitimci kılıklı yaratık tekrar bağırınca özür dileyip yerime oturmak zorunda kaldım. sonra derse başladı bu k....k.
ve bu şerefsiz annemin öğrencisiydi bir de. bu olaydan aylar önce tesadüfen öğrenmiştik.
belki çoğu kişiye çok basit ve anlamsız gelir bu anlattığım ama o yaşlarda ve özellikle de özgüveni düşük, içe kapanık küçük bir çocuk için korkunç bir şey bu bence. aklıma geldikçe öfkeden deliye dönüyorum. yapmadığım, hiçbir suçumun olmadığı bir şey için haksız yere birinden özür dilemek zorunda kaldım; üstelik yaşıtlarımdan oluşan kalabalık bir grubun önünde. yıllarca yaptığım her şeyde bir hata varmış gibi hissettim. hâlâ daha bir hata yapıp kendimi suçlu bir durumda bulmaktan korkuyorum. kafamda gerçek dışı senaryolar oluşuyor çoğu zaman.
hocam, olmaz ama eğer burayı okuyorsanız şunu belirteyim; ilk karşılaşmamızda bunun karşılığını ağır bir biçimde alacaksınız. diğer şikayetçi piçi de elden geçireceğim bulsam ama yapılan şeye o kadar takıldım ki kim olduğunu bile hatırlamıyorum.
bu zihniyetteki şerefsizler için küçük bir not bırakıp bu yazıyı bitireceğim; zaten yine anksiyete krizinin ortasındayım. allahın belası ilaç da bitti yine. geberiyorum alüminyum.
eğer üzerinde güç, denetim ve söz sahibi olduğunuz insanlarla birlikte çalıştığınız bir işiniz varsa, özellikle de çocuklarla çalıştığınız bir meslek, sakın ben bunun ağzına s.....m nasıl olsa bana bir bok yapamaz mantığıyla hareket etmeyin. sonra attığınız füze dönüp sizi vurur benden söylemesi.
(özellikle çocuklar bu tür olayları unutmaz. daha doğrusu insanlar pek çok şeyi unutur ama küçük yaşta yaşadığı travmaları ve bu travmaların öznesi olan yaratıkları asla unutmaz. hepimiz yeri geldiğinde pek çok insanla ağız burun kavga etmişizdir mesela ama çocukken yenen o yumruk unutulmuyor.)
t: denetlemeyen eğitim sisteminin küçücük çocuklar üzerinde bıraktığı trajik izleri içeren başlık.
devamını gör...
aziz nesin
1994 yılında ceviz kabuğu adlı programda recep tayyip erdoğan’ın yüzüne karşı çok net ifadeler kullanmış cesur yürek.
devamını gör...
katip bartleby
herman melville'nin pasif direnişi anlatan güzel mi güzel, özel mi özel eseridir.
benim için bir başyapıttır.
yapmamayı tercih etmenin novellasıdır.
benim için bir başyapıttır.
yapmamayı tercih etmenin novellasıdır.
devamını gör...
ailedeki en büyük çocuk olmak
evlenmeden çocuk sahibi olmaktır. veled-i zina değil efendim, tövbeee tövbeeee.
örnek teşkil ettiğiniz için hele bir de eğitim konusunda başarılıysanız, aileniz sürekli sizin yanınıza paslar.
bir küçük kardeşimi lisedeyken yolladır, okusun dediler. tabi ablası o sırada üniversitede probation durumlarında asla yeni ders alamıyor, ama aileye de hiç belli etmemeye çalışıyor.
dayanamadım, açık açık söyledim ama dinletemedim. her neyse efem, kardeşim şu an üniversite mezunu olacak, yaza inşallah, hiç uzatmadı*.
ben mi? hala okuyorum. arada diyorum, hadi oğlum ben seni okuttum, yemeğini yaptım, arkanı topladım, yemedim yedirdim, kız arkadaşlarına hediye aldım. artık sen çalış ve bana bak. çocuk ticaret yapmak için doğmuş. artık akp gençlik kollarına da üye olursa, gelsin hayat bildiği gibi.....
bir küçük kardeşim daha yolda, üniversite için ankara'yı istiyor.
belki cahil bir insanım fakat mükemmel bir ablayım*.
ciddili bir bilgi vereyim; ailede büyük çocuk olduğunuz zaman yaptığınız hataları kardeşleriniz yapmasın diye rehber oluyorsunuz.
büyüyorsunuz, saçma hareketlerinizi otomatik olarak yapmamaya başlıyorsunuz.
onlardan bir çok şey öğreniyorsunuz. öğretici siz gibi görünseniz de, nice hayat derslerini ve insan ilişkilerini yakından inceliyorsunuz.
en yakın arkadaşınız oluyor kardeşiniz. bence çok şanslıyız, biz büyük çocuklar.
örnek teşkil ettiğiniz için hele bir de eğitim konusunda başarılıysanız, aileniz sürekli sizin yanınıza paslar.
bir küçük kardeşimi lisedeyken yolladır, okusun dediler. tabi ablası o sırada üniversitede probation durumlarında asla yeni ders alamıyor, ama aileye de hiç belli etmemeye çalışıyor.
dayanamadım, açık açık söyledim ama dinletemedim. her neyse efem, kardeşim şu an üniversite mezunu olacak, yaza inşallah, hiç uzatmadı*.
ben mi? hala okuyorum. arada diyorum, hadi oğlum ben seni okuttum, yemeğini yaptım, arkanı topladım, yemedim yedirdim, kız arkadaşlarına hediye aldım. artık sen çalış ve bana bak. çocuk ticaret yapmak için doğmuş. artık akp gençlik kollarına da üye olursa, gelsin hayat bildiği gibi.....
bir küçük kardeşim daha yolda, üniversite için ankara'yı istiyor.
belki cahil bir insanım fakat mükemmel bir ablayım*.
ciddili bir bilgi vereyim; ailede büyük çocuk olduğunuz zaman yaptığınız hataları kardeşleriniz yapmasın diye rehber oluyorsunuz.
büyüyorsunuz, saçma hareketlerinizi otomatik olarak yapmamaya başlıyorsunuz.
onlardan bir çok şey öğreniyorsunuz. öğretici siz gibi görünseniz de, nice hayat derslerini ve insan ilişkilerini yakından inceliyorsunuz.
en yakın arkadaşınız oluyor kardeşiniz. bence çok şanslıyız, biz büyük çocuklar.
devamını gör...
ilişkilerin son zamanlarda hızlı tükenme sebebi
ınternet kullanımının yaygınlaşmasıyla insanların sosyal medya üzerinden ulaşılabilirliginin kolaylaşması.
hani elimi sallasam ellisi sözü var ya... işte artık bu söz evrildi tek tıkla ellisi oldu.
hani elimi sallasam ellisi sözü var ya... işte artık bu söz evrildi tek tıkla ellisi oldu.
devamını gör...
moldova
osmanlı devleti'nin boğdan olarak adlandırdığı topraklarda bugün varlığını sürdüren ülke.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
uykudayken sessiz sedasız ölmektir.
devamını gör...
30 yaşını geçmesine rağmen hala çizgi film izleyen insan
30 yaşı bilmem ama kahvaltı yaparken mutlaka açarım canım sıkılıyor tek başıma ne yapacağım başka? belgesellere takmıştım bir dönem ama çizgi filmin tadı bir başka.
devamını gör...
kendisine verilen tableti satan öğrenci
açıkcası cocugu değil, ona bunu yaptıran zorunluluğu sorgulamak lazım.
bununda altından mutlaka ‘’maddi ihtiyaç ‘’ çıkacaktır.
düşünün ülkenin ekonomisi ne durumda ki cocuk kendisine verilmiş tableti satarak, gelir elde etmeye çalışıyor.
lord helps us.
bununda altından mutlaka ‘’maddi ihtiyaç ‘’ çıkacaktır.
düşünün ülkenin ekonomisi ne durumda ki cocuk kendisine verilmiş tableti satarak, gelir elde etmeye çalışıyor.
lord helps us.
devamını gör...
abdulseyidbincabbar
translate kullanmasını bilen bir troll.
devamını gör...


