şu an şifremi hatırlamadığımı fark ettim.
devamını gör...

80'lerde yayınlanan fruko gazoz reklamından unutulmayan bir replik.



küçük bir zebellah ukdesi
devamını gör...

tek kelimeyle iyi, iki kelimeyle iyi değil.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

uğurum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

duyuyordur. duyduklarını duyurmak istiyordur. şiiri sadece sözcüklerde değil yaşamın içinde duyuyordur. ve bunu başka nasıl anlatabilir ki? bir filmde, bir şarkıda, bir gülümsemede, bir çocuğun göz yaşında, bir kelimede bazen.

mihály vig - valuska



ben burada duyduğum şiiri keşke dökebilsem kelimelere. hiçbir kelimenin anlamı burada duyduğum şiiri duyurmama yetmez. yine de beni dürter durur bu yazma isteği. ta ki artık birike birike içimde taşıyamayacak kadar ağırlaşır.


not:#597255 tanımında gaunter o'dimm'in sayesinde ilk defa dinledim, kendisine teşekkürlerimle.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu kadar yürekten çağırma beni!
bir gece ansızın gelebilirim.
beni bekliyorsan, uyumamışsan,
sevinçten kapında ölebilirim..
devamını gör...

küpe. yüzüne çok uyumlu, ışığını arttıran bir çift küpe. diyeceklerim bu kadar
devamını gör...

bir stephen king romanıdır.

stephen king çağdaş korku edebiyatının şahıdır, padişahıdır. sadece yazdıkları ile değil görüntüsü ile bile korkutabilir insanları.

benim için king ayrıca fobilerin efendisidir. the mist kitabı ile homiklofobiye neden olabilir mesela, ya da kujo ile kinofobiye, o romanı ile koulrofobiye ve elbette hayvan mezarlığı ile de ailurofobiye neden olabilir.

hayvanlar çok sevimli yaratıklardır. gerçekten hayatımızda önemli yer tutarlar, hatta gerçekten hayvan sevgisi besleyen insanlar için onlar ailenin bir parçası, ailenin bir üyesidir ancak bazen olmayacak şeylere neden olabilir ve hayatımızı zindana çevirebilirler, tabii ki eğer hayatımızın senaryosunu stephen king yazmışsa.

hayvan mezarlığı aslında ismiyle müsemma bir kitap. zaten bu isim insana biraz da olsa korku vermeye yetiyor. ama hikayeyi okudukça biraz önceki cümlede biraz olan korku git gide artarak muhteşem bir gerilime dönüşüyor.

ölümden sonra hayata inanır mısınız, bilmiyorum. aslında neye inandığınızı sorgulamak gibi bir niyetim de yok. ama bu kitabı okurken her şeyden azade bir bakış açısıyla yaklaşıp ölümden sonra dirilme fikrine sıcak bakarsanız korku dozunu artırma imkanınız olacaktır.

stephen king belki de kitapları filme en çok çekilen yazarlardan biridir. imdb’nin malum listesinde birden fazla stephen kine uyarlaması bulunmakta ve hatta ilk sıradaki film de bu yazarımıza ait. bu kitabı da filme çekilmiş bir kitap ve filmin de başarısız olduğunu söyleyemem ama kitabı bir başka.

okuyun ve korku imparatoruna biat edin.
devamını gör...

çocuğa terk edilenin kendisi olmadığı anlaşılır şekilde anlatılabilir ve çocukla ilişki koparılmazsa pek de yıkıcı olmayacak etki.

sürekli kavga ya da şiddet olan evlerde büyüyen çocukların travması çok daha büyük.
devamını gör...

kafa sözlüğe de damlayı başarmışlar.
t: tek hücreli yaşam formlarına verilen isim.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yapımında benim paramdan harcandıysa benden yana helal olsun dediğim camidir. olur ya elini açıp dua ederken "bu caminin yapımında hiç farkında olmadan da olsa emeği hakkı geçen herkesi cennetinle müjdele ya rabbi." diye dua eden birisi olur belki. kabul edilen bir duada biz de yer alırız inşallah.

istanbul'da, istanbul'un o semtinde, o kadar büyük bir camiye ihtiyaç var mıydı?
bu ülkenin bu kadar büyük bir camiye ihtiyacı var mıydı? elbette ki hayır. o para ile kimbilir bu ülkenin kaç tane ihtiyacı karşılanırdı.


içindeki ışık ve ses düzeni ile renk ve süslemeler en sevdiğim anadolu selçuklu süslemelerine benzediği için beğendiğim cami.

ekleme: #1664614 tanıma ithafen; allah benim belamı verir mi bilmiyorum sayın yazar ama ben bu gece allah'tan size merhamet ve hidayet vermesi için duacı olacağım. çünkü kiminin duası kiminin parası demişler.siz de para çok olacak ki dua edenlere bela okuyarak, işaret ederek, suçlayarak karışmayı kendinize hak olarak görmüşsünüz.
o camiyi yaptıranın ne için yaptırdığını da hepimiz biliyoruz, gereksiz olduğunu da... ancak bağırıp çağıranların, işaret edip hedef gösterenlerin, her dinden bahsedeni siyasal islamcı diye yaftalayanların değil, yapılmış bir caminin, içinde dua edenlerin, iyi niyetle, temiz kalple yaşamaya çalışanların, kötülüğün bencilliğin, hırsın, iktidar yarışına rağmen araca değil amaca yönelenlerin hatırına dönüyor bu dünya. cebinde dört lira para ile karnını doyurmaya çalışan çocuklardan her gün onlarcası sınıf kapımın önünden geçiyor benim. lütfen ne yaşadığını bilmediğiniz insanlar hakkında atıp tutmayın.
devamını gör...

bazen sadece ismindir... cunku sozluk hesabi acarken " nasil bir mahlas" olacagi hic dusunulmemistir...
devamını gör...

bana anlamsız gelen gaspar noé filmi.

bazıları için fazlasıyla rahatsız edici görüntüler içeren filmdir. pornografi içerir. o yüzden izlemeye kalkışmayabilirsiniz, öyle bildiğiniz pornografi de değil sonuçta. (bkz: sanat)

yani illaki bir anlam arayacaksak anlam bulunur. sembolizm de var üstelik filmde... ama öyle her şeye anlam katmanın da bir mantığı yok. sadece bir tencereyi çekerim buna da film derim, adım da tanınmışsa, alın size film. sonuçta zihnimden fikirler geçiriyor, onları süzüyorum. işliyorum ve yaratıyorum! fazlası neme gerek! *

iyi de efendim, bu filmde anlam niye arayayım ben? önemli olan anlamın yüzeysel bir şekilde görülebilmesi ve derinlere indikçe yüceliğinin artması değil midir? öyledir elbette. yani benim kanaatim bu yönde. o yüzden bu filme 5 üzerinden 1 buçuk veriyorum. o da yine bana anlamı düşündürttüğü için. film süresince mantıklı bir şey aradım. ama hatırlamıyorum. *

günün sonunda, vpn ile girip de izlemek zorunda kaldığım bu kısa filmden hiçbir şey kazanmadığımı fark ettim ayrıca. bazen quentin tarantino'yu özlüyorum böyle anlarda.

kısacası saçma, anlamsız ve olağan bir film idi. gaspar noe severim ama bu film pek mantıklı değildi.

hem beethoven böyle mi sanat yapıyordu? 9. senfoniyi dinleyince halen gözlerim yaşarıyor.

farklı kulvardalar ama aynı dünyadalar.

ayrıca bazı filmlerde anlam aramak yersiz olur diyebilirsiniz. bu mantıklı bir argüman olur. o zaman da cevabım şu ama: anlamsız olan bir film bile insanda anlamı düşündürtmeme güdüsü uyandırır. örneğin, david lynch'in mulholland drive (film) filmi.

tabii mulholland dr. çok ama çok muazzam bir filmdi. mesela bu filmde anlamı düşünüyorsun yine ama filmin sonuna gelince şöyle diyorsun: yahu ben izledim ama sanki film rüya gibiydi! (ya da kabus (kime göre neye göre)) yani film anlamsız gibiydi... cidden de öyleydi. gerçi anlam da yok gibi değil de neyse... ama mükemmel ötesi bir filmdi. nihayetinde anlamı düşündürtmeme güdüsü uyandırmıştır içimde. rüya görmek istedikçe açasınız gelir böylece. *

edit: yazıda nerede hata yaptım diye düşünüyordum uzun zamandır ve sonunda gözüme çarptı. dehşet verici bir hataydı gerçekten. düzeltildi.
devamını gör...

japonya deprem öldürmez, devlet öldürür sözünün pozitif manada örneği bir ülkedir. bizim ülkemizi haritadan silecek depremleri hafif hasarla atlatabilen, japon kalitesinin her manada sözden ibaret olmadığının ispatı gıpta edilesi deprem teknolojilerine sahiptir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(bkz: çekerim emaneti keserim sülaleni)
devamını gör...

görümcelik yapmak.
bizdeki her şeye ortak oluyorlar. sarmamıza, baklavamıza, yoğurdumuza bile.
devamını gör...

#1537289 son zamanlarda ciddi ciddi takip ettiğim, başlıklarda karşılaşınca ya gülümsediğim ya da "harbi öyle hee" dediğim yazardır kendileri. mesaj alımı açık olsa kendisine de söylemek isterdim lakin şimdilik buradan idare edeceğiz. sözlükten gitmemesini dilediğim yazardır, dilerim hep yazar, hep okuruz.
devamını gör...

her meslek için geçerli olabilecek bazı temel argümanlar var. bu temel argümanlar sekteye uğrarsa, her şey bununla doğru orantılı olarak sekteye uğrar. türkiye'de akademi hayatı hiçbir zaman ahım şahım olmadı. amma velakin bazı teamüllere ve esaslara bir şekilde bağlıydı. yani kötünün iyisi diyebileceğimiz bir gelenek vardı. bu gelenekte köklerini 1933 üniversite reformundan alıyordu. özellikle o dönemin özel şartlarında türkiye'ye gelmiş olan akademisyenlerin attığı temel bizi bir süre idare etti. özellikle 2000'li yılların başıyla birlikte bu temelde çatırdamaya başladı ve geldik bu günlere. yalnız meseleye tek taraftan bakmakta her daim yanlış olur. akademisyen egosu denen şey nedir? nasıl bir şeydir? önce bunu adam gibi tespit etmek lazım. şimdi size 1933 üniversite reformu zamanı türkiye'ye gelmiş olan büyük hukukçu ernst hirsch ile ilgili iki anekdot aktaracağım;

hoca'nın bir kadro ve maaş sorunu ortaya çıkıyor. adam alman ve kendisini yeterlilik sınavına sokmak istiyorlar. türkçe dil yeterlilik sınavı eyvallahta adamı almancadan yeterlilik sınavına almak istiyorlar. hoca da bunu kabul etmiyor. açıkça ret ediyor. bakınız şimdi genelde burada akademisyenler hakkında atıp tutanların çoğunluğu bu hareketi bile bir ego göstergesi olarak görecektir. çünkü her şeye kulp takmaya çalışıyor, her şeyi gömmek için pusuda bekliyorsunuz. şu hareket bugün tanıdığınız bir akademisyen tarafından yapılmış olsa ego mego dümbelek kem küm diye ortada arzı endam edecektiniz. ulan adam alman! kendi dilinden neyin sınavını yapıyorsunuz siz? ama bu tepki bir egonun ürünü olmalı değil mi?

sonrasında hocaya adalet bakanlığı ''türk ticaret kanunu'nu hazırlamasındaki emekleri için bir miktar para gönderiyor. hoca bunu ret ediyor. ben bahşiş kabul etmem işimi yaptım diyor. bak sen şimdi egoya nasılda yıkılıyor değil mi?

ben bu iki örneği şimdi niye verdim? otu moku birbirine karıştırmakta üzerinize yok. bakın bir şeyler için emek vermişseniz, verdiğiniz emeğin boyutu ölçüsünde işinizi hakkıyla yaparsınız. bir işi hakkıyla yapıyorsanız da zaten doğal olarak tevazu sahibi olursunuz. zira verdiğiniz emek sizi olgunlaştırır. geçtiğiniz süreçler size tecrübe katar ve o tecrübeler sayesinde tepkileriniz ve davranışlarınız da buna göre şekillenir. misal burada hirch hocanın verdiği tepkiler bu olgunluğun ortaya koyduğu, hakkaniyet kavramı ile doğrudan ilintili tepkilerdir. ego ile alakası yoktur. birinde hak etmediğini düşündüğü bir muameleye karşı çıkmış, diğerinde ise hak etmediğini düşündüğü bir parayı kabul etmemiştir.

şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; ota moka ego yorumu yapılmaması konusunda anlaştıysak şimdi size hak vereceğim. zaten girişte de bunun şerhini düşmüştüm. artık emek dediğiniz nane, liyakat dediğiniz kerata ve özgünlük dediğiniz terane akademilerde mumla aranır hale geldi. hal böyle olunca da insanlar taktıkları apoletlerin kuklası oldular. çünkü o apoletlerin içini dolduramadıklarını içten içe biliyorlar. eksikliklerinin, zaaflarının farkındalar, işte hal böyleyken bu açığı kapatmanın tek yolu, muhataplarını ezmeye çalışmak oluyor. yoksa kendisinden ve yaptığı işten emin olan hiçbir insan yaptığı şeyin çok büyütülmemesi gerektiğini bilir. zira bu işi kendisi gibi yığınla insan yapmaktadır. ancak bahsettiğimiz bu insanlar yeterliliklerinin sorgulanacağını bildiklerinden saldırganlaşmakta ve meslek etiğinin de yerlerde sürünmesine sebep olmaktadırlar. sistem düzelirse ve liyakat yeniden kör topal da olsa ihdas edilirse, bu davranışlar azalacak ve herkes yine işini yapmaya odaklanacaktır diye düşünürüm. yoksa siz hediye dağıtır gibi unvan dağıtırsanız, bu unvanlar değerini kaybeder ve birilerinin oyuncağı haline gelir. son olarak şunu da söyleyeyim; 2000'li yılların başında akademideki profesör sayısı gayet makul bir orandaydı, bu sayı sonraki 10 senede %75 arttı. bu neye göre ve nasıl oldu? ne şekilde oldu? bunlara bakmak lazım. tüm şikayetlerinizin cevabı o süreçte gizli *, sonrasına zaten girmeye bile gerek yok. halimiz ahvalimiz ortada.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim