yazarların hatırladığı ilk hayal kırıklığı
annemin beni istemediğini ve hamileyken bunun için çaba sarf ettiğini öğrendiğim gündür.
devamını gör...
hukuk okumak
eskisi kadar anlam ihtiva etmemektir. özellikle 2000'li yıllar sonrasında mantar gibi açılan hukuk fakülteleri sebebiyle, tabiri caizse her ipini koparan fakültelere kayıt olmaya başladı. bu nedenle hukuk fakültelerinde gerek eğitim kalitesi gerek öğrenci kalitesi ziyadesiyle düşmüştür. öncesinde bu fakültelere girebilmek için %1'lik olmadı en kötü %2'lik dilimde yer almanız gerekiyordu. alan değişimi sonrası tabiri caizse çöküş yaşandı. böyle giderse iibf'lerin akıbetine uğraması kaçınılmazdır. zaten bir kavramın içini boşaltmak istiyorsanız öncelikle ona dair verilen eğitimi ve mesleki yeterliliği hedef almanız gerekir. bu da günümüzde başarıyla yapılmıştır. hukuk fakültesinde test usulü sınav mı olur? oluyor. şaka değil. bunu ilk kez duyduğumda benimle ağır dalga geçiyorlar diye düşünmüştüm. kimsenin gücüne gitmesin ama eskinin arzuhalcileri günümüz yeni mezunlarından hukuk nosyonu (!) konusunda daha yetkinlerdir. elbette istisnalar kaideyi bozmaz. halen geleneği olan okullarda eğitim görece daha iyi lakin yeni açılan okullar ve vakıfların hali içler acısı. doğal olarak hukukçu kavramı ayağa düşmüş, themis kılıcını kırmış, teraziyi elinden fırlatmış, gözlerini açmış ve dalgasına bakmaya başlamıştır.
devamını gör...
hayat felsefeniz olan sözler
.....
bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe
.....
bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe
.....
devamını gör...
sizi siz yapan cümleniz
amaaaaan, ne gerek var, boş ver!
devamını gör...
brothers düğüm salonu radyo yayını
bayılıyorum tatile gidiş yolculuklarına. her yolculuğa ve dönüşlerine bayılmadığımdan tatile gidiş yolculukları diyorum. playlist hazırlarım, bir adet sait faik alırım pilot insanı bir süre sonra okumamı ister okurum, atıştırmalıklar, efendime söyleyeyim marakaslar... epey eğlenceli bir yardımcı pilotumdur yalnız navigasyondaki hanımefendiyle yeni yeni aramız düzeliyor.
az önce anlattıklarımdan bağımsız olarak 5 yıl önce falan bir hanım arkadaşımla tatile gidelim dedik. arkadaşımın da bir kız arkadaşı daha gelecek, tamam süper. sonra o arkadaşın flörtü ve flörtünün bir erkek arkadaşı daha eklendi bize. olur, olabilir kalabalık olduk ne güzel diye düşünüyorum ben. kız arkadaşım dışındaki üç kişiyi hiç tanımıyorum, kız arkadaşım da sadece arkadaşının bilgisini verebiliyor, çocuklar hakkında en ufak bilgim yok ama sonuçta eğlenmek isteyen birileri ne olabilir ki?
hayatta nefret ettiğim iki meslek grubu var hangileri olduğunu söyleyemeyeceğim. yolculuğun 15. dakikasında öğrendim ki bu iki insan o iki mesleğe sahip. o an arabadan atlamak istedim. 12 saatlik yol müzikleriyle, muhabbetiyle ne kadar kötü olabilir hayal edip onu 1500le falan çarpın. arabadan indim ben boğuluyorum birlikte vakit geçirmeyelim lütfen dedim arkadaşım insanına. ikinci gün arkadaşımın hanım arkadaşını flört ettiği insandan ayırdım. gözlerini açtım kızın gözlerini!!!!! sonra o tatil en sevdiğim tatillerden biri oldu*. ne tatlı bir insanım değil mi?
az önce anlattıklarımdan bağımsız olarak 5 yıl önce falan bir hanım arkadaşımla tatile gidelim dedik. arkadaşımın da bir kız arkadaşı daha gelecek, tamam süper. sonra o arkadaşın flörtü ve flörtünün bir erkek arkadaşı daha eklendi bize. olur, olabilir kalabalık olduk ne güzel diye düşünüyorum ben. kız arkadaşım dışındaki üç kişiyi hiç tanımıyorum, kız arkadaşım da sadece arkadaşının bilgisini verebiliyor, çocuklar hakkında en ufak bilgim yok ama sonuçta eğlenmek isteyen birileri ne olabilir ki?
hayatta nefret ettiğim iki meslek grubu var hangileri olduğunu söyleyemeyeceğim. yolculuğun 15. dakikasında öğrendim ki bu iki insan o iki mesleğe sahip. o an arabadan atlamak istedim. 12 saatlik yol müzikleriyle, muhabbetiyle ne kadar kötü olabilir hayal edip onu 1500le falan çarpın. arabadan indim ben boğuluyorum birlikte vakit geçirmeyelim lütfen dedim arkadaşım insanına. ikinci gün arkadaşımın hanım arkadaşını flört ettiği insandan ayırdım. gözlerini açtım kızın gözlerini!!!!! sonra o tatil en sevdiğim tatillerden biri oldu*. ne tatlı bir insanım değil mi?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
ilahi komedya
dante alighieri 'nin türkçe 'ye 'ilahi komedya' adıyla çevrilmiş eseri..
dante 'nin kendi deyimiyle, hayat yolunun ortasındayken yani 35 yaşındayken (-ki cahit sıtkı 'ya ilham kaynağı olmuştur bu durum) cennete-cehenneme ve arafa yaptığı seyahati adına kanto denilen mısralar bütünüyle anlattığı kitap.
ansiklopedik tanımı bir kenara bırakırsak, okumak için salim bir kafa, bolca boş vakit gerektiren bu eser; 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. cehennem kısmı, hem okuması daha kolay, hem de daha sürükleyici bir bölüm olmakla beraber, cennet kısmı sabırsız okuyucular için sıkıcı olabilir. modern cehennem-cennet inancına, filmlere, kitaplara ilham kaynağı olmasından tutun, popüler kültüre de oldukça malzeme vermiş bu eser, can yücel dahil birçok kişi tarafından defalarca türkçe 'ye çevrilmiştir. şahsen ben rekin teksoy 'un çevirisini çok beğenmiştim.
unutmadan, eserin adından mizahi bir eser olduğunu düşünmeyin, zira o dönemde yazılan eserler, ya tragedya ya da komedya oluyor, hemen hepsi karamsar olayları anlatıyordu. eğer eserin sonunda kahramanımız ölmezse, o zaman komedya deniyordu, falan filan işte.. okuyun, okutun.
dante 'nin kendi deyimiyle, hayat yolunun ortasındayken yani 35 yaşındayken (-ki cahit sıtkı 'ya ilham kaynağı olmuştur bu durum) cennete-cehenneme ve arafa yaptığı seyahati adına kanto denilen mısralar bütünüyle anlattığı kitap.
ansiklopedik tanımı bir kenara bırakırsak, okumak için salim bir kafa, bolca boş vakit gerektiren bu eser; 3 ayrı bölümden oluşmaktadır. cehennem kısmı, hem okuması daha kolay, hem de daha sürükleyici bir bölüm olmakla beraber, cennet kısmı sabırsız okuyucular için sıkıcı olabilir. modern cehennem-cennet inancına, filmlere, kitaplara ilham kaynağı olmasından tutun, popüler kültüre de oldukça malzeme vermiş bu eser, can yücel dahil birçok kişi tarafından defalarca türkçe 'ye çevrilmiştir. şahsen ben rekin teksoy 'un çevirisini çok beğenmiştim.
unutmadan, eserin adından mizahi bir eser olduğunu düşünmeyin, zira o dönemde yazılan eserler, ya tragedya ya da komedya oluyor, hemen hepsi karamsar olayları anlatıyordu. eğer eserin sonunda kahramanımız ölmezse, o zaman komedya deniyordu, falan filan işte.. okuyun, okutun.
devamını gör...
kaybedilince bir daha asla eskisi gibi olmayan şeyler
uyku düzeni.
devamını gör...
iber vaşağı
ispanya ve portekizce bulunan ve nesli tükenmekte olan bir vaşak türü.iber vaşakları görümüm olarak avrasya vaşağına çok benzerler ama önemli ölçüde daha küçüktürler. 12 kg vücut ağırlıklarıyla bir avrasya vaşağı ağırlığının üçte ikisinden biraz daha hafiftirler. postları kuzeydeki akrabasından genelde daha belirgin ve güçlü şekilde lekelidir. bunların dışında iber vaşağı, tüm tipik vaşak özelliklerine sahiptir. kısa kuyruk, fırça tüylü kulaklar, kısa güçlü vücut ve uzun bacakları vardır.
dünya üzerinde sayıları 300'den daha az kalan iber vaşakları'nın soyu tehlike altında olup, soyları en hızlı tükenen kedi türüdür.1960'larda 3000'in üzerinde olan iber vaşakları genel olarak tavşanla beslendikleri için onlardan kaptıkları bir enfeksiyon ve insan kaynaklı kaçak avlanma sonucu günümüzde 300'ün altına düşmüş durumdadır. avrpa birliği iber vaşakları için özel bütçe ayırmıştır. bu bütçe ise yaklaşık 6.5 milyon euro civarındadır.
edit: şaka maka adamlar 6.5 milyon euro bütçe ayırmışlar. bizim ülkemizde falan olsa herhalde hükümet bunların üzerinden para kazanmak için av ihalesi falan açardı.
dünya üzerinde sayıları 300'den daha az kalan iber vaşakları'nın soyu tehlike altında olup, soyları en hızlı tükenen kedi türüdür.1960'larda 3000'in üzerinde olan iber vaşakları genel olarak tavşanla beslendikleri için onlardan kaptıkları bir enfeksiyon ve insan kaynaklı kaçak avlanma sonucu günümüzde 300'ün altına düşmüş durumdadır. avrpa birliği iber vaşakları için özel bütçe ayırmıştır. bu bütçe ise yaklaşık 6.5 milyon euro civarındadır.
edit: şaka maka adamlar 6.5 milyon euro bütçe ayırmışlar. bizim ülkemizde falan olsa herhalde hükümet bunların üzerinden para kazanmak için av ihalesi falan açardı.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
john dalton-üzümlü kek*
devamını gör...
haruki murakami
1949 doğumlu japon yazar. yazmaya 1978'de bir beyzbol maçını izlerken karar vermiş. dünyaca ünlü ama japonlar tarafından eserlerinde amerikan kültürünü fazlaca barındırdığı için eleştiriliyor.
eserlerinde kedi, müzik, gizemli kadınlar, olağanüstü olaylar barındırır. size olayları ayrıntısıyla anlatır, karakterin yaptığı yemekten dinlediği parçanın adına, sigarasının markasına kadar detay verir, olay örgüsünü oluşturup kitaba sizi bağlar, sonunda sorularınızın yarısını cevaplamadan bırakır, kalakalırsınız. buna rağmen çoğu kitabını okuduğum ve bayıldığım yazar.
eserlerinden bazıları;
(bkz: imkansızın şarkısı)
(bkz: sahilde kafka)
(bkz: 1q84 serisi)
(bkz: zemberekkuşu'nun güncesi)
(bkz: kumandanı öldürmek)
eserlerinde kedi, müzik, gizemli kadınlar, olağanüstü olaylar barındırır. size olayları ayrıntısıyla anlatır, karakterin yaptığı yemekten dinlediği parçanın adına, sigarasının markasına kadar detay verir, olay örgüsünü oluşturup kitaba sizi bağlar, sonunda sorularınızın yarısını cevaplamadan bırakır, kalakalırsınız. buna rağmen çoğu kitabını okuduğum ve bayıldığım yazar.
eserlerinden bazıları;
(bkz: imkansızın şarkısı)
(bkz: sahilde kafka)
(bkz: 1q84 serisi)
(bkz: zemberekkuşu'nun güncesi)
(bkz: kumandanı öldürmek)
devamını gör...
albastı
albastı (albız) ile ilgili en enteresan yönlerden birisi. onun kan içen bir yaratık olarak betimlenmesidir.
misal; tatar türklerinin inanışına göre albastı cüsseli ve kilolu bir yaratık olarak tasvir edilmiştir. genelde uyuyan insanlara musallat olur. onların göğüslerini ezer ve boğar. gece vakti ortaya çıktığına inanılır. insanları boğmasının yanında, onların kanını da içer. bu noktadan baktığınızda batıda ki ''vampir miti'' ile benzerlik gösterir ki, bu inanışın temeli çok daha eskilere dayanır.
iğne mevzusu ile ilgili de, göğsünün haricinde gözüne iğne saplanması halinde de yakalandığından bahsedilir. ancak yine temel olarak göğse iğne saplanmasından bahsedecek olursak, vampir mitinde göğse kazık sapladığınızda vampiri yok edersiniz. albızın ise göğsüne iğne sapladığınızda onun artık size musallat olmasını engellersiniz. burada da ilginç bir benzerlik var. yani iki mistik ögenin de, en zayıf noktaları göğüsleri ve her ikisi de kan içiyor.
abdulhakim mehmet’in ''çın tömür batur'' adlı eserinde albastı ile ilgili şöyle iki hikaye var mesela;
albastı yaşlı bir nine kılığındadır, ateş aramaya gelen kadına bir köz verir ve kadının eteğine kül koyar. kadın giderken küller dökülür ve albastı bu külleri takip ederek kadının evine gelir. büyük, beyaz bir köpeğe biner. elinde bir yalak vardır. birisi büyük, ikisi küçük olmak üzere üç başlıdır, korkunç ve sert suratlıdır. eve girip kadının karşısına oturur ve gözlerini kapattırır. saçından bir iğne çıkarıp kadının alnına ve kollarına batırır. açtığı deliklerden üç başındaki üç ağzıyla kadının kanını emer. kadın bayılır. albastı kadının ayaklarına iğne batırıp yalağı kan doldurur ve köpeğine de kan içirir.
albastı insan eti yiyerek ve insan kanı içerek beslenir. bembeyaz bir nine kılığındadır, çadırda yaşar ve siyah beyaz bir köpeği vardır. üç başlıdır ve dudağından çıkan bir dişi vardır. kadının başından bir tabakla yarım tabak kan alıp içer, ayağından yarım tabak kan alıp köpeğine içirir ve öbür ayağından da yarım tabak kan alıp yere döker, çadırına geri döner. her gün gelip kadının kanını içer.
görüldüğü üzere bu hikayelerde de kan içtiğinden bahsediliyor.
karadeniz'de, çepni anlatılarında da bu hikayelere yakın söylemler mevcuttur.
bir başka benzerlik bağını da şekil değiştirme üzerinden kurabiliriz. albız'ın farklı şekillere girerek insanlara zarar verdiğinden bahsedilir. vampirler de, farklı şekillere girebilir ki en bilineni yarasaya dönüşmeleridir.
ikisinin de gece vakti ortaya çıktığını unutmamak gerek.
tabi şunun altını çizmek lazım; albız köken olarak çok daha eski ve mitolojik bir varlıktır. çıkış noktasını erlik han'a dayandırabiliyorsunuz ve türk mitolojisinin temel yaratıklarından bir tanesi olduğunu biliyorsunuz. vampir mitinin dayandığı kökler ise daha yakın zamanlara denk gelir. bu sebeple ortada bir esinlenme var ise; bu esinlenme tamamen batı dünyası kaynaklıdır.
şimdi vampir severler düşünsün*
misal; tatar türklerinin inanışına göre albastı cüsseli ve kilolu bir yaratık olarak tasvir edilmiştir. genelde uyuyan insanlara musallat olur. onların göğüslerini ezer ve boğar. gece vakti ortaya çıktığına inanılır. insanları boğmasının yanında, onların kanını da içer. bu noktadan baktığınızda batıda ki ''vampir miti'' ile benzerlik gösterir ki, bu inanışın temeli çok daha eskilere dayanır.
iğne mevzusu ile ilgili de, göğsünün haricinde gözüne iğne saplanması halinde de yakalandığından bahsedilir. ancak yine temel olarak göğse iğne saplanmasından bahsedecek olursak, vampir mitinde göğse kazık sapladığınızda vampiri yok edersiniz. albızın ise göğsüne iğne sapladığınızda onun artık size musallat olmasını engellersiniz. burada da ilginç bir benzerlik var. yani iki mistik ögenin de, en zayıf noktaları göğüsleri ve her ikisi de kan içiyor.
abdulhakim mehmet’in ''çın tömür batur'' adlı eserinde albastı ile ilgili şöyle iki hikaye var mesela;
albastı yaşlı bir nine kılığındadır, ateş aramaya gelen kadına bir köz verir ve kadının eteğine kül koyar. kadın giderken küller dökülür ve albastı bu külleri takip ederek kadının evine gelir. büyük, beyaz bir köpeğe biner. elinde bir yalak vardır. birisi büyük, ikisi küçük olmak üzere üç başlıdır, korkunç ve sert suratlıdır. eve girip kadının karşısına oturur ve gözlerini kapattırır. saçından bir iğne çıkarıp kadının alnına ve kollarına batırır. açtığı deliklerden üç başındaki üç ağzıyla kadının kanını emer. kadın bayılır. albastı kadının ayaklarına iğne batırıp yalağı kan doldurur ve köpeğine de kan içirir.
albastı insan eti yiyerek ve insan kanı içerek beslenir. bembeyaz bir nine kılığındadır, çadırda yaşar ve siyah beyaz bir köpeği vardır. üç başlıdır ve dudağından çıkan bir dişi vardır. kadının başından bir tabakla yarım tabak kan alıp içer, ayağından yarım tabak kan alıp köpeğine içirir ve öbür ayağından da yarım tabak kan alıp yere döker, çadırına geri döner. her gün gelip kadının kanını içer.
görüldüğü üzere bu hikayelerde de kan içtiğinden bahsediliyor.
karadeniz'de, çepni anlatılarında da bu hikayelere yakın söylemler mevcuttur.
bir başka benzerlik bağını da şekil değiştirme üzerinden kurabiliriz. albız'ın farklı şekillere girerek insanlara zarar verdiğinden bahsedilir. vampirler de, farklı şekillere girebilir ki en bilineni yarasaya dönüşmeleridir.
ikisinin de gece vakti ortaya çıktığını unutmamak gerek.
tabi şunun altını çizmek lazım; albız köken olarak çok daha eski ve mitolojik bir varlıktır. çıkış noktasını erlik han'a dayandırabiliyorsunuz ve türk mitolojisinin temel yaratıklarından bir tanesi olduğunu biliyorsunuz. vampir mitinin dayandığı kökler ise daha yakın zamanlara denk gelir. bu sebeple ortada bir esinlenme var ise; bu esinlenme tamamen batı dünyası kaynaklıdır.
şimdi vampir severler düşünsün*
devamını gör...
gülseren budayıcıoğlu
doktor hasta gizliliğini hiçe sayarak tüm hastalarının problemlerini hikayeleştirerek kitaba dökmüş olan yazar.
hipokrat'ın kemikleri sızlıyor.
hipokrat'ın kemikleri sızlıyor.
devamını gör...
evde tost yapıp iş yerine getiren kişi
evde 20 liraya malzeme alıp 10 günlük tost masrafını çıkarabilirken şirket kantininde 10 küsür lirayı bir tost için harcamak kesinlikle daha mantıklı çünkü *. siz onlara fakir varoş deyin ama onun adı hesaplılık ve ay sonunu düşünmek.
devamını gör...
kar şiiri
orhan veli'nin efsane şiiridir. insanı duygulandırır*.
uludağda karı düşünüyorum karı
donları çözülmüş karı
masamda buz gibi biram
hani ya rakım
herkesin elinde ski kayıyor
benimki kırık
benim adım orhan veli kanık
yüreği yanık...
uludağda karı düşünüyorum karı
donları çözülmüş karı
masamda buz gibi biram
hani ya rakım
herkesin elinde ski kayıyor
benimki kırık
benim adım orhan veli kanık
yüreği yanık...
devamını gör...
tehlikeli insanlar
en tehlikelisi, buyuk yere gelmiş küçük insanlardır.
devamını gör...
fırıncıya işlerini soran muhabirin cevabı duyunca kısa kesmesi
korkusundan olayı yanlış anlamış mühabiri içeren video.
fırıncı abimiz orda halk ekmeğe laf atıyor, muhalefetin yönettiği halk ekmeğe laf atıyor. zaten işler nasıl iyi mi sorusuna da çok şükür diyerek başlıyor. ama halk ekmeğe giydirmeye çalışırken lafı biraz dolandıran abimizin sözlerini durumlar iyi değil demeye bağlanacakmış gibi hisseden muhabir* hemen mikrofonu çekiyor. yandaşlığı bile beceremiyor yani.
-hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.
fırıncı abimiz orda halk ekmeğe laf atıyor, muhalefetin yönettiği halk ekmeğe laf atıyor. zaten işler nasıl iyi mi sorusuna da çok şükür diyerek başlıyor. ama halk ekmeğe giydirmeye çalışırken lafı biraz dolandıran abimizin sözlerini durumlar iyi değil demeye bağlanacakmış gibi hisseden muhabir* hemen mikrofonu çekiyor. yandaşlığı bile beceremiyor yani.
-hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.
devamını gör...
snowpiercer
2013 yılında yayınlanmış yönetmeni (bkz: bong joon ho) olan filmdir. oyuncu kadrosunda (bkz: chris evans), (bkz: ed harris) gibi isimlerin yer almasıyla ilgimi çekmiştir. küresel ısınma sonucunda cw7 adlı gazın dünyayı soğutmak amacıyla atmosfere verilmesini, dünyanın aşırı soğumasını ve bu soğukta sadece 1001 vagonlu trende bulunanların hayatta kalmış olmasını konu alır.
sistemsel bir eleştiri gibi yorumlansa da aslında bir eleştiri değildir, sisteme olan övgüdür. düzenin bu şekilde olması gerektiğini, azınlıkta kalan insanlar kaymak tabakasını yaşarken kalan çoğunluğun sürünmesinin gerekli olduğunu savunur. şapkalar için ayakkabılar düzeni devam ettirir. ayrıca ayakkabı olanların iradesi de yoktur. bunu curtis karakterinin başlattığı isyanda da görebiliriz. kendi kararlarıyla sisteme başkaldırdığını sansa da aslında piyondan ibaretti. bunu fark ettiği sahnede oldukça etkilendim. wilford'un bu esnada ona ''daha önce hiç yalnız kaldın mı?'' diye sorması ve düşünceleriyle başbaşa bırakması da şimdiye kadar curtis'in iradesiyle hareket etmedidiğini gösteren bir sahneydi. filmin sonunda trenin devrilmesi, dünyanın ısınması biraz absürd geldi yani tam da curtis isyanını mı bekliyordu bu olaylar? bir de çocukla kıza üzüldüm dünyaya adımlarını atmışken kutup ayısı ile bakışıyorlar. burada filmi nasıl bitirmek istiyorsanız zihninizde öyle tamamlıyorsunuz. bu yönden son sahneyi beğendim. yüksek beklentiler ile izlemezseniz tatmin edici bir film.
filmi izledikten sonra başka bir bakış açısı isterseniz barış özcan'ın film yorumu'nu buraya bırakıyorum. iyi seyirler.
sistemsel bir eleştiri gibi yorumlansa da aslında bir eleştiri değildir, sisteme olan övgüdür. düzenin bu şekilde olması gerektiğini, azınlıkta kalan insanlar kaymak tabakasını yaşarken kalan çoğunluğun sürünmesinin gerekli olduğunu savunur. şapkalar için ayakkabılar düzeni devam ettirir. ayrıca ayakkabı olanların iradesi de yoktur. bunu curtis karakterinin başlattığı isyanda da görebiliriz. kendi kararlarıyla sisteme başkaldırdığını sansa da aslında piyondan ibaretti. bunu fark ettiği sahnede oldukça etkilendim. wilford'un bu esnada ona ''daha önce hiç yalnız kaldın mı?'' diye sorması ve düşünceleriyle başbaşa bırakması da şimdiye kadar curtis'in iradesiyle hareket etmedidiğini gösteren bir sahneydi. filmin sonunda trenin devrilmesi, dünyanın ısınması biraz absürd geldi yani tam da curtis isyanını mı bekliyordu bu olaylar? bir de çocukla kıza üzüldüm dünyaya adımlarını atmışken kutup ayısı ile bakışıyorlar. burada filmi nasıl bitirmek istiyorsanız zihninizde öyle tamamlıyorsunuz. bu yönden son sahneyi beğendim. yüksek beklentiler ile izlemezseniz tatmin edici bir film.
filmi izledikten sonra başka bir bakış açısı isterseniz barış özcan'ın film yorumu'nu buraya bırakıyorum. iyi seyirler.
devamını gör...
tanışılan en ünlü kişi
ankara’da yıllarını geçirmiş bir insan olarak yüzlerce tiyatrocu, oyuncu, politikacı, şarkıcı, dansçı, yazar vb. ile mekanlarda denk gelip selamlaştım, ufak sohbetler ettim. çok özel olanları vardır (haluk levent ile kahve içmem, athena gökhan’ı meclis parkındaki havuza geyik olsun diye atmam, göksel’i bir konser sonrası taksiye bindirmem, nihat genç ile siyaset, bedri baykam’la sanat konuşmam, bedük ile arjantin caddesi’ndeki bir mekanda neredeyse ağız yüz kavga etmem vb.) fakat bir tanesi bende çok özeldir.
nasıl oldu, nasıl denk geldi bilmiyorum ama “bir delinin hatıra defteri” isimli oyundan çıkmış eve gitmeden bir kaç kadeh bir şeyler içmek için tunus caddesi’ndeki zodiac pub’a girmiştik yanımdaki bir arkadaşımla. (sahibi tanıdığımız olduğundan, mekan kapalı olmasına rağmen laflıyorduk içeride.)
biz sohbet ederken erdal beşikçioğlu da kulisi bitirmiş yanında 2 arkadaşıyla zodiac pub’a gelmişti. (onlar da mekan sahibini tanıyormuş.) birden bire bir sohbet ortamı doğdu. daha bir saat önce canlı izlediğimiz oyun hakkında kritikler yapmaya başlamıştık.
tanışma, tiyatro, sanat, siyaset, toplum, geyik, sohbet derken konu nasıl oldu da sucuk ekmeğe geldi bilmiyorum ama bilen bilir zodiac pub’da mekanın içerisinde şömine vardı eskiden. (belki hala vardır.)
muhabbet birden bire ciddiye bindi ve nasıl ayarlandı bilemiyorum gecenin o vakti, o kafayla bir şekilde hazırlıkları yaptık ve şöminede erdal beşikçioğlu herkese elleriyle sucuk ekmek pişirmişti. biz o 5 kişi neredeyse sabaha kadar sucuk ekmek yiyip sohbet etmiştik. gerçekten eşsiz bir ortamdı.
nasıl oldu, nasıl denk geldi bilmiyorum ama “bir delinin hatıra defteri” isimli oyundan çıkmış eve gitmeden bir kaç kadeh bir şeyler içmek için tunus caddesi’ndeki zodiac pub’a girmiştik yanımdaki bir arkadaşımla. (sahibi tanıdığımız olduğundan, mekan kapalı olmasına rağmen laflıyorduk içeride.)
biz sohbet ederken erdal beşikçioğlu da kulisi bitirmiş yanında 2 arkadaşıyla zodiac pub’a gelmişti. (onlar da mekan sahibini tanıyormuş.) birden bire bir sohbet ortamı doğdu. daha bir saat önce canlı izlediğimiz oyun hakkında kritikler yapmaya başlamıştık.
tanışma, tiyatro, sanat, siyaset, toplum, geyik, sohbet derken konu nasıl oldu da sucuk ekmeğe geldi bilmiyorum ama bilen bilir zodiac pub’da mekanın içerisinde şömine vardı eskiden. (belki hala vardır.)
muhabbet birden bire ciddiye bindi ve nasıl ayarlandı bilemiyorum gecenin o vakti, o kafayla bir şekilde hazırlıkları yaptık ve şöminede erdal beşikçioğlu herkese elleriyle sucuk ekmek pişirmişti. biz o 5 kişi neredeyse sabaha kadar sucuk ekmek yiyip sohbet etmiştik. gerçekten eşsiz bir ortamdı.
devamını gör...
edda
başlığı edda olarak açtım fakat bunlar iki tanedir. iskandinav mitolojisi, şiiri, vikinglerin yaşayışları gibi konuları kapsayan, izlanda dilinde, derleme edebi eserlerdir. denilir ki, izlanda dili o kadar az değişmiştir ki, yeniyetme bir izlandalı dahi bu çok eski eserleri okuduğunda rahatça anlayabilir.
bunlar eski ve yeni edda’dır. öncelikle yeni edda’dan bahsedeceğim. çünkü bunun yazarı da, daha doğrusu derleyeni de, tarihi de kısmen belli. diğeri ise kafa karıştırıcı.
yeni edda, diğer adıyla nesir edda, başka bir adıyla prose edda snorri sturluson adında önemli bir şahsiyet tarafında 1220’lerde derlenmiş. içerisinde eski şiirlerden tutun, evrenin kökeni ve viking kozmogonisine kadar bir sürü bilgi var. araştırmacılar sturluson’un bu eseri tek başına derlemediğini düşünüyor. fakat öncü kişi diyebiliriz.
diğer edda ise manzum edda, ya da eski edda. bu bir nevi şiir koleksiyonu. ne tam tarihi biliniyor ne de yazanı. 1643 yılında keşfedilmiş. içerisinde şiirler, dünyanın başlangıç ve sonuna ilişkin mitler, yüce tanrı odin ile ilgili hikayeler var.
eski edda’nın türkçe çevirisi var mı bilmiyorum. yeni edda’nın bir kısmı ise yeditepe yayınevi tarafından “viking mitolojisi” ismi ile çevrildi. sanırım iskandinav kültürü ve edebiyatı açısından en önemli eserlerin başlarında eddalar gelir.

ilk görsel manzum edda.
bunlar eski ve yeni edda’dır. öncelikle yeni edda’dan bahsedeceğim. çünkü bunun yazarı da, daha doğrusu derleyeni de, tarihi de kısmen belli. diğeri ise kafa karıştırıcı.
yeni edda, diğer adıyla nesir edda, başka bir adıyla prose edda snorri sturluson adında önemli bir şahsiyet tarafında 1220’lerde derlenmiş. içerisinde eski şiirlerden tutun, evrenin kökeni ve viking kozmogonisine kadar bir sürü bilgi var. araştırmacılar sturluson’un bu eseri tek başına derlemediğini düşünüyor. fakat öncü kişi diyebiliriz.
diğer edda ise manzum edda, ya da eski edda. bu bir nevi şiir koleksiyonu. ne tam tarihi biliniyor ne de yazanı. 1643 yılında keşfedilmiş. içerisinde şiirler, dünyanın başlangıç ve sonuna ilişkin mitler, yüce tanrı odin ile ilgili hikayeler var.
eski edda’nın türkçe çevirisi var mı bilmiyorum. yeni edda’nın bir kısmı ise yeditepe yayınevi tarafından “viking mitolojisi” ismi ile çevrildi. sanırım iskandinav kültürü ve edebiyatı açısından en önemli eserlerin başlarında eddalar gelir.


ilk görsel manzum edda.
devamını gör...
