allah'ım göz göre göre yanıyoruz. şu ana kadar yangın hakkında yorum yapmamıştım ama gözlerim doldu son haberi okuyunca. eğer santral yanarsa. düşünemiyorum bile... allah'ım sen koru..
devamını gör...

40 yaş altı olduğumu öğrendiğim başlık. tişikkirlir sipirmin.*
devamını gör...

kapısı her çalındığına bu güne kadar nerdeydin diye sormayan, ihtiyaç duyana ihtiyaç duyduğundan daha fazla huzur veren, bonusu yaratıcının rızasını kazanmak olan, inananların niyet dolu her eylemi.
devamını gör...

kendisi sözlük'te olmayınca anarşinin kol gezdiği kurucu.
yokluğunda neler çektik şef!*
gelmiş geçmiş olsun.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazı yazarların profiline bakıyorum normal bir şekilde tanımlarını girerken birden yazmayı bırakıyor ve uzun süre yazmıyor. bazılarının işleri yoğun olabilir , sıkılmış olabilir veya merhum bile olmuş olabilir bir sürü sebep var.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ellerin hiç bırakılmadığı, taş gibi sağlam ilişkilere..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

stefan zweig kitabıdır.

stefan zweig varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1881 yılında doğan bir yazardır. nazi baskıları yüzünden avrupa’da, kuzey ve güney amerika’da yaşayan yazar çeviri yapıp şiirler yazdı. yazar 1942 yılında eşiyle birlikte intihar ettiğinde amok koşucusu kitabının aslında bir plan olduğunu ortaya koymuş oldu.

amok koşucusu 7 öyküden oluşan her öykünün sonunda bizi bir ölüm bekliyor; cinayet, intihar, cinayet ve intihar…


ilk öykü olan “bir çöküşün öyküsü”nde kralın gözünden düştükten sonra sürgüne gönderilen madame de prie’nin hikayesi anlatılır. madame de prie hüküm sürdüğü dönemlerde şımarıklığı, horgörüsü, para tutkusu, zorbalığıyla zenginlik içinde, balolarda aşıklarıyla birlikte güzel zamanlar geçirmektedir. ancak artık madame de prie’nin kaprislerine ve doğal kötücüllüğüne dayanamayan kral onu sürgüne gönderir. gittiği kente kalabalıktan uzak kalan madame, aklını oynatmamak için saraya mektuplar yazar,af diler ama bir sonuç alamaz. eskiden çevresinde olan insanlar da ona yüz çevirir.

bunun üzerine egosunu tatmin etmek için bulunduğu yerde gözü yüksklerde olan, paris diye yanıp tutuşan bir genci aşığı yapar ama bu ilişki de aşağıladığı gencin onu dövmesiyle hüsranla sonuçlanır.

artık dayanamayacağını anlayan madame de prie çok pahalı balolar düzenleyip paris’teki insanları kandırarak oraya toplamaya ve eski günlerinin bir yanılsamasını yaşamaya başlar. bu sırada söylediği “kıskançlık olmadan, nefret olmadan, yalan olmadan yaşanmaya değmezdi.” cümlesi madame’ın ruh halini açıkça ortaya koymaktadır.

madame insanlara 7 ekim tarihinde öleceğini söylediğide ona kime inanmaz ama o 7 ekim tarihnde intihar eder, ama ölmeden önce bir zamanlar aşığı olan genç adamdan da intikamını alır.

“madalyon” isimli öyküdeyse bir birlikte albaylık yapan adam birliğiyle birlikte yol alırken ispanyol bir çetenin saldırısına uğrar, bütün askerlerini kaybeden aybay ormana sığınır. korkudan va çaresizlikten ne yapacağını şaşırır. çaresizlik içinde olması onurunu zedeler. onurunu kurtarmak için ertesi gün yoldan geçen bir ispanyola saldırır ve onun giysilerin üzerine giyer. kendi üniformasındansa sadece napolyon tarafından kendine verilen madalyonu alır. albay yakınlardaki bir ispanyol köyüne gidip dilsiz bir dilenci rolünü oynayarak karnını doyurur ama bunun karşılığında onurunu ortaya koymuş olur. albay, artık korkuya va çaresizliğe dayanamayacağını anlayınca tekrar ormana gider. bu esnada bir birliğin seslerini duyar ve elinde tabancasıyla onlara doğru koşmaya başlar ancak gelen birlik onun bir ispanyol olduğunu anlayınca, hemen orda infazını gerçekleştirir ve bir albay’a ait olan madalyonu da üzerinde bulur ve alırlar.

üçüncü öykü olan “bezginlik”bir öğnecinin öyküsüdür. öğrenci öğretmeni tarafından aşağılandığını düşünür. o adam dediği ve küçük gördüğü öğretmen onun bir sene kaybetmesine; bu yüzden de sanata, bilime olan tutkusunun sönmesine, arkadaşlarını kaybetmesine, en kötsü de umudunu yitirmesine neden olur. bir gün sınıfa girdiğinde öğretmen yine üzerine gelince öğrenci ,o adama karşılık verir ve aralarında bir arbede yaşanır.

öğrenciden yediği yumrukla sendeleyen adamın şaşkınlığı geçmeden öğrenci kendini dışarı atmıştır bile. bezginliğinin nedeni olan bu adama attığı intikam yumruğu onu dönüşü olmayan bir yola götürür ki, bu yol onunn madame de prie’yle aynı kaderi payalşmasına neden olur.
kitaba ismini veren “amok koşucusu” da aynı izlekler etrafında dolaşan ve efsane olmayı başarmış bir öyküdür. bu öyküde bir gemi yolculuğu esnasında karşılşan iki adamın konuşmalarıyla açılır sahne. kendi öyküsünü anlatmak için birini arayan garip adam ve hikayenin anlatıcısı. garip adam bir doktordur, doktorluk yaptığı köyde kendinden kürtaj için yardım isteyen soylu ve küstah kadına para istemediğini, kendisiyle birlikte olması karşılığında bu işi yapacağını söyler. bunu yapmasının nedeni ahlaksızlık değil, kadının küstahlığıdır. kadının kendisinden ricada bulunmadığı, doktoru para karşılığı satın alabileceğini düşünmesi garip adamı kızdırır ve bu yola başvurmasına neden olur. bunun üzerine kadın kimseye bir şey söylememesini emrederek ordan uzaklaşır. bu küstahlık ve soyluluk karşısında nutku tutulan doktor kadının peşinden gidip özür dilemek, yalvarmak, hatta ölmek ister. işte tam da bu anda bizlere amok koşucularını anımsatır.

amok koşucusu bir anda çılgınlar gibi koşmaya başlayıp elindeki hançeriyle önüne çıkanh herkesi öldüren ve ölene ya da öldürülene kadar koşmayı sürdüren insanlara verilen addır. bu hastalık artık tanımlanmış ve tanınmış bir hastalktır, kadının peşinden koşan doktor da artık bir amok koşucusu gibi gözü sadece kadını görerek kadınnı peşinden sekiz saatlik mesafedeki şehre kadar gider.
kadının kocası iş için şehir dışındadır ve söylemey gerek kadının karnındaki çocuk ondan değil genç bir subaydandır. doktor ne yaparsa yapsın kendini affettiremez. kadına intihar edeceğini belirten bir not yazar ama kadının yumuşaması mümkün değildir. ama bir gün odasında otururken bir köle çocuk gelir ve onu çinli bir kadının evine getirir. soylu kadın can çekişmektedirr. doktordan yardım almaktansa ölmeyi tercih etmiştir. yanlış müdahale sonucu çok kan kaybeden kadını evine götüren doktor kadının ölümüne mani olamaz ama sırrını saklar.
kadını aşığı olan genç subayın yardımıyla ülkeyi terk etmek için bu gemiye biner ancak onun kadını takip ettiği gibi kadın da onu takip etmektedir. tabutu ve kocası aynı gemidedir. sonra anlatıcının gazeteden okuduğu habere göre doktor ,kadının tabutu denize indirilirken tabutun üzerine atlamıştır. tabut çıkarılamaycak şekilde denize gömülür ve doktorun cesedi ise kıyıya vurulmuş olarak bulunur.


diğer üç öykü de aynı izlekte devam etmektedir bulun ve okuyun.
devamını gör...

insanlığı.
devamını gör...

bir insan tipi.


hibristofili; seri katil, soyguncu, tacizci, tecavüzcü gibi kişilere duyulan tutku, yoğun cinsel istek ve hayranlık olarak tanımlanabilmektedir. popüler anlamda bonnie ve clyde sendromu olarak da bilinmektedir.

hibristofili, aktif ve pasif olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. aktif, suçluya yardım ve yataklık, pasif ise uzaktan sevme durumu olarak tanımlanmaktadır. bu sendrom erkeklere kıyasla kadınlarda daha fazla görülmektedir.

hibristofili tanısı konmuş kişilerde yapılan araştırmalar sonucu iki görüş ortaya atılmıştır. bunlardan birisi, bu kişilerin itaatkar kurbanlar olduğunu savunur. diğer görüşe göre ise bu kişilerin tek amacı gücü sevme ve popüler olma isteğidir


psikolojik bir bozukluk bu. o yüzden öldürülmeyi değil tedaviyi hak ediyorlar.
devamını gör...

daha önce bu başlığa yazdım mı bilmiyorum ama kendisi 2-3. tanımı gayet de hak ediyor bence*.

arada nickaltıma uğrayıp mükemmel gifler bırakıp gidiyor ve hepsine bayılıyorum. gerçekten gülmekten ağlayacak hale getiriyor beni her seferinde. iyi ki var, uzun süre gifleriyle ve tanımlarıyla sözlüğümüzü renklendirmesi dileğiyle*.
devamını gör...

büyük olmak için, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin. hiç kimseyi aldatmayacaksın. ülke için gerçek amaç ne ise, onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.

“herkes senin aleyhinde bulunacaktır. herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. fakat sen, buna karşı direneceksin. önüne sonsuz engeller yığacaklardır. kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu engelleri aşacaksın.

bundan sonra da sana büyük derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.”
devamını gör...

ne zaman üzülsem yaşadığımdır. çünkü üzülünce kendimi çok kaptırırım, tüm dünyam başıma yıkılır. duygularım şelale gibi üzerime yağdığı için daha da dayanamaz hâle gelirim. aslında bu hastalığın iyi olduğunu bile düşündüğüm zamanlar olur. en azından içimdeki kötü şeyler bu şekilde zihnimi ve bedenimi terk etti diye yorumlarım. belki sayısız yıkılıştan belki de sonsuz yeniden doğuştan biridir. bilemeyiz.

bir ahterbin ukdesidir.
devamını gör...

değeri sonradan bilinen yazardır. hemen hemen bütün eserleri çok güzeldir okunmaya değerdir. türk edebiyatını etkileyen bir figürdür. kuyucaklı yusuf , kürk mantolu madonna, içimizdeki şeytan gibi eserleriyle tanınır.
devamını gör...

simurg (bkz: zümrüd-u anka) kuşu yanarak kül olması ancak kendi küllerinden yeniden doğması ile bilinir.
ben de küllerimden yeniden doğdum.
nickimin hikayesi de budur. *
devamını gör...

böyle bir şey var bu yabana atılacak bir konu değil, özellikle ekşide had safhada. yalnız bu ortamı da maalesef burda mağdur olduğunu iddia eden kesim oluşturuyor. şöyle ki: bir kişiyi eleştirdiğinizde, o kişinin dini inancı ön plana çıkartılıyor hemen. atıyorum erdoğan eleştiri alıyor, ali erbaş eleştiri alıyor. kısa bir süre sonra bu kişilerin inançları nedeniyle hedef alındıkları söyleniyor. ya da okul öncesi eğitimde dini eğitim muhabbeti. anında işi din düşmanlığına döndürüyor bir kesim. halbuki sadece fikirler eleştiriliyor. işi düşmanlığa döken var ama bunu suistimal eden de oldukça fazla.

kimsenin dinle müslümanla bir sıkıntısı yok. sıkıntı, bunları amaç edinenlerle. nihayetinde ben de müslümanım ama allah korusun ki akit tayfası gibi biri değilim. kısacası önce aynaya bakıp öyle konuşmak lazım sanki. yani avrupada, abd'de ya da chp'li belediyelerin olduğu bir noktada bir deprem yahut terör saldırısı olduğunda oh olsun gebersinler diyenler maalesef burda mağdur edebiyatı yapanlar oluyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel *
devamını gör...

ashcan ekolü ya da ashcan okulu olarak bilinen bu sanat akımı 1900-1915 yılları arasında new york city'de ortaya çıkmıştır.
kentsel konuları, karanlık renklerle ve hareketli fırça darbeleriyle resmetmişlerdir. ressam robert henri önderliğinde ortaya çıkan bu sanatçı grubu göçmen ve işçi sınıfı yaşamının sanatsal değerine ve elitist bir idealden ziyade gerçeği tasvir eden bir sanata inanıyordu. bu konular zamanı için devrim niteliğindeydi. resim tarzları ise 17. yüzyıl ispanyol ve hollanda sanatının gerçekçiliğinde ve ayrıca 19. yüzyıl fransız resminden etkilenmiştir. amerika birleşik devletleri'nde ashcan okulundan önce amerikan izlenimciliği, pozitif bir tutum sergiliyor ve pek de gerçekçi olmayan bir tutumla barışçıl tasvirlerin hoş ve tatlı gösterileriyle hüküm sürüyordu. ashcan okulu'ndan sonra, daha fazla sanatçı moderniteye ve karşılaştıkları şeylere kendi verdikleri gerçekçi tepkilere odaklandı. asıl başarıları olarak, insanların dinamik enerjisine odaklanarak önceki new york ressamlarının tarzını tepetaklak etmeleri gösterilir.
grubun üyeleri john sloan, everett shinn, george luks ve william glackens gibi ressamların her biri tarz olarak birbirinden çok farklıydı fakat hepsinin ortak noktası şehri gerçekçi bir şekilde yansıtlamarı ve sanat yaşam içindir görüşünü savunmalarını. ortak ekonomik ve etnik geçmişlerine rağmen, her biri şehir sahnesine benzersiz bir şekilde yaklaşmıştır ve bu da bu sanatçı grubunu daha güzel ve farklı kılmıştır.


portrait of willie gee by robert henri
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


hester street by george luks
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


both members of this club by george bellows
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1204 - dördüncü haçlı seferi'nde kostantinopolis'in yağmalanması.
1909 - osmanlı imparatorluğu'nda 31 mart olayı meydana geldi.
1919 - amritsar katliamı: britanya askeri birlikleri, amritsar'da (hindistan) 379 silahsız göstericiyi öldürdü.
1933 - yüksek mühendislik mektebi'ni (istanbul teknik üniversitesi) bitiren sabiha ve melek hanımlar, türkiye'nin ilk kadın mühendisleri oldu. iki kadın mühendis, kur'a sonucu ankara ve bursa nafıa idaresi'ne (bayındırlık bakanlığı) atandı.
1941 - sscb japonya'yla saldırmazlık paktı imzaladı
1945 - nazi almanyası askeri birlikleri, 1000'den fazla politik ve askeri mahkûmu öldürdü.
1949 - türk kadınlar birliği, cumhurbaşkanı ismet inönü'nün eşi mevhibe inönü'nün onursal başkanlığında kuruldu.
1970 - uzay mekiği apollo 13, yerden 321.860 km yüksekte olduğu sırada oksijen tanklarından bir tanesi infilak etti. uzay ekibi başarıyla dünyaya döndü.
1994 - türkiye'de radyo-televizyon üst kurulu kuruldu.
1998 - pkk'nin iki numaralı kişisi şemdin sakık ile kardeşi arif sakık, genelkurmay başkanlığı özel kuvvetler komutanlığı'nın operasyonuyla yakalanıp türkiye'ye getirildi.
kaynak
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim