eğer ki bir arazide birbirine sarılmış halde iki yılan görürseniz zarar vermeye çalışmayın. çünkü insanlar gibi onlar da hayatlarının en özel anlarını yaşıyorlar. üstelik bunu, insanoğlu gibi her canı isteyince değil, yılda bir kez yapıyorlar. ayrıca bu yılanlar fare avlıyor, tarla zararlılarını yiyor, ekmeklerinin peşine düşmüşler, toprağı havalandırıyorlar. üzerlerine basmaya çalışmıyor ve tehdit etmiyorsak zarar vermezler. birbiriyle sarmaş dolaş olan yılanların dans misali görüntüsü doğanın ayrı bir estetiğidir, sevilmeseler bile yine de estetiktir. asanın üzerine dolanmış iki yılan, tıp ve eczacılığın sembolü olmuştur.
devamını gör...

arkdaşımla bir gün sohbet ederken konu çoraplardan açıldı. ben kendisine çorap ile ayakkabı rengi uyuma bayağı dikkat ettiğimi belirttim. örnek olarak ise bazı halı saha maçlarında süngerbob çorabı giydiğimi ve bu çorap ile uyumlu olsun diye kiremit ayakkabı kullandığımı söyledim. sonrasında "her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır, alış bunlara" dedim ve bana kendisi "öyle yiğit olmaz olsun" şeklinde karşılık verdi. bu laftan sonra "süngerbob çorabı giyen yiğit" nickinin güzel bir sözlük nicki olacağını düşündüm ve buraya kayıt olmaya karar verdim.

bu arada, bu uyuma dikkat etmemin sebebi ise üniversitede denk geldiğim lila çorap ve siyah ayakkabı kombinasyonundan kaynaklanmaktadır. gerçekten çok kötüydü.
devamını gör...

- can çekişmek nasıl bir şey bilir misin olric?
-hayır efendimiz, nasıl bir şey?
- o'na söyleyebileceğin o kadar çok şey varken susmaktır olric.
devamını gör...

gözlerim sende parmaklarım burda. merak etme annecim.
devamını gör...

kayahan - bir aşk hikayesi
devamını gör...

sabah uyanınca çaylak olduğumu gördüm. şuan da hala yazıyor. tabii bir hüzünlendik ama tuttuk kendimizi ağlamadık :') boynuz kulağı geçer demişler ;)


edit: geçti ;)
devamını gör...

turuncu saçlarıyla dikkat çeken sempatik müzisyen(bkz: abi çok iyi yaa).
devamını gör...

yönetmenliğini tevfik başer'in yaptığı 1986 yapımı film.

film, evlendiği adam ile birlikte almanya'ya giden turna'nın hikayesini anlatır. baba evindeki esaretinden kurtulduğunu düşünen turna, almanya'da eşi tarafından 40 metrekarelik bir evde kilitli kapılar ardında yaşamaya zorlanır. bir süre sonra akıl ve ruh sağlığını yitiren turna eşine kendisini köye göndermesi için yalvarır.

göç temasını merkeze alan film bununla birlikte yaşanan uyum problemine parmak basıyor. kültürel farklılıklar, yabancı olunan bir dil ve bunların ortaya çıkardığı korku çok başarılı bir şekilde aktarılmış. aynı zamanda filmin kırsal toplum kültürünün daha büyük kültür ve topluluklara karşı olan düşünce ve tutumu (dışarı çıkıp onlar gibi o.r..u mu olmak istiyorsun?), dolayısıyla ataerkil kültürün kadın üzerinde yarattığı baskıyı etkileyici biçimde resmettiği söylenebilir.

özay fecht'in oyunculuğunu her ne kadar yetersiz bulsam da film konusu ve atmosferi itibariyle kendini izletiyor. filmin 80 dakika olduğunu da düşünürsek bence epey izlenebilir bir film. bununla birlikte yaman okay tiyatro oyunculuğuna benzer bir performans ortaya koymuş, oldukça sevdim. filmin içindeki diyaloglar modern estetiklerden uzak gibi gözükse de gerçekte kurduğumuz iletişimle çok paralel ve bu yüzden de fazlasıyla gerçekçi olduğunu düşünüyorum. sinema severler mutlaka bir bakmalı.
devamını gör...

"istemeden varım ve istemeden öleceğim.
olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum."

fernando pessoa

arada geçen o süre, o boşluk içinde, hiç bir şey, hiç bir anlam ifade etmeyecek iken, sonsuz bir mücadelenin olması.
halbuki oldukça basit varlıklar olmamıza rağmen, hiç bir şeyin basit olmaması.
nedeni olmaması.
etkisi olmayan bir tepki gibi hayat.
sadece anlamsız bir mücadele.
varlığın bir anda yokluğa dönüştüğü bir hede.
tamamı göz yaşları için ağlar iken, kısımlarına ağlamak niye.
devamını gör...

ben de grip olmaktan korkan bir adamım. muhtemelen maskenin rolü bunda büyük. şimdi salgın bitince ne yapsam, seneye yine maske ile mi dolaşsam?
devamını gör...

komik gözüküp değerler söz konusu olunca aniden fazlasıyla ciddi olmak.
gidip gelmek de diyebiliriz.
hangisi gerçek, onu allah bilir.
riyakarlık mı denge mi, onu da allah bilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evet artık açıklama vakti geldi, o merak ettiğiniz ve imkansız gözüyle baktığınız, dünyadaki kahve sevmeyen tek kişi benim.
devamını gör...

rus yazar. yememiş içmemiş yazmış kendileri.
devamını gör...

ustalaştım artık, hiç eğitim almamış olmama rağmen oscarlık bir performansım var.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel benim mizah anlayışım bu. bu kadar. içinde kedi olan veya olmayan her şeye ama her şeye gülerim. her şeye.
devamını gör...

sevişmenin de böylesi mi olurmuş? sanki ne varsa ağlayacak? şu yanaklarından inen damla damla yaşlara bak. bir bahsi kaybettin de sana benimle sevişme cezası mı reva görüldü? ızdırap altında gibi dudaklarını ısırıp için için yakarışların neden?

hayır, cinsel organım da öyle devasa sayılmaz; canını yaktığımı hiç sanmıyorum. zaten ipeksi bir ıslaklık içinde kalmış baksana, ne acıması!?

cinsel organlar böyledir. bilhassa vajina böyledir. ''kurumak günahtır'' mı dediler ne ettilerse; sulanmakta pek acelecidir. kafandakilerden dolayı kendine yakıştıramadığın anlarda dahi tüm ahlaki kaideleri yok sayıp ''sen onu dinleme, devam et'' diye fısıldar penisin kulağına. penisimin kalkma hızıyla bir vajinanın sulanma hızını yarıştırmayı çok isterdim.

biricik sevgilini mi hatırladın? bir daha yarın olmayacakmış gibi seviştiğin, onun göğsünden daha güzel bir yatak yokmuş gibi sarılıp uyuduğun, bir başkasıyla hiç buluşulmayacakmış gibi yaşadığın sevgilini?

az evvel kedi zarafetiyle oral seks yapanın aynı sen olduğuna da kimseyi inandıramam yalnız. başının hareketleriyle bacaklarımı tatlı tatlı gıdıklayan saçların şimdi terden boynuna yapışmış halde. şu mateme, şu kederlenişe bak; sanki ölü evine girip çıkıyorum.

vücudunun her noktası uyanmış, altımda lambada oynuyor ama yüzünde cenaze marşı çalıyor. ''öz ağlamazsa göz ağlamaz'' demişler, külliyen yalan. belimdeki tırnak izlerin şahit. madem üstünde bir yük gibiydim, iyice kendine bastıracağına itivereydin? ruhuyla bedeni arasında sarsıcı bir çatışma var bu bariz. manyak eder insanı bu vaziyet.

aşk ebedi değil, sevgililer hiç sözünde durmuyor değil mi? sevişmek gibi, baharları getiren bir işi bana simsiyah gösterdin diye kızmak şöyle dursun; gözyaşlarına teşekkür edecek haldeyim. içimdeki bir başka karanlık tarafı keşfetmeme vesile olduğu için. şişmiş ıslak gözler, kızarmış yanaklar, kabarmış dudaklar ve burun...

hepsi el birliğiyle bir başka türlü hizmet edip şehvetimi beslemeyi bildiler. neydi bu şimdi, intikam seksi mi? ben anlamadım kimi cezalandırdık?
devamını gör...

uykumuz kaçtı soluğu burda aldık yine.
t: an itibariyle uykumun gelmesini beklerken saydığım koyunlar kafa sözlüğün amblemi gibi gelen uykumu tekme ata ata kovalıyor. (bkz: senin yapacağın tanımın ben)
devamını gör...

evliliğimizin yedinci yılında oldu evladımız. sebebini sorana da yedi yıl boyunca korudum iffetimi dedim kızardı başka soru sormadı.
devamını gör...

düşünüp, konuşanlar için düşünce dili yönetir.
konuşup, düşünenler için dil düşünceyi yönetir.

dilin fonetiğinin konuşma üslubu ile parelel olarak direk düşünceyi etkilediğine dair düşünce, henüz kanıtlanamadı. ancak dil yapısının toplumlara olan etkisi "örtük örf" denilen bir olgu ile kitaplarda boy göstermekte.

yani kanıtlanmış bir etkileşim mevcut ancak kimin kimi etkilediği, tavuk yumurta meselesine dönmüş durumda...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim