sözlük yazarlarının en sevdiği roman
emily bronte - uğultulu tepeler
devamını gör...
gerdek gecesi öncesi namaz kılmak
müslüman olmayanlar için (bkz: ben) gerek duyulmayan şeydir. çatara çutara bam bam bum bum şak şak. evet efendim, abazayız...
devamını gör...
küçükken istenen ama sahip olunamayan şeyler
bu soruya çilek odası demeyecek kız var mıdır?
devamını gör...
sözlüğün kalitesinin çok düşmesi
ben birkaç gün çok yazamadım sözlükte ondandır.
devamını gör...
türkiye
ekonomik olarak çökmekte olan, yaşadığımız ülke. orta sınıf denilen işçi ve memur kesimi ise neredeyse bitmek üzere. borçsuz, kredisiz yaşayan bir tek aile bulmanız neredeyse imkansız.
o aileler bundan 30 sene evvel, küçük çocukları için "acaba ilerde evlendirirken ona bir ev verebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan 20 sene evvel ebeveynler çocukları için "acaba üniversite çağına geldiğinde özel üniversiteye gönderebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan sadece ve sadece 10 sene evvel orta sınıf bir çekirde aile "acaba ilerde evlendirebilecek miyiz?" diye düşünüyordu...
günümüzde ise orta sınıf bir aile küçük çocuğu için "acaba düzgün besleyebiliyor muyum?" diye düşünüyor. ne kadar acı, ne kadar vahim, ne kadar gariban haldeyiz... çocuk yeteri kadar et, balık, tavuk, sebze, meyve yiyebiliyor mu diye düşünüyoruz. bu çok çok kötü birşey. daha kötüsü ise dur durak bilmeden sürekli daha kötüye gidiyor olmak. bunu kötüye götüren insanlara derdinizi anlatamıyorsunuz, karşıdaki tüm cahilliğiyle sana "a101-bim" kataloglarından indirimli et broşürü gösteriyor. hemen cebindeki telefon ne muhabbeti yapıyor. insanın tüm umudunu bitiren de bu tipler. karşında bu işten sorumlu olanları veya sorumlu olanları destekleyen insanlardan birilerini görüp adam akıllı derdini anlatıp konuşamıyorsun. görsen umut besleyeceksin gelecek nesiller için, o da yok...
tek bir örnekle konuyu bitireyim. 2006 yılında emekli olup 130-140 bin tl civarında emekli ikramiyesi alan bir vatandaş o dönemde kaba hesapla yaklaşık 400 civarı cumhuriyet altını alabiliyordu. sene olmuş 2021, emekli olan bir vatandaş 200 bin tl ikramiye alıyor, ama alabildiği cumhuriyet altını kaba hesapla dahi 70 olmuyor. varın gerisini siz düşünün...
saygılarımla.
o aileler bundan 30 sene evvel, küçük çocukları için "acaba ilerde evlendirirken ona bir ev verebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan 20 sene evvel ebeveynler çocukları için "acaba üniversite çağına geldiğinde özel üniversiteye gönderebilir miyiz?" diye düşünürdü. bundan sadece ve sadece 10 sene evvel orta sınıf bir çekirde aile "acaba ilerde evlendirebilecek miyiz?" diye düşünüyordu...
günümüzde ise orta sınıf bir aile küçük çocuğu için "acaba düzgün besleyebiliyor muyum?" diye düşünüyor. ne kadar acı, ne kadar vahim, ne kadar gariban haldeyiz... çocuk yeteri kadar et, balık, tavuk, sebze, meyve yiyebiliyor mu diye düşünüyoruz. bu çok çok kötü birşey. daha kötüsü ise dur durak bilmeden sürekli daha kötüye gidiyor olmak. bunu kötüye götüren insanlara derdinizi anlatamıyorsunuz, karşıdaki tüm cahilliğiyle sana "a101-bim" kataloglarından indirimli et broşürü gösteriyor. hemen cebindeki telefon ne muhabbeti yapıyor. insanın tüm umudunu bitiren de bu tipler. karşında bu işten sorumlu olanları veya sorumlu olanları destekleyen insanlardan birilerini görüp adam akıllı derdini anlatıp konuşamıyorsun. görsen umut besleyeceksin gelecek nesiller için, o da yok...
tek bir örnekle konuyu bitireyim. 2006 yılında emekli olup 130-140 bin tl civarında emekli ikramiyesi alan bir vatandaş o dönemde kaba hesapla yaklaşık 400 civarı cumhuriyet altını alabiliyordu. sene olmuş 2021, emekli olan bir vatandaş 200 bin tl ikramiye alıyor, ama alabildiği cumhuriyet altını kaba hesapla dahi 70 olmuyor. varın gerisini siz düşünün...
saygılarımla.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu
nickine bayıldığım yazar. şiir gibi.
ben garip bu bile başlı başına mükemmel bir söz.
sen güzel birden melankoli basıyor
dünya umutlu bu da dünyanın her şeye rağmen döndüğünü ifade ediyor sanırsam.*
dedim ya, şiir gibi nick seçmiş yav.
edit: gerçekten şiirmiş ahahahah
ben garip bu bile başlı başına mükemmel bir söz.
sen güzel birden melankoli basıyor
dünya umutlu bu da dünyanın her şeye rağmen döndüğünü ifade ediyor sanırsam.*
dedim ya, şiir gibi nick seçmiş yav.
edit: gerçekten şiirmiş ahahahah
devamını gör...
güne bir erkek yalanı bırak
kızım sorunlarım var benim anlatamayacağım şeyler...
devamını gör...
at çalmaya gidiyoruz
çok huzurlu ve etkileyici bir roman.
iki farklı zaman dilimi içerisinde gidip geliyorsunuz. tam anlamıyla derin bir yüzleşme yaşanıyor. baş kahramanın hayatını anlamlandırmaya çalışmasına, varoluş sancısına şahit oluyorsunuz.
burada ki at çalmak ifadesi, yakın bir arkadaşla ormanda boş gördüğü ata binmek, dolaşmak anlamını taşıyor. tam bir çalma vakası değil kısa süreli el koyma desek daha hoş olur. *bütün aile sırları, kişilik buhranları işte bu 'at çalmak' hikayesi ile başlıyor. doğa’nın zor şartları, babaya benzeme çalışmaları (onun gibi güçlü, kudretli olma) ve baba’nın sırlarına şahit olup onun kafada ki o eşsiz görüntüsünün sarsılması, hayal kırıkları yaşanması ile sürekli dengeleri değiştiriyor.. her şey var bu kitapta. tıpkı yaşam gibi.. özellikle küçük yaştaki çocukların doğa koşulları altında direkt büyümesi aslında o çocukluğu yaşamadan ağır sorumluluk alıp kaldıramamalarını görüyoruz. roman insan’ın içindeki hazin bir tarafı da ortaya çıkartıyor.
ben orman olmuştum.
orman adamların hikayesi...
baş karakter trond yaşlılığını tıpkı çocukluğundaki gibi bir orman kulübesinde geçirmek istiyor. oraya dönüp geçmişle yüzleşme yaşayacağı kişi ile karşılaşıyor. bu karakterin hem 15 yaşındaki toy halinin hem de yaşlılık halinin tasviri o kadar güzel yapılmış ki.
kitapta en çok dikkatimi çeken ikizler olayıydı. iki yerde birbirinden bağımsız ikizler geçiyordu ve burası spoiler içerecek muhakkak biri ölüyordu.
yazar bir röportajında ikizler takıntısı olduğunu belirtmiş. kendisinin bir ikizi olmadığı için şanslı hissediyormuş. eğer bir ikizi olsaydı erken ölen muhakkak kendisi olurmuş gibi algılaması var. ilginç geldi.
yazarın diğer kitaplarınıda bu vesileyle okumaya çalışacağım. çünkü uzun zamandır bu kadar etkileyici bir anlatımla karşılaşmadım.
kitap evernevergreen önerisiydi.* benimle birlikte okuyan yagami light ın yorumu ile de taçlanmış, çiçeklenmiş.
kitap norveç köyünden el sallıyor, diyor ki,
haydi at çalmaya...
iki farklı zaman dilimi içerisinde gidip geliyorsunuz. tam anlamıyla derin bir yüzleşme yaşanıyor. baş kahramanın hayatını anlamlandırmaya çalışmasına, varoluş sancısına şahit oluyorsunuz.
burada ki at çalmak ifadesi, yakın bir arkadaşla ormanda boş gördüğü ata binmek, dolaşmak anlamını taşıyor. tam bir çalma vakası değil kısa süreli el koyma desek daha hoş olur. *bütün aile sırları, kişilik buhranları işte bu 'at çalmak' hikayesi ile başlıyor. doğa’nın zor şartları, babaya benzeme çalışmaları (onun gibi güçlü, kudretli olma) ve baba’nın sırlarına şahit olup onun kafada ki o eşsiz görüntüsünün sarsılması, hayal kırıkları yaşanması ile sürekli dengeleri değiştiriyor.. her şey var bu kitapta. tıpkı yaşam gibi.. özellikle küçük yaştaki çocukların doğa koşulları altında direkt büyümesi aslında o çocukluğu yaşamadan ağır sorumluluk alıp kaldıramamalarını görüyoruz. roman insan’ın içindeki hazin bir tarafı da ortaya çıkartıyor.
ben orman olmuştum.
orman adamların hikayesi...
baş karakter trond yaşlılığını tıpkı çocukluğundaki gibi bir orman kulübesinde geçirmek istiyor. oraya dönüp geçmişle yüzleşme yaşayacağı kişi ile karşılaşıyor. bu karakterin hem 15 yaşındaki toy halinin hem de yaşlılık halinin tasviri o kadar güzel yapılmış ki.
kitapta en çok dikkatimi çeken ikizler olayıydı. iki yerde birbirinden bağımsız ikizler geçiyordu ve burası spoiler içerecek muhakkak biri ölüyordu.
yazar bir röportajında ikizler takıntısı olduğunu belirtmiş. kendisinin bir ikizi olmadığı için şanslı hissediyormuş. eğer bir ikizi olsaydı erken ölen muhakkak kendisi olurmuş gibi algılaması var. ilginç geldi.
yazarın diğer kitaplarınıda bu vesileyle okumaya çalışacağım. çünkü uzun zamandır bu kadar etkileyici bir anlatımla karşılaşmadım.
kitap evernevergreen önerisiydi.* benimle birlikte okuyan yagami light ın yorumu ile de taçlanmış, çiçeklenmiş.
kitap norveç köyünden el sallıyor, diyor ki,
haydi at çalmaya...
devamını gör...
yolun sonu görünüyor
“yolun sonu görünüyor” türküsünün sözleri dursun ali akınet‘e ait. annesi zekiye hanım’ın ankara’daki hacettepe hastanesi’nde vefatından hemen önceki gerek yok oğlum, yolun sonu görünüyor sözünden ilhamla annesinin cenazesiyle fatsa’ya yolculuk yaparken bu şiiri yazdığını belirtmiştir. şiirin tamamı,
bana ne yazdan bahardan
bana ne borandan kardan
aşağıdan yukarıdan
yolun sonu görünüyor
geçtim dünya üzerinden
ömür bir nefes derinden
bak feleğin çemberinden
yolun sonu görünüyor
azrailin gelir kendi
ne ağa der ne efendi
sayılı günler tükendi
yolun sonu görünüyor
bu dünyanın direği yok
merhameti yüreği yok
kılavuzun gereği yok
yolun sonu görünüyor
kaynak
bana ne yazdan bahardan
bana ne borandan kardan
aşağıdan yukarıdan
yolun sonu görünüyor
geçtim dünya üzerinden
ömür bir nefes derinden
bak feleğin çemberinden
yolun sonu görünüyor
azrailin gelir kendi
ne ağa der ne efendi
sayılı günler tükendi
yolun sonu görünüyor
bu dünyanın direği yok
merhameti yüreği yok
kılavuzun gereği yok
yolun sonu görünüyor
kaynak
devamını gör...
kaladyum
dekoratif yaprak döken bitkiler, çoğu zaman dünyanın subtropikal veya tropikal bölgelerinden gelir. caladium, amerika kıtasının tropikal bölgelerinden 15 ayrı tür içeren oldukça küçük fakat oldukça parlak bir cinstir.evde, çok yıllık otsu bitkiler, ormanın gölgelik altında yaşamakta olup, burada rahat koşullarda yoğun kalın perdeler meydana gelmektedir.https://media.normalsozluk.com/up/2021/05/24/u34m1grabvckxhlp.jpg
devamını gör...
din
en kârlı ticaret sektörüdür. özellikle cehalet ile kombine edildiğinde krallar gibi yaşatır.
devamını gör...
erdem ergün şarkı sözleri
"sorarlar derdin ne diye
derdim sana doymaz doymaz inan
bu efkârın bir tarifi yâr
kitaplara sığmaz sığmaz inan
alma alma ahımı
yalanım yok, yok günahım yok
gayrı duy figanımı
benim sensiz muradım yok
alma..."
[ güzel yazarımız fakat müzeyyen derin bir tutku mahlaslı kişiden öğrendiğim bu şarkıcı insanın içine işleyen güzel şarkıları bulunuyor.]
derdim sana doymaz doymaz inan
bu efkârın bir tarifi yâr
kitaplara sığmaz sığmaz inan
alma alma ahımı
yalanım yok, yok günahım yok
gayrı duy figanımı
benim sensiz muradım yok
alma..."
[ güzel yazarımız fakat müzeyyen derin bir tutku mahlaslı kişiden öğrendiğim bu şarkıcı insanın içine işleyen güzel şarkıları bulunuyor.]
devamını gör...
aşırı okuyan biriyle sohbet etmek
çoğu yorumun aksine ben çok okuyan kişinin sohbetin büyük bir bölümünde sessiz olan taraf olduğuna inanırım. çünkü çok okuyan kişi çok bilen ve aynı zamanda bilginin her konuda fikir beyan edemeyecek kadar fazla olduğunun farkında olan kişidir. yani çok bilen az konuşur çok dinler. bu karşıdaki kişi için de bir artıdır çünkü sohbet edilen kişi fazlasıyla duyarlı ve anlayışlı olur.
yani boş tenekeden çok ses çıkar arkadaşlar.
yani boş tenekeden çok ses çıkar arkadaşlar.
devamını gör...
ankara simidi
banliyo treninin hipodrom durağı çıkışında* sabahları taze taze ankara simidi satılır. nerden bulurlar o kadar taze simidi, nasıl getirirler bilmiyorum ama sabah güneşi yüzünüze vurur, serin havayı iliklerinize kadar hissederken o ince gevrek ankara simidini gördüğünüzde şanslı olduğunuzu bilirsiniz. çünkü tazesini bulmak gerçekten zordur.
t: ankara'nın istanbul'dan daha güzel olmasının sebeplerinden biridir*.
t: ankara'nın istanbul'dan daha güzel olmasının sebeplerinden biridir*.
devamını gör...
binali yıldırım'ın 4 yıl önce yaptığı konuşmayı erdoğan'ın yapması
metin yazarlarının doğru dürüst çalışmadığının kanıtıdır. kim bilir kaç bin lira maaş alıyorlar.
devamını gör...
herkesin yazılımcı olmak istemesi
önemli olan kalifiye olmak yoksa herkes yapar sıkıntı yok. piyasada o kadar yazılımcı açığı var aynı zamanda bir o kadarda mezun var yani demek istediğim öyle bir milyon yazılımcı projesi pek işe yaramaz. şirketler alakalı bölümü okumuş kişileri işe alıyor genelde, başka bölümlerde oluyor ama nadir, böyle dışardan olan insanların iş bulması için kendini ciddi anlamda ispatlamış birisi olması gerekiyor. eğer gerçekten bu işe gönül vermiş işi iyi biliyorsanız iş bulma ihtimaliniz çok yüksek yani işsiz kalmazsınız.
not:yazar arkadaşımızın da dediği gibi bu işi yapacaksanız ilk önce bir algoritma, veri yapısının ne olduğunu öğrenmelisiniz ondan sonra c#,python falan öğrenirsiniz.
not:yazar arkadaşımızın da dediği gibi bu işi yapacaksanız ilk önce bir algoritma, veri yapısının ne olduğunu öğrenmelisiniz ondan sonra c#,python falan öğrenirsiniz.
devamını gör...
her sınıfta mutlaka bulunan tipler
hocaların olmadığı ortamlarda şerefsizliğin kitabını yazıp hocayla sohbet havasında geçen derslerde görmüş geçirmiş, ahlak bekçisi mahalle abisi moduna giren yavşak tiplerin başı çektiği listedir.
ikinci sırada önüne gelene sataşıp pislik yapan ama iş icraate gelince korkudan altına sıçan tipler yer alır.
ikinci sırada önüne gelene sataşıp pislik yapan ama iş icraate gelince korkudan altına sıçan tipler yer alır.
devamını gör...
melek mosso
şarkıcı, besteci ve müzisyen melek mosso, 11 kasım 1988'de kayseri'de doğdu. italyanca bir müzik terimi olan ve 'gittikçe hızlanarak' anlamına gelen 'mosso' kelimesini sahne soyadı olarak kullanan şarkıcının gerçek soyadı davarcı'dır. melek mosso, 9 yaşında bağlama çalmaya başlayarak müziğe başlamıştır.
devamını gör...
