mafya sözlük olsa alınabilecek nick
pudracı dai..
devamını gör...
uğur mumcu
ankara'nın geçmeyecek yaralarından biridir.
devamını gör...
kaç gündür nickaltı girilmeyen yazar
yıllardır birçok sözlükte yazdım. nickaltına bu kadar düşkün sözlük yazarları ilk defa görüyorum. sadece nickaltı yazılmasına da değil bu arada.
neyse kimlere ne anlatıyorum.
neyse kimlere ne anlatıyorum.
devamını gör...
türk dizilerindeki gerçekçi olma takıntısı
dizi yapımcılarının konuşmalarında sıkça gözlemlediğim bir unsur. adamlar inatla bunu vurguluyor, "gerçekçi olsun istedik" diyorlar. gerçekçiliğe verdikleri önemden bahsediyor, insanların kendilerinden birer parça bulmalarını umut ediyorlar. bu cidden çok enteresan. zira türkiye fantastik, bilim kurgu içeren dizilerle boğuşuyordu da böyle bir akım mı başladı diye düşünmeden edemiyoruz. zaten 80 yıldır dizilerimiz inanılmaz gerçekçi, bu yüzden iğrençler. ne bir bilim kurgu, ne de fantastik bir yapımımız mevcut. kalas gibi aşk hikayelerini kendimizi bildik bileli yapıştırıp geçiyorsunuz. bize sürekli aşk anlatıyorsunuz, sürekli basit klişe olayları senaryolaştırıp ısıtarak tekrar önümüze koyuyorsunuz. bunun da üzerine gerçekçiliğe önem veriyoruz diyorsunuz. gerçeğimiz çok mu güzel de diziniz güzel olsun? üç aşağı 5 yukarı hepimizin kereste gibi bir hayatı var zaten. ev iş okul, çocuk vs. gerçekçi olunca ne oluyor? bizi bize yansıtarak gösterince ne oluyor? çok mu kıymetli bir iş yapmış oluyorsunuz? bunu cidden anlayamıyorum.
devamını gör...
çaylak olduğu halde tanım girmek
yazar olduğu halde tanım giremeyip çaylağa sallamak, güzel hareket
devamını gör...
8 nisan 2021 tayland'da markete giren dev kertenkele
markete giren kedi kadar normal bir durumdur. hayvancağız acıkmış yiyecek aramaya çıkmış.
bir tane market çalışanı gel yavrucuğum deyip bir parça ekmek uzatsa böyle şeyler olmazdı.
bir tane market çalışanı gel yavrucuğum deyip bir parça ekmek uzatsa böyle şeyler olmazdı.
devamını gör...
türkiye’de edinilebilecek en ucuz hobi
evde şarkı söylemek, duştan başlamak ilk kural. sonra da dans videolarını açıp dans etmek.
devamını gör...
sürekli başkaları tarafından üzülmek
aslında kimsenin bizi üzdüğü yok sadece olaylara ve insanlara fazla anlam yüklüyoruz, hepsi bu.
izin vermezseniz kimse sizi üzemez.
izin vermezseniz kimse sizi üzemez.
devamını gör...
çay içmeyen kişi
muhtemelen demir eksikliği yaşamayacak olan kişidir.
devamını gör...
esrar ve kokainin yasallaşması gerektiği gerçeği
esrar belki tartışılabilir, ama kokain mi ? deli misin birader.
oldu olacak meth de olsun bari, benim için amfetamin amfetamindir, canlı canlı gözlerim tanık oldu, birbirini doğrayan insanlara..
uyuşturucu madde teşviği,ticareti,kullanımı suçtur.
oldu olacak meth de olsun bari, benim için amfetamin amfetamindir, canlı canlı gözlerim tanık oldu, birbirini doğrayan insanlara..
uyuşturucu madde teşviği,ticareti,kullanımı suçtur.
devamını gör...
deniz gezmiş
geçmişi bilmekle yükümlüsünüz, yargılamakla değil. yargılamak için o dönemde yaşamanız gerekir. aradan yarım asır geçtikten sonra salt bugünün gözlükleriyle düne bakıp deniz'i değerlendirmek çok zordur…
öncelikle şu tespiti yapmak gerekir. toplumsal olayları yaratan, ortaya çıkaran tek tek insanlar değildir. tersine devrimci örgütlerin önderlerini türkiye’de de toplumsal olaylar ortaya çıkarmıştır. deniz sadece onlardan biridir. 68 kuşağı liderleri, türkiye’nin en iyi üniversitelerinde okuyan ve okullarını bitirince önleri açık olan gençlerdi. buna rağmen önlerindeki nimeti tepip yoksulluğa, sömürüye, baskıya karşı bir isyan hareketine giriştiler. hiçbirisinin aklında iktidarı ele geçirip belli mevkilere gelmek gibi bir düşünceleri yoktu. tek çabaları yaktıkları isyan ateşinin büyümesi ve emekçi kitlelerin katılımıyla gerçekleşecek olan bir hakça düzenin kurulmasıydı. bu ütopya için kendilerini feda etmeye hazır insanlar topluluğuydu. faşizme, zulme, sömürüye karşı isyan etmenin insanların en doğal hakları olduğunu öğrettiler bizlere. şimdi ise kıytırık bir sözlükte iki satır yazmaktan başka bir hünerleri olmayanlar tarafından eleştirilmeleri ne kadar acı...
öncelikle şu tespiti yapmak gerekir. toplumsal olayları yaratan, ortaya çıkaran tek tek insanlar değildir. tersine devrimci örgütlerin önderlerini türkiye’de de toplumsal olaylar ortaya çıkarmıştır. deniz sadece onlardan biridir. 68 kuşağı liderleri, türkiye’nin en iyi üniversitelerinde okuyan ve okullarını bitirince önleri açık olan gençlerdi. buna rağmen önlerindeki nimeti tepip yoksulluğa, sömürüye, baskıya karşı bir isyan hareketine giriştiler. hiçbirisinin aklında iktidarı ele geçirip belli mevkilere gelmek gibi bir düşünceleri yoktu. tek çabaları yaktıkları isyan ateşinin büyümesi ve emekçi kitlelerin katılımıyla gerçekleşecek olan bir hakça düzenin kurulmasıydı. bu ütopya için kendilerini feda etmeye hazır insanlar topluluğuydu. faşizme, zulme, sömürüye karşı isyan etmenin insanların en doğal hakları olduğunu öğrettiler bizlere. şimdi ise kıytırık bir sözlükte iki satır yazmaktan başka bir hünerleri olmayanlar tarafından eleştirilmeleri ne kadar acı...
devamını gör...
tıp fakültesinde okumak
en büyük pişmanlığım bu hayatta. pandemi dönemimde daha da yoğun hissediyorum bunu.
hastanede hocaların ego tatmin aracıyız sadece stajyerler ve intörnler olarak, ne kadar çalışırsak çalışalım yeterli değil, sözlüde hoca ters tarafından kalkmışsa bütün emeğimizi yok sayarak herkese düşük verip bırakabilir, sadece var olduğun için sana sinirlenebilir, özel hayatın hakkında üzerine vazife olmayan yorumlar yapabilir, evde yaşadığı bir olay yüzünden suçsuzken insanların yanında seni rencide edebilir, hiçbir şey diyemezsin çünkü bu devran böyle gelmiş böyle gidecektir, kimseye şikayet edemezsin, hakkını arayamazsın. haksızlığa uğramayı kaldıramayan bünyelere çok ağır geliyor böyle şeyler. her bölümde vardır manyak hocalar, olmaması gereken olaylar ama tıp fakültesinde sistematikleşmiş bir mobbing var en tepeden aşağıya.
durmadan ders çalışıp bir yandan da mobbing ve sağlıkta şiddet olaylarını görerek meslek hayatı hakkında her geçen gün daha da umutsuzluğa kapılıyoruz, öğrenciliğimiz bitince rahat edicez diyemiyoruz. birkaç ay önce bir doktor intihar etti, intihar mektubunda hastanede uygulanan mobbingin kendisini ne kadar etkilediğinden bahsediyordu. ruh sağlığı bozulan, istifa eden bir sürü doktor var benzer şekilde.
şiddet haberleri asla bitmiyor zaten. daha yeni bir ortopedi asistanının parmakları kesildi hasta tarafından sahte rapor hazırlamadığı için, muhtemelen birkaç ay sonra benzer bir haberle karşılaşıcaz. hiçbir zaman yeterli önlem alınmıyor, şiddeti uygulayanlar kınanıyor sadece ama bu o doktorun ellerini kullanamayacağı için cerrahlık hayatının bitmesini düzeltmiyor. yarın şiddet uygulanan kişi biz de olabiliriz ve kimse bizi korumaz biliyoruz.
türkiye’de okunuyorsa bir haksızlıklar zincirine, her yerde müthiş bir hiyerarşiye, daha birinci sınıftayken hocaların “siz doktor olacaksınız sosyal hayatınız olamaz” gibi aptalca laflarına, sosyal hayatsızlığınızın sonunda da meslek hayatınızda ruh sağlığınızın ve canınızın iki kuruşluk değeri olmamasına hazır olunmalı.
birinci sınıfta doktor olacağı için heyecanlı olan insanların yıllar geçtikçe her şeyden ne kadar bıktıklarını görüyorum ve üzülüyorum. ama hangi noktada bu devran döner bilmiyorum.
hastanede hocaların ego tatmin aracıyız sadece stajyerler ve intörnler olarak, ne kadar çalışırsak çalışalım yeterli değil, sözlüde hoca ters tarafından kalkmışsa bütün emeğimizi yok sayarak herkese düşük verip bırakabilir, sadece var olduğun için sana sinirlenebilir, özel hayatın hakkında üzerine vazife olmayan yorumlar yapabilir, evde yaşadığı bir olay yüzünden suçsuzken insanların yanında seni rencide edebilir, hiçbir şey diyemezsin çünkü bu devran böyle gelmiş böyle gidecektir, kimseye şikayet edemezsin, hakkını arayamazsın. haksızlığa uğramayı kaldıramayan bünyelere çok ağır geliyor böyle şeyler. her bölümde vardır manyak hocalar, olmaması gereken olaylar ama tıp fakültesinde sistematikleşmiş bir mobbing var en tepeden aşağıya.
durmadan ders çalışıp bir yandan da mobbing ve sağlıkta şiddet olaylarını görerek meslek hayatı hakkında her geçen gün daha da umutsuzluğa kapılıyoruz, öğrenciliğimiz bitince rahat edicez diyemiyoruz. birkaç ay önce bir doktor intihar etti, intihar mektubunda hastanede uygulanan mobbingin kendisini ne kadar etkilediğinden bahsediyordu. ruh sağlığı bozulan, istifa eden bir sürü doktor var benzer şekilde.
şiddet haberleri asla bitmiyor zaten. daha yeni bir ortopedi asistanının parmakları kesildi hasta tarafından sahte rapor hazırlamadığı için, muhtemelen birkaç ay sonra benzer bir haberle karşılaşıcaz. hiçbir zaman yeterli önlem alınmıyor, şiddeti uygulayanlar kınanıyor sadece ama bu o doktorun ellerini kullanamayacağı için cerrahlık hayatının bitmesini düzeltmiyor. yarın şiddet uygulanan kişi biz de olabiliriz ve kimse bizi korumaz biliyoruz.
türkiye’de okunuyorsa bir haksızlıklar zincirine, her yerde müthiş bir hiyerarşiye, daha birinci sınıftayken hocaların “siz doktor olacaksınız sosyal hayatınız olamaz” gibi aptalca laflarına, sosyal hayatsızlığınızın sonunda da meslek hayatınızda ruh sağlığınızın ve canınızın iki kuruşluk değeri olmamasına hazır olunmalı.
birinci sınıfta doktor olacağı için heyecanlı olan insanların yıllar geçtikçe her şeyden ne kadar bıktıklarını görüyorum ve üzülüyorum. ama hangi noktada bu devran döner bilmiyorum.
devamını gör...
the king and i
1956 yapımı müzikal ve aynı zamanda gerçek hayattan alınan amerika yapımı film.
bu film bir ara ekranda sıkça yayınlanırdı. tv.de çok kanal olmadığından aynı filmler defalarca yayınlanırdı. top gun’ı 12 kere, indiana jones’u da 20 kere izlemişliğim bu nedenledir. bu film yine diğerleri kadar fazla değil; 3 kere falan izlemişimdir. gerçekten güzel bir filmdir; oyunculukları o döneme göre iyi.
bu film aslında bir kitap uyarlaması. anna and the king of siam adlı kitaba dayanıyor konusu. bir nevi anı kitabı diyeyim. anna leonowens adlı bir öğretmenin 1860’ların başında siam kralının çocuklarına eğitim vermesi için tayland’a gitmesini ve kralla arasındaki ilişkiyi güzel bir dilke anlatıyor.
siam kralını (bkz: yul brynner) canlndırıyor. bu oyuncuyu gerçekten seviyorum. duruşu, farklı yüz hatlarıyla tam role uygun düşmüş. brynner bu rolle oscara da aday gösterilmiş hatta.
şimdi filmden aklımda arta kalan ekmek kırıntılarını paylaşayım. öncelikle kalabalık bir kadro var. sahne gerçekten döneme göre iyi düzenlenmiş; kostümleri de özenle seçilmiş. kralın bir çok karısı ve haliyle bir çok çocuğu var. ciddi, yüzü gülmeyen, disiplinli, katı ve inatçı bir karakteri var. anna ise sevgi dolu, tam anlamıyla sevgi pıtırcığı bir kadın. lafını esirgemeyen, bu nedenle de kralla sürekli zıt düşen bir karakter. ama kendisini kısa sürede sevdiriyor ve sarayda saygı duyulan biri oluyor. kralla sürekli zıtlaşmaları sonunda artı ve eksi kutuplar gibi, birbirlerini çekmelerini ve aşık olmalarını sağlıyor. film bu arada 1860’larda falan geçiyor. o dönemi hayal ederek izlemek gerekiyor. bu arada kralın ismi de mongkut. yaşamınu merak ediyorsanız, internette hakkında bilgi var. kısaca şunu söyleyeyim onun hakkında, yeniliklere açık ve bilime saygılı bir kralmış. ayrıca filmde de katı karakterinin altındaki, sıcak ruhu görüyorsunuz.
eski filmleri seviyorsanız, sıkılmadan izlersiniz kesinlikle. ama sevmiyorsanız, muhtemelen sıkıcı gelecektir. ama fikrimce güzel filmdir; her dönemde izlenir.
bu arada kendi ukdemdi ve doldu.
kaynak: tr.m.wikipedia.org/wiki/Kra...
bu film bir ara ekranda sıkça yayınlanırdı. tv.de çok kanal olmadığından aynı filmler defalarca yayınlanırdı. top gun’ı 12 kere, indiana jones’u da 20 kere izlemişliğim bu nedenledir. bu film yine diğerleri kadar fazla değil; 3 kere falan izlemişimdir. gerçekten güzel bir filmdir; oyunculukları o döneme göre iyi.
bu film aslında bir kitap uyarlaması. anna and the king of siam adlı kitaba dayanıyor konusu. bir nevi anı kitabı diyeyim. anna leonowens adlı bir öğretmenin 1860’ların başında siam kralının çocuklarına eğitim vermesi için tayland’a gitmesini ve kralla arasındaki ilişkiyi güzel bir dilke anlatıyor.
siam kralını (bkz: yul brynner) canlndırıyor. bu oyuncuyu gerçekten seviyorum. duruşu, farklı yüz hatlarıyla tam role uygun düşmüş. brynner bu rolle oscara da aday gösterilmiş hatta.
şimdi filmden aklımda arta kalan ekmek kırıntılarını paylaşayım. öncelikle kalabalık bir kadro var. sahne gerçekten döneme göre iyi düzenlenmiş; kostümleri de özenle seçilmiş. kralın bir çok karısı ve haliyle bir çok çocuğu var. ciddi, yüzü gülmeyen, disiplinli, katı ve inatçı bir karakteri var. anna ise sevgi dolu, tam anlamıyla sevgi pıtırcığı bir kadın. lafını esirgemeyen, bu nedenle de kralla sürekli zıt düşen bir karakter. ama kendisini kısa sürede sevdiriyor ve sarayda saygı duyulan biri oluyor. kralla sürekli zıtlaşmaları sonunda artı ve eksi kutuplar gibi, birbirlerini çekmelerini ve aşık olmalarını sağlıyor. film bu arada 1860’larda falan geçiyor. o dönemi hayal ederek izlemek gerekiyor. bu arada kralın ismi de mongkut. yaşamınu merak ediyorsanız, internette hakkında bilgi var. kısaca şunu söyleyeyim onun hakkında, yeniliklere açık ve bilime saygılı bir kralmış. ayrıca filmde de katı karakterinin altındaki, sıcak ruhu görüyorsunuz.
eski filmleri seviyorsanız, sıkılmadan izlersiniz kesinlikle. ama sevmiyorsanız, muhtemelen sıkıcı gelecektir. ama fikrimce güzel filmdir; her dönemde izlenir.
bu arada kendi ukdemdi ve doldu.
kaynak: tr.m.wikipedia.org/wiki/Kra...
devamını gör...
carles casagemas
1900 yılında çok sevdiği arkadaşı picasso ile birlikte dünya fuarı için paris'e geldiler. burada montmartre bölgesinde boş bir stüdyo tuttular. ikili birçok plan yapmak istiyordu ve hayatın daha başındaydılar. o sıralarda germaine ve odette isimli modeller de yanlarında bulunuyor, onlara yardım ediyordu. bu birliktelikte casagemas germaine'e âşık olmuştu.

casagemas'ın ölümü
germaine'i çok seviyor, ona sürekli aşkından bahsediyordu. bu derin duygular bir türlü karşılık bulmuyor casagemas'ı çok üzüyordu. artık casagemas sürekli intihar etmekten bahsediyordu. hatta bir keresinde kendini öldürmeyi denemişti ama başarısız oldu. picasso arkadaşının bu durumuna daha fazla dayanamadı ve ona paris'ten uzaklaşarak bir tatile çıkmayı teklif etti. casagemas bunu kabul edecekti. bunun üzerine birlikte ispanya'ya gittiler. ispanya tatili dönüşünde casagemas hala germaine'i düşünüyor ve onu aklından çıkaramıyordu.
picasso'dan habersiz paris'e geri döndü. hippodrome cafe'de bir veda buluşması düzenledi. germaine'i ve birkaç arkadaşını buluşmasına davet etti. gece saat dokuz sularında casagemas evlilik teklifini yineledi. germaine ise yine reddetmişti. bu duruma sinirlenen casagemas gece boyunca yanında taşıdığı silâhı germaine' in üzerine ateşledi. mermi germaine'i vuramamıştı ama yere düşürmüştü. o esnada bunu gören casagemas namlunun yönünü değiştirdi ve sağ şakağından kendini vurdu.
picasso bu trajik olaydan sonra kendini toparlayamaz ve paris'e geri döner. casagemas ile tuttukları stüdyoda germaine ile çalışmaya devam ederler ve bir ilişkiye başlarlar. picasso casagemas'ı kaybetmesinden sonra "casagemas'ın ölümü" isimli tabloyu yapmıştır. bu tablodan sonra picasso için "mavi dönem" başlamış olur. artık tablolarında mavi tonları kullanacak, kendisi için mavi karakteristik bir renk haline gelecektir.

casagemas'ın ölümü
germaine'i çok seviyor, ona sürekli aşkından bahsediyordu. bu derin duygular bir türlü karşılık bulmuyor casagemas'ı çok üzüyordu. artık casagemas sürekli intihar etmekten bahsediyordu. hatta bir keresinde kendini öldürmeyi denemişti ama başarısız oldu. picasso arkadaşının bu durumuna daha fazla dayanamadı ve ona paris'ten uzaklaşarak bir tatile çıkmayı teklif etti. casagemas bunu kabul edecekti. bunun üzerine birlikte ispanya'ya gittiler. ispanya tatili dönüşünde casagemas hala germaine'i düşünüyor ve onu aklından çıkaramıyordu.
picasso'dan habersiz paris'e geri döndü. hippodrome cafe'de bir veda buluşması düzenledi. germaine'i ve birkaç arkadaşını buluşmasına davet etti. gece saat dokuz sularında casagemas evlilik teklifini yineledi. germaine ise yine reddetmişti. bu duruma sinirlenen casagemas gece boyunca yanında taşıdığı silâhı germaine' in üzerine ateşledi. mermi germaine'i vuramamıştı ama yere düşürmüştü. o esnada bunu gören casagemas namlunun yönünü değiştirdi ve sağ şakağından kendini vurdu.
picasso bu trajik olaydan sonra kendini toparlayamaz ve paris'e geri döner. casagemas ile tuttukları stüdyoda germaine ile çalışmaya devam ederler ve bir ilişkiye başlarlar. picasso casagemas'ı kaybetmesinden sonra "casagemas'ın ölümü" isimli tabloyu yapmıştır. bu tablodan sonra picasso için "mavi dönem" başlamış olur. artık tablolarında mavi tonları kullanacak, kendisi için mavi karakteristik bir renk haline gelecektir.
devamını gör...
motokurye terörü
yazar arkadaşın biraz offansive bir şekilde anlattığını düşünsem de hak verdiğim başlık.
özellikle trafikte sağ tarafımı sık sık kontrol eder oldum 4 yıldır. nerden geçecekleri belli olmuyor birine çarpacak mıyım, yoksa gelip o bana mı çarpacak, asfalta çıkartma mı olacak acaba kan parası da öder miyim bir d*l israfı için diye düşünmekten saçlarım dökülür oldu.
özellikle trafikte sağ tarafımı sık sık kontrol eder oldum 4 yıldır. nerden geçecekleri belli olmuyor birine çarpacak mıyım, yoksa gelip o bana mı çarpacak, asfalta çıkartma mı olacak acaba kan parası da öder miyim bir d*l israfı için diye düşünmekten saçlarım dökülür oldu.
devamını gör...
dede korkut hikayeleri
hikaye türü daha yokken başvurulan yazılardır. edebiyatta önemli bir yeri vardır. nazım ve nesir karışıktır. on iki tane eserden olusur ve bu hikayelerin anlatıcısı anlaması zor olmayacaktır ki dede korkuttur.
duzeltme: nazım ve nesir derken hem kafiyeli dizeler bulunur hem de düz yazıya da yer verilir demek istiyorum.
duzeltme: nazım ve nesir derken hem kafiyeli dizeler bulunur hem de düz yazıya da yer verilir demek istiyorum.
devamını gör...
normal sözlük
önceleri şahane olan ama son zamanda iyiden iyiye bozulan sözlüktür. nedenini yazmaya gerek yok aslında sözlüğün akışı gayet bunu kanıtlar nitelikte. ilk buraya üye olduğumda gayet iyiydi, herkes kafasına göre takılıyordu, milletin nikaltına gidip linç girişimi düzenlenmiyordu, karşıt görüşlülere saygı vardı lakin bunlar artık burada mevcut değil. sebebi de aslında yönetimin iti kopuğu buraya doldurmasıdır.
çok yazarla sözlük kaliteli olmaz, çokluk olan yerde bokluk olur bunu hiçbir zaman unutmayın. bakın sayın sözlüğün yöneticileri, moderatörleri, editörleri. editörler ne alaka ya neyse… buraya belli bi emek vermişsiniz, güzel de bi ortam oluşturmuşsunuz gayet şahane ama bu ortamın içine etmek isteyen 31ci ergenler var, kendisi gibi düşünmeyeni anında vatan haini ilan eden klavye milliyetçileri var, hiçbir görüşe saygı duymayıp bel altı vuran dallamalar var. bunlara karşı tedbir almazsanız inanın çok yazar kaybı yaşarsınız aynı uludağ sözlük gibi.
bakın oradan kaçtık geldik burada huzur bulalım diye ama burayı da mahvetmek isteyen uludağ sözlük kaşarları var bilginiz olsun, onlara fırsat vermemenizi öneririm. sözlüğünüzü düşünüyorsanız artık bir şeyler yapın, huzurla mutlulukla yazalım şurada, daha çok emek verelim buraya ama şu dediğim malları sözlükten uzaklaştırarak yaparsınız bu işlemi. sevgiler saygılar..
çok yazarla sözlük kaliteli olmaz, çokluk olan yerde bokluk olur bunu hiçbir zaman unutmayın. bakın sayın sözlüğün yöneticileri, moderatörleri, editörleri. editörler ne alaka ya neyse… buraya belli bi emek vermişsiniz, güzel de bi ortam oluşturmuşsunuz gayet şahane ama bu ortamın içine etmek isteyen 31ci ergenler var, kendisi gibi düşünmeyeni anında vatan haini ilan eden klavye milliyetçileri var, hiçbir görüşe saygı duymayıp bel altı vuran dallamalar var. bunlara karşı tedbir almazsanız inanın çok yazar kaybı yaşarsınız aynı uludağ sözlük gibi.
bakın oradan kaçtık geldik burada huzur bulalım diye ama burayı da mahvetmek isteyen uludağ sözlük kaşarları var bilginiz olsun, onlara fırsat vermemenizi öneririm. sözlüğünüzü düşünüyorsanız artık bir şeyler yapın, huzurla mutlulukla yazalım şurada, daha çok emek verelim buraya ama şu dediğim malları sözlükten uzaklaştırarak yaparsınız bu işlemi. sevgiler saygılar..
devamını gör...


