hastalık hastası
hastalık hastaları kendi kendilerine çektiriyor, yetmiyor, çevrelerine de çektiriyorlar. kaç defa hastalık hastası ninem bizi arayıp kendini hastaneye götürttü, kadında hiçbir şey yok. en küçük olaylarda bile bizi arıyor ve ailem de işini gücünü bırakıp koşa koşa gidiyor. benim de zoruma gidiyor açıkçası, iyi olsun isterim tabii ki ama anlamıyor da, yıllarca psikoloğa gitti, ilaç kullandı hala aynı. hayata kapalı kutusundan bakıyor çünkü. ne derseniz deyin umurumda değil, anlamıyor. kimse baş edemiyor kadınla. ben * ilgi odağı olmak için yaptığına inanıyorum, başka açıklama yok.
devamını gör...
pastiş
"bir sanatçının eserlerinin taklit edilmesiyle yeni bir eser yazma" anlamına gelen pastiş uzun yıllar boyunca ayıp olarak görülmüştür. artık olumsuz eleştirilerden kurtulan pastiş başlı başına bir postmodern yöntem olmuştur. postmodernist romanda taklit, taklidi yapılacak metnin ancak üslubuyla sınırlı kalır yani metnin konusu bu ilişkinin dışında tutulur. dolayısıyla bu yöntem tam olarak taklit sayılamaz yalnızca üslubun taklididir. yöntem; biyografi, otobiyografi, bilimsel metin gibi söylem alanlarına ya da destan, masal, halk hikayesi gibi türlere özgü söyleyiş tarzlarını metnin temel üslubu haline getirmektir. türk edebiyatında bu yöntemi bütüncül bir şekilde uygulayan ilk yazar latife tekin'dir.
latife tekin, köyden göç ederek büyük kent varoşlarında tutunma mücadelesi veren insanları konu edindiği sevgili arsız ölüm ve berci kristin çöp masalları adlı iki romanında sözlü edebiyat türlerinin üsluba yansıyan pek çok özelliğini kullanmıştır. çocukluğunu köyde geçiren yazar çocukluğunun otantik birikiminden de yararlanarak iki romanında da sözlü edebiyat türlerinin üsluba yansıyan pek çok özelliğini kullanmıştır.
latife tekin, köyden göç ederek büyük kent varoşlarında tutunma mücadelesi veren insanları konu edindiği sevgili arsız ölüm ve berci kristin çöp masalları adlı iki romanında sözlü edebiyat türlerinin üsluba yansıyan pek çok özelliğini kullanmıştır. çocukluğunu köyde geçiren yazar çocukluğunun otantik birikiminden de yararlanarak iki romanında da sözlü edebiyat türlerinin üsluba yansıyan pek çok özelliğini kullanmıştır.
devamını gör...
şehveti hayatına yön veren insan
muhtemelen teoman'ın duş isimli şarkısı'nın etkisinde kalmış olan insandır.
fazla kalmamalı, bu durumdan acilen kurtulmalıdır.
zira yanlış kararlar verebilmesi an meselesidir.*
fazla kalmamalı, bu durumdan acilen kurtulmalıdır.
zira yanlış kararlar verebilmesi an meselesidir.*
devamını gör...
how i met your mother'dan akılda kalanlar
you son of a me.
devamını gör...
biricik şarabı
eskiden it öldüren diye yüzüne bakmadığımız, şimdi ise ''hmm aroması ege'nin antik dokusunu andırıyor, etin ağızda bıraktığı hisle (et a-101 kıyması) bir bütün oluşturuyor '' dediğimiz şarap.
devamını gör...
misafirinizin evinizde yaptığı bir saygısızlık bırakın
2017-2018 benim için iplerin kopma dönemleri, zor zamanlarım yani. hep evimde olsam odamdan çıkmasam kedim bile yanıma gelmese modundayım.
o dönem kısa süreliğine değişik bir itim çekim yaşadığım biriyle kısa süreli bir arkadaşlık yaşıyoruz. neyse efem ilk gün geldi bana o dönem o da kocasından ayrılıyor bari yanında durayım sana destek olayım modlarında. işte ilk gün geldi kaldı ikinci gün ortak bir arkadaşımızı çağırmak istedi. benim yok mok dememe kalmadı onu da çağırdı. oturdular bayağı falan ben ama artık gözlerine bakıyorum en son gece olmuş 00.30 ki ben o dönemler yoğun çalışıyorum ve erken yatıyorum zaten psikolojim darmaduman. bekliyorum gidecekler yok. dedim siz gitmeyi düşünmüyor musunuz? zaman geçsin yanında olalım diye geldik diyorlar ama birbirlerine kırıtıyorlar.
bir daha sordum yarım saat geçti geçmedi 'banu sen de alemsin biz olmasak ne yapacaksın? sana desteğe geldik' dedi erkek olan. 'arkadaşım siz olmasanız uyuyacağım, sabah işe gideceğim ben. erken yatıyorum biliyorsunuz bunu.neyse ben geçiyorum odama, oynaşmanız bitince kapıyı çeker çıkarsınız' dedim. nasıl dedim bilmiyorum ama o kadar sinirliyim ki yahu iyi değilim ben değil sizle mi uğraşacağım yok arkadaş yüzsüzler gitmediler.
o sıralar insan kaynaklarında personel sorumlusuyum ve çok yoğun işe alımlar var. ekip olarak pek kalabalık değiliz ve ben bile evrak işleriyle uğraşıyorum ciddi ciddi mesaiye kalıyorum yani bu işler için. saat 17.00 oluyor aramaya başlıyorlar. bir kadın arıyor bir erkek. bakın meşgule bile atmıyorum, açmıyorum direk öyle çalıyor. bir iki gün bu böyle devam etti. açtım bir gün evet dedim. 'banu ayıp ediyorsun' dedi erkek olan 'biz seni merak edip arıyoruz yanında olmaya çalışıyoruz' dedi. bakın 'ben geç saatlere kadar çalışıyor ve eve gider gitmez uyuyorum' dedim. yok inatla hala akşam gelelim bir şeyler içelim rahatlarsın diyor. kapadım suratına.
andaval mısınız evladım siz? bu nasıl bir yokluk evde ev yuh artık. yalnız yaşayanlar bilir bazıları sırf siz yalnız yaşıyorsunuz diye yanaşırlar size. değişik bir kafadır bu. evime birini atma kıvılcımını bazen görüyorum kadın olsun erkek olsun insanların gözlerinde. çok ilginç değil mi yahu? sadece bana mı denk geliyor ya bu tipler? ben evime kolay kolay kimseyi davet etmem bu yüzden. kahvemi dışarıda içer evime gelirim. biri sizin evinize girdi mi hele ki bir iki kere geldi mi değişiyor. ben bunu fark ettim. bir laubalilik, bir yılışıklık.. host neyse gece gece çok sinirlendim bak şimdi.
sonra banu insan sevmiyor açık söyleyeyim mi? gerçekten had bilmeyen, laubali insanları sevmiyorum. sınırları olmayan insanlar sizinde sınırlarınızı tanımıyorlar sonra elinize sopayı alıp kovalamak zorunda kalıyorsunuz. sınır iyidir sınır candır. *
o dönem kısa süreliğine değişik bir itim çekim yaşadığım biriyle kısa süreli bir arkadaşlık yaşıyoruz. neyse efem ilk gün geldi bana o dönem o da kocasından ayrılıyor bari yanında durayım sana destek olayım modlarında. işte ilk gün geldi kaldı ikinci gün ortak bir arkadaşımızı çağırmak istedi. benim yok mok dememe kalmadı onu da çağırdı. oturdular bayağı falan ben ama artık gözlerine bakıyorum en son gece olmuş 00.30 ki ben o dönemler yoğun çalışıyorum ve erken yatıyorum zaten psikolojim darmaduman. bekliyorum gidecekler yok. dedim siz gitmeyi düşünmüyor musunuz? zaman geçsin yanında olalım diye geldik diyorlar ama birbirlerine kırıtıyorlar.
bir daha sordum yarım saat geçti geçmedi 'banu sen de alemsin biz olmasak ne yapacaksın? sana desteğe geldik' dedi erkek olan. 'arkadaşım siz olmasanız uyuyacağım, sabah işe gideceğim ben. erken yatıyorum biliyorsunuz bunu.neyse ben geçiyorum odama, oynaşmanız bitince kapıyı çeker çıkarsınız' dedim. nasıl dedim bilmiyorum ama o kadar sinirliyim ki yahu iyi değilim ben değil sizle mi uğraşacağım yok arkadaş yüzsüzler gitmediler.
o sıralar insan kaynaklarında personel sorumlusuyum ve çok yoğun işe alımlar var. ekip olarak pek kalabalık değiliz ve ben bile evrak işleriyle uğraşıyorum ciddi ciddi mesaiye kalıyorum yani bu işler için. saat 17.00 oluyor aramaya başlıyorlar. bir kadın arıyor bir erkek. bakın meşgule bile atmıyorum, açmıyorum direk öyle çalıyor. bir iki gün bu böyle devam etti. açtım bir gün evet dedim. 'banu ayıp ediyorsun' dedi erkek olan 'biz seni merak edip arıyoruz yanında olmaya çalışıyoruz' dedi. bakın 'ben geç saatlere kadar çalışıyor ve eve gider gitmez uyuyorum' dedim. yok inatla hala akşam gelelim bir şeyler içelim rahatlarsın diyor. kapadım suratına.
andaval mısınız evladım siz? bu nasıl bir yokluk evde ev yuh artık. yalnız yaşayanlar bilir bazıları sırf siz yalnız yaşıyorsunuz diye yanaşırlar size. değişik bir kafadır bu. evime birini atma kıvılcımını bazen görüyorum kadın olsun erkek olsun insanların gözlerinde. çok ilginç değil mi yahu? sadece bana mı denk geliyor ya bu tipler? ben evime kolay kolay kimseyi davet etmem bu yüzden. kahvemi dışarıda içer evime gelirim. biri sizin evinize girdi mi hele ki bir iki kere geldi mi değişiyor. ben bunu fark ettim. bir laubalilik, bir yılışıklık.. host neyse gece gece çok sinirlendim bak şimdi.
sonra banu insan sevmiyor açık söyleyeyim mi? gerçekten had bilmeyen, laubali insanları sevmiyorum. sınırları olmayan insanlar sizinde sınırlarınızı tanımıyorlar sonra elinize sopayı alıp kovalamak zorunda kalıyorsunuz. sınır iyidir sınır candır. *
devamını gör...
sözlükteki din karşıtlığı
normal şartlarda olmayan, olmaması gerekendir. din, kişiye özel bir inanç sistemidir. isteyen, istediğine inanır, istemeyen de inanmaz. fakat dinlere inanan insanların önemli bir çoğunluğu, kendisinin dinen doğru bildiği/sandığı şeyleri, diğer insanlara dayatıyorlar. bu da inanmayan kesimlerden "din karşıtlığı" olarak adlandırılan ama çok da haklı olan bir tepki doğuruyor. kimin neye inandığı, nasıl inandığı, ne yaptığı (başkasına zarar vermediği ya da baskı yapmadığı sürece) beni ilgilendirmez. ister namaz kıl, ister yoga yap. ama bana "dinimizde şu günah, bu haram" deme. beni kendi ahlak anlayışında, kendi doğrularına sığdırmaya, sıkıştırmaya çalışma. sen kendinde bu hakkı görürsen, yarın da başkası sana çıkar "dinde bu haramsa öbürü neden helal, o kadar dindarsan bunu yapma, şunu deme" falan der.
bir noktaya daha değinmek istiyorum: yaklaşık bir ay kadar önce, sosyal medyaya bir video düştü. istanbul'da meyhanelerin olduğu bir sokakta, sarıklı sakallı insanlar, içki içen müşterilere kibar kibar içkinin haram olduğunu, dine dönmeleri gerektiğini falan söylüyorlardı. biz bir cuma namazı çıkışında "din yalan, allah yok" minvalinde bir şey söylesek; hem dövüle dövüle öldürülürüz hem de ülkenin dindar kesimi bunu kırk sene diline dolar. ama kendileri yapınca ve tepki alınca şu cümleler kuruluyor: "siz din düşmanısınız. bizim dinimize saldırıyorsunuz. islamofobi bu..."
uzun lafın kısası; çuvaldızın bana saplanmasına razıyım, yeter ki arada iğnenin ucunu da kendinize dokundurun.
bir noktaya daha değinmek istiyorum: yaklaşık bir ay kadar önce, sosyal medyaya bir video düştü. istanbul'da meyhanelerin olduğu bir sokakta, sarıklı sakallı insanlar, içki içen müşterilere kibar kibar içkinin haram olduğunu, dine dönmeleri gerektiğini falan söylüyorlardı. biz bir cuma namazı çıkışında "din yalan, allah yok" minvalinde bir şey söylesek; hem dövüle dövüle öldürülürüz hem de ülkenin dindar kesimi bunu kırk sene diline dolar. ama kendileri yapınca ve tepki alınca şu cümleler kuruluyor: "siz din düşmanısınız. bizim dinimize saldırıyorsunuz. islamofobi bu..."
uzun lafın kısası; çuvaldızın bana saplanmasına razıyım, yeter ki arada iğnenin ucunu da kendinize dokundurun.
devamını gör...
elem (yazar)
fiyatı yüksek performansı düşük yazar tanesi.
5400 karmaya 330 tanım.
hem dersini çalışmıyor hem de şişman herkesten.
5400 karmaya 330 tanım.
hem dersini çalışmıyor hem de şişman herkesten.
devamını gör...
insan olun biraz (yazar)
kafamda çok fazla düşünceler yaratan yazar.
ilk soru, "gerçekten mutlu mu acaba?"
yazdıklarına, sözlük için yaptıklarına vs kesinlikle lafım yok, maaşallahı var daim olsun o ayrı da, hayatı nasıl, ömrü 150 kelimeden az tanımlara hiç mi sığmıyor, hiç mi küçük ve hatalı refleksleri yok, hiç mi mızıklamaz, hiç mi gemileri yakmaz, ya da hepsinden var da burada mı göstermez bilmiyorum.
ilginç biri olduğu kesin, bu kadar okuyan, okuduğunu anlatmakta kesinlikle sorunu olmayan biri düz insan olamaz zaten.
ama benim gibi ara yaşam formalarının aklını karıştırıyor o kesin, hani hayatında hiç devekuşu görmemiş bir insan onu ilk kez gördüğünde bi tereddüt eder ya; "ya bu kuş mu deve mi?" diye, hah teşbihte hata olmazmış, benimki de o hesap.
insan olma formu - kendine göre - bu ise ve bu hayatında mutlu ise ve/veya akşamları bizim hiç şahit olmadığımız bir halde gidip bir tektekçi meyhanesinde "tülay geri dön" diye ağlayıp sonra diyalektik materyalizm konusunda oturup herkese bilgi veriyorsa ne mutlu ona?
bi gün bi yerde çay kahve içmek üzere dostum, hayatın güzel keyfin daim olsun..
peşin edit : yok la, ne kıskancam? hımmff.. tamam tamam belki biraz... ahahhaha
ilk soru, "gerçekten mutlu mu acaba?"
yazdıklarına, sözlük için yaptıklarına vs kesinlikle lafım yok, maaşallahı var daim olsun o ayrı da, hayatı nasıl, ömrü 150 kelimeden az tanımlara hiç mi sığmıyor, hiç mi küçük ve hatalı refleksleri yok, hiç mi mızıklamaz, hiç mi gemileri yakmaz, ya da hepsinden var da burada mı göstermez bilmiyorum.
ilginç biri olduğu kesin, bu kadar okuyan, okuduğunu anlatmakta kesinlikle sorunu olmayan biri düz insan olamaz zaten.
ama benim gibi ara yaşam formalarının aklını karıştırıyor o kesin, hani hayatında hiç devekuşu görmemiş bir insan onu ilk kez gördüğünde bi tereddüt eder ya; "ya bu kuş mu deve mi?" diye, hah teşbihte hata olmazmış, benimki de o hesap.
insan olma formu - kendine göre - bu ise ve bu hayatında mutlu ise ve/veya akşamları bizim hiç şahit olmadığımız bir halde gidip bir tektekçi meyhanesinde "tülay geri dön" diye ağlayıp sonra diyalektik materyalizm konusunda oturup herkese bilgi veriyorsa ne mutlu ona?
bi gün bi yerde çay kahve içmek üzere dostum, hayatın güzel keyfin daim olsun..
peşin edit : yok la, ne kıskancam? hımmff.. tamam tamam belki biraz... ahahhaha
devamını gör...
dark tranquillity
bu zamana kadar 24 albüm yapmış ve melodic death metal denildiğinde de ilk akla gelen isveç kökenli melodic death metal grubudur. aslında 1989 yılının başlarında farklı bir isimde thrash metal türünde grup kurmuşlar sonra enfeebled earth demo kaset hazırlıkları sırasında ani bi kararla grubun ismini değiştirmişler ve death metal tarzı şarkılar yapmaya karar vermişler. ilginç hikayesi var elemanların.
dark tranquillity adını gruba verince de trail of life decayed, a moonclad reflection demolarını yayınlamışlar ve bu demolarla iyi çıkış yakalamışlar.
her ne kadar death metal yapsalarda thrash metalle harmanlayarak hazırlamışlar bu demoları. ardından 1992 yılında ilk albümlerini çıkarmışlar, o şahane albümün ismi de, skydancer’dır. albüm çıktıktan sonra anders friden gruptan ayrıldı ve mikael stanne vokalist rolünü üstlenmiş. bence andres’ın gruptan ayrıldığı iyi olmuş zira albümde pek ön planda olan birisi değildi bana göre. yerine gelen mikael’ın brutal ve scream atışı son derece muazzam. zaten skydancer albümü black metal tarzında olan bir albümdü, güzeldi de dark tranquillity’nin tarzına pek uygun değildir.
sonra grup the gallery albümünü çıkarmış ve bu albümü hazırlarken özgün çalışmışlar, kendi tarzlarını yansıtmışlar. azizim bu albüm öyle güzel ki şarkı birbirinden lezzetlidir, metal dünyasında da büyük beğeni toplamıştır.
the gallery albüm çalışmaları sırasında grubun vokali ayrılmış ve in flames grubuna transfer olmuştur. yalnız grubun yükselme aşamasında kendisinin emeği de çoktur. hakkı ödenmez hiçbir zaman. her neyse, sonradan the mind's ı albümünü çıkarmışlar bu albümde sevilmiş metal camiasında ama bu albümden sonra çıkardıkları albüm, yani projector dark tranquillity hayranları tarafından eleştirilmiş lakin sonradan da çok beğenip en güzel albüm ilan etmişler. ilginç tabi.
her neyse, grup sonra haven, damage done, character albümlerini piyasaya sürmüş ve hayran kitlesi iyice artmıştır. albüm eleştirmenlerinden de tam not almıştır. şimdi bazı grup üyeleri gruptan ayrıldı, eski tadı kalmadı ama zamanında cidden konserlerde fırtınalar estiren bir grupmuş. ne diyelim ki? eskiden her şey daha güzeldi, aynı dark tranquillity gibi…
şunu eklemeyi unutmuşum. ekleyeyim. bu grubun en çok sevdiğim albümü damage done’dir. çünkü bu albüm tam anlamıyla olan bir melodic death metal albümüdür. albümün içindeki bazı şarkılar cidden çok güzel herkese tavsiye ederim. misal format c: for cortex, single part of two, the treason wall gibi gibi. bu şarkılar dibine kadar melodic death metal türünün hakkını verir.
dark tranquillity adını gruba verince de trail of life decayed, a moonclad reflection demolarını yayınlamışlar ve bu demolarla iyi çıkış yakalamışlar.
her ne kadar death metal yapsalarda thrash metalle harmanlayarak hazırlamışlar bu demoları. ardından 1992 yılında ilk albümlerini çıkarmışlar, o şahane albümün ismi de, skydancer’dır. albüm çıktıktan sonra anders friden gruptan ayrıldı ve mikael stanne vokalist rolünü üstlenmiş. bence andres’ın gruptan ayrıldığı iyi olmuş zira albümde pek ön planda olan birisi değildi bana göre. yerine gelen mikael’ın brutal ve scream atışı son derece muazzam. zaten skydancer albümü black metal tarzında olan bir albümdü, güzeldi de dark tranquillity’nin tarzına pek uygun değildir.
sonra grup the gallery albümünü çıkarmış ve bu albümü hazırlarken özgün çalışmışlar, kendi tarzlarını yansıtmışlar. azizim bu albüm öyle güzel ki şarkı birbirinden lezzetlidir, metal dünyasında da büyük beğeni toplamıştır.
the gallery albüm çalışmaları sırasında grubun vokali ayrılmış ve in flames grubuna transfer olmuştur. yalnız grubun yükselme aşamasında kendisinin emeği de çoktur. hakkı ödenmez hiçbir zaman. her neyse, sonradan the mind's ı albümünü çıkarmışlar bu albümde sevilmiş metal camiasında ama bu albümden sonra çıkardıkları albüm, yani projector dark tranquillity hayranları tarafından eleştirilmiş lakin sonradan da çok beğenip en güzel albüm ilan etmişler. ilginç tabi.
her neyse, grup sonra haven, damage done, character albümlerini piyasaya sürmüş ve hayran kitlesi iyice artmıştır. albüm eleştirmenlerinden de tam not almıştır. şimdi bazı grup üyeleri gruptan ayrıldı, eski tadı kalmadı ama zamanında cidden konserlerde fırtınalar estiren bir grupmuş. ne diyelim ki? eskiden her şey daha güzeldi, aynı dark tranquillity gibi…
şunu eklemeyi unutmuşum. ekleyeyim. bu grubun en çok sevdiğim albümü damage done’dir. çünkü bu albüm tam anlamıyla olan bir melodic death metal albümüdür. albümün içindeki bazı şarkılar cidden çok güzel herkese tavsiye ederim. misal format c: for cortex, single part of two, the treason wall gibi gibi. bu şarkılar dibine kadar melodic death metal türünün hakkını verir.
devamını gör...
atiye
3. sezonu bugün yayınlanacak olan netflix türkiye orjinal yapımı dizi. ben 2 sezonunu da ilk çıktığı gün izledim. güzel mi güzel. oyunculukları çok beğenmesem de konu orjinal. netflix son zamanlarda paralel evren, quantum fiziği, kelebek etkisi (kaos teorisi) gibi konuları çok fazla işliyor. bu konuları bir türk yapımında görmek benim için çok heyecan verici ve gururlandırıcı bir şey. dizide göbeklitepeden arkeolojiye, astronomiden bektaşiliğe, paralel evrenden quantum fiziğine bir çok konuya değiniliyor. bahsedilen konularda bilgi sahibi olarak izlemek çok daha verimli hale getiriyor diziyi. en önemli özelliği beren saat'in başrol oynaması gibi lanse edilmişti, inanılmaz da reklamı yapılmıştı bu yönde ancak bence dizinin en vasat yanı beren saat'in oyunculuğu. konu çok daha muazzam.hem de dünyada bir çok ülkede yayınlanması sebebiyle göbeklitepe'nin dolayısıyla ülkemizin tanıtımına büyük katkı sağlamıştır. ben yeni sezona henüz bakmadım ama ilk iki sezon itibariyle netflix türkiye'nin iyi dizilerinden diyebilirim. mehmet günsur diziye mükemmel bir hava katıyor. mehmet günsur'un başrolünü oynadığı kanaga isimli bir mini dizi daha var bu konularla alakalı ki o çok ses getirmese de bence çok çok daha iyi bir yapımdı. mehmet günsur yapımcılığını da yaptığı kanaga dizisinde de yine bir arkeolog ve yine gizemli olayların peşinden gidiyor.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
sıcacık samimi yazarımııız. çiçeklere benzemiyor mu sizce de? bana hep çiçekleri hatırlatıyor, en renkli en canlı olanlarından..

varlığıyla mutlu olduğum, güvende hissettiğim bir insandır ayrıca. mümkünse hep aramızda olsundur. sağlıklı ve mutlu günler dilerim*
sevgi ve saygılarımla..

varlığıyla mutlu olduğum, güvende hissettiğim bir insandır ayrıca. mümkünse hep aramızda olsundur. sağlıklı ve mutlu günler dilerim*
sevgi ve saygılarımla..
devamını gör...
yaprak sarma fan kılap
mahlası ile daima midemin kazınmasına neden olan yazar. bir şaka yaptım kendisine, olgunlukla karşıladı gönlümü fethetti.* sonrasında barıştık sarıldık tatlıya bağladık arkadaş olduk. uzun yıllar yazsın efendim ben midemin kazınmasına razıyım. *
devamını gör...
okunması gereken kitaplar
ikinci dünya savaşına ilginiz varsa aşağıdaki gibi olması gereken listedir.
(bkz: heinz guderian) - bir askerin anıları
(bkz: erich von manstein) - kaybedilen zaferler
(bkz: georgiy jukov)- kitle savaşının ustası mareşal jukov
(bkz: basil liddel hart) - ikinci dünya savaşı tarihi
(bkz: basil liddel hart) - birinci dünya savaşı tarihi
napayım ben yaa ikinci dünya savaşını bana ne diyorsanız şöyle olması gereken listedir;
(bkz: john fante) - toza sor
(bkz: john steinbeck) - kaygılarımızın kışı
(bkz: heinz guderian) - bir askerin anıları
(bkz: erich von manstein) - kaybedilen zaferler
(bkz: georgiy jukov)- kitle savaşının ustası mareşal jukov
(bkz: basil liddel hart) - ikinci dünya savaşı tarihi
(bkz: basil liddel hart) - birinci dünya savaşı tarihi
napayım ben yaa ikinci dünya savaşını bana ne diyorsanız şöyle olması gereken listedir;
(bkz: john fante) - toza sor
(bkz: john steinbeck) - kaygılarımızın kışı
devamını gör...
louis aragon
beni korkunç yalnızlığımın içerisine çekmekte oldukça başarılı fransız, gerçeküstücü şair. *
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
devamını gör...
samimi olunmayan kişinin 1000 tl borç istemesi
normal.. samimi olsaydık bilirdi bin telem olmadığını.. teşekkürler
devamını gör...
türk insanının beceremediği şeyler
yapıcı eleştiri yapmak,
güzellikleri takdir etmek,
motivasyon sağlamak,
kadın -erkek ilişkilerinde samimiyeti farklı algılamamak,
kurallara uymak,
tarihi, kültürü,doğayı, kadınları ve çocukları korumak.
güzellikleri takdir etmek,
motivasyon sağlamak,
kadın -erkek ilişkilerinde samimiyeti farklı algılamamak,
kurallara uymak,
tarihi, kültürü,doğayı, kadınları ve çocukları korumak.
devamını gör...
ya kızım beni deli etme ben aradığımda o telefon açılacak diyen erkek
aman aman aman pu pu pu
''oldu paşam. başka bir emriniz var mı?'' şeklinde karşılık verilmesi gerekilir.
''oldu paşam. başka bir emriniz var mı?'' şeklinde karşılık verilmesi gerekilir.
devamını gör...

