kesinlikle pirinç pilavı.
devamını gör...

durum öyküsü* kişilerle ve içsel dünyayla alakalıyken olay öyküsü* adından da anlaşılacağı üzere olaylar zincirine bağlıdır. ortaya insanları heyecanlandıran, meraklandıran tutarlı bir hikaye atmak, iç dünyayı anlatmaktan çok daha zor bana kalırsa. herhangi bir kişi olarak güzel bir durum öyküsü yazabilirim ama olay öyküsü için ciddi çabalamam gerekir, çoğu insanda da bu böyledir. olay öyküsü yazarlarına çok saygı duyuyorum efendim.

bir dakika.. sanki bu konuyu başkalarıyla daha önce tartışmış gibi hissettim hem de küçükken. deja vu oldum, ilginç. gerçekten tartıştım mı acaba?
devamını gör...

6. sınıftaydım. ortaokulun ilk yılı. ilk defa sınıf öğretmenini terk etmiş, ders ders değişen branş öğretmenlerine terfi etmiştik.
ilk sınav. tabii tanımıyoruz öğretmenleri bu konularda.
sosyal bilgiler öğretmenimiz "macır hayrullah" aynı zamanda trafik dersimize de giriyordu. trafik sınavında çantadaki defterden baka baka 80'i doğrultmuştuk.
nereden bilebilirim ki adamın asıl branşında külyutmaz kesileceğini.
geldi çattı sosyal bilgiler sınavı. tabi ben döşedim kopyaları. kağıda, silgiye, kaleme, kalemliğe, sıraya.. kafaya koydum bu adam mal, her türlü kopya çeker 100'ü yapıştırırım.
daha sınavın ilk dakikalarında ben malı; çıkarmışım koca a4 kağıdını, katlarını açıyorum haşır huşur sesler çıkıyor dizimin üstüne koyuyorum. neymiş efenim dizime baka baka dolduracakmışım sınav kağıdını! bok doldurursun, daha ilk cümleyi geçirirken bir el uzandı gözümle dizimin arasına. kafayı kaldırmamla hayrullah'ın kulağıma asılıp marsa doğru çekiştirmesi bir oldu. kulağımın kafamdan ayrılmasına engel olmak için çekiştirilen yere doğru koşar adım gitmek zorunda kalmıştım, kendimi tahtanın önünde buldum.
- eyyllahım baa çücuk, sen naa kopya çekarsın baa. (sol yanağa şamar)
- eyyllahım baa bu naasıl şey baa (sağ yanağa şamar-kulakla karışık)
- sen utanmaz mısın baa (sol yanağa ters şamar)
- sen, sen sen nassıı bi çücuksun baa büüle (kulağımdan çekerek kafamı iki kere tahtaya vurdu ibine)
- git yerina baa, git göözümün önünden.
(koşar adım yerime doğru gidiyorum ama dünya dönüyor, yediğim sopanın beynimdeki etkisi hala devam ediyor)

neyse efenim yerime geçtikten sonra, diğer kopya bölgelerime başvurup kağıdı yine dolduruyorum.
böyle bir anı işte.
devamını gör...

bugün üzerinden 568 yıl geçmiş olan olay.

konstantinopolis zaten defalarca farklı milletler tarafından kuşatılmış ve alınamamıştı, çünkü halkın inancına göre tanrı ve theotokos* tarafından korunmaktaydı. bir efsaneye göre ayasofya'nın inşaası sırasında iustinianus bir meleğe ayasofya'yı koruyacağına söz verdirmişti ve o melek kenti koruyordu. avar kuşatması sırasında ise surlarda gezdirilen meryem ikonası avarlar'ı püskürtmüştü. bunların çok da doğru olmadığı 1204'teki latin işgali ve sonrasında kentin tekrar romalılar tarafından ele geçirilmesi sırasında anlaşıldı, çünkü şehir iki kez düşmüş oldu. bundan sonra 1453'e değin yine pek çok kuşatma olsa da şehir düşmedi ve 15. yüzyılda roma imparatorluğu'nun başkenti olarak varlığını sürdürmeye devam etti.
sultan ikinci mehmed'in ise belki diğer tüm kuşatmacılardan daha büyük bir ideali vardı: roma imparatorluğu'nun başkentini kendi başkenti yapmak ve yeni roma imparatoru olarak doğu ve batı'ya hükmetmek. çünkü antik imparatorluk anlayışına göre tek bir imparatorluk ve tek bir imparator vardır. bu önce pagan roma imparatorluğu, sonra bizim bizans dediğimiz hıristiyan roma imparatorluğu idi ve eğer mehmed konstantinopolis'i alırsa üçüncü imparatorluk müslüman bir roma imparatorluğu olacak, mehmed acem diyarından britannia ve hispania'ya kadar uzanan eski imparatorluk topraklarında hak sahibi olacaktı.
mehmed han bu idealini gerçekleştirmek için gözünü karartıp büyük bir donanma ve muhtemelen o dönemde görülmüş olan en büyük orduyu topladı, bilimsel yayınlar bu ordunun yaklaşık 80 bin askerden oluştuğunu söyler. konstantinopolis'i savunanlar ise bir avuç bizanslı, giovanni giustiniani komutasında bir ceneviz kumpanyası, papa'nın çok büyük yardım göndereceğim diye gönderdiği 200 napolili okçu ve osmanlı şehzadesi prens orhan'ın emrindeki hıristiyan türkler ile birlikte 8 bin kişiden ibaretti. mehmed han kentin teslim edilmesini ve halkın mora'ya gönderilerek imparatorun mora despotu olarak hüküm sürmesini birkaç kez teklif ettiyse de imparator konstantinos palaiologos "şehrin kaderinin kendi kaderiyle aynı olacağını ve tarihe şehrini teslim eden imparator olarak geçmeyeceğini" söyleyerek bu teklifleri reddetti. bu sırada kentte de pek çok bürokrat ve siyasi de imparatorun kentten kaçırılmasını ve başka bir yerde gücünü topladıktan sonra şehri geri almasını savunuyordu, tıpkı 1204'ten sonra nikaia'ya sürgüne giden ve sonra şehri geri alan iznik imparatorları gibi. ancak konstantinos bunların hepsini reddetti ve gücü yettiği kadar şehrini savunmaya karar verdi.

kuşatma uzadıkça iki taraf da yorgun düştü, bizanslıların ölenlerin yerine koyabilecekleri askerleri yoktu, türklerin büyük topları vardı ve sayıları çok fazlaydı. ancak çandarlı halil ve taifesi de kuşatmanın çok uzadığını ve kaldırılması gerektiğini söyleyerek türk tarafında huzursuzluk yaratmaktaydı. ne olacaksa bir an önce olmalıydı ve iki taraf da kanlarının son damlasına kadar dökmeye karar verdi.

29 mayıs günü bizanslılar bir avuç kalmış, haliç'teki zincir gemiler karadan yürütülerek geçilmiş; bir önceki gece de ayin sırasında ayasofya'dan yükselerek gökte kaybolan bir ışık huzmesi kenti koruyan meleğin gittiğini, şehrin düşeceğini haber vermişti. kentin kaderi çizilmek üzereydi ve türklerin son hücumu, romalıların son savunması başladı.

surlar birkaç yerden geçilse de türkler hala şehre girememiş, azapların hızla şehit düşmesiyle yeniçeriler bile gırtlak gırtlağa mücadeleye dahil olmuştu. mehmed elindeki tüm kozları kullanmakta kararlıydı. bu sırada giustiniani ise askerleriyle müthiş bir savunma vermekteydi, ta ki yaralanıp ceneviz gemilerinden birine taşınana dek. komutanlarının yaralanması ve hatta ölmüş olduğunun düşünülmesi ceneviz askerlerinin hızla dağılmasına ve yeniçerilerin kente girmesine sebep olmuştu. durumu gören imparator konstantinos, şehirden kaçma teklifini son bir kez reddederek tacını ve pelerinini çıkararak kılıcını çekmiş ve sıradan bir asker gibi kalan askerleriyle birlikte yeniçeri kalabalığının üzerine atılmıştı; bu son roma imparatorunun son görüldüğü andı. o gün şehir düştü, imparatorun cesedi bulunamadı. bazı efsanelere göre artık fatih sultan mehmed olan mehmed han imparatorun cesedini imparatorlara özgü kırmızı çizmelerinden teşhis ettirmiş ve bu yüce komutana yaraşır bir imparatorluk seremonisiyle defnetmişti. diğer bir efsane ise imparatorun cesedinin surlara asıldığı, ancak ilki çok daha dokunaklı ve fatih'in kişiliğine daha uygun bir davranış olurdu.

fethin ertesi günü sultan mehmed ayasofya'da patriğin elinden roma tacını giyerek doğu ve batı'nın basileosu oldu. dünyanın en uzun süre ayakta kalan imparatorluğu roma ise kimisine göre yok oldu, kimisine göre osmanoğullarına geçti.

bir de kuşatma sırasında yaşananlar arasındaki favori hikayelerimden birini anlatayım. batı'dan yardım gelip gelmediğini görmek için küçük bir bizans gemisi kuşatmayı yarar ve midilli açıklarında demirler. üç gün boyunca ufku gözleyip yardım gelmediğine kanaat getirince tornistan yapıp kente dönmeye karar verirler. bu sırada tayfadan birisi "aman abi deli miyiz, şehir düşecek, biz hazır kaçtık niye geri gidiyoruz" diye müthiş bir düşünce ortaya atar ve neticesinde direğe bağlanarak şehre geri gelene kadar dövülür.
devamını gör...

sherlock'tan esinlenerek yapılmış en iyi dizi film. 2004–2012 arası 8 sezon 176 bölüm yayınlanmış hastane, drama dizisi. yazar david shore, başrol hugh laurie. en çok izlediğim dizi-film. ilk 3 sezonunu 4-5 defa izlemişimdir. sonraki sezonları da birkaç defa. ilk 3 sezonun orijinal dvd lerini almıştım. iki tane alman yazar diziyle ilgili kitaplar yazmıştı almıştım. hatta hugh laurie polisiye roman yazmıştı da onu da almıştım. aklı, düşünceleri, hayata bakışı, yaşam tarzı, giyim kuşamı, evi, mesleği, sevdiği müzikler... izlediğim binlerce dizi film içinde en sevdiğim karakterdir. hatta yazarları ve kitap karakterlerini de katayım. sadece bu dizide kullanılan şarkıları dinleseniz müzik zevkiniz gelişir. bittiğinden beri (2012) hiç izlemedim ama ölmeden 4-5 defa daha izlerim umarım.

daha önce yazmış olduğum bir yazıyı düzelterek paylaşayım;

sir arthur conan doyle sherlock karakterini yaratırken ilham aldığı kişi adli tıbbın öncülerinden profesör doktor hocası joseph bell'dir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

agatha christie romanlarındaki dedektif hercule poirot da sherlock karakterinden esinlenerek yazılmıştır fakat hercule poirot biraz daha farklıdır; sherlock dikkat üstünlüğü sayesinde olayları çözerken poirot topladığı bilgilerle çözer ama esin kaynağı sherlock'tur. poirot'un john h. watson'ı ise arthur hastings'tir. poirot ile ilgili yapılmış en iyi iş agatha christie's poirot.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

maurice leblanc > arsene lupin karakterini yaratırken marius jacob adlı hırsızdan etkilenmiştir. birkaç romanında sherlock karakterini kullanmıştır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

peyami safa da cingöz recai karakterini yazarken arsene lupin'den esinlenmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

monk dizisi agatha christie's poirot dan esinlenme, poirot da sherlocktan.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

günümüze kadar sherlock'tan esinlenerek birçok karakter ve kitap yazıldı, onlarca dizi film çekildi.

mesela orson welles in the touch of evil filminde canlandırdığı polis sherlock, arkadaşı olan polis ise watson gibidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

steven moffat ve mark gatiss in yazdığı sherlock en güzel modern uyarlamasıdır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

house ise joseph bell'dir aslında, yani conan doyle'un sherlock u yazarken ilham aldığı doktor hocası. dizideki en yakın arkadaşı james wilson karakteri watson, wilson'ın hastane odasında asılı olan film afişi the touch of evil'dir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

house bence sherlock un ulaştığı en üst karakterdir...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tek canımı sıkan sözlük özelliği.

şöyle ağız tadıyla bir okuyup beğenme saati yapamıyorum. 'sen yine oku engelleyen mi var?' diyeceksiniz. yahu olmuyor öyle. çok beğeniyorum, dibim düşüyor ya da kahkaha atıyorum bunu yansıtmayayım mı? hadi yansıtmadım diyelim. refleksle elim beğeniye gidiyor ve sürekli 'hele bir soluklan yiğidim.' ya bana ne bana ne? püfff.

gün içinde sürekli okuma yapamıyorum kendime okuma için ayırdığım özel saatlerim var. ondada bu deli bozuk özelliğe takılıyorum. kırdın ha kırdın hissiyatı yaratıyor bende. sizin bana travma yaşatmaya ne hakkınız var ya???

bence bu kadar katı olmamalı. ben beğenmek istiyorum arkadaş niye bu canım hakkı elimden alıyorsunuz. bunu protesto ediyor ve yaklaşık 1,5 dakika sözlüğe girmeme kararı alıyorum. (allahım inş dayanabilirim nütfen nütfen.) şimdi başladı 1,5 dakika sonra görüşürüz.
devamını gör...

başka insanları kendinizi tanıdığınızdan daha fazla tanıyamazsınız. kendinizi tam anlamıyla tanımak için ne kadar çok çabalarsanız, başkalarını daha iyi tanımaya da o kadar yaklaşırsınız.
devamını gör...

mültecileri, potansiyel eş/sevgili/seks aracı olarak gören zihniyetlerin açtığı başlık. çünkü hayata tüm bakış açıları bununla sınırlı.

bu insanlara uzun uzun; eğitimsizliklerini, suç potansiyellerini, ileride beka sorununa sebep olabileceklerini, vergilerimizin bunları beslemek için harcanmasını, nüfus artışıyla dolaylı yoldan kira/ev fiyatları başta olmak üzere başta olmak üzere tüm gıda ve giyim/ayakkabı gibi birincil ihtiyaçlarınızın fiyatlarının dahi artmasını anlatmaya çalışmayın.

çünkü hep 50 liralık alıyorlar, onlar için değişen birşey yok.
devamını gör...

berberice bir masal.

ıdir ~ a vava inouva

devamını gör...

yitirileceği vardır. ben en yakın arkadaşlarımla kaç yıl uzaktan arkadaşlık ettim, kimi okul arkadaşımla skype whatsapp üzerinden yakınlaştım. insan ilişkileri emek ister. ondandır ki karşı taraf niyet etmiyorsa en güzeli hiç zorlanmaması.
devamını gör...

18 yılda ülkeye verdiği asırlık zararla tarih kitaplarında anılacak olan siyasetçidir.
devamını gör...

"siyasetten bıktım, biraz da şununla ilgileneyim dediğiniz ne varsa gelip onu da s*kecekler. nefes alamayacaksınız."
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
arka bahçemiz;
devamını gör...

bunu savunan arkadaş, 25 mayısta kaydolmuş ve kendi nickaltına 2 tane tanım girmiş.
devamını gör...

gece gece korkuttun iko. bir an beyaz ışığı gördüm.
devamını gör...

muzei uygulaması her gün yeni bir sanat eserini telefonuma duvar kağıdı yaptığı için hiç uğraşmadığım hede. bugün modigliani var.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel amedeo modigliani - young girl seated (1918)
kaynak:wikiart
devamını gör...

alman ikiliği olarak da bilinen siyasi terim.
avsutuya ve prusyanın almanyada egemen olmak için mücadelesi için kullanılmıştır. öyle ki bu iki ülke neredeyse tüm siyasi olaylarda birbirinin zıttı olmuştur.
prusya protestanken avusturya katoliktir.
prusya kendi çatısı altında bir imparatorluk isterken avusturya da kendi çatısı altında bir imapartorluk istedi.
prusya rusya ile dostken avsuturya düşmandır.
prusya fransa ile düşmanken avusturya dosttur.
devamını gör...
(tematik)

bunu azaltmak ve kontrol etmek için (bkz: liste) tutuyorum:
1*alıp kullandıklarım
2*alıp kaldırdıklarım
3*almayı planladıklarım
4*araştırdıklarım

2. yöntem de,karşılaştırma yapmak:
özelliklerine göre farklı kalemler,
ihtiyaç veya eğitim veya yazı talimi veya tasarım gibi nedenleri sorgulamak da fayda veriyor.
devamını gör...

küçük bir sahil kasabası, yemyeşil bahçeli bir ev, birkaç kedi, minik bir masada sıcacık kahvem ve yazımında son aşamaya geldiğim kitabım. akşamında kocaman bir sofra etrafında dostlarım, huzur, mutluluk, aşk güzel olan ne varsa bu hayale sığdırdım.
devamını gör...

e bunlar düpedüz bidon kafalılar.. akapeliler de kaçıyor memleketten gayrı.
şu ifade tipoloji için önemli:

söz konusu pasaportları almanya’ya vardıktan sonra ellerinden alındığını ifade eden h.g., “bir kimlik kullanmama gerek yok. kimse bilmiyor ki benim burada olduğumu. almanya benden habersiz…. valla zor olmuyor. kaçak gibi yaşamıyorum. geziyorum da, dolaşıyorum da… kimse sormuyor ki bana sen kimsin, nesin diye… bir bekar evinde kalıyorum arkadaşlarla. inşaatlarda çalışıyorum. bir sorun yaşamıyorum şu anda….”


edit: yani bakıyorum, bu adamlar kolaylıkla gidebiliyorlar böyle bir pandemi döneminde.. vasıf yok, eğitim yok, dil yok yani dört başı mamur tipik bir götünün kılıyım tarzı adamlar.. belki seçimlerde gidecek konsoloslukta oy da verecek bu dayılar.. hatta belki ''almanya''da etin kilosu 150 tl'ye geliyor diye almanya'yı eleştirecek.. hatta mitinglere katılıp 4 parmak sallayacak filan.. ne garip lan!
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim