artık dayı demesen mi ezel.
devamını gör...

kitap ve hediyeler.
devamını gör...

insanın suratına tokat gibi tebessüm çarpan şarkıdır.
müziğin üstünde usul usul yürüyen sözler sizi mest eder.
bu şarkıyı dinlerken ihya olmamak ne mümkün değerli dostum ivan değil mi.
devamını gör...

islamiyet evet barış dinidir, amma bunu bozan, kur'an'ı kerim'in emirlerine uymayan, yine insanlar bunun islamiyet ile bir ilgisi yoktur, tıpkı hıristiyanlık ta olduğu gibi, tevratta yazdığı gibi , incil'le ve tevrat a inanlar ne kadar barışçıl ise müslümanlarda o kadar barışçıl.
bugün ineğe, put'a tapanlar , hindistan'da, asya'da hemen hemen her gün müslüman kanı akıtıyor, avrupalı, amerikalı hıristiyanların hangi sömürgesi ne barış getirmişler? sizden ricam siz inanmıyor olabilirsiniz , saygım sonsuz ama aynı saygıyı benim gibi inanlara göstermeniz.
hayırlı cumalar , hayırlı günler diliyorum.
devamını gör...

her yerine yürüyerek gidebileceğiniz,görülmesi gereken şirin ilçe.pazarı güzel,ürünleri lezzetlidir.salatası tatmaya değerdir.yazın giderseniz günlük kiralık evimiz var diyen insanlara rastlarsınız.rahmetli barış akarsu'nun heykeli ve kabri buradadır,hüzünlenirsiniz.
devamını gör...

az önce istemeden yaptığım şeydir. çok gıcık oluyor farkındayım ama boş boş otururken elime telefonu almışım, mesajı görmüşüm yani ne diyebilirim ki. o anda koltukta oturup telefona bakıyorum. bunu mu yazayım aynen. aramda samimiyet olmayan kişilere cevap olarak iyiyim demek daha kestirme geliyor. yoksa samimi biri olsa anlatırım bol bol ne yaptığımı.
devamını gör...

derune-enderune *
devamını gör...

sonuna kadar keko olmaya razıyım ben. canım çekti bak şimdi.
devamını gör...

yine vakti geldi karalamanın.
dışardan baktığında mesafeli, hayat'ım değişmese bile umrumda değil istemiyorum ben bir şey, böyle gayet iyiyim havalarında gezen bir insandan bahsedeceğim. kimdir nedir bilmiyoruz. hayali bir kahraman. her yazarın aslında kendinden parçalar kattığı -çoğunun doğrudan kendini yazdığınıda bilmiyor değiliz sanki- karakterlerden biri diyebiliriz. neyse çaktırmayalım. buradan dostoyevski'nin ne kadar duygusal bir serseri olduğu çıkarımında bulunabileceğimizi de söyleyebiliriz. hay be nereden çıktı dosto? yine girdi araya..

bu karakter var ya sıkıldı artık. yazdı olmadı, okudu olmadı, denedi, aradı neyi ne yapmak istediğini araştırdı, vazgeçti, önemsemedi, çok taktı derken bıktı. yemeyi, uyumayı, şarkı söylemeyi, gülmeyi hatta bir arkadaşla iki sohbet etmeyi bile zorunluluktan yaptı. hayatın akışına uyum sağlayamadı. umut etti içinde belki o da kaybolur diye. gerçekleşmeyen dileklerini tekrar diledi tekrar hepsine küfretti. su akar yolunu bulurdu hani? su mu aktı sanki yolunu bulsun...
itiraf köşesine değil canım karalamaya gir aferin, çok güzel.
devamını gör...

1989 çıkışlı barış manço şarkısı.. türk müziğinin gelmiş olduğu en yüksek zirveyi temsil eder. introsu, ritmleri, sözleriyle bir rüya gibidir. barış manço 'nun müzikal yeteneğinin gerçek yansımasıdır..
devamını gör...

sözlükteki başlıklar benim için can sıkıcı bir hal almaya başladı. yok bakire olmayan kadın yok tayt giyen kadın yok efendim kadınları obje olarak görüyorum... bu kadar sığ mısınız, açacak başka başlık kapasiteniz mi yok? iki bir şey yazalım diye giriyoruz sinirimiz bozulup çıkıyoruz. gündemdekilere bak. bilerek yazmamayı tercih edip isyanımı buradan belirtmek istedim. ama insan daha da farkına varmış oluyo böylelikle. bakire kadın olmazsa evlenmiyo musun evlenme kardeşim sende bakir ol ama ikiyüzlülük yapma.
sırf rahat diye giyilen tayta edilen laflara bak. üzerine uzun bir şey giysen bile iğrenç iğrenç atılan bakışlar var. mağara da mı yaşıyosunuz nedir. ne rahatsız ediyo sizi kadınlar ya. yazık cidden. eğer biri bir cinsiyetteki kişi için böyle şeyler söylüyo ve düşünüyosa orda bir sıkıntı var demektir. erkek için de kadın için de. böyle görüyorum ben. burdan engellerim görmem belki ama gerçektekileri ne yapacağız bilmiyorum. bir kadın olarak beni çok rahatsız ediyo.
devamını gör...

13 milyar yıllık sürenin sadece 300.000 yılında mevcut insan formuna rastlamışken 30-40 yıllık hayatında inanması(!) için evrimi gözlemlemesi gerektiğini düşün-ebil-en insan.

ilginçtir ki genellikle bu kişilerde denizleri ikiye bölmek, taşa vurup su çıkarmak gibi konularda inanmak için herhangi bir gözleme ihtiyaç duyulmayabiliyor.
devamını gör...

insanlar varoluş sancılarını ve acılarını azaltmak için tanrı'yı yaratmıştır. ve buna rağmen başarısız olmuştur.
devamını gör...

en sevdiğim hayvan olan, kuşların
resimleri için açtığım başlık.
bu arada, şu an kuşların göçme zamanı.
göçmen kuşlar gitmek üzere.
arada gökyüzüne bakın, göçen kuş sürülerini yakalayabilirsiniz.
geceye bir yalıçapkını bırakıyorum.

benim kendi galerimde kuş resmi yok, çünkü ben onları çekmektense seyretmeyi seviyorum, artı beceremiyorum. çok özen isteyen bir iş.
bulduğum resimler, kuş gözlemcilerinden.
iyiki varlar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

america.. where the dreams come true.. size, orada 2 sene yaşamış biri olarak dilim döndüğünce anlatmak istedim. 2 senede 12 eyalet gördüm. hayatımı sürdürdüğüm ve işimin olduğu yer yani hometownım minnesotaydı. amerika kafasında olan yazarcıklara; koşulların nasıl olduğunu, yaşamın nasıl olduğunu, karşılaşabileceğiniz zorlukları dilim döndüğünce anlatacağım.

öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.

2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.

amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.

tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.

insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.

dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.

to be continued
devamını gör...

kalorisi düşük olan bazı yiyeceklerde lezzetli ama alıştığımız ve öğrendiğimiz tatlarla ilgili, mesela çayı şekersiz içmeye başladığınız ilk günleri düşünün, o çayı tuz koyarak da içseniz birkaç gün, ona da alışırsınız inanın, ilk birkaç gün zorla içersiniz sonra canınız artık şekersiz çay ister, o alışma dönemi çok önemli,

ben hayatım boyunca kilo sorunu yaşadım, en uzun süre bozmadan yapabildiğim diyet süresi 2 ay, ve dukan diyeti yaptım, yani bilen bilir unsuz, ekmeksiz, bakliyatsız, meyve bile yok, ve şunu söyleyebilirim, baklava bile görsem tadını hatırlamadığım için canım istemiyordu, ekmek, makarna filan onlarıda öyle, peki niye bozdum, gittim gofret çikolata filan aldım, resmen can sıkıntısından bozdum, onları yediğimde yaşadığım keyifi özledim, ve ilk yediğimde kağıt yemiş gibi oldum inanın, resmen zorla hatırlattım kendime şekeri, şu an anlıyorum ne kadar büyük bir hata yaptığımı, ne kadar zor birşeyi sürdürebildiğimi.

sanırım 90 günde bir daha dönmemek üzere yeme alışkanlığınızı değiştirebiliyormuşsunuz, yani beslenme şeklinizi bozmayıp ama canınızda istiyorsa, bağımlı bağımsız denen birşey var, yani hala bağımlı oluyorsunuz, yemeseniz bile, bu döngü 90 günde kırılıyormuş,
ben bu arada bir parça ye yine diyenleri de anlamıyorum, bir parça nedir yani, hiç yeme daha iyi, tekrar diyete devam edeceksen, niye uyandırıyosun uyuyan devi, yani dişimizi sıkıp 3 ay dayanabilirsek, neye alışırsa vücut, acıkınca onu istiyor,
yani sebzeyle de doyuluyor, bunu eski bir etcil olarak söylüyorum, diyetlerden dolayı etten de bıktım, sebze de nebe onunla karın doyarmı etsiz derdim, doyuluyor arkadaşlar, çok da güzel doyuluyor, yine en sağlıklı besin sebze.

maalesef bizde poaçalarla keklerle büyüdüğümüz için, her köşe başında vitrininde pastalarla pastaneler olduğu için, bilinç olarak da, damak tadı olarak da, değişim çok zor, ben şu an uğraşıyorum bakalım, hiç öyle arada bir tane bir parça filan yememek üzere, değiştirmeye çalışıyorum, ilk iki denemem başarısız oldu, ama denemeye devam ediyorum, başardığım zaman editlerim, başlık açarım, az buz birşey değil, çarşaf çarşaf ilan edicem, kitabını bile yazarım.
devamını gör...

acı ya da sevgi. ikisi de çok güçlü ve yapmam dediğiniz şeyleri bile yaptırabilirler bence.
devamını gör...

alayı tırışka güruh.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bana çok enteresan gelen hastalık. çok zeki insanların, düşüncelerinin hızına yetişemediğinden böyle olduklarını düşündüğüm ve o zekaya hayran kalmamamın elimde olmadığını belirtmek isterim. hayranım zekalarına. özellikle canım kurgusal karakterim david caigne - olasılıksız kitabındaki. sen nasıl bir dehasın yahu. insanın salyası akıyor.
devamını gör...

suç üstü yakalandım sanırım
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim