küçüklüğümden beri biraz içli bir çocuktum. kimsenin arkadaşlık yapmak istemediği insanlara kıyamaz oyuna dahil etmek için elimden geleni yapardım.
birinin ağladığını gördüğümde hemen ben de hüzne kapılır iç çekmeye başlardım.
mesela bir gün tv başında haberleri izlerken 9 yaşında bir kız ile 13 yaşındaki ablasının soba gazından zehirlenerek öldüğünü dinlerken annesinin nasıl bir üzüntü içinde olduğunu düşünüp gözümden yaşların akmaya başladığını fark ettim. ve bu 99 depreminde, soma faciasında ve nicelerinde aynı şekilde devam etti.
başkasının derdini taşımak zor gelmese de kendi kırgınlıklarımı tek başıma atlamazdım bir türlü. bu yüzden canım ne zaman yansa koşup annemin kollarına sığınıyordum. ben ağlarken annem bir yandan sakinleştiriyor bir yandan da benimle göz yaşı döküyordu.
işte bir gün yine canım çok yandığında annemi aramak istedim. sonra düşündüm ki her kederim onu benden çok etkliyordu. kıyamadım. oturdum bir kaldırım kenarına, göz yaşlarım tükenene dek bekledim. sonra kalktım, yoluma devam ettim. üzüldüğümde başkalarının canını yakmamayı öğrendiğimde fark ettim ki 'evet, ben artık büyümüş tüm.'
devamını gör...

nickim.
devamını gör...

çocukluk kabusumuz.
devamını gör...

yol dediğin yol gibi ulaşmalı bir yere, biz dön babam dönelim geliyoz aynı yere.bu döngü kısır döngü başı var da sonu yok..amaniiin..geleceği varsa da gelmez artık...
devamını gör...

fişini takıp açılmasını beklemek. daha ötesi yok sanırım.
devamını gör...

afrika’da bulunan çirkin görünümleriyle nam salan bu hayvanların beslenme biçimi de pek hoş değildir. leş ve çöplerlerle beslenen marabu leyleklerinin özellikle son zamanlarda insanlara da alışmasıyla beraber şehir kenarlarına inerek oradaki çöpler ile beslendiği de görülür. tabii çoğu insana hoş gelmeyen bu beslenme biçimi doğa için mucize niteliğinde. zira bu sayede hem yırtıcı hayvanlar yüzünden afrika ovalarını kaplayan leşlerin hastalık yayması engellenirken hem de çok daha temiz bir çevreye sahip oluyoruz. kanat açıklığı 2,5 metreyi geçen marabu leyleği 4.000 metreye kadar yükselebilen iyi bir uçucudur da. boğazındaki koca kesenin biyolojik işlevinin ne olduğu sorusu ise hala gizemini korur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...



sözleri ahmed arif'e ait olan, sevdiğim bir şarkı.
devamını gör...

keyifle takip ettiğim, radyo yayını sayesinde sesini duyma şerefine nail olduğum bir yazar.. kadınlar güzel şeylere imza atınca, okunası yazılar yazınca daha da keyifleniyor, mutlu oluyorum.
bu yazarın mahlasını görünce yazmış gene ''asi kız'' diyorum nedendir bilinmez. bir parça yakınlık ve çokça cesaret bulduğum yazıları var. kaleminiz daim olsun sevgili yazar.. *
devamını gör...

bir şeyleri sakladığı düşünülen kişinin sakladıklarını söylemesi için kullanılan cümle.
devamını gör...

bakın arkadaşlar. profil olarak sekiz dokuz gibi uykusu gelen ve ses kaydı almaktan deli çekinen bir insan olarak her perşembe oturup bu programı dinliyor ve ses kaydı attıysam bilin ki bu programda şirinleri görüyorsunuz. #925798 da size direktifler verilmiş artık bunları uygulamak boynunuzun borcu. sırf ismi uzun yazarın hatrına yollanılır ki program çok güzel. o kadar güzel ki geçtiğimiz bölüm neredeyse bütün sözlük ses kaydıyla yığılma yarattı. samimi söylüyorum bir kendi programını dinliyorum. ayrıca orkide sevin tamam mı ben yine şarkıyı orkide severlere yollayacağım çünkü. orkide sevmeyi şart koşuyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben herkese kitap alıyorum; sevgiliye, dosta, arkadaşa, akrabaya... vb. bence en iyi hediye kitaptır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

konu sabahattin ali ve eserleri olunca içimde bitmek bilmeyen bir yazma isteği ve heyecanı oluyor. küçüklüğümden beri böyleyimdir ben zaten. çok sevdiğim ve ilgi duyduğum konularda hızlı konuşmaya, hızlı yazmaya, içime sığmamaya başlarım. işte aynı şey sabahattin ali hakkında konuşurken de oluyor. aslında çok fazla şey yazmak istiyorum fakat çok da çekiniyorum. çünkü biliyorum ne yazsam eksik kalacak.

sırça köşk, sabahattin ali'nin öykü kitaplarından biri. araştırmama göre ilk baskısı 1947'de çıkmış. içerisinde 13 öykü, 4 tane de masal bulunuyor. diğer 3 romanı kadar herkes tarafından bilinmez belki fakat hatırı sayılır okuyucusu vardır. öykü okumayı sevenler zaten okumuştur, okumadılarsa muhakkak okumalıdır. öykülerin yazıldığı dönemle şu anki dönem arasında hiçbir farklılığın olmaması insanı üzse de daha bir bağlıyor yazılanlara. çıkarlarını düşünenleri, zengin bir ailenin köpeğinin onda biri kadar iyi şartlarda yaşayamayanları, mahalle baskısının, kitle psikolojinin bir insanı nasıl olmak istemediği birine dönüştürdüğünü bu kısa öyküler sayesinde görüyoruz.

en sevdiğim öykü bahtiyar köpek olmuştu diye hatırlıyorum. masallardan da kitaba ismini veren sırça köşk muazzamdı.

''istediğin kadar güzel resim yap... anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra...''
devamını gör...

armağan: bizim kızlar. akılları fikirleri aşta meşkte, başka hiçbir şey düşündükleri yok. oysa hayatta daha ciddi şeyler de var. bunları niye sana anlatıyorum ki? belki de seni kendime benzetiyorum da ondan. senin de önceliğin okuyup adam olmak. aşk meşk bunların benim için değeri sıfır.
haydar: sıfır bir değer değildir. bir sayı bile değildir. ancak başka bir sayının yanına gelince değer yaratır. tıpkı sevda gibi. sevdanın da tek başına bir değeri yok. ille de biri olmalı. sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır, sevda ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır, büyür.
armağan: sen ne güzel şeyler söylüyorsun böyle haydar.
haydar: biri dese ki, sevdamı al, kendine ekle, bir ömürle çarp sonra sonsuza eşitle. yine değeri sıfır mı olur senin için?
armağan: bilmem ki... bana daha önce kimse böyle bir şey söylemedi.
haydar: bugün biri söylüyor işte.
7.bölüm:)
devamını gör...

kutlu olsun.

tabii ki de değildi mevzumuz 8 ağaç
farkındaydı bunun ethem'i vurup o geri kaçan çevik
arayıştı gezi yokluğunda adaletin
bunu yapmak için olmak gerek deli falan
devamını gör...

başlığı açan da sanırsın olimpos'un sönmeyen ateşi, nerelerdeydin ya biz de seni bekliyorduk...!
devamını gör...

mutluluk
ne ay ışığında
ne de güneşin doğuşunda
ne bir deniz kıyısında
ne de masmavi gökyüzünde
ne bir insanın kollarında
ne de herhangi bir maddede
hissedebildiğin kadar mutlusun
mutluluk zihninde.
devamını gör...

#409459 entrysine tebessüm ettiğim ve ben hiç çaylak olmadım ama nickaltımı gördünüz sevgili yazar * demek istediğim .olsun ne yapalım siz yine de güzel yazılarınıza devam edin aynı benim yaptığım gibi * .
devamını gör...

yeni bir yazar
ve ilk nick altı. *
aramıza hoş geldin yazarım.
bir tane tanımında utangacım diye yazmışın, burda kimse gözüne gözüne bakmaz müsterih ol, çok da açılma ama rica edecem. *
takipteyim.
keyifli sözlükler.
devamını gör...

renklerin kaynağından değil ama bunu algılayan insanların gözlerindeki reseptörlerinin ve beyindeki nöronlarının farklılığı ile olabileceğini düşündüğüm ihtimaldir.

mesela sizin kırmızı diye adlandırdığınız rengi ben başka bir renk olarak görüyor ama yine de adına kırmızı diyor olabilir miyim? uzak bir ihtimal ama yine de olabilir.

sadece farklı olarak da değil, kontrast olarak da farklı görüyor olabiliriz. mesela ben mavileri belki de daha soluk görüyorum, bir başkası daha koyu görüyor, bir başkası da daha da koyu görüyor olabilir.

sanırım hiç bir zaman tam olarak birbirimizin bakış açısıyla göremeyeceğiz dünyayı. zaten dünyadaki bütün problemler de buradan çıkmamış mıydı?
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim