çilek yiyim ama muz tadı gelsin
devamını gör...
kadınlar tarafından yönetilen ülkelerin daha müreffeh olması
anaerkil toplumların daha özgür, daha esnek, daha mutluluk odaklı olduğu sosyolojik bir tespit olduğu için mümkün olan durum.
türkiye olarak, belki de eski beri zengin olmayan, kocasına soyadını vermeyen aramalıydık. tansu çiller nevi şahsına münhasır bir abla.
gene deneyelim bence.
türkiye olarak, belki de eski beri zengin olmayan, kocasına soyadını vermeyen aramalıydık. tansu çiller nevi şahsına münhasır bir abla.
gene deneyelim bence.
devamını gör...
dinsiz ahlak
ahlak iyi ve kötü davranışlara ilişkin toplumun üzerinde yazılı olmayan bir mutabakat sağladığı kurallardır. toplumdan topluma değişiklik gösterir. aynı zamanda bir toplumda zaman içerisinde de değişir. mutlak iyi ve mutlak kötü yoktur. toplum için fayda vardır. iyi ve kötünün fonksiyonu insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyerek toplumun düzenini ve devamlılığını sağlamaktır. amaç bireyin mutluluğu değildir, amaç toplumun devamlılığıdır.
ilkel toplumlarda dinler doğanın güçlerini açıklama çabasıdır. bu toplumlarda da ahlak kuralları vardır. örneğin ensest genellikle kötü görülür. küçük ilkel topluluklar ensest ilişki yerine eş bulmak için senenin belli dönemlerinde toplanma yerlerinde buluşurlar. aborjinlerde de bu görülür, kongo havzasında da, berberilerde de (onlar müslüman ama bu gelenek muhtemelen binlerce yıl önceden geliyor). çünkü ensest sağlıklı nesiller elde etmeyi riske eder ve hem içgüdüsel olarak hem gözlemler nedeniyle zaman içerisinde ensest kötü kabul edilmiş ve birbirinden uzak toplumlarda benzer pratikler edinilmiştir.
ahlak kuralları değişken olduğu için bazı toplumlarda “7 göbekten akraba” ile evlenilmezken bazı toplumlarda kuzenle evlenmek normal karşılanabilir.
mısırda firavunlar tanrı horus’un yeryüzündeki cisimleşmiş hali olduğundan haremi olmasına rağmen sıradan bir insanla değil yine bir tanrıyla yani kendi kızkardeşleriyle evleniyorlardı (sakat ve hastalıklı çocuk çok doğuyordu, örneğin 17 yaşında ölmüş tutankamun’un iskelet sorunları vardı ve mezarından bir sürü baston çıkmıştı)
bildiğim bütün topluluklarda yaşlılara saygı gösterilir ve bakım görürler.
yani mutlak ahlak kuralları yok ancak genellemeler de yapılabilir. ensest genelde kötü kabul edilir. çünkü sağlıklı bireyler için böyle olması gerekiyordu.
ahlak toplumun devamını sağlayan bir fonksiyonudur. bu kurallar geleneksel olarak devam eder. ihtiyaçlara göre değişir. belki ileride tembellik çok büyük bir ahlaksızlık olarak kabul edilecektir, şimdilik sadece tasvip edilmeyen bir davranış. belki vücudumuzun bazı bölümlerinin görünmesi ayıp sayılmayacak.
ilave: tek tanrılı dinler ahlakın kaynağı değildir. onlar belli bir bütünlük içerisinde kendi ahlak kurallarını oluştururlar.
ilkel toplumlarda dinler doğanın güçlerini açıklama çabasıdır. bu toplumlarda da ahlak kuralları vardır. örneğin ensest genellikle kötü görülür. küçük ilkel topluluklar ensest ilişki yerine eş bulmak için senenin belli dönemlerinde toplanma yerlerinde buluşurlar. aborjinlerde de bu görülür, kongo havzasında da, berberilerde de (onlar müslüman ama bu gelenek muhtemelen binlerce yıl önceden geliyor). çünkü ensest sağlıklı nesiller elde etmeyi riske eder ve hem içgüdüsel olarak hem gözlemler nedeniyle zaman içerisinde ensest kötü kabul edilmiş ve birbirinden uzak toplumlarda benzer pratikler edinilmiştir.
ahlak kuralları değişken olduğu için bazı toplumlarda “7 göbekten akraba” ile evlenilmezken bazı toplumlarda kuzenle evlenmek normal karşılanabilir.
mısırda firavunlar tanrı horus’un yeryüzündeki cisimleşmiş hali olduğundan haremi olmasına rağmen sıradan bir insanla değil yine bir tanrıyla yani kendi kızkardeşleriyle evleniyorlardı (sakat ve hastalıklı çocuk çok doğuyordu, örneğin 17 yaşında ölmüş tutankamun’un iskelet sorunları vardı ve mezarından bir sürü baston çıkmıştı)
bildiğim bütün topluluklarda yaşlılara saygı gösterilir ve bakım görürler.
yani mutlak ahlak kuralları yok ancak genellemeler de yapılabilir. ensest genelde kötü kabul edilir. çünkü sağlıklı bireyler için böyle olması gerekiyordu.
ahlak toplumun devamını sağlayan bir fonksiyonudur. bu kurallar geleneksel olarak devam eder. ihtiyaçlara göre değişir. belki ileride tembellik çok büyük bir ahlaksızlık olarak kabul edilecektir, şimdilik sadece tasvip edilmeyen bir davranış. belki vücudumuzun bazı bölümlerinin görünmesi ayıp sayılmayacak.
ilave: tek tanrılı dinler ahlakın kaynağı değildir. onlar belli bir bütünlük içerisinde kendi ahlak kurallarını oluştururlar.
devamını gör...
mortaks: yazının dört mevsimi
aşkın üç rengi
bölüm 1
bir varmış bir yokmuş. zamanın birinde gökten üç elmanın düşmediği, muradına eremeyen sahte aşklarla dolu bir dünyada gerçek aşkı arayan, hikayemizin kahramanı olan, bir prens varmış. hadi, gelin bakalım neler gelmiş prensimizin başına.
bu dünya öyle bir dünyaymış ki, herkes güvensiz ve mutsuzmuş. maskeli yüzlerin istekleri bencil ve bireysel, sevinçleri ise sahteymiş. ama nefret, en keskin en yoğun haliyle var olmaya devam ediyormuş. prensimiz de sahte sevgi sözcükleri ile dolu bu dünyada gerçek aşkı yaşamak istiyormuş ve bu isteğinin verdiği şevkle arayışlarını sürdürüyormuş.
günlerden bir gün karşısına ona hissettiklerini yansıtabilecek ayna yürekli bir prenses çıkmış. birbirlerine baktıkları zaman sanki aynaya bakıyormuş gibi hissetmişler. öyle ki ikisi de cemal süreya'nın da dediği gibi: "elden düşme sevdalar değil benim istediğim. ya yüreğinin sahibi olmalıyım ya da hiçbir şeyin." diye düşünümüşler. ama birbirlerinin bu hislerinden ve düşüncelerinden habersizlermiş. yürekleri ne kadar uyumlu görünse de ağızdan, yürek kapısını çalan o sözler çıkmadıkça, o ilk adım atılmadıkça bu aşk dolu serüven başlayamıyormuş. nasıl tanıştıklarının bir önemi yokmuş. çünkü onlar için önemli olan yollarının kesişmiş olması, birbirlerini bulmuş olmalarıymış.
kısa sürede arkadaş olmuşlar. iyi anlaşıyorlarmış, şakalaşıyorlarmış, aralarında bir şeyler varmış ama onlar dostluk zannediyorlarmış. zaman geçtikçe daha da yakınlaşmışlar. birbirlerini koruyup kollamaya başlamışlar. içlerinde bir his varmış ama ikisi de susuyorlarmış. günden güne arkadaşlıkları farklı bir şekile bürünmeye başlamış. karşılıklı olarak hissettikleri duygular, diğer arkadaşlarına hissettiklerine benzemiyormuş. öyle ki bu duygular ağızlarını adeta mühürlüyormuş ve birbirlerine açılmalarına mani oluyormuş.
zaman iplikleri kader makarasına dolanmaya devam ediyorken ömürleri azalıyormuş fakat hissettikleri duygular çoğalıyormuş. buna rağmen kendilerinden bile saklıyorlarmış yüreklerinde yatan gizli gerçeği. onlar kirlenmiş dünyanın beyaz kalpli çocuklarıydı ve elbette onlara zarar vermek isteyenler çıkacaktı. bu iyi ve saf duyguları anlayamayan kıskanç ve yüzlerinde gülen maskeleri olan kötü insanlar, bu iki güzel yüreğe sahip sevdalıları ayırmaya çalışmışlar fakat onların kötülük akan kalplerinden gelen kıskançlık ile sarf ettikleri bu çabalar hep boşa çıkmış ve tüm bu olanlar birbirlerine açılamayan sevdalıların daha da kenetlenmesine neden olmuş.
kader makarasına sarılacak olan ipler azalırken, daha önce bu kadar yoğun bir duygu yaşamamış olduklarından olsa gerek bu hislerinin aşk olduğunu anlamaya başlamışlardı. sürekli arayışı içinde oldukları o duyguyu artık bulmuşlardı. buna rağmen korkuyorlardı, söyleyemiyorlardı.uzun süren bu sessizliğin ardından gecenin karanlık perdelerini yırtarak doğan güneş ile beraber prensimiz artık bu bilinmezliğe dayanamamış ve prensese gidip duygularını açmaya karar vermiş. güneş ışığını kendine yoldaş alarak prensesin kapısına gitmiş. kaybetme riskini göze alarak prenses için atan kalbi elinde, ya şimdi ya da hiçbir zaman diyerek, her şeyi anlatmış. prenses onun bu cesaretinden etkilenmiş olsa gerek o da duygularını açmış. bu konuşmadan ikisi de mutlu ayrılmışlar.
bu dostluğun aslında çoktan aşka evrilmiş olduğunu fark etmeleri uzun sürmemiş.
zaten onları her gören de çok yakıştıklarını söylemiyor muydu? hakları da vardı, çok yakışıyorlardı. fakat onlar birbirlerini bu kadar severken yazgılarına melekler bile üzülüyordu, kaderi değiştirmek istercesine tanrıya yalvarıyorlardı.
edit: merhaba artık bu başlık altında hikayeler yazmaya başlıyorum. bölümlere ayrılmış bu kısa hikayeleri her hafta paylaşmayı düşünüyorum. şimdilik ilk hikayenin ilk bölümü sizlerle umarım beğenmişsinizdir. bu arada bu hikaye @rurouni kenshin ile birlikte yazılmıştır. ikinci bölümde görüşmek üzere*.
bölüm 1
bir varmış bir yokmuş. zamanın birinde gökten üç elmanın düşmediği, muradına eremeyen sahte aşklarla dolu bir dünyada gerçek aşkı arayan, hikayemizin kahramanı olan, bir prens varmış. hadi, gelin bakalım neler gelmiş prensimizin başına.
bu dünya öyle bir dünyaymış ki, herkes güvensiz ve mutsuzmuş. maskeli yüzlerin istekleri bencil ve bireysel, sevinçleri ise sahteymiş. ama nefret, en keskin en yoğun haliyle var olmaya devam ediyormuş. prensimiz de sahte sevgi sözcükleri ile dolu bu dünyada gerçek aşkı yaşamak istiyormuş ve bu isteğinin verdiği şevkle arayışlarını sürdürüyormuş.
günlerden bir gün karşısına ona hissettiklerini yansıtabilecek ayna yürekli bir prenses çıkmış. birbirlerine baktıkları zaman sanki aynaya bakıyormuş gibi hissetmişler. öyle ki ikisi de cemal süreya'nın da dediği gibi: "elden düşme sevdalar değil benim istediğim. ya yüreğinin sahibi olmalıyım ya da hiçbir şeyin." diye düşünümüşler. ama birbirlerinin bu hislerinden ve düşüncelerinden habersizlermiş. yürekleri ne kadar uyumlu görünse de ağızdan, yürek kapısını çalan o sözler çıkmadıkça, o ilk adım atılmadıkça bu aşk dolu serüven başlayamıyormuş. nasıl tanıştıklarının bir önemi yokmuş. çünkü onlar için önemli olan yollarının kesişmiş olması, birbirlerini bulmuş olmalarıymış.
kısa sürede arkadaş olmuşlar. iyi anlaşıyorlarmış, şakalaşıyorlarmış, aralarında bir şeyler varmış ama onlar dostluk zannediyorlarmış. zaman geçtikçe daha da yakınlaşmışlar. birbirlerini koruyup kollamaya başlamışlar. içlerinde bir his varmış ama ikisi de susuyorlarmış. günden güne arkadaşlıkları farklı bir şekile bürünmeye başlamış. karşılıklı olarak hissettikleri duygular, diğer arkadaşlarına hissettiklerine benzemiyormuş. öyle ki bu duygular ağızlarını adeta mühürlüyormuş ve birbirlerine açılmalarına mani oluyormuş.
zaman iplikleri kader makarasına dolanmaya devam ediyorken ömürleri azalıyormuş fakat hissettikleri duygular çoğalıyormuş. buna rağmen kendilerinden bile saklıyorlarmış yüreklerinde yatan gizli gerçeği. onlar kirlenmiş dünyanın beyaz kalpli çocuklarıydı ve elbette onlara zarar vermek isteyenler çıkacaktı. bu iyi ve saf duyguları anlayamayan kıskanç ve yüzlerinde gülen maskeleri olan kötü insanlar, bu iki güzel yüreğe sahip sevdalıları ayırmaya çalışmışlar fakat onların kötülük akan kalplerinden gelen kıskançlık ile sarf ettikleri bu çabalar hep boşa çıkmış ve tüm bu olanlar birbirlerine açılamayan sevdalıların daha da kenetlenmesine neden olmuş.
kader makarasına sarılacak olan ipler azalırken, daha önce bu kadar yoğun bir duygu yaşamamış olduklarından olsa gerek bu hislerinin aşk olduğunu anlamaya başlamışlardı. sürekli arayışı içinde oldukları o duyguyu artık bulmuşlardı. buna rağmen korkuyorlardı, söyleyemiyorlardı.uzun süren bu sessizliğin ardından gecenin karanlık perdelerini yırtarak doğan güneş ile beraber prensimiz artık bu bilinmezliğe dayanamamış ve prensese gidip duygularını açmaya karar vermiş. güneş ışığını kendine yoldaş alarak prensesin kapısına gitmiş. kaybetme riskini göze alarak prenses için atan kalbi elinde, ya şimdi ya da hiçbir zaman diyerek, her şeyi anlatmış. prenses onun bu cesaretinden etkilenmiş olsa gerek o da duygularını açmış. bu konuşmadan ikisi de mutlu ayrılmışlar.
bu dostluğun aslında çoktan aşka evrilmiş olduğunu fark etmeleri uzun sürmemiş.
zaten onları her gören de çok yakıştıklarını söylemiyor muydu? hakları da vardı, çok yakışıyorlardı. fakat onlar birbirlerini bu kadar severken yazgılarına melekler bile üzülüyordu, kaderi değiştirmek istercesine tanrıya yalvarıyorlardı.
edit: merhaba artık bu başlık altında hikayeler yazmaya başlıyorum. bölümlere ayrılmış bu kısa hikayeleri her hafta paylaşmayı düşünüyorum. şimdilik ilk hikayenin ilk bölümü sizlerle umarım beğenmişsinizdir. bu arada bu hikaye @rurouni kenshin ile birlikte yazılmıştır. ikinci bölümde görüşmek üzere*.
devamını gör...
zeytinyağı
içine kekik ilave edilip, ekmekle bana bana yenilesi bitkisel yağ. orijinal zeytinyağı hafif boğaz yakar bu arada.
devamını gör...
annelerin garip huyları
tüm ev işleri bittikten sonra söylenmeye başlar. iş bitmeden söylese kalkar işi yaparım ama iş bitince sadece söylenenleri dinlemek kalıyor.
devamını gör...
ilyada
--- alıntı ---
"ilyada (yunanca: ἰλιάς, ıliás), homeros'un troya savaşı'nı anlatan destanıdır. yunanca'da odise ile birlikte en eski edebiyat olduğu düşünülen epik bir şiirdir. eldeki veriler ışığında homeros tarafından mö 7. ya da 8. yüzyılda yazıldığı düşünülen antik yunan edebiyatının temel eserlerinden biridir."
--- alıntı ---
"ilyada (yunanca: ἰλιάς, ıliás), homeros'un troya savaşı'nı anlatan destanıdır. yunanca'da odise ile birlikte en eski edebiyat olduğu düşünülen epik bir şiirdir. eldeki veriler ışığında homeros tarafından mö 7. ya da 8. yüzyılda yazıldığı düşünülen antik yunan edebiyatının temel eserlerinden biridir."
--- alıntı ---
devamını gör...
bıçaklı saldırıya karşı yapılacaklar
yaşadığımız dönem gereği gerçekten bu konuda neler yapılabilir diye araştırmaya başladım. izmir'de ikamet etmekteyim. şehrin git gide apaçiler ile dolması her an bıçaklı saldırı ile karşılaşabileceğimi bana düşündürdü. birtakım araştırmalar sonucu kayda değer pek bir şey bulamadım. savunma sanatları uzmanları bile bunca yıllık deneyime rağmen bıçaktan çok korkarım diyor. konuya ilgili birtakım videolar mevcut, fakat hangimiz bıçaklı eli tutabilecek onu ters döndürecek yapıdayız bilemiyorum. en azından ben beceremem. ayrıca savunma tavsiyelerinin çoğunda saldırganın bıçağı kılıç gibi savurması gerekiyor bu da pek gerçek hayata uymuyor diye düşünüyorum. yapılacak en mantıklı şey, ceket veya gömleği bir kolumuza sarıp, saldırgana yaklaşmadan (bir kol mesafesi kadar), bıçak müdahalesini kolumuz ile bertaraf etmek ve fırsatını bulduğumuzda yüz, göz veya dize etkili bir darbe ile saldırganı sendeletmek ve kaçmak.
olayı sadece itişmek ve yumruklaşmak sanıp fazla yakınlaştığımızda ise karın bölgesine girecek olan bıçağa karşı ise yapabileceğimiz şey kocaman bir hiç.
o yüzden ne olursa olsun tipini uygun bulmadığımız sorun çıkartma potansiyeli yüksek olan bireylere yakınlaşmamak.
ben bunları bir erkek olarak yazıyorum, kadınların ne yapabileceğini ise hiç kestiremiyorum.
önerilere açığım, herkes birgün bu durumu yaşayabilir, insanlara faydası olsun.
olayı sadece itişmek ve yumruklaşmak sanıp fazla yakınlaştığımızda ise karın bölgesine girecek olan bıçağa karşı ise yapabileceğimiz şey kocaman bir hiç.
o yüzden ne olursa olsun tipini uygun bulmadığımız sorun çıkartma potansiyeli yüksek olan bireylere yakınlaşmamak.
ben bunları bir erkek olarak yazıyorum, kadınların ne yapabileceğini ise hiç kestiremiyorum.
önerilere açığım, herkes birgün bu durumu yaşayabilir, insanlara faydası olsun.
devamını gör...
dönüm noktası
bir olayın yeni bir duruma geçişini başlatma zamanı için kullanılan tabir.
devamını gör...
ilk kez oy kullanacak 7 milyon genç seçmen
elektronik eşyalara kolayca erişim, ürünlerde daha az vergi ve yurtdışına kolayca gidebilme gibi avantajları sağlayabilecek herhangi bir orta yolcu parti bunların oyunu alır. bu sebeple, ben şahsen bu seçmenin ekseriyetinin liberal-sağ ekseninde bir partiye yöneleceğini düşünüyorum. ak parti, chp ya da mhp değil de, alternatif partilere. mesela deva partisi, iyi parti ya da (eğer seçime girerse) liberal demokrat parti gibi partilere... milliyetçi bir trendin yükselişte olması nedeniyle chp ve hdp onlar için seçenek dışı kalacaktır.
devamını gör...
instagram tipi tanım beğenme özelliği
adam 1 dakika da 16 beğeni aldı. demek ki bu işten anlıyor.
devamını gör...
insanı tüketen şeyler
diğer insanlar.
devamını gör...
inka sumrusu
hem erkeklerinde hem dişilerinde bulunan gagalarının kenarlarındaki beyaz tüyler çiftleşmek için seçecekleri eş içinde oldukça önemli olan bu güzel kuş türü peru ve şili taraflarında bulunur. ‘bıyık’larına ithafen halk arasında dali kuşu olarak da bilinen inka sumrusunun sesi de kedi miyavlamasına benzetilir.
devamını gör...
deriko
devamını gör...
tamer karadağlı'dan nihal yalçın'a skandal davranış
tamer karadagli, nihal yalcin diye bir oyuncuya odul verecekmis galiba ama tesekkur konusmasi uzayinca tamer bey arkada tuhaf hareketler yapmis. o konusuluyor galiba bugun. ulkede baska dert kalmamis cunku. neyse.
odul torenlerinde kabul konusmalarinin suresi bellidir. en azindan oscar icin bellidir, golden globe'da yoktur oyle bir sinirlama ama kimse bokunu cikarmaz. zaten uzattikca sacmalarsin. oscar'da uzatrirsan arkadan hafif bir muzik yukselr, sen de toparlar ve gidersin. burada da oyle bir sey yapmalari lazimdi.
kadin odul alacak ama bildigin fizan'dan yurumus sahneye. cikana kadar butun temposu dusuyor torenin. arkada s*k gibi isiklandirma yuzunden zorlukla gorunen bir ekranda filmden sahneler vardi galiba, tam da secilmiyor. o gosterilmeye calisilirken kadin sahneye yuruyor. elbise de uygun degil tabii, toren elbisesi. yuru babam yuru, sahneye gelemiyor. sunucu kadin da boslugu kapatmak icin bir alkis daha istiyor filan. buyuk rezalet.
tamamen organizasyon fecaati. once odul alinir, sonra tesekkur edilir. sana odulu verecek kisiyi arkada on dakika dikmeye hakkin yok. ilk kez altin portakal aldigi icin bu ablamiz heyecanli olabilr, anlarim. ama arkada elinde odulle bekleyen bir adam, bir oyuncu meslektasin var. o kadar gorgun, birikimin olsun bir zahmet ve kisa kes konusmayi, degil mi? hayir.
ne yapiyor ablamiz. dunyanin en anlamsiz odul kabul konusmasini yapiyor. antalya belediye baskanini yikiyor yagliyor. ne alakasi var senin sanatinla? hele ki o sondaki 'istanbul sozlesmesi yasatir' sacmaligi. sen istedigin kadar bagir, akp iktidari oradayken o sozlesme ol-ma-ya-cak. dustuklerinde belki yeniden gireriz. hep bir sloganizm, her kesimde ama. yeter artik.
tamer karadagli burada ergence mi davranmis? hem evet hem hayir. kabul edin ya da etmeyin, bu adam turkiye'nin en cok izlenen dizisinin stariydi. sen o taninirliktaki adami arkanda dikemezsin kardesim kusura bakma da. kadin da olsan dikemezsin. dizi b*ktan da olsa dikemezin. onun da bir egosu var. sonunda patlamis herif. tamer karadagli o mimiklerle rahatsizligini belli etmeden biraz daha sikabilir miydi disini, evet. ama yapmak zorunda degil. ama bu nihal yalcin dedigin dunku cocuk, adamin yuzune bakmiyor ya. bu ayiptir. 'sus mu diyorsunuz?' diye laf sokuyor o acinacak zekasiyla. yazik.
tamamen organizasyon felaketi, gereksiz bir polemigin konusu olmus, ortalama bir kadin oyuncu kendisi. gulse birsel'in dizilerinde canlandirdigi karakterlerden pek de farki yokmus. totalde o da, tamer karadagli da dizideki karakterlerine uygun davranmislar. biri acilay olmus, biri haluk. buyutecek bir sey yok yani. oyna devam.
edit: ohooo, adam kendisine yuklenilmesini nihal yalcin'in pkk sempatizanlarinca savunulmasina baglamis. valla hakli oldugunu dusunse olayi politize etmezdi diye dusunuyorum. adami bosuna hakli gormusuz.
ad hominem yapan insanlarin alayi haksizdir aslinda.
“terbiyesizlik yapmadım. dönüp bana ‘sus mu diyorsun’ dedi. ben de hayır ödülünüzü alın onunla konuşun dedim. çünkü zafer konuşmaları ödülle yapılır. ben bu kadar ciddiye almadım olanları. ben hiçbir şey söylemedim, linç yemeye başladım. sonra ona sahip çıkmaya başladılar. demek ki ona sahip çıkanlar başka insanlar. oyunculuğuma laf edenleri ciddiye almıyorum. orada konuşma uzadığı için sıkılmış olabilirim. kendi meslektaşlarını aşağılaması benim hoşuma gitmedi. organize bir şekilde linç girişimi var.”
“ben nihal yalçın’ı sadece oyuncu kimliğiyle değerlendiriyorum. benim sevdiğim bir oyuncu. ‘kadınların konuşması bastırılıyor’ denildiğinde olayın içeriğine bakmaya başladım. yalçın’ın paylaşımlarına bakmaya başladım. ‘selahattin demirtaş’a özgürlük’ falan demiş. demirtaş ‘öcalan’ın heykelini dikeceğiz’ dedi hanımefendi bunu mu savunuyor? pelvin buldan falan da ona sahip çıkıyor. türk ordusuna silah doğrultan, ateş eden, polisini, öğretmenini öldüren terörist örgütün tümüyle karşısındayım. ben pkk’nın terör örgütü olduğuna inanan bir insanım. şimdi gidip onlara sormak lazım. siz pkk’nın terör örgütü olduğuna inanıyor musunuz? abdullah öcalan’ın bebek katili, terörist başı olduğunu söyleyebiliyor musunuz? lanetliyor musunuz?’ diye.”
devamını gör...




