"daha başka bir yerde daha iyi bir hayatın olacağı düşüncesi ruhumuzu sürekli yokluyor. bu da huzursuzluğumuzun sebeplerinden bir tanesi."
kemal sayar
devamını gör...

"oturduğun yerden para kazanıyorsun."
işimi küçümsediği için kızmalı mıyım yoksa kolay para kazandığımı kastettiğini düşünerek teşekkür mü etmeliyim, bilemedim..
devamını gör...

sean penn kitabıdır.

bu kitaba tanım yazmak için oturduğum zaman önce sean penn’le ilgili bir şeyler yazmam gerektiğini anladım hemen. bir bibliyofil olmanın yanı sıra bir sinefil olmakla duyduğum gurur bunu zorunlu kılıyordu ve ben de bu zorunluluğa uyuyorum ve sean penn ile başlıyorum yazıma.

sean penn’ i bir oyuncu olarak izlediğim iki film benim için unutulmazdır. bir tanesi harvey milk karakterini canlandırdığı ve oscar aldığı “milk” isimli film diğeri de. “ ı am sam” filmindeki rolüdür ki bu filmde geçen bir düşme sahnesi eğer bu dalda oscar verilseydi “en iyi düşme oscarı”nı alabilirdi. hala tüylerim diken diken olur hatırlayınca.

yönetmen olarak ise “ mistik nehir” ve “ yabana doğru” filmleri ile büyülemişti beni.

bob honey romanında ise bir kiralık katil karakteri sunmuş bize. her işin adamı bob. ortadoğu’yu karıştırmaktan manasız cinayetler işlemeye kadar her işe koşan. tam bir amerikalı!

okuyun mutlaka...
devamını gör...

ingilizce demonstration “gösterme” sözcüğünden türetilmiştir.
müşteriye fikir edinebilmesi için ücretsiz verilen nümune. bazı önemli özellikleri çalışmayan oyun veya yazılım örnek verilebilir.
devamını gör...

isim rivayeti şöyledir:
-bölgenin zengin bir beyi vardır ve söz konusu bölge (gerçekten de) ankara-istanbul arasındaki yoldur ve ipekyolu da bu yüzden buradan geçmektedir. bey (toprak ağası), yol üzerinde çeşitli günler pazar kurdurarak kendi mamüllerini kervanlara vb. satılmasını sağlamıştır. zamanla beyin pazarı olarak olarak bölge nam salmıştır. sonrasında ise beypazarı olmuştur. zaten ankara-istanbul otobanı (1990'lar olması lazım) açılana kadar o yol aynı amaçla hizmet etmeye devam etmiş ve kimi zamanda bu amaçla kullanılmaya devam etmektedir.

-bölgenin diğer bir özelliğide kendisini turizme kazandıran mansur yavaş konusudur. mansur, çayırhan'da bulunan sonrasında temizlik sodası vb. izinler için kendisiyle görüşecek olan turgay ciner (habertürk, kasımpaşa vb. sahibi) ve ciner holding'in diğer yöneticileriyle bir çok defa bölge konaklarının restorasyonu için pazarlıklar yapmıştır. bölgeye gidenler bilir bir çok konağın girişinde ciner holding yazısı asılıdır, kiminde ise belirli miktar aktarılmıştır onlarda bu tabela olmaz. dolayısıyla yemek yerine bölge kalkınmasına aracılık etmiştir.

-havuç vb. yazılmış ancak yaprak sarması (ya da bölge deki adıyla dolma) denilen yemeği de ünlüdür. ayrıca bölge gericilik konusunda tarihsel birikimi vardır. bunun izleri olarak mansur yavaş'ın kavga etmek, uyuşturucu kullanmak vb. kötü alışkanlıklar yerine gençlerin vakit geçireceği gençlik merkezleri organize etmiştir. ki gerçekten bölgedeki gençler uzunca süre alkol, uyuşturucu, fiziksel şiddet batağındaydı. bu organizasyonlar sayesinde tiyatro, halkoyunları vb. dallarında bir çok genç küçük yaşta ve yavaş başkanlığındaki belediye destekleri/aracılığıyla avrupa'da gösteri-performans gösterebilmişlerdir. buna rağmen bazı aileler "kızlı erkekli el-ele tutuşup oyun oynuyorlarmış!!" şeklinde yapıları yüzünden yer yer çocuklarını çekmişlerdir.

-tarihsel gericilik meselesine gelecek olursakta: nutuk'a göre beypazarı-nallıhan-mudurnu bölgelerinde dinci-gerici isyanlar çıkmıştır (toplamda 3 adet). rivayet odur ki yozgat'tan sonra ceza alan tek bölgedir, bir süre ist-ank yolu üzerinde olmasına rağmen jandarma tarafından "durmaya yasak bölge" ilan edildiği ifade edilir. diğer bir rivayette atatürk bölgeyi ziyarete geldiğinde kendisinin halk tarafından taşlandığı iddia edilir.

-sodası, havucu vb.. yanında meşhur olan yiyecekleri :
simiti:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kurusu:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

çarşafa benzer baş örtüsü (ki ben başka yerde bu tarz bir tasarım-modelleme görmedim):
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

son olarak da fetö'nün zamanında (ve ankara'daki diğer ilçelere kıyasla) en organize olduğu ilçelerden biridir. mansur yavaş tarafından samanyolu okulu için istedikleri yerden ruhsatı alamamışlar ve ilçenin çıkışına okulu açmak zorunda kalmışlardır. bu yüzden zamanında mhp kalesi olan ilçe, 2.dönem mansur döneminde sol ve diğer parti seçmenlerinin desteğiyle kazanmıştır. (sol neden mhp'ye oy attı? mansur'un belediyecilik anlayışı sayesinde)

bazı üniversitelerin myo'ları bölgede faaldir, her ne kadar eskisi kadar bağım olmasa da başta kadınların tercih etmemesi yararınadır. (bkz: yobaz). ben erkek hâlimle şortla gezemezdim elbette şimdi görece düzelmiştir ancak abazaizm hâlâ yazık ki faaldir.

son olarak ticareti ve parayı severler, kayserililerle bu konuda rekabet edebilirler. yöresel lakapları: sansar'dır.

bir de fazıl güngör çiftliği (dava etmeyecekleri bilsem hangi dini grupla bağlarının olduğunu yazardım, fetö değil) ve beypi/beypiliç kesim tesisleri bu bölgededir.
devamını gör...

sözlüğü terk etmem gerekiyormuş. kalitesini düşürüyormuşum. sözlüğün iyiliği için bunu yapmam lazımmış.
bugüne kadar aldığım en tuhaf mesaj bu. burada yazım kurallarından bir haber, trollüğü ile nam salmış o kadar insan varken neyim battı anlamıyorum.. insanlar "saygı" kavramını ne zaman uygulayacaklar? gerçekten kırıcı oldu. zaten muazzam kaliteli içerikler var ya burada. her gün en az 8 tane forumvari başlık açılıyor. bunlardan hoşuma gidenlere ben de yorum yapınca mı battım?
devamını gör...

(bkz: okuyamadık kardeş durumumuz yoktu).

şimdi pek müsait değilim, favorilerime ekleyip yakın zamanda okuyacağım.
devamını gör...

uyuma saati azalır. zamanın kısıtlı olduğunu anlayıp daha çok şey öğrenmek için daha az uyur insan.
devamını gör...

genelde twitterda karşımıza çıkan, hiçbir baltaya sap olamamış, sıfır bilgili insanların spesifik bir konu hakkında profesör olup makaleler yazan dünyanın her yerinde konferanslar veren insanlara kurduğu cümledir.
inanmıyorsanız araştırmanızı öneririm. ironi*
devamını gör...

ahmed arif şiirlerini cem karaca'nın bestelememesini istemiş ilk başta. bunun üzerine cem karaca: “ben onun şiirlerini çok seviyorum. o beni kurşuna da dizse, tazminat davası da açsa, ben bunları okumaya devam edeceğim.'' demiştir. tabii sonradan çözülmüş bu durum ve cem karaca da mükemmel yorumlamıştır özellikle 'ay karanlık' yorumu çok güzeldir.
devamını gör...

ülke gitgide bataklığa dönüşüyor, batmamak için nerdeyse kenarlarda sıkı tutunmak zorunda olan insanlar gibi hissediyorum kendimi, dün youtube da abd newyork da okuyan öğrenci bir genç kızın videosunu izledim, diyorki "burada bireysel olarak yaşadığını, herkesinde kendi bireyselliğini yaşadığını, gerçekten iliklerine kadar hissediyorsun, tatillerde türkiye ye gittiğimde, insanların ilk gördüğünde konuştukları merak ettikleriyle burası çok farklı, burada kimse senin kişisel alanına girmiyor merakda etmiyor, akılda vermiyor sormadıysan, rahatsızda edilmiyor"
şimdi hep dönen bir geyik var, abd de ölsen hastalansan kimse dönüp bakmaz, bakmasında bence, bakmasında, bu saatte nerden geliyosunda demesin, ben hastalanınca yardım edecek, ölünce kaldıracak diye, beni sürekli rahatsız etmesin kimse ya..
rahat bırakıcaklarsa, göndermesinler bir kap bişey, bu misafirperverlik dedikleride çok kompleksli bişey bana göre, bu kadar ezik, hizmet etmeye meraklı olmakda övünülecek birşeyde değil, zaten psikolojik olarak araştırırsanız normal sağlıklı birşeyde değil, toplum olarak bir sürüye uyma kafası var, bu hepimizin bildiği %50 sürüsünden sebep yaşıyoruz bütün bunları, zannediyorlarki otorite olduysa bizi yönetebilir, karar verme hakkı var.. halbuki orası bir memuriyet, bir prosedür, sen onu gözünde büyütüyorsun, kendini de küçültüyorsun, 50 yaşındaki adam diyorki bunlar başımızda olmasa, kim olacak, başımız boşmu kalsın, başımızda birisi olmasınmı.. hay senin başın yesin başını diyesi geliyor insanın, bunlar zaten güdülmek istiyor, kendisi tek olarak kendine birşey ifade etmiyorki, ne olduğunu bilmiyor adam, bunlara ne anlatabilirsinki, nasıl anlatıcaksında ikna ediceksin...
abd li harriet tubman a 700 köleyi kurtarırken en zoru neydi diye sormuşlar ya,
derin derin içini çekip, "köle olmadıklarına ikna etmek" demiş hani,
bin sene önce ikna oluyormuş insanlar,
türkiye de hala başımız boşmu kalsın diyorlar ya, akıl alır gibi değil..
allah sonumuzu hayır etsin..
devamını gör...

sevenlerinin homofobik olması kadar şaşırtmayan gerçektir.
devamını gör...

her şey yolunda
devamını gör...

bu konuda en son konuşması gerekenlerden biri olarak söylemeden edemeyeceğim, tüm herkes söylediğinde benim söylediğim şeyi en sona koyarsınız.

bitmeye yaklaşmış ama illa yönetim demeyelimde saçma sapan anket başlıklarına yazan yazarlar diyelim sebeplerine. işte yazarların oje rengi, ayak serçe parmak uzunluğu, penis büyüklüğü, bugün ne giydiği gibi başlıklar biraz yıpratmış! yoruma açık bile değil; adam yazarların sevdiği renk başlığına "yavruağzı" yazmış, neyi nasıl tartışacaksın bu adamla neden yavru ağzı seviyor diye linçleyemezsin bile.
devamını gör...

'dünyaya gelip gelmemeyi istemek' tercih değil giydirilmiş bir kimlik olduğundandır.aynen din,renk,ırk,aidiyet,cinsiyet,dünyaya gelinen yer,anne baba gibi tercihsiz ve gurur duyulup şımartılmaması gereken kavramlar. şöyle demiş cesar mendoza :
...........
"tanrı’nın hayal gücünü beğenmiyorum.
ben tanrı olsam;peygamberler göndermez direkt konuşurdum insanlarla.ben tanrı olsam;hitler’i iyi kalpli bir yahudi olmakla cezalandırırdım,yahut yetenekli bir yazar yapardım onu.içindeki kötülüğü insanlara değil,tuvallere boşaltırdı.. ben tanrı olsam,devletler yok olur,gül kokulu bireyler var olurdu sadece,atlar çılgın zamanlar koşardı.ben tanrı olsam,düşünce gücüyle herkesin,istediği karakter olmasını sağlardım,dünya bir şiirin,yaratılım sürecine dönüşürdü böylece.ben tanrı olsam intihar ederdim,insanlarla birlikte acı çekmeyi öğrenemediğim için."
devamını gör...

elric, fantastik kurgu dünyasındaki karakterler arasında kanımca en tepe noktaya kurulmuş olanıdır. gerek karakterin barındırdığı özellikler gerekse kendisinden sonra gelen ardıllarını etkileme şekli, tabiri caizse albinoyu eşsiz bir noktaya koymamıza sebep olur. lakin ben gerek elric'in gerekse drizzt d'ourden'in anti kahraman olduklarını düşünmüyorum. elbette pek çok yazar ve okur onların anti kahraman olduğu noktasında hem fikir. fakat benim indimde durum farklı. özellikle elric'in ve drizzt'in içinde yaşadıkları toplumların durumu özeldir. gerek melnibone halkı gerekse karanlık altı efradı kendine has ahlak kuralları ile yaşar ve bu kurallar ortalama insanın ''kötü'' ''kötülük'' ''ahlaksızlık' gibi tabirleri rahatça kullanabileceği şekilde inşa edilmiştir. ve her iki karakterde mevcut durumdan hoşnutsuzdur. sorgulamaları ve mevcut kurallara karşı çıkmaları ile birlikte toplumlarının karakteristik yapısından ayrılırlar, devrimci ve asi karakterler olarak ortaya çıkarlar. her iki karakter de kendi içerisinde aklı selimi, vicdanı, dürüstlüğü ve benzeri özellikleri barındırır.

evet onlar salt iyi karakterler değillerdir ama bu onların içinde yer aldıkları toplumlarla direkt olarak ilintilidir. ve söz konusu toplumsal zincirlerden kurtulmaya başladıkça tabiri caizse üzerlerindeki ağırlıklardan bir bir kurtulurlar. aslında her iki karakter de bana göre etkin geçiş karakterleridir. * bu yönleriyle de tipik anti kahraman kavramından ayrılırlar. her yeni olay ve kararla birlikte her ikisinin de geliştiğini görürüz. raistlin majere'in durumu ise biraz farklı ona burada girmek istemiyorum.*

melnibone'lu elric karakteri ilk tanımda da yazıldığı gibi gerek drizzt d'ourden karakterini gerekse raistlin majere karakterini ciddi anlamda etkilemiştir. büyücü ve hasta yanı ile raistlin'e vücut vermiş. silahşör ve kendi halkına sırtını dönen yanı ile de drizzt'e ilham olmuştur. elbette bu söylediklerimiz her iki karakterin de aşırma olduğu anlamını taşımaz zira her iki karakter de nevi şahsına münhasır karakterler. sadece çıkış noktalarında elric var. tabi biraz konu dağılacak ama drizzt'in palaları parıltı ve buz ölüm'ün elric'in simsiyah ve rünlerle bezeli kılıcı fırtına yaratan'la yarışması zor. * ikisini toplasak bir ''fırtına yaratan'' etmezler kanımca. hah işte oradan şuraya atlayayım raist'i ve drizzt'i toplarsak bir elric eder artı kendilerine has özellikleri ile bambaşka karakterler olduklarını görürüz.

neyse konu konuyu açacak mevzu uzayacak gibi duruyor. acilen önlem alıp, mevzuyu sonlandırmam lazım. * michael moorcock esasen fantastik kurgu dünyasının nikola tesla'sıdır. tolkien'in açtığı yolu takip eden diğerleri gibi davranmamıştır. alternatif akımı bulmuştur. iyi/kötü çatışmasına odaklanmamış, bunun yerine içe içe geçmişlik üzerinden bir kurgu yaratmıştır ki, bu sayede fantastik kurgu dünyasında efsanevi ardıl karakterler ortaya çıkmıştır. moorcock'un çoklu evrenleri, elric ve hawkmoon gibi kahramanları, ne yazık ki genel anlamda hak ettikleri değeri görmüyorlar. başlığı açan arkadaşımızın da söylediği gibi muhakkak okunması gereken bir seridir. ancak burada şöyle bir sıkıntı var; moorcock aslında elric'in öyküsünü başladığı gibi bitirmiştir. ancak okur talepleri doğrultusunda hikayeleri devam ettirmek durumunda kalmıştır.bu yüzden de zaman atlamaları ve farklı zamanlarda geçen bir külliyatla karşı karşıya kalacaksınız. ben elric'le 6.45 yayıncılığın 1999 yılında basımını yaptığı elric destanı 1. kitap (melnibone'lu elric) ile tanışmıştım. arkası da çorap söküğü gibi geldi. bildiğim kadarı ile bu serinin artık basımı yok. sonrasında basımı başladı ise takip etmediğim içim o konuda herhangi bir bilgim yok. ama okumak isteyen arkadaşlarımın türkçe çevirileri bulamadığını ve yabancı yayınlara yönelmek durumunda kaldıklarını söyleyebilirim. sonrasında ithaki'nin bastığı bir seri var ancak halen çevrilmemiş iki cilt kalmış diye biliyorum. * tabi orjinalinden elric'in hikayelerini okumak büyük bir keyif lakin 6.45 çevirisi fena değildir. onun haricindekilerde orjinallere meyledebilirsiniz. kurgu eserleri seviyorsanız ve henüz elric ile tanışmamışsanız muhakkak okumalısınız derim. aksi durum yatırım tavsiyesi değildir yanına bile yaklaşmayın *

son olarak naçizane başlığın ''melnibone'lu elric'' olarak değişmesi sanki daha şık olur gibi geldi bana ama böyle de fena durmuyor *
devamını gör...

bireyleri serbest bırakalım,mal sirkülasyonu serbest olsun anlamına gelen teori'dir.
devamını gör...

doğru olmasını istesemesem de çoğu zaman kendini bana hatırlatan ve haklı çıkan sözdür. bu dünyaya gelip de sahip olunan en yorucu karakter hassas kalpli olmak desem abartmış olur muyum? belki. ama yine de kendisinin en ile yarışacağına eminim. hassas kalpten kastımın ne olduğundan da biraz bahsetmek isterim aslında. sürekli ağlamaya müsait bir çift göz, kırmızı bir burun, fazla düşünen bir beyin, başkalarının acısını fazlasıyla içselleştirip kendini sürekli yoran ve sevdiklerine aşırı bağlı bir kalp ve takma ya çok duygusalsın diyenlere karşı sıkılmış bir adet yumruk..
devamını gör...

(bkz: insanların gerçekten küfürsüz konuşamıyor olması) ilgili başlığa gereken açıklama yapıldı.#463950

bu düşüncedeki insanların kulakları çınlıyor olmalı.
devamını gör...

kör'ün tuttuğunu, topal'ın yakaladığını öptüğü, hurda denilebilecek araçların astronomik fiyatlarda satılabildiği, bazende uygun fiyatlarla sağlam araçların ilanlarda yerini aldığı alışveriş sitesidir. buradan bir araç satın almaya kalkarsanız genelde satıcılar araçlarını el değmemiş nadide bir çiçek benzetmesiyle cevahir ederler. bir aracı satmaya kalkarsanız bu kez aracınız kelepir olur. tabi yalnızca araç değil bir çok ürün burada alınıp satılabilir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim