üniversiteyi şehir dışında okumak
şarttır. büyürsünüz, tek başına yaşamayı öğrenirsiniz, yeni bir şehri tek başına keşfetmenin zevkine varırsınız.
devamını gör...
akraba evliliği
mal paylaşımının aile içinde kalmasını isteyen ailelerin yaptığı yada sebep olduğu evliliktir. kadının da bir mal olarak görüldüğü toplumlarda daha yaygındır. sakıncaları vardır.
* ilk sebebi kalıtsal hastalıkların görülme ihtimalinin artmasıdır. akraba olan insanların genlerinde aktarılan hastalıklar da benzer olabilir. anne ve babada var olan ama çekinik kalan hasta genler döllenme ile bir araya gelerek çocukta baskın gen haline gelebilir. anne baba sağlıklı görünür ama bir bakarsınız çocukta akdeniz anemisi var. bir yabancı ile evlendiğinde bu ihtimal daha düşük olduğu için akraba evliliği biyolojik açıdan sakıncalı görülür.
* ikinci sebebi ise sosyal bir etkiye sahip. bir kahvenin bile kırk yıl hatrını görmezden gelemiyoruz, akrabayı kim tutar? akraba arasında kişisel alanı korumak daha zor olduğu için dingonun ahırı gibi bir hayat sürmeye sebep olur, huzur kalmaz.
* bir de tabi unutmamak lazım. kızın eli hamur tutuyorsa daha iyisini bulamayacaklarını düşünerek de ele vermek istemezler. sonuçta onca sene emek vermiş ve yetiştirmişlerdir. huyunu suyunu bildikleri için daha iyi fayda sağlayabileceklerini düşünürler. kurban bayramı'nda babamlar da bu mantıkla kendi baktıkları ineklerden birini keserler mesela, elden alacağın daha mı iyi olacak?*
babannem ve dedem dayı-hala çocuklarıymış ve küçük yaşta evlendirilmişler. babannem babama her öfkelendiğinde "sen akraba evliliği sonucu olduğun için böyle oldun, puuu sana" diyerek hırsını almaya çalışırdı*. canım ailem benim...
akraba evliliği yapmayın demeyeceğim. sonuçta nacizane fikrimi yazdım, isteyen alır götürür. tek söyleyebileceğim şey "ne yaparsan yap, aşk ile yap". pişman etmediğin, sebep olmadığın bir hayat kur ki yüzün gülsün. sen güldüğünde çok güzelsin. ve sen güldüğünde dünyalara bedelsin.
* ilk sebebi kalıtsal hastalıkların görülme ihtimalinin artmasıdır. akraba olan insanların genlerinde aktarılan hastalıklar da benzer olabilir. anne ve babada var olan ama çekinik kalan hasta genler döllenme ile bir araya gelerek çocukta baskın gen haline gelebilir. anne baba sağlıklı görünür ama bir bakarsınız çocukta akdeniz anemisi var. bir yabancı ile evlendiğinde bu ihtimal daha düşük olduğu için akraba evliliği biyolojik açıdan sakıncalı görülür.
* ikinci sebebi ise sosyal bir etkiye sahip. bir kahvenin bile kırk yıl hatrını görmezden gelemiyoruz, akrabayı kim tutar? akraba arasında kişisel alanı korumak daha zor olduğu için dingonun ahırı gibi bir hayat sürmeye sebep olur, huzur kalmaz.
* bir de tabi unutmamak lazım. kızın eli hamur tutuyorsa daha iyisini bulamayacaklarını düşünerek de ele vermek istemezler. sonuçta onca sene emek vermiş ve yetiştirmişlerdir. huyunu suyunu bildikleri için daha iyi fayda sağlayabileceklerini düşünürler. kurban bayramı'nda babamlar da bu mantıkla kendi baktıkları ineklerden birini keserler mesela, elden alacağın daha mı iyi olacak?*
babannem ve dedem dayı-hala çocuklarıymış ve küçük yaşta evlendirilmişler. babannem babama her öfkelendiğinde "sen akraba evliliği sonucu olduğun için böyle oldun, puuu sana" diyerek hırsını almaya çalışırdı*. canım ailem benim...
akraba evliliği yapmayın demeyeceğim. sonuçta nacizane fikrimi yazdım, isteyen alır götürür. tek söyleyebileceğim şey "ne yaparsan yap, aşk ile yap". pişman etmediğin, sebep olmadığın bir hayat kur ki yüzün gülsün. sen güldüğünde çok güzelsin. ve sen güldüğünde dünyalara bedelsin.
devamını gör...
kur'an-ı kerim
dininiz islam olmayabilir allaha da inanamıyor olabilirsiniz bu sizin iradenizdir iradeyi kula veren allahtır ve bundan ötürü size ancak saygı duyarız. ama sırf inanmadığınız için insanların kutsallarını alaya alma gibi bi hakkınız asla olamaz . bu çirkin dalga geçmeler kör kütük cahillik ve yobazlıktan başka bi şey değildir.
devamını gör...
normal sözlük 1. izmir zirvesi
üzüntümden harap oldum yeter açıklama artık be adam.
devamını gör...
zamanla sevmek vs ilk görüşte aşk
birisi fiziki güzellikle alakalı.. diğeri ruh guzelligiyle.. sence hangisi daha kalıcı..
devamını gör...
bizim büyük çaresizliğimiz
barış bıçakçı 'nın muhteşem romanı. aslına bakarsanız filmi de muhteşem. ve açıkçası ben ilk önce filmini izlemiştim. 2012 yılında kaybettiğimiz yönetmen seyfi teoman tarafından sinemaya uyarlanmıştı. ve adete beni benden alan bir film olmuştu. hemen kitabını alıp okuduğumda barış bıçakçı ile tanışmış oldum. bu ne güzel bir kitaptır. ankara sevenler için muhteşem bir gezinti. dostluğu, arkadaşlığı muhteşem bir şekilde anlatmış yazar. kardeş olmak için illa kan bağına ihtiyaç yoktur. hatta kardeşinizi kendiniz seçemezsiniz ama arkadaşınızı, dostunuzu yani kan bağı ile değil de can bağı ile bağlı olacağınız kişiyi siz seçebilirsiniz.
kitaba gelince.. ender ve çetin... bu ne muhteşem bir dostluk. birbirini tamamlayan iki insan. can yoldaşı. ev arkadaşı. birbirlerinin bir bakışından ne demek istediklerini anlayabilen iki dost. yıllarca hayalini kurdukları ev arkadaşı olma planını sonunda gerçekleştirmiş ve belki de hayatlarının en güzel yıllarını yaşıyorlar. kitabı okurken ankara sokaklarında gezmek istiyorsunuz ender ve çetin ile. hatta bazen kıskanabilirsiniz de. keşke benim de bir ender'im ya da çetin'im olsa diye.
ve bir gün nihal geliyor. ender ve çetin'in arkadaşlarının kardeşi. nihal kazada anne babasını kaybetmiş ve bir süreliğine yalnız kalmaması gerekiyor. ender ve çetin'e yeni ev arkadaşı oluyor. nihal'e göz kulak olmaları gerekiyor. ve işte burada onların çaresizliği başlıyor.
dostluk, arkadaşlık üzerine yazılmış belki de en iyi kitaplardan biri diyebilirim. filmi de gerçekten inanılmaz oyunculuklarla muhteşem bir film olmuş.
bu arada barış bıçakçı'nın 10 eylül 2021'de yeni öykü kitabı geliyor. (bkz: doğum lekesi gibi bir gülümseme)
kitaba gelince.. ender ve çetin... bu ne muhteşem bir dostluk. birbirini tamamlayan iki insan. can yoldaşı. ev arkadaşı. birbirlerinin bir bakışından ne demek istediklerini anlayabilen iki dost. yıllarca hayalini kurdukları ev arkadaşı olma planını sonunda gerçekleştirmiş ve belki de hayatlarının en güzel yıllarını yaşıyorlar. kitabı okurken ankara sokaklarında gezmek istiyorsunuz ender ve çetin ile. hatta bazen kıskanabilirsiniz de. keşke benim de bir ender'im ya da çetin'im olsa diye.
ve bir gün nihal geliyor. ender ve çetin'in arkadaşlarının kardeşi. nihal kazada anne babasını kaybetmiş ve bir süreliğine yalnız kalmaması gerekiyor. ender ve çetin'e yeni ev arkadaşı oluyor. nihal'e göz kulak olmaları gerekiyor. ve işte burada onların çaresizliği başlıyor.
dostluk, arkadaşlık üzerine yazılmış belki de en iyi kitaplardan biri diyebilirim. filmi de gerçekten inanılmaz oyunculuklarla muhteşem bir film olmuş.
bu arada barış bıçakçı'nın 10 eylül 2021'de yeni öykü kitabı geliyor. (bkz: doğum lekesi gibi bir gülümseme)
devamını gör...
kırgınlık ve kızgınlık arasındaki fark
kişilerin hayatımızdaki yeri ve öneminin belirlediği fark.
nihayetinde tanıdığınız tanımadığınız herkese kızabilirsiniz, siyasetçisinden futbolcusuna, patronunuzdan arkadaşınıza kadar. ama yürürken elindeki çöpü yere atan hiç tanımadığınız bir insana da kırılmazsınız. yani kızgınlık genel ve geçici, kırgınlık ise özel ve kalıcı bir duygudur.
nihayetinde tanıdığınız tanımadığınız herkese kızabilirsiniz, siyasetçisinden futbolcusuna, patronunuzdan arkadaşınıza kadar. ama yürürken elindeki çöpü yere atan hiç tanımadığınız bir insana da kırılmazsınız. yani kızgınlık genel ve geçici, kırgınlık ise özel ve kalıcı bir duygudur.
devamını gör...
amarthiel
çok teşekkür ederim, şu an ne diyeceğimi bilemiyorum.mutluluk ve mahcubiyet arasında bir yerdeyim.bu bugün 2. oldu :) umarım bu güzel sözlerinize layık bir yazar ve insanımdır.( al al yanaklı emojie + gözlerinin içi gülen emojie) *
devamını gör...
erkekleri itici yapan detaylar
dapdar pantalon giymeleri.
not:bence
not:bence
devamını gör...
mutluluğu azaltan şeyler
mutluluğunuzu hangi sebeplere şartladıysanız aynı sebepler azaltır. kişiden kişiye göre değişen durumdur.
(bkz: bazen bir tebessüm yeter gününü aydınlatmaya)
(bkz: bazen bir tebessüm yeter gününü aydınlatmaya)
devamını gör...
fırıncıya işlerini soran muhabirin cevabı duyunca kısa kesmesi
insanların böyle olaylardan sonra emir kulu gariban emekçileri aşağılaması daha abes geliyor bana. kimse o muhabirin neden röportaja devam etmekten korktuğunu, devam etse neden başının ağrıyacağını ve hatta kovulabileceğini sorgulamıyor.
şöyle bir düşündüğümde, ben şu durumda kalsam, ben de bu devirde işsiz kalmak yerine böyle bir tutum sergilemeyi tercih ederdim herhalde. hele ki kovulmakla kalmayıp resmen kara listeye alınacağımı da biliyorsam.
şöyle bir düşündüğümde, ben şu durumda kalsam, ben de bu devirde işsiz kalmak yerine böyle bir tutum sergilemeyi tercih ederdim herhalde. hele ki kovulmakla kalmayıp resmen kara listeye alınacağımı da biliyorsam.
devamını gör...
beğeni alınca mutlu olan yazar
benim. tek tek nicklere bakıyorum, tanımlarını okumaya çalışıyorum.
devamını gör...
doritos risk 5.0 wasabi acısı
oğlumun "iğrenç bişey bu ya elektrik kablosu kemirmek gibi bişey" dediği cips. (bkz: çocuktan al haberi)
devamını gör...
mini etek özgürlükse eşine giydirir misin sorunsalı
şu kavramı oturtamıyoruz.
eşlerimizin ailemizin çocuklarımızın yoldaşıyız. sahibi değil.
eşlerimizin ailemizin çocuklarımızın yoldaşıyız. sahibi değil.
devamını gör...
deniz
arkadaşımın adı denizdi(e). üst komşusunun kedisinin adı da denizdi. kadın kedisini çağırınca bizim arkadaş camdan kafayı uzatıp heee kediyi çağırıyormuş diyordu :)
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
merhaba sözlük. günlüğüme girişimi böyle yaparım hep"merhaba kendim" diye. bugün elim yine günlüğüme gitti. canım bir şeyler karalamak, içimi boşaltmak istiyor. böyle hissettiğimde bu isteğimi günlüğümle gideririm. ama bugün içimi bu çok sevdiğim yerde boşalmak istiyorum. neden diye soracak olursanız hissettiklerim birileri tarafından okunsun istiyorum. beni dinleyen, anlamaya çalışan birilerinin var olduğunu bilmek beni nasıl mutlu ediyor bilemezseniz. belki hepimizin ortak sorunudur bu; gerçek hayatta kimse bizi bizim istediğimiz gibi dinlemiyor, anlamıyor. o yüzden iyiki varsınız diyorum.
bugün benim için çok kötü bir gündü sözlük. aşırı depresif, karamsar hissediyorum. sürekli evin içindeyim ve bu sanıldığından çok daha zor*. kiminize göre bu normal bir ruh hali gibi gelebilir ama benim için anormal bir durum. her zaman böyle iğrenç hissetmiyorum çünkü. genelde bardağın dolu tarafını görmeye çalışırım, mutlu olmak için hep bir sebep ararım. bugün de bardağın bomboş olduğu ve mutlu olmak için hiçbir sebep bulamadığım bir gündü işte.
aşırı karamsar halimle içinizi karartmak istemem efenim. hatta eğer böyle hissedecekseniz tanımımı okumayın lütfen, kimse benim yüzümden olumsuz hissetsin istemem. buraya hep kendimi yansıttım, ruh halim nasılsa öyle tanımlar girdim. olmadığım biri gibi görünmek en büyük korkularımdandır. bu entryi de bunun için yazıyorum. neyse konuyu dağıttım yine. ne diyordum..ha bugünü anlatıyordum, devam edeyim izninizle.
bugün aslında görmezden geldiğim her şeyin yüzüme bir tokat gibi çarptığı bir gündü. ben görmezden geldikçe, hep öteye ittikçe meğer ne çok şey birikmiş. bugün halının altına sakladığım tüm tozlarla yüz yüze geldim. ama nasıl sinirliyim anlatamam. hayır neye sinirli olduğumu bilsem bari. kendime mi sinirliyim sorunları biriktirdiğim için? ya da tüm bu sorunları ortaya çıkaran etkenlere mi? tüm gün elinde bıçakla dolaşan civciv gibiydim. aynen şu şekil;

sıfır şaka. neyseki kimseyi kırmadan dökmeden* günü bitirdim. en son muzlu pudingimi açarken* elimi kestim. acısını hissetmedim bile*. sonra hemen uyudum zaten, daha büyük kazalara kurban gitmek istemediğimden. neyseki uyandıktan sonra daha sakinim.
peki ne seni bu kadar sinirlendiren, karamsarlaştıran derseniz çok şey var derim. hayat bu elbette her gün mutlu hissetmeyeceğim. ama bu yaşta yaşadıklarım da ağır gelmeye başladı. bir şekilde diyorum, bir şekilde halledebilirim her şeyi. buna gerçekten inanmak istiyorum.*
neyse efenim çok uzattım. son olarak şunu belirtmek isterim; bu entry dikkat çekmek veya ilgi toplamak için girilmiyor. aksine dikkatlarin üzerimde olması beni çok rahatsız eder. size belki saçma bir girdi gibi gelebilir, hatta ne anlattı bu şimdi bile diyebilirsiniz. hiç kızmam, çünkü ben bile bazen kendime soruyorum bu soruyu*. dediğim gibi günlüğüme yazmak yerine buraya yazdım, boşalttım içimi. ve biliyor musunuz? ne kadar rahatladığımı anlatamam. meğer hislerimizi kelimelere dökmek ne kadar iyi hissettiriyormuş insana.
çok teşekkür ederim kafa sözlük ve taa buraya kadar okuyan çok değerli yazar. musmutlu, bol yıldızlı geceler diliyorum sana. hep mutlu ol, çiçekler gibi.*
saygılarımla..
edit: yazım hatası.
bugün benim için çok kötü bir gündü sözlük. aşırı depresif, karamsar hissediyorum. sürekli evin içindeyim ve bu sanıldığından çok daha zor*. kiminize göre bu normal bir ruh hali gibi gelebilir ama benim için anormal bir durum. her zaman böyle iğrenç hissetmiyorum çünkü. genelde bardağın dolu tarafını görmeye çalışırım, mutlu olmak için hep bir sebep ararım. bugün de bardağın bomboş olduğu ve mutlu olmak için hiçbir sebep bulamadığım bir gündü işte.
aşırı karamsar halimle içinizi karartmak istemem efenim. hatta eğer böyle hissedecekseniz tanımımı okumayın lütfen, kimse benim yüzümden olumsuz hissetsin istemem. buraya hep kendimi yansıttım, ruh halim nasılsa öyle tanımlar girdim. olmadığım biri gibi görünmek en büyük korkularımdandır. bu entryi de bunun için yazıyorum. neyse konuyu dağıttım yine. ne diyordum..ha bugünü anlatıyordum, devam edeyim izninizle.
bugün aslında görmezden geldiğim her şeyin yüzüme bir tokat gibi çarptığı bir gündü. ben görmezden geldikçe, hep öteye ittikçe meğer ne çok şey birikmiş. bugün halının altına sakladığım tüm tozlarla yüz yüze geldim. ama nasıl sinirliyim anlatamam. hayır neye sinirli olduğumu bilsem bari. kendime mi sinirliyim sorunları biriktirdiğim için? ya da tüm bu sorunları ortaya çıkaran etkenlere mi? tüm gün elinde bıçakla dolaşan civciv gibiydim. aynen şu şekil;

sıfır şaka. neyseki kimseyi kırmadan dökmeden* günü bitirdim. en son muzlu pudingimi açarken* elimi kestim. acısını hissetmedim bile*. sonra hemen uyudum zaten, daha büyük kazalara kurban gitmek istemediğimden. neyseki uyandıktan sonra daha sakinim.
peki ne seni bu kadar sinirlendiren, karamsarlaştıran derseniz çok şey var derim. hayat bu elbette her gün mutlu hissetmeyeceğim. ama bu yaşta yaşadıklarım da ağır gelmeye başladı. bir şekilde diyorum, bir şekilde halledebilirim her şeyi. buna gerçekten inanmak istiyorum.*
neyse efenim çok uzattım. son olarak şunu belirtmek isterim; bu entry dikkat çekmek veya ilgi toplamak için girilmiyor. aksine dikkatlarin üzerimde olması beni çok rahatsız eder. size belki saçma bir girdi gibi gelebilir, hatta ne anlattı bu şimdi bile diyebilirsiniz. hiç kızmam, çünkü ben bile bazen kendime soruyorum bu soruyu*. dediğim gibi günlüğüme yazmak yerine buraya yazdım, boşalttım içimi. ve biliyor musunuz? ne kadar rahatladığımı anlatamam. meğer hislerimizi kelimelere dökmek ne kadar iyi hissettiriyormuş insana.
çok teşekkür ederim kafa sözlük ve taa buraya kadar okuyan çok değerli yazar. musmutlu, bol yıldızlı geceler diliyorum sana. hep mutlu ol, çiçekler gibi.*
saygılarımla..
edit: yazım hatası.
devamını gör...
uyanık olmak vs zeki olmak
her uyanık zekidir ama her zeki uyanık değildir.
tanım: bir versustur.
tanım: bir versustur.
devamını gör...
kelimelik oynayan yazarlar veri tabanı
şu sıralar oynadığım, başarısızlıklarıma başarısızlık kattığım oyun. çok zevk aldığım için sonuca değil sürece odaklanıyorum.
oynayan sevgili yazarlar bir turuncu kadar uzağınızdayım.
oynayan sevgili yazarlar bir turuncu kadar uzağınızdayım.
devamını gör...

