kornikleşmeden düzeltilmesi gereken eksikliktir.
insanlar o kadar alışmamış ki nezakete, güler yüze, teşekkür edilmeye bunlarla karşılaşınca ne tepki vereceklerini bilemeyip insanın suratına boş boş bakıyorlar.
devamını gör...

ilaç olarak ilk başta gut hastalarında kullanılmış.sonradan çok çeşitli hastalıklarda kullanılmış tabii. bir dönem hipertansif hastalarda sofra tuzu yerine bile kullanılmış.1949 yılında da john cade tarafından bipolar bozuklukta etkili olduğu bulunmuş.yani hepimizin bildiği kullanım amacına gelene kadar baya bir süreçten geçmiş :) tabii eski yaygınlığı kalmadı artık birçok ilaç keşfedildi ama bipolar diyince hepimizin aklına direkt lityum geliyor
tekrarlayan depresyonda da kullanılabiliyor.
devamını gör...


türklerin aksanını taklit eden ingiliz adam.
devamını gör...

keşke önceden haberimiz olsaydı da tanım sayımızı şişirip şişirip karma biriktirseydik demediğim durumdur. nasılsa birikir. az olsun öz olsun.
devamını gör...

kendi yaşamını kendi arzusuyla sonlandıran bir insanı anlama eylemidir.

sahip olunan yaşam bakışı nedeniyle intihar eden bir insanın ideolojisinin peşinden gidenler için demek istediğim çok şey var ama korkakca söyleyebileceğim tek şey şu: yaşamın sonunda aradığınızı bulamayacaksınız, sadece yaşamın içinde yaşamak istediğiniz hayatı bulacaksınız.

defalarca kez intiharın eşiğinden döndüm, bana neler hissettirdiğini biliyorum, bu göğsüme kazınmış bir hayat izi.

lütfen yaşayın, sizin hayat iziniz "yaşamak" olsun.
devamını gör...

dostlar hızlı kilo vermek yoyo etkisine sebep olacaktır. yani bir anda 10 kilo verirsiniz diyeti bıraktığınız anda o 10 kilo size 15 kilo olarak geri döner. o yüzden * hızlı kilo vermenizi tavsiye etmem. ayrıca kilodan daha çok yağ oranınıza bakmanızı tavsiye ederim. ha ama ediyorsaniz ki ben yine de hızlı kilo vereceğim kendime güveniyorum o zaman birkaç tavsiye verebilirim.
-günde en az 2,5 litre kadar su tüketin
-bol bol hareket
- glisemik indeksi düşük yiyecekler tüketin
-sağlıklı karbonhidratlar kullanın ya da kullanmayın

not: diyetisyen olan yazarlarımız varsa daha iyi aydınlatacaklardir. ayrıca kilo verme sürecinin kişiye göre değiştiğini unutmayınız dostlarım.
devamını gör...

bir anlık gazla başlanan ancak devamı gelmeyen aktivite.
devamını gör...

içinde veya üstünde bir şey tartılacak olan nesnenin ağırlığını hesaplamak. darasını almak.
devamını gör...

kelime niye şaka yapayım saçıma yaparım kardeşim rezillik resmen..
devamını gör...

komedi dükkanında tolga çevik'e eşlik eden hande soral'ın keşfedilip birden ünlü olması gibi, çöpe atılan fotoğraflarının son anda farkedilip ünlü olan burak özçivit gibi, etiler'de falcılık yaparken doğru kişiye denk gelmesiyle müzik dünyasına giriş yapan cem adrian gibi, köpeğini gezdirirken sokakta keşfedilen barbara palvin gibi, ya da ajanslara giderken asansörde yönetmene denk gelip beni keşfetmesi gibi ünlü olmak hayallerimin arasındayken ben de bu şans varken işlerin tersine dönüp tolga çevik'le bir araya geldiğim bölümdeki sahnelerin yayınlanmamış veya benim sahnelerin montajla atılması, çöpe atılan fotoğraflarımın farkedilmeden çöp konteynerını boylaması, etiler de falcılık yaparken yanlış kişiye denk gelip kötü yola düşebileceğim, bindiğim asansörün bozulup içinde mahsur kalıp asla bir yönetmen tarafından keşfedilemeyeceğim ve en kötüsü de köpeğimi gezdirirken benim değil de köpeğimin meşhur olması gibi olasıkların ağır basması sonucu asla ünlü biri olamayacağım farkettiğim durumdur.
devamını gör...

böyle insanları görünce, yunus emre misin lan sen? diye haykırasım geliyo.
devamını gör...

aile içi özel alan yokluğu (özellikle covidle birlikte artan) ve maddi sorunlar sebebiyle yaşadığım motivasyon düşüklüğü, işe güce odaklanamama gibi problemlerim için doktorum yazdı. ülke zaten zıvanadan çıktı fakat yeterince çalışabilirsem kendime alan yaratabilirim diye düşünüyordum ama sonuçta hiçbir istek ya da motivasyon yoktu. 10 mg ile başladık. yaklaşık 1.5 ay oldu.

motivasyon artışı olmadı ama bir işe başladığımda daha fonksiyonel hale geldiğimi söyleyebilirim. agresif tavırlarda azalma var, ilaç daha bir rasyonelite kattı.

kaşınma, iştahsızlık, mide bulantısı gibi yan etkileri hiç olmadı. ilacın yan etkisi olduğu söylenen, iki üç hafta sonrasında gelen bir intihar takıntısı oldu. bunu da aslında ilacın etkisiyle çözdüm diyebilirim. uzun araştırmalarım ve çıkarımlarım sonucu intiharın mantıksız olduğuna karar vermemle bu konu aradan çıktı.

diğer bir yan etki ise hala devam ediyor: uykusuzluk. uykuya dalmakta çok zorlanıyorum. yapmam gereken ama ertelediğim şeyler yatıp uzanınca zihnime hücum ediyor. düşünerek çözüm yolu arıyorum. buluyorum fakat sorun o an çözülmediği için içim rahat etmiyor ve biraz sonra tekrar aklıma geliyor. geçenlerde yine yattığımda aklıma gelen bu düşünceleri deneme olarak bir kenara yazdım madde madde. daha rahat uykuya daldım diyebilirim çünkü artık tüm sorunları bir arada bir sayfada görebiliyordum. belirsizliğin azaldığı hissi iyi geldi. fakat yine de geç dalıyorum uykuya, tam çözemedim. sabah ise yataktan çıkma isteğim olmuyor çünkü uykumu alamamış oluyorum. akşamki sorunları düşünmemin tam tersine sabah uyandığımda geri plana attığım özlemlerimi hatırlıyorum ve daydreaming modunda harika bir rahatlık içinde gözlerimi kapatıp sonsuza kadar keyif yapasım geliyor. sonuç olarak, güne zor başlıyorum ama kalktığımda iyi akıyor. bilişsel olarak daha aktif hissediyorum çalışırken.

sonuçta, doğal olarak ilaç tek başına çözüm değil. her zaman eylemlerimiz ve aldığımız kararlarla bu ilaçları kullanmamız lazım. yoksa bağımlılıktan ve suni bir iyileşmeden hiçbir farkı kalmaz. hayat çaba göstermek demek, kişinin çevresini değiştirmesi demek. çalışıp üretmek ve ortaya koyduklarımızla kendi varlığımızı hissedebilmek her şeyden önce geliyor. pasif bir şekilde hayatın akışına seyirci kalmamız bizi daima psikolojik anlamda eksik hissettirecektir; yaşamın doğası gereği bu böyledir. varlık eylemsizlik eğiliminde olsa da, bu rüzgara karşı harcadığımız enerji kadar ödüllendiriliriz. bu anlamda tavsiyem şudur, ne olursa olsun devam edin.
devamını gör...

bilindiği üzere pumalar çok zeki hayvanlardır.
içgüdüleri, bir avın peşinden ne zaman koşup koşmamaları gerektiğini söyler.
yeryüzünde en hızlı ve en çevik hayvanlardandır pumalar.
dolayısıyla da her bir av için yaptıkları koşu, ciddi bir enerji kaybı demektir.
eğer ki bu av, başarı ile sonuçlanırsa harcanan enerjiye değmiş demektir.
yok eğer başarısız bir avlanma olduysa pumalar için bir tehlikedir.
bu yüzden pumalar avlarını ve hangi ava ne kadar enerji harcamaları gerektiğini iyi seçerler.
yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süreyi asla aynı tutmazlar.
önce bir dener, baktı tavşanı yakalayamıyor:
"aman be, bir tavşan için bu kadar enerji harcamaya değer mi?" diyip hemen başka bir ava yönelir.
burada amaç şu:
avı yakalarken harcadıkları enerji, avdan aldıkları enerjiden daha düşük olmalı.
bunları düşünmeden avlanan pumalar, bedelini ağır öder ve aptal durumuna düşer.

peki aptal puma sendromu nedir?
he işte olay tam da burada başlıyor,
pumalar ne kadar stratejik ve akıllıca davranıyorsa, aptal puma sendromu hatasına düşen kişiler bir o kadar boş işlerle uğraşır.
küçük hesaplar için büyük bedeller öder.
strateji yapmazlar, zaman kaybını veya hedefin ne getireceğini umursamazlar.
aslında ceylan peşinde olmaları gerekirken, tavşan peşinde telef olurlar.
kişi, bir şeyin peşinde koşarken kendisine sormalı:
" ulan ben bu kadar uğraşıyorum ama değecek mi?" (ulan diyip dememek tamamen insiyatif)

en basit örnekle:
50 puan getirecek bir amaca 150 puanlık enerji harcanmaz.
bu insan ilişkileri için de böyledir.
yanlış insan için zamanımızdan, enerjimizden hatta kendimizden ödün veririz.
sonra ne mi olur?
o insanın esasında bizim için yanlış insan olduğunu anladığımızda, bizden geriye de pek bir şey kalmamış olur.
sonra toparlan, toparlanabilirsen.
devamını gör...

oldukça işe yarar bir hizmettir.

yalnızca bir defa kullandığım, giriş yaptığım sitelerden ve uygulamalardan sürekli mesaj alıyordum. hepsini kapattım.
devamını gör...

bilerek yapıyorsa iletişimin kesilmesi gereken insan modelidir.
devamını gör...

birkaç gece önce her şeye rağmen iyi bir insan olduğuna ve karşılaşırsak "neden yaptın?" demeyeceğime karar verdim.

sanırım bu artık unutmanın ötesinde bir şey; saygı duymaya, yargılamamaya ve en önemlisi kızmamaya başlamak. ondan sonra sadece flört evresine kadar gelebildiler. korkuyordum aynı şeyleri yaşamaktan, artık korkmuyorum. herkesin bir olmadığını fark ettim. bir de onun yaşı benimkinden büyüktü. bana birçok konuda farkındalık ve olgunluk kazandırdı. evet, iyi yönlerini daha çok görmeye başladım. biraz da özledim galiba, sevgili oluşunu değil, bir sırdaş gibi beni dinleyişini.

ama "bitti o şiir, başka mısra gerekmez" demiş cahit zarifoğlu. ne de güzel demiş.
devamını gör...

kendine saygı duymak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anket biçiminde olmaları, sözlük yazarlarının bildirmek için yanıp tutuştukları özelliklerini ifade etmeye mahal vermeleri, fotoğraf atmaya müsait olmaları.
devamını gör...

günahlanmak.

kristal konağımda oturmuş seyrediyordum burjuvazinin o varlığı meçhul huzuruna imrenerek. her şey olağan, olağan olduğu ölçüde de sıra dışıydı benim için. rahattım. hiçbir şeye sahip olamamanın verdiği o şeytani dürtüye yenik düşmüş bedenim, acı içinde kıvranan ama acısını son ana değin söndürmeyi akıl edemeyen zihnim ve hiçbir şeyin öneminin olmadığını bilen ama her şeye yine de sonsuz ve anlamsız bir tutkuyla tutunan kahrolası zihnim -evet- hiçbir şeyi anlamak istemiyor ve hiçbir şeye de merak duymuyor; anlamsızlıkla perçinlenmiş o tutku, aşk, heyecan bir anda tüm yaşama istencini kaybediyor, beni iliklerime değin sarsıyor ama asla ölmeme izin vermiyor. ne dediği hakkında en ufak fikrim olmasa da bu anlaşılması gerekmez yazının, bir anlam parçası yaratmak için didinen yalnız bir ruhu bir süre daha yaşatacağının temsilini barındırdığını düşünürüm. süslü kelimelerle anlamı derinden çıkarmak ve onu masaya yatırıp öldüresiye sarsmaksa amacım, bunu pekala başaramıyorum. yazıklanmaktan başka yaptığım bir şey yok. esasında bunu söylemek bile gereksiz.

insan doğasının ne kadar dehşet verici olduğunu anlayan atinalılar dionysos tapınağında katlediliyor. bir spartalı kadın soruyor savaşta oğlunun ölüp ölmediğini merak etmeksizin: "savaşı kazandık mı?" asker yüzü yere teslim olmuş: "hanımefendi! oğlunuzu kaybettik!" tabii asker afallar ve zevkten dört köşe olmuş anaya bakıp bir iç geçirir. spartalı doğmuş olsa da aklı sicilya'da kalmıştır. bulunduğu yerden nefret etse de yaşamaya devam etmiş. zihnini kemiren o bütün düşüncelere ve çevresinde güle oynaşa gezinenlerle, kendi adlandırdığı üzere katliamcılarla dostluklar kurmaya çabalamış. insan doğasını görmüş o. peloponez'i görmüş ve korkmuş. babaların evlatlarını nasıl da öldürdüğünü görmüş. ve...

ve'si yok. bir bedbaht insanın okunmaya değmez yazısının ve'si yok. yazım, yazıklanmak kavramının vücut bulmuş hali olamayacak belki. yine de yazıklanabilir bir taraf da olacaktır mutlaka. bir anlamda günahlanıyorum.

edebiyatın günahı olmaz! çığlıklarım duyulmuyor. nice zamandır bu kadar mesut olmamıştım. görülmüyor hiçbir şey. önemi olmayan bir kimsenin önemi olmayan bir konuşma yapması kimler tarafından önemli görülebilir? cevap: hiç kimse. işte asıl günahlanacak durum da budur... ya da sizin deyiminizle hanımefendi: yazıklanacak.

ama varlığı meçhul biri ben olsa da bu tabloda, bir şey var anlaşılması gereken. hiç kimse için yaşamaya değmez. hele de kendiniz için! yaşamaya değmez, biliyorum. acıyla bezeli ince ruhumun yalnızlığını görmüyor musunuz? hayır, hayır!.. bunu yazmıştım ben daha önce! sözler bile tekrar ediyor kendini. yapılacak ne vardır geriye? yeraltına inmek mi? yoksa yürümeye devam etmek mi? ikisi de ölüm değil mi ya!

hayır, sorulması gereken sorulmadı henüz. biliyorum. hiç kimse duyamayacak beni. hiç kimse katlanamayacak bana! bedenime! zihnime! hanımlar, beyler... kendimi acındırdığımı görmüyor musunuz? sanırım görmüyorsunuz. o halde görün! o kutlanası riyakarlığınızı bilmiyor değilim, yüce gönüllü bir davranıştır yaptığınız şüphesiz. yine de görmüyorsunuz. görmüyordunuz ve göremeyeceksiniz! ileri bir gerçekte yaşadığınızı sanıp yalnızca kendinize hizmet edeceksiniz! kahrolası birisi olduğumu göremeyeceksiniz! ve ben yapayalnız öleceğim!

bu metnin altındaki gerçek anlaşılamayacak hiçbir zaman. yazıklanıp duracağız. ölüp ölüp dirileceğiz ve her şeyde bir hayır olduğu hakkında konuşacağız. her şeyin hayırlı olduğundan ve başımıza gelen felaketlerin bile aslında bir iyiye hizmet ettiğinden ve gerçeğin sürekli şekil değiştirdiğinden bahsedeceğiz. yiyip içeceğiz. insanlarla olacağız. onlara yalanlar söyleyeceğiz. onları aldatacağız. yalnızlıkla mücadele edeceğiz. bir insan bulmayı ve ona sımsıkı tutunmayı ümitsiz edeceğiz. kaostan uzaklaşmayı, huzura ermeyi isteyeceğiz. fakat yaş olmuş yetmiş. henüz umut var. halen var. olduğuna iman edip sürdüreceğiz bu ömrü. bir şeyler karşımıza çıkar diye düşüneceğiz. ve hakikatin bizi bulacağına... hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmayacağız. yaş olunca seksen beş, hayra daha da sıkı tutunacağız. her şeyde bir hayır vardır. evet, elbette... o yumuşak ve nemli ellerimizle kapı kolunu çevirirken arkamızda bıraktığımız koltuğa derin derin bakacağız. usul usul çıkarken kapıdan havayı ciğerlerimize çekeceğiz ve... ve'si yok.

uzun bir yazı oldu sevgili okur ve ben halen yazıklanmak ile ilgili yazıyorum. onu var etmeye çalışıyorum. aslında temel amacım çoktandır belli oldu... yalnız kalmamak için yazıyormuşum meğerse! aman ne şaşırtıcı... yine de okunmayacak bu yazı, adım gibi eminim. ben bile okumazdım. öyle de huysuz bir adamım ben. bir nevi herkesim.

ama inanın kalemimin mürekkebi bitiyor. ve ben de hemen kaçıp gitmek istiyorum buralardan! bir otelin önünde diz çöküp yakaracağım sanırım tanrı'ya. ardına da şakağımdan vururum. "nereye?" diye soracaklar bana. "amerika'ya!" hayır, oraya da değil... svidrigailov görse gülerdi.

gecelerim gündüzlerime karıştı ve ben halen zayıflamaya devam ediyorum. her şeyden soğudum. yemiyor, içmiyorum. okumuyor, çalışmıyorum. duvarları bile seyrettiğim günleri özlüyorum.

ben isa değilim. ben pavlus'um. ya da pavlus bile olamayacak kadar bedbahtım. ama bu kadar kötülemek yeter. yazık, yazık... yazıklanıyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim