normal sözlük aşık atışması
ben pastaların ustasıyım
sen gibi çaylakların kalfasıyım
varsın sana gezegen insanı desinler
ben laf sokmaların hastasıyım
sen gibi çaylakların kalfasıyım
varsın sana gezegen insanı desinler
ben laf sokmaların hastasıyım
devamını gör...
kadıköy beyfendisi’ne veda kesiti
hoşçakal dostum. güle güle git, güle güle gel. kalbimiz seninle.
devamını gör...
bu devirde hala şekerli çay içen insan
hayatını anlık dahi olsa tatlandırmak istemiş olabilir,biz acıya alışkınlar şekersiz içeriz.*
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
umut belki de gelecek sayfadadır. kapatma kitabı.
devamını gör...
her şeyden sıkılmış olmak
bir çeşit isteksizlik halidir. hiçbir şeyden keyif almadan zorunluluk dahilinde bir şeyler yapmaktır.
devamını gör...
tarçınlı su
ayıptır söylemesi şu anda keyifle yudumladığım tarçın aromalı sudur.
kilo falan verdirmez inanmayın o şehir efsanelerine ancak şeker isteğinizi yüksek oranda bastırır, özellikle de soğutulmuş olanı, denendi ve onaylandı.
benim tarifim şöyle:
malzemeler:
3/4 adet tarçın kabuğu
1 demlik su
yapılışı:
öncelikle tarçın kabuklarımızı demliğin içine koyuyoruz ve suyu üstüne boşaltıyoruz. burası çok önemli: ilk önce kabuklar konulacak, üstüne su eklenecek.
ardından bu karışımı kaynatıyoruz.
kaynamaya başladıktan sonra 5 dakika daha kaynamasına izin veriyoruz.
bu işlemler bittikten sonra demliğimizin üstünü kapatıyoruz (bir tabakla veya demliğin kendi kapağıyla) ve sabaha kadar bekletiyoruz.
sabah olunca ılımış olan tarçınlı suyumuzu bir sürahiye boşaltıyoruz.
daha sonra bu sürahiyi buzdolabına koyuyoruz ve iyice soğuyana kadar bekletiyoruz (bence akşama kadar dursun, ben öyle yapıyorum çünkü).
ardından afiyetle içiyoruz.
afiyet olsun.
uzun bir süre sonra edit:
spora başladığım için ve şekeri uzun bir süredir hayatımdan çıkardığım için bu tarçınlı su tarifini de uzun zamandır kullanmıyorum.
evet zamanında inanılmaz derecede şeker bağımlılığım vardı ve bunu sağlıklı bir şekilde bastırmam gerekiyordu, neyse ki bu tarçınlı su dediğimiz mükemmel içecek imdadıma yetişti.
gerçekten inanılmaz derecede işe yarıyor. ilk birkaç haftada o yapay şekerleri arıyorsunuz ama inanın ki hiç gerek yok, tarçınlı su yeterli geliyor.
size de tavsiyem o yapay şekerli ürünleri bırakın, yanından bile geçmeyin. bunu çok fazla söyledim ama bu tarçınlı su, özellikle de soğutulmuş olanı, şeker ihtiyacını inanılmaz derecede bastırıyor.
kilo falan verdirmez inanmayın o şehir efsanelerine ancak şeker isteğinizi yüksek oranda bastırır, özellikle de soğutulmuş olanı, denendi ve onaylandı.
benim tarifim şöyle:
malzemeler:
3/4 adet tarçın kabuğu
1 demlik su
yapılışı:
öncelikle tarçın kabuklarımızı demliğin içine koyuyoruz ve suyu üstüne boşaltıyoruz. burası çok önemli: ilk önce kabuklar konulacak, üstüne su eklenecek.
ardından bu karışımı kaynatıyoruz.
kaynamaya başladıktan sonra 5 dakika daha kaynamasına izin veriyoruz.
bu işlemler bittikten sonra demliğimizin üstünü kapatıyoruz (bir tabakla veya demliğin kendi kapağıyla) ve sabaha kadar bekletiyoruz.
sabah olunca ılımış olan tarçınlı suyumuzu bir sürahiye boşaltıyoruz.
daha sonra bu sürahiyi buzdolabına koyuyoruz ve iyice soğuyana kadar bekletiyoruz (bence akşama kadar dursun, ben öyle yapıyorum çünkü).
ardından afiyetle içiyoruz.
afiyet olsun.
uzun bir süre sonra edit:
spora başladığım için ve şekeri uzun bir süredir hayatımdan çıkardığım için bu tarçınlı su tarifini de uzun zamandır kullanmıyorum.
evet zamanında inanılmaz derecede şeker bağımlılığım vardı ve bunu sağlıklı bir şekilde bastırmam gerekiyordu, neyse ki bu tarçınlı su dediğimiz mükemmel içecek imdadıma yetişti.
gerçekten inanılmaz derecede işe yarıyor. ilk birkaç haftada o yapay şekerleri arıyorsunuz ama inanın ki hiç gerek yok, tarçınlı su yeterli geliyor.
size de tavsiyem o yapay şekerli ürünleri bırakın, yanından bile geçmeyin. bunu çok fazla söyledim ama bu tarçınlı su, özellikle de soğutulmuş olanı, şeker ihtiyacını inanılmaz derecede bastırıyor.
devamını gör...
tarihi şahsiyetler yazar olsa açacağı başlıklar
distopyanın gerçek olması sorunsalı
george orwell
george orwell
devamını gör...
tamam özür dilerim kapatalım bu konuyu
erkeklerin, hem suçlu hem güçlü olduğunda, haksız olduğunda, sanki konuyu kapatma, açma.. hakkı,
karar verme hakkı onlardaymış gibi...
istedikleri zaman, sonn derece yalandan, özür dilerim diyince, her konuyu kapatmak için kullandığı, cümle kalıbıdır...
bir şey soruyosun, bu konuyu kapatalım...
oldu..
niye kapatıyoruz?
niye şimdi kapatıyoruz?
niye sen karar veriyorsun?
niye kesiyorsun, benim bu konuyla ilgili konuşmamı?
yalanını ortaya çıkarıyorsun,
ya kendimi ifade edemedim ben öyle demek istemedim sen yanlış anlamışsın..
sen gerginsin, "o zaman" özür dileyim...
"o zaman"
sen niye gerilmiyosun acaba, niye utanmıyosun acaba...
bir şeyi bir insana üç kere anlatmaktan nefret ettiğimi söylediğim kişi, başka bir şeyi bana 4 kere anlattırdı....
sadece benmi insanları ciddiye alıp inanıyorum ya...
benim konuştuğum herkesmi yalancı ya gerçekten aklım almıyor...
kendi söyeyeceğini söylüyor, ben konuşurken, konu kapatılmış...
o kadar iyi ki beyimiz, tartışmak istemiyormuş, uzatmak istemiyormuş...
ama konunun nasıl kapanacağını o beyan ediyor, ne zaman kapanacağına o karar veriyor, bütün bunlara karar verme hakkını da kendine o veriyor,
benim söylediklerimi de dinlememe hakkı var, benim söylediklerimin "uzatmak" olduğuna" da o karar veriyor..
ne güzel hayat ya,
çift kişilik ama bir kişi karar veriyor herşeye, herşeye kimin karar vereceğine bile...
karar verme hakkı onlardaymış gibi...
istedikleri zaman, sonn derece yalandan, özür dilerim diyince, her konuyu kapatmak için kullandığı, cümle kalıbıdır...
bir şey soruyosun, bu konuyu kapatalım...
oldu..
niye kapatıyoruz?
niye şimdi kapatıyoruz?
niye sen karar veriyorsun?
niye kesiyorsun, benim bu konuyla ilgili konuşmamı?
yalanını ortaya çıkarıyorsun,
ya kendimi ifade edemedim ben öyle demek istemedim sen yanlış anlamışsın..
sen gerginsin, "o zaman" özür dileyim...
"o zaman"
sen niye gerilmiyosun acaba, niye utanmıyosun acaba...
bir şeyi bir insana üç kere anlatmaktan nefret ettiğimi söylediğim kişi, başka bir şeyi bana 4 kere anlattırdı....
sadece benmi insanları ciddiye alıp inanıyorum ya...
benim konuştuğum herkesmi yalancı ya gerçekten aklım almıyor...
kendi söyeyeceğini söylüyor, ben konuşurken, konu kapatılmış...
o kadar iyi ki beyimiz, tartışmak istemiyormuş, uzatmak istemiyormuş...
ama konunun nasıl kapanacağını o beyan ediyor, ne zaman kapanacağına o karar veriyor, bütün bunlara karar verme hakkını da kendine o veriyor,
benim söylediklerimi de dinlememe hakkı var, benim söylediklerimin "uzatmak" olduğuna" da o karar veriyor..
ne güzel hayat ya,
çift kişilik ama bir kişi karar veriyor herşeye, herşeye kimin karar vereceğine bile...
devamını gör...
solak olmanın yararları
salak olmanın yararları diye okuyup tıkladığım başlık...
devamını gör...
sigmund freud'un en güzel sözü
"insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların “tecrübe” dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir."
devamını gör...
şans getirsin diye uçak motoruna bozuk para atan insan
weifang şehrindeki havalimanında yaşanan olayda, yalnızca soyadı bilinen wang adlı bir yolcu haikou şehrine gidecek uçağa binmeden önce aracın motoruna şans getirmesi için madeni para koydu.
havalimanı uçuş görevlileri, kalkış öncesi yapılan rutin kontroller sırasında motorun altında pist zemininde bozuk para görünce yetkililere haber verdi.
guangşi beibu gulf havayolları'na ait uçaktaki görevliler, paraların yolculardan wang'a ait olduğunu tespit etti.
yerel medyada yer alan haberlere göre wang, kırmızı kağıtlara sardığı 6 adet madeni parayı uçağın motoruna koyduğunu itiraf etti.
tüm madeni paraların bulunmasına karşın güvenlik önlemleri nedeniyle 147 yolcunun yer aldığı uçuş ertesi güne ertelendi.
öte yandan yaptıklarını itiraf eden wang ise polis tarafından gözaltına alındı.
2019'da benzer bir olay yaşanmış, 28 yaşındaki lua çao yolculukta şans getirmesi için uçağın motoruna bozuk para atmıştı. yetkililerin uçuş öncesi kontrollerinde madeni paralar tespit edilmiş ve sefer iptal edilmişti.
yaşanan aksaklık nedeniyle 17 bin 600 dolar zarar ettiğini açıklayan lucky air adlı havayolu şirketinin açtığı tazminat davası sonucu çao 17 bin 200 dolar para cezasına çarptırılmıştı.
2017'deyse şanghay'da 80 yaşındaki bir kadın uçağın motorlarından birine 9 adet bozuk para atmış, güvenlik nedeniyle 150 yolcu tahliye edilmişti.
china southern airlines, yaşı nedeniyle yolcuya dava açmamıştı.
buradan
devamını gör...
kızıl ordu
1918 - 1946 yılları arasındaki sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği'nin silahlı kuvvetleri. rus iç savaşı'nda bolşeviklerin silahlı kuvvetleriydi ve 1922 yılında sovyetler birliği'nin resmi ordusu oldu.rus iç savaşında kazandığı başarılarla beraber ıı.dünya savaşında nazilerin 6. ordusunu tamamen yok etmiş ve savaşın gidişatını tam tersine çevirmişlerdir
troçki'nin, "kızıl ordunun kurucusu" olduğu yönünde ciddi bir spekülasyon bulunmaktadır (troçki 1918 yılında askeri komite başkanlığına atanmış, yapmış olduğu hatalar nedeniyle defalarca uyarılıp eleştirilmiş ve sonunda 1924'te bu görevinden alınmıştır). kızıl ordu ile ilgili yapılan ve türkçeye çevrilmiş olan çeşitli yapıtlarda, kızıl ordunun "troçki" değil, parti tarafından kurulduğu, kuruluşunda ise krlienko ve frunze gibi askerlik sanatında çok daha yetenekli olan isimlerin ön plana çıktığı görülmektedir.
troçki'nin, "kızıl ordunun kurucusu" olduğu yönünde ciddi bir spekülasyon bulunmaktadır (troçki 1918 yılında askeri komite başkanlığına atanmış, yapmış olduğu hatalar nedeniyle defalarca uyarılıp eleştirilmiş ve sonunda 1924'te bu görevinden alınmıştır). kızıl ordu ile ilgili yapılan ve türkçeye çevrilmiş olan çeşitli yapıtlarda, kızıl ordunun "troçki" değil, parti tarafından kurulduğu, kuruluşunda ise krlienko ve frunze gibi askerlik sanatında çok daha yetenekli olan isimlerin ön plana çıktığı görülmektedir.
devamını gör...
toprak ana (cengiz aytmatov)
cengiz aytmatov'un 1963 tarihli mükemmel romanı. ayrıca aytmatov bu romanı ile lenin ödülü almıştır.
cengiz aytmatov kelimelerin efendisi. eserinde öyle güzel, öyle içten anlatmış ki hem acıyı hem de sevinci hayran olmamak elde değil. okuduğunuz anda, saf ve akıcı üslubu sizi daha çok içine çekiyor.
kısaca konusuna değineyim.
romanımız ikinci dünya savaşı yıllarında, bir kırgız köyünde geçmekte. kocası ve 3 oğlunu cepheye yollayan tolgonay ana özelinde tüm savaş mağdurlarının acılarını, çektiği eziyetleri, sıkıntıları anlatılmakta. savaşın ne denli yıkıcı olduğunu cepheye gitmeden, geride kalanlar üzerinden göstermekte. belki de en acı kısmı burası, geride kalanların yaşadığı hasret, özlem, acı ve belirsizlik.
okurken gözyaşlarınıza engel olamayacaksınız. etkisinden de öyle kolay kolay çıkamayacaksınız. hâlâ okumadıysanız bu tanım sizin için bir işaret olabilir. okumanız önemle tavsiye edilir.
son olarak kitaptan bir alıntı bırakayım.
- ey benim sevgili tarlam, hasat bitti ve şimdi sen dinleniyorsun.
burada artık insan sesleri duyulmuyor, arabalar yolların tozunu kaldırmıyor, biçerdöverler de görünmüyor artık. sürüler daha anıza salınmadı. sen insanlara meyvalarını verdin. şimdi, doğum yapmış kadınlar gibi uzanmış, yatıyorsun. sonbahara kadar dinleneceksin. şu anda burada yalnızız. senden ve benden başka kimse yok. sen benim bütün hayatımı biliyorsun. bugün `ölüleri anma günü! suvankul'u, kasım'ı, maysalbek'i, caynak'ı ve aliman'ı rahmetle anıyor, dua ediyorum. yaşadığım sürece hiç unutmayacağım. bir gün gelecek, canbolat'a da her şeyi anlatacağım. eğer yaradılıştan zeki ve iyi niyetli ise, anlayacaktır. ama öbürlerine, dünyada yaşayan herkese nasıl anlatmalı? onlara bir diyeceğim var ama her birinin kalbine nasıl gireyim de anlatayım?
ey gökyüzünde parlayan güneş, sen bütün küreyi dolaşıyorsun, onlara sen anlat!
ey yağmur bulutu, dünyanın üzerine sağnak sağnak boşal, her damlan bir konuşmacı olsun da, onlara sen anlat!
ey besleyici toprak ana, hepimizi bağrına basan sensin. onlarla sen konuş toprak ana, insanlara sen anlat!
- hayır tolgonay, onlarla sen konuşmalısın. sen
kadınsın. sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin. bir
insansın sen! onlara sen anlat!
cengiz aytmatov kelimelerin efendisi. eserinde öyle güzel, öyle içten anlatmış ki hem acıyı hem de sevinci hayran olmamak elde değil. okuduğunuz anda, saf ve akıcı üslubu sizi daha çok içine çekiyor.
kısaca konusuna değineyim.
romanımız ikinci dünya savaşı yıllarında, bir kırgız köyünde geçmekte. kocası ve 3 oğlunu cepheye yollayan tolgonay ana özelinde tüm savaş mağdurlarının acılarını, çektiği eziyetleri, sıkıntıları anlatılmakta. savaşın ne denli yıkıcı olduğunu cepheye gitmeden, geride kalanlar üzerinden göstermekte. belki de en acı kısmı burası, geride kalanların yaşadığı hasret, özlem, acı ve belirsizlik.
okurken gözyaşlarınıza engel olamayacaksınız. etkisinden de öyle kolay kolay çıkamayacaksınız. hâlâ okumadıysanız bu tanım sizin için bir işaret olabilir. okumanız önemle tavsiye edilir.
son olarak kitaptan bir alıntı bırakayım.
- ey benim sevgili tarlam, hasat bitti ve şimdi sen dinleniyorsun.
burada artık insan sesleri duyulmuyor, arabalar yolların tozunu kaldırmıyor, biçerdöverler de görünmüyor artık. sürüler daha anıza salınmadı. sen insanlara meyvalarını verdin. şimdi, doğum yapmış kadınlar gibi uzanmış, yatıyorsun. sonbahara kadar dinleneceksin. şu anda burada yalnızız. senden ve benden başka kimse yok. sen benim bütün hayatımı biliyorsun. bugün `ölüleri anma günü! suvankul'u, kasım'ı, maysalbek'i, caynak'ı ve aliman'ı rahmetle anıyor, dua ediyorum. yaşadığım sürece hiç unutmayacağım. bir gün gelecek, canbolat'a da her şeyi anlatacağım. eğer yaradılıştan zeki ve iyi niyetli ise, anlayacaktır. ama öbürlerine, dünyada yaşayan herkese nasıl anlatmalı? onlara bir diyeceğim var ama her birinin kalbine nasıl gireyim de anlatayım?
ey gökyüzünde parlayan güneş, sen bütün küreyi dolaşıyorsun, onlara sen anlat!
ey yağmur bulutu, dünyanın üzerine sağnak sağnak boşal, her damlan bir konuşmacı olsun da, onlara sen anlat!
ey besleyici toprak ana, hepimizi bağrına basan sensin. onlarla sen konuş toprak ana, insanlara sen anlat!
- hayır tolgonay, onlarla sen konuşmalısın. sen
kadınsın. sen her şeyin üstündesin, daha bilgesin. bir
insansın sen! onlara sen anlat!
devamını gör...
normal sözlük belgesel veri tabanı
sosyal ikilem
devamını gör...
aykırı olmanın riski
geleneklere bağlı ve gerici bir toplumda öldürülme riski barındırır.
devamını gör...
yüksek lisans
ders aşaması boyunca değerli hocalarınızın ileride yapacakları şahsi çalışmaları için 25-50'şer sayfalık, spesifik konular üzerine özetler yazarsınız saatlerce. 2 sene sonra bir aferin ile uğurlarlar seni. tebrikler artık lisans mezunu bir işsiz değil yüksek lisans mezunu bir işsizsindir.
devamını gör...
postmodern keko sözlükten uçurulsun kampanyası
az önce (bkz: kadir şeker) başlığında denk geldiğim nicki damarlarına işlemiş kendini bilmezin tanımıyla karşılaştım.
arkadaş böyleleri kim olabiliyor. kendi kuşağımdan umudum yokken halen z kuşağından umudu olanlar adına üzülüyorum..
edit: üslubu ile ilgili mesajıma ''sevgilisi misin?'' diyerek yanıt vermiş .hey allahım..
arkadaş böyleleri kim olabiliyor. kendi kuşağımdan umudum yokken halen z kuşağından umudu olanlar adına üzülüyorum..
edit: üslubu ile ilgili mesajıma ''sevgilisi misin?'' diyerek yanıt vermiş .hey allahım..
devamını gör...
tanım girecek başlık bulamamak
o zaman sen düzgün başlık up'layıp entry gir. her şeyi devletten beklememek lazım.
devamını gör...
backfire effect syndrome
insanların inandığı şeylerin tutarsız yönleri ortaya çıktığında, inançlarına daha fazla sahip çıkmaları durumuna denir. duydukları veya gördükleri şey onları inançlarına daha fazla bağlamaktadır.
düşünmeden, sorgulamadan inanma fikrinden türemiştir. skolastik düşünce biçiminin benzeridir.
düşünmeden, sorgulamadan inanma fikrinden türemiştir. skolastik düşünce biçiminin benzeridir.
devamını gör...
