c. s. lewis - narnia günlükleri.
devamını gör...

netflix yapımı mini korku gerilim dizisi.

bir adada yaşayan insanlar her zaman gittiği kilisedeki pederin hastalandığını ve yerine yeni birinin geldiğini görür ama adamda sıkıntılar var. bölümler ilerledikçe bazı korku ögeleri baş göstermeye başlıyor. hastalar iyileşmeye başlıyor hatta yakın gözlük takan teyzelerimiz gözlükleri atıyor.

vay be pedere bakın diyorlar. bana da dua et bana da dua et diyorlar. ee tabii körü körüne inandığın her ne varsa sana misliyle dönüyor dizinin sonunda.

özellikle adadaki şerifin müslüman olması ve adadaki diğerlerinin hristiyan olması üzerinden ince ince din dokundurmaları var hoşuma gitti. dizide öyle diyaloglar var ki bu nasıl korku filmi diyor insan. hele pederin yanında yardımcı bir teyzemiz neredeyse dizi boyunca susmadı. tamam teyze en çok inanan sensin, en dindar sensin biraz sus ya!

kısacası gerilim türünde konusu ve değindiği konular itibariyle beğendiğim bir dizi olmuş. iyi insan olmanın dine körü körüne inanmak olmadığını ve hoşgörünün ne kadar önemli bir mesele olduğunu anlatmış bize. hem de korku dizisinde...
devamını gör...

anladım. buraya da fotoğraf atacağız. çok takdir ettim sizleri. elimdeki at,kuş, kedi resimleri burası olmasa patlayacaktı.

hazır mısınız? çok heyecanlısınız biliyorum.*

efkârlı bir kuş.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ne o at mı?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
pek sevimli.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kuzguncuktaki kedi. vişnesi var diyorlar da ben kedisine denk geldim hep. menü de ciğer olmaması belliki çok üzmüş onu. miyav miyav demeye bile takati yoktu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bugün de fotoğraf paylaştık. çok şükür.
devamını gör...

market alışverişini yapan arkadaş ev ekonomisini hiç bilmiyor. resmen, başlık açtığı gibi ne bulursa alıp geliyor.
lütfen bir daha ona yaptırmayın.
devamını gör...

ve dövüşebilirim. doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey ve herkes için; yaşım başım buna engel değil!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kırmızı bültenle aranan * osman öcalan'ın trt'ye çıkarak akp'ye oy istediği memleketimde, bir büyük şehir belediye başkanının bu memleketin seçilerek meclise girmiş bir muhalefet partisi üyesinin kadınlar gününü kutlaması olayı.

flashback atmak isteyenler zihinler için;
bilmiyormuş işte iki gözümün çiçeği
pekeke terörist bir örgüt değildir, onu biz güçlendirdik

hah bir edit;
(bkz: imam osurursa cemaat sıçarmış)
devamını gör...

akım haline gelen kedi besleme modası beraberinde de büyük bir sektör oluşturdu. hayvan satan mağaza sayılarında artış var. bir cins kedinin fiyatı bin lira ile 5 bin lira arasında değişiyor. hem satılıyor, satılırken de mama sektörünü besliyor. kilosu 50 tl ile 100 tl arasında değişen farklı çeşitte mamalar, kedi besleyenler tarafından kapışılıyor.

mamalara ilgi ve istek artınca, mama türleri de çeşitlenmiş. öyle türleri var ki isimleri bile şaşırtıyor. hamsili kedi maması, yaban mersinli düşük tahıllı kısırlaştırılmış kedi maması, kuzu etli kedi maması, tavuklu ve balıklı renkli taneli kedi maması, somonlu ve sebzeli kısırlaştırılmış yetişkin kedi maması vs. bunlar gibi yüzlercesi satılıyor.

artık, sokaklarda ve kaldırımlarda, hayvanseverler tarafından serpiştirilmiş kedi mamaları gözümüze çarpıyor. bu tabiki kedilerin aç kalmaması için sevindirici bir durum. ama dikkat edilirse çeşitlenen bu kedi mamaları, kedilerin de genetiğini biraz bozdu. nasıl kedi fareyi kovalıyor ve fare kaçıyorsa, şimdi artık, son dönem videolarda da görüldüğü üzere fare, kediye saldırıyor. eskiden fare ve farklı doğal yiyeceklerle beslenen kediler, şimdi bu tür mamalara alıştıkları için genetik zincirleri kırıldı ve fareden korkar oldular. kediler de mama bekleyip, bu mamalar verilmezse açlıktan ölecek hale geldiler. mamaya alışmış kedi de avlanmayı ve kendi iradesi ile beslenmeyi öğrenemez duruma düşer.
devamını gör...

söylediklerinde samimi olduğunu düşünsek bile zengin olmadan önce böyle düşünmediğini biliyoruz. biz de zengin değiliz, yani ortada bizi ilgilendiren bir beyan yok.
devamını gör...

benjaminin gece ortalarında göklerden gelen bir karar vardır deyip piyasaya çıkacağı operasyondur. tüm yazarları tanım girmeye sol frame e davet ediyoruz.
devamını gör...


anayurt oteli(1973), yusuf atılgan'ın psikolojik ve sürrealist tarzda yazılmış ikinci romanı, ziyadesiyle taşralı bir roman örneği.

birey üzerinden tüme varıyor yazar, taşranın; ahlaksal bocalamasına, iki yüzlülüğüne, yalnızlığına, monotonluğuna dair her şeyi gözler önüne seriyor. bireyin göğüs kafesinden kaybolmayan o boşluk hissini, varoluş sancısını, yaşam boyu süreçte topluma ve kendine yabancılaşmasını , tüm bu gerçekleri harmanlıyor romanında. bilinen fakat dillendirilmeyen anadolu'ya da gerçekçi bir gözle bakıyor atılgan, cesur söylemlerde bulunuyor, dul ve kısır ortalıkçı kadın karakteri üzerinden anadolu'nun ahlak bekçisi erkeklerine adeta haykırıyor iki yüzlülüklerini. yaşamının büyük bir kısmı taşrada geçen yazarın, taşranın insanına, yaşamına atmosferine tamamen hakim olduğunu söylemek yerinde bir tespit olacaktır.

yazarın biyografisini incelediğimizde, eğitim aldığı hocalarının onun edebi kişiliği üzerinde oldukça etkili olduğunu görüyoruz. üniversitede üç dönem ahmet hamdi'den dersler alıyor yusuf atılgan. ahmet hamdi ise yahya kemal'in öğrencisi. yahya kemal'den , ahmet hamdi'ye ondan da yusuf atılgana miras yoluyla başarılı bir şekilde aktarılmış bu titiz yazma geleneği. şiirlerin ve düz yazıların üzerinde sarraf titizliğiyle çalışma hassasiyeti bu üç kuşakta göze çarpan bir ayrıntı. ne yazık ki aynı geleneği öğrencilerine aktarma şansı verilmiyor yusuf atılgan'a.

romanda da ilk göze çarpan bu oluyor zaten; temiz, sade bir dil, seçkin bir üslup, özenle seçilmiş kelimeler. uzun ve meşakkatli bir çalışmanın emeği olduğu hissediliyor. roman henüz yazarın zihninde bir taslak halindeyken, karaktere dair bir çok psikolojik ve sosyolojik okumalar yaptığını söylemekte yanlış olmaz.

romanda olaylar arka planda kalıyor, öne çıkan ise bireyin iç dünyası, yalnızlığı, ruhsal bunalımları, tutunamayışı, monotonluğu ve en nihayetinde de topluma ve kendine yabancılaşması oluyor.

belki basıldığı yıllarda türk toplumu için yeni bir konu olan yabancılaşma, günümüz okuru için oldukça sıradan bir tema. zebercet karakterini; apartmanda kendi halinde komşumuzda,sokakta sessiz sakin yürüyen bir adamda ya da modern taşra ankara'nın; kurulmuş saat gibi sabah 8 akşam 5 çalışan , içi boşaltılmış memurlarında ziyadesiyle görüyoruz. şehirler zebercet karakterine aşina artık. modern bireyin belki de en temel sorunu yabancılaşma. bu ise romanın konusunu ilginç ve farklı olmaktan çıkarıyor, sıradanlaştırıyor. yerli ve yabancı yüzlerce kitap var bu konunun etrafında dönüp duran.

anayurt oteli varoluşsal bir yabancılaşmayı konu ediniyor, olaylar tamamen zebercet karakterinin ruh dünyası ve psikolojisi üzerinden ilerliyor, roman zebercet'in bilinçaltından besleniyor, akıl ve mantık değersizleşiyor bir nevi.
zebercet bir nesil öncesini bile bilemeyen bir karakter. bu bilinmemezlik onda bir yere ait olma isteği doğuruyor, kendini otelin de sahibi olan zengin ve soylu bir ailenin ,keçecilerin, devamı olarak görüyor fakat yine de hiçbir yere ait olamama duygusunun esiri olmaktan kurtulamıyor.

yazar, zebercet karakterini yaratırken onu bilinçli bir şekilde hayata yenik başlatıyor. dış görünüşün sosyal statü açısından önemli olduğu, erkek egemenliği altındaki bir toplumda o kısa boylu, zayıf ve cılız bir dış görünüşe sahip, pasif, edilgen, fakir işçi sınıfı bir aileden geliyor. bir şekilde bulunduğu ortamlarda hep dışlanmış, aşağılanmış, alay edilmiş, küçük düşürülmüş. anayurt oteli'nin onun için adeta bir kaçış ve saklanma mekanı olduğunu söyleyebiliriz.

tüm bu süreçler onda sosyal olarak geri çekilmeyi doğuruyor. toplumsal ilişkilerden kopuk, çevreden izole, yalnız ve içe dönük yaşıyor ;insanlara karşı soğuk, gerekmedikçe konuşmayan bir karakter, konuşması amaca yönelik ve kısa. cinsel yaşamı çoğunlukla fanteziler üzerine kurulu, ara sıra cinsel ilişki yaşadığı gündelikçi kadın bu ilişki sırasında uykusundan dahi uyanmaz. erkek bireyler için zihinde büyük bir yer kaplayan iktidar olma olgusu onda hiçbir zaman başarıya ulaşamıyor. erkeklik ve iktidar göstergesini bıyık olarak sembolize ediyor yazar romanda birçok yerde.

gecikmeli ankara treniyle gelen kadının, gelmesine kadar ki süreçte, zebercet'in hayatındaki her şey tekdüzedir, monotondur. kadının otele gelmesi ve giderken de döneceğini söylemesiyle hayat birden farklılaşır onun için. daha öncesinde yaşamını gözlemlememiş sorgulamamıştır zebercet. fakat şimdi içinde büyük bir sevme sevilme ihtiyacı hisseder ve bu ihtiyacını da o kadınla karşılamak ister.

artık yarına dair beklediği şeyleri vardır onun, yaşama devam etmesini sağlayacak umuda sahiptir. bu bekleyiş değişimlere de gebedir. kendine çeki düzen vermek adına alışveriş yapar, tıraş olur vs...

günler geçer fakat kadın gelmez, umudunu yitirir zebercet. umudun ölmesi beraberinde sınırsız bir özgürlük hissini getirir zebercet için. otele müşteri almaz artık. toplumun yargı değerlerince kabul görmeyen, genel ahlak kurallarına aykırı şeylerle sınar kendini. cinsel kimlik arayışı içine girer. bir erkekle cinsel ilişki kurmak ister, sonrasında bir hayvanla, cansız nesnelerle ve hayat kadınıyla. horoz dövüşlerine gider, içkili lokantalarda yemek yer, cinayet işler. fakat yazar bu insanlık dışı gibi görünen süreçleri öyle güzel kotarıp okuyucuya aktarır ki, okuyucu zebercet'i dışlamaz, ondan nefret etmez bilakis onu benimser, anlamaya çalışır, empati kurar.

tüm bu anlamsız ve sancılı süreci bitirmek adına, gücü ilk defa eline alan zebercet kendi hayatına son verir.

kitap sonu baştan belli, tahmin edilebilir şekilde biter, zebercet'in intiharı şaşırtmaz okuyucuyu. anayurt oteline benzer birçok romanın sonunda da kahraman intihar eder zaten.o halde kitabı okunur kılan, diğerlerinden ayıran nedir diye bir soru sormak hiç de mantıksız değildir. kitabı, aynı temaların işlendiği diğer kitaplardan ayıran hiç şüphesiz yazarın kendine has üslubudur.
devamını gör...

devamını gör...

ilk kez 1795'te filolog frederic august wolf tarafından prolegomena ad homerum isimli kitabıyla ortaya atılan sorun.
wolf'a göre ilyada ve odysseia bir bütün olarak tek bir ozan tarafından yaratılmadı, bu destanlar birbirine eklenmiş şarkılardı ve homeros diye birisi hiç yaşamadı.

bu sorun hala çözülebilmiş değil. sebepleri is çok açık; m.ö 7. yy'dan beri filozof, ozan ve tarihçiler homeros hakkında doğduğu yerden başlayarak kör olup olmamasına kadar hep çelişkili şeyler söylediler. homeros hakkındaki ilk yazılı kaynaklar da bu çelişkili ifadeler olduğu için tarihte gerçekten böyle bir ozanın yaşayıp yaşamadığı hep muamma olarak kalacak.

aslında bu sorunun ortaya çıkmasının temelinde heirich schliemann'ın çanakkale'ye gelerek ilyada'da geçen troya'yı aramaya başlamasıdır. nitekim bulur da troya'yı. bu haber elbette çok ilgi görür ve herkes gözünü homeros ve eserlerine diker. herkes bu ozan ve eserleri ile isimlerinin beraber anılması için bir şeyler yapmaya çalışır.

o dönemin ozanları festival ve bayramlarda mitolojik hikayeleri şarkılar şeklinde söylerdi. nitekim büyük ihtimalle homeros da böyle bir ozandı. zaten ona atfedilen iki destan da kendisinden çok sonraları kaleme alındı. bu iki destan ilk kez peisistratos'un emriyle düzenlenip kaleme alındı. şu an okuduğumuz bu iki kitap onun düzenlediği şekildedir.

bir kişinin çıkıp ta sözlü gelenekten toparladığı toplamda 28.000 dizelik iki destanın sözlü geleneğe mensup tek bir ozan tarafından ezbere bilindiğini ve okuduğunu iddia etmek yeterince abartılı bir iddiadır. muhtemelen her ozan destanın belirli konularına hakimdi ve ve bayramlarda okurdu. bu ozanlar da itibar kazanabilmek için okudukları şarkılar için o dönemin en ünlü ozanı olan homeros'u referans gösterdiler. söylentiler birleşince de ihale homeros'a kaldı.
devamını gör...

şu teoriyi çürütün de siz de biz de rahatlayalım. ama oturduğunuz yerden çürütemezsiniz. zira bilimsel çalışmalar bu şekilde yapılmıyor.
tez-antitez-sentez,ispat, makale, intihal, hakemli dergi...
bu gibi kavramlar sizin için bir şey ifade etmiyor ise ancak elmayı çürütürsünüz.

muhafazakar, islami hassasiyeti olan ve evrim teorisinden hazzetmeyenlere şunu söyleyeyim; varsa bir bilimsel çalışmanız lütfen bizimle de paylaşın. bir de korkmayın bu kadar. bilmediğiniz, bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...
hem ne diyor kitapta okuyun, akledin, düşünmez misiniz, ilim çinde de olsa gidin alın. değil mi?

o halde fen bilimleri açısından önce evrim teorisinin ne anlattığını anlamanız ondan sonra da varsa deliliniz ortaya koymanız gerekir. biyoloji, genetik, arkeoloji gibi bilim dalları bu konuda yardımcı olabilir.

islam ilimleri açısından da islam dininin evrenin oluşumu, türlerin kökeni ve gelişimi hakkında ne söylediğini, evrim teorisi ile islam dinin çelişip çelişmediğini ortaya koymanız, bunun için de sarf, nahiv, tefsir, kelam gibi ilimlerde söz sahibi olmanız gerekir.
sonuç olarak fenni ve islami ilimlere hakim olmadan bu konuda bir şey söyleyemezsiniz.
içeriğine vakıf olmadığınız konular hakkında konuşmak zorunda değilsiniz.
saygılar.
devamını gör...

doğu anadolulu bir alim olan bediüzzaman said nursi tarafından yazılmış 300 kadar kuran ayetini açıklayan/tefsir eden risalelere verilen isimdir. dili farsça ve arapça kelimelerı çokça içinde bulundurur bundandır ki çoğu insan bu risaleleri anlayamaz ancak osmanlı türkçesinin en elit diline vakıf olan zümrece anlaşılabilen bir dile sahiptir. said nursi'nin hayatı zindanlarda ve sürgünlerde geçmiştir.

bu alim 1. dünya savaşında kafkas cephesinde gönüllü olarak savaşmıştır ve milislerden oluşan 5000 askerlik bir alaya kumandanlık yapmıştır savaşın sonucununda esir düşmüş ve bolşevik ihtilalini fırsat bilerek kaçar ve kafkaslar'dan esir alınmışken balkanlardan vatana geri döner.

gençlik yıllarından itibaren çok siyasi/politik bir şahıs olmuştur ve büyük bir zümrece fikirleri görüşleri kabul görmektedir. öyle ki istanbulun işgali sırasında ingiliz mandası isteyen istanbuldaki alim sınıfını uyararak hizaya getirmiş ve ingiliz mandasının esaret olacağını hutuvat-ı sitte ile tüm istanbul'a bildirmiştir. hatta bu başarılarından dolayı musatafa kemal tarafından meclis kurulduğundan meclise davet edilmiştir. meclisteki vekillerin dinden uzak olduğunu namaz kılmadığını gördüğünden onlara çeşitli uyarılar yapmıştır.
namaz kılmalarını kendi benliklerine dönmelerini doğuda doğunun batıda ise batının galip geleceğini yani özentilik içinde dururlarsa uğraşlarının bir gün zayi olacağını söylemiştir

hilafetin kaldırıldığı zamanda şeyh sayit isyanına karışmamıştır. karışsaydı olayların farklı bir yola evrilebileceği birçok otorite tarafıdan bilinir. bunun sebebi hitabeti ve bilgisi çok fazla olduğundan onun dediklerine tabi olan kitlenin fazla olmasıdır.

isyanlara karışmamasına rağmen sürgünlere gönderilmiştir o sürgünlerden biride ısparta'nın barla köyüdür burada siyaset ile ilgilenmeyi bırakır ve kendini insanlara vakfeder kendisi barla'dan sonraki hayatını yeni said olarak tanımlar.

burada risale-i nur eserlerinin çoğunu ortaya getirir. ve takipçileri artar ve bugün dahi türkiye'de en fazla üyesi olan dini topluluk nur cemaatleridir.

"ümitvar olunuz; şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, islamın sadası olacaktır."

bediüzzaman said nursi
devamını gör...

antalya'nın antik dönemdeki adı pamphylia idi.

osmanlılar zamanında anadolu eyaletine bağlı teke sancağı'nın merkezi olan antalya ve çevresi yani antalya körfezi ile fethiye körfezi arasında kalan bölge "teke yöresi" olarak adlandırılır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

öldürüldüğü günden bugüne kadar 2500 kadın daha öldürülmüş tür, allah ailelerine sabır versin, rahmetlinin annesinin dediği gibi sadece özgecan'nı değil bütün aileyi öldürdüler.
bu ebeveynler ne yapsın hep bu acıyı yaşayacaklar.
birde bir geri zekalı şovmen çıkıp katili öldürdü, sanki iyilik yapmış kahraman, ulan herifi öldürdün iyilik mi yaptın?bırak ömrünü dört duvar arasında aklına geldikçe beynini kemirsin, vicdanı azap çektir sin, sürüne sürüne ölsün.
devamını gör...

haluk leven'tin ktü'de okurken trabzona yaptığı' alışamadım ben bu kente' şarkısıdır.
barış manço'nun askerliğini yaparken amasya yaptığı' dağlar dağlar' şarkısıdır.
devamını gör...

su içsem yarıyor .
devamını gör...

kendi adıma dem'imden geleni yaptığım darbenin tüm kahramanlarına selam olsun.
sizin de kabuğunuza zeval gelmesin değerli kaplumbağamız.
devamını gör...

meyve yiyebiliyorsam zenginimdir. erik 15 lira, çilek desen 10-20 lira.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim