bu işin ekşi sözlükteki gibi sonraya bırakılmaması, şartların en baştan konuşulması iki taraf için de iyi olacaktır.

bünyamin kardeş gel el sıkışalım baştan. taleplerim :

- askeri ücret (her ayın en geç 10'unda en yakın garnizon nizamiyesinde elden teslim alınacak)

- sikorta (yazarken elim ağrıyabilir, belim tutulabilir)

- sulu yemek (bu en hassas noktam. olmazsa olmazım.)

sen meeting set et görüşelim. ama corona sebebiyle zoom'dan şeyapalım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

amerikada bir grup insan pirelerin 30 cm üzerine sıçrayabidiklerini gördüklerinde bir deney yapmaya karar verirler. zemini metalden geri kalanı camdan bir fanusun içinde pireleri koyarlar ve tabandaki metali ısıtmaya başlarlar. canı yanan pireler ise canları yanarak sıçrayabildikleri kadar sıçrar. tavanı camdan yapılmış fanustan çıkmak na-mümkündür.cama sertçe çarparak geri dönerler.. böylece pireler şunu öğrenir ne kadar sıçrarlarsa sıçrasınlar belirli bir yüksekliğe geldiklerinde bir şeye çarpacaklar ve gerisin gerisiye düşeceklerdir.
daha sonra fanusun tavanındaki cam çıkarılır. ama pireler görünmez şeyin orda olduğunu düşünerek kesinlikle kutunun boyutlarından yükseğe sıçramayacaklardır. artık kanıksamışlarıdır.

işte bu görünmez şey kadınların iş hayatında sadece belirli bir noktaya kadar yükselmelerine izin veren ,belirli bir noktadan sonra yükselme sağlamayacaklarını düşündüren kast sistemide ve cam tavan olarak adlandırılır. bu engelin muhatabı kadınlardır. ve onlara kadın oldukları için uygulanır. ne kadar başarılı, liyakat sahibi olursa olsun görünmeyen ve ifade edilmeyen engeller uygulanır. bu engellerden bazıları;
1-erkek yöneticiler tarafından konulan kurallar: kadınların üst yönetimde başarılı olamayacağını düşünen engeller. (kadından olmaz abicim)
2-kadın yöneticiler tarafından engeller: kraliçe arı sendromu.. iş yerindeki kadın yönetici adayı rakipleri bertaraf etmek için kullandıkları yöntem..(kadın müdürlerin kadın çalışanlarından hazmetmemesi.)
3-kişinin kendi kendine koyduğu bariyer: hem anne, hem eş ,hem iş gibi bir çok role bürünen kadın için bu bir tercih olabiliyor.(amaan yükselip napıcam çol var çocuk var. )
4-örgüt kültürleri: çalıştıkları kurumlarda , erkek egemen örgütlerin oluşturulması( halı saha maçları)
5-toplumsal cinsiyetçi rol kalıpları: toplumun bazı dayatmalarıdır.nasıl olsa ilerde ailene daha fazla vakit harcayacaksın gibi…
devamını gör...

bir gercektir. bunun birde kontrastli mr sekli vardir, verilen ilac gercekten iskencedir. damarlar yanar, bir yandan cihaz oter, her defasinda aklima cihaz aha simdi patlayacak diye senaryolar gelir. duzenli araliklarla mr cektirmeme ragmen alisamadim. hala aci verici ve cok korkutucu.

lisede mr cektirecegim zaman sutyenimin teli vardi. sutyenimi cikarmaya utandigim icin daha da utanacagim seyler yasamak zorunda kaldim. babamla gitmistik. babama soyledim baba camasirimin teli var diye. babamda gorevliye soyledi. gorevli de yanimiza geldi, dizimin mri cekilecegi icin elini gogsune koy kapat bisey olmaz dedi. velhasil girdik mra. ellerimi yapistirdim gogsume. bir ara makine ceker gibi oldu, zaten seslerden panik atak geciriyorum okuz gibi aglamistim. bu sefer cikardi mrdan git camasirini soy dedi * soyup geldim bastan cekildi. bir tel yuzunden 2 kez cektirdim mri. buda boyle rezilliktir.
devamını gör...

1931 yılında steven kistler tarafından silika jel kullanılarak oluşturulan görünümü sebebiyle donmuş veyahut mavi duman olarak adlandırılan aerojellerin sıvı bileşenleri hava bileşenleri ile değiştirilmiştir. bu nedenden ötürü büyük oranda havadan oluşmuş olup hafif ve çok yalıtkan bir yapıya sahiptir. 2011 yılında 15 tane guiness rekoru kırmış olup başta izolasyon sektörü olmak üzere tıp, boya, kozmetik, araştırma (nasa),havacılık alanlarında kullanımına rastlanmaktadır.
devamını gör...

merhabalar sayın yazar arkadaşlar. bu konuda bir şeyler yazmak isityorum.

3 senedir el yıkama musluğunun altına küçük bir leğen(5-6 litre hacminde) koyarak ve bu suyu tuvalet için gider suyu olarak kullanarak aylık su tüketimimizi aylık ortalama 15 metreküpten, aylık ortalama 11 metreküpe düşürdük. bir öğretmenimin tavsiyesiyle başladık bu uygulamaya. 3 seneden biraz fazladır bu uygulamayı yaptığımızı varsayarsak kaba bir hesapla 36*4=144 ton suyu kurtarmış olduk.

annem ıspanak, marul, roka, göbek salatası gibi toprak yüzeyinde yetişen dolayısıyla kirlenmeye ve çinde böcek bulundurmaya müsait olan yiyecekler konusunda çok titizdir. bu sebeple en az 3 defa yıkar bu bitkileri. 1 sefer sirkeli olarak 2 sefer de normal su içinde bekleterek yapar bu işlemi. ama ne yazık ki o bilmeyerek bu suyu direkt lavabo içine döküyordu. biraz da onu darlayarak bu eyleminin yanlış olduğunu, o suyu kullanabileceğimizi söyledim. uyarılarım etkili oldu ve 4 senedir o sirkeli olan parti hariç bitki yıkama sularını leğende tutuyoruz ve bahçemizdeki büyük bir kovaya döküyoruz( leğen yaklaşık 10 litre, kova da yaklaşık 60 litre). bu suyu daha sonra bahçemizde bulunan bitkilerimizi sulamak için kullanmaya başladık. haftada en az 3 gün bu sebzeleri tükettiğimizi varsayarsak kaba bir hesapla:
haftada 3 gün ayda 12 gün yapıyor. 12 gün boyunca 10 litrelik kapta 2 sefer geri dönüşüm yapabiliyoruz. günde 20, ayda 240 litre yapıyor.
4 yılda 4*12=48 ay var.
48*240=11520 litre yapıyor yani yaklaşık 11.5 ton.

evet sayın yazar arkadaşlar. gördüğünüz üzere sadece iki basit adımla bile 4 kişilik bir aile olarak yaklaşık olarak 4 yılda, yaklaşık 155,5 ton yani 155,500 litre suyu kurtarmışız, geri dönüştürmüşüz.

yan kişi başı yaklaşık 39 ton yani 39000 litre su yapıyor.

yıllık bazda ise kişi başı yaklaşık 9,75 metreküp yani 9750 litre su yapıyor.

her birimiz her yıl bırakın 9,75 metreküpü sadece 5 metreküp suyu bile kurtarsak 410 milyon metreküp suyu yani 410.000.000 metreküp suyu kurtarmış oluruz.

çok zor bir eylem değil bunlar. su, insan hayatının temel maddesi olmasına rağmen çok sınırlı olan bir madde. yenilenebilir bir kaynak değil. petrolden de, altından da, tüm paralardan da daha değerli ama maalesef bunun bilincinde değiliz.

ortaokuldayken bir arkadaşım vardı, biraz itici bir arkadaştı ama mecbur selamlaşıyorduk. tuvaletten çıkarken suyu kapatmazdı, açık bırakıp giderdi. bir gün neden böyle olduğunu sordum kendisine. bana olabildiğince kaba bir şekilde dedi ki : 'benim cebimden mi çıkıyor sanki'. adeta yıkıldım. gözümden yaş geldi. o aralar da su kaynakları ile ilgili bir konu işliyorduk derslerde. hocamız bir belgesel izletmişti. afrikada susuzluktan kırılan insanlar, çocuklar ile ilgili. o anda bu insanlar gözümün önüne geldi. insanların ne kadar acımasız olduğunu da ilk orada anladım.

lütfen suyumuzu dikkatli kullanalım. sayın yazarlar. buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ederim. saygılarımla.
devamını gör...

bana göre tazmanya canavarıdır. zaten suratına bakınca aptallık seziliyor. böyle vahşice saldıran her şeyde aptallık vardır.
devamını gör...

bizler doğmadık henüz, ölemedik de... okumadık, yazmadık, söylemedik daha sözümüzü. insan'ı ve bize insanlığımızı hatırlatan bir kaç güzel yüz, bir kaç sıcak ruh görünce uyanır gibi oluyoruz. kulağımıza kurşunla üflüyor yaşam, yaşamı. bu bizim kusurumuz. yaşamadık henüz. bu dünyada görünür olmadan öncesini hatırlayan ve vatanını özler gibi özleyen kaç kişi var?
insan'ı arıyoruz, hatalarıyla, eksikleriyle ama illa ki onuruyla, kavgasıyla... içimizde ve dışımızda. şiir'in de orada olduğunu farz bilerek.
acılar, üzüntüler, zorluklar insanın kabuğu kadar. kabuğumuz ince ancak dayanırız. dayanağımız aslımızdır.
devamını gör...

sadece korona sebebiyle de değil, dünyada her şeyin hızla kötüye gittiğini farkeden ve ruh sağlığını korumak için kendi dünyasında mutlu olmaya çalışan tip. (bkz: ben)
devamını gör...

fakirliğim arttıkça müşfik kenter'den dinlediğim orhan veli şiiri.

devamını gör...

kaddafi'nin öldürülme şeklini insan haklarına aykırı bulan,
marifet arkadaşının haklarını korumak değildir, marifet karşı fikirde olduğun insanın haklarını korumaktır diyen,
9-11 yaş çocukları için düzenlediği insan hakları kampında,
ben insanım, ben insan hakları ihlali yapmam mottosunu çocuklara aşılamaya çalışan, yapılan insan hakları ihlalinin, yapanın insanlığından aldığını söyleyen, 83 yaşında dünya tatlısı filozof.
devamını gör...

"ölenler ölümü bilmez, ölüm kalanlar içindir."
(bkz: şükrü erbaş)
devamını gör...

akıl oyunları *
devamını gör...

chief kamachi ile başladığım ve 1 saat kadar buralarda olayacağım yayın.
devamını gör...

çok şükür anlamadığım şeydir.
ortalık mizahtan geçilmiyormuş, öyle diyorlar. bol neşeli günler herkese...
devamını gör...

herkesin belli zamanlarda endişe, kaygı, ve panikle yoğrulmuş bir his yumağının içine atılma durumudur aslında. bu his kendimizi tehlikede hissettiğimizde, gergin ya da stresli olduğumuzda vücudumuzun gösterdiği doğal bir tepkidir.

aniden gelen ve düzenli şekilde devam eden panik veya gerginlik, korku hissiyle yaşanan bir anksyete bozukluğudur. fakat panik atak bozukluğuyla başetmeye çalışan bir kişi için stres, panik, korku, gerginlik, anksiyete gibi duyguları hem düzenli bir şekilde hemde çok fazla belirgin nedenler olmadan biranda yaşamaya başlar. bazen herhangi bir belirti göstermez.

panik bozukluğu panik atakla bağlantılı bir rahatsızlıktır. aniden ortaya çıkan ve tekrar eden panik ataklar, bu atakların sürekli gerçekleşeceği beklentisinin ortaya çıkardığı bir kaygı, travma ve panik atak anında gerçekleşen duygu bozukluğu durumu, vücudun yaşadığı ani değişikliklerden dolayı öleceğini ya da zarar göreceğini düşünme nedeniyle hayata tam ve doğru şekilde karışamama olarak gözlemlenen durumdur.

psikolojik bir rahatsızlık olmasının yanında kimyasal bir beyin olayı olarakta tanımlandırılır. tam olarak nedeni belli değildir aslında. tedavisi tabi ki mümkün. doğru ve düzenli bir yöntemle.

belirtilerini kalp kriziyle karıştıranlar vardır. ve o esnada kalp krizi geçirdiklerini düşünürler. kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı,
tansiyon yükselmesi, hızlı ve yüzeysel nefes alıp verme, baş dönmesi, bulanık görme, göz kararması, titreme, kan basıncında artma, kaslarda aşırı gerginlik, soğuk terleme, midede şişkinlik, sık idrara çıkma, bayılacakmış hissiyatı sıkça görülen belirtilerdendir. kişi vücudununun kontrolden çıktığını, kendi kendini yok edeceğini düşünür ve bu olaylar karşısında kişi öleceği ve aklını kaybedeceği korkusu gelişir. nefes nefese kalır açık havaya çıkmak ister bazende kendini hastaneye atar.

kapalı alan, açık alan, kalabalık yerler ya da bazen çok sakin yerlerde korku yaşayabilirler. tünel, köprü, otoyollar, asansör, tren garları, büyük marketler, sinema ve tiyatro salonları ani şekilde gelen bir panik atağa maruz bırakabilir kişiyi. bu ortamlardan kaçarlar ve kendilerini hergeçen gün kısıtlarlar.

bu aslında bir döngüdür. ve her geçen gün dahada artan dahada kısıtlayan bir döngü. kişi bunu içinde bulunduğu durum içerisinde ilginçtir ki farketmez. her geçen gün dahada yalnızlaşır, içine kapanır, kendini kısıtlar.

bir gün erkek arkadaşımla kalabalık bir caddeden geçiyorduk. eskiden ailesiyle orada yaşadıkları evi gösteriyor ve çocukluğuyla ilgili bazı şeyler anlatıyordu. biranda yüzünün şekli değişti ve hızlı nefes almaya başladı. sahile inelim dedi. yarım saat bir saat sonra eve gitmek istedi. o gece doğru düzgün konuşmadı benle. bir iki gün evden çıkmadı. sonra yeniden sahilde buluştuk ve üzerinde eşofmanlar vardı. ilginç bir şekilde bir daha hiç kot pantolon giymedi. o caddeye yakın yollara bile uğramadık hatta bana bile mesafeli davranmaya başladı.

bu biranda başlayan bir süreç değildi aslında. son 10 yılı buna benzer ama daha sakin daha pasif durumlarla geçirmiş. annesini kaybetmesi üzerine bu süreç hızlandı ve biranda kendini eve kapatmaya kadar gitti. aslında onun ki anksiyete kaygı bozukluğu yani ama tabi panik atak bu rahatsızlığın içine de harmanlanmış.

çocukluğunda ailesiyle yaşadığı bazı sorunlar, özellikle annesinin yüklediği kaygı durumları, anne babasının erken yaşta ayrılması, babasının sorumsuzluğu ve annesinin bu durum karşısında çocuklarına yaşattığı işkence gibi bir hayat. gerçekten akıl almaz yaşamlar var arkadaşlar.

bu rahatsızlıkların kökeni genelde çocukluk travmalarına dayanıyor. kaçımız tam manasıyla mutlu bir çocukluk geçirdik değil mi?

benim kafamı çok karıştırıyor bu durumlar. onunla yaşadığım 4 sene. benim ona destek olmak için uğraşlarım fakat sonunda benim desteğe ihtiyacım olması. bunun sonunda kendi çocukluğuma dönüp bakma ihtiyacı duymam. peki ama bu travmalar neden şimdi hortladı? düzgün psikolojiyi bile bozuyor bazı insanlar. altına çakıyor bir dinamit. bomm.

güçlü olma mı yoksa güçsüz olma durumumu mu? bunu da sorguluyorum. beynin bir oyunu bizi oyalama durumu. beynin düzgün işlemeyişi. artık düzgün işleyemeyişi. bunun için ciddi bir tedavi gerekli tabi. ama yine beyni kendini fazla ciddi olduğuna inandırmış insanı. ben güçlüyüm tüm bunlara gerek yok. ben zaten bunları biliyorum. peki ya çözüm? hah belkide egolu bir beyinin gerçekleri kabul etmeyişidir.

o günden sonra bana daha serin davranmaya başladı. aramızda sert diyaloglar gelişti. artık beni sevdiği için değilde bana ihtiyacı olduğu için yanımda olduğunu o kadar net hissettiriyordu ki bana, bu durum ben de değersizlik hissi oluşturdu. hah sonra bu duygunun çocukluğa dayandığını düşünmeye başladım. travmalara inmeye onları araştırmaya başladım. kendime cicik cicik travmalar geliştirdim. beni itmesi, bana mesafeli olması, bana sadece ihtiyacı olduğu zamanlarda ulaşması (evde yalnız kalmak zorunda kaldığı dönemlerde, onun çıkamayacağı gidemeyeceği alanlara gidilmesi gerektiğinde ya da buna benzer yetemediği alanlarda.) vsvs bendeki değersizlik hissini eşeledi durdu.

sağlıklı kalmaya hatta başka insanlara yardım etmeye çalışırken nurtopu gibi psikolojik rahatsızlıklarım oluşmaya başladı. oluştu. bunu çok erken fark etmem önlem almama ve kendi kendimi tedavi etmeye çalışmamda işe yaradı tabi. ama ciddi bir şekilde yıprandım bu süreçte. daha güçlü olmak için bazen birazda olsa hırpalanmak gerekir değil mi? hayat bize yeni yeni şeyler öğretmeye bayılıyor. bunu bazen yeni insanlarla yapıyor. her geçen gün daha güçlü olmamız için bizi zorluyor.

çok fazla uzadı değil mi? panik ataktan nerelere geldik. iyi ki de geldik. yine kendimi sorguladım ve yeni çıkarımlarda bulundum. umarım siz dede bu etki oluşmuştur. sevgiler...
devamını gör...

hibrit tohum, ata tohumu, gdo'lu tohum* gibi çeşitleri bulunan bitkinin neslinin devam etmesini sağlayan bitki çekirdeğidir. bazı bitkilerin tohumundan meydana gelen bitkiler dişi ve erkek özellik gösterdikleri için birbirlerini dölleyebilsinler diye çift ekilmeleri gerekir. (bkz: kivi)

tohumların sağlıklı bir şekilde çimlendirilebilmesi için soğuk hava zincirinde bulunmamış olması gerekir.

bazı geçmiş tarihli kaynaklarda sperm yerine tohum sözcüğü tercih edilmiştir.

bazı bitki tohumları mono-embriyonik ve poli-embriyonik olarak ikiye ayrılır. mono çekirdekte verim düşüktür, tek fidan elde edilir. verim elde edebilmek için aşılanması gerekir. poli çekirdek ise birden fazla istenen özellikte fidan verir ve aşılama gerektirmez. mono ve poli embriyonik çekirdekler görünümleriyle ayırt edilebilirler. mono çekirdek tek bir ana parçadan oluşurken poli çekirdeğin birden fazla parçalı bir yapısı vardır. (bkz: mango)

tohumdan ekilen bitkilerin toprağa tutunma ve uyum yetenekleri daha çok gelişmiştir. örneğin bir avokadoyu fidan olarak alıp toprağa dikmektense tohumdan yetiştirmek bitki sağlığı için daha olumlu bir yöntemdir. ancak tohumdan yetiştirilen özellikle çok yıllık bitkilerde meyve verme süreci epey uzun olduğundan kısa vadede kar sağlamaz.
devamını gör...

eminim herkes efsane patates kızartma tarifleri biliyordur. yok önce suyunu al, sonra buzlu suda beklet, sonra bir kızart, sonra bi daha kızart filan. hepimiz masterchef izledik evet. ama bütün bunlar nafile.

benim için en güzeli bayram sabahı, köy yerinde, alüminyum tencerede böyle bol yağda ama daha da bol patates kullanılarak yapılan, nihayetinde patateslerin iyice hamurlaşıp sonra da çıtırdadığı ve böyle değişik bir form aldığı kızartmadır. sarımsaklı yoğurt, taze ince yeşil soğan ve güzel bir köy peyniri ile tüketilirse daha da büyük keyif verir.

evet biraz garip oldu ama eminim dediklerimi kıyısından köşesinden yakalayan çıkacak.
devamını gör...

susmak asalet değil, erdemdir diye bağırıp çağırmak istediğim başlık.

bir de susturmak var. böyle kodun mu lafı susarlar. susturmakta asalettir o zaman.
devamını gör...

ben de küçükken en sevdiğim oyuncağımı yanıma alırdım bir yere giderken.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim