sürekli gelecekteki güzel günleri beklemek
yaşanan anı daha önce beklememiş saymaktır. oysa birkaç yıl önce de bu günleri beklemiştik değil mi? hedeflenen ne varsa bir şekilde ulaşılmış, ulaşılmamışsa da bir düzene koyulmuştur ama beklenen mutluluğu vermemiştir. çünkü henüz mutlu olma fırsatı tanımadan gözümüzü ileriye, daha ileriye dikmiş yeni bir hedef belirlemişizdir.
bunun sonu yok. ulaştığımız yerlerde durup soluklanmayı bilmiyoruz. "buraya neden geldim? nasıl bir yol kat ettim?" diye sormuyoruz. hâlbuki sorsak, ah bir sorsak! durup etrafı seyredeceğiz belki.
bunun sonu yok. ulaştığımız yerlerde durup soluklanmayı bilmiyoruz. "buraya neden geldim? nasıl bir yol kat ettim?" diye sormuyoruz. hâlbuki sorsak, ah bir sorsak! durup etrafı seyredeceğiz belki.
devamını gör...
kemal sunal replikleri
“parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği.”
devamını gör...
bizim yiğitler
söz ve müziği büyük ozan halk aşığı aşık mahzuni şerif'e ait mükemmel eser.
yiğitler, yiğitler, bizim yiğitler.
yiğitleri sevmez şey oğlu şeyler..
ben iki farklı yorumunu bırakayım şuraya..
aşık mahzuni şerif
cem karaca*
yiğitler, yiğitler, bizim yiğitler.
yiğitleri sevmez şey oğlu şeyler..
ben iki farklı yorumunu bırakayım şuraya..
aşık mahzuni şerif
cem karaca*
devamını gör...
yağmur
ne zaman eskiyor sevgiler
ödenen bedellerin acısı geçince mi?
“yağmur yağıyor, mutfak camındayım
nasıl üşüdüğümü bilemezsin
menekşelerim çiçek vermiyor artık anne
söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama
şimdi telefon açsam sana
sesini duymakta yetmiyor ki
hep ayni cumleler.babamlar nasil? ılacini aldin mi? nedenini bilmedigim bir aglamak var icimde
bir yerlere sigdiramiyorum yuregimi
bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken, tahta kasikla tencerenin basinda oylece
ne dusunurdun acaba?
ozlemek cok fena anne, anlamak seni daha da...
omuzlarim agriyarak uyaniyorum sabahlari
benim kizimin omuzlarini ovmasina daha cok var
gittikce sanami benziyorum ben?
ya da 'annenin kaderi kiza' dedikleri dogru mu?
'baban eskitir herseyi kizim, 'demistin bir kez
anlamamisim meger, eskiyormus annecigim
omzunu ovacak kalmiyormus meger ayni evin icinde
şimdi duysan bunlari, ne uzulursun mutsuz mu kizim diye, coktan kendinden vazgecmis bir sesle
mutsuz degilim de anne, yagmura ve mutfagimdaki kedere care bulamiyorum
evimi topluyor, toz aliyor, patlican kizartiyor, televizyon seyrediyor, aksam calan kapiyi aciyorum
actigimi goren olmuyor
pisirdigim yeniyor da, guzel olmus denmiyor
cay demleniyor demleniyor, demleniyor...
kederim mutfagimın her yerine yerlesiyor
ah nasil eskiyor hersey anne, nasil eskiyor
eskilerimi de atmaya kiyamiyorum
seni çok özlüyorum
bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep gidemeyişine ağladın mı sende
ne zaman eskiyor sevgiler
ödenen bedellerin acısı geçince mi?
işte böyle kalbimde bir acı şarkılar seni söyler.”
iclal aydın şiiri.
ödenen bedellerin acısı geçince mi?
“yağmur yağıyor, mutfak camındayım
nasıl üşüdüğümü bilemezsin
menekşelerim çiçek vermiyor artık anne
söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama
şimdi telefon açsam sana
sesini duymakta yetmiyor ki
hep ayni cumleler.babamlar nasil? ılacini aldin mi? nedenini bilmedigim bir aglamak var icimde
bir yerlere sigdiramiyorum yuregimi
bazen dalip giderdin mutfakta yemek yaparken, tahta kasikla tencerenin basinda oylece
ne dusunurdun acaba?
ozlemek cok fena anne, anlamak seni daha da...
omuzlarim agriyarak uyaniyorum sabahlari
benim kizimin omuzlarini ovmasina daha cok var
gittikce sanami benziyorum ben?
ya da 'annenin kaderi kiza' dedikleri dogru mu?
'baban eskitir herseyi kizim, 'demistin bir kez
anlamamisim meger, eskiyormus annecigim
omzunu ovacak kalmiyormus meger ayni evin icinde
şimdi duysan bunlari, ne uzulursun mutsuz mu kizim diye, coktan kendinden vazgecmis bir sesle
mutsuz degilim de anne, yagmura ve mutfagimdaki kedere care bulamiyorum
evimi topluyor, toz aliyor, patlican kizartiyor, televizyon seyrediyor, aksam calan kapiyi aciyorum
actigimi goren olmuyor
pisirdigim yeniyor da, guzel olmus denmiyor
cay demleniyor demleniyor, demleniyor...
kederim mutfagimın her yerine yerlesiyor
ah nasil eskiyor hersey anne, nasil eskiyor
eskilerimi de atmaya kiyamiyorum
seni çok özlüyorum
bana yasakladığın bahçeler sanada mı uzaktı hep gidemeyişine ağladın mı sende
ne zaman eskiyor sevgiler
ödenen bedellerin acısı geçince mi?
işte böyle kalbimde bir acı şarkılar seni söyler.”
iclal aydın şiiri.
devamını gör...
floransa
toskana bölgesinin başkenti, arno nehri'nin çevresinde kurulmuş bir kuzey italya kenti. 15. yüzyılda buraya hakim olan medici ailesinin sanata ve sanatçılara verdiği destekle sehir en önemli dönemini yaşadı. leonardo da vinci ve michelangelo burada yetişmiştir.
uffizi galerisi, duomo katedrali, medici ailesinin sarayı palazzo vecchio, şehrin iki kısmını birbiriyle birleştiren ponte vecchio, merdivenlere oturup gün batımını ve bütün şehri izleyebileceğiniz michelangelo tepesi bu sehirdedir. hayatımda görüp görebileceğim en güzel şehirdir, eğer istanbul bana küsmezse.
uffizi galerisi, duomo katedrali, medici ailesinin sarayı palazzo vecchio, şehrin iki kısmını birbiriyle birleştiren ponte vecchio, merdivenlere oturup gün batımını ve bütün şehri izleyebileceğiniz michelangelo tepesi bu sehirdedir. hayatımda görüp görebileceğim en güzel şehirdir, eğer istanbul bana küsmezse.
devamını gör...
kafkas çoban köpeği
tüm köpek cinsleri arasında en çok sevdiğim, dünyanın en iri köpekleri arasında yer alan, sadece "sürüyü koruyan", kurtla, gerekirse ayı ile bile savaşan, insanla yakınlaşmasına sadece sürüye bağımlı olsun pek izin verilmeyen, dünyada yoğun olarak ermenistan, dağistan, gürcistan, azerbaycan ve çevrelerinde yaşar.
türkiye'de "moda olarak" beslenmeye başlanmasından önce kars taraflarında sürü koruma köpeği olarak yıllardır beslenmektedir.
erkekleri 100 kilo civarına rahat erişir, yavruları bile yolda gördüğünüz normal bir sokak köpeğinden daha büyüktür.
en çok rastlanan renk skalası baş ve ense kısmı koyu kırçıllı gri, boynunun altı ve bacaklarının ön kısmında beyazlıklar olan, genelde siyaha yakın koyu gridir.
hava olsun diye satın alınan kangal ve aksaray malaklısı cinsleri gibi sıcak havası olan yerlerde yaşamaları onlar için işkence gibidir.

türkiye'de "moda olarak" beslenmeye başlanmasından önce kars taraflarında sürü koruma köpeği olarak yıllardır beslenmektedir.
erkekleri 100 kilo civarına rahat erişir, yavruları bile yolda gördüğünüz normal bir sokak köpeğinden daha büyüktür.
en çok rastlanan renk skalası baş ve ense kısmı koyu kırçıllı gri, boynunun altı ve bacaklarının ön kısmında beyazlıklar olan, genelde siyaha yakın koyu gridir.
hava olsun diye satın alınan kangal ve aksaray malaklısı cinsleri gibi sıcak havası olan yerlerde yaşamaları onlar için işkence gibidir.

devamını gör...
yazarların karşılaştığı yobazlıklar
4 tane kadının istanbul sözleşmesi'nin feshini desteklemeleri. hatta biri "kuran'da erkeklerinize itaat edin yazıyor. kadınlar kuranı okusa istanbul sözleşmesi'ne gerek kalmaz. sen erkeklerle takılmak iste biri seni öldürünce de kadın hakları diye ağla." dedi.
devamını gör...
antibiyotik direnci
biz antibiyotik kullanıyoruz ama bakterilerin eli armut toplamıyor. çeşitli mekanizmalarla direnç kazanıyorlar. 2 çeşit direnç var birisi doğal direnç yani bakterinin yapısı nedeniyle bakteride en baştan beri var olan direnç birde sonradan kazanıyorlar. bu mekanizmalardan bazıları:
-bakteriye ilacı geçiren protein kanalı değiştirip geçirgenliği azaltıyorlar
-efflux pompaları var ilacı geri dışarı atıyorlar
-ılacı etkisizleştiren enzim üretiyorlar.bunun en meşhuru da beta laktamaz. beta laktam grubu antibiyotikler de en meşhur olanlar penisilinler sefalosporinler falan. bazı ilaçların kutusunda yazar +klavulanik asit veya +tazobaktam gibi işte bunlar bakterinin ürettiği beta laktamazı etkisizleştirip antibiyotiği koruyan ilaçlar. tabii buna da direnç gelişiyor maalesef.
-ılacın etki noktasını değiştiriyorlar böyle ilacın etkinliği azalıyor.
bu ilaçlar yeri geldiğinde hayati öneme sahip ilaçlar,asla gereksiz yere kullanılmamalı. birde hadi ben sıfırdan yeni bir penisilin benzeri ilaç üreteyim diye bir şey de yok. çoğunlukla var olan ilaçların moleküler yapısı değiştirilerek yeni ilaçlar çıkıyor.
akılcı kullanımın dışındaki her ilaç zehirdir zaten. hem direnç gelişiyor hem de floramız(yani içimizdeki mikroorganizmalar) bozuluyor.flora üzerine çok araştırmalar yapılan bir konu ve gerçekten çok önemli. en temel görevlerinden birisi de bizim için koruyucu bir görevi olması. flora bozulunca dışarıdan bir mikrobun gelip hastalık yapması daha kolay oluyor ya da normal florada bulunan zararsız bir mikrop flora bozulunca çok ağır hastalıklara sebep olabiliyor. birde bu ilaçların ağır yan etkileri olabiliyor sağırlıktan büyümeyi durdurmaya kadar geniş spektrumda yan etkileri var.
işin şu yönü de var tabii ben eminim antibiyotik yazmadığı için şiddete uğrayan hekimlerimiz vardır :( tabii gereksiz yere yazanları da var :(( ama insanlarda gerçekten çok görüyorum antibiyotik yazmayan hekim kötü hekim. birde bunun tam zıttı var antibiyotikler asla kullanılmamalı düşüncesine sahip insanlar var bu da çok yanlış çünkü bu ilaçlar gerçekten çok değerli. insanlık tarihinin en değerli buluşlarındandır kesinlikle.
-bakteriye ilacı geçiren protein kanalı değiştirip geçirgenliği azaltıyorlar
-efflux pompaları var ilacı geri dışarı atıyorlar
-ılacı etkisizleştiren enzim üretiyorlar.bunun en meşhuru da beta laktamaz. beta laktam grubu antibiyotikler de en meşhur olanlar penisilinler sefalosporinler falan. bazı ilaçların kutusunda yazar +klavulanik asit veya +tazobaktam gibi işte bunlar bakterinin ürettiği beta laktamazı etkisizleştirip antibiyotiği koruyan ilaçlar. tabii buna da direnç gelişiyor maalesef.
-ılacın etki noktasını değiştiriyorlar böyle ilacın etkinliği azalıyor.
bu ilaçlar yeri geldiğinde hayati öneme sahip ilaçlar,asla gereksiz yere kullanılmamalı. birde hadi ben sıfırdan yeni bir penisilin benzeri ilaç üreteyim diye bir şey de yok. çoğunlukla var olan ilaçların moleküler yapısı değiştirilerek yeni ilaçlar çıkıyor.
akılcı kullanımın dışındaki her ilaç zehirdir zaten. hem direnç gelişiyor hem de floramız(yani içimizdeki mikroorganizmalar) bozuluyor.flora üzerine çok araştırmalar yapılan bir konu ve gerçekten çok önemli. en temel görevlerinden birisi de bizim için koruyucu bir görevi olması. flora bozulunca dışarıdan bir mikrobun gelip hastalık yapması daha kolay oluyor ya da normal florada bulunan zararsız bir mikrop flora bozulunca çok ağır hastalıklara sebep olabiliyor. birde bu ilaçların ağır yan etkileri olabiliyor sağırlıktan büyümeyi durdurmaya kadar geniş spektrumda yan etkileri var.
işin şu yönü de var tabii ben eminim antibiyotik yazmadığı için şiddete uğrayan hekimlerimiz vardır :( tabii gereksiz yere yazanları da var :(( ama insanlarda gerçekten çok görüyorum antibiyotik yazmayan hekim kötü hekim. birde bunun tam zıttı var antibiyotikler asla kullanılmamalı düşüncesine sahip insanlar var bu da çok yanlış çünkü bu ilaçlar gerçekten çok değerli. insanlık tarihinin en değerli buluşlarındandır kesinlikle.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
..
dünyadaki her şey yok olsa ve bir tek o kalsa, benim varlığım devam ederdi ama her şey yerli yerinde kalsa da o yok olsa, evren benim için bir yabancı olur ve kendimi onun bir parçası olarak görmezdim.
..
uğultulu tepeler-emily bronte
dünyadaki her şey yok olsa ve bir tek o kalsa, benim varlığım devam ederdi ama her şey yerli yerinde kalsa da o yok olsa, evren benim için bir yabancı olur ve kendimi onun bir parçası olarak görmezdim.
..
uğultulu tepeler-emily bronte
devamını gör...
yazarların ilk işlerindeki maaşları
ilk işim günlüktü. üniversitenin ilk yılı 3 gün çalıştığım fuarda satış görevlisi elemanı olarak günlük 80 lira almıştım.
devamını gör...
patates salatası
insanın yapası değil de yapanı olmalı bunun ya. çok kolay ama baaazı yemekler başkası yapınca yemesi daha zevkli oluyor. başkasının yapması gerekenlerden biri de mercimek köftesidir.
devamını gör...
to be or not to be
çok bilinen bir hamlet repliği. 'to be or not to be, that is the question' diye devam eder. ve hamlet bu sorunun cevabını bulamaz. hangimiz bulduk ki?
devamını gör...
insancıklar
dostoyevski’nin ilk romanıdır. kitap iki dostun birbiriyle mesajlaşmasını anlatır.
dönemin rusya’sının fakirliği, sefilliği çok iyi yansıtılmıştır.
hoşunuza gitmeyen sizi üzecek bir üslubu vardır kitabın okurken üzülürsünüz.
erkek karakterin uzun uzun ve anımda mektup yazması kadın karakterin geç cevap vermesi ve kısa mektuplar yazması ilgimi çeken güzel bir detaydı.
kesinlikle okunması gereken bir eser.
bütün romanlar aptallar içindir,aptalca hayal kurmaları ve hayatı süslü sözcüklerle görmeleri içindir
dönemin rusya’sının fakirliği, sefilliği çok iyi yansıtılmıştır.
hoşunuza gitmeyen sizi üzecek bir üslubu vardır kitabın okurken üzülürsünüz.
erkek karakterin uzun uzun ve anımda mektup yazması kadın karakterin geç cevap vermesi ve kısa mektuplar yazması ilgimi çeken güzel bir detaydı.
kesinlikle okunması gereken bir eser.
bütün romanlar aptallar içindir,aptalca hayal kurmaları ve hayatı süslü sözcüklerle görmeleri içindir
devamını gör...
türk olmayan herkes ölmeli
faşist bir ideolojinin diğer adı olsa gerek. kafatası milliyetçiliği yerine kültür milliyetçiliğine önem verilmesi gerektiği kanaatindeyim.
t: ayrımcı bir başlık.
t: ayrımcı bir başlık.
devamını gör...
fransızca cümle bırak
içimden defalarca kez "fransızcaya olan ilgimi belli etmemeliyim!" dememe rağmen kendimi bulduğum yere bakar mısınız? neyse efendim, geceye ingilizce bir cümle bırak başlıklarından özenerek oluşuma sunduğum başlıktır. güzel cümleler bırakacağımdır.
“ıl n'y a pas de raccourcis pour les endroits qui valent le coup.”
“gitmeye değer yerler için hiçbir kestirme yol yoktur.”
-helen keller
“ıl n'y a pas de raccourcis pour les endroits qui valent le coup.”
“gitmeye değer yerler için hiçbir kestirme yol yoktur.”
-helen keller
devamını gör...
sözlükte sürekli olay olması
ara ara olay olur, bazen de çok durgundur. biraz kalınca alışıyorsunuz. iki atar yapar, iki pozitiflik alır biraz mutlu,biraz mutsuz yaşarsın kafa diyarında.
devamını gör...
günün şiiri
ve güz geldi ömür hanım.
dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul.
insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde.
yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı...
ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...
ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
dönelim...
dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...
olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim.
ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde.
umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.
yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?
yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama...
değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim,
büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı.
koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni.
bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda;
televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.
öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur.
sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...
yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...
sularım toprağa sızıyor bak.
yüzümü geceler örtüyor.
binlerce taş saklanıyor içimde.
kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?
kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...
bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten?
sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...
kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine,
her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum?
olsun. yanıldığımı biliyorum ya...
yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana.
dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de.
anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...
alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.
kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında.
istemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz...
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.
en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...
o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...
nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye?
ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize.
çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.
dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...
sızar iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...
ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle.
yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım.
gökyüzü masmavi gülümsedi yine.
doğa aynı oyununu oynuyor bizimle.
umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından.
ne aldanış!
bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?
gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım,
gözlerimle değil dudaklarımla.
yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.
delilik mi dedin?
kim bilir...
belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi?
kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...
yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar,
savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile...
yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum.
bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını.
içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?
ömür hanımla güz konuşmaları/ şükrü erbaş
devamını gör...


