benim de içlerinde bulunduğum yazar kitlesidir. uzun zamandır sadece okuyor ve içimden dua ediyorum, ekşinin ergenleri gelip burayı bozmasın diye.
temennim yeni sözlüğe sahip çıkıp bozmamalarıdır.
devamını gör...

borussia dortmund taraftarlarının ustası olduğu konudur.

ayrıca yazımı karıştırılan kelimelerden biridir.
devamını gör...

kafa sözlük yazarlarının poğaça tercihini merak eden başlıktır.

hemen hemen hepimiz poğaça yiyoruz.
kimisi işe giderken kimisi okula giderken alıyor eline kemire kemire kahvaltısını yapıyor.
kimler hangi poğaçayı tercih ediyor.
ben şahsen kaşarlı poğaça seviyorum bazen dümdüz simit yiyorum.
not: bu saatte uyanmak zorunda olan bütün sözlük yazarlarına günaydın diyorum.
devamını gör...

kadın evde otursun, çocuk büyütsün diyen zihniyetle erkeksin çalışmak zorundasın, evi geçindirmek senin görevin diyen zihniyet aynı halbuki.
sizinki algıda seçicilik.
devamını gör...

kendimden özür diliyorum

yaşadığım süre boyunca,
hep merhametimin arkasından yürüdüm,
beklentilerimi arkada bıraktım.
kimseden bir şey beklemedim.
doğrusu bu sanıyordum çünkü.
yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı
içimde sakladım.
sustum, bastırdım, olsun dedim,
insanlık bende kalsın.
verdim, hep verdim,
karşılığını alıp alamadığıma bakmadan.
aslında güçlü olmak değildi istediğim,
ama olmak zorundaydım ve oldum...

kendimi hep erteledim.
kimsenin beni anlamadığını
bildiğim halde,
hayatıma girenleri, bana verilmiş
kutsal bir görev olarak gördüm.
herkesi mutlu etmek
zorundayım zannettim.
benim de mutlu olmam
gerektiğini unutmuşum...
görevim neyse en iyisini yapmalıydım
ki vicdanım rahat etmeliydi.
birilerinin de bana karşı görevleri
olduğunu hiçe saymışım oysa...

ne yazık ki; karşımdakilerin eksiklerini
tamamlamaya çalışırken,
onların hatalarını görmeye
vaktim kalmamış sanki.
beni üzmelerine bakmadan,
karşılığında ne aldığıma ne hissettiğime
aldırış etmeden hep verdim.
kendimi nasıl da unutmuşum,
unutturmuşlar aslında.
paramparça olmuş kalbime,
doğruları söylemeye çalışan beynime,
mutsuz yüzüme hep "sus" dedim.
"sen sus!"

kendime haksızlık ettim,
kimseye etmediğim kadar.
kendime geldiğimde ise,
yorgun, yılgın, bitkin,
bir köşede saklanıp ağlayan
bir erkek çocuğu olarak buldum.
ve ona elimi uzattım,
diyebildiğim tek şey
"geçti", bir daha seni kimse üzemeyecek!

şimdi senden "özür diliyorum."
seni bu kadar hiçe saydığım için,
insanların seni bu kadar üzmelerine
müsade ettiğim için,
seni hiçbir zaman dinlemediğim için,
üzerine bu kadar sorumluluk
yüklediğim için,
hakkın olan bütün duyguları
sana yaşatamadığım için...
şimdi tekrar söylüyorum.
insanlığından, kalbinden,
duygularından, çocukluğundan, hislerinden
çok özür diliyorum!
galiba ben almadan vermenin
allah'a mahsus olduğunu unutmuşum...
*

daha fazla söze gerek duymuyorum.
devamını gör...

nevzat çelik şiiri. ayrıca hakan günday; az(kitap)'ını nevzat çelik'e ithaf ederken bu şiirden alıntı yapmıştır.


çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız...
devamını gör...

kişinin içinde biriktirdiği nefretin,bünyesinde var olan cehaletin ve doğuştan gelen yetersizliğin dışa vurumu olduğu belli olan bir açıklamadır.ilgili kişinin insanların yönelimleri ile en ufak bir bilgisi dahi yoktur.eşcinsellik başka bir arkadaşın belirttiği gibi sonradan ulan dur her kuşu hallettik bi bu kaldı diyip hoop oldum diye olabileceği birşey değil.

zeki müren bu ülkeye gelmiş nadir yeteneklerden biridir.öyle bi sesin bir daha olabileceğini bile sanmıyorum.kaldı ki zeki müren kendi yaşantısında ben eşcinselim diye de hiçbir zaman ilan etmedi.arkasından konuştular falan,ama o hiçbir zaman kabu etmedi.ölmüş ve kendini savunamayacak insanların arkasından atıp tutacağınıza biraz şerefli olmayı deneseniz hiçde fena olmaz.

ha son birşey,o i**e demeye getirdiğiniz zeki müren tüm mal varlığını mehmetçiğe bağışladı,sahip olduğunuz zihniyet gibi bu ülkenin iliğiini damarını sömürmedi.serçe parmağı dahi etmezsiniz onun.
devamını gör...

hayatta çok sevdiğimiz insanların değerini bilmemeye dair düşünmemize sebep olan, başrollerinde gerard butler ve hilary swank'in oynadığı bir film.


herkesin "bir aşk filmi izleyeyim de kendime gözyaşları ile dolu bir işkence yaşatayım" diyerek başladığı ama* aşk filmi olmanın ötesinde bir filmdir.

ayrıca bu tür filmleri sevenlerin çoktan izlemiş olduğu ama izlememiş olanların da daha geç olmadan izlemesi gereken bir filmdir.


buradan sonra belki biraz spoilerımsı şeyler olabilir, yine uyarıyı ayrıca yapalım.


--! spoiler !--

.
.


hiç ummadığımız anda birini kaybetmenin bize yaşatacağı pişmanlığı çok güzel işlemiş bir film p.s. i love you. dün deliler gibi kavga ettiğimiz kişi bugün yanımızda olmayınca neyi nasıl ve neden yapacağımızı bile bilemiyormuşuz.

aşk filmlerindeki o güllük gülistanlık şeyleri bir kenara bırakıp hayatta ve aşkta aslında kavgaların da var olduğunu ve hatta bu kavgaların bizi birbirimize bağladığını gösterebildiği için ayrıca güzel geliyor izlemesi.

hayat arkadaşım dediğimiz kişiyi kaybetsek bile hayatın devam etmek zorunda olduğunu, karşımıza mutlaka yeni insanların çıkacağını da bir güzel işliyor. eh, ölenle ölünmez diyenlerin bir bildiği vardır mutlaka.


.
.

--! spoiler !--
devamını gör...

anarko komünist pyotr alekseyeviç kropotkin’in muhteşem eseri. uzun bir zamandır piyasada bulunmayan eser, 2020 yılının sonlarında mazlum beyhan çevirisiyle afrika yayınlarından tekrar basıldı. mazlum beyhan öyle bir çeviri yapmış ki, kitap sanki türkçe yazılmış gibi hissediyorsunuz. son zamanlarda böyle başarılı bir çeviri okumamıştım.

anarşist komünizmin ilkelerini, devrimin başarılı olmasında karın tokluğunun rolünü, anarşist komünizme yöneltilen eleştirilerin cevabını, adeta okuyucu ile sohbet havasında tartışan bu esere, ispanya’da işçilerce “la conquista del pan” yani, ekmeğin fethi ismi verilmiş.

bildiğiniz üzere büyük bir toprak zengini ve soylu olan kont tolstoy, yazdıklarım ve yaşadıklarım birbiri ile çelişiyor diyerekten 82 yaşında evi terk etmiş. biraz geç kalmış olsa da bunca zenginliği elinin tersiyle itip bir tren istasyonunda zatürreye yenik düşen kont’a saygımız vardır. kropotkin ise tolstoy’un yaptığını çok daha genç yaşlarda yapabilmiş, muhteşem bir adam. soylu ve zengin bir prens olmasına rağmen değerleri için hapis yatmış, mücadeleler vermiş ilginç bir anarşist. kitaptan iki güzel alıntıyla bitirelim;

“hazret, artık kentin saygıdeğer simalarından biridir; önce kentin kendisi gibi saygıdeğerleriyle, üst düzey devlet görevlileriyle, valilerle, paşalarla oturup kalkmaya başlar, ardından da servetini bir başka büyük servetle birleştirebilmenin bir yolu olarak varsıl bir kızla evlenir. çocukları için yurtlar yuvalar edinir, sonra bir de bakmışsınız bir devlet ihalesi onda kalıverir: askeriye için çürük çarık çizme ya da yerel hapishane için kurtlanmış un vb. gibi şeyler... servet ha babam katlanır böylece, hele şansına bir savaş çıkıverirse ya da savaşın kendisi değilse bile, söylentisi yayılıverirse, deme gitsin! ya savaşla ilgili bazı gereçlerin üstencisi olacaktır, ya da şöyle esaslı bir banker-borsa üçkâğıdı çevirecek ve tam anlamıyla para babası olacaktır.” (sayfa 90)

“bir yunan yontucu mermeri yontmaya başladığı zaman o sert taşa içinde yaşadığı topluluğun, kentin, cumhuriyetin aklını ve yüreğini katardı. yapıtında geçmişin tüm tutkuları, şanlı söylenceleri canlanırdı. günümüzde ise kent, varlığını bütünsel olarak sürdüren bir organizma olmaktan çıkmıştır. aynı kentte yaşayan insanlar arasında hiçbir ruhsal temas, manevi ortaklaşma kalmamıştır. kentler artık birbirini tanımayan, birbirlerinin sırtından zengin olmak dışında ortak hiçbir şeyleri olmayan rastgele insanların toplandıkları sıradan yerlerdir. eski yunan'da ya da ortaçağda olduğu gibi, orda yaşayan insanların ortak yurdu olma niteliği kalmamıştır kentlerin. öyle ya, uluslararası spekülasyonlarla uğraşan bir bankerin ve bir fabrika işçisinin nasıl ortak yurdu olabilir ki?” (sayfa 184)
devamını gör...

20. yüzyılın başlarında waterbury saat fabrikası'nda çalışan ve karanlıkta parlayan boyalarla saatleri boyayan ama o parlayan şeyin ne olduğunu anladıklarında iş işten geçtiği için canlarından olan işçi kızlar.

1. dünya savaşı'nda askerler cephede düşman tarafından görülmeden saati öğrenmek için bu fosforlu saatleri kullanıyordu. bu güzel saatler savaştan sonra moda olmuştu. bu nedenle fabrika, birçok genç kızı bu saatleri bu parlak madde ile boyamaları için işe almıştı.

kızlar işten artan boyaları, gece karanlığında ışıl ışıl görünmek için her taraflarına sürüyor, dişlerini bununla parlatıyor, dudaklarına bu boyayı sürüyordu. zaten boya yaptıkları fırçayı da sivriltmek için zaman zaman dudaklarından yardım aldıkları oluyordu.

ancak bir süre sonra kızların dişlerinde dökülmeler, çene kemiklerinde erimeler, kapanmayan yaralar görülmeye başlandı. ölüm vakaları da manzaraya dahil oldu.

maalesef kızların neredeyse içinde yüzdüğü bu parlak boya, radyumdu. bu son derece radyoaktif bir maddeydi.

curie ailesi bu elementi keşfettikten sonra, ne yazık ki büyük bir yanılgı ile kansere iyi geleceğini düşünmüşlerdi ve ortalığı bir radyum çılgınlığı sarmıştı. radyum içeren ürünler eczanelerde bile satılmaya başlanmıştı.

kızlar hastalık ve ölümlerle boğuşmaya başlayıp vakalar da tavan yapınca bu işin peşine düşüldü. görüldü ki vücutlarında yoğun miktarda radyum var, hatta nefes verdiklerinde ağızlarından radon gazı çıkıyor. üstelik ölen kızların kemikleri bile radyasyon yaymaya devam ediyordu.

***

tabi gerçek ortaya çıkınca eski çalışanlar fabrikaya karşı dava açtılar.

--- alıntı ---

kısa bir süre sonra davaya hastalanmış başka eski çalışanlar da katıldı. davacılar, kişi başına 250.000 dolar tazminat talep ediyorlardı. ancak fabrikanın arkasındaki politik ve maddi destek çok güçlü idi ve dava uzadıkça uzuyordu. dava sürerken quinta’nın iki kalça kemiği de kırıldı, albina tamamen yatalak hale geldi. edna artık neredeyse yürüyemez hale gelmişti ve fabrikada çalışmayı bırakalı yıllar olmasına rağmen geceleri hala saçları parıldıyordu. çene kemiği kopmuş olan katherine, avukatına “eğer 250.000 doları kazanırsam cenazeme bir sürü gül alabilirim değil mi?” diye soruyordu.

dava, çekişmeli bir şekilde üç yıl sürdü, bu sırada davalı genç kızlardan 13 tanesi radyum zehirlemesine bağlı çeşitli nedenlerle hayatını kaybetti. 1928 sonbaharında, dava nihayet sonuca bağlandı ve jüri us radium firmasının her bir davalıya 10.000 dolar tazminat ödemesine, ölene kadar da 600 dolar aylık bağlamasına ve tüm tıbbi bakım ücretlerini de üstlenmesine karar verdi. ilaveten, radyum boyası kullanımına ilişkin ciddi düzenlemeler getirildi.

(acikbilim. com'dan alıntıdır.)

--- alıntı ---

ne yazık ki birçok kimyacının da genç yaşta ölme nedeni, o zamanlar ne olduğu iyi bilinmeyen radyoaktivitedir.

çenesinde tümör çıkan radyum kızlarından biri:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

neyi nasıl yaptığıyla değil yapıyor olması ile ilgilenmesidir.
ne çocuğun sorununun asıl kaynağı ile ilgilenir ne de hissettikleriyle. sadece yapması gerekeni yapsın yeter. ister zoraki ister keyfi. bu en kötüsüdür o kadar farklı şeylere bile etkisi var ki inanamazsınız.
devamını gör...

çekinmek değil de zaten siyaset hayatımızın her yerine işledi maalesef ve ben biraz olsun uzaklaşabilecek bir yer olarak görüyorum burayı. o yüzden de hiç o toplara girmiyorum.
devamını gör...

çok hayal kuran biri olarak diyebilirim ki çoğu hayalim de gerçekleşti, çok şükür.. bence hayallerin gerçekleşmesinin sırrı, o hayalin içine girmek, yani o hayal gerçekleşse nasıl hissedersen şimdi de öyle hissetmek. o duyguya şimdiden girebiliyorsan, "yok ya saçmasapan şeyler bunlar, benim hayalim gerçekleşmez ki" diye kendini sabote etmiyorsan ve hayalini gerçekleştirmek için gereken aksiyonu alıyorsan o hayali olmuş bil...
devamını gör...

beklerken..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bilmiyorum kelimesini kullanırken çekinmezler
her zaman pozitifler
yardım istemekten utanmazlar
din-dil-ırk gözetmezler
devamını gör...

bunlarda bir tek kendilerini namuslu sanıyor. ulan her insan eşini kıskanıyor. fizik kanunu gibi bir şey bu.

kaldı ki bu yobazlardaki iyi olan her şeyi sahiplenip kötü olanı sürekli başkalarına kakalama sevdası cidden mide bulandırıcı.
devamını gör...

dobby saf kalpli bir melake iken gollum sinsi ve açgözlüdür.
devamını gör...

bunun bir üst seviyesi evdeki kadınlara kaba davranıp hiç tanımadığı kadınlara oldukça kibar davranmaktır. dışardan herkes ne kadar iyi bir abin var der ama onun öküzlüğünü bir sen biliyorsundur. tam ıslak sopayla dövülmelik.
devamını gör...

istatistik mini etek gibidir, çok şey gösterir ama en önemli şeyi göstermez. alex ferguson

anketler mini etek gibidir, çok şey gösterir ama en önemli şeyi göstermez. zk31çp
devamını gör...

sevgi,
hayaller,
iyi insanlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim