bekar kahvaltısı
serpme kahvaltının tersini düşünün, bir çeşit yiyecek olur genelde.acı verir, benim şu an sadece yoğurt yemem kadar acı.
devamını gör...
entry girdiğin saniye artı almak
o da bir şey mi? ben daha göndere basmadan alıyorum! *
devamını gör...
sürekli müzik dinleyen insan
belki de kafasındaki sesleri susturmak istediği için muzik dinliyordur.
devamını gör...
coğrafya kader midir sorunsalı
bak, insanın doğum yerine göre kehanette bulunsalar mesela onu anlarım. sonuçta trablus'ta, peşaver'de ya da angola'nın herhangi bir köyünde doğmuş bir çocuğun hayatının neye benzeyeceğini tahmin etmek zor değil. eh… toronto'da, oslo'da, tokyo'da doğmuş da az buçuk ne olacağı belli. bizim anadolu insanı bunu bilir mesela. onun için de yeni tanıştığı bir kişiye “burcun ne?” diye sormaz. “memleket nere?” diye sorar.
karakter; cemil
dizi; "şahsiyet"
devamını gör...
innallahe maassabirin
"allah sabredenlerin yanındadır" anlamına gelen arapça ifade.
devamını gör...
ece ayhan
öyle insanlarla birlikte olacaksın ki, onlar için iyi mi diye sormadan iyi ki var diyebilesin.sözlerinin sahibidir.
devamını gör...
kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası (yazar)
çok sevdiğim ve görünce mutlaka okuduğum yazar. arada "hele bakim ne yazmış bugün?" diye profilini de stalklamaktayım. *
eksik olmasın.
eksik olmasın.
devamını gör...
türkiye'de unutulamayan olaylar
susurluk olayı.
devamını gör...
fatih terim
türk futbol tarihinin en başarılı teknik direktörüdür.
bu yüzden çekemeyeni fazladır, zira başarılı olan her insana çamur sıçratmak gibi milli bir hastalığımız mevcut.
her sene şampiyonluk parolası ile başlayanlar, sırf etkileşim kasabilmek için fatih hoca'ya demediklerini bırakmazlar.
ama sezon sonu konuşan hep o olur. elini şöyle bir sallar ve der ki: "hepsine geçmiş olsun".
bu yüzden çekemeyeni fazladır, zira başarılı olan her insana çamur sıçratmak gibi milli bir hastalığımız mevcut.
her sene şampiyonluk parolası ile başlayanlar, sırf etkileşim kasabilmek için fatih hoca'ya demediklerini bırakmazlar.
ama sezon sonu konuşan hep o olur. elini şöyle bir sallar ve der ki: "hepsine geçmiş olsun".
devamını gör...
asmak kesmek kelle uçurmak
1971 yapımı ali baba ve kırk haramiler filminde söylenen kırk haramiler marşı olarak da bilinen şarkının korkutucu nakaratıdır.
daha minik delikanlıyken mahallede "deli fatih" denen psikopat yarmanın bu nakaratı söyleyerek beni kovaladığından beri duyunca hala korkarım.
daha minik delikanlıyken mahallede "deli fatih" denen psikopat yarmanın bu nakaratı söyleyerek beni kovaladığından beri duyunca hala korkarım.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
burada beni hiç kimsenin tanımamasıyla rahatça yazacağım.
2018 yılında mezun oldum. 2 ay sonra iş buldum. devam eden bir ilişkim vardı gayet güzel giden. hem iş, hem aşk, hem de sosyal hayatım güzeldi gayet.
2019'un haziran ayında bir çöküntüye girdim. o günden sonra gerçekten sevinememeye, mutlu hissedememeye başladım. zaten ilişki iyice kötüleşmişti derken ayrıldık. daha sonrası daha da kötü oldu. normalde sürekli neşe saçan, genelde mutlu, maddi ve manevi hiçbir problemi olmayan biriydim. ama 2019'un haziran ayında acayip bir çöküntü başladı.
2019 haziranda, ilk önce durgunluk geldi. mutsuz hissetmeye başladım. hiçbir şeye hevesim kalmadı. zaten kötü giden bir ilişkinin fişini çektim. daha sonra hayatıma başkası girdi. kendisi ilişkiden yeni çıktığımı bile bile başlamak istedi. onla da hiçbir zaman mutlu olduğumu hatırlamıyorum.
2020'nin ocak ayında iş değiştirdim. ortam aşırı kasıntı, hiçkimsenin hiçkimseye güveni yok. tamamen yalan ve çıkar üzerine kurulmuş muhabbetler vardı. ilk şirketimdeki insanlar tam tersi samimi insanlardı. neyse. ben bu üstümdeki çöküntünün sebebini işyerine bağladım. aslında haziran ayında başlayan sıkıntıları farketmemiştim. geriye dönüp baktığımda farkediyorum o zaman başladığını.
işyerinde nerdeyse hep tek takıldım. yemeklere, partilere çağırdılar 1 2 kez gittim. hiç sarmadı. bütün yemeklere tek başıma çıkmaya başladım. ilk zamanlar tek başıma kalmak çok koysa da zamanla alıştım.
derken pandemi süreci başladı. evden çalışmaya geçtik. mart ayından bu yana evden çalışıyorum. benim için mükemmel fırsattı. hem 1.5 saat yol gitmeyeceğim hem de evdeyim. ama hayatımdaki olumlu her şeyi anında sönümleyip moralsizliğe devam ettim. içinden çıkmaya çalıştıkça daha da battım. şu an aralık ayındayız. iyiye giden hiçbir şey yok psikolojimde. neden bu haldeyim sorusunu çok sordum kendime. yanıtını bulamadım. araba aldım bu süreçte. hayalimdi. daha 2 sene olmadı işe gireli. büyük başarı kendi çapımda. ama ona bile adam akıllı sevinemedim. çok daha sosyal bir insanken yalnızlaşmaya başladım pandeminin de etkisiyle. telefonuma hiç bakma gereksinimi bile duymuyorum çoğu zaman.
bütün hevesimi, mutluluğumu kaybettim. sürekli geçecek geçecek dedikçe daha da arttı. mutlu olmaya çalışmamak doğru olan belki de. ama şu genç yaşlarımı böyle bok etmek de çok koyuyor. bu kadar uzun bir entry elbette okunmayacaktır. ama 1 kez durup nefes almak istedim.
2018 yılında mezun oldum. 2 ay sonra iş buldum. devam eden bir ilişkim vardı gayet güzel giden. hem iş, hem aşk, hem de sosyal hayatım güzeldi gayet.
2019'un haziran ayında bir çöküntüye girdim. o günden sonra gerçekten sevinememeye, mutlu hissedememeye başladım. zaten ilişki iyice kötüleşmişti derken ayrıldık. daha sonrası daha da kötü oldu. normalde sürekli neşe saçan, genelde mutlu, maddi ve manevi hiçbir problemi olmayan biriydim. ama 2019'un haziran ayında acayip bir çöküntü başladı.
2019 haziranda, ilk önce durgunluk geldi. mutsuz hissetmeye başladım. hiçbir şeye hevesim kalmadı. zaten kötü giden bir ilişkinin fişini çektim. daha sonra hayatıma başkası girdi. kendisi ilişkiden yeni çıktığımı bile bile başlamak istedi. onla da hiçbir zaman mutlu olduğumu hatırlamıyorum.
2020'nin ocak ayında iş değiştirdim. ortam aşırı kasıntı, hiçkimsenin hiçkimseye güveni yok. tamamen yalan ve çıkar üzerine kurulmuş muhabbetler vardı. ilk şirketimdeki insanlar tam tersi samimi insanlardı. neyse. ben bu üstümdeki çöküntünün sebebini işyerine bağladım. aslında haziran ayında başlayan sıkıntıları farketmemiştim. geriye dönüp baktığımda farkediyorum o zaman başladığını.
işyerinde nerdeyse hep tek takıldım. yemeklere, partilere çağırdılar 1 2 kez gittim. hiç sarmadı. bütün yemeklere tek başıma çıkmaya başladım. ilk zamanlar tek başıma kalmak çok koysa da zamanla alıştım.
derken pandemi süreci başladı. evden çalışmaya geçtik. mart ayından bu yana evden çalışıyorum. benim için mükemmel fırsattı. hem 1.5 saat yol gitmeyeceğim hem de evdeyim. ama hayatımdaki olumlu her şeyi anında sönümleyip moralsizliğe devam ettim. içinden çıkmaya çalıştıkça daha da battım. şu an aralık ayındayız. iyiye giden hiçbir şey yok psikolojimde. neden bu haldeyim sorusunu çok sordum kendime. yanıtını bulamadım. araba aldım bu süreçte. hayalimdi. daha 2 sene olmadı işe gireli. büyük başarı kendi çapımda. ama ona bile adam akıllı sevinemedim. çok daha sosyal bir insanken yalnızlaşmaya başladım pandeminin de etkisiyle. telefonuma hiç bakma gereksinimi bile duymuyorum çoğu zaman.
bütün hevesimi, mutluluğumu kaybettim. sürekli geçecek geçecek dedikçe daha da arttı. mutlu olmaya çalışmamak doğru olan belki de. ama şu genç yaşlarımı böyle bok etmek de çok koyuyor. bu kadar uzun bir entry elbette okunmayacaktır. ama 1 kez durup nefes almak istedim.
devamını gör...
en güzel gülen insan
gülüşüyle yaşam verendir.
annemdi.
annemdi.
devamını gör...
sözlük gündemi ile ilgili yazarlara ve yöneticilere açık çağrı
komünist parti buzlu viski lobisi tarafından dikkate alınıp arz-ı hal edilen çağrıdır.
pek yakın zamanda gerek bu konu gerek ise gerek ise diğer merak uyandıran hususların açıklamasının yapılacağını bildirmek isteriz.
pek yakın zamanda gerek bu konu gerek ise gerek ise diğer merak uyandıran hususların açıklamasının yapılacağını bildirmek isteriz.
devamını gör...
kadd-i yare kimisi ar’ar dedi kimi elif
kanuni sultan süleyman kadd-i yâre kimisi ar’ar dedi kimi elif, cümlenin maksûdu bir amma rivâyet muhtelif "sevgilinin boyunu kimi servi ağacına benzetir, kimi elife; hepsinin maksadı birdir ama söylentiler çeşitli" demiştir.
sevgilinin boyu hayatın güzellikleri, servi ağacı hayat okulu, elif ise ilim ve bilimdir.
kafa sözlük’e baktığımız zaman özde aynı şeyi kast eden yazarların, sözde onu farklı şekilde dile getirdiğini görüyoruz. troller hariç herkes sözlüğü güzelleştirmek istiyor. farklı şekilde öneriler öne sürmeleri sonucu sözlüğe düşünce zenginliği geliyor. kanunlara aykırı olmadıkça farklı düşünceler adeta bir müzik enstrümanı gibi sözlüğe renk katar.
demokrasi, farklı enstrümanların bir araya gelmesiyle kurulan en güzel orkestradır (bkz: sunay akın).
sevgilinin boyu hayatın güzellikleri, servi ağacı hayat okulu, elif ise ilim ve bilimdir.
kafa sözlük’e baktığımız zaman özde aynı şeyi kast eden yazarların, sözde onu farklı şekilde dile getirdiğini görüyoruz. troller hariç herkes sözlüğü güzelleştirmek istiyor. farklı şekilde öneriler öne sürmeleri sonucu sözlüğe düşünce zenginliği geliyor. kanunlara aykırı olmadıkça farklı düşünceler adeta bir müzik enstrümanı gibi sözlüğe renk katar.
demokrasi, farklı enstrümanların bir araya gelmesiyle kurulan en güzel orkestradır (bkz: sunay akın).
devamını gör...
yazarların 23 nisan hatıraları
2019 senesinde çanakkaleye abimin yanına gitmiştim. 22 nisan gecesi oradaydım. ertesi gün kilitbahir’e tabyaları ziyarete giderken eski kordonda bir sürü insan 23 nisanı kutluyordu. çok hüzünlü ama çok coşkulu bir andı. sonrasında tabyaları ziyaret edip tarihten, şehitlerden konuştuk. bize bu güzel vatanı bıraktığınız için teşekkür ederiz, bizim için savaştığınız için teşekkür ederiz. yadigarınıza sahip çıkmaya çalışıyoruz.
devamını gör...
çevirinin belirsizliği
indeterminacy of translation
willard van orman quine tarafıdan 'word and object' adlı eserde ortaya atılmış olan iddiadır. üç maddeyle mutlak geçerli bi çevirinin imkanını reddeder quine. burada dikkat edilmesi gereken husus, çeviriden kastedilenin bir dilden bir diğer dile nakledilen anlamın işlem sırasında uğradığı dezenformasyon, hatta transformasyon olduğu. yani kısaca soruşturmanın ucu pozitif bilimlerden dilin imkanına kadar dayanmakta.
üç maddeden ilki 'referansın belirsizliği', yani kelimenin göndergesini saptamanın mümkün olmadığıdır. quine'in burada işaret ettiği şey direkt dil ve gönderge problemidir. burada meşhur gavagai örneğini verir. anadili bilinmeyen bi kabile mensubu tavşan gördüğü zaman gavagai dediğinde o dile yabancı olan biri tavşanı kastettiğini düşünür ve gavagai'i bir tavşan olarak çevirmiş olur kendi diline. ancak belki de o kabileci dayının kastettiği şey ''aa yiyecek bulduk lan'', ''hadi şu köftehoru avlayalım'', ''offf yavrum hepsi senin mi'' olamaz mı?? heh tabi ki zamanla gözlem ve deneme/yanılma yoluyla bu opsiyonlar azalır ve doğru çeviri için elimizde daha az şık kalır. ancak quine burda da devreye girer ve der ki, kardeşim eyvallah daha az ihtimal kalır diyosun da senin bu gözlemler ile şıkları elemen için doğru soruları soruyo olabilmen lazım, doğru soruyu sorman için de o kabile dilinin gramer ve jargonunu biliyo olman lazım. biliriz ulan ne var dediğinizi duyar gibiyim ama bunu insanoğlunun dil dediğimiz şeyin ilk farkına vardığı zaman için düşünün bi de. felaket bi tablo gerçekten..
ikincisi holofrastik belirsizlik.. yani bu çok uzun gider ama kısaca şöyle diyebiliriz: tercüme yapan kişilerin sahip olduğu inançlar tercüme ettikleri metni etkiler. iki farkı inanca sahip kişi aynı metni iki farklı şekilde tercüme eder ve bizim hangisinin doğru olduğunu söyleyecek nesnel bi ölçütümüz yoktur. özellikle quine'in naturalized epistemology dediği şey bunla direkt bağlantılı
üçüncüsü de bilimsel teorilerin belirsizliğidir. bu en uzun gidecek olan itirazdır. hala bu konudaki tartışmalar alev alev devam eder. quine'den sonra bayrağı pierre duhem almış yürütmüş ve bilim felsefesi literatürüne sokmuş. mevzu şu ki hiçbi bilimsel teori asla ve asla analitik incelemeyle empirik olarak kanıtlanamaz. kesinlikle her teorinin bir bütün olarak test edilmesi gerekir ki bu da mümkün değildir. çünkü deney ceteris paribus gibi kavramlarla yürür başlatmayın biliminize..
çok girift metinlerdir quine'in metinleri. özellikle indeterminacy of translation bölümü için hilary putnam, transendental dedüksiyon'dan sonra en kazık metin demiş.
willard van orman quine tarafıdan 'word and object' adlı eserde ortaya atılmış olan iddiadır. üç maddeyle mutlak geçerli bi çevirinin imkanını reddeder quine. burada dikkat edilmesi gereken husus, çeviriden kastedilenin bir dilden bir diğer dile nakledilen anlamın işlem sırasında uğradığı dezenformasyon, hatta transformasyon olduğu. yani kısaca soruşturmanın ucu pozitif bilimlerden dilin imkanına kadar dayanmakta.
üç maddeden ilki 'referansın belirsizliği', yani kelimenin göndergesini saptamanın mümkün olmadığıdır. quine'in burada işaret ettiği şey direkt dil ve gönderge problemidir. burada meşhur gavagai örneğini verir. anadili bilinmeyen bi kabile mensubu tavşan gördüğü zaman gavagai dediğinde o dile yabancı olan biri tavşanı kastettiğini düşünür ve gavagai'i bir tavşan olarak çevirmiş olur kendi diline. ancak belki de o kabileci dayının kastettiği şey ''aa yiyecek bulduk lan'', ''hadi şu köftehoru avlayalım'', ''offf yavrum hepsi senin mi'' olamaz mı?? heh tabi ki zamanla gözlem ve deneme/yanılma yoluyla bu opsiyonlar azalır ve doğru çeviri için elimizde daha az şık kalır. ancak quine burda da devreye girer ve der ki, kardeşim eyvallah daha az ihtimal kalır diyosun da senin bu gözlemler ile şıkları elemen için doğru soruları soruyo olabilmen lazım, doğru soruyu sorman için de o kabile dilinin gramer ve jargonunu biliyo olman lazım. biliriz ulan ne var dediğinizi duyar gibiyim ama bunu insanoğlunun dil dediğimiz şeyin ilk farkına vardığı zaman için düşünün bi de. felaket bi tablo gerçekten..
ikincisi holofrastik belirsizlik.. yani bu çok uzun gider ama kısaca şöyle diyebiliriz: tercüme yapan kişilerin sahip olduğu inançlar tercüme ettikleri metni etkiler. iki farkı inanca sahip kişi aynı metni iki farklı şekilde tercüme eder ve bizim hangisinin doğru olduğunu söyleyecek nesnel bi ölçütümüz yoktur. özellikle quine'in naturalized epistemology dediği şey bunla direkt bağlantılı
üçüncüsü de bilimsel teorilerin belirsizliğidir. bu en uzun gidecek olan itirazdır. hala bu konudaki tartışmalar alev alev devam eder. quine'den sonra bayrağı pierre duhem almış yürütmüş ve bilim felsefesi literatürüne sokmuş. mevzu şu ki hiçbi bilimsel teori asla ve asla analitik incelemeyle empirik olarak kanıtlanamaz. kesinlikle her teorinin bir bütün olarak test edilmesi gerekir ki bu da mümkün değildir. çünkü deney ceteris paribus gibi kavramlarla yürür başlatmayın biliminize..
çok girift metinlerdir quine'in metinleri. özellikle indeterminacy of translation bölümü için hilary putnam, transendental dedüksiyon'dan sonra en kazık metin demiş.
devamını gör...
yazarların yaşlandıklarını hissettiği ilk an
ak düşmüş saçlarım var. teşekkürler hayat. *
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bugün liseden yakın arkadaşlarımdan birinin evlilik haberini aldım ve bildiğin şoka girdim yav insanlar böyle nasıl evlenebiliyor ya da evliliğin kıyısına yakın sularda geziyorlar ben o kadar uzağım ki haha ne diyeceğimi bilemedim kısa bir tebrik mesajı attım.ben hâlâ büyüdüğümü kabullenemiyorum millet evleniyor ben ikinci bir üniversiteye mi başlasam diye düşünüyorum valla bilemedim kim doğrusunu yapıyor.tabiki herkesin yaşantısı hayata bakışı çevresi bilmem nesi aynı değil ama yıllarca aynı sıralarda oturduğun aynı dertlerle dertlendiğin aynı yolun yolcusu olduğun insanlarla belli bir zaman sonra nasıl bu kadar değişik yollara saparsın pek anlayamıyorum.
devamını gör...
gece 02.30’da yakılan sigara
tam yakacakken denk geldiğim başlık.
9 dakikanın lafı olmaz deyip yakıyorum ben. bekleyemem elim ayağım titrer.
edit: bu saatte yalnız hissettirmediğiniz için tenkyular cancağızlarım. saçma bir şekilde duygulandım.
edit2: tam buçukta bi tane daha yakarım. hepimiz birimiz birimiz hepi.. nihahahhaha
9 dakikanın lafı olmaz deyip yakıyorum ben. bekleyemem elim ayağım titrer.
edit: bu saatte yalnız hissettirmediğiniz için tenkyular cancağızlarım. saçma bir şekilde duygulandım.
edit2: tam buçukta bi tane daha yakarım. hepimiz birimiz birimiz hepi.. nihahahhaha
devamını gör...
ben şu anda iki ayrı insanım
ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
solması için gülü dalından mı koparmalı?
pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
victor hugo
dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
solması için gülü dalından mı koparmalı?
pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
victor hugo
devamını gör...