umarım olabilecek en kötü şekilde can verirsin ve umarım o annenin de kızının da ahı yerde kalmaz.
devamını gör...

evde yapması çok kolay olan ispanyol meyveli şarabı. aşağıdaki tarifle siz de kendinize bir sangria hazırlayabilirsiniz (şarap eksperi değilim, sangriayı yıllardır içen biri de değilim. ispanya'da içtiğim market sangrialarına benziyor bu tarifle yaptıklarım, iddiam yok yani).

malzemeler
1.5 litrelik şişede su alın. suyu kullanmayacaksınız, sokak kedilerine verin. şişesi lazım.
1 tane elma (ben granny smith elmayı çok seviyorum. ekşiliği çok yakışıyor),
1 tane şeftali,
1 tane de lime (limon da olur ama 1 bütün limon fazla gelir),
büyük bir kap (salata kurutucusunun altı olur, mutfakta kullanılan leğenler olur, tencere bile olur. derin olsun yeterli),
15 adet küp şeker (sangria tatlı olur çünkü meyve şarabı, ya da meyveli şarap, ya da öyle bir şey. 15 şeker atınca anca içilecek kıvamda tadı vardı benim için, kendi ağzınıza göre ayarlarsınız bunu),
beyaz şarap.

yapılışı
* meyvelerin kabuklarını soyun, küçük küçük doğrayın, 1.5 litrelik boş su şişesine atın. kapağını kapatıp iyice sallayın ki biraz parçalansınlar. şişeye atmadan önce çatalla delik de açabilirsiniz elmaya falan,
* büyük derin kaba şarabı boşaltın, içine şekerleri atıp eritin,
* şarabı meyvelerin olduğu şişeye koyup 3-4 kez ters düz edin şişeyi, iyice karışsın meyveler (foşur foşur çalkalamayın),
* 1 gün buzdolabında bekletin. afiyet olsun.

** kırmızı şarabın tadını sevmediğim için beyaz şarap önerdim, sangria normalde kırmızı (ya da rose) şarapla olur. tadını seviyorsanız kırmızıyla deneyin.
** elma-şeftali-lime benim damak tadıma göre sevdiğim tatlar. şeftali kışın yok, çıkartabilirsiniz. portakal denemedim ama elma-portakal yapabilirsiniz.
** içmeden önce içine sprite ekleyip kabarcıklı baloncuklu bir hale de dönüştürebilirsiniz. daha sert olsun isterseniz biraz vodka da ekleyebilirsiniz. yalnız sprite zaten tatlı, şaraptaki şeker miktarını azaltabilirsiniz belki. yoktan yere diyabet olmayın.
** şarap yerine elma suyu kullanırsanız alkolsüz sangria diye kaktırabilirsiniz.
** yanına bir de güzelinden tortilla de patatas yapıverin. sonra da beni davet edin *

edit. resimli anlatım yapmıştım zamanında. şöyle takip edebilirsiniz, 1 2 3
devamını gör...

kadınlara göre büyüme eğriniz yavaş oldugundan. kafanızın göreceli daha düz çalışmasından ve kadınların içindeki fazla anaçlıktan.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

-kardeşim selamun aleyküm nasılsın iyi misin?
+iyiyim sen
-kötü kardeşim ya çok paraya sıkıştım. sen de 3000 lira kadar var mıydı?
+ya kem küm
-kardeşim bir haftalığına lazım ya zaten bir yerden gelecek bana geldiği gibi öderim
+abi bir hafta sonra ödeyeceksen yardımcı olayım
-tabi kardeşim tabi ya bir hafta bilemedin 10 güne veririm. beni bilen bilir zaten

20 gün sonra

+kardeşim borcunu verecektin 2 hafta geçti üzerinden
-yaa kardeşim vallahi para bekliyorum gelsin hemen ödeyecem. az daha idare et beni kardeşim. borcum borçtur benim.

2 ay sonra
+kardeşi..
-kardeşim ödeyecez dedik ya durup durup darlıyorsun. var da mı vermiyoruz be. ne karaktersiz adammışsın sanki canını aldık. lanet olsun senden borç aldığım güne be

vs vs vs diye uzar gider. borç veren de en sonunda üzerine soğuk bir bardak su içer
devamını gör...

ülkemizde sıkça karşılaştığımız durumdur. bu kadar üniversite kontenjanı açılırsa olacağı buydu tabii.
devamını gör...

erkeklerde ve postmenopozal kadınlarda daha sık görülen inflamatuvar artrittir.(eklem inflamasyonu)
eklemlerde monosodyum ürat kristallerinin birikimi sonucunda gelişir.
en önemli risk faktörü hiperürisemidir.
alkol alımıyla veya allopurinol kullanımıyla alevlenir.en sık ayak 1. metatarsofalangeal(ayak baş parmak) eklem tutulur.
bu hastalıkta tofüs denilen dejeneratif lezyonlar oluşabilir.
tedavisinde kolşisin,nsaii ilaçlar kullanılabilir.
alkol alımının azaltılması gerekmektedir.
ürik asit seviyesini düşürmek için ksantin oksidaz inhibitörü febuksostat, ürikozürik olarak probenesid,sülfinpirazon veya rekombinant ürikaz aktivitesine sahip rasbürikaz kullanılabilir.
devamını gör...

işimbu severek okuduğum bir yazar yazdığı da yine haklı güzel bir yazı olmuş. yalnız şikayet ettiği şeyleri bizzat yapan yazarların kendisine katıldığını görmek beni çok güldürdü. bence herkes kendinin farkında olduğu zaman problem kalmaz.

edit: herkes istediğini yazar yaziyor da zaten siyaset konuşmayın tamam ama gündeme dair hiçbir şey yok. ben gayet de makara kukara başlıklarına da yazıyorum ama bazı yazarlar hiç sıkılmıyor makara kukaradan. ne güzel tabi isteyen istediği şekilde takılır ama gına getiren saçma forumsal başlıklar doluyosa kaliteli basliklar da dolmalı. ısyan edilen bu zaten ikisi de dolsa tamam ama sıkacak derecede aynı tip mizahsal forumsal şeyler sıktı artık. keyif aldığım için yazıyorum ama bazen bıkkınlık geliyor yapacak bir şey de yok.
devamını gör...

üniversitede ev arkadaşımızın yapmaya çalıştığı besleme olayı. olay diyorum çünkü hamsterin şaibeli bir şekilde kaybolmasıyla sonuçlandı. kendi odasında bir kutuda bakıyordu. bir gün eve geldiğimizde bir baktık yok. aradık taradık evi alt üst ettik fakat izine rastlayamadık. şirincik komploya mı kurban gitti, yoksa buharlaştı uçtu mu emin değiliz. evde minik çaplı krizler yaşanmasına neden olmuş ve akıllarda 'falanca evin hamster olayı' şeklinde dillere destan bir hikayeyle aylarca anıldık. olan minnağa oldu.
devamını gör...

türkiye'nin batıdaki komşusudur. iki ülke arasındaki sınırı meriç nehri belirler. iki ülke halkları yüzyıllarca birlikte yaşamış olduklarından ortak bir kültüre sahiptir. farklı dinlerden olmalarına rağmen, yemekleri, türküleri vs. benzerlik gösterir. ama bundan mutlu olmak, ortaklıkları geliştirmek yerine ne yazık ki iki ülkenin halkları da genel olarak birbirlerine düşmanca yaklaşmaktadırlar. geçmiş geçmişte kaldı. rakı kimin içkisi diye tartışmak yerine gelin beraber rakı içelim denmelidir. evet onlar da iyi içerler.
devamını gör...

iri yanaklı ya da büyük ağızlı kimselere denir.

giysinin uygun gelmeyip kabarık kalmasına denir.

zurnalarda sipsinin bulunduğu yere takılan yuvarlak plakaya denir.

cricetidae olarak da bilinen kemiricilere denir.
devamını gör...

sorarlarsa “kurulu düzenimiz var yeenim” dersin kim bilcek a**.
devamını gör...

genç bir kadının dayak yemesi, dayaktan bayılması, çığlıklar atarak yardım istemesi en nihayetinde de ölmesi bunun suçu değildi.
annesinin garip bir şekilde ölümü de bunun suçu değildi.
gece, evinde başka bir genç kadının cesedinin bulunması da bunun suçu olamaz.
uyuşturucu kullanmak ve bunu yayınlamak zaten suç değil.
sütte leke var ama bu çocukta yok, daha anlayamadınız mı?
gözaltı süresi bitene kadar tutup bırakırlar.
devamını gör...

geçirilmiş bir enfeksiyon sonrası gelişen hafıza b lenfositlerinin ve hafıza cd4+ t lenfositlerin, aynı etkenle tekrar karşılaşmaları durumunda ilk immün yanıta kıyasla çok daha hızlı ve kuvvetli yanıt vermesi durumu.

örneğin bir virüs düşünelim. bu virüs öyle bir virüs olsun ki inanılmaz hızlı bulaşıyor olsun. mesela 4 ayda bütün dünyada salgın hastalıklara sebep olsun. adına da pars-cov-2 diyelim hadi (azıcık değiştir kanka kopya çektiğin belli olmasın). bu pars-cov-2 virüsü daha önce hiçbir insana bulaşmamış olsun, bu da demek oluyor ki yeryüzünde yaşayan bir tane insan evladında bile bu virüse karşı bağışık yanıt yoktu. böyle bir virüsün bulaşması ihtimali bile olmadığından ne tanı testi, ne bir tedavi, ne semptomları, ne ilaç, ne aşı, ne o ne bu hiçbir şey yok elimizde doğal olarak.

sonra bir grup bilim insanı çıkıp dedi ki biz bu virüse karşı aşı yaptık. bu ne demek biliyor musunuz, vücudunuza bir şekilde virüsün parçalarını tanıtabileceğiniz yeni bir yöntemimiz var elimizde demek. hem de hasta olmaya gerek kalmadan.

şimdi de iki insan düşünelim. burak 24 yaşında, bilinen bir kronik hastalığı olmayan bir erkek. gülfem ise 22 yaşında, aynı burak gibi bilinen bir rahatsızlığı olmayan bir kadın. burak ve gülfem arasında büyük bir fark var ki burak aşı olmak istemiyor. gülfem ise aşı çıkar çıkmaz hemen bir şekilde ilk dozu uygulatıyor (gülfem ne şanslıymış ya, 22 yaşında aşı oldu. kendi yarattığım karakteri kıskanıyorum şu an). aradan 1 ay daha geçiyor, gülfem 2. doz aşısını da oluyor fakat burak hala aşı olmamış. aşı olmadığı gibi gülfem'e de sataşıyor, "sen aşı oldun da ne oldu, bak ben olmadım ben de hasta değilim sen de hasta değilsin, boşuna aşı vuruldun nmağağağağ" diye pis pis gülüyor. gülfem akıllı kız, hiç çizgisini bozmayıp muhatap olmamayı tercih ediyor.

aradan 1 ay daha geçiyor, ikisinin de ailesinde pozitif vaka tespit ediliyor. pars-cov-2 bulaşı olan insanlarla aynı evde yaşadıkları için filyasyon ekipleri burak ve gülfem'in evlerine gidip ikisine de test yapıyor ve ikisi de pozitif sonuç alıyor. 5 gün sonra burak iyice kötülemeye başlıyor, nefes almada zorluk yaşamaya başlıyor. 7. günde nefes darlığı başlıyor, 8. günde ards ve pnömoni gelişiyor, hastaneye yatırılıp entübe ediliyor. 9. günde sepsis gelişiyor, 12. günde yoğun bakıma yatırılıyor. 15. günde akut böbrek yetmezliği gelişiyor, 18.günde burak pars-cov-2 enfeksiyonun yol açtığı bütün bu tabloya yenik düşüp hayatını kaybediyor.

diğer yanda gülfem aşı olup vücuduna neyle savaşması gerektiğini önceden öğrettiği için ekstra zamanı vardı. burak, kendini pars-cov-2'ye karşı kendini koruyacak olan hücreleri üretip, o hücreleri eğitip, ince ayarlarını yapıp, pozitif/negatif kontrol noktalarından geçirip antikor sentezini başlatana kadar zamanı bitti ve savaşı kaybetti. gülfem ise bu antikor üretim işini cok daha önceden, vücuduna aşı ile birlikte verilen antijenlerle başlatmıştı. vücut ve bağışıklık sistemi için antikorun neye karşı üretileceği önemli degildir (ister hastalık etkenini kendinize bulaştırıp hasta olun, ister etkeni öldürüp inaktif formda verin, ister etkenin sadece bir parçasını verin, isterseniz de o parçanın genetik kodunu verip parçayı kendi hücrelerinize ürettirin). aşı sayesinde gülfem'in vücudunda pars-cov-2'ye karşı antikorlar çoktan oluşmuştu, bu antikorları oluşturan hücreleri de mevcut bulunuyordu. ailesindeki pozitif kişiden gerçek virüs bulaştığı zaman hem kanındaki antikor, hem de bu önceden oluşturulan hücreler inanılmaz hızlı ve güçlü bir yanıt verip gülfem'i hem ölümden, hem de hastaneye yatmaktan korudu.

işte bütün bu hikayenin sonundaki "antijenle yeniden karşılaşıldığında verilen daha güçlü ve hızlı ikincil yanıt"a anamnestik yanıt denir.

*** kamu spotu ***
aşı olun. burak gibi olursunuz sonra.
*** kamu spotu ***
devamını gör...

yapmasını da içmesini de çok sevdiğim içecektir. sütlü veya sütsüz, şuruplu veya şurupsuz olarak yapılabilir. kendi adıma konuşacak olursam daha önce sütlüsünü de içtim sadesini de ancak şuruplusunu hiç içmedim.

sütlü filtre kahve mi yoksa sütsüz filtre kahveyi mi tercih edersin derseniz kesinlikle sütsüz, şekersiz filtre kahve derim.

sütlüsü veya şekerlisi damak tadıma pek uygun değil benim.

bir de mesela bu filtre kahvelerin yetiştiği ülkelere göre aromaları, tatları var. ben açıkçası bu aroma vs. işlerinden anlamıyorum ama brezilya kahvesi çok hoşuma gidiyor.

hatta marka da vereyim : ferro brezilya filtre kahve.

bu kahveyi de yeni keşfettim açıkçası, diğer filtre kahvelere oranla daha ekonomik hem de.

tadı nasıl diye soracak olursanız bence oldukça yumuşak bir tadı var, aromasını falan bilmiyorum ama.

daha önceleri kurukahveci mehmet efendi'nin kolombiya, brezilya ve etiyopya filtre kahvelerini denedim ancak pek hoşuma gitmedi onlar.

kolombiya oldukça sertti, brezilya'nın ise kömür gibi bir tadı vardı. etiyopya'yı ise neden sevmediğimi tam bilemiyorum ama sevemedim işte.

bunlara ek olarak artuk bey'in filtre kahvesini denedim. o bence fena değildi ama bir paketi 40 tl olduğu için maalesef devamlı içemedim.

tchibo'nun gold selection'ununu da denedim, o da yine fena değildi ancak biraz sertti.

bir de bazı zincir yerlerde filtre kahveler içtim starbucks, mcdonald's, kfc gibi yerlerde yani.

bilmiyorum artık damak tadım mı çok farklı yoksa kahvelerde mi bir sorun var ama bu üç yerden içtiğim kahvelerin hiç birini de beğenmedim. kfc ve mc donald's kahvelerine pek bir lafım yok çünkü burada satılan kahveler 1-2 liralık kahveler, bu sebeple pek bir şey beklememek lazım. benim gibi öğrenciler için buradaki kahveler.

ama starbucks, ayıptır be kardeşim. 10 lira para alıyorsun küçücük kahveden ve kömür gibi kahve veriyorsun millete.

bu sebeple zaten pek uğramadığım daha doğrusu uğrayamadığım starbucks'a da artık uğramama yemini ettim.

neyse bu kadar vedat milor'luk yeter. biraz da kahveyi nasıl yaptığımı söyleyeyim.

ha bu arada şunu da söylemeden geçmek istemiyorum, bana filtre kahve yapmayı sayın peneus öğretti. bu platformda kendisinden filtre kahve yapmayı öğrenene kadar hep yanlış yapıyordum kahveyi.


şimdi gelelim tarife:

not: bu tarif, 600 mililitrelik french press için geçerlidir.

malzemeler:

1 büyük demlik sıcak su

2 çorba kaşığı filtre kahve (bu miktarı isteğe bağlı olarak artırabilir veya azaltabilirsiniz ama ben bu ölçüde yapıyorum)

yapılışı:

ilk başta french pressimizi ısıtmamız gerekiyor bu sebeple öncelikle kaynar suyumuzu boş french presse dolduruyoruz.

1 dakika bekledikten sonra french pressin içindeki suyu boşaltıyoruz.

iki çorba kaşığı kahvemizi ekliyoruz.

kaynar suyumuzun kaynadıktan sonra 1 dakika bekletilmesi gerekmekte aksi halde kahvemiz yanar ve kömür gibi bir tadı olur.

kahvemizin üzerine suyumuzu yavaşça gezdirerek döküyoruz.

şimdi kahvenin en önemli kısmına geldik: demleme aşaması.

demleme süreniz kahvenizin içimini belirler. yumuşak içimli bir kahve istiyorsanız 4-5 dakika, ortami içimli bir kahve istiyorsanız 5-6 dakika; sert içimli bir kahve istiyorsanız 6-7 dakika demlemeniz gerekmekte.

ben yumuşak içimli sevdiği için 4-5 dakika aralığında bırakıyorum demleme süresini.
devamını gör...

sahaftan valizle çıktığımı bilirim. her kitap bir hazinedir. elbet okunacağı zaman gelir.

odamda beni kitaplarım bekler. bu yegane tesellidir. her eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu odada yalnız onlar her zaman için yeni bir koku taşırlar. her zaman söyleyecek birçok lafları vardır.
devamını gör...

kadın olanları heteroseksüel erkekler tarafından fetişize ediliyor, çok can sıkıcı bir durum bu.
biseksüel olduğumu öğrenen görüştüğüm erkekler “ee ne zaman threesome” kafasına giriyor direkt. bir insanın birden fazla cinsiyetten hoşlanması neden seninle threesome yapmak istediği anlamına gelsin.
okcupid’de de profil kısmında biseksüel yazdığı için kaç kere “selam, biseksüelmişsin, hiç ikisiyle birden oldun mu” minvalinde mesaj aldığımı hatırlamıyorum. gidin fantezi dünyanızda ne hayal ediyorsanız edin ama karşılaştığınız biseksüel kadınlara fantezi dünyanıza göre davranmayı bırakın.
devamını gör...

evlilik için derler ki : " evlilik içeridekilerin dışarı çıkmak, dışarıdakilerin de içine girmek istediği bir kaledir."


diyeceğim hukuk da böyle. bilmeyen çok istiyorum diyor. bilenler de nerden düştüm bu pavyona diyor.
devamını gör...

'insanların şarkısını duyuyor musun?' veya 'duyuyor musun sesi' şeklinde türkçe'ye çevrilebilen, fransızcası ise 'à la volonté du peuple' olup sefiller müzikallerinden aşina olduğumuz bir özgürlük şarkısıdır.

anne hathaway,hugh jackman ve russel crowe' un başrolünde yer aldığı 2012 yapımı les misérables filminde en etkileyici sahnelerden birinde ve final sahnesinde bu muhteşem şarkıyı duymaktayız. final sahnesinin görkemi hakkında söylenecek pek bir söz yok sanırım, zaten bu müzikalin bir sahnesini diğerlerinden ayırt etmek büyük haksızlık olacaktır.

marşın ingilizce versiyonu şöyledir; (her şey bir yana, 1.35'teki o anlık sahne bile o kadar çok şey anlatıyor ki)


orijinali ise fransızcadır;
devamını gör...

türk mitolojisi'nde ırmak tanrısıdır. yayık han, 17 ırmağın kavuştuğu yerde yaşar ve ırmaklardan sorumludur. yayık han'ın kamçısı şimşek olup; ırmaklara ve rüzgarlara hükmeder. göğün üçüncü katında oturmaktadır. mitolojik bir varlık olarak kocaman bir ejderha görünümündedir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim