sözlükte tanışıp sevgili olmak
inanmayanlar için söylüyorum, kuzenim evlenecek. *
devamını gör...
nefret ile yaşayan insan
nefret olmadan karakter olmaz .sevgilerden nefret ,nefretlerden de sevgi doğar . merhametin ve iyiliğin fazlası zaaftır ,suistimal edilir.
devamını gör...
yemek pişirmenin püf noktaları
kısık ateş. harlı ateşte her şeyi kontrol edemezsiniz ama kısık ateşte yavaş pişirmeyle daha lezzetli yemekler yapabilirsiniz.
devamını gör...
osuruğa benzer bir gıcırtı çıkarınca insanlar yanlış anlamasın diye aynı sesi tekrar çıkarmak
koskoca adam oldum hala aynı şeyi yapıyorum.
evdeyiz annem, babam, ablamlar bir de eniştem olacak adam var. ayağımla koltuğun üzerine kurulurken oturduğum yerde gıcırtı çıkardım ama böyle sanki ishal olmuş insan osuruğu gibiydi. bütün gözler sanki karşısına namlu tutulmuş ceylan gibi bana bakakalmıştı. sonra hemencecik ayağımla aynı gıcırtıyı çıkardım. salondaki gerginlik bitmiş, çekirdekler çıtçıtlanmaya başlanmış, kısacası hayat normal seyrine geri dönmüştü.
bu bir nevi "bakın ben osurmadım, benden size zarar gelmez" demenin göstergesidir. ev ahalisinin içinde osuran insan, kendisine saygısı olmayan güvenilmez bir kişi imajı verir çünkü...
evdeyiz annem, babam, ablamlar bir de eniştem olacak adam var. ayağımla koltuğun üzerine kurulurken oturduğum yerde gıcırtı çıkardım ama böyle sanki ishal olmuş insan osuruğu gibiydi. bütün gözler sanki karşısına namlu tutulmuş ceylan gibi bana bakakalmıştı. sonra hemencecik ayağımla aynı gıcırtıyı çıkardım. salondaki gerginlik bitmiş, çekirdekler çıtçıtlanmaya başlanmış, kısacası hayat normal seyrine geri dönmüştü.
bu bir nevi "bakın ben osurmadım, benden size zarar gelmez" demenin göstergesidir. ev ahalisinin içinde osuran insan, kendisine saygısı olmayan güvenilmez bir kişi imajı verir çünkü...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
şimdi ben gözlerimi sürmeden önce uzak düşlerimin uzayacağı ülkelere
adımı üç kere hapşuruyorum
çok yaşamayabilirim,
yaşarsam, kelimelerinizin karşılayamadığı şarkılarla
dans ediyor olacağım.
hiç aklından çıkarma ithakayı
adımı üç kere hapşuruyorum
çok yaşamayabilirim,
yaşarsam, kelimelerinizin karşılayamadığı şarkılarla
dans ediyor olacağım.
hiç aklından çıkarma ithakayı
devamını gör...
karma puanını bir kere kullanınca asla kullanılabilir karma puanına eşit olmaması
(bkz: bütün sırrı bozdun ya)
devamını gör...
yemek yemeyi işkence haline getiren şeyler
beraber yemek yediğiniz kişinin ağzını şapırdatması. kesinlikle ağır işkence yöntemidir. yemek sofrasında kalkmak için bahane arasınız.
devamını gör...
güne bir kedi bırak
gün ortası evin belli bölgelerine serpişmiş uyuyan kedi bireylerimi paylaştığım başlık.
cokcok
annesinin haydutu. evin büyümeyen çocuğu. herkesle anlaşan herkesle arası iyi olan fakat tehlike gördüğünde geri durmayan bedeni kocaman ruhu miniminnacık bir adam.
kendisi ona yapılan kötülükleri unutup hayata dört patiyle sarılan bir çocuk.
evet malesef çabuk unutuyor. misal vereyim evi süpüreceğim bilirsiniz can hıraş kaçarlar. cokcok önce dünya yıkılıyor gibi kaçar sonra bir bakarsın elektrik süpürgesinin üstünde.
dün veterinere götüreceğim çantayı gördü bir kaçış kaçtı ama köşeyi dönene kadar. döndüğü an bitti. orada oyalanacak başka bir şey bulur ve neden kaçtığını unutu verir.
bazen evde bir yaramazlık olmuştur. ben tabi sinirlenip söylenmeye başlarım. diğerleri beni görür görmez saklanır uzun bir süre çıkmazken. o sadece kapıdan çıkar ve hemen ardında konuşa konuşa geri içeri gelir.
korunaklı bir kedi değildir. dikkatsizdir. mesela dört ayak üstüne düşmeyi pek beceremez. bir keresinde çıktığı dolabın üstünden düşüp bizi veteriner kapılarında bekletmişti.
onu terk edilmiş ve kapısı kapalı camında bir el girecek kadar kırığı olan bir depoda buldum. bir hafta kadar oraya salam, sosis, kedi maması attım. içeride anne yesinde minnağı güzel doyursun diye. gün geçtikçe minnağın feryadı mahalleyi çınlatmaya başladı. deponun sahibini soruşturdum. kimse bilmiyor. malesef ki camı biraz kırdım içeriye ışık tuttum. içersi toz toprak, alçı çimento nasıl berbat bir yer. yerlerde salam, sosis, kedi mamaları...
nasıl ama buraya anne hiç gelmemiş mi bu bebek bir haftadır yalnız mıymış?
o anki panik ve ben ne yapacağım hissiyatı.
napalım efendim yardım aldım kırdık camı. içeriye hemen bir kaba süt döktük bu arada biz içeriye girene kadar o karnını doyursun diye. süt banyosu yaptı garibim.
onu elime ilk aldığımda tüm kemiklerinin sayıldığını gördüm. nasıl zayıf nasıl minik ama o kadar güçlü ki. beni tehlike sanıp sağlam bir ısırık aldı parmağımdan.
sonrasında öğrendimki mahallenin cadolozunun yavrusymuş. engelli olduğunu anlayınca onu orada ölüme terk etmiş. diğer ikisini büyüttü tabi aslında mükemmel bir anne. hala mahallemizin kraliçesi ama konu yetemeyeceğini düşündüğü engelli bir çocuk olunca telaşa kapılıp onu terk etmiş.
cokcok farklı bir kedi. hayata bazen onun baktığı yerden bakıyorum. umursamıyor, aldırmıyor, seviyorsa istiyorsa itsen bile geri geliyor. annesine aşık, insanlara aşık...
bu arada adı neden cokcok, çünkü bebeklikten 2 yaşına kadar benim ellerimi emdi. emmediği, izin vermediğim zamanlar hep ağlandı. bakmayın çok gururludur da bir keresinde kalbini kırmış olacağım ki 2 gün ne yaptıysam yanıma gelmedi. yahu ne yapayım emmesin unutsun diye kendimden uzak tutmaya çalıştım azcık kızmış olabilirim. o pamuk kalbi pıt oldu.
çok seviyorum onu. canım gibi, canımdan daha çok gibi... ama çok şanslıyım ki o da beni. dinazor çocuğum benim, iyikim...

casper
evin beyefendisi, kibar oğlu, asalet timsali...
yakışıklı bıdığı... bebekliğinden beri bende. parayla satmaya çalışan bir arkadaşımın elinde patlayan ve bana gelen dünya güzeli. küçükken tüyleri bir garipti. ondan kimse beğenmemiş yahu iyikide beğenmemiş. can o can.

bety
savaşçı, huysuz ama pamuk kalplim.
6 aydır bizle. kanser tedavisi görüyor.
kışın karda buldum o gün bugün benim çiçekli kızım. çiçekleri minikledi tabi. tedavisi güzel gidiyor. sıcaklar biraz azalsın ameliyatını olacak ve o günleri geride bırakacak.

bizden şimdilik bu kadar sahi sizden ne haber?
cokcok
annesinin haydutu. evin büyümeyen çocuğu. herkesle anlaşan herkesle arası iyi olan fakat tehlike gördüğünde geri durmayan bedeni kocaman ruhu miniminnacık bir adam.
kendisi ona yapılan kötülükleri unutup hayata dört patiyle sarılan bir çocuk.
evet malesef çabuk unutuyor. misal vereyim evi süpüreceğim bilirsiniz can hıraş kaçarlar. cokcok önce dünya yıkılıyor gibi kaçar sonra bir bakarsın elektrik süpürgesinin üstünde.
dün veterinere götüreceğim çantayı gördü bir kaçış kaçtı ama köşeyi dönene kadar. döndüğü an bitti. orada oyalanacak başka bir şey bulur ve neden kaçtığını unutu verir.
bazen evde bir yaramazlık olmuştur. ben tabi sinirlenip söylenmeye başlarım. diğerleri beni görür görmez saklanır uzun bir süre çıkmazken. o sadece kapıdan çıkar ve hemen ardında konuşa konuşa geri içeri gelir.
korunaklı bir kedi değildir. dikkatsizdir. mesela dört ayak üstüne düşmeyi pek beceremez. bir keresinde çıktığı dolabın üstünden düşüp bizi veteriner kapılarında bekletmişti.
onu terk edilmiş ve kapısı kapalı camında bir el girecek kadar kırığı olan bir depoda buldum. bir hafta kadar oraya salam, sosis, kedi maması attım. içeride anne yesinde minnağı güzel doyursun diye. gün geçtikçe minnağın feryadı mahalleyi çınlatmaya başladı. deponun sahibini soruşturdum. kimse bilmiyor. malesef ki camı biraz kırdım içeriye ışık tuttum. içersi toz toprak, alçı çimento nasıl berbat bir yer. yerlerde salam, sosis, kedi mamaları...
nasıl ama buraya anne hiç gelmemiş mi bu bebek bir haftadır yalnız mıymış?
o anki panik ve ben ne yapacağım hissiyatı.
napalım efendim yardım aldım kırdık camı. içeriye hemen bir kaba süt döktük bu arada biz içeriye girene kadar o karnını doyursun diye. süt banyosu yaptı garibim.
onu elime ilk aldığımda tüm kemiklerinin sayıldığını gördüm. nasıl zayıf nasıl minik ama o kadar güçlü ki. beni tehlike sanıp sağlam bir ısırık aldı parmağımdan.
sonrasında öğrendimki mahallenin cadolozunun yavrusymuş. engelli olduğunu anlayınca onu orada ölüme terk etmiş. diğer ikisini büyüttü tabi aslında mükemmel bir anne. hala mahallemizin kraliçesi ama konu yetemeyeceğini düşündüğü engelli bir çocuk olunca telaşa kapılıp onu terk etmiş.
cokcok farklı bir kedi. hayata bazen onun baktığı yerden bakıyorum. umursamıyor, aldırmıyor, seviyorsa istiyorsa itsen bile geri geliyor. annesine aşık, insanlara aşık...
bu arada adı neden cokcok, çünkü bebeklikten 2 yaşına kadar benim ellerimi emdi. emmediği, izin vermediğim zamanlar hep ağlandı. bakmayın çok gururludur da bir keresinde kalbini kırmış olacağım ki 2 gün ne yaptıysam yanıma gelmedi. yahu ne yapayım emmesin unutsun diye kendimden uzak tutmaya çalıştım azcık kızmış olabilirim. o pamuk kalbi pıt oldu.
çok seviyorum onu. canım gibi, canımdan daha çok gibi... ama çok şanslıyım ki o da beni. dinazor çocuğum benim, iyikim...

casper
evin beyefendisi, kibar oğlu, asalet timsali...
yakışıklı bıdığı... bebekliğinden beri bende. parayla satmaya çalışan bir arkadaşımın elinde patlayan ve bana gelen dünya güzeli. küçükken tüyleri bir garipti. ondan kimse beğenmemiş yahu iyikide beğenmemiş. can o can.

bety
savaşçı, huysuz ama pamuk kalplim.
6 aydır bizle. kanser tedavisi görüyor.
kışın karda buldum o gün bugün benim çiçekli kızım. çiçekleri minikledi tabi. tedavisi güzel gidiyor. sıcaklar biraz azalsın ameliyatını olacak ve o günleri geride bırakacak.

bizden şimdilik bu kadar sahi sizden ne haber?
devamını gör...
z kuşağı sözlükten uçurulsun kampanyası
oturduğum yerden z kuşağı olduğum için uçurulmam istendi...z kuşağından bu kadar şikayetçi iseniz ülkeden çıkartabilirsiniz bi avrupa'ya doğru elden ele lütfen.
devamını gör...
lizbon
portekiz'in başkenti. biraz istanbul, biraz da izmir'e benzeyen bir şehir.
devamını gör...
kadına lan diyen insan
normal insandır. bir erkek bir erkeğe lan deyince nasıl sorun olmuyorsa , kadına denince de sorun olmamalıdır. lan hani hepiniz feministtiniz? ya en çok şuna gülüyorum. genelleme yapıldığı zaman çok cinsiyetçi diye ağlıyorsunuz. sonra bu başlığa bir kadın olarak aa çok ayıp. bir kadına söylenir mi falan diyorsunuz. işinize gelince feministsiniz.
devamını gör...
buff
nerfle aynı mantığa sahip adaleti sağlamak ve dengesizliği önlemek amacıyla bir ekipmanın ya da karakterin gücünün arttırılması.
devamını gör...
arthur schopenhauer
parerga und paralipomena'da milli gurur hakkında oldukça güzel noktalara değinmiş alman filozof. schopenhauer'in* bu çıkarımlarının bir benzerini daha sonra alexander otto weber'in durch die lupe eserinde de görürüz aynı zamanda. weber şu cümleleri kurarken şüphesiz kendisinden esinlenmiş:
"der nationalstolz ist der billigste stolz, den ich mir denken kann. auch die edelste nation besteht zum größten teil aus menschen, auf die man gar keinen grund hat, stolz zu sein." alexander otto weber, durch die lupe
weber'in -bence- esinlenmiş olduğu düşünceler ise schopenhauer'in parerga und paralipomena'da sözünü ettiği milli gurur arkasına sığınmış, bununla övünç duyan ama aslında yalnızca bundan başka kendisiyle gurur duyabileceği bir şeye sahip olmayan insanlar hakkında yaptığı çıkarımlardır. 360. sayfada şöyle söz ediyor bu durumdan schopenhauer:
"en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”
(die billigste art des stolzes ist hingegen der nationalstolz. denn er verrät in dem damit behafteten den mangel an individuellen eigenschaften, auf die er stolz sein könnte, indem er sonst nicht zu dem greifen würde, was er mit so vielen millionen teilt. wer bedeutende persönliche vorzüge besitzt, wird vielmehr die fehler seiner eigenen nation, da er sie beständig vor augen hat, am deutlichsten erkennen. aber jeder erbärmliche tropf, der nichts in der welt hat, darauf er stolz sein könnte, ergreift das letzte mittel, auf die nation, der er gerade angehört, stolz zu sein)
parerga und paralipomena, aphorismen zur lebensweisheit, von dem was einer vorstellt s.360
arthur schopenhauer
esasında weber'in esinlendiği düşünme sebebim, konu hakkında iki ismin de birbirine oldukça benzer bir giriş tercih etmiş olması. yalnız şu var ki türkçe çevirisi aşağı yukarı aynı olsa da orijinal dilinde baktığımız zaman farkı açıkça görebiliyoruz. yine de cümleler benim ifade ettiğim kadar benzer olmasa bile açıkça altında yatan düşünce aynıdır. weber, schopenhauer'in düşüncelerinin devamını aktarıyor ve pekiştiriyor gibi görünüyor.
"der nationalstolz ist der billigste stolz, den ich mir denken kann. auch die edelste nation besteht zum größten teil aus menschen, auf die man gar keinen grund hat, stolz zu sein." alexander otto weber, durch die lupe
weber'in -bence- esinlenmiş olduğu düşünceler ise schopenhauer'in parerga und paralipomena'da sözünü ettiği milli gurur arkasına sığınmış, bununla övünç duyan ama aslında yalnızca bundan başka kendisiyle gurur duyabileceği bir şeye sahip olmayan insanlar hakkında yaptığı çıkarımlardır. 360. sayfada şöyle söz ediyor bu durumdan schopenhauer:
"en değersiz gurur, milli gururdur. bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyabilir ki başka türlü? dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”
(die billigste art des stolzes ist hingegen der nationalstolz. denn er verrät in dem damit behafteten den mangel an individuellen eigenschaften, auf die er stolz sein könnte, indem er sonst nicht zu dem greifen würde, was er mit so vielen millionen teilt. wer bedeutende persönliche vorzüge besitzt, wird vielmehr die fehler seiner eigenen nation, da er sie beständig vor augen hat, am deutlichsten erkennen. aber jeder erbärmliche tropf, der nichts in der welt hat, darauf er stolz sein könnte, ergreift das letzte mittel, auf die nation, der er gerade angehört, stolz zu sein)
parerga und paralipomena, aphorismen zur lebensweisheit, von dem was einer vorstellt s.360
arthur schopenhauer
esasında weber'in esinlendiği düşünme sebebim, konu hakkında iki ismin de birbirine oldukça benzer bir giriş tercih etmiş olması. yalnız şu var ki türkçe çevirisi aşağı yukarı aynı olsa da orijinal dilinde baktığımız zaman farkı açıkça görebiliyoruz. yine de cümleler benim ifade ettiğim kadar benzer olmasa bile açıkça altında yatan düşünce aynıdır. weber, schopenhauer'in düşüncelerinin devamını aktarıyor ve pekiştiriyor gibi görünüyor.
devamını gör...
istanbul'da beklenen kar yağışı
yaz günlerini özleyen ve gelmesini isteyen ben için fazlasıyla kötü bir haberdir.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı...
(bkz: sait faik abasıyanık)
(bkz: sait faik abasıyanık)
devamını gör...
normal sözlük mayıs devrimi
yapılan her çalışma, bir emek karşılığıdır. sonuçta her düşünce daha iyiye gitmek içindir.
gitgide gelişen, geliştirilmeye çalışılan bu sözlük için verilen her emeğe teşekkürler.
gitgide daha iyi olacaktır...
gitgide gelişen, geliştirilmeye çalışılan bu sözlük için verilen her emeğe teşekkürler.
gitgide daha iyi olacaktır...
devamını gör...
simit bitince ortasındaki boşluk nereye gidiyor sorunsalı
boşluk işte, hiç var olmadı ki kaybolsun.
devamını gör...
hayvanları insanlardan daha çok sevmek
devamını gör...
aptal olup ünlü olmak vs zeki olup yalnız kalmak
ikincisini tercih etmiş bulunmaktayım. her şeyin bilincinde olduğun sürece parayi her türlü kazanirsin. hayatımı sürdürebilecek, kitap alabilecek param olsun yeter. fazlasında gözüm yok.
devamını gör...
