corona salgını geçtiğinde yapılacak ilk şey
sanırım karşıdan karşıya geçme düğmesini yalamak olacaktır.
o tuşa minimum temas etmek için çektiğim çileleri, girdiğim halleri düşününce, pandemi bittiğinde zevkten yalayabilirim sözlük.
o tuşa minimum temas etmek için çektiğim çileleri, girdiğim halleri düşününce, pandemi bittiğinde zevkten yalayabilirim sözlük.
devamını gör...
vampirlerin haçtan korkması
dindar vampirlerin korkusudur. inançsız olsalar kokmayacaklardı. neye inanırsan gerçeğin o olur.
devamını gör...
başlayınca durdurulamayan şeyler
karpuz yemek, çekirdek çitlemek, dudak kemirmek, kafa sözlükte takılmak diyerek katıldığım başlık.
devamını gör...
misafirin sinir eden davranışları
abuk sabuk hediyeler getirmeleri.* az önce elime poşet tutuşturdular, "sana aldık." dediler. poşeti açtım, leopar desenini görmemle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. bir de tüylü müylü bir şey.* "bana aldığınıza emin misiniz?" diye sordum. "evet, sana aldık." dediler. baygınlık geçirecektim, odama kapanana kadar zor tuttum kendimi.
hayaller hawaii gömlek veya kimono tarzı şeyler, hayat babaanne eşofmanı.*
hayaller hawaii gömlek veya kimono tarzı şeyler, hayat babaanne eşofmanı.*
devamını gör...
atatürk'e yazılan şiirler
e tabi. öleli 83 yıl olmuş hala iti köpeği tir tir titreten bir liderle ilgili ancak bu şekilde “din” üzerinden ajitasyon yapılabilecek şiirlere burada başlık açılması normal…
atatürk ün kaç ülkede heykeli, yazılı özlü sözü var bir de onlara bakmanızı tavsiye ederiz.
adına 8.000 şiir yazılınca büyük devlet adamı olunmuyor. kim jong un için 40 cilt ansiklopedi yazıldı, her gittiği yerde insanlar salya sümük ağlıyor ama açın bakın bakalım dünyada s**ine takan var mı? veya öldükten sonra adı 2 kelime anılacak mı acaba?
bir devlet adamının ne denli büyük olduğu fikirlerinin ne kadar yaşadığı ile belirlenir bunu da bilesiniz.
atatürk ün kaç ülkede heykeli, yazılı özlü sözü var bir de onlara bakmanızı tavsiye ederiz.
adına 8.000 şiir yazılınca büyük devlet adamı olunmuyor. kim jong un için 40 cilt ansiklopedi yazıldı, her gittiği yerde insanlar salya sümük ağlıyor ama açın bakın bakalım dünyada s**ine takan var mı? veya öldükten sonra adı 2 kelime anılacak mı acaba?
bir devlet adamının ne denli büyük olduğu fikirlerinin ne kadar yaşadığı ile belirlenir bunu da bilesiniz.
devamını gör...
rengarenk
çıktığı dönemin taklit şarkısıdır. çünkü o dönem bu ezgiye sahip çok meşhur bir hint şarkısı vardı.
devamını gör...
soğuk baklava
dün öğrenip bugün yediğim ve çok beğendiğim tatlı. lakin 8 küçük dilime 69 tl verdim.
tanımı ise; güllacın baklava hamuru ile yapılmış ve içine bolca fıstık konup üstü ufalanmış kakaolu bisküviyle kaplı hali.
tanımı ise; güllacın baklava hamuru ile yapılmış ve içine bolca fıstık konup üstü ufalanmış kakaolu bisküviyle kaplı hali.
devamını gör...
başlıklardan yazar karakteri çözmeye çalışmak
gereksiz bir davranıştır. vaktinizi böyle boş şeylere harcamak yerine yazarların tanımlarını oylayın demek istiyorum . hem napacaksınız yazarların karakterini .
devamını gör...
erik
baharı yaza devşiren meyve.
biraz önce sokağa çıkma yasağı başlamadan düştüm sokağa, birkaç alınacak listeledim kendime. montsuz sokağa çıkma zamanlarının keyfi bir başka yüreğimde. gün ışığı tene değdikçe verdiği haz da. ki bu yüzden her yazın sonunda çikolata rengine ulaşıveriyorum istemsizce.
yürümeye başladım, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde. sokakları tatlı bir telaş kaplamıştı bir yandan akşamın son saatleri, özgürlüğün son anları herkes bir yere koşturuyor gibiydi. ben hiç acelem yokmuşçasına salınarak yürüdüm sokakta. uzun zamandır hasret kaldığım için her şeye, herkese dikkatle bakarak.
balıkçıya girdim sonra. tezgahta birkaç çeşit vardı sadece. ve yakaladığımızda iş yapmaz diye denize bıraktığımız karagözün kilosu kırk tl olmuştu. şaşırdım. etrafa baktım seyrelen tek şey çeşit değildi, balık temizlemek için çalışan afgan çocuklar da kaybolmuştu ortalıktan. balıkçı işin başına geçmiş. kendisi temizliyor balıkları. düşündüm sonra "peki işten çıkarılıp, gözden kaybolan o insanlar nerede?".
kasabın içi de bomboştu. bir tek manavın önünde sıra vardı. poşet poşet sebzeleri taşıyordu insanlar ellerinde.
moralim bozuldu. görünce daha bir keder çöktü yüreğime. derin bir nefes aldım. elimdeki ağırlık arttıkça yüreğimdeki de arttı sanki adaletsiz hayata karşı.
ama insan evladıyım ben de biraz unutkan herkes gibi... güneşi tenimde hissedince tekrar bir gülümseme oturdu yüzüme. yürüdüm. yürüdükçe açıldım. sokaklardaki, parklardaki çocukları gördükçe, yeşile doydukça umutlandım. bir bahçenin kıyısından sarkan erik dalını gördüm sonra. mini minnacık erikler. aldı çocukluğuma götürdü beni. bahçenin dışına taşan sokağın malıdır dedim. birkaç tanesini koparıp içimdeki çocuğu mutlu ettim. bu kez daha da kocaman bir gülümseme ile yürüdüm, yürüdüm.
biraz önce sokağa çıkma yasağı başlamadan düştüm sokağa, birkaç alınacak listeledim kendime. montsuz sokağa çıkma zamanlarının keyfi bir başka yüreğimde. gün ışığı tene değdikçe verdiği haz da. ki bu yüzden her yazın sonunda çikolata rengine ulaşıveriyorum istemsizce.
yürümeye başladım, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde. sokakları tatlı bir telaş kaplamıştı bir yandan akşamın son saatleri, özgürlüğün son anları herkes bir yere koşturuyor gibiydi. ben hiç acelem yokmuşçasına salınarak yürüdüm sokakta. uzun zamandır hasret kaldığım için her şeye, herkese dikkatle bakarak.
balıkçıya girdim sonra. tezgahta birkaç çeşit vardı sadece. ve yakaladığımızda iş yapmaz diye denize bıraktığımız karagözün kilosu kırk tl olmuştu. şaşırdım. etrafa baktım seyrelen tek şey çeşit değildi, balık temizlemek için çalışan afgan çocuklar da kaybolmuştu ortalıktan. balıkçı işin başına geçmiş. kendisi temizliyor balıkları. düşündüm sonra "peki işten çıkarılıp, gözden kaybolan o insanlar nerede?".
kasabın içi de bomboştu. bir tek manavın önünde sıra vardı. poşet poşet sebzeleri taşıyordu insanlar ellerinde.
moralim bozuldu. görünce daha bir keder çöktü yüreğime. derin bir nefes aldım. elimdeki ağırlık arttıkça yüreğimdeki de arttı sanki adaletsiz hayata karşı.
ama insan evladıyım ben de biraz unutkan herkes gibi... güneşi tenimde hissedince tekrar bir gülümseme oturdu yüzüme. yürüdüm. yürüdükçe açıldım. sokaklardaki, parklardaki çocukları gördükçe, yeşile doydukça umutlandım. bir bahçenin kıyısından sarkan erik dalını gördüm sonra. mini minnacık erikler. aldı çocukluğuma götürdü beni. bahçenin dışına taşan sokağın malıdır dedim. birkaç tanesini koparıp içimdeki çocuğu mutlu ettim. bu kez daha da kocaman bir gülümseme ile yürüdüm, yürüdüm.
devamını gör...
utandıran anlar
otomatik cam kapılara açık diye kafa göz girmek, yine aynı kapıların önünde dakikalarca eller havada sensörü yakalamaya çalışmak ama kapının aslında açık olması. otomatik cam kapılarla geçinemiyoruz. yok olmuyor.
devamını gör...
özdemir asaf
aşk
sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
muhteşem dizelerinin yazarıdır.
sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.
muhteşem dizelerinin yazarıdır.
devamını gör...
nato zirvesinin aslında gizli bir parti olma ihtimali
nato zirvesi türkiye'nin başına yeni bir bela ile sonuçlanacak , amerika afganistan'dan askerini çekecek , tabiki oraya türk askerini kalıcı olarak yerleştirecek ler, karşılığında , başta amerika olmak üzere diğer devlet başkanları ,bizim padişahım iz ile çok çok faydalı ikili görüşmeler yapacak.
yoksa biden denen zat pek görüşme taraftarı değildi.
yoksa biden denen zat pek görüşme taraftarı değildi.
devamını gör...
kadın yapınca özgürlük erkek yapınca sapıklık
ben hiç atlet giydiği için sapık damgası yiyen erkek görmedim, atma ziya. eleştirinin de bir dayanağı olur.
devamını gör...
phrasal verbs
phrasallar ingilizcede en baş belası konulardan biri olmakla birlikte sahip oldukları önem görecelidir. daha güzel ve havalı bir ingilizce konuşmak için ne kadar çok phrasal bilirseniz o kadar iyidir ancak bilmezseniz de başka sözcüklerle bu açık kapatılabilir. bir metin okurken çıkacak sıkıntılar ise cümlenin gelişinden anlam çıkartarak çözülebilir.
asıl mevzu “ sınav ingilizce”si gibi görünüyor. ülkede herkesin bir yds gerginliği var nedense. halbuki yds, kodları çok kolay çözülebilecek bir sınav. bu sınavda ilk 15 soru içinde 1 phrasal sorusu ve cloze test içinde de muhtemelen bir soru çıkacaktır. kalan bölümler ise okuduğunu anlamaya yönelik olduğu için phrasallar bir önem taşıyabilir.
sınavın dahil olduğu alan benim içinde en rahat hareket ettiğim alan olduğu için birkaç fikir atabilirim ortaya. sanırım bu konuda bir iki kelam edecek yetkinliğe sahibim zira bu sınavla ilgili 9 kitaplık bir setin yazarlarından biriyim.
phrasallar çoğunlukla bir fiil ve bir prepositiondan oluşur. phrasalları öğrenmek için yapılacak iki şey vardır. birincisi; karşınıza çıkan bütün phrasalları size en uygun yöntemi kullanarak öğrenmek. bu uzun süren ama kalıcı bir yöntem ve işin doğrusu da bu aslında.
ancak genelde sınava hazırlananlar son bir ay kala gelip hızlı bir yükleme bekledikleri için bir g.o.r.a. sahnesi yaşamanız ve karışım yükleme yapmanız gerekebilir. bunu için de her soru tipi için draje yöntemler üretmek hasıl olmuştur.
phrasallar için bu draje yöntem şöyledir :
1. fiilin anlamından hareket etmek: bu durumda şöyle bir örnek verilebilir, “ look for” aramak anlamına gelir ve fiilin anlamından yürüyerek “ bakınmak “ gibi bir anlama ulaşılabilir.
2. prepositiondan hareket etmek: bu durumda da şöyle bir örnek verilebilir, “ down, off, out” gibi prepositionlar olumsuz phrasallar oluşturur. mesela “ turn down - geri çevirmek” , “ break out - patlak vermek” , put off - ertelemek”. ayrıca “ down - azaltmak” , “ off - ayrılmak” anlamına gelebilir. tam aksine “ up, on, in” de olumlu anlam yükler phrasala. “ wake up - uyanmak” , “ take in - bir hobiye başlamak” ve “ go on - devam etmek” gibi.
3. iki taraftan da anlam çıkmıyorsa yaradana sığınıp atmak tek çaredir.
bu yazdıklarım sizi doğru cevaba götürmeyebilir ama bence denemeye değer.
asıl mevzu “ sınav ingilizce”si gibi görünüyor. ülkede herkesin bir yds gerginliği var nedense. halbuki yds, kodları çok kolay çözülebilecek bir sınav. bu sınavda ilk 15 soru içinde 1 phrasal sorusu ve cloze test içinde de muhtemelen bir soru çıkacaktır. kalan bölümler ise okuduğunu anlamaya yönelik olduğu için phrasallar bir önem taşıyabilir.
sınavın dahil olduğu alan benim içinde en rahat hareket ettiğim alan olduğu için birkaç fikir atabilirim ortaya. sanırım bu konuda bir iki kelam edecek yetkinliğe sahibim zira bu sınavla ilgili 9 kitaplık bir setin yazarlarından biriyim.
phrasallar çoğunlukla bir fiil ve bir prepositiondan oluşur. phrasalları öğrenmek için yapılacak iki şey vardır. birincisi; karşınıza çıkan bütün phrasalları size en uygun yöntemi kullanarak öğrenmek. bu uzun süren ama kalıcı bir yöntem ve işin doğrusu da bu aslında.
ancak genelde sınava hazırlananlar son bir ay kala gelip hızlı bir yükleme bekledikleri için bir g.o.r.a. sahnesi yaşamanız ve karışım yükleme yapmanız gerekebilir. bunu için de her soru tipi için draje yöntemler üretmek hasıl olmuştur.
phrasallar için bu draje yöntem şöyledir :
1. fiilin anlamından hareket etmek: bu durumda şöyle bir örnek verilebilir, “ look for” aramak anlamına gelir ve fiilin anlamından yürüyerek “ bakınmak “ gibi bir anlama ulaşılabilir.
2. prepositiondan hareket etmek: bu durumda da şöyle bir örnek verilebilir, “ down, off, out” gibi prepositionlar olumsuz phrasallar oluşturur. mesela “ turn down - geri çevirmek” , “ break out - patlak vermek” , put off - ertelemek”. ayrıca “ down - azaltmak” , “ off - ayrılmak” anlamına gelebilir. tam aksine “ up, on, in” de olumlu anlam yükler phrasala. “ wake up - uyanmak” , “ take in - bir hobiye başlamak” ve “ go on - devam etmek” gibi.
3. iki taraftan da anlam çıkmıyorsa yaradana sığınıp atmak tek çaredir.
bu yazdıklarım sizi doğru cevaba götürmeyebilir ama bence denemeye değer.
devamını gör...
antibiyotik direnci
kahvenin uykuyu kaçırmaması gibi normal karşılanılabilen, sık sık karşımıza çıkan bir durumdur. bilinçsiz, eksik ya da yarım kullanımı antibiyotik direncinin en önemli sebeplerinden. son 20 yılda yeni bir antibiyotik türevi üretilemedi buna karşın mikroorganizmalar oldukça değişti hatta güçlendi diyebiliriz. bir taraf yenmekte kararlı davranıp, sürekli kendini yenilerken; diğer taraf yerinde sayıyor, çekirdek çitliyor, amaaaaan bana hiçbir şey olmaz diyor.
devamını gör...




