insanı oldukça rahatlatan eylemdir ancak sağlığa zararlı olabilmektedir.
devamını gör...

(bkz: çağımızın hastalığı)
muhtemelen hep var olan ancak bu çağda iletişim kolaylaştığından çok daha kolay öğrendiğimiz, yiyip yiyip doymayan insanlar topluluğu.
devamını gör...

yeni yeni aktif olduğunu gördügum, sık sık başlıkların altında denk geldiğim yazarımizdir. sözlükte parlak bir geleceği olduğunu düşünüyorum. yazarliginiz daim olsun efenim.
devamını gör...



usta bir besteci olan beethoven enstrümanları da çok iyi çalıyordu. kendisi tam bir aşk adamıydı fakat hep alakasız kadınlara âşık olurdu ve flört seviyesinde kalan gerisi gelmeyen ilişkiler yaşıyordu. bu ilişkilerde suçlu olan kusurlu olan hep karşı taraftı. ama bir gün.... alman asilzade bir aileden ve 3 çocuklu bir kadınla mektuplaşıyorlardı. ve kadın bir mektubunda "çocuklarımı da ailemi de bırakıp kaçarım sana." dedi. beethoven ise bu asilzade, her şeyi göze alan güzel kadının teklifini reddediyor. ve depresyona giriyor. çünkü, şimdiye kadar hep kusurlu, eksik olan karşı taraftı. artık işler değişti ve aslında kendisinin yapamayacağını gördü. gerçek bir ilişkide bir adım sonrasına hazır olmadığını hissetmesi onun kendilik saygısını çok derinder sarstı. soylu bir aileden de gelmeyen beethoven, sosyete arasında pek kabul görmüyor, yani dışlanıyordu. ve daha da zoru işitme problemi başlıdı. önceleri beethoven'ın bakımıyla ilgilenen erkek kardeşi ve onun eşi birtakım sebeplerden yollarını ayırdı. ve artık beethoven hem sağır hem de yapayalnız biriydi. hikayenin sonunda beethoven insanlığın en dibine kadar gerilemiş ve buradan çok büyük bir yaratıcılık, sanat ve edebiyat dünyasına çok büyük ses getirecek muazzam bir eşerle geri çıkmıştır. 9. senfoni aslında bir depresyonun ve oradan çıkışın hikayesidir.
devamını gör...

sinir sisteminde bazal ganglionların yozlaşması ile beyinde dopamin reseptörleri salınım bozukluğuna neden olduğu rijidite maske yüz deride yağlanma tükürük salgısında artma monoton konuşma denge duruş bozukluğu ve küçük adımlarla hızlı yürüyüşü biçimi ile belirgin durumdur.
devamını gör...

tarihi antik roma imparatorluğuna dayanan ve pizzanın atası kabul edilen yassı bir ekmek türüdür. italya'nın avegno şehrinde ortaya çıktığı söylenmektedir. temelde zeytinyağlı hamur üzerine eklenmiş muhtelif baharat ve sebzelerle hazırlanır. bildiğimiz ekmeklerden farkı krepten hallice sayılabilecek cıvıklıkta, mayalı bir hamur ile yapılıyor olmasıdır. en popüler olan focaccia türleri ise; soğanlı, zeytin ve kuru domatesli olanlardır.

meraklısı için bir iki görselini bırakalım;

görsel

görsel

görsel
devamını gör...

kar yağmış.
doğduğum günün gazete manşeti kar yağısıyla ilgili. yok öyle büyük bir felaket de olmamış. çiğ düşmemiş. ya da kış yaşanmayan bir ülkede de doğmamışım. mevsim de zaten kış. “dondurucu soğuklar geliyor” da haberin devamı. hiç mi sorunu yokmuş ülkenin? bir acayip durum.
devamını gör...

evet arkadaşlar, bugün size tarikat kurmanın püf noktalarını göstereceğim başlıktır. malzemelerimiz şunlar:

+ minimum 150 gram sakal (bu hayati derece önemli)

+ bir adet cübbe (bu da çok önemli)

+ orta düzey arapça ve din bilgisi (tarikatın hamurudur)

+ bir tutam sallama yeteneği

+ sarık veya takke (opsiyonel)

+iki su bardağı sermaye

+ başlangıç için minimum 10 adet mürit

evet arkadaşlar tüm malzemelere sahip olduktan sonra, tarikatımı oluşturuyoruz ve tüm misafirlerimize anlatıyoruz. eğer bu malzemelerin iyisine sahipseniz hepsi olmasa bile birçoğu tarikatınıza katılacaktır. bu andan sonra biriktirdiğiniz müritlerden para toplayıp, sonrasında kg var'a basabilirsiniz.

küçük bir not daha: tarikatınız büyüdükten sonra ne kadar dinin temellerinden sapıp, ne kadar şirke doğru giderseniz tarikatınız da o derece devamlı olacaktır sayın arkadaşlar. sakın ola, kuran meali falan okutturup sorgulatmayın. aman diyim batarsınız. türkiye'de o taktik tutmuyor çünkü malumunuz.
devamını gör...

1. reklam ve bilinirlik: bu önemi yadsınamayacak bir noktadır. çevredekilere, tanıdıklara özellikle de bir vasfı, eğitimi olan bildiklere bahsetmek de bunun içinde ele alınabilir.

2. konu (başlık) çeşitliliği: buradan kastım ise şu. bazen sırf merak ettiğim bir konu hakkında, -ki bu konu bin sene önce olmuş bir olay da olabilir, herhangi bir alandaki bir terim de olabilir- kaynak, entry, farklı yorumlar okumak için arama yaparım. ve şimdiye kadar öyle veya böyle bir şeyler karaladığım ilk sözlük deneyimim ekşi olduğu için haliyle orada yapıyordum. hakkını verelim bu açıdan o mecra oldukça zengin. tabi bu bahsettiğim, zamanla oluşacak bir birikim kabul ama gerekli.

3. dil: bir imla delisi olmasak da yazılan entrylerde noktalama, anlatım bozukluğu vb. konulara dikkat edilmeli.

4. yazar kalitesi: belirli bir aşamaya gelene kadar mevcut yazar alım politikası sürmeli ama bir aşamadan sonra yazarlık bazı kriterlere bağlanmalı. elekte en uygunlar kalsın. ama bunu yaparken öyle bir sistem getirilmeli ki, insanlar ekşi de olduğu gibi, "sgk emekliliği bekler gibi" sittin sene yazar olmak için beklememeli. o bekleyiş bir süre sonra sıkıyor. amaaan boşver dedirtiyor. bir yığın gereksiz başlık ve bunları açan boş beleş yazar varken hala yazarlık için bekletilmenin izahı olamaz!

5. gündemin takibi: örnegin hayatlarımızı ilgilendirsin ilgilendirmesin dünyada veya ülke içinde olan olaylar hakkında öncelikle ekşi 'ye bakardım. çünkü binlerce yazar içinde olaya lokasyon olarak yakın olanından, mesleği veya görevi gereği net bilgiler verebilecek bir çok insan bulunması yüksek olasılık idi. aynı şey burada da geçerli. gündem de yer alan konular hakkında başlık görebilmeli, muhakkak konusu açılmıştır düşüncemizde emin olarak buraya bakabilmeliyiz. ayrıca bu maddenin uygulanabilirliği yukarıda bahsettiğim yazar sayısının artması ile de yakından ilgili.

6. zaman: olmazsa olmazlardan.

7. mobil uygulama: var mı diye henüz bakmadım. ama güzel ve düzgün çalışan bir mobil uygulama zaten bu çağın gerekliliklerinden.

şimdilik aklıma gelenler bunlar yazar kardeşler.
devamını gör...

güldür güldür show
devamını gör...

a.b.d'de bugünkü utah ve colorado civarlarında yaşayan, uto aztek dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
birçok kola ayrılmış, geniş bir alanda yaşayan saldırgan bir kabileydi. başka kabilelere saldırıp, kadınlarını ve çocuklarını kaçırıp köle olarak ispanyollara satıyor, karşılığında at alıyorlardı.
amerikalılar geldikten sonra, diğer beyazların burada yaşanmaz dediği utah'taki toprakları, kimsenin istemediği mormon'lar tarafından çatışmalar sonucu ele geçirildi.
a.b.d ordusu için paralı askerlik yapıp, direniş gösteren kabilelere karşı vahşi saldırılar yaptılar.
tabi birgün etrafta saldıracak kabile kalmayınca, bunlara, hadi sizde bırakın topraklarınızı gidin denildi ve ufak bir çatışma olsada teslim oldular ve rezervasyonlara yerleştirildiler.
devamını gör...

kutuphaneye yeni kavusmus miniklerin hayal dunyalarina bir kapi da neden biz acmayalim dedirten, sosyal sorumluluk projesi.
bir kitap, bir cocugun hayatini degistirebilir.
devamını gör...

uyuyunca geçer masalına kanmaktır. dertlerden kaçıştır. sabah uyanınca ilk bir kaç saniye uyumadan önceki üzgünlük unutulmuş olur. sonra o öküz gelir tam göğsünüze oturur. sabahın erken saatlerinde ne yapacağını bilmeyen deliler gibi boş boş duvarları izlersiniz.
devamını gör...

işten gelmişim.
_annem seni cok özledim sende beni özledin mi?
_özledim ama söylemem
tamam oğlum duymadım kapadım kulaklarımı..
devamını gör...

bugün itibarıyla suya indirilen i sınıfı fırkateyn*. ilk milli fırkateynimiz olma özelliğini taşımakla birlikte %75 yerlilik oranına sahip imiş. 2023'te deniz kuvvetleri komutanlığı'na teslim edileceği söylenmiş. proje kapsamında kendisinin ardından da tcg izmir, tcg izmit ve tcg içel'i görecekmişiz.

daha fazla bilgi için kendisi hakkında üstünkörü bulduğum bir iki kaynağı ekliyorum:
trt haber
defenceturk.net
millisavunma.com

e, bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterirmiş.
devamını gör...

ebuzer
ali şeriati

bu kitap, her ne kadar arapça'dan farsça ya çevrilen bir kitap olsa da, ali şeriatinin betimlemeleri çok etkileyicidir. islam tarihinin, ilk "anarşist"inin hayat hikayesi oldukça güzel yansıtılmıştır.

kitaptan bir alıntı ile bitirelim;

"muaviye, kölelerinden birine 600 dinar verir ve; "bu 600 dinarı ebuzer e verebilirsen seni azad edeceğim. gittiği her yerde bizi eleştirmeyi bıraksın. " der.

bunun üzerine köle, ebuzer in yanına gider. muaviye yi eleştirmemesi için ebuzer i ikna etmeye çalışır, ama nafile. ebuzer in ikna olmayacağını anlayınca ona;

"bu 600 dinarı kabul edersen muaviye beni azad edecek. bir kölenin azad edilmesine sebep olmak istemez misin? " diye sorar.

ebuzer cevaben;

"bu 600 dinarı kabul edersem, asıl ben köle olurum."
devamını gör...

dünyanın en tatlı bal porsuğu'nu burada tanımış biri olarak, kafasözlük’ te bulunmaktan, yazmaktan, okumaktan ve kısmen de olsa katkı sağlamaktan, bu güzel oluşumun içinde olmaktan ve elbette bir bal porsuğu olma yolunda ki emin adımlarımdan gurur duyuyorum. hepimiz bir bal porsuğuyuz.( swh)
devamını gör...

diğer pek çok şeye olan nefretin sebebi gibi, feminizm hakkında fikir sahibi olmamak.
bir feminist olarak belirtmeliyim ki ülkemizde kendini feminist olarak tanımlayan bazı akademisyenler bile tam olarak anlayamamıştır bu feminizm akımını.
devamını gör...

oğuz atay'ın pek kıymetli kitabı korkuyu beklerken'de bulunan; psikolojik gerçekliği son derece acıtıcı bir başarıyla yansıtabilmiş öyküsüdür.

oğuz atay "unutulan"da insan zihninin tavan arasında bir yolculuğa çıkıyor. eskiye dair eşyalar; kitaplar, kıyafetler, fotoğraflar, hatıralar, dört bir yana kaçışan, unutulan'ın bedeninden fışkıran hamam böcekleri, ki bana un chien andalou'daki karıncaları anımsatır; örümcek ağları, iç konuşmalar, pişmanlıklar...

oğuz atay tutunamayanlar'ın bir yerinde şöyle söyler: "bütünüyle unutulmaya kimsenin gücü yetmiyor." sanırım bu öyküde de bununla paralel bir anlayışı görmek, bütünüyle unutmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini anlamak gerekiyor. bu noktada william faulkner'ın ağustos ışığı'nda söylediği şeyi hatırlamakta fayda var: "çoğu adam yaşayan insanlardan nasıl kaçıp kurtulmak istediğini anlatır. ama ölü insanlardır ona zarar veren. sessizce bir yerlerde yatıp onu yakalamaya çalışmayan ölülerdir, kaçamadığı." yine uzak çağrışımları ile birlikte düşündüğümde "unutulan" bana eugene ionesco'nun amedee ya da nasıl kurtulmalı oyununu anımsatır.

öykünün beni çok etkileyen final kısmını aktarayım:


kendini tutamadı, "seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?" dedi. aşağıdan, başka bir deliğin içinden sevgilisinin sesini duydu: "bir şey mi söyledin canım?" elini telaşla kitap sandığına soktu, "hiç," diye karşılık verdi aceleyle, "kendi kendime konuşuyordum."


not: bu müthiş öyküden uyarlanan, bennu yıldırımlar'ın oynadığı şöyle de bir kısa film vardır ki mutlaka izlenmelidir.
devamını gör...

"kadının adı yok" filmi de olan bir kitaptır efendim. türkiye'nin ilk feminist kadın yazarı duygu asena tarafından yazılmıştır. 1987 de yayınlanmış 1988 de yasaklanmıştır. sonrasında atıf yılmaz tarafından filmi çekilmiştir.
devamını gör...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim