herkes mahlasına yakışanı yapsın
ekranlarınız kararır, ortalık fena halde karışır dediğim önermedir.
devamını gör...
tartışırken sakin kalabilen insan
adabı iyi bilen insandır. okumuş insandır.
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
her şekilde her kafaya hitap eden iki kafadar. hasan adil böyle sanki edi ile büdü gibiler.* yolunuzu temasızlığa döşedik koşun yardırın gelin!
devamını gör...
uyumayan sözlük kitlesi
devamını gör...
fakirleri avutmak için uydurulmuş şeyler
"kader, bu da senin sınavın."
devamını gör...
z kuşağı bir kanser türüdür
abilerim ablalarım z kuşağıyla alakadar açılan bir başlığa daha gönderi girmiştim ve sanıyorum ki orada kendimi anlaşılır bir şekilde ifade etmiştim. kendimi yinelemek istemiyorum. ama rica ediyorum genelleme yapmayınız. bizim kuşağımızda da kayda değer bir şeyler yapmaya çalışan birey sayısı küçümsenemeyecek kadar fazla. teknoloji çağına doğmuş olmamız da bizim suçumuz değil lütfen bunu da göz önünde bulundurun. hatta bu bir suç değil. geleceğin mesleklerinde bir tanesinin de youtuberlik veya tiktokerlik gibi şeyler olacağı internetin ya da görüntülü telefonların yeni yeni çıkmaya başladığı sıralarda bilinmese de bu tür teknolojilerin gelişmesiyle geleceğin meslekleri olacağı belliydi zaten. bir de bu yönden düşünü rica ediyorum. ve lütfen şunu da unutmayın, ileride sizin emekli olduğunuz mesleklerin başına bizler geçeceğiz. belki içimizden birisi cumhurbaşkanı bile olacak. üstelik bizim neslimizi kanser türü olarak adlandıran nesiller de bizim dünyaya gelmemizde aracı olan bir üst kuşak. yani sizin kuşağınız y kuşağı. bu durumda ben de siz y kuşağı büyüklerime şunu sormak istiyorum. madem bu kadar kötü görecektiniz z kuşağını, bu kanser türünü neden yaydınız? kendi kendimize mitoz bölünerek oluşmadık çünkü biz. hadi ben çocuk yapmadım diyorsanız da z kuşağından kardeşi olan birileri illa ki vardır. böyle yaftalamayın artık çok rica ediyorum. gençlerde yanlış gördüğünüz bir şey varsa bunu ona düzgünce söylemek bir büyük olarak sizin bir nevi göreviniz. böyle başlıklar açmak yerine bunun için uğraş gösterseniz inanın bir şey kaybetmezsiniz. hatta gördğünüz yanlışı düzeltmeye vesile bile olabilirsiniz.
teşekkürler.
teşekkürler.
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
günümüzde birçok insanın sorunu yalnızlık ama bu akşam yalnız değilsiniz. saat 20:00'de, hep birlikte yalnızlık üzerine konuşacağız ve başlık altında katılımınızı bekliyoruz.
geç kalmayın, bizi "yalnız" bırakmayın *
geç kalmayın, bizi "yalnız" bırakmayın *
devamını gör...
en korkulan hayvan
yazılmasına rağmen tekrar yazmak istediğim labaratuvar yaratığıdır.*
(bkz: pitbull)
ölesiye korkuyorum ancak bir gün başıma gelir de ola ki sağ kurtulmayı başarırsam sahibi olacak barzo güneş sisteminin dışına kaçsa bile kurtulamaz elimden.
(bkz: pitbull)
ölesiye korkuyorum ancak bir gün başıma gelir de ola ki sağ kurtulmayı başarırsam sahibi olacak barzo güneş sisteminin dışına kaçsa bile kurtulamaz elimden.
devamını gör...
en son izlenen çizgi film
şirinler.
tanım: en son izlenen çizgi filmlerin paylaşıldığı bir başlıktır.
tanım: en son izlenen çizgi filmlerin paylaşıldığı bir başlıktır.
devamını gör...
xavlegbmaofffassssitimiwoamndutroabcwapwaeiippohfffx
(bkz: okuyamadım abi durumum yoktu)
devamını gör...
bir erkeği kırmadan ona tipsiz olduğunu söylemek
söylemeyiverin bu kadar iyi niyetliyseniz. içinizde kalsın. madem böyle bir şey düşünüyorsunuz çıkarın hayatınızdan daha iyi.
t: gereksiz eylem.
t: gereksiz eylem.
devamını gör...
popülizm
günümüz siyasetinde sıklıkla uygulanan bir terim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
neyi yitirmişse en güzel onun türküsünü söylermiş insan.
- bu faşist dünyada yaşamak istemem, dedi.
+ peki ne yapacaksın o zaman?
- gideceğim.
+ nereye?
- kimsenin bulamayacağı ülkelere..
+ iyi ama nereye?..
- gideceğim.. .
+ nereye gidersen git, yüreğindekini de götürdüğün müddetçe kaçamazsın, kaçmak istediğin kendinsin.!
- gideceğim.
+ başka laf bilmez misin sen?
- gün doğarken... gideceğim...
....
dinlemeden mi okumak? yoo.. tık tık
- bu faşist dünyada yaşamak istemem, dedi.
+ peki ne yapacaksın o zaman?
- gideceğim.
+ nereye?
- kimsenin bulamayacağı ülkelere..
+ iyi ama nereye?..
- gideceğim.. .
+ nereye gidersen git, yüreğindekini de götürdüğün müddetçe kaçamazsın, kaçmak istediğin kendinsin.!
- gideceğim.
+ başka laf bilmez misin sen?
- gün doğarken... gideceğim...
....
dinlemeden mi okumak? yoo.. tık tık
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
balkonda oturmuş, yaz mevsimine söverken hayatı sorguluyorum. mükemmel aktivite.
devamını gör...
andromeda galaksisinde yer alan en gizemli nötron yıldızı
10 numara adamdır. sözlükte en uzun süredir mesajlaştığım yazarımız.
tam kafa dengiyiz, iyi anlaşıyoruz.
sözlüğe renk katıyor, katmaya da devam ediyor.
eyvallah kardeşim.*
tam kafa dengiyiz, iyi anlaşıyoruz.
sözlüğe renk katıyor, katmaya da devam ediyor.
eyvallah kardeşim.*
devamını gör...
kavim
2006 yılında yayımlanmış bir ahmet ümit kitabıdır. aynı zamanda, artık yazarla özleşmiş, yazarın en popüler karakteri olan başkomser nevzat kitabıdır.
olaylar, haç kabzalı bir bıçakla iki kez bıçaklanan yusuf'la başlıyor. cesedin yanında bulunan kitab-ı mukaddes, maktulün kanıyla altı çizilmiş ayet, yine maktulun kanıyla kenarına iliştirilmiş 'mor gabriel' sözcükleriyle iyice karışıyor ortalık. bu cinayet birçok olayın başlangıcı, ilk zinciri oluyor. olaylar çorap söküğü gibi yaşansa da bazen ne olduğunu algılayamıyorsunuz.
başkomser nevzat, yardımcısı ali, krimonolog zeynep ile olayı çözmeye çalışırken biz okuyucular da birçok kavim hakkında bilgi sahibi oluyoruz, dahası için araştırma yapma isteği uyandırıyor içimizde. katili buldum derken hep ters köşeye yatırıyor sizi ahmet ümit, kitap bir anafor gibi gibi içine çekiyor sizi. son ana kadar heyecan hep uç noktada, hiç azalmıyor. bazen nefesinizi tutarak okuyorsunuz bazı sayfaları. bazen kafanız karışıyor, bazen sinirleniyorsunuz. gerçekten çok farklı duygular uyandıran bir kitap olmuş kavim.
bir kere okumuş, olayları biliyor olmanıza rağmen tekrar okumakta beis görmeyeceğiniz polisiyelerden biri.
olaylar, haç kabzalı bir bıçakla iki kez bıçaklanan yusuf'la başlıyor. cesedin yanında bulunan kitab-ı mukaddes, maktulün kanıyla altı çizilmiş ayet, yine maktulun kanıyla kenarına iliştirilmiş 'mor gabriel' sözcükleriyle iyice karışıyor ortalık. bu cinayet birçok olayın başlangıcı, ilk zinciri oluyor. olaylar çorap söküğü gibi yaşansa da bazen ne olduğunu algılayamıyorsunuz.
başkomser nevzat, yardımcısı ali, krimonolog zeynep ile olayı çözmeye çalışırken biz okuyucular da birçok kavim hakkında bilgi sahibi oluyoruz, dahası için araştırma yapma isteği uyandırıyor içimizde. katili buldum derken hep ters köşeye yatırıyor sizi ahmet ümit, kitap bir anafor gibi gibi içine çekiyor sizi. son ana kadar heyecan hep uç noktada, hiç azalmıyor. bazen nefesinizi tutarak okuyorsunuz bazı sayfaları. bazen kafanız karışıyor, bazen sinirleniyorsunuz. gerçekten çok farklı duygular uyandıran bir kitap olmuş kavim.
bir kere okumuş, olayları biliyor olmanıza rağmen tekrar okumakta beis görmeyeceğiniz polisiyelerden biri.
devamını gör...
hayal kırıklığı
fazla beklentinin doğurduğu sonuçtur. fazla beklentiler, fazla hayal kırıklıkları getirir.
bu görüşle, hiçbir beklentisi olmayan kişinin hiç hayal kırıklığına uğramayacağı sonucu çıkabilir. peki hiç beklentiye girmeden bir ömür aydınlığa çıkar mı?
bu görüşle, hiçbir beklentisi olmayan kişinin hiç hayal kırıklığına uğramayacağı sonucu çıkabilir. peki hiç beklentiye girmeden bir ömür aydınlığa çıkar mı?
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
akışta edip cansever de görünce aklıma gelen, bir mendilin niye kanadığını soran o uzun, o muazzam, o güzelim şiir. sahi neden kanar bir mendil?
mendilimde kan sesleri
her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı işsizliktir
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
-- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
cıgara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenberi
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da simdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
edip cansever
mendilimde kan sesleri
her yere yetişilir
hiçbir şeye geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
ahmet abi sen de bağışla
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı işsizliktir
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz türkiye'ye ahmet abi.
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
dirseğin iskemleye dayalı
-- bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
cıgara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskidenberi
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acele
dostluğun çabuk
bakıyorum da simdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
ve zaman dediğimiz nedir ki ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar malatya kokardı istasyonlar
nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça edirne postası
kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
almanya yolcusu işçiler
kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
ah güzel ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar.
ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri.
edip cansever
devamını gör...

