mahlassızım
kafa sözlük’te mahlas almadan önce düşündü... aldığı mahlasın hakkını vermesi gerekirdi. “varsın olmasın bir mahlasım, baş ucumdaki kitaplarım gibi dostlarım olsun, tanımlarım şiir gibi olsun ki okunsun, beni okuyanlar bilgiyle dolsun, adım mahlassızım olsun” dedi.
sözlükte bir şeyler öğrenmeye gelenlerin hemen takibe aldığı, “alimler tevazu sahibidirler” ifadesinin canlı örneği. kitap kardeşliği etkinliği düzenlense tam eşlenilecek biri. bilgi küpü mahlassızım hangi şiirden çıkıp aramıza geldin? iyi ki geldin, kafamıza da iyi geldin kıymetli yazar.
sözlükte bir şeyler öğrenmeye gelenlerin hemen takibe aldığı, “alimler tevazu sahibidirler” ifadesinin canlı örneği. kitap kardeşliği etkinliği düzenlense tam eşlenilecek biri. bilgi küpü mahlassızım hangi şiirden çıkıp aramıza geldin? iyi ki geldin, kafamıza da iyi geldin kıymetli yazar.
devamını gör...
8 aralık 2020 brezilya'nın çin aşısı siparişini iptal etmesi
8 aralık'da açılıp, geçerliliğini yitirmiş başlık. brezilya aşıyı iptal etmedi, o tarihlerde bir süreliğine dağıtımını durdurdu. sonrasında 10.8 milyon doz daha sipariş verdi. üstüne 46 milyon doz aşının brezilya'da üretilmesi için sinovac ile anlaşma yaptı.
kaynak
kaynak
devamını gör...
baltık denizi
kuzey avrupa'da yer alan baltık denizi, kiel kanalı ile kuzey denizi'ne bağlanmaktadır. baltık denizi'ne kıyısı ülkeler arasında isveç, finlandiya, danimarka, almanya, polonya, rusya, estonya, letonya ve litvanya bulunmaktadır. dünyanın en az tuzlu denizidir.
devamını gör...
yalnızlık
yalnzlık, bıçak gibidir. keskinliğiyle yara açtığı gibi açılmış yaraların da dağlanmasını sağlayabilir..
devamını gör...
porridge
bu sabah uyanır uyanmaz aklıma gelen, türkçesini yulaf lapası olarak karşılayabileceğimiz, geleneksel ingiliz kahvaltı yiyeceği. yarın sabah jamie oliver'den aldığım geleneksel bir ingiliz reçetesiyle güzel bir 'porridge' yapacağım kendime.
şimdilerde pek bir asortik takılsa da, hatta yulafın bu kadar pahalanmasıyla neredeyse bir zengin yiyeceğine dönüşse de 'porridge' aslında bir fakir yiyeceğidir.
neredeyse tek başına yüzyıllarca yoksul insanları açlıktan ölmekten kurtaran bu kahraman yiyeceğe günümüzde hak ettiği değer fazlasıyla veriliyor.
kişisel not: yurt dışında, hayatımdaki en güzel 'porridge'i, ingiltere'de değil, st. petersburg'ta, kahvaltı odaları bile olmadığı için, odanıza kahvaltı servisi yaptıkları apartmandan bozma bir motelde yedim.
ikinci not: bu yazı biraz bu ne perhiz bu ne lahana turşusu cinsinden bir yazı. bağışlanmayı dilemiyorum ama dolar olmuş bilmem kaç, yazdığım şeye bak. abesle iştigal örneği resmen.
üçüncü not: bu ingilizce sözcüğün söylenişi nedense çok zor gelir bana, porriç gibi bir söylenişi var, ben bu söylenişe ulaşıncaya kadar onlarca çeşitlemesini uydurmuşumdur. en çok da podriç demekten kendimi alamıyordum.*
şimdilerde pek bir asortik takılsa da, hatta yulafın bu kadar pahalanmasıyla neredeyse bir zengin yiyeceğine dönüşse de 'porridge' aslında bir fakir yiyeceğidir.
neredeyse tek başına yüzyıllarca yoksul insanları açlıktan ölmekten kurtaran bu kahraman yiyeceğe günümüzde hak ettiği değer fazlasıyla veriliyor.
kişisel not: yurt dışında, hayatımdaki en güzel 'porridge'i, ingiltere'de değil, st. petersburg'ta, kahvaltı odaları bile olmadığı için, odanıza kahvaltı servisi yaptıkları apartmandan bozma bir motelde yedim.
ikinci not: bu yazı biraz bu ne perhiz bu ne lahana turşusu cinsinden bir yazı. bağışlanmayı dilemiyorum ama dolar olmuş bilmem kaç, yazdığım şeye bak. abesle iştigal örneği resmen.
üçüncü not: bu ingilizce sözcüğün söylenişi nedense çok zor gelir bana, porriç gibi bir söylenişi var, ben bu söylenişe ulaşıncaya kadar onlarca çeşitlemesini uydurmuşumdur. en çok da podriç demekten kendimi alamıyordum.*
devamını gör...
kadın pedlerinin ücretsiz olmasını isteyen kitle
dahil olduğum kitle. tamam ücretsiz olmasın ama hiç yoksa kdv alınmasın, devlet desteği olsun.
herkeste para yok. fakir aile çocukları çarşaftan kestiği bezleri kullanmasın.
herkeste para yok. fakir aile çocukları çarşaftan kestiği bezleri kullanmasın.
devamını gör...
unisex isimler
uniseks, cinsiyete özgü olmayan, herhangi bir cinsiyet için uygun olan şeyleri ifade eder. uniseks isim de bu kategoriye giren isimlerdir.
aslında hemen hemen bütün isimler unisekstir. bazı dillerde isimlerin dişilik ve erkeklik özellikleri vardır. örneğin arapça. ali, erkek bir isimken sonuna bir güzel he dedikleri harfi ekleyerek aliye yaparlar ve kelime cinsiyet değiştirir.
bunların dışında bir ismin kadın için mi erkek için mi kullanılmasına toplum karar verir. bazı durumlarda kadına ya da erkeğe verilen ismi diğer cinsiyete vererek bu tabu yıkılır, uniseks isim oluşur.
aslında hemen hemen bütün isimler unisekstir. bazı dillerde isimlerin dişilik ve erkeklik özellikleri vardır. örneğin arapça. ali, erkek bir isimken sonuna bir güzel he dedikleri harfi ekleyerek aliye yaparlar ve kelime cinsiyet değiştirir.
bunların dışında bir ismin kadın için mi erkek için mi kullanılmasına toplum karar verir. bazı durumlarda kadına ya da erkeğe verilen ismi diğer cinsiyete vererek bu tabu yıkılır, uniseks isim oluşur.
devamını gör...
kimsenin aslında seni gerçekten anlamaması
her insan ilk doğduğu andan itibaren kendi dünyasını inşa ediyor. ben kendi dünyamda otururken ne kadar görebilir ne kadar işitebilirsem karşımdakini o kadar anlayabilirim.
karşımdakini tam olarak anlayabilmem için onun dünyasını inşa ederken yaşadığı her anı bilmem gerekir ki yine de bunu kendi öğrendiklerimle yorumlayabilirim.
ve bunu gördüğüm tanıdığım her insan için her an yapmam mümkün değil zira her anı yoğun emek isteyen bir süreç.
fakat sevilen, değer verilen insanlar için bu emeğin karşılıklı olarak verilmesi gerekir. herkes kendi dünyasında oturup anlamayı değil de sadece anlaşılmayı istediğinde sonuç ne yazık ki kimsenin birbirini hiç bir zaman anlamadigi kopuk, yalnız bir yaşama dönüşüyor.
sonuç olarak diğerlerinin dünyasını anlamaya çalıştığımızda dahi sezgisel bir anlayış söz konusu olduğundan aslında hepimiz yalnızız.
bu kimseyi boşluğa itmemeli... halil cibran'ın bir sözü var.
güzelliğin şarkısını söylersen, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır.
karşımdakini tam olarak anlayabilmem için onun dünyasını inşa ederken yaşadığı her anı bilmem gerekir ki yine de bunu kendi öğrendiklerimle yorumlayabilirim.
ve bunu gördüğüm tanıdığım her insan için her an yapmam mümkün değil zira her anı yoğun emek isteyen bir süreç.
fakat sevilen, değer verilen insanlar için bu emeğin karşılıklı olarak verilmesi gerekir. herkes kendi dünyasında oturup anlamayı değil de sadece anlaşılmayı istediğinde sonuç ne yazık ki kimsenin birbirini hiç bir zaman anlamadigi kopuk, yalnız bir yaşama dönüşüyor.
sonuç olarak diğerlerinin dünyasını anlamaya çalıştığımızda dahi sezgisel bir anlayış söz konusu olduğundan aslında hepimiz yalnızız.
bu kimseyi boşluğa itmemeli... halil cibran'ın bir sözü var.
güzelliğin şarkısını söylersen, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır.
devamını gör...
mommo kız kardeşim
atalay taşdiken’in gerçek hayattan alınan ilk uzun metraj filmi.
hani derler ya teyze anne yarısıdır diye, hayır değildir. ya abla ya da abi anne yarısıdır. bu filmde de 9 yaşında çocukluğunu yaşayamadan kardeşinin sorumluluğunu üstlenen, ona bakan, onu düşünen bir abiyi yani ahmet'i görüyoruz. bir yetişkine sahipmiş gibi düşünceli bakan gözlerine tanıklık ediyoruz.
iki kardeş de annesiz büyüyor, babaları var ama yok. bedenen var fakat varlığı zarardan başka bir şey değil. ahmet, kardeşi ayşe'nin tutunabileceği tek dal. o da çocuk fakat ayşe'nin yanında ne ağlıyor, ne korkuyor, ne de çikolatasını yiyor. onların bu halde olmasını nedeni de yabancı biri değil, öz babaları. tabi baba diyebilirseniz.
bu film bana üzücü bir durumu aktarmak için kelimelerin gerekmediğini, bakışlarla da her duygunun seyirciye geçirilebileceğini bir kez daha gösterdi. bu ülkede çocukların yüzünün tam manasıyla bir türlü gülmediği gerçeğini bir kez daha yüzüme çaptı, hem de çok nahif ama etkileyici bir biçimde.
hani derler ya teyze anne yarısıdır diye, hayır değildir. ya abla ya da abi anne yarısıdır. bu filmde de 9 yaşında çocukluğunu yaşayamadan kardeşinin sorumluluğunu üstlenen, ona bakan, onu düşünen bir abiyi yani ahmet'i görüyoruz. bir yetişkine sahipmiş gibi düşünceli bakan gözlerine tanıklık ediyoruz.
iki kardeş de annesiz büyüyor, babaları var ama yok. bedenen var fakat varlığı zarardan başka bir şey değil. ahmet, kardeşi ayşe'nin tutunabileceği tek dal. o da çocuk fakat ayşe'nin yanında ne ağlıyor, ne korkuyor, ne de çikolatasını yiyor. onların bu halde olmasını nedeni de yabancı biri değil, öz babaları. tabi baba diyebilirseniz.
bu film bana üzücü bir durumu aktarmak için kelimelerin gerekmediğini, bakışlarla da her duygunun seyirciye geçirilebileceğini bir kez daha gösterdi. bu ülkede çocukların yüzünün tam manasıyla bir türlü gülmediği gerçeğini bir kez daha yüzüme çaptı, hem de çok nahif ama etkileyici bir biçimde.
devamını gör...
tanınmak için seri beğeni atan yazar
ne yapılsa yaranamıyor burada kimseye. yok size beğeni filan.
devamını gör...
18 şubat 2021 apartman boşluğu yayın
şimdiden hazır bekliyorlar 14 dakika sonra yardıracak ortaklardır. yayınları bol, kahkahaları eksik olmasın. haydi göreyim sizi!!
devamını gör...
doğrusunu unutturan yanlışlar
körüm göz oldu.
devamını gör...
16 ocak 2021 istanbul kar yağışı
"hadi hayırlısı." dediğim yağış.
devamını gör...
fakirlik belirten detaylar
yediği döneri bitiremeyince paket yaptırıp evde yemek.
para üstünü beklemek.
hiçbir zaman üstü kalsın ! diyememek.
saksıya para vermeyip zeytinyağı tenekesinde çiçek dikmek.
e- kitap okumaya başlamak.
para üstünü beklemek.
hiçbir zaman üstü kalsın ! diyememek.
saksıya para vermeyip zeytinyağı tenekesinde çiçek dikmek.
e- kitap okumaya başlamak.
devamını gör...
güne bir söz bırak
ne yaparsak yapalım; ne kadar hırslı olursak olalım, ne kadar biriktirirsek biriktirelim, bir gün her şeyi bu dünyada bırakıp gideceğiz. bu bilinçle yaşayana ne mutlu.
devamını gör...
hesabım var
''ama matta incili 'nde ne denirdi: 'yarının derdi yarının olsun. her günün derdi kendine yeter...' ''
onur ünlü' nün kalemi ve yönetmenliğinden çıkan 'itirazım var' isimli filmin devamı niteliğinde 2020 temmuzda yayımlanan bu kitapta; kahramanımız selman bulut 'la, imamlıktan istifa ettikten hemen sonra bir pavyonda bağlama çalarak hayatını idame ettirirken karşılaşıyoruz.
onur ünlü 'yü seviyorum. yani daha doğrusu yaptığı işleri, yazdıklarını okumayı falan seviyorum. yoksa konuştuğu zaman söylediklerini anlamakta zorluk çekiyorum zira konuşurken kullandığı cümleleri seçmeye uğraştığı kadar, cümlelerin ağzından çıktıktan sonra anlaşılmaması üzerine de o kadar uğraşıyor bence...
itirazım var 'a çok gülmüştüm. hesabım var 'ı okurken çok daha fazla güldüğümü belirtmeliyim. bir kere selman bulut çok acayip bir adam. yani üstünde uzun uzun düşünülmüş, kafa yorulmuş, benim için neredeyse harikaya yakın bir kurgusal karakter. eski bir imam, gençliğinde boksla uğraşmış, antropoloji okumuş, felsefe ve edebiyata oldukça hakim, aynı zamanda bağlama çalan bir satranç tutkunu... yani böyle garip değişkenlerin, bileşenlerin bir bünyede vücut bulmaları/bulabilmiş olmanın ihtimalleri bile nedense bana çok garip bir keyif veriyor.
24 saat riv riv riv kemençe, tulum çalınan; erkan ocaklı, ismail türüt, recebim, gökhan birben, volkan konak ve daha ismini sayamadığım bir sürü karadenizli sanatçının severek dinlenildiği bir evde yetişmiş bir çocuk olarak tuttum bağlamaya heves ettim, ders kurs almadan kendi kendime yetecek kadar kurcalayarak öğrendim. ben de alevi deyişlerine en az selman bulut kadar düşkünümdür mesela...belki de bundandır selman bulut'u kendime çok yakın görmem, bilemedim...
bu gereksiz detaydan sonra kitaba tekrar dönecek olursak spoiler vermeden bir kaç şey paylaşmak istiyorum. mesela kurgu ve olay örgüsünü beğendim. okurken, okuduklarınızı takip ederken, birleştirirken yorulmadım hiç. yağ gibi akıp gitti kitap. ayrıca kitaptan uyarlanan bir film gibi değil de filmden sonra kitabı okumak karakterleri gözünüzde canlandırabilmenize de çok yardımcı oluyor. mesela kitaptaki tüm selman bulut konuşmalarını serkan keskin 'in sesiyle okudum zihnimde. efrahim 'i umut kurt 'un sesiyle okudum. cihan başkomiser 'in sesini osman sonant 'la okudum ve bu acayip hoşuma gitti...
umarım yakın bir zamanda çekilir de sinemada izleyebilirim.. itirazım var 'ı izleyen herkese tavsiyemdir.
kitaptan bir alıntıyla başlamıştım girdiye, spoiler sayılmayacaksa kitaptan küçük bir diyalog paylaşarak da sonlandırmak istiyorum:
'' tarih öğretmeni falan değilmiş mesela abi..'' dedi simlâ üzgün üzgün...
''tahmin etmiştim'' diye homurdandı selman bulut. ''imam-ı azam 'ı bile duymamıştı hayatında...''
''imam-ı azam mı konuştunuz abi randevuya çıktığınız kadınla?''
''konuşamadık işte'' diye hayıflandı selman bulut...
onur ünlü' nün kalemi ve yönetmenliğinden çıkan 'itirazım var' isimli filmin devamı niteliğinde 2020 temmuzda yayımlanan bu kitapta; kahramanımız selman bulut 'la, imamlıktan istifa ettikten hemen sonra bir pavyonda bağlama çalarak hayatını idame ettirirken karşılaşıyoruz.
onur ünlü 'yü seviyorum. yani daha doğrusu yaptığı işleri, yazdıklarını okumayı falan seviyorum. yoksa konuştuğu zaman söylediklerini anlamakta zorluk çekiyorum zira konuşurken kullandığı cümleleri seçmeye uğraştığı kadar, cümlelerin ağzından çıktıktan sonra anlaşılmaması üzerine de o kadar uğraşıyor bence...
itirazım var 'a çok gülmüştüm. hesabım var 'ı okurken çok daha fazla güldüğümü belirtmeliyim. bir kere selman bulut çok acayip bir adam. yani üstünde uzun uzun düşünülmüş, kafa yorulmuş, benim için neredeyse harikaya yakın bir kurgusal karakter. eski bir imam, gençliğinde boksla uğraşmış, antropoloji okumuş, felsefe ve edebiyata oldukça hakim, aynı zamanda bağlama çalan bir satranç tutkunu... yani böyle garip değişkenlerin, bileşenlerin bir bünyede vücut bulmaları/bulabilmiş olmanın ihtimalleri bile nedense bana çok garip bir keyif veriyor.
24 saat riv riv riv kemençe, tulum çalınan; erkan ocaklı, ismail türüt, recebim, gökhan birben, volkan konak ve daha ismini sayamadığım bir sürü karadenizli sanatçının severek dinlenildiği bir evde yetişmiş bir çocuk olarak tuttum bağlamaya heves ettim, ders kurs almadan kendi kendime yetecek kadar kurcalayarak öğrendim. ben de alevi deyişlerine en az selman bulut kadar düşkünümdür mesela...belki de bundandır selman bulut'u kendime çok yakın görmem, bilemedim...
bu gereksiz detaydan sonra kitaba tekrar dönecek olursak spoiler vermeden bir kaç şey paylaşmak istiyorum. mesela kurgu ve olay örgüsünü beğendim. okurken, okuduklarınızı takip ederken, birleştirirken yorulmadım hiç. yağ gibi akıp gitti kitap. ayrıca kitaptan uyarlanan bir film gibi değil de filmden sonra kitabı okumak karakterleri gözünüzde canlandırabilmenize de çok yardımcı oluyor. mesela kitaptaki tüm selman bulut konuşmalarını serkan keskin 'in sesiyle okudum zihnimde. efrahim 'i umut kurt 'un sesiyle okudum. cihan başkomiser 'in sesini osman sonant 'la okudum ve bu acayip hoşuma gitti...
umarım yakın bir zamanda çekilir de sinemada izleyebilirim.. itirazım var 'ı izleyen herkese tavsiyemdir.
kitaptan bir alıntıyla başlamıştım girdiye, spoiler sayılmayacaksa kitaptan küçük bir diyalog paylaşarak da sonlandırmak istiyorum:
'' tarih öğretmeni falan değilmiş mesela abi..'' dedi simlâ üzgün üzgün...
''tahmin etmiştim'' diye homurdandı selman bulut. ''imam-ı azam 'ı bile duymamıştı hayatında...''
''imam-ı azam mı konuştunuz abi randevuya çıktığınız kadınla?''
''konuşamadık işte'' diye hayıflandı selman bulut...
devamını gör...
aşırı düşünmek
uyuyamama, gereksiz kişileri düşünerek yaşanılan zaman kaybı, kendini önemsememek, duygu durum karmaşası yaşamak, anti depresanlara düşmek, sonuç olarak hep ve sizin kaybetmeniz demek.
devamını gör...
kafası karışık biriyle tanışmak
sandığınız kadar kötü olmayan durum.
öncelikle kafası ne konuda karışık? bu sorunun cevabı belliyse ve karşı taraf kafasındaki karışıklık için yardıma ihtiyaç duyuyorsa halledilemeyecek mesele değil. ortada bir sorun vardır, medeni iki insan olarak bunu çözmeye çalışırsınız.
asıl korkutucu olan şey nedir, biliyor musunuz?
fikirleri oturmuş biri.
düşündüklerini belirli bir temel üzerine oturtmuş insanlar diğerlerine göre zorludur. hele bir de körü körüne inanma huyu varsa, yarabbalemin düşmanımın başına vermesin.
öncelikle kafası ne konuda karışık? bu sorunun cevabı belliyse ve karşı taraf kafasındaki karışıklık için yardıma ihtiyaç duyuyorsa halledilemeyecek mesele değil. ortada bir sorun vardır, medeni iki insan olarak bunu çözmeye çalışırsınız.
asıl korkutucu olan şey nedir, biliyor musunuz?
fikirleri oturmuş biri.
düşündüklerini belirli bir temel üzerine oturtmuş insanlar diğerlerine göre zorludur. hele bir de körü körüne inanma huyu varsa, yarabbalemin düşmanımın başına vermesin.
devamını gör...
süperego
kişinin ebeveynlerinin dünya görüşünün, toplumun normlarının ve çevresindeki kişilerin kendilerine kattıklarının içselleştirilmesi ile oluşur. vicdan olarak doğru ve yanlış duygularımızı içerir.
yeni doğan bir bebek günah, ayıp, yasak ve haksızlık gibi kavramlara sahip değildir, yalnızca ilkel güdüler ile hareket eder. zaman içerisinde anne ve baba tarafından uygunsuz sosyal davranışlar karşısında cezalandırılır. çocuk büyüdüğünde anne ve babası yanında olmasa dahi içselleştirmiş olduğu dizgiler ona ahlak kavramını katmıştır; süperegosuna yenik düştüğü takdirde suçluluk duygusu hissedecektir çünkü bebekken cezalandırılmıştır.
çocuğun kişiliğin oluşumunda id, ego veya süperego katmanlarından birisinin diğerlerinden daha güçlü veya güçsüz olduğu süreçlerde farklı kişilik türleri ortaya çıkmaktadır. örneğin id katmanı gelişmiş olan bir kimse bencil ve ben merkez kişilikte birisi olabilmekte iken, süperego katmanı gelişmiş bir kimse daha rasyonel, mükemmeliyetçi ve içine kapanık birisi olabilmektedir.
yeni doğan bir bebek günah, ayıp, yasak ve haksızlık gibi kavramlara sahip değildir, yalnızca ilkel güdüler ile hareket eder. zaman içerisinde anne ve baba tarafından uygunsuz sosyal davranışlar karşısında cezalandırılır. çocuk büyüdüğünde anne ve babası yanında olmasa dahi içselleştirmiş olduğu dizgiler ona ahlak kavramını katmıştır; süperegosuna yenik düştüğü takdirde suçluluk duygusu hissedecektir çünkü bebekken cezalandırılmıştır.
çocuğun kişiliğin oluşumunda id, ego veya süperego katmanlarından birisinin diğerlerinden daha güçlü veya güçsüz olduğu süreçlerde farklı kişilik türleri ortaya çıkmaktadır. örneğin id katmanı gelişmiş olan bir kimse bencil ve ben merkez kişilikte birisi olabilmekte iken, süperego katmanı gelişmiş bir kimse daha rasyonel, mükemmeliyetçi ve içine kapanık birisi olabilmektedir.
devamını gör...
sözlüğe 90'lardan bir şarkı bırak
ufuk yıldırım-çabuk gel annem.
devamını gör...