longyearbyen norveç' de bulunan küçük bir kasaba. onu ilginç yapan şey orada ölmenin kanunen yasak olması durumu. bu küçük kasaba norveç'in kuzey sahili ile kuzey kutbu arasındaki svalbard takımadalarından birinin üzerinde bulunuyor. böyle bir yasak olmasının en büyük nedeni havanın aşırı soğuk olması. ama asıl nedeni 1917 yılında çıkan bir salgınla birçok insanın hayatını kaybetmesi ve araştırmalar sonucunda bu salgına neden olan virüsün 70 yıl önce toprağa gömülen bir cesetten kaynaklandığı saptanmış. havanın çok soğuk olması ile cesetler deformasyona uğramıyor ve salgın olarak insanların hayatını tehlike atıyor. bu nedenle bu kasabada ölmek yasak. ölüler defnedilmiyor kesinlikle.eğer çok hastalanırsanız norveç'de başka bir kasabaya götürülüyorsunuz ve son günlerinizi orada geçiriyorsunuz ve defnediliyorsunuz.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

avusturya'lı opus adlı bir müzik grubunun 1985'te piyasaya çıkardıkları şarkıdır.
ama bu parça bu gruptan daha çok diego armando maradona ile anılmaktadır.
devamını gör...

“scenes from a memory” albümünü iyi ki kaydetmişler de zaman zaman özleyerek döndüğümüz bu albümden;
fatal tragedy
beyond this life
through her eyes
home
finally free
parçalarıyla başbaşa kalabilmişiz.
devamını gör...

kolları sıvadım geldim. bu kitapla ilgili olumlu söyleyecek hiçbir şeyim yok. dümdüz gömmeye geldim. aklıma geldikçe de editleyip editleyip gömmeye devam edicem. ayrıca bu entry baştan sona spoiler içerecek. demedi demeyin!

bu kadın çeşitli şekillerde bi popülariteye ulaştı ülkede, diziler, polemikler derken aldı yürüdü. ben ilk kez bir kitabını okudum ve dedim ki bu mu? yerlere göklere sığdıramadığınız akilah azra kohen bunu mu yazmış yani ne bu?
tarih romanı değil, aşk değil, felsefe değil. içinde hepsi var ama hiçbirine sığdıramıyorsun. ne yazdın bacım sen amaç ne?

ha bi de kitabın girişinde not var. hikayenin zaman çizgisinde hata aramak için zihnimizi boşuna meşgul etmeyecekmişiz. öykü akışı kronolojik değilmiş. şekilde kusur aramayacakmışız da içerikteki anlama odaklanacakmışız. oldu canım! sen daldan dala atla, bir bütün halinde roman yazmayı becereme, sonra benden bunları görmezden gelmemi bekle. yok ya! romanda karakterler, zaman, yer arasında bağlantıyı düzgün kuramadıktan sonra romancıyım diyebilir misin sen kendine? dostoyevski mezarında ters döner vallahi.

bir diğer nokta, kitaptaki karakterleri birbirine bağlaması. köyden gelen fehmi meğer kubilay fehmiymiş, ilmiye meğer muazzez ilmiye çığ imiş, o oymuş da bu buymuş. tarihi karakterlerin böyle romancımsılar elinde oyun hamuruyla oynarcasına şekilden şekle sokulmasından hoşlanmıyorum. oyuncak mı bu karakterler? muazzez hanımın özel hayatıyla ilgili zerre bilgi sahibi değilim ama eşi dostu akrabası olsam, torunu olsam, büyük annem hakkında böyle ucuz senaryolar üretilmesini istemezdim. bi de ilmiye hanımı orhanla evlendirdi. e bu kadın m kemal çığ ile evli? m. kemalin adı da orhan değil???

azra ömrü boyunca eziklenmiş sanırım. ineklediği için eziklenmiş. çok şey okumuş, çok biliyormuş ama kimse gidip azracım ne biliyorsun anlat dememiş. tüm bunlar içine dert olmuş azranın. "ben de biliyorum hatta en çok ben biliyorum ben saksı değilim" diyebilmek için yazmış bu kitabı. başta fred'in derslerinden çok zevk almıştım ama hikayenin akışında bu bilgiler bi işime yarayacak sanmıştım. sadece kitabı şişirmek içinmiş meğer. kopyala yapıştır tabii azracım, ne de olsa bedava.

karakterler bi binaya gidecek. "ne güzel taş bir binaydı bu, bilmem kim zamanında inşa edilmişti. vıdı vıdı..."
böyle roman mı olur ya? her cümlede bilgi kusulan roman mı olur? e makale yaz bacım neden roman yazıcam diye kastın?

bir de kitap boyu o kadar çok "değil miydi" şeklinde cümle kurmuş ki. tansiyonlarım çıktı. "dua ettiler. dua değil miydi kalbimizi tamamen açan." "ali çok sarsılmıştı. sarsıntılar değil miydi gücü açığa çıkaran."
hadi bi tane de ben saçmaliyim: "reklam vermiş. reklamlar değil miydi bir kitabı iyi sanıp okumamıza neden olan"

biraz karakterler üzerinden kin kusayım:
selim denen şerefsiz. başta hayat kadınlarına giden, dansözler seyreden, evli kadınlarla aşna fişna yapan ama başı açık ve ata binen bir kadın görünce dellenen bir tip. kitabın başından itibaren tam bi şerefsizken yurtdışına babasının yanına gitti geldi, bi anda değişti. ne oldu? bir şeyler öğrendi orada tamam ama ne öğrendi? ana kahraman denebilecek bir karaktere bu kadar köklü bir değişim yaşatıyorsan bi zahmet değişimin nedenlerini de söyle di mi?

orhanla ilmiye de kitabın ilk sayfalarından itibaren bir nefret duyuyor birbirlerine. demek geçmişlerinde kirli bir sayfa var, zamanla ortaya çıkar derken çıkmadı. e nedendi bu nefret ilk sayfadan itibaren? tamam kitaptaki en güzel ilişki onlarınkiydi ama neden kirli bi geçmişleri varmış gibi başlattın hikayeye azracım? ayrıca orhanın 1930 yılında böyle bir evlenme teklifinde bulunmuş olacağına beni kimse inandıramaz.

ha bi de ilmiye evlenme teklifi alır, ülkünün yanına gider. ülkü bu sırada gelinlik provası yapmaktadır. ilmiye ona der ki: çıkar gelinliği ben giycem. ülkü cevap vermez. ilmiye der ki: ablaaaaa!!!!
ulan ablan bir şey demedi ki?! arsızlık yapan sensin sonra utanan sensin.

peki melek? 1930 yılında "beni şuracıkta becermeyecek misin?" diyen bir kadın yaşamış olabileceğine ben inanmak istemiyorum ya. gerçekten istemiyorum.

ülkü? kafana tüküreyim ülkü o kadar kasıntı bi tipsin ki. kafanda senaryolar ürettin durdun. çok şık görünüyor demek ki züppe. annesiyle konuşmaya gitti demek ki beni istemiyo. o öyle oldu demek ki böyle. ne kadar peşin hükümlü ne kadar önyargılı bi karaktersin sen! bi dur etrafındaki insanları dinle gerizekalı!

peki robertla ülkünün dans sahnesi??? ülkü kaçmaya çalışınca robertın onu kolundan tutması döndürmesi duvara dayaması? en klişe romantik komedi filmlerinden fırlamışçasına bi sahne. allahım sen sabır ver.
devamını gör...

ingilizcesi çok şahanedir; to be or not to be.
devamını gör...

şans mı değil mi asla anlayamıyorsun. neden ben? diye sormaktan yorulmuşsun. herkes kadar şaşkın, yaşamın karşısında.
devamını gör...

hayatta yapamayacağım hatta yapmayacağım şeydir. her şeyi enine boyuna düşünmekle falan zor geçer bu hayat. eğer bi şeyleri ciddiye almak,önem vermek istiyorsanız bu şey benliğiniz ve size değer veren insanlar olsun çünkü hayat onlarla ve kendinizle geçirdiğiniz zaman kadar güzeldir.
devamını gör...

bir dönem ınstagram hesaplarından grup üyelerinin kavga dovuslerini izlemek zorrunda kalsam da güzel türküleri ile kulağın pasını silenlerdendir. söylediği türküleri dinlerken havada bir top but olup ordan oraya gezdiğimi hayal ederim. mavilim türküsünü çok güzel seslendirirler. annemin sevdiği bir türküyü de şu güzel cumartesi sabahına ilistirelim. buradan
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

genelde gereksiz egolu kişilerin yaptığı aşağılayıcı tavır. gülmeseniz de bazen devam ederler. bir nevi düşünce yoksunluğu.
devamını gör...

benim hiç öyle yeteneklerim yok, düz boyama yapıyorum. onu koyayım olmaz mı?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

arkadaşlar, siz niye her şeyin çetelesini tutuyorsunuz arkadaşlar?
devamını gör...

--- alıntı ---

kültür, latince cultura'dır. o da colere'den gelir. colere, toprağı işlemek, emek vermek, ikamet etmek, yetiştirmek, korumak, ibadetle onurlandırmak gibi bir dizi anlamı içerir. elbette bu kavramlar birbirlerinden ayrıştı ama etimoloji sayesinde bu anlam akrabalıklarının izini sürmek mümkün. örneğin:
- "ikamet" anlamı colonus aracılığıyla colony'ye (sömürge),
- "ibadetle onurlandırmak" cultus üzerinden cult'a (inanç, tapınma) dönüşmüştür. kültür ile aynı kökten gelen coulter ise saban demirinin ağzı demektir.

ziya gökalp, fransız kültür kavramını kelimenin toprağı işlemek ve tapmak anlamındaki orijinal kullanımına uygun şekilde türkçeye hars olarak çevirmiştir. hars kelimesi tarlaya bakmak, ekip biçmek ve yetiştirmek anlamına gelen ihras kelimesinden türetilmiştir.

ingilizce culture ancak 1691'den itibaren latince geçmişinden sıyrılmaya başlamış ve "ruhun formasyonu" anlamında kullanılmaya başlanmıştır. on sekizinci yüzyıla kadar ingilizcede bugün kullanılan anlamda bir kültür kavramı mevcut değildir.

--- alıntı ---

kaynak: poetik ve politik, besim f. dellaloğlu
devamını gör...

himym , friends gibi aşırı overrated sitcom dizilerinden keyif alamayan ben bu diziyi inanılmaz başarılı bulmuştum.
ayrıca dizide rol alan mila kunis ve ashton kutcher şu an evli.
devamını gör...

körüklü otobüse binen bir yolcunun, diğer yolculara söylediği cümle: "arka taraf da zeytinburnu'na gidiyor mu?"
devamını gör...

sonra yıllanmış evlilikleri görüp şükrediyorum.bu da böyle bir kısır döngü işte,istek ve vazgeçiş.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
şirketin verdiği online eğitimdeyim. eğitimi veren adamın hintli olması dışında bir sorun yok ama ben gerçekten anlayamıyorum bu adamların ingilizcesini. şuan " bi sus be allah'ın cezası adam. bi sus" diye bağırmamak için kendimi zor tutuyorum.
devamını gör...

harry potter evreninde kısa bir süreliğine, harry potter'ın hizmetine girmiş ev cini veya ev elfi olarak tanımlanan kurgusal karakterdir.

harry potter, sırlar odası kitabında, draco malfoy'un hizmetine girmiş dobby'ye ayağındaki çorabı çıkararak hediye etmiştir:

"sahip dobby'ye bir çorap verdi," dedi cin hayretle. "sahip onu dobby'ye verdi."
"ne?" dedi mr. malfoy sinirle.
"ne dedin sen?"
"dobby'nin bir çorabı var," dedi dobby inanamayarak.
"sahip onu attı, dobby de tuttu ve dobby - dobby özgür."
devamını gör...

the mandalorian ile star wars evrenine ısınmaya başlayan ben için ilginç bir deneyim olan star wars animasyon dizisi. ama pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim. ya mandalorian çok iyiydi ya da bad batch biraz vasat. veyahut ben gerçekten bu evreni benimseyemeyeceğim.

konu olarak; emir komuta dışına çıkmış, biraz asi ve başına buyruk olan 99. klon birliği’nin, palpatine’in o meşhur emrinden sonra değişen hayatları ve izledikleri yol anlatılmış.
birlik üyelerinin isimleri;
echo, crosshair, hunter, tech, wrecker.

bu birliğe daha sonra omega’nın da şans eseri katılması üzerine olaylar iyice karışıyor.
beni şahsen pek tatmin etmedi olay örgüsü ve dizinin animasyon oluşu. animasyonları severim fakat bu dizinin çizimleri aşırı hantal görünüyor nedense. haaa tek neden bu mu, elbette değil. sanırım ne kadar iyi olsa da bi önyargım olacak bu evrene.

seslendirme ekibinden bahsedelim;
omega-michelle ang, saw garrera-andrew kishino, cid-rhea perlman.
gelelim işin ilginç kısmına. the bad batch birliğinin tüm üyelerini ise tek bir ses sanatçısı seslendirmiş efendim; dee bradley baker.
inanması güç ama evet:)

son olarak diziye puanım 6/10. izlemeye devam eder miyim? belki sezon bitince binge-watch yaparak.
devamını gör...

logoyu bilgisayardan anlayan komşu çocuğuna yaptırmışlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim