simyacı
"umutsuzluğa teslim olma," dedi simyacı alabildiğine tuhaf, yumuşak bir sesle. "yoksa, yüreğinle konuşmana engel olur."
simyacı
simyacı
devamını gör...
yazarların iltifat köşesi
aaa bu köşeyi hazırlamanız çogzel olmuş efenim tebrik ederim kimin fikriyse.
insanların övülmeye ihtiyaçları olur diye buraya, askıda iltifatlar bırakacağım, ihtiyacı olan alsın. fazla almayın ha açgözlülük etmeyin, ihtiyacınız kadarını alın:
sen çok güzelsin, tanrım o saçlarınla yakıyorsun kızım, dalgalı, kıvırcık saçlara bayılıyorum.
ya bir insana bu kadar mı yakışır gülümsemek ya şu yüzündeki ifadenin güzelliğine bakar mısın? bunu daha önce kimse söylemedi mi sana? haksızlık etmişler, kesinlikle büyük haksızlık. şahanesin.
ışıldıyorsun ya, tanrım bi değişiklik var sende, dur, dur bulacağım. naaptırdın sen ya çabuk söyle, resmen gençleşmişsin!
daha önce bu kadar esprili birini görmemiştim, sözlükte yazdıklarına o kadar çok gülüyorum ki, gülmekten sçıyorum ashsh of. aklına nereden geliyor böyle şeyler tanrım sen çok cin akıllı bi şeysin ya.
bu renk sana inanılmaz yakışmış. gözlerini ortaya çıkarmış. maşallah tü tü. ya gözlerin birine benziyor, bi ünlüye benziyorsun sen ya, dilimin ucunda... kimdi o yaa.. sen söyle.
ya bu kadar şeyi nasıl biliyorsun? çok ciddi bir bilgi birikimi ister bu analizlerin. ya süper tespitlerin var nokta atışı ya. sözlükte daha çok yazmalısın kesinlikle, abi bizi bundan mahrum etme, daha çok yaz.
sesini dinledim, çok çekici bir ses tonun var. ya insanın ses tonuna saygı duyulur mu? duydum ya, şapka çıkarıyorum. söylediğin şarkılara, okuduğun şiirlere ve konuşmadaki tonlamalarına hayran kaldım. diksiyon dersi mi aldın? ya gerçekten müthiş.
müzik zevkine hayranım, kendi tarzın var. bilmediğim çok parça biliyorsun. bunları hangi ara dinledin de öğrendin inanamıyorum. gerçek bir müzik seversin. herhangi bir müzik aleti çalma yeteneğin var mı? kesinlikle olmalı, yok yani bu ritim algın, bu müzik zevkin müzik kulağı ister bence ya. bu zevkin kesinlikle bir yetenek.
yaptığın resimleri gördüm. beni benden aldılar, renkleri kullanışına bayıldım.
kara kalem çalışmalarını gördüm, buna kesinlikle devam etmelisin, yüksek ve ayrıcalıklı bir estetik algın olduğunu düşünüyorum. ba-yıl-dım!
şiirlerini okudum ya... duygular ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. anlatamadıklarımı anlatmışsın resmen. okumaya devam edeceğim, çok güzeller. hep yaz sen lütfen.
yeter size bu gecelik. bunlar insanı 4-5 ay idare eder, ona göre kullanın hepsini bi anda tüketmeyin ha, herkes kendine göresini alsın. şş bak, akıllı olun bi anda hepsini toplayıp alıp götürmeyin. bu kıyağımı da unutmayın, her zaman yapmam. kıps.
insanların övülmeye ihtiyaçları olur diye buraya, askıda iltifatlar bırakacağım, ihtiyacı olan alsın. fazla almayın ha açgözlülük etmeyin, ihtiyacınız kadarını alın:
sen çok güzelsin, tanrım o saçlarınla yakıyorsun kızım, dalgalı, kıvırcık saçlara bayılıyorum.
ya bir insana bu kadar mı yakışır gülümsemek ya şu yüzündeki ifadenin güzelliğine bakar mısın? bunu daha önce kimse söylemedi mi sana? haksızlık etmişler, kesinlikle büyük haksızlık. şahanesin.
ışıldıyorsun ya, tanrım bi değişiklik var sende, dur, dur bulacağım. naaptırdın sen ya çabuk söyle, resmen gençleşmişsin!
daha önce bu kadar esprili birini görmemiştim, sözlükte yazdıklarına o kadar çok gülüyorum ki, gülmekten sçıyorum ashsh of. aklına nereden geliyor böyle şeyler tanrım sen çok cin akıllı bi şeysin ya.
bu renk sana inanılmaz yakışmış. gözlerini ortaya çıkarmış. maşallah tü tü. ya gözlerin birine benziyor, bi ünlüye benziyorsun sen ya, dilimin ucunda... kimdi o yaa.. sen söyle.
ya bu kadar şeyi nasıl biliyorsun? çok ciddi bir bilgi birikimi ister bu analizlerin. ya süper tespitlerin var nokta atışı ya. sözlükte daha çok yazmalısın kesinlikle, abi bizi bundan mahrum etme, daha çok yaz.
sesini dinledim, çok çekici bir ses tonun var. ya insanın ses tonuna saygı duyulur mu? duydum ya, şapka çıkarıyorum. söylediğin şarkılara, okuduğun şiirlere ve konuşmadaki tonlamalarına hayran kaldım. diksiyon dersi mi aldın? ya gerçekten müthiş.
müzik zevkine hayranım, kendi tarzın var. bilmediğim çok parça biliyorsun. bunları hangi ara dinledin de öğrendin inanamıyorum. gerçek bir müzik seversin. herhangi bir müzik aleti çalma yeteneğin var mı? kesinlikle olmalı, yok yani bu ritim algın, bu müzik zevkin müzik kulağı ister bence ya. bu zevkin kesinlikle bir yetenek.
yaptığın resimleri gördüm. beni benden aldılar, renkleri kullanışına bayıldım.
kara kalem çalışmalarını gördüm, buna kesinlikle devam etmelisin, yüksek ve ayrıcalıklı bir estetik algın olduğunu düşünüyorum. ba-yıl-dım!
şiirlerini okudum ya... duygular ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. anlatamadıklarımı anlatmışsın resmen. okumaya devam edeceğim, çok güzeller. hep yaz sen lütfen.
yeter size bu gecelik. bunlar insanı 4-5 ay idare eder, ona göre kullanın hepsini bi anda tüketmeyin ha, herkes kendine göresini alsın. şş bak, akıllı olun bi anda hepsini toplayıp alıp götürmeyin. bu kıyağımı da unutmayın, her zaman yapmam. kıps.
devamını gör...
oysa herkes güldürür sevdiğini
ama herkes, güldürdü diye gülmez.
devamını gör...
depresyon
hayatınızı olumsuz etkileyen hastalıktır. sürekli üzülmek sürekli olumsuz düşünmek gibi durumlara sokar insanı tedavisi mevcuttur. insanların yüzde 90 ı depresyonda olduğunun farkında değil çünkü mutsuzluğa alışmış hayatı böyle zannediyor. öyle sosyal medyada ben depresyondayım diyerek meze edilmeyecek kadar tehlikeli bir konudur. tedavi olunması gereklidir.
devamını gör...
efsane kopya anıları
liseyi kopyayla bitiren biri olarak hangisini anlatsam acaba diye düşündüm bir ikisi gelsin belki sonra başka entry girerim
lise 3 matematik sınavı. hiçbir şey bilmiyorum ve uyumadan gelmişim yine okula. o zamanlar bluetooth büyük lüks, herkeste yok. duvar kenarına oturacaktım kağıt gelince fotoğrafını vga'dan hallice telefonumla çekip duvarın diğer tarafında (koridor var) hazır bekleyen yan sınıfımdaki arkadaşıma bluetooth ile yollayacaktım o çözüp getirecekti ve aynı yolla yollayacaktı. her şey güzel gitti ve sınavdan yüksek aldım. ama sınav sonunda arkadaş kahkaha atmaktan kendine gelemiyordu. meğersem arka planda tüm gezegenler aynı hizaya dizilmiş.
yan sınıfın boş dersiydi. herkes bir yerlere gitse bile derece okulu olduğundan sınıfta ders çalışanlar eksik olmazdı. bu yüzden boş derslerde nöbetçi hoca uğrayıp kendi branşı ile ilgili soru varsa çözüp giderdi.neyse benim arkadaş gitmiş soruları tahtaya yazmış çözmeye çalışıyor. yanına sonradan türkiye 55'incisi * olacak başka bir arkadaş geliyor. soruları görünce * o da çözme çalışmalarına katılıyor, biraz sonra nöbetçi öğretmen gelip "aa matematik, benim branşım dur hemen çocuklara yardım edeyim" diyor ve arkadaşa sadece izleyip tüm sorular çözüldükten sonra temize çekip bana getirmek kalıyor.
--- *
iyi kopya çeken her zaman çok iyi kopya verir. bu işin inceliklerini bilir. liseyi kopyayla geçtikten sonra üniversitede 1. sınıfta teknik resim dersi alıyoruz. vizede sınav çizimden uzak olduğundan ve hocamız sağ olsun çizim yeteneğine değil kurallarına uygunluğa baktığından 100 almıştım (üniversite hayatımdaki tek 100'dür ayrıca.)
ikinci sınava 45 dk kala sınıfın önünde beklerken bir arkadaşım geldi yanıma "ya dragonite ben dün gece çalışmadım hiç, zaten kek ders bana biraz anlatsana bildiğini. ne anlatsan kârdır, vizede zaten sen çalıştırmıştın bu dersten bari yüksek alalım diğer derslerden çaktık." tabii dedim elimden geleni anlatırım, olmadı yanıma otur kopya veririm. "ben pek çekemem ama bakarız ya" dedi.
bilenler vardır, teknik resim üniversitelerde bilgisayarlı ve bilgisayarsız (elle çizim) olarak işlenir. biz bilgisayarsız manuel çizim öğrendik. yani sınavda kopya verebileceğim bir yer pek yok. versem versem açarım al çiz derim ama imkansıza yakın hatasız olması. bir de hoca işin literatürünü öğretip bir tablo anlatmıştı. semboller, anlamları, birimler falan var. arkadaşıma anlatırken burayı boşver çıkmaz muhtemelen, çıkarsa rahat gösteririm dedim geçtim.
sınavda anlattığım her yeri rahat rahat yaptı. bir yandan çiziyor bir yandan da arkadaşıma bakıyorum, öğretmen gibi anlattığımı nasıl anlamış mı gibisinden gururlanıyorum. sınavın sonuna bahsettiğim tabloyu vermiş ama küçücük bir şey. fotokopide de zaten anlaşılmıyor kağıda yaklaşınca ancak okunuyor.
arkadaşım bana baktı, tabloyu gösterdi. laf ağızdan bir kere çıkar. o kopyayı vereceksin dragonite dedim kendi kendime. bir iki dakika düşündüm nasıl vereceğimi. o sırada benden ümidi kesti "buna da şükür" diyerek toparlanmaya başladı. dur dedim nereye gidiyorsun, daha hayatının kopyasını çekeceksin :)
yıllarca kopya çektim, burada da veremezsem tüh senin kanatlarına diyerek hırslanıp ne yapabileceğimi düşünerek elimdeki malzemeleri kontrol ettim. kalemlik, kalem, cetvel, su şişesi, bant(a3 kağıdı çizim yaparken kaymasın diye bantlıyorduk sıraya), kalemtraş, silgi...
tablonun kenarlarından, çizgilerinden ve değerlerin üzerinden kurşun kalemle geçtim. banttan uygun boyutta koparıp tabloya yapıştırdım ve çektim, tablo olduğu gibi banta kopyalanmıştı. bantı su şişesine yapıştırıp soğuk kanlılıkla yere ittiriverdim. "şişen düştü galiba" diye seslendim. şaşkınlıkla bana bakıyordu. galiba ne yaptığımı anlamamıştı. ne yapması gerektiğini başka bir bant kopararak anlattım. aldı yedek kağıdının üzerine yapıştırdı. yazıları görünce şok oldu sınavın bitmesine birkaç dakika kalmıştı, daha fazla dikkat çekmemek için sınavdan çıktım. sınav bitti yanıma geldi. şoktaydı.
+abi naptın sen ya?
-boş yapma, susadım, bana su borçlusun
+nasıl ya?
-hadi hadi gidelim daha akşama beşiktaşın maçı var...
lise 3 matematik sınavı. hiçbir şey bilmiyorum ve uyumadan gelmişim yine okula. o zamanlar bluetooth büyük lüks, herkeste yok. duvar kenarına oturacaktım kağıt gelince fotoğrafını vga'dan hallice telefonumla çekip duvarın diğer tarafında (koridor var) hazır bekleyen yan sınıfımdaki arkadaşıma bluetooth ile yollayacaktım o çözüp getirecekti ve aynı yolla yollayacaktı. her şey güzel gitti ve sınavdan yüksek aldım. ama sınav sonunda arkadaş kahkaha atmaktan kendine gelemiyordu. meğersem arka planda tüm gezegenler aynı hizaya dizilmiş.
yan sınıfın boş dersiydi. herkes bir yerlere gitse bile derece okulu olduğundan sınıfta ders çalışanlar eksik olmazdı. bu yüzden boş derslerde nöbetçi hoca uğrayıp kendi branşı ile ilgili soru varsa çözüp giderdi.neyse benim arkadaş gitmiş soruları tahtaya yazmış çözmeye çalışıyor. yanına sonradan türkiye 55'incisi * olacak başka bir arkadaş geliyor. soruları görünce * o da çözme çalışmalarına katılıyor, biraz sonra nöbetçi öğretmen gelip "aa matematik, benim branşım dur hemen çocuklara yardım edeyim" diyor ve arkadaşa sadece izleyip tüm sorular çözüldükten sonra temize çekip bana getirmek kalıyor.
--- *
iyi kopya çeken her zaman çok iyi kopya verir. bu işin inceliklerini bilir. liseyi kopyayla geçtikten sonra üniversitede 1. sınıfta teknik resim dersi alıyoruz. vizede sınav çizimden uzak olduğundan ve hocamız sağ olsun çizim yeteneğine değil kurallarına uygunluğa baktığından 100 almıştım (üniversite hayatımdaki tek 100'dür ayrıca.)
ikinci sınava 45 dk kala sınıfın önünde beklerken bir arkadaşım geldi yanıma "ya dragonite ben dün gece çalışmadım hiç, zaten kek ders bana biraz anlatsana bildiğini. ne anlatsan kârdır, vizede zaten sen çalıştırmıştın bu dersten bari yüksek alalım diğer derslerden çaktık." tabii dedim elimden geleni anlatırım, olmadı yanıma otur kopya veririm. "ben pek çekemem ama bakarız ya" dedi.
bilenler vardır, teknik resim üniversitelerde bilgisayarlı ve bilgisayarsız (elle çizim) olarak işlenir. biz bilgisayarsız manuel çizim öğrendik. yani sınavda kopya verebileceğim bir yer pek yok. versem versem açarım al çiz derim ama imkansıza yakın hatasız olması. bir de hoca işin literatürünü öğretip bir tablo anlatmıştı. semboller, anlamları, birimler falan var. arkadaşıma anlatırken burayı boşver çıkmaz muhtemelen, çıkarsa rahat gösteririm dedim geçtim.
sınavda anlattığım her yeri rahat rahat yaptı. bir yandan çiziyor bir yandan da arkadaşıma bakıyorum, öğretmen gibi anlattığımı nasıl anlamış mı gibisinden gururlanıyorum. sınavın sonuna bahsettiğim tabloyu vermiş ama küçücük bir şey. fotokopide de zaten anlaşılmıyor kağıda yaklaşınca ancak okunuyor.
arkadaşım bana baktı, tabloyu gösterdi. laf ağızdan bir kere çıkar. o kopyayı vereceksin dragonite dedim kendi kendime. bir iki dakika düşündüm nasıl vereceğimi. o sırada benden ümidi kesti "buna da şükür" diyerek toparlanmaya başladı. dur dedim nereye gidiyorsun, daha hayatının kopyasını çekeceksin :)
yıllarca kopya çektim, burada da veremezsem tüh senin kanatlarına diyerek hırslanıp ne yapabileceğimi düşünerek elimdeki malzemeleri kontrol ettim. kalemlik, kalem, cetvel, su şişesi, bant(a3 kağıdı çizim yaparken kaymasın diye bantlıyorduk sıraya), kalemtraş, silgi...
tablonun kenarlarından, çizgilerinden ve değerlerin üzerinden kurşun kalemle geçtim. banttan uygun boyutta koparıp tabloya yapıştırdım ve çektim, tablo olduğu gibi banta kopyalanmıştı. bantı su şişesine yapıştırıp soğuk kanlılıkla yere ittiriverdim. "şişen düştü galiba" diye seslendim. şaşkınlıkla bana bakıyordu. galiba ne yaptığımı anlamamıştı. ne yapması gerektiğini başka bir bant kopararak anlattım. aldı yedek kağıdının üzerine yapıştırdı. yazıları görünce şok oldu sınavın bitmesine birkaç dakika kalmıştı, daha fazla dikkat çekmemek için sınavdan çıktım. sınav bitti yanıma geldi. şoktaydı.
+abi naptın sen ya?
-boş yapma, susadım, bana su borçlusun
+nasıl ya?
-hadi hadi gidelim daha akşama beşiktaşın maçı var...
devamını gör...
erkeklerin birbirlerini görünce koç gibi kafa tokuşturmaları
garip bir selamlaşma biçimi. boynuzlu hayvan misali güç gösterisi mi yapılıyor acaba merak etmiyor deģilim hani 2 kadın birbirini görünce öpüşür falan ki sevgi ve özlem göstergesidir anlarımda kafaları tokuşturmayı asla bir yere koyamıyorum.
devamını gör...
yazarların ertelediği şeyler
mutlu olmayı erteliyorum. yarın çok zamanım varmış gibi.
devamını gör...
#busenede31
devamını gör...
düşün ki kedin bunu okuyor
çok şımarık ve yaramaz bir bebeksin. resmen evin kraliçesi yaa. iyi ki varsın güzel kızım ama biraz söz dinle be.
devamını gör...
güne bir alıntı bırak
aşk;
birine sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir.
onu kucaklayarak tüm dünyayı dışarda bırakma arzusudur.
insanın ruhuna güvenli bir liman bulma özlemidir.
orhan pamuk
birine sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir.
onu kucaklayarak tüm dünyayı dışarda bırakma arzusudur.
insanın ruhuna güvenli bir liman bulma özlemidir.
orhan pamuk
devamını gör...
osman hamdi bey
1842-1910 yıllarında yaşamış müzeci, arkeolog, ressam. istanbul arkeoloji müzesi (müze-i hümayun) ve mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'nin (sanayi-i nefise mektebi) kurucusu. türk müzeciliğinin kurucusu ve ilk arkeolog kabul edilir.
jean-léon gérôme'dan resim eğitimi almıştır.
ab-ı hayat çeşmesi (1904)
iki müzisyen kız (1880)
mihrap (1901)
kur'an okuyan kız (1880)
jean-léon gérôme'dan resim eğitimi almıştır.
ab-ı hayat çeşmesi (1904)
iki müzisyen kız (1880)
mihrap (1901)
kur'an okuyan kız (1880)
devamını gör...
corona virisün mutasyon geçirip hayvana dönüşmesi
hayvana dönüşse iyi dedirten önerme.
bence thanosa dönüşecek ve sonrası da malum.
bence thanosa dönüşecek ve sonrası da malum.
devamını gör...
yazarları ağlatan şarkılar
o kadar çok ağladım ki şu şarkıda. gözyaşlarım birol namoğlu'nun kafasına düşse saç çıkardı.
devamını gör...
normal sözlük'ün konseptinin belli olmaması
katilamayacagim onermedir. burasi sosyal bir platformdur, konsept adi altinda (bkz: kirmizi cizgilerle) kisilerin ve tercihlerinin ayrilmasi soz konusu degildir. cunku herkesin buraya girme amaci farklidir. a yazari gunun yorgunlugunu atmak icin girer ve forumsal duzeye yakin basliklara yazar, b yazari kendi alanindaki bilgi birikimini paylasmak icin girer, c yazari da sadece sosyal etkilesim icin tercih eder bu da mumkundur. bir cok farkli tercihi sozluk yonetimi birbirinden nasil kirmizi cizgiyle ayirabilir ki, bu mumkun mudur?.. akabinde, sozluk yonetimi kategori gibi bir sistem getirmisken, yazar engelleme, baslik engelleme gibi kolayliklari da sagliyorken, hala sert bir elestiri de bulunmak bence haksizliktir. burayi genel kultur- bilgi konseptiyle gormek isteyen, bilgi kategorisini sıkca ziyaret edebilir. kitap, edebiyat gibi paylasimlardan faydalanmak isteyen "kitap siir" kategorilerini yönelebilir. daha forumsal duzeyden hoslanan yazarlarda zaten sol akista boyle basliklara denk gelebilir... burada herkesin amaci, tercihi, ilgi alani, kendini ifade etme stili farklidir. farkliliklara da saygi duymak en buyuk erdemdir diye dusunuyorum. kafa sözlük formatı ve kurallarına uyulmasi takdirinde yazarlar istedigi gibi kendilerini ifade etmekte serbesttir. konsept adi altinda sozlugu bir kalibin icinde tanimlamaya luzum yoktur diyorum tabi kendimce...
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
1.(bkz: ormanci)
atışmayı bilse idin ormancı
ne dert kalır idi ne de bir sancı
gönül gözün kapalıdır anladık
kara gözün de mi uyaklara yabancı
yazmışsın yazdığın aşka benzemez
gerçek aşık duygusunu gizlemez
sen böyle yazarsan vallahi yandık
bu başlığı bi allah kulu izlemez
2. (bkz: kestane balının diyarı zonguldaktan selamlar)
kestane balının lezzeti çoktuk
dilimden çıkanlar kanlı bir oktur
küsme darılma ama gardaşım
anladık ki zorlamanın lüzumu yoktur
acılıyam gözüm kanar yazından
binbir şer akıyor kırık sazından
bırak bence aşkı aşıklığı sen
yapıyorsan da uzak dur en azından
3.(bkz: domestic hıyar)
hıyari’yi duymadıydık önceden
aşıklık var gibi sanki inceden
gel tanış olalım yazar kardeşim
sen de bana yazarsın ama önce ben
acılıyam bu devran artık dönecek
yalancı mumların odu sönecek
gel yarış olalım güzel derttaşım
o vakit el alem hakkı görecek
atışmayı bilse idin ormancı
ne dert kalır idi ne de bir sancı
gönül gözün kapalıdır anladık
kara gözün de mi uyaklara yabancı
yazmışsın yazdığın aşka benzemez
gerçek aşık duygusunu gizlemez
sen böyle yazarsan vallahi yandık
bu başlığı bi allah kulu izlemez
2. (bkz: kestane balının diyarı zonguldaktan selamlar)
kestane balının lezzeti çoktuk
dilimden çıkanlar kanlı bir oktur
küsme darılma ama gardaşım
anladık ki zorlamanın lüzumu yoktur
acılıyam gözüm kanar yazından
binbir şer akıyor kırık sazından
bırak bence aşkı aşıklığı sen
yapıyorsan da uzak dur en azından
3.(bkz: domestic hıyar)
hıyari’yi duymadıydık önceden
aşıklık var gibi sanki inceden
gel tanış olalım yazar kardeşim
sen de bana yazarsın ama önce ben
acılıyam bu devran artık dönecek
yalancı mumların odu sönecek
gel yarış olalım güzel derttaşım
o vakit el alem hakkı görecek
devamını gör...
gün doğumu vs gün batımı
ayışığı diyorum, hele dolunayda, gece yaşanan o ışığa, aydınlığa bayılıyorum, istanbul da yüksek bir noktada ve terasta sabaha kadar oturabilirim,
gün batımını da çok abarttıklarını düşünüyorum, akşam olurken benim içim sıkılır, özel olarak sevmem, sevmeyebilirim, buda benim sevmeme özgürlüğümdür, hakkımdır, illaki birini seçmek gerekiyorsa, sabah güneşin doğuşunu tercih ederim, özellikle yaz mevsiminde deniz kenarında harikadır,
bir akşam yazlık bir yerde bir tesisteyiz, çok methedilen bahçeli salıncaklı filan bir yerde yemek yemişiz, kahve içiyoruz, bende haddim olmayarak gün batımına sırtımı dönmüşüm, zaten meraklısı da değilim, orada bulunan kokoş bir teyzemiz, bir iki edebiyat eseri parçaladı, ve bir erkeğin bir kadınla olan randevusunda aynen benim gibi manzaraya sırtını dönen kadına, "gün batımına sırtını dönen bir insan beni nasıl anlayabilir" minvalinde bir şey söylediğinden bahsetti, ve bana da sordu neden izlemiyorsun...
teyzecim sen seviyorsun izliyorsun, ben sevmiyorum, izlemiyorum...
neden?
çünkü istemiyorum...
zevkler ve renkler gerçekten tartışılmamalı, ve sorgulanmamalı,
herkes aynı şeyleri sevecek isteyecek diye bir şey yok, sen seviyorsun, sen sensin...
ben sevmiyorum, ben benim...
gün batımını da çok abarttıklarını düşünüyorum, akşam olurken benim içim sıkılır, özel olarak sevmem, sevmeyebilirim, buda benim sevmeme özgürlüğümdür, hakkımdır, illaki birini seçmek gerekiyorsa, sabah güneşin doğuşunu tercih ederim, özellikle yaz mevsiminde deniz kenarında harikadır,
bir akşam yazlık bir yerde bir tesisteyiz, çok methedilen bahçeli salıncaklı filan bir yerde yemek yemişiz, kahve içiyoruz, bende haddim olmayarak gün batımına sırtımı dönmüşüm, zaten meraklısı da değilim, orada bulunan kokoş bir teyzemiz, bir iki edebiyat eseri parçaladı, ve bir erkeğin bir kadınla olan randevusunda aynen benim gibi manzaraya sırtını dönen kadına, "gün batımına sırtını dönen bir insan beni nasıl anlayabilir" minvalinde bir şey söylediğinden bahsetti, ve bana da sordu neden izlemiyorsun...
teyzecim sen seviyorsun izliyorsun, ben sevmiyorum, izlemiyorum...
neden?
çünkü istemiyorum...
zevkler ve renkler gerçekten tartışılmamalı, ve sorgulanmamalı,
herkes aynı şeyleri sevecek isteyecek diye bir şey yok, sen seviyorsun, sen sensin...
ben sevmiyorum, ben benim...
devamını gör...
stajyer
kusura bakmayın ancak bu yüce statüden en muzdarip olan alan psikolojidir, net. lisans eğitimindeyken stajyer almamak için taklacı kuştan daha iyi performans gösteren saygıdeğer kişiler ileride işe alacağı kişilerden staj geçmişi istiyor, pek bir ironik.
diyoruz ki gönüllü yapalım, ücret almayacağız. ona dahi burun kıvırıyorlar. hatta inanır mısınız staj yapmak için kuruma ücret ödeyen bölümdaşlarım bile var. zaten etik olmadığından seanslara da giremiyoruz. biz bu alanı sahada nasıl öğreneceğiz? bu kadar fırsatçı olmayın ve sizden ücret dahi talep etmeyen psikoloji öğrencilerine fırsat tanıyın.
stajımı yaptım, sağ olsun kurumumdaki kişiler uzun süre bana bir şeyler katmak istediklerini söylediler. yüksek lisansta farklı alanlarda da staj yapacağım ancak zamanında gönüllü stajı bile onaylamayan kurumları yazdım aklıma.
son olarak,buradan aynı bölümü okuduğum dostlarıma gelsin: (bkz: sen de yaz yaz yaz bir kenara yaz bütün stajyer kabul etmeyen kurumlarıı)
diyoruz ki gönüllü yapalım, ücret almayacağız. ona dahi burun kıvırıyorlar. hatta inanır mısınız staj yapmak için kuruma ücret ödeyen bölümdaşlarım bile var. zaten etik olmadığından seanslara da giremiyoruz. biz bu alanı sahada nasıl öğreneceğiz? bu kadar fırsatçı olmayın ve sizden ücret dahi talep etmeyen psikoloji öğrencilerine fırsat tanıyın.
stajımı yaptım, sağ olsun kurumumdaki kişiler uzun süre bana bir şeyler katmak istediklerini söylediler. yüksek lisansta farklı alanlarda da staj yapacağım ancak zamanında gönüllü stajı bile onaylamayan kurumları yazdım aklıma.
son olarak,buradan aynı bölümü okuduğum dostlarıma gelsin: (bkz: sen de yaz yaz yaz bir kenara yaz bütün stajyer kabul etmeyen kurumlarıı)
devamını gör...
18 şubat 2021 apartman boşluğu yayın
(bkz: sıkılıyorum sabri bunalıyorum)*
devamını gör...


