cülus
arapça oturmak anlamına gelir. osmanlı tarihi özelinde de padişahın tahta çıkması şerefine düzenlenen tören kastedilir. ve hatta tarihçiler, direkt olarak padişahın tahta çıkması olayı için de bu terimi kullanmayı çok severler, "... 3. selim'in cülusundan sonra..." gibi.
alametifarikası ise cülus bahşişinde gizlidir.
alametifarikası ise cülus bahşişinde gizlidir.
devamını gör...
başka gezegende yaşam varsa onlara da peygamber inmiş olma ihtimali
başka gezegende yaşam ihtimaliyle başka gezegende zeki yaşam formu olması ihtimali çok farklı mevzular. yaşam ile zeki yaşam formunu eşleştirebiliyor olmamız bu konuda ufkumuzun ne kadar gelişmiş olduğuna ayna tutuyor zaten.
devamını gör...
buzlu badem
bana diğer bademlerden daha lezzetli gelen cunda adasına her gittiğimde alıp tükettiğim, içimi serinleten bir badem türü.
devamını gör...
yazarların eksikliğini hissettiği şeyler
tatil.
devamını gör...
doğruluk
felsefede sözleri doğru kılan onların doğruluğuna dayanıklık eden şeydir. veya doğruluğuna dayanaklık eden "şey" ile doğru orantılıdır.
devamını gör...
buz gibi soğumak
olan sevginin, sempatinin birden bire bitmesi,hissedilen iyi duygulardan hızla uzaklaşmak.
devamını gör...
üç kelimelik hikayeler
yaşandı bitti saygısızca.
devamını gör...
normal sözlük türk halk müziği sevenler kulübü
takribi 20 yıldır bende bağlama çalıyorum. başlığı görünce mutlu oldum yahu* halk müziği adı üstünde, türkülerin hepsinin bir yaşanmışlığı var. ne mutlu ki böyle bir kültüre sahibiz..
edit : bir de bunlar var tabi (bkz: 21. yüzyılda türkü dinlemekten öteye gidememek) allah akıl fikir versin ne diyelim..
edit : bir de bunlar var tabi (bkz: 21. yüzyılda türkü dinlemekten öteye gidememek) allah akıl fikir versin ne diyelim..
devamını gör...
13 eşini aynı anda hamile bırakan adam
damızlık gibi adammış. cehaletten başka bir şey değil.
devamını gör...
çok mutsuz olmasına rağmen gülebilen insan
gülmenin de iyi gelmediğini içten içe kabullenmiş olabilecek insandır. gereksiz diyaloglara, samimi olmayan 'neyin var?' sorularına maruz kalmamak için gülüyor olabilir.
devamını gör...
27 mart 2021 normal sözlük'ün çökmesi
30 dk boyunca girememiştim benden kaynaklı sanıyordum meğer değilmiş şükür düzeldi
devamını gör...
geceye ilginç bir bilgi bırak
anozmi toplumun beşte birini etkileyen, kafa travmaları, üst solunum yolları hastalıkları, diyabet, hipertiroid, hava kirliliği gibi etkenlere bağlı ya da doğuştan görülebilen koku körlüğü olarak da adlandırılan bir hastalık çeşididir.
devamını gör...
walter benjamin
rivayet odur ki artık yaşı bir hayli geçkin bir döneminde walter benjamin’in evine gelen bir muhabir, yeni alınmış koliler halindeki kitapları görünce şöyle sorar:
“tüm bu kitapları okuyabilecek vaktinizin olduğuna inanıyor musunuz?”
benjamin’in muhabire cevabıdır:
“kitaplar yalnız okunmak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir de.”
“tüm bu kitapları okuyabilecek vaktinizin olduğuna inanıyor musunuz?”
benjamin’in muhabire cevabıdır:
“kitaplar yalnız okunmak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir de.”
devamını gör...
seni seviyorum
duyulması bir lütuf da olabilir söyleyen kişiye bağlı olarak, zulüm de.
ama söyleyebilmek güzel şeydir her şeyden bağımsız olarak.
yalandan olsa bile.
ama söyleyebilmek güzel şeydir her şeyden bağımsız olarak.
yalandan olsa bile.
devamını gör...
evlenmenin artıları ve eksileri
benim acimdan; bekarligin eksi olan yönleri evlenince artı oluyor. bekarligin artı olan yönleri de evlenince eksi oluyor. başka da bir numarası yok.
örneğin bekarken ailemle yaşıyordum ve ev işleri ile ilgili hiç bir sorumluluğum yoktu bu artı yöndü şimdi evliyim ev ile ilgili sorumlulukların yarısı bende. bu da eksi bir yön.
bekarken ne zaman bir sırrımı arkadasima ya da yakınıma anlatsam "bakalım bunu ne zaman bana karşı kullanacak ?" diye endişe ederdim. bu eksi bir yön. evlendim sırlarımı paylaştığımda benden daha dikkatli saklayan bir eşim oldu. bu da artı bir yön.
not: yatırım tavsiyesi degildir.
örneğin bekarken ailemle yaşıyordum ve ev işleri ile ilgili hiç bir sorumluluğum yoktu bu artı yöndü şimdi evliyim ev ile ilgili sorumlulukların yarısı bende. bu da eksi bir yön.
bekarken ne zaman bir sırrımı arkadasima ya da yakınıma anlatsam "bakalım bunu ne zaman bana karşı kullanacak ?" diye endişe ederdim. bu eksi bir yön. evlendim sırlarımı paylaştığımda benden daha dikkatli saklayan bir eşim oldu. bu da artı bir yön.
not: yatırım tavsiyesi degildir.
devamını gör...
gezgin
bir halil cibran kitabıdır.
daha önce halil cibran eserlerinden ermiş, ermişin bahçesi ve meczup kitaplarını okumuştum. hepsini sevmiştim. bu kitabını pek sevemedim.
kitabı elime aldım ve 2 saatte bitirdim. hatta sürmedi bile o kadar.
kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. bir gezgin bir köye geliyor ve hikayeler anlatmaya başlıyor. bu kısa hikayelerin çoğu şiirsel ve masalsı hikayeler. bol bol metaforlar ve imgeler kullanılmış.
hikayelerin her birine "hımm" şeklinde tepki veriyorsunuz. üzerine düşünüyorsunuz. hikayeler bana böyle hissettirmesine rağmen pek beğenmedim. bana son derece basit geldi. vurucu veya çarpıcı hissettiğim hikaye sayısı çok azdı.
halil cibran insanın kendini arayışını anlatmaya çalışmış diyebilirim. bunu ne kadar başarmış bilemiyorum.
tam olarak bir yolculuk kitabı diyebilirim. her anlamda. mesela bir otobüs yolculuğunda okuyabilirsiniz. elinizde eriyip biter. iyi hissettirir.
şunu rahatlıkla söyleyebilirim bu kitabı okumadan önce ermiş kitabını okumasaydım başka şeyler düşünebilirdim. bence ermiş müthiş bir kitaptı. çıta oralarda olduğu için pek tatmin olmadım.
son olarak benim elimde olan kitap iş bankası yayınlarından çıkmıştı. kitabın çevirmeni kenan sarıalioğlu. dediğim gibi çok tavsiye etmem. eh işte bir kitap.
daha önce halil cibran eserlerinden ermiş, ermişin bahçesi ve meczup kitaplarını okumuştum. hepsini sevmiştim. bu kitabını pek sevemedim.
kitabı elime aldım ve 2 saatte bitirdim. hatta sürmedi bile o kadar.
kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. bir gezgin bir köye geliyor ve hikayeler anlatmaya başlıyor. bu kısa hikayelerin çoğu şiirsel ve masalsı hikayeler. bol bol metaforlar ve imgeler kullanılmış.
hikayelerin her birine "hımm" şeklinde tepki veriyorsunuz. üzerine düşünüyorsunuz. hikayeler bana böyle hissettirmesine rağmen pek beğenmedim. bana son derece basit geldi. vurucu veya çarpıcı hissettiğim hikaye sayısı çok azdı.
halil cibran insanın kendini arayışını anlatmaya çalışmış diyebilirim. bunu ne kadar başarmış bilemiyorum.
tam olarak bir yolculuk kitabı diyebilirim. her anlamda. mesela bir otobüs yolculuğunda okuyabilirsiniz. elinizde eriyip biter. iyi hissettirir.
şunu rahatlıkla söyleyebilirim bu kitabı okumadan önce ermiş kitabını okumasaydım başka şeyler düşünebilirdim. bence ermiş müthiş bir kitaptı. çıta oralarda olduğu için pek tatmin olmadım.
son olarak benim elimde olan kitap iş bankası yayınlarından çıkmıştı. kitabın çevirmeni kenan sarıalioğlu. dediğim gibi çok tavsiye etmem. eh işte bir kitap.
devamını gör...
anime film önerileri
seri olanları değil de tek oturuşta izleyebileceğimiz animelerin toplandığı başlık. anime önerileri denilince seri animeler ve film olanlar genelde karışık tavsiye ediliyor. bir seriye başlamak değil de anime film izlemek isteyenlere rehber olacak bir başlık olsun istedim.
(bkz: your name)
(bkz: when marnie was there)
(bkz: wolf children)
(bkz: children who chase lost voices)
(bkz: mary and the witch’s flower)
listeye ufak bir ekleme yapmaya geldim:
(bkz: tenki no ko) (weathering with you)
(bkz: suzume o tojimari)
(bkz: your name)
(bkz: when marnie was there)
(bkz: wolf children)
(bkz: children who chase lost voices)
(bkz: mary and the witch’s flower)
listeye ufak bir ekleme yapmaya geldim:
(bkz: tenki no ko) (weathering with you)
(bkz: suzume o tojimari)
devamını gör...
evrensel temel gelir
evrensel temel gelir universal basic income yani ubi bir sistem teorisi.
ben ekonomiden anlamam, o yüzden ekonomiden anlamayanların anlayabileceği şekilde anlatacağım.
benim kör cahilliğim olabilir ben bu teoriyi kendi fikrim sanıyordum, pandemi zamanı insanların açlıktan kırılışına ve batışına çok üzüldüğüm için “keşke böyle olsa” derken kendim bir sistem uydurdum sandım. halbuki zaten varmış hatta uygulanıyormuş bazı pilot bölgelerde bu sistem.
en basit hatta sığ anlatımı, devletin herkese ama herkese temel bir maaş vermesi. çalışan çalışmayan, bekar, çocuklu, öksüz, hiç fark etmeden yalnızca vatandaş olmanın getirisi olarak (bir de reşit olman şart) devlet sana temel ihtiyaçların için bir maaş bağlıyor. e devlete bu para nereden gelecek, böyle olursa insanlar çalışmaz basic income’la idare eder, insanlar tembelliğe sürüklenir, yalnızca ürer falan gibi sorular var. zaten bu sığ anlatımdı, şimdi oralara geliyorum.
şöyle düşünelim, insanların çalışmak için tek motivasyonu yemek yemek, fatura ve kira ödemek değil bu bir. yani kimse mesleğini “benim kiram 2000, faturalarım 700 geliyor, market de 1000 dersek ben 3700 maaşlı bir işe gireyim” şeklinde seçmemiştir. sonuçta bu ülkede 2500 lira asgari ücretle yaşayan aile de var, ama sen ne yaptın, örnek veriyorum çok maaş vadettiğini düşündüğün bir meslek seçtin. belli başlı örneklerden gideceğim, örneğin doktor oldun. sekreter olup telefonlara bakabilirdin, yıllarca okuyup çok zor bi meslek yapmayı seçtin, neden, çünkü sekreter olup bulgurla da doyabilirdin doktor olup kebap yemek istedin, sekreter olup derme çatma evde 1000 lira kiraya yaşayabilecekken doktor olup site içinde havuzlu ev istedin, 1 tane ayakkabıyı çürütene kadar giymek de ayaklarını yerden koruyacakken kıyafetine uygun farklı farklı ayakkabılar aldın. kira ödememek için kendine ev aldın, ama bu kiralar birilerine ödeniyor, demek ki insanların 1’den fazla evi var. halbuki 1 evle barınma ihtiyacı bitiyordu. o zaman amacın karnının doyması, barınmak, ısınmak gibi temel ihtiyaçlara yetecek para kazanmak değil. zaten öyle olsa herkes yapabileceği en basit işi yapıp 3000 lirayla geçinmeye bakar. fakat görüyoruz ki 20.000 lira maaş alıp geçinemeyecek insanlar var. sadece kendimden örnek veriyorum 3 yıl önce 800 lira kira verip küflü bodrum kat dairede yaşarken de yaşıyordum, ölmemiştim, şu an site içinde ev aldım, hala yaşıyorum. insanlar standartlarını yükseltmek isterler, bu içgüdüsel bir şey. kapitalizm anlatıyormuşum gibi görünüyor ve ubi denen teori de sosyalizmmiş gibi görünüyor. değil. geliyorum.
bu sistemde demin de belirttiğim gibi minimum düzeyde yardım yapılıyor. yiyecek ve barınma, ısınma gibi çok çok temel ihtiyaçlar karşılanacak kadar. ama sen yılda 2 kez tatile gitmek isteyebilirsin, bu çok doğal bir istekken yaşamsal bir ihtiyaç değil mesela. burada istek ve ihtiyaç farkı söz konusu. sosyalleşmek, iyi giyinmek, sağlıklı beslenmek, kendine yatırım yapmak (örneğin dil öğrenmek için bütçe ayırmak), tatile gitmek, iyi arabaya binmek... bunlar ihtiyaç değil istektir. senin olmayabilir, insanların yatları jetleri var, bunlar birer ihtiyaç mı mesela? hayır. istek. doyumsuzluk sözkonusu. insanımız doyumsuz. suçlayıcı şekilde söylemiyorum, yat istemekte bir sakınca yok. varmaya çalıştığım nokta ubi’ın insanları tembelliğe itmeyeceği. bu gelir insanların sadece açlıktan veya donarak ölmemelerini sağlayacak. bu bana yeter diyen adam da zaten çalışmasın, kendine iyi davranmayan adamın ülkeye katacağı bir şey yoktur. yani ubi’la yalnızca ihtiyaçların karşılanırken sen ubi üstüne çalışıp bir de maaş alırsan isteklerini yerine getirebilirsin. kapitalizm eleştirisi veya sosyalizm övgüsü değil dedim, sebebi buydu. kapitalist yaşamaya devam edebilirsin. adam kendine temel ihtiyacı için sağlanan meblağ ile 1 tane 30 liralık kazak alıp 3 yıl giyebilir sen çalışarak her yıl 400 liralık kazaktan 4 tane alabilirsin.
başında söylediğim gibi pilot bölgelerde uygulandığında da kimseyi tembelliğe ittiği, işsizliği arttırdığı, üremeye yönelttiği gözlemlenmemiş. bazı iskandinav ülkelerinde, kanada’nın bir bölgesinde ve hollanda’nın bir bölgesinde denenmiş bu sistem. ispanya’da da çok ciddi şekilde konuşuluyor.
şimdi devletin parayı nerden bulduğuna geliyoruz; ubi’ın tek bir tanımı yok, bu yüzden bu kısım biraz değişken. mesela bir görüş şöyle; devlet herkese minimum bir para veriyor, çalışan bunun üzerine ekstra maaş alıyor. fakat bu maaş şu an aynı meslekten aldığın maaşın aynısı olmuyor. diyelim sen özel sektörde yöneticisin, 8000 lira alıyorsun şu an. ubi sistemine geçildi devlet sana 2000 lira ateşliyor sallıyorum, şirket senin temel ihtiyaçlarının karşılandığını bildiği için sana aynı title’da olmana rağmen daha az para veriyor. böylece şirket karlılık oranını arttırıyor ve ekonomik anlamda daha fazla geliştiği için daha fazla vergi veriyor, hoop devlete para. bu bi tanesi. diğeri mesela ubi var, ama bi insan çalışıyorsa ubi’dan çıkıyor. yani çalışan sadece maaş alıyor, şu an olduğu gibi, sadece işsizler ölüm ölüm ölmemiş oluyor. bu da diğeri. bu tembelliğe evet itebilir, ama yine yetinmeyecektir insanlar.
neyse devlet parayı nereden buluyor, şöyle, devletler zaten sosyal devlet olma çabasıyla (bizim ülkeyi baz almayın lütfen yazının bu kısmında) vatandaşlarına zaten genel olarak para veriyor. fakat bunu bürokratik bir çok işlemle yapıyor. işsizlik maaşı, engelli maaşı, dul aylığı, yetim aylığı, yaşlı bakım parası, emeklilik, bla bla bir sürü yollarla devlet vatandaşına para veriyor zaten. ama bunu bürokratik şekilde yapıyor, yani senden başvuru, kağıt kürek, kanıt birçok şey talep ediyor. ubi bürokrasiyi kaldırıyor. emekli maaşı, ssk falan gibi şeyler de dahil. sen bir emekli maaşı istiyorsan gidip bireysel emeklilik sistemine giriyorsun, ücretsiz sağlık hizmeti istiyorsan kendini sigortalatabiliyorsun, bunlar ayrı, cebinden ödeyeceksin. bunlar için de ubi üzerine maaş almış olman gerekiyor, ubi’ı sadece barınma ve yiyeceğe yettirebildiğin için, hoop geldik tembelliğe itilmemeye yine. yani devlet sizin brüt maaşınıza vergi şeklinde attığı kesikleri atmayacak artık, ama sağlık güvencesi emeklilik güvencesi de vermeyecek. çünkü zaten ubi veriyor ve sen de üstüne çalışıp maaş alıyorsun, kendine sigortanı yaptır, emekliliğini öde diyor. yani sosyal devlet anlayışı tamamen kalkıyor burada. ama bi yandan da sosyal devlet anlayışının bir üst seviyesi gibi. ama burda da yine devlet tavan bir fiyat belirliyor, sağlık için mesela. hani tamamen elini eteğini çekmiyor da, vatandaşımı kazıklamayacaksınız gibi bir müdahalede bulunuyor. çünkü diğer türlüsünde hastaneler fahiş fiyatlar biçebilir ve yalnızca ubi’la geçinip yaşayıp yuvarlanıp ölmek isteyen adam sağlık sisteminden dışlanıyor olur. o yüzden devlet, özel sağlık sigortası kuruluşlarına diyor ki ben sağlık sigortasından vergi almayayım, siz de fiyatını düşük tutun, vatandaşım sigortasını yaptırabilsin.
özetle ubi’la kimse aç açıkta kalmıyor, temel yaşam gereklilikleri devlet tarafından sağlanıyor, kimse kimseye muhtaç kalmıyor, kimse dilenmiyor. bu, hadi yarın ubi’a geçelim gibi bir şey değil zaten gördüğünüz üzere o yüzden tutar, tutmaz, sürekliliği vardır, yoktur, bunlar tamamen zamanla gözlemlenebilecek şeyler.
sayın merhaba poğaçacı, sen bunu denyo gibi anlatmışsın, ben gideyim de kendim öğreneyim derseniz;
ingilizce
türkçe
ben ekonomiden anlamam, o yüzden ekonomiden anlamayanların anlayabileceği şekilde anlatacağım.
benim kör cahilliğim olabilir ben bu teoriyi kendi fikrim sanıyordum, pandemi zamanı insanların açlıktan kırılışına ve batışına çok üzüldüğüm için “keşke böyle olsa” derken kendim bir sistem uydurdum sandım. halbuki zaten varmış hatta uygulanıyormuş bazı pilot bölgelerde bu sistem.
en basit hatta sığ anlatımı, devletin herkese ama herkese temel bir maaş vermesi. çalışan çalışmayan, bekar, çocuklu, öksüz, hiç fark etmeden yalnızca vatandaş olmanın getirisi olarak (bir de reşit olman şart) devlet sana temel ihtiyaçların için bir maaş bağlıyor. e devlete bu para nereden gelecek, böyle olursa insanlar çalışmaz basic income’la idare eder, insanlar tembelliğe sürüklenir, yalnızca ürer falan gibi sorular var. zaten bu sığ anlatımdı, şimdi oralara geliyorum.
şöyle düşünelim, insanların çalışmak için tek motivasyonu yemek yemek, fatura ve kira ödemek değil bu bir. yani kimse mesleğini “benim kiram 2000, faturalarım 700 geliyor, market de 1000 dersek ben 3700 maaşlı bir işe gireyim” şeklinde seçmemiştir. sonuçta bu ülkede 2500 lira asgari ücretle yaşayan aile de var, ama sen ne yaptın, örnek veriyorum çok maaş vadettiğini düşündüğün bir meslek seçtin. belli başlı örneklerden gideceğim, örneğin doktor oldun. sekreter olup telefonlara bakabilirdin, yıllarca okuyup çok zor bi meslek yapmayı seçtin, neden, çünkü sekreter olup bulgurla da doyabilirdin doktor olup kebap yemek istedin, sekreter olup derme çatma evde 1000 lira kiraya yaşayabilecekken doktor olup site içinde havuzlu ev istedin, 1 tane ayakkabıyı çürütene kadar giymek de ayaklarını yerden koruyacakken kıyafetine uygun farklı farklı ayakkabılar aldın. kira ödememek için kendine ev aldın, ama bu kiralar birilerine ödeniyor, demek ki insanların 1’den fazla evi var. halbuki 1 evle barınma ihtiyacı bitiyordu. o zaman amacın karnının doyması, barınmak, ısınmak gibi temel ihtiyaçlara yetecek para kazanmak değil. zaten öyle olsa herkes yapabileceği en basit işi yapıp 3000 lirayla geçinmeye bakar. fakat görüyoruz ki 20.000 lira maaş alıp geçinemeyecek insanlar var. sadece kendimden örnek veriyorum 3 yıl önce 800 lira kira verip küflü bodrum kat dairede yaşarken de yaşıyordum, ölmemiştim, şu an site içinde ev aldım, hala yaşıyorum. insanlar standartlarını yükseltmek isterler, bu içgüdüsel bir şey. kapitalizm anlatıyormuşum gibi görünüyor ve ubi denen teori de sosyalizmmiş gibi görünüyor. değil. geliyorum.
bu sistemde demin de belirttiğim gibi minimum düzeyde yardım yapılıyor. yiyecek ve barınma, ısınma gibi çok çok temel ihtiyaçlar karşılanacak kadar. ama sen yılda 2 kez tatile gitmek isteyebilirsin, bu çok doğal bir istekken yaşamsal bir ihtiyaç değil mesela. burada istek ve ihtiyaç farkı söz konusu. sosyalleşmek, iyi giyinmek, sağlıklı beslenmek, kendine yatırım yapmak (örneğin dil öğrenmek için bütçe ayırmak), tatile gitmek, iyi arabaya binmek... bunlar ihtiyaç değil istektir. senin olmayabilir, insanların yatları jetleri var, bunlar birer ihtiyaç mı mesela? hayır. istek. doyumsuzluk sözkonusu. insanımız doyumsuz. suçlayıcı şekilde söylemiyorum, yat istemekte bir sakınca yok. varmaya çalıştığım nokta ubi’ın insanları tembelliğe itmeyeceği. bu gelir insanların sadece açlıktan veya donarak ölmemelerini sağlayacak. bu bana yeter diyen adam da zaten çalışmasın, kendine iyi davranmayan adamın ülkeye katacağı bir şey yoktur. yani ubi’la yalnızca ihtiyaçların karşılanırken sen ubi üstüne çalışıp bir de maaş alırsan isteklerini yerine getirebilirsin. kapitalizm eleştirisi veya sosyalizm övgüsü değil dedim, sebebi buydu. kapitalist yaşamaya devam edebilirsin. adam kendine temel ihtiyacı için sağlanan meblağ ile 1 tane 30 liralık kazak alıp 3 yıl giyebilir sen çalışarak her yıl 400 liralık kazaktan 4 tane alabilirsin.
başında söylediğim gibi pilot bölgelerde uygulandığında da kimseyi tembelliğe ittiği, işsizliği arttırdığı, üremeye yönelttiği gözlemlenmemiş. bazı iskandinav ülkelerinde, kanada’nın bir bölgesinde ve hollanda’nın bir bölgesinde denenmiş bu sistem. ispanya’da da çok ciddi şekilde konuşuluyor.
şimdi devletin parayı nerden bulduğuna geliyoruz; ubi’ın tek bir tanımı yok, bu yüzden bu kısım biraz değişken. mesela bir görüş şöyle; devlet herkese minimum bir para veriyor, çalışan bunun üzerine ekstra maaş alıyor. fakat bu maaş şu an aynı meslekten aldığın maaşın aynısı olmuyor. diyelim sen özel sektörde yöneticisin, 8000 lira alıyorsun şu an. ubi sistemine geçildi devlet sana 2000 lira ateşliyor sallıyorum, şirket senin temel ihtiyaçlarının karşılandığını bildiği için sana aynı title’da olmana rağmen daha az para veriyor. böylece şirket karlılık oranını arttırıyor ve ekonomik anlamda daha fazla geliştiği için daha fazla vergi veriyor, hoop devlete para. bu bi tanesi. diğeri mesela ubi var, ama bi insan çalışıyorsa ubi’dan çıkıyor. yani çalışan sadece maaş alıyor, şu an olduğu gibi, sadece işsizler ölüm ölüm ölmemiş oluyor. bu da diğeri. bu tembelliğe evet itebilir, ama yine yetinmeyecektir insanlar.
neyse devlet parayı nereden buluyor, şöyle, devletler zaten sosyal devlet olma çabasıyla (bizim ülkeyi baz almayın lütfen yazının bu kısmında) vatandaşlarına zaten genel olarak para veriyor. fakat bunu bürokratik bir çok işlemle yapıyor. işsizlik maaşı, engelli maaşı, dul aylığı, yetim aylığı, yaşlı bakım parası, emeklilik, bla bla bir sürü yollarla devlet vatandaşına para veriyor zaten. ama bunu bürokratik şekilde yapıyor, yani senden başvuru, kağıt kürek, kanıt birçok şey talep ediyor. ubi bürokrasiyi kaldırıyor. emekli maaşı, ssk falan gibi şeyler de dahil. sen bir emekli maaşı istiyorsan gidip bireysel emeklilik sistemine giriyorsun, ücretsiz sağlık hizmeti istiyorsan kendini sigortalatabiliyorsun, bunlar ayrı, cebinden ödeyeceksin. bunlar için de ubi üzerine maaş almış olman gerekiyor, ubi’ı sadece barınma ve yiyeceğe yettirebildiğin için, hoop geldik tembelliğe itilmemeye yine. yani devlet sizin brüt maaşınıza vergi şeklinde attığı kesikleri atmayacak artık, ama sağlık güvencesi emeklilik güvencesi de vermeyecek. çünkü zaten ubi veriyor ve sen de üstüne çalışıp maaş alıyorsun, kendine sigortanı yaptır, emekliliğini öde diyor. yani sosyal devlet anlayışı tamamen kalkıyor burada. ama bi yandan da sosyal devlet anlayışının bir üst seviyesi gibi. ama burda da yine devlet tavan bir fiyat belirliyor, sağlık için mesela. hani tamamen elini eteğini çekmiyor da, vatandaşımı kazıklamayacaksınız gibi bir müdahalede bulunuyor. çünkü diğer türlüsünde hastaneler fahiş fiyatlar biçebilir ve yalnızca ubi’la geçinip yaşayıp yuvarlanıp ölmek isteyen adam sağlık sisteminden dışlanıyor olur. o yüzden devlet, özel sağlık sigortası kuruluşlarına diyor ki ben sağlık sigortasından vergi almayayım, siz de fiyatını düşük tutun, vatandaşım sigortasını yaptırabilsin.
özetle ubi’la kimse aç açıkta kalmıyor, temel yaşam gereklilikleri devlet tarafından sağlanıyor, kimse kimseye muhtaç kalmıyor, kimse dilenmiyor. bu, hadi yarın ubi’a geçelim gibi bir şey değil zaten gördüğünüz üzere o yüzden tutar, tutmaz, sürekliliği vardır, yoktur, bunlar tamamen zamanla gözlemlenebilecek şeyler.
sayın merhaba poğaçacı, sen bunu denyo gibi anlatmışsın, ben gideyim de kendim öğreneyim derseniz;
ingilizce
türkçe
devamını gör...

