vişneizm
edip cansever, nazım hikmat, balzac, hugo gibi yazan yazardır.
devamını gör...
bir ülkenin gelişmişlik seviyesini gösteren detaylar
olyposlu ve tolgame yazarlara katılmakla birlikte.
o ülkenin kadınları geceleri rahat dolasabiliyor mu ? istediği gibi giyinip gezebiliyor mu ?
o ülkenin kadınları geceleri rahat dolasabiliyor mu ? istediği gibi giyinip gezebiliyor mu ?
devamını gör...
palimpsest
üzerindeki yazı silinerek yeniden başka yazı yazılmış parşomen, tablet, kağıt vs.
daha önce bir şeyler yazdığınız kağıdı iyi silemediğinizde üzerine yazdığınız şeyin altından eskilerinin görünmesi olarak da açıklanabilir. amaç yeni bir parşömen harcamamak olduğu kadar alttaki yazının saklanması da olabilir. bir çeşit yazmak için kullandığınız yüzeyin hafızasıdır görünen.
ı. seti tapınağı, 19. hanedanlık zamanında osiris'in onuru için inşa edilmişti. tapınakta görülen abydos helikopteri rivayeti böyle bir uygulamanın eseridir. tapınaktaki bir kartuşta göze çarpan bir hiyeroglifte görünen biçimler, kimine göre bir denizaltını ya da tankı veya jet uçağını ve hatta ufo benzeri bir aracı temsil ediyor. oysa mesele palimpsestten ve pareidoliadan ibarettir. üst üste yer alan iki ayrı çizim onları çeşitli araçlara benzetmemize sebep olmuştur.


kaynak
daha önce bir şeyler yazdığınız kağıdı iyi silemediğinizde üzerine yazdığınız şeyin altından eskilerinin görünmesi olarak da açıklanabilir. amaç yeni bir parşömen harcamamak olduğu kadar alttaki yazının saklanması da olabilir. bir çeşit yazmak için kullandığınız yüzeyin hafızasıdır görünen.
ı. seti tapınağı, 19. hanedanlık zamanında osiris'in onuru için inşa edilmişti. tapınakta görülen abydos helikopteri rivayeti böyle bir uygulamanın eseridir. tapınaktaki bir kartuşta göze çarpan bir hiyeroglifte görünen biçimler, kimine göre bir denizaltını ya da tankı veya jet uçağını ve hatta ufo benzeri bir aracı temsil ediyor. oysa mesele palimpsestten ve pareidoliadan ibarettir. üst üste yer alan iki ayrı çizim onları çeşitli araçlara benzetmemize sebep olmuştur.


kaynak
devamını gör...
türkan saylan
türkiyenin önde gelen doktorlarından. akla türkan saylan gelince düşünülen ilk şey şüphesiz cüzzam oluyor. cüzzamla savaş derneği ve vakfı'nı kurarak sadece türkiye’de değil, tüm dünyada yaygın olan hastalığın azalmasını sağlayan doktorlardan. 1986 yılında uluslararası gandhi ödülünü aldı. çağdaş yaşamı destekleme derneği'ni kurdu. başta kızlar olmak üzere çocukların eğitimine çok önem verdi eğitimlerine destek olmayı amaçladı. uzun yıllar mücadele ettiği kanser hastalığının en ağır döneminde, ergenekon soruşturması kapsamında hakkında soruşturma açıldı. 18 mayıs 2009’da hayatını kaybettikten bir süre sonra, hakkındaki tüm suçlamaların asılsız olduğu ortaya çıktı. ''modern, çağdaş türk kadını'' dendiğinde benim aklıma ilk gelenlerdendir. okuduğum bölümü okumamda katkısı büyüktür. kendisine teşekkür etmek istiyorum. bütün türk kadınları adına. umarım daha nice kadınlarımız bu başarıyı elde eder. huzur içinde uyusun...
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
uzun zamandır mutlu olabilecek sebebim olmadı ve en kötüsü bu sebepsizlikler içinde neden böyleyim diye sebep aramak en can sıkıcı durum benim için.
devamını gör...
güne bir kedi bırak

ad: bilinmiyor
cins: tekir
ikamet: poliklinik binası
meslek: kadrolu hastane personeli
birim: kalite birimi
görev tanımı: bina ısısını denetlemek, binaya girişlerde gbt yapmak, çıkışlarda gbt yapmak, dilerse oturduğu yerde gbt yapmak (söz konusu işlem personelin tercihine göre termal yöntemlerle de yapılabilmektedir.), kurum güvenliğini sağlamak, binadaki tüm yaşam formlarını denetlemek vs.
köpekler de anca bahçede yatsın yeşillik niyetine peh :d
devamını gör...
melek ipek'in tahliye olması
berbat ülke gündemine inat doğan güneş. mutlu etti.
devamını gör...
tarikat şeyhini ziyaret eden devlet memurlarımız
sakarya milli eğitim müdürü, gençlik spor müdürü, sakarya uygulamalı bilimler üniversitesi rektörü ve müftü, ırak kökenli şeyh muhammed hüseyni’yi önce ağırladı. daha sonra , heyet olarak şeyhi istanbul’daki tekkesinde ziyaret ettiler.
olay 2021 yılı nisan ayında kurucu liderinin; “ arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. “ dediği türkiye cumhuriyeti devletimizin sınırları içinde gerçekleşti.
nereden nereye.
bu arada dış güçler mars’ta uçurdukları helikopterin görüntülerini paylaşmakta idi.
selam ve dua ile.
buradan
olay 2021 yılı nisan ayında kurucu liderinin; “ arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. “ dediği türkiye cumhuriyeti devletimizin sınırları içinde gerçekleşti.
nereden nereye.
bu arada dış güçler mars’ta uçurdukları helikopterin görüntülerini paylaşmakta idi.
selam ve dua ile.
buradan
devamını gör...
parmaklıklar arasında
1967 yapımı stuart rosenberg filmi. zaten isa göndermeleri ile dolup taşan film bana green day grubunun meşhur jesus of suburbia'sını anımsatıyor. bir kahramana hatta direkt isa'ya dönüşen luke karakteri paul newman'ın o çarpık, biraz delivari ve insanı delip geçen gülümsemesi ile yükseldikçe yükselmiştir. bu film; "hapishaneden kaçış temalı bir film madem o zaman biraz aksiyon görelim" diyen kitleyi memnun etmez, temasına nazaran tamamen durağan geçen bir film zaten çoğu insanın aklında o meşhur iddia sahnesi ile kazınmıştır ama bana kalırsa filmin bunun dışında onlarca etkileyici sahnesi vardı.
luke'un dragline ile mücadele ettiği sahne hem sinema dünyası için unutulmayacak bir sahne hem de luke karakterini çözümlemek için ideal bir andı. filmin açılış sekansında bile luke karakterinin o yarı deli tavrını zaten anlaşılıyordu ama bu sahnede dragline onu dövmekten bıkana kadar hırsla kalkıp dayak yemeye devam etmesi karakterin genel bir portresini çizmeye yetiyor.
diğer bir etkileyici sahne luke'un annesi ile yaptığı son konuşma sahnesi ama bu sahneyi bu kadar vurucu yapan harry dean stanton'ın sakince just a closer walk with thee diye şarkıya girmesi ve luke'un annesi ile vedalaşmasının hemen ardından stanton'ın buğulanmış gözlerini uzaklara dikip şarkıya devam etmesidir bana kalırsa hatta o meşhur sahneyi de ekleyeyim buraya:
luke'un annesinin ölümünden sonra hücreye kapatılması yine ekrana bakıp sövüp saydığım bir sahneydi. luke'un ikinci kaçışından sonra bilerek tabağına fazladan yemek konulması -yemek bitmezse geceyi tek başına hücrede geçirmesi gerekecekti- ve hapishanede bulunan herkesin kendi yemeklerini bitirmelerine rağmen luke'a yardımcı olmak için onun yemeğinden sırayla bir kaşık almaları muhtemelen film boyunca beni ağlatmaya yaklaşmış az sayıda sahneden biridir yine.
başlık sahibi yazar biraz bahsetmiş ama ben tüm repliği yine de ekleyeyim. guns n' roses dinleyenler civil war şarkısının girişindeki o repliği anımsayacaklardır: "what we've got here is... failure to communicate. some men you just can't reach. so you get what we had here last week, which is the way he wants it... well, he gets it. i don't like it any more than you men."
strother martin'in o meşhur repliğinin geçtiği sahne yine cool hand luke filminin muhtemelen en akılda kalan ikinci sahnesiydi ki luke karakterinin vurulmadan önce pencereden bakıp; "what we've got here is... failure to communicate" dedikten sonra vurulup öldüğü sahne aynı şekilde çarpıcıdır.
luke'un vurulmadan önce tanrı ile yaptığı tek taraflı konuşma sahnesi için ise pek az şey söyleyebilirim, newman o sahnede sanatın vücut bulmuş hâli gibidir ki zaten replikler de aynı derecede güzeldir.
otoritenin kırılganlığını son dakika suratımıza çarpmış olan gözlük kırılma sahnesine değinmeyeceğim o kadar spoiler okuduysanız açıp izleyin zaten. o sahnenin etkisi okununca değil izlenince çarpıcı bir hâle geliyor.
"sometimes nothing can be a real cool hand"
luke'un dragline ile mücadele ettiği sahne hem sinema dünyası için unutulmayacak bir sahne hem de luke karakterini çözümlemek için ideal bir andı. filmin açılış sekansında bile luke karakterinin o yarı deli tavrını zaten anlaşılıyordu ama bu sahnede dragline onu dövmekten bıkana kadar hırsla kalkıp dayak yemeye devam etmesi karakterin genel bir portresini çizmeye yetiyor.
diğer bir etkileyici sahne luke'un annesi ile yaptığı son konuşma sahnesi ama bu sahneyi bu kadar vurucu yapan harry dean stanton'ın sakince just a closer walk with thee diye şarkıya girmesi ve luke'un annesi ile vedalaşmasının hemen ardından stanton'ın buğulanmış gözlerini uzaklara dikip şarkıya devam etmesidir bana kalırsa hatta o meşhur sahneyi de ekleyeyim buraya:
luke'un annesinin ölümünden sonra hücreye kapatılması yine ekrana bakıp sövüp saydığım bir sahneydi. luke'un ikinci kaçışından sonra bilerek tabağına fazladan yemek konulması -yemek bitmezse geceyi tek başına hücrede geçirmesi gerekecekti- ve hapishanede bulunan herkesin kendi yemeklerini bitirmelerine rağmen luke'a yardımcı olmak için onun yemeğinden sırayla bir kaşık almaları muhtemelen film boyunca beni ağlatmaya yaklaşmış az sayıda sahneden biridir yine.
başlık sahibi yazar biraz bahsetmiş ama ben tüm repliği yine de ekleyeyim. guns n' roses dinleyenler civil war şarkısının girişindeki o repliği anımsayacaklardır: "what we've got here is... failure to communicate. some men you just can't reach. so you get what we had here last week, which is the way he wants it... well, he gets it. i don't like it any more than you men."
strother martin'in o meşhur repliğinin geçtiği sahne yine cool hand luke filminin muhtemelen en akılda kalan ikinci sahnesiydi ki luke karakterinin vurulmadan önce pencereden bakıp; "what we've got here is... failure to communicate" dedikten sonra vurulup öldüğü sahne aynı şekilde çarpıcıdır.
luke'un vurulmadan önce tanrı ile yaptığı tek taraflı konuşma sahnesi için ise pek az şey söyleyebilirim, newman o sahnede sanatın vücut bulmuş hâli gibidir ki zaten replikler de aynı derecede güzeldir.
otoritenin kırılganlığını son dakika suratımıza çarpmış olan gözlük kırılma sahnesine değinmeyeceğim o kadar spoiler okuduysanız açıp izleyin zaten. o sahnenin etkisi okununca değil izlenince çarpıcı bir hâle geliyor.
"sometimes nothing can be a real cool hand"
devamını gör...
gözden akan yaş çeşidi
bebeklerde 3 çeşittir:
-temel ağlama
-öfkeden ağlama
-acıdan dolayı ağlama.
küçücük bacaklarıyla neye öfkeleniyorlar ben de anlam veremiyorum*.
-temel ağlama
-öfkeden ağlama
-acıdan dolayı ağlama.
küçücük bacaklarıyla neye öfkeleniyorlar ben de anlam veremiyorum*.
devamını gör...
kahoot
genellikle hazırlık sınıflarında yabancı dili geliştirmek ve bunu eğlenceli bir şekilde yapmak adına hocaların kullanmayı tercih ettiği bir uygulamaydı. o gün hangi konu işlendiyse hoca onunla ilgili bir yarışma düzenlerdi. herkes kendi cihazından bağlanır ve bireysel olarak mücadele ederdi. soruları en hızlı ve doğru şekilde cevaplayan en çok puanı alır ve o oturumu kazanırdı. yarattığı tatlı rekabet ortamı ve sınıfça güzel vakit geçirmeye olanak sağladığı için herkes bu uygulamayı severdi. pek çoğumuz reşit olmuş koca koca gençler olarak, derste çocuk gibi hocalara kahoot! açmaları için yalvarıyorduk.*
devamını gör...
üniversiteyi şehir dışında okumak
daha tatlısı, aileyi şehir dışına yollayıp,dayalı döşeli aile evinde, öğrencilik yapmaktır.
devamını gör...
me and earl and the dying girl
içindeki mizahın düzeyi ne kadar sinefil olduğunuzla ilgili olan bir garip alfonso gomez rejon filmi. ben bunu izlersem kesin ağlamaktan baygınlık geçiririm diyerek 6 yıl kaçıp sonunda boşluğuma denk geldiğinden daha yeni izleyip geldim, mutsuzum sözlük. coming of age sevdiğimden mütevellit film beni gerçek anlamda tatmin etti. belirli türlerin kendi dışına çıkmasını kısmen sevsem bile bir türe ait belirli klişelerin de yakıştığı filmler oluyor, bu film de onlardan biri. yine de yan karakterler klişe olmasına rağmen ben ana karakterleri orijinal buldum. sadece greg ve earl'ün çektiği filmler bile tek başına muazzam bir komedi unsuru oluşturuyor. filmde kült filmlere yapılan göndermelerden bildiklerimi de yazayım ama benim gözden kaçırdığım onlarcası mevcuttur yüksek ihtimalle.
- gross encounters of the turd king şüphesiz 70'lerden kalma steven spielberg filmi close encounters of the third kind.
- can't tempt muhtemelen jean luc godard'ın şu an yılını hatırlamadığım contempt'ine bir gönderme.
- anatomy of a burger -ki bunda kusana kadar güldüm- otto preminger'in 50'lerde çektiği anatomy of a murder yüksek ihtimalle.
- 02:48pm cowboy john schlesinger'ın midnight cowboy filmine bir gönderme.
-monorash akira kurosawa'nın rashomon'u.
-grumpy cul de sacs tahminimce -ki kesin değil- martin scorsese'in 73'de çektiği mean streets.
-eyes wide butt* stanley kubrick'in meşhur eyes wide shut filmine bir gönderme.
-ate 1/2 of my lunch muhtemelen federico fellini'nin 8 1/2 filmine çok bariz bir gönderme.
- la gelee muhtemelen marker'ın 60'lar efsanesi la jetee.
-nose ferret 2* friedrich wilhelm murnau'nun nosferatu -oha ne ara 1920'lere geldik- efsanesi.
-burden of screams muhtemelen les blank'in burden of dreams'ine bir gönderme ki izlemediğimden kelime oyunu hariç tüm espiriyi kaçırdım muhtemelen.
-death in tennis -canlandırmaları da çok iyiydi bunun*- visconti'nin aşmış death in venice'ine bir gönderme.
-brew vervet david lynch'in meşhur blue velvet'i.
-pooping tom muhtemelen powell'in peeping tom'una bir gönderme ki sanırım the rad shoes yine powell'in the red shoes filmine selam çakıyor.
-ingmar bergman'a da the seventh seal'ı the seven seals yaparak ufak bir gönderme çakmışlar.
-second helpings of dinner muhtemelen john frankenheimer'ın seconds filmi ama emin olamadım.
-vere'd he go yine içtiğim birayı burnumdan getiren bir alfred hitchcock-vertigo göndermesiydi.
- a box o'lips wow -bu sahnede gerçek anlamda gülmeyen biri var mı hiç bilmiyorum- francis ford coppola'nın apocalypse now filmine muhteşem bir referans.
-don't look now because a creepy ass dwarf is about to kill you tahminimce roeg'in don't look now filmine bir gönderme.
- rosemary baby carrots roman polanski'nin rosemary's baby filmine çok ama çok şirin bir referans.
-raging bullshit scorsese'nin bildiğimiz raging bull filmi ama benim için artık raging bullshit.*
bunlar benim fark ettiklerim ama bunlar dışında benim gözden kaçırdığım, anlamadığım veya izlemediğimden ötürü tahmin edemediğim çok fazla gönderme vardı. the battle of all deer - the battle of the algiers veya scabface - scarface, a sockwork orange - a clockwork orange, yellow submarine sandwich - yellow submarine, senior citizen cane - citizen kane gibi çok bariz göndermeleri yazmaya gerek yok zaten o filmleri izlemeyeni dövüyorlar.
bütün bu sinefil turnusolü olan mizahın dışında dram da çok dozundaydı. ekran süresi daha uzun olabilecek bir filmmiş çünkü duygu geçişleri bazen soluk bir biçimde aktarıldı ama ben bunu açıkçası filmin anlatıcısı greg ile bütünleşmiş buldum. ne kadar insanda daha fazla sahne görme hissiyatı uyandırsa da anlatıcının karakteri ile bütünleşmiş bir anlatımı var. ek olarak kamera açılarının bu kadar yerinde olduğu çok az film izlemişimdir ki ben çok fazla film izlerim. sanat ve görüntü yönetmenleri elleri öpülesi insanlar, keşke beni evlat edinseler.
yaniii neticede puanım 6.5 falan aşağı yukarı. aynı yıldızın altında gibi insanı izlerken sıkıntıdan bayıltacak filmler yerine bu tarz bir film her türlü daha cazip. çok beklentiye girmeden izlenildiğinde öyle sakin bir pazar gecesi bira -cips eşliğinde akan bir film. benim gibi ağlak bir insansanız final sahnesinde ne ağlaması ya gözüme bir şey kaçtı yalanını söylemeye hazırlanın sözlük ahalisi, keyifli izlemeler!
edit: düzeltme.
- gross encounters of the turd king şüphesiz 70'lerden kalma steven spielberg filmi close encounters of the third kind.
- can't tempt muhtemelen jean luc godard'ın şu an yılını hatırlamadığım contempt'ine bir gönderme.
- anatomy of a burger -ki bunda kusana kadar güldüm- otto preminger'in 50'lerde çektiği anatomy of a murder yüksek ihtimalle.
- 02:48pm cowboy john schlesinger'ın midnight cowboy filmine bir gönderme.
-monorash akira kurosawa'nın rashomon'u.
-grumpy cul de sacs tahminimce -ki kesin değil- martin scorsese'in 73'de çektiği mean streets.
-eyes wide butt* stanley kubrick'in meşhur eyes wide shut filmine bir gönderme.
-ate 1/2 of my lunch muhtemelen federico fellini'nin 8 1/2 filmine çok bariz bir gönderme.
- la gelee muhtemelen marker'ın 60'lar efsanesi la jetee.
-nose ferret 2* friedrich wilhelm murnau'nun nosferatu -oha ne ara 1920'lere geldik- efsanesi.
-burden of screams muhtemelen les blank'in burden of dreams'ine bir gönderme ki izlemediğimden kelime oyunu hariç tüm espiriyi kaçırdım muhtemelen.
-death in tennis -canlandırmaları da çok iyiydi bunun*- visconti'nin aşmış death in venice'ine bir gönderme.
-brew vervet david lynch'in meşhur blue velvet'i.
-pooping tom muhtemelen powell'in peeping tom'una bir gönderme ki sanırım the rad shoes yine powell'in the red shoes filmine selam çakıyor.
-ingmar bergman'a da the seventh seal'ı the seven seals yaparak ufak bir gönderme çakmışlar.
-second helpings of dinner muhtemelen john frankenheimer'ın seconds filmi ama emin olamadım.
-vere'd he go yine içtiğim birayı burnumdan getiren bir alfred hitchcock-vertigo göndermesiydi.
- a box o'lips wow -bu sahnede gerçek anlamda gülmeyen biri var mı hiç bilmiyorum- francis ford coppola'nın apocalypse now filmine muhteşem bir referans.
-don't look now because a creepy ass dwarf is about to kill you tahminimce roeg'in don't look now filmine bir gönderme.
- rosemary baby carrots roman polanski'nin rosemary's baby filmine çok ama çok şirin bir referans.
-raging bullshit scorsese'nin bildiğimiz raging bull filmi ama benim için artık raging bullshit.*
bunlar benim fark ettiklerim ama bunlar dışında benim gözden kaçırdığım, anlamadığım veya izlemediğimden ötürü tahmin edemediğim çok fazla gönderme vardı. the battle of all deer - the battle of the algiers veya scabface - scarface, a sockwork orange - a clockwork orange, yellow submarine sandwich - yellow submarine, senior citizen cane - citizen kane gibi çok bariz göndermeleri yazmaya gerek yok zaten o filmleri izlemeyeni dövüyorlar.
bütün bu sinefil turnusolü olan mizahın dışında dram da çok dozundaydı. ekran süresi daha uzun olabilecek bir filmmiş çünkü duygu geçişleri bazen soluk bir biçimde aktarıldı ama ben bunu açıkçası filmin anlatıcısı greg ile bütünleşmiş buldum. ne kadar insanda daha fazla sahne görme hissiyatı uyandırsa da anlatıcının karakteri ile bütünleşmiş bir anlatımı var. ek olarak kamera açılarının bu kadar yerinde olduğu çok az film izlemişimdir ki ben çok fazla film izlerim. sanat ve görüntü yönetmenleri elleri öpülesi insanlar, keşke beni evlat edinseler.
yaniii neticede puanım 6.5 falan aşağı yukarı. aynı yıldızın altında gibi insanı izlerken sıkıntıdan bayıltacak filmler yerine bu tarz bir film her türlü daha cazip. çok beklentiye girmeden izlenildiğinde öyle sakin bir pazar gecesi bira -cips eşliğinde akan bir film. benim gibi ağlak bir insansanız final sahnesinde ne ağlaması ya gözüme bir şey kaçtı yalanını söylemeye hazırlanın sözlük ahalisi, keyifli izlemeler!
edit: düzeltme.
devamını gör...
entry favlama çetesi
varsa böyle bir yapılanma ilanen başvurumdur diyerekten konuya yumuşak bir giriş yapayım , eheh tatsız bir şakaydı koca koca adamlarız ne önemi var diyerekte durumu toparlayayım (yerseniz ).
elon musk'ın takipçi sayısından çok fav'ı olan yazarlar var , bu böyle olmaz kıskanıyoruz , haset kaplıyor içimizi . kötü yola düşmemize ramak kaldı . dünyada mal , kafa sozlükte fav sloganıyla , yönetimden kafa store'de hükümete örnek nitelikte bir indirim talep ediyorum . yok mu arkadaşım bu sözlüğün kara cuması , kutsal pazartesisi , mübarek üç ayları . ekonomik takvim yayınlayın , ne zaman alışveriş yapacağımızı bilelim .
elon musk'ın takipçi sayısından çok fav'ı olan yazarlar var , bu böyle olmaz kıskanıyoruz , haset kaplıyor içimizi . kötü yola düşmemize ramak kaldı . dünyada mal , kafa sozlükte fav sloganıyla , yönetimden kafa store'de hükümete örnek nitelikte bir indirim talep ediyorum . yok mu arkadaşım bu sözlüğün kara cuması , kutsal pazartesisi , mübarek üç ayları . ekonomik takvim yayınlayın , ne zaman alışveriş yapacağımızı bilelim .
devamını gör...
normal sözlük'teki binlerce yazar nerede sorunsalı
siz sürekli herşeye sorunsal sorunsal diyorsunuz diye sinir krizinden bakırköy'e taşındılar annem.
devamını gör...
yanlış olduğunu bildiğin şeyi yapmak
haylazlıktır.
arada yapmak lazım.
akıllı ol akıllı ol nereye kadar.
arada yapmak lazım.
akıllı ol akıllı ol nereye kadar.
devamını gör...
edirne
türkiye'nin kuzeybatısında, trakya bölgesinin doğu trakya bölümünün batı kesimini kapsayan, yunanistan ile doğal sınırı oluşturan meriç ırmağı boyunca kuzeydeki bulgaristan sınırından güneydeki saroz körfezi'nin kıyısına kadar kuzey-güney yönünde uzanan 22 plaka kodlu ildir.
meriç, keşan, ipsala, enez, havsa, lalapaşa ve uzunköprü, il merkezi edirne şehrine bağlı ilçe merkezleridir.
osmanlı devletine bir süre başkentlik yapmış edirne şehri başta olmak üzere, ilin yerleşim yerleri tarihî yapılarla doludur.
bünyesinde barındırdığı tarihi ve kültürel zenginliğin yanında, sahip olduğu ulaşım, sanayii, ticaret, zanaat, modern tarım ve hayvancılık teknikleri olanaklarıyla edirne, türkiye'nin gelişmiş şehirlerinden ve illerinden birisidir.
edirne denince ilk akla gelenler, trakya türkleri, mimar sinan'ın başyapıtı selimiye camii, ıı. bayezid külliyesi, sarayiçi'nde yapılan geleneksel kırkpınar güneşleri, kapıkule sınır kapısı ve eskiden beri taşmaya pek bir meyilli olan meriç ırmağı'dır.
il merkezi edirne, türkiye'nin en önemli şehirlerinden biridir. tarihi çekirdeği kaleiçi'nde bulunan ve tarihî yapıların bulunduğu semtleri koruma altına alınan şehirde yerleşim yoğunluğu tunca ırmağı kıyısındadır.
şehrin başlıca eğitim kurumu trakya üniversitesi'dir.
edirne, bünyesinde barındırdığı tarihi yapıların zenginliği ve kapıkule sınır kapısı'na olan yakınlığı nedeniyle turistik açıdan önem arz eder. şehirdeki roma ve bizans dönemi yapılarının ancak bir bölümü günümüze kadar ulaşmıştır.
edirne, tam bir osmanlı şehridir. şehrin tarihi dokusunu meydana getiren büyük oranda osmanlı mimarisinin ilk dönemlerini yansıtan yapılardır. günümüze ulaşmış en eski osmanlı dönemi anıtsal yapılarından biri olan eski camii (1403-14), türk çini sanatının en güzel örnekleriyle bezenmiş olan muradiye camii, minaresinin her şerefesine ayrı merdivenlerden çıkılan üç şerefeli camii ve mimar sinan'ın 80 yaşında ortaya koyduğu selimiye camii, şehirdeki önemli osmanlı dönemi yapılarından birkaçıdır.
edirne şehrinin tarihinden kısaca bahsedecek olursak; eski çağlarda trakya halklarından biri olan odrisler, yerleştikleri bu yöreye ve burada kurdukları şehre orestia adını verdiler.
daha sonra şehir bölgeye egemen olan makedonyalıların eline geçti. milattan sonra ıı. yüzyılda romalıların elinde olan şehir, buraya gelen roma imparatoru hadrianus tarafından hadrianoupolis adıyla imar edildi. türkler tarafından 1361'de alınan şehir, 1365'ten 1453 yılında konstantiniye şehri fetih edilene kadar osmanlı devletinin başkenti oldu.
osmanlı döneminde edrinabolu, edrune, edrene adlarıyla anılan şehir, en nihayetinde edirne olarak anılmaya başladı. yapılan imar ve bayındırlık çalışmalarıyla bir türk şehri olarak büyüyen ve gelişen edirne, osmanlı döneminde hem başkente yakınlığı, hem de sefer yolları üzerindeki stratejik konumu bakımından önemli bir yerleşim merkeziydi.
devamını gör...
irade
özgürlüğü tartışılan. seçim yapmak veya bir şeyi yapmaya karar vermek.
devamını gör...

