çocuklarla girilen komik diyaloglar
çocuklarla diyaloglar, en sevdiğim. benimkisi pek komik değil ama (bkz: teşbih)in güzelliğinden, paylaşmasam eksik hissederdim.
yedi yaşındaki yeğenimle (erkek) güreş yaparken dayanamadım aldım sırtıma döndürmeye başladım. bir yandan kahkahalar atıyor, bir yandan da 'durma teyze, sakın durma' diye çığlık atıyordu. başımız dönüp koltuğa yığılınca şöyle dedi.
-teyze ya anlamıyorum ben 40 kiloyum, sen elli kilosun. beni nasıl kaldırıyorsun? seyit onbaşı mısın sen?
yedi yaşındaki yeğenimle (erkek) güreş yaparken dayanamadım aldım sırtıma döndürmeye başladım. bir yandan kahkahalar atıyor, bir yandan da 'durma teyze, sakın durma' diye çığlık atıyordu. başımız dönüp koltuğa yığılınca şöyle dedi.
-teyze ya anlamıyorum ben 40 kiloyum, sen elli kilosun. beni nasıl kaldırıyorsun? seyit onbaşı mısın sen?
devamını gör...
fotosfer
yıldız atmosferinin bir bölümü. ışık küre olarak da bilinir.
fotosfer, bir yıldızın görünen yüzeyidir.
güneş'in fotosferi yaklaşık 100 km kalınlığında bir katmandır. güneş lekeleri ve güneş üzerindeki birçok yüzeysel yapı, fotosfer üzerinde gözlenir.

görselin linki
ayrıca (bkz: yıldız atmosferi)
fotosfer, bir yıldızın görünen yüzeyidir.
güneş'in fotosferi yaklaşık 100 km kalınlığında bir katmandır. güneş lekeleri ve güneş üzerindeki birçok yüzeysel yapı, fotosfer üzerinde gözlenir.

görselin linki
ayrıca (bkz: yıldız atmosferi)
devamını gör...
hasan hüseyin korkmazgil
koçero vatan'ın üçüncü bölümü yitik şiirler'de yer alan bir örnek insan portresi*, ışıklarla oynamayın'ın birinci bölümündeki yeni manifesto* ve oğlak koleksiyonunun ikinci bölümü seçmeler'de yer alan ağustos şiiri* ile hafızama kazınmış olan güzide şairimiz. yazdığı onlarca şiir kitabı, çocuk kitapları ve hikayeleri ile yaşamı boyunca türk edebiyatına sayısız eser kazandırmış fakat çoğu zaman gölgede kalma talihsizliğini yaşamıştır. esirgenmiş bir dünyada anlaşılmamak da müthiş bir yalnızlıktır.*
bir örnek insan portresi:
demek hiç aç kalmadın sen öyle mi
açıkta kalmadın ha?
kirinden gömleğinin
dirseğinin yamasından
eziklik duymadın ha?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!
demek hiç sövmediler anana avradına
hiç kimseye sövmedin ha?
bir gececik olsun çekip kafayı
şakır şakır oynamadın
hıçkırarak ağlamadın öyle mi?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!
demek yalnızlıktan böğürmedin hiç
akrep sokmuş gibi sıçramadın geceleri ha?
hiç sevmedin öyle mi
kendini öldürmeyi çekip gitmeyi
büyük işler becermeyi düşünmedin ha?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!
demek bu musluklar hep bu ellerde
bu düzen bu dünya bu gidiş
sen hep böyle mutlu kişi örnek vatandaş
giden ağam gelen paşam, öyle mi?
bin yaşasın seni sokmayan yılan
sen mi kaldın düzeltecek, öyle mi?
haksızlığa uğramadın taşlanmadın ha?
ne şam'ın şekeri, ha
ne arabın yüzü, ha?
yaşadın da bunca yıl şu bataklıkta
gül sandın bu kokuyu öyle mi?
hadi be hırbo sen de
adam mısın sen de be!
yeni manifesto:
çocuklar var
öldürülecek
analar var
ağlatılacak
ocaklar var
söndürülecek
ey gözlüler kulaklılar anlaklılar düşlüler
var mısınız bu sınavda
selam olsun sırtlana
çakala selam
aslan çoktan adımız
akrebe selam
ormanlar var
yakılacak
sular var
kurutulacak
zincirler var
vurulacak
hapisler var
yatılacak
ağıtlar var
düzülecek
acılar var
çekilecek
ey gözlüler kulaklılar anlaklılar düşlüler
var mısınız bu sınavda
vatanlar var
yutulacak
dünyanın bütün patronları birleşin
ağustos şiiri:
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
hep böyle havalar besler fırtınaları
korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek
duymazdım durgun suların bezgin türkülerini
alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim
bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
bir rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor
esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım
geri dönsen bile ben artık o ben olmayacağım
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek...
ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim
beş numara lamba kaderi var mısralarımda benim
deli çizgi gözlerimi kör etmiş, kör etmiş, kör etmiş
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi
çığlık çığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin
gök mavisi bir türkü dolanmış yüreciğime
selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde, neyleyim
insan demişim, kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum...
kaderim kaderleri demişim güzelim
sen olmasan ben böyle değildim
böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim
bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek...
rüzgâr gibi ağustos geçti ellerimizden
meyvalar bizi bal renkli günahlara çağırıyorlar
bir yanda yaşanmamış günlerin hırsı
bir yanda boşa geçen gecelerin acısı
malum o dramın en güzel perdesindeydik
ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik
her gören didik didik bizi denetliyordu
biz kendi derdimize düşmüştük...
orda da akşamlar olacak güzelim
kanlı mendil gibi ağustos akşamları
şu benim çektiklerimi görmeyeceksin
belki yanında başkaları olacak
belki düşlerine bile girmeyeceğim
gün oldu acıların şiirini yaşadım
gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım
bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin
dokunsan parmaklarıma tutuşacağım...
yere batan şehrin tek yalnızıyım
yüzyılın ağrısını anlayarak çekiyorum
ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler
tepmişim rahatımı, boynu bükük mutluluğumu
yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum...
düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
en güzel günlerinde gençliğimizin
ölümden ötesini aklım almıyor
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
istesek cenneti kurtarabiliriz
ben bir ışık için tepmişim rahatımı
bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini
bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum
delicesine anlayarak güzelim
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
bir örnek insan portresi:
demek hiç aç kalmadın sen öyle mi
açıkta kalmadın ha?
kirinden gömleğinin
dirseğinin yamasından
eziklik duymadın ha?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!
demek hiç sövmediler anana avradına
hiç kimseye sövmedin ha?
bir gececik olsun çekip kafayı
şakır şakır oynamadın
hıçkırarak ağlamadın öyle mi?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!
demek yalnızlıktan böğürmedin hiç
akrep sokmuş gibi sıçramadın geceleri ha?
hiç sevmedin öyle mi
kendini öldürmeyi çekip gitmeyi
büyük işler becermeyi düşünmedin ha?
bravo be
aşkolsun şu adama vallahi!
demek bu musluklar hep bu ellerde
bu düzen bu dünya bu gidiş
sen hep böyle mutlu kişi örnek vatandaş
giden ağam gelen paşam, öyle mi?
bin yaşasın seni sokmayan yılan
sen mi kaldın düzeltecek, öyle mi?
haksızlığa uğramadın taşlanmadın ha?
ne şam'ın şekeri, ha
ne arabın yüzü, ha?
yaşadın da bunca yıl şu bataklıkta
gül sandın bu kokuyu öyle mi?
hadi be hırbo sen de
adam mısın sen de be!
yeni manifesto:
çocuklar var
öldürülecek
analar var
ağlatılacak
ocaklar var
söndürülecek
ey gözlüler kulaklılar anlaklılar düşlüler
var mısınız bu sınavda
selam olsun sırtlana
çakala selam
aslan çoktan adımız
akrebe selam
ormanlar var
yakılacak
sular var
kurutulacak
zincirler var
vurulacak
hapisler var
yatılacak
ağıtlar var
düzülecek
acılar var
çekilecek
ey gözlüler kulaklılar anlaklılar düşlüler
var mısınız bu sınavda
vatanlar var
yutulacak
dünyanın bütün patronları birleşin
ağustos şiiri:
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
hep böyle havalar besler fırtınaları
korkarım bu mavi ışık çabuk sönecek
duymazdım durgun suların bezgin türkülerini
alışmak ölümün bir başka adıymış bilmezdim
bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
bir rüzgar kulaklarımdan hiç eksilmiyor
esirgenmiş bir dünyada müthiş yalnızım
geri dönsen bile ben artık o ben olmayacağım
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek...
ben mısralarımı kerpiç gecelerinden çekmişim
beş numara lamba kaderi var mısralarımda benim
deli çizgi gözlerimi kör etmiş, kör etmiş, kör etmiş
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar dönüyor garipsi
çığlık çığlığa kuşlar dönüyor evcil ve tedirgin
gök mavisi bir türkü dolanmış yüreciğime
selsele yolculuklar tütüyor gözlerimde, neyleyim
insan demişim, kitap yüzlü insanlar demişim gidemiyorum...
kaderim kaderleri demişim güzelim
sen olmasan ben böyle değildim
böyle uysal ve kırılmış değildi şiirlerim
bir yangın sonu yorgunluğu yakıyor avuçlarımı
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek...
rüzgâr gibi ağustos geçti ellerimizden
meyvalar bizi bal renkli günahlara çağırıyorlar
bir yanda yaşanmamış günlerin hırsı
bir yanda boşa geçen gecelerin acısı
malum o dramın en güzel perdesindeydik
ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
göçmüş kıtalar üstünde kuşlar gibiydik
her gören didik didik bizi denetliyordu
biz kendi derdimize düşmüştük...
orda da akşamlar olacak güzelim
kanlı mendil gibi ağustos akşamları
şu benim çektiklerimi görmeyeceksin
belki yanında başkaları olacak
belki düşlerine bile girmeyeceğim
gün oldu acıların şiirini yaşadım
gün oldu zehir gibi yokluğunu yaşadım
bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin
dokunsan parmaklarıma tutuşacağım...
yere batan şehrin tek yalnızıyım
yüzyılın ağrısını anlayarak çekiyorum
ekmeğime barut sinmiş bulanık özgürlükler
tepmişim rahatımı, boynu bükük mutluluğumu
yaşıyorsam erkekçe yaşıyorum...
düşün ki coğrafyanın en güzel yerindeyiz
en güzel günlerinde gençliğimizin
ölümden ötesini aklım almıyor
beterin beteri var diyenlere inanmıyorum
istesek cenneti kurtarabiliriz
ben bir ışık için tepmişim rahatımı
bu güleç yüzlülerin, bu acı türkülerini
bu yoksul yerleri anlayarak seviyorum
delicesine anlayarak güzelim
yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
öfke doluyum. hayata karşı, her şeye karşı, başta biyolojik aileme karşı.
hayatın bana istediklerimi vereceğini sanmıyordum, bu yüzden kendim almaya kalktım. ama alamadım. bu yüzden kızgınım.
bakmayın, kalbimi de çok kırdılar benim. en saf duygularımla, kadınlık gururumla oynadılar. hiç degemeyecek bir insanda en masum duygularımı tükettim.
berbat bir ailenin içinde, türkiye standartlarında bile çok fakir sayilabilecek bir ailede dünyada geldim. okul harcligim simit alsam suya, su alsam simit almaya yetmezdi. ( ben de bu paraları aç kalmak pahasına kitaplarıma harcardım.)
(şimdi o kadar kötü bir halde değilim. bursum var. ama o zamanları düşününce o çocuğa acıyıp ağlıyorum. )
hikaye burada da bitmiyor. başka bir aileyi annem babam bilerek büyüdüm... sonra beni almaya da kalktı -bu sözde biyolojik ailem- bir de bunun yarattığı derin travmalar var.
dahası öz babamdan yediğim dayaklar, bir çocuğa uygulanmayacak şekilde yapılan siddetler de var tabii.
siz hiç soğuk bir kış gününde çırılçıplakken bir kabloyla dayak yeyip saatlerce soğuk suyun altında bekletildikten sonra " hasta olma sakın! annene de söyleme, söylersen seni yine döverim!" diyen bir hayvanla aynı evi paylaştiniz mi?
mesela hasta olma diye tehdit edildiğiniz icin öksürmeye bile korktuğunuz oldu mu? ilaç alacak paranız olmadığı için hasta olmaya da hakkınız olmadığını düşündünüz mü?
öz babanız attığı bir yumrukla azı disinizi kırdı mı? veya bir tokatıyla bayılıp küçük tuvaletinizi altınıza kaçırdınız mı? kasılmaktan sinir krizi geçirip hastanelik oldunuz mu?
daha anlatilabilecek, söylenebilecek çok şey var. ama yazmak da rahatlatmıyor artık. ki burada çektiği aşk acısını dünyanın en büyük acısı zanneden muhallebi çocuklarının da beni anlamasını beklemiyorum zaten.
hayatın bana istediklerimi vereceğini sanmıyordum, bu yüzden kendim almaya kalktım. ama alamadım. bu yüzden kızgınım.
bakmayın, kalbimi de çok kırdılar benim. en saf duygularımla, kadınlık gururumla oynadılar. hiç degemeyecek bir insanda en masum duygularımı tükettim.
berbat bir ailenin içinde, türkiye standartlarında bile çok fakir sayilabilecek bir ailede dünyada geldim. okul harcligim simit alsam suya, su alsam simit almaya yetmezdi. ( ben de bu paraları aç kalmak pahasına kitaplarıma harcardım.)
(şimdi o kadar kötü bir halde değilim. bursum var. ama o zamanları düşününce o çocuğa acıyıp ağlıyorum. )
hikaye burada da bitmiyor. başka bir aileyi annem babam bilerek büyüdüm... sonra beni almaya da kalktı -bu sözde biyolojik ailem- bir de bunun yarattığı derin travmalar var.
dahası öz babamdan yediğim dayaklar, bir çocuğa uygulanmayacak şekilde yapılan siddetler de var tabii.
siz hiç soğuk bir kış gününde çırılçıplakken bir kabloyla dayak yeyip saatlerce soğuk suyun altında bekletildikten sonra " hasta olma sakın! annene de söyleme, söylersen seni yine döverim!" diyen bir hayvanla aynı evi paylaştiniz mi?
mesela hasta olma diye tehdit edildiğiniz icin öksürmeye bile korktuğunuz oldu mu? ilaç alacak paranız olmadığı için hasta olmaya da hakkınız olmadığını düşündünüz mü?
öz babanız attığı bir yumrukla azı disinizi kırdı mı? veya bir tokatıyla bayılıp küçük tuvaletinizi altınıza kaçırdınız mı? kasılmaktan sinir krizi geçirip hastanelik oldunuz mu?
daha anlatilabilecek, söylenebilecek çok şey var. ama yazmak da rahatlatmıyor artık. ki burada çektiği aşk acısını dünyanın en büyük acısı zanneden muhallebi çocuklarının da beni anlamasını beklemiyorum zaten.
devamını gör...
patagonyalı (yazar)
benim için yazdığı nickaltına karşılık olarak nickaltı yazacaktım ki birde ne göreyim ? adam mod olmuş !
(bkz: artık patagonyalı bey diyeceksiniz)
t: mod olmasına sevindiğim (eski) yazar.
edit: turuncu yakışmış :)))
(bkz: artık patagonyalı bey diyeceksiniz)
t: mod olmasına sevindiğim (eski) yazar.
edit: turuncu yakışmış :)))
devamını gör...
charles bukowski
6 ya da 8 basiretsiz siyasetçi
veya 8 ya da 10 havalı yazar, besteci ve ressam yeter
insanlığı 50 yıl ya da daha fazla geriletmeye.
size çok fazla gibi gelmeyebilir ama yarısıdır bir ömrün,
büyük sanatın o çok gerekli
doğal armağanını
duymak, görmek, okumak varken
mahrum kalacağın
uzun bir süreç.
size çok trajik gelmeyebilir
ama bazen, belki, sabah ya da gece ya da öğle vaktinde
kendinizi çok iyi hissetmediğinizde,
asıl nedeni
aslında sizin için olması gereken
ama olmayanın eksikliğidir.
üzerinden sadece külot bulunan
bir sarışından değil,
o olduğu zaman bile
ruhunuzu kemiren bir şeyden söz ediyorum.
dizelerinin sahibi yazar.
veya 8 ya da 10 havalı yazar, besteci ve ressam yeter
insanlığı 50 yıl ya da daha fazla geriletmeye.
size çok fazla gibi gelmeyebilir ama yarısıdır bir ömrün,
büyük sanatın o çok gerekli
doğal armağanını
duymak, görmek, okumak varken
mahrum kalacağın
uzun bir süreç.
size çok trajik gelmeyebilir
ama bazen, belki, sabah ya da gece ya da öğle vaktinde
kendinizi çok iyi hissetmediğinizde,
asıl nedeni
aslında sizin için olması gereken
ama olmayanın eksikliğidir.
üzerinden sadece külot bulunan
bir sarışından değil,
o olduğu zaman bile
ruhunuzu kemiren bir şeyden söz ediyorum.
dizelerinin sahibi yazar.
devamını gör...
fedailerin kalesi alamut
başıma bir iş gelmeyecekse oldukça beğendiğim kitap. şahsen anlatım biçimi ile çok ilgili değil bu beğeni. olayların tarihi doğruluğu muhakkak tartışılır fakat sahte bir cennet algısı yaratmak istenildiğinde bundan daha iyisi yapılamazdı diye düşünüyorum.
--! spoiler !--
sırf bu sahte cennet algısını oluşturmak için özel olarak kadınları yetiştirmek ve o kadınların eğitilme biçimi bana tuhaf bir şekilde uzak doğu'da bulunan geyşa eğitimini hatırlatmıştır.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
sırf bu sahte cennet algısını oluşturmak için özel olarak kadınları yetiştirmek ve o kadınların eğitilme biçimi bana tuhaf bir şekilde uzak doğu'da bulunan geyşa eğitimini hatırlatmıştır.
--! spoiler !--
devamını gör...
2000 sonrası doğup ruhu 80’lere ait insan
elimizde olmayan şeyleri daha güzel görme eğilimimizi biliyorum ama gerçekten bana da o zamanlar çok daha farklı geliyor. en azından teknoloji bu kadar işgal etmiyordu hayatımızı. betonlara bu kadar hapsolmamıştık.
birde malum neden var tabii :(
birde malum neden var tabii :(
devamını gör...
yazarların bir adet daha olsa dediği organları
beyin.
devamını gör...
silopi
şırnak ilinin büyük ve bana göre en güzel ilçelerinden biridir.
habur sınır kapısına araçla 20 dakika mesafede. enfes köyleri piknik, doğa yürüyüşleri için birebirdir.
zamanında çatışmalardan, yasaklardan, yıkık dökük evlerden, bakımsız yol ve kamu binalarından çok çekmiş olsa da 5 yıl gibi bir sürede aşırı ilerleme kaydetmiş, halkı kendini ve kentini toparlayabilmiştir. hali hazırda kentin merkezi niteliğindeki dörtyolda da büyük bir avm açılıyor. kaçak çayın tadına varacağınız, batıda alacağınız telefonu burada neredeyse %35'lik bir fiyat düşüşüyle alacağınız, misavirperverlikten gına edeceğiniz bir ilçe.
ilçede sinema, tiyatro gibi sanatsal faaliyetlerin bulunmaması ve yapılacak sosyal aktivitenin az olması can sıkıcıdır ama büyük bir beklentiyle gelmeyecek olanları üzmeyecek ilçedir.
son yıllarda da şaşırtıcı bir şekilde hızla gelişerek altyapı sorunları en aza indirilmiş, konutsal etkinlikler faaliyet göstererek ilçenin büyümesini ve olanaklarının çoğalmasını sağlamıştır.
ve evet geldik en olumsuz özelliğine. sıcak. resmen insanı tokatlıyor yahu. gelirken eğer bir süre kalacaksanız veya yerleşecekseniz mutlaka klimayı en öncelikli plan olarak tutun.
habur sınır kapısına araçla 20 dakika mesafede. enfes köyleri piknik, doğa yürüyüşleri için birebirdir.
zamanında çatışmalardan, yasaklardan, yıkık dökük evlerden, bakımsız yol ve kamu binalarından çok çekmiş olsa da 5 yıl gibi bir sürede aşırı ilerleme kaydetmiş, halkı kendini ve kentini toparlayabilmiştir. hali hazırda kentin merkezi niteliğindeki dörtyolda da büyük bir avm açılıyor. kaçak çayın tadına varacağınız, batıda alacağınız telefonu burada neredeyse %35'lik bir fiyat düşüşüyle alacağınız, misavirperverlikten gına edeceğiniz bir ilçe.
ilçede sinema, tiyatro gibi sanatsal faaliyetlerin bulunmaması ve yapılacak sosyal aktivitenin az olması can sıkıcıdır ama büyük bir beklentiyle gelmeyecek olanları üzmeyecek ilçedir.
son yıllarda da şaşırtıcı bir şekilde hızla gelişerek altyapı sorunları en aza indirilmiş, konutsal etkinlikler faaliyet göstererek ilçenin büyümesini ve olanaklarının çoğalmasını sağlamıştır.
ve evet geldik en olumsuz özelliğine. sıcak. resmen insanı tokatlıyor yahu. gelirken eğer bir süre kalacaksanız veya yerleşecekseniz mutlaka klimayı en öncelikli plan olarak tutun.
devamını gör...
herkes mahlasına yakışanı yapsın
trafik işaret levhalarına uymak hem medeniyetin geldiği noktayı gösterir, hem de sevdiklerini sensiz bırakmaz. o yüzden trafik işaret ve kurallarına uyalım.
devamını gör...
türkiye yüzde 99 müslüman bir ülke değildir
müslüman ağırlıklı milletin olması, ülkeyi resmi olarak müslüman ülkesi yapmaz. türkiye'de büyük bir çoğunluk islam dinine inansa da, din özgürlüğü olan bir ülkedir türkiye. isteyen istediğine inanır. tabi toplum baskısı denen bir illet de var, o çok ayrı bir mevzu.
devamını gör...
z kuşağı
hepsini çok sevdiğim, genel itibarıyla biz 30'lu yaşlı dayılarından kat be kat zeki gencecik çocuklardır.
çok umutluyum hepsinden. sözlüklerden pek çoğuyla sağlıklı, nitelikli ilişkikerim var.
bizim kuşağımızdan ve bir çok kuşaktan saygılı gençler.
lakin onları bu kadar çok seviyor olmam eleştirmeyecek olmam anlamına gelmiyor.
neden şu sanal alemi bırakıp gerçek hayata karışmaktan bu kadar korkuyorsunuz?
ve neden bu zekanız ve ilericiliğinizin yanında bu denli tembelsiniz?
çok umutluyum hepsinden. sözlüklerden pek çoğuyla sağlıklı, nitelikli ilişkikerim var.
bizim kuşağımızdan ve bir çok kuşaktan saygılı gençler.
lakin onları bu kadar çok seviyor olmam eleştirmeyecek olmam anlamına gelmiyor.
neden şu sanal alemi bırakıp gerçek hayata karışmaktan bu kadar korkuyorsunuz?
ve neden bu zekanız ve ilericiliğinizin yanında bu denli tembelsiniz?
devamını gör...
türk kızlarının bacak boylarının gövdeye göre kısa olması
türk kızları kadar başınıza taş düşsün.
devamını gör...
talassofobi
talasofobi; büyük su kütlelerinden, denizin veya okyanusun devasa boşluğundan korkma ve karadan uzak kalma korkusudur.
devamını gör...
mutfaktayken kendimize sorduğumuz sorular
genellikle yemek yaparken sorduğumuz sorulardır. malzemelerden ya da pişirme sürecinden emin olunmadığında vuku bulurlar.
bir de bulaşık yıkarken * bir anda varoluşsal kriz soruları hücum edebilir. tedirgin olmayınız, geçiyor bulaşıklar bitince.
-içi pişmiş midir? *
-altı kızarmış mıdır?
-tuz attım mı ben buna ya?
-buzdolabında ne var acaba? (bkz: gece buzdolabını açıp hiçbir şey almadan kapatmak)
-şimdi ben bunları yıkamasam ne olur ki? *
bir de bulaşık yıkarken * bir anda varoluşsal kriz soruları hücum edebilir. tedirgin olmayınız, geçiyor bulaşıklar bitince.
-içi pişmiş midir? *
-altı kızarmış mıdır?
-tuz attım mı ben buna ya?
-buzdolabında ne var acaba? (bkz: gece buzdolabını açıp hiçbir şey almadan kapatmak)
-şimdi ben bunları yıkamasam ne olur ki? *
devamını gör...
vermeyince mabud neylesin sultan mahmud
bazı insanların* düşünme ve algılama kapasitelerini düşündüğümde içten içe söylediğim cümledir.
devamını gör...
0.5 uç
kırılmasından şikayet eden yazarlara birkaç tavsiyem var:
- kaliteli markaların uçlarını alın (ör. faber castell ve rotring'den çok memnunum). kalitesiz uç isterse 0.9 olsun, gene de kırılır.
- tüketebileceğiniz kadar uç alın. beş senelik uç stoğu yapıp "oh kafam rahat" demeyin. içlik don beğenmiyorsunuz.
- ucun havayla temas etmesini engelleyin. her daim kutunun kapağını kapalı tutun, kalemle işinizi bitirdikten sonra ucu işaret parmağınız vasıtasıyla kalemin içine sürükleyin. kimyasal mı bilmiyorum ama havayla temasta kalan uç hem kalitesiz bir yazı deneyimi sunuyor, hem de kırılıyor.
- bazı arkadaşlarımda görüyorum, ucu hayvan gibi çıkartıyorlar kalemden. ucu o şekil çıkardıktan sonra isterseniz kağıda 90 derece açıyla yazın, gene de kırılır. biraz nazik olun.
- uç için bu kadar edebiyat yapmışım maşallah bana. seviyorum seni 0.5.
- kaliteli markaların uçlarını alın (ör. faber castell ve rotring'den çok memnunum). kalitesiz uç isterse 0.9 olsun, gene de kırılır.
- tüketebileceğiniz kadar uç alın. beş senelik uç stoğu yapıp "oh kafam rahat" demeyin. içlik don beğenmiyorsunuz.
- ucun havayla temas etmesini engelleyin. her daim kutunun kapağını kapalı tutun, kalemle işinizi bitirdikten sonra ucu işaret parmağınız vasıtasıyla kalemin içine sürükleyin. kimyasal mı bilmiyorum ama havayla temasta kalan uç hem kalitesiz bir yazı deneyimi sunuyor, hem de kırılıyor.
- bazı arkadaşlarımda görüyorum, ucu hayvan gibi çıkartıyorlar kalemden. ucu o şekil çıkardıktan sonra isterseniz kağıda 90 derece açıyla yazın, gene de kırılır. biraz nazik olun.
- uç için bu kadar edebiyat yapmışım maşallah bana. seviyorum seni 0.5.
devamını gör...
yaran yanlış anlamalar
şimdi anlatacağım yanlış anlaşılan bir şeyden çok, yanlış anlatılan olsa da yazmak istiyorum.
yaklaşık 7 yıl önce sanayide bir yerde bir kaç ay çalışmıştım. çalıştığım yer de bir tekstil fabrikası. bilen bilir bu sektörde sonradan görme zenginler çok var, çoğunun da tripleri çekilecek gibi değildir. yaşça büyük erkeklerin ağzından da "yeğenim" lafı eksik olmaz.
bir gün yine bu sonradan görmelerden biri geldi, patron dükkanda yok. ben de yeni olduğumdan ayak işlerine bakıyor, çalışanlara ya da müşterilere bazen de çay-kahve götürüyorum. bu abi geldi "yiğenim, ahmet abin yohmu" dedi. (soru edatını bilerek bitişik yazdım, adam nasıl beceriyorsa konuşurken bitişik yazıyordu). "yok abi" dedim, "oturun, birazdan gelir". bu geçti kapının önünde oturdu, patronu beklemeye koyuldu. ben de yanına gidip "abi, çay-kahve, bir şey içer misiniz?" diye sordum. abiyi de ilk defa gördüğümü belirtmeliyim, oysa ki dükkanın müdavimlerindenmiş. bazı çalışanlar ve patronla aralarında yeni bir jargon oluşturmuşlar, her seferinde de bu şaçma şeylere gülüyorlar. bu sigarasını yaktı, yavaş yavaş bana döndü. dumanıyla beraber şu söyleri çıkardı ağzından. "bana tiribiradada getir yeğenim" dedi, üstüne de güldü. ben anlamadım tabi. her halde bilinen bir şeydir, içerden birine sorar; öğrenirim, getiririm dedim. gittim ablanın birine sordum. "abla" dedim " şu abi tirimiri bir şey istiyor, o da ne ki?" diye sordum. o da bilmiyormuş. neyse, bir daha abiye sorayım dedim, gittim sordum. "abi, sen bir şey istedin de, ben onu anlamadım. tam olarak ne istediniz?" dememle buna bir gülme tuttu, anlatamam. gülerken eliyle üç yapıyor bu. ağzında sigara, elinde kaldırılmış üç parmakla güle güle bi daha söyledi. "tiri yeğenim tiri, yani üç. tiribirarada, üçü bir arada oluyo" dedi. be burada yazamayacağım bir sürü şeyin evladı. ben senin tirine de başlarım, biraradana da başlarım diye içimden söylene söylene gittim getirdim neskafesini. karıştırırken de diyor ki, " şimdi tiribiradanın ne olduğunu anladın mı?" anladım bana ban yedirtecek sözlerin hepsi, anladım.
yaklaşık 7 yıl önce sanayide bir yerde bir kaç ay çalışmıştım. çalıştığım yer de bir tekstil fabrikası. bilen bilir bu sektörde sonradan görme zenginler çok var, çoğunun da tripleri çekilecek gibi değildir. yaşça büyük erkeklerin ağzından da "yeğenim" lafı eksik olmaz.
bir gün yine bu sonradan görmelerden biri geldi, patron dükkanda yok. ben de yeni olduğumdan ayak işlerine bakıyor, çalışanlara ya da müşterilere bazen de çay-kahve götürüyorum. bu abi geldi "yiğenim, ahmet abin yohmu" dedi. (soru edatını bilerek bitişik yazdım, adam nasıl beceriyorsa konuşurken bitişik yazıyordu). "yok abi" dedim, "oturun, birazdan gelir". bu geçti kapının önünde oturdu, patronu beklemeye koyuldu. ben de yanına gidip "abi, çay-kahve, bir şey içer misiniz?" diye sordum. abiyi de ilk defa gördüğümü belirtmeliyim, oysa ki dükkanın müdavimlerindenmiş. bazı çalışanlar ve patronla aralarında yeni bir jargon oluşturmuşlar, her seferinde de bu şaçma şeylere gülüyorlar. bu sigarasını yaktı, yavaş yavaş bana döndü. dumanıyla beraber şu söyleri çıkardı ağzından. "bana tiribiradada getir yeğenim" dedi, üstüne de güldü. ben anlamadım tabi. her halde bilinen bir şeydir, içerden birine sorar; öğrenirim, getiririm dedim. gittim ablanın birine sordum. "abla" dedim " şu abi tirimiri bir şey istiyor, o da ne ki?" diye sordum. o da bilmiyormuş. neyse, bir daha abiye sorayım dedim, gittim sordum. "abi, sen bir şey istedin de, ben onu anlamadım. tam olarak ne istediniz?" dememle buna bir gülme tuttu, anlatamam. gülerken eliyle üç yapıyor bu. ağzında sigara, elinde kaldırılmış üç parmakla güle güle bi daha söyledi. "tiri yeğenim tiri, yani üç. tiribirarada, üçü bir arada oluyo" dedi. be burada yazamayacağım bir sürü şeyin evladı. ben senin tirine de başlarım, biraradana da başlarım diye içimden söylene söylene gittim getirdim neskafesini. karıştırırken de diyor ki, " şimdi tiribiradanın ne olduğunu anladın mı?" anladım bana ban yedirtecek sözlerin hepsi, anladım.
devamını gör...
en güzel çiçek
dalında duran çiçektir.
her çiçek dalında güzeldir.
her çiçek dalında güzeldir.
devamını gör...