yine kılıçlar bana bilenmiş.

yazıklar olsun size bee.

çok yakında kafa’da röportaj verip allahın izniyle şeytan imajımı tazelicem.

yeni yıla nasrettin hoca gibi giriş yapmayı planlıyorum.
devamını gör...

bir evrenin iki yarısı: güneş ve ay

güneş ve ay hakkında geçmişten beri birçok düşünce ortaya atılmıştır. kimileri onları sürekli birbirlerini kovalayan, ezeli iki düşman kimileri de birbirlerine tutkun iki aşık olarak tasvir etmiştir. benim zihnimdeki hikayede de onlar iki aşık. asla kavuşamayan, hep bir arada olabilmek için çırpınan ama birbirlerinden de bir o kadar uzakta olan iki aşık... iki farklı hayata sahip olan. işte onların hikayesi de böyle başladı:

aşıklardan birisi olan güneş, günü açardı. tüm parlaklığıyla herkesin gözünü kamaştırırdı. gören herkes birkaç saniyeden daha fazla bakamazdı bu aşığa. güneşin tüm parlaklığı aşkında gelirdi. o'nun içindi hepsi. gün güzelse o'nun içindi. hava güzelse o'nun eseriydi. aşkından mest olmuş bir şekilde, yaptığı her şey aşkı içindi. kimi zaman özlemin buruk acısıyla kavururdu çölleri. kimi zaman da kışın dışarıda üşüyen yürekleri ısıtırdı kendi yüreğinin sıcaklığıyla. ona göre sevgisinin göstergesiydi ışığı. çünkü aşkı olmasaydı o ışığın bir anlamı da olmazdı. o hiç var olmamış olsaydı o zaman kendi varlığının ne önemi kalırdı ki? kendi mevcudiyeti aşkının varlığına bağlıydı...

diğer aşık ay ise gece gelirdi. karanlığı severdi. gecenin ortasında mağrur ve gururlu duruşuyla herkesi kendine hayran bırakırdı. aşkı ne kadar enerji doluysa o, o kadar sakin bir yapıya sahipti. içindeki fırtınaları sevdiğinden başka kimseye göstermezdi. nitekim ondan başka kimse de görmezdi yüreğindeki yangınları. belki de ona bu kadar bağlı olmasının sebebi buydu. onu bir tek sevdiği anlardı. bir tek onun sözleri değerliydi. çünkü her zaman söylenecek doğru kelimeleri hiç zorluk çekmeden bulurdu. kalbinde kendine bile söylemediği kelimeleri ne güzel de bir araya getirirdi. adeta 'iç sesinin dış sesi'ydi. bu evrende onun karanlığını aydınlatabilecek bir tek o vardı.

bu iki aşık çok farklı olmalarına rağmen birbirlerine o farklılıklar kadar bağlıydılar. hani "gün ve gece kadar ayrı olmak" tabiri vardır ya, bizim aşıklar bu tabire hiç anlam veremezlerdi. farklı olduklarını inkar ettikleri yoktu ama aşkın ve sevginin, ne kadar ayrı olurlarsa olsunlar birleştiremeyeceği kimse olmadığının en güzel kanıtıydılar. buna rağmen insanlar sevdikleri kişide kendilerinden farklı bir taraf görünce hemen karalar bağlarlardı. bunu gören güneş ve ay insanların sevinmesi gereken yerde neden üzüldüklerini de anlamazlardı. çünkü onlar birbirleri sayesinde hayata başka bir pencereden bakabilmeyi öğrenmişlerdi. mesela güneş aslında karanlıktan korkardı. ta ki zifiri karanlık bir gecede ay onun elinden tutana kadar. o karanlığın içinde ikisi yürürken güneş ilk defa kendini böyle bir anda çok güvende hissettiğini fark etti. karanlığın barındırdığı o belirsizlik onu korkutmuyordu artık. aksine canından çok sevdiği ay ile beraber o karanlığa adım atmak, orayı keşfe çıkmak ve aşklarıyla aydınlatmak istiyordu.

ay ise her zaman o karanlıkta yaşamıştı. ruhu geceye aitti. aydınlık yerlerde duramaz hemen gölgeye kaçardı. fakat güneşin elini tutunca ışığın o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başladı. hatta alışabilirdi de aydınlığa. sevebilirdi bile... yanında sevdiği olduktan sonra geceyi aydınlatmak bir başka güzeldi neticede.

tabii bizim aşıkların yan yana gelebildikleri zamanlar çok azdı. özlem ve hasret onların hep yanındaydı. en iyi dostlarıydı hatta. az görüşebilmelerinden dolayı ikisinin de tek isteği birlikte olabilmekti. fakat yılda yalnızca birkaç kez bir araya gelebiliyorlardı.

insanlar buna güneş tutulması diyordu ve çok az kavuşabilen bu iki aşığın beraberlikleri herkesin gözlerini kamaştırıyordu.

onlar içinse bu anlar kalp tutulmasıydı. çünkü birbirlerine yavaş yavaş yaklaşırlarken kalplerinin son derece olan hızı bir anda, karşı karşıya olduklarında, dururdu. o an insanlar o karşılaşmayla mest olmuşken, onlar bu özel anın tadını çıkarırlardı.

güneş uzun uzun bakardı sevdiğine. ay da ona karşılık verirdi. gözlerini ayıramazlardı. o kısa anların bir saniyesini bile ziyan etmek istemezlerdi. zira ikisi içinde sevdiğine bakamadığı her saniye ziyan olmuş zamandı. o an konuşmayı unuturlardı. sadece birbirlerine bakarlar ve o anın tadını çıkarırlardı. ışıl ışıl olan bakışları sevinçlerini anlatmaya yetmezdi.

o kısa anlarda konuşacak pek vakit bulamadıklarından daha sonra okumak üzere birbirlerine yazdıkları mektupları verirlerdi. hatta bu yüzdendi göğün bazen renk değiştirmesi. ikisi de mektupları okurlarken kâh güler kâh ağlarlardı. göğün rengi değişirdi onların ruh haline göre. bazen bulutlanırdı hava, güneş yüzünü göstermek istemezdi. bazen ay hiç gelmezdi, hatta bütün ışığını yitirirdi. bazen de hava o kadar güzel olurdu ki güneş doğaya ve canlılara hayat verirdi. ay ise en güzel gülümsemesini o gecelere saklardı.

hep özlerlerdi birbirlerini hep uzaklardı... ve bu uzaklık onları asıl yakınlaştıran şeydi. hallerinde memnundular. özlem, aşkın en güzel haliydi çünkü. aşkın en güzel ve en saf olan hali... çektikleri tüm acılara ve üzüntülere değerdi onların sevgisi. her ayrıldıklarında da bilirlerdi, her ayrılık bir son değil, aksine her ayrılık yeni bir başlangıçtı onların yüreğinde. kısacası onlar bu evrenin en imkansız aşkına sahiptiler ama aynı zamanda da en imkanlı aşkına...

edit: uzun zamandır yoktum herkese merhabaaa. bu benim 300. gönderim ve özel bir yazı olsun istedim. bu yüzden de sanırım yazdığım hikayeler arasında en sevdiğim hikaye olmaya aday olan hikayeyi yani ay ve güneşin hikayesini benim bakışımdan olabildiğince anlatmaya çalıştım. onlara böyle güzel bir hikaye yazmak çok farklı ve özeldi. umarım sizlerde beğenmişsinizdir. güneş ve ayın birlikteliği benim ilişkime de benzediği için onların hikayesinin bende yeri ayrıdır. tüm benzerlik ve farklılıklarına rağmen sevmekten ve sevilmekten vazgeçmeyen herkese de umut olması dileğiyle...

bir sonraki hikayede görüşmek üzere. o zamana kadar da kendinize çok iyi bakın, aşkla bakın*.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1 kilo 450 gr sözlük evet doğru marketten alınan domates kadar bile değilmişim. hala o hastanede doğan en küçük bebeğim ehe.
devamını gör...

"bayım; bu gidişleriniz beni şair, sizi şiir yapacak."
bir arkadaşımın hediye ettiği ah'lar ağacı kitabıyla tanıdım onu ve kızdım kendime keşke dedim daha önce tanısaymışım bu kadar güzel bir şairi.
devamını gör...

benim adil bir cengaver olduğumu söylemek istediğim başlık.
devamını gör...

tanımı tarifsiz olan.
devamını gör...

şarkı sözlerinde milton'ın kayıp cennetinden, dante'nin ilahi komedyasına, lavey'in şeytan incilinden henryk sienkiewicz'in quo vadis'ine kadar kadar göndermeler mevcut olan müthiş ve en önemlisi bozmamış, her albüm ile bir tık daha ilerlemeyi başarabilmiş müzik grubu...

tobias'ın diğer müzik grupları da baya iyidir.
ghost seven subvision ve magna carta cartel'i de sever.
devamını gör...

meme yoğunluğunun normalden fazla olması meme kanseri için risk olduğu için aslında bir nebze doğru bir harekettir.
devamını gör...

hemen hemen her yazardır. o bildirim mutlu ediyor be kardeşim.

hepimiz beğenilme arzusu olan yavşaklarız. yazıklar olsun.
devamını gör...

yirmili yaşların kişiye gelirken yanında getirdiği acı bir hediyedir. kısa vâdede üretkenliği kamçılasa da uzun vâdede kişiyi mutsuz eder. dâhiler uyku problemi çekermiş, bununla avunalım.
devamını gör...

2013 yapımı abd filmi..

'en iyi film sıkılmadan izlenen filmdir' der bu satırların müşkülpesent yazarı. ama sıkılmamak çok zordur çoğu filmde.. oyunculuğun yerlerde dolaştığı, 2 usta oyuncu kevin costner ve russell crowe 'a da bu anlamda yazık olan bir film man of steel. abartılı görsel efektlerle, daha önce 2. superman filminde anlatılan hikayeyi, bire bin katarak tekrar anlatmaya çalışan, çok basit diyaloglarla, klişe söylemlerin birbirine harman olmasını yine yarattığı görsel ortamla kapatmaya çalışan, bir süper kahraman filmi için oldukça uzun sayılabilecek 140 dakikanın bitmek bilmediği bir film bu film. filmin ana fikrinde alttan alta vermesi gereken, erdemli olma tavsiyesini ise açık açık söyleyebilecek kadar da hoyratça düzenlenmiş bir film. ama görselleri güzel değil mi? bu gözler, the dark knight 'ı gördü, nick nolte 'un oynadığı hulk filmini gördü, spider man - 2 filmini gördü, onlarda süper kahraman filmiydi, onlarda aksiyondu, onlarında görsel efektleri çok güzeldi, ama onların için de bir duygu vardı, bir anlam vardı. maalesef türk sinemasında recep ivedik-şafak sezer özensizliği ve düzeysizliği kol gezerken, hollywood 'da da süper kahraman hoyratlığı kol geziyor. alttan alta amerikan milliyetçiliği pompalanan (hatta zaman zaman aleni) bu yapımların tek amacı var; para kazanmak, daha çok para kazanmak, çok daha fazla para kazanmak. sinema ise, o dijital efektlerin altında hamamböceği muamelesi görerek kitini kırılmış bir halde can çekişiyor.
devamını gör...

her zaman kitap okumak ..
devamını gör...

öğretmenlik yks ile değil kpss ile kazanılan bir meslektir. bunu bil de öyle tercih et.
devamını gör...

küfür edilmesi tasvip edilmeyen sözlükte küfür etmeye teşvik edici başlık.
devamını gör...

portakal çiçeği konusudur.
boşverin parfümünü ama, tam mevsimi şimdilerde. uyarına gelirse* gidin ege'de akdeniz'de bir portakal bahçesine, derin derin çekin,doldurun ciğerlerinizi.
"tabiat ana sen nesin böyle" diyeceksiniz o kokuyu hissettiğinizde.
devamını gör...

konu döndü dolaştı yine bana geldi diyordur (bkz: yoldaş benjamin franklin)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

1995-1996 yıllarında amerika birleşik devletleri başkanı bill clinton ile yaşadığı birliktelik ile büyük bir skandala neden olan beyaz saray stajyeridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu skandala neden olarak sadece beyaz sarayda ve bill clinton’ın kariyerinde değil aynı zamanda da dünya halklarının bilincinde de bir sarsıntı yaratmıştır. zira yaptığı açıklamalar televizyonlarda yayınlanınca diğer ülkeleri bilmem ama dönemin türk halkı üzerinde aydınlatıcı bir etki yaratmıştır.

amerikan başkanlık ofisi olarak bilinen oval ofisin isminin o dönemlerde uzun bir süre oral ofis olarak anılmasına neden olan kahramanlardan biri olan monica beyaz saray stajyeri olarak girdiği ofisten dünyanın en çarpıcı skandallarından birinin kahramanı olan ünlü biri olarak çıkmıştır.

bir yıl boyunca oval ofiste dokuz kez birliktelik yaşadıklarını iddia eden monica bunu kanıtlamak için de oral seksin nihai ürünü ile lekelenmiş ve efsane olan mavi elbisesini mahkemede delil olarak sunarak dünyaya yepyeni bir fantezi nesnesi de sunmuş oldu.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
o dönem daha sonraları başkanlık için de yarışan hillary clinton ile evli olan bill ise neden amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en yüksek iq sahibi başkanı olduğunu kanıtlayarak bunun bir cinsel ilişki sayılamayacağını çünkü kendisinin bir şey yapmadığını kendisine bir şeyler yapıldığını iddia ederek ergenler alemine bir hayal gücü bombası bırakmıştır.

skandaldan sonra bill sadece mahkemeler ile uğraşırken monica zor günler geçirmiş, ingiltere’ye taşınmak zorunda kalmış, sosyal psikoloji okumuş, tasarımcılık yapmış ama bir türlü tutunamamıştır. bütün suç monica’ya yıkıldığı için o zamana kadar onlarca seks skandalına adı karışan bill rahat rahat saksafon çalmaya devam ederken toplumda monica’ya karşı olan güvensizlik devam etmiştir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ilk paragrafta andığım etki ise şöyle olmuştur. o dönemler türkiye’de porno sektörü çok yaygın olmadığı, sansür yüzünden filmlerde insanların yanak yanağa öpüştüğü ve hayal gücü de çok kuvvetli olmayan türk halkı yeni bir kavramla bu kadar aleni bir şekilde tanışınca şöyle diyaloglar yaşanması kaçınılmaz olmuştur:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ayrıca şu an belediyelerin seminerler düzenleyerek cinsel eğitimler verecek boyuta gelmesine önayak olan da yine bu skandaldır.

#1089279
devamını gör...

çıkış yılı 1983 olan barış manço şarkısıdır.

devamını gör...

gerçekten ekmek almaya gittiğinde inanıyor musunuz dediğim çocuk.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim