apollo 13
11 nisan 1970 tarihinde ay'a insanlı iniş yapmak üzere başlatılan, ancak olmadık bir aksilik nedeniyle ay'a iniş yapamadan geri dönen astronotların yer aldığı nasa programı.
meraklısına detaylar geliyor. uzun bir yazı, uyarmadı demeyin.
--- mürettebat ---
görevin ilk mürettebatı gordon cooper, donn eisele ve edgar mitchell olarak belirlenmişti. fakat bu durum uzun sürmedi. kiminin eğitim sırasındaki davranışları, kiminin özel hayatındaki sorunlar göreve de yansıdı. böylece mürettebat alan shepard, stuart roosa ve edgar mitchell olarak yeniden düzenlendi. bu kez de ortaya birtakım sağlık sorunları çıktı derken yeniden bir düzenleme yapıldı: jim lovell, fred haise ve ken mattingly. mattingly de bir hastalık geçirince mürettebat yine yenilendi ve jim lovell, fred haise ile jack swigert görevde yer almak üzere son seçilen kadro oldu.
soldan sağa: swigert, lovell ve haise

(görsel, astronomy. com'dan alıntıdır.)
lovell daha önce nasa'da çalışıyordu zaten. haise ve swigert ise daha önce askeri pilotluk yapmıştı. bu nedenle ekip uçuş konusunda oldukça tecrübeliydi. bu, ilerleyen günlerde gelecek olan felaketler için büyük bir avantajdı.
--- uçuş öncesi ---
mekik, servis modülü, kumanda modülü odyssey ve ay örümceği aquarius adlı kısımlardan oluşuyordu. ay üzerindeki fra maura adlı bölgeye iniş planlanmıştı.
temsili bir çizim:

(görsel, awesomestories. com'dan alıntıdır.)
uçuştan önceki haftalarda geri sayım aşaması için tatbikat yapıldı. bir test sırasında, oksijen tankındaki likit oksijen boşaltılarak yerine gaz halinde oksijen dolduruldu. test sonrasında tank boşaltılırken, aracın boru tesisatının kontrol edilmediği görüldü. bunun üzerine gerçekleştirilen kontrol sırasında, ısıtıcı sistemin kullanacağı elektriği sağlamak için yeni bir düzenleme yapıldı.
burada bir ihmal söz konusu oldu. roket üreticisi ile oksijen tankı üreticisi arasında bir görüşme yapıldı ve tank üreticisine, termostatların çalışması için gereken voltaj aralığının yükseltilmesi gerektiği söylendi. ancak ne yazık ki bu yapılmadı. üstelik buna rağmen tank 2. kez kontrol edildi ve yıpratıldı ki zaten tankın üretilmesinin üzerinden yıllar geçmişti. bu ihmalin neye yol açtığını az sonra yazacağım.
--- uçuş günü ve sonrası ---
roket ateşlendi, araç beklenen yörüngeye oturdu. 2 saat kadar sonra, pogo salınımı başlayınca motorda bir tuhaflık olduğu fark edildi. aslında benzer bir durum apollo 6'nın testlerinde de ortaya çıktığı için, bir çeşit önlem alınmıştı bu duruma karşı. bu önlem devreye alındı ve sonrasında ay'a doğru yolculuk başladı. her şey düzeldi zannedildi ancak ne yazık ki durum sandıklarından daha kötüydü.
uçuşun 56. saatinde, her şey yolundaymış gibi görünürken son derece yüksek sesli bir patlama gerçekleşti.
ilk başta lovell bunu, test zamanlarında haise tarafından yapılan şakalardan biri zannetmiş. zira haise vanalarla oynayarak patlamaya benzer sesler çıkarmalarına neden olarak eğlenirmiş. ancak patlamanın ardından lovell ile göz göze geldiklerinde, haise korku dolu bir suratla "ben yapmadım" deyince lovell da endişelenmeye başlamış.
patlayan şey, yukarıda bahsettiğim ihmal nedeniyle, oksijen tankının ta kendisiydi çünkü tanka kontrol aşamasında 65 voltluk gerilim sağlayan bir devre düzenlemesi getirilmişti. fakat tank üreticisi yapılması gerekeni yapıp sistemi buna uygun hale getirmediğinden, tankın sıcaklığı 80 dereceyi bulmuştu. bu da ortamdaki sıvı oksijeni harekete geçirmişti. düşmesi gereken sıcaklık da hatalı sistem nedeniyle düşürülemediğinden süreç patlamayla sonuçlanmıştı.
--- houston, bir sorunumuz var ---
filmlerden bildiğimiz bu cümle, swigert'ın dudaklarından dökülen cümle oldu. oksijen tankına ait göstergede koca bir "sıfır" görünüyordu. modülün camından dışarıya baktıklarında, uzayın derinliklerine doğru yol alan bir sızıntı gördüler. ardından diğer tank da sıfırlandı ve kumanda modülünde gerekli teknik desteği sağlayan oksijen bir anda tükendi. bunun anlamı, kumanda modülünün işe yaramaz hale gelmesiydi.
yapılacak tek şey kalmıştı: ay örümceği aquarius'a geçmek (çünkü onun oksijen tankı sağlamdı) ve görevi falan bir kenara bırakıp dünyaya dönmek.
ancak aquarius, ay'a iniş için tasarlanmıştı. aslında bu da geri dönüşü sağlayabilecek bir araçtı ama yer atmosferine girildiğinde gerekecek olan ısı kalkanı bu araçta yoktu. normal şartlarda kumanda modülünü taşıyan mekikle geri dönüş mümkündü ama bunu yapmak için aquarius'u mekikten ayırmaları gerekiyordu. oysa şimdi iş, aquarius aracılığıyla geri dönmeye kalmıştı ki bu da başlı başına bir sorundu.
aquarius'un içerisinde sıcaklık dondurucu seviyelerdeydi. üstelik haise bir üriner enfeksiyon nedeniyle rahatsızlanmıştı ve halsiz bir şekilde bir kenara yığılmıştı. ihtiyaç olan elektrik seviyesi ellerinde bulunandan yüksekti. bu nedenle yer ekibiyle olan bağlantıları sık sık kesiliyordu.
neyse ki lovell oldukça tecrübeli biriydi. birkaç yörünge düzeltmesi ile ay'ın etrafından dolanıp dünyaya doğru yönelmeyi başardılar. dönüş için 2 kişiyi 2 gün süresince idare edecek bir oksijen filtresi vardı aquarius'un içerisinde. ancak dönüşün 4 gün süreceği ve içeride 3 kişi olduğu düşünülünce sıkıntının büyüklüğü anlaşılabilir sanıyorum. burada da yardıma yerdeki ekip koştu ve onların talimatı ile kumanda modülünün kare filtresini alarak binbir güçlükle aquarius'un yuvarlak bir kısmına takmayı başardılar. böylece araç içerisinde biriken karbondioksit sorunu çözülmüş oldu.
dünyaya yaklaşınca, ısı kalkanının devreye girmesi gerektiğinden, işe yaramaz haldeki odyssey yeniden çalıştırılmalıydı. üstelik aquarius'un da odyssey'den ayrılması gerekiyordu.
burada detaya fazlaca girmeme gerek yok. yer ekibinin yaptığı bir plan sayesinde işler yolunda gitti. odyssey pasifik okyanusu'na inmeyi (ya da düşmeyi diyelim) başardı. böylece filmlerdekilere benzeyen kabus gibi birkaç gün sona ermiş ve astronotlar bu görevden canlarını sağ salim kurtarmayı başarmıştı.
ay'a kadar gidip yüzeye epeyce yaklaşıp onu yakından görmek ama üzerine inemeden gerisin geri dönmek oldukça moral bozucu olmalı. ancak hayatınızın devamı ile görev aşkını kıyaslayınca, bunu sineye çekmek belki biraz daha kolay oluyordur, kim bilir.
kumanda modülü:

(görsel, space. com'dan alıntıdır.)
ay örümceği:

(görsel, wikimedia. org'dan alıntıdır.)
meraklısına detaylar geliyor. uzun bir yazı, uyarmadı demeyin.
--- mürettebat ---
görevin ilk mürettebatı gordon cooper, donn eisele ve edgar mitchell olarak belirlenmişti. fakat bu durum uzun sürmedi. kiminin eğitim sırasındaki davranışları, kiminin özel hayatındaki sorunlar göreve de yansıdı. böylece mürettebat alan shepard, stuart roosa ve edgar mitchell olarak yeniden düzenlendi. bu kez de ortaya birtakım sağlık sorunları çıktı derken yeniden bir düzenleme yapıldı: jim lovell, fred haise ve ken mattingly. mattingly de bir hastalık geçirince mürettebat yine yenilendi ve jim lovell, fred haise ile jack swigert görevde yer almak üzere son seçilen kadro oldu.
soldan sağa: swigert, lovell ve haise

(görsel, astronomy. com'dan alıntıdır.)
lovell daha önce nasa'da çalışıyordu zaten. haise ve swigert ise daha önce askeri pilotluk yapmıştı. bu nedenle ekip uçuş konusunda oldukça tecrübeliydi. bu, ilerleyen günlerde gelecek olan felaketler için büyük bir avantajdı.
--- uçuş öncesi ---
mekik, servis modülü, kumanda modülü odyssey ve ay örümceği aquarius adlı kısımlardan oluşuyordu. ay üzerindeki fra maura adlı bölgeye iniş planlanmıştı.
temsili bir çizim:

(görsel, awesomestories. com'dan alıntıdır.)
uçuştan önceki haftalarda geri sayım aşaması için tatbikat yapıldı. bir test sırasında, oksijen tankındaki likit oksijen boşaltılarak yerine gaz halinde oksijen dolduruldu. test sonrasında tank boşaltılırken, aracın boru tesisatının kontrol edilmediği görüldü. bunun üzerine gerçekleştirilen kontrol sırasında, ısıtıcı sistemin kullanacağı elektriği sağlamak için yeni bir düzenleme yapıldı.
burada bir ihmal söz konusu oldu. roket üreticisi ile oksijen tankı üreticisi arasında bir görüşme yapıldı ve tank üreticisine, termostatların çalışması için gereken voltaj aralığının yükseltilmesi gerektiği söylendi. ancak ne yazık ki bu yapılmadı. üstelik buna rağmen tank 2. kez kontrol edildi ve yıpratıldı ki zaten tankın üretilmesinin üzerinden yıllar geçmişti. bu ihmalin neye yol açtığını az sonra yazacağım.
--- uçuş günü ve sonrası ---
roket ateşlendi, araç beklenen yörüngeye oturdu. 2 saat kadar sonra, pogo salınımı başlayınca motorda bir tuhaflık olduğu fark edildi. aslında benzer bir durum apollo 6'nın testlerinde de ortaya çıktığı için, bir çeşit önlem alınmıştı bu duruma karşı. bu önlem devreye alındı ve sonrasında ay'a doğru yolculuk başladı. her şey düzeldi zannedildi ancak ne yazık ki durum sandıklarından daha kötüydü.
uçuşun 56. saatinde, her şey yolundaymış gibi görünürken son derece yüksek sesli bir patlama gerçekleşti.
ilk başta lovell bunu, test zamanlarında haise tarafından yapılan şakalardan biri zannetmiş. zira haise vanalarla oynayarak patlamaya benzer sesler çıkarmalarına neden olarak eğlenirmiş. ancak patlamanın ardından lovell ile göz göze geldiklerinde, haise korku dolu bir suratla "ben yapmadım" deyince lovell da endişelenmeye başlamış.
patlayan şey, yukarıda bahsettiğim ihmal nedeniyle, oksijen tankının ta kendisiydi çünkü tanka kontrol aşamasında 65 voltluk gerilim sağlayan bir devre düzenlemesi getirilmişti. fakat tank üreticisi yapılması gerekeni yapıp sistemi buna uygun hale getirmediğinden, tankın sıcaklığı 80 dereceyi bulmuştu. bu da ortamdaki sıvı oksijeni harekete geçirmişti. düşmesi gereken sıcaklık da hatalı sistem nedeniyle düşürülemediğinden süreç patlamayla sonuçlanmıştı.
--- houston, bir sorunumuz var ---
filmlerden bildiğimiz bu cümle, swigert'ın dudaklarından dökülen cümle oldu. oksijen tankına ait göstergede koca bir "sıfır" görünüyordu. modülün camından dışarıya baktıklarında, uzayın derinliklerine doğru yol alan bir sızıntı gördüler. ardından diğer tank da sıfırlandı ve kumanda modülünde gerekli teknik desteği sağlayan oksijen bir anda tükendi. bunun anlamı, kumanda modülünün işe yaramaz hale gelmesiydi.
yapılacak tek şey kalmıştı: ay örümceği aquarius'a geçmek (çünkü onun oksijen tankı sağlamdı) ve görevi falan bir kenara bırakıp dünyaya dönmek.
ancak aquarius, ay'a iniş için tasarlanmıştı. aslında bu da geri dönüşü sağlayabilecek bir araçtı ama yer atmosferine girildiğinde gerekecek olan ısı kalkanı bu araçta yoktu. normal şartlarda kumanda modülünü taşıyan mekikle geri dönüş mümkündü ama bunu yapmak için aquarius'u mekikten ayırmaları gerekiyordu. oysa şimdi iş, aquarius aracılığıyla geri dönmeye kalmıştı ki bu da başlı başına bir sorundu.
aquarius'un içerisinde sıcaklık dondurucu seviyelerdeydi. üstelik haise bir üriner enfeksiyon nedeniyle rahatsızlanmıştı ve halsiz bir şekilde bir kenara yığılmıştı. ihtiyaç olan elektrik seviyesi ellerinde bulunandan yüksekti. bu nedenle yer ekibiyle olan bağlantıları sık sık kesiliyordu.
neyse ki lovell oldukça tecrübeli biriydi. birkaç yörünge düzeltmesi ile ay'ın etrafından dolanıp dünyaya doğru yönelmeyi başardılar. dönüş için 2 kişiyi 2 gün süresince idare edecek bir oksijen filtresi vardı aquarius'un içerisinde. ancak dönüşün 4 gün süreceği ve içeride 3 kişi olduğu düşünülünce sıkıntının büyüklüğü anlaşılabilir sanıyorum. burada da yardıma yerdeki ekip koştu ve onların talimatı ile kumanda modülünün kare filtresini alarak binbir güçlükle aquarius'un yuvarlak bir kısmına takmayı başardılar. böylece araç içerisinde biriken karbondioksit sorunu çözülmüş oldu.
dünyaya yaklaşınca, ısı kalkanının devreye girmesi gerektiğinden, işe yaramaz haldeki odyssey yeniden çalıştırılmalıydı. üstelik aquarius'un da odyssey'den ayrılması gerekiyordu.
burada detaya fazlaca girmeme gerek yok. yer ekibinin yaptığı bir plan sayesinde işler yolunda gitti. odyssey pasifik okyanusu'na inmeyi (ya da düşmeyi diyelim) başardı. böylece filmlerdekilere benzeyen kabus gibi birkaç gün sona ermiş ve astronotlar bu görevden canlarını sağ salim kurtarmayı başarmıştı.
ay'a kadar gidip yüzeye epeyce yaklaşıp onu yakından görmek ama üzerine inemeden gerisin geri dönmek oldukça moral bozucu olmalı. ancak hayatınızın devamı ile görev aşkını kıyaslayınca, bunu sineye çekmek belki biraz daha kolay oluyordur, kim bilir.
kumanda modülü:

(görsel, space. com'dan alıntıdır.)
ay örümceği:

(görsel, wikimedia. org'dan alıntıdır.)
devamını gör...
recep tayyip erdoğan'ın efsane sözleri
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
lise zamanlarımı özlüyorum. yurtta kalmıştım,özellikle yurt ortamını çok özlüyorum. sabahlara kadar olan konuşmalarımızı,her şeyi paylaşabilmemizi özlüyorum. üniversitede özellikle pek bir şey paylaşamaz oldum. bir şeyler paylaşabilmeyi çok özledim maddi manevi o kadar özledim ki...en basitinden aldığım bir bisküviden sadece 1-2 tane yiyebilmeyi çok özledim. yemekhanede hiç yiyemediğim yemekleri özledim,gece etütlerini bile özledim. aramın bozulduğu arkadaşlarımı özlüyorum en çok. çok üzüldüm çok kırıldım ama çok özlüyorum.
o zamanlar kendimi hapiste hissediyordum aslında ama özgürlüğü kazanmak o kadar güzeldi ki. o bahçeden çıkmak o kadar güzeldi ki. şimdi o kadar çok özledim ki oraları.
aslında elimde ne güzel fırsatlar varmış da ben hepsini mahvetmişim,geriye sadece pişmanlıklar ve özlem kalmış.
o zamanlar kendimi hapiste hissediyordum aslında ama özgürlüğü kazanmak o kadar güzeldi ki. o bahçeden çıkmak o kadar güzeldi ki. şimdi o kadar çok özledim ki oraları.
aslında elimde ne güzel fırsatlar varmış da ben hepsini mahvetmişim,geriye sadece pişmanlıklar ve özlem kalmış.
devamını gör...
emilie du chatelet
neden hiç kadın fizikçi yok?, neden hiç kadın matematikçi yok?, neden hiç kadın filozof yok?, diyen arkadaşla karşılaşıyoruz. alın ''üçü bir arada'' diye anılan bir kadın kendisi
semur-en-auxois valisi marquis florent du chatelet ile 19 yaşında evlendi. kocası bir askerdi ve işleri nedeniyle karısını az gördü...
ayrıldılar yani kısacası efem...
fransız yazar ve filozof voltaire'in ile bir ilişkiye girdi. voltaire'nin sevgilisi olarak anılır.
20 yaşında fransız bilimler akademisi'ne eğitim almak için başvurdu. ancak cinsiyeti nedeniyle reddedildi.
sonraki yıllarda, kendisini reddeden bu okul; chatelet'in tabiat üzerine tezler adlı kitabını yayınlamıştır.
chatelet, ısaac newton'ın principia kitabının fransızca'ya çevirmiştir. başka bir dile uzun zaman çevrilmedi. fransa'nın, newton'ı chatelet'nin çevirisi ile tanımıştır.
newton, hareket eden cismin enerjisinin, kütlesi ile doğrudan orantılı olmadığını savundu.
emilie du chatelet, kütle ve hızının karesi ile orantılı olduğunu düşünerek newton'un tam tersi bir düşünceye sahipti.
ki bu da; (e=mc²) destekleyen bu düşüncedir.
kendisi ''kadın '' olması sebebiyle hemcinslerinin eğitim almasının ateşli bir savunucusu idi.
semur-en-auxois valisi marquis florent du chatelet ile 19 yaşında evlendi. kocası bir askerdi ve işleri nedeniyle karısını az gördü...
ayrıldılar yani kısacası efem...
fransız yazar ve filozof voltaire'in ile bir ilişkiye girdi. voltaire'nin sevgilisi olarak anılır.
20 yaşında fransız bilimler akademisi'ne eğitim almak için başvurdu. ancak cinsiyeti nedeniyle reddedildi.
sonraki yıllarda, kendisini reddeden bu okul; chatelet'in tabiat üzerine tezler adlı kitabını yayınlamıştır.
chatelet, ısaac newton'ın principia kitabının fransızca'ya çevirmiştir. başka bir dile uzun zaman çevrilmedi. fransa'nın, newton'ı chatelet'nin çevirisi ile tanımıştır.
newton, hareket eden cismin enerjisinin, kütlesi ile doğrudan orantılı olmadığını savundu.
emilie du chatelet, kütle ve hızının karesi ile orantılı olduğunu düşünerek newton'un tam tersi bir düşünceye sahipti.
ki bu da; (e=mc²) destekleyen bu düşüncedir.
kendisi ''kadın '' olması sebebiyle hemcinslerinin eğitim almasının ateşli bir savunucusu idi.
devamını gör...
an itibarıyla işsiz kalmam
kariyer vs. demek saçmalık. bir tanıdığım var kendisi genetik mühendisi bilmem kaç zaman yüksek lisans yaptı sonra doktora yaptı ama şu an işsiz. çünkü çok mezun var ve pandemi vs. diye hastaneler * işçi çıkarmıyoruz şu sıra diyorlarmış. başvurularını da almıyorlar. böyle bir sürü insan var. belki onlardan biri ileride ben olucam. sıkıntıyı kişide aramayın sıkıntı ülke şartlarından. umarım bir an önce bir çıkış yolu bulursun.
devamını gör...
mehmet günsür
adam yaşlanmıyor, karizması eksilmiyor bir hava bir çalım.. annem yaşında ama halen mehmet günsür deyince bir haller oluyor anlamadık bu işten. oyunculuk desen tekdüze aynı rollerin insanı fakat onunda hakkından geliyor o da bize yetiyor.
devamını gör...
latimer’in mikrokozmosu
david latimer'in 1960 yılında içine küçük boyutlu çiçekler koyarak, en son 1972 yılında sulayıp bir daha kapağını açmadığı 38 litrelik şişedir.
geçen bu süre boyunca ışık harici dış dünyaya kapalı olarak yaşayan bu bitkiler tüm yaşamsal gereksinimlerini geri dönüşüm yolu ile sağlayarak bir ekosistem oluşturmuş ve hayatta kalmıştır. şişe içerisindeki bitkiler fotosentez yolu ile oksijen ve gerekli olan nem ortamını oluşturarak biriken nemin de yağmur görevi görmesini sağlamıştır. çürüyen yapraklar ise hem fotosentez için gerekli karbondioksidi hem de gerekli besini oluşturmuştur.
geçen bu süre boyunca ışık harici dış dünyaya kapalı olarak yaşayan bu bitkiler tüm yaşamsal gereksinimlerini geri dönüşüm yolu ile sağlayarak bir ekosistem oluşturmuş ve hayatta kalmıştır. şişe içerisindeki bitkiler fotosentez yolu ile oksijen ve gerekli olan nem ortamını oluşturarak biriken nemin de yağmur görevi görmesini sağlamıştır. çürüyen yapraklar ise hem fotosentez için gerekli karbondioksidi hem de gerekli besini oluşturmuştur.
devamını gör...
marko paşa
(dergi)
1946 yılında aralarında sabahattin ali, aziz nesin, rıfat ılgaz, mustafa mim uykusuz gibi türkiye’nin önemli edebiyatçılarının bulunduğu haftalık yayınlanan mizah dergisi.toplumcu-gerçekçi halk mizahıyla güldürürken düşündürmeyi amaçlayan bir dergiydi markopaşa. fakat dönemin yöneticilerini güldürmeyi başaramadığı ortada. çünkü markopaşa, kısa yayın döneminde sözünü esirgemeyen, cesur bir tavır sergilemiş; keskin tavrıyla döneminde ana muhalefet görevini üstlenmiştir. bundan dolayı markopaşa’ya sürekli baskı uygulanmıştır.tüm engellere rağmen dönemin en çok satan tirajlarına sahip olmuştur..aziz nesin okuduğum bir kitabında şöyle bahsetmişti: hapishanede olduğu zamanlarda eline kağıt kalem asla verilmezmiş,sabahattin ali genel müdür olduğunda kendisi yazı işleri müdürü olurmuş çünkü sabahattin ali içeri alınırsa aziz nesin yazmaya devam etsin diye.ahh güzel insanlar.
1946 yılında aralarında sabahattin ali, aziz nesin, rıfat ılgaz, mustafa mim uykusuz gibi türkiye’nin önemli edebiyatçılarının bulunduğu haftalık yayınlanan mizah dergisi.toplumcu-gerçekçi halk mizahıyla güldürürken düşündürmeyi amaçlayan bir dergiydi markopaşa. fakat dönemin yöneticilerini güldürmeyi başaramadığı ortada. çünkü markopaşa, kısa yayın döneminde sözünü esirgemeyen, cesur bir tavır sergilemiş; keskin tavrıyla döneminde ana muhalefet görevini üstlenmiştir. bundan dolayı markopaşa’ya sürekli baskı uygulanmıştır.tüm engellere rağmen dönemin en çok satan tirajlarına sahip olmuştur..aziz nesin okuduğum bir kitabında şöyle bahsetmişti: hapishanede olduğu zamanlarda eline kağıt kalem asla verilmezmiş,sabahattin ali genel müdür olduğunda kendisi yazı işleri müdürü olurmuş çünkü sabahattin ali içeri alınırsa aziz nesin yazmaya devam etsin diye.ahh güzel insanlar.
devamını gör...
türkçe şarkılarda geçen mükemmel sözler
hayat bu işte
kanatlanıp gitmek dururken
dört duvar içinde hap solursun
yaşamak için bir neden ararken
ölmek için bulursun
manga-hayat bu işte
her gecenin sabahı
her kışın bir baharı
her şeyin bir zamanı
benim dermanım yok
fikret kızılok-bir harmanım bu akşam
kanatlanıp gitmek dururken
dört duvar içinde hap solursun
yaşamak için bir neden ararken
ölmek için bulursun
manga-hayat bu işte
her gecenin sabahı
her kışın bir baharı
her şeyin bir zamanı
benim dermanım yok
fikret kızılok-bir harmanım bu akşam
devamını gör...
çok mutsuz olmasına rağmen gülebilen insan
acıya kahkaha atabilmek sanatsa eğer, ben çok pahalı bir tabloyum.*
devamını gör...
altıncı hastalık
virüslerin yol açtığı, süt çocukluğu döneminde görülen hafif seyirli bir enfeksiyon hastalığı. 6 ay - 3 yaş grubu çocuklarda sık görülür. 2-3 gün süren ateş, en fazla 8 güne kadar uzar. özel bir tedavisi ve aşısı olmayan bir hastalıktır. hastalık bir haftada kendiliğinden iyileşir.
devamını gör...
gmail vs hotmail
hotmail yillarin ustadi. tamam yillandi ama msn'le az mi kahrimizi cekti? adini da degistirdiler lakin genc nesile karsi kaybetti.
(bkz: gmail'in çağ kapatip, çağ açmasi)
(bkz: gmail'in çağ kapatip, çağ açmasi)
devamını gör...
yazarların açtığı ilk başlık
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
boşlukta kürek çekiyormuşum gibi hissediyorum.
devamını gör...
okan bayülgen
hastasıyım, net..
ilk çıktığında, herkes yattıktan sonra gizlice televizyonu açıp, karanlıkta onu izlerdim.. çocuktum daha dikkatimi çekmiş..
sonra hep izledim, çok seviyorum onu,
öyle fanlık hayranlık anlamında değil ama, objektif dinleyebiliyorum, katılmadığım fikirleri de var, kendisini tanımayı çok isterdim, bu başlığı açmayı düşünüyordum, şimdi tesadüfen gördüm sözlüğe girişte, ekşi yi onun sayesinde tanıdım sevdim, hatta girdim, buraya gelmemde de aslında onun girip okuma ihtimalinin de etkisi var :) kendi evinde çekilmiş bir video var, sevdiği küçük eserleri almış, tanınmamış sanatçıların eserlerini, o büyük galerilerdeki pahalı eserlere inanmıyor, yani onu pazarlama ile kandıramazsınız, gerçek olan, anlamlı ve değerli eserleri bulmuş, bugün istese en baba kanalda en baba günde saatte gelir oturur televizyona, hiçbir kanalda hayır demez, parada kazanır, ismi kaşe olmuş, ama radyo programı yapıyor.. anlamlı olanı, ruhu olanı "tercih ediyor" buyursunlar demesi olsun, hoşuna giden akıllıca bir espri duyunca uzata uzata gülmesi olsun, bayılıyorum kendisine..
mesela arkadaşlarım bana birşey anlatırken, bir kavram, yada bir durum, benim anlamam için şunu söylerler "mesela okan bayülgen gibi" o zaman anlarım.. gidip ben sizin hayranınızım filanda demem yani, o tarz da değilim, ama bir şekilde, özellikle iş vesilesiyle filan tanışmayı çok isterdim, kız arkadaşı zaten uzay bir kadın, cv si yle dövüyor bütün eski sevgililerini, şu an beraberlermi bilmiyorum ama biraz sıkılmış gibi görünüyor.. seviyor öyle özgün kadınları, akıllı, özgüvenli kadınları, biliyorum ama ne bileyim, merakını dindirmişse, şu saatlerde sıkılmış olması lazım, evlilikle ilgili tespitleri çook yerinde ve enteresandır, kimsedende duyulmamış şeylerdir, ve sporla ilgili çok şahidim var, spor ve vücuduna çok zaman ayıranlarla ilgili aynı şeyleri söylemiştim daha önce, sosyal medyadaki paylaşımlarla ilgilide öyle, kızına koyduğu isimde benim ondan öncede kullandığım kelime istanbulla aynı, ve son olarak çocuğuna dünyadaki başkentlere gidip kalabilmesi için evler alması beni benden almıştır diyip ben harakiri yapmaya gidermişim
seni seviyorum okan bayülgen
bana ilham veriyorsun
ilk çıktığında, herkes yattıktan sonra gizlice televizyonu açıp, karanlıkta onu izlerdim.. çocuktum daha dikkatimi çekmiş..
sonra hep izledim, çok seviyorum onu,
öyle fanlık hayranlık anlamında değil ama, objektif dinleyebiliyorum, katılmadığım fikirleri de var, kendisini tanımayı çok isterdim, bu başlığı açmayı düşünüyordum, şimdi tesadüfen gördüm sözlüğe girişte, ekşi yi onun sayesinde tanıdım sevdim, hatta girdim, buraya gelmemde de aslında onun girip okuma ihtimalinin de etkisi var :) kendi evinde çekilmiş bir video var, sevdiği küçük eserleri almış, tanınmamış sanatçıların eserlerini, o büyük galerilerdeki pahalı eserlere inanmıyor, yani onu pazarlama ile kandıramazsınız, gerçek olan, anlamlı ve değerli eserleri bulmuş, bugün istese en baba kanalda en baba günde saatte gelir oturur televizyona, hiçbir kanalda hayır demez, parada kazanır, ismi kaşe olmuş, ama radyo programı yapıyor.. anlamlı olanı, ruhu olanı "tercih ediyor" buyursunlar demesi olsun, hoşuna giden akıllıca bir espri duyunca uzata uzata gülmesi olsun, bayılıyorum kendisine..
mesela arkadaşlarım bana birşey anlatırken, bir kavram, yada bir durum, benim anlamam için şunu söylerler "mesela okan bayülgen gibi" o zaman anlarım.. gidip ben sizin hayranınızım filanda demem yani, o tarz da değilim, ama bir şekilde, özellikle iş vesilesiyle filan tanışmayı çok isterdim, kız arkadaşı zaten uzay bir kadın, cv si yle dövüyor bütün eski sevgililerini, şu an beraberlermi bilmiyorum ama biraz sıkılmış gibi görünüyor.. seviyor öyle özgün kadınları, akıllı, özgüvenli kadınları, biliyorum ama ne bileyim, merakını dindirmişse, şu saatlerde sıkılmış olması lazım, evlilikle ilgili tespitleri çook yerinde ve enteresandır, kimsedende duyulmamış şeylerdir, ve sporla ilgili çok şahidim var, spor ve vücuduna çok zaman ayıranlarla ilgili aynı şeyleri söylemiştim daha önce, sosyal medyadaki paylaşımlarla ilgilide öyle, kızına koyduğu isimde benim ondan öncede kullandığım kelime istanbulla aynı, ve son olarak çocuğuna dünyadaki başkentlere gidip kalabilmesi için evler alması beni benden almıştır diyip ben harakiri yapmaya gidermişim
seni seviyorum okan bayülgen
bana ilham veriyorsun
devamını gör...
scarface
daha iyisi yapılmayacak olan sayılı sayıdaki filmlerden birisidir.ayrıca en sevdiğim oyuncunun oynaması da bu filmi efsane yapmıştır.(bkz: al pacino). konusu köyden indim şehire bir adamın önlenemez yükselişini anlatır. bu filmi amerikalıların kesinlikle bir türk gibi anlamayacağını düşünüyorum çünkü tony'nin yaşadığı olaylar aslında bizim göçmenlik hayallerimizin bir örneğidir. ayrıca bu filmi her izlediğimde rafet el roman'ın amerika şarkısını dinlediğim duyguya kapılıyorum.kapitalizm=scarface
müzikler ,kıyafetler ve dönem:1980'leri temsil eden en iyi filmdir hatta gta vice city scarface'den uyarlanmıştır. tony montana'nın evide muhteşem bir şekilde dekore edilmiştir.eğer bir gün zengin olursam evimi aynı öyle dekore edeceğim.zaten miami'ye bu film sayesinde aşık oldum.kıyafetler konusuna hiç girmeyeceğim çünkü hepsi başlı başına bir efsanedir.(bkz: elvira hancock)
müzik kullanımı da çok yerindedir ve hala zevkle dinlenir. tony montana'nın yükselişinde kullanılan push it to limit,sosa'nın mekanındaki bolivia theme,göçmen gemisindeki giriş müziği
karakterler ise başlı başına birer ikondur. tony montana megalomanyak bir karakterdir ve world is yours kelimesi de bize tony'yi gayet güzel bir şekilde anlatır. filmin kapağındaki gibi en vahşi hayallerini bulmuştur.diğer karakterler de motivasyonlarını güzel bir şekilde belli eder.karakterlerin hepsi siyah beyazdır.mesela tony bir mafya olsa da kadınlar ve çocuklara asla zarar vermez.
ben sadece 2 filmin sonunda duygulandım (titanic ve scarface ) bu kadar güzel bir son nasıl yapılabilir örneğidir. tony'nin evi sosa'nın adamları tarafından basılır ve merdivenin başında adamları vurmaya çalışıyordur tek başına...o esnada arkasından yavaşça suikastçi yaklaşır ve onu gafil avlar. tony havuzuna düşer ve havuzdaki heykelde world is yours yazıyordur.
kötü adama iyi geceler dileyin.
müzikler ,kıyafetler ve dönem:1980'leri temsil eden en iyi filmdir hatta gta vice city scarface'den uyarlanmıştır. tony montana'nın evide muhteşem bir şekilde dekore edilmiştir.eğer bir gün zengin olursam evimi aynı öyle dekore edeceğim.zaten miami'ye bu film sayesinde aşık oldum.kıyafetler konusuna hiç girmeyeceğim çünkü hepsi başlı başına bir efsanedir.(bkz: elvira hancock)
müzik kullanımı da çok yerindedir ve hala zevkle dinlenir. tony montana'nın yükselişinde kullanılan push it to limit,sosa'nın mekanındaki bolivia theme,göçmen gemisindeki giriş müziği
karakterler ise başlı başına birer ikondur. tony montana megalomanyak bir karakterdir ve world is yours kelimesi de bize tony'yi gayet güzel bir şekilde anlatır. filmin kapağındaki gibi en vahşi hayallerini bulmuştur.diğer karakterler de motivasyonlarını güzel bir şekilde belli eder.karakterlerin hepsi siyah beyazdır.mesela tony bir mafya olsa da kadınlar ve çocuklara asla zarar vermez.
ben sadece 2 filmin sonunda duygulandım (titanic ve scarface ) bu kadar güzel bir son nasıl yapılabilir örneğidir. tony'nin evi sosa'nın adamları tarafından basılır ve merdivenin başında adamları vurmaya çalışıyordur tek başına...o esnada arkasından yavaşça suikastçi yaklaşır ve onu gafil avlar. tony havuzuna düşer ve havuzdaki heykelde world is yours yazıyordur.
kötü adama iyi geceler dileyin.
devamını gör...
mısır piramitleri
m.ö. 2551 yılında tamamlandığı düşünülen ve 14 ila 20 yıl arasında yapıldığı kesinleşmiş üstün mimari yapılardır.
henüz kim olduğu netleşemeyen bir firavun için inşa edilmiştir.
yıllardır yaptığım kapsamlı araştırmaları ve ekşi'de girdiğim bir entryi baz alarak; onun hakkındaki bilgiler:
-firavun'un mezarına yılın belli günleri sadece yılda 2 kez güneş giriyor.*
-yapımında her birinin ağırlığı 2 ila 60 ton arasında değişen taş blokları yerleştirecek kadar güce, sisteme ve teknolojiye sahip insanlar kullanıldı.
-gelecekte buraya ziyarete gelen insanları yanıltacak elektro manyetik alana sahip üç piramit inşa edebilecek, içinde ultrasonic radar ve sonar cihazlarının çalışmasını engelleyecek birikime sahiplerdi.
-binlerce yıldır içinin yazın soğuk kışın sıcak olmasını sağlayacak termodinamik bilgiye sahiplerdi.
-olur da biri keops piramidinin yüksekliğini bir milyarla çarpar da güneş ile dünya arasındaki mesafeyi bulur diye,
olur da biri dünya haritasını düz varsayarsa diye piramitleri dünyanın merkezine yerleştirecek ince hesaplar yaptılar.
-en yakın teslimat noktası 20 km ötede olan 2.300.000 taşı takım yıldızlara oranla inşa edebilecek köleler kullandılar,
-ilerideki nesillere piramitlerle hem kürenin hacminin hem de dairenin yüzeyini hesaplatabilecek düzeyde ince inşa edecek,
-belki ileride meridyen diye bir şey icad edilir diye, üzerinden meridyen geçen piramitleri hem karayı hem denizi bölebilecek şekilde ayarlayabilen,
-araştırmacıların %90'ının içinde kaybolmasını sağlayan odalara sahip piramitler inşa edebilecek,
insanlardı.(!)
henüz kim olduğu netleşemeyen bir firavun için inşa edilmiştir.
yıllardır yaptığım kapsamlı araştırmaları ve ekşi'de girdiğim bir entryi baz alarak; onun hakkındaki bilgiler:
-firavun'un mezarına yılın belli günleri sadece yılda 2 kez güneş giriyor.*
-yapımında her birinin ağırlığı 2 ila 60 ton arasında değişen taş blokları yerleştirecek kadar güce, sisteme ve teknolojiye sahip insanlar kullanıldı.
-gelecekte buraya ziyarete gelen insanları yanıltacak elektro manyetik alana sahip üç piramit inşa edebilecek, içinde ultrasonic radar ve sonar cihazlarının çalışmasını engelleyecek birikime sahiplerdi.
-binlerce yıldır içinin yazın soğuk kışın sıcak olmasını sağlayacak termodinamik bilgiye sahiplerdi.
-olur da biri keops piramidinin yüksekliğini bir milyarla çarpar da güneş ile dünya arasındaki mesafeyi bulur diye,
olur da biri dünya haritasını düz varsayarsa diye piramitleri dünyanın merkezine yerleştirecek ince hesaplar yaptılar.
-en yakın teslimat noktası 20 km ötede olan 2.300.000 taşı takım yıldızlara oranla inşa edebilecek köleler kullandılar,
-ilerideki nesillere piramitlerle hem kürenin hacminin hem de dairenin yüzeyini hesaplatabilecek düzeyde ince inşa edecek,
-belki ileride meridyen diye bir şey icad edilir diye, üzerinden meridyen geçen piramitleri hem karayı hem denizi bölebilecek şekilde ayarlayabilen,
-araştırmacıların %90'ının içinde kaybolmasını sağlayan odalara sahip piramitler inşa edebilecek,
insanlardı.(!)
devamını gör...
yazarların uyumama sebepleri
"hayatı kaçırıyorum" düşüncesi
devamını gör...
animasyon film önerileri
wall-e
devamını gör...
