hate (yazar)
kamera arkası görüntülerde son kelimesi sansüre uğramıştır.
devamını gör...
sanrı
ortak karar verilmiş bir kararın aksini savunabilecek, doğru olduğu bir çok kişi tarafından onaylansa da, olayın hakkında kanıtlar dahi olsa körü körüne inanılan yanlış inançlar.
delüzyon veya hezeyan da denmektedir. gerçeğe uymayan, gerçek dışı düşünceyi tanımlayan terimlerdir. hatta o kadar ileri boyutları vardır ki duyu organlarının bile gerçekte var olmayan, olmamış ve olmayacak algıları algılaması durumudur. beyindeki sistematik bir bozulma sonucu uydurma boyutuna geçme halidir.
sanrılar genelde nörolojik bir bozulma olarak görülsede nedeni tam olarak anlaşılmamıştır. herhangi bir hastalıkla ilişkinlendirilmemiş bir neden ya da sebeptir.
babam gitmeden 4, 5 sene önce bu tarz bir olay başımıza gelmişti. yaşı 70 civarıydı çok yorulmuş ve uykusuz kalmıştı. eve gelip uyuyacağım dedi. biraz uyuduktan sonra annemi yanına çağırdı ve şu malzemeleri bana ver dedi. annem hangilerini diye sordu. görmüyor musun avanak kadın karşıda malzemeler duruyor dedi. ben de kapıdan onlara bakıyorum. 15 dakika kadar anneme bağırdı çağırdı. etrafta aletler olduğunu ve o aletleri vermesi gerektiğini söylüyor ve hakaretler ediyordu. (normalde tercih etmediği bir hitaptır hakaret.)
beni çağırdı. kızım şu aletleri, malzemeleri getir şu işi halledelim geç kaldık dedi. pantolonunu işaret ettiğini gördüm. ve yanına getirdim. tut şimdi şunu dedi. tuttum garip şeyler yapmaya başladı. katlıyor, bürüyor, indiriyor, kaldırıyor. bana bir yandan sende kaldır kaldır ya dur bu kadar hızlı olmaz diyordu. çek şimdi it çocuğum it şunu falan. annemden sivri bir şey istedi. annem korktu getirmeye. ben gidip şiş getirdim. pantolona geçirdi şişi heh şimdi oldu bak dedi. bunları al götür adam teslime gelirse fiyatı 250 lira dedi. tamam bana dedim.
sonra bir yattı ertesi gün akşama kadar uyudu. uyandığında hiçbirini hatırlamıyordu. bilmiyorum belki buna örnek değildir ama o an ne olduysa beyin sanırım başka bir boyuta geçti. uyumuyordu kesinlikle. o 1 saat ömrümüzden 3, 4 ay götürdü. doktor falan çağırdık ama doktor geldiğinde uyandıramadık. ay sinirden saatlerce kahkaha atmıştım o gün. annemin hele aklı çıkmıştı kadının. küfürler falan havada uçuşmuştu çünkü. tamam çok sakin bir adam değildi babam ama böyle bir tavır kolay kolay takınmazdı hele ki anneme.
delüzyon veya hezeyan da denmektedir. gerçeğe uymayan, gerçek dışı düşünceyi tanımlayan terimlerdir. hatta o kadar ileri boyutları vardır ki duyu organlarının bile gerçekte var olmayan, olmamış ve olmayacak algıları algılaması durumudur. beyindeki sistematik bir bozulma sonucu uydurma boyutuna geçme halidir.
sanrılar genelde nörolojik bir bozulma olarak görülsede nedeni tam olarak anlaşılmamıştır. herhangi bir hastalıkla ilişkinlendirilmemiş bir neden ya da sebeptir.
babam gitmeden 4, 5 sene önce bu tarz bir olay başımıza gelmişti. yaşı 70 civarıydı çok yorulmuş ve uykusuz kalmıştı. eve gelip uyuyacağım dedi. biraz uyuduktan sonra annemi yanına çağırdı ve şu malzemeleri bana ver dedi. annem hangilerini diye sordu. görmüyor musun avanak kadın karşıda malzemeler duruyor dedi. ben de kapıdan onlara bakıyorum. 15 dakika kadar anneme bağırdı çağırdı. etrafta aletler olduğunu ve o aletleri vermesi gerektiğini söylüyor ve hakaretler ediyordu. (normalde tercih etmediği bir hitaptır hakaret.)
beni çağırdı. kızım şu aletleri, malzemeleri getir şu işi halledelim geç kaldık dedi. pantolonunu işaret ettiğini gördüm. ve yanına getirdim. tut şimdi şunu dedi. tuttum garip şeyler yapmaya başladı. katlıyor, bürüyor, indiriyor, kaldırıyor. bana bir yandan sende kaldır kaldır ya dur bu kadar hızlı olmaz diyordu. çek şimdi it çocuğum it şunu falan. annemden sivri bir şey istedi. annem korktu getirmeye. ben gidip şiş getirdim. pantolona geçirdi şişi heh şimdi oldu bak dedi. bunları al götür adam teslime gelirse fiyatı 250 lira dedi. tamam bana dedim.
sonra bir yattı ertesi gün akşama kadar uyudu. uyandığında hiçbirini hatırlamıyordu. bilmiyorum belki buna örnek değildir ama o an ne olduysa beyin sanırım başka bir boyuta geçti. uyumuyordu kesinlikle. o 1 saat ömrümüzden 3, 4 ay götürdü. doktor falan çağırdık ama doktor geldiğinde uyandıramadık. ay sinirden saatlerce kahkaha atmıştım o gün. annemin hele aklı çıkmıştı kadının. küfürler falan havada uçuşmuştu çünkü. tamam çok sakin bir adam değildi babam ama böyle bir tavır kolay kolay takınmazdı hele ki anneme.
devamını gör...
edebiyat oburu
kendime de yakıştırabileceğim bir unvandır.
edebiyat oburluğu basit bir durum değildir ve abartılır ve tedavi edilmezse eğer edebiyat obezitesine neden olabilir ki bu bir edebiyatsever için hiç de istenecek bir durum değildir.
edebiyat oburluğu belli bir süreç sonucunda gerçekleşir. uzunca bir süre kitap okumakla, dergilere düşmekle, kütüphane ve kitabevi gezmekle oburluk mertebesine erişmek mümkündür.
hastalığa dönüşmemesi için azami dikkat göstermek gerekir. bulduğu her şeyi okumak gibi bir alışkanlığa düşen insan edebiyat çöplüğünün zehirli yeşil dumanlarını soluyarak kişisel gelişim kitapları ve watpad kitapları arasında boğulup kalabilir.
edebiyat oburu iştahlı olduğu kadar seçicidir de. sadece iyi olduğunu düşündüğü her edebi eseri tüketir ve daha elindeki bitmeden bir sonraki eseri sıraya koymuştur bile.
oblomov gibi obur ve tembel değildir. yani oburdur ama tembel değildir. oburluğunu gidermek için ciddi bir mesai ve para harcar. gargantua gibi her bulduğunu yutmaz. eğer edebi bir karakter ile eşleştireceksek eğer edebiyat oburunu bu olsa olsa ignatius o’reilly olurdu.
afiyet olsun efendim.
edebiyat oburluğu basit bir durum değildir ve abartılır ve tedavi edilmezse eğer edebiyat obezitesine neden olabilir ki bu bir edebiyatsever için hiç de istenecek bir durum değildir.
edebiyat oburluğu belli bir süreç sonucunda gerçekleşir. uzunca bir süre kitap okumakla, dergilere düşmekle, kütüphane ve kitabevi gezmekle oburluk mertebesine erişmek mümkündür.
hastalığa dönüşmemesi için azami dikkat göstermek gerekir. bulduğu her şeyi okumak gibi bir alışkanlığa düşen insan edebiyat çöplüğünün zehirli yeşil dumanlarını soluyarak kişisel gelişim kitapları ve watpad kitapları arasında boğulup kalabilir.
edebiyat oburu iştahlı olduğu kadar seçicidir de. sadece iyi olduğunu düşündüğü her edebi eseri tüketir ve daha elindeki bitmeden bir sonraki eseri sıraya koymuştur bile.
oblomov gibi obur ve tembel değildir. yani oburdur ama tembel değildir. oburluğunu gidermek için ciddi bir mesai ve para harcar. gargantua gibi her bulduğunu yutmaz. eğer edebi bir karakter ile eşleştireceksek eğer edebiyat oburunu bu olsa olsa ignatius o’reilly olurdu.
afiyet olsun efendim.
devamını gör...
açtığın başlığa girilen entrylerin hepsini oylamak
evet o benim.. icabet edemediklerim olduysa affola..
devamını gör...
kafa sözlük
ismine çok yakında 'kalbimiz seninle' diyeceğimiz sözlük.
son saatler hatta saat bile kalmamış artık.
son kez bu başlığa tanım girmek istedim. hah ilginçtir duygulandım. gerçi hiç ilginç değil buraya sık sık yazdığım gibi aslında duygusal bir insanım. normal hayatta bunu perdeleyebiliyorum ama burada buna ihtiyaç duymuyorum. çünkü burası benim içimi döktüğüm, duygularımı boşalttığım bir yer. benim için sadece sözlük değil.
bazen günlük gibi kullanıyorum burayı bazı arkadaşlar pek hoşlanmasada kurallara aykırı bir durum yok nasılsa.
bir yandan yeni ismi çok merak ediyorum bir yandan içimde garip bir vefa duygusu dürtüyor beni. değişikliği, değişimi pek sevmem ama işte elimizden ne gelir. yoldaş gerekeni yapmış. bu saatten sonra bize sadece içimizi dökmek kalıyor.
bu arada umarım isimle birlikte çok fazla bir şeyler değişmez. akışta gördüğüm durumlar özellikle aman aman.
neyse vedaları sevmiyorum canım kafa. kalbimiz seninle... hah burada ağlıyor olabilirim püfff.
son saatler hatta saat bile kalmamış artık.
son kez bu başlığa tanım girmek istedim. hah ilginçtir duygulandım. gerçi hiç ilginç değil buraya sık sık yazdığım gibi aslında duygusal bir insanım. normal hayatta bunu perdeleyebiliyorum ama burada buna ihtiyaç duymuyorum. çünkü burası benim içimi döktüğüm, duygularımı boşalttığım bir yer. benim için sadece sözlük değil.
bazen günlük gibi kullanıyorum burayı bazı arkadaşlar pek hoşlanmasada kurallara aykırı bir durum yok nasılsa.
bir yandan yeni ismi çok merak ediyorum bir yandan içimde garip bir vefa duygusu dürtüyor beni. değişikliği, değişimi pek sevmem ama işte elimizden ne gelir. yoldaş gerekeni yapmış. bu saatten sonra bize sadece içimizi dökmek kalıyor.
bu arada umarım isimle birlikte çok fazla bir şeyler değişmez. akışta gördüğüm durumlar özellikle aman aman.
neyse vedaları sevmiyorum canım kafa. kalbimiz seninle... hah burada ağlıyor olabilirim püfff.
devamını gör...
can kulağıyla dinlemek
gerçekten anlamak isteyerek ve tüm algıları açık bir şekilde, dikkatle dinlemek anlamında kullanılan bir deyim.
devamını gör...
kitap sayfalarını ayraç niyetine katlayan insan
"yahu iyi ki bir kitap verdik, vermez olaydık" denecek insan. dayağı hak ediyor bak bunlar.
devamını gör...
satın alındıktan sonra pişman olunan son şey
termos şeklinde bi su şişesi. çok küçük bi şey gibi gözükebilir ama su içemiyorum yeterince nerdeyse günde 1-2 bardak içiyorum ve kendimi alıştırmak motive etmek için şişe ya da kupa bardak falan alıyorum sürekli ve bu seferkini de aldıktan sonra gerçekten pişman oldum çünkü bu artık kaçıncı bilmiyorum*.
devamını gör...
entry nick uyumu
daha ne kadar uyumlu olabilirim...
fikrim var ve yazıyorum.
fikrim var ve yazıyorum.
devamını gör...
başarısız yemek yapma anısı
irmik helvası yapayım derken yanlışlıkla kocaman bir kaya parçası yapmam.
devamını gör...
zort yazsa 30 beğeni alacak yazarlar
"pırt" ile artırmak istediğim bahis. *
devamını gör...
2021 hayvan hakları yasası
makul, uygulanabilir ve caydırıcı bir yasanın çıkması dileğiyle. doğrudan öldürmeye yönelik de bir maddenin olması gerektiğini düşünüyorum.
ayrıca evcil olmayan hayvanlar ile ilgili maddeler olacak mı merak etmekteyim. konu netleştikçe başlığı açan yazarın editleri bizi aydınlatacaktır.
son olarak, avcılık nah spordur. kendini bilmezlerin yaptığı bir eylemdir.
ayrıca evcil olmayan hayvanlar ile ilgili maddeler olacak mı merak etmekteyim. konu netleştikçe başlığı açan yazarın editleri bizi aydınlatacaktır.
son olarak, avcılık nah spordur. kendini bilmezlerin yaptığı bir eylemdir.
devamını gör...
perseus with the head of medusa
perseus with the head of medusa, benvenuto cellini tarafından 1545-1554 yılları arasında yapılmış bronz bir heykeldir. kare bir kaide üzerinde perseus ve elinde medusa'nın başı betimlenmiştir. eser 27 nisan 1554 tarihinde piazza della signoria meydanındaki, loggia dei lanzi binasına dönem dükü cosimo ı de' medici tarafından yerleştirilmiştir.
eserde perseus neredeyse çıplak bir şekilde ayakta durmakta ve yılan saçlı gorgon, medusa'nın başını elinde tutmaktadır. ayakları altında da medusa'nın vücutu serilidir. alegorik ve cumhuriyeti kesen dükü anlatması gibi siyasi anlatılarının ve özelliklerinin yanı sıra heykeli yaparken kullanılan bronz, uzun bir süredir sanat eserlerinde görülmeyen bir materyal idi. perseus neredeyse çıplaktı demiştik çünkü üzerinde bazı eşyalar taşıyordu. mitolojik hikayesinde de bahsedildiği gibi heykel de; ayağında hız için giydiği kanatlı sandaletler, omzunda kafayı taşımak için sihirli bir çanta ve başında görünmezlik miğferi takıyor. burada tabii ki cellini'nin ünlü eritme yeteneğine de atıfta bulunmak zorundayız. kendisi de yarattığı eserden çok gurur duymuş olacak ki bahsettiğimiz, gögsünde bulunan çantasının askısında benvenvtvs cellınvs cıvıs flor facıebat mdlııı (benvenuto cellini, floransa yurttaşı, bunu 1553 yılında yaptı) yazmaktadır. ve ilgi çekici bir diğer özelliği de, kendi portresini perseus'un başının arkasına işlemiş olmasıdır. heykele önden baktığımızda perseus'u ve medusa'nın başını, arkadan baktığımızda ise eser sahibi benvenuto cellini'nin başarı ile sakladığı oto-portresini görebiliriz.
eserde perseus neredeyse çıplak bir şekilde ayakta durmakta ve yılan saçlı gorgon, medusa'nın başını elinde tutmaktadır. ayakları altında da medusa'nın vücutu serilidir. alegorik ve cumhuriyeti kesen dükü anlatması gibi siyasi anlatılarının ve özelliklerinin yanı sıra heykeli yaparken kullanılan bronz, uzun bir süredir sanat eserlerinde görülmeyen bir materyal idi. perseus neredeyse çıplaktı demiştik çünkü üzerinde bazı eşyalar taşıyordu. mitolojik hikayesinde de bahsedildiği gibi heykel de; ayağında hız için giydiği kanatlı sandaletler, omzunda kafayı taşımak için sihirli bir çanta ve başında görünmezlik miğferi takıyor. burada tabii ki cellini'nin ünlü eritme yeteneğine de atıfta bulunmak zorundayız. kendisi de yarattığı eserden çok gurur duymuş olacak ki bahsettiğimiz, gögsünde bulunan çantasının askısında benvenvtvs cellınvs cıvıs flor facıebat mdlııı (benvenuto cellini, floransa yurttaşı, bunu 1553 yılında yaptı) yazmaktadır. ve ilgi çekici bir diğer özelliği de, kendi portresini perseus'un başının arkasına işlemiş olmasıdır. heykele önden baktığımızda perseus'u ve medusa'nın başını, arkadan baktığımızda ise eser sahibi benvenuto cellini'nin başarı ile sakladığı oto-portresini görebiliriz.
devamını gör...
film repliklerini sözlüğe uyarla
tabi siz tdk tarafından size emanet edilmiş -de leri -da ları,her bakımdan bitişik yazan insanlara şiddetle karşınız ama
devamını gör...
kafa kafaya radyo yayını
yine gündem ele alınmış ve yine sorgulayacağımız bir yayın olacak yahuu. bahsettikleri konular hakkında olan düşüncelerinin fikirlerinin aslında farkındalığa sebebiyet vermesi ise bizim için çokça mühim. insanların gözlerini kapattığı gerçeklere değindiğiniz için kocaman teşekkürler kafa kafaya!
devamını gör...
sormadığın halde laf arasında maaşını söyleyen insan
-nasılsın
+sekiz bin lira maaşla mı
+sekiz bin lira maaşla mı
devamını gör...
dış görünüşün her şey olduğu gerçeği
soğuk bir ocak ayının sabahında, adamın biri washington metro istasyonunda çöp bidonunun yanına dikilir ve önüne kemanının kılıfını sererek keman çalmaya başlar. 45 dakika boyunca birbirinden güzel 6 klasik eser çalar. çoğu insanın işe gitmek için hareketlendiği bu yoğun saat süresince önünden 1100 kişi geçer.
bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir, duymazlar. duymak istemezler. kemancı onlar için sadece bir hayalettir.
çalmaya başladıktan sadece 3 dakika sonra orta yaşlı bir adam müzisyenin çaldığını fark eder. önce yavaşlar, bir kaç saniyeliğine durur ve sonrasında hızlı adımlarla yürümeye başlar günlük işlerinden geri kalmasın diye.
bir kaç dakika sonra kemancı ilk bir dolarlık bahşişini alır; bir bayan parayı kemancının önüne geçerken atmış ve hiç durmadan yoluna devam etmiştir.
bir kaç dakika sonra birisi dinlemek için duvara yaslanır. saatine bakar ve tekrar yürümeye başlar. besbelli ki adam işine geç kalmıştır.
kemancıya en çok dikkat eden ise üç yaşında bir çocuktur. annesi alelacele çekiştirirken kendisini, durup kemancıya bakar. sonunda annesi kuvvetlice çekiştirir çocuğu ve çocuk sürekli arkasına bakarak yürümeye başlar. bu olay diğer bir çok çocuk tarafından tekrarlanır, fakat istisnasız tüm ebeveynler çocuklarını yürümeye devam etmeye zorlar.
kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. kimse alkışlamaz yada tanımaz.
kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden joshua bell olduğunun farkına varmaz.
konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
bu gerçek bir hikayedir. joshua bell’in bu metro istasyonunda kimliği belirsiz bir şekilde verdiği mini konser washington post tarafından algılama, zevk ve insanların önceliklerini kapsayan sosyal araştırmanın bir parçası olarak tertip edilmiştir.
amerika ulusal senfoni orkestrası müzik direktörü leonard slatkin’e, dünyanın en iyi keman virtüözünün metro istasyonunda 1000 kişiye performans sergileseydi nasıl bir tablo ortaya çıkardı diye sorulduğunda 35-40 kişi tanır, 75-100 kişi zaman ayırıp ya dinler ya dinlemez diye cevap vermiştir. kaç para bahşiş toplar diye sorulduğunda ise slatkin, 150 dolar olarak tahminde bulunmuştur.
slatkin tahmininde yanılmıştır. insanlar bu büyük müzisyene hak ettiği ilgiyi göstermemiştir.
vakıa dış görünüş her şey değilse de kesinlikle çok şeydir.
bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir, duymazlar. duymak istemezler. kemancı onlar için sadece bir hayalettir.
çalmaya başladıktan sadece 3 dakika sonra orta yaşlı bir adam müzisyenin çaldığını fark eder. önce yavaşlar, bir kaç saniyeliğine durur ve sonrasında hızlı adımlarla yürümeye başlar günlük işlerinden geri kalmasın diye.
bir kaç dakika sonra kemancı ilk bir dolarlık bahşişini alır; bir bayan parayı kemancının önüne geçerken atmış ve hiç durmadan yoluna devam etmiştir.
bir kaç dakika sonra birisi dinlemek için duvara yaslanır. saatine bakar ve tekrar yürümeye başlar. besbelli ki adam işine geç kalmıştır.
kemancıya en çok dikkat eden ise üç yaşında bir çocuktur. annesi alelacele çekiştirirken kendisini, durup kemancıya bakar. sonunda annesi kuvvetlice çekiştirir çocuğu ve çocuk sürekli arkasına bakarak yürümeye başlar. bu olay diğer bir çok çocuk tarafından tekrarlanır, fakat istisnasız tüm ebeveynler çocuklarını yürümeye devam etmeye zorlar.
kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. kimse alkışlamaz yada tanımaz.
kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden joshua bell olduğunun farkına varmaz.
konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
bu gerçek bir hikayedir. joshua bell’in bu metro istasyonunda kimliği belirsiz bir şekilde verdiği mini konser washington post tarafından algılama, zevk ve insanların önceliklerini kapsayan sosyal araştırmanın bir parçası olarak tertip edilmiştir.
amerika ulusal senfoni orkestrası müzik direktörü leonard slatkin’e, dünyanın en iyi keman virtüözünün metro istasyonunda 1000 kişiye performans sergileseydi nasıl bir tablo ortaya çıkardı diye sorulduğunda 35-40 kişi tanır, 75-100 kişi zaman ayırıp ya dinler ya dinlemez diye cevap vermiştir. kaç para bahşiş toplar diye sorulduğunda ise slatkin, 150 dolar olarak tahminde bulunmuştur.
slatkin tahmininde yanılmıştır. insanlar bu büyük müzisyene hak ettiği ilgiyi göstermemiştir.
vakıa dış görünüş her şey değilse de kesinlikle çok şeydir.
devamını gör...
sıdıka
1997-2003 yıllarında mahinur ergun, fatmanur sevinç yönetmenliğinde, atilla atalay'ın kitabındaki sıdıka karakterinden esinlenilip çekilmiş ve show tv'de yayımlanmış komedi, aile dizisidir.
başrollerinde,
hasibe eren
füsun demirel
ali erkazan
hakan tanfer
sinoplu saka ailesinin özellikle sıdıka saka'nın (hasibe eren) maceralarını anlatan bir dizidir.
sıdıka okutulmamış ama buna rağmen kendini geliştirmeye çalışan bir ev kızıdır. esprileri, diyalogları, hayalleri bana mısın diyen bir çok insanın kat va kat üstündedir. farklıdır, farklı oluşu ailesi tarafından yadırganır. o sürekli kitap okuyan, hayata farklı bir bakış açısı olan, cam kenarını kendine rezerve etmiş bir kişidir. saka ailesinin bir bireyi.
samim saka (hakan tanfer) aklı az, öz güveni fazla, sokak serserisinden hallice olan abisi, sıdıkayla sık sık laf söz dalaşına girer tabi sıdıka'ya yetişmek ne mümkün.
zekeriya saka (ali erkazan) , baskıcı, geri kafalı, dediğim dedik, alkolik, şiddet eğilimlisi babasıdır sıdıka'nın.
safiye saka (füsun demirel), sıdıka'yı evlendirerek onun tüm bu garip hallerinden sıyrılacağını düşünen annesidir. elinde terlik sıdıka'nın sözlerini savuşturmaya çalışır. tüm gün annesiyle sıdıka enteresan ve komik diyaloglara girerler.
sıdıka'nın tüm günü evde geçer. tek eğlencesi penceresidir. dış dünyaya açtığı, nefes aldığı tek kapısıdır.
3 sezon sürmüş olan dizi dönemin beğenilen dizilerindendir. bir kenar mahallenin bozuk aile ilişkilerine değinmiş bunu yaparken hem düşündürmüş hem güldürmüştür. kendi çapında mesajlar vermiş bazı konulara parmak basılmıştır.
iyi seyirler...
başrollerinde,
hasibe eren
füsun demirel
ali erkazan
hakan tanfer
sinoplu saka ailesinin özellikle sıdıka saka'nın (hasibe eren) maceralarını anlatan bir dizidir.
sıdıka okutulmamış ama buna rağmen kendini geliştirmeye çalışan bir ev kızıdır. esprileri, diyalogları, hayalleri bana mısın diyen bir çok insanın kat va kat üstündedir. farklıdır, farklı oluşu ailesi tarafından yadırganır. o sürekli kitap okuyan, hayata farklı bir bakış açısı olan, cam kenarını kendine rezerve etmiş bir kişidir. saka ailesinin bir bireyi.
samim saka (hakan tanfer) aklı az, öz güveni fazla, sokak serserisinden hallice olan abisi, sıdıkayla sık sık laf söz dalaşına girer tabi sıdıka'ya yetişmek ne mümkün.
zekeriya saka (ali erkazan) , baskıcı, geri kafalı, dediğim dedik, alkolik, şiddet eğilimlisi babasıdır sıdıka'nın.
safiye saka (füsun demirel), sıdıka'yı evlendirerek onun tüm bu garip hallerinden sıyrılacağını düşünen annesidir. elinde terlik sıdıka'nın sözlerini savuşturmaya çalışır. tüm gün annesiyle sıdıka enteresan ve komik diyaloglara girerler.
sıdıka'nın tüm günü evde geçer. tek eğlencesi penceresidir. dış dünyaya açtığı, nefes aldığı tek kapısıdır.
3 sezon sürmüş olan dizi dönemin beğenilen dizilerindendir. bir kenar mahallenin bozuk aile ilişkilerine değinmiş bunu yaparken hem düşündürmüş hem güldürmüştür. kendi çapında mesajlar vermiş bazı konulara parmak basılmıştır.
iyi seyirler...
devamını gör...
bu yangın yerinde
kendisi ile yeni karşılaştığım tekrar tekrar okunası bir (bkz: ataol behramoğlu) şiiridir.
yaşamak bu yangın yerinde,
her gün yeniden ölerek.
zalimin elinde tutsak,
cahile kurban olarak.
yalanla kirli havada,
güçlükle soluk alarak.
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek.
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak.
toplanır ölü arkadaşlar,
her biri bir yerden gelerek.
kiminin boynunda ilmeği,
kimi kanını silerek.
kucaklıyor beni metin altıok,
"aldırma" diyor gülerek
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
ataol behramoğlu
yaşamak bu yangın yerinde,
her gün yeniden ölerek.
zalimin elinde tutsak,
cahile kurban olarak.
yalanla kirli havada,
güçlükle soluk alarak.
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek.
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak.
toplanır ölü arkadaşlar,
her biri bir yerden gelerek.
kiminin boynunda ilmeği,
kimi kanını silerek.
kucaklıyor beni metin altıok,
"aldırma" diyor gülerek
"yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak"
ataol behramoğlu
devamını gör...
