yazar-çaylak ilişkisi askerdeki alt-üst devre olayı gibi olacağından, çaylakları ötekileştirmeden, aşamalı olarak sözlüğe kazandıracağını düşündüğüm sözlük hamlesi. bu rozet ve karma puanı da işin çokomelli kısmı olmuş bana göre. interaktif bir mecranın daha da zenginleşmesi güzel. yoldaş ve ekibi çalışıyor gerçekten.
devamını gör...

fazıl say.

onun kadar büyük ama değeri bilinmeyen bir sanatçı yoktur.
kendisi dünyaca ünlü bir sanatçı çok yetenekli ama değerini bilmiyoruz.
devamını gör...

insanlar pet bardaklarla su taşıyıp yangın söndürmeye çalışıyor. nasıl, güzel örnek dimi?

yağmurlu havada bir bardak su diye inleyin, su vereniniz olmasın.
devamını gör...

özellikle içinde yaşadığımız çağda tartışılmaz bir gerekliliktir.

elbette herkesin zevkine saygı duymak gerekliliğine dair onlarca, belki yüzlerce cümle vardır ve ben bu cümlelerin hemen hemen hiçbirine katılmıyorum. başkalarının saçma zevklerine saygı duymak zorunda değilim ama bu zevklere ilgi ya da tepki de göstermem. herkes istediği şeyi sevebilir ve bu beni hi ilgilendirmez.

ama çok uzun bir zamandır edebiyat tutkunu olduğum için bu konuda bir iki söz söyleme hakkımı da saklı tutuyorum. zira bu hakkı bana sözlük algoritması da “bibliyofil” unvanı layık görerek vermiş bulunuyor.

edebiyat konusunda en büyük sıkıntılarımızdan biri ikinci, üçüncü sınıf edebiyatın göklere çıkarılmaya başlamasıdır. siyasi amaçla yapılan bu gereksiz övmeler bir yere bırakılırsa gerçekten vasat edebiyatı öven ve övmekle kalmayıp gerçek edebiyattan çok daha yükseklere çıkarmaya, bunu yaparken de saf edebiyattan oluşan muhteşem eserleri sıkıcılık, uzunluk, anlamsızlık ve başka onlarca aptalca sıfatla yaftalamaya çalışan bir güruh var.

kendi beğenilerine göre tasarlanmış edebiyatlar okumaları ya da onlara övgüler düzmeleri beni hiç alakadar etmez. ancak korkulu düşlerden uyanıp kendini yatağında devcileyin bir böceğe dönüşmüş olan gregor samsa’yı saçma bulan insanların vampir, kurt adam, insan ve muhtemelen at arasındaki aşk köşe kapmacasını edebiyat olarak görmesi nerden baksanız tutarsızlık nerden baksanız ahmakça.

birinci yüzyılda lyon’da çıkarılan ve yarışmaya açık olmayan bir yasayla edebiyat yarışmasına katılan ve derece almayan eserleri sahipleri dilleri ile silmek zorunda bırakılmıştır. böylelikle ikinci sınıf olduğu düşünülen edebiyat sonsuza kadar silinmek istenmiştir.

bence bazı yazarcıkların edebiyata zarar vermesinin önüne geçilmesi için bu kanun bir kez daha gözden geçirilebilir.
devamını gör...

türk vatandaşının tanımını şu sözlerle ifade eden ve maalesef ki katledilmiş olan kıymetli bir yazar ve gazetecidir.

devamını gör...

(bkz: deli hikmet)'in 2004'te patlatılmasını sürekli hatırlattığı banka.
derin devlet içimizden geçti be reis!
devamını gör...

ölüp dirilmediğimiz ve öbür dünyaya gidip gelmediğimiz için bilemem. ama şunu bilir, şunu tahmin ederim ki, ölenler mutlaka büyük pişmanlık içindeler ve dünyaya geri dönmek istiyorlardır.
devamını gör...

arkadaşlar hevesinizi kırmak istemem ancak şu anda bütün ukrayna'da yaşayan türkler kaderleri ile başbaşa. artık şu tip saçma muhabbetleri bırakın. nasıl yardım gönderelim oraya? bunun adı olağanüstü hal. türklerin yapması gereken bunu önceden sezip ülkeyi terk etmekti. peki mümkün mü böyle bir şey? hayır çünkü bu insanlar hayatlarını orada kuran insanlar. şu anda da kaderleri ile başbaşalar en az 1 hafta. yapmaları gereken sığınaklara saklanmak ya da evlerinde durmak. evler emin olun güvenli ama piyango her an birisine vurabilir ve evi yıkılabilir bir saldırı dolayısıyla. bu yüzden en güzeli sığınaklar vs. saklanmak.

türkiye cumhuriyeti'nin bir acziyeti söz konusu değil. buradan bakarsak, almanya ve abd de mi aynı acziyette ki "ülkeyi terk edin" uyarısı yaptılar haftalardır? hayır, önceden uyardılar ki bu tip olağanüstü halde ülkeye dokunmaları savaş sebebi olacağı ve vatandaşlarını kurtaramayacakları için ülkeyi terk etmeleri konusunda uyarı yaptılar. vatandaşları da gerekirse konsolosluklara sığınabilirler ama o kadar.

konsolosluk cevap vermiyor telefonlara çünkü bizim konsolosluklar zaten normal yaşamda da aynı sorumsuzlukta ve bunun ne parti ne de hükümetle bir ilgisi yok. hükümet karşıtı bir muhalifim ama bari bugün şunu yapmayın, yarın işler berraklığa kavuşunca yine muhalefetimizi en sert şekilde yaparız. neden böylesiniz anlamadım ki? her bir adımın akıllıca atılması gereken anlarda böyle düşüncesizce konuşmamak lazım.
devamını gör...

bir kadının kendisiyle çıkması/ilgilenmesi/konuşması için manipülatif biçimde kendini değersizleştirmeyi kullanan adam.

bir diğer tanımı ise:

amaçlarına ulaşmak için duygusal manipülasyon ve suçluluk duygusunu kullanan adam. ayrıca diğer erkekler gibi olmadığını saplantı haline getiren adam.

kalıp olarak sen bana bakmazsın, o kız bana bakmaz, kızlar bana bakmaz kullanırlar.
bu kalıpların cilası ise çirkin olduğum için, fakir olduğum için, efendi olduğum için, kibar olduğum için, asosyal olduğum için sen bana bakmazsın/o kız bana bakmaz/kızlar bana bakmaz şeklinde yapılır.

kadının, söylediklerine karşı çıkması için kendisi hakkında kötü şeyler söyler.

e: ben çirkinim ya benim gibi birini sevmezsin
k: hayır çirkin değilsin
e: ciddi misin? beni çirkin bulmuyor musun?

gibi bir diyalogla örneklendirilebilir.

"beni kimse sevmeyecek"
"seni tekrar rahatsız etmeyeceğim"
"sorun değil, reddedilmeye alışığım"
"bensiz mi"

cümleleri de örnek olarak gösterilmiş. nerede? tabii ki urban dictionary'de

kullandıkları emojilere kadar tanımlamışlar. okuması çok keyifli bir içerik.

kaynak: tabii ki urban dictionary

karşı cinsi için (bkz: pick me girl)
(bkz: görünce hızla uzaklaşmamız gereken tipler)
devamını gör...

erkeklerde 1900 yılında, kadınlarda ise 2000 yılında yaz olimpiyat oyunlarına giren spor dalı.
takımlar 1'i kaleci 7'şer sporcudan oluşuyor.
maçlar iki yarı dört periyot olarak oynanıyor. her periyot 7 dakika.
sporcular bone giymek zorunda ve bone üzerinde numaraları yazıyor. erkekler slip mayo, kadınlar ise tek parça mayo giyiyor.

gol atmak için uzaktan sert şut atabilir, topu suda sektirerek atabilir ya da kalecinin askı zamanını hesaplayıp, üzerinden aşırabilirsin.
rakibin yüzüne su atmak yasak. her takımın hücum için 35 saniyesi var.
belirli bir alan içinde kural dışı bir durum olursa 5 metre atışı uygulanıyor. (hentboldaki 7m veya futboldaki penaltı gibi)

kaleciler diğer oyunculardan farklı olarak yine belirli bir alan içerisinde topa iki elleri ile aynı anda dokunabilir, topa yumruk atabilir.
kaleciler orta çizgiyi geçemezler.
unutmadan su topunda da ofsayt kuralı var.

oyun tarihine baktığımızda bir ülke çok öne çıkıyor.
erkeklerde bu ülkenin 15 madalyası var.
9 altın, 3 gümüş, 3 bronz.
bu ülke macaristan.
yugoslavlarda bu oyunda başarılı olmuş, son yıllarda sırbistan da oldukça başarılı.

kadınlarda ise abd arka arkaya 5 altın madalya almış olimpiyatlarda. eğer tokyo oyunları bu sene yapılabilirse 6'da 6 yapabilirler.

türkiye'de ilk olarak 1942 de şampiyona düzenlenmiş.
şimdiye kadar 3 takımın ismi şampiyonluklarda öne çıkıyor.
1940'lar ve 60'ların ortasına kadar: adana demirspor
60'ların ortasında 90'lara kadar: istanbul yüzme ihtisas kulübü
90'lardan 2010'ların artasına kadar: galatasaray hakimiyetinde geçmiş.
son iki şampiyon enka.

şuan ligde 8 takım var:
adalar
heybeliada
kınalıada
galatasaray
enka
istanbul yüzme ihtisas
izmir büyüksehir belediye
odtü

şimdiye kadar kazanılan toplam şampiyonluk sayıları ise:
gs:27
istanbul yüzme ihtisas:25
adana demirspor:21
enka:3
adalar su sporları kulübü:2
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

herkesten uzak, herkesin gözü önünde,
durgun, güçlü, ışıkla çevrili ve huzur dolu
limana dönme vaktinin geldiğinin de bilincinde.*
devamını gör...

yaklaşık 380 saat oynadığım bir oyundur kendileri. bu saatleri gerçekten zevk alarak geçirdiğimi söylemek istiyorum ama oyunda bazı şeyler var ki beni hafiften oyunu bırakmaya itti. uzun bir süredir de oynamadım.
1- tekrar etme:
oyunda başınıza gelebilecek iki tane şey var, ya küçük bir ülke alır ve onu büyütürsünüz ya da büyük bir ülke alır onu daha da büyütürsünüz. bu oyunda asla küçülme yok. büyüdükçe sadece güçleniyorsunuz. tek kısıt hızlı büyümemeniz. aldığınız yerleri core yaparsanız ve koalisyon yemezseniz sıkıntı yok. bu, gerçekçiliğe çok büyük bir darbe. tamam bu bir oyun ama bence bu konuda gerçeğe biraz daha benzemeliydi. büyük ülkeler büyümekle ilgili sıkıntılar yaşasaydı. bu oyuna göre belli bir büyüklüğe ulaşan her ülke tüm dünyayı fethetmeliydi. bu özelliği hiç sevmedim. büyük ülkeler neden çöker kısmını hiç anlatmamış ve bu da oyunun zevkini almış. bu oyunda sadece büyümek var. bu yüzden de belli bir yerden sonra sıkıyor ve rakibiniz kalmıyor. işte, bu sıkıcı kısma ne zaman ulaşacağınız ilk başta aldığınız ülke ile alakalı. keşke ülke büyüdükçe bu sefer de onu dağılmadan tutmaya çalışmakla uğraşabilsek ama ne yazık ki böyle bir şey yok.
2- bilime ulaşma:
osmanlı alıyorum, biraz para veriyorum cebimden ve şak! artık rönesanstayız. biraz zaman geçiyor ve ben para biriktiriyorum, sonra vakti geliyor ve şak! artık osmanlı reformu da yaşıyor. 1800lere gelmeden osmanlı aydınlanmayı bile yaşıyor. böyle bir şey yok. bilime bu kadar kolay ulaşmak aşırı sıkıcı olmuş. avrupa ile oynarken tamam ama avrupa dışında oynarken bilimin yayılmasını beğenmedim. osmanlı ile yıllar boyunca bilimden nasipleneceğiz diye kıvranmalı, bu sırada da elimizdekileri korumak için çaba sarf etmeliydik. peki oyunda olan ne? para ver bilimi al ve genişlemeye devam et. daha çok genişleyip daha çok para kazan ve bilim gelirse al. bunun çözümü de yeni teknolojilerle açılan birimleri daha güçsüz yapmak değil, osmanlı'nın institution almasını bir şekilde zorlaştırmak. ben şahsen osmanlıyı belli bir yere getirip sonra avrupadan geri kalmamak için uğraşmayı tercih ederim ama oyunda öyle değil. hindistanda bile biraz mana yatırıp institution alabiliyorsunuz. öh yani.
3- oyunun bizi tarihsel olmaya zorlaması:
bu aslında bir zorunluluk değil ama yine de verdiği avantajlar o kadar yüksek ki insan mecburen iyi oynamak için tarihsel devam etmek zorunda kalıyor. yani zamanında osmanlı padişahları durum onu gerektirdiği için belli yerleri fethetmiş ama ben oyunu oynarken aynı şartlar oluşmuyor ki o zaman neden bana aynı sıra ile belli yerleri fethetmemi gerektiren görevler veriyorsun? sanki illa tarihteki aynı sıra ile devam etmem gerekiyor. sandbox olmasını ve görev ağaçlarının hiç olmamasını tercih ederdim veya olacaksa bile tarihteki sıra ile olmamasını isterdim. sonuçta zamanında o yeri fetheden kişi kendi zamanına göre uygun görmüş ama bu oyunda şartlar farklı her şey farklı ben niye o zamanki ile aynı şeyi yapmaya uğraşayım? sevemedim bu özelliği de.
4- poplar olmaması:
oyunda bilimi ve teknolojiyi bulmak krala bu kadar dayanmamalı. aksine, victoria 2 gibi poplar (population, şehirde yaşayan insanlar) olmalı her şehirde yaşayan ve bunlar bilim üretmeli ama eğer bu olmuyorsa da şehir şehir bölünmeli. şimdiki halinde teknolojileri sanki kralım buluyormuş gibi oluyor. oyun mana puanlarına fazla bağlı. bence bu da değişmeli. kral salak olursa ülke şak diye çöküyor, iyi olursa hemen şahlanıyor. böyle deyince gerçekçi oldu mu evet ama iyi kralların ülkeyi şahlandırması bu oyundaki ile aynı sebeplerden dolayı değil.
devamını gör...

1962 yılı nobel edebiyat ödülü sahibi yazar. eserlerinde işçi yaşamını ve toplumsal sorunları gerçekçi bir anlatımla konu edinmiştir.
devamını gör...

kızdığım an tüm gemileri yakarım.
hiç geriye bakmam.
hiç bir sesi dikkate almam.
kendimi bile sustururum.
devamını gör...

ilk önce buz sarayı romanı ile tanıdığım iskandinav edebiyat ödülü sahibi norveçli yazar tarjei vesaas’ın yazara olan hayranlığımı bir kat daha artıran sakin ama şiddetli romanıdır.

bizim deli demekten hiç gocunmadığımız ancak sadece zihinleri bizi düzene ayak uyduran memur kılıklı zihinlerimizden daha karmaşık ama bir o kadar da keskin ve berrak olan insanlardan biridir mattis. daha önce bir tanımda bahsettiğim ve yanıma gelip bana “dünyayı yıkadım üç bidon su gitti” diyen adamı hatırlattı bana mattis.

o çevresinde olup biten her şeye daha farklı bir algı düzeyi ile bakar. çulluk uçuşu onun için yeni ve güzel şeylere delalet eder. ölen bir kuşun taşın altında yatması ise ille de kötü bir haberin simgesidir.

kayığını denize indirmesi ile hayatının değişmesi aynı güne denk gelir aslında. ve kayığın göle her girişi bambaşka dönüşümlere gebedir.

ve tabii ablası hege ve ormancı ile olan çekişmenin büyük etkisi mattis’i bilinmezlerin korkunç sessizliğine doğru iter. sanki mattis’in sandalı durmadan su almaktadır ve bir çulluk kanadındaki kurşunla taşın altında yatmaktadır.

okurken huzur ve huzursuzluğu aynı anda hissettiğim müthiş bir kitaptır ve kuşlara daha dikkatli bakmamı sağlamıştır.
devamını gör...


"bir zamanlar anadolu'da dersin. ücra bir yerde görev yaparken, işte böyle böyle bir gece yaşamıştık dersin. anlatırsın yani ne bileyim, masal gibi. "


2011 yapimi nbc filmidir. film bittikten sonra repliklerini çok düşündüm, çok güzel bir filmdi.
balon diyecek insanin filmden anlamadigi kanısına varabilirsiniz hatta.
çok düşündüren repliklerden birisi de şüphesiz "

ya doktor, bir insan bi başkasını cezalandırmak için hakkaten kendini öldürebilir mi doktor? olabilir mi böyle bir şey ya
" repliğidir.
devamını gör...

kafa sözlük bağımlılığının geldiği son nokta. arkaaaşlar sözlüğe artık bağımlı değilim; ben sözlüğüm çünkü. şu dakikalarda yenile butonuyum mesela. çok dokanıyorsunuz canım yanıyor. ama en çok da pıt bir anda fırlıyorum ya aşağıda turuncu turuncu o çok hoşunuza gidiyor biliyorum.
devamını gör...

haberin başlığını olduğu gibi yazdım. linkide vericem ama şu zat-ı hıyar efendiye iki çift laf etmek gerek.
ekonomiden hukuk sistemine, istanbul sözleşmesinden sağlık alanına kadar her konuda ahkam kesen imam efendinin son zırvasıdır.

yüzünden riya akan bu tiplerden gerçekten bıktıkkkkkkkkkkkkkk!


haberegider

edit: başlığa yazan ve “ne var bunda?” “bir imam tweet atamaz mı?” gibi söylemler paylaşan yazar arkadaşlara cevaben; paylaşım buram buram şeriat istemi kokuyor. ha siz eğer dünyanın marsa gittiği, bilimin peşinden koştuğu bir dönemde bu imam efendinin peşine takılmak istiyorsanız başka. hayırlı uçuşlar.
devamını gör...

bütün ırak halkı puta, aya, güneşe, yıldıza taparken, ben bunların hepsini reddediyorum ve tek allaha inanıyorum diyen hz. ibrahim peygamber gibi, kaç kişinin müslüman olduğuna bakmadan müslümanım diyorum. isterse dünyada tek kalalım, hiç farketmez.
devamını gör...

“bir daha hangi ana doğurur bizi?”

ahmed arif / suskun

öyle işte.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim