normal sözlük'ün dergi projesi
sinema ve müzik alanında katkıda bulunabileceğim projedir, destekliyorum.
devamını gör...
istanbul hatırası (ahmet ümit)
bir ahmet ümit kitabıdır.
ve bence çok başarılı bir kitaptır sadece verdiği tarihi bilgiler bile çok keyifli ve kıymetlidir.
eğer polisiye kitaplar okuyan bir kişiyseniz polisiye tarafı sizi doyurmayabilir ama arada sırada okuyorsanız çok memnun kalarak okursunuz.
kitap tamamen istanbulu seven hatta istanbula aşık bir yazarın elinden çıkmış. istanbul ve istanbul değerlerinin etrafında güzel bir kurgu dolaşıyor ve sizde severek okuyorsunuz.
zaten kitabın arka kısmında kaynak bölümünde ahmet ümit abinin okuduğu yararlandığı eserler verilmiş çok detaylı bir yazım süreci olduğu çok belli.
tek üzücü kısmı ise olayları erken çözmüş olmamdı. ben öyle sürekli polisiye okuyan birisi olmama rağmen olayı çözdüm. ulan balığa giden herifler neden masaya tuttukları balıkları getirmezler. orada direkt çözdüm mevzuyu.
ayrıca çok fazla tutarsız eksiklik vardı ama rahatsız olmadım.
profesyonel şekilde kitap mı okunur lan. herif adli tıpta çalışıyor almış okumuş kitabı bu niye böyle şu niye böyle diyor.
polisiye sevenlerin okuması gereken bir kitap keyifle okuyacaklarına eminim. ayrıca istanbul sevenler zaten kaçırmadan okumalıdır.
ve bence çok başarılı bir kitaptır sadece verdiği tarihi bilgiler bile çok keyifli ve kıymetlidir.
eğer polisiye kitaplar okuyan bir kişiyseniz polisiye tarafı sizi doyurmayabilir ama arada sırada okuyorsanız çok memnun kalarak okursunuz.
kitap tamamen istanbulu seven hatta istanbula aşık bir yazarın elinden çıkmış. istanbul ve istanbul değerlerinin etrafında güzel bir kurgu dolaşıyor ve sizde severek okuyorsunuz.
zaten kitabın arka kısmında kaynak bölümünde ahmet ümit abinin okuduğu yararlandığı eserler verilmiş çok detaylı bir yazım süreci olduğu çok belli.
tek üzücü kısmı ise olayları erken çözmüş olmamdı. ben öyle sürekli polisiye okuyan birisi olmama rağmen olayı çözdüm. ulan balığa giden herifler neden masaya tuttukları balıkları getirmezler. orada direkt çözdüm mevzuyu.
ayrıca çok fazla tutarsız eksiklik vardı ama rahatsız olmadım.
profesyonel şekilde kitap mı okunur lan. herif adli tıpta çalışıyor almış okumuş kitabı bu niye böyle şu niye böyle diyor.
polisiye sevenlerin okuması gereken bir kitap keyifle okuyacaklarına eminim. ayrıca istanbul sevenler zaten kaçırmadan okumalıdır.
devamını gör...
birinden vazgeçme eşiği
“kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
bencil olduğun için vazgeçtim.
bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”
frida kahlo
canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
bencil olduğun için vazgeçtim.
bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”
frida kahlo
devamını gör...
darpa
cok cilgin projelerin dondugu amerika savunma bakanligi’na bagli kurum. abd’nin aselsan’i da diyebiliriz. kurulus isminin acilimi ise; defense advanced research project agency.
kurumun ortaya cikis donemi rusya’nin sputnik uydusunu uzaya gonderdigi zamana tekabul etmektedir. rusya’nin uyduyu gondermesiyle deyim yerindeyse abd’nin pacalari tutusmus ve sovyet teknolojilerinin kendi teknolojilerini geride birakabilecegini farkedince acilen bu ajansi kurmustur.kurum zamanla o kadar buyumus ki, kendi icerisinde de yan kuruluslar olusturulmustur. nasa’da bunlardan bir tanesidir. arpanet yani bugun ki kullandigimiz internet agi bu kurumun projesidir. keza gps, dronelar, yuksek teknoloji silahlar, iha’lar, robotlar vb. askeri alana hitap edecek her turlu teknolojik araclar bu kurumun bulusudur.sadece askeri alanda teknolojik faliyetler yapilmiyor elbette, teknolojiyle alakali her mevzu bu kurumun ilgi alani.
bu konudan farkli olarak birde kurumla ilgili oldukca farkli teorilerde bulunmaktadir. ornegin; kurumun uzaylilarla iletisim kurabildigi hatta unlu 51.bolge mevzusuyla da baglantili olduklari soylenmekte. bunlar birer teoriden ibaret olsa da gercekten gun yuzune cikmamis cilgin projeleri gizliden gizliye planladiklari bilinmektektedir ama. ornegin sanal zeka ile oldukca ilgili olduklarini soyleyebilirim. robotlarla insanlar arasinda zihinsel baglanti kurmak icin yaptiklari calismalar mevcut. akabinde askeri alanda kullanilabilmesi icin telepati kask projleri 2000’li yillarin basindan beri gundemde. proje hakkinda biraz detay duseyim; ozel teknolojiyle uretilmis askeri kasklar bir catisma esnasinda kullanilmasi halinde, askerler arasinda kask yoluyla zihinsel ilesisim kurulmasi mumkun olacak. yani telefon ve telsiz turevi araclarin kullanimina gerek kalmayacak. projeye 6 milyon dolarin uzerinde yatirim yapilmis fakat proje henuz uretime gececek nitelikte de degil...
kurumun ortaya cikis donemi rusya’nin sputnik uydusunu uzaya gonderdigi zamana tekabul etmektedir. rusya’nin uyduyu gondermesiyle deyim yerindeyse abd’nin pacalari tutusmus ve sovyet teknolojilerinin kendi teknolojilerini geride birakabilecegini farkedince acilen bu ajansi kurmustur.kurum zamanla o kadar buyumus ki, kendi icerisinde de yan kuruluslar olusturulmustur. nasa’da bunlardan bir tanesidir. arpanet yani bugun ki kullandigimiz internet agi bu kurumun projesidir. keza gps, dronelar, yuksek teknoloji silahlar, iha’lar, robotlar vb. askeri alana hitap edecek her turlu teknolojik araclar bu kurumun bulusudur.sadece askeri alanda teknolojik faliyetler yapilmiyor elbette, teknolojiyle alakali her mevzu bu kurumun ilgi alani.
bu konudan farkli olarak birde kurumla ilgili oldukca farkli teorilerde bulunmaktadir. ornegin; kurumun uzaylilarla iletisim kurabildigi hatta unlu 51.bolge mevzusuyla da baglantili olduklari soylenmekte. bunlar birer teoriden ibaret olsa da gercekten gun yuzune cikmamis cilgin projeleri gizliden gizliye planladiklari bilinmektektedir ama. ornegin sanal zeka ile oldukca ilgili olduklarini soyleyebilirim. robotlarla insanlar arasinda zihinsel baglanti kurmak icin yaptiklari calismalar mevcut. akabinde askeri alanda kullanilabilmesi icin telepati kask projleri 2000’li yillarin basindan beri gundemde. proje hakkinda biraz detay duseyim; ozel teknolojiyle uretilmis askeri kasklar bir catisma esnasinda kullanilmasi halinde, askerler arasinda kask yoluyla zihinsel ilesisim kurulmasi mumkun olacak. yani telefon ve telsiz turevi araclarin kullanimina gerek kalmayacak. projeye 6 milyon dolarin uzerinde yatirim yapilmis fakat proje henuz uretime gececek nitelikte de degil...
devamını gör...
stendhal sendromu
bir sanat eseri karşısında yaşam damarlarından birinin kopmasına benzer bir hal içine girerek geçici bir bitkisel hayat durumuna girmektir.
parma manastırı ve kırmızı ile siyah kitaplarının büyük yazarı stendhal santa croce bazilikasını gezerken gördükleri karşısında nutku tutulu, kalp atışı müthiş hızlanır; insanın aşık olduğunu anladığı o ilk anki duyguların kelebeklerden azade bir halini yaşar.

bu durum bana türkiye’nin seri katilleri kolici ve çivici’nin aynı hücreye konacakları sırada kolici’nin korkup “ beni bu adamla aynı yere koymayın, o bir katil” diyerek ağlamasını hatırlattı. hazret öldürdüğü insanları kolilere koyup çöpe attığı için hapisteyken insanları çivi ile öldüren seri katilden sanki kendisi hayali koli ihracatından yakalanmış gibi korkması akıllara zarardı. stendhal de kendi yarattığı muhteşemlikler bir yanda dururken başka sanat eserlerinden böylesine etkilenerek beni çok şaşırtmıştır.

bu sendromla ilgili başka bir konu ise chuck palahnuik’un bu sendromdan hareketle yazdığı “ günce” isimli romandır. chuck project mayhem isimli öyküyü bir araba tamircisi ilken yazan daha sonra ise dövüş kulübü isimli efsane romana çeviren, kapitalizme savaş açmış yazar arkadaşımızdır.

girdiği bu savaşı kapitalizm saflarına geçerek kaybeden chuck stendhal sendromunun bir suç aracı olarak kullanılabileceğini gösterdiği romanı günce ile suç alemine girmek isteyen gençler için bir yöntemler rehberi kurmuş, ayrıca kapitalizm saflarında yerini aldığını bize kanıtlamıştır zira roman filme çekilmek için yazıldığını bar bar bağırmaktadır.

eğer böyle bir sendroma yakalanırsanız ve hareket edemeyecek hale gelirseniz türkiye’de yaşadığınız hatırlamanız sizi hayatta tutacaktır.
parma manastırı ve kırmızı ile siyah kitaplarının büyük yazarı stendhal santa croce bazilikasını gezerken gördükleri karşısında nutku tutulu, kalp atışı müthiş hızlanır; insanın aşık olduğunu anladığı o ilk anki duyguların kelebeklerden azade bir halini yaşar.

bu durum bana türkiye’nin seri katilleri kolici ve çivici’nin aynı hücreye konacakları sırada kolici’nin korkup “ beni bu adamla aynı yere koymayın, o bir katil” diyerek ağlamasını hatırlattı. hazret öldürdüğü insanları kolilere koyup çöpe attığı için hapisteyken insanları çivi ile öldüren seri katilden sanki kendisi hayali koli ihracatından yakalanmış gibi korkması akıllara zarardı. stendhal de kendi yarattığı muhteşemlikler bir yanda dururken başka sanat eserlerinden böylesine etkilenerek beni çok şaşırtmıştır.

bu sendromla ilgili başka bir konu ise chuck palahnuik’un bu sendromdan hareketle yazdığı “ günce” isimli romandır. chuck project mayhem isimli öyküyü bir araba tamircisi ilken yazan daha sonra ise dövüş kulübü isimli efsane romana çeviren, kapitalizme savaş açmış yazar arkadaşımızdır.

girdiği bu savaşı kapitalizm saflarına geçerek kaybeden chuck stendhal sendromunun bir suç aracı olarak kullanılabileceğini gösterdiği romanı günce ile suç alemine girmek isteyen gençler için bir yöntemler rehberi kurmuş, ayrıca kapitalizm saflarında yerini aldığını bize kanıtlamıştır zira roman filme çekilmek için yazıldığını bar bar bağırmaktadır.

eğer böyle bir sendroma yakalanırsanız ve hareket edemeyecek hale gelirseniz türkiye’de yaşadığınız hatırlamanız sizi hayatta tutacaktır.
devamını gör...
annelerin çocuklarına hitap şekilleri
babasının oğlu .
devamını gör...
vartolu sadettin
eroin ticareti yaptığı halde şirin gösterilen bir karakter. ama işler güçler'in sansür'e maruz kaldığınıda gördük bu ülkede maalesef.
devamını gör...
hint avrupa dil ailesi
t: dünyanın en batısından, neredeyse en doğusuna kadar olan büyük bir coğrafyaya yayılmış, 3.2 milyar -bu konuda alanında birinci- kadar insanın ana dili olan dilleri kapsayan bir dil ailesidir. latince, fransızca, yunanca, almanca, farsça,ermenice, sanskritçe ve daha nice dilleri bünyesinde barındırır.
tabii ki böyle bir dil ailesinin varlığı en başından beri bilinen bir durum değildi. eski grekçe-latince arasındaki benzerliklerin farkında olunsa da bu konu hakkında müstakil bir çalışma yapılmamış; eski grekçe'nin latinceye "dönüştüğü" gibi görüşler mevcut imiş. o dönemlerdeki teknoloji malumunuz olduğu için, böyle bir ailenin varlığını fark etmez oldukça zordu, yani, diğer dillerin birbirleriyle iletişim-ulaşım imkanları son derece kısıtlıydı.
ammaaa coğrafi keşiflerden sonra hindistan bölgesine giden ingiliz, alman, italyan tüccar, misyonerler ve devlet adamları bu bölgedeki dillerle haşır neşir olmaya başlayınca, yavaş yavaş aralarında bu benzerlikleri fark edenler olmuş. bu isimlerin hepsini sıralamayıp bu teoriyi ilk ortaya atanı, en önemlisini ve bana en ilginç gelenini belirteceğim.
teoriyi ortaya atan: marcus zuerius van boxhorn (17. yy).
en önemli isim -en önemli olmasının sebebi dünyaya duyurması diyebiliriz, [bir konferansta]-: sir william jones.
en ilginç isim: evliya çelebi. çelebi viyana'ya gittiğinde almanca ve farsça arasındaki birkaç kelimedeki benzerliği fark etmiş. maalesef kelimelere ulaşamadım.
sonuç: gece gece neden bu konu hakkında yazdım, bir fikrim yok.
tabii ki böyle bir dil ailesinin varlığı en başından beri bilinen bir durum değildi. eski grekçe-latince arasındaki benzerliklerin farkında olunsa da bu konu hakkında müstakil bir çalışma yapılmamış; eski grekçe'nin latinceye "dönüştüğü" gibi görüşler mevcut imiş. o dönemlerdeki teknoloji malumunuz olduğu için, böyle bir ailenin varlığını fark etmez oldukça zordu, yani, diğer dillerin birbirleriyle iletişim-ulaşım imkanları son derece kısıtlıydı.
ammaaa coğrafi keşiflerden sonra hindistan bölgesine giden ingiliz, alman, italyan tüccar, misyonerler ve devlet adamları bu bölgedeki dillerle haşır neşir olmaya başlayınca, yavaş yavaş aralarında bu benzerlikleri fark edenler olmuş. bu isimlerin hepsini sıralamayıp bu teoriyi ilk ortaya atanı, en önemlisini ve bana en ilginç gelenini belirteceğim.
teoriyi ortaya atan: marcus zuerius van boxhorn (17. yy).
en önemli isim -en önemli olmasının sebebi dünyaya duyurması diyebiliriz, [bir konferansta]-: sir william jones.
en ilginç isim: evliya çelebi. çelebi viyana'ya gittiğinde almanca ve farsça arasındaki birkaç kelimedeki benzerliği fark etmiş. maalesef kelimelere ulaşamadım.
sonuç: gece gece neden bu konu hakkında yazdım, bir fikrim yok.
devamını gör...
mahlasında yemek adı geçen yazarların iştah açması
adım geçmiş dayanamadım geldim. hadi canınız yaprak sarma çeksin.
devamını gör...
fındığım
güzeller güzeli sevgilime seslenirken kullandığım hitap sözcüğüdür. bakın arkadaşlar "fındık ordu'nun mu giresun'un mu" geyiğine ben hiç girmeyeyim... tek bildiğim: benim "fındığım" yalnız benim fındığım.
t: fındık kelimesinin birinci tekil kişi iyelik ekiyle çekimlenmiş halidir.
t: fındık kelimesinin birinci tekil kişi iyelik ekiyle çekimlenmiş halidir.
devamını gör...
yahya kemal beyatlı
ölümü en iyi anlatan şairdir.
artık demir almak günü gelmişse zamandan
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
artık demir almak günü gelmişse zamandan
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
devamını gör...
oral dönem
freud'un psikoseksüel gelişim evrelerinin ilkidir. psikodinamik kurama göre, kişi doğumda hazzıyla birlikte doğar. haz alımının yolunda gitmesi ya da gitmemesi her dönemde saplanmaya yol açar ve bu da kişiliğinde izler bırakır.
yeni doğan çocuğun tüm zevk alma, doyuma ulaşma, gereksinimlerini ifade etme ve onları giderme yolu ağızdır; tüm gereksinimlerini ve doyumlarını, emme işlevi ile belirtir ve giderir. anne memesi bebeğin dış dünya ile ilgi ve ilişkisini sağlayan tek yoldur denilebilir. bu nedenle bebekler her şeyi ağızlarına alarak tanımaya çalışırlar. yeterli doyuma ulaşamayan veya aşırı doyum alan bireyler oral evrede saplanır (oral fiksasyon); bu durum gelecek yaşamda sürekli sakız çiğneme, kalem tepesini ısırma, oburluk, sigara tiryakiliği, küfürbazlık, oral seks düşkünlüğü, bağımlı kişilik yapısı gibi sonuçlar doğurabilir.
yeni doğan çocuğun tüm zevk alma, doyuma ulaşma, gereksinimlerini ifade etme ve onları giderme yolu ağızdır; tüm gereksinimlerini ve doyumlarını, emme işlevi ile belirtir ve giderir. anne memesi bebeğin dış dünya ile ilgi ve ilişkisini sağlayan tek yoldur denilebilir. bu nedenle bebekler her şeyi ağızlarına alarak tanımaya çalışırlar. yeterli doyuma ulaşamayan veya aşırı doyum alan bireyler oral evrede saplanır (oral fiksasyon); bu durum gelecek yaşamda sürekli sakız çiğneme, kalem tepesini ısırma, oburluk, sigara tiryakiliği, küfürbazlık, oral seks düşkünlüğü, bağımlı kişilik yapısı gibi sonuçlar doğurabilir.
devamını gör...
joseph mccarthy
tam adı joseph raymond mccarthy dir. 1908-1957 yılları arasında yaşamış, abd tarihinin en nefret edilen politik karakterlerindendir. 1947–57 yılları arasında senatoda cumhuriyetçi partiden wisconsin senatörü olarak görev yapmış , politikada mccarthyizm terimine adını veren kişi olmuştur.
1950'lerin başlarından itibaren abd'de nice bilim adamı, sinemacı, entellektüel ve yazarı komünist olmakla suçlamış ve zamanında abd siyasi iklimine egemen olmuştur.
1947 de ilk kez senatoya girdiğinde sessiz sakin, pek etliye sütlüye karışmayan bir senatör olarak takılmaya başlamış ama daha sonra şubat 1950 de abd dışişleri bakanlığına 205 komünistin sızdığı beyanatı ile dikkatleri çekmeye başlamıştır. devir ikinci dünya savaşı sonrası soğuk savaş dönemidir ve dünya artık ikiye bölünmüştür. bu iddaları karşısında senato dış ilişkiler komisyonunda ifade verir ve ispatla dendiğinde tabii ki kem küm eder ama dünya savaşından yeni çıkmış, devam eden kore savaşı'ndan bıkmış ve doğu avrupa ile çin'deki komünist ilerlemeler karşısında dehşete düşmüş bir ülkenin korkularındanda yararlanarak suçlama kampanyasına artan bir halk desteği ile devam etmiştir. mccarthy, artık ülke çapında anti-komünist “haçlı seferi” başlatmıştır.
mccarthy'nin 1952'de yeniden seçilmesinden sonra, senato'nun hükümet operasyonları komitesi'nin ve onun daimi soruşturma alt komitesinin başkanlığına seçilir. sonraki iki yıl boyunca, çeşitli devlet dairelerindeki komünist bağlantıları
(iddaları) nedeniyle sayısız tanığı sorgular, kimseye karşı makul bir suçlamada bulunamamasına rağmen, yaptığı şov ve kurnazca hamlelerle pek çok kişiyi işinden ettirir, kimisi çareyi ülkeden ayrılmakta (kaçmakta) bulur.
bu namussuzun kariyerinin düşüşü 1954 yılında televizyondada yayınlanan abd ordusu içindeki komünist subayların sorgulandığı oturumlarla başlar. televizyonda günlerce tefrika halinde yayınlanan bu oturumlarda halk mccarthy'nin gerçek yüzünü görmeye başlar. aynı zamanda avukat olan joseph n. welch, mccarthy'e tarihe geçecek aşağıdaki sözleri söyleyerek kapağı mccarthy'e monte eder:
“have you no sense of decency, sir, at long last? have you left no sense of decency?” sözleri; sen de hiç terbiyenin kırıntısı yok mu be adam, hiç mi kalmadı sende? mealindedir.
bu tarihi anın görüntüleri aşağıdan seyredilebilir:
kasım ayında yapılan ara seçimlerde cumhuriyetçiler senato'nun kontrolünü kaybeder. abd tarihinde pek eşi benzeri olmayan bir durum olarak aralık 1954'te , “senato geleneklerine aykırı” davranışı nedeniyle senatoda ezici bir çoğunlukla sert bir şekilde kınanır, böylece adını verdiği mccarthyizm dönemi sona erer, çanlar artık mccarthy için çalmaktadır, meslektaşları ve daha sonra medya tarafından görmezden gelinir ve ikinci görev süresini tamamlayamadan arkasında binlerce kişinin ahı ile ölür.
tarihe epey meraklıyımdır, bu adam ile ilgili epey belgesel seyrettim epey kitap okudum. bu ve eski fbi başkanı j. edgar hoover gibi adamlar abd tarihinde nasıl yer alabilmiş, anlayamıyorum. abd de de o dönem aralarında albert einstein gibi meşhur bilim adamları, orson welles, charlie chaplin, joseph losey gibi aktör ve yönetmenler, bertolt brecht, artur miller gibi yazarlar hep bu adamın tezgahından geçmiş, çareyi ülkeden kaçmakta bulmuşlardır.
bir de türkiye doğumlu ünlü abdli yönetmen elia kazan gibi olanlar var. 1947 de gentleman's agreement ve 1954 de on the waterfront filmleri ile en iyi yönetmen akademi ödülünü alan bu yönetmen, işini kaybetmemek için hollywoodda olan pek çok kişiyi komünist diye gammazlar. bu hareketi onun laneti olur, devir değişince 2003 yılındaki ölümü ne kadar yaptıkları peşini bırakmaz, eski saygınlığını hiçbir zaman geri kazanamaz.
bu dönemde bir de bu adama kafa tutanlar vardır ki takdir edilesi adamlardır. 1951 yılında ray bradbury "fireman=itfaiyeci" adıyla bir kitap yayınlar, bu 1953 yılında fahrenheit 451 adıyla yayınlanacak olan ünlü eserinin temelini oluşturur. daha sonra bradbury, mccarthy döneminde amerika birleşik devletleri'nde işin kitap yakmaya kadar varacağı endişesi nedeniyle bu kitabı yazdığını söyler.
1953'te oyun yazarı arthur miller, the crucible (cadı kazanı) isimli kitabını yayınlar, aslında salem kasabasında cadı avını anlatsada bu kitap birebir yazıldığı o döneme bir göndermedir. yukarıda "haçlı seferi" demiştim ama "cadı avı" belki daha doğru bir tabir olur.
aklıma gelen bu dönem ile ilgili daha önce yazdığım tanımlarım ise aşağıda, belki o atmosfer kafanızda daha iyi canlanacaktır:
#329023
#208444
1950'lerin başlarından itibaren abd'de nice bilim adamı, sinemacı, entellektüel ve yazarı komünist olmakla suçlamış ve zamanında abd siyasi iklimine egemen olmuştur.
1947 de ilk kez senatoya girdiğinde sessiz sakin, pek etliye sütlüye karışmayan bir senatör olarak takılmaya başlamış ama daha sonra şubat 1950 de abd dışişleri bakanlığına 205 komünistin sızdığı beyanatı ile dikkatleri çekmeye başlamıştır. devir ikinci dünya savaşı sonrası soğuk savaş dönemidir ve dünya artık ikiye bölünmüştür. bu iddaları karşısında senato dış ilişkiler komisyonunda ifade verir ve ispatla dendiğinde tabii ki kem küm eder ama dünya savaşından yeni çıkmış, devam eden kore savaşı'ndan bıkmış ve doğu avrupa ile çin'deki komünist ilerlemeler karşısında dehşete düşmüş bir ülkenin korkularındanda yararlanarak suçlama kampanyasına artan bir halk desteği ile devam etmiştir. mccarthy, artık ülke çapında anti-komünist “haçlı seferi” başlatmıştır.
mccarthy'nin 1952'de yeniden seçilmesinden sonra, senato'nun hükümet operasyonları komitesi'nin ve onun daimi soruşturma alt komitesinin başkanlığına seçilir. sonraki iki yıl boyunca, çeşitli devlet dairelerindeki komünist bağlantıları
(iddaları) nedeniyle sayısız tanığı sorgular, kimseye karşı makul bir suçlamada bulunamamasına rağmen, yaptığı şov ve kurnazca hamlelerle pek çok kişiyi işinden ettirir, kimisi çareyi ülkeden ayrılmakta (kaçmakta) bulur.
bu namussuzun kariyerinin düşüşü 1954 yılında televizyondada yayınlanan abd ordusu içindeki komünist subayların sorgulandığı oturumlarla başlar. televizyonda günlerce tefrika halinde yayınlanan bu oturumlarda halk mccarthy'nin gerçek yüzünü görmeye başlar. aynı zamanda avukat olan joseph n. welch, mccarthy'e tarihe geçecek aşağıdaki sözleri söyleyerek kapağı mccarthy'e monte eder:
“have you no sense of decency, sir, at long last? have you left no sense of decency?” sözleri; sen de hiç terbiyenin kırıntısı yok mu be adam, hiç mi kalmadı sende? mealindedir.
bu tarihi anın görüntüleri aşağıdan seyredilebilir:
kasım ayında yapılan ara seçimlerde cumhuriyetçiler senato'nun kontrolünü kaybeder. abd tarihinde pek eşi benzeri olmayan bir durum olarak aralık 1954'te , “senato geleneklerine aykırı” davranışı nedeniyle senatoda ezici bir çoğunlukla sert bir şekilde kınanır, böylece adını verdiği mccarthyizm dönemi sona erer, çanlar artık mccarthy için çalmaktadır, meslektaşları ve daha sonra medya tarafından görmezden gelinir ve ikinci görev süresini tamamlayamadan arkasında binlerce kişinin ahı ile ölür.
tarihe epey meraklıyımdır, bu adam ile ilgili epey belgesel seyrettim epey kitap okudum. bu ve eski fbi başkanı j. edgar hoover gibi adamlar abd tarihinde nasıl yer alabilmiş, anlayamıyorum. abd de de o dönem aralarında albert einstein gibi meşhur bilim adamları, orson welles, charlie chaplin, joseph losey gibi aktör ve yönetmenler, bertolt brecht, artur miller gibi yazarlar hep bu adamın tezgahından geçmiş, çareyi ülkeden kaçmakta bulmuşlardır.
bir de türkiye doğumlu ünlü abdli yönetmen elia kazan gibi olanlar var. 1947 de gentleman's agreement ve 1954 de on the waterfront filmleri ile en iyi yönetmen akademi ödülünü alan bu yönetmen, işini kaybetmemek için hollywoodda olan pek çok kişiyi komünist diye gammazlar. bu hareketi onun laneti olur, devir değişince 2003 yılındaki ölümü ne kadar yaptıkları peşini bırakmaz, eski saygınlığını hiçbir zaman geri kazanamaz.
bu dönemde bir de bu adama kafa tutanlar vardır ki takdir edilesi adamlardır. 1951 yılında ray bradbury "fireman=itfaiyeci" adıyla bir kitap yayınlar, bu 1953 yılında fahrenheit 451 adıyla yayınlanacak olan ünlü eserinin temelini oluşturur. daha sonra bradbury, mccarthy döneminde amerika birleşik devletleri'nde işin kitap yakmaya kadar varacağı endişesi nedeniyle bu kitabı yazdığını söyler.
1953'te oyun yazarı arthur miller, the crucible (cadı kazanı) isimli kitabını yayınlar, aslında salem kasabasında cadı avını anlatsada bu kitap birebir yazıldığı o döneme bir göndermedir. yukarıda "haçlı seferi" demiştim ama "cadı avı" belki daha doğru bir tabir olur.
aklıma gelen bu dönem ile ilgili daha önce yazdığım tanımlarım ise aşağıda, belki o atmosfer kafanızda daha iyi canlanacaktır:
#329023
#208444
devamını gör...
bir yazar ya da şair neden yazma ihtiyacı duyar sorunsalı
her insan kendine özgü niteliktedir. herkesin kendine has bir amacı olabilir. unutmayı veya unutulmayı önlemek bir nedeni olabilir. bir de ölümsüz hissetmek için olabilir. hep ölümsüz olmayı hayal eder insan. bu eylem de bunu sağlayabilir.
yazının ortaya çıkmadığı dönemlerde de haber amaçlı veya korunmak bilgilendirmek amaçlı mağaralara çizimler yapılmış. gelecek düşünülmüş.
yazının ortaya çıkmadığı dönemlerde de haber amaçlı veya korunmak bilgilendirmek amaçlı mağaralara çizimler yapılmış. gelecek düşünülmüş.
devamını gör...
girildiğinde rahatsız eden şeyler
lisede nöbetciyken sınıf defterini almak için girdiğin sınıf.
devamını gör...
circe
yunan mitolojisi'nde bir büyücü'dür.
devamını gör...
küresel ısınma
ankara'da utanmasam tişörtle dolaşacağım bu günde "acaba geldi mi lan?" dediğim olay.
devamını gör...


