günaydın mesajı
devamını gör...
günaydın aşkım
yarın sabah da atamayacağım günaydın mesajı. buradan bu mesajı atamayacaklara hatırlatılır.
devamını gör...
güç zehirlenmesi
bilimsel adı hubris sendromu olan, kişinin gücü elinde tuttuğunu sanması durumu. halbuki gücün ve kibrin onu esir aldığını ve ateşin odunu bitirdiği gibi onun da içten içe küle döneceği gerçeği vardır diyebiliriz. güç adamı bozar. ancak yüksek irade ve tevazu sahibi insanlar buna karşı koyabilir ve kendini frenleyebilir.
örneğin; normal hayatta içimizdeki ayıyı kontrol altında tutarız, yani egomuzu. o ayıyı ne kadar beslersek o kadar güçlenir ve kırar demirlerini. etrafını yakar, yıkar. işte burada irademiz de o ayıyı kontrol altında tutan demir parmaklıklardır. böyle düşünebiliriz.
örneğin; normal hayatta içimizdeki ayıyı kontrol altında tutarız, yani egomuzu. o ayıyı ne kadar beslersek o kadar güçlenir ve kırar demirlerini. etrafını yakar, yıkar. işte burada irademiz de o ayıyı kontrol altında tutan demir parmaklıklardır. böyle düşünebiliriz.
devamını gör...
kanser olduğunu öğrenmek
keşke kanser olsam diyen arkadaşı bir gin onkoloji ünitesine davet etmek isterim
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
her sabah doğan güneş
bir sabah doğmaz oldu
elleri ellerimden
kayıp giden yıldız oldu
gülünce ışık saçan
o gözler yaşla doldu
ağlama duymaz artık
bir varmış, bir yok oldu
giderken bıraktığı
bütün renkler siyah oldu
üzülme anla artık
belki de huzur buldu
dursun zaman
dursun diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
sen inanmasan da
bir son var anla
herkese inat
her sabah doğan güneş
bir sabah doğmaz oldu
elleri ellerimden
kayıp giden yıldız oldu
gülünce ışık saçan
o gözler yaşla doldu
ağlama dönmez artık
bir varmış, bir yok oldu
giderken bıraktığı
bütün renkler siyah oldu
üzülme anla artık
belki de huzur buldu
dursun zaman
dursun diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
sen inanmasan da
bir son var anla
herkese inat
dursun zaman
dursun diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
sen inanmasan da
bir son var anla
herkese inat
duysun seni
dönsün diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
yok bir çaren anla
sakın uyanma
yıllara inat(link: )
bir sabah doğmaz oldu
elleri ellerimden
kayıp giden yıldız oldu
gülünce ışık saçan
o gözler yaşla doldu
ağlama duymaz artık
bir varmış, bir yok oldu
giderken bıraktığı
bütün renkler siyah oldu
üzülme anla artık
belki de huzur buldu
dursun zaman
dursun diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
sen inanmasan da
bir son var anla
herkese inat
her sabah doğan güneş
bir sabah doğmaz oldu
elleri ellerimden
kayıp giden yıldız oldu
gülünce ışık saçan
o gözler yaşla doldu
ağlama dönmez artık
bir varmış, bir yok oldu
giderken bıraktığı
bütün renkler siyah oldu
üzülme anla artık
belki de huzur buldu
dursun zaman
dursun diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
sen inanmasan da
bir son var anla
herkese inat
dursun zaman
dursun diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
sen inanmasan da
bir son var anla
herkese inat
duysun seni
dönsün diyorsun da
oyun değil ki yaşamak
yok bir çaren anla
sakın uyanma
yıllara inat(link: )
devamını gör...
kadın cinayetlerinde yanlış tercih gerçeği
sadece okumamış, katil tipli insanlar cinayet işlemiyor. çok eğitimli, kültürlü eli yüzü düzgün insanlar da cinayet işleyebiliyor ve fark ettiyseniz burada özellikle "kadın cinayeti" olarak vurgulamadım. ayrıca böylesine hassas bir konu hakkında bu beyanda bulunmak oldukça tehlikeli. sanki "kadınlar bu kaderi kendileri seçti, kadınların suçu" der gibi olmuş. ki bu da çok yanlış yerlere çekilebilecek bir durum. aynı zamanda şu noktaya da değinmek isterim ki bir hata veya cahillik anında hepimiz kadın erkek fark etmeksizin çok yanlış insanları hayatımıza alabiliriz. hepimizin "keşke tanışmasaydım, keşke hayatıma almasaydım" dediği bir insan mevcuttur. belki de biz şanslıydık ve bu toksik ilişkilerden kurtulabildik ama o kadınlar yapamadı. zira ülkemizde taciz, tecavüz, şiddet gibi suçlara gerekli cezanın verilmediğini, hatta suçluların ifadeleri alındıktan sonra salıverildiklerini biliyoruz. bu kadınlar korktular. bir hata anında veya çok severek hayatlarına almış oldukları, hatta belki de hiç tanımadıkları bu adamlardan korktular. çünkü şikayet etse gerekli ceza verilmeyeceği gibi daha çok zarar görme olasılığı da yüksek. ki bunun örneklerine sıkça rastlıyoruz. tüm bunları göz önünde bulundurursak sizden ricam şudur ki beyanlarınızda çok çok dikkatli olun. böyle hassas konularda kelimelerimizi özenle seçmek hepimizin yararına olacaktır. kurbanın, mağdurun psikolojisini yaşadıklarını anlayamıyorsak susmayı bilmeliyiz. kişinin içinde bulunduğu durumu, yaşadığı zorlukları bilmiyorsak susmalıyız. belki gidecek yeri yoktu belki kimsesi yoktu. olayların iç yüzünü bilmeden rica ediyorum kadını suçlayıcı, katille empati yapar gibi beyanlarda bulunmayın. belki bu başlığı ve yazılmış olanları okuyanlar arasında eski sevgilisinden, eski eşinden şiddet görmüş, bir yakını cinayete kurban gitmiş mağdur kadınlarımız vardır. tekrar söylüyorum bu çok hassas bir konu. iyice oturup düşünülmeden konuşulmasını hiç tavsiye etmiyorum. kimsenin ne kalbini kırın, ne de yarasına tuz basın.
devamını gör...
içsel çatışma
içsel çatışma ya da iç çatışma da denilebilinir; id, ego, süperego arasındaki uyuşmazlıktır. bir nevi benlik kavgası. yaşamımızın sonuna kadar edeceğimiz benim kavgam diyebileceğimiz bir sorunsal.
ne istiyorum?
ne söylüyorum?
ne yapıyorum?
eğer bu soruların cevapları birbirine uymuyor ve tutarsızlık yaşanıyorsa içsel çatışmanın kapısına dayandınız demektir. her zaman o kapının önündeyiz gerçi o da ayrı bir konu.
şöyle örneklendirelim;
patronunuza kızdınız. istifa edip üzerinede ağzınıza geleni söyleyeceksiniz. ama paraya ihtiyacınız var, çalışmanız gerekiyor. hadi o gün patlamadınız ama bir gün bunu yapacağınıza eminsiniz. ego'nuz başka bir iş bul sonra istediğini yap der. ama öfke nöbetleri buna engel olur. çok tanıdık geldi bu hikaye değil mi? söylediniz gitti. e ne oldu içinizle yaptınız hesap çarşıya uymadı. işsiz kalıp zor durumda kaldınız. o zaman şöyle yapalım. bir yandan iş arayıp bir yandan patronu idare edelim off böyle uzayıp gidiyor işte bu düşüncelerin hepsi bir iç çatışma örneği oldu bize. bir olay karşısında ne istiyorumu iyi analiz etmek ve doğru hareket etmek. verilen ani kararı kestirememek bazen ahlaki normları yıkar vicdan azabı çektirir. evett bende az sövmedim o patrona ne fena adam.
id sol taraftaki melek, süperego sağ taraftaki ikiside omuzunda fısır fısır konuşuyor seslerini duyuyorsunuz değil mi?
ilk akla gelen dürtü'nün ağır sonuçları göz önüne alınarak, bilinçdışına bastırılarak gönderilmesi gerekliliğinin altı çizilir. bastırılma iyi yapıldığında dürtü ortadan kaybolur. tabii bu her zaman iyi sonuç vermez. içine ata ata ne hâle geldin öyle denilir sonra. offf burada da ben çatışmaya girdim iyi mi?
ne istiyorum?
ne söylüyorum?
ne yapıyorum?
eğer bu soruların cevapları birbirine uymuyor ve tutarsızlık yaşanıyorsa içsel çatışmanın kapısına dayandınız demektir. her zaman o kapının önündeyiz gerçi o da ayrı bir konu.
şöyle örneklendirelim;
patronunuza kızdınız. istifa edip üzerinede ağzınıza geleni söyleyeceksiniz. ama paraya ihtiyacınız var, çalışmanız gerekiyor. hadi o gün patlamadınız ama bir gün bunu yapacağınıza eminsiniz. ego'nuz başka bir iş bul sonra istediğini yap der. ama öfke nöbetleri buna engel olur. çok tanıdık geldi bu hikaye değil mi? söylediniz gitti. e ne oldu içinizle yaptınız hesap çarşıya uymadı. işsiz kalıp zor durumda kaldınız. o zaman şöyle yapalım. bir yandan iş arayıp bir yandan patronu idare edelim off böyle uzayıp gidiyor işte bu düşüncelerin hepsi bir iç çatışma örneği oldu bize. bir olay karşısında ne istiyorumu iyi analiz etmek ve doğru hareket etmek. verilen ani kararı kestirememek bazen ahlaki normları yıkar vicdan azabı çektirir. evett bende az sövmedim o patrona ne fena adam.
id sol taraftaki melek, süperego sağ taraftaki ikiside omuzunda fısır fısır konuşuyor seslerini duyuyorsunuz değil mi?
ilk akla gelen dürtü'nün ağır sonuçları göz önüne alınarak, bilinçdışına bastırılarak gönderilmesi gerekliliğinin altı çizilir. bastırılma iyi yapıldığında dürtü ortadan kaybolur. tabii bu her zaman iyi sonuç vermez. içine ata ata ne hâle geldin öyle denilir sonra. offf burada da ben çatışmaya girdim iyi mi?
devamını gör...
esprili kızların erkekler tarafından tercih edilmemesi
sonra da kızların espri yapmayı becerememesi gibi dertlere girerler.
devamını gör...
yazarların en sevdiği bitkiler
@pastirmalicorek ve kendim için söylüyorum, orkide. çook güzeller.
he bir de kendim için söyleyeyim siyah gül.
he bir de kendim için söyleyeyim siyah gül.
devamını gör...
pelin akil'in mayo ve pareo ile kara atlaması
millet bu sosyal medya yüzünden iyice delirdi arkadaş ya.
tanımım bu kadar.
tanımım bu kadar.
devamını gör...
türkiye'de tartışma kültürü
“gerçeklere inanmayanlarla tartışmak yararsızdır; çünkü onlar insan değil, taştır” der epictetos.
hazırlık sınıfında oxford üniversitesi mezunu ingiliz hoca, ingilizce bir deyimin anlamını açıklarken ukala bir öğrenci o deyimin o anlama gelmediğini söyler.
hoca açıklamayı yapar ama öğrenci yanlış bildiğini savunmakta ısrar eder.
ingiliz hoca ertesi gün kaynakları da sınıfa getirip açıklama yapar. bizzat oxford’taki dilbilimcilere de danıştığını anlatır.
ama ukala öğrenci “onlar yanlış biliyor, ben bilirim, doğrusu bu” diye ısrarını sürdürünce diğer öğrenciler gülmeye başlar.
oxford üniversitesi’nin 1096 senesinde kurulmuş ve ingilizce konuşulan dünyanın en eski üniversitesi olduğunu da hatırlatayım.
ingiliz hoca türkiye’de ders vermeden önce türkçe’yi de çok iyi öğrenmiştir. bilal’e anlatır gibi anlatır ama karşıdakinin anlama kapasitesi olmayınca ne yapsan boş. tutturmuş "ben bilirim" diye.
cahil bir adamı tartışarak yenmek asla mümkün olmamıştır.
bir baronun düzenlediği konferansta daire başkanı konuşmasını yaparken yeni mezun biri “konuşmanızda …. dediniz. yanlış biliyorsunuz “ der.
daire başkanı: “dediğimin yanlış olduğunu hangi kaynağa dayanarak iddia ediyorsunuz” diye sorar.
yeni mezun: “bir kitapta okumuştum”.
daire başkanı: “kitabın ismi ve yazarını söyler misiniz?”
yeni mezun: “unuttum”.
daire başkanı: “üniversite kütüphanesinde mi o kitap?”
yeni mezun: “hayır. bir arkadaşımın kitabı idi”.
daire başkanı: “arkadaşınıza sorup o kitabın ismini ve yazarını sonra bana iletir misiniz?”
yeni mezun: “arkadaşımla irtibatı kestim. o yüzden soramam ama dediğinizin yanlış olduğunu biliyorum.”
daire başkanı da babacan biri. anlattığı konuda kitap yazan sadece birkaç hukukçu var, bir tanesi kendisi, diğerleri de tanıdıkları.
gene de yeni mezunu küçük düşürmek istemez. başka konuya geçmek ister ama yeni mezun ısrarla iddiasını sürdürür. salonda gülüşmeler çoğalır.
bu tür örnekleri günümüzde o kadar çok sık görürüz ki…hele televizyonda horoz dövüşüne dönen tartışmaları.
boş insanlar, boş konuşmalar, her konuda uzman kesilenler, karşısındakini dinlemeden konuşanlar…küfür kavga da peşi sıra. tartışmayı bilmedikleri için anca kavga ederler.
“münazarayı, kendisinden istifade edilmesi umulan âlimlerle yapılmalıdır” der imam gazali.
sen abdülhamit'i savundun videosu sözlükte defalarca yer aldığından;
eski medyumlardan memiş ile keto şiddet içerikli + 18 videosunu yurdumun tartışma kültürünün tipik bir örneği olarak bırakıyorum.
tartışmanın nedeni ise en büyük medyum kim konusudur.
videonun sonunda konunun tartışmaya kapalı olduğunu görürüz.
hazırlık sınıfında oxford üniversitesi mezunu ingiliz hoca, ingilizce bir deyimin anlamını açıklarken ukala bir öğrenci o deyimin o anlama gelmediğini söyler.
hoca açıklamayı yapar ama öğrenci yanlış bildiğini savunmakta ısrar eder.
ingiliz hoca ertesi gün kaynakları da sınıfa getirip açıklama yapar. bizzat oxford’taki dilbilimcilere de danıştığını anlatır.
ama ukala öğrenci “onlar yanlış biliyor, ben bilirim, doğrusu bu” diye ısrarını sürdürünce diğer öğrenciler gülmeye başlar.
oxford üniversitesi’nin 1096 senesinde kurulmuş ve ingilizce konuşulan dünyanın en eski üniversitesi olduğunu da hatırlatayım.
ingiliz hoca türkiye’de ders vermeden önce türkçe’yi de çok iyi öğrenmiştir. bilal’e anlatır gibi anlatır ama karşıdakinin anlama kapasitesi olmayınca ne yapsan boş. tutturmuş "ben bilirim" diye.
cahil bir adamı tartışarak yenmek asla mümkün olmamıştır.
bir baronun düzenlediği konferansta daire başkanı konuşmasını yaparken yeni mezun biri “konuşmanızda …. dediniz. yanlış biliyorsunuz “ der.
daire başkanı: “dediğimin yanlış olduğunu hangi kaynağa dayanarak iddia ediyorsunuz” diye sorar.
yeni mezun: “bir kitapta okumuştum”.
daire başkanı: “kitabın ismi ve yazarını söyler misiniz?”
yeni mezun: “unuttum”.
daire başkanı: “üniversite kütüphanesinde mi o kitap?”
yeni mezun: “hayır. bir arkadaşımın kitabı idi”.
daire başkanı: “arkadaşınıza sorup o kitabın ismini ve yazarını sonra bana iletir misiniz?”
yeni mezun: “arkadaşımla irtibatı kestim. o yüzden soramam ama dediğinizin yanlış olduğunu biliyorum.”
daire başkanı da babacan biri. anlattığı konuda kitap yazan sadece birkaç hukukçu var, bir tanesi kendisi, diğerleri de tanıdıkları.
gene de yeni mezunu küçük düşürmek istemez. başka konuya geçmek ister ama yeni mezun ısrarla iddiasını sürdürür. salonda gülüşmeler çoğalır.
bu tür örnekleri günümüzde o kadar çok sık görürüz ki…hele televizyonda horoz dövüşüne dönen tartışmaları.
boş insanlar, boş konuşmalar, her konuda uzman kesilenler, karşısındakini dinlemeden konuşanlar…küfür kavga da peşi sıra. tartışmayı bilmedikleri için anca kavga ederler.
“münazarayı, kendisinden istifade edilmesi umulan âlimlerle yapılmalıdır” der imam gazali.
sen abdülhamit'i savundun videosu sözlükte defalarca yer aldığından;
eski medyumlardan memiş ile keto şiddet içerikli + 18 videosunu yurdumun tartışma kültürünün tipik bir örneği olarak bırakıyorum.
tartışmanın nedeni ise en büyük medyum kim konusudur.
videonun sonunda konunun tartışmaya kapalı olduğunu görürüz.
devamını gör...
eskiden fakirlik şimdi ise nimet sayılan şeyler
vay be dedim feridun abi gayet güzel bir başlık açmış ve çok hoş şeyler yazmış ama son madde yine bildiğimiz gibi.*
devamını gör...
kadınlardaki erkekle arkadaş olma bağımlılığı
haydaaaa!
yıktın perdeyi eyledin viran!
bak sevgili yazar. erkek arkadaşlarım var çünkü muhabbetlerini seviyorum. çünkü beğenilerimiz yakın. asla öyle tipiyle falan alakası yok. ne arkadaşların var nice kadının beğeneceği tipleri ve kariyerleri var lakin benim için onlar sadece arkadaş hepsi bu...
yıktın perdeyi eyledin viran!
bak sevgili yazar. erkek arkadaşlarım var çünkü muhabbetlerini seviyorum. çünkü beğenilerimiz yakın. asla öyle tipiyle falan alakası yok. ne arkadaşların var nice kadının beğeneceği tipleri ve kariyerleri var lakin benim için onlar sadece arkadaş hepsi bu...
devamını gör...
hayatı ıskalamamak için yapılması gerekenler
bence her şeyin başı “ertelememek”ten geçer. herhangi bir madde eklenecekse bu başlığa onu ertelemeden yerine getirirsek hayatı ıskalamamak için ilk adımı atmış oluruz.
devamını gör...
sıkılmak
yapılan eylemden, bulunulan durumdan, bir kişiden, nesneden kısacası her şeyden eskiden aldığı tadı alamamak anlamına gelir.
(bkz: evde durmaktan sıkılmak)
(bkz: evde durmaktan sıkılmak)
devamını gör...
karizmanın dağıldığı anlar
maskeyi çıkardığım anlar.
devamını gör...
hristiyanismail
bu tür konularda ne kadar geri planda olmayı tercih etsem de, hali hazırda 3 aydır süregelen ve bir türlü sona ermeyen suçlama haline son vermek için, kendisine karşı cevap hakkımı kullanmak istediğim yazar.
sevgili yazarımız, üye olduğu ilk günlerde akışta sürekli olarak tanım spamlıyordu. 1 gün kadar çaylağa çekip, gerekli bilgilendirmeyi yaptıktan sonra yazarlığa devam etmesi sağlandı.
kendisinin de kabul ettiği üzere, bazı yazarlar hristiyanismail tarafından rahatsız edildiklerini moderasyona beyan etti. aynı yazarlar sonrasında ise, yönetimin hristiyanismail'i koruduğu ve ona karşı işlem yapılmadığını beyan ederek sözlükten uzaklaştı.
sevgili yazarımızın bahsettiği gibi, kendisine takıntılı bir ruh halinde olsaydım, aylar öncesinden işlem sağlayabilecek şikayetler mevcuttu.
bu zamana kadar sözlükte hiçbir konuyu bireyselleştirmedim, bireyselleştirmem.
zaten böyle bir yapıda olsam da moderasyonda oturttuğumuz sistem bana izin vermez.
bu tür önemli kararları oy çokluğu ile alırız, salt benim fikrim önemsizdir.
bundan iki hafta öncesine kadar aylardır iletişim kurmamış olmamıza rağmen, benimle ilgili ardı arkası kesilmeyen, envai çeşit suçlamalar içeren tanımlar girmekteydi.
bu konuda ne bir uyarı aldı ne de herhangi bir tanımına dokunuldu.
iki hafta önce, "şimdi bir kadın yazarla daha tartışıyorum, taciz olarak yorumlama kişisel meselem" diyerek bana ulaştı.
yine aynı şekilde, özel mesaja müdahale etmediğimizi, olayı sözlük içine taşımamasını izah ettim ve konuyu kapattım.
kısacası aylardır "mesajlarım okunuyor, pavlov bana acayip kafayı taktı, şöyle kötü biri, böyle tiksinç biri, kadın kankalarını kolluyor (ki korunan yazarlar ne hikmetse teker teker kafa iznine çıkmış durumda)" gibi mesnetsiz ifadelerin tamamının altı boş.
kaale almadığım için cevap verme tenezzülünde dahi bulunmuyordum.
benimle alakalı dilediğiniz eleştiriyi yapınız, dokunmam.
derdim sözlüktür ve sözlüğün format ve kurallar dahilinde işleyişini sağlamaktır.
hristiyanismail de sözlüğün formatına uymayarak, kuralların içinden geçmeye çabaladığı için ceza almıştır.
tutmayan bir başlığındaki tanımını, tutana kadar silip tekrar giriyor. bu sayede akışta hep en üstte göstermeye çalışıyor
ve bunu sürekli olarak yapıyor.
hristiyanismail gibi birkaç yazar sözlükteki genel düzeni bozmaktaydı. sözlüğün genelinin bu konuda rahatsızlık duyması ile, geçen hafta düzenli olarak yapmış olduğumuz moderasyon toplantısında bu konuyu da görüştük.
oy çokluğu ile belirli bir süre çaylağa çekilmesi kararlaştırıldı.
yani kendisinin beyan ettiği gibi, tek ceza yiyen benim algısının da tamamen içi boş.
gelgelelim çaylaklığı açıldıktan sonra dahi, benimle bir kişisel meselesi varmış gibi göstererek kendi yapmış olduğu format ihlallerini saklamaya çalışıyor.
uzun lafın kısası, hiçbir kurala uymayayım bana da kimse dokunmasın mantığında ilerliyor.
biz buna izin vermeyiz.
kendisi, diğer her yazar gibi kurallara uyarsa burada dilediği kadar yazarlık yapabilir. ancak sürekli forumsal içerik üreterek, tutmayan içeriklerini tekrar tekrar akışa göndererek bütün topluluğa zorla okutmaya devam ettiği sürece, diğer her yazar gibi cezaya muhatap olacaktır.
son olarak, bu zamana kadar kendisi ile yaptığımız bütün özel mesajlaşmaları, dileyen kişiye ulaştırabilir. benden kendisine izin var. hepsini okumak 3 dakika ya sürer ya sürmez. bu konuşmaların tamamını tarihleriyle beraber alarak, okuyan her yazar ile gerek discord üzerinden gerek sözlükten iletişim kurmaya açığım.
bu zamana kadar hakkımda söylediği her şey uydurmadır. temel amacı ceza alacağını bildiği ve belirli konularda uyarıldığı için "pavlov bana taktı" algısını oluşturmak üzerinedir.
sevgili yazarımız, üye olduğu ilk günlerde akışta sürekli olarak tanım spamlıyordu. 1 gün kadar çaylağa çekip, gerekli bilgilendirmeyi yaptıktan sonra yazarlığa devam etmesi sağlandı.
kendisinin de kabul ettiği üzere, bazı yazarlar hristiyanismail tarafından rahatsız edildiklerini moderasyona beyan etti. aynı yazarlar sonrasında ise, yönetimin hristiyanismail'i koruduğu ve ona karşı işlem yapılmadığını beyan ederek sözlükten uzaklaştı.
sevgili yazarımızın bahsettiği gibi, kendisine takıntılı bir ruh halinde olsaydım, aylar öncesinden işlem sağlayabilecek şikayetler mevcuttu.
bu zamana kadar sözlükte hiçbir konuyu bireyselleştirmedim, bireyselleştirmem.
zaten böyle bir yapıda olsam da moderasyonda oturttuğumuz sistem bana izin vermez.
bu tür önemli kararları oy çokluğu ile alırız, salt benim fikrim önemsizdir.
bundan iki hafta öncesine kadar aylardır iletişim kurmamış olmamıza rağmen, benimle ilgili ardı arkası kesilmeyen, envai çeşit suçlamalar içeren tanımlar girmekteydi.
bu konuda ne bir uyarı aldı ne de herhangi bir tanımına dokunuldu.
iki hafta önce, "şimdi bir kadın yazarla daha tartışıyorum, taciz olarak yorumlama kişisel meselem" diyerek bana ulaştı.
yine aynı şekilde, özel mesaja müdahale etmediğimizi, olayı sözlük içine taşımamasını izah ettim ve konuyu kapattım.
kısacası aylardır "mesajlarım okunuyor, pavlov bana acayip kafayı taktı, şöyle kötü biri, böyle tiksinç biri, kadın kankalarını kolluyor (ki korunan yazarlar ne hikmetse teker teker kafa iznine çıkmış durumda)" gibi mesnetsiz ifadelerin tamamının altı boş.
kaale almadığım için cevap verme tenezzülünde dahi bulunmuyordum.
benimle alakalı dilediğiniz eleştiriyi yapınız, dokunmam.
derdim sözlüktür ve sözlüğün format ve kurallar dahilinde işleyişini sağlamaktır.
hristiyanismail de sözlüğün formatına uymayarak, kuralların içinden geçmeye çabaladığı için ceza almıştır.
tutmayan bir başlığındaki tanımını, tutana kadar silip tekrar giriyor. bu sayede akışta hep en üstte göstermeye çalışıyor
ve bunu sürekli olarak yapıyor.
hristiyanismail gibi birkaç yazar sözlükteki genel düzeni bozmaktaydı. sözlüğün genelinin bu konuda rahatsızlık duyması ile, geçen hafta düzenli olarak yapmış olduğumuz moderasyon toplantısında bu konuyu da görüştük.
oy çokluğu ile belirli bir süre çaylağa çekilmesi kararlaştırıldı.
yani kendisinin beyan ettiği gibi, tek ceza yiyen benim algısının da tamamen içi boş.
gelgelelim çaylaklığı açıldıktan sonra dahi, benimle bir kişisel meselesi varmış gibi göstererek kendi yapmış olduğu format ihlallerini saklamaya çalışıyor.
uzun lafın kısası, hiçbir kurala uymayayım bana da kimse dokunmasın mantığında ilerliyor.
biz buna izin vermeyiz.
kendisi, diğer her yazar gibi kurallara uyarsa burada dilediği kadar yazarlık yapabilir. ancak sürekli forumsal içerik üreterek, tutmayan içeriklerini tekrar tekrar akışa göndererek bütün topluluğa zorla okutmaya devam ettiği sürece, diğer her yazar gibi cezaya muhatap olacaktır.
son olarak, bu zamana kadar kendisi ile yaptığımız bütün özel mesajlaşmaları, dileyen kişiye ulaştırabilir. benden kendisine izin var. hepsini okumak 3 dakika ya sürer ya sürmez. bu konuşmaların tamamını tarihleriyle beraber alarak, okuyan her yazar ile gerek discord üzerinden gerek sözlükten iletişim kurmaya açığım.
bu zamana kadar hakkımda söylediği her şey uydurmadır. temel amacı ceza alacağını bildiği ve belirli konularda uyarıldığı için "pavlov bana taktı" algısını oluşturmak üzerinedir.
devamını gör...
sokağın çocukları
sıfır bir gibi bir başarı yakalamışsın sayın senarist sayın kadri beran taşkın. her şeyi ile sıfırdan yaratmışsınız ve ülke çapında gündem olmuş en büyük şirketlere oyuncular transfer etmişsiniz.
e be şimdi oldu mu hikayenin aynısını yapmak. ben sıfır biri de izledim, bunu da izliyorum. yarın bir seri daha yapsanız yine izleyeceğim. çünkü ben sokağın tarafındayım ama be güzel kardeşim neden geriye gitmişsiniz yahu?
kamera çekimleri üstüne konulmuş bir yana daha amatör olmuş, oyunculuklar desen yeni yüzler tamam ama eskilere neden rötuş yapmazsınız ki?
yine aynı hikaye ve yine patır patır öldürüyorsunuz.
biz aynı şeyi izleriz sorun değil ama siz ayrı olarak yer etmezsiniz.
biraz derinlik olsa karakterlerde, yavaş görüntüler, hikayeler derinlesse fena olmaz mı?
beğenerek izlemiyorum ama izlemeye devam edeceğim.
bak mesela saygı başlarda kötüydü ama hikaye naziye bağlandı insan 'oha' diyor. iyi anlamda oha yani.
şaşırtıcı, ilginç, değişik bir kurgu.
adanadan suriyeye geçin demiyorum. daha sokaktan şeyler olsun. sıfır bir hikayesinde verdiğinizi birdaha vermeyin.
gerçi kurgu bitmiştir zaten.
benimkisi gece sayıklamaları işte.
e be şimdi oldu mu hikayenin aynısını yapmak. ben sıfır biri de izledim, bunu da izliyorum. yarın bir seri daha yapsanız yine izleyeceğim. çünkü ben sokağın tarafındayım ama be güzel kardeşim neden geriye gitmişsiniz yahu?
kamera çekimleri üstüne konulmuş bir yana daha amatör olmuş, oyunculuklar desen yeni yüzler tamam ama eskilere neden rötuş yapmazsınız ki?
yine aynı hikaye ve yine patır patır öldürüyorsunuz.
biz aynı şeyi izleriz sorun değil ama siz ayrı olarak yer etmezsiniz.
biraz derinlik olsa karakterlerde, yavaş görüntüler, hikayeler derinlesse fena olmaz mı?
beğenerek izlemiyorum ama izlemeye devam edeceğim.
bak mesela saygı başlarda kötüydü ama hikaye naziye bağlandı insan 'oha' diyor. iyi anlamda oha yani.
şaşırtıcı, ilginç, değişik bir kurgu.
adanadan suriyeye geçin demiyorum. daha sokaktan şeyler olsun. sıfır bir hikayesinde verdiğinizi birdaha vermeyin.
gerçi kurgu bitmiştir zaten.
benimkisi gece sayıklamaları işte.
devamını gör...

