ölümlü dünya
--! spoiler !--
-arif!
+arif gitmiş abi.
-nasıl gitmiş
+valla arif yok, gitmiş.
.... (bir süre sessizlik)
-yere yatın.
(herkes yere yatıp bekler bir süre)
-tamam tamam, kalkın.
+abi pasaportlar tamam mı?
-tamam.
+şimdi çıkıyoruz sakin ama acele ederek, haydi.
--ilhami abi biz gün içerisinde sık sık yere yatıp kalkalım abi.
--! spoiler !--
-arif!
+arif gitmiş abi.
-nasıl gitmiş
+valla arif yok, gitmiş.
.... (bir süre sessizlik)
-yere yatın.
(herkes yere yatıp bekler bir süre)
-tamam tamam, kalkın.
+abi pasaportlar tamam mı?
-tamam.
+şimdi çıkıyoruz sakin ama acele ederek, haydi.
--ilhami abi biz gün içerisinde sık sık yere yatıp kalkalım abi.
--! spoiler !--
devamını gör...
insana mutsuzluk veren kokular
hastane kokusu, morg kokusu. *
devamını gör...
istisnasız herkesin sevdiği şey
patatestir heralde sevmeyen görmedim.
devamını gör...
notre dame'ın kamburu
victor hugo romanıdır. şehir planlamacıları, 19. yüzyılın başlarında bu katedrali (bkz: notre dame katedrali) yıktırmak istiyor. victor hugo, halkın ilgisini buraya çekmek ve katedralin yenilenmesini sağlamak için notre dame'ın kamburu adlı romanını yazmıştır. roman, notre dame katedrali'nin yenilenmesinde büyük rol oynamıştır.
müzikali de vardır:
1. perde
ikinci perde
italyanca versiyonu
müzikali de vardır:
1. perde
ikinci perde
italyanca versiyonu
devamını gör...
karanlıktan korkmak
nedeni gayet bilimsel ve evrimsel olan korku. atalarımız, insan avlayan avcılara karşı sürekli alarm durumundaydı. daha da korkutucu olanı ise bu avcıların büyük çoğunluğunun geceleri avlanıyor oluşuydu. çünkü av olmaya en müsait olduğumuz an görüşümüzün en zayıf olduğu zamanlardı. dolayısıyla, gecenin bir yarısı güvende olmak durumu atalarımız için çok önemli bir önlemdi. çok basit, eğer güvende değilsen, ölürsün. yıllar boyunca bu gecesel korku içgüdüsel olmaya başladı ve bu korkuyu bugün de hala hafif bir endişe formunda deneyimlemeye devam ediyoruz.
devamını gör...
talcid
mide ekşimesi ve reflüye karşı kullanılan asit giderici bir ilaç. şu ara kutusu büyümüş, beş tablet halinde çıkıyor.
devamını gör...
burun estetiğinin aşırı yaygınlaşması
yapmayım arkadaşlar neresi güzel? ihtıyacı olmayanda yapıyor artık. uçak pisti gibi burunlarla geziyor kızlarımız. üzülüyorum, postmodern toplumun bizi tek düze insanlar yapmaya çalışmasına, ve bizim buna kanmamıza.
devamını gör...
sosyoloji bölümünde okumak
nerden duyup da istediğimi bilmesem de gerçekten ilgimi çeken ve hayatımın bi döneminde -mümkünse asıl istediğim üniversiteden mezun olduktan sonra ikinci bölümüm olarak- okumak istediğim bölüm.
devamını gör...
kendini ifade etmeye üşenmek
zaten anlamayacaklar düşüncesinin tezahürü olarak ortaya çıkar. ben dahil birçok insanda gözlemlediğim durumdur.

resim kaynağı

resim kaynağı
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
zeytinyağlı yiyemem aman şarkısı bizzat o zamanın hükümeti tarafından propoganda amaçlı yazdırılmıştır.marshall yardımlarında imzalanan anlaşmaya göre amerika'nın elinde kalan mısır yağlarını bu millet kullanmak zorundadır çünkü.
genel kültür bilgisine girer mi bilmiyom ama bilmeyen bilsin istedim ifinim.
genel kültür bilgisine girer mi bilmiyom ama bilmeyen bilsin istedim ifinim.
devamını gör...
yediğinin içtiğinin fotoğrafını çekip paylaşan insanlar
bu tür cümleleri kuranların neden sosyal medyayı kullandıklarını merak ediyorum. bu platformların amacı bu kardeşim. sen de ayşe,fatma,mehmet ne yapıyor diye merak ettiğin için orada takılıyorsun. beğenmiyorsan sosyal medyada takılma.
devamını gör...
ahmed arif'in leylası
bir ben uyumadım,
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana…
seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara.
akan yıldıza.
bir kibrit çöpüne varana.
kaç leylim bahar,
hasretinden prangalar eskittim.
saçlarına kan gülleri takayım,
bir o yana
bir bu yana…
seni bağırabilsem seni,
dipsiz kuyulara.
akan yıldıza.
bir kibrit çöpüne varana.
devamını gör...
en kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir
belirsizlik, insanın ömrünü kısaltan, hayat kalitesini düşüren ve erken yaşlanmasına neden olan bir lanettir.
sürekli ne olacağını düşünmek, ne zaman sonuçlanacağını bilememek, önünü görememek insanın enerjisini düşürür anda yaşamayı zorlaştırır. o yüzden her zaman demişimdir en kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir diye.
kötü olsun sonucuna katlanayım ama beni daha fazla düşündürmesin, yormasın isterim. zaten hayat yeterince yoruyor bir de belirsizliklere gelemez oldum.
sürekli ne olacağını düşünmek, ne zaman sonuçlanacağını bilememek, önünü görememek insanın enerjisini düşürür anda yaşamayı zorlaştırır. o yüzden her zaman demişimdir en kötü sonuç bile belirsizlikten iyidir diye.
kötü olsun sonucuna katlanayım ama beni daha fazla düşündürmesin, yormasın isterim. zaten hayat yeterince yoruyor bir de belirsizliklere gelemez oldum.
devamını gör...
kamp yapmak
seneler sonra üniversite arkadaşları ile ege'de buluşarak deneyimledigim aktivitedir.
acayip şüphelerim vardı,hijyen açısından, güvenlilk acisindan kalabalıktık ve 2 gece kaldık
sıkıntı yaşamadık ve itiraf ediyorum doğayla iç içe olmak inanilmazz etkileyiciydi.
akşam hava kararınca ulaştık kamp alanına, çadır kuruldu yataklar sisirildi vs.arkasindan mangallar içkiler sohbet vs derken wc olayını napiyoruz oldum, allah'tan vardı wc ama oldukça uzakta. gece bir kaç kez gittik.
ilk gece yorgunluktan mışıl misil uyumuşum sabah erkenden kalktım çadırı açtım. manzara müthiş herkes uyanmış.
acayip sıkışmıştım wc den deniz daha yakındı. ben bir denize giriyim dedim. herkes anladı gülmeye başladı ama kimse bişey demedi denize koştum resmen su harikaydı ama git git derinleşmiyor.
didim akbük bilen bilir muhteşem bir denizi var ama altınıza yapmamak için o kadar uzun süre yürümeniz lazım ki anlatamam. benim için ilginç bir deneyimdi.
acayip şüphelerim vardı,hijyen açısından, güvenlilk acisindan kalabalıktık ve 2 gece kaldık
sıkıntı yaşamadık ve itiraf ediyorum doğayla iç içe olmak inanilmazz etkileyiciydi.
akşam hava kararınca ulaştık kamp alanına, çadır kuruldu yataklar sisirildi vs.arkasindan mangallar içkiler sohbet vs derken wc olayını napiyoruz oldum, allah'tan vardı wc ama oldukça uzakta. gece bir kaç kez gittik.
ilk gece yorgunluktan mışıl misil uyumuşum sabah erkenden kalktım çadırı açtım. manzara müthiş herkes uyanmış.
acayip sıkışmıştım wc den deniz daha yakındı. ben bir denize giriyim dedim. herkes anladı gülmeye başladı ama kimse bişey demedi denize koştum resmen su harikaydı ama git git derinleşmiyor.
didim akbük bilen bilir muhteşem bir denizi var ama altınıza yapmamak için o kadar uzun süre yürümeniz lazım ki anlatamam. benim için ilginç bir deneyimdi.
devamını gör...
hot pot
dünyaya çin'den yayılan pişirme yöntemi. yemek çeşidi olarak adlandırılsa bile sanıyorum pişirme biçimi olarak adlandırmak daha uygun olacaktır. ascoli piceno'da aotsuki ve ristorante shang-hai, cenova'da re naya felaket güzel iş çıkartmaktadır bu konuda. ristorante shang-hai sos konusunda yetersiz yine de piceno sınırları içerisinde hot pot denilince bence ilk uğranması gereken yerlerden biri ama aotsuki sanırım artık bu hizmeti sunmuyor. re naya ise gerçekten aşmış durumda, özellikle mantarları her zaman taze oluyordu. ha italyaya gidip çin yemeği yemek mantıklı gelmiyorsa eğer çin sınırları içerisinde özellikle guangzhou bölgesinde catch'e falan gidip manzara için o kadar para bayılmaya gerek yok sokakta bulunan küçük işletmeler daha iyisini yapıyor ayrıca catch'de uzun süre bekletiyorlar zaten. tienjin bölgesinde de sokaktaki küçük yerlerde çok güzel tadını çıkartmak mümkün ki zaten kuzeye yaklaştıkça daha sık denk geliyorsunuz.
hot pot'ın mantığı çok basit aslında. yaygın olarak ortasından kalın bir çıkıntı ile ayrılmış bakır bir kabın bir tarafına içinde yağ bulunan su diğer tarafına çeşitli baharatlar ile (genelde acı) hazırlanmış su konularak yapılır. buradaki mantık bir arada olan bir grubun masanın ortasındaki ateşte sürekli kaynayan bakır kap içindeki sulara ince bir şekilde doğranmış et, deniz mahsülü, erişte ve çiğ sebze gibi çeşitli yiyecekleri sohbet esnasında sırayla ekleyerek birbirinden oldukça farklı olan tatları birleştirip yemesinden geliyor aslında. her birinin pişme süresi farklı olan yiyecekleri yenilecek duruma geldikçe chopstick ile bakır kabın içerisinden alarak soslara batırıp yemek yeme süresi uzayıp da tatlar birleştikçe orgazmik bir zevke dönüşüyor. bir toplanma ritüeli gibi işlediği için de zaten bazen hatta çoğu zaman saatler alabiliyor. tek bir kap içerisine masadaki herkes dilediği şeyi eklediği için fazla titiz arkadaşlara çok önerilmemektedir, panik atak falan geçirirler sonra*. günümüzde ortada bulunan tek bir bakır kap yerine bireysel olarak herkes için ayrı ayrı sunan yerler olsa bile öyle çok tadı çıkmıyor kanımca. öyle kafaya göre her şeyi atayım suyun içine mantığı da genelde kusma eylemi ile sonuçlanıyor. denenmiş ve önerilmiş lezzetlerden gitmekte fayda var çünkü herkesin midesi koyun eti ile karidesin tadını aynı anda kaldıracak mideye sahip değil. ek olarak domuz eti ile kalamarı aynı sosa batırıp aynı zevki almak bile mümkün olmadığından neyi hangi sos ile yemek gerektiğini bilmekte fayda var. basit mantıkta pişirildiği an yenilebilen güveç demek mantıklı olur sanıyorum. enoki ile beraber karides çok güzel gitmektedir ama ben patates kızartmasını reçele batırıp yiyen bir insan olduğum için benden tavsiye almanın mantıklı olduğunu hiç ama hiç sanmıyorum. yemek yerken arada yemek yemeyi bırakıp ağızdaki tat sıfırlansın diye sıvı tüketmek -ki geleneksel bir yerdeyseniz genelde çok hoş kokan bir çay veriyorlar- ve sohbete dahil olmak da işin güzel kısmı. ayrıca masadakilerden biri hadi kaz bağırsağı atalım suya dediğinde genelde sanırım ben doydum diyerek yemeyi bırakmak kafidir, zorlamayın. özellikle etler ince dilimlendiği için ve farklı lezzetler ile sürekli karıştığından - baharatlı kısımda pişmesi daha iyi oluyor bence- bir etin hakkını vererek yemek için kesinlikle denenmeli. suya lütfen herhangi bir canlının bacağını veya dilini atmayın, kendine veya kendine yoksa bile masadakilere saygısı olan kimse yapmamalı bunu. bunu midesiz bir arkadaş yüzünden az kalsın deneyimleyecektim son dakika suda yüzen şeyi algılayamadığımdan ucundan döndüm, kötü kötü çok kötü.
edit:imla
hot pot'ın mantığı çok basit aslında. yaygın olarak ortasından kalın bir çıkıntı ile ayrılmış bakır bir kabın bir tarafına içinde yağ bulunan su diğer tarafına çeşitli baharatlar ile (genelde acı) hazırlanmış su konularak yapılır. buradaki mantık bir arada olan bir grubun masanın ortasındaki ateşte sürekli kaynayan bakır kap içindeki sulara ince bir şekilde doğranmış et, deniz mahsülü, erişte ve çiğ sebze gibi çeşitli yiyecekleri sohbet esnasında sırayla ekleyerek birbirinden oldukça farklı olan tatları birleştirip yemesinden geliyor aslında. her birinin pişme süresi farklı olan yiyecekleri yenilecek duruma geldikçe chopstick ile bakır kabın içerisinden alarak soslara batırıp yemek yeme süresi uzayıp da tatlar birleştikçe orgazmik bir zevke dönüşüyor. bir toplanma ritüeli gibi işlediği için de zaten bazen hatta çoğu zaman saatler alabiliyor. tek bir kap içerisine masadaki herkes dilediği şeyi eklediği için fazla titiz arkadaşlara çok önerilmemektedir, panik atak falan geçirirler sonra*. günümüzde ortada bulunan tek bir bakır kap yerine bireysel olarak herkes için ayrı ayrı sunan yerler olsa bile öyle çok tadı çıkmıyor kanımca. öyle kafaya göre her şeyi atayım suyun içine mantığı da genelde kusma eylemi ile sonuçlanıyor. denenmiş ve önerilmiş lezzetlerden gitmekte fayda var çünkü herkesin midesi koyun eti ile karidesin tadını aynı anda kaldıracak mideye sahip değil. ek olarak domuz eti ile kalamarı aynı sosa batırıp aynı zevki almak bile mümkün olmadığından neyi hangi sos ile yemek gerektiğini bilmekte fayda var. basit mantıkta pişirildiği an yenilebilen güveç demek mantıklı olur sanıyorum. enoki ile beraber karides çok güzel gitmektedir ama ben patates kızartmasını reçele batırıp yiyen bir insan olduğum için benden tavsiye almanın mantıklı olduğunu hiç ama hiç sanmıyorum. yemek yerken arada yemek yemeyi bırakıp ağızdaki tat sıfırlansın diye sıvı tüketmek -ki geleneksel bir yerdeyseniz genelde çok hoş kokan bir çay veriyorlar- ve sohbete dahil olmak da işin güzel kısmı. ayrıca masadakilerden biri hadi kaz bağırsağı atalım suya dediğinde genelde sanırım ben doydum diyerek yemeyi bırakmak kafidir, zorlamayın. özellikle etler ince dilimlendiği için ve farklı lezzetler ile sürekli karıştığından - baharatlı kısımda pişmesi daha iyi oluyor bence- bir etin hakkını vererek yemek için kesinlikle denenmeli. suya lütfen herhangi bir canlının bacağını veya dilini atmayın, kendine veya kendine yoksa bile masadakilere saygısı olan kimse yapmamalı bunu. bunu midesiz bir arkadaş yüzünden az kalsın deneyimleyecektim son dakika suda yüzen şeyi algılayamadığımdan ucundan döndüm, kötü kötü çok kötü.
edit:imla
devamını gör...
google akademik
google arama motorunun sadece akademik araştırmalar içerisinden araştırma yapmanızı sağlayan arama bölümü.
devamını gör...
hayat kalitesini yükselten alışkanlıklar
kişisel ajanda kullanmak, illa defter türü olmasına gerek yok, tablet, telefon, bilgisayar gibi teknolojik ürünleri de kullanabilirsiniz.
devamını gör...
yazarların yaptığı en büyük dalgınlık
ösym sınavlarından biriydi sanırım veya aöf sınavları da olabilir. (o kadar çok sınava girdim ki sene kaç, hangi sınav hatırlamıyorum) * o dönem sınavlarda sınıflara duvar saati asılmıyordu ve kol saatiyle sınava girmek serbestti. sınava girdiğimde duvarda bir saat vardı ama bozuk. * kaç dakikam kaldı, ne durumdayım bir fikrim yok. sinirden ve sınav sorularının zorlamasından stres olmuş neden kol saati takmadım diye kendime kızıyorum. sınav bitti. gözetmen kağıtları topladı. neyse ne yapalım, öyle böyle atlattım diye kendimi teselli edip üzerimdeki giysinin kollarını sıvayıp şöyle sıraya sırtımı yasladığımda sol kolumda 2 tane kol saati gördüğüm an içine doğru kahkaha atmanın nasıl bir şey olduğunu tecrübe etmiş oldum. ortam o kadar gergin ki sınıfta nasıl güleyim. eve gidene kadar deli gibi kendime gülmüştüm.
meğer kol saatimin biri kolumdaymış sabah uyandığımda o saati takmak için aramış, bulamamıştım. diğer saatimi koluma takmışım tabi o sınav stresinden ne onu hatırlıyorum, ne görüyorum, ne de kolumdaki iki saatin fiziksel ağırlığını hissedebiliyorum. *
meğer kol saatimin biri kolumdaymış sabah uyandığımda o saati takmak için aramış, bulamamıştım. diğer saatimi koluma takmışım tabi o sınav stresinden ne onu hatırlıyorum, ne görüyorum, ne de kolumdaki iki saatin fiziksel ağırlığını hissedebiliyorum. *
devamını gör...
tarihi bir görsel bırak
devamını gör...
