tom ellis.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

değeri bilinmeyen, kibarlar kibarı bir yazar. sözlüğün ücra köşelerinde solup gitmesine izin vermeyelim. az çok demeyelim. kalemine kuvvet sevgili the matrix isn't real.
devamını gör...

ben çok zayıfım. sıskayım ve boyum kısa.
devamını gör...

yalan dostum, yine, insanlar, sahip, yobaz gibi bomba şarkılarıyla doksanlı yıllarda esip geçmiş bir rock* müzik grubudur. "yalan dostum aşk diye bir şey yok" diyerek bizi geleceğe hazırlamış o yıllarda ufaktan ufaktan.
"sen, yobaz, efendine inanmayanın canını al,
sen, düzenbaz, efendinin haramından payını al... "
........
"ölünce elbet herkese bir ev var,
ve bir kısmının manzarası ateştir" gibi ufaktan mesaj çakan şarkıları da günümüz koşullarında tekrar dinlenilesidir.
devamını gör...

mükemmel ötesi bir filmdir.
ilk çıktığı zamanlar yoğunluktan film hakkında neredeyse hiç bilgim olmamıştı. avatar diye bir film varmış gidelim teklifi ile izlemiştim. ilk 3d film tecrübem olmuştu. görsel olarak bende yarattığı etkiyi şu ana kadar hiç bir film yaratamadı. aynı duyguya birazcık da olsa yıldızlararası filmi ile ulaşabildim.
devamını gör...

hayali olan ile gerçekliği ayırt edememe durumu.
devamını gör...


doğuda kızlar, kadın doğar. ecellerinden önce ölürler. ilk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. bu yüzden toprak ana diye bilinir. perilerin şanı buradan gelir. diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. bu yüzden verimsiz ve çoraktır. buna da ,kadının intikamı denir.
(ziyan-hakan günday)
devamını gör...

yıllar öncesine 22 yaşıma aldı götürdü beni bu başlık.
saçları 3 numaraya vurduktan sonra saçlar daha güçlü olsunndiye anam çocukken saçlarıma sık sık yakardı bunu o yüzden yabancı değilimdir. zaten sarı saç mavi göz çocukken turuncu kafa siritmazdi.
fakat yillar sonra gecelerden bir gece banyoda gördüm saçlarımda kepek mi vardı işsizlikten mı neyse tuttum epeyce yaktım yine. sarışın olduğum için haliyle açık saçta bu tarz şeyler kat kat daha fazla belli eder kendini bu yüzden sabah kalktım saçı yıkadım bir baktım aynaya jesus h. christ. saç saç değil izmir mandalina festivaline dönmüş. tabi ev ahalisi görünce gözlerinden yaş gelene kadar güldüler. dedim ben insan içine nasıl çıkarım böyle!!? en son boya fikri geldi. ulan kendi saç rengimde boya tonu da bulamıyorum, bir yandan boya reyonuna bakan erkek olmanın da gurur kiriciligi ile kardeşime diyorum ben bakamam git sen bak getir. neyse buldum bir tane derken bilmem kaç kat boya sürdük saça ki saçın panayır havası gitsin.
ardından kına zayıflıyor üstteki boya zayıflıyor derken alttan epey güzel bir renk karışımı çıkmıştı. böylelikle ömrü hayatımda yaptığım son maymunluk olarak da anılarda kaldı bu hadise.
devamını gör...

sinop-inceburun
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazdığımı okuyabilsem kâfi benim için.
devamını gör...

wo wo woo al pacino'nun fevkalade oyunculuğuna sahip olacağınız adından da anlaşılacağı üzere uykusuzluk olarak türkçe'ye çevrilen 2002 yapımı film.

hikayesi alaska'da yaşanan bir genç kız cinayetini çözmek için görevlendirilen herkes tarafından tanınan dedektif dormer ve arkadaşı dedektif hap'in alaskaya gelmesiyle başlıyor.
malum en kuzeyde bulunan alaska'da güneşin batması dan dolayı dedektifin uyuyamamasi nedeniyle film bu ismi almış.*

dedektif dormer suçluyu sisli bir alanda kovalarken yanlışlıkla ekip arkadaşı dedektif hap'i vuruyor ve bundan sonra her yerde arkadaşını görüyor. uyuyamamasının en büyük nedeni de bu.



hatta dedektif dormer kızı öldüren katili bulmasına rağmen el veremiyor çünkü katil kovalamaca esnasında kendisini değilde arkadaşını vurduğunu bilen tek isim.


en son da adelet yerini bulmuş adına hem kızı öldüren katil, hem de ekip arkadaşını öldüren dedektif heyecanlı bir sahneden sonra hayata gözlerini yumuyor asıl merak edilen ise dedektifin bilerek mi öldürdün sorusuna gerçekten bilmiyorum cevabı vermesi çünkü bir gün öncesinde ikisi arasında tatsız bir tartışma yaşanmıştı.


çok fazla spoiler oldu evet. çok heyecanlı, hafif sherlockculuk oynanan benim beğendiğim bir film oldu.
naçizane tavsiye ederim.
keyifli seyirler.
devamını gör...

eski kadro gerçekten çok daha güzel hareketlerdi. yenilere de ayıp etmek istemem ama o tadı alamıyorum. denedim birkaç kez ancak ekranda bir kargaşa hissediyorum.
devamını gör...

ortak arkadaşımızın yaşadığı bir şeyi kendi başına gelmiş gibi anlatmıştı. ben utandım o utanmadı.
devamını gör...

bedri rahmi eyüboğlu'nun bursa cezaevi'nde tutuklu olan ve açık grevi yapan nazım hikmet ran'a yazdığı şiirdir.
şiir aynı zamanda zülfü livaneli tarafından bestelenmiş olup "yiğidim aslanım burada yatıyor" olarak da bilinir. şiirin bestelenmiş hali uğur mumcu'nun cenazesinde binlerce kişi tarafından söylenmiş olup "uğur mumcu ağıtı" da anılmaktadır.
şiiri okurken hüzünlenir, şarkıyı dinlerken gözlerinizin dolduğunu hissedersiniz.

bursa'nın ufak tefek yolları
ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
tepeden tırnağa şiir gülleri
yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

bir şubat gecesi tutuldu dilin
silâha bıçağa varmadı elin
ne ana ne baba ne kız ne gelin
yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

ne bir haram yedin ne cana kıydın
ekmek gibi temiz su gibi aydın
hiç kimse duymadan hükümler giydin
döşek diken diken yastık batıyor
yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

zindanı taştan oyarlar
içine bir yiğit koyarlar
sağa döner böğrü taşa gelir
sola döner çırılçıplak demir
çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
döşek melul mahzun, yastık batıyor
yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

bugün efkârlıyım açmasın güller
yiğidimden kötü haber verirler
demirden pencere taştan sedirler
döşek melul mahzun yastık batıyor
yiğidim şahinim aman burda yatıyor

mezar arasında harman olur mu?
on üç yıl hapiste derman kalır mı?
azrail aç susuz canın alır mı?
döşek melul mahzun yastık batıyor
yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

dilinde dilimi bulduğum
gücüne kurban olduğum
anam babam gibi övdüğüm
dayan hey aslan ustam
a benim
yiğidim dayan.
dayan hey gözünü sevdiğim
bugün efkârlıyım açmasın güller
yiğidimden kötü haber verirler.

sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
şiirin gökyüzü gibi herkesin.
sen kızılırmak kadar bizimsin
en büyük ustası dilimizin
canımız ciğerimizsin.

bugün burdaysa şiirin, yarın çin'dedir
bütün hışmıyla dilimiz
kökünden sökülmüş bir çınar gibi
yüreğimiz içindedir.

bugün burdaysa şiirin, yarın çin'dedir
acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
bir yanı nur içinde tertemiz.
bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.
devamını gör...

aristoteles'e göre iklim, insanlara birtakım erdemler kazandırır. bunu gözlemlemenin en iyi yolunun dünya edebiyatından geçtiğini düşünüyorum.

akla gelen ilk örnekle başlayayım. "ruslar da iklimleri gibi pek soğuk insanlar canım!" deyip geçmeyeceğim tabi.

soğuk iklimler, zor hava şartları; o iklimin insanlarını daha mücadeleci kılıyor. bu mücadeleye alıştıkları hatta bu mücadeleye doğdukları için daha cesaretli ve sorumluluk sahibi olduklarını ama duygu yönünden az geliştiklerini söyleyebiliriz.

eserlerinde kasvetli havadan, güçlüklerle dolu yaşamlardan, açlıktan, sefaletten, sürgünden bahsettiklerinde hep bir şikayet havası, yenilmişlik görüyoruz ilk bakışta. oysa tüm kavgalarını, kendi insanlarının kavgalarını, nasıl baş ettiklerini/edemediklerini anlatırlar.

duygularından arınmış sanıyoruz onları. oysa duyguyu en katı, en soğuk haliyle yüzümüze vuruyorlar. sanki tüm bunları yaşarken hissetmeye fırsat bulamamış da birileri bu mücadeleye tanık olsun, hissedilmemiş her şeyi hissetsin istemişler gibi.

sıcak iklimler ise duygusal yönü gelişmiş, kültürel gelişime açık ama daha az cesur insanlar yetiştirir. elbette bu insanların da yaşam boyu süren savaşları vardır. ancak doğayla değil kendileri gibi kanlı canlı insanlarla. işte bu noktada duyguların ne denli baskın olduğunu görürüz. insanla olan kavga en fazla insan ömrü kadardır. üstelik insan sayısı kadar değişkendir.

bir kere hepsini geçtim, bu mücadele denktir. insanın insanı yenme umudu vardır. mücadelenin kazanılması umudu vardır. oysa insan iklimini yenebilir mi? mücadelenin bitişini umabilir mi?

sıcak iklim demişken yine akla ilk gelen örneği vereyim. anlaşılan sizi pek şaşırtmak istemiyorum bugün.

sıcaksa sıcak! latin edebiyatı. marquez.

yüzyıllık yalnızlık'ta isimlerin birbirine nasıl karıştığını hatırlayın. aurelianoları birbirinden ayırt etmek için nasıl zorlanırız okurken. işte gördünüz mü? nasıl da insan dolu bir anlatım.


not: bahsettiğim "cesur" kavramını lütfen genel bir değerlendirme olarak algılamayın. yalnızca iklim etkisini göz önüne alarak değerlendirdim.
devamını gör...

hakkında nickaltı girmek için sabahı bekleyemediğim yazardır. nasıl müthiş. bu tanımından bahsediyorum, bu aha bu, #422654. sen neredeydin? zaten daft punk hayranıyız. bir de böyle tanım yazılır mı arkadaşım? heyecandan tanımı okurken taşikardi oldum. ama yüzümdeki gülümseme de bir saniye gitmedi. hep yaz.*
devamını gör...

yolda kola tenekesi görünce dayanamayıp vuruyorum.
devamını gör...

“onunla ben hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.” *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim