ben küçükken sarı saçlı ,yeşil gözlüymüşüm.
(gerçekte; siyah saç kahverengi göz 1.65 boy )
işte bunlar hep evrim
devamını gör...

erken değil mi biraz daha birbirlerini tanısalarmış dediğim konu.
devamını gör...

''evet dedi ben de seni aldattım.
bir kez de değil üstelik
çünkü beni çok kanattın
çok sevdiğim bir yalandın.''
devamını gör...

yine yücelik göstermiştir. bana başka bir yıldız gösterin eleştirdiği birinden özür dilesin!
devamını gör...

(bkz: sen bir bayan mısınız?)
tdk şok.
tdk üzgün.
tdk ağlıyor.
yoldaş benjamin bey, tdk ağlıyor lavaboya götürebilir miyiz?
devamını gör...

sonu pek de hayırlı bitmemiş olan durumdur.

bundan iki hafta önce başıma geldi bu olay. üzerimdeki sorumsuz aşık olmanın verdiği utanç vesikası tavrı ancak atabildim ve sanırım içimi dökme zamanı geldi dostlar.

bilenler zaten biliyor her 2 mayıs esra'mın (yani köy yumurtamın) doğum günü. onunla doğum gününde lunaparka gider önce bir güzel çocuk gibi eğlenir, sonra değişiklik olsun diye a la carte bir restorana gidip romantik bir akşam yemeği yer ve otelde romantik bir gece geçiririz ancak bu sefer kapanma dolayısıyla bu rutin planımız iptal oldu. ben acaba ne gibi bir sürpriz hazırlasam diye düşünürken unutup gitmişim. zaten hediye olarak diriliş ertuğrul dizisindeki alplerin taktığı kayı obası şapkası almıştım sonra beğenmeyeceğini düşünerek vermekten vazgeçtim, hem havalar da ısındı kız neden bere taksın ki..

neyse işte ben doğum gününü unuttum ballı çöreğimin, tamamen aklımdan çıkmış... işten çıktım eve doğru geliyorum. yolda iki tane genç kavga ediyordu. aralarına sızdım:

"ay gençler, canım gençler, nedir bu haliniz he?! bakın her taraf virüsten kırılıyor siz burada sarmaş dolaş kavga ediyorsunuz??"
içlerinden irice olan sözümü kesti:
"dayı bu şerefsizi geberteceğim! keseceğim!"
"hopp.. kısa kes aydın havası olsun. düzgün durun şimdi lan! haydi öpüşün barışın. dur lan temas yoktu dimi... siz en iyisi öpüşmeyin olaysız dağılın haydi yallah."

ikisini de ayırdığım için mahalle abisi gururu geldi bana bir. topuklarımın üzerine basa basa gidiyom, ceketi havalı bir şekilde sırtıma attım ama yan camdan kendime baktım o kadar komik görünüyorum ki, kuzey tekinoğlu gibi hissederken, silivri f tipi cezaevine düşmüş barbaros şansal gibi olmuşum anasını satim. tam da o esnada kasabın önünden geçiyordum ki, gözüme koyunların makat bölgesine takılan çiçek ilişti. zamanında çayır çimende otlayıp oyun oynayan bu kuzucukların düştüğü vaziyet epey bir canımı acıtır zaten. hayatın metaforik bir göstergesi bu sanırım. dün yediğin çimenler, bugün k*çında çiçekler... o anda birdenbire aydınlanma yaşadım ve haykırdım:

aman tanrım!
esra'nın doğum günü ve benim elimde hiçbir şey yok!
her yer kapalı!...
macdonalds'tan soğan halkası mı alsam acaba!
remzi sürekli mideni düşünüyorsun der bana!
ayrıca hiç romantik değil!
çiçekten şaşmamalı! kadınlar çiçeğe böceğe bayılır!
bir de cemal süreya'nın üvercinka'sından çaktırmadan bir şiir okudum muydu tamamdır!
işte böyle!...

ulan ben neden,
19 yaşında post-modernlik ayağına ergence kafiyesiz sallayan wattpad şairi gibi bağırıyorum anasını satim!

o anda hemen karşıdaki camdan koyunların makat bölgesine iliştirilmiş olan kırmızı sümbülü aşırmak için dükkana girdim. içeriyi bir gözetledim ve "burası temiz" diyerek girdim. sesten anladığım kadarıyla kasap amca arkadaki bölmede satırla takır tukur bir şeyler doğruyor. koyunun makat bölgesi camekanın en uç kısmında kaldığından, vücudumun en esnek halini kullanarak işaret ve orta parmağımla kıstırarak aldım ancak o anda karşımda dikilen iki tane ızbandut gibi adamla birlikte ufak bir kalp krizi geçirdim. betim benzim atmıştı bu iki çam yarmasını görünce. adamların suratları o kadar korkunç, o kadar meymenetsiz ki dostlar, size yemin ederim şehzade mustafa'yı katleden cellatlar bu heriflerin yanında brad pitt gibi kalır anasını satim. o kadar korkunçlar yani.. bir tanesinin suratında boydan boya dikiş izi var ama böyle en iyi ihtimalle kargo zımbasıyla falan dikmişler yani belli... kollarındaki ve vücudunun geri kalanındaki kıllar nil nehri deltası gibi bereketli. içlerinden kır saçlı ve daha yaşlıca olanı, elindeki satırın kanını önlüğüne sildi ve bana dönerek:

"hayırdır koçum??" dedi.

siz sesin g*te kaçmasının ne demek olduğunu bilir misiniz dostlarım? ben bildim işte, sesim çıkmıyor altıma etmişimdir belki de... kaçsam kapı uzakta, yani gidene kadar teksas katliamındaki adam gibi kafama fırlatır baltayı ben kaçarken imkanı yok yani. saniyenin binde biri bir hızla düşünüp, başka çarem kalmadığı için

"beni abi gönderdi, bugün yevmiyeli çalışacağım aybi.." dedim sezercik gibi.
"murat abi mi gönderdi seni evlat?"
"ev- ev- evet aybi"

içeriye bağırdılar, murat abi dedikleri dükkan sahibi girdi. adam kolpaçino'daki ekrem abiye o kadar benziyor anasını satim... o an zevzek bir şekilde "bari dalaktan düşseydik be abi" dememek için kendimi zor tuttum. zaten pek espriden anlıyor gibi görünmüyorlardı. içeri giren murat abi'nin meymenetsiz suratı en son ilhan mansız senegal'e gol attığında gülmüştür allah bilir. neyse ne diyordum dostlar? o anda kılık kıyafetime gülerek gidip değiştirmemi istediler. kanlı, organlı giysileri giyip üstüme önlüğü geçirdim. düştüğüm duruma bak diye düşünüyorum bir yandan allah kahretsin diyorum. bıraksalar sinirden ağlayacağım, en son bu hissi askerliğin ilk günü koğuşta osuruk kokusundan uyuyamadığımda yaşamıştım. 6-7 saat boyunca kasapta masatla bıçak biledim, satırla et kestim. bir ara az daha parmağımı uçuracaktım ramak kalmıştı. içeride cimilli ibo, azer bülbül falan çalıyor, ben erik satie, chopin, rachmaninoff dinleyip öküzgözü şarabımı yudumlamayı seven rafine zevkleri olan bir adamım. düştüğüm hale bak, kabus gibi ama bitmiyor.

en son iş çıkışında dükkanı kapatırken bana 150 lira yevmiye verdiler. murat abi bana dönerek: "elinin ayarı yok senin aslanım. eti mundar ettin bir daha gelmeyesin" dedi. "tamam abi" dedim ve topuklarım vura vura arkama bakmadan kaçtım oradan. gece 12'ye doğru geliyordu. elimde sadece güdük bir çiçek var ama hala canlı görünüyor. bu saatte çiçek alabileck herhangi bir yer yok, mezarlık bulsam bir şeyler toplayacağım ama en yakın mezarlık 2-3 km uzaklıkta. bir tek bu çiçeği vermek de saçma olur. o anda üstümü başımı yırtıp parçalamaya karar verdim. "sana gelirken köpek saldırısına uğradım" diyecektim. inanır mı bilmem. benim köy yumurtam için karşıma herkesi alırım çünkü heh!

kendimi güç bela içeri attım. dizlerimde derman kalmamıştı. benim bu serkeş halimi görünce esra hemen yanıma koştu:

esra: "remzi! aşkım bu hal ne!"

üstümde, sevdiği için canını vermek üzere olan bir askerin ağır ama mağrur ifadesi vardı. popo cebimdeki çiçeği çıkarararak:

"sana çiçek almıştım ama köpek saldırısına uğradım... her yerimi parçaladılar..." dedim. cümlemim son hecesini, son nefesini veren biri gibi söylemiştim.

kız beni hemen duşa soktu. gerçekten de kolumu kaldıracak halim yok. elbiselerimi soymadan yıkamaya karar verdi.

esra: aşkım bu kemik parçaları ne?
ben: ne-ne ke-kemik parçası tatlım?!?!
esra: üstünde diyorum kemik parçaları ve kan var!
ben: lanet olsun her tarafımı parçalamışlar
esra: neeeh!!!
ben: yok yok bu benim kanım değil, muhtemelen köpecikler birbirlerini parçalarken ben kavganın arasında kalmışım. bak tek parça, sapasağlamım.
esra: tamam aşkım. kötü kokuyorsun ama.

bundan sonra romantik dakikalar yaşadık esra ile. daha doğrusu benim aşırı yorgunluktan dolayı yatakta sızıp kalmamdan dolayı romantizmimiz ertelenmiş oldu. evet ben belki yalancı bir aşığım dostlarım, bana küfredebilir ve belki de ayıplayabilirsiniz ama ben bal böceğim için her şeyi yaparım. bunu da sizlerle paylaşmak istedim, sevdiğinize bir sürpriz yapacaksanız işi uzun tutmayın lütfen, onlara verdiğiniz değeri hissettirin.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
depeche mode'un 1993 tarihli 9. stüdyo albümü.

albümden i feel you, walking in my shoes, condemnation ve in your room olmak üzere 4 single çıkmıştır.

depeche mode için, her anlamda değişimin en yoğun hissedildiği albüm denilebilir. müzikal anlamda violator ile başlayan, daha yalın ve vurgulu synthsizer kullanımı formülüne uygun şekilde hareket edilmiş, loop'a alınmış gospel tınıları ile kendini çok daha fazla hissettirmiştir.

albüm, depeche mode'da olduğu gibi hayranlar için de değişime neden olmuştur; albümü beğenen ve benimseyen bir kitle vardır, ancak grup gittikçe synth-pop'tan uzaklaşan, 90'ların değişen ana trend müziğine uygun, daha "rock" bir albüm ile karşımıza çıkmaktadır.

müzikal anlamdaki başarısını bir kenara bırakırsak sofad, depeche mode'un en "dibe vurmuş" albümüdür. albümün ilk kaydı, madrid'de kiralanan bir villanın stüdyo haline getirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. en sancılı kayıt sürecinin yaşandığı albüm de denilebilir. sex&drugs and rock'n roll'un dibine vuran junkie bir solist, ortalıkta dolanıp mali işlerle uğraşan bir arkadaş, şarapçı bir söz yazarı/bestekar ile yetenekli bir prodüktorün bir araya gelmesi ve bu arkadaşların birbirlerini görmeye tahammül edemezken kayıt boyunca kendilerini villaya kapatmalarının sonucunda oluşan sancılı ortam, albümün bel kemiğini oluşturmaktadır. her ne kadar albümde ve albümdeki şarkılara çekilen kliplerde dini motiflere yer verilmiş olsa da inanç ve bağlılığın şarkılarının neye veya kime olduğu noktasında şeffaflık söz konusu değildir.

albüm, aynı zamanda grubun en uzun süren turnesine eşlik eden ana albümdür. 1993 yılında devotional tour ve bu turnenin beklenenden daha başarılı sürmesi sonrası 1994 yılında exotic tour gerçekleştirilmiştir. nitekim grup içi yaşanan çatışmalar ve aynı zamanda gruba katkısının yeteri kadar değer görmediğini düşünen alan wilder, albümün ilk kaydı esnasında gruptan ayrılmayı kafasına koymuşken bu kararını turne bitimine kadar ertelemiş, turne bitimiyle beraber gruptan ayrıldığını açıklamıştır.

her şey bi yana, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu albüm depeche mode'un en dibe vurmuş albümü olmakla birlikte, grubun gerçek potansiyelini en iyi şekilde yansıttığı albümdür. martin l. gore lirikalite bakımından en sansürsüz ve vurgulu şekilde istediklerini ifade etmiştir; dave gahan'ın sesi her ne kadar madde kullanımından dolayı (göreceli olarak) eskisi gibi olmada da albümün genel havasına gayet uygundur; kuvvetlidir ama bir o kadar da bitap düşmüştür. alan wilder grupta yer aldığı son albümde istediği karanlık ve derin formattaki müziği yapabilmiş, iyi ki de yapmıştır. aynı zamanda müzikal yeteneğinin sadece synthsizer kullanmaktan ibaret olmadığını da göstermektedir, albümdeki back-drumming kit'ler, kendisi tarafından icra edilip kaydedilmiştir. sadece bununla sınırlı kalmayarak henüz 6 aylık tecrübeyle 1993 ve 1994 turnelerinde davulda adeta yardırmaktadır.

özet olarak baş tacı albümlerdendir, canlı performansı stüdyo kaydını aşan albümlerdendir aynı zamanda. dinleyin, dinletin efenim.
devamını gör...

(bkz: victor hugo)'un rafıma yerleştirdiğim ilk kitabıdır. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz (gerçekten üç beş anı dışında hiçbir şey) bir beyefendinin, idam olacağını öğrenmesinden başlayıp bu hadisenin gerçekleşeceği güne kadar geçen süreyi anlatmaktadır

yazar ilk baskılarda adını kullanmamıştır, ilk baskılardan sonra da ön sözün hemen ardındaki kısmı bu baskılarda aldığı eleştirilere ithafen yazılmıştır. devrinin idama bakış açısını düşünürsek her ne kadar kendini saklamış olsa da bu durum yaptığı şeyin çok değerli ve cesurca olduğu gerçeğini değiştirmez.

suçlu kişi ile ilgili bir şey bilmediğimiz noktaya dönecek olursam: bu büyük bilinmezlik bence başlı başına bir eleştiri. olay ne esas karakterin adı ne de işlediği suç, yazarın sorgulanmasını istediği yegane şey idamın varoluşu. idam gerekli midir? idam adil midir? idam suçu azaltır mı? soruları günümüzde bile tartışılıyor ve gelecekte de tartışılacağından hiç şüphem yok, bir sonuca varamayacağız yani. bu eserde de amaç bir sonuca varmak değil, (zaten edebiyat kimseyi bir yere götürmeye çalışmaz sadece etrafına bakmasını sağlar) bakış açısı kazanmak ve belki biraz empati kurmak. evet bir katilin veya tecavüzcünün ölmesinin istenmesi çok da şaşılası bir gerçek değil, herkesin kendi kafası ve onun içinde oluşturduğu kendisiyle de çelişen onlarca ütopyası var. kitap birçoğumuza doğru diğerlerine de yanlış gelecektir elbet ama buradaki asıl mevzu her ne düşünceden olursak olalım olaya belki ilk defa mahkumun gözünden bakabilecek olmamız. çocukluğundan kalma anıları, kendisini hatırlamayan bir kızı, korkusu ve her şeyden önce gereksiz bir umudu var. sadece son madde bile suçluyu kazıyın altından insan çıkar demeye yeter de artar. şimdilerde hapis o zamanlar kürek denen cezalardan sonra hayatına devam etmesine izin vermediğimiz insanlara bir şans verin. o yüzden okuyun, biraz ürperin, biraz da düşünün sonrasını kim bilir.
devamını gör...

fiili başkenti banja luka olan sırp cumhuriyeti’nin de hukuki başkentidir.
devamını gör...

özellikle karşı tarafa uzunca bir ileti yazdığımızda veya karşı tarafa uzun uzun konuşmalar yapıp aynı şekilde bize dönmesini beklediğimizde, sizin bir otobüs dolusu sözcüklerinize karşılık sadece yedi harften mütevellit "anladım" sözcüğü ile geri dönüş yapılıyorsa o zaman nefret etmek doğal haktır. eğer ki cevap olarak verilen sözcük daha da az harfe sahipse, işte mesela, şu "hımm" gibiyse uyuz olmamak elde değil.
devamını gör...

başlığı gördüğüm anda beynimde çalmaya başlayan şarkı.

devamını gör...

görünen o ki, çoğunluk durumdan rahatsız. herkes meramını güzelce anlatmış. benzer şeyler yazıp, tekrara düşmek istemiyorum.

--- alıntı ---


1_ "şu anki ekşi" gibi olmak isteniyorsa, yani goygoyun, komikliklerin çok daha fazla olduğu eğlenceli zaman geçirmelik bir forum sitesi.

2_ "ilk zamanlardaki ekşi" gibi olmak isteniyorsa, ki benim gibi artık ekşiyi bırakıp yeni yerler arayıp gelen birçokları gibi, başlık sahibine hak vermeli

--- alıntı ---

şu kısmı ziyadesi ile önemsiyorum. gerek yazar arkadaşların, gerekse sözlük yönetiminin bir tercih ortaya koyması gerekiyor.

burada ki pek çok kişi sözlüklerin son dönemde düştüğü hali görünce, kafa sözlüğe can simidi gibi sarıldı.

ama her geçen gün emek verilen, bilgi içeren tanım ve başlıklara ulaşmak için iğne ile kuyu kazmak zorunda kalıyoruz.

ve önlem alınmazsa bu bıkkınlık yaratacak bir noktaya gelecek.

biz burada bunları konuşurken dahi umarsızca şikayet edilen mevzuları devam ettiren bir güruh var.

onlar için mevzunun önemi yok. burası biter, başka sözlük bulur ve zihinsel mastürbasyonlarına devam ederler.

kanımca sözlük yönetimi ve yazarlar bir yol ayrımında, ya böyle devam edecek ve troller ortalıkta mutlu mesut arzı endam edecek. ya da ciddi tedbirler alınıp, bunca insanın hassasiyeti göz önünde bulundurularak, sözlüğün kırmızı çizgileri kalın hatlarla çizilecek. ve taviz verilmeyecek.

insanlar eğlensin elbet, insanlar deşarj olsun, gülsün elbet, biz de takım elbiselerimizi giyip girmiyoruz sözlüğe lakin bu gidiş bu başlıkta serzenişte bulunan çoğu yazarı eninde sonunda yıldıracak.

ben bu dönüşümü uzun yıllar önce bizzat deneyimledim. şu an aynı tehlike burada da bağıra bağıra geliyor. ve ne yazık ki biraz hızlı oldu...

hayırlısı bakalım...
devamını gör...

mantık hataları zincirini barındıran başlıktır. tikel varlıkların zıddı olmaz. karıncanın veya atın da zıttı yoktur. zıtlık kavramlar içindir. (bkz: kant'ın kategorileri)(bkz: aristoteles'in kategorileri)(bkz: kategoriler)*

edit: zıttı olmayan kavramlar varlığını kaybeder evet, bu doğrudur. mesela, ayrılık kavramı olmasa, birleşme olur mu? yaşam olmasa ölüm olur mu? iki zıt birbirini 'var' eder her zaman.

edit 2: zıtlık, zaten diğerinin yoksunluğudur da aynı zamanda. iki zıt aynı anda vücut bulmuyosa zıtlık yoktur mu diyoruz? eğer 'bu yoksunluktur, zıtlık değildir' dersek, faklı kelimelerle aynı şeyi söylemiş oluruz. içerik aynı tanım farklı olmuş olur.
devamını gör...

pek bir hoş müzikler çalıyor efendim, garip bir ruh haline girdim, tüm engellediğim yazarların engellerini kaldırdım.
ek: nasıl okunduğunu bilmediğim için yazdım belki siz biliyorsunuzdur diye, yine olmadı :) iyi akşamlar.
devamını gör...

az insan çok huzur.
devamını gör...

beklemeler...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eskide kalmış bir makam.

şu sıralar yeni anayasa ile gündeme getirmeleri olası.

ülke olarak yakında arabistan'a ya da devrim sonrası iran'a döneceğimiz kesinleşiyor gibi.
devamını gör...

fetal iyilik halinin belirlenmesinde kullanılan 5 farklı parametreden oluşan skorlama sistemidir.
bu parametreler:
non-stress test(nst):ilk bozulan testtir
fetal solunum
fetal hareket
fetal tonus:en son bozulan testtir.
amniyon sıvı miktarı:bozulma olasılığı en düşük,kronik hipoksiyi gösteren testtir.
devamını gör...

kesinlikle öyle bir geçer zaman ki süleyman karakteri. o nasıl nefis bir karakterdir ya! o nasıl oyunculuk nasıl bir karizmadır ya! çocukken oynardı bu dizi en çok süleyman'a hayrandım. neredeyse tüm karakterlerden bilgeydi ama az sahnesi vardı. senin kıymetini bilemediler süleyman olsun ben çocuk aklımla bile senin kıymetini anladım. sen dizi tarihinde karizmatik abilerin arasında yer alıyorsun benim gözümde. öpüldün seni seviyorumm.*
devamını gör...

çalıntı her yerde her şekilde en iyi tanımı ile hırsızlık olan bir kelime, her ne olursa olsun savunulmaz, 3-5 fav için yapılamaz.

çalıntı tanım yazmanın yanında çalıntı olduğunu bile bile favlamak, "ay ne güzel yazmışsın" diye yalamalık yapmak da aynı rengin lacivertidir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim