ölmesi gereken türk gelenekleri
evlenirken yapılan bir çok saçma sapan gelenek var ama benim en nefret ettiğim kesinlikle kına geceleri, yüksek yüksek tepeler,saçma sapan kıyafetler, ağlamalar arkasından göbek atmalar bitmeli artık.
devamını gör...
saçını toplarken tokasını ağzında ısırarak tutan kadın
kadınların her hareketinden tahrik olan psikopat tayfa, gidin tedavi olun. ıleri de "ağzında toka tutmuştu, beni tahrik etti hakim bey" konulu kararlar çıkarsa şaşırmam. çünkü şaşılacak bir şey bırakmıyorsunuz insana.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
şebnem ferah - korkarak yaşıyorsan
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
efendim, uzun zaman olmuştu şirinler köyünden ayrılalı. geri döndüğümde gördüm ki, bizim bengarip yine nokta atışı bir tema ile radyo yayınına devam ediyor. konu; “anısı olan şarkılar olunca” bülbülün güle avazı kıvamında olan ses tonum ile programa katılmak istedim. perşembe akşamı buluşmak üzere…
frekanslarınıza kuşlar konsun, notalarınız havalarda uçuşsun.
iyi yayınlar.
frekanslarınıza kuşlar konsun, notalarınız havalarda uçuşsun.
iyi yayınlar.
devamını gör...
pül-i şikeşte meydan muharebesi
17. yüzyılın ilk çeyreğinde osmanlılar ve safeviler arasında yaşanmış, osmanlı ordusunun bozgunu ile sonuçlanmış olan savaştır.
sadrazam damat halil paşa yeni sadrazam olup iran üzerine sefer için görevlendirildiğinde tarih 10 haziran 1617'yi gösteriyordu. halil paşa, van yakınlarında kırım hanı 2.canibey ile birleşerek, 16 mayıs günü diyarbakır üzerinden iran seferini başlattı.
bu sıralarda kırım prenslerinden şahin giray, bir çatışmada safevilere sir düşmüş ve bir müddet şah abbas'ın yanında yaşamıştı. şah osmanlılar'a karşı sulh isteğinde bulunmak için şahin giray'ı serbest bıraktı. şahin giray veda etmek için şah'ın huzuruna çıktığı zaman, şah abbas, osmanlılar bir daha kendisini kumandan olarak iran'a gönderirse sefavilere kılıç çekip çekmeyeceğini sordu. şahin giray hiç tereddüt etmeden, ilk fırsatta safevilerle savaşacağını söyledi. kan dökmekten zerre kadar tereddüt etmeyen iran şahı, bir süre düşündükten sonra şahin giray'ı uğurladı.
halil paşa ile kırım hanı, güney azarbaycan'a girdiler ve hazar denizi kıyılarına, safevilerin kutsal şehri olan erdebil'e kadar sokuldular. erdebil yakınlarında ki pül-i şikeşte, bir diğer adıyla kırıkköprü mevkiinde, osmanlı ve safevi orduları karşı karşıya geldiler. tebriz'i ihtiyaten boşaltan safevi ordusuna, azerbaycan beylerbeyi karaçay han kumanda ediyordu. şah tebriz'e gelmiş fakat osmanlıların yaklaştığını duyuncu geri çekilmişti. iki taraf arasında birkaç defa elçiler gidip geldiyse de , sulh şartları üzerinde bir anlaşmaya varamadılar.
osmanlılar ve kırımlılar azarbaycan üzerinden gelirken yaptıkları yağmalarda epey ganimet almışlardı ve bütün dertleri bu ganimetleri korumaktı. karaçay han 10 eylül 1618 günü, sürpriz bir baskın şeklinde taarruza geçti. 15000 civarı şehit ve 500 kadar esir veren osmanlı ordusu'nun tüm düzeni bozuldu. halil paşa geri çekildi. şehid olanların arasında 3, esir olanların arasında 2 beylebeyide bulunuyordu.
halil paşa biraz uzaklaştıktan sonra ordusuna tekrar bir düzen vermeyi başardı. bu şekilde payitaht'a dönerse, hem safevilerle sulh ümidi'nin kalmayacağını hem de kellesini kaybedeceğini düşündü. safevilerin gururuna müthiş bir darbe indirmek amacıyla, kutsal kabul ettikleri şehir olan erdebil'i tahrip etmeye karar verdi.
ancak erdebil'e çok az bir mesafe kalmışken, şah abbas'ın sulh isteyen elçileri geldi. şah, 800 katar deve yükü erzak göndererek(1 katar 7 hayvan ediyor) osmanlıların'ın azerbaycandan geçerken tahribat yapmalarını da önlemek istemiş ve halil paşaya ağır hediyeler göndermişti. taraflar barış antlaşması imzalamak üzere anlaştı.
sadrazam damat halil paşa yeni sadrazam olup iran üzerine sefer için görevlendirildiğinde tarih 10 haziran 1617'yi gösteriyordu. halil paşa, van yakınlarında kırım hanı 2.canibey ile birleşerek, 16 mayıs günü diyarbakır üzerinden iran seferini başlattı.
bu sıralarda kırım prenslerinden şahin giray, bir çatışmada safevilere sir düşmüş ve bir müddet şah abbas'ın yanında yaşamıştı. şah osmanlılar'a karşı sulh isteğinde bulunmak için şahin giray'ı serbest bıraktı. şahin giray veda etmek için şah'ın huzuruna çıktığı zaman, şah abbas, osmanlılar bir daha kendisini kumandan olarak iran'a gönderirse sefavilere kılıç çekip çekmeyeceğini sordu. şahin giray hiç tereddüt etmeden, ilk fırsatta safevilerle savaşacağını söyledi. kan dökmekten zerre kadar tereddüt etmeyen iran şahı, bir süre düşündükten sonra şahin giray'ı uğurladı.
halil paşa ile kırım hanı, güney azarbaycan'a girdiler ve hazar denizi kıyılarına, safevilerin kutsal şehri olan erdebil'e kadar sokuldular. erdebil yakınlarında ki pül-i şikeşte, bir diğer adıyla kırıkköprü mevkiinde, osmanlı ve safevi orduları karşı karşıya geldiler. tebriz'i ihtiyaten boşaltan safevi ordusuna, azerbaycan beylerbeyi karaçay han kumanda ediyordu. şah tebriz'e gelmiş fakat osmanlıların yaklaştığını duyuncu geri çekilmişti. iki taraf arasında birkaç defa elçiler gidip geldiyse de , sulh şartları üzerinde bir anlaşmaya varamadılar.
osmanlılar ve kırımlılar azarbaycan üzerinden gelirken yaptıkları yağmalarda epey ganimet almışlardı ve bütün dertleri bu ganimetleri korumaktı. karaçay han 10 eylül 1618 günü, sürpriz bir baskın şeklinde taarruza geçti. 15000 civarı şehit ve 500 kadar esir veren osmanlı ordusu'nun tüm düzeni bozuldu. halil paşa geri çekildi. şehid olanların arasında 3, esir olanların arasında 2 beylebeyide bulunuyordu.
halil paşa biraz uzaklaştıktan sonra ordusuna tekrar bir düzen vermeyi başardı. bu şekilde payitaht'a dönerse, hem safevilerle sulh ümidi'nin kalmayacağını hem de kellesini kaybedeceğini düşündü. safevilerin gururuna müthiş bir darbe indirmek amacıyla, kutsal kabul ettikleri şehir olan erdebil'i tahrip etmeye karar verdi.
ancak erdebil'e çok az bir mesafe kalmışken, şah abbas'ın sulh isteyen elçileri geldi. şah, 800 katar deve yükü erzak göndererek(1 katar 7 hayvan ediyor) osmanlıların'ın azerbaycandan geçerken tahribat yapmalarını da önlemek istemiş ve halil paşaya ağır hediyeler göndermişti. taraflar barış antlaşması imzalamak üzere anlaştı.
devamını gör...
avustralya
gidip yerleşmek istiyorum ama vahşi hayvanların varlığı beni ürkütüyor. mesela tuvalete giriyorsun köşede bekleyen bir yılan beliriveriyor. yolda giderken önüne kanguru çıkıveriyor.
devamını gör...
altıncı koğuş
durum öykücüsü olan anton çehov altıncı koğuşta küçük bir kasabanın hastanesinde bir doktorun ve deli diye kapatılan genç hastanın felsefik konuşmalarındaki müthiş tespitler ve toplumun bizden olmayanı dışlamasını çok iyi işlemektedir.
hasta gramov ile doktor andrey arasında geçen rus klasiklerinden olan çehov'un yazdığı bu eseri, bir duvar ustası gibi tek tek örmüş resmen.
andrey’in “benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. ama o da bir deli!” sözü bu hikayenin tek başına özeti aslında. hacmi küçük ama ağırlığı büyük olan kitaplardandır altıncı koğuş. diyalogların bir çoğunun altı çizilmesi gereken bu kitap iyi okuyucuların kitaplığında yer almalıdır mutlaka.
bir kaç altı çizilmiş satır: "namussuz insanların karnı tok ve sırtı pektir; namuslu insanlarsa bir lokma ekmeğe muhtaçtır."
"... eğer ölüm herkesin normal ve meşru sonu ise ne diye insanların ölmesini engelliyoruz?"
no: okumayanlar için; bu kitabı okurken yanınızda bir not defteri bulundurun. yukarıdaki alıntı satırlardan çok satırla karşılaşacaksınız. kitabı benim gibi çizmek istemeyenler not defterine yazsın.
hasta gramov ile doktor andrey arasında geçen rus klasiklerinden olan çehov'un yazdığı bu eseri, bir duvar ustası gibi tek tek örmüş resmen.
andrey’in “benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. ama o da bir deli!” sözü bu hikayenin tek başına özeti aslında. hacmi küçük ama ağırlığı büyük olan kitaplardandır altıncı koğuş. diyalogların bir çoğunun altı çizilmesi gereken bu kitap iyi okuyucuların kitaplığında yer almalıdır mutlaka.
bir kaç altı çizilmiş satır: "namussuz insanların karnı tok ve sırtı pektir; namuslu insanlarsa bir lokma ekmeğe muhtaçtır."
"... eğer ölüm herkesin normal ve meşru sonu ise ne diye insanların ölmesini engelliyoruz?"
no: okumayanlar için; bu kitabı okurken yanınızda bir not defteri bulundurun. yukarıdaki alıntı satırlardan çok satırla karşılaşacaksınız. kitabı benim gibi çizmek istemeyenler not defterine yazsın.
devamını gör...
90'lı yılları hatırlatan şeyler
bilye, topaç, kaset, futbolcu kartı, toz leblebi, çatapat, mantar tabanca, kız kaçıran, sulugöz sakızı, arı mayalı silgiler, şeker kız candy, heidi, tsubasa, şirinler. sokakta oynayan çocuklardık biz, toplu konut bilmezdik.
devamını gör...
mahlassızım
takip ettiğim, yazılarını merakla beklediğim yazarlardan birisidir kendisi. bazı tanımlarını bir kereden daha fazla beğenme imkanım olsaydı demişimdir çok kez. ufkumuzu açan yazıları için teşekkür ederim.
devamını gör...
normal sözlük'ün özeti
çok farklı dünyalardan çok farklı seslere tanık olmak.
devamını gör...
thedansözkiller
siyasi girdiler out
islam yermece out
günün ünlüsü girdisi in
hiç sevinmedim. tebrik de etmiyorum seni. mesaj kutuma fake hesabının ismini bırakmanı bekliyorum. iki üç yazar okuyorduk şurada, biri ben gidiyorum diyor. birisi turuncu formayı geçiriyor üstüne. skandal gerçekten.
islam yermece out
günün ünlüsü girdisi in
hiç sevinmedim. tebrik de etmiyorum seni. mesaj kutuma fake hesabının ismini bırakmanı bekliyorum. iki üç yazar okuyorduk şurada, biri ben gidiyorum diyor. birisi turuncu formayı geçiriyor üstüne. skandal gerçekten.
devamını gör...
sanatsal türk filmleri
karpuz kabuğundan gemiler yapmadım hiç.
dar alanda kısa paslaşmalarda da bulunmadım.
bilirsin, futbolu sevmezdim.
dolayısıyla, tabutta rövaşata atmam da mümkün değildi.
ama bol bol uçurtma yaptım.
heyhat, bol bol vurdular uçurtmalarımı!
abilerim, ablalarım,
uçurtmayı vurmasınlar diye isyan etmelerine rağmen.
bacaksız olduğum doğruydu.
lakin piyano da çalmadım hiç.
arkamdan piyano piyano bacaksız diye seslenirdi.
ah, nasıl da özlüyorum onu!
ben bir zamanlar anadolu’da bulundum.
gerçi, ben hep anadolu’da bulundum.
bir zamanlar rumlar da anadolu’da bulundu.
kardeşce yaşamadık, yazık.
hiçbir türlü yaşayamadık biz.
muhsin bey amcamdan öğrendim ağır roman okumayı.
daha küçücüktüm,
anadolu’nun kayıp şarkılarının izini sürerken,
pardon, dedi eşkiya buralar benden sorulur.
bir eşkiya pardon der miydi?
o derdi evet.
dar alanda kısa paslaşmalarda da bulunmadım.
bilirsin, futbolu sevmezdim.
dolayısıyla, tabutta rövaşata atmam da mümkün değildi.
ama bol bol uçurtma yaptım.
heyhat, bol bol vurdular uçurtmalarımı!
abilerim, ablalarım,
uçurtmayı vurmasınlar diye isyan etmelerine rağmen.
bacaksız olduğum doğruydu.
lakin piyano da çalmadım hiç.
arkamdan piyano piyano bacaksız diye seslenirdi.
ah, nasıl da özlüyorum onu!
ben bir zamanlar anadolu’da bulundum.
gerçi, ben hep anadolu’da bulundum.
bir zamanlar rumlar da anadolu’da bulundu.
kardeşce yaşamadık, yazık.
hiçbir türlü yaşayamadık biz.
muhsin bey amcamdan öğrendim ağır roman okumayı.
daha küçücüktüm,
anadolu’nun kayıp şarkılarının izini sürerken,
pardon, dedi eşkiya buralar benden sorulur.
bir eşkiya pardon der miydi?
o derdi evet.
devamını gör...
geceye bir suç aleti bırak
kitap.
istisnasız bütün devrimlerin temelinde yatan, onlara yol gösteren şeydir kitap.
ve her devrim girişimi, muktedir gücün nezdinde suçtur. ve her devrimin temelinde kütüphaneler vardır.
birçok savaşın sonunda; savaşı kazanan tarafın, ele geçirdiği topraklarda kütüphaneleri yok etmesi, muktedir güç açısından, kitapların ne denli tehlikeli olduğunun kanıtı değil midir?
kitaplar; bazen ruhu öldürür, bazen de diriltir. sizi öldürebilen ve diriltebilen şey, güçlü bir silahtır.
alttaki tanım editi: arkadaşımız farklı bir kullanım metodu paylaşmış. böyle bir yaklaşım da söz konusu. ancak biz john wick değiliz.
istisnasız bütün devrimlerin temelinde yatan, onlara yol gösteren şeydir kitap.
ve her devrim girişimi, muktedir gücün nezdinde suçtur. ve her devrimin temelinde kütüphaneler vardır.
birçok savaşın sonunda; savaşı kazanan tarafın, ele geçirdiği topraklarda kütüphaneleri yok etmesi, muktedir güç açısından, kitapların ne denli tehlikeli olduğunun kanıtı değil midir?
kitaplar; bazen ruhu öldürür, bazen de diriltir. sizi öldürebilen ve diriltebilen şey, güçlü bir silahtır.
alttaki tanım editi: arkadaşımız farklı bir kullanım metodu paylaşmış. böyle bir yaklaşım da söz konusu. ancak biz john wick değiliz.
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
--- alıntı ---
seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum…”
--- alıntı ---
güzel şiirleri olan; bir sürü kadına aşık olan bir şair. öyle ki aşka aşıktı derler nazım için.
seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum…”
--- alıntı ---
güzel şiirleri olan; bir sürü kadına aşık olan bir şair. öyle ki aşka aşıktı derler nazım için.
devamını gör...
bir zamanların en efsane telefonu
nokia 3310. ilk gördüğümde antensiz telefon yapmışlar oha demiştim.
devamını gör...
jonathan jeremiah
ingiliz şarkıcı, söz yazarı ve müzisyendir.
2011 yılında çıkış yaptığı a solitary man ile insanlar tarafından sevilmeye ve dinlemeye başlayan jeremiah böylelikle o yalnız adamın yalnızlığını giderecek arkadaşlar bulmuş oldu. daha sonra, hemen bir yıl sonra gold dust albümü ile de can çekişmekte olduğunu düşündüğüm pop rock müzik aleminin üzerine altın tozu serpmiş oldu. 2015 yılında bir arzusunu daha gerçekleştirerek oh desire albümünü çıkartan jonathan 2018 yılında da müzik severlerin gününü güzelleştirmek için good day albümünü yayınladı.
tamamen şans eseri bir şekilde ilk dinlediğim andan itibaren büyük hayranlık duyduğum jonathan jeremiah sanki benim kişisel peter pan’im gibi çünkü şu ana kadar jonathan hakkında konuştuğum hiç kimsenin onu dinlemiş olduğuna şahit olmadım. sanki sadece ben dinliyorum onu.
9 sene önce ilk kez dinlediğimde youtube’da jonathan jeremiah hakkında şöyle bir yorum vardı: jesus came back to save us from bad music. hiç aklımdan çıkmadı bu söz o günden beri. gerçekten de öyleydi belki de.
en sevdiğim şarkılarından birinin linkini bırakarak kendimce günaydın sözlük diyorum:
happiness
2011 yılında çıkış yaptığı a solitary man ile insanlar tarafından sevilmeye ve dinlemeye başlayan jeremiah böylelikle o yalnız adamın yalnızlığını giderecek arkadaşlar bulmuş oldu. daha sonra, hemen bir yıl sonra gold dust albümü ile de can çekişmekte olduğunu düşündüğüm pop rock müzik aleminin üzerine altın tozu serpmiş oldu. 2015 yılında bir arzusunu daha gerçekleştirerek oh desire albümünü çıkartan jonathan 2018 yılında da müzik severlerin gününü güzelleştirmek için good day albümünü yayınladı.
tamamen şans eseri bir şekilde ilk dinlediğim andan itibaren büyük hayranlık duyduğum jonathan jeremiah sanki benim kişisel peter pan’im gibi çünkü şu ana kadar jonathan hakkında konuştuğum hiç kimsenin onu dinlemiş olduğuna şahit olmadım. sanki sadece ben dinliyorum onu.
9 sene önce ilk kez dinlediğimde youtube’da jonathan jeremiah hakkında şöyle bir yorum vardı: jesus came back to save us from bad music. hiç aklımdan çıkmadı bu söz o günden beri. gerçekten de öyleydi belki de.
en sevdiğim şarkılarından birinin linkini bırakarak kendimce günaydın sözlük diyorum:
happiness
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bugün hangi şehirlere uçup dünyaya azıcık yakınlaşacağız bakalım. benim için bu radyo programı içindekilerle beraber tam bir ponçiklik alanı. şimdi alttaki görsel yaşımı belli edecek (öyle bir dedim ki seksenime geldim sanki) * ama belli etsen be. care bears sevmeyenler utansın.

haydi yine akşam burada toplaşıyoruz kaçırmayın sakın kız.

haydi yine akşam burada toplaşıyoruz kaçırmayın sakın kız.
devamını gör...
boğaziçi üniversitesi
bu sıralar kültüründen ve değerlerinden uzağa götürülmeye çalışılan türkiye'nin sayılı üniversitelerinden.
ben bu can sıkıcı olaylar üzerine yazmak yerine hâlihazırda içinde olduğum doktora başvurusu sürecinden bahsetmek istiyorum. belki birilerinin işine yarar. efenim ben psikoloji bölümü özelinde yazacağım. en baştan belirtmeliyim ki yurt dışında top tier üniversitelere yapacağınız başvuruların neredeyse hiçbiri boün'e başvururken harcadığınız eforun yarısı kadar efor gerektirmiyor. bu durum başta çok saçma gelse de bunun oldukça iyi tarafları olduğunu düşünüyorum. gelelim sürece:
birçok üniversitenin lisansüstü başvurusunda standart olarak istediği motivasyon mektubu, referans mektupları, transkriptler, diplomalar, yabancı dil ve ales/gre sınav sonucu gibi belgelerin yanı sıra bir de araştırma önerisi istiyorlar. bu araştırma önerisinin elbette özgün ve yapılabilir olması gerektiğini özellikle belirtiyorlar. buna ek olarak muazzam bir bilim sınavı yapıyorlar. benim girdiğim sınavda üç buçuk saat içerisinde bir makale okuyup 4'ü makalenin metodolojisi ile ilgili olan 5 soruya cevap vermemiz gerekmekteydi. rahatlıkla, hayatımda girdiğim en zor ve en kaliteli sınavdı diyebilirim. günün sonunda bu bilim sınavını geçmeyi başarırsanız sözlü sınava davet edilmeye hak kazanıyorsunuz. sözlü sınav aşamasına geçebilirsem buraya da bir edit sözüm olsun.
sözlü sınav editi: eveeet, sözlü sınava da girmiş bulunmaktayım. sınav zoom üzerindendi ve yalnızca 10 dakika sürdü. baştaki bir merhaba haricinde sınavın tümü ingilizceydi. bölümde başvurduğum alandan olan tüm hocaların karşısına çıkıp hızlı, kısa ve net biçimde bana sorulan 4-5 soruyu cevaplamaya çalıştım. ardından benim de hocalara bir soru yöneltme fırsatım oldu. hayatımın en stresli anlarıydı sanırım, bu biraz benim karakterimle de ilgili bir durum elbette. alana dair epey kazık olan bir soruda çok bocalayıp ingilizceyi bile unuttum ama sonrasında çok gergin olduğumu belirterek ilerleyen sorularda toparladım diye düşünüyorum. bu bahsettiğim soru haricindeki sorular ne çalışmak istiyorsun, başka üniversitelere başvuru yaptın mı, doktora sürecinde çalışman gerekecek mi gibi beklendik sorulardı. yakın zamanda sonucu da öğrenip mutlu bir haberle son bir edit yapmayı diliyorum.
bu aşamaların sonunda size dair o kadar çok bilgiye ve veriye sahip oluyorlar ki boün'e kabul edilen bir öğrencinin * kötü bir öğrenci olmasının neredeyse ihtimali kalmıyor. en azından, bir adım uzaktan baktığımda bana görünenler böyle. dilerim en yakın zamanda üzerindeki kara bulutlar dağılır da üniversitenin gerçek potansiyelini göstermesinin önü açılır. dayanışmayla!
son edit: evet sevgili kafacı dostlarım. bugün itibariyle boğaziçi üniversitesi'nde doktora programına kabul edilmiş bulunmaktayım! darısı isteyen dostların başına.
ben bu can sıkıcı olaylar üzerine yazmak yerine hâlihazırda içinde olduğum doktora başvurusu sürecinden bahsetmek istiyorum. belki birilerinin işine yarar. efenim ben psikoloji bölümü özelinde yazacağım. en baştan belirtmeliyim ki yurt dışında top tier üniversitelere yapacağınız başvuruların neredeyse hiçbiri boün'e başvururken harcadığınız eforun yarısı kadar efor gerektirmiyor. bu durum başta çok saçma gelse de bunun oldukça iyi tarafları olduğunu düşünüyorum. gelelim sürece:
birçok üniversitenin lisansüstü başvurusunda standart olarak istediği motivasyon mektubu, referans mektupları, transkriptler, diplomalar, yabancı dil ve ales/gre sınav sonucu gibi belgelerin yanı sıra bir de araştırma önerisi istiyorlar. bu araştırma önerisinin elbette özgün ve yapılabilir olması gerektiğini özellikle belirtiyorlar. buna ek olarak muazzam bir bilim sınavı yapıyorlar. benim girdiğim sınavda üç buçuk saat içerisinde bir makale okuyup 4'ü makalenin metodolojisi ile ilgili olan 5 soruya cevap vermemiz gerekmekteydi. rahatlıkla, hayatımda girdiğim en zor ve en kaliteli sınavdı diyebilirim. günün sonunda bu bilim sınavını geçmeyi başarırsanız sözlü sınava davet edilmeye hak kazanıyorsunuz. sözlü sınav aşamasına geçebilirsem buraya da bir edit sözüm olsun.
sözlü sınav editi: eveeet, sözlü sınava da girmiş bulunmaktayım. sınav zoom üzerindendi ve yalnızca 10 dakika sürdü. baştaki bir merhaba haricinde sınavın tümü ingilizceydi. bölümde başvurduğum alandan olan tüm hocaların karşısına çıkıp hızlı, kısa ve net biçimde bana sorulan 4-5 soruyu cevaplamaya çalıştım. ardından benim de hocalara bir soru yöneltme fırsatım oldu. hayatımın en stresli anlarıydı sanırım, bu biraz benim karakterimle de ilgili bir durum elbette. alana dair epey kazık olan bir soruda çok bocalayıp ingilizceyi bile unuttum ama sonrasında çok gergin olduğumu belirterek ilerleyen sorularda toparladım diye düşünüyorum. bu bahsettiğim soru haricindeki sorular ne çalışmak istiyorsun, başka üniversitelere başvuru yaptın mı, doktora sürecinde çalışman gerekecek mi gibi beklendik sorulardı. yakın zamanda sonucu da öğrenip mutlu bir haberle son bir edit yapmayı diliyorum.
bu aşamaların sonunda size dair o kadar çok bilgiye ve veriye sahip oluyorlar ki boün'e kabul edilen bir öğrencinin * kötü bir öğrenci olmasının neredeyse ihtimali kalmıyor. en azından, bir adım uzaktan baktığımda bana görünenler böyle. dilerim en yakın zamanda üzerindeki kara bulutlar dağılır da üniversitenin gerçek potansiyelini göstermesinin önü açılır. dayanışmayla!
son edit: evet sevgili kafacı dostlarım. bugün itibariyle boğaziçi üniversitesi'nde doktora programına kabul edilmiş bulunmaktayım! darısı isteyen dostların başına.
devamını gör...
kendini gerçekleştiren kehanet
eğitim bilimleri veya psikolojide de kullanılan bir kavram.
basit tanımla 'aklına gelenin başına gelmesi' diyebiliriz. tabi arka planda zihindeki telkinler-bilinçaltı etkilidir.
basit tanımla 'aklına gelenin başına gelmesi' diyebiliriz. tabi arka planda zihindeki telkinler-bilinçaltı etkilidir.
devamını gör...
ev taşımak
ev sahipleri için de, nakliyeci için de zorlukları büyük. ev sahibi "aman eşyalar zarar görmesin" diye kılı kırk yararken, nakliyeci de onlarca hatta yüzlerce kilo ağırlıktaki eşyaları "kolayca nasıl indiririm" diye düşünüyor.
devamını gör...