aurum
altın'ın latince ismi."ışıldayan-parlayan" anlamına geliyor. ayrıca element sembolü olan "au" kısaltması burdan geliyor.
devamını gör...
türk aksanını taklit eden ingiliz
ingiliz olduğu konusunda şüpheliyim, çünkü tüm videoları bu şekilde. bir insan bunun için, niye bu kadar çok video çeker ki?
devamını gör...
bana yalan söylediler
(bkz: ıssız adam)la hatırladığımız, samiramis pekkan'ın söylediği şarkı.
bir aleme indim yalnız
yerde toprak, gökte yıldız
bir yan susuz, bir yan deniz
iki el, bir baş verdiler
bir çift göz ağlar da güler
dört bir yanda benim gibiler
doğru söz içinmiş diller
işte kalbin sev dediler
bana yalan söylediler
bana yalan söylediler
kaderden bahsetmediler
bana yalan söylediler
bana yalan söylediler
kaderden bahsetmediler
varsın böyle geçsin ömrüm
neşeyle dolsun bari her günüm
hani benim sevdiklerim…
güzel şarkı!
bir aleme indim yalnız
yerde toprak, gökte yıldız
bir yan susuz, bir yan deniz
iki el, bir baş verdiler
bir çift göz ağlar da güler
dört bir yanda benim gibiler
doğru söz içinmiş diller
işte kalbin sev dediler
bana yalan söylediler
bana yalan söylediler
kaderden bahsetmediler
bana yalan söylediler
bana yalan söylediler
kaderden bahsetmediler
varsın böyle geçsin ömrüm
neşeyle dolsun bari her günüm
hani benim sevdiklerim…
güzel şarkı!
devamını gör...
bilim üfürükçüleri
karl popper ile birlikte bilimin kesinlikten ziyade ihtimaller ve yanlışlanabilirlik dahilinde ilerlediği görüşü hakim olduğu için pek de dikkate alınmaması gereken bir durumdur.
devamını gör...
gündüz vassaf
geceye övgüler düzen kitabı cehenneme övgü en çok satan kitabıdır. ayrıca bu kitaptan sonra yine akıcı bir dili olan cennetin dibi kitabını yazmıştır.
devamını gör...
istanbul boğazı'nın 2 veya 3 yıl içinde donacak olması
ooooo evet gençlerrrr, herkes telefonları bu tarihe kadar değiştirsin! 850 mp kameralı bir şeyler şart! boğazda yürüme, boğazda şebeklik, boğazda selfie, boğazda buza dilim yapıştı tiktoku, boğazda evlenme teklifi ve düğün resimleri ve de storyleri are loading...
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
seçtiğin şarkıyla yaktın geçtin, yıktın geçtin umurumda bile olmaz nükleer denemeler* gece uzun ama bizde ciğer kalmadı cancağızım. seviyoruz seni *
devamını gör...
tv kumandası
türk ailelerinin evlerindeki kavgaların en büyük sebeplerinden birisi olan eşya. mesela biz bi tane daha kumanda almayı düşünüyoruz ama televizyona üzülüyoruz bu sefer de kafası karışır diye ya yazık*.
devamını gör...
atonal armoni
müzikte, birincil yapısal unsur olarak işlevsel uyumun olmaması durumu.
atonal armoniyi tanımlayabilmek için öncelikle tonal armoniden atonal armoniye geçişteki süreci ve bunun nedenlerini bilmek gerekir. tonal müzik, müziği düşündüğümüzde çoğumuzun düşündüğü şeydir. harmonik bir merkeze sahiptir. örneğin, d majör anahtarında bir şarkı çalarsam, bu bağlamda (d majör anahtarında) kullanabileceğiniz belirli notlar vardır ve bu notaların oynayacakları belirli rolleri vardır. bunun dışına çıkamazsınız. dolayısıyla en kestirme ifade ile tonal armoni için "parçanın yapısını oluşturmak için geleneksel kuralları izleyen armoniler aracılığıyla gerilim yaratmaktır" ifadesini kullanmak yanlış olmayacaktır.
ancak romantik müzik döneminin sonlarına doğru, 20. yüzyılın başlarında, bazı besteciler tonal müziğin sınırlarının zorlandığını düşündüler. armoniler çok zengin ve karmaşık hale geldi ve bazı besteciler bu yönde gidecek başka hiçbir yer olmadığını hissettiler. uyumun tamamen bittiğini ve romantizmin yaratıcılığını yitirdiğini hissettiler. bu hayal kırıklığına yanıt olarak, bazı besteciler tonal armoninin tüm kurallarını bir kenara atmaya karar verdiler ve "atonal armoni" dedikleri yeni bir besteleme tekniği icat ettiler. bu icat onlara standart, anahtar temelli müziğin tüm kurallarından uzaklaşmalarına ve yeni sesler denemelerine olanak tanıdı. bu bağlamda birinci dünya savaşı öncesinde arnold schoenberg ve okulunun ekspresyonist eserlerinde müzikal formun ana belirleyicileri olarak tamamen melodik-ritmik güçlerin yeniden ortaya çıkması, aslında 19. yüzyıl sonrası romantik müzikte ton merkezlerinin zayıflamasının mantıklı, belki de kaçınılmaz bir sonucu olduğu öne sürülebilir.
atonal armoni yaratmanın en önemli tekniği "on iki ton besteleme tekniği" (twelve tone serialism) olarak adlandırılır. besteci arnold schoenberg, 1920'lerde bu tür atonal müziğin öncülerinden biri olmuştur. bu çalışmalar sayesinde batı müziği, bir ölçekte mümkün olan on iki perdeye veya tona sahip hale gelmiştir. çoğu ton müzikte, bazen birkaç tesadüfen dahil olmak üzere, bir ölçekte yalnızca yedi ton duyulurken; on iki tonlu müzikte ise herhangi bir tonu tekrarlamadan on iki tonun tümünün kullanılabilir. böyle bir sıraya sahip olunduğunda, onu geri, ileri, baş aşağı çevirebilmek veya yukarı veya aşağı aktarmak mümkündür. bu da besteciye tek bir sıra ile birçok beste üretme imkanı verir. ancak on iki ton besteleme tekniğindeki sorunlardan biri, melodinin pek söylenemez olmasıdır. bu da on iki tonla bestelemeyi en zor müzik türlerinden biri yapar. içindeki güzelliği bulmak biraz konsantrasyon ve açık bir kulak gerektirir.
"pratikte, bir kompozisyonun atonalitesi görecelidir, çünkü atonal bir çalışma, ton merkezlerinin varmış gibi göründüğü parçalı pasajlar içerebilir. schoenberg’in şarkı döngüsü pierrot lunaire (1912) ve alban berg’in wozzeck operası (1925) atonal eserlerin tipik örnekleridir." link
(bkz: kromatizm)
(bkz: çok tonlu olma)
(bkz: on iki tonlu müzik)
atonal armoniyi tanımlayabilmek için öncelikle tonal armoniden atonal armoniye geçişteki süreci ve bunun nedenlerini bilmek gerekir. tonal müzik, müziği düşündüğümüzde çoğumuzun düşündüğü şeydir. harmonik bir merkeze sahiptir. örneğin, d majör anahtarında bir şarkı çalarsam, bu bağlamda (d majör anahtarında) kullanabileceğiniz belirli notlar vardır ve bu notaların oynayacakları belirli rolleri vardır. bunun dışına çıkamazsınız. dolayısıyla en kestirme ifade ile tonal armoni için "parçanın yapısını oluşturmak için geleneksel kuralları izleyen armoniler aracılığıyla gerilim yaratmaktır" ifadesini kullanmak yanlış olmayacaktır.
ancak romantik müzik döneminin sonlarına doğru, 20. yüzyılın başlarında, bazı besteciler tonal müziğin sınırlarının zorlandığını düşündüler. armoniler çok zengin ve karmaşık hale geldi ve bazı besteciler bu yönde gidecek başka hiçbir yer olmadığını hissettiler. uyumun tamamen bittiğini ve romantizmin yaratıcılığını yitirdiğini hissettiler. bu hayal kırıklığına yanıt olarak, bazı besteciler tonal armoninin tüm kurallarını bir kenara atmaya karar verdiler ve "atonal armoni" dedikleri yeni bir besteleme tekniği icat ettiler. bu icat onlara standart, anahtar temelli müziğin tüm kurallarından uzaklaşmalarına ve yeni sesler denemelerine olanak tanıdı. bu bağlamda birinci dünya savaşı öncesinde arnold schoenberg ve okulunun ekspresyonist eserlerinde müzikal formun ana belirleyicileri olarak tamamen melodik-ritmik güçlerin yeniden ortaya çıkması, aslında 19. yüzyıl sonrası romantik müzikte ton merkezlerinin zayıflamasının mantıklı, belki de kaçınılmaz bir sonucu olduğu öne sürülebilir.
atonal armoni yaratmanın en önemli tekniği "on iki ton besteleme tekniği" (twelve tone serialism) olarak adlandırılır. besteci arnold schoenberg, 1920'lerde bu tür atonal müziğin öncülerinden biri olmuştur. bu çalışmalar sayesinde batı müziği, bir ölçekte mümkün olan on iki perdeye veya tona sahip hale gelmiştir. çoğu ton müzikte, bazen birkaç tesadüfen dahil olmak üzere, bir ölçekte yalnızca yedi ton duyulurken; on iki tonlu müzikte ise herhangi bir tonu tekrarlamadan on iki tonun tümünün kullanılabilir. böyle bir sıraya sahip olunduğunda, onu geri, ileri, baş aşağı çevirebilmek veya yukarı veya aşağı aktarmak mümkündür. bu da besteciye tek bir sıra ile birçok beste üretme imkanı verir. ancak on iki ton besteleme tekniğindeki sorunlardan biri, melodinin pek söylenemez olmasıdır. bu da on iki tonla bestelemeyi en zor müzik türlerinden biri yapar. içindeki güzelliği bulmak biraz konsantrasyon ve açık bir kulak gerektirir.
"pratikte, bir kompozisyonun atonalitesi görecelidir, çünkü atonal bir çalışma, ton merkezlerinin varmış gibi göründüğü parçalı pasajlar içerebilir. schoenberg’in şarkı döngüsü pierrot lunaire (1912) ve alban berg’in wozzeck operası (1925) atonal eserlerin tipik örnekleridir." link
(bkz: kromatizm)
(bkz: çok tonlu olma)
(bkz: on iki tonlu müzik)
devamını gör...
agora meyhanesi radyo yayını
yaygın görünen rüyalardan biri de, tamamlanan bir eylemin rüyada devam etmesi. recurring dreams deniyor buna literatürde. mesala, lise bitmiş ama rüyanda tekrar çağırırlar. üniversite bitmiş ama bir sorun çıkmış notlarda, tekrar okula dönmen istenir. askerden döndükten sonra üst üste tekrar askere çağrıldığımı gördüm. askerden dönen her erkeğin gördüğü klasik rüyalardan biridir bu. sanırım, meşakkatli geçen, uzun süren, zor biten şeyler, öğrencilik - askerlik vs. gerçek hayatımızda bitse bile, bilinç dışında akmaya, yaşamaya devam ediyor.
devamını gör...
fakirliğini tek cümleyle anlat
ona x kilo tavuk alırız. her şeyi ama her şeyi tavuk kuruna çevirmek olabilir mesela.
devamını gör...
fas çayı
fas çayı olarak ta anılan nane çayı, çay ve naneden oluşan fas kökenli sıcak içilen bir içecektir. mağrip bölgesinde, orta ve batı afrika’da oldukça popülerdir. bu bölgelerde bulunan ülkelerin önemli bir kısmı eski fransız sömürgesi olmasından dolayı günümüzde fransa’da da çokça tüketilen bir lezzettir.

tarihçesine gelecek olursak, 9.yy’da bir tüccar olan süleyman isimli bir mağriplinin çin’e yaptığı seyahatlerini not aldığı yazılarında, çayın çinliler için neredeyse kutsal görüldüğünü ve sosyal hayatın çok önemli bir parçası olduğunu aktarmaktadır. çay hakkında, çin’de bulunanlar dışında günümüze ulaşan en eski bilgidir. çayın pakistan, iran, arap yarımadası ve türkiye’den sonra mısır’a 16.yy’da ulaştığı tahmin ediliyor ancak libya çölünün ötesine geçmiyor.
çin’in yeşil çayı ancak 17.yy. sonlarında mağrip ülkelerine ulaşmaya başlıyor. 18.yy.’da ingilizlerin hindistan’da ürettikleri çayları fas’ta bulunan limanlara ulaştırmaya başlamasıyla bölgede çay yavaş yavaş sosyal hayatta yerini bulmaya başlıyor. hindistan’da ingilizlerin, hindiçin’de fransızların, endonezya’da ise hollandalıların çay yetiştiriciliğini büyük ölçüde geliştirmesiyle çay artık nadir bulunan bir bitki olmaktan çıkıyor ve dünyanın birçok bölgesinde tüketimi artıyor.
o döneme kadar mağrip ülkelerinde nanenin demlenmesiyle elde edilen bir içecek günlük hayatta çokça tüketiliyordu, çayın bölgeye ulaşması ve her eve girmeye başlamasıyla nane ve yeşil çayın demlenmesiyle elde edilen yeni bir içecek ortaya çıktı ve kısa sürede bölge halkının çokça tükettiği bir tat halini aldı. bu yeni lezzet zaman içinde yavaş yavaş ta olsa kültürel bir gelenek ve ulusal bir içecek halini almaya başladı. bölgenin göçebe halkları sayesinde nane çayı tüm mağrib’e, sonrasında orta ve batı afrika’ya kadar yayıldı.
kaynak
aynı zamanda benim bir faslı'nın elinden içme şansını bulduğum çaydır. nanesi sert değildir, çok hoş bir aroma katar. eğer fırsatını bulursanız muhakkak denemeniz gereken bir lezzettir.

tarihçesine gelecek olursak, 9.yy’da bir tüccar olan süleyman isimli bir mağriplinin çin’e yaptığı seyahatlerini not aldığı yazılarında, çayın çinliler için neredeyse kutsal görüldüğünü ve sosyal hayatın çok önemli bir parçası olduğunu aktarmaktadır. çay hakkında, çin’de bulunanlar dışında günümüze ulaşan en eski bilgidir. çayın pakistan, iran, arap yarımadası ve türkiye’den sonra mısır’a 16.yy’da ulaştığı tahmin ediliyor ancak libya çölünün ötesine geçmiyor.
çin’in yeşil çayı ancak 17.yy. sonlarında mağrip ülkelerine ulaşmaya başlıyor. 18.yy.’da ingilizlerin hindistan’da ürettikleri çayları fas’ta bulunan limanlara ulaştırmaya başlamasıyla bölgede çay yavaş yavaş sosyal hayatta yerini bulmaya başlıyor. hindistan’da ingilizlerin, hindiçin’de fransızların, endonezya’da ise hollandalıların çay yetiştiriciliğini büyük ölçüde geliştirmesiyle çay artık nadir bulunan bir bitki olmaktan çıkıyor ve dünyanın birçok bölgesinde tüketimi artıyor.
o döneme kadar mağrip ülkelerinde nanenin demlenmesiyle elde edilen bir içecek günlük hayatta çokça tüketiliyordu, çayın bölgeye ulaşması ve her eve girmeye başlamasıyla nane ve yeşil çayın demlenmesiyle elde edilen yeni bir içecek ortaya çıktı ve kısa sürede bölge halkının çokça tükettiği bir tat halini aldı. bu yeni lezzet zaman içinde yavaş yavaş ta olsa kültürel bir gelenek ve ulusal bir içecek halini almaya başladı. bölgenin göçebe halkları sayesinde nane çayı tüm mağrib’e, sonrasında orta ve batı afrika’ya kadar yayıldı.
kaynak
aynı zamanda benim bir faslı'nın elinden içme şansını bulduğum çaydır. nanesi sert değildir, çok hoş bir aroma katar. eğer fırsatını bulursanız muhakkak denemeniz gereken bir lezzettir.
devamını gör...
evde tost yapıp iş yerine getiren kişi
amerika'da insanlar restoranlarda yemek yediğinde ve yemeği arta kaldığında restoran çalışanları yemeğin paketlenip eve götürebileceğini söyler. veya insanlar amerika'da iş yerlerine giderken evde hazırladıkları yemeklerini sefertasına koyarlar ve işyerindeki mikro dalgaları kullanarak öğle yemeklerini yerler. ancak başlık sahibi dışarıdan yemek getirmeyi varoşluk olarak görüyor ama kendisinden kat ve kat daha ileride olan (gerek ekonomik, gerek siyasi gerek beceri ve yeteneklilik olarak)amerikalıları bu mantığa göre varoş insanlar olarak nitelendirmiştir.
evet arkadaşlar 3 deyince kahkaha atıyoruz
evet arkadaşlar 3 deyince kahkaha atıyoruz
devamını gör...
sfenks kedisi
tüysüz olması nedeniyle soğuklara karşı çok savunmasız bir kedi türü. tüysüz olmasına rağmen çok şirin bir yapısı var. ayrıca düzenli olarak banyo yaptırılması gereken bir kedi cinsi.
devamını gör...
normal sözlük'ün sıkıcı olmaya başlaması
yine etkileşim kısırlığının sebebiyet verdiği bir histir. okumuyor yazarlarımız, beğenmiyor, takip etmiyor, naifçe yazarlarla iki kelam konuşmuyor. bunlar hareket katacaktır buraya ama nafile! aylardır konuşuyoruz efenim bunları ay lar dır.
devamını gör...
sevgiliden canını acıtmadan ayrılmanın yolları
illa ki acır o yüzden yara bandı çeker gibi hızlıca yapın.
devamını gör...
bir sözlük yazarına aşık olmak
benden önce 18 kişi entry yazmış bunların yarısından çoğu birine yanlamamış veya yanlamıyorsa bir şey bilmiyorum.
hele olmaz diyenlere 2 kere dikkat etmek gerekir çünkü her şey zıttı ile kaimdir, en çok onlar oldurmaya çalışmış ya da çalışıyordur diye düşünüyorum.
aslında normal hayatta aşık olmaktan pek bi farkı yoktur, günün çoğu zamanında buradayız ve insanlar birbiriyle kaynaşabilir konuşup pandemi sonrası kafeler vs açıldığında görüşebilirler neden olumsuz bakıldığına dair fikrim yok.
ama siz yine #114333 öncesinde bunu bir okuyun.
hele olmaz diyenlere 2 kere dikkat etmek gerekir çünkü her şey zıttı ile kaimdir, en çok onlar oldurmaya çalışmış ya da çalışıyordur diye düşünüyorum.
aslında normal hayatta aşık olmaktan pek bi farkı yoktur, günün çoğu zamanında buradayız ve insanlar birbiriyle kaynaşabilir konuşup pandemi sonrası kafeler vs açıldığında görüşebilirler neden olumsuz bakıldığına dair fikrim yok.
ama siz yine #114333 öncesinde bunu bir okuyun.
devamını gör...
türk kahvesi
filtre kahve gibi yapmasını da içmesini de çok ama çok sevdiğim kahvedir.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.
şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…
şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:
kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.
yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.
kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.
şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.
neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.
malzemeler:
iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı
yapılışı:
öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.
ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.
ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.
daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.
ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.
kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.
kahvemiz hazır.
afiyet olsun.
devamını gör...

