çok yakında onu da görürüz
devamını gör...

''hiç bir şey yapmamanın güzelliği, tembelliğin tatlılığı'' anlamına gelen italyan deyim.
hayata mola vermekten bahsediliyor aslında. hayat koşturmacası içerisinde stresi, kalabalığı, kaosu arkada bırakabildiğimiz anlar yaşayabilmek. hiç bir şey yapmadan belki düşünmek ya da etrafı izlemek.. bu bile lüks bazen.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel john william godward - dolce far niente (1906)
devamını gör...

çok faydalı bir programa imza atan sunucu. adeta ülkemizin kanayan yarasına parmak basmıştır. ağlayarak seyrediyorum. show tv. izleyin, izlettirin, bu drama sessiz kalmayın.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ilk taşı zeki, güzel, ahlaklı olanın atması gereken savaş. haydi bakalım.*
devamını gör...

eski ismi adrianapolis olan şehir. edirneli soprano cem adrian'ın soyadı buradan gelmektedir.
devamını gör...

1 eylül 1970 yılında kastamonu'da dünyaya gelmiştir. 1998-1999 yılları arasında sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalışmış, milli gazetede köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yapmıştır.

/

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

"kırgınım ve bunun ne anlama geldiğini henüz ben de bilmiyorum"
devamını gör...

muazzam çalışkanlığıyla ün salmış, büyük iskender'in hocalığını yapmış ünlü makedon filozof. tam adı aristotle idir. biz bazen aristo deriz. stagira doğumludur, halkis ölümlüdür. eşi pitias'tır. platon'un öğrencisidir. ayn zamanda rakibidir.(düşmanlığa varacak şekilde) tabii saygıyı bırakmaz. bu küslüğün sebebi platon' un akademi'nin başına akrabası speussippos'u getirmesidir. aristotle anlam veremez. çünkü kendisi daha nitelikliyken, kendinden aşağı bir insan başa gelmemelidir.

hakkında çok şey söylenebilir. ancak söylemeye çekiniyorum. f. m. cornford'un dediği üzere "belki de sadece st. thomas'ın çalışkanlığının boy ölçüşebileceği bir adamın sisteminin ana hatlarını vermeye teşebbüs dahi edemem."

ama şunu söyleyeyim, etikten doğa bilimine kadar yazdığı her şey, günümüz portresine ışık tutmaktadır. marx'tan darwin'e...

ancak darwin için aristo. bazen cahilce konuşurdu. nitekim bilgisi olmadığı konularda ahkam keserdi. dr ogle'a şöyle yazar darwin(kısaca) : "kasların hareketin aracı olduğu konusundaki gibi bazı konulardaki cehaleti ne kadar tuhaf."
(darwin, f., yayına hazırlayan, 1887, life and letters of charles darwin, including and autobiographical chapter: john murray, london, c. 3, s. 252.)
devamını gör...

1.dünya savaşından sonra fransa'nın, almanların işgaline uğramaması için yapılan yüzlerce km uzunluğunda inşa edilen savunma hattıdır.

şimdi efendim, 1. dünya savaşı sırasında almanlarla savaşan fransızlar, almanlara karşı kolaylıkla savunabilecekleri içeriden beton duvarlarla sağlamlaştırılmış, aralara büyük kalibreli toplar yerleştirilmiş tünellerden oluşan hattın inşasına önayak olan kişi savunma müsteşarı andre maginot'tur. maginot'a göre, fransa'nın güneydoğu ucundan başlayıp baltık denizine kadar uzatarak hesapta alman tanklarına karşı koyacaktı.
(arada lüksenburg civarında çok yoğun ağaçlıklı arden ormanları var, orayı es geçmişler)

yaklaşık olarak 650 km uzunluğunda inşa edilen tüneller, belçika ve hollandalıların kabul etmemesi sebebiyle baltık denizine uzatılamamıştır.
1930lu yılların sonlarına geldiğimizde , avrupa'da çalan savaş çanlarına karşı uyanık fransızlar, "hacı n'olcak ya en kötü ihtimalle hollanda'da ve belçika'da karşılarız almanları, oraya asker yollarsak tampon bölge oluşturur durumu idare ederiz" diye düşünüyorlardı.

altta maginot hattı, üstte hollanda-belçika savunmasını ayarlayan fransızlar keyfimiz keyif, bir elimizde ayna umurumuzda mı dünya diye şaraplarını yudumlayıp danslarını ediyorlardı.
gelgelelim, almanlar da batı cephesine geldiklerinde (muhtemelen aralarında en çok bira içeninin aklına gelmiş olup), " hafız bu ortadaki arden ormanlarını niye yıkıp geçmiyoruz ki biz, zamanı gelince de 8 milyar ağaç diktik deriz, kim bilecek" demişler ve tüm iş makinaları ve tanklarını bu ormanlardan geçirerek maginot hattını yarıp boşa çıkarmışlar, fransa'yı işgal etmişlerdir.

elin fransızı baktı ki işler öyle yürümüyor, mecburen gerilla savaşına geçmiş öyle böyle amerikanlar yardıma yetişene kadar almanları oyalamıştır (yersen).

şimdi de "madem bu kadar para harcadık bu hattı inşa ettik bari parasını çıkaralım" diye turizme açmışlar öyle gelene geçene bilet kesiyorlar.
öyle jose morinho gibi ceza sahası önüne otobüsü çekerim mantığıyla yaklaşırsan elin almanı gelir aradan bir gedik bulur uzaktan golu atar.
devamını gör...

tam kapanmanın ilk günü başladı. erken kapandım ben, tez canlıyım. bi önden gideyim size boy vereyim dedim, oy boy boy.
tam kapanacağım sinirim bozuluyor, bir gülme geliyor. turunculu evimde turuncu ani kedi yok. o da kayboldu, nerlerde kim bilir. sahi, turuncu kedilere neden sarı deniyor? turuncu onlar, lütfen dikkat edelim. 'çelen de gitti, oturuyorum evimde. kendime biraz çaydemledim, içiyörüm; çalışıyörüm. bir oğlum olursa adı temmuz değil, üzgünüm üstad, üzgünüm niskat; lem.
devamını gör...

uyuşturucu etkisi altında söylendiğini düşündüğüm cümle. başka türlü açıklayamıyorum.
devamını gör...

nurlu diye bende hep bir perde arkasında kocaman bir kaynaksız ışık düşünürdüm canlandırırdım karşısında durduğumu gözümü elimle kapattığımı hayal ederdim böyle bir şey
devamını gör...

güzelleme olarak "seni yapandan daha iyi yapmışsın lan it" cümlesini bana katmış, dizi karakteri. evladım olunca kullanacağım bunu.
devamını gör...

bedensel olarak sağlıklı yaşlanmak için şimdiden sağlıklı beslenmek, spor yapmak sayılabilir. ruhunuz ve zihniniz için size huzur veren, sizi mutlu eden herşey sayılabilir. iyi dostlar, size değer veren insanlar da sizin zenginliğinizdir.
devamını gör...

ikindi vakti. pazarın en zevkli olduğu vakit.
gökyüzünde mavinin en güzel tonu.
hiçbir şey almayacak olsanız bile öylesine gezilebilir bu vakitte.
yine de biraz kalabalık.

pazarların en güzel tarafı da normalde bir araya gelmeyecek insanları görebilmek.
çeşit çeşit insan.
farkındalar mıydı acaba bir arada olduklarından?
menfaatti onları bir arada tutan.
menfaatleriydi o an tek düşündükleri.
masum bir menfaat ama.
'yok yok burdan almayalım baksana şu portakallara biraz küçükler, hem ucuzmuş, ekşi çıkar bir de... hiç gerek yok' tadında bir menfaatti.
keşke bütün menfaatler portakalın ekşiliğine endeksli olsaydı*.
bu küçük menfaatlerin arasında gezmek güzeldi.
ama bu küçük menfaatler bazen toplumsal bilinçaltının ortaya çıkmasına sebep oluyordu.


artık alacağını almış, rahat rahat dönüş yolundaydı.
solundaki tezgahta ise bir pazarlık dönüyordu.
kadın elindeki bozuk iki lirayı uzatmıştı. isteği çok basitti.
iki liralık karnabahar istiyordu.
pazarcı ise üçe tamamlayayım mı dedi.
kadın iki liralık istediğini söyledi. pazarcıda bir cesaret vardı.
tamamlayayım işte üç liraya, uğraştırma beni.
kadın bu sefer açıklama yapma gereği hissetti, ne yapayım o kadarını ihtiyacım olmayanı alacağım da nolacak!
bir lira için anlamsız bir diyaloğa girmişlerdi. pazarcının sesi yükselmeye başlamıştı.
kadının naifliğinden, yanında bir erkek olmayışından, yalnız alışverişe çıkmasından faydalanıyordu. elbette bunu bilinçsizce yapıyordu.
kadınsa karşısındakinin ne yaptığını anlayamamıştı. neden bağırıyordu ki? altı üstü bir karnabahar istemişti.
aslında biraz üste çıksa, biraz ses tonunu sertleştirse pazarcı geri adım atacaktı.
ama o kadının bunu yapmasına imkan yoktu sanki. o kadar çaresizdi ki. kim bilir kimden öğrenmişti bu sessizliği, bu hakkını arayamayışı.
işin tuhafı pazarcı, kadına bağırıyordu resmen ve onlarca insan sadece seyrediyordu. halbuki o kadın onlar için yabancı olmasaydı kıyametler kopardı.
ama bu güne kadar böyle gelinmişti. o an yaşanacaktı.
kadının çaresiz ısrarı sonucu pazarcı geri adım attı. iki liralık karnabahar alınmıştı.
bu kadar tantanaya gerek var mıydı?
bir lira için değer miydi? o karnabaharlar zaten parçalar halindeydi.
dönüş yolu kötü bir sürprizle sonuçlanmıştı.

menfaatlerin kesiştiği beyaz bir sebzeydi karnabahar.
devamını gör...

yeşil=doğa
doğayı severiz.*

(bkz: param olsa ben de alsam)
devamını gör...

en ufak bir ihtiyacımız için günlerce araştırma yapabiliyorken , ebedî hayatımızı alakadar eden inançlarımız için sadece tv , sosyal medya ve bazı din düşmanı insanların lafına kanmak ne kadar da acıklı bir durum...
öyle değil mi ?
devamını gör...

bu başlığın koca bir spoilerdan oluşması... hoş olmamış.
devamını gör...

otto van veen, octavius ​​vaenius, 16. ve 17. yüzyılda yaşamış hollandalı bir ressamdı. 1556-1629 yılları arasında yaşamış sanatçı, flaman barok sanatının bilinen isimlerinden peter paul rubens'in üçüncü ve son öğretmenidir (1595/96-1598). otto van veen ayrıca bir bilgin ve hümanisttir. eski sanatla ve kültürle ilgilenen, entelektüel bir isimdir. şair yönü olduğu da söylenir.

otto van veen, babasının yöneticisi olduğu leiden kentinde dünyaya geldi. burada ısaac claesz. van swanenburg'ın bir öğrencisi olduğu düşünülen ressam daha sonra antwerp gibi farklı şehirlere taşındı. ve buralarda da dominicus lampsonius ve jean ramey gibi farklı kişiler ile birlikte çalıştı. gittiği şehirlerde kraliyet mensuplarını resmeden, kilise dekorasyonları ile uğraşan, amblem kitapları üreten ve dekan olarak çalışan otto van veen, büüyk ihtimalle rubens ile antwerp'te iken karşılaştı. ailedeki tek sanatçı kendisi değildi. kardeşlerinden biri gijsbert van veen'di. rönesans ressamı ve bir oymacıydı. diğer kardeşi pieter de amatör bir ressamdı. pieter'in üç çocuğu da pastelciydi. otto van veem'ın kızı gertruida van veen de 17. yüzyılda yaşamış bir ressamdı. brüksel müzesinde bulunan otto van veen portresinin sahibiydi. en ünlü eseri de buydu.

söylediğim gibi sanatçı sadece bir ressam değildi. 17. yüzyılın başlarında amblem kitapları, alegorik resimler içeren eserler ve hümanist değerlerinin resmedildiği eşleştirme metinlerinin yapımında rol almıştı. kendisi önde gelen bir entelektüeldi. rubens için sadece resim konusunda değil bu konuda da bir örnek teşkil etmişti. ''pictor doctus'' terimi ile de anlatılan, klasik olarak eğitilmiş hümanist bir sanatçıydı.

kaynakça ve daha fazlası: brueghelfamily.net, rubenshuis.be - otto van veen'in bir eseri hakkında, wikipedia - otto van veen, wikipedia - gertruida van veen, hyperallergic.com - otto van veen'in son zamanlarda keşfedilmiş bir resmi hakkında
devamını gör...

biraz içimi dökeceğim.

ortaokul son sınıfta ikiz kardeşimin mide kanseri her yerine yayılmıştı, çektiği acıları görünce hayattan soğudum, vefatıyla çöktüm. odamız, kıyafetlerimiz, takı tokalarımız her şeyimiz ortaktı, en iyi arkadaşım ikizimdi. aylarca odamda uyuyamadım salonda yattım, ortak kıyafetlerimizi giyemedim şekerli parfümünün kokusu burnuma geliyordu. tüm dolabı boşalttık üç beş parça yeni şey aldık onlarla idare etmeye başladım. kimseyle konuşmak gelmiyordu içimden, ailemle dahi konuşamıyordum çünkü onların ne beni ne kendilerini teselli edecek güçleri kalmıştı. lise üçüncü sınıfa kadar öz güvensizliğim, mutsuzluğum en üst noktaya gelmişti ve insanların mutluluğunu, kahkahalarını, arkadaş ortamlarını kıskanmaya başladım. öyle karamsar ve yalnızdım ki lise birinci sınıfın yaz tatilinde kendimi bodrumda asmayı bile denedim, ip çürük çıktı daha düğümü sıkarken parçalandı. gözyaşlarım, stres yüzünden burnumdan akan kan kıyafetlerime, küflü zemine aktı. uzun uzun düşündüm, eve çıktım, annem beni o halde görüp beyninden vurulmuşa döndü başıma bir şey geldi sandı, onu öyle görünce hâlâ nefes almamı isteyen biri var diye düşündüm. en azından hayata tutunmalıyım, eskisi gibi neşeli olup insanlarla konuşmalı, yeni yerler görmeli, yeni arkadaşlar edinmeliyim.

teoride ayağa kalkmış olsam da pratikte yapamadım, zaten aynı okuldaysanız ve bir yılı yalnız geçirdiyseniz diğer yıl aynı insanlarla kaynaşmanız zor olacaktır. konuşmayı denedim, derdimi anlatacak, sarılacağım gerçek birileri olmalıydı, yapamadım. bu travma bana yepyeni bir fobi hediye etti, psikoloğa gittim, antidepresanlar kullandım ama biriyle konuşsam söyleyeceğim her kelime yanlışmış gibi hissediyor, doğru düzgün diyalog kuramıyordum. gelmediğim günün notlarını istemeye çekiniyordum, bunun beni daha da öz güvensiz göstereceğini hissediyordum. zaten isteyeceğim tek arkadaşım bile yoktu. bir gün sınıfta herkesin ortasında ağlamaya başladım, sebebi sınıf grubuna* atılmış sınav notlarından haberimin olmaması ve hocanın sınav yapmaya gelmesiydi. alacağım not umurumda değildi de, bu kadar izole yaşadığım için çok içerlemiştim. gözler bana döndü, sadece izlediler. ertesi yıl aileme anlatıp okul değiştirdim, evimize çok yakın bir fen lisesindeydim hep okumak istediğim okuldu ama bana yaramamıştı. ya merkezdeki anadolu lisesine gidecektim ya ilçedeki fen lisesine. ilçeyi seçtim, küçük de olsa farklı bir yer bana iyi gelecekti, hem yurtta kalacaktım.

lise üçüncü sınıfta gözlüklerimi çıkarıp* yeni sınıfıma girdim, gözlerim 6 numara miyop astigmat dolayısıyla gözlüğü çıkarınca görme engelliden hallice oluyorum. onların yüzlerini seçememek beni garip şekilde çok rahat hissettirdi* ve kendimi enerjik şekilde tanıttım, hatta olduğumdan daha da mutlu göründüğüme eminim. ''aranıza yeni bir rakip geldi'' tarzında laflar ettim, gülümsedim. onlar da gülümsediler, görmüyor olsam da pozitif enerjiyi hissettim. başlangıcı güzel yaptığımdan devamı çorap söküğü gibi geldi, bir süre sadece derslerde gözlük kullandım. arkadaşlarımın gözlerine 1-2 hafta sonra doğrudan bakabildim, artık o gereksiz stresi hissetmiyor, aklıma geleni söylüyor, komiklikler şakalar yapıyordum. kardeşim adına iki kat fazladan konuşuyordum. arkadaşlarım senin gelmediğin günler gülemiyoruz tarzı şeyler söylüyor, sınıfın neşesisin diyorlardı. hayatımın en iyi dönemini o iki yılda, o okulda, o yurtta geçirdim. yıllar geçti ama yurt ve okul arkadaşlarımla hala konuşuruz. belki yapmasaydım soğuk insanların arasında zorla mezun olacak, mezuniyetime bile gitmeyecektim. hayatımda aldığım doğru kararlardan biriydi.
devamını gör...

yaşlanma belirtisi. *

konuşma içerisinde kendimden büyük küçük far etmeksizin sürekli birilerine tavsiyede bulunuyorum.
aslında pek usturupludur tavsiyelerim ama.*
yeğenlerim beni görünce kapı arkalarına saklanıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
çevremdeki herkese sürekli bir şeyleri nasıl yapmaları gerektiğini anlatıyorum. hadi ben kafayı kırdım anladık.
çevremdekiler de sürekli her konuda bana danışıyor.
fahri güzin abla oldum püfff.
hem istemiyorum hem her şeyin içindeyim bu döngüden artık kurtulamıyorum. *
sizce ben ruh hastası mıyım?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim