beynin substansia nigra'daki dopaminerjik desarjın azalmasına bağlı görülen nörolojik hastalıktır.
bu hastalarda para sayar şekilde istirahat tremoru, dişli çark rijiditesi ve hareketleri başlamada güçsüzlük, yavaşlık ile karakterize bradikinezi en temel semptomlarıdır.

buna ek olarak maske yüz, küçük adımlarla yürüme, göz kırpma sayısında azalma,postüral reflekslerin kaybı görülebilmektedir.

bu insanlarda medulla spinalis tutulumu görülmez, derin tendon reflekslerinde artış olmaz.

tedavisinde ilk seçenek ilaç levodopa'dır. buna ek olarak santral sisteme daha yoğun geçebilmesi için dopa dekarboksilaz inhibitörü karbidopa veya benserazid ile kombine kullanılır.
ek olarak santral antikolinerjik biperiden, dopamin agonisti bromokriptin ,kabergolin gibi ajanlar da kullanılabilmektedir.
devamını gör...

gittikçe boğuluyorum sözlük. aydınlığı gördüğümü sanırdım. ama boğuluyorum. yoruldum. konuşmaya gücüm kalmadı. küfürler etmek istiyorum. bir kez olsun merhametli davranmayıp hak edenlere hak ettikleri gibi davranmayı isterdim. ama imkanı yok. kendimi ifade etmeyi isteyemez miyim? suçluluk duygusundan kurtulmayı isteyemez miyim? çok mu şey istiyorum? ben de bir insanım. zaman zaman kontrolü kaybedip canavarca davrandığım düşünülse de ben de bir insanım. bir canavar olsam bile yaşama hakkım yok mudur? hem biliyorum, canavar değilim ben. olsaydım zaten bu kadar karanlıkta bırakılamazdım.
devamını gör...

muse sözcüğünün en temelde grekçe'den gelen iki anlamı vardır.
1. "ilham perisi, şiir tanrıçası"
bu anlamın yunan mitolojisinde ilham ve şiir tanrıçası olan (bkz: mousa)'dan geldiği görülür.

2. "düşünceye dalma, derin düşünme."
devamını gör...

1973 yılında okuma yazması olmayan sicilyalı bir kadının, çalışmak için almanya'ya giden eşine anlattığı sıra sıra resimler.
anlatmak isteyen, anlatır kendini bir şekilde, anlamak isteyen de anlarsa, ha harf kullanılmış ha resim kullanılmış fark etmez.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben 2. filmi 1.sinden daha çok sevdim .
film iki farklı dönemi anlatıyor 1960 lar ve 2011 de aşkın nasıl yaşandığını .
film gerçek bir hikayeden alınma gerçek isimleri ile gülçin ve kostas filmle hikaye arasında da ufak tefek farklar var.

filmde semayı "avutmak" için niko evlenmiş diyorlar gerçek hayatta ise gülçine kostas öldü diyorlar .


yine filmde niko ve semanın çocukları birbirine aşık oluyor ama gerçek hayatta böyle bir şey yok , gülçinin kızı kostasdan bağımsız bir yunana kaptırıyor gönlünü

radikal kararlarıma sebep olan bazı şeyler için adım atmamı sağlayan çok özel bir film benim için , ayrıca çok ağladım filmin ilk 40 dakikasından sonra sadece ağladım .
müziklere de değinmek istiyorum zaman olur ve bir rüya gördüm , sesler harika sözler harika .
kast seçiminin de yerinde olduğunu düşünüyorum , çiftlerin uyumu çok güzel.
ilk hikaye ( nesrin ve yiğit kirazcının oynadığı) baya bayıyor , sadece geçmiş ve şimdi karşılaştırılması yapılmak için var olduğu aşırı belli
ama niko ve sema aşırı içselleştirdiğim bir hikaye
gişesinin bu kadar düşük olması beni çok üzdü , önyargının kurbanı olan bir film
devamını gör...

bir çaylak olarak bu durumdan muzdarip olmama rağmen sebebini çok kolay bir şekilde anlayabiliyorum.

çaylaklar oy kullanabilseydi bir yazar yan hesap açıp tüm entrylerine beğen oyu verirdi ve eğer bir kaç adet hesap açarsa karmasını 3-4 katına katlayabilir. haksız rekabet ve sözlük formatına aykırı bir olay.
devamını gör...

ilki "tablo edalı bir pencerem ve manzaram var" adlı çalışmam.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir diğeri ise "hamburger aşkımızı kimse sorgulamasın" temalı bu fotoğraftır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

blind guardian'ın 1995 yılında çıkardığı albüme adını veren şarkı. grubun fantastik dünya ile arasındaki bağı bilenler bilir. işte bu şarkı tam ortaya karışık yapılmış bir şarkı. içinde yok yok. orta dünya, peter pan, alice harikalar diyarında, narnia günlükleri, oz büyücüsü...

ve şarkının ilerleyen her saniyesinde fantastik dünyanın ışığını tekrar tekrar kucaklamak geçiyor tosbağanın içinden, yıkıyor geçiyor kabuğunun etrafını çevirmek isteyen duvarları. fantastik dünya özgürlüktür diye haykırıyor! hoppa yine gaza geldim. ben ne yapayım şarkı böyle bir şarkı, ha keza albümde öyle...

bu arada albümdeki gitar soloları efsanedir. ve tabiri caizse bu albüm blind guardian'ın alamet-i farikası olmuştur. blind guardian'ın müziğini tanımlayan en önemli albüm budur diye düşünüyorum. ha yanılıyor olabilirim ama benim gözümde durum bu. ent nadirliği ve zarifliğindeki ezici riffler bile bu albümü bir üst seviyeye taşımaya yetmiştir. ha vokale hiç girmiyorum. başımızla beraber.

benim için bu albümün en baba şarkıları mordred’s song, bright eyes, a past and future secret diyebiliriz. ha diğerini niye yazmıyorum, başlığını açtık tekrar tekrar mı yazalım?*

dinleyiniz, dinletiniz yoksa taş olursunuz. * *

devamını gör...

yuval noah harari tarafında kalame alınmış olan "hayvanlardan tanrılara sapiens", kitabın kapağından da anlaşılacağı üzere "insan türünün kısa bir tarihi"ni ele almaktadır. insanların yüz bin yıl önceki tarihinden bugüne kadar bilinen en az altı farklı insan türünün olduğuna işaret eder ve bu güne kadar insan türünün nasıl bir evrimleşme sürecinden geçtiğinden bahseder. ayrıca insan türünün muhteşem değişimine ve tarihine ışık tutan bu kitapta yüz bin yıl öncesinden günümüze kadar sadece bu altı insan türünden homo sapiens'in var olduğunu ve bu varlığını kimi zaman yıkım ve kendinden başka her türlü canlı için büyük bir tehdit oluşturarak sürdürdüğünü kimi zaman da varlığını muhteşem değişimlerle kendinden sonraki nesillere aktardığını anlatır.
sadece insan türünün biyolojik gelişimini anlatmaz bu kitapta harari. bu biyolojik gelişmenin (evrimleşme) beraberinde getirmiş olduğu, insanların ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, tarihi, dini vb. roller açısından sapiens'in küresel ekosisteme etkileri üzerine de durmaktadır. kitap öncelikle insanın biyolojik devrimi ile başlayıp bilimsel devrimle beraber insanların kendilerini nasıl tanrılaştırdığına değinerek sona ermektedir. sadece bu iki başlık arasında insanların zaman içerisinde kendilerini keşfedip para ekonomisinin de gücünü kullanarak nasıl bir değişim ağının parçası olduğuna kitabın sonuna gelmeden her bir satırda hayret ediyorsunuz. öyle ki çoğu satırda sadece canlı türleri içerisinde ayakta kalmak için başka bir türün yok oluşunu umursamayan insanın vahşiliği karşısında dehşete düşüyor, başka bir satırda ise gelişmişliğin doruklarına kadar eriştiği için yaratılmış en benzersiz canlı olduğunu düşünüyorsunuz.
son olarak kitap içerisinden şu an içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecine atıfta bulunacak olursak kitabın ilk bölümlerinden birinde -uzun zaman önce okuduğum için hatırladığım kadarıyla- şöyle der; " binlerce yıl önce de küresel çapta büyük salgınlar vardı ancak insanlar avcı göçebe toplumlar şeklinde yaşadığı için sürekli hareket halinde olduklarından dolayı bu tür durumları çok kolay atlatırlardı."
bir gün okumaya karar verirseniz diye şimdiden keyifli okumalar dilerim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sosyal hizmet bölümü öğrencilerinin kabusu olan proje tasarımı ve yönetimi dersinin tek eğlenceli yanı olan analiz çeşidi.

günlük hayatta da alınacak kararlar öncesinde uygulanabilir olması ayrıca güzeldir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

döner - ayran.
devamını gör...

bir fidan düşünün, küçük bir fidan. fidanı bir kafese koyduğumuzu düşünelim. yağmur yağdıkça fidan zamanla büyüyor. çünkü fidanın yaratılışında büyümek var. derken bir gün duruyor. aslında büyümesi durmuyor ama dallanıp budaklanması duruyor. fidanın dalları kafese takılıyor ve en sonunda fidan ağaç olamadan kırılıyor. şimdi de bu hikayeyi kalbimize çevirelim. şimdi küçücük kalbimizin etrafına kemikten bir kafes koyduğumuzu düşünelim. göğüs kafesimizi. kalbimiz zamanla büyüyor, büyüyor. bir gün artık kafesimize sığamaz oluyor ama büyümekten asla vazgeçmiyor. fidanı büyüten şey yağmur ise kalbimizi büyüten şey nedir? sevgidir. yani kalbi büyüten şey sevgidir. kısacası sevin.
devamını gör...

iki bacağı da kesip atma hissi uyandıran şeydir.
devamını gör...

dizideki mehmet fikret hazarbeyoğlu karakteri lucifer arkadaşımıza verilebilir.
devamını gör...

türk edebiyatının, aşkı en iyi anlatan ve aşkın çelişkilerle bezeli yönünü en iyi aktaran şairlerinden bir tanesidir. bana göre atilla ilhan bu konuda en iyisidir. aşka çoğu duygu içkindir, özlem, kıskançlık, öfke ve zaman zaman nefret. onun için gerçekten aşık olan biri, stabil bir ruh halinde olamaz ve bütünlüklü bir benliği karşısındaki insana yansıtamaz. bir gün onunla tekrar bir araya gelebilmek için her şeyini vermeye razıyken, bir diğer gün ise kendisini “kötü, karanlık, çirkin” biri olarak tanıtabilir. genellikle aşk ve delilik arasında kurulan ilişki de böyle bir durumdan neşet etmektedir ve aşık insanın ruh dalgalanmalarına işaret etmektedir. takdir edersiniz ki, kuvvetli bir duygu stabil bir şekilde yaşanamaz, ölçüsüz, ayarsız ve tekinsizdir. tıpkı atilla ilhan şiirlerinde olduğu üzere.

“aysel git başımdan ben sana göre değilim” diye başlayan şiiri, “aysel git başımdan seni seviyorum” diye biter, “vurdun kanıma girdin itirazım var” mısrasıyla başlayan şiiri “vurdun kanıma girdin kabulümsün” itirafıyla sonlanır. atilla ilhanın şiirlerinde hep kendisiyle savaşan bir adam vardır ve kendisini hiçbir zaman ötekinin benliğinde eritmeyen bir insanın portresini sunar bize. ötekiyle arasındaki mesafenin farkında olan ve kendisini o mesafeye konumlandırarak, farklı duygular arasında gidip gelen bir insanın haykırışlarını dinleriz. mesafe sadece fiziksel uzaklık demek değildir, mesafe bazen de aşk duygusunun neşet ettiği kaosun alanıdır. kişi kendisini ötekinin benliğinde eritmeye çalışınca, güvenli sular aşk olarak telakki ediliyor. bize güven veren insanla yaşadığımız, riskten ve belirsizlikten uzak ilişkiyi aşk sanıyoruz.

“mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin, onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum.” diyor ya hüznün şairi. yani âşık olmak bazen o kalbi kazanmayı değil, yıkmayı da içerir. insan çelişik duyguların altında ezilirken kendine bir çıkış ararken o kalbi de parçalayabilir. ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu bilen biri, o kişinin salt varlığını sever, o kişinin şahsında kendisini değil. bir insanın tinsel derinliği de çelişik duygularından anlaşılmaz mı zaten? tinsel derinlik farklı uçlarda salınmayı içerimlemez mi? hem öfkeyi hem pişmanlığı hem özlemi hem aşkı aynı anda hissetmek demek değil midir ruhsal derinlik. tinsel bir derinlik olmadan, gerçek bir aşk yaşanabilir mi?

modern insanın en büyük yanılgısı, aşkı tekinsizlikten, belirsizlikten, çelişkilerden azade kılmaya ve salt hoşnutluğa indirgemeye çalışmasıdır. belki de modern insanın güvenli suları aşk sanmasına tepki olarak tekrar ve tekrar atilla ilhanı okumak lazım. aşkın sadece iyilik ve sevgi pıtırcıklığı olmadığını, karanlık yönleri de içerimlediğini anlamak için onun şiirlerini okumak lazım. ve belki de ayrılığın da sevdaya dahil olduğunu idrak edebilmek ve aşkın yanımızda olanın varlığını değil, bizatihi onun varlığını sevmek olduğunu anlamak için hüznün şairini okumak lazım.
devamını gör...

--- alıntı ---

"cahilden daha yıkıcı bir kitle imha silahı henüz icat edilmemiştir."

--- alıntı ---
devamını gör...

hayal ettiğim hiçbir şey gerçekleşmez, kesin bir şeyler olur, ben hayal ettiģimle kalırım. o yüzden bu başlığa yazabilecegim bir seyim yok dostlar.
devamını gör...

"işte böyle, yavaş yavaş ve derinden, profil resmi yoluyla sözlüğün kime ait olduğunu bulacağız." diyen çiçeği burnunda yazar. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim