ağlamıyoruz diye derdimiz yok sanıyorlar
bir sorun olduğunda zaten çözer diye düşünülür kolay kolay kimse yardım eli uzatmaz bu insanlara. gerçi uzatan olursa da ben hallederim derler genellikle. dünya başlarına yıkılsa en iyi şekilde hazırlanır hiçbir şey olmamış gibi işe giderler bir gün sonra. dünya’da en az hacmi kaplayan insanlar olduklarını düşünüyorum.
devamını gör...
muğla'da sevgilisi tarafından vurularak öldürülen 23 yaşındaki kadın
sorun değil unuturuz. neyi unutmadık ki? balık hafızalıyız biz. onat kutlar'ın dediği gibi biz unutuşun kolay ülkesindeyiz. bunu da unuturuz. istatistiklere katkı sağlayan bir sayıya dönüşmesine izin veririz. onlarca katili, tecavüzcüyü serbest bırakan hakimlerin adını unuttuğumuz gibi bunu da unuturuz. elini kolunu sallaya sallaya dışarıda dolaşabilsin diye böyle puştlar, unuturuz. adamın manyak olduğunu anlamamış mı deriz, aldatmıştır belki deriz, adam cinnet geçirmiş belli ki deriz biz deriz de deriz bunlar yoksa diyecek başka bir şeyler de buluruz elbet. bahane mi biter? öldüğü için suçlarız el birliği ile onu, neden olmasın. bir katili suçlamak yerine ölen birini suçlamak daha kolay ya! bayılırız zaten biz tanrıcılık oynamaya, kimin ölmeyi hak edip etmediğine biz karar veririz kendi kafamızda. en olmadı takım elbisesini üstüne geçirmiş çok pişmanım diyor diye adama güzelinden bir madalya bile veririz. unuturuz, önemli değil. bu kadıncağızın ismini de, muhtemelen adamı serbest bırakacak olan hakimin adını da, bu puştun suratını da unuturuz. yazık, unutuşun kolay ülkesindeyiz çünkü.
devamını gör...
yazarların yazın yapmak isteyip de yapamadığı şeyler
benim değil ancak kurucumuz yoldaş benjamin franklin'in yapmak isteyip yapamadığı tatilin hikayesini anlatmak istediğim başlık buldum ne güzel. *
aylardan mayıstır, yoldaş ile olan sohbetimizde yazın neler yapacağımız üzerinde sohbet etmekteyizdir.
yoldaş benjamin franklin: bu sene ege akdeniz taraflarına gitmek istiyorum ama önce bi ada taraflarına mı gitsem yoksa bolu mu?
bengaripsengüzeldünyaumutlu: oh valla ne güzel, gez tabi gez.
yoldaş benjamin franklin: gezeyim tabi, oraya gideyim burayı göreyim, şurayı gezeyim oh mis.
aylardan haziran olmuş yoldaş herhangi bir konum değişikliği belirtisi göstermemiş ancak tatil planı yapmaya devam etmektedir.
yoldaş benjamin franklin: ya bakma bolu falan olmadı ama kesin egeye giderim.
bengaripsengüzeldünyaumutlu: olsun daha yaz uzun gidersin tabi sıkma sen canını.
bu sırada temmuz ayı gelip çatmış insanlar tatile gitmeye başlamıştır. gerek penceren bakıp gerek sosyal medyada tatile gidenleri gören yoldaşın aklından şu geçmektedir:

ne sandın sayın kurucum herkes seni mi bekleyecek ?
her neyse, temmuz ayı bitip ağustos ayına girmişken tatil fotoğraflarına bakıp bakıp iç geçiren yoldaş'tan aldığımız görsel şu şekildeydi:

hayır adam aylardır tatil planı yapıyor, kıyamıyorum da dalga geçmeye ancak bugün olanlar oldu. aramızda geçen muhabbet;
yoldaş benjamin franklin: ya şurası sana ne kadar uzaklıkta? denize girenler ıslanıyormuş doğru mu, suyu da tuzlu diyorlar aslı var mı? bir arkadaşım anlattı da bana palavra gibi geldi sen söyle, doğru değil di mi?
bengaripsengüzeldünyaumutlu: hayır canım ne alakası var bakma sen onlara.*
bu sırada yoldaş;

bakın sevgili sözlük ahalisi, bakın sevgili yazarlar, arkadaşlar, kardeşler! gelin bu adamı tatile gönderelim, çok değil 1 hafta sakin sakin sözlüğü bitirmeden, kapatmadan, batırmadan kendi halimizde takılalım. bırakalım adam denizin çağırdığı yerlere şu sekilde koşsun ve rahat rahat tatilini yapsın:

yoksa tüm sene şu şekilde tatile gitmeyen yoldaş tribi yeriz benden demesi.*
aylardan mayıstır, yoldaş ile olan sohbetimizde yazın neler yapacağımız üzerinde sohbet etmekteyizdir.
yoldaş benjamin franklin: bu sene ege akdeniz taraflarına gitmek istiyorum ama önce bi ada taraflarına mı gitsem yoksa bolu mu?
bengaripsengüzeldünyaumutlu: oh valla ne güzel, gez tabi gez.
yoldaş benjamin franklin: gezeyim tabi, oraya gideyim burayı göreyim, şurayı gezeyim oh mis.
aylardan haziran olmuş yoldaş herhangi bir konum değişikliği belirtisi göstermemiş ancak tatil planı yapmaya devam etmektedir.
yoldaş benjamin franklin: ya bakma bolu falan olmadı ama kesin egeye giderim.
bengaripsengüzeldünyaumutlu: olsun daha yaz uzun gidersin tabi sıkma sen canını.
bu sırada temmuz ayı gelip çatmış insanlar tatile gitmeye başlamıştır. gerek penceren bakıp gerek sosyal medyada tatile gidenleri gören yoldaşın aklından şu geçmektedir:

ne sandın sayın kurucum herkes seni mi bekleyecek ?
her neyse, temmuz ayı bitip ağustos ayına girmişken tatil fotoğraflarına bakıp bakıp iç geçiren yoldaş'tan aldığımız görsel şu şekildeydi:

hayır adam aylardır tatil planı yapıyor, kıyamıyorum da dalga geçmeye ancak bugün olanlar oldu. aramızda geçen muhabbet;
yoldaş benjamin franklin: ya şurası sana ne kadar uzaklıkta? denize girenler ıslanıyormuş doğru mu, suyu da tuzlu diyorlar aslı var mı? bir arkadaşım anlattı da bana palavra gibi geldi sen söyle, doğru değil di mi?
bengaripsengüzeldünyaumutlu: hayır canım ne alakası var bakma sen onlara.*
bu sırada yoldaş;

bakın sevgili sözlük ahalisi, bakın sevgili yazarlar, arkadaşlar, kardeşler! gelin bu adamı tatile gönderelim, çok değil 1 hafta sakin sakin sözlüğü bitirmeden, kapatmadan, batırmadan kendi halimizde takılalım. bırakalım adam denizin çağırdığı yerlere şu sekilde koşsun ve rahat rahat tatilini yapsın:

yoksa tüm sene şu şekilde tatile gitmeyen yoldaş tribi yeriz benden demesi.*
devamını gör...
mecliste oscar wilde tartışmaları
"sayın başkan, şimdi oscar ödüllerinden bahsetmenin sırası mı?"
ne yiyip ne içiyorsunuz siz?
ne yiyip ne içiyorsunuz siz?
devamını gör...
ayın en çalışkan 10 yazarı hakkında ne dediler
aylık puan tablosu eklenmiş olan çiçeği burnunda etkinlik.
devamını gör...
#sendesöyle
tüyleri diken diken eden özünde ve yerinde bir klip olmuş. sen, ben ya da öteki yeter ki vazgeçmeyelim. yalnız değiliz bunu hep bilelim..!
devamını gör...
anladım
can yücel'e ait olduğu sanılan ama can yücel'e ait olmayan bir şiir.*
bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım..
bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
neden hiç ağlamadığını anladım..
ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
çok acıttığında anladım..
fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
yüreğini elime koyduğunda anladım..
”sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
sana ”git” dediğimde anladım..
biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
git dediklerinde gittiğimde anladım..
sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak,
gerçekten pişman olduğumda anladım..
ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
sevgi emekmiş,
emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…
bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım..
bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
neden hiç ağlamadığını anladım..
ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
çok acıttığında anladım..
fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
yüreğini elime koyduğunda anladım..
”sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
sana ”git” dediğimde anladım..
biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
git dediklerinde gittiğimde anladım..
sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak,
gerçekten pişman olduğumda anladım..
ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
sevgi emekmiş,
emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…
devamını gör...
regl olmasından bahseden kadın
"regl olmosondon bohsodon kodon" bahsedecek tabii. sfenks'in sakallığı değil, yumurtalıklarında gümbür gümbür metal konseri oluyor kimi kadınların. kanlı derede uyandığınızı düşünün, her tarafınızın şiştiğini ve ağrıdını düşünün... billurlarınızı dalga dalga ağrılar eşliğimde hissettiğinizi düşünün, onun gibi birşey bu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nefret ettikleri huyları
sevdiğim insanlara sevgimi belli edemiyorum.
devamını gör...
çocuk kabul etmeyen restoranlar
nasıl ‘ aile otelleri’ varsa +16 restoran ya da kafelerin olması derece normaldir kanımca.
etrafta ağlayıp bağıran, zaman zaman tepinen çocukların , bir lokma yedireceğim yavruma diye masa masa gezen annelerin, iyi temizlenmemiş mama sandalyelerinin, top havuzunda bağırışıp dövüşenlerin var olduğu yerlere alternatif bir ortam.
ebeveynler de bir gün olsun böyle bir yere gidip kafa dinlemelidir hatta.
*
etrafta ağlayıp bağıran, zaman zaman tepinen çocukların , bir lokma yedireceğim yavruma diye masa masa gezen annelerin, iyi temizlenmemiş mama sandalyelerinin, top havuzunda bağırışıp dövüşenlerin var olduğu yerlere alternatif bir ortam.
ebeveynler de bir gün olsun böyle bir yere gidip kafa dinlemelidir hatta.
*
devamını gör...
o kadar güzel yazmışım ki keşke kendi tanımımı beğenebilsem
insanın kendi kendini takdir etme isteği.
bazen profilime girip yazdıklarımı okuyunca '' ulan ne güzel yazmışım be! bir beğeni de benden bana.''
demek istediğim tanımlar çıkıyor karşıma.
maalesef sözlükte böyle bir özellik olmadığı için ayağa kalkıp kendimi alkışlıyorum.
bazen profilime girip yazdıklarımı okuyunca '' ulan ne güzel yazmışım be! bir beğeni de benden bana.''
demek istediğim tanımlar çıkıyor karşıma.
maalesef sözlükte böyle bir özellik olmadığı için ayağa kalkıp kendimi alkışlıyorum.
devamını gör...
muhafazakar gençlerin sözlüklerde azınlık olması
selamun aleykum kafa sözlük yazarları *birileri beni çağırmış * ne yapalım “ben geldim biliyor musun ?azınlık dediğin tayfadanım “diye kimliğimizle mi konuşalım herkes özgür iradesiyle burada düşüncelerini beyan eder ,bas bas bağırmaz. ben buyum şuyum diye statü ya da kimlik dayatmaz insana insan olduğu için değer veririz çünkü kimlik,statü dayatan kişiye o an gözünde olan değeri biçersin bireyi bizzat tanımazsın yalnız belirtmeliyim muhafazakar kelimesinden çok dindar denilmesini tercih ederim ..hamdolsun ilmimizi ahiret ve dünya dengesi içinde her daim dört dörtlük olamazda ilerletmeye çalışıyoruz çabalamak ilkemiz. heh oldum piştim demeden beşikten mezara her manada kendimizi geliştirme, yetiştirme gayesindeyiz burada ezberden konuşan, saygısızca hakaretle bir yere varmaya çalışan arkadaşlara aynı şekilde cevap vermeyi ben kendime yakıştırmam yazılanlardan gördüm ki herkes inandığı fikrin ,düşüncenin yobazı olmuş... zaten şu da bir gerçek taraflardan biri üslubunu bilmediği için kaybediyor ve bu hakaret,küfür, nefret zinciri devam ediyor...merak ediyorum neden hayatınıza bir insan kazanmak yerine nefret ve kin duyuyorsunuz ?farklılıklarımız zenginliklerimizdir diye düşünmeyip boş boş altı doldurulamayan saygı kelimesini öğrenemiyoruz ? üslupluca neden birbirimizle konuşamıyoruz sürekli öfke kusuluyor? dindar ya da başlıkta denildiği gibi muhafazakar denilince aklınıza akp ya da siyasi islamcılar gelmesin tek başına kelimeyi dindar nasıl olmalı , tek başına islam nedir ne değildiri? ele almanızı tavsiye ederim insan masum değil insanoğlu menfaatçi, istismarcı ama bunların faturasını islama kesmeyiniz. öğreniniz.. objektif bakış açısıyla araştırınız.. bana da mesaj atabilirsiniz memnuniyet duyarım aradaki bu kini nefreti düşünen bireyler olarak çözebiliriz düşünmek zor gelmesin bu kadar ezberci olmayalım..*
devamını gör...
sarah silverman
tüm tabulara kafa tutan güzeller güzeli amerikalı komedyen, oyuncu ve şarkıcıdır.
öncelikle güzelliğinden bahsetmem gerek. 50 yaşındaki sarah silverman bir kadının her yaşta ne kadar güzel olabileceğinin canlı kanıtıdır. benim için güzelliğine hayran olunacak nadir kadınlardan biridir ekranlarda gördüğüm. kendisini yıllardır takip eden biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki sarah silverman her yaşın güzelidir.

sarah silverman ırkçılığa, eşitsizliğe ve her türlü aptallığa karşıdır ve bu onu çok daha çekici ve etkileyici bir insan haline getirir. gözünü budaktan sakınmaz. vatikan’ın satılıp açların doyurulmasını teklif etmesi bana büyük yazar jonathan swift’in a modest proposal öyküsünü hatırlatır.
önce komedyen jimmy kimmel ile bir evlilik yaşayan sarah silverman daha sonra da masters of sex dizisinin başrol oyuncusu michael sheen ile dört sene evli kalmıştır. bazı insanlar çok şanslı.

sarah silverman izlemek, onu dinlemek her zamna büyük bir keyiftir. kendisini en son maroon 5’ın girls like you ve don’t wanna know kliplerinde izlemek de çok mutluluk verici idi.
öncelikle güzelliğinden bahsetmem gerek. 50 yaşındaki sarah silverman bir kadının her yaşta ne kadar güzel olabileceğinin canlı kanıtıdır. benim için güzelliğine hayran olunacak nadir kadınlardan biridir ekranlarda gördüğüm. kendisini yıllardır takip eden biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki sarah silverman her yaşın güzelidir.

sarah silverman ırkçılığa, eşitsizliğe ve her türlü aptallığa karşıdır ve bu onu çok daha çekici ve etkileyici bir insan haline getirir. gözünü budaktan sakınmaz. vatikan’ın satılıp açların doyurulmasını teklif etmesi bana büyük yazar jonathan swift’in a modest proposal öyküsünü hatırlatır.
önce komedyen jimmy kimmel ile bir evlilik yaşayan sarah silverman daha sonra da masters of sex dizisinin başrol oyuncusu michael sheen ile dört sene evli kalmıştır. bazı insanlar çok şanslı.

sarah silverman izlemek, onu dinlemek her zamna büyük bir keyiftir. kendisini en son maroon 5’ın girls like you ve don’t wanna know kliplerinde izlemek de çok mutluluk verici idi.
devamını gör...
hocasına aşık olmak
ortaokul da yaptık bir şeyler. sonra hocamızın karısını aldattığını öğrenmiştik o zaman dedim ki bugün karısını aldatan yarın seni aldatır boşver. işte böyle de akıllı bir çocuktum.
devamını gör...
edepli seks mahali harem
şan ve şöhret içinde büyümüş, dünyayı kılıçla fethetmiş ve adım attığı yerlere, mümkün mertebe adaleti de götürmüş bir ülke vardı; osmanlı devleti. ilk başlarda o devirde, anadolu’da kurulmuş beyliklere nazaran daha zayıf ve çelimsiz görünmesine rağmen kısa zamanda zeki yöneticilerin kurnaz politikalarıyla gelişme sağlamış, diğerlerinin üstüne egemenliğini oturtmuştu. gel zaman git zaman içinde de, dünyaya hükmeden bir imparatorluk olup, tarihe yön vermişlerdi.
osmanlı’nın bir dünya devleti olmasında en büyük etken, kuşkusuz ülkeyi yönetenlerdi. akıllı savaş taktikleri ve politikalarla topraklarını genişlettiler sürekli, ta ki kanuni sultan süleyman’a kadar. onun başında da bir hürrem sultan vardı, o da bu şan şöhretin yıkılmasını minik de olsa etkiledi zaten.
yönetici kimliklerinin yanında, elbette ki özel hayatları da vardı sultanların. kimi çok iyi bir şair, kimi çok iyi birer müzisyen olan, kimiyse ressam olmaya heveslenmiş, sanata yönelen padişahlardı. fakat dünyanın en zenginisiniz ve güzel sanatlarla ömür geçmez haliyle.
kılıçların ve dinin, müziklerin ve resimlerin yanında, padişahların bir de haremleri var idi.
aslında haremlerin, anlatıldığından biraz farklı olduğunu söylemek yalan olmaz. çünkü en başta ‘’harem-i humayun’’ , sarayın üç büyük bölümünden biri olup, harem ve enderun’u bünyesine almış bir eğitim kurumu vazifesi görüyordu. dikiş nakış işlerden tutun da, saraya bayan görevli yetiştirilmesine kadar geniş bir vizyonu vardı.
tabi bu, padişahların ve cariyelerin arasında yaşananları hiçbir zaman reddedecek bir şey değil. dış basında, özellikle avrupa’da, padişahların cariyeleri yerlerde süründürerek yanına getirttiği falan yazar. ‘’romantik’’ padişahlarımız böyle bir şey yapmadılar elbette. önce, beğendikleri cariyeye hediye gönderirlerdi. bu bir takı yahut işlemeli bir vazo olabilirdi. padişahın gönlünden ne koparsa! bu hediye de, diğer cariyelerin de bulunduğu ortak bir salonda açılırdı. çoğu mest tabi.
eğer cariye, hediyeyi beğenip de, teşekkür maksatlı padişaha kek yapıp götürmek için odasına çıkarsa, bu da padişahı davet anlamına gelirdi. fanteziye bakın siz; cariyenin odasını basan bir padişah!
her konuda stil sahibi olan osmanlı, cinsellikte bile yeni bir oluşum yaratmış. biliyorsunuz ne olursa, kim olursa olsun ‘’ayıp’’ o zaman da vardı. bu hediye-davet sistemi ise açıkça bu ayıbı örtmek için, ‘’kuralına uydurmak’’ için düşünüp kurulmuş bir ‘’alış-verişe’’ benziyordu.
…
her erkeğin hayalidir aslında, sık duyarsınız bunu.
‘’ah ulan, bir haremim olsa var ya!’’ ya da ‘’zengin olunca harem kurucam mınnakoyiim’’ dillerden pek düşmez.
fakat zamane erkekleri, o geleneği yaşatabilir mi acaba, o güzellikte ve kibarlıkta icra edebilirler mi; bilinmez. kalp kırmadan, kadının kendisini fahişe gibi hissetmeden sevişip mutlu olabileceği başka bir sistem daha gelir mi, bir çağ daha yaşar mıyız, o da meçhul.
aynı şekilde, şu hediye işi için naz yapan kadınlar da ayrı bir sınıf oluştururdu herhalde. pelinsu'nun hediyesi, selen’inkinden güzel misali…
hediye düşkünü kadınların seslerini duyabiliyorum.
‘’bir padişah kadar olamadın sevişilinebilizite!’’
p.s. her ne kadar hoş gösterme minvalinde seyretmiş olsa da, erkek haremi, o hareme düşen kadın için cehennemdir.
osmanlı’nın bir dünya devleti olmasında en büyük etken, kuşkusuz ülkeyi yönetenlerdi. akıllı savaş taktikleri ve politikalarla topraklarını genişlettiler sürekli, ta ki kanuni sultan süleyman’a kadar. onun başında da bir hürrem sultan vardı, o da bu şan şöhretin yıkılmasını minik de olsa etkiledi zaten.
yönetici kimliklerinin yanında, elbette ki özel hayatları da vardı sultanların. kimi çok iyi bir şair, kimi çok iyi birer müzisyen olan, kimiyse ressam olmaya heveslenmiş, sanata yönelen padişahlardı. fakat dünyanın en zenginisiniz ve güzel sanatlarla ömür geçmez haliyle.
kılıçların ve dinin, müziklerin ve resimlerin yanında, padişahların bir de haremleri var idi.
aslında haremlerin, anlatıldığından biraz farklı olduğunu söylemek yalan olmaz. çünkü en başta ‘’harem-i humayun’’ , sarayın üç büyük bölümünden biri olup, harem ve enderun’u bünyesine almış bir eğitim kurumu vazifesi görüyordu. dikiş nakış işlerden tutun da, saraya bayan görevli yetiştirilmesine kadar geniş bir vizyonu vardı.
tabi bu, padişahların ve cariyelerin arasında yaşananları hiçbir zaman reddedecek bir şey değil. dış basında, özellikle avrupa’da, padişahların cariyeleri yerlerde süründürerek yanına getirttiği falan yazar. ‘’romantik’’ padişahlarımız böyle bir şey yapmadılar elbette. önce, beğendikleri cariyeye hediye gönderirlerdi. bu bir takı yahut işlemeli bir vazo olabilirdi. padişahın gönlünden ne koparsa! bu hediye de, diğer cariyelerin de bulunduğu ortak bir salonda açılırdı. çoğu mest tabi.
eğer cariye, hediyeyi beğenip de, teşekkür maksatlı padişaha kek yapıp götürmek için odasına çıkarsa, bu da padişahı davet anlamına gelirdi. fanteziye bakın siz; cariyenin odasını basan bir padişah!
her konuda stil sahibi olan osmanlı, cinsellikte bile yeni bir oluşum yaratmış. biliyorsunuz ne olursa, kim olursa olsun ‘’ayıp’’ o zaman da vardı. bu hediye-davet sistemi ise açıkça bu ayıbı örtmek için, ‘’kuralına uydurmak’’ için düşünüp kurulmuş bir ‘’alış-verişe’’ benziyordu.
…
her erkeğin hayalidir aslında, sık duyarsınız bunu.
‘’ah ulan, bir haremim olsa var ya!’’ ya da ‘’zengin olunca harem kurucam mınnakoyiim’’ dillerden pek düşmez.
fakat zamane erkekleri, o geleneği yaşatabilir mi acaba, o güzellikte ve kibarlıkta icra edebilirler mi; bilinmez. kalp kırmadan, kadının kendisini fahişe gibi hissetmeden sevişip mutlu olabileceği başka bir sistem daha gelir mi, bir çağ daha yaşar mıyız, o da meçhul.
aynı şekilde, şu hediye işi için naz yapan kadınlar da ayrı bir sınıf oluştururdu herhalde. pelinsu'nun hediyesi, selen’inkinden güzel misali…
hediye düşkünü kadınların seslerini duyabiliyorum.
‘’bir padişah kadar olamadın sevişilinebilizite!’’
p.s. her ne kadar hoş gösterme minvalinde seyretmiş olsa da, erkek haremi, o hareme düşen kadın için cehennemdir.
devamını gör...
hdp'ye oy veren vatandaş
asıl bölücülük seçme ve seçilme hakkını kullanan vatandaşa terörist demektir.
devamını gör...
kızın başörtü takmak istememesi
yalnızca kızın kendisini ilgilendirmesi gerekendir ancak anne babasını geçtim, etrafta bu kadar çok ahlak bekçisi varken zorbalığa maruz kalacağı kesindir maalesef. yine de kendi kararlarını herşeye rağmen verebilmek kişiye güç verir. bu başını açmak ya da kapamak olsun fark etmez.
devamını gör...
gece mezarlıktan korkmak
ben birkaç kere karanlık havada mezarlığın yanından geçtim. şimdiye kadar bir öcü ya da hortlağın çıkıp saldırdığına da rastlamadım. o yüzden geçerken de ıslık çalma gereği duymadım.
devamını gör...
erhan güleryüz
artık çıkmıyorum istiklale
sabah fatma hanım uyandırıyor.
helva, ekmek, çay bana onlar bakıyor.
odanın hali perişan, ben perişan kimse yok işime karışan.
sabah fatma hanım uyandırıyor.
helva, ekmek, çay bana onlar bakıyor.
odanın hali perişan, ben perişan kimse yok işime karışan.
devamını gör...
