ben öküzüm demenin farklı yolları
küçükken buzağı idim.
devamını gör...
alttaki yazara bir alıntı bırak
başka insanların çoğunluğunun düşüncelerinden bağımsız hareket eden tek şey insanın vicdanıdır.
(bkz: bülbülü öldürmek)
(bkz: bülbülü öldürmek)
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
sen baştan beri bende sözlerinin, hareketlerinin ne kadar tezahür ettiğini anlamadın ve hissetmedin. seni bunun için suçlamak istemiyorum. körlük bendeymiş çok iyi anladım.
sana değer verip sevdiğim için bana kötü hissettirmeni kabul edemedim. sevdiğim kişiye bunu yapamaz dedim. seviyorum ya bana böyle yapamaz deyip bu hareketini sana yakıştıramadım, kabullenemedim. kabullenemediğim için de hep içimde sana karşı minnacık da olsa umut taşıdım ve o umut beni fazlasıyla hırpaladı.
..
şimdi kabullendim...
sevdiğim kişi bana böyle hissettirmemeli , benim ne kadar üzüldüğümü bilmeli, beni anlamalı dedim.
sen iki kişilik bir durumda tek başına sevdin, benim hiçbir zaman duygularımı görmedin ki. ben hep kötü roldeydim. kafanda yargılar dolusuydum. sen de ne yazık ki böylesin. ben bununla sevgimi birleştiremem.
her şeye rağmen teşekkür ederim, gördüm neyin ne olduğunu,fazlasıyla da hissettim.
rahatsız etmeyeceğim çünkü çok eminim kendimden... hoşça kal.
sana değer verip sevdiğim için bana kötü hissettirmeni kabul edemedim. sevdiğim kişiye bunu yapamaz dedim. seviyorum ya bana böyle yapamaz deyip bu hareketini sana yakıştıramadım, kabullenemedim. kabullenemediğim için de hep içimde sana karşı minnacık da olsa umut taşıdım ve o umut beni fazlasıyla hırpaladı.
..
şimdi kabullendim...
sevdiğim kişi bana böyle hissettirmemeli , benim ne kadar üzüldüğümü bilmeli, beni anlamalı dedim.
sen iki kişilik bir durumda tek başına sevdin, benim hiçbir zaman duygularımı görmedin ki. ben hep kötü roldeydim. kafanda yargılar dolusuydum. sen de ne yazık ki böylesin. ben bununla sevgimi birleştiremem.
her şeye rağmen teşekkür ederim, gördüm neyin ne olduğunu,fazlasıyla da hissettim.
rahatsız etmeyeceğim çünkü çok eminim kendimden... hoşça kal.
devamını gör...
tarihin sonu ve son insan
japon asıllı abd'li siyaset bilimci francis fukuyama tarafından, 1992'de kaleme aldığı "tarihin sonu ve son insan" adlı kitabi ile teorileştirilen, köklerinin ise hegel ve alexander kojève gibi filozofların düşüncelerinde bulunduğu siyaset bilimi kuramı. fukuyama esas itibarıyla, soğuk savaş sonrası batı bloğunun zaferiyle beraber batı liberal düşüncesinin insanlığın ulaşabileceği en son aşama olarak tescillendiğini iddia eder. artık ideolojilerin sonu gelmiştir ve batı liberal düşüncesi üzerinde devletler mutabık kalmıştır, zira liberal düşünce hariç diğer sistemlerin sürdürülebilir bir alternatif sağlamadığı soğuk savaşla beraber ortaya çıkmıştır.
fukuyama ayrıca son insan kavramıyla beraber, özellikle transhumanizmin ve biyoteknolojilerin insanlığı tehdit edecek olgular olduğunu iddia eder ve bunlara karşı temkinli yaklaşılması gerektiğine inanır.
fukuyama haklı mıdır bilinmez, lakin 30 senelik süreç göstermektedir ki, dünya tek ideolojinin sınırlı değişik versiyonları özelinde hareket eden bir yapıya dönüşmüştür. getirilen her alternatif yine bu düşünce sistemi içerisinde dile getirilmektedir.
son bir anekdot olarak, eğer insanlığın en muazzam düşünsel, siyasal, ekonomik ve sosyal yapısı batı liberal düşüncesi ise, realizmin çıkış noktası olan insan doğasının kötücül özelliği doğrulanmış olur. bu idealizmin kesin mağlubiyetidir. yine de unutulmamalıdır ki her son bir başlangıçtır.
fukuyama ayrıca son insan kavramıyla beraber, özellikle transhumanizmin ve biyoteknolojilerin insanlığı tehdit edecek olgular olduğunu iddia eder ve bunlara karşı temkinli yaklaşılması gerektiğine inanır.
fukuyama haklı mıdır bilinmez, lakin 30 senelik süreç göstermektedir ki, dünya tek ideolojinin sınırlı değişik versiyonları özelinde hareket eden bir yapıya dönüşmüştür. getirilen her alternatif yine bu düşünce sistemi içerisinde dile getirilmektedir.
son bir anekdot olarak, eğer insanlığın en muazzam düşünsel, siyasal, ekonomik ve sosyal yapısı batı liberal düşüncesi ise, realizmin çıkış noktası olan insan doğasının kötücül özelliği doğrulanmış olur. bu idealizmin kesin mağlubiyetidir. yine de unutulmamalıdır ki her son bir başlangıçtır.
devamını gör...
keşke abim olsa dediğiniz yazarlar
birisi de çıkıp dememiş ki abi demeyin lazım olur diye…
şiddetle kınıyorum. *
şiddetle kınıyorum. *
devamını gör...
adeodatus
aziz augustinus'un on yedi yaşındayken gayri meşru bir ilişkiye girmesi sonrası doğan çocuğudur. oğluna tanrının armağanı anlamına gelen adeodatus adını verdi. augustinus'un hıristiyanlığı aramak için çıktığı roma ve milano yolunda, yasak ilişki yaşadığı kadın ve oğlu adeodatus da ona eşlik etti. augustinus yasak ilişki yaşadığından o dönemde bunu tam bir evliliğe çevirmesi uygun görülmüyordu(şu anki hıristiyanlıkta nasıl görülüyor, bilmiyorum). bu sebeple augustinus'un annesi ona evlilik çağında olan yeni bir kadın arayışına geçince, yasak ilişki yaşadığı kadın(augustinus, yazılarında kadının adından bahsetmemiştir) memleketine dönmek zorunda kaldı. adeodatus ise babası ile milano'ya taşındı. daha sonra augustinus ve adeodatus birlikte vaftiz edildiler. adeodatus'un babasıyla olan kişisel ve ruhsal ilişkisi üst düzey boyutlardaydı. gençlik yıllarında adeodatus babası augustinus'un gururu ve umuduydu, olağanüstü bir zihinsel kapasiteye sahip olduğu biliniyordu. babası onun hayranlık uyandırıcı bir kişiliğe sahip olduğunu, o denli saf bir hayat yaşadığını söylüyordu ki, kimsenin adeodatus'un ebedi hayatı için endişelenmesine gerek yoktu. babası, itiraflar kitabında adeodatus hakkında şöyle bahsediyor:
"günahımın meyvesi olan genç adeodatus'u da bize kattık. henüz on beş yaşındaydı ama, daha şimdiden birçok akıllı ve bilgili kişiyi kafaca geçiyordu. bu çocukta, benden, günahımdan başka, geçmiş bir şey yoktu. onu her ne kadar senin yolunda yetiştiriyorduksa da, bu bizim değil ama onu esinleyen senin eserindi. efendi adlı kitabımda adeodatus ile konuşmalar gerçekleştirdim. kendisiyle konuştuğumda ifade ettiğim düşüncelerin hepsi kendine ait düşüncelerdi. bu düşüncelerin sahibi de o sıralar on altı yaşlarındaydı. bu kadar akıllı olması beni ürkütüyordu. böyle bir mucizeyi senden başka kim gerçekleştirebilir ki? kısa bir süre sonra onu bu dünyadan aldın (adeodatus on sekiz yaşına girmeden vefat etmiştir); ne çocukluğu, ne ergenlik çağı ne de insanlığı konusunda kuşku duydum, içim rahat(augustinus burada oğlunun ahiret hayatının iyi bir şekilde geçeceğini vurguluyor).
(bkz: confessions) )
(bkz: aziz augustinus) )
"günahımın meyvesi olan genç adeodatus'u da bize kattık. henüz on beş yaşındaydı ama, daha şimdiden birçok akıllı ve bilgili kişiyi kafaca geçiyordu. bu çocukta, benden, günahımdan başka, geçmiş bir şey yoktu. onu her ne kadar senin yolunda yetiştiriyorduksa da, bu bizim değil ama onu esinleyen senin eserindi. efendi adlı kitabımda adeodatus ile konuşmalar gerçekleştirdim. kendisiyle konuştuğumda ifade ettiğim düşüncelerin hepsi kendine ait düşüncelerdi. bu düşüncelerin sahibi de o sıralar on altı yaşlarındaydı. bu kadar akıllı olması beni ürkütüyordu. böyle bir mucizeyi senden başka kim gerçekleştirebilir ki? kısa bir süre sonra onu bu dünyadan aldın (adeodatus on sekiz yaşına girmeden vefat etmiştir); ne çocukluğu, ne ergenlik çağı ne de insanlığı konusunda kuşku duydum, içim rahat(augustinus burada oğlunun ahiret hayatının iyi bir şekilde geçeceğini vurguluyor).
(bkz: confessions) )
(bkz: aziz augustinus) )
devamını gör...
bir yazarı tanımadan hakkında gereksizce ithamlarda bulunmak
üzerime alındığım bir konuya değinmek istiyorum.
bugün futbol üzerine başlıklar açmamdan dolayı, ön yargılı yazar(lar)ın "ekşici fanatiklerde geldi, aktrollerden sonra" gibi çirkince güzellemelerine maruz kalma durumudur. bir insanın hakkında bilginiz yoksa fikriniz de olmamalıdır. ben burada saygı çerçevesinde kimsenin inancına, değerlerine hakaret etmeden sözlüğün "küfürsüz sözlük" mottosuna uyarak da fikirlerimi özgürce yazıyor ve ifade ediyorum. başlıklarıma ve entryleme saygı çerçevesinde cevaben yazdığınız entryleri okumaktan mutluluk duyuyorum. insanlar birbirlerinin fikrilerini kabul etmek zorunda değildir ama saygı anlayışı daima kendini korumalıdır.
sevgilerimle; kalender.
bugün futbol üzerine başlıklar açmamdan dolayı, ön yargılı yazar(lar)ın "ekşici fanatiklerde geldi, aktrollerden sonra" gibi çirkince güzellemelerine maruz kalma durumudur. bir insanın hakkında bilginiz yoksa fikriniz de olmamalıdır. ben burada saygı çerçevesinde kimsenin inancına, değerlerine hakaret etmeden sözlüğün "küfürsüz sözlük" mottosuna uyarak da fikirlerimi özgürce yazıyor ve ifade ediyorum. başlıklarıma ve entryleme saygı çerçevesinde cevaben yazdığınız entryleri okumaktan mutluluk duyuyorum. insanlar birbirlerinin fikrilerini kabul etmek zorunda değildir ama saygı anlayışı daima kendini korumalıdır.
sevgilerimle; kalender.
devamını gör...
louis aragon
beni korkunç yalnızlığımın içerisine çekmekte oldukça başarılı fransız, gerçeküstücü şair. *
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
devamını gör...
limon ister misin çocuk adam
kendisini tanımakla çok mutlu olduğum ve kendime yakın hissettiğim yazarlardan birisi. kendisiyle sohbet etmek, sohbetin nasıl geçtiğini bile anlayamayacak kadar akıcı ve bir o kadar da bilgi dolu. bununla birlikte bir o kadar da nahif bir yazar. kendisine buradan hoş geldiniz diyorum. sıkı takipçiniz olarak yazdıklarınız bilgi dolu entryleri her gün okumak ayrı bir mutlu ediyor, siz hep böyle yazın bizler de okuyalım efendim.
devamını gör...
the last samurai
*2004 şubat’ında piyasaya çıkmış savaş* filmi. malum her savaş aynı zamanda bir dramdır da aslında.
filmin başrolünde tom cruise oynuyor. ona japon oyuncu ken watanabe ve shin koyamada eşlik etmiş. iyi ki de etmiş. bu sayede harika bir film çıkmış ortaya.
filmi hiç izlemediysem 50 defa izlemişimdir. ilk izlediğimde, kimliğimi bırakarak kiraladığım orjinal* film cdsinden izlemiştim. nasılsa haftasonu bende diye üç dört defa izlemiştim.*
daha sonra defalarca izleyerek japon disiplini ve azmini takdir ettim. japonların eskiyi ve yeniyi bir arada tutmalarını hep hayranlıkla karşılamışımdır. günümüzde bu kadar modern ve gelişmiş bir toplum yaratmak sadece çalışmayla olmaz.
sadece çalışmak bir şeyler inşa etmenizi sağlar ama temeliniz sağlam değilse inşa ettiğinizin ömrü de uzun olmaz. onun için, geçmişin ışığında geleceğin peşinden koşmak gerekir. *
sadece koşmak da yetmez. yeni değerler var ederken bir diğer yandan varolan değerlerin korunması ve muhafazası da çok önemli. bir değeri var ederken mevcut değerleri örselemeden devam ettirmek gerek çünkü.
filmde mevcut değerlerin varlığı ve kıymeti vurgulanır, eski ile yeninin birlikte de güzel yaşayabileceği savunulur. hem savunulan mevcut değerler öyle üstün körü inanılmış dogmalara veya kulaktan dolma duyumlara dayanmaz.
öylesine güzel, sürükleyici bir anlatım ve akış yakalanmış ki geleneksel değerlerin mükemmelliği ve doğanın samuraylık geleneğiyle kusursuz uyumu izleyiciyi filme hayran bırakır.
her izlediğimde apayrı bir keyif ve tad alarak izler yeni bir detay farkederim.
neyse filmin içeriğine girmeden pazarınızı güzelleştirecek bir film önerimin sonuna geldim. iyi seyirler dilerim.
beyazperde.com dan konusunu alıntılayarak tanımıma son vereyim.
amerikan ordusunda, ukala ve aynı zamanda da kıdemli bir kaptan olarak bilinen nathan algren, 1870’lerde japonya’dan bir teklif ve davet alır. kendisinden, japon imparatorluğu’nun ilk ordusuna askeri eğitim vermesi talep edilmektedir. her ne kadar modern savaş yöntemleri açısından gelişim gösterseler de samuray kültürü de hem devam etmekte hem de önemsenmektedir. ancak algren, başına gelen bir kaza sonucu, samurayların lideri tarafından kurtarıldığı vakit, esas samuray kültürüyle tanışır ve bundan ziyadesi ile etkilenir. bir samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi öğrenmesi onu son derece önemli bir kararın eşiğine taşıyacaktır. başrolde tom cruise’un oluşu filme ekstra bir cazibe katıyor.
filmin başrolünde tom cruise oynuyor. ona japon oyuncu ken watanabe ve shin koyamada eşlik etmiş. iyi ki de etmiş. bu sayede harika bir film çıkmış ortaya.
filmi hiç izlemediysem 50 defa izlemişimdir. ilk izlediğimde, kimliğimi bırakarak kiraladığım orjinal* film cdsinden izlemiştim. nasılsa haftasonu bende diye üç dört defa izlemiştim.*
daha sonra defalarca izleyerek japon disiplini ve azmini takdir ettim. japonların eskiyi ve yeniyi bir arada tutmalarını hep hayranlıkla karşılamışımdır. günümüzde bu kadar modern ve gelişmiş bir toplum yaratmak sadece çalışmayla olmaz.
sadece çalışmak bir şeyler inşa etmenizi sağlar ama temeliniz sağlam değilse inşa ettiğinizin ömrü de uzun olmaz. onun için, geçmişin ışığında geleceğin peşinden koşmak gerekir. *
sadece koşmak da yetmez. yeni değerler var ederken bir diğer yandan varolan değerlerin korunması ve muhafazası da çok önemli. bir değeri var ederken mevcut değerleri örselemeden devam ettirmek gerek çünkü.
filmde mevcut değerlerin varlığı ve kıymeti vurgulanır, eski ile yeninin birlikte de güzel yaşayabileceği savunulur. hem savunulan mevcut değerler öyle üstün körü inanılmış dogmalara veya kulaktan dolma duyumlara dayanmaz.
öylesine güzel, sürükleyici bir anlatım ve akış yakalanmış ki geleneksel değerlerin mükemmelliği ve doğanın samuraylık geleneğiyle kusursuz uyumu izleyiciyi filme hayran bırakır.
her izlediğimde apayrı bir keyif ve tad alarak izler yeni bir detay farkederim.
neyse filmin içeriğine girmeden pazarınızı güzelleştirecek bir film önerimin sonuna geldim. iyi seyirler dilerim.
beyazperde.com dan konusunu alıntılayarak tanımıma son vereyim.
amerikan ordusunda, ukala ve aynı zamanda da kıdemli bir kaptan olarak bilinen nathan algren, 1870’lerde japonya’dan bir teklif ve davet alır. kendisinden, japon imparatorluğu’nun ilk ordusuna askeri eğitim vermesi talep edilmektedir. her ne kadar modern savaş yöntemleri açısından gelişim gösterseler de samuray kültürü de hem devam etmekte hem de önemsenmektedir. ancak algren, başına gelen bir kaza sonucu, samurayların lideri tarafından kurtarıldığı vakit, esas samuray kültürüyle tanışır ve bundan ziyadesi ile etkilenir. bir samuray savaşçısı gibi hareket etmeyi öğrenmesi onu son derece önemli bir kararın eşiğine taşıyacaktır. başrolde tom cruise’un oluşu filme ekstra bir cazibe katıyor.
devamını gör...
rte için 2023 tane şiir yazan adam
reis kağan destanı
devamını gör...
tanrıya söylenmek istenen tek kelime
neden?
devamını gör...
normal sözlük yeni özellik istekleri
istediğimiz şekilde doldurup kullanabileceğimiz boş bir rozettir.
5000 karma puanı olmasına bile razıyım ama cidden olmalı bu özellik.
ayrıca entry girerken sağ üst köşede görünen karakter sayısının yanına kelime sayısı da eklenebilir. böylece madalya müracaatları daha kolay olabilir.
5000 karma puanı olmasına bile razıyım ama cidden olmalı bu özellik.
ayrıca entry girerken sağ üst köşede görünen karakter sayısının yanına kelime sayısı da eklenebilir. böylece madalya müracaatları daha kolay olabilir.
devamını gör...
1 ekim dünya kahve günü
bu güzel nimeti severek tüketenlerin günü kutlu olsun. içiniz, içiriniz.
devamını gör...
başarı hedefi ve açlığı olmayan insanlar
yaşamın şifresini çözmüş mutlu insanlardır. hırs daima mutsuzluğu getirecektir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şu an ihtiyacı olan şey
şu an ihtiyacım olan şey,
ne olacak bizim halimiz kaygısından kurtulmak .
ne olacak bizim halimiz kaygısından kurtulmak .
devamını gör...
peynir üstadı
utanmadan bir kişi intihar etti diye cemaatin suçu ney yauuu diyebilen bir yazar.
o tanımı yüzü kızarmadan yazdı.
gerçekten yazık.
(bkz: engelle)
o tanımı yüzü kızarmadan yazdı.
gerçekten yazık.
(bkz: engelle)
devamını gör...
normal sözlük’te radikal islamcı patlaması
iki gündür istikrarlı şekilde açılan başlıklarla ortada olan durum. neyin peşindesiniz yahu. gidin taksimde tebliğcilik yapın. atatürk'e düşman, türk'e düşman, cumhuriyete düşman. sözlük format değiştirdi de haberimiz mi yok.
devamını gör...

