üniversitedeki otlakçı arkadaş gibidir.
-aaa kanka cips mi aldın?
- kanka ya bende kalmamış sen versen bu sefer?
-kanka en iyisi arkadaşım sensin biliyorsun dimi?
-kanka benim ceket kirli de seninkini alabilir miyim?
devamını gör...

sığırların deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile elde edilen, güçlü şekil alma kabiliyeti, şeffaf jel oluşturması, esnek filim haline gelmesi, hazmının kolay olması, sıcak suda eriyebilmesi özellikleri ile gıda işlemede, ilaç ve kozmetik ürünlerinde, fotoğrafçılıkta ve kağıt ürünlerinde kullanılan kıymetli bir maddedir.
devamını gör...

e.a'ya ithafen...


sen, i̇stemsiz olarak yaptiğim her şeyin intikamını aldın benden. hem de bunu, beni en zayıf noktamdan vurarak yaptın. öldürerek değil ama süründürerek yaptın. benden sevgini esirgeyerek yaptın. benim seni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar çok sevdiğimi bilerek ve sirf bu yüzden, buna yaslanarak: beni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar sevmeyerek yaptın. eksik bırakarak, beni böyle cezalandırarak yaptın.

bense eksik sevildikçe hırçınlaştım. zaman zaman neyin yolunda gitmedigini anlamlandiramaz ve tüm hatayı kendimde ararken zaman zamansa verdiğim tavizlerin ve istemeden yaptığım hatalarin farkına varamaz oldum. tüm bu her şeyin yükünü kaldırmak zorunda kaldığım için yoruldum.

sense ne kendi eksiklerini kapattın, ne benim yanlışlarımı düzeltmek zahmetinde bulundun ne de beni kaybetmemek adına bir çaba gösterdin. oysa böyle belirsizlik yaratmak yerine beni sevdiysen bunun sorumluluğunu alsaydın veya sevmiyordunsa da bu hususta bana karşı dürüst olsaydın ve benden kopmaya hazır hissedene değin benimle olan bağını sürdürmeye devam etmeseydin, bu kadar yıpranmazdım.

benden kopmaya hazır hissetmeyi bekledin ve daha sonra da beni gitmeye mecbur bırakana değin çaba sarfettin. birini sevince çok zor pes eden ve nadiren ondan vazgeçen biri olduğumu bildiğin için, senden kopana değin beni acıdan acıya, psikolojik işkencelere sürükledin. tüm bunları bildiğim halde, umut ettigimden değil, senden vazgeçeceksem bile ardıma bir kez olsun bakmadan gidebilmek için, verdiğin tüm acılara katlandim, kahrına da lütfuna da itaat ettim. bedenimin, ruhumun,kalbimin... (buna bir { dur! } diyebileceğim halde) "göz yumdum çektikleri eziyete!"

sonra seni özgür bıraktım... şaşırdın. çünkü yapmamı deli gibi istediğin halde, bir yandan da bunu yapma gücünü kendimde bulacagimi düşünmüyordun. oysa ben, vazgeçme kabiliyetim olmadığından değil; her ne yapmış olursan ol henüz senden vazgeçme eşiğine gelmedigim icin bunu yapmiyordum. sense bunu vazgeçilmezlik sanip bu kadar çok değer veriyor olmamı zayıflık saydin. çünkü hiç böylesine cikarsiz, böylesine karsiliksiz, bir sevgiyle karsilasmamistin. çünkü henüz sevmenin ne kadar yüce, değer verdiğini gösteriyor olmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu bilmiyordun. saklı sevgilerin insanıydın. çocuk değildin ama olgunlasmamısti henüz sevgin ve kederin.


sen olgunlasirken ben yandım. dört bir yanımı sardı yangınım. sonra kül oldum ve küllerimden yeniden doğdum. dedim ki, demek ki yanmak ve küllerimden yeniden doğmakmış yazgım. sonra ayağa kalktım. artık sevgim değil tecrübemdi taptığım kendi acımla kendi ruhumda kavrulurken, piştiğimi anladım. sonra git gide kendimi onarirken kendim, yer degistirdi bir gün tecrübem ve sevgim. ben de kalmak için verdiğim savaştan ve gitmek için verdiğin çabaya engel olmaya çalışmaktan vazgeçtim. i̇şte böylesine bir anda, böylesine birden, akıntıya kürek sallamaktan vazgectim!


aynı ülkede yaşıyor, aynı şehirde nefes alıyor ve hatta aynı yerde çalışıyorduk. ve her çıkış saatinde denk gelip durduk. i̇lk hafta umursuzca bakan gözlerin ilerleyen vakitlerde bir umut merhamet dinlenip durdu. benim sana gelmeyisime, bu kadar güçlü bir şekilde karşında duruyor oluşuma, senin bana gelmek isteyisin karşısında gösterdiğim gaddarlik ve istikrara şaştın. i̇lk hafta özgürlüğün hazzını derinlemesine yaşayan ve mağrur bir duruşla geleceğimden emin bir şekilde bakan gözlerde, ben gelmedikçe hayat ışığı sönen ve sen gelmek istesen bile seni kabul etmeyeceğimi bildiginden, yuruyen bir cesedin ruhsuzlugunu, kabahatinden ötürü mahcup ama özre yüzü olmayan bir insanın derin pişmanlığını sezdim.

ama senin çektiğin acıdan ya da kivranislarindan ötürü zevk almadım. çünkü ben aci çeken bir insan karşısında kahkaha atmazdim! çünkü sen değildim. cunku senin aksine, acı çeken bir insan karşısında gülüp eglenseydim, insan yanlarim acirdi benim. çünkü ben senin gibi bir insan bana eğilsin diye yapmadığım şeyi bırakmayıp insan yanlarımı kaybetmedim. sadece senin mutluluğuna da mutsuzluguna da kayıtsız kalmakti yaptığım... hem de bunu seni senin silahinla vurarak yaptım! seni gaddarligimdan da merhametimden de mahrum bırakarak yaptım! hem de senin gibi arkadan vurarak degil; gözünün içine bakarak, tüm dürüstlüğüm, tüm mertligimle yaptım.


senin gibi yaptığım başka yapmak istediğim başka olarak yapmadım. senden gerçekten vazgectigim ve tüm bu yaşadıklarımıza dönüp baktığımda, senin aksine, yaptığım seyleri senin canını yakmak için değil; artık kendi canım yanmasın diye yaptım. yani seni hür bırakırken, kendimi de azat ettim. senin gibi yaralı bırakmadım, toparlanamasin diye kanatlarını koparmadim ardimdakinin. üzmüş olabilirim ama yipratmadim. her zaman mükemmel olamamış olabilirim, ama nahif sevdim. ve bir zamanlar sevmiş olduğum insana karşı cirkinlesmedim hiçbir zaman.

geçen gün tasinirken, taşları çok sevdiğimden doğum gunumde benim için yaptigin ve birçok şeyi atmama rağmen atmaya kiyamadigim bir hediyenle karsilastim. babam yanlışlıkla eşyaları taşırken taşlardan bir tanesinin üzerine basıp kırdı. her şeye karşın kalbim öyle çok acıdı öyle çok acıdı ki, taa derinlerden gelen bir yaranın sizlamasini o yaranın tam üstünde hissettim. sonra o taşı yine atmaya kıyamadım ve yerden alıp kitaplığımın en üst rafina yerleştirdim.
ama senin hatrına değil; "acemiligim, safliğım, incinmisliğim adına"

(...)
devamını gör...

ben buradan devam ya.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

siz hiç aynı anda bu kadar mektup aldınız mı?
canım kulüpte böyle şeyler oluyor işte.
iyi ki varsın canım kulüp!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

akraba soruları. "keşke tatil olmasaydı da kimseyi görmeseydim" dedirtir.
devamını gör...

asıl adı christopher william stoneking, 1974 avusturalya doğumlu blues sanatçısı.

her dinlediğimde güzel eski bir şarkı ve muhtemelen şu an ölmüş sanatçısı olduğunu düşünmüştüm nedense. şimdi öğrendim ki; hayatta ve hala şarkı söylüyormuş neyseki.

the love me or die
devamını gör...

ilişki başlamadan atıp tutan, ilişki başladıktan sonra bol bol söylenecek olan kız.
devamını gör...

tatar müziğinin en ayırıcı özelliklerinden biri, çin ve vietnam müziklerinde de rastlanan pentatonik gam [en]dır. enstrümental dans müziği, seküler müzik ve kutsal müzik hepsi tatar halk müziğinin parçalarıdır. tatar müziğinde kullanılan çalgılar ağız kopuzu (tatarca: "kubız"), zurna ("surnay"), kuray (bir tür flüt) ve garmon-talianka'dır.
cicha & pałyga-bağçalarda kestane
devamını gör...

adam şiir yazmıyor, şiir gibi konuşuyor, bunlar hep bu yüzden.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dedi ve çok şükür ki babamın yüzünü kara çalmadım. haklı çıktı asdfgh
devamını gör...

yıl 2002 ve ben istanbul'a üniversite okumaya gitmiş bir gencim. 18 yaşımı gecmemisim ama az biraz iri kıyım olduğum için 28 gösteriyorum. farketmez neden? çünkü akıl yaşta değil baştadır. işte ben o başımın dikine dikine koşuyorum o yıllar. neyse istanbulu bilenler bilir karakoy de 6 ya da 8 şimdi geçmiş zaman tam hatırlayamıyorum çıkışlı bir alt geçit var. ben rıhtım tarafından girdim, tünel çıkışına gideceğim oradan taksime gecicem falan.. neyse bu arada genetik kodlama hatası da olmuş olabilir zira 4 sene istanbulda okuyan canım ablam da aynı yerde kaybolmuş ve anlatmıştı bunu.

ben liman tarafından girdim ilk cikisim tramvay durağı oldu, indim geri nasıl olduysa tekrar aynı durağın tersi yönüne çıktım, geri indim geldiğim liman çıkışına ulaştım, o an dedim ki lan oğlum medeniyet sana fazla dal tramvay yoluna atla geç, o kadar cahilim ki kendimi azarladim sonra geri zekalı o g.t kalkar mı o demirlerden diye. neyse yine daldım bu sefer de tünel çıkışına değil de sahil tarafı yani balıkçıların bulunduğu taraftan çıktım bu arada yarım saat falan dolandım. esnafa bir sordum iki sordum adam tarif ediyor ama yok ben o tarifle yine donuyorum tramvay durağına. akbil aylık o zamanlar tramvayda aylık akbil geçmiyor geçse gidicem eminönüye ordan taksim otobüsü yapicam o derece çaresizim. 8. kez, çıktım tramvay durağına aradım ablamı dedim ki kardeşim seni çok iyi anlıyorum istanbulda bir alt geçitte kaybolmak bizim ailevi eksikligimiz olarak kayda geçti, diyor ki salak misin oğlum sağ tarafa doğru yolu takip et 3. çıkış tan çık. navigasyon gibi ablam varmış da haberim yokmuş, neyse dediğini yaptım ve neredeyim yine o balıkçıların olduğu sahil tarafı ve sonuç bir turist kafilesini kendi ülkemde istanbulun orta göbeğinde takip ederek tunele giden çıkışı buldum.

zalim istanbul bana ilk hayat dersini verdi evet lan dedi ben büyüğüm!
devamını gör...

çok gürültülü, çok kalabalık, çok samimiyetsiz ve zorunluluktan katılınan bir organizasyon olması.
devamını gör...

"beğendiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup adına aşk diyorsunuz."
devamını gör...

entry girenin izlemediği dizidir. herkes her diziyi izliyor ve kimse hiçbir diziyi izlemiyor. herkesin ıq sunun düşük çıkacağı paradokstur. başlık yüksek olarak açılsaydı da yüksek çıkacaktı.
of, sıkıntılı şeyler.
devamını gör...

yine ellerine yüzlerine bulaştırdıkları bir organizasyon rezilliğidir. insanın aklına kasıttan* başka bir şey gelmiyor..
devamını gör...

voyager uzay aracı 1980 yılında satürn kuzey kutbunda altıgen şeklinde bir bulut keşfetmiştir. bu dünyadaki altıgeni andıran bulutlar gibi değil tam olarak her kenarı eşit uzunlukta olan bir şekildir. bulutun büyüklüğü 4 dünyaya eştir. daha sonra farklı uzay araçlarıyla varlığı teyit edilmiştir. neden kaynaklandığı ve nasıl bu şekilde döndüğü tam olarak bilinmemektedir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: emilia clarke) için izlediğim (bkz: thea sharrock) tarafından yönetilen people's choice favori drama filmi ödülü almış 2016 yapımı filmdir. filmin aynı isimle (bkz: jojo moyes) tarafından yazılan kitabı da bulunmaktadır. * emilia clarke'ın oyunculuğunu beğenirken (bkz: sam claflin) döktürmüş bu filmde. engelli bir bireyi o kadar iyi canlandırmış ki mimikleriyle, konuşmalarıyla sanki gerçekten yaşadıklarını anlatıyor gibi hissediyorsunuz. aşk temalı bir film izleyeceğimi sanarken ötenazi konusu soğuk su gibi çarptı yüzüme. öyle bir çarptı ki uzun uzun düşündüm, aynı durumda olsam ne yapardım diye. çok etkileyici ve gerçekçi bir filmdi.



will'in verdiği karara, lou'yu sevmesine rağmen realist yaklaşmasına çok saygı duydum. hayatındaki her türlü zenginliği geçtim en basiti sevdiğine sarılamıyorken böyle bir hayatı sürdürmek çok acı verici. louisa'yla yaşasaydı bir ömür, onu da kısıtlamış olacaktı. sonunda hüngür hüngür ağladım. bazen hikayeler mutlu sonla bitmez. bu da öyle bir filmdi.


devamını gör...

tanım girmekte zorlanıyorum dedirten bir başlıktır. onun adını bile duymak heyecanlandırıyor beni. o başlı başına çok güzel bir insan ve büyük bir sanatçıdır. onun her haline, sesine, yüreğine aşığım desem yeridir galiba. onu her dinlediğimde, inancımızı umutlarımızı diri tuttuğumuz güneşli günler özlemiyle yanıp tutuştuğumuz anlar gelir yüreğime.
devamını gör...

bakır, 3 lira değerinde bir bileklik.
ama görmelisin sözlük nasıl güzel bir bileklik.. geçen sene son paramla mum almak için bir ucuzcuya gitmiştim. ucuz bilekliklerin olduğu standda çook arkalarda bakır bir bileklik duruyordu. pis görünümlüydü, paslanmış gibi. sadece 3 liraydı ancak alamadım. çünkü sadece muma yetecek kadar param vardı. epey de içimde kaldı bileklik. gerçekten görür görmez aşık olmuştum.

bugün ucuzcuya girdim yine. alacaklarımı aldıktan sonra bileklik standı gözüme takıldı. aklıma bakır bileklik gelmedi bile. öyle bakarken arkalarda buldum bilekliğimi. lan dedim nasıl.. satılmamış! nasıl heyecanla aldım ve hemencecik taktım anlatamam.

tüm gün bilekliğime bakıp sevdim onu. cidden çok mutlu oldum sözlük. böyle parmağımla filan oynadım, çevirdim ara sıra, bileğimi uzatıp nasıl durduğunu izledim. hala da bakıyorum güzelime. inanın çok çok mutluyum sözlük. bu bileklik beni 1 sene arka rafta bekledi biliyorum.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim