hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor başlığının faydaları
fayda mı ? ben eli boş dönenler 2/b sinifi yazarlarından .
devamını gör...
elektron yakalama
bir nötron yıldızının oluşum aşamasındaki süreç. nötronizasyon olarak da bilinir.
normal şartlarda gerçekleştiğinde, bir elektron ile bir protonun birleşmesiyle meydana gelen yavaş bir süreçtir. ancak yıldızlarda son derece hızlı gerçekleşir. sonuçta ortamdaki elektron ve protonlar gittikçe azalır. ortamdaki nötron sayısı artmaya başlar. böylece ağırlıklı olarak nötronlardan oluşan bir çekirdekle karşı karşıya kalmış oluruz.

görselin kaynağı
normal şartlarda gerçekleştiğinde, bir elektron ile bir protonun birleşmesiyle meydana gelen yavaş bir süreçtir. ancak yıldızlarda son derece hızlı gerçekleşir. sonuçta ortamdaki elektron ve protonlar gittikçe azalır. ortamdaki nötron sayısı artmaya başlar. böylece ağırlıklı olarak nötronlardan oluşan bir çekirdekle karşı karşıya kalmış oluruz.

görselin kaynağı
devamını gör...
kitabevi gezip internetten kitap alan tip
bu tip, ekonomik olarak zorlanmadan kitap almanın kolay yolunu bulan tiptir. evet kitaplara dokunarak, okuyarak o kitabı keşfetmek gibisi yok ancak mağazadan da alınacak gibi değil artık.doğrusu da internetten almaktır. kitapevlerinde 50 tl lik kitapları internet sitelerindeki kampanyayla 15-20 tl'ye bile alınabiliniyor.
devamını gör...
süleyman soylu'nun ekşi yemedim karnım ağrımıyor sözü
bitirim jargonuyla verilmiş cevaplar. üsluba bakar mısınız. ülkeyi bu jargonla idare ediyorlar muazzam ya. herkes çukur, herkes kurtlar vadisi.
devamını gör...
israil'in mescid-i aksa'ya saldırması
keşke sözlerden kınamalardan ötesine geçebilsek zira bunlar hiçbir işe yaramıyor
devamını gör...
masum sanılan şarkılar
"zeytinyağlı yiyemem aman" adlı türkünün, zamanında amerika'dan gelecek olan mısır yağı ve margarinlerin satılabilmesi için, zeytinyağını kötülemek maksadıyla, ısmarlama bir türkü olduğuna dair ciddi iddialar mevcut uzun zamandır.
fakat tevfik uyar, bu iddiayı çürüten bir yazı kaleme almış.
fakat tevfik uyar, bu iddiayı çürüten bir yazı kaleme almış.
devamını gör...
kitapsız
genel olarak vicdanı olmayan, merhametsiz, karşısındakilere zalimlik eden, kendisini başkalarından üstün gören, taş kalpli kişiler için söylenen sözcük.
bir de bunun tersi olarak acıma duygusu taşıyan, vicdan sahibi, iyi kalpli, başkalarına yardım eden kişiler için de kitaplı dememiz gerekiyor, ama türkçe'de de böyle bir sözcük yok.
bir de bunun tersi olarak acıma duygusu taşıyan, vicdan sahibi, iyi kalpli, başkalarına yardım eden kişiler için de kitaplı dememiz gerekiyor, ama türkçe'de de böyle bir sözcük yok.
devamını gör...
filenin sultanları
bu yıl üst üste gelen milletler ligi, olimpiyat oyunları ve avrupa voleybol şampiyonası karşılaşmalarının yoğunluğuna fazla fazla dirayet göstermiş, son derece çalışkan ve başarılı, türkiye'yi ve türk kadınını en iyi şekilde temsil eden kadın milli voleybol takımına yakıştırılan addır. gündemde, hele spor gündeminde eleştirilecek onca aksaklık varken gelip bu takıma doğru düzgün bir eleştiri olmaksızın dil uzatmak art niyetin dik alasıdır. sporda kaybetmek de var; kaybedilirse sonrası için ders alınır, kazanılırsa daha da çalışılır. spor ahlakı böyle bir şey. bu şahane kadınlar bizlere başka yolların olduğunu gösteriyor, onlardan özenerek kimbilir kaç gencimiz spora başlayacak, kaçı profesyonel olup ülkeyi temsil edecek... spor konusunda yerleşik bir kültürü henüz oluşmamış bizim gibi bir ülke için büyük bir umut bu, çok büyük bir başarı. bizler takımımızı tebrik edip onlara tüm mücadelelerinde başarılar dilemeyi, takıma destek olmayı sürdürdükçe daha nice güzel, umut dolu haberler duyacağız. var olsunlar. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bazı sebeplerden ötürü birkaç gündür tanım yazmayı bırakmış, kendi içime dönmüştüm. bazen insanın içine dönüp kendi halini hatrını sorması kadar güzel bir şey yok, herkese her gün nasılsın diye soruyoruz da kendimizi düşünmek, "acaba nasılım, bir şeye ihtiyacım var mı?" demek hiç aklımıza gelmiyor dimi? neyse ki şu son bir hafta içerisinde iyice sohbet edip kendimle, dertlerimi dinledim de arınıp dinginleşip soluğu burada aldım. bu sohbetlerden ve çevremden gözlemlediğim bir iki şeyi buraya da yazmak istiyorum müsadenizle.
öncelikle, hayattaki en önemli şeyin kendi akıl ve ruh sağlığımız olduğunu, sonrasında ise bu sağlıklı akıl ve ruh ile çevremize bakmamız gerektiğini benimseyebilirsek eminim harika bir sosyal hayatımız olacak. tam tersi bir pencereyle dünyaya baktığımızda her şey gözümüze daha çekilmez daha karanlık geliyor zira ya da benim öyle oluyor bilmiyorum.
yine eğer bir gün başkalarının ne düşündüğünden çok kalbimizin ne söylediğini ön plana alarak yaşamaya başlarsak hepimiz özgür bireyler olacağız. sanki her birimiz bileklerimize takılan "başkalarının dediği" kelepçelerine mahkum halde yaşıyoruz da haberimiz yok.
son olarak da insanları üçe ayırmak gerektiğini düşünüyorum; iyi gelenler, kötü gelenler ve geldiği gittiği fark etmeyenler. hayatında dönem dönem insanları önüne koyup eleyen biri olarak iyi gelenler kategorisindekilere vermem gereken değeri artırır, kötü gelenleri büyük bir keyifle çıkarır, fark etmeyenleri de oldukları yerde bırakırım.
bu sadece günlük hayatımda değil sosyal mecralarda da yaptığım bir uygulama. işte tam da burada "iyi gelenler kategorisinde" olanlara söylemek istediğim bir şey var;
ben sözlüğe kaydolalı 1 ay bile olmamasına rağmen şu kısacık yokluğumu fark edip birebir iletişimim olsun olmasın " nerelerdesin, karikatürler bugün neden yok, sesin neden çıkmıyor?" diyen, döndüğümü görüp "hoşgeldinler" ile karşılayan güzel insanlar iyi ki varsınız. iyi gelenler kategorisindeki insanlarınız çok olsun dilerim.*
öncelikle, hayattaki en önemli şeyin kendi akıl ve ruh sağlığımız olduğunu, sonrasında ise bu sağlıklı akıl ve ruh ile çevremize bakmamız gerektiğini benimseyebilirsek eminim harika bir sosyal hayatımız olacak. tam tersi bir pencereyle dünyaya baktığımızda her şey gözümüze daha çekilmez daha karanlık geliyor zira ya da benim öyle oluyor bilmiyorum.
yine eğer bir gün başkalarının ne düşündüğünden çok kalbimizin ne söylediğini ön plana alarak yaşamaya başlarsak hepimiz özgür bireyler olacağız. sanki her birimiz bileklerimize takılan "başkalarının dediği" kelepçelerine mahkum halde yaşıyoruz da haberimiz yok.
son olarak da insanları üçe ayırmak gerektiğini düşünüyorum; iyi gelenler, kötü gelenler ve geldiği gittiği fark etmeyenler. hayatında dönem dönem insanları önüne koyup eleyen biri olarak iyi gelenler kategorisindekilere vermem gereken değeri artırır, kötü gelenleri büyük bir keyifle çıkarır, fark etmeyenleri de oldukları yerde bırakırım.
bu sadece günlük hayatımda değil sosyal mecralarda da yaptığım bir uygulama. işte tam da burada "iyi gelenler kategorisinde" olanlara söylemek istediğim bir şey var;
ben sözlüğe kaydolalı 1 ay bile olmamasına rağmen şu kısacık yokluğumu fark edip birebir iletişimim olsun olmasın " nerelerdesin, karikatürler bugün neden yok, sesin neden çıkmıyor?" diyen, döndüğümü görüp "hoşgeldinler" ile karşılayan güzel insanlar iyi ki varsınız. iyi gelenler kategorisindeki insanlarınız çok olsun dilerim.*
devamını gör...
madrigal
rönesans döneminde ortayan çıkan, genellikle çoksesli koro için yazılan seküler müzik türü. rönesans döneminin aşk şarkıları denilebilir sanırım.
devamını gör...
kafatasçı
aslında inceleme dalı olarak bilimin bir koludur. bilim insanları kafatası, vücut özelliklerine bakarak kişinin yaşadığı coğrafyayı hatta sosyoekonomik durumunu tahmin edebilirler. ama kavram olarak ırkçılıkla özleşmiştir ve fiziksel özelliklere göre insanlar hakkındaki yersiz ön yargılar anlamına gelir.
not: antik mısırlı bir kişinin kafatası şekli ile kutuplarda yaşayan bir kişinin kafa şekli çok farklıdır. bu noktaya kadar bilimdir. eğer siz bunu bilim adı altında yapmaz, bilimi kendinize göre yorarsanız ya da amacınız bilimsel bir veri elde etmek değilse bu kafatasçılıktır.
not: antik mısırlı bir kişinin kafatası şekli ile kutuplarda yaşayan bir kişinin kafa şekli çok farklıdır. bu noktaya kadar bilimdir. eğer siz bunu bilim adı altında yapmaz, bilimi kendinize göre yorarsanız ya da amacınız bilimsel bir veri elde etmek değilse bu kafatasçılıktır.
devamını gör...
bir kedi bir adam bir ölüm
2001 yılında remzi kitapevi'nden çıkan ömer zülfü livaneli kitabı. aynı yıl yunus nadi roman ödülünü almış.
kitabın kurgulanışı benim daha önce rastlamadığım bir biçimde tasarlanmış. önsözünde yazarın kitabın bazı bölümlerini yeniden yazdığını anlattığı bir yer var. yaptığım çıkarım farklı bulduğum kurgulanış eklemesi olduğuydu. aynı hikayeyi bir yaşayandan bir de yaşayanı dinleyen yazardan sunuluyor hikaye okuyucuya. dışarıdan ve içeriden olayların nasıl göründüğünü net bir şekilde okuyucuya gösteriyor bu özellik.
ben yazarın okuduğum iki romanına göre bu kitabı çok daha sevdim. sevdim dediysem de yazarı kendi yazdıkları içinde sevdim. fakat yukarıda bahsettiğim kısım bana çok farklı bir okuma deneyimi sunduğu için başarılı ve tavsiye edebileceğim bir nitelikte. beni livaneli kitaplarında asıl rahatsız eden ise geçmişte yaşanmış şeylerin anlatılana kadar laf kalabağı içermesi. (bkz: serenad) bu kitapta ise asıl anlatılana ulaşma arzusu hissetmedim. hikaye yaşanmış bitmiş değil devam ediyordu, geçmişten gelen izler geleceğide belirleyecekti çünkü, bitip tükenmiş bir hikaye değildi anlatılan. akıp giden devam eden bir hikaye idi.
benim gibi sevmemiş ama yeniden livaneli'ye şans tanımak isteyenlere, kurgulanışı ve yazımı konusunda farklı bir deneyim yaşamak isteyenlere akıcı, sürükleyici bu kitabı tavsiye ederim naçizane.
kitabın kurgulanışı benim daha önce rastlamadığım bir biçimde tasarlanmış. önsözünde yazarın kitabın bazı bölümlerini yeniden yazdığını anlattığı bir yer var. yaptığım çıkarım farklı bulduğum kurgulanış eklemesi olduğuydu. aynı hikayeyi bir yaşayandan bir de yaşayanı dinleyen yazardan sunuluyor hikaye okuyucuya. dışarıdan ve içeriden olayların nasıl göründüğünü net bir şekilde okuyucuya gösteriyor bu özellik.
ben yazarın okuduğum iki romanına göre bu kitabı çok daha sevdim. sevdim dediysem de yazarı kendi yazdıkları içinde sevdim. fakat yukarıda bahsettiğim kısım bana çok farklı bir okuma deneyimi sunduğu için başarılı ve tavsiye edebileceğim bir nitelikte. beni livaneli kitaplarında asıl rahatsız eden ise geçmişte yaşanmış şeylerin anlatılana kadar laf kalabağı içermesi. (bkz: serenad) bu kitapta ise asıl anlatılana ulaşma arzusu hissetmedim. hikaye yaşanmış bitmiş değil devam ediyordu, geçmişten gelen izler geleceğide belirleyecekti çünkü, bitip tükenmiş bir hikaye değildi anlatılan. akıp giden devam eden bir hikaye idi.
benim gibi sevmemiş ama yeniden livaneli'ye şans tanımak isteyenlere, kurgulanışı ve yazımı konusunda farklı bir deneyim yaşamak isteyenlere akıcı, sürükleyici bu kitabı tavsiye ederim naçizane.
devamını gör...
akşamüstü şarap battaniye film ve sevgili
sadece akşamüstü, battaniye ve film ile yetindiğimi hatırlatıp üzülmeme sebep olmuş beşlemedir. kahrolsundur.
devamını gör...
ali sami yen stadyumu
istanbul mecidiyeköy'deki stadyumun ismi. ismini, galatasaray'ın kurucusu ve ilk başkanı olan ali sami yen 'den almıştır. kuruluş yıllarında maçlarını papazın çayırı' nda yapan galatasaray takımı, taksim stadı'nın açılmasıyla birlikte avrupa yakasında taraftarlarının karşısına çıktı. 1933 yılında taksim stadı istimlak olup gezi stadı olunca, kendine yeni bir stadyum arayan sarı kırmızılı kulüp, ali sami yen stadyumu'nun ilk adımını da atmış oldu. 1936 yılında inşaatına başlanan stadyum, 1940 yılında beden terbiyesi genel müdürlüğü tarafından galatasaray kulübüne 30 yıllığına kiralandı. hizmete girmesi ise 1945 yılını buldu.
35 bin kişi kapasiteli stadyum 20 aralık 1964 yılında türkiye - bulgaristan özel milli maçıyla spor karşılaşmalarına açıldı. ancak maç başlamadan önce açık tribünde sosis tezgahındaki tüp gazının alev almasıyla oluşan aşırı izdihamdan dolayı yıkılan parmaklıklar yüzünden yüzlerce kişi bir alt kata düştü. olay sonrası bir kişi yaşamını yitirirken, 85 kişi de yaralandı. birçok milli maç ve birinci lig maçlarının oynandığı stadyum, tamirat dolayısıyla zaman zaman hizmet dışı tutuldu.
47 yıl boyunca galatasaray'a ev sahipliği yapan ve takımın mabedi haline gelmiş olan stadyum, 11 ocak 2016 yılında galatasaray - gençlerbirliği maçı ile son lig maçına ev sahipliği yaptı. ondan sonra taşınılan stadyuma türk telekom stadyumu ismi verilmişse de, maça giden çoğu galatasaray taraftarı eski alışkanlıktan olsa gerek "ali sami yen'e gidiyorum" der.
35 bin kişi kapasiteli stadyum 20 aralık 1964 yılında türkiye - bulgaristan özel milli maçıyla spor karşılaşmalarına açıldı. ancak maç başlamadan önce açık tribünde sosis tezgahındaki tüp gazının alev almasıyla oluşan aşırı izdihamdan dolayı yıkılan parmaklıklar yüzünden yüzlerce kişi bir alt kata düştü. olay sonrası bir kişi yaşamını yitirirken, 85 kişi de yaralandı. birçok milli maç ve birinci lig maçlarının oynandığı stadyum, tamirat dolayısıyla zaman zaman hizmet dışı tutuldu.
47 yıl boyunca galatasaray'a ev sahipliği yapan ve takımın mabedi haline gelmiş olan stadyum, 11 ocak 2016 yılında galatasaray - gençlerbirliği maçı ile son lig maçına ev sahipliği yaptı. ondan sonra taşınılan stadyuma türk telekom stadyumu ismi verilmişse de, maça giden çoğu galatasaray taraftarı eski alışkanlıktan olsa gerek "ali sami yen'e gidiyorum" der.
devamını gör...
hayatı fazla ciddiye almak
hayatta yapamayacağım hatta yapmayacağım şeydir. her şeyi enine boyuna düşünmekle falan zor geçer bu hayat. eğer bi şeyleri ciddiye almak,önem vermek istiyorsanız bu şey benliğiniz ve size değer veren insanlar olsun çünkü hayat onlarla ve kendinizle geçirdiğiniz zaman kadar güzeldir.
devamını gör...
varikosel
pampiniform pleksus venlerinin kistik dilatasyonudur.
daha çok sol tarafta görülür.
eğer yaşlılarda ve sağ tarafta görülürse tümör yönünden araştırılmalıdır.
tedavide inguinal halka seviyesinde spermatik ven bağlanır.
tedavi edilmezse testiküler atrofi ve infertilite gelişebilir.
daha çok sol tarafta görülür.
eğer yaşlılarda ve sağ tarafta görülürse tümör yönünden araştırılmalıdır.
tedavide inguinal halka seviyesinde spermatik ven bağlanır.
tedavi edilmezse testiküler atrofi ve infertilite gelişebilir.
devamını gör...
sscb'nin dağılması
gelmiş geçmiş her örnekte olduğu gibi ekonomik sebeplerle doğrudan ilişkilidir.
şöyle ki:
soğuk savaş döneminde amerika birleşik devletleri'nin sürekli olarak uzay ve bilgisayar teknolojilerine yatırım yapması sovyetler'i de buna zorlayacak, zaten sallantıda olan sovyet ekonomisini yerle yeksan edecektir. zira ekonomik anlamda başından beri tuzu kuru olan abd mevzubahis yatırımlar için gerekli maddi güce hayli hayli sahipken, sovyet topraklarında en temel ihtiyaç maddelerinin bile temini konusunda sıkıntılar yaşanıyordu. en nihayetinde sovyetler için kesinlikle öncelik olmayan bu yatırımlar, irili ufaklı pek çok diğer nedenin yanında, sscb'nin dağılmasındaki en etkin rolü oynayacaktır.
şöyle ki:
soğuk savaş döneminde amerika birleşik devletleri'nin sürekli olarak uzay ve bilgisayar teknolojilerine yatırım yapması sovyetler'i de buna zorlayacak, zaten sallantıda olan sovyet ekonomisini yerle yeksan edecektir. zira ekonomik anlamda başından beri tuzu kuru olan abd mevzubahis yatırımlar için gerekli maddi güce hayli hayli sahipken, sovyet topraklarında en temel ihtiyaç maddelerinin bile temini konusunda sıkıntılar yaşanıyordu. en nihayetinde sovyetler için kesinlikle öncelik olmayan bu yatırımlar, irili ufaklı pek çok diğer nedenin yanında, sscb'nin dağılmasındaki en etkin rolü oynayacaktır.
devamını gör...
boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin keyfi bir biçimde gözaltına alınması
totoliter rejimin getirdiği bir olaylar silsilesinin ilk parçasıdır.artık yeni anayasa da yapılıyor zeki,çalışkan ve hakkını savunan insanlara bu ülkenin vatandaşının tahammülü yok önce bu konuda mutabakat kuralım geleceğimiz çok karanlık gözüküyor.
devamını gör...

