dante gabriel rosetti
viktorya dönemi'nde yaşamış ingiliz ressam ve şair. şiiri hiç sevmediğimden okumadım herhangi bir şiirini ama tablölarını pek seviyorum. ben kendisini (bkz: beirut)'un (bkz: monna pomona) şarkısını araştırırken tanıdım. kendisinin yaptığı bir tablö imiş.o tablöden doğru da bu amcayı araştırmaya başlamıştım. wiki'de yazdığına göre kendini; "kendine hakim, net, tutkulu ve karizmatik" ve aynı zamanda “ateşli, şairane ve beceriksiz" olarak tanımlıyor bu amca. aynı ben xd
neyse; şaka bir yana, genellikle metreslerini veya başka kadınları resmeder bu amcamız. tablölarında benim görebildiğim ortak özellik; renkleri oldukça canlı kullanması, bol bol çiçek görmemiz ve romantizm akımından epey etkilenmesi oldu. sanat tarihçisi değilim, çok bir yetkinliğim yok resim konusunda ama tablölarını incelemek bana değişik ve güzel bir haz veriyor. şu sitede sanatı ve yaşamı ile ilgili ayrıntılı bilgi ingilizce olarak bulunabilir. kendi portresi başta olmak üzere sevdiğim eserlerini de aşağıya bırakıyorum, nefasetle bakıp feyz alınız hafiniler/beyfiniler.
oto portresi
ancak bu amca aslında şöyle biriymiş. kendisinin fotişi
music isimli tablösu: piyano ya da organ çalan bir hafini ile bir beyfininin ağız yoluyla öbüşmesini gösterir. renkler epey canlı ve arkada gördüğüm pencere ve vitraylar bana oranın bir kilise olduğunu düşündürüyor. enstrümanın yapısı da kilisede çalınanan org, organlara benziyor zaten. beyfininin kıyafeti bir papazın kıyafeti gibi sanki. böyle düşününce epey anlamlı ve hisli geliyor bana bu tablö. hafinin yanında yer alan hievrsalem(kudüs, jerusalem mi aceba?), sicilia, neapolis ve cyprus kelimeleri de dikkat çekici.
beata beatrix: kırmızı ve yeşil ağırlıklı pek güzel bir tablö.
childhood of mary virgin
proserpine: mavinin tonu enfes değil mi? modeli de berrak tüzünataç'a benzetiyorum nedense.
a vision of fiammetta: christina hendricks'i çizmiş sanki. kırmızının çiçeklerle uyumu harika. model ablanın başının üstünde yer alan kuş, anka kuşu sanki. acaba neden yerleştirildi oraya? sümerle bir bağlantı kursam kurarım da gerek yok şimdi. model için marie spartali stillman diyor wiki.
lady lilith: yine bol çiçek, kızıl bir kadın ve canlı renkler görüyoruz. bir elinde ayna diğerinde tarak tutan fakat başka bir yere bakıp, derin düşünen ablamızın ismi wikiye göre fanny cornforth imiş.
monna pomona: benim en sevdiğim tablö. kolyenin canlı rengi beni ilk olarak oraya odaklıyor. değerli bir kolye sanki, altın olabilir mesela ama modelin boğazını epey sıkmış, çıkartmak istiyor elleri. ve modelin yüz ifadesi, gözleri ve mükemmel dudakları sanki bıkmış, yorulmuş, istemiyor o boyun bağını. modelin diğer elinde yine değerli bir yüzük, bileklik var fakat avucunun içinde br meyve ya da çiçek var. kıyafetlerinden anladığım; zengin-varlıklı bir abla fakat sanki oraya ait değil. bu tablö ben de hep; ait olmadığı bir dünyaya şeklen uyum sağlamış fakat ruhen oraya ait olmayan bir kadının sıkışmışlığını anlattığı izlenimini uyandırır. hani bizim yaz dizilerimizde hep olur ya; fakir kız zengin adama aşık olur, o zenginler dünyasına girer ama elindeki meyvesini, çiçeğini, özünü, geldiği yeri özler falan. o duyguyu alıyorum ben bu tablödan ve çok hoşuma gidiyor. bol çiçek detayı bu tablöda da karşımızda.
found: çok ilginç bir resim. bir babayiğit bir kadını bağlamaya çalışıyor sanki. hatun kişi o an o durumdan epey memnuniyetsiz. sanki kaçmış bir yerden ve malesef ki onu bulmuş
kaçtığı kişi. arkada ki kuzunun üzerindeki ağlar, onun da esir edilmiş görüntüsü bu savı daha da destekler nitelikte. hatunun yüzünün yeşil olması; bu ablanın hasta olduğunu resmediyor sanki. bu tablö da bana hep engizisyon tarafından cadılıkla suçlanan ve kaçmaya çalışan bir kadını anımsatıyor. gerçekten öyle mi bilemiyorum altan.
daha pek çok güzel, beni düşündüren tablöları var bu amcanın ama çok uzadı entry. kendisinin mezarının fotoğrafı ile sonlandırayım en iyisi.
the grave of rossetti
neyse; şaka bir yana, genellikle metreslerini veya başka kadınları resmeder bu amcamız. tablölarında benim görebildiğim ortak özellik; renkleri oldukça canlı kullanması, bol bol çiçek görmemiz ve romantizm akımından epey etkilenmesi oldu. sanat tarihçisi değilim, çok bir yetkinliğim yok resim konusunda ama tablölarını incelemek bana değişik ve güzel bir haz veriyor. şu sitede sanatı ve yaşamı ile ilgili ayrıntılı bilgi ingilizce olarak bulunabilir. kendi portresi başta olmak üzere sevdiğim eserlerini de aşağıya bırakıyorum, nefasetle bakıp feyz alınız hafiniler/beyfiniler.
oto portresi
ancak bu amca aslında şöyle biriymiş. kendisinin fotişi
music isimli tablösu: piyano ya da organ çalan bir hafini ile bir beyfininin ağız yoluyla öbüşmesini gösterir. renkler epey canlı ve arkada gördüğüm pencere ve vitraylar bana oranın bir kilise olduğunu düşündürüyor. enstrümanın yapısı da kilisede çalınanan org, organlara benziyor zaten. beyfininin kıyafeti bir papazın kıyafeti gibi sanki. böyle düşününce epey anlamlı ve hisli geliyor bana bu tablö. hafinin yanında yer alan hievrsalem(kudüs, jerusalem mi aceba?), sicilia, neapolis ve cyprus kelimeleri de dikkat çekici.
beata beatrix: kırmızı ve yeşil ağırlıklı pek güzel bir tablö.
childhood of mary virgin
proserpine: mavinin tonu enfes değil mi? modeli de berrak tüzünataç'a benzetiyorum nedense.
a vision of fiammetta: christina hendricks'i çizmiş sanki. kırmızının çiçeklerle uyumu harika. model ablanın başının üstünde yer alan kuş, anka kuşu sanki. acaba neden yerleştirildi oraya? sümerle bir bağlantı kursam kurarım da gerek yok şimdi. model için marie spartali stillman diyor wiki.
lady lilith: yine bol çiçek, kızıl bir kadın ve canlı renkler görüyoruz. bir elinde ayna diğerinde tarak tutan fakat başka bir yere bakıp, derin düşünen ablamızın ismi wikiye göre fanny cornforth imiş.
monna pomona: benim en sevdiğim tablö. kolyenin canlı rengi beni ilk olarak oraya odaklıyor. değerli bir kolye sanki, altın olabilir mesela ama modelin boğazını epey sıkmış, çıkartmak istiyor elleri. ve modelin yüz ifadesi, gözleri ve mükemmel dudakları sanki bıkmış, yorulmuş, istemiyor o boyun bağını. modelin diğer elinde yine değerli bir yüzük, bileklik var fakat avucunun içinde br meyve ya da çiçek var. kıyafetlerinden anladığım; zengin-varlıklı bir abla fakat sanki oraya ait değil. bu tablö ben de hep; ait olmadığı bir dünyaya şeklen uyum sağlamış fakat ruhen oraya ait olmayan bir kadının sıkışmışlığını anlattığı izlenimini uyandırır. hani bizim yaz dizilerimizde hep olur ya; fakir kız zengin adama aşık olur, o zenginler dünyasına girer ama elindeki meyvesini, çiçeğini, özünü, geldiği yeri özler falan. o duyguyu alıyorum ben bu tablödan ve çok hoşuma gidiyor. bol çiçek detayı bu tablöda da karşımızda.
found: çok ilginç bir resim. bir babayiğit bir kadını bağlamaya çalışıyor sanki. hatun kişi o an o durumdan epey memnuniyetsiz. sanki kaçmış bir yerden ve malesef ki onu bulmuş
kaçtığı kişi. arkada ki kuzunun üzerindeki ağlar, onun da esir edilmiş görüntüsü bu savı daha da destekler nitelikte. hatunun yüzünün yeşil olması; bu ablanın hasta olduğunu resmediyor sanki. bu tablö da bana hep engizisyon tarafından cadılıkla suçlanan ve kaçmaya çalışan bir kadını anımsatıyor. gerçekten öyle mi bilemiyorum altan.
daha pek çok güzel, beni düşündüren tablöları var bu amcanın ama çok uzadı entry. kendisinin mezarının fotoğrafı ile sonlandırayım en iyisi.
the grave of rossetti
devamını gör...
kuran'daki matematiksel hata
120.000₺ miras bırakan adamın 1 eşi, 3 kızı vardır. anne ve babası hayattadır.
aşağıdaki ayetlere göre hesaplayalım.
3 kızının payı mirasın üçte ikisi: 120.000*2/3 = 80.000₺
eşinin payı mirasın sekizde biri: 120.000*1/8 = 15.000₺
babasının payı mirasın altıda biri: 120.000*1/6 = 20.000₺
annesinin payı mirasın altıda biri: 120.000*1/6 = 20.000₺
paylaşılanları topladığımızda 135.000₺ oluyor. halbuki miras 120.000₺
--- alıntı ---
nisa suresi 11. ayet: allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder. ikiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır. eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuşlarsa anasının hakkı üçte birdir. ölenin kardeşleri varsa anasının payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. bunlar allah tarafından konmuş paylardır; şüphesiz allah ilim ve hikmet sahibidir.
nisa suresi 12. ayet: yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra, eşlerinizin, çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. eğer bir erkek veya kadının, anası, babası ve çocukları bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, vasiyetten ve borçtan sonra her birinin payı altıda birdir. bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. kimse zarar görmesin; allah’ın hükmü budur. allah her şeyi bilendir, hilim sahibidir.
--- alıntı ---
aşağıdaki ayetlere göre hesaplayalım.
3 kızının payı mirasın üçte ikisi: 120.000*2/3 = 80.000₺
eşinin payı mirasın sekizde biri: 120.000*1/8 = 15.000₺
babasının payı mirasın altıda biri: 120.000*1/6 = 20.000₺
annesinin payı mirasın altıda biri: 120.000*1/6 = 20.000₺
paylaşılanları topladığımızda 135.000₺ oluyor. halbuki miras 120.000₺
--- alıntı ---
nisa suresi 11. ayet: allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder. ikiden fazla kadın iseler bıraktığının üçte ikisi onlarındır. eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuşlarsa anasının hakkı üçte birdir. ölenin kardeşleri varsa anasının payı, vasiyetten ve borçtan sonra altıda birdir. babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. bunlar allah tarafından konmuş paylardır; şüphesiz allah ilim ve hikmet sahibidir.
nisa suresi 12. ayet: yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra, eşlerinizin, çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. çocuğunuz yoksa sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. eğer bir erkek veya kadının, anası, babası ve çocukları bulunmadığı halde malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, vasiyetten ve borçtan sonra her birinin payı altıda birdir. bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. kimse zarar görmesin; allah’ın hükmü budur. allah her şeyi bilendir, hilim sahibidir.
--- alıntı ---
devamını gör...
islam komplosu
muhammed yaşadı, bunun için yeterli miktarda tarihi kanıt var. fakat islam tabii ki bir projeydi. projenin mimarı da haticenin akrabası olan varaka bin nevfel'dir. bu şahsiyet çok ilginç fakat hakkında fazla bilgi yok. ancak bilebildiğimiz kadarıyla yeni bir din fikriyle donanmış nasturi bir hristiyan. pek çok din ve muhtemelen dil biliyor. roma'yı da persleri de tanıyor. muhammed'i hatice ile evlendiren de o ki bu basbayağı politik bir evlilik ve enteresan(!) bir şekilde muhammed'in peygamberliğini ilk sezen de o. yeni dini için politik olarak güçlü kureyş kabilesinin önemli bir ferdini reklam yüzü olarak kullanması gayet akla yatkın.
varaka'nın yeni bir din fikrindeki motivasyonu neydi bilinmez. amacı iyi mi kötü mü o da bilinemez fakat bilinen bir şey var ki mekke düşene kadar barışçıl ve uzlaşmacı olan islam mekke düşünce bir anda şiddet içeren bir dine evriliyor. hatta varaka öldükten sonra bir müddet ayetler de kesiliyor ve sonrasında "muhammed'i rahatsız etmeyin, oyalamayın" diyen ya da "peygambere şu şu kadınlar helal kılınmıştır" gibi upuzun tuhaf ayetler iniyor(!).
varaka'nın muhammed'in akıl hocası ve sponsoru olduğu çok açık. o öldükten sonra kurumsal kimliğini yitiren islam'ın bir şiddet sarmalına girdiği de ortada.
varaka'nın yeni bir din fikrindeki motivasyonu neydi bilinmez. amacı iyi mi kötü mü o da bilinemez fakat bilinen bir şey var ki mekke düşene kadar barışçıl ve uzlaşmacı olan islam mekke düşünce bir anda şiddet içeren bir dine evriliyor. hatta varaka öldükten sonra bir müddet ayetler de kesiliyor ve sonrasında "muhammed'i rahatsız etmeyin, oyalamayın" diyen ya da "peygambere şu şu kadınlar helal kılınmıştır" gibi upuzun tuhaf ayetler iniyor(!).
varaka'nın muhammed'in akıl hocası ve sponsoru olduğu çok açık. o öldükten sonra kurumsal kimliğini yitiren islam'ın bir şiddet sarmalına girdiği de ortada.
devamını gör...
kedi burnu
çok tatlı, minnacık bir şey. genelde ıslak olur. miniciktir. yüzünü avucumun içine alıp sıkıştıra sıkıştıra sevme isteği bir bende yok di mi??*
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
uyurken tık gitmek.
devamını gör...
şok gazetesi
bi de bulvar vardı hala var mı bilmiyorum. yazlıkta yaşlı amcaların fazla olduğu bi mahallede bu ikisi sabahın erken saatlerinde biter rafları boş kalırdı.
devamını gör...
bir gecede cahil kalmak
biliyor musunuz?
“1923te türkiye’de;
nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
traktör sıfırdı. 5 bin köyde sığır vebası vardı.
hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi. verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu.
bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
memlekette sadece 337 doktor vardı.
sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i türk’tü.
diş hekimi, sıfırdı.
dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
ortalama ömür 40’tı.
yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
kiremit bile ithaldi. adı marsilya kiremidiydi.
limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu. kimisi güneşin tamamen battığı ezani saati esas alıyordu.
“saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.
kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu.
dirhem, okka, çeki vardı. arşın, kulaç, fersah vardı. ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz. ölçülerimiz ortaçağ’dı.
erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. ülke bilim’den çok uzaktı.
600 sene boyunca türkçenin ırzına geçilmiş, osmanlıca denilmişti. arapça, farsça, fransızca, italyanca kelimeler, levanten terimler dilimizi istila etmişti. karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan arapçayla türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya...
ibrahim müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? sadece 417’ydi. bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. ki zaten, müteteferrika da devşirmeydi, macar’dı.
bu topraklara kitap gelene kadar, avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul'da bir yılda yazılanlar, paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
4,5 yaşlarındayken millette nasıl uc yeme, peçete yeme huyu varsa gariptir ki bende de toz deterjan yeme isteği vardi. deterjanin kokusu iştahımı açıyordu derken bir gün deterjan kokusu yine iştahımı açmış elimde kepçe, deterjan kutusuna gözlerim hipnozlu bir şekilde yaklaşırken şans eseri babaannem görmüş ve toz deterjanı ulaşamayacağım bir yere kaldırmıştı. eğer babaannem yetismese ben sizlere ömür olacaktım sözlük ailesi kaldı 8 can.
mahallede yokuştan aşağı 3 tekerlekli bisikletimle "ulaa yirmağa gideyrum yırmaağa" diye bağırırken alt yoldan son sürat araba ile burun buruna gelmemiz sonucu yerde sekip duvarin arkasında bulunan evin çatısına uçmuştum. kaşım yarılmış, kolum incinmişti. kaldı 7 can.
yaklaşık 5 sene önce staj yaparken büyük yolcu servisi evime yakın yerde tam ineceğim zaman şoför gaza basmış,hareket etmişti. servisten kafa üstü yere çakılmıştım. servis yüksek olduğu için ve düştüğüm yer cadde üstü oldugu için düştüğüm yerde herkes arabasını park etmisti. arabaların üstüne düşmemem tamamen mucize. yine aynı kaşım yarılmış, 3 gun yerimden kalkamamıstım.staj bitene kadar herkes yere kafa atan kız diye benimle dalga geçmişti. kaldi 6 can.
kendi kusmuğumda boğulmuş nefes alamamıştım. şaka değil arkadaşlar. evet millet kendi b*kunda boğulur,ben kendi saframda boğulacaktım. nefes alamadığım için yere yığılmış, gecenin bir vakti tüm aile halkini korkutmustum. annem eger yetismese sırtıma vurmasa ve kafamı soğuk suyun altına sokmasa ben harbi harbi sizler ömürdüm. kaldi 5 can.
*liste güncellemeye açıktır. canlar tükendikçe yenisi gelecektir.
mahallede yokuştan aşağı 3 tekerlekli bisikletimle "ulaa yirmağa gideyrum yırmaağa" diye bağırırken alt yoldan son sürat araba ile burun buruna gelmemiz sonucu yerde sekip duvarin arkasında bulunan evin çatısına uçmuştum. kaşım yarılmış, kolum incinmişti. kaldı 7 can.
yaklaşık 5 sene önce staj yaparken büyük yolcu servisi evime yakın yerde tam ineceğim zaman şoför gaza basmış,hareket etmişti. servisten kafa üstü yere çakılmıştım. servis yüksek olduğu için ve düştüğüm yer cadde üstü oldugu için düştüğüm yerde herkes arabasını park etmisti. arabaların üstüne düşmemem tamamen mucize. yine aynı kaşım yarılmış, 3 gun yerimden kalkamamıstım.staj bitene kadar herkes yere kafa atan kız diye benimle dalga geçmişti. kaldi 6 can.
kendi kusmuğumda boğulmuş nefes alamamıştım. şaka değil arkadaşlar. evet millet kendi b*kunda boğulur,ben kendi saframda boğulacaktım. nefes alamadığım için yere yığılmış, gecenin bir vakti tüm aile halkini korkutmustum. annem eger yetismese sırtıma vurmasa ve kafamı soğuk suyun altına sokmasa ben harbi harbi sizler ömürdüm. kaldi 5 can.
*liste güncellemeye açıktır. canlar tükendikçe yenisi gelecektir.
devamını gör...
her şeye lanet edip küçük sahil kasabasında kerhane açmak
çoğu erkeğin emeklilik hayali. küçük, şirin bir sahil kerhanesi..
insanlar mutlu, çalışanlar huzurlu ve mutlu. susam sokağı ortamı var. egzos dumanı ile kirlenen metropollerde savrulmak ne kadar da yorucu.
dünyayı biz kirlettik. sıktık parfümü, bastık gaza. erittik buzulları. ayıptır be.
insanlar mutlu, çalışanlar huzurlu ve mutlu. susam sokağı ortamı var. egzos dumanı ile kirlenen metropollerde savrulmak ne kadar da yorucu.
dünyayı biz kirlettik. sıktık parfümü, bastık gaza. erittik buzulları. ayıptır be.
devamını gör...
begonvil
sezen aksu şarkılarından biridir.
begonvil boy vermiştir şimdi
yasemen basmıştır bodrum'u
kokusu geldi rüzgârın
bir kelebek öptü boynumu…
tık tık
begonvil boy vermiştir şimdi
yasemen basmıştır bodrum'u
kokusu geldi rüzgârın
bir kelebek öptü boynumu…
tık tık
devamını gör...
ikinci şansı herkes hak eder mi sorunsalı
hak edip etmediğini ikinci bir şans vermeden anlayamayacağımız durumdur. fakat şiddet, haksızlık, hor görme gibi durumlarda kesinlikle kimse hak etmez.
devamını gör...
sürü psikolojisi
"önce sorun yarat, sonra çözüm sun"
covid 19
"engelleyemiyorsan meşgul et"
siyaset, magazin, spor..vs
"insanları harekete geçirnek için iki tür manivela gerekir; biri korku, diğeri menfaat"
silivri ya da şöhret
covid 19
"engelleyemiyorsan meşgul et"
siyaset, magazin, spor..vs
"insanları harekete geçirnek için iki tür manivela gerekir; biri korku, diğeri menfaat"
silivri ya da şöhret
devamını gör...
eski sevgilinin evlenmesi
eski ise gayet olağandır. ben şu benim değilse sevmemişimdir yoksa istediğimi alırımcı tayfadanım. eski sevgilimin evleneceğini benimle birlikte olmak isteyen başka bir erkekten öğrenmiştim. acayip sinirlendim. kendisi de söyleyebilirdi. ayrılırken bir gün senin düğününü basıcam diyerek tehdit etmiştim o yüzden söyleyememiş. bunun sebebi de ayrıldıktan sonra bir müddet kimle sevgili olduysam çocuklara rahat vermemesiydi.
neyse bu haberi bana veren vatandaş eski sevgilimi hâlâ sevdiğimi düşünerek bu haberi bana verdi ve o an gözleri ışıl ışıldı. son erkek sen kalsan taşı sokarım seni sevmem demiştim. umarım erkeklik gururu falan varsa biraz incinmiştir.
neyse bu haberi bana veren vatandaş eski sevgilimi hâlâ sevdiğimi düşünerek bu haberi bana verdi ve o an gözleri ışıl ışıldı. son erkek sen kalsan taşı sokarım seni sevmem demiştim. umarım erkeklik gururu falan varsa biraz incinmiştir.
devamını gör...
sizin ölünüz halkın ölüsünden daha mı kıymetli
son günlerde hükümete yakın kişilerin cenazelerinde yaşanan durum,
yaklaşık bir yıldır covid tedbirleri sebebiyle, yakınlarının cenazelerine bile katılamayan vatandaşların içine ayrı bir acı daha bırakmakta.
bunlardan biri de benim.
2020 haziran ayında kaybettiğim annemi izin verilen 8-10 kişi eşliğinde defnettim.
buyrun, bunlar hükümete yakın kıymetli ölülerin cenaze törenleri;



bu da vatandaşın cenaze defin işlemi;

öldükten sonra cenazene bir kişi gelmiş veya bin kişi gelmiş, bunun en azından benim açımdan bir önemi yok. beni ilgilendiren kısım, ölüler arasında bile ayrım yapan bu zihniyet, ve bu zihniyetin kişilerin ruhunda yarattığı tahribat...
yaklaşık bir yıldır covid tedbirleri sebebiyle, yakınlarının cenazelerine bile katılamayan vatandaşların içine ayrı bir acı daha bırakmakta.
bunlardan biri de benim.
2020 haziran ayında kaybettiğim annemi izin verilen 8-10 kişi eşliğinde defnettim.
buyrun, bunlar hükümete yakın kıymetli ölülerin cenaze törenleri;



bu da vatandaşın cenaze defin işlemi;

öldükten sonra cenazene bir kişi gelmiş veya bin kişi gelmiş, bunun en azından benim açımdan bir önemi yok. beni ilgilendiren kısım, ölüler arasında bile ayrım yapan bu zihniyet, ve bu zihniyetin kişilerin ruhunda yarattığı tahribat...
devamını gör...
e-kitap
para harcamadan hazineye ulaşmak.
devamını gör...
yazarların gördüğü tatsız fotoğraflar
kurban bayramından 3-4 gün önce babam siyah bir koç almış boş bir dükkana koymuştu. dükkanda kepenk var ama cam yoktu. onu sürekli otla yaprakla besledim. evden marul felan aşırıp götürüyordum. akşama kadar onunla oynuyordum. beni görür görmez koşup geliyordu. ben onu o da beni sevmişti. sürü başı demişti babam. ben de ona başkan ismini vermiştim. kesileceğini biliyordum ama işte çocuk aklı kafamda canlandıramamışım. evet yetişemesem de onun cansız bedenini yerde gördüm. zordu. bir fotoğraf çekilmişiz unutmuşum. yakın zamanda attı dayım whatsaptan. bu da benim gördüğüm tatsız fotoğraftı işte. seni unutmayacağım başkan.
devamını gör...
21 mayıs 2017 fenerbahçe olympiakos maçı
fenerbahçe erkek basketbol takımının; türk basketbol tarihinin kulüpler bazında en büyük başarısına, türk spor tarihinin de en büyük başarılarından birine imza attığı euroleague şampiyonluğunun geldiği maç. o zaman isim sponsorumuz da yok. 80-64 kazanıp tarihe geçmiştik. *
devamını gör...
arnold schwarzenegger öldüğünde atılacak gazete başlıkları
hasta la vista, baby
devamını gör...

