normal sözlük yazarlık rütbeleri
algoritmanın kafası güzelmiş dediğim ünvan. meddah denilince akla kavuk gelir. buradan şevket çoruha sesleniyorum. sen mi getirirsin? ben mi aldırayım?
tanım: karma puanı 10 bini aşan yazarlara kafa sözlük algoritması tarafından verilen ünvan.
kafa sözlük algoritmasına da sesleniyorum. “meddah” tek kişiye verilecek bir ünvandır. bir başka yazara daha verirsen, bozuşuruz.
kısaca meddah; (bakınız tek diyor tek)
tek kişilik tiyatro oyunlarına eski dilde meddah denmektedir. meddah ifadesi güzel söz söyleyen anlamında kullanılır. meddahlık geleneği tarihte çok eski dönemlere dayanmaktadır. hünerli söz söylemek derin bir kültür birikimi, dil ve diksiyon becerisi gerektirir. meddahlar hünerli, aydın insanlardır.
ancak her gösterinin bir sonu vardır.
edit: bir algoritma zırvalamasıdır. zerre önemi yoktur.
çok önemli edit: sözlüğün kraliçesi (bkz: mahlassızım) bu ünvan için “ne güzel! sahnede tek bir yıldız gibi” dedi. bu söz üstüne söz söyleyen olursa, kalbini parça pinçik ederim. son nokta konulmuştur ünvana.
tanım: karma puanı 10 bini aşan yazarlara kafa sözlük algoritması tarafından verilen ünvan.
kafa sözlük algoritmasına da sesleniyorum. “meddah” tek kişiye verilecek bir ünvandır. bir başka yazara daha verirsen, bozuşuruz.
kısaca meddah; (bakınız tek diyor tek)
tek kişilik tiyatro oyunlarına eski dilde meddah denmektedir. meddah ifadesi güzel söz söyleyen anlamında kullanılır. meddahlık geleneği tarihte çok eski dönemlere dayanmaktadır. hünerli söz söylemek derin bir kültür birikimi, dil ve diksiyon becerisi gerektirir. meddahlar hünerli, aydın insanlardır.
ancak her gösterinin bir sonu vardır.
edit: bir algoritma zırvalamasıdır. zerre önemi yoktur.
çok önemli edit: sözlüğün kraliçesi (bkz: mahlassızım) bu ünvan için “ne güzel! sahnede tek bir yıldız gibi” dedi. bu söz üstüne söz söyleyen olursa, kalbini parça pinçik ederim. son nokta konulmuştur ünvana.
devamını gör...
pratik bilgiler
yumurta haşlarken suyuna biraz tuz atarsanız kabuklarının daha kolay soyulduğunu görecekseniz.
devamını gör...
gece vakti sokakta nara atan kedi
terbiyesizdir net. sokağa çıkma yasağı var ve sen sütü içip içip deli danalar gibi maaauuuuuvvvv diye bağırıyorsun. çoluk çocuk var kardeşim.
devamını gör...
yazarların yarış atı olsa koyacağı isimler
(bkz: roadrunner)
devamını gör...
büyükbaba paradoksu
paradoksun tarifi şöyledir:
eğer geçmişe gidip kendi dedemi öldürürsem benim de var olmamam gerekir, fakat ben hiç doğmazsam asla zaman makinesine binip dedemi öldüremem. bu durumda dedem ölmeyeceği için benim de doğmuş olmam gerek. şu durumda dedem de ben de hem ölü hem de diri oluruz.
paradokslarda dikkat edilmesi gerekilen husus, kanımca, mevcut gerçekliği baz almaktaki hatada yatmaktadır. mevcut bir gerçekliğin içerisinde var olan kanunlar(entropi gibi) farklı bir gerçeklikte söz konusu ol(a)mayacaktır.
eğer geçmişe gidip kendi dedemi öldürürsem benim de var olmamam gerekir, fakat ben hiç doğmazsam asla zaman makinesine binip dedemi öldüremem. bu durumda dedem ölmeyeceği için benim de doğmuş olmam gerek. şu durumda dedem de ben de hem ölü hem de diri oluruz.
paradokslarda dikkat edilmesi gerekilen husus, kanımca, mevcut gerçekliği baz almaktaki hatada yatmaktadır. mevcut bir gerçekliğin içerisinde var olan kanunlar(entropi gibi) farklı bir gerçeklikte söz konusu ol(a)mayacaktır.
devamını gör...
songs of faith and devotion

depeche mode'un 1993 tarihli 9. stüdyo albümü.
albümden i feel you, walking in my shoes, condemnation ve in your room olmak üzere 4 single çıkmıştır.
depeche mode için, her anlamda değişimin en yoğun hissedildiği albüm denilebilir. müzikal anlamda violator ile başlayan, daha yalın ve vurgulu synthsizer kullanımı formülüne uygun şekilde hareket edilmiş, loop'a alınmış gospel tınıları ile kendini çok daha fazla hissettirmiştir.
albüm, depeche mode'da olduğu gibi hayranlar için de değişime neden olmuştur; albümü beğenen ve benimseyen bir kitle vardır, ancak grup gittikçe synth-pop'tan uzaklaşan, 90'ların değişen ana trend müziğine uygun, daha "rock" bir albüm ile karşımıza çıkmaktadır.
müzikal anlamdaki başarısını bir kenara bırakırsak sofad, depeche mode'un en "dibe vurmuş" albümüdür. albümün ilk kaydı, madrid'de kiralanan bir villanın stüdyo haline getirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. en sancılı kayıt sürecinin yaşandığı albüm de denilebilir. sex&drugs and rock'n roll'un dibine vuran junkie bir solist, ortalıkta dolanıp mali işlerle uğraşan bir arkadaş, şarapçı bir söz yazarı/bestekar ile yetenekli bir prodüktorün bir araya gelmesi ve bu arkadaşların birbirlerini görmeye tahammül edemezken kayıt boyunca kendilerini villaya kapatmalarının sonucunda oluşan sancılı ortam, albümün bel kemiğini oluşturmaktadır. her ne kadar albümde ve albümdeki şarkılara çekilen kliplerde dini motiflere yer verilmiş olsa da inanç ve bağlılığın şarkılarının neye veya kime olduğu noktasında şeffaflık söz konusu değildir.
albüm, aynı zamanda grubun en uzun süren turnesine eşlik eden ana albümdür. 1993 yılında devotional tour ve bu turnenin beklenenden daha başarılı sürmesi sonrası 1994 yılında exotic tour gerçekleştirilmiştir. nitekim grup içi yaşanan çatışmalar ve aynı zamanda gruba katkısının yeteri kadar değer görmediğini düşünen alan wilder, albümün ilk kaydı esnasında gruptan ayrılmayı kafasına koymuşken bu kararını turne bitimine kadar ertelemiş, turne bitimiyle beraber gruptan ayrıldığını açıklamıştır.
her şey bi yana, rahatlıkla söyleyebilirim ki bu albüm depeche mode'un en dibe vurmuş albümü olmakla birlikte, grubun gerçek potansiyelini en iyi şekilde yansıttığı albümdür. martin l. gore lirikalite bakımından en sansürsüz ve vurgulu şekilde istediklerini ifade etmiştir; dave gahan'ın sesi her ne kadar madde kullanımından dolayı (göreceli olarak) eskisi gibi olmada da albümün genel havasına gayet uygundur; kuvvetlidir ama bir o kadar da bitap düşmüştür. alan wilder grupta yer aldığı son albümde istediği karanlık ve derin formattaki müziği yapabilmiş, iyi ki de yapmıştır. aynı zamanda müzikal yeteneğinin sadece synthsizer kullanmaktan ibaret olmadığını da göstermektedir, albümdeki back-drumming kit'ler, kendisi tarafından icra edilip kaydedilmiştir. sadece bununla sınırlı kalmayarak henüz 6 aylık tecrübeyle 1993 ve 1994 turnelerinde davulda adeta yardırmaktadır.
özet olarak baş tacı albümlerdendir, canlı performansı stüdyo kaydını aşan albümlerdendir aynı zamanda. dinleyin, dinletin efenim.
devamını gör...
normal sözlük’ün çok sıkıcı olması sorunsalı
seviyesizlik arayan ekşi sözlüğe gitsin.
devamını gör...
etsiz çiğ köfte yiyen insan
evde yapılıp, tepsiden direk marula sarılıp yenildiğinde çok iyi olmaktadır. etsiz çiğ köfteyi hiç sevemedim.
devamını gör...
babaya söylemek istenip de söylenemeyenler
ne gerek vardı niye yaptınız beni.
devamını gör...
türkçenin okunduğu gibi yazılan bir dil olması
dilbilimsel olmayan bir önermedir. hiçbir dil okunduğu gibi yazılmaz, yazıldığı gibi okunmaz. çünkü sözlü dil ve yazılı dil doğaları gereği birbirinden farklıdır. sözlü dil daha akışkandır, değişime açıktır. kanıt olarak da yöresel ağızları örnek gösterebiliriz. mesela ege bölgesinde çoğu ses söylenmemekte, yuvarlanmakta ya da başka ses değişimlerine uğramaktadır. ("buraya geliver bakalım." cümlesi şöyle seslendirilir " buri gelive bakam") oysa yazılı dil durağandır, standarttır. zaten amacı da bu standardı korumaktır. yeni türk harflerinin kabulünden günümüze kadar geçen süre bir dil açısından çok çok yeni bir süredir. bundan dolayı yazı dili ve konuşma dili arasında (standart türkçe 'istanbul türkçesi' için ) çok az fark bulunmaktadır. genel durum uyumlu olduğundan böyle bir çıkarım yapılmıştır. aksi durumlar mevcuuttur ve olmaya devam edecektir, çünkü doğalı budur. yazıldığı gibi okunmayan sözcüklerde en göze çarpanlar gelecek zaman kipiyle çekimlenmiş fiillerdir. söylemeyeceğim diye yazılı "söylemiycem" diye okunur. değil mi diye yazılır "diil mi" diye okunur. sadece çekimli fiillerde değil örneğin ağabey diye yazılır "abi" diye okunur. bu telaffuzlar doğaldır.
diller, yazı dillerindeki ses karşılıkları olan harflerin bütünü olan alfabelerinden ibaret değildir. zaten dillerde fonetik alfabe diye söylenişle ilgili farklı bir alfabe mevcuttur. yazı dilindeki her harf sözlü dildeki her sesi karşılamaz. bu iki alfabe ne kadar doğalsa bir dilin yazıldığı gibi okunmaması da o kadar doğaldır.
diller, yazı dillerindeki ses karşılıkları olan harflerin bütünü olan alfabelerinden ibaret değildir. zaten dillerde fonetik alfabe diye söylenişle ilgili farklı bir alfabe mevcuttur. yazı dilindeki her harf sözlü dildeki her sesi karşılamaz. bu iki alfabe ne kadar doğalsa bir dilin yazıldığı gibi okunmaması da o kadar doğaldır.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
devamını gör...
6 kelimelik hikayeler
sen kimsin dedim kendime, baktı tanıyamadı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
haydi açalım sınıf defterini.. bir sene boyunca alınan yoklama.. öğretmenler yazıyor, çiziyor karalama defteri sanki. her gün açılıp kapatılıyor o sayfalar. sene sonuna doğru yıpranmış üzerinde epey çalışılmış kutsal defter oluyor onaylı hemde tüm öğretmenler'in imzalarıyla (yüce jüri) yeni dönem'e çok gezip çok çalışıp gelin kitap okumayı ihmal etmeyin gibisinden her sene duyduğunuz standart cümleler..
ne değişiyor? her sene biraz daha büyüyorsunuz ama aynı sınıf işte. sene başında yaşadığın heyecan sene sonunda bir an önce bitse kına yakacan moduna bırakıveriyor.
okulun ilk günü bazı öğretmenler değişmiş bazı arkadaşlar taşınmış. gidenler sevdiğin arkadaşlarınsa ufak bir hüzün çöküyor değil mi? yeni gelenlere de farklı bakıyorsun ama gizemliler bir merhaba'ya ne dersin.. önce arkasından ufak bir dedikodu edersin ne tuhaf bu kimseyle konuşmuyor ya da eyvah bunun sesi çok çıkıyor.. gıcık oldun hemen ne bekliyorsun ki. sanki sınıf senin, sıra tapulu malın, en önce ben geldim ben oturmalıyım çık oradan hep tekrara düşüyorsun. görmek istemediklerinle de başlattın meşhur kavgalarını..
her sene okul'un ilk günü değiştin sanırsın değil mi? sen aynısın be çocuk bak öğretmenler bile başladı hiç değişmemişsine getirdi mevzuyu. söyle onlara çocuk bağıra bağıra asıl siz hiç değişmemişsiniz... demedin değil mi? tadın kaçar deme not verecekler sana çünkü.
ne değişiyor? her sene biraz daha büyüyorsunuz ama aynı sınıf işte. sene başında yaşadığın heyecan sene sonunda bir an önce bitse kına yakacan moduna bırakıveriyor.
okulun ilk günü bazı öğretmenler değişmiş bazı arkadaşlar taşınmış. gidenler sevdiğin arkadaşlarınsa ufak bir hüzün çöküyor değil mi? yeni gelenlere de farklı bakıyorsun ama gizemliler bir merhaba'ya ne dersin.. önce arkasından ufak bir dedikodu edersin ne tuhaf bu kimseyle konuşmuyor ya da eyvah bunun sesi çok çıkıyor.. gıcık oldun hemen ne bekliyorsun ki. sanki sınıf senin, sıra tapulu malın, en önce ben geldim ben oturmalıyım çık oradan hep tekrara düşüyorsun. görmek istemediklerinle de başlattın meşhur kavgalarını..
her sene okul'un ilk günü değiştin sanırsın değil mi? sen aynısın be çocuk bak öğretmenler bile başladı hiç değişmemişsine getirdi mevzuyu. söyle onlara çocuk bağıra bağıra asıl siz hiç değişmemişsiniz... demedin değil mi? tadın kaçar deme not verecekler sana çünkü.
devamını gör...
üniforma alamadığı için okula giremeyen öğrenci
ciddi bir travma yaşamıştır.
üniformaya karşı değilim, hatta ailesinin maddi durumu iyi olan ve kötü olan öğrencileri aynı kalıba soktuğu için ayakkabı ve çorap da dahil, katı bir üniforma uygulamasının olması gerektiğini düşünüyorum. burada yapılması gereken şey şudur: üniformayı, ayakkabıyı ve çorabı devlet verecek. eğitimde eşitlik ilkesi gereği tüm öğrencilere ücretsiz verecek. bu sayede sorun ortadan kalkacak. zaten günümüzde zengin ailelerin çocukları özel okullara gidiyor, devlet okuluna giden öğrencilerin üniforma masrafları bizi batırmaz. sarayların, makam araçlarının, israfın yapamadığını üniforma mı yapacak?
tabi öğrencilere üniforma, ayakkabı ve çorap verilirken demode ya da zevksiz şeyler de verilmemeli. gençlerin tarzına uygun, şık ve uyumlu tasarımlar seçilmeli. bu devirde kundura ayakkabı giyen çocuk/genç olur mu? sen uygun kombini ver, onlar itiraz etmeden giyer zaten.
üniformaya karşı değilim, hatta ailesinin maddi durumu iyi olan ve kötü olan öğrencileri aynı kalıba soktuğu için ayakkabı ve çorap da dahil, katı bir üniforma uygulamasının olması gerektiğini düşünüyorum. burada yapılması gereken şey şudur: üniformayı, ayakkabıyı ve çorabı devlet verecek. eğitimde eşitlik ilkesi gereği tüm öğrencilere ücretsiz verecek. bu sayede sorun ortadan kalkacak. zaten günümüzde zengin ailelerin çocukları özel okullara gidiyor, devlet okuluna giden öğrencilerin üniforma masrafları bizi batırmaz. sarayların, makam araçlarının, israfın yapamadığını üniforma mı yapacak?
tabi öğrencilere üniforma, ayakkabı ve çorap verilirken demode ya da zevksiz şeyler de verilmemeli. gençlerin tarzına uygun, şık ve uyumlu tasarımlar seçilmeli. bu devirde kundura ayakkabı giyen çocuk/genç olur mu? sen uygun kombini ver, onlar itiraz etmeden giyer zaten.
devamını gör...
ermenistan denince akla gelenler
azerbaycan tarafından haddi bildirilen işgalci devlet.
devamını gör...
az bilinen yazım yanlışları
itibariyle değil itibarıyla
devamını gör...
tırışka
işe yaramaz. söylemesi çok eğlenceli kelime.
devamını gör...


