normal sözlük ocak devrimi
çaylaklığın getirilmesi pekala kabul edilebilir fakat bu sistemin ilk getirilmesinde sıkıntı var bana göre. hali hazırda yazar olan kişileri çaylak yapmak bana göre abes kaçmış. madem çaylaklık getirecektiniz belirttiğiniz tarihten sonra kayıt olanları çaylak yapsaydınız. zaten üst üste onlarca entry girebilirdim fakat faydalı olmazdı. mesele 10 entry doldurmak değil mesele yararlı olabilecek entry yazmak. başlık altında yazılanları okudum. düzgün bir şekilde karşı çıkan da olmamış. siz böyle her şeyi sorgulamadan desteklerseniz işiniz zor.
devamını gör...
katharsis
purification (saflaştırma) and purgation (tasfiye) of the emotion olarak tanımlanabilir katharsis. yani "ağla ağla açılırsın" halk arasındaki tabirle.
şimdi efendim, canınızı sıkan bir durum var ise ve bunu bastırıyorsanız bu sağlığa zararlı. hep derim, "içinde kalıp kanser olacağına dışına çıksın konser olsun". işte içine içine attığın o olaylar var ya anacım, onlar gün yüzüne çıktığında kendini tutamayıp ağlamaya başlıyorsun ya hani. hah işte o katharsis.
yalnız burada ufak bir durum var. bu duygu boşalmasını olay anında yaşayamazsınız. yani şey, bastırılıp sonradan ortaya çıkmış olması lazım. o kadar bastırırsınız ki, o kadar bilinçaltına itersiniz ki bu durumu... dışarı çıkarken yırtar. işte ağlama bu yüzden (değil de, öyleymiş gibi yapıyorum şu an. gönlünüzü alacağım az sonra).
misal, çocukluk çağında tacize uğramışsındır büyük biri tarafından. hem de aile eşrafından, yakından yamacından birinden. ne kadar büyük bir travma değil mi. hah işte bunu kimseye anlatamazsın, bastırırsın bastırırsın taa korteksin dibine, hatta medulla oblongataya, elinde olsa cauda equinaya kadar gömersin (sallıyorum, takılmayın. beyni yandan düşünün, korteks beynin en üst kısmı. medulla oblongata ise beyincik. kafamızın arkasında bulunur. cauda equina ise omuriliğin bittiği yer. belimizde falan. hani gömebilsek oraya kadar derine gömeriz, magmaya indiririz anlamında. hatta bakın şu sacral yazan yerlerde bir yerler)
. üstünden 20 yıl geçer, evleneceksindir, söz olur konu gelir anlatmak zorunda kalırsın. anlatırsın ama ne anlatmak... bir yandan ağlayıp bir yandan sinirden kudurup bir yandan öfkeden delirirsin. anlatırsın da anlatırsın. bütün o bastırılmış enerji açığa çıkar, salınır, üstünden öküz kalkmışa dönersin. sonra yürüyecek gücü bulamazsın kendinde. sevdicek kucağında taşır (hehe). katharsis bu işte.
bir örnek daha verelim ki pekişsin. ebeveynlerin ölmesi de güzel bir örnek olabilir. baba vakitsiz ölür, genç yaşta evin en büyük erkeği olarak dımdızlak ortada kalıverirsin. sorumluluk artar, hatta altında ezilirsin. babanın ölümüne üzülemezsin bile. sorumluluklarını düşünürsün, küçük kardeşini düşünürsün, anneni düşünürsün. bütün üzüntünü gömersin içine. baban ölmüştür, daha birlikte bir futbol maçına gidemeden, ilk aşk acını anlatamadan, ilk kavganda kaşın patladığında 2 tokat da babandan yiyip üstüne pansuman yaptıramadan, sana tavuk döner kendine peynirli poğaça alıp parka götüremeden göçmüştür bu dünyadan. halbuki daha büyüyecektin, üniversiteye gidecektin, gururlandıracaktın babanı. evlenecektin. çocuğun olacaktı. "torunum oldu lan, ç*künü duvara asarım ben bunun" diyecekti. dede olacaktı. sen 10 yaşındayken göçtü bu dünyadan, sen de kış günü açıkta kalmış çingene g*tü gibi ortada kaldın bir anan bir kardeşinle he mi? aha öyle bir durumda üzülemezsin. üzülemiyorsun. içine atıyorsun herşeyi. sanki yüzyıllardır ölüydü, sanki annen partenogenezle doğurdu seni gibi davranıyorsun. yaşayamadığın bütün o güzel hayallere üzülmeyi bir kenara bırak, düşünmek bile aklına gelmiyor. ta ki tetiklenene kadar. belki psikiyatr tetikler, belki bir sevgili, belki ev arkadaşının babasının ölümü, belki patronun...
işte o an gelince ya oturur ağlarsın. gözlerin kuruyana kadar ağlarsın hem de. ya da 7 milyar insanı yan yana dizsek hepsini yumruklayacak kadar öfkeden yanarsın. sonunda da yorgunluktan hareket edecek gücün kalmaz.
işte katharsis budur.
"there's no "one size fits all" definition of "catharsis", therefore this does not allow a clear definition of its use in therapeutic terms." demiş powell kaynak. belki de yukarıda uzun uzadıya anlattığım herşey palavradır. belki de değildir. kim bilir.
şimdi efendim, canınızı sıkan bir durum var ise ve bunu bastırıyorsanız bu sağlığa zararlı. hep derim, "içinde kalıp kanser olacağına dışına çıksın konser olsun". işte içine içine attığın o olaylar var ya anacım, onlar gün yüzüne çıktığında kendini tutamayıp ağlamaya başlıyorsun ya hani. hah işte o katharsis.
yalnız burada ufak bir durum var. bu duygu boşalmasını olay anında yaşayamazsınız. yani şey, bastırılıp sonradan ortaya çıkmış olması lazım. o kadar bastırırsınız ki, o kadar bilinçaltına itersiniz ki bu durumu... dışarı çıkarken yırtar. işte ağlama bu yüzden (değil de, öyleymiş gibi yapıyorum şu an. gönlünüzü alacağım az sonra).
misal, çocukluk çağında tacize uğramışsındır büyük biri tarafından. hem de aile eşrafından, yakından yamacından birinden. ne kadar büyük bir travma değil mi. hah işte bunu kimseye anlatamazsın, bastırırsın bastırırsın taa korteksin dibine, hatta medulla oblongataya, elinde olsa cauda equinaya kadar gömersin (sallıyorum, takılmayın. beyni yandan düşünün, korteks beynin en üst kısmı. medulla oblongata ise beyincik. kafamızın arkasında bulunur. cauda equina ise omuriliğin bittiği yer. belimizde falan. hani gömebilsek oraya kadar derine gömeriz, magmaya indiririz anlamında. hatta bakın şu sacral yazan yerlerde bir yerler)
. üstünden 20 yıl geçer, evleneceksindir, söz olur konu gelir anlatmak zorunda kalırsın. anlatırsın ama ne anlatmak... bir yandan ağlayıp bir yandan sinirden kudurup bir yandan öfkeden delirirsin. anlatırsın da anlatırsın. bütün o bastırılmış enerji açığa çıkar, salınır, üstünden öküz kalkmışa dönersin. sonra yürüyecek gücü bulamazsın kendinde. sevdicek kucağında taşır (hehe). katharsis bu işte. bir örnek daha verelim ki pekişsin. ebeveynlerin ölmesi de güzel bir örnek olabilir. baba vakitsiz ölür, genç yaşta evin en büyük erkeği olarak dımdızlak ortada kalıverirsin. sorumluluk artar, hatta altında ezilirsin. babanın ölümüne üzülemezsin bile. sorumluluklarını düşünürsün, küçük kardeşini düşünürsün, anneni düşünürsün. bütün üzüntünü gömersin içine. baban ölmüştür, daha birlikte bir futbol maçına gidemeden, ilk aşk acını anlatamadan, ilk kavganda kaşın patladığında 2 tokat da babandan yiyip üstüne pansuman yaptıramadan, sana tavuk döner kendine peynirli poğaça alıp parka götüremeden göçmüştür bu dünyadan. halbuki daha büyüyecektin, üniversiteye gidecektin, gururlandıracaktın babanı. evlenecektin. çocuğun olacaktı. "torunum oldu lan, ç*künü duvara asarım ben bunun" diyecekti. dede olacaktı. sen 10 yaşındayken göçtü bu dünyadan, sen de kış günü açıkta kalmış çingene g*tü gibi ortada kaldın bir anan bir kardeşinle he mi? aha öyle bir durumda üzülemezsin. üzülemiyorsun. içine atıyorsun herşeyi. sanki yüzyıllardır ölüydü, sanki annen partenogenezle doğurdu seni gibi davranıyorsun. yaşayamadığın bütün o güzel hayallere üzülmeyi bir kenara bırak, düşünmek bile aklına gelmiyor. ta ki tetiklenene kadar. belki psikiyatr tetikler, belki bir sevgili, belki ev arkadaşının babasının ölümü, belki patronun...
işte o an gelince ya oturur ağlarsın. gözlerin kuruyana kadar ağlarsın hem de. ya da 7 milyar insanı yan yana dizsek hepsini yumruklayacak kadar öfkeden yanarsın. sonunda da yorgunluktan hareket edecek gücün kalmaz.
işte katharsis budur.
"there's no "one size fits all" definition of "catharsis", therefore this does not allow a clear definition of its use in therapeutic terms." demiş powell kaynak. belki de yukarıda uzun uzadıya anlattığım herşey palavradır. belki de değildir. kim bilir.
devamını gör...
din istismarını önlemenin yolları
dinleri yok etmek.
yakın tarihin somut şeytanı olan naziler bile on yıl varlıklarını sürdürebildiler oysa katolik kilisesinin çok daha zengin bir katliam tarihi var*
(bkz: ensar vakfı)
(bkz: benzer işler)
katolik kilisesinden başlama sebebim ise müslüman arkadaşlardan linç yemekten çekinmem ama bu iki semavi din yüzyıllardır kendi tanrıları öyle istediği için birbirlerini katlediyor.
bugünlerde ise nazilerin katlettiği "holocaust" mağdurları filistini bombalıyor. say say bitmez, dinler yok edilmedikçe işimiz zor.
yakın tarihin somut şeytanı olan naziler bile on yıl varlıklarını sürdürebildiler oysa katolik kilisesinin çok daha zengin bir katliam tarihi var*
(bkz: ensar vakfı)
(bkz: benzer işler)
katolik kilisesinden başlama sebebim ise müslüman arkadaşlardan linç yemekten çekinmem ama bu iki semavi din yüzyıllardır kendi tanrıları öyle istediği için birbirlerini katlediyor.
bugünlerde ise nazilerin katlettiği "holocaust" mağdurları filistini bombalıyor. say say bitmez, dinler yok edilmedikçe işimiz zor.
devamını gör...
yaşlandıkça kıymetlenen şeyler
yakın anlayışa sahip bir insanla karşılaşmak.
devamını gör...
oh burama da zam oh orama da zam
üst üste gelen zamlar neticesinde, artık hoşlanma durumunu gösteren zevk cümlesi.
evet evet şurama da zam, oh evet buramada zam, devam et evet orama da zam...
evet evet şurama da zam, oh evet buramada zam, devam et evet orama da zam...
devamını gör...
ankara'ya aşık olmak
bir kamçılı orkestra şefi ukdesidir.
bu aşkı deniz kenarı şehirlerden gelen insanların geneli anlayamaz. bu aşkı çocukluğunu, gençliğini, ilk sevgilisini, mutluluklarını, hüzünlerini şehrin baktığı yerlerinde gören insanlar anlar.
sizin o denizi, yeşili olan şehirlerinizi herkes sever. oraları sevmek kolaydır. ankara’yı sevmek ise yürek ister, bu bozkırda bile güzellik görecek derin bir ruh ister.
edit: sen tunalı hilmi ile kennedy’nin kesişiminden dikilip caddeyi yokuş aşağı izlerken asfalttan ve binalarla dolu bir cadde görürsün. ben o caddede ilk elini tuttuğum kızı, konser için ilk gittiğim mekanı, liseliyken yılbaşı gecesi komi olarak ekstra çalıştığım mekanı, oturup ağladığım köşeyi görürüm.
bu aşkı deniz kenarı şehirlerden gelen insanların geneli anlayamaz. bu aşkı çocukluğunu, gençliğini, ilk sevgilisini, mutluluklarını, hüzünlerini şehrin baktığı yerlerinde gören insanlar anlar.
sizin o denizi, yeşili olan şehirlerinizi herkes sever. oraları sevmek kolaydır. ankara’yı sevmek ise yürek ister, bu bozkırda bile güzellik görecek derin bir ruh ister.
edit: sen tunalı hilmi ile kennedy’nin kesişiminden dikilip caddeyi yokuş aşağı izlerken asfalttan ve binalarla dolu bir cadde görürsün. ben o caddede ilk elini tuttuğum kızı, konser için ilk gittiğim mekanı, liseliyken yılbaşı gecesi komi olarak ekstra çalıştığım mekanı, oturup ağladığım köşeyi görürüm.
devamını gör...
geceye bir siyasetçi yalanı bırak
yerli uçağımız göklerde!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en yaşlı özelliği
içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. her yer bana gereksiz geliyor. sadece yatıp uyuyasım var kimse benden bir şey istemesin.
devamını gör...
etrafımdaki her şey hapishane
victor hugo’nun bir idam mahkumunun son günü isimli kitabında geçen bir cümledir. büyük yazar bu cümleyi idamını bekleyen bir adamın ağzından yazmış. hücresinde ölümü, daha doğrusu öldürüleceği anı bekleyen adam için baktığı, etrafında olan her şey bir hapishaneye dönüşüyor ister istemez.
rahat rahat söyleyebiliriz ki biz o idam mahkumundan ya da herhangi bir idam mahkumundan daha iyi durumda değiliz. ana rahmine düştüğümüz andan itibaren ölüme mahkumuz. bizim cezamızın infazı için sürenin belirsiz olması bizi ne zaman öleceği belli olan bir adamdan daha şanslı yapmaz.
biz de o idam mahkumu gibi etrafımızdaki her şeyi bir hapishane gibi görürüz ya da görmeliyiz, en azından ben öyle yapıyorum.
çevremde olan insanların çoğunun çevremde olmasından memnun değilim. varlıkları beni mutlu etmiyor, mutlu olmak peşinde de değilim aslında ama varlıklarından rahatsızım. bu da tüm insanları benim için etten bir hapishaneye çeviriyor. içinde dolaştığım ormanlar ahşap hapishanelere, binalar betondan hapishanelere evriliyor zihnimde. böyle ferah ferah bir meydanda yürüsem açık hava hapishanesi gibi hissediyorum.
sanırım kötü ruhlu bir kaplumbağa gibi hapishanemi peşim sıra taşıyorum.
rahat rahat söyleyebiliriz ki biz o idam mahkumundan ya da herhangi bir idam mahkumundan daha iyi durumda değiliz. ana rahmine düştüğümüz andan itibaren ölüme mahkumuz. bizim cezamızın infazı için sürenin belirsiz olması bizi ne zaman öleceği belli olan bir adamdan daha şanslı yapmaz.
biz de o idam mahkumu gibi etrafımızdaki her şeyi bir hapishane gibi görürüz ya da görmeliyiz, en azından ben öyle yapıyorum.
çevremde olan insanların çoğunun çevremde olmasından memnun değilim. varlıkları beni mutlu etmiyor, mutlu olmak peşinde de değilim aslında ama varlıklarından rahatsızım. bu da tüm insanları benim için etten bir hapishaneye çeviriyor. içinde dolaştığım ormanlar ahşap hapishanelere, binalar betondan hapishanelere evriliyor zihnimde. böyle ferah ferah bir meydanda yürüsem açık hava hapishanesi gibi hissediyorum.
sanırım kötü ruhlu bir kaplumbağa gibi hapishanemi peşim sıra taşıyorum.
devamını gör...
dideral
1 senedir kullandığım küçük pembe şirin mi şirin hap.
bu 1 senede dideral sayesinde çarpıntılarımdan tamamen kurtulduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
o kasıntı halim, çarpıntım nüksettiğinde telaşlanmalarım, boş boş evin içinde volta atmalarım son buldu.
bu saatten sonra dideral benim yol arkadaşımdır.
bir ömrü beraber yürüyeceğiz inşallah.
not : uzun süreli kullanım için çok ciddi araştırmalar yaptım, artısı eksisinden fazla geldi ve kullanmaya devam ediyorum.
sizler doktora sormadan kesinlikle böyle bir şey yapmayın.
bu 1 senede dideral sayesinde çarpıntılarımdan tamamen kurtulduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
o kasıntı halim, çarpıntım nüksettiğinde telaşlanmalarım, boş boş evin içinde volta atmalarım son buldu.
bu saatten sonra dideral benim yol arkadaşımdır.
bir ömrü beraber yürüyeceğiz inşallah.
not : uzun süreli kullanım için çok ciddi araştırmalar yaptım, artısı eksisinden fazla geldi ve kullanmaya devam ediyorum.
sizler doktora sormadan kesinlikle böyle bir şey yapmayın.
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaptığı mesleğin en zor yanı
insanların pinti olmasıdır. yahu insan kız arkadaşına çiçek almaz mı ayıptır.
devamını gör...
akraba bağlarının kopuk olması
zamanla alışılan durumdur.
sağolsun bunda ebeveynlerin etkisi derindir.
dedemin prezervatifden bir haber yaşamına on bir çocuk sığdırmış.
dedeme "neden" diye sorduğumda, "kışın yapacak iş yoktu" aldığım cevap karşında dumura uğradım.
çocuk dünyaya getirmeyi "iş" addeden, babadan, sevgiden yoksun, kıskançlık ve birbirinin zayıflıklarından üstünlük elde etmeyi gaye edinmiş evlatların olması gayet tabidir.
özetle 7 haladan sadece 3'nü tanıyorum. 3 amcadan, birini en son gördüğümde acun firardaydı. diğeri ise kimdi hiç hatırlamıyorum.
sağolsun bunda ebeveynlerin etkisi derindir.
dedemin prezervatifden bir haber yaşamına on bir çocuk sığdırmış.
dedeme "neden" diye sorduğumda, "kışın yapacak iş yoktu" aldığım cevap karşında dumura uğradım.
çocuk dünyaya getirmeyi "iş" addeden, babadan, sevgiden yoksun, kıskançlık ve birbirinin zayıflıklarından üstünlük elde etmeyi gaye edinmiş evlatların olması gayet tabidir.
özetle 7 haladan sadece 3'nü tanıyorum. 3 amcadan, birini en son gördüğümde acun firardaydı. diğeri ise kimdi hiç hatırlamıyorum.
devamını gör...
en güzel çiçek
herkesin adını bildiği ama birçok insanın hiç görmediği muhteşem kokulu yasemindir bana göre.
devamını gör...
normal sözlük discord’unda sallamayan adam olmak
acıtır. net. 4 kadın 5 erkek. ve o talihsiz beşinci bendim. sözlüğümüzün daha ileri gitmesini tartışacaktık moderatorler ile birlikte güya. ben çok ciddi hazırlandım olaya. moderatör yetkilerinden girdim, internet kullanıcılarının alışkanlıklarından çıktım. işlerin daha kolay yürümesi için ne gerekiyorsa söyledim.
kimse dinlemedi...ciddi sandığım konferans bir anda şakalarla yoğruldu.
"ahahaha" "puahhaha" lar havada uçarken hala "aslında kadına şiddet bölümü açsak hit çok artar ne dersin eyluling” diyordum.
bir bilen hocam çoktan yeni tanıştığı kız arkadaşına kenetlenmişti “ne anlatıyo bu” gibisinden bir cümle kurdu benim tavsiyeme cevap vermeden önce. bana da "ok olur yhaa lucifer iyi düşünmüşsün" dedi. geçiştirdi.
kadehler tokuşturuldu, kahkahalar yükseldi.
hazırlandığıma lanet ettim. çabalarıma lanet ettim. dünyanın en güzel duygusunun trollük olduğuna o gece inandım.
kara bir geceydi. meğer herkes alkollüymüş, ağlayarak su içtiğimle kaldım.
kimse dinlemedi...ciddi sandığım konferans bir anda şakalarla yoğruldu.
"ahahaha" "puahhaha" lar havada uçarken hala "aslında kadına şiddet bölümü açsak hit çok artar ne dersin eyluling” diyordum.
bir bilen hocam çoktan yeni tanıştığı kız arkadaşına kenetlenmişti “ne anlatıyo bu” gibisinden bir cümle kurdu benim tavsiyeme cevap vermeden önce. bana da "ok olur yhaa lucifer iyi düşünmüşsün" dedi. geçiştirdi.
kadehler tokuşturuldu, kahkahalar yükseldi.
hazırlandığıma lanet ettim. çabalarıma lanet ettim. dünyanın en güzel duygusunun trollük olduğuna o gece inandım.
kara bir geceydi. meğer herkes alkollüymüş, ağlayarak su içtiğimle kaldım.
devamını gör...
bilim ve teknik dergisi
tübitak tarafından yayınlanmakta olan bilim dergisidir. adalet ve kalkınma partisi iktidarı sonrası bilime inanmış kişilerin gözünden düşmüştür.
devamını gör...
kök hücre bağışı
ülkemizde maalesef hiç yaygın olmayan bir bağıştır. kök hücre bağışçısı olmaktan korkmayın. 18-50 yaş aralığındaki sağlıklı her birey bağışçı olabilir. hiçbir zararı yok zaten sizden alınan kök hücre 2-3 ayda kendini yenileyip eski haline dönüyor. bu hayatta bir insanın yapabileceği en erdemli şey başka birinin hayatını kurtarmaktır bence. lütfen biraz duyarlı olun ve çevrenizde kök hücreye ne kadar ihtiyacı olan ve bağışçı bulamadığından dolayı hayatını kaybeden insanları görün, farkedin. sizin yapacağınız bir iyilik onların hayatını kurtacak unutmayın.
devamını gör...
charlie chaplin
koç burcu, ingiliz oyuncudur. en önemli filmleri; altına hücum (1925), şehrin ışıkları (1931), asri zamanlar (1936).
sinema tarihinin en çok taklit edilen oyuncularından biridir. 1915 yılında charlie chaplin benzerleri yarışmasına katılır ve kazanamaz.
kendisi genç kadınlardan hoşlanırdı. halk hayrandı, ama sinema dünyası onu o kadar da çok sevmiyordu. chaplin'in leş gibi koktuğu söylenir. bu ''küçük serseri'' kişisel hijyenine hiç önem vermezmiş. marlon brando onu tanımadan önce: ''muhtemelen sinemanın ortaya çıkardığı en büyük yetenek.'' demiştir, ancak beraber çalışmaları hüsranla sonuçlanmıştır. otobiyografisinde chaplin için, ''korkunç derecede zalim bir adam, egoist bir zorba, tanıdığım en büyük sadist.'' demiştir.
otoriter görüntüsüne rağmen fobileri olan biriydi. lastik ve lastikten yapılmış şeylere karşı fobi geliştirmişti. lastik aksesuarlar kullanmazdı. belki de istenmeyen hamileliklerden doğan çocuklarının en büyük nedenlerinden biri prezervatif kullanmayı reddetmiş olmasıdır. ılık sütün kokusundan tiksinirdi. püsküllü kukuleta bereler takan biriyle konuşmazdı. suikasta kurban gitmek en büyük fobisiydi.
j.d. salinger'ın büyük aşkı oona o'neill'le evlenmiştir. aralarındaki tonlarca yaş farkını umursamamışlardır. hem de salinger ülkesi için savaşa gitmişken. bu evlilikten tonlarca çocukları olmuştur.
''artık amerika'yla işim olmaz. isa başkan bile olsa geri dönmem oraya.'' demiştir.
sinema tarihinin en çok taklit edilen oyuncularından biridir. 1915 yılında charlie chaplin benzerleri yarışmasına katılır ve kazanamaz.
kendisi genç kadınlardan hoşlanırdı. halk hayrandı, ama sinema dünyası onu o kadar da çok sevmiyordu. chaplin'in leş gibi koktuğu söylenir. bu ''küçük serseri'' kişisel hijyenine hiç önem vermezmiş. marlon brando onu tanımadan önce: ''muhtemelen sinemanın ortaya çıkardığı en büyük yetenek.'' demiştir, ancak beraber çalışmaları hüsranla sonuçlanmıştır. otobiyografisinde chaplin için, ''korkunç derecede zalim bir adam, egoist bir zorba, tanıdığım en büyük sadist.'' demiştir.
otoriter görüntüsüne rağmen fobileri olan biriydi. lastik ve lastikten yapılmış şeylere karşı fobi geliştirmişti. lastik aksesuarlar kullanmazdı. belki de istenmeyen hamileliklerden doğan çocuklarının en büyük nedenlerinden biri prezervatif kullanmayı reddetmiş olmasıdır. ılık sütün kokusundan tiksinirdi. püsküllü kukuleta bereler takan biriyle konuşmazdı. suikasta kurban gitmek en büyük fobisiydi.
j.d. salinger'ın büyük aşkı oona o'neill'le evlenmiştir. aralarındaki tonlarca yaş farkını umursamamışlardır. hem de salinger ülkesi için savaşa gitmişken. bu evlilikten tonlarca çocukları olmuştur.
''artık amerika'yla işim olmaz. isa başkan bile olsa geri dönmem oraya.'' demiştir.
devamını gör...


