alex karonis, alex jeremy ve joel best tarafından çekilen bir kısa animasyon filmidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yaş aldıkça ve planlanan hayat gerçekleşmedikçe insanların içinde büyük bir boşluk oluşur. bu boşluk devasa bir kara delik gibi büyüdükçe büyür ve insanın içindeki yaşama sevinci benzeri her şeyi alıp götürür. artık geriye sadece karamsarlık kalmıştır ve bir türlü gelmeyen ölümü beklemek.

filmde tıkanma ve tutulma yaşayan ve artık istediği gibi yazmayan artık genç de olmayan bir yazarın yanına şişe şişe viski alarak balık avına çıkmasını izliyoruz. bir süre sonra yazar başarısız birkaç denemeden sonra oltasını kaybeder ve umudu da tükenir ta ki yanına küçük bir kuş gelene kadar. bundan sonrası ise acılı ve şeffaf bir yüzleşme.

filmdeki karakter yetmiş yıllık hayatına yedi yüz yıllık bir yaşam sığdıran amerikalı yazar ve oyuncu sterling hayden’dan esinlenilerek yaratılmıştır. hayden yazarlık ve oyunculuğun yanı sıra bir kaptandır da aynı zamanda. ve bu kısa filmde kullanılan ses de kendisine aittir. bu ses 1983 yılında yani yazar ölmeden üç yıl önce çekilen pharos of chaos belgeselinden alınmıştır.

the albatross
devamını gör...

bahsi geçen konu hakkında yazarken konu hakkında azıcık olsun bilgi, ipucu vermeme konusunda inat etme durumu. bir tür insanlık suçu. sözlükte bu komik duruma düşenlerin hatası genelde sonuna bildirme eki getirdikleri her cümlenin bir tanım olduğunu sanmaları oluyor.

mesela şu başlığın altına girip "beni çıldırtan durumdur." yazsaydım, bu yazımı okuyan kişi tanım tanımamazlık nedir ne değildir bilmeyecekti. yalnızca şahsımla ilgili bir durumu bildirmiş olacaktım, bunu yapmak istersem facebook'a yazmalıyım. beni sözlükte okuyan insanların vaktini boşa harcamamalıyım.

sözlükte gittikçe artan bu avam hareketi derhal tanım nedir bilenler tarafından bastırılmalı, geleceği parlak olan bu sözlüğün üstünü kara bulutların kaplamasına izin verilmemelidir.
devamını gör...

8-9 ayda ismi lazım değil 15 yıldır sözlük aleminin ikincisi bir sözlüğün koltuğuna oturmuş bir sözlük burası. ne 3 tane yazar gitti diye batar, ne de üç tane yazar geldi diye ihya olur…

aylardır evinde hapis olan insanlar, yaz mevsimi ve yasakların kalkması ile birlikte kendilerini dışarıya atıyorlar, bu çok normal…

misal, ben tatilde değilim. çalışıyorum. mesaim içinde iş olmadıkça da günümü sözlükte geçiriyorum. yazasım olduğunda yazıyorum, olmadığında okuyorum…

yani, burada olmaktan keyif alıyorsanız; bugüne kadar ne yapıyorduysanız, gönül rahatlığıyla onu yapmaya devam ediniz bence…
devamını gör...

(bkz: tavukçu)
(bkz: mülkiyeliler lokali)
devamını gör...

uludağ'da bazı siyasi parti trollerini başlıkları ve tanımlarıyla çıldırtan, haklılık payı ile onları sinirlendiren kısaca ters köşe eden yazardır.

burada ki yazarlar hakkında bilgi sahibi olmadığı için doğal olarak çok fikir beyan edemiyorlar bunu fark ettim ama uludağ sözlük'ten gelen yazarların çamur at izi kalsın sataşmalarına burada da maruz kalan yazardır.

ne demişler;
doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

- asgari olarak yazacağını ifade etmiş ama burada devamlı yazmaya devam ederse görüşlerini anlayacağınız yazardır.
devamını gör...

bırakılması güç ama en güzel hastaliklardan bir tanesi.
devamını gör...

tüh be sırtlanlara yazık oldu.

şimdi hangi cıbıra gidip seri artı bombardımanı yapacaklar. ama bir yerde işlerine geldi.

beğenemediklerinde hemen mesaja çöker bunlar beğenecektim de beğenemedim çok güzel yazmışsın diye.

sizin kadar güzel değil diye de devam eder bunlar sonra, iyi olur.
devamını gör...

o yazarlardan biri de benim.. begenilmeyi kim sevmez ki!?!
devamını gör...

acıktım yaa zalımlar! yarının menüsü belli oldu: nohutlu dürüm. iyi yayınlar, iyi geceler. *
devamını gör...

yunanca kökenli bir sözcük. bilgisizlik bilimi ya da cehaleti yayma bilimi olarak tasvir edilmektedir. insanların veya belirli kaynakların yanlış bilgileri yayma durumunu incelemektedir.
-cahiliye.
devamını gör...

durun daha yeni başlıyoruz. hemen ne bu böyle bıkkınlık. durun!
devamını gör...

islam tarihinin kayıtlarına geçen ilk alevi devletinin kurucusudur. bir buçuk sene kadar hüküm sürmüş olan bu devlet, kerbela'da hz. hüseyin(as) ve yarenlerini, şehit edenlerin hepsini cezalandırmıştır.

muhtar es sakafi ilginç bir kişiliktir. şii ve sünni islam alimleri, onun hakkında ortak bir kanı oluşturmuş değildir. kimi sünni alim, onun peygamberlik iddiasında, kimi sünni alim ise; onun ilahlık iddiasında bulunduğunu iddia eder. şii alimler ise onun böyle bir iddiasının olmadığını tarihi gerekçeler ile ortaya koymuştur.

muhtar es sakafi'nin devrimi kufe'de gerçekleşir. kufe, hz. ali'nin şehid edildiği, hz. hasan'ın zehirli bir hançer ile yaralandığı ve hz. hüseyin'in kerbela'da şehid edildiği bölgedir. yani bu bölgede alevi devlet kurabilmek her babayiğidin harcı değildir. ehlibeyt (as) imamlarının katledildiği bir toplumda, alevi bir siyasi hareketin başarılı olabilmesi; siyasi deha gerektirir. kufe günümüz ırak topraklarıdır.

kufe, ikinci halife hz. ömer döneminde askeri bir yapılanma sonucu şehirleşmiştir. yani pers imparatorluğunu mağlub eden islam ordusu, herhangi bir karşı ayaklanma meydana gelmemesi için; bu bölgeye 20 ye yakın arap kabilesini yerleştirmiştir. arap kabilelerinin yanı sıra müslüman olan persler de kufe'ye yerleşmiştir. müslüman olan ve arap olmayan müslümanlara genel bir sıfat olarak mevali denir.

muhtar es sakafi'nin siyasi hareketi, tarihe keysaniyye hareketi olarak geçmiştir. keysan; kurnaz demektir. rivayet edilen odur ki; muhtar daha çocukken, hz. ali nin yanına, babası ebu ubeyd tarafından getirilir. hz. ali'nin, muhtar'ı; "ya keyyis! ya keyyis!" diyerekten, başına dokunup sevdiği söylenir. diğer bir rivayet ise; keysaniyye hareketi, muhtar'ın azad ettiği iran'lı kölesi keysan ebu ömre 'nin adına isnad edildiğidir. birinci rivayet daha kuvvetlidir.

muhtar, küçük bir muhadramdır. genel kanıya göre, peygamberimiz(saa) vefat ettiğinde 1 yaşındadır. peygamberimizi görmemiştir. 13 yaşında taif'ten medine'ye hz. ömer'in daveti üzerine babası ile birlikte yerleşmiştir. hz. ömer döneminde pers imparatorluğu üzerine gönderilen orduda yer almıştır. hz. ali(as) döneminde ise; sıffin ve cemel muharebelerine katılmıştır.

muhtar es sakafi; cömert, cesur, savaş stratejilerini bilen, siyaseti çok iyi okuyabilen biri olarak tasvir edilmiştir tarih kaynaklarında. siyaset öngörüsüne; kendinden önceki emevilere karşı isyan hareketi olan tevvabin hareketinin başarısız olacağını öngörmüş olması örnek verilebilir. tevvabin hareketini durduramamış olması, hapiste olması sebebiyledir. muhtar, tevvabinleri " basiretsizlikle" suçluyordu. haklı olduğu tarihsel açıdan çok geçmeden ayyuka çıktı. çünkü; keysaniyye ve tevvabin isyanları arasındaki en büyük fark; keysaniyye hareketinin başarıyı hükümet kurarak , tevabbin hareketinin ise başarıyı savaşarak elde edeceğini düşünmesiydi.

tarih, muhtar'ı ve keysaniyye hareketini haklı çıkarmıştır. tevvabin hareketi emeviler tarafından kanlı bir şekilde bastırılırken; keysaniyye hareketi hükümet kurmayı başarmış, hz. hüseyin'in intikamını emevilerden almıştır.

muhtar es sakafi, hz. hüseyin'in elçisi ve amcasının oğlu müslim ibn akil'i, kufe'de kendi evinde ağırlamıştır. müslim' in isyan hareketi ve merkezi, kufe de muhtar' ın evinde başlamıştır. yezid hilafeti döneminde bu denli cesur tavrı yüzünden, dönemin emevi valisi ubeydullah ibn ziyad tarafından hapse atılmış, kerbela vakıası gerçekleştikten sonra; eniştesi hz. ömer'in oğlu, abdullah ibn ömer'in yezid'e ricası üzerine serbest bırakılmıştır. kerbela' da bulunmamasının nedeni emevi zindanlarında hapis olmasıdır.

hapisten çıkmasının akabinde muhtar, mekke'ye gider. mekke'de emevi hilafetine muhalefet eden abdullah ibn zübeyr önderliğindeki, zübeyriler'e katılır. bu biat "düşmanımın düşmanı dostumdur" düsturuna dayalı bir biattir. biatinden dönen zübeyriler olunca muhtar mekke'den ayrılıp, kufe'ye geri döner.

muhtar sakafi, fars ve araplar arasında ayrım gözetmeyen bir lider profili çizmiştir. bu durumu, mekke'de halifeliğini ilan eden zübeyri halifesi abdullah ibn zübeyr, kufe'ye ordu gönderdiği zaman, fitne çıkartmak için kullanmıştır. bu fitne işe yaramıştır. aslında keysaniyye hareketini sonlandıran en önemli neden; fars/arap çekişmesidir. miladi 687 yılında, muhtar es sakafi devrimi, 7000 askerinin ona ihanet etmesi sonucu zübeyriler tarafından bastırılır. muhtar, ona sadık kalan 18 askeri ile zübeyri ordusuna karşı savaşmıştır. muhtar'a ihanet eden ve sayılarının 7000 kadar olduğu rivayet edilen askerler, kufe şehrinde zübeyriler işin başına geçince, bir gün içinde koyun gibi başları kesilir. muhtar'a ihanet eden askerlerin kafalarından tepelerin oluştuğu, kan kokusunun uzun bir süre kufe şehrinden çıkmadığı rivayet edilmiştir.

muhtar es sakafi'nin siyasi serüveni; 2009 yılında, muhtarname (bkz: muhtarname (dizi))adlı iran yapımı 40 bölümlük televizyon dizisi olarak işlenmiştir. türkiye'de ise hz. hüseyin'in fedaisi muhtar adı ile kanal 7'de yayınlanmıştır.
devamını gör...

bu başlığı görünce şokla içeri girdim tanımı güzel güzel okudum ve mutlu oldum. böyle hayatı troll zanneden gerizekalıların bulunması gayet güzel bir şey. demek ki kalabalıklaşıyoruz. hayatta korku acı ne demek bilmeyen her şeyle dalga geçtiğini zanneden embesil insanlara prim vermeyerek görmezden gelebiliriz. tecavüz nedir yarattığı korku nasıldır bilmeyen bir aptal insanın yazdıklarını ciddiye alıp tanım girdiğim için kendim adına bütün yazarlardan özür dileyeceğim başlıktır ayrıca.
devamını gör...

ben de geldim, etkinliği... ben de geldim.
devamını gör...

atasözüdür. devlet işlerinden uzak durmayı öğütler.
benim de sizlere tavsiyem; beylik çeşmesinden bırakın su içmeyi, önünden geçmeyin!
devamını gör...

misafirliğe gittiğin evin tuvaletinde susuz kalasıca.
devamını gör...

her şeyi bilmem ama kışlıklar çok pahalı ya.

bot veya mont almak için kredi çekmek gerekiyor.
kapşonlu almak için yoldaşın maaş bağlaması falan gerekiyor.
devamını gör...

beni en çok güldüren, bir o kadar düşündüren, bazen sinir harbi yaşamama neden olan, bazen de tüylerimi diken diken eden futbol spikerlerinin yeteneksiz futbolcu aklamak ve zaman zaman da bir talihsizliği aktarmak için kullandıkları klişe cümledir.

türkiye’de futbol zeminleri su gibi azizdir, azizim. futbol oynamaktan başka her iş için uygun gibi görünürler. bazı sahalarda, büyük şehirlerde yeşillik alan arar gibi çim aramak zorunda kalır insanlar.

nelere neden olur bu azizlik? kendini hazırlamış, topun geliş yönü ve şiddetine göre duruşunu belirlemiş bir futbolcunun önünde top aniden sekerse bu zeminin azizliğidir.

ya da orta yapmak için son sürat kanattan akan futbolcu kafasını kaldırıp ceza sahasına baktığı anda topla göz temasını kaybeder ve top da o anda sekerse ve futbolcu ayağını boş sallar ve bizi güldürürse bu da zeminin azizliğidir.

ya da bir kaleci karşıdan salına salına gelen topu bir anda zeminde yön değiştirmesi ya da hızlanması ile bacaklarının arasından kaçırırsa bu da zeminin azizliği ile süslenmiş bir beceriksizliktir.

yine uzun bir tanım oldu. buraya kadar okuduysanız zemin gibi aziz olun!
devamını gör...

yerine yenilerinin konulmamasıdır.

"ibrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim"

(bkz: asaf halet çelebi)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim