ahmakların kralı.
saçma sapan bilgilerle dimağları iğdiş eden kibirli trik.
devamını gör...

başrollerini anthony hopkins ve john hurt gibi iki efsanevi ismin paylaştığı, gerçek bir hayat öyküsünün anlatıldığı the elephant man, 1880 yılının londra’sına götürüyor bizleri. şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenlerin bir yansımasıdır adeta. doktor treves, günün birinde arka sokaklarda gezgin bir sirke rastlar. önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri vardır ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı doğuştan engelli olan john merrick’tir. doktor treves hızlı bir hamleyle son derece korkunç şartlar altında yaşamaya çalışan bu fil görünümlü adamı tedavi altına almak ister. her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında sakladığı ince ve zavallı ruh ise zamanla dökülmeye başlayacaktır.
devamını gör...

en tatlı sabahlar çokokremle başlaaar çokokrem.
devamını gör...

bozuk olan moraller biraz düzelmeye başlar gibi olunca, dinlendiğinde ittirici kuvvet haline geliyor düş sokağı sakinleri şarkısı.
devamını gör...

bak, tavuklu pilav!

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

günaydın sözlük, günaydın diğerleri, günaydın hayatım.

amma uyumuşum ya?
şşşş, kalk çay koy bişi yap...
devamını gör...

milletin dini imanı sosyal medya ve fotoğraf olmuş. şaşırtmayandır.
devamını gör...

saçımı savursam yetiyor...
devamını gör...

herhangi bir siyasi fikrin beni kısıtlamasından çekindiğim için yoktur.
ki böylesi daha iyidir. bir ideolojiye bağlı olmak kişiyi gerçekten kısıtlıyor. tecrübeyle sabittir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kutlu olsun o halde.
fotoğraf çekmeyi sevenlere,
bilhassa biricik arkadaşım ı am melting lannn melting'e gelsin.
devamını gör...

bir jerome k. jerome kitabıdır.

sürekli aklıma düşen bir kitaptı, türkçeye farklı farklı isimlerle çevrilmiş olan bu kitabı adı karşıma her çıktığında alıp okumaya karar veriyor, sonra da unutuyordum. sonra kütüphanemde okumadığım kitap sayısı yedi yüze ulaşınca muhteşem ve ikna edici bir tavsiye üzerine kitap almayı bırakıp kütüphanedeki kitapları elden geçirirken bu kitabı zaten satın almış olduğumu gördüm ve hemen okudum. yani hemen okudum. tek oturuşta.

çünkü bu kitap tek oturuşta okunacak bir kitap. eğlencesi bol, düşündürme gücü yüksek ve sanki her sayfanın arasından yerlere göklere taşan zeka kırıntıları ile dolu. itiraf etmem gerekir ki kitabı okurken çok güldüm. kast ettiğim şey beğeni ile gülümsemek değil, tam anlamıyla gülmek.

kitap, adıyla vaat ettiği içeriği her şeyi ile kitap boyunca sunuyor okuyucuya çünkü kitap büyük oranda bir kayıkta yolculuk yapan üç arkadaş ve onlardan birine ait olan huysuz bir köpekle ilgili. bu bir tatil arkadaşlar için ama bu üç arkadaş olmayan sorunları büyüterek sorun haline getirme konusunda o kadar sorumluluk sahibi ki sorunsuz tek bir kulaç atamıyorlar.

ben üçünü de çok sevdim -köpekten pek hoşlanmadım- ve bu kitabı okursanız deniz tutma riski ile karşılaşabileceğiniz konusunda sizi uyarmalıyım.

o zaman vira bismillah!
devamını gör...

° g
bir hayale tutundum bu gece. hatta bir ana... birçok andan biri olmasını istediğim bir ana.
bilmediğim bir evde, hiç kimseyi tanımadığım bir şehirde, yaşadığımız tüm hüzünlerden uzakta bir yerde. sen bir minderde sırtın duvara yaslanmış, ben sırtımı göğsüne dayamış bir şekilde. etrafta yabancı hiç ses yok. sadece bir şarkının kısık sesi. göğsünün inip kalktığını, nefesinin saçlarımı okşadığını hissediyorum sadece. sıcacık nefesin... konuşmaya başlıyorsun sonra. kelimelerin senin hazinen. sesin benim huzurum. içimi ısıtan sadece şarap değil. varlığın, huzurun...
dökmeye başlıyorum sonra içimi sana.
küçükken aldığım tüm yaralar iyileşti ama büyüyünce olanlar bir türlü kapanmak bilmiyor. ama sen iyileştiriyorsun beni. belki izi kalır ama acıtmaz, incitmez sen olunca. güven sorunum var biliyorsun açamıyorum içimi hiç kimseye. insanlara gardımı alalı uzun yıllar oluyor. anne- babam 18'imde evden ayrılırken çok iyi niyetli benim kızım, üzerler onu, kırıp dökerler diye gecelerce uyuyamamışlar evde, ben onlardan uzak bir başıma yaşamaya başlayınca. yıllar geçti. hep ayakta kaldım. düştüm, bu kez dizlerim kanamadı ama çok acıdım. haklı çıktılar çok üzüldüm. ama her seferinde kalktım ayağa. çünkü korkum yaşadığım hüzne değil de yaşayamadıklarıma olur diye düşünüyordum. hoyrat davrandım kendime. başka kalpleri kırmaktan ürkerken çokça kırdım, döktüm. hem kendimi hem de başkalarını. ama hissetmeyince olmuyordu. sevgi de ayrılık da hepsinin yaşanmışlıkları ayrıydı. hayat cesaret istiyordu. cesurdum. belki de korkak. sıradan bir insan olmanın korkusu hep vardı. sıradışı olmak ise saldırıya açık olmaktı belki. küçük bir kızın hayali sıradışı bir yaşamı paylaşmaktı.
bu kez başaramıyorum. ne ayağa kalkabiliyorum ne de acımı dindirebiliyorum. bilmiyorum belki de bir yanım seviyor bunu. hani fuzuli sevgiliye olan vuslatı istemez ya. bir anlarım onu, bir anlayamam. her şey yolunda gitsin isterim, tekdüze huzurlu günleri yaşarım, sonra bir bakmışım bu durum ruhumu karartmış. düşerim yeni başlangıçlara. bir arkadaşım bir gün demişti seninki hep şımarıklık, hayatın başkalarının hayal ettiklerinden bile güzel, sadece keyfini çıkar. başka bir arkadaşım aynı hayat için "ne çok acılar çekmişsin, ben bunları hayal bile edemiyorum, hiç kıyamıyorum sana." demişti. hayatım izlediğiniz pencereye göre bir güzel, bir ıstıraplı oluyordu. bense hem mutlu hem hüzünlü oluyordum. gündüzleri yüzümden gülücükler eksik olmuyor, geceleri gözlerim dolu dolu oluyordu. sanırım benim rengim bu. ala. alaca. karmakarışık bir yüreğe sahibim. şimdi diyorsun ya "seni çok seviyorum, hep ol." nasıl kıyayım ben sana. benimle paramparça olmana nasıl izin vereyim. güzel adamsın sen. nahifsin. huzursun. dokunduğun yürek can kırıkları ile dolu. kıyamam ki ben sana.
devamını gör...

gıda sektöründe türlü pislik dönüyor. açıkta bırakılan soğuk zincir ürünleri, son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin üzerine ileri tarihli bir etiket yapıştırmak, ürünlerin içinden böyle şeyler çıkması ne ararsan var.
devamını gör...

bugün saat 20:45'ten sonra herhangi bir anda başlayabilecek olan ve onur haftası kapsamında lgbt+ yazarlarımıza kapılarımızın sonuna kadar açık olduğu radyo yayını.
mesajla iletişime geçip, yayına katılarak derdinizi, yaşadığınız zorlukları ve ne istiyorsanız anlatabilir, farkındalık oluşturabilirsiniz. istediğiniz tüm bilgiler de (nick dahil) gizli kalabilir.
devamını gör...

kısa bir anlatıyla açıklayalım.

karlı bir yaz günüydü; yaşlı bir genç, tahta taşın üzerine oturmuş, hala yaşamakta olan oğlunun mezarı başında, kahkalarla ağlıyordu.
devamını gör...

ben kendi adıma ortamdan memnunum.
okuyorum, zaman zaman gülüyorum, zaman zaman üzülüyorum. aklımın erdiği bir şey varsa yazıyorum. kaostan beslenmiyorum, yaşlı değilim ama ergen de değilim, arsız hiç değilim. imkan tanınmış “kurucu yazar” makamına terfi etmişim daha ne olsun.
devamını gör...

avustralyalı astrofizikçi rodney david marks'ın ölümüyle tarihe geçen olay.

marks, amundsen – scott güney kutbu istasyonu'nda bir bilimsel projede çalışmaktaydı. nişanlısı da onunla zaman geçirebilmek için aynı yerde çalışıyordu. 11 mayıs 2000 tarihinde marks, mide ağrısı, bulantı ve ateş şikayetleriyle rahatsızlandı. 36 saat sonra ise ne yazık ki ölmüştü.

istasyon, kış şartları nedeniyle sürekli olarak ulaşıma açık değildir. bu nedenle marks dört başı mamur bir tıbbi yardım alamadı. şubat ve ekim ayları arasında oraya gidemez veya oradan gelemezsiniz. bu nedenle cenaze yeni zelanda'ya aylar boyunca getirilemedi. otopsi için uçuşların açılacağı tarih beklendi.

başlarda doğal ölüm sanılmıştı marks'ın ölümü. ancak otopside, metanol zehirlenmesi geçirdiği ortaya çıktı. kollarında iğne izleri vardı, ancak vücudunda herhangi bir uyuşturucu izine rastlanmamıştı. hemen olasılıklar tartışılmaya ve incelenmeye başlandı. başlangıçta marks'ın alkol bağımlılığı nedeniyle doğal yoldan ölmüş olabileceği ihtimali üzerinde durulduysa da otopsi bu olasılığı geçersiz kılmıştı.

marks intihar etmiş olabilir miydi? eğer bunu bilerek yapmış olsaydı, hastalandığında paniğe kapılmaması gerekirdi. ancak görgü şahitleri marks'ın rahatsızlandıktan sonra son derece gerçek bir panik yaşadığı konusunda hemfikirdi. yani bilinçli olarak kendisini öldürmeye çalışmış olsaydı, büyük ihtimalle bir köşeye çekilip ölümü bekleyecekti.

kendi içkisini kendi yapmış ve bu sırada bir şeylerin ayarını fazla kaçırmış olabilir miydi? ancak istasyonda, bilim insanlarının uğrayıp yorgunluk atabilmesi için iyi donanımlı bir bar bulunuyordu. bu durum, durup dururken kendisine içki yapması olasılığını oldukça düşürüyordu.

kazara olabilir miydi? bu da imkânsızdı çünkü metanol, bölgedeki temizlik malzemeleri dışında herhangi bir yerde saf olarak bulunmuyordu.

olasılıkların tamamı elendiğinde geriye tek seçenek kalmıştı: cinayet. birisi marks'ın vücuduna öldürücü dozda metanolü bir şekilde sokmanın bir yolunu bulmuş olmalıydı (içkisine damlatmak gibi bir yol). peki zanlı kim olabilirdi? zaten bölgede çalışanlar sayılı olduğundan bulmak kolay olacaktı ancak bu noktada yeni zelanda ile abd hükümeti karşı karşıya geldi. zira bu 2 ülke arasında, istasyonun bulunduğu bölgeyle ilgili sahiplik iddiasından kaynaklanan bir anlaşmazlık vardı. abd, yeni zelanda ile işbirliğine gitmedi ve yürüttükleri soruşturmaya yardımcı olmadı. kendi soruşturmasını yürüttü ve sonuçları da kimseyle paylaşmadı.

bu arada diğer personele, marks'ın odasını temizleme izni verildi. böylece, eğer bu olay bir cinayetse ve orada bir delil varsa, o da yok edilmiş oldu. yeni zelanda tarafından yürütülen soruşturma, istasyonda görev yapan bilim insanlarının aşırı dozda alkol ve uyuşturucu kullandığına dair kanıtları da ortaya çıkardı. ancak maalesef 32 gibi genç bir yaşta hayata veda eden marks'ın ölümü hâlâ aydınlatılamadı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

şişman bir erkek olabilir.*
devamını gör...

bir ışık kaynağından çıkan gözle görülen ışığın renkli bir çözelti içinden geçerken oluşturduğu absorbansın ölçülmesi prensibine dayanan biyokimyasal yöntemdir.
devamını gör...

buda işsizlikten, doğru düzgün işi olan böyle saçmalıklar ile vakit geçirmez.
müslümanın işi yoksa şeyini koparıp oynar mış..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim