bi korku filminde şişman ve gözlüklüysen bittin.(cem yılmaz)
kampa giden gençlerin ölmeden önceki gece sevişmeleri.
devamını gör...

kar çiçeği, su perisi.*
devamını gör...

dil kurumu tanımına göre "oyuk, çukur, kapanmamış yer; kesinti, kopukluk; eksiklik, yoksunluk duygusu" anlamlarına gelen sözcük. hiçbir iyi çağrışımı yok gibi.

şairler de çoğunlukla olumsuz çağrışımlarıyla kullanmışlar "boşluk"u. mesela behçet necatigil, "gene de hiç kimse kurtulamaz içinde büyüyen/bu korkunç boşluktan" diyor, edip cansever "işte bu boşluk durmadan bizi çağırıyor/kremler, pudralar, iç bunaltıcı kokular gibi" şeklinde tasvir ediyor boşluğu; metin altıok "sızlayan", nâzım hikmet "karanlık, ağaçsız" sıfatlarıyla niteliyor onu.

ben bu sözcüğe, onun anlamına ve çağrışımlarına farklı bir pencereden bakmak, boşluğun hayatımızdaki mühim ve gerekli yerinden bahsetmek istiyorum.

insanoğlu doğduğunda büyük bir boşluğa açıyor gözlerini; duyularıyla, temel zihinsel becerileriyle bu boşluğu doldurmaya başlıyor kuvvetli bir iştahla, kendi içindeki ve dışındaki her şeyi bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde anlamaya gayret ediyor. soyut düşünme becerisi kazanan insan, nihayet başka boşluklara; duygulardaki ve düşüncelerdeki boşluklara, varlıklar arasındaki entelektüel boşluklara, henüz kavranamamış bağlantılara kapısını açıyor. insan bu arayışını bütün ömrü boyunca sürdürüyor, onları doldurmaya çalışıyor. insandan geriye kalan ise yine boşluklar oluyor.

ben hayatı hep varlıklar ve boşluklar, bildiklerimiz ve bilmediklerimiz, sahip olduklarımız ve olmadıklarımız arasındaki kişiye has denge olarak anladım, öyle tanımladım. varlıklarımız, bildiklerimiz, sahip olduklarımız hayatın durağan kısımlarını temsil ederken sahip olamadığımız, künhüne varamadığımız şeyler bizim için canlı, hareketli, faal bir alanı ifade ediyor. yani insan çoğunlukla elde ettiklerinin değil, işte bu boşlukların peşinde koşuyor durmadan. diyebilirim ki bu bağlamda boşluk, insanın özgürlük alanıdır. anlama gayreti, istekler, ilerici düşünceler ve hatta sanat, insanın elinde olanlardan yola çıkarak bu boşluğu anlamlandırabilme çabasından neşet ediyor. boşluğun, eksikliğin olmadığı bir dünya tahmin ediyorum ki çıldırtır derecede durgun, anlamsız bir yer olurdu.

konuyu biraz özele, sanat kapsamına indirgersem sanat için de yine "varlıklar ve boşlukların uyumu" şeklinde bir tanımlama yapabilirim. bir sanat eseri söyledikleri ve söylemedikleri ile birlikte vardır ve sanatın büyüsünü sağlayan şey, sanat karşısındaki insanın o sanat eseri içindeki (ve kendi içindeki) verilerden söylenmeyene, gösterilmeyene, bilinmeyene, anlaşılmayana, hissedilmeyene, boşluğa yolculuğudur; insan zihnini, duygulanımını meşgul eden, onu sanat eseri karşısında pasiflikten aktifliğe geçiren, yaratıcı konuma koyan ve böylece sanat eserinin bir parçası hâline getiren işte bu boşluklardır. bu yüzdendir ki bir şiiri defalarca okusak da bıkmıyor, bir resmi bir ömür seyredebiliyor, bir şarkıyı kalbimizin içine yazabiliyoruz, tüketemiyoruz onu.

özetle diyeceğim şudur ki insanın kalbi boşluklarda atıyor, aklı hep onlarda. boşlukları seviniz.

bir de uzak çağrışımları ile birlikte bir şiir parçası paylaşayım, thomas stearns eliot'ın east coker'ından bir kısım:


oraya varabilmek için,
olduğun yere varabilmek, olmadığın yerden
bir yoldan geçmelisin ki orada esriklik yoktur.
bilmediğin şeylere erişmek için
bir yoldan geçmelisin ki bilisizlik yoludur.
edinmediğin şeyleri edinmek için
edinmemişlik yollarından geçmelisin.
sen ne değilsen ona erişmek için
bir yoldan geçmelisin ki sen yoksun.
ve bilmediğin her neyse, bildiğin tek şeydir o
ve edindiğin şeyler edinmediğin şeylerdir
ve nerede isen orada değilsindir.
devamını gör...

marifet iltifata tabidir dedik, çay getiren garsona, yolda adres sorduğumuz insana bile teşekkür edilen şu fani dünyada insanlar zamanlarını harcayıp birikimlerini aktarıyorlar ama gram teşekkür yok sonra vay efendim eksi butonu gelsin deniliyor.
ayrıca verilen her artı oy tanımlarla birleşip size haftalık puan olarak geri dönüyor ve kitap hediyesi kazanmaya bir adım daha yaklaşıyorsunuz.
devamını gör...

aşırı internet kullanımı ile duygusal zekamız azalıyor ve yüz ifadelerini anlamakta zorluk yaşayabiliyoruz.
kemal sayar
devamını gör...

'sevgiye inanmadığın doğru değil, anne. tersine öylesine çok inanıyorsun ki, çevrendeki sevgi azlığından ve bu azıcık sevginin bile hiçbir zaman eksiksiz olamadığından deli gibi acı duyuyorsun. sevgiden oluşmuş bir kişisin sen. ama, yaşama inanmıyorsan eğer sevgiye inanmak yeterli mi?'

doğmamış çocuğa mektup-oriana fallaci

bu kitabı ortaokulda falan okumuştum.alt benliğime öyle işlemiş ki;hala çocuk dünyaya getirmenin ne kadar doğru olup olmadığını sorgulatır bana.
devamını gör...

mutsuzluğa, hüzne yenik düşmek istemediğim için sıkça yaptığım bir şeydir. zaten modum düşük bir de hüzünlü şarkılar açıp iyice psikolojimi mi bozayım diye düşündüğüm için hemen hareketli, insana keyif veren şarkılar açar iki şarkı sonra da kendimi toparlarım.
devamını gör...

agatha christie'nin 100 milyon'un üzerinde en çok satılan kitabıdır. benim de en sevdiğim kitabıdır. her ne kadar gözler meşhur belçikalıyı veya battle'ı arasa da, en akıcı ve keyifli kitabı olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

o dönem birçok sigorta şirketinin iflas ettiği söylenir. havacılık tarihinin en kanlı kazalarından bir tanesi.
devamını gör...

buradan bakınca hala parladığını gördüğüm yazar. kendisi benim yapacağım gibi sözlüğe ara vermiş. kısa zaman önce takip etmeye başladığım ve tanımlarını beğendiğim bir yazardı. yks'de sana da kendime de başarılar diliyorum sevgili yazar*.
devamını gör...

ümit yaşar oğuzcan'a ait şiir:

beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın
.

1926-1984 arasında yaşamış olan ümit yaşar oğuzcan tam 24 kere intihar etmeye teşebbüs edecek kadar karamsar hatta karamsarlıktanda öte bir ruh haline sahip şairdir. bu ruh hali büyük oğlu vedat oğuzcan'a da sirayet etmiş olmalı ki kendisi ilk denemesinde henüz 17 yaşındayken 1973 yılında galata kulesinden atlayarak yaşamına son verir, bir rivayete göre cebinden "baba öyle intihar edilmez böyle edilir" diye bir not çıkar. bu şiirin bu olay üzerine yazıldığı söylensede şiir daha önceden yazıldığı için doğru değildir.

oğlunun intiharı üzerine yazdığı şiir ise şu şekilde:


galata kulesi

6 haziran 1973
pırıl pırıl bir yaz günüydü
aydınlıktı, güzeldi dünya
bir adam düştü o gün galata kulesi’nden
kendini bir anda bıraktı boşluğa
ömrünün baharında
bütün umutlarıyla birlikte
paramparça oldu
bir adam benim oğlumdu...

gencecikti vedat
ışıl ışıldı gözleri
içi
bütün insanlar için sevgiyle doluydu
çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
kendini bir anda bıraktı boşluğa
söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
zaman durdu
bir adam düştü galata kulesi’nden
bu adam benim oğlumdu

“açarken ufkunda güller alevden”
çıktı, her günkü gibi gülerek evden
kimseye belli etmedi içindeki yangını
yürüdü, kendinden emin
sonsuzluğa doğru
galata kulesi’nde bekliyordu ecel
bir fincan kahve, bir kadeh konyak
ölüm yolcusunun son arzusu buydu
bir adam düştü galata kulesi’nden
bu adam benim oğlumdu

küçüktü bir zaman
kucağıma alır ninniler söylerdim ona
“uyu oğlum, uyu oğlum, ninni”
bir daha uyanmamak üzere uyudu vedat

6 haziran 1973
galata kulesi’nden bir adam attı kendini
bu nankör insanlara
bu kalleş dünyaya inat
şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
“uyan oğlum, uyan oğlum, uyan vedat”.
devamını gör...

özellikleri:
zamana karşı mücadeleci
hoşgörüsüz
sabırsız
özen ve kesinliğe düşkün
hatalara tahammülsüz
rekabet duygusu yüksek
"önemli olan birinciliktir" anlayışına hakim
"hızlı bitirilmeli!", yavaş ilerleyen her şeye karlı hassasiyet ve kızgınlık
mücadeleci
hızlı yükselen
mesleğinde başarılı
uzlaşımı sevmez
otoriterliğiyle dışlanır
cesaret kırar
stres sorunları yaşar
yakın ve doyumlu ilişki yaşamaz
evlilik sorunları var

bu insanlarla muhatap olunduğu durumda ne yapılmalı:
yaptığınız işlerde güvenilir, planlı, dakik olmalısınız
gecikmemelisiniz ve olabildiğince atik hareket etmelisiniz
psikolojik olarak gevşemesine yardımcı olmalısınız

*olay anında hemen tartışmaya girmek yerine, olayların üzerinden biraz zaman geçmesini beklemeli ve onun da durumları değerlendirmesi için zaman vermelisiniz. tartışma anında yaptığınız ataklarka kişiyi kışkırtıp yükselmesine neden olursunuz. alt etmeye çalışma hırsı çok yüksektir. olayların üzerinden geçtikten sonra hatalarına kendisi de gözlem yapacak ve sizi dinleyecektir
devamını gör...

“sanki ruhum çıktı canımdan”

malesef bir aşk şarkısı sanılan, aslında gerçek bir “ağıt” olan eserdir.

sözleri ve müziği (bkz: mazlum çimen) e aittir. 2 temmuz 93 yılında, o lanet yangında öldürülen halk ozanı nesimi çimen için yazılmıştır. bir evladın, babasına duyduğu özlemi, hasreti anlatır.

şarkının hikayesini mazlum çimen şöyle aktarır;

“madımak katliamını duyduğumuz zaman zaten ben ne olduğunu anlamamıştım. daha sonra eve gidip haberlere baktığımda ne olduğunu anladım. 34 yaşında falandım. ben babamın orada arkadaşları olduğundan otelde kaldığını düşünmüyordum. benim en çok yandığım; 17 kişiyi bire bir tanıyordum. tenimin tenine değdiği, merhaba dediğim, sohbet ettiğim 17 kişi vardı orada. diğerleri de benim canım dostum... ama bire bir tanıdığım 17 kişiydi. ilk isimleri gördüğümde, 17 kişiden 8'i, 9'u oradaydı ve babam dördüncü ya da beşinci isimdi. o anda oluşan duyguların yoğunluğuyla yaptığım bir şeydi. ben daha sonra yaptığım eseri tamamen babama adadım, olduğu gibi. edip akbayram sahnede ifşa edene kadar kimse bilmiyordu benim bunu babama yaptığımı ya da babam için söylediğimi...”

öyle ağır zamanlar yaşıyoruz ki, birer birer eksiliyoruz. yaşam, sevdiginiz birini kaybettiğinizde sizin için de duruyor. artık eskisi gibi olamıyorsunuz. zor çok zor!

bu entryi yakın zamanda kaybettiklerimiz için yazdım. yazmaz olaydım!

babalar ve anneler için;
hasretegider

kaynak: mazlum çimen röportajı 2015 dha.
devamını gör...

malum yönetimi başa getiren kitlenin, ne kadar kara cahil olduğunu gösteren replik.

evet bunların %85'i falan böyle, geneli eğitimsiz, hatta eğitilmez kalas bir topluluk.

bari sizden gelen nesiller kurtulsun diye uğraşıyoruz ama, cahillik bağımlılık yapıyor demek ki, vazgeçiremiyoruz.
devamını gör...

anton çehov - martı (kitap)



nina - yalnızım, yapayalnız. bir şey söylemek için yüzyılda bir açarım ağzımı ve sesim bu boşlukta kederle çınlar ve hiç kimselere ulaşmaz... sizler de, ey solgun alevler, işitmiyorsunuz beni... sabah öncesinde çamurlu bataklıktan yükselirsiniz siz ve tan vaktine kadar sürtüp durursunuz, düşüncesizce, iradesizce, hiçbir yaşam kıpırtısı taşımaksızın... sonsuz maddenin babası şeytan, bir yaşam kıpırtısı doğar korkusuyla, taşlarda ve sularda olduğu gibi her an sizlerin atomlarını da değiştirir ve durmaksızın değişirsiniz. evrende sürekli ve değişmez olarak bir tek ruh kalır sadece. (sessizlik.) bomboş, derin bir kuyuya atılmış bir tutsak gibi, neredeyim, beni ne bekliyor, bilmiyorum. fakat bir tek şey var bildiğim, çok iyi bildiğim: maddi güçlerin yaratıcısı şeytanla amansız, acımasız kavgada, zafer mutlaka benim olacak ve sonuçta da madde ile ruh eşsiz bir uyumda birleşip kaynaşacak, bu ise dünyasal iradenin egemenliği olacaktır. fakat uzun, yavaş, binlerce yıllık bir sürecin sonrasında hem ay, hem parlak sirius, hem yeryüzü toza dönüştükten sonra gerçekleşecek bu... ama o zamana kadar dehşet, dehşet...

devamını gör...

ukte sahibi: neria.

duman grubunun 2004 çıkışlı seni kendime sakladım albümünden bir parça.

devamını gör...

"düşman görünmezdi. ya da asıl onların içlerindeydi, onları çürütmüş, kangrenleştirmiş, mahvetmişti. alemin maskarası olmuşlardı. küçük uysal yaratıklar, onları önemsemeyen bir dünyanın sadık yansımalarıydılar. kırıntılarından başkasını asla elde edemeyecekleri bir pastanın içine boğazlarına kadar batmışlardı."

şeyler, georges perec
devamını gör...

bir yıldızın kaydığını gördüğün zaman dilek dilersen dileğinin gerçekleşeceği sözü.
devamını gör...

doldurmaya katlanamadığım şey. durdurup soranları kibarca reddediyor ve yoluma devam ediyorum.
devamını gör...

orta kalite gerilim filmi. serinin ilk filmi tahmin edilebilir bir senaryoya sahip olsa bile kötü bir film sayılmaz ama devam filmlerinde gerilimden ziyade vahşet dolu sahnelerle izleyiciyi çekmeye çalıştıkları için kalite yerlere düşmüş durumda. (bkz: the purge)

--! spoiler !--

serinin devam filmlerinde, aslında ilk olarak bu uygulamayı insanların küçük bir bölgede deney amaçlı para karşılığında yaptığını görüyoruz. daha sonra bir gelenek halini almaya başlıyor ama ilginç olan suç oranlarının oldukça düşmesi. gerçekten uygulansa günlük hayatta suç oranları bu kadar düşer mi diye düşündürtmüyor değil. ayrıca görece zengin olan insanların bunu nasıl eğlenceye dönüştürdüğünü görünce pek şaşırmıyorsunuz hatta koca senaryoda bence en olası şey bu durumdu.

--! spoiler !--
devamını gör...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan puan tablosu sıkça sorulan sorular yönetim kadrosu istatistikler iletişim