son derece zeki ve muhtemelen en meraklı kedi cinsidir. değişen ve zorlu koşullara çabuk adapte olur. hastalıklar karşısında bağışıklığı ve direnci daha yüksektir. son derece hiperaktif olmalarına karşın insanlarla güçlü bağlar kurabilir ve kendisine ev arkadaşı olma şerefine erişen insancıkları gözlemleyerek buna bağlı yeni davranış biçimleri geliştirirler. gezegendeki baskın türü ele geçirip götü premium sürümde sağlama alarak adaptasyon kavramına yeni bir boyut kazandırmışlardır.
devamını gör...

bbc yapımı 5 sezonluk fantastik dizi.2008'de başlayıp 2012'de ekranlara veda etmiştir.
devamını gör...

karşıdan gördükleri insanlığı yanlış anlayıp kendilerini bir an fazla önemli hissetmelerinden dolayıdır. *
devamını gör...

aşının zorunlu tatbik edilmesi durumu, uygulaması hakkında; bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek bilinenlerin yanlış olması durumunda özne olan durum, kimi zaman pratiklerdir.

öncelikle başlığın ve konunun ne kadar hassas olduğunu bilerek açtığımı, aynı veya karşıt fikir olmamız önemsiz şekilde sonuna kadar okumanızı, daha sonra bu entry hakkında yorum yapmanızı rica edeceğim kıymetli arkadaşlarım.

bu konu ve paralel konuları hakkında belki de sözlüğe entry giren ilk kişilerden biriyimdir. zira o günler * bana bugünlere ışık tutmuş ve aşı uygulaması hakkında bu konuları konuşacağımızı hissediyor gibiydim.
(bkz: zorunlu aşı) (bkz: anayasa mahkemesinin halime sare aysal kararı) (bkz: serdar özgüldür)

bu konu ve pratiği tabii ki anayasanın 17. maddesi özelinde incelenip, kişinin vücut bütünlüğü hakkının dokunulmazlığı bağlamında öz iradeye bırakılması gereken, kişiye tıbbi müdahale ve türevleri yapılmaması gereken durumdur. fakat, burada bir hukukçu olarak sizlerle paylaşmak istediğim, aşının aslında otoritelerin iradesiyle şu an bile zorunlu kılınabilecek oluşudur. evet, belki çok az kişinin bahsettiği ya da bahsetmekten çekindiği durum olsa da durum budur. ve ben bu görüşe katılmaktayım.

şöyle ki, anayasa mahkemesinin halime sare aysal kararı'nda bahsettiği, zorunlu aşıyı uygun bulmaması durumu salgın öncesi yaşantımıza ve o şartlar altındaki mevzuatın incelemesine ilişkindir. ve o dönemde isabetlidir. zira diğer kaynaklar ve sonunda anayasamız zorunlu aşıya cevaz vermemektedir. 1593 sayılı kanun'un 72/2'de zorunlu aşı tatbiki pratiğini düzenlemektedir ve sağlık bakanlığına yetki vermektedir. burada 72.madde giriş cümlesinde 57.madde de sayılan hastalıklara ilişkin olarak, numerus clasus ilkesiyle düzenlenmiş olan bu maddedeki hastalıklara 72'de * ki uygulamaları yapabilme yetkisi vermiştir. ve 57.madde de kanunun çıktığı dönemde doğal olarak 2019-ncov * olmadığı için sayılmamıştır. bu mantıkla baktığımızda hem zorunlu aşı bu hastalığa ilişkin uygulanamaz ve anayasa mahkemesinin kararı uygundur deriz, değil mi? evet, öyle. fakat o iş öyle değil. aynı kanunun 64. maddesi şu şekildedir: madde 64 – 57 nci maddede zikredilenlerden başka her hangi bir hastalık istilai şekil aldığı veya böyle bir tehlike baş gösterdiği takdirde o hastalığın veya her hangi bir hastalık şeklinin memleketin her tarafında veya bir kısmında ihbarı mecburi olduğunu neşrü ilâna ve o hastalığa karşı bu kanunda mezkür tedabirin kaffesini veya bir kısmını tatbika sıhhat ve içtimai muavenet vekaleti salahiyettardır. bu demektir ki salgın hastalıklarda, 57.maddede sayılmamış olsa bile zorunlu aşı uygulaması yapılabilir, yani 72.maddede ki eylemler uygulanabilir, yetkilidir. kim bu bakanlık? sağlık bakanlığı.

bu bağlamda lafı çok daha fazla uzatmadan benim yasama ve yürütme'ye tavsiyem dün olduğu gibi, bugünde acilen kanunu düzenleyip kafalardaki soru işaretini giderip, meşruiyeti sağlamalarıdır. zira aşı uygulamanın kaçınılmaz olduğu bir durumdayız ve tüm dünya pcr ya da aşı denklemine gidiyor.
(bkz: aşı olmayanlara pcr testi zorunlu tutulması)

şu haliyle bile sağlık bakanlığı ve otoriteler aşıyı zorunlu kılma yetkisine sahiptir. ilgili uygulama, kanunilik testinden geçmiş bir düzenlemedir. burada benim ve hukukçuların talebi buna özel kanun çıkarılması ya da 1593 sayılı kanunun düzenlenmesidir. buradaki talep ise ölçülülük ve meşruiyete ilişkin taleplerdir.
#71254 burada taa 30 kasım'da yazdığım bilgilerde durmaktadir, kısmen de olsa benzerdir.

değerli fikirleriniz ve vaktinizi ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim sevgili yazarlar. umarım kimseyi incitmeden, üzmeden kanun ve uygulamaya ilişkin fikirlerimi anlatabilmişimdir. zira bir hukukçu olarak, bunu sizlere borç bilirim.
devamını gör...

da vinci nin deha olduğunu bilmeyen yoktur kendisi ilham kaynağım ve idolum ve şimdiye kadar bir çok araştırmasinda yer aldım .

altın oranla çizilmiş dünyanın en ünlü ve leonardo da vinci nin de ressamlık hayatında yaptığı en büyük baş yapıttır.

bunu bu kadar eşsiz yapan 500 yılda 2 kere çalınıp bir kere asitle tahrip edilmiş olması, sadece bunlar değil onu eşsiz kılan, söyleyeceğim şeylerden büyüleyeceginizden eminim .

henüz 10 yaşlarında yanına fakir bir ailenin çocuğunu alıyor ilerleyen yaşlarında yaptığı yaramazliklar nedeniyle leo ona salai (küçük şeytan ) lakabını takıyor .salai leonardo nun büyük ilham kaynağı, çırağı sevgilisi olduğu söyleniyor bir çok kez portesini çizdiği ve hatta beraber de yer aldıkları resim bile var ama çiziliş amaci bilinmiyor .

salainin bir portresi mona lisa ile karşılaştırıldığında inanılmaz benzediğini görebilirsiniz.

o çağda mona lisa adına birinin hiç var olmadığını biliyor muydunuz ? peki leonardo neden ve neye bakarak resmetti bu tabloyu tabiki ilham kaynağı ve sevgilisi olan salai ye .

ilk başlarda onemsememis ama ilerleyen yaşlarında birbirlerine olan sevgisi büyümüş ve aşka dönüşmüştü , o dönemde eş cinselliğin cezası idam di ve bunun bilinmesi ikisi içinde iyi olmazdı .

fakat salai bilinmesede leonardoya aşkını kanıtlamasıni istedi .

salaiyi başka bir adla ve yüzle inanılmaz bir şekilde çizerek yaşatmak onun aşkının en büyük kanıtı olacaktı .

basit bir şey yapamazdı yapacağı şey mükemmel olmalıydı ve kimse anlamamalıydı 16 yıl boyunca gittiği her yere götürdü ve gizlice çizmeye devam etti.

ismi salai olamazdı çünkü herkes lakabı biliyordu bunun için mon salai benim küçük şeytanım yerine şifreliyerek mona lisa olarak isimlendirdi. ve araştırmalar sonucu sağ gözünde l harfi sol gözünde s harfi olduğu tespit edildi .
devamını gör...

yukarıdaki zaten izliyor deyip çok önemsemediğim eylem.
devamını gör...

kişinin, inandığı/taptığı varlıkla konuşması ve isteklerini, mutluluğunu, kırgınlığını paylaşmasıdır.
devamını gör...

anne tarafı tartışmasız.
devamını gör...

2002 yılında kurulmuş, bir merkür ödülü sahibi, ingiliz indie rock müzik grubudur.
alakasız da olsa eskilerden "the beatles" ile ilişkilendirdiğim müzik grubu. seviyorum kendilerini.

sonbahar aylarında sosyal medyada why'd you only call me when you're high ile daha da ünlenmiştir.

ben en çok do i wanna know'a anlam yüklüyorum galiba*.
devamını gör...

"e madem madalya müracaatları var, rütbe müracaatları neden olmasın" diyerek açtığım başlık.

yönetimi, rütbemi hala vermediği için hem kınım kınım kınıyor, hem de saygıyla selamlıyorum. * rütbesini benim gibi hak ettiği halde henüz alamamış ve rütbe alma zamanı geldiğinde sesini duyurup başvuruda bulunmak isteyen yazar arkadaşlarımı da başlık altına bekliyorum.

çalıştık, çabaladık, o vaat ettiğiniz rütbe için 10bin puanı topladık. nerede bizim rütbeler? ne için yaşıyoruz biz? he? bizi mağdur etmeye kimsenin hakkı yok. veriniz lan rütbemizi!

yazarlara not: derdimi sevebilirsiniz ama çok vurmayın bari.

yönetime not: n'olur kötü bi' rütbe vermeyin be abi.

ekleme: rütbem gelmiş. valla bravo. çok hızlı çalışıyorlar. hiç beğenmediğimi de belirtmek isterim.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ekleme 2: rütbem gitti, dertler bitti.

aylar sonra gelen edit: yeni rütbem mikrop oldu. istedim, verdiler sağolsunlar.*
devamını gör...

... dünyanın gidişatını göre göre çocuk yapıyorlar.

... müge anlı'nın programındaki hayatları yaşıyorlar.

... hayatlarını dedikodu, yeni gelin sunumları ve iftiralarla falan geçirip mutlu olabiliyorlar.

... "kadınların şusu busu" konuları üzerinden trollük yapıyorlar.

türünden daha tonla şey yazılabilecek başlık.
devamını gör...

keyifle izlenebilecek bir tarihi film lakin bazı noktalarda tabiri caizse kurgunun dibine vurulmuş.

misal filmdeki ilk sıkıntı ya da talihsizlik filmin isviçre'nin nazi işgali altında gösterildiği bir harita ile başlaması; ben burada direkt olarak, yandık ki ne yandık diye düşünmüştüm. adamlar kurguya harita ile başladıysa işimiz var diyerek hafif bir önyargıya kapıldım. neyse sonradan filmin akışı içerisinde kızgınlığınız geçiyor.

hitler'in isviçre'yi işgal planı vardı ama plan olarak kaldı, tannenbaum operasyonu sadece tozlu bir dosyadan fazlası değil...

sonra, kruşçev'in vasili'yi davet ettiği sahne var. orada arka plandan sovyet marşı giriyor, tamam giriyor da olmayan marşı oraya nasıl soktunuz arkadaş? çünkü çalan marş 1944'de ilk kez kullanılıyor, muharebeden daha sonra. burada da hafif yükseliyorsunuz. hay bin kunduz naraları atıp, sakinleştikten sonra yerinize oturuyorsunuz.

bir de künye olayı var. sovyet ordu literatüründe ''dog tags'' diye bir tabir yok. binbaşı könig'ten künyesi istenirken bu tabir kullanılıyor ki, hadi canım oradan deyip, ed harris abimizin hatırına susuyorsunuz.

en önemlisi ise vasili karakterinin gerçekte olduğundan daha fazla ön plana çıkartılması. tamam film adamın etrafında dönüyor buna eyvallah, ancak keskin nişancıların savaşın seyrini değiştirdiği yolunda bir izlenim veriyor ki, bu biraz abartı. ha keza bu süreçte kruşçev'de o kadar etkin değil aslında, başka cephelerde görev yaptığını biliyoruz.

işin garibi benim filmde bayıldığım karakter olan -ki ed harris abimizin muhteşem oyunculuğunun bunda payı büyük- binbaşı erwin konig aslında yok. tarihte hiç var olmamış. yani vasili olmayan bir düşmanla mücadele içerisine giriyor. gölgelerle savaşıyor.

diyeceksiniz ki, filmi buraya kadar gömdün. buna rağmen izleyelim mi? izlememiş olan arkadaşların izlemesini elbette tavsiye ederim. zira ed harris'in o muazzam oyunculuğunu ve binbaşı könig karakterini es geçmenizi istemem. bir yan rolün usta oyunculukla, başrolü nasıl taca attığını gözlerinizle görün isterim. jude law'da fena oynamamış ama ed harris'in o performansı karşısında silinip gidiyor.

bir de filme puan vereyim tam olsun. 7.1 zira küsuratlı sayı verince daha havalı oluyor.

ha unutmadan bir tarihi yanlış daha var; ama onu söylemeyeceğim, kendiniz bulur güzelce söver, sayar sevgilerinizi sunarsınız *
devamını gör...

dilencilerin çocuk kaçırması.
devamını gör...

ne çok sınavdan geçtik ve geçiyoruzdur şu ömrümüzde. bu yolculukta başımızdan illa ki tuhaf olaylar geçmiştir. lisede deneme sınavında başıma tuhaf bir olay gelmişti. yatılı okuldayız, üst baş rezil dalmışım sınava. o esnada içeri müdür ve ekibi girdi. herkes kendini topladı falan. yatılı okullarda bilen bilir müdür ilah gibidir. benim ismim söylendi. dedim ki tam zamanıydı dayak yemenin. neyse beni aldılar müdür odasına. bir yandan üstümü düzeltiyor diğer yandan saçımı tarıyorlar. yakışıklı bir dayak atacaklar diye düşünürken ildeki şiir yarışmasında birinci olduğumu söylediler. ödülü vali verecekmiş. ben iyice şok. gittim aldım ödülümü. sınav da yalan oldu ancak benim için güzel bir anı oldu.
devamını gör...

bu koyu chp'li deniz baykal'ın hayranı olan ve daha sonra ahmet hakan'a taş çıkartacak sürat e dönen kişi degilmiydi.
o ise yapar ben korkarım bu tiplerden, kendi çıkarları için dağların yerlerini bile değiştirirler, yani yaparsın abim.
devamını gör...

hala olacağımı öğrendiğimdeki mutluluğumu size anlatamam. hüngür hüngür nasıl da ağlamıştım. canımın canından bir can...
devamını gör...

muhteşem etkinlik. sevgi pıtırcığı olma yolunda bir adım daha atmak neden olmasın. yüzlerde hafif dudak kayıklığında bir gülümseme otursun.
devamını gör...

h.h.munro’nun kendine has mizahı ile kurguladığı muhteşem öykü kitabı insanlar hayvanlar ve yırtıcı hayvanlar isimli kitabının tobermory öyküsünde geçen yapay ve mitolojik sıfattır.

sisifos mitolojideki mafyatik oluşuma kafa tutup yeraltı dünyasındaki mitoloji, seks, mafya üçgenine ağır darbeler vurunca tanrıların gazabına uğramıştır.

bu gazap mitolojik tanrıların sadece acımasız değil aynı zamanda yaratıcı ve de muzip olduklarını da gösterir bize. zira sisifos boyundan büyük bir kayayı bir tepeye ite ite çıkarmaya mahkum edilmiştir. ama zirveye her varışta kaya tekrar geri yuvarlanır. ve sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. bu ceza günümüzde boş çabaları anlatmak için kullanılan bir deyim haline de gelmiştir. zavallı sisifos!

munro’nun kitabında ise bambaşka bir sıfat olarak çıkar karşımıza ve bu sıfat munro’ya olan hayranlığımı bir üst seviyeye taşır. sisifos-çatlatan diye nitelenen şey bir arabadır çünkü.

bahsedilen külüstür araba kendinden o kadar vazgeçmiştir ki gitmek, ilerlemek için insani bir yardıma ihtiyaç duyar. hele de yokuşlarda. eğer bu tırmanışlarda onu birisi itmezse ilerlemeye niyet bile etmez. öyle bir arabadır ki bu, sisifos bu arabayla uğraşmaya kalksa kayasını özler.
devamını gör...

doğrudan gözlenemeyen ve varlığı ancak dolaylı yollardan kanıtlanabilen, evrenin büyük bir kısmını oluşturduğu tahmin edilen madde.

gözleyemiyorsak varlığını nereden biliyoruz sorusu gelebilir akıllara. detaylara girmeden bunu bilmenin 2 yolundan bahsedeyim. galaksilerdeki yıldızların, galaksi merkezine olan uzaklıklarına bağlı hız değerlerinden elde edilen bilgiler, galaksi içerisinde gözle görünenden çok daha fazla madde olması gerektiğini gösteriyor. ayrıca evrende kozmik mikrodalga fon ışınımı adını verdiğimiz bir radyasyon türü var ve bu radyasyona ilişkin gözlem ve ölçümler de karanlık maddenin var olması gerektiği sonucuna ulaştırıyor bilim insanlarını.
devamını gör...

çocuğu hiç dünyaya getirmemek.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim