küfür etkisi yaratan ama küfür olmayan sözler
"şu an beni düşünmekten, daha önemli bir "işin" yokmu gerçekten..
kendi hayatınla ilgili..
yazık, üzüldüm bak şimdi senin için.."
eğer birisi size akıl verdiyse sormadan.. (sorduğun şeyin cevabını bilse bile vermez kimse zaten.. faydası dokunmasın diye, hemen tavsiye verir, nasihat verir, senin iyiliğini filanda düşünmüyordur, kendini birşey zannedecek fırsatı yakalamıştır, hiç kaçırmaz..)
kendi hayatınla ilgili..
yazık, üzüldüm bak şimdi senin için.."
eğer birisi size akıl verdiyse sormadan.. (sorduğun şeyin cevabını bilse bile vermez kimse zaten.. faydası dokunmasın diye, hemen tavsiye verir, nasihat verir, senin iyiliğini filanda düşünmüyordur, kendini birşey zannedecek fırsatı yakalamıştır, hiç kaçırmaz..)
devamını gör...
gidiyorum
sezen aksu'nun 7 temmuz 1989 çıkışlı sezen aksu söylüyor adlı albümünde bulunan bir şarkı. söz-müzik sezen aksu'ya ait tabii ki. şarkıyı koray avcı da seslendirmiştir. bir sezen aksu olamasa da onunki de idare eder. normalde pop müzik sevmem ama sezen aksu söyleyince insanın dinleyesi geliyor nedense.
buradan
buradan
devamını gör...
zoomorf tanrılar
mitolojide hayvan biçimli tanrılar. bu zoomorf tanrılar, hemen hemen her mitolojide mevcut. özellikle mısır mitolojisine baktığımız zaman tanrılarının-tanrıçalarının büyük kısmının zoomorf olduğunu göreceğiz, aynı zamanda zoomorf sadece hayvanı kapsamaz, insandan hayvana geçişi de kapsar, buna antik yunan'da bulunan artemis'i örnek verebiliriz.
mitolojideki insan biçimli tanrılara ise antropomorf tanrılar ismi verilir.
mitolojideki insan biçimli tanrılara ise antropomorf tanrılar ismi verilir.
devamını gör...
giuseppe tartini
giuseppe tartini, italyan besteci ve keman virtüözü. barok döneminin tecessümüdür bu adam. hukukçu, eskrimci, ne ararsan var. yukarıda güzelce yazılmış biyografisi zaten. tipik italyan enteleküteli kendisi. aristokrat bi aileden geliyor ve manastır eğitimi de görmüş. tam zır deli. herkes rahip olacak diye beklerken, gidip kardinalin yeğenini kaçırıp evleniyor. bi dünya adam peşine takılıyo tabi. zor kurtarıyor canını. sonra zaten hayatının sonuna kadar keman çalışmış. kemanda vivaldi’nin karşısına çıkabilecek bi adam varsa bu dünyada, ahanda tartini abimizdir o. ancak onu meşhur eden şey, tek bir parçasıdır. bu parçanın bestesi yapılmadan önce tartini bi rüya görür. rüyasında kemanını şeytana verir ve şeytan çalmaya başlar.öyle bi solo atar ki şeytan kemanı çalarken, tartini rüyada kendini kaybedecek kadar etkilenir. hatta nefes nefese uyanmış. başlamış duyduğunu bestelemeye. ancak sonuçtan memnun kalmamış. ortaya çıkan bestenin rüyadakiyle pek alakası yokmuş. daha ne kadar alakası olabilirmiş acaba. rüyasında dinlediği ne ola, nasıl bi şey ola ki diye düşündürtür durur adama. eserin adı ‘’devil’s trill sonata’’. şeytanı dinlemek isteyenler için aşağıya iliştiriyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
kaybetme korkusu.
devamını gör...
kavaklıdere efor şalgam suyu
milli içkimiz ayranın sıralaması.
1:dost ayran
2: içim ayran
3: menemen çiftlik
4:sakıp ağa.
hepsini tavsiye ederim, nede olsa milli içkimiz.
1:dost ayran
2: içim ayran
3: menemen çiftlik
4:sakıp ağa.
hepsini tavsiye ederim, nede olsa milli içkimiz.
devamını gör...
huntington hastalığı
striatal nöronların dejenerasyonu sonucu oluşan otozomal dominant bir hastalıktır.
trinükleotit (cag) tekrarı görülür.
klinikte kore ve demans vardır.
en tipik özelliği kaudat nükleus,putamen ve globus pallidus'ta atrofidir.
trinükleotit (cag) tekrarı görülür.
klinikte kore ve demans vardır.
en tipik özelliği kaudat nükleus,putamen ve globus pallidus'ta atrofidir.
devamını gör...
yeni biriyle tanışmak
belli bir yaştan ve kafadan sonra külfetten başka bir şey değildir.
yok adın ne,nelerden hoşlanırsın,şu filmi izledin mi, bu kitabı emükledin mi gibi sonu gelmez sıkıcı muhabbetler çekilir dert değil artık.
siz tanışın , ben yokum.
yok adın ne,nelerden hoşlanırsın,şu filmi izledin mi, bu kitabı emükledin mi gibi sonu gelmez sıkıcı muhabbetler çekilir dert değil artık.
siz tanışın , ben yokum.
devamını gör...
mini etek giyen kızın bacaklarına bakan erkek
erkektir bakar, erkektir yapar diyerek daha neleri meşrulaştıracaksınız acaba?
devamını gör...
hangi normal sözlük yazarıyla ne yapmak isterdiniz sorusu
tüm trolleri aziz sancar'a dönüştürmek, sadece lucifer'ı aynı zamanda evinin erkeği yapmak, kadın yazarlarla dedikodu yasak olmak koşuluyla toplaşıp muhabbet etmek, patagonyalı ile bir türlü yapamadığımız şu bilimsel sohbetleri yapmak, iko'dan yazılım tüyoları almak, en yakışıklı 4 sözlük erkeğini kuma şeklinde eve depolamak, kalanlarla da topluca deniz kenarında bir otele tatile gitmek...
bak bunu yapalım bence; birkaç yıl içerisindeki etkinliğimiz bir otel kapatmak olsun. sonra kim kiminle ne istiyorsa yapsın orada. sözlüğe de 9 ay sonra ufak troll ve enteller kazandırmış olursunuz.
bak bunu yapalım bence; birkaç yıl içerisindeki etkinliğimiz bir otel kapatmak olsun. sonra kim kiminle ne istiyorsa yapsın orada. sözlüğe de 9 ay sonra ufak troll ve enteller kazandırmış olursunuz.
devamını gör...
başarıyı engelleyen faktörler
aslında bilinçaltında hiçbirşeyi haketmediği düşüncesi vardır, bilinçaltına yerleştirilmiştir, emeğinin, ürettiği bir ürünün değeri yok zannediyordur.. çünkü yaptığı hiçbirşeye değer verilip, takdir edilmemiştir, kendisinin ve emeğinin karşılık görmemesi durumunu çok yaşadığı için, bir sürü işe başlar, dener, ama hiçbiri ilerlemez, çünkü konsantre olamaz, bunu hisseden bencil insanlar bu tiplere yapışır genelde, ve maddi manevi sömürülürler hep, yaşadığı o hüzünlü his onu yavaşlatır, zihninde ilgili olayları üst üste hatırlar, ortak bir his vardır ama çözemez, hiçbir işini sürdüremez, tamamlayamaz, yapamayacağına inandırılmıştır,
aslında hiçbirşey başarmasada 'değerlidir", bu ona gösterilmemiştir, hissettirilmemiştir, sevilmeyi hakediyordur, sevilme sayılma değer görme hakkı vardır, bilmiyordur, çünkü görmemiştir, tatmamıştır, istediğini söyleme, talep etme hakkı vardır, işte bunu çözdüğü zaman herşeye konsantre olacak, bütün işleri hızlanacak, ve daha üretken, daha verimli olacaktır, artık sınırlarına girildiği an "farkedecek" ve tepkisini gösterecektir, kendisine değer vermeyenleri anlayacak ve oda değer vermeyecektir, izin vermediği için üzülmeyecektir, önce kendisi, kendisini adam yerine koyduğunda, ben varım dediğinde, insanlarda bunu farkedecektir, varlık gösterecektir..
mükemmeliyetçilik dedikleride bence, mükkemmel olursa beğenileceğinin garanti sanılması hissi ve mükemmel olmazsa beğenilmeyeceği, değer görmeyeceği durumunda, yaşanacak duygudan korkan kişinin, dönüp dolaşıp, saçma detaylarda boğulmasıdır.. bu yüzden bir türlü bitmez o işler, halbuki kendi değerini farkettiğinde, yaptığın işide beğenip tamamlayabiliyorsun bir yerde.. ortaya çıkarabiliyorsun, ben yaptım diyecek, ben de, emeğim de değerli diyecek cesareti kendi kendine sen vereceksin..
aslında hiçbirşey başarmasada 'değerlidir", bu ona gösterilmemiştir, hissettirilmemiştir, sevilmeyi hakediyordur, sevilme sayılma değer görme hakkı vardır, bilmiyordur, çünkü görmemiştir, tatmamıştır, istediğini söyleme, talep etme hakkı vardır, işte bunu çözdüğü zaman herşeye konsantre olacak, bütün işleri hızlanacak, ve daha üretken, daha verimli olacaktır, artık sınırlarına girildiği an "farkedecek" ve tepkisini gösterecektir, kendisine değer vermeyenleri anlayacak ve oda değer vermeyecektir, izin vermediği için üzülmeyecektir, önce kendisi, kendisini adam yerine koyduğunda, ben varım dediğinde, insanlarda bunu farkedecektir, varlık gösterecektir..
mükemmeliyetçilik dedikleride bence, mükkemmel olursa beğenileceğinin garanti sanılması hissi ve mükemmel olmazsa beğenilmeyeceği, değer görmeyeceği durumunda, yaşanacak duygudan korkan kişinin, dönüp dolaşıp, saçma detaylarda boğulmasıdır.. bu yüzden bir türlü bitmez o işler, halbuki kendi değerini farkettiğinde, yaptığın işide beğenip tamamlayabiliyorsun bir yerde.. ortaya çıkarabiliyorsun, ben yaptım diyecek, ben de, emeğim de değerli diyecek cesareti kendi kendine sen vereceksin..
devamını gör...
19 mayıs atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramı
bu özel günde, bize bu bayramı sunduğu için hem mustafa kemal atatürk'ü, hem de onunla birlikte aynı yolda yürümüş insanları saygıyla anıyorum.
devamını gör...
awake (2007)

adı türkçeye "anestezi" olarak çevrilmiş, tıpta anestezik farkındalık (anestezik bilinçlilik) olarak bilinen ameliyat sırasında hastanın bilincini geri kazanması durumunu işleyen, 2007 yapımı hollywood filmidir. yönetmenliğini ve senaryo yazarlığını joby harold'ın yaptığı psikolojik gerilim türündeki filmin bazı bölümleri, fordham üniversitesi'nin lincoln center kampüsünde çekilmiştir. (lowenstein hall hastane gibi görünecek şekilde dönüştürüldü)
kısaca konusundan bahsedeyim:
genç milyarder clay (hayden christensen), annesinin özel asistanı güzel samantha'ya (jessica alba) aşıktır.
clay hastadır ve kendisine kalp nakli gerekmektedir, ameliyat için hastaneye gider. ameliyat başlar ve clay anestezi farkındalığı ile karşılaşır. ameliyat sırasında şahit olduğu şeylere yürekler dayanmaz efenim, olaylar olaylar, ne entrikalar...
şimdi neresinden anlatsam spoiler yiyecek, kolanın asidi kaçar gibi sürprizi kaçacak; bu kadarı kafi olsun.
bence izlenebilir bir film, ağır eleştiriler de almış, googlelayıp şöyle bir bakabilirsiniz hakkındaki eleştirilere, işte "polisiye kısmına bu kadar ağırlık verilmese de ameliyat masasında şöyle daha çok kesme biçme görseydik" diyenlerden "klişelere düşüyor efenim, ben biliydim böyle olacağını" "ya gerilim diye geldik, film duygusala bağladı, ben yeteri kadar gerilemedim olmamış bu" diyenine kadar mevcut. bana soracak olursanız, izlenebilir, öyle de berbat bir film değil asla ama ellerindeki şahane ilginçli konuyu biraz dağıttıklarını da söylemeden edemeyeceğim.
beni ters köşe yapmayı başardı. sam kızımızın aşkına inanmıştım, beni de kandırdı munafıh kadın. işte insanoğlu çiğ süt emmiş azizim.
aah ah ağlarsa anan ağlar gerisi yalan ağlar be clay'ım.
yalnız o kadar para var; yanında çalışanların seceresini çıkarır araştırırsın bi, değil mi ama? clay'in annesi öyle safkoloz bir kadın da değil, oğlunun başındaki belayı fark ediyor zaten ve ona göre davranıyor ama sam'i işe alırken, yanında tutarken bu zekasını niye kullanamıyor onu anlayamadım.
hala daha izlemediyseniz; akşama ne izlesek dediğiniz bi anda, boşluk doldurmaya gider bir filmdir.
"bir buçuk saatimi geri istiyorum!" diye tutturmazsınız en azından.
keyifli seyirler.
devamını gör...
atatürk'ün dinsiz olduğu iddiası
atatürk kurtuluş savaşı yıllarında islam hakkında olumlu şeyler söylemiştir hatta meclisin açılışı duayla falan olmuştur, atatürk savaş sırasında camilerde hutbede vaaz vermiştir. ancak türkiye cumhuriyeti ilan edilip atatürk bütün gücü eline aldığı zaman(bu yıllar 1930'lu yıllara denk geliyor.) kendisinin islam hakkındaki görüşleri 180 derece değişiveriyor.
evet karabekir, arap oğlunun yavelerini türk oğullarına öğretmek için kur’ân’ı türkçeye çevirttireceğim. ve böylece de okutacağım. ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler' - kazım karabekir paşaların kavgası
''“ahlaksız bir arap'ın dini görüşlerinden oluşan islam artık ölmüştür. belki çöldeki göçebe kabilelerine uygun olmuş olabilir, ama gelişmekte olan modern bir ülke için değil.. dine ihtiyaç duyan bir yönetici korkaktır. hiçbir korkak, yönetici olmamalıdır." (grey wolf, mustafa kemal, an ıntimate study of a dictator, h.c. armstrong, sayfa 241, 1934)
fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. m. kemal (kaynak: söylev ve demeçler, cilt 1, s 389. (1 kasım 1938'deki son meclis konuşması)
gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur, din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. m. kemal (kaynak: atatürkün el yazmaları, medeni bilgiler, afet inan)
tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. m. kemal (kaynak: atatürkün el yazmaları, medeni bilgiler, afet inan)
natür (tabiat) insanları üretti, onları kendisine taptırdı da… m. kemal (kaynak: atatürkten düşünceler, derleyen: prof. enver ziya)
ali kılıç (istiklal mahkemeleri savcısı)anlatıyor: “meclise geldik. bir de müezzin geldi. müezzin ezan okudu. meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman atatürkün önüne sırmalı elbiseler giyinmiş bir imam dikildi. atatürk ne istediğini sordu. imam ellerini kaldırarak: “dua etmeden girilmez!” dedi. atatürk, “bu yurt askerin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. yoksa senin duanla değil! çekil oradan!” dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi.” (kaynak: kemal arıburnu, atatürkten anekdotlar-anılar)
türkler, arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. arap dinini kabul ettikten sonra türk milletinin milli rabıtaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. bu pek tabii idi. çünkü muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir arap milleti siyasetine müncer oluyordu. m. kemal (kaynak: medeni bilgiler ve atatürkün el yazmaları, afet inan, türk tarih kurumu basımevi, ankara 1969, s 364-365)
insanlar ilk devirlerinde pek acizdi. kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir hadisenin de sebebini bilmiyorlardı. kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. nihayet insanlık vicdanında bir kuvvet yarattı. o da işte allah’tır. herşeyi ondan beklediler, ondan istediler. hastalıktan, felaketten korunmayı hep allah’larından istediler. fakat modern çağlarda insan herşeyi allah’tan beklemedi. ancak toplumdan bekledi. her şeyin koruyucusu insan cemiyetidir. bizi koruyan, refah içinde yaşatan toplumdur. m. kemal (kaynak: enver behnan şapolyo, atatürk ve milli mücadele tarihi, 1932, s 305.)
muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. bunlar artık efsanelere karışmıştır. hakikatte peygamberin ilk söylediği kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. kuran sureleri muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir. m. kemal (kaynak: afet inan, atatürkün el yazmaları, 2000'e doğru dergisi, 8. sayı, s 15-16.)
benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. m. kemal (kaynak: andrew mango, atatürk, s 447.)
evet karabekir, arap oğlunun yavelerini türk oğullarına öğretmek için kur’ân’ı türkçeye çevirttireceğim. ve böylece de okutacağım. ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler' - kazım karabekir paşaların kavgası
''“ahlaksız bir arap'ın dini görüşlerinden oluşan islam artık ölmüştür. belki çöldeki göçebe kabilelerine uygun olmuş olabilir, ama gelişmekte olan modern bir ülke için değil.. dine ihtiyaç duyan bir yönetici korkaktır. hiçbir korkak, yönetici olmamalıdır." (grey wolf, mustafa kemal, an ıntimate study of a dictator, h.c. armstrong, sayfa 241, 1934)
fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. m. kemal (kaynak: söylev ve demeçler, cilt 1, s 389. (1 kasım 1938'deki son meclis konuşması)
gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur, din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. m. kemal (kaynak: atatürkün el yazmaları, medeni bilgiler, afet inan)
tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. m. kemal (kaynak: atatürkün el yazmaları, medeni bilgiler, afet inan)
natür (tabiat) insanları üretti, onları kendisine taptırdı da… m. kemal (kaynak: atatürkten düşünceler, derleyen: prof. enver ziya)
ali kılıç (istiklal mahkemeleri savcısı)anlatıyor: “meclise geldik. bir de müezzin geldi. müezzin ezan okudu. meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman atatürkün önüne sırmalı elbiseler giyinmiş bir imam dikildi. atatürk ne istediğini sordu. imam ellerini kaldırarak: “dua etmeden girilmez!” dedi. atatürk, “bu yurt askerin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. yoksa senin duanla değil! çekil oradan!” dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi.” (kaynak: kemal arıburnu, atatürkten anekdotlar-anılar)
türkler, arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. arap dinini kabul ettikten sonra türk milletinin milli rabıtaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. bu pek tabii idi. çünkü muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir arap milleti siyasetine müncer oluyordu. m. kemal (kaynak: medeni bilgiler ve atatürkün el yazmaları, afet inan, türk tarih kurumu basımevi, ankara 1969, s 364-365)
insanlar ilk devirlerinde pek acizdi. kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir hadisenin de sebebini bilmiyorlardı. kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. nihayet insanlık vicdanında bir kuvvet yarattı. o da işte allah’tır. herşeyi ondan beklediler, ondan istediler. hastalıktan, felaketten korunmayı hep allah’larından istediler. fakat modern çağlarda insan herşeyi allah’tan beklemedi. ancak toplumdan bekledi. her şeyin koruyucusu insan cemiyetidir. bizi koruyan, refah içinde yaşatan toplumdur. m. kemal (kaynak: enver behnan şapolyo, atatürk ve milli mücadele tarihi, 1932, s 305.)
muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. bunlar artık efsanelere karışmıştır. hakikatte peygamberin ilk söylediği kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. kuran sureleri muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir. m. kemal (kaynak: afet inan, atatürkün el yazmaları, 2000'e doğru dergisi, 8. sayı, s 15-16.)
benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. m. kemal (kaynak: andrew mango, atatürk, s 447.)
devamını gör...
kafa izni
genellikle askeriyede kullanılan bir deyimdir.
adından da anlaşılacağı üzere kısa süreli kafa dağıtmak için kullanılır.
adından da anlaşılacağı üzere kısa süreli kafa dağıtmak için kullanılır.
devamını gör...
fatih altaylı berna laçin kavgası
habertürk yazarı fatih altaylı, oyuncu berna laçin'in basın kartı sahibi olması nedeniyle koronavirüs aşısı yaptırabildiğini belirterek "ben basın çalışanıyım. o hanımefendiden 10 yaş kadar büyüğüm, ben olmadım. berna laçin olmuş. ne güzel. sözde hak hukuk savun, ama çıkarın söz konusu olunca ne hak kalsın, ne hukuk, ne adalet" dedi.
habertürk gazetesi yazarı fatih altaylı, türkiye'de yeni tip koronavirüse (kovid-19) karşı süren aşılama çalışmalarıyla ilgili olarak bir köşe yazısı kaleme aldı.
berna laçin'in de basın kartı sahibi olması nedeniyle aşı hakkı kazandığını hatırlatan altaylı, "berna laçin. duyarlılık abidesi. kendine göre en ufak bir haksızlık gördüğü zaman, herkese talkın vermekten çekinmeyen, hak hukuk savunucusu. ama lafta" dedi.
buradan
devamını gör...
bülbülü öldürmek
kanaatimce "kralın giyinik olmadığı" kitaplardan biri. herkesin sözleşmiş gibi öve öve bitiremediği söz konusu romanı okumaya başladığımda "bu nedir arkadaş?" demekten kendimi alamamıştım ve aklıma yıllar önce berna laçin'in sunduğu çocuktan al haberi programı gelmişti. hani o programda büyümüş de küçülmüş yumurcaklar kendilerine sorulan soruları yanıtlar, bazen doğaçlama öyküler uydururlardı. bülbülü öldürmek de işte o çocuklardan birinin anlattığı hikâyenin yazıya geçirilmesiyle meydana gelmiş sanki. ben, öz yeğenimin yaptığı yaramazlıkları, komşu çocuklarıyla maceralarını, mahallesindeki peri masallarını can kulağıyla dinleyemiyorum. işim yok 355 sayfa boyunca ne kültürüne ne adetlerine aşina olduğum bir kız çocuğunun anlattığı öyküyü mü dinleyeceğim? üstelik ne şeker portakalı'ndaki zeze'nin -görece- samimiyeti ne de küçük prens'in felsefesi mevcut. "sonra beti'yle duvardan atladık. o sırada coni dizini çarptı ve laf aramızda canı çok yandı ama belli etmek istemedi. bana sorarsanız bayım, ağlamak üzereydi fakat dişlerini sıktı. o kadar sıktı ki gıcırtısını rahatça duyabilirdiniz ihihi." nasıl, iyi uydurdum mu?
ha, ırkçılığa değiniyormuş. abd'de siyahlara yapılan kötü muameleyi bülbülü öldürmek'ten öğreneceksek vay hâlimize. amerikan edebiyat ve sinema tarihinde siyahlara uygulanan ayrımcılık ve ırkçılıkla alakalı eserlere "geçin la sıraya" desek, bülbülü öldürmek "sen beni öne al, bir onluk veririm" diyerek ancak ortalarda yer alabilir. ayrıca "sakın bülbülü öldürme, ama saksağan öldürmek serbest" demek de nedir arkadaş? ankara demetevler'de "krriiikk" diye her sabah 6'da uyandıran hariç hiçbir saksağanı öldürmeyi düşünmedim. hiç unutmam, askerdeyken yağmurlu bir günde nöbet tutuyorum. bir baktım, saksağanın teki dala konmuş gagasındaki cevizi aşağı bırakıyor. sonra aşağı inip cevizi alıyor ve aynı hareketi defaatle tekrarlıyor. cevizi kırmayı başarana kadar devam etti. gerek zekasını gerekse azmini daha nasıl ispatlasın? üstelik gayet tatlı, siyah ve beyazın zarafetini üzerinde taşıyan, yeşil-mavi tonda göz alıcı bir kaşeyle damgalanmış hayvancağızları niye öldürmeyi salık veriyorsun, hayırdır. ekinleri yiyor diye mi? yesin ulan. hatta fabrikatör fehmi bey'in deyimiyle "hepiniz ölün be!"
not: 1962 yapımı sinema uyarlaması gayet iyiydi. zaten filmin güzel olması yukarıda bahsettiğim üslup ve anlatım probleminin düzeltilmesinden kaynaklanıyor. (ayrıca gregory peck'in oynadığı bir film kötü olabilir mi?)
ha, ırkçılığa değiniyormuş. abd'de siyahlara yapılan kötü muameleyi bülbülü öldürmek'ten öğreneceksek vay hâlimize. amerikan edebiyat ve sinema tarihinde siyahlara uygulanan ayrımcılık ve ırkçılıkla alakalı eserlere "geçin la sıraya" desek, bülbülü öldürmek "sen beni öne al, bir onluk veririm" diyerek ancak ortalarda yer alabilir. ayrıca "sakın bülbülü öldürme, ama saksağan öldürmek serbest" demek de nedir arkadaş? ankara demetevler'de "krriiikk" diye her sabah 6'da uyandıran hariç hiçbir saksağanı öldürmeyi düşünmedim. hiç unutmam, askerdeyken yağmurlu bir günde nöbet tutuyorum. bir baktım, saksağanın teki dala konmuş gagasındaki cevizi aşağı bırakıyor. sonra aşağı inip cevizi alıyor ve aynı hareketi defaatle tekrarlıyor. cevizi kırmayı başarana kadar devam etti. gerek zekasını gerekse azmini daha nasıl ispatlasın? üstelik gayet tatlı, siyah ve beyazın zarafetini üzerinde taşıyan, yeşil-mavi tonda göz alıcı bir kaşeyle damgalanmış hayvancağızları niye öldürmeyi salık veriyorsun, hayırdır. ekinleri yiyor diye mi? yesin ulan. hatta fabrikatör fehmi bey'in deyimiyle "hepiniz ölün be!"
not: 1962 yapımı sinema uyarlaması gayet iyiydi. zaten filmin güzel olması yukarıda bahsettiğim üslup ve anlatım probleminin düzeltilmesinden kaynaklanıyor. (ayrıca gregory peck'in oynadığı bir film kötü olabilir mi?)
devamını gör...
ulaşılan en yüksek kilo ile şu anki kilo farkı
19 yıllık yaşamım boyunca ulaştığım en yüksek kilo, 2021 ocak ayında yapılan ölçüm sonucunda, 138.6 idi.
şimdi ise, 2021 haziran ayında yapılan ölçüm sonucu, 127.1.
aradaki fark ise 11.5 kilo.
kilolarımı verirken canım çıktı ama sonuçta başardım, daha da verilecek.
tanım: ulaşılan en yüksek kilo ile şimdiki kilomuz arasındaki farkı paylaştığımız başlık.
şimdi ise, 2021 haziran ayında yapılan ölçüm sonucu, 127.1.
aradaki fark ise 11.5 kilo.
kilolarımı verirken canım çıktı ama sonuçta başardım, daha da verilecek.
tanım: ulaşılan en yüksek kilo ile şimdiki kilomuz arasındaki farkı paylaştığımız başlık.
devamını gör...
kitap okuyan insanı belli eden detaylar
empati yapabilme, rahat odaklanabilme, iyi bir dinleyici olma, geniş ve farklı fikirlere açık olabilme
devamını gör...
türkler'in doğada mangal yapmayı eğlenmek zannetmesi
kendi gözünden diğer insanların hayatlarına bakıp neyin doğru neyin yanlış olduğunu kesin olarak söyleme, bir kıstas belirleme ve bununla övünme ihtiyacı...
benim eğlence anlayışım tam da budur. benim eğlence anlayışım bu olduğu için de bu doğrudur. sizin eğlence anlayışınız kılaplarda dans etmek ise sizin için odur doğrusu. başlığı görünce canım çekti yalnız. bugün çatıda bi mangal yapayım cızır cızır ohh!
benim eğlence anlayışım tam da budur. benim eğlence anlayışım bu olduğu için de bu doğrudur. sizin eğlence anlayışınız kılaplarda dans etmek ise sizin için odur doğrusu. başlığı görünce canım çekti yalnız. bugün çatıda bi mangal yapayım cızır cızır ohh!
devamını gör...