sözlükte flood yapmak
sözlüğün en güzel zamanlarında karalama defterini mesken tutmuş yazarlardı. uzun uzun entryler içinde fark edilmeden bir sabah bir de akşam karalardık. birimiz yazınca diğerimiz de yazardı. şimdi o motivasyonu bulamıyorum.
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
yurdum insanı için gerçekten çok şeyler var
bilindiklerden bazıları,
düğün arabasının önünü kesmek,
damada adet diye değişik şeyler yapmak, başlık parası istemek (kız mı veriyor mal mı satıyor belli değil),
araç kullanırken illa önündekini sollamak ve sollarken de küfür etmek,
kadınlar arasında altın günü yapmak,
doktora ameliyat için ayrıca bıçak parası vermek (eskiden çok yapılırdı)
ağaca çal çaput bağlamak dilek tutmak,
türbeye gidip iş araba ev çocuk sahibi olmak ve evlenmek için dua etmek,
dükkan önünde oturup gelen geçeni süzmek, incelemek dedikodu yapmak,
vs.....
bilindiklerden bazıları,
düğün arabasının önünü kesmek,
damada adet diye değişik şeyler yapmak, başlık parası istemek (kız mı veriyor mal mı satıyor belli değil),
araç kullanırken illa önündekini sollamak ve sollarken de küfür etmek,
kadınlar arasında altın günü yapmak,
doktora ameliyat için ayrıca bıçak parası vermek (eskiden çok yapılırdı)
ağaca çal çaput bağlamak dilek tutmak,
türbeye gidip iş araba ev çocuk sahibi olmak ve evlenmek için dua etmek,
dükkan önünde oturup gelen geçeni süzmek, incelemek dedikodu yapmak,
vs.....
devamını gör...
eğlencelerin sırrı
bir francisco casavella kitabıdır.
topluma ve zamana ayak uydurmak her zaman kolay olmayabilir. insanın içinde bulunduğu özel durumla ve özel konumu bazı şeyleri onun için başkaları için olduğundan daha zor bir hale sokabilir. dolayısıyla belki de normalleşme ve çağdaşlaşma bireysel birer olgudur.
dünyanın her yerinde 90’lar boyunca çocukluğunu yaşamış olan insanlar bilir ki faşist bir diktatörün ayrılmasının ardından başlayan normalleşme dönemi insanda ruh ve sinir sağlığı açısından onulmaz yaralar açabilir. insan tempoya uygun davranmakta zorlanabilir. hele de taşradan kalkıp bir metropole geldiyse.
daniel 15 yaşında olan ve köyde yaşayan bir gençtir. general franco döneminin ardından gelen döneme ailesi - annesi, babası ve dedesi- ile ayak uydurmaya çalışırken kendini bir anda barcelona’da bulur ve dedesinin ona anlattığı eğlencelerin sırrını aramaya koyulur.
işareti takip et ki dünya sana yetişemesin. yolumuzu bulmak için etrafa bakımsızımızda bize yol gösterecek işaretler her yana serpilmiştir. yeter ki bakmasını bilelim.
hah’ı işaretten tanı. bulduğumuz bu işaretler sadece mekana değil mekanı dolduran insanlara da ilişmiş olabilir, o yüzden kurtadam, kurtkadın, hahadam ve hahkadınları tanımak için tetikte olmak gerekir.
sırrı bilmesen bile koru. sır kendini açıl ettiğinde bazı kişisel felaketlere neden olabilir. o yüzden sırla ilgili kesin bir fikri olmasa da insan onu korumalıdır. aksi takdirde bu hayatına mal olabilir
muğlaklığa katlan. saydam bir dünyayı kirli bir cam etrafından takip etmeye çalışmak gibi imkansız bir göreve talip olduğumuz aklımızın bir köşesinde dursun ki bu muğlak durum bizi bizden etmesin.
acele et, kıpırdama. böyle çelişkili bir kural için benim yazacak bir paragrafım yok aslında, o yüzden ben acele edip zamanın kızına yetişmeyi ve bulunduğum yeri kaybetmemeyi tercih ediyorum.
konga dansı yaparken insanların arasına saklan. eğer eğlenmek niyetimizse konga olmazsa olmazdır ama kendimizi ayan etmenin de bir anlamı yoktur.
sırrın asla bitmeyeceğini kabul et. her öğrendiğiniz şeyle bilmediklerimizin ne kadar çok olduklarını görüp şaşkınlığa düştüğümüz bu zamanda sır asla son bulamayacaktır.
size eğlencelerin sırrını anlatmak isterdim ama böyle bir riske giremeyecek kadar çok seviyorum hayatı. iyisi mi siz kitabı alın ve sırrı kendiniz kovalamaya çalışın.
topluma ve zamana ayak uydurmak her zaman kolay olmayabilir. insanın içinde bulunduğu özel durumla ve özel konumu bazı şeyleri onun için başkaları için olduğundan daha zor bir hale sokabilir. dolayısıyla belki de normalleşme ve çağdaşlaşma bireysel birer olgudur.
dünyanın her yerinde 90’lar boyunca çocukluğunu yaşamış olan insanlar bilir ki faşist bir diktatörün ayrılmasının ardından başlayan normalleşme dönemi insanda ruh ve sinir sağlığı açısından onulmaz yaralar açabilir. insan tempoya uygun davranmakta zorlanabilir. hele de taşradan kalkıp bir metropole geldiyse.
daniel 15 yaşında olan ve köyde yaşayan bir gençtir. general franco döneminin ardından gelen döneme ailesi - annesi, babası ve dedesi- ile ayak uydurmaya çalışırken kendini bir anda barcelona’da bulur ve dedesinin ona anlattığı eğlencelerin sırrını aramaya koyulur.
işareti takip et ki dünya sana yetişemesin. yolumuzu bulmak için etrafa bakımsızımızda bize yol gösterecek işaretler her yana serpilmiştir. yeter ki bakmasını bilelim.
hah’ı işaretten tanı. bulduğumuz bu işaretler sadece mekana değil mekanı dolduran insanlara da ilişmiş olabilir, o yüzden kurtadam, kurtkadın, hahadam ve hahkadınları tanımak için tetikte olmak gerekir.
sırrı bilmesen bile koru. sır kendini açıl ettiğinde bazı kişisel felaketlere neden olabilir. o yüzden sırla ilgili kesin bir fikri olmasa da insan onu korumalıdır. aksi takdirde bu hayatına mal olabilir
muğlaklığa katlan. saydam bir dünyayı kirli bir cam etrafından takip etmeye çalışmak gibi imkansız bir göreve talip olduğumuz aklımızın bir köşesinde dursun ki bu muğlak durum bizi bizden etmesin.
acele et, kıpırdama. böyle çelişkili bir kural için benim yazacak bir paragrafım yok aslında, o yüzden ben acele edip zamanın kızına yetişmeyi ve bulunduğum yeri kaybetmemeyi tercih ediyorum.
konga dansı yaparken insanların arasına saklan. eğer eğlenmek niyetimizse konga olmazsa olmazdır ama kendimizi ayan etmenin de bir anlamı yoktur.
sırrın asla bitmeyeceğini kabul et. her öğrendiğiniz şeyle bilmediklerimizin ne kadar çok olduklarını görüp şaşkınlığa düştüğümüz bu zamanda sır asla son bulamayacaktır.
size eğlencelerin sırrını anlatmak isterdim ama böyle bir riske giremeyecek kadar çok seviyorum hayatı. iyisi mi siz kitabı alın ve sırrı kendiniz kovalamaya çalışın.
devamını gör...
alıngan erkek çekiciliği
alıngan biri olan kendimden pay biçmem gerekirse yoktur öyle bir şey. alınganlık çoğu zaman itici görünür.
devamını gör...
geceye bir siyasetçi sözü bırak
benimde bir piskevitim olsun anne bana nie almıyorsun.
devamını gör...
türk dizi tarihinin en bahtsız karakteri
mecnundur. bu sefer güldürmedin burak aksak.
devamını gör...
3 mayıs türkçülük günü
bu güne kutlu olsun deyip geçmek hem günün kutsiyetini gölgede bırakır hem de tarihin kara lekelerinden birinin üstünü kapatmak için yeter de artar. böyle yapmayacağım. biraz uzun olsa da elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım.
ilk olarak. hiçbir bilinçli türkçü; olmuş, olan ve olacak olay ve gelinen durumları dünyanın geri kalanından kopuk ve sadece memleketin iç mekaniğinin etkisiyle oluşacağını düşünmez ve düşünmemelidir.
ıı. dünya savaşı'nda türkiye'nin konumu her ne kadar gelinen durumun arka planını açıklamamızda bize yardımcı olacaksa da 1944 davasının mahkumları için bu arka plan çok daha eskiden; ı. dünya savaşı'ndan başlamaktaydı. balkan harbi, ı. cihan harbi ve ardından türklerin ölüm kalım savaşı olmuş türk istiklâl harbi sadece okumuş ulema ve asker kesimi değil halkı da körü körüne bir var oluş mücadelesine millet bilincini kazandırmaya itmiştir. osmanlı'nın son döneminde ortaya atılan osmanlıcılık ve islâmcılık fikirleri tebaa da karşılık bulmadığı gibi aksine imparatorluk için çok daha problemleri beraberinde getirir. osmanlı türkçülük fikirleri ile tam anlamıyla çok geç olarak bâbıali baskını ile tanışmış, o günden günümüze türk siyasetini ve siyasasını etkilemeye devam etmiştir. itc*'nin özellikle 1913'den itibaren izlediği ana politika türkçülük olmuş ve batıcılık düşüncesiyle birlikte bir çok değişim devlet içinde palazlandırılmıştı. bu dönemde özellikle cemiyet yetkililerinin almanya ile müttefiklik anlaşması imzalamasına kadar mustafa kemal için de çok büyük bir terslik olmamıştır. ve devamı malumun ilanı. harbin sonunda osmanlının yenilgisi ile itc dağılır ve sevr imzalanır. buradan sonra türk'ün ateşle imtihanı başlar. bir avuç türk'ün cihana karşı savaşı. milli mücadele sırasında bir çok parametrenin (sultancılık, çerkezcilik, kürtçülük, irtica vs.) araya girmesi yanında başta mustafa kemal atatürk olmak üzere yüksek rütbelilerin büyük çoğunluğu itc mensubu veya bir zamanlar mensubu olan kişilerdi. bu kişilerin hemen hemen hepsinin düşüncesi milli bir kurtuluş hareketi oluşturmak ve silahlı bir milli mücadeleye girişmek olmuştur. mustafa kemal atatürk'ün de liderliğinde bu düşünce gerçekleşmiş ve milletin kurtuşu bu yolla gerçekleşmiş olmuştu. işte türkçülük düşüncesi bu badirenin arkasından da toplumun dimağından atılmaya çalışılmamış tam aksine atatürk'ün katıksız milliyetçiliği bu düşüncenin batıcılık ile birlikte cumhuriyetin iki ayağından biri olmasına vesile olmuştur. bu anlattıklarım sadece buz dağının görünen yüzü çünkü daha öncesinde fikren bu düşünceyi azerbaycan türkleri ve özellikle kırım tatarları rusya imparatorluğunun dağılmasıyla ortaya atmışlardır. türkçülük pek tabii itc'in iktadarı ile değil ırken değil ruhen de incelikle yaratılmış şairlerin işlemesiyle ortaya çıkmıştır. burada ismini saymamız gereken ama etkilerinden bahsetmeyeceğimiz isimler: yusuf akçura, ismail gaspıralı, sadi maksudi ve özellikle ilk başta yakın arkadaşları tarafından da amacı anlaşılmayan ziya gökalp'tir. nihayetinde cihan harbinin ve çok net olarak milli mücadele'nin acı ve hain izlerini hatıralarında saklayanlar cumhuriyeti kurmuşlar ve çocukları da bu hatıralar ile büyümüş ve yetişmiştir. aslında bu arka planı anlatmam da ki sebep tam olarak budur. bu düşünce bir akşam üzeri çay sohbetinde düşünülmemiş ve düşüncenin savunurları istanbul'un beyoğlu, moda semtlerinde ovardalıkla uğraşanlar tarafından ortaya atılmamıştır. arka plandanda anlaşılacağı gibi türk'ün yediği her darbe, düştüğü her çukur, giriştiği her savaş ve yediği her kurşun bu düşünceyi bir damla kuvvetlendirmiş ve bir çelik dayanıklığında aklında yer ettirmiştir. işte 20. yüzyılın bu sert ve özellikle türkler için acımasız bir hal alan döneminde doğan çocuklar sadece üstü kapalı hicivlerle eleştiri yapmayacak, gerek gördüğünde başbakana açık mektup yazacak kadar ileri gidecek ve bizzati reis-i cumhurun hukuka müdahalesiyle tabutluklara gireceklerdir.
türkçülerin rahatsızlığı aslında inönü dönemiyle başlar. bu rahatsızlık özellikle miğfer devletlerin avrupa'da güç kaybetmeye başlaması ve buna mukabil reis-i cumhur inönü'nün türkçü-turancı yükselişe ve türkçülüğe aleni bir bayrak açmasıyla son haddeye ulaşır. türkiye'de olmayan faşizmin f'sina bile artık geçit yoktur. oysa aynı reis-i cumhur bir kaç sene evvel, 1944'de yargılanacak reha oğuz türkkan'ın "faşizm tehklikedir!" yazısını tehlikeli bulur. inönü, aslında önceliklerini farklı belirler. katı bir mantıkçı olan bu lider, koruması gereken ülkeyi önceliğine alarak düşünse de türklük şuuruyla ortaya çıkmış milli mücadele ve cumhuriyeti de göz ardı etmiş ve türkçü aydın kesimin yönetime karşı ikazlarını dikkate almamıştır. tüm bunların yanında sözde müttefik sscb'ye şirin gözükme çabaları ve devlet kurumlarında yoğunlaşan sol ve materyalist kadrolaşma ülkeyi farklı boyutlara götürebilecek bir boyut ve hız kazanmıştır. bunu elbet inönü'nün ıı. dünya savaşı döneminde uyguladığı dış politikanın bir iç diyeti olarak görebiliriz. ama mesela boraltan olayı gibi tarihin kara lekelerini böyle bir politikanın diyeti olarak kabul etmek kendine türk diyen şüphesiz herkes için imkansızdır. tüm bunlarla birlikte böyle bir dönemde denge politikasının tezahürü olarak iç siyasette oynak bir haldeydi. gazeteler bir gün hitler'in vecizelerini sıralarken öteki gün inönü ile stalin'in fotoğralarını boydan veriyor ve halkı salak yerine koymaya devam ediyordu. işte böyle bir dönem de başbakan saraçoğlu tbmm'de bir söylevinde şöyle dedi:
"biz türk'üz, türkçüyüz ve daima türkçü kalacağız. bizim için türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. biz azalan veya azaltan türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan türkçüyüz. ve her vakit bu istikamette çalışacağız."
tabii bu sözlere pek itibar etmeyen türkçü cenahtan atsız, dönemin başbakanı şükrü saracoğlu'na orhun dergisinde 1 mart 1944'te ve gene bir ay sonra 1 nisan 1944'te olmak üzere iki açık mektup kaleme aldı. mektup tüm devlet kademelerinde büyük etki uyandırdı. türkçüler adeta "ırkçıyım" diyen bir başbakana açık mektup yazma cesareti gösteriyorlar ve bunu açık ve aleni yapıyorlardı. atsız, açık uyarısında sabahattin ali ve hasan âli yücel gibi solcu, komünist bir çok ismi de zikreder. derhal görevlerinden alınmalarını ve haklarında soruşturma açılmasını salık verir. sabahattin ali atsız'ın mektubuna mektupla karşılık verme cesareti göstermez ve hakkındaki hakaretleri mahkemeye taşır. 26 nisan 1944'te ankara'da başlayan ilk mahkeme, genç seline uğrar. mahkeme özüme kavuşmaz ve hakim mahkemeyi 3 mayıs 1944'e erteler.
nihayet o, 3 mayıs 1944 tarihi gelip çatmıştı.
bu sefer sayı daha da artmıştı. binlerce üniversiteli genç ankara sokaklarındaydı. inönü ve tek parti iktidarı ne yapacağını şaşırmıştı. yıllardır tek parti iktidarından rahatsız olan halk ve gençler bu rahatsızlıklarını açığa vurma fırsatı bulmasında bu kalabalığın oluşmasında sebebi büyüktü. iktidara halkın ve gençliğin gücünü göstermek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
gençlerin duruşma salonuna alınmamaları bardağı taşıran son damla olmuştu. polislerin de tavrı birden değişmişti. coplarına sarılan polisler acımasızca gençleri dövmeye başladılar. kafaları yarılan ve kan içinde kalan gençler neye uğradıklarını anlamamışlardı. 3 mayıs günü başbakan saraçoğlu ile görüşmek isteyen öğrencilerin bu isteği kabul edilmemiş; bu gençlerden 165'i gözaltına alınmış daha sonra serbest bırakılmıştır.
mahkeme duruşmayı 9 mayıs tarihine ertelemişti. oteline dönen ve mahkemenin tutuklamadığı atsız'ı polisler göz altına aldı. aynı saatlerde atsız'ın istanbul'daki evi didik didik aranıyordu.olayların boyutu gittikçe büyüyordu. türkçü olduğunu iddia eden hükümet 18 mayıs 1944 günü yayınladığı bir bildiri ile atsız ve arkadaşların "ırkçılık ve turancılıkla ve hükümeti devirmeye çalışmakla" suçluyordu. ilk anda 14 asteğmen tutuklanmış ve 250 harbiyeli hakkında soruşturma açılmıştı.
9 mayıs'ta yapılan duruşmada atsız, 6 aya mahkûm edilmiş, ağır tahrik nedeniyle ceza 4 aya indirilip tecil edilmişti. atsız buna rağmen serbest bırakılmamıştı.
19 mayıs gelip çatmıştı, herkes inönü’den bayram konuşması yapmasını beklerken o devleti kuran irade ve fikri suçlayan bir konuşma yaparak güya gençlik ve spor bayramını kutluyordu. milli şef henüz soruşturması bile başlamayan bir davada türk milliyetçilerini ağır şekilde suçladı:
"turancılar, türk milleti'ni bütün komşularıyla onarılmaz bir surette düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, türk milletini teslim etmemek için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız."
inönü'nün konuşmasını bir talimat olarak emir gibi algılayan savcılar, istanbul ve ankara'da milliyetçi avını başlattılar dönemin önde gelen türkçü aydınları nezarete alınıp istanbul’a götürüldüler ve tutuklandılar. tutuklanan türkçü aydınlar, istanbul emniyet müdürlüğü'nün adına "tabutluk" denilen ünlü betondan ve tabuta benzeyen hücrelerinde savcının istediği şekilde ifade vermeleri için işkenceye tabi tutulmuşlardır. tabutluklar dikine konulmuş ve ancak bir tabut genişliğinde beton oyuklardı. tabutluğa konulanların üstünde beş yüzer voltluk üçer adet lamba yanıyordu.
tutuklular nihayet 7 eylül 1944 günü, istanbul 1 nolu sıkıyönetim mahkemesinde; hükümete karşı gizli örgüt kurmak, düzen düşmanlığı yapmak, hükümeti düşürmeye çalışmak ve ırkçılık, turancılık yapmakla suçlanırlar. askeri savcı kazım alöç, sanıkların idamla yargılanmasını istemektedir. ırkçılık-turancılık davası 7 eylül 1944'te başlar ve haftada üç gün süren oturumlarla 65 oturum sürer. atsız, altı buçuk yıla arkadaşları da çeşitli cezalara çarptırılırlar. temyize başvurulması üzerine askeri yargıtay davayı esastan bozar.
sanıkları tutuksuz yargılayan 2 no’lu sıkı yönetim mahkemesi kararını açıklar:
-"sanıklar suçsuzdur, beraatlerine..."-
inönü ve çevresindekiler bu mahkeme kararı ile büyük bir şoka uğrarlar ve kararı temyiz ederler. askeri yargıtay temyiz başvurusunu inceler ve mahkemenin verdiği beraat kararını onaylar. türk milliyetçiliğine husumeti, varlık sebebi gibi gören çevreler ısrarlıdırlar: bu defa yargıtay başsavcısı münif kocaçıtak mahkemenin tekrar görüşülmesini ister. askeri yargıtay bunu da red eder. böylece "türkçülük-turancılık" davası türk milliyetçilerini zaferi ile neticelenmiş olur.
bu günün en büyük kazanımı bugün de durmadan yükselen türkçülüğün bir hareket olmasıdır. gerisini atsız beğ tamamlasın.
“3 mayıs 1944… 3 mayıs türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. o, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan türkçülük, 1944 yılının 3 mayıs’ında birden bire hareket oluverdi.
ali suaviler, süleyman paşalar, mehmet eminler, ziya gökalplar, rıza nurlar yalnız duygu, düşünce, iş türkçüsü idiler. hareket türkçüsü olmamışlardı. çırağan baskını türkçü ali suavi’nin siyasî bir hareketiydi. bunun türkçülükle ilgisi yoktu. sıhhiye vekili (sağlık bakanı) olduğu zaman gayrî türkleri atarak yerine türkleri yerleştiren rıza nur, fiilî türkçülük yapıyordu. fakat bu da hareket değildi.
türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 çarşamba günü, ankara’daki birkaç bin meçhul türk genci yaptı. bu bakımdan türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
bundan sonra 3 mayıs türkçülerin günüdür. o’na bir bayram diyemeyeceğiz. çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. o’na bir matem demek de kabil değildir. çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. o güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen türkçülük 3 mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.
böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. bundan dolayı biz 3 mayıs’a “türkçüler günü “deyip çıkıyoruz.
hoşlanmayanlar onu benimsemesin. yalnız kendilerine benzeyenler, yani türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. biz 3 mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.
bu millî hareketin zaferinden korkan türkçülük düşmanları, türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. tarih bunu bağışlamayacak ve türkçülerin günü olan 3 mayıs, bir gün türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
türkçüler! toplu veya yalnız, her yerde 3 mayıs’ı analım. anlatalım ve kürşad’ın hâtırasını yüceltelim...
ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,
çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten! ”
hüseyin nihal atsız (kürşad dergisi,1964, sayı.2)
davada 23 sanık yargılanmıştır:
1-hasan ferit cansever, dr. yüzbaşı
2-fethi tevetoğlu, dr. üsteğmen
3-alparslan türkeş, piyade üsteğmen
4-nurullah barıman, piyade teğmen
5-zeki özgür sofuoğlu , topçu asteğmen,
6-fazıl hisarcıklı, ulaştırma asteğmen
7-hüseyin nihal atsız, edebiyat öğretmeni
8-hüseyin namık orkun, tarih öğretmeni
9-nejdet sancar, balıkesir lisesi edebiyat öğretmeni
10-saim bayrak, temyiz mahkemesi evrak memuru
11-ismet rasin tümtürk, istanbul belediyesi murakıbı
12-cihat savaşfer, y. mühendis mektebi öğrencisi
13-muzaffer eriş, y. mühendis mektebi öğrencisi
14-fehiman altan, y. mühendis mektebi öğrencisi
15-yusuf kadıgil, lise öğrencisi
16-cebbar şenel, adana adliyesi'nde hakim adayı
17-zeki velidi togan, türk tarihi profesörü
18-orhan şaik gökyay, ankara konservatuarı direktörü
19-hikmet tanyu, içişleri bakanlığında memur
20-reha oğuz türkkan, istanbul üniversitesi doktora öğrencisi
21-hamza sadi özbek, aydın maliye tahsilat şefi
22-cemal oğuz öcal, gazi eğitim enstitüsü öğrencisi
23-said bilgiç, ankara adliyesi'nde hakim adayı
aynı davadan sanık olarak mehmet külahlıoğlu ve osman yüksel serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır
şimdi... kutlu olsun.
ilk olarak. hiçbir bilinçli türkçü; olmuş, olan ve olacak olay ve gelinen durumları dünyanın geri kalanından kopuk ve sadece memleketin iç mekaniğinin etkisiyle oluşacağını düşünmez ve düşünmemelidir.
ıı. dünya savaşı'nda türkiye'nin konumu her ne kadar gelinen durumun arka planını açıklamamızda bize yardımcı olacaksa da 1944 davasının mahkumları için bu arka plan çok daha eskiden; ı. dünya savaşı'ndan başlamaktaydı. balkan harbi, ı. cihan harbi ve ardından türklerin ölüm kalım savaşı olmuş türk istiklâl harbi sadece okumuş ulema ve asker kesimi değil halkı da körü körüne bir var oluş mücadelesine millet bilincini kazandırmaya itmiştir. osmanlı'nın son döneminde ortaya atılan osmanlıcılık ve islâmcılık fikirleri tebaa da karşılık bulmadığı gibi aksine imparatorluk için çok daha problemleri beraberinde getirir. osmanlı türkçülük fikirleri ile tam anlamıyla çok geç olarak bâbıali baskını ile tanışmış, o günden günümüze türk siyasetini ve siyasasını etkilemeye devam etmiştir. itc*'nin özellikle 1913'den itibaren izlediği ana politika türkçülük olmuş ve batıcılık düşüncesiyle birlikte bir çok değişim devlet içinde palazlandırılmıştı. bu dönemde özellikle cemiyet yetkililerinin almanya ile müttefiklik anlaşması imzalamasına kadar mustafa kemal için de çok büyük bir terslik olmamıştır. ve devamı malumun ilanı. harbin sonunda osmanlının yenilgisi ile itc dağılır ve sevr imzalanır. buradan sonra türk'ün ateşle imtihanı başlar. bir avuç türk'ün cihana karşı savaşı. milli mücadele sırasında bir çok parametrenin (sultancılık, çerkezcilik, kürtçülük, irtica vs.) araya girmesi yanında başta mustafa kemal atatürk olmak üzere yüksek rütbelilerin büyük çoğunluğu itc mensubu veya bir zamanlar mensubu olan kişilerdi. bu kişilerin hemen hemen hepsinin düşüncesi milli bir kurtuluş hareketi oluşturmak ve silahlı bir milli mücadeleye girişmek olmuştur. mustafa kemal atatürk'ün de liderliğinde bu düşünce gerçekleşmiş ve milletin kurtuşu bu yolla gerçekleşmiş olmuştu. işte türkçülük düşüncesi bu badirenin arkasından da toplumun dimağından atılmaya çalışılmamış tam aksine atatürk'ün katıksız milliyetçiliği bu düşüncenin batıcılık ile birlikte cumhuriyetin iki ayağından biri olmasına vesile olmuştur. bu anlattıklarım sadece buz dağının görünen yüzü çünkü daha öncesinde fikren bu düşünceyi azerbaycan türkleri ve özellikle kırım tatarları rusya imparatorluğunun dağılmasıyla ortaya atmışlardır. türkçülük pek tabii itc'in iktadarı ile değil ırken değil ruhen de incelikle yaratılmış şairlerin işlemesiyle ortaya çıkmıştır. burada ismini saymamız gereken ama etkilerinden bahsetmeyeceğimiz isimler: yusuf akçura, ismail gaspıralı, sadi maksudi ve özellikle ilk başta yakın arkadaşları tarafından da amacı anlaşılmayan ziya gökalp'tir. nihayetinde cihan harbinin ve çok net olarak milli mücadele'nin acı ve hain izlerini hatıralarında saklayanlar cumhuriyeti kurmuşlar ve çocukları da bu hatıralar ile büyümüş ve yetişmiştir. aslında bu arka planı anlatmam da ki sebep tam olarak budur. bu düşünce bir akşam üzeri çay sohbetinde düşünülmemiş ve düşüncenin savunurları istanbul'un beyoğlu, moda semtlerinde ovardalıkla uğraşanlar tarafından ortaya atılmamıştır. arka plandanda anlaşılacağı gibi türk'ün yediği her darbe, düştüğü her çukur, giriştiği her savaş ve yediği her kurşun bu düşünceyi bir damla kuvvetlendirmiş ve bir çelik dayanıklığında aklında yer ettirmiştir. işte 20. yüzyılın bu sert ve özellikle türkler için acımasız bir hal alan döneminde doğan çocuklar sadece üstü kapalı hicivlerle eleştiri yapmayacak, gerek gördüğünde başbakana açık mektup yazacak kadar ileri gidecek ve bizzati reis-i cumhurun hukuka müdahalesiyle tabutluklara gireceklerdir.
türkçülerin rahatsızlığı aslında inönü dönemiyle başlar. bu rahatsızlık özellikle miğfer devletlerin avrupa'da güç kaybetmeye başlaması ve buna mukabil reis-i cumhur inönü'nün türkçü-turancı yükselişe ve türkçülüğe aleni bir bayrak açmasıyla son haddeye ulaşır. türkiye'de olmayan faşizmin f'sina bile artık geçit yoktur. oysa aynı reis-i cumhur bir kaç sene evvel, 1944'de yargılanacak reha oğuz türkkan'ın "faşizm tehklikedir!" yazısını tehlikeli bulur. inönü, aslında önceliklerini farklı belirler. katı bir mantıkçı olan bu lider, koruması gereken ülkeyi önceliğine alarak düşünse de türklük şuuruyla ortaya çıkmış milli mücadele ve cumhuriyeti de göz ardı etmiş ve türkçü aydın kesimin yönetime karşı ikazlarını dikkate almamıştır. tüm bunların yanında sözde müttefik sscb'ye şirin gözükme çabaları ve devlet kurumlarında yoğunlaşan sol ve materyalist kadrolaşma ülkeyi farklı boyutlara götürebilecek bir boyut ve hız kazanmıştır. bunu elbet inönü'nün ıı. dünya savaşı döneminde uyguladığı dış politikanın bir iç diyeti olarak görebiliriz. ama mesela boraltan olayı gibi tarihin kara lekelerini böyle bir politikanın diyeti olarak kabul etmek kendine türk diyen şüphesiz herkes için imkansızdır. tüm bunlarla birlikte böyle bir dönemde denge politikasının tezahürü olarak iç siyasette oynak bir haldeydi. gazeteler bir gün hitler'in vecizelerini sıralarken öteki gün inönü ile stalin'in fotoğralarını boydan veriyor ve halkı salak yerine koymaya devam ediyordu. işte böyle bir dönem de başbakan saraçoğlu tbmm'de bir söylevinde şöyle dedi:
"biz türk'üz, türkçüyüz ve daima türkçü kalacağız. bizim için türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. biz azalan veya azaltan türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan türkçüyüz. ve her vakit bu istikamette çalışacağız."
tabii bu sözlere pek itibar etmeyen türkçü cenahtan atsız, dönemin başbakanı şükrü saracoğlu'na orhun dergisinde 1 mart 1944'te ve gene bir ay sonra 1 nisan 1944'te olmak üzere iki açık mektup kaleme aldı. mektup tüm devlet kademelerinde büyük etki uyandırdı. türkçüler adeta "ırkçıyım" diyen bir başbakana açık mektup yazma cesareti gösteriyorlar ve bunu açık ve aleni yapıyorlardı. atsız, açık uyarısında sabahattin ali ve hasan âli yücel gibi solcu, komünist bir çok ismi de zikreder. derhal görevlerinden alınmalarını ve haklarında soruşturma açılmasını salık verir. sabahattin ali atsız'ın mektubuna mektupla karşılık verme cesareti göstermez ve hakkındaki hakaretleri mahkemeye taşır. 26 nisan 1944'te ankara'da başlayan ilk mahkeme, genç seline uğrar. mahkeme özüme kavuşmaz ve hakim mahkemeyi 3 mayıs 1944'e erteler.
nihayet o, 3 mayıs 1944 tarihi gelip çatmıştı.
bu sefer sayı daha da artmıştı. binlerce üniversiteli genç ankara sokaklarındaydı. inönü ve tek parti iktidarı ne yapacağını şaşırmıştı. yıllardır tek parti iktidarından rahatsız olan halk ve gençler bu rahatsızlıklarını açığa vurma fırsatı bulmasında bu kalabalığın oluşmasında sebebi büyüktü. iktidara halkın ve gençliğin gücünü göstermek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı.
gençlerin duruşma salonuna alınmamaları bardağı taşıran son damla olmuştu. polislerin de tavrı birden değişmişti. coplarına sarılan polisler acımasızca gençleri dövmeye başladılar. kafaları yarılan ve kan içinde kalan gençler neye uğradıklarını anlamamışlardı. 3 mayıs günü başbakan saraçoğlu ile görüşmek isteyen öğrencilerin bu isteği kabul edilmemiş; bu gençlerden 165'i gözaltına alınmış daha sonra serbest bırakılmıştır.
mahkeme duruşmayı 9 mayıs tarihine ertelemişti. oteline dönen ve mahkemenin tutuklamadığı atsız'ı polisler göz altına aldı. aynı saatlerde atsız'ın istanbul'daki evi didik didik aranıyordu.olayların boyutu gittikçe büyüyordu. türkçü olduğunu iddia eden hükümet 18 mayıs 1944 günü yayınladığı bir bildiri ile atsız ve arkadaşların "ırkçılık ve turancılıkla ve hükümeti devirmeye çalışmakla" suçluyordu. ilk anda 14 asteğmen tutuklanmış ve 250 harbiyeli hakkında soruşturma açılmıştı.
9 mayıs'ta yapılan duruşmada atsız, 6 aya mahkûm edilmiş, ağır tahrik nedeniyle ceza 4 aya indirilip tecil edilmişti. atsız buna rağmen serbest bırakılmamıştı.
19 mayıs gelip çatmıştı, herkes inönü’den bayram konuşması yapmasını beklerken o devleti kuran irade ve fikri suçlayan bir konuşma yaparak güya gençlik ve spor bayramını kutluyordu. milli şef henüz soruşturması bile başlamayan bir davada türk milliyetçilerini ağır şekilde suçladı:
"turancılar, türk milleti'ni bütün komşularıyla onarılmaz bir surette düşman yapmak için bire bir tılsım bulmuşlardır. bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine, türk milletini teslim etmemek için elbette cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız."
inönü'nün konuşmasını bir talimat olarak emir gibi algılayan savcılar, istanbul ve ankara'da milliyetçi avını başlattılar dönemin önde gelen türkçü aydınları nezarete alınıp istanbul’a götürüldüler ve tutuklandılar. tutuklanan türkçü aydınlar, istanbul emniyet müdürlüğü'nün adına "tabutluk" denilen ünlü betondan ve tabuta benzeyen hücrelerinde savcının istediği şekilde ifade vermeleri için işkenceye tabi tutulmuşlardır. tabutluklar dikine konulmuş ve ancak bir tabut genişliğinde beton oyuklardı. tabutluğa konulanların üstünde beş yüzer voltluk üçer adet lamba yanıyordu.
tutuklular nihayet 7 eylül 1944 günü, istanbul 1 nolu sıkıyönetim mahkemesinde; hükümete karşı gizli örgüt kurmak, düzen düşmanlığı yapmak, hükümeti düşürmeye çalışmak ve ırkçılık, turancılık yapmakla suçlanırlar. askeri savcı kazım alöç, sanıkların idamla yargılanmasını istemektedir. ırkçılık-turancılık davası 7 eylül 1944'te başlar ve haftada üç gün süren oturumlarla 65 oturum sürer. atsız, altı buçuk yıla arkadaşları da çeşitli cezalara çarptırılırlar. temyize başvurulması üzerine askeri yargıtay davayı esastan bozar.
sanıkları tutuksuz yargılayan 2 no’lu sıkı yönetim mahkemesi kararını açıklar:
-"sanıklar suçsuzdur, beraatlerine..."-
inönü ve çevresindekiler bu mahkeme kararı ile büyük bir şoka uğrarlar ve kararı temyiz ederler. askeri yargıtay temyiz başvurusunu inceler ve mahkemenin verdiği beraat kararını onaylar. türk milliyetçiliğine husumeti, varlık sebebi gibi gören çevreler ısrarlıdırlar: bu defa yargıtay başsavcısı münif kocaçıtak mahkemenin tekrar görüşülmesini ister. askeri yargıtay bunu da red eder. böylece "türkçülük-turancılık" davası türk milliyetçilerini zaferi ile neticelenmiş olur.
bu günün en büyük kazanımı bugün de durmadan yükselen türkçülüğün bir hareket olmasıdır. gerisini atsız beğ tamamlasın.
“3 mayıs 1944… 3 mayıs türkçülüğün tarihinde bir dönüm noktası oldu. o, zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, ebedî ve ilmî sınırları pek de aşmayan türkçülük, 1944 yılının 3 mayıs’ında birden bire hareket oluverdi.
ali suaviler, süleyman paşalar, mehmet eminler, ziya gökalplar, rıza nurlar yalnız duygu, düşünce, iş türkçüsü idiler. hareket türkçüsü olmamışlardı. çırağan baskını türkçü ali suavi’nin siyasî bir hareketiydi. bunun türkçülükle ilgisi yoktu. sıhhiye vekili (sağlık bakanı) olduğu zaman gayrî türkleri atarak yerine türkleri yerleştiren rıza nur, fiilî türkçülük yapıyordu. fakat bu da hareket değildi.
türkçülükte ilk hareketi, 3 mayıs 1944 çarşamba günü, ankara’daki birkaç bin meçhul türk genci yaptı. bu bakımdan türkçülük tarihinde onların hususî bir şerefi vardır.
bundan sonra 3 mayıs türkçülerin günüdür. o’na bir bayram diyemeyeceğiz. çünkü yıllarla süren büyük ızdırabımız o gün başlamıştır. o’na bir matem demek de kabil değildir. çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşı ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. o güne kadar tehlikelerden gafil bir çocuk toyluğu ile yürüyen türkçülük 3 mayıs’ta gafletten ayılmış, maskelerin arkasındaki iğrenç yüzleri görmüş, can düşmanlarını tanımış, dost sandığı hainleri ayırt etmiş, hayalin yumuşak bulutlarından gerçeğin sert topraklarına düşmüştür.
böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz. bundan dolayı biz 3 mayıs’a “türkçüler günü “deyip çıkıyoruz.
hoşlanmayanlar onu benimsemesin. yalnız kendilerine benzeyenler, yani türk’e benzemeyenler onu yadırgasın. biz 3 mayıs’ı sevmekte devam edeceğiz. türkçülük, tek sandığı düşmanına karşı 3 mayıs hareketini yaparken onun çift olduğunu acı bir deneme ile öğrendi.
bu millî hareketin zaferinden korkan türkçülük düşmanları, türkçüler ortaçağı andıran vahşetlerle hapse atılır ve aleyhlerinde türlü yayınlar yapılırken, onları tartışmaya çağırmak garabetini de gösterdiler. tarih bunu bağışlamayacak ve türkçülerin günü olan 3 mayıs, bir gün türklerin günü olunca onlar tarihin büyük mahkemesinde lâyık oldukları akıbete uğrayacaklardır.
türkçüler! toplu veya yalnız, her yerde 3 mayıs’ı analım. anlatalım ve kürşad’ın hâtırasını yüceltelim...
ne mümkün zulm ile bîdâd ile imhayı hürriyet,
çalış, idrâki kaldır muktedirsen âdemiyetten! ”
hüseyin nihal atsız (kürşad dergisi,1964, sayı.2)
davada 23 sanık yargılanmıştır:
1-hasan ferit cansever, dr. yüzbaşı
2-fethi tevetoğlu, dr. üsteğmen
3-alparslan türkeş, piyade üsteğmen
4-nurullah barıman, piyade teğmen
5-zeki özgür sofuoğlu , topçu asteğmen,
6-fazıl hisarcıklı, ulaştırma asteğmen
7-hüseyin nihal atsız, edebiyat öğretmeni
8-hüseyin namık orkun, tarih öğretmeni
9-nejdet sancar, balıkesir lisesi edebiyat öğretmeni
10-saim bayrak, temyiz mahkemesi evrak memuru
11-ismet rasin tümtürk, istanbul belediyesi murakıbı
12-cihat savaşfer, y. mühendis mektebi öğrencisi
13-muzaffer eriş, y. mühendis mektebi öğrencisi
14-fehiman altan, y. mühendis mektebi öğrencisi
15-yusuf kadıgil, lise öğrencisi
16-cebbar şenel, adana adliyesi'nde hakim adayı
17-zeki velidi togan, türk tarihi profesörü
18-orhan şaik gökyay, ankara konservatuarı direktörü
19-hikmet tanyu, içişleri bakanlığında memur
20-reha oğuz türkkan, istanbul üniversitesi doktora öğrencisi
21-hamza sadi özbek, aydın maliye tahsilat şefi
22-cemal oğuz öcal, gazi eğitim enstitüsü öğrencisi
23-said bilgiç, ankara adliyesi'nde hakim adayı
aynı davadan sanık olarak mehmet külahlıoğlu ve osman yüksel serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlardır
şimdi... kutlu olsun.
devamını gör...
dubaracı
çok güzel tanımları ve bol beğenisi olan yazar arkadaşımızdır.
takibe aldım kendilerini. saygılarımla.
takibe aldım kendilerini. saygılarımla.
devamını gör...
seri beğenen yazarın herkesi seri beğendiğini görmek
iyi de ne var bunda?..
t: çok duygusal yazar beyanı.
t: çok duygusal yazar beyanı.
devamını gör...
alt komşumun 2 araba büyüklüğünde kartopu yapması rezaleti
hepimizin biraz farklı ya da abartılı davranışlar gösterdiği şu zamanlara ait farklı bir sanatsal yaklaşımla kendi duygularını icra etmiş insandır. mevlana, hacı bektaş veli misali hoşgörüyle yaklaşmak gerekir.
(bkz: haftaiçi gayet güzel giderken haftasonu dağıtıp boşluğa düşmek)
(bkz: haftaiçi gayet güzel giderken haftasonu dağıtıp boşluğa düşmek)
devamını gör...
sözlük radyosunda çalacak ilk parça
queen - we are the champions.
devamını gör...
bir yazar ya da şair neden yazma ihtiyacı duyar sorunsalı
sylvia plath'in bunu çok iyi açıklayan bir sözü vardır, sadece o bile başlı başına bir yanıt olabilir.
“sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.”
“sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.”
devamını gör...
tarcanlar tuning ekspertiz
kocaeli'nde faaliyet gösteren bir firma. facebook'a yükledikleri videolar ile ülke genelinde popüler oldular. videolarında kandırılmak üzere olan satıcılara itelenmeye çalışılan araçlar detaylı olarak anlatıyorlar. videolar bi süre sonra bağımlılık yapar benden söylemesi.
istanbul ve başka şehirlere de şube açmaları ile birlikte 2. elde kazıklanma problemini biraz da olsa azaltacaklardır.
youtube kanallarını da şöyle bırakayım
www.youtube.com/channel/UCC...
istanbul ve başka şehirlere de şube açmaları ile birlikte 2. elde kazıklanma problemini biraz da olsa azaltacaklardır.
youtube kanallarını da şöyle bırakayım
www.youtube.com/channel/UCC...
devamını gör...
en kaliteli maden suyu markası
beypazarı elbette. mansur yavaş isminin ağırlığıyla, son düzlükte atağa kalkarak sarıkız'dan bir boy önce ipi göğüsler.
ithal markalarda perrier ve san pellegrino mücadelesinin sonucu foto finişe kalır.
ithal markalarda perrier ve san pellegrino mücadelesinin sonucu foto finişe kalır.
devamını gör...
dm'den herkese yürüyen abaza erkek sorunsalı
her yerde olduğu gibi sözlükte de fazlasıyla yaşanan bir durum. kadın yazarlarımızın engelle seçeneğini kullanmalarını şiddetle öneririm. elin abazanlarıyla mı uğraşacaksınız, tanım mı gireceksiniz?
devamını gör...
bulgur pilavının yanına iyi gidecek yiyecekler
acı biber turşusu.
devamını gör...
ailenin ne kadar inkar etse de evlat ayrımı yapması
evet bazı aileler kıyas yapar,eleştirir,görmezden gelir hatta küçümser.genellikle bunları bilmeyerek veya iyilik için yapar.
bazen de yanlış anlaşılma, öfke veya bazı problemler kişinin ailede değersiz olduğunu zannettirir.
bu konuya güzel bir anektod:
bir anneye "hangi çocuğun daha çok seviyorsun?"
---> küçüğünü büyüyene kadar,
hasta olanı iyileşene kadar,
gurbette olanı eve dönene kadar
diye cevap vermiş.
bazen de yanlış anlaşılma, öfke veya bazı problemler kişinin ailede değersiz olduğunu zannettirir.
bu konuya güzel bir anektod:
bir anneye "hangi çocuğun daha çok seviyorsun?"
---> küçüğünü büyüyene kadar,
hasta olanı iyileşene kadar,
gurbette olanı eve dönene kadar
diye cevap vermiş.
devamını gör...
iftar için yemek önerileri
bu günün menüsü
1-yoğurt çorbası
2-tavuk şiş*
2-bulgur pilavı
4-salata
5-komposto/meyve suyu
6-ev usulu puding.
ev usulü puding:geçen sene tarifini bulduğum, danette tadında bir puding.
*puding yapılmaya başlanmadan önce, 1 su bardağı su, dondurucuya koyulur. *
malzemeler:
1-5 su bardağı süt
2-3 kaşık un
3-3 kaşık nişasta
4-2 kaşık kalao
5-1 su bardağı şeker
6-1 kaşık tereyağı
tereyağı hariç, tüm malzemeler iyice çırpılır, ardından pişirilir.
pişen pudinge 1 kaşık tereyağı katılır. ara ara karıştırılıp, yarım saat kadar soğutulur. soğuyan pudinge dondurucudaki 1 su bardağı soğuk su katılır, iyice karıştırılır. kıvama gelince, kaselere boşaltılır.
iyi iftarlar şimdiden.
1-yoğurt çorbası
2-tavuk şiş*
2-bulgur pilavı
4-salata
5-komposto/meyve suyu
6-ev usulu puding.
ev usulü puding:geçen sene tarifini bulduğum, danette tadında bir puding.
*puding yapılmaya başlanmadan önce, 1 su bardağı su, dondurucuya koyulur. *
malzemeler:
1-5 su bardağı süt
2-3 kaşık un
3-3 kaşık nişasta
4-2 kaşık kalao
5-1 su bardağı şeker
6-1 kaşık tereyağı
tereyağı hariç, tüm malzemeler iyice çırpılır, ardından pişirilir.
pişen pudinge 1 kaşık tereyağı katılır. ara ara karıştırılıp, yarım saat kadar soğutulur. soğuyan pudinge dondurucudaki 1 su bardağı soğuk su katılır, iyice karıştırılır. kıvama gelince, kaselere boşaltılır.
iyi iftarlar şimdiden.
devamını gör...

