dizdar
tarihte, bir kaleyi korumak ve güvenliğini sağlamakla görevli muhafız.
devamını gör...
takipçilerle buluşma düzenlemek
takipçi sayım kadar liram bile yok.
devamını gör...
yazarların en sevdiği çizgi filmler
şirinler.
devamını gör...
temizlik hastası
yakın ailemde buna yatkınlığı olan aile bireylerim var. çok zor bir durum hem bu takıntıyı yaşayan hem de aile üyeleri tarafından. misal siz daha kanepeye oturmadan oradan bir ses fışkırıyor;”- örtüyü bozuyorsun.” yanii! tamam bozuyorum ama ne yapıyım? ayakta mı durayım? taş mı kesileyim, ne yapayım? neyse zamanla alışıyorsunuz haliyle, otururken eliniz kanepenin örtüsünde düzelterek oturuyorsunu. bu bir nebze idare ediyor. ayrıca mevzu bahis olmuşken bu kanepe örtülerinede uyuzum. kim nereden bulmuşta icat etmiş, lanet gitsin.
ön edit: “lanet okumak iyi bir şey değildir. döner dolaşır sizi bulur.” biyorum efendim, saygılar.
ön edit: “lanet okumak iyi bir şey değildir. döner dolaşır sizi bulur.” biyorum efendim, saygılar.
devamını gör...
yeraltından notlar
ilk defa 1864 yılında basılmış olan bir dostoyevski başyapıtı. çok rahat önüme gelene tavsiye edebileceğim bir kitap. ben herkesin bu kitapta kendinden bir şeyler bulabileceğini biliyorum. belki çok derinlerde olucak o bulduğunuz şey belki de kendinize itiraf etmekten bile korkabileceğiniz düşüncelerinizi, hislerinizi ortaya çıkarır. gerçi çok değerli yazarımızın bütün kitapları öyledir bana göre ama. burada yine insan psikolojisinin, insan beyninin, hislerinin derinlerinde yüzer yazarımız. yine kendimizle tanıştırır bizi.
çoğu büyük düşünür, yazar bu kitabından bir şeyler öğrenmiştir. nietzsche olsun albert camus olsun. zeki demirkubuz 2012 yılında bu kitaptan esinlenerek "yeraltı" isimli bir film çeker.
büyük yazar burada insancıklar'ın basılmasında önemli bir yer sahibi olan nikolay nekrasov'un bir şiirine de yer verir:
"o kötü yolun karanlğından,
ateşli sözlerle kandırarak,
düşmüş ruhunu çıkardığım zaman
derin üzüntülerle doluydum hep.
sen, kolunu kırarak lanetledin
seni saran ayıbı;
unutkan vicdanını
anılarınala cezalandırmak isteyerek,
sen bana anlattığın zaman
herşeyi, benden önce olan herşeyi,
birden ellerinle yüzünü kapadın;
utançla,korkuyla dolu,
gözyaşlarınla boğuluyordun sen,
öfken içinde sarsılarak"
en sevdiğim kitap diyemem ama kesinlikle bir başucu kitabıdır ve benim için kutsal kitaplardan kesinlikle üstündür. şunu da ekleyeyim de belki daha çok okursunuz* hayatımda bu kadar cümle çizdiğim bir kitap olmamıştı. bir kere "ben hasta bir adamım..." diyerek bence en güzel roman başlangıçlarından birini yapıp daha ilk cümlesinden bizi* kalbimizden vurmayı başarmıştır. son olarak da haşırt haşırt altını çizdiğim birkaç alıntıyı aşağıya bırakmak istedim.
"diş ağrısının da kendine göre bir zevki vardır tam bir ay çektiğim için gayet iyi bilirim. tabii bu halde içten içe hiddet duyulmaz, iniltiler çıkarılır; ama bunlar içten gelmeyen yapmacık inlemelerdir ki, mesele de bunda zaten. acı çeken kimse inlemekten zevk alır; almasa inlemesini pekala tutardı. bu çok hoş bir örnektir okuyucularım; üzerinde durulmaya değer. bütün bu inlemeler, bir yandan ağrılarınızın küçültücü gayesizliğini anladığınızı gösterir; öte yandan da varlığını umursamadığınız halde, kılı kıpırdamadan sizi hırpalayan tabiat anaya karşı yükselen şikayettir."
"bütün o güzel, yüksel şeyler şerefine içmek. kadehime önce bir gözyaşı akıtıp, sonra o güzel ve yüksek şeyler şerefine içme fırsatlarını asla kaçırmazdım. dünyada ne varsa güzellik ve yükseklik açısından görür, pisliği tartışma götürmeyecek en el dokunmaz çirkefte bile güzel ve yüksek taraflar bulurdum."
"varsın billur saray sadece uydurma olsun. tabiat kanunlarına göre aslı olmayan bu hayali, ahmaklığımdan, neslimize has bazı köhne, akıldışı adetlere uyarak ben uydurmuş olayım. billur sarayın gerçek olmamasından bana ne? arzularımda varsa, daha doğrusu arzularım yaşadıkça o da var olacaksa, gerçekliği neden umrumda olsun?"
çoğu büyük düşünür, yazar bu kitabından bir şeyler öğrenmiştir. nietzsche olsun albert camus olsun. zeki demirkubuz 2012 yılında bu kitaptan esinlenerek "yeraltı" isimli bir film çeker.
büyük yazar burada insancıklar'ın basılmasında önemli bir yer sahibi olan nikolay nekrasov'un bir şiirine de yer verir:
"o kötü yolun karanlğından,
ateşli sözlerle kandırarak,
düşmüş ruhunu çıkardığım zaman
derin üzüntülerle doluydum hep.
sen, kolunu kırarak lanetledin
seni saran ayıbı;
unutkan vicdanını
anılarınala cezalandırmak isteyerek,
sen bana anlattığın zaman
herşeyi, benden önce olan herşeyi,
birden ellerinle yüzünü kapadın;
utançla,korkuyla dolu,
gözyaşlarınla boğuluyordun sen,
öfken içinde sarsılarak"
en sevdiğim kitap diyemem ama kesinlikle bir başucu kitabıdır ve benim için kutsal kitaplardan kesinlikle üstündür. şunu da ekleyeyim de belki daha çok okursunuz* hayatımda bu kadar cümle çizdiğim bir kitap olmamıştı. bir kere "ben hasta bir adamım..." diyerek bence en güzel roman başlangıçlarından birini yapıp daha ilk cümlesinden bizi* kalbimizden vurmayı başarmıştır. son olarak da haşırt haşırt altını çizdiğim birkaç alıntıyı aşağıya bırakmak istedim.
"diş ağrısının da kendine göre bir zevki vardır tam bir ay çektiğim için gayet iyi bilirim. tabii bu halde içten içe hiddet duyulmaz, iniltiler çıkarılır; ama bunlar içten gelmeyen yapmacık inlemelerdir ki, mesele de bunda zaten. acı çeken kimse inlemekten zevk alır; almasa inlemesini pekala tutardı. bu çok hoş bir örnektir okuyucularım; üzerinde durulmaya değer. bütün bu inlemeler, bir yandan ağrılarınızın küçültücü gayesizliğini anladığınızı gösterir; öte yandan da varlığını umursamadığınız halde, kılı kıpırdamadan sizi hırpalayan tabiat anaya karşı yükselen şikayettir."
"bütün o güzel, yüksel şeyler şerefine içmek. kadehime önce bir gözyaşı akıtıp, sonra o güzel ve yüksek şeyler şerefine içme fırsatlarını asla kaçırmazdım. dünyada ne varsa güzellik ve yükseklik açısından görür, pisliği tartışma götürmeyecek en el dokunmaz çirkefte bile güzel ve yüksek taraflar bulurdum."
"varsın billur saray sadece uydurma olsun. tabiat kanunlarına göre aslı olmayan bu hayali, ahmaklığımdan, neslimize has bazı köhne, akıldışı adetlere uyarak ben uydurmuş olayım. billur sarayın gerçek olmamasından bana ne? arzularımda varsa, daha doğrusu arzularım yaşadıkça o da var olacaksa, gerçekliği neden umrumda olsun?"
devamını gör...
swiss army man
başrolünde daniel radcliffe ve paul dano'nun olduğu çok eğlenceli ve hafif duygusal bir film.
hikayesinde ölen bir vücutla birlikte ıssız bir adada olan kişinin ölen kişinin ölmeden önceki hayatını ve yaşamı hatırlatmaya çalışma ve eve dönme çabasını işliyor.
çok tatlı bir dostluğun konu olduğu bu film sonunda içinizi ısıtabilecek yapıda.
basrollerin rollerini çok güzel yaptığı bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. keyifli seyirler.
hikayesinde ölen bir vücutla birlikte ıssız bir adada olan kişinin ölen kişinin ölmeden önceki hayatını ve yaşamı hatırlatmaya çalışma ve eve dönme çabasını işliyor.
çok tatlı bir dostluğun konu olduğu bu film sonunda içinizi ısıtabilecek yapıda.
basrollerin rollerini çok güzel yaptığı bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. keyifli seyirler.
devamını gör...
kirpi otu
diğer adı ekinezya olan papatyagiller familyasına ait bitkidir. fitoterapide çayı immün sistemde etkilidir. aynı zamanda ağrı kesici özelliği taşımakla birlikte stres ve anksiyeteye de etkisi bilinmektedir.
devamını gör...
eve alınan papağanın tut-i mucize guyem ne desem laf değil demesi
"yeme şu mantarı artık ve ilk amsterdam-istanbul uçağı ile evine dön." demesinin bir tık öncesidir.
devamını gör...
birdenbire ani fren yapan otobüste düşmemek için direğe dille tutunmak
maalesef bugün başıma gelmiş olan durumdur. bu tatsız, elim hadiseyi siz kafa sözlük yazarları ile paylaşıyorum.
virüs kapma ihtimaline mi endişelenmeliyim yoksa insanlara bu denli rezil oluşuma mı öfkelenmeliyim bilemiyorum. aslında bakarsanız dostlarım, insanların ne hissettiğini umursamıyorum sadece bu olayı anonimliğin verdiği özgürlük ile birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum.
saat 17 gibi işten çıktım. bilen bilir çağlayan adliyesinde çalışan bir avukatım. birçok yazar da bana özelden soruyor bazı hukuki konuları onlara mümkün olduğunca yardımcı olmaya çalışıyorum bu arada. neyse ne diyordum efenim? heh, işten çıktım metrobüse bindim şirinevler'de ineceğim fakat iş çıkış saati ve kısıtlama esnetilmesi dolayısıyla vasıta hınca hınç dolmuş durumda. üstümde takım elbise, bir elimde evrak çantası, diğerinde de hediye paketi iki elim de dolu ve direğe kolumu striptiz kulübünde çalışan emekçi bir hanımefendi gibi sıkıca kenetlenmişim öylece bekliyorum. içerisi o kadar bunaltıcı ki, havalandırma sistemi de yok. o anda "keşke bayılsam da, hastanede gözümü açsam" diye düşündüm. dayanılmayacak kadar hararet vardı içeride. bir yandan kulaklığıma iron maiden dinliyorum bir yandan esra'ya aldığım bu hediyenin onu ne kadar mutlu edeceğini düşünerek mutlu oluyorum. bir keresinde kendisine bir bukle çiçek aldığımda "yiaaa ne gerek vardı korhan <3" demişti. sonradan laf arasında birkaç kez ben çiçek değil sevgi istiyorum dediği için, bu sefer daha romantik olarak sarımsak ezici aldım. buna bayılacaktı hiç şüphesiz.
hizliresim.com/0PVMuJ
züccaciyeci abiye "abi bunu paket yapar mısın?" dediğimde neye uğradığını şaşırdı. tezgahın altından uzun zamandır kullanılmadığına yemin edebileceğim hediye paketi ambalajlarından birini çıkarıp hazırladı.
tam da o anda telefona baktığımda bir miktar para yatırdığım 6'lı yarıştan elvanbey'in son ayakta sonuncu geldiği için yatan online kuponumu görünce donuna kadar soyulmuş kurnaz anadolu esnafı gibi s*çmık bir gülümseme peydah oldu suratımda. alnımdan şıpıdık şıpıdık soğuk terler aktı. yapacak bir şey yok artık. iki huyumdan vazgeçemiyorum. bir şiir okumak, iki güzel atlara 6'lı kupon hazırlamak. o güzel atlar güzel kuponları son ayakta yatırdı maalesef dostlarım...
sanıyorum topkapı durağındaydı. otobüs ani bir fren yaptı. beynim saliselik hesaplamalar yaptı. matrix'in kodları gibi döküldü gözlerimin önünden.
ihtimal 1- sol elim dolu evrak çantası ağır olduğum için saliselik hamle ile yere koyup direğe tutunamam.
ihtimal 2- sağ elimde de hediye paketi var. kırılır mırılır şimdi nereden bulacağım ben sarımsak eziciyi?
ihtimal 3- ayağımla tutunma mesafesinde de değil maalesef.
ihtimal 4- acaba boylu boyunca arkaya doğru uçsam, tam arkamdaki teyze beni yere düşmeden yakalayabilir mi?
beynimin kuantum işlemciyle çalıştığı bu saliselik anda, bütün ihtimallerin mutlak sıfır (0) olduğunu hesaplayarak son çare olarak kendimce "imdat çekicim" olarak gördüğüm dilimi kullanma kararı aldım. hızlıca ağzımla maskeyi hafifçe aralayarak dilimi tıpkı ineğin boynuna kement atan kovboy gibi havada birkaç tur atıp direğe fırlattım. tam isabet! düşmek üzereyken dilimin esnekliğinden dolayı esneyerek düşmeye ramak kala tekrar dik hale geldim. bu manzarayı gören teyzeler kendi aralarında konuşmaya başladılar.
teyze 1: gız nurten gördün mü oğlanı?
teyze 2: anaam gız bildiğin kemer gibi çıkarıvedi garii kihkihkih"
her durakta karşıma çıkan simsiyah giyinen kulaklıklı gotik kız: n'oldu teyze bi şey mi dedin yea?
sözcü gazetesi okuyan emekli yazlıkçı amca: iyi atıştı evlat.
şoför: maskeyi takar mısın kardeşim!
merve boluğur: biliyor musunuz arkadaşlar böyle her olayın üstesinden gelen erkeklere ba-yı-lı-yo-rummm..
sevgilisinden azar yiyip kedi gibi konuşan erkek: aşkım vallahi bak adamın dili yüzünden metrobüs aksadı diyorum inanmıyor musun?
ben: blı blenım dlımı blemlbı bloblun bla (biri benim dilimi yerine soksun ya)
orada bu durumu gören sağlıkçı olduğunu tahmin ettiğim bir kadın, çantasından sentetik eldivenleri çıkararak direğe kör düğüm olmuş halde duran dilimi çözdü ve bir miktar dezenfektan sıkıp rulo haline getirerek ağzımın içine soktu. iğrenç bir paslı demir tadı aldım maalesef, bir de virüs kapma korkum var. o anda düşüp keşke daha az rezil olsaydım. bazen basit hamlelerin başınıza açtığı dertler daha kötü olabiliyor. esra da verdiğim hediyeyi beğenmedi zaten. teşekkür etti iki kemküm etti ama sevmedi abi işte anlarım ben onu kaç yıllık sevgilim. dilim de sızlıyor zaten bu satırları yazarken. iğrenç bir gün oldu açıkçası.
virüs kapma ihtimaline mi endişelenmeliyim yoksa insanlara bu denli rezil oluşuma mı öfkelenmeliyim bilemiyorum. aslında bakarsanız dostlarım, insanların ne hissettiğini umursamıyorum sadece bu olayı anonimliğin verdiği özgürlük ile birlikte sizlerle paylaşmak istiyorum.
saat 17 gibi işten çıktım. bilen bilir çağlayan adliyesinde çalışan bir avukatım. birçok yazar da bana özelden soruyor bazı hukuki konuları onlara mümkün olduğunca yardımcı olmaya çalışıyorum bu arada. neyse ne diyordum efenim? heh, işten çıktım metrobüse bindim şirinevler'de ineceğim fakat iş çıkış saati ve kısıtlama esnetilmesi dolayısıyla vasıta hınca hınç dolmuş durumda. üstümde takım elbise, bir elimde evrak çantası, diğerinde de hediye paketi iki elim de dolu ve direğe kolumu striptiz kulübünde çalışan emekçi bir hanımefendi gibi sıkıca kenetlenmişim öylece bekliyorum. içerisi o kadar bunaltıcı ki, havalandırma sistemi de yok. o anda "keşke bayılsam da, hastanede gözümü açsam" diye düşündüm. dayanılmayacak kadar hararet vardı içeride. bir yandan kulaklığıma iron maiden dinliyorum bir yandan esra'ya aldığım bu hediyenin onu ne kadar mutlu edeceğini düşünerek mutlu oluyorum. bir keresinde kendisine bir bukle çiçek aldığımda "yiaaa ne gerek vardı korhan <3" demişti. sonradan laf arasında birkaç kez ben çiçek değil sevgi istiyorum dediği için, bu sefer daha romantik olarak sarımsak ezici aldım. buna bayılacaktı hiç şüphesiz.
hizliresim.com/0PVMuJ
züccaciyeci abiye "abi bunu paket yapar mısın?" dediğimde neye uğradığını şaşırdı. tezgahın altından uzun zamandır kullanılmadığına yemin edebileceğim hediye paketi ambalajlarından birini çıkarıp hazırladı.
tam da o anda telefona baktığımda bir miktar para yatırdığım 6'lı yarıştan elvanbey'in son ayakta sonuncu geldiği için yatan online kuponumu görünce donuna kadar soyulmuş kurnaz anadolu esnafı gibi s*çmık bir gülümseme peydah oldu suratımda. alnımdan şıpıdık şıpıdık soğuk terler aktı. yapacak bir şey yok artık. iki huyumdan vazgeçemiyorum. bir şiir okumak, iki güzel atlara 6'lı kupon hazırlamak. o güzel atlar güzel kuponları son ayakta yatırdı maalesef dostlarım...
sanıyorum topkapı durağındaydı. otobüs ani bir fren yaptı. beynim saliselik hesaplamalar yaptı. matrix'in kodları gibi döküldü gözlerimin önünden.
ihtimal 1- sol elim dolu evrak çantası ağır olduğum için saliselik hamle ile yere koyup direğe tutunamam.
ihtimal 2- sağ elimde de hediye paketi var. kırılır mırılır şimdi nereden bulacağım ben sarımsak eziciyi?
ihtimal 3- ayağımla tutunma mesafesinde de değil maalesef.
ihtimal 4- acaba boylu boyunca arkaya doğru uçsam, tam arkamdaki teyze beni yere düşmeden yakalayabilir mi?
beynimin kuantum işlemciyle çalıştığı bu saliselik anda, bütün ihtimallerin mutlak sıfır (0) olduğunu hesaplayarak son çare olarak kendimce "imdat çekicim" olarak gördüğüm dilimi kullanma kararı aldım. hızlıca ağzımla maskeyi hafifçe aralayarak dilimi tıpkı ineğin boynuna kement atan kovboy gibi havada birkaç tur atıp direğe fırlattım. tam isabet! düşmek üzereyken dilimin esnekliğinden dolayı esneyerek düşmeye ramak kala tekrar dik hale geldim. bu manzarayı gören teyzeler kendi aralarında konuşmaya başladılar.
teyze 1: gız nurten gördün mü oğlanı?
teyze 2: anaam gız bildiğin kemer gibi çıkarıvedi garii kihkihkih"
her durakta karşıma çıkan simsiyah giyinen kulaklıklı gotik kız: n'oldu teyze bi şey mi dedin yea?
sözcü gazetesi okuyan emekli yazlıkçı amca: iyi atıştı evlat.
şoför: maskeyi takar mısın kardeşim!
merve boluğur: biliyor musunuz arkadaşlar böyle her olayın üstesinden gelen erkeklere ba-yı-lı-yo-rummm..
sevgilisinden azar yiyip kedi gibi konuşan erkek: aşkım vallahi bak adamın dili yüzünden metrobüs aksadı diyorum inanmıyor musun?
ben: blı blenım dlımı blemlbı bloblun bla (biri benim dilimi yerine soksun ya)
orada bu durumu gören sağlıkçı olduğunu tahmin ettiğim bir kadın, çantasından sentetik eldivenleri çıkararak direğe kör düğüm olmuş halde duran dilimi çözdü ve bir miktar dezenfektan sıkıp rulo haline getirerek ağzımın içine soktu. iğrenç bir paslı demir tadı aldım maalesef, bir de virüs kapma korkum var. o anda düşüp keşke daha az rezil olsaydım. bazen basit hamlelerin başınıza açtığı dertler daha kötü olabiliyor. esra da verdiğim hediyeyi beğenmedi zaten. teşekkür etti iki kemküm etti ama sevmedi abi işte anlarım ben onu kaç yıllık sevgilim. dilim de sızlıyor zaten bu satırları yazarken. iğrenç bir gün oldu açıkçası.
devamını gör...
annesinin yakışıklı oğlum dediği çocuğun tipsiz olması
çoğu erkeğin muzdarip olduğu sorun.
devamını gör...
türkiye'de unutulamayan olaylar
kendini şişleyen tarikatı hatırlayan yok herhalde. bir ara haberlerde -ki bu zaman dilimi doksanlara tekabül eder- orasını burasını şişleyen adamlar peydah olmuştu. kanamazdı yaraları, acıyor gibi de durmazlardı. garip bir olaydı. sesleri yok yıllardır.
devamını gör...
24 aralık 2020 ekrem imamoğlu'nun akit bir gazete değildir açıklaması
akit bir tuvalet kağıdı markasıdır.
devamını gör...
antalya'da bir kadının cinsel saldırıya uğraması
küfr edemediğim için farklı bir sözlüğe geçip gelicem.
devamını gör...
depresyona giren kişiye söylenmemesi gerekenler
takma ya
devamını gör...
acaba sadece bana mı oluyor diye düşünülen şeyler
sanki bu ânı daha önce yaşamış gibi olmak.
devamını gör...
deniz salyasından kozmetik jel ve krem yapılacak
devamını gör...
sen çok farklısın
sıkça duyduğum cümle.
nefret edersiniz bu cümleden. sen çok farklısın demek iyi bir şey değil bakıldığında. sizdeki o farklılık ilk başta karşı tarafa cezbedici gelse de zamanla siz de gördüğü "o farklılığı" bir başkasında bulunca "sen de herkes gibisin'e " çevrilir. nefret edersiniz sonra iliğinizle kemiğinizle farklı olmaktan.
farklıdan kasıtları da ağızlarına yer edinmiş
"sen komiksin,eğlencelisin, kafa dengisin, kendine has tarafin var, bana iyi geliyorsun, düşünce yapın farkli, tam bana göresin,ayrı bir güzelsin" demenin kısaltılmış halidir.
inanmayın bal porsuklari bu cümleye. üzülürsünüz bak. badem sütü kreması bile sizi hayata döndüremez sonra. whis demişti dersiniz.
nefret edersiniz bu cümleden. sen çok farklısın demek iyi bir şey değil bakıldığında. sizdeki o farklılık ilk başta karşı tarafa cezbedici gelse de zamanla siz de gördüğü "o farklılığı" bir başkasında bulunca "sen de herkes gibisin'e " çevrilir. nefret edersiniz sonra iliğinizle kemiğinizle farklı olmaktan.
farklıdan kasıtları da ağızlarına yer edinmiş
"sen komiksin,eğlencelisin, kafa dengisin, kendine has tarafin var, bana iyi geliyorsun, düşünce yapın farkli, tam bana göresin,ayrı bir güzelsin" demenin kısaltılmış halidir.
inanmayın bal porsuklari bu cümleye. üzülürsünüz bak. badem sütü kreması bile sizi hayata döndüremez sonra. whis demişti dersiniz.
devamını gör...
kurt gödel
matematik sistemlerin daima, sistem içinde kanıtlanması veya tersinin kanıtlanması mümkün olmayan cümlelerden oluştuğunu göstermiştir.
devamını gör...

