hayata dair iç burkan detaylar
emekçilerin gözlerindeki korku ve haksızlığa uğramışlık. bir mağaza çalışanı özelinde, evine ekmek götürmeye çalışan bir insanın uğradığı muameleden, gözlerindeki çaresizlik ve öfke dolu bakıştan bahsedeceğim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada sıraya girdik. üç kasanın iki tanesi açık. bir tanesi de nedenini bilmediğimiz bir şekilde kapalıydı. sosyal mesafeye uyulmadığı için kasaya bakan arkadaşlardan bir tanesi " lütfen sosyal mesafeye uyalım" şeklinde bir çağrıda bulundu. sıradakilerden hayvandan bozma biri hemen sert bir tonda "o zaman üçünü de açın, dışarıya kadar mı çıkalım" dedi. kasadaki arkadaşın gözlerindeki öfkeyi ve çaresizliği gördüm. belki tartışsa kafasının gözünün kırılmasından korkuyor, belki de işinden olmaktan korkuyordu. diğer müşterilere bakarken o adama hep kaçamak bakışlar attı.
kibar bir tonda söylense gayet makul bir tepki olabilecekken, sert tonda bir emekçiyi aşağılamış oldu. hareketleriyle de öfkeyle dolu olduğunu gösteriyordu. o arkadaşın hali, iç burkan bir detaydır işte. saatlerdir orada sıcaktan bunalmış bir halde insanlara hizmet etmenin karşılığında gördüğü şey bu işte. bir günde belki de bu tip kaç tane olayla karşılaşıyorlar. belki dayak yiyorlar, işten atılıyorlar. en önemlisi de gözlerdeki o bakışlar. burayı konuşmak lazım.
bir sahil klübünde yaşıtları şımartılırken, varoş bir semtin cadde üzerinde eksi birinci katta terden kıpkırmızı olmuş bir insansın. üç kuruşa çalışıyorsun. hayal kurarken bile seçiyorsun. düşünsene, hayalin sınırı yok demişler sana ama bir yere kadar ulaşıyor. klimalı bir odada oturarak çalışmaktan öteye gidemiyor. en fazla sırf içindeki doluluğu boşaltmak için çaresizce bir arayış olarak bir süperkahramam olup karşındakini buharlaştırmayı düşünüyorsun. mucizelerden bahseden insanlara inancını, dayanışma ruhuna olan inancını yitirmişsin.
belki topluma katkısı senden çok daha az olan bir leş kargasından azar yiyorsun. hakkını kimse güvence altına almamış. insanların kıçında dolaştığı siyasetçiler, sırf koltukları için maaşı bilmem kaç on bin olan meslekleri, tatili bilmem kaç ay olan memurları, ne bileyim taksicileri falan korumaya çalışıyor. mesai saati içinde çay kahve için hasta bekleten birinin etrafına yüz tane güvenlik koymuşlar, seni de asgari düzeyde yaşatacak şartlara bağlamışlar, bir ucubenin insafına kalmışsın. ağzını burnunu kırsa etrafta seni koruyacak kimse yok. o yüzden aşağılanıyorsun ve bunu yutmak zorunda kalıyorsun. çok acı çok.
önemli bir nokta da insan psikolojisinin bu tip travmalardan çok etkilendiği. düşünün, ne yaparsanız yapın toplum tarafından takdir görmüyorsunuz ve üzerine ara sıra aşağılanıyorsunuz. bunlar birike birike bu insanlarda özgüven kaybına neden olacaktır. bir insana "ben basit bir x parçasıyım" dedirten hayatın zalimliğine bakmak lazım. bu insanların sosyal hayatlarında psikolojiai normal bir birey olarak tutunmaları imkansız. belki o insan, haklı da olsa bir konuda ondan daha iyi etiketi olan birilerine karşı koyamayacak. belki ad homineme maruz kalacak. belki bu adam felsefeden konuşmak isteyecek ama "sen bir xsin. önce aç karnını doyur, felsefe senin neyine" diyecek kendisine. ya bu noktayı ciddi ciddi düşünmemiz lazım. birilerinin acılarına ortak olmamız lazım. madden hiçbir şey yapamayız belki ama en azından manevi olarak destek olmalıyız.
kafamızı kaldırıp bakmadığımız için göremiyoruz. market kasiyerleri, kuryeler, garsonlar ve diğer tüm emekçiler. çoğu bu aşağılanmaları yaşıyor. birileri sırf üç dakika daha fazla bekledi diye deli gibi işini yapmaya çalışan insanlar toplum içinde rencide ediliyor. bu insanların gururları zedeleniyor, topluma olan inançları kayboluyor ve arkalarında duran kimse yok. işte bunlar iç burkan detaylar.
ben kendi özelimde, sizleri seviyorum gençler. yüzünüze söyleyemiyoruz belki ama bize çay getirdiğiniz için, bozduğumuz kıyafeti topladığınız için, kirlettiğimiz tabağı yıkadığınız için size minnettarız. işini yapmadan tonla para alan parazitlerin de farkındayız. o bakışlarınızı, içinizdeki öfkeyi anlayabiliyoruz. size bu dünyada her şeyin daha güzel olacağının garantisini veremem ama inançlı bir insan olarak bir şekilde hak ettiğinizi göreceğinizin garantisini verebilirim.
devamını gör...
ali ata bak
şahsımı 1998 yılına götüren ilkokul okuma fişi şeysi. bu eğitim sisteminde emeği geçenlerin ben buradan sülalelerini seveyim.
devamını gör...
akp'ye sürekli çamur atan tip
türkiye'de yaşayan, genel kültür seviyesi en azından ortalama olan ve google'a "dolar" yazabilecek kadar okuma yazma bilen herkes
devamını gör...
gereğinden fazla abartılan kitaplar
sabahattin ali-kürk mantolu madonna.
evet güzel, ama abartıldığı kadar değil üzgünüm. özellikle rakının yanına meze kahvenin yanına kürk mantolu madonna sloganlı bir dönem vardı, iyi ki bitti.
evet güzel, ama abartıldığı kadar değil üzgünüm. özellikle rakının yanına meze kahvenin yanına kürk mantolu madonna sloganlı bir dönem vardı, iyi ki bitti.
devamını gör...
hüzün
yazmak istediğim başlıklara şöyle bir bakınca, tam da şuan bu başlığa yazmak istedim. evet, biraz da hüzünden bahsedelim.
hüzün biraz boşluktur diye düşünüyorum. yani bazen hüznü elinizden bir şey gelmeyince yaşarsınız. bazen çok inanırsınız da karşınızdakine, onun sizi salak yerine koyması ama sizin her şeyi biliyor olmanız çok acı verir. hüzün budur işte. elinizden bir şey gelmez. keşke gerçekten inanabilseydim ona, gerçeği bilmeseydim dersiniz ya da keşke doğruyu söylese...
hüzün, mutsuzluk gibi değildir. sanki hüzün, böyle bir yandan bile bile lades gibidir. yani bazı şeylerin sonuçlarını değiştiremezsiniz ya, o an hüzün gelir işte. böyle etrafınıza bir bakarsınız. içinizde bir boşluk... o, elinizden bir şey gelmeme boşluğu. o, sizin oturup sadece beklediğiniz boşluk.
hüzün bir yandan da buruktur. kalbiniz kırıktır mesela. ama böyle küçük bir çocuğun, minicik kalbidir o an sizin kalbiniz. o kadar buruk olur ki, her neden hüzünlüyse, ona... o kadar buruk olur ki. söyleyemez de. içinde kalır. öyle bir şey olsa da geçse diye bekler. dedim ya elinden bir şey gelmez çünkü...
hüzün o ilk gözyaşıdır. soldan akan. hani acıdan akan o ilk gözyaşı... insanın ağlamamak için o kendini tutuşu, yutkunuşu, gözlerini kapatışı boşunadır. çoktan hüzün gelmiştir. yerleşmiştir.
hüzün o şiirlerin en etkileyici yeridir. bazen bizim yazdıklarımızda hayat bulur, bazen de okuduklarımızda. bazen bir duvarda yazar, gördüğünüzde kalbiniz bir anlığına durur gibi olur ya. işte hüzün oradadır.
gözlerinizin duvara kilitlendiğini noktadadır sonra. bir türlü ayrılmaz gözleriniz o duvardan. saatlerce izlersiniz de bir an bile içinizdeki o hüzün hafiflemez.
ahh o hüzün, evde de bulur sizi, sokakta da. hatta kendi dünyanıza kaçsanız bile, koşar arkanızdan yakalar sizi, bırakmaz izi... bu gecemiz de hüzün dolu olsun. bu gece hüzün ile bir başka güzel...
hüzün biraz boşluktur diye düşünüyorum. yani bazen hüznü elinizden bir şey gelmeyince yaşarsınız. bazen çok inanırsınız da karşınızdakine, onun sizi salak yerine koyması ama sizin her şeyi biliyor olmanız çok acı verir. hüzün budur işte. elinizden bir şey gelmez. keşke gerçekten inanabilseydim ona, gerçeği bilmeseydim dersiniz ya da keşke doğruyu söylese...
hüzün, mutsuzluk gibi değildir. sanki hüzün, böyle bir yandan bile bile lades gibidir. yani bazı şeylerin sonuçlarını değiştiremezsiniz ya, o an hüzün gelir işte. böyle etrafınıza bir bakarsınız. içinizde bir boşluk... o, elinizden bir şey gelmeme boşluğu. o, sizin oturup sadece beklediğiniz boşluk.
hüzün bir yandan da buruktur. kalbiniz kırıktır mesela. ama böyle küçük bir çocuğun, minicik kalbidir o an sizin kalbiniz. o kadar buruk olur ki, her neden hüzünlüyse, ona... o kadar buruk olur ki. söyleyemez de. içinde kalır. öyle bir şey olsa da geçse diye bekler. dedim ya elinden bir şey gelmez çünkü...
hüzün o ilk gözyaşıdır. soldan akan. hani acıdan akan o ilk gözyaşı... insanın ağlamamak için o kendini tutuşu, yutkunuşu, gözlerini kapatışı boşunadır. çoktan hüzün gelmiştir. yerleşmiştir.
hüzün o şiirlerin en etkileyici yeridir. bazen bizim yazdıklarımızda hayat bulur, bazen de okuduklarımızda. bazen bir duvarda yazar, gördüğünüzde kalbiniz bir anlığına durur gibi olur ya. işte hüzün oradadır.
gözlerinizin duvara kilitlendiğini noktadadır sonra. bir türlü ayrılmaz gözleriniz o duvardan. saatlerce izlersiniz de bir an bile içinizdeki o hüzün hafiflemez.
ahh o hüzün, evde de bulur sizi, sokakta da. hatta kendi dünyanıza kaçsanız bile, koşar arkanızdan yakalar sizi, bırakmaz izi... bu gecemiz de hüzün dolu olsun. bu gece hüzün ile bir başka güzel...
devamını gör...
espri anlayışını kazanım yolları
sonradan kazanılacak bir şey değildir. bir insan ya komiktir ya da değildir. aynı zamanda espri kabiliyeti birazda zeka seviyesi ile alakalı bir durumdur.
devamını gör...
ilkokulda birinden hoşlanınca yapılan saçmalıklar
dansa davet diye bir oyun vardı. kuralları tam olarak hatırlamıyorum ama böyle kızlar bir yana, erkekler bir yana dizilirdi. iki taraf da davet ediyor olabilir ama daha çok kızların erkekleri davet ettiğini hatırlıyorum. neyse bu oyunda hoşlandığın kişiyi davet eder, bir nevi imada bulunurdun. ben her oyunda başka birini davet ederdim. emin değilim ya hafif ayran gönüllüydüm ya da kimseyi hoşlanacak kadar önemsemiyordum.
*tek bir kişiden hoşlanmadığım için oynadığım şapşal oyun olmuş benim tanımım.
*tek bir kişiden hoşlanmadığım için oynadığım şapşal oyun olmuş benim tanımım.
devamını gör...
fan club çılgınlığı
insanların delirmişçesine birilerinin fanı olup, organize olma çılgınlığı.
önceleri twitter'da dikkatimi çekmeye başlamıştı bu çılgınlık. giriyorsun twitter'a gündemde "#yanındayızaliveli" diye bir şey. ulan diyorsun, siyasi bir durum mu oldu ne oldu? bi bakıyorsun acun'un ada programından bir eleman. aradan bir süre daha geçiyor yine sağda "ayşefatmayıyedirmeyiz" diye bir şey. kesin bi şey var bu sefer diye giriyorsun acun'un yemek programından bir kadın *
sokak röportajı esnasında arkadan geçen adamın bile instagramda fan club'ı var sanırım. inanılmaz bir adanmışlık, "anam, bacım, çoluğum-çocuğum yoluna feda olsun!!!" tarzı bir bağlılık, değişik bir tapınma kafası.
sosyolog ve psikolog arkadaşlar muhakkak doğrusunu bilirler ama nedir abi bunun sebebi? bir gruba ait olma güdüsü mü? köle-tebaa olma fantezisi mi? bir iletişim kurma yolu mu?
#öldeölelimtelevizyonyarışmacısı
önceleri twitter'da dikkatimi çekmeye başlamıştı bu çılgınlık. giriyorsun twitter'a gündemde "#yanındayızaliveli" diye bir şey. ulan diyorsun, siyasi bir durum mu oldu ne oldu? bi bakıyorsun acun'un ada programından bir eleman. aradan bir süre daha geçiyor yine sağda "ayşefatmayıyedirmeyiz" diye bir şey. kesin bi şey var bu sefer diye giriyorsun acun'un yemek programından bir kadın *
sokak röportajı esnasında arkadan geçen adamın bile instagramda fan club'ı var sanırım. inanılmaz bir adanmışlık, "anam, bacım, çoluğum-çocuğum yoluna feda olsun!!!" tarzı bir bağlılık, değişik bir tapınma kafası.
sosyolog ve psikolog arkadaşlar muhakkak doğrusunu bilirler ama nedir abi bunun sebebi? bir gruba ait olma güdüsü mü? köle-tebaa olma fantezisi mi? bir iletişim kurma yolu mu?
#öldeölelimtelevizyonyarışmacısı
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
"annem birkaç gün önce öldü."
sanki ölen kendi annesiymiş de, haberi o an almış gibi
derin bir acı ifadesini, hayran olunacak bir beceriyle
yüzüne kakarak konuştu: "çok üzüldüm. başın sağ
olsun." "sağ olun,
" dedim ve sordum: "tiyatrocu
musunuz?"
yüzünden acıyı derhal silip küçük bir kahkaha
patlattı bu kez.
"yok canım, tuhafiyeciyim. mal almaya gidiyorum
istanbul'a. ama bunu ilk soran sen değilsin. konuşmayı,
sohbeti severim. gençliğimde amatör çapta
müsamerelerde... "
tol-
sanki ölen kendi annesiymiş de, haberi o an almış gibi
derin bir acı ifadesini, hayran olunacak bir beceriyle
yüzüne kakarak konuştu: "çok üzüldüm. başın sağ
olsun." "sağ olun,
" dedim ve sordum: "tiyatrocu
musunuz?"
yüzünden acıyı derhal silip küçük bir kahkaha
patlattı bu kez.
"yok canım, tuhafiyeciyim. mal almaya gidiyorum
istanbul'a. ama bunu ilk soran sen değilsin. konuşmayı,
sohbeti severim. gençliğimde amatör çapta
müsamerelerde... "
tol-
devamını gör...
x deyince akla gelenler başlıkları
(bkz: adana deyince akla gelenler)
(bkz: eskişehir deyince akla gelenler)
(bkz: enişte deyince akla gelenler)
(bkz: meksika deyince akla gelenler)
(bkz: çin deyince akla gelenler)
(bkz: kütahya deyince akla gelenler)
(bkz: ankara deyince akla gelenler)
(bkz: trabzon deyince akla gelenler)
arkadaşlar bu nedir ya.. bütün şehirleri, bütün akrabaları, bütün ülkeleri bu şekilde yazacak mıyız? henüz eşyalara giren olmadı ama o da başlar yakında, masa deyince akla gelenler, kumanda deyince akla gelenler türet de türet bitmez. devam edecekse birisini görevlendirelim yazsın sabaha kadar akla geleni gelmeyeni bitsin bu iş. bunları okumaktan aklıma bir şey gelmez oldu.
rica ediyorum..
(bkz: eskişehir deyince akla gelenler)
(bkz: enişte deyince akla gelenler)
(bkz: meksika deyince akla gelenler)
(bkz: çin deyince akla gelenler)
(bkz: kütahya deyince akla gelenler)
(bkz: ankara deyince akla gelenler)
(bkz: trabzon deyince akla gelenler)
arkadaşlar bu nedir ya.. bütün şehirleri, bütün akrabaları, bütün ülkeleri bu şekilde yazacak mıyız? henüz eşyalara giren olmadı ama o da başlar yakında, masa deyince akla gelenler, kumanda deyince akla gelenler türet de türet bitmez. devam edecekse birisini görevlendirelim yazsın sabaha kadar akla geleni gelmeyeni bitsin bu iş. bunları okumaktan aklıma bir şey gelmez oldu.
rica ediyorum..
devamını gör...
karambol (yazar)
devamını gör...
sözleşmede şekil
taraflar, sözleşme yaparken kanunda aksi belirtilmedikçe herhangi bir şekle tabii değildir. örneğin, bir kira sözleşmesini hiçbir yazılı şekil, resmi şekilde yapmak zorunluluğunda değilizdir. ancak şekil yapmanın avantajları da vardır.
ancak kanunda bazı sözleşmelerin yapılması şekle bağlı kılınmıştır. örneğin taşınmaz tapuda, taşınmaz satım vaadi gerek noterde gerek tapuda gerçekleştirilebilir.
bir diğer örnek de, kefalet sözleşmesinde kefilin kefil olduğu miktar adı ve ıslak imzaının zorunlu olmasıdır. hatta evliyse eşinin de imzası gerekmektedir.
ve aynı şekilde bağışlama sözü vereceksek bunun da tapuda yapılması gerekmektedir. işte bunlar, kanunda belirtilen şekil zorunluluklarındandır.
az önce dediğim üzere, kira sözleşmesi şekle bağlanmamıştır. lakin kanunda öngörülmese de, anlaşmada şekil şartı koyabilirsiniz. örneğin, kira sözleşmesinin noterde yapılmasını isteyebilirsiniz. veyahut yazılı olmasını isteyebilirsiniz.
hukuk bu bağlamda kanuni şekil bozukluğu ve iradi şekil bozukluğunu eşit derece görmüş ve ikisini de yaptırıma bağlamıştır. tabii söylemek gerek, anlaşmadan kaynaklanan bir şekil şartını değiştirebiliriz, aynen koyduğumuz gibi.
şekil şartına uymamanın yaptırımı ise mutlak butlandır.(kesin hükümsüzlük)
ancak kanunda bazı sözleşmelerin yapılması şekle bağlı kılınmıştır. örneğin taşınmaz tapuda, taşınmaz satım vaadi gerek noterde gerek tapuda gerçekleştirilebilir.
bir diğer örnek de, kefalet sözleşmesinde kefilin kefil olduğu miktar adı ve ıslak imzaının zorunlu olmasıdır. hatta evliyse eşinin de imzası gerekmektedir.
ve aynı şekilde bağışlama sözü vereceksek bunun da tapuda yapılması gerekmektedir. işte bunlar, kanunda belirtilen şekil zorunluluklarındandır.
az önce dediğim üzere, kira sözleşmesi şekle bağlanmamıştır. lakin kanunda öngörülmese de, anlaşmada şekil şartı koyabilirsiniz. örneğin, kira sözleşmesinin noterde yapılmasını isteyebilirsiniz. veyahut yazılı olmasını isteyebilirsiniz.
hukuk bu bağlamda kanuni şekil bozukluğu ve iradi şekil bozukluğunu eşit derece görmüş ve ikisini de yaptırıma bağlamıştır. tabii söylemek gerek, anlaşmadan kaynaklanan bir şekil şartını değiştirebiliriz, aynen koyduğumuz gibi.
şekil şartına uymamanın yaptırımı ise mutlak butlandır.(kesin hükümsüzlük)
devamını gör...
günaydın sözlük
gün aydın?
yorgunluktan ölüm olsaydı eğer ölecek olan birisi 7-8 saat uyur da o uykuyu nasıl alamaz merak ediyorum.*
bir gün bu maratona dayanamayıp.. yüreğim kaldıramıyor*.belki de yavaş yavaş aklı denge kaybedilir ve tımarhaneye gider uyurum.*sahi neden tımar? osmanlı'da kullanılan bir kelime olarak geçiyor ama incitici! şifahane? daha iyi.
örgetmen hanımın gözlerine böyle bakacağım ya da gözlerini bile idrak edemem belki.

ayrıca şu istanbul'da etkili olan kardan ben de birazcık alabilir miyim,biz de hiç yok da? şöyle yollarımız kapansa,bir yere gidemesek*.
karlı* günler.
yorgunluktan ölüm olsaydı eğer ölecek olan birisi 7-8 saat uyur da o uykuyu nasıl alamaz merak ediyorum.*
bir gün bu maratona dayanamayıp.. yüreğim kaldıramıyor*.belki de yavaş yavaş aklı denge kaybedilir ve tımarhaneye gider uyurum.*sahi neden tımar? osmanlı'da kullanılan bir kelime olarak geçiyor ama incitici! şifahane? daha iyi.
örgetmen hanımın gözlerine böyle bakacağım ya da gözlerini bile idrak edemem belki.

ayrıca şu istanbul'da etkili olan kardan ben de birazcık alabilir miyim,biz de hiç yok da? şöyle yollarımız kapansa,bir yere gidemesek*.
karlı* günler.
devamını gör...
yazılı olmayan kurallar
severseniz gider...
devamını gör...
kedi maması
akım haline gelen kedi besleme modası beraberinde de büyük bir sektör oluşturdu. hayvan satan mağaza sayılarında artış var. bir cins kedinin fiyatı bin lira ile 5 bin lira arasında değişiyor. hem satılıyor, satılırken de mama sektörünü besliyor. kilosu 50 tl ile 100 tl arasında değişen farklı çeşitte mamalar, kedi besleyenler tarafından kapışılıyor.
mamalara ilgi ve istek artınca, mama türleri de çeşitlenmiş. öyle türleri var ki isimleri bile şaşırtıyor. hamsili kedi maması, yaban mersinli düşük tahıllı kısırlaştırılmış kedi maması, kuzu etli kedi maması, tavuklu ve balıklı renkli taneli kedi maması, somonlu ve sebzeli kısırlaştırılmış yetişkin kedi maması vs. bunlar gibi yüzlercesi satılıyor.
artık, sokaklarda ve kaldırımlarda, hayvanseverler tarafından serpiştirilmiş kedi mamaları gözümüze çarpıyor. bu tabiki kedilerin aç kalmaması için sevindirici bir durum. ama dikkat edilirse çeşitlenen bu kedi mamaları, kedilerin de genetiğini biraz bozdu. nasıl kedi fareyi kovalıyor ve fare kaçıyorsa, şimdi artık, son dönem videolarda da görüldüğü üzere fare, kediye saldırıyor. eskiden fare ve farklı doğal yiyeceklerle beslenen kediler, şimdi bu tür mamalara alıştıkları için genetik zincirleri kırıldı ve fareden korkar oldular. kediler de mama bekleyip, bu mamalar verilmezse açlıktan ölecek hale geldiler. mamaya alışmış kedi de avlanmayı ve kendi iradesi ile beslenmeyi öğrenemez duruma düşer.
mamalara ilgi ve istek artınca, mama türleri de çeşitlenmiş. öyle türleri var ki isimleri bile şaşırtıyor. hamsili kedi maması, yaban mersinli düşük tahıllı kısırlaştırılmış kedi maması, kuzu etli kedi maması, tavuklu ve balıklı renkli taneli kedi maması, somonlu ve sebzeli kısırlaştırılmış yetişkin kedi maması vs. bunlar gibi yüzlercesi satılıyor.
artık, sokaklarda ve kaldırımlarda, hayvanseverler tarafından serpiştirilmiş kedi mamaları gözümüze çarpıyor. bu tabiki kedilerin aç kalmaması için sevindirici bir durum. ama dikkat edilirse çeşitlenen bu kedi mamaları, kedilerin de genetiğini biraz bozdu. nasıl kedi fareyi kovalıyor ve fare kaçıyorsa, şimdi artık, son dönem videolarda da görüldüğü üzere fare, kediye saldırıyor. eskiden fare ve farklı doğal yiyeceklerle beslenen kediler, şimdi bu tür mamalara alıştıkları için genetik zincirleri kırıldı ve fareden korkar oldular. kediler de mama bekleyip, bu mamalar verilmezse açlıktan ölecek hale geldiler. mamaya alışmış kedi de avlanmayı ve kendi iradesi ile beslenmeyi öğrenemez duruma düşer.
devamını gör...
#pkkyaktı
turizmin uyuşturucu kaçırmaktan daha fazla kazandırmayacağına inandığımdan, inanmayacağım iddiadır. neticede örgüt oraya otel dikmedikten sonra, niye yaksın değil mi?
ha, uyuşturucu kaçıran büyük babalardan bir tanesi, çeşitli yol ve bağlantılarla örgüte taşere etmiş olamaz mı, olabilir elbet. olabilir de; hayatımda duyduğum en saçma eylem olurdu o halde. yani orman yakarak ne elde edebilir örgüt, bilemedim...
dikilecek oteller için, izlemede kalınız...
sonradan gelen edit: iktidar bulmuş kolayını valla... pkk yaptı diyor, alıyor tüm gazı. gerçek sorumlunun, suçlunun peşine düşmüyor hiç kimse... ben demiyorum pkk ya da başka bağlantısı yapmadı... olabilir, taşere edilmiştir, karşılığında uyuşturucu ticaretinden pay verilmiştir, ne bileyim olmuştur bir şeyler... lakin soruyorum kardeşim size, sorumlusu kim? gerçek suçlu kim? geçtiğimiz sene, söndürme uçaklarının pilotlarını, teknisyenlerini işten atan kim? koca devlet yahu, yangın söndürmeye nasıl muktedir olmaz. 1 tane söndürme uçağı mı bizim ülkemizin ciğerlerini teminat altında tutan?
boş konuşuyorsunuz, boş...
adana'da niye çıkmış yangın... otel yapmazsa toplu konut yapar, dün sığınan mülteciyi yerleştirir, 2 sene sonra vatandaşlık verir, oy kullandırır...
güç delisi iktidar, gerek görürse savaş çıkarır savaş, koltuk uğruna (!) orman mı yakmayacak....
hepiniz pembe bakıyorsunuz. terör eylemlerinden devletlerin de, hatta teröre maruz kalan iktidarların da beslendiğini görün ulan artık...
ha, uyuşturucu kaçıran büyük babalardan bir tanesi, çeşitli yol ve bağlantılarla örgüte taşere etmiş olamaz mı, olabilir elbet. olabilir de; hayatımda duyduğum en saçma eylem olurdu o halde. yani orman yakarak ne elde edebilir örgüt, bilemedim...
dikilecek oteller için, izlemede kalınız...
sonradan gelen edit: iktidar bulmuş kolayını valla... pkk yaptı diyor, alıyor tüm gazı. gerçek sorumlunun, suçlunun peşine düşmüyor hiç kimse... ben demiyorum pkk ya da başka bağlantısı yapmadı... olabilir, taşere edilmiştir, karşılığında uyuşturucu ticaretinden pay verilmiştir, ne bileyim olmuştur bir şeyler... lakin soruyorum kardeşim size, sorumlusu kim? gerçek suçlu kim? geçtiğimiz sene, söndürme uçaklarının pilotlarını, teknisyenlerini işten atan kim? koca devlet yahu, yangın söndürmeye nasıl muktedir olmaz. 1 tane söndürme uçağı mı bizim ülkemizin ciğerlerini teminat altında tutan?
boş konuşuyorsunuz, boş...
adana'da niye çıkmış yangın... otel yapmazsa toplu konut yapar, dün sığınan mülteciyi yerleştirir, 2 sene sonra vatandaşlık verir, oy kullandırır...
güç delisi iktidar, gerek görürse savaş çıkarır savaş, koltuk uğruna (!) orman mı yakmayacak....
hepiniz pembe bakıyorsunuz. terör eylemlerinden devletlerin de, hatta teröre maruz kalan iktidarların da beslendiğini görün ulan artık...
devamını gör...
aşırı klişeden zehirlenmek
ne zaman türk yapımı bir film ya da dizi izlesem başıma gelen olay. boğazıma parmak atıp kusasım geliyor bazen.
devamını gör...
35 yaşında koca koca bireylerin saklambaç oynaması sorunsalı
"benim yapmayacağım hiçbir şeyi yapmayın. dolayısıyla, oynayabilirsiniz" tavsiyesinde bulunacağım yaş grubuna ilişkin sorunsal olmayan güzel haber.
böyle içi geçmiş, hiçbir şey yapmaya eli kolu varmayanlara "senin böcüğün ölmüş" derdik. böcükleri ölmemiş işte, ne güzel.
böyle içi geçmiş, hiçbir şey yapmaya eli kolu varmayanlara "senin böcüğün ölmüş" derdik. böcükleri ölmemiş işte, ne güzel.
devamını gör...
yoğurda reçel eklemek
hincime şimdi size, bunun da bir tarihi olduğunu söyleyecek ama maalesef öyle.....
hani şu bağırsak dostu meyveli yoğurtlar var ya.. işte sizin sevmediğiniz atalarınız, ötüken'den tanrı dağları'na, urallar'dan altaylara kadar yapmış, tüketmiş.
sonra gel zaman git zaman, hazar'dan, avrupa'ya, kendileriyle birlikte göç edivermiş..
peki atalarımız bunu nasıl yapmış? malum küçükbaş yetiştiriciliği bol, süt bol, durmamış yoğurt çalmışlar. .. üzerine; doğada, kendiliğinden yetişen, çilek ve ahududu gibi böğürtlengilleri, kah tazesinden kah kurutulmuş*undan eklemiş eklemiş tüketmişler.... dolayısıyla o zebellah gibi adamlara, kırmızı kırmızı etler, ne reflü yapmış ne de ülser... siz de anca' oturun deyin ki: ayy bu avrupalılar da iyi bulmuş şu meyveli yoğurdu. hıı gülüm hıı. ensenizden gülerler.
hani şu bağırsak dostu meyveli yoğurtlar var ya.. işte sizin sevmediğiniz atalarınız, ötüken'den tanrı dağları'na, urallar'dan altaylara kadar yapmış, tüketmiş.
sonra gel zaman git zaman, hazar'dan, avrupa'ya, kendileriyle birlikte göç edivermiş..
peki atalarımız bunu nasıl yapmış? malum küçükbaş yetiştiriciliği bol, süt bol, durmamış yoğurt çalmışlar. .. üzerine; doğada, kendiliğinden yetişen, çilek ve ahududu gibi böğürtlengilleri, kah tazesinden kah kurutulmuş*undan eklemiş eklemiş tüketmişler.... dolayısıyla o zebellah gibi adamlara, kırmızı kırmızı etler, ne reflü yapmış ne de ülser... siz de anca' oturun deyin ki: ayy bu avrupalılar da iyi bulmuş şu meyveli yoğurdu. hıı gülüm hıı. ensenizden gülerler.
devamını gör...
