ülker çikolatalı gofret vs eti çikolatalı gofret
pek düşkünüzdür pis boğazımıza
en pahalısından en ucuzuna
illa en iyisi geçecek
kötü şeyler yediğimde,
hele ki verdiğim paranın karşılığını lezzet olarak alamadığımda..
işte bu berbat bir şey.
bazıları da vardır, boğazımdan ne geçse yerim, doysam kâfi der.
mesela ünlü şef hazer amani de böyle düşünüyor, kaliteli şeyler yiyemediğimde kendimi kötü hissediyorum diyor.
sırf bu sebepten basit tatlıları çok severim. çünkü falso çıkma ihtimali düşüktür.
yine mesela süzme bir mercimek çorbasını hangi sanayi lokantasına gitseniz benzer kalitede içersiniz.
boğazına düşkün olmak da zordur maalesef her yerde de yiyemezsiniz. ama lanet olsun denemekten de vazgeçmezsiniz.
boğaz meselesine devam.
genelde boğazına düşkün olanların yaptıkları yemekler güzel olmaya aday oluyor.
etrafımdan gözlemlediğim bu yönde.
böyle konuştuğuma da bakmayın. abartılacak konu değil. yani çevrenizde sizin kadar boğaz düşkünü insanlar olmayabilir.
onların elinden yediğiniz her şey mükemmel olacak diye de bir şey yok.
o yüzden kırmayın lütfen. biraz tevazu gösterin ve ne bulduysanız şükredin.
boğaz meselesine şimdilik bir ara. yazı da çok dağınık oldu. idare edin.
bu arada tabii ki ülker çikolatalı gofret.
bir kere türkiye'deki en iyi çikolata, bilinen markalar bazında, ülker'de.
dolayısıyla eti'nin pek şansı yok. ama seveni de yok değil şaşırtıcı şekilde.
en pahalısından en ucuzuna
illa en iyisi geçecek
kötü şeyler yediğimde,
hele ki verdiğim paranın karşılığını lezzet olarak alamadığımda..
işte bu berbat bir şey.
bazıları da vardır, boğazımdan ne geçse yerim, doysam kâfi der.
mesela ünlü şef hazer amani de böyle düşünüyor, kaliteli şeyler yiyemediğimde kendimi kötü hissediyorum diyor.
sırf bu sebepten basit tatlıları çok severim. çünkü falso çıkma ihtimali düşüktür.
yine mesela süzme bir mercimek çorbasını hangi sanayi lokantasına gitseniz benzer kalitede içersiniz.
boğazına düşkün olmak da zordur maalesef her yerde de yiyemezsiniz. ama lanet olsun denemekten de vazgeçmezsiniz.
boğaz meselesine devam.
genelde boğazına düşkün olanların yaptıkları yemekler güzel olmaya aday oluyor.
etrafımdan gözlemlediğim bu yönde.
böyle konuştuğuma da bakmayın. abartılacak konu değil. yani çevrenizde sizin kadar boğaz düşkünü insanlar olmayabilir.
onların elinden yediğiniz her şey mükemmel olacak diye de bir şey yok.
o yüzden kırmayın lütfen. biraz tevazu gösterin ve ne bulduysanız şükredin.
boğaz meselesine şimdilik bir ara. yazı da çok dağınık oldu. idare edin.
bu arada tabii ki ülker çikolatalı gofret.
bir kere türkiye'deki en iyi çikolata, bilinen markalar bazında, ülker'de.
dolayısıyla eti'nin pek şansı yok. ama seveni de yok değil şaşırtıcı şekilde.
devamını gör...
başarısız erkeğin arkasındaki kadın
kendi önünü arkasını kollamayı öğrenmiş kadındır.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın, günaydın, günaydın...
günaydın demiş miydim?
açıkçası eski bayramlardan dem vurduk vurduk vurmasına ama bayramın artık benim için her manada içi boş.
gerek inanç olsun gerek o eski heyecan olmayışı gerekse geride bıraktıklarımızın hasretini en çok bu zamanlarda duyuyor olmamız.
bilinçaltı bir beklentiye sokuyor yahu bizi o eski kalabalık aileyle geçirilen güzel günler geliyor işte hatıra...
geçen sene bazı sosyal medya zımbırtılarından şu bayram mesajını paylaşmışım.
şimdi eski bayramlar gelir hatıra!
kimsenin bilmediği, senin en derinlerinde yaşadığın...
mutlu, umutlu çocuklar...
en güvendikleri en sevdikleri en sevildikleri yerde; baba ocağında, ana kucağında...
giymişler bayramlıklarını, kurulmuşlar bayram sofrasına... şimdi onların keyfine diyecek yok...
şimdi onlardan şen, oradan daha huzurlu başka bir yer yok...
bir yerlerde yeniden aynı umut ve huzurla buluşmak umuduyla... iyi bayramlar...
şu fotolarıda eklemişim.


anneciğim ve babacığımla sene bilmem kaçta bir bayram sabahı.
eğer üç, dört yaşlarındaysam ben orada var bir otuz yılı.
yahu demir yatağın köşesinden sarkan örtü bile ayrı bir huzur veriyor şimdi bakınca.
çocukların anlamsız mutluluğu, bayramları iple çekerdik yahu o zamanlar.
bir kere kıyafet alınırdı. oo efsaneydi en güzel en cicikli kıyafetleri alırlardı. bir kaç gece önceden başlardım geceleri yatağımın ucunda onlara bakarak hayaller kurarak uyumaya... bayram şangır şungur beraber yapılan kahvaltılar, gülmeler, eğlenmeler... sonra akraba ziyaretleri...
yav çocuk değilsinde nesin işte keyif aldığın şeye bak. akraba ziyareti hahah evlerden ırak.
babamın dayısına giderdik güzel bir muhitte otururdu istanbulda. evler tek katlı, ağaçlı bahçeler içinde.
ne zaman oraya gitsek hem bize poşet poşet çikolatalar verirdi hem de harçlık.
parayı gözümüz hiç görmezdi zaten kapıdan çıkar çıkmaz canım anam alırdı elimizden.
şimdiki çocuklar çikolata verince burun kıvırıyor. hoş haklılar şimdi çikolataların bile tadı yok.
inananlara iyi bayramlar eder inanmayanlara hadi gidin az biraz daha uyuyun derim.
ben ev kalabalık malum uyuyamadım. yıllar sonra en kalabalık bayramım olacak nasıl mutluyum anlatamam? ühüü hüühh neysem azcuk idare edeceğiz tek yaşama alışmış insanın cehennemi bu kalabalık anlar.
günaydın günaydın gü-nay-dınnnnnnn...
günaydın demiş miydim?
açıkçası eski bayramlardan dem vurduk vurduk vurmasına ama bayramın artık benim için her manada içi boş.
gerek inanç olsun gerek o eski heyecan olmayışı gerekse geride bıraktıklarımızın hasretini en çok bu zamanlarda duyuyor olmamız.
bilinçaltı bir beklentiye sokuyor yahu bizi o eski kalabalık aileyle geçirilen güzel günler geliyor işte hatıra...
geçen sene bazı sosyal medya zımbırtılarından şu bayram mesajını paylaşmışım.
şimdi eski bayramlar gelir hatıra!
kimsenin bilmediği, senin en derinlerinde yaşadığın...
mutlu, umutlu çocuklar...
en güvendikleri en sevdikleri en sevildikleri yerde; baba ocağında, ana kucağında...
giymişler bayramlıklarını, kurulmuşlar bayram sofrasına... şimdi onların keyfine diyecek yok...
şimdi onlardan şen, oradan daha huzurlu başka bir yer yok...
bir yerlerde yeniden aynı umut ve huzurla buluşmak umuduyla... iyi bayramlar...
şu fotolarıda eklemişim.


anneciğim ve babacığımla sene bilmem kaçta bir bayram sabahı.
eğer üç, dört yaşlarındaysam ben orada var bir otuz yılı.
yahu demir yatağın köşesinden sarkan örtü bile ayrı bir huzur veriyor şimdi bakınca.
çocukların anlamsız mutluluğu, bayramları iple çekerdik yahu o zamanlar.
bir kere kıyafet alınırdı. oo efsaneydi en güzel en cicikli kıyafetleri alırlardı. bir kaç gece önceden başlardım geceleri yatağımın ucunda onlara bakarak hayaller kurarak uyumaya... bayram şangır şungur beraber yapılan kahvaltılar, gülmeler, eğlenmeler... sonra akraba ziyaretleri...
yav çocuk değilsinde nesin işte keyif aldığın şeye bak. akraba ziyareti hahah evlerden ırak.
babamın dayısına giderdik güzel bir muhitte otururdu istanbulda. evler tek katlı, ağaçlı bahçeler içinde.
ne zaman oraya gitsek hem bize poşet poşet çikolatalar verirdi hem de harçlık.
parayı gözümüz hiç görmezdi zaten kapıdan çıkar çıkmaz canım anam alırdı elimizden.
şimdiki çocuklar çikolata verince burun kıvırıyor. hoş haklılar şimdi çikolataların bile tadı yok.
inananlara iyi bayramlar eder inanmayanlara hadi gidin az biraz daha uyuyun derim.
ben ev kalabalık malum uyuyamadım. yıllar sonra en kalabalık bayramım olacak nasıl mutluyum anlatamam? ühüü hüühh neysem azcuk idare edeceğiz tek yaşama alışmış insanın cehennemi bu kalabalık anlar.
günaydın günaydın gü-nay-dınnnnnnn...
devamını gör...
eğitim vizesi
gogolunpaltosu isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
eğitim vizesi yani öğrenci vizesi, adından da anlaşılacağı üzere öğrencilere verilen bir vize çeşididir. sıradan vizelere göre daha avantajlı olduğu söylenir.
erasmus veya dil kursu tarzı akademik eğitimler için verilir.
eğitim vizesi yani öğrenci vizesi, adından da anlaşılacağı üzere öğrencilere verilen bir vize çeşididir. sıradan vizelere göre daha avantajlı olduğu söylenir.
erasmus veya dil kursu tarzı akademik eğitimler için verilir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
türkiye'de türklere karşı yapılan ırkçılık
var olan ırkçılıktır. herhangi bir alanda türk olduğunuzu söylediğinizde ırkçılık suçlamasıyla karşı karşıya kalırsınız maalesef. sırf bu suçlamalardan kurtulmak için "türkiyeli" tanımı çıkarıldı bu ülkede.
üstteki kürt ırkçısına bakmayın, türküm dediğinizde ilk haykıracak yine bunlar olacaktır.
üstteki kürt ırkçısına bakmayın, türküm dediğinizde ilk haykıracak yine bunlar olacaktır.
devamını gör...
uyku kalitesini yükselten şeyler
gün içerisinde gereğinden fazla karbonhidrat tüketmeyip en az 4 saat önceki öğününüzde sadece sebze yediyseniz, süt ve süt ürünlerini kestiyseniz, saati geldiğinde gerçekten acıkmak gibi gerçekten uykunuz geldiğinde uyursanız, tam karanlık odanızda, 5 saatlik derin ve tam kalite bir uykudan sonra kendi kendinize, dinç bir şekilde uyanıyorsunuz, eğer bu beslenme şeklini sürdürebilirseniz, devamında bütün hormonlarınız düzene giriyor, psikoloji filan hepsi düzeliyor, ne takıntı kalıyor, ne eski sevgili, kafanız çalışmaya başlıyor, saçma sapan şeylere takılmıyorsunuz, işler güçler hızlanıyor, ve bu süre zamanla 4 saate iniyor, günün kalanını düşünebiliyor musunuz, üstelik daha enerjik oluyorsunuz... tecrübeyle sabit.
ben yapabiliyormuyum, her zaman değil, bu kafayı yaşadığım halde birde..
ben yapabiliyormuyum, her zaman değil, bu kafayı yaşadığım halde birde..
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız.
tesadüfler bile bir araya getiremeyecek.
sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek..."
nazım hikmet
tesadüfler bile bir araya getiremeyecek.
sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek..."
nazım hikmet
devamını gör...
romantik komedi
güzel yazılmışsa bayıldığım, muhakkak yazarına göre izlemeye çalıştığım film türü.
ekrandaki güzeller güzeli kadınla dünyalar yakışıklısı adamın "gerçek olamayacak kadar pembe ve tatlış" sorunları üstünde yükselen, çok katlı düğün pastasına zamanla akıp kokacak kremalardan, dantel ve fırfırlardan kaçak kat çıkan, birbirinin aynı pembe düğünler serisi içeren filmlerden içtenlikle nefret ediyorum okur. hayır konumuz onlar değil.
ve fakat çocukluğumdan bu yana bir aşk gerçeklemesini tane tane anlatan, ya da sıradanlığı can alıcı düzeyde romantize eden, az sonra tanışsam yadırgamayıp hemen kaynaşacağım doğallıkta karakterler kurgulayan, şov yapmadan naif hikayelerle hayatı ve aşkı sorgulayan filmlere bayılıyorum evet.
iflah olmaz komik-romantik doğama erken yaşlardan bu yana işlenen bu sinematografik ambiyansın baş mimarı olarak, kült filmlerin yazarı richard curtis'i öne sürsem yalan olmaz sanıyorum. kendisiyle henüz bir "yazar izleri" olduğumu keşfetmeden çok önce tanışmışım. çocukluğumdan beri filmleri o yazmış, ben bayıla bayıla izlemişim, hiç bilmeden fark etmeden kafasının içine içine çekilmişim. en bir yakın arkadaşım yine bir film sever, yönetmen seçer miko'nun aksine ben yazar seçer bir insana dönüşmüşüm. bu tercihin inşasında da, aşk olgusunu, birbirinin aynı dandik görsel şölenler tadında değil de, aslına yaraşır şekilde içkin ve samimi hikayeler, özgün karakterlerle anlatan romantik komedi yazarlarının payı büyük diye düşünüyorum.
bu yazar filmlerinden kişisel tarihimde adı anılası, tekrar tekrar izlenesi kadarlık yer kaplayan kült filmlerin birkaçını buraya da sıralamak isterim. aranızda muhakkak seveni vardır, anınca benim gibi duramaz o eski ahbaplarına koşup sarılıverir, belki de daha önce hiç duymamış ve merak edip açıp izleyenler olur.
yukarda richard curtis anıp burada romantik komedilerin şahı four weddings and a funeral anmadan geçmek olmaz. çeşitli yaş aralıklarından bir grup ingiliz arkadaşın -ve özellikle içlerinden biri olan iflah olmaz romantik bir adamın- hayatından bir kesiti, farklı dönemlerde hep birlikte katıldıkları 5 önemli sosyal hadise üzerinden anlatır. biz fonda eğlenir gülerken charles ve diğerleri bir düğünden başka bir düğüne, düğünden cenazeye koşturup gerçek aşkı, romantizmi, yaşamı, birlikteliği, anı paylaşmayı hem arayıp hem de sorgulamaya devam ederler.
yine kanımca kült ve nispeten çağdaş bir örneği de anmak istiyorum, çünkü jude law!* ve kate winslet
nancy meyers'ın yazıp yönettiği, iki bağımsız ve başarılı kadın karakter üzerinden aşkı, gerçekliğini ve rastlantısallığını sorgulayan filmin açılışında kate winslet'ın seslendirdiği aşk çözümlemesi tadındaki monologsa ayrıca bir yerlere not düşülüp dönüp dönüp okunası bence.
her şeyi 80ler 90lar atari oyunları görsel evreni üzerine tasarlayıp aşkı ve ilişkileri de benzer oyunsulukta bir macera diliyle işleyen scott pilgrim vs the world yine anılası bir örnek benim için. müzikleriyle, oyunculuklarıyla ve hayran olunası jump cutlarıyla olağanüstü bir tat bırakıyor damakta. bryan lee o'malley'in çizgi roman serisinden uyarlanan filmin yazar koltuğundaysa yine bryan lee o'malley'le birlikte filmin aynı zamanda yönetmeni de olan edgar wright oturuyor.
bu liste bitmez, ben anıp hatırladıkça editler geliştirir büyütürüm diye tahmin ediyorum bu tanımı. şimdilik oturup 17inci kez four weddings and a funeral izlemek istiyorum okur yüksek müsadenle.
ekrandaki güzeller güzeli kadınla dünyalar yakışıklısı adamın "gerçek olamayacak kadar pembe ve tatlış" sorunları üstünde yükselen, çok katlı düğün pastasına zamanla akıp kokacak kremalardan, dantel ve fırfırlardan kaçak kat çıkan, birbirinin aynı pembe düğünler serisi içeren filmlerden içtenlikle nefret ediyorum okur. hayır konumuz onlar değil.
ve fakat çocukluğumdan bu yana bir aşk gerçeklemesini tane tane anlatan, ya da sıradanlığı can alıcı düzeyde romantize eden, az sonra tanışsam yadırgamayıp hemen kaynaşacağım doğallıkta karakterler kurgulayan, şov yapmadan naif hikayelerle hayatı ve aşkı sorgulayan filmlere bayılıyorum evet.
iflah olmaz komik-romantik doğama erken yaşlardan bu yana işlenen bu sinematografik ambiyansın baş mimarı olarak, kült filmlerin yazarı richard curtis'i öne sürsem yalan olmaz sanıyorum. kendisiyle henüz bir "yazar izleri" olduğumu keşfetmeden çok önce tanışmışım. çocukluğumdan beri filmleri o yazmış, ben bayıla bayıla izlemişim, hiç bilmeden fark etmeden kafasının içine içine çekilmişim. en bir yakın arkadaşım yine bir film sever, yönetmen seçer miko'nun aksine ben yazar seçer bir insana dönüşmüşüm. bu tercihin inşasında da, aşk olgusunu, birbirinin aynı dandik görsel şölenler tadında değil de, aslına yaraşır şekilde içkin ve samimi hikayeler, özgün karakterlerle anlatan romantik komedi yazarlarının payı büyük diye düşünüyorum.
bu yazar filmlerinden kişisel tarihimde adı anılası, tekrar tekrar izlenesi kadarlık yer kaplayan kült filmlerin birkaçını buraya da sıralamak isterim. aranızda muhakkak seveni vardır, anınca benim gibi duramaz o eski ahbaplarına koşup sarılıverir, belki de daha önce hiç duymamış ve merak edip açıp izleyenler olur.
yukarda richard curtis anıp burada romantik komedilerin şahı four weddings and a funeral anmadan geçmek olmaz. çeşitli yaş aralıklarından bir grup ingiliz arkadaşın -ve özellikle içlerinden biri olan iflah olmaz romantik bir adamın- hayatından bir kesiti, farklı dönemlerde hep birlikte katıldıkları 5 önemli sosyal hadise üzerinden anlatır. biz fonda eğlenir gülerken charles ve diğerleri bir düğünden başka bir düğüne, düğünden cenazeye koşturup gerçek aşkı, romantizmi, yaşamı, birlikteliği, anı paylaşmayı hem arayıp hem de sorgulamaya devam ederler.
yine kanımca kült ve nispeten çağdaş bir örneği de anmak istiyorum, çünkü jude law!* ve kate winslet
nancy meyers'ın yazıp yönettiği, iki bağımsız ve başarılı kadın karakter üzerinden aşkı, gerçekliğini ve rastlantısallığını sorgulayan filmin açılışında kate winslet'ın seslendirdiği aşk çözümlemesi tadındaki monologsa ayrıca bir yerlere not düşülüp dönüp dönüp okunası bence.
her şeyi 80ler 90lar atari oyunları görsel evreni üzerine tasarlayıp aşkı ve ilişkileri de benzer oyunsulukta bir macera diliyle işleyen scott pilgrim vs the world yine anılası bir örnek benim için. müzikleriyle, oyunculuklarıyla ve hayran olunası jump cutlarıyla olağanüstü bir tat bırakıyor damakta. bryan lee o'malley'in çizgi roman serisinden uyarlanan filmin yazar koltuğundaysa yine bryan lee o'malley'le birlikte filmin aynı zamanda yönetmeni de olan edgar wright oturuyor.
bu liste bitmez, ben anıp hatırladıkça editler geliştirir büyütürüm diye tahmin ediyorum bu tanımı. şimdilik oturup 17inci kez four weddings and a funeral izlemek istiyorum okur yüksek müsadenle.
devamını gör...
canlı yayın açılış programı
deminden beri dijital ve eski hukuk öğrencisi diyor. ben de ulan okullarından banane, nicklerini niye söylemiyor diyordum. meğersem digitale ve eskihukukögrencisi diye yazarlar varmış.
devamını gör...
tehlikeli oyunlar
bazı eserler hakkında pek bir şey söylenmez onlar daha çok kendini anlatırlar hatta zaman zaman bizi. tehlikeli oyunlar böyledir bir noktada, anlatmak için okunan kitaplardan değildir. anlarsın anlamazsın önemli değil, yarıda bırakırsın veya devam edersin o da önemli değil, kitabı kapatsan bile sen artık o kitabın bir karakterisindir hatta hep öyleydin. tıpkı günlük'ü okuyanların oğuz atay'ın da aslında hepimiz gibi bu romanın her yerinde olduğunu bilmesi gibi. ateş viskisi gibi diye bir benzetme yapmıştı bu kitap hakkında zamanında kıymetli bir dostum, insanın boğazını yaksa hatta bazen tüm bildiklerini kustursa bile yine de içmeye devam etmek istiyor insan. bir kitap okuyup değişmez hayatlar veya hayatın anlamını bulmak için okunmazlar da ama bu demek değil ki bazı kitaplar insanın iç dünyasının bir aynası olmayacak. aynaya uzun bir bakış atmak için okunması gereken, türk edebiyatının en güzel eserlerinden. hatta belki de benim bu kitap hakkında söyleyebileceğim en güzel şeyi tutunamayanlar kitabında yazmış zaten oğuz atay: gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.
bir noktada böyle, daha çok şey söylemeyi dilerdim ama bundan fazlasını söylemek bir noktada ziyan olmaz mı?
"beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben van gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız."
“derler ki tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman, tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış. ve beni deliğimden sen çıkarmıştın. ve sonra bütün hayallerimi yıktın. yönetimi eline aldın. ve sonra birlikte sokakta yürürken, istediğin yerden karşı kaldırıma geçmeğe cesaret ettin.”
"insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor."
"kendime engel olamıyorum: yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. insan, sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmaya çalışıyor. bu arada benim gibi, aşağılık durumlara düşüyor. çünkü neden? çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor."
"iyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu."
"artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendin."
"kafam cam kırıklarıyla dolu. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?"
"insanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım."
"pusuda bekleyen kötü hayaller, eziyet eden görüntüler birden saldırıyordu üstüme. yarım kalmış işkenceler, artık sıralarının geldiğini düşünerek ortaya çıkıyordu."
"bilirsiniz bu doktorları. insanlarla birlikte bulunma dediler. yalnız kalma dediler. sevinme dediler."
"kendimi iyi hissetmiyorum bilge. beni bir daha görmek isteyeceğini sanmıyorum. kendimi suçlu hissediyorum. doğduğum günden başlayan bir suç dizisi içindeyim. seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı. beni unut -belki de unuttun- beni unut. başıma gelecekleri düşünme. ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı merak etme. sana anlatması zor. sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar. oluyorum. eyvallah. iyi değilim fakat üzüntülü de değilim; bak gülüyorum: ha-ha."
bir noktada böyle, daha çok şey söylemeyi dilerdim ama bundan fazlasını söylemek bir noktada ziyan olmaz mı?
"beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben van gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız."
“derler ki tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman, tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış. ve beni deliğimden sen çıkarmıştın. ve sonra bütün hayallerimi yıktın. yönetimi eline aldın. ve sonra birlikte sokakta yürürken, istediğin yerden karşı kaldırıma geçmeğe cesaret ettin.”
"insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor."
"kendime engel olamıyorum: yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. insan, sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmaya çalışıyor. bu arada benim gibi, aşağılık durumlara düşüyor. çünkü neden? çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor."
"iyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu."
"artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendin."
"kafam cam kırıklarıyla dolu. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?"
"insanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım."
"pusuda bekleyen kötü hayaller, eziyet eden görüntüler birden saldırıyordu üstüme. yarım kalmış işkenceler, artık sıralarının geldiğini düşünerek ortaya çıkıyordu."
"bilirsiniz bu doktorları. insanlarla birlikte bulunma dediler. yalnız kalma dediler. sevinme dediler."
"kendimi iyi hissetmiyorum bilge. beni bir daha görmek isteyeceğini sanmıyorum. kendimi suçlu hissediyorum. doğduğum günden başlayan bir suç dizisi içindeyim. seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı. beni unut -belki de unuttun- beni unut. başıma gelecekleri düşünme. ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı merak etme. sana anlatması zor. sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar. oluyorum. eyvallah. iyi değilim fakat üzüntülü de değilim; bak gülüyorum: ha-ha."
devamını gör...
22 ocak 2022 sedef kabaş'ın cumhurbaşkanına hakaret etmesi
valla ben trafik magandalarına "öküz" demekten imtina ediyorum çünkü öküzlere hakaret olur diye. burada da sedef hanım büyükbaş hayvanlara hakaret etmiş. kınıyorum kendisini.
devamını gör...
yazarların hayalleri
dumduz yasamak... kimseden zarar gormeden; arka planda kendi halinde, kavgadan gurultuden, sacma sapan hirs ve ego kavgalarindan uzak, manipule edilmeden yasamak... zarar verilmesin, kimsenin iyiligini de istemiyorum. hayalim de hedefim de tamamiyla bu hayat tarzini yakalamak. hepsi bu. tekrar edeyim, dumduz yasamak. kenarda, kuytuda, kösede...
devamını gör...
51. bölge
amerika birleşik devletleri'nde bulunan ve sıklıkla dünya dışı yaşam ile ilişkilendirilen, sivillerin içeriye girmesinin kesinlikle yasak olduğu araştırma merkezi. ancak bilindiği kadarıyla burada yapılan iş dünya dışı yaşamla değil, gizli askeri teknolojiler ve silah geliştirmek gibi amaçlarla ilgili.
savunma bakanlığına bağlı olan ve hava kuvvetleri tarafından idare edilen bu bölge, askeri deneme bölgesi olan nevada test sahası ile bağlantılı. aquatone projesi kapsamında geliştirilen, stratejik keşif uçağı lockheed u-2'nin deneme aşamasında keşfedilen bölgede, 20. yüzyılın ortalarında kuruldu.
birkaç yıl sonra oxcart projesi de burada geliştirildi. bunların sovyetlere karşı başarısız olmasının ardından bu kez d-21 tagboard projesi geliştirildi. bunlar bugün bildiğimiz drone'ların bir anlamda atalarıydı.
soğuk savaş döneminde bölge, ele geçirilen sovyet uçaklarının test edilip incelenmesi amacıyla da kullanıldı. sonrasında yine farklı savaş teknolojileri geliştirilmeye devam edildi.
***
bölge, doğal olarak sıkı güvenlik önlemleriyle korunuyor. bir devletin savaş esnasında kullanacağı teknolojilerin gizliliğini sağlamasından doğal bir şey yok. ancak komplo teorisyenleri, bölge ile ilgili çeşitli söylentiler uydurmakta gecikmedi. bunlara göre bölge, uzaydan gelen ziyaretçilerin saklandığı, ufoların girip çıktığı ve bu yüzden de içeriye girmeye çalışanların güvenlik görevlileri tarafından vurulduğu bir yer.
söylentilerin çıkış nedeni biraz da bölgede görülen ufo vakalarındaki artış. ancak yüksek ihtimalle, dünya dışından geldi sanılan araçlar, amerika'nın geliştirdiği, avro canada vz-9 avrocar olarak anılan şu türden araçlar:

***
geçen yıl facebook'tan bir organizasyon planlandı, hatırlarsınız. amaç içerideki "uzaylı"ları görmek için bölgeye siviller tarafından hücum edilmesiydi. yaklaşık 1,5 milyon insan bu organizasyona katılacağını bildirse de, hemen hemen 3000 kşi katıldı ve bunların sadece 150 kadarı bölgeye yaklaşmayı denedi. 5 kişi de bu arada tutuklandı. organizasyonun "şaka" amaçlı olduğu duyurulsa da, hava kuvvetleri bölgeye girmeye çalışanların engelleneceği duyurusunu çoktan yapmıştı bile.
savunma bakanlığına bağlı olan ve hava kuvvetleri tarafından idare edilen bu bölge, askeri deneme bölgesi olan nevada test sahası ile bağlantılı. aquatone projesi kapsamında geliştirilen, stratejik keşif uçağı lockheed u-2'nin deneme aşamasında keşfedilen bölgede, 20. yüzyılın ortalarında kuruldu.
birkaç yıl sonra oxcart projesi de burada geliştirildi. bunların sovyetlere karşı başarısız olmasının ardından bu kez d-21 tagboard projesi geliştirildi. bunlar bugün bildiğimiz drone'ların bir anlamda atalarıydı.
soğuk savaş döneminde bölge, ele geçirilen sovyet uçaklarının test edilip incelenmesi amacıyla da kullanıldı. sonrasında yine farklı savaş teknolojileri geliştirilmeye devam edildi.
***
bölge, doğal olarak sıkı güvenlik önlemleriyle korunuyor. bir devletin savaş esnasında kullanacağı teknolojilerin gizliliğini sağlamasından doğal bir şey yok. ancak komplo teorisyenleri, bölge ile ilgili çeşitli söylentiler uydurmakta gecikmedi. bunlara göre bölge, uzaydan gelen ziyaretçilerin saklandığı, ufoların girip çıktığı ve bu yüzden de içeriye girmeye çalışanların güvenlik görevlileri tarafından vurulduğu bir yer.
söylentilerin çıkış nedeni biraz da bölgede görülen ufo vakalarındaki artış. ancak yüksek ihtimalle, dünya dışından geldi sanılan araçlar, amerika'nın geliştirdiği, avro canada vz-9 avrocar olarak anılan şu türden araçlar:

***
geçen yıl facebook'tan bir organizasyon planlandı, hatırlarsınız. amaç içerideki "uzaylı"ları görmek için bölgeye siviller tarafından hücum edilmesiydi. yaklaşık 1,5 milyon insan bu organizasyona katılacağını bildirse de, hemen hemen 3000 kşi katıldı ve bunların sadece 150 kadarı bölgeye yaklaşmayı denedi. 5 kişi de bu arada tutuklandı. organizasyonun "şaka" amaçlı olduğu duyurulsa da, hava kuvvetleri bölgeye girmeye çalışanların engelleneceği duyurusunu çoktan yapmıştı bile.
devamını gör...
bulduğu 270 bin dolarlık çeki polise teslim eden temizlik işçisi
çekin isme yazıldığı durumda, isteseniz de gidip bankadan alamayacağınız; ancak yine de bahsedilen olaydaki iyi niyetin gözden kaçırılmaması gereken durumdur.
devamını gör...
ağlanılan en ilginç yer
bulaşık makinesindeki bulaşıkları boşaltırken ağlarım bazen. tutamam kendimi.
devamını gör...
normal sözlük'ün gümbür gümbür gelmesi
yoldaşın piston aşağı demesinden kaynaklanan durumdur.
freni patlamış kamyon gibi geliyor.
freni patlamış kamyon gibi geliyor.
devamını gör...


