sözlükte ne nazımlar, cemaller varmışta haberimiz yokmuş dedirten başlık.
devamını gör...

ricoldus de monte crucis tarafından yazılan tam olarak adı doğu seyahatnamesi bir dominikan keşişinin anadolu ve ortadoğu yolculuğu olan kitapta floransa da doğan bir keşişin anadolu ve ortadoğuda yaptığı gezinin ayrıntıları anlatılıyor. 13 yy. da yapılan bu gezi o coğrafyadaki durumu açıklar nitelikte. keşişin bu gezisinin amacı orada yaşayanlara hak din olarak gördüğü katolik hristiyanlığı anlatmak.
ayrıca gezi sırasında haşhaşiler, moğollar, ilhanlılar, türkler,kürtler, araplar ile de karşılaşıyor ve onlar hakkındaki izlenimlerini de anlatıyor. bazı noktaları objrktif olarak ifade etmese de tarihe yönelik güzel bir kitap.
devamını gör...

tövbeşteyşın’lı bir nick. umarım başına gelmez, hoş geldin.

(bkz: kafamız seninle)
devamını gör...

yarın hallederim yaa, en kötü otobüste çalışırım ne olacak.
(halledemedi...)
devamını gör...

zaman zaman yaptığım eylem. tadını hafifletiyor güzelde oluyor. sadece sütü ısıtın çaya öyle dökün ki çayınız soğumasın.
devamını gör...

bazen şarkılarda verilen aralar bana tam da sigara yakmalık yer dedirtir. örneğin


açıyoruz. eller, ayaklar ritim tutuyor hatta dans bile ediyoruz arada dimi. şimdi mesela bir bankta oturuyorum* tabi yürüyerek dans ettiğim de insanlar uzaylı ile karşı karşıyaymışcasına tepki verdikleri için sadece kafamda kulaklığımla hafif kafa sallayarak ilerliyorum, buna da tepki veriyorlar da neşemi bozmalarına müsade edemem şimdi.* hazır oturuyorum etrafı gözlemliyorum, şarkı 2.08’inci saniyeye geliyor 2.18’e kadar ki boşluk ne de güzel gaza getirip, sigara yaktırıp, kafa sallamaya müsait.

bu arada şarkıyı sarılamayacağın kadar uzak biri için dinlediğinde acı veriyor. aksi halde benim gibi dans ediyorsunuz.

kamu spotu:

sokakta dans etmeyiniz.
devamını gör...

kayıt almak gibi bir alt yapıya sahip yayın olacaktır umarım. canlı dinleyemesek dahi daha sonra yayına erişebiliyor olmayı çok isterim. *

ekleme: kayıt alınacakmış. çok sevindim.
devamını gör...

brothers düğüm salonu iftiharla sunar! obsesyonunuz mu var!?
getirin yenisiyle değiştirelim, size yepisyeni gıcır gıcır obsesyonlar verelim!
takınca takılanlar, masa örtüsününün sarkık köşesi yüzünden huzuru kaçanlar, limon diyemeyenler, kadifeye dokunamayanlar, yorgan kılıfının fermuarından çarşafın kırışığından uykusu kaçanlar, balon yalayamayanlar, alaylı dilbilgisi profesörleri, çorapsız ve pencere cam perde kapalı uyuyamayanlar, dağınık odada darlanan, evinden başka bir yerde s*çamayanlar!
sözlüğün en psikopat güruhu, gururla bir adım öne çıkın!
bu akşam obsesyonlarımızı, obsesyonlarınızı ve obsesyonyorlarlarlarını konuşacağız.
çünkü öyle.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

yer : o ağacın altı
kalkış saati : 21:00
daimi görsel taşeronumuz cenk'in arka bahçesi'ne teşekkürlerimizle.
devamını gör...

renk...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

küfürlü entry yazmak isteyenler başka sözlüklere gidebilir, özgürsünüzdür sonuçta değil mi?
küfür toplumumuzda öyle bir hal aldı ki, her şeye söver olduk. adeta son birkaç yılda küfür toplumun içine işledi. bırakın bari burada olmasın küfür.
devamını gör...

modern avrupa'nın temelleridir.ardından gelenler hep roma'yı taklit etmek hep o olmak için mücadele etmiştir.benim gözümde bir nevi insanlık tarihi özeti gibidir.tarih boyunca ortaya çıkmış bir çok probleme çözüm bulmuş, bu problemlerle karşılaşmıştır.din dil ve ırk olgusu tam olarak üzerine yapıştırılamayan bir imparatorluktur.roma pagan da olmuştur hıristiyan da. latince de konuşulmuştur grekçe de.fethedilen topraklardan kültür ve dini almışlar özellikle de yunan medeniyetinden etkilenmişlerdir.imparatorların ırkı geldikleri topraklar çok çeşitlidir.yani roma bir kalıba sokulabilmekten çok universel bir idea olmuştur.bu yüzdendir ki roma'nın savaştığı barbarlar(cermenler,keltler vs. ki bunlar günümüzün avrupalılarıdır.) ona öykünmüş, kendilerini roma'nın varisi ilan etmişlerdir.

bu yüzden türkiye'de tarih müfredatında roma adına bir kelimenin bile geçmemesi çok şaşırtıcıdır, cehaletin büyük bir göstergesidir. anadolu medeniyetini gösteren tarihimiz asla roma'yı ve bizans'ı anlatmazlar. eskiden bu ülkede latince öğretilen liseler olduğunu duyunca şaşırdım fakat gördüm ki bu ülkenin kurucuları, bu ülkeyi ve tarihini büsbütün tahayyül edip hem orta asya'ya hem anadolu'ya sahip çıkmışlardır.
devamını gör...

beni ölünce çöpe falan atabilirsiniz.

ölümü deneyimlemeden önce de -ölüm nasıl deneyimleniyorsa öyle tabi- böyle düşünüyordum, şimdi de böyle diyorum. en azından doğaya, canlılara bir faydam olur. toprak altında da oluyor tabi muhakkak bu dediğim, ama iş büyük, zahmeti çok mezar işinin. ondan da ziyade birazdan bahsedeceğim gündemleri var. konu bedenin dönüşümü ise (daha çirkin bir kelime ile anmak istemediğim için özür dilemeyeceğim) gayet basit yollardan da gerçekleştirilebilir bu. her neyse. kimse çöpe atmayacak beni, bu belli bir şey. ama yapabilirler(di). gerçekten bu sorun değil(di).

mezar, mezarlık garip bir yer. sevdiğiniz birini orada bırakmak, o "ritüeli" yaşamak gerçekten çok ilginç. bundan daha da çok çarpıcı bir hissi var gömme konusunun. ne kadar somutta kalmaya çalışırsanız çalışın, neye inanıyor, nasıl anlamlandırıyor, nasıl yaşıyor olursanız olun ölümü, mezarlık, mezarın kendisi, kefenin ya da tabutun üzerine toprak atmak işi zihninizin, düşüncelerinizin üstünü de bir süreliğine örtüyor... saçma sapan şeyler düşünüyorsunuz. toprak, taş falan alıp eve getiriyorsunuz. çıkmıyor aklınızdan uzun süre. sinirleniyorsunuz falan. keşke sadece görevliler yapsa bu işi, kimse şahit olmasa falan diye düşündüğümü hatırlıyorum mesela. ya da keşke başka bir yolu olsa bu işin diye. yani konu ölümden çok bir süreliğine mezar oluyor bir yakınınızı kaybettiğinizde. yahu desenize ne genelleme yapıyorsun deli misin, sende böyle olmuş bu iş. her neyse. çekim eklerime sahip çıkıyorum yazının devamında tamam, söz.

ülkede en hızlı, en sorunsuz, en düzgün işleyen sistematiklerden biri kurulmuş defin süreci için desem abartmış olmam bence. yakınınız öldükten hemen sonra, hastanede gerçekleşen ölümler için konuşuyorum, vefat eden kişinin birinci derece yakınlarından birini önce belediye, ardından mezarlıklar müdürlüğü arıyor. son derece kısa ve nazikçe gerçekleşen bu telefon görüşmelerinde anlıyorsunuz ki, sizin için her şey önceden ayarlanmış. siz, doktorların sizi hazırlamaya çalışan "allahtan ümit kesilmez ama durum bu bu" minvalli tüm konuşmalarına maruz kalır yine de umudunuzu yitirmeden belki de yürüyerek çıkacak buradan diye hayaller aleminde gezerken, bir ekibin arka planda birkaç gün içinde ölmesi muhtemel yakınınız için çeşitli ayarlamalar yapmış olduğunu fark ediyorsunuz. her şey çok hızlı oluyor. belediye cenaze nakil aracı gönderiyor, sizin mezar yeriniz varsa oraya naklediliyorsunuz, yoksa sizin için ayarlanan mezar yerine götürülüyorsunuz görevlilerce. normalde devlet dairelerinde, resmi işlemlerde suratımıza bakılmamasına, sorduğumuz sorulara bile yarım ağızlı cevaplar almaya alışkın olduğumuz için sizin için hiç zahmet yaratılmadan işlerin hallediliyor olmasına şaşırmadan edemiyorsunuz hala şok haliniz devam ettiği için falan. garip. ben ölüm belgesinin 3 nüsha olarak bana ücretsiz şekilde fotokopi çekilip bir devlet hastanesinde teslim edilmesinden dolayı yaşadığım şaşkınlığı mezarlığa giderken ablama anlattım yaa. döndü bana baktı, gerizekalı mısın senem, bana ne şu an fotokopiden dedi. ama birini mezarlıklar müdürlüğüne birini bilmem nereye verecekmişiz, hatta isterseniz aslı gibidir yapıp çoğaltabilirim bile dedi görevli dedim. cevap vermedi.
diyemedim ki, işler halledilmeliydi ve sen hamilesin. muhatap bendim. işlerin halledilmesine odaklı olduğum için ana kaptırmışım kendimi, özür dilerim.

geliyorsun mezarlığa, gömülmeden önce yapılması gereken bazı işler var. son hazırlıklar... aslında çok bilmiyorum buralarını ben meselenin. hem görmek istemedim hem de çok bulanık zaten. mezarlığın içindeki camiye gidene kadarki süreç çok yok bende. o yüzden detay veremiyorum ama sonra bir noktada namaz kılınıyor ölen kişi müslümansa. şaşırdığın birçok insan geliyor. gelmesini istediğin, ihtiyacın olan kimileri gelemiyor belki. hala çok bir şey anlamıyorsun. miden bulanıyor. sigarayı iç, yeme diye fısıldıyor en yakın arkadaşın kulağına. biraz ağlıyorsun, saçma bir espri yapıyorsun beklerken. herkes gülümsüyor sen hariç. namaz bitiyor. hızla taşıyorlar tabutu. sessizce yürüyorsun arkalarından.

mezar yeri kazılmış oluyor vardığınızda. sen kimseyi aramadın halbuki. başka biri de aramış olamaz biliyorsun. kim bu insanlar, nereden biliyorlardı babamın öleceğini diye geçiyor kafandan. acaba daha önce mi öldü, bize mi söylemediler diye uyanıyor aklının şeytanları kısa bir an için. bize bildirdikleri saatin üzerinden daha kaç saat geçti ki? gece çalışmıyor devlet daireleri...
düşüncelerin çok hızlı dağılıyor. toparlayamıyorsun zaten hiçbir şeyi. bak şimdi tabutun kapağı açıldı. uçup gidiyor kafan. alıyorlar koyuyorlar kuyuya. bir imam duruyor baş ucunda. göz göze geliyor senle, kaçırıyor bakışlarını. yapmayın demek istiyorsun, diyemiyorsun ya da bir an önce bitirin. o da olmuyor. uzadıkça uzuyor. kürekleri alıyorlar birbirlerinden elinden. nedense... son görev. birinin üstüne toprak atma görevi? mükemmel değil mi...

sonrası yine karanlık. dedim ya düşünceler, zihin örtülüyor. şuursuz bir süreç başlıyor. savrula savrula. oraya buraya çarpa çarpa. ben sadece mezarın içini düşünüyordum. hep mutsuz değildim, biraz zaman geçti, oh, sonunda çektiği acılar bitti bile dedim. sonra kalktım mezarlığa gittim toparladığımı düşünüp, baktım hala aynı noktadayım. hmm peki. daha zamanı gelmemiş.

önce özlemedim ben bir süre. daha önce de söylemiştim bunu birkaç kez. başka şeyler yaşadım, düşündüm dediğim gibi. sonra o başka şeyler, özlem tarifsiz bir büyüklükle her yeri kaplayınca ya yok oldular ya gözümün önünden onları göremeyeceğim bir yerlerimde kayboldular. yarın anlayacağız. evet yarın mezarlığa gidiyorum yeniden. özlemimi giderebileceğim bir manası olan bir mekan olarak ele almıyorum mezarlığı. o taşın işaret ettiği mezar yerinde bir ceset var çürümüş, babam yok. onunla konuşabileceğim bir yer falan da değil orası. hiçbir manası yok. mermerle etrafı çevrilmiş birkaç ton toprak görebiliyor olacağımı umuyorum yarın. ama böyle şeyleri yaşamadan tahmin edemiyorsun. böyle şeyleri düşünmemek gerektiğini ise yeterince kanadıktan sonra öğreniyorsun.

bakalım.
devamını gör...

ağrı dağını’in, sınırın ötesine bakan yüzüne yaptırdığı ışıklı türk bayrağının, ağrı dağının tepesinde eriyen buzullardan zarar görüp görmediğini incelemesi gereken kişidir.
ve fakat birazcık haklıdır, halkın yeni bir istiklal marşına değil de yeni bir bağımsızlık bilincine ihtiyacı var gibi…
devamını gör...

el alem değil elli alem de konuşsa ; ben kendimden eminsem el alkışlar, alem izler.
devamını gör...

benim kapak fotoğrafımda fena sayılmaz hani. (bkz: ivan milinski) kardeşime de teşekkürü borç bilirim ayrıca.
devamını gör...

koskaca abd nın vietnamlılara karşı düzenli savaş veremediği bu nedenle de rezil rüsva olduğu bir savaştır, aynısını koskaca sscb afganistanda da kaçınılmaz şekilde yaşamıştır.

aynı sorun 1984 ten beri güneydoğuda bizimde başımızı ağrıtmakta,hem abd hemde sscb nin tecrübesinden farklı olarak kendi topraklarımızda mücadele etmenin avantajını ( ? ) ve dezavantajını ( ? ) yaşamaktayız.

hollywood'da (bkz: vietnam savaşı filmleri) janrası (türüne) yol açan savaştır. çok dolduruş filmler hariç genelde amerikalılar neden geldim vietnama tarzında kendilerini sorgular filmlere imza atmışlardır.
devamını gör...

bir ya da iki monoamin oksidaz enzim faaliyetini inhibe eden ilaçlar sınıfıdır. monoamin oksidaz a (mao-a) ve monoamin oksidaz b (mao-b) şeklinde sınıflandırılır. uzun zamandır depresyon tedavisinde kullanılırlar. parkinson hastalığı ve diğer birçok rahatsızlığın tedavisinde de kullanılır. kaynak
devamını gör...

ne ayıp.
öyle mi denir?
az empati lütfen.
sınavlara çalışmam gerekmese, yemek yapmam gerekmese, ev işi yapmam gerekmese, kız kardeşlerimle günlük telefon muhabbeti etmem gerekmese, arkadaşlarla yazışmam gerekmese, konu komşu muhabbeti gerekmese, deneme yazmam gerekmese, benimde okuyup beğendiğim kitaplara, izlediğim güzel filmlere tematik başlık açasım var.
ama işte kem ve küm.
allahtan bir ara yaptım diye mutlu oluyorum.
hem yaptım, hemde ilgililere sundum tanımlarımı.
onlarda bir kısmını madalyalık gördü.
nasip kısmet işi bunlar.
çok da şey etmemek lazım.
devamını gör...

kişinin istese de istemese de yalan söylemesine neden olan psikolojik rahatsızlık. oluşma sebeplerinden biri çok fazla yalan söylemektir.
devamını gör...

salak salak madalyam var mı diye gidip bakmam...*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim