her gün aşk acınızı azar azar çekip kendinizi yıpratmaktansa bir gün oturun sabahtan akşama kadar ağlayın onu unutacağım demeyin o gün unutmaya çalışmayın da, bırakın anılar çıksın dışarı, dolsun o gözler, sızlasın o kalp...
güzel günleri, acı ama tatlı günleri, kavga ettiğiniz küstüğünüz günleri düşünün. yani aslında geçmişle hesaplaşın, kendinizle ve onunla da hesaplaşın. geçmişi, olan her şeyi son kez hatırlayıp yaşayın ve benim naçizane fikrim affedin. onu affedin, yaşananları affedin iyi kötü ne varsa ve en önemlisi kendinizi affedin. çünkü affetmeden olmuyor insan kendine ona ve yaşanılanlara kızgın kaldıkça, öfkesi bol oldukça ilerleyemiyor. bir kere kendini affetmeyince kendini sevemiyor hep kızıyor kendine 'nasıl kandım nasıl inandım' diye ama olan oldu. yani demek istediğim bırakın affetmenin iyileştiriciliği sizi de sarıp sarmalasın sonra da önünüze bakın. hayat bu olur öyle şeyler.
devamını gör...

adını yazmanın bile insana bir şiir gibi geldiği şairdir. şairliği bir yana bence insanlığı ile de bambaşka biri çelebi. sadece şunu sormak isterdim çelebiyi görsem: “ gönlümüzü put sanıp kıran kim?”
devamını gör...

bunun bir şey keserken dişleri sıkma versiyonu bende var. ne kestiğim hiç fark etmiyor, ama kesici alet illa bıçak olmak zorunda. garip bir şey, o yüzden herhangi bir kesim işiyle uğraşırken uzun süre uğraşmamaya, ara sıra dinlenip devam etmeye dikkat ediyorum.
devamını gör...

şu günlerde ülkemizin sözde tek dostu olan ülkedir.

güvenmemek lazımdır.

biraz ırkçı bir söz olacak ama "domuzdan post, araptan dost olmaz" demiştir atalarımız.
devamını gör...

seneler önce köylünün biri tarlasını sürerken parlak bir taş bulup eşeğinin boynuna takar. eve dönünce eşi taşı beğenir ve “bu taş evimizde dursun, gelen komşular çatlasın” der.
muhtar ve karısı köylünün evine misafirliğe gelince muhtarın karısı parlak taşı görür. çok beğenip “bu taş köyümüzün simgesi olsun, muhtarlıkta dursun” deyip bir koyun karşılığında taşı alır.
köylü sevinir. “bir taş karşılığında bir koyun aldım”.

parlak taş bir müddet muhtarlıkta durur. ilçe esnafından biri muhtarlığa gelince “bu taş başkente yakışır, al sana 10.000 tl, köyünün ihtiyaçlarını karşıla” der.
muhtar kıs kıs güler “bir koyuna almıştım, iyi okuttum taşı”.

kendini uyanık sanan esnaf, partisinin ilçe teşkilatından birisine gösterir taşı. “hem kaçak inşaatıma ses çıkarmazlar, hem de bizim oğlanı işe alırlar, hem de üste para verirler” der içinden.
parti üyesi 15.000 tl’ye alır o parlak taşı. bakanın birine hediye edip göze girmek ister.
ne var ki bakan istifa eder. keyif çayının yanında çokomel olmayınca partide dengeler değişir.

parti üyesi gider bir kuyumcuya. kuyumcu çırağı bakar parlak taşa. 20.000 tl’ye anlaşırlar.
yarım saat sonra genç bir kadın ile yaşlı bir amca gelir kuyumcuya.
”aşkitom çok beğendim bu taşı, iyi parlıyor, ne acaba, alsana deyince” yaşlı adam alır taşı 40.000 tl’ye.
kuyumcu çırağı memnun, “ustam olsa gurur duyardı benimle” diye sevinir.

yaşlı amca 80 yaşında olduğu için mavi haplar alır, haliyle kalp krizinden vefat eder.
genç kadın da ünlü bir kuyumcuya gidip taşı satıp, 60.000 tl’yi cebe indirir.
“bana aptal sarışın dediler. gerçi saçlarım sarı boya ama 40.000 tl’ye alıp 60.000 tl’ye sattım. bir de hem güzel hem akıllı olunmaz derlerdi” diye güler.

parlak taş olan 145,44 karatlık elmas el değiştirmeye devam eder ve en son 1.000.000 dolara bir prenses tarafından satın alınır.
köylü, muhtar, esnaf, kuyumcu çırağı, genç kadın, yaşlı adam sarraf olmadıkları için o parlak taşın gerçek değerinden haberleri yoktur. o vakitler internet de yoktur.*
"bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve onun değeri bilenin yanında o şey kıymetlidir.

susuzluk çeken ülkelerdeki insanlar bir damla suyun kıymetini bilir.
ramazan’da iftar sofrasında bir zeytin bile o kadar kıymetlidir ki.
senin ırkın, dinin, milliyetin, cinsiyetin, maddi durumun kimine göre çok şey fark eder, kimine göre ise hiçbir şey.
hayatın çevrendeki insanlara göre değer kazanır hikayedeki parlak taş gibi.
çevrendeki insanları akıllıca seçersen o insanların seni paha biçilmez göreceğine emin olursun.

“insan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır” der jim rohn.
benzer hedeflerin olduğu kişilerle bir aradaysan, başarın da katlanır.
kimi ay’a gideceğiz diye sevinir. kimi de ay’a bu uzay bütçesi ile nasıl gideceğiz diye düşünür.
bbc’nin haberine göre türkiye uzay ajansı'na ayrılan bütçe 38 milyon tl.
rusya, soyuz roketleriyle bir astronotu uluslararası uzay istasyonu'na göndermek için 80 milyon doların üzerinde ücret talep ediyor. kaynak

haberi okuduktan sonra konfüçyüs’e kulak vermek gerekir. “bildiğini bilenin arkasından gidiniz, bildiğini bilmeyeni uyarınız, bilmediğini bilene öğretiniz, bilmediğini bilmeyenden kaçınınız”.

aşkı bilenler ve ona değer verenler ile aşk güzeldir.

devamını gör...

sovyet üretimi tasarım hatası olan, rusatom şirketinin yaptığı rbmk reaktörün faciasıdır. en primitif hali ile anlatacak olursak, semaverde su kaynıyor. üstte porselen demlik. içinde çay da var. ancak şöyle bir şey var. demliğin içerisinde su yok. bir süre sonra o ısıyla demlik infilak ediyor. çernobil'de de tam olarak bu tarz bir şey oldu.

üstüne bir de rejimin selameti gözetilerek insanların canları hiçe sayıldı ve tüm dünyadan 3 gün gizlediler felaketi... 3 gün sonra isveç'e ulaşan radyoaktif bulutlar ve amerikan uyduları sayesinde halının altına süpüremediler pisliklerini... eğer süpürme imkanları olsaydı gene süpürürlerdi...

bir açıdan da bence sovyetler birliği'nin çöküşünün simgesidir çernobil.

sovyetler birliği'nin yediği boklardan sadece bir tanesidir. ama yiğidi öldürün hakkını yemeyin heriflerin böyle bir felaketle başa çıkabilecek imkan lojistik ve parası vardı.

kapanışı da minik bir fıkrayla yapayım. türkiye, rusya ile (rusatom şirketi ile anlaştık) beraber, doğu akdeniz'de nükleer santral inşa ediyor.

hazır bence lagos yiyebiliyorken yiyin. muhtemelen 30-40 yıl sonra akdenizde balık yemek bizim orta yaşlarımızda anlatacağımız minnoş bir anı olacak...
devamını gör...

1755 yılında hotin'de doğdu. babası rusçuk yeniçerilerinden hacı hasan ağa’dır. önce yeniçeri ocağı’na intisap etti. daha sonra rusçuk’ta hayvancılık ve ziraatla uğraşmaya başladı. bu sırada yörenin en güçlü âyanı olan tirsinikli ismâil ağa’nın hizmetine girdi. kabiliyeti sayesinde kısa zamanda yükseldi. kethüdâsı sıfatı ile onun bütün faaliyetlerinde başlıca yardımcısı oldu. lakabı, tirsinikli’nin bayraktarlığını yapmış olmasından gelmektedir.

uzun süre ruscuk ayanlığı hizmetinde bulundu. padişah 3.selim'e aşırı derecede bağlı biri olarak bilinirdi. kabakçı mustafa isyanı ile birlikte 3.selim tahttan indirilip yerine 4. mustafa tahta geçirildiğinde ruscuk'tan kendisine bağlı olan birliklerle istanbula geldi. amacı 3.selim'i tekrar tahta çıkarmak ve düzeni sağlamaktı. fakat mustafa paşa istanbula henüz vardığı sırada 4.mustafa alelacele bir kararla sultan selim ile şehzade mahmud'un ölüm emirlerini verdi. sultan selim'in ölümü osmanlı tarihinde büyük lekelerden biridir. niye diye soracak olursanız tarihte ilk defa osmanlı hanedanın'dan biri kılıç ile yüzü ortadan ikiye yarılmak suretiyle öldürülmüştür.
bostancılar sultan selim'i öldürdükten sonra şehzade mahmud'u aradılar fakat şehzade mahmud haremde kadınlar ve harem ağaları tarafından gizlendi. 4.mustafa'nı amacı kendisinden başka tahta namzet birini bırakmamaktı.

tüm bunlar olurken alemdar mustafa paşa saraya emrindeki birlikler ile birlikte varmıştı. fakat sultan selimi kurtarmak için geç kalmıştı. alemdar mustafa paşa şehrin tüm önemli noktalarına adamlarını yerleştirdi. sultan mustafa tahttan indirildi, yerine ölümden son anda kurtulan şehzade mahmud geçirildi. kabakçı mustafa yakalanıp idam edildi. bu sırada yeniçeriler istediklerini yaptıramayacaklarını bildikleri alemdar mustafa paşa ve sultan mahmud'u alt edip yeniden planla yapıyordu. alemdar paşa bu planlardan haberdar oldu ve 4.mustafa bir sabah vakti alelacele belinden kuşağı çekilerek boğduruldu. çatlak sesler kesilmişti.

2. mahmud tarafından sadrazamlığa atanan alemdar mustafa paşa ilk iş olarak 3. selim'in katlinde payı olanları cezalandırdı ve ele başlarını öldürttü. eylül 1808'de istanbul'a aralarında serezli ismail bey, kalyoncu mustafa, cebbarzade süleyman bey, karaosmanoğlu vb rumeli ve anadolu ayanları çağrıldı.

istanbul şehri, ayanların milis güçleri ile doldu. ayanlar çağlayan kasrı'nda bir "meşveret-i amme" denilen toplantıya katıldılar. sadrazam alemdar mustafa paşa bu toplantıda konuşma yaparak merkezi hükûmetin ayanların nüfuzlarını kendi bölgelerinde meşru olduğunu kabul edeceğini belirtti. buna karşılık ayanlar padişahın her emrine uyacaklarına ve istenildiği zaman ona askeri yardım sağlayacaklarına söz vermeleri gerekmekteydi. 29 eylül 1808'de bu koşullar bir belgeye konulup sened-i ittifak adı verilen bu belge ayanlar tarafından imzalandı. bu belge bir taraftan merkezi otoriteyi kuvvetlendirmekle beraber padişahın teorik mutlak iktidarına gölge düşürmekteydi. aynı zamanda merkezi otoritenin askeri konularda bile ayanlara bağlı olduğunu içermekteydi.

alemdar mustafa paşa'nın sadrazamlık döneminde istanbul'da barınan adamlarının yağmalara karışması, halka kabakçı mustafa isyancılarını aratır olması halk arasında huzursuzluk yaratmış, ona olan güveni sarsmıştı.

sened-i ittifak ise ıı. mahmud'a "padişahın otoritesinin kısıtlandığı" yönünde duyurulmuş, padişah paşaya karşı kışkırtılmıştı.

alemdar mustafa paşa'nın yeniçeriler'in "kendilerine alternatif olduğu düşüncesiyle" karşı çıktığı nizam-ı cedit'i (sekban-i cedit olarak farklı isimle de olsa yeniden kurması, yeniçeri ocaklarında yolsuzluk tespiti yapmaya kalkışması onların da düşmanlığını kazanmasına yetmişti.

alemdar vakası adı verilen yeniçeri isyanının ilk gününde isyancı yeniçeriler, alemdar'ın kalmakta olduğu bâbıâli'yi bastılar. sekbanların karşı koyması üzerine de ateşe verdiler. saraydan yardım gelmeyince umudunu yitiren alemdar barut mahzenini ateşleyerek içeri girmeye çalışan 1000'e yakın yeniçeriden 600 kadarıyla birlikte öldü.

yeniçeriler yangından sonra onun ölüsünü bularak günlerce istanbul'da dolaştırdılar; sonra parçalayıp yedikule dışındaki bir kör kuyuya attılar. alemdar'ın kemikleri yeniçeri ocağı'nın ilgasından sonra oradan çıkartılarak yedikule surları civarına gömülmüştür. 2.meş­rutiyet'in ilanından sonra da zeynep sultan camii haziresine nakledilmiştir.

yılmaz "öztuna'nın büyük türkiye tarihi" ansiklopedilerinden yardım alınarak yazılmıştır.
devamını gör...

khalid hosseini'nin ilk romanı olan "uçurtma avcısı" new york times'ın en çok satanlar listesinde yer alan kitabı,
yetmiş ülkede basılmıştır .
roman, afganistan'da monarşinin çöküşü,
sovyet işgali, ülkeden pakistan'a ve amerika'ya toplu göçü, teleban yönetiminin zulmü gibi konuları ele alıyor .
konusu dostluk üzerine kurulmuş olan bu kitap insanlığa bir çok mesaj veriyor. en büyük mesajlarından biri ise
"asla doğru yoldan ve inandığımızdan şaşmamamız gerektiğidir"
özet
emir ve hasan çocukluklarını birlikte geçirmiş olan süt kardeştirler. emir'in babası yaşadığı yerde oldukça tanınan varlıklı ve yardımsever birisi olarak bilinir. hasan'ın babası (ali) emir'in babasının hizmetkarıdır ve hazara'dır . ali kısırdır emir'in onun gerçek oğlu olmamasına rağmen onu oğlu gibi sever . hazara olduklarından dolayı bölgede pek sevilmezler. hasan bunların hiç birini aldırmaz ve arkadaşlıklarını iyi bir biçimde sürdürür.herşey iyi bir biçimde ilerlerken. hasan ve emir'in kabil'de her yıl düzenli olarak yapılan uçurtma şenliğine katılır. şenliğe katılanların arasında yaklaşık yüz uçurtma vardır yüz uçurtmadan sadece iki uçurtma kalır. hasan uçurtmanın ipini koparıp uçurtmanın peşinden koşar ve uçurtmanın düşeceği yeri tespit etmeye çalışır . aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen hasan dönmez onu merak eden emir hasan'ı aramaya koyulur ve gördükleri karşısında şok olur assef'in onu bir köşeye kıstırıp elindeki uçurtmayı almaya çalıştığını görür uçurtmayı vermeyen hasan assef ve arkadaşları tarafından önce dövülür sonra tecavüze uğrar . emir yaşananların hiçbirine sesini çıkarmaz ve bir köşeden sessizce izler ve sonra arkasına bile bakmadan oradan kaçıp gider . emir yaptıklarından sesssiz kalışından büyük utanç duyar . hasan'ın yüzüne bile bakamaz onu her gördükçe kendini kötü hisseder. ve hasan'ı yanında istemez onu evden göndermek için hırsızlıkla suçlar emir'in babası onu affedebileceğini söyler ama ali bu utançla burada yaşayamayacağını söyler ve oradan ayrılırlar. sovyet işgalinin başlamasının ardından emir ve babası afganistan'ı terk ederek amerika'ya taşınır.
yaşadığı yerden ne kadar uzaklaşsa bile utancı ve pişmanlığı peşini bırakmaz . aradan yıllar geçer emir birgün hasan'ın başının tehlikede olduğunu öğrenir ve amerika'daki yaşantısını terk ederek afganistan'a hasan'ı bulmaya gider. orada öğrendikleri karşında şok olur hasan'ın onun süt kardeşi değilde gerçek kardeşi olduğunu öğrenir . hasan'ın farzana adında bir karısının ve sahrap isminde bir oğlunun olduğunu öğrenir.
bir çatışma sırasında hasan ölür ve yanlız kalan sahrap'ı yetimhaneye verirler . emir sahrap'ı yetimhaneden alır ve sahiplenir .
ardından sahrap'ı amerika'ya götürüp eski yaşantısına devam eder .
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
"...ve ansızın ,hasan kulağıma fısıldadı: senin için , bin tane olsa yakalarım.-hasan, tavşandudaklı uçurtma avcısı."
devamını gör...

türkiye koşullarında genel olarak, dolmuşa binmeye çekinmek şeklindeki bir üst versiyonunu yaşadığım kaygı hali.

hele ki kalabalıkta ve ayakta yolculuk etmek zorunda iseniz durum çok vahim; öyle diyeyim.*
devamını gör...

(bkz: ıvanmılınskı)
devamını gör...

(bkz: iskender pala)’nın ocak 2020’de yayımlanan romanı.
bir göbeklitepe romanı…

sevgili yazarımız iskender pala, çok şık ve muhteşem bir hayal gücü ile bizi bugünden alıp taa on iki bin yıl öncesine götürüyor bu kitapla.

on iki bin yıl önce yaşamış insandan, günümüz modern dünyasına evrilişimizi, o günden bugüne süregelen anlam arayışımızı, belki de ilk insanın var oluşunu hikayeleştirerek anlatıyor bu kitapla iskender pala…

yazarın bir çok kitabını okudum.
okuduğum kitaplar arasından da kurgusu en zayıf olan kitap budur bence. ama bunu bir kusur olarak yazmadığımı belirtmeliyim. çünkü kendisinin de kitapta belirttiği üzere o dönemlere ait bilgimiz oldukça sınırlı. bu yüzden bunu kusur olarak değil, tanım olarak algılamanızı rica edeceğim.

kitapla ilgili söylemek istediğim bir çok şey var aslında…
öncelikle kitabı çok beğendim. diğer okuduğum bütün kitapları gibi...
( (bkz:babil de ölüm istanbul’da aşk) hariç. kitapta geçen eski türkçe’ yi çözmek için kitapla birlikte iki kitap daha okudum sayılır, çok yorucu idi…)

kitap özetle göbeklitepe efsanelerinden hareketle ve iç içe geçirilen müthiş kurgu ile avcı-toplayıcılıktan ilk yerleşik düzene geçişi, ilk çiftçiliği, ilk savaşları, ilk ibadeti anlatıyor diyebilirim. üstelik güzel ve ilkel bir aşk hikayesi ekseninde…

sarıca ve çira…
doğduktan sonra lanetli diye kabile tarafından öldürülmesi istenen bir bebek...
bebeğine bağlı bir anne...
ortaya çıkan kasırga, ateş topları…
felaketten sağ salim kurtulan sarıca, çira ve bebek…
sarıca'nın çira ve bebekle beraber bir oba kurabilme hayalleri…
başka kabilelerin olaya dahil olmasıyla başlayan kovalamaca ile birlikte gelişen olaylar…

çok çok sevdiğim bir kitaptır.
hoş, her ne kadar yazdığı kurgular ile tarihi saptırdığı bazı kesimler tarafından iddia edilse de kendisi bas bas bağırıyor kardeşim kurgudur diye, daha ne desin adam…
eski askerdir. askerliği bırakıp bence kalemi eline almakla da çok iyi etmiştir.
iskender pala ne yazsa okurum arkadaş…

tüm kitapları gibi tavsiyemdir..
devamını gör...

hayatı sıfırlama butonu.
devamını gör...

kazanana çokoprens vereceğim yarışmadır aynı zamanda.

efenim direneceğiz.
devamını gör...

"hormonlarla ilgili olan" anlamına gelen kelime. hormonel şeklinde kullanımı yanlıştır.
devamını gör...

barış manço-trip.
devamını gör...

yaz kış fark etmeksizin günümü zehir eden hastalık.
göz kaşıntısı ve hapşırık kriziyle başlıyor acayip bir burun akıntısıyla devam ediyor. kalıcı bir tedavisi yok mu bu hastalığın?
devamını gör...

dil bilgisi bakımından değerlendirildiğinde tek olma durumu olarak açıklanan, bilimde ise farklı anlamlara gelen kelime.

kozmolojide tekillik, uzay - zamanda, matematik denklemlerinin geçerli çözümler sağlayamadığı ve bildiğimiz fizik kanunlarının çuvalladığı noktadır.

özellikle kara delikler konusunda karşımıza çıkan tekillik, sonsuz küçük bir alanda uzay - zaman dokusunun aşırı derecede bükülmesi sonucunda ortaya çıktığı düşünülen, kütle çekimi ve yoğunluğun sonsuz kabul edildiği bir noktayı tanımlar.

teknolojide tekillik, yapay zekânın, insan zekâsından ileriye geçmesiyle teknolojinin kontrol edilemez hale geldiği durumu tanımlar.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çocukluk adı temuçin olan moğol imparatorluğu'nun kurucusu.

öldüğünde mezarının yerinin bilinmemesini istemiş. bunun üzerine gömüldükten sonra gömüldüğü bölgenin üzerinde yaklaşık bin adet at dolaştırılmış. cenaze konvoyu önüne çıkan herkesi öldürmüş, daha sonrasında kendileri de öldürülmüştür.
böylece mezarının yerini bilen tek bir kişi dahi kalmamış.

mezarının yeri hâlâ bilinmemekle birlikte; bulunduğu zaman, dünya'nın sonunun geleceğine inanılmıştır.
devamını gör...

küçükken çok sevdiğim çizgi film.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim