sabah sporu için ayılmaya çalışan bir adet ben koyalım şuraya.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
fotoğraf dünden ve ben dün pek yoğundum yazamadım buralara.

güüüüünaaayyyydınnnnn!
haydin sokağa!
başkası çağırsa çıkarsınız ama hahahaha.
aman ağzımızın tadı bozulmasın ali rıza bey. yok ya bu burada değildi.
günaydın demiş miydim?
günaydın efem günaydın.

sabah sporları yapıldı mı acep?
ben 6.30'da sokaklardaydım. hava hafif serin ne serini yaa bildiğin soğuk hele ki sabahın o saatinde aman aman. çıkmayın anacım aklınız varsa aman ya da çıkın be bana ne hahah.

evet evet bazı ruhsal sorunlar yaşıyor olabilirim. yoo ne münasebet sensin deli!

vitaminimi drinklerken az bir sözlükte dolanam bakayım ne var ne yok dedim. yokluğumda neler oldu anlatın bakem? ben bir kayboluyorum buralarda olaylar olaylar malum. sonra yetişemiyorum hıza.

neyse efem keyfim pek yerinde. cokcok bu ara iyi. diğerleri de ehh hallice ee daha ne olsun? sahi ne olsun?

bu arada bir iki gündür sürekli araba çarpmış, hasta, gözünün ucundan ayaklarına kadar uyuz, tümörlü, durumu bayağı fena sokak hayvanlarıyla karşılaşıyorum. aslında bu durum beni uzun zamandır düşündürüyordu ne yapabilirim diye? eskiden rahattım dünyalar tatlısı bir veteriner abim vardı. bulduğumu götürüyor tedavi ettiriyordum. bir çoğundan para bile almıyordu. 4, 5 seneyi böyle geçirdik. benim altın kalpli canım abim aramızdan ayrıldı ve sokak çocuklarım yetim kaldı. şimdilerde bırakın sokak çocuklarını alıp vete götürmeyi kendiminkilere bile yetemiyorum. cokcok'u kliniğe götürdüm. hastalığını buldular ve tedaviye başladılar inanır mısınız kendimi özel hastaneye götürsem o kadar fatura çıkmazdı. yapılan şey tam kan sayımı öyle detaylı bir şeyde yok yani.

neyse efem işte bu durum uzun zamandır düşündürüyordu beni ve ben insanlık için küçük kendim için büyük bir adım atıp laborant ve veteriner sağlık bölümünü yazdım. efendim şimdi siz ne yararı olacak diyebilirsiniz. şöyle izah edeyim. ben uzun yıllar sokak hayvanları için barınaklarda gönüllü çalıştım, çok hasta olanları alıp eve getirip evi klinik gibi kullandım. iğnelerini yapıp, serumlarını taktım falan filan. o zamanlar hasan abi yoktu tabi yine. hasan abi gelince bende bir rahatlama oldu ve gece bile abi yetiş desem hemen kliniğini açıyordu. şimdi yine elde sıfır moduna döndük. ben de dedim ki o zaman kendi canlarıma yine kendim bakarım. okula başladığım yetmedi bir de şimdi veterinerlere yardımcı personel, asistan, sekreter vs. şeklinde başvurularda bulunuyorum. bir iki yerden umutluyum bakalım. neden olmasın değil mi?

neyse işte mutluluğumun bir nedenide bu. yeni bir başlangıç, yeni bir heyecan, yeni bir yaşam gayesi gibi...

şans dileyin bakalım.
mucukss canlar...
devamını gör...

sorgulayan insan sorusudur. bu soruyu soran kişi potansiyel felsefe bölümü akademisyenidir.
devamını gör...

zulme uğrayan çocukların ve tecavüze uğrayan kadınların ahı var.
devamını gör...

linç yemeyeceksem eğer şu yaz dizilerindeki başroller.

sevgili olsunlar diye dua etmek, olur olmadık fotoğraflarını paylaşarak "yoksaaaaa" diye gelin güvey olmak falan. çok itici değil mi ya? tamam, birbirinin yanına yakışan başroller var ama bu kadar abartmazsınız. *
devamını gör...

sözlükte seks ile ilgili başlıkların sürekli sansür yemesi ve başıboşlar sekmesine atılması durumudur. hayır yani dünya üzerinde seks kaldırıldı da bizim mi haberimiz yok nedir bu düşmanlık anlayamıyorum. tamam ya siz sevişmeyin biz sizin yerinize de sevişiriz.
devamını gör...

yiyip yiyip kilo almayanlar. nasıl olur ,seçilmiş kulumudur, hayret ettirendir.
devamını gör...

okuduklarımdan sonra hiç aşık olmadığımı tekrardan fark ettim. bu güzel duygularınıza sahip çıkın dostlarım, güzel şeyler bunlar.
devamını gör...

suratımda gülücüklerle kaydını dinlediğim yazar.
devamını gör...


içinde çiçekler büyüttüğün zamanlardı
ırmağında yıkandım,
rüzgarında kurudum,
eğildim dünyayı kokladım.
bir iyilik oldum güzel ağzında.
gözlerinde yıldızlar gezdirdiğin zamanlardı;
gövdenden gövdeme akan bir karanfil gecesi.
denizine geldiydim senin,
kendimi seninle değişmek için...


dizelerinin sahibi 1963 kırklareli doğumlu kadın şair ve yazarımızdır.
istanbul üniversitesi sosyoloji alanını bitiren keskin ilk şiirini 1994 yılında yayımlanmıştır.
şiir dalında altın portakal ödülünün sahibi olan yazar; yirmi lak tablet, fakir kene, ba, soğuk kazı, kim bağışlayacak beni, istanbul panorama, birhan keskin and silk and love and flame ve y'ol kitaplarının da yazarıdır.

çeşitli yayın evleriyle çalışan keskin, şu an metis yayınları ile çalışmaktadır ve son kitabı olan fakir kene 2016 yılında yine metis'ten yayınlanmıştır. aynı kitap 2019 yılında,kitap yurdu tarafından da yayına hazırlanmıştır.
devamını gör...

günaydın sözlük sakinleri
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

birisi öldüğünde yakınlarına söylenen başın sağ olsun söz öbeği bunlardan birisidir. hiç sevmediğim tesellilerden birisidir. kişini kaybının acısının teselli edilmesi yerine kendi başının yani kendisinin sağ olmasını dilemek gibi saçma bir anlam ifade ediyor bana. "ölen öldü, sen sağol" anlamı çıkarıyorum. sözün ilk çıkış noktasının bu olmadığına dair bir şeyler okumuştum önceleri, tam hatırlamıyorum. ama günümüzde değiştiğinden midir nedir, anlamsız geliyor işte. velhasıl, bu teselli yerine, "allah rahmet eylesin" ya da "mekanı cennet olsun" gibi tesellileri daha anlamlı bulmaktayım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ermeni asıllı rus ressam. aynı zamanda rus donanmasının baş ressamı seçilmiş 1844'te. ruslar için önemi oldukça büyük bir ressam. bir tablosu var dokuzuncu dalga diye. şu an rusya devlet müzesi'nde sergilenmekte.* eserlerinde melankoli ustalıkla yansıtılmakta.

peki resmin adı neden dokuzuncu dalga?
denizcilikte bir batıl inanç varmış. fırtınalı bir denizde, gemiye vuran ilk sekiz dalga küçük olurmuş. ancak vuracak olan dokuzuncu dalga hem geminin hem de içindeki mürettebatın felaketi olurmuş.

bu resimde de gemiye vuran ilk sekiz dalga sonucunda sadece geminin bir kısmı kalmış ve buraya da çaresizlik içinde hayatta kalmaya çalışan mürettebat tutunmuş. belki de dokucuncu dalgayı bekliyorlar. kim bilir? belki de o dokuzuncu dalga hiç vurmamistir.. belki de vurmuştur ve bu resim onların son hatırası olmuştur kalanlara...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

niye anlayamıyorsun kardeşim?

tesisleşme mi var? haydi tesis var diyelim. antrenör ekibin ne kadar kalifiye?

spor bilimcilerin güncel trendleri ne kadar takip ediyor?

her federasyon "liyakat" ile mi çalışıyor, yoksa akrabalık ile mi çalışıyor?

fikirler, projeler ne denli takip ediliyor?

gelecek kuşaklara sporcu olmak sevdiriliyor, özendiriliyor mu?

evet onlara sporda başarısız olursa gelecek garantisi veriliyor mu? çünkü spor bu, aşil tendonu ya da bağ kopması en az 1 yılının çöpe gitmesi demek ve belki de o sporu bir daha "eski randıman" ile yapamaması demek. bu durumda sen ülke olarak o insana gelecek garantisi verecek misin?

sporcularımızı ne kadar biliyoruz? mete gazoz'u altın alana dek kaçınız biliyordu! çıkıp şov yapmayın.

ben de senin (bu zihniyete, şahıslara değil) bu akıl yürütmeyle nasıl nefes alabildiğini anlamıyorum. yukarıda daha yazmadığım onlarca soru var. sen önce bunları gider bakalım.

bu zihniyet varken, bu ülkeye harbiden her şey müstehak..

edit ; anlam bütünlüğü
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

evettttt.

hem kürtçe hem türkçe hallerini bırakacağım.

kürtçe :

xwedê û wext xelet hatiye xetimkirin
naqosên dêran kerr...
minare kin...
doktrînên dekolte lixwekirî evdal...
sarincên ji baranên derengmayî, derengbarî hatibû
damezrandin, bi derbeke neşterê ya dirinde, şolî bûne
barûyên ji evînên nukleerî, di serdabên ji krîstalên rokoko
hatibûn kemilandin qîtik qîtikî bûne, ji xewnên bêxwedî
xeyîdîme, pekiyame û hatime janya, ji nalînên min re
vokalîstiyê bike
(ji qevmê pezkoviyan re xew heram e)

peykerekî: antîk, derîzî û mîtolojîk im, nêm ji min dihere, li
ezmanê hundirê min, qaqlîbaz firînên kamîkazeyî li dar
dixin, kovanên genimî, li ber aşên êşan, kêliyekê jî aş nabin,
aj nabin, hûr dibin û hey hûr dibin, ji elfabêtan tîpek kêm
dibe ku dimirim, w... ey waweylê janya, kezeba min dike di
devê min re derkeve ji qehra...

çiqas êvarên şînboz bihurîn û çûn ji keştiya xeyalan
çirûskeke serzer peya nebû, li peravên hestên min ên hestî û
çermmayî, pêxemberekî sexte di nav kirasê xwe yê
gewrîboz de, bi derewan be jî dest dirêjî min nekir, min
venexwend cemeata xwe, ferîşteyeke fahîşe sing venekir,
maran jî ez ji kom û refên xwe aferoz dikirim, bi qasî yez-
danekî bêqûl tenê dimam, mezhebên şêx û mirîdên wê ez,
min diafirand di çarmixan de, min her çavê xwe li destmal-
ka bixwîn, ya destê weronîkayê digerand, bi îskeîskeke zen-
garî, mîna guran tim dizûrriyam, hosteyê dînîtiyê mam,
goştê hov ji te re ricifeke ruh divê,
nêrîneke şêtiya şûran divê,
ez heta qirikê binicihê tirbê
..............................hilnayêm janya
..............................hilnayêm porkurê
..............................di tirban de hilnayêm ha! ! !

a li eniya te nivîsî ne ne qeder e, soneya serpêhatiya temenê
min e, dengê min diêşe, welê bi sewteke berz û peritî min
dilê xwe têr rehet nekir li qîrîniya navê te, çirreke şiîr
didoşim ji hewraniyên sipîboz ji bona çivîkên çavên te xwezî
janya min îmana te ya rewnaq bihewanda, xwezî berxê ji
xeynî te pê ve, bi tu fikaran min tehma hişê xwe xera nekira,
bêxem min tu li suqulîka xwe bikira û sûk bi sûk bigeren-
da, di şaneşînên nêrgiz û nesrînan de, min devê te biki-
ra zîndana zimanê xwe
lê xwedê û wext xelet hatiye xetimkirin
ez hêmayeke heyama hewaran,
di herban de nîşangeha riman
serî gog, çav xar, zikçirîyayî
fermo janya êdî tu dikarî xwe bikujî


veeee türkçe :


tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
kiliselerin çanları sağır…
minareler kısa…
dekolte doktrinler giyinmiş abdal…
geç kalmış, geç yağmış yağmurlarla dolmuş
sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle, bulanmışlar
nükleer sevdalardan olan kuleler, rokoko kristallerle
süslenmiş tünellerde lime lime olmuşlar, bikes düşlere
darılmışım, sıçramışım ve gelmişim janya, sızlayışlarıma
vokalistlik yapsana
(dağ keçisi kavmine uyku haramdır)

antik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden,
içimin semasında, martılar kamikazeyî uçuşlar
yapıyor, buğdayî hasretler, acılar değirmeninde, bir an olsun dinmiyorlar,
filizlenmiyorlar, ufaldıkça ufalıyorlar, alfabelerden bir harf eksiliyor
öldüğüm zaman, aahhh… yazık janya, yüreğim ağzımdan
çıkacak oluyor kahırlardan…

kula renginde kaç akşam geçip gittiyse de, hayaller gemisinden
sarı saçlı bir kıvılcım inmedi, bir deri bir kemik kalmış duygularımın
kıyılarına, kül rengi entarisinin içinde
sahte bir peygamber, yalandan da olsa elini uzatmadı bana, davet
etmedi beni cemaatine, kahpe bir melek kucak açmadı,
yılanlar bile aforoz ederlerdi beni sürülerinden, kulsuz bir tan-
rı kadar bir başıma kalırdım, şeyhi ve müridi olduğum mezhepler,
çarmıhlarda beni yaratırdı, gözlerimi veronikanın kanlı mendi-
line her sürdüğümde, pas-
lı bir hıçkırıkla, kurtlar gibi uluyordum hep, deliliğin ustası (olarak) kaldım,
hoyrat et senden bir titreyişlik ruh ister,
kılıç(lar) deliliğinde bir bakış ister,
ağzına kadar mezar yerlisi ben
sığamıyorun janya
sığamıyorum evi yıkılasıca
mezarlara sığamıyorum ha!

alnında yazılı olan kader değil, ömrümün hikâyesinin
sonesidir, sesim acıyor, şöyle koca ve harap olmuş bir sesle
adını haykırmakla doyasıya rahatlatamadım yüreğimi, bembeyaz bulutlardan
bir oluk şiir sağıyorum kuşları için gözlerinin, keşke
janya ihtişamlı inancını taşıyabilseydim, keşke kuzum
senden başka hiçbir dertle bozmasaydım tadını aklımın,
kedersizce seni omzuma alıp çarşı pazar dolaştırsay-
dım, nergiz ve nesrinlerin balkonlarında, ağzını dili-
min zindanı edebilseydim
ama tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
ben medet haykırışı devrinin bir işareti,
savaşlarda mızrakların hedefi
başı top, gözü bilye, karnı deşik

buyur janya öldürebilirsin artık kendini...


veee arkadaşlar iyi geceler :)
devamını gör...

babamın işsiz olduğu bir dönemde yaşamıştım bunu yeni gelen ögretmen ne iş yaptığını değil nerede çalıştığını sormuştu, sehirdeki büyük fabrikalarin adini duyunca gözleri parliyordu resmen babam şu an işsiz diye sınıfın ortasında söylemeye utanınca -ki şimdiki aklım olsa asla utanmazdim- tenefüste ağlayarak itiraf etmiştim yalan söylediğimi eğitim hayatımda tanıştığım onca öğretmen arasında hala bir tek ondan nefret ederim.
devamını gör...

tabii ki de evde telefonla konuşurken istemsizce tüm evi dolaşmak.
devamını gör...

sinirlenince bacağım seyiriyor. baya böyle tutamıyorum bacağımı. deli gibi titriyor.
devamını gör...

stanley milgram'in 1961'de yaptığı bu oldukça korkunç deney insanların otoriteye ne kadar boyun eğdiğini gözler önüne serdiği çarpıcı bir deneydir.

deneye başlamadan önce, gazete ilanı ile 25-50 yaş arası insanlar arandı. herhangi bir şart yoktu. sadece ilk deneyde katılımcıların hepsi erkeklerden seçildi. katılımcılara deneyin ‘cezanın öğrenmedeki etkileri’ üzerine olduğu söylendi. ve ikinci bir katılımcının daha olduğu belirtildi.

ilk olarak kura ile bir ‘öğretmen’ ve bir ‘öğrenci’ seçileceği açıklandı. ancak ikinci katılımcı, deney grubunun elemanıydı ve her iki kağıtta da ‘öğretmen’ yazıyordu. dolayısıyla gerçek katılımcının öğretmen rolünde olması kaçınılmazdı. ‘öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak birbirini göremeyeceği farklı odalarda yer aldılar. deneyin asıl amacında otoriter figürü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca katılımcının (öğretmenin) yanında kaldı. deney başlamadan önce katılımcıya, öğrencinin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulandı.

deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenmesi için sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sorarak kontrol etti, her yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda elektroşok uyguladı. gerçekte ise şok uygulanmıyordu. işbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. voltajın birkaç defa artırılmasından sonra (bu, genelde 150 volttu) aktör, kendisini yan odadaki katılımcıdan ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu.

denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuldu:

1. lütfen devam edin.
2. deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
4. başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.

denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyor, tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.

milgram’ın ilk deney dizisinde katılımcıların % 65’inin (40 katılımcıdan 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da, uyguladıkları görüldü. hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorguladı, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylediler. katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmedi.

milgram deney sonuçlarını şöyle değerlendirdi; “sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.”

milgram ulaştığı sonuçları 1974 tarihli makalesi “itaatin tehlikeleri”nde (ing.: the perils of obedience) özetledi:

itaatin hukuksal ve felsefesel açılardan devasa önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. yale üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim, ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açıklama gerektiren en önemli bulgusudur.

sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim