yazarların favori peynir markaları
muratbey.
devamını gör...
eş cinsel sözlük yazarları
eşcinsel sözlük yazarlarından başka herkes yazmış.
devamını gör...
memleketinin adını söylemeden anlat
lokumu ve güzel tarihi evleriyle meşhurdur kendileri.
devamını gör...
her gün ölmeyi dilemek
her gün ölüme bir adım daha yaklastigimı bilmek yaşatıyor beni.*
devamını gör...
kahpe bizans
turk film tarihindeki kara murat ve tarkan gibi efsaneleri parodi halinde izleyiciye sunan, absurt komedi film.
ustunden kac yil gecmesine ragmen soundtracki hala buyuk keyifle dinlenebilir, oyuncu kadrosuyla da zamaninin kult filmleri arasina girmistir.
dut kim ulan:
ustunden kac yil gecmesine ragmen soundtracki hala buyuk keyifle dinlenebilir, oyuncu kadrosuyla da zamaninin kult filmleri arasina girmistir.
dut kim ulan:
devamını gör...
oyunbozan
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
mitosfer vişne'ye laf etmiş
modlarla çekirdek çıtlatıp, kiraz yemiş
bilmez ki buralar yazarlarla şenlenmiş
atışmayı herkes oyun zannetmiş.
modlarla çekirdek çıtlatıp, kiraz yemiş
bilmez ki buralar yazarlarla şenlenmiş
atışmayı herkes oyun zannetmiş.
devamını gör...
hissedilen yaş
bazen 20 bazen 40 bazen 3 değişiyor sürekli. ruh halim çok değişken içimde 2-3 insan var bildiğin.
devamını gör...
görünmez heykelin 150 bin liraya satılması
ucuza gitmiş dedirten olay. benim de 105 tane görünmez heykelim var. bugün yaptım hepsini. amerika'ya gidip 1 tanesi 1 milyon dolardan satıcam.
devamını gör...
bilim insanlarından mars vebası uyarısı
bilim insanları, mars'a gerçekleştirilmesi planlanan insanlı seferlerin ardından, kızıl gezegen'in yüzeyinden dünyaya getirilecek taş parçaları ve tozların salgın hastalıklara sebebiyet verebileceği konusunda uyarılarda bulundu. getirilmesi muhtemel numunelerin 'mars vebası'na yol açabileceği öne sürüldü.
bilim insanlarından yeni muhtemel bir salgın hastalık konusunda uyarı geldi. ancak bu sefer hastalığın merkezinin dünya değil, dünya'ya milyonlarca kilometre uzaklıkta bulunan mars gezegeni olabileceği ifade edildi.
abd ulusal havacılık ve uzay dairesi (nasa) ve avrupa uzay ajansı (esa), kızıl gezegen'deki değerli kayaları ve toprağı ayrıntılı testler için dünya'ya getirme projesi üzerinde çalışıyor. bu yüzden, şubat ayında mars'a iniş yapan perseverance aracının topladığı örnekleri almak için 2026 yılında bir kara aracının gezegene fırlatılması planlanıyor.
proje neticesinde mars'taki toprakların ve kayaların, muhtemel bazı mikro organizmalarla birlikte önümüzdeki 10 yıl içinde dünya'da var olabileceği düşünülüyor.
öte yandan nasa tarafından yapılana bir açıklamada, "mars'ın yüzeyinden bozulmamış örnekleri dünya'ya getirmek, nesillerdir gezegenimizdeki bilim insanlarının hedefi konumundadır" ifadeleri yer alıyor.
'bu konuda hevesli değilim'
dr. gilbert levin ise bu konuda pek hevesli olmadığını söylüyor. nasa'nın 1975'ten 1983'e kadar süren viking programında yer alan dr. levin, kızıl gezegen'den getirilecek herhangi bir parçanın dünya üzerinde bir salgın hastalığa yol açmasının yüksek bir ihtimal olduğunu belirtti.
dr. levin, "mars'tan getirilecek güvenli bir numunenin, son derece korunaklı kaplarda getirilmesi durumunda bile bir tehlikeye yol açabileceğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
'çok büyük biyolojik hasara yol açabilir'
nasa ve esa'nın yürüttüğü projeden bazı bilim insanları da benzer uyarıyı yaptı. gökbilimciler, bu projenin dünya açısından yıkıcı sonuçlar ve çok ciddi sorunlar doğurabileceğine değindi. yapılan uyarıda, 1973'teki kitabında mars'tan numune getirmenin sonuçları hakkında uyarıda bulunan dünyaca ünlü gökbilimci carl sagan'a atıfta bulunularak şu ifadelere yer verildi:
"kızıl gezegen biyolojik açıdan büyük ilgi uyandıran bir ortama sahip. mars'tan getirilecek olası numunelerin içeriğinde, gezegenimizde çok büyük bir biyolojik hasara yol açabilecek patojenler, organizmalar olabilir bulunabilir ve hatta bu organizmalar bir mars vebası'na yol açabilir".
buradan
devamını gör...
14 şubat 2021 13 vatandaşımızın şehit edilmesi
kalleş pkk'nın yine masum sivilleri hedef almasıdır. verdikleri ağır kayıplar ile kan denizinde boğulacaklar. dünyanın en aşağılık yaşam formları ölümden kaçamayacak.
devamını gör...
the green mile
stephen king'in green mile adlı romanından uyarlanan, 1999 yapımı oldukça uzun dram filmi.
evet çok uzun ama 6 saat de olsaydı izlerdim diye düşünüyorum.
stephen king'in romanı yazarken esinlendiği gerçek hikaye şudur:
"
george stinney jr. abd'de 20. yüzyılda ölüme mahkum edilen en genç insandı. elektrikli sandalye ile infaz edildiğinde sadece 14 yaşındaydı.
stinney, 11 yaşındaki betty ve 7 yaşındaki mary olmak üzere iki beyaz kızı öldürmekle suçlandı ve mahkemeye çıkarıldı.
kendisini savunacak bir avukatı yoktu... mahkemedeki jürinin tümü beyazdı. duruşma sadece 2 saat sürdü ve 10 dakika içinde karar verildi: ölüm...
infazdan önce george stinney, ailesini görmeden 81 gün geçirdi. şehrinden 80 km uzaktaki bir cezaevinde, tek kişilik hücrede tutuluyordu.
infaz edildiği güne kadar elinden incil'i hiç bırakmadı ve masum olduğunu söyleyerek beraat etme umuduyla günlerini geçirdi...
derken bir sabah hücresinin demir kapısı son kez açıldı... küçük çocuğu alıp karanlık bir odaya götürdüler... demir bir sandalyeye oturtup kafasına elektrotlar bulunan bir kask geçirdiler...
ardından bir cellat şalteri indirdi... 5 bin 380 voltluk elektrik akımı kafasından girip ayak parmaklarından çıktı... george stinney jr.'nin kısa hayatı elektrikli sandalyede son bulmuştu...
bu acıklı olayın ardından tam 70 yıl geçti... güney carolina'da bir yargıç, george stinney'in masum olduğunu çok geç de olsa kanıtladı... aslında kanıt çok basitti. iki kız, kafalarına 19 kiloluk bir cisimle defalarca vurularak öldürülmüşlerdi...
oysa cılız ve çelimsiz bir çocuk olan stinney'in o cismi kaldırıp hızla vurabilecek kadar gücü, canı yoktu... bu mümkün değildi... siyah olduğu için en baştan suçlu görülmüştü... kim bilir belki de gerçek suçluyu saklamak isteyen birileri onu ortaya sürmüştü..."
evet çok uzun ama 6 saat de olsaydı izlerdim diye düşünüyorum.
stephen king'in romanı yazarken esinlendiği gerçek hikaye şudur:
"
george stinney jr. abd'de 20. yüzyılda ölüme mahkum edilen en genç insandı. elektrikli sandalye ile infaz edildiğinde sadece 14 yaşındaydı.
stinney, 11 yaşındaki betty ve 7 yaşındaki mary olmak üzere iki beyaz kızı öldürmekle suçlandı ve mahkemeye çıkarıldı.
kendisini savunacak bir avukatı yoktu... mahkemedeki jürinin tümü beyazdı. duruşma sadece 2 saat sürdü ve 10 dakika içinde karar verildi: ölüm...
infazdan önce george stinney, ailesini görmeden 81 gün geçirdi. şehrinden 80 km uzaktaki bir cezaevinde, tek kişilik hücrede tutuluyordu.
infaz edildiği güne kadar elinden incil'i hiç bırakmadı ve masum olduğunu söyleyerek beraat etme umuduyla günlerini geçirdi...
derken bir sabah hücresinin demir kapısı son kez açıldı... küçük çocuğu alıp karanlık bir odaya götürdüler... demir bir sandalyeye oturtup kafasına elektrotlar bulunan bir kask geçirdiler...
ardından bir cellat şalteri indirdi... 5 bin 380 voltluk elektrik akımı kafasından girip ayak parmaklarından çıktı... george stinney jr.'nin kısa hayatı elektrikli sandalyede son bulmuştu...
bu acıklı olayın ardından tam 70 yıl geçti... güney carolina'da bir yargıç, george stinney'in masum olduğunu çok geç de olsa kanıtladı... aslında kanıt çok basitti. iki kız, kafalarına 19 kiloluk bir cisimle defalarca vurularak öldürülmüşlerdi...
oysa cılız ve çelimsiz bir çocuk olan stinney'in o cismi kaldırıp hızla vurabilecek kadar gücü, canı yoktu... bu mümkün değildi... siyah olduğu için en baştan suçlu görülmüştü... kim bilir belki de gerçek suçluyu saklamak isteyen birileri onu ortaya sürmüştü..."
devamını gör...
cihan mürtezaoğlu
en sevdiğim sanatçılardan birisi :) soundcloudda eski kayıtları var özellikle onlar çok hoşuma gidiyor. çok özgün geliyor.
"buza devrildi su zamansız her şarkıda
her şakanın altında bir aslan
bir kurdu kokladı sokağı ısıtıp
sevemem ya ölürsek"
gibi sözleri vardır şarkılarının.
"buza devrildi su zamansız her şarkıda
her şakanın altında bir aslan
bir kurdu kokladı sokağı ısıtıp
sevemem ya ölürsek"
gibi sözleri vardır şarkılarının.
devamını gör...
enjoy i'm vaccinated
iyi eğlenceler aşılandım.*
devamını gör...
roger penrose
matematikçi, fizikçi, bilim ve zihin felsefecisi. geçen sene nobel almıştı roger amcamız. türkçeye pek çok kitabı kazandırıldı. ayrıca sıkı bir escher hayranı...
inançlı bir bilim adamı olarak tanınır ve genellikle kitaplarının böyle bi önyargıyla okunduğunu düşünüyorum. halbuki kendisi tanrıdan çok matematiğe inanır. 'birinin denkleminde güzel matematik bulunması denklemin deneyle desteklenmesinden daha önemlidir' diye meşhur bi söz vardır paul dirac'a ait. işte tam da bu söz fiziğin, artık matematiğin bir alt dalı olduğunun ispatıdır. roger penrose da fiziği, matematik olarak icra eder. gödel'in dediği gibi undecidable bir problemin doğru mu yanlış mı olduğunu biliyor muyuz, yoksa akıl yürütmemizdeki kısır döngüsel işlemler yüzünden bildiğimizi mi sanıyoruz? evren sonlu ise, sonsuza kadar süren işlemlerin garantisini kim veriyor? basit bir süreklilik algısı yüzünden reel sayılar gibi türlü garipliğin olduğu bir sistemde uğraşmak zorunda kalmak zorunda mı kalıyoruz? neden çözüm olanaklarımız matematikte bile sınırlanmak zorunda? yoksa platon'un dediği gibi her şeyin bütünlük içinde varolduğu bir gerçeklik var da biz orayla temas halinde miyiz?
roger bir matematikçi olarak geleneksel taraftadır. ancak fizik için aykırı adamdır. or teorisi* bugün fizik içinde kabul görse, ertesi gün bi çok insan işsiz kalacaktır mesela.
kuantum kütleçekimi teorisinin kurulması için gerekli olan mükemmel bir matematik bilgisi ve sağlam muhakeme yeteneği gerektirir. stephen hawking'in karadeliklerden çıkardığı sonuç en kabul gören sonuçtur.(hawking ve penrose beraber çok uzun zaman çalışmışlardır) tabi karadelikler ile ilgili tartışmalar hala güncelliğini korumakta. ayrıca ilginç olarak, son demelerinde hawking de matematiğin sınırlarından -insan aklının sınırlarından diye okunabilir- dem vurarak bilinmezciliğe bir meyil göstermişti.
bi de yapay zeka anlayışından bahsedelim son olaraktan... penrose bilincin 'ne olduğu' üzerine kafa patlatır. zekanın ortaya çıkışı için belli bir 'eşik'ten söz edilebilir, ancak bilinç için böyle bi eşikten bahsedilebilir mi diye sorar. ilk işi nöroncu tayfayla dalga geçmektir. francis crick gibi, bilinci ortaya çıkartan eşiğin nöronların adediyle ilişkisi olduğu söyleyenleri tefe koyar. gerçi kendisinin ve stuart hameroff'un ortaya koyduğu orc-or teorisi de ayrı bi komedidir. 'hologram zihin' zırvasının müsebbibi bu teoridir. ancak şu söylenebilir ki penrose için bilinç, kuantum bilgisayarında modellenebilmeye uygundur. ancak kuantum haricinde deterministik bir ortam olan bilgisayarda tam manasiyla modellenez. aynı zamanda hangi şekilde modellenirse modellensin, bilincin, matematiğin yanında bizim anlayamadığımız başka bir karakteri daha bulunur der.
inançlı bir bilim adamı olarak tanınır ve genellikle kitaplarının böyle bi önyargıyla okunduğunu düşünüyorum. halbuki kendisi tanrıdan çok matematiğe inanır. 'birinin denkleminde güzel matematik bulunması denklemin deneyle desteklenmesinden daha önemlidir' diye meşhur bi söz vardır paul dirac'a ait. işte tam da bu söz fiziğin, artık matematiğin bir alt dalı olduğunun ispatıdır. roger penrose da fiziği, matematik olarak icra eder. gödel'in dediği gibi undecidable bir problemin doğru mu yanlış mı olduğunu biliyor muyuz, yoksa akıl yürütmemizdeki kısır döngüsel işlemler yüzünden bildiğimizi mi sanıyoruz? evren sonlu ise, sonsuza kadar süren işlemlerin garantisini kim veriyor? basit bir süreklilik algısı yüzünden reel sayılar gibi türlü garipliğin olduğu bir sistemde uğraşmak zorunda kalmak zorunda mı kalıyoruz? neden çözüm olanaklarımız matematikte bile sınırlanmak zorunda? yoksa platon'un dediği gibi her şeyin bütünlük içinde varolduğu bir gerçeklik var da biz orayla temas halinde miyiz?
roger bir matematikçi olarak geleneksel taraftadır. ancak fizik için aykırı adamdır. or teorisi* bugün fizik içinde kabul görse, ertesi gün bi çok insan işsiz kalacaktır mesela.
kuantum kütleçekimi teorisinin kurulması için gerekli olan mükemmel bir matematik bilgisi ve sağlam muhakeme yeteneği gerektirir. stephen hawking'in karadeliklerden çıkardığı sonuç en kabul gören sonuçtur.(hawking ve penrose beraber çok uzun zaman çalışmışlardır) tabi karadelikler ile ilgili tartışmalar hala güncelliğini korumakta. ayrıca ilginç olarak, son demelerinde hawking de matematiğin sınırlarından -insan aklının sınırlarından diye okunabilir- dem vurarak bilinmezciliğe bir meyil göstermişti.
bi de yapay zeka anlayışından bahsedelim son olaraktan... penrose bilincin 'ne olduğu' üzerine kafa patlatır. zekanın ortaya çıkışı için belli bir 'eşik'ten söz edilebilir, ancak bilinç için böyle bi eşikten bahsedilebilir mi diye sorar. ilk işi nöroncu tayfayla dalga geçmektir. francis crick gibi, bilinci ortaya çıkartan eşiğin nöronların adediyle ilişkisi olduğu söyleyenleri tefe koyar. gerçi kendisinin ve stuart hameroff'un ortaya koyduğu orc-or teorisi de ayrı bi komedidir. 'hologram zihin' zırvasının müsebbibi bu teoridir. ancak şu söylenebilir ki penrose için bilinç, kuantum bilgisayarında modellenebilmeye uygundur. ancak kuantum haricinde deterministik bir ortam olan bilgisayarda tam manasiyla modellenez. aynı zamanda hangi şekilde modellenirse modellensin, bilincin, matematiğin yanında bizim anlayamadığımız başka bir karakteri daha bulunur der.
devamını gör...
onursuz olabilir aşk
ah kendi de nasıl biliyor zamanında ' yeter ki onursuz olmasın aşk' dediğini.
kendiyle çelişmesi bile ne güzel sezen'in .
kendiyle çelişmesi bile ne güzel sezen'in .
devamını gör...
midyat
tüm kültürlerin bir arada olduğu, kültür ve dil çeşitliliğinin olduğu muazzam bir yer.
devamını gör...
2002 yılındaymış gibi yazmak
agubugu agusgudjsb bugu.
devamını gör...
sultan ibrahim'in idamı
döneminde bozulan devlet yönetimi, mantıksız kararları neticesinde 7 ağustos 1648 yılında tahttan ulema'nın fetvası ile indirilen sultan ibrahim, topkapı sarayında bir odaya hapsedilmişti ve kapı kilidine bizzat annesi kösem sultan elleriyle kurşun dökmüştü. sultan ibrahim, hislerini ve fikirlerini kesinlikle saklamıyor, sürekli bağırıp isyan ediyor, yeni rejimin ileri gelenlerine sövüp sayıyor ve dehşetli tehditlerde bulunuyordu. söyledikleri odasının önünden geçenler tarafından duyuluyor ve tüm istanbul'a yayılıyordu. istanbul halkı, yeniden kurulan zorba idaresine diş biliyor ve sultan ibrahim'i haklı buluyordu.
yeniçeri ocağı dışında kalan askeri sınıflar da padişahın tahttan indirilmesinden ve yerin henüz 6 yaşında bir çocuğun çıkmasından son derece rahatsızlardı. bilhassa sipahiler memnuniyetsizliklerini açıktan açığa söylüyor, sultan ibrahimin tahttan indirilmesi için bir sebep olmadığını, 7 yaşına dahi gelmemiş bir çocuğun padişah ve halife olamayacağını savunuyorlardı. sultan ibrahim'in tekrar tahta geçtiği haberleri bilinmeyen bir kaynaktan şehre yayılıyor ve halk tarafından sevinçle karşılanıyordu.
istanbul'un zenginlerini, armatörleri, tacirleri hatta esnafı haraca kesmeye başlayan yeniçeriler'in zorbalığından kurtulmak için halk, bütün ümitlerini hapisteki padişahın tekrar tahta geçmesine bağlamışlardı. öyle bir an geldi ki, kösem sultan, sultan ibrahim öldürülmediği takdirde halkın onu zorla hapisten çıkarıp tahta oturtacağını şeyhülislam ve sadrazam'a bildirdi. kösem sultan da, ihtilalciler de böyle bir durumda hayatta kalamayacaklarını biliyorlardı. şimdiye kadar osmanlı tarihinde hiçbir anne oğluna kösem'in yaptığı gibi ihanet etmemiştir.
ihtilalciler, kösem'den memnun değillerdi, onun ihtirasından ve entrikalarından çekiniyorlardı. ancak onu ortadan kaldırmanın bir çaresi de yoktu. o zaman saray partisini kaybeder, halkın nefretiyle başbaşa kalırlardı. sultan ibrahim'i tahtından eden ihtilal, ulemanın yeniçerilere katılması ile gerçekleşmişti. sultan ibrahim, saraydan ve bizzat annesi tarafından ihanete uğramış olsa da, ulemayı tutmayı bilseydi, diğer kapıkulu ocakları tarafından desteklenmeyen yeniçerilerin böyle bir ihtilali yapmaya güçleri yetmezdi. şimdi bile sultan ibrahim'in hayatta olduğu her dakika tehlikede oldukları anlaşılmıştı. işte bunun üzerine, sultan 2.osman'ın öldürülmesinin üzerinden tam olarak 26 yıl sonra, osmanlı tahtı, yeniden bir hükümdarın öldürülmesi ile kana boyanıyordu.
saray askeri ile sipahilerin, sultan ibrahim'in yeniden tahta çıkarılması konusunda anlaştıkları kösem sultan tarafından ihtilalcilere bildirildi. kösem sultan gönderdiği pusulada acele edilmesini söylüyordu. bunun üzerine yeniçeri ağaları, sadrazam mehmet paşa ile şeyhülislam abdürrahim efendi'yi harekete geçirdiler. devletin en kıdemli iki memuru yanlarına 4.murad'ın meşhur cellatbaşısı kara ali'yi alarak sultan ibrahim'in kaldığı odanın önüne geldiler. sultan ibrahim o sırada 32 yaşındaydı ve bu heyeti karşısında görünce küfürler savurmaya ve sadrazam'la şeyhülislam'ın aşağılık adamlar olduğunu haykırmaya başladı.
padişahın bu bağırmalarından ve heybetinden korkan cellat kara ali, gözyaşı dökerek yapmak istemediğini söyledi ve kaçmaya kalktı. fakat sadrazam elindeki asa ile kara ali'ye vurarak işini yapmasını söyledi. bu hengame içinde sultan ibrahim boğularak idam edildi ve akabinde ayasofya'da amcası sultan mustafa'nın yanına defnedildi.
o zaman 6 yaşlarında bir çocuk olan padişah 4.mehmet, babasının öldürülmesinde parmağı olan 70 kişinin isimleri bir deftere kaydettirdi ve yıllar içinde eceliyle ölmeyen kim varsa tek tek ortadan kaldırdı.
yeniçeri ocağı dışında kalan askeri sınıflar da padişahın tahttan indirilmesinden ve yerin henüz 6 yaşında bir çocuğun çıkmasından son derece rahatsızlardı. bilhassa sipahiler memnuniyetsizliklerini açıktan açığa söylüyor, sultan ibrahimin tahttan indirilmesi için bir sebep olmadığını, 7 yaşına dahi gelmemiş bir çocuğun padişah ve halife olamayacağını savunuyorlardı. sultan ibrahim'in tekrar tahta geçtiği haberleri bilinmeyen bir kaynaktan şehre yayılıyor ve halk tarafından sevinçle karşılanıyordu.
istanbul'un zenginlerini, armatörleri, tacirleri hatta esnafı haraca kesmeye başlayan yeniçeriler'in zorbalığından kurtulmak için halk, bütün ümitlerini hapisteki padişahın tekrar tahta geçmesine bağlamışlardı. öyle bir an geldi ki, kösem sultan, sultan ibrahim öldürülmediği takdirde halkın onu zorla hapisten çıkarıp tahta oturtacağını şeyhülislam ve sadrazam'a bildirdi. kösem sultan da, ihtilalciler de böyle bir durumda hayatta kalamayacaklarını biliyorlardı. şimdiye kadar osmanlı tarihinde hiçbir anne oğluna kösem'in yaptığı gibi ihanet etmemiştir.
ihtilalciler, kösem'den memnun değillerdi, onun ihtirasından ve entrikalarından çekiniyorlardı. ancak onu ortadan kaldırmanın bir çaresi de yoktu. o zaman saray partisini kaybeder, halkın nefretiyle başbaşa kalırlardı. sultan ibrahim'i tahtından eden ihtilal, ulemanın yeniçerilere katılması ile gerçekleşmişti. sultan ibrahim, saraydan ve bizzat annesi tarafından ihanete uğramış olsa da, ulemayı tutmayı bilseydi, diğer kapıkulu ocakları tarafından desteklenmeyen yeniçerilerin böyle bir ihtilali yapmaya güçleri yetmezdi. şimdi bile sultan ibrahim'in hayatta olduğu her dakika tehlikede oldukları anlaşılmıştı. işte bunun üzerine, sultan 2.osman'ın öldürülmesinin üzerinden tam olarak 26 yıl sonra, osmanlı tahtı, yeniden bir hükümdarın öldürülmesi ile kana boyanıyordu.
saray askeri ile sipahilerin, sultan ibrahim'in yeniden tahta çıkarılması konusunda anlaştıkları kösem sultan tarafından ihtilalcilere bildirildi. kösem sultan gönderdiği pusulada acele edilmesini söylüyordu. bunun üzerine yeniçeri ağaları, sadrazam mehmet paşa ile şeyhülislam abdürrahim efendi'yi harekete geçirdiler. devletin en kıdemli iki memuru yanlarına 4.murad'ın meşhur cellatbaşısı kara ali'yi alarak sultan ibrahim'in kaldığı odanın önüne geldiler. sultan ibrahim o sırada 32 yaşındaydı ve bu heyeti karşısında görünce küfürler savurmaya ve sadrazam'la şeyhülislam'ın aşağılık adamlar olduğunu haykırmaya başladı.
padişahın bu bağırmalarından ve heybetinden korkan cellat kara ali, gözyaşı dökerek yapmak istemediğini söyledi ve kaçmaya kalktı. fakat sadrazam elindeki asa ile kara ali'ye vurarak işini yapmasını söyledi. bu hengame içinde sultan ibrahim boğularak idam edildi ve akabinde ayasofya'da amcası sultan mustafa'nın yanına defnedildi.
o zaman 6 yaşlarında bir çocuk olan padişah 4.mehmet, babasının öldürülmesinde parmağı olan 70 kişinin isimleri bir deftere kaydettirdi ve yıllar içinde eceliyle ölmeyen kim varsa tek tek ortadan kaldırdı.
devamını gör...
