kendine bir söz bırak
güne, geceye bıraktığım sözler yetmemiş gibi kendine söz bırak başlığını gördüm ve burayı da sömürmeye geldim. ben bilseydim en baştan buralara gelir iç gıcırtıcı, sancılı sözleri sizleri meşgul etmeden direkt bu başlıkta haykırırdım.
söz dedik o da yetmez sözler olmalı. burayı da sabote ediyorum.
ilk olarak william shakespeare dan geliyor vişne'ye;
yüreği ağırlaşınca, dili hafif olmuyor insanın.
çok doğru şeyh-pir aynen öyle oluyor.
sonra stephen king bana ve diğerlerine bir şeyler söylüyor;
geriye kalan her şey sizi yarı yolda bıraktığında, kütüphanenin yolunu tutun.
haklısın king... seninkilerin yolu biraz tehlikeli ama ben o yollara girmekten korkmam.
üzerine kaymaklı ekmek kadayıfı kıvamında derin bir söz değerli büyüğüm tolstoy dan geliyor;
en güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
taş olduk ama çatlamadık ya, vardır bir bildiği tolstoy'un. sağ ol hocam bunu da aldım.
en son king beni kütüphaneye bıraktı ya oradan yine polisiye bölümüne girdim, aldım elime agatha christie kitabı. o da bana şöyle diyor;
insanlara almaktan aciz olduklarını veremezsin.
acizim ve acizler kristalim.
bugünlük alacaklarımı aldım.
görev tamam.
söz dedik o da yetmez sözler olmalı. burayı da sabote ediyorum.
ilk olarak william shakespeare dan geliyor vişne'ye;
yüreği ağırlaşınca, dili hafif olmuyor insanın.
çok doğru şeyh-pir aynen öyle oluyor.
sonra stephen king bana ve diğerlerine bir şeyler söylüyor;
geriye kalan her şey sizi yarı yolda bıraktığında, kütüphanenin yolunu tutun.
haklısın king... seninkilerin yolu biraz tehlikeli ama ben o yollara girmekten korkmam.
üzerine kaymaklı ekmek kadayıfı kıvamında derin bir söz değerli büyüğüm tolstoy dan geliyor;
en güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
taş olduk ama çatlamadık ya, vardır bir bildiği tolstoy'un. sağ ol hocam bunu da aldım.
en son king beni kütüphaneye bıraktı ya oradan yine polisiye bölümüne girdim, aldım elime agatha christie kitabı. o da bana şöyle diyor;
insanlara almaktan aciz olduklarını veremezsin.
acizim ve acizler kristalim.
bugünlük alacaklarımı aldım.
görev tamam.
devamını gör...
feminizm
avrupa'da sonunun geldiğini, okuduğum makaleler ve girdiğim illegal sitelerden anlayabildiğim, amerika'daki sonunu ise; gerçekten merak ettiğim, fransız ihtilali sonrası gelişen sanayi devrimi endeksli düşünce sistemi ve eylemler bütünüdür.
hemen yazılan makalelerin içeriğinin, çocuk çağından beri kadını ön plana alan sistemleri eleştirmekle işe başlayıp bunu bilimsel temellere dayandırma güdümünde olduğunu belirtmeliyim. uzmanlar; erkek çocukların manevi olarak ezilerek büyütüldüğünün, dolayısıyla da yaşama bir sıfır yenik başlayan erkek çocuklarda, ileriki yaşamlarında ortaya çıkan ve daha büyük boyutlara varan özgüven problemleri, varoluş kaygısı, içe kapanıklık, kendini eksik görme gibi sorunlardan uzun uzun bahsetmektedir. hatta bunları çeşitli verilere de dayandırarak bilimsel tüm etkinliklerini ortaya koyuyorken, nesillerinin de tehlikede olduğunun altını çizmektedirler.
cinsiyet ayrımı göstermeksizin, yani hem kadın hem de erkek uzmanların, yazdıklarından yola çıkarak makalelerde: kendi eğitim sistemleri ve çalışma hayatları eleştirilirken, halkın buna bakış açısının da kendileriyle özdeşik olduğunu anlamanız hiç zor olmamakta.
ki oluşmuş bir kalıpları da var aslında onlarda: oprahsın zaten hadi yürü kızım... işte kadının, bu denli feminist bir yaklaşımla yüreklendirilerek yaşama atılması nedeniyle erkek benliğinin, hoşlandığı kadından, kendini fazlasıyla eksik görme ya da sıradan bir açılamama halinin, aslında hiç de sıradan olmadığı ve nesillerinin tehlikede olduğunu açıklıyor ve buna tarihi seyir içerisinde doğum, evlilik ve erkek bireylerden elde edilen verileri de ekleyerek tek tek kanıtlıyorlar.
açıkçası alanım olması halinde bu makaleleri zevkle çevirip bizim sahte feminist dünyasına duyurmayı çok istiyorum lakin alanım dışı ancak ilgim içi. böyle giderse yeni bir üniversite okumaktan ve klinik psikolog hatta kazanabilmem halinde psikiyatri alanlarına yönelmem ihtimal dahilinde görünüyor...
benim yaşam tecrübelerimden gördüğüm kadarıyla; salt bir feminist etkinlikle çocuk yetiştirmek yahut eğitim vermek yerine -ki kendim de yetiştirilirken bu feminizm etkisine çevremdeki hanımlardan bayağı bi'katkı (!) sağlandı- iyi ve kötü olguların salt iyi ve salt kötü ekseninden sıyırarak öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. örneğin erkek eğitiminde; baskıdan, güçlü görünmenin ağlamak, şiddet, mutfaktan uzak kalmak ve yahut çapkınlık gibi itemlerden uzak kalınarak yapılması ile pekiştirileceğini düşünüyorum. yine kadın eğitiminde hanımlara, güçlü olmanın fiziki, maddi hatta psikolojik bir etmene değil, erkek-kadın paylaşımcı yaklaşımdan ve yardımlaşmadan geçtiği öğretilmeli. hatta her erkeği kötü görmek yerine, insanı insan görüp, cinsiyet ayırmaksınızın yaklaşmakla ne feminizme gerek kalacağı ne de kadın cinayetlerinin ve baskılarının devam edeceği kanaatindeyim. ah bir de eğitimi eğitimcilere bıraksalar her şey çok daha güzel olacak ancak bizde eğitim maliyeden işletmeden ve iktisattan geçmekte.
hemen yazılan makalelerin içeriğinin, çocuk çağından beri kadını ön plana alan sistemleri eleştirmekle işe başlayıp bunu bilimsel temellere dayandırma güdümünde olduğunu belirtmeliyim. uzmanlar; erkek çocukların manevi olarak ezilerek büyütüldüğünün, dolayısıyla da yaşama bir sıfır yenik başlayan erkek çocuklarda, ileriki yaşamlarında ortaya çıkan ve daha büyük boyutlara varan özgüven problemleri, varoluş kaygısı, içe kapanıklık, kendini eksik görme gibi sorunlardan uzun uzun bahsetmektedir. hatta bunları çeşitli verilere de dayandırarak bilimsel tüm etkinliklerini ortaya koyuyorken, nesillerinin de tehlikede olduğunun altını çizmektedirler.
cinsiyet ayrımı göstermeksizin, yani hem kadın hem de erkek uzmanların, yazdıklarından yola çıkarak makalelerde: kendi eğitim sistemleri ve çalışma hayatları eleştirilirken, halkın buna bakış açısının da kendileriyle özdeşik olduğunu anlamanız hiç zor olmamakta.
ki oluşmuş bir kalıpları da var aslında onlarda: oprahsın zaten hadi yürü kızım... işte kadının, bu denli feminist bir yaklaşımla yüreklendirilerek yaşama atılması nedeniyle erkek benliğinin, hoşlandığı kadından, kendini fazlasıyla eksik görme ya da sıradan bir açılamama halinin, aslında hiç de sıradan olmadığı ve nesillerinin tehlikede olduğunu açıklıyor ve buna tarihi seyir içerisinde doğum, evlilik ve erkek bireylerden elde edilen verileri de ekleyerek tek tek kanıtlıyorlar.
açıkçası alanım olması halinde bu makaleleri zevkle çevirip bizim sahte feminist dünyasına duyurmayı çok istiyorum lakin alanım dışı ancak ilgim içi. böyle giderse yeni bir üniversite okumaktan ve klinik psikolog hatta kazanabilmem halinde psikiyatri alanlarına yönelmem ihtimal dahilinde görünüyor...
benim yaşam tecrübelerimden gördüğüm kadarıyla; salt bir feminist etkinlikle çocuk yetiştirmek yahut eğitim vermek yerine -ki kendim de yetiştirilirken bu feminizm etkisine çevremdeki hanımlardan bayağı bi'katkı (!) sağlandı- iyi ve kötü olguların salt iyi ve salt kötü ekseninden sıyırarak öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. örneğin erkek eğitiminde; baskıdan, güçlü görünmenin ağlamak, şiddet, mutfaktan uzak kalmak ve yahut çapkınlık gibi itemlerden uzak kalınarak yapılması ile pekiştirileceğini düşünüyorum. yine kadın eğitiminde hanımlara, güçlü olmanın fiziki, maddi hatta psikolojik bir etmene değil, erkek-kadın paylaşımcı yaklaşımdan ve yardımlaşmadan geçtiği öğretilmeli. hatta her erkeği kötü görmek yerine, insanı insan görüp, cinsiyet ayırmaksınızın yaklaşmakla ne feminizme gerek kalacağı ne de kadın cinayetlerinin ve baskılarının devam edeceği kanaatindeyim. ah bir de eğitimi eğitimcilere bıraksalar her şey çok daha güzel olacak ancak bizde eğitim maliyeden işletmeden ve iktisattan geçmekte.
devamını gör...
pantolon
karikatürist metin fidan'ın naif köşesinin ismi.
devamını gör...
sözlüğe davet edilen arkadaşların tepkileri
bir arkadaşım telefonda uğraşırken gördü dedi ki o nedir olm? e dedim sözlük.
lan dedi hangi kelimeyi bilmiyorsun söyle cevaplayayım.
lan dedi hangi kelimeyi bilmiyorsun söyle cevaplayayım.
devamını gör...
20 şubat 2021 alanyaspor galatasaray maçı
galatasaray için zor bir maç olacaktır. kupa maçında ki hataların tekrarı ciddi anlamda yıkım yaratabilir.
fatih hoca önlemini almıştır diye düşünüyor ve psikolojimi rahatlatıyorum.
skor tahminim; 0-1.
fatih hoca önlemini almıştır diye düşünüyor ve psikolojimi rahatlatıyorum.
skor tahminim; 0-1.
devamını gör...
ev ve
ebru ojen, sîdar jîr, katja lanse-müller, simon stranger, eyşana beravi, katherine nedrejord, dagmara kraus ve ayhan geçgin kitabıdır. kitap kıraathane kitapları tarafından kollektif olarak hazırlanmış müthiş bir kitaptır, tıpkı diğer kıraathane kitapları gibi.
bir an dünyanın sonu bu kadar basit bir şekilde mi gelecek diye endişelendik. biz daha çok görkemli bir meteor, iştahlı zombiler, karizmatik vampirler, gürültülü bir nükleer savaş ya da ferhat göçer’in best of albümü çıkarması gibi bir son bekliyorduk görece genç gezegenimiz için. ama pandemi bütün postapokaliptik hayallerimizi alt üst etti, ki bu da bize hayallerimizin altının üstünden matah olmadığını gösterdi.
evlere kapandık. ev artık ciddi ciddi bir sığınak haline geldi bizim için. önceden bizi dışarıdan koruma görevi geri planda kalırken o an köprünün üstünde balrog’a diklenen gandalf gibi “you shall not pass” havalarına girdi evlerimiz göremediği bir saldırgana karşı.
evde kaldıkça evde kalmaya alıştık. insan nelere alışmıyor ki. wall-e’de uzay gemisinde kilo alıp kemikleri küçülen insanlara dönüştük. dr.nowzaradan şürekası peşin satan reklamlarında oynayacak kıvama geldiler o dönem.
çoğumuz avrupalılar gibi sarışın ve mavi gözlü olmadığımız için medeni olabilmek adına instagramda zenginlerin pandemi sefalarını ya da netflix’in osuruktan içeriklerini izleyerek kültürümüze kültür hasetimize haset kattık. bazılarımız yeni bir şey öğrenmek için uğraştı, bazılarımız resimdeki ünlüyü bulmacayı açar açmaz tanıma kabiliyetine erişti.
velhasılı; pandemi esnasında çok şey yaptık, çok şey yaşadık. ilk paragrafta beşiktaş’ın sakatlar kervanı gibi sıraladığım yazarlar ise bu kitabı yazmışlar.
kitap tamamen ev kavramı üzerine kurulmuş. ben yazıların çoğuna bayıldım. yazılar dedim çünkü kitapta öykü, şiir, deneme ve anılar var. sekiz yazar, beş çevirmen, beş ayrı dil.
ben en çok katherine nedrejord’un ben de samiyim yazısını beğendim. ama her yazı keyifle okunabilir bir ev algısı yaratmış.
ev ve bize çağrıştırdıkları ile kıraathane kitaplarının samimiyeti bir araya gelince sanki dünyadaki herkesin kendine ait bir evi varmış duygusu yaratmış kitap.
bir an dünyanın sonu bu kadar basit bir şekilde mi gelecek diye endişelendik. biz daha çok görkemli bir meteor, iştahlı zombiler, karizmatik vampirler, gürültülü bir nükleer savaş ya da ferhat göçer’in best of albümü çıkarması gibi bir son bekliyorduk görece genç gezegenimiz için. ama pandemi bütün postapokaliptik hayallerimizi alt üst etti, ki bu da bize hayallerimizin altının üstünden matah olmadığını gösterdi.
evlere kapandık. ev artık ciddi ciddi bir sığınak haline geldi bizim için. önceden bizi dışarıdan koruma görevi geri planda kalırken o an köprünün üstünde balrog’a diklenen gandalf gibi “you shall not pass” havalarına girdi evlerimiz göremediği bir saldırgana karşı.
evde kaldıkça evde kalmaya alıştık. insan nelere alışmıyor ki. wall-e’de uzay gemisinde kilo alıp kemikleri küçülen insanlara dönüştük. dr.nowzaradan şürekası peşin satan reklamlarında oynayacak kıvama geldiler o dönem.
çoğumuz avrupalılar gibi sarışın ve mavi gözlü olmadığımız için medeni olabilmek adına instagramda zenginlerin pandemi sefalarını ya da netflix’in osuruktan içeriklerini izleyerek kültürümüze kültür hasetimize haset kattık. bazılarımız yeni bir şey öğrenmek için uğraştı, bazılarımız resimdeki ünlüyü bulmacayı açar açmaz tanıma kabiliyetine erişti.
velhasılı; pandemi esnasında çok şey yaptık, çok şey yaşadık. ilk paragrafta beşiktaş’ın sakatlar kervanı gibi sıraladığım yazarlar ise bu kitabı yazmışlar.
kitap tamamen ev kavramı üzerine kurulmuş. ben yazıların çoğuna bayıldım. yazılar dedim çünkü kitapta öykü, şiir, deneme ve anılar var. sekiz yazar, beş çevirmen, beş ayrı dil.
ben en çok katherine nedrejord’un ben de samiyim yazısını beğendim. ama her yazı keyifle okunabilir bir ev algısı yaratmış.
ev ve bize çağrıştırdıkları ile kıraathane kitaplarının samimiyeti bir araya gelince sanki dünyadaki herkesin kendine ait bir evi varmış duygusu yaratmış kitap.
devamını gör...
19 mart 2022 ankara'nın hava durumu
ruh halimle orantılı seyreden hava durumudur
08:00-11:00 rüzgarlı ve buz gibi
11:00-11:10 kar yağışlı
11:10-13:00 bulutlu ve rüzgarlı
13:00-13:10 kar yağışlı
13:10-14:00 bulutlu
14:00-15:00 güneşli
15:00-16:10 güneşli ve karlı
16:10-17:00 güneşli
08:00-11:00 rüzgarlı ve buz gibi
11:00-11:10 kar yağışlı
11:10-13:00 bulutlu ve rüzgarlı
13:00-13:10 kar yağışlı
13:10-14:00 bulutlu
14:00-15:00 güneşli
15:00-16:10 güneşli ve karlı
16:10-17:00 güneşli
devamını gör...
yazarların kalitesinin radyoda çalan şarkılardan belli olması
abi bu şarkılar neee ?! hepsi mi birbirinden güzel, hepsi mi kaliteli parça olur. başladı başlayalı dinliyorum 1 dakika sıkılmadım. herkesin desteğine, emeğine, yüreğine sağlık.
içerisi şampiyonlar ligi....
içerisi şampiyonlar ligi....
devamını gör...
takibe girip çıkan girip çıkan yazar
bir bakıp çıktık kardeşim ne bu tantana diyen yazardir.
devamını gör...
javier pena
bir zamanlar 'iyi ve kötü'nün mutlak çizgi ile ayrıldığı bir yer altı dünyasında gri renkli bir adama denk gelinmiş.
insanlar şaşkın bir biçimde konuşmaya başlamışlar. iyiler, ya bu adam bizim tarafımızda olmasın kötülük ile savaşımızda ona nasıl güvenicez olmaz derken; kötüler, adam akıllı fesat düşüncelere sahip bile değil bizimle işi olmaz bunun diyerek dışlamışlar.
peki herkesin kesin bir çizgiyle ayrıldığı bu hayatta javier pena nasıl olmuştu da gri bir renge sahip olmuş? bir çok evre, çıkılan basamak, yaşanılan hayat ama en önemlisi bir kadın. o hayatındayken her şey dupduru ve güzel geliyormuş pena'ya. siyahların peşinden koşuyor, her bir kötülüğün cezasını sonsuzluk ateşinin içine atıyormuş. bitmek bilmez savaşın gururlu temsilcisi imiş.
sonra bir gün gitmiş kadın. yok olmuş. pena hiçbir iz bulamamış, anlamlandıramamış da bu trajedinin sebebini. kendini milkshake vermiş, sabahlara kadar kederden içiyormuş. işte o ara asil ajanlık işini de boşlamış. başlarım böyle dünyaya demiş. iyiliğin düsturunu kaybetmiş. ama yüreğinde bir yerde inanç olduğu için de kötü de olamamış.
bu sebeptendir ki ünlü ajan javier pena o günden sonra gri renkli yalnız bir adam olmuş.
insanlar şaşkın bir biçimde konuşmaya başlamışlar. iyiler, ya bu adam bizim tarafımızda olmasın kötülük ile savaşımızda ona nasıl güvenicez olmaz derken; kötüler, adam akıllı fesat düşüncelere sahip bile değil bizimle işi olmaz bunun diyerek dışlamışlar.
peki herkesin kesin bir çizgiyle ayrıldığı bu hayatta javier pena nasıl olmuştu da gri bir renge sahip olmuş? bir çok evre, çıkılan basamak, yaşanılan hayat ama en önemlisi bir kadın. o hayatındayken her şey dupduru ve güzel geliyormuş pena'ya. siyahların peşinden koşuyor, her bir kötülüğün cezasını sonsuzluk ateşinin içine atıyormuş. bitmek bilmez savaşın gururlu temsilcisi imiş.
sonra bir gün gitmiş kadın. yok olmuş. pena hiçbir iz bulamamış, anlamlandıramamış da bu trajedinin sebebini. kendini milkshake vermiş, sabahlara kadar kederden içiyormuş. işte o ara asil ajanlık işini de boşlamış. başlarım böyle dünyaya demiş. iyiliğin düsturunu kaybetmiş. ama yüreğinde bir yerde inanç olduğu için de kötü de olamamış.
bu sebeptendir ki ünlü ajan javier pena o günden sonra gri renkli yalnız bir adam olmuş.
devamını gör...
lucifer denilen herifi dövdüreceğim
(bkz: ağzı kokan iri popolu kadınlardan hoşlanıyorum)
yukarıdaki hikayede anlatılan "sevgili" bu katagoriden sanırım.*
yukarıdaki hikayede anlatılan "sevgili" bu katagoriden sanırım.*
devamını gör...
yakalarsam muck muck denilen sözlük yazarları
muck muck derken? yok mu bu sözlüğün namusu kardeşim ya? çok ayıp hiç yakıştıramadım.
devamını gör...
kuzey güney
allah kimseye; adam öldürdüğü, üstüne bunu kardeşinin üstlenmesine müsaade ederek onun da hayatını bitirmesine sebep olduğu bir gecenin sabahında üniversite sınavına girip itü kazanan güney tekinoğlu gamsızlığı vermesin. yatacak yerin yok haysiyetsiz onursuz p*ç kurusu.
devamını gör...
nickim yok benim
eline verilmesi gereken yazar. mazbatasını yani.
devamını gör...
sadece askerde karşılaşılan olaylar
kahvaltıda kişi başı verilen birer kilo zeytini yerken devremin birden ağlamaya başlaması.
devremin ailesi çok fakirmiş. kahvaltıda zeytini iki ısırıkta yerlermiş. o zamanlar bir zeytini bütün olarak yemek en büyük isteğiymiş.
bir sabah kahvaltıda, küçük kardeşi en büyük zeytinleri seçip iki ısırıkta yerken, kendisi en küçük zeytini tek lokmada yemiş. "o bütün zeytin, kardeşimin yediği yarım zeytinden küçüktü devrem." diyerek ağlıyordu.
bir bütün zeytini tek lokmada yediğini gören babası yüzüne okkalı bir tokat atmış, dişleri yanağının içini kesmiş. "sen ağa mısın, bey misin?" demiş.
askerde herkese kişi başı kilolarca zeytin düşüyordu ve herkes üçer-beşer zeytin yedikten sonra gerisi çöpe gidiyordu. işte o manzara devremin çok zoruna gitmiş.
askerde en çok gariban askerler yüreğimi yakardı.
devremin ailesi çok fakirmiş. kahvaltıda zeytini iki ısırıkta yerlermiş. o zamanlar bir zeytini bütün olarak yemek en büyük isteğiymiş.
bir sabah kahvaltıda, küçük kardeşi en büyük zeytinleri seçip iki ısırıkta yerken, kendisi en küçük zeytini tek lokmada yemiş. "o bütün zeytin, kardeşimin yediği yarım zeytinden küçüktü devrem." diyerek ağlıyordu.
bir bütün zeytini tek lokmada yediğini gören babası yüzüne okkalı bir tokat atmış, dişleri yanağının içini kesmiş. "sen ağa mısın, bey misin?" demiş.
askerde herkese kişi başı kilolarca zeytin düşüyordu ve herkes üçer-beşer zeytin yedikten sonra gerisi çöpe gidiyordu. işte o manzara devremin çok zoruna gitmiş.
askerde en çok gariban askerler yüreğimi yakardı.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının 100. tanımları
100. tanımı yazdım.
sanırım bu sözlükte uzun süre yazacağım daha nice güzel insanlarla tanışmak dileği ile.
sanırım bu sözlükte uzun süre yazacağım daha nice güzel insanlarla tanışmak dileği ile.
devamını gör...
law & order: special victims unit
(bkz: law and order) dizisi gibidir ancak özel kurbanlarla ilgilenen departmanı anlatan, 1999 çıkışlı bir polisiye-dram dizisidir.
özel kurbanlar derken ne demek istiyorum? cinsel saldırı madurlarından bahsediyorum. bu kurbanlar için özel kurulmuş bir polis departmanı special victims unit.
nypd (new york polis departmanı)nın yetenekli polislerinden oluşan bu departman insanın akli hayali durabilecek cinayet, tecavüz, kaçırılma, pedofili gibi yüz kızartıcı suçları işleyenlerin peşine düşmesini anlatıyor.
oldukça orijinal karakterler yaratılmış. departmanın kendi içerisinde olan arkadaşlığı, insan ilişkileri, suçluların ve kurbanların psikolojisi derken bu dizinin değinmediği en ufak bir konu yok.
hatta siyasete dahi dokundurma yapan zekice kurgulanmış cesur bir dizidir bu dizi.
karakterlerden az buçuk bahsetmek istiyorum. oyuncuları da aşağıya bırakacağım. oyuncular efsane çünkü. hepsi birbirinden iyi ve performansları harika.
olivia karakterimiz departmanın başı oluyor, kendisi vicdanıyla, anneliğiyle gönlümde taht kurmuş muazzam bir kadın. (bkz: mariska hargitay)
amanda karakterimiz idealist bir polis, yalnız bir anne ve yine çok güçlü bir kadın. güzelliğine de laf yok ayrıca.. (bkz: kelli gidish)
en sevdiğim karaktere geliyorum, dünya yakışıklısı ve keşke kocam olsa dediğim tam bir beyefendi olan dominick. ince ruhlu ve çok zeki bir polis dominick. ayrıca inanılmaz yakışıklı. (bkz: peter scanavio)
bunlar en çok izlediğimiz karakterler. çook geniş bir oyuncu kadrosuna sahip ancak, hepsini tek tek yazsam hem siz okumazsınız hemde ben üşenirim.
bu dizide en sevdiğim nokta bir suçu araştırırken ve suçluyu kovalarken, her detayını açıklayarak, psikolojiye değinerek, neredeyse öğretici olabilecek konuşmalarla geçmesi. örneğin bir cinsel saldırının şekline göre suçluyu tahmin etmeleri, kategorilendirmeleri.. utanmasam oturup not tutacağım.
ayrıca hassas bünyeler için söylüyorum, bazı bölümleri cidden ağır vakalar içermektir.
buyrun afiş o zaman:
özel kurbanlar derken ne demek istiyorum? cinsel saldırı madurlarından bahsediyorum. bu kurbanlar için özel kurulmuş bir polis departmanı special victims unit.
nypd (new york polis departmanı)nın yetenekli polislerinden oluşan bu departman insanın akli hayali durabilecek cinayet, tecavüz, kaçırılma, pedofili gibi yüz kızartıcı suçları işleyenlerin peşine düşmesini anlatıyor.
oldukça orijinal karakterler yaratılmış. departmanın kendi içerisinde olan arkadaşlığı, insan ilişkileri, suçluların ve kurbanların psikolojisi derken bu dizinin değinmediği en ufak bir konu yok.
hatta siyasete dahi dokundurma yapan zekice kurgulanmış cesur bir dizidir bu dizi.
karakterlerden az buçuk bahsetmek istiyorum. oyuncuları da aşağıya bırakacağım. oyuncular efsane çünkü. hepsi birbirinden iyi ve performansları harika.
olivia karakterimiz departmanın başı oluyor, kendisi vicdanıyla, anneliğiyle gönlümde taht kurmuş muazzam bir kadın. (bkz: mariska hargitay)
amanda karakterimiz idealist bir polis, yalnız bir anne ve yine çok güçlü bir kadın. güzelliğine de laf yok ayrıca.. (bkz: kelli gidish)
en sevdiğim karaktere geliyorum, dünya yakışıklısı ve keşke kocam olsa dediğim tam bir beyefendi olan dominick. ince ruhlu ve çok zeki bir polis dominick. ayrıca inanılmaz yakışıklı. (bkz: peter scanavio)
bunlar en çok izlediğimiz karakterler. çook geniş bir oyuncu kadrosuna sahip ancak, hepsini tek tek yazsam hem siz okumazsınız hemde ben üşenirim.
bu dizide en sevdiğim nokta bir suçu araştırırken ve suçluyu kovalarken, her detayını açıklayarak, psikolojiye değinerek, neredeyse öğretici olabilecek konuşmalarla geçmesi. örneğin bir cinsel saldırının şekline göre suçluyu tahmin etmeleri, kategorilendirmeleri.. utanmasam oturup not tutacağım.
ayrıca hassas bünyeler için söylüyorum, bazı bölümleri cidden ağır vakalar içermektir.
buyrun afiş o zaman:
devamını gör...
sözlük yöneticisini de alıp kız istemeye gitmek
helios ile kız istemeye gitmektir.
helios: allahın emri peygamberin kavli ile kızınız uykusuzkahveyi oğlumuza istiyoruz...??!!&%??
helios: (yazara dönerek) lan sen bizim moda mı göz koydun?
yazar: abla ben ciddiyi...
helios: kes kes kes uzaklaştırıldın!
helios: allahın emri peygamberin kavli ile kızınız uykusuzkahveyi oğlumuza istiyoruz...??!!&%??
helios: (yazara dönerek) lan sen bizim moda mı göz koydun?
yazar: abla ben ciddiyi...
helios: kes kes kes uzaklaştırıldın!
devamını gör...

