pieces of a woman
2020 amerikan yapımı bir festival filmi. yayın hakları netflix tarafından alınmış. filmi beğendim açıkçası fakat metaforlar çok kör göze parmaktı sanki.
cast çok iyi kesinlikle, vanessa kirby ve iliza shlesinger gerçekten kardeş gibiler mesela, burun ve ağız yapıları, boy tip çok harika bir seçim olmuş.
buradan itibaren spoiler içerebilir, martha karakterinin yaşadığı buhran elbette ki yaşamayanın anlamayacağı türdendir fakat yaşananların üzerinden 5 ay geçmiş olmasına rağmen hala ilk günkü hırçınlıkla sağa sola saldırılır mı bilemiyorum ya, yani 5-6 ay boyunca gerçekten eşinle konuşmaz mısın, ailene gittiğin yemekte öyle boş çene çalınırken aniden bu kadar kontrolsüz ve yoğun bi şekilde sanki dün yaşanmış gibi sivrilir misin bilemedim.
evde doğum yapıyor, entel dantel işler kardeşim kusura bakmayın da, tamam saygı da duyduk buraya kadar da ok, ama sanki çocuk doğuracaktım alien doğurdum gibi de olasılıksız bi şey yaşamış tepkisi çok geldi bana. o kadar yüksek bir ihtimaldi ki, o kadar riskliydi ki zaten yaptığı, risk gerçekleştiği an “aa niye böyle oldu, olmamalıydı:dd” gibi bi şok geçirmesi çok garip.
dramdan, trajediden beslenen insanlar vardır, martha’yı biraz öyle buldum açıkçası. bin yıldır bunu bekliyormuş gibi dört elle sarıldı dramına. kendisini bir saniyeliğine dramından uzaklaştırmak isteyeni hunharca kovaladı yanından. en sevmediğim insan tipidir, gerçekten inanılmaz rahatsız oldum. çok büyük acı çekiyorum adı altında bütün çevrene zulmedemezsin yani, bizim de hayatımız akıyor, özür dileriz senin acın varken bizim hayati fonksiyonlarımız işlemeye devam ettiği için ya, çok pardon gerçekten.
gelelim büyük mecidiye camii konusuna. bunu ciddi mi yazmışlar yoksa zavallım sean post ejaculation syndrome mu yaşıyor anlayamadım. ne amerikası ne üçüncü büyüğü kardeşim nal gibi boğaziçi köprüsüne ya, deli deli yaptın kendini.
bu arada yeri gelmişken martha’ya gösterilen şefkat ve anlayışın zerresi sean’a gösterilmiyor bu beni çok rahatsız etti. kadın ne kadar çocuğunu kaybettiyse adam da o kadar kaybetti. kadın ne yaşadıysa adam da onu yaşadı. üstüne üstlük adam bi de eşini de kaybetti yani. zaten sürekli “sen fakirdin” “sen bizim gibi kültürlü müsün ki yoo hırbosun” falan diyen bir kayınvalide yanında kendine sevdiği kadın ve çocuğuyla yaşam kurmaya çalışıyor, ne çocuk kalıyor ne sevdiği kadından eser, dönüyor tekrar uyuşturucuya. martha’dan daha ağır bir yükü sırtlamış ama martha’dan daha gerçekçi ve çözüm odaklı ilerliyordu bence. bi yerde bozdu epey kötüledi falan ama tekrarlıyorum martha’ya gösterilen ‘ah zavallım ne yapsa yeridir’ iltiması sean’a gösterilmedi. çünkü neden, çünkü çocuk sadece martha’nındı galiba biz kaçırdık mı n’olduysa.
avukat suzanne’in ve despot annenin ebeyi günah keçisi ilan etmeleri ok, martha’yı kendini suçlamaktan uzak tutmaya çalışıyorlar ve bu, yanlı da olsa kendilerince mantıklı bir hareket fakat suzanne’in sürekli “halkın desteği” demesi :dddd gören de kuzenin cillop gibi doğurdu ebe gelip bebenin ümüğünü sıktı sanacak. çok çok çok olası bir şey vardı ve yaşandı abicim, ebe muhtemelen “ben ne alaka awq” olmuştur. neyse ki martha manipülasyonlarınıza yenik düşüp zavallım ebenin canını yakmadı.
neyse işte bu da böyle bir filmimizdi. 7.5/10 diyebilirim.
cast çok iyi kesinlikle, vanessa kirby ve iliza shlesinger gerçekten kardeş gibiler mesela, burun ve ağız yapıları, boy tip çok harika bir seçim olmuş.
buradan itibaren spoiler içerebilir, martha karakterinin yaşadığı buhran elbette ki yaşamayanın anlamayacağı türdendir fakat yaşananların üzerinden 5 ay geçmiş olmasına rağmen hala ilk günkü hırçınlıkla sağa sola saldırılır mı bilemiyorum ya, yani 5-6 ay boyunca gerçekten eşinle konuşmaz mısın, ailene gittiğin yemekte öyle boş çene çalınırken aniden bu kadar kontrolsüz ve yoğun bi şekilde sanki dün yaşanmış gibi sivrilir misin bilemedim.
evde doğum yapıyor, entel dantel işler kardeşim kusura bakmayın da, tamam saygı da duyduk buraya kadar da ok, ama sanki çocuk doğuracaktım alien doğurdum gibi de olasılıksız bi şey yaşamış tepkisi çok geldi bana. o kadar yüksek bir ihtimaldi ki, o kadar riskliydi ki zaten yaptığı, risk gerçekleştiği an “aa niye böyle oldu, olmamalıydı:dd” gibi bi şok geçirmesi çok garip.
dramdan, trajediden beslenen insanlar vardır, martha’yı biraz öyle buldum açıkçası. bin yıldır bunu bekliyormuş gibi dört elle sarıldı dramına. kendisini bir saniyeliğine dramından uzaklaştırmak isteyeni hunharca kovaladı yanından. en sevmediğim insan tipidir, gerçekten inanılmaz rahatsız oldum. çok büyük acı çekiyorum adı altında bütün çevrene zulmedemezsin yani, bizim de hayatımız akıyor, özür dileriz senin acın varken bizim hayati fonksiyonlarımız işlemeye devam ettiği için ya, çok pardon gerçekten.
gelelim büyük mecidiye camii konusuna. bunu ciddi mi yazmışlar yoksa zavallım sean post ejaculation syndrome mu yaşıyor anlayamadım. ne amerikası ne üçüncü büyüğü kardeşim nal gibi boğaziçi köprüsüne ya, deli deli yaptın kendini.
bu arada yeri gelmişken martha’ya gösterilen şefkat ve anlayışın zerresi sean’a gösterilmiyor bu beni çok rahatsız etti. kadın ne kadar çocuğunu kaybettiyse adam da o kadar kaybetti. kadın ne yaşadıysa adam da onu yaşadı. üstüne üstlük adam bi de eşini de kaybetti yani. zaten sürekli “sen fakirdin” “sen bizim gibi kültürlü müsün ki yoo hırbosun” falan diyen bir kayınvalide yanında kendine sevdiği kadın ve çocuğuyla yaşam kurmaya çalışıyor, ne çocuk kalıyor ne sevdiği kadından eser, dönüyor tekrar uyuşturucuya. martha’dan daha ağır bir yükü sırtlamış ama martha’dan daha gerçekçi ve çözüm odaklı ilerliyordu bence. bi yerde bozdu epey kötüledi falan ama tekrarlıyorum martha’ya gösterilen ‘ah zavallım ne yapsa yeridir’ iltiması sean’a gösterilmedi. çünkü neden, çünkü çocuk sadece martha’nındı galiba biz kaçırdık mı n’olduysa.
avukat suzanne’in ve despot annenin ebeyi günah keçisi ilan etmeleri ok, martha’yı kendini suçlamaktan uzak tutmaya çalışıyorlar ve bu, yanlı da olsa kendilerince mantıklı bir hareket fakat suzanne’in sürekli “halkın desteği” demesi :dddd gören de kuzenin cillop gibi doğurdu ebe gelip bebenin ümüğünü sıktı sanacak. çok çok çok olası bir şey vardı ve yaşandı abicim, ebe muhtemelen “ben ne alaka awq” olmuştur. neyse ki martha manipülasyonlarınıza yenik düşüp zavallım ebenin canını yakmadı.
neyse işte bu da böyle bir filmimizdi. 7.5/10 diyebilirim.
devamını gör...
insanı yoran şeyler
(bkz: oluyor gibi olup olmayış)
devamını gör...
sadat
genel merkezi istanbul'da bulunan uluslararası savunma danışmanlık inşaat sanayi ve ticaret askeri danışmanlık faaliyetleri diye geçen 28 şubat 2012 tarihinde kurulan şirket.
ordudan emekli olmuş askeri personellere istihdam sağlandığı söyleniyor.
kurucusunun adnan tanrıverdi'nin ''mehdiye ortam hazırlıyoruz'' dediği şirket. tek amacı da iktidarın devamını temin etmek. boşuna demiyorduk bu ülkeyi kolay kolay bırakmayacaklar diye.
adnan tanrıverdi hakkında korgeneral, askeri uzman ve siyasetçi ismail hakkı pekin: '' tsk'da görev yaptığı sürede dini kendi amaçlarına alet eden uygulamalar içinde olmuştur. istanbul maltepe'deki tugay komutanlığı sırasında kışlanın içerisine dini sokmuş, kendine oraya bir grup kurmaya çalışmış kışla içinde toplu namaz kıldırdığı bilgiler doğrultusunda kızak bir göreve çekilerek emekli edilmiştir. ''
adnan tanrıverdi hakkında emekli tümgeneral ahmet yavuz: '' atatürk düşmanı, cumhuriyet düşmanı bir adamla yoluna devam edenler bu ülkeyi bu felaketten kurtaramaz.''
gazeteci can dündar 2015 yılında sadatın gönderdiği silahların türkmenlere değil, (bkz: ışid)e gönderildiğini söylemişti. ve o haberden dolayı 27.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. gazetecinin iddialarını en önde inkar edip vatan haini ilan eden (bkz: sedat peker) bu sabah yayınladığı videosunda (bkz: 30 mayıs 2021 sedat peker'in 8. videosu) bir nevi itiraf etmiş ve silahların kendisi üzerinden (bkz: el nusra) terör örgütüne gönderildiğini söylemiştir.
ordudan emekli olmuş askeri personellere istihdam sağlandığı söyleniyor.
kurucusunun adnan tanrıverdi'nin ''mehdiye ortam hazırlıyoruz'' dediği şirket. tek amacı da iktidarın devamını temin etmek. boşuna demiyorduk bu ülkeyi kolay kolay bırakmayacaklar diye.
adnan tanrıverdi hakkında korgeneral, askeri uzman ve siyasetçi ismail hakkı pekin: '' tsk'da görev yaptığı sürede dini kendi amaçlarına alet eden uygulamalar içinde olmuştur. istanbul maltepe'deki tugay komutanlığı sırasında kışlanın içerisine dini sokmuş, kendine oraya bir grup kurmaya çalışmış kışla içinde toplu namaz kıldırdığı bilgiler doğrultusunda kızak bir göreve çekilerek emekli edilmiştir. ''
adnan tanrıverdi hakkında emekli tümgeneral ahmet yavuz: '' atatürk düşmanı, cumhuriyet düşmanı bir adamla yoluna devam edenler bu ülkeyi bu felaketten kurtaramaz.''
gazeteci can dündar 2015 yılında sadatın gönderdiği silahların türkmenlere değil, (bkz: ışid)e gönderildiğini söylemişti. ve o haberden dolayı 27.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. gazetecinin iddialarını en önde inkar edip vatan haini ilan eden (bkz: sedat peker) bu sabah yayınladığı videosunda (bkz: 30 mayıs 2021 sedat peker'in 8. videosu) bir nevi itiraf etmiş ve silahların kendisi üzerinden (bkz: el nusra) terör örgütüne gönderildiğini söylemiştir.
devamını gör...
birinin kıyamadığı olmak
ne zaman ağbiii ölünce mi?
devamını gör...
ilk buluşmaya eşofmanla gelen erkek
eşofmanın tarzına göre yorumlanması gereken erkektir. açıkçası hayatımda hiç bir kızla buluşmaya gitmedim ama gidecek olsam ışıklı mışıklı adidas eşpfman giymem. biraz koca popolu olduğum için belki düzgün bir siyah eşofmanla gidebilirim.
ama bence en doğrusu siyah bir kot pantolon ile gitmektir.
ama bence en doğrusu siyah bir kot pantolon ile gitmektir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sanıyorum ki bizler yeterince ilgi görmemiş insanlarız. ve burada ilgi bulmaya gelmişiz. peki herkes böyleyse neden kimse kimseye ilgi göstermiyor ve sadece gösterilmesini bekliyor. insanlık birgün kendi bencilliği içerisinde boğulacak ve bu arada hala diğer insanlara sitem ediyor olacak. bencillik bizi birgün tamamen bu evrenden silip atacak.
devamını gör...
pandemide kadına şiddet tolere edilebilir seviyededir
öldürülen ve şiddete uğrayan tüm kadınların, çocukların, erkeklerin kendi kanlarıyla bulanmış elleri yakanızda.
devamını gör...
hayvanların varlığına tahammül edemeyen insanlar
ben!
kardeşimin varlığı canımı yakıyor.
(evlatlık o,başka diyardan geldi.)
kardeşimin varlığı canımı yakıyor.
(evlatlık o,başka diyardan geldi.)
devamını gör...
çin'de bir çinlinin başına gelenler
jules verne'nin, konusuyla insanı eğlendirirken, aynı zamanda okurun 19. yüzyılın çin'i hakkında epey bir bilgilenmesini sağlayan kitabıdır. çin tarihi, coğrafyası ve kültürü hakkında ve çinlilerin hayata bakışı hakkında inanılmaz güzel bilgiler var kitapta.
hikaye, kin-fo adındaki zengin ve hayata karşı kayıtsız bir adamın bir gün bütün servetini kaybettiğine dair bir mektup almasıyla başlar. bunun üzerine kin-fo, yüklü miktarda bir hayat sigortası yaptırıp hem yakın arkadaşı hem de akıl hocası, aynı zamanda da eski bir asi olan wang'dan kendisini öldürmesini ister. wang, sözünün eri bir insandır. kin-fo artık huzur içinde öldürülmeyi bekleyebilir. ama tüm bunların yaşandığı esnada kin-fo, yeni bir haber daha alır. servetini kaybettiği haberi asılsız çıkmıştır. wang'ın artık kin-fo'yu öldürmesine de gerek kalmamıştır. ama wang ortadan kaybolmuştur. bunun üzerine kin-fo, hem wang'ın onu kolayca bulmaması hem de wang'ı, wang onu bulmadan bulmak için bir yolculuğa çıkar.
kitapta, yer isimleri biraz kafamı karıştırmadı değil. çoğu yeri googleda arattığınızda kolay kolay bulamıyorsunuz. benim, okurken, neresi olduğunu merak ettiğim bir kaç yer var altta. ama doğru noktaları bulduğumdan yüzde yüz de emin değilim açıkçası.
(alfa kitaptan çıkan baskıyı okudum ben. 1. baskı. sayfa sayıları bu kitaba göre.)
1. ming xiaoling mozolesi ; sayfa 127'de gravürü bulunan ve verne'nin ''granitten dev hayvanların kenarında bulunduğu, bitmek bilmeyen bir cadde...'' diye tanımladığı yer.
2. shibaozhai pagoda ; sayfa 131 ''... deresinin ortasında yükselen tapınak...''
3. the stele forest, beilin museum ; sayfa 137'de geçen ''tablet ormanı''
4. tong pass ; sayfa 138 ''tong-kuan kalesi''
ayrıca, ming mozolesi'nin gerçek hali ve kitaptaki gravürünün fotoğraflarını da yan yana şuraya bırakayım :) neden bilmiyorum ama kitapta gravürü gördükten sonra, buranın gerçek fotoğrafını da görmek benim çok hoşuma gitmişti. belki siz de seversiniz.
hikaye, kin-fo adındaki zengin ve hayata karşı kayıtsız bir adamın bir gün bütün servetini kaybettiğine dair bir mektup almasıyla başlar. bunun üzerine kin-fo, yüklü miktarda bir hayat sigortası yaptırıp hem yakın arkadaşı hem de akıl hocası, aynı zamanda da eski bir asi olan wang'dan kendisini öldürmesini ister. wang, sözünün eri bir insandır. kin-fo artık huzur içinde öldürülmeyi bekleyebilir. ama tüm bunların yaşandığı esnada kin-fo, yeni bir haber daha alır. servetini kaybettiği haberi asılsız çıkmıştır. wang'ın artık kin-fo'yu öldürmesine de gerek kalmamıştır. ama wang ortadan kaybolmuştur. bunun üzerine kin-fo, hem wang'ın onu kolayca bulmaması hem de wang'ı, wang onu bulmadan bulmak için bir yolculuğa çıkar.
kitapta, yer isimleri biraz kafamı karıştırmadı değil. çoğu yeri googleda arattığınızda kolay kolay bulamıyorsunuz. benim, okurken, neresi olduğunu merak ettiğim bir kaç yer var altta. ama doğru noktaları bulduğumdan yüzde yüz de emin değilim açıkçası.
(alfa kitaptan çıkan baskıyı okudum ben. 1. baskı. sayfa sayıları bu kitaba göre.)
1. ming xiaoling mozolesi ; sayfa 127'de gravürü bulunan ve verne'nin ''granitten dev hayvanların kenarında bulunduğu, bitmek bilmeyen bir cadde...'' diye tanımladığı yer.
2. shibaozhai pagoda ; sayfa 131 ''... deresinin ortasında yükselen tapınak...''
3. the stele forest, beilin museum ; sayfa 137'de geçen ''tablet ormanı''
4. tong pass ; sayfa 138 ''tong-kuan kalesi''
ayrıca, ming mozolesi'nin gerçek hali ve kitaptaki gravürünün fotoğraflarını da yan yana şuraya bırakayım :) neden bilmiyorum ama kitapta gravürü gördükten sonra, buranın gerçek fotoğrafını da görmek benim çok hoşuma gitmişti. belki siz de seversiniz.
devamını gör...
pazara diye çıkıp aynı adama kaçan 2 kadın
"ulan hani marjinal bizdik?" ve "yine ben hariç herkes sevişiyor" dedirtir.
devamını gör...
yazarların bugüne kadar hissettiği en büyük fiziksel acı
henüz daha yürümeyi yeni öğrenmiş mink bir çocukken elime düşen ütü. hastaneye götürüldüğümde doktor parmaklarımdaki eti çekmiş artık bir işe yaramaz diye ve ben çığlıklarla inletmişim hastaneyi. annem tabii dayanamayıp kızmış doktora, kucağına alıp eve götürmüş.* bütün elim yandığı hâlde yalnızca etimi cımbızla çektiği iki parmağımda iz kaldı.
ah ah... o doktoru bulsam da parmaklarımda kalan izden yüzüne dövme yapsam.
ah ah... o doktoru bulsam da parmaklarımda kalan izden yüzüne dövme yapsam.
devamını gör...
görünmez heykelin 150 bin liraya satılması
devamını gör...
ghostly kisses
t: inanılmaz rahatlatıcı, aynı zamanda depresif bir sese* ve insanüstü bir güzelliğe sahip, asıl adı margaux sauvé olan bir müzisyenin sahne adı. yaptığı müziği "the dreamy pop music" olarak tanımlıyor. ghostly kisses mahlasını une ballade des dames perdues adlı william faulkner'a ait bir şiirden almıştır.
şarkıları -doğal olarak sesi- hem sigara yaktırır, hem düşündürür, hem melankoliye sürükler, hem sakinleştirir. en meşhur şarkısı empty note olup şuradan diğerlerini de dinleyebilirsiniz. dikkat ediniz.
şarkıları -doğal olarak sesi- hem sigara yaktırır, hem düşündürür, hem melankoliye sürükler, hem sakinleştirir. en meşhur şarkısı empty note olup şuradan diğerlerini de dinleyebilirsiniz. dikkat ediniz.
devamını gör...
dünyanın tarafsız tutumu
bir charles dickens tespitidir.
charles dickens tıpkı dante’nin ilahi komedyada yaptığı gibi bir noel şarkısında ebenezer scrooge’a üç yol göterdiği bir seyahat yaptırır. bu üç yol günahkarın cezalandırılması, arınma teklifi ve kurtulma.
bu yolculuk esnasında görürüz ki en büyük günah tamahkarlıktır. hatta tamah eden insanlar diğer bütün günahlara düşmeye de meyillidir.
ebenezer scrooge nişanlısı ile ayrılma aşamasına geldiği bir anda dünyanın tarafsız tutumundan bahseder. bu bir anlamda kendi tamahkarlığına kılıf uydurmak gibi görülebilir.
bu noktada ebenezer scrooge der ki:
- dünyanın tarafsız tutumu bu! yoksulluk kadar sert davrandığı bir şey yoktur; zenginlik peşinde koşmak kadar şiddetle kınıyorum dediği bir şey de!
evet dünyanın takındığı tutum konusunda en tarafsız olduğu konu yoksulluktur. yoksulları birbirinden hiç ayırmaz ve olanca kuvvetiyle çöker onların omuzuna. gine’de bir maden ocağında çalışan yoksulla new york metrosunda karton bir evde yaşamaya çalışan evsiz arasında bir fark yoktur onun gözünde.
dini, dili, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun bir yoksul asla dünya için diğer bir yoksuldan üstün değildir. dünya ahlaksızca tarafsızdır düşene bir tekme de kendisinin vurması konusunda.
charles dickens tıpkı dante’nin ilahi komedyada yaptığı gibi bir noel şarkısında ebenezer scrooge’a üç yol göterdiği bir seyahat yaptırır. bu üç yol günahkarın cezalandırılması, arınma teklifi ve kurtulma.
bu yolculuk esnasında görürüz ki en büyük günah tamahkarlıktır. hatta tamah eden insanlar diğer bütün günahlara düşmeye de meyillidir.
ebenezer scrooge nişanlısı ile ayrılma aşamasına geldiği bir anda dünyanın tarafsız tutumundan bahseder. bu bir anlamda kendi tamahkarlığına kılıf uydurmak gibi görülebilir.
bu noktada ebenezer scrooge der ki:
- dünyanın tarafsız tutumu bu! yoksulluk kadar sert davrandığı bir şey yoktur; zenginlik peşinde koşmak kadar şiddetle kınıyorum dediği bir şey de!
evet dünyanın takındığı tutum konusunda en tarafsız olduğu konu yoksulluktur. yoksulları birbirinden hiç ayırmaz ve olanca kuvvetiyle çöker onların omuzuna. gine’de bir maden ocağında çalışan yoksulla new york metrosunda karton bir evde yaşamaya çalışan evsiz arasında bir fark yoktur onun gözünde.
dini, dili, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun bir yoksul asla dünya için diğer bir yoksuldan üstün değildir. dünya ahlaksızca tarafsızdır düşene bir tekme de kendisinin vurması konusunda.
devamını gör...
yalnız yaşamak
kendi kendine konuşmaktır.
devamını gör...
banıçiçek
herkesin bildiği dede korkut hikayelerindeki bamsı beyrek'in beşik kertmesidir. oğuz boylarında kadının yerini, önemini ve gücünü anlatan, örnekleyen ve kadınların eşit haklara sahip olduğunu gösteren en önemli karakterdir.
banı/banu kelimesi fars kökenlidir ve "hanım" anlamına gelmektedir yani bir çeşit unvandır. ismin diğer bir yarısını oluşturan "çeçek" kelimesinin ise türk-moğol kültüründe önemli bir yeri vardır. orhun ve yenisey yazıtlarında geçen bu kelime güzellik, alımlılık anlamı taşır; bir de banı/banu yanına eklenince "güzel hanım" ya da "kral hanımı" anlamlarını oluşturur. çiçeğe bandırılmış anlamına da gelir.
banı/banu kelimesi fars kökenlidir ve "hanım" anlamına gelmektedir yani bir çeşit unvandır. ismin diğer bir yarısını oluşturan "çeçek" kelimesinin ise türk-moğol kültüründe önemli bir yeri vardır. orhun ve yenisey yazıtlarında geçen bu kelime güzellik, alımlılık anlamı taşır; bir de banı/banu yanına eklenince "güzel hanım" ya da "kral hanımı" anlamlarını oluşturur. çiçeğe bandırılmış anlamına da gelir.
devamını gör...
babam öldü lan benim
sadece babası vefat edenlerin anlayacağı bir duygudur.
(bkz: kardeş payı) dizisinin 14. ( efsane ) bölümündeki müthiş sahnedir.
(bkz: kardeş payı) dizisinin 14. ( efsane ) bölümündeki müthiş sahnedir.
devamını gör...
kocaeli’de hacze giden avukatın borçlu tarafından öldürülmesi
hacizden önce neler yapmıştır vatandaşın psikolojisini baz alırsak sebep sonuç ilişkidir yazan mı dersin avukatlar yalancı olur soyup soğana çevirir diyen mi dersin. arkadaşlar inanamıyorum vicdanınız bu kadar mı?? o avukat orada kamu personeli olarak görevini yerine getiriyor. ki hiçbir sebep o avukatın öldürülmesini haklı çıkarmaz. söyleyecek kelime cümle bulamıyorum ışıklar içinde uyusun çok yazık oldu
devamını gör...
ölümüne en çok üzüldüğünüz yazar
ben en çok genç yaşta ölen şairlere üzülüyorum. yazılacak şiirleri, romanları kalmıştır geriye.
muzaffer tayyip, arkadaş zekai, rüştü onur, orhan veli ve niceleri.
muzaffer tayyip, arkadaş zekai, rüştü onur, orhan veli ve niceleri.
devamını gör...
