rte'den haber alınamaması
partili cumhurbaşkanı erdoğan'ının 2 gündür piyasada olmaması durumudur. normalde mobeseye bile röportaj veren, tv ekranlarında boy gösteren erdoğan'ın ülke cayır cayır yanarken ve her yerde kaos hakimken ortalarda olmaması gerçekten ilginç. sırça köşklerde de yaşasan halktan korkuyorsun işte. tv'ye çıkmıyorsun, ortalarda görünmüyorsun.. çünkü insanların sana tepki göstereceğini, artık inandırıcılığını ve otoriteni kaybettiğini biliyorsun. sayın cumhurbaşkanı bu yangın üflemekle sönmez, orman yangınlarından bahsetmiyorum. siz neyden bahsettiğimizi çok iyi biliyorsunuz aslında.
devamını gör...
köylü yazardan ironiler
sözlüğün en yüksek, en havadar ve yeşil yerine sırça köşkünü inşa ettirmek istediğim ışık saçan kadın yazar.
yazdıklarını biraz okumak bile yeterli oluyor samimiyetini anlamak ve tecrübesine saygı duymak için.
hayata baktığı penceresi dilerim hep böyle en güzel manzaralara açılsın.
mutlu sözlükler.
yazdıklarını biraz okumak bile yeterli oluyor samimiyetini anlamak ve tecrübesine saygı duymak için.
hayata baktığı penceresi dilerim hep böyle en güzel manzaralara açılsın.
mutlu sözlükler.
devamını gör...
aptalların inanılmaz derecede yorucu olması
katıldığım durumdur. kimseyi aptal diye yaftalamak istemem ama bazı insanlar var ki varlıkları size zulümden başka bir şey değildir. benim tahammülüm yok artık böyle insanlara. yorma kardeşim ya hadi başka kapıya.
devamını gör...
keşke ben de yapabilsem dediğimiz şeyler
(bkz: direk dansı)
devamını gör...
karl marx
toplumsal sistemlerin maddi temel üzerinde yükseldiği ve bu temelin çizdiği çerçevede şekillendiğini söylemesi, sanırım sosyal "bilimlere" yaptığı en büyük katkıdır. yani bir toplumdaki kurumlar, inançlar, ideolojiler vb. toplumun maddi alt yapısı (teknoloji, coğrafya, iklim vb.) tarafından şekillendirilir. ancak bu noktada yaptığı bir hata toplumun sınıfsal yapısını da alt yapı olarak kabul etmesidir. aslında sınıfsal yapı da son kertede maddi alt yapı tarafından şekillendirilir.
bunun haricinde gelecek ile ilgili yaptığı tahminlerin en önemli iki tanesi tutmamıştır. bunlar; kapitalizmin gittikçe daha fazla sefalet yaratacağı, proleteryanın gittikçe daha fazla büyüyerek sonunda kapitalist sistemi alaşağı edeceğine yönelik kehaneti ve sosyalizmin, yani ekonominin tek bir merkezden planlı bir şekilde yönetilmesinin üretim araçlarını daha verimli kullanacağı ve böylece toplumun refah seviyesinin muazzam bir şekilde artırılacağı ve sınıfsız, devletsiz bir topluma geçişi mümkün kılacağı iddiasıdır. kapitalizm, 20. yüzyıldaki gelişmeler ile birlikte, demokratik batı ülkelerinde (ve sonradan bu sistemi başarı ile adapte edebilmiş japonya, güney kore ve tayvan gibi ülkelerde de) maddi refahı üyelerine sunabilen bir ekonomik sistem olmuştur. sosyalizm deneyen ülkeler ise ekonomik anlamda tam bir felaket olmuşlardır ve kapitalist ülkere göre oldukça geri bir noktada kalmışlardır. hatta sosyalist ekonomi uygulandığı her örnekte bırakın maddi refahı artırmayı ekonominin çökmesi ile sonuçlanmıştır.
sonuçta marx'ın yaptığı şey, hristiyanlıkta falan da görülen, binlerce yıldır insanların hayallarini süsleyen cennet bahçesinde yaşam tahayyülünün sözde bilimsel bir temele oturtulmasıdır. hayatta yapılmak zorunda olan tüm mücadelelerin bitmesi, savaşların olmaması, çalışma zorunluluğunun ortadan kalkması, insanların hepsine ne yaptıklarından bağımsız olarak temel ihtiyaçlarının sunulması, rekabetin olmaması, herkesin eşit olması gibi hayaller ve istekler. tüm bunlar hristiyanlığın cennetin krallığı hayalinde de gördüğümüz isteklerdir. (bu hayalin psikolojik kökenleri için nietzcshe'nin ahlakın soykütüğü üstüne kitabına bakmanızı öneririm.) marx bu hayale sözde bilimsel bir kılıf geçirmiştir. bu cennet bahçesini gerçek dünyada gerçekleştirecek şey teknolojik gelişmedir ona göre. teknolojik gelişme sayesinde üretimin seviyesi muazzam ölçüde artıralacak ve böylece her türlü yokluk, rekabet, savaşlar bitecektir. marx'ın teknolojik gelişmeye yüklediği bu anlam ideolojik bir wishful thinking'ten ibarettir ve bilimsellikle bir alakası yoktur.
komünist ve marksist ideolojinin daha detaylı bir incelemesi için bakınız: kafasozluk.com/entry/240078
bunun haricinde gelecek ile ilgili yaptığı tahminlerin en önemli iki tanesi tutmamıştır. bunlar; kapitalizmin gittikçe daha fazla sefalet yaratacağı, proleteryanın gittikçe daha fazla büyüyerek sonunda kapitalist sistemi alaşağı edeceğine yönelik kehaneti ve sosyalizmin, yani ekonominin tek bir merkezden planlı bir şekilde yönetilmesinin üretim araçlarını daha verimli kullanacağı ve böylece toplumun refah seviyesinin muazzam bir şekilde artırılacağı ve sınıfsız, devletsiz bir topluma geçişi mümkün kılacağı iddiasıdır. kapitalizm, 20. yüzyıldaki gelişmeler ile birlikte, demokratik batı ülkelerinde (ve sonradan bu sistemi başarı ile adapte edebilmiş japonya, güney kore ve tayvan gibi ülkelerde de) maddi refahı üyelerine sunabilen bir ekonomik sistem olmuştur. sosyalizm deneyen ülkeler ise ekonomik anlamda tam bir felaket olmuşlardır ve kapitalist ülkere göre oldukça geri bir noktada kalmışlardır. hatta sosyalist ekonomi uygulandığı her örnekte bırakın maddi refahı artırmayı ekonominin çökmesi ile sonuçlanmıştır.
sonuçta marx'ın yaptığı şey, hristiyanlıkta falan da görülen, binlerce yıldır insanların hayallarini süsleyen cennet bahçesinde yaşam tahayyülünün sözde bilimsel bir temele oturtulmasıdır. hayatta yapılmak zorunda olan tüm mücadelelerin bitmesi, savaşların olmaması, çalışma zorunluluğunun ortadan kalkması, insanların hepsine ne yaptıklarından bağımsız olarak temel ihtiyaçlarının sunulması, rekabetin olmaması, herkesin eşit olması gibi hayaller ve istekler. tüm bunlar hristiyanlığın cennetin krallığı hayalinde de gördüğümüz isteklerdir. (bu hayalin psikolojik kökenleri için nietzcshe'nin ahlakın soykütüğü üstüne kitabına bakmanızı öneririm.) marx bu hayale sözde bilimsel bir kılıf geçirmiştir. bu cennet bahçesini gerçek dünyada gerçekleştirecek şey teknolojik gelişmedir ona göre. teknolojik gelişme sayesinde üretimin seviyesi muazzam ölçüde artıralacak ve böylece her türlü yokluk, rekabet, savaşlar bitecektir. marx'ın teknolojik gelişmeye yüklediği bu anlam ideolojik bir wishful thinking'ten ibarettir ve bilimsellikle bir alakası yoktur.
komünist ve marksist ideolojinin daha detaylı bir incelemesi için bakınız: kafasozluk.com/entry/240078
devamını gör...
en sevilen ay
dilber ay...
devamını gör...
kurgusal iştah
kurgusal bir karakter tarafından tüketilen bir yiyeceğin ya da içeceğin izleyen insan üzerinde yarattığı yanıltıcı yeme ya da içme dürtüsüdür.
yıllar önce ninja kaplumbağaları izlerken ilk kez hissettiğim bu dürtü raphael’in çikolatalı pizza yapması ve ekibin bu pizzayı afiyetle yemesi ile benim böyle bir pizzaya karşı konulmaz bir iştah duymamla başladı.
dört kaplumbağa çikolatalı pizzayı hapır hupur yemesi ve şapur şupur sesler çıkarıp beğenilerini ifade etmesi benim kafamda bu pizzanın dayanılmaz bir lezzette olduğu yanılsaması yarattı. çok zaman sonra içimde kalan bu iştahı dindirmek için çikolatalı pizza denediğimdeyse sonuç tam bir hayal kırıklığı idi. bir dilim dahi yiyemedim. berbattı.

daha sonra the young and the restless dizisinde herkesin aşık olduğu sam’in sevgilisi dedektif kyle masters’ın sürekli süt içmesi ve bunu içerken oldukça karizmatik olması da bende süte karşı bir iştah uyandırdı. ben de süt içmeliydim ve evimden alt kata bir itfaiye merdiveni ile inmeliydim. ikincisini asla yapamadım ama gidip bolca süt içtim ve sütün insanı bakü- ceyhan boru hattındaki kadar gazla doldurabileceğini öğrendim. berbattı.

2001 yılında ise k-pax filminde kevin spacey’nin kabuğunu soymadan yediği muz benim geçmiş manyaklığımı yeniden uyandırdı ve muzun kabuklu yendiğinde daha lezzetli olacağını düşünmeme neden oldu zira prott karakterini oynayan spacey öyle iştahla yemişti ki kabuklu muzu lezzetsiz olma ihtimali yoktu. elbette hemen muz alıp denedim ve sonuçta kendimi amatör ve toplumdan dışlanmış bir maymun gibi hissettim. berbattı.

son örneğim ise friends dizisinin izdüşümü olan how i met your mother’dan. dizide bir bölümde marshall yıllar önce yediği mükemmel hamburgeri arıyor ama bir türlü bulamıyorlardı. bir sürü hamburgerci gezip kıtlıktan çıkmış gibi hamburger yiyen ekip içimde hamburgere karşı büyük bit iştah uyandırdı elbette. ama koşa koşa gidip yendiğim hamburgerden marshall’ın gözlerini devire devire yediği hamburgerin tadını alamadım. berbattı.

bunun gibi başka bir sürü örnek verilebilir. kurgusal iştah insanı olmayacak maceralara sürükleyebilir. zararlıdır. berbattır.
yıllar önce ninja kaplumbağaları izlerken ilk kez hissettiğim bu dürtü raphael’in çikolatalı pizza yapması ve ekibin bu pizzayı afiyetle yemesi ile benim böyle bir pizzaya karşı konulmaz bir iştah duymamla başladı.
dört kaplumbağa çikolatalı pizzayı hapır hupur yemesi ve şapur şupur sesler çıkarıp beğenilerini ifade etmesi benim kafamda bu pizzanın dayanılmaz bir lezzette olduğu yanılsaması yarattı. çok zaman sonra içimde kalan bu iştahı dindirmek için çikolatalı pizza denediğimdeyse sonuç tam bir hayal kırıklığı idi. bir dilim dahi yiyemedim. berbattı.

daha sonra the young and the restless dizisinde herkesin aşık olduğu sam’in sevgilisi dedektif kyle masters’ın sürekli süt içmesi ve bunu içerken oldukça karizmatik olması da bende süte karşı bir iştah uyandırdı. ben de süt içmeliydim ve evimden alt kata bir itfaiye merdiveni ile inmeliydim. ikincisini asla yapamadım ama gidip bolca süt içtim ve sütün insanı bakü- ceyhan boru hattındaki kadar gazla doldurabileceğini öğrendim. berbattı.

2001 yılında ise k-pax filminde kevin spacey’nin kabuğunu soymadan yediği muz benim geçmiş manyaklığımı yeniden uyandırdı ve muzun kabuklu yendiğinde daha lezzetli olacağını düşünmeme neden oldu zira prott karakterini oynayan spacey öyle iştahla yemişti ki kabuklu muzu lezzetsiz olma ihtimali yoktu. elbette hemen muz alıp denedim ve sonuçta kendimi amatör ve toplumdan dışlanmış bir maymun gibi hissettim. berbattı.

son örneğim ise friends dizisinin izdüşümü olan how i met your mother’dan. dizide bir bölümde marshall yıllar önce yediği mükemmel hamburgeri arıyor ama bir türlü bulamıyorlardı. bir sürü hamburgerci gezip kıtlıktan çıkmış gibi hamburger yiyen ekip içimde hamburgere karşı büyük bit iştah uyandırdı elbette. ama koşa koşa gidip yendiğim hamburgerden marshall’ın gözlerini devire devire yediği hamburgerin tadını alamadım. berbattı.

bunun gibi başka bir sürü örnek verilebilir. kurgusal iştah insanı olmayacak maceralara sürükleyebilir. zararlıdır. berbattır.
devamını gör...
sigmund freud
rüya ve bilinçaltı ile ilgili her çalışma doğal olarak psikanaliz kuramına ve rüya çalışmasına çıkmaktadır.
devamını gör...
ikranur tirsi
insanlığın geldiği son noktadır.
amca (14 yaşında) cinayeti işlediğini, hala (25) ise kardeşine yardım ettiği gerekçesiyle göz altına alınmıştır.
küçük ikranur'u son gören kişi de amcaydı zaten. buradan
müge anlı'nın programında cinayet sebebi belli ama gerekli açıklamayı cumhuriyet başsavcılığı yapacaktır dedi. ortada çok büyük bir pislik oldugu da belli. acaba küçük kız amca ve halanın arasında görmemesi gereken ensest bir ilişkiyi mi gördü veya amca tarafından tacize ugradi da mi öldürüldü orası net değil. işin icinde başka kişi ve olaylarda olabilir. savcılıktan gelecek açıklamaya bağlı.
ıkranur'un babası düşmanının olmadığını, ailesinden birinin yaptığını ve ailesinden kimseye güvenmediğini söylemişti. ıkranur'un gözaltına alınan halası daha önce de kuzenine kaçmış ve olayli bir şekilde tekrar baba evine dönmüş. kiz kardeşiyle sorunlarını olduğunu söyleyen ikranur'un babası, ben flört aşk konularında biraz katı kuralliydim bu konuda kız kardeşimle aramiz pek iyi değildi dedi.
yazık olan küçücük bir çocuğa oldu. küçük bir çocuğu öldüren bir başka çocuğa oldu.
ıkranur'un aile bağları da bir garip gelmisti bana. anne ve babanın arasi acik olduğu, annenin sevgilisi olduğu hatta kaybında anne ve sevgilisinin de eli olduğu konusulmustu. kalabalık bir aile olduklarından dolayı tüm yük evin en yaşlısı ve masumu diyebileceğim babaanneye yüklenmişti. kadinin röportajını izlediğimde o kadar kötü oldum ki.
"her gün ikranur'un mezarına gidiyorum. içim paramparça demişti. halbuki torununun katili iki evladı.
evin diğer halasi ise,"evimizde iki cani besliyormuşuz bize de yazıklar olsun" dedi.
ne diyeyim ki (bkz: batsın bu dünya)
amca (14 yaşında) cinayeti işlediğini, hala (25) ise kardeşine yardım ettiği gerekçesiyle göz altına alınmıştır.
küçük ikranur'u son gören kişi de amcaydı zaten. buradan
müge anlı'nın programında cinayet sebebi belli ama gerekli açıklamayı cumhuriyet başsavcılığı yapacaktır dedi. ortada çok büyük bir pislik oldugu da belli. acaba küçük kız amca ve halanın arasında görmemesi gereken ensest bir ilişkiyi mi gördü veya amca tarafından tacize ugradi da mi öldürüldü orası net değil. işin icinde başka kişi ve olaylarda olabilir. savcılıktan gelecek açıklamaya bağlı.
ıkranur'un babası düşmanının olmadığını, ailesinden birinin yaptığını ve ailesinden kimseye güvenmediğini söylemişti. ıkranur'un gözaltına alınan halası daha önce de kuzenine kaçmış ve olayli bir şekilde tekrar baba evine dönmüş. kiz kardeşiyle sorunlarını olduğunu söyleyen ikranur'un babası, ben flört aşk konularında biraz katı kuralliydim bu konuda kız kardeşimle aramiz pek iyi değildi dedi.
yazık olan küçücük bir çocuğa oldu. küçük bir çocuğu öldüren bir başka çocuğa oldu.
ıkranur'un aile bağları da bir garip gelmisti bana. anne ve babanın arasi acik olduğu, annenin sevgilisi olduğu hatta kaybında anne ve sevgilisinin de eli olduğu konusulmustu. kalabalık bir aile olduklarından dolayı tüm yük evin en yaşlısı ve masumu diyebileceğim babaanneye yüklenmişti. kadinin röportajını izlediğimde o kadar kötü oldum ki.
"her gün ikranur'un mezarına gidiyorum. içim paramparça demişti. halbuki torununun katili iki evladı.
evin diğer halasi ise,"evimizde iki cani besliyormuşuz bize de yazıklar olsun" dedi.
ne diyeyim ki (bkz: batsın bu dünya)
devamını gör...
kaç kere aşık olunabilir sorunsalı
"insan yaşamı boyunca bir kişiyi sever. önceki ve sonrakiler; birer arayış, kaçış ya da aldanıştır."
goethe böyle söyler. kimisi onu haklı bulur ve evet böyledir der. kimisi de hayır insan birden çok kez aşık olabilir sevebilir der. ama bana göre de insan sadece bir kez gerçekten aşık olur ve belki de diğer gerçek aşk zannettiklerimiz birer aldanıştır aşk gibi görünüp aslında kendimizi kandırdığımız bir yanılsamadan ibarettir.
goethe böyle söyler. kimisi onu haklı bulur ve evet böyledir der. kimisi de hayır insan birden çok kez aşık olabilir sevebilir der. ama bana göre de insan sadece bir kez gerçekten aşık olur ve belki de diğer gerçek aşk zannettiklerimiz birer aldanıştır aşk gibi görünüp aslında kendimizi kandırdığımız bir yanılsamadan ibarettir.
devamını gör...
türkiye’de edinilebilecek en ucuz hobi
yürümek
devamını gör...
karşılaşmak rastlantı mıdır sorunsalı
devamını gör...
dövme ve piercingler yüzünden ebeveynliğe uygun görülmemek
1999 depreminde insanların yardımına ilk koşanların , dövmeli, uzun saçlı , sakallı , gençlerin olduğunu bilmeyenlerin beyanı, o gençler motorlar ile yürüyerek koşarak insanlara yardıma koştular , asla bir çıkar gözetmeden , ama bazı ebeveynler sırf hırsızlık için göçük göçük dolaşanlar gelmişti.
insanları ayrıştırma dan vaz gecilse ne iyi olacak.
insanları ayrıştırma dan vaz gecilse ne iyi olacak.
devamını gör...
orhan veli kanık
1914 yılında doğmuş bir '' garip '' şair adam. şiire kasket giydiren, onu sivilleştiren, sokağın dilini kendi diliyle birleştirip unutulmamayı başarmış ender insanlardan sadece biri. yaşamı da erken ölümü de hep sırlarla örülü, üzücü. kapanışı da kendisinin bir şiiriyle yapalım o halde.
şaheserim
âşık olduğum zamanlarda
şiir yazmak âdetim değildi.
halbuki asıl şaheserimi
onu en çok sevdiğimi
anladığım zaman yazdım.
onun için bu şiiri
ılk önce ona okuyacağım.
mehmet ali sel adıyla , ankara, eylül 1937.
şaheserim
âşık olduğum zamanlarda
şiir yazmak âdetim değildi.
halbuki asıl şaheserimi
onu en çok sevdiğimi
anladığım zaman yazdım.
onun için bu şiiri
ılk önce ona okuyacağım.
mehmet ali sel adıyla , ankara, eylül 1937.
devamını gör...
ayrılık nikahı
sözleri cemal safi'ye ait bir orhan gencebay şarkısı.
astrolojinin popüler olduğu*, şarkılar yazıldığı tarihten çok önce bestelenmiştir. biraz platonik, biraz da melankolik hava vardır sözlerde:
"seninle burcumuz tutsaydi keske
aslanlar bir baska yengec bir baska
yarini olmayan hayirsiz aska
ayrilik nikahi kiyalim gitsin "
burdan
astrolojinin popüler olduğu*, şarkılar yazıldığı tarihten çok önce bestelenmiştir. biraz platonik, biraz da melankolik hava vardır sözlerde:
"seninle burcumuz tutsaydi keske
aslanlar bir baska yengec bir baska
yarini olmayan hayirsiz aska
ayrilik nikahi kiyalim gitsin "
burdan
devamını gör...
yürümek
bir henry david thoreau kitabıdır.
kitapla doğrudan ilgileri olmayan ama bence kitabı okuma istediğinizi artıracak birkaç şey yazmak istedim bu incelemede. genelde yazdığım tanımlarda yaptığımın aksine bir durum olmadığı için beni okuyanlar bunu garipsemeyecektir.
mesela; henry david thoreau gerçekten yürümeyi çok seven bir insandı, yabanda geçirdiği zamanlarda uzun yürüyüşler yapması ile meşhurdu. ama yaban hayatına aşık olan bu adam çok daha dost canlısı sayılmazdı, en azından yürüyüşleri esnasında. çünkü ona eşlik etmek isteyen herkesi yanından kovduğu bilinen bir gerçekti. yaban hayatında yalnız kalıp yürüyüş yapmanın düşünce gücü üzerinde edebi bir afrodizyak etkisi yaptığına inanan yazarımız bu huyundan hiç vaz geçmedi.
‘ walden’ın da yazarı olan thoreau aynı zamanda ralph waldo emerson’ın da çok yakın arkadaşı idi. bir gün thoreau sivil itaatsizlik yüzünden hapse düşünce emerson “ neden ordasın henry?” diye sorar, henry ise benim aklıma kazınan - eminim waldo’nunkine de kazınmıştır- o cevabı verir: “ sen neden burda değilsin waldo?”
ayrıca sean penn’in yönettiği “ ınto the wild” filminde kahramanın yabana gitme isteğine neden olan kitap da “ walden”dır.
bence okuyun efendim.
kitapla doğrudan ilgileri olmayan ama bence kitabı okuma istediğinizi artıracak birkaç şey yazmak istedim bu incelemede. genelde yazdığım tanımlarda yaptığımın aksine bir durum olmadığı için beni okuyanlar bunu garipsemeyecektir.
mesela; henry david thoreau gerçekten yürümeyi çok seven bir insandı, yabanda geçirdiği zamanlarda uzun yürüyüşler yapması ile meşhurdu. ama yaban hayatına aşık olan bu adam çok daha dost canlısı sayılmazdı, en azından yürüyüşleri esnasında. çünkü ona eşlik etmek isteyen herkesi yanından kovduğu bilinen bir gerçekti. yaban hayatında yalnız kalıp yürüyüş yapmanın düşünce gücü üzerinde edebi bir afrodizyak etkisi yaptığına inanan yazarımız bu huyundan hiç vaz geçmedi.
‘ walden’ın da yazarı olan thoreau aynı zamanda ralph waldo emerson’ın da çok yakın arkadaşı idi. bir gün thoreau sivil itaatsizlik yüzünden hapse düşünce emerson “ neden ordasın henry?” diye sorar, henry ise benim aklıma kazınan - eminim waldo’nunkine de kazınmıştır- o cevabı verir: “ sen neden burda değilsin waldo?”
ayrıca sean penn’in yönettiği “ ınto the wild” filminde kahramanın yabana gitme isteğine neden olan kitap da “ walden”dır.
bence okuyun efendim.
devamını gör...
geceye bir kemal sunal repliği bırak
-meraba mülayim abi
-meraba canım.
bu herifi de hiç sevmem.
-meraba canım.
bu herifi de hiç sevmem.
devamını gör...





