teyze vs hala
halam iyi ki yok,olsa da sevmezdim.birini sevmemem için baba tarafımda olması yeterli.teyzem de benden uzak olsun düşman başına.benim açımdan al birini vur ötekine dediğim versus.
devamını gör...
çift yarık deneyi
ışığın dalga mı yoksa parçacık mı olduğunu anlama adına yapılan deneylerden birisidir. çift yarıklı bir engele elektron yollanmasıyla yapılan bu deneyde ışık gözlenince parçacık gözlenmeyince dalga gibi davranmıştır.
devamını gör...
ibb’nin askıda fatura uygulamasına oscar ödülü
gurur mu duysam yoksa hüzünlensem mi bilemediğim olaydır.
ülkemizin kurumunun başarılı olduğu konu, kentin fakirlerine yardım etmesi. o kadar ihtiyaç var ki gerçekten de böyle ufak tefek yardımlara, insan üzülüyor. bu ülke bunların hiç birini hak etmiyor.
ama ibb'yi ve ekrem başkanı sosyal devlet anlayışlarından ötürü tebrik ederim tabii ki.
ülkemizin kurumunun başarılı olduğu konu, kentin fakirlerine yardım etmesi. o kadar ihtiyaç var ki gerçekten de böyle ufak tefek yardımlara, insan üzülüyor. bu ülke bunların hiç birini hak etmiyor.
ama ibb'yi ve ekrem başkanı sosyal devlet anlayışlarından ötürü tebrik ederim tabii ki.
devamını gör...
nescafe
türkiye sayfası twitterdan beni takip eden marka.
iki termos, çikolata falan da gönderdiler hediye olarak.
kahve de göndermişlerdi fakat kargoda kaldı, tek kutu geldi sanıyordum, kargocunun hatası. muhtemelen eve götürdü alçak kargocu.
iki termos, çikolata falan da gönderdiler hediye olarak.
kahve de göndermişlerdi fakat kargoda kaldı, tek kutu geldi sanıyordum, kargocunun hatası. muhtemelen eve götürdü alçak kargocu.
devamını gör...
yalancı güneş
sahte güneş olarak bilinen bir atmosfer olayıdır. güneş’in sağında ve solunda güneş ile aynı yükseklikte, güneşe benzeyen noktalardır. bu atmasferik olay gerçekleştiğinde 3 tane güneş varmış gibi görünür. ışık kırılması neticesinde oluşur.
buradan
buradan
devamını gör...
çocukken sahip olunan yanlış bakış açıları
etrafta kara çarşaflı birkaç kadın görüp, anneme nedenini sorduğumda; "inançları onu gerektiriyor." cevabıyla allah'ın da kara çarşaflı, tabir-i caizse mordor diyarı'nda yaşayan bir varlık olduğunu kafamda resmetmem. hatta bazen hala aynı şekilde rüyalarıma bile girdiği oluyor. ayrıca o zamanlar mordor diyarı'nı hayal edebilmem bile mucize. yoktu o zamanlar the lord of the rings filan. yani, tabii ki vardı; yıllardır var ama benim ulaşma imkanım yoktu. *
devamını gör...
wylde
has yazar.
hızına yetişilmiyor
41 kere maşallah
birinci ol inşallah.
hızına yetişilmiyor
41 kere maşallah
birinci ol inşallah.
devamını gör...
ibretlik hikayeler
idam sehpasına ilk papaz çıkarılır.
– son sözün nedir?
der ki:
– ben allah’a inanıyorum, o beni kurtaracaktır.
allah... allah...diye bağırır
giyotini indirdiklerinde boynuna birkaç santim kala giyotin durur. halk şaşırır ve hep bir ağızdan bağırır:
– onu serbest bırakın; allah sözünü söylemiş ve onu korumuştur.
böylece papaz idam edilmekten kurtulur...
sıra hakime gelir, ona da sorarlar:
– demek istediğin en son söz nedir?
– ben papaz gibi allah’a inanmıyorum. ama adalete güveniyorum.
adalet... adalet... adalet... diye bağırır
giyotini indirirler, giyotin hakimin de boynuna birkaç santim kala durur...
bunun üzerine insanlar tekrar şaşırır ve bağırırlar:
– adalet sözünü söyledi, onu serbest bırakın.
böylece hakim de boynunun kesilmesinden kurtulur...
sıra fizikçiye gelir. ona da
– son sözünü söyle derler
– ben ne allah’a inanan bir papazım, ne de adalete güvenen bir hakim..
bildiğim tek şey şudur:
giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor.
görevliler giyotini kontrol edince gerçekten de bir düğüm olduğunu görürler. düğümü açıp tekrar bırakırlar, böylece fizikçinin başı bedeninden kopar...
toplumdaki "düğümler" ve sorunlara işaret edip gerçekleri söylemenin acı sonuçları olabilir!..
gerçekleri kimler ve neden söyler/söylemelidir?..
papaz, bilimsel eğitim almadığı için ilahi adaleti bekliyor ve allah'ın (ilahi) adaleti dağıtacağına inandığı için beşeri adalete güvenmiyor
hakim, allah'a inanmıyor, neden orada olduğu ile neyle yargılandığını da sorgulamıyor.kendilerinin karar verdiği adalete güveniyor bilimin ispatlanabilir gerçek olduğunu , bilimsel eğitim almayanların yanlış karar verebileceği gerçeğinden uzak düşünüyor..
fizikçi ise ne allah'a inanıyor, ne adalete güveniyor her şeyin bilimsel akılla ve mantıkla olacağına ve bilimin doğruları söylemek olduğu inancıyla,
"giyotinin ipinde bir düğüm var ve o düğüm giyotinin tam inmesine engel oluyor." diyerek doğruları söylüyor..
bilim adamları,aydınlar ve devrimciler doğruları söyler /söylemek zorundalar, giyotinle idamı göze alabilecek kadar gerçektirler.
önemlisi,
papaz gibi , herşeyi allah'a havale ederek hiç bir sorumluluk almadan yaşamak mı?..
ya da,
hakim gibi, egemenlerin kendi çıkaraları için yaptığı kanunlardan, doğru adalet bekleyerek mi?
yoksa
fizikçi gibi, geleceği aydınlatmak, çocuklara yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için doğruları söyleyerek onurlu ölmek mi?...
anadolu topraklarında doğruları söyleyenler ve aydınlık yarınların özgürlüğü için savaşanlar hep olmuştur/olacaktır..
devamını gör...
şu an duymak istediğiniz söz
seni anliyorum ve yanindayim. zorluksa zorluk bunu birlikte aşarız. ben korkmuyorum.
devamını gör...
lord of the portakals miğfer dibi
halbuki biiiz lince uğrar öyle düşerdiiik. bu sefer okla olmuş.* hahayt izlerken kıkır kıkır güldüren eser olmuş. emeğine sağlık yazarımızın.*
devamını gör...
adana'da kendini asan adam
bu ülkede milyonlarca işsiz vatandaş varken, ne olduğu belirsiz ülkelerden işsiz sayısından bile fazla kaçak vahabbiyi getirip "onlar ekonomimizi ayakta tutuyor" diyenlerin ciddiye dahi almayacağı, yürek burkan haber.
bir de intiharın çok eskiden beri devam eden evrensel bir olgu olduğu gibi bir şeye değinilmiş... öncelikle şu var; şayet siz medeni bir toplum olduğunuz iddiasında iseniz toplumunuzu oluşturan bireyler için bu tehlikeyi yaratabilecek tüm faktörlere karşı mücadele edip gereken önlemleri almak vazifenizdir. mesele intihar etmek isteyenin mutlaka bir bahane bulacağı falan değil burada. hepimiz biliyoruz ki, intihar vakalarının önemli bir bölümünde toplumsal ve çevresel faktörler belirleyici rol oynuyor. bir insan bu aşamaya geliyorsa eğer, kararı ne kadar bireysel gibi görünse de, hem bireyi söz konusu kararı almaya iten süreç hem de ortaya çıkan sonuç o bireyin yaşadığı toplumun ve o toplumun sistemlerinin başarısızlığını gösteriyor bize aslında.
umarım gelecekte türkiye, hiçbir vatandaşının böyle kahredici bir sebepten dolayı yaşamına son vermeyi düşünmeyeceği bir ülke olur... diyeceğim ama hiç umudum yok ne yazık ki.
canını seven kaçsın.
bir de intiharın çok eskiden beri devam eden evrensel bir olgu olduğu gibi bir şeye değinilmiş... öncelikle şu var; şayet siz medeni bir toplum olduğunuz iddiasında iseniz toplumunuzu oluşturan bireyler için bu tehlikeyi yaratabilecek tüm faktörlere karşı mücadele edip gereken önlemleri almak vazifenizdir. mesele intihar etmek isteyenin mutlaka bir bahane bulacağı falan değil burada. hepimiz biliyoruz ki, intihar vakalarının önemli bir bölümünde toplumsal ve çevresel faktörler belirleyici rol oynuyor. bir insan bu aşamaya geliyorsa eğer, kararı ne kadar bireysel gibi görünse de, hem bireyi söz konusu kararı almaya iten süreç hem de ortaya çıkan sonuç o bireyin yaşadığı toplumun ve o toplumun sistemlerinin başarısızlığını gösteriyor bize aslında.
umarım gelecekte türkiye, hiçbir vatandaşının böyle kahredici bir sebepten dolayı yaşamına son vermeyi düşünmeyeceği bir ülke olur... diyeceğim ama hiç umudum yok ne yazık ki.
canını seven kaçsın.
devamını gör...
kızıl gezegenin altında
bir eric fennel kitabıdır.
altıkırkbeş yayınlarının bilim kurgunun altın çağı serisinin bir diğer kitabıdır. daha önce tersine gezegen isimli kitabına bir tanım yazmıştım ve dört kitaplık bu serinin ikinci kitabına de bir tanım yazma gereği hissetim.
kızıl gezegen mars aslında kendi halinde bir gezegendir. mars sakinleri - ki biz onlara rahatlıkla marslılar diyebiliriz ve bu andan itibaren eğer bir daha onlardan bahsedersek öyle diyeceğiz- kendi halinde yaşayıp gitmektedir.
ta ki mars sömürü şirketi askerlerine gravinol isimli bir uyuşturucu içirip gördükleri bütün marslıları - böylelikle yukarıda verdiğim sözü tutmuş oldum- öldürme emri verene kadar. dünyalılar mars gezegenini sömürmeye ve taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamaya yeminli gibidir.
ancak nick tinker gravinol etkisinden çıkar ve bu bağımlılıktan kurtulur ve yavaş yavaş dünyalıların nasıl canavarlar olduklarını anlamaya başlar. nick artık bir asker kaçağıdır ve marslılarla işbirliği yapmaya karar verir. elbette ki bu çok zor bir durumdur. mars’ta birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz ve dış mihrakların saldırılarına maruz kaldığımız bir zamanda kimseye güvenmemek gerekir.
yayınevinin tedirginlikle sunduğu bu kitabı huzur içinde okuyabilirsiniz.
altıkırkbeş yayınlarının bilim kurgunun altın çağı serisinin bir diğer kitabıdır. daha önce tersine gezegen isimli kitabına bir tanım yazmıştım ve dört kitaplık bu serinin ikinci kitabına de bir tanım yazma gereği hissetim.
kızıl gezegen mars aslında kendi halinde bir gezegendir. mars sakinleri - ki biz onlara rahatlıkla marslılar diyebiliriz ve bu andan itibaren eğer bir daha onlardan bahsedersek öyle diyeceğiz- kendi halinde yaşayıp gitmektedir.
ta ki mars sömürü şirketi askerlerine gravinol isimli bir uyuşturucu içirip gördükleri bütün marslıları - böylelikle yukarıda verdiğim sözü tutmuş oldum- öldürme emri verene kadar. dünyalılar mars gezegenini sömürmeye ve taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamaya yeminli gibidir.
ancak nick tinker gravinol etkisinden çıkar ve bu bağımlılıktan kurtulur ve yavaş yavaş dünyalıların nasıl canavarlar olduklarını anlamaya başlar. nick artık bir asker kaçağıdır ve marslılarla işbirliği yapmaya karar verir. elbette ki bu çok zor bir durumdur. mars’ta birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz ve dış mihrakların saldırılarına maruz kaldığımız bir zamanda kimseye güvenmemek gerekir.
yayınevinin tedirginlikle sunduğu bu kitabı huzur içinde okuyabilirsiniz.
devamını gör...
cem karaca
her şarkısında kendimden bir şeyler bulduğum sanatçıdır. ülkemizde gerçekten nadir bulunan sanatçılardandır. tek bir kalıpta değil bütün şarkılarında toplumun her kesimine hitap ediyor. bu da onu daha çok sevmeme neden oluyor.
devamını gör...
gece çiğ köfte sipariş etmek
urfalı bir hanımla/beyle evlenmenizi gerektiren durum.
arkadaşıma en son attığım mesaj: "annem gece on ikide çiğ köfte yapıyor kanka."
umarım anlatabilmişimdir. *
arkadaşıma en son attığım mesaj: "annem gece on ikide çiğ köfte yapıyor kanka."
umarım anlatabilmişimdir. *
devamını gör...
kimliksiz hikayeler
karanlıkta yürüyordu adam. küçük bir ışık gözlerine değdi. tanıdık bir melodiyi duydu.
"sen, özgür dingin başın, yine artmış yaşın
uzakta yalnız tek arkadaşım"
sözlerini duydu, can bonomo'dan. severdi bu şarkıyı. ensesinde hissettiği nefesle yürümeye devam etti. kadın konuşuyordu bir yandan "lütfen hazır diyene dek açma." gülümsedi onun bu çocuksu telaşına.
kadın biraz heyecanlıydı çünkü günlerdir düşünmüş ve birlikte oldukları, ilk doğum gününde her şeyi listelemiş; anlattıklarından, okuduklarından yola çıkıp çok çaba göstermişti. yine de tedirgindi. içten içe yeterli olamayacağını düşünüyordu. adam, uzun zamandır hissetmediği bir huzuru yaşatmıştı. sonunda yeniden birine güvenmişti.
sesi, gülüşü, kelime seçimi, konuşmasındaki üslup. kimi zaman saran sarmalayan kimi zaman okşayan...
her iki yanına da dokunuyordu adam. kırılgan ve kadınsı. etkilenmişti kadın. belki de haklıydı adam, sesine aşık olmuştu da her şey, o söylediğinde farklı bir renge bürünüyordu. hayattan uzak, hayale yakın.
nihayet "hadi aç artık."dedi kadın. adam masaya baktı. edip'in sesini duydu 'masa da masaymış ha'...
kadın; masaya çocukluğunun anılarını, en çok kırıldığı yerlerden öptüğü yara izlerini, şefkatsiz kaldığı her gün için bir sarmalanmayı, anlaşılmak istediği her bir gün için telakkiyi, tutkuyu, arzuyu, sevgiyi, mutluluğu bırakmıştı. ha bir de çok sevdiği limonlu cheesecake ile portakallı keki. bir de tam ortada yüreğini gördü kadının.
"iyi ki doğdun sevgili." dedi kadın.
çevirdi adamın yüzünü tuttu parmak uçlarıyla. gözlerine baktı.
"sen, özgür dingin başın, yine artmış yaşın
uzakta yalnız tek arkadaşım"
sözlerini duydu, can bonomo'dan. severdi bu şarkıyı. ensesinde hissettiği nefesle yürümeye devam etti. kadın konuşuyordu bir yandan "lütfen hazır diyene dek açma." gülümsedi onun bu çocuksu telaşına.
kadın biraz heyecanlıydı çünkü günlerdir düşünmüş ve birlikte oldukları, ilk doğum gününde her şeyi listelemiş; anlattıklarından, okuduklarından yola çıkıp çok çaba göstermişti. yine de tedirgindi. içten içe yeterli olamayacağını düşünüyordu. adam, uzun zamandır hissetmediği bir huzuru yaşatmıştı. sonunda yeniden birine güvenmişti.
sesi, gülüşü, kelime seçimi, konuşmasındaki üslup. kimi zaman saran sarmalayan kimi zaman okşayan...
her iki yanına da dokunuyordu adam. kırılgan ve kadınsı. etkilenmişti kadın. belki de haklıydı adam, sesine aşık olmuştu da her şey, o söylediğinde farklı bir renge bürünüyordu. hayattan uzak, hayale yakın.
nihayet "hadi aç artık."dedi kadın. adam masaya baktı. edip'in sesini duydu 'masa da masaymış ha'...
kadın; masaya çocukluğunun anılarını, en çok kırıldığı yerlerden öptüğü yara izlerini, şefkatsiz kaldığı her gün için bir sarmalanmayı, anlaşılmak istediği her bir gün için telakkiyi, tutkuyu, arzuyu, sevgiyi, mutluluğu bırakmıştı. ha bir de çok sevdiği limonlu cheesecake ile portakallı keki. bir de tam ortada yüreğini gördü kadının.
"iyi ki doğdun sevgili." dedi kadın.
çevirdi adamın yüzünü tuttu parmak uçlarıyla. gözlerine baktı.
devamını gör...
en son mutlu hissedilen an
4080 sayısının sigarayı bıraktığım günden bu yana cebimden çıkmayan türk lirası miktarı olduğunu hesapladığım an.
devamını gör...
önce can sonra canan
insanlar olarak genel olarak bencil bir yapıya sahiptir.
canını her şeyin üstünde tutar. kaybedilmesi göze alınamaz. bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda insanlar, önce kendilerini, sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünürlera anlamindaki atasözü.
edebiyat öğretmenlerinin aşk konusunun işlendiği derslerde sorduğu önce can mı canan mı sorusuna genel olarak önce canan cevabına hadi len oradan diye cevap vermesi muhtemeldir.
canını her şeyin üstünde tutar. kaybedilmesi göze alınamaz. bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda insanlar, önce kendilerini, sonra sevdiklerini ve yakınlarını düşünürlera anlamindaki atasözü.
edebiyat öğretmenlerinin aşk konusunun işlendiği derslerde sorduğu önce can mı canan mı sorusuna genel olarak önce canan cevabına hadi len oradan diye cevap vermesi muhtemeldir.
devamını gör...


