arapları rahatlatmak için atatürk'ü madalyadan çıkardık
atatürk'e ne yaparlarsa yapsınlar, ölmemiştir, ölmemektedir ve ölemez.
resimlerini kaldırırlar, olmaz.
ismini anmazlar ama stadyum "atatürk" diye inler.
silmek isteseler, bulutlarda yükselir.
birine hayatta iken yenilmek neyse ama birine öldükten sonra yenilmek de çok ıstıraplı olmalı.
resimlerini kaldırırlar, olmaz.
ismini anmazlar ama stadyum "atatürk" diye inler.
silmek isteseler, bulutlarda yükselir.
birine hayatta iken yenilmek neyse ama birine öldükten sonra yenilmek de çok ıstıraplı olmalı.
devamını gör...
meyhaneye meyhane demenin yasaklanması
evet tek derdimiz buydu bunu da çözdüler sağ olsunlar artık başka bir derdimizin kaldığını sanmıyorum artık.
cumhurbaşkanı yardımcısı fuat oktay, "reklam niteliğindeki tabela ve ayaklı panoların kullanımı ile ‘meyhane, tobacco shop, nargile cafe’ gibi isimlerin dükkân ismi olarak verilmesinin önüne geçmeyi planlıyoruz" dedi.kaynak: meyhaneye meyhane demek yasak olacak!
haber
cumhurbaşkanı yardımcısı fuat oktay, "reklam niteliğindeki tabela ve ayaklı panoların kullanımı ile ‘meyhane, tobacco shop, nargile cafe’ gibi isimlerin dükkân ismi olarak verilmesinin önüne geçmeyi planlıyoruz" dedi.kaynak: meyhaneye meyhane demek yasak olacak!
haber
devamını gör...
kalp emojisi renklerinin anlamları
beni aydınlatan başlıktır.
siyah kalbi hep “zencilerden hoşlanıyorum” sanıyordum. öyle değilmiş.
siyah kalbi hep “zencilerden hoşlanıyorum” sanıyordum. öyle değilmiş.
devamını gör...
görevi beğenmek olan yazarlar
çoğunlukla moderatörlerin yaptığı eylem. maksat "çok güzel yazıyorsun, lütfen devam et" motivastonuyla sözlükte kalıcı olmanı sağlamaktır.
devamını gör...
yazar nicklerinden cümle kurmak
kapalı pencere'nin önünde, elinde art of seduction adlı kitapla ne yapacağını bilemez halde dikiliyordu. altı tane çocuk gürültülü şekilde beerilaryikeygary yürüyerek ve gülüşerek aşağıda durdu. içerideki odada karanliktakimum eşliğinde açık olan müziği duydu: to bid you farewell çalıyordu. elindeki kitabı masa lambası'nın yanına bıraktı ve oturma odasına gitti.
açık televizyonda belgesel vardı, sesi kısık şekilde... az önceki şarkı bitmiş, şimdi black rose immortal çalmaya başlamıştı. "zaten kafambidünya, bu şarkı şu an için fazla gürültülü" diye düşünerek radyoyu kapattı. tam o anda arkasında zippodan çıkan çınn sesi'ni duydu. hızla döndü ve göz göze geldiler. "merhababengeldim" dedi, sanki yıllar geçmemiş gibi aradan.
dışarıdan komşu mehpare hanım'ın sesi geliyordu. galiba çocuklara "başka yerde oynayın" gibi bir şeyler söylüyordu. "ne işin var senin burada? ya da benim burada ne işim var diye mi sormalıydım? aah, yıllar sonra bile kafamı karıştırıyorsun!" dedi düşünceli düşünceli. şimdi mistik bazı konuların anlatıldığı belgeselde bir lucifer betimlemesi görüyordu, tam da onun arkasındaki televizyonda. "ruhunu insana satmış şeytan" diye geçirdi aklından, şeytana bile pabucunu ters giydirebilecek zekâdaki kadına bakarak. ne çok sevmişti onu! oysa o "ne zaman gitti tren" demeye bile kalmadan bir trene binip kayboluvermişti gözden. onu orada yarım bırakılan roman gibi terk ederek... hesap sormak istese de bir yanıyla "dahavakitvar" diyordu içinden bir ses; "onun da zamanı gelecek..."
o rahatsız, sağır edici sessizlik telefonun acı acı çalan ziliyle kesildi birden. "ben_ebruli" dedi karşısındaki, her zamanki ürkek sesiyle. "verdiğin sözü unutmadın değil mi? bugün gelecektin?" dedi sorar bir ses tonuyla. tamamen aklından çıkmıştı, az önceki şokun etkisiyle. "kahretsin!" dedi içinden ama telefona "tabii ki unutmadım! az sonra yanındayım" demeyi de ihmal etmedi. usulca bıraktı ahizeyi yerine. ona döndü, sessizveduygusuz bir bakış atarak "bunu konuşacağız... eğer yine bir anda ortadan kaybolmazsan tabii?" diye ekledi. cevap vermesini beklemeden, patroniçe gibi havalı bir şekilde odanın ortasında duran kadının yanından geçti hızla. dışkapınındışmandalını çevirirken zihninde tek bir soru vardı: ya gerçekten geri döndüyse?
kadının gözlerindeki yaşları görseydi, belki de o an vazgeçerdi gitmekten.
ama görmedi...
*
açık televizyonda belgesel vardı, sesi kısık şekilde... az önceki şarkı bitmiş, şimdi black rose immortal çalmaya başlamıştı. "zaten kafambidünya, bu şarkı şu an için fazla gürültülü" diye düşünerek radyoyu kapattı. tam o anda arkasında zippodan çıkan çınn sesi'ni duydu. hızla döndü ve göz göze geldiler. "merhababengeldim" dedi, sanki yıllar geçmemiş gibi aradan.
dışarıdan komşu mehpare hanım'ın sesi geliyordu. galiba çocuklara "başka yerde oynayın" gibi bir şeyler söylüyordu. "ne işin var senin burada? ya da benim burada ne işim var diye mi sormalıydım? aah, yıllar sonra bile kafamı karıştırıyorsun!" dedi düşünceli düşünceli. şimdi mistik bazı konuların anlatıldığı belgeselde bir lucifer betimlemesi görüyordu, tam da onun arkasındaki televizyonda. "ruhunu insana satmış şeytan" diye geçirdi aklından, şeytana bile pabucunu ters giydirebilecek zekâdaki kadına bakarak. ne çok sevmişti onu! oysa o "ne zaman gitti tren" demeye bile kalmadan bir trene binip kayboluvermişti gözden. onu orada yarım bırakılan roman gibi terk ederek... hesap sormak istese de bir yanıyla "dahavakitvar" diyordu içinden bir ses; "onun da zamanı gelecek..."
o rahatsız, sağır edici sessizlik telefonun acı acı çalan ziliyle kesildi birden. "ben_ebruli" dedi karşısındaki, her zamanki ürkek sesiyle. "verdiğin sözü unutmadın değil mi? bugün gelecektin?" dedi sorar bir ses tonuyla. tamamen aklından çıkmıştı, az önceki şokun etkisiyle. "kahretsin!" dedi içinden ama telefona "tabii ki unutmadım! az sonra yanındayım" demeyi de ihmal etmedi. usulca bıraktı ahizeyi yerine. ona döndü, sessizveduygusuz bir bakış atarak "bunu konuşacağız... eğer yine bir anda ortadan kaybolmazsan tabii?" diye ekledi. cevap vermesini beklemeden, patroniçe gibi havalı bir şekilde odanın ortasında duran kadının yanından geçti hızla. dışkapınındışmandalını çevirirken zihninde tek bir soru vardı: ya gerçekten geri döndüyse?
kadının gözlerindeki yaşları görseydi, belki de o an vazgeçerdi gitmekten.
ama görmedi...
*
devamını gör...
kitap kulübü hikaye tamamlama yarışması
en absürt denemem ile katılacağım yarışmadır. heyecan var mı? evet ama hayır. birinci olacak mıyım? evet ama hayır.
devamını gör...
normal sözlük'ün underrated yazarları
ben
devamını gör...
1 kelimelik hikayeler
öldü..
devamını gör...
30 ocak 2021 milföy hamurlu böreği yere hiçbir kırıntı dökmeden yiyebilmem
az önce başardığım eylemdir. en son 2002'de ilhan mansız senegal'e altın gol attığında bu kadar gürültülü sevinmiştik.
sırf bu mukaddes vazifeyi yerine getirmek için mahalle fırını muhammet abi'ye gidip en fiyakalısından mayalı bir hamur çekmesini söyledim. annem evde karbonat tozlarını hazırladı, fırını iyice temizledi, ortamda herhangi bir kırılma durumu oluşmaması için evi vakumladı.
ben de bir hafta önceden frankfurt'tan çağırdığım timuçin eniştem ve kuzenim svetlana'yı havalimanında karşıladım. enişte gelirken sana zahmet bir kutu isveç çikolatası getir dedim, getirmemiş p...k
neyse eve doğru gittik. o sırada aklımda dört düşünce var:
1. düşünce: acaba milföy hamurlu böreği hiçbir kırıntı dökmeden yiyip, hayatımdaki en büyük hedefi gerçekleştirebilir miyim?
2. düşünce: acaba karacabey son ayakta birinci gelebildi mi? gelemediyse sıkıntı 6'lı iptal alimiyumm...
3. düşünce: acaba merve boluğur neden hem bu kadar seksi, hem bu kadar gizemli, hem de bu kadar medyatik??
4. düşünce: yemin ederim on dakika düşündüm bunu ama bulamadım. maksat dört sayısına ulaşayım. çok seviyom ben dördü, favorim..
neyse eve geldik. annem hazırlamış milföy hamurlarını.
babam: timuçin, sizin bu merkel bizi kıskanıyormuş diyorlar doğru mudur, sen iyi bilirsin.
eniştem: valla enişte es ist lustig ya hahaha. enişte yauğğv bu almanlar hep böyle işte napacan yauğvv.
annem: bırakın şimdi siyaseti. hadi sofraya.
anneannem: nimeti celilullah bereketi halilullaahhh!
svetlana: papa, oma ne yapıyor??
eniştem: yemek duası kızım.
svetlana'ya komikli olsun diye ne desem diye düşünüyom iki saattir. anadolu lisesi almancamı da unuttum, eğer translate'e bakarsam kız anlar komikliği kaçar.
ben: wie gehts kuzenn?? heheh
svetlana ja wirklich? du hast ein paar tricks für mich gelernt. lolol
o anda "s*çtık" gülüşü yaptım. benim almancam bitti tabii, bu kadar komplike bir cümleyi anlayamadım ve kendisine çemberlitaş'ın yol tarifi sorulmuş dönerci mahmut usta gibi "bacım gogogo sırtını ver turn rayt!" diyecek gibi oldum..
neyse o anda herkes benim milföy hamurlu böreği yiyişimi bekliyor. anneannem salavat zinciri getirmiş ve "hırt" diye bir ısırık aldım, çiğneyip çiğneyip yuttum. o anda herkes "ollleeeeyyy" diye bağırdı. dışarıda bekleyen gitarını en son kanuni sultan süleyman döneminde akort etmiş sokak müzisyeni flamenko çalmaya başladı. salonda hepimiz dans etmeye başladık. anneannem buzdolabından f1 grandprix'te hamilton kazandığında patlattığımız özel şampanyalardan zulalarından bir tane çıkarıp patlattık. yıllardır bu anı bekliyordum, mutluluktan ağlamıştım.
bu sevincimi sizlerle paylaşmak istedim kafa sözlük. seviyorum sizleri, hayatı, başarma duygusunu ve mutluluğu (gülen surat)
sırf bu mukaddes vazifeyi yerine getirmek için mahalle fırını muhammet abi'ye gidip en fiyakalısından mayalı bir hamur çekmesini söyledim. annem evde karbonat tozlarını hazırladı, fırını iyice temizledi, ortamda herhangi bir kırılma durumu oluşmaması için evi vakumladı.
ben de bir hafta önceden frankfurt'tan çağırdığım timuçin eniştem ve kuzenim svetlana'yı havalimanında karşıladım. enişte gelirken sana zahmet bir kutu isveç çikolatası getir dedim, getirmemiş p...k
neyse eve doğru gittik. o sırada aklımda dört düşünce var:
1. düşünce: acaba milföy hamurlu böreği hiçbir kırıntı dökmeden yiyip, hayatımdaki en büyük hedefi gerçekleştirebilir miyim?
2. düşünce: acaba karacabey son ayakta birinci gelebildi mi? gelemediyse sıkıntı 6'lı iptal alimiyumm...
3. düşünce: acaba merve boluğur neden hem bu kadar seksi, hem bu kadar gizemli, hem de bu kadar medyatik??
4. düşünce: yemin ederim on dakika düşündüm bunu ama bulamadım. maksat dört sayısına ulaşayım. çok seviyom ben dördü, favorim..
neyse eve geldik. annem hazırlamış milföy hamurlarını.
babam: timuçin, sizin bu merkel bizi kıskanıyormuş diyorlar doğru mudur, sen iyi bilirsin.
eniştem: valla enişte es ist lustig ya hahaha. enişte yauğğv bu almanlar hep böyle işte napacan yauğvv.
annem: bırakın şimdi siyaseti. hadi sofraya.
anneannem: nimeti celilullah bereketi halilullaahhh!
svetlana: papa, oma ne yapıyor??
eniştem: yemek duası kızım.
svetlana'ya komikli olsun diye ne desem diye düşünüyom iki saattir. anadolu lisesi almancamı da unuttum, eğer translate'e bakarsam kız anlar komikliği kaçar.
ben: wie gehts kuzenn?? heheh
svetlana ja wirklich? du hast ein paar tricks für mich gelernt. lolol
o anda "s*çtık" gülüşü yaptım. benim almancam bitti tabii, bu kadar komplike bir cümleyi anlayamadım ve kendisine çemberlitaş'ın yol tarifi sorulmuş dönerci mahmut usta gibi "bacım gogogo sırtını ver turn rayt!" diyecek gibi oldum..
neyse o anda herkes benim milföy hamurlu böreği yiyişimi bekliyor. anneannem salavat zinciri getirmiş ve "hırt" diye bir ısırık aldım, çiğneyip çiğneyip yuttum. o anda herkes "ollleeeeyyy" diye bağırdı. dışarıda bekleyen gitarını en son kanuni sultan süleyman döneminde akort etmiş sokak müzisyeni flamenko çalmaya başladı. salonda hepimiz dans etmeye başladık. anneannem buzdolabından f1 grandprix'te hamilton kazandığında patlattığımız özel şampanyalardan zulalarından bir tane çıkarıp patlattık. yıllardır bu anı bekliyordum, mutluluktan ağlamıştım.
bu sevincimi sizlerle paylaşmak istedim kafa sözlük. seviyorum sizleri, hayatı, başarma duygusunu ve mutluluğu (gülen surat)
devamını gör...
duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini
duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini
yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara
bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı
dizlerinin yerine dayasaydım taşlara
hani bendim yedi renk hani tende can idim
hani gündüz hayalin geceler rüyan idim
demek ki senin için aşk değil yalan idim
acırım heder olan o en güzel yıllara
yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara
bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı
dizlerinin yerine dayasaydım taşlara
hani bendim yedi renk hani tende can idim
hani gündüz hayalin geceler rüyan idim
demek ki senin için aşk değil yalan idim
acırım heder olan o en güzel yıllara
devamını gör...
lübnan
zamanında başkent beyrut ortadoğunun parisi diye lanse edilirdi. aslında çok güzel bir ülke gece hayatı yaşam tarzı biraz da olsa bize benziyor ne yazık ki ülke son zamanlarda çok karıştı. geçtiğimiz aylarda ki patlama ise çok kötüydü. neredeyse halkın yarısı hristiyandır kızılay değil kızılhaç sağlık yardım kuruluşudur. ülkenin en meşhur şeyleri arasında sedir ağaçları vardır ayrıca bayraklarında da bu temsil etmişlerdir.
devamını gör...
en sevdiğiniz kişi
rahmetli anneannem.
devamını gör...
ouroboros
“her şey gider, her şey geri gelir, sonrasızca döner varlık çarkı. her şey ölür, her şey yine çiçeklenir; sonrasızca sürer varlık yılı.” – böyle buyurdu zerdüşt | friedrich nietzsche
kuyruğunu yiyen yılan; yeniden doğuş, sonsuz döngü.
kuyruğunu yiyen yılan; yeniden doğuş, sonsuz döngü.
devamını gör...
gerçek
genelde can yakan bir olgu. (bkz: gerçekler acıdır)
devamını gör...
yüksek lisansı lisansla aynı üniversitede yapmak vs başka üniversitede yapmak
iki seçeneğin de iyi ve kötü yönleri olduğunu düşünüyorum. her kararda olduğu gibi kişiden kişiye, üniversiteden üniversiteye değişiklik göstermesi pek muhtemel.
öncelikle kaliteli bir üniversitedeyseniz ve hocalarınızdan eminseniz, kendi üniversitenizde şansınız diğer üniversitelere göre daha fazla. ki akademi devamı düşünenler için güzel bir yol bile olabilir. tanıştığınız ve, evett bu hoca ile çalışmak istiyorum dediğiniz biri varsa süper.
eğer kendi üniversitenizden emin değilseniz, vizyonu sizi yansıtmıyorsa ne yapıla bilinir? yüksek yapacağınız alanı kesinleştirip bu alanında en rahat ve hayalleriniz doğrultusunda çalışabileceğiniz üniversiteleri araştırmakla işe başlaya bilirsiniz.
üniversiteler ve hocalar kendi mezunlarına öncelik vermekle beraber dışarıdan gelenleri de mülakatlarda yok saymıyorlar.
yüksek düşünen arkadaşlara tavsiyem üniversiteden çok, hangi alanda yüksek yapmak istediğinize yoğunlaşın. ve hoca araştırın...
öncelikle kaliteli bir üniversitedeyseniz ve hocalarınızdan eminseniz, kendi üniversitenizde şansınız diğer üniversitelere göre daha fazla. ki akademi devamı düşünenler için güzel bir yol bile olabilir. tanıştığınız ve, evett bu hoca ile çalışmak istiyorum dediğiniz biri varsa süper.
eğer kendi üniversitenizden emin değilseniz, vizyonu sizi yansıtmıyorsa ne yapıla bilinir? yüksek yapacağınız alanı kesinleştirip bu alanında en rahat ve hayalleriniz doğrultusunda çalışabileceğiniz üniversiteleri araştırmakla işe başlaya bilirsiniz.
üniversiteler ve hocalar kendi mezunlarına öncelik vermekle beraber dışarıdan gelenleri de mülakatlarda yok saymıyorlar.
yüksek düşünen arkadaşlara tavsiyem üniversiteden çok, hangi alanda yüksek yapmak istediğinize yoğunlaşın. ve hoca araştırın...
devamını gör...
en lezzetli balık
en son şu turuncu etli somon balığının tadına baktım, çok da hoşuma gitti.
hani şu belgesellerde ayının su kenarında bekleyip avladığı balık. gerçekten ayı hayvanı ağzının tadını biliyor.
hani şu belgesellerde ayının su kenarında bekleyip avladığı balık. gerçekten ayı hayvanı ağzının tadını biliyor.
devamını gör...
gece sözlükte oluşan elit ortam
moderatörün hazall olmasıyla kesinlikle alakası olan bir durumdur.
devamını gör...
beyaz zambaklar ülkesinde
türkiye'de , atatürk'ün emri doğrultusunda askeri okulların müfredatına eklenmiş grigori petrov kitabı. çoğu rus yazarın kitaplarında daha çok açlık ,sefalet ve karakterin kendi iç dünyası ile mücadelesini görüyoruz . petrov bunun biraz dışına çıkmayı başararak , verilmesi gereken en önemli mücadelenin cehalet ile savaşmak olduğunu oldukça açıklayıcı bir şekilde kaleme almış. elnur osmanov'un çevirisi orta düzeyde bir çeviri olmasına rağmen tercih etmenizi öneririm. şahsi olarak, kitabın her cümlesine katılmasam bile , güzel çıkarımların bulunduğunu düşünmekteyim.
--- alıntı ---
sizden ricam, öğrencilere üniversitelerin birer diploma imal eden fabrikalar olmayıp, etrafa ışık saçan canlı mumlar imal eden fabrikalar, ülkenin zihnen ve manen kalkınmasını sağlayan merkez istasyonlar olduğunu anlatmanızdır.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
sizden ricam, öğrencilere üniversitelerin birer diploma imal eden fabrikalar olmayıp, etrafa ışık saçan canlı mumlar imal eden fabrikalar, ülkenin zihnen ve manen kalkınmasını sağlayan merkez istasyonlar olduğunu anlatmanızdır.
--- alıntı ---
devamını gör...

