devlet memurluğu mülakatları.
devamını gör...

uykuların kaçar geceleri,
bir türlü sabah olmayı bilmez,
dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
deli eden uğultudur başlar kulaklarında,
ne çarşaf halden anlar, ne yastık
girmez pencerelerden beklediğin aydınlık,
kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın,
onun unutamadığın hayali,
sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine,
sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu,
şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin.
gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için,
vurursun başını soğuk, taş duvarlara,
büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
duyarsın.
ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın.
sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
niçin yaratıldığını.
bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
uzun uzun seyredersin aynalarda güzeliğini
boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın.
dolar gözlerin, için burkulur
sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
sevilen gözlerin erişilmezliğini
o hiç beklenmeyen saat geldi mi
düşer saçların önüne ama bembeyaz
uzanır gökyüzüne ellerin
ama çaresiz
ama yorgun
ama bitkin
bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
sevmek ne imiş bir gün anlarsın

bir gün anlarsın hayal kurmayı
beklemeyi
ümit etmeyi
bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
lanet edersin yaşadığına
maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
o zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

seni sevdiğimi bir gün anlarsın.

ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...

dostoyevski - karamazov kardeşler... çok zorlandım ve bıraktım. demekki henüz zamanı gelmemiş. bir kitabı başa sarıp sarıp anlamlandırmaya çalışarak okuyorsam, o kitabın henüz zamanı gelmemiştir, diye düşünüyorum.
biraz zaman tanıyıp çok sonra okuduğumda, o kitaptan verim alabiliyorum.
devamını gör...

öyle vurucu replikler yok aklımda ama her hatırladığımda güldüğüm birkaç sahne var.
1.
manti siparişi gidecektir: bölüm 39
zeliha: adresi bulabilecek misin meryem

meryem: aaa tabi canım burayı biliyorum ben zaten kaç defa gittim bakın  şimdi ilerdeki pasaja giriyom. sağdan üçüncü dükkana sokağı soruyom. onlar sana tarif edince sokağı buluyom. kunduracı amcaya gidiyom. kunduracı amca görür görmez: "allah cezanı versin, yine mi sen geldin !" diyo. sen : "hı" yapiyon. ondan sonra da apartmani tarif ediyo. asansöre biniyom. iki-üç kişi daha gelince asansör "fiyt" kalkıyo. ondan sonra lui...... ha sivali duvarı bekliyom. sivalı duvarı görünce "aaaaa ben burada inecektim. n'olur beni indirin!" diye bağırıyom. bu sefer herkes bi telaş, bi panik, asansörü durdurup seni aşağı kadar indiriyolar. tam karşındaki zile basıyon, işte orasi. bitti yani !

5:59

2.
vahit çocuğuna isim arıyordur*

vahit: değişik bir şey yok mu şöyle be
haydar: bizim sınıfta bi kız bi oğlan var ikisinin de adı okyanus
sabit: çok uzun emmi
haydar: deniz olsun
sabit: uzun uzun
haydar: göl
sabit: kısalt kısalt
haydar: su
sabit: daha kısalt
haydar: abooow kurudu çocuk be

28:05
devamını gör...

benim kedim koşup koşup viraj alırken bazen savruluyor ve virajı alamıyor. bu yüzden onun virajı alamadığında yavaşlamayı öğrenmesi gerek.

bunun için pençesini wolverine gibi sağa sola saplayarak hızını yavaşlatabilir. zaten tırmalamayı seviyor.
devamını gör...

-ismail abi
-hoooop
devamını gör...

acı. bolca acı. çokça acı.

aşı vurulan sol kolumu kürek niyetine kullanıp, kazdığım yere kendimi gömesim var.
devamını gör...

elhamdürilla yaşamadığımız çekinmedir. akşama kadar şu mod gay, bu mod ergen diye diye dalga geçtiğimiz yazarların başlıklarına mı çekincez allasen.*
devamını gör...

ınatlaşan, inanç ve alışkanlıklarından ödün vermeyenler için kullanılan bir deyimdir. kaşları hafif yukarı kaldırıp gözlerinin siyahı kaybolanlar oldum olası inatçı ikna edilemez gelirler bana. adamın asabını bozarlar, içindeki ışığı söndürürler. keçi'mi desem katır'mı desem neyse hikayemiz şöyle ki;
hz. nuh, yıllarca insanlığı allah'a iman etmek için tebliğde bulundu. ama bir gemi dolusu insan dışında kimse ona inanmadı. sonunda bir gemi yaptı. ona inananlara gemiye binmelerini istedi. tabi bu arada yağmurlar durmaksızın günlerce yağmaya başladı. nuh inanmayanlara gemiye binmeleri için tebliğe devam etti. yağmurun günlerce yağdığını görenler inatla gemiye binmeyi reddettiler. içlerinde nuh'un oğlu da vardı. sular yükselmeye başlayınca nuh tekrar gemiye binip iman etmelerini istedi. ama onlar yüksek tepelere gidip kurtulabileceklerini söylediler. nuh'un peygamberliğini inkar edip gemiye binmediler. ışte bu deyim bu inatlaşan halk üzerine söylenmiş bir deyimdir.
devamını gör...

sea ice brinicle denilen suyun altındaki buz saçakları, aşırı soğuk bir tuzlu su akıntısının okyanusa ulaşması sonrasında oluşur.



ice finger of death - ölümün parmağı ve ölüm sarkıtı da denilen bu doğa olayında aşırı soğuk ve yoğun tuzlu su okyanusun derinliklerine çökerken etrafında bulunan daha az tuzlu suyu dondurur.
buz haline gelen tuzlu su okyanusun derinliklerine doğru her noktayı dondurarak bir sarkıt oluşturur.
sarkıt oluştuktan sonra dibe çökmeye devam eder.
oluşan buz katmanları normal olarak bildiğimiz katı buzdan çok daha farklıdır.
aşağı doğru akarak oluşan buz katmanları, buzun içerisindeki sıcaklığının artmasını engeller.
böylelikle arada kalan sıcaklık hiç artmadığı için erimesi için gerekli sıcaklığa erişemez.
okyanus dibine ulaştıkça çevresindeki suyu dondurmaya devam ederek deniz yıldızı ve deniz kestaneleri gibi okyanus dibinde yaşayan canlıları dondurarak öldürür. kaynak

su altı buz saçağı çevremizdeki egoist insanlara benzer.
"ego bir buzdağıdır. onu erit. onu derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel" - osho.
devamını gör...

çocum o saçları niye öyle yaptın, gün teyzesi hırkası giymişsin bi de, okuyor musun burayı, şş change the color ablası sevsin, hadi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sürekli akıtan, içindeki malzemenin sal beni dediği dürümlerdir.
devamını gör...

ben yine kaçırdım.
sürekli başlığa bakmıyorum ki. mesaj atsanız keşke...*
devamını gör...

sanılanın aksine yürütülebilen bir ilişki şeklidir. zaten çalışma hayatına gectiğinde de aynı evde yaşamıyorsan uzaklık farketmeksizin görüşme sıklığın degişmez.
devamını gör...

haklıdır ve dünyadan da haberi vardır.

z kuşağının tamamının muhalif olduğunu söyleyen yok zaten. ama ailesi muhafazakar olan bir sürü z kuşağı tanıdım (öğretim görevlisiyken), çok büyük çoğunluğu muhalifti. elbette derste siyaset konuşmuyordum ama onların yaptığı göndermeleri de anlıyordum tabi.

- hocam, ampulü patlattık! (lede fazla akım verip yakmışlar.)
+ önemli değil, elimizde led çok, bir tane daha alın.
- çok 'ince' patlattık ama hocam, çok iyi oldu.

buna benzer bir sürü gönderme yapıyordu bu çocuklar 2018 yılında.

hele bir de ismi rte olan bir öğrenci vardı ki onu hiç sormayın, şoke etti hepimizi.

şimdi bu çocukların iktidar mensuplarına oy vermeyeceğini tahmin etmek için onlara sormanıza ya da siyaset profesörü olmanıza gerek yok. onlar saflarını belli ediyorlar zaten. (kılık kıyafetten bahsetmiyorum, tipe göre seçmen tahmini yapılmaz.)

ayrıca iktidar sadece z kuşağının oyları ile kaybetmeyecek. hele şu kış iyice gelsin, bir iki doğalgaz faturası kabarık gelsin, o zaman göreceğim ben el mi yaman, bey mi yaman...
devamını gör...

yıllar sonra tekrar okunduğunda etkileri farklılık gösteren muazzam distopik roman. 20. yüzyıl kurgu romanlarının en başarılısı ve yanılmıyorsam 1932 senesinde yazılmış. huxley, birinci dünya savaşında yaşananlar ve savaş sonrasındaki belirsizlikten o kadar etkilenmiştir ki başta devlet, ekonomi ve ekonomi eksenli değişen siyasal-sosyolojik travmalara şahane eleştiriler getirmiştir.

ahlak, yalnızlık, doğa, teknoloji, endüstri, birey-toplum ikilisi ve bağı, tanrı, üreme, yaradılış, duygu, bilim, bilinç, hipnopedya, sorgusuz sualsiz ifadeler, hizmet, sınıf gibi daha birçok, bize biç yabancı olmayan meseleye getirdiği eleştiriler sebebiyle tekrar tekrar okunmaya değer bir kurgu.

-- spo --
kitabı daha önce hiç okumayanlar için, hollywood filmlerinden aşina olduğumuz bir kurtarıcı, bir büyük kahraman bulamamak hayal kırıklığı oluşturabilir. ancak zaten amaç bir çıkmaz, bir anti-ütopya yaratmak olduğundan o hayal çok da kırılıyor denmez. bernard marx karakterinden daha sert, daha gerçek çıkışlar bekliyorsunuz ama olmuyor. helmholtz, gereğinden fazla arka planda kalıyor. lenina'dan beklenen o aydınlanma anı hiç yaşanmıyor. soma'yı ve etkilerini birebir yaşamak istiyorsunuz. vahşi'yi kurtarmak... kurgunun yönünü komple değiştirmek, insanları uyandırmak... ama hiçbiri olmuyor. çünkü distopya olmak bunu gerektirir.

romanın sonlarına doğru vahşi ve mustafa mond arasındaki diyalog tekrar tekrar okunasıdır. o bölüm bana matrix serisinin ikinci filmindeki neo-mimar diyaloglarını anımsattı tekrar okuyunca.
-- spo --

huxley, distopyasını yazarken içinde bulunduğu çelişkiyi oldukça dürüst aktarmıştır. yani yarattığı evrendeki distopik gidişatın aslında mümkün, yaşanabilir ve haklı yanları olduğunu yansıtmayı başarmıştır. bazı noktalarda her şeye rağmen okuyucuda da "acaba"lar oluşmuyor değil.

ilgili olarak (bkz: soma)
devamını gör...

1956’da menderes döneminde kurulmuş olan, ülkenin yüz akı üniversitedir.
devamını gör...

yaşamak istediğim mutluluktur.
devamını gör...

wes craven, zamanında yanlış hatırlamıyorsam los angeles times gazetesinde okuduğu bir haber üzerine bu filmin hikayesinin ilhamını alıyor. haberde sanırım vietnam’dan göç etmiş bir ailenin uyurken kabuslarında tek tek öldüğü anlatılır. koca bir aile bu şekilde göçer gider. olay, craven’da bir şimşek çakmasına yol açar ve insanları uykularında öldüren bir iblis gibi orijinal bir fikir yaratır. daha önce düşünülmemiş, yalnızca rüyalarda gezen, kurbanlarını kabuslarında katleden bir iblis. kabusta ölen kişi gerçek hayatta da ölür. tıpkı o gazete haberindeki gibi.

freddy karakteri ise, wes craven küçücük bir çocukken, herhalde 7 - 8 yaşlarındayken, abisi ile evde yalnız kaldıkları bir akşam camdan dışarı bakar. sokakta lambanın altında tıpkı freddy gibi şapka giymiş bir evsiz dikilmektedir. bu evsiz aniden dönüp craven’a bakar. craven korkuyla geri çekilir. gece kurşun gibi ağırdır. tekrar baktığında adamı hâlâ orada ona bakarken görmüş, korkup geri çekilmişti. uzaklarda öten baykuşlar adeta gecenin getirdiği bu iblisin habercisiydi. craven bir cesaret tekrar bakınca adamı oturdukları apartmanın kapısına doğru gittiğini görmüş ve adam az sonra gözden kaybolmuştu. yıldızlar gökyüzünden bu dehşet anını izlerken silik ışıklarını şehrin üzerine yağdırmaktaydı. wes, abisine adamdan bahsetmeye karar vermişti. sanki zaman yavaşlamış, hava ağırlaşmıştı. wes nefes almakta zorlanırken, abisi beyzbol sopasını alıp hazırlanmıştı. küçük gözleri adeta yuvalarından uğrayan çocuğum, kalbi deli gibi çarpmaya başlamıştı. apartmanın merdivenlerinde giderek yaklaşan ayak sesleri, abi ve kardeşin kalp atışlarını ezmeye çalışıyormuş gibiydi. adımlar artık onların dairesinin olduğu kattaydı. koridorda evlerinin kapısına doğru biri ağır adımlarla ilerlemekte, ağırlaşan hava wes ve abisinin ciğerlerini yakmaktaydı. abisinin bir an için cesaretini topladığını, kapıya doğru gittiğini gören wes, alnının terlediğini, göz kapaklarının yandığını hissediyordu. ayak sesleri artık kapılarının önüne gelmiş, kapının önünde durmuştu. beyzbol sopasına sarılan abisinin kapıyı ani bir hareketle açtığını gören wes, ellerini kulaklarına götürse de zaten artık tek duyabildiği kendi kalp atışlarıydı. kapının açılması sanki koca bir saat sürmüştü. abisi sopayla kapının hemen yanında hazır bekliyordu. wes, nefesinin kesildiğini, gözlerinin karardığını hissetse de, kendine hakim olmaya çalışmış, gerekirse abisine yardımcı olması gerektiğine kendini ikna etmişti. sonunda kapı ardına kadar açıldı. abisi sopayı sımsıkı tutmuş havaya kaldırmıştı. ancak kapıda hiçkimse yoktu. wes, gözlerine inanamıyordu. abisi derhal apartman koridoruna çıktı sopayla. orada da kimseyi bulamadı. derin bir nefes alarak içeri girdi. wes’le birbirlerine baksalar da tek kelime edemeden öylece kalmışlardı. ayak seslerini ikisi de duymuş, kapıya kadar geldiğini dinlemişlerdi. ama adam artık orada değildi. bunun üzerine birbirlerine tek kelime etmediler.

(bkz: wes craven)
(bkz: korku)
(bkz: los angeles times)
(bkz: kabus)
(bkz: freddy krueger)
devamını gör...

favorim olan korku filmi serisi. toplam 4 filmi vardır. korku seansında oynamış olan patrick wilson'ı insidious'da da görüyoruz.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bu sahnesi çok korkutucu. az önce bildiğim sahneyi tekrar tekrar izlememe rağmen kalbim küt küt atıyor. kesinlikle izlemelisiniz. şiddetle tavsiye ediyorum.

filmin en sevdiğim müziğini de ekliyorum buraya. bağımlısı olacaksınız.



ay bana bir korku geldi. ben kaçtım. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim