normal sözlük yazarlık rütbeleri
meczup nedir yahu?.
söyle bana ilhami abi deli miyim ben?
siz yokken ben vardım bu sözlükte. ne güzel takılıyordum tek başıma. siz gelip sözlük kurdunuz. neyse emektar, badem sütü kreması, efendimiz, bizi o var etti, bi bu kadar da yerin altında var falan yazmanız lazım. hadi yapın whis'inize şöyle bi güzellik bekliyore *
burdan yoldi tolkiye, iko'ya ve istatistik departman başkanı pavlov ve göbeğine duyurumdur.
yönetim:
en ileri durma meczup seni de üzerler
kimileri var ki meczup derini yüzerler
kafana da takma meczup yoluna bakarlar
hiç oralı olma meczup seni de yakarlar.
söyle bana ilhami abi deli miyim ben?
siz yokken ben vardım bu sözlükte. ne güzel takılıyordum tek başıma. siz gelip sözlük kurdunuz. neyse emektar, badem sütü kreması, efendimiz, bizi o var etti, bi bu kadar da yerin altında var falan yazmanız lazım. hadi yapın whis'inize şöyle bi güzellik bekliyore *
burdan yoldi tolkiye, iko'ya ve istatistik departman başkanı pavlov ve göbeğine duyurumdur.
yönetim:
en ileri durma meczup seni de üzerler
kimileri var ki meczup derini yüzerler
kafana da takma meczup yoluna bakarlar
hiç oralı olma meczup seni de yakarlar.
devamını gör...
belgariad
ah metis ah... gözlerimizi kanata kanata okuttun şu güzelim seriyi bize. sehpanın üstüne ters çevirerek koyduk. utanmasak kitapları kaplıkla kaplayacaktık ki hepsi o kapaklardan iyidir. neyse yine de allah razı olsun metisçiğim bize acımış da yeni tasarımlarla tekrar basmış seriyi. genç nesillerin david eddings'i tanımaları açısından da güzel olmuş.
acaba eski seriyi götürsek yenisini verirler mi? bence vermeliler. buradan metis'e sesleniyorum. lütfen insan sağlığına sakıncalı eski sürümü piyasadan toplayıp yenisi ile değiştirin. bak rica ediyorum.
acaba eski seriyi götürsek yenisini verirler mi? bence vermeliler. buradan metis'e sesleniyorum. lütfen insan sağlığına sakıncalı eski sürümü piyasadan toplayıp yenisi ile değiştirin. bak rica ediyorum.
devamını gör...
ölmedim ama hafif sürünüyorum (yazar)
kafa sözlük'e özgü bir ilaç, bir şifa, bir derman adeta.
evet evet! işbu satırların kendisine ithafen yazıldığı bu harikulade yazar; her türlü derde, tasaya, sıkıntıya, rahatsızlığa, hastalığa, ölüm haricinde hemen her şeye (inanabiliyor musunuz? her şeye!) iyi gelebilmektedir. üstelik herhangi bir yan etki göstermeden. bir mucize bu, tıbbın geldiği son nokta!
mesela ben. bu aralar herhangi bir şeye pek vakit ayıramıyorum. "sıkılıyorum sabri, bunalıyorum." pek de mutlu değilim ve bocalıyorum. eh, ölmedim ama hafif sürünüyorum. ne dedim ben?!
işte tam bu anda aklıma düşüyor. "ölmedim ama hafif sürünüyorum..." hemen profilinde hızlıca gezip bir doz alıyorum. bir yandan bilgiler şelale oluyor, bir yandan komiklikler şakalar gırla gidiyor. bir nikotin bağımlısının sigarasından çektiği ilk fırt gibi, bir ferahlık geliyor. vücudum serotoninle dolup taşıyor. bir bilgelik, bir mutluluk, bir huzur hissediyorum. böyle bir şey olabilir mi ya?
cümlelerimi de sözlükçe yoksunluk sendromu çekmeyelim diye hep yazmasını umarak ve kendisine mutlu ve huzurlu yarınlar dileyerek bitiriyorum.
bayilerinizden ısrarla isteyiniz!*
evet evet! işbu satırların kendisine ithafen yazıldığı bu harikulade yazar; her türlü derde, tasaya, sıkıntıya, rahatsızlığa, hastalığa, ölüm haricinde hemen her şeye (inanabiliyor musunuz? her şeye!) iyi gelebilmektedir. üstelik herhangi bir yan etki göstermeden. bir mucize bu, tıbbın geldiği son nokta!
mesela ben. bu aralar herhangi bir şeye pek vakit ayıramıyorum. "sıkılıyorum sabri, bunalıyorum." pek de mutlu değilim ve bocalıyorum. eh, ölmedim ama hafif sürünüyorum. ne dedim ben?!
işte tam bu anda aklıma düşüyor. "ölmedim ama hafif sürünüyorum..." hemen profilinde hızlıca gezip bir doz alıyorum. bir yandan bilgiler şelale oluyor, bir yandan komiklikler şakalar gırla gidiyor. bir nikotin bağımlısının sigarasından çektiği ilk fırt gibi, bir ferahlık geliyor. vücudum serotoninle dolup taşıyor. bir bilgelik, bir mutluluk, bir huzur hissediyorum. böyle bir şey olabilir mi ya?
cümlelerimi de sözlükçe yoksunluk sendromu çekmeyelim diye hep yazmasını umarak ve kendisine mutlu ve huzurlu yarınlar dileyerek bitiriyorum.
bayilerinizden ısrarla isteyiniz!*
devamını gör...
aşıyı reddedenlerin işinden atılma riski
henüz hukuksal olarak netliği olmayan, ama gerçekleşebilecek durum.
sağlık bakanı fahrettin koca, "aşı zorunlu olmayacak. vatandaşımızı aşının etkisine ve güvenilirliğine ikna ederek aşılamak istiyoruz" açıklamasını yaptı. peki işverenler çalışanlarına corona virüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi? işveren, çalışanı ‘corona virüs aşısını reddettiği’ gerekçesiyle işten çıkarabilir mi?
bazı hukukçulara göre işe alım ve devamda aşı zorunlu tutulabilir. aşıyı reddetmek 'geçerli' hatta 'haklı fesih' nedeni sayılarak, işten çıkarmaya kadar gidebilir. bazı hukukçulara göre ise pandemi halinde aşı zorunluluğuna ilişkin bir yasal düzenleme yok.
kaynak
sağlık bakanı fahrettin koca, "aşı zorunlu olmayacak. vatandaşımızı aşının etkisine ve güvenilirliğine ikna ederek aşılamak istiyoruz" açıklamasını yaptı. peki işverenler çalışanlarına corona virüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi? işveren, çalışanı ‘corona virüs aşısını reddettiği’ gerekçesiyle işten çıkarabilir mi?
bazı hukukçulara göre işe alım ve devamda aşı zorunlu tutulabilir. aşıyı reddetmek 'geçerli' hatta 'haklı fesih' nedeni sayılarak, işten çıkarmaya kadar gidebilir. bazı hukukçulara göre ise pandemi halinde aşı zorunluluğuna ilişkin bir yasal düzenleme yok.
kaynak
devamını gör...
kurtlarladans
bu, ne güzel bir kafa böyle. resmen sayfaya düştüm kaldım. öyle ki tumturaklı sözlerle falan övesim yok. hatta bir şeyi çok beğenip kimselerle paylaşmak istemez ya insan, tam olarak onu hissettim ama bencilliğe de lüzum yok. sanırım şu sözle tanımlamalıyım "harika!.."
devamını gör...
kazakların yarım kol olması
ben bu başlığı neden giysi olan kazak değil de kazak milleti'nin yarım kollu olması diye anladım ki.
devamını gör...
dead poets society
kitap 1989 yılında sinemaya da uyarlanmıştır. filmin yönetmeni peter weir, başrolü john keating rolü ile robin williams'tır. aynı zamanda kendisini before sunrise, before sunset ve before midnight serisinden tanımış olabileceğimiz ethan hawke, çekingen bir öğrenci olan todd anderson'ı oynuyor. filmi yıllar önce izlemiştim. bugün sözlüğün edebiyat ve okuma kulübü aracılığıyla yeniden izledim ve tekrar izlediğim için mutluyum.
sanıyorum ölü ozanlar derneği pek çok insana öğretmen olma heyecanını, isteğini kazandırmıştır. çünkü keating karakteri esasici eğitim tarzını benimseyen öğretmenlerin aksine -disipline etmek yerine- öğrencilerin hissettikleriyle ilgilenir. eleştirel düşünme becerisi kazandırmayı amaçlar. ancak düşündüren, eleştiri için cesaretlendiren, bakış açısı geliştiren bir öğretmen olabilmenin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. hayatına almadığın, sindiremediğin bir davranış biçimini kazandıramazsın. yeterince cesur değilsen eleştiremezsin ve eleştirel düşünme becerisi, eleştirinin önemi anlatılarak kazandırılmaz. fikrini söylediğinde cezalandırıldığın herhangi bir yerde, örneğin bir sınıfta*, cesur davranmayı öğrenemezsin.
filmin son sahnesinde, güzel bir sahne ama spoiler olabilecek bir sahne değil, çocuklardan biri haksızlığa tek başına tepki gösteriyor. müdürün kendisine bağırması üzerine oturuyor. dayanamayıp tekrar ayağa kalkıyor ve yine tepki gösteriyor. bu kez arkadaşları da ona katılıyor. müdür yine bağırıyor ve çocuktan yerine oturmasını istiyor ancak bu kez sınıfın neredeyse yarısı ilk tepkiyi gösteren çocukla aynı hareketi ortaya koyuyor. müdür çok tepkili, çok da yetkili ama yalnız. açıkçası öğretmenlere bu filmi niye önerdiklerini aklım almıyor*.
filmde en sevdiğim bölüm sanırım keating'in çocukları yürüttüğü bölümdü. üç öğrenci yürümeye başladı bir süre sonra üçü de aynı adımları atıyordu. "başkalarının karşısında inançlarınızı korumanın ne kadar zor olduğunu göstermek istedim. hepimizin kabul edilmeye ihtiyacı var ancak şimdi kendi yürüyüşünüzü kendi adım atışınızı bulmanızı istiyorum."
sanıyorum ölü ozanlar derneği pek çok insana öğretmen olma heyecanını, isteğini kazandırmıştır. çünkü keating karakteri esasici eğitim tarzını benimseyen öğretmenlerin aksine -disipline etmek yerine- öğrencilerin hissettikleriyle ilgilenir. eleştirel düşünme becerisi kazandırmayı amaçlar. ancak düşündüren, eleştiri için cesaretlendiren, bakış açısı geliştiren bir öğretmen olabilmenin çok da kolay olmadığını düşünüyorum. hayatına almadığın, sindiremediğin bir davranış biçimini kazandıramazsın. yeterince cesur değilsen eleştiremezsin ve eleştirel düşünme becerisi, eleştirinin önemi anlatılarak kazandırılmaz. fikrini söylediğinde cezalandırıldığın herhangi bir yerde, örneğin bir sınıfta*, cesur davranmayı öğrenemezsin.
filmin son sahnesinde, güzel bir sahne ama spoiler olabilecek bir sahne değil, çocuklardan biri haksızlığa tek başına tepki gösteriyor. müdürün kendisine bağırması üzerine oturuyor. dayanamayıp tekrar ayağa kalkıyor ve yine tepki gösteriyor. bu kez arkadaşları da ona katılıyor. müdür yine bağırıyor ve çocuktan yerine oturmasını istiyor ancak bu kez sınıfın neredeyse yarısı ilk tepkiyi gösteren çocukla aynı hareketi ortaya koyuyor. müdür çok tepkili, çok da yetkili ama yalnız. açıkçası öğretmenlere bu filmi niye önerdiklerini aklım almıyor*.
filmde en sevdiğim bölüm sanırım keating'in çocukları yürüttüğü bölümdü. üç öğrenci yürümeye başladı bir süre sonra üçü de aynı adımları atıyordu. "başkalarının karşısında inançlarınızı korumanın ne kadar zor olduğunu göstermek istedim. hepimizin kabul edilmeye ihtiyacı var ancak şimdi kendi yürüyüşünüzü kendi adım atışınızı bulmanızı istiyorum."
devamını gör...
frederic chopin
üsteki entry'deki linkle alakalı kısma itibar etmeyin pek. çünkü bıraktığı linkteki "spring waltz" adlı eser, chopin'e ait değildir. toplumdaki büyük yanılgılardan birisidir bu. sosyal medya insanları işte böyle yanlış bilgilerle donatıyor.
linkte mevcut olan eserin asıl ismi mariage d'amour, fransız besteci "paul de senneville" tarafından bestelendi. videonun açıklama kısmına baktığınızda neyin ne olduğunu söylüyor zaten.
yani kısacası chopin bu eseri bestelemedi diyor... ve özür diliyor açıklamayı yazan kişi vs.
burada bir chopinist (chopin çalan piyanist) olarak uzun uzadıya chopin'i anlatmak isterdim. hatta en sevdiğim ve en az bilinen eserlerini de paylaşmak isterdim. bazıları biliniyor örneğin: noktürnler gibi. fakat baladlar bilinmez pek örneğin. hatta chopin'in yazdıkları içinde en beğendiği "balad no. 1"dir. benimse balad no. 4.
liszt ile tanışıklığı vardır sonra. hatta liszt'in sevgilisiyle de bir ilişkisi vardı diye okumuştum bir yerde ama emin değilim. safsata da olabilir.
bir romantik dönem sanatçısı olan chopin hakkında şunları bilmenizde fayda var: chopin'in bütün besteleri piyano içerir. genelde solo piyanodur bunlar, ayrıca iki piyano konçertosu ve birkaç oda müziğinin yanında lehçe şarkılar bestelemiştir.
büyük bir romantiktir. hatta dostoyevski ile aynı zamanda, mekanda yaşasalardı çok büyük dost olurlar diye düşünürüm.
edit: bu entry'nin amacı üstteki entry'i kınamak, aşağılamak ve bizzat yazanı da aşağılamak değildir. haddime değil. itibar etmeyin derken, söylediğinin yanlış olduğu kastettim ki dediğim de doğruydu. lakin birisinin yanlışını belirtmek ve diğer insanların bu yanlıştan muzdarip olmamasını sağlamak erdemli bir davranıştır. diğer yandan, bu gerçeklere rağmen, kaba bir üslup olarak anılabileceğini varsayaraktan, başta dediğimi düzeltme yoluna gittim ve yumuşattım.
linkte mevcut olan eserin asıl ismi mariage d'amour, fransız besteci "paul de senneville" tarafından bestelendi. videonun açıklama kısmına baktığınızda neyin ne olduğunu söylüyor zaten.
yani kısacası chopin bu eseri bestelemedi diyor... ve özür diliyor açıklamayı yazan kişi vs.
burada bir chopinist (chopin çalan piyanist) olarak uzun uzadıya chopin'i anlatmak isterdim. hatta en sevdiğim ve en az bilinen eserlerini de paylaşmak isterdim. bazıları biliniyor örneğin: noktürnler gibi. fakat baladlar bilinmez pek örneğin. hatta chopin'in yazdıkları içinde en beğendiği "balad no. 1"dir. benimse balad no. 4.
liszt ile tanışıklığı vardır sonra. hatta liszt'in sevgilisiyle de bir ilişkisi vardı diye okumuştum bir yerde ama emin değilim. safsata da olabilir.
bir romantik dönem sanatçısı olan chopin hakkında şunları bilmenizde fayda var: chopin'in bütün besteleri piyano içerir. genelde solo piyanodur bunlar, ayrıca iki piyano konçertosu ve birkaç oda müziğinin yanında lehçe şarkılar bestelemiştir.
büyük bir romantiktir. hatta dostoyevski ile aynı zamanda, mekanda yaşasalardı çok büyük dost olurlar diye düşünürüm.
edit: bu entry'nin amacı üstteki entry'i kınamak, aşağılamak ve bizzat yazanı da aşağılamak değildir. haddime değil. itibar etmeyin derken, söylediğinin yanlış olduğu kastettim ki dediğim de doğruydu. lakin birisinin yanlışını belirtmek ve diğer insanların bu yanlıştan muzdarip olmamasını sağlamak erdemli bir davranıştır. diğer yandan, bu gerçeklere rağmen, kaba bir üslup olarak anılabileceğini varsayaraktan, başta dediğimi düzeltme yoluna gittim ve yumuşattım.
devamını gör...
öğrenci yurdunda kalmanın insana kazandırdıkları
diyarbakırdan, hakkariden, giresundan, zonguldaktan, konyadan, çanakkaleden ve birçok yerden gelen kişileri tanımak.
sadece okuyarak değil, tanışarak da birşeyler öğrenebilmek.
insan sarrafı olmak.
yeni dostluklar kurmak.
bazı kişilerden kazık yemek.
şaka yapmak ve sana şaka yapılması.
sabrı öğrenmek.
çalınmasın diye değerli eşyalarını saklamak.
etüd odasında saatlerce ders çalışmak.
ışıkta uyuyabilmek için yatağına perde gerebilmek gibi çözümler üretmek.
biri memleketten geldiyse getirdiği pasta ve çöreklere çöreklenmek.
duş sırası beklerken "dikkat çocuklara basmayın" uyarısını dinlerken yarılmak.
çorapları şampuanla yıkamak.
milletin aşk acısını dinlerken ona teselli vermek.
biri şarkı türkü çalıyorsa ona eşlik etmek.
sınırsız goygoy ve geyik malzemesi üretmek.
4 sene yurtta kaldım. hiç eve çıkmayı düşünmedim. gayet de mutluydum ben.
sadece okuyarak değil, tanışarak da birşeyler öğrenebilmek.
insan sarrafı olmak.
yeni dostluklar kurmak.
bazı kişilerden kazık yemek.
şaka yapmak ve sana şaka yapılması.
sabrı öğrenmek.
çalınmasın diye değerli eşyalarını saklamak.
etüd odasında saatlerce ders çalışmak.
ışıkta uyuyabilmek için yatağına perde gerebilmek gibi çözümler üretmek.
biri memleketten geldiyse getirdiği pasta ve çöreklere çöreklenmek.
duş sırası beklerken "dikkat çocuklara basmayın" uyarısını dinlerken yarılmak.
çorapları şampuanla yıkamak.
milletin aşk acısını dinlerken ona teselli vermek.
biri şarkı türkü çalıyorsa ona eşlik etmek.
sınırsız goygoy ve geyik malzemesi üretmek.
4 sene yurtta kaldım. hiç eve çıkmayı düşünmedim. gayet de mutluydum ben.
devamını gör...
yaşlı insanlar gibi yaşayan gençler
içi geçmiştir.
devamını gör...
pazar gününü iyi yapan şeyler
2 yıldır neden hiç bilmiyorum ama pazar günleri sebze ağırlıklı besleniyorum. büyük ihtimalle ev ahalisi o gün başka başka yerlerde olduğu için bana da haşlanmış karnabahar, brokoli, efendime söyleyeyim işte havuç falan yeme fırsatı doğuyor.
sonra pazar günleri, her pazar değil, f1 yarışlarını takip ediyordum. ama bu hafta bitti sezon.
genelde hep evde olduğum için beni pek etkilemiyor günün ne olduğu ama pazar günleri ev daha sakin olduğu için kulaklık kullanmadan müzik dinleyebiliyorum. hem de son ses.
sonra pazar günleri, her pazar değil, f1 yarışlarını takip ediyordum. ama bu hafta bitti sezon.
genelde hep evde olduğum için beni pek etkilemiyor günün ne olduğu ama pazar günleri ev daha sakin olduğu için kulaklık kullanmadan müzik dinleyebiliyorum. hem de son ses.
devamını gör...
hristiyanismail'den sonra gelen veda busesi
bu şarkının yeri ayrıdır bende, bilen bilir bilmeyen de bilmesin boşverin. kolay kolay da her yorumunu beğenmem, katı kurallarım vardır benim. bir şarkıyı "en güzel hâliyle" der orijinali olmadığı ya da cidden güvenmediğim bir ses olmadığı sürece pek beğenmem. evet ön yargılarım var evet kötüyüm, tamam. ama nedense o kadar masum geldi ki bu ses bana. his vardır dostlar. bir sözü, bir şiiri, bir şarkıyı hissetmek...
heh işte, kim olduğunu bilmediğim yazar, sesiniz o kadar güzel ki; bir şarkıyı dinletmekten daha çok hissettirecek kadar ince ve nahif. bu yeteneğinizin üzerine gider misiniz? kendinizi geliştirir misiniz? bilmem lakin kesinlikle büyük bir cevhere sahipsiniz. bunu en iyi şekilde değerlendirmeniz dileğiyle...
heh işte, kim olduğunu bilmediğim yazar, sesiniz o kadar güzel ki; bir şarkıyı dinletmekten daha çok hissettirecek kadar ince ve nahif. bu yeteneğinizin üzerine gider misiniz? kendinizi geliştirir misiniz? bilmem lakin kesinlikle büyük bir cevhere sahipsiniz. bunu en iyi şekilde değerlendirmeniz dileğiyle...
devamını gör...
bearwithtear
gerçekten de takip edilmesi gereken bir yazardır. ben kendisini severek ve ilgiyle takip ediyorum. güzel tanımları daim olsun, hep var olsun. teşekkürler efeeeem.*
devamını gör...
başka gelecek var mı diye soran garson
e.ö *, genelde tek başıma kafeye , yemek yemeye gitmeyi sevdiğimden bana sıkça sorulan soruydu.
hoş yalnız takılmaktan mutluydum, sorun etmiyordum ama sanki bana yalnızlık çok kötü bir şey gibi hissettirirdi. bir de sorunun sonrasında ‘yok’ cevabı aldıysa, masanın etrafındaki tüm sandalyelerin alınması ve sizi tek masa, tek sandalyeye mahkum etme durumu vardır ki düşmanımın başına gelmesin.
hoş yalnız takılmaktan mutluydum, sorun etmiyordum ama sanki bana yalnızlık çok kötü bir şey gibi hissettirirdi. bir de sorunun sonrasında ‘yok’ cevabı aldıysa, masanın etrafındaki tüm sandalyelerin alınması ve sizi tek masa, tek sandalyeye mahkum etme durumu vardır ki düşmanımın başına gelmesin.
devamını gör...
alırken insanı zengin gibi hissettiren şeyler
market poşeti.
elinde götürenler, manav reyonundan poşet araklayanlar, cebinden poşet ve türevi çıkaranların yanında 5 poşet demek acayip lüks ve havalı.
iç ses: ironi içerir yazsam mı? yok ya o kadar tanımışlardır herhalde beni.
elinde götürenler, manav reyonundan poşet araklayanlar, cebinden poşet ve türevi çıkaranların yanında 5 poşet demek acayip lüks ve havalı.
iç ses: ironi içerir yazsam mı? yok ya o kadar tanımışlardır herhalde beni.
devamını gör...
göksel
tam ismi göksel demirpençe olan 1971 doğumlu kadın şarkıcı ve şarkı yazarıdır.
ilk albümü* 1997 senesinde yayınlanmıştır. yollar, körebe, söz ver, arka bahçem, ay'da yürüdüm, mektubumu buldun mu?, hayat rüya gibi, bende bi' aşk var* ve sen orda yoksun isimli 9 tane albümü bulunmaktadır.
aklıma gelmişken dinleyeyim diyenler için, depresyondayım
ilk albümü* 1997 senesinde yayınlanmıştır. yollar, körebe, söz ver, arka bahçem, ay'da yürüdüm, mektubumu buldun mu?, hayat rüya gibi, bende bi' aşk var* ve sen orda yoksun isimli 9 tane albümü bulunmaktadır.
aklıma gelmişken dinleyeyim diyenler için, depresyondayım
devamını gör...
anne cezaları
telefonun internetini kapatma. 13 yaşındaki kızımda işe yarıyor.
devamını gör...
hamdard
hintçe bir sözcüktür. karşı tarafın üzüntüsüne, mutluluğuna, heyecanına ve acısına ortak olmak, aynı hisleri yaşamak ve paylaşmak anlamına gelir. duygudaşlık denebilir.
-empati yeteneğini güçlendirmiş, dinlemeyi bilen kişileri örnek alabiliriz.
-empati yeteneğini güçlendirmiş, dinlemeyi bilen kişileri örnek alabiliriz.
devamını gör...

