günün keko sözleri
ben şekil yapmıyorum, yapıyorum şekil oluyor
devamını gör...
biri de beni sevsin
yalnızlık çukurundan kurtulmaya çalışan bir yalnızın haykırışı.
devamını gör...
amarthiel
uzun süren kafa izni süresince tanımlarını ve sohbetini özlediğim iyi kalpli,düşünceli yazarımız.
geçmiş olsun mesajları için de teşekkür ederim.umarım hep buralarda olur.
geçmiş olsun mesajları için de teşekkür ederim.umarım hep buralarda olur.
devamını gör...
seri şekilde artı oylayan yazar
sabahtan beri yaptığım eylemdir. ağır işsizlik ve haftasonunun verdiği rahatlıkla yapıyorum bunu. herkese de değil, hafta içerisinde tanımlarını beğendiğim ve takibe aldığım yazarlara...
yani okumadan seri atmıyorum, hafta içinde zamanla hepsini okumuş oluyorum neredeyse.
t: seri beğeni atan yazar başlığı.
yani okumadan seri atmıyorum, hafta içinde zamanla hepsini okumuş oluyorum neredeyse.
t: seri beğeni atan yazar başlığı.
devamını gör...
yazarların şu an düşündükleri şeyler
ikinci doz aşımı oldum 4 saat önce. ama ilk dozun aksine hiç acıtmadı. bişeyler eksik kaldı gibi. tatmin olmadın nedense. aklımdan çıkmıyor.:p
devamını gör...
intikam soğuk yenen bir yemektir
öncelikle kamu spotu: intikam kötü bir şeydir.
size veya çevrenizde bulunan birisine/birilerine karşı yapılan olumsuz bir eylemin karşılığını hemen vermeyip, üzerinden zaman geçmesini bekleyip uygun zaman ve uygun zemin oluşturarak, ince ince örerek, planlayarak, en sonunda ise artık en beklenmedik zaman olduğuna karar verip harekete geçerek intikamı alma eyleminin;
bir öfkeyle ve düşünmeden hemen harekete geçmekten daha etkili olduğunu anlatır.
ve evet, tatmin duygusu muazzamdır. karşınızdakinin umutsuzca çırpınmasını izlemek içinizi soğutur.
size veya çevrenizde bulunan birisine/birilerine karşı yapılan olumsuz bir eylemin karşılığını hemen vermeyip, üzerinden zaman geçmesini bekleyip uygun zaman ve uygun zemin oluşturarak, ince ince örerek, planlayarak, en sonunda ise artık en beklenmedik zaman olduğuna karar verip harekete geçerek intikamı alma eyleminin;
bir öfkeyle ve düşünmeden hemen harekete geçmekten daha etkili olduğunu anlatır.
ve evet, tatmin duygusu muazzamdır. karşınızdakinin umutsuzca çırpınmasını izlemek içinizi soğutur.
devamını gör...
agartha
bir başka sitedeki kendi yazımdan alıntıdır.
atlantis uygarlığının devamı niteliğindeki çok gelişmiş bir uygarlık olduğuna inanılan ve ismi genellikle şambala ile birlikte anılan uygarlık.
efsaneye göre agartha iyilik ve dürüstlüğü temsil ederken, şambala da tam tersini temsil ediyormuş. fakat tibet'in bazı bölgelerinde ikisinin de aynı olduğu söyleniyor.
yine efsaneye göre agartha son derece gelişmiş bir uygarlıkmış. özellikle himalayalar bölgesinde yerin altında yaşadıkları ve yer altı tünellerinde son derece hızlı hareket eden arabaları olduğu iddia ediliyor. kuzey ve güney kutuplarında büyük delikler bulunduğu ve bu deliklerin de agarthalıların tünel sistemiyle bağlantısı olduğu söyleniyor.
ancak burada devreye amiral byrd denen adam giriyor maalesef. bu adam, kutuplardaki bu deliklerden birini gördüğünü iddia eden tek kişi. buraya kadar sıkıntı yok, istediğini iddia edebilir tabi, ama aynı adam dünyanın düz olduğunu, kutup olarak bildiğimiz yerin ilerisinde başka kıtaların da var olduğunu söyleyen biri olduğundan, söyledikleri ne derece ciddiye alınabilir, tartışılır. sürekli olarak farklı farklı şeyler iddia ederek dikkat çekmeye çalışan biri gibi görünüyor daha çok. üstelik gördüğünü iddia ettiği tek şey delik değil. üzerine bir de değişik varlıklarla iletişime geçip onlara ait yerlere götürüldüğünü söylemiş. onu seçmelerinin nedeni de, dünyadaki insanlar içerisinde üstün bir kişi olmasıymış. ben yorum yapmayayım, yorum sizin olsun. bir de karşılıklı bir konuşma hikâyesi * var ki, cidden güzel yazmış diyor insan. internetten bulunabilir sanırım konuşmanın tamamı.
bir de yer yüzünün içinin boş olduğunu, iç içe girmiş, kutuplarda de birer girişi olan kürelerden oluştuğunu söyleyen biri var. bu kişiye göre yer altında yaşayan kişiler, tünellerle diğer katlara (yani kürelere) geçip kutuplardaki kapılardan çıkıyormuş. bunları herkese kanıtlamak için tüm dünyadan yardım istemiş bu arkadaş. bir nevi çiftlik bank olayına imza atacaktı bence yardım toplayabilseydi.
bu arada agartha ve şambala'yı kur'an-ı kerim'deki yecüc ve mecüc ve benzer şekilde yeni ahit'teki gog ve magog ile bağdaştıranlar var.
son olarak bu konuyu, her ne kadar bilimsel olmasa da adına teori denen oyuk dünya teorisi ile birlikte değerlendirmek uygun olur. zaten yanlış hatırlamıyorsam, bunu ortaya atan kişi de yukarıda bahsettiğim kişi. yeryüzünün içinin boş olduğunu iddia eden kişi yani.
*: yukarıdaki yazıya ek olarak amiral byrd'ün karşılıklı konuşma hikâyesi dediğim kısmı da onedio. com linki olarak ekliyorum
tık
atlantis uygarlığının devamı niteliğindeki çok gelişmiş bir uygarlık olduğuna inanılan ve ismi genellikle şambala ile birlikte anılan uygarlık.
efsaneye göre agartha iyilik ve dürüstlüğü temsil ederken, şambala da tam tersini temsil ediyormuş. fakat tibet'in bazı bölgelerinde ikisinin de aynı olduğu söyleniyor.
yine efsaneye göre agartha son derece gelişmiş bir uygarlıkmış. özellikle himalayalar bölgesinde yerin altında yaşadıkları ve yer altı tünellerinde son derece hızlı hareket eden arabaları olduğu iddia ediliyor. kuzey ve güney kutuplarında büyük delikler bulunduğu ve bu deliklerin de agarthalıların tünel sistemiyle bağlantısı olduğu söyleniyor.
ancak burada devreye amiral byrd denen adam giriyor maalesef. bu adam, kutuplardaki bu deliklerden birini gördüğünü iddia eden tek kişi. buraya kadar sıkıntı yok, istediğini iddia edebilir tabi, ama aynı adam dünyanın düz olduğunu, kutup olarak bildiğimiz yerin ilerisinde başka kıtaların da var olduğunu söyleyen biri olduğundan, söyledikleri ne derece ciddiye alınabilir, tartışılır. sürekli olarak farklı farklı şeyler iddia ederek dikkat çekmeye çalışan biri gibi görünüyor daha çok. üstelik gördüğünü iddia ettiği tek şey delik değil. üzerine bir de değişik varlıklarla iletişime geçip onlara ait yerlere götürüldüğünü söylemiş. onu seçmelerinin nedeni de, dünyadaki insanlar içerisinde üstün bir kişi olmasıymış. ben yorum yapmayayım, yorum sizin olsun. bir de karşılıklı bir konuşma hikâyesi * var ki, cidden güzel yazmış diyor insan. internetten bulunabilir sanırım konuşmanın tamamı.
bir de yer yüzünün içinin boş olduğunu, iç içe girmiş, kutuplarda de birer girişi olan kürelerden oluştuğunu söyleyen biri var. bu kişiye göre yer altında yaşayan kişiler, tünellerle diğer katlara (yani kürelere) geçip kutuplardaki kapılardan çıkıyormuş. bunları herkese kanıtlamak için tüm dünyadan yardım istemiş bu arkadaş. bir nevi çiftlik bank olayına imza atacaktı bence yardım toplayabilseydi.
bu arada agartha ve şambala'yı kur'an-ı kerim'deki yecüc ve mecüc ve benzer şekilde yeni ahit'teki gog ve magog ile bağdaştıranlar var.
son olarak bu konuyu, her ne kadar bilimsel olmasa da adına teori denen oyuk dünya teorisi ile birlikte değerlendirmek uygun olur. zaten yanlış hatırlamıyorsam, bunu ortaya atan kişi de yukarıda bahsettiğim kişi. yeryüzünün içinin boş olduğunu iddia eden kişi yani.
*: yukarıdaki yazıya ek olarak amiral byrd'ün karşılıklı konuşma hikâyesi dediğim kısmı da onedio. com linki olarak ekliyorum
tık
devamını gör...
aşure sevmeyen insan
somurtkan şirin sen misin?
azınlıkta olan insanlardan biridir.
sevmezse sevmesin onun aşuresini de ben yerim.
azınlıkta olan insanlardan biridir.
sevmezse sevmesin onun aşuresini de ben yerim.
devamını gör...
favela
brezilya’da önceleri özgürülüklerini kazanan kölelerin yaşadığı bugünlerde ise fakir nüfusun belli bir oranını barındıran gecekondu mahallelerine verilen isimdir.

favelaların en belirgin özelliği fakir insanlara ev sahipliği yapmak değildir, aslında en ayırt edici yanı suç oranının olağanın çok üstünde olmasıdır.
favelalar suç çeteleri ve bu çetelerin liderleri ya da lider ekipleri tarafından yönetilir ve bu bölgelerde adalet çok acımasız yöntemlerle uygulanır.

bu gecekondu mahallelerindeki geçim kaynağı genellikle gasp, kapkaç ve uyuştucu satışıdır. favelada büyüyüp suça karışmamak nerdeyse imkansızdır. çocuklar daha çok küçük yaşlardan itibaren bir çetenin mensubu olurlar ve brezilya’nın görünmeyen bu yüzünde hayatta kalmaya çalışmayı, bunun için savaşmayı öğrenirler.

bazı favelalara polisin girmesi bile mümkün değildir. kurtarılmış bölge olarak görülen bu favelaların bazıları küçük bir şehir büyüklüğündedir. en büyük favelalardan biri olan cidade de deus yani tanrı kent’in hikayesi 2002 yılında yönetmenler fernando meirelles ve katia lund tarafından muhteşem bir filmle anlatılmıştır.

favelaların en belirgin özelliği fakir insanlara ev sahipliği yapmak değildir, aslında en ayırt edici yanı suç oranının olağanın çok üstünde olmasıdır.
favelalar suç çeteleri ve bu çetelerin liderleri ya da lider ekipleri tarafından yönetilir ve bu bölgelerde adalet çok acımasız yöntemlerle uygulanır.

bu gecekondu mahallelerindeki geçim kaynağı genellikle gasp, kapkaç ve uyuştucu satışıdır. favelada büyüyüp suça karışmamak nerdeyse imkansızdır. çocuklar daha çok küçük yaşlardan itibaren bir çetenin mensubu olurlar ve brezilya’nın görünmeyen bu yüzünde hayatta kalmaya çalışmayı, bunun için savaşmayı öğrenirler.

bazı favelalara polisin girmesi bile mümkün değildir. kurtarılmış bölge olarak görülen bu favelaların bazıları küçük bir şehir büyüklüğündedir. en büyük favelalardan biri olan cidade de deus yani tanrı kent’in hikayesi 2002 yılında yönetmenler fernando meirelles ve katia lund tarafından muhteşem bir filmle anlatılmıştır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
o kadar kırıldım, örselendim, ötekileştirildim, yanlışlandım ve dışlandım ki artık bir şey hissedemiyorum. onlar benim bir şey hisseden yerlerimi de kırıp attılar. tutunacak ellerimi kestiler benim...
sonra bir gülü verdiler.
ben de onlara gülüverdim.
istemiyorum artık sizin zor sevginizi.
peşimi bırakın...
siz artık kocaman bir boşluksunuz.
sonra bir gülü verdiler.
ben de onlara gülüverdim.
istemiyorum artık sizin zor sevginizi.
peşimi bırakın...
siz artık kocaman bir boşluksunuz.
devamını gör...
acaba sadece bana mı oluyor diye düşünülen şeyler
içinde bulunduğum duygu durumuyla ya da yaşadığım anlık olayla ilgili farkında olmadan bir şarkı söylüyorum. sonra ne söylüyorum ben diye düşünüp sözleri kendi kendime çözümlerken ; ‘yuhhh nerden geldi aklıma bu parça şimdi ‘diyorum. evet biraz şizofrenik ama öyle.
devamını gör...
friedrich nietzsche
ölüyorum işte, kayboluyorum bir anda hiçim artık.yeniden gelir ama içine örüldüğüm düğümler, beni baştan yaratacaktır o! kendim de,sonsuzca yeniden gelişin bir nedeniyim.
böyle buyurdu zerdüşt
böyle buyurdu zerdüşt
devamını gör...
sataşan yazar
sataşmanın türüne ve boyutuna göre kendisine aşağıdaki seçeneklerden birini sunduğum ponçik yazar:

neyse ki henüz sapını kullanmamı gerektirecek biri çıkmadı.*
bu arada benim sataşmaktan anladığım pislik yapıp rahatsızlık vermektir. yoksa fikir ayrılığı olduğunda oturup güzelce tartıştığım ve çok şey öğrendiğim bir sürü insan var. bu da çok ileri giderse en fazla cevap vermeyi keser kendi yoluma giderim ama burada ya da günlük hayatta işler pisleşirse ben de pisleşiyorum.

neyse ki henüz sapını kullanmamı gerektirecek biri çıkmadı.*
bu arada benim sataşmaktan anladığım pislik yapıp rahatsızlık vermektir. yoksa fikir ayrılığı olduğunda oturup güzelce tartıştığım ve çok şey öğrendiğim bir sürü insan var. bu da çok ileri giderse en fazla cevap vermeyi keser kendi yoluma giderim ama burada ya da günlük hayatta işler pisleşirse ben de pisleşiyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
içine bir anda bir sıkıntı düşer ya insanın hani. kelimelere sığmaz, boğazına kadar gelir ve düğümlenir. süzülemez ağzından. çıkamaz dışarı. karışamaz havaya. göremez kimse onu.
yalnızca sen görürsün onu ve sadece sen hissedersin. sıkıntı tüm bedenini ele geçirir de sen bir şey yapamazsın ya. bırakırsın kendi haline. geçerse geçer, geçmezse kendi bilir dersin ya hani.
umursamazlığından cesaret alarak daha da sarmalar seni. nefes alış-verişin hızlanır. avcunun içi terler.
geldiğin gibi git dersin sıkıntıya.
yavaşça etkisi azalır. gitmeye başlar. gider gider ve gider. "yeniden geleceğim bekle beni" der alaycı bir ses tonuyla.
sen gülersin. gidiyor diye sevinirsin.
"yeniden geleceğim bekle" der tekrar, sesi gittikçe uzaklaşır ama yankılanır kulaklarında.
"seni duyamıyorum, sesin gelmiyor" dersin sıkıntıya, halbuki yalandır bu, sesi net duyulur, dedikleri net anlaşılır.
yeniden geleceğim bekle beni, bir öncekinden daha çok yakacağım canını, daha uzun süre kalacağım içinde. bu kez de hiç gitme diye yalvaracaksin. çünkü bilirsin ben her içine düştüğümde daha çok yakarım canını.
yutkunamadı. soğuk soğuk terledi. içindeki sıkıntı geçmişti. paniğe kapıldı. bir daha ne zaman gelecekti o sıkıntı? ne demişti o? "yeniden geleceğim" demişti.
daha çok yakacağım canını, demişti.
belirsizlikti sıkıntı,ne zaman geleceği belli olmayan... bununla baş edemeyecek kadar yorulmuştu artık. o gelmeden kendi bir şeyler yapmalıydı...
edit: arkadaşlar sırf üzülmeyeyim diye beğenmeyin bu tanımı. ben de biliyorum guzel bi karalama olmadığını.
ben de isterdim... sağda solda yayınlanmalik, okuyani alıp götüren, götürdüğü gibi geri getirmeyen, 40 yıllık şairin dizelerine haykırdığı gibi haykırıp, yılların blog ve köşe yazarı gibi methiyeler düzmeyi. ama eldeki mal bu.
deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış hesabı. edebiyatın içinden geçtim...
yalnızca sen görürsün onu ve sadece sen hissedersin. sıkıntı tüm bedenini ele geçirir de sen bir şey yapamazsın ya. bırakırsın kendi haline. geçerse geçer, geçmezse kendi bilir dersin ya hani.
umursamazlığından cesaret alarak daha da sarmalar seni. nefes alış-verişin hızlanır. avcunun içi terler.
geldiğin gibi git dersin sıkıntıya.
yavaşça etkisi azalır. gitmeye başlar. gider gider ve gider. "yeniden geleceğim bekle beni" der alaycı bir ses tonuyla.
sen gülersin. gidiyor diye sevinirsin.
"yeniden geleceğim bekle" der tekrar, sesi gittikçe uzaklaşır ama yankılanır kulaklarında.
"seni duyamıyorum, sesin gelmiyor" dersin sıkıntıya, halbuki yalandır bu, sesi net duyulur, dedikleri net anlaşılır.
yeniden geleceğim bekle beni, bir öncekinden daha çok yakacağım canını, daha uzun süre kalacağım içinde. bu kez de hiç gitme diye yalvaracaksin. çünkü bilirsin ben her içine düştüğümde daha çok yakarım canını.
yutkunamadı. soğuk soğuk terledi. içindeki sıkıntı geçmişti. paniğe kapıldı. bir daha ne zaman gelecekti o sıkıntı? ne demişti o? "yeniden geleceğim" demişti.
daha çok yakacağım canını, demişti.
belirsizlikti sıkıntı,ne zaman geleceği belli olmayan... bununla baş edemeyecek kadar yorulmuştu artık. o gelmeden kendi bir şeyler yapmalıydı...
edit: arkadaşlar sırf üzülmeyeyim diye beğenmeyin bu tanımı. ben de biliyorum guzel bi karalama olmadığını.
ben de isterdim... sağda solda yayınlanmalik, okuyani alıp götüren, götürdüğü gibi geri getirmeyen, 40 yıllık şairin dizelerine haykırdığı gibi haykırıp, yılların blog ve köşe yazarı gibi methiyeler düzmeyi. ama eldeki mal bu.
deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış hesabı. edebiyatın içinden geçtim...
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
beyoğlu istanbul
hizliresim.com/bknwt0
hizliresim.com/bknwt0
devamını gör...
ağızda yara çıkması
tuz ile gargara'nın epey işe yaradığını daha önce gözlemlemiş biri olarak önerebilirim.
devamını gör...
kadıköy reks sineması
yeni nesil onu kadıköy rexx sineması olarak biliyor ama biz onu hep gerçek adı reks olarak bildik, rexx adı 2000 li yıllarda matah bir admış gibi kondu, zaten o adın konması ile birikte bu zamana gelinmesinin sinyalleri verilmeye başlandı.
ne zaman ki avmler açılmaya başladı, başta kadıköy olmak üzere müstakil sinemalar iş yapmamaya başladı. kadıköy' ün en güzel iki sineması olan süreyya ve reks bir süre buna direndi, çünkü adları ve sadık izleyicileri vardı, önce süreyya kapandı, sonradan doğru bir kararla opera binası yapıldı. reks ne olacak bilmiyorum. duydum ki şimdi yıkılacakmış, o bence tarih oldu artık. bu saatten sonra ondan bir şey olmaz gibime geliyor.
reks sineması zamanında kadıköy'ün süreyya sineması ile birlikte en güzel sinemasıydı. iyi film olduğu zaman mutlaka ya süreyya sinemasında ya da reks sinemasında seyretmeyi tercih ederdik. çünkü her ikislde büyüktü, ferahtı ve ses sistemi o zamana göre diğerlerinden çok çok iyiydi. ayrıca her iki sinemada bir buluşma noktasıydı, o zamanlar cep telefonu yoktu, şu saatte reks' in önünde buluşalım derdik. en son ne zaman orada film seyretmeye gittim hatırlamıyorum ama seyrettiğimi hatırladığım son film titanic. onu da balkondan seyretmiştim demek ki 1997-98 falan olmalı. hem süreyya sinemasında hem de reks sinemasında balkondan film seyretmek o zamanlar prestij göstergesiydi bizim için. şu filmi ben balkondan seyrettim orada dediniz mi, karşıdakinin vay be dediğini duyar gibi olurdunuz. ama her zaman o balkonları açmazlardı, ne zaman alt kat tamamen dolar o zaman balkonlara bilet satışı olurdu.
reks sineması bir zamanlar istanbul film festivaline ev sahipliği yapan salonlardandır, hatta ilk başlarda anadolu yakasında festival filmlerini gösteren tek sinema salonu oydu diye hatırlıyorum. diğer tüm festival salonları taksimdeki salonlar olurdu, biz de karşının taksisi olduğumuz için hep kadıköy reks' i tercih ederdik.
şimdi yıkılacak, devir çok hızlı değişiyor, güzel anılarımızın olduğu her şey daha modern, daha yeni olacak diye birer birer ortadan kaldırılıyor.
ayrıca (bkz: kadıköy rexx sinemasının yıkılması)
ne zaman ki avmler açılmaya başladı, başta kadıköy olmak üzere müstakil sinemalar iş yapmamaya başladı. kadıköy' ün en güzel iki sineması olan süreyya ve reks bir süre buna direndi, çünkü adları ve sadık izleyicileri vardı, önce süreyya kapandı, sonradan doğru bir kararla opera binası yapıldı. reks ne olacak bilmiyorum. duydum ki şimdi yıkılacakmış, o bence tarih oldu artık. bu saatten sonra ondan bir şey olmaz gibime geliyor.
reks sineması zamanında kadıköy'ün süreyya sineması ile birlikte en güzel sinemasıydı. iyi film olduğu zaman mutlaka ya süreyya sinemasında ya da reks sinemasında seyretmeyi tercih ederdik. çünkü her ikislde büyüktü, ferahtı ve ses sistemi o zamana göre diğerlerinden çok çok iyiydi. ayrıca her iki sinemada bir buluşma noktasıydı, o zamanlar cep telefonu yoktu, şu saatte reks' in önünde buluşalım derdik. en son ne zaman orada film seyretmeye gittim hatırlamıyorum ama seyrettiğimi hatırladığım son film titanic. onu da balkondan seyretmiştim demek ki 1997-98 falan olmalı. hem süreyya sinemasında hem de reks sinemasında balkondan film seyretmek o zamanlar prestij göstergesiydi bizim için. şu filmi ben balkondan seyrettim orada dediniz mi, karşıdakinin vay be dediğini duyar gibi olurdunuz. ama her zaman o balkonları açmazlardı, ne zaman alt kat tamamen dolar o zaman balkonlara bilet satışı olurdu.
reks sineması bir zamanlar istanbul film festivaline ev sahipliği yapan salonlardandır, hatta ilk başlarda anadolu yakasında festival filmlerini gösteren tek sinema salonu oydu diye hatırlıyorum. diğer tüm festival salonları taksimdeki salonlar olurdu, biz de karşının taksisi olduğumuz için hep kadıköy reks' i tercih ederdik.
şimdi yıkılacak, devir çok hızlı değişiyor, güzel anılarımızın olduğu her şey daha modern, daha yeni olacak diye birer birer ortadan kaldırılıyor.
ayrıca (bkz: kadıköy rexx sinemasının yıkılması)
devamını gör...
yazarların en sevdiği atasözü
işleyen demir pas tutmaz.
devamını gör...

