...bob byerley ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...jim daly ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...theodore gerard ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...émile munier...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...harry brooker ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...blaas, eugene de ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...eugenio zampighi...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
...petit savoyard...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bakele bak eleme yapıyor haspam. ee seçilmiş kişi olunca ne oluyor 2.aşamada istavroz çıkarıp kutsican mı kaliteli(!) olarak tanımadıklarını? ulan sözlük bura biz de ara ara yakınıyoruz genel kalitesizlikten ama istediği gibi yazar onun profili değil mi? ona da mı karışacaksınız? ya da sen hiç yorulma puanlamayla falan bi liste hazırla kim ne yazacak diye koro olarak entry girelim maksat senin gönlünce olsun. hani senin beğenmediklerini sözlükten atıyoz ya. lan cidden trol başlıktır umarım. trolse komik değilse puahahahaha.
(bkz: hadi ordan)
devamını gör...

jimi hendrix'e bile balon denmiş arkadaşlar, şaşırmayın hiçbi şeye. bi çok şarkıyı kafası kıyak olmadan çalamazmış. bi gün televizyona çıkıyo, istek parça geliyo. tam çalmaya başlarken gitarı bırakıyo ve 'ayıkken çalamıyorum' diyo. öyle bi anekdot işte...

şunu söylemeli ki, hendrix asla bi balon değil ancak şu da bi gerçek ki, onun zamanı bu işlerin yeni başladığı bi zamandı. paul gilbert'a da sormuşlar 'sizce jimmy hendrix abartılıyo' mu diye. 'herkes abartılır' diye cevap vermiş. kendi zamanının büyük müzisyeni olması, ''büyük'' olması için yeterlidir. bugün iğne atsanız virtüözden yere düşmeyeceği bi ortamda hendrix değerlendirmesi elbette hatalı olur.
devamını gör...

montaigne'in dil bilinci hakkındaki şu kanaati altın değerindedir:

"sözün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. biz sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı. söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık kelimeleri unutamasın. ister kâğıt üstünde olsun ister ağızdan; benim sevdiğim konuşma düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın, düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. dinleyen, her yediği lokmayı tadına vararak yesin. konuşma, sueton’un, julius, caesar’ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça, vaizce olmasın.
söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. gösterişin herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa; konuşmada bilinmedik kelimeler, duyulmadık cümleler aramak da bir okullu çocuk çabasıdır. ah, keşke paris’te sebze çarşısında kullanılan kelimelerle konuşabilsem!"

dil sürekli gelişen bir yapıdır ve temel özelliklerini koruyarak gelişir. bir takım dil uzmanları dili korumak için kurallar koymak ve yasaklar getirmek gerektiğine inanırlar. onlar okullarda edindikleri tartışma götürür bilgilerin ve nedense hiç eskimeyen yazım kılavuzlarının verdiği güvenceyle dili düzeltmeye kalkarlar. koymak istedikleri ya da savundukları kurallar genelde dilin mantığına aykırıdır. bütün bu çabalar dile iyilik de kötülük de getirmez: dil bildiğini okur.

dil toplumun duygusal ve düşünsel özelliklerine göre oluşur, sürekli dönüşen yaşam koşullarına göre kendini her an yeniden kurar. bir başka deyişle dili sürekli olarak halkın kendisi yaratır. dili yaratanlar (tıpkı yukarıda montaigne'nin pazarcı esnafından bahsettiği gibi) simitçiler, börekçiler, ayakkabıcılar, eskiciler, nineler, dedeler, çocuklardır. bunlar genelde dilin ne olup ne olmadığını düşünme gereği duymayan kimselerdir. toplumsal ve iktisadi dönüşümlere uygun olarak dilde ortaya çıkan yeniliklerde büyük payları olduğunu düşünmezler. onların yaratıcılıkları gündelik yaşamın gereklerinden kaynaklanır. anadilin güzellikleri, özellikle o güzelliklerin pırıl pırıl yansıdığı deyimler, söyleyişler, eğretilemeler ve daha birçok şey, halkın eşsiz zekâsının ürünüdür. anadilde bir ulusun kültürü yansır: anadil kültürün yuvasıdır. bu yuvada kendini yeterince yetiştirmeyen kişi, toplumun ve daha ötede insanlığın değerlerine ulaşamaz. anadilinin anlamını yeterince kavramamış kimselerin kültür planında, bilimde, felsefede, sanatta etkin ve verimli çabalar ortaya koymaları, kalıcı ürünler vermeleri olası değildir.

halkın yarattığı dil bir yanıyla bir hammaddedir. bu hammaddeyi üst düzey kültür adamları işlerler inceltilirler ve geliştirirler. tabanda dilin ve kültürün temelini kuran insanlar varsa tavanda da bu dili ve kültürü yetkinleştirecek bilgeler olacaktır. tabanda kendiliğinden ve tavanda özenle yaratılmakta olan dili toplumun dil konusunda duyarlı görünen ama dil bilinci taşımayan belli bir kesimi kötü kullanır. dili kötü kullananların başında kendilerini dil uzmanı sananlar vardır. birilerinin kötü kullanması dile zarar vermez, ona belli koşullarda yeni anlatım olanakları bile katabilir. kısacası dili bozmaya kimsenin gücü yetmez.

batı’da ulusların ortaya çıkması ve ulusal dillerin gelişmesi genelde xvıı. yüzyılı önceleyen birkaç yüzyılda oldu. xvıı. yüzyılda artık uluslar ve ulusal diller vardı. bizde bu dönüşüm üç yüzyıl sonra yani xx. yüzyılda gerçekleşti. ulusal diller gelişirken çok karmaşık görünümler ortaya koydular. dili zapturapt altına almak gerekmez miydi? dilin denetlenmesinden yana olanlar dilden sorumlu yarı resmi kurumlar tasarladılar ve bazen de kurdular. örneğin fransa’da ulusal dil çeşitli lehçelerin bir araya gelmesiyle oluşuyor ve içinden çıkılmaz görünen bir yapı gösteriyordu. dilin oturması için üst düzeyde çaba gösterenlerin başında saray şairi malherbe vardır. fransız dilinin ona ve benzerlerine çok şey borçlu olduğu bilinir. ancak devlet bu işe el atmakta gecikmemiştir: dilin doğal yoldan kendini arındırmasını beklemektense tepeden inme kararlarla dili düzenlemek daha doğru olacağı kanaatine varmıştır. kardinal richelieu’nün buyruğuyla 1635’te kurulan fransız akademisi dili arındırıyorum derken dondurmuştur. devlet gölge etmeseydi belki fransız dili daha erken ve daha sağlıklı gelişecekti.

sorun alaylı dilcilerin sandığı gibi hangi harfleri büyük yazalım ya da nereye virgül koyalım ya da iki nokta ayıp oluyor onun yerine noktalı virgül kullanalım sorunu değildir. bu, dili eğilip bükülür ve üstünde gönül rahatlığıyla oynanabilir bir madde gibi görme rahatlığını ele alalım demek değildir. ancak öncelikle dili sevmek ve dilin tadına varmak gerekir. dil bilincine ulaşmadan dilci oyunu oynamak insanı gülünç eder. dil, her koşulda halk tarafından yeniden yaratılmaktadır. bir başka deyişle yaşam geliştikçe dil de gelişir. bunu anlayalım ve kabul edelim.
devamını gör...

bugün 1 eylül'ü görünce bir canım sıkıldı. off yine sonbahar.. ben neden sevmem bu mevsimi? lakin hava hiç oralı değil. ne kadar geç o kadar iyi. keşke hep yaz olsa.. off bu ne sıcak bunaldım denilmesinin bile bir güzelliği var. uçuş uçuş kıyafetler, şapkalar, gözlükler... her şey hafif..
bugün sonbahar hüznü çöktü üstüme diyemeyeceğim havalardan dolayı ama bir yağmur'a bakar o hüzün. hafif üşümeye başladığım tarihte başlar mızmızlanmam. ben üşümek istemem. onun üzerine bunu giyin,onun içine şunu giyin benim canımı sıkıyor. yaprak dökülmesi romantizmi de yapamam. şemsiyeni al yağmur yağabilir mevsimine hoş geldik. aman şal'ını da unutma! çok esiyor, başını koru sinüzit var. amann ne güzel karşılama...
devamını gör...

duman'ın neredeyse bütün şarkılarının söz ve müziğinde imzası olan, kendine özgü tarza sahip sevilen solist.
devamını gör...

üç tarz-ı siyaset eserinin yazarı da olan osmanlı dönemi aydını.
devamını gör...

"*ilham veren
*motive eden
*açık fikirli
*tutkulu
*minnettar
*çalışkan"
insanlar olsa ne güzel olurdu.*
devamını gör...

başlığı görünce gülmeme sebep olmuştur.
o an adeta yaşam mücadelesi verirler, su içmek için son saniyeleri kalmış gibi.
devamını gör...

benimdir. birkaç yıl önce "kendimi küfür etmeden de ifade edebilirim" düşüncesiyle küfrü terk etmemin sonucudur. başlarda eksikliğini hissetsem de iyi ki bırakmışım diyorum. artık duyduğum küfürlerin %90'ı itici geliyor. siz de bırakın, özellikle cinsiyetçi olanları. meğer küfür ederken ne iticiymişim...
devamını gör...

geçen açıklamışlar. türkiye de tik tok kullanmayan kesim in oranı sadece%7 imiş. ben bu %7 lik dilimde olduğum için gayet mutluyum ama anlamadığım bir şey var. lafa gelince herkes tik tok'tan nefret ediyor kapatılsın istiyor ama kullanmayan oran sadece %7. izlemiyorum diyenler gizli gizli izliyorlar demek ki.

ben de bi yerde okumuştum. bu da kaynak
devamını gör...

3 madde için de soruyorum neden? baba otoritesinden kasıt nedir mesela ya da kadının kariyerinin kocasından yüksek olmasından ne zarar gelebilir. son maddeye gelince evlilik isteği kişiden kişiye değişebilir, niçin evlilik önermeyen birinin bu konuda başarısız olmuş olması gereksin ki?.

benim önerilerim: öncelikle kendinizi seven biri değilseniz evlenmeyin karşınızdakini de sevmeyi beceremezsiniz. kadının fikirlerine saygı duymayı, ona değer vermeyi oturup her konuda paylaşımda bulunup sohbet etmeyi bilmeniz gerekir.
devamını gör...

insana verilmiş olan en değerli hediyedir kanaatimce.

çok kısadır. ne zaman biteceği asla belli değildir.

belirsizlikler ile doludur bu da insanı hem heyecanlandırır hem de korkutur.

bu da iyidir çünkü heyecan ve korku insanı diri tutar, tedbir almaya yönlendirir.

ne için başladığını, ne için bittiğini bilemeyiz.

çok kısa ve her an bitebileceği için öyle bir yaşamalıyız ki ölüm geldiğinde pişmanlıklar ile, keşkeler ile bitmesin hayatımız.
devamını gör...

haklı. sözlükte 10 dakika duruyorsam 7 dakikasını kendi profilimde geçiriyorum.
(bkz: canım kendim)

öyle bir alışkanlık olmuş ki kendi profilimdeyken bile profilim'e tıklıyorum.
devamını gör...

insanların bu uygulamaya ilgi göstermesine şaşırıyorum. popüler kültür çoğunluğu çoktan etkisine almış. insanlar çabuk etkileniyor.
devamını gör...

allah bile samimi tövbe etmesi halinde kulunu affediyor, siz kimsiniz de çocuğunuzu affetmiyorsunuz? böyle nobran, despot anne-babalara uzmanlar tanrı anne-baba diyorlar. tanrı mısınız hayırdır?
çocuğunuz zor şeyler yaşadığından yanlış şeyler yapmıştır ki zaten en çok böyle dönemlerde anne-babaya ihtiyaç duyar. size en çok ihtiyacı olan zamanlarda onu yalnız mı bırakacaksınız? ben bir anne olarak her koşulda çocuklarımın yanında olurum/olacağım, ömrüm yettiğince...
devamını gör...

ermolettin-meriç kavgasında kazanan kim olur sorunsalı.



tanım: ilkokulda olsak açacağımız başlıkları paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

okulda öğretilen 4 yaştı. hocamız bunun sebebini "anne doğum yaptığı sırada çocuk yarım yamalak da olsa ozbakim becerilerini kendi başına gerçekleştirebilir, dört yaş çocuğu buyuk oranda sakindir, oyuncakları ile daha uzun süre oynayabilir, aglama, inatlaşma, davranışları azalmistir. bilişsel gelişiminde sebep sonuc ilişkisi daha iyi kurar. işbirliği ve yardımlasma becerileri ağır basmaktadir." şeklinde aciklamisti. bu açıdan bakıldığında mantıklı gibi görünmektedir. ayrıca küçük kardes 4 yaşına geldiğinde büyük kardeş 8 yasinda olacağı için birlikte oyun kurma, birlikte vakit geçirirken daha az çatışma yaşaması muhtemeldir.
devamını gör...

(bkz: avokado)

çiğ kuyruk yağından hallice tadı var.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim