izlenmesi gereken diziler
kesinlikle brooklyn nine-nine izlenmeli izlettirilmeli. beni bu geçtiğimiz dönemin karanlığından çıkaran karakterleriyle güldüren ve kafa dağıtma özellikli net dizi. doug judy ve jake arkadaşlığı hayat enerjisi veriyorsunuz banaa
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
gözlük takmak
çok istediğim şeylerden biridir ama nedense hiçbir göz doktoru yazmadı bana bugüne kadar.
çok denedim. hepsi bana harf okuttu, sonra de gözlüğe ihtiyacım olmadığını söyleyip gerisin geri yolladı. bir keresinde sağ gözüm birden kapandı. göz kapağım düştü resmen. koşa koşa gittim göz doktoruna damla verdi, çok yormamamı söyledi gözlerimi ve o da beni gözlüksüz yolladı geri.
bir keresinde o hafta okuduğum bütün kitapları alıp tanıdığım bir göz doktorunun muayenehanesine gittim. bir haftada bu kadar kitap okuduğumu söyledim. gözümün bozulma ihtimalini görsün istedim ama aferin deyip beni eve gönderdi, gözlüksüz.
ama gözlük almak konusunda çok kararlıydım ve bir göz doktoru yazmadan da almamakta inat etmiştim. yine başka bir gün şansımı denemek için tekrar o göz doktoruna gittim. halı saha maçlarından arkadaşım olduğu için nazımın geçmesi gerekirken o benden de inatçı olduğu için bir türlü uzlaşamadık. çok uzatmamak için sadece aramızda geçen diyaloğu alıntılıyorum.
doktor: oğlum, yine mi geldin.
iob : bak bir dinle abi.
doktor: anlat hadi anlat
iob: böyle gözlerim kızarıyor, yaş geliyor kitap okurken, film izlerken bazen buğulu görüyorum.
doktor: dinlendirici yazayım.
iob: o sayılmaz. normal numaralı falan istiyorum ben.
doktor: manyak mısın oğlum. veremem öyle gözlük.
iob: alttaki harfleri okuyamadım ama geçen sefer.
doktor: halı sahada yirmiş beş metreden pas atacak kadar görüyorsun ama. sırf hava.
iob: abi aynı şey mi? okuyamıyorum.
doktor: oğlum ver parasını al.
iob: öyle bir anlamı olmaz ki. sen yazsan ne olur!
doktor: oğlum bak git.
iob: tamam o zaman. haftaya gelirim ben yine.
ve ben tam çıkarken zeki bir doktor olan arkadaşım:
doktor: elf gözlerin neler görüyor insanolunbiraz?
ve tabii ki alamadım gözlüğü. hala devam ediyor planlarım. bakalım yakın zamanda editlerim belki bu tanımı. gözlük almak için her türlü fikre açığım.
çok denedim. hepsi bana harf okuttu, sonra de gözlüğe ihtiyacım olmadığını söyleyip gerisin geri yolladı. bir keresinde sağ gözüm birden kapandı. göz kapağım düştü resmen. koşa koşa gittim göz doktoruna damla verdi, çok yormamamı söyledi gözlerimi ve o da beni gözlüksüz yolladı geri.
bir keresinde o hafta okuduğum bütün kitapları alıp tanıdığım bir göz doktorunun muayenehanesine gittim. bir haftada bu kadar kitap okuduğumu söyledim. gözümün bozulma ihtimalini görsün istedim ama aferin deyip beni eve gönderdi, gözlüksüz.
ama gözlük almak konusunda çok kararlıydım ve bir göz doktoru yazmadan da almamakta inat etmiştim. yine başka bir gün şansımı denemek için tekrar o göz doktoruna gittim. halı saha maçlarından arkadaşım olduğu için nazımın geçmesi gerekirken o benden de inatçı olduğu için bir türlü uzlaşamadık. çok uzatmamak için sadece aramızda geçen diyaloğu alıntılıyorum.
doktor: oğlum, yine mi geldin.
iob : bak bir dinle abi.
doktor: anlat hadi anlat
iob: böyle gözlerim kızarıyor, yaş geliyor kitap okurken, film izlerken bazen buğulu görüyorum.
doktor: dinlendirici yazayım.
iob: o sayılmaz. normal numaralı falan istiyorum ben.
doktor: manyak mısın oğlum. veremem öyle gözlük.
iob: alttaki harfleri okuyamadım ama geçen sefer.
doktor: halı sahada yirmiş beş metreden pas atacak kadar görüyorsun ama. sırf hava.
iob: abi aynı şey mi? okuyamıyorum.
doktor: oğlum ver parasını al.
iob: öyle bir anlamı olmaz ki. sen yazsan ne olur!
doktor: oğlum bak git.
iob: tamam o zaman. haftaya gelirim ben yine.
ve ben tam çıkarken zeki bir doktor olan arkadaşım:
doktor: elf gözlerin neler görüyor insanolunbiraz?
ve tabii ki alamadım gözlüğü. hala devam ediyor planlarım. bakalım yakın zamanda editlerim belki bu tanımı. gözlük almak için her türlü fikre açığım.
devamını gör...
samurai shodown
ülkemizde 90'lı yılların ikinci yarısında atari salonlarına giren efsane oyun.

sonra geliştirdiler falan ama ilk tat, ilk tattır.
ben de bu entryde, tamamen ilk versiyona odaklanacağım.
müzikler, efektler falan mükemmel oyunda, onu baştan söyleyeyim.
bir hikayesi var hatta oyunun, onun üzerinden yürüyor muhabbet.
1700'lü yıllar falan, uzak doğuda ortam karışık.
klanlar, kabileler, krallıklar, ruhani varlıklar, manyak manyak güçler...
herkes kendi aleminde...
kimi iyilik için kimi memleketinin bekası kimi ise sırf kötülük olsun diye savaşmakta.
gelelim oyunculara...
oyun bir film haline getirilse, başrol oyuncusu haohmaru olurdu herhalde. hikayenin ana kahramanı o çünkü.
müthiş bir kılıç ustasıdır kendisi. çok çabuk sinirlenir ama asla iyilere zarar vermez. kılıcıyla gerçekleştirdiği kasırga saldırısı, rakibinin aklını başından alır.
ukyo, tüm oyuncular içinde belki de en zararsız karakterdir. asil bir duruşu vardır. zevk ya da öfkeden dolayı değil, savaşması gerektiği için savaşır. içine kapanık, çekingen bir yapısı vardır.
nakoruru, iyilik perisi bir karakterdir. doğayı korumak için bu hayata geldiğini düşünür ve müthiş bir kadın savaşçıdır. savaşırken, hemen tepesinde bir şahin dolaşır.
charlotte, sıradan insanlarla takılmaktan keyif alan, son derece mütevazı ve bir o kadar da duyarlı bir fransız asilzadesidir. dövüş esnasında müthiş sert bir kimliğe bürünen charlotte, aslında son derece nazik bir kadındır.
hattori hanzo, bağlı olduğu klan için her şeyi yapabilecek usta bir ninjadır. gerçekleştirdiği suikastler tüm krallıkta nam salmıştır.
gen-an, kötülüğün resmedilmiş halidir adeta. bir iblis, kötü niyetli bir cin... adını ne koyarsanız koyun. o'nun tek amacı, kötülüğe hizmet etmektir. ufacık tefeciktir ama kendisini şeytanla bir tutar. son derece tehlikelidir.
tam tam diye de bir karakter var ki, atari oyuncularının belki de en az seçtiği karakter budur. ilkel bir kabilede yaşar kendisi ve kabilesini korumak için kendisini geliştire geliştire, müthiş bir savaşçı haline gelmiştir. hep çömelerek savaşır.. kılıcı ise çok fenadır. tek vuruşta müthiş enerji alır. tabii denk getirebilirse.
kyoshiro da ilginç bir karakterdir. japon kabuki sanatının üstatlarındandır. döverken gülümsetir. mevzuya sanatsal bir açıdan bakar. dövüş esnasında, rakibiyle arasında mesafe olması, onun hayrınadır zira, yakın dövüşte pek başarılı değildir.
jubei, bir samuraydır ve aynı zamanda da halk kahramanıdır. japonya'daki şeytanları ve diğer tüm zararlıları ortadan kaldırmaya ant içmiştir. genç yetenekleri keşfetmede çok başarılı olan jubei, hayatı boyunca sayısız samuray yetiştirmiştir.
wan-fu'ya gelecek olursak... çok çabuk sinirlenebilen bir karakterdir wan-fu. sinirlendiğinde de hemen şiddete yönelir. eski kafalı biri olsa da, perdelerini indirdiğinde kuzu gibidir.
her oyunda yakışıklı bir abd'li olacak ya... bu oyunda da galford, abd'li zıpkın gibi bir ninjadır. nakoruru'ya karşı olan aşkı ile bilinir. doğa üstü güçleri olmadığı için galford, yakın dövüşte kendisini müthiş geliştirmiştir. dövüşürken yanında siyah bir köpek de vardır. ben o köpeği, nakoruru'yu kendisine çekebilmek için yanında taşıdığını düşünüyorum.
earthquake'e gelelim... kendisi bir hayduttur ve amacı, hazine peşinde koşmaktır. aslında galford ile beraber aynı ocakta yetişmiştir ama tabii niyet kötü olunca, yoluna tek başına devam etme kararı almıştır. vücut ölçülerini baz alırsak, bir dağ gibidir kendisi ve elindeki kusarigama(bir çeşit oraklı zincir) ile birlikte de, müthiş bir savaşçı resmi çizmektedir.

sonra geliştirdiler falan ama ilk tat, ilk tattır.
ben de bu entryde, tamamen ilk versiyona odaklanacağım.
müzikler, efektler falan mükemmel oyunda, onu baştan söyleyeyim.
bir hikayesi var hatta oyunun, onun üzerinden yürüyor muhabbet.
1700'lü yıllar falan, uzak doğuda ortam karışık.
klanlar, kabileler, krallıklar, ruhani varlıklar, manyak manyak güçler...
herkes kendi aleminde...
kimi iyilik için kimi memleketinin bekası kimi ise sırf kötülük olsun diye savaşmakta.
gelelim oyunculara...
oyun bir film haline getirilse, başrol oyuncusu haohmaru olurdu herhalde. hikayenin ana kahramanı o çünkü.
müthiş bir kılıç ustasıdır kendisi. çok çabuk sinirlenir ama asla iyilere zarar vermez. kılıcıyla gerçekleştirdiği kasırga saldırısı, rakibinin aklını başından alır.
ukyo, tüm oyuncular içinde belki de en zararsız karakterdir. asil bir duruşu vardır. zevk ya da öfkeden dolayı değil, savaşması gerektiği için savaşır. içine kapanık, çekingen bir yapısı vardır.
nakoruru, iyilik perisi bir karakterdir. doğayı korumak için bu hayata geldiğini düşünür ve müthiş bir kadın savaşçıdır. savaşırken, hemen tepesinde bir şahin dolaşır.
charlotte, sıradan insanlarla takılmaktan keyif alan, son derece mütevazı ve bir o kadar da duyarlı bir fransız asilzadesidir. dövüş esnasında müthiş sert bir kimliğe bürünen charlotte, aslında son derece nazik bir kadındır.
hattori hanzo, bağlı olduğu klan için her şeyi yapabilecek usta bir ninjadır. gerçekleştirdiği suikastler tüm krallıkta nam salmıştır.
gen-an, kötülüğün resmedilmiş halidir adeta. bir iblis, kötü niyetli bir cin... adını ne koyarsanız koyun. o'nun tek amacı, kötülüğe hizmet etmektir. ufacık tefeciktir ama kendisini şeytanla bir tutar. son derece tehlikelidir.
tam tam diye de bir karakter var ki, atari oyuncularının belki de en az seçtiği karakter budur. ilkel bir kabilede yaşar kendisi ve kabilesini korumak için kendisini geliştire geliştire, müthiş bir savaşçı haline gelmiştir. hep çömelerek savaşır.. kılıcı ise çok fenadır. tek vuruşta müthiş enerji alır. tabii denk getirebilirse.
kyoshiro da ilginç bir karakterdir. japon kabuki sanatının üstatlarındandır. döverken gülümsetir. mevzuya sanatsal bir açıdan bakar. dövüş esnasında, rakibiyle arasında mesafe olması, onun hayrınadır zira, yakın dövüşte pek başarılı değildir.
jubei, bir samuraydır ve aynı zamanda da halk kahramanıdır. japonya'daki şeytanları ve diğer tüm zararlıları ortadan kaldırmaya ant içmiştir. genç yetenekleri keşfetmede çok başarılı olan jubei, hayatı boyunca sayısız samuray yetiştirmiştir.
wan-fu'ya gelecek olursak... çok çabuk sinirlenebilen bir karakterdir wan-fu. sinirlendiğinde de hemen şiddete yönelir. eski kafalı biri olsa da, perdelerini indirdiğinde kuzu gibidir.
her oyunda yakışıklı bir abd'li olacak ya... bu oyunda da galford, abd'li zıpkın gibi bir ninjadır. nakoruru'ya karşı olan aşkı ile bilinir. doğa üstü güçleri olmadığı için galford, yakın dövüşte kendisini müthiş geliştirmiştir. dövüşürken yanında siyah bir köpek de vardır. ben o köpeği, nakoruru'yu kendisine çekebilmek için yanında taşıdığını düşünüyorum.
earthquake'e gelelim... kendisi bir hayduttur ve amacı, hazine peşinde koşmaktır. aslında galford ile beraber aynı ocakta yetişmiştir ama tabii niyet kötü olunca, yoluna tek başına devam etme kararı almıştır. vücut ölçülerini baz alırsak, bir dağ gibidir kendisi ve elindeki kusarigama(bir çeşit oraklı zincir) ile birlikte de, müthiş bir savaşçı resmi çizmektedir.
devamını gör...
bilir o beni
nasıl olmuşsa gözümden kaçmış benim, müzik dinlemek için uygulamayı açınca ilk şarkının ardından kendisi beliriverdi.
söz-müzik ve düzenlemesi elbette yine sinan kaynakçı'ya ait olan yeni pinhani şarkısıdır efendim.
bilir mi onlar bizi bilinmez!
çünkü artık kimse bu kadar tanımak istemiyor kimseyi,
ya da insan birisine bu kadar güvenebilir mi?
hayal kırıklıklarımız içimizde koca bir kalabalık gibi çöreklenmişken.
ama bu şarkı bilinmek isteyenlerce bilinecektir bence...
sözleri şöyledir;
bugün aramadım ama bilir o beni
çok uzaktayım ama görür o beni
eve dönemedim ama bulur o beni
bana acımadı ama sever o beni
karşıma geçsin, göğsüme vursun
ben soru sormam, o bana sorsun
kim daha yorgun, kim daha üzgün
bilir o beni, bilir o beni, bilir o beni
bugün aramadım ama bilir o beni
bana acımadı ama sever o beni...
buradan dinleyebilirsiniz;
bilir o beni...
günaydın ve güzel günler herkese ve de iyi dinlemeler olsun...
söz-müzik ve düzenlemesi elbette yine sinan kaynakçı'ya ait olan yeni pinhani şarkısıdır efendim.
bilir mi onlar bizi bilinmez!
çünkü artık kimse bu kadar tanımak istemiyor kimseyi,
ya da insan birisine bu kadar güvenebilir mi?
hayal kırıklıklarımız içimizde koca bir kalabalık gibi çöreklenmişken.
ama bu şarkı bilinmek isteyenlerce bilinecektir bence...
sözleri şöyledir;
bugün aramadım ama bilir o beni
çok uzaktayım ama görür o beni
eve dönemedim ama bulur o beni
bana acımadı ama sever o beni
karşıma geçsin, göğsüme vursun
ben soru sormam, o bana sorsun
kim daha yorgun, kim daha üzgün
bilir o beni, bilir o beni, bilir o beni
bugün aramadım ama bilir o beni
bana acımadı ama sever o beni...
buradan dinleyebilirsiniz;
bilir o beni...
günaydın ve güzel günler herkese ve de iyi dinlemeler olsun...
devamını gör...
koç noktası
gök ekvatoru ile ekliptik düzleminin kesiştiği noktalardan biri. ilkbahar noktası olarak da bilinir.
görselde vernal equinox ile gösterilen kırmızı nokta koç noktasıdır:

(görsel, aero.iitb.ac. in'den alıntıdır.)
görselde vernal equinox ile gösterilen kırmızı nokta koç noktasıdır:

(görsel, aero.iitb.ac. in'den alıntıdır.)
devamını gör...
erik ten hag

manchester united’ın yeni teknik direktörüdür ve bence son şansıdır. manchester united ne zaman yeni bir hocayla anlaşsa hep “eski günlere dönebilecekler mi?” söylemleri ortaya çıkıyor. her manchester united taraftarı her futbolsever bu soruyu soruyor tabii ki haklı olarak soruyorlar.
manchester united ralf rangnick ile anlaştığında değişeceklerini ve gelişeceklerini düşünüyordum, hala düşünüyorum, ilk adımı erik ten hag ile attılar. güçlü ve potansiyeli yüksek bir hoca yeni sezonda takımın başında olacak.
erik ten hag klasik bir hollandalı, oyuna bakışı ve oynattığı futbol bunu çok rahat şekilde gösteriyor. pozitif futbol oynuyorlar ve geniş alana sahip olmayı seviyorlar. en önemlisi göze hoş gelen bir futbol oynatıyor, bu her seyircinin ve herkesin seveceği bir mesele. şampiyonlar ligi yarı finaline giden yolda hepimiz ajax takımına tekrar hayran olduk, bunu erik ten hag başarılı şekilde yaptı. o ajax yenilirken bile keyif veriyordu. aynısını manchester united için yapmaya çalışacak. tabii işler çok zor olacak.
erik ten hag kariyerinde birçok kulüpte görev yaptı. psv eindhoven takımında yardımcı antrenörlük, go ahead eagles takımında teknik direktörlük, bayern 2 takımında teknik direktörlük, utrecht takımında teknik direktörlük ve en son ajax takımında potansiyelini bütün dünyaya gösterdi. şimdi ingiliz devi manchester united’ın başında olacak.
yazımın başında manchester united’ın son şansı deme sebebime gelecek olursak, manchester united erik ten hag ve ralf rangnick ile beraber bu transfer döneminde çok fazla para harcayacaklar, mirror gazetesinin haberine göre 200 milyon euro bütçe verilecekmiş. manchester united bu harcamaları yaptıktan sonra başarılı olamazsa bir daha küllerinden doğması imkansıza yakın olur.
manchester united’ın yeni keli neler yapacak çok merak ediyorum. hem manchester united’a hem hocaya hayırlı olsun.
devamını gör...
bir ateistin iyilik yapmasının nedeni
insan olmasıdır. hiçbir şeye inanmasak bile toplum içi dayanışma ve birlik olması önemlidir..
devamını gör...
zeki olmanın dezavantajları
yalnız kalmak.
devamını gör...
kadınların kolay kolay unutmaması
hiç beklenmedik anda geçmişten şak diye önümüze "sen böyle böyle demiştin " sözünü yapıştırmalarına neden olan özellikleri.
devamını gör...
günaydın sözlük
dostlarım günaydınnnnn.
bugün benim içi oldukca zor ve yorucu olacak. bana şans dileyen. gününüzün güzel geçmesi dileğiyle, keyifli sabahlar....
bugün benim içi oldukca zor ve yorucu olacak. bana şans dileyen. gününüzün güzel geçmesi dileğiyle, keyifli sabahlar....
devamını gör...
hayatım kayarken yapmaya bayılıyorum denilen şeyler
ayna karşısında çingenem dinlerken kendime iş atmak.
devamını gör...
fransa'dan mutasyonların covid aşısının etkinliğini azalttığı açıklaması
tam tersi bir açıklamayı bakan beyden bekliyorum.
devamını gör...
psikolojide bir kural varmış
psikolojide bir kural varmış ; yari yar olanın yar sarar yarasını, yari yar olmayanın felek öper anasını .
devamını gör...
louis aragon
beni korkunç yalnızlığımın içerisine çekmekte oldukça başarılı fransız, gerçeküstücü şair. *
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
gerçeği sanki çözmüş, bütün o -safsata olarak adlandırılabilecek- insan duygularının nihai mucididir sanki. beni derinden yaralar, yeni yaralar açar.
her yerinden bıçaklar insanı... ama bir yaz gecesi rüyası kadar da güzeldir. "mutlu aşk yok mudur sahiden?" diye yakarır insan. hüzünle önüne döner ve o cevabı bekler.
cevap gelir: "mutlu aşk yoktur, ölmek sevmekten daha kolaydır."
elsa triolet için şiirler yazar hayatının sonuna değin. aşıktırlar birbirlerine. yakalamışlardır aşkı. aragon onun için şiirler yazar durur. bir gün elsa gözlerini kapar hayata. aragon bu yas havası içerisinde, elsa'nın anısı için- çekmeceleri karıştırır ve bir mektup bulur. mektupta birçok erkek ismi yazılıdır ve şöyle yazar elsa o mektupta: "herkes beni sevsin. bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum."
o uzun listedeki isimler muhtemelen elsa'nın birlikte olduğu veya ona aşık olan erkeklerin isimleridir. ayrıca şu konu da aydınlatıcı olabilir: elsa daha erken bir döneminde vladimir vladimiroviç mayakovski'ye aşıktı. fakat mayakovski, elsa'nın kız kardeşi liliya brik için ilan etmiştir aşkını.
mektubu bulduğu andan itibaren aragon şüphe içinde yaşamaya başlar. ölene kadar yücegönüllülükle katlanır (aşkına duyduğu o yüce bağlılıkla) acısına. elsa belki de hiçbir zaman aşık değildi aragon'a ve belki de nemfomani hastasıydı. ne acı! böyle bir acıyla nasıl yaşayabilir insan! hayatı boyunca kandırılmıştı belki de aragon. uğruna yaşadığı elsa ve bakmaya doyamadığı elsa'nın gözleri belki de sahtekarca bakıyordu başından beri.
fakat aragon işte... çok yücegönüllü, çok aşık. * hem onun anısına saygısızlık etmek mi? asla!
öyle derin ki gözlerin içmeye eğilince
yansıdığını gördüm orda tüm güneşlerin
oraya sığınışını bütün ümitsizlerin
öyle derin ki belleğim kayboldu içlerinde.
devamını gör...
geceye bir görsel bırak
devamını gör...
yan durup şekilli mekilli tişört giymek
yazar bu başlıkta ne demek istemiştir? sevgili mod. tanım yok diyeceksin ama anlamadım ki tanımlayayım.
devamını gör...




