yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmemek
katılmadığım başlıktır. insan nasıl bir ailede doğacağını seçmez ve tamamen bireye odaklıdır. köklerinize saygı duyun. ancak onlara tapmayın. en iyisi doğduğunuz veya olduğunuz konum değildir. mükemmeli arayın. not: ailenizi terkedin demiyorum ya da onları reddedin. ancak bunca aile faleketi yaşayan insanların olduğu zamanda önerimdirki bireysel güçlü kalın. çok güçlü
devamını gör...
sıcakta çabuk bozulan yiyecekler
malum yaz geldi, havalar ısındı.
artık eskisi gibi yorgun bir gecede buzdolabına kaldırmayı unuttuğumuz yiyecekler, sabah uyandığımızda bize "günaydın" diyecek kıvama gelmiş oluyor.
iş bu sebeple, bu konuda farkındalık uyandırmak için, sıcakta çabuk bozulan yiyeceklerden aklıma gelenleri paylaşmak istedim:
süt ve süt ürünleri
et ve et ürünleri
pirilmiş gıdalar
özellikle süt ve et ürünlerinde sıcak hava ile oluşacak bakterilerin bünyede sebep olacağı olumsuz etkiler oldukça ciddi sonuçlara sebep olabilir.
eğer siz de bu ürünlerden kullanıyorsanız, azami dikkat ediniz.
artık eskisi gibi yorgun bir gecede buzdolabına kaldırmayı unuttuğumuz yiyecekler, sabah uyandığımızda bize "günaydın" diyecek kıvama gelmiş oluyor.
iş bu sebeple, bu konuda farkındalık uyandırmak için, sıcakta çabuk bozulan yiyeceklerden aklıma gelenleri paylaşmak istedim:
süt ve süt ürünleri
et ve et ürünleri
pirilmiş gıdalar
özellikle süt ve et ürünlerinde sıcak hava ile oluşacak bakterilerin bünyede sebep olacağı olumsuz etkiler oldukça ciddi sonuçlara sebep olabilir.
eğer siz de bu ürünlerden kullanıyorsanız, azami dikkat ediniz.
devamını gör...
kadınların hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam etmesi
en büyük erdemdir.. erkekler basaramiyorsa sadece onların sorunu da olmuyor.. başımıza eksiyorlar..
devamını gör...
isviçre
doğup büyüdüğüm tarafsızlığın ülkesidir. birçok uluslararası kuruluş isviçre'de konumlanmıştır. bu ülkeye taşınmayı düşünenler için bazı bilgiler vermek istiyorum. isviçre avrupa birliği'ne üye değildir. bu sebeple para birimi olarak euro değil isviçre frangı kullanırlar. bu ülke bankaları, saat markaları, çakısı, bilim adamları, alp dağları, refah seviyesi ve toblerone çikolatası ile ünlüdür.
isviçre'de 4 resmi dil vardır. en az 2 tanesini bilmeniz bu ülkeye yerleşmeden önce sizin faydanıza olacaktır. isviçre'de asgari ücret yaklaşık olarak 4500 isviçre frangıdır. ev kirası ve temel ihtiyaçlar normal şartlarda 3500 isviçre frangı tutacaktır. kişiden kişiye değişse de isviçre'nin refah düzeyi her vatandaş için aynıdır. bu ülkede açlık, enflasyon, develüasyon, tanzim satış gibi şeyler yoktur. bugün 10 frank olan ürün 10 yıl sonra da 10 franktır. isviçre frangının değeri küresel olarak sürekli artmaktadır. ayrıca isviçre'nin bayrağı vatikan ile birlikte kare şeklindedir. devlet başkanı diye bir şey yoktur. doğrudan demokrasi bu ülkede uygulanır. nestle, toblerone, rolex, milka en önemli markalarıdır. cenevre, basel, zürih, lozan, montrö gibi şehirleri dururken başkenti bern olan ülkedir.
doğduğum, büyüdüğüm, sevdiğim ülkedir. denize kıyısı yoktur. bu yüzden her yıl tatilimi asıl ülkem olan türkiye'de yaparım.
isviçre'de 4 resmi dil vardır. en az 2 tanesini bilmeniz bu ülkeye yerleşmeden önce sizin faydanıza olacaktır. isviçre'de asgari ücret yaklaşık olarak 4500 isviçre frangıdır. ev kirası ve temel ihtiyaçlar normal şartlarda 3500 isviçre frangı tutacaktır. kişiden kişiye değişse de isviçre'nin refah düzeyi her vatandaş için aynıdır. bu ülkede açlık, enflasyon, develüasyon, tanzim satış gibi şeyler yoktur. bugün 10 frank olan ürün 10 yıl sonra da 10 franktır. isviçre frangının değeri küresel olarak sürekli artmaktadır. ayrıca isviçre'nin bayrağı vatikan ile birlikte kare şeklindedir. devlet başkanı diye bir şey yoktur. doğrudan demokrasi bu ülkede uygulanır. nestle, toblerone, rolex, milka en önemli markalarıdır. cenevre, basel, zürih, lozan, montrö gibi şehirleri dururken başkenti bern olan ülkedir.
doğduğum, büyüdüğüm, sevdiğim ülkedir. denize kıyısı yoktur. bu yüzden her yıl tatilimi asıl ülkem olan türkiye'de yaparım.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
ışığın hep bir yerlerde parlıyor. yeter ki kafanı çevir bak.
devamını gör...
şehitlerimiz var diyen izleyicisine küfreden tiktoker
pavyona gitmis, ardından dans eden konsomatrise para takarken"şehitlerimiz var" demiş. hepsi birbirinden leş tipler.
devamını gör...
güzel bir kadını tasvir ederken kullanılan ifade
"şiir gibi kadın"
devamını gör...
sanal bebek
basit bir alet. görünüşte küçük ama insana bir beklenti yüklüyor, duygusal sorumluluk yüklüyor. kediye bakar gibi bakılıyordu bu oyuncaklara. ihmal edilirse bebek ölüyordu.
devamını gör...
vizör
latince vis- "görmek" fiilinden türetilmiş, fransızca ''zırhın görmeyi engellemeden gözü kapatan kısmı, her türlü bakma deliği'' anlamında ki viseur kelimesine dönüşmüş ve türkçemize vizör ''bakaç'' olarak yerleşmiş kelimedir.
vizör; kamera ve fotoğraf makinesinde bulunan, cismin görüntüsünü sınırlandırmadan ve taşırmadan çerçevelenmesini sağlayarak gerekli ayarlamaların yapılmasına olanak veren optik düzenekli elektronik ekrandır.
3'e ayrılır;
optik vizör, daha net görüntü yakalamasından ötürü tercih sebebidir. objektiften gelen ışığın yansıtılması prensibiyle çalışır.
lcd vizör, amatör ya da yarı profesyonel işlerde kullanılır.
monitör vizör, stüdyo çekimlerinde kullanılır. çekilen görüntünün oynatılıp incelenmesi kolaylığı sağlar.
konu dışı bilgi : pandemi sürecinde hayatımıza giren maskenin yanında kaynakçı gözlüğüne benzeyen, kafaya takmalı, şeffaf plastikten yapılmış yüzü kapamaya yarayan siperliğe de vizör denir.
vizör; kamera ve fotoğraf makinesinde bulunan, cismin görüntüsünü sınırlandırmadan ve taşırmadan çerçevelenmesini sağlayarak gerekli ayarlamaların yapılmasına olanak veren optik düzenekli elektronik ekrandır.
3'e ayrılır;
optik vizör, daha net görüntü yakalamasından ötürü tercih sebebidir. objektiften gelen ışığın yansıtılması prensibiyle çalışır.
lcd vizör, amatör ya da yarı profesyonel işlerde kullanılır.
monitör vizör, stüdyo çekimlerinde kullanılır. çekilen görüntünün oynatılıp incelenmesi kolaylığı sağlar.
konu dışı bilgi : pandemi sürecinde hayatımıza giren maskenin yanında kaynakçı gözlüğüne benzeyen, kafaya takmalı, şeffaf plastikten yapılmış yüzü kapamaya yarayan siperliğe de vizör denir.
devamını gör...
deliler gibi aşık olunan sözlük yazarı
devamını gör...
sudûr teorisi
farabi'nin geliştirmiş olduğu bir plotinos teorisi. bu teoriyi, neoplatonizm ve ismaililik'ten * etkilenerek geliştirmiştir. fakat teoriyi daha çok neoplatonizm daha doğrusu plotinos'un görüşlerinden etkilenerek geliştirmiştir. kendisinden sonra, teoriyi geliştirmeye ibn-i sina devam etmiştir. tabii bu teori için emek veren filozoflar sadece farabi ve ibn-i sina ile sınırlı değildir. fakat teorinin "ana geliştiricileri" bunlardır. teorinin amacı ise, allah'ın mutlak kudretiyle evrenin yoktan yaratıldığına dair bilgiler arasında görülen mantıksal paradoksların açıklanmasıdır. yani onlar, evrenin ortaya çıkışını çelişkisiz ve rahat bir şekilde açıklamak istemişlerdir. sudûr teorisi, plotinos'un "bir" kavramıyla benzerdir çünkü bu teori de bu kavramdan etkilenmiştir. aslında bu teoriden ilk olarak plotinos, islam aleminde ün kazanmış enneades isimli eserinde bahseder. fakat teoriden düzenli ve sistematik bir şekilde ilk kez farabi bahseder. şöyle düşünün, evrimden charles darwin öncesi bir çok insan bahsetmiştir, hatta bu konudan islam aleminde de bahsedilmiştir fakat evrim fikrini daha da geliştiren kişi charles darwin olmuş ve bu yüzden evrimin babası olarak anılmıştır. işte farabi, bu teoriyle ezelî olan varlıkla, sonradan ortaya çıkan varlık arasında, değişmeyen varlıkla, değişen varlık arasında, varlığı gerekli, mutlak olanla, varlığı mümkün olan arasında ilişkiyi açıklamak istemiştir. o bunu başarırsa, kâinatı sistematik, düzenli bir biçimde yorumlayabileceğini düşünmüştür.
teoriye göre, 3 varlık vardır:
1. manevî varlık.
2. manevî varlık (evet varlık 3tür ve 2si manevidir)
3. maddî varlık
peki bu varlıklar kimdirler? bunları farabi şöyle açıklamıştır;
1. manevî varlık - mutlak olan allah.
2. manevî varlık - göksel akıllar. bunlar, farabi'nin madde olmadıklarını söylediği ruhanî varlıklar yani meleklerdir.
3. maddî varlık - herhangi bir mükemmelliği olmayan, aksine noksanı bulunan ilk madde. (bkz: heyûlâ)
şimdi bu 3 sınıfı anlamamız için, hepsi birer-birer açıklanmıştır.
1. mutlak bir. burda, farabi, allah'ın, her türlü noksandan uzak, her şeyin ilk sebebi, sırf iyi, herhangi bir ortağı ya da bir benzeri bulunmayan, her konuda hiçbir şeye muhtaç olmayan aşkın ve yüce bir varlık olduğunu söylemiştir. o'nun aklınıza gelecek ve gelmeyecek her türlü güzelliğin ve iyiliğin kaynağı olduğunu söylemiştir. allah, kendisi tarafından bilinen bir varlıktır. allah, 1. akıldır. 2. akledendir. 3. akledilendir. bunlar mutlak bilinç'tir. allah'ın herhangi bir amacı yoktur, çünkü amaç eksikliktir, ihtiyaçtır. ve işte sudûr teorisi burda devreye girer: allah salt akıldır, kendini bilir, düşünmesi sayesinde herhangi bir iradesi ve ihtiyarına gerek kalmadan, varlık, tabii bir zorunluluk sayesinde o'ndan çıkarak (işte bu sudûr'dur) meydana gelmiştir.
(ufak bir not: işte yukarıda gördüğünüz açıklama, özellikle siyahla işaretlediğim kısım, (gbkz: islam)'a aykırı olarak düşünülmüş ve gazzâlî tarafından eleştirilmiştir. hatta iş o kadar büyümüştür ki, farabi ve ibn-i sina'nın kâfir ilân edilmesine kadar gelip çıkmıştır. tabii burda kim haklı, kim haksız tartışması yapmadan teoriyi anlattığımız için, mutlak bir kavramını anlatmaya devam edelim):
burda kastedilen "zorunluluk" ise, allah'ın zorunlu bir varlık oluşunu temsil eder. ilk varlığın yani allah'ın kendini bilmesi demek, tamamen varlığı ve varlıkta yer alan muazzam düzeni de bilmesi demektir. teori de, bilmenin, eylemin sebebi olduğunu söyler. ibn sina da bu konuda kendi görüşlerini paylaşarak teoriyi daha da geliştirmiştir. ibn sina, irade sıfatını, ilim sıfatına getirir, ve allah'ın kendini bilmesinin varlıktaki düzen ve var oluşun bir irade sonucu gerçekleştiğini söyler. ve işte işin çok şaşırtıcı kısmı burda ortaya çıkıyor: ibn sina der ki, allah'ın bilgisi, kendisi gibi ezelî olduğuna göre, ve o ezelden beri kendini bildiğine göre, bilmenin sonucunda oluşan varlık da ezelîdir, çünkü mantık bunu gerektirir. demek ki evren de ezelîdir!
(ufak bir not: beyler-bayanlar bu arada burda şunu da söyleyeyim, evrenin ezeli olmadığı hususu daha yakın bir dönemde keşfedilmiş bir şey, yani o dönem evrenin ezelî olduğuna inanan kişilerin varlığı muhtemeldi ve bu dönem ibn sina'nın da buna böyle bir açıklama getirip din ile ezelî evren teorisini bağdaştırabilmesi cidden ne denli büyük bir deha olduğunu gösterir, çünkü bu husus 40 yıl düşünülse insanın aklına gelemeyecek bir şey, "mutlak bir" kavramıyla devam edelim):
fakat bu açıklamaya rağmen, bu bağdaştırmaya rağmen, "sudûr" semavî dinlerle görüldüğü üzere çelişir. çünkü semavî dinler, evreni allah'ın yarattığını söyler, bu da evrenin ezelî olamayacağını gösterir. e bazı filozoflar da bunun farkında oldukları için, ama "sudûr"u destekledikleri için, kâinatın zamansal olarak ezelî fakat ontolojik bakımdan sonradan meydana geldiğini savunmuşlardır. fakat bu da teoriyi kurtaramamıştır çünkü evrenin zamansal olarak ezelî olması demek, allah'ı zamanla bağdaştırmak demektir ki bu da bir çelişkiye yol açar.
işte birinci "manevî varlık"ın özeti buydu. şimdi de gelelim ikinci "manevî varlık"a;
2. on akıl. bu düşünceye göre, mutlak bir, tektir, demek ki fiili de tektir. fakat plotinos, "birden, bir çıkar" der. demek ki allah kendini bilince o'ndan ilk akıl ortaya çıkar. çünkü allah, 1. akıl. 2. akleden. 3. akledilen ise, aklın fiili, akıl olmalıdır. ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur fakat özünde mümkün bir varlıktır. akıldır bu akıl, yani zorunlu olarak düşünür. kendisinin çıktığı "ilk" olanı, yani allah'ı hem de kendisinin sonradan ortaya çıkan bir "mümkün" olduğunu düşünmek zorundadır. ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl meydana gelir. ve ilk akıl daha sonra kendisinin mümkün bir varlık olduğunu düşününce de birinci göğün nefsi ile maddesi meydana gelir. birinci gök, felektir. peki ilk akıl ortaya çıkınca, bu allah'ın tekliğine zıt olmaz mı? ilk akıl, "mutlak bir"den değil kendi özü vasıtasıyla çoğalmaktadır. bu sayede de allah'ın birliğine noksan gelmez. ibn-i sina, ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur ve özü itibariyle mümkündür demiştir. yani ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl oluşmuştur ama allah'a münasebetle zorunlu olduğunu düşünmesinden de birinci gök yani feleğin nefsi ve kendisinin mümkün varlık olduğunu düşünmesinden de birinci göğün maddesi meydana gelmiştir. plotinos da çok eski dönemlerde bu konuyu açıklamıştır. şöyle ki o, ilk aklın, allah'tan taşması sonucu çıkmasının, o'nun birliğine bir noksan getirmediğini söyler. plotinos özetle der ki;
güneş ışınlarının çıkması sonucu azalması, aciz duruma gelmesi, güneşte herhangi bir eksilmeye yol açmaz. o zaman ilk aklın tanrıdan taşması sonucu çıkması da o'nun birliğine bir noksanlık getirmez.
ikinci akıla gelirsek, ikinci akıl, birinci akıla göre zorunludur, ama özü bakımından mümkündür. ikinci akıl, allah'ı düşününce üçüncü akıl meydana gelir. ve ikinci akıl, mümkün olduğunu düşünmesiyle sabit yıldızlar küresinin nefsi ile maddesi meydana gelir. işte bu böyle devam eder, daha sonra diğer akıl oluşur, daha sonra diğer akıl, daha sonra diğer akıl diye devam eder ve her akıl başka bir aklı ve bundan ilave nefsi ile beraber gök küresini oluşturur. nefs ise gök kürelerini dairesel bir biçimde olmak üzere hareket ettirir. akıllar, gözlemleyebildiğimiz gezegenlerin, hayır daha doğrusu güneş sisteminde yer alan gezegenlerin sayısına ulaşır. daha sonra son akıl, yani "faal akıl" oluşur. bu akıl, ay küresinin aklıdır. sudûr düzenine göre, her akıl, sonraki akıldan allah'a yakınlığı sebebiyle daha üstündür. ayrıca bu yakınlığa göre akıllar daha çok feyiz alırlar. kim daha yakınsa o daha çok feyiz alır.
burda en ilginç akıl ise, faal akıl'dır. çünkü bu akıl allah'a en uzak olan akıldır. ama dünyaya en yakın olan akıl da budur. farabi, faal aklın hz. cebrail'e karşılık olduğunu iddia eder. fakat faal akıl allah ile maddî kâinat arasında bir aracı olduğu için ve hz. cebrail'in dünyayı idare etme gibi bir görevi olmadığı için bu iddia yanlıştır.
şimdi gelelim üçüncü ve son sınıfa, yani "maddî varlık"a.
3. madde, heyûlâ. heyûlâ bütün maddî varlıkların ilkesi olarak sayılır. en olgunlaşmamış varlıktır. heyûlâ, faal akıl ve gök kürelerinin dairesel bir biçimde dönmesi sayesinde oluşur. ve madde yönünden bir tanedir. faal akıl ise eşyaya şekil verir. bu sayede heyûlâ suret kazanır. ilk olarak su, toprak, ateş ve havadan oluşan 4 ilke ortaya çıkar. bunlar birleşir ve cismî(cisimler) dünyası oluşur. önce cansız cisimler sonra canlı cisimler oluşur. daha sonra bitki alemi ve daha sonra hayvanlar alemi oluşur. daha sonra düşünen canlı, insan oluşur. insanların en üst mertebesinde filozof ve peygamber yer alır. filozofda "heyulanî akıl" vardır. faal akıl bu akla etki eder ve bu aklı aktifleştirir. böylece "bilfiil akıl" oluşur. sonra da "müstefâd akıl" oluşur. bu akıl en yüksek akıldır. bu akıl, doğrudan faal akılla ilişki kurabilecek olgunlukta ve düzeydedir. bu akıl, filozoflarda yer alır. faal akır, filozofun bu aklına ve peygamberin hayal gücüne etki ederek ilk felsefî bilgiyi daha sonra da vahiy bilgisini oluşturur.
(ufak bir not: bazıları bu düşünceyi eleştirmiş, aklî gücün, hayal gücünden daha üstün olduğunu söylemiştir. onlar böylece farabi, filozofu peygamberden üstün tuttu demişlerdir. fakat burda büyük bir incelik vardır, peygamber yetkin, müstefâd akla sahiptir. faal aklın gönderdiği feyiz peygamberin aklına daha sonra da hayal gücüne girer. böylelikle peygamber hem teorik hem pratik açıdan üstünlük kazanır. dolayısıyla burdan yola çıkarak ünlü filozof farabi'nin peygamberi filozoftan üstün tuttuğu söylenebilir).
peki nedir "yükseliş"? insan nasıl yükselir? insanın görevi nasıl tamamlanır? son nedir?
bu konuda farabi ve ibn sina aynı görüşü benimser, plotinos ise ayrı bir şey söyler. şimdi sizce hangisi doğrudur orasını bilemem.
farabi ve ibn-i sina'ya göre "yükseliş": beşerî akıl, faal akıla ulaşınca görev tamamlanacaktır. işte yükseliş budur. (bkz: ittisal)
plotinos'a göre "yükseliş": mistik bir yükseltilme/çekme * sonucu, insan kendinden geçer. ve "ilk"te yani "mutlak bir"de fânileşir. işte yükseliş budur.
şimdi de tanımı sonlandıralım;
farabi ve ibn-i sina, felsefe ile dini uzlaştırmak için çalışmışlardır. ve ikisi de ilk olarak plotinos'un ortaya attığı bu teoriyi, bu istekleri için bir şans olarak değerlendirmişlerdir. ve her şey, bazılarının, onların küfre düştüğünü söylemesiyle sonuçlanmıştır. kafalarında canlandırdıkları "evren" ise, artık 500 yıldır kabul görmeyen batlamyus'un evren modelidir..
teoriyi eleştirenlerden bazıları:
1. gazzali - islam alimi, mutasavvıf, kimi kaynaklarda "filozof" olarak da anılmıştır. (teoriyi en çok gazzali eleştirmiştir)
2. ebu'l -berekât bağdâdi - islam felsefesi'nin en güçlü filozoflarından biri. fakat maalesef unutulmuştur.
3. ibn rüşd - meşşailik'in temsilcilerinden olan filozof.
4. ibn teymiyye - selefi anlayışın en önemli âlimlerindendir.
sudûr teorisini desteklediğini söyleyemesek bile, bu teoriden etkilenenlerden bazıları:
1. şihabeddin sühreverdî - işrakilik ya da diğer adıyla illüminasyonizm akımının kurucusu olan filozof.
2. muhyiddin ibnü'l-arabî - ünlü filozof, mutasavvıf.
3. seyyid şerif curcânî - matematikçi, fıkıh, kelam ve arap dili bilgini.
teoriye göre, 3 varlık vardır:
1. manevî varlık.
2. manevî varlık (evet varlık 3tür ve 2si manevidir)
3. maddî varlık
peki bu varlıklar kimdirler? bunları farabi şöyle açıklamıştır;
1. manevî varlık - mutlak olan allah.
2. manevî varlık - göksel akıllar. bunlar, farabi'nin madde olmadıklarını söylediği ruhanî varlıklar yani meleklerdir.
3. maddî varlık - herhangi bir mükemmelliği olmayan, aksine noksanı bulunan ilk madde. (bkz: heyûlâ)
şimdi bu 3 sınıfı anlamamız için, hepsi birer-birer açıklanmıştır.
1. mutlak bir. burda, farabi, allah'ın, her türlü noksandan uzak, her şeyin ilk sebebi, sırf iyi, herhangi bir ortağı ya da bir benzeri bulunmayan, her konuda hiçbir şeye muhtaç olmayan aşkın ve yüce bir varlık olduğunu söylemiştir. o'nun aklınıza gelecek ve gelmeyecek her türlü güzelliğin ve iyiliğin kaynağı olduğunu söylemiştir. allah, kendisi tarafından bilinen bir varlıktır. allah, 1. akıldır. 2. akledendir. 3. akledilendir. bunlar mutlak bilinç'tir. allah'ın herhangi bir amacı yoktur, çünkü amaç eksikliktir, ihtiyaçtır. ve işte sudûr teorisi burda devreye girer: allah salt akıldır, kendini bilir, düşünmesi sayesinde herhangi bir iradesi ve ihtiyarına gerek kalmadan, varlık, tabii bir zorunluluk sayesinde o'ndan çıkarak (işte bu sudûr'dur) meydana gelmiştir.
(ufak bir not: işte yukarıda gördüğünüz açıklama, özellikle siyahla işaretlediğim kısım, (gbkz: islam)'a aykırı olarak düşünülmüş ve gazzâlî tarafından eleştirilmiştir. hatta iş o kadar büyümüştür ki, farabi ve ibn-i sina'nın kâfir ilân edilmesine kadar gelip çıkmıştır. tabii burda kim haklı, kim haksız tartışması yapmadan teoriyi anlattığımız için, mutlak bir kavramını anlatmaya devam edelim):
burda kastedilen "zorunluluk" ise, allah'ın zorunlu bir varlık oluşunu temsil eder. ilk varlığın yani allah'ın kendini bilmesi demek, tamamen varlığı ve varlıkta yer alan muazzam düzeni de bilmesi demektir. teori de, bilmenin, eylemin sebebi olduğunu söyler. ibn sina da bu konuda kendi görüşlerini paylaşarak teoriyi daha da geliştirmiştir. ibn sina, irade sıfatını, ilim sıfatına getirir, ve allah'ın kendini bilmesinin varlıktaki düzen ve var oluşun bir irade sonucu gerçekleştiğini söyler. ve işte işin çok şaşırtıcı kısmı burda ortaya çıkıyor: ibn sina der ki, allah'ın bilgisi, kendisi gibi ezelî olduğuna göre, ve o ezelden beri kendini bildiğine göre, bilmenin sonucunda oluşan varlık da ezelîdir, çünkü mantık bunu gerektirir. demek ki evren de ezelîdir!
(ufak bir not: beyler-bayanlar bu arada burda şunu da söyleyeyim, evrenin ezeli olmadığı hususu daha yakın bir dönemde keşfedilmiş bir şey, yani o dönem evrenin ezelî olduğuna inanan kişilerin varlığı muhtemeldi ve bu dönem ibn sina'nın da buna böyle bir açıklama getirip din ile ezelî evren teorisini bağdaştırabilmesi cidden ne denli büyük bir deha olduğunu gösterir, çünkü bu husus 40 yıl düşünülse insanın aklına gelemeyecek bir şey, "mutlak bir" kavramıyla devam edelim):
fakat bu açıklamaya rağmen, bu bağdaştırmaya rağmen, "sudûr" semavî dinlerle görüldüğü üzere çelişir. çünkü semavî dinler, evreni allah'ın yarattığını söyler, bu da evrenin ezelî olamayacağını gösterir. e bazı filozoflar da bunun farkında oldukları için, ama "sudûr"u destekledikleri için, kâinatın zamansal olarak ezelî fakat ontolojik bakımdan sonradan meydana geldiğini savunmuşlardır. fakat bu da teoriyi kurtaramamıştır çünkü evrenin zamansal olarak ezelî olması demek, allah'ı zamanla bağdaştırmak demektir ki bu da bir çelişkiye yol açar.
işte birinci "manevî varlık"ın özeti buydu. şimdi de gelelim ikinci "manevî varlık"a;
2. on akıl. bu düşünceye göre, mutlak bir, tektir, demek ki fiili de tektir. fakat plotinos, "birden, bir çıkar" der. demek ki allah kendini bilince o'ndan ilk akıl ortaya çıkar. çünkü allah, 1. akıl. 2. akleden. 3. akledilen ise, aklın fiili, akıl olmalıdır. ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur fakat özünde mümkün bir varlıktır. akıldır bu akıl, yani zorunlu olarak düşünür. kendisinin çıktığı "ilk" olanı, yani allah'ı hem de kendisinin sonradan ortaya çıkan bir "mümkün" olduğunu düşünmek zorundadır. ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl meydana gelir. ve ilk akıl daha sonra kendisinin mümkün bir varlık olduğunu düşününce de birinci göğün nefsi ile maddesi meydana gelir. birinci gök, felektir. peki ilk akıl ortaya çıkınca, bu allah'ın tekliğine zıt olmaz mı? ilk akıl, "mutlak bir"den değil kendi özü vasıtasıyla çoğalmaktadır. bu sayede de allah'ın birliğine noksan gelmez. ibn-i sina, ilk akıl, allah'a münasebetle zorunludur ve özü itibariyle mümkündür demiştir. yani ilk akıl, allah'ı düşününce ikinci akıl oluşmuştur ama allah'a münasebetle zorunlu olduğunu düşünmesinden de birinci gök yani feleğin nefsi ve kendisinin mümkün varlık olduğunu düşünmesinden de birinci göğün maddesi meydana gelmiştir. plotinos da çok eski dönemlerde bu konuyu açıklamıştır. şöyle ki o, ilk aklın, allah'tan taşması sonucu çıkmasının, o'nun birliğine bir noksan getirmediğini söyler. plotinos özetle der ki;
güneş ışınlarının çıkması sonucu azalması, aciz duruma gelmesi, güneşte herhangi bir eksilmeye yol açmaz. o zaman ilk aklın tanrıdan taşması sonucu çıkması da o'nun birliğine bir noksanlık getirmez.
ikinci akıla gelirsek, ikinci akıl, birinci akıla göre zorunludur, ama özü bakımından mümkündür. ikinci akıl, allah'ı düşününce üçüncü akıl meydana gelir. ve ikinci akıl, mümkün olduğunu düşünmesiyle sabit yıldızlar küresinin nefsi ile maddesi meydana gelir. işte bu böyle devam eder, daha sonra diğer akıl oluşur, daha sonra diğer akıl, daha sonra diğer akıl diye devam eder ve her akıl başka bir aklı ve bundan ilave nefsi ile beraber gök küresini oluşturur. nefs ise gök kürelerini dairesel bir biçimde olmak üzere hareket ettirir. akıllar, gözlemleyebildiğimiz gezegenlerin, hayır daha doğrusu güneş sisteminde yer alan gezegenlerin sayısına ulaşır. daha sonra son akıl, yani "faal akıl" oluşur. bu akıl, ay küresinin aklıdır. sudûr düzenine göre, her akıl, sonraki akıldan allah'a yakınlığı sebebiyle daha üstündür. ayrıca bu yakınlığa göre akıllar daha çok feyiz alırlar. kim daha yakınsa o daha çok feyiz alır.
burda en ilginç akıl ise, faal akıl'dır. çünkü bu akıl allah'a en uzak olan akıldır. ama dünyaya en yakın olan akıl da budur. farabi, faal aklın hz. cebrail'e karşılık olduğunu iddia eder. fakat faal akıl allah ile maddî kâinat arasında bir aracı olduğu için ve hz. cebrail'in dünyayı idare etme gibi bir görevi olmadığı için bu iddia yanlıştır.
şimdi gelelim üçüncü ve son sınıfa, yani "maddî varlık"a.
3. madde, heyûlâ. heyûlâ bütün maddî varlıkların ilkesi olarak sayılır. en olgunlaşmamış varlıktır. heyûlâ, faal akıl ve gök kürelerinin dairesel bir biçimde dönmesi sayesinde oluşur. ve madde yönünden bir tanedir. faal akıl ise eşyaya şekil verir. bu sayede heyûlâ suret kazanır. ilk olarak su, toprak, ateş ve havadan oluşan 4 ilke ortaya çıkar. bunlar birleşir ve cismî(cisimler) dünyası oluşur. önce cansız cisimler sonra canlı cisimler oluşur. daha sonra bitki alemi ve daha sonra hayvanlar alemi oluşur. daha sonra düşünen canlı, insan oluşur. insanların en üst mertebesinde filozof ve peygamber yer alır. filozofda "heyulanî akıl" vardır. faal akıl bu akla etki eder ve bu aklı aktifleştirir. böylece "bilfiil akıl" oluşur. sonra da "müstefâd akıl" oluşur. bu akıl en yüksek akıldır. bu akıl, doğrudan faal akılla ilişki kurabilecek olgunlukta ve düzeydedir. bu akıl, filozoflarda yer alır. faal akır, filozofun bu aklına ve peygamberin hayal gücüne etki ederek ilk felsefî bilgiyi daha sonra da vahiy bilgisini oluşturur.
(ufak bir not: bazıları bu düşünceyi eleştirmiş, aklî gücün, hayal gücünden daha üstün olduğunu söylemiştir. onlar böylece farabi, filozofu peygamberden üstün tuttu demişlerdir. fakat burda büyük bir incelik vardır, peygamber yetkin, müstefâd akla sahiptir. faal aklın gönderdiği feyiz peygamberin aklına daha sonra da hayal gücüne girer. böylelikle peygamber hem teorik hem pratik açıdan üstünlük kazanır. dolayısıyla burdan yola çıkarak ünlü filozof farabi'nin peygamberi filozoftan üstün tuttuğu söylenebilir).
peki nedir "yükseliş"? insan nasıl yükselir? insanın görevi nasıl tamamlanır? son nedir?
bu konuda farabi ve ibn sina aynı görüşü benimser, plotinos ise ayrı bir şey söyler. şimdi sizce hangisi doğrudur orasını bilemem.
farabi ve ibn-i sina'ya göre "yükseliş": beşerî akıl, faal akıla ulaşınca görev tamamlanacaktır. işte yükseliş budur. (bkz: ittisal)
plotinos'a göre "yükseliş": mistik bir yükseltilme/çekme * sonucu, insan kendinden geçer. ve "ilk"te yani "mutlak bir"de fânileşir. işte yükseliş budur.
şimdi de tanımı sonlandıralım;
farabi ve ibn-i sina, felsefe ile dini uzlaştırmak için çalışmışlardır. ve ikisi de ilk olarak plotinos'un ortaya attığı bu teoriyi, bu istekleri için bir şans olarak değerlendirmişlerdir. ve her şey, bazılarının, onların küfre düştüğünü söylemesiyle sonuçlanmıştır. kafalarında canlandırdıkları "evren" ise, artık 500 yıldır kabul görmeyen batlamyus'un evren modelidir..
teoriyi eleştirenlerden bazıları:
1. gazzali - islam alimi, mutasavvıf, kimi kaynaklarda "filozof" olarak da anılmıştır. (teoriyi en çok gazzali eleştirmiştir)
2. ebu'l -berekât bağdâdi - islam felsefesi'nin en güçlü filozoflarından biri. fakat maalesef unutulmuştur.
3. ibn rüşd - meşşailik'in temsilcilerinden olan filozof.
4. ibn teymiyye - selefi anlayışın en önemli âlimlerindendir.
sudûr teorisini desteklediğini söyleyemesek bile, bu teoriden etkilenenlerden bazıları:
1. şihabeddin sühreverdî - işrakilik ya da diğer adıyla illüminasyonizm akımının kurucusu olan filozof.
2. muhyiddin ibnü'l-arabî - ünlü filozof, mutasavvıf.
3. seyyid şerif curcânî - matematikçi, fıkıh, kelam ve arap dili bilgini.
devamını gör...
maruz kalındığında insanı pamuk şekere çeviren eylemler
saçlarımla oynanması, o an azrail gelse aa sen miydin canım der gülümserim.
devamını gör...
çok bilgili olmaktan dolayı dışlanmak
bilgili olmaktan değildir o ukalalıktandır o(bkz: kırık olsa duramassın)
devamını gör...
behind blue eyes
1971 çıkışlı the who parçası. huzur verir dinlerken. e sözleri de güzel falan. daha sonraları limp bizkit de seslendiriyor bu şarkıyı. o versiyonu da dinlenilesidir.
çok sonralar ise sene 2017’de dark tower filmi için tekrar coverlanmıştır soundtrack olarak. bence en iyi cover’ı bu olabilir. orijinaline denk güzelliktedir hatta.
no one knows what it’s like
to be the bad man
to be the sad man
behind blue eyes…
çok sonralar ise sene 2017’de dark tower filmi için tekrar coverlanmıştır soundtrack olarak. bence en iyi cover’ı bu olabilir. orijinaline denk güzelliktedir hatta.
no one knows what it’s like
to be the bad man
to be the sad man
behind blue eyes…
devamını gör...
normal sözlük moderasyonunun görevini düzgün yapmaması
katılmadığım önerme. ben hiçbir sorun yaşamadım kendileriyle.
devamını gör...
2020 enflasyonunun yüzde 14,60 olması
tüik, 2020 yılı enflasyon oranını yüzde 14,60 olarak açıkladı. 2020 yılı aralık ayında aylık enflasyon ise %1,25 oldu.
ulaştırma ve gıda önceki yıla göre arttı
bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu ana gruplar sırasıyla, %0,65 ile alkollü içecekler ve tütün, %5,73 ile haberleşme ve %6,84 ile eğitim oldu.
buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, %28,12 ile çeşitli mal ve hizmetler, %21,12 ile ulaştırma ve %20,61 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu.
aralık 2020'de, endekste kapsanan 418 maddeden, 98 maddenin ortalama fiyatında düşüş gerçekleşirken, 36 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 284 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.
aylık en çok patlıcan yükseldi
aralık ayında zam şampiyonu fiyatı yüzde 47,92 artan patlıcan oldu.
patlıcanı yüzde 25,62 ile salatalık, yüzde 18,88 ile beyaz lahana, yüzde 17,36 ile yeşil soğan oldu.
tık tık
ulaştırma ve gıda önceki yıla göre arttı
bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu ana gruplar sırasıyla, %0,65 ile alkollü içecekler ve tütün, %5,73 ile haberleşme ve %6,84 ile eğitim oldu.
buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, %28,12 ile çeşitli mal ve hizmetler, %21,12 ile ulaştırma ve %20,61 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu.
aralık 2020'de, endekste kapsanan 418 maddeden, 98 maddenin ortalama fiyatında düşüş gerçekleşirken, 36 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 284 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.
aylık en çok patlıcan yükseldi
aralık ayında zam şampiyonu fiyatı yüzde 47,92 artan patlıcan oldu.
patlıcanı yüzde 25,62 ile salatalık, yüzde 18,88 ile beyaz lahana, yüzde 17,36 ile yeşil soğan oldu.
tık tık
devamını gör...



