super-cali-fragilistic-expiali-docious; gerçekten varolan bir kelime olmayıp ünlü dadı mary poppins tarafından bizlere kazandırılan bir ifadedir. aynı zamanda julie andrews tarafından yorumlanan neşeli çocuk şarkısının da ismidir. bu kelimenin tam bir anlamı yoktur. zaten eğlencesi de buradan kaynaklanmaktadır.
bu arada bu kelimeyi hızlı hızlı söylemek için bir süre pratik yapmak lazımdır, başlangıçta diliniz dönmeyebilir, hiçbir sorun yoktur bunda. ama birinci defada ve tek nefeste söyleyebilirseniz o zaman bir tuhaflık mevcut olabileceği için uzmanlar tarafından incelenebilmek adına yarın sabah ilk iş trt radyosuna başvurun derim*.

mirusia'dan bir dinleyelim bakalım(ayrıca kendisini tebrik etmek de lazımdır, pek herkesin harcı değildir o denli yükseklikte sakin kalıp şarkı söyleyebilmek. kendimi orada düşününce pek iyi hissetmedim açıkçası);

(hannibal beyefendi de oradaymış bu arada-1.42-. roma'dan sonra maastricht'e de bir uğramış demek ki)

sözleri şöyledir;
um diddle diddle diddle um diddle ay
um diddle diddle diddle um diddle ay
supercalifragilisticexpialidocious!
even though the sound of it
is something quite atrocious
if you say it loud enough
you'll always sound precocious
supercalifragilisticexpialidocious!

um diddle diddle diddle um diddle ay
um diddle diddle diddle um diddle ay
because i was afraid to speak
when i was just a lad
my father gave me nose a tweak
and told me i was bad
but then one day i learned a word
that saved me aching nose
the biggest word i ever heard
and this is how it goes:

oh, supercalifragilisticexpialidocious!
even though the sound of it
is something quite atrocious
if you say it loud enough
you'll always sound precocious
supercalifragilisticexpialidocious!

um diddle diddle diddle um diddle ay
um diddle diddle diddle um diddle ay
so when the cat has got your tongue
there's no need for dismay
just summon up this word
and then you've got a lot to say
but better use it carefully
or it may change your life
one night i said it to me girl
and now me girl's my wife!

she's supercalifragilisticexpialidocious!
supercalifragilisticexpialidocious
supercalifragilisticexpialidocious
supercalifragilisticexpialidocious!
devamını gör...

din insanların kendi içinde bir olaydır, dolayısıyla dini duyguları konusunda kimseye hesap vermek zorunda değildir. isterse, 50 yaşına kadar dindar olur, sonra içkiye başlar, ister 5 vakit namazını kılar ardından içkisini içer, ister 10 yaşında namaza başlar, islamın yasakladığı hiçbir şeyi yapmaz, ister hayatı boyunca alnı secde yüzü görmez. kişinin bileceği iştir, hiç kimse de bunun için onu eleştiremez, ayrıca her sakal bırakan kişi taliban da değildir. eğer onu eleştirirseniz, sizin, oruç tutmadığı için insanlara hakaret edenlerden veya namaz kılmayan insanları hakir görenlerden bir farkınız kalmaz..

ayrıca, cat stevens 'in islam hakkındaki konuşmalarını ve uygar fikirlerini bilmeyenlerin uydurduğu sendromdur.
devamını gör...

her rolün üstesinden gelen yetenekli oyuncu. sempatik, kendine has duruşu olan, tatlı mı tatlı mimiklere ve etkileyici ses tonuna sahip performans sanatçısı.* leyla ile mecnun'da, beş kardeşte komik adam olurken, fi dizisinde romantik ve karizmatik adam oluvermiştir.
devamını gör...

toplum içerisinde kendini bulmaya çalışan insanlar için bir sohbet programı. rock, country ve pop müzik eşliğinde dinleyenler ile de sohbet edilen bir sohbet programı. böyle bir şey düşündüm. programın ismi apartman boşluğu. keyifli muhabbeti olan bir yazar ile daha da güzel olur.

edit: portakal kutuma portakal fırlatırsanız. beraber konuşup tartışırız.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
lavantaya papatyaya sığındık sözlük bir parça huzur bulalım diye!
devamını gör...

askerde de devrecilik olarak karşımıza çıkar. hayatın her alanında karşılaşmak mümkündür. fazla bu işlere kafa yormaya gerek yok. selam ve dua ile.
devamını gör...

sıkça görülür bunun nedeni duyguların saklandığı, duygusal olmanın kötü bir şey olarak anıldığı bir çağda yaşamamızdır.
devamını gör...

yöresel ağız yaparak konuştuğunda komik olduğunu sanan kişi ile aynı kişidir.
devamını gör...

*birçok abaza gencimizin uğurlu sayısı. hoca:bu ayın 31 inde sınavınız var, ona göre. abaza:tamam hocam.31 zaten benim uğurlu sayım kesin yüksek alırım o sınavdan.
devamını gör...

kıymet bilen insanlara zaafım var. onlar incili kaftan, gerisi yamalı fistan.

cahit zarifoğlu
devamını gör...

canım editörümdür kendileri.
pek yardımsever, ihtiyaç duyulduğunda ilk danışılacaklardandır. çokta yufka yüreklidir. buralara düştüğümde elini ilk uzatanlardandır. candır ya can.*
yazarlığına laf yok yazarlığına laf edeni pıçaklarım. sen hiç bi daa dolaşma olum buralarda. kafanızı çakmakla yakarım. yakında evinizi yakıcam sizin.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
pek hanım pek kibar hiç benim gibi değil. annesi küçükken beni gösterip aman sakın kızım sen şu cadı gibi olma demişte kurtarmış kızcağızını.
küçükken karşılaşsaydık var yaaa pehhee böyle kalabilir miydin bakalım sen? *
kırmayın güzel kalbini. kafasözlük sizinle güzel efem. buralarda kalmaya devam edin lütfen. sevgiler...*
devamını gör...

bunun sınırı nedir bilemiyorum, hiç başıma gelmedi ama devasa bir sınır olduğunu düşünüyorum. ne yaptınız, kelime kelime, harf harf mi gönderdiniz mesajları? ya da dünyayı mı kurtardınız, naptınız?
devamını gör...

bu da böyle bir güzellik:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

otizmli gibi davranmak.

yıllar yıllar önce tek nefeste sönüverecek bir çiçek olarak yaşarken onu gördüm. eski eniştenizi. ondan bir önceki ilişkimde adam bana neden 73 gündür aramıyorsun diye sormuştu. bilmiyordum aramam gerektiğini. ilişki süreci henüz kafamda oturmamıştı. aramak, mesaj göndermek ve bir şeyleri paylaşmak lazım kısmında eksik kalıyordum.

hâl böyle üğken eski enişteniz ile ilişkim benim yıl içinde 5 gün ortalara çıkmam ile yaşanıyordu. bir gidiyordum 5 ay yokum. o 5 aylık dönemde kendimi eve kapatmıştım ergen hikayesi yazıyordum mesela. 8 ay yoksam çalışıyordum. ılk başlarda yokladı, çözmeye çalıştı, şöyle bir tutup çekmeye çalıştı ama olmadı. ben o zamanlar durumu yine böyle algılamıyordum. her şey normal geliyordu. 3-4 sene önce başka bakmaya başladım bu sürece. şimdi daha başka anlıyorum. olgunlaşıyorum. 55 yaşına gelince ergenlikten çıkacağım sanırım.

ona her dönüşümde beni gülümseyerek karşıladı. hiç hesap sormadı ve suçlamadı. sanki daha dün görüşmüş gibi sıcacık şekilde karşıladı.

yirmilerin başı. üzüldüğüm an göz temasını anında keserdim ve ortamdan uzaklaşmaya çalışırdım. ilk seferinde bu durumla karşılaşınca sanırım oturup uzun haftalar bu yaşanan şeyi düşünmüş. ondan sonra yine yaşandı bu. göz temasını kesip ortamdan uzaklaşınca peşimden gelirdi gizlice, arkamdan takip ederdi. bilirdim. taksiyle eve dönerken o da arabayla takip ederdi. bir kez bile sen neden böyle yapıyorsun demedi. bu durumun isteğim dışında olduğunu anlamıştı. süreç sırasında güvende olduğumdan emin olmaya çalışmasını çok asil bir davranış olarak görürüm hep. başkası olsa bu davranışı şımarıklık olarak görür. o bunu şımarıklıktan yapmadığımı bir şekilde fark etmişti.

bana sağımı solumu öğretmek için sürekli alıştırmalar yapardı. sağ ve sol oyunu oynardı. sağ eller havaya diye aynı anda ellerimizi kaldırırdık. öğrenemedim ama. olsun.

surekli göz teması kuramadığımı fark ettikten sonra yine bu durumla ilgili bir şey söylemedi. gözlerini kaçırarak konuşurdu. başka bir yere baktığım zamanlar çok dikkatli bakardı, ona döndüğüm zaman aniden çevirirdi kafasını. kendisiyle göz göze gelmek zordu çünkü psikolojik olarak rahat etmemi isterdi. bir süre sonra ( sanıyorum 5- 6 sene) dakikalarca gözlerine bakabilmeye başlamıştım. sanırım bunu sağlamak için yavaş yavaş alıştırdı gözlerine.

sesleri çok iyi duyduğum ve bu durum korkuya neden olduğu için hep kalabalığa uzak mekanlara götürürdü. herkese arkam dönük olacak uzak bir masa bulurdu. yemek öncesi bir rutinim vardı, onu yapmamı beklemeden yemek yemeğe başlamazdı. yolculuk boyunca araba motoru çok ses çıkarmasın diye hızını sabitlerdi. çayımı hangi bardakta içtiğimi ya da ne zaman üşüyeceğimi bilirdi. bunların hiçbirini ben söylememiştim. görüyordu, alışıyordu, saygı duyuyordu.

sakar olduğumu anladıktan sonra kendisi sağ olsun fazladan elim kolum olmuştu. sakarlık yapmamı engelleyecek kadar dikkatli davranmaya başlamıştı.

meslek hayatının en mutlu gününde, başarısı kalabalıklar tarafından bilinirken o benim girdiğim kıytırık işi kutlamak için yemeğe götürmüştü. başarısından bahsetmedi, hep benim kıytırık iş üzerine konuştu ve benim adıma çok mutluydu. ayrıca çoğu girdiğim yere beni cesaretlendirmek için gelir, iste bu sefer en iyi işi bulduğumu söylerdi. bir süre sonra işten çıktığım zaman yine destek olmaya başlardı var gücüyle.

duygusal cümlelerden hiç anlamazdı. pek iyi şey söylemezdi de. özledim bile diyemezdi. ancak görüştüğümüz onca yıl boyunca sen şöylesin, bunu bile yapamıyorsun, yap, bak işte böyle yapman gerekiyor gibi cümleler ile karşıma geçmek yerine otizmli gibi davranarak daha sağlıklı iletişim kurma çabası gütmesi hep içimin sıcacık olmasına neden olur. sanırım bundan daha güzel seni seviyorum diyemez kimse.

insanların birbirinden çok kolay vazgeçtiği ve hep daha iyisinin olduğunu düşündüğü bu acayip dönemin içinde belki doya doya izlemek isterken sırf rahatsız olmayayım diye yüzüme bakmaması. ah ah.
devamını gör...

carl friedrich heinrich werner, 4 ekim 1808 - 10 ocak 1894 yılları arasında yaşamış alman bir suluboya ressamıydı. goethe'den de eğitim almış alman aktriss christiane becker-neumann'ın torunu, bir şarkıcı ve piyano öğretmeninin oğluydu. almanya'da, weimar şehrinde doğan werner; leipzig, londra, münih, venedik, kahire, atina gibi şehirlerde de bulunacak, eserler üretecekti.

werner aslında ilk önce marangozluk öğrenmişti. daha sonra 1824 yılında leipzig sanat akademisi'ne giderek veit hanns schnorr von carolsfeld'den eğitim aldı. 1829 yılında almanya'ya gidip friedrich von gärtner'in yanında bir süreliğine mimari eğitim de almıştı. kendisini öne çıkardığı ilk eserleri mimari tasvirlerdi. dresden'de bir sergi açtı ve bu güzel sanatlar akademisi müdürünün dikkatini çekti. 1831 yılında resmen resme geri dönen sanatçı kendisine italya kapılarını açacak bir burs bulmuş, 1850 yılına kadar orada kalmıştı. -italya'ya gitmesinde goethe'nin cesaretlendirmesinin de payı olduğu söylenir.- venedik, bologna, floransa ve roma gibi şehirleri görme fırsatı bulan werner, iskoç ressam george august wallis'in kızı giuditta wallis ile evlendi. 1842 yılında, kendisi gibi ressam olacak oğlu rinaldo werner dünyaya gelecekti.

roma'daki alman sanatçılar derneğine üye olan -başka dernek ve topluluklarda da bulunmuştu- hatta bir süre başkanlığını yapan ressam avrupa'da da belirli noktalarda, özellikle ingiltere'de ve diğer bazı avrupa ülkelerinde sergiler açtı. daha sonra gezmeye devam eden werner, ispanya, yunanistan gibi ülkelere gitti. 1856 yılına leipzig'e geri döndü. ve 1894'teki ölümüne kadar buradaki kraliyet sanat akademisinde suluboya dersleri verdi. eserleri victoria ve albert müzesi, venedik müzesi ve berlin'deki ulusal galeri gibi yerlerde rastlayabileceğiniz sanatçı, suluboya sanatında zamanının önde gelen isimlerinden biriydi; ludwig passini, georg von rosen gibi sanatçılara eğitim vermişti.

kaynakça ve daha fazlası: wikipedia, britishmuseum.org, 1stdibs.com, mutualart.com, alfineart.com, rkd.nl
devamını gör...

tanım girebileceğiniz bkzlara tanım girin boş kalmasın. (bkz: seninki de dert mi)
devamını gör...

atın dizginini gevşeterek son hızla koşması hali.
devamını gör...

tırnak çektirmektir. sezeryandan çok acıdı yeminle. her pansumanı da bir o kadar acıdı.
devamını gör...

onları tespit edip sürekli seri + liyorum ama gözden kaçan var demek ki.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim