jahrein
"abi şimdi o iş öyle değil" demiş büyük üstad. twitch yayıncısı.
devamını gör...
sevilmediğini anlamak
ölüm gibi bir şey olup, kimsenin ölmediği durumdur.
devamını gör...
diyet
ömer seyfettin'in sonu ürpertici biten hikayesi.
devamını gör...
pame radyo yayını
pame'de bu hafta yunan müziği ile dünyaca ünlü, sevdanın ve tutkunun sembolü bir müzik türünün, tangonun kesişimine tanıklık edeceğiz.
1940'lardan 2021'e dek farklı sanatçıların sesinden tango formunda ve tango tınıları içeren şarkılarla pame radyo yayını saat 22:30'da sözlük radyosunda. bekliyoruz!
afişimiz de gelsin:

dinlemek için: blog.normalsozluk.com/
sosyal medya hesaplarımız:
instagram: www.instagram.com/sozlukrad...
twitter: twitter.com/radyosozluk
1940'lardan 2021'e dek farklı sanatçıların sesinden tango formunda ve tango tınıları içeren şarkılarla pame radyo yayını saat 22:30'da sözlük radyosunda. bekliyoruz!
afişimiz de gelsin:

dinlemek için: blog.normalsozluk.com/
sosyal medya hesaplarımız:
instagram: www.instagram.com/sozlukrad...
twitter: twitter.com/radyosozluk
devamını gör...
sicim teorisi
parçacık fiziği alanında, kuantum teorisi ile görelilik teorisini birleştirerek evrenin oluşumunu, yapısını ve özelliklerini daha iyi anlama amacı güden teori.
buradan gerisi biraz detay olacak. uzun yazı sevmeyenlere göre değil maalesef.
sicim teorisine neden ihtiyaç duyduk sorusunu cevaplamaya çalışayım.
atomlar, evrendeki her şeyin yapı taşları. atomların, proton, nötron ve elektron gibi parçacıklardan, nötron ve protonların da kuark adlı daha küçük parçacıklardan oluştuğunu biliyoruz. peki ya kuarklar da çok daha küçük parçacıklardan oluşuyorsa?
fakat burada bir problem var: biz evreni bu kadar küçük ölçekte doğrudan göremiyor, inceleyemiyoruz. bu nedenle parçacıklarla ilgili çalışırken bazı varsayımlar, daha doğrusu yaklaşımlar geliştirmek zorundayız. fizikçiler de zamanında bu yaklaşımla, bu küçücük parçacıkları uzayda birer nokta olarak kabul etti. bu kabul, standart model ve kuantum fiziği gibi birçok kullanışlı çalışmayı kazandırdı bize. ancak zamanla yetersiz hale geldi çünkü sonuçta genel geçer bir olgu değil, sadece bir yaklaşımdı ve problemleri bir noktaya kadar çözebilmişti sadece.
evrende temel kuvvetler dediğimiz 4 kuvvet var. bunlardan 3 tanesi ((gbkz: elektromanyetik kuvvet), güçlü nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet) kuantum kuramı ile barış içerisinde yaşarken, 4. kuvvet olan kütle çekim kuvveti olayı altüst etmişti. buna mantıklı bir çözüm bulunması gerekiyordu.
***
çok geçmeden fizikçiler buna da bir çözüm önerdiler. "biz işi çok basite indirgedik. yaklaşımımız, uzaydaki bir noktadan biraz daha karmaşık bir şekil olsaydı ne olurdu?" diye düşündüler. böylece sicim fikri doğmuş oldu çünkü bir sicim, bir noktadan daha karmaşık bir yapıdır. böylece öneri daha da geliştirildi ve evrendeki parçacıkların hepsinin, bu sicimlerin farklı titreşimleri sonucunda ortaya çıktığı fikri doğdu. tıpkı bir gitar ya da kemanın tellerinin farklı titreşim frekanslarında farklı notalar çıkarması gibi...
***
sicim teorisi, kuantum kuramı ile göreliliği uzlaştırabilen bir teori olduğu için fizikçiler başta oldukça mutluydu. ancak zamanla ortaya çıkan ve hevesleri kursaklarda bırakan sonuç şu oldu: sicim teorisinin doğru olabilmesi için, evrende bildiğimiz 3 uzay ve 1 zaman boyutuna ek olarak 6 uzay boyutu daha olması gerekiyordu. oysa gözlemlerimizde böyle bir şeyi göremiyoruz. ancak yine de bu, sicim teorisine yanlış demek için çok erken bir sonuç. zira sicim teorisi, matematiksel olarak 10 boyutun varlığının mümkün olduğunu gösteriyor. fizikte bir şey matematiksel olarak mümkünse, onun keşfedilebilmesi an meselesidir. bu yüzden sicim teorisi, son yıllarda teorik fiziğin gözde konularından biri olmayı sürdürüyor.
buradan gerisi biraz detay olacak. uzun yazı sevmeyenlere göre değil maalesef.
sicim teorisine neden ihtiyaç duyduk sorusunu cevaplamaya çalışayım.
atomlar, evrendeki her şeyin yapı taşları. atomların, proton, nötron ve elektron gibi parçacıklardan, nötron ve protonların da kuark adlı daha küçük parçacıklardan oluştuğunu biliyoruz. peki ya kuarklar da çok daha küçük parçacıklardan oluşuyorsa?
fakat burada bir problem var: biz evreni bu kadar küçük ölçekte doğrudan göremiyor, inceleyemiyoruz. bu nedenle parçacıklarla ilgili çalışırken bazı varsayımlar, daha doğrusu yaklaşımlar geliştirmek zorundayız. fizikçiler de zamanında bu yaklaşımla, bu küçücük parçacıkları uzayda birer nokta olarak kabul etti. bu kabul, standart model ve kuantum fiziği gibi birçok kullanışlı çalışmayı kazandırdı bize. ancak zamanla yetersiz hale geldi çünkü sonuçta genel geçer bir olgu değil, sadece bir yaklaşımdı ve problemleri bir noktaya kadar çözebilmişti sadece.
evrende temel kuvvetler dediğimiz 4 kuvvet var. bunlardan 3 tanesi ((gbkz: elektromanyetik kuvvet), güçlü nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet) kuantum kuramı ile barış içerisinde yaşarken, 4. kuvvet olan kütle çekim kuvveti olayı altüst etmişti. buna mantıklı bir çözüm bulunması gerekiyordu.
***
çok geçmeden fizikçiler buna da bir çözüm önerdiler. "biz işi çok basite indirgedik. yaklaşımımız, uzaydaki bir noktadan biraz daha karmaşık bir şekil olsaydı ne olurdu?" diye düşündüler. böylece sicim fikri doğmuş oldu çünkü bir sicim, bir noktadan daha karmaşık bir yapıdır. böylece öneri daha da geliştirildi ve evrendeki parçacıkların hepsinin, bu sicimlerin farklı titreşimleri sonucunda ortaya çıktığı fikri doğdu. tıpkı bir gitar ya da kemanın tellerinin farklı titreşim frekanslarında farklı notalar çıkarması gibi...
***
sicim teorisi, kuantum kuramı ile göreliliği uzlaştırabilen bir teori olduğu için fizikçiler başta oldukça mutluydu. ancak zamanla ortaya çıkan ve hevesleri kursaklarda bırakan sonuç şu oldu: sicim teorisinin doğru olabilmesi için, evrende bildiğimiz 3 uzay ve 1 zaman boyutuna ek olarak 6 uzay boyutu daha olması gerekiyordu. oysa gözlemlerimizde böyle bir şeyi göremiyoruz. ancak yine de bu, sicim teorisine yanlış demek için çok erken bir sonuç. zira sicim teorisi, matematiksel olarak 10 boyutun varlığının mümkün olduğunu gösteriyor. fizikte bir şey matematiksel olarak mümkünse, onun keşfedilebilmesi an meselesidir. bu yüzden sicim teorisi, son yıllarda teorik fiziğin gözde konularından biri olmayı sürdürüyor.
devamını gör...
cahilim demenin alternatif yolları
''devletimiz ne yapıyorsa bir bildiği vardır''
''bizim aklımız ona yetmez''
''bizim aklımız ona yetmez''
devamını gör...
üniversite mezunu olmayanlar yazar olarak alınmasın kampanyası
ben lise mezunu bile değilim lan. yuh ayı.
devamını gör...
ludwig van beethoven
sağır kulakları ile hiçbir ses duymadan 9'uncu senfonisini yazabilmiş ve bunu hediye etmiş büyük dahi.
devamını gör...
uzun tanıma kıyamayıp beğeni vermek
birkaç örneğine rastladığım için uzun tanımları tehlikeli buluyorum. ilk %90'lık kısmında sahiden ilgimi çekiyor ve çok hoşuma gidiyor ama bazen son paragrafı öyle bir bağlıyor ki..
yani teknik bir problemden bahsetmiyorum. çok irite edici bir tabir kullanmış ya da birilerini üzebilecek sözler sarf etmiş olabiliyor. zaten normal şartlarda da sonuna kadar okumak gerekiyor.
bilmiyorum, yorumlamam bu kadar.
yani teknik bir problemden bahsetmiyorum. çok irite edici bir tabir kullanmış ya da birilerini üzebilecek sözler sarf etmiş olabiliyor. zaten normal şartlarda da sonuna kadar okumak gerekiyor.
bilmiyorum, yorumlamam bu kadar.
devamını gör...
annesini telefonuna annem diye kaydeden kadın
allah bilir babasını da babam diye kaydetmiştir. evlerden ırak.
devamını gör...
isviçre çakısı
ilk yapımı 1880'lere kadar uzanan, üzerinde birçok aletin birlikte yer aldığı, isviçre ordusunun ismi ile özdeşleşmiş çakı.
devamını gör...
totem direği
amerika kızılderilileri tarafından genellikle kırmızı sedir ağacından yapılan ve köy meydanı yada açıklığına dikilen bir çeşit anıttır.
bir totem direği tek bir ustanın elinden çıkabildiği gibi birden fazla kızılderili usta tarafından yapılabilir,
bir totem direğindeki en önemli öğe en alttaki figürdür bu nedenle en ayrıntılı işçilik geleneksel olarak en alttaki figürde toplanır ve en çarpıcı renklere boyanır. totemde güç en alttan en üste doğrudur, dolayısıyla en alttaki sembol en güçlü kabul edilir. bilinen en eski totem rusya da sverdlovsk bölge müzesi'nde bulunmaktadır.
bir totem direğinde kuzgun- kartal, ayı, kurt, kuş gibi figürler kullanılabilir ve shigir ıdolü bilinen en eski kızılderili totem direğidir.
bir köyün totemi üzerinde temsil edilen hayvanlar genellikle o klan veya köy ahalisi tarafından yenmezler.
yedi farklı amaç için yapılan yedi tür totem bulunur: şef totemi, köy totemi, aile totemi, ata totemi, ev totemi, uğur ve mezar totemi gibi.
totem direkleri tabana doğru kalın ve tepeye doğru daha incedirler ve 1..80 m çapında ve 1.80 m uzunluğunda olabilirler.
bir totem direğinde yaklaşık dokuz hayvan motifi mevcut olabilir. her bir aile totemi o aile hakkında sembolik bir hikaye anlatabilir.
totemde kızıl renk savaş ve yiğitlik,
mavi renk gökyüzü ve göller,
sarı ışık ve güneş,
siyah gece ve karanlığın gücü,
yeşil ağaçlar ve bitkiler demektir.
totemdeki kunduz: çalışkanlık
kurbağa: bolluk, bereket,
baykuş: bilgelik.
kartal güç ve saygınlık demektir.
bir totem direği tek bir ustanın elinden çıkabildiği gibi birden fazla kızılderili usta tarafından yapılabilir,
bir totem direğindeki en önemli öğe en alttaki figürdür bu nedenle en ayrıntılı işçilik geleneksel olarak en alttaki figürde toplanır ve en çarpıcı renklere boyanır. totemde güç en alttan en üste doğrudur, dolayısıyla en alttaki sembol en güçlü kabul edilir. bilinen en eski totem rusya da sverdlovsk bölge müzesi'nde bulunmaktadır.
bir totem direğinde kuzgun- kartal, ayı, kurt, kuş gibi figürler kullanılabilir ve shigir ıdolü bilinen en eski kızılderili totem direğidir.
bir köyün totemi üzerinde temsil edilen hayvanlar genellikle o klan veya köy ahalisi tarafından yenmezler.
yedi farklı amaç için yapılan yedi tür totem bulunur: şef totemi, köy totemi, aile totemi, ata totemi, ev totemi, uğur ve mezar totemi gibi.
totem direkleri tabana doğru kalın ve tepeye doğru daha incedirler ve 1..80 m çapında ve 1.80 m uzunluğunda olabilirler.
bir totem direğinde yaklaşık dokuz hayvan motifi mevcut olabilir. her bir aile totemi o aile hakkında sembolik bir hikaye anlatabilir.
totemde kızıl renk savaş ve yiğitlik,
mavi renk gökyüzü ve göller,
sarı ışık ve güneş,
siyah gece ve karanlığın gücü,
yeşil ağaçlar ve bitkiler demektir.
totemdeki kunduz: çalışkanlık
kurbağa: bolluk, bereket,
baykuş: bilgelik.
kartal güç ve saygınlık demektir.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arıya mor mahlas verilsin kampanyası
bal yerine reçel yapan arıya mor mahlas verilsin ama verilirken de mor orkide verilsin ( her kampanyaya orkide sıkıştırmam lazım modu). neden derseniz efendim çünkü şurada bir üç beş insan var kendilerini unuttularsa diye belirteyim canım merdumgiriz_ mesleğini çözemediğim hoba3434 doktorum robins ve hayranı olduğum bengaripsengüzeldünyaumutlu. bu insanlarla gün aşırı sohbet ediyorum ve gerçekten anlıyorum ki her karmacıklarını hakediyorlar. siz de hakediyorsunuzdur o ayrı konu ama bakın arkadaşlar bu arı bal değil reçel yapıyor yetmiyor sınavlara hazırlanıyor. ayrıca merdumgirizle beraber kaliteli bir z kuşağı geliyor. ben o yaşlarda böyle değildim. şu kıza da moru çok görmeyin be arkadaşlar. onun tek istediği mor mahlas ve herkese orkide dağıtılması (bence o da bunu içten içe istiyor farkındayım).
devamını gör...
denizdeki poşeti alıp çöpe atmak isterken kolunu kaybetmek
fethiye'de denizde gördüğü poşeti alıp çöpe atmak isteyen adam, siyah poşedi açtığında patlamanın meydana gelmesiyle dirsekten itibaren kolunu kaybetti. jandarma ekipleri poşedin içindeki patlayıcının ne olduğunu öğrenmeye çalışıyor. allahın belası türkiye simülasyonunda çevreci olmakta artık ölmenize ya da sakat kalmanıza sebep olabiliyor. haberin linki
devamını gör...
sezen aksu'nun dilini koparmak bizim görevimiz
40 yıl önce bu ülke, bu günden daha ileri seviyedeydi. ülkeyi yönetenler hakkında karikatürler çizilir ve bu karikatürleri çizenler hakkında herhangi bir işlem yapılmaz kimse sanatçılara '' elini kırarız, dilini kopartırız'' demezdi.

bu karikatür 1970 yılında tüpe yapılan zamlardan sonra çizilmiş.

1976 tarihli bu karikatür çarşaf dergisine kapak olmuş.
eski günleri özledik sayenizde....

bu karikatür 1970 yılında tüpe yapılan zamlardan sonra çizilmiş.

1976 tarihli bu karikatür çarşaf dergisine kapak olmuş.
eski günleri özledik sayenizde....
devamını gör...
düğünlerin saçma oluşu
saçma..
bir sürü gergin ve süslü insan. uzun uzun süzmeler, yapmacık ayak üstü sohbetler. zorunlu gülümseme, tatlı su edebiyatı yapma. çok yakışmışlar maşallah..
saatlerce, kendini ait hissetmediğin bir ortama ayak uydurma çabaları. gelin ve damadın bu mutlu gününde, stresten kesik kesik soluk alışlarına şahit olmak. ortama ayak uydurmayı bilen allı pullu insanların sahne şovlarını izleyip kendini eksik hissetmek. halay çekerken küçük serçe parmağını kaybetmek. insanların suratlarını bakarsan ortamı anlamaya çalışırsan kafan yanar. ben çifte telli oynarken bile biraz sonra mutsuzluktan ağlayacakmış gibi boş boş etrafa bakan insanlar gördüm.
ben ne insanlar gördüm, o üstündeki elbise ne öyle.*
düğünü benim gibi görüyorsanız, yapmayın ama yapana da mani olmayın. bir arkadaşa bakıp çıkacağım diyerek girip çıkın tek tavsiyem bu.
düğünler absürdizm akımının en önemli temsilidir.
bir sürü gergin ve süslü insan. uzun uzun süzmeler, yapmacık ayak üstü sohbetler. zorunlu gülümseme, tatlı su edebiyatı yapma. çok yakışmışlar maşallah..
saatlerce, kendini ait hissetmediğin bir ortama ayak uydurma çabaları. gelin ve damadın bu mutlu gününde, stresten kesik kesik soluk alışlarına şahit olmak. ortama ayak uydurmayı bilen allı pullu insanların sahne şovlarını izleyip kendini eksik hissetmek. halay çekerken küçük serçe parmağını kaybetmek. insanların suratlarını bakarsan ortamı anlamaya çalışırsan kafan yanar. ben çifte telli oynarken bile biraz sonra mutsuzluktan ağlayacakmış gibi boş boş etrafa bakan insanlar gördüm.
ben ne insanlar gördüm, o üstündeki elbise ne öyle.*
düğünü benim gibi görüyorsanız, yapmayın ama yapana da mani olmayın. bir arkadaşa bakıp çıkacağım diyerek girip çıkın tek tavsiyem bu.
düğünler absürdizm akımının en önemli temsilidir.
devamını gör...
müslüman birisi atatürk'ü sevemez
aziz nesin'in yanıldığı söylem.
devamını gör...
gözyaşı melekleri
şiir söylüyor
şeytan minareleri
senfonik bir düş değil
göğsünden havalanan güvercin sürüsü
uyansın diye bakir toprak
asırlık ağaç köklerinden
gün
geceden
uyansın
yaşam dans ediyor ölümle
ışık yoksa
gölge de yok
bir çocuğun kalem tutuşu kokuyor evren
kime dokunsan
kedi gibi uzun tırnakları
dokunmasan
cam kırığı bir ses parmak uçlarında
ağlayın
gözyaşı melekleri
ağlayın ki yıkansın sokaklar
tepeden tırnağa
yatıştırır yağmur toz bulutlarını
*
şeytan minareleri
senfonik bir düş değil
göğsünden havalanan güvercin sürüsü
uyansın diye bakir toprak
asırlık ağaç köklerinden
gün
geceden
uyansın
yaşam dans ediyor ölümle
ışık yoksa
gölge de yok
bir çocuğun kalem tutuşu kokuyor evren
kime dokunsan
kedi gibi uzun tırnakları
dokunmasan
cam kırığı bir ses parmak uçlarında
ağlayın
gözyaşı melekleri
ağlayın ki yıkansın sokaklar
tepeden tırnağa
yatıştırır yağmur toz bulutlarını
*
devamını gör...
açlık oyunları
distopik bir dünyada geçen, totaliter yönetime başkaldırı konulu kitaptan uyarlama film.
panem adlı bir ülke yoksullukla boğuşan 13 mıntıkadan oluşmaktadır. capitol yönetimi halktan soyutlanmış, diktatör ve varlıklıdır. her yıl yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocukların -bir kız bir erkek olmak üzere her mıntıkadan 2 çocuğun- zorunlu olarak katıldığı bir yarışma yapılır. yarışma sonunda hayatta kalan tek çocuk oyunu kazanacaktır. bu yarışma capitol tarafından tüm mıntıkalara televizyondan izletilir.
filme dair yorumum: gerçek hayatla bağdaştırılabilecek, mesaj alınabilecek yanları var. halkın çaresizliği kabullenmesi, işin yarışa çevrilerek rekabet ortamı yaratıp asıl düşmanın namluyu kendisinden diğer bölgelere çevirttirmesi. bölgeler adeta futbol fanatiğine dönüşüp, esas düşmanı bırakıp birbirlerini yemeleri/tek dertlerinin kendi bölgelerinin kazanması olması gibi. yönetimin televizyonlarda izleterek güç gösterisi yapması, halkın direncini kırması, insanların ölümlerini oyun gibi görmesi de diktatörce yönetilen ülkelerle bağdaştırılabilir. ancak film bunlardan çabuk kopmuş, bir sosyal mesaj-devrim filminden bence aşk filmine dönmüş. konu olarak bazı benzerlikleri olan ölüm yarışı, yaşamak için öldür gibi filmlere bağlamış. gladyatör filmiyle de benzerlikleri var ancak gladyatör bir külte dönüşmüşken yazdığım diğer filmler çerezlik olarak kalmıştır. izleyeni oturup tekrar izlemez, başkalarına tavsiye etmez. bence açlık oyunları da öyle olmuş, evet izlenilebilir ancak özellikle liseliler tarafından gibi bir havası var. v for vendetta olabilecekken alacakaranlık serisine bağlaması bunun en baş sebebi.
panem adlı bir ülke yoksullukla boğuşan 13 mıntıkadan oluşmaktadır. capitol yönetimi halktan soyutlanmış, diktatör ve varlıklıdır. her yıl yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocukların -bir kız bir erkek olmak üzere her mıntıkadan 2 çocuğun- zorunlu olarak katıldığı bir yarışma yapılır. yarışma sonunda hayatta kalan tek çocuk oyunu kazanacaktır. bu yarışma capitol tarafından tüm mıntıkalara televizyondan izletilir.
filme dair yorumum: gerçek hayatla bağdaştırılabilecek, mesaj alınabilecek yanları var. halkın çaresizliği kabullenmesi, işin yarışa çevrilerek rekabet ortamı yaratıp asıl düşmanın namluyu kendisinden diğer bölgelere çevirttirmesi. bölgeler adeta futbol fanatiğine dönüşüp, esas düşmanı bırakıp birbirlerini yemeleri/tek dertlerinin kendi bölgelerinin kazanması olması gibi. yönetimin televizyonlarda izleterek güç gösterisi yapması, halkın direncini kırması, insanların ölümlerini oyun gibi görmesi de diktatörce yönetilen ülkelerle bağdaştırılabilir. ancak film bunlardan çabuk kopmuş, bir sosyal mesaj-devrim filminden bence aşk filmine dönmüş. konu olarak bazı benzerlikleri olan ölüm yarışı, yaşamak için öldür gibi filmlere bağlamış. gladyatör filmiyle de benzerlikleri var ancak gladyatör bir külte dönüşmüşken yazdığım diğer filmler çerezlik olarak kalmıştır. izleyeni oturup tekrar izlemez, başkalarına tavsiye etmez. bence açlık oyunları da öyle olmuş, evet izlenilebilir ancak özellikle liseliler tarafından gibi bir havası var. v for vendetta olabilecekken alacakaranlık serisine bağlaması bunun en baş sebebi.
devamını gör...
