dünya küçüldü türkiye büyüdü
biraz önce a haber'de görüp kendi kendime türkiye'de yaşamıyorum herhalde ben dememe sebep olan bir haber.
devamını gör...
başarıyı engelleyen faktörler
konsantrasyon eksikliği.
devamını gör...
komşunun tuhaf davranışları
bir dünya kadar olan davranışlar.
4 yıl apartman yöneticiliği yaptım, bu konuda bir kitap çıkarmayı planlıyorum, her komşu kendine normal, onu sevemeyene anormal.
4 yıl apartman yöneticiliği yaptım, bu konuda bir kitap çıkarmayı planlıyorum, her komşu kendine normal, onu sevemeyene anormal.
devamını gör...
herkesin hayatına kimse karışamaz
no one can interfere with everyone’s lives olarak çevirilince küresel ölçekli bir hayat mottosu olabilecek söz öbeği.
devamını gör...
cumartesi
bana göre günlerin en güzelidir.
sevginin yanına huzuru koy bugün,
umudu unutma,
tek tek sil kıştan kalan izleri
bak, bugün cumartesi.
birhan eroğlu
sevginin yanına huzuru koy bugün,
umudu unutma,
tek tek sil kıştan kalan izleri
bak, bugün cumartesi.
birhan eroğlu
devamını gör...
feyyaz yiğit
beni boğdu boğdu duvara attı..çığlıklar yardım çığlıkları...ölümlü dünyadaki bu replikleri aklımdan çıkmıyor..
devamını gör...
yabancı bir şehirde tek başına dolaşmak
senede en az br bir kere yaptığım aktivite. hem gezmek, hem etrafı seyretmek, hem binaları incelemek, insanların hal ve davranışlarını gözlemek ve daha pek çok şey.
devamını gör...
hababam sınıfı
yeni uyarlamaları son derece kötüdür. oyuncu kadrosu olarak ve bazı sahneler de dönemin popüler kültürünün ekmeği yenmeye çalışılmışsa da pek başarılı olamamıştır.
devamını gör...
thomas hobbes
siyaset teorisinde yazılmış en önemli eserlerden leviathan'ın yazarıdır. jean bodin hakkında yazdıklarımdan sonra hobbes hakkında yazmak daha uygun olacaktır.
hobbes tam bir mutlakiyetçidir. bir devletin, üniversitelerde hangi kitapların okutulacağına kadar mutlak bir kontrole sahip olması gerektiğinden söz eder.
fakat hobbes paradoksal birisidir de. bu mutlakiyetçiliğin yanı sıra insanların eşit olduğunu ve insanların kendisinden ayrılamaz doğal haklara sahip olduğunu söyler. devlet de zaten böyle bir sözleşmeyi belirtir bize leviathan'da. yani egemenin otoritesi, yönetilenlerin rızasından kaynaklanır ve bu rıza ile yönetilenlerin çıkarını korur.
peki hobbes nasıl bir insandır? nasıl bir dönemden geçmiştir? çünkü bellidir ki hiçbir düşünür döneminden ayrı düşünülemez.
hobbes, modern avrupa devletler sisteminin doğumu sırasında yaşamış birisidir. vestfalya antlaşması'na tanık olmuş ve protestan reformasyonuna tanıklık etmiştir. leviathan da 1651 senesinde yayınlanıyor. yani vestfalya'dan 3 sene sonra.
bu antlaşma otuz yıl savaşı'na resmi olarak son vermiş antlaşmadır. bu antlaşma iki önemli hususu doğrular:
1- vestfalya ile tek başına olan egemen devletin en üstün otorite ilan edilmesiyle kutsal roma imparatorluğu'nun evrenselci iddialarının sonunun gelmesi.
2- her devletin kendi dinini belirleme hakkıyla evrenselci kilise iddialarının çatışması ve sona onu sona erdirmesi.
hobbes 1588 doğumludur. 1588 ingiliz deniz kuvvetleri'nin ünlü ispanyol armadası istilasını püskürttüğü yıldır. i. elizabeth'in son dönemleridir ayrıca. babası bir papazdır. 14 yaşındayken oğlunu oxford'a gönderen bir papaz. oxford'dan mezun olduktan sonra aristokrat bir ailenin çocuğunun özel öğretmenliğini yapar. ilk kitabı 1629 senesinde yayınlanır: tukidides'in peloponez savaşı'nın çevirisidir. hobbes, aristokratik ailenin çocuğuyla uzunca bir süre avrupa'da vakit geçirir. rene descartes, galileo galilei ile tanışma fırsatı bulur. 1640 yılı ise ingiliz iç savaşı'nın yaşandığı yıllardır. kral i. charles idam edilir. ardından cromwell iktidarı ve hobbes'un fransa'ya kaçışı yaşanır.
hobbes çevirmiş olduğu peloponez savaşı'ndan epey etkilenmiştir diyebiliriz çünkü doğa durumu dediğimiz şeyin doğuşunu buraya dayandırabiliriz. aynı zamanda hobbes'un insan doğasını nasıl kavradığını korfu iç savaşı ile ilgili anlatıda görebiliriz. dionysos tapınağı'nda tanrı'ya yalvaranların bile öldürüldüğü bir savaştır. babalar, oğullar birbirini vahşice öldürür. tukidides bu savaşın neden olduğu sivil çöküşten bahseder. adeta bir veba salgınıdır bu savaş. ve bu salgının adına da insan doğası der.
giorgio agamben'in iddiasına göre: "doğa durumu kavramı, kronolojik olarak şehirden önce gelen içsel bir bilgi değildir; şehrin yıkılmış gibi algılandığı bir anda ortaya çıkan, şehrin içindeki bir bilgi olarak değerlendirilmesi gereken bir şeydir."
korfu iç savaşı'na baktığımızda bu yorumu daha iyi anlayabiliriz. şehrin yıkımı sırasında ortaya çıkan bir doğa durumunu daha rahat anlayabiliriz. çünkü bir kargaşa anıdır doğa durumu. babalar oğulları tapınaklarda katleder vs. buradan da anlaşıldığı üzere insan doğası ile doğa durumu arasındaki ilişki bu savaşa dair anlatıda daha rahat görülebilir: insanlar kendilerini (tutkularını) dizginleyemez ve yasaları çiğneyerek herkesin gözü önünde kargaşaya yol açar. burada dizginlerinden boşanan veba salgınının adı insan doğasıdır.
niccolò di bernardo dei machiavelli'ye de bakmamız uygun olur hobbes'u anlamak için. leo strauss için machiavelli amerika'yı keşfettiyse hobbes amerika'ya insanları yerleştiren, binalar inşa eden kişidir. zaten hobbes, machiavelli'nin kötücül insan doğasına ilişkin sözleriyle daha iyi anlaşılır.
hobbes, machiavelli'nin keşfettiği bu kıtada kıtanın kuruluş koşulları hakkında bilgi sahibi olmaksızın iyi bir düzenin kurulamayacağı fikrini benimser. machiavelli kendisinden önceki siyaset felsefesini ve "insan nasıl yaşamalı" sorusunu bir kenara atmış ve realite olan "insan gerçekte nasıl yaşıyor?" sorusuna bakmıştı. bir nevi temele bakıyordu machiavelli de. işte hobbes da bu yolda insanın yöneldiği amaca değil, insanın kökenlerine yani prima natura'ya bakar insanın doğa durumundan toplumsal duruma geçişini anlamak için. ve bu yolda ilerlerken machiavelli'nin sert mizacını yumuşatmaya çalışır. silaha yapılan vurgu, hobbes'un kanuna olan vurgusuyla hafifletilir. bu açıdan hobbes daha bilimseldir.
bu kimseler kendilerinin yenilik yaptığından haberi olan yenilikçilerdir. jean bodin başlığında hobbes'un de cive hakkındaki yorumundan söz etmiştim.
bütün bunlar bir yana hobbes, kendisini aristoteles karşıtçılığı üzerinden kurgular. descartes ve galilei gibi isimlerle tanıştığını söylemiştim. bu isimler doğa bilimlerinde aristotelesçiliğe karşı çıkan kimselerdir. bir anlamda devrimcidirler. hobbes da böyledir ve aristoteles'i anlamsız, cahilce, aykırı bulur.
leviathan'ın girişi bir fizik kitabı gibidir. tam olarak hatırlamıyorum ne yazdığını fakat materyalist bir bakış açısıyla doğa, insan yorumlanıyordu. insan bir makineye indirgeniyordu. zaten bu çeşit bir bakış açısıdır hobbes'u materyalist olarak gösteren bazıları için. fakat hobbes tanrı'ya inanır.
burada aristoteles'e değinmem gerekecek. sonra gelir yazarım.
hobbes tam bir mutlakiyetçidir. bir devletin, üniversitelerde hangi kitapların okutulacağına kadar mutlak bir kontrole sahip olması gerektiğinden söz eder.
fakat hobbes paradoksal birisidir de. bu mutlakiyetçiliğin yanı sıra insanların eşit olduğunu ve insanların kendisinden ayrılamaz doğal haklara sahip olduğunu söyler. devlet de zaten böyle bir sözleşmeyi belirtir bize leviathan'da. yani egemenin otoritesi, yönetilenlerin rızasından kaynaklanır ve bu rıza ile yönetilenlerin çıkarını korur.
peki hobbes nasıl bir insandır? nasıl bir dönemden geçmiştir? çünkü bellidir ki hiçbir düşünür döneminden ayrı düşünülemez.
hobbes, modern avrupa devletler sisteminin doğumu sırasında yaşamış birisidir. vestfalya antlaşması'na tanık olmuş ve protestan reformasyonuna tanıklık etmiştir. leviathan da 1651 senesinde yayınlanıyor. yani vestfalya'dan 3 sene sonra.
bu antlaşma otuz yıl savaşı'na resmi olarak son vermiş antlaşmadır. bu antlaşma iki önemli hususu doğrular:
1- vestfalya ile tek başına olan egemen devletin en üstün otorite ilan edilmesiyle kutsal roma imparatorluğu'nun evrenselci iddialarının sonunun gelmesi.
2- her devletin kendi dinini belirleme hakkıyla evrenselci kilise iddialarının çatışması ve sona onu sona erdirmesi.
hobbes 1588 doğumludur. 1588 ingiliz deniz kuvvetleri'nin ünlü ispanyol armadası istilasını püskürttüğü yıldır. i. elizabeth'in son dönemleridir ayrıca. babası bir papazdır. 14 yaşındayken oğlunu oxford'a gönderen bir papaz. oxford'dan mezun olduktan sonra aristokrat bir ailenin çocuğunun özel öğretmenliğini yapar. ilk kitabı 1629 senesinde yayınlanır: tukidides'in peloponez savaşı'nın çevirisidir. hobbes, aristokratik ailenin çocuğuyla uzunca bir süre avrupa'da vakit geçirir. rene descartes, galileo galilei ile tanışma fırsatı bulur. 1640 yılı ise ingiliz iç savaşı'nın yaşandığı yıllardır. kral i. charles idam edilir. ardından cromwell iktidarı ve hobbes'un fransa'ya kaçışı yaşanır.
hobbes çevirmiş olduğu peloponez savaşı'ndan epey etkilenmiştir diyebiliriz çünkü doğa durumu dediğimiz şeyin doğuşunu buraya dayandırabiliriz. aynı zamanda hobbes'un insan doğasını nasıl kavradığını korfu iç savaşı ile ilgili anlatıda görebiliriz. dionysos tapınağı'nda tanrı'ya yalvaranların bile öldürüldüğü bir savaştır. babalar, oğullar birbirini vahşice öldürür. tukidides bu savaşın neden olduğu sivil çöküşten bahseder. adeta bir veba salgınıdır bu savaş. ve bu salgının adına da insan doğası der.
giorgio agamben'in iddiasına göre: "doğa durumu kavramı, kronolojik olarak şehirden önce gelen içsel bir bilgi değildir; şehrin yıkılmış gibi algılandığı bir anda ortaya çıkan, şehrin içindeki bir bilgi olarak değerlendirilmesi gereken bir şeydir."
korfu iç savaşı'na baktığımızda bu yorumu daha iyi anlayabiliriz. şehrin yıkımı sırasında ortaya çıkan bir doğa durumunu daha rahat anlayabiliriz. çünkü bir kargaşa anıdır doğa durumu. babalar oğulları tapınaklarda katleder vs. buradan da anlaşıldığı üzere insan doğası ile doğa durumu arasındaki ilişki bu savaşa dair anlatıda daha rahat görülebilir: insanlar kendilerini (tutkularını) dizginleyemez ve yasaları çiğneyerek herkesin gözü önünde kargaşaya yol açar. burada dizginlerinden boşanan veba salgınının adı insan doğasıdır.
niccolò di bernardo dei machiavelli'ye de bakmamız uygun olur hobbes'u anlamak için. leo strauss için machiavelli amerika'yı keşfettiyse hobbes amerika'ya insanları yerleştiren, binalar inşa eden kişidir. zaten hobbes, machiavelli'nin kötücül insan doğasına ilişkin sözleriyle daha iyi anlaşılır.
hobbes, machiavelli'nin keşfettiği bu kıtada kıtanın kuruluş koşulları hakkında bilgi sahibi olmaksızın iyi bir düzenin kurulamayacağı fikrini benimser. machiavelli kendisinden önceki siyaset felsefesini ve "insan nasıl yaşamalı" sorusunu bir kenara atmış ve realite olan "insan gerçekte nasıl yaşıyor?" sorusuna bakmıştı. bir nevi temele bakıyordu machiavelli de. işte hobbes da bu yolda insanın yöneldiği amaca değil, insanın kökenlerine yani prima natura'ya bakar insanın doğa durumundan toplumsal duruma geçişini anlamak için. ve bu yolda ilerlerken machiavelli'nin sert mizacını yumuşatmaya çalışır. silaha yapılan vurgu, hobbes'un kanuna olan vurgusuyla hafifletilir. bu açıdan hobbes daha bilimseldir.
bu kimseler kendilerinin yenilik yaptığından haberi olan yenilikçilerdir. jean bodin başlığında hobbes'un de cive hakkındaki yorumundan söz etmiştim.
bütün bunlar bir yana hobbes, kendisini aristoteles karşıtçılığı üzerinden kurgular. descartes ve galilei gibi isimlerle tanıştığını söylemiştim. bu isimler doğa bilimlerinde aristotelesçiliğe karşı çıkan kimselerdir. bir anlamda devrimcidirler. hobbes da böyledir ve aristoteles'i anlamsız, cahilce, aykırı bulur.
leviathan'ın girişi bir fizik kitabı gibidir. tam olarak hatırlamıyorum ne yazdığını fakat materyalist bir bakış açısıyla doğa, insan yorumlanıyordu. insan bir makineye indirgeniyordu. zaten bu çeşit bir bakış açısıdır hobbes'u materyalist olarak gösteren bazıları için. fakat hobbes tanrı'ya inanır.
burada aristoteles'e değinmem gerekecek. sonra gelir yazarım.
devamını gör...
evrene mesaj yollamak
çok güzel sıvıyorsun, var ol.
meşazım bu kadar, tşk.
t: karşılıksız kalacak eylem.
meşazım bu kadar, tşk.
t: karşılıksız kalacak eylem.
devamını gör...
küfür yok beyler küfür yok
küfürbazlara hüzünlerden hüzün beğendiren cümle. hamfendiler de küfür ediyor hem neden cinsiyetçilik yapılıyor burada???
t: değişmesi gereken slogan!
şimdi fark ettim bir entryde iki tane tanım yazmışım. ilgili mercilere duyrulur hihihi...
t: değişmesi gereken slogan!
şimdi fark ettim bir entryde iki tane tanım yazmışım. ilgili mercilere duyrulur hihihi...
devamını gör...
ölmüş kişilerin fotoğraflarına bakmak
albüm oluşturup arada bakarsın anlarım. geçmişi yad etmek iyidir. ama çerçeveletip duvara asmak o öldüğü ve sen yaşadığın için kendinden utanmak gibi bir şey olur. sürekli aklında bu olur.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
marikaki sen nasıl bi cevhersin ya hu!
mest oldum konuşmanıza da türkü seçiminize de... pek bi sağ olun bize bunu bahşettiğiniz için.
tüüüm istekte bulunan, anons ileten, dinleyen, yayında emeği geçen heeerkese teşekkürler.
mest oldum konuşmanıza da türkü seçiminize de... pek bi sağ olun bize bunu bahşettiğiniz için.
tüüüm istekte bulunan, anons ileten, dinleyen, yayında emeği geçen heeerkese teşekkürler.
devamını gör...
tüyleri diken diken eden anlar
çok var, yazayım:
1) istiklal marşı okurken.
2) andımız'ı okurken.
3) 10 kasım günü 'büyük kahramanımız' için siren çalındığında.
4) (bkz: annenin ölmesi) başlığını görünce.
5) 'lay lay lay' marşı dinlerken.
tanım : tüylerimizi diken diken eden anları paylaştığımız başlık.
1) istiklal marşı okurken.
2) andımız'ı okurken.
3) 10 kasım günü 'büyük kahramanımız' için siren çalındığında.
4) (bkz: annenin ölmesi) başlığını görünce.
5) 'lay lay lay' marşı dinlerken.
tanım : tüylerimizi diken diken eden anları paylaştığımız başlık.
devamını gör...
mavi
uçsuz bucaksız, tıpkı gökyüzü gibi.
devamını gör...
gün olur asra bedel
büyük yazar cengiz aytmatov'un ustalık döneminde kaleme aldığı eseri.
bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi... bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği sarı özek uzar giderdi. coğrafyada uzaklıklar nasıl greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...
bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi... bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği sarı özek uzar giderdi. coğrafyada uzaklıklar nasıl greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...
devamını gör...
bir yazarın kadın olduğunu öğrenince yapılanlar
ben öğrendiğimde üstine adını yazdığım kütüklerle bir tepecik yapip o kütükleri yine adını yazdığım kağıtlarla tutuşturup, ateşin etrafında adını haykırarak dönüyorum.
ne yapacağım allasen? sözlük %70 kadin, adeta çiçek bahçesi gibi...
ben erkek yazarları bile kadın sanıyorum, o derece.
ne yapacağım allasen? sözlük %70 kadin, adeta çiçek bahçesi gibi...
ben erkek yazarları bile kadın sanıyorum, o derece.
devamını gör...
sevgililer günü
yaklaşmakta olandır.
devamını gör...
şarkılarda geçen etkileyici sözler
kim götürdü bakışından ışığı, kim aldı gözlerinden onu
kadehlerden yüreğine boşalan acı bir umutsuzluk o mu...
kadehlerden yüreğine boşalan acı bir umutsuzluk o mu...
devamını gör...
