klasikleşmiş muhteşem yüzyıl replikleri
sabah şerifler katırlı olsun sultanım -hürrem
devamını gör...
huzur veren şeyler
sessizlik, sakinlik, gece insana huzur veren şeylerin başında gelir. bunların haricinde sevdiğin bir insanla hasbihal etmek, müzik dinlemek, kitap okumak ve en önemlisi huzurunu bozan şeyleri hayatından çıkarmaktır belki de huzurlu olabilmek adına yapılacak en doğru şey budur. *
devamını gör...
furkan
arapça, iyiyi, kötüden ayırt etme yeteneğine denir. kur'an'da bu adla bir sure bulunmaktadır.
devamını gör...
durup durup aynı konuyu düşünmek
ömür törpüsü olay. sinirimi bozacak raddeye gelmişse ve kafamdan atamıyorsam ''şu andan itibaren bu konu kapandı'' diye beynimi tehdit ediyorum. hiç bir işe yaramıyor.
devamını gör...
banıçiçek
herkesin bildiği dede korkut hikayelerindeki bamsı beyrek'in beşik kertmesidir. oğuz boylarında kadının yerini, önemini ve gücünü anlatan, örnekleyen ve kadınların eşit haklara sahip olduğunu gösteren en önemli karakterdir.
banı/banu kelimesi fars kökenlidir ve "hanım" anlamına gelmektedir yani bir çeşit unvandır. ismin diğer bir yarısını oluşturan "çeçek" kelimesinin ise türk-moğol kültüründe önemli bir yeri vardır. orhun ve yenisey yazıtlarında geçen bu kelime güzellik, alımlılık anlamı taşır; bir de banı/banu yanına eklenince "güzel hanım" ya da "kral hanımı" anlamlarını oluşturur. çiçeğe bandırılmış anlamına da gelir.
banı/banu kelimesi fars kökenlidir ve "hanım" anlamına gelmektedir yani bir çeşit unvandır. ismin diğer bir yarısını oluşturan "çeçek" kelimesinin ise türk-moğol kültüründe önemli bir yeri vardır. orhun ve yenisey yazıtlarında geçen bu kelime güzellik, alımlılık anlamı taşır; bir de banı/banu yanına eklenince "güzel hanım" ya da "kral hanımı" anlamlarını oluşturur. çiçeğe bandırılmış anlamına da gelir.
devamını gör...
marketlerde ayçiçek yağlarına alarm takılması
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
zaman; elbisesi ruhun desem… göz içinde coşkusu her şeye rağmen ve hüznü sessiz. kendi acısının ne kadarını duyabilir ki insan?
dünya güneşe sırtını dönmüş şimdi. ya da dünya sırtını güneşe dayamış?
karanlık ve ateş… bunu hep yapıyor. günler günlere geçiyor, geceler içinde gecelerin.
noktadan sonra... acı ve haz aynı şey. ne dallarımızda titreyen gün ışığı ne de gövdemizi kemiren kurt...
çocukların tomurcuk ellerine susamış genç bir ağaçtır alnımız.
dünya güneşe sırtını dönmüş şimdi. ya da dünya sırtını güneşe dayamış?
karanlık ve ateş… bunu hep yapıyor. günler günlere geçiyor, geceler içinde gecelerin.
noktadan sonra... acı ve haz aynı şey. ne dallarımızda titreyen gün ışığı ne de gövdemizi kemiren kurt...
çocukların tomurcuk ellerine susamış genç bir ağaçtır alnımız.
devamını gör...
balzac'ın günde 50 bardak kahve içmesi
uçlarda yaşıyorum sanıyordum, onore de balzac abi başka seviyeymiş. yazmayı sevdiği kadar kahveyi de seviyormuş anlaşılan. yazarken iyi gider ama ne yapsın adam, atın ölümü arpadan olsun deyip içmiştir.
devamını gör...
okey masasında beşinci olmak
devamını gör...
mahallenin tren sesi
kardeş payı dizisinin üçüncü bölümünde üç kardeş arasında hem kadın olduğu hem de en küçük olduğu için en küçük payı alan feyza’nın kendine edilen iltifatı yanlış anlamasıdır.
ailenin üç çocuğundan ikisi erkek olduğu için ve ikisi de feyza’dan büyük olduğu için feyza hep itilen kakılan, üstüne üstlük de aileye maddi anlamda yardım ederek eve ekmek getiren kişidir.
ama elbette ki feyza’nın yaptıkları önemsiz. abilerinin hayalleri feyza’nın gerçeklerinden daha önde olmalı. anneleri de hepsine aynı mesafede gibi görünse de aslında onun da tek yaptığı feyza’yı baskı altında tutmak.
baba ise tamamen ilgisiz olduğu için üç çocuk da bu durumdan mustarip. ama en çok feyza sanki.
işte tüm bunların ışığında güzel olduğunun bile farkında olamayan feyza hayatı boyunca kimseden güzel bir söz işitmediği için mahallenin iki küçük çocuğu kendisine mahallenin prensesi diyerek hayranlıklarını dile getirince bu sözü başlıktaki gibi yanlış anlayıp sesinin kötü olmasına yorar.
ah be feyza insanlar öküz olduğu için tren olmana gerek yok.
feyza
ailenin üç çocuğundan ikisi erkek olduğu için ve ikisi de feyza’dan büyük olduğu için feyza hep itilen kakılan, üstüne üstlük de aileye maddi anlamda yardım ederek eve ekmek getiren kişidir.
ama elbette ki feyza’nın yaptıkları önemsiz. abilerinin hayalleri feyza’nın gerçeklerinden daha önde olmalı. anneleri de hepsine aynı mesafede gibi görünse de aslında onun da tek yaptığı feyza’yı baskı altında tutmak.
baba ise tamamen ilgisiz olduğu için üç çocuk da bu durumdan mustarip. ama en çok feyza sanki.
işte tüm bunların ışığında güzel olduğunun bile farkında olamayan feyza hayatı boyunca kimseden güzel bir söz işitmediği için mahallenin iki küçük çocuğu kendisine mahallenin prensesi diyerek hayranlıklarını dile getirince bu sözü başlıktaki gibi yanlış anlayıp sesinin kötü olmasına yorar.
ah be feyza insanlar öküz olduğu için tren olmana gerek yok.
feyza
devamını gör...
yarın ne giysem sorusu
her gün pijama giydiğim için sorun etmediğim olay.
devamını gör...
bir günde dört vatandaşın geçim sıkıntısından intihar etmesi
biri de bucadan gelen acı haber. sonra belediye başkanınız çıkar piyasaya. instagramdan üzünçlü paylaşımda bulunur. halbuki aynı başkan 3 gün önce çevik 1 meydanda belediye adına düzenlenen, kuryenin taksiciye sosyal mesafeli sopayla iftar kumanyası verme temalı reklamı için en işlek caddenin trafiğini kilitleyeceği paraları destek amaçlı kullansaydı belki böyle bir sonuç olmayacaktı.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
pazar gününe kadar yetiştirmem gereken bir proje var ve sırf bu yüzden herkese ve her şeye kendim dahil tribikal enfeksiyon geçirtiyorum. hatta eşimin idrak yollarını tıkamış bile olabilirim. adamcağız öyle boş boş tavana bakıyor. pazartesi günü umarım beni affeder. affetmemesi durumunda evdeki kütüphaneye çakmakla yaklaşma ihtimalim olduğunu söylersem kesin affeder. kitaplarını pek bi sever de. *
devamını gör...
intihara teşebbüs eden sözlük yazarları veri tabanı
çok akıllı, çok şükürlü yazarların akıl vererek, çok mizahşör arkadaşların dalga geçerek kendisini tatmin etmeye çalıştığı başlık.
edit: bir kadın tanımıştım, allahın unuttuğu bir köyde kocasının akrabasının sürekli tacizlerine ve sonunda da tecavüzüne uğramış. kocasına da söyleyememiş yarabbi şükür de diyememiş. yaşadığı şeyi tahmin edebiliyor musunuz?
27ler kulübü, nihilizm, cigara ve ucuz bira döngüsüne boğulmuş ergen arkadaşların intihar arzusu dışında insanları buna sürükleyen nedenler olabiliyor ne yazık ki.
edit: bir kadın tanımıştım, allahın unuttuğu bir köyde kocasının akrabasının sürekli tacizlerine ve sonunda da tecavüzüne uğramış. kocasına da söyleyememiş yarabbi şükür de diyememiş. yaşadığı şeyi tahmin edebiliyor musunuz?
27ler kulübü, nihilizm, cigara ve ucuz bira döngüsüne boğulmuş ergen arkadaşların intihar arzusu dışında insanları buna sürükleyen nedenler olabiliyor ne yazık ki.
devamını gör...
konuşma
ilk okuduğum günden bu yana beni acayip cezbeden bir şiir. her okuyuşumda biçim olarak bir çok şiirde bulamadığım lezzeti verdiğini itiraf etmeliyim lakin bu kadar güzel hissin arasında merakımı uyandıran bu anlamsızlık bütünü zannımca bir anlamı ifade ediyor olmalı diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. tabi bu giz dolu mısraların hakikatini elbet şairi bilebilir fakat nedense şiir üstüne değil şiirin bende uyandırdıkları üstüne bir kaç kelam etme isteği uyandığından bu girdiyi oluşturuyorum.
şimdi öncelikle dikkatimi celbeden şiirin en başındaki “aman,” kısmı. burda en hafif tabirinden bir umursamazlık hissediyorum. bir de manası bence iki noktayı işaret eden bi’ “zenci”miz var. bir kere “zenci” olmasının birinci gerekliliği; kendisinin toplumun çoğunluğundan belki de hepsinden farklı olmasıdır. bu farklılıktan yahut farklılıklardan ötürü de bu zenci ya toplum tarafından dışlanmış üçüncü bir kişiye işaret eden bir “zenci”, bu yüzden de “aman,” diyen kişimiz ilgili intihar eylemini gereksiz yahut saçma bulmaktadır. ikinci ihtimal ise dışlandığını hisseden aslında bizzat kendisi olan “zenci” mizdir.
öyleyse buraya kadar ki kısımda olan “aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci” mısrası bence içinde iki anlam barındırıyor olabilir. kuvvetle muhtemel ilk seçeneğim; dışlandığını hisseden zencimizin “ulan bıktım beni yalnızlığa mecbur bırakmanızdan” mottosundan hareketle kendisini asmasının aslında kimse tarafından da umursanmayacağını bilmesine ironi yoluyla bir serzenişte bulunmasıdır.
“üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten”
ilk bakışta bakılınca ne alaka dedirten bir mısra olabilir. ama ilk dörtlüğün bütünü, amacına ulaşamayan bir eylemi anlatmaktadır. yani ortada ölmek isteyen biri var, bunun için de bir girişimde bulunuyor ama isteyerek yahut istemeyerek bunu beceremiyor.
herkesin uyuduğu bir saat düşünün. kendini asan bir adam, asmak için kümesin üstüne denk gelen bir odada yahut evlerden uzak bir kümesin içinde bu eylemi gerçekleştiriyor olsun. bu iki mısra da bu beceriksizliğe bir atıftır zannımca.
“ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci.
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten...”
ilk başta dediğim, gibi iki ihtimal var hala. ilk ihtimal “kendini asmayı beceremeyen o adamın yerinde olsam utanırdım. hem ölmek istiyorsun, hem de bunun gerekliliklerini yerine getirmekten acizsin” anlamı taşıyor olabilir. ya da kuvvetle muhtemel ihtimalim olarak; “beni farklı gördükleri o kadar fazla şeyim var ki, bunlardan biri de belki bugün yapmak istediğim şeyi başarmama engel oldu” sitemi olabilir.
gelelim ikinci dörtlüğümüze. ikinci dörtlükte mısraları atlayarak birleştirince bence asıl hikaye o zaman ortaya çıkıyor...
“iyi nişan alırdı, kendini asan zenci.
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci..”
ilk mısrada ihtimaller dahilinde olan zencimiz çok iyi kararlar alamazdı diyebilirim. o kadar ki; eş tercihi yahut evlilik kararı diyelim kötü bir karar aldığından sonuç olarak bitmiş bir ilişkisi belki de ilişkileri var. hatta “boşanmada birinci” derken ilişkilerden değil, ilişkinin bitiş hızından bile bahsedebiliriz. hatta “iyi nişan alabilen” zencimizin intihar yolu olarak kendini ipe çekmek istemesi de ilk kıtadaki “dersini bilmeyen öğrenci” ye bir atıftır zannımca.
ikinci bir ihtimal olarak ilk kıtadaki şişmanlıkla, “bira içmez, ağlardı babası değirmenci” mısrası arasında bir bağ bulunduğunu düşünüyorum. yani şişmanlığı ağırlık olarak değil de, insan arzuları, istekleri olarak düşünürsek; aslında elinde olan imkanların sınırlarını kestirebilen, ama arzularının bu imkanların çok üstünde olduğunun farkında olan ve bu farkındalıktan dolayı acı çeken bir zencimiz olduğu sonucuna varıyorum.
yani özetle; sahip olduğu/sahip olduğunu zannettiği farklılıklardan ötürü çoğunluk tarafından dışlanarak yalnızlığa mahkum edilmiş bir insanın; aslında ölmek istemediği halde (ki çünkü gerçekten isteseydi bunu gerçekten becerebileceği yetkinlikte tercihleri seçerdi) farkına varılması isteği üzre çareyi ölümde arayıp; -burda kurtuluş değildir ölüm, girdiği ruh halinin çoğunluk tarafından farkedilmeyeceğini bile bile farkedilmesini istemektir- bulamamasını, bunun da kendisinde uyandırdığı sıkıntıyla artan/dışavuran şiddet duygusunu haketmediğini düşündüğü birilerine/şeylere yansıtmaktan da korktuğunu düşünüyorum.
çünkü;
çooook canı sıkılıyor,
kuş vurabilir isterse...
şimdi öncelikle dikkatimi celbeden şiirin en başındaki “aman,” kısmı. burda en hafif tabirinden bir umursamazlık hissediyorum. bir de manası bence iki noktayı işaret eden bi’ “zenci”miz var. bir kere “zenci” olmasının birinci gerekliliği; kendisinin toplumun çoğunluğundan belki de hepsinden farklı olmasıdır. bu farklılıktan yahut farklılıklardan ötürü de bu zenci ya toplum tarafından dışlanmış üçüncü bir kişiye işaret eden bir “zenci”, bu yüzden de “aman,” diyen kişimiz ilgili intihar eylemini gereksiz yahut saçma bulmaktadır. ikinci ihtimal ise dışlandığını hisseden aslında bizzat kendisi olan “zenci” mizdir.
öyleyse buraya kadar ki kısımda olan “aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci” mısrası bence içinde iki anlam barındırıyor olabilir. kuvvetle muhtemel ilk seçeneğim; dışlandığını hisseden zencimizin “ulan bıktım beni yalnızlığa mecbur bırakmanızdan” mottosundan hareketle kendisini asmasının aslında kimse tarafından da umursanmayacağını bilmesine ironi yoluyla bir serzenişte bulunmasıdır.
“üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten”
ilk bakışta bakılınca ne alaka dedirten bir mısra olabilir. ama ilk dörtlüğün bütünü, amacına ulaşamayan bir eylemi anlatmaktadır. yani ortada ölmek isteyen biri var, bunun için de bir girişimde bulunuyor ama isteyerek yahut istemeyerek bunu beceremiyor.
herkesin uyuduğu bir saat düşünün. kendini asan bir adam, asmak için kümesin üstüne denk gelen bir odada yahut evlerden uzak bir kümesin içinde bu eylemi gerçekleştiriyor olsun. bu iki mısra da bu beceriksizliğe bir atıftır zannımca.
“ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci.
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten...”
ilk başta dediğim, gibi iki ihtimal var hala. ilk ihtimal “kendini asmayı beceremeyen o adamın yerinde olsam utanırdım. hem ölmek istiyorsun, hem de bunun gerekliliklerini yerine getirmekten acizsin” anlamı taşıyor olabilir. ya da kuvvetle muhtemel ihtimalim olarak; “beni farklı gördükleri o kadar fazla şeyim var ki, bunlardan biri de belki bugün yapmak istediğim şeyi başarmama engel oldu” sitemi olabilir.
gelelim ikinci dörtlüğümüze. ikinci dörtlükte mısraları atlayarak birleştirince bence asıl hikaye o zaman ortaya çıkıyor...
“iyi nişan alırdı, kendini asan zenci.
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci..”
ilk mısrada ihtimaller dahilinde olan zencimiz çok iyi kararlar alamazdı diyebilirim. o kadar ki; eş tercihi yahut evlilik kararı diyelim kötü bir karar aldığından sonuç olarak bitmiş bir ilişkisi belki de ilişkileri var. hatta “boşanmada birinci” derken ilişkilerden değil, ilişkinin bitiş hızından bile bahsedebiliriz. hatta “iyi nişan alabilen” zencimizin intihar yolu olarak kendini ipe çekmek istemesi de ilk kıtadaki “dersini bilmeyen öğrenci” ye bir atıftır zannımca.
ikinci bir ihtimal olarak ilk kıtadaki şişmanlıkla, “bira içmez, ağlardı babası değirmenci” mısrası arasında bir bağ bulunduğunu düşünüyorum. yani şişmanlığı ağırlık olarak değil de, insan arzuları, istekleri olarak düşünürsek; aslında elinde olan imkanların sınırlarını kestirebilen, ama arzularının bu imkanların çok üstünde olduğunun farkında olan ve bu farkındalıktan dolayı acı çeken bir zencimiz olduğu sonucuna varıyorum.
yani özetle; sahip olduğu/sahip olduğunu zannettiği farklılıklardan ötürü çoğunluk tarafından dışlanarak yalnızlığa mahkum edilmiş bir insanın; aslında ölmek istemediği halde (ki çünkü gerçekten isteseydi bunu gerçekten becerebileceği yetkinlikte tercihleri seçerdi) farkına varılması isteği üzre çareyi ölümde arayıp; -burda kurtuluş değildir ölüm, girdiği ruh halinin çoğunluk tarafından farkedilmeyeceğini bile bile farkedilmesini istemektir- bulamamasını, bunun da kendisinde uyandırdığı sıkıntıyla artan/dışavuran şiddet duygusunu haketmediğini düşündüğü birilerine/şeylere yansıtmaktan da korktuğunu düşünüyorum.
çünkü;
çooook canı sıkılıyor,
kuş vurabilir isterse...
devamını gör...
1.50’lere yapılan yersiz şakalar
bir buçuk zurna dürüm :)
devamını gör...
çirkin bir kadın olmak
kolay midir zor mudur bilemem ama cirkin kadin, muhtemelen maddi sorunlari olan kadindir*. zira hem parali hem cirkin olani goremezsiniz, mumkunati yoktur. gunumuzun plastik cerrahileri sag olsun, erkegi bile kadindan daha guzel yapmaktadirlar. ha ellerinden gecirdikleri tum hemcinslerimi tek elden klonlamis gibi birbirlerine benzetmisler ama olsun. neticede gunumuzun moda guzellik algisini uymuslar midir evet uymus/uydurmuslar.
sakasi bir yana soylediklerim her ne kadar saka gibi gorunse de aslinda dogru (bence). onun icin oyle "cirkinlik hayata 1-0 gec baslamaktir" falan demeyecegim, onun yerine "sen paradan haber ver" diyecegim.
sakasi bir yana soylediklerim her ne kadar saka gibi gorunse de aslinda dogru (bence). onun icin oyle "cirkinlik hayata 1-0 gec baslamaktir" falan demeyecegim, onun yerine "sen paradan haber ver" diyecegim.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
tut yüreğimden ustam
ustam
aklım firarda.
göz bebeklerimde müebbet hüzün,
dilimde ay kesiği bir yara,
düşüm kırık dökük,
umudumun boynu bükük,
bir öksüzün omuzlarında sûkût.
yüreğim sana emanet sıkı tut.
tut ki; kancık pusulara düşmesin.
bir hain kurşunu gelip deşmesin.
ustam,
ne zaman o senin bildiğin zaman,
ne sevda gördüğün masallardaki.
eskiden, eskiden
halı tezgahında dokunurdu aşklar,
nakış nakış, körpe kız ellerinde.
mendillere yazılırdı isimler,
yüreklere kazılırdı gizlice.
sevdalılar asil ve de yürekli
sevdalar, kavgalar iki kişilik.
oysa şimdi;
çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
meşru sevdalardan,
gayrî meşru acılar doğuyor kundaklara,
günahkar gecelerden.
beni herkes sevdaya asi sanır,
oysa aşk, beni nerde görse tanır,
hasret tanır,
zulüm tanır,
ölüm tanır,
yüzüm yüzümden utanır. *
yorgunum ustam;
ne katıksız somun isterim senden,
ne bir tas su,
ne taş yastıkta bir gece uykusu.
var gücünle asıl sûkûnetime,
çığlığım kopsun,
uzat ellerini güneşe dokun,
uyandır uykusundan,
tut yüreğimden ustam tut,
tut beni, sür güne…
tut beni, sür güne…
devamını gör...
sözlük yazarlarının soymaktan hoşlandığı şey
hafif sıcak halini soyarken verdiği o güzel kokusuyla patlıcan. salatasını yapayım bari akşama.
devamını gör...

