ölmeye verilen isimler
mefta olmak.
devamını gör...
etiket
etimolojik olarak fransızca étiquette "yafta" sözcüğünden dilimize geçmiş bir kelimedir. fransızca sözcük eski fransızca estiquier "iliştirmek, yapıştırmak" fiilinden evrilmiştir. bu sözcük germence yazılı örneği bulunmayan *stikan "saplamak, sivri şey sokmak" fiilinden alıntıdır. germence fiil hintavrupa anadilinde yazılı örneği bulunmayan *steig- "sivri bir şey batırmak, saplamak, delmek" biçiminden evrilmiştir.
küçükken çeşit çeşit; ayıcıklı, çizgifilmli, eğlenceli çeşitlerine sahip olduğumdur. kitaplarımı kapladıktan sonra tatlı bir etiket yapıştırmayı çok severdim. hem kitabın hangi derse ait olduğunu, hem de ismimi yazardım. etiketleri seçmek ve yapıştırmak ayrı bir etkinlikti benim içim. *
küçükken çeşit çeşit; ayıcıklı, çizgifilmli, eğlenceli çeşitlerine sahip olduğumdur. kitaplarımı kapladıktan sonra tatlı bir etiket yapıştırmayı çok severdim. hem kitabın hangi derse ait olduğunu, hem de ismimi yazardım. etiketleri seçmek ve yapıştırmak ayrı bir etkinlikti benim içim. *
devamını gör...
ödünç kitap
ödünç vermek mühim değildir, mühim olan geri alamamaktır.
devamını gör...
normal sözlük kelimelik turnuvası
#732458 bir üst turda, rakiplerime güzel temennilerde bulunmak isterim.
“cep telefonunuzun touch’ı, touch’lamaya, bilgisayardan girenlere virüsler dadana, bir oyunda 3 kez harf değiştireseniz yine de sesli harfleriniz heç olmaya, yıldızı, k3’leri hep bana açmak zorunda kalasınız, oyunun yarısında teslim olasınız.”
centilmenlik şart!
not: akşamları şaaaaparsanız, daha iyi şaaaaapmış oluruz. ben gündüzleri şaaaaapamıyomda!
“cep telefonunuzun touch’ı, touch’lamaya, bilgisayardan girenlere virüsler dadana, bir oyunda 3 kez harf değiştireseniz yine de sesli harfleriniz heç olmaya, yıldızı, k3’leri hep bana açmak zorunda kalasınız, oyunun yarısında teslim olasınız.”
centilmenlik şart!
not: akşamları şaaaaparsanız, daha iyi şaaaaapmış oluruz. ben gündüzleri şaaaaapamıyomda!
devamını gör...
aşık olmak
hayattaki en tarifsiz duygudur. ben aşka yenilmem diyen, kendini bu konuda çok güçlü görenleri bile tek bakışıyla yıkıp geçen bir duygudur.
aşık olmak kalbin en güzel uğraşıdır. asla vazgeçemediği... belki yüzlerce defa kırılır da o kalp yine de bırakmaz sevdiğini.
aşık olmak böyledir: tek bedende iki ruh taşımak. her yere iki kişi gitmek. artık dünyayı iki kişilik görmek...
kimilerini yakar, kimilerini boğar, kimilerini yaşatır da kimilerini öldürür...
ama ne olursa olsun, sonu iyi ya da kötü, ucunda ölüm dahi olsa, aşık olan yine vazgeçmez sevdasından.
aşık olunca dünya bir farklıdır artık. yüreğine aşkın bir tutamı düşmüş olan kişi eski benliğinden çıkar ve adeta yeni birisi olur. ben buna insanın kendini bulması diyorum. bir defa kendini bulmuş olan kişi de daha mutlu ve huzurludur...
aşık olmak kalbin en güzel uğraşıdır. asla vazgeçemediği... belki yüzlerce defa kırılır da o kalp yine de bırakmaz sevdiğini.
aşık olmak böyledir: tek bedende iki ruh taşımak. her yere iki kişi gitmek. artık dünyayı iki kişilik görmek...
kimilerini yakar, kimilerini boğar, kimilerini yaşatır da kimilerini öldürür...
ama ne olursa olsun, sonu iyi ya da kötü, ucunda ölüm dahi olsa, aşık olan yine vazgeçmez sevdasından.
aşık olunca dünya bir farklıdır artık. yüreğine aşkın bir tutamı düşmüş olan kişi eski benliğinden çıkar ve adeta yeni birisi olur. ben buna insanın kendini bulması diyorum. bir defa kendini bulmuş olan kişi de daha mutlu ve huzurludur...
devamını gör...
ucemak'ı rüyada görmek
bu gece başıma gelendir. işlek bir caddede yağan yağmur altında dolaşırken bir dükkânın camekanını seyrediyordu kendisi. yüzü belli değildi ancak gözü üzerimdeydi. sağ olsun beğenilerini eksik etmediği için rüyada bile takipte. hayırlara gelsin.
devamını gör...
hakemi aldatmaya yönelik hareket
futbol maçlarını izlerken hele de türkiye liginde maç izliyorsanız her maçta mutlaka beş on tanesini göreceğiniz ve sarı kart ile cezalandırılması gerek harekettir. rakip takım oyuncusundan darbe almadan yere düşmek, ofsayt diye el kaldırmak gibi hareketler buna dahildir.
genelde ceza sahası içinde yapıldığında ve eğer hakemlerden herhangi biri gördüyse cezaladırılan bu hareket sonrası rakip takım endirekt serbest vuruş kullanır.
ceza sahası dışında ya da orta saha yakınlarında yapıldığında nedense görmezden gelinen bu hareket rakip takımın emeğini çalmaya yönelik bir hareket olduğu için taraftarlar tarafından da hoş karşılanmaz.
ancak bu tarz hareketleri o kadar ustaca yapanlar vardır ki şapka çıkartmaktan başka çareniz kalmaz. bunlardan biri 1986 yılında maradona’nın yarı final maçında ingiltere’ye tanrının da yardımıyla attığı goldür. ama tabii ki bu hareket hakemi aldatmaya yönelik hareket sayılmadı çünkü hakemi aldatabilmişti.
türkiye’de ise bir galatasaray taraftarı olarak aklıma iki isim geliyor. biri elbette ki burak yılmaz kurşun yemiş gibi yere düşmeyi bir görev bilen burak yılmaz artık hakemlerin radarındadır. ancak bir beşiktaş galatasaray derbisinde ceza sahasının dışından içine doğru uçarak aldığı penaltı herkesin aklında bir sahtekarlık örneği olarak yer etmiştir.
diğer bir örnek ise arif erdem’dir ama onunki sanki bir hastalık gibiydi. arif erdem ceza sahasına girerken ayakta durmayı bir türlü beceremiyor, hakemler de aldatıldıklarını düşünmüyordu çoğu zaman. arif’in çaldığı puanlar burdan köye yol olur.
hakemi aldatmaya yönelik her hareket cezalandırılmalıdır. ama her yanlış anlama aldatma sayılmaz.
genelde ceza sahası içinde yapıldığında ve eğer hakemlerden herhangi biri gördüyse cezaladırılan bu hareket sonrası rakip takım endirekt serbest vuruş kullanır.
ceza sahası dışında ya da orta saha yakınlarında yapıldığında nedense görmezden gelinen bu hareket rakip takımın emeğini çalmaya yönelik bir hareket olduğu için taraftarlar tarafından da hoş karşılanmaz.
ancak bu tarz hareketleri o kadar ustaca yapanlar vardır ki şapka çıkartmaktan başka çareniz kalmaz. bunlardan biri 1986 yılında maradona’nın yarı final maçında ingiltere’ye tanrının da yardımıyla attığı goldür. ama tabii ki bu hareket hakemi aldatmaya yönelik hareket sayılmadı çünkü hakemi aldatabilmişti.
türkiye’de ise bir galatasaray taraftarı olarak aklıma iki isim geliyor. biri elbette ki burak yılmaz kurşun yemiş gibi yere düşmeyi bir görev bilen burak yılmaz artık hakemlerin radarındadır. ancak bir beşiktaş galatasaray derbisinde ceza sahasının dışından içine doğru uçarak aldığı penaltı herkesin aklında bir sahtekarlık örneği olarak yer etmiştir.
diğer bir örnek ise arif erdem’dir ama onunki sanki bir hastalık gibiydi. arif erdem ceza sahasına girerken ayakta durmayı bir türlü beceremiyor, hakemler de aldatıldıklarını düşünmüyordu çoğu zaman. arif’in çaldığı puanlar burdan köye yol olur.
hakemi aldatmaya yönelik her hareket cezalandırılmalıdır. ama her yanlış anlama aldatma sayılmaz.
devamını gör...
proje 2417
sinem ataklı'nın 2417 üçlemesinin ilk kitabı olan bilim kurgu ve distopik türündeki romanıdır.
geçmişi bugünden ayıran tek şey, iyi bir gelecek ihtimaliydi. roman 2417 yılının istanbul'unu anlatıyor. yazara göre o tarihteki istanbul, şu ankinden daha da farklı ve ölümsüzlük deneyleri üzerine uğraşan bilim insanları ile doluydu. sistem bu ölümsüzlük deneylerini desteklemek üzere askerler yetiştiriyordu. istanbul'da yaşayan herkes için ölümsüzlük deneyleri'ni desteklemek mecburiydi ve sonuç başarılı olduğunda getirileri herkesi etkileyecekti. sistem, deneylere katkı olarak zenginlerden para talep etmişti, fakirlerin sunabileceği tek şey hayatlarından ibaretti. bu küçük fedakârlıklar ölümü tamamen bitirecek, gelecek nesillere sonsuz yaşam verecekti. bu en sahte vaatti ve asla gerçekleşmeyecekti. ölümsüzlük bu dünyaya yalnızca ölüm getirecekti.
proje ekibinden 2100'lü yıllarda bir bilim insanı "şeytanın gözyaşı" adlı güçlü bir madde keşfediyor. bir süre sonra maddenin kontrolü kaybediliyor ve büyük bir patlama sonucunda amerika kıtası ve avrupa'nın büyük bir bölümü yok oluyor. türk ve çinli bilim insanları ortak bir çalışma ile bu maddeyi kontrol altına almayı başarıyor ve bununla yaşlanmayı bir süre durdurabiliyorlar. 2300'lü yıllarda ise güç savaşları içerisinde insanlığın en çok istediği şeyi 'ölümsüzlüğü' bulmak için deneyler yapıyor. bu deneyler için ise zengin ve güç sahibi olanlar destek olup para verirken, zayıf halk bu deneylerin kurbanları olup hayatlarını feda etmek zorunda kalıyor. proje ise tam da bu noktada ortaya çıkıyor işte bu olayları bitirmek için uzun yıllar detaylı ve programlı planlar yapılarak hazırlanan bir baş kaldırış, yok etme projesi.
ervin altan, bu sistemin içinde yetişmiş, kast sisteminin zirvesinde doğmuş ve tüm bunların dehşetini iliklerine kadar hisseden bir karakter. temelleri kanla atılmış bu ülkenin önemli bir pilotu, savaşçısı olarak yaşıyor. aynı zamanda devrim amaçlayan köklü bir proje'ye hizmet ediyor.
hikâyenin ana kahramanı olan, aynı zamanda bahsi geçen ölümsüzlük deneyleri'nin karşıtı olan asker ervin altan'ın ağzından:
"yüz yıl önce ölmüş olmalıydım. tarih sayfalarına göre hikâyem böyle bitti.
gerçek ise tam tersi; kayıplara karıştığım gün bu hikâyenin başladığı yerdi.
bugün bitirdiklerini sandıkları savaşı o gün başlattım.
yok ettiklerini sandıkları tüm insanları o gün kurtardım. o gün, sistemi yükseltecek olan askerdim.
bugün o sistemi devirecek olan düşmanım."
kuzey hanlı'nın başından beri serra'nın gerçek kimliğini bildiğini düşünüyorum. hera'ya takıntısı var bu kesin, ama aşk ya da sevgi değil. daha karmaşık bir şey. proje'ye bile bile göz yumduğunu düşünüyorum bazı yerlerde. sırf onu tek ele geçirebilmek için. tabii kuzey'in şefkatli bir yönü de var ama onun tarafından korkunç işkencelere maruz kalacak gibi geliyor ervin. kuzey bunu yapacak, diğer kişilikleri ölsün ve geriye hera kalsın diye.
geçmişi bugünden ayıran tek şey, iyi bir gelecek ihtimaliydi. roman 2417 yılının istanbul'unu anlatıyor. yazara göre o tarihteki istanbul, şu ankinden daha da farklı ve ölümsüzlük deneyleri üzerine uğraşan bilim insanları ile doluydu. sistem bu ölümsüzlük deneylerini desteklemek üzere askerler yetiştiriyordu. istanbul'da yaşayan herkes için ölümsüzlük deneyleri'ni desteklemek mecburiydi ve sonuç başarılı olduğunda getirileri herkesi etkileyecekti. sistem, deneylere katkı olarak zenginlerden para talep etmişti, fakirlerin sunabileceği tek şey hayatlarından ibaretti. bu küçük fedakârlıklar ölümü tamamen bitirecek, gelecek nesillere sonsuz yaşam verecekti. bu en sahte vaatti ve asla gerçekleşmeyecekti. ölümsüzlük bu dünyaya yalnızca ölüm getirecekti.
proje ekibinden 2100'lü yıllarda bir bilim insanı "şeytanın gözyaşı" adlı güçlü bir madde keşfediyor. bir süre sonra maddenin kontrolü kaybediliyor ve büyük bir patlama sonucunda amerika kıtası ve avrupa'nın büyük bir bölümü yok oluyor. türk ve çinli bilim insanları ortak bir çalışma ile bu maddeyi kontrol altına almayı başarıyor ve bununla yaşlanmayı bir süre durdurabiliyorlar. 2300'lü yıllarda ise güç savaşları içerisinde insanlığın en çok istediği şeyi 'ölümsüzlüğü' bulmak için deneyler yapıyor. bu deneyler için ise zengin ve güç sahibi olanlar destek olup para verirken, zayıf halk bu deneylerin kurbanları olup hayatlarını feda etmek zorunda kalıyor. proje ise tam da bu noktada ortaya çıkıyor işte bu olayları bitirmek için uzun yıllar detaylı ve programlı planlar yapılarak hazırlanan bir baş kaldırış, yok etme projesi.
ervin altan, bu sistemin içinde yetişmiş, kast sisteminin zirvesinde doğmuş ve tüm bunların dehşetini iliklerine kadar hisseden bir karakter. temelleri kanla atılmış bu ülkenin önemli bir pilotu, savaşçısı olarak yaşıyor. aynı zamanda devrim amaçlayan köklü bir proje'ye hizmet ediyor.
hikâyenin ana kahramanı olan, aynı zamanda bahsi geçen ölümsüzlük deneyleri'nin karşıtı olan asker ervin altan'ın ağzından:
"yüz yıl önce ölmüş olmalıydım. tarih sayfalarına göre hikâyem böyle bitti.
gerçek ise tam tersi; kayıplara karıştığım gün bu hikâyenin başladığı yerdi.
bugün bitirdiklerini sandıkları savaşı o gün başlattım.
yok ettiklerini sandıkları tüm insanları o gün kurtardım. o gün, sistemi yükseltecek olan askerdim.
bugün o sistemi devirecek olan düşmanım."
kuzey hanlı'nın başından beri serra'nın gerçek kimliğini bildiğini düşünüyorum. hera'ya takıntısı var bu kesin, ama aşk ya da sevgi değil. daha karmaşık bir şey. proje'ye bile bile göz yumduğunu düşünüyorum bazı yerlerde. sırf onu tek ele geçirebilmek için. tabii kuzey'in şefkatli bir yönü de var ama onun tarafından korkunç işkencelere maruz kalacak gibi geliyor ervin. kuzey bunu yapacak, diğer kişilikleri ölsün ve geriye hera kalsın diye.
devamını gör...
yazarların sevdiği tribün besteleri
manisaspor'da oynarken takım taraftarının teofanis gekas için bestelediği son derece yaratıcı şarkıdır. literatürde gekas marşı diye geçer.* çeviri dersinde bu marşı yunancaya nasıl çeviririz diye yarılıp dersi unutmuşluğumuz vardır hatta. şöyle sözleri vardır bu güzide marşın:
"ne zeus ne perseus
esas tanrı bu deyyus
her hafta gollerini
coşarak izliyoruz
ne zeus ne perseus
asıl tanrı bu deyyus
ne sow ne burak yılmaz
theofanis gekas"
"ne zeus ne perseus
esas tanrı bu deyyus
her hafta gollerini
coşarak izliyoruz
ne zeus ne perseus
asıl tanrı bu deyyus
ne sow ne burak yılmaz
theofanis gekas"
devamını gör...
sürekli kendisini öven insan
nefret ederim ya .ben mesela kendimi hiç övmem.ne gerek var yani .insanın ne kadar üstün özellikleri olsa da kendini övmemeli.övmem yani ben.
devamını gör...
losing my religion
ilik sut-cikolatali cookie ikilisi kadar tatli, zamansiz kult sarki.
hemen hemen herkesin dinlemisligi ve hatta ezberlemisligi vardir.
hemen hemen herkesin dinlemisligi ve hatta ezberlemisligi vardir.
devamını gör...
aslında kimsem yok benim anları
insanın yüzleşmek istemediği bir gerçektir. yüzleştiği an güçlenir.
devamını gör...
kendin yapınca hoşuna giden başkaları yapınca aptalca bulduğun şeyler
arabada müzik sesini sona verip arizona kertenkelesi gibi sağda solda turlamak.
devamını gör...
osmanlı döneminde sözlük olsaydı alınabilecek nickler
vardarovasıvardarovası.
devamını gör...
bir dizi repliği bırak
devamını gör...
akarsu (yazar)
kalemi kıvrak ve gülmece sosuna bulanmış tanımlarla kendisini ifade eden çiçeği burnunda bir sözlük yazarı.
devamını gör...
ben malım demenin alternatif yolları
"yemeği, ağzımı şapırdatarak yiyorum."
devamını gör...
sözlük radyosu toplantısı
apartman (yönetici) toplantısı gibi olacaksa aidat borçlarını ödemeyen sözlük yazarlarının ve aylık maaşları yatırmayan yönetimin katılması zorunludur. (çocuklarınızı getirmeyin)
ben sadece dinlemeye geldim diyenler, bir arkadaşa bakıp çıkacaktım diyenler, bu tuşa basınca noluyo diyenler? uykusuz kahve böyle uykusuz kalmayı nerden öğrendi? gibi merak edilen soruların da konuşulacağı toplantıya "bal porsukları da bal yapar radyo da arap şükrü de çalar" sloganı atarak katılacağım. (katılmadı)
(bkz: evet niye toplandık)
ben sadece dinlemeye geldim diyenler, bir arkadaşa bakıp çıkacaktım diyenler, bu tuşa basınca noluyo diyenler? uykusuz kahve böyle uykusuz kalmayı nerden öğrendi? gibi merak edilen soruların da konuşulacağı toplantıya "bal porsukları da bal yapar radyo da arap şükrü de çalar" sloganı atarak katılacağım. (katılmadı)
(bkz: evet niye toplandık)
devamını gör...
the prestige
christopher nolan'ın en çok beğendiğim ve üzerinde en çok kafa patlattığım filmi. harika detaylara sahip olan bu filmin mühendisi nolan abimiz bu mükemmel senaryoyu harika oyuncular seçerek ve onları gayet iyi yöneterek kült olmaya aday bir film çıkarmış.
ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.
--! spoiler !--
dikkatli bakıyor musunuz?
her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.
-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.
-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.
-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".
--! spoiler !--
ana karakterlerin isimleri olan alfred borden ve robert angier'in baş harfleri alındığında sihirbazlar tarafından kullanılan ortak bir kelime olan "abrakadabra"da olduğu gibi, "abra" kelimesi ortaya çıkar.
--! spoiler !--
dikkatli bakıyor musunuz?
her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur.
-birincisi "vaat" bölümüdür. sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. iskambil destesi, bir kuş ya da bir insan. bu nesneyi size gösterir. son derece gerçek, üzerinde oynanmamış, normal bir şey olduğunu görmeniz için nesneyi incelemenizi ister. fakat gerçek, farklı olabilir.
-ikinci perdeye "dönüşüm" denir. sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. hilenin sırrını arıyorsunuz, ama bulamazsınız. çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz. henüz alkışlamazsınız, çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir. onu geri getirmeniz gerekir.
-işte bu yüzden her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. içlerinde en zorlusu. bizlerin deyişiyle "prestij".
--! spoiler !--
devamını gör...
