iki şehrin hikayesi
fransız devrimini başka bir pencereden görmemizi sağlayan (bkz: charles dickens) romanı. ne zaman aklıma gelse bana emil m. cioran'ın şu sözlerini anımsatır: "en büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlar arasından çıkar. acı, güç iştahını azaltmak şöyle dursun, onu azdırır." orijinal dilinde okunması gerektiğini düşünüyorum. türkçe dururken gerek yok böyle bir aksiyona diyorsanız eğer meram arvas tarafından yapılan çeviri fena değildir.
--- alıntı ---
a wonderful fact to reflect upon, that every human creature is constituted to be that profound secret and mystery to every other. a solemn consideration, when ı enter a great city by night, that every one of those darkly clustered houses encloses its own secret; that every room in every one of them encloses its own secret; that every beating heart in the hundreds of thousands of breasts there, is, in some of its imaginings, a secret to the heart nearest it! something of the awfulness, even of death itself, is referable to this. no more can ı turn the leaves of this dear book that ı loved, and vainly hope in time to read it all. no more can ı look into the depths of this unfathomable water, wherein, as momentary lights glanced into it, ı have had glimpses of buried treasure and other things submerged. ıt was appointed that the book should shut with a a spring, for ever and for ever, when ı had read but a page. ıt was appointed that the water should be locked in an eternal frost, when the light was playing on its surface, and ı stood in ignorance on the shore. my friend is dead, my neighbour is dead, my love, the darling of my soul, is dead; it is the inexorable consolidation and perpetuation of the secret that was always in that individuality, and which ı shall carry in mine to my life's end. ın any of the burial-places of this city through which ı pass, is there a sleeper more inscrutable than its busy inhabitants are, in their innermost personality, to me, or than ı am to them?
--- alıntı ---
--- alıntı ---
a wonderful fact to reflect upon, that every human creature is constituted to be that profound secret and mystery to every other. a solemn consideration, when ı enter a great city by night, that every one of those darkly clustered houses encloses its own secret; that every room in every one of them encloses its own secret; that every beating heart in the hundreds of thousands of breasts there, is, in some of its imaginings, a secret to the heart nearest it! something of the awfulness, even of death itself, is referable to this. no more can ı turn the leaves of this dear book that ı loved, and vainly hope in time to read it all. no more can ı look into the depths of this unfathomable water, wherein, as momentary lights glanced into it, ı have had glimpses of buried treasure and other things submerged. ıt was appointed that the book should shut with a a spring, for ever and for ever, when ı had read but a page. ıt was appointed that the water should be locked in an eternal frost, when the light was playing on its surface, and ı stood in ignorance on the shore. my friend is dead, my neighbour is dead, my love, the darling of my soul, is dead; it is the inexorable consolidation and perpetuation of the secret that was always in that individuality, and which ı shall carry in mine to my life's end. ın any of the burial-places of this city through which ı pass, is there a sleeper more inscrutable than its busy inhabitants are, in their innermost personality, to me, or than ı am to them?
--- alıntı ---
devamını gör...
özlemek bahsi
özlemek, insanın mutlu ve huzurlu olduğu anlara dönme isteğidir. sonuçta bir burukluk, boğazda bir düğüm kalacaktır.
özlemek, insanın tekrar güzel ve iyi hissetmek için çırpınışıdır.
özlemenin iyi yanı hala bir şeyler hissedebildiğimizin kanıtıdır. hissedebildiğimiz sürece insanlığımız adına umut var olacaktır.
özlemek, insanın tekrar güzel ve iyi hissetmek için çırpınışıdır.
özlemenin iyi yanı hala bir şeyler hissedebildiğimizin kanıtıdır. hissedebildiğimiz sürece insanlığımız adına umut var olacaktır.
devamını gör...
turkovac
ankara onkoloji hastanesi tarafından gönüllü koordinasyonu düzenlenen aşı- idi bir zamanlar. biz genç nesil için aşı hakkı tanımlanmadan önce ben aşı gönüllüsü olmuş, bazı alerjilerim yüzünden arayan doktor hanımefendi tarafından elenmiştim. sonra aşımızı olduk, rızamızı verdik, çipimizi taktırdık zaten.
işin ilginç yanı şu ki, başlıkta kimse de bir gram bilgi vermemiş aşıyla ilgili. hadi ben vereyim bari. şuradan başlayalım: clinicaltrials üzerinde eru-cov-vac olarak görünüyor aşının ismi. eru erciyes university'den geliyor. cov ve vac nereden geliyor biliyorsunuz zaten. arayacaksanız turkovac diye değil erucovvac diye arayın.
faz 1 çalışmalarının detaylarına şuradan erişebileceğiniz aşı olur kendileri. hangi kriterde insanları almışlar, hangi özelliktekileri elemişler, kaç kişiyle nasıl bir çalışma yapmışlar vs gibi sorularınızın cevapları burada.
faz 2 çalışmalarının detaylarına da buradan erişebilirsiniz.
faz 3 çalışmasının detaylarına da buradan erişebilirsiniz. güncel çalışma faz 3 olduğu için neler yapılacakmış ben size anlatayım.
gönüllü sayısı: faz 1 (44), faz 2 (250), faz 3 (40800)
masking: faz 1 (double blind. yani hem araştırmacı hem gönüllü kime ne aşı yapıldığını bilmiyor), faz 2 (triple blind. yani araştırmacı ve gönüllüye ek olarak aşıyı yapan kişi de kime ne vurduğunu bilmiyor), faz 3 (triple blind).
faz 1 ve faz 2'de 2 farklı dozda aşı denenmiş, 3mcg/0.5ml veya 6mcg/0.5ml olmak üzere. faz 1'de iki doz aşı arasında 21 gün varken faz 2'de 28 gün var.
faz 1 çalışmasında ilk dozdan sonra 43 gün boyunca gönüllüler herhangi bir yan etki var mı yok mu diye izlenmiş. 12 ay boyunca da virüsün s proteinine karşı serum igg seviyeleri, nötralizan antikor seviyeleri, serum tnf-a ve ifn-g seviyeleri, il2-4-5-6 miktarları izlenmiş. yan etki araştırması primer çıktı olduğu için mart 2021 gibi tamamlanması öngörülmüş, diğer sonuçlar için mart 2022'de tamamlanması bekleniyormuş çalışmanın.
faz 2 çalışmasında primer çıktı bu sefer virüsün s proteinine karşı serum igg seviyeleri, nötralizan antikor seviyeleri, serum tnf-a ve ifn-g seviyeleri, il2-4-5-6 miktarları olmuş (çünkü aşının güvenli olduğu artık bilindiği için etkisine bakılmak istenmiş). 12 ay boyunca gönüllülerin serum antikor ve sitokin seviyelerine bakılacakmış, ki bununla birlikte yan etki var mı yok mu diye de izlenmeye devam edilecekmiş (faz 1 ile faz 2'de aradıkları şeylerin önem sırası değişmiş diyebilirim çok çok özet haliyle). 2021 nisan sonunda primer, 2022 nisan sonunda da sekonder çıktıların elde edilmesi bekleniyormuş. sonuçları almış olacaklar ki faz 3 için geniş çapta bir aşı denemesi başlatılmış (yani bu ne demek oluyor, aşı hem etkili hem de güvenli).
faz 3 için ise bilgilerimiz şöyle: 40800 gönüllüye ya 2 doz halinde deneysel aşı yapılacak, ya da coronavac (sinovac) yapılacak. coronavac ile bizim aşı içerdikleri miktar bakımından aynılar (600 subunit). aşılamalar sonrası primer çıktı olarak protection indexine bakılacak. sekonder olarak da ilk doz sonrası coronavac mı daha iyi yoksa bizimki mi ona bakılacak, hangi aşı daha güvenli ona bakılacak, hangi aşının daha immünolojik olduğuna bakılacak (seropozitiflik ve serokonversiyon). bu immünojenite hem ilk dozlar hem ikinci dozlar için bakılacak. ilk dozdan 42, 56, 70, 168 ve 224 gün sonra antikorların bağlanma becerisine bakılacak. yine aynı günlerde nötralizan antikor kapasitelerine bakılacak. ağır covid19 vakalarına karşı 2 doz turkovac yapılmış gönüllülerdeki hospitalizasyon ve ölüm oranlarına bakılacak (aşı bizi ölümden ve hastaneye yatmaktan koruyacak mı korumayacak mı), ilk doz aşıdan sonra beklenmeyen ciddi yan etkiler oluşacak mı gibi sorulara cevap aranacak. çalışma başlangıç tarihi haziran 2021 olduğu için primer sonuç tarihi için eylül 2022 yazılmış, sekonder sonuçlar için de mayıs 2023 yazılmış. 2023'e kadar milli aşımız göklerde diyemeyebiliriz, ama diyebiliriz de. bilemedim.
bu kadar bilgiyle ne yaparsınız bilmiyorum, ama bkz vermezsem çatlarım. modlardan ricam içine turkovac bakınızı verip diğer başlığı kitlemeleridir. bkz. eru-cov-vac
işin ilginç yanı şu ki, başlıkta kimse de bir gram bilgi vermemiş aşıyla ilgili. hadi ben vereyim bari. şuradan başlayalım: clinicaltrials üzerinde eru-cov-vac olarak görünüyor aşının ismi. eru erciyes university'den geliyor. cov ve vac nereden geliyor biliyorsunuz zaten. arayacaksanız turkovac diye değil erucovvac diye arayın.
faz 1 çalışmalarının detaylarına şuradan erişebileceğiniz aşı olur kendileri. hangi kriterde insanları almışlar, hangi özelliktekileri elemişler, kaç kişiyle nasıl bir çalışma yapmışlar vs gibi sorularınızın cevapları burada.
faz 2 çalışmalarının detaylarına da buradan erişebilirsiniz.
faz 3 çalışmasının detaylarına da buradan erişebilirsiniz. güncel çalışma faz 3 olduğu için neler yapılacakmış ben size anlatayım.
gönüllü sayısı: faz 1 (44), faz 2 (250), faz 3 (40800)
masking: faz 1 (double blind. yani hem araştırmacı hem gönüllü kime ne aşı yapıldığını bilmiyor), faz 2 (triple blind. yani araştırmacı ve gönüllüye ek olarak aşıyı yapan kişi de kime ne vurduğunu bilmiyor), faz 3 (triple blind).
faz 1 ve faz 2'de 2 farklı dozda aşı denenmiş, 3mcg/0.5ml veya 6mcg/0.5ml olmak üzere. faz 1'de iki doz aşı arasında 21 gün varken faz 2'de 28 gün var.
faz 1 çalışmasında ilk dozdan sonra 43 gün boyunca gönüllüler herhangi bir yan etki var mı yok mu diye izlenmiş. 12 ay boyunca da virüsün s proteinine karşı serum igg seviyeleri, nötralizan antikor seviyeleri, serum tnf-a ve ifn-g seviyeleri, il2-4-5-6 miktarları izlenmiş. yan etki araştırması primer çıktı olduğu için mart 2021 gibi tamamlanması öngörülmüş, diğer sonuçlar için mart 2022'de tamamlanması bekleniyormuş çalışmanın.
faz 2 çalışmasında primer çıktı bu sefer virüsün s proteinine karşı serum igg seviyeleri, nötralizan antikor seviyeleri, serum tnf-a ve ifn-g seviyeleri, il2-4-5-6 miktarları olmuş (çünkü aşının güvenli olduğu artık bilindiği için etkisine bakılmak istenmiş). 12 ay boyunca gönüllülerin serum antikor ve sitokin seviyelerine bakılacakmış, ki bununla birlikte yan etki var mı yok mu diye de izlenmeye devam edilecekmiş (faz 1 ile faz 2'de aradıkları şeylerin önem sırası değişmiş diyebilirim çok çok özet haliyle). 2021 nisan sonunda primer, 2022 nisan sonunda da sekonder çıktıların elde edilmesi bekleniyormuş. sonuçları almış olacaklar ki faz 3 için geniş çapta bir aşı denemesi başlatılmış (yani bu ne demek oluyor, aşı hem etkili hem de güvenli).
faz 3 için ise bilgilerimiz şöyle: 40800 gönüllüye ya 2 doz halinde deneysel aşı yapılacak, ya da coronavac (sinovac) yapılacak. coronavac ile bizim aşı içerdikleri miktar bakımından aynılar (600 subunit). aşılamalar sonrası primer çıktı olarak protection indexine bakılacak. sekonder olarak da ilk doz sonrası coronavac mı daha iyi yoksa bizimki mi ona bakılacak, hangi aşı daha güvenli ona bakılacak, hangi aşının daha immünolojik olduğuna bakılacak (seropozitiflik ve serokonversiyon). bu immünojenite hem ilk dozlar hem ikinci dozlar için bakılacak. ilk dozdan 42, 56, 70, 168 ve 224 gün sonra antikorların bağlanma becerisine bakılacak. yine aynı günlerde nötralizan antikor kapasitelerine bakılacak. ağır covid19 vakalarına karşı 2 doz turkovac yapılmış gönüllülerdeki hospitalizasyon ve ölüm oranlarına bakılacak (aşı bizi ölümden ve hastaneye yatmaktan koruyacak mı korumayacak mı), ilk doz aşıdan sonra beklenmeyen ciddi yan etkiler oluşacak mı gibi sorulara cevap aranacak. çalışma başlangıç tarihi haziran 2021 olduğu için primer sonuç tarihi için eylül 2022 yazılmış, sekonder sonuçlar için de mayıs 2023 yazılmış. 2023'e kadar milli aşımız göklerde diyemeyebiliriz, ama diyebiliriz de. bilemedim.
bu kadar bilgiyle ne yaparsınız bilmiyorum, ama bkz vermezsem çatlarım. modlardan ricam içine turkovac bakınızı verip diğer başlığı kitlemeleridir. bkz. eru-cov-vac
devamını gör...
elektronik ürün alışverişi şans işidir
kesinlikle doğru önerme. hatta örneklemeyi evlendiğiniz kişi ve aldığınız arabayla da çağaltabiliriz.
devamını gör...
musicbuddy
devamını gör...
hypatia
agora filmini izlemeyen kalmamıştır diye düşünüyorum ama yine de izlemeyen varsa izleyerek filozof hakkında bilgi edinebilirler. o kadar etkilemiştiki beni.
devamını gör...
bayılmak
kısa süreli bilinç kaybıdır.
beyne giden kan akışının azalması sonucu oluşur.
(bkz: senkop) olarak da geçer.
beyne giden kan akışının azalması sonucu oluşur.
(bkz: senkop) olarak da geçer.
devamını gör...
arkadaşlar 10 kişi lazım kavga var
psikolojik kavgaya varım fizikselse yoğum çünkü üşenirim
devamını gör...
selahattin demirtaş
pkk teror orgutunin siyasi uzantisi olan partinin eski baskani.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bi sinek var resmen beraber yaşıyoruz artık ona karşı bi şeyler hissetmeye başladım yarın sabah kapının önüne biraz su ve b rh+ kan bırakıcam gerçekten verdiği emek için üzülüyorum gözümün önünde büyüdü kocaman oldu kerata yavaş yavaş evermek de lazım bunu sineğin var derdin var..
devamını gör...
sombahçem
bitişik yazılan ki ler için akılda kalmasını kolaylaştırmak amacıyla bulunmuş kodlama kelimesi.
sanki
oysaki
mademki
belki
a
halbuki
çünkü
e
meğerki
sanki
oysaki
mademki
belki
a
halbuki
çünkü
e
meğerki
devamını gör...
normal sözlük
zamanla alışılacak ve oturacak bir isim gibi duruyor.
bence iyi bir isim seçimi olmuş, ne kadar normal o kadar farklı.
bence iyi bir isim seçimi olmuş, ne kadar normal o kadar farklı.
devamını gör...
horizon zero dawn
üst edit: bu tanım bir takım küfürler, hakaretler, kan, kemik ve gözyaşı içermektedir.
ben bu tanımı neden yazdım? niçin yazdım? nasıl yazdım? bunu izaha gerek yok. gördünüz, oturdum yazdım! ama, yazmamış da olabilirim. yazmışsam yazmışımdır, yazmamışsam yazmamışımdır. görünen tanım... uzakta değildir. buraya yazdık da sonradan yazmadık mı dedik? bunlar bi takım uydurma laflardır... sahi ya ben bu tanımı neden yazdım? kim yazdırdı lan bana bunu?! ha, evet doğru ya. death stranding gömerken gidip horizon zero dawn oynayın diye bir laf etmiştim, biraz da bu oyunu gömeyim dedim. önceden belirteyim, senaryo konusunda death stranding ağzına vurur bu klişe senaryonun ama görsellik-iyi grafik için oyun oynayan birinin horizon zero dawn tercih etmesi daha mantıklı. en azından kojima abimizin aksine bu oyun biraz oynamamıza izin veriyor. yoksa gidip onurunuzla the witcher 3 wild hunt oynayın ya da ne bileyim watch dogs 2 bile olur.
guerrilla games ve sony'nin decima'nın ekmeğini yediği sıradan bir oyun daha. sıkıldım bu şarap çanağına tükürdüğümün ubisoft açık-dünya mantığından. şimdi assassin's creed on oyoso diyen arkadaşlar gelmeden belirteyim, bir bildiğimiz var da yıllarca elimizi sürmedik o dandik seriye. ha niye çünkü bunca sene ubisoft bizi kazıklamasın diye çabalayıp sonra gidip bu ağzına tükürdüğümün oyunları ubisoft mantığı ile bizi kazıklasın diye! çok sinirliyim, bir senedir geçmedi sinirim.
önce biraz öveyim çünkü gömerken ipin ucunu kaçırıp iki sayfa yazı yazma potansiyelini taşıyorum. olum adamlar sanat eseri icra etmişler, bir oyunun grafikleri nasıl bu kadar güzel olabilir?! o kadar aksiyonun içinde durup manzaraya hayran kalmaktan robotlar ağzıma yüzüme geçirdiler iki tane. bu arada ben death stranding'de bu kadar düşük fps almıyordum bu oyun niye böyle guerrilla? oyun zevkimin içine edilmiş hissediyorum. ha keza oyun zevki namına da çok bir şey bulamadım ya neyse. oyun tamamen görsel şölen ama açık dünya mantığının elde bulunan diğer tembel işler ile hiçbir farkı yok. birbirini tekrar eden tasarımlara sahip meka dinazor dövmek istemiyorum abi ben. tamam istiyorum ama 40 saat boyunca değil yani. gerçek anlamda harika modelleme çıkarıp neden birbirini bu kadar tekrar eden yaratıklar yapılıyor anlamış değilim. tamam açık dünya sonuçta ve ne kadar muhteşem yenilikler bekleyebiliriz ama bu kadar kendini tekrar eden bir oyun bir süre sonra sıkmaya başlıyor ve baktığımızda bu rutini tekrarlamaya değecek bir ödülvari sistemi de yok o kadar. death stranding'de o bile yoktu ama mesela 2018 çıkışlı god of war'u ele alalım. adamlar yarı-açık dünya mantığını oyuna çok güzel oturtmuş üstelik yan görevlere gitmeyi isteyecek kadar güzel bir sistem yaratmıştı. o yan görevleri yapmadan da oyunu bitirebiliyorduk ama yan görevler insanı gerçek anlamda cezbediyordu.
sen harika bir açık dünya mantığı ile pazarlamaya çalışıyorsan oyunu -ana hikaye mevzularına sonra geleceğim- o zaman övüneceğin tek şey bak ne güzel grafiklerimiz var bir de metal hayvan tasarladık işte olmamalı. bir kere senin güçlü bir ana hikayen yok ve ana hikaye hasebi ile kesip biçtiğimiz o insanları berbat tasarlamışsın zaten. hayır yani vadiye kaya diye tasarlamışlar bir iki tane hareketsiz insan modeli, kayaya vuruyoruz ölsün diye ama bakıyorsun mesela en basitinden stormbird'e, sawtooth'a bu kadar mı gerçekçi olur? hareketleri, patlamalar, zırh tasarımları derken orgazmik bir etki bırakıyor insanda. elinde değerlendirebileceğin muhteşem bir açık dünya var, bunu maksimum 7-8 tane meka yaratık ile sınırlandıracağına çeşitlendir. en kötü oyun biraz geç çıkar ama verilen paraya değer en azından ama hayır illa ubisoft'un rezil kepaze tekrar et ve dolu göster mantığını kullanıp üstüne far cry 3, assassin's creed,tomb raider gibi sevilen tüm oyunların boktan sistemini birleştirmeye çalış ortaya da bu kopya içerik çıksın. ben post-apokaliptik bilim-kurgu'nun köpeğiyim ama kanser oldum oynarken bu salak pazarlama mantığı yüzünden. ana karakter hatun (aloy) da zaten game of thrones ygritte ile lara croft çakması olmuş ya neyse.*
aynı mantıkta ilerleyen görevler de cabası. karakter gelişimi gördüğümüz harika bir başlangıçtan sonra -ki günümüz açık dünya mantığı ile ilerleyen oyunlarda zerre ana senaryo ve karakter gelişimi göremediğimizi düşünürsek ben buna bile tamamım- nasıl hiç edilebilir tüm bu gelişim? yenilik vadediyoruz diyerek milleti ayakta uyutmak bu. benim bu oyundan görsellik dışında zevk alabilmem için oynadığım ilk oyun olması gerekiyor.
ha, bu oyun çok mu kötü bir oyun? yoo gayet güzel oyun aslında. ana hikaye ne kadar klişe olsa da film gibi izletiyor kendini. hey gidi rost be... aloy'un karakter gelişimi oyunun başında şaşırtacak derecede güzel işlenmiş. silahlar gayet güzeldi ve karakterin biraz hantal olması sebebiyle gayet gerçekçi bir deneyim sunuyordu. icerail, stormslinger, ropecaster falan kullanması epey keyifli weaponlar ki ben uçup kaçtığımız, karakterlerin beş dakika yerinde durmadığı hack 'n' slash oyunlarının kölesi olmama rağmen bu gerçekçilik için özellikle hantal bir wp kullanım sistemini epey sevdim bile diyebilirim. beni kızdıran ellerinde harika bir fırsat varken ubisoft'un salak saçma hilelerini kullanıyor olmaları. yoksa oyun kendi türü içinde yenilik vadetmese bile günümüzde çıkan salak saçma oyunlara nazaran gayet 7 verilecek bir oyun.
ben bu tanımı neden yazdım? niçin yazdım? nasıl yazdım? bunu izaha gerek yok. gördünüz, oturdum yazdım! ama, yazmamış da olabilirim. yazmışsam yazmışımdır, yazmamışsam yazmamışımdır. görünen tanım... uzakta değildir. buraya yazdık da sonradan yazmadık mı dedik? bunlar bi takım uydurma laflardır... sahi ya ben bu tanımı neden yazdım? kim yazdırdı lan bana bunu?! ha, evet doğru ya. death stranding gömerken gidip horizon zero dawn oynayın diye bir laf etmiştim, biraz da bu oyunu gömeyim dedim. önceden belirteyim, senaryo konusunda death stranding ağzına vurur bu klişe senaryonun ama görsellik-iyi grafik için oyun oynayan birinin horizon zero dawn tercih etmesi daha mantıklı. en azından kojima abimizin aksine bu oyun biraz oynamamıza izin veriyor. yoksa gidip onurunuzla the witcher 3 wild hunt oynayın ya da ne bileyim watch dogs 2 bile olur.
guerrilla games ve sony'nin decima'nın ekmeğini yediği sıradan bir oyun daha. sıkıldım bu şarap çanağına tükürdüğümün ubisoft açık-dünya mantığından. şimdi assassin's creed on oyoso diyen arkadaşlar gelmeden belirteyim, bir bildiğimiz var da yıllarca elimizi sürmedik o dandik seriye. ha niye çünkü bunca sene ubisoft bizi kazıklamasın diye çabalayıp sonra gidip bu ağzına tükürdüğümün oyunları ubisoft mantığı ile bizi kazıklasın diye! çok sinirliyim, bir senedir geçmedi sinirim.
önce biraz öveyim çünkü gömerken ipin ucunu kaçırıp iki sayfa yazı yazma potansiyelini taşıyorum. olum adamlar sanat eseri icra etmişler, bir oyunun grafikleri nasıl bu kadar güzel olabilir?! o kadar aksiyonun içinde durup manzaraya hayran kalmaktan robotlar ağzıma yüzüme geçirdiler iki tane. bu arada ben death stranding'de bu kadar düşük fps almıyordum bu oyun niye böyle guerrilla? oyun zevkimin içine edilmiş hissediyorum. ha keza oyun zevki namına da çok bir şey bulamadım ya neyse. oyun tamamen görsel şölen ama açık dünya mantığının elde bulunan diğer tembel işler ile hiçbir farkı yok. birbirini tekrar eden tasarımlara sahip meka dinazor dövmek istemiyorum abi ben. tamam istiyorum ama 40 saat boyunca değil yani. gerçek anlamda harika modelleme çıkarıp neden birbirini bu kadar tekrar eden yaratıklar yapılıyor anlamış değilim. tamam açık dünya sonuçta ve ne kadar muhteşem yenilikler bekleyebiliriz ama bu kadar kendini tekrar eden bir oyun bir süre sonra sıkmaya başlıyor ve baktığımızda bu rutini tekrarlamaya değecek bir ödülvari sistemi de yok o kadar. death stranding'de o bile yoktu ama mesela 2018 çıkışlı god of war'u ele alalım. adamlar yarı-açık dünya mantığını oyuna çok güzel oturtmuş üstelik yan görevlere gitmeyi isteyecek kadar güzel bir sistem yaratmıştı. o yan görevleri yapmadan da oyunu bitirebiliyorduk ama yan görevler insanı gerçek anlamda cezbediyordu.
sen harika bir açık dünya mantığı ile pazarlamaya çalışıyorsan oyunu -ana hikaye mevzularına sonra geleceğim- o zaman övüneceğin tek şey bak ne güzel grafiklerimiz var bir de metal hayvan tasarladık işte olmamalı. bir kere senin güçlü bir ana hikayen yok ve ana hikaye hasebi ile kesip biçtiğimiz o insanları berbat tasarlamışsın zaten. hayır yani vadiye kaya diye tasarlamışlar bir iki tane hareketsiz insan modeli, kayaya vuruyoruz ölsün diye ama bakıyorsun mesela en basitinden stormbird'e, sawtooth'a bu kadar mı gerçekçi olur? hareketleri, patlamalar, zırh tasarımları derken orgazmik bir etki bırakıyor insanda. elinde değerlendirebileceğin muhteşem bir açık dünya var, bunu maksimum 7-8 tane meka yaratık ile sınırlandıracağına çeşitlendir. en kötü oyun biraz geç çıkar ama verilen paraya değer en azından ama hayır illa ubisoft'un rezil kepaze tekrar et ve dolu göster mantığını kullanıp üstüne far cry 3, assassin's creed,tomb raider gibi sevilen tüm oyunların boktan sistemini birleştirmeye çalış ortaya da bu kopya içerik çıksın. ben post-apokaliptik bilim-kurgu'nun köpeğiyim ama kanser oldum oynarken bu salak pazarlama mantığı yüzünden. ana karakter hatun (aloy) da zaten game of thrones ygritte ile lara croft çakması olmuş ya neyse.*
aynı mantıkta ilerleyen görevler de cabası. karakter gelişimi gördüğümüz harika bir başlangıçtan sonra -ki günümüz açık dünya mantığı ile ilerleyen oyunlarda zerre ana senaryo ve karakter gelişimi göremediğimizi düşünürsek ben buna bile tamamım- nasıl hiç edilebilir tüm bu gelişim? yenilik vadediyoruz diyerek milleti ayakta uyutmak bu. benim bu oyundan görsellik dışında zevk alabilmem için oynadığım ilk oyun olması gerekiyor.
ha, bu oyun çok mu kötü bir oyun? yoo gayet güzel oyun aslında. ana hikaye ne kadar klişe olsa da film gibi izletiyor kendini. hey gidi rost be... aloy'un karakter gelişimi oyunun başında şaşırtacak derecede güzel işlenmiş. silahlar gayet güzeldi ve karakterin biraz hantal olması sebebiyle gayet gerçekçi bir deneyim sunuyordu. icerail, stormslinger, ropecaster falan kullanması epey keyifli weaponlar ki ben uçup kaçtığımız, karakterlerin beş dakika yerinde durmadığı hack 'n' slash oyunlarının kölesi olmama rağmen bu gerçekçilik için özellikle hantal bir wp kullanım sistemini epey sevdim bile diyebilirim. beni kızdıran ellerinde harika bir fırsat varken ubisoft'un salak saçma hilelerini kullanıyor olmaları. yoksa oyun kendi türü içinde yenilik vadetmese bile günümüzde çıkan salak saçma oyunlara nazaran gayet 7 verilecek bir oyun.
devamını gör...
veronika ölmek istiyor
çok kısa, bir solukta okunabilecek bir roman.
ölümden, delilikten ve aslında ölüm bilincinin hayatı anlamlandırışından bahseder.
veronika hayatı dışarıdan mükemmel gözüken bu kadındır. ancak bu kadın, kendi iç dünyasındaki kapana kısılmışlıkla boğuşmaktadır. ve aslında kendisinden, kendi benliğinden habersizdir. ölüm ona güzel bir seçenek sunar, bunu yapmak onu zihninden kurtaracaktır. ancak, uyandığında kendisini bir akıl hastanesinde bulur. ve kendisine, hayattaki son günleri olduğu söylenir...
bu hastanede çeşitli hikayelerle buluşulur ve bunlar, deliliğin ne demek olduğunu anlatır bize. toplumun görmek istediği bireyden farklı olmak, dışlanmışlık, delilik gerekçesidir. oysa ki, deliliğin garipsenmediği, farklılıkların normal karşılandığı bu yerde her şey mümkündür.
kimsenin söyleyemediği cümleleri 'delilik' adı altında anlatabilen soytarı buna en güzel örnektir.
(bkz: veronika decide morrer)
(bkz: veronika decides to die)
ölümden, delilikten ve aslında ölüm bilincinin hayatı anlamlandırışından bahseder.
veronika hayatı dışarıdan mükemmel gözüken bu kadındır. ancak bu kadın, kendi iç dünyasındaki kapana kısılmışlıkla boğuşmaktadır. ve aslında kendisinden, kendi benliğinden habersizdir. ölüm ona güzel bir seçenek sunar, bunu yapmak onu zihninden kurtaracaktır. ancak, uyandığında kendisini bir akıl hastanesinde bulur. ve kendisine, hayattaki son günleri olduğu söylenir...
bu hastanede çeşitli hikayelerle buluşulur ve bunlar, deliliğin ne demek olduğunu anlatır bize. toplumun görmek istediği bireyden farklı olmak, dışlanmışlık, delilik gerekçesidir. oysa ki, deliliğin garipsenmediği, farklılıkların normal karşılandığı bu yerde her şey mümkündür.
kimsenin söyleyemediği cümleleri 'delilik' adı altında anlatabilen soytarı buna en güzel örnektir.
(bkz: veronika decide morrer)
(bkz: veronika decides to die)
devamını gör...
heisenberg belirsizlik ilkesi
konumu bilirsek hız değişir, hızı bilirsek konum değişir demiş, heisenberg. alın size, matematik içinde kaybolan fiziğin garibanlığını tüm çıplaklığıyla anlatan bi ilkedir bu. kuantumcuları göreve davet ediyorum. kuantımda fiziksel nicelikler matris ile temsil edilir ve matrislerde, ölçülen fiziksel niceliğin ölçüm sırası çok kilittir. kuantum mekaniğinde her zaman kullanılan iki fiziksel nicelik örneği moment ve hız, eğer matris formülasyonu içinde yer değiştirmiyosa, aynı anda asla ölçülemez. hatta bu şu da demek, bu durumda ne kadar isabetli ölçersen, diğerinde o kadar yanılmışsın. yani atomaltı dünya her zaman olası sonuçlara gebedir. deterministik dünyacılar lütfen benim müziğimde köşede oynasınlar demiş kibarca heisenberg(bkz: ajdar'ın müziğinde dans eden müslüm)
özetle zaman ve enerjinin, momentum ve konumun, açı ve açısal momentum çiftlerinin her ikisinin bir arada ölçülüp bilinemeyeceğini anlatır. heisenberg, niels bohr'la beraber bu konuları tartışırken bazen geceleri geç saatlerde bunalıp dışarı çıkarlarmış. heisenberg, dünyanın ne kadar saçma sapan bi yer olduğunu söylemiş hatta bi gün bohr'a. kopenhag ekolünden bu amcalar tabi. felsefe ve mistisizme ciddi ilgileri vardır hem bohr hem de heiso'nun. yılmaz öner yıllar önce fizik ve felsefe'sini çevirdi onun. yakın zamanda küre yayınları da tekrar bastı. ayrıca frithjof capra'da heiso'nun felsefi ve mistik düşünceleri hakkında çok şey anlatır zeyl olarak.
özetle zaman ve enerjinin, momentum ve konumun, açı ve açısal momentum çiftlerinin her ikisinin bir arada ölçülüp bilinemeyeceğini anlatır. heisenberg, niels bohr'la beraber bu konuları tartışırken bazen geceleri geç saatlerde bunalıp dışarı çıkarlarmış. heisenberg, dünyanın ne kadar saçma sapan bi yer olduğunu söylemiş hatta bi gün bohr'a. kopenhag ekolünden bu amcalar tabi. felsefe ve mistisizme ciddi ilgileri vardır hem bohr hem de heiso'nun. yılmaz öner yıllar önce fizik ve felsefe'sini çevirdi onun. yakın zamanda küre yayınları da tekrar bastı. ayrıca frithjof capra'da heiso'nun felsefi ve mistik düşünceleri hakkında çok şey anlatır zeyl olarak.
devamını gör...
bir zamanlar moda olan şimdi yüzüne bakmadığımız şeyler
deri mont.
devamını gör...
animasyon film önerileri
ratatuille, karmakarışık, ters yüz, vall-e, yukarı bak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
durdu... kafasını kaldırıp, göğe doğru.... şu koca kainatta nereye akmakta olduğunu düşündü...
durdu. gidecek yeri yoktu...
nereden geldiğini de unutmuştu... bir anlık, bir saliselik bu zaman diliminde, kendini unutmuştu...
kimliği....
kim?liği...
unutmuştu..
durdu... ne bir adım ileri ne bir adım geri...
önünde, ardında insanlar, nereye aktığını bilmeden... insanlar...
bir salise öncesine kadar, o da...
lakin durdu... durdu... öylece! öylesi!
durdu... ne bir adım ileri ne bir adım geri... durdu...
yazma yeteneğinin benden ne vakit alındığını bilmiyordum. mecbur takıldığım 5 kişinin ortalaması olma lanetine de inanmıyordum. lakin tuttu. evet bu lanet geldi, en sonunda gizli evrenimi buldu. kalem değil, ruhum, klavye ve müzik üçgeninde. zihnin evrelerinden çıkagelen o çoklu genleri dile döküvermek, en efsunlu sığınağımken... tuttu...
bu lanet, habis bir güç gibi iliklerime kadar yoğurdu.. en baş, müzik evreninden beni soğuttu... ardından.. lanet bu ya, o 5 orta, bir derin efsun muhafız alayı kılındı. ne bir adım ileri ne bir adım geri... tuttu.. bu lanet tuttu.. .artık yazmak ağrısı ne başıma ne ruhuma vurdu... tuttu.
durdu. gidecek yeri yoktu...
nereden geldiğini de unutmuştu... bir anlık, bir saliselik bu zaman diliminde, kendini unutmuştu...
kimliği....
kim?liği...
unutmuştu..
durdu... ne bir adım ileri ne bir adım geri...
önünde, ardında insanlar, nereye aktığını bilmeden... insanlar...
bir salise öncesine kadar, o da...
lakin durdu... durdu... öylece! öylesi!
durdu... ne bir adım ileri ne bir adım geri... durdu...
yazma yeteneğinin benden ne vakit alındığını bilmiyordum. mecbur takıldığım 5 kişinin ortalaması olma lanetine de inanmıyordum. lakin tuttu. evet bu lanet geldi, en sonunda gizli evrenimi buldu. kalem değil, ruhum, klavye ve müzik üçgeninde. zihnin evrelerinden çıkagelen o çoklu genleri dile döküvermek, en efsunlu sığınağımken... tuttu...
bu lanet, habis bir güç gibi iliklerime kadar yoğurdu.. en baş, müzik evreninden beni soğuttu... ardından.. lanet bu ya, o 5 orta, bir derin efsun muhafız alayı kılındı. ne bir adım ileri ne bir adım geri... tuttu.. bu lanet tuttu.. .artık yazmak ağrısı ne başıma ne ruhuma vurdu... tuttu.
devamını gör...
sirius
bir çeşit bulut türüdür. yaklaşık 6000 metrede bulunurlar. jet akımların getirdiği nemin yoğunlaşması sonucu oluşurlar. buz kristallerinden oluşan bu bulutlar ganelde 1 ya da 2 gün sonra gelecek yağışı haber verirler.
devamını gör...
son zamanlarda ortaya çıkmış saçma kelimeler
müko
devamını gör...