yasak aşklardan, 3. sınıf entrikalardan, bol bol ağalardan ve törelerden beslenen vasat ötesi sektör
devamını gör...

şimdi biraz kenara çekilip izleme zamanı, bu durum böylemi sürdürülecek, yaprak dökümü erkenmi başlar yoksa mod'lar düzenleme zahmetine girermi bekleyip görücez.
devamını gör...

sesi ve oyunculuğu ayrı güzel sanatçı. demet evgar-farketmeden(offıcıal vıdeo)

devamını gör...

son derece cesur, insanı şerefi, onuru uğruna ölmeye teşvik eden bir güzel atalar sözü kalıbı.

diyor ki; eğer ahlaksız, şerefsiz bir durumda kalırsan ve sen de o ahlaksızlığa, şerefsizliğe ortak olduğunda, kendini kurtarma olanağın, olasılığın varsa, doğru olanı seç; şerefsizlik yapma, gerekirse bu uğurda canını ver ama onurunu her daim koru.

hemen karşısında "köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler" atasözünü de söyleyen bir millet olarak ilk atasözümüzün ne kadar geçerli olduğunu uzunca tartışabiliriz.

birbirinin tam zıddı atasözlerimizin listesi yapılmış mıdır bilmiyorum ama bu konuda diğer milletlerden aşağı kaldığımızı hiç sanmıyorum. yaşanılan her durum halkın hafızasında bir şekilde yer ediyor, buna benzeyen atalar sözü haline geliyor.

sizleri, yukarıdaki iki zıt atasözünü de içinde barındırdığına inandığım ünlü dede korkut hikayesi duha koca oğlu deli dumrul destanı ile baş başa bırakayım. okumayan ve okumak isteyen varsa da bir boş zamanında okur diyerek.

"meğer hanım, oğuz’da duha koca oğlu deli dumrul derlerdi bir er var idi. bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. bunu niçin böyle ederdi? onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der idi, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim rum'a, şam'a gitsin, ün salsın der idi.

meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. o obada bir iyi, güzel yiğit hasta düşmüştü. allah’ın emriyle o yiğit öldü. kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. o yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.

ansızın deli dumrul dört nala yetişti. der: bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz dedi. dediler: hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz dediler.

deli dumrul der: bre yiğidinizi kim öldürdü? dediler: vallah bey yiğit, allah taala’dan buyruk oldu, al kanatlı azrail o yiğidin canını aldı. deli dumrul der: bre, azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir allah, birliğin varlığın hakkı için azrail’i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi. çekildi döndü deli dumrul evine geldi.

hak teala’ya dumrul’un sözü hoş gelmedi. bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergahımda gezsin, benlik eylesin dedi. azrail’e buyruk eyledi kim ya azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, dedi, canını hırıldat, al dedi.

deli dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın azrail çıka geldi. azrail’i ne çavuş gördü ne kapıcı. deli dumrul’un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. dünya alem deli dumrul’un gözüne karanlık oldu. çağırıp deli dumruj söyler, görelim hanım ne söyler:

der:

bre ne heybetli ihtiyarım
kapıcılar seni görmedi
çavuşlar seni duymadı
benim görür gözlerim görmez oldu
tutar benim ellerim tutmaz oldu
titredi benim canım cuşa geldi
altın kadehim elimden vere düştü
ağzımın içi buz gibi
kemiklerim tuz gibi oldu
bre sakalcığı akça ihtiyar
gözceğizi fersiz ihtiyar
bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
kazam belam dokunur bugün sana

dedi. böyle diyince azrail’in hiddeti tuttu, der:

bre deli kavat
gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
gözü güzel kızların gelinlerin canım çok almışım
sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canım çok almışım
sakalımın ağarmasının manası budur

dedi. bre deli kavat övünüyordun: al kanatlı azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin dedi.

deli dumrul der: bre, al kanatlı azrail sen misin dedi. evet benim dedi. bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun dedi. evet, ben alıyorum dedi. bre azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi dedi. ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım dedi.

kara kılıcını sıyırdı eline aldı. azrail’e çalmağa hamle kıldı. azrail bir güvercin oldu. pencereden uçtu gitti. insan oğlunun ejderhası deli dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. der: yiğitlerim azrail’in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca dedi.

kalktı atma bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. bir iki güvercin öldürdü. döndü, evine gelirken azrail atının gözüne göründü. at ürktü. deli dumrul’u kaldırdı yere vurdu. kara başı bunaldı, darda kaldı. ak göğsünün üzerine azrail basıp kondu. demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.

der:

bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman
ben seni böyle bilmezdim
hırsız gibi can aldığını duymazdım
tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
o dağlarımızda bağlarımız olur
o bağların kara salkımlı üzümü olur
o üzümü sıkarlar al şarabı olur
o şaraptan içen sarhoş olur
şaraplıydım duymadım
ne söyledim bilmedim
beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
canımı alma azrail medet

dedi. azrail der: bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun. allah taala’ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum dedi. deli dumrul der: peki ya can veren can alan allah taala mıdır? evet odur dedi. döndü azrail’e, peki ya sen ne eylemekli belasın, sen aradan çık, ben allah teala ile haberleşeyim dedi.

deli dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
nice cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
baki kalan settar tanrı
benim canımı alacaksan sen al
azraile almağa bırakma
dedi. allah teala’ya deli dumrul’un burada sözü hoş geldi. azrail’e nida eyledi ki madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, ya azrail, deli dumrul can yerine can bulsun, onun canı azat olsun der.

azrail der: bre deli dumrul allah teala’nın emri böyle oldu ki deli dumrul canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun dedi.

deli dumrul der: ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam var, gel gelelim. ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak dedi.

deli dumrul sürdü babasının yanına geldi.

babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

ak sakallı aziz izzetli canım baba
biliyor musun neler oldu
küfür söz söyledim
hak teala'ya hoş gelmedi
gök üzerinde al kanatlı azrail'e emreyledi
uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
baba senden can dilerim verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın

babası der:

oğul oğul ay oğul
canımın parçası oğul
doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
penceresi altın otağımın kabzası oğul
kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
karşı yatan kara dağım gerek ise
söyle gelsin azrailin yaylası olsun
soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
ona içme olsun
tavla tavla koç atlarım gerek ise
ona binek olsun
katar katar develerim gerek ise
ona yük taşıyıcı olsun
ağıllarda akça koyunum gerek ise
kara mutfak altında onun şöleni olsun
altın gümüş para gerek ise
ona harçlık olsun
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil
benden aziz benden sevgili anandır
oğul anana var

dedi. deli dumrul babasından yüz bulmayıp sürdü anasına geldi. der:

ana biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi
benim akça göğsümü bastırıp kondu
hırıldatıp canımı alır oldu
babamdan can diledim ana vermedi
senden can dilerim ana
canını bana verir misin
yoksa oğul deli dumrul diye ağlar mısın
acı tırnak ak yüzüne çalar mısın
kargı gibi kara saçını yolar mısın ana

dedi. anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş : anası der:

oğul oğul ay oğul
dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
on ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul
dolma beşiklerle belediğim oğul
dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
yaman yere varmışsın varamam
dünya tatlı can aziz
canımı kıyamam belli bil

dedi, anası da canını vermedi. böyle diyince azrail geldi deli dumrul’un canını almağa. deli dumrul der:

bre azrail aman
tanrının birliğine yoktur güman

azrail der: bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek dedi. deli dumrul der: hasretlim vardır, buluşayım dedi. azrail der: bre deli hasretlin kimdir? der: el kızı helallim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın dedi.

sürdü helallisinin yanına geldi, der:

biliyor musun neler oldu
gök yüzünden al kanatlı azrail uçup geldi.
benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
benim tatlı canımı alır oldu
babama ver dedim can vermedi
anama vardım can vermedi
dünya şirin can tatlı dediler
şimdi
yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
soğuk soğuk sularım sana içme olsun
tavla tavla koç atlarım sana binek olsun
penceresi altın otağım sana gölge olsun
katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
gözün kimi tutarsa
gönlün kimi severse
sen ona var
iki oğlancığı öksüz koyma

dedi. kadın burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

der:

ne diyorsun ne söylüyorsun
göz açıp da gördüğüm
gönül verip sevdiğim
koç yiğidim şah yiğidim
tatlı damak verip öpüştüğüm
bir yastıkta baş koyup emiştiğim
karşı yatan kara dağları
senden sonra ben neylerim
yaylar olsam benim mezarım olsun
soğuk soğuk sularını
içer olsam benim kanım olsun
altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
tavla tavla koç atını
biner olsam benim tabutum olsun
senden sonra bir yiğidi
sevip varsam beraber yatsam
alaca yılan olup beni soksun
senin o namert anan baban
bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
arşşahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
yer şahit olsun gök şahit olsun
kadir tanrı şahit olsun
benim canım senin canına kurban olsun

dedi, razı oldu.

azrail hatunun canını almağa geldi, insan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. allah teala’ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:

der:

yücelerden yücesin
kimse bilmez nicesin
güzel tanrı
çok cahiller seni gökte arar yerde ister
sen bizzat müminlerin gönlündesin
daim duran cebbar tanrı
ulu yollar üzerine
imaretler yapayım senin için
aç görsem donatayım senin için
alırsan ikimizin canını beraber al
bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
keremi çok kadir tanrı

dedi. hak teala’ya deli dumrul’un sözü hoş geldi. azrail’e emreyledi: deli dumrul’un babasının, anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. azrail de babasının anasının derhal canını aldı. deli dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.

dedem korkut gelip destan söyledi, deyiş dedi. bu destan deli dumrul’un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin dedi.

dua edeyim hanım: yerli kara dağların yıkılmasın. gölgeli koca ağacın kesilmesin. taşkın akan güzel suyun kurumasın. kadir tanrı seni namerde muhtaç etmesin. ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. derlesin toplasın günahınızı adı güzel muhammed’e bağışlasın hanım hey!"

son not: hikayeyi okuyup bitirdiyseniz, sizin de dikkatinizi muhakkak çekmiştir, hikayenin 15. yy civarında yazıya geçirildiği tahmin edilmesine rağmen, tanrı ve azrail'le olan bu teklifsiz samimiyet, aslında bu hikayenin çok daha önce, türkler islamiyeti yeni yeni kabul ettiği zamanlardan kalma olduğunu gösteriyor. bunu da not düşmek istedim.
devamını gör...

yersiz ve zamansız bir konuyu dile getirip kimsenin aklında olmadığı hâlde o konuyu gündeme sokan ve ortalığı karıştıran insanlara karşı söylenen bir atasözüdür. örnek cümle;

''aman ali rıza bey! keyfimiz gayet yerindeyken eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme de ağzımızın tadı kaçmasın.''
devamını gör...

oksidasyon ya da yükseltgenme engelleyicilerdir.

gıdalarda bulunan yağların, havada avel avel gezen oksijenle teması sonucu otoksidasyon meydana gelir ve sonucunda serbest radikaller ortaya çıkar. bu serbest radikaller canlı hücreler için büyük tehlike arz eder. antioksidanların görevi; bu serbest radikallerle bağ kurmaktır, böylece serbest radikallerin hücrelere zarar vermesi engellenir. antioksidanlar sentetik olarak üretilebildiği gibi vücudumuzda doğal yoldan da üretilir *. bazı sentetik antioksidanların ( tbhq ve bha) kanserojen özelliğe sahip olma ihtimalinden dolayı doğal antioksidanlar önerilir. bunların dışında doğada birçok yiyecekte doğal antioksidan bulunur.

zengin antioksidan içerikli doğal yiyecekler: domates, kırmızı lahana, pancar, fasulye, ıspanak, enginar, baharatlar, çay türleri, ahududu, çilek, karpuz, greyfurt, yaban mersini, ceviz, bitter çikolata... ( kırmızı yiyeceklerin hemen hemen hepsi antioksidan içerir.)
bunların dışında; e vitamini, c vitamini ve koenzim-q10 preparatları şeklinde vücuda alınabilir. karaciğerde, kalpte ve damarlarda biriken yağlar ve daha bilmediğim birçok faktörün etkisiyle organlarda biriken yağlar oksidasyona müsaittir. oksidasyon sonucu oluşan serbest radikaller bu organlarda plakların oluşmasına sebep olur ve bu, hastayı ölüme götürebilir. o yüzden doğal antioksidan içerikli yiyecekler sağlıklı bir yaşam için birebirdir. her şeyden önce sık sık yağlı yiyecekler tüketmekten kaçınmanızı tavsiye ederim, aniden tahtalı köyü boylarsınız mazallah.

herhangi türde bir yağ içeren yiyeceğinizi havayla temastan uzak tutmak; yiyeceğinizin kalitesini, lezzetini ve sağlığınızı korur. örneğin marine ettiğiniz eti hava içeren bir kaba koyup streçlemeyin; bunun yerine sosladıktan sonra eti buzdolabı poşetine koyup ağzını sıkıca kapatın.

gıdalarda ve çözelti türü preparatlarda katkı maddesi olarak antioksidan kullanımı yaygındır. bu antioksidanlar diğer fikse edici katkı maddelerinin aksine ekstra kalite, lezzet, koku vermez. uygun miktarda uygun ambalajlarda kullanımı, yiyeceklerin otoksidasyonunu engeller ve yiyeceklerin mevcut kalitesini korur.
devamını gör...

basitçe, yara izi olarak tarif edilir.
devamını gör...

muhtemelen konum atmış yazarlardır.
açalım navigasyonu bakalım bakalım.
devamını gör...

büyükşehirlerin, geri dönüşüm meleği olan insanları, şeytan yapmaya zorlamak.
yaşam savaşını alenen veren insanları, yaşamdan soğutmak
mazluma gücü yetmek.
ceza vereni de, ceza veren sistemi de allah ıslah etsin
devamını gör...

ekmeği bölüp yemekte fayda var.

edit: başlığı alman bir kızla yemeğe çıkacaklara tavsiyeler diye açsam sıkıntı yoktu değil mi? iki yüzlüler. yine mağdur oldular.
devamını gör...

kısaca iyileşmeye inanmaktır.
plasebo etkisi bilindiği üzere hastanın kendi kendine düşünce yoluyla iyileştirmesi üzerine yöneliktir. bu yöntemle tedavide kullanılan ilaç yerine boş ilaç verilebilir ya da sahte bir operasyon yapılabilir
ve bu insanların belli bir kısmı hiç analiz etmeden gerçek ilacı ya da tedaviyi aldıkları düşüncesini kabul eder, ona inanır ve teslim olur.
(bu durumda otonom sinir sistemi tam olarak ilaç ya da tedaviyle olan kimyasalları kendi yapmaya ve vücudu buna göre programlamaya başlar)

plasebo etkisinin bize anlattığı şey kısaca şudur: her şeyden önce bu durumda iyileştirmeyi gerçekleştiren dışarıdan alınan madde değil.
vücudun iyileşmesini, var olan bir iç potansiyel sağlıyor. bu da zihin ile beden arasında bir bağlantının var olması anlamına geliyor. yani o hap; içen kişi içen mümküniyeti, umudu temsil ediyor.
*****
bir kişi üzerinde deneyince işe yaradığını görebilirsiniz. tedavi gören bir hastaya iyi şeyler söyleyerek, iyileşeceğine inandırarak psikolojik destek verirseniz hastanın iyileşme süresi kısalır.
devamını gör...

her son yeni başlangıçtır.

aslında bu bir nevi arınmak olarak da düşünülebilir. sana ait olmayan her şey bir bir senden gider. sen kaybettiğini sanırsın. son tahlilde kalan gerçekten sana ait olandır. orandan güçlenmeyi öğrenirsin.
devamını gör...

anlatmak, anlaşılmak, anlamak ve en önemlisi farklı pencerelerden bir şeyler öğrenmek.
devamını gör...

şilili yazar ve şair pablo neruda'nın şiiridir.

yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.

yavaş yavaş ölürler,
izzetinefislerini yıkanlar
hiçbir zaman yardım
istemeyenler.

yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen, veya bir yabancı
ile konuşmayanlar.

yavaş yavaş ölürler
ihtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar,
tamir edilen kırık
kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten
kaçınanlar yavaş
yavaş ölürler.

yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar.
yavaş yavaş ölürler.
devamını gör...

osmanlı devletinin gerileme döneminde gerilemesini daha da hızlandırmış ve hazineyi de epey zarara uğratmış bir uygulama. şöyle ki: bir alimin çocuğu olduğu zaman nasılsa alimin çocuğu da alim olur mantığı ile ulema ilan edilip maaş bağlanır. çocuk büyüdüğünde görevi hazırdır. babadan oğula geçen ulemalıktır. liyakat gerektirmez.
devamını gör...

yine de kenara 5-10 atıp atıp, kargo bedava limitine ulaştığında bu para en uygun siteden alınabilir. bu ülke de pahalı olsalarda çoğu şeyden daha fazla hak ediyor kitaplar ederlerini. bir klişeyle kapamak istiyorum, starbaksss'da bir vanilya şuruplu frapiçino rica ediyimm!, bir off ayılamıyom gangaa star'dan birer shot espresso çakalım! olmuş 15-20 lira.
devamını gör...

ensonhaber


yeni keşfedilen 1 milyar yıllık mikro fosil kayıtlara geçmiş en eski çok hücreli canlı olabilir

ingiltere'de keşfedilen 1 milyar yıllık bir mikro fosilinin, kayıtlara geçmiş en eski çok hücreli canlı olabileceği iddia edildi.




kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ben küçükken sadece elektrikler kesildiğinde gelirdi. mum ışığında ödev yapmaya bayılan çok romantik bir ruhum vardı zaar. şimdi mumla arıyorum ama gelmiyor.
devamını gör...

işkembeye benzer petek petek yapısından adının kuzumidesi olması gereken mantar çeşididir. tam olarak aşağıdaki gibidir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ama siz yine de fotoğrafa bakarak değil, bir bilenle toplayın. n’olur n’olmaz. mantar şakaya gelecek bir yiyecek değil.
devamını gör...

en çok ankara'da bulunan meslek grubudur.

(bkz: memur şehri).
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim