lavaboda ayağını yıkayan insan
kanada'da bir üniversitede, lavaboda ayak yıkanmasından rahatsız olanlar şikayet etmişler ve üniversite müslüman öğrenciler için abdest alma yeri kurmuştu.
devamını gör...
türkler'in doğada mangal yapmayı eğlenmek zannetmesi
türklerin mangal dediğine yabancılar barbekü diyor, bir farkı yok aslında... valla mangal, keyifli insanlarla birlikte yapıldığında benim açımdan gerçekten çok eğlenceli bir aktivitedir ama her şeyde sorun çıkartan insanlarla mangal yapmaksa tam bir işkence... her ikisini de tecrübe etmiş biri olarak artık kim neyi seviyorsa onlarla o aktiviteyi yapıyorum. mesela mangal seven yakın akrabalarla mangal yaptık, çok da eğlendik ama mangal sevmeyenlere de restoranda barbekü yaptırdık.. parasal açıdan bakınca pek fark yok, ikisinde de hemen hemen aynı masrafı yaptık..
devamını gör...
hozier
take me to church şarkısıyla herkesin aklında yer edinen irlanda asıllı sanatçı.
devamını gör...
ilhak etmek
bir bölgeyi zor ve baskı yoluyla işgal etmek.
örneğin, ıı. meşrutiyetin ilanı (1908) esnasında avusturya-macaristan imparatorluğu, bosna hersek'i ilhak etmiştir.
örneğin, ıı. meşrutiyetin ilanı (1908) esnasında avusturya-macaristan imparatorluğu, bosna hersek'i ilhak etmiştir.
devamını gör...
hacivat karagöz neden öldürüldü
müzikleri yunus emre'ye ait ilahilerden seçilmiş, mükemmel ötesi senaryo ve oyunculuklar barındıran türk sinemasının yüz akı bir filmdir.
hâlâ belli aralıklarla youtube'dan açarak izlediğim, sadece müzikleri için bile defalarca daha izleyeceğim bir filmdir.
bir yunus emre ilahisi uyarlaması şebnem dönmez ve haluk bilginer'den vaktiniz varsa mutlaka dinleyin.
"dört kitabın manası, budur eğer var ise."
ilâhi, bir aşk ver bana
neredeyim bilmeyeyim
yavı kılayım ben beni,
isteyi ben bulmayayım.
al gider benden benliği,
doldur içime senliği.
dirliğinde öldür beni,
varıp orda ölmeyeyim.
bülbül olayın öteyim,
dost bahçesinde yatayım.
gül olup da açılayım,
senden ayrı solmayayım.
aşkdurur derdin dermanı,
aşk yoluna kodum canı.
yunus emre söyler bunu,
bir dem aşksız olmayayım.
hâlâ belli aralıklarla youtube'dan açarak izlediğim, sadece müzikleri için bile defalarca daha izleyeceğim bir filmdir.
bir yunus emre ilahisi uyarlaması şebnem dönmez ve haluk bilginer'den vaktiniz varsa mutlaka dinleyin.
"dört kitabın manası, budur eğer var ise."
ilâhi, bir aşk ver bana
neredeyim bilmeyeyim
yavı kılayım ben beni,
isteyi ben bulmayayım.
al gider benden benliği,
doldur içime senliği.
dirliğinde öldür beni,
varıp orda ölmeyeyim.
bülbül olayın öteyim,
dost bahçesinde yatayım.
gül olup da açılayım,
senden ayrı solmayayım.
aşkdurur derdin dermanı,
aşk yoluna kodum canı.
yunus emre söyler bunu,
bir dem aşksız olmayayım.
devamını gör...
yazarların asla yapmam dediği bir şey
asla bir hayvana zarar vermem.
devamını gör...
köy denilince akla gelenler
köy evi;
1- duvarda, evin vefat etmiş kişisinin değerli eşyası asılıdır.(baston)
2- kuzine
3 -devamlı hayvan sesi
4- evin etrafındaki arsa (çay ve fındıklık)
1- duvarda, evin vefat etmiş kişisinin değerli eşyası asılıdır.(baston)
2- kuzine
3 -devamlı hayvan sesi
4- evin etrafındaki arsa (çay ve fındıklık)
devamını gör...
mary jane
mükemmel coverları olan sanatçı.
örnek olarak,
örnek olarak,
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
en sevdiğim rengin yeşil olmasını carlsberg sevdama ve türbelerde bulunan örtülerin parlak yeşiline bağlıyordum.*
ormanın içinde yaşamaya başladığımda fark ettim ki, ben yeşilin olmadığı bir coğrafyada büyümüştüm, yokluğu sebebiyle en sevdiğim renk olmuştu yeşil.
yeşil, orman, doğa….
yangınları yakından deneyimlediğim için bu konu hakkında konuşmak, yazmak beni gerçekten üzüyor.
siyah dumanların, beyaz dumanlara dönüşmesini izlerken bir daha yeşil dönüşmesinin zaman alacağını bilmek kahretti, etmeye devam ediyor. yemyeşil dağların siyaha dönüşmüş olması her gün aynı karartılara bakmak….
yıkımlardan, felaketlerden ders alarak oluşan bilinç düzeyimizin kalıcı olması dileğiyle.
sevgili (bkz: bengaripsengüzeldünyaumutlu), keyifle yaptığın yayınlarında hepimizin canını acıtan konulara yer verdiğin için teşekkür ediyorum.
ormanın içinde yaşamaya başladığımda fark ettim ki, ben yeşilin olmadığı bir coğrafyada büyümüştüm, yokluğu sebebiyle en sevdiğim renk olmuştu yeşil.
yeşil, orman, doğa….
yangınları yakından deneyimlediğim için bu konu hakkında konuşmak, yazmak beni gerçekten üzüyor.
siyah dumanların, beyaz dumanlara dönüşmesini izlerken bir daha yeşil dönüşmesinin zaman alacağını bilmek kahretti, etmeye devam ediyor. yemyeşil dağların siyaha dönüşmüş olması her gün aynı karartılara bakmak….
yıkımlardan, felaketlerden ders alarak oluşan bilinç düzeyimizin kalıcı olması dileğiyle.
sevgili (bkz: bengaripsengüzeldünyaumutlu), keyifle yaptığın yayınlarında hepimizin canını acıtan konulara yer verdiğin için teşekkür ediyorum.
devamını gör...
z kuşağı bir kanser türüdür
bu çocukların bütün geleceğini duble yollara yatırıp, üstüne 500 milyar dolar borçlandırdıktan sonra kanser olmamaları mümkün değildi zaten.
devamını gör...
gereksiz abartılan şeyler
evlenmek.
devamını gör...
yeşil nickli yazarları beğenmiyoruz kampanyası
resmen nankör kedi, olum seni oralet fabrikasına müdür yaptık! bütün gün beleş kivi içip yeşil dille mask gibi dolanıyorsun fabrikada, kadın beyaz yakalara da yazılıyormuşsun, bu son damlaydı. doğru muhasebeye!
devamını gör...
barda
dün gece izleyene dek, izlemek için geç kalmış olduğumu düşünüyordum ama izledikten sonra fikrim değişti. kendisinin adını ilk kez duyduğum lise yıllarımda izleseydim, muhtemelen büyük resmi göremeyecek ve filmin izleyiciye sorgulatmak istediği noktayı gözden kaçıracaktım: bir grup genci rehin alıp onlara saatlerce işkence yapan, şiddet uygulayan ve tecavüz eden bu adamlar bunu neden yapıyordu?
filmdeki şiddet ve tecavüz sahnelerinin ne kadar rahatsız edici olduğundan bahsetmiş birçok kişi. evet, film bu açıdan rahatsız edici çünkü anlattığı şeylerin bizzat gerçek hayattaki karşılıkları rahatsız edici zaten. siz görseniz de görmeseniz de ülkenin, dünyanın bir sürü yerinde aynı anda bunlar yaşanıyor. ben bu satırları yazarken de yaşanıyor. olanı yansıttığı için bir filme rahatsız edici diyemeyiz; filmde anlatılanlar rahatsız edicidir, ve bu anlatımın sebebi de izleyenler olarak bize "neden?" sorgusunu yaptırmak ve bizi "nasıl?" diye düşünmeye teşvik etmektir. bazı filmler amaçlarının bu olduğunu söylese de şiddeti sorgulatmaktan ziyade bize sadece izletirler, hatta buna meyilli olan izleyicileri özendirebilirler belki de. ama "barda"nın böyle bir film olduğunu düşünmüyorum. aksine, içinde suç potansiyeli barındıran insanlara caydırıcı mesajlar verdiğini ve "böyle suçlar neden işleniyor, bu insanlar neden böyle yapıyor?" şeklinde sorgulara ittiğini düşünüyorum.
selim ve çetesinin, servisi biten bir bara girip bira istediği anda, aslında "neden?" sorusunun cevabı kendini yavaştan belli etmeye başlıyor: bu insanlar servisin bitmediği hiçbir koşulda böyle bir barda yiyip içemezler, çünkü kapıdan bile içeri alınmazlar en başında. öte yandan, hayatlarının en korkunç gecesini yaşatacakları o bir avuç genç, değil o barda kabul görmek, servis bittikten sonra bile orada istedikleri kadar takılma ayrıcalığına layık görülmüş bu sistem tarafından. selim ise bu sistem için bir paçavra. hiçbir zaman onların girebildiği mekanlara giremeyecek, onlar gibi giyinemeyecek, onlar gibi kabul görmeyecek ve onlar gibi kız arkadaşları olmayacak. bu iki sınıf arasındaki devasa fark, selim gibilerin yaşadığı dışlanmışlığın, tüm bu ayrıcalıkları avcunun içinde tutan kesime karşı duydukları kudurmuş bir öfkeye dönüşmesine zemin hazırlıyor. öfke nefrete, nefret de şiddete dönüşüyor. kendinde, bu ayrıcalıklara sahip olarak evren tarafından "kayrılmış" insanları tartaklamayı, onlara tecavüz etmeyi ya da onları dövmeyi, öldürmeyi hak görüyor. dolayısıyla bu onun için bir suç bile değil. kurallara uyduğu takdirde asla sahip olamayacağı birtakım ayrıcalıklara, kısa bir süreliğine de olsa teklifsizce sahip olmak onun için. bir erk meselesi. kıt kanaat yaşadığı, itibarının olmadığı, yokluk içinde geçen bir hayatta, başkaları gibi olma çabası. kendisini asla "buyrun, hoş geldiniz" diye karşılamayacak bir bara girmek, parasının asla yetmeyeceği bir şişe viskiyi kafasına dikmek, kendisini normalde asla kabul etmeyecek ve sevmeyecek bir kadına tecavüz etmek. tüm bunlara sahip olan erkek arkadaşlarına saatlerce işkence etmek. selim gibi birinin gözünde tüm bunlar, kendisine yapıldığına inandığı haksızlığın telafisi. işte bu yüzden dünyada milyonlarca selim var ve aradaki bu sınıf ve refah farkı, gelir eşitsizliği, eğitimsizlik, imkansızlık varlığını koruduğu müddetçe de çoğalacaklar.
bu mesajı olanca çıplaklığıyla perdeye aktarmış bir filme "çok fazla şiddet sahnesi var, özendiriyor, rahatsız ediyor" demek de iş değildir benim düşünceme göre.
filmdeki şiddet ve tecavüz sahnelerinin ne kadar rahatsız edici olduğundan bahsetmiş birçok kişi. evet, film bu açıdan rahatsız edici çünkü anlattığı şeylerin bizzat gerçek hayattaki karşılıkları rahatsız edici zaten. siz görseniz de görmeseniz de ülkenin, dünyanın bir sürü yerinde aynı anda bunlar yaşanıyor. ben bu satırları yazarken de yaşanıyor. olanı yansıttığı için bir filme rahatsız edici diyemeyiz; filmde anlatılanlar rahatsız edicidir, ve bu anlatımın sebebi de izleyenler olarak bize "neden?" sorgusunu yaptırmak ve bizi "nasıl?" diye düşünmeye teşvik etmektir. bazı filmler amaçlarının bu olduğunu söylese de şiddeti sorgulatmaktan ziyade bize sadece izletirler, hatta buna meyilli olan izleyicileri özendirebilirler belki de. ama "barda"nın böyle bir film olduğunu düşünmüyorum. aksine, içinde suç potansiyeli barındıran insanlara caydırıcı mesajlar verdiğini ve "böyle suçlar neden işleniyor, bu insanlar neden böyle yapıyor?" şeklinde sorgulara ittiğini düşünüyorum.
selim ve çetesinin, servisi biten bir bara girip bira istediği anda, aslında "neden?" sorusunun cevabı kendini yavaştan belli etmeye başlıyor: bu insanlar servisin bitmediği hiçbir koşulda böyle bir barda yiyip içemezler, çünkü kapıdan bile içeri alınmazlar en başında. öte yandan, hayatlarının en korkunç gecesini yaşatacakları o bir avuç genç, değil o barda kabul görmek, servis bittikten sonra bile orada istedikleri kadar takılma ayrıcalığına layık görülmüş bu sistem tarafından. selim ise bu sistem için bir paçavra. hiçbir zaman onların girebildiği mekanlara giremeyecek, onlar gibi giyinemeyecek, onlar gibi kabul görmeyecek ve onlar gibi kız arkadaşları olmayacak. bu iki sınıf arasındaki devasa fark, selim gibilerin yaşadığı dışlanmışlığın, tüm bu ayrıcalıkları avcunun içinde tutan kesime karşı duydukları kudurmuş bir öfkeye dönüşmesine zemin hazırlıyor. öfke nefrete, nefret de şiddete dönüşüyor. kendinde, bu ayrıcalıklara sahip olarak evren tarafından "kayrılmış" insanları tartaklamayı, onlara tecavüz etmeyi ya da onları dövmeyi, öldürmeyi hak görüyor. dolayısıyla bu onun için bir suç bile değil. kurallara uyduğu takdirde asla sahip olamayacağı birtakım ayrıcalıklara, kısa bir süreliğine de olsa teklifsizce sahip olmak onun için. bir erk meselesi. kıt kanaat yaşadığı, itibarının olmadığı, yokluk içinde geçen bir hayatta, başkaları gibi olma çabası. kendisini asla "buyrun, hoş geldiniz" diye karşılamayacak bir bara girmek, parasının asla yetmeyeceği bir şişe viskiyi kafasına dikmek, kendisini normalde asla kabul etmeyecek ve sevmeyecek bir kadına tecavüz etmek. tüm bunlara sahip olan erkek arkadaşlarına saatlerce işkence etmek. selim gibi birinin gözünde tüm bunlar, kendisine yapıldığına inandığı haksızlığın telafisi. işte bu yüzden dünyada milyonlarca selim var ve aradaki bu sınıf ve refah farkı, gelir eşitsizliği, eğitimsizlik, imkansızlık varlığını koruduğu müddetçe de çoğalacaklar.
bu mesajı olanca çıplaklığıyla perdeye aktarmış bir filme "çok fazla şiddet sahnesi var, özendiriyor, rahatsız ediyor" demek de iş değildir benim düşünceme göre.
devamını gör...
the last shadow puppets
ingiliz beyefendileri alex turner ve miles kane tarafından 2007 senesinde kurulan bir müzik grubudur. ilk albümleri 2008 senesinde yayınlanmıştır. (bkz: the age of the understatement) çok uzuuun bir aradan sonra 2. albümleri (bkz: everything you've come to expect) 2016 senesinde yayınlanmıştır. benim için arctic monkeys'den sonra en iyi gruptur, alex turner ve miles kane bana biraz paul mccartney ve john lennon ikilisini anımsatır.
devamını gör...
atatürk’ün hataları
kendine iyi bakmayıp erken yaşta aramızdan ayrılmasıdır.
devamını gör...
normal sözlük’te tanımlarını sevdiğiniz yazarlar
valla beğendiklerim'e bir göz attım. beğenmediğim yazar kalmamış.
(bkz: yaprak sarma fan kılap)
(bkz: larktwain_123_)
(bkz: hi my i run)
(bkz: ıvanmılınskı)
(bkz: whisper)
(bkz: ölmedim ama hafif sürünüyorum)
(bkz: kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası)
(bkz: morganick)
(bkz: yaprak sarma fan kılap)
(bkz: larktwain_123_)
(bkz: hi my i run)
(bkz: ıvanmılınskı)
(bkz: whisper)
(bkz: ölmedim ama hafif sürünüyorum)
(bkz: kaynamış sütün üzerindeki ince kaymak tabakası)
(bkz: morganick)
devamını gör...
bir kedi senden kaçınca alınmak
bu sevgi şelalesini o patilerinle ittin!hıh.
devamını gör...


