casper (profilimdeki kedicağızımın ismi)
bugs bunny
daffy duck
tom ve jery
heidi
şirinler
jetgiller
şimdi çizgi film var mı sahi?
devamını gör...

gerektiğinde çaldırandır.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yakın olduğunuz insanlarla olan samimiyeti kaybedene kadar hiç bitmeyecek sanmak:((
devamını gör...

zavallı kadın az bile yapmış. hamileyken antidepresan kullanmak zorunda kalmış. adam 1. sınıf hödük tayfadan belli. 6.5 aylık hamile bir kadına boşanmak istiyorum demek nedir ya? niye evlendin oğlum o zaman hıyarağası? söylenecek şey çok ama format elimizi kolumuzu bağlıyor ne yazık ki.
devamını gör...

e) hiçbiri
devamını gör...

kimseyi engellemiyorum çünkü bazı malları okumak hoşuma gidiyor, zekama şükrediyorum. evet gençler daha çok mallık yapın belki ceza alabilirsiniz. bunu görmek isterim şahsen. açık ve net.
devamını gör...

cemal süreya'nın çok güzel bir sözüdür. kahverenginin,sarının mükemmel birleşimini anlatmak için kullanmış.

(bkz: köylü yazardan ironiler) sağolsun tanımında gördüm. çok dokunaklı geldi.
devamını gör...

son zamanlarda büyükşehirlerde parklarda, ağaçlarda görülen papağan türüdür. ankara gibi soğuk iklime sahip memlekette bile ağaçlarda görülebiliyor. muhabbet kuşu ve diğer tropikal papağanlar gibi değillerdir. bunlar kafesten salınıp özgür bırakılsa bile kışı atlatamaz ve çevreye adapte olamazlar. ama yeşil papağanlar da egzotik bir tür olmalarına rağmen hindistan ve pakistan kökenli türlerdir ve oranın dağlık, ormanlık bölgelerinde yaşarlar.

kaçak olarak türkiye'ye getirilmiş ve gümrükte yakalanmış, ondan sonra serbest bırakılmışlar. 1996 yılında istanbul sınırları içinde tem otoyolunda, papağan taşıyan kamyonetin devrilmesi sonucu yüzlerce papağan uçup gitmiş. istanbul 'da varlıkları ortaya çıkan ve parklarda, korularda, ağaçlarda tüneyen yeşil papağanların gümrük ve kaza sebebiyle yayılan papağanlar olduğu düşünülmektedir. papağan popülasyonunun ilk zamanlar 100 kadar iken şimdi 5-6 binlik sayıya ulaştığı tahmin ediliyor. özellikle çınar, selvi ve çam ağaçlarını çok seviyorlar. papağanlar, kış mevsiminde bu ağaçların tohumlarıyla besleniyorlar. yaz mevsimi olunca da ağaç yaprakları ve meyveler ile besleniyorlar. bu ağaçlar, papağanlar için barınma ve beslenme imkanı sağlıyor.
devamını gör...

tahmini 7 senelik olan kabuklu fındık.

tanım : hatıra olsun diye saklanan garip nesneleri paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...

pamuk prenses ve yedi cüceler

bu masalın temeli 16. yüzyılda yaşamış margarete von waldeck adlı bir asilzadenin trajik yaşamına dayanıyor. margarete, abisinin küçük çocukları bakır madeninde işçi olarak çalıştırdığı bad wildungen’de büyümüş. madende çalışmanın etkisiyle vücutları ciddi ölçüde deforme olan çocuklar cücelere benzerlermiş o vakitler. meşhur zehirli elma da yaşlı bir adam tarafından işçi çocuklara dağıtılan çürümeye yüz tutmuş meyvelerin bir metaforu imiş. margarete’in üvey annesi onu sürekli küçümser, hor görürmüş. sonunda da başından def etmek için margarete’i brüksel’e göndermeye karar vermiş. margarete güzelliğiyle göz kamaştıran bir genç kızmış ve ispanya kralı’nın oğlu prens ıı. philip, margarete’e kör kütük âşıkmış. bu aşkı onaylamayan ispanya kralı gizli ajanları vasıtasıyla margarete’i zehirletivermiş. görünen o ki margarete ve prens philip pek de öyle sonsuza kadar mutlu yaşayamamışlar.

rapunzel

rapunzel, temelde eski bir hıristiyan öyküsüne dayanıyor. 3. yüzyılda, akdeniz ülkelerinden birinde pagan bir tüccar yaşarmış. bu tüccar kızına garip bir tutku ile bağlıymış. öyle ki kızına evlenmeyi yasaklamış. kıskanç baba seyahate gitmesi gerektiği zaman da kızını kulesine kilitlermiş. saç konusunun nasıl bu kadar önemli hale geldiğine dair elimizde bir veri yok ne yazık ki, fakat babası tarafından kuleye kapatıldığı zamanlarda genç kızımızın yüksek sesle hıristiyan inançlarını dışa vuran dualar ettiği ve dualarının ta kentin öteki yanından duyulduğu biliniyor. kızının kendi pagan tanrılarını reddettiğini ve hıristiyan olduğunu öğrenen tüccar, kızını önce inancını terk edip baba inancına dönmeye zorlamış, istediğini alamayınca da kızının kellesini uçurmuş. bu cinayetten kısa bir süre sonraki bir genel grev sonrasında tüccar da kellesinden olmuş. sesini bütün kasabaya duyurarak tanrısına dualar eden rapunzel ise, azize barbara adıyla, ortodoks kilisesinin azizeleri arasına katılmış.

mavi sakal

perrault, öyküsünü, oğlu tarafından katledileceği kehaneti ile uyarılmış bir ortaçağ hükümdarı olan conomor’un yaşam öyküsü etrafına kurmuş. bu korkuya kapılan coromor ne vakit eşlerinden biri hamile kalsa onu öldürürmüş. perrault bu öyküyü başka bir öyküyle, 15. yüzyılda yaşamış, yüzyıl savaşları’nda başarılar kazanmasının yanı sıra çocukları öldüren bir seri katil olmasıyla da ünlenen ve mavi sakal olarak da anılan bir asilzade olan gilles de rais’in öyküsüyle birleştirmiş. gilles de rais’in mavi sakal olarak anılmasının sebebiyse gerçekten de mavi sakallara sahip olması değil, atının pürüzsüz kürkünün gün ışığında mavi bir yansımaya sahip olmasıymış. gilles de rais kan donduran duruşması sırasında çocukları nasıl avladığını ve onlara nasıl işkence ettiğini de ayrıntılı bir biçimde itiraf etmiş. bu iki korkunç öyküyü harmanlayan perrault ise kendi korkunç kahramanı olan mavi sakal’ı yaratmış.

hansel ve gretel

hansel ve gretel’in öyküsünün çocukları başıboş gezintilerden alıkoymak amacıyla tasarlandığı ortada. fakat 1315-1317 yılları arasında yaşanan ve özellikle avrupa ülkelerini vuran büyük kıtlığın ölümlerin yanı sıra küçük çocuklara yönelen bir yamyamlığı da beraberinde getirdiğini tahmin etmek mümkün değil doğrusu. ayrıca o dönemde ailelerin karnını doyuramadıkları çocuklarını ıssız yerlerde terk etmesi de yaygın bir durummuş. bu hikaye 1600’lerde yaşamış ve yaptığı harika zencefilli kurabiyelerle ünlenmiş katharina schaderin’in kıskanç bir erkek aşçı tarafından cadılıkla suçlanması hikayesiyle birleşince olmuş size hansel ve gretel. hikayenin asıl acıklı yanı ise, cadılık iddiası sebebiyle kasabadan kovulan katharina’nın kasabayı terk ederken bir grup kızgın komşu tarafından yakalanıp eviyle beraber ateşe verilmesi. demek, cadılar kimi zaman sandığımız kadar kötü olmayabilirler.

külkedisi

perrault’un hayat verdiği bu peri kızları kadar güzel ve bir o kadar da bahtsız genç kız aslında rhodopis adlı bir yunan kızının tezahürü. “elma yanak” olarak da anılan bu genç kız, trakya dolaylarında yaşarken esir alınmış ve köle olarak mısır’a satılmış. mısır halkına hiç benzemeyen beyaz tenli yaradılışı onu son derece kıymetli hale getirmiş ve efendisi onu mücevherlerle süsleyerek sergilemeye başlamış, ki bu mücevherlere bir çift altın ayakkabı da dahilmiş. gerek çarpıcı güzelliği, gerekse altın ayakkabıları sayesinde rhodopis, firavun amasis’in de dikkatini çekmiş ve amasis de rhodopis’i eş olarak almış. her ne kadar onun tek eşi olmasa da rhodopis firavunun eşlerinden biri olarak saygı görmüş ve resmi seremonilere gereğince katılmış. ayrıca firavun amais’in cinsel arzularını tatmin etmek için her daim hazır ve nazır da bulunmuş elbette. peki sonradan edindiği bu statü genç rhodopis’in sonsuza kadar mutlu yaşamasını sağlamış mıdır acaba? sanmıyorum.

peşin edit : bu yazıyı “sabit fikir” adlı blog sitesinden aldım.

peşin edit 2 : reddit'te birçok masal, dizi ve çizgi film hakkındaki teorileri de türkçe'ye çevirdikten sonra derleyip sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.
devamını gör...

kafamı balkon demirlerine sıkıştırmak. ana habere konu olmadan halletmişti babam demirleri bükerek.
devamını gör...

-makyaj yaptıktan sonra dişleri fırçalamadığını hatırlamak.
-yeni temizlenen ocağa süt, kahve dökülmesi.
devamını gör...

ayrıca ''en iyi eti kendine alan'' ''her şeyin en iyisini isteyen'' gibi anlamlarda taşır.

ohiyesa, beyazlardaki mülkiyet hırsından dem vurarak, bu tabirin kullanılmasının, onların açgözlülüğünden kaynaklandığına dikkat çeker.

böylece kızılderili olmayan kişiler için söylenen wasichu kelimesi, zaman içerisinde değişim göstererek, kızılderililerin topraklarına ve özgürlüklerine göz diken beyaz işgalciler ve amerikan hükümeti için kullanılmaya başlamış oldu.

burada ohiyesa'nın mülkiyet hırsı ile ilgili söylediği sözler için bir parantez açmak lazım. şöyle anlatıyor kendisi mevzuyu;

bizim inancımıza göre mal mülk sevgisi alt edilmesi gereken bir zaaftır. o maddeyi davet eder, eğer yoluna devam etmesine izin verilirse zamanla insanın ruhi dengesini bozacaktır. bu yüzden çocuklar erken yaşlardayken cömertliğin güzelliğini öğrenmelidir. onlara öğretilmelidir ki, insan için vermek en büyük ödüldür; çünkü böylece vermenin mutluluğunu tadabilirler.

eğer çocuğun aç gözlülüğe meyli varsa yahut sahip olduğu ufak tefek şeylerden vazgeçemiyorsa, efsaneler cimri, haris insanlara duyulan nefreti, onların gözden düşüşünü iyi anlatır.

kızılderililer sahip oldukları her şeyi verirler. akrabalarına, diğer kabilelerden gelen misafirlerine, fakat hepsinden önce, karşılık görmeyeceklerini bile bile, fakir ve yaşlılara verirler.


ohiyesa, kızılderili toplumunun zorunlu dönüştürüldüğü dönemlere bizzat şahitlik etmiş bir kızılderili. okumuş büyük adam olmuş. kızılderili rezervasyonlarını ve kızılderili okullarını görmüş. burada yaşanan acılara bizzat tanıklık etmiş. o yüzden onun sözlerinin, hikayelerinin ve anlatılarının bu yönden büyük değeri var. mülkiyet hırsının sıfıra yakın olduğu bir toplumda yetişip, sonrasında bu hırsın temeli ile harmanlanan bir toplumun içinde yaşamak zorunda bırakılmış. bu yüzden iki toplumsal yapı hakkındaki kıyaslamaları mühim. wasichu kavramının içerdiği ve anlattığı şeyi bizzat onların anlatılarıyla daha iyi kavrıyorsunuz. kendisi ile ilgili de unutmazsam bir başlık açarım.*
devamını gör...

alkol, uyuşturucu bu işi meşrulaştırma mekanizmasına döndü iyice.
devamını gör...

saba makamında okunan ezandır. sabahında sessizliği ile daha yüksek gelir insana hele cami imamı şahinci falansa sesi sonuna kadar açıp eline tesbihi alıp azcık yan oturarak okur.
devamını gör...

asgari ücret ile yaşamaya mecbur edilmiş emekçi insanların hali nicedir. bi de evli ,bi de çocuğu varsa da sözün bittiği yer işte.tabi anlayana.
devamını gör...

“insan tuhaf davranabilirdi.”

kayıp tanrılar ülkesi / ahmet ümit
devamını gör...

düşün. fethiye’deyiz, tüm gün koy koy dolaşıp uygun bulduğumuz yerde denize atlıyor, kurulanıp bira içiyoruz. saçma su savaşları bile yapmışız bi ara, bizim hatunlarla.

karayolundan o üstü açık yazlık vosvoslar falan geçiyor. gözleme açan tontiş teyzeler var gölgede, karşı koyda lüks tekneler demirlemiş. dibimizde günü birlik turcular. süt mısırı dişleyen sevgililer. denizde bindikleri muz takla atınca coşan kadınlı erkekli o şen grup.

akşam karanlığı basınca, kumsalda şezlonga dayanmış, manitolarımızla geyik yapıyoruz. ortamda başkaları da var. herkes mutlu halinden. hiç sabah olmayacak gibi.

derken moderatörden telefon geliyor sana ‘yoldaş koş sözlükte isyan çıktı’

sabaha kadar kilitsin o dakikadan sonra. bi bakıyorsun sözlüğe, memnuniyetsizlik dalgası var, ilk uçakla hoop istanbul.

allah kahretsin be. sısısıs
devamını gör...

her ne kadar yarım bırakmış olsam da güzel bir dizi. sonuna kadar izleyeceğim ama. sitcom dizileri seviyorsanız bunu da seversiniz.
devamını gör...

devlet memurluğu mülakatları.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim