bir marcel proust eseridir. 7 kitaptan oluşan kayıp zamanın izinde serisinin ilk kitabıdır.

bu seriyi ve marcel proust'u uzun süredir okumak istiyordum ve sonunda ilk kitaptan seriye giriş yaptım. açıkçası okumadan önce çok araştırdım ve çok okudum. endişelerim vardı. okumadan önce proust'un iki kitabını okudum ve sonra serinin ilk kitabını okudum.
şahsen kitap üzerine konuşulması gereken çok lezzetli bir eser. çok beğendim.

kitap üç bölümden oluşuyor bu bölümler şöyle. ilk olarak combray bölümü. ikinci bölüm swann'ın bir aşkı üçüncü bölüm ise memleket isimleri:
kitaba başlar başlamaz farklı bir eser okuyacağınızı hissediyorsunuz. ilk cümleden itibaren alışılanın dışında bir şeyle karşılaşacağınızı anlıyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. uzun cümleler, detaylı betimlemeler, sıkıcı tasvirlerle başlayan bir bölüm sizi karşılıyor. yazarın geçmiş hakkında yaptığı gözlemler karşınıza çıkıyor ve inanılmaz lezzetli cümleler okuyorsunuz. uzun bir cümleyi okuyorsunuz okuyorsunuz ve cümle bittiğinde muhteşem bir haz duyuyorsunuz. bazen cümleyi anlamayıp tekrar okuyorsunuz. bu kitabı okurken sık sık bir cümleyi defalarca okudum ve anlamaya çalıştım. çok keyifliydi.

marcel proust bu kitabında geçmişe giderek o anlarda neler hissettiğini tarif etmeye çalışıyor ve bunu çok güzel şekilde yapıyor. yazar his dünyasını okuyucuya çok başarılı şekilde aktarıyor. yaşadığı duyguları ve anları, kelimeleri yan yana harika şekilde koyarak aktarıyor. hayatında belirli isimlerle yaşadığı şeyleri ve hisleri başarılı bir gözlemci olarak anlatıyor. tabii banane bundan diyebilirsiniz ama gerçekten okurken insana öyle gelmiyor.
proust aslında bize bilmediğimiz bir şey anlatmıyor. bildiğimiz şeyleri farklı ve edebi şekilde anlatıyor. okurken "aaa cidden öyle" diyorsunuz. bildiğimiz olayların bu kadar güzel bir şekilde kağıda dökülmesi okuyucuyu mutlu ediyor. şahsen beni çok mutlu etti.

kitap okurken fark edeceğiniz bir başka detay ise belleğin gücü oluyor. geçmişe dönüp o kadar detaylı şeyleri anlatan proust harika bir belleğe sahip olduğunu her satırda gösteriyor. özellikle çocukluğu ve ailesiyle yaşadığı hisler ve duygular çok ama çok başarılı.
ilk bölümde yer alan anne ve babanın çocuk üzerindeki etkisi şahsen en etkilendiğim kısım oldu. ikinci bölümde yer alan swann ve aşkı yine sevdiğim kısımlardandı. yazar ikinci bölümde bizim aşk diye bildiğimiz şeyleri tüm gerçekçiliğiyle anlatıyor ve okurken hayrete düşüyorsunuz. swann ve yaşadığı kıskançlık o kadar iyi aktarılmış ki uzun zamandır okuduğum en iyi şeylerden birisiydi.

swann'ların tarafı bir giriş kitabı nasıl olması gerekiyorsa öyleydi. muhteşem bir giriş kitabı, harika bir seriye başlayacağınızı size belli ediyor. bu devasa seriye başlangıcın bir madlen sayesinde olması ise yazarın ne kadar başarılı ve muhteşem bir zekaya sahip olduğunun göstergesi. herkese tavsiye ederim.
yazımı bitirmeden önce değinmeden geçemeyeceğim bir kişi daha var o da roza hakmen. bu kitaptan bu kadar keyif aldıysam sebebi harika çevirisiyle beraber roza hakmen'dir. bu kadar uzun cümleleri nasıl çevirdi ve çevirirken neler hissetti bilmiyorum ama tam anlamıyla muhteşemdi.
ha unutamadan bu kitap size noktalama işaretlerinin ne kadar önemli olduğunu öğretiyor. noktalama işaretleri olmasaydı nasıl okunurdu acaba diye düşünmeden edemedim.

kayıp zamanın izinde serisinin diğer kitaplarında görüşmek üzere.
devamını gör...

isim değişikliği hiç önemli değil, merakla bekliyorum. fakat şu ismi benzer büyün yayın grubunun tam ismini açıklayın lütfen yenilenme sonrası, birşey deneyeceğiz.
devamını gör...

genelde benimle kavga halinde olan sestir. neyseki şu sıralar biraz daha destekleyici, ya laf anlatmaktan yoruldu ya da bana üzülüyor. kapatıyoruz bakalım bol bol.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

murphy kanunlarına göre doğru insan tam da beklenmeyen anda çıkar insanın karşısına. bir filmde geçen replikte; "bu hayatın sen bakarken soyunamıyorum deme şeklidir." diyordu. sonuna kadar katıldığım bir durumdur.

her kalabalık kutlamaya, her düğüne, her doğum gününe, yani her güzel güne üzerimizde en kibar elbiseler, yüzümüzde en içten gülücüklerle katılmaya çalışırız. herkesin alnında ne yazar okumaya çalışırız, herkesin ağzından ne çıkar anlamaya çalışırız. gel gör ki; doğru insan, kafada takke, ayakta tuvalet terliği ve dizleri aşınmış veyahut yırtılmış bir eşofmanla bakkala indiğimizde elimizden düşen parayı almak için eğildiğimizde veya bakkaldan para üstünü almayı unuttuğumuzda parayı bize yetiştirmeye çalışan kişi olarak çıkar karşımıza.

doğru insanı ararken girdiğimiz şekiller, şemaller; bizi onun için doğru insan olmaktan çıkarır aslında. en doğru en doğal olan budur aslında. bunu unutur, o bizi yüzlerce metreden ve yüzlerce kişi içinden seçsin diye şatarafa boğarız kendimizi. daha yüksek sesle konuşuruz sesimizi duysun da ne kadar esprili bir insan olduğumuzu anlasın uzaklardan diye. pembelere, mavilere, karalara, morlara boğarız kendimizi elalem çok yakışıyor dedi diye. sosyal görünmek için en ufak merhabamız olan herkese sarılır, herkesi öperiz yol ortası rastlantılarında. ve doğru diye beklediğimiz insanın da bizim gibi davranmasını bekleriz.

bu bekleyiş kaybettirir ve yıpratır bizi aslında. ha keza arayış da... çünkü gerçek; yağmuru seyrederken yalnızlığa ağlamaktır aslında. doğru insan bu anı içten içe bilen ve bu anı silmek için emek veren insandır. oysa biz göremeyiz bunu. çünkü yaptığımız şatafatın, girdiğimiz şekil şemalin benzerini bekleriz ilk etapta.

karizmatik ve çekici bir merhaba bekliyoruzdur biz ama o her bayram "iyi bayramlar" mesajı atanımızdır belki de. 15 yıldır doğum günümüzü hiç unutmayan ama sadece dost olarak gördüğümüzdür belki de. ya da ne bileyim, okulda not istediğimiz, not verdiğimiz, beraber fotokopi sırası beklediğimizdir aslında.

doğru insan biz teklif etmeden, düşüncemize bile getirmeden bize ders çalıştıran, kitap okutan, hava soğuduğu zaman ceketini verendir belki de. doğru insan yalındır, saftır, katkısız, hormonsuz ve doğaldır. bunun farkına varmak doğru insanı beklemek süresini kısaltır. aslolan aramak ya da beklemek değil, görebilmektir...

doğru insan herkes için vardır. önemli olan o sıcaklığı iliklerinize kadar hissedebilmekte.
devamını gör...

alalala bir bu başlık vardı ben daha önce yazmıştım deja vu olayı daha. neyse bir daha yazalım elimizemi yapışır efenim. petibördür, petibör ikiye kırılır, yarısı çaya batırılır ve yımışayan püskevit kopup düşmeden ivedelikle ağza götürülür. bu fiyata bu lezzet bu heyecan başka abur cuburda yoktur. afiyet olsun.
devamını gör...

bulmaca çözmek ve gereksiz agresiflik.
devamını gör...

seks sırasında hayallerdeki dirty talk;

"ah, hissediyorum harikasın."

"yeah, bebeğim işte bu."

gerçekte olan dirty talk;

"bana kötü bir şeyler söyle."

"sana haber vermeden urla'daki yazlığı sattım."
devamını gör...

insanın içinde hiç büyümeyen ömrünün bir yerinde takılıp kalan bir çocuk vardır.
ben onu besliyorum elimden geldikçe.
devamını gör...

cok az klasik gitar ve baslangic seviyesinde yan flut caliyorum. kalimbayla da arada stres atiyorum.
devamını gör...

karadelikler kütlesine yani büyüklüklerine göre 3 sınıfa ayrılmaktadır. bunlar; küçük karadelikler, büyük yıldızların kendi içlerine çökmesi sonucu meydana gelen yıldız karadelikleri ve kendinden küçük karadelikleri yutarak büyümekte olan süper kütleli karadeliklerdir.

kainatta en çok karadeliğin yıldızların içine çökmesi sonucu oluşan yıldız karadelikleri olduğu tahmin edilmektedir.

küçük karadeliklerin kütlesi yaklaşık bir gezegenin kütlesinden, boyutları ise inanması zor ama bir kalem ucu olabilecek kadar kısa ömürleri olan karadeliklerdir. bu karadeliklerin kütleleri en az 20 güneş kütlesi kadardır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

süper kütleli karadelikler ise milyonlarca güneş kütlesine sahip olabilirler. bu karadeliklerden biri de samanyolu sistemimizin merkezinde olan sagittarius a*'dır.

sagittarius a*, samanyolu galaksimizin merkezindeki süper kütlesi olan dev bir karadeliktir. tüm samanyolu galaksisi bu karadeliğin etrafında dönmektedir. sagittaius a*, güneş'imizin yaklaşık 4 milyon katı daha fazla kütleye sahiptir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu karadelik ilk keşfedildiği zamanlarda tespit edilen dalga boylarının ne anlama geldiği tartışma konusu olmuş olsa da keşif ve çalışmaların teknolojiyle beraber bir hayli ilerlemesi sonucunda günümüz bilim dünyası bu dalga boylarının samanyolu galaksi'sinin merkezinde olan bir karadeliğe ait olduğu ve tıpkı galaksimiz gibi diğer galaksilerin de merkezlerinde bir dev kütleli karadelik olduğu doğrulanmıştır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sagittarius a*, diğer karadeliklere kıyasla tok gözlü bir karadeliktir. bunun nedeni ise, etrafında bulunan diğer gezegen, yıldız ve tüm nesneleri yutup yok etmek için acele etmiyor olmasıdır. sagittarius a* etrafında yutulmayı bekleyen yaklaşık 10.000 civarında küçük kara delik olduğu tahmin edilen süper kütleli bir karadeliktir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sagittarius a* diğer karadelikler gibi doğrudan gözlemlenememektedir. yalnızca radyo, gama ve x ışınlarının dalga boylarında gözlem yapabilen teleskoplarla görülmektedir.

bilindiği üzere karadeliklerin "olay ufku" bulunmaktadır. sagittarius a* karadeliğinin, hiç bir varlığın kaçamayacağı olay ufku ölçümlere göre yaklaşık 24 milyon kilometre çapındadır.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

manavgat'ta gerçekleşen ve halkın artık sabrının gerçek anlamda taştığını gözler önüne seren hadise. yanılmıyorsam protestolar biraz şiddetli olmuş ve su da fırlatılmış.


dışişleri bakanı mevlüt çavuşoğlu'na manavgat halkından tepki: türkiye cumhuriyeti'nin 3 tane uçağı mı? var. bravo! thk'de 10 tane uçak var, hepsi yatıyor. konu senin yaşın değil. ne amcası, ne abisi? memleket yandı.


kaynak 1

kaynak 2
devamını gör...

beslenme çantamdaki kokusunu hiçbir zaman unutamadığım yiyecektir. hani benim çocukluğum anne. hani benim saflığım temizliğim
devamını gör...

üniversitede ev arkadaşım olan x ve misafirliğe gelen diğer arkadaşlarla beraber evde takılırken arkadaşın biri ayıp bir cd çıkadı vcd oynatıcıya taktı. izlendi bitti. bilen bilir ozamanın vcd oynatıcıları power tuşuna basar basmaz çalışmaya başlar. basmadan da cd yuvasını açamazsın.

neyse konumuza dönelim; ertesi sabah kız arkadaşlarımız ve arkadaşları kahvaltıya gelmiş ve biraz müzik açmamızı istemişlerdi. power tuşuna basar basmaz amanınnn one unutulan cd çalışmaya başlamış, herkes kıpkırmızı olmuştu.

tabi ben, "ulan x ulan x izliyorsun bari cdyi içinde bırakma" kızlar kusura bakmayın demiştim.

evet arkadaşım x sen fırından elinde sıcak ekmekler ile geldiğinde ortamdaki sana olan bakışları anlayamamıştın ama yapacak birşeyim yoktu. affet beni.
devamını gör...

takip ettiğim, tanımlarını beğendiğim ama hiç diyalog kurmadığımı fark ettiğim yazar.

neden bilmiyorum şuan düşünüyorum vahhali cevap yok. hiç utanmamışım da bir selam vermezken. ara ara beğenirim favlarım, ara ara beğenir favlar sanırım bizim selamlaşmamız bu olmuş.
mottomuz bu zannımca. *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

efendim kalitesinden ödün vermeyen. sağlam, severek takip ettiğim yazarlardan.
saygılar, sevgiler, selamlar sayın yazar. *
devamını gör...

böyle başlıkların bile hala açılabiliyor olması.... ne zaman sadece insan gözüyle bakabilme seviyesine erişilebilecek işte o zaman bir şeyler gerçekten değişecek...
nerden tutsan elinde kalacak, tartışılması bile saçma durum....
devamını gör...

net olarak yarasa.
devamını gör...

bir hevesle mutfak toplarken bulaşık makinesinin dolu ve çalıştırılmamış olduğunu görmek.
devamını gör...

bir zamanlar pepsi isimli meşrubat markasının en güçlü donanmalardan birine sahip olması bendeki en ilginç tarihi bilgidir.

--- alıntı ---

pepsi nasıl zamanının en büyük 6. donanmasına sahip oldu?



soğuk savaş yıllarında, abd başkanı eisenhower’ın, sovyet vatandaşlarına, kapitalizmin komünizmden daha iyi olduğunu anlatmak için bir proje araması sonucu olarak 1959 yılında, amerikan hükümeti, moskova’da “amerikan ulusal fuarı” açmaya karar verdi. o zamanlar başkan yardımcısı olan richard nixon’ı bu işle görevlendirip rusya’ya yolladı. nixon, fuar esnasında sscb başkanı khrushchev ile muhabbet ederken, yanlarında bulunan pepsi’nin pazarlama müdür yardımcısı olan donald m. kendall, rus başkanın sıcaktan terlediğini fark etti ve ona bir bardak pepsi sundu. yukarıdaki fotoğraf o andan alınan bir karedir. ve o zamanlar için, pepsi adına büyük bir pr başarısına damga vurmuştur.

aradan yıllar geçti. donald kendall artık pepsi’nin başkanıydı. nixon’da abd’nin başkanı olmuştu. kendall, nixon ile arkadaşlıklarını kullanarak sovyetler birliğinde pepsi satmanın yollarını arıyordu. 1972 yılında sovyetler ve pepsi arasında anlaşma neredeyse imzalanmak üzereydi. pepsi, sovyetler birliği’nde satılan ilk batı ürünü olacaktı, fakat rusların ruble harici bir parası yoktu ve ruble ulusalarası piyasalarda geçerli bir para birimi değildi. bunun üzerine trampa yaparak pepsi’ye ödemeyi para ile değil votka ile yapacaklardı. ülkede satılan votkanın büyük kısmı zaten hükümet tarafından üretiliyordu ve stolichnaya votkası ile ödeme yapılmasına karar verildi.anlaşma sonucu pepsi, sovyetler birliği’nde satılan ilk batılı ürünü oldu.ellerinde çok fazla miktarda votka olan pepsi abd’de alkollü içkiler pazarına girdi, çünkü artık elinde satacak çok miktarda votka bulunuyordu.

1989 yılında,sovyet halkı pepsi’yi sevmişti fakat ilk anlaşmanın süresi bitmek üzereydi iki taraf da anlaşmayı yenilemek istiyordu ama yine bir sorun vardı, pepsi 3 milyar dolarlık bir pazara ulaşmıştı ama rusların elindeki votka bu parayı ödemeyi karşılamıyordu.

ruble uluslararası piyasalarda geçerli olmadığı için ruslar soğuk savaştan birikmiş askeri malzemeler ile ödeme yapmayı teklif etti. pepsi anlaşmayı kabul etmek zorunda kaldı çünkü sovyetlerin ellerinde önerebilecek başka bir teklifleri yoktu. anlaşma sonucunda sovyetler, pepsi’ye 17 dizel deniz altı, 1 krüvazör, 1 destroyer, 1 fırkateyn verdi ve bunun sonucunda pepsi bir anda dünya’nın en büyük 6. donanmasına sahip oldu. daha sonra bu gemiler isveç’e götürülüp hurda parasına satıldı.

bu durum üzerine pepsi başkanı donald kendall, abd ulusal güvenliğine “gördüğünüz gibi rusları sizden daha iyi silahsızlandırıyoruz”diye açıklama yaptı.


buradan.

--- alıntı ---
devamını gör...

seksist olmamasına özen gösterdiğim ve ara ara sarf ettiğim söz.
bence seksist olmazsa problem yok.
devamını gör...

adımsoyadı[email protected] şeklinde 1999 yılında aldığım email adresimdir. halen aktif olarak kullanırım. tabiki etinden sütünden fayfalanmak için gmail versiyonunu da aldık.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim