dünyanın en küçük kuşu. bu kuşun kalbi saniyede 15 ila 80 kez çarpıyor. kendimi sinek kuşunun yerine koydum. çarşıdan eve gidemezdim yeminle.
-muhittin abii!
+ne var len ispinoz?
-kon beş dakka kon.
-dıkandım abi çarpıntı geldi kon.
devamını gör...

yazılmamış olmasına şaşırdığım imgelerin deli yönetmeni. kült film denilince ilk akla gelenlerden

hem ressam, hem müzisyen olan bu yönetmen anlaşılacağı üzere yetenek kumkuması, on parmağında on marifet bir insandır. filmlerinde kullandığı enteresan yaratıklar rüya alemine bir yolculuğa işaret eder. ilk uzun metraj filmi 1977 yılında çektiği eraserhead' dir. mulholland drive ve lost highway en bilindik, en önemli filmleridir. bilinçaltına feci yatırım yaptığı filmlerini çözümlemeye çalışmak bazen kaybolmuşluk hissi yaratır; zaten kendi de bir süre sonra ne anlatacağını unutup filme devam ettiğini itiraf etmiştir. özetle filmleri izlenesi ama müzisyen kimliğinin de yabana atılmaması gereken sanatçıdır.
devamını gör...

o çiçek açmamışsa, mevsimi sen değilsindir.

turgut uyar
devamını gör...

asit yagmurlari, bir diger acilimi ise kimyasal yagmurladir. asit iceren kimyasallarin (sulfur dioksit ve nitrojen oksit) havaya karisip sonrasinda yagmur, kar, sis yoluyla yeryuzune dusmesi olayidir. bu yagmurlara neden olan baslica etmenler sanayi atiklari, fosil yakitlarin kullanimi ve araclardan cikan egzoz gazlaridir. en buyuk etkiyi ise dogal kaynak sularina karismasiyla akarsularin bozulmasina ve beraberinde nehir, gol ve deniz canlilarinin yok olmasina neden olmasi diyebiliriz. bununla beraber tarim ve orman bitkilerinin zarar gormesine sebep olabilmektedir de. ve dahasi dogrudan etkisi gorulmese bile ozon kirliligine de neden olmaktadir. ulkemiz de cok fazla gorulen bir sorun degildir, lakin populasyonun yuksek oldugu, endustriyel faliyetlerin yogun oldugu ulkelerde oldukca sık gorulmektedir...
devamını gör...

sevdiğimiz başarılı tiyatrocu.ömrü uzun olsun.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ömürleri boyunca istedikleri arabaları vergisiz alacaklardır.*
havaalanlarında her daim vip olarak geçiş yapacaklar.
çevirmelere takılmayacaklar.
çocukları ve hatta torunları bütün ihaleleri kapacak, hayata 8-0 önde başlayacaklar.
ister bir yıl görevde kalsınlar ister üç gün....
bu gözler taycan 4s'i ve volvo xc90'ı ve mercedes g350'i bir arada, tek bir aileye ait olduğunu gördükçe doluyor, kadere bak ulan, dedirtiyor.
evet bir fabrika sahibi gayet rahatça bunlara sahip olabilir, bir galeri sahibi de...
tek dönem vekillik yapıp buna sahip olanları görünce deliriyorum. bakan olanı artık siz düşünün.
haaa bu arada kabine değişse kaç yazar? birileri yine asla görevlerini ve ödevlerini yerine getirmeden muazzam zenginliklere ulaşacak.
sıradan vatandaş alsa haram para derler, meclistekiler alınca çalışıyor, helaldir derler müge applaaaa!
devamını gör...

victoria döneminde, insanlar anonim olarak nefret ettikleri kişilere ''nefret kartları'' yolluyormuş. bence hemen hayata geçirilmesi gereken bir uygulama.
devamını gör...

büyük kocaman oyuncak ayım olsun istiyordum. sağolsun babam erkek evlat hayaliyle yanıp tutuştugu için her doğum günümde akülü araba, oyuncak tren, uzaktan kumandalı araba alıyordu. sirf oyuncak peluş ayıcık alsin diye döktüğüm gözyaşın haddi hesabi yoktur. 7 yaşındaki çocuğa çalışma masası aldı da bi oyuncak ayı almadı caanim babam. o yüzden o içimde hep bir uktedir. ne oyuncak tren ne uzaktan kumandalı araba ne de akülü araba hiçbiriyle severek oynamadım.

t: çocuğunun isteğiyle ve mutluluğuyla değil de kendi zevkleri ve hevesleri için aldıkları oyuncaklarla oynatilmaya zorunlu bırakılan yazarın sahip olamadığı şeydir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

eveet bazı tanımlarda "regl" teriminin normalleştirilmesiyle dalga geçmişler. ya kardeşim kanlı pedlerimizi anlımıza yapıştırıcaz demiyoruz bir sakin olun. doğal olan bir dengeyi iğrenç bir şeymiş gibi karşılayan insanlara kızıyoruz. regl olduğumuzda "kirli" olarak adlandırılmaya kızıyoruz. hayatında bir kez bile regl sancısı yaşamayanların "yav ne abarttınız" demesine kızıyoruz. neyse
***
regl olduğum bir gün markete gittim arka ceplerini birinde ne olur ne olmaz diye ped diğerinde para var. a101 kasiyerine ped uzattım. bakıştık bir süre. anlık utandığım sonrasında çok güldüğüm bir anıdır.
devamını gör...

sen karşındakinin kutsalına saygı göstermezsen, karşındakinden de senin değer verdiğin yada senin için önemli olan düşünce veya kişilere saygı duymasını bekleyemezsin. en azından sağlıklı bir iletişim kurulacaksa belli noktalarda insanları incitmemek gerektiğini düşünüyorum.
devamını gör...

another love, heal ve true colors şarkılarına bayıldığım ve özellikle de sesine bayıldığım bir şarkıcı.
devamını gör...

bende ilk defa nickaltı entrysi girme isteği uyandırtan tatlı mı tatlı, sarılmalık bir çiçek. harika biri.
''bu entryleri ben yazsaydım aynı bu kelimelerle birebir aynılarını yazardım'' diyeceğim türden bir duygudaşlık. sanırım kafa sözlük ikizimi buldum çocuklar. *
devamını gör...

svalbard küresel tohum deposu olarak da bilinen ve dünyanın her yanından getirilen tohumların muhafaza edildiği depo.

proje, norveç hükümetince desteklenir. bir kömür yatağının içine inşa edilen ve nükleer patlamalara, küresel ısınma kaynaklı su yükselmelerine karşı bile dayanıklı şekilde tasarlanan bir yer. içeriye girildiğinde yaklaşık 1600 metreküp hacimli 3 ayrı ambardan oluştuğu görülüyor.

deponun sıcaklığı -18 derecede sabit tutuluyor ve içerisinde 1 milyondan fazla tohum numunesi yer alıyor. tohum çeşidine göre dayanma süreleri de farklılık gösteriyor. eskiyen tohumlar sürekli olarak yenileriyle değiştiriliyor.

1983'ten beri faaliyette olan deponun amacı, herhangi bir küresel felakette yiyecek ve bitki örtüsü kaybından kaynaklanacak zararlardan korunmak. ancak deponun varlığı bazı spekülasyon ve komplo teorilerine de konu oluyor. rockefeller fonu depoya düzenli olarak bağış yaptığından, olası bir felaket sonrasında bu tohumlardan sadece belirli bir kesimin faydalanacağına ilişkin iddialar var.

bu linkten, hangi ülkelerden ne tohumu getirildiğine ilişkin bilgileri görebilirsiniz.

bu linkte de türkiye'den giden tohumlar görülebiliyor.

oraya buraya tohum yollayıp, kendimiz israil'den tohum alıp ekiyoruz. insan, cevabını bilse de bazı soruları sormadan edemiyor...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

maalesef ben degilimdir. ama fenomen olan kişi üslubundan ve yazdığı konulardan direkt olarak tanınır. mesaj kutusu her zaman doludur. zordur ama güzeldir herhalde.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
@evernevergreen katkılarıyla *)
devamını gör...

kırmızı pazartesi, 1982’de nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş gabriel garcía marquez tarafından yazılmış bir romanıdır. kitapta başından işleneceği belli olan bir cinayet anlatılıyor. kitabın ilk sayfasından itibaren okur da cinayetin işleneceği kasabanın halkı da cinayetin işleneceğini biliyor ancak bu durum kitaba sürükleyiciliğinden bir şey kaybettirmiyor.

kitap bir bakıma ibretlik bir kitap. sürü psikolojisini güzel yansıttığını düşünüyorum. tüm halk cinayetin işleneceğini bilirken cesaret edip öldürülecek karaktere hiçbir şey söyleyemiyorlar bile.

bunun yanında kitap ataerkil toplumu, töresel yaşamı da ele alıyor. kitap ilerledikçe ataerkiyi daha çok hissettim, ne kadar korkunç bir sistem olduğunu bir kez daha algılamış oldum. namus cinayetlerinden bir tanesi işlenmiş, işin kötüsü o toplumda namus cinayetleri haklı görülüyor. biriyle namus sorununuz varsa onu delik deşik edebilirsiniz ancak yine de masum kalırsınız.

“onu bilinçli olarak öldürdük” demişti pedro vicario, “ama biz masumuz.”
“belki tanrı katında öylesinizdir”, demişti peder amador.
“tanrı katında da, insanların gözünde de” demişti pablo vicario da. “bu bir namus sorunuydu.”
-
"neyin hazırlığı içinde olduklarını biliyordum," dedi bana, "yalnızca onlarla aynı fikirde olmakla kalmıyordum, erkeklik görevini yerine getirmeyecek olursa onunla asla evlenmeyecektim."
-
santiago nasar, yaptığı kötülüğün kefaretini ödemiş, vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı.


erkekliğiniz batsın!

kitapta tek işlenen şey ataerki, cinayet ve cinayetin nasıl işlendiği değil, evliliğe zorlanan bir kadının hayatı da az biraz yansıtılıyor, uğradığı fiziksel şiddet gözler önüne seriliyor. sadece kadınlara gelince geçerli olan namus zırvalığı da barınıyor kitapta. yazar ataerki ve namus kavramları hakkında ne düşünüyor bilemiyorum tabii, anlatılan kavramlar bilinçli olarak mı anlatıldı yoksa sadece cinayeti açıklamak için gerekli minik detaylar mıydı bilemeyeceğim.

her neyse, kısaca damada üstü açılır bir araba hediye edilirken kadınlara çatal bıçak takımı armağan edilen, erkekler önlerine gelen her kadınla ilişkiye girse sorun olmayan ancak iş kadınların “bekaretlerini” kaybetmelerine gelince saatlerce dövüldüğü bir dünyada işlenen bir namus cinayeti anlatılıyor.

kitap üstte belirttiğim gibi sürükleyici, dil ve anlatımı kompleks, sanatsal olmaktan ziyade daha sade denebilir. yazarın çocukluk kasabasında işlenmiş gerçek bir cinayeti anlatıyor. okunmasını tavsiye edebilirim ama okurken benim içimi baydığı gerçeğini söylemeden edemeyeceğim. normalde 2 günde bitireceğim kitabı 10 gün içinde okudum, ancak okunması gereken bir kitap olmadığını düşünsem muhtemelen bu kadar ısrarcı olmazdım bu kitap üzerinde.
devamını gör...

hangisine insan demeliyiz..
devamını gör...

sigara cebi olan çorap.
devamını gör...

“yalnızlık insanlara çok şey öğretmiştir. ama sen gitme cahil kalayım.”
-nazım hikmet ran.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim