sevdiği halde vazgeçen insan
sevginin yetmediğini anlamış insandır. sevmek önemli ama yeterli değil maalesef.
devamını gör...
her şeyi açıklayan en kısa söz
dünyada ölümden başkası yalan!
devamını gör...
kolay harcanan şeyler
iyi niyet. karşınızdakine iyi niyet gösterirsiniz ama onun için sizin saflığınız hatta salaklığınızdır.
devamını gör...
sensedim
eski türkçede susamak gibi, sensiz kaldım, sana hasret kaldım, seni özledim anlamına gelen sözcük.
devamını gör...
hayatında hiç antidepresan kullanmamış insan
antidepresan kullanımını yalnızca duygusal boşluk ve ergensel tripler ile bir tutan yazarların olduğunu gösteren başlık.
arkadaşlar, toplum içerisinde sizin patolojik olarak görmediğiniz birçok psikiyatrik hasta, bu ilaçlar sayesinde aranıza karışıyor ve nefes alabiliyor. velev ki duygusal boşluktasınız, çok sevdiğiniz birini kaybettiniz diyelim. kısa vadede antidepresan kullanımının kişinin yaşam kalitesini ciddi derecede yükselttiği aşikar. placebo etkisi de mevcut. evet, her önüne gelen bu ilaçlara sarılmamalı ama bu ilaçlar da öcü değil.*
arkadaşlar, toplum içerisinde sizin patolojik olarak görmediğiniz birçok psikiyatrik hasta, bu ilaçlar sayesinde aranıza karışıyor ve nefes alabiliyor. velev ki duygusal boşluktasınız, çok sevdiğiniz birini kaybettiniz diyelim. kısa vadede antidepresan kullanımının kişinin yaşam kalitesini ciddi derecede yükselttiği aşikar. placebo etkisi de mevcut. evet, her önüne gelen bu ilaçlara sarılmamalı ama bu ilaçlar da öcü değil.*
devamını gör...
le vent nous portera
enfes bir noir désir şarkısı.
"pendant que la marée monte,
et que chacun refait ses comptes,
j'emmène au creux de mon ombre,
des poussières de toi.
le vent les portera.
tout disparaîtra mais,
le vent nous portera."
"pendant que la marée monte,
et que chacun refait ses comptes,
j'emmène au creux de mon ombre,
des poussières de toi.
le vent les portera.
tout disparaîtra mais,
le vent nous portera."
devamını gör...
yazarların çocukken en çok korktuğu şeyler
biraz düşündüm de küçükken hiçbir şeyden korkmuyormuşum ama şimdi yükseklik.
devamını gör...
yazarların yalnız olma nedeni
canım istemiyor.
devamını gör...
oral seks
bazı uzmanlara göre ağız ve gırtlak kanserine neden olduğu söylenen seks çeşidi.
ben kendi payıma vajinada uranyum olsa kemikten ilik emer gibi yine emüklerim.
ben kendi payıma vajinada uranyum olsa kemikten ilik emer gibi yine emüklerim.
devamını gör...
günün şiiri
ve güz geldi ömür hanım.
dünya aydınlık sabahlarını
yitiriyor usul usul.
insanın içini karartan bulutların seferi var
göğün maviliğinde.
yağmur ha yağdı ha yağacak. incecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı...
ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür hanım?
her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?
bir güz düşünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?
yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...
ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum.
seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından?
dönelim...
dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır...
olsun dönelim biz yine de. bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim.
ölçüsüz yaşamak bize göre değil ömür hanım.
büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. küçücük
avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
binlerce engeli yığıldı önümüze. hangi birini yenebilirdik
bunca olanaksızlık içinde.
umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece.
yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı ömür hanım.
bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
sahi nedir yaşamın anlamı? geriye dönüyorum sık sık
yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki?
yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama...
değil mi yoksa?
öyle büyük umutlarım olmadı benim,
büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı.
koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni.
bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda;
televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim.
öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde...
bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
susmak yalnızlığın ana dilidir, ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur.
sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...
yalnızım
ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...
sularım toprağa sızıyor bak.
yüzümü geceler örtüyor.
binlerce taş saklanıyor içimde.
kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle?
kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...
bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? yerini bulur mu gerçekten?
sözü yasaklamalı ömür hanım yasaklamalı...
kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine,
her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. yanılıyor muyum?
olsun. yanıldığımı biliyorum ya...
yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana.
dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de.
anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür...
alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de.
kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında.
istemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz...
biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.
en büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...
kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde...
o kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye...
nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye?
ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize.
çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
bu ezbere yaşamla.
dünya bir testidir, de, ömür hanım, ömür bir su...
sızar iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. ve bir gün ölümün balkonundan...dökülür toprağa el içi kadar bir su. yerde birkaç damla
nem, bir avuç ıslaklık...
ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
acıların anasıdır, de...
sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. değişik şeyler
söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle.
yıldım ömrümün kalıplarından. beni duy ve anla.
yağmur dindi ömür hanım.
gökyüzü masmavi gülümsedi yine.
doğa aynı oyununu oynuyor bizimle.
umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından.
ne aldanış!
bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa?
gökyüzünü öpmek isterdim ömür hanım,
gözlerimle değil dudaklarımla.
yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.
delilik mi dedin?
kim bilir...
belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. gökyüzü de olmak isteyebilirdim değil mi?
kim ne diyebilir ki?
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...
yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar,
savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile...
yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. ürperiyorum.
bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını.
içimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
yanılmış bir çocukluk olmasın ömür hanım?
ömür hanımla güz konuşmaları/ şükrü erbaş
devamını gör...
kahve
bu aralar yoğun tempodan dolayı, damardan aldığım içecektir.
devamını gör...
normal sözlük'teki fake hesaplar
ben gerçek hayatımdan bile daha gerçeğim valla burada. zaten rahatlamak için buradayım bir de olmayan biri gibi rahatlayamam.
devamını gör...
sevgilisine sevgilim diyen insan
ne desin mahmut mu desin?*
bazen bazı kavramların suyunu çıkarıyoruz sanki sizce de öyle değil mi?
sevgilime sevgilim, anneme annem, babama babam, kayıncoma kayıncom, asker arkadaşıma asker arkadaşım derim, ne diyim ?
bazen bazı kavramların suyunu çıkarıyoruz sanki sizce de öyle değil mi?
sevgilime sevgilim, anneme annem, babama babam, kayıncoma kayıncom, asker arkadaşıma asker arkadaşım derim, ne diyim ?
devamını gör...
yeni yazar olmuş çaylak
heyecanlıdır. meraklıdır. acemidir. içi dans doludur.
yeni yazarları üzmeyin. onları sevin sahip çıkın.
yeni yazarları üzmeyin. onları sevin sahip çıkın.
devamını gör...
insanlardaki kolay para kazanma arzusu
sülün osman'ın anlattığı şu hikayede baş aktör olmalarına sebebiyet vermiştir.
“benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. on tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. kuyumcunun kapısındayız ve dükkan kapalı. karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan.
hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. o arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. telaşlanıyor adam kazanç imkanı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri.
adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. ben aranıyorum. demiyorlar ki ona, “be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı?” gayet açık ki beni dolandırmayı planlamıştı. ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”
“benim dolandırdığım insanlar dolandırıcıydı aslında. yani bana yaklaşma sebepleri beni dolandırmaktı. on tane bilezikle geliyorum adamın önüne akşam vakti. kuyumcunun kapısındayız ve dükkan kapalı. karımın hastalığını anlatıyorum, acilen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan.
hakiki olsalar bileziklerin fiyatı bin lira. diyorum ki 300 liraya ihtiyacım var. paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım ameliyat masasında kalmasın. adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri bin liraya bozdurabileceğini ve birkaç saat içinde havadan 700 lira kazanacağını düşünüyor. o arada benim ayakçım da ortaya çıkıyor ve o almak istiyor bilezikleri. telaşlanıyor adam kazanç imkanı kaybolacak diye. 300 lirayı verip alıyor bilezikleri.
adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bileziklerin sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım, diye karakola gidiyor. ben aranıyorum. demiyorlar ki ona, “be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklında ne vardı?” gayet açık ki beni dolandırmayı planlamıştı. ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım.”
devamını gör...
kadınların hoşlanma belirtileri
freud gereken cevabı söylemiş zaten
“bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. bir insan bir yere hiç bakmıyorsa, orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.”
“bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. bir insan bir yere hiç bakmıyorsa, orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.”
devamını gör...
girit paradoksu
"tüm girit'liler yalancıdır ve ben bir girit'liyim."
tarihin en çok tanınan paradokslarından biridir.**
tarihin en çok tanınan paradokslarından biridir.**
devamını gör...
suriyeli gençlerin türkiye'deki hayat pahalılığına isyanı
çalıştığım kurum da suriyeli biri var, abisi konya da çalışıyor, babası yakın zaman kadar farklı şehirlerde inşaat ekibi kurup taşeron iş almış, sonra suriye ye gidip yeni bir ev inşa etmiş.
yani istanbul ankara 3 saat diyerek suriye türkiye arası mekik dokumuş.
+alicim savaş varmı?
-yok abi
+bi zarar gördünüzmü?
-yok abi
+gidip gelmeniz de orda kalmanızda herhangi bir sorun varmı?
-yok abi
+yaşamınızı tehdit eden bir unsur varmı?
-yok abi
+sigortan yok sosyal güvencen yok, çalışma iznin yok, yani sen yoksun bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-yakında kimlik alıcam abi
+gelip hazır sofraya kuruldunuz ve bu ülkenin hiç bir canlı cansız unsura yararınız olmamakla birlikte, tarih boyunca bugün gibi zararınız dokundu.
-nasıl yani!
+peki burada ne yapıyorsunuz? amacınız ne? derdiniz ne? ne oldu da böyle oldu?
-bizmi!!! işte çalışıyoruz başka ne yapalım.
---------
suriyelilerin faydası dokunduğu tek konu! kürt türk meselesi oldu. eskiye nazaran bu konuyu çürütüp kürt ile türkü birbirine biraz daha kenetleyip yaklaştırdı.
şimdi bu giriş bölümüydü, bir kaç sene sonra gelişme konusu. yani lanet olası koltuk-iktidar hevesi uğruna verilen resmi (kimlik) azınlık isyanları başlayacak.
bir sonraki aşama asimilize hissi ile gerçek bölünmeler paeçalanmalar başlar.
ve sonun başlangıcı! suriye türkiye paralelinde yeni bir terör örgütü çıkacak ortaya.
yani istanbul ankara 3 saat diyerek suriye türkiye arası mekik dokumuş.
+alicim savaş varmı?
-yok abi
+bi zarar gördünüzmü?
-yok abi
+gidip gelmeniz de orda kalmanızda herhangi bir sorun varmı?
-yok abi
+yaşamınızı tehdit eden bir unsur varmı?
-yok abi
+sigortan yok sosyal güvencen yok, çalışma iznin yok, yani sen yoksun bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-yakında kimlik alıcam abi
+gelip hazır sofraya kuruldunuz ve bu ülkenin hiç bir canlı cansız unsura yararınız olmamakla birlikte, tarih boyunca bugün gibi zararınız dokundu.
-nasıl yani!
+peki burada ne yapıyorsunuz? amacınız ne? derdiniz ne? ne oldu da böyle oldu?
-bizmi!!! işte çalışıyoruz başka ne yapalım.
---------
suriyelilerin faydası dokunduğu tek konu! kürt türk meselesi oldu. eskiye nazaran bu konuyu çürütüp kürt ile türkü birbirine biraz daha kenetleyip yaklaştırdı.
şimdi bu giriş bölümüydü, bir kaç sene sonra gelişme konusu. yani lanet olası koltuk-iktidar hevesi uğruna verilen resmi (kimlik) azınlık isyanları başlayacak.
bir sonraki aşama asimilize hissi ile gerçek bölünmeler paeçalanmalar başlar.
ve sonun başlangıcı! suriye türkiye paralelinde yeni bir terör örgütü çıkacak ortaya.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
bakın mesele ne biliyor musunuz?
hepimizin bireyselleştiği, yalnızlaştığı, en yakınlarından bile istemsizce korktuğu, içindeki hayvanı susturamayarak yaşamaya değil salt hayatta kalmaya odaklandığı ve dahi buna itildiği bir dönemde hayatımıza hiç tanımadığımız, muhtemelen tanışmayacağımız ama buna rağmen bizi kapsayan, yansıtan, birlikteliğinden, eşliğinden haz duyduğumuz bir grup insanla mutlu ve pozitif bir iletişim zemini sundu kafa sözlük. kendimizi o insanlarla mutlu olurken, o insanları mutlu etmeye çalışırken, onlardan bize yansıyanlarla yükselirken falan bulduk birden bire. çok acayip. ben şimdi uzun bir entry yazıcam. typo yapabilirim, editle falan da uğraşmayacağım için dahi anlamındaki -de'yi falan ayırmayı gözümden kaçırabilirim. ama hiçbirinizin umurunda olmayacak bu biliyorum. az kelimeyle çok şey anlatacağım aforizmalara da kasmama gerek yok. istediğim gibi, içimden geldiği gibi, uzun uzun yazabilirim, hatta saçmalayabilirim.
çünkü neden yazmayayım.
çünkü beni yükselten bir şeyi neden onamayayım?
biliyorum ki bu entryi birçoğunuz okuyacaksınız. hatalarını, anlatım bozukluklarını falan da umursamayacaksınız. okumayacaklarınız arasında kafasından eskiden kalma alışkanlıkları ile "özet geç lan p.ç" falan demek geçecekler olacak. ama yapamayacaksınız! neden? buranın ruhu size bunu yapamayacağınız bir aidiyet duygusu kattı çünkü. toplumsal baskıysa toplumsal baskı. gözünü sevdiğimin gelişkin toplumların bireyler üzerindeki yüceltici baskısı. deal with it! etmeyini ettirirler annem.
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak da buranın bu kapsayıcı, birleştirici, hepimizin gözünden kalkpler fışkırtıcı tandansının radyo programı hali. kadın artık yediğinden içtiğinden midir, yetiştiği aileden mi, aldığı eğitimden mi bilmiyorum, havayı kokladı, yahu ben burada mutluyum dedi, durumu çözümledi ve dedi ki ben neden böyle bir konsept yaratıp insanlara da bu duyguyu geçirmeyeyim? hepimiz iple çekiyoruz perşembe gününü sayesinde. iyi ki de dedin kadın.
daim olsun programın.
var olsun.
dünyadan uzaklaştırmaya devam et bizi. dünya bok gibi.
hepimizin bireyselleştiği, yalnızlaştığı, en yakınlarından bile istemsizce korktuğu, içindeki hayvanı susturamayarak yaşamaya değil salt hayatta kalmaya odaklandığı ve dahi buna itildiği bir dönemde hayatımıza hiç tanımadığımız, muhtemelen tanışmayacağımız ama buna rağmen bizi kapsayan, yansıtan, birlikteliğinden, eşliğinden haz duyduğumuz bir grup insanla mutlu ve pozitif bir iletişim zemini sundu kafa sözlük. kendimizi o insanlarla mutlu olurken, o insanları mutlu etmeye çalışırken, onlardan bize yansıyanlarla yükselirken falan bulduk birden bire. çok acayip. ben şimdi uzun bir entry yazıcam. typo yapabilirim, editle falan da uğraşmayacağım için dahi anlamındaki -de'yi falan ayırmayı gözümden kaçırabilirim. ama hiçbirinizin umurunda olmayacak bu biliyorum. az kelimeyle çok şey anlatacağım aforizmalara da kasmama gerek yok. istediğim gibi, içimden geldiği gibi, uzun uzun yazabilirim, hatta saçmalayabilirim.
çünkü neden yazmayayım.
çünkü beni yükselten bir şeyi neden onamayayım?
biliyorum ki bu entryi birçoğunuz okuyacaksınız. hatalarını, anlatım bozukluklarını falan da umursamayacaksınız. okumayacaklarınız arasında kafasından eskiden kalma alışkanlıkları ile "özet geç lan p.ç" falan demek geçecekler olacak. ama yapamayacaksınız! neden? buranın ruhu size bunu yapamayacağınız bir aidiyet duygusu kattı çünkü. toplumsal baskıysa toplumsal baskı. gözünü sevdiğimin gelişkin toplumların bireyler üzerindeki yüceltici baskısı. deal with it! etmeyini ettirirler annem.
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak da buranın bu kapsayıcı, birleştirici, hepimizin gözünden kalkpler fışkırtıcı tandansının radyo programı hali. kadın artık yediğinden içtiğinden midir, yetiştiği aileden mi, aldığı eğitimden mi bilmiyorum, havayı kokladı, yahu ben burada mutluyum dedi, durumu çözümledi ve dedi ki ben neden böyle bir konsept yaratıp insanlara da bu duyguyu geçirmeyeyim? hepimiz iple çekiyoruz perşembe gününü sayesinde. iyi ki de dedin kadın.
daim olsun programın.
var olsun.
dünyadan uzaklaştırmaya devam et bizi. dünya bok gibi.
devamını gör...
