eksi butonunun arandığı anlar
hoşlanılmayan tanım ile karşılaşma anıdır. sıkın dişinizi yakın da gelir.
devamını gör...
istifa
görevin hakkının verilemediği durumda;
görevine olan sadakati ve saygısı, kendi hırslarından ve bencilliğinden fazla olan kişilerin yapması gerekli olandır.
görevine olan sadakati ve saygısı, kendi hırslarından ve bencilliğinden fazla olan kişilerin yapması gerekli olandır.
devamını gör...
bu sabah nasıl uyandınız sorusu
battaniyesiz.
yatağın altında yatsam bu kadar üşümezdim. emre aydin'ın soğuk odalar klibinde donarak ölen kız gibiyim.
bir de çok sevdiğim birinin doğum günü bugün. içim ısındı resmen. o yüzden bugüne özel herkese benden badem sütü kreması.
yatağın altında yatsam bu kadar üşümezdim. emre aydin'ın soğuk odalar klibinde donarak ölen kız gibiyim.
bir de çok sevdiğim birinin doğum günü bugün. içim ısındı resmen. o yüzden bugüne özel herkese benden badem sütü kreması.
devamını gör...
sevdiğin kızın ben seni arkadaş olarak görüyorum demesi
hiç yaşamadım bu durumu. ama yaşayanlara benden gelsin efenim buyrun:
devamını gör...
ah'lar ağacı
didem madak’ın bir ah üzerine bin söz söylediği şiirinden adını alan kitabı.
“sesimin tonunu emanet ettiğim ahlat ağacına” diyerek bu ağaca hediye etmiş.* şiirinde ahlat ağacını ah’ların ağacı olarak tanımlıyor. muhtemelen bu şiirin çıkış noktası da bu bağlantı.
kitabın metis yayınlarındaki son basımında kapak tasarımı semih sökmen’e ait. “iyi tasarımcı kitaba ruh üfleyen kişidir” diyen bu beyefendi metis yayınlarının kurucu ortağı imiş aynı zamanda. sonbaharda yere dökülen sarı yaprakları andıran bu tasarımı bence çok başarılı, sahiden kitapta okuduklarımın bir yansıması gibi geldi bana, çok beğendim:

kitabın ilk 33 sayfası kitaba ismini veren “ah’lar ağacı” şiirine ayrılmış. şahsımın çok sevdiği bu şiir hakkında haddimi aşarak birkaç kelam etmezsem eksik kalır. benim için bu şiir hiç şüphesiz içtenliğin şiiridir. yavan, abartılı, süslü tek bir dizesi yok. didem hanımın yaşadığı, hissettiği, isyan ettiği, içinde susturduğu, bastırdığı her şey bu şiire samimiyetle yerleşmiş. hatta belki içinden taşan ve taşamayan her şey oracıkta bir yerde duruyordu da didem hanım sadece üzerlerindeki örtüyü bize servis etmek üzere kaldırdı. yazdıkları öyle kendisinden.
bu şiirin en sevdiğim kısmı:
“iç ses, diye söylendim
çocukken şöyle dua ederdim tanrı’ya:
tanrım bana hiç erimeyen,
kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan,
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel koksa.”
kitapta ahlar ağacından başka sekiz şiir daha mevcut. didem hanımın ah ettiklerine tanık olmak adına okunmasını tavsiye ediyorum. bu tanıklık muhakkak bizim de göğsümüze bastırdığımız birçok duyguyu açığa çıkaracaktır.
edit: eser gökay'ın sesinden
“sesimin tonunu emanet ettiğim ahlat ağacına” diyerek bu ağaca hediye etmiş.* şiirinde ahlat ağacını ah’ların ağacı olarak tanımlıyor. muhtemelen bu şiirin çıkış noktası da bu bağlantı.
kitabın metis yayınlarındaki son basımında kapak tasarımı semih sökmen’e ait. “iyi tasarımcı kitaba ruh üfleyen kişidir” diyen bu beyefendi metis yayınlarının kurucu ortağı imiş aynı zamanda. sonbaharda yere dökülen sarı yaprakları andıran bu tasarımı bence çok başarılı, sahiden kitapta okuduklarımın bir yansıması gibi geldi bana, çok beğendim:

kitabın ilk 33 sayfası kitaba ismini veren “ah’lar ağacı” şiirine ayrılmış. şahsımın çok sevdiği bu şiir hakkında haddimi aşarak birkaç kelam etmezsem eksik kalır. benim için bu şiir hiç şüphesiz içtenliğin şiiridir. yavan, abartılı, süslü tek bir dizesi yok. didem hanımın yaşadığı, hissettiği, isyan ettiği, içinde susturduğu, bastırdığı her şey bu şiire samimiyetle yerleşmiş. hatta belki içinden taşan ve taşamayan her şey oracıkta bir yerde duruyordu da didem hanım sadece üzerlerindeki örtüyü bize servis etmek üzere kaldırdı. yazdıkları öyle kendisinden.
bu şiirin en sevdiğim kısmı:
“iç ses, diye söylendim
çocukken şöyle dua ederdim tanrı’ya:
tanrım bana hiç erimeyen,
kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
kardeşimle kendimize durmadan,
olmayan çayları,
olmayan fincanlardan içerdik.
olmayan kapıları açardık,
olmayan ziller çaldığında.
siyah papyonlu olurdu mutlaka
resim defterimizdeki damat.
yedi günde yarattığımız dünya
mutlu olurduk pastel koksa.”
kitapta ahlar ağacından başka sekiz şiir daha mevcut. didem hanımın ah ettiklerine tanık olmak adına okunmasını tavsiye ediyorum. bu tanıklık muhakkak bizim de göğsümüze bastırdığımız birçok duyguyu açığa çıkaracaktır.
edit: eser gökay'ın sesinden
devamını gör...
eyfel kulesi'ni satan adam
her ne kadar sözlüğe yeniden gelinse alınacak nick gibi bir isim olsa da gerçekten var olan, 1890 doğumlu victor lustig adındaki dolandırıcılar kralı.
lustig zaten önceden de ufak tefek dolandırıcılıklar yapan bir tipmiş. bir gün gazetelerde eyfel kulesi'nin bakımının son derece masraflı olduğuna ve bu nedenle de yıkılması gerektiğine dair bir haber görmüş. kafasında bir ampul yanan lustig, hurda ticareti yapan kişilerle hemen iletişime geçmiş ve kendisini hükümet adına bir yetkili gibi tanıtarak, halkın tepkisini çekmemek adına, kendileriyle gizli bir toplantı yapmak istediğini söylemiş.
tüccarlar ne olduğunu bilmedikleri için toplantı yerine gitmişler. lustig eski kulağı kesiklerden olduğu için, içlerinde en saf olanı gözüne kestirerek ihaleyi ona bırakmış. bir de üzerine, işin herhangi bir pürüz çıkmadan hallolmasını istiyorsa, bazı yetkililere rüşvet vermesi gerekeceğini söyleyerek adamı katmerli dolandırmış.
bunu da sorunsuz halleden lustig paraları almış ve ortadan kaybolmuş. bir süre saklandığı yerde kıyametin kopmasını beklemişse de beklentisi boşa çıkmış çünkü dolandırılan adamcağız utancından polise bile gidememiş.
***
lustig bu durumdan yüz bulmuş ve aynı işe bir kez daha kalkışmış. fakat bu sefer çetin cevize çattığından, kaçtığı amerika'da yakalanarak bir zamanların meşhur alcatraz hapishanesi'ne gönderilmiş ve ölene dek orada kalmış.
lustig zaten önceden de ufak tefek dolandırıcılıklar yapan bir tipmiş. bir gün gazetelerde eyfel kulesi'nin bakımının son derece masraflı olduğuna ve bu nedenle de yıkılması gerektiğine dair bir haber görmüş. kafasında bir ampul yanan lustig, hurda ticareti yapan kişilerle hemen iletişime geçmiş ve kendisini hükümet adına bir yetkili gibi tanıtarak, halkın tepkisini çekmemek adına, kendileriyle gizli bir toplantı yapmak istediğini söylemiş.
tüccarlar ne olduğunu bilmedikleri için toplantı yerine gitmişler. lustig eski kulağı kesiklerden olduğu için, içlerinde en saf olanı gözüne kestirerek ihaleyi ona bırakmış. bir de üzerine, işin herhangi bir pürüz çıkmadan hallolmasını istiyorsa, bazı yetkililere rüşvet vermesi gerekeceğini söyleyerek adamı katmerli dolandırmış.
bunu da sorunsuz halleden lustig paraları almış ve ortadan kaybolmuş. bir süre saklandığı yerde kıyametin kopmasını beklemişse de beklentisi boşa çıkmış çünkü dolandırılan adamcağız utancından polise bile gidememiş.
***
lustig bu durumdan yüz bulmuş ve aynı işe bir kez daha kalkışmış. fakat bu sefer çetin cevize çattığından, kaçtığı amerika'da yakalanarak bir zamanların meşhur alcatraz hapishanesi'ne gönderilmiş ve ölene dek orada kalmış.
devamını gör...
yuval noah harari
geç de olsa üç kitabını hayranlıkla bir solukta okumuş biri olarak söyleyebilirim ki; yazdıklarının her biri üzerine ayrı ayrı diziler, filmler çekilmis, tv programları, belgesel filmleri yapılmıs ve hala daha yapılan yüzyılımızın en vizyon sahibi bilim insanlarından biridir kendisi fikrimce.
bilim adamıyım diyen pek çok insan bu adamın söylediklerini tekrar edip duruyor ortalıkta. hem de insanlık tarihinde ilk kez söylemeye cesaret edebildiklerini...
bilim adamıyım diyen pek çok insan bu adamın söylediklerini tekrar edip duruyor ortalıkta. hem de insanlık tarihinde ilk kez söylemeye cesaret edebildiklerini...
devamını gör...
okuduğun bölümü söylediğinde sorulan garip sorular
iç mi dış mı.
devamını gör...
binali yıldırım
kazandığı hiçbir seçim olmayan, oturduğu makamlara atanarak gelmiş siyasetçi.
devamını gör...
sevgilinizde bıraktığınız nesneler
unutma beni nesneleridir. bu bilinçle yapmış olup olmamanız bir önem arz etmez, günün sonunda kendinizi onun evinde kalan eşyalarınızı gördüğünde, onlara dokunduğunda ne hissettiğini düşünürken bulursunuz. hatta bir parça acılı, özlemli bir hisse bürünmesini istersiniz bu nesneler vasıtasıyla. kulağımdan küpemi çıkarıp neden vermiş olabilirim ki adama sabaha karşı bir saate. iz bırakmak istiyorum işte. unutulmamak, değersizleşmemek, herkesleşmemek. dümdüz bencillik 2000 parçalık kocaman bir puzzle hediye etmek. kayıp bir parçası var diye koştura koştura gidip aynı puzzle'ın ikincisini almak, o eksik parçayı arayıp bulmak, o duvara asıldığı ana şahitlik etmek istemek. senden sonraki bir zamana ertelenmesi hatta belki de kenarda bir köşede kalması riskini göze alamamak. kendini somutlaştırmak istemek. varım. şimdilik. artık olmadığımda da var olmaya devam etmeliyim. çünkü ben bu kadar basit, bu kadar sıradan, bu kadar primitif bir canlıyım. evindeki varlığımla, bıraktığım izlerimle gerçekleştirebiliyorum kendimi sadece demektir.
kabul et ya da etme...
kabul et ya da etme...
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
ama benim memleketimde bugün
insan kanı sudan ucuz
oysa en güzel emek insanın kendisi
kolay mı kan uykularda kalkıp
ninniler söylemesi
ruhi su
devamını gör...
genco erkal
nazım hikmet'in şiirlerini ondan daha iyi okuyan yoktur bence. fazıl say'ın nazım hikmet oratoryosunda muhteşem performansını görebilirsiniz.
devamını gör...
betanekol
kolinesterazlara dayanıklı, gis ve mesane üzerinde en güçlü etkiyi gösteren direkt etkili parasempatomimetik ajandır.
flask tip nörojenik mesane ve reflü özefajit tedavisinde kullanılır.
buna ek olarak mide boşalma hızını arttırarak mide atonisinde kullanılmaktadır.
flask tip nörojenik mesane ve reflü özefajit tedavisinde kullanılır.
buna ek olarak mide boşalma hızını arttırarak mide atonisinde kullanılmaktadır.
devamını gör...
suç olmadığı halde yaparken öyle hissettiren durumlar
rastgele bir kafeye girip de menüyü açınca fahiş fiyatları görüp ufak bi istişareden sonra kalkmaya karar vermek. herkesin aynı fikirde olması ama kafe sahibinin tek böbreğini istiyormuşsun mahcubiyeti ile ter dökmek. hatta telefonla konuşuyor gibi yapıp neticeden bahane uydurup kaçarcasına uzaklaşmak.. yazarken terledim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
...
senin beni anlamandan geliyorum,
çok demek isterdim.
çok demek isterdim bir cümle kurdum sana doğru
yüzün parlayıverdi
uğrayıverdim birdenbire haylaz bir çocukluğa.
-çocukluktan gelmemişçesine duran yüzler gibi görünüyor dünya.-
çokça imha çokça işgal.
çokça kırılmıştır,
kalbimizi alıp içine koyduğumuz vazolar.
çokça kırılmışlıklardan gözyaşlarıyla bir tavan arasından,
koşar adım geliyorum.
...
senin beni anlamandan geliyorum,
çok demek isterdim.
çok demek isterdim bir cümle kurdum sana doğru
yüzün parlayıverdi
uğrayıverdim birdenbire haylaz bir çocukluğa.
-çocukluktan gelmemişçesine duran yüzler gibi görünüyor dünya.-
çokça imha çokça işgal.
çokça kırılmıştır,
kalbimizi alıp içine koyduğumuz vazolar.
çokça kırılmışlıklardan gözyaşlarıyla bir tavan arasından,
koşar adım geliyorum.
...
devamını gör...
sıfır takipçisi olan bir yazarı ciddiye almak
neyse ki bu ben değilim çünkü bir takipçim var. kimdir neden beni takip eder bilemiyorum ama sayesinde ortamlarda sözüm ciddiye alınıyor demek ki :)
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın dostlar. yine hastane köşelerinde süründüğüm bir günü güzelleştiren tek şey şu aşağıdaki manyak oldu. bırakmıyor peşimi
(bkz: deli midir nedir?)
hayır bir de gideceğim dediğimde g*tünü dönüp trip atıyor. benim gittiğimi görünce de hemen peşime takılıyor.*
(bkz: deli midir nedir?)
hayır bir de gideceğim dediğimde g*tünü dönüp trip atıyor. benim gittiğimi görünce de hemen peşime takılıyor.*
devamını gör...
bilim ve teknik dergisi
yıllık abone olduğum tek dergi, diğerlerini denk geldikçe alıyorum.
devamını gör...

