çok bilgili olmaktan dolayı dışlanmak
çok bilgili olmaktan değil o bilgiyi sürekli anlatmandan olabilir.
en ufak muhabbeti bile teferruatalar içinde boğmandan dolayı; karşındaki insanların seninle konuşurken yorulması yüzünden , muhabbet etmekten kaçınması olabilir.
yoksa herkes ister böyle bir arkadaş.
en ufak muhabbeti bile teferruatalar içinde boğmandan dolayı; karşındaki insanların seninle konuşurken yorulması yüzünden , muhabbet etmekten kaçınması olabilir.
yoksa herkes ister böyle bir arkadaş.
devamını gör...
kafeine karşı bağışıklık kazanmak
şahsımın da dahil olduğu grup. kahve içtikten 5 dk sonra uykuya dalabilirim.
devamını gör...
kalanşo
bilimsel adı kalanchoe olan, etli yapraklı ve minik çiçekli bir bitki türüdür.
çok suyu sevmez. çok sıcak olmayan ama güneş alan yerleri sever. don olmadığı sürece alışınca dışarıda da gayet güzel olur. sonbahardan ilkbahara kadar açar ama çok sıcak sevmediği için yazın çiçek açmaya ara verir. evde bakılanlar ise genel olarak aralık ayı başında tomurcuklanıp aralık ayı sonu, ocak ayı başı ise çiçekleri açmaya başlıyor. tam zamanı yani şimdi. pembe, sarı, kırmızı, beyaz, turuncu renkleri mevcuttur.
çok suyu sevmez. çok sıcak olmayan ama güneş alan yerleri sever. don olmadığı sürece alışınca dışarıda da gayet güzel olur. sonbahardan ilkbahara kadar açar ama çok sıcak sevmediği için yazın çiçek açmaya ara verir. evde bakılanlar ise genel olarak aralık ayı başında tomurcuklanıp aralık ayı sonu, ocak ayı başı ise çiçekleri açmaya başlıyor. tam zamanı yani şimdi. pembe, sarı, kırmızı, beyaz, turuncu renkleri mevcuttur.
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
lan kayseriliymiş. ben trabzonlu sandum*
zaten sizi dinlemiyordum kısmı çok iyiydi.
valla trabzonlu. nerede duysam tanırım.
hemşerum diyor.
zaten sizi dinlemiyordum kısmı çok iyiydi.
valla trabzonlu. nerede duysam tanırım.
hemşerum diyor.
devamını gör...
kendini ifade edememe kaygısı
ne kadar doğalsan o kadar kendini yansıtırsın. kasmamak en güzelidir.
devamını gör...
wolfgang amadeus mozart
“tanrının sesi”
herhalde hayatı hakkında en çok yanlış bilgi verilmiş kişidir. peki ama nereden çıktı bu uydurma tarih? yoksulluk içinde yaşadığı, alkolik derecede içtigi, kimsesizler mezarlığına gömüldüğü vs.
tüm bu yanlış bilgilerin temelinde o ünlü tiyatro müzikali ve sonrasında yapılan film vardır. (bkz: amadeus)
wolfgang amadeus mozart’ın hayatını konu alan 1984 yapımı filmdir. bir film olarak bakıldığında çok iyidir.
ilk olarak tiyatro eseri olarak sahneye konulmuştur. bir mozart hayranı olan ingiltere kraliçesi, oyunun yazarı peter shaffer’e;
“bu mozart değil! sizin bunu yapmaya hakkınız yok” diyerek sağlam giydirmiştir.
ancak oyun o kadar beğenilmiştir ki, ülkemizde de defalarca sahnelenmiştir. nisan ayında oyun istanbul’da tekrar sahnelenecek. okan bayülgen’ in mozart’ı, selçuk yöntem’in antonio salieri’ yi canlandırgı oyunu izlemeyi çok isterim.
asıl kıyamet filmden sonra kopar.
nedeni ise film, tarihi hatalarla doludur ve bu bilerek yapılmıştır. oyunun yazarı, filminde senaryosunu yazmış peter shaffer’dir.
tarihi kesitler anlatan filmler genelde hatalarla doludur. çünkü sinema, kurgu işidir. aksi halde zaten film değil, belgesel olurlar. tarih, film ya da dizilerden öğrenilmez. okumak gerekir.
özellikle sanat tarihi uzmanları, filmin gerçeği yansıtmadığını, tarihi gerçeklerin saptırıldığını belirtmişlerdi.
müzikal ve film; mozart’ın ömrünün son 10 yılını geçirdiği viyana günlerini anlatır. (25 yaşına kadar doğdugu şehir salzburg’da yaşamıştır.)
müzikal ve film bu ya! bir kötü karakter gereklidir. bu rol ünlü besteci salieri’ye verilmiştir. film ve tiyatro oyunu boyunca mozart’a düşmanlık beslemiş ve türlü oyunlar yapmıştır. oysa gerçekte olan salieri, mozart’a destek olmuş, onu viyana’da aristokrasi ile tanıştırmış yakın dostudur.
mozart yaşadığı dönemde en çok kazanan müzisyendi. yoksulluk içinde yaşadığı doğru değildir. ancak ömrünün son zamanlarında maddi sıkıntılara girmişti.
nedeni ise, osmanlı’nın viyana kuşatmasıdır. aristokrasi viyana’dan ayırılır, savaş hazırlıkları yapılır. mozart uzunca bir dönem konser veremez, opera sahneleyemez. borçlu olarak ölür. ancak hiç bir zaman yokluk içinde yaşamamıştır. tam aksine, hizmetçiler, atlı arabalar, özel uşakları olan biriydi. ama filmde ve oyunda dram yaratmak için yoksul olarak verilmiş.
avusturyalılar, mozart için “ o tanrının sesiydi. inanılmaz bir dahi ama biraz da deliydi” derler. tanrının sesi benzetmesi, ölümünden sonra 19. yy. yapılmıştır. ama filmde, yaşarken bu söz kullanılır.
en çok hata ise ölümü ve cenazesi hakkındadır. o dönem avrupada veba salgını vardır. ancak mozartın bu nedenlemi öldügü bilinmemekte. son günlerinde rahatsızlanır ve hastaneye gider. ancak veba teşhisi değil, romatizmal sorun denir. son 2 hafta boyunca yüksek ateş, halsizlik yaşar. annesi, çok sevdigi kız kardeşi ve eşinin anılarında, vebadan tek kelime edilmemiştir. dolayısıyla ölüm sebebi net olarak bilinmemekte.
cenaze töreni viyana’nın en büyük katedrali “aziz stephan dom” da yapılır. mozart, viyanalılar tarafından tanınan ve sevilen birisidir. ancak o dönem kral ll. joseph tarafından, salgın için alınan önlemler vardır. aristokratlar şehir mezarlığında kendilerine ait mezara, avamlar ise toplu mezara gömülürlerdi. mozart, orta halli bir müzisyen ailenin çocuğudur ve avamdır. o dönem cenaze törenleri sonrası, cenazeler viyana surlarına kadar getirilir ve burada mezarcılara verilirdi. aile define katılamazdı. burada açılan toplu mezarlara gömülme işlemi yapılırdı. kısa bir süre sona mozart’ın gerçek değeri anlaşılmıştır. o bir dahidir. eşi constanze, mezarı bulmak için uğraşmışsada nafile. çünkü, mozart’ında içinde oldugu toplu mezara mozart’ın ölmünden sonrada binlerce kişi gömülmüştür.
buraya filmde ve oyunda ki yanlışlıkları tek tek yazmayacağım. çünkü ben filmi beğenmiştim. izleyin derim. ama asıl tiyatro oyununu görmek gerekir.
sözlerimizi mozart’ ın ünlü eseri "rondo alla turca" ile bitirelim. türk marşı diye bilinen eser aslında yanlış çeviri kurbanıdır.
rondo, dans demektir. alla turca ise türk usulü. sonatın gerçek anlamı “ türk usulü dans”dır. ancak bu şahane sonata avrupada “türkish march” denir. ve bu şekilde türkçeye çevrilir.
avusturyalılar tarafından dünyada mozart eserlerini en iyi yorumlayan müzisyenlerden biri ise fazıl say olarak gösterilir.
amadeusagider
herhalde hayatı hakkında en çok yanlış bilgi verilmiş kişidir. peki ama nereden çıktı bu uydurma tarih? yoksulluk içinde yaşadığı, alkolik derecede içtigi, kimsesizler mezarlığına gömüldüğü vs.
tüm bu yanlış bilgilerin temelinde o ünlü tiyatro müzikali ve sonrasında yapılan film vardır. (bkz: amadeus)
wolfgang amadeus mozart’ın hayatını konu alan 1984 yapımı filmdir. bir film olarak bakıldığında çok iyidir.
ilk olarak tiyatro eseri olarak sahneye konulmuştur. bir mozart hayranı olan ingiltere kraliçesi, oyunun yazarı peter shaffer’e;
“bu mozart değil! sizin bunu yapmaya hakkınız yok” diyerek sağlam giydirmiştir.
ancak oyun o kadar beğenilmiştir ki, ülkemizde de defalarca sahnelenmiştir. nisan ayında oyun istanbul’da tekrar sahnelenecek. okan bayülgen’ in mozart’ı, selçuk yöntem’in antonio salieri’ yi canlandırgı oyunu izlemeyi çok isterim.
asıl kıyamet filmden sonra kopar.
nedeni ise film, tarihi hatalarla doludur ve bu bilerek yapılmıştır. oyunun yazarı, filminde senaryosunu yazmış peter shaffer’dir.
tarihi kesitler anlatan filmler genelde hatalarla doludur. çünkü sinema, kurgu işidir. aksi halde zaten film değil, belgesel olurlar. tarih, film ya da dizilerden öğrenilmez. okumak gerekir.
özellikle sanat tarihi uzmanları, filmin gerçeği yansıtmadığını, tarihi gerçeklerin saptırıldığını belirtmişlerdi.
müzikal ve film; mozart’ın ömrünün son 10 yılını geçirdiği viyana günlerini anlatır. (25 yaşına kadar doğdugu şehir salzburg’da yaşamıştır.)
müzikal ve film bu ya! bir kötü karakter gereklidir. bu rol ünlü besteci salieri’ye verilmiştir. film ve tiyatro oyunu boyunca mozart’a düşmanlık beslemiş ve türlü oyunlar yapmıştır. oysa gerçekte olan salieri, mozart’a destek olmuş, onu viyana’da aristokrasi ile tanıştırmış yakın dostudur.
mozart yaşadığı dönemde en çok kazanan müzisyendi. yoksulluk içinde yaşadığı doğru değildir. ancak ömrünün son zamanlarında maddi sıkıntılara girmişti.
nedeni ise, osmanlı’nın viyana kuşatmasıdır. aristokrasi viyana’dan ayırılır, savaş hazırlıkları yapılır. mozart uzunca bir dönem konser veremez, opera sahneleyemez. borçlu olarak ölür. ancak hiç bir zaman yokluk içinde yaşamamıştır. tam aksine, hizmetçiler, atlı arabalar, özel uşakları olan biriydi. ama filmde ve oyunda dram yaratmak için yoksul olarak verilmiş.
avusturyalılar, mozart için “ o tanrının sesiydi. inanılmaz bir dahi ama biraz da deliydi” derler. tanrının sesi benzetmesi, ölümünden sonra 19. yy. yapılmıştır. ama filmde, yaşarken bu söz kullanılır.
en çok hata ise ölümü ve cenazesi hakkındadır. o dönem avrupada veba salgını vardır. ancak mozartın bu nedenlemi öldügü bilinmemekte. son günlerinde rahatsızlanır ve hastaneye gider. ancak veba teşhisi değil, romatizmal sorun denir. son 2 hafta boyunca yüksek ateş, halsizlik yaşar. annesi, çok sevdigi kız kardeşi ve eşinin anılarında, vebadan tek kelime edilmemiştir. dolayısıyla ölüm sebebi net olarak bilinmemekte.
cenaze töreni viyana’nın en büyük katedrali “aziz stephan dom” da yapılır. mozart, viyanalılar tarafından tanınan ve sevilen birisidir. ancak o dönem kral ll. joseph tarafından, salgın için alınan önlemler vardır. aristokratlar şehir mezarlığında kendilerine ait mezara, avamlar ise toplu mezara gömülürlerdi. mozart, orta halli bir müzisyen ailenin çocuğudur ve avamdır. o dönem cenaze törenleri sonrası, cenazeler viyana surlarına kadar getirilir ve burada mezarcılara verilirdi. aile define katılamazdı. burada açılan toplu mezarlara gömülme işlemi yapılırdı. kısa bir süre sona mozart’ın gerçek değeri anlaşılmıştır. o bir dahidir. eşi constanze, mezarı bulmak için uğraşmışsada nafile. çünkü, mozart’ında içinde oldugu toplu mezara mozart’ın ölmünden sonrada binlerce kişi gömülmüştür.
buraya filmde ve oyunda ki yanlışlıkları tek tek yazmayacağım. çünkü ben filmi beğenmiştim. izleyin derim. ama asıl tiyatro oyununu görmek gerekir.
sözlerimizi mozart’ ın ünlü eseri "rondo alla turca" ile bitirelim. türk marşı diye bilinen eser aslında yanlış çeviri kurbanıdır.
rondo, dans demektir. alla turca ise türk usulü. sonatın gerçek anlamı “ türk usulü dans”dır. ancak bu şahane sonata avrupada “türkish march” denir. ve bu şekilde türkçeye çevrilir.
avusturyalılar tarafından dünyada mozart eserlerini en iyi yorumlayan müzisyenlerden biri ise fazıl say olarak gösterilir.
amadeusagider
devamını gör...
six day war
mahmut orhan'ın remix'i, muhteşem bir -tabiri caizse- ağıtı mahvetmiştir. david guetta'nın çanakkale türküsü'nü remix'lemesi gibi bir şey bu! savaşın kötülüğünü, rezilliğini, kepazeliğini böylesine güzel anlatabilen, böylesine güzel bir şarkıdan çıstak çıstak bir melodi çıkar mı? hadi çıktı, bu kadar mı kötü çıkarılır?
sözlerini elimden geldiğince çevireyim de*** bu şarkıyla kopan genç dimağlar utanır belki:
"haftanın başında,
zirve toplantısında konuşmalarını işiteceksin.
daha günlerden pazartesi.
müzakereler dağılıyor,
şu liderlerin çatık kaşlarına bak.
kılıç ve silah günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
belki sen oturmuş yemek yerken,
haberler bir yumruk gibi çarpacak.
daha günlerden salı.
savaşacağımızı hiç düşünmemiştin,
gördüğümüz onca şeyden sonra.
"nisan 1"* günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
hepimiz yer altına koşacağız,
ve sesi dinliyor olacağız.
daha günlerden çarşamba.
sığınağının loş ışığında,
biraz yün al ve örmeyi öğren.
çünkü uzun bir gün bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
tependen bir ıslık duyacaksın,
öldün mü, kaldın mı?**
daha günlerden perşembe.
yerin sarsıldığını hissediyorsun,
milyonlarca* mum yanıyor etrafta,
doğum günün mü bugün?
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
o sığınak evin bile olsa,
geride bırakacağın bir yaşam alanı.
daha günlerden cuma.
sen ışığa çıkarken,
gözlerin görüyor mu manzarayı?
kıyamet günü olmalı bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
insanların nasıl düşündüğü komik değil mi?
bomba yaptılar ve nesilleri tükendi.
daha günlerden cumartesi.
sanırım yarın geldi ve artık çok geç."
olsun siz şey yapmayın gene de. yarın bir gün "giden gelmiyor acep nedendir" diye bir şey duyarsanız onda da göbek atın hatta.
sözlerini elimden geldiğince çevireyim de*** bu şarkıyla kopan genç dimağlar utanır belki:
"haftanın başında,
zirve toplantısında konuşmalarını işiteceksin.
daha günlerden pazartesi.
müzakereler dağılıyor,
şu liderlerin çatık kaşlarına bak.
kılıç ve silah günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
belki sen oturmuş yemek yerken,
haberler bir yumruk gibi çarpacak.
daha günlerden salı.
savaşacağımızı hiç düşünmemiştin,
gördüğümüz onca şeyden sonra.
"nisan 1"* günü bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
hepimiz yer altına koşacağız,
ve sesi dinliyor olacağız.
daha günlerden çarşamba.
sığınağının loş ışığında,
biraz yün al ve örmeyi öğren.
çünkü uzun bir gün bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
tependen bir ıslık duyacaksın,
öldün mü, kaldın mı?**
daha günlerden perşembe.
yerin sarsıldığını hissediyorsun,
milyonlarca* mum yanıyor etrafta,
doğum günün mü bugün?
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
o sığınak evin bile olsa,
geride bırakacağın bir yaşam alanı.
daha günlerden cuma.
sen ışığa çıkarken,
gözlerin görüyor mu manzarayı?
kıyamet günü olmalı bugün.
yarın asla çok geç olmadan gelmez.
insanların nasıl düşündüğü komik değil mi?
bomba yaptılar ve nesilleri tükendi.
daha günlerden cumartesi.
sanırım yarın geldi ve artık çok geç."
olsun siz şey yapmayın gene de. yarın bir gün "giden gelmiyor acep nedendir" diye bir şey duyarsanız onda da göbek atın hatta.
devamını gör...
nescafe reklamlarındaki kızlı erkekli ortam
bir sürü çok güzel kız ve yakışıklı erkek kahve içip yatağa uzanacak gibi oluyor. salonda çok samimi ortam var dans ediyor hepsi neşeyle ama kahve içiyor hala bazıları elde kırmızı kupayla. bu çok saçma. kanepenin arkasında boş tekila şişeleri falan olması lazım.
arada oğlanlardan birisi kahveyle aşkını ilan edip kızı gülümseterek mini eteğiyle dans etmesine sebep oluyor falan. kupayı fırlatıp kızı tutsa öpecek zaten saçma ama sihir gibi ortam var.
memleketin hangi semtinde o hafif lüks döşenmiş salon ortamı ve rahatlığında muhit var bilmiyorum ama bu reklam ilizyonu baydı.
öyle bir ortamda üçübir arada içip dans edecek tip yok. geceden kalmanın ertesi olsa neyse. rimeli akmış kızların gece yaşanılanlardan pişman bir şekilde kahve içişi lazım. daha gerçekçi. oğlanlar yerde zum falan. aksi aşırı bayat.
arada oğlanlardan birisi kahveyle aşkını ilan edip kızı gülümseterek mini eteğiyle dans etmesine sebep oluyor falan. kupayı fırlatıp kızı tutsa öpecek zaten saçma ama sihir gibi ortam var.
memleketin hangi semtinde o hafif lüks döşenmiş salon ortamı ve rahatlığında muhit var bilmiyorum ama bu reklam ilizyonu baydı.
öyle bir ortamda üçübir arada içip dans edecek tip yok. geceden kalmanın ertesi olsa neyse. rimeli akmış kızların gece yaşanılanlardan pişman bir şekilde kahve içişi lazım. daha gerçekçi. oğlanlar yerde zum falan. aksi aşırı bayat.
devamını gör...
çirkin şansı
halk arasında genellikle çirkin şansı tabiri vardır. ama bana paradoks gibi geliyor. hem çirkinim hem şanssızım, allah yardımcım olsun.
devamını gör...
şalom
ilk kurulan yahudi-israil topraklarının kralı.
şalom aleyke sözüne bağlı olarak arapça "selamun aleyküm" kelimesinin atasıdır.
şalom aleyke sözüne bağlı olarak arapça "selamun aleyküm" kelimesinin atasıdır.
devamını gör...
islamda pedofili
çoğu islami yorumculara göre evlenme maskesiyle savunulan sapkınlık.
devamını gör...
güne iyi başlatan şeyler
mutlu huzurlu bir ev.
devamını gör...
spontane radyo yayını
robnaja'nın dinleyicilerin sıkılmış olabileceğini düşünmesi firmin bilmemesinden daha büyük skandal.
firmin bilmemeyi bize bırakır mısın robcum pls. öpt. kib. by.
firmin bilmemeyi bize bırakır mısın robcum pls. öpt. kib. by.
devamını gör...
kafa sözlük
içinden ayrıldığı dünya sözlük'ü online yazar sayısı olarak geçmiş ben olsam bunu bi düşünürdüm derviş kasıntısı senin olduğun yerde ot bitmiyor üç beş yağcıya kendini orada pohpohlatıp dur bakalım. kafa sözlük herkese açık olursa zamanla ekşi den bunalan yazarları buraya getirebilir diye düşünüyorum. yolu açık olsun.
devamını gör...
feydamid projesi
trt arşiv'in hatırlatması sayesinde öğrendiğim proje. bundan ta 43 sene önce gündeme gelmiş bir türk yapımı uzay taşımacılık aracı. 1978 yılında fevzi yertut ve ekibi tarafından yapılan tanıtımı ilgili linkten izleyebilirsiniz.
kısaca şu imiş: atmosferde ve özellikle de uzayda uçmak üzere tasarlanan bir uzay aracı, hatta görüntüsü itibarıyla da, bildiğin, ufo'nun tanımlanabilir olanı. aracın yapıldığını, monte edildiğini ve deneylerde başarılı olduğunu da söylemişler. ancak sonrasında ne olup ne bittiği hakkında, akıbeti hakkında pek bir şey yok ortalıkta.
kullanım amacına göre iki farklı model bile düşünmüşler: "midan" bir büyük uzay gemisini temsil ederken, "danser" adını verdikleri model de devriye gemisi rolünde imiş.
"bu kadar büyük yaratılan bir evrende, yalnız dünya değil, teknik şartlara sahip, en iyi teknik şartlara sahip; uzayda da bazı varlıklar var. yalnız uzayın bazı kanunları vardır: hiç kimsenin geleceğine, hiç kimsenin ilerisine karışmama... belki uçan daireler geliyor dünyaya, fakat bizim kaderimize karışmıyorlar." diyor fevzi bey ve şöyle bitiriyor laflarını: "muhakkak ki bizim kalbimizin attığı ankara'dan, şöyle bir istanbul üzerinden dolaşıp, bir ay'a kadar gidip; tekrar izmir, istanbul, ankara ve hatay'a gelip burada park etmek isteriz."
eskiden bizim insanımız gayet de ileri görüşlüymüş aslında. yıllar sonra, bu sefer bir ufo'ya benzemese de, aynı düşünceyle yapılan bir araç var: (bkz: starship).
kısaca şu imiş: atmosferde ve özellikle de uzayda uçmak üzere tasarlanan bir uzay aracı, hatta görüntüsü itibarıyla da, bildiğin, ufo'nun tanımlanabilir olanı. aracın yapıldığını, monte edildiğini ve deneylerde başarılı olduğunu da söylemişler. ancak sonrasında ne olup ne bittiği hakkında, akıbeti hakkında pek bir şey yok ortalıkta.
kullanım amacına göre iki farklı model bile düşünmüşler: "midan" bir büyük uzay gemisini temsil ederken, "danser" adını verdikleri model de devriye gemisi rolünde imiş.
"bu kadar büyük yaratılan bir evrende, yalnız dünya değil, teknik şartlara sahip, en iyi teknik şartlara sahip; uzayda da bazı varlıklar var. yalnız uzayın bazı kanunları vardır: hiç kimsenin geleceğine, hiç kimsenin ilerisine karışmama... belki uçan daireler geliyor dünyaya, fakat bizim kaderimize karışmıyorlar." diyor fevzi bey ve şöyle bitiriyor laflarını: "muhakkak ki bizim kalbimizin attığı ankara'dan, şöyle bir istanbul üzerinden dolaşıp, bir ay'a kadar gidip; tekrar izmir, istanbul, ankara ve hatay'a gelip burada park etmek isteriz."
eskiden bizim insanımız gayet de ileri görüşlüymüş aslında. yıllar sonra, bu sefer bir ufo'ya benzemese de, aynı düşünceyle yapılan bir araç var: (bkz: starship).
devamını gör...
varoş hediyeler
varoş hediyeler kişiden kişiye değişmektedir. el emeği olan hediyeleri bir taraf ne kadar anlamsız/basit bulsa bile ben daha çok değerli görenlerdenim. belirli günler içerisinde verilen hediyelerdense hiç beklenmedik anda verilen düşünülmüş hediyeler daha çok anlamlı olur. varoş hediyelere gelecek olursak üstte ki yazara katılmaktayım, kalpli kutunun içine çikolataları hapsetmenin anlamı yok bırakın özgür kalsınlar.
devamını gör...
hemşireye ceza amaçlı 500 kez ben salağım yazdırtan başhekim
hukuk ve tıp genelde taşra zihniyetinin meslek tercihleridir ve bunların egosuyla başa cıkamazsınız. küçük gölde büyük balık olan bu insanlar kendilerini mutlak surette yeterli ve tam güçlü zannetmekten gerçeklik algılarını kaybederler...
devamını gör...
bana ne lan diyen psikolog (yazar)
fikirlerini sevdiğim meslektaş yazar.
devamını gör...
sevdiğin filmi adını söylemeden anlat
a: "after all this time?"
s: "always."
s: "always."
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın güzel insanlar.*
devamını gör...