normal sözlük'e üye olmak isteyenlere nick tavsiyeleri
elimde şu an 3 tane kadın ve 2 tane erkek yazar mahlası olmak üzere kullanılmamış ve sahibinden sıfır mahlas bulunur. mahlas ya da rumuz arayanlar, kullandığı mahlastan memnun kalmayanlar özelden mesaj atsınlar. itina ile mahlas seçilir.
dipnot: gırgır ve şaka değil, ciddiyim.
dipnot: gırgır ve şaka değil, ciddiyim.
devamını gör...
gelin kuşaklarının anlamları
gelinlerin belindeki kırmızı kuşakları hemen hemen her düğünde görürüz. son zamanlarda farklı renklerde kuşaklar da tercih edilebiliyor ve farklı anlamlar içeriyor.
kırmızı gelin kuşağı bekaret, bereket ve gayreti temsil eder.
mor gelin kuşağı asaleti temsil eder. saraylarda olan düğünlerde bu kuşak tercih edilir.
gri gelin kuşağı: özgüvenin simgesidir. kendi kararı ile evlendiğini ve kendine güvendiğini göstermek isteyen gelinlerin tercih ettiği bir renktir.
pembe gelin kuşağı romantizmi temsil eder. aşkla bağlı olduğu kişiye sadakatini göstermek için seçilen bir renktir.
yeşil gelin kuşağı gönül gözünü temsil eder.
mavi gelin kuşağı kadının sevdiği aynı adamla ikinci kez evlenmesini anlatır.
siyah gelin kuşağı gelinin daha önce başka biri ile evlendiğini temsil eder.
günümüzde bu renkler farklı amaçlar ile de kullanılmaktadır. hatta başta beyaz olmak üzere istediği renkte kuşak takan gelinler de bulunmaktadır.
kırmızı gelin kuşağı bekaret, bereket ve gayreti temsil eder.
mor gelin kuşağı asaleti temsil eder. saraylarda olan düğünlerde bu kuşak tercih edilir.
gri gelin kuşağı: özgüvenin simgesidir. kendi kararı ile evlendiğini ve kendine güvendiğini göstermek isteyen gelinlerin tercih ettiği bir renktir.
pembe gelin kuşağı romantizmi temsil eder. aşkla bağlı olduğu kişiye sadakatini göstermek için seçilen bir renktir.
yeşil gelin kuşağı gönül gözünü temsil eder.
mavi gelin kuşağı kadının sevdiği aynı adamla ikinci kez evlenmesini anlatır.
siyah gelin kuşağı gelinin daha önce başka biri ile evlendiğini temsil eder.
günümüzde bu renkler farklı amaçlar ile de kullanılmaktadır. hatta başta beyaz olmak üzere istediği renkte kuşak takan gelinler de bulunmaktadır.
devamını gör...
regl anıları
o zamanlar londra'da staj yapıyorum. ay çok havalı başladı hikaye. neyse. ve stajdaki ilk günüm ve o zamanlar adetim çok düzensiz olduğundan, bi haber mutlu mutlu geziniyorum. her neyse patronum da, asistanı da çok ama çok tatlı adamlar ve ufacık ofiste beraber çalışıyoruz. en önemli şeyi söylemedim tabi, siyah kısa bir elbise de var üstümde.
her neyse iş bitimine bir kaç saat kaldığında adet belirtilerini hissedince, tuvalete koştum hemen. sonrasında karnım acıktı deyip, köşedeki markete gitmek istediğimi söyledim ama patronum ortak buz dolabındaki sandviçlerden verdi. sonra içecek bi şeyler lazım dedim, çay yaptı bana. başka bahane o an aklıma gelmeyince, peçete koyayım dedim zaten ilk gün. çok da gelmez. hızlıca koydum ve o son bir kaç saat işime devam ettim.
iş bittikten sonra bütün ofislerin olduğu ortak binayı gezdik patronumla. sekreterlerin olduğu ortak odayı, ortak mutfağı, dinlenme odalarını, terası ve bu sürede bir sürü insanla tanıştım. small talklar fln acayip mutluyum. beni sevdiler. tabi adet olduğumu tamamen unuttuğum anlar oldu bunlar. ama içten içe de bi tuhaflık var.
iş çıkışında oda arkadaşım beni almaya gelmişti. markete yöneldik, ben markette bi taraftan tuvalet bakınıp, bir taraftan da ödeme yaparken heyecanlı bir şekilde günümün çok iyi geçtiği anlatıyordum.
sonra kasadayken durdu ve bana dedi ki: elbisenin altından çıkan tuvalet kağıdı da tabi sana çok şans getirmiştir. ıyi de kombin olmuş.
her neyse iş bitimine bir kaç saat kaldığında adet belirtilerini hissedince, tuvalete koştum hemen. sonrasında karnım acıktı deyip, köşedeki markete gitmek istediğimi söyledim ama patronum ortak buz dolabındaki sandviçlerden verdi. sonra içecek bi şeyler lazım dedim, çay yaptı bana. başka bahane o an aklıma gelmeyince, peçete koyayım dedim zaten ilk gün. çok da gelmez. hızlıca koydum ve o son bir kaç saat işime devam ettim.
iş bittikten sonra bütün ofislerin olduğu ortak binayı gezdik patronumla. sekreterlerin olduğu ortak odayı, ortak mutfağı, dinlenme odalarını, terası ve bu sürede bir sürü insanla tanıştım. small talklar fln acayip mutluyum. beni sevdiler. tabi adet olduğumu tamamen unuttuğum anlar oldu bunlar. ama içten içe de bi tuhaflık var.
iş çıkışında oda arkadaşım beni almaya gelmişti. markete yöneldik, ben markette bi taraftan tuvalet bakınıp, bir taraftan da ödeme yaparken heyecanlı bir şekilde günümün çok iyi geçtiği anlatıyordum.
sonra kasadayken durdu ve bana dedi ki: elbisenin altından çıkan tuvalet kağıdı da tabi sana çok şans getirmiştir. ıyi de kombin olmuş.
devamını gör...
babanın ölmesi
baban ölünce, sırtın yorgansız kalır üşürsün. varlığın da kıymetini bilmeli insan. varken belki o kadar önemsemiyorsun ama gittiğin de burnunun direği sızlıyor. babanız ile anneniz ile normal şartlar da bir ilişkiye sahipseniz, onları kırmayın incitmeyin.
devamını gör...
1 yıl sonraki kendine not
naber lan zibidi?
devamını gör...
neden mutsuzsun sorusu
mutsuz değilim.
devamını gör...
cinsel istismarda somut delil şartı
çocuklarımıza tacizi anlatırken, "bak yavrum yabancı birisi senin şurana elliyorsa hemen telefonunu çıkar ve selfie çek" diye nasihat vermemiz gerektiren durum.
bir kadın da tecavüze uğrarken "delil şartı vardı ya heee, dur bakalım bi beni s2sin sonra ben kaçarken mobeseye filan el sallarım" diye düşünmeli galiba. düşünmüyorsa zaten kadının canı s2lmek istemiştir tecavüzcüsünün suçu yok o zaman.
neyi ölçüyoruz abi ya? kim ne kadar tacize, istismara, tecavüze direniyor bunu mu ölçüyoruz? mağdur direnemezse zanlı "bir kereden bişey olmaz, mini etek giymiş canı istiyor demek ki" falan mı diyecek mahkemede. ne biçim kafa bu ya.
işte bu kafa gitmeli, bu kafa bu ülkeden gitmeli. başlarım sizin başörtüsü mağduriyetinize. meclise baş örtüsüyle girdiklerinde bunların kellesi gitmeliydi. türkiye cumhuriyeti'nin en az 15 yılı kayıp arkadaşlar. atatürk bile 1920'de meclisi kurdu 1930'lara kadar inkılapları tamamladı. türkiye başka bir atatürk mü çıkartacak. atatürk tarlası mı burası.
bir kadın da tecavüze uğrarken "delil şartı vardı ya heee, dur bakalım bi beni s2sin sonra ben kaçarken mobeseye filan el sallarım" diye düşünmeli galiba. düşünmüyorsa zaten kadının canı s2lmek istemiştir tecavüzcüsünün suçu yok o zaman.
neyi ölçüyoruz abi ya? kim ne kadar tacize, istismara, tecavüze direniyor bunu mu ölçüyoruz? mağdur direnemezse zanlı "bir kereden bişey olmaz, mini etek giymiş canı istiyor demek ki" falan mı diyecek mahkemede. ne biçim kafa bu ya.
işte bu kafa gitmeli, bu kafa bu ülkeden gitmeli. başlarım sizin başörtüsü mağduriyetinize. meclise baş örtüsüyle girdiklerinde bunların kellesi gitmeliydi. türkiye cumhuriyeti'nin en az 15 yılı kayıp arkadaşlar. atatürk bile 1920'de meclisi kurdu 1930'lara kadar inkılapları tamamladı. türkiye başka bir atatürk mü çıkartacak. atatürk tarlası mı burası.
devamını gör...
georgi markov
bulgar yazar. bulgaristan'daki komünist yönetime muhalefet ederek ingiltere'ye iltica etmiş. burada da yönetimi eleştiren konuşmalar yapmaya devam edince 1978 yılında londra'da bulgar gizli servisi ajanları tarafından şemsiye ucundan fırlatılan
zehirli maddeyle zehirlenerek öldürüldü.
zehirli maddeyle zehirlenerek öldürüldü.
devamını gör...
unutulmaz kolpaçino replikleri
kim kimi koparıyor kendi payına..
altın kapılarımız kan oldu tayfun.
akıyor bu akşam mübarek.
altın kapılarımız kan oldu tayfun.
akıyor bu akşam mübarek.
devamını gör...
mehmet coşkundeniz
lakabı aşk doktoru olan gazeteci, yazar.
“seni seviyorum, çünkü bir ressamın çizebileceği en güzel tablosun sen. renklerinle büyülüyorsun beni, hayran hayran bakıyorum sana. ya da bir şairin yazabileceği en anlamlı şiir, sevdayı ve aşkı anlatan. seni seviyorum, çünkü sorgulamıyorsun, yargılamıyorsun beni.”
seni seviyorum çünkü- mehmet coşkundeniz
“seni seviyorum, çünkü bir ressamın çizebileceği en güzel tablosun sen. renklerinle büyülüyorsun beni, hayran hayran bakıyorum sana. ya da bir şairin yazabileceği en anlamlı şiir, sevdayı ve aşkı anlatan. seni seviyorum, çünkü sorgulamıyorsun, yargılamıyorsun beni.”
seni seviyorum çünkü- mehmet coşkundeniz
devamını gör...
kedilerde tırnak kesimi
çok zor ve stresli olan eylem. normalde veterinerde kestiriyorduk ama veteriner evde kesmenin kedi için daha az korkutucu olacağını söylemişti. bugün kesmeyi denedik ama bir tane tırnağını fazla kesmişim sanırım, kanıyor. içime battı ya. çok üzüldüm. geçmedi de kanaması. ofofofof...
devamını gör...
valorant
her yaştan, her milletten insanın mikrofondan anama bacıma sövebildiği, üç dört gün önce oynamaya başladığım riot games oyunudur.
neyseki arkadaşım bana sesli sohbetin kapatılabildiğini söyledi. ben de artık "küfür edecekseniz chat'e yazın, sesli sohbet kapalı yazıyorum *
valorant, karakter bazlı bir "first person shooter" tipi bilgisayar oyunudur. oyunda bir takımda karakterden yalnızca bir tane bulunabilir. 5v5 oynanır. her karakterin kendine has yetenekleri vardır. bunlar düşmanın tespiti, görüşünü engelleme, kaçma, kör etme, patlatma, tuzaklama vs. gibi değişik varyasyonlarda türetilmiştir.
karakterlerin isimleri şunlardır: astra, breach, brimstone, cypher, jett, killjoy, omen, phoenix, raze, reyna, sage, skye, sova, (bkz: viper) ve yoru.
tabi benim en sevdiğim üçlü: sage, raze ve brimstone'dur.
neyseki arkadaşım bana sesli sohbetin kapatılabildiğini söyledi. ben de artık "küfür edecekseniz chat'e yazın, sesli sohbet kapalı yazıyorum *
valorant, karakter bazlı bir "first person shooter" tipi bilgisayar oyunudur. oyunda bir takımda karakterden yalnızca bir tane bulunabilir. 5v5 oynanır. her karakterin kendine has yetenekleri vardır. bunlar düşmanın tespiti, görüşünü engelleme, kaçma, kör etme, patlatma, tuzaklama vs. gibi değişik varyasyonlarda türetilmiştir.
karakterlerin isimleri şunlardır: astra, breach, brimstone, cypher, jett, killjoy, omen, phoenix, raze, reyna, sage, skye, sova, (bkz: viper) ve yoru.
tabi benim en sevdiğim üçlü: sage, raze ve brimstone'dur.
devamını gör...
hürmet
insanlara karşı dikkatli, ölçülü, özenli davranmaya neden olan sevgi duygusu değer yargısı.
başkasının düşünce ve inancına hürmet et. tâ ki başkası da seninkine hürmet etsin.
ali fuad başgil
başkasının düşünce ve inancına hürmet et. tâ ki başkası da seninkine hürmet etsin.
ali fuad başgil
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
halıya dökülmüş reçel gibi hissediyorum.
91. dakikada atılmış bir gol kadar anlamsızım.
91. dakikada atılmış bir gol kadar anlamsızım.
devamını gör...
eskiden marka alırdık
uzun zamandır "insanlar bunu nasıl fark etmiyor?" dediğim durum. ne vakit konusunu açsam insanlar kulaklarını tıkayıp tuhaf sesler çıkarıyorlar. bundan 10 sene öncesinde tariş'ten başka zeytinyağı beğenmeyen insan "hepsi aynı zaten zeytinyağı değil mi işte" diyor. "yahu eskiden markete giderdin de sucuğun cumhuriyet'ini arardın şimdi ne oldu?" diyorum, "yok diyor o zaman öyle denk geliyordu alıyorduk, hem bunun ondan bi farkı yok" diyor. anlıyorum, şu an aynı marka model ürünü almak zor, pahalı, yahu öyle de o zaman "pahalı" de, "almak mümkün değil" de, hiç kimseden duymadım bu sözleri, herkesin bi bahanesi var.
başlığın ilk tanımına o kadar katılıyorum ki... artık sadece kampanyalı ürün kovalıyor insanlar. daha birkaç gün önce gideyim de düzgün bir peynir alayım da tost yaparım, artık pahalıysa da pahalı ne yapayım yani, canım düzgün tost istiyor dedim kendime. marketlerde gördüğüm şeyler: tuğcan peynirleri, ayberk peynirleri, ohmis peynirleri... (bunlar yaygın marketlerdeki ürünler, muhtemelen de kapış kapış satılıyorlar) nerede üretilir, nasıl üretilir, firma ne vakittir üretir belirsiz. ha anlıyorum tabi, eskiden sevdiğin aldığın markanın fiyatı oldu 3 kat. peki demiyor musun neden o peynir ayberk peynirlerinden 3 kat pahalı? ya da diyorsun içinden de dışa vurmak kanına mı dokunuyor?
kıyafetteki markalarda market ürünlerindekine göre daha tutucu insanlar, artık o da bitti sayılır. bu durum en çok insanların giydiği ayakkabılarda dikkatimi çekiyor, artık piyasa eski isminden prim yapan (kinetix, mp, jump..) markalara kalmış durumda. insanlar eskisi gibi zannediyor onları, halbuki bu tür markaların ürettiği ürünlerin merdiven altında üretilen pazar ürünlerinden hiçbir farkı yok günümüzde. ayakkabı almak istiyorum, gidiyorum herkesin bildiği ayakkabı mağazalarına (spesifik bir markaya ait olmayan mağazalar), içerisi tamamen çöplük. hani küçümsediğim için değil ama berbat yani, sattıkları şeyler ayakkabı değil, dört kartonu birleştirip bantlamışlar gibi. anlıyorum tabi, eskiden aldığın sevdiğin markayı şu an alabilmen imkansız, yahu neden o zaman bahane sunuyorsun "aaa ama bak bu ayakkabı da güzel, insanlar tutturmuş bir marka zaten amaaann, ondan bir tane alacağıma bundan üç tane alırım değiş değiş giyerim..." yahu gel de ki "pahalı, alamıyorum", neden bahane öne sürüyorsun?
günün sonunda peynir alışverişimden dönerken poşetteki ayberk peynirine baktım ben de "param anca buna yetti, öbürü çok pahalı, zaten yiyeceğim şey nihayetinde tost" dedim ve tıpkı diğer herkes gibi kendi bahaneme sarılarak döndüm evime.
başlığın ilk tanımına o kadar katılıyorum ki... artık sadece kampanyalı ürün kovalıyor insanlar. daha birkaç gün önce gideyim de düzgün bir peynir alayım da tost yaparım, artık pahalıysa da pahalı ne yapayım yani, canım düzgün tost istiyor dedim kendime. marketlerde gördüğüm şeyler: tuğcan peynirleri, ayberk peynirleri, ohmis peynirleri... (bunlar yaygın marketlerdeki ürünler, muhtemelen de kapış kapış satılıyorlar) nerede üretilir, nasıl üretilir, firma ne vakittir üretir belirsiz. ha anlıyorum tabi, eskiden sevdiğin aldığın markanın fiyatı oldu 3 kat. peki demiyor musun neden o peynir ayberk peynirlerinden 3 kat pahalı? ya da diyorsun içinden de dışa vurmak kanına mı dokunuyor?
kıyafetteki markalarda market ürünlerindekine göre daha tutucu insanlar, artık o da bitti sayılır. bu durum en çok insanların giydiği ayakkabılarda dikkatimi çekiyor, artık piyasa eski isminden prim yapan (kinetix, mp, jump..) markalara kalmış durumda. insanlar eskisi gibi zannediyor onları, halbuki bu tür markaların ürettiği ürünlerin merdiven altında üretilen pazar ürünlerinden hiçbir farkı yok günümüzde. ayakkabı almak istiyorum, gidiyorum herkesin bildiği ayakkabı mağazalarına (spesifik bir markaya ait olmayan mağazalar), içerisi tamamen çöplük. hani küçümsediğim için değil ama berbat yani, sattıkları şeyler ayakkabı değil, dört kartonu birleştirip bantlamışlar gibi. anlıyorum tabi, eskiden aldığın sevdiğin markayı şu an alabilmen imkansız, yahu neden o zaman bahane sunuyorsun "aaa ama bak bu ayakkabı da güzel, insanlar tutturmuş bir marka zaten amaaann, ondan bir tane alacağıma bundan üç tane alırım değiş değiş giyerim..." yahu gel de ki "pahalı, alamıyorum", neden bahane öne sürüyorsun?
günün sonunda peynir alışverişimden dönerken poşetteki ayberk peynirine baktım ben de "param anca buna yetti, öbürü çok pahalı, zaten yiyeceğim şey nihayetinde tost" dedim ve tıpkı diğer herkes gibi kendi bahaneme sarılarak döndüm evime.
devamını gör...
hurilerin beden ölçüleri
devamını gör...
magna carta
diğer anlamıyla “büyük özgürlük fermanı” olarak da bilinir. magna carta, 1215 yılında ingiltere kralı john tarafından imzalanmış bir ingiliz belgesidir. magna carta libertatum, ingiltere kralının yetkilerinin ilk kez kısıtlandığı ve derebeylere bazı haklar tanıyan bir belge niteliğini taşımaktadır.
devamını gör...
spontane radyo yayını
asla sıkılmamışlardır*.
birlikte aynı topa vurmaya çalışan çocuklar burada mı?
birlikte aynı topa vurmaya çalışan çocuklar burada mı?
devamını gör...
çıplak uyumak
devamını gör...
