ankara'da köpekler tarafından parçalanan çocuk
arkadaşlar öncelikle şunu belirtmek isterim ki hayvan düşmanı değilim, bazı hayvanları vicdansız insanlardan bile üstün tutarım lakin sokak köpekleri üzerinden ajitasyon yapmayı bırakıp toplatılmaları için bence acilen sosyal medyada kampanya düzenleyelim. tutmaz ama tutuncaya kadar uğraşalım derim. bakın sokak köpeklerinin yeri barınaklardır, sokaklar değil. ya da şehir dışıdır, şehir içi değil. şimdi bu çocuk sizin çocuğunuz da olabilirdi, hastanede o çocukla beraber siz de acı çekebilirdiniz. aileyi olsun, çocuğu olsun kendi yerinize koymanızı öneririm.
köpekler sokaklarda olduğu müddet biz bu olaylarla daha çok karşılaşacağız çünkü köpekler aç, köpekler çaresiz ve açlıktan millete saldıracak duruma geldiler. barınaklara gönderilse onlara orada en nihayetinde bakılır, sokaklarda kendileri de yıpranmazlar, insanlar da çekinmezler yani gezerken.
şu olayı cidden avrupa’da göremezsiniz ya, adamlar köpeklere karşı önlem almışlar bir de bizim ülkemize bak, hangi sokağa gitsek muhakkak 3-5 köpek nöbet bekliyor adeta. geceleri bile çekinir olduk bunlardan, özgürce gezemez olduk be. lanet olsun şu ülkenin düzensizliğine…
köpekler sokaklarda olduğu müddet biz bu olaylarla daha çok karşılaşacağız çünkü köpekler aç, köpekler çaresiz ve açlıktan millete saldıracak duruma geldiler. barınaklara gönderilse onlara orada en nihayetinde bakılır, sokaklarda kendileri de yıpranmazlar, insanlar da çekinmezler yani gezerken.
şu olayı cidden avrupa’da göremezsiniz ya, adamlar köpeklere karşı önlem almışlar bir de bizim ülkemize bak, hangi sokağa gitsek muhakkak 3-5 köpek nöbet bekliyor adeta. geceleri bile çekinir olduk bunlardan, özgürce gezemez olduk be. lanet olsun şu ülkenin düzensizliğine…
devamını gör...
yazarların en komik bulduğu cem yılmaz repliği
beyni yok fikri var.
devamını gör...
feyyaz uçar
aslında bu başlığın ilk tanımını yapmak isterdim. olsun 3'te fena değil. feyyaz da öyle düşünürdü, 3 hiç fena değil dandun derdi.
şurada keşfedildi, şu yıl beşiktaş'a geldi, şu kadar gol attı, gol kralı oldu, adına şarkılar bestelendi, kariyerindeki en güzel gollerini şuradan izleyebilirsiniz al sana link demeyeceğim. ( türkiye-avusturya milli maçındaki 3. gol olduğunu söyler)
kız kardeşimle fotoğraf stüdyosunda çekilmiş bir fotoğrafımız var, üzerimde siyah beyaz çubuklu pazar malı çubuklu forma. arkasında feyyaz yazmıyordu ama ben mahalle maçında gol atınca feyyaz diye bağırıyordum.
zeki demirkubuz'un şu sözlerini dinlediğimde cemil ile çok ortak noktam olduğunu hissetmiştim.
kahramandır feyyaz. güzel de bir yazı dili vardır aslında. keşke daha çok yazsa.
şimdilerde kanalın sahiplerini sevmesem de, a spor da yorumculuk yapıyor. biraz eski toprak. youtube vs olsa keşke. çok daha güzel işler çıkarır ama buna da sevinelim.
şu lafı yeter tarzını anlamak için:
cyle larin 15 gol attı adı arka direk larin'e çıktı, ben 200 gol attım hala orta direğim.
sen çok yaşa feyyaz.
acaba şuan ne yapıyorsun?
inter'e attığın kafa golünde çok sevinmiştim.
şurada keşfedildi, şu yıl beşiktaş'a geldi, şu kadar gol attı, gol kralı oldu, adına şarkılar bestelendi, kariyerindeki en güzel gollerini şuradan izleyebilirsiniz al sana link demeyeceğim. ( türkiye-avusturya milli maçındaki 3. gol olduğunu söyler)
kız kardeşimle fotoğraf stüdyosunda çekilmiş bir fotoğrafımız var, üzerimde siyah beyaz çubuklu pazar malı çubuklu forma. arkasında feyyaz yazmıyordu ama ben mahalle maçında gol atınca feyyaz diye bağırıyordum.
zeki demirkubuz'un şu sözlerini dinlediğimde cemil ile çok ortak noktam olduğunu hissetmiştim.
kahramandır feyyaz. güzel de bir yazı dili vardır aslında. keşke daha çok yazsa.
şimdilerde kanalın sahiplerini sevmesem de, a spor da yorumculuk yapıyor. biraz eski toprak. youtube vs olsa keşke. çok daha güzel işler çıkarır ama buna da sevinelim.
şu lafı yeter tarzını anlamak için:
cyle larin 15 gol attı adı arka direk larin'e çıktı, ben 200 gol attım hala orta direğim.
sen çok yaşa feyyaz.
acaba şuan ne yapıyorsun?
inter'e attığın kafa golünde çok sevinmiştim.
devamını gör...
adana deyince akla gelenler
yumurtalık, sakin sessiz şirin bir tatil ilçesi, insanları çok içten samimi iyimser.
adana ile hiç alakası yokmuş gibi.
adana ile hiç alakası yokmuş gibi.
devamını gör...
amok koşucusu
stefan zweig kitabıdır.
stefan zweig varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1881 yılında doğan bir yazardır. nazi baskıları yüzünden avrupa’da, kuzey ve güney amerika’da yaşayan yazar çeviri yapıp şiirler yazdı. yazar 1942 yılında eşiyle birlikte intihar ettiğinde amok koşucusu kitabının aslında bir plan olduğunu ortaya koymuş oldu.
amok koşucusu 7 öyküden oluşan her öykünün sonunda bizi bir ölüm bekliyor; cinayet, intihar, cinayet ve intihar…
ilk öykü olan “bir çöküşün öyküsü”nde kralın gözünden düştükten sonra sürgüne gönderilen madame de prie’nin hikayesi anlatılır. madame de prie hüküm sürdüğü dönemlerde şımarıklığı, horgörüsü, para tutkusu, zorbalığıyla zenginlik içinde, balolarda aşıklarıyla birlikte güzel zamanlar geçirmektedir. ancak artık madame de prie’nin kaprislerine ve doğal kötücüllüğüne dayanamayan kral onu sürgüne gönderir. gittiği kente kalabalıktan uzak kalan madame, aklını oynatmamak için saraya mektuplar yazar,af diler ama bir sonuç alamaz. eskiden çevresinde olan insanlar da ona yüz çevirir.
bunun üzerine egosunu tatmin etmek için bulunduğu yerde gözü yüksklerde olan, paris diye yanıp tutuşan bir genci aşığı yapar ama bu ilişki de aşağıladığı gencin onu dövmesiyle hüsranla sonuçlanır.
artık dayanamayacağını anlayan madame de prie çok pahalı balolar düzenleyip paris’teki insanları kandırarak oraya toplamaya ve eski günlerinin bir yanılsamasını yaşamaya başlar. bu sırada söylediği “kıskançlık olmadan, nefret olmadan, yalan olmadan yaşanmaya değmezdi.” cümlesi madame’ın ruh halini açıkça ortaya koymaktadır.
madame insanlara 7 ekim tarihinde öleceğini söylediğide ona kime inanmaz ama o 7 ekim tarihnde intihar eder, ama ölmeden önce bir zamanlar aşığı olan genç adamdan da intikamını alır.
“madalyon” isimli öyküdeyse bir birlikte albaylık yapan adam birliğiyle birlikte yol alırken ispanyol bir çetenin saldırısına uğrar, bütün askerlerini kaybeden aybay ormana sığınır. korkudan va çaresizlikten ne yapacağını şaşırır. çaresizlik içinde olması onurunu zedeler. onurunu kurtarmak için ertesi gün yoldan geçen bir ispanyola saldırır ve onun giysilerin üzerine giyer. kendi üniformasındansa sadece napolyon tarafından kendine verilen madalyonu alır. albay yakınlardaki bir ispanyol köyüne gidip dilsiz bir dilenci rolünü oynayarak karnını doyurur ama bunun karşılığında onurunu ortaya koymuş olur. albay, artık korkuya va çaresizliğe dayanamayacağını anlayınca tekrar ormana gider. bu esnada bir birliğin seslerini duyar ve elinde tabancasıyla onlara doğru koşmaya başlar ancak gelen birlik onun bir ispanyol olduğunu anlayınca, hemen orda infazını gerçekleştirir ve bir albay’a ait olan madalyonu da üzerinde bulur ve alırlar.
üçüncü öykü olan “bezginlik”bir öğnecinin öyküsüdür. öğrenci öğretmeni tarafından aşağılandığını düşünür. o adam dediği ve küçük gördüğü öğretmen onun bir sene kaybetmesine; bu yüzden de sanata, bilime olan tutkusunun sönmesine, arkadaşlarını kaybetmesine, en kötsü de umudunu yitirmesine neden olur. bir gün sınıfa girdiğinde öğretmen yine üzerine gelince öğrenci ,o adama karşılık verir ve aralarında bir arbede yaşanır.
öğrenciden yediği yumrukla sendeleyen adamın şaşkınlığı geçmeden öğrenci kendini dışarı atmıştır bile. bezginliğinin nedeni olan bu adama attığı intikam yumruğu onu dönüşü olmayan bir yola götürür ki, bu yol onunn madame de prie’yle aynı kaderi payalşmasına neden olur.
kitaba ismini veren “amok koşucusu” da aynı izlekler etrafında dolaşan ve efsane olmayı başarmış bir öyküdür. bu öyküde bir gemi yolculuğu esnasında karşılşan iki adamın konuşmalarıyla açılır sahne. kendi öyküsünü anlatmak için birini arayan garip adam ve hikayenin anlatıcısı. garip adam bir doktordur, doktorluk yaptığı köyde kendinden kürtaj için yardım isteyen soylu ve küstah kadına para istemediğini, kendisiyle birlikte olması karşılığında bu işi yapacağını söyler. bunu yapmasının nedeni ahlaksızlık değil, kadının küstahlığıdır. kadının kendisinden ricada bulunmadığı, doktoru para karşılığı satın alabileceğini düşünmesi garip adamı kızdırır ve bu yola başvurmasına neden olur. bunun üzerine kadın kimseye bir şey söylememesini emrederek ordan uzaklaşır. bu küstahlık ve soyluluk karşısında nutku tutulan doktor kadının peşinden gidip özür dilemek, yalvarmak, hatta ölmek ister. işte tam da bu anda bizlere amok koşucularını anımsatır.
amok koşucusu bir anda çılgınlar gibi koşmaya başlayıp elindeki hançeriyle önüne çıkanh herkesi öldüren ve ölene ya da öldürülene kadar koşmayı sürdüren insanlara verilen addır. bu hastalık artık tanımlanmış ve tanınmış bir hastalktır, kadının peşinden koşan doktor da artık bir amok koşucusu gibi gözü sadece kadını görerek kadınnı peşinden sekiz saatlik mesafedeki şehre kadar gider.
kadının kocası iş için şehir dışındadır ve söylemey gerek kadının karnındaki çocuk ondan değil genç bir subaydandır. doktor ne yaparsa yapsın kendini affettiremez. kadına intihar edeceğini belirten bir not yazar ama kadının yumuşaması mümkün değildir. ama bir gün odasında otururken bir köle çocuk gelir ve onu çinli bir kadının evine getirir. soylu kadın can çekişmektedirr. doktordan yardım almaktansa ölmeyi tercih etmiştir. yanlış müdahale sonucu çok kan kaybeden kadını evine götüren doktor kadının ölümüne mani olamaz ama sırrını saklar.
kadını aşığı olan genç subayın yardımıyla ülkeyi terk etmek için bu gemiye biner ancak onun kadını takip ettiği gibi kadın da onu takip etmektedir. tabutu ve kocası aynı gemidedir. sonra anlatıcının gazeteden okuduğu habere göre doktor ,kadının tabutu denize indirilirken tabutun üzerine atlamıştır. tabut çıkarılamaycak şekilde denize gömülür ve doktorun cesedi ise kıyıya vurulmuş olarak bulunur.
diğer üç öykü de aynı izlekte devam etmektedir bulun ve okuyun.
stefan zweig varlıklı bir ailenin çocuğu olarak 1881 yılında doğan bir yazardır. nazi baskıları yüzünden avrupa’da, kuzey ve güney amerika’da yaşayan yazar çeviri yapıp şiirler yazdı. yazar 1942 yılında eşiyle birlikte intihar ettiğinde amok koşucusu kitabının aslında bir plan olduğunu ortaya koymuş oldu.
amok koşucusu 7 öyküden oluşan her öykünün sonunda bizi bir ölüm bekliyor; cinayet, intihar, cinayet ve intihar…
ilk öykü olan “bir çöküşün öyküsü”nde kralın gözünden düştükten sonra sürgüne gönderilen madame de prie’nin hikayesi anlatılır. madame de prie hüküm sürdüğü dönemlerde şımarıklığı, horgörüsü, para tutkusu, zorbalığıyla zenginlik içinde, balolarda aşıklarıyla birlikte güzel zamanlar geçirmektedir. ancak artık madame de prie’nin kaprislerine ve doğal kötücüllüğüne dayanamayan kral onu sürgüne gönderir. gittiği kente kalabalıktan uzak kalan madame, aklını oynatmamak için saraya mektuplar yazar,af diler ama bir sonuç alamaz. eskiden çevresinde olan insanlar da ona yüz çevirir.
bunun üzerine egosunu tatmin etmek için bulunduğu yerde gözü yüksklerde olan, paris diye yanıp tutuşan bir genci aşığı yapar ama bu ilişki de aşağıladığı gencin onu dövmesiyle hüsranla sonuçlanır.
artık dayanamayacağını anlayan madame de prie çok pahalı balolar düzenleyip paris’teki insanları kandırarak oraya toplamaya ve eski günlerinin bir yanılsamasını yaşamaya başlar. bu sırada söylediği “kıskançlık olmadan, nefret olmadan, yalan olmadan yaşanmaya değmezdi.” cümlesi madame’ın ruh halini açıkça ortaya koymaktadır.
madame insanlara 7 ekim tarihinde öleceğini söylediğide ona kime inanmaz ama o 7 ekim tarihnde intihar eder, ama ölmeden önce bir zamanlar aşığı olan genç adamdan da intikamını alır.
“madalyon” isimli öyküdeyse bir birlikte albaylık yapan adam birliğiyle birlikte yol alırken ispanyol bir çetenin saldırısına uğrar, bütün askerlerini kaybeden aybay ormana sığınır. korkudan va çaresizlikten ne yapacağını şaşırır. çaresizlik içinde olması onurunu zedeler. onurunu kurtarmak için ertesi gün yoldan geçen bir ispanyola saldırır ve onun giysilerin üzerine giyer. kendi üniformasındansa sadece napolyon tarafından kendine verilen madalyonu alır. albay yakınlardaki bir ispanyol köyüne gidip dilsiz bir dilenci rolünü oynayarak karnını doyurur ama bunun karşılığında onurunu ortaya koymuş olur. albay, artık korkuya va çaresizliğe dayanamayacağını anlayınca tekrar ormana gider. bu esnada bir birliğin seslerini duyar ve elinde tabancasıyla onlara doğru koşmaya başlar ancak gelen birlik onun bir ispanyol olduğunu anlayınca, hemen orda infazını gerçekleştirir ve bir albay’a ait olan madalyonu da üzerinde bulur ve alırlar.
üçüncü öykü olan “bezginlik”bir öğnecinin öyküsüdür. öğrenci öğretmeni tarafından aşağılandığını düşünür. o adam dediği ve küçük gördüğü öğretmen onun bir sene kaybetmesine; bu yüzden de sanata, bilime olan tutkusunun sönmesine, arkadaşlarını kaybetmesine, en kötsü de umudunu yitirmesine neden olur. bir gün sınıfa girdiğinde öğretmen yine üzerine gelince öğrenci ,o adama karşılık verir ve aralarında bir arbede yaşanır.
öğrenciden yediği yumrukla sendeleyen adamın şaşkınlığı geçmeden öğrenci kendini dışarı atmıştır bile. bezginliğinin nedeni olan bu adama attığı intikam yumruğu onu dönüşü olmayan bir yola götürür ki, bu yol onunn madame de prie’yle aynı kaderi payalşmasına neden olur.
kitaba ismini veren “amok koşucusu” da aynı izlekler etrafında dolaşan ve efsane olmayı başarmış bir öyküdür. bu öyküde bir gemi yolculuğu esnasında karşılşan iki adamın konuşmalarıyla açılır sahne. kendi öyküsünü anlatmak için birini arayan garip adam ve hikayenin anlatıcısı. garip adam bir doktordur, doktorluk yaptığı köyde kendinden kürtaj için yardım isteyen soylu ve küstah kadına para istemediğini, kendisiyle birlikte olması karşılığında bu işi yapacağını söyler. bunu yapmasının nedeni ahlaksızlık değil, kadının küstahlığıdır. kadının kendisinden ricada bulunmadığı, doktoru para karşılığı satın alabileceğini düşünmesi garip adamı kızdırır ve bu yola başvurmasına neden olur. bunun üzerine kadın kimseye bir şey söylememesini emrederek ordan uzaklaşır. bu küstahlık ve soyluluk karşısında nutku tutulan doktor kadının peşinden gidip özür dilemek, yalvarmak, hatta ölmek ister. işte tam da bu anda bizlere amok koşucularını anımsatır.
amok koşucusu bir anda çılgınlar gibi koşmaya başlayıp elindeki hançeriyle önüne çıkanh herkesi öldüren ve ölene ya da öldürülene kadar koşmayı sürdüren insanlara verilen addır. bu hastalık artık tanımlanmış ve tanınmış bir hastalktır, kadının peşinden koşan doktor da artık bir amok koşucusu gibi gözü sadece kadını görerek kadınnı peşinden sekiz saatlik mesafedeki şehre kadar gider.
kadının kocası iş için şehir dışındadır ve söylemey gerek kadının karnındaki çocuk ondan değil genç bir subaydandır. doktor ne yaparsa yapsın kendini affettiremez. kadına intihar edeceğini belirten bir not yazar ama kadının yumuşaması mümkün değildir. ama bir gün odasında otururken bir köle çocuk gelir ve onu çinli bir kadının evine getirir. soylu kadın can çekişmektedirr. doktordan yardım almaktansa ölmeyi tercih etmiştir. yanlış müdahale sonucu çok kan kaybeden kadını evine götüren doktor kadının ölümüne mani olamaz ama sırrını saklar.
kadını aşığı olan genç subayın yardımıyla ülkeyi terk etmek için bu gemiye biner ancak onun kadını takip ettiği gibi kadın da onu takip etmektedir. tabutu ve kocası aynı gemidedir. sonra anlatıcının gazeteden okuduğu habere göre doktor ,kadının tabutu denize indirilirken tabutun üzerine atlamıştır. tabut çıkarılamaycak şekilde denize gömülür ve doktorun cesedi ise kıyıya vurulmuş olarak bulunur.
diğer üç öykü de aynı izlekte devam etmektedir bulun ve okuyun.
devamını gör...
metalci gençliğin tarihe karışması
ee, ben de buradayım. hani nerede tarihe karışmış?
bu arada yukarıda bir yazar kardeşimiz metalci gençliğin giyimi hakkında konuşmuş, size nasıl grup logolu siyah tişört ve mavi kot absürt geliyorsa bize de dize kadar inen bol tişörtler ve kısacık şortun altına çekilen uzun çoraplar absürt geliyor.*
bu arada yukarıda bir yazar kardeşimiz metalci gençliğin giyimi hakkında konuşmuş, size nasıl grup logolu siyah tişört ve mavi kot absürt geliyorsa bize de dize kadar inen bol tişörtler ve kısacık şortun altına çekilen uzun çoraplar absürt geliyor.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bu gece melankolik miyiz? evvet. o zaman şerefine karalayalım bir şeyler.***
bu gece aklıma kahkaha atmak takıldı nedense. bir insan neden kahkaha atar?
çok mutlu olduğu için?
aşırı komik bir şeyle karşılaştığı için?
sevincinden öldüğü için?
yoksa sadece ses çıkartmak için mi yapıyor?
hepsi olabilir. ama ben bunlara bir madde daha eklemek istiyorum.
bir insan duygularını ifade edemediğinde ya ağlar ya da kahkaha atar, öyle değil mi? bir bebeğin konuşamadığı için ağlaması buna örnektir. normal bir birey için düşünecek olursak; eğer üzgünse büyük ihtimal ağlayacak, mutluysa da neşeli kahkahalar atacaktır.
peki canı gerçekten acıdığında ne yapar? daha mı çok ağlar? bence bu durumda duygularını ifade ediş şekli değişir. üzgünken kahkaha atması gibi..
"bazen canınız gerçekten yandığında kahkaha atarsınız. insanlar biraz delidir, konuşamazsın sadece gülersin. ameliyattan sonra çok güldüm. sevdiğimden değil, konuşamadığımdan."
-min yoongi-
hissettiklerini normal insanlardan farklı şekilde ifade etmeye başladıysan tebrikler çok canın yanıyor demektir.
bazen ağlamak yetmiyor.
bazen sadece ağlamak yetmiyor.
tiz kahkahalarını da ekliyorsun bu tabloya.
kahkaha atarak ağlayan insanlar, gerçekten kırılmışlardır. ama ben onların dünyanın en güçlü insanları olduklarına inanıyorum. acı insanı güçlendirir, canın acıyorsa bil ki artık eskisi gibi olmayacaksın.*
bu gece aklıma kahkaha atmak takıldı nedense. bir insan neden kahkaha atar?
çok mutlu olduğu için?
aşırı komik bir şeyle karşılaştığı için?
sevincinden öldüğü için?
yoksa sadece ses çıkartmak için mi yapıyor?
hepsi olabilir. ama ben bunlara bir madde daha eklemek istiyorum.
bir insan duygularını ifade edemediğinde ya ağlar ya da kahkaha atar, öyle değil mi? bir bebeğin konuşamadığı için ağlaması buna örnektir. normal bir birey için düşünecek olursak; eğer üzgünse büyük ihtimal ağlayacak, mutluysa da neşeli kahkahalar atacaktır.
peki canı gerçekten acıdığında ne yapar? daha mı çok ağlar? bence bu durumda duygularını ifade ediş şekli değişir. üzgünken kahkaha atması gibi..
"bazen canınız gerçekten yandığında kahkaha atarsınız. insanlar biraz delidir, konuşamazsın sadece gülersin. ameliyattan sonra çok güldüm. sevdiğimden değil, konuşamadığımdan."
-min yoongi-
hissettiklerini normal insanlardan farklı şekilde ifade etmeye başladıysan tebrikler çok canın yanıyor demektir.
bazen ağlamak yetmiyor.
bazen sadece ağlamak yetmiyor.
tiz kahkahalarını da ekliyorsun bu tabloya.
kahkaha atarak ağlayan insanlar, gerçekten kırılmışlardır. ama ben onların dünyanın en güçlü insanları olduklarına inanıyorum. acı insanı güçlendirir, canın acıyorsa bil ki artık eskisi gibi olmayacaksın.*
devamını gör...
arı maya
maya, willy ve philip ile olan maceralarını hala heyecanla takip ettiğim çizgi film. bayan kassandra ve gübre böceği favorilerim arasında.
devamını gör...
sanıldığı kadar başarı gerektirmeyen şeyler
rektör olmak. yazıldı değil mi bu yazılmış olmalı!
devamını gör...
gözlük takan insanların soğukkanlı olması
ani ve fevri hareketler yaptığında, gözlüğünün düşüp zarar görme riski beynine işlemiş insandır. reflekslerini o yüzden köreltmiş olabilir. yiyeceği ilk yumrukta, gözlüklerinin gözüne lens olacağını bilir, o yüzden alttan alır. teorilemem bu kadar.
devamını gör...
normal sözlük'te çaylaklık
içinde bulunduğum durumdur.
devamını gör...
homofobik
sözlükte bir hayli bulunurlar. öyle ki kendileri ile gurur duyanlar varmış.
devamını gör...
othello
şimdiye kadar hiç görmedim ben, kulak yoluyla iyileştirildiğini yürek acısının...
william shakespeare’in en ünlü trajedilerinden biridir othello. bu oyunu cinthio tarafından yazılan “moor of venice” adlı kısa hikâyesine dayanarak, 1603 yılında yazmıştır. insanları tanımak istiyorsan psikoloji kitaplarını değil, tiyatro oyunlarını okuyun derler.
oyun dört ana karakter etrafında döner: othello, karısı desdemona, muhafız komutanı cassio ve güvendiği akıl hocası iago.
othello kıbrıs’taki venedik koloni ordusunun osmanlılarla savaştığı dönemde başarılı ve saygı duyulan mağrip - mısır dışında kuzey afrika ülkelerinde yaşayan arap ya da bedevi - kökenli bir komutandır. halk ve ileri gelenler tarafından çok sevilen bu komutan desdemona’ya aşık olur.
şehrin ileri gelenlerinden birinin kızı olan desdemona da othello’yu sevmektedir. önceleri saygı duyulan othello’nun arkasından bu mağribi beyaz evliliği sonucu birçok dedikodu çıkar. her şeye rağmen evlenen othello ve desdemona’nın mutlulukları halkın dedikoduları ve iago’nun kötülükleriyle bir trajediye döner.
ırkçılık, aşk, kıskançlık ve ihanet konularına sahip olması sayesinde günümüze kadar sevilen ve okunan bir eser olarak kalmıştır. othello, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda türkiye’de taşra şehir ve kasabalarında gezgin çadır ve halk tiyatrolarında yaygın olarak “arabın intikamı” adıyla temsil edilmiştir.
oyunun ismi her ne kadar “othello” olsa da aslında iago’nun sözde intikamını almak için ilmek ilmek işlediği entrikaları ve adeta ‘kuklalaştırdığı’ oyun kişilerini nasıl kullandığını izleriz ve şu soruları da sorarız:
ulaşılmaz olana sevgi daha mı büyüktür?
elde edilen şey cazibesini yitirir mi?
seven insan mı kıskanır? sevdiğini zannedip güvenmeyen insan mı kıskanır?
hangi yara birdenbire iyileşmiştir?
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bugün çayını şekersiz içen bir arkadaşımla otururken çayına pat diye şeker attım.* başta biraz bozuldu, sonra sorun değil falan dedi ama çok utandım. dikkatsiz ve düşüncesiz davranmıştım. yerin dibine girip yok olmak istedim.
devamını gör...
(tematik)
beyaz yakalı suçlar
yüksek statüdeki kişilerin, mesleklerini icra ederken giriştikleri ve güçlü pozisyonlarını suç işlerken kullandıkları,
ceza mahkemeleri yerine medeni hukuk davalarına konu olan,
suç istatistiklerine yansımayan diğer adı (bkz: süit suçları) olan,
banka dolandırıcılığı, işyeri sahtekarlığı gibi suçlardır.
ceza mahkemeleri yerine medeni hukuk davalarına konu olan,
suç istatistiklerine yansımayan diğer adı (bkz: süit suçları) olan,
banka dolandırıcılığı, işyeri sahtekarlığı gibi suçlardır.
devamını gör...
leman sam’ın araplara soysuz demesi
almanlara soysuz dense hemen ağlayacak ve linçleyecek özenti tayfa araplara gelince yerin dibini hak görüyor.
ırkçılığın her türlü versiyonu saçmadır. çifte standart uygulayıp, medeniyet ve insan hakları kılıfı giymek iki yüzlülüktür.
edit:
bir ırkın aşağılanmasını savunmamak türk düşmanlığı olmuş bunu da bugün öğrendik leş sözlükte.
benim de türk olmam olayı iyice komik kılıyor he.
ırkçılığın her türlü versiyonu saçmadır. çifte standart uygulayıp, medeniyet ve insan hakları kılıfı giymek iki yüzlülüktür.
edit:
bir ırkın aşağılanmasını savunmamak türk düşmanlığı olmuş bunu da bugün öğrendik leş sözlükte.
benim de türk olmam olayı iyice komik kılıyor he.
devamını gör...



