şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
"devam edeceksin, yalandan yaşamaya."
devamını gör...
herkesin sevdiği sizin sevmediğiniz şey
kahve... sevemedim gitti bir türlü. bazen içnek için zorluyorum kendimi veya ortama ayak uydurmak için ama yok, çaya ihanet etmiş gibi hissediyorum. çayın o mis kokusu buram buram burnuma gelince hemen yarım bırakıp kahveyi, ezelden ebede yarenime koşuyorum.
devamını gör...
normal sözlük kraliyet arması
bu sözlükte güzel işler oluyor. yönetim, iyi gidiyorsunuz.
devamını gör...
pakistanlı birinin 2 türk kadınını gizlice çekip insta'ya koyması
bu insanlara kızma aşamasından önce şöyle düşünün, cesaret edebiliyorlar.
farklı bir ülkeye giden biri başına dert açmamak için az çok kurallara uymaya çalışır.
ki bu kişiler büyük ihtimal turist değildir. çalışma izinleri dahi yoktur belki fakat hiçbir korku beslemeden böyle bir görseli çekip yayınlayabiliyorlar.
he suçsuzlar demiyorum insanlıkları zihniyetleri bozuk o ayrı.
fakat buna cesaret edebilmelerinin ardında yatan nedenleri de düşünmek lazım.
farklı bir ülkeye giden biri başına dert açmamak için az çok kurallara uymaya çalışır.
ki bu kişiler büyük ihtimal turist değildir. çalışma izinleri dahi yoktur belki fakat hiçbir korku beslemeden böyle bir görseli çekip yayınlayabiliyorlar.
he suçsuzlar demiyorum insanlıkları zihniyetleri bozuk o ayrı.
fakat buna cesaret edebilmelerinin ardında yatan nedenleri de düşünmek lazım.
devamını gör...
tavşan atlet
atletizm yarışmalarında tempoyu artırıp diğer yarışmacıları teşvik etmek amacıyla koşan koşucudur. genelde yarışı tamamlamadan kenara ayrılırlar. arada ender de olsa kendini kaptırıp rekor kırabilenler de çıkabilmektedir.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
bu şehir kadar kalabalıktır, bazılarının yalnızlığı
cahit zarifoğlu
cahit zarifoğlu
devamını gör...
boşanma aşamasındaki eşini çocukların gözleri önünde öldürmek
iç karartan haberlerden biri daha.
izmir’in bayındır ilçesinde, boşanma aşamasındaki eşinin kaldığı evi basan hüsnü tümen (31), iki çocuğunun gözü önünde eşi serap tümen’i(29), kayınvalidesi serpil palalı’yı (47) ve silah sesi üzerine yardıma gelen komşuları hamza kuzucuk’u (45) av tüfeğiyle vurarak öldürdü.
çocukları için tek gerçeğimsiniz yazmış baba kılıklı yaratık. sen o çocuklar için sadece bir katilsin artık. yardıma gidiyorsun öldürülüyorsun. vay arkadaş ya.
izmir’in bayındır ilçesinde, boşanma aşamasındaki eşinin kaldığı evi basan hüsnü tümen (31), iki çocuğunun gözü önünde eşi serap tümen’i(29), kayınvalidesi serpil palalı’yı (47) ve silah sesi üzerine yardıma gelen komşuları hamza kuzucuk’u (45) av tüfeğiyle vurarak öldürdü.
çocukları için tek gerçeğimsiniz yazmış baba kılıklı yaratık. sen o çocuklar için sadece bir katilsin artık. yardıma gidiyorsun öldürülüyorsun. vay arkadaş ya.
devamını gör...
en son alınan iltifat
herkes güzel olsa güzelliğin anlamı kalmaz önermesini kanıtlamak için benim güzelliğim üzerinden açıklama yaptı bir arkadaşım.
tüm kızlar benim gibi olsa benim güzelliğimin bir anlamı kalmazmış, öyle dedi. dolaylı yoldan da olsa iltifatımı almış oldum, sağ olsun.
tüm kızlar benim gibi olsa benim güzelliğimin bir anlamı kalmazmış, öyle dedi. dolaylı yoldan da olsa iltifatımı almış oldum, sağ olsun.
devamını gör...
camera lucida
william wollaston tarafından tasarlanmış olan latince'de aydınlık oda anlamına gelen kavram.
lakin benim an itibarı ile yaptığım tanımla pek bir işim yok. şimdilik sizin de olmasın.
zira camera lucida denince benim aklıma roland barthes'in kendi seçtiği fotoğraflar üzerinden yaptığı yorumları barındıran ve bu fotoğraflar hakkında hislerinin tercümesini yaptığı kitabı geliyor. evet hislerini tercüme etmiş. çok fazla teknik zımbırtı barındırmıyor. zaten kitabı güzel kılan noktada bu. yani bana göre öyle. beyefendi işin özüne inmiş. şimdi ben bu kitabı size kesinlikle tavsiye etmiyorum. sadece başlığını açtım. zira fi tarihinde bu kitabı tavsiye ettiğim arkadaşlarımdan enteresan geri dönüşler almam sonrasında, bu kitapla ilgili tavsiye işini bıraktım. tepkilerin geneli şevkimi kırdığı için kitabı tavsiye işinden malulen emekli oldum diyebilirim. bir kaç güzel geri dönüşte aldım lakin ekseriyetin kitabın dilini çok ağır bulması ve çok yorucu olduğunu söylemeleri sonrasında *, ne haliniz varsa görün dedim ve haklı isyanımla birlikte kabuğuma çekildim. ha ben kitabı tavsiye etmiyorum ama siz kalkar okursunuz beğenirsiniz falan o zaman ben tavsiye etmiş sayılırım. aksi durumda sorumluluk kabul etmem zira sorumluluk reddi anlamında yazılabilecek en uzun şerhi yazdım ve bunu işin en başında yaptım. bu yüzden günah benden gitti.
işe arka kapak ile başlayalım;
fotoğraf edebiyatının iki başyapıtından biri sayılan camera lucida, aynı zamanda roland barthes'in en bireysel ve kurgusal yapıtı. camera lucida'da fotoğrafın ne olduğu sorusuna yanıt ararken, fotoğraf ile ölüm -belki de yaklaşmakta olan kendi ölümü- arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarmıştır. barthes kitap tamamlandıktan kısa bir süre sonra ölmüştür. fotoğraf üzerine yazma tutkumun açığa çıkardığı bu karmaşa ve ikilem, aslında sürekli olarak çektiğim bir sıkıntıyla ilgiliydi: biri anlatımcı, diğeri eleştirel iki dil arasında savrulan bir özne olmanın sıkıntısı.
sonrasında kitaptan bir kaç fotoğraf ve bölüm paylaşayım;

barthes fotoğrafın altına şu sözleri iliştirmiş; ''benim inatla gördüğüm şey bir çocuğun bozuk dişleri...''
benim burada inatla gördüğüm şey ise; gülümseyen yüzler. fotoğrafa ilk baktığımda odaklandığım şey bu oldu. o silah nereden çıktı? onu ilk başta görmemişim bile. küçük italya adlı fotoğrafı william klein 1954 yılında çekmiş olmasaydı. bu silahın fotoğrafa sonradan eklenmiş olduğuna yemin edebilirdim ve başım ağrımazdı. yine ederim yine ağrımaz ama kaynak verdik ayıp olur.

koen wessing'in nikaragua, 1979 tarihli fotoğrafının altına ise şu yorumu iliştirmiş; ''hemen anladım ki onun varlığı, dünyaya ait olmadığı için heterojen kalan iki süreksiz elemanın birlikte var olmasından geliyordu...''
fotoğraf ile ilgili yorumu da şöyle;
bu tekil karakterli boşlukta ara sıra ( ama ne yazık ki çok ender olarak) bir ''ayrıntı'' beni kendine çeker. onun biricik varlığının okumamı değiştirdiğini ve gözümde daha yüksek bir değerle belirtilmiş yeni bir fotoğrafa baktığımı hissederim. bu ayrıntı punctum'dur.
studium ile punctum (eğer oradaysa) arasında bir bağıntı kuralı koymak olası değildir. tek söylenebilecek şey, bunun bir birlikte bulunmama sorunu olduğudur. wessing, nikaragualı askerleri fotoğraflarken arkadan geçen rahibeler ''orada bulunuvermişlerdi'' gerçeklik bakış açısından (ki, bu belkide işletici'nin gerçekliğidir) tüm bir raslantısallık ayrıntının varlığını açıklar: latin amerika ülkelerinde kurulan kilise, hemşire olarak dolaşmalarına izin verilen rahibeler, vb. ancak benim izleyici bakış açımdan ayrıntı, bir şans eseri olarak ve karşılık beklemeden sunulmuştur; sahne, yaratıcı bir mantığa uygun olarak ''düzenlenmemiştir'' fotoğraf kuşkusuz ikilidir, ancak bu ikilik hiçbir biçimde klasik söylemdeki gibi bir ''gelişmenin'' motoru değildir. punctum'u algılamak için hiç bir çözümleme benim işime yaramaz. (ancak daha sonra da göreceğimiz gibi, bazen bellek işe yarayabilir): görüntünün, onu yakından incelememe gerek kalmayacak kadar (zaten bu bir işe yaramazdı) büyük olması yeterlidir; öyle ki, şu sayfaya konduğunda tam şuraya, gözlerimin içine almalıyım onu.
camera lucida/altıkırkbeş yayın/1996/ sayfa: 46/47

a. kertesz: köpek yavrusu. paris, 1928
bu fotoğrafa da şu notu iliştirmiş; ''aslında o hiçbir şeye bakmıyor: sevgisini ve korkusunu içinde saklıyor...''
kitap bu şekilde düşünceler ve yorumlar, kendisi ile konuşmalar şeklinde geçip gidiyor. tabi kitapta işin teknik kısmından çok fazla bahsedilmiyor dediğimi hatırlatmam lazım. sonra hani teknikten bahsedilmiyordu deyip yine benim kabuğuma zeval getirirsiniz falan o riske de giremem.
yalnız sıfır risk ile bir kitap tanıtımı yaptığım için de kendimi tebrik ediyorum. işi tereyağından kıl çeker gibi hallettim vallahi. gerisi size kalmış. elçiye zeval olmaz...
lakin benim an itibarı ile yaptığım tanımla pek bir işim yok. şimdilik sizin de olmasın.
zira camera lucida denince benim aklıma roland barthes'in kendi seçtiği fotoğraflar üzerinden yaptığı yorumları barındıran ve bu fotoğraflar hakkında hislerinin tercümesini yaptığı kitabı geliyor. evet hislerini tercüme etmiş. çok fazla teknik zımbırtı barındırmıyor. zaten kitabı güzel kılan noktada bu. yani bana göre öyle. beyefendi işin özüne inmiş. şimdi ben bu kitabı size kesinlikle tavsiye etmiyorum. sadece başlığını açtım. zira fi tarihinde bu kitabı tavsiye ettiğim arkadaşlarımdan enteresan geri dönüşler almam sonrasında, bu kitapla ilgili tavsiye işini bıraktım. tepkilerin geneli şevkimi kırdığı için kitabı tavsiye işinden malulen emekli oldum diyebilirim. bir kaç güzel geri dönüşte aldım lakin ekseriyetin kitabın dilini çok ağır bulması ve çok yorucu olduğunu söylemeleri sonrasında *, ne haliniz varsa görün dedim ve haklı isyanımla birlikte kabuğuma çekildim. ha ben kitabı tavsiye etmiyorum ama siz kalkar okursunuz beğenirsiniz falan o zaman ben tavsiye etmiş sayılırım. aksi durumda sorumluluk kabul etmem zira sorumluluk reddi anlamında yazılabilecek en uzun şerhi yazdım ve bunu işin en başında yaptım. bu yüzden günah benden gitti.
işe arka kapak ile başlayalım;
fotoğraf edebiyatının iki başyapıtından biri sayılan camera lucida, aynı zamanda roland barthes'in en bireysel ve kurgusal yapıtı. camera lucida'da fotoğrafın ne olduğu sorusuna yanıt ararken, fotoğraf ile ölüm -belki de yaklaşmakta olan kendi ölümü- arasındaki ilişkiyi de ortaya çıkarmıştır. barthes kitap tamamlandıktan kısa bir süre sonra ölmüştür. fotoğraf üzerine yazma tutkumun açığa çıkardığı bu karmaşa ve ikilem, aslında sürekli olarak çektiğim bir sıkıntıyla ilgiliydi: biri anlatımcı, diğeri eleştirel iki dil arasında savrulan bir özne olmanın sıkıntısı.
sonrasında kitaptan bir kaç fotoğraf ve bölüm paylaşayım;

barthes fotoğrafın altına şu sözleri iliştirmiş; ''benim inatla gördüğüm şey bir çocuğun bozuk dişleri...''
benim burada inatla gördüğüm şey ise; gülümseyen yüzler. fotoğrafa ilk baktığımda odaklandığım şey bu oldu. o silah nereden çıktı? onu ilk başta görmemişim bile. küçük italya adlı fotoğrafı william klein 1954 yılında çekmiş olmasaydı. bu silahın fotoğrafa sonradan eklenmiş olduğuna yemin edebilirdim ve başım ağrımazdı. yine ederim yine ağrımaz ama kaynak verdik ayıp olur.

koen wessing'in nikaragua, 1979 tarihli fotoğrafının altına ise şu yorumu iliştirmiş; ''hemen anladım ki onun varlığı, dünyaya ait olmadığı için heterojen kalan iki süreksiz elemanın birlikte var olmasından geliyordu...''
fotoğraf ile ilgili yorumu da şöyle;
bu tekil karakterli boşlukta ara sıra ( ama ne yazık ki çok ender olarak) bir ''ayrıntı'' beni kendine çeker. onun biricik varlığının okumamı değiştirdiğini ve gözümde daha yüksek bir değerle belirtilmiş yeni bir fotoğrafa baktığımı hissederim. bu ayrıntı punctum'dur.
studium ile punctum (eğer oradaysa) arasında bir bağıntı kuralı koymak olası değildir. tek söylenebilecek şey, bunun bir birlikte bulunmama sorunu olduğudur. wessing, nikaragualı askerleri fotoğraflarken arkadan geçen rahibeler ''orada bulunuvermişlerdi'' gerçeklik bakış açısından (ki, bu belkide işletici'nin gerçekliğidir) tüm bir raslantısallık ayrıntının varlığını açıklar: latin amerika ülkelerinde kurulan kilise, hemşire olarak dolaşmalarına izin verilen rahibeler, vb. ancak benim izleyici bakış açımdan ayrıntı, bir şans eseri olarak ve karşılık beklemeden sunulmuştur; sahne, yaratıcı bir mantığa uygun olarak ''düzenlenmemiştir'' fotoğraf kuşkusuz ikilidir, ancak bu ikilik hiçbir biçimde klasik söylemdeki gibi bir ''gelişmenin'' motoru değildir. punctum'u algılamak için hiç bir çözümleme benim işime yaramaz. (ancak daha sonra da göreceğimiz gibi, bazen bellek işe yarayabilir): görüntünün, onu yakından incelememe gerek kalmayacak kadar (zaten bu bir işe yaramazdı) büyük olması yeterlidir; öyle ki, şu sayfaya konduğunda tam şuraya, gözlerimin içine almalıyım onu.
camera lucida/altıkırkbeş yayın/1996/ sayfa: 46/47

a. kertesz: köpek yavrusu. paris, 1928
bu fotoğrafa da şu notu iliştirmiş; ''aslında o hiçbir şeye bakmıyor: sevgisini ve korkusunu içinde saklıyor...''
kitap bu şekilde düşünceler ve yorumlar, kendisi ile konuşmalar şeklinde geçip gidiyor. tabi kitapta işin teknik kısmından çok fazla bahsedilmiyor dediğimi hatırlatmam lazım. sonra hani teknikten bahsedilmiyordu deyip yine benim kabuğuma zeval getirirsiniz falan o riske de giremem.
yalnız sıfır risk ile bir kitap tanıtımı yaptığım için de kendimi tebrik ediyorum. işi tereyağından kıl çeker gibi hallettim vallahi. gerisi size kalmış. elçiye zeval olmaz...
devamını gör...
lgbt'li ve hdp'li tayfanın haklı olan her muhalif hareketi baltalaması
nerede haklı bir muhalif hareket olsa yırtık dondan çıkar gibi çıkarak haklılığı haksızlığa dönüştüren üstün çabalarının takdir edilmesi gerekenlerdir.
bu adamların yaptığı muhalefetin başını çektiği hiçbir hareket halkta karşılık bulmaz. aksine muktedirin işine yarar. belki de ipleri muktedirin elindedir. kim bilir ?
ek: halk ''muhafazakar'' adı altında baskın bir fenotip ile sınırlandırılamaz. ama tüm ülkede özgül ağırlığı %1'i bile bulmayan lgbt bayrağıyla topyekün bir muhalefet organize etmeye kalkarsanız sonuçları sadece marjinal ve kısıtlı bir kitlenin cılız zafer nidaları ile son bulur. ona da ancak kargalar güler.
ek2: sevgili zartoşt'un eleştirilerini kıymetli bulsam da, anadolu'nun ücra bir köyünde siyasal islamcılar tarafından hakkı ve hukuku gasp edilen mazlum çiftçiyi şımarık lgbt'lilerin devrimciliği kurtaramaz. tarihte örneği yoktur. bu neoliberal ve sjw saçmalıklarını bırakmalarını salık veririm.
ek3: lol'un uyarısyla ilk cümledeki anlatım bozukluğu düzeltildi.
bu adamların yaptığı muhalefetin başını çektiği hiçbir hareket halkta karşılık bulmaz. aksine muktedirin işine yarar. belki de ipleri muktedirin elindedir. kim bilir ?
ek: halk ''muhafazakar'' adı altında baskın bir fenotip ile sınırlandırılamaz. ama tüm ülkede özgül ağırlığı %1'i bile bulmayan lgbt bayrağıyla topyekün bir muhalefet organize etmeye kalkarsanız sonuçları sadece marjinal ve kısıtlı bir kitlenin cılız zafer nidaları ile son bulur. ona da ancak kargalar güler.
ek2: sevgili zartoşt'un eleştirilerini kıymetli bulsam da, anadolu'nun ücra bir köyünde siyasal islamcılar tarafından hakkı ve hukuku gasp edilen mazlum çiftçiyi şımarık lgbt'lilerin devrimciliği kurtaramaz. tarihte örneği yoktur. bu neoliberal ve sjw saçmalıklarını bırakmalarını salık veririm.
ek3: lol'un uyarısyla ilk cümledeki anlatım bozukluğu düzeltildi.
devamını gör...
yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
yazarların kendilerini avutmak için söylediği şeyler.
kendime karşı her zaman dürüst oldum ; ayrıca realist bir insan olduğumu düşünüyorum. bu nedenle kendime pembe bulutlar çizmem. onu gerçekle yüzleştirmem gerekir. bu nedenle kendine şunları sorarım:
- bunu düzeltebilir miyim?
- hayır
- zamanı geri alabilir miyim?
- hayır.
o zaman olmuş olana üzülüp hayıflanmak yerine , gerçekle yüzleşmek sorunları atlatmakta daha faydalı olacaktır.
kendime karşı her zaman dürüst oldum ; ayrıca realist bir insan olduğumu düşünüyorum. bu nedenle kendime pembe bulutlar çizmem. onu gerçekle yüzleştirmem gerekir. bu nedenle kendine şunları sorarım:
- bunu düzeltebilir miyim?
- hayır
- zamanı geri alabilir miyim?
- hayır.
o zaman olmuş olana üzülüp hayıflanmak yerine , gerçekle yüzleşmek sorunları atlatmakta daha faydalı olacaktır.
devamını gör...
türklerin yapabileceği icatlar
sigara cebi olan çorap.
devamını gör...
plajda namaz kılan adam
önemli olan niyet idi…
fetöcüler, yıllarca gözleriyle namaz kılmış. biz hiç farkına varmamışız.
her cuma külliye camiiii, ultra lüks araçlarla dolup taşıyor.
bütün mekanlarda *, teknelerde mescid bulunuyor.
bu da yetmiyor, 250 metre aralıklarla cami inşa ediliyor. torba ya gittiğinizde sizi mavi minare karşılıyor. ege’nin bazı köylerinde cami minarelerinin mavi olması, yunan etkisidir diye düşünüyorum.
artık sahillere mescid yapmaları gerekiyor.
denizde gusül alıp kumda namaz kılmak, osmanlı torunlarına hakarettir.
fetöcüler, yıllarca gözleriyle namaz kılmış. biz hiç farkına varmamışız.
her cuma külliye camiiii, ultra lüks araçlarla dolup taşıyor.
bütün mekanlarda *, teknelerde mescid bulunuyor.
bu da yetmiyor, 250 metre aralıklarla cami inşa ediliyor. torba ya gittiğinizde sizi mavi minare karşılıyor. ege’nin bazı köylerinde cami minarelerinin mavi olması, yunan etkisidir diye düşünüyorum.
artık sahillere mescid yapmaları gerekiyor.
denizde gusül alıp kumda namaz kılmak, osmanlı torunlarına hakarettir.
devamını gör...
katalanlar
insan haklarına çok düşkün olan, bazı ülkelerin etnik halklarına çok önem veren avrupa birliği, katalan'ların ne istediğini, referandumun sonucunu önemsemedi.
devamını gör...
en lezzetli reçel
devamını gör...
kendime saygım yok davranışları
mitinge gidip kafaya fırlatılan çay pakedini almak.
devamını gör...
mezar taşına yazılması istenen söz
''başkaları için yüzlerce kez ölmüştü. ilk kez kendisi için öldü.'' yazsalar fena olmaz.
devamını gör...



