z kuşağı
haksız yere eleştirildiğini düşündüğüm kuşak.
etrafınıza bakarsanız "65 yaş üstü oy veremesin. ülkeyi bu hale onlar getirdi" diyenler baby boomers denen kuşağı suçluyor. bazıları politik nedenlerle x kuşağını suçluyor, bir kısmı y kuşağı şöyle böyle diyor... yani özünde her kuşaktan her tip insan çıktı şimdiye dek. z kuşağının da farklı olması için bir neden yok. onlardan da her türlü insan çıktı/çıkıyor/çıkacak.
z kuşağı bazı konularda avantajlı bile diyebiliriz çünkü artık çoğunun elinin altında bilgisayar ve internet var. gerçek haberlere, bilgiye daha kolay ulaştıkları için, ülkede olup bitenlerin iç yüzünü eskilerden daha iyi analiz edebilecek duruma gelecekler. benim o yaşta internetim olsaydı uçmuştum bilimsel anlamda. şu anda çoğu çok genç. siz o yaşlardayken büyük ihtimalle çoğunuz aklı bir karış havada gezen tiplerdiniz. ben de öyleydim. şu anda çok gençler ve istisnaları kenara koyarak diyorum ki, eleştirilmeleri için çok erken.
ha derseniz ki eski gençler en azından büyüklerine karşı daha saygılıydı, şimdi o "büyük"lere bakıyorum da, onların da saygısızlıkta z kuşağı gençlerinden geri kalır yanı yok. hakaretsiz, küfürsüz cümle bitirebilen kaç kişi var ki içlerinde?
bir de bu konuyu twitter yahut instagram gibi ortamlara bakıp da gördüğünüz kötü örnekler üzerinden değerlendirmeniz son derece yanlış. öncelikle, 40+ olan herkes ahlaklıdır diyemeyeceğimizi hepiniz kabul edersiniz sanırım. "komik caps" olarak paylaşıp güldüğümüz bir sürü sapık tip var yaşı bilmem kaça geldiği halde sosyal medyada kadın peşinde koşan. aynı şekilde 20- yaştakiler için hepsi ahlaksızdır denemeyeceğini de kabul edersiniz. su-i misal emsal olmaz denir. yani kötü örneğe bakarak aynı şartlardaki herkesin kötü olduğunu iddia edemeyiz. bu nedenle bana göre (her genelleme gibi) "z kuşağı şöyledir" şeklinde yapılacak tüm olumlu ya da olumsuz genellemeler yanlıştır.
etrafınıza bakarsanız "65 yaş üstü oy veremesin. ülkeyi bu hale onlar getirdi" diyenler baby boomers denen kuşağı suçluyor. bazıları politik nedenlerle x kuşağını suçluyor, bir kısmı y kuşağı şöyle böyle diyor... yani özünde her kuşaktan her tip insan çıktı şimdiye dek. z kuşağının da farklı olması için bir neden yok. onlardan da her türlü insan çıktı/çıkıyor/çıkacak.
z kuşağı bazı konularda avantajlı bile diyebiliriz çünkü artık çoğunun elinin altında bilgisayar ve internet var. gerçek haberlere, bilgiye daha kolay ulaştıkları için, ülkede olup bitenlerin iç yüzünü eskilerden daha iyi analiz edebilecek duruma gelecekler. benim o yaşta internetim olsaydı uçmuştum bilimsel anlamda. şu anda çoğu çok genç. siz o yaşlardayken büyük ihtimalle çoğunuz aklı bir karış havada gezen tiplerdiniz. ben de öyleydim. şu anda çok gençler ve istisnaları kenara koyarak diyorum ki, eleştirilmeleri için çok erken.
ha derseniz ki eski gençler en azından büyüklerine karşı daha saygılıydı, şimdi o "büyük"lere bakıyorum da, onların da saygısızlıkta z kuşağı gençlerinden geri kalır yanı yok. hakaretsiz, küfürsüz cümle bitirebilen kaç kişi var ki içlerinde?
bir de bu konuyu twitter yahut instagram gibi ortamlara bakıp da gördüğünüz kötü örnekler üzerinden değerlendirmeniz son derece yanlış. öncelikle, 40+ olan herkes ahlaklıdır diyemeyeceğimizi hepiniz kabul edersiniz sanırım. "komik caps" olarak paylaşıp güldüğümüz bir sürü sapık tip var yaşı bilmem kaça geldiği halde sosyal medyada kadın peşinde koşan. aynı şekilde 20- yaştakiler için hepsi ahlaksızdır denemeyeceğini de kabul edersiniz. su-i misal emsal olmaz denir. yani kötü örneğe bakarak aynı şartlardaki herkesin kötü olduğunu iddia edemeyiz. bu nedenle bana göre (her genelleme gibi) "z kuşağı şöyledir" şeklinde yapılacak tüm olumlu ya da olumsuz genellemeler yanlıştır.
devamını gör...
kalbi güzel olsun adam olsun yeter kadınları
bu kalp, gönül işlerinde her zaman hislerimle hareket ettim. o an içimden nasıl geliyorsa, geleceği düşünmeden yaptım çoğu şeyi. hiçbir zaman da pişman olmadım, kalbim hep yüreği güzel adamlara tutuldu. he bazı şeyler yüreğinin güzel olmasıyla bitmiyor dostlar onu da söyleyeyim. sırf kalbi güzel diye diğer etkenleri görmezden gelmemek lazım. ama küçük bir tavsiye dostlar. hislerinizle hareket edin böyle durumlarda. kalbiniz kendisine eş olanı bulacaktır.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
makale yazmak
sabır isteyendir. yorulduğum için buraya içimi dökmeye geldim*. çünkü artık bir kelimeye takılıp kulağa mantıklı geliyor mu diye kendimi, bizimkileri darlamaya başlamıştım. uyusam iyi olur. yarın o tartışma kısmını yazıp geleceğe ufukla bakabileceksin yeşil şurup! yani, inşallah, ölmezsen, bir sorun çıkmazsa, inekler uçmazsa, kozalar kelebek olmaktan vazgeçmezse, beyninin yanıklığıyla saçmalamayı bırakmazsan...
not: sabah şartel atıp durdu. ama yılmadım yazarlar, yılmadım. tüm bu zorluklara rağmen (yarım saat sonra sorun çözülmüş olsa da durumu dramatikleştirmeye karar verdim) makalemi güzelce toparladım, son düzenlemeleri yapıyorum. derdime ortak olmuş yazarlara çokça çokça sevgiler.
not: sabah şartel atıp durdu. ama yılmadım yazarlar, yılmadım. tüm bu zorluklara rağmen (yarım saat sonra sorun çözülmüş olsa da durumu dramatikleştirmeye karar verdim) makalemi güzelce toparladım, son düzenlemeleri yapıyorum. derdime ortak olmuş yazarlara çokça çokça sevgiler.
devamını gör...
sözlük yazarlarının bugün hissettikleri
an itibarıyla ankara'da yağmur sonrası toprak kokusu solumanın
vermiş olduğu huzur hali.
vermiş olduğu huzur hali.
devamını gör...
yeşil-uzum
sözlük manav reyonuna katılan meyveli yazarlardan. ya meyvelerin de hep mi yeşili ekşisi güzel olur. karmalı yazmalar.
devamını gör...
katip çelebi üniversitesi'nde görevli 27 kişinin akraba olması
bir türkü var, mamudo kurban niye doğdun, sözleri şöyle.
kurban gelir payın yoktur
haftan yoktur ayın yoktur
ankara'da dayin yoktur
mamudo kurban niye doğdun?
bu türkü sözleri ülkemizi gayet güzel anlatıyor.
kurban gelir payın yoktur
haftan yoktur ayın yoktur
ankara'da dayin yoktur
mamudo kurban niye doğdun?
bu türkü sözleri ülkemizi gayet güzel anlatıyor.
devamını gör...
hayatı çizgi film tadında yaşamak
ülkemizde mümkün olmayan eylemdir.
zira ülkemizde ancak ve ancak küfürbaz haydo'nun maceralarını yaşayabiliriz.
zira ülkemizde ancak ve ancak küfürbaz haydo'nun maceralarını yaşayabiliriz.
devamını gör...
ülkeler hakkında ilginç bilgiler
ne kadar doğru bilmiyorum lakin gürcistan'ın türkiye'ye giriş kapısında "good luck" * yazıyormuş.
edit: yunanistan değilmiş la, gürcistanmış.
edit: yunanistan değilmiş la, gürcistanmış.
devamını gör...
bir sözlükte moderatör nasıl olmalıdır
evet.. çifte standart sergilemeleri sebebi ile duyduğum rahatsızlıktan ötürü online oldukları zaman yazmama kararı aldığım iki moderatör birden şu an sitede yokken bir şeyler karalayabilirim.
neden özelden yazmıyorsundan başlayalım. yazdım arkadaşlar en tepe noktası kimse onunla konuştum, bir çözüm bulunamadı. derdimi anlatamıyorum. bu yüzden tıpkı askerde olduğu gibi silsile yoluyla yani yöneticiden de bir üst merci olan sözlüğün geneline yazıyorum.
öncelikle arkadaşlar bazı konuları netleştirelim, kimse kafanıza silah dayayıp 'moderatör' olacaksın kardeşim demiyor. kişi kendi rızası ile bu yola girmiş bulunuyorsa, kusura bakmasın kişisel görüşlerini, dini inancını, zevklerini, hobilerini cartına curtuna göre sözlükte yazmakta olan yazarlar arasında çifte standart uygulayamazsın. hiçbir forum yada sözlükte de bu türden bir moderasyon ekibi olmaz. olmamalı da. yazarlar arasında ayırım yapılıyor ve bu ayırım yapılırken 'ama onlar da insan karşimm' deniliyorsa burasıi zaten saçmalık. iş kolu bu arkadaşlar. sözlük kendi içinde ne kadar amatör ruha sahip olursa olsun, yönetim kademesinde kişisel görüşlerin önemi olmamalı. x moderatörü trolleri sevmez sansür uygular alkışlanılır. yarın y moderatörü gelir trolleri koruyup kollar. ee o zaman ne olacak? kmoderatörün anlık ruh haline göre mi format olacak, olmaz o iş öyle.
helios'un bu türden noktalarda, ne denli önemli olduğunu anlatmaya kalksam akşam olur. kadıncağız zaten reel hayatında da yönetici. bir yöneticinin nasıl olup nasıl olmaması hakkında ders niteliğindeydi. yeri hiçbir zaman doldurulamayacak ve kendisini cidden çok özlüyorum.
bir diğer husus. arkadaşlar ben kendime bir ayrımcılık talep etmiyorum. böyle bir isteğim yok. hatta 'yine anlamayacağım' sebeplerle uçurulduğum gibi tekrardan uçurulma pahasına yazıyorum bunları, farkındayım. benim lucifer profilinin kapatılıp, kapatılmaması ile bir derdim yok. gram umrumda bile değil. bu yaptığım şeyin bigün farkına varacaksınız hepiniz, öyle umuyorum en azından. her birinizin tek tek haklarınız için yazıyorum. lucifer profilini uçursalar, ertesi gün mehmet isimli biri gelir, benzer sorunlar yaşanılır, kaçınılmaz son. kısır bir döngü. bunu zaten biliyorsunuz.
bugün sabah siteye girip yazmaya başladım, başlık açıyordum. sözlükte y kadının bilmem ne olması gibi başlıklar sansürlenirken, y erkeğinin bilmem ne olması başlıkları sabit duruyor, ya diyorum kim acaba moderatör bugün. ve bingo. tahmin edilen iki kişi. aynı anda online'lar.
rahatsızlık duyduğum moderatörlerden birinin ruh halinden ve bana uyguladığı mobingten bahsedeyim, direkt ad vereyim hatta hay ı may ran. diğer rahatsızlık duyduğum moderatör hakkında yazmayacağım.
kendisinden gına geldi arkadaşlar. bir moderatörün siteden gitmesi sebebiyle beni suçluyor, bu suçlama üstünden de bana olan öfkesini moderasyon kimliğiyle çıkartıyor.
bir entryimi başka bir siteden kopyalayıp bu sitede kullanan bir moderatöre bu durum için yazı yazdım. sitem ettim. artık bunun için mi yoksa zaten gidecekti üstüne mi denk geldi bilmiyorum adamın da sözlüğü terk edesi tuttu ve gitti.
bende o ara kafa iznine ayrıldım, bir kaç gün sonra döndüğümde bir mesaj aldım sevgili hay may'dan 'keşke hiç dönmeseydin sözlüğe, ciddiyim' profeyşınıl bir moderatör 'hoş geldini' siteye ilk geldiğimde aldığım mesaj nerede bu mesaj ne sısısıs
karambol benim yüzümden gitmişmiş. ve bahsi geçen çalıntı yazının bana ait olduğunu ispatlamamı istiyor ısrarla, haklı dedim ve ona zaten 'kendisinin de yazarlığı bulunduğu bir x sitesinden' yazımı gösterdim. sene 2016 falan. o tarihlerde yazmışım, kendisi de beni o siteden tanıyor zaten.
herneyse bu yazıyı 2017 senesinde uludağ sözlükte de kullanmışım. ama farklı bir nick ile. sevgili hay may ayran o siteden tutturdu illa ispatlamamı isteyip duruyor. diyorum ki 2016? 2017 senesi ne alaka? yok tutturdu o siteden kendisine mesaj atacakmışım. kendisine o sitedeki yazarlığımın şifresini hatırlamıyorum diyorum kaç yıl geçmiş, yok illa atacaksın!! hatta uludağ yöneticilerine ulaşıp yazarlığımı açtıracakmışım. bak bak. bir moderatörün sevdiği bir diğer moderatörün düştüğü yanlış için kendisinin de peşine düştüğü olaylara bak.
bir moderatörün şahsi sebeplerden moderasyon kimliğiyle bir yazara böyle işler yaptırması normal mi? cevap sizin.
neyse dönelim. yok illa kendini haklı görmek için çırpınıyor. olayın saçmalığını anlatamıyorum. baktım olmayacak gerçekten de dediğini yaptım ve kendisine o siteden mesaj attım. evet dedim.. bir özür beklediğimi söyledim. cevap 'senden ne özür dileyeceğim sen önce sözlükten kaçırdığın yazarın hesabını ver'
bir profeyşınıl moderatörün gururuna gel.
bu olaya takriben yoldaşa ulaştım. anlattım meramımı. kendisi sağ olsun geçiştirdi gitti. hay may ile konuşucam dedi. bende tamam dedım. demek ki bir düzenleme gelecek dedim, anlaştık bitti. yazdıklarımı da sildim siteden.
gelinen noktada. tam olarak.
lucifer 'şu konuda yazma'
lucifer 'şu yazara nickaltı girme'
lucifer 'bu konuda konuşamazsın'
lucifer 'etik dışı oylama yaptın' (abi ne demek bu diye mail attım siteye sallayan olmadı) sözlükte de bir tanımı yok. hiçbir fikrimin olmadığı bir konuda 2 gün ceza yedik.
lucifer 'regl konularında konuşma'
lucifer 'kaos çıkarma'
lucifer ensendeyim
lucifer beğenmiyorsan yazma
lucifer bakınız verme
lucifer sözlüğe neden geri geldin.
lucifer açtığın başlıkların yarısını sansürlüyorum
lucifer'ın hiçbir önemi yok, banla geç. lucifer gider mehmet gelir. troll sınırlaması adı altında yapılan bu mobing bayıyor arkadaşlar.
yoldaş'a nacizane öneri. gündem konularını zaten siz belirliyorsunuz. madem bu hay may adlı moderatörün, mod yetkisini almak istemiyorsun. o vakit akış 2 oluşturabilirsin. neden olmasın? troll akışı olur yine küfürün yasak, belli sınırları olan bir akış yaratılabilir. adı önemsiz isterseniz bok çukuru deyin, böylelikle troll olan 'benim gibi' yazarlar o akışta takılır. edebiyat sanat şiir siyaset yapmak isteyen de kendi akışında yazar, herkes rahatlar. trollerin inine gelen de nereye geldiğini bilerek giriş yapar ya da yapmaz. ama dırdır etmez. akış 2'nin kendi içinde moderatörü dahi olabilir.
ben açıkçası sitede gram özgür olduğumu hissetmiyorum. ensemdeki nefeslerden bıktım. bir çözüm getirilinceye kadar sözlükten şutlanma pahasına moderatörlerle alakalı yazmaya devam edeceğim, rahatsız olduğum bahsi geçen iki moderatörün de online olduğu zaman aralıklarında protesto ederek yazmayacağım.
saygılarla.
neden özelden yazmıyorsundan başlayalım. yazdım arkadaşlar en tepe noktası kimse onunla konuştum, bir çözüm bulunamadı. derdimi anlatamıyorum. bu yüzden tıpkı askerde olduğu gibi silsile yoluyla yani yöneticiden de bir üst merci olan sözlüğün geneline yazıyorum.
öncelikle arkadaşlar bazı konuları netleştirelim, kimse kafanıza silah dayayıp 'moderatör' olacaksın kardeşim demiyor. kişi kendi rızası ile bu yola girmiş bulunuyorsa, kusura bakmasın kişisel görüşlerini, dini inancını, zevklerini, hobilerini cartına curtuna göre sözlükte yazmakta olan yazarlar arasında çifte standart uygulayamazsın. hiçbir forum yada sözlükte de bu türden bir moderasyon ekibi olmaz. olmamalı da. yazarlar arasında ayırım yapılıyor ve bu ayırım yapılırken 'ama onlar da insan karşimm' deniliyorsa burasıi zaten saçmalık. iş kolu bu arkadaşlar. sözlük kendi içinde ne kadar amatör ruha sahip olursa olsun, yönetim kademesinde kişisel görüşlerin önemi olmamalı. x moderatörü trolleri sevmez sansür uygular alkışlanılır. yarın y moderatörü gelir trolleri koruyup kollar. ee o zaman ne olacak? kmoderatörün anlık ruh haline göre mi format olacak, olmaz o iş öyle.
helios'un bu türden noktalarda, ne denli önemli olduğunu anlatmaya kalksam akşam olur. kadıncağız zaten reel hayatında da yönetici. bir yöneticinin nasıl olup nasıl olmaması hakkında ders niteliğindeydi. yeri hiçbir zaman doldurulamayacak ve kendisini cidden çok özlüyorum.
bir diğer husus. arkadaşlar ben kendime bir ayrımcılık talep etmiyorum. böyle bir isteğim yok. hatta 'yine anlamayacağım' sebeplerle uçurulduğum gibi tekrardan uçurulma pahasına yazıyorum bunları, farkındayım. benim lucifer profilinin kapatılıp, kapatılmaması ile bir derdim yok. gram umrumda bile değil. bu yaptığım şeyin bigün farkına varacaksınız hepiniz, öyle umuyorum en azından. her birinizin tek tek haklarınız için yazıyorum. lucifer profilini uçursalar, ertesi gün mehmet isimli biri gelir, benzer sorunlar yaşanılır, kaçınılmaz son. kısır bir döngü. bunu zaten biliyorsunuz.
bugün sabah siteye girip yazmaya başladım, başlık açıyordum. sözlükte y kadının bilmem ne olması gibi başlıklar sansürlenirken, y erkeğinin bilmem ne olması başlıkları sabit duruyor, ya diyorum kim acaba moderatör bugün. ve bingo. tahmin edilen iki kişi. aynı anda online'lar.
rahatsızlık duyduğum moderatörlerden birinin ruh halinden ve bana uyguladığı mobingten bahsedeyim, direkt ad vereyim hatta hay ı may ran. diğer rahatsızlık duyduğum moderatör hakkında yazmayacağım.
kendisinden gına geldi arkadaşlar. bir moderatörün siteden gitmesi sebebiyle beni suçluyor, bu suçlama üstünden de bana olan öfkesini moderasyon kimliğiyle çıkartıyor.
bir entryimi başka bir siteden kopyalayıp bu sitede kullanan bir moderatöre bu durum için yazı yazdım. sitem ettim. artık bunun için mi yoksa zaten gidecekti üstüne mi denk geldi bilmiyorum adamın da sözlüğü terk edesi tuttu ve gitti.
bende o ara kafa iznine ayrıldım, bir kaç gün sonra döndüğümde bir mesaj aldım sevgili hay may'dan 'keşke hiç dönmeseydin sözlüğe, ciddiyim' profeyşınıl bir moderatör 'hoş geldini' siteye ilk geldiğimde aldığım mesaj nerede bu mesaj ne sısısıs
karambol benim yüzümden gitmişmiş. ve bahsi geçen çalıntı yazının bana ait olduğunu ispatlamamı istiyor ısrarla, haklı dedim ve ona zaten 'kendisinin de yazarlığı bulunduğu bir x sitesinden' yazımı gösterdim. sene 2016 falan. o tarihlerde yazmışım, kendisi de beni o siteden tanıyor zaten.
herneyse bu yazıyı 2017 senesinde uludağ sözlükte de kullanmışım. ama farklı bir nick ile. sevgili hay may ayran o siteden tutturdu illa ispatlamamı isteyip duruyor. diyorum ki 2016? 2017 senesi ne alaka? yok tutturdu o siteden kendisine mesaj atacakmışım. kendisine o sitedeki yazarlığımın şifresini hatırlamıyorum diyorum kaç yıl geçmiş, yok illa atacaksın!! hatta uludağ yöneticilerine ulaşıp yazarlığımı açtıracakmışım. bak bak. bir moderatörün sevdiği bir diğer moderatörün düştüğü yanlış için kendisinin de peşine düştüğü olaylara bak.
bir moderatörün şahsi sebeplerden moderasyon kimliğiyle bir yazara böyle işler yaptırması normal mi? cevap sizin.
neyse dönelim. yok illa kendini haklı görmek için çırpınıyor. olayın saçmalığını anlatamıyorum. baktım olmayacak gerçekten de dediğini yaptım ve kendisine o siteden mesaj attım. evet dedim.. bir özür beklediğimi söyledim. cevap 'senden ne özür dileyeceğim sen önce sözlükten kaçırdığın yazarın hesabını ver'
bir profeyşınıl moderatörün gururuna gel.
bu olaya takriben yoldaşa ulaştım. anlattım meramımı. kendisi sağ olsun geçiştirdi gitti. hay may ile konuşucam dedi. bende tamam dedım. demek ki bir düzenleme gelecek dedim, anlaştık bitti. yazdıklarımı da sildim siteden.
gelinen noktada. tam olarak.
lucifer 'şu konuda yazma'
lucifer 'şu yazara nickaltı girme'
lucifer 'bu konuda konuşamazsın'
lucifer 'etik dışı oylama yaptın' (abi ne demek bu diye mail attım siteye sallayan olmadı) sözlükte de bir tanımı yok. hiçbir fikrimin olmadığı bir konuda 2 gün ceza yedik.
lucifer 'regl konularında konuşma'
lucifer 'kaos çıkarma'
lucifer ensendeyim
lucifer beğenmiyorsan yazma
lucifer bakınız verme
lucifer sözlüğe neden geri geldin.
lucifer açtığın başlıkların yarısını sansürlüyorum
lucifer'ın hiçbir önemi yok, banla geç. lucifer gider mehmet gelir. troll sınırlaması adı altında yapılan bu mobing bayıyor arkadaşlar.
yoldaş'a nacizane öneri. gündem konularını zaten siz belirliyorsunuz. madem bu hay may adlı moderatörün, mod yetkisini almak istemiyorsun. o vakit akış 2 oluşturabilirsin. neden olmasın? troll akışı olur yine küfürün yasak, belli sınırları olan bir akış yaratılabilir. adı önemsiz isterseniz bok çukuru deyin, böylelikle troll olan 'benim gibi' yazarlar o akışta takılır. edebiyat sanat şiir siyaset yapmak isteyen de kendi akışında yazar, herkes rahatlar. trollerin inine gelen de nereye geldiğini bilerek giriş yapar ya da yapmaz. ama dırdır etmez. akış 2'nin kendi içinde moderatörü dahi olabilir.
ben açıkçası sitede gram özgür olduğumu hissetmiyorum. ensemdeki nefeslerden bıktım. bir çözüm getirilinceye kadar sözlükten şutlanma pahasına moderatörlerle alakalı yazmaya devam edeceğim, rahatsız olduğum bahsi geçen iki moderatörün de online olduğu zaman aralıklarında protesto ederek yazmayacağım.
saygılarla.
devamını gör...
dertli gönüllere giren işte benim zeki müren
aslında bunu kafa itiraf köşesine yazacaktım ama madem başlığı acilmis buraya yazayim.
bir işte basarili olduğumu hissettiğim anlarda (örneğin bir arkadaşım yaptığım espriyi beğendiğinde, günlük işlerimi tam zamanında yetiştirdiğimde, ev halkı yaptığım bir yemeği severek yediğinde, öğrencilerle planladigim.projede istediğim sonucu aldığımda vs... ) gözlerimi bir iki saniyeliğine kapatıp gumseyerek bu sarkiyi söylüyorum. eğer ortamda yalnizsam saçlarımı savurup bir miktar kendimle gurur duyduğum da oluyor.
bir işte basarili olduğumu hissettiğim anlarda (örneğin bir arkadaşım yaptığım espriyi beğendiğinde, günlük işlerimi tam zamanında yetiştirdiğimde, ev halkı yaptığım bir yemeği severek yediğinde, öğrencilerle planladigim.projede istediğim sonucu aldığımda vs... ) gözlerimi bir iki saniyeliğine kapatıp gumseyerek bu sarkiyi söylüyorum. eğer ortamda yalnizsam saçlarımı savurup bir miktar kendimle gurur duyduğum da oluyor.
devamını gör...
rusya'ya kızıp yere votka dökmek
fanta veya kola dökmek ile arasında pek fark olmayan güruhun kârı eylem.
tepeden gelen emirle dolar bozdurmak ya da her çekik gözlüyü çinli sanıp dövmek de aynı zekanın ürünüdür.
tepeden gelen emirle dolar bozdurmak ya da her çekik gözlüyü çinli sanıp dövmek de aynı zekanın ürünüdür.
devamını gör...
geç kalmışlık hissi
tehlikeli üzücü bir histir. bir şeye geç kalmış hissetmek çok üzer insanı. hayata geç kalmak sevgiye geç kalmak aileye geç kalmak son derece berbat hislerdir öyle halı sahaya geç kalmaya benzemez. bazen ailenize değer vermeye geç kaldığınızı bile hissedebilirsiniz. saymakla bitmez yazmakla belki biter ama gece gece moralimi bozamayacağım. ama moralim bozulunca buraya geleceğim.
devamını gör...
labi siffre
londra- ingiltere'de büyüyen labi siffre, ingiliz bir anne ve nijeryalı bir babanın oğludur. taksi şoförlüğü, teslimatçılık vb. işleri yapmış labi siffre sonradan ingiltere'den ayrılmış ve müzik hayatına geçiş yapmıştır.60'ların sonunda ingiltere'ye yeniden dönüş yapmış ve 1972'de "crying, laughing, loving, lying" solo albümünü çıkartmıştır. albümün içinde bulunan watch me şarkısı this is us dizisinin en tatlı müziklerindendir. dizinin benim için duygusal anlamı fazla olduğundan dizi sayesinde labi siffre tarafımdan keşfedilmiştir. ''watch me'', belki birkaç dakika dünyanın sevimli bir yer haline gelmesini sağlayabilir niteliktedir. (kişisel bir yorumdur.)
devamını gör...
portakal hamamı radyo yayını
müthişli haberler peş peşe geliyordu. şimdiden emeğinize nefesinize sağlık arkadaşlar.
hiç sevmem afillibirbey'i. kendisine beynimizi yakan betimlemeleri yazarak ne yapmak nereye varmak istediğini sormanızı da hiç istemiyorum ayrıca. yerseniz. ama niks yemezsiniz. kısfmet.*
hiç sevmem afillibirbey'i. kendisine beynimizi yakan betimlemeleri yazarak ne yapmak nereye varmak istediğini sormanızı da hiç istemiyorum ayrıca. yerseniz. ama niks yemezsiniz. kısfmet.*
devamını gör...
insanın anlam arayışı
(bkz: viktor frankl) tarafından yazılmış, hayatın anlamı, varoluşsal sancı, logoterapi, psikoterapi konularında yazılmış en iyi kitaplardan biri bence en iyisi. kitap iki bölümden oluşuyor. ilk bölümünde viktor frankl ikinci dünya savaşı sırasında auschwitz toplama kampında yaşadıkları ölüm kalım mücadelesini olay olay anlatıyor. auschwitz deyince aklınıza ne geliyor? nazi'ler tarafından sırf yahudi oldukları için toplanan insanların işkence edildiği, katledildiği, ölüme terk edildiği hatta üzerlerinde deneyler yapıldığını bildiğimiz bir toplama kampı. yazar viktor frankl'da bu kampta yaşam mücadelesi vermiş. ve totalde şundan bahsetmeye çalışıyor yaşamak için bir nedenin varsa bir yaşama amacın varsa hayatta kalıyorsun. ama yaşamak için bir nedeni amacı olmayanlar daha erken ölüyor hatta intihar edip ölüyorlar. "yaşamak için bir nedeni olan hemen hemen bütün nasıllara katlanır" sözü bu kitapta geçiyor ve çok iyi anlatıyor her şeyi. viktor frankl yazmakta olduğu kitabı ve bu kampta yaşadıklarını, üzerinde çalıştığı terapi yöntemini düşündüğü ve bir yaşama amacı olduğu için hayatta kalmış ve bize bu ölümsüz eseri ve de logoterapi adını verdiği psikoterapi yöntemini kazandırmıştır.
kitabın ikinci bölümü bu logoterapi yöntemini ve tekniklerini anlatmış. uygulamaları örneklerle bahsetmiştir. bu terapi yöntemini ilk bölümde yaşadıkları üzerine de geliştirmiştir. hayatın anlamı nedir, yaşama amacımız nedir, yaşama yöntemimiz ne olmalıdır gibi sorulara verilen yanıtlardan oluşuyor. ruh sağlığı alanında buna üçüncü viyana okulu da deniyor. bir tür varoluşçu psikoterapi yöntemidir logoterapi. varoluşsal kaygı'ya anlam üzerinden yanıtlar vermeye çalışıyor. anlam odaklı sorular soruyor.
kitabın ikinci bölümü bu logoterapi yöntemini ve tekniklerini anlatmış. uygulamaları örneklerle bahsetmiştir. bu terapi yöntemini ilk bölümde yaşadıkları üzerine de geliştirmiştir. hayatın anlamı nedir, yaşama amacımız nedir, yaşama yöntemimiz ne olmalıdır gibi sorulara verilen yanıtlardan oluşuyor. ruh sağlığı alanında buna üçüncü viyana okulu da deniyor. bir tür varoluşçu psikoterapi yöntemidir logoterapi. varoluşsal kaygı'ya anlam üzerinden yanıtlar vermeye çalışıyor. anlam odaklı sorular soruyor.
devamını gör...
bile bağlacını yersiz kullanmanın yarattığı tuhaf gerginlik
bile bağlacının cesaret kıran, küçümseyen, aşağılayan bir yanı var. cümleden çıkardığınızda anlam değişmiyormuş gibi dursa da aslında daha insani bir boyuta ulaşıyor. hatta yerine "de" bağlacı kullanıldığında bile* insaflı hâle gelebiliyor.
"sen bile geçmişsin sınavdan."
"bunu bile yapamadın mı?"
tabii bazen de karşımızdaki kişinin hayatımızdaki önemini ve yaşadığımız hayal kırıklığını vurgulamak için kullanırız:
"sen bile anlamadın beni."
cümlesindeki gibi. ama bu başka bir başlığın konusu.
"sen bile geçmişsin sınavdan."
"bunu bile yapamadın mı?"
tabii bazen de karşımızdaki kişinin hayatımızdaki önemini ve yaşadığımız hayal kırıklığını vurgulamak için kullanırız:
"sen bile anlamadın beni."
cümlesindeki gibi. ama bu başka bir başlığın konusu.
devamını gör...
thales
thales, milattan önce 7. yüzyılda yaşamış bir filozoftur. thales aydın ili çevresinde olan miletos okulunun kurucusudur. ve tarihte ilk filozof olarak bilinir. kendisi filozof, matematikçi, denizci ve tüccardır. matematik, astronomi, ticaret ve geometri üzerine çalışmalar yapmıştır.
yukarıda özet olarak bir çok özelliğin bahsettim. bahsetmediğim thalesin arke nedir sorusuna verdiği cevaptır. bunu uzun bir şekilde aşağıda anlatacağım. kısaca söylemek gerekirse thales arkhe nedir* sorusuna "su" cevabını vermiştir.
thales, yunan filozofu olan sokrates öncesi filozofların ilkidir. miletos okulunun kurucusu olduğundan bahsetmiştim. bu okuldan çıkan 3 önemli filozof daha vardır. bunlar thalesin öğrencisi olan anaksimandros, ve anaksimandros'un öğrencisi olan anaksimenes'dir. bu iki filozofun ise arkhe problemine farklı cevapları vardır.
thales neden ilk filozof olarak biliniyor. bunu basitçe şöyle anlatabilirim. yazıyı ilk bulan uygarlık hangisiydi. evet sümerlerdi. peki başka uygarlıklar yazıyı bulmamış mıydı. belki diğer kıtalarda kilometrelerce uzaktaki diğer uygarlıklar da yazıyla ilgili gelişmeler yapmıştı. ama bizim en eski bulduğumuz yazı sümerlere ait olduğu için yazıyı bulan uygarlığın sümerler olduğunu biliyoruz.* thalesin ilk filozof olarak seçilmesi de böyledir. thalesten daha eski felsefik kaynakları bulamadığımız için en eski felsefik görüşe sahip olan kişiyi yani thalesi ilk filozof olarak kabul ediyoruz.
thales döneminde bulunan diğer bilginlere göre çok farklıydı. thalesi farklı yapan ise felsefik soruları doğayı inceleyerek cevaplamaya çalışmasıydı. hatta şöyle anlatılır. thales bir gün yolda yürürken kuyuya düşmüş. bir köle kadın thalese "sürekli göklere bakmaktan ayağının altındaki görmüyorsun" diyerek çıkışmış. ne de olsa o dönemdeki bilginler asosyal, dünyayla bağlantısını koparmış sürekli kağıtlara bakmaktan gözlerine karalar inmiş kişiler olarak bilinirdi. ama thales farklıydı.
thales sürekli denizde yolculuk eder mesleği olan ticaret işiyle uğraşırdı. ve gittiği her yerdeki bilgileri öğrenir toplar ve kendi memleketine getirirdi. diğer uygarlıklar bilgileri toplaması uğraş verici ve önemli bir şeydi. yaptığı yolculuklarda mısırdan, babilden ve fenikeden önemli bilgiler elde etmişti. işte bu noktada arkhe problemine geçiş yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
thales mısır'a yaptığı yolculuklarda mısır kahinlerinin öğrencisi olmuştu. mısır'daki öğrencilik yıllarında öğrendiği şeylerden birisi mısırlıların dünyayı ve ayı yaratan şeyin güneş olduğuna inanmasıydı. yani mısır uygarlığı güneşi tanrı (yaratıcı) olarak görmekteydi. thales bu bilgiyi kendi süzgecinden geçirerek, güneşin bir yaratıcı olmadığını ve güneşinde dünyayı oluşturan maddelerden oluştuğunu öne sürmüştü. hatta ayda dünyanın maddeleri ile oluşmuştu. thalesin düşünme şekli böyleydi. "kim" yerine "ne" sorusuna odaklanıyordu. dünyayı kim oluşturdu değil dünyayı ne oluşturdu, dünyayı oluşturan madde neydi gibi sorulara odaklanıyordu.
babile yaptığı yolculuklarında öğrendiği şeylerden birisi ise babil halkının dünyayı oluşturanın tiamat ana olduğuna inanmalarıydı. thales sular tanrısı tiamatın dünyayı yaratmadığını düşünüyordu. ama buradan etkilenmiş olmalı ki her şeyi oluşturan maddenin su olduğunu düşünmüştü. çünkü su yaşamın kaynağıydı. su girdiği kabın şeklini alabiliyordu, o zaman her şekle girebilen bir madde dünyadaki her şeyi de oluşturabilirdi. hem su olmayan yerde yaşamda olmazdı. işte bu yüzden thales arkhe problemine su cevabını vermişti. ve daha uygun başka bir madde bulamamıştı.
thales her maddenin sudan oluştuğunu ve maddelerin yoktan var olmadığını, vardan da yok olmadığını söylüyordu. su hem katı hem sıvı hemde gaz halinde bulunabilir. bunu değişim geçirerek yaptığını öne atmıştı.fark ettiyseniz günümüz biliminde hiçbir maddenin yoktan var olmadığı ve vardan yok olmadığı söylenir. felsefe bir şekilde bilimin gelişimine de katkı sağlıyordu.
miletos okulunda yer alan diğer filozoflara gelecek olursak onları uzun uzun anlatmayacağım.* ama kısa bir şekilde arkhe problemine verdiği cevapları söylemek gerekirse; thalesin öğrencisi anaksimandros arkhenin apeiron yani sonsuzluk olduğunu söylemişti. bunun nedeni o zamanlar bilim hızla gelişiyordu ve insanlar yeryüzünü aşıp gökyüzünü öğrenmeye başlamıştı. gökyüzünde sonsuz bir evren vardı. anaksimandros ancak her şeyi oluşturan maddenin sonsuz olacağını düşünmüştü. su olamazdı çünkü suların oluşturduğu denizlerin ve okyanusların bile bir kıyısı, sınırı vardı.
anaksimenes ise hocası anaksimandros'un bile anlatamadığı sonsuzluğu kabul etmemişti. anaksimenes ise arkhenin hava olacağını söylemişti. çünkü hava dünyayı dolduruyordu. bulutlar, yağmur, kar, dolu hepsi havadan oluşuyordu. su buharlaşıp hava oluyordu yine ağaç yanıp duman yani hava oluyordu. anaksimenes hava taneciklerinin birbirine yaklaşarak ve uzaklaşarak diğer maddeleri oluşturduğu söylemişti. o günlerde en küçük taneciğin kum olduğu sanılırdı. anaksimenes kumdan küçük taneciklerin olduğunu sezmiş olmalı.
yukarıda özet olarak bir çok özelliğin bahsettim. bahsetmediğim thalesin arke nedir sorusuna verdiği cevaptır. bunu uzun bir şekilde aşağıda anlatacağım. kısaca söylemek gerekirse thales arkhe nedir* sorusuna "su" cevabını vermiştir.
thales, yunan filozofu olan sokrates öncesi filozofların ilkidir. miletos okulunun kurucusu olduğundan bahsetmiştim. bu okuldan çıkan 3 önemli filozof daha vardır. bunlar thalesin öğrencisi olan anaksimandros, ve anaksimandros'un öğrencisi olan anaksimenes'dir. bu iki filozofun ise arkhe problemine farklı cevapları vardır.
thales neden ilk filozof olarak biliniyor. bunu basitçe şöyle anlatabilirim. yazıyı ilk bulan uygarlık hangisiydi. evet sümerlerdi. peki başka uygarlıklar yazıyı bulmamış mıydı. belki diğer kıtalarda kilometrelerce uzaktaki diğer uygarlıklar da yazıyla ilgili gelişmeler yapmıştı. ama bizim en eski bulduğumuz yazı sümerlere ait olduğu için yazıyı bulan uygarlığın sümerler olduğunu biliyoruz.* thalesin ilk filozof olarak seçilmesi de böyledir. thalesten daha eski felsefik kaynakları bulamadığımız için en eski felsefik görüşe sahip olan kişiyi yani thalesi ilk filozof olarak kabul ediyoruz.
thales döneminde bulunan diğer bilginlere göre çok farklıydı. thalesi farklı yapan ise felsefik soruları doğayı inceleyerek cevaplamaya çalışmasıydı. hatta şöyle anlatılır. thales bir gün yolda yürürken kuyuya düşmüş. bir köle kadın thalese "sürekli göklere bakmaktan ayağının altındaki görmüyorsun" diyerek çıkışmış. ne de olsa o dönemdeki bilginler asosyal, dünyayla bağlantısını koparmış sürekli kağıtlara bakmaktan gözlerine karalar inmiş kişiler olarak bilinirdi. ama thales farklıydı.
thales sürekli denizde yolculuk eder mesleği olan ticaret işiyle uğraşırdı. ve gittiği her yerdeki bilgileri öğrenir toplar ve kendi memleketine getirirdi. diğer uygarlıklar bilgileri toplaması uğraş verici ve önemli bir şeydi. yaptığı yolculuklarda mısırdan, babilden ve fenikeden önemli bilgiler elde etmişti. işte bu noktada arkhe problemine geçiş yapmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
thales mısır'a yaptığı yolculuklarda mısır kahinlerinin öğrencisi olmuştu. mısır'daki öğrencilik yıllarında öğrendiği şeylerden birisi mısırlıların dünyayı ve ayı yaratan şeyin güneş olduğuna inanmasıydı. yani mısır uygarlığı güneşi tanrı (yaratıcı) olarak görmekteydi. thales bu bilgiyi kendi süzgecinden geçirerek, güneşin bir yaratıcı olmadığını ve güneşinde dünyayı oluşturan maddelerden oluştuğunu öne sürmüştü. hatta ayda dünyanın maddeleri ile oluşmuştu. thalesin düşünme şekli böyleydi. "kim" yerine "ne" sorusuna odaklanıyordu. dünyayı kim oluşturdu değil dünyayı ne oluşturdu, dünyayı oluşturan madde neydi gibi sorulara odaklanıyordu.
babile yaptığı yolculuklarında öğrendiği şeylerden birisi ise babil halkının dünyayı oluşturanın tiamat ana olduğuna inanmalarıydı. thales sular tanrısı tiamatın dünyayı yaratmadığını düşünüyordu. ama buradan etkilenmiş olmalı ki her şeyi oluşturan maddenin su olduğunu düşünmüştü. çünkü su yaşamın kaynağıydı. su girdiği kabın şeklini alabiliyordu, o zaman her şekle girebilen bir madde dünyadaki her şeyi de oluşturabilirdi. hem su olmayan yerde yaşamda olmazdı. işte bu yüzden thales arkhe problemine su cevabını vermişti. ve daha uygun başka bir madde bulamamıştı.
thales her maddenin sudan oluştuğunu ve maddelerin yoktan var olmadığını, vardan da yok olmadığını söylüyordu. su hem katı hem sıvı hemde gaz halinde bulunabilir. bunu değişim geçirerek yaptığını öne atmıştı.fark ettiyseniz günümüz biliminde hiçbir maddenin yoktan var olmadığı ve vardan yok olmadığı söylenir. felsefe bir şekilde bilimin gelişimine de katkı sağlıyordu.
miletos okulunda yer alan diğer filozoflara gelecek olursak onları uzun uzun anlatmayacağım.* ama kısa bir şekilde arkhe problemine verdiği cevapları söylemek gerekirse; thalesin öğrencisi anaksimandros arkhenin apeiron yani sonsuzluk olduğunu söylemişti. bunun nedeni o zamanlar bilim hızla gelişiyordu ve insanlar yeryüzünü aşıp gökyüzünü öğrenmeye başlamıştı. gökyüzünde sonsuz bir evren vardı. anaksimandros ancak her şeyi oluşturan maddenin sonsuz olacağını düşünmüştü. su olamazdı çünkü suların oluşturduğu denizlerin ve okyanusların bile bir kıyısı, sınırı vardı.
anaksimenes ise hocası anaksimandros'un bile anlatamadığı sonsuzluğu kabul etmemişti. anaksimenes ise arkhenin hava olacağını söylemişti. çünkü hava dünyayı dolduruyordu. bulutlar, yağmur, kar, dolu hepsi havadan oluşuyordu. su buharlaşıp hava oluyordu yine ağaç yanıp duman yani hava oluyordu. anaksimenes hava taneciklerinin birbirine yaklaşarak ve uzaklaşarak diğer maddeleri oluşturduğu söylemişti. o günlerde en küçük taneciğin kum olduğu sanılırdı. anaksimenes kumdan küçük taneciklerin olduğunu sezmiş olmalı.
devamını gör...
ihtiyaç olmamasına rağmen bir şeyler almak
aşırıya kaçılmadığı ve israfa girmediği sürece insanın kendi kendini şımartmasıdır. mutlu eder, terapi gibidir.
devamını gör...
