ağza sıkmalık çikolata
bilindik hâliyle tüp çikolata olarak geçer. çocukların sevgilisi olsa da gizli gizli cici bebe yiyenler bunu da cebinden çıkarıp çıkarıp gömerler.
devamını gör...
pisa koyu
eğer tatil yapacak param ve fırsatım olursa mutlaka gidip görmek istediğim bir koydur.
devamını gör...
kafa sözlük
bu sabah güne öyle kötü başladım; ailevi bir durum nedeniyle aldığım bir haber içimi öyle sıktı beni öyle üzdü ki uzun zamandır bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum.
sonra kafa dağıtmak için sözlüğe bakayım dedim. mesaj kutumda paylaştığım tanımlar için yüzünü güldürdüğümü söyleyen bir yazar abimden mesaj vardı, öyle güzel iyi dileklerde bulunmuş, öyle güzel şeyler yazmış ki okurken gözlerim doldu. o kadar ihtiyacım varmış ki o an can simidi oldu bana, hiç tanımadığınız birinin sanki o an ihtiyacınız olduğunu bilirmiş gibi bu mesajı atması, sonra "ben yanındayım" demesinin verdiği his nasıl anlatılabilir ki?
sonra çok ama çok tatlı bir yazar bir girim üzerinden mesaj attı, öyle güzel bir tavrı ve kendini ifade ediş şekli vardı ki sırf böyle insanların olduğunu bilmek bile daha iyi hissettirdi.
ve en sonunda, kendimi sol akışta görmeye alışkın biri olmadığımdan birden akışta ismime denk gelip şaşırdım. neler yazıldığını merak edip okuyunca gördüm ki nickaltıma girilen tanımların ortak teması "gülümseten yazar". bütün bunları görünce öyle mutlu oldum ki, sabah ki ruh halimden eser kalmadı. içime oturan o yumru yumuşadı, yerini hafif ama çok hafif hüzünlü ama bol gülümsemeli bir buluta bıraktı.
yani demem o ki, bu sözlük çok güzel bir sözlük. kendinizi evinizde hissettiren bir sözlük.
hiç tanımadığınız yazarlarla abi, abla, kardeş olduğunuz için aile evi gibi,
her türlü şakayı yapıp, yeri geldiğinde hüznünüzü paylaşan arkadaşlarınızın olduğu üniversitedeki öğrenci evi gibi
ve son olarak ne zaman yalnız kalıp içinizi dökmek isteseniz kendi başınıza yaşadığınız bekar evi gibi.
yüzümü gülümsettiğiniz, beni günün karanlığından çıkarıp gökyüzünün maviliğine taşıdığınız için teşekkür ederim canım yazarlar, iyi ki ama iyi ki varsınız. iyi ki buraya geçerken bir uğramışım. hep olun, mutlu olun^^
sonra kafa dağıtmak için sözlüğe bakayım dedim. mesaj kutumda paylaştığım tanımlar için yüzünü güldürdüğümü söyleyen bir yazar abimden mesaj vardı, öyle güzel iyi dileklerde bulunmuş, öyle güzel şeyler yazmış ki okurken gözlerim doldu. o kadar ihtiyacım varmış ki o an can simidi oldu bana, hiç tanımadığınız birinin sanki o an ihtiyacınız olduğunu bilirmiş gibi bu mesajı atması, sonra "ben yanındayım" demesinin verdiği his nasıl anlatılabilir ki?
sonra çok ama çok tatlı bir yazar bir girim üzerinden mesaj attı, öyle güzel bir tavrı ve kendini ifade ediş şekli vardı ki sırf böyle insanların olduğunu bilmek bile daha iyi hissettirdi.
ve en sonunda, kendimi sol akışta görmeye alışkın biri olmadığımdan birden akışta ismime denk gelip şaşırdım. neler yazıldığını merak edip okuyunca gördüm ki nickaltıma girilen tanımların ortak teması "gülümseten yazar". bütün bunları görünce öyle mutlu oldum ki, sabah ki ruh halimden eser kalmadı. içime oturan o yumru yumuşadı, yerini hafif ama çok hafif hüzünlü ama bol gülümsemeli bir buluta bıraktı.
yani demem o ki, bu sözlük çok güzel bir sözlük. kendinizi evinizde hissettiren bir sözlük.
hiç tanımadığınız yazarlarla abi, abla, kardeş olduğunuz için aile evi gibi,
her türlü şakayı yapıp, yeri geldiğinde hüznünüzü paylaşan arkadaşlarınızın olduğu üniversitedeki öğrenci evi gibi
ve son olarak ne zaman yalnız kalıp içinizi dökmek isteseniz kendi başınıza yaşadığınız bekar evi gibi.
yüzümü gülümsettiğiniz, beni günün karanlığından çıkarıp gökyüzünün maviliğine taşıdığınız için teşekkür ederim canım yazarlar, iyi ki ama iyi ki varsınız. iyi ki buraya geçerken bir uğramışım. hep olun, mutlu olun^^
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
bazen sadece ismindir... cunku sozluk hesabi acarken " nasil bir mahlas" olacagi hic dusunulmemistir...
devamını gör...
salgında 936 kolejin batması
milli eğitim bakanı olacak zevat'ın neden yüz yüze eğitim için bu kadar çabaladığını şimdi anlamışsınızdır umarım.
adam toplum sağlığını hiçe saydı, eğitim üzerinden para kazanan kodamanlar batmasın diye.*
adam toplum sağlığını hiçe saydı, eğitim üzerinden para kazanan kodamanlar batmasın diye.*
devamını gör...
sahip olunan aracı markasını söylemeden anlatmak
bir ferrari performansına sahip olan
bir başka italyan olur kendisi.
arada bana porcshe gibi geldiği de oluyor.
bir başka italyan olur kendisi.
arada bana porcshe gibi geldiği de oluyor.
devamını gör...
askere giden sevgiliden ayrılmak
askere gitmeden önceki hayatımda başıma gelmesinden en korktuğum şeylerden biriydi. askere gitmeden kırk beş gün önce ben ayrıldım da neyse ki korktuğum başıma gelmedi.
devamını gör...
normal sözlük’ün hayatınızda yarattığı değişiklikler
içimdekileri döktükçe zihnim daha da berraklaştı, eskisi kadar aşırı düşünmüyorum, beynimde bir şeylerin netleştiğini, sanki taşların yerine oturduğunu hissediyorum, burada yazmak bana çok iyi geliyor..
devamını gör...
canan kaftancıoğlu
chp'nin moronların partisi olmaktan çıktığının ispatı gibi duran kadını kabullenemeyenler önder sav, deniz baykal gibi yaşlıları özlüyorlar.
size rağmen kadın dimdik duruyor ayakta.
çok seviyorum ben öyle kadınları çok.
bir chp'li olmamama rağmen...
size rağmen kadın dimdik duruyor ayakta.
çok seviyorum ben öyle kadınları çok.
bir chp'li olmamama rağmen...
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
iki tavşanı birden kovalayan ikisini de yakalayamaz.
devamını gör...
günün sözü
devamını gör...
sözlükte çıkacak ilk kavga
yav gün boyu kod yazmaktan saçım dökülüyor. şurda gelip çocuk gibi biraz eğlenelim dedik. o da ne çok ciddi insanlar ciddi tanımlar görmek istiyor. işimiz kavga değil tabi ama biraz stres atmak isteyenlere karşı kucaklayıcı olmak lazım. biz de yeri geldi paragraflarca nitelikli tanım yaptık. bazen de eğlenmek lazım. neyse ilerde daha düşünceli bir ortam oluşacaktır. herkes her gün aynı psikolojide olmaz bunu bilmek lazım.
devamını gör...
2023'te ay'a gidiyoruz
şimdiden zıplamaya başladım ben, siz yetişirsiniz bana.
devamını gör...
açlık oyunları
distopik bir dünyada geçen, totaliter yönetime başkaldırı konulu kitaptan uyarlama film.
panem adlı bir ülke yoksullukla boğuşan 13 mıntıkadan oluşmaktadır. capitol yönetimi halktan soyutlanmış, diktatör ve varlıklıdır. her yıl yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocukların -bir kız bir erkek olmak üzere her mıntıkadan 2 çocuğun- zorunlu olarak katıldığı bir yarışma yapılır. yarışma sonunda hayatta kalan tek çocuk oyunu kazanacaktır. bu yarışma capitol tarafından tüm mıntıkalara televizyondan izletilir.
filme dair yorumum: gerçek hayatla bağdaştırılabilecek, mesaj alınabilecek yanları var. halkın çaresizliği kabullenmesi, işin yarışa çevrilerek rekabet ortamı yaratıp asıl düşmanın namluyu kendisinden diğer bölgelere çevirttirmesi. bölgeler adeta futbol fanatiğine dönüşüp, esas düşmanı bırakıp birbirlerini yemeleri/tek dertlerinin kendi bölgelerinin kazanması olması gibi. yönetimin televizyonlarda izleterek güç gösterisi yapması, halkın direncini kırması, insanların ölümlerini oyun gibi görmesi de diktatörce yönetilen ülkelerle bağdaştırılabilir. ancak film bunlardan çabuk kopmuş, bir sosyal mesaj-devrim filminden bence aşk filmine dönmüş. konu olarak bazı benzerlikleri olan ölüm yarışı, yaşamak için öldür gibi filmlere bağlamış. gladyatör filmiyle de benzerlikleri var ancak gladyatör bir külte dönüşmüşken yazdığım diğer filmler çerezlik olarak kalmıştır. izleyeni oturup tekrar izlemez, başkalarına tavsiye etmez. bence açlık oyunları da öyle olmuş, evet izlenilebilir ancak özellikle liseliler tarafından gibi bir havası var. v for vendetta olabilecekken alacakaranlık serisine bağlaması bunun en baş sebebi.
panem adlı bir ülke yoksullukla boğuşan 13 mıntıkadan oluşmaktadır. capitol yönetimi halktan soyutlanmış, diktatör ve varlıklıdır. her yıl yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocukların -bir kız bir erkek olmak üzere her mıntıkadan 2 çocuğun- zorunlu olarak katıldığı bir yarışma yapılır. yarışma sonunda hayatta kalan tek çocuk oyunu kazanacaktır. bu yarışma capitol tarafından tüm mıntıkalara televizyondan izletilir.
filme dair yorumum: gerçek hayatla bağdaştırılabilecek, mesaj alınabilecek yanları var. halkın çaresizliği kabullenmesi, işin yarışa çevrilerek rekabet ortamı yaratıp asıl düşmanın namluyu kendisinden diğer bölgelere çevirttirmesi. bölgeler adeta futbol fanatiğine dönüşüp, esas düşmanı bırakıp birbirlerini yemeleri/tek dertlerinin kendi bölgelerinin kazanması olması gibi. yönetimin televizyonlarda izleterek güç gösterisi yapması, halkın direncini kırması, insanların ölümlerini oyun gibi görmesi de diktatörce yönetilen ülkelerle bağdaştırılabilir. ancak film bunlardan çabuk kopmuş, bir sosyal mesaj-devrim filminden bence aşk filmine dönmüş. konu olarak bazı benzerlikleri olan ölüm yarışı, yaşamak için öldür gibi filmlere bağlamış. gladyatör filmiyle de benzerlikleri var ancak gladyatör bir külte dönüşmüşken yazdığım diğer filmler çerezlik olarak kalmıştır. izleyeni oturup tekrar izlemez, başkalarına tavsiye etmez. bence açlık oyunları da öyle olmuş, evet izlenilebilir ancak özellikle liseliler tarafından gibi bir havası var. v for vendetta olabilecekken alacakaranlık serisine bağlaması bunun en baş sebebi.
devamını gör...
kıyamet yaklaşıyor dedirten olaylar
müge anlı ve esra erol'un yaptıkları programlara bakın, kıyametin ne kadar çok yaklaştığını görürsünüz.
devamını gör...
12 yaşındaki kızın biriktirdiği harçlıklarla çiftçiliğe atılması
hayvancılık hakkında en ufak fikri olmayanların, bir buzağının fiyatını bilmeyenlerin övdüğü ısmarlama haber.
devamını gör...
akrilik boya
bu boyalar şövale ve duvar resmi yapımında sıklıkla kullanılır. vernik ve lake şeklinde sanayi alanında da kullanıma sahiptir. ilk kullanımı ise 1960 yıllarına doğru anglosakson sanatçılar yapılmıştır.
devamını gör...
zippo ile tek tabanca radyo yayını
selamlar kafa sözlük ahalisi naber ? akşama müsait misiniz ? bakın sizler için yine birbirinden güzel konular hazırladım ona göre.* yayında film ve oyunculuk muhabbeti, zipponun gözünden sosyal tespitler vede hayatın anlamı gibi felsefi derinliği olan konular konuşacağız. konular birbirinden alakasız olsa bile biz birbirimizi böyle seviyoruz değil mi ? işleyiş biçimi olarak yine her zamanki gibi olacak. her şeyi de burada anlatamam ki canım* akşam 21.00 da hepinizi yayına bekliyorum ona göre, seviliyorsunuz.*
devamını gör...
erik stinus
1934 doğumlu danimarkalı şair, yazar, çevirmen ve gezgin. yaşamda da şiirde de şarkılar'da dile getirdiği üzere danimarka'da küçük bir taşrada; kitapların ve müziğin iç içe olduğu bir evde dünyaya gelmiş ve sonrasında bu durumun hayatını yönlendirmesine izin vermiştir. şiir yazabilmek için o yaşanmışlığa sahip olmak gerektiğini düşünüp yıllarca ülke ülke gezmiş; faşizme şiirleri ile karşı çıkmıştır. ispanya'da, siyasi mahkumlar ve mülteciler için af hareketine destek olmuş, nükleer silahlara karşı kampanyalar yürütmüş, türkiye ve güney afrika'da komitelere katılmıştır. yıllarca bir çok dergide ve gazetede makale yazdığını da eklemek gerekir.
stinus'un bu gezgin hayatında dönüm noktası olan bir olay da; danmarks kommunistiske parti'de aktif olduğu yıllarda ivan malinowski ve uffe harder ile tanışmasıdır ve ölümle sonlanacak bir dostuluğun ilk düğümleri o yıllarda atılır. stinus'un yolu türkiye sınırlarına düştüğünde bir süre ayrı düşmek zorunda kalırlar.
stinus'u türkiye'nin orta yerine getiren düşünce ise kendi ağzından şu cümleler ile dökülüyor:
"solcuların günlük gazetesinde sanat eleştirmenliği de yapan danimarkali ozan otto gelsted'in 1952 yılında yayınlanan "soğuk savaş sırasında şarkılar" başlıklı şiir kitabında nazım hikmet'in iki şiirini görmüştüm. danimarkacaya fransızcadan çevrilmiş olan bu şiirler, karanlık bir çağda çevresine ışık saçabilecek, umudu güçlendirebilecek türdendi."
"hollanda'da bulundugum bir sürede, rastlantı sonucu, sybren polet, bert schierbeek, hugo claus gibi, kendime çok yakın bulduğum, yenilikçi hollanda ozanlarını bulguladım. hollanda dili ile yazınını incelemeye başladım, bu dilden danimarkacaya çeviriler yaptım. bu da bende büyük etki bıraktı. ama bu yönlü yazın yolculuğunda, daha işin başında beni etkileyen ozanları, özellikle nazım hikmet'i unutamadım. 1956 yılında hindistan'a giderken türkiye'ye uğramış, bir dostumun evinde nazım hikmet'in bir kitabını görmüştüm. daha o zaman nazım hikmet'in şiirlerinden danimarkaca bir seçki yapmayı tasarlamıştım. bu tasarı ancak 1974'te gerçekleşebildi. sekiz yıl sonra da ikinci nazım hikmet seçkisini gerçekleştirdim."
yaşamda da şiirde de şarkılar - çıkış noktam
(bkz: mørke over akropolis) -halfdan rasmussen, erik stinus-
(bkz: med solen ı ryggen)
(bkz: grænseland)
(stinus'un eserlerinin çoğunda rasmussen ve malinowski imzası vardır)
murat alpar çevirisi ile sevdiğim bir şiirini de not düşeyim:
göçmen kuşlar ilkyaz
kadınsın sen
göğsünde fundalık çiçekleri
alnında, yeni açmış çiçeklerden bir sis.
rüzgardan bir ata binmiş de
uçuyorsun unutulmuş ülkeme doğru
bir başkasının boynuna dolanmış kolun
oynaşım
yolculuğu yurt etmişsin kendine.
öpüşlerin bir yara, bir dans
arp eşliğinde
kiliseli tepelerde şeytanın çaldığı
ve uzun zaman titreyen kara toprak
evrende kimsesiz bir evin önünden
geçip gittikten sonra atlı ordular.
stinus'un bu gezgin hayatında dönüm noktası olan bir olay da; danmarks kommunistiske parti'de aktif olduğu yıllarda ivan malinowski ve uffe harder ile tanışmasıdır ve ölümle sonlanacak bir dostuluğun ilk düğümleri o yıllarda atılır. stinus'un yolu türkiye sınırlarına düştüğünde bir süre ayrı düşmek zorunda kalırlar.
stinus'u türkiye'nin orta yerine getiren düşünce ise kendi ağzından şu cümleler ile dökülüyor:
"solcuların günlük gazetesinde sanat eleştirmenliği de yapan danimarkali ozan otto gelsted'in 1952 yılında yayınlanan "soğuk savaş sırasında şarkılar" başlıklı şiir kitabında nazım hikmet'in iki şiirini görmüştüm. danimarkacaya fransızcadan çevrilmiş olan bu şiirler, karanlık bir çağda çevresine ışık saçabilecek, umudu güçlendirebilecek türdendi."
"hollanda'da bulundugum bir sürede, rastlantı sonucu, sybren polet, bert schierbeek, hugo claus gibi, kendime çok yakın bulduğum, yenilikçi hollanda ozanlarını bulguladım. hollanda dili ile yazınını incelemeye başladım, bu dilden danimarkacaya çeviriler yaptım. bu da bende büyük etki bıraktı. ama bu yönlü yazın yolculuğunda, daha işin başında beni etkileyen ozanları, özellikle nazım hikmet'i unutamadım. 1956 yılında hindistan'a giderken türkiye'ye uğramış, bir dostumun evinde nazım hikmet'in bir kitabını görmüştüm. daha o zaman nazım hikmet'in şiirlerinden danimarkaca bir seçki yapmayı tasarlamıştım. bu tasarı ancak 1974'te gerçekleşebildi. sekiz yıl sonra da ikinci nazım hikmet seçkisini gerçekleştirdim."
yaşamda da şiirde de şarkılar - çıkış noktam
(bkz: mørke over akropolis) -halfdan rasmussen, erik stinus-
(bkz: med solen ı ryggen)
(bkz: grænseland)
(stinus'un eserlerinin çoğunda rasmussen ve malinowski imzası vardır)
murat alpar çevirisi ile sevdiğim bir şiirini de not düşeyim:
göçmen kuşlar ilkyaz
kadınsın sen
göğsünde fundalık çiçekleri
alnında, yeni açmış çiçeklerden bir sis.
rüzgardan bir ata binmiş de
uçuyorsun unutulmuş ülkeme doğru
bir başkasının boynuna dolanmış kolun
oynaşım
yolculuğu yurt etmişsin kendine.
öpüşlerin bir yara, bir dans
arp eşliğinde
kiliseli tepelerde şeytanın çaldığı
ve uzun zaman titreyen kara toprak
evrende kimsesiz bir evin önünden
geçip gittikten sonra atlı ordular.
devamını gör...
