evet yolsuzluk yolunda ama.
devamını gör...

matematiksel bir kanıt.

0! = 1 olmalıdır kabulü yapıyoruz, yukarıdaki tanımda yazar arkadaşın da söylediği gibi.

fakat neden yapıyoruz, nereden geliyor bu kabul?

faktöriyelin tanımı, belirli bir sayıdan başlayıp geriye doğru 1'e gelene kadar birer birer azalan tüm sayıları çarpmaktır. yani mesela 5!'in sonucunu şöyle buluruz:

5! = 5 x 4 x 3 x 2 x 1
bu çarpım da 120 eder.

formülümüz, yukarıdaki ilk tanımda da görüldüğü gibi
n! = n . (n-1)!

o halde hepsini tam da bu tanıma uygun şekilde yazalım:
5! = 5 x (5-1)! = 120
4! = 4 x (4-1)! = 24
3! = 3 x (3-1)! = 6
2! = 2 x (2-1)! = 2
buraya dikkat:
1! = 1 x (1-1)! = 1
yani:
1! = 1 x 0! = 1


işte bu son satır, 0!'in 1'e eşit olması gerektiği kabulünü verir.
devamını gör...

en zor anınızda terk etmesidir.
devamını gör...

bayramımız kutlu olsun.

çocukluğumda stadlarda, sokaklarda çoşkuyla kutlanan bayramdı bunu da elimizden aldılar. hoş istediklerini yapsınlar içimizden o coşkuyu, sevgiyi alamayacaklar.
devamını gör...

tchibo gold. olcukca başarılı ve aroması bana göre zengin bir kahvedir.
devamını gör...

bakın tam kapanma zamanında izlemelik dizi. izleyin pişman olmayacaksınız inanın bana.
devamını gör...

tıbbi adı senkop olan bayılma, ani ve geçici şuur kaybıdır. kardiyak, nörolojik, psikolojik tabanlı olabilir. benim bu zamana kadar gözlemlediğim kadarıyla bayılma şikayeti ile gelen hastaların çok çok büyük bir yüzdesi dikkat çekmeye çalışan kadınlardan oluşuyor.
devamını gör...

ayağım 41 numara diye mi sevmediniz lan beni püüğ yasssıklaar olsun.
devamını gör...

0 (sıfır)... muhasebe vize ve finalinde bildiğiniz 0 almıştım. kalemimi bile kıpırdatamamıştım sadece ayıp olmasın hocaya diye bir soruyu yapıyormuş gibi gösterip, aynısını alta geçirmiştim. ondan bile 05 puan vermemişti insafsız hoca.(swh)
devamını gör...

(bkz: bir gecede cahil kaldık)

ben aynı devam ederim.
devamını gör...

başlık açmadan önce o başlığın farklı yazılmış veya aynı şeyi kasteden versiyonu olup olmadığını kontrol etmek, ara sıra ukde listesine girip bilginiz olan başlıkları açmak,* yazım yanlışlı başlıkları yazarına yahut moderatöre yollayıp düzeltme talep etmek gibi şeyler geldi aklıma şimdilik.
devamını gör...

dün homofobik başlığı altında homofobik olduğu için övünen bir sürü yaratık gördüm. hatta bir tanesi islamda öldürülmelidir emrini bile yazmış. eleştirimi ve tepkimi dile getirdim fakat sözlük yönetimi sildi o tanımımı. çok merak ediyorum "öldürülmelidir" ifafesini barındıran tanımı da sildiler mi acaba?

edit: bahsettiğim tanım silinmiş mi yoksa yazan kişi kendi mi silmiş bilmiyorum ama yok.

eşcinselliğe, yönelimlere karşı çıkmak kadar saçma bir şey yoktur. kimse kimsenin yatağına ve özeline karışamaz. bizim gibi yerin dibinde olan toplumlar da bu özellere burun sokmaktan başka hiçbir işle uğraşmaz.

onlar küfürler edip, nefret kusarken sorun yok. karşı taraf yapılmaması gereken bir şeyi yaptığı için tepki gösterildiği zaman mı sorun?

(bkz: sözlükte cahil yazar artışı)
(bkz: sözlükte gereksiz başlık artışı)
devamını gör...

meydan meyhanesi manasına gelir. onu bu kadar meşhur eden 1959 yılında tıp öğrencisi onur isimli bir gencin karşılıksız aşka düşüp izmir'in meyhaneler meydanı olan agora semtinde yazdığı mektup olmuştur.

devamını gör...

türklüğün hatırı, atatürk ve şehitlerimin temeli olmasa bir dakika kahrını çekmem.
devamını gör...

yazarlar nasıl okullarda okumuşlar anlayamadım ben. kendi okulumu anlatayım, burası devlete ait bir okul:

benim okuduğum fen lisesi türkiye'nin en geniş kampüsüne * sahip okullarından biriydi. okulun 4 bahçe duvarını da görebilen pek az öğrenci vardı. okul binası 2 ana binanın koridorlarla birleştirilmiş halinden oluşuyordu, her katta 2 sınıf vardı, evet sadece 2. lise son sınıfların dersliklerinin yerini bilen çok az kişi vardı, öyle bir genişlikten bahsediyorum.
tüm derslere ait laboratuvarlar vardı ve eğitim hayatım boyunca da etkin kullandık hepsini, ingilizce laboratuvarı bile vardı, evet ingilizce laboratuvarı. içinde ingilizce sözlükler kaynaklar vs. kitapların olduğu bir kütüphanesi, projektör, duvarda ingilizce temalı posterler vs. kısacası içindeki her şey ingilizceydi, kapıdan türkçe hiçbir şey giremezdi. sonraları kapıya "ingilizce bilmeyen giremez" yazısı asmıştık*
fen laboratuvarlarında herkese bir mikroskop da düşüyordu örneğin, yeri geldi soğan kabuğu inceledik, yeri geldi dekortike-deserebre kurbağa da elde ettik.

okul hocaları özel sınavla alınmıştı, yani eskiden fen lisesi hoca alım geleneği bu şekildeydi zaten. benim fizik, biyoloji ve felsefe hocam odtü mezunuydu mesela.
okulun içinde ders zümreleri de vardı, matematik zümresi, fizik zümresi vs. gibi. bu zümreler katlara dağılmış biçimdeydi ve dolayısıyla hocalar öğrencilerden ayrı gayrı değillerdi, iç içeydik, bazen hocaların zümresine çay simit götürürdük birlikte yerdik.

okulda ilk ve ortaokullar için matematik olimpiyatı düzenliyorduk. sorular hazırlıyorduk, ilanlar duyurular vs. gönderiyorduk ortaokulara. sınavda da gözetmenlik yapıyorduk. dereceye girenlere ödül de veriyorduk.

okulun ilk inşaatı sırasında atanan müdür okulun küçük bir kısmının bile olsa cam tavana sahip olmasını istemiş, teleskop satın alıp oraya koyabilmek için. tabii ki ciddiye almamışlar bunu, sonra kendi emekleri ile balkon yaptırmışlar bir tane, teleskopu oraya çıkarıyorduk.

okulun en alt katı aşırı geniş bir salondu, sınavları tüm okul aynı anda aynı salonda oluyorduk. ben ilk sınavıma 2. 3. ve 4. sınıf öğrencileri ile birlikte girdim. hem tüm okul bu sayede birbirini görüyor tanıyor hem sınav kargaşası bir günde ortadan kalkıyor hem de kopya çekilme ihtimali çok çok azalıyordu.

okulda bir bilim müzemiz yer alıyordu. içinde böcek koleksiyonlarından mekanik aletlere*, fosillerden kayaç çeşitlerine birçok şey vardı, defalarca inceledim hepsini.

okulun kampüsünde yurt, yemekhane, spor salonu, kapalı halı saha, tenis kortu, meyve sebze bahçesi, şenliklerin düzenlendiği bir park, kümes ve bir tane de çiçek bahçesi vardı.
kapalı halı sahanın brandası yıllar sonra yırtıldı, telleri kaldı, sonrasında okulun taşınacağı haberi alındığı için de tamir edilmedi.
tenis kortu vardı, sırf "ya burası ne işe yarıyor acaba" diye tenis kurallarını öğrenmiştim kendim oturup, sonrasında ntv spor'daki tenis maçlarını izler oldum.

yemekhane zaten bildiğiniz gibi, yurtta kalan öğrenciler zaten orada yiyordu, evde kalan öğrenciler de aylık belli ücret karşılığı orada yiyebiliyordu*. yemeklerimiz çok çok güzeldi.

yurt da tek binadan oluşuyordu, kızlar ve erkekler bir koridorla ayrılıyordu, orada da yurt yönetimi odaları vardı, isteyen hocalar yurtta nöbet tutuyorlardı akşamları*. yurtta ilk zamanlar kantinin internet kafesi varmış, baya internet kafe. haftasonları nöbetçi hocalar öğrenciler falan toplanıp counter strike ya da age of empires 2 oynuyorlarmış*. sonra bazı öğrenciler çok suistimal edince bunu kaldırmışlar.
halı sahamız bildiğiniz kapalı halı sahaydı. sınıflar arası ya da hocalar-öğrenciler gibi turnuvalar düzenliyorduk kendimiz. kapısında kilit vs. de yoktu, ister okul çıkışı ister haftasonu plan yapıp oynayabiliyorduk.*
kümesimiz vardı bir tane de, horoz, tavuk, hindi, ördek, kaz, tavus kuşu.... evet baya tavus kuşu vardı okulda ama erkek değildi, dişiydi. dolayısıyla rengarenk kuyruğu yoktu. nereden bulmuşlar hiç bilmiyorum, ama orada yaşıyordu işte, kümesin kendine ait bir kısmı vardı. derslerde pencereleri açınca bazen uzaklardan dünyanın en kötü seslerinden biri duyuluyordu:

kuluçka makinamız vardı, tavuk ya da hindi vs. üretip yakın köydeki insanlara dağıtıyorduk.
bunun dışına okula ait köpekler ve bir tane de bukalemun vardı, evet bukalemun. okulun içinde bilim müzesinin köşesinde büyükçe bir fanusta yaşıyordu. bazen dışarı çıkarıyorduk, bazen kayboluyordu birkaç gün, okulun bi yerlerinde gezinirken buluyorduk. dokunabiliyorduk, elimize alabiliyorduk fakat pek yanaşmıyordu kimse buna. herkes dokunmaya sevmeye kalkda hayvanın hali nice olur değil mi?

resim fotoğraf ve heykel sergisi vardı okulda. biyoloji hocamız yetenekli bir adamdı, o açmıştı orayı, sonrasında ingilizce hocamızın çektiği fotoğraflar ve benim yaptığım resimler ile de zenginleştirmiş, gezilecek bir yer haline getirmiştik. okula düzenli olarak ziyaretçi geliyordu, ortaokullar ve diğer liselerden..

okulda şölenler de düzenliyorduk, zaten bahar şenlikleri her yıl standart olarak düzenleniyordu. yemek kazanları bahçeye çıkarılıyor, o güne özel menü çıkarılıyordu. sonrasında şarkı söyleyen şarkı söylüyor, hocaların etrafında muhabbetler ediliyor, yarışmalar düzenliyorduk*. üstelik hocalar da yarışıyordu. günün sonunda son ses müzik açıp okul bahçesinde tüm okul oynuyorduk hocalar dahil. bunun dışında hıdırellezi de kutluyorduk 19 mayıs'ı da. kış festivali de yapıyorduk, kardan adam* yarışması ve kartopu savaşı. bu şölenlere pinhani'yi davet etmiştik, gelmişti. hayrettin karaca'yı davet ettik, o da geldi. emre aydın'ı davet ettik, o da şehre konsere geleceğini bizi konserde görmek istediğini iletti*. türk yıldızlarını davet ettik mesela, geldiler bizim için gösteri yaptılar. sponsor da bulmuştuk iki fabrikadan, makarna arabası ve ayran arabası göndermişlerdi.

fen liselerinde eskiden 4 yıllık proje ödevi şartı vardı. okulun duvarları devasa posterlerle doluydu bu yüzden. poster dediysem öyle renkli kartona bir şeyler yapıştırılmış gibi düşünmeyin. duvarlar belirleniyordu hangisinde ne yer alacak diye, sonra oraya uygun şeyler yapılıyordu. örneğin benim 2. sınıfımın kapısının hemen yanında 5metreye 2 metre boyutlarında devasa bir periyodik tablo bulunuyordu, yanda bir yerde de bir anahtar panosu vardı. o panodan ilgili özelliği içeren elementleri aydınlatabiliyordunuz*. o tablo sayesinde periyodik tabloyu tamamen ezberlemiştim, hangisi gaz hangisi sıvı hangisi radyoaktif vs. halâ aklımda. odtü robot olimpiyatlarına robot gönderiyorduk mesela. birbirini çember dışına itme yarışması vardı, onun için bir robot yapmışlardı. mesela bir başka 4 yıllık ödev tamamen el yapımı bir teleskop elde etmekti. fizik hocası önderliğinde bir camı mercek haline getirene kadar zımparalıyorlardı bir grup öğrenci, bu 2 yıl sürdü, sonunda yaptılar da fakat ben hiç bakamadım. bir başka 4 yıllık proje, okul bahçesini tamamen yenilenebilir enerji ile aydınlatmaktı. şehirdeki fabrikalarla iletişime geçildi sponsorluk için*. sonrasında birkaç tane bahçe lambası yapıldı, okulun bahçesi onlarla aydınlanıyordu gece gündüz. örneğin benim ödevim tamamen elle dokunmuş bir kilimi tamamen elle hazırlanmış kök boyaları ile boyamaktı*. her yılın sonunda da bu projeler sergileniyordu, diğer liselerde ve ortaokullardan öğrenciler geliyordu ziyarete. çok ilginç şeyler görmüştüm orada.

ha her şey güzel miydi, elbette hayır. sınavlarımız çok zordu mesela. 10 soru klasikti bütün sınavlar. son soru birebir olimpiyat sorusu olurdu, sondan bir önceki de modifiye edilmiş bir olimpiyat sorusu. en yüksek not 80'di yani. 85 alan ilah oluyordu. bir dönemde takdir alabilen sayısı 5'i pek geçmezdi. kendi dönemimden değil ama üst dönemden 2 tane sınıfta kalan biliyorum. buna rağmen sayısız türkiye derecesi çıkardı okul.*

okul şehirden uzaktı, tepe bir yerdeydi manzarası da güzeldi. ulaşım servislerleydi, 10 dakika yürüme mesafesinden de dolmuş geçiyordu.

3 senemi geçirdiğim bu okulun taşınacağı haberleri sardı sonra her yeri. okul müdürü çalıştı çabaladı ne dediyse ikna edemedi. 600 metre kadar ileriye çukurluğa yeni okul yaptılar sonra da fen lisesini oraya taşıdılar. her yer tamamen kaldırım taşı döşeliydi. okul yapılırken hocalar da biz de yalvarmıştık bari birazcık toprak parçası bırakın da ağaç dikelim çiçek dikelim diye, nafile, her yer kaldırım taşı oldu. kümesler bahçeler parklar da yalan oldu. okulun arkasında 10 ağaçlık boşluk vardı sadece, oraya da top şeklindeki gölgesiz ağaçlardan dikmişlerdi inşaatı yapanlar. spor salonu eskiye kıyasla küçüktü, spor sahası küçüktü, tenis kortu gitmiş yerine beton zeminli voleybol sahası gelmişti. arazi eğimli olmamasına rağmen 4 metrelik iki tane istinat duvarı vardı okulla yurt arasında, gri gri duruyorlardı öyle. üstelik çok güzel bir tasarıma sahip olduğu için araç kapısının önüne güvenlik kulübesi koyulmuştu, servis minibüsleri giremiyordu, sonrasında ambulansın girmesi gerekti o da giremedi içeri.
okulun hacmi çok daralmıştı, yeni sınıflar yan yanaydı, kimya ve biyoloji laboratuvarı hariç laboratuvar yoktu. ders zümreleri zaten yoktu, tüm öğretmenler en alt katta uzak köşede öğretmenler odasındaydı.

sonra fen lisesine yatay geçişin önü açıldı kısa süreliğine, okula diğer liselerden 2 öğrenci geldi bu şekilde. sonra biri 1 ay diğeri 2 ay dayanabildi geri gittiler. sonra fen liseleri için öğretmenlik sınavları kaldırıldı, düz liseden bir matematik hocası gelmişti hiç unutmam. biz alışkındık yaptığımız tüm işlemleri kullandığımız tüm formülleri ispat etmeye. yeni gelen hoca derste sorduğumuz sorulara dayanamadı, ilk başta bağırıp çağırmaya başladı. sorduğumuz soruların çoğunu çözemiyordu*. bir süre sonra o hocaya soru sormamaya başladık, dersimize girmeyen diğer hocaya soruyorduk sorularımızı. en sonunda derste ağladı hoca, bir şey de diyemedik. geçti gitti.

eski müdür çok kısa süre sonra emekli oldu.
yeni müdürle hocaların arası açıldı, defalarca kavgalar edildi. yeni müdür bir ilkokuldan atanmıştı liseye, işleyişi ilkokuldaki gibi zannetti. istediğini de aldı sonunda. öğrencilerin hareket alanları kısıtlandı, gel deyince gelen git deyince giden bir öğrenci profili istendi okulda. odalar kilitlendi, okul kapısı kilitlendi, spor sahalarının kapıları kilitlendi.. hocalar bir bir uzaklaştı okuldan, yerleri oradan buradan hocalarla dolduruldu. biz de bitirdik gittik dağılma arefesinde.
okuldaki bu çözülmeden sınavlar da nasibini aldı, kolaylaştı. bu durum bizi değil fakat sonraki dönemleri çok etkiledi başarısı düştükçe düştü okulun.

sonra okulun üst tarafına bir imam hatip binası dikildi, görseniz dudağınız uçuklar. bizim talep ettiğimiz her şey vardı okulda. lisenin kendisine ait camisi vardı yahu, cami cami!
eski okulumuzu da aldılar sağlık lisesi yaptılar. onlar yeni binayı alsın biz eski okulda kalmaya devam edelim dedik kabul ettiremedik kimseye.

sonuç olarak ne bahar şenliği kaldı, ne de o eski hocalar. öğrenciler zaten hak getire, yani duyumlarım hep o yönde. okulun son güzel zamanlarını da biz yaşamıştık.

çok ders çalıştığımız da oldu çok eğlendiğimiz de. sinemaya gitmek için okuldan kaçtığımızı farkeden müdür sinema günleri bile yapmıştı okulda.

eğer burayı okuyan genç yazar arkadaşlar varsa aldırmayın söylenenlere dostlar. ders çalışıyor diye hayatsız olmuyorsunuz. neşesiz, zevksiz de olmuyorsunuz. ben hem çalışmanın hem de eğlenmenin birarada nasıl yapılabildiğini gözlerimle gördüm. ben belki şanslıydım böyle bir ortamda okuma fırsatı bulduğum için fakat şansı kendinizin de yaratabileceğini unutmayın*.

hiçbir zaman hayatsız gibi olmak zorunda değilsiniz, bu tamamen size bağlı, çalışmayı ve eğlenmeyi güzel koordine ederseniz hayattan aldığınız zevk 2 hatta 3 katına çıkacaktır.

ekleme: bütün bunlara rağmen dışardan bakınca okulumuz soğuk ve hayatsız görünüyordu. çevreden hep bu yönde duyumlar aldım yani. eğlenmenin okuldan kaçıp bir şeyler yapmak ya da dersi kaynatmak olduğunu zanneden insanlara fen lisesini anlatmak çok zor oluyordu bizim için. anlatmadık da çoğu zaman, evet ya hep ders hep ders ev-okul-ders üçgeni çok yoruyor vs. diyerek geçiştiriyorduk.
devamını gör...

candır, kan yapar. ama ülkemizdeki 'çoğu' erkeğin gözünde 'basit' kadın algısı yaratır. oysa ne basittir ne başka bir şey. aksine seni istiyor ve bunu belirtiyor işte ne bekliyorsun daha hoşlanıyorsan evet de. *
devamını gör...

düğünün ertesi günü çarşaf istenmesi.
devamını gör...

parçacık anlamına gelen kelime.
devamını gör...

sodyum kanal blokajı yapan, karbonik anhidraz enzimini inhibe eden,
gaba-a reseptörünü uyararak migren profilaksisinde kullanılan antiepileptik ajandır.
böbrek taşı oluşturabilir.
devamını gör...

en iyi arkadaşınızı kaybettiğinizle kalırsınız..
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim