zorla tesettüre sokulan kız çocukları
bu tür aileler kızlarının namuslarını korumak olarak güzelliyorlar bu durumu. kendi deyişleriyle “sürtük” olmak mı tesettüre girmek mi arasında bir seçim gibi görülüyor.
devamını gör...
trendyol indirim günleri
normalde x lira olan ürünün, 3x liraya çıkarılıp indirim günlerinde 2x liraya indirilmiş gibi yapıldığı dönemlerdir. afiyet olsun.
devamını gör...
ülker
--- alıntı ---
ülker veya süreyya bir açık yıldız kümesidir. boğa takımyıldızında bulunur. dünya'ya en yakın açık yıldız kümelerinden ve büyük ihtimalle de en ünlü ve çıplak göze en güzel gözükenlerdendir. ülker yıldız kümesinin yaklaşık 440 ışık yılı uzaklıkta olduğu söylenir.
--- alıntı ---
ülker veya süreyya bir açık yıldız kümesidir. boğa takımyıldızında bulunur. dünya'ya en yakın açık yıldız kümelerinden ve büyük ihtimalle de en ünlü ve çıplak göze en güzel gözükenlerdendir. ülker yıldız kümesinin yaklaşık 440 ışık yılı uzaklıkta olduğu söylenir.
--- alıntı ---
devamını gör...
likit radyo yayını
merakla bekliyoruz. kaşı gerçekten yarılmış mı, anlatmasını umut ediyorum.*
devamını gör...
limonluekşilisalata
beklenmedik bir şekilde mahlası iştahımı açan yazardır. gece gece yapılır mı bu, daha doğrusu bir insanın canı neden salata çeker?*
işin şakası bir yana, yazdıkları hem eğlendiren hem de düşüncelerinizi etkileyen tarzda bir yazar. bunun yanında da kendinizi rahat hissetmenizi sağlayacak tatlı bir dile sahip. yeni tanıdım, iyi ki tanıdım*.
işin şakası bir yana, yazdıkları hem eğlendiren hem de düşüncelerinizi etkileyen tarzda bir yazar. bunun yanında da kendinizi rahat hissetmenizi sağlayacak tatlı bir dile sahip. yeni tanıdım, iyi ki tanıdım*.
devamını gör...
bir küvet hikayesi
nazım, piraye'yi aldatınca piraye bu şiiri yazıp nazım'a göndermiş. nazım da birkaç dizesini değiştirip 1940 yılında* kendi adıyla yayınlamış.
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
"süleyman'a karısı telefon etti :
— konuşan ben,
ben, fahire.
tanımadın mı sesimden?
demek çok bağırdım birdenbire.
çığlık mı?
belki...
hayır,
çocuklar hasta değil.
dinle beni :
işini bırak da gel,
çabuk ol ama.
telefonda anlatamam,
olmaz.
daha kıyamet kadar vakit var akşama.
saatlar, saatlar,
kıyamet kadar.
sorma.
dinle beni...
hemen vapur bulamazsan
üsküdar'a kayıkla geç.
bir taksiye atla.
paran yoksa
patrondan avans al.
yolda hiçbir şey düşünme,
mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış.
yalan kuvvetliye söylenir
ben kuvvetsizim.
alay etme kuzum.
evet kar yağacak,
evet
hava güzel.
koynuna girdiğim adam gibi
kocam gibi değil,
büyüğüm, akıllım,
babam gibi gel...
geldi süleyman,
fahire, kocası süleyman'a sordu :
— doğru mu?
— evet.
— teşekkür ederim süleyman.
bak işte rahatladım.
bak işte ağlamıyorum artık.
nerde buluşuyordunuz?
— bir otelde.
— beyoğlu tarafında mı?
— evet.
— kaç defa?
— ya üç, ya dört.
— üç mü, dört mü?
— bilmiyorum.
— bunu hatırlamak bu kadar mı güç süleyman?
— bilmiyorum.
— demek ki bir otel odasında.
kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi.
bir ingiliz romanında okudum,
bu işlere yarayan otellerde
kırık küvetler varmış.
sizinkinde de var mıydı süleyman?
— bilmiyorum.
— hele düşün,
toz pembe çiçekli, kırık bir küvet?
— evet.
— hiç hediye verdin mi?
— hayır.
— çukulata, filân?
— bir defa.
— çok mu seviyordun?
— sevmek mi?
hayır...
— başkaları da var mı süleyman?
— yok.
— olmadı mı?
— hayır.
— bunu sevdin demek...
başkaları da olsaydı
daha rahat ederdim...
çok mu güzel yatıyordu?
— hayır.
— doğru söyle, bak ne kadar cesurum...
— doğru söylüyorum...
— zaten gösterdiler bana.
inek gibi karı.
belimden kalın bacakları...
fakat zevk meselesi bu...
bir sual daha, süleyman :
niçin?
— bilmiyorum...
karanlıkta pencerenin hizasında
karlı, ağır bir çam dalı.
bir hayli zaman oldu
sofada asma saat on ikiyi çalalı.
süleyman'ın karısı fahire
şunları anlattı kocasına ertesi gün :
— ... dayanılmaz bir acı halindeydi
kendime karşı duyduğum merhamet,
ölmeye karar verdimdi, süleyman...
annem, çocuklarım ve en önde sen
bulacaktınız karda ayak izlerimi.
bekçi, polisler, bir tahta merdiven
ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız
arka arsada bostan kuyusundan.
kolay mı?
gece bostan kuyusuna doğru yürümek,
sonra kenarına çıkıp durarak
baş aşağı atlamak karanlığına?
fakat bulmadınızsa eğer
karda ayak izlerimi
sade korktuğumdan değil.
bekçi, merdiven, polisler,
dedikodu, kepazelik,
aldatılmış bir zevcenin intiharı :
komik.
niçin öldüğümü anlatmak müşkül.
kime? herkese, sana meselâ.
insan, ölmeye karar verirken bile
insanları düşünüyor...
sen yatakta uyuyordun
yüzün rahat,
her zaman nasıl uyursan
ondan evvel ve o varken.
dışarda kar yağmaya başladı.
bir tek gecelikle çıkmak balkona :
zatürree ertesi gün,
nümayişsiz ölüvermek.
hayır,
hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali.
yaktım sobamızı.
iyice ısınmak lâzım ilkönce.
ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış.
pencereye, kara bakıyorum :
«eşini gaip eyleyen bir kuş
gibi kar
geçen eyyamı nev baharı arar...»
babam bu şiiri çok severdi.
sen beğenmezsin.
«sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...»
lambayı söndürmeden balkona çıktım.
« ... gibi kar
düşer düşer ağlar...»
oturdum balkonda iskemleye.
havada çıt yok.
karanlık bembeyaz.
uykudayım sanki.
sanki çok sevdiğim bir insan
korkarak beni uyandırmaktan
yumuşacık dolaşıyor etrafımda.
üşümüyordum.
kederim duruluyor
berraklaşıyor.
odanın camlı kapısından balkona vuran ışık
sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin.
ben rehavetli bir mahzunluk içinde
acayip şeyler düşünüyordum :
feneryolu'ndaki çınar
150 yaşındaymış.
ömrü bir gün süren böcekler.
gün gelecek
insanlar çok uzun
çok bahtiyar yaşayacaklar.
insanın yüreği ve kafası var...
insanın elleri...
insan?
ne zamanki,
nerdeki,
hangi sınıftan?
onların insanları,
bizim insanlarımız.
ve her şeye rağmen
yeni bir dünya için yapılan kavga.
sonra sen
ben
bir kırık küvet
ve benim
kendime karşı duyduğum merhamet...
kar durdu.
sökmek üzre şafak.
utanarak
odaya döndüm.
o anda uyansaydın
sarılıp boynuna...
uyanmadın.
evet,
çok şükür nezle bile değilim.
şimdi?
zaman zaman hatırlayıp
zaman zaman unutacağım.
yine yan yana yaşayacağız
beni sevdiğine emin olarak.
altı ay kadar geçti aradan.
bir gece karı koca denizden dönüyorlardı.
gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı.
fahire birdenbire durdu
baktı muhabbetle kocasının gözlerine
ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu."
- nazım hikmet
devamını gör...
babacan adam algısı yaratan erkek isimleri
hulusi hem babacan hem de fabrikatör amca ismi
devamını gör...
birinin tarikatçı olduğunu anlamanın yolları
uzun bir sakal, bol bir elbise ve büyükçe bir tesbih. birde etrafındaki herkes günahkarmış gibi bakıyorsa bilin ki o bir tarikat üyesidir.
devamını gör...
iq ortalaması düşük ortamlar
okul/sınıf whatsapp grupları. boş muhabbet, konuşmaları okumadan tekrar aynı şeylerin döne döne konuşulduğu, bazen de sorulan soruya ölüm sessizliği ile tepki verilmesi, çıkan gereksiz kavgalar. (bkz: yazarken gına geldi)
devamını gör...
ferdi özbeğen
bir başkadır dizisiyle tanıyan insanlar hakkında ne düşünüyor merak ettim . ayrık dişini güzel kalbini severim be adam. ayrıca ferdi özbeğen türk piyanist ve şarkıcıdır 17 ağustos 1941 de dünyaya gelmiştir.
devamını gör...
farmakon
hem ilaç hem de zehir anlamına gelen yunanca kökenli kelime.
devamını gör...
boşa gittiğine en çok üzülünen şeyler
zaman.
devamını gör...
beyza alkoç
kitlesini "ailem beni anlamıyor" diyen kişilerin oluşturduğu yazar.
devamını gör...
tam kapanma bitince yapılacaklar
bu yasak bir bitsin ilk fırsatta koşa koşa gidip sarılacağım özlediğime*. valla zaten virüsten dolayı kimse ile yan yana olamıyoruz. güya tam kapanma ama herkes dışarıda ben hep evdeydim. bir güncük bir kerecik dışarıya çıkacağım. zaten ben evde olmayı seviyorum. ayda yılda bir çıkıyorum. bu sefer de ben biraz sevineyim yahu hep ev hep ev sıkıldım ama. özledim de. bir gün de biz garibanın yüzü gülsün be*.
"gözlerinden öperim canım. en çok da burnundan. gülme, ciddi söylüyorum.
yarı parçan"
bu sefer de ahmed arif söylemiş içimden geçenleri. leyla erbil'e yazmış olduğu mektuplarda...
"gözlerinden öperim canım. en çok da burnundan. gülme, ciddi söylüyorum.
yarı parçan"
bu sefer de ahmed arif söylemiş içimden geçenleri. leyla erbil'e yazmış olduğu mektuplarda...
devamını gör...
yazmak
t: şinasi tekin'e göre "günah işlemek" anlamına gelen kelimedir. talât tekin'e göre ise böyle bir söz konusu değildir. şinasi tekin'in açıklaması kısaca şöyledir:
"m.s. xı. asırdan itibaren oğuzların konuşma dilinde 'yazı yazmak ' manası, 'günah işlemek' manasındaki yaz- fiilinin omuzuna
yüklenir; yani iki mana bir tek yaz- fiili ile ifade edilir. bu durum, islam dinindeki 'günahların kaydedilmesi' keyfiyeti
ile ilgilidir. ancak yaz- fiilinin iki manayı yüklenmesinin yalnız oğuz türklerinde görülmesi , oğuzların yüzyıllar boyu yazı dilinden mahrum olarak sözlü dönemde kalmış olmaları ile izah edilecek ; buna karşılık
karahanlı türkçesinde böyle bir durumun bulunmayışı yani iki manii için iki ayrı fiilin bulunuşu ('yazı yazmak ' için biti-, 'günah işlemek' için yaz-) da karahanlıların, müslüman olduktan hemen sonra yazı dilini kurmaları ve bir de eski türkçe yazı dilinin dayandığı şiveler grubuna bağlı olmaları ile izah edilecektir."
"m.s. xı. asırdan itibaren oğuzların konuşma dilinde 'yazı yazmak ' manası, 'günah işlemek' manasındaki yaz- fiilinin omuzuna
yüklenir; yani iki mana bir tek yaz- fiili ile ifade edilir. bu durum, islam dinindeki 'günahların kaydedilmesi' keyfiyeti
ile ilgilidir. ancak yaz- fiilinin iki manayı yüklenmesinin yalnız oğuz türklerinde görülmesi , oğuzların yüzyıllar boyu yazı dilinden mahrum olarak sözlü dönemde kalmış olmaları ile izah edilecek ; buna karşılık
karahanlı türkçesinde böyle bir durumun bulunmayışı yani iki manii için iki ayrı fiilin bulunuşu ('yazı yazmak ' için biti-, 'günah işlemek' için yaz-) da karahanlıların, müslüman olduktan hemen sonra yazı dilini kurmaları ve bir de eski türkçe yazı dilinin dayandığı şiveler grubuna bağlı olmaları ile izah edilecektir."
devamını gör...
yokluğunla baş ederim
gece gece duygu selimde boğulmadan yaşıyorum. içimden geliyor, içime de engel atmıyım değil mi numarası gibi? numaraya engel atılır da içimdeki bu duyguya engel atamadım, her saat da aramış mı deyip kontrol edilmez ama. insan bir süre sonra hiç arama görmezse umududa kesiyor bu iyi bir şey.
yokluğunda da sevildiğini hissediyor mu kalbin hiçbir fikrim yok inan ki. yokluğunda, söylediğimiz türküyü, dinlediğimiz şiiri dinledim, kokunu aklıma getirdim, fotoğraflarımıza baktım, kokuma alıştın dedin de inanmamıştım, öyleymiş esmer şekerim... seni varken de yokken de içimde yaşatmak güzel şey. kollarında sımsıkı sarılmayı özledim ama alışırım özlemeye, unutmam alışırım yokluğuna. lütfen gülümseyi unutma tek ricam bu senden, içine iyi gelecek biliyorum. mutlu kal...
yokluğunda da sevildiğini hissediyor mu kalbin hiçbir fikrim yok inan ki. yokluğunda, söylediğimiz türküyü, dinlediğimiz şiiri dinledim, kokunu aklıma getirdim, fotoğraflarımıza baktım, kokuma alıştın dedin de inanmamıştım, öyleymiş esmer şekerim... seni varken de yokken de içimde yaşatmak güzel şey. kollarında sımsıkı sarılmayı özledim ama alışırım özlemeye, unutmam alışırım yokluğuna. lütfen gülümseyi unutma tek ricam bu senden, içine iyi gelecek biliyorum. mutlu kal...
devamını gör...
zeynep casalini
türk-italyan ses sanatçısı. kendisi 50 yaşında olmasına rağmen benim gibi bir çok yağız delikanlının dikkatini çekiyor ama biz onu şarkıları için sevdik.
duvar
duvar
devamını gör...
sen çok biliyorsun
genellikle küçümseme için kullanılan sözdür.
gözler kısılır, ses incelir, karşı tarafın yüzüne imalı imalı bakılır ve 'hıığ bak sen şuna... sen çok biliyorsun." denir.
zaman zaman duyduğum sözdür.
gözler kısılır, ses incelir, karşı tarafın yüzüne imalı imalı bakılır ve 'hıığ bak sen şuna... sen çok biliyorsun." denir.
zaman zaman duyduğum sözdür.
devamını gör...
düğünde beğenilen kızla iletişime geçmenin yolları
dostum 185 gamzeli yakışıklı olmuşsun ama bir damla özgüven koyamamışsın içine. yanına gidip bir “merhaba” diyecek cesaretin olmadıktan sonra ömrün boyunca fıssss olacaksın. naçizane bir arkadaş tavsiyesi.
devamını gör...
