beş yaşındaki kardeşime "gözlerin ne renk?" diye sorduğumda "kahverengi ve beyaz" cevabını alıyorum her seferinde.
devamını gör...

anne baba sevgisi ve merhamet duygusu çocuğa yansırsa hiç bir zaman kötülük olmaz, aile de mutlu olur, çocuklar da.
devamını gör...

ilaçların üzerinde gördüğünüz bazı ifadeler var. kimisi hiç iplemez, kimisi ilacın ismi zanneder, kimi orada o ifadenin olduğunu bile bilmez. bahsettiğim kısaltmalar bid, fort (ya da forte), plus gibi ifadeler. tanıdık gelmiştir mutlaka. hepsinin anlamı var, hadi hep birlikte bakalım.

bid: latince bis in die ifadesinin kısaltması oluyor kendileri. günde iki defa demek. 12 saat arayla alınan ilaçlarda var mesela bu. örnek? augmentin bid :
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

fort [ya da forte]: italyanca güçlü anlamına gelen kelime, tıp dilinde normalden daha fala etken madde ihtiva eden ilaç anlamına geliyor. mesela apranax hem apranax halde, hem fort halde hem de plus halde mevcut. apranax 275mg :
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel böyle iken,
apranax fort :
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel böyledir. aralarındaki fark, etken madde farkı ve kutu rengi.

fort ilaçtan 1 tane, fort olmayandan 2 taneye falan denk geliyor aşağı yukarı diyebiliriz yani. ama tutup da 2 tane ondan içeceğime bi tane bundan içeyim etkisi çabuk olsun demeyin sakin. doktorunuz ne dediyse onu uygulayın.

cr: controlled release. bu ilaçlar, yeni teknoloji ilaçlar sayılabilir aslında. kanda belirli süreler boyunca kalmasını istediğimiz ilaçlardır. daha doğrusu, daha uzun süre salınım yapıldığı için kandaki düzeyi uzun süre aynı seviyede kalır, bu da daha az ilaç yutmanızı sağlar bir nevi.

şöyle düşünün, apranax fort aldınız, 30dk sonra etki etmeye başladı ağrınızı kesti. 4 saat sonra da etkisi geçti. kandaki naproksen sodyum düzeyinize baktığınızda muhtemelen 30dk-1 saat arasında kan düzeyi pik noktasına erişmiş olur, sonrasında yavaş yavaş düşer.

kontrollü salınımda kan ilaç düzeyi daha uzun süreler aynı miktarda kalır, bu da etki süresini uzatır ilacın. bu ilaçları kesinlikle çiğnemeyin, parçalamayın, "yutamıyorum şunu ikiye boleyim de öyle yiyeyim" demeyin. o ilaç özel olarak dizayn edilmiş, içindeki etken maddeyi yavaş yavaş salması için tasarlanmış bişey. kırdığınızda, parçaladığınızda, çiğnediğinizde bu yapıyı bozarsınız, cart diye bütün içeriğini boşaltır, kan ilaç düzeyiniz normalden çok yukarılara çıkabilir. zehirlenebilir, hatta ölebilirsiniz bile.

ec: enteric coated. enteric, barsakla ilgili. coated, kaplı-kaplanmış. bu ilaçlar mıdenin asidik ortamına dayanıklıdır ve midede çözünmezler. barsaklarda içeriğini salmaya başlayan, değişik bi tip işte.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
naprosyn var benim bildiğim. o da naproksen sodyum içeriyor aslında, apranax ile aynı madde yani.
devamını gör...

insan aşık olur.. bir ömür surmese de.. aşık olunur.. uğruna ne şiirler.. şarkılar.. romanlar yazılmış.. kadınlar sadece kendileri aşık olur sanırlar.. erkekler ise itiraf edemezler..
devamını gör...

senin paran orada geçmez be süleyman.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yeşim ustaoğlu yönetmenliğinde 2008 yapımı dram filmi.
film anneleri kaybolan, farklı hayatlarından toplanıp onu aramaya çıkan üç kardeşin kaybolan hayatlarını anlatıyor. izlemeyenlere seve seve tavsiye ederim. beni çok etkilemişti.
devamını gör...

eviriyon çeviriyon lafı çaktırmadan istediğin yere getiriyon.
devamını gör...

'doğum günü kutlu olsun' yazarı.

iyi ki doğmuş ve yazar olmuş. iyi, güzel, keyifli yazar. iyi ki yazar.

keyifli sözlükler sayın doku. öpüldünüz... *
devamını gör...

aslında yakaladıkları canavarların insan olduğu çizgi dizidir.

aşıladığı anafikri, asıl canavarların insan olduğudur.

devamını gör...

uçmak için önce kök salmak lazım.

ironi? gerçek dışı? saçma?
sanmıyorum,

uçabilecek kadar cesur insanlar öncelikle bir yere sıkı sıkı bağlı olmanın her halini bilmelidir, toprağa, bir insana, bir yeryüzü sabiti kokuya, bir veya binbir toprak acısına, yer çekimi yüzünden yere değdiğine şahit olduğu gözyaşına vs vs.

insanoğlu bunları tatmadan uçamaz. kanatlanamaz, süzülemez, mavi bilmez, mavinin kıymetini bilmez, anca uçar gibi yapar.

kökünü bilip, koparmayı da beceren uçar anca tadını bilerek, hakkını vererek.

gerisi yalan, bana göre, bak burada yandı devreler, olur o kadar, gittim.
devamını gör...

birinci selim ile şah ismail arasında geçen bir osmanlı iran savaşıdır. osmanlılar ve onların müttefikleri iranlı kürt aşiretleri ile safeviler ve doğu’daki müttefikleri olan osmanlı türkmenleri çaldıran ovasında karşı karşıya gelmişler ve kılıçlı, kalkanlı, mızraklı safeviler osmanlıların ateşli silah üstünlüğüne daha fazla dayanamayıp yenilmişlerdir. eğer bu savaşı osmanlılar kaybetseydi çok büyük ihtimalle bugün doğu ve güneydoğu anadolu toprakları iran‘a ait olacaktı ve halkı da azerbaycan türklerinden oluşacaktı yani güney azerbaycan dediğimiz iran azerbaycanı gibi bir yer olacaktır.

devamını gör...

böyle durumlarda genellikle bir noktaya kadar görmezden gelmeye çalışıyorum, başka insanlarla ilgileniyor ya da telefona odaklanıyorum. en kötü durumda ise ortamdan kurtulmak için bir arkadaşıma beni aramasını söyleyip o bahaneyle uzaklaşıyorum.
devamını gör...

avrupa insan hakları mahkemesi (aihm) bir kez daha selahattin demirtaş'ın derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

aihm'de görülmekte olan demirtaş davası bugün nihai karara bağlandı.
mahkeme, kasım 2018'de aldığı kararı daha da sertleştirdi. demirtaş'ın hukuki değil siyasi nedenlerden tutuklu olduğuna hükmetti. aihm kararlarının bağlayıcı yükümlülüğü kapsamında demirtaş'ın derhal serbest bırakılmasını istedi.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

buradan
devamını gör...

koşuşturduk kaptık yine bir şeyler gerekli gereksiz sonra bir baktım o da ne 5 kuruş kalmamış yine. biriktirmelerim boşunamıydı,indirimlerle kandırdınız beni.
devamını gör...

en beteri ise; gördüğün bolluktan, görülmemiş yokluğa düşmek olmalı...
ben dünyaya geldiğim zamanlar, ailemin durumu fena sayılmazdı. babam iki işi vardı. kardeşim ve ben özel okula gidiyorduk. babamın oturduğumuz ev dışında iki tane daha ev, mercedes arabasının dışında, herkese aşırı güveni vardı.
benim dedemin köydeki evinin balkonunu boyama vakamdan sonraki haftasonu köye gelen babam, daha evvelki eve su doldurma olaylarımı da düşünüp dedemin evinin tadilatına girişti. yaklaşık iki ay toprak damı beton yapmak için uğraştı. babam evle uğraşa dursun, mersin'deki halı mağazasının ortağı, uçan kuşa bile borç takıp paralarla halep'e kaçmıştı.

biz mersin'e döndük, kapıya gelen alacaklılar kuyruk olmuş. sanki elvis presley, ızzet altınmeşe, bob marley ve frank sinatra aynı anda bizim evde imza günü düzenliyordu, yok böyle bir izdiham!
tabii bu dönemde babam evleri, arabası, nesi var nesi yok satıp borçları kapatmaya çalıştı. evimizdeki eşyalara bile icra geldi.

babama her şeyini kaybetmek değil, itibarini kaybetmek zor gelmis olacak ki mersin'den istanbul'a göçmek zorunda kaldık.
....
istanbul'daki ilk iki sene çok zorlu geçti. odun kömür dahi alamadık. zaten "inancli müminlere" karşı iyi niyetin yaşayan son temsilcisi babamı mersin olayı da akıllandırmamış olacak ki, aldığı koca demir döküm sobayı evin bahcesine koyunca, sabahına sobayı yerinde bulamadık.
ilk aylar parasızlıktan tavana duy alıp takamadık ama mersin'den getirdigimiz çalışma masalarımızın lambalarıyla aydınlandık. resmen varlik içinde yokluk.
...

asıl yokluk ise benim yüreğimdeydi...
o dönem içimde aileme karş korkunç kin ve kırgınlık vardı. gün içerisinde okulda ve annemden yediğim dayaklardan çok benden gizli iş çevirdikleri için dolap ve kapı arkalarinda gizli gizli ağlardım.

sözde kuru ekmeğe muhtaç gibi halleri var ama gerçek bana göre öyle degildi. kardeşlerim ve annem hep meyve ve başka yiyecekler kokuyor, bana hic vermiyorlar sadece kendileri yiyordu.

defalarca dolapları aradim, o yiyecekleri nerede sakladıklarını hiç bulmadım. iyi ama bana sadece şekerli, yağlı ve hamurlu şeyler yasaktı. mesela annemin yediği çilek bana yasak degildi ama o bana hicbir zaman yediginden vermiyordu. bu durum yüzünden anneme olan kırgınlığım daha da derinleşmisti.
...
bir gün kardeşimi annemlerin odasına çekip kapıyı kapattım. kapının arkasinda fısıltıyla;
-"kardeşim bana yediğin mandalinalardan bir tane verir misin? söz anneme demeyeceğim."dedim.
+abla evde mandalina mi var? dedi.

onun bu soruyu sorarken bile ağzının mandalina kokması, gözlerimden yaşları boşaltmaya yetti... ağlayarak bağırmaya başladım.
-var işte! var! hepiniz benden gizli bir şeyler yiyorsunuz bir tek bana vermiyorsunuz. nefret ediyorum hepinizden! hep beni ayırıyorsunuz! keşke ölsem!
...
seslerimizi duyup gelen babama da aynısını dedim. babamın gözleri doldu kocaman açıldı bana sarılıp ağlamaya başladı. ona göre ben şizofrendim.
...
beni sizofreni korkusuyla bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine götürdü. uzun uzun incelediler. nihayetinde bana sinestezi teşhisi konuldu. bendeki sinestezinin seslerin ve renklerin tadını kokusunu alan, renklerini gören türüydü. diğer insanlar serçelerin şarkısının pırıltılarını görmezken ben görüyordum. oysa ben herkesi benim gibi görüyor sanıyordum.
devamını gör...

haluk bilginer
halit ergenç
devamını gör...

ara ara istanbul’un karmaşasından uzaklaşıp kafa dinlemek için uğradığım güzel kadın.
karşıyaka’sını pek severim, çok da güzel arkadaşlıklar biriktirdim.
kısacası olmasa eksik olurdum şehri.
devamını gör...

benimdir. gün daha bereketli oluyor, stres yapmadan bütün işlerimi hallediveriyorum erken kalkınca.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim