eladar the dark
iki gözümün çiçeği, tekrar sözlüğe gelmiş bulunmakta. baktı çarmıha gerilecek korktu tabi..
elbette herkesten uzak bana yakın olarak hayatına devam etmişti, sözlük olmadığı zamanlarda. iyi ki geldin güzel ruhlum.
elbette herkesten uzak bana yakın olarak hayatına devam etmişti, sözlük olmadığı zamanlarda. iyi ki geldin güzel ruhlum.
devamını gör...
paganizm
özellikle iskandinav ülkelerinde uzun süre etkinliğini korumuş olan din.
öyle ki bu din baltık devletlerinde 14.-15. yüzyıllara kadar etkin olarak inanılmıştır.
batı avrupalı şövalyelerin pagan vikinglere karşı üstün gelmesi sonucu avrupalılar tarafından paganlara karşı keskin bir dini savaş başlatılmıştır.
vazgeçmek veya ölmek arasında insanlara seçim yapma şansı bırakılmış böylece paganlık tamamen ortadan kalkmıştır.
öyle ki bu din baltık devletlerinde 14.-15. yüzyıllara kadar etkin olarak inanılmıştır.
batı avrupalı şövalyelerin pagan vikinglere karşı üstün gelmesi sonucu avrupalılar tarafından paganlara karşı keskin bir dini savaş başlatılmıştır.
vazgeçmek veya ölmek arasında insanlara seçim yapma şansı bırakılmış böylece paganlık tamamen ortadan kalkmıştır.
devamını gör...
salo ya da sodom'un 120 günü
hakikat esintileri taşıyan bir film. belki her şeyin hakikat esintisi dediğim husustan pay aldığından ötürü böyledir bu durum. lakin filmin insanlara anlattığı ve onlarda uyandırdığı hisler, dürtüler paha biçilemez de. açıkçası filmi izlediğim süreç boyunca güldüğüm, kahkaha attığım da oldu. fakat insan şöyle diyebilir bu duruma: "böyle bir filme nasıl gülebilir, kahkaha atabilirsin?" - "neden güldün?" - "ağlamaktan, korkmaktan başka nasıl gülebilecek bir şey buldun?"
açıkça bilmiyorum diyebilirim bu soruların cevabına. şahsım adına konuşacak olursam, bu filmde kendimde bir şey gördüm. filmin içeriğinden bahsetmiyorum elbette, bir şey öğrendim demek istiyorum kendimle ilgili. ben olanca hassaslığımı gözler önüne sererken aslında edebiyat tutkusu içinde yanıp tutuşan bir bireyin yaptıklarına benzer davranıyormuşum. yani sanırım. belki diyeceklerim gücendirici olabilir ama kendimde görmeyi umduğum derinliği bu filmde apaçık görebilme fırsatı buldum. belki film varoluşa hitap ediyordur da. ki bence öyle... yahut gülmemin hatta kahkaha atmamın sebeplerinden birisi insan denilen yaratığın özünde ne kadar da vahşi, ne kadar da acımasız olduğudur. hatırlıyorum da final sahnesinde oturduğum yerden dikelmiştim. ağzım açık bir şekilde ekrana bakıyordum. "bu da mı?" gibi bir yorumum oldu o esnada.
dünya bir trajedi mekanı. "hayatın dehşetine karşı verilebilecek tek zekice taktik ona karşı küstahça gülmektir." diyen kierkegaard'a selam veriyorum. özünde bu gogolvari davranıştır belki de yaptığım.
film korkunç muydu? evet! yani kısmen olsa da korkunçtu. pek çok insan bakmak istemeyecektir ve anında filmi kapatacaktır. konuşulanlardan bazılarını aşağıda paylaşacağım az sonra. onu da lütfen okumayın eğer rahatsız olacaksanız. fakat bir anlam bulma umuduyla okuyacak olanlarınız varsa da kendilerini hazırlasın.
film güzel miydi? fena değildi. ama güzel miydi? hayır, sanıyorum. alt metinden bazı çıkarsamalar edinebilirsiniz ve belki benim yaşadıklarımı yaşayabilirsiniz. yani özünde benim gibi bir insan -ki övünüyor gibi olmayayım, normal bir insan işte-sadece görmek istediğim hakikati, yani bilgiye karşı koyamadığım o doyumsuzluğu göz önüne alıyorum- benim gibi bir insan özünü görme şansını yakaladı. bu öz neydi? işte bunu kimsecikler cevaplandıramaz benlikleri için. sanıyorum hayattaki en zor işlerden biridir. belki sibirya'ya sürgüne gidersek fyodor mihayloviç dostoyevski gibi, anca öyle görme şerefine erişebiliriz kendimizi.
belki beni psikopat olarak nitelendirecek olacaktır filmi izledikten sonra. ki mutlaka olacaktır, böyle insanları tanıyorum. fakat onları sevgiyle kucaklıyorum. belki benim gibi bir bedbaht (çok affedersiniz) böyle bir çukura düşerekten kendi varoluşuna hakaret ediyor. "hanımlar! baylar!" diyerekten üslubumu pekiştireyim öyleyse. edebiyat yapmaya gelmediğimin pekala farkında olsam da hislerimi olanca açıklığıyla sizlere gösterebilme derdindeyim. af buyurunuz.
kısaca şunu diyebilirim sanırım, filmin sinematografisini beğenmedim. diyaloglar da pek oturaklı değildi. fakat alt metinden çok yararlandım.
son olarak bu filmi izlemenizi önerir miyim? belki film kültürünüz oturduktan sonra evet, ondan önce hayır. böylesine basit anlatılmış ve bir noktada da anlatılamamış bir gerçeği izlemenizi ilk etapta önermiyorum.
filmde dikkatimi çeken bir şey de bunca zalimliği sergilemekten geri durmayan adamların, kadınların friedrich nietzsche, charles baudelaire gibi insanlardan bahsedebilmeleri. entelektüel bir birikimlerinin olduğu izlenimi verilmiş olduğunu düşünmekteyim. aynı zamanda hakikati kendilerince keşfettiklerini. çünkü:
ağlamaktansa gülmeyi tercih ederler. şeytana uyuyoruz, günah işliyoruz ama bunda ağlanacak bir şey yok ki, gibi bir düşüncedeler. önemli olan mutlu olmak. "mutlu olun! gülün" diye bağırılır...
şimdi alıntılar.
--- alıntı ---
bölüm isimleri:
antinferno - girone delle manie - girone della merda - girone del sangue
"her şeyin aşırısı iyidir."
"yetişme çağını yaşarken, yalnızca aşkla yatıp aşkla kalkar kızlar. radyo dinleyip çaylarını içerler ve umursamazlar özgür olmanın anlamını. ve hiçbir zaman düşünmezler, burjuvazi tereddüt etmeden neden öldürür çocuklarını."
"değerli arkadaşlar birbirimizin kızlarıyla evlenerek, yazgılarımızı sonsuza dek bir kılıyoruz."
"yazgıları, zevkimize uşaklık etmekten ibaret olan güçsüz yaratıklar. dış dünyanın bahşettiği o özgürlük denen saçmalığı umarım burada bulmayı beklemiyorsunuzdur. herhangi bir yasal hakka sahip olmaktan uzaksınız. dünya üzerinde hiç kimse burada olduğunuzu bilmiyor. dünyanın ilgisinden o kadar uzaksınız ki, bu açıdan zaten ölüsünüz. işte yaşamlarınıza hükmedecek kurallar:
saat tam 6.00'da, tüm grup içinde hikaye anlatıcılarının olduğu ve bunların sırayla oturup belirlenen bir konu üzerine seri öyküler anlatacağı, adına alem odası denilen yerde toplanmak zorundadır.
arkadaşlarımız herhangi bir anında toplantıyı bölebilirler ve bunu mümkün olduğunca sık yapmayı severler. hikayelerin amacı da zaten hayal gücünü harekete geçirmektir. her çeşit müstehcenlik serbesttir. akşam yemeğinden sonra, beyler, genellikle baküs alemi olarak bilinen seks partisini yöneteceklerdir. alem gereğince salon ve diğer odalar şehvet ateşiyle tutuşmuş olacaktır. tüm katılımcılar ritüele uygun bir biçimde giyinmiş olarak koridorda hazır bulunacaklardır. takip eden süreçte, pozisyon değiştirerek, eş değiştirerek karışık halde ve ensest türde olmak üzere hayvanlar gibi çiftleşilecek, zina ve anal seks yapılacaktır. bu şekilde bunu her gün sürdüreceğiz. eğer bir erkek bir kadınla seks yaparken yakalanırsa bir uzvunu kaybedecek şekilde cezalandırılacaktır. en büyük saygısızlık olması bakımından, dini bir davranışta bulunan herhangi biri ölümle cezalandırılacaktır."
"bazıları yalnızca tutkuları onları zorladıklarında kötülük yapabilirler. bazıları daima mutsuzdur ve onların hayatlarının tamamı bir gece önce yaptıklarından ötürü her sabah yaşadıkları pişmanlıktır."
"görkemli olan ne varsa kökeni kanla yıkanmıştır. ve bununla birlikte, dostlarım, belleğim beni yanıltmıyorsa, evet, öyle. 'kan dökmeden, merhamet olmaz. kan dökmeksizin.' "
--- alıntı ---
hakikati kanla mı haykırıyor bu film yoksa? sanmıyorum. sadece kendinize bir şey katabilirsiniz belki benim gibi. ki önemli olan kendinize bir şey katmak da değil. önemli olan duyumsamaktır. varlığı ve vahşeti duyumsamak. bu da sezgiyle olacaktır elbette.
gördüklerim... hiçbir şeydi özünde. ama kendimi gördüm bir şekilde. akıl sarayımın zindanlarına gizlediğim kendimi gördüm. creepy? nope. o ben çoktan zindandan kaçmıştı belki de. benliğim ikiye bölünmüştür yahut. gülücükler.
açıkça bilmiyorum diyebilirim bu soruların cevabına. şahsım adına konuşacak olursam, bu filmde kendimde bir şey gördüm. filmin içeriğinden bahsetmiyorum elbette, bir şey öğrendim demek istiyorum kendimle ilgili. ben olanca hassaslığımı gözler önüne sererken aslında edebiyat tutkusu içinde yanıp tutuşan bir bireyin yaptıklarına benzer davranıyormuşum. yani sanırım. belki diyeceklerim gücendirici olabilir ama kendimde görmeyi umduğum derinliği bu filmde apaçık görebilme fırsatı buldum. belki film varoluşa hitap ediyordur da. ki bence öyle... yahut gülmemin hatta kahkaha atmamın sebeplerinden birisi insan denilen yaratığın özünde ne kadar da vahşi, ne kadar da acımasız olduğudur. hatırlıyorum da final sahnesinde oturduğum yerden dikelmiştim. ağzım açık bir şekilde ekrana bakıyordum. "bu da mı?" gibi bir yorumum oldu o esnada.
dünya bir trajedi mekanı. "hayatın dehşetine karşı verilebilecek tek zekice taktik ona karşı küstahça gülmektir." diyen kierkegaard'a selam veriyorum. özünde bu gogolvari davranıştır belki de yaptığım.
film korkunç muydu? evet! yani kısmen olsa da korkunçtu. pek çok insan bakmak istemeyecektir ve anında filmi kapatacaktır. konuşulanlardan bazılarını aşağıda paylaşacağım az sonra. onu da lütfen okumayın eğer rahatsız olacaksanız. fakat bir anlam bulma umuduyla okuyacak olanlarınız varsa da kendilerini hazırlasın.
film güzel miydi? fena değildi. ama güzel miydi? hayır, sanıyorum. alt metinden bazı çıkarsamalar edinebilirsiniz ve belki benim yaşadıklarımı yaşayabilirsiniz. yani özünde benim gibi bir insan -ki övünüyor gibi olmayayım, normal bir insan işte-sadece görmek istediğim hakikati, yani bilgiye karşı koyamadığım o doyumsuzluğu göz önüne alıyorum- benim gibi bir insan özünü görme şansını yakaladı. bu öz neydi? işte bunu kimsecikler cevaplandıramaz benlikleri için. sanıyorum hayattaki en zor işlerden biridir. belki sibirya'ya sürgüne gidersek fyodor mihayloviç dostoyevski gibi, anca öyle görme şerefine erişebiliriz kendimizi.
belki beni psikopat olarak nitelendirecek olacaktır filmi izledikten sonra. ki mutlaka olacaktır, böyle insanları tanıyorum. fakat onları sevgiyle kucaklıyorum. belki benim gibi bir bedbaht (çok affedersiniz) böyle bir çukura düşerekten kendi varoluşuna hakaret ediyor. "hanımlar! baylar!" diyerekten üslubumu pekiştireyim öyleyse. edebiyat yapmaya gelmediğimin pekala farkında olsam da hislerimi olanca açıklığıyla sizlere gösterebilme derdindeyim. af buyurunuz.
kısaca şunu diyebilirim sanırım, filmin sinematografisini beğenmedim. diyaloglar da pek oturaklı değildi. fakat alt metinden çok yararlandım.
son olarak bu filmi izlemenizi önerir miyim? belki film kültürünüz oturduktan sonra evet, ondan önce hayır. böylesine basit anlatılmış ve bir noktada da anlatılamamış bir gerçeği izlemenizi ilk etapta önermiyorum.
filmde dikkatimi çeken bir şey de bunca zalimliği sergilemekten geri durmayan adamların, kadınların friedrich nietzsche, charles baudelaire gibi insanlardan bahsedebilmeleri. entelektüel bir birikimlerinin olduğu izlenimi verilmiş olduğunu düşünmekteyim. aynı zamanda hakikati kendilerince keşfettiklerini. çünkü:
ağlamaktansa gülmeyi tercih ederler. şeytana uyuyoruz, günah işliyoruz ama bunda ağlanacak bir şey yok ki, gibi bir düşüncedeler. önemli olan mutlu olmak. "mutlu olun! gülün" diye bağırılır...
şimdi alıntılar.
--- alıntı ---
bölüm isimleri:
antinferno - girone delle manie - girone della merda - girone del sangue
"her şeyin aşırısı iyidir."
"yetişme çağını yaşarken, yalnızca aşkla yatıp aşkla kalkar kızlar. radyo dinleyip çaylarını içerler ve umursamazlar özgür olmanın anlamını. ve hiçbir zaman düşünmezler, burjuvazi tereddüt etmeden neden öldürür çocuklarını."
"değerli arkadaşlar birbirimizin kızlarıyla evlenerek, yazgılarımızı sonsuza dek bir kılıyoruz."
"yazgıları, zevkimize uşaklık etmekten ibaret olan güçsüz yaratıklar. dış dünyanın bahşettiği o özgürlük denen saçmalığı umarım burada bulmayı beklemiyorsunuzdur. herhangi bir yasal hakka sahip olmaktan uzaksınız. dünya üzerinde hiç kimse burada olduğunuzu bilmiyor. dünyanın ilgisinden o kadar uzaksınız ki, bu açıdan zaten ölüsünüz. işte yaşamlarınıza hükmedecek kurallar:
saat tam 6.00'da, tüm grup içinde hikaye anlatıcılarının olduğu ve bunların sırayla oturup belirlenen bir konu üzerine seri öyküler anlatacağı, adına alem odası denilen yerde toplanmak zorundadır.
arkadaşlarımız herhangi bir anında toplantıyı bölebilirler ve bunu mümkün olduğunca sık yapmayı severler. hikayelerin amacı da zaten hayal gücünü harekete geçirmektir. her çeşit müstehcenlik serbesttir. akşam yemeğinden sonra, beyler, genellikle baküs alemi olarak bilinen seks partisini yöneteceklerdir. alem gereğince salon ve diğer odalar şehvet ateşiyle tutuşmuş olacaktır. tüm katılımcılar ritüele uygun bir biçimde giyinmiş olarak koridorda hazır bulunacaklardır. takip eden süreçte, pozisyon değiştirerek, eş değiştirerek karışık halde ve ensest türde olmak üzere hayvanlar gibi çiftleşilecek, zina ve anal seks yapılacaktır. bu şekilde bunu her gün sürdüreceğiz. eğer bir erkek bir kadınla seks yaparken yakalanırsa bir uzvunu kaybedecek şekilde cezalandırılacaktır. en büyük saygısızlık olması bakımından, dini bir davranışta bulunan herhangi biri ölümle cezalandırılacaktır."
"bazıları yalnızca tutkuları onları zorladıklarında kötülük yapabilirler. bazıları daima mutsuzdur ve onların hayatlarının tamamı bir gece önce yaptıklarından ötürü her sabah yaşadıkları pişmanlıktır."
"görkemli olan ne varsa kökeni kanla yıkanmıştır. ve bununla birlikte, dostlarım, belleğim beni yanıltmıyorsa, evet, öyle. 'kan dökmeden, merhamet olmaz. kan dökmeksizin.' "
--- alıntı ---
hakikati kanla mı haykırıyor bu film yoksa? sanmıyorum. sadece kendinize bir şey katabilirsiniz belki benim gibi. ki önemli olan kendinize bir şey katmak da değil. önemli olan duyumsamaktır. varlığı ve vahşeti duyumsamak. bu da sezgiyle olacaktır elbette.
gördüklerim... hiçbir şeydi özünde. ama kendimi gördüm bir şekilde. akıl sarayımın zindanlarına gizlediğim kendimi gördüm. creepy? nope. o ben çoktan zindandan kaçmıştı belki de. benliğim ikiye bölünmüştür yahut. gülücükler.
devamını gör...
türk dil kurumu
vakti zamanında öyle bir hayat kadını tanımı yapmış kurumdur ki, söylenecek söz bırakmamıştır insan olanda.
-- spoiler --
para karşılığında erkeklerin cinsel zevklerine hizmet eden ve bu işi meslek edinen kadın, fahişe, orta malı, kaldırım çiçeği, kaldırım süpürgesi, kaldırım yosması, sürtük.
-- spoiler --
ulan bu dünyada seks işçiliği diye bir şey var. onu bırak senin devletinin kendisine parsellediği genelevler var. neresinden tutsan elde kalıyor senin tanımın (ki o tanım onca eleştiriye rağmen hala kapı gibi duruyor orada). ölçüsüzsünüz, ileri derecede seksistsiniz, yozlaşmışsınız, yazıksınız.
-- spoiler --
para karşılığında erkeklerin cinsel zevklerine hizmet eden ve bu işi meslek edinen kadın, fahişe, orta malı, kaldırım çiçeği, kaldırım süpürgesi, kaldırım yosması, sürtük.
-- spoiler --
ulan bu dünyada seks işçiliği diye bir şey var. onu bırak senin devletinin kendisine parsellediği genelevler var. neresinden tutsan elde kalıyor senin tanımın (ki o tanım onca eleştiriye rağmen hala kapı gibi duruyor orada). ölçüsüzsünüz, ileri derecede seksistsiniz, yozlaşmışsınız, yazıksınız.
devamını gör...
ja
'evet, peki' anlamına gelen sözcüktür. danimarka, isveç, almanca gibi dillerde geçen bir kelimedir. 'ya' şeklinde okunur.
devamını gör...
sevgisiz büyümüş insan
hayatı boyunca sevgiyi arayan insana dönüşecek insandır. her tanıdığından en saf haliyle sevgi bekler ama her seferinde de yıkımla biten ilişkiler içinde bulur kendisini.
devamını gör...
yalnızlıktan konuşmayı unutmak
evet yaşadığım durumdur. eskisi gibi akıcı ve kelimeleri yutmadan konuşamıyorum. geçen yüzyüze görüştüğüm bir arkadaşla iki çift laf edelim dedik konuşurken kelimeleri yutmam ve düşünerek konuşmamdan kendim rahatsız olup doya doya konuşamadığım durum. tabi pandeminin etkisi de büyük. öncesinde iki üç kişi görür konuşurduk.
devamını gör...
kibir
eskiden gıcık olurdum kibirli insanlara artık her türlüsü komik geliyor. farkındalarsa bazıları sevimli bile olabiliyor. nasıl mı?
bunlara gaz verin ve duvara tosladıklarında seyredin.
şüphesiz akıl sahipleri için çıkarılacak dersler vardır.
bunlara gaz verin ve duvara tosladıklarında seyredin.
şüphesiz akıl sahipleri için çıkarılacak dersler vardır.
devamını gör...
tek cümleyle hayatı tanımla
mutluyken cennet, hüzülüyken cehennem, hissiyatsızken arafta gibi bir şey.
devamını gör...
gördüğüne asla inanma
mario mazzanti tarafından yazılan, ilk dağıtımı eylül 2012 yılında yapılan kitap.
ünlü bir psikiyatrist merakı yüzünden kış uykusundaki canavarı uyandırır ve insan avının başlamasına sebep olur. genç ve güzel bir kadın sevdiği adamı korumak için ruhunu şeytana satar. ve polisler; büyük bir yapboz'un parçaları gibi birbiriyle alakasız görünen cinayetleri çözmek için katile adım adım yaklaşan tek kişini peşine düşerler.
ünlü bir psikiyatrist merakı yüzünden kış uykusundaki canavarı uyandırır ve insan avının başlamasına sebep olur. genç ve güzel bir kadın sevdiği adamı korumak için ruhunu şeytana satar. ve polisler; büyük bir yapboz'un parçaları gibi birbiriyle alakasız görünen cinayetleri çözmek için katile adım adım yaklaşan tek kişini peşine düşerler.
devamını gör...
aynı şarkıyı saatlerce üst üste dinlemek
saatleri aşar bazen, günlerce, aylarca, yıllarca çevirip çevirip dinlersiniz. kimsenin fark etmediği bir şey fark etmişsinizdir o şarkıda. bir ışık, bir iz, bir renk, sizi kendinize ya da geçmişte bir kişiye, yere, olaya bağlayan ufacık bir anı kırıntısına yeniden rastlamışsınızdır o şarkıda. yıllardır duymadığınız ana dilinizi duyar gibisinizdir. o nedenle çevirip çevirip dinlersiniz. bir tabloya uzun uzun bakmak, bir manzarayı saatlerce seyre dalmak, size anlatılan bir masalın tekrar tekrar anlatılmasını istemek gibi. ister yüksek bir duyuş deyin, isterseniz sanatın gücü.
mümkündür, neden olmasın?
mümkündür, neden olmasın?
devamını gör...
friends
1994 yapımı sitcom tarzı dizidir. toplamda 10 sezon, 236 bölümden oluşur.
manhattan'da yaşayan bir arkadaş grubunun hayatını konu almaktadır. ana karakterler; rachel green*, monica geller*, phoebe buffay*, joey tribbiani*, chandler bing* ve ross geller*'dır.
ayrıca dizide en sık kullanılan mekanlardan biri olan central perk isimli kafenin dünyada pek çok taklidi yapılmıştır.
manhattan'da yaşayan bir arkadaş grubunun hayatını konu almaktadır. ana karakterler; rachel green*, monica geller*, phoebe buffay*, joey tribbiani*, chandler bing* ve ross geller*'dır.
ayrıca dizide en sık kullanılan mekanlardan biri olan central perk isimli kafenin dünyada pek çok taklidi yapılmıştır.
devamını gör...
beyoğlu
ahmet ümit'in romanlarında oldukça güzel bir şekilde betimlediği istanbul ilçesidir.
çok güzeldir. istiklal caddesi ile ünlüdür.
galatasaray lisesi de bu ilçede yer alır.
çok güzeldir. istiklal caddesi ile ünlüdür.
galatasaray lisesi de bu ilçede yer alır.
devamını gör...
thedansözkiller
esprili kişilik.
kurtlar vadisi manyağı.
muhalif kafa sözlük yazarı.
kurtlar vadisi manyağı.
muhalif kafa sözlük yazarı.
devamını gör...
probis
ben bunun içinde muz olduğuna inanmıyorum. daha doğrusu inanamıyorum. içinde muz olan bir şeyin bu kadar güzel ve tatlı olması çok garip geliyor. müthiş bir gıda. bünyede yersiz bağımlılık yaratmasıyla meşhurdur.
devamını gör...
bir hayal kur tüm sözlük mutlu olsun
herkese benden istediği renkte mahlas, kartela kafastore'da seçin durun. herkesin bir hakkı var heee!
devamını gör...


