hristiyanismail
mezuniyetinden dolayı tebrik etmek istediğim yazar.
bu vesile ile nickaltına ufak da bir not iliştirmek istemekteyim.
sol frame'e başlık göndermek için tanım spamlayıp silmek kural dışıdır. bu sürekli olarak tekrarlanırsa bir yaptırımı olur.
başlık öne çıkarma hevesini anlasam da, sözlükte tek başımıza yazmadığımızı unutmamak gerek.
konuları bireyselleştirmek yerine sözlük kurallarına uyarsa kimsecikler ona bir şeycik yapmaz.
aynı şeyleri üst üste yapmaya devam ederse, keyifle okuduğum tanımlarından mahrum kalmaya devam edebiliriz.
uzun lafın kısası, bu moderatör bana taktı kuşkusunu arkasında bırakmak gerek. çünkü pratikte pek bir karşılığı yok.
moderasyonda bireysel karar alınmaz, oy birliği ile karar alınır ve uygulanır.
bu vesile ile nickaltına ufak da bir not iliştirmek istemekteyim.
sol frame'e başlık göndermek için tanım spamlayıp silmek kural dışıdır. bu sürekli olarak tekrarlanırsa bir yaptırımı olur.
başlık öne çıkarma hevesini anlasam da, sözlükte tek başımıza yazmadığımızı unutmamak gerek.
konuları bireyselleştirmek yerine sözlük kurallarına uyarsa kimsecikler ona bir şeycik yapmaz.
aynı şeyleri üst üste yapmaya devam ederse, keyifle okuduğum tanımlarından mahrum kalmaya devam edebiliriz.
uzun lafın kısası, bu moderatör bana taktı kuşkusunu arkasında bırakmak gerek. çünkü pratikte pek bir karşılığı yok.
moderasyonda bireysel karar alınmaz, oy birliği ile karar alınır ve uygulanır.
devamını gör...
türk dizilerinin olmazsa olmazları
yeni bolüm öncesi bir önceki bölümü tekrardan izletircesine özet vermeleri .
devamını gör...
deniz benim değil kürdistan’ın kızıdır
bu şahıs açık açık terör propagandası yaptığı hâlde, birilerinin gelip "ırkçısınız, faşistsiniz." diye türklere laf atmanın derdinde olduğu başlık.
bazıları da işin boyutunu artırmış, "yok olacaksınız." gibi tehditkâr şekilde terör örgütü ağzıyla konuşmuş.
unutmayın, bu ülkedeki çoğu olayda insanlar her ne kadar fikir ayrılığına düşse de konu vatan olduğunda sizin gibi terör sempatizanları haricinde tek yürek olmasını bilirler.
bu dava; akp'ye, mhp'ye, chp'ye veya ip'ye has bir dava değildir. bu dava, gazi mustafa kemal atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti daha ileriye götürme ve ülkeyi kalkındırma davasıdır. bu ülkenin, bu milletin, bu vatanın davasıdır.
sizin gibi dağa çıkmamış ama klavye üzerinden provokasyon çalışmalarına devam eden ve terör propagandası yapan bölücülerin, bu ülkeyi bölemeyeceklerini anlamaları için kaç sene geçmesi gerekiyor?
gerçi sizin gibilerin birazcık düşünme kabiliyeti olsaydı şehirlerde bombalar patlatarak; doktor, öğretmen, işçi, bebek demeden katlederek, gençleri zorla örgüte katarak, bölgedeki halka baskı yaparak bir zafer elde edemeyeceğini anlardı.
bu vatana düşman her kim varsa, ister terör sempatizanı olsun, yüce türk yargısı tarafından; ister dağdaki terörist olsun, şanlı türk ordusu tarafından en kısa sürede cezalandırılacağına eminim.
sözlükte de açık açık terör propagandası yapan şahısların girdilerini, ilgili mercilere bizzat ihbar edeceğim.
türkiye cumhuriyeti'nde yaşayıp, bu ülkeye hainlik eden, bu ülkenin bölünmesini isteyen, binlerce masum insanı sadece türk oldukları için vahşice katleden, türk topraklarında olduğu için ormandaki ağaca bile düşman olan bu alçak teröristleri savunamazsınız!
bazıları da işin boyutunu artırmış, "yok olacaksınız." gibi tehditkâr şekilde terör örgütü ağzıyla konuşmuş.
unutmayın, bu ülkedeki çoğu olayda insanlar her ne kadar fikir ayrılığına düşse de konu vatan olduğunda sizin gibi terör sempatizanları haricinde tek yürek olmasını bilirler.
bu dava; akp'ye, mhp'ye, chp'ye veya ip'ye has bir dava değildir. bu dava, gazi mustafa kemal atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti daha ileriye götürme ve ülkeyi kalkındırma davasıdır. bu ülkenin, bu milletin, bu vatanın davasıdır.
sizin gibi dağa çıkmamış ama klavye üzerinden provokasyon çalışmalarına devam eden ve terör propagandası yapan bölücülerin, bu ülkeyi bölemeyeceklerini anlamaları için kaç sene geçmesi gerekiyor?
gerçi sizin gibilerin birazcık düşünme kabiliyeti olsaydı şehirlerde bombalar patlatarak; doktor, öğretmen, işçi, bebek demeden katlederek, gençleri zorla örgüte katarak, bölgedeki halka baskı yaparak bir zafer elde edemeyeceğini anlardı.
bu vatana düşman her kim varsa, ister terör sempatizanı olsun, yüce türk yargısı tarafından; ister dağdaki terörist olsun, şanlı türk ordusu tarafından en kısa sürede cezalandırılacağına eminim.
sözlükte de açık açık terör propagandası yapan şahısların girdilerini, ilgili mercilere bizzat ihbar edeceğim.
türkiye cumhuriyeti'nde yaşayıp, bu ülkeye hainlik eden, bu ülkenin bölünmesini isteyen, binlerce masum insanı sadece türk oldukları için vahşice katleden, türk topraklarında olduğu için ormandaki ağaca bile düşman olan bu alçak teröristleri savunamazsınız!
devamını gör...
sözlük radyosu
dur bi dinleyim de böyle liste mi yapılır ya? diye uğraşayım olay yöneticimizle dedim. neye niyet neye kısmet...
ben iki uğraşır kaçarım diyordum fakkkat gomercan bizle uğraştı. teoman ardına demir demirkan ; onun peşine de pilli bebek ile benim art arda dinlemeyi sevdiğim üçlemelerden birini çalarak lafımı bana yedirmiştir. afiyet olsun. cümleten.
yeni gelenler ya da bilmeyenler için çokomelli not: mobilde radyo dinlemek istediğinizde radyo butonunun üstüne basılı tutarak açılan seçenekler arasında tarayıcıda yeni sekmede aç gibi bir ifadeye basarsanız sözlük keyfiniz bölünmeden arka planda dinleyebilirsiniz. iyi dinlemeler eeey ahaaali.
tanım*: sözlük'ümüzün en sevdiğim 2 icraatinden biri.
ben iki uğraşır kaçarım diyordum fakkkat gomercan bizle uğraştı. teoman ardına demir demirkan ; onun peşine de pilli bebek ile benim art arda dinlemeyi sevdiğim üçlemelerden birini çalarak lafımı bana yedirmiştir. afiyet olsun. cümleten.
yeni gelenler ya da bilmeyenler için çokomelli not: mobilde radyo dinlemek istediğinizde radyo butonunun üstüne basılı tutarak açılan seçenekler arasında tarayıcıda yeni sekmede aç gibi bir ifadeye basarsanız sözlük keyfiniz bölünmeden arka planda dinleyebilirsiniz. iyi dinlemeler eeey ahaaali.
tanım*: sözlük'ümüzün en sevdiğim 2 icraatinden biri.
devamını gör...
insidious
favorim olan korku filmi serisi. toplam 4 filmi vardır. korku seansında oynamış olan patrick wilson'ı insidious'da da görüyoruz.*

bu sahnesi çok korkutucu. az önce bildiğim sahneyi tekrar tekrar izlememe rağmen kalbim küt küt atıyor. kesinlikle izlemelisiniz. şiddetle tavsiye ediyorum.
filmin en sevdiğim müziğini de ekliyorum buraya. bağımlısı olacaksınız.
ay bana bir korku geldi. ben kaçtım. *

bu sahnesi çok korkutucu. az önce bildiğim sahneyi tekrar tekrar izlememe rağmen kalbim küt küt atıyor. kesinlikle izlemelisiniz. şiddetle tavsiye ediyorum.
filmin en sevdiğim müziğini de ekliyorum buraya. bağımlısı olacaksınız.
ay bana bir korku geldi. ben kaçtım. *
devamını gör...
yazarların unutamadıkları dizi replikleri
devamını gör...
8 mart dünya emekçi kadınlar günü
sadece emekçilerin değil tüm kadınların hatırlanması gereken ve sadece kadın olmak sebebiyle çekilen sıkıntı ve eziyetlerin farkına varılması, bunlara tüm siyâsî mülâhazaların dışında çözüm odaklı bir perspektif geliştirmek suretiyle etkili çâreler üretilmesi icâp eden bir gündür. kadınların cinsiyetten gelen özellik ve vasıfları inkâr edilmeden, her şeyden önce insan oldukları bilincinin toplumumuzda hâkim olması, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuk güvenliği gibi alanlarda her türlü haklarını tüm insanlar gibi rahatlıkla edinip kullanabilmeleri dileklerimle dünya kadınlar günü'nü kutluyorum.
devamını gör...
kavanoz kapağı açmak
açabilen kadınlardan olduğumdan mütevellit kendimi sık sık zeyna gibi hissetmeme sebep olan eylem.
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arı (yazar)
kendisi kırmızı çizgimizdir! ona göre yani!
devamını gör...
şeytan tüyü
halk arasında kendini herkese bir şekilde sevdiren insanlarda bulunduğu söylenen tabir.
devamını gör...
modern insanın en büyük problemi
hiçbir şeye yetmeyen zamandır.
devamını gör...
sen şarkılarını söyle
bir ethan coen ve joel coen filmi.
sabaha karşı üzerime battaniyemi çekerek bir bardak ayran içerek izlediğim * film.
bana yorgunluğun tanımını yap deseler llewyn'in hayatını ve yolda oluşunu anlatırdım. bir spoiler vermek istemiyorum fakat filmde senaryo o kadar düz bir şekilde yazılmış ki, sözümona kompleks yazılan bildungsroman hikayelerdeki yan öyküleri atlayarak izleyiciyi anlatımda hiç yormadan güzel ve akıcı bir anlatım sunmuş.
buradan sonrası tam spoiler olmasa da izlemediyseniz pek bakmanızı tavsiye etmem.
durum filmi olduğu için llewyn isimli işleri bir türlü düzgün gitmeyen, amiyane tabirle 'cünup' diyebileceğimiz bir pub müzisyenin hayatının bir haftalık bölümünü görüyoruz. bu sürede kendisi emeğinin karşılığını alamadığı plak şirketiyle yollarını ayırıp farklı arayışlara yöneliyor. beş parasız olduğu için otosop çekip onun bunun evinde kalıyor, kanepelerde uyuyor falan. bir ara gerçek kesit episodelarındaki "bana iş verin! iş istiyorum iş!" diyen elemen gibi bir noktada delireceğini düşünmüştüm ancak bu kadar başarısızlığa rağmen asla pes etmedi. hep yoruldu. filmin sonun kadar bir şeyler başaracağını düşündüm ama hiçbir baltaya sap olamadı llewyn. bu sebeple sinemada gördüğümüz nadir gerçekçi karakterlerden birisi diyebilirim.
hikaye anlatımı dediğim gibi başarılı. normalde coen biraderler'in filmleri 'giriş - gelişme - sonuç' doğrultusunda ilerler ve bazen yan öykülerle birlikte anlatım zenginleşir. ana hikayeyi yan hikayelerdeki karakterlerin arasında geçen ufak tefek muhabbetlerle öğreniriz. bu filmde direkt bir yerden başlamıyor, bilakis hayatın ortasından bir kesit sunuyor bize. öncesi sonrası yok yani. bu da oldukça realist bir anlatım vermiş filme.
renk tonajları ve color grading filme çok uygun bir ambiyans vermiş. renk paletinde kırmızı tonu göremedim, soğuk mavi bir coloring yapmışlar bu da sahnelerin soluk olmasına neden olmuş. çok da güzel olmuş. llewyn'in hayatında renge yer yok. filmde güneşli hava da yok mesela, sanat yönetmeni bu detaya da fazlasıyla dikkat etmiş.
dekorlar, kostümler vs. de oldukça şahane. filmi izlerken hepimiz 60'ların pesimist sokak havasını koklamışızdır herhalde. apartmanın içindeki dar koridorlar, dinlenme tesisindeki tuvaletler, depo sahneleri vs. tamamıyla dönemin havasına uygun olarak setleşmiş bakın bunu yapmak gerçekten zordur ve yüksek koordinasyon gerektirir.
kamera açıları oldukça güzel. takip kamerasını yolda oldukları sahnede çok iyi kullanmışlar. coen biraderler'in sinematografisi olduğu bir km uzaktan belli oluyor yani. övgülerin çoğunu da llewyn'in john goodman'ın arabasına otostop çekip yolda olduğu sahnelerden almış. arada birbirleriyle ettiği absürt muhabbetler, arabanın içerisinde üşüyen ve yorulan bir çift göz, hikayeye aksiyon içerisindeki hüznü ağza bir parmak bal çalar gibi yapmış. o arabanın içinde ben üşüdüm mesela.
son olarak kedinin metaforik bir obje olduğunu fark etmişsinizdir. kahramanımızın komşusuna musakka yemeye gittiği sahnede yemekten sonra yoğun ısrarlar neticesinde gitarını bir iki tıngırdattığı ve bir şeyler çalmaya zorlandığı anda çıldırması ve kedinin aslında başka kedi olduğunun anlaşılması filmin kırılış sahnesi. o kedi ilk kaçtığı anda bizim karakterin yüzü gülmedi mesela... garibanın yüzü gülür mü oldu resmen..
onun haricinde böyle chill bir film. müzikleri de oldukça güzel, insanı dinginleştirici akustik bir havası var. soğuk bir havada battaniyenin altına girip çok kafa yormadan dingin bir film durum filmi izleyeyim diyorsanız mükemmel bir film. fazla olay, hareket ve kafa karıştırıcı unsur yok. tam bir yol filmi.
bu arada unutmadan: çift prezervatif kullanın.
sabaha karşı üzerime battaniyemi çekerek bir bardak ayran içerek izlediğim * film.
bana yorgunluğun tanımını yap deseler llewyn'in hayatını ve yolda oluşunu anlatırdım. bir spoiler vermek istemiyorum fakat filmde senaryo o kadar düz bir şekilde yazılmış ki, sözümona kompleks yazılan bildungsroman hikayelerdeki yan öyküleri atlayarak izleyiciyi anlatımda hiç yormadan güzel ve akıcı bir anlatım sunmuş.
buradan sonrası tam spoiler olmasa da izlemediyseniz pek bakmanızı tavsiye etmem.
durum filmi olduğu için llewyn isimli işleri bir türlü düzgün gitmeyen, amiyane tabirle 'cünup' diyebileceğimiz bir pub müzisyenin hayatının bir haftalık bölümünü görüyoruz. bu sürede kendisi emeğinin karşılığını alamadığı plak şirketiyle yollarını ayırıp farklı arayışlara yöneliyor. beş parasız olduğu için otosop çekip onun bunun evinde kalıyor, kanepelerde uyuyor falan. bir ara gerçek kesit episodelarındaki "bana iş verin! iş istiyorum iş!" diyen elemen gibi bir noktada delireceğini düşünmüştüm ancak bu kadar başarısızlığa rağmen asla pes etmedi. hep yoruldu. filmin sonun kadar bir şeyler başaracağını düşündüm ama hiçbir baltaya sap olamadı llewyn. bu sebeple sinemada gördüğümüz nadir gerçekçi karakterlerden birisi diyebilirim.
hikaye anlatımı dediğim gibi başarılı. normalde coen biraderler'in filmleri 'giriş - gelişme - sonuç' doğrultusunda ilerler ve bazen yan öykülerle birlikte anlatım zenginleşir. ana hikayeyi yan hikayelerdeki karakterlerin arasında geçen ufak tefek muhabbetlerle öğreniriz. bu filmde direkt bir yerden başlamıyor, bilakis hayatın ortasından bir kesit sunuyor bize. öncesi sonrası yok yani. bu da oldukça realist bir anlatım vermiş filme.
renk tonajları ve color grading filme çok uygun bir ambiyans vermiş. renk paletinde kırmızı tonu göremedim, soğuk mavi bir coloring yapmışlar bu da sahnelerin soluk olmasına neden olmuş. çok da güzel olmuş. llewyn'in hayatında renge yer yok. filmde güneşli hava da yok mesela, sanat yönetmeni bu detaya da fazlasıyla dikkat etmiş.
dekorlar, kostümler vs. de oldukça şahane. filmi izlerken hepimiz 60'ların pesimist sokak havasını koklamışızdır herhalde. apartmanın içindeki dar koridorlar, dinlenme tesisindeki tuvaletler, depo sahneleri vs. tamamıyla dönemin havasına uygun olarak setleşmiş bakın bunu yapmak gerçekten zordur ve yüksek koordinasyon gerektirir.
kamera açıları oldukça güzel. takip kamerasını yolda oldukları sahnede çok iyi kullanmışlar. coen biraderler'in sinematografisi olduğu bir km uzaktan belli oluyor yani. övgülerin çoğunu da llewyn'in john goodman'ın arabasına otostop çekip yolda olduğu sahnelerden almış. arada birbirleriyle ettiği absürt muhabbetler, arabanın içerisinde üşüyen ve yorulan bir çift göz, hikayeye aksiyon içerisindeki hüznü ağza bir parmak bal çalar gibi yapmış. o arabanın içinde ben üşüdüm mesela.
son olarak kedinin metaforik bir obje olduğunu fark etmişsinizdir. kahramanımızın komşusuna musakka yemeye gittiği sahnede yemekten sonra yoğun ısrarlar neticesinde gitarını bir iki tıngırdattığı ve bir şeyler çalmaya zorlandığı anda çıldırması ve kedinin aslında başka kedi olduğunun anlaşılması filmin kırılış sahnesi. o kedi ilk kaçtığı anda bizim karakterin yüzü gülmedi mesela... garibanın yüzü gülür mü oldu resmen..
onun haricinde böyle chill bir film. müzikleri de oldukça güzel, insanı dinginleştirici akustik bir havası var. soğuk bir havada battaniyenin altına girip çok kafa yormadan dingin bir film durum filmi izleyeyim diyorsanız mükemmel bir film. fazla olay, hareket ve kafa karıştırıcı unsur yok. tam bir yol filmi.
bu arada unutmadan: çift prezervatif kullanın.
devamını gör...
suç ve ceza
çok uzun zaman önce aldığım ama okumak için kendimi hazır hissetmediğim bir kitaptı. hem kalın sayfaları hem de rus edebiyatındaki karışık isimlerden korkuyordum. doğru zamanın olduğuna inandığım bir gün elime alıp, bırakamadan beş altı günde bitirdim. şu kadarını söylemem gerekir ki: etrafımda sevdiğim herkese kitabı okutma isteği yarattı bende.
kitabın baş kahramanı raskolnikov eski bir hukuk öğrencisidir. kitabı okurken raskolnikov’un iç dünyasına, bakış açısına, aile ilişkisine, toplumda kendisini gördüğü yere ve topluma bakış açısına, fakirliğine, aklına ve zekasına tanık oldum. kitapta öylesine müthiş detaylar, ayrıntılar ve betimlemeler var ki… tek kelimle ile ba-yıl-dım. raskolnikov'un yazmış olduğu bir makale var ve onu okuduğunuzda ciddi anlamda sosyal bilimlerin her alanından analiz yapılması gerektiğini, hatta yapıldığını görüyorsunuz. beni en çok meraklandıran ise freud’un roman üzerine yaptığı psikolojik tahlillerin neler olduğu ve onları okumaktı. zaten biraz bakınıp okumaya çalışınca bir o kadar bu analizlere hayran kaldım.. üstelik kitabı ikinci kez okuma isteği de uyandırdı bende.
kitapla ilgili bir de rivayet var: suç ve ceza yayımlandıktan sonra savcı dostoyevski hakkında dava açıyor ve gerekçe olarak diyor ki; “bir caninin ruhsal durumunu bu kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatan bir kişinin geçmişinde kesinlikle bir cinayet saklıdır.”
kitabın baş kahramanı raskolnikov eski bir hukuk öğrencisidir. kitabı okurken raskolnikov’un iç dünyasına, bakış açısına, aile ilişkisine, toplumda kendisini gördüğü yere ve topluma bakış açısına, fakirliğine, aklına ve zekasına tanık oldum. kitapta öylesine müthiş detaylar, ayrıntılar ve betimlemeler var ki… tek kelimle ile ba-yıl-dım. raskolnikov'un yazmış olduğu bir makale var ve onu okuduğunuzda ciddi anlamda sosyal bilimlerin her alanından analiz yapılması gerektiğini, hatta yapıldığını görüyorsunuz. beni en çok meraklandıran ise freud’un roman üzerine yaptığı psikolojik tahlillerin neler olduğu ve onları okumaktı. zaten biraz bakınıp okumaya çalışınca bir o kadar bu analizlere hayran kaldım.. üstelik kitabı ikinci kez okuma isteği de uyandırdı bende.
kitapla ilgili bir de rivayet var: suç ve ceza yayımlandıktan sonra savcı dostoyevski hakkında dava açıyor ve gerekçe olarak diyor ki; “bir caninin ruhsal durumunu bu kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatan bir kişinin geçmişinde kesinlikle bir cinayet saklıdır.”
devamını gör...
sınavda kesin soru çıkar denilen yerden hiç soru çıkmaması
öğrencilik hayatımda yaşadığım durumlardan birisidir. evet bazı derslerde aldığın notlar ya da ders hocasının önem verdiği yerler gerçekten de çıkar sınavda. ama bazı derslerde özellikle bu saçma durumun geçerli olduğunu düşünüyorum.
biz arkadaşlarla şöyle yapardık; kendimizce sınavda çıkacak yerleri belirledikten sonra, “ya bundan da soru çıkmaz” dediğimiz yerleri de not alırdık. gerçekten de burdan sorular çıkardı. son sınıfa kadar bu stratejiyi sürdürdük ve başarılı sonuçlandı. önerimdir.*
sonradan edit: sınav sorularını dersi anlatan hocanın değil de başkasının hazırlamış olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.
biz arkadaşlarla şöyle yapardık; kendimizce sınavda çıkacak yerleri belirledikten sonra, “ya bundan da soru çıkmaz” dediğimiz yerleri de not alırdık. gerçekten de burdan sorular çıkardı. son sınıfa kadar bu stratejiyi sürdürdük ve başarılı sonuçlandı. önerimdir.*
sonradan edit: sınav sorularını dersi anlatan hocanın değil de başkasının hazırlamış olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.
devamını gör...
çocukken inanılmaz kıymetli olan şeyler
bayram harçlıklarıyla alınan abur cubur. özellikle magnum dondurma.
devamını gör...
organ bağışı
öldükten sonra zaten işine yaramayacak olduktan sonra bağışla gitsin, hiç değilse bazı hayatlar kurtulur.
belli bir meslek grubunu organ bağışı üzerinden kötülediklerini de bu başlık sayesinde öğrenmiş oldum ve hayretler içerisinde kaldım.
sanırım b*k sıçratmak bizim milli hastalığımız gibi bir şey.
belli bir meslek grubunu organ bağışı üzerinden kötülediklerini de bu başlık sayesinde öğrenmiş oldum ve hayretler içerisinde kaldım.
sanırım b*k sıçratmak bizim milli hastalığımız gibi bir şey.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
radyoya nazar değdi. yetiş ya muhammet yetiş ya ali, hızır, odin, alayınız yardım edin lan!
editullah: tamam ettiler; çözüldü.
editullah: tamam ettiler; çözüldü.
devamını gör...


