üzgün bulutların gözyaşları.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

mandalina kabugu yemeyi cok severim. bunu tuhaf bulmuslardir hep.. ne varsa yani. kabugu sıkıştırip suyunu sıçratiyorum bende gozlerine gozlerine.
devamını gör...

selam
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
burada da arkadaşlarımla sanatsal bir çalışma yapmak istedik.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
evet. zombiyiz..
devamını gör...

65 yaşına kadar devlete vergi ver çalış uğraş didin, sonra da meczupun biri gelip oy kullanmasınlar desin
devamını gör...

evvela sanat ekibinin önünde eğilmekle kalmıyor, secde ediyorum efendim. kostüm, mekan, makyaj, aksesuar; kusursuz. oyunculukta göze batan birini görmedim aksine herkes doğal ve sıradan oynuyor (olması gerektiği gibi), teatral bir oyunculuk yok; fevkalade. müzik seçimleri yine konuya uygun. "hava nagila" halihazırda tüm dünya yahudilerinin (yani mezhep fark etmeden) ortak müziği. harikulade eğlenceli ve güzel. birkaç kez işittiğimiz ve kuvvetle muhtemel duyan herkesi etkileyen diğer parça ise "yo era ninya". ben janet ve jak esim'den dinlemeye alışkınım, onlarla sevdim ama mine geçili bitmez'den duymak da hiç fena değildi. sözleri itibariyle özellikle matilda'nın geçmişine uyumu da gözlerden kaçmıyor tabi ki. ekstra: fırat tanış... inanılmaz.

beni diziyi izlemeye iten ve dizide özellikle takip ettiğim konu aşk, entrika, müzikal ya da gerilim türü değildi; bizzat sefarad kültürünün nasıl işlendiğini merak etmemdi. sezon sonu itibariyle diyebilirim ki, bugüne kadar gerek türk sineması gerek dizi sektöründe daha önce hiç bu kadar yalın bir yahudi ve yahudi kültürü anlatımı görmemiştim, yahudiler ilk defa karikatürize edilmeden yansıtılmış. evin giriş kapısında mezuzayı öperek içeri girmekten, yahudilerin şarap tüketimine, sofradaki challah ekmeğinden shabbat gününe, ladino'nun doğru telaffuzundan en önemlisi bu kültürün doğru yansıtılabilmesi için türk yahudi toplumu'na danışılmasına kadar her şey olması gerektiği gibi, doğru ve hatasız bir biçimde anlatılmış. dizinin ikinci sezonu 6-7 eylül'e denk getirilir mi bilemem ama dizide olsun isterim. tabi hikayeyi sert bir şekilde etkileyecektir çünkü utanç verici ve dehşet bir pogrom.

velhasıl dizinin ilk sezonunu beğendim. öyle konuyu saptırmadan, her şeyi dozunda ve estetik ölçüler dahilinde vermişler. ikinci sezonunu da merakla bekliyorum.
devamını gör...

mesele evren ilişkisi, doğa ana değil! kendini gerçekleştiren kehanet, psikolojik bir doktrindir. kişinin bilinç altına göre davranışlarını tayin etmesinin sonucu korktuğu şeye dönüşmesi yahut korktuğu olumsuzluğu başına çekmesi durumu ile açıklanır.

örneğin yakını hasta olan birinin hastalık kalıtsal olmadığı halde hastalıklara karşı aşırı duyarlı olması, evde hastalik lafı ettirmemesi, her karşılaştığı insanin sağlık durumunu sorup yakınlığını ona göre kurması sonucu, belli bir yaşta yakınının hastalığına yakalanma riskini çoğaltır, bu da kendini gerveklestiren kehanet olarak karşımıza çıkar.

insan vücudu bilinç ve bilinç altı komutlarla çalışır. bir şeyi çok uzun süre kafaya takmak, takıntıyı hastalık haline getirmek demektir dolayısı ile sürekli hastalık düşünen bir vücut, hastalanır.

bu durumun psikolojik vakai oranı daha yüksektir. küçükken babası annesini aldatan çocuk, ömrü boyunca aldatmayan bir eş hedeflerler. bu hedefleri onların gözlerini o kadar kör etmiştir ki tek kriterli aldatılmamak olduğu için ömürlerinin bir döneminde aldatılırlar.

psikolojide henüz ispatlanmamış ancak sayısız vakıası olan bu doktrinimizin atasözü versiyonu da vardır.

derler ki; "sakınılan göze çöp batar."
devamını gör...

jetonlu telefon kulübesi, süper baba, mahallenin muhtarları, parliament pazar gecesi sineması ve herkesin evinde bulunan kütüphane *
devamını gör...

bazı eserler hakkında pek bir şey söylenmez onlar daha çok kendini anlatırlar hatta zaman zaman bizi. tehlikeli oyunlar böyledir bir noktada, anlatmak için okunan kitaplardan değildir. anlarsın anlamazsın önemli değil, yarıda bırakırsın veya devam edersin o da önemli değil, kitabı kapatsan bile sen artık o kitabın bir karakterisindir hatta hep öyleydin. tıpkı günlük'ü okuyanların oğuz atay'ın da aslında hepimiz gibi bu romanın her yerinde olduğunu bilmesi gibi. ateş viskisi gibi diye bir benzetme yapmıştı bu kitap hakkında zamanında kıymetli bir dostum, insanın boğazını yaksa hatta bazen tüm bildiklerini kustursa bile yine de içmeye devam etmek istiyor insan. bir kitap okuyup değişmez hayatlar veya hayatın anlamını bulmak için okunmazlar da ama bu demek değil ki bazı kitaplar insanın iç dünyasının bir aynası olmayacak. aynaya uzun bir bakış atmak için okunması gereken, türk edebiyatının en güzel eserlerinden. hatta belki de benim bu kitap hakkında söyleyebileceğim en güzel şeyi tutunamayanlar kitabında yazmış zaten oğuz atay: gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.

bir noktada böyle, daha çok şey söylemeyi dilerdim ama bundan fazlasını söylemek bir noktada ziyan olmaz mı?


"beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben van gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız."

“derler ki tarla kuşu bütün gece öttüğü zaman, tarla faresi bütün ihtiyatı elden bırakır ve yuvasından çıkarmış. ve beni deliğimden sen çıkarmıştın. ve sonra bütün hayallerimi yıktın. yönetimi eline aldın. ve sonra birlikte sokakta yürürken, istediğin yerden karşı kaldırıma geçmeğe cesaret ettin.”

"insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor."

"kendime engel olamıyorum: yanımda sıcak bir varlık bulunca bencil oluyorum. insan, sevdiğini üzmek pahasına ondan yararlanmaya çalışıyor. bu arada benim gibi, aşağılık durumlara düşüyor. çünkü neden? çünkü yalnızlık ve karanlık onu vahşileştiriyor."

"iyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu."

"artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendin."

"kafam cam kırıklarıyla dolu. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?"

"insanlara kaptırma kendini, durmadan koşuşma, onlara uyma, insan bir makinedir, bir yerde bozulur, yavaş yavaş kullan aklını, şimdi biraz dinlen, şimdi hep birlikte saçmalayalım, aklımızı dinlendirelim, mantığımızı dinlendirelim, rüyada yaşayalım."

"pusuda bekleyen kötü hayaller, eziyet eden görüntüler birden saldırıyordu üstüme. yarım kalmış işkenceler, artık sıralarının geldiğini düşünerek ortaya çıkıyordu."

"bilirsiniz bu doktorları. insanlarla birlikte bulunma dediler. yalnız kalma dediler. sevinme dediler."

"kendimi iyi hissetmiyorum bilge. beni bir daha görmek isteyeceğini sanmıyorum. kendimi suçlu hissediyorum. doğduğum günden başlayan bir suç dizisi içindeyim. seni görmek istemiyorum, seni görmek istemiyorum. aynı olayları bir daha yaşayacak gücüm kalmadı. beni unut -belki de unuttun- beni unut. başıma gelecekleri düşünme. ne yaptığımı, nasıl yaşadığımı merak etme. sana anlatması zor. sevmesini bilmeyenler kaderlerine razı olmalıdırlar. oluyorum. eyvallah. iyi değilim fakat üzüntülü de değilim; bak gülüyorum: ha-ha."










devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pizza.
devamını gör...

can havliyle üstünüze bile atlayabilen kedidir. ya da çöpü başına geçirdiğimiz için atarlanan kedidir.
devamını gör...

memuriyetten istifa ederdim..
devamını gör...

ilk yayının günahı olmaz demişler lakin arkadaşlar sevap kazandı bile diyebiliriz. sohbetleri gayet keyifliydi. birbirlerine alıştıkça daha iyi bir iş çıkarırlar diye düşünüyorum.

bana kalırsa kısa sürdü yayın. bilim kurgu film ve dizilerden esintiler bekliyordum. arthur c. clark'da tadımlık oldu. daha fazla konuşulur diye umuyordum.

neyse borcunuz olsun. yazdım veresiye defterine.

emeğinize sağlık.
devamını gör...

kreş mi bilmem ama zihinsel engelliler üstünde epey etkili olduklarını söylemek mümkün. yoksa böyle at pazarı gibi yeri idare etmek na-mümkün efendim.
devamını gör...

(bkz: asla yapmam dediğiniz bir şey)
devamını gör...

bir çeşit akışkan hareketi. bu hareket, maddenin ve ısının transferini sağlar.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı

yukarıdaki resimde sembolik olarak gösterilen konveksiyon hareketi genellikle ısınan maddenin yükselmesi (kırmızı oklar) ve sıcaklığı daha düşük olan maddenin (mavi oklar), yükselen maddenin yerine aşağıya doğru hareket etmesiyle gerçekleşir. böylece ortam içerisinde bir sirkülasyon oluşur.

***

yıldızların iç yapısında konveksiyon önemli yer tutar. bir yıldızın merkezinde, hidrojenin helyuma dönüştürüldüğü nükleer füzyon süreci gerçekleşir ve bu süreç sonunda enerji üretilir. ancak merkezde hidrojen miktarı zamanla azalır. yıldızın merkezinde sıcaklık çok yüksektir. daha üst katmanlarda görece düşük olan sıcaklıktan kaynaklanan fark nedeniyle hidrojen ve diğer elementler, yukarıdaki sembolik görselde olduğu gibi sürekli yer değiştirir. yıldızın iç katmanlarındaki konveksiyon hareketi, hidrojenin katmanlar arasındaki dolaşımını sağladığından yıldız, merkezindeki hidrojen biterken bir süre de diğer katmanlardan bu yolla taşınan hidrojeni kullanır ve enerji üretimine devam eder.
devamını gör...

gecenlerde bir yerde okumustum, seneye gs'nin teknik direktoru olacagi soylentileri vardi. ben de uzun zamanlar once bir donem yapmis oldugum teknik direktor analizlerimden birisini daha yapmak isterim bu vesile ile. zaten bir ara kendisinin ismi turk takimlari ile cok anilmisti.

bu arkadasin asil unlendigi yer red bull salzburg kulubudur. yani o ekolden cikan teknik direktorlerin ortak ozelligi olan yogun pres anlayisi bu arkadasta da gecerlidir. ondan sonra bayern leverkusen yapti sonra cin'e gitti simdi ise psv eindhoven'in basindadir.

zaten gs taraftarlarinin cogu kendisini sampiyonlar ligi psv eslesmesinden hatirlamaktadir. o maclari izleyince cok bilincli bir sekilde topun oldugu bolgede sert ve yogun bir yerlesim mevcuttu. top kapildiktan sonra da gecis oyunlarinin cok iyi orneklerini gormustuk. kendisi psv'ye geldigi zaman ilk istedigi oyunculardan birisi de eran zahavi idi. schmidt kendisi cin'den taniyordu ve yasina ragmen hemen onu aldirdi ve gs'yi dagitan oyunculardan birisi idi kendileri. aldirmasinin sebebi de kesinlikle salt bitiriciligi degil, yuksek oyun zekasindan kaynaklanmaktaydi. adam pres yapilirken kendisini inanilmaz iyi konumlandiriyordu. muslera'nin hatali oldugu pozisyonu hatirlatayim yine:


neyse biraz uzun bir giristen sonra analize yogunlasalim. kendileri genelde 4-4-2, 4-2-2-2, 4-2-3-1 dizilislerinde oynatir takimlarini, uclu defans kurgusu ile herhangi bir uygulamasini gormedim ama uzun zaman oldu belki de vardir bilemem artik. az once bahsetmis oldugum topun oldugu yerdeki yogun pres su gorselle cok daha iyi aciklanabilir:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ayrica az once bahsetmis oldugum seri cikislar icin kendisinin ozel calismalarini buradan inceleyebilirsiniz, dikkat ederseniz bu calismada dar alanda kisa paslasmanin ne kadar onemli oldugunu ve oyunun hemen kilidini actigini gorebilirsiniz. hatta gs macinda da buna benzer cok set gormustuk.

az once bahsetmis oldugum formasyonlar rakibi karsilarken rakibe gore degiskenlik gostermektedir. ki bunu artik pek cok teknik direktor yapiyor. tabii ki de bunlarin basinda josep guardiola geliyor.

ancak bu agresif ve ultra ofansif anlayisin elbette ki goturuleri de var. tahmin edebileceginiz uzere savunma esnasinda cok buyuk bosluklar olabiliyor ve sistemi elbette oyunculari icin oldukca talepkardir ancak az once belirtmis oldugum setleri gercek anlamda ust seviyededir.

kendisini kisaca anlatmaya calistim umarim begenirsiniz.

edit: diger analizlerimi okumak isteyenler icin su basliklar incelenebilir:

(bkz: jürgen klopp)
(bkz: thomas tuchel)
(bkz: diego pablo simeone)

edit 2: hatayspor'un teknik direktoru omer erdogan zaten kendisini ornek aldigi teknik direktorlerden birisi oldugunu soylemisti, bunu da not duseyim dedim.
devamını gör...

bet sesli playback kralı (bkz: bobby farrel)'ın genellikle göğsü açık ispanyol paça ilginç sahne kıyafetleri ve dansları ile zihinlere kazınan über grup. böyle bir efsaneyi 90larda odtü bahar şenliği konserinde ve bir tenis kortunda 40 dakika da olsa izlemiş olmak? tarif edilemez...

keyifli bir yazı için tık.
devamını gör...

bi bok bilmeyen insandır. çünkü insan hata yaptığında özür diler ve hata yaparak öğrenir. hatta belkide en iyi öğrenme biçimi hata yaparak tecrübe etmektir.

buradan bakılırsa hiç özür dilememiş adam, hiç hata yapmamıştır ve hiç bir şey öğrenmemiştir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim