the snake pit
anatole litvak'ın yönetmen koltuğunda bulunduğu, başrolünde olivia de havilland'ın harikalar yarattığı, 1948 yılında amerika'da vizyona girem dram/gizem filmi.
bu güzel filmin, sevgili unutulandeliadam'ın bahsettiği gibi dönemine göre aşmış bir görüntü kalitesi var. sinematografi olarak inanılmaz iyi olan bu filmden, 1945 yapım spellbound havasını iliklerime kadar aldım diyebilirim. dahası da, filmdeki birçok sahne o kadar ince açılarla çekilmiş ki, izleyen insanı hem koltuğuna mıhlıyor, hem de su gibi bir çeviriye sahip roman edasıyla alıp götürüyor, 1 saat 40 dakikanın ne zaman geçtiğini anlamıyorsunuz bile.
bu filmden spoiler vermeden biraz bahsetmek istiyorum. ismi virginia olan bir ablamız var, bu ablamız robert isminde biriyle tanışıyor, flört ediyorlar, çok güzel bir konser ayarlıyorlar gitmek için ama konsere gidecekleri gün bizim virginia kafayı yiyor, robert'ı tanımıyor ve bambaşka bir yere gidiyor. aylar geçiyor, robert abimiz bu kızı bekliyor, bir yerden çıkacağını biliyor, tam düşündüğü gibi oluyor, bir anda çıkageliyor virginia... lakin ortada bir sorun baş gösteriyor, kaybolduğu zaman dilimini hiç hatırlamıyor virginia ablamız... bunlar evleniyorlar, evlendikten sonra da aynısı olunca "artık yeter, seni bir psikiyatri kliğine yatıralım..." diyor eşi ve film başlıyor... film aslında unutkanlık ve aynı zamanda sanrılarla boğuşan bir kadının düzelme sürecini anlatıyor diyebiliriz ama hem yönetmenin esaslı yönetimi, hem filmdeki çekim açıları, hem de virginia'yı oynayan aktris yüzünden adeta birkaç saatliğine viriginia biz oluyoruz, filmi yaşıyoruz...
filmdeki her detay öylesine hoş ve derin ki, psikoloji alanında uzman insanlar tarafından yazılmadı ise bile onaylandığı aşikar. çünkü her detayda birçok farklı şey beliriyor gözümüze, atılan her adımın, söylenen her cümlenin ilerleyen dakikalarda mutlaka anlamı çıkıyor ve bu da sizi filmi daha ciddi izlemenize yol açıyor, herkesin kaldığı bir dersi takip ediyor gibi dikkat kesilip izliyorsunuz. filmdeki bazı sahneler inanılmaz insanı geriyor, aktrisin inanılmaz başarısı sayesinde nefesinizi tutup inanılmaz bir gerilim filmi izliyormuş gibi de hissediyorsunuz.
bir kısım da var ki bunu söylemezsem olmaz, filmin sonlarına doğru filmdeki bir sahneden dolayı hüngür hüngür ağladım. filmi izledikten sonra inanılmaz bir moda soktu beni, iyi ki izlemişim bu filmi diyorum. iyi ki...
bu güzel filmin, sevgili unutulandeliadam'ın bahsettiği gibi dönemine göre aşmış bir görüntü kalitesi var. sinematografi olarak inanılmaz iyi olan bu filmden, 1945 yapım spellbound havasını iliklerime kadar aldım diyebilirim. dahası da, filmdeki birçok sahne o kadar ince açılarla çekilmiş ki, izleyen insanı hem koltuğuna mıhlıyor, hem de su gibi bir çeviriye sahip roman edasıyla alıp götürüyor, 1 saat 40 dakikanın ne zaman geçtiğini anlamıyorsunuz bile.
bu filmden spoiler vermeden biraz bahsetmek istiyorum. ismi virginia olan bir ablamız var, bu ablamız robert isminde biriyle tanışıyor, flört ediyorlar, çok güzel bir konser ayarlıyorlar gitmek için ama konsere gidecekleri gün bizim virginia kafayı yiyor, robert'ı tanımıyor ve bambaşka bir yere gidiyor. aylar geçiyor, robert abimiz bu kızı bekliyor, bir yerden çıkacağını biliyor, tam düşündüğü gibi oluyor, bir anda çıkageliyor virginia... lakin ortada bir sorun baş gösteriyor, kaybolduğu zaman dilimini hiç hatırlamıyor virginia ablamız... bunlar evleniyorlar, evlendikten sonra da aynısı olunca "artık yeter, seni bir psikiyatri kliğine yatıralım..." diyor eşi ve film başlıyor... film aslında unutkanlık ve aynı zamanda sanrılarla boğuşan bir kadının düzelme sürecini anlatıyor diyebiliriz ama hem yönetmenin esaslı yönetimi, hem filmdeki çekim açıları, hem de virginia'yı oynayan aktris yüzünden adeta birkaç saatliğine viriginia biz oluyoruz, filmi yaşıyoruz...
filmdeki her detay öylesine hoş ve derin ki, psikoloji alanında uzman insanlar tarafından yazılmadı ise bile onaylandığı aşikar. çünkü her detayda birçok farklı şey beliriyor gözümüze, atılan her adımın, söylenen her cümlenin ilerleyen dakikalarda mutlaka anlamı çıkıyor ve bu da sizi filmi daha ciddi izlemenize yol açıyor, herkesin kaldığı bir dersi takip ediyor gibi dikkat kesilip izliyorsunuz. filmdeki bazı sahneler inanılmaz insanı geriyor, aktrisin inanılmaz başarısı sayesinde nefesinizi tutup inanılmaz bir gerilim filmi izliyormuş gibi de hissediyorsunuz.
bir kısım da var ki bunu söylemezsem olmaz, filmin sonlarına doğru filmdeki bir sahneden dolayı hüngür hüngür ağladım. filmi izledikten sonra inanılmaz bir moda soktu beni, iyi ki izlemişim bu filmi diyorum. iyi ki...
devamını gör...
yaş ilerledikçe azalan şeyler
tahammül.
devamını gör...
eğitimde fırsat eşitliği
olmayan şeydir. devlet okulları özel okul seviyesine gelmedikçe de olmaz. ülkemizde para, iyi bir eğitim almanın en büyük kaynağı oldu. kitabı bedava vermek eğitim değildir, eğitim ahlak ve bilgiyi harmanlayıp öğrencileri bilgilendirmektir.
devamını gör...
gelen minibüs ümitlenmesin diye arkasını dönen insan
bir de benim gibi gözleri bozuksa vay haline dediğim insandır.tam da bu durumu yaşadım bugün.minibüsle okula gitmem gerekiyordu ve ben gelen minibüslerin tabelalarını okumakla cedelleşiyordum.tabi onlar da benim minibüsü durdurmak istediğimi zannettikleri için yavaşlıyorlardı.tam o sırada hamlemi yapıp hemen sanki o minibüsle ilgilenmiyormuş havasına girdim halbuki gereksiz bir hareket yavaşlayıp illaki yoluna devam edecek ama bizim milli sporumuz olmuş bu durum.
devamını gör...
hilafet isteriz
benzetme yapıp bir hayvana hakaret etmek istemediğim tek hücrelinin beyanıdır.
tamam sen hobi olarak yine iste hilafeti, ancak türkiye cumhuriyeti 'nin tüm kurumları yıpranmış olsa da hala laik bir hukuk devletidir. her şeye rağmen laiklik ilkesine bağlı, onun savunucusu insanlar var . bizler varız, ben varım .
tamam sen hobi olarak yine iste hilafeti, ancak türkiye cumhuriyeti 'nin tüm kurumları yıpranmış olsa da hala laik bir hukuk devletidir. her şeye rağmen laiklik ilkesine bağlı, onun savunucusu insanlar var . bizler varız, ben varım .
devamını gör...
banyodan çıkınca bornozla oturmak
yaz kış keyifle yaptığım günlük rutinim.soğuk sade soda eşliğinde.şu an olduğu gibi.
devamını gör...
bir kadının uğruna bir ömür harcamak
eğer onun için değerse, 10 ömür bile harcarım.
devamını gör...
endemi
endemi brütüs deyip herkesin benden nefret etmesini sağlayabilirim. ama demeyeceğim. çünkü bir tüccar asla müşterilerini kızdıracak şeyler söylemez.
devamını gör...
uğur mumcu
türkiye'nin geleceğini 30 yıl önceden görüp, bunu açıkça ortaya koyduğu için katledilen, eşine az rastlanır gerçek araştırmacı gazeteci.
ışıklar içinde uyu.
ışıklar içinde uyu.
devamını gör...
santo rullo
italyan bir psikiyatri profesörüdür.

kendisi ile ilgili internette araştırma yapmış olsam da sadece italyanca bazı siteler bulabildim ve hayatı hakkında pek bilgi edinemedim. o yüzden sadece belli bir konu üzerinden izlenimlerimi kullanarak bir tanım yazacağım.
santo rullo ile crazy for football: the craziest world cup isimli muhteşem belgeselde karşılaştım. ve bu belgeseli izlerken santo rullo'ya olan hayranlığım git gide arttı. böyle insanları hep takip etmeyi seviyorum, hem de kendilerine büyük saygı duyuyorum.
santo rullo akıl hastanelerinde tedavi gören ve çeşitli rahatsızlıkları olan insanları sporla iyileştirebileceğine, en azından sosyal hayata katılmalarına vesile olabileceğine inanır. italyan akıl hastanelerinden kurduğu takımlarla bir futsal turnuvası düzenler.
bu fikir japonya'dan gelen bir dünya kupası fikri ile de uluslararası düzeye taşınır. ve hayattan kopuk yaşamaya mahkum olan bu insanlar hayaletleri ile savaşmaya ve kazanmaya başlar.
santo rullo güzel bir fikirle dezavantajlı grupları hayata kazandırmak için önemli işler yapmıştır. vicenzo cantatore'nin de dediği gibi o çalışkan, dürüst, cömert ve merhametli bir adamdır.

kendisi ile ilgili internette araştırma yapmış olsam da sadece italyanca bazı siteler bulabildim ve hayatı hakkında pek bilgi edinemedim. o yüzden sadece belli bir konu üzerinden izlenimlerimi kullanarak bir tanım yazacağım.
santo rullo ile crazy for football: the craziest world cup isimli muhteşem belgeselde karşılaştım. ve bu belgeseli izlerken santo rullo'ya olan hayranlığım git gide arttı. böyle insanları hep takip etmeyi seviyorum, hem de kendilerine büyük saygı duyuyorum.
santo rullo akıl hastanelerinde tedavi gören ve çeşitli rahatsızlıkları olan insanları sporla iyileştirebileceğine, en azından sosyal hayata katılmalarına vesile olabileceğine inanır. italyan akıl hastanelerinden kurduğu takımlarla bir futsal turnuvası düzenler.
bu fikir japonya'dan gelen bir dünya kupası fikri ile de uluslararası düzeye taşınır. ve hayattan kopuk yaşamaya mahkum olan bu insanlar hayaletleri ile savaşmaya ve kazanmaya başlar.
santo rullo güzel bir fikirle dezavantajlı grupları hayata kazandırmak için önemli işler yapmıştır. vicenzo cantatore'nin de dediği gibi o çalışkan, dürüst, cömert ve merhametli bir adamdır.
devamını gör...
dönüşüm
türkçeye dönüşüm, ingilizceye metamorphosis olarak çevrilmiş ve basılmış franz kafka romanı.
şahane bir varoluş sorununun işlendiği bu eseri pek çok okuyucu ve eminim ki yayınevi yanlış anlamış ya da anlamamıştır. ne yazık ki okur kitlesinin sandığı gibi bir kerede okuyup ''ne fantastik bir kitapmış yav'' diye nitelendirilemeyecek kadar alt metni yoğun bir eserdir.
şahane bir varoluş sorununun işlendiği bu eseri pek çok okuyucu ve eminim ki yayınevi yanlış anlamış ya da anlamamıştır. ne yazık ki okur kitlesinin sandığı gibi bir kerede okuyup ''ne fantastik bir kitapmış yav'' diye nitelendirilemeyecek kadar alt metni yoğun bir eserdir.
devamını gör...
bbc news'in türkiye'deki üniversiteler hakkında yaptığı video
bbc'yi kim fonluyorsa fonlasın ülkemizde üniversitelerin rezil torpil çiftliklerine dönüştüğü gerçeğini değiştiremez. utandıran videodur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bir nevi yaz(a)mamanın yaz(a)mamaya etkisini yaz(a)mayarak itiraf etmeye yarayan dijital defter, fasilite.
bak yine yaz(a)madım.
bak yine yaz(a)madım.
devamını gör...
pqueen
gördüğüm en doğal ve samimi kadın twitch yayıncısı gerek sohbeti gerekse oynadığı oyunlarla moralimi yerine getirmekte 1 numara
devamını gör...
namarie (yazar)
benim makarnikimin nickaltı nasıl bu kadar boş olabiliyor? aklım almıyor şu anda.
bu kadın, her şeyiyle harika. ciddiyim. yazdığı tanımlar kalite kokuyor. kendisi o kadar nitelikli bir insan ki...
örnek alabileceğim yazar arkadaşlarımdan birisi kendisi. kendisini çok severim. hep mutlu, huzurlu olsun. kocaman öpüyorum onu.
bu kadın, her şeyiyle harika. ciddiyim. yazdığı tanımlar kalite kokuyor. kendisi o kadar nitelikli bir insan ki...
örnek alabileceğim yazar arkadaşlarımdan birisi kendisi. kendisini çok severim. hep mutlu, huzurlu olsun. kocaman öpüyorum onu.
devamını gör...
beğenilme ihtiyacı
hayatında hiç sosyal medya kullanmamış biri olarak anlayamadığım bir haldi. ekşi sözlükte gözlemci biri olarak orada denk geldiğim kafa sözlüğe üye olmamla birlikte anlamaya başladığım mevzu. artı görünce hissedilen duygu ilginç gerçekten. hiç tanımadığın insanların senin yazdığın bir yazıyı beğenmiş olması neden insanı mutlu eder. daha önce komşu, arkadaş, akraba beğenisini kazanmak üzerine kurulan sosyal hayatımız şimdi tüm dünyaya kendini beğendirme gibi saçma bir hal almış durumda. teknoloji sen nelere kadirsin diyorum. bireysel olarak ben bu ruh halinin hastalıklı olduğunu düşünüyorum. ya bu histerik halden kurtulurum zamanla ya da bu sözlükten. yoksa kendime çok gıcık olmaya başlayacağım. sürekli yediğini içtiğini paylaşan, ailesiyle tuhaf videolar çekip paylaşanları eleştiren ben de hasta oldum sanırım. bir gün insanoğlu bu vaziyetin kendini mutsuz ettiğini anlayıp vazgeçeceğini düşünüyorum. umarım.
devamını gör...




