dosyaların paylaşımı özgürlüğü yasasına yönelik, 2012 ya da daha geç tam emin olamamakla beraber, dosyalarının halka açık bir şekilde paylaşımı yaptığı kısımdır.
milyonlarca araştırma dosyası şu an ve öncesinde, büyük bir ihtimalle de önümüzdeki yıllarda da açık açık, önümüze sermekte.
www.cia.gov/readingroom/home
keyifli okumalar.

e:bu arada peşimde birileri var gibi hissediyorum. dün sitenin açık kaynak kodunu tersine mühendislik ile biraz kurcaladım, bir takım farklı sansürlü top secret dosyalara erişim sağladım, içine gizlemiş adamlar. bilgisayarım 4-5 saat kontrolüm dışında çalışmaya başlayınca bir terslik olduğunu farkettim,
devamını gör...

öğretmenlik bölümlerinde okuyanlar bilir. bölümdeki herkes bir zamandan sonra hoca sayılıyor veya sayılacağından dilde bir alışkanlık kazandırmaya erkenden başlamak için söyleniyor. bir de hoş yani. hem saygı çerçevesinde bir sözcük hem de hitap şekli olarak güzel.
devamını gör...

amaaann boşver..du bi bakıyım umrumda mı? değilmiş
devamını gör...

oğuz atay kendini bu kadar sevmemiştir.
devamını gör...

sabahattin ali'nin en sevdiğim kitabıdır kendisi. kitap genel olarak dönem gençleri açısından iç çatışmayı ve toplum çatışmasını ele alıyor. bazen bir şeyin doğrusu nedir biliriz ama yine de yanlış olanı seçmek işimize gelir ya da bir şeyleri değiştirmek isteriz, yeteri kadar donanıma da sahibizdir ama yapmayız, yapamayacağımıza inanırız. peki neden? bize bu acziyeti veren ve yanlış olanı seçmek konusunda içimizi kemiren şey nedir? kahramanımız ömer kendi nezdinde bunu içindeki şeytana bağlıyor. ancak okur olarak dönemin şartlarının insanlar ve aydınlar üzerindeki etkisini görüyoruz. sıkıntı ve bu sıkıntıdan kurtulmak yaşanan sıkışmışlık aslında okuduğumuz. bunu hepimiz illaki yaşıyoruz ve bazen düşüncelerimizle davranışlarınız çeliştiği gibi hangisi gerçek benim diye düşünüyoruzdur.

macide ise çok da farklı olmamakla birlikte dönemin kadına bakış açısını, kadınlara yüklediği rolü ve kadınların bunlara rağmen devam etme hususundaki gayretini bize gösteriyor. aslında onun da yaşadığı bir tür kaçış, ait olma ve güvende hissetme çabası. tüm bunları yaparken de kendi olmaktan vazgeçmemek için çabalıyor.

bunların dışında kahvehanelerde buluşup yapılan felsefi sohbetleri o kadar kıskanmıştım ki anlatamam. kimsenin beş parasının olmadığı ama herkesin zihninin dolu olduğu, kendini ve dönemi sorguladığı, boş gibi görünse de insanın kendi içinde bir hesaplaşma yapmasına vesile olan o sohbetlerden bir tane de ben istiyorum.

genelde alıntılar aklımda tutamam ama bu kitapta okuduğum şu cümleyi mıhh gibi tutuyorum :

hayatın değişmeler silsilesi ve her değişmenin bir tekamül olduğunu anlayamayanlar yobaz kafalı insanlardır.


muazzam bir kitap yani okuyun, okutturun.
devamını gör...

bir salatadır yürüyor
gezegen acıktım diyor
nizanim olanı biteni sindiriyor
kiloyu jilet alıyor
devamını gör...

fazla söze gerek yok. cömertliğini bilmeyen yok. kendisi hakkında diyebileceğim şeyler tanımlarıyla bazen güldürür, bazen tebessüm ettirir, bazen de kalbe ufak bir dokunuş yapar tıpkı bir tabloya baktığımızda herkese farklı şeyler hissettirdiği gibi.
devamını gör...

bembeyaz bir kar çölünün içinde, kış ayazında 90.000 genç donarak kırıldı. derler ki; bölgedeki köpekler insan eti yemekten domuz gibi olmuştu.
enver paşa açısından durum şundan ibaretti: "bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi?"

hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum.

bir kar yağar ince ince, yatan şehitler ışılar

sarıkamış altın bulak
soğanlı’ yı biz nerden bilek
bizim uşak göycek gezer
ağca zıbın kara yelek

yüzbaşılar binbaşılar
tabur tabur karşılar
bir kar yağar ince ince
yatan şehitler ışılar

gözünü sevdiğim eşe
tekerin dayandı taşa
seferberliği durdur
elin öpem enver paşa
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

cemal süreya'nın çok güzel bir sözüdür. kahverenginin,sarının mükemmel birleşimini anlatmak için kullanmış.

(bkz: köylü yazardan ironiler) sağolsun tanımında gördüm. çok dokunaklı geldi.
devamını gör...

decameron- giovanni boccaccio tarafından yazılmış, kalınlığı ile göz korkutsa da ilginç olduğunu düşündüğüm bir kitap.

veba salgınından kaçan 10 genç toplamda 10 gün boyunca birer öykü anlatır ve 10 günün sonunda toplamda 100 öykü anlatılmış olur. henüz başlamadım fakat öykülerin sıradışı ve eleştirel yapıda olduğunu düşünüyorum. okuyup göreceğiz.
devamını gör...

vladimir mayakovski tarafından sergey yesenin'in intiharı üzerine kaleme alınmış şiir. sergey yesenin için ve/veya sergey yesenin'e olarak anılan şiir, mayakovski tarafından öyle keskin kaleme alınmış ki ne zaman okusam sanki mayakovski kalemi kağıda değil etime batırıyor gibi hissediyorum. intihar, ölen kişi için artık anlamsızdır zaten acı çekilmiş ve son bulmuştur oysa kalanların sırtına fazladan bir acı ve umutsuzluk yükler. dizelerin altında yatan o derin özlem, anlayış ve sitem insanın kemiklerini bile uyuşturacak cinsten. yesenin'e bu şiiri yazdıktan tam beş yıl sonra mayakovski'nin de intihar etmesi üzerine ise söyleyecek pek az şeyim var.

elveda dostum şiirinde şöyle diyor yesenin;
"ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada
ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek." ve daha bir anlam kazanıyor mayakovskinin bu şiirindeki son satırları:
"şu yaşamda
en kolay iştir ölmek
asıl güç olan
yepyeni bir yaşama
başlamak."

--- alıntı ---

sergey yesenin'e

"sen gittin, diyorlar yukarılarda bir dünyaya.
sonsuzlaşma-
uçuyorsun,
parıldayan yıldızlara çarparak.
ne borç var artık bize,
içki ne de
ayılma.

hayır, yesenin,
oh çekmek değil benim istediğim.
görüyorum ben
kesik bileklerinle sendeleyişini
ve alayla değil
acıyla
düğümleniyor yüreğim.

görüyorum
bir kemik çuvalı gibi
yere atışını gövdeni.
-dur! diyorum.
bırak !
delirdin mi sen?
sürer mi ölümü hiç insan
tebeşir tozu gibi
yanaklarına?


sen ki çok daha
iyi verirdin ölüme
ağzının payını herkesten.
yeryüzünde başka
kimsede olmayan
o efece konuşmanla.
niçin?
nedeni ne?

donup kalıyorum şaşkınlıktan.
homurdanıyor eleştirmenler:
-bizce,bunun asıl nedeni
şu...
ya da bu...
ama daha çok,
kopmak toplumdan,
çok fazla bira
ya da şarapla kafayı çekmesi.

başka deyişle
satsaydın
bohemleri
işçi sınıfına, diyorlar.
sınıf bilincin olsaydı,
bak, bu gelmezdi başına.
oysa işçiler de
kvastan sert içkilerle
kafayı çekiyorlar.
o sınıf da içerek
güzelce sıçıyor kendi ağzına.

başka deyişle
parti'den biri
denetleseydi seni
sağlansaydı böylece
asıl önemi
içeriğe vermen.
yazardın o zaman
her gün
o dizelerin
yüzlercesini

uzun uzun
ve sıkıcı
doronin de gördüğümüz türden
ama bence
böylesi bir deliliğin içine düşseydin
sen çok daha önce
son verirdin
yaşamına.

votkadan gitmek daha iyidir
inan bana
böylesi sıkıntıdan boğulmaktansa.
hiçbir zaman söyleyemeyecekler
nedenini bize
seni yitirişimizin.

şuracıkta duran
çakı mı, yoksa ip mi?
ama bulunsaydı
mürekkebi, elbette
angelleterre otelinin
damarlarını kesmen
ve ölüp gitmen
gerekmezdi.

sana öykünenler çıldırdılar sevinçten:
bir daha, bir daha !
neredeyse bir yığın insan
zıvanadan çıkıp
öldürdü kendini.
neden çoğaltmalı
intiharları
böyle sayıca?

daha kolay değil mi
mürekkeple doldurmak
oteldeki şişeleri!
sonsuza dek
kilitlendi artık dilin
arkasında dişlerinin.

benim bu bilmecemsi sözlerim
yersiz
bir bilgiçlik sayılmamalı
halkımız,
yaratıcısı ve yaşatıcısı o güzel dilimizin,
yitirdi ölümünle
yansılı sesler üreten
en güçlü çırağını.
ve o herifler tayışıp duruyorlar
ölü şiir döküntülerini

geçmiş,
gömülmüş ölülerden
hemen hiçbir yeniliği olmayan.
üstüste yığıyorlar
tatsız uyaklarını
mezara toprak atar gibi: daha beterlerini.
onurlandırmak için oğlunu
esin peri'sinin bile
işine yaramayacak olan.

sana yaraşacak
bir anıt henüz dökülmedi
hani nerde o anıt,
döğülmüş tunçtan
ya da yontulmuş mermerden?
oysa çoktan doldurdular
yığın yığın
parmaklarının dibini
çöplerle,
adama sözcüklerinden, anılardan, o bok püsür şeylerden.

adın
hıçkırıklarla birlikte doldurdu mendilleri.
sözcüklerini
geveleyip duruyor sobinov ağzında
kıvrılıp oturmuş da
altına suyu çekilmiş bir kayın ağacının-
"hiçbir şey söyleme,
ah dostum,
içini de çek-me ne olursun."

ah,
sen onu ne kimbilir nasıl da alaya alırdın,
şu leonid lohengrinski'yi,
baş belası, tanrının!
ortalığı kimbilir
nasıl da ayağa kaldırırdın:
"izin veremem
şiirsel gargaralarına
anıran eşşeklerin!"-
sağır ederdin kulaklarını
üç ayaklı ıslıklarınla, sonra,
yazdıklarının hepsini
kıçlarına sokmalarını söylerdin.

harcardın bozuk para gibi
o yeteneksiz heriflerin hepsini,
doldururdun
smokin ceketlerinin
kara yelkenlerini,
öyle ki savrulurdu
sağa sola
kogan gibileri,
süngüleyerek
sivri bıyıklarıyla
gelip geçenleri.

oysa bu arada
sayısı hiç de azalmadı
bu serserilerin.
çok zorlu bir iş
onları sayıca geride bırakmak.
yaşam
yepyeni bir biçimde
yeniden kurulacak.
işte o zaman
yepyeni şarkılar söylenmeye başlayacak.

böyle bir çağda
ağırlaşıyor sorunları
kalemin,
iyi ama, gösterin bana
sizi ey zavallı
hortlaklar sürüsü, hadi
nerede görülmüştür
ve ne zaman
yüce bir kişinin,
dikenli yolları bırakıp da
gül bahçelerini seçtiği?

sözcükler
yönlendirir
insanoğlunun güçlerini.
yürüyün!
arkamızda
zaman patlasın
bir mayın gibi.

bizim geçmişe sunacağımız
yanlızca
bukleleri
rüzgarda
geriye savrulan saçlarımızın.
eğlenceye ayrılacak yeri yok
gezegenimizin.

yarınlardan
koparıp
almalıdır mutluluğu
insan.
şu yaşamda
en kolay iştir ölmek
asıl güç olan
yepyeni bir yaşama
başlamak."

--- alıntı ---
devamını gör...

hiç bitmez. gün içinde bir şey olur, içiniz cız eder.
devamını gör...

beni gulumseten bir baslik. konusunun eglenceli olmasindan degil ama; su sekilde dusunmelerine hayli acimamdan. kendini yetistirmenin cok kolay oldugu bir donemin icerisinde bu denli sığ dusunup, cahil kalmakta israr etmek hayli zor olsa gerek. yazik...


ilahi adalet midir nedir boyle dusunen kesimin evlilik icin tercih ettigi hanim kizlarin bircogu, kizlik zari diktirme yolunda jinekolog kapisi asindirmisligi oluyor/mus. (kadin forum sitelerindeki yazilanlara bir goz atmalarini tavsiye ederim) ama bu zihniyete oh olsun. boyle cahil cuhela bir adam aptal yerine konulmasin da ne yapilsin dimi?
devamını gör...

çocukları ve eşleriyle olan mevzuları anlatıyorlar. spesifik gibi görünen fakat hemen hemen her evde yaşanan olayları "sadece bizde yaşanmıyormuş" coşkusuyla hep bir ağızdan konuşuyorlar. coşkun bir ortam olarak görülmesinin bir diğer nedeni de herkesin aynı anda sürekli konuşması. ilginç bir şekilde anlaşabiliyorlar da.
nerden mi biliyorum?
bir gün boyunca arka odada aç, susuz, sigarasız, tuvaletsiz yaşamaya çalışmak gibi bir hata yapmıştım.
devamını gör...

negatif ve çok konuşan tipler.
devamını gör...

tabi bunlar şanslı koyunlar. teknedeki abiler işin ehli gibi duruyor. kuvvetle muhtemel koyunlar boğaz havası alsın istemişler ve otlama fiilini icra ettikten sonra onları boğaz turuna çıkarmışlar. sanki harem tarafına doğru gidiyorlar, belki de haydarpaşa garına gideceklerdir bilemedim şimdi. tekne gezisi kesmezse diye, koyunlar için bir tren yolculuğu da ayarlamış olabilirler. yani manzaraya bakınca her türlü kral hareket. ama tabi şu şerhi de koymak lazım; mevzu kurban bayramı'na denk gelmişse, garipler ölümlerine doğru da gidiyor olabilir. o zaman işin mahiyeti değişir. birde aralarında çok fazla sürmeli var. o dikkatimi çekti. cidden çok güzeller. bu kadar sürmeliyi bir arada pek görmemiştim.
devamını gör...

kendini açıklamaya eskisi kadar istek duymamak, enerji hissetmemek
devamını gör...

beni yine guzel canlandırmamissiniz...* *
ben canlandırayım sizin yerinize

iste karsinizda ben ve birkac arkadasim *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel 1995-istanbul.
ps: o sıralar müzikle ugrastigimiz dogrudur.
devamını gör...

normal sözlük kitap edebiyat kulübüyle birlikte okuyup az önce toplantısını yaptığımız ahmet ümit kitabı. içerisinde polisiye türünde kısa kısa öyküler barındıran ve ahmet ümit'le beni ilk kez tanıştıran bu kitap açıkçası biraz hayal kırıklığı oldu.
sanki lise edebiyat öğretmeni polisiye türünde öykü yazın sınavınıza +5 puan ekleyeceğim demiş de onun üstüne yazılmış gibiydi. katillerin hemen ortaya çıkması ve gerçek hayatta bulunmayacak olasılıkta tesadüfler barındırması kitabı oldukça basit yapmış.
kitapta beğendiğim tek şey içinde bulunduğumuz toplumdaki kanayan yaralarımızdan bazılarının öykülerinin içine serpiştirilip,insanların cinayete,şüpheli durumuna düşmesine etken olmasıydı. ki bunda da olayın psikolojik boyutu işlenip çözümlenmediği için eksik kalmıştı. gerçi ahmet ümit'ten öykü kitabında psikolojik tahliller yapmasını beklemek saçma olurdu ama kitapta bir şeyler eksikti işte. sanki içinde her şey olsun ama hiçbir şey olmasın gibiydi.
savcıyı öldürmek isimli öykü güzeldi bir tek ,onun dışındakilerin hepsinde katiller avcumun içindeymiş gibi ilk tahmin ettiğim kişi çıktı.
sonuç olarak her şeye rağmen akıcı bir kitaptı ve *çerezlik okunabilir diye düşünüyorum.


o son öykü neydi öyle yahu. adam pezevenk çıktı rıza baba.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim