karma puan hediye etmek
ben hayır diyemeyen birisi olarak gelmemesini istediğim olaydır. eşe dosta hayır diyemeyiz elde avuçta bir şey kalmaz valla.
devamını gör...
cibuti
eskiden etiyopya'ya bağlıyken, bağımsız olmuş küçücük bir afrika ülkesidir. kızıldeniz kıyısındadır. başkentinin adıda cibuti'dir.
devamını gör...
ani iklim değişikliği
buzulların zamanla erimesine yol açan fakat hiç dikkate alınmayan küresel ısınma sonucu gerçekleşen olay. evet. daha doğayı kirletmeye devam edelim insan olarak, tabiatı ve dengeleri iplemeyelim ağaç yerine bina dikelim. o betonlar korur bizi nasılsa.
devamını gör...
opeth
1989 yılında kurulan isveçli progresif metal grubudur. progresif metal diyorum çünkü progresif metalin hakkını en iyi veren gruplardandır. opeth’i anlatmaya kalksak kelimeler yetmez, kifayetsiz kalır adeta. şimdilerde kendilerinden için ekstrem metal yapıyor diyorlar ama kesinlikle yanlıştır. opeth şarkılarında duygu vardır, ahenk vardır, atılan her brutalin içinde isyanla karışık masumluk vardır. bana göre dünyanın en iyi metal gruplarından biridir.
gelelim bu şahane insanların zamanında yapmış olduğu benim favorim olan albümlere; morningrise, still life, blackwater park, damnation, heritage gibi gibi. opeth benim için hep başka bir grup olmuştur. adamların kendilerine has tarzları var, özenti değiller, kendileri gibiler çakma değiller yani. misal nikim olan black rose immortal opeth’in şarkısıdır. şarkıya aşık oldum adeta, neyse.
opeth’i opeth yapan kuşkusuz mikael åkerfeldt isimli vokalist, gitaristtir. adamın öyle güzel sesi var ki şarkının içinde brutal atarken bile şarkıya ayrıca bi renk katıyor. metal dünyasında en çok albüm satışı yapmış gruptur aynı zamanda. özellikle blackwater park albümü, adeta yok satmış.
keşke her sene albüm yapsalar da alıp dinlesek, headbang yapmanın tadını çıkarsak. eski şarkılarını dinliyoruz lakin yenilerini de bekliyoruz kendilerinden. sevgiler saygılar olsun progresif metalin babalarına..
gelelim bu şahane insanların zamanında yapmış olduğu benim favorim olan albümlere; morningrise, still life, blackwater park, damnation, heritage gibi gibi. opeth benim için hep başka bir grup olmuştur. adamların kendilerine has tarzları var, özenti değiller, kendileri gibiler çakma değiller yani. misal nikim olan black rose immortal opeth’in şarkısıdır. şarkıya aşık oldum adeta, neyse.
opeth’i opeth yapan kuşkusuz mikael åkerfeldt isimli vokalist, gitaristtir. adamın öyle güzel sesi var ki şarkının içinde brutal atarken bile şarkıya ayrıca bi renk katıyor. metal dünyasında en çok albüm satışı yapmış gruptur aynı zamanda. özellikle blackwater park albümü, adeta yok satmış.
keşke her sene albüm yapsalar da alıp dinlesek, headbang yapmanın tadını çıkarsak. eski şarkılarını dinliyoruz lakin yenilerini de bekliyoruz kendilerinden. sevgiler saygılar olsun progresif metalin babalarına..
devamını gör...
yoldaş'ın yetkisini kötüye kullanması
başına güneş geçmiş olabilir.
devamını gör...
wasting love
iron maiden'in çoğu şarkısı gibi efsane bir şarkıdır. yalnız daha farklı bir havası vardır. daha yumuşak içimlidir.
devamını gör...
731. birim
çok sayıda canlı insan, maruta (japonca'da kütük anlamına gelir) kod adlı özel bir proje kapsamında acımasız deneylere tabi tutuldu. deneylerde kullanılacak olan insanlar, savaş esirlerinin yanı sıra tesis çevresindeki nüfus arasından seçiliyordu. bu insanlara ya da kurbanlara kısaca kütük deniyordu ve bazen 731. birim'in çalışanları arasında "kaç tane yeni kütük geldi?" gibi espriler yapılıyordu. bu durumun sebebi, 731. birim hakkında yerel yönetimlere bilgi verilirken paravan oluşturmak amacıyla burasının kereste atölyesi olduğunun söylenmesiydi. 731. birim'de çalışan sivil bir ordu görevlisinin dosyasından çıkan bilgilere göre bu acımasız proje, 731. birim çalışanları tarafından almancada kütük anlamına gelen holzklotz olarak da anılıyordu.deneylerde kullanılan kurbanların cesetleri ise yakılarak imha ediliyordu. burada görev yapan araştırmacılar, yaptıkları çalışmalarda mançurya maymunları veya uzun kuyruklu maymunlar gibi insan olmayan primatların kullandıklarını ileri sürdüler ve araştırma sonuçlarının bir kısmını hakemli dergilerde yayınladılar.
deneylerde kullanılan insanlar toplumun çok farklı kesimlerinden seçiliyordu ve bunlar arasında genel suçlular, haydutlar, japonya karşıtı militanlar, siyasi mahkûmlar ve "şüpheli davranışlar" iddiasıyla kempeitai askeri polisi tarafından tutuklananlar vardı. bazı deneylerde ise bebekler, yaşlılar ve hamile kadınlar da kullanılıyordu. 731. birim'in çoğu doktor ve bakteriyolog olan yaklaşık 300 kişilik araştırma grubunun çoğu japon vatandaşlarından oluşsa da aralarında az sayıda işbirlikçi çinli ve koreliler de vardı. bunların birçoğu, hayvanlar üzerinde yaptıkları son derece tatsız deneylerle duyarsızlaştırılmış insanlardı.
dirikesim (viviseksiyon)
esir kamplarında kalan binlerce erkek, kadın ve çocuk, çoğunlukla anestezi bile olmadan canlı canlı kesilerek incelendi ve bu durum, genelde kurbanın ölümüyle sonuçlandı. dirikesim, kurbanlar bilinçli olarak çeşitli mikroplara maruz bırakılıp hasta edildikten sonra yapılıyordu. kurbanlara bulaştıran hastalığın etkilerini incelemek amacıyla iç organlar cerrahlar tarafından çıkarılıyordu ve tüm bu işlemler, kurban canlı ve genellikle de anestezi etkisi altında değilken yapılıyordu. deneylerin kurban canlıyken yapılmasının sebebi, kurban öldürüldükten sonra başlayacak olan dokuların bozunma sürecinin araştırma sonuçlarına zarar verebileceği yönünde endişe duyulmasıydı. hastalık bulaştırılıp sonrasında da dirikesime uğrayan kurbanlar arasında erkek, kadın ve çocukların yanı sıra bebekler de vardı.
kan kaybını incelemek amacıyla kurbanların kolları ve bacakları kesiliyor bazen de kesilen bu kol ve bacaklar, soldakiler sağa sağdakiler de sola olacak şekilde yeniden vücuda dikiliyordu. bazı kurbanların kol ve bacakları dondurulduktan sonra kesiliyordu. bazılarınınki de tedavi edilmeyen kangren ve çürümenin etkilerini incelemek amacıyla önce donduruluyor sonrasında da çözülüyordu.
bazı kurbanların mideleri ameliyatla çıkarıldıktan sonra yemek boruları doğrudan bağırsaklarına bağlandı. yine benzer şekilde bazı kurbanların da beyin, akciğer, karaciğer gibi organlarının bazı bölümleri kesilip çıkarıldı ve vücudun verdiği tepkiler incelendi.
genellikle çinli komünistler olmak üzere insan vücudu üzerinde uygulanan dirikesim işlemi, japon ordu cerrahı ken yuasa'nın önerisiyle 731. birim'in dışında da uygulanmaya başlandı. tahminlere göre de en az 1,000 japon personeli, 731. birim'in dışında, çin toprakları üzerinde gerçekleştirilen bu insanlık dışı uygulamalara katıldı.
bulaşıcı hastalık yayma amaçlı biyolojik saldırılar
insan vücudu üzerindeki etkilerini incelemek için çeşitli hastalıklar, 731. birim'de kalan mahkûmlara (kurbanlara), aşılama kisvesi altında bilerek bulaştırıldı. tedavi edilmeyen zührevi hastalıkların etkilerini araştırmak için de yine erkek ve kadın mahkûmlara kasıtlı olarak frengi ve bel soğukluğu bulaştırıldı ve sonrasında hastaların vücutları üzerinde çeşitli incelemeler yapıldı. ayrıca tutuklular, gardiyanlar tarafından sürekli tecavüze uğradılar.
vebalı pireler, bulaşıcı hastalık taşıyan hastaların kullandığı kıyafetler ve hastalık bulaştırılmış daha birçok malzeme, bombaların içine yerleştirilerek birçok hedefe gönderdildi. bu biyolojik saldırılar sonucunda halk arasında görülen kolera, şarbon ve veba hastalıkları, tahminlere göre 400 binden fazla çinli sivilin ölümüne sebep oldu. tularemi de yine çinli siviller üzerinde test edilen hastalıklardan biriydi.
731. birim ve buraya bağlı diğer birimler (1644. birlik ve 100. birim gibi), bulaşıcı hastalıkların bilinçli olarak kitlelere bulaştırılmasını sağlayacak biyolojik silahların araştırması, geliştirmesi ve ıı. dünya savaşı boyunca çin halkı (hem sivil hem de askerler) üzerinde deney amaçlı uygulanması çalışmalarını yürüttüler. 731. birim ve 1644. birim'in laboratuvarlarında yetiştirilen vebalı pireler, alçak uçuş yapan uçaklar vasıtasıyla 1940'ta kıyı bölgesindeki ningbo'ya ve 1940'ta da hunan eyaleti'ndeki changde şehrine salındılar ve insanlara bulaştırıldılar. askeri uçaklarla havadan yapılan bu saldırı sonucu insanlar arasında yayılan hıyarcıklı veba, binlerce insanın ölümüne yol açtı.
tetanosun insanlara bilinçli olarak bulaştırılmasıyla ilgili bazı çalışmalara dair elde edilen bilgiler, 731. birim'in yöntemlerinin endonezya'da da takip edilmiş olabileceğini göstermektedir.
donma testi
fizyolog yoshimura hisato, mahkûmların el, kol, bacak gibi uzuvlarını önce suya batırıp sonra da soğuk havada bekleterek donmasını sağlıyordu. burada görev yapan bir japon memur, verdiği ifadede, uzuvlar dondurulduktan sonra bir sopayla bu uzuvlara vurulduğunda, sanki bir tahta parçasına vururmuş gibi bir ses çıktığını belirtmişti. donma gerçekleştikten sonra donan bölge üzerindeki buzlar kırılıyor ve sonra da donmuş olan uzuvlar suya batırılıyordu. uzuvların çözünüp çözünmediklerini kontrol etmek içinse kurbanlar coplanıyor ve farklı sıcaklıklardaki suyun, donmuş uzvun çözünme hızına etkisi gibi konular inceleniyordu. bu deneyler çok daha korkunç şekillerde devam etti.
frengi
frengi bulaştırma amacıyla yapılmış deneyler sırasında orada bulunmuş bir gardiyanın ifadelerine göre doktorlar, mahkûmlara hastalık bulaştırmak için hastalıklı mahkûmlarla sağlıklı mahkûmları cinsel ilişkiye girmeye zorluyorlardı:
"zührevi hastalıkların mahkûmlara yapay yoldan bulaştırılmasından vazgeçildi ve bunun yerine, hastalık taşıyan ve taşımayan mahkûmlar, birbirleriyle cinsel ilişkiye girmeye zorlanıyordu. sadece gözleri ve ağızlarını açık bırakacak şekildeki giyinen dört ya da beş laboratuvar görevlisi tarafından yönetilen bu deneylerde, aynı hücreye kapatılan frengili bir mahkûmla sağlıklı bir mahkûm cinsel ilişkiye zorlanıyordu. ilişkiye girmeye direnen mahkûmların kurşuna dizileceği gerçeği ise mahkûmlara net bir şekilde öğretilmişti."
mahkûmlara hastalık bulaştırıldıktan sonra, hastalığın ilerlemesine bağlı olarak iç ve dış organlarda meydana gelen değişiklikleri izleyebilmek için hastalığın farklı dönemlerinde bu mahkûmlara dirikesim yapıldı. birkaç gardiyan tarafından verilen ifadelerden anlaşılana göre, hastalık taşıyan kadın kurbanlar, kendilerine zorla hastalık bulaştırılmış olmasına rağmen hastalık taşıdıkları için suçlanıyorlardı. frengi bulaştırılmış kadın tutsakların cinsel organları, gardiyanlar tarafından "reçel dolu çörekler" diye adlandırılıyordu.
731. birim'in duvarları arasında büyümüş bazı çocuklara da frengi bulaştırıldı. çocuklar, anne-babalarıyla benzer muameleyi gördüler ve bazı çocuklar, hastalığın değişik evrelerinde uygulanmaya başlanan tedavilerin verimliliğini incelemek amacıyla özel deneylere maruz kaldılar. 731. birim'de görev yapan birinden alınan ve deneylere başlanmadan önce incelenen bir mahkûm grubunu anlatan ifadede şöyle deniyor: "biri elinde bebeğini tutan çinli bir kadın, diğeri yanında dört ya da beş yaşlarındaki kızı bulunan belaruslu bir kadın ve sonuncusu da altı ya da yedi yaşlarındaki oğluyla bekleyen belaruslu bir kadındı."
tecavüz ve zorunlu gebelik
731. birim'de tutuklu bulunan kadın mahkûmlardan bazıları, deneylerde kullanılmak üzere hamile kalmaya zorlandılar. bu eylemin temel amacı, özellikle frengi gibi hastalıkların anneden karnındaki bebeğe geçebileceği yönündeki varsayımların incelenmesiydi. 731. birim'de esaret altında doğan çok sayıda bebek olmasına rağmen buradan kurtulanlar olduğunu gösteren herhangi bir bilgiye rastlanamamıştır. bu deneyler sırasında doğan çocukların öldürüldüğü ya da gerekli incelemeler yapıldıktan sonra hamileliklerin sonlandırıldığı düşünülmektedir.
deney sonuçlarının başka etkenlerden etkilenmemesi adına erkek mahkûmlar genellikle tek bir deneyde kullanılırken kadın mahkûmlar, bakteriyolojik ve fizyolojik deneylerde, cinsel ilişkiye zorlandıkları deneylerde kullanıldılar ve tecavüze uğradılar. 731. birim'de görev yapmış bir gardiyanın verdiği ifadeler, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır:
"eskiden yanında görev yaptığım araştırmacılardan birisi bana, önceden planmış bir deneyleri olduğunu ancak mahkûmu öldürmek için biraz daha zamana ihtiyaçlarını olduğunu söylemişti. bunun üzerine başka bir görevliyle birlikte çinli bir kadının yattığı bir hücreye girdiler. aralarından birisi çinli kadın mahkûma tecavüz ederken diğeri, daha önceden donma deneylerinde kullanılan başka bir çinli kadının yattığı başka bir hücreye girdi. kadının birkaç parmağı yoktu ve kemikler de kangren sebebiyle siyahtı. buna rağmen tecavüz etmekte kararlı olan görevli, daha sonra kadının cinsel organının iltihaplı olduğunu ve iltihabın sızıp hücrenin tabanına yayıldığını gördü. bunun üzerine tecavüzden vazgeçti, hücreden çıkıp kapısını kilitledi ve yarıda bıraktığı deneye devam etmek için geri döndü."
silah-mühimmat testleri
el bombasının insan vücudunda bıraktığı tahribatı incelemek için mahkûmlara yakın mesafelerde el bombaları patlatıldı. mahkûmun duruş pozisyonu ve el bombasına olan uzaklığının vücuttaki tahribat üzerindeki etkisini görmek içinse deneyler farklı mesafeler ve pozisyonlarda tekrarlandı. benzer şekilde alev silahları da mahkûmlar üzerinde denendi. ayrıca kimsayal silahlar, çeşitli patlayıcılar ve mikrop yaymaya yarayan bombalar da kazıklara bağlanıp hedef haline getirilmiş mahkûmlar üzerinde denendi.
diğer deneyler
diğer deneylere örnek olarak şunlar sıralanabilir: insanın açlığa ve susuzluğa ne kadar süreyle dayanabildiğini ölçmek için mahkûmların aç ve susuz bırakılması ve bu koşullar altındaki ölçüm sürelerinin ölçülmesi; yüksek basıncın insan vücudu üzerindeki etkilerini incelemek için mahkûmların basınçlandırılmış odalara konulması ve mahkûm ölene kadar odanın basıncının arttırılması; vücudun maruz kaldığı ortam sıcaklığı ve vücuttaki yanıklarla hayatta kalma süresi arasındaki ilişkinin incelenmesi; mahkûmların santrifüje sokulması, vücutlarının ölene dek burulması ve eklemlerden çekme vasıtasıyla uzatılması; mahkûmlara hayvan kanı ya da deniz suyu enjekte edilmesi; ölümcül dozlarda x-ışınlarına ve gaz odalarında çeşitli kimyasal silahlara maruz bırakılması; diri diri yakılması ya da toprağa gömülmesi.
kaynak buradan
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaşları
"benim adım reşit fazlullah. afganım. bir aşiretin reislerindenim. ben her zaman sizin ülkenizde olmam. ben kendi ülkemde olurum..." yaşa gelince; sadece bir sayı...
devamını gör...
kafa sözlük
girdik bir yola...kendimi önemli biri gibi hissediyorum bi de :d
devamını gör...
2022 yılı asgari ücretin 4250 tl olması
isterse 5000 lira olsun fark etmez. asgari ücret böyle olduysa daha çok kol gibi zamlar gelecektir. sonumuz yine de iyilik olsun tabi.
azizim önemli olan ülkenin ekonomisi, maaş zammı değil. şunu bi idrak edin rica ediyorum ya!!!
azizim önemli olan ülkenin ekonomisi, maaş zammı değil. şunu bi idrak edin rica ediyorum ya!!!
devamını gör...
kendini insan sarrafı sanan insan
bildiği yanıldığına yetmiyordur.
devamını gör...
yanlış yaşamak
birçok insanın korkusudur yanlış yaşamak. attila ilhan'ın da öyle olsa gerek, her dizesinde bizi başka diyarlara götüren ve söylemek istediklerini kalbimizde hissettiren ''yanlış yaşamak'' şiirini yazmıştır. ne zaman duygularımı kelimelere dökecek yeteneği bulamasam, attila ilhan okurum çünkü o en doğru şekilde ve eksiksiz zaten dizelerine aktarmış olur duygularımı.
...
bak ne ben leipzig'deyim
ne de sen istanbul'da
ne depart kahvesinde çay içiyoruz
ne tiryaki köpekte şarap
seni görmeden öleceğim
bir daha görmeden
inge bruckhart
zaten kaç yıldır yaşamıyorum.
...
bak ne ben leipzig'deyim
ne de sen istanbul'da
ne depart kahvesinde çay içiyoruz
ne tiryaki köpekte şarap
seni görmeden öleceğim
bir daha görmeden
inge bruckhart
zaten kaç yıldır yaşamıyorum.
devamını gör...
bir ilişkide aşktan daha önemli olan şeyler
iletişim bir ilişkinin temel taşıdır. iletişim olmadan içten ve dolu dolu bir sevgi yaşamak oldukça zordur. sınırları belirlemek, sevginizi doğru bir şekilde aktarabilmek, sorunlarınızı paylaşabilmek, ihtiyaçlarınızı dile getirebilmek ve hatta sağlıklı bir seks hayatı için iletişime ihtiyaç duyarsınız. o yüzden eğer rahatlıkla konuşamadığınız biriyle birlikteyseniz bu duruma bir çözüm bulmalı ve karşılıklı olarak iletişiminizi güçlendirmek için ne yapabileceğinizi konuşmalısınız.
güven sadece ikili ilişkilerin değil her türlü ilişkinin temelini oluşturan bir duygudur. güven duygusu olmadan stresli ve şüpheci olacağınız için bir süre sonra ilişkinizden de önce kendinizin yıprandığını hissedersiniz. partnerinize güvenebilmek için onu iyi tanımalı ve sahip olduğunuz ilişkiyi yürütmeye odaklı olmalısınız.
güven sadece ikili ilişkilerin değil her türlü ilişkinin temelini oluşturan bir duygudur. güven duygusu olmadan stresli ve şüpheci olacağınız için bir süre sonra ilişkinizden de önce kendinizin yıprandığını hissedersiniz. partnerinize güvenebilmek için onu iyi tanımalı ve sahip olduğunuz ilişkiyi yürütmeye odaklı olmalısınız.
devamını gör...
the sound of music
aslen 1959 tarihli bir broadway müzikali olup aynı zamanda julie andrews'un başrolünde yer aldığı 1965 yapımı bir müzikal filmdir ve türkçe'ye 'neşeli günler' ismiyle çevrilmiştir. kısaca 'huzurun ve saf sevginin filmi' olmakla beraber çocukluğumuzdan beri kulağımıza çalınmakta olan nice melodinin de kaynağıdır bu film. hem de gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenilmiştir. barones maria von trapp , georges ludwig van trapp ve tüm trapp ailesi çocukları gerçekten yaşamıştır bir zamanlar. hatta the trapp family ve the trapp family in america isimli 1956 ve 1958 tarihli başka müzikal filmler dahi mevcuttur.
öyle pek derin bir senaryosu yoktur ama tüm saf duyguları hissettirir size neşeli günler.
filmin adını aldığı giriş şarkısı 'the sound of music';
bu şarkının ismini söylemeye dahi gerek yoktur;
anlaşıldığı üzere maria'nın yaşı oldukça gençtir ve başladığı rahibelik yoluna devam edecek sabır,sükunet gibi birtakım temel meziyetleri henüz yoktur. bu sebeple manastırdaki en tecrübeli rahibeler,onu bir hayat tecrübesi yaşaması ve böylece olgunlaşmasını sağlamak amacıyla yüzbaşı von trapp isimli bir adamın evine dadılık yapması için göndermeyi kararlaştırırlar.
sister maria rahibelik yolundan vazgeçip mürebbiyelik görevine,daha doğrusu yeni bir hayat amacına yol alırken şöyle der;
''...güç rakamlarda değil,güç zenginlikte değil;
güç, huzurlu uykuyla geçen gecelerde.uyandığında,uyuduğunda sağlıklı olmakta...''
sonra çeşitli olaylar sebebiyle başladığı noktaya,sevgili manastırına geri döner maria. ama bilge başrahibe abbes ona şu sözlerle nasihat verir;
''yaşamak için doğduğun hayatı yaşamalısın,maria...''
öyle pek derin bir senaryosu yoktur ama tüm saf duyguları hissettirir size neşeli günler.
filmin adını aldığı giriş şarkısı 'the sound of music';
bu şarkının ismini söylemeye dahi gerek yoktur;
anlaşıldığı üzere maria'nın yaşı oldukça gençtir ve başladığı rahibelik yoluna devam edecek sabır,sükunet gibi birtakım temel meziyetleri henüz yoktur. bu sebeple manastırdaki en tecrübeli rahibeler,onu bir hayat tecrübesi yaşaması ve böylece olgunlaşmasını sağlamak amacıyla yüzbaşı von trapp isimli bir adamın evine dadılık yapması için göndermeyi kararlaştırırlar.
sister maria rahibelik yolundan vazgeçip mürebbiyelik görevine,daha doğrusu yeni bir hayat amacına yol alırken şöyle der;
''...güç rakamlarda değil,güç zenginlikte değil;
güç, huzurlu uykuyla geçen gecelerde.uyandığında,uyuduğunda sağlıklı olmakta...''
sonra çeşitli olaylar sebebiyle başladığı noktaya,sevgili manastırına geri döner maria. ama bilge başrahibe abbes ona şu sözlerle nasihat verir;
''yaşamak için doğduğun hayatı yaşamalısın,maria...''
devamını gör...
potansiyelini gerçekleştirememek
illa memur ol, atan diyen çevrenin en sevdiğin alan ve yeteneği olduğun konuyu görmezden gelmesi ve kendinin de bu alanı gereksiz görmen ile başlayan süreç.
eğer bu yargıları kırıp dört elle istediğiniz işe sarılabilirseniz hayaller bile gerçek olur.
eğer bu yargıları kırıp dört elle istediğiniz işe sarılabilirseniz hayaller bile gerçek olur.
devamını gör...
coronavirüs aşısı olmuş sözlük yazarları
2 doz sinovac aşımı oldum diyerek katılıyorum.
devamını gör...
kahvenin güzel kızlarda çarpıntı yapması
güzelim diye kendimi kandırırken ben.
devamını gör...
diderot etkisi
satın aldığımız her yeni şeyin bizi başka yeni şeyler almaya teşvik ettiğini anlatmak için kullanılan bir kavramdır. her alışverişin birbirini tetiklemesi yani basit bir örnekle; yeni aldığımız elbiseye uygun ayakkabı, çanta, takı hatta mont almamız diderot etkisidir.
devamını gör...

