birincisi, yavşamak kadar itici bir kelime yok.
ikincisi, tuhaf bir mantıktır. ve saçma.
devamını gör...

kim mahlaslı bi yazar yok mu şurda esprinin dibine vuralım şakalardan yerlerde yuvarlanalım.
devamını gör...

istediği gibi hitap edebilir, neticede sadece sevgili değil yakın arkadaş, dostsunuzdur da.
devamını gör...

sen ne getirdin bana çocukluğundan?
şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı?
üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı
benim eskil saatlerimde?
geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri,
deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları?
titreyerek uçurulan köpükten balonlar,
anlık aşkın tasarımlar mı?

nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun
anılarıma düz baktıran
ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım
dantelalı tafta yumuşaklıkla
savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi
hiçlemeye annemi ve uykuyu
öğle sonlarında ürkünç odaların!

diledin mi yanında tümden varolmayı an için
ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına
beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca?

yok böyle bir şey yok!
sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş,
sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık,
sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin
şimd'i_
beni bağışlayan sarsan
aşan bizleri mor birliktelik..
devamını gör...

marmara denizi üstü, uçaktan çekim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çok beğendiğimi söylemem gerek. film'in sonu için bile izlenir diyorum. o ne güzel sondu.. bilim kurgu diye girip duygu yoğunluğu ile çıkmama vesile oldu.
dizi bir stephen king kitabı uyarlamasıydı. bu yazar'ın dokunduğu her iş benim için her zaman hep okunabilir ve izlenebilir nitelikte oldu. başrol james franco'ya hem en iyi oyunculuk hemde en iyi gülüş ödülü verilmeli bence.tatlı tatlı gülümsedi her bölümde insafsız. sarah gadon'un muazzam güzelliğinden bahsetmiyorum bile. konusu itibariyle dikkat çekici 1960'lar,suikast,aşk,macera derken dikkatinizin dağılmasına fırsat kalmıyor. hızlı ilerliyor,merak uyandırıyor hikaye akıyor. son sözler hayata dair güzel mesajlar veriyor.

bu odayı ve müziği biz istemedik ama madem buradayız dans edelim.
devamını gör...

geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı, yaşam şartları ve birrrr çok neden sığdırabiliriz
devamını gör...

ülkenin genel profilini yansıtan yaşlı amca. yahu amcacım gelmişsin kaç yaşa biraz ar ve edep. neyse konumuza gelecek olursak eğer amcamız iyi ahlak ve normal olan davranış kavramlarını sadece görüntü kapsamında değerlendirerek içindeki ahlaksızlığı dışa yansıtmıştır. bu versiyonların gün geçtikçe artması da güzel ülkemiz için içler acısı. tacizin, tecavüzün ve şiddetin insan görünümü ile özdeşleştirilerek kişilere yönelik yapılan davranışların bu zihniyetler tarafından meşrulaştırılması durumuna da şahit olmak mümkündür. böyle göründüğün için başına gelenleri hak ediyorsun veya ikaz etmek benim hakkım gibi söylemleri sıkça duyabiliriz. yozlaşma sadece görüntü temelinde okunduğunda amaçsız, nereye gittiğini bilmeyen, sorgulamayan ve vicdani muhakemesini yapmayan bu tip sosyal şizofrenikler hayatımızın her evresinde karşımıza çıkmaya devam edecektir.
devamını gör...

ooo kendilerini tanrı zanneden müslümanlar da doluşmuşsa işlem tamamdır. buraları da mı buldunuz. kendini kurtarmış gibi milleti cehenneme odun da yapmış. cehennem boşa yaratılmamışmış. sen cehennemde yer tanımlarını buradaki garibanlar için değil deve hamuduyla götüren ağa babaların için yap. yerse tabi.
devamını gör...

başlığı açan yazar eski kiliselerin halini soruyor madem şebinkarahisar'daki ermeni kilisesini anlatayım. sosyal medyada, fotoğrafçı ara güler'in acıklı bir anısı paylaşılmıştı.
babası demişki "bütün dünyayı gezdin ama babanın memleketi şebinkarahisar'a gitmedin, haydi gel beraber gidelim demiş. gelmişler karahisara ve eski köylerini ziyaret etmişler. eskiden burada kilisemiz vardı, şurası evimizdi... falan acıklı bir şekilde anlatmış.
sosyal medyada bizim millet çok üzülmüş, ağlamaklı yorumlar yapmışlar. yazık olmuş adamların evleri, kiliseleri gitmiş diye kahrolmuşlar.
ama kimsede türkler 900 sene bu ermenilerin kilisesini yıkmamışta ne oldu ki 100 sene önce yıktılar diye sormamış. nasıl olsa rus ordusu geliyor diye onlara güvenip, karahisardaki evleri yakıp, kaleye çıkıp aşağıdaki herkese ateş ettiklerini ve başka şehirlerden gelen türklerin halkın canını kurtardığını bilmeyenler adamın hikayesine çok üzülmüşler, ağlamışlar.
şimdi bizim türkler, ermenilerin bizi vurduğu kısmı anlatıyor, ermenilerde türklerin onları vurduğu kısmı anlatıyor. başka ülkelerin gazına gelip komşusunu vuranlar, şimdi gelip ne oldu bizim kilise diye ağlamasın.
devamını gör...

tebrik ederim. heyecanla yazamaman da ayrı güzel olmuş.
prusyadaki kral bizi diskoya götür!*
devamını gör...

ne yap et, kendini iyi etmeye uğraş. iyi oldukça, içinde olduğun resim belirginleşiyor, kimseye müdahale etmeden seyredebiliyorsun çevreni. kimseyi kırmıyorsun, kimsede seni kırmıyor.
devamını gör...

uzaklık x dik kuvvet
devamını gör...

cabbar bir soru sormamış ama cabbara ithafen,
gel bir de bunu boz :) demek isterim..

ben bu oyunu devam ettirmeli miyim.?
devamını gör...

-"can" ismi ile uyarlanan isimler bana daha sempatik, tatlı geliyor. kanım kaynıyor nedense.

-diyarbakırlıları seviyorum. mutlaka yakın bir arkadaşım olmalı. onların yemeklerini, kültürlerini, konuşma biçimlerini, ninelerini, dedelerini yakından tanımak istiyorum. karış karış gezmek istiyorum oraları.niçin diyarbakırlılar? 1 kişi tanıdım diyebilirim sebebi o galiba.

- cansız varlıkları canlılara göre özellikle insanlar grubu olarak daha çok seviyorum. misal ayıcığım, hep gülümsüyor, bir tanem. kesinlikle herkesin bir tane sarılacağı, öpeceği ayıcığı olmalı. ayıcık da diyarbakırlı. benim bu şehre zaafım var bence.

- ahmed arif, nazım hikmet, özdemir asaf ile öldüğümde sevgili olmak istiyorum. özellikle nazım hikmet ile. ben razıyım onun biriciği olmamaya. sevdiceği grubuna girsem çok mutlu olabilirim.
devamını gör...

fransızca adı l'île mystérieuse olan fransız yazar jules verne'nin 1874 yılında yayımlanan romanıdır. kitapta beş kişinin bir balon kazası sonucu ıssız bir adaya düştükten sonra adada yaşadıkları maceralar anlatılıyor. çocukluğumda okumaktan bolca keyif aldığım ve bir kaç kez okuduğum kitabın hayal gücümün gelişmesine çok katkısı olmuştur.
devamını gör...

sevgili yazarlar, eğer yazılar sözlükten alıntı ise bunu belirtmek için bir girizgâh yazısı rica ediyoruz sizden. bunu söylemeyi unutmuşum.
devamını gör...

bir kişilik bozukluğu adıdır.
başkalarının haklarına saygı duymamak, başkalarının haklarına tecavüz etmek eğilimidir. dürtüsel hareket etmek, öfke kontrolü sağlayamaktır.
devamını gör...

akp miting alanı.
devamını gör...

fransız yazar pierre boulle'un la planète des singes kitabından uyarlanan film ve dahi film serisi.

orijinal serinin bütün filmleri kronolojik sırayla: planet of the apes* (1968), beneath the planet of the apes* (1970), escape from the planet of the apes* (1971), conquest of the planet of the apes* (1972) ve battle for the planet of the apes* (1973) şeklindedir.

bu serinin ardından 2000'li yıllarda yeniden yapılan bir ikinci serisi de vardır. ayrıca televizyon dizisi, animasyonu ve bilgisayar oyunları dahi var imiş.

(girinin geri kalanında 1968'de yayınlanan ilk filmden bahsedilecektir.)

planet of the apes, bir uzay görevi için bilinmedik bir gezegene iniş yapan bir grup astronotu konu edinir. bu astronotlar, gezegende konuşamayan ilkel insan kabileleri ile bilişsel yetenekleri gelişkin ve böylece kendilerine bir uygarlık inşa edebilmiş olan maymunlarla karşılaşırlar. fakat bir sorun vardır: maymunlar her ne hikmetse insanlardan hiç hazzetmemektedirler.

aslında, film, muhteşem bir hiciv örneğidir. gözlerinin önündeki evrim gerçeğini kabullenemeyen (ya da kabullenmek istemeyen) zamane bilim insanlarına ve yöneticilerine alenen saldırılır. inançlarının gerekliliklerini yerine getirecekler diye bilim insanlığı niteliklerini unutan ve mevzubahis her neyse aksini kanıtlamaya çalışmak yerine çocukça görmezden gelmeyi seçen sözde bilim insanlarını hedef alır. zira bilim, inancınız her ne olursa olsun, gözünüzün önünde bir gerçek varsa öncelikle görmek, kabullenmek ve açıklamak; ancak bundan sonra aksini ispat etmeye çalışmaktır. zaten bütün bunların maymunlar üzerinden anlatılması da ister istemez çok eğlenceli bir alegoriyi beraberinde getirir.*

bununla ilgili olarak, filmin en güzel sahnesini de takdim edeyim: üç maymun!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

peki anlatmaya çalıştığı şey bununla mı sınırlıdır? hayır değildir.


filmin ilerlemesi ve finaliyle birlikte, aslında çok da uzaklarda bir gezegende olmadığımızı, şu bizim soluk mavi nokta'da olduğumuzu anlarız. meğerse hep korktuğumuz şeyi nihayet başarmış ve nükleer bir felaketle türümüzü yok etmiş, kalanları da insanlıktan çıkarmışız. maymunların yöneticileri ise bunu başından beri bilmekteymiş. insan denen hayvandan korkulması ve olabildiğince kontrol altında tutulması gerektiği, tam da bu yüzden dinlerine tesir etmiş.

böylece çıkarımlarımıza bir yenisini daha ekleriz: filmin başından beri "ulan şu maymunlara bak ya ahaha" diye dalga geçtiğimiz maymunlar aslında haklıdır. biz insanlara acıyıp, onların tarafını tutarken; aslında yanlış tarafta saf tutuyoruzdur.


bitti mi? bitmedi!
linda harrison (nova) pek güzel. nazar değmesin. gerçi değmiştir şimdiye kadar.*

ve son olarak da, bir konuyu çözelim: bu film dikkat çekici miktarda hollywood klişesi içerir. hâlâ izlememiş olan varsa*; eski filmlerden hoşlanmıyorsanız* ve özellikle bünyeniz klişeye karşı alerjik reaksiyon gösteriyorsa* izleyip izlememek size kalmış. "ya una nocte, bize bir film önerdin, bu nedir böyle be kardeşim?" demeyin sonra.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim