kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
çekoslovakya dönemi başkent prag'dan kuşbakışı bir görünüm (1967).
fotoğraf : franco fontana.
devamını gör...

aydınlanma düşünürü ve yazarı diderot'un eseridir. iş bankası hasan âli yücel klasikleri dizisinden okudum ben. çeviri adnan cemgil'e aittir. diderot diyalog tarzı yazmıştır genel olarak. bu eseri de karşılıklı diyaloglar şeklinde ilerlemektedir. ben ve o. yani anlatıcı yazar ve rameau. rameau oldukça ilginç bir karakter. zamanının ünlü sanatçılarından birinin yeğeni. müthiş işlenmiş bir karakter. dalkavuk aslında. zengin çevrelerde kendisine dalkavukluk yaparak yer bulan birisi. üst tabakadan insanların sofralarına kendisi gibi dalkavuklarla birlikte oturuyor. bunlar üzerine etkileyici sorgulamalar var. rameau'nun ahlak ve erdem konusundaki fikirleri anlatıcı yazardan tamamen farklı. bu konularda tartışıyorlar. klasik felsefeye ve filozoflara da giydiriyor rameau. onların soyut dünyalarında yaşayan işe yaramaz insanlar olduklarını söylüyor. diyalog baştan sonra genel olarak tez ve antitez olarak gelişiyor. rameau dalkavukluk veya soytarılık üzerine söylevler çekiyor. bunlar sıradan bir soytarının zayıf hezeyanları değil. aksine müthiş etkileyici yorumlar var. iyi eğitimli, sanattan ve edebiyattan anlayan birisi rameau. felsefeden anlamam filan diyor ama aslında pekâlâ anlıyor. felsefenin kendisine kalacak bir yer, sıcak bir yemek bulamayacak olmasının farkında. aylak bir soytarı olarak tamamen pragmatist düşünmek zorunda. giyecek elbise, yiyecek yemek, yatacak yer onun ilgisini çekiyor. diogenes filan onu etkileyemez. arada sırada atina'da da havalar soğuyordur herhalde diyor. diderot ne aydınlanma ne de başka dönemlerin filozoflarına benzemiyor. o müthiş bir edebiyatçı çünkü. çok kaliteli bir anlatıcı ve yazar. rameau gibi bir karakter yaratmak kolay iş değil doğrusu. çelişkilerin karakteridir rameau. edebî değeri çok yüksek bir karakter.
devamını gör...

(bkz: engelle)
(bkz: başlıklarını engelle)
devamını gör...

slav mitolojisinde bir tanrıdır.

domoyov bazen eşi domania ile resmedilse de aslında yalnız bir tanrıdır. inanışa göre vücudu kıllarla kaplı bir tanrıdır. bazen kedi, köpek ya da evde yaşayan insanların atalarından biri olarak da tanımlanabilir ama genel inanışta koca ayak gibi bir görünümü vardır.

domoyov evin ruhu ve koruyucusu olarak görülür. evin refahı için çalışır. evi hastalıklardan ve fakirlikten korumak için uğraşır. her açıdan içinde yaşadığı evi korumak için uğraşan domoyov özellikle evdeki çocuklar ve evcil hayvanlar konusunda çok hassas olması ile tanınır. onlara göz kulak olup koruduğuna inanılır.

ailenin bir üyesi sayılan domoyov ailenin yaşadığı iyi ve kötü günlerde onların yanında bulunur ve onları hem sevinçlerini hem de üzüntülerini paylaşır.

domoyov’un aileye arkasını döndüğü, onlara sinirlendiği, hatta evi terk edip bir daha geri dönmediği zamanlar da mevcuttur. eğer aile ahlaki anlamda bir çöküş yaşıyor ya da birbirlerine ve çevreye karşı kullandıkları dile, üsluba dikkat etmiyorsa domoyov sonsuza kadar evi terk edebilir.

bence her eve bir domoyov gerekir.
devamını gör...

bomboş başlıktır.

bütün pilava ketçap sıkanlardan özür dile çabuk.
kendinize gelin. pilava ketçap sıktık diye bu yakıştırmalar hiç hoş değil.
pilavı ketçapla severler derneği evini basarsa görürsün.
devamını gör...

benimdir efendim.

yıllar önce gereksiz yere tartıştığım bir arkadaşımın, tartıştığımız konuyu neden açtığını öğrendim. hiç sandığım gibi değilmiş. sürekli onun vicdan azabıyla yaşadım. onun görüşü farklı diye arkadaşlığımızı bitirmek oldukça saçmaydı. sakız olmasın konu, neyse.

siz hiç "bir düşünceyi savunabilirsiniz fakat bu karşıtı da öğrenmeniz için engel değil." cümlesini duymadınız mı?
devamını gör...

elimde kürekle sözlükte yazar kovalamama sebep olacak başlıklardan biri.
devamını gör...

rol modellerini çoğu evlilikte bizzat görebileceğimiz, huzursuzluktan beslenen insanlar.
devamını gör...

gerçek sarışın mısın yoksa boya mı.
devamını gör...

sade ve sakin yaşamak. hayatınızı başkalarının görmesini istediğiniz şekilde değil, kendi şeklinize göre yaşamak. dinlemek, dinlenmek, durmak. bazen yaşamın siz olmadan akıp gitmesine izin vermek.

her şey içimizde aslında. bir dönüp bakabilsek en ucuz teselliyi orada bulacağız.
devamını gör...

the apartment (1960)
le trou (film) (1960)
cool hand luke (1967)
papillon (1973)
anatomy of a murder(1959)
devamını gör...

kendi iktidarlarından önceki dönemlerdeki üniversiteleri hastaneleri bile kendileri yapmış gibi anlatıp alkışlanıyorlar. bunun bir tık ötesi 2000 yılından önce yapılan hastanelere üniversitelere hava yollarına tekrar temel atma töreni yaparak açılış yapmak sanırım.
öyle şey olur mu yahu demeyin. o kadarı da olmaz denilen ne varsa, olduğunu, yıllar geçtikçe deneyimleyerek öğrendik.
devamını gör...

yazık. müşriklerin taktıkları çaputlar boşa gitmiş.
devamını gör...

yaşamındaki kalitesizliği, türlü hodbinliklerle ambalajlayıp toplumun bütün kesimlerine sunması; ardından da, bunu ajitasyon malzemesi haline getirmesiyle kitleleri birbirine düşürmesidir.

gelir adaletsizliğinin ayyuka çıktığı bu dönemde, "kıt kanaat" modelinin güncellenmiş halidir aslında bütün sorun. zengin/yoksul ayrımının temelinin sorgulanmadığı; ya gereksiz bir "herkes eşit olsun, herkes aynı arabaya binsin, aynı evde otursun" gülünçlüğüyle yaklaşıldığı yahut sefaleti yaşayan insanların kimliklerinin övüldüğü, anlaşılmazlar hiyerarşisindeki en düşük rütbedir.

peki nedir olması gereken ya da insanca olan? yaşamak nedir? kültürü nasıl tanımlıyoruz mesela? kültürü anlamadan, olumlu özellikleri bir kenara ayrılmadan; olumsuz her bir durumun ve kimliğin arkasındaki düşüncenin kutsandığı bir yerde, yaşamın kalitesinden bahsedilebilir mi? insani özelliklerden gittikçe uzaklaşan vasıflarımız, ilkellikle ve zorbalıkla örülü geçmişimiz serilmeden ortaya, anlaşılabilir mi insan olmanın ne demek olduğu?

her bir cenah ve düşünce biçimi bize, insanların ekonomik göstergeleri yanlış yorumladığını doğrularcasına tespitler ve önermeler sunuyor; yapılan bütün hatalar, sınıf bilinci olsun olmasın, kendi zümrelerini ihya etme kaygısı taşıyanların, bu kaygıyı ekonomik göstergelerden bağımsız ele aldığını gösteriyor. bu sonuç da bizi, birbirimizin meziyetlerini, kabiliyetlerini; sanatını veya zanaatini anlamaktan uzaklaştırıyor, bizi birbirimize düşman ediyor.

halbuki zenginlik, bir sınıf göstergesinden ya da bir vasıftan çok, arka planındaki ekonomik göstergenin sorgulanmamasından kaynaklı bir durumdur. kişilerin ya da kurumların, parayı nasıl kazandığı sorgulanmadığı takdirde, insanların kendi ekonomik skalasındaki gruplara da düşman olabileceği rahatlıkla anlaşılabilir; bu da, isyan ve özgürlük hareketlerinin yanlış şekillerde anlaşılmasına, hatta bir topluluğun başka bir topluluk üzerinde faşizan tutumlar sergilemesine zemin hazırlayabilir.

insanca yaşamak insan olmaktan geçiyorsa şayet, -ki öyle- eksikliklerimizin farkında olmakla başlayacağız işe. kültür ve değer üretiminin, gelecek nesilleri umursama kaygısı taşımadan, sadece o anki durumu ve olayı yorumlayarak, nesnel bakış açısından bir an olsun bile sapmaksızın geliştireceğimiz çözümlerle, sınıf bilincine nefes aldıracağız; herhangi bir doktrin ya da kişinin referans alınarak sözlerinin eğilip büküldüğü bir dünya düzeninde, kişinin kendini tanıyabilmesi ve sorunlu noktalarını düzeltebilmesi pek de mümkün görünmüyor. ideolojiler, birbirimizi yok etmemiz için tabandan tavana yayılarak, evrende kırıntı halinde bile kalmayan özgürlüğümüzü elimizden alıyor.

sorunlarımızın, iktisadi koşullardan bağımsız bir güç aracı olarak kullanılması, elbette devlet ve onun biricik sevgilisi medyanın eliyle vücut bulan bir olgu; ancak burada atlanılan şey, yıllarca güce/menfaate/paraya/zenginliğe "nasıl" ulaştığımız değil, bunların -bilhassa zenginliğin- kötü olduğu; dolayısıyla tam tersi durumların da -sefalet-, kişilikten ayrı ya da kişiliğe bağlı bir şekilde erdemli olma eşiği olarak algılanışı...

bu algı, paranın nasıl ve ne şekilde kazanıldığını da anlamamıza engel oluyor.

bir düğün konvoyuna saldıran eli silahlı kişilerin, para vermeyen damat ve gelini hunharca dövmesi ya da içlerinden birini öldürmesi; daha ilk başta, yıllar boyu topluma angaje edilmeye çalışılan bu saçmalığın iflas ettiğini gösteriyor bize.

insanları fakirleştiren sistemleri yönetenlerin, aynı zamanda fakirliği kutsadıkları ve ona "erdemin zirvesi" rolünü biçtiklerini unutmamak gerek. bir insanın modernliği, erdemi; sefaleti ya da "insanca yaşama" olgusunu doğru tahlil edebilmesi için, maneviyat güzellemelerinden çok, madde düzlemindeki somut yaklaşımları ve verileri ele alması gerekliliği, her zaman hafızalarımızın ilk sırasında yer bulmalı.

çünkü "zenginlik" de "fakirlik" de, hem kavramsal olarak, hem de toplumsal sınıfların mücadelesi bazında, illüzyondan ileri gidemeyen ve esas konuşulması elzem olan meselelerden bizi alıkoyan bir engel.

lotodan büyük ikramiye size çıktı; dün orta direk bir hayatınız varken, bugün kimsenin aklı havsalası almayacak bir servetin üzerinde oturuyorsunuz. bu paranın çalışılmadan kazanılmış olması, şans faktörünün dünya üzerindeki en ciddi ve insanların hayatındaki yanılsamayı alaşağı edecek en büyük güç olduğu gerçeğini değiştirmiyor. insanlar; yaptıkları işten memnun olmadıklarına kılıf bulabilmek için, işlerinden niçin memnun olamadıklarını, dolayısıyla sistemi sorgulamak yerine, "kolay para" formülünü seçip, "şans"ın kendilerine güleceği düşüncesiyle bu çarkı döndürüyorlar.

bu biraz da, ihtiyaç/tüketici kredisi çekip, borcunu başka bankalardan çektiği parayla kapatmaya benziyor.

sistem ve onu yöneten eller, bu durumun farkında olduğu için, çok ciddi bir müdahaleye ihtiyaç duymaksızın, içinizdeki "sınıfını aşağılama ve ondan kurtulma" güdüsünü kullanıyorlar; ardından, "insanca yaşama" edebiyatı pompalanıp asgari müştereklerde buluşulacak yaşam biçimi gölgelenerek, sefaletle ekonomik uçurumu yaratan düzenin varisleri karşı karşıya getiriliyor; azınlıktaki insanların fikirleri de "arada kalmışlık" ile itham ediliyor.

bu tür bir savunma mekanizması da yeterince gereksiz aslında. "bu parayı nasıl kazandın, nereden buldun" sorusu her tür sorunu; rüşvetçiliği, yağmacılığı, talanı ve hırsızlığı çözebilecekken; toplumumuzun her katmanınında bulunan; adeta bir hastalık haline gelen ve inanmadığımız halde alkışladığımız "tırnaklarımla kazıyarak geldim" yalanı, aslında ne zenginlik kavramını, ne de fakirliği anlamak istediğimizi gösteriyor.

biz empatiyi, yaşanan olay ya da durum üzerine yapmıyoruz. (ki, empati oldukça gereksiz bulduğum bir kavram).

insanları; fakirken de, zenginken de yargılamak için, kendi hayatlarımızdaki sorunların temeline inmeden yorumlar yapıyoruz. "güçlü olan dengeyi belirler" düsturu; bizim için sadece güçlüden yana olmayı değil, o gücü kendi sınıfımızdakileri yok etmek için kullanmayı da meşru hale getiriyor. bugünün dünyasında da, aslında kendi ellerimizle yükselttiğimiz, ekonomik gücü ortalamanın bir tık üzerindeyken zirveye çıkarttığımız onlarcası var.

biz onlara reyting verdik, para verdik, güç verdik; ihtişamlı gökdelenlerinde ve plazalarında bizi ezmelerini sağlayacak, goygoyumuzu iki birayla orgazm seviyesine çıkaracak hayatlar bahşettik onlara. kendi ellerimizle yaptık bunu. ciğeri beş para etmezleri soktuk hayatımıza; "sanat" adı altındaki soytarılıklarını, "siyaset" adı altındaki bel altı piyasasını onlardan gördük; ama bu, biraz da bizim içimizdekilerin onların diliyle ve fikriyle hayat bulmasıydı aslında. şimdi de kalkmış, ölen insanların çalıştığı avm'leri boykot edip, en küçüğünden en afilli esnafına/işletmesine kadar hiçbirine para kazandırmamamız gerektiği halde/yerde, hepsini baş tacı ediyor; "ne yapalım herkes böyle" deyip, insanlıktan alamadığımız nasibi yaşam biçimimize tahvil ederek, kalan üç kuruşluk ömrümüzün faizini yemeye çalışıyoruz.

ne diyeyim. kafam çok karıştı. sorunlarımızın temelinde, insanlığın kendisiyle yüzleşememesi sonucu sığındığı bahaneler var. her gün milyon dolarları kaldıran bu çark kendiliğinden oluşmuyor ya; biz de gönüllü olarak bu değirmene su taşımaya, hatta suyun kendisi olmaya razı olduk.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel vincent van gogh - sunflowers (1887)
devamını gör...

bilgi kategorisinde alt kategoriler de olsa tadından yenmeyecek sözlük.

şahsen daha çok fizik, astronomi gibi konuları okumayı seviyorum ama mesela müge anlı bile bilgi kategorisine girdiği için, bahsettiğim türden başlıkları aramak, samanlıkta iğne aramaya benziyor. tıp başlıkları mesela... herkes okumuyor bunları. ilgi alanı olanlar okuyor sadece ama aradan bunları bulmak mesele olduğu gibi bunları okumak istemeyenlerin karşısına sürekli çıkmaları da vakit kaybına neden oluyor.

yani işte iyi olurdu alt kategoriler... *
devamını gör...

dünya golf tarihinin gelmiş geçmiş en büyük sporcusudur. son zamanlarda karşımıza çoğunlukla bir womanizer olarak çıkartılan woods dünya spor tarihine ismini altın harflerle yazdırmış bir efsanedir.

ama ben bu tanımda woods’un spor hayatını değil kim olduğunu anlatacağım. woods amerikalı bir baba ve tayvanlı bir annenin çocuğu. asıl adı eldrick tont woods. eldrick ismi babası earl’in isminin ilk harfiyle başlarken annesi olan kultida’nın isminin ilk harfiyle bitmektedir. tont ise klasik bir tayvan ismidir.

tiger woods’un babası ile annesi vietnam savaşı esnasında tanışmış ve evlenmişler. savaştan sonra da amerika’ya taşınmışlar. woods’un isminin tiger’a dönüşmesinin nedeni de aslında bu savaş.

babasının savaş esnasında en yalın arkadaşı olan vuong dang phong çatışmalarda bir kaplan gibi olduğu için bu lakabı almıştır. ayrılmak zorunda kalan iki arkadaş bir gün birbirlerini bulmak için sözleşmiştir ama bu hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. earl oğlunun bir gün çok ünlü olacağını ve arkadaşının onu televizyonda görünce en yakın arkadaşının oğlu olduğun anlayıp onu bulunacağını ummuştur. ilk tahmini doğru çıksa da ikinci maalesef doğru çıkmamıştır. çünkü vuong vietkong’a esir düşüp kalp yetmezliğinden vefat etmiştir.

tiger woods haksız bir savaşın içinden doğan bir aşk ve arkadaşlık hikayesinin ardında kalan bir başarı hikayesidir.
devamını gör...

(bkz: the matrix isn't real)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: gamsız olmak)
devamını gör...

içinizdeki çocuğu öldürmeyecek birine aşık olun.o çocukla derdi olandan, ne ana olur,ne baba ne de insan...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim