vasıf öngören'in 15-16 haziran işçi olayları ve sonrasını tek mekânda (bir fabrikatör ailesinin mutfağı) anlattığı oyunu. oyunu rahmetli başar sabuncu 1988'de sinemaya uyarlayıp filmi çekmişti ki, filmin sağcı türker inanoğlu yapımcılığında çekilmesi de ilginç. ayrıca hem filmde, hem şehir tiyatrolarında 1970'lerde sahnelenen ilk versiyonda hem de pandemi öncesi oynanan son halinde başrol aynıydı: şener şen.




15 haziran 1970'de tüm fabrikalarda greve giden işçiler, disk'i fiilen yasaklayan yeni sendika tasarısını protesto için istanbul'un her yerinde hayatı durdurur, yürüyüşe geçerler. eylemin devam ettiği 16 haziran'da kadıköy'e yönelen yürüyüş korteji, polis ve jandarma saldırısıyla 3 işçi ve bir esnafın ölümüyle kana bulanır (çatışmada bir de polis ölmüştür). böylece solcuların "devrim yakın meşaleleri yakın" diye moral topladığı, hükümetin sıkıyönetim ilanıyla rest çektiği ve fabrikatörlerin de birer birer yurtdışına çıkıp ancak ortalık sakinleşince döndüğü bir ortam oluşur. işte pehlivan lütfü'nün * aşçılık yaptığı köşkün sahipleri de bu furyada yurtdışına çıkmıştır. lütfü usta, evladı gibi sevdiği isimsiz hizmetçi kız*, kızın eğitim enstitüsünde okuyan fakir sözlüsü selim, abisi sendikacı olan şoför ahmet 15-16 haziran günleri atmosferinde seyircilere tanıtılır.

sıkıyönetim ilan edilip ev sahipleri döndükleri zaman, önüne gelene saldıran agresif bir alman kurdu getirirler. bir de, okul masraflarını çıkarmak için çalışması gereken selim'e bir iş bulurlar: muhbirlik edecek, aralarında kendi okul arkadaşlarının da bulunduğu solcuları ihbar ederek para ödülü alacaktır. selim başlangıçta korksa ve öldürdüğü insanlar yüzünden vicdan azabı duysa da zamanla alışacak, tam bir mahalle kabadayısına dönecektir. adı verilmemekle beraber selim'in ülkücü olduğu ima edilir.

12 mart sonrası azgın köpeğin önüne gelene saldırması lütfü ustayı canından bezdirir. zaten şoför ahmet'in abisinin de etkisiyle giderek sınıf bilinci oturmakta, kendini "baldırı çıplaklar"a yakın hissederken yıllardır sıdkı sadakatle bağlı olduğu ev sahibi kerim bey'e ve damadı gibi sevdiği selim'e sinirlenmektedir. derken köpek için hazırladığı kıymaya zehir koyar. "vatansever asil kurt paşa'nın" katillerini sherlock holmes titizliğiyle araştırmaya başlayan selim, en sonunda kendi nişanlısından şüphelenmeye başlar. sonra bir şekilde kızla selim nişanı atarlar. zaten kızın fabrikada çalışan solcu abisi de selim yüzünden ölmüştü galiba (burayı pek hatırlamıyorum).

kız işten ayrılıp abisinin fabrikasında iş bulur. kerim bey yeni köpekler alır, selim artık köşke iyice yerleşir ve arkadaşlarıyla yer içer... lütfü usta tüm bunlardan bıkmıştır. hele hele gazetede, hizmetçi kızın bir yürüyüşte selim'in yakasına yapışmış fotoğrafını görünce artık istifa ederek kendi sınıfına, proleterya arasına dönmeye karar verir. ama ahmet'in abisi "sen orada bize lazımsın, bize köşkten bilgi sızdıracaksın" diye kalmasını istemektedir.

film boyunca anlatıcı olarak aralardaki gelişmeleri seyirciye aktaran lütfü usta finalde başladığı yere döndüğü final sahnesinde seyirciye sorar: "ayrılmak mı zor, kalıp bu mutfakta hizmet etmek mi?"


devamını gör...

başıma bir şey gelmeyecekse abartılı bulduğum yönetmen. c blok dışında güzel filmi yok bence. masumiyet ya da kader , bu toplum arabesk sevdasını bıraktığında bir yerlere varacağız. başka türlü zor.

"kapanmayan kapı metaforuyla sistemin bir türlü sonlanmayın açıklarına gönderme yapıyormuş kanka."

aynen kanka.
devamını gör...

iyi bayramlar millet. şeker yok da hepinize şeker niyetine layk atıcam.
devamını gör...

hangi muhammed? dedirten, insanların inandığı dinin peygamberinden adıyla bahsederek aslında onun sıradan bir insan olduğunu, islam dininin de ilahi değil uydurma olduğunu iddia eden*, insanların dini inanç özgürlüklerine saygısı olmadığını açıkça ifade eden(yobazmışız!), kendi inandığı şeyin fanatiği haline gelmiş, inancın bir tercih meselesi olduğunu özümseyememiş insan beyanı.
inanmayabilirsiniz bu en doğal hakkınız. ama saygısızlık yapmak zorunda değilsiniz. tabi ben kime neyi anlatıyorum değil mi.
devamını gör...

"lan herhalde bi' yanlışlık oldu, ceza alacak n'aptı bu adam? on beş dakikaya fark ederler," dedim, ciddi ayın ikisinde gelecek herhalde. nedensizce? kendisinin de haberi yok?

bekleyelim bakalım. nedeni olmaksızın ceza verilmez değil mi?

edit: otuz saniye. otuz bir olmak üzere, en azından bi' göz at, seni seviyorum neredeyse her şeyim.
devamını gör...

istediğini yap. engel olamazsın. meşrebinde aldatmak olan aldatacağı varsa her türlü aldatır. çoğu zaman ruhun bile duymaz.
devamını gör...

günaydın sevgili dostlar, sağlıklı günler.
cuma gelmiş hoş gelmiş. yarın sabah senelik izin başlıyor, umarım her şey yolunda gider.
iyi düşünelim, iyi olsun.
devamını gör...

alfabede yer alan her harfin bir hikayesi ve simgelediği durum vardır. örneğin, birinci harf aleph veya alef şekil itibariyle, kadın rahmine benzemektedir. doğumu, var oluşu temsil eder. *
bu alfabenin temeli,fenike alfabesinedayanmaktadır.
arap alfabesi ile uzaktan yakından alakası yoktur. bir zahmet google'dan iki alfabeyi karşılaştırın. sağdan sola yazılması ve grammer kurallarının arapça'ya benziyor olması, var olan iki ortak noktadır. *
bu alfabeye hakim olarak ve inceliklerini öğrenerek hayata dair küçük ayrıntıları fark edebilirsiniz. buna ek olarak, yunan alfabesini de öğrenirseniz dark dizisinin bütün mantığını kavrayabilirsiniz.....
devamını gör...

orhan gencebay'ın 1983 yılındaki zulüm isimli filminde annesi rolünü oynayan sanatçı yıldız kenter filmin bir sahnesinde tecavüze uğruyor fakat sansür kurulu "devlet sanatçısına tecavüz edilemez" diyerek bu sahneleri kesiyor.
devamını gör...

vay arkadaş yine sosyal sınıflar.
devamını gör...

(bkz: dansöz) cennet mahallesi bağımlısı vizyonlu bir insan olarak en büyük hayalimdi sonra göbeğimle yüzleşip vazgeçtim.
devamını gör...

güneş sistemi'nde bulunan ve izlediği yörünge nedeniyle belirli dönemlerde güneş'in yakınından geçen kuyruklu yıldızların, güneş'e yaklaştıkları için ısınarak ufalanmaları sonucu geride bıraktıkları parçalarının da yörüngeye oturması ve bunların yörüngesi ile gezegenimizin yörüngesinin kesişmesi nedeniyle, her yıl düzenli olarak ortaya çıkan doğa olayı.

meteorlar atmosfere girdikten sonra, havanın sürtünme kuvveti ve sahip oldukları hızın etkisiyle yanmaya başlarlar ve hareketli parlak noktalar olarak görünürler. yıldız kayması diye bilinen olay aslında budur.

***

meteor yağmurları genellikle birkaç gün hatta hafta sürebilir. ancak doruk noktasına ulaştıkları bir gece olur. o gecelerde, ışık kirliliği olmayan bir yerde göğe baktığınızda, görebileceğiniz maksimum sayıda meteoru görebilirsiniz. meteorlar genel olarak gökyüzünde hangi bölgeden geliyor gibi görünüyorsa, aldıkları isim de o bölgede bulunan bir takımyıldızdan gelir. yani göğe baktığınızda, mesela perseid takımyıldızı yönünden geliyormuş gibi görünen çok sayıda meteor görüyorsanız, bunun adı perseid meteor yağmuru olarak anılır.

***

dünyanın şekli nedeniyle, hangi bölgesinde yaşadığınıza bağlı olarak görebileceğiniz meteor yağmurları ve tarihleri farklılık gösterir. yani kuzey yarım küreden izleyeceklerinizle, güney yarım küreden izleyecekleriniz, enleme bağlı olarak farklılık gösterebilir. ekvatora yakın bölgelerde yaşayanlar ise hemen hemen hepsini gözleme şansına sahip olabilirler.

tübitak ulusal gözlemevi'nin 2020 yılı için hazırlanmış gök olayları yıllığından alınan tarihler, izleyebileceğiniz meteor yağmurlarını gösteriyor. tabi şu an sadece geminid kaldı geriye.

quadrantid (dörtlük) 2-3 ocak
lyrid (çalgı) 22-23 nisan
eta aquarid (eta kova) 5-6 mayıs
delta aguarid (delta kova) 27-28 temmuz
perseid (perse) 12-13 ağustos
orionid (avcı) 20-21 ekim
leonid (aslan) 17-18 kasım
geminid (ikizler) 13-14 aralık
devamını gör...

yazın yaşanan en büyük pişmanlıklardan birisi. düşersin bir gaflete, sürersin. zaten sıcak, terliyorsun, sürer sürmez şıpır şıpır yüzünden ter akmaya başlar. esktra ateş basar.
yüzünü sabunla yıkayarak çözüm bulabilirsin ama baştan ne gerek vardır sürmeye. her seferinde tongaya düşersin.
(bkz: derdini seveyim)
devamını gör...

kondomun yırtıldığını farkettiği andır.
devamını gör...

kafa sözlük online sayısı dipteyken moderasyon.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zinhar doğrudur.
mesela 2003'e kadar mezun her eğitim fak. atanırmış.
mesela 2000lere kadar iş arama diye bir kavram yokmuş. çevremdeki büyüklerin ilkokul mezunları sümerbank, şeker, dsi, köy hizmetleri, karayolları vs rahat iş bulurmuş. şimdi hepsi satıldı.
mesela barajlar satıldı. (bir ülke işgal edilecekse ilk barajlar imha edilirmiş)
mesela apo gönderildiği dönemde tsk bir yarbay!!! sınıra gidip suriye savunma bak ayağına çağırıp sınır ötesi müdahale etmekten çekinmeyiz. apoyu verin diyor. şimdi alayı bize meydan okuyor.
mesela dolar, altın.
mesela daha ne olsun.
devamını gör...

bulgar şair lubomir levçev'in yazmış olduğu bir sevdiğim şiir. çevirisi kemal özer tarafından yapılmış.

kent yaşamı bu 
bir oyun oynanır ki geceleri 
bulan hınzırca bulmuş 
deli eder adamı. 


buyurun işte. 
tam geceyarısı. 
zırrr telefon. 
sesi kargadan beter. 
-bölüyor uykunu ortasından. 
ve sen kurşun asker 
fırlıyorsun yataktan 
arıyorsun almacı karanlıkta 
-oldum olası görev duygusu yani- 
ve güçlükle yutkunarak 
aloo, diyorsun, alo!.. 
ama kaskatı susuyor 
öbür uçtaki. 


bir kötücül soluma kulağında. 
belli ki nişan alıp sıkıyorlar birine kurşunu 
ve zonklamaya başlıyor şakakların 
düş falan değil 
yanlışlık ise hiç değil 
işte acımasız oyun 


söz götürmez 
sinirlenmeye de gelmez efendim 
yokluyor işte birisi bizi. 


görünmez kulağını dayamış da uzaktan 
izliyor ne yapıp ettiğimizi. 
belki aklından çıkmış 
bir eski göz ağrın 
düşün dur bakalım 
hangisi? 
sakın ölüm hazretleri olmasın? 


ve artık 
başka çare yok 
açık bırakarak almacı öylece 
kalk 
aç bütün ışıkları 
düğmesine basıver teybin 
doldur iki bardak 
ağzı ağzına 
geç masa başına hemen 
iyice yerleş 
olup olacağı bu, tacın tahtın 
çek kağıdı önüne 
sarıl kalemine 
işte efendim alınyazın! 


ve ben 
böyle bir saatte zehir zemberek 
kadeh kaldırmak istiyorum 
ve içmek iri iri yudumlarla 
yaşasın şiir diyerek. 

şiirler! 

tek varlık, elinde avucunda ozanın, 
düşmanı bile varsa 
şiirler onun en bağlı düşmanı. 


var olun şiirler! 
kaldırma gücü neyse kanatların 
sizin sessiz direnişiniz de öyle, 
doğal yeteneğin ürünü olun şiirler 
ve öncüye öncülük edin hep! 


edin ki 
onurlandırsın bizi 
ulaştığımız düzey, 
sağlığınıza 
           -bilinenler ve bilinmeyenler- 
                                sağlığınıza, 
kaldır kadehini heyy 
                                kurşun asker! 


bizi 
dostlarımız unutabilirler 
                    - bu olağan- 
ama düşmanlarımız 
                    hiç bir zaman!
devamını gör...

kelimeler, bazı anlamlara gelmiyor albayım..

(bkz: tehlikeli oyunlar) - (bkz: oğuz atay)
devamını gör...

çok geniş bir yelpazeye mi sahip yoksa fantastik olarak adlandırılmış ama çok da fantastiğe kaçmayan eserlerin fantastiklik yüzdesi mi vardır karar veremediğim edebiyat türü.

şimdi efendim elflerden, büyücülerden, ejderhalardan, vampirlerden filan haz etmeyen daha doğrusu onlar hakkında birden fazla eser okumayı kabul etmeyen bünyem ultra gelecek-cyberpunk tasvirlerine, fantastikimsi distopyalara bayılmaktadır örneğin. şimdi bu beni ne derece fantastik edebiyat okur sever yapar bilemiyorum.

günümüzde fantastik edebiyat dendiğinde insanların aklına tolkien, yüzük sevirisi bla bla gelmesi ciddi bir algı kayması yaşatmıştır insanlara bu konuda. bende de söz konusu olan bir kayma... oysa ki yüzüklerin efendisinde oluşturulmuş bir disneyland (sihirli, kadim ve bambaşka bir dünya) salt fantastikken (hatta direkt olarak epik-fantazi), ursula k, le guin'in mülksüzler romanındaki iki farklı evren, uzay taşıtları, ileri fizik olan ama gelmiş geçmiş en önemli sistem eleştirisi yapan romanı da fantastik/bilim kurgudur.

ya da mesela bakalım androidler elektrikli koyun düşler mi kitabı en önemli fantastik cyberpunk romanlarından biridir ve ilklerde adı geçmektedir. yine bu roman son derece sert bir sistem eleştirisi yapmaktadır. öte yandan yüzüklerin efendisi'nin çıkış noktasında yazarın filolojinin, mitolojinin, dinin, sanayileşmenin etkilerinin yazarda yarattığı tiksinme bulunmaktadır ve bu da bir bakıma sistem eleştirisidir. onun disneyland, diğer sözünü ettiğim fantastik kurguların ise marque de sade diyarı olduğunu bana düşündürten ise birinin büyülerken diğerinin mütemadiyen rahatsız etmesidir. bu bakımdan eğer günümüz dünyasından saklanıp nefes almak, biraz büyü elf melf görmek istiyorsanız yüzük olayına giriyorsunuz sanıyorum... öte yandan fantastik-distopik-fütüristik-cyberpunk kurguların rahatsız ediyor olması disneyland uman insanlara bir bakımdan itici geliyor. çünkü disneyland'da eninde sonunda iyiler kazanıyor.

her neyse bu durum beni yine kaçış edebiyatı ve rahatsız edici edebiyat ayrımı yapmaya zorlayacak - nihayetinde önemli olan tek şey okumak oluyor.
devamını gör...

paradox interactive'in ezilmiş, hor görülmüş, dışlanmış, terk edilmiş evden atılmış çocuğu olan strateji oyunudur. bu dediklerim birer mecaz değil. eğer tarihi yanlış hatırlamıyorsam, 30 nisan 2020 itibarıyla bu durum böyle.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
oysa ki bu oyundaki potansiyel muazzam, iskender'in imparatorluğu'nun ardılları arasındaki savaşın başladığı (m.ö 303) dönemden oyuna giriş yapıyorsunuz. antik çağda olduğunuz için tüm devlet stratejileriniz de ona göre olmak zorunda kalıyor doğal olarak. isterseniz iskender'in ardıllarından biri, ister küçük bir yunan şehir devleti; ister gücünü pekiştirmiş roma veya kartaca, ister galya ve germania'nın barbar kabilelerinden biri ile başlayın, bu gerçek hep sabit kalacak. antik çağ'ın atmosferi ile oyunun içine çekileceksiniz.

yani, en azından öyle olmalıydı...

16 şubattaki marius güncellemesine kadar oyunun bazı eksikleri vardı o kabul. özellikle bazı savaş mekanikleri ve oyun dinamikleri baya overpowered olabiliyordu. fakat levy-legion sisteminin gelmesiyle artık öyle dilediğiniz gibi asker de basamıyorsunuz. oyun ekonomik ve politik gücünüze bağlı olarak ordu ve donanmanızı da gerçeğe uygun bir şekilde kısıtlıyor. ki bu bana kalırsa oldukça büyük bir artı. elbette bu tür oyunlarda "cheesing" dediğimiz olayı engellemek neredeyse imkansız. fakat yine oyunu düzgün oynamak isteyenler için oldukça güzel bir denge katıyor oyuna. işin daha ekonomik, kültürel kısımları ve belki de savaştan bile çok daha zorlu kısmı olan iç işleri ve yolsuzluk yapan karakterler ile uğraşma kısmına ise hiç değinmeyeceğim bile. yoksa bu tanım uzar da uzar, ve ben o kadar uzun yazmak için çok üşengeçim.

özetlemek gerekirse, şunu demek istemiştim:
bu oyunun akıbeti için çok üzülüyorum. tam kendini düzelttiği ve asıl ilgiyi görmesi gerektiği zamanda paradox kitlesi yüzünü çevirdi, gözünü yumdu bu oyuna. sessiz sedasız kendi başıma oynarken bari boş boş durmayıp az reklamını yapasım geldi. cidden diyorum he, güzel oyun. oynayınız, oynatınız şu mereti...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim