aceso
yunan mitolojisi'nde hastalıklardan iyileştirme tanrıçasıdır. tıbbın ve sağlığın tanrısı asklepios ile ağrı yatıştırma tanrıçası epione'nin kızıdır.
devamını gör...
geceye bir paradoks bırak
"beni beğeneni ben, ben beğenmem; benim beğendiğim ise beni beğenmez."
- ismail yk paradoksu
- ismail yk paradoksu
devamını gör...
roxa
tanımlarıyla karşılaştığımda mutlu olduğum, dobra ve samimi bulduğum menekşe yazar.
devamını gör...
fakirleri sevindiren olaylar
metrobüste oturmak. köprüden geçerken hele insan şöyle bir denize bakar ve fakirliğini elbette unutur.
devamını gör...
midye tava
enfestir. kalamar, yengeç gibi bütün deniz ürünü aperatifler gibi midye de biraya inanılmaz yakışır, 10 tabak yense yine istenebilir.
bu arada aslında pislik çekmemektedir. çok dayanıklı bir yumuşakça olduğundan deniz ne kadar pis olursa olsun yaşar, ürer.
bu arada aslında pislik çekmemektedir. çok dayanıklı bir yumuşakça olduğundan deniz ne kadar pis olursa olsun yaşar, ürer.
devamını gör...
başka birini aldatmış insanla birlikte olmak
akrep ve kurbağanın hikayesini aklıma getiren durumdur.
yüzemeyen bir hayvan olduğunun farkında olan akrep, bir gün nehrin öte yanına geçmek zorunda kalır. ne yapacağını düşünürken kıyıda pinekleyen kurbağayı görür.
akrebin kendisine yanaştığını fark eden kurbağa korkudan suya atlayıp uzaklaşmaya başlar. akrep yalvaran bir ses tonuyla sorar:
“kurbağa kardeş; karşıya geçmem gerek. beni sırtında taşır mısın?”
kurbağa büyüyen gözleriyle cevap verir.
“daha neler? beni sokup öldürürsün!”
“olur mu?” der akrep. “o zaman ben de suya batar, boğulur, ölürüm”.
kurbağa biraz düşünür ve akrebe hak verir. kıyıya çıkar, onu sırtına alır ve karşı yakaya doğru yüzmeye başlar. yolun yarısında ensesinde bir sızı hisseder. vücudu hızla soğumaktadır. kolları, ayakları hissizleşir. beraber dibini boylayacakları suya batarken son nefesinde sorar:
“hani sokmayacaktın akrep kardeş?”
akrep mahsun, mahçup, çaresiz cevap verir:
“ne yaparsın kurbağa kardeş; ben akrebim, huyum bu.”
yüzemeyen bir hayvan olduğunun farkında olan akrep, bir gün nehrin öte yanına geçmek zorunda kalır. ne yapacağını düşünürken kıyıda pinekleyen kurbağayı görür.
akrebin kendisine yanaştığını fark eden kurbağa korkudan suya atlayıp uzaklaşmaya başlar. akrep yalvaran bir ses tonuyla sorar:
“kurbağa kardeş; karşıya geçmem gerek. beni sırtında taşır mısın?”
kurbağa büyüyen gözleriyle cevap verir.
“daha neler? beni sokup öldürürsün!”
“olur mu?” der akrep. “o zaman ben de suya batar, boğulur, ölürüm”.
kurbağa biraz düşünür ve akrebe hak verir. kıyıya çıkar, onu sırtına alır ve karşı yakaya doğru yüzmeye başlar. yolun yarısında ensesinde bir sızı hisseder. vücudu hızla soğumaktadır. kolları, ayakları hissizleşir. beraber dibini boylayacakları suya batarken son nefesinde sorar:
“hani sokmayacaktın akrep kardeş?”
akrep mahsun, mahçup, çaresiz cevap verir:
“ne yaparsın kurbağa kardeş; ben akrebim, huyum bu.”
devamını gör...
şekersiz sütsüz filtre kahve
filtre kahvenin olması gereken halidir. içine şeker, süt girince pek de filtre kahve olmuyor bence. zaten tercihe göre az-çok öğütülmüş, aromalı daha yumuşak ve sert çeşitleriyle damak tadınıza en çok hitap edenini bulabilirsiniz.
devamını gör...
üç kelimede türkiye
(bkz: bermuda şeytan üçgeni)
devamını gör...
caligula
cedrik'in köpeğinin adıdır. bilinçli bir şekilde nefret edilen roma imparatoru caligula'ya atıfta bulunmak için yapılmıştır.
türkçe makalelerden geçip yabancı makaleleri okuduğunuzda hakikaten iğrenç bir varlık olduğunu anlıyorsunuz. neleri var anlatamayacağım. iyi ki alanım değil de tez makale istenmiyor.
türkçe makalelerden geçip yabancı makaleleri okuduğunuzda hakikaten iğrenç bir varlık olduğunu anlıyorsunuz. neleri var anlatamayacağım. iyi ki alanım değil de tez makale istenmiyor.
devamını gör...
yazarların en sevdiği mfö şarkısı
devamını gör...
london kuvvetleri
soy gazlar ve apolar moleküller uygun koşullar sağlandığında sıvı veya katı hâle geçebilmektedir. bu da o atom veya moleküller arasında bir etkileşim olduğunu göstermektedir. apolar moleküllerde ve soy gazlarda anlık geçici dipoller oluşur. farklı atom veya moleküllerin anlık kısmi yükleri birbirini çeker ve böylece moleküller arası bağlar oluşur.
bu şekilde geçici polar özellik kazanan moleküller arasında meydana gelen çekim kuvvetlerine london kuvvetleri veya indüklenmiş dipol denir.
- - - alıntı - - -
referans: kimya dersi notlarıdır. bilgiler bana ait değildir.
bu şekilde geçici polar özellik kazanan moleküller arasında meydana gelen çekim kuvvetlerine london kuvvetleri veya indüklenmiş dipol denir.
- - - alıntı - - -
referans: kimya dersi notlarıdır. bilgiler bana ait değildir.
devamını gör...
kum zambağı
deniz kenarında kumul habitatlarda yetişebilen ender ve nadide bir bitki türü. ağustos ve ekim aylarında çiçek açıyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarını düşünmekten uyutmayan konular
sınavlar, ekonomi, gelecek, sosyal hayat... sabaha kadar yazabilirim.
devamını gör...
prenses_aurora
aslında ben öyle uzun uzun seni övecek dizeler, hatta satırlar yazamam.
çünkü eminim seninle bir kere konuşup hatta yazılarını okuyan birisi bunu hemen anlar yani ne kadar güzel bir kalbe sahip olduğunu ve bir dolsunu...
fakat benim demek istediğim şey bu değil seni tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
kolay kolay birisine oturup hayatımı ve salak ergenlik kaygılarımı anlatmam ve sen bunu yaptığım ikinci kişisin.
ne zaman bir şeyler hakkında saçmalasam bana o kadar güzel şeyler söylüyorsun ki senin gerçekliğini sorguluyorum.
sanki ikinci bir kız kardeşe sahipmişim gibi hissettiriyorsun ve bu platformun bana kazandırdığı güzel şeylerden birisisin.
gerçek hayatta yüze yüze gelip şapşal şapşal oturup bir kahve içmek istediğim kişisin..
umarım hayatında hep mutluluk var olur, ve senin gibi bir arkadaşa gerçek hayatımda çok ihtiyacımı var bunu asla unutmaaa.
çünkü eminim seninle bir kere konuşup hatta yazılarını okuyan birisi bunu hemen anlar yani ne kadar güzel bir kalbe sahip olduğunu ve bir dolsunu...
fakat benim demek istediğim şey bu değil seni tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
kolay kolay birisine oturup hayatımı ve salak ergenlik kaygılarımı anlatmam ve sen bunu yaptığım ikinci kişisin.
ne zaman bir şeyler hakkında saçmalasam bana o kadar güzel şeyler söylüyorsun ki senin gerçekliğini sorguluyorum.
sanki ikinci bir kız kardeşe sahipmişim gibi hissettiriyorsun ve bu platformun bana kazandırdığı güzel şeylerden birisisin.
gerçek hayatta yüze yüze gelip şapşal şapşal oturup bir kahve içmek istediğim kişisin..
umarım hayatında hep mutluluk var olur, ve senin gibi bir arkadaşa gerçek hayatımda çok ihtiyacımı var bunu asla unutmaaa.
devamını gör...
hoş geldin kadınım
bir nâzım hikmet şiiri*
yıl 1938. türk yazınının büyük ustalarından nâzım hikmet “orduyu isyana teşvik” suçuyla tutuklanmış ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. istanbul, ankara ve çankırı tutukevlerinde geçirilen yaklaşık 2 yılın ardından hayatının tam 10 yılını geçireceği bursa tutukevine nakledilir. bursa yılları, adına şiir denen şu incelikli sanatın en yüksek sanat düzeyine erişeceği yıllar olacaktır.
bursa tutukevinde sıradan bir gün, yıl 1948. nâzım'a bir ziyaretçi gelmiştir: yazar peride celal, fakat yalnız değildir, yanında nâzım'ın dayısının kızı münevver de vardır. münevver, nâzım'dan 15 yaş küçük, kumral saçlı, yeşil gözlü, her daim neşeli ve umut dolu bir kızdır. bir iki üç derken münevver devamlı gelir gider olmuştur cezaevine, nâzım'ın tutunacak dalı olmuştur adeta. ve nihayet aralarında bir aşk filizlenir, filizlenir filizlenmesine de bu aşkın önünde engeller vardır. nâzım'ın 13 yıllık bir evliliği vardır piraye'yle, tek engel de bu değildir üstelik, dayısının kızı münevver de evlidir ve iki tane de çocuğun annesidir.
yıl 1948. nâzım, bursa tutukevinde o şiiri kaleme alır
münevver'i için:
***
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
acıkmışındır;
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin...
***
nâzım'ın ayağını bastığı kırk yıllık beton çayır çimen olmuştur münevver sayesinde.
devamında ne mi olur?
tarih 15 temmuz 1950. nâzım, yaptığı açlık grevlerinin bedenini çok zayıf düşürmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. avukatı gelir yanına bir gün "artık özgürsün" der, "af yasası yürürlüğe girdi".
tutukevinden tahliye edilen nâzım, tedavisi biter bitmez aşkı münevver ile buluşur. eşinden ayrılmıştır münevver, nâzım da bırakır cezaevinde her gece 9'dan sonra şiirler yazdığı piraye'sini. münevver ile birlikte yaşamaya başlarlar, aralarında nikah yoktur.
tarih 26 mart 1951. münevver ile nâzım'ın aşkından bir çocuk olur: memed*
nâzım cevaevinden çıkmıştır çıkmasına da polisler bir türlü bırakmazlar peşini, her yerde takip ederler, kitaplarının basımına ve tiyatro oyunlarının oynanmasına mâni olurlar. bu da yetmezmiş gibi askerlik şubesine çağırırlar nâzım'ı, askerlik yapmamış olduğunu ve hemen sevk edilmesi gerektiğini söylerler. nâzım, bahriye mektebini bitirdiğini güverte subaylığı yaptığını ve hastalığı dolayısıyla da çürüğe çıkarıldığını ifade eden bir dilekçe yazar askerlik şubesine.
aradan birkaç ay geçer, tekrar askerlik şubesine çağırılır nâzım, zara'ya* gitmek için acilen hazırlanması gerektiğini söylerler. nâzım sağlık kuruluna çıkmak istediğini söyler ve neticede haydarpaşa hastanesi'ne gönderilir. burada onu muayene eden doktorlardan biri bu halin normal olmadığını, bu işin sonunun iyi bitmeyeceğini hissettiğini fısıldar nâzım'ın kulağına.
tarih 17 haziran 1951. sabahın erken saatinde, askerlik işini düzeltmek amacıyla ankara'ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan şair, bir daha dönmez. nâzım hikmet'in 20 haziran 1951'de romanya'ya vardığını bükreş radyosu'ndan öğrenir hükümet yetkilileri ve elbette memed'inin annesi münevver.
sonradan yazılanlara göre, bir akrabasının kullandığı sürat motoruyla istanbul boğazı'ndan karadeniz'e açılmış, bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir rumen şilebiyle* romanya'ya gitmiştir nâzım. oradan da moskova'ya geçmiştir.
nâzım hikmet, 25 temmuz 1951'de, bakanlar kurulu kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır.
münevver hanım ile oğlu memed ise polis tarafından yakından izlenmeye devam edilir. yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmez.
münevver'in varlığı nâzım'ın başka kadınlarla birlikte olmasına engel olmadı. yurt dışında birçok sevgilisi oldu.
yıllar sonra stocholm barış konferansı'nda italyan bir delege olan joyce salvadori lussu, hayranı olduğu nâzım ile tanışma fırsatı buldu. zaman içinde de nâzım'la arkadaşlıkları ilerledi. nâzım, bu italyan delege aracılığıyla istanbul'da kalan eşi ve oğlu için para bile gönderiyordu. joyce salvadori, hayranı olduğu bu şairin tüm şiirlerini münevver için yazdığını düşünüyordu, ne vera'dan ne de piraye'den haberdardı. ve bir istanbul ziyaretinde münevver ile buluştu, o gün kafasına koydu, nâzım'la aşkı münevver'i buluşturacaktı. yasal yollardan bunu yapamayacağını anlayınca da zengin, italyan bir iş adamı sayesinde münevver ile oğlu memed'i deniz yoluyla önce yunanistan'a oradan da polonya'ya kaçırdı. bu sırada nâzım, dünya barış konseyi adına fidel castro'ya barış ödülü vermek üzere küba'daydı. döndüğünde polonya'nın başkenti varşova'da münevver ve oğlu memed ile buluştu, fakat bu buluşma pek sıcak geçmedi. zira münevver, nâzım'ın moskova'da başka bir kadınla* birlikte olduğunu biliyordu. aynı şekilde nâzım da münevver'in kendisini başka bir adamla aldattığını biliyordu.
şair oracıkta bir karar verdi ve oğlu ile münevver'i polonya'da dostlarına emanet edip moskova'ya, vera'sına döndü. böylece nâzım-münevver aşkı tamamen son buldu.
kişisel tavsiye: nâzım'ın münevver'den sonraki hikayesini (galina ve vera) okumak için iki sevda başlığındaki şu giriye göz atabilirsiniz: #439740
yıl 1938. türk yazınının büyük ustalarından nâzım hikmet “orduyu isyana teşvik” suçuyla tutuklanmış ve 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. istanbul, ankara ve çankırı tutukevlerinde geçirilen yaklaşık 2 yılın ardından hayatının tam 10 yılını geçireceği bursa tutukevine nakledilir. bursa yılları, adına şiir denen şu incelikli sanatın en yüksek sanat düzeyine erişeceği yıllar olacaktır.
bursa tutukevinde sıradan bir gün, yıl 1948. nâzım'a bir ziyaretçi gelmiştir: yazar peride celal, fakat yalnız değildir, yanında nâzım'ın dayısının kızı münevver de vardır. münevver, nâzım'dan 15 yaş küçük, kumral saçlı, yeşil gözlü, her daim neşeli ve umut dolu bir kızdır. bir iki üç derken münevver devamlı gelir gider olmuştur cezaevine, nâzım'ın tutunacak dalı olmuştur adeta. ve nihayet aralarında bir aşk filizlenir, filizlenir filizlenmesine de bu aşkın önünde engeller vardır. nâzım'ın 13 yıllık bir evliliği vardır piraye'yle, tek engel de bu değildir üstelik, dayısının kızı münevver de evlidir ve iki tane de çocuğun annesidir.
yıl 1948. nâzım, bursa tutukevinde o şiiri kaleme alır
münevver'i için:
***
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
yorulmuşsundur;
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
acıkmışındır;
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler;
gönlüm gibi zengin,
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
hoş geldin kadınım benim, hoş geldin...
***
nâzım'ın ayağını bastığı kırk yıllık beton çayır çimen olmuştur münevver sayesinde.
devamında ne mi olur?
tarih 15 temmuz 1950. nâzım, yaptığı açlık grevlerinin bedenini çok zayıf düşürmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. avukatı gelir yanına bir gün "artık özgürsün" der, "af yasası yürürlüğe girdi".
tutukevinden tahliye edilen nâzım, tedavisi biter bitmez aşkı münevver ile buluşur. eşinden ayrılmıştır münevver, nâzım da bırakır cezaevinde her gece 9'dan sonra şiirler yazdığı piraye'sini. münevver ile birlikte yaşamaya başlarlar, aralarında nikah yoktur.
tarih 26 mart 1951. münevver ile nâzım'ın aşkından bir çocuk olur: memed*
nâzım cevaevinden çıkmıştır çıkmasına da polisler bir türlü bırakmazlar peşini, her yerde takip ederler, kitaplarının basımına ve tiyatro oyunlarının oynanmasına mâni olurlar. bu da yetmezmiş gibi askerlik şubesine çağırırlar nâzım'ı, askerlik yapmamış olduğunu ve hemen sevk edilmesi gerektiğini söylerler. nâzım, bahriye mektebini bitirdiğini güverte subaylığı yaptığını ve hastalığı dolayısıyla da çürüğe çıkarıldığını ifade eden bir dilekçe yazar askerlik şubesine.
aradan birkaç ay geçer, tekrar askerlik şubesine çağırılır nâzım, zara'ya* gitmek için acilen hazırlanması gerektiğini söylerler. nâzım sağlık kuruluna çıkmak istediğini söyler ve neticede haydarpaşa hastanesi'ne gönderilir. burada onu muayene eden doktorlardan biri bu halin normal olmadığını, bu işin sonunun iyi bitmeyeceğini hissettiğini fısıldar nâzım'ın kulağına.
tarih 17 haziran 1951. sabahın erken saatinde, askerlik işini düzeltmek amacıyla ankara'ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan şair, bir daha dönmez. nâzım hikmet'in 20 haziran 1951'de romanya'ya vardığını bükreş radyosu'ndan öğrenir hükümet yetkilileri ve elbette memed'inin annesi münevver.
sonradan yazılanlara göre, bir akrabasının kullandığı sürat motoruyla istanbul boğazı'ndan karadeniz'e açılmış, bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir rumen şilebiyle* romanya'ya gitmiştir nâzım. oradan da moskova'ya geçmiştir.
nâzım hikmet, 25 temmuz 1951'de, bakanlar kurulu kararıyla türk vatandaşlığından çıkarılır.
münevver hanım ile oğlu memed ise polis tarafından yakından izlenmeye devam edilir. yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmez.
münevver'in varlığı nâzım'ın başka kadınlarla birlikte olmasına engel olmadı. yurt dışında birçok sevgilisi oldu.
yıllar sonra stocholm barış konferansı'nda italyan bir delege olan joyce salvadori lussu, hayranı olduğu nâzım ile tanışma fırsatı buldu. zaman içinde de nâzım'la arkadaşlıkları ilerledi. nâzım, bu italyan delege aracılığıyla istanbul'da kalan eşi ve oğlu için para bile gönderiyordu. joyce salvadori, hayranı olduğu bu şairin tüm şiirlerini münevver için yazdığını düşünüyordu, ne vera'dan ne de piraye'den haberdardı. ve bir istanbul ziyaretinde münevver ile buluştu, o gün kafasına koydu, nâzım'la aşkı münevver'i buluşturacaktı. yasal yollardan bunu yapamayacağını anlayınca da zengin, italyan bir iş adamı sayesinde münevver ile oğlu memed'i deniz yoluyla önce yunanistan'a oradan da polonya'ya kaçırdı. bu sırada nâzım, dünya barış konseyi adına fidel castro'ya barış ödülü vermek üzere küba'daydı. döndüğünde polonya'nın başkenti varşova'da münevver ve oğlu memed ile buluştu, fakat bu buluşma pek sıcak geçmedi. zira münevver, nâzım'ın moskova'da başka bir kadınla* birlikte olduğunu biliyordu. aynı şekilde nâzım da münevver'in kendisini başka bir adamla aldattığını biliyordu.
şair oracıkta bir karar verdi ve oğlu ile münevver'i polonya'da dostlarına emanet edip moskova'ya, vera'sına döndü. böylece nâzım-münevver aşkı tamamen son buldu.
kişisel tavsiye: nâzım'ın münevver'den sonraki hikayesini (galina ve vera) okumak için iki sevda başlığındaki şu giriye göz atabilirsiniz: #439740
devamını gör...
jüpiter
güneş sistemi'nde büyüklük sıralamasına göre güneş'ten sonra gelen en büyük 2. cisim ve güneş'e uzaklık bakımından 5. sıradaki gezegen.
jüpiter, gaz devlerinden biridir. kütlesi, sistemde güneş dışındaki bilinen tüm cisimlerin (uydular, kuyruklu yıldızlar vs dahil) toplamından yaklaşık 2,5 kat daha büyüktür.
güneş etrafındaki 1 tam turunu dolanma süresi, dünya zamanı ile ifade edersek yaklaşık 12 yıldır. büyük kırmızı leke'si ile tanınır bu gezegen. bu leke yüzyıllardır (belki de daha uzun süredir) devam eden bir fırtına.

(görsel, nasa. gov'dan alıntıdır.)
gezegen üzerinde gördüğünüz o karman çorman güzel şekiller, bulut ve fırtınalardan kaynaklanıyor. bu nedenle değişken olabiliyorlar.
gezegenin atmosferi ağırlıklı olarak hidrojen ve helyumdan oluşur. buna ek olarak metan, amonyak ve başka birkaç gaz daha, az miktarda da olsa bulunur atmosferinde.
başıboş gök taşlarının çoğundan, dünya'yı koruyan bir gezegendir jüpiter.
(bkz: shoemaker - levy 9)
gezegenin bazı fiziksel özellikleri, iç yapısına ilişkin modellemeler yapabilmemizi mümkün kılıyor. buna göre modellemeler gösteriyor ki, jüpiter'in dünya boyutlarından biraz daha ufak bir iç çekirdeği olmalı. ancak bu kayalık çekirdeğin yoğunluğu, dünyanın kütlesinin yaklaşık 8 katı kadar olmalı. bu çekirdeğin etrafı da yarı akışkan bir tabakayla çevrilmiş olmalı.
atmosfer hakkındaki bilgilerimiz ise farklı elektromanyetik dalga bölgelerindeki gözlemler sayesinde elde edilebiliyor. yine bu gözlemler sayesinde, gezegenin güçlü bir manyetik alanı olduğunu da biliyoruz.
gezegenin tıpkı dünyamızdaki kutup ışıklarını oluşturan mekanizmaya benzer bir manyetik alan mekanizması var.

(görsel, businessinsider. com'dan alıntıdır.)
gezegenin 79 adet uydusu var. bunlardan 53 tanesi resmi olarak onaylandı. geri kalanların gerçek birer uydu olup olmadığı henüz teyit edilmedi.
hakkında söylenecek çok şey olan bir gezegen ama bir tanım için bu kadarı yeter de artar.
jüpiter, gaz devlerinden biridir. kütlesi, sistemde güneş dışındaki bilinen tüm cisimlerin (uydular, kuyruklu yıldızlar vs dahil) toplamından yaklaşık 2,5 kat daha büyüktür.
güneş etrafındaki 1 tam turunu dolanma süresi, dünya zamanı ile ifade edersek yaklaşık 12 yıldır. büyük kırmızı leke'si ile tanınır bu gezegen. bu leke yüzyıllardır (belki de daha uzun süredir) devam eden bir fırtına.
(görsel, nasa. gov'dan alıntıdır.)
gezegen üzerinde gördüğünüz o karman çorman güzel şekiller, bulut ve fırtınalardan kaynaklanıyor. bu nedenle değişken olabiliyorlar.
gezegenin atmosferi ağırlıklı olarak hidrojen ve helyumdan oluşur. buna ek olarak metan, amonyak ve başka birkaç gaz daha, az miktarda da olsa bulunur atmosferinde.
başıboş gök taşlarının çoğundan, dünya'yı koruyan bir gezegendir jüpiter.
(bkz: shoemaker - levy 9)
gezegenin bazı fiziksel özellikleri, iç yapısına ilişkin modellemeler yapabilmemizi mümkün kılıyor. buna göre modellemeler gösteriyor ki, jüpiter'in dünya boyutlarından biraz daha ufak bir iç çekirdeği olmalı. ancak bu kayalık çekirdeğin yoğunluğu, dünyanın kütlesinin yaklaşık 8 katı kadar olmalı. bu çekirdeğin etrafı da yarı akışkan bir tabakayla çevrilmiş olmalı.
atmosfer hakkındaki bilgilerimiz ise farklı elektromanyetik dalga bölgelerindeki gözlemler sayesinde elde edilebiliyor. yine bu gözlemler sayesinde, gezegenin güçlü bir manyetik alanı olduğunu da biliyoruz.
gezegenin tıpkı dünyamızdaki kutup ışıklarını oluşturan mekanizmaya benzer bir manyetik alan mekanizması var.
(görsel, businessinsider. com'dan alıntıdır.)
gezegenin 79 adet uydusu var. bunlardan 53 tanesi resmi olarak onaylandı. geri kalanların gerçek birer uydu olup olmadığı henüz teyit edilmedi.
hakkında söylenecek çok şey olan bir gezegen ama bir tanım için bu kadarı yeter de artar.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
hayatın en yüce mutluluğu kişinin sevildiğine, kendisi olduğu için hatta kendine rağmen sevildiğine inanmasıdır.
(bkz: sefiller)
(bkz: victor hugo)
(bkz: sefiller)
(bkz: victor hugo)
devamını gör...
öldürmeyip süründüren şeyler
diş ağrısı
devamını gör...
havanın niye bu kadar sıcak olması
aslında havanın sıcak olmasının bi sebebi var, hayat şartları çok zor olduğu için sıcak havayla birlikte su buharı olacağız. yukarı çıkacağız orada diğer su buharlarıyla (mümkünse kafadakilerle) birlikte bulut oluşturup yurt dışına kaçacağız?
devamını gör...
