cleo de 5 a 7
fransızca öğrenildikten sonra izlenilmesi gereken filmlerden biri. bazı yerlerde o kadar fazla çeviri hatası var ki türkçeye insanı soğutuyor izlemekten. örneğin bir sahnede angèle adlı karakter bir hikaye anlatıyor. hikaye şöyle başlıyor:
"her şeye sahip bir adam varmış: bir karısı, çocukları, sağlığı (ve sağlık her şeydir). bir gün hasta olmuş. doktor öleceğini söylemiş. karısı üzüntüden mahvolmuş. adam çıldırmış, yataktan kalkmış ve ayrılacağını söylemiş. [...] "
hikayenin geri kalanı maalesef çevrilmemişti. *
sans toi ile beni fethetti zaten bu film ayrıca...
film neyi anlatıyor? yalnızlık ve güzellik ekseninde ilerleyen bir kurguya sahibiz. ana karakterimiz çok güzel bir kadındır. fakat yine bir bakıma güzelliğinden dolayı yalnızdır. fakat kadın (ismi cléo, gerçek ismiyse florence) kendisini güzelliğiyle avutmaya çalışır. aşkı arar bir yandan da. fakat insanlar sırf o güzel diye onunladır vs.
lakin kadının düşüncesi şu yöndedir: "ben güzelim fakat güzel olduğum için insanlar etrafımda. (aynı zamanda bir albüm çıkaran şarkıcıydı.) o halde yalnızım. eğer çirkin olsaydım belki gerçek aşk beni bulurdu. gerçekten sevilirdim bir kişi tarafından. çünkü sevgi her şeydir. ama çirkin değilim. o halde çirkinlik ölümün bir şeklidir ve güzel olduğum sürece yaşıyorumdur. o yüzden güzel olduğum için kendimi sevmeli, yalnızlığımın bir gün geçeceğini ummalıyım."
bu tarz bir akıl yürütmeye sahip olduğunu söyleyebilirim. *
şimdi spoiler.
kendisini sevdiğini söyleyen insanlar vardır. onu her an mutlu etmeye çalışır. fakat karakterimiz buna aldırış etmez pek. çünkü içten içe biliyordur derin yalnızlığını. o halde ne yapmalı? bir şey yapmayı düşünmez sanırım. güzelliğiyle yaşamaya, eğlenmeye kaptırmıştır kendini bir bakıma. fakat aşkı da yakında bulacaktır.
hikaye baş karakterin hasta olup olmadığını, ölüp ölmeyeceğini düşündüğü bir sırada geçiyor. bu sürecin sonlarına doğruysa gerçek aşk olarak adlandırabileceği bir kimseyle tanışıyor. herkes cléo'ya hastalığını abarttığını, yakında iyi olacağını söylerken sadece sondaki yeni karakterimiz onun hastalığı karşısında saygı duyuyor ve cléo için bir nevi endişeleniyor. zaten gerçek aşkı da bu kişiyle buluyor yanılmıyorsam.
film bize ne katabilir? sanırım çok şey. ya da hiçbir şey. ayrıca bir şey katmasına gerek de olmayabilir. insan doğasına güzel bir dokunuş bırakabilir. yaralarınıza merhem olabilir. veya yaralarınızı deşebilir. ama sırf o piyano sahnesi için bile izlenir bu film. o nece müthiş sahnedir yahu.
insan hiç aşık olmaz mı? aşkı yeterince derin, tehlikeli ve uzlaşmasız göremez miyiz bu hayatta? görsek ne yapardık? kaçar mıydık, kabullenir miydik? aşkın zamanı olur mu? vs. vs. sorular çoğaltılabilir. tabii her film size bu gibi mesajları, soruları yöneltecektir. neticede bir film bir hayatı ifade eder. (edebilme potansiyelindedir en azından, bizlerinki gibi...)
"kaçma, sevimli kelebek. çirkinlik ölümün bir şeklidir. güzel olduğum sürece yaşıyorumdur."
"çıplaklık kendini doğallaştırmaktır."
"-hiç aşık olmadın mı?
-bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı."
"her şeye sahip bir adam varmış: bir karısı, çocukları, sağlığı (ve sağlık her şeydir). bir gün hasta olmuş. doktor öleceğini söylemiş. karısı üzüntüden mahvolmuş. adam çıldırmış, yataktan kalkmış ve ayrılacağını söylemiş. [...] "
hikayenin geri kalanı maalesef çevrilmemişti. *
sans toi ile beni fethetti zaten bu film ayrıca...
film neyi anlatıyor? yalnızlık ve güzellik ekseninde ilerleyen bir kurguya sahibiz. ana karakterimiz çok güzel bir kadındır. fakat yine bir bakıma güzelliğinden dolayı yalnızdır. fakat kadın (ismi cléo, gerçek ismiyse florence) kendisini güzelliğiyle avutmaya çalışır. aşkı arar bir yandan da. fakat insanlar sırf o güzel diye onunladır vs.
lakin kadının düşüncesi şu yöndedir: "ben güzelim fakat güzel olduğum için insanlar etrafımda. (aynı zamanda bir albüm çıkaran şarkıcıydı.) o halde yalnızım. eğer çirkin olsaydım belki gerçek aşk beni bulurdu. gerçekten sevilirdim bir kişi tarafından. çünkü sevgi her şeydir. ama çirkin değilim. o halde çirkinlik ölümün bir şeklidir ve güzel olduğum sürece yaşıyorumdur. o yüzden güzel olduğum için kendimi sevmeli, yalnızlığımın bir gün geçeceğini ummalıyım."
bu tarz bir akıl yürütmeye sahip olduğunu söyleyebilirim. *
şimdi spoiler.
kendisini sevdiğini söyleyen insanlar vardır. onu her an mutlu etmeye çalışır. fakat karakterimiz buna aldırış etmez pek. çünkü içten içe biliyordur derin yalnızlığını. o halde ne yapmalı? bir şey yapmayı düşünmez sanırım. güzelliğiyle yaşamaya, eğlenmeye kaptırmıştır kendini bir bakıma. fakat aşkı da yakında bulacaktır.
hikaye baş karakterin hasta olup olmadığını, ölüp ölmeyeceğini düşündüğü bir sırada geçiyor. bu sürecin sonlarına doğruysa gerçek aşk olarak adlandırabileceği bir kimseyle tanışıyor. herkes cléo'ya hastalığını abarttığını, yakında iyi olacağını söylerken sadece sondaki yeni karakterimiz onun hastalığı karşısında saygı duyuyor ve cléo için bir nevi endişeleniyor. zaten gerçek aşkı da bu kişiyle buluyor yanılmıyorsam.
film bize ne katabilir? sanırım çok şey. ya da hiçbir şey. ayrıca bir şey katmasına gerek de olmayabilir. insan doğasına güzel bir dokunuş bırakabilir. yaralarınıza merhem olabilir. veya yaralarınızı deşebilir. ama sırf o piyano sahnesi için bile izlenir bu film. o nece müthiş sahnedir yahu.
insan hiç aşık olmaz mı? aşkı yeterince derin, tehlikeli ve uzlaşmasız göremez miyiz bu hayatta? görsek ne yapardık? kaçar mıydık, kabullenir miydik? aşkın zamanı olur mu? vs. vs. sorular çoğaltılabilir. tabii her film size bu gibi mesajları, soruları yöneltecektir. neticede bir film bir hayatı ifade eder. (edebilme potansiyelindedir en azından, bizlerinki gibi...)
"kaçma, sevimli kelebek. çirkinlik ölümün bir şeklidir. güzel olduğum sürece yaşıyorumdur."
"çıplaklık kendini doğallaştırmaktır."
"-hiç aşık olmadın mı?
-bazen, ama hiçbir zaman istediğim derinliğe ulaşmadı."
devamını gör...
ölmesi gereken türk gelenekleri
şüphesiz dedikodudur. dedikodu da vazgeçilmez geleneklerimizdendir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çizimleri
bence kadınlar onun fotoğraf makinesinde bir başka güzel..natalia arantseva ya ait bir fotoğrafı kopya etmeye çalışmıştık bir zamanlar...2018 yılı yağlı boya kopya çalışması.
devamını gör...
müslüm gürses şarkılarında geçen acımasız sözler
başka yer başka zaman sensiz ömrüm olsun..
devamını gör...
kadir mısıroğlu
rüyasında görüp ıslak osmanlı hayalleri kuranların ilan-ı aşk ettiği fesli meczup.
devamını gör...
türkiye'nin en zeki siyasetçisi
ismet inönü'dür. 2.dünya savaşında yanlış hatırlamıyorsam ıran'da churchill ile yaptığı ufacık diyalog'da bile görünebilir. iö - wc
iö- burayı nasıl koruyorsunuz(bulunduğu yeri kastederek)
wc- korkmanıza gerek yok, 20 uçakla koruyoruz.
iö - yani bize sadece burayı koruyacak kadar bile uçak vermeden almanya ile savaşa girmemizi istiyorsunuz.
yaman adammışsın ismet inönü, büyük adammışsın. saygıyla
iö- burayı nasıl koruyorsunuz(bulunduğu yeri kastederek)
wc- korkmanıza gerek yok, 20 uçakla koruyoruz.
iö - yani bize sadece burayı koruyacak kadar bile uçak vermeden almanya ile savaşa girmemizi istiyorsunuz.
yaman adammışsın ismet inönü, büyük adammışsın. saygıyla
devamını gör...
love of the continents
hic olmayacak bir saatte yuregime istanbul hasreti sokmus videodur. ayrica gordugum en guzel tanitim videosu olabilir evet. bu sehre asik biri olarak arada izleyip ic cekecegime eminim...
devamını gör...
kalbinizi en çok kıran cümle
ama ile başlayan her cümle.
devamını gör...
niloya
terapi için aşağıdaki videosunu izlediğim çizgi film.
devamını gör...
en yüksek kulenin türküsü
rimbaud, kirli suların içinde açan bir lotus kadar berrak bir zamanı çağırıyor. o güzel ân'ı çoğaltıyor çağlarca ve fakat o çağda olmamanın öfkesiyle. aç bir insanın çaresizliği değil, öfkesi var rimbaud'da. bunu susuzluğu belalı buluşundan ve bu susuzluğa karşı kabaran damarlarından anlıyoruz. ve işte o damarlardan bu şiirleri damıtıyor şair.
dönmeli, geri gelmeli,
o sevdalar çağı.
dayandım nasıl da
unutamam bir daha artık,
o korkular, kaygılardı
uçup gitti göklere.
bir belalı susuzluk
kabartıyor damarlarımı.
dönmeli, geri gelmeli,
o sevdalar çağı.
bir çayır gibi tıpkı
unutulmuş bir kıyıda,
karamukların, günlüklerin
çiçek açıp büyüdüğü,
o yabanıl uğultusunda
korkunç pis sineklerin.
dönmeli, geri gelmeli,
o sevdalar çağı.
arthur rımbaud
çeviri: ilhan berk
dönmeli, geri gelmeli,
o sevdalar çağı.
dayandım nasıl da
unutamam bir daha artık,
o korkular, kaygılardı
uçup gitti göklere.
bir belalı susuzluk
kabartıyor damarlarımı.
dönmeli, geri gelmeli,
o sevdalar çağı.
bir çayır gibi tıpkı
unutulmuş bir kıyıda,
karamukların, günlüklerin
çiçek açıp büyüdüğü,
o yabanıl uğultusunda
korkunç pis sineklerin.
dönmeli, geri gelmeli,
o sevdalar çağı.
arthur rımbaud
çeviri: ilhan berk
devamını gör...
üniversiteye başlayacaklara tavsiyeler
sınıfta oluşan gruplaşmalardan birine katılmak zorunda değilsiniz ve herkesi mantıklı hareket eden insanlar olarak beklemeyin.
devamını gör...
mevlüt bulma grubu
facebook’ta mevlüt kovalayan insan topluluğu.
başta şaka sandığım, ciddi olduğunu görünce şahsımı dumura uğratan eylem. gruptakiler hastanede yoğunbakımda yatan insan’ın elini tutarak fotoğraf paylaşıyor ve “hazır olun, mevlüt menüsü hazırlanıyor.” şeklinde paylaşımlar yapıyor.
diğerleri ise katıldığı mevlütlerin yemeklerini paylaşıp, yorumlayıp, puan veriyorlar. yemekleri beğenmiyorlar üstelik.
orda insanlar ölmüş, yakınları acı çekiyor, bunlar boğaz derdinde. hayret bişey. daha neler görücez acaba?
bu terbiyesizliğe kelimelerim yetmiyor.

başta şaka sandığım, ciddi olduğunu görünce şahsımı dumura uğratan eylem. gruptakiler hastanede yoğunbakımda yatan insan’ın elini tutarak fotoğraf paylaşıyor ve “hazır olun, mevlüt menüsü hazırlanıyor.” şeklinde paylaşımlar yapıyor.
diğerleri ise katıldığı mevlütlerin yemeklerini paylaşıp, yorumlayıp, puan veriyorlar. yemekleri beğenmiyorlar üstelik.
orda insanlar ölmüş, yakınları acı çekiyor, bunlar boğaz derdinde. hayret bişey. daha neler görücez acaba?
bu terbiyesizliğe kelimelerim yetmiyor.

devamını gör...
hesap silme seçeneği
bir işlem nasıl yapıldıysa o şekilde bozulur. dolayısı ile üye olmak için nasıl bir form dolduruluyorsa, bir "üyelikten ayrılma formu" da olmalı, e-posta kontrolü ile hesap silme seçeneğine izin verilmelidir.
işbu konuda "yeni bir oluşum" olmaktan sebep, kafa sözlük yazar kaybetmek istemiyordur ancak insanları zorla içeride tutmak "acizlik" alametidir. o nedenle o ünlü deyişi bırakayım. arif olan anlar zaten: "laissez-faire, laissez-passer!" (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!)
işbu konuda "yeni bir oluşum" olmaktan sebep, kafa sözlük yazar kaybetmek istemiyordur ancak insanları zorla içeride tutmak "acizlik" alametidir. o nedenle o ünlü deyişi bırakayım. arif olan anlar zaten: "laissez-faire, laissez-passer!" (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!)
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
sevmek kötülüğe kafa tutulan bir eylemdir. kişilerden vazgeçilebilir ama sevmekten vazgeçilemez. (bkz: seviyorum öyleyse varım)
devamını gör...
allah büyük harfle başlasın seçeneğini seçen adam
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...
devamını gör...
30 yaşından fazla olup kendini genç gören insan
bu neden insanlara dert olur? insanın kendisini nasıl gördüğü kendi şahsını ilgilendirir dediğim serzeniştir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
nickim ekşi sözlükten geldiği için oradaki entrymi direkt kopyalıyorum:
ekşi sözlüğü çok okurdum ama yazar olmayı hiç denememiştim.
aşık olduğum kişiyle konuşuyorduk birgün. hadi ekşide yazmaya başlayalım dedi. ama birbirimizin nickini bilmeyecektik. birbirimizi bulabilmek için ortak bir tema bulalım dedik. benim en sevdiğim film la vie d'adele olduğu için bu filmden bir replik koyalım dedim. ikimiz de açtık filmi ilerleye ilerleye uygun nickler aradık. fakat öyle nickler bulmalıydık ki olur da nicki sözlükte görürsek "buldum!" diyebilelim. yani öyle alelade "acıktım" tarzında bir replik de olmamalıydı. benim nickimin hikayesi bu. mavi'nin en önemli sahnelerinden birinde adele söylemişti bu cümleyi. kavga ettiklerinde emma o adam kim diye ısrarla sorunca adele itiraf etmek zorunda kalmıştı. demişti ki "sarhoşken bir kez öpüşmüştük."
ekşi sözlüğü çok okurdum ama yazar olmayı hiç denememiştim.
aşık olduğum kişiyle konuşuyorduk birgün. hadi ekşide yazmaya başlayalım dedi. ama birbirimizin nickini bilmeyecektik. birbirimizi bulabilmek için ortak bir tema bulalım dedik. benim en sevdiğim film la vie d'adele olduğu için bu filmden bir replik koyalım dedim. ikimiz de açtık filmi ilerleye ilerleye uygun nickler aradık. fakat öyle nickler bulmalıydık ki olur da nicki sözlükte görürsek "buldum!" diyebilelim. yani öyle alelade "acıktım" tarzında bir replik de olmamalıydı. benim nickimin hikayesi bu. mavi'nin en önemli sahnelerinden birinde adele söylemişti bu cümleyi. kavga ettiklerinde emma o adam kim diye ısrarla sorunca adele itiraf etmek zorunda kalmıştı. demişti ki "sarhoşken bir kez öpüşmüştük."
devamını gör...
rint
farsça kökenli kelimedir. rind olarakta bilinmektedir. dünyevi olan her şeyi boşveren, yaşanan her durumu kendi içinde sorgulayan kendi iç dünyasında karar veren kalp gözü ile gören, gönül eri olan kişilerdir.
devamını gör...
gökyüzü herkesindir
şiiri'de yazmadan olmaz.
“bir gün çok bunalırsan
denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz…
sakın unutma gökyüzüne bakmayı
gökyüzü senindir
gökyüzü herkesindir”
“bir gün çok bunalırsan
denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz…
sakın unutma gökyüzüne bakmayı
gökyüzü senindir
gökyüzü herkesindir”
devamını gör...