hang davulu
2000 yılında felix rohner ve sabina schärer (panart hangbau ag) tarafından icat edilen vurmalı çalgı.
bir zaman sonra bu kişiler üretim yapmayı durdurur ancak başka ülkelerde buna benzer çalgılar üretilmeye devam eder. işte tum bu vurmalı çalgılara ortak handpan ismi verilir.
müzik aletlerinin büyük çoğunluğunun geçmişinin binyillar öncesine dayandığını düşününce henüz 20 yıllık bir müzik aletini tanımak oldukça ilginç.
güzel bir örneği.
bir zaman sonra bu kişiler üretim yapmayı durdurur ancak başka ülkelerde buna benzer çalgılar üretilmeye devam eder. işte tum bu vurmalı çalgılara ortak handpan ismi verilir.
müzik aletlerinin büyük çoğunluğunun geçmişinin binyillar öncesine dayandığını düşününce henüz 20 yıllık bir müzik aletini tanımak oldukça ilginç.
güzel bir örneği.
devamını gör...
tokat etkisi yaratan gerçekler
buyumek gercekten de hic guzel bir sey degilmis. ben boyle hayal etmemistim...
devamını gör...
sözlükte güzel kız olmaması
böyle bir platformda kadınlar neden sizin saçma güzellik açlığınızı doyurmaya çalışsın düşündünüz mü hiç.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
kitap okumak, fotoğraf cekmek, yuzmek, koşmak, resim çizmek..
devamını gör...
keyif veren yer
her hangi bir kamp alanı.
devamını gör...
cem karaca şarkılarındaki ölümcül cümleler
devamını gör...
erik
baharı yaza devşiren meyve.
biraz önce sokağa çıkma yasağı başlamadan düştüm sokağa, birkaç alınacak listeledim kendime. montsuz sokağa çıkma zamanlarının keyfi bir başka yüreğimde. gün ışığı tene değdikçe verdiği haz da. ki bu yüzden her yazın sonunda çikolata rengine ulaşıveriyorum istemsizce.
yürümeye başladım, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde. sokakları tatlı bir telaş kaplamıştı bir yandan akşamın son saatleri, özgürlüğün son anları herkes bir yere koşturuyor gibiydi. ben hiç acelem yokmuşçasına salınarak yürüdüm sokakta. uzun zamandır hasret kaldığım için her şeye, herkese dikkatle bakarak.
balıkçıya girdim sonra. tezgahta birkaç çeşit vardı sadece. ve yakaladığımızda iş yapmaz diye denize bıraktığımız karagözün kilosu kırk tl olmuştu. şaşırdım. etrafa baktım seyrelen tek şey çeşit değildi, balık temizlemek için çalışan afgan çocuklar da kaybolmuştu ortalıktan. balıkçı işin başına geçmiş. kendisi temizliyor balıkları. düşündüm sonra "peki işten çıkarılıp, gözden kaybolan o insanlar nerede?".
kasabın içi de bomboştu. bir tek manavın önünde sıra vardı. poşet poşet sebzeleri taşıyordu insanlar ellerinde.
moralim bozuldu. görünce daha bir keder çöktü yüreğime. derin bir nefes aldım. elimdeki ağırlık arttıkça yüreğimdeki de arttı sanki adaletsiz hayata karşı.
ama insan evladıyım ben de biraz unutkan herkes gibi... güneşi tenimde hissedince tekrar bir gülümseme oturdu yüzüme. yürüdüm. yürüdükçe açıldım. sokaklardaki, parklardaki çocukları gördükçe, yeşile doydukça umutlandım. bir bahçenin kıyısından sarkan erik dalını gördüm sonra. mini minnacık erikler. aldı çocukluğuma götürdü beni. bahçenin dışına taşan sokağın malıdır dedim. birkaç tanesini koparıp içimdeki çocuğu mutlu ettim. bu kez daha da kocaman bir gülümseme ile yürüdüm, yürüdüm.
biraz önce sokağa çıkma yasağı başlamadan düştüm sokağa, birkaç alınacak listeledim kendime. montsuz sokağa çıkma zamanlarının keyfi bir başka yüreğimde. gün ışığı tene değdikçe verdiği haz da. ki bu yüzden her yazın sonunda çikolata rengine ulaşıveriyorum istemsizce.
yürümeye başladım, cıvıl cıvıl kuş sesleri eşliğinde. sokakları tatlı bir telaş kaplamıştı bir yandan akşamın son saatleri, özgürlüğün son anları herkes bir yere koşturuyor gibiydi. ben hiç acelem yokmuşçasına salınarak yürüdüm sokakta. uzun zamandır hasret kaldığım için her şeye, herkese dikkatle bakarak.
balıkçıya girdim sonra. tezgahta birkaç çeşit vardı sadece. ve yakaladığımızda iş yapmaz diye denize bıraktığımız karagözün kilosu kırk tl olmuştu. şaşırdım. etrafa baktım seyrelen tek şey çeşit değildi, balık temizlemek için çalışan afgan çocuklar da kaybolmuştu ortalıktan. balıkçı işin başına geçmiş. kendisi temizliyor balıkları. düşündüm sonra "peki işten çıkarılıp, gözden kaybolan o insanlar nerede?".
kasabın içi de bomboştu. bir tek manavın önünde sıra vardı. poşet poşet sebzeleri taşıyordu insanlar ellerinde.
moralim bozuldu. görünce daha bir keder çöktü yüreğime. derin bir nefes aldım. elimdeki ağırlık arttıkça yüreğimdeki de arttı sanki adaletsiz hayata karşı.
ama insan evladıyım ben de biraz unutkan herkes gibi... güneşi tenimde hissedince tekrar bir gülümseme oturdu yüzüme. yürüdüm. yürüdükçe açıldım. sokaklardaki, parklardaki çocukları gördükçe, yeşile doydukça umutlandım. bir bahçenin kıyısından sarkan erik dalını gördüm sonra. mini minnacık erikler. aldı çocukluğuma götürdü beni. bahçenin dışına taşan sokağın malıdır dedim. birkaç tanesini koparıp içimdeki çocuğu mutlu ettim. bu kez daha da kocaman bir gülümseme ile yürüdüm, yürüdüm.
devamını gör...
itdirseği
diğer ismi arpacıktır çünkü halk arasında arpa ile tedavi edilir. ayrıca bu tanım ilaç ve tedavi tavsiyesi değildir.
devamını gör...
inek
aynı biz insanlar gibi memeli hayvanlardır. tıpkı biz insanlar gibi yavrularını dokuz ay karnında taşır. yavrularını beslemek için de süt üretirler aynı biz insanlar gibi. yavrular sütten kesilince süt üretmeyi bırakırlar aynı bizler gibi. yani biz insanlar tüketsin diye süt üretimini devamlı hale getirebilmek için gebe ineklere gereksinim var.
devamını gör...
aşk evliliği vs mantık evliliği
aşık olmak, mantıklı olmayan bir evliliğe imza atacağın anlamına gelmiyor. aşık olduğum insanla mantık çerçevesinde bir evlilik seçeneğini tercih ediyorum.
devamını gör...
styx nehri
üzerine tanrıların yemin ettiği nefretin nehridir. aynı zamanda hades'in beş ırmağından biridir. tanrılar vs. titanlar savaşından tanrılar galip gelince savaşa katılanlar olimpos'a zeus'un yanına çıkarlar. zeus'un yanına ilk giden de styx olduğu için zeus bir kural koyar:
"tüm tanrılar styx üzerine ölümüne yemin edecek."
yalan yemin edenlerin sonu da hazindir:
yalan yemin eden tanrılar 1 sene boyunca bir nevi taşa dönüşür*. 1 senenin sonunda canlansalar da 9 sene boyunca diğer tanrıların yanına yaklaşamazlar.
styx nehri aynı zamanda ölümsüzlüğün sembolüdür, suyuna girenlerin ölümsüz olacağına inanılır. (bkz: akhilleus)
ölülerin gözüne bozuk para koyma geleneği de buradan gelir.
styx nehri ölüler diyarı ile yaşayanlar diyarının geçididir. nehirden geçemeyenler ölüler diyarına ulaşamaz. ölüleri taşıan kayıkçının adı da charon'dur. charon, kapitalizme boyun eğmiştir maalesef ve ölülerden geçiş ücreti ister. bu yüzden ölülerin gözüne bozuk para konurmuş eskiden bazı toplumlarda.
aynı zamanda styx grubunun meşhur "boat on the river" şarkısı da entry nick uyumu tadındadır.*
"tüm tanrılar styx üzerine ölümüne yemin edecek."
yalan yemin edenlerin sonu da hazindir:
yalan yemin eden tanrılar 1 sene boyunca bir nevi taşa dönüşür*. 1 senenin sonunda canlansalar da 9 sene boyunca diğer tanrıların yanına yaklaşamazlar.
styx nehri aynı zamanda ölümsüzlüğün sembolüdür, suyuna girenlerin ölümsüz olacağına inanılır. (bkz: akhilleus)
ölülerin gözüne bozuk para koyma geleneği de buradan gelir.
styx nehri ölüler diyarı ile yaşayanlar diyarının geçididir. nehirden geçemeyenler ölüler diyarına ulaşamaz. ölüleri taşıan kayıkçının adı da charon'dur. charon, kapitalizme boyun eğmiştir maalesef ve ölülerden geçiş ücreti ister. bu yüzden ölülerin gözüne bozuk para konurmuş eskiden bazı toplumlarda.
aynı zamanda styx grubunun meşhur "boat on the river" şarkısı da entry nick uyumu tadındadır.*
devamını gör...
görgüsüzce davranışlar
toplu taşıma da yüksek ses ile telefon görüşmesi yapmak
sol şeritten aheste fıstık makamında gitmek
kaldırımda giderken aniden duraksamak
karşıdan gelen kadına yiyecekmiş gibi bakmak. daha uzar gider bu liste.
sol şeritten aheste fıstık makamında gitmek
kaldırımda giderken aniden duraksamak
karşıdan gelen kadına yiyecekmiş gibi bakmak. daha uzar gider bu liste.
devamını gör...
kadınların birbirine sürekli nemlendirici krem ikram etmesi
erkeklerin birbirine sigara uzatmasına benzeyen durumdur.
devamını gör...
12 nisan uluslararası tecavüz günü
bununla alakalı instagram hesabımda attığım bir hikayeye eski bir arkadaşım "her şeyin mizahı yapılır." diye yanıt verdi fakat her şeyin mizahı yapılmaz.böyle şeylerin yani insanları tetikleyen şeylerin asla yapılmaz.buna gülüp (hem de türkiye gibi bir ülkede) "mizaj" diyen herkesin ciddi bir psikolojik yardım alması gerektiğini düşünüyorum.
devamını gör...
her işten sıkılmak
son zamanlarda yaşadığım durum. kitap okumak, film izlemek için bile motivasyonum yok.bazen aynı insanlarla konuşmak bazen aynı yola çıkmak aynı yerden sapmak sürekli aynı cümleyi kurmak hepsi bunaltıyor daraltıyor içimi.tamamen monotonluktan kaynaklanıyor bence. üstteki yazarın yazdıklarına ilave olarak çıtayı yükseltip bazen kendimden bile sıkılırım diyorum. hatta kendimden sıkılmaktan da sıkılırım.*
aman dikkat diyorum (bkz: eksik dikkat sendromu)
aman dikkat diyorum (bkz: eksik dikkat sendromu)
devamını gör...
akılda kalan okul travması
okul hayatı boyunca insanı derinden etkileyen olaylar.
nöbetçi öğrenci olduğum bir gün öğretmenlerden biri -sanırım müdür yardımcımızdı- çaya bakmamı istedi. ben o yaşıma kadar çay, çorba işlerine hiç bakmamıştım tabi. çaya bakarken, demlerken vs. kendimi yaktım. hala korkarım çay doldurulurken çayla uğraşılırken biri yanacak diye. neysem efem 'çaya bakar mısın?' ricasında kim bulundu tam hatırlamıyorum ama müdür yardımcımız o okulda okuduğumuz süre zarfında hep bana dondurma ısmarladı diğer öğrencilere olmadığı kadar sıcak davrandı bana hep. ben o zamanlar bunu köy okuluna istanbuldan gelmiş oluşuma yoruyordum. acıyor mu yahu bu adam bana diyordum. ? o zaman tabi anlamıyordum ama sanırım yanmış olmam onu çok etkilemişti. büyük resmi sonradan gördüm.* *beni ne zaman görse kızım hadi bize iki dondurma al gel derdi bazen başkasını gönderirdi ama ben hep orada olur o dondurmayı yerdim.
canım öğretmenim ne de severdim.*
nöbetçi öğrenci olduğum bir gün öğretmenlerden biri -sanırım müdür yardımcımızdı- çaya bakmamı istedi. ben o yaşıma kadar çay, çorba işlerine hiç bakmamıştım tabi. çaya bakarken, demlerken vs. kendimi yaktım. hala korkarım çay doldurulurken çayla uğraşılırken biri yanacak diye. neysem efem 'çaya bakar mısın?' ricasında kim bulundu tam hatırlamıyorum ama müdür yardımcımız o okulda okuduğumuz süre zarfında hep bana dondurma ısmarladı diğer öğrencilere olmadığı kadar sıcak davrandı bana hep. ben o zamanlar bunu köy okuluna istanbuldan gelmiş oluşuma yoruyordum. acıyor mu yahu bu adam bana diyordum. ? o zaman tabi anlamıyordum ama sanırım yanmış olmam onu çok etkilemişti. büyük resmi sonradan gördüm.* *beni ne zaman görse kızım hadi bize iki dondurma al gel derdi bazen başkasını gönderirdi ama ben hep orada olur o dondurmayı yerdim.
canım öğretmenim ne de severdim.*
devamını gör...


