insanı en sakin anında bile sinir eden şeyler
kahvaltıda bıçak, yemekte servis kaşığı kullanılmaması; ortak tabaklara çatallarla dalmaları. yazarken bile sinirlendim.
devamını gör...
hinterland
richard harrington ve mali harries'in başrollerinde oynadığı 2013 yapımı ingiliz polisiye dizisi.
galler bölgesinin soğuk ve sarp cografyasinda enfes görüntüler eşliğinde çekilmiş. gri ve puslu havasına, azgın dalgaların boy attığı denizine, gri taş bloklardan ve duvar kağıdı ile kaplanmış neredeyse bir örnek evlerine bakarak bu sıcak yaz günlerinde serinlemenizi sağlıyor. polisiye dizilerde amerikan yapımlarından sonra ingilizlerin bu işte daha iyi olduğunu bir kez daha ikna olmama sebep olmuştur.
jean christophe grange okuru olan şahsımın aksiyondan çok tarih ve psikoloji sevmesi nedeniyle dizinin az aksiyon bol hikayeyi yapısı hoşuma gidiyor.
tabiki bu dizide de özel hayatında sorunları olan dedektif, büro içinde iktidar savaşları, güven vermeyen iktidar yanlısı amirler ve en önemlisi gözlüklü bilgisayar ve arşiv uzmanı çalışkan yardimci klişeleri kullanılmış. insanların öldürmek için intikam duygusuna sığındığı hikayeler, ingiliz soğukluğunin hissedildiği, konuşmaların çok uzun olmadığı, dedektifin ukala şakalarının yer almadığı dizi 31 temmuz'a kadar netflix'ten izlenebilir. küçük bir suprizbozan olarak dizide her bölümde en az gösterilen karakter en çok dikkat edilmesi gereken karakter olarak dikkatinizde olmali.
galler bölgesinin soğuk ve sarp cografyasinda enfes görüntüler eşliğinde çekilmiş. gri ve puslu havasına, azgın dalgaların boy attığı denizine, gri taş bloklardan ve duvar kağıdı ile kaplanmış neredeyse bir örnek evlerine bakarak bu sıcak yaz günlerinde serinlemenizi sağlıyor. polisiye dizilerde amerikan yapımlarından sonra ingilizlerin bu işte daha iyi olduğunu bir kez daha ikna olmama sebep olmuştur.
jean christophe grange okuru olan şahsımın aksiyondan çok tarih ve psikoloji sevmesi nedeniyle dizinin az aksiyon bol hikayeyi yapısı hoşuma gidiyor.
tabiki bu dizide de özel hayatında sorunları olan dedektif, büro içinde iktidar savaşları, güven vermeyen iktidar yanlısı amirler ve en önemlisi gözlüklü bilgisayar ve arşiv uzmanı çalışkan yardimci klişeleri kullanılmış. insanların öldürmek için intikam duygusuna sığındığı hikayeler, ingiliz soğukluğunin hissedildiği, konuşmaların çok uzun olmadığı, dedektifin ukala şakalarının yer almadığı dizi 31 temmuz'a kadar netflix'ten izlenebilir. küçük bir suprizbozan olarak dizide her bölümde en az gösterilen karakter en çok dikkat edilmesi gereken karakter olarak dikkatinizde olmali.
devamını gör...
arkadaşın gay olduğunu öğrenmek
8. sınıfa gidiyordum. ergenliğin başlangıcı, homoseksüel olduğumu yeni yeni fark ediyorum ve zaten 'dışlanmış' bir çocuk olduğum için, uyum sağlama sorunum olduğu için bir tane yakın arkadaşım var, adı alper.
kendimi zar zor açtım, bir hafta kadar ve tepkisi, bir adım geri çekilerek "ben öyle değilim".
zoruma gitmişti, tabii ki öyle olmasını beklemiyordum ama bu tepki, sanki iğrenmiş gibi.
zaten sonra da koptu arkadaşlığımız.
ikimizde çocuktuk. keşke söylemeseydim.
kendimi zar zor açtım, bir hafta kadar ve tepkisi, bir adım geri çekilerek "ben öyle değilim".
zoruma gitmişti, tabii ki öyle olmasını beklemiyordum ama bu tepki, sanki iğrenmiş gibi.
zaten sonra da koptu arkadaşlığımız.
ikimizde çocuktuk. keşke söylemeseydim.
devamını gör...
yazarların paralel evrendeki alternatif nick'leri
(bkz: kinparçacığı)
paralel evreni şimdiden çok sevdim. girişler ne taraftan olur acaba...
paralel evreni şimdiden çok sevdim. girişler ne taraftan olur acaba...
devamını gör...
catch me if you can
leonardo dicaprio ve tom hanks’in başrolünü paylaştıkları drama-komedi filmi.
defalarca kendini izleten bu film bambaşka bir atmosfere sahip bence. filmi izlemeyen varsa diye çok da sıpoylır vermeyim şimdi. sonra şöyleydi böyledi. yahu biz izlememiştik. oldu mu şimdi? demeyin.
pazar gününüzü güzelleştirecek film olabilir. şimdiden seyretmeye koyulacaklara iyi seyirler dilerim.
sonrasında özelden atacağınız bir turunca hayır demem. hem film hakkında da konuşulur.
filmin beyazperde.com dan alıntı konusu da şöyle:
sıkıysa yakala, bir ajan ile bir suçlunun arasındaki kedi-fare oyununu konu ediyor. fbı ajanları hiç şüphe yok ki kendilerine çok fazla güvenmektedirler; ancak bu kez karşılarındaki, onlar için bile pek de kolay bir lokma olmayacaktır. henüz yirmili yaşlarında, çocuk yaşta bir adam onlarca ülke gezerek, bazen pilot, bazen doktor, bazen savcı mesleklerine bürünerek fbı'ı peşinden koşturmaktadır. bu ya bir kedi-fare oyunudur ya da sadece farenin oyunudur. amerikan sinemasının en büyük ustalarından steven spilerberg'in yönettiği filmin başrollerinde leonardo di caprio ve tom hanks var.
defalarca kendini izleten bu film bambaşka bir atmosfere sahip bence. filmi izlemeyen varsa diye çok da sıpoylır vermeyim şimdi. sonra şöyleydi böyledi. yahu biz izlememiştik. oldu mu şimdi? demeyin.
pazar gününüzü güzelleştirecek film olabilir. şimdiden seyretmeye koyulacaklara iyi seyirler dilerim.
sonrasında özelden atacağınız bir turunca hayır demem. hem film hakkında da konuşulur.
filmin beyazperde.com dan alıntı konusu da şöyle:
sıkıysa yakala, bir ajan ile bir suçlunun arasındaki kedi-fare oyununu konu ediyor. fbı ajanları hiç şüphe yok ki kendilerine çok fazla güvenmektedirler; ancak bu kez karşılarındaki, onlar için bile pek de kolay bir lokma olmayacaktır. henüz yirmili yaşlarında, çocuk yaşta bir adam onlarca ülke gezerek, bazen pilot, bazen doktor, bazen savcı mesleklerine bürünerek fbı'ı peşinden koşturmaktadır. bu ya bir kedi-fare oyunudur ya da sadece farenin oyunudur. amerikan sinemasının en büyük ustalarından steven spilerberg'in yönettiği filmin başrollerinde leonardo di caprio ve tom hanks var.
devamını gör...
kalevela destanı
finlandiya milli destanıdır. elias lönnrot tarafından fin kabileleri arasından derlenmiştir. eserde doğaya karşı uğraş veren kuzey insanları, onların aile erdemleri, bilgeliği ve sözün yaratıcı gücü övülür. destan kahramanları, olağanüstü özelliklere sahiptir.
olaylar dört kişi etrafında döner. lemninkainen, pohjola’nın kuzey yöreleri, en güzel kızının gönlünü kazanmaya çalışan kişidir. ilmainen, insanlara mutluluk getirdiğine inanılan fakat onları savaşa sürükleyen sampo adlı büyülü değirmeni yapan demircidir. vainamoinen, sözün büyülü gücünden yararlanan, tek gücü bilgelik olan yaşlı bir ozandır. lempa ise kötülük ruhudur.
aslı ölçülü ve uyaklı olan bu manzum destan dünyanın pek çok diline çevrilmiştir. destan finlilerin ulusal bilinçlerinin uyanmasında, unuttukları ana dillerini öğrenmelerinde oldukça önemli bir görevi yerine getirmiştir. kaynak
olaylar dört kişi etrafında döner. lemninkainen, pohjola’nın kuzey yöreleri, en güzel kızının gönlünü kazanmaya çalışan kişidir. ilmainen, insanlara mutluluk getirdiğine inanılan fakat onları savaşa sürükleyen sampo adlı büyülü değirmeni yapan demircidir. vainamoinen, sözün büyülü gücünden yararlanan, tek gücü bilgelik olan yaşlı bir ozandır. lempa ise kötülük ruhudur.
aslı ölçülü ve uyaklı olan bu manzum destan dünyanın pek çok diline çevrilmiştir. destan finlilerin ulusal bilinçlerinin uyanmasında, unuttukları ana dillerini öğrenmelerinde oldukça önemli bir görevi yerine getirmiştir. kaynak
devamını gör...
ders çalışabilmek için yapılması gereken şeyler
sözlükten çıkmak. kickleyin beni bir günlüğüne, derslerime çalışmak istiyorum...*
devamını gör...
üstteki yazarın mahlasını cümle içinde kullanmak
yat zıbar dedim, yitzhar ne dedi:)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
gece 02.25. kimbilir yazmayı bitirdiğimde yelkovan kaçı zorluyor olacak? biraz uzun yazacağım, okuyasınız yoksa hiç başlamayınız. buraya yazmayalı bir ayı geçmiş. hoş, geçtiğimiz hafta uzunca içimi döktüm de birkaç dakika sonra sessiz sedasız kaldırıverdim. yazdığım bir şeyin ilgi çekmek maksatlı yazılmış olduğunu düşünmesin diye sevgili yazarlar.*
biraz böyleyiz işte. başkalarının hisleri, başkalarının düşünceleri, başkalarının herhangi bir şeyleri bizi biz olmaktan alıkoyuyor. insanların beklentilerine kendimizi öylesine kaptırıyoruz ki biz kendimizden ne bekliyoruz, kendimiz için ne bekliyoruz, bunu unutuveriyoruz. birkaç yıl evvel bu minvalde bir twit attığımda o dönemler psikolojik olarak pek de iyi durumda olmayan bir arkadaşım, bu twiti okuduktan sonra günlerce kendisinin ne istediğini aradığını ancak bir türlü bulamadığını söylemişti. ben o twiti alelade bir şekilde attıktan sonra yatıp uyumuştum halbuki. bugün aklıma geldi ve düşündüm: dün birkaç arkadaşla modada ne de güzel vakit geçirmişiz. bugün üsküdarda farklı birkaç arkadaşla ne de uzun oturmuş zaman nasıl geçmiş anlamamışız. daha da düşündüm sonra. benimle sık konuşan, beni az buçuk tanıyan insanlardan daima duyduğum o söz öbekleri: “yine mi dışardasın? yine kimle takılıyosun? yine nerede sürtüyosun?”*
daima bir goygoy masasında yerim var* sevdiğim pek çok insan, beni sevdiğine inandığım pek çok insan, fena sayılmayan bir meslek, eh işte denilecek bir sosyal statü, yaşıyoruz, mutluyuz falan seviyoruz da hani yaşamayı. işte böyle şeyler. peki bu pembemsi, pembemtrak tablonun içerisinde ben neden sürekli biraz eksik, neden sürekli biraz doyumsuz, neden sürekli biraz melankolik hissediyorum? neden olur olmadık anlarda sürekli en kötü en gaddar en başarısız insan benmişim gibi hissediyorum?*
yoksa insan “tamamlanamayan bir varlık” diyenler kurşunu doğru yere mi isabet ettirmişler? eğer çizdiğim bu güzel tabloya rağmen dönüp dolaşıp kalbimi yoklayan ağrı için “ kanka boşver be insan tamamlanamayan bir varlıktır demişler, olur bunlar” derseniz bana ağır bir küfür ettiğinizi düşünürüm. nasılsa kimse yarası öyle kolay tanımlanabilsin istemez. öyle ya anlaşılmak isteriz de daima; derdimiz, tasamız, sızımız, ağrımız, yaramız öyle birkaç kelime ile ifade edilecek alelade bir mesele değildir, hep çetrefilli, en çetrefillidir. napayım benim için de böyle. bana bu kalbimin sıkışmasını iki cümleyle izah ederseniz buna darılırım. isteğim bir lejyoner hastalığı teşhisi de değil elbet, ağrım küçümsenmesin bana yeter.
burası artık konudan saparak ve bir hayli uzatarak geldiğimiz nokta. doğrusu bu kadar uzun yazmamın sebebi de buydu; varsın okunmasın, ben kendim için yazacağım. -bana kalırsa bu da bir aldatmaca, kendim için yazıyorsam neden günlüğüme yazmıyorum, yahut günlüğüm yoksa neden ismini karalama defteri koyduğum bir word dosyasına çiziktirmiyorum da buraya yazıyorum? demek siz de biraz okuyun diye niyetlenmişim, öyle ya kendi kendine nasıl yetsin insan?-* evet ne diyordum, iyi değilim. hayır mutlak iyi değilim. yahut mutlaka iyi değilim. sahi salvadore nasılım? sahi siz nasılsınız ruhi bey? iyiyim, iyiyim.
velhasılı bu uzun yazının özeti şu: görünüşü fena olmayan, orta halli, dümdüz, dışardan bakılınca asla görünmeyen bir düğüme sahip bir ipliğim ben. elinize ilk alışta da fark etmiyorsunuz. şöyle bir dokunmayla hissetmeniz dahi zor. iyice dokunmanız, temas etmeniz, elinizi şefkatle* şöyle bir gezdirmeniz gerekiyor. o zaman birden o düğüme temas edip oha bu nasıl olmuş böyle diye şaşırıyorsunuz. yani o kadar gizli saklı bir düğüm bu. diyorsunuz ki nasıl olmuş böyle? neden böyle? hangi böyle?*
işte benim bu gece yarım saattir meramımı arz etmeye çalıştığım mevzudaki bahis bundan başkası değildir. o dümdüz ipe* bazı geceler hışımla saldırıyor, o düğüme dokanıyor, neden böyle nasıl böyle hangi böyle diye hayıflanıyorum. hayıflandıkça buraya geliyor, buraya geldikçe kafa ütülüyorum.
insan tamamlanamayan varlık mıdır bilemem. sorduğu bazı soruların yanıtını asla bulamayan, asla bulamayacak olan ama bulamasa da sormaktan asla vazgeçemeyecek olan bir varlık var. ona insan dediklerini çok sonra öğrendim.
buraya kadar aralıksız okuyan yüce gönüllü bütün yazarlar, sorduğunuz sorulara doğru yanıtlar bulmanızı dilerim, daima.
biraz böyleyiz işte. başkalarının hisleri, başkalarının düşünceleri, başkalarının herhangi bir şeyleri bizi biz olmaktan alıkoyuyor. insanların beklentilerine kendimizi öylesine kaptırıyoruz ki biz kendimizden ne bekliyoruz, kendimiz için ne bekliyoruz, bunu unutuveriyoruz. birkaç yıl evvel bu minvalde bir twit attığımda o dönemler psikolojik olarak pek de iyi durumda olmayan bir arkadaşım, bu twiti okuduktan sonra günlerce kendisinin ne istediğini aradığını ancak bir türlü bulamadığını söylemişti. ben o twiti alelade bir şekilde attıktan sonra yatıp uyumuştum halbuki. bugün aklıma geldi ve düşündüm: dün birkaç arkadaşla modada ne de güzel vakit geçirmişiz. bugün üsküdarda farklı birkaç arkadaşla ne de uzun oturmuş zaman nasıl geçmiş anlamamışız. daha da düşündüm sonra. benimle sık konuşan, beni az buçuk tanıyan insanlardan daima duyduğum o söz öbekleri: “yine mi dışardasın? yine kimle takılıyosun? yine nerede sürtüyosun?”*
daima bir goygoy masasında yerim var* sevdiğim pek çok insan, beni sevdiğine inandığım pek çok insan, fena sayılmayan bir meslek, eh işte denilecek bir sosyal statü, yaşıyoruz, mutluyuz falan seviyoruz da hani yaşamayı. işte böyle şeyler. peki bu pembemsi, pembemtrak tablonun içerisinde ben neden sürekli biraz eksik, neden sürekli biraz doyumsuz, neden sürekli biraz melankolik hissediyorum? neden olur olmadık anlarda sürekli en kötü en gaddar en başarısız insan benmişim gibi hissediyorum?*
yoksa insan “tamamlanamayan bir varlık” diyenler kurşunu doğru yere mi isabet ettirmişler? eğer çizdiğim bu güzel tabloya rağmen dönüp dolaşıp kalbimi yoklayan ağrı için “ kanka boşver be insan tamamlanamayan bir varlıktır demişler, olur bunlar” derseniz bana ağır bir küfür ettiğinizi düşünürüm. nasılsa kimse yarası öyle kolay tanımlanabilsin istemez. öyle ya anlaşılmak isteriz de daima; derdimiz, tasamız, sızımız, ağrımız, yaramız öyle birkaç kelime ile ifade edilecek alelade bir mesele değildir, hep çetrefilli, en çetrefillidir. napayım benim için de böyle. bana bu kalbimin sıkışmasını iki cümleyle izah ederseniz buna darılırım. isteğim bir lejyoner hastalığı teşhisi de değil elbet, ağrım küçümsenmesin bana yeter.
burası artık konudan saparak ve bir hayli uzatarak geldiğimiz nokta. doğrusu bu kadar uzun yazmamın sebebi de buydu; varsın okunmasın, ben kendim için yazacağım. -bana kalırsa bu da bir aldatmaca, kendim için yazıyorsam neden günlüğüme yazmıyorum, yahut günlüğüm yoksa neden ismini karalama defteri koyduğum bir word dosyasına çiziktirmiyorum da buraya yazıyorum? demek siz de biraz okuyun diye niyetlenmişim, öyle ya kendi kendine nasıl yetsin insan?-* evet ne diyordum, iyi değilim. hayır mutlak iyi değilim. yahut mutlaka iyi değilim. sahi salvadore nasılım? sahi siz nasılsınız ruhi bey? iyiyim, iyiyim.
velhasılı bu uzun yazının özeti şu: görünüşü fena olmayan, orta halli, dümdüz, dışardan bakılınca asla görünmeyen bir düğüme sahip bir ipliğim ben. elinize ilk alışta da fark etmiyorsunuz. şöyle bir dokunmayla hissetmeniz dahi zor. iyice dokunmanız, temas etmeniz, elinizi şefkatle* şöyle bir gezdirmeniz gerekiyor. o zaman birden o düğüme temas edip oha bu nasıl olmuş böyle diye şaşırıyorsunuz. yani o kadar gizli saklı bir düğüm bu. diyorsunuz ki nasıl olmuş böyle? neden böyle? hangi böyle?*
işte benim bu gece yarım saattir meramımı arz etmeye çalıştığım mevzudaki bahis bundan başkası değildir. o dümdüz ipe* bazı geceler hışımla saldırıyor, o düğüme dokanıyor, neden böyle nasıl böyle hangi böyle diye hayıflanıyorum. hayıflandıkça buraya geliyor, buraya geldikçe kafa ütülüyorum.
insan tamamlanamayan varlık mıdır bilemem. sorduğu bazı soruların yanıtını asla bulamayan, asla bulamayacak olan ama bulamasa da sormaktan asla vazgeçemeyecek olan bir varlık var. ona insan dediklerini çok sonra öğrendim.
buraya kadar aralıksız okuyan yüce gönüllü bütün yazarlar, sorduğunuz sorulara doğru yanıtlar bulmanızı dilerim, daima.
devamını gör...
açılan başlık altında yazara laf söyleyen tip
açılan başlığı eleştirmek ile yazarın kendi fikirlerini aşağılamak farklı şeylerdir. o yüzden bu çizgiyi koruyarak herkesin saygılı biçimde eleştirmesini tavsiye ederim. aynı fikirde olmadığını nedenler ile birlikte açıklamak herkese faydalı olacaktır.
devamını gör...
adalet sarayı vs simit sarayı
adalet sarayları ülkemizde adalet dağıtamıyor. işlenen suç yapanın yanına kâr kalıyor. kesin hapse atılması gereken toplum zararlısı sokaklara geri salınıyor. toplumdaki huzurun tesisi için adalet sisteminde köklü değişim şart.
devamını gör...
avustralya
dünyanın bir ucunda yer aldığı için ingilizler bu adayı ancak tecavüzcü, katil ve hırsızları özgürlükleri karşılığında yollayayarak kolonileştirebildi. adaya geldikten sonra aborjinleri yok etmeye yönelik çalışmalar yapan bu kanı bozuk, aşağılık millet doğasına uygun olarak sık sık hayvan katliamlarıyla gündeme geliyor. zamanında atalarının getirdikleri develer ekosisteme ve insanlara zarar vermeye başlayınca aşağılık, beyinsiz mahlukatlar oldukları için sorumluluk üstlenmek yerine yine bildikleri tek şey olan yok etmeye yöneldiler. bir millet, halk, güruh onlarca yıl boyunca hiç mi gelişim göstermez? gösterememişler işte. zamanında alt kültür olarak değerlendirdikleri aborjinleri yok etmekte ahlaki bir sakınca bulmayan bu rezil topluluk günümüzde de develeri dar kafalarında "yaşamaya daha az layık" buldukları için helikopterlerle kurşunlayarak katlettiler.
yüzyıl sonra bunların torunları da çıkıp özür diler katliamlar için. yukarıda belirtildiği gibi ırkçı da olabilirler. bilmediğim hususta yargıda bulunmak istemiyorum ama ırkçı olmaları da karaktersizliklerine yönelik oldukça tutarlı olurdu.
yüzyıl sonra bunların torunları da çıkıp özür diler katliamlar için. yukarıda belirtildiği gibi ırkçı da olabilirler. bilmediğim hususta yargıda bulunmak istemiyorum ama ırkçı olmaları da karaktersizliklerine yönelik oldukça tutarlı olurdu.
devamını gör...
kitap alıntıları
yaşam, enstrümanları akortlu da olsa, akortsuz da olsa, devamlı çalan bir orkestradır.
ölüm bir varmış bir yokmuş
ölüm bir varmış bir yokmuş
devamını gör...
müge anlı esra erol gibi televizyon programlarının kaldırılmaması sorunu
bazı insanları rahatsız eden durum.
aslında aleyna çakır olayının üstü örtülmedi. gelişme oldukça programda veriliyor. her gün takip ettiğim için biliyorum. en son dna örnekleriyle ilgili araştırma yapılacaktı. oradan gelecek sonuç bekleniyor. hatta ümitcan'ın abisi müge anlı'yı tehdit ediyor sosyal medya üzerinden "kardeşimin intikamı ıvır zıvır" diyerek.
rabia naz olayına gelince... dobralık falan denmiş ama her insanın sınırları var. özellikle de türkiye gibi ülkelerde... bir düşünce deneyi yapalım. bir yere kadar çok dürüst olup her olayın üzerine gidebilirsiniz ama eğer işin içinde herhangi bir tehdit varsa, üstelik o tehdit doğrudan size değil sevdiklerinize olursa ne yapardınız mesela? "bana ne! kime ne oluyorsa olsun..." diyebilir miydiniz ya da diyebilecek olan kaç kişi var burada? bu kadının o konuyla ilgili olarak ne yaşadığını hiçbirimiz bilmiyoruz, değil mi? üstelik bir programında "her şeyi burada anlatamıyoruz. bir gün kitap yazmayı düşünüyorum. bazı şeyleri öğrenirsiniz" demişti.
olaylara biraz farklı açılardan bakmaya çalışın. her madalyonun iki yüzü vardır. hep tek taraflı bakılmaz. bu kadın en fazla olayın üzerine ısrarla giderdi, büyük ihtimalle de kimseye bir şey duyuramadan susturulurdu. program da biterdi. bunun kime ne faydası olacaktı? şimdi en azından programın devamı ile birtakım davalar tekrar açılıyor, dolandırıcı tipler tüm türkiye'den şikayetler gelince çete bağlantılarıyla beraber yakalanıyor, farklı şehirlerden yapılan ihbarlarla dosyalar birleştiriliyor vs...
toplumun ahlakını bunlar bozmuyor. toplumun bir kesimi zaten ahlaksız. üstelik altı üstü 1-2 program izlediği için ahlakı bozulan varsa, program bahanedir. o kişi her türlü bahane bulur, ahlakını yine bozar.
esra erol'u izlemediğim için pek yorum yapmayacağım. onu da bilenler değerlendirir.
aslında aleyna çakır olayının üstü örtülmedi. gelişme oldukça programda veriliyor. her gün takip ettiğim için biliyorum. en son dna örnekleriyle ilgili araştırma yapılacaktı. oradan gelecek sonuç bekleniyor. hatta ümitcan'ın abisi müge anlı'yı tehdit ediyor sosyal medya üzerinden "kardeşimin intikamı ıvır zıvır" diyerek.
rabia naz olayına gelince... dobralık falan denmiş ama her insanın sınırları var. özellikle de türkiye gibi ülkelerde... bir düşünce deneyi yapalım. bir yere kadar çok dürüst olup her olayın üzerine gidebilirsiniz ama eğer işin içinde herhangi bir tehdit varsa, üstelik o tehdit doğrudan size değil sevdiklerinize olursa ne yapardınız mesela? "bana ne! kime ne oluyorsa olsun..." diyebilir miydiniz ya da diyebilecek olan kaç kişi var burada? bu kadının o konuyla ilgili olarak ne yaşadığını hiçbirimiz bilmiyoruz, değil mi? üstelik bir programında "her şeyi burada anlatamıyoruz. bir gün kitap yazmayı düşünüyorum. bazı şeyleri öğrenirsiniz" demişti.
olaylara biraz farklı açılardan bakmaya çalışın. her madalyonun iki yüzü vardır. hep tek taraflı bakılmaz. bu kadın en fazla olayın üzerine ısrarla giderdi, büyük ihtimalle de kimseye bir şey duyuramadan susturulurdu. program da biterdi. bunun kime ne faydası olacaktı? şimdi en azından programın devamı ile birtakım davalar tekrar açılıyor, dolandırıcı tipler tüm türkiye'den şikayetler gelince çete bağlantılarıyla beraber yakalanıyor, farklı şehirlerden yapılan ihbarlarla dosyalar birleştiriliyor vs...
toplumun ahlakını bunlar bozmuyor. toplumun bir kesimi zaten ahlaksız. üstelik altı üstü 1-2 program izlediği için ahlakı bozulan varsa, program bahanedir. o kişi her türlü bahane bulur, ahlakını yine bozar.
esra erol'u izlemediğim için pek yorum yapmayacağım. onu da bilenler değerlendirir.
devamını gör...
israil'i protesto etmek için arabasını yakan çift
bunu gören israil bütün kuvvetlerini geri çekti. hatta gelen son dakika haberine göre polonya'ya taşınmaya karar vermişler. polonya'nın başı belada. *
devamını gör...
maide suresi 44'üncü ayet
saçma önerme bu yazarın islam tarihini bilmediği çok açık peygamber efendimizin o dönem kendinden aynı dinden olmayan insanlarla yaşadığı ve onlara karışmanın ne türlü yanlış olduğunu hadislerinde belirtmişken bu ayeti ortaya atmanın manasız olduğu açıktır ayrıca ayetin bu anlama geldiğini nerenden uydurdun. peygamber efendimiz ve diğer 4 halifenin müslüman olmayanlara karşı bile en ufak baskıları yoktu sadece alelen islama saldıranlara karşı bir mücadele içindeydiler. işid kafasıyla düşünmeye gerek yok. her şeyden önce insanların inançlarına saygılı olmak en temel insani görevdir . bu baskınız yüzünden insanlar inanmak istemiyor bırakın kendileri karar versin kuranı okusunlar dini keşfetsinler. zorla insanları dinin boyunduruğu altına sokamazsınız zaten bunu silah zoruyla yaparsanız bile inançları güçlü olmaz, niye olsun ki bunu zorla yapanlara karşı bende olsam içimde bir nefret olur. birine bir şeyler anlatabilirsin buna bir şey dediğim yok ama bu şekilde davranırsanız insanlar anlamak bile istemeyecektir, yok yanacaksın sen münafıksın, kafirsin bunlar nasıl tabirler böyle bırakın kuranı okuyup kendileri keşfetsinler eğer inanmak istemiyorlarsa zaten kimsenin zorla bunu yapmaya hakkı yok. biraz saygılı olun insanlara sizin tabirinizle eğer cehenneme gideceklerse bu sizi niye ilgilendiriyor kendi kararı eğer yanacaksa yanacak olanda o kişidir. şeriat gelse ne olacağını çok iyi bidikleri için istemiyorlar sen kırbaç yemek istiyorsan arabistana gidebilirsin. bu ülkede şeriata göre yaşamak isteyen zaten yaşıyor batıya göre yaşamak isteyende yaşıyor zaten bu olmalıdır insanların seçimine saygı göstermeliyiz.
devamını gör...
lazım olur düşüncesiyle atılmayan eşyalar
t: bazen lüzumsuz olan ama atamadığımız eşyaları sıraladığımız başlık.
-örgülerden artan ama yeni bir örgü örmeye yetmeyecek uzunlukta kalan ipler,
- son kullanma tarihi geçmiş steril gazlı bez ve enjektör,
- plastik kaplar*,
- çeşitli ebatlar ve özellikte poşetler,
- ürün fiş ve faturaları*,
- çivi, vida, dübel vb. tadilat tamirat parçacıkları,
- fındık kabukları*,
- cam konserve şişeleri*,
atamayacaklarımın listesi bitmiyor ve ben bu eve sığamadığımı fark ettim.
-örgülerden artan ama yeni bir örgü örmeye yetmeyecek uzunlukta kalan ipler,
- son kullanma tarihi geçmiş steril gazlı bez ve enjektör,
- plastik kaplar*,
- çeşitli ebatlar ve özellikte poşetler,
- ürün fiş ve faturaları*,
- çivi, vida, dübel vb. tadilat tamirat parçacıkları,
- fındık kabukları*,
- cam konserve şişeleri*,
atamayacaklarımın listesi bitmiyor ve ben bu eve sığamadığımı fark ettim.
devamını gör...
rahatsız (yazar)
kaybı sözlüğün mizah seviyesini direk aşağılara çeker . o derece kilit noktada bir yazardır. daim olsun yazarıdır.
devamını gör...
reenkarnasyon
doğaüstü kavramlar ve efsaneler içerisinde en çok ilgimi çeken konuların başında gelendir. genel olarak doğaüstü kavramlara şüpheci yaklaşılması gerektiği kanısındayım ancak yeryüzünde var olan ilahi ceza-mükafat sistemleri içerisinde bana en ilgi çekici gelen muamma da budur.
evreni dünyadan, canlılığı da insandan ibaret sananlar için anlaması biraz zor olabilir bu kavramı ama çok ilgi çekici ve merak uyandırıcı olduğu bir gerçek. kimi zaman gerçek olmadığını düşünsem de gerçek olmasını ümit ederim kimi zaman da çeşitli biçimlerde tekrar tekrar hayat bulmak fikri bunaltıcı gelir.
ayrıca ezici çoğunluktaki ilahiyatçılar, hocalar kesin bir dille reddetseler de bazı görüşlere göre islam'a tamamıyla ters olan bir fenomen de değildir reenkarnasyon. bazı ayetleri buna yoran hocalar var. yanılmıyorsam ilahiyatçı süleyman ateş de bunu savunanlar arasındaydı. bunun haricinde hulul ve tenasüh inancına sahip birtakım islam ekolleri ve alt mezhepleri de vardır. örneğin nüsayrilik itikadında reenkarnasyonun önemli bir yer vardır. hatay ve çevresinde arada sırada haberlere de konu olan birtakım örnekleri hatırlayanlar vardır. yani bu inanç islam'da kesinlikle yoktur demek pek doğru olmaz. hululiye anlayışı islam tarihinde birçok yerde görülebilecek bir anlayıştır. en meşhuru da sanırım hallac'ı mansur örneğidir.
tabii reenkarnasyon için hinduizm, dürzilik, kuran'da ehli kitap grubu içerisinde kabul edilen sabiilik gibi dinlerden islam'a girmiştir, kuran ayetlerine buna yormak zorlamadır da denilebilir. ancak kültürlerin, inançların stabil olmadığı ve birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olduğu, bunların arasında öge transferlerinin olabileceği de bir gerçektir. en güzel örnek kurtarıcı mehdi anlayışı olabilir buna. belki de reenkarnasyon anlayışı da bu şekilde islam'a eklenmiş olabilir.
konuya sadece sosyo-ekonomik açıdan bakıp hindistan'daki kast sistemine bağlamak da mümkündür ki bilimsel yaklaşırsak bu akla daha yatkın gelecektir.
(bkz: hululiye)
(bkz: tenasüh)
(bkz: vahdet-i vücud)
(bkz: vahdet-i şuhud)
(bkz: panteizm)
(bkz: panenteizm)
(bkz: hinduizm)
(bkz: budizm)
(bkz: karma)
(bkz: nirvana)
(bkz: fenafillah)
evreni dünyadan, canlılığı da insandan ibaret sananlar için anlaması biraz zor olabilir bu kavramı ama çok ilgi çekici ve merak uyandırıcı olduğu bir gerçek. kimi zaman gerçek olmadığını düşünsem de gerçek olmasını ümit ederim kimi zaman da çeşitli biçimlerde tekrar tekrar hayat bulmak fikri bunaltıcı gelir.
ayrıca ezici çoğunluktaki ilahiyatçılar, hocalar kesin bir dille reddetseler de bazı görüşlere göre islam'a tamamıyla ters olan bir fenomen de değildir reenkarnasyon. bazı ayetleri buna yoran hocalar var. yanılmıyorsam ilahiyatçı süleyman ateş de bunu savunanlar arasındaydı. bunun haricinde hulul ve tenasüh inancına sahip birtakım islam ekolleri ve alt mezhepleri de vardır. örneğin nüsayrilik itikadında reenkarnasyonun önemli bir yer vardır. hatay ve çevresinde arada sırada haberlere de konu olan birtakım örnekleri hatırlayanlar vardır. yani bu inanç islam'da kesinlikle yoktur demek pek doğru olmaz. hululiye anlayışı islam tarihinde birçok yerde görülebilecek bir anlayıştır. en meşhuru da sanırım hallac'ı mansur örneğidir.
tabii reenkarnasyon için hinduizm, dürzilik, kuran'da ehli kitap grubu içerisinde kabul edilen sabiilik gibi dinlerden islam'a girmiştir, kuran ayetlerine buna yormak zorlamadır da denilebilir. ancak kültürlerin, inançların stabil olmadığı ve birbirleriyle sürekli etkileşim içinde olduğu, bunların arasında öge transferlerinin olabileceği de bir gerçektir. en güzel örnek kurtarıcı mehdi anlayışı olabilir buna. belki de reenkarnasyon anlayışı da bu şekilde islam'a eklenmiş olabilir.
konuya sadece sosyo-ekonomik açıdan bakıp hindistan'daki kast sistemine bağlamak da mümkündür ki bilimsel yaklaşırsak bu akla daha yatkın gelecektir.
(bkz: hululiye)
(bkz: tenasüh)
(bkz: vahdet-i vücud)
(bkz: vahdet-i şuhud)
(bkz: panteizm)
(bkz: panenteizm)
(bkz: hinduizm)
(bkz: budizm)
(bkz: karma)
(bkz: nirvana)
(bkz: fenafillah)
devamını gör...


