lares
rom mitlojisinde koruyucu ev tanrısı
devamını gör...
şiir inceleme
uzun süredir düşündüğüm bir şeydi bir şiir üzerinde şiiri incelemesi yapmak. daha önce şiir inceleme başlığında yazmıştım. onları önce burada bir tekrarlayalım ki, okuyacak olanlara kolaylık olsun:
şiir nedir?
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları (aliterasyonlar ve asonanslar).....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak,
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu (theme/tema), şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler (öğrenciler?) için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
zamanı oy, sesini sakla; bir ahmet erhan şiirini bu izlekler eşliğinde incelemek istedim. önce şiir:
zamanı oy, sesini sakla...unutulmasın
tarih düşür her yazdığının altına
aynaya bak, yüzünü göm...unutulmasın
bir gün küllerin savrulur nasılsa
bence sen bir günlük tutmalısın
solgun güller kurutarak yapraklarında
yağmurda yürü, izini koru...unutulmasın
toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında
şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın
iyi çocuk ol, acınla büyü...unutulmasın...
-------------------------------------------------
şiire önce 'ses' özellikleri açısından bakalım:
şiir, türk şiirinin özellikle 80 sonrası bir dönemine ait olduğu için herhangi bir nazım şeklinden söz etmemiz mümkün değil. tamamen serbest ve şairin kendi özgür biçemiyle kurduğu bir şiir. bu nedenle şiirde bir ölçüden de söz etmek mümkün değil.
şiir seslerden örüldüğü için şiirde bir kafiye şeması arayalım önce:
abab/abab/aaca/a
şiir üç dörtlük ve bir dizeden oluşmuş. her dörtlük şemalaştırırken harflerle işaretlediğimiz gibi benzer seslerle örülmüş. ana ses, olumsuz emir kipi 3. tekil şahısla kurulmuş: unutulmasın!
kafiye ve rediflere tek tek bakarsak;
1. dörtlükte: unutulmasın sözleri redif.
altına ve nasılsa sözcüklerinde ise 'a' sesleri yarım kafiye.
2. dörtlükte: tutmalısın ve unutulmasın sözcüklerindeki 'sın' sesleri arasında zengin kafiye var. çünkü, 'tutmalısın'daki 'sın'-->gereklilik kipinin ikinci tekil şahsı. 'unutulmasın'daki 'sın'-->emir kipi üçüncü tekil şahıs. yani aralarında herhangi bir anlam ya da görev benzerliği yok. sadece ses benzerliği olduğu ve üç ses benzediği için de zengin kafiye diyoruz.
3. dörtlüğe gelince: birinci dizedeki yalnızlığındasın sözcüğündeki 'sın' ikinci tekil şahıs eki. üçüncü ve dördüncü dizelerdeki, unutulmasın ve kullanılmasın sözcüklerindeki ortak sesler olan 'sın'lar ise emir kipi üçüncü tekil şahıs ekleri ve bu nedenle redif ama birinci dizedeki ses benzerliği bu redif ilişkisini bozduğu için bu üç dize arasında da zengin kafiye olduğunu söyleyeceğiz.
3. dörtlüğün üçüncü dizesindeki 'karesinin' sözcüğünü başka bir kafiye işareti ile işaretlemiştik. evet burada da kulağımıza benzeyen sesler çarpıyor ama diğer üçüyle herhangi bir kafiye ya da redif ilişkisi yok bu dize ile diğer dizeler arasında. sadece bir asonans ya da aliterasyon benzerliğinden söz edebiliriz.
ve şiir tek bir vurucu dize ile bitiyor, o dizedeki kafiye sesi de bütün şiir boyunca şiire hizmet eden aynı sözcüğün içindeki aynı ses--> 'sın' sesi.
bütün bir şiir boyunca bir öğüt ve emir karışımı ifade var; bu ifade emir kipiyle pekiştirilmiş ve şiirin ana sesinin 's' sesi olduğunu; şiirde en çok tekrar edilen seslerin, ünlülerde 'ü ve 'a' (asonans); ünsüzlerde 's' sesinin yanında, 'l', 't', 'n' ve 'ç' sesleri olduğunu söyleyebiliriz (aliterasyon).
bütün bu ses benzerliklerine ve aralarındaki ilişkiye bakarsak, şiirin her şeyden önce, bir dilde yaratılan seslerin mükemmel uyumu olduğunu söyleyebiliriz. işte tam bu nedenden ötürü de şiirin asla çevrilemeyeceğini, aynı konuda farklı bir dilde yeni bir şiir yazılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
------------------------------------------
şimdi gelelim şiirin öz yönünden incelenmesine yani, anlamsal, imgesel incelemesine.
şiir incelemeleri aslında tam buradan başlar. bundan önce yazdıklarımız aslında sadece işin akademik öğretisidir ama bundan sonra yazacaklarımız herkesi ilgilendiren, şiiri şiir yapan her türlü hayal, duygu, anlam.......dır.
şiiri okuduğumuzda ilk hissettiğimiz, çocukluk anılarıyla harmanlanmış bir geleceğe bir şeyler bırakma kaygısı. son derece insani. son derece anlaşılır. hepimizde, her birimizde var olan bir duygu. öyle bir duygu ki, sözlüklere yazma nedenimiz de o, günlük tutmamız ya da fotoğraf çektirme nedenimiz de o.
geçici, kısacık ömürlerimizde bir şeylere tutunma, var olma isteği. benliğimiz.
aslında bizi biz yapan her şey, bütün duygularımız, yaşantımız, yaşadıklarımız....
hani geçmişe dönebilsek o zamanki bize, 'şu an' hakkında bir şeyler söylemek isteriz ya, hani 'keşke'lerimizi geçmişe dönüp yok etmek isteriz ya, hani o çocukluğun masum saflığındaki çocuğa, yaşadıklarının kıymetini bil, kendini koru, n'olur incinme demek isteriz ya, işte o duyguların hepsi bu şiirde var.
"şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın"
artık bugündür, bir yetişkin olarak yaşadıkların da kıymetli. ölüm, ah ölüm! evet, belki ölüm hep var ama ölümsüzlük de yok mu? yoksa bile unutulmamak. evet, o işte kesinlikle var. o zaman unutulmaz ol. öyle şeyler yap, öyle şeyler bırak ki, asla unutulma. işte ölümsüzlüğün formülü de bu. bunu bilerek yaşa.
şiirde olağanüstü imgeler, benzetmeler, mecazlar..... yok. var olanlar da o kadar açık ve net ki. gerçek çırılçıplak patlıyor suratlarımızda.
toprağı eşeleyen bir çocuk imgesinden, büyük kentte tek başına mücadele eden adam yalnızlığına kadar her sözcük bilinçli, kullanılan renkler bilinçli. eğer bir simge halinden söz edebilirsek yalnızca bu renkler bir şeyleri örterek anlatmış, yoruma açık diyebiliriz.
şiirler; bazen sırdaşımız, dert ortağımız, tesellimiz, ağlayışlarımız, umutlarımız, umutsuzluklarımız, sevinçlerimiz, coşkularımız, arzularımız, zayıflıklarımız, gücümüz, karanlık yanlarımız, bitmeyen isteklerimiz.........insanlığımız.
ben şaire, sevdiğim bir şarkı eşliğinde, bu kalp seni unutur mu diyorum.
şiir nedir?
şiirin tek bir tanımı yoktur. hatta biraz abartarak söyleyelim; şiirin, şiiri tanıyıp, bilenlerin sayısı kadar tanımı olabilir. nedir şiiri bu kadar 'özel' kılan? şiiri bilen insan sayısı kadar tanımı olmasını sağlayan?
ben bugün, şiirin edebi tanımları üzerinde durmayacağım. şiiri tıpkı öğrencilerime anlatır gibi, 'formülleştirerek' anlatmaya çalışacağım.
şiir kısaca; ses + imaj/imge'dir.
şimdi 'ses'le neyi kastettiğimizi açalım:
ses aslında şiirin biçimine ait her şeydir; şiirin nazım şekli, şiirin nazım birimi, şiirin ölçüsü, şiirin kafiye dizilişi, şiirin kafiye ve varsa redifleri, şiirdeki bilinçli ses tekrarları (aliterasyonlar ve asonanslar).....
şiirde, imge/imaj nedir onu açalım şimdi de:
imge/imaj dediğimiz şey, şiire ait her türlü anlamsal/bağlamsal niteliktir. yine formülize ederek açıklamaya çalışırsak,
şiirleri; şiirin konusu, şiirin ana duygusu (theme/tema), şiirin -eğer varsa- vermek istediği mesaj, şiirde kullanılan edebi sanatlar, şiirin imge dünyası (şiiri okuduğumuzda gözümüzde canlananlar), şiirde kullanılan sözcüklerin seçimi (dil ve anlatım)... özellikleriyle irdelediğimizde ortaya koyduğumuz her şeydir.
şimdi, yukarıdaki açıklamaları okuyanlar "bu da nedir, yazar bize ne anlatmaya çalışıyor?" diyebilirler.
bu soruya çok basitçe bir cevap verirsek, lisedeki edebiyat derslerinde ve üniversitelerdeki 'dil' bölümlerinde, bir şiir inceleneceği zaman yukarıdaki kriterlerden hareket edilir. bu kişiler (öğrenciler?) için şiir, yalnızca 'ruhlarında fırtınalar estiren bir söz mucizesi' değildir. onlar bir şiiri yukarıda saydığım kıstaslar çerçevesinde didik didik ederler.
belki siz de bundan sonra bir şiiri okurken, yukarıya yazdıklarımı hatırlar ve şiire bir de bu çerçeveden bakarsınız.
zamanı oy, sesini sakla; bir ahmet erhan şiirini bu izlekler eşliğinde incelemek istedim. önce şiir:
zamanı oy, sesini sakla...unutulmasın
tarih düşür her yazdığının altına
aynaya bak, yüzünü göm...unutulmasın
bir gün küllerin savrulur nasılsa
bence sen bir günlük tutmalısın
solgun güller kurutarak yapraklarında
yağmurda yürü, izini koru...unutulmasın
toprağı eşeleyen çocukların avuçlarında
şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın
iyi çocuk ol, acınla büyü...unutulmasın...
-------------------------------------------------
şiire önce 'ses' özellikleri açısından bakalım:
şiir, türk şiirinin özellikle 80 sonrası bir dönemine ait olduğu için herhangi bir nazım şeklinden söz etmemiz mümkün değil. tamamen serbest ve şairin kendi özgür biçemiyle kurduğu bir şiir. bu nedenle şiirde bir ölçüden de söz etmek mümkün değil.
şiir seslerden örüldüğü için şiirde bir kafiye şeması arayalım önce:
abab/abab/aaca/a
şiir üç dörtlük ve bir dizeden oluşmuş. her dörtlük şemalaştırırken harflerle işaretlediğimiz gibi benzer seslerle örülmüş. ana ses, olumsuz emir kipi 3. tekil şahısla kurulmuş: unutulmasın!
kafiye ve rediflere tek tek bakarsak;
1. dörtlükte: unutulmasın sözleri redif.
altına ve nasılsa sözcüklerinde ise 'a' sesleri yarım kafiye.
2. dörtlükte: tutmalısın ve unutulmasın sözcüklerindeki 'sın' sesleri arasında zengin kafiye var. çünkü, 'tutmalısın'daki 'sın'-->gereklilik kipinin ikinci tekil şahsı. 'unutulmasın'daki 'sın'-->emir kipi üçüncü tekil şahıs. yani aralarında herhangi bir anlam ya da görev benzerliği yok. sadece ses benzerliği olduğu ve üç ses benzediği için de zengin kafiye diyoruz.
3. dörtlüğe gelince: birinci dizedeki yalnızlığındasın sözcüğündeki 'sın' ikinci tekil şahıs eki. üçüncü ve dördüncü dizelerdeki, unutulmasın ve kullanılmasın sözcüklerindeki ortak sesler olan 'sın'lar ise emir kipi üçüncü tekil şahıs ekleri ve bu nedenle redif ama birinci dizedeki ses benzerliği bu redif ilişkisini bozduğu için bu üç dize arasında da zengin kafiye olduğunu söyleyeceğiz.
3. dörtlüğün üçüncü dizesindeki 'karesinin' sözcüğünü başka bir kafiye işareti ile işaretlemiştik. evet burada da kulağımıza benzeyen sesler çarpıyor ama diğer üçüyle herhangi bir kafiye ya da redif ilişkisi yok bu dize ile diğer dizeler arasında. sadece bir asonans ya da aliterasyon benzerliğinden söz edebiliriz.
ve şiir tek bir vurucu dize ile bitiyor, o dizedeki kafiye sesi de bütün şiir boyunca şiire hizmet eden aynı sözcüğün içindeki aynı ses--> 'sın' sesi.
bütün bir şiir boyunca bir öğüt ve emir karışımı ifade var; bu ifade emir kipiyle pekiştirilmiş ve şiirin ana sesinin 's' sesi olduğunu; şiirde en çok tekrar edilen seslerin, ünlülerde 'ü ve 'a' (asonans); ünsüzlerde 's' sesinin yanında, 'l', 't', 'n' ve 'ç' sesleri olduğunu söyleyebiliriz (aliterasyon).
bütün bu ses benzerliklerine ve aralarındaki ilişkiye bakarsak, şiirin her şeyden önce, bir dilde yaratılan seslerin mükemmel uyumu olduğunu söyleyebiliriz. işte tam bu nedenden ötürü de şiirin asla çevrilemeyeceğini, aynı konuda farklı bir dilde yeni bir şiir yazılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
------------------------------------------
şimdi gelelim şiirin öz yönünden incelenmesine yani, anlamsal, imgesel incelemesine.
şiir incelemeleri aslında tam buradan başlar. bundan önce yazdıklarımız aslında sadece işin akademik öğretisidir ama bundan sonra yazacaklarımız herkesi ilgilendiren, şiiri şiir yapan her türlü hayal, duygu, anlam.......dır.
şiiri okuduğumuzda ilk hissettiğimiz, çocukluk anılarıyla harmanlanmış bir geleceğe bir şeyler bırakma kaygısı. son derece insani. son derece anlaşılır. hepimizde, her birimizde var olan bir duygu. öyle bir duygu ki, sözlüklere yazma nedenimiz de o, günlük tutmamız ya da fotoğraf çektirme nedenimiz de o.
geçici, kısacık ömürlerimizde bir şeylere tutunma, var olma isteği. benliğimiz.
aslında bizi biz yapan her şey, bütün duygularımız, yaşantımız, yaşadıklarımız....
hani geçmişe dönebilsek o zamanki bize, 'şu an' hakkında bir şeyler söylemek isteriz ya, hani 'keşke'lerimizi geçmişe dönüp yok etmek isteriz ya, hani o çocukluğun masum saflığındaki çocuğa, yaşadıklarının kıymetini bil, kendini koru, n'olur incinme demek isteriz ya, işte o duyguların hepsi bu şiirde var.
"şimdi kentlerin yalın-kılıç yalnızlığındasın
geçtiğin kırmızı, durduğun yeşil...unutulmasın
dimdik önündesin bir fotoğraf karesinin
o fotoğrafta hiç sarı kullanılmasın"
artık bugündür, bir yetişkin olarak yaşadıkların da kıymetli. ölüm, ah ölüm! evet, belki ölüm hep var ama ölümsüzlük de yok mu? yoksa bile unutulmamak. evet, o işte kesinlikle var. o zaman unutulmaz ol. öyle şeyler yap, öyle şeyler bırak ki, asla unutulma. işte ölümsüzlüğün formülü de bu. bunu bilerek yaşa.
şiirde olağanüstü imgeler, benzetmeler, mecazlar..... yok. var olanlar da o kadar açık ve net ki. gerçek çırılçıplak patlıyor suratlarımızda.
toprağı eşeleyen bir çocuk imgesinden, büyük kentte tek başına mücadele eden adam yalnızlığına kadar her sözcük bilinçli, kullanılan renkler bilinçli. eğer bir simge halinden söz edebilirsek yalnızca bu renkler bir şeyleri örterek anlatmış, yoruma açık diyebiliriz.
şiirler; bazen sırdaşımız, dert ortağımız, tesellimiz, ağlayışlarımız, umutlarımız, umutsuzluklarımız, sevinçlerimiz, coşkularımız, arzularımız, zayıflıklarımız, gücümüz, karanlık yanlarımız, bitmeyen isteklerimiz.........insanlığımız.
ben şaire, sevdiğim bir şarkı eşliğinde, bu kalp seni unutur mu diyorum.
devamını gör...
ermeni soykırımı iddiası
sadece türkiye için iddia olarak kabul edilen olaydır. savaş suçu ve soykırım arasında fark vardır. onlarda bizi öldürdü savunması soykırım gerçeğini değiştirmez. 1948 sözleşmesinde soykırım tanımlanmış ve çerçevesi çizilmiştir. #720423">#720423 bu tanım kapsamında ölüm fermanı anlamına gelen sürgün kararı bile başlı başına soykırım kapsamına girmesi için yeterlidir.
türk tarih kitaplarında grafik bir şekilde ermenilerin, rumların vb. yaptıkları anlatılırken, seyfodan bahsedilmez. geçmişte yapılanları kabul etmek bir şey kaybettirmez. geçmiş, geçmiştir ancak geçmişte olanları kabul etmek daha iyi bir gelecek kurabilmek için önemlidir.
bu arada diğer ülkelerin geçmiş soykırımlarından örnek verenlerin kaynaklara göz atmalarını öneririm. pek çok medeni ülke geçmişte yaptıkları soykırımları, savaş suçlarını hatta ayrımcılık uygulamalarını bile kabul etmiş ve özür dilemiştir.
amerika bugüne kadar farklı bölgelerdeki farklı yerli halklar için 7 farklı özür mektubu yayınladı.
kanada yerlilerden özür diledi ve aynı zamanda mutabakat konseyi kurdu
kanada ve amerika 2. dünya savaşı sırasında kuzey amerika'da yaşayan japonlara yönelik ayrımcılık ve kötü muameleyi kabul etti, kanada özür diledi
ingiltere maumau için kenya'dan özür diledi, irlanda'dan özür diledi, hindistan'dan henüz resmi olarak özür dilememekle birlikte soykırımı kabul ederek pişman olduklarını ve üzgün olduklarını dile getirdi
almanya yahudi soykırımı ve nazilerin gerçekleştirdiği diğer soykırımlar için özür diledi , ayrıca güney batı afrika'da yapılan katliamlar için özür diledi, ermeni katliamında sorumluluk kabul ederek özür diledi. nambia'dan resmi olarak özür dilemeye ve tazminat ödemeye hazır olduğunu belirtti.
hollanda endonezyadan rawagede katliamı için özür diledi
meksika yakui katliamı için özür diledi
brezilya yerlilerden özür diledi
güney afrika özür diledi.
liste uzun ancak belçika ve fransa dışındaki avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı yaptıkları için özür diledi.belçika ve fransa geçmişte olduğu gibi bugün hala ırkçı yaklaşımlara devam eden ülkeler. geçmişte yapılan soykırım vb. konularda özür dilemeyen diğer ülkelerse türkiye dahil olmak üzere pek çok ortadoğu ülkesi ve geri kalmış afrika ülkeleri, çin, rusya vb.
(bkz: insanlığa karşı suçlar savaş suçları soykırım farkı)
türk tarih kitaplarında grafik bir şekilde ermenilerin, rumların vb. yaptıkları anlatılırken, seyfodan bahsedilmez. geçmişte yapılanları kabul etmek bir şey kaybettirmez. geçmiş, geçmiştir ancak geçmişte olanları kabul etmek daha iyi bir gelecek kurabilmek için önemlidir.
bu arada diğer ülkelerin geçmiş soykırımlarından örnek verenlerin kaynaklara göz atmalarını öneririm. pek çok medeni ülke geçmişte yaptıkları soykırımları, savaş suçlarını hatta ayrımcılık uygulamalarını bile kabul etmiş ve özür dilemiştir.
amerika bugüne kadar farklı bölgelerdeki farklı yerli halklar için 7 farklı özür mektubu yayınladı.
kanada yerlilerden özür diledi ve aynı zamanda mutabakat konseyi kurdu
kanada ve amerika 2. dünya savaşı sırasında kuzey amerika'da yaşayan japonlara yönelik ayrımcılık ve kötü muameleyi kabul etti, kanada özür diledi
ingiltere maumau için kenya'dan özür diledi, irlanda'dan özür diledi, hindistan'dan henüz resmi olarak özür dilememekle birlikte soykırımı kabul ederek pişman olduklarını ve üzgün olduklarını dile getirdi
almanya yahudi soykırımı ve nazilerin gerçekleştirdiği diğer soykırımlar için özür diledi , ayrıca güney batı afrika'da yapılan katliamlar için özür diledi, ermeni katliamında sorumluluk kabul ederek özür diledi. nambia'dan resmi olarak özür dilemeye ve tazminat ödemeye hazır olduğunu belirtti.
hollanda endonezyadan rawagede katliamı için özür diledi
meksika yakui katliamı için özür diledi
brezilya yerlilerden özür diledi
güney afrika özür diledi.
liste uzun ancak belçika ve fransa dışındaki avrupa ülkelerinin neredeyse tamamı yaptıkları için özür diledi.belçika ve fransa geçmişte olduğu gibi bugün hala ırkçı yaklaşımlara devam eden ülkeler. geçmişte yapılan soykırım vb. konularda özür dilemeyen diğer ülkelerse türkiye dahil olmak üzere pek çok ortadoğu ülkesi ve geri kalmış afrika ülkeleri, çin, rusya vb.
(bkz: insanlığa karşı suçlar savaş suçları soykırım farkı)
devamını gör...
erkeklere güvenini kaybetmiş kadın
kadınlara karşı güvenini kaybetmiş bir adamla karşılaştığında birbirlerine ilaç gibi gelecek olan kadındır.
yeniden güven kazanan çiftin gözleri yeniden ışıldayacak, kuşlar yine cıvıldayacak, kırlar yine yeşillenecek, güneş yine parlayacaktır. güven yitimine neden olan tüm sebepler dürüstçe masaya yatırılacak, aa bende de öyle oldu şeklindeki bitmek bilmeyen ortak cam kırıklıkları yeniden tamir edilecektir çiftler nezdinde.
yeniden güven kazanan çiftin gözleri yeniden ışıldayacak, kuşlar yine cıvıldayacak, kırlar yine yeşillenecek, güneş yine parlayacaktır. güven yitimine neden olan tüm sebepler dürüstçe masaya yatırılacak, aa bende de öyle oldu şeklindeki bitmek bilmeyen ortak cam kırıklıkları yeniden tamir edilecektir çiftler nezdinde.
devamını gör...
aristoteles
aristoteles olarak da bilinen, zamanında evrenin yapısına kendince ilginç bir yorum getirmiş olan yunan filozof.
buna göre aristo, evrenin mükemmel bir küre olduğunu ve dünyanın da bunun tam merkezinde bulunduğunu öne sürmüştür. evreni ay altı evren ve ay üstü evren olarak 2'ye ayırmıştır. ay altı evrende her şey hareketlidir ve düzgün doğrusal hareket söz konusudur. ay üstü evren ise hareketsizdir ve ay altı evrendeki hareketi sağlayan şey, ay üstü evrendeki güçtür. güneş ve gezegenler ay altı evrende yer alırken, yıldızlar da ay üstü evrende bulunur.
görsel
buna göre aristo, evrenin mükemmel bir küre olduğunu ve dünyanın da bunun tam merkezinde bulunduğunu öne sürmüştür. evreni ay altı evren ve ay üstü evren olarak 2'ye ayırmıştır. ay altı evrende her şey hareketlidir ve düzgün doğrusal hareket söz konusudur. ay üstü evren ise hareketsizdir ve ay altı evrendeki hareketi sağlayan şey, ay üstü evrendeki güçtür. güneş ve gezegenler ay altı evrende yer alırken, yıldızlar da ay üstü evrende bulunur.
görsel
devamını gör...
rüya defteri tutmak
freudun rüyalarını takip etmek analiz etmek için uyguladığı yöntemdir . gördüğü rüyaları uyanır uyanmaz not alıp sonradan inceleme yapmıştır.
devamını gör...
göbek bağı
yakın ilişki anlamında kullanılan mecazi bir söz.
devamını gör...
gözün kenarını öpmek vs dudak kenarını öpmek
devamını gör...
hayat
insana verilmiş olan en değerli hediyedir kanaatimce.
çok kısadır. ne zaman biteceği asla belli değildir.
belirsizlikler ile doludur bu da insanı hem heyecanlandırır hem de korkutur.
bu da iyidir çünkü heyecan ve korku insanı diri tutar, tedbir almaya yönlendirir.
ne için başladığını, ne için bittiğini bilemeyiz.
çok kısa ve her an bitebileceği için öyle bir yaşamalıyız ki ölüm geldiğinde pişmanlıklar ile, keşkeler ile bitmesin hayatımız.
çok kısadır. ne zaman biteceği asla belli değildir.
belirsizlikler ile doludur bu da insanı hem heyecanlandırır hem de korkutur.
bu da iyidir çünkü heyecan ve korku insanı diri tutar, tedbir almaya yönlendirir.
ne için başladığını, ne için bittiğini bilemeyiz.
çok kısa ve her an bitebileceği için öyle bir yaşamalıyız ki ölüm geldiğinde pişmanlıklar ile, keşkeler ile bitmesin hayatımız.
devamını gör...
tipler silindiri
teorik bir zaman makinesi.
frank tipler tarafından düşünülen alet, sonsuz uzunluk ve yüksek yoğunluklu bir silindir fikrine dayanıyor. bu silindirin tam ortasına dikey bir eksen koyuyoruz ve silindiri bu eksen etrafında döndürüyoruz. tipler'e göre bu, kapalı bir zaman döngüsü elde etmeyi sağlıyor çünkü silindir boyunca ortaya çıkan hareket uzayı büküyor ve bükülmüş bu bölgeye giren kişi bir zaman döngüsü içerisine düşmüş oluyor.
işler teoride mümkünmüş gibi dursa da, sonsuz uzunlukta bir silindir gerektirdiğinden, pratikte tabi ki mümkün değil.
görsel ngxinzhaomonk.blogspot. com'dan alıntı:
frank tipler tarafından düşünülen alet, sonsuz uzunluk ve yüksek yoğunluklu bir silindir fikrine dayanıyor. bu silindirin tam ortasına dikey bir eksen koyuyoruz ve silindiri bu eksen etrafında döndürüyoruz. tipler'e göre bu, kapalı bir zaman döngüsü elde etmeyi sağlıyor çünkü silindir boyunca ortaya çıkan hareket uzayı büküyor ve bükülmüş bu bölgeye giren kişi bir zaman döngüsü içerisine düşmüş oluyor.
işler teoride mümkünmüş gibi dursa da, sonsuz uzunlukta bir silindir gerektirdiğinden, pratikte tabi ki mümkün değil.
görsel ngxinzhaomonk.blogspot. com'dan alıntı:
devamını gör...
hayatında hiç avrupa'ya seyahat etmemiş kültürsüz insan
acaba bugün ne yafta yiyeceğim diye merak ediyordum. kültürsüz oldum. çok şükür bugünü de boş geçmedim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hissettikleri
bir gram uykumun olmamasi ve sabah işe gidecek olmam..daha ne olsun..
devamını gör...
hani
türkiye’nin nietzsche’si, türk edebiyatının önemli düşünürlerinden oruç aruoba;
“kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek. yıllar yılı unuttun onu yalnızca. bunu da ‘koşullara’, ‘hayatın akışına’, ‘sorumluluklarına’ falan bağlamaya da kalkışma, bahane bulmaya çalışma. sendin; sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden - korkaklıkla işin kolayına kaçan... o işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden:
‘ne yaptın sen, sana!”
diyor ‘hani’ kitabında…
içinde muhakkak kendinizi bulacağınız bu incecik kitap; bana kalırsa oruç aruoba ile tanışmak için de en uygun kitaptır.
‘bulabilirsiniz’ demiyorum bakın, burası önemli:
bulacaksınız!
kimi ne kadar sevdiyseniz,
kimden ne kadar kaçtıysanız,
kimlere acı verip,
kimlerden acı çektiyseniz;
hepsini bu incecik kitabın içinde oruç aruoba’nın ağzından, elinden, dilinden...
bulacaksınız!
mesela müthiş bir soru bulacaksınız:
‘’benden habersiz beni nasıl yazabiliyor?’’
bulacaksınız!
hayatın anlamının aşktan ibaret olmadığını bulacaksınız…
neye ihtiyacınız varsa mesela, onu bulacaksınız…
okumayan bir çoğunuz bu kitabı okuduktan sonra ona kutsal kitap muamelesi bile yapacaktır… (deistler lütfen alınmasın.)
kitabın ismi diyorum eyyyyy romalılar!
kitabın ismi, kitabın içi aslında!
hayatımı sorguluyorum diyor, sorguladım!
hayatınızı sorgulayın diyor, sorgulatıyor...
hepsini bu incecik, innnncecik kitapla yapıyor oruç aruoba…
hararetle, hayretle, heyecanla, şiddetle, mutlaka ama mutlaka okumayan herkese tavsiye ediyorum.
bu kitabı okumak da yetmez...
sevdiklerinize, tanıdıklarınıza, akrabalarınıza hediye ederek okutun da...
tanımadığınız, sevmediğiniz, hatta hayatınızın bir yerine küçücük de olsa muhakkak dokunmuş herkesin, ulaşabileceği yerlerde muhafaza ediniz...
“kendin olmayı yeniden öğrenmen gerek. yıllar yılı unuttun onu yalnızca. bunu da ‘koşullara’, ‘hayatın akışına’, ‘sorumluluklarına’ falan bağlamaya da kalkışma, bahane bulmaya çalışma. sendin; sendeki asıl senin anlamını, önemini, değerini gözardı eden - korkaklıkla işin kolayına kaçan... o işte şimdi hesabını soruyor o sahici senin, senden:
‘ne yaptın sen, sana!”
diyor ‘hani’ kitabında…
içinde muhakkak kendinizi bulacağınız bu incecik kitap; bana kalırsa oruç aruoba ile tanışmak için de en uygun kitaptır.
‘bulabilirsiniz’ demiyorum bakın, burası önemli:
bulacaksınız!
kimi ne kadar sevdiyseniz,
kimden ne kadar kaçtıysanız,
kimlere acı verip,
kimlerden acı çektiyseniz;
hepsini bu incecik kitabın içinde oruç aruoba’nın ağzından, elinden, dilinden...
bulacaksınız!
mesela müthiş bir soru bulacaksınız:
‘’benden habersiz beni nasıl yazabiliyor?’’
bulacaksınız!
hayatın anlamının aşktan ibaret olmadığını bulacaksınız…
neye ihtiyacınız varsa mesela, onu bulacaksınız…
okumayan bir çoğunuz bu kitabı okuduktan sonra ona kutsal kitap muamelesi bile yapacaktır… (deistler lütfen alınmasın.)
kitabın ismi diyorum eyyyyy romalılar!
kitabın ismi, kitabın içi aslında!
hayatımı sorguluyorum diyor, sorguladım!
hayatınızı sorgulayın diyor, sorgulatıyor...
hepsini bu incecik, innnncecik kitapla yapıyor oruç aruoba…
hararetle, hayretle, heyecanla, şiddetle, mutlaka ama mutlaka okumayan herkese tavsiye ediyorum.
bu kitabı okumak da yetmez...
sevdiklerinize, tanıdıklarınıza, akrabalarınıza hediye ederek okutun da...
tanımadığınız, sevmediğiniz, hatta hayatınızın bir yerine küçücük de olsa muhakkak dokunmuş herkesin, ulaşabileceği yerlerde muhafaza ediniz...
devamını gör...
güne anlamlı bir fotoğraf bırak
kıymetli ukde sahibi earle teşekkürler.*
çok kararsız kaldım günaydın sözlük kısmına mı yazsam yoksa karalama defterine mi? sonra the matrix isn't real abimizin hortlattığı 'anlamsız fotoğraf' başlığını görüp,önceden görmüş olduğum bu başlığı hatırladım. bu kadar gereksiz bilgiden sonra mevzuya geçiş yapmak isterim.

bu abdürrezzak.mayıs ayında dünyaya geldi ve çok yoğun sevgi ile erkenden büyüdü.
neyse efendim bu garibim benim çöküşüm ile* yavrum da kurudu kaldı*. çok üzüldüm,acaba atmalı mıyım,hayata bağlanır mı,güçlü mü..zaman böyle geçerken ve ben de hâli hazırda aynı buhran denizlerinde yüzerken bu sabah bu yeni doğan pıtırcığı gördüm.*.öyle bir şey ki sayın okur; artık küf tutmaya başlayan tohumun yeşermesi, tıpkı hayattan vazgeçen insanın tekrardan doğuşu gibi...
burada söyleyeceğim tek şey* acı çekiyorsan onu bile layıkıyla yap,yeniden doğuş elbet gerçekleşir.
onun ile içimde umut yeşerdi*,en azından kendime ders çıkardım.ben de onun ile iyileşebilirim belki.*
sevincimi dinleyip/okuyup ortak olduğunuz için teşekkürler.herkese benden çay
çok kararsız kaldım günaydın sözlük kısmına mı yazsam yoksa karalama defterine mi? sonra the matrix isn't real abimizin hortlattığı 'anlamsız fotoğraf' başlığını görüp,önceden görmüş olduğum bu başlığı hatırladım. bu kadar gereksiz bilgiden sonra mevzuya geçiş yapmak isterim.

bu abdürrezzak.mayıs ayında dünyaya geldi ve çok yoğun sevgi ile erkenden büyüdü.
neyse efendim bu garibim benim çöküşüm ile* yavrum da kurudu kaldı*. çok üzüldüm,acaba atmalı mıyım,hayata bağlanır mı,güçlü mü..zaman böyle geçerken ve ben de hâli hazırda aynı buhran denizlerinde yüzerken bu sabah bu yeni doğan pıtırcığı gördüm.*.öyle bir şey ki sayın okur; artık küf tutmaya başlayan tohumun yeşermesi, tıpkı hayattan vazgeçen insanın tekrardan doğuşu gibi...
burada söyleyeceğim tek şey* acı çekiyorsan onu bile layıkıyla yap,yeniden doğuş elbet gerçekleşir.
onun ile içimde umut yeşerdi*,en azından kendime ders çıkardım.ben de onun ile iyileşebilirim belki.*
sevincimi dinleyip/okuyup ortak olduğunuz için teşekkürler.herkese benden çay
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
aşkı, aklıyla duyan insanın kalbi ve ruhu köreldi. ve yine sadece kalbiyle duyanın aklı ve ruhu körelecek... bu körelme, aşk’ı zayıf, çirkin ve hastalıklı bir bağımlılığa dönüştürüyor. oysa aşk; akıl, kalp ve ruhun ortak sesi ve insanın kendisidir.
sevdiğiniz için güzel, sevdiğiniz için değerli kılma hakkınız yok sevgiliyi. güzel, değerli olduğu için sevme hakkınız, var. sevginiz kalbinizden sunulmuş bir "fedakârlık" değildir. zira bu sadece kendinizi değerli göstermenin gizil bir yoludur. bir matematiği olmamalı sevginin. alınan ve verilen bir nesne değildir o. tanrı’ya aitliğini hatırlayan, güzeldir. bu güzelliği gören göz de güzeldir.
"herkesin kamburu içindedir" dedi, toprağa henüz atılmış bir tohum.
sevdiğiniz için güzel, sevdiğiniz için değerli kılma hakkınız yok sevgiliyi. güzel, değerli olduğu için sevme hakkınız, var. sevginiz kalbinizden sunulmuş bir "fedakârlık" değildir. zira bu sadece kendinizi değerli göstermenin gizil bir yoludur. bir matematiği olmamalı sevginin. alınan ve verilen bir nesne değildir o. tanrı’ya aitliğini hatırlayan, güzeldir. bu güzelliği gören göz de güzeldir.
"herkesin kamburu içindedir" dedi, toprağa henüz atılmış bir tohum.
devamını gör...
özgür mumcu
hukukçu, köşe yazarı, akademisyen ve yazar.
tam anlamı ile babasının oğlu. rahmetli uğur mumcu'nun izinden gitmiş ve babası gibi hukuk fakültesini bitirmiş, cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır. ve bir dönem de galatasaray üniversitesi'n de akademisyenlik yapan özgür mumcu, şu an da youtube kanalında "yeni haller" adında bir söyleşi programı yapmaktadır. kendisinin yazmış olduğu "barış makinası" kitabını bir gün de bitirmiştim. gerçekten babası uğur mumcu gibi çok kaliteli, çok karakterli, omurgalı, kurduğu cümlelerin her biri mantığıniza yatan, konuşma tarzına, cümle vurgusuna aşık olduğum kişi.
tam anlamı ile babasının oğlu. rahmetli uğur mumcu'nun izinden gitmiş ve babası gibi hukuk fakültesini bitirmiş, cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmıştır. ve bir dönem de galatasaray üniversitesi'n de akademisyenlik yapan özgür mumcu, şu an da youtube kanalında "yeni haller" adında bir söyleşi programı yapmaktadır. kendisinin yazmış olduğu "barış makinası" kitabını bir gün de bitirmiştim. gerçekten babası uğur mumcu gibi çok kaliteli, çok karakterli, omurgalı, kurduğu cümlelerin her biri mantığıniza yatan, konuşma tarzına, cümle vurgusuna aşık olduğum kişi.
devamını gör...
kürtleri sevmemek
birini sevmek için önce etnik kimliğini mi soruyorsunuz acaba diye düşündüren başlık.
benim daha önce hiç aklıma gelmemişti.
sevgimi düşünceler, tavırlar, sözler, hisler kazanır ya da kaybeder. milliyet, ırk gibi doğuştan gelen özellikler değil.
benim daha önce hiç aklıma gelmemişti.
sevgimi düşünceler, tavırlar, sözler, hisler kazanır ya da kaybeder. milliyet, ırk gibi doğuştan gelen özellikler değil.
devamını gör...
