''kimse bir başkasının karakterini şekillendiremez. kimse beni iyiliğe ya da kötülüğe teşvik edemez. ben kendimin efendisiyim ve ne olduğuma ancak kendim karar veririm.'' - epiktetos
devamını gör...

tek kelime ile "belirsizlik"tir.
devamını gör...

bir yazar bana mesaj atmış, geri dönüş yapacaktım ama çaylaklardan mesaj almak istemiyormuş :( nerede basın özgürlüğü?
devamını gör...

tek dikey stabilizeye sahip yarım delta kanatlı ve tek motorlu 4'üncü nesil savaş jeti.

nato'nun ana savaş unsurlarındandır. ilk uçuşunu 1974 yılında yapmasına rağmen "block" koduyla ilave donanım eklenerek ve/veya mevcut donanımlar geliştirilerek halen üretilmektedir. halen üretilmesinin sebebi bakım/onarım faaliyetlerinin diğer "f" modellerine göre daha az masraflı olması ve mevcut ihtiyaca cevap verebilecek kapasitede olmasıdır.

fly-by-wire yan kumanda sistemine sahiptir. diğer bir deyişle kumanda sistemi elektronik desteklidir ve kumanda kolu pilotun sağ tarafında bulunur. fly-by-wire kumanda kolu pilotun bilek hareketlerine duyarlıdır. bu özelliği ile pilot yaptığı manevranın ağırlığını kumanda kolunda hissetmez. bu durum çoğu zaman avantaj sağlarken özellikle yakın kol uçuşlarında pilotun tecrübesi oranında az da olsa dezavantajlı olabilir.

kokpit yapısı diğer uçaklara nazaran daha ergonomik ve kullanışlıdır. pilot, uçuşu esnasında kokpit ile çok uğraşmak zorunda kalmaz.

block-1, -5, -10, -15, -20, -25, -30/32, -40/42, -50/52 ve -60 modellerinden sonra en son üretilen block-70/72 modelleri sayesinde uzun yıllar daha hizmet verebilecek bir uçaktır.
devamını gör...

konuşmayı değilde pandemi süre zarfında yürümeyi unutmusum bu da sevdaya dahil mi..
devamını gör...

canına susamış bir cahildir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

benim yıllardır favorimdir kendileri.
devamını gör...



devamını gör...

soyu tükenmek tehlikesi ile karşı karşıya olan bir çok hayvan ırkından sadece biri.

tükenmesinin başlıca sebebi de insanoğlu ne yazık ki.
devamını gör...

avrupada olmak isterdim. bir sanat galerisi açardım. maria puder art galery diye. döner ayranlı açılış yapardım. :)
devamını gör...

günah keçisi kavramının tam karşılığı bu adamdır. cehennemi dünyada yaşamıştır. 1950 dünya kupası finali başlığında kendisinden biraz bahsetmiştim. lakin bu adamın yaşadıkları ve ona yapılanlar ciddi anlamda bir başlığı hak ediyor. işin aslına bakarsanız barbosa 1950 dünya kupasının parlayan yıldızlarından biriydi. ben kendisini sadece bizim maçta * yani brezilya-uruguay maçında izlemedim. kupa boyunca brezilya'nın maçlarını izleme fırsatım olmuştu ve barbosa'yı takip etme imkanına erişmiştim. adam tam anlamıyla bir kara panterdi. zaten brezilya milli takımının ilk siyahi kalecisidir kendisi ve takımı finale gelene kadar da çok ciddi kurtarışlara imza atmıştır. ne demişler? futbolda atanın da tutanın da iyi olacak. işte o brezilya milli takımının atanı da tutanı da iyiydi. ademir atıyor, barbosa tutuyor brezilya güle oynaya finale doğru gidiyordu. her şey tıkırındayken adam kahramandı. barbosa'nın şanssızlığı o gün bizim kaptan varela'nın, schiaffino'nun ve özellikle ghiggia'nın insan üzeri performans göstermesiydi. bu üçlüye kalecimiz maspoli tanrı modunu açarak destek olunca brezilya'nın mağlubiyeti kaçınılmaz oldu. kimse ademir'e laf söylemedi. oysa ilk yarım saatte en az üç net pozisyon harcamıştı. forvetler böyle durumlarda bir şekilde yırtıyor ve ihale hep kalecilere kalıyor. kaleciler zaten yalnız adamlardır. arkalarını kollayacak, onlara destek olacak kimseleri yoktur. direkler desen onlara da güvenemezsin, kariyer katilidir onlar. albert camus bile o üç direğin önünde durmuş olmanın verdiği psikoloji ile hayatına ve eserlerine yön vermiş bir adamdır. ne diyor kendisi bu konuda; ''ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.''

neyse işte futbol tanrıları kaleci şansı vermezse cehennemi barbosa gibi dünya'ya taşıyorsunuz. bakın o gün orada iki brezilya taraftarı intihar ederek öldü ve bunun tüm yükünü de bu adamın sırtına yüklediler. teknik direktör flavio costa kadın kılığında stattan kaçarken, barbosa böyle atraksiyonlara hiç girmedi. diğerleri unutuldu ama barbosa asla unutulmadı! kendisi ile rio de janeiro'da izbe bir barda karşılaşmıştım. yüz bana tanıdık geliyordu ama onun olacağına ihtimal vermemiştim. şüpheyle barmene sordum? sormaz olaydım. ''evet o!'' diye yanıtladı beni! tanrının gazabı bu gece de barımda!'' yavaşça yanına doğru ilerledim. kendimi tanıttım. büyük hayranı olduğumu ve kendisini 1950 dünya kupası boyunca gıpta ile izlediğimi anlattım. hafifçe gülümsedi. yıllardır böyle güzel sözler duymadığını söyledi ve beni yanına buyur etti.

''biliyor musun?'' dedi ''tanrının lanet olası her günü ghiggia'dan aynı golü yiyip, dizlerimin üzerine çöküp kalıyorum. yıllar boyu kendi ülkemde sokağa çıkmaya korktum. herkes bana vebalı muamelesi yaptı. onu geçtim takım arkadaşlarım bile benim hakkımda zehir zemberek açıklamalar yaptılar. oysa futbol bir takım oyunu. beni aslanların önüne attılar resmen!''

''zizinho'dan mı bahsediyorsunuz?'' diye sordum. sakince başını salladı.

''adam bana bir albatros gibi uğursuz olduğumu söyledi. bunu her yerde dile getirdi. milli takıma bir daha çağırılmamam gerektiğini bütün basın önünde haykırdı. daha fenası ne biliyor musun?'' nedir diye soru ile cevapladım kendisini...

''benim yüzümden brezilya milli takımının kalesine 35 yıl boyunca bir daha siyahi bir kaleci geçemedi. başkalarının önünde de engel oldum anlayacağınız.'' hüzünle birasından bir yudum aldı. kendi kendisine belirli belirsiz bir şeyler söyledi ve sözlerine devam etti; ''bir gün alışveriş merkezine gitmiştim bir şeyler almak için, bakın aradan 20 yıl geçmiş. bir kadın karşıma geçti. yanında torunu vardı. çocuğa parmağıyla beni göstererek; 'ona iyice bak! bütün brezilya’yı yasa boğan adam, işte bu!'' diye bağırdı bana. yerin dibine girmiştim resmen. o an yok olmak istedim, bu lanet bitsin istedim, yer yarılsaydı da yerin dibine girseydim...'' gülümsedi. komik değil mi? başımla onayladım kendisini.

barbosa anlattıkça ben şişiyordum. şiştikçe de mideyi şişiriyordum. bir bira daha istedim. barbosa bira içtiği için bende farklı bir şey istemedim. yeterince kaba davranılmıştı kendisine. düşünsenize insanlar hayallerini, hayatlarını çalan, ülkelerini altlarından çekip alan liderlerin peşinden bile sorgusuz sualsiz giderken, yediği bir gol yüzünden kendi halindeki bir kaleciye itibar suikastı yapıp, ona hayatı zindan etmekten geri durmuyordu. yaman çelişki bu insanoğlu. hani bukowski, ''kitlelerin dehası'' şiirinde diyor ya;

ortalama insanda
herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.


barbosa'nın yaşadıklarının özeti buydu. bende tam yerine rast geldi manzarayı koydum. şiirin bu bölümünü kendisine ezberden söyleyiverdim. öyle bir şen kahkaha attı ki anlatamam size. belki yıllardır bu şekilde gülmemişti. bira bardağını havaya kaldırdı ve şerefinize diye bağırdı. bu sefer gülümseyerek devam etti;

''bakın dedi ben bu lanetten kurtulmak için maracana stadı personeline rüşvet verip, o golü yediğim zamanki direkleri yerlerinden söktürüp yaktırdım. yaptım bunu. gerçekten yaptım.'' bir kahkaha daha attı. ''sonrasında arda kalan üç beş arkadaşımla birlikte o direklerin ateşi üzerinde mangal yaptık.''

bu sefer ben gülüyordum. lanetli direklerin mangalı da ne güzel olmuştur deyiverdim. karşılıklı kahkahalar atmaya başladık. adamın keyfini yerine getirmiştim.

''aslında bende de var biraz. bakın belli artık bunlar beni şeytanın yeryüzündeki büyük elçisi olarak görüyorlar. hatta ta kendisi olarak bile görüyor olabilirler. ama ben inatla koşulları hep zorladım. 1994 dünya kupasında brezilya milli takımının kampını ziyaret etmek istedim. kapılarına kadar gittim. ne oldu dersiniz.''

-e almadılar tabiki sizi.

''almadılar tabi. niye alsınlar yahu? o dünkü çocuk romario bile hakkımda ileri geri konuştu; 'başarının peşinde koşarken uğursuz olmak istemeyiz.' dedi benim için. neyse attığı güzel gollerin hatırına affettim ben onu. umarım oğlu kaleci olur.'' güzel bir kahkaha daha patlattı.

o gece 3 saate yakın bir sohbetimiz oldu barbosa ile. sene 1998'di. kendisi ile o barda tanışmamdan tam 10 yıl sonra vefat etti. gazeteler ''barbosa'nın ikinci ölümü.'' diye manşet attılar arkasından. bende usulca ''ölü adamla konuşmalar'' adlı hikayemi çekmeceme yerleştirdim. halen orada duruyor...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

‘’şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim," dedi: "gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek. seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.’’

hey sen, sevgili yazar;

kafa sözlük kitap edebiyat kulübü olarak sesleniyoruz sana. birlikte güzel kitaplar okuyup; şairlere,yazarlara karışacağız.
ve eğer aramıza katılırsan, seni tanıdığımıza çok sevineceğiz kendi çapımızda.
devamını gör...

cross race etkisi, kendi ırkından olmayan insanları ayırt etmekte zorlanma hali olarak açıklanabilir. bu algı sorununa en güzel örnek biz çinli, japon veya korelileri hep aynı kişiler gibi görmemiz ve bu milletler arasındaki fizksel farkları göremememiz olabilir. bunun nedeni, beynimizin insanları gördüğünde farklılığına göre algılamasıdır. gözleri çekik birini gördüğümüzde beynimiz bizden faklı olan çekik gözünü ilk olarak algılıyor. diğer farklılıkları kodlamaya gereksinim duymuyor. durum böyle olunca bütün çekik gözlüler bize aynı millettenmiş gibi geliyor.


--! spoiler !--

göz çekikliği kulak hizasında ise çinli,
yukarı doğru ise japon,
aşağı doğru ise korelidir

--! spoiler !--
devamını gör...

millete taşıma aşıyla iki doz yapmayı becerinde 3. kusur kalsın dediğim açıklamalardır.
devamını gör...

başucu eserleri güncellendi.
devamını gör...

karşı cinse inanılmaz yakıştırdığım süper model.monica da kusursuz bu haliyle.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

12 eylül 1980 darbesinin ardından 17 yaşında asılarak idam edilen çocuk. grup yorum'un büyü, sezen aksu'nun son bakış şarkıları, onun için yazılmıştır. savaş ay'ın çektiği fotoğrafla akıllarda yer alır.
devamını gör...

dert mi bilmiyorum ama şu an ki şarkının her zerresinde o var, onu düşünüyorum ondan.



"üzülme üzülürüm kıyamam sana
bilirsin kötü söz diyemem sana
ben düşler ülkesinin gelgit akıllısıyım
ayrılık hakkaten sonradan koydu bana(koymadı. ayrılık, sensizliğin cehennemi.)

ne emeğini inkar etmem
ne hakkını ödemem mümkün
hakkettiğin içine sinsin
oof sen altın kalpli bir adamsın. "

seni sevmek güzel şey. ayrılınca sevmiyorum diyemem, seviyorum.
sonra geçer gidersin. sesini, gülüşünü duymam, mesaj, telefon beklemem ve yavaş yavaş sulamadığın gülün ölür, gider, kurur.
devamını gör...

anneler işte.
devamını gör...

sana ne, sana ne, sana ne...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim