don quixote in his library
1824 yılına tarihlenmiş ve günümüzde ''tokyo fuji art museum'' sanat müzesinde bulunan bu tablo romantik ressam eugene delacroix'in eseri. tuval üzerine yağlı boya ile resmedilmiş sahne 17. yüzyıl ispanyol yazarı cervantes'in yazdığı "don kişot" romanından bir sahnedir. romanın karakteri alonso quijano şövalye romanlarına bağımlıydı ve bir zaman sonra aklını kaybederek kendini don kişot de la mancha olarak, bir şövalye ilan etti. ve maceraya atıldı.
aslında tablodan bahsederken romandan bahsetmemek de olmaz, yazar cervantes bu karakteri la mancha denen bölgeden biri olarak seçti çünkü burası şövalyelikten uzak, anti romantik bir yerdi. bunlar çevirmen john ormsby'in fikirleriydi. cervantes'in de kitabı yazma sebebi şövalyelik kitaplarının kökünü kazımaktı fakat roman dünya çapında ünlenmiştir ve la mancha, romantik şövalyelikle ilişkilendirilmiştir. yazılmış en büyük eserlerden biridir.
tabloda sandalyede oturan, ve önündeki masada bulunan açık kitabı okuduktan sonra düşüncelere dalan kişi don kişot'tur. kendisi bir aristokrat olan alonso kitaplardan o kadar etkilenir ki büyüklerinden kalma zırhlarını kuşanır ve maceraya atılır. eserde de kitaplardan etkilenen don kişot'u görüyoruz. arkasında da kendisi için endişelenen rahibi ve berberi görmekteyiz. üç figürün de yüzünde kayıtsız kalınmayacak bir şaşkınlık ifadesi görünüyor. kitapta bizzat bu anı işaret eden bir bölüm yok fakat romanlardan etkilenen don kişot macerasından dönmüş gözüküyor. kitapları ve şövalye ekipmanları yerde, dağınık bir şekilde duruyor. arkasındaki figürleri umursamıyor, sırtı dönük bir şekilde oturuyor. sol elini yukarıya kaldırmış bir şekilde, zihinsel durumu hakkında açıklayıcı bir tasvir niyetine duruyor sanki.
aslında tablodan bahsederken romandan bahsetmemek de olmaz, yazar cervantes bu karakteri la mancha denen bölgeden biri olarak seçti çünkü burası şövalyelikten uzak, anti romantik bir yerdi. bunlar çevirmen john ormsby'in fikirleriydi. cervantes'in de kitabı yazma sebebi şövalyelik kitaplarının kökünü kazımaktı fakat roman dünya çapında ünlenmiştir ve la mancha, romantik şövalyelikle ilişkilendirilmiştir. yazılmış en büyük eserlerden biridir.
tabloda sandalyede oturan, ve önündeki masada bulunan açık kitabı okuduktan sonra düşüncelere dalan kişi don kişot'tur. kendisi bir aristokrat olan alonso kitaplardan o kadar etkilenir ki büyüklerinden kalma zırhlarını kuşanır ve maceraya atılır. eserde de kitaplardan etkilenen don kişot'u görüyoruz. arkasında da kendisi için endişelenen rahibi ve berberi görmekteyiz. üç figürün de yüzünde kayıtsız kalınmayacak bir şaşkınlık ifadesi görünüyor. kitapta bizzat bu anı işaret eden bir bölüm yok fakat romanlardan etkilenen don kişot macerasından dönmüş gözüküyor. kitapları ve şövalye ekipmanları yerde, dağınık bir şekilde duruyor. arkasındaki figürleri umursamıyor, sırtı dönük bir şekilde oturuyor. sol elini yukarıya kaldırmış bir şekilde, zihinsel durumu hakkında açıklayıcı bir tasvir niyetine duruyor sanki.
devamını gör...
intikam amaçlı yatış erteleme
bedtime procrastination olarak bilinen ruhsal bir durumdur.
geceleri oturmayı seven biri olarak arkadaşımla bu konuda konuşurken sinan canan'ın konu hakkında yazdığı bir tweetten konu açıldı. kendisi gece olunca uyumayı reddetmeyle alakalı bir şey yazmış. aslında bu intikam amaçlı yatış ertelemesi konusu çin'de bulunan bir olgu.
gündüzleri kendinize zaman ayıramıyorsanız ki ayıramıyoruz. gece bünye yatmak istemiyor. ne kadar yorgun olduğunuzun bir önemi yok. sanki gün elinizden kayıp gidiyormuş gibi, istediklerinizi yapamamışsınız ve elinizden kaçırmışsınız gibi uykuyu reddediyorsunuz.
mesela kitap okumak istiyorsunuz ama tüm gün buna zamanınız olmuyor. gece olunca o sessizlikte kendinize zaman yaratmış ve günü kurtarmış hissediyorsunuz. bu durumun çin'de ortaya atılmış olması şaşırtıcı değil tabii.
konuyla ilgili aslında çok fazla bir kaynak da yok vikipedia'da ingilizce kısa bir betimlemesi var o kadar. isteyenler oradan da okuyabilir.
doğru yanlış bilemem tabii ki ama yarasa gibi yaşamamın sebebini buna bağlamış oldum, kabul ettim gitti.
geceleri oturmayı seven biri olarak arkadaşımla bu konuda konuşurken sinan canan'ın konu hakkında yazdığı bir tweetten konu açıldı. kendisi gece olunca uyumayı reddetmeyle alakalı bir şey yazmış. aslında bu intikam amaçlı yatış ertelemesi konusu çin'de bulunan bir olgu.
gündüzleri kendinize zaman ayıramıyorsanız ki ayıramıyoruz. gece bünye yatmak istemiyor. ne kadar yorgun olduğunuzun bir önemi yok. sanki gün elinizden kayıp gidiyormuş gibi, istediklerinizi yapamamışsınız ve elinizden kaçırmışsınız gibi uykuyu reddediyorsunuz.
mesela kitap okumak istiyorsunuz ama tüm gün buna zamanınız olmuyor. gece olunca o sessizlikte kendinize zaman yaratmış ve günü kurtarmış hissediyorsunuz. bu durumun çin'de ortaya atılmış olması şaşırtıcı değil tabii.
konuyla ilgili aslında çok fazla bir kaynak da yok vikipedia'da ingilizce kısa bir betimlemesi var o kadar. isteyenler oradan da okuyabilir.
doğru yanlış bilemem tabii ki ama yarasa gibi yaşamamın sebebini buna bağlamış oldum, kabul ettim gitti.
devamını gör...
seri oylanınca hissedilenler
tabi ki mutlu oluyorum. ama peş peşe gelince '' acaba okumuyor mu ? '' şüphesi geliyor. ama ne olursa olsun karşılığını, okuyup oylamayla veriyorum.
devamını gör...
kendime saygım yok davranışları
başkaları sevmiyor ya da alay ediyor diye sevdiğin şeylerden utanmak.
devamını gör...
banshee
2013-2016 yılları arasında yayınlanmış, aksiyon, suç ve dram tarzı dizidir. bence bunların tamamını hissettirebilen nadir dizilerdendir. tabii biraz yetişkin dizisidir, aile ortamında izlemek çok uygun olmayacaktır. bana göre underrated bir dizidir, pek insan da bilmiyor diziyi şaşırtıcı bi şekilde.
dizide çirkin bir tane kadın yok, bütün kadınlar o kadar güzel ki ağlayarak izletiyor kendini. ve bütün kadınlar o kadar yetenekli ki... cinsellikten huzuru kaçan, ben kan görmeye, vahşete gelemem diyen kişiler izlemeden önce bir kez düşünsün diye uyarı yapmak lazım.
sahne geçişleri harika, karakterlerin hikayeleri üzücü ve oyuncuların yetenekleri müthiş. tabii ben çok sevdiğim için biraz abartarak anlatıyor olabilirim, bu yazıyı okuyup izlemeye karar verenler olursa beklentilerini o kadar da yüksek tutmasınlar yine de.
dizide soyunmayan kimse yok sanırım, herkesi o halde en az bir kez gördük gibi.* senaryo çok başarılı, insanı çok heyecanlandırıyor. ha her sezonu aynı düzeyde başarılı mıydı, bence hayır. özellikle son sezonu bir tık zorlama gibi gelse de bir şeylerin bir yerlere bağlanabilmesi adına gerekli olan bir final sezonuydu.
tabii ki favori karakterim job, bayılıyorum kendisine. kadınlarda da çok çok beğendiğim iki tane hanımefendi vardı, biri nola diğeri de siobhan... sırf bu kadınlar için bile izlenir bu dizi.*
dizinin yapımcılarından senaristlerine kadar sövmeme neden olan olayı yazmadan geçemeyeceğim. yahu o güzelim kadını, boncuk gözlü siobhan'ımızı ne diye öldürdünüz? hiç mi canınız yanmadı, bu güzelliğe nasıl kıyarız biz diye bir an olsun düşünmediniz mi?
bir de nola... hadi öldürdünüz, bari böyle berbat bi ölümü layık görmeseydiniz kadına, yazık günah. gerçi sonuna kadar savaştı, çok güzel direndi amma ve lakin karşısındaki de çok çok güçlü bir rakipti, hakkını yememek lazım.
"banshee, pennsylvania. suck my tit!" eh, bu tanımı da bu şekilde sonlandırmak en doğrusu olurdu.
dizide çirkin bir tane kadın yok, bütün kadınlar o kadar güzel ki ağlayarak izletiyor kendini. ve bütün kadınlar o kadar yetenekli ki... cinsellikten huzuru kaçan, ben kan görmeye, vahşete gelemem diyen kişiler izlemeden önce bir kez düşünsün diye uyarı yapmak lazım.
sahne geçişleri harika, karakterlerin hikayeleri üzücü ve oyuncuların yetenekleri müthiş. tabii ben çok sevdiğim için biraz abartarak anlatıyor olabilirim, bu yazıyı okuyup izlemeye karar verenler olursa beklentilerini o kadar da yüksek tutmasınlar yine de.
dizide soyunmayan kimse yok sanırım, herkesi o halde en az bir kez gördük gibi.* senaryo çok başarılı, insanı çok heyecanlandırıyor. ha her sezonu aynı düzeyde başarılı mıydı, bence hayır. özellikle son sezonu bir tık zorlama gibi gelse de bir şeylerin bir yerlere bağlanabilmesi adına gerekli olan bir final sezonuydu.
tabii ki favori karakterim job, bayılıyorum kendisine. kadınlarda da çok çok beğendiğim iki tane hanımefendi vardı, biri nola diğeri de siobhan... sırf bu kadınlar için bile izlenir bu dizi.*
dizinin yapımcılarından senaristlerine kadar sövmeme neden olan olayı yazmadan geçemeyeceğim. yahu o güzelim kadını, boncuk gözlü siobhan'ımızı ne diye öldürdünüz? hiç mi canınız yanmadı, bu güzelliğe nasıl kıyarız biz diye bir an olsun düşünmediniz mi?
bir de nola... hadi öldürdünüz, bari böyle berbat bi ölümü layık görmeseydiniz kadına, yazık günah. gerçi sonuna kadar savaştı, çok güzel direndi amma ve lakin karşısındaki de çok çok güçlü bir rakipti, hakkını yememek lazım.
"banshee, pennsylvania. suck my tit!" eh, bu tanımı da bu şekilde sonlandırmak en doğrusu olurdu.
devamını gör...
çıkmaza girip yolunuzu kaybettiğinizde yaptıklarınız
kuran’ı kerim okurum.
devamını gör...
19 mayıs atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramı
19 mayıs 1919'da türk kurtuluş savaşının başladığı gün.
devamını gör...
dune: çöl gezegeni (2021)
denis villeneuve'un taze çıkmış, frank herbert'in dune adlı kitabının serisinden uyarlama filmidir. açıkcası filmin atmosferini yakalayabilmek, müziklerini iyi dinleyebilmek ve daha bir çok avantajı yakalayabilmek için sinemada izlemek daha iyi bir seçenektir. ama tabii ki bilet fiyatları uçmuş, o ayrı konu. ha, bir de kitabı okumamış olsanız bile izlenebilecek bir filmdir kendisi. tabii ki kitabı okumak her zaman önceliğiniz olsun.
paul'u oynayan genç arkadaşımız timothee chalamet, gerçekten baktığınızda ergenlik ile yetişkin olmak arasında kalmış, bu durumdan zorlanan bir karateri iyi oynuyor. ama bu rolü canlandırırken, öyle ortalığı kırıp döken ergenlerden değil, sonuçta kendisi bir baronun oğlu ve hareketlerinin sorumluluğunu alması gereken bir durumda. yani durgun bir yapıda ama bazen içindeki o hâli göstermekten de çekinmiyor. babası leto'yu oynayan oscar ısaac ise otoriter fakat gerektiğinde de oğlunun ihtiyacı duyduğu yakınlığı verebilecek biri. hatta kendisinden daha otoriter olan paul'un annesine baktığımızda(rebecca ferguson), onun daha duygusal olduğunu görebiliriz. belki kitaptaki çizgisinden çıkarak bu karakteri böyle sunmaları uygun olmasa da, benim çok tuhafıma gitmedi. hatta en beğendiğim karakterlerden biri oldu. tabii başka bir hayal kırıklığı da, çok göz önüne sokulan zendaya'nın sadece paul'un rüyalarında ve filmin sonunda, kısa bir an içim gösterilmesi oldu. yani çok bir beklentim yoktu ama bunu beklemediğim açıktı. her neyse, film başlaması gerektiği yerde bittiği için ikincisinin geleceği zaten açıktı. ama ikinci partta umarım film bir bütünlük oluşturur. benim için birçok şey yerindeydi filmi izlerken ama eksik bir şeyler vardı, hikaye kesik kesik ilerliyordu. filmde o yönden bir bütünlük bulamadım. ama şu an için güncel sinemada izlemeye değer tek film olduğunu düşünerek tavsiye ediyorum.
paul'u oynayan genç arkadaşımız timothee chalamet, gerçekten baktığınızda ergenlik ile yetişkin olmak arasında kalmış, bu durumdan zorlanan bir karateri iyi oynuyor. ama bu rolü canlandırırken, öyle ortalığı kırıp döken ergenlerden değil, sonuçta kendisi bir baronun oğlu ve hareketlerinin sorumluluğunu alması gereken bir durumda. yani durgun bir yapıda ama bazen içindeki o hâli göstermekten de çekinmiyor. babası leto'yu oynayan oscar ısaac ise otoriter fakat gerektiğinde de oğlunun ihtiyacı duyduğu yakınlığı verebilecek biri. hatta kendisinden daha otoriter olan paul'un annesine baktığımızda(rebecca ferguson), onun daha duygusal olduğunu görebiliriz. belki kitaptaki çizgisinden çıkarak bu karakteri böyle sunmaları uygun olmasa da, benim çok tuhafıma gitmedi. hatta en beğendiğim karakterlerden biri oldu. tabii başka bir hayal kırıklığı da, çok göz önüne sokulan zendaya'nın sadece paul'un rüyalarında ve filmin sonunda, kısa bir an içim gösterilmesi oldu. yani çok bir beklentim yoktu ama bunu beklemediğim açıktı. her neyse, film başlaması gerektiği yerde bittiği için ikincisinin geleceği zaten açıktı. ama ikinci partta umarım film bir bütünlük oluşturur. benim için birçok şey yerindeydi filmi izlerken ama eksik bir şeyler vardı, hikaye kesik kesik ilerliyordu. filmde o yönden bir bütünlük bulamadım. ama şu an için güncel sinemada izlemeye değer tek film olduğunu düşünerek tavsiye ediyorum.
devamını gör...
raman saçılması
monokromatik bir ışığın yarı geçirken bir maddeden geçerken dağılmasıdır.
devamını gör...
ali babacan'ın anayasanın ilk dört maddesini değiştirmek isteriz açıklaması
her ne kadar siyasal islam ve türevlerinden zerre hazzetmesem de, spekülatif olarak açılmış bir başlık. doğruyu kendi değerlerime göre eğip bükmeyi hiç sevmedim, sevmeyeceğim. zaten bütün bu kutuplaşmanın temelinde her mahallenin başkalarından duydukları ile yorum yapıp taraf olması yatıyor. özetle; ali babacan böyle bir ifade kullanmadı.
devamını gör...
kırıcı olmaktan korkmak
her zaman konuşmadan, yazmadan önce düşünmeye sebep olan güzel bir tedbirdir. zaten ne kadar ömrümüz var ki ? bu kısa sürede de kimseyi kırmamak, üzmemek lazım. lazım ki bir gün hak vaki bulduğunda arkadan kötü anılmayalım.
devamını gör...
henceforth dance radyo yayını
dikkat dikkat!
hile ve cebren ile sevgili yazarımız ve yayıncımız masterpiece ele geçirilmiş olup yabancı pop konseptinde an itibariyle sözlük radyosunda yayın yapması sağlanmaktadır.
herbikeslere duyruuuluuuur, kaçmaz bu fırsat.
çekemiyollaaa bizi, bunlar hep dıj minnakların şaapması... yaşanan birtakım teknik sorunlar sebebiyle yayın aniden sezen aksu hanfemdiye bağlanıp autodj'den devam etmek zorunda kalmıştır.
hile ve cebren ile sevgili yazarımız ve yayıncımız masterpiece ele geçirilmiş olup yabancı pop konseptinde an itibariyle sözlük radyosunda yayın yapması sağlanmaktadır.
herbikeslere duyruuuluuuur, kaçmaz bu fırsat.
çekemiyollaaa bizi, bunlar hep dıj minnakların şaapması... yaşanan birtakım teknik sorunlar sebebiyle yayın aniden sezen aksu hanfemdiye bağlanıp autodj'den devam etmek zorunda kalmıştır.
devamını gör...
insanın gizlenecek bir şeyinin kalmaması
özgürleşmiş insandır sırlar genelde yakalanırım korkusu verir insana ama gizlenecek bir sırrı yoksa kimseden pek korkmaz.
devamını gör...
made in turkey yerine made in türkiye ibaresinin gelmesi
türkiyede yapıldı yazsın o zaman.
devamını gör...
tam kapanmada kafa sözlük'ün hali
sözlüğün çökmesi için tam kapanmaya gerek yok.
devamını gör...
bir kitaba başlama nedenleri
genelde arka kapağındaki yazılara bakarak seçim yapsam da sanırım en önemli ve geçerli nedenler her kitapta farklı dünyaları görebilmek, bakış açısı kazanmak, yeni bi şeyler öğrenmek ve başka hayatlara dahil olmak.
devamını gör...
başarılı insanların ortak özellikleri
çalışmak,çalışmak ,çalışmak
hiç bir başarı tesadüf değildir.
hiç bir başarı tesadüf değildir.
devamını gör...



