merhabalar herkese...

evet biz hüzün candır ile bugün daha önce çok konuşmak isteyip de konuşamadığımız gitmek'ten bahsedeceğiz.

valizler hazır, biletler alınmış, her şey ayarlanmış ve artık yola çıkmak lazım...
ama emin miyiz? acabalar aklımızı kurcalıyor olabilir mi?
ayrıca bir yerden mi gidiyoruz bir insana mı veda ediyoruz?
yoksa tamamen kendimizden mi vazgeçiyoruz?
ya da birileri mi bizden gidiyor?
gitmelere doyamadık yerimizden kıpırdamadan.

ama kafamız nasıl güzel radyo programı akşam 23'te!
bekleriz efenim....
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gerçek adı, kemal sadık gökçeli'dir.
ince memed romanının yazarı olur kendileri.
nobel'e aday gösterilen ilk erkek yazarımızdır.

yaşar kemal, 12 yaşına kadar konuşma güçlüğü çekmiş:

ailesi, süphan dağı'nın van gölü kıyısından, çukurova'ya o doğmadan göçtü.
bu göç, tam bir buçuk yıl sürdü ama çukurova'ya yaklaştıklarında, yolda ölü olduğunu sandıkları bir çocuk gördüler.
yaşar kemal'in babası:
"müslüman ölüsü yerde bırakılmaz." diyip çocuğu kucağına aldı, kucağına alır almaz çocuk gözlerini açtı.
çocuğun adı yusuf'tu.
yağmurcuk kuşu serisindeki "salman" da diyebiliriz.
onlar, yusuf yaşadığı için sevinip onu evlatlık aldılar.
yusuf ise,
yıllar sonra, yaşar kemal'in babasını camiide namaz kılarken öldürmüştür.
bu olaya şahit olan yaşar kemal, henüz dört buçuk yaşındaydı.
bu olay kendisinde travma yarattı ve 12 yaşına kadar doğru düzgün konuşamadı yani konuşurken kekeledi.
ağıtlar, masallar, destanlar söylerken dili hiç tutulmadı. hatta şöyle demiştir
bu konuyla alakalı:
"ben babamın camide, o, namaz kılarken yanındaydım, hançerlendiği akşamdan sonra, sabaha kadar yüreğim yanıyor, diye ağladım. ardından da kekeme oldum ve on iki yaşıma kadar zor konuştum. yalnız türkü söylerken kekemeliğim geçiyordu. hiç kekelemiyordum. kitap okurken de, okur yazar olduktan sonra, hiç kekelemedim. on iki yaşımdan sonra kekemeliğim geçti."
devamını gör...

aşk olsun adama! başlığı görünce kabuğumdan aşağı kaynar sular döküldü resmen. canhıraş bir şekilde bağırdım; hay bin kunduz! şu sözlükte ilk kez böyle bir hissiyata kapılıyorum. o kadar başlık kaptırdım hiç umurumda olmadı. en sevdiğim filmler, kitaplar, karakterler, müzik grupları, yazarlar, kızılderili kabileleri, kızılderili şefleri... liste uzar gider. ama bu sefer durum başka. durum ciddi. işin ucunda denver var. hal böyle olunca, elim, ayağım kabuğum titredi. ne yapacağımı bilemedim. başlığa tıklasam mı, tıklamasam mı diye ikilemde kaldım. hücum borusu çalmış sanki, düşünceler beynime doğru orantısız bir biçimde taarruza kalkmış; ya diyorum iki kelimeyle geçiştirdilerse başlığı ya benim mavi gözlü dev dostumun hakkı verilmediyse. bakın çok pis kurdum kendimi. soldan soldan geliyorlar.

sonra derin bir nefes aldım. ondan geriye doğru saymaya başladım. nefes alış verişim biraz düzelince, bir gayret başlığa tıkladım. başladım okumaya, fena gitmedi sanki. ben kendimi en kötüsüne hazırlamışım zaten. mevcut tanımın gayet derli toplu olduğunu görünce hafif bir gülümseme yerleşti yüzüme. sonra baktım ki, başlığı açan gogolun dar paltosu imiş. her ne kadar geçenlerde paltosunun koltuk altını yırtmış olsa da, bu olay tanımı yazarken ruh haline yansımamış. mahlasta güven telkin edici olunca benim yelkenler suya indi. bastım beğeni ve favori tuşuna başlığı da helal ettim.

aslında kafa sözlük yazarlarının en sevdiği çizgi film introları başlığında, şu tanımı #500678 yazıp başlıktaki arkadaşlara günaha girdiklerini, şirk koştuklarını söylemiştim. (denver'in introsu'nun üzerine intro mu olur ülgen aşkına?) ondan sonra da başlığı açacaktım. lakin bizim torunlar dünyaya gelince unuttuk kaldı. beş gün sözlüğe girmeyince mevzu tamamen aklımdan çıkmış. neyse şu an iyiyim. herhangi bir sıkıntı yok. tansiyonum falan da normal.

ilk tanımda belirtilmemiş madem şimdi mavi gözlü yeşil devimizin takım arkadaşlarını tanıyalım;

1. sıraya garip kırmızı şapkası ve gözlükleri ile wally'yi koyuyoruz. peki niye birinciliği ona veriyoruz? çünkü bu çocuk denver'i evinin garajında saklama cesaretini gösteren mümtaz bir şahsiyet. işin tüm yükü aslında bu arkadaşta. artı hayvanlara karşı inanılmaz bir sevgisi var. köpek, kedi, tavşan, papağan elemanda ne ararsanız var. bir dinozorun lafımı olur deyip onu da evine almasıyla birlikte kahramanlık mertebesine yükselmiştir. kutlu olsun!

ikinciliği jeremy'e veriyorum zira o olmasa denver ile baş etmeleri çok zor olurdu. çocuk bir kaç okka mürekkep yalamış yutmuş, dinozorlarla ilgili ziyadesiyle bilgiye sahip, bu sayede denver ile ekip arasında köprü vazifesi görüyor. bu yüzden onun da değer tartışılmaz.

diğer elemanları ise birbirinden çok ayırmamak lazım. az çok hepsinin olayların gelişim sürecinde katkısı oluyor. ama shades cesur çocuktur, onun altını çizmek lazım. bunların arasındaki tek gıcık karakter kahraman wally'nin ablası heather'dır. sinsi kısık bakışlı kız olarak kalmış aklımda.

bu arada denver ismi de shades'in ona koyduğu bir isim. denver, çalan otobüs kornasından korkup, tabanları yağlamaya kalkınca, shades otobüsteki denver yazısını görür ve bizim mavi gözlü yeşil devimiz bu isimle anılmaya başlar.

işte böyle... şimdi başlıktan huzur içerisinde çıkabilirim.
devamını gör...

dizel motorların kalp krizi halidir ve büyük çoğunlukla hasta kurtarılamaz.
(bkz: ambale)

zamanla aşınan ve zamanında rektefiye edilmeyen yanma odasına genel itibarla turbo fanı vasıtasıyla sızan yağ, motorda yakıt görevi görür ve artık motor sahibinden bağımsız olarak çalışmaya başlar.

devir sürekli olarak yükselir ve bu sebeple turbo daha güçlü yağlama yapar, daha çok yağ yanma odasına iletilir.
motor çalışmak için mazota ihtiyaç duymadığından sizin kontağı kapatmanız motor için hiçbir şey ifade etmez. o zincirlerinden kurtulmuş bir ejderha gibi çalışmaya ve ortalığı bembeyaz dumana boğmaya devam eder. bu teknik olarak karterde bulunan ortalama 5-6 litre yağı bitirene kadar devam edebilecek bir süreçtir ancak hareket halinde olmayan bir aracın motoru pek tabi bu kadar yüksek devirde çıkan ısıya yağ bitene kadar katlanamayacaktır. nihai final yatak sarma diye tabir edilen hadisenin vuku bulması ile araç sahibinin neticesine kaçan bugünün hesabı 25.000 tl civarı gibi bir masraf olacaktır.

pekisi yok mu doktor böyle bir durumda yapılacak birşey dediğinizi duyar gibiyim. var, öncelikle bakımsız arabaya binmeyeceksin. zamanında harcanmayan küçük meblağlar uygunsuz zamanlarda kol gibi faturalara sebebiyet verebilir arabacılıkta.

oldu da böyle bir durum başımıza geldi, yoldayız motor bağımsızlığını ilan etti. sakin olun. aracınız manuelse büyük avantaj. aracı uygun bir yerde durdurun. el frenini çekin ve en yüksek vitese takıp ayağınızı debriyajdan hızlıca çekin. motor stop edecektir.

aracınız otomatik aktarmaya sahip bir araç ise öncelikle sakin olun. sizin yüksek viteste araç stop ettirme gibi bir şansınız yok. motordan çıkan ses ve kontağı kapatınca motorun susmayışı, ortaya çıkan duman falan sizi ciddi panik havasına götürecektir, nefes alın ve aracınızda bulunan yangın tüpü ile aracınızın kaputunu kaldırın. tüm bu gürültüden zihninizi arındırıp hava filitresinin bulunduğu kutuyu açın, filitreyi çıkarıp elinizdeki bütün tüpü içine boca edin. aracınız stop edecektir. tüp yok mu? hava geçirmeyen bir materyalle hava girişini tıkayın. oksijen olmazsa yanma olmaz ve aracınız stop eder.

umarım bu anlattıklarım başınıza gelmez de, yazılanları hatırlamak zorunda kalmazsınız temennisiyle konuyu noktalıyorum.

cümleten hayırlı forumlar.
devamını gör...

bir yayınlandığı zaman bir de yıllar sonrasında baştan sona izlediğim dizi. cesaretsiz bir erkeğin bir kadının hayatını nasıl mahvedebildiğinin de ekranlara yansımış hali. bu dizide aşkına saygı duyduğum tek kişi bihter’di. en azından yaptığı şeyin sonuna kadar arkasında durdu bedelinide kendisi ödedi.
devamını gör...

idrarı tutamamaktan kaynaklanan rahatsızlık. kadınlarda daha sık rastlanır.

stres, sıkışma, karma ya da taşma olmak üzere 4 tip idrar kaçırma durumu vardır. stres derken, üzüntüden, mutsuzluktan kaynaklanan stres değil, basınç gibi anlamlara gelebilecek olan fiziksel stresten bahsediyorum. öksürme gibi anlık zorlayıcı durumlar sonucunda meydana gelir.

sıkışma tipi inkontinans, herhangi bir anda ortaya çıkan ve daha çok mesanenin kendisinden kaynaklı bir durumdur. sık sık tuvalete giden ya da tuvaletini uzun süre tutan insanlarda daha fazla görülür.

karma tip, yukarıdakilerin ikisinin de görüldüğü durumdur.

taşma tipi olan rahatsızlık sinir sisteminden kaynaklı bir bozukluktur ve daha çok şeker hastalarında görülür. aslında bu idrar kaçırmadan ziyade, idrarı yapamamak nedeniyle ortaya çıkan bir sızdırma olayıdır çünkü mesane dolsa da hasta bunu hissetmez ve istemsiz bir idrar kaçırma durumu ortaya çıkar.

bahsettiğim bu durumların hepsinde tedavi için ameliyat olma şartı yoktur. bazı durumlar yaşam koşullarını değiştirmek ya da ilaç kullanımı gibi daha basit tedavilerle çözülebilir. bir de harici olarak uygulanan tedavi türleri vardır. bunlar da genellikle pelvik kasları güçlendirmeye yöneliktir.
devamını gör...

ali gibi bir tip düşman başına.*

diyor felsefeyi sever misiniz
ali diyor biz hep dönerciyiz
luther diyor kız machiavelli hı
şampiyon biziz diyor ali
attığımız gollerden belli
devamını gör...

yanmaz kefen.
devamını gör...

canım kızım sana mektup yazacağım. çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. saçıma tutuyorum. bakın yakışmış mı diye soruyorum. sonra yaprakları havaya savuruyorum. ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! canım kızım, cehaletimden şair oldum… annesizlikten. sen sakın şair olma!
devamını gör...

boyunu kendisi seçemeyen her insandan biridir. ne zaman bırakacaksınız insanları boyuyla,saçıyla,kilosuyla,cinsiyetiyle tipleyip başlık açmayı.
devamını gör...

yorulduk...

çalışıp koşturarak değil; öylece oturarak yorulduk. bir tutam şefkat aramaktan, zerrece vefa yoksulluğundan, insanları seyretmekten ve insanlığı gözlemekten yorulduk.

çok severek haddimizi aşıyoruz..

ya yanlış zamanın insanlarıyız, ya da insanlık için yanlış bir zamandayız...
devamını gör...

sadece karşı cinste değil tüm insanlarda, zeka..
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

finlandiyalı geliştirici remedy entertainment 1996 yılında death rally'i geliştirdikten sonra, 1997'de max payne adlı yüksek teknolojili bir aksiyon oyunu üzerinde çalışmaya başladığında, pek çok insanın dikkati çekti.

yaklaşık dört yıl sonra, basının yoğun ilgisinden sonra, max payne 23 temmuz pazartesi günü yayınlandı. karanlık, zorlayıcı bir kara polis hikayesi olan olay örgüsü, çarpıcı aksiyon sahneleriyle oldukça sürükleyici.

oyun, max'in new york'taki bir gökdelenin çatısında görünmesiyle başlıyor. kar, kıyamet sonrası gökyüzünden kül gibi düşüyor, aşağıdaki sokaktan sirenler çalıyor. durumu üzerine düşünmeye başlar ve ardından gelen oyun, o noktaya nasıl gittiğine dair 21 bölümlük bir flashback yaşatır.

biraz şirketin ve oyunun geliştirme aşamasına bakalım.

yaklaşık 20 yıl süre önce, orijinal max payne, 3d realms & remedy entertainment tarafından halka açıldı. her iki şirket için de büyük bir yeni adımdı, daha önce 90'larda* death rally adlı yukarıdan kaydırmalı* bir yarış oyununda işbirliği yapmışlardı. max payne serisine çok zaman ve çaba harcandı.

remedy entertainment, finlandiya demoscene’ler tarafından bodrum katında oluştu. çoğu üye sadece yirmili yaşlarının başındaydı. 1995 yılının ağustos ayında şirket olarak kuruldu. 1996'da ilk oyunu death rally'yi yarattı. death rally'nin yayınlanmasının ardından remedy'nin bir sonraki projesi max payne'di.

bir sonraki girişimleri için remedy, şu anki ismi 3d realms olan amerikan merkezli yayıncı apogee software ile çalışma ortaklığına devam etmek istedi.

death rally'nin yayınlanmasının ardından remedy, bir sonraki projesi için scott miller'a 3 yeni proje sundu; uzay uçuşu simülasyon oyunu, yeni bir yarış oyunu ve diğeri ise dark justice adlı izometrik bir shooter oyunuydu. miller, oyunun duke nukem gibi güçlü bir ana karaktere, 3d grafiklere ve daha iyi bir isme sahip olması koşuluyla oyunun gelişimini finanse etmeye karar verdi. o dönemde tomb raider'ın başarısı, remedy'yi güçlü bir baş karakterle oyuna yeniden odaklanmaya yönlendirdi.

ekip, max payne ismine karar vermeden önce dark justice'den, max heat'e kadar çeşitli isim olasılıkları denedi. sonunda, daha iyi bir şey olmadığından, max heat isminde karar kıldılar. sonra remedy'den biri, alternatif olarak payne'i önerdi. max heat doğruca çöpe gitti.

max payne 1997'de yeşil ışığı aldı. oyunun baş tasarımcısı petri jarvilehto'ydu. hong kong aksiyon filmlerinin ayırt edici özelliği* olan bullet time ve ağır çekimin oyunlarının temel mekaniği olmasını istedi. demoscene arka planlarından dolayı bilgi işlem konusunda uzman olan ekip , video oyunu için kendi oyun motorunu oluşturdu.

bir sonraki hedef, oyunculara video oyun endüstrisinde öncü bir form olan bullet time olarak biçimlenen yenilikçi bir oyun sunmaktı. max payne'in ilk fragmanı e3 1998'de yayınlandı.

finlandiya'da proje lideri ve remedy'nin kurucu ortağı petri jarvilehto, hikayeyi yazmak için eski arkadaşından yardım istedi. sami lake masaya büyük fikirler getirdi. sam lake oyunun yazarı olarak atandı. polisiye roman* ve film noir yapıtlarında yaygın olarak bulunan unsurları oyuna dahil etti.

ekip, oyunun dokusu için gerçek hayattaki fotoğrafları kullanmak istedi. 1999'da, tasarımcılar şehri araştırmak ve çevre hakkında fikir edinmek için finlandiya'dan new york'a gittiler. new york polis departmanından polisler eşliğinde, haritalamak için binlerce fotoğraf çektiler. şirket, 2000 yılında zamanının çoğunu oyunun grafiklerini daha da iyileştirmek için harcadı.

yayınlanmasını iki kez erteleyen max payne, 23 temmuz 2001'de piyasaya sürüldüğünde büyük beğeni topladı. bir aksiyon oyunu olarak hikayeye ve atmosfere yoğun şekilde odaklanmasıyla dikkat çekti. oyun, 7 milyondan fazla kopya satan ticari bir başarıydı. düzinelerce ödül kazandı.

2001 max payne ekibi.

max payne e3 1998 trailer.
max payne e3 1999 trailer.
max payne e3 2000 trailer.
max payne 2001 trailer.

1998 - italyan video oyun dergisi the games machine.

1997'den bir prototip.

max payne grafik romanı için bir dizi kaynak fotoğraf.

max payne ile sam'in eski bir fotoğrafı.

3drealms'in başkan yardımcısı frederik schreiber'in, 3drealms'in resmi discord sunucusunda paylaştığı max payne'in 1998 beta oynanış videosu. sunucudaki bir hayran tarafından youtube'a yüklenmiş.

1998 - 1999 görüntüleri. 1 - 2 - 3 - 4 - 5

-- meraklılarına max payne hakkında birkaç gerçek bilgi.

ilk zamanlarda v ilacı sadece akıllara durgunluk veren bir ilaç değildi, aynı zamanda vücutta da eğilmelere yol açıyordu. kullanıcılarını parlayan yeşil gözlerle devasa devler haline getiriyordu. aslında, ilk senaryo taslakları süper askerlerle ilgilidir. max'in bu süper askerlerle dövüştüğünü gösteren devam eden ekran görüntüleri bile vardı. aptalca göründüğü ve sin'e çok benzediği için tüm bunlar hurdaya çıkarıldı.
örnek 1, örnek 2, örnek 3

max payne'in pc versiyonu, tony mott'un "ölmeden önce oynamanız gereken 1001 video oyunları" kitabında yer almaktadır.

keskin nişancı tüfeğini başarıyla ateşlediğinde, kamera mermiyi belirlenen hedefe kadar takip eder. scott miller'ın katkılarından biri.

bonus.
devamını gör...

otomobili icat etmemiş ama otomobil üretiminde şirketinin ürettiği ford model t ile çığır açmış ve modern endüstrininin yaratılmasına öncülük etmiş mühendis ve sanayicidir.

1863'te bir çiftlikte doğmuş, makine mühendisliği okuduktan sonra , 1903' te ford motor company' i kurmuştur. daha sonra devrim niteliğindeki model t'yi tanıtır. ford’un üretim dehası sorgulanamaz, montaj hattı ve standartlaştırılmış parçalar gibi yenilikler sunarak, araçlarının üretimini büyük ölçüde hızlandırır ve fiyatlarının düşmesini sağlar. ford, 1914'te işçilerine önceki ücretlerinin iki katından fazla olan günlük 5 dolar ödeyerek abd de herşeyi değiştirir, daha sonra 1926 da günde 8 saatten haftada 5 gün toplam 40 saat çalışma yeniliğinede imza atacaktır.

ford'un otomobil endüstrisine en büyük katkısı, hareketli montaj hattının geliştirilmesidir. ford, pek çok denemenin ardından, sistemi 1913 yılında, highland park'taki yeni fabrikasında uygular. yeni üretim tekniğinin başarısı, parçaların ve daha önceden toplanmış olan grupların hassas zamanlamayla sürekli hareket eden bir ana montaj hattına teslim edilmesine bağlıydı. yeni teknik, montajcıların sabit bir yerde kalmasına ve yanlarından geçen birden fazla araçta aynı görevi defalarca gerçekleştirmesine izin vermiştir. şimdi akla çok mantıklı geliyor ama zamanında bunu düşünmesi nedeniyle tüm endüstriyi değiştiren bir öncü olmuştur. daha önce klasik yöntemle 14 saate yakın bir sürede toplanan model t arabası artık 1 saat 33 dakikada toplanmaktadır.

aynı zamanda ford, kendi işçilerini ürettiği araçları için bir pazar olarak kullanır ve onları kendileri için model t satın almaya teşvik eder. bu yöntem işe yarar ve model t piyasaya sürüldükten sadece 10 yıl sonra, birleşik devletler'deki arabaların yarısını oluşturur hale gelir. ford bu şekilde ülkedeki en ünlü sanayici olur.

1900 lü yılları başında otomobil üretmek için masrafların yüksek olması nedeniyle arabalar sadece zenginlerin alabileceği bir araçtır. henry ford yukarıda bahsettiğim gibi daha ucuza araba üreterek pahalı araba algısını yıkmış ve otomobil satışlarını tabiri caiz ise patlatmıştır. bu şekilde "motor çağı"nıda başlatmıştır. arabaları ile insanlar artık bir yerden bir yere kolay gidebildikleri için şehirlerin merkezden dışa doğru yayılması sağlanır ve gelişmekte olan bir karayolu sistemiyle birbirine bağlanan banliyöler oluşur.

henry ford' un karanlık yanıda vardır, 2.dünya savaşından önceki yıllarda hitler’in nazizm ve yahudi karşıtlığı görüşlerininde abd de ki en büyük destekçilerinden birisidir. savaşa karşıdır. abd 2.dünya savaşına girip, hitler abd ye savaş ilan edince henry ford daha önceki görüşleri ile çok zor duruma düşmüştür. (abd başta sadece kendine pearl harbour' da saldıran japonyaya savaş ilan etmiş, bizim akıllı hitler durup dururken dünya devi olan abd ye savaş ilan etmiştir.). aslında savaş öncesi ford, nazi almanyası tarafından saflarına çekilen tek amerikalı iş adamı değildir, 1920' lerin sonlarında, ford ve genaral motors firmalarının her ikisi de alman pazarına girmek için alman otomobil üreticisi opel' i satın almak için rekabet eder. general motors ihaleyi kazanır ve opel'i 1929 da satın alır. artık rakibi general motors da alman luftwaffe için uçak parçaları üretiyordur.

ford' un üst düzey yöneticilerinden bazılarıda kendi gibi saf ticari çıkarlarının ötesine geçen nazi sempatizanıdır. ayrıca ford' un yakın arkadaşı olan atlantiği uçak ile geçen ilk kişi olan charles lindbergh de, pratikte hitler ve nazizm'e takıntılı bir amerikan ikonudur.

ford abd'nin 1.dünya savaşı'na girmesine zamanında karşı çıkmış ve daha sonra savaşın yahudi bankacıların uluslararası bir komplosundan kaynaklandığı görüşünü benimsemiştir. bu teori zaten anti-semitizmin düşüncesinin ana sebebi olmuştur. ford’un konuşmalarında yahudi aleyhtarı hakaretler zamanla yaygınlaşır ve 1920'lerin başında sahip olduğu gazetelerde yahudi karşıtı görüşleri yayınlatır. ayrıca bu konuda yazılmış kitaplarada destek verir, zamanla mahkemelik olur, davayı kaybeder ve ülkenin yahudi cemaatinden özür dilemek zorunda kalır, ancak kendi fikirleri hiç değişmez. 1930'ların ortalarında ford, başka bir dünya savaşı olasılığı için "finansörleri ve tefecileri" suçlar hale gelir.

führer bir keresinde, "heinrich ford" un "amerika'da büyüyen faşist hareketin lideri" olmasını arzu ettiğini bile söylemiştir. almanya'da zamanla ford da fabrikasını açar, abd de iken nazi madalyasıda verilir kendisine.

böyle mükemmel bir makine mühendisinin bu şekilde saçma bir ideolojiye kapılmasına akıl sır ermiyor açıkçası.

bir başka meşhur nazi sempatizanı için #158727
devamını gör...

insanların en temel sorunlarından birisi inanmaktır çünkü bir şeye inanmadan yapamıyorlar, yaşayamıyorlar her şeye körü körüne inanıp kendilerini bir şeylerle meşgul edebildiklerini ya da inandıkları şeye ait olduklarını düşünüyorlar. düşünsenize birisiyle tanışıyorsunuz ve sizinle tanışmak için fikirlerinizi sormak yerine burcunuzu öğrenmek istiyorlar çok absürt değil mi?
devamını gör...

beşinci asırda avrupa topraklarında devlet kuran batı hunlarından attila'nın fetihlerini konu alan destandır.
attila 5. asırda avrupa'nın çoğunu fethetmiş, doğu ve batı romayı kuşatarak vergiye bağlamıştır.
attila, batılılar tarafından "tanrının kırbacı - kılıcı" diye anılmaktadır.
destanda bu bölüm şu şekilde anlatılır:
hun çobanlarından biri toprağa gümülü olan ucu sivri bir kılıç bulur, bunu attila'ya verir. kamlar* bunu, dünyanın hakimiyetinin attila'ya verilmesi şeklinde yorumlar.
orleans'tan catalanaum ovası'na giderken yakalanan bir keşişin attila'ya "tanrı' nın kamçısı sensin. tanrı adaletinden ayrılanlar seninle cezalandırıyor. ancak unutma bu kılıcı bir gün senden alıp bir başkasına da verebilir. senin gücün ilahidir."demesi bu unvanın nedenini açıklar düzeydedir.
türklerin öbür dünyada ihtiyaçları olabilecekleri malzemeleri mezarlarına gömdüğünü bilen margos şehrinin psikoposu adamlarına türk mezarlarını soydurur. ve elbette ki bu kötü muamele karşılıksız kalmaz ve attila bu kez de margos'a, balkanlara sürer atını.
attila avrupa' ya diz çöktürmüş, roma'yı vergilendirmiş ünlü bir hükümdardır. papa 1. leo bütün hristiyan dünyasının adına, türk kağanı'ndan af dilemeye gönderir. bu olay kaynaklarda yer aldığı için attila düşküne dokunmayan kağan olarak anılabilir. psikopos' un attila'yı nasıl ikna ettiği bilinmemekle beraber attila'nın onları iyi bir şekilde karşıladıklarını da tarihe not düşmüşlerdir.
yine kaynaklarda da yer alan attila'nın ildiko ile evliliği ve avrupalılarca durdurulamayan bu adamın ölümüne dair üç farklı rivayet vardır.
birincisi ildiko'nun düğün gecesi onu zehirlediği,
ikinisi ildiko'nun düğün gecesi onu hançerlediği,
üçüncüsü de 60 yaşına gelmiş kağan'nın çok içtiği için burun kanamasından öldüğü.
her halükarda yenilmeyen adamın ölümü bir düğün olmuştur.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sol frame yakında kusturacak. kaliteyi artırmak gerekirken, beyni organında olanların açtığı başlıklara prim yok.
devamını gör...

genellikle çocuklarda görülen,klinik olarak epilepsi ile ortaya çıkan ve tipik olarak temporal lobun yüzeyel kısmına yerleşen grade 1 düşük dereceli nöronal tümördür.
dnet olarak kısaltması yapılır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim