zeynep saraç’ ın ipek ve demir’in çocukluk arkadaşlıklarından başlayıp, aşk yolculuklarını konu alan ve okuduğum ilk ve tek kitabı. okurken sıkılmadım. akıcı ve güzel bir dili vardı. karakterler çok güzel betimlenmişti. notlarıma kaydettiğim ve en beğendiğim alıntılarını aşağıya bırakıyorum.


“ya benden gerçekten nefret et ya da sev.. ama bu ikisinin arasında bırakma...”



“bazen sadece inanırsın. inanır ve gerçek olmasını istersin.”


zeynep saraç- nar çiçeği
devamını gör...

motörhead'in en sevilen şarkısıdır. ayrıca 1980 yılında çıkan albümüyle aynı isimdedir. "ace of spades" iskambilin en yakışıklı kartı olan "maça ası"dır.

rahmetli lemmy kilmister, bas gitara çağ atlattığı bu şarkıda; yaşamı kumar oynamaya; kendiniyse başarılı bir kumarbaza benzetiyor.

ukde: eyluling
devamını gör...

geçenlerde bir bilim dergisinde okuduğum bir habere bakılırsa pek de bir anlamı olmayan hedef.

deney grupları seçilmiş ve bu 10 bin adım olayının etkileri denekler üzerinde ölçülmüş. görülmüş ki 4500 adım, 40 yaş üstü (özellikle) kadınlarda kalp krizi riskini azaltıyor ama bundan ötesinin belirgin bir etkisi olmuyor. bu arada bu 4500 sayısı da değişiklik gösteriyor çeşitli araştırma gruplarına göre ama hepsinin birleştiği ortak nokta şu: 10 bin sayısı, bilimsel bir çalışmaya dayanmıyor. zira bu olay bir japon firmasının ürettiği adım sayan bir uygulama (ya da cihaz) nedeniyle ortaya çıkmış. hatta yazımında kullanılan japonca harfin yürüyen bir adama benziyor olması nedeniyle ortaya çıktığı da söyleniyor.
devamını gör...

çok ağır olduğu için katılmadığım önerme. memurluk kavramında sorunlar var mı? devasa sorunlar var ama ülkenin kanseri denecek noktada da değil.

öncelikle savuşturma amaçlı şu bilgileri paylaşayım: annem babam memurdu, kardeşim de şu an memur. memur düşmanı değilim, olmam da. bir ek not olarak da ömrümde hiç 'k' kodlu bir sınava girmedim, nasip de olmasın zaten.

gelelim memurluk kavramındaki sorunlara. bunlardan ilki bence performansa bağlı iş sonlandırma olmaması. tabii şimdi "bizim ülkede liyakat mi var? bu kötüye kullanılır" diyecekler olabilir, haklılık payları da var ancak ben hiç işini iyi yapamadığı için işten çıkarılan memur görmedim. bir insan işinde başarısızsa başarısızdır. "ömürlük iş" mantığı maalesef memurluğun en büyük sorunlarından biri.

yine bu "ömürlük iş" konusuna bağlı olarak oluşan ortam. birkaç ana başlık hariç işten atılamazsınız. ne yaparsanız yapın kınama, tutanak, soruşturma ve nadiren sürgün ile memurlukta kalırsınız. bu ne demek oluyor peki? taciz(cinsel olması şart değil), mobbing, adamcılık, gruplaşma ve benzeri 50 küsur şey daha iş hayatında yer edinir. iyi bir iş yerinin prensipleri ve disiplini olur. disiplinin olmadığı yerde başarısızlık kaçınılmazdır.

bir diğer konu da maaşların düşüklüğü ve bunun rekabetçi ortamı ortadan kaldırması. maaşlar belki kötünün iyisi olabilir şu anki ortamda ama kesinlikle yüksek denemez.(evet memur maaşlarının çok daha yüksek olması gerektiğini düşünüyorum) peki maaş konusu neyi getiriyor? iyi bilgisayar mühendisleri kpss'ye girmiyor bile. bir nevi elemanın kötüsü devlete kalıyor. milyonluk şirketler bile personelin en iyisini alırken milyarlık, 10 milyarlık işler yapan devlet personelin kötüsünü alıyor. özellikle kritik alanlarda maaşlar kesinlikle rekabetçi olmalı ki insanlar devlette çalışmak istemeli.
devamını gör...

böyle olmasını istediğim saç:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
(görsel alıntıdır.)
devamını gör...

1 saatlik derlenmiş türkçe 90'lar pop açıyorum. başa sar sar dinle. sonra temizligin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. (düşük bütçeli deterjan tanıtımı gibi gelse de whis size mükemmel bir link bırakıyor).
devamını gör...

benim de bir “halay kulübü” projem var ama üşengeçlikten kuramıyorum. “üşengeçler kulübü” kursam bu sefer de üşengeçliğe ihanet etmiş olucam ki zaten başlığa yazacaklar üşengeçlikten yazamamaları gerekli, böyle gelgitlerle geçiyor işte zaman azizim. ee sen ne yaptın?
devamını gör...

kafası az buçuk çalışan her insanın farkında olduğu ve onu bir kez daha takdir etmesini sağlayan gerçektir.
devamını gör...

cinsiyetçi, aşağılayıcı, ötekileştirici başlık açanların neden böyle olması.
devamını gör...

evlenirken yapılan bir çok saçma sapan gelenek var ama benim en nefret ettiğim kesinlikle kına geceleri, yüksek yüksek tepeler,saçma sapan kıyafetler, ağlamalar arkasından göbek atmalar bitmeli artık.
devamını gör...

victor hugo'nun izmir hakkında yazdığı şiirin adı.

izmir bir prensestir

"izmir bir prensestir çok güzel küçük şapkasıyla.
mutlu ilkbaharlar durmaksızın onun çağrısına yanıt verir.
nasıl vazo içindeki çiçekler gülümseyen günbatımı gibiyse,
o da denizler arasından ışıldar.
hatta arşipel' in yaratılışından çok daha tutkulu...."
vıctor hugo (la captıve)
devamını gör...

kafa sözlük meydan larousse'u güzide yazar. okudukça öğrenecek ne çok şey varmış diyorsunuz.
devamını gör...

sanırsın ki sevenim çok, arkadaşım çok, dostum çok. sonra kötü bir şey olur, dönüp bir bakarsın ki arkanda gölgenden başka hiçkimse yok.*
devamını gör...

odalara kapanıp dışarı çıkılmaması elzemdir.
devamını gör...

sadrazam damad ibrahim paşa ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşanın 14 ağustos - 30 kasım 1600 tarihleri arasında süren seferidir.

ibrahim paşa 3 ay 17 gün sürecek kanije seferi için belgrad'dan ayrıldı. 22 ağustosta essek'e geldi. aynı gün budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa emrindeki birliklerle orduya katıldı. hasan paşa, peç yakınlarında baranyavar'da bir alman ordusunu yok etmişti.
essek'te toplanan harp divanında hasan paşa kanijenin üzerine yürünmesini teklif etti. kendinden daha tecrübeli bir asker olan hasan paşanın sözünü dinleyen ibrahim paşa bu teklifi kabul etti.

ibahim paşa ve ordusu kanije üzerine yürürken karşılarına çıkan babofca kalesini 3 günlük bir muhasarnın ardından aldı. drava boyundaki bu kale birkaç sene evvel almanların eline geçmişti. tiryaki hasan paşa babofça da ordudan ayrıldı. ibrahim paşa onu budin beylerbeyi tayin etmişti. aynı zamanda rumeli beylerbeyi olan ve gelecekte sadrazam olacak olan lala mehmet paşa budin'den ayrıldı ve ibrahim paşanın ordusuna katıldı. kanijeye gelirken sınırdaki iki kaleyi daha kuşattı ve fethetti. ardından 10 gün sonra orduy-ı hümayun 10 eylül günü kanijeye ulaştılar ve 40 gün sürecek olan kanije muhasarası başladı.

türklerin "kanije", macarların "nagy-kanisza" almanların "gross-kanisa" dedikleri bu son derece müsthkem kalesiyle meşhur mühim şehir, balaton gölü ile drava nehri arasındadır. vaktiyle türkler'de iken almanların eline geçmiştir.

muhasaranın 13. gününde, 24 eylülde kanije barut mahzeninin havaya uçurulması, kalenin fethine giden yolda en önemli olaydır diyebiliriz. bu hadise türk milletinin kahramanlık destanları arasında yerini almıştır. şöyle ki: kanije'de esir tutalan 170 türk vardı. bunların içinde türk kadın ve çocuklar da bulunuyordu. almanlar, muhasara başlayınca bunları barut mahzeninin yanına toplu bir şekilde hapsetmiş ve kalede herhangi bir sabotaj ihtimalinin önüne geçmek istemişlerdir. tabi bunu yaparken doğal olarak türklerin, kendi hayatlarını ve çocuklarının hayatını dahi düşünmeden baruthaneyi patlatabileceklerini hesap etmemişlerdi.

fakat akla getirilmeyen hiç getirilmeyen o ihtimal vuku buldu. türkler mahzeni ateşe verip havaya uçurdular, tabi içlerinde kendileri de havaya uçtular. almanlar bu olayın neticesinde barutsuz kaldılar ve bütün alman topları sustu. yalnızca tüfek ateşiyle karşılık vermeye başladılar. fakat 7 ekimde 100 top taşıyan 40 bin kişilik bir alman ordusunun kanijeye gelmesi, türklerin durumunu sarstı ve kanijenin fethini geciktirdi. lorraine dukası prens emmanuel mercouer'ün kumanda ettiği bu ordu, türklere karşı taarruza geçti. yeniçeriler kaçıştılar fakat tımarlı sipahiler ve budin birlikleri şiddetle karşı koydular ve prens ağır zayiat vererek kanijeyi kaderine terk ederek kendi canını zor kurtardı.

22 ekimde kanije, teslim olmaya karar verdi. teslim şartlarına göre kalede bulunan 76 top haricinde herşeyi alabileceklerdi. alman tarihçi hammer'ın aktardığına göre almanlar, çocuk beşiklerine ve tavuk kafeslerine kadar her şeylerini aldılar ve sukunetle kendilerini seyreden türk ordusunun arasından geçip gittilerç yine hammer'a göre türkler eşyalarını taşıyabilsinler diye almanlar'a birkaç tane deve hediye ettiler.

kanijenin düşmesi üzerine civardaki birkaç kale de kendiliğinden teslim oldu. bu suretle almanlardan eğri ve kanije gibi iki kale fethedilmiş fakat estergon ve yanık gibi iki mühim kale de kaybedilmişti. ibrahm paşa kanijeyi eyalet merkezi yaptı. peç, sigetvar, osiek ve sikloş sancakları, budin eyaletinden alınıp, kanije eyaletine bağlandı. köstendil sancak beyi arnavut hasan bey ilk kanije beylerbeyi oldu. kanije'ye 5 bin askerden oluşan bir garnizon tahsis edildi. daha sonra ibrahim paşa bu eyalete daha tecrübeli birini getirmek istedi ve budin beylerbeyi tiryaki hasan paşa kanije beylerbeyi olarak buraya verildi.

kanije'de büyük bir camii inşa edildi. bu mühim fetih, istanbul'da ve diğer eyaletlerde üç gün üç gece şenlik yapılarak kutlandı.
devamını gör...

''ateşe dayanamadıktan sonra asâletin değeri nedir ki ? !'' (alfred hitchcock'un yönetmenliğini yaptığı ''the skın game'' adlı filmde mr. hillcrist karakterinin, filmin sonundaki sözü)
devamını gör...

acılarımı da üzüntülerimi de sevinçlerim gibi doruklarda yaşayamamak. bir şekilde içimde kalakalıyor. sanki birine anlatsam bu beni çok zayıf gösterip, gözündeki değerimi bitirecekmiş gibi geliyor. ıçime atınca da kafamda sürekli tekrarlayıp takıntı oluşturuyorum kendime. sanki ben sürekli mutlu olmalıymışım, derdim tasam yokmuş gibi.
bir diğeri de aşırı ve gereksiz fedakar olmam. olmamam gereken yerlerde dahi fedakarlık yaparak yine değerimi düşürmeyi başarıyorum. daha da vardir fakat enler bunlar.
devamını gör...

çok insan gördüm, kötülük yapamadığı için kendini iyi sanan.
devamını gör...

ürün yelpazesi açısından a101 alır götürür.
devamını gör...

son isteği sorulduğunda;
-demli bir çay ve filtreli sigara dedi. ucuz diye filtresiz içmekten ellerimiz sarardı.
-ve rodrigo’nun gitar konçertosunu dinlemek istiyorum.
o an orada bulunan sıkıyönetim komutanları, idam kararı veren mahkeme heyeti, birkaç er ve gardiyanlar anlamamışlardı bu isteği.

peki ama 24 yaşında dar ağacına giden biri neden bu konçertoyu dinlemek istemişti?

üstte yazar arkadaş uzunca açıklamış ama ben bi özet geçeyim;
ispanya’da hitler ve musollini destegi ile iktidara franco gelir. o dönemde ispanya’da iç savaş başlar ve çoğunluğu sosyalist olan altyüzbin insan öldürülür.
rodrigo 1939 yılında bu savaşı anlatmak ister, gözleri görmedigi için eşine bölümler halinde yaptırır konçertoyu.
icrası en zor eserlerden biridir.

6 mayıs 1972 saat 05:30
demli çayını ve sigarasını içti. konçertonun bitmesini bekledi. sonra idam sehpasına yürümek için ayağa kalktı. ancak ayaklarında prangalar vardı. avukatı halit çelenk “prangalar açılsın, bu şekilde idama götüremezsiniz”. prangalar açıldı.

24 yaşında dağ gibi bir genç yere sağlam basa basa yürüdü. ulucanlar cezaevinde tüm mahkumlar ıslıklarla konçertoya devam etti...

ölüme giderken konçerto dinledi. öldürüldükten sonra onun için kitaplar, şiirler, şarkılar yazıldı.

ama yinede can yücel’in dediği gibi;
“aşk olsun be çocuk...”

edit: konçerto istenmiş. son görüntüleriyle ekliyorum.

denizegider
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim