sevmek zamanı
türk sinemasının yüz akı. hatta dönemin imkanları, ve dönemin genel sinema algısı düşünülürse belki de nuri bilge ceylan'in da bir tık önünde bir iş gibi görürüm naçizane.
elbette metin erksan'in filmde anlattığını ondan önce birileri kitaplarinda anlattı.
filmde altı çizilen 'sevgi/aşk' biçimini sabahattin ali kürk mantolu madonna'da anlatir.
filmde fotoğraf/ fotoğraftaki kadin ikiliği anlamasi zor olmayan, sevilenin gercek kisiligi ile sevenin gördüğü kişiliği çelişkisini temsil eder.
bu da belki de yaşadığımız her aşkta gorebilecegimiz çok gerçek bir çelişkidir.
bir insanla karşılaşırız, o'nun onlarca yillik ömrünün ürünü olan karakterini biz maksimum 5-10 görüşmeyle, o görüşmelerdeki haliyle hareketiyle algıladigimizi, öğrendiğimizi düşünürüz. hepimiz de o resme aşık oluruz. bizi seven herkes de bizim onların kafasındaki resmimize aşık olmuşlardır.
halil sen kadar ben kadar gerçektir.
halil'in o resimdeki kadından kaçışı da biraz korkudandır. o kendisini asla incitemeyecek, asla yargilamayacak bir 'sevgili' bulmuştur. bunu kaybetme korkusudur onunki.
bizim sahip olmadığımız, halil'in eni sonu birakmak zorunda kaldığı bir lüks/hastalık bu.
biz sıradan faniler severiz. denk gelirse de sevdigimizce seviliriz. bir miktar o resimler bizi bir arada tutar. sonra usul usul resim gider gerçek gelir. ıki yan da kafasındaki resimden feragat edebilirse ne ala, aşk biter yerini guzel bir huzur hali alir. yok bir taraf o resmi birakmazsa o zaman... ıste hayat devam ediyor.
konu karıştı. toplayalim.
film sadece bu bakış acisiyla kiymetlenmiyor tabi. ayni zamanda bu derdini anlatırken klişelerden cok guzel kacmasiyla da cok kiymetlenir.
örneğin, fabrikatörun yaklaşımı hikayeye tam gereken bir katki sağlar. onun da derdi cok gerçektir cok anlasilirdir.
teknik kismiyla ilgili konuşup boyumu aşmayayim. onu da bir bilen anlatsin
elbette metin erksan'in filmde anlattığını ondan önce birileri kitaplarinda anlattı.
filmde altı çizilen 'sevgi/aşk' biçimini sabahattin ali kürk mantolu madonna'da anlatir.
filmde fotoğraf/ fotoğraftaki kadin ikiliği anlamasi zor olmayan, sevilenin gercek kisiligi ile sevenin gördüğü kişiliği çelişkisini temsil eder.
bu da belki de yaşadığımız her aşkta gorebilecegimiz çok gerçek bir çelişkidir.
bir insanla karşılaşırız, o'nun onlarca yillik ömrünün ürünü olan karakterini biz maksimum 5-10 görüşmeyle, o görüşmelerdeki haliyle hareketiyle algıladigimizi, öğrendiğimizi düşünürüz. hepimiz de o resme aşık oluruz. bizi seven herkes de bizim onların kafasındaki resmimize aşık olmuşlardır.
halil sen kadar ben kadar gerçektir.
halil'in o resimdeki kadından kaçışı da biraz korkudandır. o kendisini asla incitemeyecek, asla yargilamayacak bir 'sevgili' bulmuştur. bunu kaybetme korkusudur onunki.
bizim sahip olmadığımız, halil'in eni sonu birakmak zorunda kaldığı bir lüks/hastalık bu.
biz sıradan faniler severiz. denk gelirse de sevdigimizce seviliriz. bir miktar o resimler bizi bir arada tutar. sonra usul usul resim gider gerçek gelir. ıki yan da kafasındaki resimden feragat edebilirse ne ala, aşk biter yerini guzel bir huzur hali alir. yok bir taraf o resmi birakmazsa o zaman... ıste hayat devam ediyor.
konu karıştı. toplayalim.
film sadece bu bakış acisiyla kiymetlenmiyor tabi. ayni zamanda bu derdini anlatırken klişelerden cok guzel kacmasiyla da cok kiymetlenir.
örneğin, fabrikatörun yaklaşımı hikayeye tam gereken bir katki sağlar. onun da derdi cok gerçektir cok anlasilirdir.
teknik kismiyla ilgili konuşup boyumu aşmayayim. onu da bir bilen anlatsin
devamını gör...
anket dolduran yazarlar uçurulsun kampanyası
anketlerde olmasa sözlüğü eğlenceli ve keyifli kılan çok fazla şey kalmaz gibi. ne kadar da açmışız bilgiye, hayretler içerisinde kalıyorum. hiç mi sıkılmıyorsunuz hiç mi kafa dağıtıp, gereksiz- boş işler yapmak istemiyorsunuz anlamıyorum ki! sonuç olarak anketler candır, gerisi heyecan.(swh)
devamını gör...
iddaa
bahis yapmayı seven biriyim. o yüzden konuyla ilgili birkaç kelam edeyim dedim. evvela bahis için yatırdığım parayı unuturum. benim için yok hükmündedir. keyfim için harcadığım bir paradır ve bu paranın dönüşü olacağı beklentisine girmem. yıllardır bu oyun içerisinde kendime göre yarattığım alışkanlıklarım var. bunları bozmadığım müddetçe de ağzımın tadı bozulmuyor. misal ben genelde tek farklı bitecek maçlar ve beraberlik kokan maçları bulmaya çalışırım. onların haricinde kendimi dağıtmam. sistem kuponu yaparım ve misli kupon yapma işine skor bahsi hariç hiç bulaşmam. türkiye ligine ve çoğu tanınan lige bahis yapmam. misal kafama silah dayasanız üç büyüklerin maçlarına bana bahis oynatamazsınız. yüzde bir milyon emin de olsanız, beni filistin askısında da sallandırsanız o bahsi bana yaptıramazsınız. zira kendinizden bir kere ödün verirseniz bu oyun sizi bitirir. avrupa'daki tanınmış büyük takımların maçlarına da hiç bulaşmam.
dedim ya kendime göre alışkanlıklarım var. oynamayı sevdiğim bahis türü anlamında kendimce belirlediğim ligler var. bilinenin aksine bu iş için brezilya seri-a ve özellikle seri-b biçilmiş kaftandır. yani maçlar öyle çok gollü geçmez. farklı skorlar da çıkar ama az çıkar. istikrar abidesi takımlar vardır. 2-1'e 1-0'a abone olan, onlardan asla vazgeçmem. mesela geçen sene coritiba'nın çok ekmeğini yedim. tabi netice de sokağa attığınız para gibi baksanız da ortaya bir para koyuyorsunuz. o yüzden ders çalışır gibi çalışırım bu merete. hakkını veririm yani. mükellef bir oran yakalamışsam da tuttuğu gün çekerim. bırakmam hesapta. bahis yapılacak kadar tutar kafidir. o yüzden gerisini hesapta bulundurmanın lüzumu yoktur. şeytan meytan dürter maazallah! oh ihaleyi yine bıraktık şeytana. garibim zaten her şeyden sorumlu.
neyse efendim bahis bile emek işidir, çalışma işidir ve bazıları şaşıracaktır ama disiplin işidir. yoksa 2250 yıldızlı otellerde tatil yapma hayali kurarken, kendinizi simit satarken bulabilirsiniz. bu iş keyif işidir bunu akıldan çıkarmamak lazım. sınırınızı bilmiyorsanız ve hırs yapıyorsanız hiç bulaşmamanız gerekir. yok efendim x kişiden borç almıştım, elime para geçti, şu maça basayım paramı katlayayım falan moduna girerseniz yıkım yakındır. kendinizi tefeciye bulaşmış sayabilirsiniz zira böyle çok örnek gördüm. kaybettikçe bulup, buluşturup zararınızı gidermeye kalktığınız an kendi ipinizi çekmişsiniz demektir.
hülasa; bahis yapmayı seviyorum. kuponlarım tutunca bundan da büyük keyif alıyorum. ama asla kendi çizgimin dışına çıkmıyorum. çünkü gördüğüm örnekler beynime o kırmızı çizginin geçilmemesi gerektiğini çivi gibi çaktı. o yüzden bu işin müptelası olacaksanız da kontrollü müptela olun, huzurunuzun ve yaşam dinamiklerinizin altına dinamit koymayın.
neyse bugün güzel maçlar var gidip biraz kupon çalışması yapayım *
tanım: dünyadaki bahis oranlarına kıyasla daha düşük oranlara sahip olan, azı karar çoğu zarar keyifli bir oyun türü.
dedim ya kendime göre alışkanlıklarım var. oynamayı sevdiğim bahis türü anlamında kendimce belirlediğim ligler var. bilinenin aksine bu iş için brezilya seri-a ve özellikle seri-b biçilmiş kaftandır. yani maçlar öyle çok gollü geçmez. farklı skorlar da çıkar ama az çıkar. istikrar abidesi takımlar vardır. 2-1'e 1-0'a abone olan, onlardan asla vazgeçmem. mesela geçen sene coritiba'nın çok ekmeğini yedim. tabi netice de sokağa attığınız para gibi baksanız da ortaya bir para koyuyorsunuz. o yüzden ders çalışır gibi çalışırım bu merete. hakkını veririm yani. mükellef bir oran yakalamışsam da tuttuğu gün çekerim. bırakmam hesapta. bahis yapılacak kadar tutar kafidir. o yüzden gerisini hesapta bulundurmanın lüzumu yoktur. şeytan meytan dürter maazallah! oh ihaleyi yine bıraktık şeytana. garibim zaten her şeyden sorumlu.
neyse efendim bahis bile emek işidir, çalışma işidir ve bazıları şaşıracaktır ama disiplin işidir. yoksa 2250 yıldızlı otellerde tatil yapma hayali kurarken, kendinizi simit satarken bulabilirsiniz. bu iş keyif işidir bunu akıldan çıkarmamak lazım. sınırınızı bilmiyorsanız ve hırs yapıyorsanız hiç bulaşmamanız gerekir. yok efendim x kişiden borç almıştım, elime para geçti, şu maça basayım paramı katlayayım falan moduna girerseniz yıkım yakındır. kendinizi tefeciye bulaşmış sayabilirsiniz zira böyle çok örnek gördüm. kaybettikçe bulup, buluşturup zararınızı gidermeye kalktığınız an kendi ipinizi çekmişsiniz demektir.
hülasa; bahis yapmayı seviyorum. kuponlarım tutunca bundan da büyük keyif alıyorum. ama asla kendi çizgimin dışına çıkmıyorum. çünkü gördüğüm örnekler beynime o kırmızı çizginin geçilmemesi gerektiğini çivi gibi çaktı. o yüzden bu işin müptelası olacaksanız da kontrollü müptela olun, huzurunuzun ve yaşam dinamiklerinizin altına dinamit koymayın.
neyse bugün güzel maçlar var gidip biraz kupon çalışması yapayım *
tanım: dünyadaki bahis oranlarına kıyasla daha düşük oranlara sahip olan, azı karar çoğu zarar keyifli bir oyun türü.
devamını gör...
normal sözlük dertleşecek yazarlar veri tabanı
(bkz: burayı yıkarlar)*
tanim: yıllar yıllar önce internetin ücra bir köşesinde ilk abaza keşişin haykırmasıyla hayat bulmuş yapış yapış bir akımı anımsatan "veri tabanı". seneler geçti şu yanlıştan dönülmedi ya ben de ona yanarım.*
tanim: yıllar yıllar önce internetin ücra bir köşesinde ilk abaza keşişin haykırmasıyla hayat bulmuş yapış yapış bir akımı anımsatan "veri tabanı". seneler geçti şu yanlıştan dönülmedi ya ben de ona yanarım.*
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
bu şarkı bana mutluluk aşılıyor. nedense uykuya dalmadan önce mutlu hissetmek ve hissettirmek istiyorum. *
devamını gör...
14 aydır okula gidemeyen öğrenci
aile evinde kalan bir üniversiteliyse kafayı yemiş olması muhtemeldir.*
devamını gör...
aldığınız garip teklifler
halının üzerinde oturup oyun oynayalım mı? biraz dolaşalım mı? söyleyen 3 yaş bebe.
devamını gör...
yalnızlığın en çok dokunduğu an
bazen bir şey okuyorum beni çok heyecanlandıran ki, bu artık çok nadir oluyor. kimseye anlatamıyor yahut tekrar okuyamıyorum heyecanimı paylaşamıyorum. üstelik yakınımda birileri de oluyor çoğunda. yalnızlığa zorlanmak böyle bir şey olsa gerek. en kötüsü de işte bu sanırım.
devamını gör...
kadınların öz saygısı var mıdır
soldan soldan akıp giden başlıkları birbiri ardına okuyunca ortaya çıkan saçma sapan durumdur:
(bkz: müslüman kadınların özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: ateist olan kadının özsaygısı var mı sorunsalı)
(bkz: yahudi kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: budist kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
biraz daha devam ederse saçmalığın dozu artacaktır.
(bkz: müslüman kadınların özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: ateist olan kadının özsaygısı var mı sorunsalı)
(bkz: yahudi kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
(bkz: budist kadının özsaygısı var mıdır sorunsalı)
biraz daha devam ederse saçmalığın dozu artacaktır.
devamını gör...
dostu olmayan insan
eskiye ve eskilere nazaran güncellenmiş hayat koşulları ve şartlar, dostluğun eski kavrama göre karşılıksız bağlılık aksine. bugün karşılıklı çıkar düşüncesi maalesef hepimiz bu kavramı arar olmuşuz.
aslında belki de arayış biçimimiz farklıdır, çünkü insan doğup büyüdüğü kök kültüründen yetiştirilme biçimi ve bilinç altına yerleştirilen iyi kötü tanımları hayatının oluşturan prensip bildiği her unsur! bugün yaşadığı ve farklı köklere sahip bir insana uyarlaması zıt düşebiliyor.
örnek: dut ağaca kalem atıp erik verdirmek gibidir kökü dut ama dalı erik, görüntü erik ama tadı farklıdır.
tanım: dostluk kişinin düşünce ve prensibine ortak eylemleri olan kişidir, olmayan ve biten her dostluk, iki tarafın kendisine ihanete uğradığını düşünür.
ek tanım: dostum yoktur, ama samimi arkadaşlarım vardır, netice de fikir ayrılıklarımızın olma ihtimali her zaman pozitiftir bu nedenle, çok samimi olduğum *dost* denilecek kadar yakın olan insanla bile, zıt kutuplarımızın arasına perde tutmanın arkadaşlığın selameti açısından yararlıdır.
aslında belki de arayış biçimimiz farklıdır, çünkü insan doğup büyüdüğü kök kültüründen yetiştirilme biçimi ve bilinç altına yerleştirilen iyi kötü tanımları hayatının oluşturan prensip bildiği her unsur! bugün yaşadığı ve farklı köklere sahip bir insana uyarlaması zıt düşebiliyor.
örnek: dut ağaca kalem atıp erik verdirmek gibidir kökü dut ama dalı erik, görüntü erik ama tadı farklıdır.
tanım: dostluk kişinin düşünce ve prensibine ortak eylemleri olan kişidir, olmayan ve biten her dostluk, iki tarafın kendisine ihanete uğradığını düşünür.
ek tanım: dostum yoktur, ama samimi arkadaşlarım vardır, netice de fikir ayrılıklarımızın olma ihtimali her zaman pozitiftir bu nedenle, çok samimi olduğum *dost* denilecek kadar yakın olan insanla bile, zıt kutuplarımızın arasına perde tutmanın arkadaşlığın selameti açısından yararlıdır.
devamını gör...
insana mutluluk veren sıradan olaylar
- havanın güneşli ve ılık olduğu bir günde dışarıdan gelen kuş sesleri
- dolunay
- tatilde gece yatarken uzaklardan gelen dalga sesleri
- kumsalda yürürken denizkabuğu bulmak
- kucakta yatan kedinin çıkardığı gırgır sesi
...
- dolunay
- tatilde gece yatarken uzaklardan gelen dalga sesleri
- kumsalda yürürken denizkabuğu bulmak
- kucakta yatan kedinin çıkardığı gırgır sesi
...
devamını gör...
eisoptrofobi
aynalardan korkmadır.
devamını gör...
devlet memurları bu ülkenin kanayan yarası kamburu kanseridir
kanser sebebinin birkaç ayda bir değiştiğini gösteren beyan. en son emekliler kanserdi, ne oldu o iş?
durup durup insanları bir şeyler için kambur ya da kanser ilan etmek, hedef saptırmaktan başka bir şey değil. iyi niyetli olabilirsiniz belki böyle iddialarda bulunurken ama esas bakılması gereken yere bakılmasını önleyici beyanlara da imza atmış olursunuz istemeden. bu ülkede insanlardan toplanan vergiler planlı programlı ve olması gereken yerlere harcansa kimse kambur falan olmaz. birkaç ülkeyi evlatlık alır, onlara bile paşalar gibi bakarız. o derece...
eskiden devlet memuruna kız bile verilmeyen bir dönem vardı, yaşı yetenler hatırlar. yani hiç de öyle boş boş yatar, alır paramı gül gibi geçinip giderim diye düşünebileceğiniz bir makam değildi memurluk. eğer şimdi durum ona dönüştüyse sorun memuriyette değil, işleri bu hale getirenlerde aranmalı.
ha ama derseniz ki siyasetçiler de birer devlet memurudur, o zaman onu konuşuruz işte.
durup durup insanları bir şeyler için kambur ya da kanser ilan etmek, hedef saptırmaktan başka bir şey değil. iyi niyetli olabilirsiniz belki böyle iddialarda bulunurken ama esas bakılması gereken yere bakılmasını önleyici beyanlara da imza atmış olursunuz istemeden. bu ülkede insanlardan toplanan vergiler planlı programlı ve olması gereken yerlere harcansa kimse kambur falan olmaz. birkaç ülkeyi evlatlık alır, onlara bile paşalar gibi bakarız. o derece...
eskiden devlet memuruna kız bile verilmeyen bir dönem vardı, yaşı yetenler hatırlar. yani hiç de öyle boş boş yatar, alır paramı gül gibi geçinip giderim diye düşünebileceğiniz bir makam değildi memurluk. eğer şimdi durum ona dönüştüyse sorun memuriyette değil, işleri bu hale getirenlerde aranmalı.
ha ama derseniz ki siyasetçiler de birer devlet memurudur, o zaman onu konuşuruz işte.
devamını gör...
diyelim ki o bunu okuyor
you look like weird animals.. you look like cins and şeytans..
devamını gör...
sözlüğün 1.yılının gelip çatması
bir yıldır yazan yazarlardanım. istikrarım benim de gözlerimi yaşartıyor. küfürsüz diye geldim. kitap hediye ediliyor dendi, helal dedim. bir sene boyunca ortam sürekli değişti. derdini anlatanlar, memeye dalanlar, politika konuşayım derken kaş göz çıkartanlar, sataşmaya doymayanlar, benim gibi kafasına göre takılanlar yazıyor derken bir seneyi devirdik işte.
kurucular bana güven verdi. yaklaşımlarını anlatım dillerini sevdim. bu kadar çok saldırı almalarına rağmen sükunetlerini korudular. bir yerden sonra taş olsa çatlar. dün doğum günü vesilesiyle akışta görüldük diye mesaj atıp sahtesiniz oğlum siz diyene ben kafa göz dalmak istedim mesela. canı sıkılınca sataşan fantezici için dayak yese ne güzel olur diye bile düşündüm. ponçik olamıyoruz her zaman, vahşi tarafımız da var ama sadece vahşi taraflarını gösteren edepsizlerden nefret ettim. duymasalar da çok güzel küfürler ettim.
bilmem nereden adı,sanı, cismi belli olmayan anonimlerin küfür etkisi yaratan sözlerini tınlamamak. havaya ateş açmamak bence meziyet. bunlar insanın aklından geçiyor çünkü. o sana diyor ne boş insansın sen onlara diyorsun ne boş insanlarsınız. bomboş takılıyoruz. kısır döngü içindeyiz.. ses'e ses vermek bizim ki. bir de belirtmeden geçemeyeceğim bir, iki mesaj atıp cevap aldığında coşanlar, koşmaya çalışanlar.... onlara güzel kardeşlerim konuşması yapmak adlı bir stil belirledim. (bu da kendini nimetten sayıyo,ay yazık vah vah... ) bakınız bir sonra ki hamleleri bile belirledim.
'bu sözlügü çok mu önemsiyorsun' ben yoğum sen bana bunu yazıyorsun. ben sözlük bilmiyordum sözlükçülük öğrendim. bir sene boyunca sözlüğün kazandırdıklarıdır bunlar. kurucular ve moderasyon ekibinin dayanma gücüne hayret ederken sözlük devamlılığı için tabii ki ılımlı yazar bereketliliği diliyorum. belki nihat hatipoğlu gibi programlar yaparız. dosto doğru gibi,vs....
hep olumsuz olmaz bu çark dönmez.. o kadar sitem ettin, e madem niye yazıyorsunuz diyenlere;
yazmayı sevdim. içimi döktüm. çoğu kez kendimle konuştum. siz zannediyor musunuz her yazılanlar okunuyor? bunun gibi yazılar pas geçilebiliniyor. benim bundan kazanımım fav almak mı? olamaz.... bu kadar da değil..
sözlükte yazanlarla oluşturtuğumuz kitap okuma grubumuz var o insanlar gökten inmedi buradan geldi. orada
gerçekten iyi niyetle yaklaşan, aynı dille konuştuğum insanlarla karşılaştım. ve halen böyle insanların olabileceğine dair umut pekiştirdim.
yaza yaza yazı getirdik.
sonbahar'a geldik derken tekrar kışa gireceğiz. seneye görüşürüz.. çüssss...
kurucular bana güven verdi. yaklaşımlarını anlatım dillerini sevdim. bu kadar çok saldırı almalarına rağmen sükunetlerini korudular. bir yerden sonra taş olsa çatlar. dün doğum günü vesilesiyle akışta görüldük diye mesaj atıp sahtesiniz oğlum siz diyene ben kafa göz dalmak istedim mesela. canı sıkılınca sataşan fantezici için dayak yese ne güzel olur diye bile düşündüm. ponçik olamıyoruz her zaman, vahşi tarafımız da var ama sadece vahşi taraflarını gösteren edepsizlerden nefret ettim. duymasalar da çok güzel küfürler ettim.
bilmem nereden adı,sanı, cismi belli olmayan anonimlerin küfür etkisi yaratan sözlerini tınlamamak. havaya ateş açmamak bence meziyet. bunlar insanın aklından geçiyor çünkü. o sana diyor ne boş insansın sen onlara diyorsun ne boş insanlarsınız. bomboş takılıyoruz. kısır döngü içindeyiz.. ses'e ses vermek bizim ki. bir de belirtmeden geçemeyeceğim bir, iki mesaj atıp cevap aldığında coşanlar, koşmaya çalışanlar.... onlara güzel kardeşlerim konuşması yapmak adlı bir stil belirledim. (bu da kendini nimetten sayıyo,ay yazık vah vah... ) bakınız bir sonra ki hamleleri bile belirledim.
'bu sözlügü çok mu önemsiyorsun' ben yoğum sen bana bunu yazıyorsun. ben sözlük bilmiyordum sözlükçülük öğrendim. bir sene boyunca sözlüğün kazandırdıklarıdır bunlar. kurucular ve moderasyon ekibinin dayanma gücüne hayret ederken sözlük devamlılığı için tabii ki ılımlı yazar bereketliliği diliyorum. belki nihat hatipoğlu gibi programlar yaparız. dosto doğru gibi,vs....
hep olumsuz olmaz bu çark dönmez.. o kadar sitem ettin, e madem niye yazıyorsunuz diyenlere;
yazmayı sevdim. içimi döktüm. çoğu kez kendimle konuştum. siz zannediyor musunuz her yazılanlar okunuyor? bunun gibi yazılar pas geçilebiliniyor. benim bundan kazanımım fav almak mı? olamaz.... bu kadar da değil..
sözlükte yazanlarla oluşturtuğumuz kitap okuma grubumuz var o insanlar gökten inmedi buradan geldi. orada
gerçekten iyi niyetle yaklaşan, aynı dille konuştuğum insanlarla karşılaştım. ve halen böyle insanların olabileceğine dair umut pekiştirdim.
yaza yaza yazı getirdik.
sonbahar'a geldik derken tekrar kışa gireceğiz. seneye görüşürüz.. çüssss...
devamını gör...
bir ateistin iyilik yapmasının nedeni
inancı vicdanıdır belki.
devamını gör...
bozuk düzen
toplum yönetiminde düzensiz bir şekilde uygulanan yanlış kurallar dizgesi.
devamını gör...
ben seni çok sevdim
ben seni çok sevdim
devamını gör...

