erdoğan'ın dünyada ekonomisi en hızlı büyüyen ülke olduk demesi
gerizekalı yerine koyulduğumuzun bir kanıtıdır.
devamını gör...
kafa sözlük'ün en sevilen yanı
çok güzel etkileşim alıyorum, çok güzel insanlardan çok güzel mesajlar alıyorum. bu bile sözlüğü sevmeme sebeptir. iyi ki kaydolmuşum sözlük. sağol yoldaş.
devamını gör...
günün karikatürü
tapusunu üzerime aldığım başlık olarak kayıtlara geçsin lütfen. *
sıradaki karikatürüm, kendisi gibi tatlı bir karşılama yapan sevgili yedinci dem'e gelsin.
sıradaki karikatürüm, kendisi gibi tatlı bir karşılama yapan sevgili yedinci dem'e gelsin.
devamını gör...
at gibi giden it gibi döner
bir hızla kimseyi anlayıp dinlemeden giden kişilerin çok pişman olup geri dönmesidir.
devamını gör...
insanın anlam arayışı
bu yüce kitap hakkında birçok şey söylemeliyim sanıyorum. viktor emil frankl tarafından 1946 yılında yazılan bu şaheser, gözümde varoluşsal boşluğu doldurmaya çalışan eserler arasında en üst sıralardadır. freud ve adler'den sonra 3. şahsımızdır psikanaliz konusunda diyebiliriz frankl. ayrıca freud'un hasmıdır da. hatta tam hatırlayamıyorum ama şöyle bir şey diyor: "freud sosyetedeyken ben toplama kampındaydım." sahiden de bu adam toplama kamplarında epey bir şey görmüş geçirmiş. zaten bu eser psikoloji alanında olsa da otobiyografik de denilebilir sanırım. toplama kampında yaşadığı dramdan da bahsediyor. kısacası gerçekten de önemli anekdotlar kazanabileceğiniz bir eser. çok yoğun. çok tutkulu. çok korkutucu. bö.
aslında temel olarak şunu söylüyor bu kitap bize. yaşamın anlamsızlığını bilemeyiz. fakat anlamsız gelen bir şey hakkında da anlam yüklemek gibi bir davranışta da bulunmamalıyız. hayatı olduğu gibi kabul etmeliyiz diyor yani. ve hayata anlam atfetme konusunda da söylediği şeyler var. paylaşacağım.
ayrıca bu kitap içimdeki romantiği beslemesinin yanında içimdeki karanlığı da besledi. içimdeki belirsizlik duygusu da nüksetti. her seferinde aynı şey oluyor, anlamıyorum ki! ama okunması gereken bir kitap. hele de düşünen zihinler için. hele de anlam arıyorsanız... size yol gösterici olabilir. elinizden tutar bir süreliğine, ondan sonraysa size kalmış.
ekstra olarak şunu söyleyeyim: kitapta "rüya adam" olarak nitelendirdiğim bir vaka var. adamın teki (yazarın arkadaşı) bir rüya görüyor. rüyasında tam 1 yıl sonra kurtulacaklarını görüyor. fakat 1 yıl geçtikçe ve o sözde "kurtuluş günü" yaklaştıkça bizim adam hastalanmaya başlıyor. zaten rüyasında gördüğü kurtuluş günü yaklaştıkça anlıyor ki savaşı kazanmıyorlar, almanlar analarını ağlatıyor afedersiniz. neyse, sonuç olarak rüya adam öldü. rüyası gördüğü günden tam 1 yıl sonra öldü. işte umut nelere kadir... varlığıyla yaşatıyor, yokluğuyla öldürüyor.
bir de normalde kendi yazdığım daha fazla şeyi paylaşırdım, ta okuduğum zamanlarki düşüncelerimi örneğin. fakat kitapta yazım o kadar kötü ki bakmaya korkuyorum açıp. ne kadar da kötü yazıyormuşum yahu, dedim. ama kitabın ortasından bir yerden açtım. altını çizdiğim, karaladığım yerlerden paylaşmaya çalıştım:
--- alıntı ---
"gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğu almak anlamına gelir." arka kapakta.
"varoluşsal boşluk temel olarak kendini can sıkıntısı durumunda dışavurur. insanlığın, bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkum olduğunu söyleyen schopenhauer'i anlayabiliriz." -sayfa 121
varoluşsal boşluğun kendini gösterdiği çeşitli maskeler ve kılıflar söz konusudur. bazen engellenen anlam istemi, en ilkel güç istemi olan para istemi de dahil olmak üzere, bir güç istemi ile temsili bir yoldan dengelenir. diğer durumlarda, engellenen anlam isteminin yerini haz istemi alır. varoluşsal engellenmenin birçok durumda cinsel dengeleme ile sonuçlanmasının nedeni budur. bu tür durumlarda cinsel libidonun, varolusal boşlukta serpilip yayıldığını gözlemleyebiliriz. -sayfa 121
yaşamın anlamı: bir doktorun bu soruya genel terimlerle cevap verebileceğinden kuşkuluyum. çünkü yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır. sorunu genel terimlerle ortaya koymak, bir satranç şampiyonuna sorulan soruyla kıyaslanabilir: "söyleyin ustam, dünyadaki en iyi hamle nedir?" bir maçtaki belli bir durumdan ve rakibin özel kişiliğinden bağımsız en iyi hamle ya da iyi bir hamle diye bir şey kesinlikle yoktur. aynı şey insanın varoluşu için de geçerlidir. herkesin yaşamında özel bir mesleği veya uğruna çaba harcanacak bir misyonu, yerine getirilmeyi bekleyen somut bir görevi vardır. ne onun yeri değiştirilebilir ne de yaşam tekrarlanabilir. bu nedenle herkesin işi, bunu yürütmeye yönelik özel fırsatları kadar eşsizdir. -sayfa 122, 123
logoterapiye göre bu yaşam anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır gerçekleştirerek. bunlardan ilki, yani başarı yolu, oldukça açıktır. ikinci ve üçüncü ise, biraz daha ayrıntı gerektirmektedir.
yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. yani onu sevmektir. -125
--- alıntı ---
aslında temel olarak şunu söylüyor bu kitap bize. yaşamın anlamsızlığını bilemeyiz. fakat anlamsız gelen bir şey hakkında da anlam yüklemek gibi bir davranışta da bulunmamalıyız. hayatı olduğu gibi kabul etmeliyiz diyor yani. ve hayata anlam atfetme konusunda da söylediği şeyler var. paylaşacağım.
ayrıca bu kitap içimdeki romantiği beslemesinin yanında içimdeki karanlığı da besledi. içimdeki belirsizlik duygusu da nüksetti. her seferinde aynı şey oluyor, anlamıyorum ki! ama okunması gereken bir kitap. hele de düşünen zihinler için. hele de anlam arıyorsanız... size yol gösterici olabilir. elinizden tutar bir süreliğine, ondan sonraysa size kalmış.
ekstra olarak şunu söyleyeyim: kitapta "rüya adam" olarak nitelendirdiğim bir vaka var. adamın teki (yazarın arkadaşı) bir rüya görüyor. rüyasında tam 1 yıl sonra kurtulacaklarını görüyor. fakat 1 yıl geçtikçe ve o sözde "kurtuluş günü" yaklaştıkça bizim adam hastalanmaya başlıyor. zaten rüyasında gördüğü kurtuluş günü yaklaştıkça anlıyor ki savaşı kazanmıyorlar, almanlar analarını ağlatıyor afedersiniz. neyse, sonuç olarak rüya adam öldü. rüyası gördüğü günden tam 1 yıl sonra öldü. işte umut nelere kadir... varlığıyla yaşatıyor, yokluğuyla öldürüyor.
bir de normalde kendi yazdığım daha fazla şeyi paylaşırdım, ta okuduğum zamanlarki düşüncelerimi örneğin. fakat kitapta yazım o kadar kötü ki bakmaya korkuyorum açıp. ne kadar da kötü yazıyormuşum yahu, dedim. ama kitabın ortasından bir yerden açtım. altını çizdiğim, karaladığım yerlerden paylaşmaya çalıştım:
--- alıntı ---
"gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğu almak anlamına gelir." arka kapakta.
"varoluşsal boşluk temel olarak kendini can sıkıntısı durumunda dışavurur. insanlığın, bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkum olduğunu söyleyen schopenhauer'i anlayabiliriz." -sayfa 121
varoluşsal boşluğun kendini gösterdiği çeşitli maskeler ve kılıflar söz konusudur. bazen engellenen anlam istemi, en ilkel güç istemi olan para istemi de dahil olmak üzere, bir güç istemi ile temsili bir yoldan dengelenir. diğer durumlarda, engellenen anlam isteminin yerini haz istemi alır. varoluşsal engellenmenin birçok durumda cinsel dengeleme ile sonuçlanmasının nedeni budur. bu tür durumlarda cinsel libidonun, varolusal boşlukta serpilip yayıldığını gözlemleyebiliriz. -sayfa 121
yaşamın anlamı: bir doktorun bu soruya genel terimlerle cevap verebileceğinden kuşkuluyum. çünkü yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır. sorunu genel terimlerle ortaya koymak, bir satranç şampiyonuna sorulan soruyla kıyaslanabilir: "söyleyin ustam, dünyadaki en iyi hamle nedir?" bir maçtaki belli bir durumdan ve rakibin özel kişiliğinden bağımsız en iyi hamle ya da iyi bir hamle diye bir şey kesinlikle yoktur. aynı şey insanın varoluşu için de geçerlidir. herkesin yaşamında özel bir mesleği veya uğruna çaba harcanacak bir misyonu, yerine getirilmeyi bekleyen somut bir görevi vardır. ne onun yeri değiştirilebilir ne de yaşam tekrarlanabilir. bu nedenle herkesin işi, bunu yürütmeye yönelik özel fırsatları kadar eşsizdir. -sayfa 122, 123
logoterapiye göre bu yaşam anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır gerçekleştirerek. bunlardan ilki, yani başarı yolu, oldukça açıktır. ikinci ve üçüncü ise, biraz daha ayrıntı gerektirmektedir.
yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. yani onu sevmektir. -125
--- alıntı ---
devamını gör...
yaprak kesici karınca
güney amerika yağmur ormanlarında yaşayan, farklı bir karınca türü. onları, diğer karıncalardan ayıran özellikleri ise, yaprak kesip toplamaları. ağacın gövdesinden aşağı doğru ağızlarında tuttukları yapraklarla bir geçit töreninde bayrak taşıyanlara benziyorlar. yaprakları yemek için değil, bu yapraklarda yiyebilecekleri mantarı üretmek için topluyorlar.
devamını gör...
dünyevi zevkler bahçesi
dünyevi zevkler bahçesi, hieronymus bosch’un en çok tanınan eserlerinden birisidir. günümüzde madrid, prado’da yer alan ve yaklaşık olarak 1500 yılında tamamlanan bu triptiğin orta panosu şehvete, dünyevi eğlencelere adanmıştır. bu tablo bir orta panel ve üzerine kapanan iki yan panelden oluşmaktadır. tablonun sol panelinde, adem ile havva ve hayvanlar eşliğinde cennet tasvir edilir. orta panelde pek çok çıplak figür, eşsiz güzellikte meyveler ve kuşlarla birlikte dünyevi zevkler; sağ panelde ise günahkârların değişik biçimlerde cezalandırılışının gösteridiği cehennem resmedilmiştir.
üç parçalı bu tablonun sol panelinde cennet ve burada havva'nın yaratılışı ve yaşam pınarı; sağ panelinde ise cehennem tasvir edilmektedir. resmin tamamına adını veren orta bölüm ise yaşamdaki haz ve zevkleri temsil etmektedir. cennetle cehennem arasında kalan bu zevkler, günaha yapılan bir göndermeden başka bir şey değildir. kendini türlü dünyevi zevklere kaptıran insanlığı resmediyor.
resimde, anlamı daha bir gizemli olan temsillerin yanı sıra, erotizmi temsil eden güçlü göndermeler de vardır. çiçeklerin geçici güzelliği ve meyvelerin tadı kırılganlığa ve mutlulukla eğlencenin geçici karakterine yönelik bir mesaj veriyor. bu mesaj, resimdeki belli gruplarca da doğrulanmakta, örneğin, sol tarafta cam bir fanusta bulunan çift, büyük olasılıkla bir flaman atasözüne göndermede bulunuyor: "mutluluk cama benzer, kısa sürede kırılır".
üç parçalı tablo kapandığında, içinde tanrı'nın da bulunduğu, dünyanın yaratılışının üçüncü gününü tasvir eden flu renkli bir görünüm elde edilir. orta parçanın üstüne kapanan kenar parçaların üstünde de şunlar yazılıdır: "o öyle dedi ve her şey oldu" ve "o emretti ve her şey yaratıldı".
ahlak dersi vermeye yönelik olan bu yapıt, bosch'un en esrarengiz, karmaşık ve güzel yaratılarından biridir. bosch bunu yaşamının sonlarına doğru yapmıştır.
- - -
aşağıda yazanlar dufour, alessia devitini(2002), artbook bosch- hayal gücünün derinlikleri kitabından alıntılanmıştır.
dünyevi zevkler bahçesi’nin sol panosu, baştan çıkarılma ya da cennetten kovulma temalarını değil, havva’nın yaratılışı ve isa kılığındaki tanrı tarafından havva’nın adem’e sunuluşunu işler. kompozisyonun ortasındaki çeşmeyi çevreleyen havuzdan düşsel hayvanlar su içer. bunlar ortaçağın hayvanlar alemi kitaplarından alınmıştır ve aralarında birkaç geyik ile insanlığın ilk günah’tan önceki saflığının simgesi olan beyaz bir tek boynuz resmedilmiştir. aynı hayvanlar, orta panodaki hayvanlar alayı arasında da görülür bu da iki sahnenin birbiriyle bağlantılı olma ihitimalini güçlendirmektedir. hayal ürünü yapılarda, somut geometrik biçimlerle kaynaşan doğal ögeler görülür. renkli görkemli yapıların çatıları arasında ve dışında kuş sürüleri uçuşur. bu mimari ile ortadaki bahçe panosu arasındaki benzerlikler, çevrelerin aynı olduğunu düşündürür ve iki olayı birbirine bağlar: şehvet günahı, kadının yaratılışının mantıksal bir sonucu olarak görülür.
bahçenin tam ortasında yıkanan çıplak kadınlar, tuhaf hayvanlara binmiş çıplak erkeklerle çevrili bir havuz vardır. bahçenin olağandışı hayvanları arasında, aslan ile kuşun birleşimi olan grifon da vardır. gökyüzünde süzülen yaratığa, üstüne kırmızı renkli bir kuşun tünediği dalı tutan bir insan binmiştir. kırmızı renk, simya sembolizmiyle ilişkilendirilir. bosch’un karakterleri arasında bazen siyah erkek ve kadınlar görülür. siyah simyada maddenin ilk hali anlamındadır. çıplak dişi figürler, bosch’un kadınlarla ilişkilendirdiği kışkırtıcı imgeyi ortaya koyar. şehvet günahı, birbirlerine dokunan bir çift aşıkla imgelenir. aşıklar, suda açan bir çiçeğin uzantısı olan büyük saydam bir kürenin içindedirler. cam küre motifi de hem simyacıların araçlarıyla hem de eski bir flaman atasözüyle bağlantılıdır: “mutluluk hemen kırılan bir cama benzer.”
dünyevi zevkler bahçesi için tasarlanan karmaşık alegorik anlatımın sonuç kısmında geri dönüşü mümkün olmaksızın günaha düşmüş insan, hak ettiği üzere korkunç şekilde cezalandırılır. müzisyenler cehennemi, asıl işlevinin dışında kullanılan çalgılara yer verilmesi nedeniyle bu ismi almıştır. lavta burada işkence yapılan bir alettir. işkence yapılan günahkar insanın kaba etlerine yazılan melodiler şeytani yaratıklar tarafından koro halinde seslendirilir. kuş kafalı bir yaratık, lanetli insanları yutar ve dışkı olarak bir havuza boşaltır. bu havuza bir cimri altın dışkılar, oburluğu yüzünden bir diğeri de yediği yemeği kusar. şeytani yaratığın tahtının dibinde, göğsüne kurbağa resmedilmiş çıplak bir kadın uzanmaktadır ve bir şeytanın arkasındaki aynada da yüzünün aksi görülür, bu suç işlemenin cezası olarak betimlenir.
hayvanlar, bosch’un hayal dünyasının başlıca karakterleridir. filler ve zürafalar gibi egzotik ülkeleri anımsatan hayvanlar, daha yaygın ve ortaçağa ait hayvan kitaplarında sahip oldukları simgesel değerler için seçilmiş başka hayvanlarla birlikte görülür. balıklar canlıyken şehvetin, genelde ise günahın simgesidir. baykuş konuya göre bilgeliği ya da sapkınlığı simgeler ve kurbağa da vücut bulmuş şeytan olarak betimlenir. sürüngen vücutlarının insan yüzleri, kuş kanatları ve böcek bacaklarıyla birleştiği ürkütücü figürler bosch’un evreninde varoluşun altında yatan kötülüğün bir imgesidir.
yangınla viran olan kentler, alevlerle sarılmış kuleler ve cehennem betimlemelerinde büyük etkiler yaratan çok büyük boyutlarda yangınlar, sanatçının ilk eserlerinden son eserlerine kadar sanatının simgesini oluşturmaktadır. yangın motifi, sanatçının belleğindeki önemli bir olayla ilişkilidir. 13 haziran 1463’te hertogenbosch kenti bir yangında küle dönmüş ve sanatçının hafızasında bu olay kalıcı bir izlenim yaratmıştır. eserlerindeki cehennem sahneleri, incil’de sapkınlıklarla dolup taştığı için tanrı tarafından ateş ve kükürt ile yok edilen sodom ile gomore’nin anlatıldığı bölümleri tema alır. incil’de anlatılan kentlerin kullanımı, ahlaki çöküş içindeki toplumuna yöneltilmiş bir eleştiridir.
üç parçalı bu tablonun sol panelinde cennet ve burada havva'nın yaratılışı ve yaşam pınarı; sağ panelinde ise cehennem tasvir edilmektedir. resmin tamamına adını veren orta bölüm ise yaşamdaki haz ve zevkleri temsil etmektedir. cennetle cehennem arasında kalan bu zevkler, günaha yapılan bir göndermeden başka bir şey değildir. kendini türlü dünyevi zevklere kaptıran insanlığı resmediyor.
resimde, anlamı daha bir gizemli olan temsillerin yanı sıra, erotizmi temsil eden güçlü göndermeler de vardır. çiçeklerin geçici güzelliği ve meyvelerin tadı kırılganlığa ve mutlulukla eğlencenin geçici karakterine yönelik bir mesaj veriyor. bu mesaj, resimdeki belli gruplarca da doğrulanmakta, örneğin, sol tarafta cam bir fanusta bulunan çift, büyük olasılıkla bir flaman atasözüne göndermede bulunuyor: "mutluluk cama benzer, kısa sürede kırılır".
üç parçalı tablo kapandığında, içinde tanrı'nın da bulunduğu, dünyanın yaratılışının üçüncü gününü tasvir eden flu renkli bir görünüm elde edilir. orta parçanın üstüne kapanan kenar parçaların üstünde de şunlar yazılıdır: "o öyle dedi ve her şey oldu" ve "o emretti ve her şey yaratıldı".
ahlak dersi vermeye yönelik olan bu yapıt, bosch'un en esrarengiz, karmaşık ve güzel yaratılarından biridir. bosch bunu yaşamının sonlarına doğru yapmıştır.
- - -
aşağıda yazanlar dufour, alessia devitini(2002), artbook bosch- hayal gücünün derinlikleri kitabından alıntılanmıştır.
dünyevi zevkler bahçesi’nin sol panosu, baştan çıkarılma ya da cennetten kovulma temalarını değil, havva’nın yaratılışı ve isa kılığındaki tanrı tarafından havva’nın adem’e sunuluşunu işler. kompozisyonun ortasındaki çeşmeyi çevreleyen havuzdan düşsel hayvanlar su içer. bunlar ortaçağın hayvanlar alemi kitaplarından alınmıştır ve aralarında birkaç geyik ile insanlığın ilk günah’tan önceki saflığının simgesi olan beyaz bir tek boynuz resmedilmiştir. aynı hayvanlar, orta panodaki hayvanlar alayı arasında da görülür bu da iki sahnenin birbiriyle bağlantılı olma ihitimalini güçlendirmektedir. hayal ürünü yapılarda, somut geometrik biçimlerle kaynaşan doğal ögeler görülür. renkli görkemli yapıların çatıları arasında ve dışında kuş sürüleri uçuşur. bu mimari ile ortadaki bahçe panosu arasındaki benzerlikler, çevrelerin aynı olduğunu düşündürür ve iki olayı birbirine bağlar: şehvet günahı, kadının yaratılışının mantıksal bir sonucu olarak görülür.
bahçenin tam ortasında yıkanan çıplak kadınlar, tuhaf hayvanlara binmiş çıplak erkeklerle çevrili bir havuz vardır. bahçenin olağandışı hayvanları arasında, aslan ile kuşun birleşimi olan grifon da vardır. gökyüzünde süzülen yaratığa, üstüne kırmızı renkli bir kuşun tünediği dalı tutan bir insan binmiştir. kırmızı renk, simya sembolizmiyle ilişkilendirilir. bosch’un karakterleri arasında bazen siyah erkek ve kadınlar görülür. siyah simyada maddenin ilk hali anlamındadır. çıplak dişi figürler, bosch’un kadınlarla ilişkilendirdiği kışkırtıcı imgeyi ortaya koyar. şehvet günahı, birbirlerine dokunan bir çift aşıkla imgelenir. aşıklar, suda açan bir çiçeğin uzantısı olan büyük saydam bir kürenin içindedirler. cam küre motifi de hem simyacıların araçlarıyla hem de eski bir flaman atasözüyle bağlantılıdır: “mutluluk hemen kırılan bir cama benzer.”
dünyevi zevkler bahçesi için tasarlanan karmaşık alegorik anlatımın sonuç kısmında geri dönüşü mümkün olmaksızın günaha düşmüş insan, hak ettiği üzere korkunç şekilde cezalandırılır. müzisyenler cehennemi, asıl işlevinin dışında kullanılan çalgılara yer verilmesi nedeniyle bu ismi almıştır. lavta burada işkence yapılan bir alettir. işkence yapılan günahkar insanın kaba etlerine yazılan melodiler şeytani yaratıklar tarafından koro halinde seslendirilir. kuş kafalı bir yaratık, lanetli insanları yutar ve dışkı olarak bir havuza boşaltır. bu havuza bir cimri altın dışkılar, oburluğu yüzünden bir diğeri de yediği yemeği kusar. şeytani yaratığın tahtının dibinde, göğsüne kurbağa resmedilmiş çıplak bir kadın uzanmaktadır ve bir şeytanın arkasındaki aynada da yüzünün aksi görülür, bu suç işlemenin cezası olarak betimlenir.
hayvanlar, bosch’un hayal dünyasının başlıca karakterleridir. filler ve zürafalar gibi egzotik ülkeleri anımsatan hayvanlar, daha yaygın ve ortaçağa ait hayvan kitaplarında sahip oldukları simgesel değerler için seçilmiş başka hayvanlarla birlikte görülür. balıklar canlıyken şehvetin, genelde ise günahın simgesidir. baykuş konuya göre bilgeliği ya da sapkınlığı simgeler ve kurbağa da vücut bulmuş şeytan olarak betimlenir. sürüngen vücutlarının insan yüzleri, kuş kanatları ve böcek bacaklarıyla birleştiği ürkütücü figürler bosch’un evreninde varoluşun altında yatan kötülüğün bir imgesidir.
yangınla viran olan kentler, alevlerle sarılmış kuleler ve cehennem betimlemelerinde büyük etkiler yaratan çok büyük boyutlarda yangınlar, sanatçının ilk eserlerinden son eserlerine kadar sanatının simgesini oluşturmaktadır. yangın motifi, sanatçının belleğindeki önemli bir olayla ilişkilidir. 13 haziran 1463’te hertogenbosch kenti bir yangında küle dönmüş ve sanatçının hafızasında bu olay kalıcı bir izlenim yaratmıştır. eserlerindeki cehennem sahneleri, incil’de sapkınlıklarla dolup taştığı için tanrı tarafından ateş ve kükürt ile yok edilen sodom ile gomore’nin anlatıldığı bölümleri tema alır. incil’de anlatılan kentlerin kullanımı, ahlaki çöküş içindeki toplumuna yöneltilmiş bir eleştiridir.
devamını gör...
8.10 vapuru
“sesinde ne var biliyor musun
bir bahçenin ortası var
mavi ipek kış çiçeği
sigara içmek için
üst kata çıkıyorsun
sesinde ne var biliyor musun
uykusuz türkçe var
işinden memnun değilsin
bu kenti sevmiyorsun
bir adam gazetesini katlar
sesinde ne var biliyor musun
eski öpüşler var
banyonun buzlu camı
birkaç gün görünmedin
okul şarkıları var
sesinde ne var biliyor musun
ev dağınıklığı var
iki de bir elini başına götürüp
rüzgarda dağılan yalnızlığını
düzeltiyorsun
sesinde ne var biliyor musun
söylemediğin sözcükler var
küçücük şeyler belki
ama günün bu saatinde
anıt gibi dururlar
sesinde ne var biliyor musun
söylenmemiş sözcükler var.”
cemal süreya şiiri.
bir bahçenin ortası var
mavi ipek kış çiçeği
sigara içmek için
üst kata çıkıyorsun
sesinde ne var biliyor musun
uykusuz türkçe var
işinden memnun değilsin
bu kenti sevmiyorsun
bir adam gazetesini katlar
sesinde ne var biliyor musun
eski öpüşler var
banyonun buzlu camı
birkaç gün görünmedin
okul şarkıları var
sesinde ne var biliyor musun
ev dağınıklığı var
iki de bir elini başına götürüp
rüzgarda dağılan yalnızlığını
düzeltiyorsun
sesinde ne var biliyor musun
söylemediğin sözcükler var
küçücük şeyler belki
ama günün bu saatinde
anıt gibi dururlar
sesinde ne var biliyor musun
söylenmemiş sözcükler var.”
cemal süreya şiiri.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
insanlardan çok korkuyorum. acı çekmekten bıktığım için yaklaşamıyorum.
devamını gör...
amel defterimiz kaybolursa ne olacak sorunsalı
“melekler de insan” mı? nasıl yani? ne?
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bir kişiye verdiğim değer ile o kişiye olan kırılma potansiyelim doğru orantılı oluyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
"çocukla çocuk olmak" deyimi, ne acayiptir ki sıklıkla olumsuzluğa yorulmuştur. oysa ki ne mutlu şu dünyada, çocukla çocuk olabilene.*
devamını gör...
nergis
mitolojide bir hikayesi vardır. şu şekildedir:
kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. ancak narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dedigimiz yankılara dönüşür. olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma cok kızar ve narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. günlerden bir gün av izindeki narkissos susar ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. o da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. o ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. o şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, aynı ekho gibi narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür. narsis (ya da narkissos) , adını narsizme, narkoza, bir çiçek familyasına (nergisgiller) ve bir çiçeğe vermiştir.
kendine aşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. ancak narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dedigimiz yankılara dönüşür. olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma cok kızar ve narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. günlerden bir gün av izindeki narkissos susar ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. o da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. o ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. o şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, aynı ekho gibi narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür. narsis (ya da narkissos) , adını narsizme, narkoza, bir çiçek familyasına (nergisgiller) ve bir çiçeğe vermiştir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ilk aşkları için yaptıkları
öyle çok ekşınlı şeyler yapmadık sadece sevdik.
devamını gör...
ara verelim diyen sevgili
“ayrılalım” diyemeyen sevgilidir.
ya da “ben birini buldum ama çok emin değilim ondan, senden direkt ayrılıp konforumu da bozmak istemiyorum, sonuçta o bulduğum kişiyle olması kesin değil, ben bi bakıp geleyim, sonra sap gibi kalırsam devam ederiz ya da sana ona göre güle güle derim” diyemeyen de olabilir.
ya da “ben birini buldum ama çok emin değilim ondan, senden direkt ayrılıp konforumu da bozmak istemiyorum, sonuçta o bulduğum kişiyle olması kesin değil, ben bi bakıp geleyim, sonra sap gibi kalırsam devam ederiz ya da sana ona göre güle güle derim” diyemeyen de olabilir.
devamını gör...
dünyanın en huzurlu şeyi
evde herkesten önce uyanıp, ilk güneş ışığıyla aydınlanıp, evdekilerin uykuda, güvenli, rahat olduklarını hissetmek. *
devamını gör...
sabah namazı
yaz/kış saati uygulaması terk edildikten sonra edası kışın daha kolay olan namazdır. ülkenin en doğusu olan ığdır'da 07:05'e kadar kılınabilir. batıda durum daha esnek. izmir'de 08:05'e kadar kılınabiliyor. o saatte iş için evden çıkmış oluyorsun çoğu zaman. hal böyleyken "yataktan kalkmak zor" gibi bir bahane kabul edilebilir değil.
gerçi şöyle bir durum var kılmak isteyen zaten şartlar ne olursa olsun kılıyor. içinde olsun yeter. kılanın namazını allah kabul etsin, kılmayan da kendi tercihidir. bir şey söylemek bize düşmez.
gerçi şöyle bir durum var kılmak isteyen zaten şartlar ne olursa olsun kılıyor. içinde olsun yeter. kılanın namazını allah kabul etsin, kılmayan da kendi tercihidir. bir şey söylemek bize düşmez.
devamını gör...
normal sözlük'te gizlice yazan ünlü var mıdır sorunsalı
beni tanıdılar siz kaçın.
devamını gör...


