babanın ölmesi
biri beni ne zaman şakasına denize itse babamın kaybı gelir aklıma.
17 yaşındayım. babam ankarada kanser tedavisi görüyor. babannem evi satmış, oğlunu bir kaç ay daha fazla yaşatmak için öğrendiği her şeyi pişirip taşırıyor. keçiboynuzları, ısırgan otları, kaplumbağa kanları. bense kiliste yatılı okuyorum, fen lisesine 4. olarak girmişim, denemelerde ise sondan 4. falanım.
müdür odasına çağırdı bir gün, dedim sıçtık; geçen hafta yurtta viski yuvarlamıştık kesin biri öttü. gittim odasına, içerde gördüğüm ama hiç konuşmuşluğumun olmadığı bir akrabamızla oturuyor. müdür, babanın yanına gönderelim bu dönem seni, dersleri düşünme dedi, olur hocam dedim. bu kadar iyilik beklemiyordum tabi bu dalyaraktan. şaşırdım. akrabam aldı beni, bindik otobüse gittik ankara'ya. akrabamla sıkıcı ve alakasız bir ısınma turu yaptık, saçma oldu ve sonrasında yol boyunca hiç konuşmadık.
sabah babannemin evine geldik, kapıda bir sürü ayakkabı, ben hala anlamıyorum. içeri girdiğimde tanımadığım bir sürü insan ağlıyor, sonra sonra tanıdık geliyor yüzler, ama hala anlamıyorum. arkamdan gelerek baban öldü diyor kuzenim ağlayarak. sonra diyorum ki abi arkamdan gelip itmeyin denize, üşüyorum.
çıkıp botanikte bir banka oturuyorum, bir sigara yakıyorum, 5 dakika sonra bir adam geliyor yanıma, monolog bir sohbetten sonra avrupa'da ibnelerin nasıl sikiştiğini anlatıyor, ''ayak tırnağından başlayıp saçının teline kadar yalıyorlar, yok böyle bir şey''.
17 yaşındayım. babam ankarada kanser tedavisi görüyor. babannem evi satmış, oğlunu bir kaç ay daha fazla yaşatmak için öğrendiği her şeyi pişirip taşırıyor. keçiboynuzları, ısırgan otları, kaplumbağa kanları. bense kiliste yatılı okuyorum, fen lisesine 4. olarak girmişim, denemelerde ise sondan 4. falanım.
müdür odasına çağırdı bir gün, dedim sıçtık; geçen hafta yurtta viski yuvarlamıştık kesin biri öttü. gittim odasına, içerde gördüğüm ama hiç konuşmuşluğumun olmadığı bir akrabamızla oturuyor. müdür, babanın yanına gönderelim bu dönem seni, dersleri düşünme dedi, olur hocam dedim. bu kadar iyilik beklemiyordum tabi bu dalyaraktan. şaşırdım. akrabam aldı beni, bindik otobüse gittik ankara'ya. akrabamla sıkıcı ve alakasız bir ısınma turu yaptık, saçma oldu ve sonrasında yol boyunca hiç konuşmadık.
sabah babannemin evine geldik, kapıda bir sürü ayakkabı, ben hala anlamıyorum. içeri girdiğimde tanımadığım bir sürü insan ağlıyor, sonra sonra tanıdık geliyor yüzler, ama hala anlamıyorum. arkamdan gelerek baban öldü diyor kuzenim ağlayarak. sonra diyorum ki abi arkamdan gelip itmeyin denize, üşüyorum.
çıkıp botanikte bir banka oturuyorum, bir sigara yakıyorum, 5 dakika sonra bir adam geliyor yanıma, monolog bir sohbetten sonra avrupa'da ibnelerin nasıl sikiştiğini anlatıyor, ''ayak tırnağından başlayıp saçının teline kadar yalıyorlar, yok böyle bir şey''.
devamını gör...
incir ağacından düşen yaşamaz
birçok yörede yaygın olarak inanılan batıl bir inancın ifade bulduğu cümledir.
eğer doğru değilse cümlenin önermesi, zaten benim açımdan bir sorun yok. sonuçta ağzı torba olmayan insan ırkının büzülecek bir yanı de yoktur kanımca. bir gün bir aklı evvel bu cümleyi kurmuş ve cümle genel kabul görüp bolca beğeni alınca da nesilden nesile aktarılmaya karar verilmiş olabilir. daha sonra kendi söylediği yalana kendisi inanmayı alışkanlık haline getiren insanlar incir ağaçlarına mesafeli davranmaya başlayarak bu batıl inancın tarihsel seyahatinde ona yardımcı olmuş olabilirler. dediğim gibi eğer durum böyleyse benim açımdan bir sorun yok.
ama eğer bu cümle doğru ise o zaman herkes temkinli olmalı. çünkü ben incir ağacından düştüm. hem de öyle basit bir düşme değil. sanki düşerken yanından geçtiğim hiçbir dalın hatrı kalmasın istermişim gibi her dala kafamı, kolumu, bacağımı, kulağımın arkasına varana kadar her yanımı çarparak.
o zamanlar da hayalci bir insandım ve bunun normal bir şey olduğunu düşünürdüm. sonra bu kadar hayalci olmanın iyi bir şey olmadığını anlasam da değiştirmek elimden gelmedi. bir çocuk kitabının kapağında büyük bir ağacın tepesinde oturmuş, dizinde kitabıyla denize bakan bir çocuk görmüştüm. ben de bunu yapmaya karar verdim. çünkü bu çocuk hem çok havalı hem de çok huzurlu görünmüştü gözüme. dedemin evimin yakınında, anneannemin mezarına gölge yapan kocaman bir incir ağacı vardı o zamanlar. sonra oraya yapılacak ev için kesildi o ağaç, tamamen amaçsız ve saçmasapan bir şekilde. halbuki o ağaç kesilmese, şimdi ağacı kesen amcamın mezarına da gölge yapacaktı.
elimde kitabımla, binbir zahmetle çıktım ağacın en tepesine. epey zamanımı aldı açıkçası o tepeye varmak. kalın dalların sonuncusu idi çıktığım. aslında çıkınca hem düşme korkusundan hem de tırmanmanın verdiği bıkkınlıkla okuma hevesim çoktan kaçmıştı ama bir kere çıkmıştım oraya, ille de iki sayfa olsun okuyacaktım.
üstüne üstlük tam karşımda ışıl ışıl karadeniz de vardı. en az o çocuk kadar huzurlu ve havalı olmak için bütün şartlar elverişli idi. ben de önce bir süre denize baktım gözlerimi kısarak. bence gözlerimi kısınca daha havalı görünüyordum o zaman, aslına bakarsanız hala öyle, gözlerimi kısınca jet lee’nin gençliğine benziyorum, tam açınca adeta bir tom hardy’yim.
tanımlarımı okuyan yazarlar bilir, çoğu zaman gereksiz ve manasızca konudan saparım. hoşgörün. devam ediyorum anlatmaya kaldığım yerden. kısık gözlerle denize bakıp yeterince havalı olacak bir süre boyunca anlamsız bir şekilde denizdeki ışıltıyı izledikten sonra elimdeki kitabın adına baktım bir kez daha, ki o an içinde bulunduğum duruma en uygun kitaptı bu: tom sawyer. ben de tom kadar asi bir çocuktum, zira annem beni ağacın tepesinde görse ben ağaçtan inene kadar bağırır ve elindeki terlik ile başıma gelecekler konusunda beni uyararak darbelere hazırlıklı hale getirirdi.
hemen açtım kitabı çünkü bir iki sayfa okuyup bir an önce inmek istiyordum ağaçtan. bu kadar gerginlik ileride çok yakışıklı olacak bünyeme ağır gelmeye başlamıştı. tabii ki kitabı dizlerimin üzerinde okuyacaktım. çünkü hayalimdeki çocuk öyle yapmıştı. dizimdeki kitaba uzanırken kitap birden düşer gibi olunca ben aptalca bir insiyak ile kitabı tutmaya çabaladım. ama ben sendeleyince kitap beni tutmak için hiçbir şey yapmadı. ee madem beni tutan yok neden kafa üstü düşmüyorum ki diye düşünmüş olmalıyım ki kendimi newton’un elması gibi yerçekimin dayanılmaz cazibesine bıraktım.
dallara vurdukça yön değiştirdiğim için yere vuran ilk yerim oturma organım oldu. ki bence bu çok iyi bir mesajdı evren tarafından bana verilen. zira oturmam gereken asıl yerin neresi olduğu bana net bir şekilde gösterilmişti.
kolumda, bacağımda, kaba etimde ağrılarla yerden kalktığımda daha büyük bir darbe ile yerle yeksan oldum çünkü ben düşerken hangi fizik kuralına kafa tutarak bilmiyorum ama kitap, düştüğüm dalda sallanarak bana bakıyordu. yani kağıttan yapılmış bir nesne kendini korumak konusunda benden daha maharetli idi.
kitabı bıraktım, kalktım eve gittim, anneme de bir şey söylemedim. ama içimde de derin bir korku. incir ağacından düşen yaşamaz. şimdi ben schrödinger’in kedisi gibi hem ölü hem diri olmalıydım. önce kardeşime baktım - o zamanlar bir tek kardeşim vardı- beni görüp görmediğini anlamam gerekiyordu. ama o her zamanki gibi boş boş baktı bana. sonra annemin yanına gittim. o da namaz kılmakta olduğu için bana dönüp bakmadı bile. babamsa zaten normal zamanlarda bile farkıma varmazdı, yarı ölü bir beni görmesini beklemek ona haksızlık olurdu.
uzatmak istemiyorum lafı. yani on ikinci paragrafa gelmişken uzatmak istemiyorum artık. ben o gün öldüm. incir ağacından düştüm ve yaşamadım. eğer bu cümle doğru ise ben bir ölüyüm. incir ağacı, tom sawyer ve adını hatırlamadığım o kitap karadeniz ile işbirliği yaptı ve benim salaklığımdan faydalanarak beni öldürdü.
şimdi içinde bulunduğum ve vicdansız schrödinger tarafından çıkmama izin verilmeyen bu kutunun güzel kokan bir çiçeğe, rüzgarda dağılan saçlara, poyraza ve handa içilen biranın serinliğine benzer bir insan eliyle açılıp ölü olup olmadığına bakılmasını istiyorum.
eğer doğru değilse cümlenin önermesi, zaten benim açımdan bir sorun yok. sonuçta ağzı torba olmayan insan ırkının büzülecek bir yanı de yoktur kanımca. bir gün bir aklı evvel bu cümleyi kurmuş ve cümle genel kabul görüp bolca beğeni alınca da nesilden nesile aktarılmaya karar verilmiş olabilir. daha sonra kendi söylediği yalana kendisi inanmayı alışkanlık haline getiren insanlar incir ağaçlarına mesafeli davranmaya başlayarak bu batıl inancın tarihsel seyahatinde ona yardımcı olmuş olabilirler. dediğim gibi eğer durum böyleyse benim açımdan bir sorun yok.
ama eğer bu cümle doğru ise o zaman herkes temkinli olmalı. çünkü ben incir ağacından düştüm. hem de öyle basit bir düşme değil. sanki düşerken yanından geçtiğim hiçbir dalın hatrı kalmasın istermişim gibi her dala kafamı, kolumu, bacağımı, kulağımın arkasına varana kadar her yanımı çarparak.
o zamanlar da hayalci bir insandım ve bunun normal bir şey olduğunu düşünürdüm. sonra bu kadar hayalci olmanın iyi bir şey olmadığını anlasam da değiştirmek elimden gelmedi. bir çocuk kitabının kapağında büyük bir ağacın tepesinde oturmuş, dizinde kitabıyla denize bakan bir çocuk görmüştüm. ben de bunu yapmaya karar verdim. çünkü bu çocuk hem çok havalı hem de çok huzurlu görünmüştü gözüme. dedemin evimin yakınında, anneannemin mezarına gölge yapan kocaman bir incir ağacı vardı o zamanlar. sonra oraya yapılacak ev için kesildi o ağaç, tamamen amaçsız ve saçmasapan bir şekilde. halbuki o ağaç kesilmese, şimdi ağacı kesen amcamın mezarına da gölge yapacaktı.
elimde kitabımla, binbir zahmetle çıktım ağacın en tepesine. epey zamanımı aldı açıkçası o tepeye varmak. kalın dalların sonuncusu idi çıktığım. aslında çıkınca hem düşme korkusundan hem de tırmanmanın verdiği bıkkınlıkla okuma hevesim çoktan kaçmıştı ama bir kere çıkmıştım oraya, ille de iki sayfa olsun okuyacaktım.
üstüne üstlük tam karşımda ışıl ışıl karadeniz de vardı. en az o çocuk kadar huzurlu ve havalı olmak için bütün şartlar elverişli idi. ben de önce bir süre denize baktım gözlerimi kısarak. bence gözlerimi kısınca daha havalı görünüyordum o zaman, aslına bakarsanız hala öyle, gözlerimi kısınca jet lee’nin gençliğine benziyorum, tam açınca adeta bir tom hardy’yim.
tanımlarımı okuyan yazarlar bilir, çoğu zaman gereksiz ve manasızca konudan saparım. hoşgörün. devam ediyorum anlatmaya kaldığım yerden. kısık gözlerle denize bakıp yeterince havalı olacak bir süre boyunca anlamsız bir şekilde denizdeki ışıltıyı izledikten sonra elimdeki kitabın adına baktım bir kez daha, ki o an içinde bulunduğum duruma en uygun kitaptı bu: tom sawyer. ben de tom kadar asi bir çocuktum, zira annem beni ağacın tepesinde görse ben ağaçtan inene kadar bağırır ve elindeki terlik ile başıma gelecekler konusunda beni uyararak darbelere hazırlıklı hale getirirdi.
hemen açtım kitabı çünkü bir iki sayfa okuyup bir an önce inmek istiyordum ağaçtan. bu kadar gerginlik ileride çok yakışıklı olacak bünyeme ağır gelmeye başlamıştı. tabii ki kitabı dizlerimin üzerinde okuyacaktım. çünkü hayalimdeki çocuk öyle yapmıştı. dizimdeki kitaba uzanırken kitap birden düşer gibi olunca ben aptalca bir insiyak ile kitabı tutmaya çabaladım. ama ben sendeleyince kitap beni tutmak için hiçbir şey yapmadı. ee madem beni tutan yok neden kafa üstü düşmüyorum ki diye düşünmüş olmalıyım ki kendimi newton’un elması gibi yerçekimin dayanılmaz cazibesine bıraktım.
dallara vurdukça yön değiştirdiğim için yere vuran ilk yerim oturma organım oldu. ki bence bu çok iyi bir mesajdı evren tarafından bana verilen. zira oturmam gereken asıl yerin neresi olduğu bana net bir şekilde gösterilmişti.
kolumda, bacağımda, kaba etimde ağrılarla yerden kalktığımda daha büyük bir darbe ile yerle yeksan oldum çünkü ben düşerken hangi fizik kuralına kafa tutarak bilmiyorum ama kitap, düştüğüm dalda sallanarak bana bakıyordu. yani kağıttan yapılmış bir nesne kendini korumak konusunda benden daha maharetli idi.
kitabı bıraktım, kalktım eve gittim, anneme de bir şey söylemedim. ama içimde de derin bir korku. incir ağacından düşen yaşamaz. şimdi ben schrödinger’in kedisi gibi hem ölü hem diri olmalıydım. önce kardeşime baktım - o zamanlar bir tek kardeşim vardı- beni görüp görmediğini anlamam gerekiyordu. ama o her zamanki gibi boş boş baktı bana. sonra annemin yanına gittim. o da namaz kılmakta olduğu için bana dönüp bakmadı bile. babamsa zaten normal zamanlarda bile farkıma varmazdı, yarı ölü bir beni görmesini beklemek ona haksızlık olurdu.
uzatmak istemiyorum lafı. yani on ikinci paragrafa gelmişken uzatmak istemiyorum artık. ben o gün öldüm. incir ağacından düştüm ve yaşamadım. eğer bu cümle doğru ise ben bir ölüyüm. incir ağacı, tom sawyer ve adını hatırlamadığım o kitap karadeniz ile işbirliği yaptı ve benim salaklığımdan faydalanarak beni öldürdü.
şimdi içinde bulunduğum ve vicdansız schrödinger tarafından çıkmama izin verilmeyen bu kutunun güzel kokan bir çiçeğe, rüzgarda dağılan saçlara, poyraza ve handa içilen biranın serinliğine benzer bir insan eliyle açılıp ölü olup olmadığına bakılmasını istiyorum.
devamını gör...
doğal yaşam ve başkaldırı
henry abi, işin aslına bakarsanız imrenilecek bir adam. kafasına göre takılmış, düşünmüş, düşündüklerini bir güzel kağıda geçirmiş. içini öyle bir dökmüş ki, eleştirdiği sistem ve dahi bu sistem üzerine devlet inşa edenler bile onun hakkını vermek zorunda kalmış. yani tabiri caizse adam sistem denen lağım çukurundaki fareleri bile kendisini alkışlamak zorunda bırakmış. bu kitap o yüzden amerikan edebiyatının en önemli eserlerinden biri sayılıyor. ha tabi adamlara bu noktada şapka çıkarmak lazım. kendi sistemlerinin reddiyesini veren bir adamın itibarını/hakkını bir şekilde teslim ediyorlar. ha bunda henry abinin insanların boş işler için çalıştığı saptamasının da önemi olabilir. bunlar nasıl olsa boş işlerin peşinde koşuyor, bu adamı anlamaları zaten mümkün olmayacak. bize itibar etmeye devam edecekler, bu yüzden iyisi mi adamın hakkını verelim de, demokrasi ve özgürlükler ülkesi martavalımıza rahatça devam edelim demiş olabilirler. dememiş de olabilirler ve ben bunu mabadımdan uyduruyor olabilirim. neticede hasta beşiktaşlı bir adamım, bu işlerden pek anlamam. rosier geldi mi, gelmedi mi ona bakarım. 11 kişinin bir topun peşinden koştuğu sporu izleyen adamdan hayır mı gelir? yalnız hep bunu diyorlar da, orada da bir sıkıntı var; topun peşinden tek takım koşmuyor ki, iki takımda koşuyor. mantık olarak bu sayının 22 olması lazım. hadi kaleciler topun peşinden çok koşmuyor diyelim. en kötü ihtimalle 20 adam topun peşinden koşuyor. orta hakemi de saysak 21 olur mu acaba? uf ya acayip sorunsalmış bu da ha... bu sorunsal lafına da gıcığım ama klavyeme dolandı. allah sizi bildiği gibi yapsın. yapar mı? onu da bilmiyorum. vallahi bizim gibi adamların boş yaptığını betimlerken bile mevzunun içine ediyorlar ya çok kırıcı bir tutum bu. kendilerini kınıyorum hatta kınadım. kın! 21 doğru sayı, doğru sayı 21. buna göre eleştirin bari.
şimdi dünyaya dair her şeyi çözmüş bu zevatın futbol topu ile sorunu vardır ya, hah işte bunlar henry abiyi anlamış gibi yapmaya bayılırlar. ''düzen ve sivil hükümet'' kavramları üzerinden yaptığı tanımlamaları ve aslında onlara direkt indirdiği aparkatları hissetmezler bile. aslında sistem fareliğinin en kemirgen ve tehlikeli tiplemeleri bunlardır. walden gölü güzellemeleri yaparlar ama şatafatlarından, lükslerinden vazgeçmezler. orman mı? manzarası güzeldir. ama beyinleri betonarmiktir. uf yine boş yaptık iyi mi? ah henry abi sen nelere kadirsin yahu. ahmakça hayatlar yaşayanlar, bunu er ya da geç öğrenirler diyorsun da, öğrenmiyorlar. sen öğrendin mi dersen? ben şu ghezzal'ın durumu ne olacak? işin o kısmındayım. kusura bakmayasın. sen şimdi şu zaman diliminin içinde balığı tutuyorsun, kendi sığlığını görüyorsun ya, bizde yok abicim o durumlar. sığlığımızı görürüz ama bu sığlıktan nehirler, çağlayanlar ve gümbürdeyen gök gürültüleri yaratmaya çalışırız. yani onlar çalışır. şu 21 sayısının sırrına mazhar olamayanlar. ama sorsan onların hepsine, senin dediğin gibi, doğdukları gündeki bilgeliğe vakıf değillerdir. ama her haltı bilirler. işte orada da senin hile ve aldanışlar tanımlaman cuk oturuyor aslında. hakikati martavaldan sayıyorlar. yani baktığın zaman ağızlara pelesenk olmuş değerler silsilesi. onlar için fazlası yok. oysa aldatmaya ve aldanmaya öyle bayılıyorlar ki vallahi yeni çağı görsen, değil walden gölüne, direkt marsa tüyerdin benden söylemesi.
sen ki, meyvelerine göz diktiğimiz bir ağacı bile sertçe silkelemememiz gerektiğini salık veriyorsun, bunlar bırak silkmeyi, koparma da bile dünya şampiyonu oldu. neyse böyle böyle bu konu dağılır. hep söylüyorum. beni dağıtmayın! şurada iki satır yazı yazacağız diye ama dinleyen kim! akış falan derken beynimiz jöle kıvamına geliyor sonra böyle saçmalıyoruz işte. neyse bakın bu kitap okunasıdır. 21cilerin okumasını daha bir içten öneririm. ha orijinali daha da okunasıdır zira bizdeki çevirisinde cümleler çoğu yerde öyle bir hale geliyor ki, uzayıp gidiyor tren rayları diye türkü çığırmak istiyorsunuz. yani aslında henry abi bizim çeviriyi okusa, ben burada ne demişim yahu diyebilir. muhtemel bence. ama hakem de koşuyor muydu topun peşinden, ben işin orasında kaldım. koşuyordur herhalde. neyse biz vahşi sayılırız abicim, fanatiklik var bizde. ama senin de dediğin gibi vahşilerin düşünceleri, yalnızlaşmış ve sözde uygarlaşmış insanların düşüncelerinden daha doğrudur. o yüzden ben haklıyım. 21 son kararım...
şimdi dünyaya dair her şeyi çözmüş bu zevatın futbol topu ile sorunu vardır ya, hah işte bunlar henry abiyi anlamış gibi yapmaya bayılırlar. ''düzen ve sivil hükümet'' kavramları üzerinden yaptığı tanımlamaları ve aslında onlara direkt indirdiği aparkatları hissetmezler bile. aslında sistem fareliğinin en kemirgen ve tehlikeli tiplemeleri bunlardır. walden gölü güzellemeleri yaparlar ama şatafatlarından, lükslerinden vazgeçmezler. orman mı? manzarası güzeldir. ama beyinleri betonarmiktir. uf yine boş yaptık iyi mi? ah henry abi sen nelere kadirsin yahu. ahmakça hayatlar yaşayanlar, bunu er ya da geç öğrenirler diyorsun da, öğrenmiyorlar. sen öğrendin mi dersen? ben şu ghezzal'ın durumu ne olacak? işin o kısmındayım. kusura bakmayasın. sen şimdi şu zaman diliminin içinde balığı tutuyorsun, kendi sığlığını görüyorsun ya, bizde yok abicim o durumlar. sığlığımızı görürüz ama bu sığlıktan nehirler, çağlayanlar ve gümbürdeyen gök gürültüleri yaratmaya çalışırız. yani onlar çalışır. şu 21 sayısının sırrına mazhar olamayanlar. ama sorsan onların hepsine, senin dediğin gibi, doğdukları gündeki bilgeliğe vakıf değillerdir. ama her haltı bilirler. işte orada da senin hile ve aldanışlar tanımlaman cuk oturuyor aslında. hakikati martavaldan sayıyorlar. yani baktığın zaman ağızlara pelesenk olmuş değerler silsilesi. onlar için fazlası yok. oysa aldatmaya ve aldanmaya öyle bayılıyorlar ki vallahi yeni çağı görsen, değil walden gölüne, direkt marsa tüyerdin benden söylemesi.
sen ki, meyvelerine göz diktiğimiz bir ağacı bile sertçe silkelemememiz gerektiğini salık veriyorsun, bunlar bırak silkmeyi, koparma da bile dünya şampiyonu oldu. neyse böyle böyle bu konu dağılır. hep söylüyorum. beni dağıtmayın! şurada iki satır yazı yazacağız diye ama dinleyen kim! akış falan derken beynimiz jöle kıvamına geliyor sonra böyle saçmalıyoruz işte. neyse bakın bu kitap okunasıdır. 21cilerin okumasını daha bir içten öneririm. ha orijinali daha da okunasıdır zira bizdeki çevirisinde cümleler çoğu yerde öyle bir hale geliyor ki, uzayıp gidiyor tren rayları diye türkü çığırmak istiyorsunuz. yani aslında henry abi bizim çeviriyi okusa, ben burada ne demişim yahu diyebilir. muhtemel bence. ama hakem de koşuyor muydu topun peşinden, ben işin orasında kaldım. koşuyordur herhalde. neyse biz vahşi sayılırız abicim, fanatiklik var bizde. ama senin de dediğin gibi vahşilerin düşünceleri, yalnızlaşmış ve sözde uygarlaşmış insanların düşüncelerinden daha doğrudur. o yüzden ben haklıyım. 21 son kararım...
devamını gör...
ateizm
ateizm tanrı fikrine, tanrılara, dinlere, ruhsal varlıklara ve metafizik inançlara inanmayı reddeden bir düşünce akımıdır. ateistler, ilahi bir gücün evreni yoktan var ettiği ve tüm yaratıkların üzerinde mutlak denetimi olduğu fikrini kabul etmezler. ateistlere göre, dinlerin varlığı, dini temellendirme gibi dini konular ateizmin tartışma konusu değildir. çünkü onlar için dinle ilgili her şey metafiziktir.
yaygın bir kullanımla ateistler, tanrı tanımaz veya tanrıyı inkâr eden kişi olarak adlandırılmayı kabul etmezler. çünkü onlar için tanrı yoktur ve olmayan bir tanrının inkâr edilmesi yanlış bir ifadedir.
ateistler, tanrı inancını ve şu anki semavi dinlerin teist görüşünü kabul etmezler. ama bu durum tanrının var olmadığına inanmak değildir. bunun yerine tanrının var olduğuna inanmamak şeklinde özetlenebilir. buradaki ayrım ateizm bir inanç olmadığı için önemlidir.
ateizm, tanrının var olmadığını kanıtlama yükümlülüğünde de değildir. çünkü zaten ateistlere göre tanrı kavramları, dinlere, toplumlara hatta kişilere göre çok değişkendir. aynı dine mensup kişilerde bile oldukça farklı görüşler ve fikir ayrılıkları mevcut iken ortaya kapsamlı bir kanıt sunulması olanaksızdır.
yaygın bir kullanımla ateistler, tanrı tanımaz veya tanrıyı inkâr eden kişi olarak adlandırılmayı kabul etmezler. çünkü onlar için tanrı yoktur ve olmayan bir tanrının inkâr edilmesi yanlış bir ifadedir.
ateistler, tanrı inancını ve şu anki semavi dinlerin teist görüşünü kabul etmezler. ama bu durum tanrının var olmadığına inanmak değildir. bunun yerine tanrının var olduğuna inanmamak şeklinde özetlenebilir. buradaki ayrım ateizm bir inanç olmadığı için önemlidir.
ateizm, tanrının var olmadığını kanıtlama yükümlülüğünde de değildir. çünkü zaten ateistlere göre tanrı kavramları, dinlere, toplumlara hatta kişilere göre çok değişkendir. aynı dine mensup kişilerde bile oldukça farklı görüşler ve fikir ayrılıkları mevcut iken ortaya kapsamlı bir kanıt sunulması olanaksızdır.
devamını gör...
atatürk ne yaptıysa doğrudur ve asla sorgulanamaz
atatürkçülüğün bu ülkeyi ileri götürdüğü doğru. ama rahmetli atatürk'ün fikirleri geçmişte kalmıştır ve dolayısıyla kemalizm artık gerici bir ideolojidir. kemalist arkadaşlar bana kızmasın.
edit: atatürk'ün "sözlerim bilimle çelişirse bilimi seçin" diye bir sözü yok.
edit: atatürk'ün "sözlerim bilimle çelişirse bilimi seçin" diye bir sözü yok.
devamını gör...
tarihte bugün
atatürk'ün naaşı, cumhurbaşkanı celal bayar'ın ve halkın katıldığı görkemli törenle anıtkabir'e nakledildi
devamını gör...
normal sözlük'ün size kazandırdıkları
bugün fark ettiğim durumdur. iyi ama stresli bir mesleğim var. insana dair olan her meslek gibi işimde zor. bu bende, fiziksel yorgunlukla beraber zihni bir yorgunlukta yaratıyor. evde kafamın içindekileri zaman zaman yazdığım ajandam var (herkesin olsun). şimdi ise ajandam sözlük oldu. ajandaya yazmak kişinin kendisiyle konuşması gibi ama sözlüğe yazmak bir yerde psikoterapi oluyor. paylaşıyorsun ve rahatlatıcı etkisi var. bazen sözlükte moderatör ile sorun olsa da başladığımdan bu güne daha huzurlu ve sakinim diyebilirim. etrafımdakilerle daha az didişiyorum. bana kazandırdığı bu, evet "biraz huzur". çok paraya alamayacağım bir şey.
devamını gör...
benign
latince'de "iyi huylu, iyimser" anlamına gelen, kanser olmayan tümör tipleri için kullanılan bir terim. bu tümörler kapsülle çevrili olduklarından komşu dokularla bağlantı halinde değildir, metastaz oluşturmazlar.
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
hangi medeniyet görmemiş hödük evinde misafir varken açar da televizyon izler asıl soru o.
onun dışında eve girerken evde birisi varsa kapı çalınır sonra anahtarla açılıp eve girilir. ev hali olduğu için önceden haber verilir.
onun dışında eve girerken evde birisi varsa kapı çalınır sonra anahtarla açılıp eve girilir. ev hali olduğu için önceden haber verilir.
devamını gör...
suriyelilere karşı sorumluluklarımız
türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak benim sorumluluk alanım kendim, ailem, yakın çevrem, mahallem, yaşadığım yer, bölge ve ülkeyle sınırlıdır.bu sınır içinde yükümlülüklerimi yerine getirmekle mesulüm.
önce dürüst, yasalara uyan ve hem kendi hem devletin idamesi için çalışıp vergisini veren bir birey olmalıyım.
bayrağı altında yaşadığım ülkenin, devletin de önce bana karşı sorumlulukları vardır ve bunları yerine getirmekle yükümlüdür.
eğer bu ülkede sınırlarını çizdiğim sorumluluklar karşılıklı eksiksiz biçimde yerine getiriliyorsa , yani tüm eksiğimiz, derdimiz bittiyse , hep beraber suriyeliler için seferber olalım ki olduk zaten .
ama yok , ortada hala kendi sorunlarımız duruyorken , suriyeliye, afgana, afrikaya, sağa sola koşuşturmak, ne adına ne amaçla olursa olsun , abesle iştigaldir.
buna merakı ve onayı olanlar , kendi kişisel imkanlarını bu uğurda feda edebilirler.
ama benim çalışarak hak ettiğim ve devlete verdiğim verginin harcanmasına asla razı değilim...
önce dürüst, yasalara uyan ve hem kendi hem devletin idamesi için çalışıp vergisini veren bir birey olmalıyım.
bayrağı altında yaşadığım ülkenin, devletin de önce bana karşı sorumlulukları vardır ve bunları yerine getirmekle yükümlüdür.
eğer bu ülkede sınırlarını çizdiğim sorumluluklar karşılıklı eksiksiz biçimde yerine getiriliyorsa , yani tüm eksiğimiz, derdimiz bittiyse , hep beraber suriyeliler için seferber olalım ki olduk zaten .
ama yok , ortada hala kendi sorunlarımız duruyorken , suriyeliye, afgana, afrikaya, sağa sola koşuşturmak, ne adına ne amaçla olursa olsun , abesle iştigaldir.
buna merakı ve onayı olanlar , kendi kişisel imkanlarını bu uğurda feda edebilirler.
ama benim çalışarak hak ettiğim ve devlete verdiğim verginin harcanmasına asla razı değilim...
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
merhaba kafa sözlük,
adil ve hasan sizleri yüksek nitelikli konuların ev sıcaklığında konuşulduğu güzide programlarına bir kez daha davet ediyor.
herkes belirli konular üzerinde konuşmak ister ancak dünya üzerinde herkese yetecek kadar konu yoktur.
bu nedenle konularımızı seçerken dikkat etmeliyiz.
ihtiyacımız olmayan konuları konuşmayarak, israf etmeyelim.
siz değerli sözlük yazarlarını ve bizleri dinlemek isteyen herkesi saat 21:00’da sözlük radyoya bekliyoruz.
not: ground control to major tom
adil ve hasan sizleri yüksek nitelikli konuların ev sıcaklığında konuşulduğu güzide programlarına bir kez daha davet ediyor.
herkes belirli konular üzerinde konuşmak ister ancak dünya üzerinde herkese yetecek kadar konu yoktur.
bu nedenle konularımızı seçerken dikkat etmeliyiz.
ihtiyacımız olmayan konuları konuşmayarak, israf etmeyelim.
siz değerli sözlük yazarlarını ve bizleri dinlemek isteyen herkesi saat 21:00’da sözlük radyoya bekliyoruz.
not: ground control to major tom
devamını gör...
ikiden fazla dil bilen insan
programlama dilleri sayılıyorsa beni de yazın dediğim kişi listesi.
gerçi kullanmaya kullanmaya unutmaya başladım sanırım onu da...
gerçi kullanmaya kullanmaya unutmaya başladım sanırım onu da...
devamını gör...
zeitgeist
zamanın ruhu anlamına gelen, almanca fakat uluslararası nitelikteki tabir. kitlesel beğeni merkezli toplumsal hareketlerin incelenmesinde anahtardır.
devamını gör...
olası bir müze gezisinde dikkat edilmesi gerekenler
tavan düşebilir, merdiven çökebilir. şaka yapmıyorum. özellikle yazar evleri benim bildiğim mesela heybeliada'daki hüseyin rahmi gürpınar'ın evi ben adaya gittiğimden beri tadilatta. en son ısrar ettik, adalar belediyesine yazdık. onarın şu evi diye. meğersem bizi evden koruyorlarmış ama evi koruyamıyorlarmış anladığım kadarıyla. orada bir ev var görüyoruz ama içine giremiyoruz. müze dediğin şöyle uzaktan bakmalık sözünü yaşatıyorlar. özetle bakamıyorlar. bizdeki de akıl işte ev üzerimize yıkılacak yine müze derdindeyiz. bir gün ilim irfandan öleceğiz. en son gözlerim doldu gulyabani yani burada mı yazıldı moduna girdim. o konuda çok duygusalım. bir gün kaçak yollardan girip altında kalırsam haberlere çıkan o deli benim. hem değişiklik olur heybeliyi hep yangın haberleriyle anacak değiliz. ilim irfandan ölmek ise en havalı ölüm şekli olur fena mı?
buradan adalar belediyesine sesleniyorum..... *
buradan adalar belediyesine sesleniyorum..... *
devamını gör...
8 binler kulübü
sözlük kurulduğundan beri yazar olup hâlâ 800 tanım yazamamış ve böyle başlıkların altına tanım girip sayıyı doldurabileceğine inanan allahın cezaları yazarlar tam listesidir.
edit: listede benim de adım varmış niye söylemiyorsunuz arkadaşlar...
edit: listede benim de adım varmış niye söylemiyorsunuz arkadaşlar...
devamını gör...
zaman zaman gelen neden yaşıyorum hissi
zaman zaman gelip geldigi gibi gidiyorsa sıkıntı olmayan, ama her zaman gelip, hiçbir zaman gitmiyorsa insanın canını fazlasıyla sıkacak olan olaydır.
devamını gör...
çocukken yanlış anlaşılan ifadeler
birinci sınıftaki öğretmenim her yoklamadan sonra gelelim kuru fasulyenin faydalarına diyip fasulyenin faydalarını anlatacak sanardım. her seferinde yine anlatmadı bizi kandırıyor diye düşünürdüm...
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
yarınlar yokmuş gibi uyumuşum. saatlerdir uyuyorum sanki elimden kaçırıyorlar. yakışır mı yks öğrencisine?*
devamını gör...
son zamanlarda ortaya çıkmış saçma kelimeler
yıkık. duyar kasmak. yüreğinden öperim, emeğinden öperim. bu şey değil mi....
trol. trollemek.... daha gider bu liste.
birde sözlükte sıkça gördüğüm ve canımı sıkan bir durum var; sorunsal'ın anlamını kimse bilmiyor ve olur olmaz her yerde kullanıyor.
trol. trollemek.... daha gider bu liste.
birde sözlükte sıkça gördüğüm ve canımı sıkan bir durum var; sorunsal'ın anlamını kimse bilmiyor ve olur olmaz her yerde kullanıyor.
devamını gör...
