midnight in paris
bazı filmler var izledikten sonra aradan ne kadar zaman geçerse geçsin aklınıza geldiğinde yüzünüzde bir tebessüm oluşturabiliyor bu film de onlardan biri sanki bir masal içinde yaşadığınız izlenimini uyandıran bir film.
sanatla edebiyatla özellikle resimle ilgili iseniz kesinlikle izlemediyseniz izlemeniz gereken filmlerden biri olduğunu düşünüyorum.
sanatla edebiyatla özellikle resimle ilgili iseniz kesinlikle izlemediyseniz izlemeniz gereken filmlerden biri olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...
hachiko
hayvan sevgisi aşırı olan bir insan olarak beni bitiren sonunda hüngür hüngür ağladığım bir film oldu. köpeklerin sevgisi bu dünyanın üzerinde bambaşka gerçekten.
devamını gör...
biz bu ilacı fakirler için değil zenginler için yaptık
bok altın olsaydı fakir götsüz doğardı.
devamını gör...
erdal baksır production
yücel'e giden yollar inceldi, alçaldı baksır. yücel-emedik. zelil hayatımdan fazlası olsun istemiştim ölümüm biliyorsun. oluyordu da az daha ama pencereleri sonuna kadar kapattım, kitledim, bağladım. namluları tıkadım, sırladım, ağladım. oturdum ağladım koca adam, utanmadım. utanacak işler yapsınlar utansın, ben yapmadım. kıymadım. çocuklara. kıymadım. annelere. kıydım engellere. karanlık gecelere ortak edemem kimseyi, kıyamam kıyamam sana.
can veren evladını kollarında taşıyan annenin kim verir hesabını? geçen aç yattım, uyuyamadım. bunca açlığın kim verir hesabını? utanmadım, kalktım yemek yedim baksır. utanmadım. allah kahretsin ki utanmadım. ne oldu bize baksır, bu ne cesaret, yarın bir gün geçer karşımıza sorarlarsa bu nasıl adalet? alıştık gözlerimizi kapamaya, alıştık ölmeden yaşamaya. gelsin çaylar, kahveler, suları portakalların. gelsin tabii. en hümaniteryen de benim halbuki, yok yok, bir şeyler ters baksır.
can veren evladını kollarında taşıyan annenin kim verir hesabını? geçen aç yattım, uyuyamadım. bunca açlığın kim verir hesabını? utanmadım, kalktım yemek yedim baksır. utanmadım. allah kahretsin ki utanmadım. ne oldu bize baksır, bu ne cesaret, yarın bir gün geçer karşımıza sorarlarsa bu nasıl adalet? alıştık gözlerimizi kapamaya, alıştık ölmeden yaşamaya. gelsin çaylar, kahveler, suları portakalların. gelsin tabii. en hümaniteryen de benim halbuki, yok yok, bir şeyler ters baksır.
devamını gör...
böceklerden tiksinmek
bana oldum olası anlamsız gelen bir duygu ifadesidir.
bütün canlılara aynı mesafeli duruşu sergilemek gibi bir huyum var benim. tamamen kendi bakış açımdan söylüyorum; benim için bir fil ile bir hamamböceği arasında herhangi bir nitelik farkı olmadığı gibi bu ikisi ile insan ırkı arasında da bir fark yoktur.
böceklerden tiksinmek değildir benim açımdan olay ama herhangi bir böcek türünün bir ya da birkaç üyesinden hoşlanmayabilirim. ama yukarıda da bahsettiğim gibi bu insanlar için de geçerlidir. bir insandan tiksiniyor olmak bütün insanlıktan tiksiniyor olmak anlamına gelmez benim sözlüğümde.
fobi noktasında bu tiksintiye bir yere kadar hak veririm ama fobilerin bir çözümü olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. bir böcekten tiksinebilirsiniz ama iş o böceği öldürmeye varıyorsa ve bunu fobiye bağlıyorsanız çok basit bir ifadeyle katil olduğunuzu söyleyebilirim. eğer bir hayvandan tiksiniyorsanız ondan uzaklaşın.
ve eğer böyle bir tiksinti duyuyorsanız umarım bir gün korkulu düşlerden uyandığınızda kendinizi yatağınızda devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak bulursunuz.
bütün canlılara aynı mesafeli duruşu sergilemek gibi bir huyum var benim. tamamen kendi bakış açımdan söylüyorum; benim için bir fil ile bir hamamböceği arasında herhangi bir nitelik farkı olmadığı gibi bu ikisi ile insan ırkı arasında da bir fark yoktur.
böceklerden tiksinmek değildir benim açımdan olay ama herhangi bir böcek türünün bir ya da birkaç üyesinden hoşlanmayabilirim. ama yukarıda da bahsettiğim gibi bu insanlar için de geçerlidir. bir insandan tiksiniyor olmak bütün insanlıktan tiksiniyor olmak anlamına gelmez benim sözlüğümde.
fobi noktasında bu tiksintiye bir yere kadar hak veririm ama fobilerin bir çözümü olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. bir böcekten tiksinebilirsiniz ama iş o böceği öldürmeye varıyorsa ve bunu fobiye bağlıyorsanız çok basit bir ifadeyle katil olduğunuzu söyleyebilirim. eğer bir hayvandan tiksiniyorsanız ondan uzaklaşın.
ve eğer böyle bir tiksinti duyuyorsanız umarım bir gün korkulu düşlerden uyandığınızda kendinizi yatağınızda devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak bulursunuz.
devamını gör...
eski sevgiline bir not bırak
'sen okuma ulan ayı'
çok pardon sevgili yazarlar. kendimi tutamadım hahaha.
çok pardon sevgili yazarlar. kendimi tutamadım hahaha.
devamını gör...
erkeklerin güzel göründüğünü sandığı şeyler
gömleğinizin düğmelerini usulünce açın ne o öyle yarı çıplakmış gibi bi de zincir ııııı.
dar pantolon zaten gözüm kanıyor.
böyle tip tip bakmalar var bi de. hay allah'ım yaa elimde kaşık olsa gözünü çıkarasım geliyor. insan gibi bir bakış yani.
centilmen olunuz azıcık. kendiniz için öncelikle.
tesbih bi de. kro kro hareketler.
elde tesbih değil sevdiğinizin eli yoksa olmuyor.
dar pantolon zaten gözüm kanıyor.
böyle tip tip bakmalar var bi de. hay allah'ım yaa elimde kaşık olsa gözünü çıkarasım geliyor. insan gibi bir bakış yani.
centilmen olunuz azıcık. kendiniz için öncelikle.
tesbih bi de. kro kro hareketler.
elde tesbih değil sevdiğinizin eli yoksa olmuyor.
devamını gör...
sokak sanatı
bir ara duvara yazı yazmıştım gece. 3 yıldır boyanmayan duvarı sabah kalkıp boyadılar. çok üzülmüştüm.
devamını gör...
yolum seninle
bestesi cahit berkay / funda ersöz 'a ait duygu dolu bir moğollar şarkısıdır.
kim söylemiş son diye
olmaz diye, kanar diye
anlatma
anlamam
aşk varken sözlerinde, düşlerinde
yeniden dogmak gibi nefesinle
çoğalıp sevginle
isteme
durdurma
kim söylemiş son diye
olmaz diye, kanar diye
anlatma
anlamam
aşk varken sözlerinde, düşlerinde
yeniden dogmak gibi nefesinle
çoğalıp sevginle
isteme
durdurma
devamını gör...
müslümanların kendinden olmayan herkese düşman olması
genelleme yapmak yanlış, lakin zaman zaman benimde rastladığım durum.
en basitinden kendi akrabalarımdan örnek vereyim, aşırı dindarlar.
avrupa da yaşayıp her türlü vergi yolsuzluğunu bizzat yapıyorlar.
ama kendileri ile aynı dinden olmayan dürüst insanlara "yavur" yaftasını yakıştırıveriyorlar hemen.
sorsan bunlar müslüman, dindar, ehl-i namus falan.
ama birde gerçekler var. kaçak işte çalışıp kendini çalışmıyor gösterip sosyal yardım almak?
genellemelere katılmasam da bu konuda başlığı açan kardeşime hak veriyorum. ha birde aramızdaki kafatasçı kökten dincileri görmezden gelmek olmaz.
onlara da buradan, yallah arabistana soysuzlar diyorum.
en basitinden kendi akrabalarımdan örnek vereyim, aşırı dindarlar.
avrupa da yaşayıp her türlü vergi yolsuzluğunu bizzat yapıyorlar.
ama kendileri ile aynı dinden olmayan dürüst insanlara "yavur" yaftasını yakıştırıveriyorlar hemen.
sorsan bunlar müslüman, dindar, ehl-i namus falan.
ama birde gerçekler var. kaçak işte çalışıp kendini çalışmıyor gösterip sosyal yardım almak?
genellemelere katılmasam da bu konuda başlığı açan kardeşime hak veriyorum. ha birde aramızdaki kafatasçı kökten dincileri görmezden gelmek olmaz.
onlara da buradan, yallah arabistana soysuzlar diyorum.
devamını gör...
hükümet konağı
bu bir esdemirei ukdesidir.
sosyolojinin bölümlerinden biri kent sosyolojisidir.
kent sosyolojisi, kentlerin gelişimini inceleyerek, toplumdaki değişimleri irdeleyen bir disiplin.
bir kentin, gelişimi, üzerindeki binaların yapısı, caddeleri, sokakları o kentteki toplumlarla ilgili fikirler verebilir.
örneğin; osmanlı toplumunda ikinci mahmut; merkezi yönetimi güçlendirme çalışmaları yapmış, merkeziyetçi anlayış tazminat döneminde daha da güçlenmiştir. bu dönemlere kadar, hükümet konağı anlayışı yoktur.
tazminattan önce, kentlerde idare yada mahkeme yapıları yoktur; kadılar vardır. kadıların atandıkları yerlerdeki oturdukları konaklar, kentin yönetim merkezi, mahkemesi her şeyidir.
özellikle tazminatla birlikte, yeni bir yönetim anlayışı doğmuş, idari değişikliklere gidilmiş yönetim için merkezler kurulması gerekliliği hasıl olmuştur.
''devlet binası'' dediğimiz kavram bu süreçte ortaya çıkmıştır. bu kapsamda, kent düzenlenmesine gidilmiş ve bir hükümet meydanı, meydanın yanında da mutlaka hükümet konağı oturtulmuştur.
diğer kamu binaları, hükümet konağının çevresinde yer almıştır. lise , ortaokul , adliye binası, jandarma, belediye, postane vss...
genellikle, şehrin dışına yapılan bu binalar kentin tarihi dokusu ile uyumlu binalardır. devlet gücünü vurgulayan, kentin geneline hakim tepelik yerlere kurulmuşlardır.
kentin prestij yapılarıdır. bir çoğu yerel imkanlarla, halktan toplanan bağışlarla inşaa edilmiştir.
o zamanlardan bu zamanlara halen bazıları kullanılmaktadır.
bugün, devlet binaları ''kiralama'' yoluna gitmektedir. neymiş öyle hakim tepeymiş, prestijmiş filan geçiniz...
bu dönemlerimizi inceleyecek olan kent sosyologları, gerçek anlamda ''merkezi yönetim'' ile karşılaşacaklar ileride...
(bkz: saray)
sosyolojinin bölümlerinden biri kent sosyolojisidir.
kent sosyolojisi, kentlerin gelişimini inceleyerek, toplumdaki değişimleri irdeleyen bir disiplin.
bir kentin, gelişimi, üzerindeki binaların yapısı, caddeleri, sokakları o kentteki toplumlarla ilgili fikirler verebilir.
örneğin; osmanlı toplumunda ikinci mahmut; merkezi yönetimi güçlendirme çalışmaları yapmış, merkeziyetçi anlayış tazminat döneminde daha da güçlenmiştir. bu dönemlere kadar, hükümet konağı anlayışı yoktur.
tazminattan önce, kentlerde idare yada mahkeme yapıları yoktur; kadılar vardır. kadıların atandıkları yerlerdeki oturdukları konaklar, kentin yönetim merkezi, mahkemesi her şeyidir.
özellikle tazminatla birlikte, yeni bir yönetim anlayışı doğmuş, idari değişikliklere gidilmiş yönetim için merkezler kurulması gerekliliği hasıl olmuştur.
''devlet binası'' dediğimiz kavram bu süreçte ortaya çıkmıştır. bu kapsamda, kent düzenlenmesine gidilmiş ve bir hükümet meydanı, meydanın yanında da mutlaka hükümet konağı oturtulmuştur.
diğer kamu binaları, hükümet konağının çevresinde yer almıştır. lise , ortaokul , adliye binası, jandarma, belediye, postane vss...
genellikle, şehrin dışına yapılan bu binalar kentin tarihi dokusu ile uyumlu binalardır. devlet gücünü vurgulayan, kentin geneline hakim tepelik yerlere kurulmuşlardır.
kentin prestij yapılarıdır. bir çoğu yerel imkanlarla, halktan toplanan bağışlarla inşaa edilmiştir.
o zamanlardan bu zamanlara halen bazıları kullanılmaktadır.
bugün, devlet binaları ''kiralama'' yoluna gitmektedir. neymiş öyle hakim tepeymiş, prestijmiş filan geçiniz...
bu dönemlerimizi inceleyecek olan kent sosyologları, gerçek anlamda ''merkezi yönetim'' ile karşılaşacaklar ileride...
(bkz: saray)
devamını gör...
arada nickaltına girip bakmak
nick altı başlığınızı takibe alırsanız çok daha kolay. takip butonundan bakabilirsiniz, benden duymuş olmayın, narsisistler sizi.
devamını gör...
en hüzünlü kelime
öldü..
devamını gör...
hiç gelmeyecek birini beklemek
kimi zaman fark edilmese ya da görmezden gelinse dahi bekleneni de gün geçtikçe üzen ve sırtına binen bu yükten soğutan olaydır.
yollar güzeldir güzel olmasına da, sen yürürken. başkasının ayak izlerini takip etmek, özlemek ve gözlemek acı, amaçsız ve içini çürüten bir eylemdir. hatta giden de zikzak çizer, kimi zaman gökte ilerler, sırf görülmesin diye...
çok sevdiğim iki şiiri düşüreyim madem buraya, zihnime düşüşü gibi:
ne hasta bekler sabahı,
ne taze ölüyü mezar.
ne de şeytan, bir günahı.
seni beklediğim kadar.
geçti istemem gelmeni,
yokluğunda buldum seni;
bırak vehmimde gölgeni,
gelme, artık neye yarar?
beklenen//necip fazıl kısakürek (1937)
sen, kaçan bir ürkek ceylânsın dağda,
ben, peşine düşmüş bir canavarım!
istersen dünyayı çağır imdada;
sen varsın dünyada, bir de ben varım!
seni korkutacak geçtiğin yollar,
arkandan gelecek hep ayak sesim.
sarıp vücudunu belirsiz kollar,
enseni yakacak ateş nefesim.
kimsesiz odanda kış geceleri,
için ürperdiği demler beni an!
de ki: odur sarsan pencereleri,
de ki: rüzgâr değil, odur haykıran!
göğsümden havaya kattığım zehir,
solduracak bir gül gibi ömrünü,
kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
bana kalacaksın yine son günü.
ölürsün... kapanır yollar geriye;
ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
varılmaz hayale işaret diye,
toprağında bir taş olur, beklerim...
bekleyen//necip fazıl kısakürek (1930)
not: kronolojik olarak 1. benim yazma sırama göre 2. şiirin bir tık korkunç olduğunun farkındayım lakin hatadan dönen şairimiz artık gelmesen de olur diyerek noktayı koymuş en nihayetinde.
yollar güzeldir güzel olmasına da, sen yürürken. başkasının ayak izlerini takip etmek, özlemek ve gözlemek acı, amaçsız ve içini çürüten bir eylemdir. hatta giden de zikzak çizer, kimi zaman gökte ilerler, sırf görülmesin diye...
çok sevdiğim iki şiiri düşüreyim madem buraya, zihnime düşüşü gibi:
ne hasta bekler sabahı,
ne taze ölüyü mezar.
ne de şeytan, bir günahı.
seni beklediğim kadar.
geçti istemem gelmeni,
yokluğunda buldum seni;
bırak vehmimde gölgeni,
gelme, artık neye yarar?
beklenen//necip fazıl kısakürek (1937)
sen, kaçan bir ürkek ceylânsın dağda,
ben, peşine düşmüş bir canavarım!
istersen dünyayı çağır imdada;
sen varsın dünyada, bir de ben varım!
seni korkutacak geçtiğin yollar,
arkandan gelecek hep ayak sesim.
sarıp vücudunu belirsiz kollar,
enseni yakacak ateş nefesim.
kimsesiz odanda kış geceleri,
için ürperdiği demler beni an!
de ki: odur sarsan pencereleri,
de ki: rüzgâr değil, odur haykıran!
göğsümden havaya kattığım zehir,
solduracak bir gül gibi ömrünü,
kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir,
bana kalacaksın yine son günü.
ölürsün... kapanır yollar geriye;
ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
varılmaz hayale işaret diye,
toprağında bir taş olur, beklerim...
bekleyen//necip fazıl kısakürek (1930)
not: kronolojik olarak 1. benim yazma sırama göre 2. şiirin bir tık korkunç olduğunun farkındayım lakin hatadan dönen şairimiz artık gelmesen de olur diyerek noktayı koymuş en nihayetinde.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
//
bilen, ıstıraptadır..
anlayan,
ölür.
____
fernando pessoa - huzursuzluğun kitabı’ndan
bilen, ıstıraptadır..
anlayan,
ölür.
____
fernando pessoa - huzursuzluğun kitabı’ndan
devamını gör...
you
bıraktığım dizinin yeni sezonunu izlemeye başladım can sıkıntısından. 3. sezonun ilk bölümündeyim ve joe senin ayran gönlünün içine tüküreyim. senin layığın tam olarak love ve sen hala soulmate kafasındasın.
(izlemeyenler için aşağıdaki paragraf spoiler olabilir, izleyecekseniz bu girdiden uzaklaşınız pls.)
joe sürekli olarak ruh eşi arıyor ama aslında onun ruhuna eş olan kişi love ve love'da kendini gördüğü için onu istemiyor artık. hani aşıktın? hani aşkın ne olduğunu onda tatmıştın? ah evet o, onun senin gibi bir psikopat olduğun öğrenmeden önceydi. bir de love'ın yaptıklarını yargılıyor ya çıldırıyorum. hu huuuu! dünyadan joe'ya! ikinizde aynı b*kun laciverdisiniz!
joe kimseye aşık değil ve kimseye de aşık olamaz çünkü o temiz bir ruh arıyor yalnızca. yanında kendi karanlığını kapatmayı başarabileceği birini. karanlığını bileni, onun gibi olanı istemiyor, love'da karanlık yanının birebir aynısı var, o yüzden ona olan ilgisini bir anda kaybetti ve natalie'ye yöneldi. onun istediği temiz bir ruh, onu iyi edebilecek birini arıyor. joe da böyle bir eleman işte, gözüne ilişen dikkatini çeken ilk kadını "acaba bu benim ruh eşim mi?" diye gözüne kestiriyor ve sonra ya bir şekilde işler "aşkının" ölümüyle son buluyor ya da love'da olduğu gibi sürüklenmek zorunda kalıyor.
bakalım daha sadece ilk bölümü izledim sezon bitince geri geleceğim başlığa. ancaakk bu sürekli yeni birine vurulma mevzusu dizinin b*kunu çıkartmaya başladı, bundan sonra yeni sezon gelirse daha da izlemem sanırım, sıktı joe'nun aşk muhabbeti.
(izlemeyenler için aşağıdaki paragraf spoiler olabilir, izleyecekseniz bu girdiden uzaklaşınız pls.)
joe sürekli olarak ruh eşi arıyor ama aslında onun ruhuna eş olan kişi love ve love'da kendini gördüğü için onu istemiyor artık. hani aşıktın? hani aşkın ne olduğunu onda tatmıştın? ah evet o, onun senin gibi bir psikopat olduğun öğrenmeden önceydi. bir de love'ın yaptıklarını yargılıyor ya çıldırıyorum. hu huuuu! dünyadan joe'ya! ikinizde aynı b*kun laciverdisiniz!
joe kimseye aşık değil ve kimseye de aşık olamaz çünkü o temiz bir ruh arıyor yalnızca. yanında kendi karanlığını kapatmayı başarabileceği birini. karanlığını bileni, onun gibi olanı istemiyor, love'da karanlık yanının birebir aynısı var, o yüzden ona olan ilgisini bir anda kaybetti ve natalie'ye yöneldi. onun istediği temiz bir ruh, onu iyi edebilecek birini arıyor. joe da böyle bir eleman işte, gözüne ilişen dikkatini çeken ilk kadını "acaba bu benim ruh eşim mi?" diye gözüne kestiriyor ve sonra ya bir şekilde işler "aşkının" ölümüyle son buluyor ya da love'da olduğu gibi sürüklenmek zorunda kalıyor.
bakalım daha sadece ilk bölümü izledim sezon bitince geri geleceğim başlığa. ancaakk bu sürekli yeni birine vurulma mevzusu dizinin b*kunu çıkartmaya başladı, bundan sonra yeni sezon gelirse daha da izlemem sanırım, sıktı joe'nun aşk muhabbeti.
devamını gör...



