“boş tencerenin deviremeyeceği iktidar yoktur”.
devamını gör...

derbi maçları spor müsabakası değil de, sanki habil ile kabil'in kavgası gibi ülkeyi titretiyor.
not : galatasaraylı.
devamını gör...

aydınlığı unutalı çok oldu demek. o gördüğüm gündüz gelip geçici bir heves gibi geliyor artık bana. karanlık dostum, karanlık sırdaşım, karanlık gözyaşlarıma şahidim.
devamını gör...

anlamı aşikar olan atasözü. muhtemelen zamanın birinde bir atamız benim yaşadığım olay gibi bir olay yaşadı. benim gibi abarta abarta anlattı. oldu bir atasözü.
tam da böyle;
önceki akşam köpek gezdiriyoruz.
kaldırımın kenarında kendi halinde bulduğu yemeği yiyen çelimsiz bir sokak kedisi var.
bizim köpek aklınca onunla eğlenmek istedi.
bir dakika içinde, köpeğimiz kan revan içinde kaldı. *
o çelimsiz kedi bir büyüttü kendini, sanırsın kaplan.
bir iki pençe attı bizim köpeğe. köpek lan bu da neymiş diye şok yaşarken kedi de vın diye kaçtı.
köpeği bilmem ama bana ders oldu, daha kedilere bulaşmam.
devamını gör...

kaktüslerimin saksı ve toprak değişimini yaptığım zamanlar da sıkça yaşadığım durumdur. öncelikle bu dikenler sayesinde kaktüs gerekli su ihtiyacını karşılıyor. özellikle çok sıcak havalarda bu dikenler sayesinde su kaybetmiyor. dikenler elinize battığında hafif sızlama oluyor. bir cımbızla dikenleri çıkarabilirsiniz. bazi kaktüs türlerinin dikenleri daha yumuşak ve kolay bir şekilde ele batıyor. hatta alerjik reaksiyon da gosterebiliyorlar. bunun için de kalın eldivenler, kaktüs tutucuları, maşa kullanabilirsiniz.
devamını gör...

manyağın teki okulun tuvaletine bubi tuzağı kurmuştu. kapıyı açmanla b*k diye tabir ettiğimiz yığının yüzüne yapışacağı bir tuzak. müdür kim yaptıysa gelsin tebrik edicem, şimdiden diplomasını verelim demişti. resmen mühendislik harikası.
devamını gör...

sözlükten çıkmak. kickleyin beni bir günlüğüne, derslerime çalışmak istiyorum...*
devamını gör...

en son bu cümleyi kendi kendime kurduğumda rahmetli dayım ben ağlarken mutfağa bir anda dalmıştı. kendisinden çok korkardım . sert bir adamdı ve o sert ses tonuyla "niye ağlıyorsun sen? " diye sordu. korkumdan ağlamıyorum grip oldum dedim. izmir sıcağında 40 derece de ne gribi dedi. ben de dedim ki klima çarptı. grip olma ile üşütme arasındaki farkı bilemeyecek kadar cahil ama benim yalanımı anlayacak kadar da zeki bir adamdı. buzdolabına yöneldi ve bir soğan çıkardı. ikiye böldü. al bunu ye, bir şeyin kalmaz dedi. korkumdan hayır da diyemedim. önüme konulan soğanı ısıra ısıra yedim. bu da bir anımdır,
t. saçma sapan bir şekilde anı canlandıran cümle
devamını gör...

ismet inönü'dür. 2.dünya savaşında yanlış hatırlamıyorsam ıran'da churchill ile yaptığı ufacık diyalog'da bile görünebilir. iö - wc

iö- burayı nasıl koruyorsunuz(bulunduğu yeri kastederek)
wc- korkmanıza gerek yok, 20 uçakla koruyoruz.
iö - yani bize sadece burayı koruyacak kadar bile uçak vermeden almanya ile savaşa girmemizi istiyorsunuz.

yaman adammışsın ismet inönü, büyük adammışsın. saygıyla
devamını gör...

1983 yılında şükrü erbaş tarafından kaleme alınan her bir cümlesini ezberlemek istediğim güz gibi bir şiir.
öyle çarpıcı cümleler var ki içinde bazen umut bazen de hüzünle doldurur içinizi. daha çok hepimizin hissedip de anlamlandıramadıklarımızı birinin tek kalemde önümüze sermesiyle her cümlesinde kendimizden bir parça bulmanın hazzını yaşatır.
insan anlaşılmak ister, yaşadıklarının hissettiklerinin başkaları tarafından yaşanıp yaşanmadığını , hissedilip hissedilmediğini merak eder. bu şiiri okurken ise 'evet bak o da hissediyor, yalnız değilim' der.
--- alıntı ---

oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?

--- alıntı ------ alıntı ---

kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.

--- alıntı ---

tamamını dinlemek isterseniz güzel bir fon müziğiyle buradan dinleyebilirsiniz.
devamını gör...

millete ne onore eden nick altları giriyorlar. gülücükler, kalpler..

benim nick altına bakıyorum ‘bel fıtığı her türlü arka ön, g.tçü hasan 555...’

çaylağın bile hayırlısını nasip eylesin yüce rabbim.
devamını gör...

ölü bir incir ağacı, hierapolis antik kenti, denizli

mö 2.yy 'dan kalma kalıntıların yanında sanki fosilleşmiş gibi dikiliyordu, ölümsüzleştirmek istedim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

güzide sözlüğümüzün güzide ordinaryuslarında... ayyy pardon yazarlarında bolca bulunan fetişizm. herkes tutturmuş kendi istediği gibi olsun, olmayınca da başlıyor bi' yaftalama, karalama, linçleme. vay efendim şu yazar şöyle bilgisiz, bu böyle gündemden uzak bir ergen, yok efendim şu gereksiz çünkü hep troll yazıyor, hebele hübele (insan olmadan troll olmaya kalkanlar bu sözden müstesna). ulan sana ne yaprak demek istiyorum ama diyemiyorum. ortamlarda 'aman hepimiz kardeşiz, yok farklılıklara şöyle açığız da böyle renkliyiz' diyenler mesele tanım ve başlıklara gelince bir kasıntı oluyor nedense, ilginç. söylemleriyle tavırlarını tutturmak zor meziyettir kabul ediyorum; lakin bunu beceremiyorsan da ahkam kesmezsin ortalıkta.
işbu entry sözlükte uta buka yargı dağıtıp her şeyin kendi istediği gibi olmasını bekleyen bütün çakma ordinaryuslaradır. kendi kendine bilgi yazan yazarlar bundan müstesnadır zira kendilerini zaten keyifle okumaktayız.
rahat bırakın kardeşim, insanları rahat bırakın. kimse sizin gibi ve sizin istediğiniz gibi olmak zorunda değil. kalabalık bir ortamdaysan bunun farkına var ve farklılıklara nasıl yaklaşman gerektiğini öğren, öğrenmediysen de yaygara çıkarıp huzur kaçırma.
devamını gör...

rivayete gore ilk kiminle birlikte cikarsan evlenecegin kisi odur denilen, istanbul bebegi kule. annemle cikmistim.
devamını gör...

yaşamındaki kalitesizliği, türlü hodbinliklerle ambalajlayıp toplumun bütün kesimlerine sunması; ardından da, bunu ajitasyon malzemesi haline getirmesiyle kitleleri birbirine düşürmesidir.

gelir adaletsizliğinin ayyuka çıktığı bu dönemde, "kıt kanaat" modelinin güncellenmiş halidir aslında bütün sorun. zengin/yoksul ayrımının temelinin sorgulanmadığı; ya gereksiz bir "herkes eşit olsun, herkes aynı arabaya binsin, aynı evde otursun" gülünçlüğüyle yaklaşıldığı yahut sefaleti yaşayan insanların kimliklerinin övüldüğü, anlaşılmazlar hiyerarşisindeki en düşük rütbedir.

peki nedir olması gereken ya da insanca olan? yaşamak nedir? kültürü nasıl tanımlıyoruz mesela? kültürü anlamadan, olumlu özellikleri bir kenara ayrılmadan; olumsuz her bir durumun ve kimliğin arkasındaki düşüncenin kutsandığı bir yerde, yaşamın kalitesinden bahsedilebilir mi? insani özelliklerden gittikçe uzaklaşan vasıflarımız, ilkellikle ve zorbalıkla örülü geçmişimiz serilmeden ortaya, anlaşılabilir mi insan olmanın ne demek olduğu?

her bir cenah ve düşünce biçimi bize, insanların ekonomik göstergeleri yanlış yorumladığını doğrularcasına tespitler ve önermeler sunuyor; yapılan bütün hatalar, sınıf bilinci olsun olmasın, kendi zümrelerini ihya etme kaygısı taşıyanların, bu kaygıyı ekonomik göstergelerden bağımsız ele aldığını gösteriyor. bu sonuç da bizi, birbirimizin meziyetlerini, kabiliyetlerini; sanatını veya zanaatini anlamaktan uzaklaştırıyor, bizi birbirimize düşman ediyor.

halbuki zenginlik, bir sınıf göstergesinden ya da bir vasıftan çok, arka planındaki ekonomik göstergenin sorgulanmamasından kaynaklı bir durumdur. kişilerin ya da kurumların, parayı nasıl kazandığı sorgulanmadığı takdirde, insanların kendi ekonomik skalasındaki gruplara da düşman olabileceği rahatlıkla anlaşılabilir; bu da, isyan ve özgürlük hareketlerinin yanlış şekillerde anlaşılmasına, hatta bir topluluğun başka bir topluluk üzerinde faşizan tutumlar sergilemesine zemin hazırlayabilir.

insanca yaşamak insan olmaktan geçiyorsa şayet, -ki öyle- eksikliklerimizin farkında olmakla başlayacağız işe. kültür ve değer üretiminin, gelecek nesilleri umursama kaygısı taşımadan, sadece o anki durumu ve olayı yorumlayarak, nesnel bakış açısından bir an olsun bile sapmaksızın geliştireceğimiz çözümlerle, sınıf bilincine nefes aldıracağız; herhangi bir doktrin ya da kişinin referans alınarak sözlerinin eğilip büküldüğü bir dünya düzeninde, kişinin kendini tanıyabilmesi ve sorunlu noktalarını düzeltebilmesi pek de mümkün görünmüyor. ideolojiler, birbirimizi yok etmemiz için tabandan tavana yayılarak, evrende kırıntı halinde bile kalmayan özgürlüğümüzü elimizden alıyor.

sorunlarımızın, iktisadi koşullardan bağımsız bir güç aracı olarak kullanılması, elbette devlet ve onun biricik sevgilisi medyanın eliyle vücut bulan bir olgu; ancak burada atlanılan şey, yıllarca güce/menfaate/paraya/zenginliğe "nasıl" ulaştığımız değil, bunların -bilhassa zenginliğin- kötü olduğu; dolayısıyla tam tersi durumların da -sefalet-, kişilikten ayrı ya da kişiliğe bağlı bir şekilde erdemli olma eşiği olarak algılanışı...

bu algı, paranın nasıl ve ne şekilde kazanıldığını da anlamamıza engel oluyor.

bir düğün konvoyuna saldıran eli silahlı kişilerin, para vermeyen damat ve gelini hunharca dövmesi ya da içlerinden birini öldürmesi; daha ilk başta, yıllar boyu topluma angaje edilmeye çalışılan bu saçmalığın iflas ettiğini gösteriyor bize.

insanları fakirleştiren sistemleri yönetenlerin, aynı zamanda fakirliği kutsadıkları ve ona "erdemin zirvesi" rolünü biçtiklerini unutmamak gerek. bir insanın modernliği, erdemi; sefaleti ya da "insanca yaşama" olgusunu doğru tahlil edebilmesi için, maneviyat güzellemelerinden çok, madde düzlemindeki somut yaklaşımları ve verileri ele alması gerekliliği, her zaman hafızalarımızın ilk sırasında yer bulmalı.

çünkü "zenginlik" de "fakirlik" de, hem kavramsal olarak, hem de toplumsal sınıfların mücadelesi bazında, illüzyondan ileri gidemeyen ve esas konuşulması elzem olan meselelerden bizi alıkoyan bir engel.

lotodan büyük ikramiye size çıktı; dün orta direk bir hayatınız varken, bugün kimsenin aklı havsalası almayacak bir servetin üzerinde oturuyorsunuz. bu paranın çalışılmadan kazanılmış olması, şans faktörünün dünya üzerindeki en ciddi ve insanların hayatındaki yanılsamayı alaşağı edecek en büyük güç olduğu gerçeğini değiştirmiyor. insanlar; yaptıkları işten memnun olmadıklarına kılıf bulabilmek için, işlerinden niçin memnun olamadıklarını, dolayısıyla sistemi sorgulamak yerine, "kolay para" formülünü seçip, "şans"ın kendilerine güleceği düşüncesiyle bu çarkı döndürüyorlar.

bu biraz da, ihtiyaç/tüketici kredisi çekip, borcunu başka bankalardan çektiği parayla kapatmaya benziyor.

sistem ve onu yöneten eller, bu durumun farkında olduğu için, çok ciddi bir müdahaleye ihtiyaç duymaksızın, içinizdeki "sınıfını aşağılama ve ondan kurtulma" güdüsünü kullanıyorlar; ardından, "insanca yaşama" edebiyatı pompalanıp asgari müştereklerde buluşulacak yaşam biçimi gölgelenerek, sefaletle ekonomik uçurumu yaratan düzenin varisleri karşı karşıya getiriliyor; azınlıktaki insanların fikirleri de "arada kalmışlık" ile itham ediliyor.

bu tür bir savunma mekanizması da yeterince gereksiz aslında. "bu parayı nasıl kazandın, nereden buldun" sorusu her tür sorunu; rüşvetçiliği, yağmacılığı, talanı ve hırsızlığı çözebilecekken; toplumumuzun her katmanınında bulunan; adeta bir hastalık haline gelen ve inanmadığımız halde alkışladığımız "tırnaklarımla kazıyarak geldim" yalanı, aslında ne zenginlik kavramını, ne de fakirliği anlamak istediğimizi gösteriyor.

biz empatiyi, yaşanan olay ya da durum üzerine yapmıyoruz. (ki, empati oldukça gereksiz bulduğum bir kavram).

insanları; fakirken de, zenginken de yargılamak için, kendi hayatlarımızdaki sorunların temeline inmeden yorumlar yapıyoruz. "güçlü olan dengeyi belirler" düsturu; bizim için sadece güçlüden yana olmayı değil, o gücü kendi sınıfımızdakileri yok etmek için kullanmayı da meşru hale getiriyor. bugünün dünyasında da, aslında kendi ellerimizle yükselttiğimiz, ekonomik gücü ortalamanın bir tık üzerindeyken zirveye çıkarttığımız onlarcası var.

biz onlara reyting verdik, para verdik, güç verdik; ihtişamlı gökdelenlerinde ve plazalarında bizi ezmelerini sağlayacak, goygoyumuzu iki birayla orgazm seviyesine çıkaracak hayatlar bahşettik onlara. kendi ellerimizle yaptık bunu. ciğeri beş para etmezleri soktuk hayatımıza; "sanat" adı altındaki soytarılıklarını, "siyaset" adı altındaki bel altı piyasasını onlardan gördük; ama bu, biraz da bizim içimizdekilerin onların diliyle ve fikriyle hayat bulmasıydı aslında. şimdi de kalkmış, ölen insanların çalıştığı avm'leri boykot edip, en küçüğünden en afilli esnafına/işletmesine kadar hiçbirine para kazandırmamamız gerektiği halde/yerde, hepsini baş tacı ediyor; "ne yapalım herkes böyle" deyip, insanlıktan alamadığımız nasibi yaşam biçimimize tahvil ederek, kalan üç kuruşluk ömrümüzün faizini yemeye çalışıyoruz.

ne diyeyim. kafam çok karıştı. sorunlarımızın temelinde, insanlığın kendisiyle yüzleşememesi sonucu sığındığı bahaneler var. her gün milyon dolarları kaldıran bu çark kendiliğinden oluşmuyor ya; biz de gönüllü olarak bu değirmene su taşımaya, hatta suyun kendisi olmaya razı olduk.
devamını gör...

kendisi de tipsizdir.
devamını gör...

hava ılık, gökyüzü tam bir dantevari, dışarısı da sessiz. bu arada, keşke çıplak gözle görebildiğimi direkt aktarabilse şu kamera...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

köylüyevski

maşallah×3.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


"insan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabullenebiliyor ama kapkara bulutlar arasından iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş ışını belirince bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor."
zülfü livaneli
devamını gör...

çünkü onlar dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim