adalar mimarisi
bugün 19. yüzyıl avrupa mimarisinin çeşitli üsluplarını barındıran bir açık hava müzesi gibidir. yanıbaşındaki binlerce yıllık istanbul'da geleneksel ahşap konut dokusunu büyük ölçüde kaybetmiş, yapılarını zar zor korurken, adalar'ın konutlarının zamana inat ayakta durmaları büyük bir mucizedir.
devamını gör...
cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün yeni anayasada laiklik olmasın
işte bu tip şeyleri öne çıkaran zevatların hepsi, zamanında isyan edip, yüce atatürk'ün istiklal mahkemelerinde sallandırdığı sarıklı operasyon çocuklarının vasıfsız nesilleri.
ecdadınız neydi ki sizden ne bekleyeceğiz, be hey cahili cühela?
ecdadınız neydi ki sizden ne bekleyeceğiz, be hey cahili cühela?
devamını gör...
duyguların bulaşıcı olması
kesinlikle bulaşıcıdır. duygularda bir enerjidir ve sonuç bu videoda harika anlatılmış.
gülmeden geçirdiğin gün kaybedilmiş gündür. *
gülmeden geçirdiğin gün kaybedilmiş gündür. *
devamını gör...
sözlükteki en yaşlı yazar kaç yaşında sorunsalı
henüz 45.
devamını gör...
hayvanlarla duygusal bağ kuran tip
insan olarak evimdeki çamaşır makinesiyle bile duygusal bir bağım var. başına bir şey gelse bozulsa filan üzülürüm. zıplaya zıplaya salonun ortasına gelmediği sürece severim sayarım. kaldı ki bir canlıyla bağ kurmamak imkansız.
devamını gör...
o kız bana bakmaz düşüncesi
seninle 'ulan bi kıza bak bi de yanındakine' olabilirdik...
devamını gör...
gülme
t: tam adı "gülme: gülüncün anlamı üzerine deneme", orijinal adı "le rire: essai sur la signification du comique" olan bir henri bergson eseri.
şu an piyasada ayrıntı yayınları'ndan yaşar avunç ve iş bankası kültür yayınları'ndan devrim çetinkasap'ın çevirileri mevcut.* tercih sizin.* temel olarak üç bölümden oluşur, her bölüm de kendi içinde birkaç bölüme ayrılır.
kitap çok çok çok çok kabaca* "gülünç olan nedir, nasıl güleriz, gülmeye eşlik eden duygular nelerdir" gibi sorulara cevap verir ve gülme ile ilgili birçok konuyu irdeler. açıkçası, etkileyici ve düşündürücü bir eser. özetle zihin açıcı. zamanında hakkında bir yazı yazmıştım fakat kaybettim. alıntı ritüeli*:
"gülüncün doğal ortamı kayıtsızlıktır ve gülmenin en büyük düşmanı duygulardır." *
"gülme, insanlar ve olaylardaki özel bir tür dalgınlığı öne çıkartan ve cezalandıran toplumsal bir jesttir." *
"bulabileceğiniz en önemsiz kusuru tasvir edin bana, eğer bunu, bende sempati, endişe veya acıma doğuracak şekilde yaparsanız, her şey başlamadan bitmiştir, gülecek hiçbir şey bulamam." *
şu an piyasada ayrıntı yayınları'ndan yaşar avunç ve iş bankası kültür yayınları'ndan devrim çetinkasap'ın çevirileri mevcut.* tercih sizin.* temel olarak üç bölümden oluşur, her bölüm de kendi içinde birkaç bölüme ayrılır.
kitap çok çok çok çok kabaca* "gülünç olan nedir, nasıl güleriz, gülmeye eşlik eden duygular nelerdir" gibi sorulara cevap verir ve gülme ile ilgili birçok konuyu irdeler. açıkçası, etkileyici ve düşündürücü bir eser. özetle zihin açıcı. zamanında hakkında bir yazı yazmıştım fakat kaybettim. alıntı ritüeli*:
"gülüncün doğal ortamı kayıtsızlıktır ve gülmenin en büyük düşmanı duygulardır." *
"gülme, insanlar ve olaylardaki özel bir tür dalgınlığı öne çıkartan ve cezalandıran toplumsal bir jesttir." *
"bulabileceğiniz en önemsiz kusuru tasvir edin bana, eğer bunu, bende sempati, endişe veya acıma doğuracak şekilde yaparsanız, her şey başlamadan bitmiştir, gülecek hiçbir şey bulamam." *
devamını gör...
kutsi
kutsi değildir o, leventtir levent.
devamını gör...
yehova şahitleri
türkiye'de misyoner faaliyetleri yaparak tanınan bir protestan kilisesidir.
güney afrika cumhuriyetinde de kiliseleri vardır. bir işçi arkadaşımız bunların kilisesine gidiyordu. doğum günü, evlilik yıl dönümü, yılbaşı... kutlamayı kötü görüyorlar ve devamlı "jesus coming soon" diyorlar. diğer protestan kiliselere giden arkadaşlar bunlara aşırı gözüyle bakıyordu.
güney afrika cumhuriyetinde de kiliseleri vardır. bir işçi arkadaşımız bunların kilisesine gidiyordu. doğum günü, evlilik yıl dönümü, yılbaşı... kutlamayı kötü görüyorlar ve devamlı "jesus coming soon" diyorlar. diğer protestan kiliselere giden arkadaşlar bunlara aşırı gözüyle bakıyordu.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının yaptığı spor aktiviteleri
sürünmek ve yuvarlanmak.
devamını gör...
bir nedeni yok yalnızca öptüm
uzunca bir küçük iskender şiiri. sonuna kadar okuyabilen belirtirse şukusunu vereceğim.
mondler ukdesi.
--- alıntı ---
bir nedeni yok yalnızca öptüm
dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. bekledim. beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. evet, bilmiyordum. bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. sevişirken sözlük kullanıyordum hala. ama, seni seviyordum. ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. sana yaklaşamıyordum. yasaklanmıştın adeta. çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. küçük bir ateş. küçücük bir ateştin sen. sönmekten ürken bir ateş. bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. aşkın mecali kalmamıştı. sessizce sokuldum yanına. acıyla irkildin. gülümsedim. gülümsememe anlam veremedin elbette. kimdi bu? ne istiyordu? tanımadığın biri. hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. fuzuli bir beden, karşındaki. usulca uzandım,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. uzayın adını ben koymadım. uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. rahatlatır beni o. bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. romantizme uyum sağlamak için de değil. öyle. işin gerçeği budur. yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. lekesiz bir yalnızlık. lekelenmeye müsait bir yalnızlık. tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. pişmansın. pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. olmuyor tabii. olmuyor. sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. beni anlayacağın günler gelecek. beni de göreceksin. benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. korkma lütfen,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. çay pişiririz. çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. sonra da sen anlatırsın: sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin… hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. ben sıkılmam. ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. bir insan, bir insanı sıkamaz. bir insan canı isterse sıkılır. hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. endişelenmen gereksiz,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum. gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. değişmek, hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu. sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. birlikte dansedebilmek gibi. sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. masallarla geliyorum. efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. artniyetsizim. inan,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. kızmamalısın. darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! ılımlılık mı kurtaracak insanlığı? alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! gerçekten kırıyorsun beni,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. insanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. yapacak çok işimiz var. dövüşecek çok düşmanımız var. kucaklayacak çok arkadaşımız var. bizim sebebimiz bu. bizim fazlalığımız bu. belki de iksirimiz. kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. yalan söylemiyorum
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. çikolata bile kurtlanabilir. dondurma erir. çiçek solar. galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! birer hatıraya dönüşseler bile! kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . yüzüme öyle bakma nefretle,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. kimbilir, doğrudur belki de! . adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin esrarı büyüleyici! romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. özveri denebilir buna. evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. insan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . sakın ha üstüne alınma,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
ben seni kırmak için yaratılmadım. uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? seni kaybettim. bunu biliyorum. seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. ortadaydı. bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. hala da saygıyla ağlıyorum. büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. inadıma öfkeleniyorsun. seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. bu da aşk işte! bu da entrika! bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! dur, dur, bağırma,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
bunlar da geçecek şüphesiz. seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. yaralandım. bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. bir gerçek aramıyorum felakete. bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. eğer hissediyorsan,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. o rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. dokunamadım sana. parmakuçlarım neşterdi çünkü. kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
--- alıntı ---
kaynak
mondler ukdesi.
--- alıntı ---
bir nedeni yok yalnızca öptüm
dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. bekledim. beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. evet, bilmiyordum. bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. sevişirken sözlük kullanıyordum hala. ama, seni seviyordum. ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. sana yaklaşamıyordum. yasaklanmıştın adeta. çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. küçük bir ateş. küçücük bir ateştin sen. sönmekten ürken bir ateş. bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. aşkın mecali kalmamıştı. sessizce sokuldum yanına. acıyla irkildin. gülümsedim. gülümsememe anlam veremedin elbette. kimdi bu? ne istiyordu? tanımadığın biri. hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. fuzuli bir beden, karşındaki. usulca uzandım,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. uzayın adını ben koymadım. uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. rahatlatır beni o. bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. romantizme uyum sağlamak için de değil. öyle. işin gerçeği budur. yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. lekesiz bir yalnızlık. lekelenmeye müsait bir yalnızlık. tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. pişmansın. pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. olmuyor tabii. olmuyor. sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. beni anlayacağın günler gelecek. beni de göreceksin. benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. korkma lütfen,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. çay pişiririz. çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. sonra da sen anlatırsın: sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin… hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. ben sıkılmam. ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. bir insan, bir insanı sıkamaz. bir insan canı isterse sıkılır. hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. endişelenmen gereksiz,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum. gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. değişmek, hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu. sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. birlikte dansedebilmek gibi. sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. masallarla geliyorum. efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. artniyetsizim. inan,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. kızmamalısın. darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! ılımlılık mı kurtaracak insanlığı? alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! gerçekten kırıyorsun beni,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. insanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. yapacak çok işimiz var. dövüşecek çok düşmanımız var. kucaklayacak çok arkadaşımız var. bizim sebebimiz bu. bizim fazlalığımız bu. belki de iksirimiz. kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. yalan söylemiyorum
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. çikolata bile kurtlanabilir. dondurma erir. çiçek solar. galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! birer hatıraya dönüşseler bile! kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.
şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . yüzüme öyle bakma nefretle,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. kimbilir, doğrudur belki de! . adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin esrarı büyüleyici! romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. özveri denebilir buna. evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. insan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . sakın ha üstüne alınma,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
ben seni kırmak için yaratılmadım. uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? seni kaybettim. bunu biliyorum. seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. ortadaydı. bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. hala da saygıyla ağlıyorum. büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. inadıma öfkeleniyorsun. seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. bu da aşk işte! bu da entrika! bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! dur, dur, bağırma,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
bunlar da geçecek şüphesiz. seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. yaralandım. bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. bir gerçek aramıyorum felakete. bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. eğer hissediyorsan,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. o rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. dokunamadım sana. parmakuçlarım neşterdi çünkü. kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,
bir nedeni yok. yalnızca öptüm.
--- alıntı ---
kaynak
devamını gör...
birçok yazarın siyasi başlıklara değinmemesi
korkmaktan değil de hep aynı şeyleri söylemek zorunda kalındığı için yazmıyorlardır belkide.
devamını gör...
bolu çikolatası
bolçi olarak bilinen fındık, çikolata ve krokanın birleşimiyle oluşmuş bir çikolata türüdür.
zamanla çok fazla çeşitleri eklenmiştir. beyaz çikolatalı, bitter çikolatalı, antep fıstıklı, bademli, yer fıstıklı vsvs bir çok çeşidi eklenmiştir.
zonguldak'ta okurken bolu'lu ev arkadaşım getirirdi. en başta bu ne ya püfff gibi yorumlar yapıp daha sonra gelirken bolçi getirsene kanka ya dönüştürmüştük işi.
keyifli bir çikolata. hafif, lezzetli. o zamanlar her yerde bulunmazdı. şimdi bir çok yerde var sanırım. bir de ben bir kaç kere aldım o zamanki lezzeti bulamadım. her yerden alınacak bir lezzet değil kendileri. işin erbabına danışmak, ustasından almak lazım.
benim damak zevkim biraz fazla gelişmiştir. farkları hemen anlarım. bu eski tadında değil ya da bunda bir gariplik var derim. çevremdekiler yok ya ne alakası var der. sonra bir kaç hapır hupurluktan sonra evet ya var bir şey derler. kimi insan ilginçtir bayatmış, tazeymiş, değişiklikmiş hiç anlamaz. eksisi şudur ki bir çok ürünün kalitesizleştiği şu zamanda keyifle bir şeyler yemek pek zorlaşıyor. neyse efem sizlere afiyet, bal, şeker olsun.
zamanla çok fazla çeşitleri eklenmiştir. beyaz çikolatalı, bitter çikolatalı, antep fıstıklı, bademli, yer fıstıklı vsvs bir çok çeşidi eklenmiştir.
zonguldak'ta okurken bolu'lu ev arkadaşım getirirdi. en başta bu ne ya püfff gibi yorumlar yapıp daha sonra gelirken bolçi getirsene kanka ya dönüştürmüştük işi.
keyifli bir çikolata. hafif, lezzetli. o zamanlar her yerde bulunmazdı. şimdi bir çok yerde var sanırım. bir de ben bir kaç kere aldım o zamanki lezzeti bulamadım. her yerden alınacak bir lezzet değil kendileri. işin erbabına danışmak, ustasından almak lazım.
benim damak zevkim biraz fazla gelişmiştir. farkları hemen anlarım. bu eski tadında değil ya da bunda bir gariplik var derim. çevremdekiler yok ya ne alakası var der. sonra bir kaç hapır hupurluktan sonra evet ya var bir şey derler. kimi insan ilginçtir bayatmış, tazeymiş, değişiklikmiş hiç anlamaz. eksisi şudur ki bir çok ürünün kalitesizleştiği şu zamanda keyifle bir şeyler yemek pek zorlaşıyor. neyse efem sizlere afiyet, bal, şeker olsun.
devamını gör...
ctrl nasıl okunur sorunsalı
o değil de 'alt gr' nasıl okunur? kimse de bunu anlatmıyor efendim dediğimdir.
devamını gör...
nikola tesla
hakkında anlatılan doğrularla uydurulan efsaneler birbirine karışmış, oldukça farklı çalışan bir kafaya sahip, ilginç bir hayat hikâyesinin baş kahramanı, tanıdığım en zeki bilim insanlarından biri ve hayran olduğum tek bilim insanı.
tabi ki bilim insanlarının tamamına saygım var. biri olmasa zincirin halkası eksik olur, diğerleri onun çalışmalarından faydalanarak işleri 1 adım öteye götüremez. fakat tesla'nın yeri benim için bambaşka.
tesla küçükken, yaşadığı kasabada annesi "küçük ev aletleri mucidi" olarak bilinen bir kadındı. büyük ihtimalle zekâsını annesinden almış olmalı. tesla'yı ilginç bir şekilde yetiştirmiş annesi. örneğin yemekte patates varsa, patatesleri küp şekilde keser ve yemeğe başlamadan önce küçük nikola'dan bunların hacmini yaklaşık olarak tahmin etmesini istermiş. matematik ve geometri konularında buna benzer ufak egzersizler yaptırırmış ona sık sık.
babası, ailedeki tüm diğer erkekler gibi klasik bir meslek seçmiş; bir din adamıymış. ailede erkekler ya din adamı ya da askermiş genel olarak. ancak tesla küçüklüğünden beri bir mühendis olmanın hayalini kurarmış hep.
5 yaşındayken, abisinin bir kaza sonucu ölmesi üzerine bundan çok etkilenen tesla, hayatı boyunca bu travmanın izlerini taşımış. hatta ölümüne yakın zamanlarda abisini ve ölmüş başka sevdiklerini kanlı canlı şekilde karşısında gördüğünü ve onlarla konuştuğunu söylemiş hep.
***
yanlış hatırlamıyorsam 17 yaşındayken bir hastalığa yakalanır tesla. doktorlar kendisinden umudu keser. bir gün hasta yatağında babasıyla konuşurken "mühendis olmama izin verirseniz belki de iyileşebilirim" der. babası artık bunu oğlunun son arzusu olarak görür ve onu kırmamak için bu teklife tamam der. tesla bunu duyduğu andan itibaren, doktorları da hayrete düşürecek şekilde iyileşir ve bugün bildiğimiz gibi iyi bir mühendisliğin ve mucitliğin ilk adımlarını atarak, dönemin en iyi okullarından birine başlar. iyileşmesinde, dönemin meşhur yazarı mark twain'in kitaplarının büyük etkisi olduğunu söyler. zaten ilerleyen yıllarda tanışıp dost olmuşlardır.
***
okuldayken, alternatif akım motoru ile ilgili bir hayalini sınıfta anlatır. öğretmeni "bay tesla iyi bir genç ama korkarım ki bu hayalini asla gerçekleştiremeyecek" der. gerçekleştirdikten sonra motoru ilgili kalabalıklara tanıttığı gün izleyenler arasında bu öğretmeni de vardır.
***
mezun olduktan sonra bir miktar avrupa'da şurada burada "çalışmaya çalıştıktan" sonra beş parasız olarak amerika'ya gitmeye karar verir. cebinde birkaç sent ve bir referans mektubu dışında hiçbir şeyi yoktur. bir süre amelelik gibi birtakım işler yapıp bir miktar para kazandıktan sonra thomas alva edison'un yanına gider ve mektubu verir. mektupta "dünyada iki tane mükemmel adam tanıyorum. biri sensin, biri de bu yazıyı sana getiren adam" yazmaktadır. edison biraz kıskandı mı bilinmez ama o sıralarda mucidi olduğu doğru akım nedeniyle başına bela olan dertlerden biriyle uğraşmaktadır ve bu işi çözme konusunu tesla'ya havale ederek onu başından savar. karşılığında da 50 bin dolar vadeder.
edison'un hiç de ummadığı bir hızla tesla işi halleder ve "nerede param?" temalı bir konuşma yapar. edison "buralarda böyle espriler sık yapılır. sen yenisin, espriyi anlamadın" gibisinden bir içerikle karşılık vererek parayı vermeyi reddeder. bunun üzerine tesla her şeyini toplayıp oradan ayrılır ve aralarında bitmek bilmeyen akımlar savaşı başlar.
edison, alternatif akımı kötülemek için hayvanlara elektrik vermek gibi rezil işler yapar. amacı tesla'yı ve alternatif akımı halkın gözünden düşürmek ve bu akımın çok tehlikeli olduğunu göstermektir. ancak alternatif akım o kadar güzel aydınlatma sağlamaktadır ki kimse ondan kolay kolay vazgeçmez. üstelik tesla elektrik ile öylesine oynamaktadır ki, gösterilerinde çarpılmadığını gören insanlar onu hayranlıkla izlemektedir.
***
lafı uzatmayayım daha fazla, yeterince uzattım zaten. tesla psikolojik olarak biraz problemli bir adamdır. bilmem kaç oda uzaktaki komşu evin saatinin tiktaklarından uyuyamayan, 3 ve katları dışındaki sayılarda olan hiçbir şeyi kullanmayan, ölü yakınlarıyla konuşan, yaşamının sonlarına doğru güvercinlerle takılmaya başlayan... ama aynı zamanda öyle güzel bir zihin yapısı, öyle harika çalışan bir beyni vardır ki parmak ısırtır. örneğin normal bir bilim insanının kağıt üzerinde hesap kitap yapıp çizerek sonra çalıştırmayı denediği projeleri o kağıt kullanmadan kafasının içinde hazırlar ve çalıştırır. integral hesaplarını kafasından yaptığı için hocaları onun sahtekâr olduğunu bile düşünürmüş okul yıllarında.
***
2 güzel sözüyle ve bir kitap tavsiyesi ile bitireyim yazıyı. kitap nikola tesla: bir dahinin biyografisi adını taşıyor. yazarı marc seifer. oldukça kapsamlı araştırmalar sonucu yazılmış bir kitap.
***
uzun yıllar radyonun mucidi zannedilen guglielmo marconi aslında tesla'nın icatlarını kullanarak geliştirmiştir radyoyu. tesla'nın ölümünden daha sonraki bir tarihte amerikan patent enstitüsü, radyonun mucidini tesla olarak onaylamıştır. bu konu hakkında kendisine "marconi sizin icatlarınızı kullanarak bir şeyler geliştiriyor. bu konu hakkında yorumunuz nedir?" diye sorduklarında verdiği cevap oldukça alçak gönüllücedir: "marconi iyi bir çocuk. bırakın kullansın."
genel olarak icat çalanlar için söylediği şu söz ise oldukça manidardır: "benim fikirlerimi çaldıklarına üzülmüyorum. kendi fikirleri olmamasına üzülüyorum."
***
amerika'ya yolu düşen ve bu konulara ilgisi olan varsa, kaldığı ve öldüğü mekân olan new yorker oteli'nin 3327 (yine 3'ün katı tabi ki) numaralı odayı, tesla müzesi olarak korunmuş şekilde ziyaret edebilirler.
tabi ki bilim insanlarının tamamına saygım var. biri olmasa zincirin halkası eksik olur, diğerleri onun çalışmalarından faydalanarak işleri 1 adım öteye götüremez. fakat tesla'nın yeri benim için bambaşka.
tesla küçükken, yaşadığı kasabada annesi "küçük ev aletleri mucidi" olarak bilinen bir kadındı. büyük ihtimalle zekâsını annesinden almış olmalı. tesla'yı ilginç bir şekilde yetiştirmiş annesi. örneğin yemekte patates varsa, patatesleri küp şekilde keser ve yemeğe başlamadan önce küçük nikola'dan bunların hacmini yaklaşık olarak tahmin etmesini istermiş. matematik ve geometri konularında buna benzer ufak egzersizler yaptırırmış ona sık sık.
babası, ailedeki tüm diğer erkekler gibi klasik bir meslek seçmiş; bir din adamıymış. ailede erkekler ya din adamı ya da askermiş genel olarak. ancak tesla küçüklüğünden beri bir mühendis olmanın hayalini kurarmış hep.
5 yaşındayken, abisinin bir kaza sonucu ölmesi üzerine bundan çok etkilenen tesla, hayatı boyunca bu travmanın izlerini taşımış. hatta ölümüne yakın zamanlarda abisini ve ölmüş başka sevdiklerini kanlı canlı şekilde karşısında gördüğünü ve onlarla konuştuğunu söylemiş hep.
***
yanlış hatırlamıyorsam 17 yaşındayken bir hastalığa yakalanır tesla. doktorlar kendisinden umudu keser. bir gün hasta yatağında babasıyla konuşurken "mühendis olmama izin verirseniz belki de iyileşebilirim" der. babası artık bunu oğlunun son arzusu olarak görür ve onu kırmamak için bu teklife tamam der. tesla bunu duyduğu andan itibaren, doktorları da hayrete düşürecek şekilde iyileşir ve bugün bildiğimiz gibi iyi bir mühendisliğin ve mucitliğin ilk adımlarını atarak, dönemin en iyi okullarından birine başlar. iyileşmesinde, dönemin meşhur yazarı mark twain'in kitaplarının büyük etkisi olduğunu söyler. zaten ilerleyen yıllarda tanışıp dost olmuşlardır.
***
okuldayken, alternatif akım motoru ile ilgili bir hayalini sınıfta anlatır. öğretmeni "bay tesla iyi bir genç ama korkarım ki bu hayalini asla gerçekleştiremeyecek" der. gerçekleştirdikten sonra motoru ilgili kalabalıklara tanıttığı gün izleyenler arasında bu öğretmeni de vardır.
***
mezun olduktan sonra bir miktar avrupa'da şurada burada "çalışmaya çalıştıktan" sonra beş parasız olarak amerika'ya gitmeye karar verir. cebinde birkaç sent ve bir referans mektubu dışında hiçbir şeyi yoktur. bir süre amelelik gibi birtakım işler yapıp bir miktar para kazandıktan sonra thomas alva edison'un yanına gider ve mektubu verir. mektupta "dünyada iki tane mükemmel adam tanıyorum. biri sensin, biri de bu yazıyı sana getiren adam" yazmaktadır. edison biraz kıskandı mı bilinmez ama o sıralarda mucidi olduğu doğru akım nedeniyle başına bela olan dertlerden biriyle uğraşmaktadır ve bu işi çözme konusunu tesla'ya havale ederek onu başından savar. karşılığında da 50 bin dolar vadeder.
edison'un hiç de ummadığı bir hızla tesla işi halleder ve "nerede param?" temalı bir konuşma yapar. edison "buralarda böyle espriler sık yapılır. sen yenisin, espriyi anlamadın" gibisinden bir içerikle karşılık vererek parayı vermeyi reddeder. bunun üzerine tesla her şeyini toplayıp oradan ayrılır ve aralarında bitmek bilmeyen akımlar savaşı başlar.
edison, alternatif akımı kötülemek için hayvanlara elektrik vermek gibi rezil işler yapar. amacı tesla'yı ve alternatif akımı halkın gözünden düşürmek ve bu akımın çok tehlikeli olduğunu göstermektir. ancak alternatif akım o kadar güzel aydınlatma sağlamaktadır ki kimse ondan kolay kolay vazgeçmez. üstelik tesla elektrik ile öylesine oynamaktadır ki, gösterilerinde çarpılmadığını gören insanlar onu hayranlıkla izlemektedir.
***
lafı uzatmayayım daha fazla, yeterince uzattım zaten. tesla psikolojik olarak biraz problemli bir adamdır. bilmem kaç oda uzaktaki komşu evin saatinin tiktaklarından uyuyamayan, 3 ve katları dışındaki sayılarda olan hiçbir şeyi kullanmayan, ölü yakınlarıyla konuşan, yaşamının sonlarına doğru güvercinlerle takılmaya başlayan... ama aynı zamanda öyle güzel bir zihin yapısı, öyle harika çalışan bir beyni vardır ki parmak ısırtır. örneğin normal bir bilim insanının kağıt üzerinde hesap kitap yapıp çizerek sonra çalıştırmayı denediği projeleri o kağıt kullanmadan kafasının içinde hazırlar ve çalıştırır. integral hesaplarını kafasından yaptığı için hocaları onun sahtekâr olduğunu bile düşünürmüş okul yıllarında.
***
2 güzel sözüyle ve bir kitap tavsiyesi ile bitireyim yazıyı. kitap nikola tesla: bir dahinin biyografisi adını taşıyor. yazarı marc seifer. oldukça kapsamlı araştırmalar sonucu yazılmış bir kitap.
***
uzun yıllar radyonun mucidi zannedilen guglielmo marconi aslında tesla'nın icatlarını kullanarak geliştirmiştir radyoyu. tesla'nın ölümünden daha sonraki bir tarihte amerikan patent enstitüsü, radyonun mucidini tesla olarak onaylamıştır. bu konu hakkında kendisine "marconi sizin icatlarınızı kullanarak bir şeyler geliştiriyor. bu konu hakkında yorumunuz nedir?" diye sorduklarında verdiği cevap oldukça alçak gönüllücedir: "marconi iyi bir çocuk. bırakın kullansın."
genel olarak icat çalanlar için söylediği şu söz ise oldukça manidardır: "benim fikirlerimi çaldıklarına üzülmüyorum. kendi fikirleri olmamasına üzülüyorum."
***
amerika'ya yolu düşen ve bu konulara ilgisi olan varsa, kaldığı ve öldüğü mekân olan new yorker oteli'nin 3327 (yine 3'ün katı tabi ki) numaralı odayı, tesla müzesi olarak korunmuş şekilde ziyaret edebilirler.
devamını gör...
çaya şeker atmadan içen kişi
eşim olur kendileri. ben ise çayı şekerli içerim ve ziyadesiyle dalgınımdır. bu da beni mutfakta kendisi için ölümcül bir yaratık hâline dönüştürüyor.
en olmadık anlarda onun çayına şeker atarak ağzından püskürtmesine sebep oluyorum.
sağolsun her seferinde gülümseyerek tepki veriyor. tabi içinde kopan fırtınaları kimse bilemez.
hem bu konuda kendimi bayağı geliştirdim. şu aralar taş çatlasın bu olay haftada iki üç kere yaşanıyor. gayet iyi durumdayız bence.
en olmadık anlarda onun çayına şeker atarak ağzından püskürtmesine sebep oluyorum.
sağolsun her seferinde gülümseyerek tepki veriyor. tabi içinde kopan fırtınaları kimse bilemez.
hem bu konuda kendimi bayağı geliştirdim. şu aralar taş çatlasın bu olay haftada iki üç kere yaşanıyor. gayet iyi durumdayız bence.
devamını gör...
gerçekten iyi mi geceler sorusu
geceler iyi olsaydı benimle dost olmazdı. geceler güzel olsaydı üzerime bıkmadan usanmadan tüm ağırlığıyla çökmezdi.
bana '' iyi geceler '' diyene sadece gülümsüyorum ve '' iyi geceler seninle olsun '' diyorum içimden.
çünkü biliyorum ki bazı insanlar geceler için sadece birer av niteliğindedir. esir düşünce kaçamayacak cinsten, gözlerini açsa göremeyecek cinsten tutar sizi.
bana '' iyi geceler '' diyene sadece gülümsüyorum ve '' iyi geceler seninle olsun '' diyorum içimden.
çünkü biliyorum ki bazı insanlar geceler için sadece birer av niteliğindedir. esir düşünce kaçamayacak cinsten, gözlerini açsa göremeyecek cinsten tutar sizi.
devamını gör...



