sevilen hakan günday sözleri
bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı.
az, hakan günday
az, hakan günday
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
burası gerçek bir aşık atışması
nizanim ile afillibirbey çalar sazı
arada uğrar bir kaç mani yazar kafa sözlük halkı
buyur ederiz vişneyi,bilemedimi,diş'i her biri farklı farklı...
nizanim ile afillibirbey çalar sazı
arada uğrar bir kaç mani yazar kafa sözlük halkı
buyur ederiz vişneyi,bilemedimi,diş'i her biri farklı farklı...
devamını gör...
ses yalıtımı
oturulacak evde kesinlikle olması gereken bir özellik. komşuların hayatına ortak olmak istemiyorsanız bu konuyu kesinlikle ev sahibine sormalısınız.
devamını gör...
ahmaklar gemisi
theodore kaczynski'nin serhat elfun demirkol tarafından çevrilmiş metni. çeviri son derece başarılı, metin hakkında söyleyecek birşey yok, kısaca 'kaczynski' deyip konuşmayı kesebiliriz.
burada:
bir zamanlar, bir geminin kaptan ve zabitleri kendi denizciliklerini çok beğenir ve kendilerine çılgınca hayran olurlardı. gemiyi kuzeye çevirdiler ve tehlikeli buzullarla karşılaşıncaya kadar yol aldılar. kendilerine yalnızca denizcilikteki ebedi başarılarını gösterme fırsatı vermek için kuzeye doğru çok daha tehlikeli sularda yol almaya devam ettiler.
gemi daha yüksek enlemlere ulaştıkça, yolcular ve mürettebat giderek rahatsız oldu ve aralarında tartışmaya, içerisindeki bulundukları koşullar hakkında şikayet etmeye başladılar.
“titriyorum” dedi usta gemici, “bu kadar kötü bir yolculukta daha önce hiç bulunmamıştım. güverte buzla kaplı; gözetleme yerindeyken rüzgar ceketimi bıçak gibi kesiyor; ön yelkene camadana vururken neredeyse parmaklarım donuyor; ve tüm bunlar için ayda 5 şilin alıyorum.”
“bunun kötü olduğunu mu düşünüyorsun!” dedi kadın yolcu. “soğuktan geceleri uyuyamıyorum. bu gemideki kadınlar erkekler kadar battaniye alamıyor. bu adil değil!”
meksikalı gemici sözü kesip konuşmaya katıldı: “¡chingado! ben, ingiliz gemicinin aldığı maaşın sadece yarısını alıyorum. bu iklimde kendimizi sıcak tutmak için bol yiyeceğe ihtiyacımız var ve ingilizler daha çok alıyor. en kötüsü, zabitler sürekli emirlerini ispanyolca yerine ingilizce olarak veriyor.”
“herkesten daha çok şikayet edecek nedenim var.” dedi amerikan yerlisi gemici. “eğer soluk benizliler atalarımın topraklarını yağmalamasaydı, bu gemide, buzdağlarının ve kutup rüzgârlarının arasında olmayacaktım. hoş, sakin bir gölde kanoyla gezinecektim. tazminatı hak ediyorum. en azından, kaptan bana barbut oynatmam için izin vermeli ki biraz para kazanabileyim.”
lostromo söz aldı: “dün, birinci zabit bana “ibne” dedi. isimler takılmadan eşcinsel ilişkiye girme hakkım var.”
bu gemide kötü davranılan sadece siz insanlar değilsiniz,” diyerek yolcuların arasındaki hayvansever araya girdi. sesi öfkeyle titriyordu. “geçen hafta ikinci zabiti geminin köpeğini iki kere tekmelerken gördüm!”
yolculardan biri üniversite profesörüydü. ellerini ovuşturarak hiddetle söylendi, “bunların hepsi korkunç! ahlaksız! ırkçılık, seksizm, türcülük, homofobi, işçi sınıfının sömürülmesi! ayrımcılık! toplumsal adalete sahip olmalıyız: meksikalı gemici için eşit maaş, bütün gemiciler için yüksek maaş, amerikan yerlisi için tazminat, kadınlar için eşit battaniye, eşcinsel ilişki hakkı ve köpeği daha fazla tekmelemek yok!”
yolcular “evet, evet!” diye bağırdı. mürettebat “hay hay!” diye bağırdı. “ayrımcılık! haklarımızı talep etmeliyiz!”
kamarot boğazını temizledi.
“hepinizin şikayet etmek için iyi nedenleri var. fakat bana göre gerçekten yapmamız gereken şey gemiyi döndürmemiz ve güneye doğru gitmemiz, çünkü eğer kuzeye gitmeye devam edersek er geç batacağız. sonra maaşlarınızın, battaniyelerinizin, eşcinsel ilişki haklarınızın size yararı olmayacak, çünkü hepimiz boğulacağız.”
fakat kimse onu dinlemedi, çünkü o sadece bir kamarottu.
kaptan ve zabitler, kıç güvertedeki makamlarından tartışmayı izliyor ve dinliyordu.
birbirlerine gülümsediler ve göz kırptılar. kaptanın el hareketiyle üçüncü zabit kıç güverteden indi. yolcular ve mürettebatın toplandığı yere ağır adımlarla yürüdü ve onların arasında durdu. çok ciddi bir ifade takınarak konuştu:
“biz kaptanlar kabul etmeliyiz ki bu gemide mazur görülemez şeyler olmakta. şikayetlerinizi duyana kadar bu kadar kötü bir durum olduğunu anlayamadık. bizler iyi niyetli insanlarız ve sizler için en iyisini yapmak istiyoruz. ancak kaptan oldukça eski kafalı ve kendi bildiği yolda ilerler. somut değişiklikler yapmadan önce biraz kışkırtılması gerekebilir. benim şahsi fikrim, eğer gayretle protesto ederseniz – fakat her zaman barışçıl ve geminin kurallarını ihlâl etmeden – kaptanın ataletini sarsar ve gayet haklı olarak şikayet ettiğiniz problemlere çözüm getirmeye zorlarsınız.
bunu söyledikten sonra üçüncü zabit kıç güverteye doğru yol aldı. gider gitmez yolcular ve mürettebat arkasından, “orta yolcu! reformcu! liberal! kaptanın yardakçısı!” diye bağırdı. fakat yine de söylediği gibi yaptılar. kıç güvertenin önünde buluştular. kaptanlara hakaretler savurdular ve haklarını talep ettiler: usta gemici “daha yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları istiyorum,” diye haykırdı. kadın yolcu “kadınlar için eşit battaniye” diye haykırdı. meksikalı gemici “emirleri ispanyolca olarak almak istiyorum.” diye haykırdı. amerikan yerlisi gemici “barbut oynatma hakkı istiyorum.” diye haykırdı. lostromo “ibne olarak adlandırılmak istemiyorum.” diye haykırdı. hayvansever “köpeğin daha fazla tekmelenmesine hayır.” diye haykırdı. profesör “devrim, hemen şimdi.” diye haykırdı.
kaptan ve zabitler aceleyle bir araya toplandı ve birkaç dakika görüştü. bütün bu süre boyunca birbirlerine göz kırptılar, gülümsediler ve birbirlerini doğrularcasına kafalarını öne eğdiler. daha sonra kaptan kıç güvertenin önünde durdu ve büyük bir cömertlik göstererek, usta gemicinin maaşının ayda 6 şiline yükseltileceğini; meksikalı gemicinin maaşının ingiliz gemicinin üçte ikisi kadar olacağını, ve ön yelkene camadana vurma emrinin ispanyolca verileceğini; kadın yolcuların bir battaniye daha alacağını; amerikan yerlisi gemicinin cumartesi akşamları barbut oynatabileceğini; lostromonun gizlice eşcinsel ilişkiye girdiği sürece ibne olarak anılmayacağını ve mutfaktan yemek çalmak gibi gerçekten ahlaksız şeyler yapmadığı sürece köpeğin tekmelenmeyeceğini duyurdu.
yolcular ve mürettebat bu imtiyazları büyük bir zafer olarak kutladı. fakat ertesi sabah, tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler.
usta gemici “ayda altı şilin çok düşük bir ücret ve hâlâ ön yelkene camadana vururken parmaklarım donuyor” diyerek homurdandı. meksikalı gemici “hâlâ ingilizlerle aynı maaşı veya bu iklim için yeterli yiyeceği alamıyorum” dedi. kadın yolcu “biz kadınlar hâlâ kendimizi sıcak tutacak kadar battaniyeye sahip değiliz” dedi. diğer yolcular ve mürettebat da benzer şikayetlerde bulundu. profesör onları kışkırttı.
konuşmalarını bitirdiklerinde, kamarot, bu sefer diğerlerinin duymamazlıktan gelemeyeceği kadar yüksek bir sesle konuştu:
“köpeğin mutfaktan bir parça ekmek çaldığı için tekmelenmesi, kadınların eşit battaniyeye sahip olmaması, usta gemicinin parmaklarının donması gerçekten korkunç; ve lostromonun istediği halde neden erkeklerle ilişkiye giremediğini anlamıyorum. fakat buzulların şu an nasıl kalın olduklarına ve rüzgârın nasıl daha fazla sert estiğine bakın! bu gemiyi geriye, güneye doğru çevirmemiz gerekiyor. eğer kuzeye gitmeye devam edersek, buzullara çarpacak ve batacağız.
“ah, evet,” dedi lostromo, “kuzeye doğru gitmeye devam etmemiz gerçekten korkunç bir şey. fakat neden tuvalette sevişmek zorundayım? neden ibne olarak anılmam gerekiyor? diğer herkes gibi iyi biri değil miyim?”
“kuzeye doğru ilerlemek korkunç” dedi kadın yolcu. “fakat görmüyor musun? tam da bu nedenle kadınların kendilerini sıcak tutmak için daha çok battaniyeye ihtiyacı var. hemen şimdi kadınlar için eşit battaniye talep ediyorum!”
“tamamen doğru” dedi profesör, “kuzeye doğru yol almak hepimiz için büyük sıkıntılar yaratıyor. fakat yönümüzü güneye doğru çevirmek gerçekçi olmaz. zamanı geri çeviremezsin. durumumuzun üstesinden gelmek için iyi hazırlanmış bir yol bulmalıyız.”
“bak” dedi kamarot, “kıç güvertedeki bu dört kaçık adamın yollarına devam etmesine izin verirsek, hepimiz batacağız. eğer gemiyi tehlikeden uzaklaştırırsak, daha sonra çalışma koşulları, kadınlar için battaniye ve eşcinsel ilişki hakkı için endişelenebiliriz. ama önce bu gemiyi çevirmemiz gerekiyor. eğer bir kısmımız birlik olur, bir plan yapar ve biraz cesaret gösterirsek, kendimizi kurtarabiliriz. çok fazla insana gerek yok – yedi veya sekizimiz yeterli. kıç güverteye saldırabilir, bu delileri gemiden atabilir ve gemiyi güneye çevirebiliriz.”
profesör sesini yükseltti ve sert bir şekilde “şiddete inanmıyorum. ahlaksızca.” dedi.
lostromo “şiddet kullanmak etik değil” dedi.
kadın yolcu “şiddetten çok korkuyorum” dedi.
kaptan ve zabitler herşeyi izliyor ve dinliyordu. kaptanın bir işaretiyle üçüncü zabit ana güverteye indi. yolcuların ve mürettebatın arasına kadar geldi ve gemide hâlâ bir takım sıkıntılar olduğunu söyledi.
“epey ilerleme kaydettik” dedi. “fakat daha fazlası gerçekleşmeyi bekliyor. usta gemicinin çalışma koşulları hâlâ sert, meksikalı hâlâ ingiliz ile aynı maaşı alamıyor, kadınların hâlâ erkekler kadar battaniyesi yok, amerikan yerlisi’nin cumartesi geceleri oynattığı barbut ellerinden alınan toprakları için değersiz bir karşılık, lostromonun eşcinsel ilişkiye tuvalette girmesi adil değil ve köpek hâlâ kimi zaman tekmeleniyor.
“bence kaptanın yeniden harekete geçirilmeye ihtiyacı var. eğer hep birlikte başka bir protesto gerçekleştirirseniz işe yarayacaktır – şiddetsiz olduğu sürece.”
üçüncü zabit geminin kıç tarafına doğru ilerlerken, yolcular ve mürettebat arkasından hakaretler yağdırdı. ama yine de ne dediyse yaptılar ve başka bir protesto için geminin kıç güvertesi önünde toplandılar. çılgınca bağırıp çağırdılar, yumruklarını savurdular ve hâttâ kaptana çürük yumurta attılar (ustalıkla yana çekildi).
kaptan ve zabitler şikayetleri dinledikten sonra aceleyle bir araya toplandı. konuşmaları süresince birbirlerine göz kırptılar ve sırıttılar. daha sonra kaptan kıç güvertenin önüne geldi ve usta gemiciye parmaklarını sıcak tutsun diye bir eldiven verileceğini, meksikalı gemicinin ingiliz gemicinin dörtte üç maaşı kadar maaş alacağını, kadınlara bir battaniye daha verileceğini, amerikan yerlisi gemicinin cumartesi ve pazar geceleri barbut oynatabileceğini, lostromonun karanlıktan sonra alenen eşcinsel ilişkiye girebileceğini ve kimsenin kaptanın özel izni olmadan köpeği tekmeleyemeyeceğini söyledi.
yolcular ve mürettebat bu büyük devrimci zafer karşısında çok mutluydu. fakat ertesi günle birlikte tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler ve aynı eski sıkıntılar hakkında söylenmeye başladılar.
kamarot bu sefer sinirleniyordu.
“sizi ahmaklar!” diye bağırdı. “kaptanın ve zabitlerin neler yaptıklarını görmüyor musunuz? bu gemiyle ilgili yanlışın ne olduğunu düşünemeyesiniz diye battaniyeler, maaşlar ve köpeğin tekmelenmesi hakkındaki saçma şikayetlerinizle sizleri meşgul etmeyi sürdürüyorlar – gemi kuzeye doğru daha da ilerliyor ve hepimiz boğulmuş olacağız. eğer sadece bir kaçınız aklını başına toplar, bir araya gelir ve kıç güverteyi basarsak, bu gemiyi çevirebilir ve kendimizi kurtarabiliriz. fakat tüm yaptığınız, çalışma koşulları, barbut oynatma ve eşcinsel ilişki hakkı gibi önemsiz küçük konular hakkında ağlaşmak.”
yolcular ve mürettebat öfkelendi.
“önemsiz!!” diye ağladı meksikalı, “ingiliz gemicinin sadece dörtte üçü kadar maaş almam sence adil mi? önemsiz mi?”
“benim sıkıntıma nasıl saçma diyebiliyorsun?” diye bağırdı lostromo. “ibne olarak anılmanın küçük düşürücü olduğunu bilmiyor musun?”
“köpeği tekmelemek ‘önemsiz küçük bir konu’ değil!” diye haykırdı hayvansever. “zalimce, insafsızca, vahşice!”
kamarot, “pekâlâ” dedi. “bu konular önemsiz ve saçma değil. köpeği tekmelemek insafsız ve vahşice. ibne olarak anılmak küçük düşürücü. fakat gerçek sorunumuzla karşılaştırıldığında – geminin hâlâ kuzeye gidiyor olduğu gerçeğiyle karşılaştırıldığında – sizin şikayetleriniz önemsiz ve saçma, çünkü eğer bu gemiyi derhal çeviremezsek hepimiz boğulacağız.
“faşist!” diye haykırdı profesör.
“karşı devrimci!” dedi kadın yolcu. tüm yolcular ve mürettebat birbirlerinin ardından konuşmaya katıldı. kamarotu faşist ve karşı devrimci olarak suçladılar. onu bir kenara itip maaşlar, kadınlar için battaniye, eşcinsel hakları ve köpeğe nasıl davranılması gerektiği hakkında söylenmeye devam ettiler. gemi kuzeye doğru yol almaya devam etti. bir süre sonra iki buzdağı arasında parçalandı ve herkes boğuldu.
burada:
bir zamanlar, bir geminin kaptan ve zabitleri kendi denizciliklerini çok beğenir ve kendilerine çılgınca hayran olurlardı. gemiyi kuzeye çevirdiler ve tehlikeli buzullarla karşılaşıncaya kadar yol aldılar. kendilerine yalnızca denizcilikteki ebedi başarılarını gösterme fırsatı vermek için kuzeye doğru çok daha tehlikeli sularda yol almaya devam ettiler.
gemi daha yüksek enlemlere ulaştıkça, yolcular ve mürettebat giderek rahatsız oldu ve aralarında tartışmaya, içerisindeki bulundukları koşullar hakkında şikayet etmeye başladılar.
“titriyorum” dedi usta gemici, “bu kadar kötü bir yolculukta daha önce hiç bulunmamıştım. güverte buzla kaplı; gözetleme yerindeyken rüzgar ceketimi bıçak gibi kesiyor; ön yelkene camadana vururken neredeyse parmaklarım donuyor; ve tüm bunlar için ayda 5 şilin alıyorum.”
“bunun kötü olduğunu mu düşünüyorsun!” dedi kadın yolcu. “soğuktan geceleri uyuyamıyorum. bu gemideki kadınlar erkekler kadar battaniye alamıyor. bu adil değil!”
meksikalı gemici sözü kesip konuşmaya katıldı: “¡chingado! ben, ingiliz gemicinin aldığı maaşın sadece yarısını alıyorum. bu iklimde kendimizi sıcak tutmak için bol yiyeceğe ihtiyacımız var ve ingilizler daha çok alıyor. en kötüsü, zabitler sürekli emirlerini ispanyolca yerine ingilizce olarak veriyor.”
“herkesten daha çok şikayet edecek nedenim var.” dedi amerikan yerlisi gemici. “eğer soluk benizliler atalarımın topraklarını yağmalamasaydı, bu gemide, buzdağlarının ve kutup rüzgârlarının arasında olmayacaktım. hoş, sakin bir gölde kanoyla gezinecektim. tazminatı hak ediyorum. en azından, kaptan bana barbut oynatmam için izin vermeli ki biraz para kazanabileyim.”
lostromo söz aldı: “dün, birinci zabit bana “ibne” dedi. isimler takılmadan eşcinsel ilişkiye girme hakkım var.”
bu gemide kötü davranılan sadece siz insanlar değilsiniz,” diyerek yolcuların arasındaki hayvansever araya girdi. sesi öfkeyle titriyordu. “geçen hafta ikinci zabiti geminin köpeğini iki kere tekmelerken gördüm!”
yolculardan biri üniversite profesörüydü. ellerini ovuşturarak hiddetle söylendi, “bunların hepsi korkunç! ahlaksız! ırkçılık, seksizm, türcülük, homofobi, işçi sınıfının sömürülmesi! ayrımcılık! toplumsal adalete sahip olmalıyız: meksikalı gemici için eşit maaş, bütün gemiciler için yüksek maaş, amerikan yerlisi için tazminat, kadınlar için eşit battaniye, eşcinsel ilişki hakkı ve köpeği daha fazla tekmelemek yok!”
yolcular “evet, evet!” diye bağırdı. mürettebat “hay hay!” diye bağırdı. “ayrımcılık! haklarımızı talep etmeliyiz!”
kamarot boğazını temizledi.
“hepinizin şikayet etmek için iyi nedenleri var. fakat bana göre gerçekten yapmamız gereken şey gemiyi döndürmemiz ve güneye doğru gitmemiz, çünkü eğer kuzeye gitmeye devam edersek er geç batacağız. sonra maaşlarınızın, battaniyelerinizin, eşcinsel ilişki haklarınızın size yararı olmayacak, çünkü hepimiz boğulacağız.”
fakat kimse onu dinlemedi, çünkü o sadece bir kamarottu.
kaptan ve zabitler, kıç güvertedeki makamlarından tartışmayı izliyor ve dinliyordu.
birbirlerine gülümsediler ve göz kırptılar. kaptanın el hareketiyle üçüncü zabit kıç güverteden indi. yolcular ve mürettebatın toplandığı yere ağır adımlarla yürüdü ve onların arasında durdu. çok ciddi bir ifade takınarak konuştu:
“biz kaptanlar kabul etmeliyiz ki bu gemide mazur görülemez şeyler olmakta. şikayetlerinizi duyana kadar bu kadar kötü bir durum olduğunu anlayamadık. bizler iyi niyetli insanlarız ve sizler için en iyisini yapmak istiyoruz. ancak kaptan oldukça eski kafalı ve kendi bildiği yolda ilerler. somut değişiklikler yapmadan önce biraz kışkırtılması gerekebilir. benim şahsi fikrim, eğer gayretle protesto ederseniz – fakat her zaman barışçıl ve geminin kurallarını ihlâl etmeden – kaptanın ataletini sarsar ve gayet haklı olarak şikayet ettiğiniz problemlere çözüm getirmeye zorlarsınız.
bunu söyledikten sonra üçüncü zabit kıç güverteye doğru yol aldı. gider gitmez yolcular ve mürettebat arkasından, “orta yolcu! reformcu! liberal! kaptanın yardakçısı!” diye bağırdı. fakat yine de söylediği gibi yaptılar. kıç güvertenin önünde buluştular. kaptanlara hakaretler savurdular ve haklarını talep ettiler: usta gemici “daha yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları istiyorum,” diye haykırdı. kadın yolcu “kadınlar için eşit battaniye” diye haykırdı. meksikalı gemici “emirleri ispanyolca olarak almak istiyorum.” diye haykırdı. amerikan yerlisi gemici “barbut oynatma hakkı istiyorum.” diye haykırdı. lostromo “ibne olarak adlandırılmak istemiyorum.” diye haykırdı. hayvansever “köpeğin daha fazla tekmelenmesine hayır.” diye haykırdı. profesör “devrim, hemen şimdi.” diye haykırdı.
kaptan ve zabitler aceleyle bir araya toplandı ve birkaç dakika görüştü. bütün bu süre boyunca birbirlerine göz kırptılar, gülümsediler ve birbirlerini doğrularcasına kafalarını öne eğdiler. daha sonra kaptan kıç güvertenin önünde durdu ve büyük bir cömertlik göstererek, usta gemicinin maaşının ayda 6 şiline yükseltileceğini; meksikalı gemicinin maaşının ingiliz gemicinin üçte ikisi kadar olacağını, ve ön yelkene camadana vurma emrinin ispanyolca verileceğini; kadın yolcuların bir battaniye daha alacağını; amerikan yerlisi gemicinin cumartesi akşamları barbut oynatabileceğini; lostromonun gizlice eşcinsel ilişkiye girdiği sürece ibne olarak anılmayacağını ve mutfaktan yemek çalmak gibi gerçekten ahlaksız şeyler yapmadığı sürece köpeğin tekmelenmeyeceğini duyurdu.
yolcular ve mürettebat bu imtiyazları büyük bir zafer olarak kutladı. fakat ertesi sabah, tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler.
usta gemici “ayda altı şilin çok düşük bir ücret ve hâlâ ön yelkene camadana vururken parmaklarım donuyor” diyerek homurdandı. meksikalı gemici “hâlâ ingilizlerle aynı maaşı veya bu iklim için yeterli yiyeceği alamıyorum” dedi. kadın yolcu “biz kadınlar hâlâ kendimizi sıcak tutacak kadar battaniyeye sahip değiliz” dedi. diğer yolcular ve mürettebat da benzer şikayetlerde bulundu. profesör onları kışkırttı.
konuşmalarını bitirdiklerinde, kamarot, bu sefer diğerlerinin duymamazlıktan gelemeyeceği kadar yüksek bir sesle konuştu:
“köpeğin mutfaktan bir parça ekmek çaldığı için tekmelenmesi, kadınların eşit battaniyeye sahip olmaması, usta gemicinin parmaklarının donması gerçekten korkunç; ve lostromonun istediği halde neden erkeklerle ilişkiye giremediğini anlamıyorum. fakat buzulların şu an nasıl kalın olduklarına ve rüzgârın nasıl daha fazla sert estiğine bakın! bu gemiyi geriye, güneye doğru çevirmemiz gerekiyor. eğer kuzeye gitmeye devam edersek, buzullara çarpacak ve batacağız.
“ah, evet,” dedi lostromo, “kuzeye doğru gitmeye devam etmemiz gerçekten korkunç bir şey. fakat neden tuvalette sevişmek zorundayım? neden ibne olarak anılmam gerekiyor? diğer herkes gibi iyi biri değil miyim?”
“kuzeye doğru ilerlemek korkunç” dedi kadın yolcu. “fakat görmüyor musun? tam da bu nedenle kadınların kendilerini sıcak tutmak için daha çok battaniyeye ihtiyacı var. hemen şimdi kadınlar için eşit battaniye talep ediyorum!”
“tamamen doğru” dedi profesör, “kuzeye doğru yol almak hepimiz için büyük sıkıntılar yaratıyor. fakat yönümüzü güneye doğru çevirmek gerçekçi olmaz. zamanı geri çeviremezsin. durumumuzun üstesinden gelmek için iyi hazırlanmış bir yol bulmalıyız.”
“bak” dedi kamarot, “kıç güvertedeki bu dört kaçık adamın yollarına devam etmesine izin verirsek, hepimiz batacağız. eğer gemiyi tehlikeden uzaklaştırırsak, daha sonra çalışma koşulları, kadınlar için battaniye ve eşcinsel ilişki hakkı için endişelenebiliriz. ama önce bu gemiyi çevirmemiz gerekiyor. eğer bir kısmımız birlik olur, bir plan yapar ve biraz cesaret gösterirsek, kendimizi kurtarabiliriz. çok fazla insana gerek yok – yedi veya sekizimiz yeterli. kıç güverteye saldırabilir, bu delileri gemiden atabilir ve gemiyi güneye çevirebiliriz.”
profesör sesini yükseltti ve sert bir şekilde “şiddete inanmıyorum. ahlaksızca.” dedi.
lostromo “şiddet kullanmak etik değil” dedi.
kadın yolcu “şiddetten çok korkuyorum” dedi.
kaptan ve zabitler herşeyi izliyor ve dinliyordu. kaptanın bir işaretiyle üçüncü zabit ana güverteye indi. yolcuların ve mürettebatın arasına kadar geldi ve gemide hâlâ bir takım sıkıntılar olduğunu söyledi.
“epey ilerleme kaydettik” dedi. “fakat daha fazlası gerçekleşmeyi bekliyor. usta gemicinin çalışma koşulları hâlâ sert, meksikalı hâlâ ingiliz ile aynı maaşı alamıyor, kadınların hâlâ erkekler kadar battaniyesi yok, amerikan yerlisi’nin cumartesi geceleri oynattığı barbut ellerinden alınan toprakları için değersiz bir karşılık, lostromonun eşcinsel ilişkiye tuvalette girmesi adil değil ve köpek hâlâ kimi zaman tekmeleniyor.
“bence kaptanın yeniden harekete geçirilmeye ihtiyacı var. eğer hep birlikte başka bir protesto gerçekleştirirseniz işe yarayacaktır – şiddetsiz olduğu sürece.”
üçüncü zabit geminin kıç tarafına doğru ilerlerken, yolcular ve mürettebat arkasından hakaretler yağdırdı. ama yine de ne dediyse yaptılar ve başka bir protesto için geminin kıç güvertesi önünde toplandılar. çılgınca bağırıp çağırdılar, yumruklarını savurdular ve hâttâ kaptana çürük yumurta attılar (ustalıkla yana çekildi).
kaptan ve zabitler şikayetleri dinledikten sonra aceleyle bir araya toplandı. konuşmaları süresince birbirlerine göz kırptılar ve sırıttılar. daha sonra kaptan kıç güvertenin önüne geldi ve usta gemiciye parmaklarını sıcak tutsun diye bir eldiven verileceğini, meksikalı gemicinin ingiliz gemicinin dörtte üç maaşı kadar maaş alacağını, kadınlara bir battaniye daha verileceğini, amerikan yerlisi gemicinin cumartesi ve pazar geceleri barbut oynatabileceğini, lostromonun karanlıktan sonra alenen eşcinsel ilişkiye girebileceğini ve kimsenin kaptanın özel izni olmadan köpeği tekmeleyemeyeceğini söyledi.
yolcular ve mürettebat bu büyük devrimci zafer karşısında çok mutluydu. fakat ertesi günle birlikte tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler ve aynı eski sıkıntılar hakkında söylenmeye başladılar.
kamarot bu sefer sinirleniyordu.
“sizi ahmaklar!” diye bağırdı. “kaptanın ve zabitlerin neler yaptıklarını görmüyor musunuz? bu gemiyle ilgili yanlışın ne olduğunu düşünemeyesiniz diye battaniyeler, maaşlar ve köpeğin tekmelenmesi hakkındaki saçma şikayetlerinizle sizleri meşgul etmeyi sürdürüyorlar – gemi kuzeye doğru daha da ilerliyor ve hepimiz boğulmuş olacağız. eğer sadece bir kaçınız aklını başına toplar, bir araya gelir ve kıç güverteyi basarsak, bu gemiyi çevirebilir ve kendimizi kurtarabiliriz. fakat tüm yaptığınız, çalışma koşulları, barbut oynatma ve eşcinsel ilişki hakkı gibi önemsiz küçük konular hakkında ağlaşmak.”
yolcular ve mürettebat öfkelendi.
“önemsiz!!” diye ağladı meksikalı, “ingiliz gemicinin sadece dörtte üçü kadar maaş almam sence adil mi? önemsiz mi?”
“benim sıkıntıma nasıl saçma diyebiliyorsun?” diye bağırdı lostromo. “ibne olarak anılmanın küçük düşürücü olduğunu bilmiyor musun?”
“köpeği tekmelemek ‘önemsiz küçük bir konu’ değil!” diye haykırdı hayvansever. “zalimce, insafsızca, vahşice!”
kamarot, “pekâlâ” dedi. “bu konular önemsiz ve saçma değil. köpeği tekmelemek insafsız ve vahşice. ibne olarak anılmak küçük düşürücü. fakat gerçek sorunumuzla karşılaştırıldığında – geminin hâlâ kuzeye gidiyor olduğu gerçeğiyle karşılaştırıldığında – sizin şikayetleriniz önemsiz ve saçma, çünkü eğer bu gemiyi derhal çeviremezsek hepimiz boğulacağız.
“faşist!” diye haykırdı profesör.
“karşı devrimci!” dedi kadın yolcu. tüm yolcular ve mürettebat birbirlerinin ardından konuşmaya katıldı. kamarotu faşist ve karşı devrimci olarak suçladılar. onu bir kenara itip maaşlar, kadınlar için battaniye, eşcinsel hakları ve köpeğe nasıl davranılması gerektiği hakkında söylenmeye devam ettiler. gemi kuzeye doğru yol almaya devam etti. bir süre sonra iki buzdağı arasında parçalandı ve herkes boğuldu.
devamını gör...
youtube kanalı önerileri
bir süre önce keşfettiğim 'kanada'ya göç' kanalına bir göz atmanızı öneririm.
sevimli bir çiftin türkiye'den kanada'ya göçerken, yaşadığı zorlu süreci ve sonrasında gelişen güzel anları paylaştıkları samimi bir kanal.
sevimli bir çiftin türkiye'den kanada'ya göçerken, yaşadığı zorlu süreci ve sonrasında gelişen güzel anları paylaştıkları samimi bir kanal.
devamını gör...
laikliğin halka sorulmadan getirilmesi
iyi yapılmış bir eylem. halk o dönemde dünyanın padişahın etrafında döndüğünü sanıyordu ve kendisi için iyi olanın ne olduğunu kestirecek bir dünya algısı da yoktu. gerçi şimdi de bazılarında yok. o da ayrı bir konu.
devamını gör...
erkeklerin regl olması durumunda yaşanabilecekler
halı sahaya gidecekleri zaman birbirlerini "abi geliyon mu?" demek için değil "abi müsait misin?" demek için ararlardı. hatta düşünsenize tablo gibi bir şey yaptıklarını? oradan kimin günü yahut kimin günü değil diye baktıklarını? *
- aamet âdet olmuş lağn, başkasını bulun.
- aamet âdet olmuş lağn, başkasını bulun.
devamını gör...
tulumba tatlısı
hayatımda yaşadığım en saçma anının sebebidir bu meret. alakasız bir ülkede, elimizde harita boş boş etrafa bakınırken satıldığını görüp gidip yedik biz bundan. baya neden burada böyle bir tatlı var, ne alaka diye sormadan gittik yedik . hâlâ çok saçma geliyor, ne işi var o tatlının orada?
edit: imla
edit: imla
devamını gör...
sinirsiz stressiz bir hayat
pek olanaklı görünmese de sinir ve stresi en az düzeye indirmek kesinlikle kişinin kendi elindedir. bazı şeylerin kontrolü bize aittir. bazı şeylerin ise değil. bir gerçek ki yaşanan stres çoğunlukla kontrolümüzün dışındaki olaylardan kaynaklanmaktadır.
irademize bağlı olan şeyleri değiştirebildiğimiz için onlarla huzursuz olmamız bir zayıflıktır. bağlı olmayanlardan dolayı huzursuz olmak ise anlamsızdır. çünkü irademiz dışındadır. şikayet etmeden olgunlukla kabullenmek ise en akıllıcadır.
size hiç görmediğim öğretmenim olan güzel epiktetos'dan güzel bir alıntı bırakıyorum.
dünyada olup biten şeylerin bir kısmı bizim elimizdedir, bir kısmı da elimizde değildir. elimizde olanlar fikirlerimiz, yaşayışımız, arzularımız, eğilimlerimiz, nefretlerimiz bir kelimeyle bütün hareketlerimizdir. elimizde olmayanlar; eşya, mülk, şöhret, mevki gibi şeylerdir. elimizde olanlar tabiatları gereği özgürdürler, hiçbir şey onları durduramadığı gibi onlara engel de olamaz. elimizde olmayanlar ise zayıf, boyunduruk altında, binlerce engel ve terslik içinde olup bütün bütün bize aykırıdırlar. o halde hatırla ki tabiatları icabı esir olanları hür ve sana bağlı zannediyorsan her adımda engellere rastlayacak, kırılacak ve tanrı'dan da, insanlardan da şikayet edeceksin. buna karşılık, sen senin olanı benimser ve başkasının olanı da başkasının iradesinde sayarsan, o zaman kimse sana istemediğini yaptıramadığı gibi, istediğini de yapmana engel olamaz.
kaynak
irademize bağlı olan şeyleri değiştirebildiğimiz için onlarla huzursuz olmamız bir zayıflıktır. bağlı olmayanlardan dolayı huzursuz olmak ise anlamsızdır. çünkü irademiz dışındadır. şikayet etmeden olgunlukla kabullenmek ise en akıllıcadır.
size hiç görmediğim öğretmenim olan güzel epiktetos'dan güzel bir alıntı bırakıyorum.
dünyada olup biten şeylerin bir kısmı bizim elimizdedir, bir kısmı da elimizde değildir. elimizde olanlar fikirlerimiz, yaşayışımız, arzularımız, eğilimlerimiz, nefretlerimiz bir kelimeyle bütün hareketlerimizdir. elimizde olmayanlar; eşya, mülk, şöhret, mevki gibi şeylerdir. elimizde olanlar tabiatları gereği özgürdürler, hiçbir şey onları durduramadığı gibi onlara engel de olamaz. elimizde olmayanlar ise zayıf, boyunduruk altında, binlerce engel ve terslik içinde olup bütün bütün bize aykırıdırlar. o halde hatırla ki tabiatları icabı esir olanları hür ve sana bağlı zannediyorsan her adımda engellere rastlayacak, kırılacak ve tanrı'dan da, insanlardan da şikayet edeceksin. buna karşılık, sen senin olanı benimser ve başkasının olanı da başkasının iradesinde sayarsan, o zaman kimse sana istemediğini yaptıramadığı gibi, istediğini de yapmana engel olamaz.
kaynak
devamını gör...
numpy
bilimsel hesaplamalarla çok fazla uğraşanlar için kullanışlı olan python kütüphanesi. matematiksel ve istatistiksel hesaplamalar için oldukça uygun.
kullanımı np. kalıbı aracılığıyla oluyor. np.array, np.random gibi... tabi her kütüphane gibi önce programa import edilmesi gerekiyor. bunun için de import numpy as np kalıbını kullanıyoruz.
kullanımı np. kalıbı aracılığıyla oluyor. np.array, np.random gibi... tabi her kütüphane gibi önce programa import edilmesi gerekiyor. bunun için de import numpy as np kalıbını kullanıyoruz.
devamını gör...
mini etek giyen eş
giydirmeyen erkek özgüvensizliği.. yada şöyle demeli, ben mini etekli kadınlara bakıyorum ya kesin benim karıma da bakarlar korkusu.. kişi kendinden bilir.. istediğini giyer istediği yere gider evlilik esaret mi ortak payda da birleşmek mi önce buna karar verilmeli.. iyi o zaman birde (bkz: şort giyen erkek)başlığı altında birbirimizi gavatlıkla suçlayalım fark ne? yapmayın çıkın artık bu sıglıktan
devamını gör...
bugün psg’ye yapılanlar yarın sana yapılacak
aga saçma sapan tanım girdiğini adamın kendisi kabul ediyor moderasyon ne yapsın bu konu hakkında?
devamını gör...
hiç swh kullanmayan yazar
benimdir. onun yerine kendi uydurduğum bir cümle olan "al sana gülücük"ü kullanıyorum. daha güzel.*
devamını gör...
rekor madalya ile dönen olimpiyat takımını kutlarım
sayın, ulu , reis , cumhur başkanının açıklaması, biz türkiye cumhuriyeti olarak , 108 sporcu ile katıldık 13 madalya ile döndüler, san marino 5 beş sporcu ile katılmış 3 madalya ile döndü.
başka bir sözüm yok.
kaynak .euro news internet sitesi.
tokyo olimpiyatlarının en başarılı ülkesi, başlığı .
başka bir sözüm yok.
kaynak .euro news internet sitesi.
tokyo olimpiyatlarının en başarılı ülkesi, başlığı .
devamını gör...
çimen talk show
özellikle mesut süre’nin konuk olduğu bölümü izlemenizi tavsiye ediyorum. küçük değerlendirmelerimden önce şuraya bırakayım
cem işçiler, fazlı polat, kemal ayça, ebru yıldız, anlatanadam, ilker gümüşoluk ve firuze özdemir rabarba ile de sempati duymaya başladığım isimlerdi. geçen yıl fazlı polat ve cem işçilerin moderatörlüğüyle oluşturulan çimen’in de çoğu bölümünü izleyerek keyif almıştım. tabi ki bazı henüz profesyonel olmayan kısımları var ama onların da düzeleceğini düşünüyorum. sanırım benim duyduğum sempati olan kusurları da örtüyor, bi bakıma aileden birinin şakalarını dinliyormuşum gibi hissediyorum. yukarıda belirtilen cem’in kendini pazarlayamamasına katılıyorum, fazlı için de benzeri geçerli. şakaları komik ve genel ironi şeklinde olduğundan anlaşılmadan geçilebiliyor. ayrıca yeni sezona da başlamışlar pek fazla olmamış. 2. sezon başlangıcı için çektikleri kısa filmimsi klonlar videosu hoşuma gitti. geçen yıl çimen izleyenler için daha anlaşılır olur muhtemelen. onu da buraya bırakayım.
son olumsuz eleştirim de moderatörlükle ilgili olacak. bazen birine söz verdiklerinde söz verdikleri kişi ayaktayken araya cem genellikle kendi esprilerinden sıkıştırıyor. espriler uzun olunca hem o kişi ayakta kalıyor hem de espriyi bölme riski de çok artıyor. onlara daha fazla dikkat edilebilir. onun dışında verilen emek takdire şayan. nice güzel artık trendlerde olduğunu görebileceğimiz bölümlere.
cem işçiler, fazlı polat, kemal ayça, ebru yıldız, anlatanadam, ilker gümüşoluk ve firuze özdemir rabarba ile de sempati duymaya başladığım isimlerdi. geçen yıl fazlı polat ve cem işçilerin moderatörlüğüyle oluşturulan çimen’in de çoğu bölümünü izleyerek keyif almıştım. tabi ki bazı henüz profesyonel olmayan kısımları var ama onların da düzeleceğini düşünüyorum. sanırım benim duyduğum sempati olan kusurları da örtüyor, bi bakıma aileden birinin şakalarını dinliyormuşum gibi hissediyorum. yukarıda belirtilen cem’in kendini pazarlayamamasına katılıyorum, fazlı için de benzeri geçerli. şakaları komik ve genel ironi şeklinde olduğundan anlaşılmadan geçilebiliyor. ayrıca yeni sezona da başlamışlar pek fazla olmamış. 2. sezon başlangıcı için çektikleri kısa filmimsi klonlar videosu hoşuma gitti. geçen yıl çimen izleyenler için daha anlaşılır olur muhtemelen. onu da buraya bırakayım.
son olumsuz eleştirim de moderatörlükle ilgili olacak. bazen birine söz verdiklerinde söz verdikleri kişi ayaktayken araya cem genellikle kendi esprilerinden sıkıştırıyor. espriler uzun olunca hem o kişi ayakta kalıyor hem de espriyi bölme riski de çok artıyor. onlara daha fazla dikkat edilebilir. onun dışında verilen emek takdire şayan. nice güzel artık trendlerde olduğunu görebileceğimiz bölümlere.
devamını gör...
ebu süfyan
mekke'nin fethi sırasında müslüman olan kişi. kureyş kabilesinin reislerindendi. hz. muhammed'in amcası hz. abbas ile çocukken en yakın arkadaşlardı. çocukluğu bolluk ve rahatlık ile geçmiştir. mekke'de okuma yazması olan çok az kişilerdendi. hz. muhammed peygamber olduktan sonra onun en büyük düşmanlarından biri oldu. ebu cehil bedir savaşında öldürülünce mekke müşriklerinin reisi oldu. bedir savaşı için intikam yemini etti ve uhud savaşına müşrik ordusunun kumandanı olarak katıldı. mekke fethine kadar düşman ordusuna liderlik etme görevi sürdü.
islam ordusu mekke fethi için yola çıkınca, mekke yakınında bir karargâh kurdular. bu sırada ebu süfyan, çocuklukta en samimi arkadaşı olmuş olan hz. abbas'ın ısrarları sonucu müslüman oldu. hz. muhammed, mekke'de ebu süfyan'ın evine sığınanlara eman verileceğini bildirdi. ebu süfyan bunu mekkelilere bizzat kendisi duyurunca, bu durum karısı hind'i hiç memnun etmedi.
ibn hişam'ın verdiği bilgiye göre, ebu süfyan, müslüman olunca huneyn gazvesine katıldı ve gazvenin ilk evresinde müslüman öncü kuvvetinin yenilmesine sevindi. fakat savaş sonrası elde edilen ganimetten, hem ebu süfyan, hem muaviye, hem de yezid'e pay verildi. bu alâka onların büyük hoşnutluğuna sebep olmuştur.
ebu süfyan, taif muhasarası ya da yermük savaşı zamanı bir gözünü kaybetmiştir. hatta zehebî'ye bir gözünü taif muhasarası, diğer gözünüyse yermük savaşı zamanı kaybetmiştir.
sünniler, ebu süfyan'ın samimi bir müslüman olduğuna inanırlar. şiilerse onun zındık, münafık, hatta bazıları agnostik olduğunu söyler. fakat ebu süfyan'ın ilerleyen yaşına rağmen savaşlara katılması, onun münafık olmadığına bir kanıt olarak gösterilebilir.
islam ordusu mekke fethi için yola çıkınca, mekke yakınında bir karargâh kurdular. bu sırada ebu süfyan, çocuklukta en samimi arkadaşı olmuş olan hz. abbas'ın ısrarları sonucu müslüman oldu. hz. muhammed, mekke'de ebu süfyan'ın evine sığınanlara eman verileceğini bildirdi. ebu süfyan bunu mekkelilere bizzat kendisi duyurunca, bu durum karısı hind'i hiç memnun etmedi.
ibn hişam'ın verdiği bilgiye göre, ebu süfyan, müslüman olunca huneyn gazvesine katıldı ve gazvenin ilk evresinde müslüman öncü kuvvetinin yenilmesine sevindi. fakat savaş sonrası elde edilen ganimetten, hem ebu süfyan, hem muaviye, hem de yezid'e pay verildi. bu alâka onların büyük hoşnutluğuna sebep olmuştur.
ebu süfyan, taif muhasarası ya da yermük savaşı zamanı bir gözünü kaybetmiştir. hatta zehebî'ye bir gözünü taif muhasarası, diğer gözünüyse yermük savaşı zamanı kaybetmiştir.
sünniler, ebu süfyan'ın samimi bir müslüman olduğuna inanırlar. şiilerse onun zındık, münafık, hatta bazıları agnostik olduğunu söyler. fakat ebu süfyan'ın ilerleyen yaşına rağmen savaşlara katılması, onun münafık olmadığına bir kanıt olarak gösterilebilir.
devamını gör...
stockholm sendromu
türkiye'nin genel manada girmiş olduğu sendromdur.
devamını gör...
imamın alevilere eşlerinizi dedeye sunuyormuşsunuz demesi
aleviler kadar kafanıza taş düşsün diyorum. beyinsizlere konuşma hakkı bile verilmemeli artık iyice sapıttılar bunlar.
devamını gör...

