herkes öldürür sevdiğini ama herkes öldürdü diye ölmez yeğen...
not: oscar wilde sahibi ama her okuduğumda nedense tuncel kurtiz'in sesi yankılanıyor kulaklarımda.
devamını gör...

aynı zamanda son osmanlı meclisinde istanbul milletvekili olan istanbul üniversitesi hukuk fakültesi profesörü ahmed selahattinin oğlu.

zeki alasya ve metin akpınar ile devekuşu kabare tiyatrosunu, ahmet gülhan ile ise tef tiyatro grubunu kurdu. türk ortaoyunu gibi geleneksel motiflerden yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille ele aldığı için oyunlarıyla ününe ün kattı.
devamını gör...

şuanlık kariyerime özlem tekin'in rastaları olarak devam ediyorum.
devamını gör...

türkiye'de uygulananı tuhaftır. hükümet tam kapanma ilan etmiştir ama kimse s*klememektedir. adana demirspor şampiyon olur polis sevinç gösterilerine katılır, binlerce kişi israil'i protesto etmeye çıkar kimseye ceza yazılmaz. bizim mahallede arkadaşlar takılıyo valla izin belgesiz, bayaa dükkana gidiyolar, okey atıyolar, parkta oturuyoruz arada... bir işimiz doğru değil ne yazık ki, bir işimiz.
devamını gör...

murathan mungana ait bir şiirdir.

daha az seviyorum seni
giderek daha az
unutur gibi seviyorum
azala azala
aramızdaki uzaklığın karanlığında
geceler kısalıp, gündüzler uzuyor böyle olunca
daha az seviyorum seni
kendini iyileştiren bir yara gibi
daha az
ve zamanla

sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini
uzak dağ kışlalarında
görmüyoruz birbirimizi
usul usul sis iniyor
kopmuş yollara
ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin
bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda
sevgilim sevgilim
yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da

artık daha az seviyorum seni
unutur gibi, ölür gibi daha az
yeniden ödetiyorum kendime
onca aşkın öğretemediğini
kolay değildi
yalnızca sevgilimi değil, evladımı da kaybettim ben
kaç acı birden imtihan etti beni
bir tek gece vardır insanın hayatında
ömür boyu sürer nöbeti
bu da öyleydi,
iyi ol, sağ ol, uzak ol
ama bir daha görme beni.
devamını gör...

yaprak sarması
devamını gör...

uzun zamandır "insanlar bunu nasıl fark etmiyor?" dediğim durum. ne vakit konusunu açsam insanlar kulaklarını tıkayıp tuhaf sesler çıkarıyorlar. bundan 10 sene öncesinde tariş'ten başka zeytinyağı beğenmeyen insan "hepsi aynı zaten zeytinyağı değil mi işte" diyor. "yahu eskiden markete giderdin de sucuğun cumhuriyet'ini arardın şimdi ne oldu?" diyorum, "yok diyor o zaman öyle denk geliyordu alıyorduk, hem bunun ondan bi farkı yok" diyor. anlıyorum, şu an aynı marka model ürünü almak zor, pahalı, yahu öyle de o zaman "pahalı" de, "almak mümkün değil" de, hiç kimseden duymadım bu sözleri, herkesin bi bahanesi var.

başlığın ilk tanımına o kadar katılıyorum ki... artık sadece kampanyalı ürün kovalıyor insanlar. daha birkaç gün önce gideyim de düzgün bir peynir alayım da tost yaparım, artık pahalıysa da pahalı ne yapayım yani, canım düzgün tost istiyor dedim kendime. marketlerde gördüğüm şeyler: tuğcan peynirleri, ayberk peynirleri, ohmis peynirleri... (bunlar yaygın marketlerdeki ürünler, muhtemelen de kapış kapış satılıyorlar) nerede üretilir, nasıl üretilir, firma ne vakittir üretir belirsiz. ha anlıyorum tabi, eskiden sevdiğin aldığın markanın fiyatı oldu 3 kat. peki demiyor musun neden o peynir ayberk peynirlerinden 3 kat pahalı? ya da diyorsun içinden de dışa vurmak kanına mı dokunuyor?

kıyafetteki markalarda market ürünlerindekine göre daha tutucu insanlar, artık o da bitti sayılır. bu durum en çok insanların giydiği ayakkabılarda dikkatimi çekiyor, artık piyasa eski isminden prim yapan (kinetix, mp, jump..) markalara kalmış durumda. insanlar eskisi gibi zannediyor onları, halbuki bu tür markaların ürettiği ürünlerin merdiven altında üretilen pazar ürünlerinden hiçbir farkı yok günümüzde. ayakkabı almak istiyorum, gidiyorum herkesin bildiği ayakkabı mağazalarına (spesifik bir markaya ait olmayan mağazalar), içerisi tamamen çöplük. hani küçümsediğim için değil ama berbat yani, sattıkları şeyler ayakkabı değil, dört kartonu birleştirip bantlamışlar gibi. anlıyorum tabi, eskiden aldığın sevdiğin markayı şu an alabilmen imkansız, yahu neden o zaman bahane sunuyorsun "aaa ama bak bu ayakkabı da güzel, insanlar tutturmuş bir marka zaten amaaann, ondan bir tane alacağıma bundan üç tane alırım değiş değiş giyerim..." yahu gel de ki "pahalı, alamıyorum", neden bahane öne sürüyorsun?

günün sonunda peynir alışverişimden dönerken poşetteki ayberk peynirine baktım ben de "param anca buna yetti, öbürü çok pahalı, zaten yiyeceğim şey nihayetinde tost" dedim ve tıpkı diğer herkes gibi kendi bahaneme sarılarak döndüm evime.
devamını gör...

ucu bucağı olmayan sorularımla başını şişirdiğim ama bana mısın demeyen moderatör.

ben daha yazmadan cevap veriyor bakın o derece hızlı.

ayrıca gece, gündüz online. hep burada. ve ve çok kibar ve yardımsever yahu daha ne olsun? acukta şöyle olsun,böyle olsun diyenler gelmeden ben teşekkürümü bırakıp gidem.

evet efendim kendilerine teşekkürlerimi sunuyor. zaten bütün gün işgal ettiğim mesaj kutusunu nickaltı olarak da taçlandırdıktan sonra koşa koşa uzaklaşıyorum.

eksik olmayınız, keyifli sözlükler...
devamını gör...

çektiği güzel fotoğrafları ve hayran olduğum şairlerin dizelerini paylaşarak içimi açan yazardır.
devamını gör...

kız arkadaşına mini etek giydirmek nedir ya, kız zaten kendi seçer giyinir, bana kimse bir şey giydiremez.
devamını gör...

kek, beyaz sabun, kitap, patates kızartması, kahve, toprak, deniz, nergis, lavanta, bebek...
devamını gör...

"gelecekse beklenen beklemek güzeldir. özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir. ve sevecekse sevilen, o hayat her şeye bedeldir."
devamını gör...

insanı hüzünlere gark eden, sözlük özelliği.
ben genelde bir tanımı okurken beğendiysem, nicke bakmadan, tık tık beğenir sonra görürüm nicki.
fazlaca entry olan bir başlığı okuyorum, beğendiklerime tık tık. birisine tıklıyorum tıklıyorum beğeni olmuyor bir türlü. en son dedim ki, herhalde beceremedim, manuel beğeni yapayım. aa bir de ne göreyim, ben yazmışım o entryi. ondan beğeni yapamıyormuşum. ne kadar doğru ve güzel yazmışım halbuki. içimde kaldı beğenememek. neyse karşılığında kendimi öptüm, gönlümü aldım. bakın bu bile daha kolay.
devamını gör...

kalp kırmak'tır.
devamını gör...

bir adet havuç yiyebilirsiniz. bir porsiyon laktozsuz süt tüketebilirsiniz. tabii ki su samuruymuşçasına su tüketmeniz ve hareketli olmanız da gerek. bu arada, su gerçekten mühim. yanlışlıkla aşırı kafein yüklemesi yaptıysanız ve hala sindirmediğinizi düşünüyorsanız hemen kusun.
devamını gör...

karakterleri klasik stereotiplerin dışında yazıldığı için çokça beğendiğim ama bazı soruları cevaplamadan bittiği için sinir olduğum isveç dizisi. (örnekler aşağıda spoilerda) bir de bu yaşanan cinayeti soruşturma/dava sırasında flashbacklerle gösterme olayı önce çok inovatifti, bir noktada mainstream oldu, artık bayma noktasına geldi bence.

bir de avrupalı ailelerin rahat olduğunu biliyoruz da kim 17 yaşındaki kızını 3 gün önce tanıştığı 1 günlük sevgilisiyle 2 haftalık yat gezisine yollar allah aşkına, kafayı mı yediniz?


şimdi stereotiplerden farklı bulduğum noktaları söyleyeyim.
1) kesinlikle avukat abi: dizilerde benim gördüğüm iki tip avukat var. ya olaya kendini tamamen kaptıran, hayatını dava ve müvekkil haline getiren, "şeytani" şirketleri ve zenginleri temsil edebilecekken yardıma muhtaç insanları temsil etmeye kendini adamış fakir ama gururlu bir avukat olabilir; ya da amerikalıların "jerk" diye tabir ettiği, umursamaz, parasının peşinde, müvekkilinin duygularıyla vs ilgilenmeyen, olaya davada her şey mübahtır bakış açısıyla bakan avukat. quicksand'deki avukat abimizse hem çok profesyonel, işini iyi yapıyor, müvekkiliyle gereksiz muhabbetlere girmiyor, hem de kibar, düşünceli ve 18 yaşında bir kızcağzın aylarca görebildiği neredeyse tek insan olduğunun farkında. üzerine bir de müthiş oyunculuk ekle, resmen şölen

2) gardiyan abla: basitçe bütün gardiyanların işinden nefret etmediğinin ve mahkumların hayatını zindan etmek için yaşamadığının kanıtı gibi. fazla söze gerek yok

3) samir: yine dizilerde iki tip müslüman/arap göçmen olur: teröristler ve mükemmel insanlar. bu ikinci grup asla hata yapmaz, her zaman dürüsttür, ama bütün dünya onlara kötü davranır. samir her ne kadar çalışkanlığıyla vs mükemmele yakın çizilmiş olsa da dizi boyunca birçok hata yaptı: başlıcaları davadaki ifadesi ve videoyu seb'in babasına göndermesi. (maja'nın ailesine gönder oğlum gerizekalı mısın?)

cevaplanmayan sorular:
1) sebastian'ın babasını öldürmesinde gerçekten maja'nın etkisi var mıydı yok muydu?
2) maja sabah sebastian'ın evine bir aceleyle gittiğinde ne oldu, ne konuştular?
3) seb'in babasını ne öldürdüğünü anlıyorum. hatta samir'i öldürmesini bile anlıyorum. ama öğretmenini ve diğer çocukları neden öldürdü? okulu niye patlatmak istedi? belli ki kafayı yedi ama biz bunu görmedik. seb o sabah ne düşünüyordu, kafası hangi alemdeydi?
devamını gör...

yeryüzünün doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvence altına alan, bunun yanısıra yerel halkın ekonomik kalkınmasına destek olurken, sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşımdır.

meraklasına ekoturizm derneği daha kapsamlı bir açıklama yapmış;
buradan
devamını gör...

oğlumun arkadaşı: "abla merak ettiğim bir şey var, siz nereliydiniz abla?" (la oğlum sen afgansın, sen türk bile değilsin, ne ara esnaf muhabbeti yapacak kadar türkçeyi söktün)
valla dayanamadım bastım kahkahayı ve
"afrikalıyım ben yavrum." dedim.
devamını gör...

dünkü haberlerde şu videoyu çoğumuz izledik silahlı özel hareket polisi banka soyarken onu etkisiz hale getiren dayı
emekli sağlık memuru cengiz sever çetinkaya isimli dayımız 4 kurşunla ağır yaralanmıştı. hayati tehlikeyi atlatan kahraman konuştu: "dışarıdan bankanın içine doğru baktım. elinde silah doğrultmuş millete, parasını topluyor. herkesi yere oturtmuş, elleri başlarının üstünde bekliyorlar. memurlar oturmuş, ellerini kaldırmış bekliyorlar. içeride bir sürü adam var, 'şunları kurtarayım' dedim. tam giriş kapısından çıkarken yakaladım adamı, o arada silah patladı. sonra silahı aldım hengamede vuruldum. yan yan oradaki oturaklara elimde silahla gittim. dedim ki, 'kalıbına baksalar seni adam sanırlar". ben böyle durumlara tahammül edemem, yaptığım işi allah rızası için yaparım. ben devletimin bankasını soydurmam, bileyim ki öleceğim yine de soydurmam. biz bu vatan bu devlet için varız. kula boyun eğmedim, kul beşer şaşar, birisi şaşırdıysa ben onu doğrultmakla vazifeliyimdir. benim gözüm karardı mı, hiç bir şeyi görmem, kurşun yiyecekmişim, umurumda olmaz.
geçmiş olsun, helal be dayı, yaş 66. keşke herkes namussuzlara senin gibi dur dese.
devamını gör...

bugün dergimizi şereflendiren yazarımız:
crassus’un ölümü üzerine iki farklı görüş yazısı ile gandalfgillerden. bir solukta okunacak bu güzel yazıya buradaki öne çıkanlardan ulaşabilirsiniz.

kategori sınırlaması olmadan her türden yazılarınızı, denemelerinizi, dışavurumlarınızı ve iç dökmelerinizi de [email protected] adresine gönderebilirsiniz. iyi okumalar diliyoruz.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim