mutsuz insanlardan iyi arkadaş olmaması
mutlu olmayı bilmeyen biri için haklı olan önermedir zira mutlu olmasını bilmeyen mutlu etmeyi de bilmez.
devamını gör...
dinlerin tek cümlelik özeti
(bkz: mitolojik hikayeler)
devamını gör...
instagram'daki sahte hayatlar
psikolojik olarak ördek sendromuna yol açtığı bilinmektedir.
devamını gör...
pierre simon de laplace
kendisi 1749-1827 yılları arasında yaşamış fransız bir gökbilimci ve matematikçidir. matematik alanındaki en önemli çalışması laplace işleci teoremidir. güneş sisteminin kökeninin bulutumsu olduğunu astronomi tarihi kitabında yazdı ve bu varsayımı kant-laplace varsayımı olayıyla anıldı. en önemli eserlerinden biri de olasılık problemleri üzerine felsefi araştırma kitabıdır.
daha fazla bilgi için: https://tr.m.wikipedia.org/...
daha fazla bilgi için: https://tr.m.wikipedia.org/...
devamını gör...
yazılı olmayan kurallar
telefon konuşması sonunda telefonu arayan kişi kapatır.
devamını gör...
patriciler
bir dönem roma imparatorluğu tarafından kullanılan (bkz: krallık) yönetiminde en üst tabakada yer alan insanların oluşturduğu sınıftır.
bu sınıfın oy kullanma hakkı vardır.
kaynak: tarih notlarım.
bu sınıfın oy kullanma hakkı vardır.
kaynak: tarih notlarım.
devamını gör...
yazarların tahammül edemedikleri şeyler
söyledikleri ile örtüşmeyen tutarsız insan davranışları
devamını gör...
ahlaksızlık yaparken dini kullanmak
insan türünün en eski ve hala verim alabildiği alışkanlıklarından biri. özellikle ortadoğu siyasi tarihinde bu suistimallere karşı milletlerin bağışıklık geliştirdiği herhangi bir dönem görülmemiştir.
devamını gör...
bilirbilmezler
gustav flaubert romanıdır.
flaubert’i nasıl bilirdiniz? bilir miydiniz? evet, flaubert madam bovary’nin yazarıdır, hatta flaubert madam bovary’dir ama sanki çok daha iyi bir roman olan bilirbilmezler’e ve bu romanın pek muhterem kahramanları françois denys bartholomée bouvard ve juste romain cyrille pécuchet’ye biraz haksızlık ediyoruz.
bouvard ve pecuchet bir bankta otururkeh tanışır ve kaynaşırlar bouvard yüklü mirasını alır, pecuchet emekli olur ve büyük bir ev satın alıp oraya yerleşirler zira kahramanlarımızın çok derin ve dünyayı sarsacak bazı planları vardır. hiç bir konuda tam bir bilgiye sahip değillerdir, bir broşürden öğrendikleri kadarıyla botanikle uğraşabilirler ya da cansız mankenler üzerinde anatomi incelemeliryle uğraşabilirler. her şeyi yapabilir muhterem kahramanlarımız ama hiç bir şey yapamazlar.
onlarca alanda çabaladıktan sonra yapabilecekleri en iyi şeyi yaparlar ve kopyalama işine girerler. romanımızın çevirmeni olan ve yetinmeyip bir de önsöz yazan tahsin yücel bu kopyalama işinin çeviri sanatının doğumu olduğunu ima eder. ona göre bu roman “çevirmenlerin romanıdır”.
flaubert iki küçük burjuva kahramanı aracılığı ile dönemin sanat, siyaset ve bilim dünyasına farklı bir gözle bakmamızı sağlar…
flaubert’i nasıl bilirdiniz? bilir miydiniz? evet, flaubert madam bovary’nin yazarıdır, hatta flaubert madam bovary’dir ama sanki çok daha iyi bir roman olan bilirbilmezler’e ve bu romanın pek muhterem kahramanları françois denys bartholomée bouvard ve juste romain cyrille pécuchet’ye biraz haksızlık ediyoruz.
bouvard ve pecuchet bir bankta otururkeh tanışır ve kaynaşırlar bouvard yüklü mirasını alır, pecuchet emekli olur ve büyük bir ev satın alıp oraya yerleşirler zira kahramanlarımızın çok derin ve dünyayı sarsacak bazı planları vardır. hiç bir konuda tam bir bilgiye sahip değillerdir, bir broşürden öğrendikleri kadarıyla botanikle uğraşabilirler ya da cansız mankenler üzerinde anatomi incelemeliryle uğraşabilirler. her şeyi yapabilir muhterem kahramanlarımız ama hiç bir şey yapamazlar.
onlarca alanda çabaladıktan sonra yapabilecekleri en iyi şeyi yaparlar ve kopyalama işine girerler. romanımızın çevirmeni olan ve yetinmeyip bir de önsöz yazan tahsin yücel bu kopyalama işinin çeviri sanatının doğumu olduğunu ima eder. ona göre bu roman “çevirmenlerin romanıdır”.
flaubert iki küçük burjuva kahramanı aracılığı ile dönemin sanat, siyaset ve bilim dünyasına farklı bir gözle bakmamızı sağlar…
devamını gör...
yediğinin içtiğinin fotoğrafını çekip paylaşan insanlar
yemek tarifleri veren bir hesap değilse, bu insanların savunulacak bir yanı olduğunu düşünmüyorum. sosyal medya platformlarının asıl amacı da bu değil, yanlış kullanılmaya müsait olduğu için bu durum ortaya çıkıyor. illa fotoğraf atmak gerekiyorsa yemek bitince atılabilir. kimse tüh, ne yediğini göremedim diye üzülecek değil.
bazı yiyecek reklamlarına da karşıyım. bir şarkı dinlemek veya ders videosu için girdiğin sitede önce yemek videosu izlemek zorundasın. o reklam videoları tok insanın bile iştahını açacak türden. her istediğini yiyemeyen birini videoyu izlerken düşünün. iki durumun hiçbir farkı yok. yiyemeyen birine hepsi çok lezzetli gelir. bu ülkede açım diye kendini yakan bir baba öldü, unutmayın.
anneannem, yediğin içtiğin senin olsun, bana gezdiğin gördüğün yerleri anlat derdi. ben böyle büyüdüm.
bizim kültürümüzde yemek yerken biri görse, gel beraber olsun en azından bir çayımı iç diye diye zorla oturursun o masaya. şimdi ise, gösteriş yapacağım diye görgüsüzlük normal oldu. toplum olarak değişmemiz gerek. daha bilinçli ve düşünceli insanlara ihtiyacımız var.
bazı yiyecek reklamlarına da karşıyım. bir şarkı dinlemek veya ders videosu için girdiğin sitede önce yemek videosu izlemek zorundasın. o reklam videoları tok insanın bile iştahını açacak türden. her istediğini yiyemeyen birini videoyu izlerken düşünün. iki durumun hiçbir farkı yok. yiyemeyen birine hepsi çok lezzetli gelir. bu ülkede açım diye kendini yakan bir baba öldü, unutmayın.
anneannem, yediğin içtiğin senin olsun, bana gezdiğin gördüğün yerleri anlat derdi. ben böyle büyüdüm.
bizim kültürümüzde yemek yerken biri görse, gel beraber olsun en azından bir çayımı iç diye diye zorla oturursun o masaya. şimdi ise, gösteriş yapacağım diye görgüsüzlük normal oldu. toplum olarak değişmemiz gerek. daha bilinçli ve düşünceli insanlara ihtiyacımız var.
devamını gör...
evernevergreen
uzun zamandır takip ettiğim ve tanımlarını keyifle okuduğum yazar. doğa ve edebiyat sevgisi ve sosyal konulardaki hassasiyeti bir yana, ince bir mizah anlayışı var. kafa sözlük haber ajansını okurken bunu fark edebilir ve kocaman sırıtabilirsiniz. sözlüğe değer katan yazarlardan.
devamını gör...
14 şubat 2021 sözlük store indirimi
(bkz: durumumuz yoktu alamadık) senet mi imzalayalım napalım, karşılığında ömür boyu yazma.
seri oylayan yazar kardeş nerdesin?
seri oylayan yazar kardeş nerdesin?
devamını gör...
everything is illuminated
jonathan safran foer'in aynı adlı romanından uyarlanan 2005 yapımı liev schreiber filmidir.
filmde bir yol hikâyesinin kara mizah örneğine dönüştüğünü görürsünüz. bunu takip eden süreçte dramatik ögelerin ortaya çıkması ile birlikte pek çok duyguyu bir anda yaşamaya başlamanız filmi keyifli hale getirir. bu geçişlerin yalın ve bir o kadar da güzel olması filmin benim nazarımdaki en büyük başarısı. rahatça son yıllarda izlediğim en kaliteli yapımlardan birisidir diyebilirim.
film'in çıkış noktası amerikalı bir koleksyoner olan jonathan'ın -elijah wood- aile tarihleri ile ilgili her materyali toplama merakı olarak gösterilebilir. sırf bu yüzden ikinci dünya savaşı yıllarında dedesinin hayatta kalmasını sağlayan kadını bulmak için ukrayna'ya doğru yola çıkıyor. buradaki rehberi alex -eugene hutz- ile işe koyuluyorlar. işin mizahi kısmı da orada başlıyor zira jonathan ve alex arasındaki diyaloglar, alex'in ukrayna ve dahi sovyetler ile ilgili anlatımları çok keyifli. sonra mevzuya alex'in büyükbabası -boris leskin- dahil oluyor ki, yemede yanında yat tarzı diyaloglar yaşanmaya başlıyor. burada, boris leskin bence harika bir oyunculuk örneği sergilemiş. aksi, huysuz ve tam bir yahudi düşmanı olan büyükbaba aynı zamanda kendisini kör zannediyor/zannettiriyor * ve filme damgasını vuruyor. tabi onun zeka özürlü köpeği sammy davis jr. ise başka bir dünya, bugüne kadar izlediğim filmlerde gördüğüm en etkileyici köpek performansına sahip diyebilirim. o yüzden şuraya onun sevimli sahnelerinden birisini iliştirivereyim;
neyse efendim bu dörtlünün jonathan'ın aradığı kadını bulması için yola çıkması ile birlikte, kah sizi güldüren, kah hüzünlendiren bir yol hikayesinin ortasında buluyorsunuz kendinizi. bu noktadaki en önemli etkenlerden birisi ise film müzikleri. geçişlerde o kadar güzel kullanılmışlar ki, arka planda film müziklerini duymaya başladığınızda oyunculukların ve hikâyenin gücünün kat be kat arttırdığını hissediyorsunuz. film müzikleri anlamında da çok beğendiğim bir film oldu. filmin finali ise tam bir ıngmar bergman kolajı gibi olmuş ki, bunu başarılı bir şekilde yapması, hissi yakalatması da beni ziyadesiyle memnun etti. esinlenmenin hakkının verilmesi izleyici de ayrı bir keyif uyandırıyor.
film müziklerinden de bir kaç örnek iliştireyim;
buna bayılırım
film de cuk oturmuş
listenin tamamını dinlemek isterseniz de budur;
filmin imdb puanı 7.4 benim için ise 8'in üzeridir. izlemediyseniz ve bu minvaldeki filmleri seviyorsanız, muhakkak izlemenizi tavsiye eder, iyi seyirler dilerim.
filmde bir yol hikâyesinin kara mizah örneğine dönüştüğünü görürsünüz. bunu takip eden süreçte dramatik ögelerin ortaya çıkması ile birlikte pek çok duyguyu bir anda yaşamaya başlamanız filmi keyifli hale getirir. bu geçişlerin yalın ve bir o kadar da güzel olması filmin benim nazarımdaki en büyük başarısı. rahatça son yıllarda izlediğim en kaliteli yapımlardan birisidir diyebilirim.
film'in çıkış noktası amerikalı bir koleksyoner olan jonathan'ın -elijah wood- aile tarihleri ile ilgili her materyali toplama merakı olarak gösterilebilir. sırf bu yüzden ikinci dünya savaşı yıllarında dedesinin hayatta kalmasını sağlayan kadını bulmak için ukrayna'ya doğru yola çıkıyor. buradaki rehberi alex -eugene hutz- ile işe koyuluyorlar. işin mizahi kısmı da orada başlıyor zira jonathan ve alex arasındaki diyaloglar, alex'in ukrayna ve dahi sovyetler ile ilgili anlatımları çok keyifli. sonra mevzuya alex'in büyükbabası -boris leskin- dahil oluyor ki, yemede yanında yat tarzı diyaloglar yaşanmaya başlıyor. burada, boris leskin bence harika bir oyunculuk örneği sergilemiş. aksi, huysuz ve tam bir yahudi düşmanı olan büyükbaba aynı zamanda kendisini kör zannediyor/zannettiriyor * ve filme damgasını vuruyor. tabi onun zeka özürlü köpeği sammy davis jr. ise başka bir dünya, bugüne kadar izlediğim filmlerde gördüğüm en etkileyici köpek performansına sahip diyebilirim. o yüzden şuraya onun sevimli sahnelerinden birisini iliştirivereyim;
neyse efendim bu dörtlünün jonathan'ın aradığı kadını bulması için yola çıkması ile birlikte, kah sizi güldüren, kah hüzünlendiren bir yol hikayesinin ortasında buluyorsunuz kendinizi. bu noktadaki en önemli etkenlerden birisi ise film müzikleri. geçişlerde o kadar güzel kullanılmışlar ki, arka planda film müziklerini duymaya başladığınızda oyunculukların ve hikâyenin gücünün kat be kat arttırdığını hissediyorsunuz. film müzikleri anlamında da çok beğendiğim bir film oldu. filmin finali ise tam bir ıngmar bergman kolajı gibi olmuş ki, bunu başarılı bir şekilde yapması, hissi yakalatması da beni ziyadesiyle memnun etti. esinlenmenin hakkının verilmesi izleyici de ayrı bir keyif uyandırıyor.
film müziklerinden de bir kaç örnek iliştireyim;
buna bayılırım
film de cuk oturmuş
listenin tamamını dinlemek isterseniz de budur;
filmin imdb puanı 7.4 benim için ise 8'in üzeridir. izlemediyseniz ve bu minvaldeki filmleri seviyorsanız, muhakkak izlemenizi tavsiye eder, iyi seyirler dilerim.
devamını gör...
başa gelen iğrenç olaylar
sahiplenemediğim bir olayım var, hazır anonimken yazayım.
lisedeyken bir kahvaltıya davet edilmiştik, ama öyle böyle değil. aklına gelen ve gelmeyen her şey var. oturduk saatlerce yedik, bir buldum deyip midemizin canına okuduk. o sıralarda da mezuniyet hazırlıkları var, kıyafet denemeye gidelim diye fikir birliğine vardık. ben kabine girdim denemek için üstümü çıkardım ama öyle bir kusmuşum ki kabinin dışı dahil mağaza büyük oranda nasiplendi. herkese rezil olduğum iğrenç bir anımdır. uzun zaman utandım şimdilerde gülerek anlatabilirim.
buradan didaktik bir çıkarım yapmak gerekirse; ne kadar rezil hissedersek hissedelim bir gün gülerek hatırlayacağımız için canımızı sıkmayalım.
lisedeyken bir kahvaltıya davet edilmiştik, ama öyle böyle değil. aklına gelen ve gelmeyen her şey var. oturduk saatlerce yedik, bir buldum deyip midemizin canına okuduk. o sıralarda da mezuniyet hazırlıkları var, kıyafet denemeye gidelim diye fikir birliğine vardık. ben kabine girdim denemek için üstümü çıkardım ama öyle bir kusmuşum ki kabinin dışı dahil mağaza büyük oranda nasiplendi. herkese rezil olduğum iğrenç bir anımdır. uzun zaman utandım şimdilerde gülerek anlatabilirim.
buradan didaktik bir çıkarım yapmak gerekirse; ne kadar rezil hissedersek hissedelim bir gün gülerek hatırlayacağımız için canımızı sıkmayalım.
devamını gör...
bebeklerin kusmuk gibi kokması
bazılarına özel galiba. temiz tutarsanız kokmaz. sadece mis kokar.
devamını gör...
halı falan yıkanır
kadınlar geniş bir balkon gördüğünde sarfettikleri cümle olabilir.
aaaa ne geniş balkon,ne güzel, halı falan yıkanır.*
aaaa ne geniş balkon,ne güzel, halı falan yıkanır.*
devamını gör...
menetrier hastalığı
mide fundus ve korpusunda dev gastrik kıvrımlar ile karakterize protein kaybının hakim olduğu bir hastalıktır.
bu hastalarda aklorhidri( mide asidi olan hidroklorik asit seviyesi düşüklüğü) görülür.
patogenezde tgf-alfa'nın aşırı salınımı rol oynar.
tedavide ilk seçenek egfr monoklonal antikoru setuksimab'dır.
bu hastalarda aklorhidri( mide asidi olan hidroklorik asit seviyesi düşüklüğü) görülür.
patogenezde tgf-alfa'nın aşırı salınımı rol oynar.
tedavide ilk seçenek egfr monoklonal antikoru setuksimab'dır.
devamını gör...


