hoşgörü paradoksu
"kötüye yapılan iyilik, iyiliğe yapılan kötülüktür" sözüyle paralel olan teori.
devamını gör...
tanrı demek günah mı sorunsalı
değildir.
peki, ben tanrı mıyım? bu kararı nasıl verebiliyor ve apaçık paylaşabiliyorum? çok basit bir mantık yürütmeyle aslında.
onca insan gelmiş geçmiş. her biri kutsallık atfettiği ulvi varlıktan bir şekilde bahsetme ihtiyacı hissetmiş. doğal olarak farklı kültürler, farklı diller; farklı farklı sözcüklere sebep olmuş. mesela türklerin payına "tanrı", farsların payına "hüda", arapların payına da "allah" düşmüş. hatta belki daha milletler bile meydanda yokken ilk insanlar "umagayaşuya" falan demişlerdir.**
eski zamanlarda kültürel etkileşim ve hatta kültür emperyalizmi denilen şeyler çok kısıtlıymış. toplumlar savaşlar ve ticaret dışında birbirleriyle iletişim kurmayan kapalı kutularmış. herkes kendi efsanesiyle, kendi inancıyla; kendi yaratıcısı ya da yaratıcıları ve onun ya da onların getirdiği kurallarla (yani dinleriyle) güllük gülistanlık yaşıyormuş.
cahiliye devri arapları, malumunuz, putlara tapıyormuş. onlara inanıyor, onlara dua ediyor, onlardan af diliyorlarmış. bu putları ulvi yaratıcıları bellemişler. kendilerinden bahsetmek istediklerinde ne diyeceklerini düşünmek akıllarına bile gelmemiş. çünkü paylarına düşen kelime zaten belliymiş: "allah".
boyu devrilesice müşrikler, kabe'nin dört bir tarafına "allahlarını" doldurmuşlar. "... onlar kendi allahlarına tapınırlarken..."* adamın biri çıkmış, "sizin allahınız birdir, tektir" demiş. kimi inanmış, kimi inanır gibi yapmış ama bir şekilde benimsemişler. eski "allahlarını"* kırıp, yıkıp, döküp; yenisine sarılmışlar.
sonra devir değişmiş. insanlara hükmetmenin en kolay yolunun, onları etkilemek olduğunun farkına varılmış. meğerse devleti ayakta tutabilmek sadece iyi yönetmekle değil, insanları bir arada tutabilmekle de gayet olabiliyormuş. insanları bir arada tutabilmenin en kolay yolu da, onların arzularında ve korkularında yatıyormuş. tesadüf bu ya, bu arzulardan ve korkulardan en etraflıca bahseden şeyler de dinler imiş.
ilk insanların en büyük başarısının, yani bilişsel devrimin ve bu devrimin getirdiği soyut düşünebilme yetisinin eseri olan dinler; bir anda yine o soyut düşünebilme yetisinin meydana getirebildiği devletlerin ve bu devletlerin büyüklerinin oyuncağı oluvermiş. insanların düşünsel dünyasına tesir etmesi gereken, alabildiğine soyut bir kavram olan "din"; bir anda gayet de somut bir kurallar dizisi hâline gelmiş.
öyle ki, artık, "din"; diğerlerine benzemeyenin, sürüden ayrılanın vurulduğu kırbaç imiş.
şimdi, ben bunu neden anlattım? hatta nahiflik abidesi ilkokul hocamın deyişiyle: "ana fikri ne lan bu hikâyenin?"*
demek ki "allah" kelimesi, hiç de öyle özel bir ifade değil. hele koskoca yaratıcının senin, benim ya da bir evcil hayvanınki gibi özel isminin olabileceğini düşünmek, herhalde abes kaçar. yeri, göğü, koca arşıâlâyı yoktan yaratabilecek kudretteki; hikmetinden sual olunmaz bir mutlak otoriteye isim biçmek, sözümona adıyla hitap etmek ve aksinin "çok büyük günah" olabileceğini savunmak çok yersiz.
dedim ya, arapların payına düşen "allah" sözcüğü olmuş. bu. bu kadar! zamanında bu sözcük dilden dile evrilirken "sufuaslakulgazuh"** ismini alsaymış, bugün onu kullanacakmışız. mesela peygamber arap değil de leh* olsaymış, "bóg" diyecekmişiz. diyebilecek miydiniz? diliniz varacak mıydı?!*
bütün bu sebeplerden, "allah" demek yerine "tanrı" diyen insanlar; eski bir kültür ögesi yerine daha eski bir kültür ögesini kullanmış oluyorlar aslında yalnızca. zamanında bunu yapanları dışlamışlar, "sen bizden değilsin" demişler ve vurmuşlar kırbacı. bu devirde bile öyle yapmanın bir gereği yok herhalde. zaten biliyorsunuz, islam barış dinidir.*
ben inançlı bir insan değilim. ama insanım sonuçta. elbette ki taraflı davranıyor, kendi düşüncemi mutlak doğru ilan ediyor olabilirim şu an. o sebepten inançlı insanların bu konudaki fikirlerini zevkle okuyorum ama ne yazık ki şimdiye kadar düşündüklerimin aksini iddia edip de mantıklı bir açıklama ortaya koyabilenine rastlamadım. benim eyyorlamam bu kadar, söz sizde. inancınıza ister istemez bir saygısızlık etmişsem de belirtebilir, uyarabilir ve hatta özelden sövebilirsiniz bile.* ama hakikaten öyle bir niyetim yoktu.
ulan iki satır yazalım diye girdik, gene uzun yazdık ya. okuyanlara sonsuz teşekkürler gerçekten. göz doktoru masraflarınızı karşılamam ama.*
peki, ben tanrı mıyım? bu kararı nasıl verebiliyor ve apaçık paylaşabiliyorum? çok basit bir mantık yürütmeyle aslında.
onca insan gelmiş geçmiş. her biri kutsallık atfettiği ulvi varlıktan bir şekilde bahsetme ihtiyacı hissetmiş. doğal olarak farklı kültürler, farklı diller; farklı farklı sözcüklere sebep olmuş. mesela türklerin payına "tanrı", farsların payına "hüda", arapların payına da "allah" düşmüş. hatta belki daha milletler bile meydanda yokken ilk insanlar "umagayaşuya" falan demişlerdir.**
eski zamanlarda kültürel etkileşim ve hatta kültür emperyalizmi denilen şeyler çok kısıtlıymış. toplumlar savaşlar ve ticaret dışında birbirleriyle iletişim kurmayan kapalı kutularmış. herkes kendi efsanesiyle, kendi inancıyla; kendi yaratıcısı ya da yaratıcıları ve onun ya da onların getirdiği kurallarla (yani dinleriyle) güllük gülistanlık yaşıyormuş.
cahiliye devri arapları, malumunuz, putlara tapıyormuş. onlara inanıyor, onlara dua ediyor, onlardan af diliyorlarmış. bu putları ulvi yaratıcıları bellemişler. kendilerinden bahsetmek istediklerinde ne diyeceklerini düşünmek akıllarına bile gelmemiş. çünkü paylarına düşen kelime zaten belliymiş: "allah".
boyu devrilesice müşrikler, kabe'nin dört bir tarafına "allahlarını" doldurmuşlar. "... onlar kendi allahlarına tapınırlarken..."* adamın biri çıkmış, "sizin allahınız birdir, tektir" demiş. kimi inanmış, kimi inanır gibi yapmış ama bir şekilde benimsemişler. eski "allahlarını"* kırıp, yıkıp, döküp; yenisine sarılmışlar.
sonra devir değişmiş. insanlara hükmetmenin en kolay yolunun, onları etkilemek olduğunun farkına varılmış. meğerse devleti ayakta tutabilmek sadece iyi yönetmekle değil, insanları bir arada tutabilmekle de gayet olabiliyormuş. insanları bir arada tutabilmenin en kolay yolu da, onların arzularında ve korkularında yatıyormuş. tesadüf bu ya, bu arzulardan ve korkulardan en etraflıca bahseden şeyler de dinler imiş.
ilk insanların en büyük başarısının, yani bilişsel devrimin ve bu devrimin getirdiği soyut düşünebilme yetisinin eseri olan dinler; bir anda yine o soyut düşünebilme yetisinin meydana getirebildiği devletlerin ve bu devletlerin büyüklerinin oyuncağı oluvermiş. insanların düşünsel dünyasına tesir etmesi gereken, alabildiğine soyut bir kavram olan "din"; bir anda gayet de somut bir kurallar dizisi hâline gelmiş.
öyle ki, artık, "din"; diğerlerine benzemeyenin, sürüden ayrılanın vurulduğu kırbaç imiş.
şimdi, ben bunu neden anlattım? hatta nahiflik abidesi ilkokul hocamın deyişiyle: "ana fikri ne lan bu hikâyenin?"*
demek ki "allah" kelimesi, hiç de öyle özel bir ifade değil. hele koskoca yaratıcının senin, benim ya da bir evcil hayvanınki gibi özel isminin olabileceğini düşünmek, herhalde abes kaçar. yeri, göğü, koca arşıâlâyı yoktan yaratabilecek kudretteki; hikmetinden sual olunmaz bir mutlak otoriteye isim biçmek, sözümona adıyla hitap etmek ve aksinin "çok büyük günah" olabileceğini savunmak çok yersiz.
dedim ya, arapların payına düşen "allah" sözcüğü olmuş. bu. bu kadar! zamanında bu sözcük dilden dile evrilirken "sufuaslakulgazuh"** ismini alsaymış, bugün onu kullanacakmışız. mesela peygamber arap değil de leh* olsaymış, "bóg" diyecekmişiz. diyebilecek miydiniz? diliniz varacak mıydı?!*
bütün bu sebeplerden, "allah" demek yerine "tanrı" diyen insanlar; eski bir kültür ögesi yerine daha eski bir kültür ögesini kullanmış oluyorlar aslında yalnızca. zamanında bunu yapanları dışlamışlar, "sen bizden değilsin" demişler ve vurmuşlar kırbacı. bu devirde bile öyle yapmanın bir gereği yok herhalde. zaten biliyorsunuz, islam barış dinidir.*
ben inançlı bir insan değilim. ama insanım sonuçta. elbette ki taraflı davranıyor, kendi düşüncemi mutlak doğru ilan ediyor olabilirim şu an. o sebepten inançlı insanların bu konudaki fikirlerini zevkle okuyorum ama ne yazık ki şimdiye kadar düşündüklerimin aksini iddia edip de mantıklı bir açıklama ortaya koyabilenine rastlamadım. benim eyyorlamam bu kadar, söz sizde. inancınıza ister istemez bir saygısızlık etmişsem de belirtebilir, uyarabilir ve hatta özelden sövebilirsiniz bile.* ama hakikaten öyle bir niyetim yoktu.
ulan iki satır yazalım diye girdik, gene uzun yazdık ya. okuyanlara sonsuz teşekkürler gerçekten. göz doktoru masraflarınızı karşılamam ama.*
devamını gör...
friedreich ataksisi
gaa trinükleotit tekrarı ile karakterize genetik bir hastalıktır.
genellikle 10 yaşından önce başlayan progresif ataksi görülür.
hastalarda vibrasyon ve pozisyon duyusu alınamaz.
romberg belirtisi ,babinski refleksi pozitif iken derin tendon refleksleri kaybolmuştur.
hastalar genellikle patlayıcı tarzda konuşurlar.
pes kavus, kifoskolyoz gibi iskelet deformiteleri görülür.
ölümün en sık nedeni hipertrofik kardiyomiyopati'dir.
zamaninda izlediğim çok sevimli bir arkadaşımız youtube üzerinden serüvenini anlatmış, izlemek isteyenler için buraya ekliyorum
genellikle 10 yaşından önce başlayan progresif ataksi görülür.
hastalarda vibrasyon ve pozisyon duyusu alınamaz.
romberg belirtisi ,babinski refleksi pozitif iken derin tendon refleksleri kaybolmuştur.
hastalar genellikle patlayıcı tarzda konuşurlar.
pes kavus, kifoskolyoz gibi iskelet deformiteleri görülür.
ölümün en sık nedeni hipertrofik kardiyomiyopati'dir.
zamaninda izlediğim çok sevimli bir arkadaşımız youtube üzerinden serüvenini anlatmış, izlemek isteyenler için buraya ekliyorum
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
"bazı gün olur, çok istersin
bir balonu, bir elbiseyi ya da sevgiliyi...
balon uçar gider gökyüzüne,
elbise artık başkasının üzerindedir,
sevgili ise başka kollarda,
olsun be!..
hala umut taşır bu yürek,
asla pes etmemek gerek.
taşa değer ayaklar ama vazgeçmek olmaz
gözyaşı yüzü yıkamadan yürek aydınlanmaz.
umutlar kuytulardadır hep
gülümser kuytulardan sana
insanın yüreği kadardır umut
ve sen ona inandıkça
mutsuzluğu, güçsüzlüğü unut.
hadi silkelen şimdi, ayağa kalk!
o kadar da uzak değil o imrenilen hayat
sadece görmesini bil, def et korkuyu
başının tacı et her kapıyı açan umudu."
sude tanç
bir balonu, bir elbiseyi ya da sevgiliyi...
balon uçar gider gökyüzüne,
elbise artık başkasının üzerindedir,
sevgili ise başka kollarda,
olsun be!..
hala umut taşır bu yürek,
asla pes etmemek gerek.
taşa değer ayaklar ama vazgeçmek olmaz
gözyaşı yüzü yıkamadan yürek aydınlanmaz.
umutlar kuytulardadır hep
gülümser kuytulardan sana
insanın yüreği kadardır umut
ve sen ona inandıkça
mutsuzluğu, güçsüzlüğü unut.
hadi silkelen şimdi, ayağa kalk!
o kadar da uzak değil o imrenilen hayat
sadece görmesini bil, def et korkuyu
başının tacı et her kapıyı açan umudu."
sude tanç
devamını gör...
tanıma değil yazara oy vermek
kafa sözlüğün özeti..
bir de (bkz: yazılandan önce yazara bakmak)
bir de (bkz: yazılandan önce yazara bakmak)
devamını gör...
olay ufku
kara deliklerin etrafında bulunan ve bir kez içine düşüldüğünde bir daha geri dönülemeyeceğini düşündüğümüz sınır.
kara delikler, kütle çekimsel güçleri sınırsız ya da sonsuz olan cisimler değil. bir kara deliğin olay ufkunun hemen dışında sağlam kalmak mümkün ama olay ufkundan içeriye düşmeye başladığınızda bundan kaçabilmenizin tek bir yolu var: ışıktan hızlı hareket etmek. bu da -en azından bildiğimiz kadarıyla- mümkün değil.
bir kara deliğin olay ufku civarında neler oluyor, buradaki yapı nasıl ortaya çıkıyor? basitçe anlatmaya çalışayım.
olay ufkunun hemen dışında biriken maddelere birikim diski diyoruz. bunlar kara deliğin etrafına nasıl yığılıyor?
diyelim ki kara deliğe doğru yaklaşan bir gaz kütlesi var. bu kütle kara deliğe yaklaşır yaklaşmaz olay ufkundan içeriye düşmez. önce, kütle çekim etkisi nedeniyle kara deliğe yaklaştıkça hızlanır, ondan uzaklaştıkça yavaşlar. tipik bir yörünge hareketine benzer bu hareket. yine diyelim ki, kara deliğe yaklaşan tek gaz kütlesi bu değil. başka bazı yönlerden de farklı gaz kütleleri geliyor. bu gaz bulutları birbirleriyle çarpışabilir ve kinetik enerji kaybı yaşarlar. enerji kaybeden bulutların hızı düşer. hızı düşen bulutlar kara delikten fazla uzaklaşamamaya başlar ve onun etrafında eliptik bir yörüngeye yerleşir.
her yönden gelen bu gaz bulutları arasında kaos ve çarpışma ortamı sürekli olarak devam eder. gaz bulutları arasındaki çarpışmalar ne kadar çok olursa, hız kaybı da o kadar sık yaşanır. hız düştükçe yörüngeler eliptik olmaktan çıkarak daireselleşmeye başlar. bu sırada enerji vardan yok olmayacağı için, kaybedilen kinetik enerji, ısı enerjisine dönüşür. birikmekte olan gaz kütlelerinin sıcaklığı gittikçe yükselir. şimdi artık kara deliğin etrafında dairesel yörüngede dolanan sıcak bir bulutumuz var.
gaz bulutlarının iç kesimleri kara deliğe daha yakın olduğundan, tıpkı yörünge hareketinde olduğu gibi, daha hızlı hareket eder. bunun neticesi, iç kısımdaki gazla dış kısımdaki gaz arasında ortaya çıkan sürtünme kuvvetleri ve enerji kayıplarıdır. iç kısımdaki gazlar bu etkiler nedeniyle gittikçe daha küçük yörüngelere otururlar. işte birikim diski dediğimiz şey budur.
birikim diski orada öylece kalır mı?
diskteki madde gittikçe ısındığı ve yörünge büyüklüğünü değiştirdiği için, diskin toplam açısal momentumu sürekli olarak diske yeniden dağılır (çünkü korunumlu bir fiziksel özelliktir.) bahsi geçen madde viskozitesi nedeniyle spiral bir hal alır yavaş yavaş ve gittikçe küçülen yörüngelerin bir sonucu olarak kara deliğe doğru hızla düşmeye başlar. işte bundan geri dönüş yoktur. bu noktadan sonra parlak, sıcak madde görünmez olur ve karanlık bir görüntü ortaya çıkar. işte bu noktaya olay ufku deriz.
***
kaçış hızı ya da kurtulma hızı olarak adlandırdığımız bir özellik var. kısaca uzaydaki bir cisim üzerinden kurtulup uzaya çıkabilmek için gereken hız limiti olarak tanımlanabilir. örneğin saniyede yaklaşık 11,2 kilometre hıza sahipseniz, dünya yüzeyinden kurtulup uzaya çıkabilirsiniz. ancak kara deliklerde bu sınır ışık hızıdır. bu yüzden olay ufkundan ışık bile kaçamaz denir ki bunu çoğunuz duymuştur mutlaka. buna rağmen kara deliklerden de madde kaçışı olabilir. bunun için (bkz: hawking radyasyonu)
***
2019 yılında olay ufkunun fotoğrafını çekmeyi başardık.

(görsel, forbes. com'dan alıntıdır.)
aslında fotoğrafta gördüğümüz ortada bulunan karanlık "şey" kara deliğin kendisi değil "gölgesi" çünkü onu doğrudan görme şansımız yok. etrafındaki birikim diski ise tam da modellemelere uygun şekilde yakalanmış. bu fotoğrafın çekilebilmesi için dünya boyutlarında bir teleskop gerekirdi. böyle bir teleskobu doğrudan inşa etmek mümkün değil. bu nedenle dünyanın çeşitli bölgelerindeki teleskoplar ile tek bir teleskop gibi çalışan bir ağ kuruldu ve böylece bu efsanevi fotoğrafı yakalama şansını elde ettik.
bu fotoğraf, messier 87 adlı galaksinin merkezindeki süper kütleli kara deliğin olay ufkuna ait. ilerleyen zamanlarda kendi galaksimizdekinin de bir fotoğrafını çekmek için çalışmalar sürüyor.
galaksimizdeki kara delikle ilgili bilgi için (bkz: sagittarius a)
kara delikler, kütle çekimsel güçleri sınırsız ya da sonsuz olan cisimler değil. bir kara deliğin olay ufkunun hemen dışında sağlam kalmak mümkün ama olay ufkundan içeriye düşmeye başladığınızda bundan kaçabilmenizin tek bir yolu var: ışıktan hızlı hareket etmek. bu da -en azından bildiğimiz kadarıyla- mümkün değil.
bir kara deliğin olay ufku civarında neler oluyor, buradaki yapı nasıl ortaya çıkıyor? basitçe anlatmaya çalışayım.
olay ufkunun hemen dışında biriken maddelere birikim diski diyoruz. bunlar kara deliğin etrafına nasıl yığılıyor?
diyelim ki kara deliğe doğru yaklaşan bir gaz kütlesi var. bu kütle kara deliğe yaklaşır yaklaşmaz olay ufkundan içeriye düşmez. önce, kütle çekim etkisi nedeniyle kara deliğe yaklaştıkça hızlanır, ondan uzaklaştıkça yavaşlar. tipik bir yörünge hareketine benzer bu hareket. yine diyelim ki, kara deliğe yaklaşan tek gaz kütlesi bu değil. başka bazı yönlerden de farklı gaz kütleleri geliyor. bu gaz bulutları birbirleriyle çarpışabilir ve kinetik enerji kaybı yaşarlar. enerji kaybeden bulutların hızı düşer. hızı düşen bulutlar kara delikten fazla uzaklaşamamaya başlar ve onun etrafında eliptik bir yörüngeye yerleşir.
her yönden gelen bu gaz bulutları arasında kaos ve çarpışma ortamı sürekli olarak devam eder. gaz bulutları arasındaki çarpışmalar ne kadar çok olursa, hız kaybı da o kadar sık yaşanır. hız düştükçe yörüngeler eliptik olmaktan çıkarak daireselleşmeye başlar. bu sırada enerji vardan yok olmayacağı için, kaybedilen kinetik enerji, ısı enerjisine dönüşür. birikmekte olan gaz kütlelerinin sıcaklığı gittikçe yükselir. şimdi artık kara deliğin etrafında dairesel yörüngede dolanan sıcak bir bulutumuz var.
gaz bulutlarının iç kesimleri kara deliğe daha yakın olduğundan, tıpkı yörünge hareketinde olduğu gibi, daha hızlı hareket eder. bunun neticesi, iç kısımdaki gazla dış kısımdaki gaz arasında ortaya çıkan sürtünme kuvvetleri ve enerji kayıplarıdır. iç kısımdaki gazlar bu etkiler nedeniyle gittikçe daha küçük yörüngelere otururlar. işte birikim diski dediğimiz şey budur.
birikim diski orada öylece kalır mı?
diskteki madde gittikçe ısındığı ve yörünge büyüklüğünü değiştirdiği için, diskin toplam açısal momentumu sürekli olarak diske yeniden dağılır (çünkü korunumlu bir fiziksel özelliktir.) bahsi geçen madde viskozitesi nedeniyle spiral bir hal alır yavaş yavaş ve gittikçe küçülen yörüngelerin bir sonucu olarak kara deliğe doğru hızla düşmeye başlar. işte bundan geri dönüş yoktur. bu noktadan sonra parlak, sıcak madde görünmez olur ve karanlık bir görüntü ortaya çıkar. işte bu noktaya olay ufku deriz.
***
kaçış hızı ya da kurtulma hızı olarak adlandırdığımız bir özellik var. kısaca uzaydaki bir cisim üzerinden kurtulup uzaya çıkabilmek için gereken hız limiti olarak tanımlanabilir. örneğin saniyede yaklaşık 11,2 kilometre hıza sahipseniz, dünya yüzeyinden kurtulup uzaya çıkabilirsiniz. ancak kara deliklerde bu sınır ışık hızıdır. bu yüzden olay ufkundan ışık bile kaçamaz denir ki bunu çoğunuz duymuştur mutlaka. buna rağmen kara deliklerden de madde kaçışı olabilir. bunun için (bkz: hawking radyasyonu)
***
2019 yılında olay ufkunun fotoğrafını çekmeyi başardık.
(görsel, forbes. com'dan alıntıdır.)
aslında fotoğrafta gördüğümüz ortada bulunan karanlık "şey" kara deliğin kendisi değil "gölgesi" çünkü onu doğrudan görme şansımız yok. etrafındaki birikim diski ise tam da modellemelere uygun şekilde yakalanmış. bu fotoğrafın çekilebilmesi için dünya boyutlarında bir teleskop gerekirdi. böyle bir teleskobu doğrudan inşa etmek mümkün değil. bu nedenle dünyanın çeşitli bölgelerindeki teleskoplar ile tek bir teleskop gibi çalışan bir ağ kuruldu ve böylece bu efsanevi fotoğrafı yakalama şansını elde ettik.
bu fotoğraf, messier 87 adlı galaksinin merkezindeki süper kütleli kara deliğin olay ufkuna ait. ilerleyen zamanlarda kendi galaksimizdekinin de bir fotoğrafını çekmek için çalışmalar sürüyor.
galaksimizdeki kara delikle ilgili bilgi için (bkz: sagittarius a)
devamını gör...
baykuş
kar altındaki fareyi görmese de avlayacak kadar isabetli olabiliyor. bir peçeli baykuş yılda 1000 'den fazla fare avlıyor.
devamını gör...
güne bir başkent bırak
costa rica-san jose.
devamını gör...
persepolis
2007 yapımı aynı isimli kitabı da olan bir animasyon filmidir. iran’da ailesiyle birlikte yaşayan marjane isimli bir kızın şah'ın devrilmesi sonrasındaki çocukluk, gençlik ve yetişkinlik yıllarını anlattığı otobiyografi şeklinde trajikomik bir filmdir. marjene’nin çocukluk masumiyetiyle o dönemin sorgulamalarını barındırır bu film. marjaene punk müziğe, iron maiden’e olan ilgisi başta olmak üzere diğer çocuklardan çok farklı bir bakış açısı olan kızdır. yeni devrimle daha özgür ve demokratik olacaklarını düşünen o dönemin insanları, hayat koşullarının daha da kötüye gitmesi ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasıyla karşı karşıya kalırlar...
filmden bir kaç replikle bitirelim:
"asla unutma. korku farkındalığımızı yitirmemize neden olur. o da bizi birer korkağa çevirir."
........
"-bayan, neden koşuyorsunuz?
marjane: geç kaldım, beş dakika sonra dersim var!
-ama yollarda böyle koşturamazsınız! koştuğunuz zaman kalçanız sağa sola sallanıyor. bu, günahtır!
marjane: siz de bir zahmet kalçalarıma bakmayın!"
filmden bir kaç replikle bitirelim:
"asla unutma. korku farkındalığımızı yitirmemize neden olur. o da bizi birer korkağa çevirir."
........
"-bayan, neden koşuyorsunuz?
marjane: geç kaldım, beş dakika sonra dersim var!
-ama yollarda böyle koşturamazsınız! koştuğunuz zaman kalçanız sağa sola sallanıyor. bu, günahtır!
marjane: siz de bir zahmet kalçalarıma bakmayın!"
devamını gör...
belki üstümüzden bir kuş geçer
yüksek sadakat adlı müzik grubunun en sevdiğim şarkılarından biridir.
devamını gör...
kitap alıntıları
"mağlup mu desem, mahçup mu?
ama ikisi de değil,
ben garip, sen güzel, dünya mutlu...
öyle tuhafım bu akşamüstü.
(...)"
•
hasretinden prangalar eskittim / ahmed arif.
ama ikisi de değil,
ben garip, sen güzel, dünya mutlu...
öyle tuhafım bu akşamüstü.
(...)"
•
hasretinden prangalar eskittim / ahmed arif.
devamını gör...
terapi niteliğindeki alışkanlıklar
çay + künefe.
devamını gör...
biberiye
iğneye benzeyen ince yapraklı daima yeşil kalan bitki türüdür. akdeniz çevresinde yetişmektedir. kullanım alanları; kabızlık, saç dökülmesi, mide ekşimeleri, şişkinlik, bağırsak gazı gibi sorunlarda kullanılmaktadır. kansere karşı koruyucu etkileri ve iltihaplı sendrom yaşayan hastaların sık tercih ettiği bitkidir.
-yemeklerin içerisine bir tutam koyulursa kokusunu ve aromasını bırakıp daha güzel hale getirir.
-yemeklerin içerisine bir tutam koyulursa kokusunu ve aromasını bırakıp daha güzel hale getirir.
devamını gör...
çin uydusunun kontrolsüz düşmesi
lokasyon atıyorum ve tepeme düşmesini bekliyorum.
devamını gör...
lüzumsuzsa söndür
askerlerin ve asker ailelerinin iyi bildiği ve askeri tesislerde duvara asılı uyarı şeysi.
ayrıca
(bkz: delici kesici alet yasak)
ayrıca
(bkz: delici kesici alet yasak)
devamını gör...
kitap sayfalarını ayraç niyetine katlayan insan
kitaba saygısı kalmamış insandır.
devamını gör...
okurken mahlası yoran yazarlar
(bkz: dünyanınbütünmeşhurlarınıntraşolurkenkullandığıjilet)
(bkz: tuzluyeşileriğinkamaştırdığıdiş)
(bkz: okurken mahlası yoran yazarlar)
(bkz: tuzluyeşileriğinkamaştırdığıdiş)
(bkz: okurken mahlası yoran yazarlar)
devamını gör...
dinlemekten bıkmayacağınız şarkılar
madrigal - seni dert etmeler
devamını gör...
kadın ya da erkek adı altında oluşturulan başlıklar
cinsiyetçilikten ziyade samimi ya da troll olup olmadığı önem taşır. insanların görüşü izafidir ama saygı çerçevesini aşmamak gereklidir.
devamını gör...
