adaletsizlik
az gelişmiş ülkelerde sıkça görülen bir sorundur adaletin olmaması yani adaletsizlik.
gerçi tüm dünyada hayatın her anında hissedilebilmesi mümkün olan, hayatın en acı gerçeklerinden biridir adaletsizlik.
küresel adaletsizlik ise servetin adaletsiz paylaşımıdır. dünyanın en zengin 62 kişisinin serveti dünyanın yarısının servetinden daha fazladır.
adaletin kestiği parmak acımaz ama adaletsizliğin ezdiği vicdan ömür boyu sızlar.

bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. konfüçyüs
adaletsizliği bir yangından daha çabuk önlemeliyiz. herakleitos
adaletin gecikmesi adaletsizliktir. w. s. landor
haksızlığa karşı çıkıp hakkını aramayan hem hakkını hem şerefini kaybeder. hz. ali
bir kişiye karşı yapılmış haksızlık, bütün insanlığa karşı yapılmış haksızlık demektir. emile zola
adalet rahat olmalı, yoksa terazi sallanır ve adil bir hüküm verilmez. franz kafka
bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. william watson
adaletin olmadığı yerde, ahlak da yoktur. montaigne
en sert kanun bazen en ciddi adaletsizliğe dönüşebilir. benjamin franklin
adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız. gandhi
bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar verse bile adaletsizlik etmiş sayılır. seneca
adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı. ellie wiesel
duvarda adalet yazıyor, ona gülüyorum (idamla yargılanırken ''neye gülüyorsun" diye soran hakime deniz gezmiş’in cevabı).
gerçi tüm dünyada hayatın her anında hissedilebilmesi mümkün olan, hayatın en acı gerçeklerinden biridir adaletsizlik.
küresel adaletsizlik ise servetin adaletsiz paylaşımıdır. dünyanın en zengin 62 kişisinin serveti dünyanın yarısının servetinden daha fazladır.
adaletin kestiği parmak acımaz ama adaletsizliğin ezdiği vicdan ömür boyu sızlar.

bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. konfüçyüs
adaletsizliği bir yangından daha çabuk önlemeliyiz. herakleitos
adaletin gecikmesi adaletsizliktir. w. s. landor
haksızlığa karşı çıkıp hakkını aramayan hem hakkını hem şerefini kaybeder. hz. ali
bir kişiye karşı yapılmış haksızlık, bütün insanlığa karşı yapılmış haksızlık demektir. emile zola
adalet rahat olmalı, yoksa terazi sallanır ve adil bir hüküm verilmez. franz kafka
bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. william watson
adaletin olmadığı yerde, ahlak da yoktur. montaigne
en sert kanun bazen en ciddi adaletsizliğe dönüşebilir. benjamin franklin
adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız. gandhi
bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar verse bile adaletsizlik etmiş sayılır. seneca
adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir. fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı. ellie wiesel
duvarda adalet yazıyor, ona gülüyorum (idamla yargılanırken ''neye gülüyorsun" diye soran hakime deniz gezmiş’in cevabı).
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
zordur bazı şeyleri dile dökmek.
düğümlenir boğazım.
dertler dokunur içimde ilmek ilmek.
söylemek isterim, çıksa da avazım.
incinirim lakin incitemem.
içimde bir burukluk bir elem.
tutulur kalırım da
bir kelam dâhi edemem.
düğümlenir boğazım.
dertler dokunur içimde ilmek ilmek.
söylemek isterim, çıksa da avazım.
incinirim lakin incitemem.
içimde bir burukluk bir elem.
tutulur kalırım da
bir kelam dâhi edemem.
devamını gör...
imre lakatos
macaristanlı matematikçi, iktisatçı ve bilim felsefecisi. popper'in öğrencisidir kendileri. biyografisinde yazmasına gerek yok, zaten kuramlarından popperyenlik akar. feyerabend'le uzun uzadıya atışmaları vardır. sürekli birbirlerine mektup, makale gönderirler, dergilerde yayınlar yaptırırlarmış. feyerabend son darbeyi vurmuş* ancak bunu görmeye lakatos'un ömrü vefa etmemiş. zaten hayatı popper çizgisinde, kuhn'la bi orta nokta bulmaya çabalayıp, feyerabend'e cevap vermeye çalışarak geçmiş.
lakatos amcamız, öncelikle yanlışlamacılığı eleştirir, ancak yanlışlamacılığın ruhunu her zaman taşır. ona göre, bir kuramı reddedebilmek için; yeni kuramın, eskisinin açıkladığı her şeyi ve daha fazlasını açıklaması gerektiğini söyler. a teorisi b'den fazla bilgi açıklıyorsa, b teorisi kabul edilmeye başlanır. buna göre kuramlar arasında bir süreklilik vardır. birbirleriyle çelişmezler. birbirlerini içerirler. bu tanımla kuhn'un paradigma kavramını da reddeder ve yerine 'araştırma programlarını' ikame eder.( kuhn'un paradigmasında bilim birikimle değil, irrasyonel devrimlerle ilerler) burada ilginç olan, lakatos'un şunu da söylemesidir: 'mümkün bilimsel gözlemin nesnel olarak (ampirist bilgi kuramında olduğu gibi) yapılması gereklidir.'*
hadi tamam, kuramlar arası süreklilik tanımına bi şey demedik, yeni teori eskisinde fazla şey açıklar zırvana da bi şey demedik. ama bu son söylediğini ufak atması gerekir ki civcivler yesindir efendim. bilimsel gözlemin nesnel yapılması! bu pozitivizmin naiv bi inancıdır sevgili yazarlar. önyargılardan arınmış, tüm önceki değer, bilgi, inanç ve ya zihinde geçmişle ilgili sizi 'özne' yapan ne varsa hepsini paranteze alabilmiş bi şekilde deney yapabilmek... böyle bi şeyin konuşulduğu yerde ciddiyet olamaz efendiler.
lakatos'un disipline kattığı pek çok kavram var. en önemlilerinden biri 'rational reconstruction'. tarih yazımının kronolojiden ibaret olmadığını ifade etmekle yetinmez, bilimin gelişiminde bireylerin irrasyonel yenilikleri olsa da, tarihin, tüm irrasyonelliği “düzleyerek” günün sonunda rasyonel olarak ilişkilenen önermelerden oluşan bir evrimi göz önüne serdiğini iddia eder. dolayısıyla, bu evrimi takip edebilmek için, bilim insanlarının çalışmalarına epistemoloji penceresinden bakılmalı, ortaya attıkları tezler arasındaki epistemolojik ilişkiler tespit edilmelidir. her bilim tarihçisi kendi metodolojisini seçer, bu metodolojinin epistemolojik ilkeleri doğrultusunda tarihsel kayıtları ilişkilendirir ve “rasyonel olarak yeniden yapılandırılmış" bir tarih anlatısı üretir. burada lakatos bilimin rasyonelliğinin güvencesinin teminatı olarak bilim tarihçilerini gösterir. bilim adamının deney sürecinde rasyonel olmak zorunda olmadığını da söyler. her ne kadar lakatos bilim adamına ''saf görü'yü layık görse de, kuhn'un da dediği gibi, gözlem yapabilmek için önce bir kavramsal sistemin benimsenmesi gerektiğinden, ve bakış açısı değiştikçe fark edilen hatalar ve uyumsuzluklar da değişeceği için, kuramların birikerek gelişmesi mümkün değildir.
lakatos amcamız, öncelikle yanlışlamacılığı eleştirir, ancak yanlışlamacılığın ruhunu her zaman taşır. ona göre, bir kuramı reddedebilmek için; yeni kuramın, eskisinin açıkladığı her şeyi ve daha fazlasını açıklaması gerektiğini söyler. a teorisi b'den fazla bilgi açıklıyorsa, b teorisi kabul edilmeye başlanır. buna göre kuramlar arasında bir süreklilik vardır. birbirleriyle çelişmezler. birbirlerini içerirler. bu tanımla kuhn'un paradigma kavramını da reddeder ve yerine 'araştırma programlarını' ikame eder.( kuhn'un paradigmasında bilim birikimle değil, irrasyonel devrimlerle ilerler) burada ilginç olan, lakatos'un şunu da söylemesidir: 'mümkün bilimsel gözlemin nesnel olarak (ampirist bilgi kuramında olduğu gibi) yapılması gereklidir.'*
hadi tamam, kuramlar arası süreklilik tanımına bi şey demedik, yeni teori eskisinde fazla şey açıklar zırvana da bi şey demedik. ama bu son söylediğini ufak atması gerekir ki civcivler yesindir efendim. bilimsel gözlemin nesnel yapılması! bu pozitivizmin naiv bi inancıdır sevgili yazarlar. önyargılardan arınmış, tüm önceki değer, bilgi, inanç ve ya zihinde geçmişle ilgili sizi 'özne' yapan ne varsa hepsini paranteze alabilmiş bi şekilde deney yapabilmek... böyle bi şeyin konuşulduğu yerde ciddiyet olamaz efendiler.
lakatos'un disipline kattığı pek çok kavram var. en önemlilerinden biri 'rational reconstruction'. tarih yazımının kronolojiden ibaret olmadığını ifade etmekle yetinmez, bilimin gelişiminde bireylerin irrasyonel yenilikleri olsa da, tarihin, tüm irrasyonelliği “düzleyerek” günün sonunda rasyonel olarak ilişkilenen önermelerden oluşan bir evrimi göz önüne serdiğini iddia eder. dolayısıyla, bu evrimi takip edebilmek için, bilim insanlarının çalışmalarına epistemoloji penceresinden bakılmalı, ortaya attıkları tezler arasındaki epistemolojik ilişkiler tespit edilmelidir. her bilim tarihçisi kendi metodolojisini seçer, bu metodolojinin epistemolojik ilkeleri doğrultusunda tarihsel kayıtları ilişkilendirir ve “rasyonel olarak yeniden yapılandırılmış" bir tarih anlatısı üretir. burada lakatos bilimin rasyonelliğinin güvencesinin teminatı olarak bilim tarihçilerini gösterir. bilim adamının deney sürecinde rasyonel olmak zorunda olmadığını da söyler. her ne kadar lakatos bilim adamına ''saf görü'yü layık görse de, kuhn'un da dediği gibi, gözlem yapabilmek için önce bir kavramsal sistemin benimsenmesi gerektiğinden, ve bakış açısı değiştikçe fark edilen hatalar ve uyumsuzluklar da değişeceği için, kuramların birikerek gelişmesi mümkün değildir.
devamını gör...
hamsin soğukları
31 ocak'tan başlayıp 21 mart (nevruz) dönemine kadar süren 50 günlük soğuk döneme verilen isimdir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının dini inançları
niye merak edildiğini merak ettiğim başlıktır. toplu ayinlerde dinlere özel mi mesaj gönderilecek? (bkz: kafa sözlük her dine özel ayin kampanyası)
devamını gör...
karşılıksız aşk
en kötüsüdür. berbattır . üzüntüden midenizi bulandırır. bir umudunuz olur ama yüzde bir olan bir umut işte o sizi mahveder. böyle bir durumun içine girdiğiniz zaman yapacağınız tek şey kişiyi sevmektir . onun çevresindeki eşi dostu sevgilisi erkek arkadaşları sizi ilgilendirmemeli doğru olan budur. siz onu seviyorsunuz çünkü o kişiyi. sakın saplantılı bir şekilde ona ulaşmaya çalışmayın bu sizi terbiyesiz saygısız hatta iyi aile eğitimi almadıysanız katil birisi bile yapabilir . unutmayın bu bir karşılıksız aşk onu bağlamıyor siz sadece masumca ona aşık olmakla yükümlü olun . allah yardımcınız olsun o yüzde birlik ihtimal gerçekleşsin inşallah.
devamını gör...
yavaş konuşan insan
yıllar önce ntv kanalında gazeteci hasan cemal böyle yavaş yavaş konuşurken yanında oturan mehmet barlas dayanamayıp amma yavaş konuşuyorsun hasan demişti, ufak bir tartışma olmuştu aralarında. barlas, tartışma esnasında diğer gazeteci nuray mert 'i kastederek de küçük hanım deyince aynı anda iki pot birden kırmıştı.
devamını gör...
karaktersizlik
politiklik adı altında bolca yapılan davranıştır. evet benim de kimseyle bir sorunum yok çünkü gerektiğinden bir fazla muhatap olmuyorum bu yüzden herkesle aram iyi. ama politik insanların hayranıyım, nabza göre şerbet verenlerin hastası.* günün sonunda kazananlardır.
(bkz: 30’undan sonra farkedilen gerçekler)
(bkz: 30’undan sonra farkedilen gerçekler)
devamını gör...
izmir denince akla gelenler
daha da sıcak olacak..
devamını gör...
hala koronovirüse yakalanmamış insan
bu benimdir. ama kime sorsam sen geçirmişsindir diyorlar. geçirmedim anlamıyorlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının 14 şubat için ayırdığı bütçe
devamını gör...
otomatik leyla ekartörü
prof. dr gazi yaşargil'in beyin ameliyatlarında kullanılmak üzere tasarlamış olduğu alet. hikayesini şöyle anlatıyor kendisi:
''beyne girmek çok zordur. çünkü kafatasını açtığınızda kemiği bir külçe gibi karşınıza çıkar. fakat sizin girmek istediğiniz yer bu külçenin altındadır. hocalarımız 1920 senesinde bu külçeden çok korkmuşlar. ilk önde gidenler, ilk defa alın
kısmını yavaşça kaldırıp, şakağı kaldırıp, lobar traksiyonlar yapmışlar, yani beyin loblarını çekmişler. bizler bunu yaparken, genç asistanlara bir spatula verilir. asistan bunu elinde tutar ve belli bir dengede çeker ki hoca rahatça çalışabilsin. ben de bunu hocamdan öğrendim. en azından iki yıl o spatulayı sadece tuttum. hayatım onu tutmakla geçti. ama 10 dakika sonra bu elinizdeki mafsal bir acımaya başlar ki sormayın. o acıyı yenmek zorundasınız; çünkü yenemezseniz duramazsınız. duramazsanız ameliyatı engellersiniz. o acıyı yenip, işinizi yapmak zorundasınız. bu bir maharettir. acıya dayanmak. ben bir yandan bu görevimi yaparken düşünüyordum da: neden bunu otomatik bir şekilde tutamıyoruz diye? kızım o senelerde 6-7 yaşlarında. annesinin inciden yapılmış boyunluğunu almış, kafasından geçirmeye çalışmış. tabii bu sırada kolye kopmuş, inciler etrafa saçılmış. bana koştu. bak bunlar koptu dedi. beraberce gittik kolyeyi toparlamak için. ben, kolay olsun diye naylon ipliğe geçirdim incileri. fakat naylon ipliğe düğüm atmak çok zor. kaymaz, tutmaz, oturmaz. tam bu sırada bir parçasını çekerken bir de ne göreyim: o boncuklar teker tekerken birden bire bütün bir zincir oldu. oluşan zincir bambaşka bir kıymet demek. kendine mahsus fiziki kıymet. kendi kendine durabiliyor. işte buldum dedim. spatulanın yerine geçecek, kendi kendine durabilen şeyi. sonra o boncukları çelikten yaptılar. içerisine bir zincir soktular. bu zincire ekartör deniyor. ben ona leyla adını verdim''
anlaşıldığı üzere leyla, gazi yaşargil'in kızının ismidir. gazi yaşargil'in bir de oğlu vardır: can. onun hikayesi ise bambaşkadır...
''beyne girmek çok zordur. çünkü kafatasını açtığınızda kemiği bir külçe gibi karşınıza çıkar. fakat sizin girmek istediğiniz yer bu külçenin altındadır. hocalarımız 1920 senesinde bu külçeden çok korkmuşlar. ilk önde gidenler, ilk defa alın
kısmını yavaşça kaldırıp, şakağı kaldırıp, lobar traksiyonlar yapmışlar, yani beyin loblarını çekmişler. bizler bunu yaparken, genç asistanlara bir spatula verilir. asistan bunu elinde tutar ve belli bir dengede çeker ki hoca rahatça çalışabilsin. ben de bunu hocamdan öğrendim. en azından iki yıl o spatulayı sadece tuttum. hayatım onu tutmakla geçti. ama 10 dakika sonra bu elinizdeki mafsal bir acımaya başlar ki sormayın. o acıyı yenmek zorundasınız; çünkü yenemezseniz duramazsınız. duramazsanız ameliyatı engellersiniz. o acıyı yenip, işinizi yapmak zorundasınız. bu bir maharettir. acıya dayanmak. ben bir yandan bu görevimi yaparken düşünüyordum da: neden bunu otomatik bir şekilde tutamıyoruz diye? kızım o senelerde 6-7 yaşlarında. annesinin inciden yapılmış boyunluğunu almış, kafasından geçirmeye çalışmış. tabii bu sırada kolye kopmuş, inciler etrafa saçılmış. bana koştu. bak bunlar koptu dedi. beraberce gittik kolyeyi toparlamak için. ben, kolay olsun diye naylon ipliğe geçirdim incileri. fakat naylon ipliğe düğüm atmak çok zor. kaymaz, tutmaz, oturmaz. tam bu sırada bir parçasını çekerken bir de ne göreyim: o boncuklar teker tekerken birden bire bütün bir zincir oldu. oluşan zincir bambaşka bir kıymet demek. kendine mahsus fiziki kıymet. kendi kendine durabiliyor. işte buldum dedim. spatulanın yerine geçecek, kendi kendine durabilen şeyi. sonra o boncukları çelikten yaptılar. içerisine bir zincir soktular. bu zincire ekartör deniyor. ben ona leyla adını verdim''
anlaşıldığı üzere leyla, gazi yaşargil'in kızının ismidir. gazi yaşargil'in bir de oğlu vardır: can. onun hikayesi ise bambaşkadır...
devamını gör...
günler aylar yıllar
yan lianke kitabıdır.
vaz geçmek de devam etmek de sizin elinizde. kalıp savaşabilirsiniz de terk edip gidebilirsiniz de. yeni bir şeyler üretip yaşamı sürdürmek de her şeyi bırakıp yeni bir başlangıç yanılsaması yaşamak da sizin elinizde. ama seçim ne olursa olsun doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi yapmaya gayret edin. ve doğanın size verdiği işaretleri asla göz ardı etmeyin.
çok yaşlı olmanız hiçbir şeyi değiştirmez. nazım ustanın dediği gibi bir zeytin ağacı dikin, belki siz büyüdüğünü görmezsiniz ama görenler olacaktır. ne zaman öleceğiniz belirsiz. o zaman her an ölecekmiş gibi yaşamaktansa hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak yeğdir.
yanınızda kimse olmayabilir. belki sadece sizin kadar yaşlı bir köpek. hatta bu köpek kör bile olabilir. onun sizin eşitiniz olduğunu aklınızda tuttuğunuz sürece asla yalnız kalmazsınız. onun da en az sizin kadar yaşama hakkı olduğunu unutmazsanız insan olma yolunda emin adımlar atıyor olacaksınız. kör bir köpek eğer sizin arkadaşınızsa o kurak köyde her şeye kafa tutabilecek kadar kalabalık olabilirsiniz.
size umut verecek hiçbir şey kalmamış olabilir. belki bir mısır fidesi. açlıktan ne yapacağınızı şaşırmış, susuzluktan kurumuş olabilirsiniz. ama içinizde bir gün o mısır fidesinin büyüyeceğine dair bir umut yeşermişse gücünüz arttıkça artacaktır. ve sizin o mısır fidesine verdiğiniz emek hiçbir şey olmayacaksa da kahramanlık dolu mezarınıza gölge yapacaktır bir gün.
günler, aylar, yıllar sonra tekrar okumak istiyorum bu kitabı. o günlerde, o aylarda, o yıllarda bana umut verdiğini düşünerek.
vaz geçmek de devam etmek de sizin elinizde. kalıp savaşabilirsiniz de terk edip gidebilirsiniz de. yeni bir şeyler üretip yaşamı sürdürmek de her şeyi bırakıp yeni bir başlangıç yanılsaması yaşamak da sizin elinizde. ama seçim ne olursa olsun doğru olduğunu düşündüğünüz şeyi yapmaya gayret edin. ve doğanın size verdiği işaretleri asla göz ardı etmeyin.
çok yaşlı olmanız hiçbir şeyi değiştirmez. nazım ustanın dediği gibi bir zeytin ağacı dikin, belki siz büyüdüğünü görmezsiniz ama görenler olacaktır. ne zaman öleceğiniz belirsiz. o zaman her an ölecekmiş gibi yaşamaktansa hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak yeğdir.
yanınızda kimse olmayabilir. belki sadece sizin kadar yaşlı bir köpek. hatta bu köpek kör bile olabilir. onun sizin eşitiniz olduğunu aklınızda tuttuğunuz sürece asla yalnız kalmazsınız. onun da en az sizin kadar yaşama hakkı olduğunu unutmazsanız insan olma yolunda emin adımlar atıyor olacaksınız. kör bir köpek eğer sizin arkadaşınızsa o kurak köyde her şeye kafa tutabilecek kadar kalabalık olabilirsiniz.
size umut verecek hiçbir şey kalmamış olabilir. belki bir mısır fidesi. açlıktan ne yapacağınızı şaşırmış, susuzluktan kurumuş olabilirsiniz. ama içinizde bir gün o mısır fidesinin büyüyeceğine dair bir umut yeşermişse gücünüz arttıkça artacaktır. ve sizin o mısır fidesine verdiğiniz emek hiçbir şey olmayacaksa da kahramanlık dolu mezarınıza gölge yapacaktır bir gün.
günler, aylar, yıllar sonra tekrar okumak istiyorum bu kitabı. o günlerde, o aylarda, o yıllarda bana umut verdiğini düşünerek.
devamını gör...
okan bayülgen'in aşı açıklaması
(bkz: dışarıda içine ne katıyorlar bilmiyoruz) diyen anne evhamı içeren garip açıklama...
devamını gör...
yazarların mahlaslarının anlamı
saatlerce düşündükten sonra aklıma bir şey gelmemesiyle ortaya çıktı pek ahım şahım bir anlamı yok.
devamını gör...
yeni nesil polislerin kendini ilah sanması
evet özellikle son 4 senede bu tür iyice artış gösterdi. genelde gençler ve uslupları bakışları insanı tahrik eder nitelikte.
hani kimlik soruyolar al diyoruz, yetkisini sorgulamıyoruz falan ama inatla seni tahrik etmeye çalışmaları bak akıllı ol takarım kelepçeyi gibisinden lafları artık baymaya başladı. bir düğme kamerası falan alıp bu tipleri ifşa etmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladım.
sırf böyle insanlıktan nasibini alamamış tipler yüzünden işini hakkaniyetle yapmaya çalışan birçok polisimize kötü gözle bakılabiliyor.
hani kimlik soruyolar al diyoruz, yetkisini sorgulamıyoruz falan ama inatla seni tahrik etmeye çalışmaları bak akıllı ol takarım kelepçeyi gibisinden lafları artık baymaya başladı. bir düğme kamerası falan alıp bu tipleri ifşa etmeyi ciddi ciddi düşünmeye başladım.
sırf böyle insanlıktan nasibini alamamış tipler yüzünden işini hakkaniyetle yapmaya çalışan birçok polisimize kötü gözle bakılabiliyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
split
gerçek yaşam öyküsüne dayanan filmde çoklu kişilik bozukluğu yaşayan birinin hayatı anlatılıyor.
bu bana biraz da sınır sadece insanın zihnindedir sözünü hatırlattı. psikoloji ile ilgilenenler için bence izlenmesi gereken gerilim dolu bir film.
bu bana biraz da sınır sadece insanın zihnindedir sözünü hatırlattı. psikoloji ile ilgilenenler için bence izlenmesi gereken gerilim dolu bir film.
devamını gör...


