insanları çok önemli, pek mühim, en değerli canlı sanmak.

acı ama gerçek olan ise, kozmik büyüklük içerisinde bir hiç olamayacak kadar minik yaşam süresi, bir toz tanesi olamayacak kadar küçük boyutu ile, evrenin mikrobu bile olamayacak kadar değersiz olduğumuz.
devamını gör...

ozzy osbourne’ un no more tears,
rush (grup)’ ın tom sawyer
ve akabinde barış manço’ nun dönence parçalarını dinlediğinizde bu sakıncalı düşünceden arınırsınız. merak etmeyin. *
devamını gör...


sezen aksu-son bakış.
devamını gör...

yeğenime (3) kolundaki benlerin adının ben olduğunu anlatmaya çalışıyorum. ben dediğim için onun kolundakini sahiplendiğimi sanıyor galiba, ''senin değil benim'' diye usteliyor. ben buna gülünce de sinirleniyor, bir süredir bu konuda tartışıyoruz ama fikrinde ısrarcı..
devamını gör...

sana gitme demeyeceğim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.

sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.

sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia.

özdemir asaf
devamını gör...

başka şarkı kesmez beni.
devamını gör...

travail, opium unique

"çalışma, biricik afyon" anlamına gelen ifade. ingilizcede "work, (a) unique opium" anlamına gelir. "work, the one and only drug" olarak da ifade edilebilir.

richard sennett'in zanaatkâr adlı kitabı bu ifadeyle başlar. olumlu anlamda kullanılmıştır.

farklı anlamda muadil bir betimlemeyi karl marx yapmıştır. marx "die religion ... ist das opium des volkes" (din, toplumların afyonudur) derken, afyonu sınıflararası tahakküm aracı olarak olumsuz anlamda kullanmıştır.

diğer taraftan homeros, zanaarkârların usta tanrısı hephaistos için yazdığı destanda zanaati topluma mal etmiştir. destanda zanaatkâr için, demioergos kelimesi kullanılır. bu da demios (kamu) ve ergon (üretken) kelimelerinden oluşur. bu açıdan marx'ın toplumun afyonu olarak nitelediği din'den farklı olarak, biricik afyon olarak çalışma toplum için uygarlaştırıcıdır.

farklı bir ifadeyle inanç merkezli yaşayanlara şöyle denilebilir: "tanrıyı düşünmek yerine, tanrının yarattığı dünya ve toplum için tanrı adına çalış!"

sonuç olarak marx'ın din için kullandığı afyon kavramı ile ve travail, opium unique ifadesinde çalışma kavramına aftedilen afyon kavramında farklı anlamlar vardır. fakat bu, yalnızca tasvirdeki farklılıktan kaynaklanır. çünkü marx da çalışma kavramını, benzer bir açıdan yaklaşarak, "kişinin kendisini yarattığı" bir eylem olarak tanımlamıştır.
devamını gör...

hiç bir canlı vahşi doğmaz vahşi yetiştirilir, maalesef bu ırk özelliği gereği insana ya da başka bir canlıya ciddi derecede zarar verme potansiyelinde, ama sahipleri genelde bunu anlama kapasitesine sahip değil.

5237 sayılı türk ceza kanunu'nun 177. maddesine göre, gözetimi altında bulunan hayvanı başkalarının hayatı veya sağlığı bakımından tehlikeli olabilecek şekilde serbest bırakan veya bunların kontrol altına alınmasında ihmal gösteren kişi, altı aya kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacaktır.

5199 sayılı hayvanları koruma kanunu 01.07.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.söz konusu kanunun 14. maddesinin (l) bendinde; “pitbull terrier, japanese tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklâmını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek yasaktır”
devamını gör...

alice cooper'ınki tertemiz bir bdsm şarkısıdır.

"i hear you calling and it's needles and pins,
i wanna hurt you just to hear you screaming my name."
devamını gör...

üst edit: okuduğu bölüm sinema ile ilgili olmayı bırak yanından bile geçmeyen ve sadece film izleyecek boş zamanı olan -kısaca hayatsız- biri tarafından hazırlandığı için asla ama asla içindeki 200 filmin her birinin iyi olduğu kesin olmayan bir liste bırakıyorum buraya. muhtemelen 30 tanesi hariç -onları yazmazsam içimde kalırdı diye yazdım- herkesin kesin izlediği filmleri koymamaya özen gösterdim çünkü hem radyo yayını için faydam dokunsun hem de izleyecek film bulamayanlar için yardımcı olur. liste tamamen karmaşık her türden film var yani konusuna veya türüne bakmadan film açıp ya ben ailemle izleyecektim porno çıktı bu diyerek başımın etini yiyen olursa bozuşuruz, bu liste ken park filmi ile başlıyor arkadaşlar...

ben ken park önerebilirim ama siz onu bu şartlar altında inceleyebilir misiniz bilemiyorum.* o yüzden onun yerine belki equilibrium, santa sangre, spalovac mrtvol, the last seduction, la historia oficial, god on trial olabilir. 60'lara gidelim dersek le trou tadından yenmez. az bilinen bir şaheser olan un condamne a mort s'est echappe ou le vent souffle ou il veut olabilir. he was a quiet man, get out veya 70'lere gidersek vanishing point olabilir. nolan'ın following filmi bana kalırsa izlenmeden ölünmemesi gereken listesine elinin tersi ile geçirip gider öyle güzel. ghostdog: the way of the samurai ve tarantino'nun jackie brown filmi de listenin başını bence garanti çekerdi. the class yine rahat girer gibi listeye. romeo is bleeding için kararsızım. citizen kane, zodiac, the turin horse olabilir. bu listeye donnie darko eklersem lost highway eklemediğim için utanmam gerekir onu da sıkıştırıyorum araya bir yere. good bye lenin, in bruges, high noon, the magnificent seven hatta direkt shichinin no samurai. butch cassidy and the sundance kid, chinatown ve normalde listeye sondan başlasam bile eklemezsem içimde kalacak olan goodfellas.

not: asla film zevki olduğunu iddia etmeyen biri tarafından acele ile karalanmış bir listedir ciddiye alınması önerilmez. sevdiğim çoğu filmi zaten yazacaklarını bildiğimden eklemiyorum yoksa bu liste quentin tarantino, david fincher, béla tarr ve stanley kubrick filmografisine dönerdi.* kubrick demişken paths of glory ve full metal jacket ekleyeyim kenara köşeye eğer unutulursa diye. 70'lerde çekilmiş catch-22 fena olmaz ama kitabı okumayanlar için film zaten koca bir karmaşa o öyle çok düşülmesi önerilen bir bataklık değil. un condamne a mort s'est echappe ou le vent souffle ou il veut önerip cool hand luke yazmamak yine büyük ayıp onu da ekleyeyim. hatta aslında escape from alcatraz da olabilir. don siegel filmlerinden söz açılmışken şuraya hell ıs for heroes gibi bir şaheseri de bırakıyorum. daha fazla paul newman görmek isteyen bünyeler için the long, hot summer, the verdict ve the hustler kesinlikle izlenmesi gereken listesinde.

ben burayı aklıma geldikçe güncellerim.

edit: çöplük gibi olan film arşivimi açtım sevgili yazarlar hepimize geçmiş olsun dileklerimle. neo-noir, hapishaneden kaçış, dram, komedi, mahkeme filmi, western, spaghetti western, bilim kurgu vs. demeden karmakarışık bir liste, ben bu listeyi 11 yıldır zahmet edip bir kere türüne göre düzenlemedim şimdi de düzenleyebilecek potansiyeli kendimde görmeyerek başlıyorum.*

annie hall, sin city, barry lyndon ve raging bull ile açılışı yapıyorum. before the devil knows you’re dead ve drugstore cowboy yine listenin ortalarında bence kendine güzel bir yer edinir. the color of money, devil's advocate, watchmen, trainspotting, the life of david gale, kynodontas, the magnificent ambersons hatta belki the lobster bile zorlasa neden olmasın. hiç seven, fight club veya taxi driver yazmama gerek yok hepimiz izledik teşekkürler. lotr -allah belanı versin peter jackson- veya harry potter hakkında da tek kelime etmek istemiyorum veya godfather ya da interstellar hakkında da ama klişeler klişesi bile olsa a clockwork orange bu listede olmayı bence hak ediyor. memento, 12 angry men ve repulsion yazmamış olabilirim önceden yazdıysam iki kere izlemekten zarar çıkmaz. sleepers, rope, north by northwest, the birth of a nation, rashomon, to kill a mockingbird yine klişenin dibini sıyırarak eklediğim filmlerden. sigaramı bitirir devam ederim ben listeye birazdan.*

edit2: stalker ve los cronocrimenes ile devam edelim hatta andrey tarkovski demişken the killers yine gölgede kalmış efsanelerdendir, izlemeden ölürseniz gözünüz arkada kalır muhtemelen. voyage in time yine bence listenin sonlarında pastanın üzerindeki çilek gibi duracak bir film. o kadar tarantino dedik, kan dedik, komedi unsuru yüksek vahşet dedik ama gidip reservoir dogs ekleyeceğim çünkü neden olmasın. primal fear, the judge hatta belki de listenin en şahane filmi olmaya aday the thirteenth floor yine yazmasam delirecektim tadında ufak bir ekleme. reversal of fortune, cache, road to perdiction, higher learning, american history x, jubei ninpucho, this is england belki bilindik ama yazılmazlar diye kıyamayıp ekliyorum. in cold blood, being john malkovich, le chat du rabbin, trumbo, the hateful eight, murder in the first, the aviator, le professionnel şimdilik ekleyeceklerimden. çok yoruldum sözlük, üşenmezsem sonra yine güncellerim.

edit3: presume coupable, persona, the last temptation of christ, otherlife, bad lieutenant, the rainmaker, pitch black, the endless, the holy mountain, frequency, the butterfly effect, mr. nobody olabilir. yani bu listeye girmez ama fena film olmadığı için belki looper. mulholland dr., lethal weapon, eyes wide shut, total recall, minority report, psycho, beetlejuice, manhunter, whiplash, the fly, scott pilgrim vs. the world, level 16, amour diyerek listeyi geçici bir süre burada noktalıyorum. üşenmezsem gece yazarım devamını, yani umarım yazarım.

edit4: knights of the south bronx ile devam edeyim hatta sevimli bir satranç filminden sonra "senin satranç oyununda yaşıyordum ama sen kuralları değiştirip duruyordun" tadında güzel bir dram filmi the broken circle breakdown iliştireyim şuraya. allahın belası felix van groeningen -bana sağlam bir psikoloji borçlusun belçikalı- filmlerinden devam edersek de helaasheid der dingen yine ağlanacak halinize gülmeye zorluyorlar beni tadında bir film. satranç dedik, film falan dedik, izlemeden ölmeyin dedik o yüzden the luzhin defence ve bobby fischer against the world hadi hatta belki bir parça da pawn sacrifice ve searching for bobby fischer olur. gegen die wand, seven pounds, pandoranın kutusu veya insanı televizyonun içine çekip suratını dağıtan incendies yine oldukça güzeldir. yine yazmasaydım delirecektim temalı bir film olarak django unchained.

tarantino batağına girdiğimde çıkamadığım için adamın filmografisini yazayım da şuraya kurtulayım.* buradan sonrası tamamen tarantino batağı, ben uyarayım da sonra ne boş yaptın demesinler. tarantino filmlerini iki bölüme ayırabiliriz aslında;
realer than real ve movie movie veya diğer adıyla movie in movie. aslında elmore leonard universe, shaft un. falan da var ama çok kafa karıştırmasın. bunları ikiye ayırıyorum çünkü gerçeklikten biraz daha uzak, komedi unsuru yüksek vahşet filmlerini sevenlerle daha gerçekçi filmleri seven insanlar var ve tarantino'nun istisnasız her filmi ölmeden önce izlenilecekler listesine gandalfgiller torpili ile altın yıldızlı olarak gireceği için olur da işsizin biri buraya kadar okumuşsa diye kolaylık sağlamak istiyorum. hızlıca realer than real ve movie movie nedir onu da açıklamam gerekirse eğer ikisi de kendine ait evrenler ama movie movie daha çok realer than real evreninde yani tarantino gerçekliğinde sinemada izlenen filmler gibiler. yani nasıl biz gidip sinemada film izliyorsak realer than real evreninde geçen filmdeki bir karakter de aynı şekilde movie movie evreninde geçen bir filmi gidip sinemada izleyebiliyor.

not: listede sadece yönetmenliğini tarantino'nun yaptığı filmler değil senaryosunu yazdığı filmler de var.

realer than real: once upon a time in hollywood, true romance, pulp fiction, inglorious basterds, django unchained, reservoir dogs natural born killers. not: django biraz muğlak ama shaft evreni ile bağlantısı var diye onu da eklemek gerek bence.

movie movie: from dusk till dawn i-ii-iii, kill bill vol1-vol2, death proof, the hateful eight.

hatta tarantino/ rodriquez evrenini de buraya iliştireyim, her film izlemeden ölünmemesi gereken listesinde. neden çünkü ben seviyorum ve bu benim listem.*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kaldığımız yerden devam edelim. nightcrawler, apocalypto, the children of huang shi, sliding doors, les misérables, blinkende lygter, nineteen eighty four, le battement dailes du papillon, 13 tzameti, airlift, nun va goldoon, el cuerpo, awake, blood simple., everything is illuminated, the darwin awards, a shot at glory listenin sonlarında belki biraz zorlarsak ortalarında kendine yer bulabilir. coherence yazmadıysam şimdiye kadar ayıp bana. hamlet liikemaailmassa ile şimdilik ufak bir su molası veriyorum, ben de insanım sözlük. üstelik üşengeç bir insan.

edit5: ariel ve legends of the fall ile başlayalım. aslında teen slasher batağına da düşebilirdik ama onu da sevmeyeni tam sevmiyor boşuna küfür yemeye gerek yok tanımadığımız insanlardan. mandariinid, the raid 2 berandal, voskne mennesker, the treasure of silver lake, yojimbo, a nightmare on elm street*, drag me to hell, cidade de deus, deutschstunde, carrie, secret window, sweeney todd: the demon barber of fleet street, sleepy hollow, ocean's eleven, scarface, ocean's twelve, 12 years a slave hatta aslında ismi bile psikolojik olarak çökmeme sebep olan a river runs through it bile olur ya. the evil dead, l'instinct de mort, germinal, dirty harry, in the line of fire, salmer fra kjøkkenet, the conjuring olabilir. beni 30'lu yılların sonuna gönderin diyen sıkıntılı arkadaşlarımız için metropolis ekliyorum buraya hatta hazır siberpunk demişken ex machina, westworld*, strange days, existenz, johnny mnemonic, a.ı. artificial ıntelligence falan da ekleyelim çünkü neden olmasın. wazir, a nyomozo, rosemary's baby, mad max beyond thunderdome, vozvrashcheniye, 12*, trilogia i to livadi pou dakryzei, insomnia, hereditary, les invasions barbares, 11 14, being ron jeremy, ultimo metro. pred dozhdot, la migliore offerta ve x-men serisinin tamamı.*
devamını gör...

eğitip büyütmek hoş bir tabir değil bence. değiştirmek, iyi etmek, hoş birine dönüştürmek diyebiliriz. ayrıca, eğitip büyüteceksek doğurmayı yeğlerim.
devamını gör...

herhangi bir inanç.. farketmez tüm inançlar soyuttur.
kişinin inancı ne olursa olsun; inancıyla ve inancına bağlı ritüelleriyle alay etmek ahlaksızlık, edepsizlik ve şerefsizliktir.

evrensel ahlak ve görüşün dışında adi bir eylemdir.

altta biri hakaret ve sövmeyi "ifade özgürlüğü" olarak algılıyor.. yarın başka bir başlık altında kendi fikrini eleştirecek.
"türk'ten ateist olmaz.. olamaz" irtifa düşük.

ilave: müslümanın rabbi "onların ilahlarına sövmeyin" der.. işte islam ile fırdöndü ahlak arasındaki fark.
devamını gör...

yine serbest atış mahalline dönmüş ortalık.. 'klasik ortadoğu dinleri sebebiyle cehennem tasavvuru hep sıcaktır' önermesi artık bi küfür şeklini almış durumda. hint mitolojisinde naraka var tamas var, iskandinavlarda niflheimr, dante'de milton... hangisini sayıyım, bunların hepsi soğuk cehennem. kaldı ki dinlerde de cehennem anlayışı tabaka tabaka ve soğuk bölümler var. dinler mitolojidir diyecekseniz deyin ama destekli deyin agalar paşalar..
devamını gör...

benimdir,
bence meşgul insandır, kafasını kurcalayan işleri vardır, o yüzden o noktalardan uzaklaşamaz, sabırsızdır, çatlayan insandır,
genelde tamamlamaya çalıştığım bir şeyler olduğundan, benimkiler (yakın arkadaşlarım) alışkındır, watsup tan direk fotoğraf atarım önce, arkasından en az 3 soru..
sanki zaten yanyana duruyormuşuz da, şuna bir baksana der gibiymişim..

bu arkadaşlar kimya, mühendislik ve mimarlık eğitimi almış kişiler genelde, buluştuğumuzda da 1 saniyede filan he iyiyim diyip, kafada sorular kaynıyor çünkü, yüzüne bakmadan, yine direk fotoğraf, çantadan malzeme parçasını çıkarıp filan, aynı sorular, ki genelde benim deneylerim için buluşmuş oluyoruz, çünkü merak ettiğim şeyi söyledikten sonra geçmiş olsun, artık onlarda kurtlanmıştır...
buna kaynak yapılırmı, senin atölyede bunu kesebilirmiyiz, bu malzeme bununla karışırmı, bu erirmi, bu bükülürmü gibi..
bu tarz kafalar..

ben zehiri verdikten sonra biraz rahatlarım :) çünkü biliyorum, internetteki bilgilerle çözülemeyecek bir şey bulmuşumdur, ve onlarda duyduktan sonra uykuları kaçmıştır, aniden bir mesaj gelir yada telefon, aynen açar açmaz direk selamsız sabahsız, şöyle girer konuya arkadaş,

-şimdi sen o bilmemneleri alıyosun şurda buluşuyoruz, bende de şu var o işi şöyle halledicez
ben : ok, geliyorum.

ya da
ben : alo
-şimdi senin o kalıbı şöyle çeviriyosun, şununla olur o ancak, onun içinde şurda şu usta bilmem ne..
ben : ok

daha sonra :
-sen iyimisin napıyosun
ben : iyiyim bi yaramazlık yok, işte bir şu işi halledemedim oda niye olmadı anlamadım, ona bir daha baksakya tekrar, nasıl yapıcaz...
(tekrar döneriz yine atölye işlerine :)

onlarda sağolsun alıştılar hemen cevap verirler, çünkü cevap gelmezse arayacağımı da biliyorlar :/
devamını gör...

eski şarkılar ne güzeldi

devamını gör...

şuraya bi vicdan azabı bırakayım, kendi imalatım hem. o anlar*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

niye utansın kardeşim diyerek hayretlik belirtimi sunduğum başlıktır. misal ben cadılar bayramı, paskalya bayramı,noel bayramı gibi inancım dışındaki bayramları da kutlarım. çünkü o bayramın kutsal olduğuna inanan insanlar var.
devamını gör...

aşağıdaki sporlar ile ilgili turnuvalar giderek yaygınlaşıyor. kimbilir belki 1. kafa sözlük olimpiyat oyunları düzenleninceye kadar yeni enteresan sporlar da çıkar.
eş taşıma: kadın partnerinizi sırtınıza alıp, farklı parkurlardan oluşan yarışı birincilikle tamamlamaya çalışıyorsunuz. partnerinize ve de kendinize güveniyorsanız, finlandiya’nın sonkanjärvi kentinde düzenlenir.

bossaball: plaj voleyboluna bir alternatif olarak çıkan bu oyunun prensibi büyük bir trombolin (şişme tramplen) üzerinde voleybol, futbol ve latin danslarının karışımından oluşan hareketlerle müsabakayı kazanmak.

yastık savaşı: pijamayla yapılan bu aktiviteye katılanlar, koruyucu giysiler, dizlik ve dirseklik giymek zorundalar. yarışmaların galibi ise oyundaki dayanıklılık ve tekniğe göre belirleniyor.

bacak tekmeleme: ingiltere’nin gloucestershire bölgesi çıkışlı olan bacak tekmeleme (shin kicking) adlı sporun temelleri, 1600’lü yıllara dayanıyor. ingilizler, bu oyunu, o kadar kendi tarihlerinin ve geleneklerinin bir parçası olarak görüyorlar ki; bu sporun olimpiyatlarda yer alması için, olimpiyat komitesine başvuruda bile bulundular. ancak komite, bu sporu biraz şiddetli buldu.

cable wakeboard: elinizde ip, ayağınız ya da poponuzun üzerinde bir boardla bekliyorsunuz. makara dönüyor, ip geriliyor. sonra yarış başlıyor. makara sistemine dayalı bir parkurda kiteboard ve snowboard'un bir sentezi.

zorbing: plastik büyük bir topun içine girip bağlantılarla sabitlendikten sonra yamaçtan aşağı yuvarlanıyorsunuz. tehlikeli görünse de sıfır risk taşıyan bu sporu yapanlar çok zevkli olduğunu söylüyor.

merdiven tırmanma: merdiven tırmanarak spor yapmayı alışkanlık hâline getirmiş bir grup insan bir araya geliyor ve birlikte, 70 kat ve üzerindeki binalara tırmanmaya çalışıyor. empire state binası, chicago wills kulesi, tayvan kulesi gibi mekânlar, yarışma için en çok seçilen yerler arasında yer alıyor.

ayak voleybolu: "sepak takraw" olarak bilinen bu sporda üçer kişilik 2 takım, voleybolun aynısı olan sporu ellerini hiç kullanmadan ayaklarıyla yapmaya çalışıyorlar. bu file sporu büyük güç, konsantrasyon ve yetenek gerektiriyor.

yamakasi: luc besson'un aynı adlı filminden ilham alan bu sporda hiç bir ekipman kullanmadan oradan oraya sıçranıp atlanıyor, damdan dama geçiliyor.

unicycle: bir sirk maymununa benzediğiniz bu aktivitede tek tekerlekli bisiklet üzerinde hokey oynamak, yoga yapmak, yarışmak gibi istediğiniz aktiviteyi gerçekleştirebiliyorsunuz.

peynir yuvarlama: ingiltere'nin brockworth kentinde her yıl geleneksel olarak yüzlerce katılımcıyla yapılıyor. yarışmacılar bir yamaçtan aşağıya deli gibi koşarak, yuvarlanan yerel dev peyniri yakalamaya çalışıyorlar.

satranç boksu: hollandalı lepe rubingh'in, fransız çizer enki bilal’in satranç ve boksu birleştirdiği öyküsü “froid équateur (soğuk ekvator)”dan etkilenerek 2003 yılında spor dünyasına kazandırdığı satranç boksunda ringe çıktıktan sonra, hem birbirlerine vuruyor hem de satranç oynuyorlar.

bataklık futbolu: ilk dünya şampiyonası 1998 yılında finlandiya’da yapılan bataklık futbolu, 2000 yılından itibaren, ingiltere ve iskoçya’da da oynanmaya başladı. deterjan reklamlarına malzeme olacak cinsten bir çamurun içinde oynanan bu oyuna kadınlar da turnuvalara katılıyor.

bataklık dalışı: herhangi bir bataklıkta, düz bir parkurda, gözlük ve şnorkel takan yüzücüler yarışıyorlar. ancak klasik yüzme metotları yasak, sadece yunus gibi ayaklar kullanıp kıvrılarak yüzülmesine izin var.

gelincik saklama: bu sporda, bir hayvan olan dağ gelinciğini (ferret) paçalarını ayak bileğinize bağladığınız beyaz pantolonunuzdan içeri atıyorsunuz ve onu orada, mümkün olduğunca uzun bir süre tutuyorsunuz. bu spor için her yıl, ingiltere’nin york bölgesinde özel bir turnuva düzenleniyor. gelincikler ısırır ve beyaz pantolonunuzu kanlar içinde bırakabilir, dikkatli olun.

ekstrem ütücülük: 1997 yılında leicester'lı fabrika işçisi hans meimban’ın icat ettiği bir spor olan ekstrem ütücülük; havada, karada, dağda veya suda ütü yapmak isteyen çılgın insanların sporu olarak görülüyor. sporun ilk turnuvası, 2002 yılında, almanya’da yapıldı ve yarışmacılar; hurda bir otomobilde, ağaç tepesinde ve sörf yaparken ütü yapmaya çalıştı.
devamını gör...

fevkalade
kafi
alâ
velhasıl
devamını gör...

sözlükte yetkili olmak zordur. sürekli kontrol altında tutman gerekir. neredeyse yazılan her yazıya bakman lazımdır. sürekli çoklu ip kontrolü gerektirir. ve bütün bunlar yetmezmiş gibi mesajla gelen şikayetler de cabası. şu yazar saçımı çekti. şu gaz çıkardı gibi şikayetlerle uğraşmak gerekir.
tabi birde yazarlar tarafından dışlanma söz konusudur. sevmezler sizi. halbuki sadece görevini yapıyorsundur. o başlığı yada o yorumu niye sildin lan diye bir mesajla adrenalin tavan yapar. halbuki sadece görevini yapmıştır.
bunların dışında sözlüğün daha kaliteli hale gelmesini sağlamaya çalışırlar. sürekli fikir üretmek zorundadırlar. daha geniş kitlelere ulaşma çabası da cabasıdır.

kolay gelsin sizlere
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim