aztek ölüm düdüğü
çalınca adeta acıdan çığlık atan bir adam sesi çıkartan, bence oldukça korkunç bir düdük.
ama tabii, aztek ritüellerinde canlı canlı insan kalbi çıkarıldığını bildiğiniz zaman, bu yine hafif kalıyor. yine de bu ritüellerin sanırım en masumuna bile şahit olmak istemezdim.*
ama tabii, aztek ritüellerinde canlı canlı insan kalbi çıkarıldığını bildiğiniz zaman, bu yine hafif kalıyor. yine de bu ritüellerin sanırım en masumuna bile şahit olmak istemezdim.*
devamını gör...
normal sözlük - koruncuk vakfı yılbaşı hediye ve yardım etkinliği
ekip yine yardimlasma konusunda tam on ikiden vurdu. bu ne guzel bir kampanya boyle! yardimlasmak, birinin gonlune dokunmak cok guzel de, soz konusu bir de cocuklar olunca mesele ayri anlamlasiyor. kimsenin kayitsiz kalmayacagina inaniyorum, ozellikle bu koronalı gunlerde cocuklari sevindirmek ayri bir anlamli sanki. ..
devamını gör...
suşi
insanlar duyunca ıyyy içinde çiğ balık var diyorlar lakin işin aslı öyle değil.
sadece salatalık ile yapılan veya pişmiş balıklar ile yapılan sushi lerde mevcut. tabi tat olarak herkese hitap etmiyor ama bence mutlaka deneyin, denemeden sevip sevmeyeceğinizi bilemezsiniz.
.
nigiri :sıkıştırılmış pirinç topunun üzerine ince dilim çiğ balık (sashimi) ya da başka bir deniz mahsulü koyulmasıyla yapılır. genellikle dilbalığı, karides ya da somon kullanılır.
ince bir dilim deniz yosunu ile malzemenin pirinç topundan düşmemesi sağlanabilir.
sashimi: altında pilavı pirinci olmayan balık sunumudur. ince dilimler halinde servis edilir, genelde ton, yağlı ton ve somon tercih edilir ancak levrek, ahtapot v.b balıklardan da sashimi yapılabilir.
maki en bilinen sushi türlerinden biri olan maki, bambudan yapılan hasırlarda sarılır. çeşitli balık ve sebzelerin pirince sarılması ile yapılır. sushi diyince aklımıza gelen görüntüye sahiptir kendileri.
inside out maki maki sushinin pirincin dışta yosunu içte olmasıdır.
kappa maki salatalık ile yapılan makidir. içerisinde pirinç ve salatalık bulunur.
gunkanmaki daha oval şekilde deniz yosununa sarılan pirinçlerin üzerine balık ya da balık yumurtası kondurulur, bunun ismi gunmanki olur. diğerlerine göre biraz daha büyüktür. ismi savaş gemisi (warship) olarak da geçer
kani maki yengeç eti veya yengeç surimiden yapılır.
ebi maki karides ile yapılan makidir.
surimi surimi, japoncada “kıyılmış balık” anlamına gelir. genelde mezgit balığı tercih edilir ve belirli maddeler karıştırılarak sahte yengeç etine dönüştürülür.
unagi maki yılan balığı ile yapılan maki
california roll yengeç, avokado, salatalık ve balık yumurtası ile hazırlanır. son derece ferahlatıcı ve hafif bir tadı olması sebebiyle, asya lezzetlerine alışık olmayan damak tatlarının gönlünü çalabilmektedir
spider roll kızartılmış yengeç, salatalık, balık yumurtası, marul ve avokado ile hazırlanır. daha yoğun lezzetteki tadının arkasındaki sır ise baharatlı mayonez kullanılmasıdır
philadelphia roll kızartılmış somon, bu sushinin ana malzemesidir. diğer sushi çeşitlerine göre çok daha farklı bir tada sahip olmasındaki nedenler ise krem peynir ve salatalıkla hazırlanmasıdır.
.
.
.
.
.
kendi adıma konuşacak olursam tam bir sushi aşığıyım. ama maalesef fiyatlar ortada 6 adet maki en az 20 tl den başlıyor. evde yapıcaz mecbur. yaparsam mutlaka başlık açarım.
sadece salatalık ile yapılan veya pişmiş balıklar ile yapılan sushi lerde mevcut. tabi tat olarak herkese hitap etmiyor ama bence mutlaka deneyin, denemeden sevip sevmeyeceğinizi bilemezsiniz.
.
nigiri :sıkıştırılmış pirinç topunun üzerine ince dilim çiğ balık (sashimi) ya da başka bir deniz mahsulü koyulmasıyla yapılır. genellikle dilbalığı, karides ya da somon kullanılır.
ince bir dilim deniz yosunu ile malzemenin pirinç topundan düşmemesi sağlanabilir.
sashimi: altında pilavı pirinci olmayan balık sunumudur. ince dilimler halinde servis edilir, genelde ton, yağlı ton ve somon tercih edilir ancak levrek, ahtapot v.b balıklardan da sashimi yapılabilir.
maki en bilinen sushi türlerinden biri olan maki, bambudan yapılan hasırlarda sarılır. çeşitli balık ve sebzelerin pirince sarılması ile yapılır. sushi diyince aklımıza gelen görüntüye sahiptir kendileri.
inside out maki maki sushinin pirincin dışta yosunu içte olmasıdır.
kappa maki salatalık ile yapılan makidir. içerisinde pirinç ve salatalık bulunur.
gunkanmaki daha oval şekilde deniz yosununa sarılan pirinçlerin üzerine balık ya da balık yumurtası kondurulur, bunun ismi gunmanki olur. diğerlerine göre biraz daha büyüktür. ismi savaş gemisi (warship) olarak da geçer
kani maki yengeç eti veya yengeç surimiden yapılır.
ebi maki karides ile yapılan makidir.
surimi surimi, japoncada “kıyılmış balık” anlamına gelir. genelde mezgit balığı tercih edilir ve belirli maddeler karıştırılarak sahte yengeç etine dönüştürülür.
unagi maki yılan balığı ile yapılan maki
california roll yengeç, avokado, salatalık ve balık yumurtası ile hazırlanır. son derece ferahlatıcı ve hafif bir tadı olması sebebiyle, asya lezzetlerine alışık olmayan damak tatlarının gönlünü çalabilmektedir
spider roll kızartılmış yengeç, salatalık, balık yumurtası, marul ve avokado ile hazırlanır. daha yoğun lezzetteki tadının arkasındaki sır ise baharatlı mayonez kullanılmasıdır
philadelphia roll kızartılmış somon, bu sushinin ana malzemesidir. diğer sushi çeşitlerine göre çok daha farklı bir tada sahip olmasındaki nedenler ise krem peynir ve salatalıkla hazırlanmasıdır.
.
.
.
.
.
kendi adıma konuşacak olursam tam bir sushi aşığıyım. ama maalesef fiyatlar ortada 6 adet maki en az 20 tl den başlıyor. evde yapıcaz mecbur. yaparsam mutlaka başlık açarım.
devamını gör...
after life
son sezonunu an itibarıyla bitirdiğim dizidir.
çok güzeldi ya, çiçek gibi dizi. gerçekten ilk sezonundan itibaren severek, üzülerek, duygulanarak, tebessüm ederek izliyorum. ricky gervais gerçekten büyük bir iş çıkarıyor. hem komedi hem dram bir iş yapmak hem de bu seviyelerde başarılı bir iş yapmak saygıyı hak ediyor.
bu diziyi başarılı yapan bir kaç sebep var bunlara değinmek istiyorum. gerçekten ricky gervais bu diziyi hissetmemiz için yazmış ve tabii yapımcılığını üstlenmiş.
dizide herkes hayatından parçalar bulabiliyor. sen, ben, o fark etmez bu olayları yaşıyor. hislerimize ortak olan bir iş after life. yeri geliyor üzüyor yeri geliyor güldürüyor aynı hayat gibi. umut aşılıyor ve yaşamamız için sebepler gösteriyor. bunu tony karakteri üzerinden nefis şekilde aktarıyor.
dizide her karakter ayrı ayrı işleniyor, hepsi birbirinden farklı ve ortak dertler taşıyorlar. toplumda gördüğümüz insanlar onlar, onların iç dünyasını görüyoruz. kimisi kendini çirkin hissediyor kimisi kendini yalnız hissediyor.
müzikler, sahneler, diyaloglar zekice aktarılıyor. özellikle geniş açı çekimleri ve müzikleri 3.sezonda çok başarılı buldum. *
yine harika ve usul usul yürüyen bir sezondu. * özellikle son bölüm çok duygulandırdı. izlemeyen herkese şiddetle tavsiye ederim.
dizide geçen bir şiiri eklemek istiyorum, spoiler olur mu bilemedim o yüzden spoiler kısmına koyuyorum. ayrıca arkadaşı üstüne resim çizilmiş limonu kesince tony'nin suratında oluşan o ifade. işte oyunculuk budur lan.
sakın gelip mezarımın başında ağlama
orada yokum ben, değilim uykuda
benim o esen şiddetli rüzgar
elmas tanesi gibi parlayan kar
başak tanesine vuran güneşim ben
o sakin yağmurum, sonbaharı süsleyen
uyandığında sabahın sessizliğinde
benim, o gücü veren bedenine
benim o sessizce çember çizen kuşlar
geceleri şefkatle parlayan yıldızlar
gelme mezarımın başına ağlamaya
orada değilim ben
hayattayım, hayatta
çok güzeldi ya, çiçek gibi dizi. gerçekten ilk sezonundan itibaren severek, üzülerek, duygulanarak, tebessüm ederek izliyorum. ricky gervais gerçekten büyük bir iş çıkarıyor. hem komedi hem dram bir iş yapmak hem de bu seviyelerde başarılı bir iş yapmak saygıyı hak ediyor.
bu diziyi başarılı yapan bir kaç sebep var bunlara değinmek istiyorum. gerçekten ricky gervais bu diziyi hissetmemiz için yazmış ve tabii yapımcılığını üstlenmiş.
dizide herkes hayatından parçalar bulabiliyor. sen, ben, o fark etmez bu olayları yaşıyor. hislerimize ortak olan bir iş after life. yeri geliyor üzüyor yeri geliyor güldürüyor aynı hayat gibi. umut aşılıyor ve yaşamamız için sebepler gösteriyor. bunu tony karakteri üzerinden nefis şekilde aktarıyor.
dizide her karakter ayrı ayrı işleniyor, hepsi birbirinden farklı ve ortak dertler taşıyorlar. toplumda gördüğümüz insanlar onlar, onların iç dünyasını görüyoruz. kimisi kendini çirkin hissediyor kimisi kendini yalnız hissediyor.
müzikler, sahneler, diyaloglar zekice aktarılıyor. özellikle geniş açı çekimleri ve müzikleri 3.sezonda çok başarılı buldum. *
yine harika ve usul usul yürüyen bir sezondu. * özellikle son bölüm çok duygulandırdı. izlemeyen herkese şiddetle tavsiye ederim.
dizide geçen bir şiiri eklemek istiyorum, spoiler olur mu bilemedim o yüzden spoiler kısmına koyuyorum. ayrıca arkadaşı üstüne resim çizilmiş limonu kesince tony'nin suratında oluşan o ifade. işte oyunculuk budur lan.
sakın gelip mezarımın başında ağlama
orada yokum ben, değilim uykuda
benim o esen şiddetli rüzgar
elmas tanesi gibi parlayan kar
başak tanesine vuran güneşim ben
o sakin yağmurum, sonbaharı süsleyen
uyandığında sabahın sessizliğinde
benim, o gücü veren bedenine
benim o sessizce çember çizen kuşlar
geceleri şefkatle parlayan yıldızlar
gelme mezarımın başına ağlamaya
orada değilim ben
hayattayım, hayatta
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
merhabalar canım portakallar!
havaların gittikçe soğuyup gecelerin uzamaya başladığı, artık yavaş yavaş kış ayına gireceğimiz sonbaharın bu son günlerinden herkese çokça sağlık diliyorum öncelikle.
sonrasında ise önümüzdeki hafta yeniden başlayacak olan yeni sezonun ilk yayınının konusunu duyurmak isterim.
yukarıda da girizgahını yapmış olduğum üzere bu haftaki konumuz kış şarkıları. havalar soğuyor, gündüzler kısalıp geceler uzamaya başlıyor. hal böyle olunca uzun kış gecelerinde radyonun başına geçip sevdiğimiz şarkıları dinlemek için çokça zamanımız oluyor.
eğer sizler de sevdiğiniz, dinlemek istediğiniz kış şarkılarını bizimle paylaşmak isterseniz bir ses kaydı kadar uzağınızda olacağımı bilmenizi isterim efendim.
kış şarkıları deyince aklınıza ne gelirse "kar, soğuk, uzun geceler, pencere önü sohbetleri, içinizi ısıtan şarkılar hatta ve hatta kış sebzeleri" yani aklınıza gelebilecek her konuda istek yapabilirsiniz.
ses kayıtlarını her zaman olduğu gibi discord ya da mail üzerinden almaktayım. ses kaydı göndermek için son günümüz salı olup sormak istediğiniz sorular için mesaj beklemekteyim efendim.
o zaman gelsin afişimiz!

ps: görünce çok mutlu olduğum bu canım afiş için canım gomercan'a on yüz milyon teşekkür!
havaların gittikçe soğuyup gecelerin uzamaya başladığı, artık yavaş yavaş kış ayına gireceğimiz sonbaharın bu son günlerinden herkese çokça sağlık diliyorum öncelikle.
sonrasında ise önümüzdeki hafta yeniden başlayacak olan yeni sezonun ilk yayınının konusunu duyurmak isterim.
yukarıda da girizgahını yapmış olduğum üzere bu haftaki konumuz kış şarkıları. havalar soğuyor, gündüzler kısalıp geceler uzamaya başlıyor. hal böyle olunca uzun kış gecelerinde radyonun başına geçip sevdiğimiz şarkıları dinlemek için çokça zamanımız oluyor.
eğer sizler de sevdiğiniz, dinlemek istediğiniz kış şarkılarını bizimle paylaşmak isterseniz bir ses kaydı kadar uzağınızda olacağımı bilmenizi isterim efendim.
kış şarkıları deyince aklınıza ne gelirse "kar, soğuk, uzun geceler, pencere önü sohbetleri, içinizi ısıtan şarkılar hatta ve hatta kış sebzeleri" yani aklınıza gelebilecek her konuda istek yapabilirsiniz.
ses kayıtlarını her zaman olduğu gibi discord ya da mail üzerinden almaktayım. ses kaydı göndermek için son günümüz salı olup sormak istediğiniz sorular için mesaj beklemekteyim efendim.
o zaman gelsin afişimiz!

ps: görünce çok mutlu olduğum bu canım afiş için canım gomercan'a on yüz milyon teşekkür!
devamını gör...
kimliksiz hikayeler
f)
gecenin karanlığında yatağımın hemen baş ucunda duran aynaya ilişti gözlerim. ay ışığının altında belli belirsiz bir silüet gördüm sonra. kalktım geçtim aynanın karşısına, yansımam olması gereken yerde bir adam vardı. gülümsüyordu ama tam anlamıyla mutlu da görünmüyordu. gözlerinde açık bir hüzün vardı ve belki de gülümsemesini buruklaştıran da buydu. el salladı önce. yaklaşmamı işaret etti. bir şey ya da bir his onun, aynı benim gibi olduğu düşüncesini sokmuştu aklıma. sanki o da dışarıdan bıcır bıcır konuşan ama yüreğinde çokça susanlardandı. aklımdan bunları geçirirken elini uzattı. "güzel insanım" dedi. hem çok yakından, yüreğimden tanıdığım hem de hiç tanımadığım bu adamın elinden tuttum pervasızca. mantıklı gelmiyordu ama bir yandan çekiliyordum aynanın içine doğru. attığım her adımda farklı bir his kaplıyordu her yanımı. sıcaklık, merak, arzu, özlem... duygular öyle yoğun geliyordu ki yüreğimin kaldırmayacağından korktum. tam yanına ulaşıp sıcak nefesini hissettiğim an fısıldadı. "seni seviyorum. " anlamakta zorlanıyordum. bir yanım kollarımı boynuna sarmak bir yanım da koşarak kaçmak istiyordu. gülüşünden öpmek istiyordum, ayaklarım ise geriye doğru gidiyordu.
gecenin karanlığında yatağımın hemen baş ucunda duran aynaya ilişti gözlerim. ay ışığının altında belli belirsiz bir silüet gördüm sonra. kalktım geçtim aynanın karşısına, yansımam olması gereken yerde bir adam vardı. gülümsüyordu ama tam anlamıyla mutlu da görünmüyordu. gözlerinde açık bir hüzün vardı ve belki de gülümsemesini buruklaştıran da buydu. el salladı önce. yaklaşmamı işaret etti. bir şey ya da bir his onun, aynı benim gibi olduğu düşüncesini sokmuştu aklıma. sanki o da dışarıdan bıcır bıcır konuşan ama yüreğinde çokça susanlardandı. aklımdan bunları geçirirken elini uzattı. "güzel insanım" dedi. hem çok yakından, yüreğimden tanıdığım hem de hiç tanımadığım bu adamın elinden tuttum pervasızca. mantıklı gelmiyordu ama bir yandan çekiliyordum aynanın içine doğru. attığım her adımda farklı bir his kaplıyordu her yanımı. sıcaklık, merak, arzu, özlem... duygular öyle yoğun geliyordu ki yüreğimin kaldırmayacağından korktum. tam yanına ulaşıp sıcak nefesini hissettiğim an fısıldadı. "seni seviyorum. " anlamakta zorlanıyordum. bir yanım kollarımı boynuna sarmak bir yanım da koşarak kaçmak istiyordu. gülüşünden öpmek istiyordum, ayaklarım ise geriye doğru gidiyordu.
devamını gör...
berenarı
ege bölgesine ait yöresel bir şivedir.
“oldukça,çok, öyle böyle değil” gibi anlamlara da gelmektedir. şivelerin karşılığını bulmak da zor olabiliyor.
örnek;
“bir kız gördüm berenarı güzel değil.”*
anlamı:bir kız gördüm çok güzell.
ilk tanım için de örnek vermek gerekirse;”hıhh berenarı iş yapıyon!”
“oldukça,çok, öyle böyle değil” gibi anlamlara da gelmektedir. şivelerin karşılığını bulmak da zor olabiliyor.
örnek;
“bir kız gördüm berenarı güzel değil.”*
anlamı:bir kız gördüm çok güzell.
ilk tanım için de örnek vermek gerekirse;”hıhh berenarı iş yapıyon!”
devamını gör...
gerçeğe yakın sanat yapan sanatçı mıdır zanaatkar mıdır sorunsalı
bence gerçeğe yakın sanat yapan kişi sanatçı değil zanaatkardır. çünkü zanaatkar yaptığı bir şeyi daha gerçekçi yapmaya çalışır. sanatçının ise böyle bir zorunluluğu yoktur. kendi hayal dünyasındaki şeyleri kağıda döker. gerçekçi olmak gibi bir çabası yoktur.
devamını gör...
heves kırmak için yaratılmış insan
bulunduğu ortamda her şeyi bildiğini düşünen, kibrinden dünyayı döndürdüğünü düşünen, gamsız, hayatı ciddiye alma yeteneği olmayan, duygusuz insan vasfındakiler bence.
devamını gör...
bilemiyorum altan
başrollerini cem yılmaz ve mazhar alanson'un paylaştığı 1998 yapımı her şey çok güzel olacak filminde geçen, insanın bilemediği her duruma cuk diye oturan bir replik.
devamını gör...
aile evindeki saçma kurallar
neymiş efendim, tuvalette konuşulmazmış.
gece geç saatte duşa girilmezmiş.
akşam olunca mutlaka perde kapatılmalıymış.
t: aile evinde kalmanın zulüm niteliği taşıdığını gösteren kurallar bütünü.
gece geç saatte duşa girilmezmiş.
akşam olunca mutlaka perde kapatılmalıymış.
t: aile evinde kalmanın zulüm niteliği taşıdığını gösteren kurallar bütünü.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
bazı zamanlar zihnimin içini kemiren bir düşünce var: hayatta kalmak için her şeyimi verdim, o halde ben gerçekten hâlâ hayatta mıyım? hiçbir şeyin canını yakmadığı bir yerde kısılı kalmış olmak huzursuz edici, ölmeyi bile dilemediğin bir yerde. ölüm için bile bir parça arzu duymuyorsa insan asıl o zaman hiçliğe karışmak gerekmez mi? tamamen gönüllü bir biçimde hiç olmak... özgürce bir şey olsa gerek. tüm bildiğim, mırıldandığım eski bir cümle: "hepiniz şairsiniz, ben ölümden yanayım."
devamını gör...
tüm yazarların karma puanlarını artırıyoruz kampanyası
karşılıklı oylaşalım mı sorusunun farklı bir versiyonu.
devamını gör...
eski sevgili acaba şu anda ne yapıyor düşüncesi
ıster mutlu olsunlar ister üzüntüden kahrolsunlar sokakta her gün karşılaştığımız kişilerden farkları kalmadığı için umrumda olmayan durum.
devamını gör...
ölümün yok olduğu bir dünya
bu şey değil mi ya, öteki taraf?
huri falan tahsis ediyorlar hani, şarap falan da var.
sırça köşkler falan? ben mi yanlış biliyorum?
huri falan tahsis ediyorlar hani, şarap falan da var.
sırça köşkler falan? ben mi yanlış biliyorum?
devamını gör...
çaylak yazarların bilmesi gerekenler
hemen hemen tüm çaylaklar tarafından okunması gereken kurallar bütünü.
şöyle ki;
başka bir sözlükte yazarlık yapmamış olan, sözlük yazarlığını ilk kez burada yapacak olan arkadaşlara ön bilgi vermek gerek.
arkadaşlar, forum ile sözlük farklı şeyler. forumlarda herhangi bir başlığa uçan tekmeyle girer gibi dalıp herhangi bir şey yazabilir ya da soru sorabilirsiniz. sözlüklerde ise bu durum formata aykırıdır.
format nedir? mesela tanım girmek. tanım nedir? başlıktaki konu hakkında tanıtıcı, o konuyu bilmeyen kişilere konu hakkında fikir ya da bilgi verici cümledir. tıpkı normal bir türkçe sözlükte olduğu gibi... sanırım bu yanlış anlaşılıyor genellikle. tanım girmek, aklımıza esen herhangi bir şeyi yazmak anlamına gelmiyor. "ama yapanlar var..." diyeceksiniz. evet var ama bunu yapanları şikayet edebiliyorsunuz ve tanımlarının silinmesini sağlayabiliyorsunuz.
örnek verelim ki daha iyi anlaşılsın. diyelim ki başlık atom. burada yazmanız gereken ilk cümle, atomun ne olduğunun tarifi. mesela "ilk başlarda maddenin en küçük parçası olduğu sanılan ama gelişen teknoloji ile aslında öyle olmadığı görülen fiziksel yapı." cümlesi bir tanımdır.
"çeşitli meyve sularının karışımıyla yapılan, enerji deposu içecek." de yine atom için bir tanım olabilir. fakat daha ilk cümleniz "çok severim, hep içiyorum." gibi öznel bir yorum olursa bu bir tanım değil, sizin şahsi fikrinizdir ve formata aykırıdır. nasılsa benden önce birileri tanımını yapmıştır diye düşünmeyi. onlar yazdıklarını silerse, orada kalan tek tanım sizinki olabilir. sayenizde insanlar yeni bir şey öğrenebilir. bu fikri yabana atmayın.
başlık açarken de benzer kural geçerlidir. sadece size özel olan "dün banyo yaptım" şeklinde bir başlık formata aykırıdır. geneli ilgilendiren "banyo yapmak" başlığı ise normal olandır. başlıkların sonuna noktalama işaretleri yazılmaz. tanımlarda ise nokta yazılır cümle sonlarına.
bu tür kurallar size "olmasa da olur" gibi gelebilir ama yazdıklarınız ya da başlıklarınız bu nedenlerden ötürü silinebilir. bunu moderasyonun taraf tutması falan zannedenler oluyor sonra. oysa baştan belirlenmiş kurallara uyulmadığı zaman herkesin yazdıkları silinebilir.
bu sözlükte küfür yok. onu da sanırım artık öğrenmişsinizdir. zaten kadın yazar sayısının burada oldukça yüksek olmasının bir nedeni belki de budur. her cümlenin sonuna, leblebi yer gibi a, m ve k harflerini iliştiren arkadaşların aklında bulunsun lütfen.
çok sıkıştığınız yerde kafa sözlük formatı ve kuralları gibi başlıkları okuyabilir, yönetici (online listesinde isimleri, yeşil renk dışındaki renklerde yazılı olan arkadaşlar) veya yazarlara sorabilirsiniz merak ettiklerinizi.
yukarıda bahsettiğim türden tanımlar yazarsanız yazar olmanız daha kolay olur ve yazdıklarınızı okumaya değer bulup sizi takip etmeye başlayacak insan sayısı da bununla orantılı olarak artar.
şimdiden yazarlığınız hayırlı olsun diyorum.
edit: anket başlıkları ya da sözlüğe ilişkin istekler gibi bazı başlıklarda tanım yazılmadığı durumlar oluyor. yukarıda söylediklerim bilgi vermesi beklenen başlıklar ve tanımlar için geçerli özellikle.
şöyle ki;
başka bir sözlükte yazarlık yapmamış olan, sözlük yazarlığını ilk kez burada yapacak olan arkadaşlara ön bilgi vermek gerek.
arkadaşlar, forum ile sözlük farklı şeyler. forumlarda herhangi bir başlığa uçan tekmeyle girer gibi dalıp herhangi bir şey yazabilir ya da soru sorabilirsiniz. sözlüklerde ise bu durum formata aykırıdır.
format nedir? mesela tanım girmek. tanım nedir? başlıktaki konu hakkında tanıtıcı, o konuyu bilmeyen kişilere konu hakkında fikir ya da bilgi verici cümledir. tıpkı normal bir türkçe sözlükte olduğu gibi... sanırım bu yanlış anlaşılıyor genellikle. tanım girmek, aklımıza esen herhangi bir şeyi yazmak anlamına gelmiyor. "ama yapanlar var..." diyeceksiniz. evet var ama bunu yapanları şikayet edebiliyorsunuz ve tanımlarının silinmesini sağlayabiliyorsunuz.
örnek verelim ki daha iyi anlaşılsın. diyelim ki başlık atom. burada yazmanız gereken ilk cümle, atomun ne olduğunun tarifi. mesela "ilk başlarda maddenin en küçük parçası olduğu sanılan ama gelişen teknoloji ile aslında öyle olmadığı görülen fiziksel yapı." cümlesi bir tanımdır.
"çeşitli meyve sularının karışımıyla yapılan, enerji deposu içecek." de yine atom için bir tanım olabilir. fakat daha ilk cümleniz "çok severim, hep içiyorum." gibi öznel bir yorum olursa bu bir tanım değil, sizin şahsi fikrinizdir ve formata aykırıdır. nasılsa benden önce birileri tanımını yapmıştır diye düşünmeyi. onlar yazdıklarını silerse, orada kalan tek tanım sizinki olabilir. sayenizde insanlar yeni bir şey öğrenebilir. bu fikri yabana atmayın.
başlık açarken de benzer kural geçerlidir. sadece size özel olan "dün banyo yaptım" şeklinde bir başlık formata aykırıdır. geneli ilgilendiren "banyo yapmak" başlığı ise normal olandır. başlıkların sonuna noktalama işaretleri yazılmaz. tanımlarda ise nokta yazılır cümle sonlarına.
bu tür kurallar size "olmasa da olur" gibi gelebilir ama yazdıklarınız ya da başlıklarınız bu nedenlerden ötürü silinebilir. bunu moderasyonun taraf tutması falan zannedenler oluyor sonra. oysa baştan belirlenmiş kurallara uyulmadığı zaman herkesin yazdıkları silinebilir.
bu sözlükte küfür yok. onu da sanırım artık öğrenmişsinizdir. zaten kadın yazar sayısının burada oldukça yüksek olmasının bir nedeni belki de budur. her cümlenin sonuna, leblebi yer gibi a, m ve k harflerini iliştiren arkadaşların aklında bulunsun lütfen.
çok sıkıştığınız yerde kafa sözlük formatı ve kuralları gibi başlıkları okuyabilir, yönetici (online listesinde isimleri, yeşil renk dışındaki renklerde yazılı olan arkadaşlar) veya yazarlara sorabilirsiniz merak ettiklerinizi.
yukarıda bahsettiğim türden tanımlar yazarsanız yazar olmanız daha kolay olur ve yazdıklarınızı okumaya değer bulup sizi takip etmeye başlayacak insan sayısı da bununla orantılı olarak artar.
şimdiden yazarlığınız hayırlı olsun diyorum.
edit: anket başlıkları ya da sözlüğe ilişkin istekler gibi bazı başlıklarda tanım yazılmadığı durumlar oluyor. yukarıda söylediklerim bilgi vermesi beklenen başlıklar ve tanımlar için geçerli özellikle.
devamını gör...
iki bayram arası düğün olmaz sorunsalı
paradoksal sorun.
ramazan bayramı ile kurban bayramı arasında düğün yapmayalım, tamam. sonra kurban bayramı ile bir sonraki ramazan bayramı da iki bayram arası olduğundan yine yapmayalım ve bu böyle sürüp gitsin. bence harika fikir. hele de düğün denen saçmalığı sona erdirecekse süper.
ramazan bayramı ile kurban bayramı arasında düğün yapmayalım, tamam. sonra kurban bayramı ile bir sonraki ramazan bayramı da iki bayram arası olduğundan yine yapmayalım ve bu böyle sürüp gitsin. bence harika fikir. hele de düğün denen saçmalığı sona erdirecekse süper.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
iki kadın bir erkekten oluşan bir aile grubu. bir de ben. bir otobüs durağındayız. üçlü ben yaşlarda. kardeş/kuzen bir şey. gürültülü bir grup değiller. kendi aralarında havadan sudan konuşuyorlar, ben de telefonumla ilgileniyorum.
önümüzden insanlar gelip geçiyor. ben ve erkek oturuyoruz, kadınlar ayakta. yaşça daha küçük olan kadın telefonuna bakıyor arada, nispeten daha sessiz. öbür kadınla erkek sohbet ediyorlar. kadın bir sessizliğin ardından gruba "farkında mısınız, bu sene kısa etek, şort giyen kız sayısı çok arttı." diyor. erkek onaylıyor; "evet evet." duyuyorum, tepki vermiyorum. kadın devam ediyor; "hayır önceden böyle değildi, pandemi mi açtı saçtı böyle insanları anlamıyorum, nereye baksam kıç." sessiz kadın kahkaha atıyor telefonundan kafasını kaldırmadan. erkek bana bir yan bakış atıyor. kafamı kaldırıyorum, erkeğe bakmıyorum. kadına, direkt yüzüne bakıyorum. kadın bakışımı fark etmiyor, arkasına dönüyor, yola bakıyor. telefonuma dönüyorum tekrar. tartışmak için enerjim yok. ama kadının şort giydiğimi fark edip etmediğini merak etmekten de kendimi alamıyorum. telefonuyla ilgilenen kadın konuşuyor bu defa önümüzden geçen bir kadını kast ederek "al bak, bir tane daha." artık dayanamıyorum "ne bir tane daha?" bakışlar bana dönüyor. grubun baskın karakteri olduğu belli, istatistikçi kadın "pardon?" diyor. "size ne insanların ne giydiğinden." diyorum sakin bir ses tonuyla. kadın bir şeyler söylediyse de anlaşılmıyor, çünkü erkek lafa giriyor; "hanımefendi biz sizi kast etmedik." kimi kastettiklerini soruyorum. kadın yine erkek konuştuğu için kendi cümlesini bile tamamlamıyor ve erkek sonunda "biz öylesine, sokaktan geçen insanlarla ilgili sohbet ediyoruz."
bu konuşma tabi ki tarafların asla birbirini anlayamayacağı bir düzlemde devam etti ve nihayetlendi. benim dolmuşum geldi ve bindim. neyse ki...
yazma sebebim bu diyalogu aktarmak değil. kişilerin başka insanların kılık kıyafeti ile ilgili yorum yapma haddini kendilerinde bulmaları da değil. bahsetmek istediğim şey şu; orada onlarla bekliyor olmam bizi küçük bir grup yaptı. insan çok, çok, çok garip bir canlı. sosyalliğimiz, etkileşim bağımlılığımız ve birlikte hareket etme içgüdümüz o kadar baskın ki evet bu bizi evrimleştirmiş ancak gerçekten zekamızı da duygu durumumuzu da çok net olumsuz yönde etkilemiş. tamamen rastlantısal şekilde yakın koordinatlarda doğan insanların gezegeni savaş alanına çevirmek pahasına birbirlerine çok kusurlu şekilde bağlanmasına falan sebebiyet veren mevzunun küçük ölçekli hali tam olarak o dolmuş durağında bugün deneyimlediğim şey. yahu kısa şort, etek giyen ama senin yanında oturmayan kadın hakkında atıp tutarken, sadece ben senin yanında oturuyorum diye beni kapsam dışında bırakıyor olmanın nasıl bir açıklaması olabilir? bu nasıl çarpık, nasıl yanlış, nasıl saçma bir dürtüdür?
düşündüm dolmuşta. kadın muhtemelen benim şortlu olduğumu fark etmemişti bu cümleyi ederken. adam farkındaydı, onaylarken de, sonrasında da. beni, ne tepki vereceğim diye yoklarken de kafasında netlemişti bizim küçük grupluğumuzu. ses etmeyebilirdim ama edersem de sorun değildi. cevap hazırdı, biz sizi kastetmedik. çünkü niye edelim? siz de bizim yanımızdasınız. siz de bizden birisiniz...
biz yan yanaydık, birlikteydik ve bir de bizim dışımızda kalanlar vardı. onlar hakkında "biz" bir olarak istediğimizi konuşabilirdik. çünkü "kendimizi bir topluluğa ait hissetmemiz" gerekiyor. o topluluğun davranışlarına da toleransımız default bir şekilde tanımlı olmalı. sosyal kabul ancak böyle edinilir(!) aksi, bizi uyumsuz, problemli biri yapıyor toplum içinde. sadece toplum değil, biz de kendimizden rahatsız oluyoruz. sorgusuz sualsiz bir kabulleniş. sahip olduğumuz ailede, çalıştığımız iş yerinde aykırı özelliklerimiz olsa da bir bütünün içindeyiz. mikro milliyetçilik semtçilikten başlıyor düşünsene. komşu sitelerin çocukları falan dövüşüyorlar aralarında sebepsiz yere. daha bunun ili, ülkesi... oho...
seneler var bu konuda okuma yapmayalı, düşünmeyeli. ama şurası çok net, türümüzün sosyal etkileşim, iletişim bağımlılığı, aidiyet duygumuzu çok olumsuz yönde kurgulamamıza sebep oluyor, bunun da bakış açımız üzerinde (eşitlik, adalet, önyargı vb çok kritik konularda) müthiş negatif bir etkisi var.
insan çok garip evet. ama ben zeki olduğunu falan da kabul etmiyorum genel olarak. alet oymakla, ateşi gıda pişirmek için falan kullanmakla olmamış o işler. görüyoruz. tekil, bireysel, salt yaşam ve yaşam gereklerini düşünen canlılara bakın bir, bir de bize. kim daha zeki? kim daha yararlı? kim daha "insan"?
önümüzden insanlar gelip geçiyor. ben ve erkek oturuyoruz, kadınlar ayakta. yaşça daha küçük olan kadın telefonuna bakıyor arada, nispeten daha sessiz. öbür kadınla erkek sohbet ediyorlar. kadın bir sessizliğin ardından gruba "farkında mısınız, bu sene kısa etek, şort giyen kız sayısı çok arttı." diyor. erkek onaylıyor; "evet evet." duyuyorum, tepki vermiyorum. kadın devam ediyor; "hayır önceden böyle değildi, pandemi mi açtı saçtı böyle insanları anlamıyorum, nereye baksam kıç." sessiz kadın kahkaha atıyor telefonundan kafasını kaldırmadan. erkek bana bir yan bakış atıyor. kafamı kaldırıyorum, erkeğe bakmıyorum. kadına, direkt yüzüne bakıyorum. kadın bakışımı fark etmiyor, arkasına dönüyor, yola bakıyor. telefonuma dönüyorum tekrar. tartışmak için enerjim yok. ama kadının şort giydiğimi fark edip etmediğini merak etmekten de kendimi alamıyorum. telefonuyla ilgilenen kadın konuşuyor bu defa önümüzden geçen bir kadını kast ederek "al bak, bir tane daha." artık dayanamıyorum "ne bir tane daha?" bakışlar bana dönüyor. grubun baskın karakteri olduğu belli, istatistikçi kadın "pardon?" diyor. "size ne insanların ne giydiğinden." diyorum sakin bir ses tonuyla. kadın bir şeyler söylediyse de anlaşılmıyor, çünkü erkek lafa giriyor; "hanımefendi biz sizi kast etmedik." kimi kastettiklerini soruyorum. kadın yine erkek konuştuğu için kendi cümlesini bile tamamlamıyor ve erkek sonunda "biz öylesine, sokaktan geçen insanlarla ilgili sohbet ediyoruz."
bu konuşma tabi ki tarafların asla birbirini anlayamayacağı bir düzlemde devam etti ve nihayetlendi. benim dolmuşum geldi ve bindim. neyse ki...
yazma sebebim bu diyalogu aktarmak değil. kişilerin başka insanların kılık kıyafeti ile ilgili yorum yapma haddini kendilerinde bulmaları da değil. bahsetmek istediğim şey şu; orada onlarla bekliyor olmam bizi küçük bir grup yaptı. insan çok, çok, çok garip bir canlı. sosyalliğimiz, etkileşim bağımlılığımız ve birlikte hareket etme içgüdümüz o kadar baskın ki evet bu bizi evrimleştirmiş ancak gerçekten zekamızı da duygu durumumuzu da çok net olumsuz yönde etkilemiş. tamamen rastlantısal şekilde yakın koordinatlarda doğan insanların gezegeni savaş alanına çevirmek pahasına birbirlerine çok kusurlu şekilde bağlanmasına falan sebebiyet veren mevzunun küçük ölçekli hali tam olarak o dolmuş durağında bugün deneyimlediğim şey. yahu kısa şort, etek giyen ama senin yanında oturmayan kadın hakkında atıp tutarken, sadece ben senin yanında oturuyorum diye beni kapsam dışında bırakıyor olmanın nasıl bir açıklaması olabilir? bu nasıl çarpık, nasıl yanlış, nasıl saçma bir dürtüdür?
düşündüm dolmuşta. kadın muhtemelen benim şortlu olduğumu fark etmemişti bu cümleyi ederken. adam farkındaydı, onaylarken de, sonrasında da. beni, ne tepki vereceğim diye yoklarken de kafasında netlemişti bizim küçük grupluğumuzu. ses etmeyebilirdim ama edersem de sorun değildi. cevap hazırdı, biz sizi kastetmedik. çünkü niye edelim? siz de bizim yanımızdasınız. siz de bizden birisiniz...
biz yan yanaydık, birlikteydik ve bir de bizim dışımızda kalanlar vardı. onlar hakkında "biz" bir olarak istediğimizi konuşabilirdik. çünkü "kendimizi bir topluluğa ait hissetmemiz" gerekiyor. o topluluğun davranışlarına da toleransımız default bir şekilde tanımlı olmalı. sosyal kabul ancak böyle edinilir(!) aksi, bizi uyumsuz, problemli biri yapıyor toplum içinde. sadece toplum değil, biz de kendimizden rahatsız oluyoruz. sorgusuz sualsiz bir kabulleniş. sahip olduğumuz ailede, çalıştığımız iş yerinde aykırı özelliklerimiz olsa da bir bütünün içindeyiz. mikro milliyetçilik semtçilikten başlıyor düşünsene. komşu sitelerin çocukları falan dövüşüyorlar aralarında sebepsiz yere. daha bunun ili, ülkesi... oho...
seneler var bu konuda okuma yapmayalı, düşünmeyeli. ama şurası çok net, türümüzün sosyal etkileşim, iletişim bağımlılığı, aidiyet duygumuzu çok olumsuz yönde kurgulamamıza sebep oluyor, bunun da bakış açımız üzerinde (eşitlik, adalet, önyargı vb çok kritik konularda) müthiş negatif bir etkisi var.
insan çok garip evet. ama ben zeki olduğunu falan da kabul etmiyorum genel olarak. alet oymakla, ateşi gıda pişirmek için falan kullanmakla olmamış o işler. görüyoruz. tekil, bireysel, salt yaşam ve yaşam gereklerini düşünen canlılara bakın bir, bir de bize. kim daha zeki? kim daha yararlı? kim daha "insan"?
devamını gör...

