günaydın dostlar.
devamını gör...

sıkça kullanılan bir önerme, genelleme.
ingilizce’deki (bkz: ignorance is bliss) önermesinin türkçe çevirisidir aynı zamanda.

kullanan kişinin hayata karşı karamsar bir bakış açısı olduğunu gösterir. çünkü bir seviyeden sonra edinilecek yeni bilgilerin ancak taşıması zor yük, acı, boşluk veya anlamsızlık getireceğine inanmaktadır. tabii bir de kendisinin cahil olmadığına.

karşıt görüşlüler ise şöyle cevap verebilir:
eğer cehalet mutluluksa neden etraf mutlu insanlarla dolu değil? - stephen fry

ilk önermeyi savunan kişi buna “cahilin mutsuzluğuyla benim mutsuzluğum bir mi” diyebilir tabii, ama kim karar verebilir ki bu sorunun doğru cevabına? ne bilge olan cahilin mutsuzluğunu bilir, ne cahil olan bilgenin.

edit: ayrıca (bkz: dunning-kruger etkisi). birebir olmasa da “biliyor olma hissi” veya özgüvenin mutluluk getirdiğini varsayarsak oldukça ilişkili bir etki
devamını gör...

kelebeğin ömrü kısa, nicki uzun olur. hoş geldiniz.
devamını gör...

bir de bunun arabada yolu kaybettiğini farkedince radyonun sesini kısan şekli var.
devamını gör...

her gecenin bir sabahı vardır. gecenin en karanlık olduğu an güneşin doğmasına en yakın andır. her şey geçiyor, her şeye alışıyorsun. zaten önemli olan hiç sorunun, derdinin olmaması değildir. önemli olan hayatında zor şeyler yaşarken bile bir şekilde mutlu olabilmektir. kötü günler olmasa iyi günlerin değerini bilmezdik.
devamını gör...

tuhaf tanımlar giren, 2008'li olup olmadığı hakkında beni bilgilendirmesini istediğim yazar kardeşimiz.**
edit: bugün girdiği tanımlar ile kendine sövdürmüştür.
devamını gör...

paylaşsa bile alacağı cevabı biliyordur.
"takma ya, boşver." takmış ki dert edinmiş adam? ya da bu cevabı almasa bile yapılacak bir şey olmadığının farkındadır. ne gerek var durduk yere insanların eline koz vermeye, derdime derman olamayacaksa diye düşünüyordur. doğru da düşünüyordur.yüzde yüz bu adama iç açılır, dert anlatılır diyemiyorsanız yarın o kişinin vuracağı yerin anlattığınız derdiniz olduğunu şimdiden söyleyebilirsiniz bence.
zor olanı yapıyordur, takdir edilesidir. kendine yetebilen insandır. başına gelen bütün sıkıntıları tek başına göğüslemeye alışmıştır ancak çok da yıpranmıştır, yıpranacaktır. bu da bir gerçek. yine de güveninin boşa çıkarılmasıyla yıpranmaya kendi kendini yıpratmayı tercih ediyordur. derdini anlatıp iki gün sonra karşısında anlattığı adamı gülerken ondan duymak istemediğinden, hiç duyurmuyordur. ya da artık dertleri nasıl dert olduysa saldım çayıra mevlam kayıra mottosuyla uğraşmıyor yüreğine dert olan şeyi deşip daha da dert etmemeye çalışıyordur. dertleri halının altına süpürüp süpürüp evinin(yüreğinin) orta yerinde kocaman bir yığıntı haline gelen halıyı görmezden gelerek ( zihninin) üzerınde ayak ayak üstüne atıp yine bir şeyleri dert etmiyordur.
devamını gör...

ilk defa 1937 yılında bir türk doktoru olan hulusi behçet tarafından teşhis edilen bu yüzden adı behçet olan hastalık, kendisini çok çeşitli belirtilerle gösterebilir 20-30 yaş arası erkeklerde kendini gösterme olasılığı daha fazladır. hastalık gözlerde ortaya çıkabileceği gibi ağız içi ve genital aft, eklem ağrıları ve damar tıkanıklığı ile kendisini gösterebilir, kesin tanısı yoktur fakat paterji testi ile yüzde 30'luk bir doğruluk payıyla bilinebiliyor, hla-b5 geninden gelenlerin bu hastalığa yatkın olduğu biliniyor.

ihmal etmeye gelmeyen hastalıktır, ayrıca ben de bu hastalıktan muzdaribim sürekli kortizon kullandığımdan dolayı yemekleri tuzsuz yemek zorunda kalıyorsun, hastalık benim gözümde seyretmişti, ihmal etmeye gelmeyen hastalıktır zira göze vurursa(üveit) ve ihmal edilirse kör olma olasılığınız fazladır.

tedavisi olmayan bir hastalıktır ömür boyu kişiyle kalacaktır.
devamını gör...

aramıza hoş gelmiş bir yazardır kendisi. muhabbeti güzel, kıyak bir abimizdir. severiz. evet.
devamını gör...

başlığı açan yazarın profiline girdim ve sonuç şaşırtmadı. evet, yazarımız kel.

(bkz: tek elle başlık açmak)
devamını gör...

neden ahlaklı olmalıyım sorusu yerine niçin ahlaklı olmalıyım sorusunu gündeme getiren harika bir yapım.
rahatsız edici derecede başarılı olması bundan kaynaklı olsa gerek.
baş rolde jake gyllenhaal var yönetmen ise dan gilroy
keşke film daha sert olsaydı ve ana karakterin hayatı üzerinde daha fazla dursaydı. ama bu haliyle bile şahanane olmuş.

filmden sonra ted bundy adlı şahsı araştırmanızı tavsiye ederim. zira benim izlerken kafamda bir travis bickle iki ted bundy çalıp durdu
devamını gör...

(bkz: para verip başlık açtırmak)
devamını gör...

şâir, filozof, matematikçi ve astronom.

“için temiz olmadıktan sonra hacı hoca olmuşsun, kaç para! hırka, tespih, post, seccade güzel; ama mevla kanar mı bunlara?”
devamını gör...

ıncir kayısı ya da hurma arası ceviz. çok da lezizdir efenim.
devamını gör...

tabiatın içinde olan herhangi bir yoldur. yeter ki şehirden uzak olsun.
devamını gör...

16. yüzyılda yaşamış kahraman bir türk denizcisi. ilyas reis, rodosluların donanmalarına, savaş gemilerine karşı eski ve küçük bir gemiyle şiddetli bir çarpışmaya hazırlanıyordu. türk askerler, eski ve küçük bir gemide dikkatlice düşman gemilerinin gelişini bekliyorlardı. aniden etraflarını savaş gemileri sardı. ilyas reis korkusuzca ilk emri verdi. emre göre, evvelâ amiral gemisinin yönünü değiştirmeleri gerekti. bu sırada rodoslular, türklerin gemisine uyarı amaçlı bir top atışı yaptılar. türkler teslim olmayınca tüm gemiler, türk gemisini top atışına tutmaya başladı. ilyas reis ikinci emri vermemişti, türkler hiçbir şey yapmıyor, sadece bu atışlardan kurtulmaya çalışıyorlardı. ilyas reisten ikinci emir geldi, amiral gemisine ateş emri verdi. türkler de, muhteşem bir şekilde amiral gemisini top atışına tutmaya başladılar. amiral gemisi zarar görmeye başlarken, diğer gemilerin türk gemisini top ateşine tutmalarından mütevellit, türk gemisi de artık zararlar görmeye başlamıştı. ilyas reis, emirler yağdırıyordu. düşmanı top ateşine tutun, geminin falanca yanı yaklaştığı vakit sancakları indirin, amiral gemisine de yaklaşın - diye emirler veriyordu. daha sonra kısa ama ağır olan kılıcını çıkardı ve tekbir getirmeye başladı. bu şiddetli çarpışmada, nihayet türk gemisi, amiral gemisine yaklaşmayı başarmıştı. ilyas reis, cesurca düşmanların gemisine atladı. ardından diğer türkler de atladılar. ilyas reis, allah için vurun yiğitlerim diyerekten emirler yağdırmaya devam ediyordu. türkler, düşmanlara tüm güçleriyle vurmaya, onları kılıçtan geçirmeye başladılar. bu şiddetli çarpışmayı gören diğer düşman gemileri, türklerin bulunduğu düşman gemisinin etrafında toplandılar. türkler çok çok azdı..düşmanın sayısıysa türklerin sayısından kat-kat daha çoktu. öyle ki, sonunda kimin galip geleceği taa önceden belliydi. türkler, düşmanın sayısının bu kadar çok olmasına rağmen yiğitçe savaşmaya devam ediyordu. bulundukları gemi nerdeyse denizin dibini boylamak üzereyken, türkler kelime-i şehadet getiriyor ve teker-teker şehid oluyorlardı. düşmanlar, ilyas reisi hedef almışlardı. fakat ilyas reis tüm gücüyle düşmana karşı mücadele ediyor ve aralarından sıyrılıyordu. aralarından sıyrılıp, diğer düşmanlara karşı kılıç sallıyordu. bir anda, bir haykırış, acı dolu bir ses tüm gemiye yayıldı. ilyas reis, "öldüm ya rab!" diye haykırdı. arkasından gelen kılıç darbesinin verdiği acı onu iyice öfkelendirmişti. kendisine kılıç darbesi indiren adamın palasıyla kellesini uçurdu. ilyas reis, kendisini toparlayamamıştı. tüm vücudunu kan kaplamıştı. kelime-i şehadet getirdi ve şöyle haykırdı: ey hızır! gel, yetiş! öcümü al bu kalleşlerden!" gemi yanıyordu, fakat, ilyas reisin kardeşi, korkusuzca savaşan bir genç, hızır reis düşmanı kılıç darbesiyle yere indirdi ve abisine şöyle cevap verdi: yettim ağabeyim! ilyas reisi bulabilmek adına, düşmanların aralarından sıyrılıyor, her birini teker-teker deviriyordu..abisinin hâlini görünce dünya başına yıkıldı. bir anda, donup kaldı. bu anda, kafasından bir darbe yedi. ayağa kalkmaya çalıştı, ama tüm mızrakların, kılıçların tamda bu an kendisine yöneldiğini gördü. hızır reisi bağladılar ve rodos'a götürdüler. hızır reis birgün barbaros hayreddin paşa olarak anılacak, büyük bir denizci olacak ve abisinin intikamını alacaktı..

ilyas reis, rodos şövalyeleri tarafından sopayla vurularak şehid edilmiştir.
devamını gör...

/aklını kaşık kaşık yemek istiyordu kadın
en ateşli sevişmelerden daha çok haz verecekti sanki ona
yaşamak, görmek ve dinlemek
sebepsiz bir tutkuya kelepçeliydi bir nevi
aklı oyunlarında durgun
dili sözlerinde suskundu
meydandan başlayıp koşmaya
kızgın denizlerde sönmekti tek arzusu
/

her yer karanlık olsa da önünü az çok seçebiliyordu. gözleri alışmıştı karanlığa. uykudan yeni uyanmanın verdiği mahmurlukla ağır ağır mutfağa ilerledi. aspiratörün düğmelerini eliyle yokladıkan sonra en kenardakine basarak aspiratörün ışığını açtı. hala oturma odasından şarkı sesleri geliyordu. yine şarkı dinlerken uymuş olmalıydı. yanan turuncu ışık uykudan yeni kalkmış ve karanlığa alışmış gözlerini acıtsa da şimdiden alışmaya başlamıştı. mutfak lavabosunda yüzünü yıkadı, dirseklerini dayadı tezgaha. karşısındaki pencereden ay gülümsüyordu kendisine. bir selam verdi ona.telefon? telefonu neredeydi? hızlı adımlarla oturma odasına yöneldi. ayakları sorduğu sorunun cevabını vermişti bile. masanın üzerinde duran telefonu yatmadan önce koyduğu yerden aldı. bildirimlere bakarken aynı zamanda da mutfağa dönüyordu. canı deliler gibi sigara is... hassss**** ayağını vurduğu kapı eşiğine savurduğu küfürle birlikte derin bir nefes aldı. birkaç mesaj ve şarjının az kaldığını gösteren uyarı dışında bildirim yoktu. bir arama bekliyordu, belki de bir ses, bir nefes. ocağın kenarında duran sigara paketine yöneldi. 1,3,4,6... 6 sigarası kalmıştı. "sigara almalı" diye düşündü. içlerinden bir tanesini alıp dudaklarına götürdü. saçlarını yakmamak adına eliyle toplayıp ocakta yaktı sigarasını. ciğerlerine çektiği zehirli dumanın tadı yayıldı ağzına. ocağın üzerinde duran çaydanlığın yüzeyindeki yansımasına denk gelmesiyle duraksadı bir an. aklındaki tüm sorular ve yanıtlar uçup gitti. günlerdir aynalardan kaçmasına rağmen yakalanmıştı işte kendisine. dağınık saçları, şişmiş göz altları ve çökmüş yüzü hiç iyi şeyler anlatmıyordu ona. içinde garip bir telaş aynı zamanda da bitkinlik vardı. hem sokaklarda deliler gibi bağıra bağıra koşmak hem de tüm gün yatağında yatmak istiyordu. çaydanlığa biraz su koyup altını yaktı. biraz kahve ayılmasına yetecekti. tezgahın kenarına çöküp bacaklarını çekti kendisine. aklında deli sorular ve cevaplar, cevapların getirdiği yeni sorular ve yeni cevaplar... koca bir döngü, büyük bir çıkmaz. sigarasından derin bir nefes alırken sıkıca kapattı gözlerini. bir şeyi görmeye bile mecali yoktu sanki. susmak istiyordu, sadece susmak. beyninin içinde dönüp duran tilkileri bir bir öldürmek... çaydanlıktan taşan suyun sesiyle geldi kendisine. bitmiş sigarasının külleri üzerine dökülmüştü. üzerini silkeleyerek ayağa kalktı. suyun altını söndürdü. bir bardak kahve ve bir dal sigara alarak balkona çıktı. turuncu sokak lambasının aydınlattığı sokak bomboş ve sessizdi. ağustos ayının ortasında olmasına rağmen üşüdüğünü hissetti kadın. sandalyeye oturacakken sigarasını yakmadığını fark etti. sabır dilenircesine derin bir nefes alarak mutfak masasının üzerinde duran çakmağa yöneldi. masanın üzerindeki ayrıntıyla duraksadı bir an. deli gibi ağlamak geliyordu içinden. çakmağı hızlıca alarak balkondaki sandalyesine oturdu. sigarasını yakmak istiyordu, sigarasını yakmak ve o zehirli dumanı ciğerlerine çekmek. lakin elleri inadına deliler gibi titriyordu. bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. fakat ne gözünden bir damla yaş geliyordu ne de sesi çıkıyordu. sadece hıçkırıyor, nefessiz kalıyor ve nefes almaya çalışıyordu. arkada yalnızlığım diyordu (bkz: zuhal olcay). geçen sayısız dakikalar ardından kendine geldi kadın. gitmeli diye düşündü, çok uzaklara gitmeli. tutunarak zor bela kalktı yerinden. son bir kez gecenin soğuğunu çekti içine ve içeriye girdi. aspiratörün ışığını kapatıp mutfaktan çıktı. ardından kapanan dış kapının sesi yankılandı karanlıkta... o sırada tezgahın üstünde bir ışık belirdi önce, ardından bir melodi... telefonu çalıyordu, peki ya arayan kimdi?
devamını gör...

dilerim vardır; çünkü adaletin olmadığı yerde ilahi adalet düşüncesi en büyük sığınak oluyor.
devamını gör...

hastasıyız! mfö'nün çok bilmişliğine şarkı yazdığı marjinal şahsiyet.
devamını gör...

eski insanlar için gökyüzü bir bilinmezlikti. çoğunla gökyüzüne bakıp yıldızları bir şeyleri benzetme eğiliminde oluyorlardı.
küçük çocuklarla oynadığımız bulutları, bir şeye benzetme oyunu gibi bir oyun.
hatta eski yunanlar bu yıldızların tanrı olduğuna bile inanıyorlardı.
işte herkül, bir takım yıldızıdır arkadaşlar. hem de bir çok mitolojik efsaneye konu olan, yarı tanrısal özellikler ve güç atfedilen bir yıldız.
takım yıldızı 3 kadir sönük yıldızlardan oluşur.
bir burç olarak anılması gılgamış destanı ile babillere kadar giden herkül'ün , antik yunan efsanesi ise şöyledir:
çapkın zeusun, ölümlü bir prenses olan alkimene'den olma çocuğudur. bu sebeple yarı ölümsüzdür.
zeusun karısı hera tabi olarak bu işe kızar ve çocukkken üzerine yılanlar gönderir. ancak çocukken bile yılanları yenen herkül gücünü göstermiştir.
ancak hera'nın entrikaları bunla bitmez...
bir krala esir düşen herkül, esaretten kurtulmak için 12 zorlu görevi yerine getirmelidir.
bu görevler arasında, insanlara ateşi veren, bu sebeple cezalandırılan, kolları kayalara bağlanan prometus'u devasa kartaldan kurtarmak, ve özgürlüğüne kavuşturmakta vardır.
dipnot: prometus'ta bir takım yıldızı arkadaşlar.
alttaki foto herkülü gösteriyor. bakın bakalım eli sopalı bir adam görüyor musunuz?. ben göremiyorum..

''
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel''
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim