aniden gelen şive komedisi yapma isteği
niçun olmasun?
arada geliyor tutamıyorum.
arada geliyor tutamıyorum.
devamını gör...
bildirim ve mesaj butonları çalışmayanlar için alternatif
üst edit: sorun giderilmiştir.
1 mayıs güncellemesi ile ios kullanan bazı kullanıcılarda bildirim ve mesaj butonlarına tıklayamama şikayetleri almaktayım. çözüm üzerine bir mesai yapacağım bu gece fakat dolup taşan mesaj/bildirim kutuları için geçici olarak aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz:
mesajlar
bildirimler
1 mayıs güncellemesi ile ios kullanan bazı kullanıcılarda bildirim ve mesaj butonlarına tıklayamama şikayetleri almaktayım. çözüm üzerine bir mesai yapacağım bu gece fakat dolup taşan mesaj/bildirim kutuları için geçici olarak aşağıdaki linkleri kullanabilirsiniz:
mesajlar
bildirimler
devamını gör...
havanın tam intiharlık olması
çay da demleyebilirsiniz bence.
("ne kadar harika bir gün. çay mı demlesem, kendimi mi assam karar veremiyorum." diyen anton çehov'un kararsızlığına düşmüşlere bir tavsiye...)
("ne kadar harika bir gün. çay mı demlesem, kendimi mi assam karar veremiyorum." diyen anton çehov'un kararsızlığına düşmüşlere bir tavsiye...)
devamını gör...
içinde istanbul geçen şarkı
"yanımda değilsen ne istanbul ne ankara"
devamını gör...
normal sözlük’e dair umduklarınız ve bulduklarınız
ekşi boykotuyla sahipsiz kalan yazarlardan biri olarak sığınacak bir liman arıyordum fazlasını buldum. ayrıştırıcı, saygısız dilden kurtulmak, çok nadir trolle denk gelmek olumlu özellikleri derken anam anam bunlar coştu radyo falan derken aldı yürüdüler. böyle devam.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
sayın yazar cenk'in arka bahçesi'nin kaçak yayınına önce pek sevgili miko'nun katılımı, sonra yine pek sevgili robnaja'nın katılımı ile devam eden yayındır.
güzel oldu, çok da güzel oldu. miko'dan değilse bu şekilde kaçak yayınlar sürekli olur umarım. bence çok eğlenceli ve güzel oluyor.
ayrıcaaaaa cenk ve robnaja'yı bi arada dinlemeyi çok özlemişim... reva mı bu bizim gibi dinleyicilere?..
güzel oldu, çok da güzel oldu. miko'dan değilse bu şekilde kaçak yayınlar sürekli olur umarım. bence çok eğlenceli ve güzel oluyor.
ayrıcaaaaa cenk ve robnaja'yı bi arada dinlemeyi çok özlemişim... reva mı bu bizim gibi dinleyicilere?..
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın pıtırcıklarım.
bu canına yandığımın memleketinde hasta olmak da zor, günün aymasını görmek de..
bir bal ve bir iki ot* alayım dedim o da nesiii?hastalar ölse daha iyi gibi sanki.
henüz başlayamadığım iş hayatım da sekteye uğradı tabi hastalık sebebi ile.
yıkılmadım da,dinlenmek için yatıyorum sadece.*
bu canına yandığımın memleketinde hasta olmak da zor, günün aymasını görmek de..
bir bal ve bir iki ot* alayım dedim o da nesiii?hastalar ölse daha iyi gibi sanki.
henüz başlayamadığım iş hayatım da sekteye uğradı tabi hastalık sebebi ile.
yıkılmadım da,dinlenmek için yatıyorum sadece.*
devamını gör...
başlık açarken tarihe not düşermiş gibi hissetmek
yıllar sonra okuyacağınızı düşünerek yazmak sizi daha iyi hissettiriyor daha ciddi tanımlar giriyorsunuz. düşüncelerinizin değişip değişmediğini teyit etmek için güzel bir durum ortaya çıkıyor.
devamını gör...
sorgu meleğine öyle bir şey söyle ki seni cennete alsın
senin allah'ına kurban.
devamını gör...
ayam
doğu karadeniz'de müddet, hava, iklim anlamına gelen kelimedir.
devamını gör...
kapıkulu sipahileri
osmanlı ordusunda padişahın hassa ordusunun atlı birliklerini oluşturan, tıpkı yeniçeriler ve diğer kapıkulu ocakları gibi ulufe alan seçkin birliklerin adı. dış görünüş olarak tımarlı sipahilere göre daha ihtişamlı ama kullandıkları silahlar aynıdır. kapıkulu sipahilerinde de bozulma dönemi 17.yüzyıl başlarında başlamıştır.
16. yüzyılın ünlü diplomatlarından busbecq bu sipahileri şu şekilde tarif eder: “üzengileri altın, gümüş ve değerli taşlardan parlayan kapadokya, suriye veya başka cins en soylusundan bir at üzerinde önünden geçip giderken, böyle bir türk şövalyesinden daha ihtişamlı bir görüntü yoktur. üzerine altın ve gümüş işlemeli kumaştan, hafif veya ağır ipekten ya da koyu kırmızı, sarı yahut lacivert renkte değerli başka bir elbise giyiyor. iki yanında birinde yayın durduğu ve diğerinde renkli oklarla dolu olan, partların ülkesindekiler gibi seçkin elişi ile işlenmiş iki sadak taşıyor. sol kolunda taşıdığı, oklara ve kılıç veya topuz darbelerine dayanıklı kalkanı da aynı seçkin işçiliktendir. boş bırakmayı yeğlemediği takdirde, sağ elinde çoğunlukla yeşil renkte hafif bir mızrak taşıyor. kısa ve değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç kuşanıyor ve eyerden topuzu sarkıyor.
diyorsunuz ki bu kadar silah niye? öyleyse biliniz ki bu süvari tüm bu silahları kullanmasını gayet iyi biliyor. şimdi de diyorsunuz ki, bir kişi hem yayı, hem de mızrağı nasıl bir arada kullanabilir? yayını ancak mızrağını attıktan veya kırdıktan sonra mı çıkarıyor? hayır, zira mızrağı mümkün olduğunca yanında tutuyor, ama savaşın gidişatı yayı kullanmasını gerektiriyorsa, hafif ve buna göre düzenlenmiş mızrağı eyerinin ve bacaklarının arasına o şekilde sıkıştırıyorlar ki, ucu arkadan yukarı doğru bakıyor, böylece mızrağı dizleri ile istediği kadar sıkıca tutabiliyor. mızrakla savaşmaları gerekiyorsa, yayı ya sadağına yerleştiriyor ya da kalkanının üzerinden sol koluna asıyor. başlığı, ortasından şeritler ile bölünmüş koyu kırmızı bir ipek kumaşın uzandığı bembeyaz ince pamuklu bir kumaştan oluşuyor. birçoğu başlıklarını ayrıca siyah tüyler ile süslüyorlar”.
dünyanın en iyi atlı binicileri olan bu sipahiler, tabii ki çoğunlukla kıymetli olan atlarına çok değer veriyorlardı ve çok iyi bakıyorlardı. bilhassa at cinslerinin ıslahı ile uğraşan hipologlar ve soylu at yetiştiricileri için, busbecq’in çağdaşı olan başka yazarlar tarafından da teyit edilen bu ilgi çekici anlatımından, o dönemlerde bir atın akıllıca ve sevgi ile beslenmesinin osmanlı sipahilerinin hristiyan ülkelerine karşı üstünlük kazanmalarında büyük etkisi olduğunu anlamak mümkün.
sipahiler, tıpkı osmanlı’nın tüm süvari birlikleri gibi, mükemmel atları ile savaş alanında hücumlarının şiddeti ile kendilerini gösteriyorlardı. hücumlarına daima havayı yırtan ve hristiyan süvarilerin demir gibi saflarını bile titreten korkunç bir nara eşlik ediyordu.
uzaktan hala en önemli hücum silahları yaydı. sipahiler tarafından büyük bir çeviklik ve güvenle kullanılıyordu. busbecq, bu hususta mucizevi şeyler anlatır. isterse düşmanın göz bebeği olsun, hedef nadiren ıskalanıyordu. erkek çocuklar 7-8 yaşlarından itibaren kısa ama oldukça güçlü yaylar ile alıştırma yapıyorlardı ve güçlü bir kol gerektiren bu silahla yapılan savaş oyunları, bayram günlerinde erkeklerin ve yaşlıların en büyük eğlencesiydi.
kapıkulu sipahileri hassa ordusu olduklarından, kendileri tımarlı sipahilerin üstünde görüyorlardı. esas itibariyle orhan gazi’nin tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, osmanlı askeri teşkilatının oluşumunda çok büyük hizmetleri geçen kardeşi alaeddin’in bir eseri olarak ortaya çıkmışlardı ve ilk örgütsel yapılanmalarıyla da uyum içinde olupdaha kesin olarak geliştirilmeleri ve teşkilatlandırılmaları ise sultan 1.murad’ın aynı şekilde büyük hizmetleri bulunan beylerbeyi timurtaş paşa sayesinde gerçekleştirilmişti.
başlangıçta saltanat sancağını korumakla görevlendirilen en fazla 2500 kadar seçkin adamdan oluşan bu birlik, zamanla önemli ölçüde takviye edilerek daha geniş bir oluşum ve buna uygun bir sınıflandırma kazandı. kısa bir süre sonra, kapıkulu süvarileri adı altında, özelliklerini belirten farklı isimlerle dört bölüğe ayrıldılar.
*sipahiler
*silahdarlar
*ulufeciler
*garipler.
yavuz sultan selim, bu sipahilerin sayısını 3500 kişiye çıkarmıştı. padişahın süvari hassa ordusunda ilk sıradaydılar, ordugahta daima padişahın yanında bulunmak ve mesela kötü hav şartlarında, yağmur veya kar yağdığında, muhtemelen havada daha uygun bir ısı oluşturmak üzere, padişahın otağında veya otağın önünde uyumak zorunda kalan 500 kişilik bir birlik temin etmek gibi tuhaf bir yükümlülüğü yerine getirmek zorundaydılar. ulufeleri o zamanlar günlük 20 ile 40 akçe arasında değişiyordu ve başlarında günlük 80 akçe ulufeli, rütbe olarak yeniçeri ağasına en yakın sipahiler ağası bulunuyordu. sipahiler, kırmızı sancak ve mızraklarının ucunda kırmızı şeritler taşıyorlardı.
aynı zamanda silahdarlar da 2500 kişiye çıkartılmışlardı. rütbe olarak sipahiler ile aynı seviyede bulunan silahdarlar, günlük 20 ile 40 akçe arasında değişen miktarlarda ulufe alıyorlardı. başlarında bulunan silahdar ağası tıpkı sipahi ağası gibi 80 akçe ulufe alıyordu. sancaklarının rengi ise sarı renkteydi.
kanuni sultan süleyman’ın hükümdarlığı döneminde gerek sayıları, gerekse ulufeleri bakımından bazı değişiklikler meydana geldi. 1534’te sayıları 11500 kişiye kadar çıkmıştı. ilk iki bölükle dördüncü bölükten her biri 3000, üçüncü bölük ise 2500 kişiden oluşuyordu. 20 yıl sonra ilk üç bölük 2000 kişiden oluşurken, dördüncü bölük 1500 kişilikti ve ilk iki bölüğün ulufeleri 15 ile 45 akçe arasında değişirken, üçüncü bölüğün ulufeleri 10 akçe, dördüncü bölüğün ulufeleri ise 8 akçeye kadar indirilmişti.
ilk üç bölüğe çıkanlar o dönemlerde genelde saraydan, savaş sırasında esir alınan hristiyan çocuklarının yetiştirildiği içoğlanı ocaklarından gelen içoğlanlarıydı. dördüncü bölük olan garipler de yine aynı şekilde devşirmeydi ve daha az ulufe alıp daha az itibar görüyorlardı.
3.murad zamanındaki iran seferlerine kadar, kapıkulu süvarilerinin sayısı, her biri 500 kişilik bölükler halinde vezirlerin maiyetine verilen 2500 kişi ve adeta veziriazamın muhafız kıtası gibi doğrudan onun emrinde bulunan 1000 kişi dahil olmak üzere, 14-16 bin kişi arasında sabit kaldı. iran seferleri sonucunda, bilhassa batı kaynaklı 1590 ve 1594 tarihli raporlardan anlaşılabileceği üzere, sayıları yaklaşık 40 bine çıkacak şekilde takviye edilmişlerdi.
halbuki sayılarının bu denli yükselmesi, bu seçkin birliklerin bozulmaya başladığını gösteriyordu. iran seferleri, bu açıdan iki sebepten ötürü osmanlı askeri teşkilatına uğursuz gelmişti. öncelikle sefere bu kadar büyük sayıda birlikler çıkarabilmek için eski asker toplama yöntemlerinden vazgeçmek ve eksik kalan yerleri yalnızca sarayın içoğlanı ocaklarından doldurmak yerine, sipahilerin arasına onlarla aynı hünerlere sahip olmayan ne kadar vasıfsız adam varsa almak zorunda kaldılar. ikinci olarak, bu savaşlarda yalnızca insan olarak değil iyi atlar bakımından da maruz kalınan büyük kayıplar sipahi birliklerini öyle bir hle getirdi ki, o dönemden sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine geri dönemediler.
kapıkulu sipahilerinde, tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, mevcut direniş, isyan ve ayaklanma ruhu, böylece gitgide daha fazla beslendi ve oldukça tehlikeli bir girişim gösterdi. zorlu yürüyüş insanlarla atları harap ettiği için, terk ve talan edilmiş topraklarda en iyi ihtimalle hiçbir şey alınamayacağı için iran seferine hiç istemeyerek çıktılar. zira türklerin “kızılbaş” diye adlandırdıkları iran şahının savaş yönetim sistemi, düşman yaklaştıkça sınır eyaletlerini yakarak harap etmek ve halkın tamamını iç kısımlara doğru çekmekti. böylece osmanlı birliklerinin buralarda ihtiyaçlarını gidermesi epey zor hatta imkansız bir hale gelirdi.
kapıkulu sipahileri 1826 yılına kadar varlıklarını sürdürdüler. 1826 yılında sultan 2.mahmud yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığında sipahilere dokunulmadı ve anlaşarak yeni kurulan orduya katıldılar.
16. yüzyılın ünlü diplomatlarından busbecq bu sipahileri şu şekilde tarif eder: “üzengileri altın, gümüş ve değerli taşlardan parlayan kapadokya, suriye veya başka cins en soylusundan bir at üzerinde önünden geçip giderken, böyle bir türk şövalyesinden daha ihtişamlı bir görüntü yoktur. üzerine altın ve gümüş işlemeli kumaştan, hafif veya ağır ipekten ya da koyu kırmızı, sarı yahut lacivert renkte değerli başka bir elbise giyiyor. iki yanında birinde yayın durduğu ve diğerinde renkli oklarla dolu olan, partların ülkesindekiler gibi seçkin elişi ile işlenmiş iki sadak taşıyor. sol kolunda taşıdığı, oklara ve kılıç veya topuz darbelerine dayanıklı kalkanı da aynı seçkin işçiliktendir. boş bırakmayı yeğlemediği takdirde, sağ elinde çoğunlukla yeşil renkte hafif bir mızrak taşıyor. kısa ve değerli taşlarla bezenmiş bir kılıç kuşanıyor ve eyerden topuzu sarkıyor.
diyorsunuz ki bu kadar silah niye? öyleyse biliniz ki bu süvari tüm bu silahları kullanmasını gayet iyi biliyor. şimdi de diyorsunuz ki, bir kişi hem yayı, hem de mızrağı nasıl bir arada kullanabilir? yayını ancak mızrağını attıktan veya kırdıktan sonra mı çıkarıyor? hayır, zira mızrağı mümkün olduğunca yanında tutuyor, ama savaşın gidişatı yayı kullanmasını gerektiriyorsa, hafif ve buna göre düzenlenmiş mızrağı eyerinin ve bacaklarının arasına o şekilde sıkıştırıyorlar ki, ucu arkadan yukarı doğru bakıyor, böylece mızrağı dizleri ile istediği kadar sıkıca tutabiliyor. mızrakla savaşmaları gerekiyorsa, yayı ya sadağına yerleştiriyor ya da kalkanının üzerinden sol koluna asıyor. başlığı, ortasından şeritler ile bölünmüş koyu kırmızı bir ipek kumaşın uzandığı bembeyaz ince pamuklu bir kumaştan oluşuyor. birçoğu başlıklarını ayrıca siyah tüyler ile süslüyorlar”.
dünyanın en iyi atlı binicileri olan bu sipahiler, tabii ki çoğunlukla kıymetli olan atlarına çok değer veriyorlardı ve çok iyi bakıyorlardı. bilhassa at cinslerinin ıslahı ile uğraşan hipologlar ve soylu at yetiştiricileri için, busbecq’in çağdaşı olan başka yazarlar tarafından da teyit edilen bu ilgi çekici anlatımından, o dönemlerde bir atın akıllıca ve sevgi ile beslenmesinin osmanlı sipahilerinin hristiyan ülkelerine karşı üstünlük kazanmalarında büyük etkisi olduğunu anlamak mümkün.
sipahiler, tıpkı osmanlı’nın tüm süvari birlikleri gibi, mükemmel atları ile savaş alanında hücumlarının şiddeti ile kendilerini gösteriyorlardı. hücumlarına daima havayı yırtan ve hristiyan süvarilerin demir gibi saflarını bile titreten korkunç bir nara eşlik ediyordu.
uzaktan hala en önemli hücum silahları yaydı. sipahiler tarafından büyük bir çeviklik ve güvenle kullanılıyordu. busbecq, bu hususta mucizevi şeyler anlatır. isterse düşmanın göz bebeği olsun, hedef nadiren ıskalanıyordu. erkek çocuklar 7-8 yaşlarından itibaren kısa ama oldukça güçlü yaylar ile alıştırma yapıyorlardı ve güçlü bir kol gerektiren bu silahla yapılan savaş oyunları, bayram günlerinde erkeklerin ve yaşlıların en büyük eğlencesiydi.
kapıkulu sipahileri hassa ordusu olduklarından, kendileri tımarlı sipahilerin üstünde görüyorlardı. esas itibariyle orhan gazi’nin tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, osmanlı askeri teşkilatının oluşumunda çok büyük hizmetleri geçen kardeşi alaeddin’in bir eseri olarak ortaya çıkmışlardı ve ilk örgütsel yapılanmalarıyla da uyum içinde olupdaha kesin olarak geliştirilmeleri ve teşkilatlandırılmaları ise sultan 1.murad’ın aynı şekilde büyük hizmetleri bulunan beylerbeyi timurtaş paşa sayesinde gerçekleştirilmişti.
başlangıçta saltanat sancağını korumakla görevlendirilen en fazla 2500 kadar seçkin adamdan oluşan bu birlik, zamanla önemli ölçüde takviye edilerek daha geniş bir oluşum ve buna uygun bir sınıflandırma kazandı. kısa bir süre sonra, kapıkulu süvarileri adı altında, özelliklerini belirten farklı isimlerle dört bölüğe ayrıldılar.
*sipahiler
*silahdarlar
*ulufeciler
*garipler.
yavuz sultan selim, bu sipahilerin sayısını 3500 kişiye çıkarmıştı. padişahın süvari hassa ordusunda ilk sıradaydılar, ordugahta daima padişahın yanında bulunmak ve mesela kötü hav şartlarında, yağmur veya kar yağdığında, muhtemelen havada daha uygun bir ısı oluşturmak üzere, padişahın otağında veya otağın önünde uyumak zorunda kalan 500 kişilik bir birlik temin etmek gibi tuhaf bir yükümlülüğü yerine getirmek zorundaydılar. ulufeleri o zamanlar günlük 20 ile 40 akçe arasında değişiyordu ve başlarında günlük 80 akçe ulufeli, rütbe olarak yeniçeri ağasına en yakın sipahiler ağası bulunuyordu. sipahiler, kırmızı sancak ve mızraklarının ucunda kırmızı şeritler taşıyorlardı.
aynı zamanda silahdarlar da 2500 kişiye çıkartılmışlardı. rütbe olarak sipahiler ile aynı seviyede bulunan silahdarlar, günlük 20 ile 40 akçe arasında değişen miktarlarda ulufe alıyorlardı. başlarında bulunan silahdar ağası tıpkı sipahi ağası gibi 80 akçe ulufe alıyordu. sancaklarının rengi ise sarı renkteydi.
kanuni sultan süleyman’ın hükümdarlığı döneminde gerek sayıları, gerekse ulufeleri bakımından bazı değişiklikler meydana geldi. 1534’te sayıları 11500 kişiye kadar çıkmıştı. ilk iki bölükle dördüncü bölükten her biri 3000, üçüncü bölük ise 2500 kişiden oluşuyordu. 20 yıl sonra ilk üç bölük 2000 kişiden oluşurken, dördüncü bölük 1500 kişilikti ve ilk iki bölüğün ulufeleri 15 ile 45 akçe arasında değişirken, üçüncü bölüğün ulufeleri 10 akçe, dördüncü bölüğün ulufeleri ise 8 akçeye kadar indirilmişti.
ilk üç bölüğe çıkanlar o dönemlerde genelde saraydan, savaş sırasında esir alınan hristiyan çocuklarının yetiştirildiği içoğlanı ocaklarından gelen içoğlanlarıydı. dördüncü bölük olan garipler de yine aynı şekilde devşirmeydi ve daha az ulufe alıp daha az itibar görüyorlardı.
3.murad zamanındaki iran seferlerine kadar, kapıkulu süvarilerinin sayısı, her biri 500 kişilik bölükler halinde vezirlerin maiyetine verilen 2500 kişi ve adeta veziriazamın muhafız kıtası gibi doğrudan onun emrinde bulunan 1000 kişi dahil olmak üzere, 14-16 bin kişi arasında sabit kaldı. iran seferleri sonucunda, bilhassa batı kaynaklı 1590 ve 1594 tarihli raporlardan anlaşılabileceği üzere, sayıları yaklaşık 40 bine çıkacak şekilde takviye edilmişlerdi.
halbuki sayılarının bu denli yükselmesi, bu seçkin birliklerin bozulmaya başladığını gösteriyordu. iran seferleri, bu açıdan iki sebepten ötürü osmanlı askeri teşkilatına uğursuz gelmişti. öncelikle sefere bu kadar büyük sayıda birlikler çıkarabilmek için eski asker toplama yöntemlerinden vazgeçmek ve eksik kalan yerleri yalnızca sarayın içoğlanı ocaklarından doldurmak yerine, sipahilerin arasına onlarla aynı hünerlere sahip olmayan ne kadar vasıfsız adam varsa almak zorunda kaldılar. ikinci olarak, bu savaşlarda yalnızca insan olarak değil iyi atlar bakımından da maruz kalınan büyük kayıplar sipahi birliklerini öyle bir hle getirdi ki, o dönemden sonra bir daha eski ihtişamlı günlerine geri dönemediler.
kapıkulu sipahilerinde, tıpkı yeniçerilerde olduğu gibi, mevcut direniş, isyan ve ayaklanma ruhu, böylece gitgide daha fazla beslendi ve oldukça tehlikeli bir girişim gösterdi. zorlu yürüyüş insanlarla atları harap ettiği için, terk ve talan edilmiş topraklarda en iyi ihtimalle hiçbir şey alınamayacağı için iran seferine hiç istemeyerek çıktılar. zira türklerin “kızılbaş” diye adlandırdıkları iran şahının savaş yönetim sistemi, düşman yaklaştıkça sınır eyaletlerini yakarak harap etmek ve halkın tamamını iç kısımlara doğru çekmekti. böylece osmanlı birliklerinin buralarda ihtiyaçlarını gidermesi epey zor hatta imkansız bir hale gelirdi.
kapıkulu sipahileri 1826 yılına kadar varlıklarını sürdürdüler. 1826 yılında sultan 2.mahmud yeniçeri ocağını ortadan kaldırdığında sipahilere dokunulmadı ve anlaşarak yeni kurulan orduya katıldılar.
devamını gör...
dune: çöl gezegeni (2021)
bir kitap serisidir aynı zamanda filmi yakın zamanda vizyona girmiştir. bildiğim tek şey buydu ve sinemaya gittim.
vizyonda hep yek 4 ve bu film vardı. zor bir seçim olmadı hemen dedim gideyim. tabii önce araştırdım. yahu dedim millet bu filmi izlemek için kitabı okumak gerekiyor mu bu sorudan sonra hayır birader cevabını aldım ve keyifle sinemaya gittim.
şunu rahatlıkla diyebilirim izlediğim şey çok güzeldi. acayip beğendim. bir dünya yaratılmış ve nefis yaratıldığını düşünüyorum. kitapta daha iyi gösterildiğini ve anlatıldığını hissediyorum.
görüntüler, karakterler, yaratılan dünya, diyaloglar, senaryo, müzikler hepsi çok başarılıydı. tabii kitabı okusam belki bunu böyle görmeyecektim. filmi izlerken daha fazlasını istedim. kitabı okumak istedim. okuyacağım.
filmde özellikle müzikler ve görüntüler çok güzeldi. müzik kullanımı çok hoşuma gitti. tek eksiği bence evreni tam anlamıyla tanıtmalarıydı. böyle düşünüyorum. yahu baharat diyorlar. çok önemli. anlatılan o ama neden çok önemli anlatsana hocam merak ettim. çöl solucanı dediler yemin ederim gerçek solucan zannettim. garip bir şey çıktı.
bu yönüyle eksikti bence. ben böyle düşünüyorum. bunu bir anlatıcıyla rahatça anlatabilirlerdi diye düşünüyorum.
genele bakarsak çok beğendim. bu filmin ikincisi gelene kadar kitapları okurum diye düşünüyorum. o zaman hem ilk filmi tekrar izlerim hem ikinci filmi zevkle izlerim.
filmde oyunculukları ve oyuncular iyi seçilmiş ve iyi oynamışlar. özellikle başrol oyuncusu olan paul karakterine bayıldım. nefis bir oyunculuk performansı sergilemiş. zendaya ablayı daha fazla görmek isterdim. zaten hayranlar eleştirmiş. ikinci filmde daha çok göreceğiz gibi duruyor.
ben gibi kitabı okumayıp izlemek isteyenler varsa tavsiye ederim. izleyin. hoşunuza gidecektir.
vizyonda hep yek 4 ve bu film vardı. zor bir seçim olmadı hemen dedim gideyim. tabii önce araştırdım. yahu dedim millet bu filmi izlemek için kitabı okumak gerekiyor mu bu sorudan sonra hayır birader cevabını aldım ve keyifle sinemaya gittim.
şunu rahatlıkla diyebilirim izlediğim şey çok güzeldi. acayip beğendim. bir dünya yaratılmış ve nefis yaratıldığını düşünüyorum. kitapta daha iyi gösterildiğini ve anlatıldığını hissediyorum.
görüntüler, karakterler, yaratılan dünya, diyaloglar, senaryo, müzikler hepsi çok başarılıydı. tabii kitabı okusam belki bunu böyle görmeyecektim. filmi izlerken daha fazlasını istedim. kitabı okumak istedim. okuyacağım.
filmde özellikle müzikler ve görüntüler çok güzeldi. müzik kullanımı çok hoşuma gitti. tek eksiği bence evreni tam anlamıyla tanıtmalarıydı. böyle düşünüyorum. yahu baharat diyorlar. çok önemli. anlatılan o ama neden çok önemli anlatsana hocam merak ettim. çöl solucanı dediler yemin ederim gerçek solucan zannettim. garip bir şey çıktı.
bu yönüyle eksikti bence. ben böyle düşünüyorum. bunu bir anlatıcıyla rahatça anlatabilirlerdi diye düşünüyorum.
genele bakarsak çok beğendim. bu filmin ikincisi gelene kadar kitapları okurum diye düşünüyorum. o zaman hem ilk filmi tekrar izlerim hem ikinci filmi zevkle izlerim.
filmde oyunculukları ve oyuncular iyi seçilmiş ve iyi oynamışlar. özellikle başrol oyuncusu olan paul karakterine bayıldım. nefis bir oyunculuk performansı sergilemiş. zendaya ablayı daha fazla görmek isterdim. zaten hayranlar eleştirmiş. ikinci filmde daha çok göreceğiz gibi duruyor.
ben gibi kitabı okumayıp izlemek isteyenler varsa tavsiye ederim. izleyin. hoşunuza gidecektir.
devamını gör...
heretic anthem
yıllar önce, ergenlik çağındayken yaşadığım anlamsız öfkeyi, dağı taşı "öpesim" olduğu o zamanları bana hatırlatan gaz bir slipknot şarkısıdır.
bakmayın öyle, ben slipknot'ın iki şarkısını bilirim. biri budur.
"if you are 5-5-5, then i am 6-6-6!!!"
dipnot: işbu tanım, bendenizin 666. başlığı ve 1111'inci entry'sidir. daha öncesinde de 666. tanımımı 666 entrysini girerek doldurmuştum.
bakmayın öyle, ben slipknot'ın iki şarkısını bilirim. biri budur.
"if you are 5-5-5, then i am 6-6-6!!!"
dipnot: işbu tanım, bendenizin 666. başlığı ve 1111'inci entry'sidir. daha öncesinde de 666. tanımımı 666 entrysini girerek doldurmuştum.
devamını gör...
cebelitarık
nüfusu 33 bin olan ülke. ülke demeye bin sahit.
bizim istanbul'da esenler, esenyurt gibi ilçelerin nüfusu 1 milyon zaten.
bizim istanbul'da esenler, esenyurt gibi ilçelerin nüfusu 1 milyon zaten.
devamını gör...
cumhurbaşkanlığı'ndan whatsapp açıklaması
cumhurbaşkanlığı dijital dönüşüm ofisi başkanı ali taha koç,kişisel twitter hesabından yerli uygulama kullanmaya yönelik çağrıda bulunarak "yerli uygulamaları’ kullanma çağrısında bulunarak “bip ve dedi gibi milli ürünlerimizde var. sayın cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan'ın belirttiği gibi dijital faşizme hep birlikte karşı duralım" paylaşımı yaptı.
--- alıntı ---
veri mahremiyeti açısından ab ve diğer ülkeler ayrımı kabul edilemez! bilgi ve iletişim güvenliği rehberi’nde de belirttiğimiz gibi yabancı menşeli uygulamalar veri güvenliğine yönelik önemli riskler içeriyor.
bu sebeple dijital verimizi yerli ve milli yazılımlarla korumalı, kendi ihtiyaçlarımıza göre geliştirmeliyiz. unutmayalım yerli milli çözümler sayesinde türkiye’nin verisi türkiye’de kalır.
yabancı menşeli muadillerinden çok daha fazlası, #bip ve #dedi gibi milli ürünlerimizde var. tüm vatandaşlarımızı yerli ve milli uygulamaları kullanmaya davet ediyoruz. (u: ??)
--- alıntı ---
ilgili tweet
--- alıntı ---
veri mahremiyeti açısından ab ve diğer ülkeler ayrımı kabul edilemez! bilgi ve iletişim güvenliği rehberi’nde de belirttiğimiz gibi yabancı menşeli uygulamalar veri güvenliğine yönelik önemli riskler içeriyor.
bu sebeple dijital verimizi yerli ve milli yazılımlarla korumalı, kendi ihtiyaçlarımıza göre geliştirmeliyiz. unutmayalım yerli milli çözümler sayesinde türkiye’nin verisi türkiye’de kalır.
yabancı menşeli muadillerinden çok daha fazlası, #bip ve #dedi gibi milli ürünlerimizde var. tüm vatandaşlarımızı yerli ve milli uygulamaları kullanmaya davet ediyoruz. (u: ??)
--- alıntı ---
ilgili tweet
devamını gör...
almaktan en çok haz duyulan mesajlar
hesabınıza ..... tutarında para yatmıştır. tabii burada tutar da önemli. bir mutluluk bir sevinç yaratır.eğer sadece size aitse mükemmel bir durum.
devamını gör...
felsefe temalı youtube kanalları
türkçe:
1-pandora-felsefe
buradan
2-dilozof
buradan
3- ümit gurbanov
buradan
4-filozofun yolu podcast
buradan
ingilizce
1- school of life - philosophy (tr altyazı mevcut)
buradan
2- crash course - philosophy (çoğu videoda tr altyazı)
buradan
3- ted- ed felsefe videoları (ilgili aramanın linkini bıraktım)
buradan
1-pandora-felsefe
buradan
2-dilozof
buradan
3- ümit gurbanov
buradan
4-filozofun yolu podcast
buradan
ingilizce
1- school of life - philosophy (tr altyazı mevcut)
buradan
2- crash course - philosophy (çoğu videoda tr altyazı)
buradan
3- ted- ed felsefe videoları (ilgili aramanın linkini bıraktım)
buradan
devamını gör...
sualtı arkeolojisi
george bass isimili bir adam 88 yaşındayken geçtiğimi mart ayında teksas'ta öldü...
amerikalı bir gazeteci olan peter throckmorton, 1958 senesinde sünger avcılığı ile ilgili bir yazı dizisi hazırlamak için için türkiye'ye geliyor. o zamanlar izmir'in önemli geçim kaynaklarından biri sünger avı...
bu yazı dizisi için, sora sora, türkiye'nin ilk su altı fotoğrafçısı mustafa kapkın'ı buluyor.
süngerler üzerine konuşuyorlar ediyorlar. su altındaki batıklardan laf ediliyor. muhabbet gelişiyor. o güne kadar batıklara sadece dalgıçlar dalmış.
hiç bir arkeolog su altında böyle bir kazı yapmamış. peter throckmorton yazıyı bitirip amerika'ya geri döndüğünde, bunu aralarında george bass'ın da olduğu bir kaç arkeologla paylaşıyor.
sene olmuş 1960 ... o zamanlar askeri darbede var izin, 2 ay sonra veriliyor.
böylece dünyanın ilk sualtı arkeoloji çalışması, antalya'nın gelidonya burnu açıklarında yapılır efem . 2 mart 2021
hayata gözlerini yuman 88 yaşındaki bey amca; antalya'da, dünyadaki ilk sualtı arkeololi kazısını yapan arkeolog george bass'tır.
''
''
''
''
''
''
kaynak;
en.wikipedia.org/wiki/Peter...
www.penn.museum/sites/exped...
arkeofili.com/sualti-arkeol...
amerikalı bir gazeteci olan peter throckmorton, 1958 senesinde sünger avcılığı ile ilgili bir yazı dizisi hazırlamak için için türkiye'ye geliyor. o zamanlar izmir'in önemli geçim kaynaklarından biri sünger avı...
bu yazı dizisi için, sora sora, türkiye'nin ilk su altı fotoğrafçısı mustafa kapkın'ı buluyor.
süngerler üzerine konuşuyorlar ediyorlar. su altındaki batıklardan laf ediliyor. muhabbet gelişiyor. o güne kadar batıklara sadece dalgıçlar dalmış.
hiç bir arkeolog su altında böyle bir kazı yapmamış. peter throckmorton yazıyı bitirip amerika'ya geri döndüğünde, bunu aralarında george bass'ın da olduğu bir kaç arkeologla paylaşıyor.
sene olmuş 1960 ... o zamanlar askeri darbede var izin, 2 ay sonra veriliyor.
böylece dünyanın ilk sualtı arkeoloji çalışması, antalya'nın gelidonya burnu açıklarında yapılır efem . 2 mart 2021
hayata gözlerini yuman 88 yaşındaki bey amca; antalya'da, dünyadaki ilk sualtı arkeololi kazısını yapan arkeolog george bass'tır.
''
''''
''''
''kaynak;
en.wikipedia.org/wiki/Peter...
www.penn.museum/sites/exped...
arkeofili.com/sualti-arkeol...
devamını gör...
hapse girmek için yapılması gerekenler
gökkuşaĝı renklerinden oluşan bir giysi giymek.
okula gitmek. ( üniversite).
hakkını aramak.
birini öldürürseniz gitmezsiniz rahat olun.
okula gitmek. ( üniversite).
hakkını aramak.
birini öldürürseniz gitmezsiniz rahat olun.
devamını gör...
