''yapraksız kaldın diye gövdeni kesme, bu işin baharı var''
(bkz: mevlana)
devamını gör...

son günlerde birçok firmanın da uyguladığı kod 29 mağduru işçilerin haberini görmüşsünüzdür. bu haberlerden sadece birisini paylaşıyorum. migros gibi büyük bir kurumun bunu yapmasıysa beni hayli şaşırttı. seküler, beyaz yakalı, sosyal demokratım. alış verişlerimde her zaman seküler kesimi tercih ederim. alış verişimin yüzde 99'unu migros tan yapıyorum. bu işçilere destek olalım. ister migrosu boykot edelim, ister şehirlerimizde migros önünde protesto yapalım, ister hashtag açalım. aktroll falan değilim, hayatım hükümet protestolarında geçti. maksadım migros'u karalamak, hedef göstermek vb değil. migros u bırakıp bim'den alalım gibi dahice(!) fikirler üretmeyeceğim. buna sessiz kalmak, suça ortak olmak istemiyorum. işini kaybeden insanlar bu dönemde resmen açlığa mahkum ediliyor. emekçilerin çocuklarını, ailelerini düşünüp çözüm bulalım. hele ki kod 29 denilen etiketle işten atılmak en ağırı. işçi tazminat da alamıyor, işsizlik maaşı da... öyle yandaş medyada söylendiği gibi işsiz herkese bol keseden sosyal yardım veriliyor, işsizler miami ye tatile gidiyor masalına inanan varsa başlığı da beni de engellesin.

adam gibi 2 kelam yazalım dedik... hemen bıdı bıdı...
migrostan alış verişi bir sosyoekonomik gösterge olarak değil, seküler olmaları sebebiyle tercih ettiğimi yazdım. (30 yıl önce zenginler migrostan alırdı... şimdi fiyatları çoğu marketten ucuz. hava basmıyorum burda...)
kod 29 tarihi, kökeni... değil şu anda yarattığı mağduriyetten bahsettim. gözümün önündeki olay yani.
mahkeme, hukuk fikri de süpermiş. karar hemen yarın çıkar zaten. avukat da zaten dava başı 10 tl.

buradan
devamını gör...

gü gü gü günaydın normal sözlük üyeleri.

1 aydır düştüğüm karanlık çukurdan gün itibariyle kurtulmuş bulunuyorum.

şartlar olumsuz anlamda kötüleşince insan sevmediği şu rutin hayatı bile özlüyor.

neyse , nerede kalmıştık?

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sanayi de ve oto yıkamacılarda sıkça gördüğü bir durumdur. ağızda yanan sigara ile stresli stresli işini yapar bu kişiler. sigara kullanmayan biri olarak merak ediyorum. o şekilde nasıl rahat ediyorsunuz ? veya sigarayı tam randumanlı içebiliyor musunuz ? hadi hepsini geçtim. müşterilerin duruma vereceği tepkiyi nasıl umursamıyorsunuz?
devamını gör...

lise yıllarımda şiirlerini tanıdığım ve ne zaman şiirlerine denk gelsem buruk bir gülümseme ile andığım talihsiz şair. lise yıllarım, devlet kütüphanesinin demir kapısının orada sigara içiyorum bir yandan da bir an önce bitse de içeri girsem diye ellerimi ovuşturup duruyorum. benden nereden baksan iki kafa uzun bir genç durdu önümde, çakmak rica etti. cebimdeki kibrit kutusunu çıkarıp verirken gözüm elindeki kağıtlara ve bir kaç kitaba ilişti ama ses etmedim. köşeye yaslanıp sigarasını içmeye başladı ama ben meraktan çatlayacağım, alamıyorum gözlerimi elindeki kitaplardan ve kağıtlardan. ben öyle elindekilere dik dik bakınca ister istemez anladı muhtemelen ve bakmak ister misin diye seslendi. bugün çok sevdiğim bir kaç şairin şiir derlemesi vardı elinde ama kağıda kötü bir şekilde karalanmış olan arkadaş zekai özger'in aşkla sana şiiri çok dikkatimi çekmişti. sigarayı telaşla atıp, beş dakika bekleyebilirse eğer içeriden çantamı almam gerektiğini izin verirse şiiri kağıda geçirmek istediğimi söylediğimde suratında oluşan ifadeyi hatırladığım zaman hâlâ gülümsüyorum. iyi bir insandı, gerçekten beklemişti ve şiiri kağıda geçirmeme izin vermişti. şiir beni o kadar etkilemişti ki günlerce başka bir şey okumadım. ne zaman kütüphaneye gitsem gözlerim onu arardı, beni gördüğünde gülümser el sallar ve selam arkadaş derdi. isimlerimizi hiç söylemeden aylarca yalnızca arkadaş diye seslendik birbirimize zaman geçti ve sonra bir daha hiç karşılaşmadık ama arkadaş ve arkadaş zekai özger'in yeri bende hep ayrıdır. tekrar o şehre dönersem eğer o kütüphanenin kapısına bir not bırakacağım: niye kapalı kapılarınız - bulamıyoruz


alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun

söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladığım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor

bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım

beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni

akıtsam deliren sevdamı
köpürürmü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarin

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek
devamını gör...

annemin ve babamın her gün ölüme biraz daha yaklaştığı.. tamam ben güçlüyüm de annem olmadan kardeşlerime nasıl bakacağım ki? yalnızlık dert değil de bundan korkuyorum.. allah sağlıklı uzun ömürler versin tüm anneler ve babalara.
devamını gör...

kocaman insansın her yerde çocuk muamelesi yapıyorlar büyümeyen çocukluk yapmışlarda haberimiz yok.
devamını gör...

birileri için faydalı şeyler yazmak, katkı sağlamak çok güzel lakin bunun akabinde eğlenmek, keyifli vakit geçirmek exstra güzel. dengeyi kurabildikten sonra çok da üzerinde düşünmeyi gerektirmeyen durum.
devamını gör...

her şeyi ben biliyorum kafası ve hiçbir şey bilmemek.
devamını gör...

ateş ulusunun sahip olduğu refahı tüm dünyaya yaymak için başlattığı savaşı bitirmeye çalışan, 13 yaşındaki bir çocuğun (bkz: aang) ve arkadaşlarının (bkz: sokka)(bkz: toph)(bkz: katara) (bkz: zuko) maceralarını anlatan çizgi dizi.

tüm elementleri bükmeyi belirli bir sıra ile öğrenmesi gerekir ki bu da avatar döngüsünün sırasıdır. ateş, hava, su, toprak. avatar her öldüğünde sıradaki ulusta tekrar hayat bulur. ateş kralı ozai bu döngüyü bozmak için tüm hava ulusunu katletmiş sadece bir hava bükücü kurtulmuştur. zaten dizinin adı da bu yüzden last airbender dır.

legend of korra serisinde tüm avatar döngüleri, iki kadim ruh raava ve vaatu, ilk avatar detaylıca anlatılsa da mavi ruhlar konusuna pek değinilmemiştir. merak edenler için sorası spoiler;

--! spoiler !--

avatarın ne zaman doğacı hangi ulusta doğacağı bilindiği gibi ona yolculuğunda eşlik edip element bükmeyi öğretecek bir de mavi ruhlar vardır. bu kişiler de avatarın doğumuyla doğar, hayatlarını sahip olduğu ulusun en iyisi olmak için harcar ve avatarı geliştirirler. avatar bir buz kütlesinde 100 yıl kalınca onun dönemi için kader tarafından seçilen mavi ruhlar değişen kader karşısında işe yaramaz duruma düşmüştür. örnek vermek gerekirse kral bumi bu mavi ruhlardan toprak bükmeyi öğretecek kişiydi ama onun öğretileri avatarın ortaya çıktığı döneme uygun olmadığından avatarı eğitmeti reddetmiş, avatara "toprağı dinlemeyi bilen" bir toprak bükücüye yönlendirmiştir. bumi barış zamanının hocası iken şartlar savaşa yönelik hoca bulmayı gerektirmekteydi. (savaş ve barış durumu mavi ruhlarını daha sonra detaylıca açıklarım)

--! spoiler !--
devamını gör...

ben, eşim ve dolayısıyla ufaklık. hamileyken de hiçbir maçı kaçırmadığımızdan mıdır nedendir bilemiyorum ama çocuk cidden doğuştan beşiktaşlı. daha bir aylıkken bile beşiktaş marşlarını duyar duymaz tüm ağlama krizlerine son veriyordu.
şimdi iki yaşına girmek üzere. cümle kurmaya yeni başladı.
ilk cümleleri şunlar: besiktas hen bizi heyseyimizsin, gücüne güc almaya geydik.
artı tüm gün bize artık silah zoruyla beşiktaş marşlarını açtırıyor. iki yaşında bir çocukta ne silahı demeyin, çok pis bir bakış atarım size.
devamını gör...

relax isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

türkiye selçuklu devleti ile moğol devleti arasında yaşanmış olan savaştır.

2. gıyaseddin keyhüsrev, devletin yönetimini sadettin köpek isimli vezirine bırakınca devlet içinde olumsuzluklar başlamıştır.

halk, vezir sadettin köpek’e ve devletin yönetimine karşı yoğun tepki göstermiştir.

halkın bu tepkileri bir süre sonra isyan niteliğine taşındı ve bu süreçte, 1240 yılında anadolu’da baba ishak isyanı baş gösterdi.

baba ishak isyanı sonucu türkiye selçuklu devleti zayıfladı.

türkiye selçuklu devleti’nin zayıflaması, moğol devleti’nin anadolu’ya girişini kolaylaştırdı.

1243 yılında yaşanan bu savaş sonucunda moğol devleti’ne yenilen türkiye selçuklu devleti yıkılma sürecine girdi.

yine bu savaş sonucunda anadolu sahasındaki türk siyasi birliği bozulmuş, çok sayıda bağımsız beylik kurulmuştur.

türkiye selçuklu devleti moğol devleti’nin egemenliğine girmiştir.

devleti ele geçiren moğolların ticaret yollarını ve önemli şehirleri yağmalaması sonucu ticari hayat neredeyse durma noktasına gelmiştir.

yine moğolların bu şehirleri yağmalaması ve ağır vergiler koyması, devlet içinde ekonomik yapının bozulmasına neden olmuştur.

moğol devleti’nin baskısından kurtulmak isteyen türkmenlerin batıya doğru göç etmeleri bu bölgedeki türk nüfusunun artmasına neden olmuştur.

zaten savaşın tek olumlu sonucu da bu gelişmedir.

moğolların baskısı nedeniyle çok sayıda türkmen boyunun ve türk bilim insanının anadolu’ya gelmesi, buranın türkleşme sürecini hızlandırmıştır.
devamını gör...

beslediğiniz zaman siz evinizde kedi besliyormuşsunuz gibi değil de sanki o evinde insan besliyormuş gibi takılan tatlı bir ruh hastası.
devamını gör...

özündü ayamaysın = özünde utangaç , çekingen olma.
devamını gör...

(bkz: o ney gardaş yarısını bana ver)
devamını gör...

ne kadar saygısız, fütursuz ve kendini bilmez tavırlar bunlar ya. biraz kibar olmak bu kadar mı zor be kardeşim? valla siyasetten tiksindirdiniz. bu üslubu biz mahallede bile kullanmıyoruz, adamı fena yaparlar.

bu lafları muhalefetten biri söyleseydi yine sözlerim aynı olacaktı. *
devamını gör...

yine döndük dolaştık türk yemeklerine mi geldik dedirten hadise. vizyonsuzluk artık paçadan akmıyor, fışkırıyor.

dünyanın en eski medeniyetlerinin beşiği olan anadolu'daki yüzlerce antik kente sahip çıkıp restore edip, adam gibi işletip turistik açıdan cazip hale getirmek yerine, varsa yoksa homini gırtlak.

2019 yılında italya'nın turizm geliri yaklaşık 238 milyar euro, türkiye'nin 31 milyar euro. yani neredeyse 8 katı. (bu kısım editlendi, rakamlar düzeltildi, açıklama altta)

hayır artık rakı fiyatı da kol gibi. adamlar ayran içmeye geliyorlar sanki.
"istanbul çok güzel, ayran şiş kebap çok güzel, yine gelecek ben"
bazen soruyorum kendime, bizi yöneten bu kafaları biz nerede nasıl yetiştirdik, kimin neyin lanetine uğradık?

edit: @devrin yazar arkadaşımın uyarısıyla rakamlara tekrar baktım. elma-armut karşılaştırması olmuş, italya'da turizmin gsmh'ya katkısı ile türkiye'nin çıplak turizm gelirini kıyaslamışım. her iki ülke için uluslararası turizm gelirleri şu şekilde olacak.

italya: 49 milyar dolar
türkiye: 25 milyar dolar
devamını gör...

yapmasını da içmesini de çok sevdiğim içecektir. sütlü veya sütsüz, şuruplu veya şurupsuz olarak yapılabilir. kendi adıma konuşacak olursam daha önce sütlüsünü de içtim sadesini de ancak şuruplusunu hiç içmedim.

sütlü filtre kahve mi yoksa sütsüz filtre kahveyi mi tercih edersin derseniz kesinlikle sütsüz, şekersiz filtre kahve derim.

sütlüsü veya şekerlisi damak tadıma pek uygun değil benim.

bir de mesela bu filtre kahvelerin yetiştiği ülkelere göre aromaları, tatları var. ben açıkçası bu aroma vs. işlerinden anlamıyorum ama brezilya kahvesi çok hoşuma gidiyor.

hatta marka da vereyim : ferro brezilya filtre kahve.

bu kahveyi de yeni keşfettim açıkçası, diğer filtre kahvelere oranla daha ekonomik hem de.

tadı nasıl diye soracak olursanız bence oldukça yumuşak bir tadı var, aromasını falan bilmiyorum ama.

daha önceleri kurukahveci mehmet efendi'nin kolombiya, brezilya ve etiyopya filtre kahvelerini denedim ancak pek hoşuma gitmedi onlar.

kolombiya oldukça sertti, brezilya'nın ise kömür gibi bir tadı vardı. etiyopya'yı ise neden sevmediğimi tam bilemiyorum ama sevemedim işte.

bunlara ek olarak artuk bey'in filtre kahvesini denedim. o bence fena değildi ama bir paketi 40 tl olduğu için maalesef devamlı içemedim.

tchibo'nun gold selection'ununu da denedim, o da yine fena değildi ancak biraz sertti.

bir de bazı zincir yerlerde filtre kahveler içtim starbucks, mcdonald's, kfc gibi yerlerde yani.

bilmiyorum artık damak tadım mı çok farklı yoksa kahvelerde mi bir sorun var ama bu üç yerden içtiğim kahvelerin hiç birini de beğenmedim. kfc ve mc donald's kahvelerine pek bir lafım yok çünkü burada satılan kahveler 1-2 liralık kahveler, bu sebeple pek bir şey beklememek lazım. benim gibi öğrenciler için buradaki kahveler.

ama starbucks, ayıptır be kardeşim. 10 lira para alıyorsun küçücük kahveden ve kömür gibi kahve veriyorsun millete.

bu sebeple zaten pek uğramadığım daha doğrusu uğrayamadığım starbucks'a da artık uğramama yemini ettim.

neyse bu kadar vedat milor'luk yeter. biraz da kahveyi nasıl yaptığımı söyleyeyim.

ha bu arada şunu da söylemeden geçmek istemiyorum, bana filtre kahve yapmayı sayın peneus öğretti. bu platformda kendisinden filtre kahve yapmayı öğrenene kadar hep yanlış yapıyordum kahveyi.


şimdi gelelim tarife:

not: bu tarif, 600 mililitrelik french press için geçerlidir.

malzemeler:

1 büyük demlik sıcak su

2 çorba kaşığı filtre kahve (bu miktarı isteğe bağlı olarak artırabilir veya azaltabilirsiniz ama ben bu ölçüde yapıyorum)

yapılışı:

ilk başta french pressimizi ısıtmamız gerekiyor bu sebeple öncelikle kaynar suyumuzu boş french presse dolduruyoruz.

1 dakika bekledikten sonra french pressin içindeki suyu boşaltıyoruz.

iki çorba kaşığı kahvemizi ekliyoruz.

kaynar suyumuzun kaynadıktan sonra 1 dakika bekletilmesi gerekmekte aksi halde kahvemiz yanar ve kömür gibi bir tadı olur.

kahvemizin üzerine suyumuzu yavaşça gezdirerek döküyoruz.

şimdi kahvenin en önemli kısmına geldik: demleme aşaması.

demleme süreniz kahvenizin içimini belirler. yumuşak içimli bir kahve istiyorsanız 4-5 dakika, ortami içimli bir kahve istiyorsanız 5-6 dakika; sert içimli bir kahve istiyorsanız 6-7 dakika demlemeniz gerekmekte.

ben yumuşak içimli sevdiği için 4-5 dakika aralığında bırakıyorum demleme süresini.
devamını gör...

virgül yanlış, üstten ayraç olmalı mı, de ,da yı bitişik yazmışsın diyen biiir sürü öğretmen var burda, neden bu kadar zorlandınız bulmakta acaba ?
devamını gör...

bence yatırım yapmalı. kapitalist sisteme parasını kaptırmamalı.

tanım: zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış misali ıvan milinski isimli yazar arkadaşın o kadar karma puanı ne yapacağını tartıştığımız başlıktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim