normal sözlük yazarlarının çizimleri
helis bulutsusu, gezegenimsi bulutsular nebula içinde dünya'ya en yakın olanıdır. uzaklığı yaklaşık 700 ışık yılıdır. (vikipedi)
‘eye of the god ’ adını da alıyor, etkileyici bir göz. benim yorumumla, böyle bir şey çıktı, taş üzerine akrilik :
devamını gör...
ayın en çalışkan 10 yazarı hakkında ne dediler
teknik aksaklık sebebi ile yeni paylaşılan listedir.
1 bengaripsengüzeldünyaumutlu 10674
2 hobaaa3434 8923
3 köylü yazardan ironiler 8143
4 bal yerine reçel yapan arı 7465
5 rimbaud 6352
6 dondurma 5994
7 domestic hıyar 5481
8 elma kurdu 5168
9 maçın zor geçeceğini bilmiyordum özür dilerim 4303
10 spawn 4302
nisan ayı içerisinde gösterdikleri çabadan ötürü hepsini tek tek tebrik ediyorum. d&r hediye çekleri kendilerine takdim edilecektir. klavyelerine kuvvet efenim.
(bkz: kocaman alkış)
1 bengaripsengüzeldünyaumutlu 10674
2 hobaaa3434 8923
3 köylü yazardan ironiler 8143
4 bal yerine reçel yapan arı 7465
5 rimbaud 6352
6 dondurma 5994
7 domestic hıyar 5481
8 elma kurdu 5168
9 maçın zor geçeceğini bilmiyordum özür dilerim 4303
10 spawn 4302
nisan ayı içerisinde gösterdikleri çabadan ötürü hepsini tek tek tebrik ediyorum. d&r hediye çekleri kendilerine takdim edilecektir. klavyelerine kuvvet efenim.
(bkz: kocaman alkış)
devamını gör...
kafa sözlük
küfür yok, farklı başlıklar ve nezih insanlar var.başka sözlükteki gibi eksi basalım ,her yoruma ters cevap verelim değil de beğenen, katılmasa da düzgünce yazan insanların olduğu , adı gibi kafa sözlük.
devamını gör...
akademisyen egosu
her meslek için geçerli olabilecek bazı temel argümanlar var. bu temel argümanlar sekteye uğrarsa, her şey bununla doğru orantılı olarak sekteye uğrar. türkiye'de akademi hayatı hiçbir zaman ahım şahım olmadı. amma velakin bazı teamüllere ve esaslara bir şekilde bağlıydı. yani kötünün iyisi diyebileceğimiz bir gelenek vardı. bu gelenekte köklerini 1933 üniversite reformundan alıyordu. özellikle o dönemin özel şartlarında türkiye'ye gelmiş olan akademisyenlerin attığı temel bizi bir süre idare etti. özellikle 2000'li yılların başıyla birlikte bu temelde çatırdamaya başladı ve geldik bu günlere. yalnız meseleye tek taraftan bakmakta her daim yanlış olur. akademisyen egosu denen şey nedir? nasıl bir şeydir? önce bunu adam gibi tespit etmek lazım. şimdi size 1933 üniversite reformu zamanı türkiye'ye gelmiş olan büyük hukukçu ernst hirsch ile ilgili iki anekdot aktaracağım;
hoca'nın bir kadro ve maaş sorunu ortaya çıkıyor. adam alman ve kendisini yeterlilik sınavına sokmak istiyorlar. türkçe dil yeterlilik sınavı eyvallahta adamı almancadan yeterlilik sınavına almak istiyorlar. hoca da bunu kabul etmiyor. açıkça ret ediyor. bakınız şimdi genelde burada akademisyenler hakkında atıp tutanların çoğunluğu bu hareketi bile bir ego göstergesi olarak görecektir. çünkü her şeye kulp takmaya çalışıyor, her şeyi gömmek için pusuda bekliyorsunuz. şu hareket bugün tanıdığınız bir akademisyen tarafından yapılmış olsa ego mego dümbelek kem küm diye ortada arzı endam edecektiniz. ulan adam alman! kendi dilinden neyin sınavını yapıyorsunuz siz? ama bu tepki bir egonun ürünü olmalı değil mi?
sonrasında hocaya adalet bakanlığı ''türk ticaret kanunu'nu hazırlamasındaki emekleri için bir miktar para gönderiyor. hoca bunu ret ediyor. ben bahşiş kabul etmem işimi yaptım diyor. bak sen şimdi egoya nasılda yıkılıyor değil mi?
ben bu iki örneği şimdi niye verdim? otu moku birbirine karıştırmakta üzerinize yok. bakın bir şeyler için emek vermişseniz, verdiğiniz emeğin boyutu ölçüsünde işinizi hakkıyla yaparsınız. bir işi hakkıyla yapıyorsanız da zaten doğal olarak tevazu sahibi olursunuz. zira verdiğiniz emek sizi olgunlaştırır. geçtiğiniz süreçler size tecrübe katar ve o tecrübeler sayesinde tepkileriniz ve davranışlarınız da buna göre şekillenir. misal burada hirch hocanın verdiği tepkiler bu olgunluğun ortaya koyduğu, hakkaniyet kavramı ile doğrudan ilintili tepkilerdir. ego ile alakası yoktur. birinde hak etmediğini düşündüğü bir muameleye karşı çıkmış, diğerinde ise hak etmediğini düşündüğü bir parayı kabul etmemiştir.
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; ota moka ego yorumu yapılmaması konusunda anlaştıysak şimdi size hak vereceğim. zaten girişte de bunun şerhini düşmüştüm. artık emek dediğiniz nane, liyakat dediğiniz kerata ve özgünlük dediğiniz terane akademilerde mumla aranır hale geldi. hal böyle olunca da insanlar taktıkları apoletlerin kuklası oldular. çünkü o apoletlerin içini dolduramadıklarını içten içe biliyorlar. eksikliklerinin, zaaflarının farkındalar, işte hal böyleyken bu açığı kapatmanın tek yolu, muhataplarını ezmeye çalışmak oluyor. yoksa kendisinden ve yaptığı işten emin olan hiçbir insan yaptığı şeyin çok büyütülmemesi gerektiğini bilir. zira bu işi kendisi gibi yığınla insan yapmaktadır. ancak bahsettiğimiz bu insanlar yeterliliklerinin sorgulanacağını bildiklerinden saldırganlaşmakta ve meslek etiğinin de yerlerde sürünmesine sebep olmaktadırlar. sistem düzelirse ve liyakat yeniden kör topal da olsa ihdas edilirse, bu davranışlar azalacak ve herkes yine işini yapmaya odaklanacaktır diye düşünürüm. yoksa siz hediye dağıtır gibi unvan dağıtırsanız, bu unvanlar değerini kaybeder ve birilerinin oyuncağı haline gelir. son olarak şunu da söyleyeyim; 2000'li yılların başında akademideki profesör sayısı gayet makul bir orandaydı, bu sayı sonraki 10 senede %75 arttı. bu neye göre ve nasıl oldu? ne şekilde oldu? bunlara bakmak lazım. tüm şikayetlerinizin cevabı o süreçte gizli *, sonrasına zaten girmeye bile gerek yok. halimiz ahvalimiz ortada.
hoca'nın bir kadro ve maaş sorunu ortaya çıkıyor. adam alman ve kendisini yeterlilik sınavına sokmak istiyorlar. türkçe dil yeterlilik sınavı eyvallahta adamı almancadan yeterlilik sınavına almak istiyorlar. hoca da bunu kabul etmiyor. açıkça ret ediyor. bakınız şimdi genelde burada akademisyenler hakkında atıp tutanların çoğunluğu bu hareketi bile bir ego göstergesi olarak görecektir. çünkü her şeye kulp takmaya çalışıyor, her şeyi gömmek için pusuda bekliyorsunuz. şu hareket bugün tanıdığınız bir akademisyen tarafından yapılmış olsa ego mego dümbelek kem küm diye ortada arzı endam edecektiniz. ulan adam alman! kendi dilinden neyin sınavını yapıyorsunuz siz? ama bu tepki bir egonun ürünü olmalı değil mi?
sonrasında hocaya adalet bakanlığı ''türk ticaret kanunu'nu hazırlamasındaki emekleri için bir miktar para gönderiyor. hoca bunu ret ediyor. ben bahşiş kabul etmem işimi yaptım diyor. bak sen şimdi egoya nasılda yıkılıyor değil mi?
ben bu iki örneği şimdi niye verdim? otu moku birbirine karıştırmakta üzerinize yok. bakın bir şeyler için emek vermişseniz, verdiğiniz emeğin boyutu ölçüsünde işinizi hakkıyla yaparsınız. bir işi hakkıyla yapıyorsanız da zaten doğal olarak tevazu sahibi olursunuz. zira verdiğiniz emek sizi olgunlaştırır. geçtiğiniz süreçler size tecrübe katar ve o tecrübeler sayesinde tepkileriniz ve davranışlarınız da buna göre şekillenir. misal burada hirch hocanın verdiği tepkiler bu olgunluğun ortaya koyduğu, hakkaniyet kavramı ile doğrudan ilintili tepkilerdir. ego ile alakası yoktur. birinde hak etmediğini düşündüğü bir muameleye karşı çıkmış, diğerinde ise hak etmediğini düşündüğü bir parayı kabul etmemiştir.
şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere; ota moka ego yorumu yapılmaması konusunda anlaştıysak şimdi size hak vereceğim. zaten girişte de bunun şerhini düşmüştüm. artık emek dediğiniz nane, liyakat dediğiniz kerata ve özgünlük dediğiniz terane akademilerde mumla aranır hale geldi. hal böyle olunca da insanlar taktıkları apoletlerin kuklası oldular. çünkü o apoletlerin içini dolduramadıklarını içten içe biliyorlar. eksikliklerinin, zaaflarının farkındalar, işte hal böyleyken bu açığı kapatmanın tek yolu, muhataplarını ezmeye çalışmak oluyor. yoksa kendisinden ve yaptığı işten emin olan hiçbir insan yaptığı şeyin çok büyütülmemesi gerektiğini bilir. zira bu işi kendisi gibi yığınla insan yapmaktadır. ancak bahsettiğimiz bu insanlar yeterliliklerinin sorgulanacağını bildiklerinden saldırganlaşmakta ve meslek etiğinin de yerlerde sürünmesine sebep olmaktadırlar. sistem düzelirse ve liyakat yeniden kör topal da olsa ihdas edilirse, bu davranışlar azalacak ve herkes yine işini yapmaya odaklanacaktır diye düşünürüm. yoksa siz hediye dağıtır gibi unvan dağıtırsanız, bu unvanlar değerini kaybeder ve birilerinin oyuncağı haline gelir. son olarak şunu da söyleyeyim; 2000'li yılların başında akademideki profesör sayısı gayet makul bir orandaydı, bu sayı sonraki 10 senede %75 arttı. bu neye göre ve nasıl oldu? ne şekilde oldu? bunlara bakmak lazım. tüm şikayetlerinizin cevabı o süreçte gizli *, sonrasına zaten girmeye bile gerek yok. halimiz ahvalimiz ortada.
devamını gör...
bakalım o yazacak mı diye yazmadığınız kişinin yazmaması
yazmamaya devam etmeniz gerektiğini gösteren detay. hatta detay da değil, kabak gibi bir gerçek.
konuşmak isteyen her türlü yazar. yazmazsa (başka sebepler de olabilir ama) büyük ihtimalle sizinle konuşmak keyif vermiyordur.
konuşmak isteyen her türlü yazar. yazmazsa (başka sebepler de olabilir ama) büyük ihtimalle sizinle konuşmak keyif vermiyordur.
devamını gör...
vahşi batı
19. yüzyıl ve 20. yüzyıl da amerikanın yerel kızılderililerden satın aldığı ya da ilhak etmek suretiyle konduğu, seyrek yerleşimin olduğu amerikanın uzak batı topraklarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir.
devamını gör...
aşık olunan kızın sizi istememesi
bir süre platonik takılırsınız. kimse bu devirde aşkından ölmez merak etmeyin.
devamını gör...
abaza mehmet paşa
--- alıntı ---
16. ve 17. yüzyılda yaşamış olan çerkes asıllı devlet adamı ve isyancı lideri. abaza mehmet paşa ilk olarak celali isyanları bastırıldığında kuyucu murat paşa tarafından esir alınıp istanbula getirildi. yeniçeri ağası halil ağanın girişimleri ile idam edilmekten kurtuldu ve derya beyi olarak osmanlı devletinde hizmete başladı.
sultan 2.osman yeniçeriler tarafından öldürüldüğünde erzurum beylerbeyliği görevinde olan mehmet paşa isyan edip, şehirdeki ve bölgedeki yeniçerileri yakalatıp öldürmeye başladı. 4.murad'ın emri ile yakalanıp istanbul'a getirildi ve yine cesaretinden ötürü affedilerek bosna beylerbeyliği görevine getirildi.
lehistan blgesinde çıkan çatışmaların artması üzerine o bölgede huzuru sağlayıp çokça da ganimet alarak istanbula geldi ve kubbe altı veziri olarak devlet hizmetine burada devam etti. buradaki hizmetine devam ederken rum ve ermeniler arasında çıkan bir ihtilafta rüşvet aldığı anlaşılınca padişah tarafından idamına hükmedildi ve bazı kaynaklara göre idam edildi.
--- alıntı --- kaynak
bazı kaynaklara göre diyorum çünkü idamının çok daha sonra sultan ibrahim döneminde olduğunu savunan bir görüş var.
oda şu şekilde: sultan murad'ın gönlü abaza mehmet paşanın idamından yana değildir ve idam gerçekleşmeden son bir plan yapılarak paşa kurtarılır. padişah tarafından bir daha ülkeye dönmemesi şartıyla gizlice salıverilir. mehmet paşa denizciliğe geri döner ve uzun süre denzlerde korsanlar ile birlikte takılır. daha sonra sultan murad'ın ölümünden epey sonra erzuruma gider, tabi nerden estiği muamma. burda paşayı tanıyanlar çıkar ve paşa bu hikayeyi onlara anlatır. söylenti sultan ibrahim'in kulağına gider.
sultan ibrahim zaten yarım akıllı bir padişahtır ve bu söylentiden ötürü anksiyetesi azmış bir şekilde isyan eder: "bu mehmet paşa öldü bilirdik geri geldi, ya yarın bir gün abim'de geri gelirse halim nice olur? tez gidin kellesini getirin". isanbuldan erzuruma alel acele giden bostancılar orada paşayı yakalayıp kellesini vurdular ve kesik başın bozulmaması için bal dolu bir küpün içinde istanbula getirip sultan ibrahim'e gösterdiler ve padişahın içi bir nebze olsun rahatladı.
işte abaza mehmet paşa ile ilgili anlatılan efsane budur, ne kadar doğru bilinmez tabi.
16. ve 17. yüzyılda yaşamış olan çerkes asıllı devlet adamı ve isyancı lideri. abaza mehmet paşa ilk olarak celali isyanları bastırıldığında kuyucu murat paşa tarafından esir alınıp istanbula getirildi. yeniçeri ağası halil ağanın girişimleri ile idam edilmekten kurtuldu ve derya beyi olarak osmanlı devletinde hizmete başladı.
sultan 2.osman yeniçeriler tarafından öldürüldüğünde erzurum beylerbeyliği görevinde olan mehmet paşa isyan edip, şehirdeki ve bölgedeki yeniçerileri yakalatıp öldürmeye başladı. 4.murad'ın emri ile yakalanıp istanbul'a getirildi ve yine cesaretinden ötürü affedilerek bosna beylerbeyliği görevine getirildi.
lehistan blgesinde çıkan çatışmaların artması üzerine o bölgede huzuru sağlayıp çokça da ganimet alarak istanbula geldi ve kubbe altı veziri olarak devlet hizmetine burada devam etti. buradaki hizmetine devam ederken rum ve ermeniler arasında çıkan bir ihtilafta rüşvet aldığı anlaşılınca padişah tarafından idamına hükmedildi ve bazı kaynaklara göre idam edildi.
--- alıntı --- kaynak
bazı kaynaklara göre diyorum çünkü idamının çok daha sonra sultan ibrahim döneminde olduğunu savunan bir görüş var.
oda şu şekilde: sultan murad'ın gönlü abaza mehmet paşanın idamından yana değildir ve idam gerçekleşmeden son bir plan yapılarak paşa kurtarılır. padişah tarafından bir daha ülkeye dönmemesi şartıyla gizlice salıverilir. mehmet paşa denizciliğe geri döner ve uzun süre denzlerde korsanlar ile birlikte takılır. daha sonra sultan murad'ın ölümünden epey sonra erzuruma gider, tabi nerden estiği muamma. burda paşayı tanıyanlar çıkar ve paşa bu hikayeyi onlara anlatır. söylenti sultan ibrahim'in kulağına gider.
sultan ibrahim zaten yarım akıllı bir padişahtır ve bu söylentiden ötürü anksiyetesi azmış bir şekilde isyan eder: "bu mehmet paşa öldü bilirdik geri geldi, ya yarın bir gün abim'de geri gelirse halim nice olur? tez gidin kellesini getirin". isanbuldan erzuruma alel acele giden bostancılar orada paşayı yakalayıp kellesini vurdular ve kesik başın bozulmaması için bal dolu bir küpün içinde istanbula getirip sultan ibrahim'e gösterdiler ve padişahın içi bir nebze olsun rahatladı.
işte abaza mehmet paşa ile ilgili anlatılan efsane budur, ne kadar doğru bilinmez tabi.
devamını gör...
sümbülteber
latince adı polianthes tuberosa olan, güzel mi güzel ve ağırca kokusu olan soğanlı bir bitki ve çiçeği.
imgyukle.com/i/HwIf71
turgut uyar'ın kırlardan geliyorlar şiirinde de bolca adı geçer.
kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkânlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer
sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum-
her şey öyle saydam öyle madensel
kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber
eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık ormandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber
hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber
ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden
imgyukle.com/i/HwIf71
turgut uyar'ın kırlardan geliyorlar şiirinde de bolca adı geçer.
kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber
elbette kırlardan kırlardan gelecekler
başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri
söyleyin nasıl dayanılır dükkânlara depolara
bu katran kokusu başka türlü nasıl geçer
sonsuza varmadan bir önceyiz sanki
-o sayının da bir adı vardı unuttum-
her şey öyle saydam öyle madensel
kapıların kilitleri açık ve herkes uykusuz
hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber
eskiden şaşardık bazı şeylerin yokluğuna
artık bu yokları var etmeyi usladık
ağaçları budadık ormandan balıkları tuttuk denizden
hani bazı açılmaz sanılan kapıları omuzladık
çünkü herkesin elinde bir saat bir sümbülteber
hey koca dünya nasıl avucumuzdasın
nasıl da parlıyorsun ey gözleri maden
çözdüğüm bütün bulmacalardan zorludur yüreğin
elbette kırlardan gelecekler kırlardan
kırlardan gelecekler ellerinde sümbülteber
ey güzelim sümbül ve teber ey canım
gördüğüm sanki o değildi
sanki kuşlar albümünden bir maden
devamını gör...
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı
sanki her tarafta var bir düğün,
çünkü, en şerefli en mutlu gün.
bugün 23 nisan ,
hep neşeyle doluyor insan.
içinizdeki çocuğun hiç ölmemesini dilerim.
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramımız kutlu olsun sözlük.
çünkü, en şerefli en mutlu gün.
bugün 23 nisan ,
hep neşeyle doluyor insan.
içinizdeki çocuğun hiç ölmemesini dilerim.
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramımız kutlu olsun sözlük.
devamını gör...
eskiden fakirlik şimdi ise nimet sayılan şeyler
köy evi.
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
spor salonlarının balonunu söndüren program. kapitalizmin bize dayattığı bir saçmalık daha açıklığa kavuştu. teşekkürler!
devamını gör...
iz bırakan kitap karakterleri
devamını gör...
kedisi olan yazarlar birliği
7 tane kedimle patiliyoruz sizleri efenim. sorusu olanların kafama, gıcıma portakal fırlatmalarına çekinmemelerini rica ediyorum.
devamını gör...
kan ve gül bir kara dejavu
kendisi az önce bitirdiğim alper canıgüz kitabıdır. yazarın okuduğum 3. kitabıdır daha önce tatlı rüyalar ve oğullar ve rencide ruhlar kitabını okumuştum. kitap hakkındaki izlenimlerimi elimden geldiğince yazar arkadaşlarım için paylaşayım. öncelikle kitap son derece sürükleyici bir oturuşta elinizden düşürmeyeceğiniz bir kitap sıkı bir kurguya sahip. kitabın konusu basit ama etkili klasik geçmişe dönme konusu böyle kurguları okumak eğlencelidir o yüzden okurken büyük keyif aldım. kitabın bölümleri nirvana grubunun bir albümündeki şarkıları içeriyor. her bölüme ayrı bir nirvana şarkısı koymuş. alper bey üç kitabında da iyi bir gözlemci olduğunu bana hissettirdi ama bu kitapta bir başka hissettirdi. yazarımız öyle edebi yönü kuvvetli bir yazar değil. ama zeki birisi çok zeki yaramaz çocuk derler ya öyle birisi okurken çok rahat hissediyorsunuz. olaylara bakış açısının farklılığı sizi şaşırtıyor. karakterler çok iyi yaratılmış o yüzden iyi gözlemci diyorum kendisine. yazar kendini entelektüel zannedip boş lakırdı yapan üniversite ortamındaki tiplere sık sık geçirmeyi ihmal etmemiş. kitaptaki diyaloglar o kadar güzeldi ki tebessüm ederek hatta bazen kahkaha atarak okudum. üniversite kampüsündeki sohbetler kitabı okurken etkileneceğiniz kısımlardır. buraya kadar okuyan yazarlara teşekkür ederim ilginizi çekmesi için hoşuma giden yanları sizlere kendimce aktarmaya çalıştım. buradan sonrası spolier. --! spoiler !--
kitapta belki de canınızı en sıkan durum kurgunun mükemmel şekilde başlayıp sonunun saçma şekilde bağlanması oluyor kitap depar atarak koşarken ortalarda yavaşlıyor sonlarda tüy dikerek kendini salıyor. yazarın bize yarattığı nergis karakteri birini öldürecek bir karakter değil o yüzden şaşırıyorsunuz ama ufak şaşırıyorsunuz kitabın sonu size hissettirdiği şekilde vurmuyor maalesef. ayrıca iskender doğan karakterini öyle ilginç işlemiş ki sonunun bir şekilde ona az bağlanması bir okuyucu olarak beni çok ama çok üzdü. kitabı okurken ister istemez kafanızda tahminler oluşuyor ve o tahmin kitabın sonunda çıkınca hayalkırıklığına uğruyorsunuz.
--! spoiler !-- severek okudum. alper canıgüzün üç kitabı da başarılı ve eğlenceliydi sağolsun. en sevdiğim alıntıyı koyup gidiyorum saygıyla selamlıyorum siz değerli okuyanları. elinde çekiçten başka bir şey olmayan insan, her şeyi çivi olarak görür.
kitapta belki de canınızı en sıkan durum kurgunun mükemmel şekilde başlayıp sonunun saçma şekilde bağlanması oluyor kitap depar atarak koşarken ortalarda yavaşlıyor sonlarda tüy dikerek kendini salıyor. yazarın bize yarattığı nergis karakteri birini öldürecek bir karakter değil o yüzden şaşırıyorsunuz ama ufak şaşırıyorsunuz kitabın sonu size hissettirdiği şekilde vurmuyor maalesef. ayrıca iskender doğan karakterini öyle ilginç işlemiş ki sonunun bir şekilde ona az bağlanması bir okuyucu olarak beni çok ama çok üzdü. kitabı okurken ister istemez kafanızda tahminler oluşuyor ve o tahmin kitabın sonunda çıkınca hayalkırıklığına uğruyorsunuz.
--! spoiler !-- severek okudum. alper canıgüzün üç kitabı da başarılı ve eğlenceliydi sağolsun. en sevdiğim alıntıyı koyup gidiyorum saygıyla selamlıyorum siz değerli okuyanları. elinde çekiçten başka bir şey olmayan insan, her şeyi çivi olarak görür.
devamını gör...
lo-fi müzik
lo-fi veya low-fidelity, genellikle bir kayıtta duyulması pek tercih edilmeyen kusur olarak görülebilecek seslerin kasıtlı olarak kayıtta tutulması suretiyle oluşturulan bir müzik türüdür. kayıtlar kulağa amatör gelir, ve genellikle oldukça kısa tutulur ve sözlü veya sözsüz olabilir. çok rahatlatıcı bir müzik tarzı olmakla beraber, bir şeyler okurken veya çalışırken arka planda kulağa çok hoş gelir. bu türden bazı kayıtlar;
joji - rain on me
joji - you suck charlie
the deli - 5:32pm
joji - rain on me
joji - you suck charlie
the deli - 5:32pm
devamını gör...
yakışıklı erkek
aura ve şeytan tüyüne de sahipse uğraşmayacak ve yorulmayacak erkektir.
devamını gör...


