ne zamandır öyle karamsar bir ruh haline bürünmüştüm ki, kendimi tanıyamıyordum. normalde olayların olumsuz tarafına uzun süre bakmayı sevmem fakat bir süredir o taraftan gözlerimi alamıyordum.

birkaç gündür eski halime döndüğümü hissediyorum. insan kendini özler mi? ben çok özlemişim.
ve birkaç gündür dilime takılan, tekrar tekrar dinlemekten büyük zevk duyduğum şarkıyı paylaşıyorum şimdi. iyi dinlemeler.
özlediğim benliğim, her şey seninle güzel.

devamını gör...

yks2021 *
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

2005 yılında ankara’da (dr. gülseren budayıcıoğlu, prof. dr. cengiz güleç, prof. dr. ayşe yalın, dr. mehmet akif sayılgan) tarafından kurulmuş olan “sgk” anlaşmalı ilk psikiyatri merkezidir.

kurucu kadronun iki isminin popülerliği yıllar geçtikçe artmıştır. özellikle, dr. gülseren budayıcıoğlu’nun yazdığı kitapların birçoğu uzun süredir “çoksatanlar” listesinde bulunmaktadır. bu kadın, kısa süre önce acun ılıcalı ile anlaşarak, yazdığı kitaplardan bazılarının televizyon formatına uyarlanıp tv 8’de iki farklı dizi olarak yayınlanmasına öncülük etmiştir. aslında, budayıcıoğlu’nun yazdığı kitapların çok sattığını gören acun, kendisine oltayı atmıştır avami tabirle söylersek.
budayıcıoğlu’nun bilimsel literatürle pek arası yoktur. daha çok, havadan sudan konuşan ve yeri geldiğinde gençlere “nasihat eden” bir teyze izlenimi uyandırmaktadır.

budayıcıoğlu kadar olmasa da popüler olan diğer kurucu ise prof. dr. cengiz güleç’tir.
güleç, dsp’nin eski vekillerinden biridir. merve kavakçı’nın meclise türbanla geldiği için linç edildiği gün, onu yuhalayanlardan biri de kendisiydi. kavakçı her ne kadar provokatif bir eyleme imza atmış olsa da, vekillik yapan bir akademisyenin bir kadını linç eden güruha destek vermesi doğru değildir. nitekim kendisi de yaptıklarından pişmanlık duyduğunu söyleyerek özür dilemiştir yıllar sonra.
güleç’i, trt okul kanalında yayınlanan: “ne diyoruz ne anlıyoruz” isimli programdan da hatırlayanlar olacaktır.
devamını gör...

istismar davalarından bir şey çıkmayacağı bunun için teşebbüste bulunulmaması gerektiği alt mesajı içeren hukuk(!) kararı inanılır gibi değil.
bu müsveddeler ve benzerlerinden yüzlercesi olduğunu tahmin edebiliyorum, can çıkmadıkça altından kalkılamayacak travmaları yaratanların hiç olmazsa cezai bir sorumluluklarının olması, bu ve bunun gibi sapkın yapıları caydırması açısından adaletin işlemesini istiyoruz. ama bizler için tek yöntem olarak sosyal medya sesimizi duyurmak bırakıldı.yazıp çizip kendimizce paylaşımlar yaparak bilinçlendirme gücümüz. ama her zaman olduğu gibi, asıl görmesi gerekenlerin kafalarını çevirdiği paylaşımlar bunlar.adalet okumadım,yalnızca bildiğim anayasa.hakim kararlarının hem anayasaya hem de toplumsal vicdana uymadığını görebiliyorum. o halde neden bu kararlar? kadını korumayan,çocuğu korumayan kararları kimler alıyor? bunlar da mı dış mihrak allah aşkına.belki de soru çalarak geldikleri koltuklarında ona buna borçlu, ondan bundan çekinip ürkerek yaşayıp gidiyorlar!verdikleri kararlarla şiddet ve cinsel suçlar istismarlar artıyor, neden???
yüreğim yanıyor, bunlar nasıl aramızda dolaşabiliyorlar? hak edene hak ettiği cezayı vermeyen o suça ortak değil midir?
devamını gör...

dün gittiğim ve bazı eksik yanları olduğunu düşünsem de beğendiğim film. öncelikle bu seriden bir filmi sonunda sinemada izlemek bayağı mutlu etti beni. bir de diğer fantastik canavarlar filmlerinden farklı olarak daha çok hogwarts'la ilgili şeyler olması ve harry potter filmlerine ufak ufak selam çakması hoşuma gitti.

mads mikkelsen bence gayet iyi oynamış ama johnny depp'in birazcık karikatürize edilmiş grindelward karakterinden sonra biraz garipsedim açıkçası. tina'yı da bence bir gösterelim de ayıp olmasın dercesine filme koymuşlar. sonda gelip hiçbir şey olamamış gibi davranması hoş değildi bence.

dumbledore ve grindelward aşkı bana abartı ve biraz göz boyamak için yapıldı gibi geldi. böyle ilişkilere okeyim ama her şeyi de bunun üstüne kurgulayıp buna bağlayamazsın ya. bu eksiklikler dışında güzeldi bence. harry potter maratonu yaptığımda bir daha izlerim muhtemelen hatta*.


son sahnede grindelward'ın daha büyük bir kaos çıkartmasını beklemiştim. daha aksiyonlu ve daha güzel işlenebilirdi.

bir de anka kuşunun dumbledore'a yeğenini ve kardeşini hatırlatması çok hoş bir detay olmuş.
devamını gör...

doğru akım elektrik yüklerinin yüksek potansiyelden alçak potansiyele doğru sabit olarak akmasıdır.
devamını gör...

almanya’da bir parkta, türkçe olarak “çimlere basmayınız” yazısı bunlardan birisidir.
devamını gör...

(bkz: ahtapot salatası)

ahtapot mezesi diye bişi yoktur, ne o öyle michael jackson şarkıcısı der gibi.

ahtapot salatası ise aslen girit kökenli olup güzel yapıldığında iyi içirtir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

adını ünlü yazar william shakespeare’in othello adlı eserinden alan bu psikolojik rahatsızlık kişinin sevdiği birini hastalık derecesinde kıskanması durumudur. eşinin veya sevgilisinin sadık olmadığı düşüncesine kapılan bu kişiler, kafalarında kurdukları senaryoda ihanete uğradıklarını düşünüp birlikte oldukları kişilere zarar verebiliyor.
devamını gör...

aslında zaman değerli. onu hunharca kullanmamak gerek. ancak sebebi bu mu pek emin değilim. o nedenle enteresan bir durum.

zenginler* hayatı ve özellikle yeme içme işini daha aheste aheste yaparken fakirler bunu* çok daha hızlı yaparlar. acaba yemeğin bitmesinden mi çekinirler bilinmez.

bu arada tespit bana ait değil. hatta bu tespit 2011 yapımı zamana karşı filminde de yapılmış.

filmde zaman para olarak kullanılan bir birim ve her kişiye 25 yaşını doldurduktan sonra sabit bir miktar para veriliyordu. artık bu parayı çoğaltmak veya harcamak kişinin elindeydi ve yaşlanmak yoktu. zamanı bitene dek herkes 25. oh miss.

filmde insanlar zamanına yani zenginlik durumuna göre bölümlere* ayrılan bir dünyada yaşıyordu. kollarında bulunan sayaçlar kalan zamanlarını gösteriyordu. zamanı biten de ölüyordu tabi.

herkes aldığı mal ve hizmetler için ödemelerini kollarındaki sayaçla birbirine aktarıyordu. hırsızlar, gaspçılar ve orospular da öyle. bu nedenle bölümler arası seyahat çok zordu ve yüksek güvenlik önlemleri vardı.

arada bir fakir veya fakır* zenginlerin arasına karıştı mı, güvenlik birimleri (ajanlar) şıp diye yakalıyordu. çünkü hayatı boyunca zamanı az olan bu kişiler zamanı çok olan kişiler gibi davranamıyordu. hızlı davranınca da yakayı ele veriyorlardı.

not: yemeği hızlı yiyengillerden bir abiniz.
devamını gör...

ilkokul yıllarında görmeme rağmen unutamadım.
zifiri karanlık bir uzay boşluğunda yatar vaziyette duran bir iskelet ve o iskeleti işaret parmağıyla gösteren devasa bir el.
devamını gör...

bunu ben bir yazarla uludağ sözlükte yapmıştım sonra birileri moderatöre şikayet etti ardından benim hesabı bir günlüğüne kullanan elemanın hesabı silindi benim hesaba bir şey yapmadılar.

araya hatrı sayılır, sözlükte yıllardır yazan ve moderatörlerle arası iyi olan abilerimi kattım da elemanın hesabını açtırmıştım.

yani son derece sakıncalı bir eylemdir, aman diyeyim!
devamını gör...

üstteki yazarlardan biri yakınında kimse yokken her şeye küfrettiğini söylemiş. ben yanımda birinin olup olmaması umrumda değil, her an her şeye en yaratıcı küfürlerimi "kısık seske" takdim ediyorum. mesela;
-dayı o araba oraya mı parkedilir be alimünyim
-aliminyüm dilencisi git çalış elin tutuyor
-lan maskeni taksana orman çocuğu
-sosyal mesafe ananın damına mı kaçtı güzel kardeşim?
-boğa mısın aliminyüm niye kırmızı ışıkta geçiyorsun?
-o izmariti gölüne sokarım canım benim kaldır onu
-of yine yer isteyecek damına çaktığım teyzesi

şöyle bi baktım da ne kadar gerginmişim aliminyüm.
devamını gör...

polonyalı piyanist ve besteci chopin'in güzel bir eseri.anlamı aşk evlilğidir.


edit:(i: mariage d'amour " ( ingilizce : marriage of love), 1979'da paul de senneville tarafından bestelenen ve ilk olarak 1979'da lettre à ma mère albümünden piyanist richard clayderman tarafından icra edilen fransız solo piyano müziğinin bir parçasıdır.
uyaran yazar arkadaşa teşekkürler ,yıllarca bize chopinin diye yutturmuşlar.
devamını gör...

ansızın saçlarımı kestirmeliyim diye çıkılan yolda bir daha asla uzatamama sorunsalı.
devamını gör...

beslenme çantasının olmazsa olmazları
devamını gör...

(bkz: jose saramago) nun kısmen daha az bilinen ama bence en iyi kitaplarından biri. kitabın ilk cümlesi inanılmaz:

“ertesi gün hiç kimse ölmedi”

bilinmeyen bir ülkede bilinmeyen bir zamanda birden bire ölüm insanları öldürmekten vazgeçiyor. ve artık ülkede kimse ölmüyor. ve bu aslında kulağa hoş gelen bir şey gibi dursa da ülkede birden bire bir kaosa yol açıyor. o ki insanlık tarihinin başlangıcından beri değilmidir ölümsüzlük aramalar. herkes ölümsüzlüğün peşinde değil midir? ama saramago bize bu kitabında ölümsüzlüğün üzerinden insanlık,sevgi, empati, umut, kapitalizm, din, iktidar gibi konuları sorgulatıyor.
ülkede ölümün ortadan kalkmasıyla bir çok iş kolu faaliyetlerine son vermek zorunda kalıyor. hasta ve yaşlılar ölmüyor, cenazeciler isyan ediyor,hastaneler dolup taşıyor, din adamları ve iktidar arasında sorunlar baş gösteriyor. insanlar yaşlılarıyla ne yapacağını bilemiyor. yaşlılar daha da yaşlanıyor ama ölmüyor. huzur evleri dolup taşıyor. ve durum o ki ölüm sadece bu ülke sınırları içinde faaliyetini kesiyor ülke dışında her yerde ölümler devam ediyor. bu süreçte yaşananlar tam bir insanlık dersi olarak her saramago kitabında olduğu gibi bu kitapta da karşımıza çıkıyor.
sonra birden ölüm tekrar faaliyetlerine başlıyor. ancak bu sefer ölecek olan kişilere ölümden bir kaç gün önce öleceği haberi veriliyor. ve yine bir başka kaos başlıyor.
saramago bize insanlıkla ilgili müthiş analizler yapmaya bu kitabında da devam ediyor. yazar'ın en bilinen kitabı (bkz: körlük) ve (bkz: görmek) benim en beğendiğim kitaplarından biri de (bkz: kabil) ancak ölüm bir varmış bir yokmuş'da arada kalmış daha az biliniyor ama bence mükemmel analizlerle dolu harika bir kitap.
devamını gör...

bazen dibe çok yaklaştığımı hissediyorum. yani böyle zemin gibi falan değil, hades'e selam çakar gibi.
dün gece öyleydi. bugün de. neden olmasındı ki? bir domino taşına çarpmıştı bir yerde birileri ve var olan her şey, her şey ilk önce sallanmaya sonra da bir bir yıkılmaya başlamıştı.
herkesin korkuları kendine. kimisi çocukluktan kimi de yetişkinlik. ama bir yerdeki bir arıza zamanla tek tek bütün balataları yakıyor. çoktandır yalnız hissediyorum ve yalnız kalmak bana ağır, çokça...
bugün günlerden hüzündü. bir dokunuş, bir ses içimdeki binlerce dinamiti patlattı. sen duymadın. belki duydun da çare olamazdın. bazen seçim yapmak gerekir. boğulan bir kişiyi kurtarmak, kurtarırken boğulma riskini de almaktır sonuçta. ama sanırım bu değil. bazen sadece çok uzakta birisi batıp çıkıyordur ve de biz sanki orada biri mi var derken göz yanılması der geçip gideriz. o da mücadelesini tek başına vermek zorunda kalır.
....
konu bu değildi sanırım. ki zaten baştan sona da bir olay örgüsünde değil de bilinç akışında seyreyledi bu yazı. belki daha da dibe vurmuşsanız pek de insanların fikirlerini umursamıyorsunuz. dipte hissettim bugün. dokunsanız ağlayacaktım değil, kimse dokunmadı ama yine de ağladım. bazen sanırım bu daha da çok ağlatıyor.

sonra çok eskilerden bir el tuttu elimi. oysaki*
domino taşının hareket ettiren ya da ilk taş olan, o olabilir. ama geçmişten kopmak kolay değil. zemin yerle bir olsun istemiyoruz ya çokça.
ha bu arada ölüm korkusu ile bırakılmayan bir el kutsal olurdu, değil mi? öyle çok kutsal... ama bir de yolun karşısından bakalım. bir deprem korkutamaz belki... belki tüm dünyaya karşı bile mücadele verilir ama kendi kalp kırıklığında aynı his olmuyor. bir depremden daha da çok korkutan şeyler var beni ya da bir depremin vereceği hasardan daha da çok vereni. bilemezsin. ben de bilmiyorum zaten. ama şöyle düşünüyorum, döndüm yüzümü doğuya haiti'deki o çifte ne oldu emin değilim, kendi yazgımı biliyorum. belki sen de başka bir yöne çevirmelisin yüzünü. bu kez belki yeni bir başlangıç için batıyordur güneş. belki ilk kez değil ama daha çok parlıyordur.
devamını gör...

kanka bizi karanlıkta oturarak anlayamazsın. asgari ücret alman lazım.
devamını gör...

iş görüşmesi ya da yeni tanışacağın biriyle olan randevu olabilir.çok önemsemenden kaynaklı heyecanına yenik düşer ne dediğini bilemezsin,normalde gayet mantıklı biri olsan bile ilk izlenimini yerle bir etmiş olursun.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim