cesaria evora
1941-2011 yılları arasında yaşamış ses sanatçısıdır. asıl vatanı bir afrika ülkesi olancape verde'dir. müzisyen bir aileden gelmesine rağmen babasını erken kaybetmiş olması sebebiyle çocukluğunun uzun bir bölümünü yetiştirme yurtlarında geçirmek zorunda kalmıştır. çorap ve ayakkabı giymeksizin sahne alması sebebiyle; ''çıplak ayaklı diva'' lakabını almıştır. şehrinde ki barlarda bir süre sahne aldıktan sonra fransa'ya yerleşmiş ve fransızca şarkılar yazıp söylemeye başlamıştır. ölmeden önce son günlerini geçirmek istediği ülkesi için yazdığı şarkı ise en bilinenlerinden; ''sodade'' isimli şarkıdır.
kulaklarınızın pasını silmek için bir iki eserini bırakalım;
salif keita & cesaria evora - yamore
cesaria evora- petit pays*
cesaria evora- besame mucho
kulaklarınızın pasını silmek için bir iki eserini bırakalım;
salif keita & cesaria evora - yamore
cesaria evora- petit pays*
cesaria evora- besame mucho
devamını gör...
exxen
reklamlı üyelik olacakmış. yani yayını izlerken çat çat reklam çıkacak. bu da 10 tl olacak deniyordu. iyi de hem para vereceksin hem de reklam mı izleyeceksin ?. şaka mı bu. para verdiğim bir şeyde, niye reklam izlemek zorunda kalayım ki.
yanılmıyorsam, netflix de bunu düşünmüştü ama tepki gelince vazgeçtiler.
ayrıca içerinde belgesel olmayacağı aşikar. realty show, yarışmalar ise survivor tarzı uyduruk şeyler olacak. veya youtuber denen gereksizlerin, gereksiz ötesi şovları olacak.
belki araya 3-5 dizi, film sıkıştırır. sırf bunun içinde böylesi bir platforma üye olmak, pek de akıl karı değil gibi duruyor.
ekleme: pek tabii reklamsız üyelikte olacakmış. fiyatı hali ile daha fazla. ama yine de reklamlı seçeneği, inanılmaz saçma. illa olacaksa, 3-4 tl olmalı. *
yanılmıyorsam, netflix de bunu düşünmüştü ama tepki gelince vazgeçtiler.
ayrıca içerinde belgesel olmayacağı aşikar. realty show, yarışmalar ise survivor tarzı uyduruk şeyler olacak. veya youtuber denen gereksizlerin, gereksiz ötesi şovları olacak.
belki araya 3-5 dizi, film sıkıştırır. sırf bunun içinde böylesi bir platforma üye olmak, pek de akıl karı değil gibi duruyor.
ekleme: pek tabii reklamsız üyelikte olacakmış. fiyatı hali ile daha fazla. ama yine de reklamlı seçeneği, inanılmaz saçma. illa olacaksa, 3-4 tl olmalı. *
devamını gör...
yetti artık denilen şeyler
çok fazla şey yetti.
uzun uzun yazmaya mecalim yok galiba.
uzun uzun yazmaya mecalim yok galiba.
devamını gör...
smeraldo çiçeği
italyanca'da ''zümrüt'' anlamına gelen efsanevi bir çiçektir, gerçi bazıları bu çiçeğin gerçek olduğunu savunur fakat yine de yetiştirilmesi mümkün olmadığından şu an mevcut değildir. o kadar anlamlı ve yüreklere dokunan bir hikayesi var ki, sözlüğe aktarmamak yazık olur.
bir gün italya'da bir dükün evlilik dışı bir çocuğu olur. bebeğin annesi çiçekçidir ve doğumda ölür. babasıyla bir başına kalan çocuğu üvey annesi öldürmeye çalıştığından dük onu uzak bir yere yollar
söylentilere göre çocuk büyüdüğünde kendini bir kaleye kapatır ve maske takar çünkü kendisini çok çirkin bulur. hem yapayalnız hem de kendini çirkin bulduğundan kalbini kimseye açamaz fakat bahçesinde özenle çiçekler yetiştirir, tıpkı annesi gibi.
bir gün, yoksul bir kız, duvarı aşıp adamın birkaç çiçeğini alıp kaçar. tabii bizim maskeli çocuk buna çok sinirlenir. o, bu kadar özenle çiçek yetiştirirken bu kız da kim oluyordur? bundan sonra çiçeklerinin yanı başında kalıp bekçilik yapmaya karar verir fakat kısacık uykuya daldığı bir anda kız tekrar belirip çiçeklerini çalıp kaçar. adam merak etmeye başlar, kimdir o, neden çiçeklerini çalıyordur? bu düşünceler eşliğinde artık farkında olmadan her gece kızı beklemeye başlar ve yine kızın geldiği bir gece pelerin giyip onu takip etmeye başlar. takibi sonucu kasabaya geldiklerinde anlar ki, kız çok fakir olduğundan adamdan çaldığı çiçekleri satarak geçimini sağlamaya çalışıyordur.
adamın içini suçluluk duygusu kaplar. kıza yardım etmek, nasıl çiçek yetiştirildiğini ona öğretmek ister fakat çirkindir, yapamaz. kızın onu gördüğü anda kaçacağından korkar. sırf o yoksul kız için en nadide ve pahalı çiçeği (smeraldo) yetiştirmeye karar verir. bu, kıza olan içtenliğini, samimiyetini göstereceği en güzel yoldur çünkü. çok zor da olsa çiçeği yetiştirmeyi başarır. şimdi tek yapması gereken kızın gelip çiçeği almasını beklemektir fakat günler, aylar geçer ama kız gelmez. adam endişelenir, korkar ve pelerinini takıp kasabaya ona bakmaya gider. gittiğinde kızın öldüğünü öğrenir. acaba, eğer adamın cesareti olsaydı, kendisini gösterseydi ve hislerini itiraf etseydi her şey değişir miydi?
"o günden bugüne smeraldo'nun anlamı; sunulamamış, açıklanamamış samimiyet ve hisler demektir."
bu çiçeği metafor alarak yazılan çok anlamlı bir de şarkı vardır. merak edenler için
türkçe altyazılı hali burada.
ayrıca kaynak.
bir gün italya'da bir dükün evlilik dışı bir çocuğu olur. bebeğin annesi çiçekçidir ve doğumda ölür. babasıyla bir başına kalan çocuğu üvey annesi öldürmeye çalıştığından dük onu uzak bir yere yollar
söylentilere göre çocuk büyüdüğünde kendini bir kaleye kapatır ve maske takar çünkü kendisini çok çirkin bulur. hem yapayalnız hem de kendini çirkin bulduğundan kalbini kimseye açamaz fakat bahçesinde özenle çiçekler yetiştirir, tıpkı annesi gibi.
bir gün, yoksul bir kız, duvarı aşıp adamın birkaç çiçeğini alıp kaçar. tabii bizim maskeli çocuk buna çok sinirlenir. o, bu kadar özenle çiçek yetiştirirken bu kız da kim oluyordur? bundan sonra çiçeklerinin yanı başında kalıp bekçilik yapmaya karar verir fakat kısacık uykuya daldığı bir anda kız tekrar belirip çiçeklerini çalıp kaçar. adam merak etmeye başlar, kimdir o, neden çiçeklerini çalıyordur? bu düşünceler eşliğinde artık farkında olmadan her gece kızı beklemeye başlar ve yine kızın geldiği bir gece pelerin giyip onu takip etmeye başlar. takibi sonucu kasabaya geldiklerinde anlar ki, kız çok fakir olduğundan adamdan çaldığı çiçekleri satarak geçimini sağlamaya çalışıyordur.
adamın içini suçluluk duygusu kaplar. kıza yardım etmek, nasıl çiçek yetiştirildiğini ona öğretmek ister fakat çirkindir, yapamaz. kızın onu gördüğü anda kaçacağından korkar. sırf o yoksul kız için en nadide ve pahalı çiçeği (smeraldo) yetiştirmeye karar verir. bu, kıza olan içtenliğini, samimiyetini göstereceği en güzel yoldur çünkü. çok zor da olsa çiçeği yetiştirmeyi başarır. şimdi tek yapması gereken kızın gelip çiçeği almasını beklemektir fakat günler, aylar geçer ama kız gelmez. adam endişelenir, korkar ve pelerinini takıp kasabaya ona bakmaya gider. gittiğinde kızın öldüğünü öğrenir. acaba, eğer adamın cesareti olsaydı, kendisini gösterseydi ve hislerini itiraf etseydi her şey değişir miydi?
"o günden bugüne smeraldo'nun anlamı; sunulamamış, açıklanamamış samimiyet ve hisler demektir."
bu çiçeği metafor alarak yazılan çok anlamlı bir de şarkı vardır. merak edenler için
türkçe altyazılı hali burada.
ayrıca kaynak.
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
yaya için yanan trafik lambalarını asla takmamak. yurt dışında göremezsiniz herkes saniye saniye uyar.
bir de kurallara uymayı, kibarlığı enayilik olarak görmek...bu çok acı
bir de kurallara uymayı, kibarlığı enayilik olarak görmek...bu çok acı
devamını gör...
niyazi sayın
tanburi cemil bey'in oğlu olan mesud cemil'in açtığı yolda yürüyen, türk musikisinin büyük ney üstadlarındandır. hem cemil bey'in, hem de bach'ın hayranı olarak yetişir. münir nurettin selçuk ile de çalışmıştır. necdet yaşar ile ikili taksimleri meşhurdur. ayrıca kudsi erguner'in babası süleyman erguner ile de radyoda saz semaileri icra etmiştir.
devamını gör...
nutuk okumamış türk genci
çoğu türk gencinin okuması gerekendir. fakat okumayıp okudum görünümü veren bir kesim var. orada burada yorumlarda gözükenlerdir. mutlaka okuyun.
devamını gör...
filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip
başkasının planladığı ve onun hayal gücünü izlemenle kendi kafanda her yeri kurman ve oynatman çok farklı olay.
devamını gör...
kafa sözlük
gün geçtikçe kıymeti harbiyesi artan.
gün gelecek, ben de ilk hafta yazar olanlardandım diyeceğiz.
övüneceğiz.
gün gelecek, ben de ilk hafta yazar olanlardandım diyeceğiz.
övüneceğiz.
devamını gör...
anasanat dalı
'anabilim dalı'nın güzel sanatlar fakülte ve enstitülerindeki karşılığıdır. ilk duyduğunda insan biraz şaşırıyor ama sonradan düşününce çok mantıklı olduğunu da anlıyor. sanatı ve bilimi birbirinden ayrı tutmak gereklidir çünkü.
devamını gör...
breaking bad
bir ömür sessiz, sakin yaşayan ve kendine yapılan bir yığın haksızlığa ve hatta saygısızlıklara, görmezden gelinmesine bile asla ses çıkarmadan, sırf ailesinin huzuru için kendini silik bir karakter yapıp yaşamını sürdüren walter white’ın hikayesi.
başta mecburiyetlerle girdiği bir yolun içinde zamanla önce değerlerini, sonra ise tamamen kendini kaybeden bir adam ve yanında yeni yetme heyecanlı ve dengesiz öğrencisinin yaşadıkları.
walter başta karısı ve çocuğu ile olan yaşamında kendini kaybetti ve kenara çekilde. sonrasında kendi yaptığı ve adeta kralı olduğu işte kendini tekrar keşfetmişken ve tam da kendini bulmuş ve ne istediğini, yaşama nasıl tutunmak istediğini farketmişken, aç gözlülüğü ile yeniden ve daha derinden bir kayboluşun içine girer. demek ki kendini bulmak mesele değil hayatta! duracağın yeri ve yanına alacağın kişiyi bilmekte mesele.
bizi tüketen insanlardan ve güzel görünse dahi, tüketen işlerden zamanında uzaklaşmanın önemini anlatıyor aslında. zira zamanında uzaklaşmazsak, çıkması zor olan derinliklere batma ihtimali nüksediyor.
eleştireni çok olsa da, son iki sezonu “acaba bu bataklığın içinden çıkabilecek mi?” diyerek, adeta sır kapısı izliyormuşcasına bitirdim. * ne boş, ne de overrated bir dizidir. hayatın içinde iyi niyetle çıkılan yollarda, insanın kendini nasıl kaybedebildiğini anlatan ve ciddi dersler veren bir dizidir.
başta mecburiyetlerle girdiği bir yolun içinde zamanla önce değerlerini, sonra ise tamamen kendini kaybeden bir adam ve yanında yeni yetme heyecanlı ve dengesiz öğrencisinin yaşadıkları.
walter başta karısı ve çocuğu ile olan yaşamında kendini kaybetti ve kenara çekilde. sonrasında kendi yaptığı ve adeta kralı olduğu işte kendini tekrar keşfetmişken ve tam da kendini bulmuş ve ne istediğini, yaşama nasıl tutunmak istediğini farketmişken, aç gözlülüğü ile yeniden ve daha derinden bir kayboluşun içine girer. demek ki kendini bulmak mesele değil hayatta! duracağın yeri ve yanına alacağın kişiyi bilmekte mesele.
bizi tüketen insanlardan ve güzel görünse dahi, tüketen işlerden zamanında uzaklaşmanın önemini anlatıyor aslında. zira zamanında uzaklaşmazsak, çıkması zor olan derinliklere batma ihtimali nüksediyor.
eleştireni çok olsa da, son iki sezonu “acaba bu bataklığın içinden çıkabilecek mi?” diyerek, adeta sır kapısı izliyormuşcasına bitirdim. * ne boş, ne de overrated bir dizidir. hayatın içinde iyi niyetle çıkılan yollarda, insanın kendini nasıl kaybedebildiğini anlatan ve ciddi dersler veren bir dizidir.
devamını gör...
evlenince kocanın kütüğüne geçmek
asla anlayamadığım ve sindiremediğim iptidai durumdur.feminist olmanıza gerek yok fakat benliğine saygısı olan hiçbir kadın bana kalırsa bir erkeğin himayesine ve kütüğüne geçmeyi kabul etmemelidir.evliliğin ne kadar ataerkil bir yapı olduğunu gözler önüne serer bu durum ve gözardı edildikçede bu ülkede boşanmış bir kadının yeri olmayacaktır.çünkü ne yazık ki bazı yaratıklarca o kadının bir sahibi yoktur ve her türlü kötülüğü yapması beklenir.pisliğinizde boğulun iğrenç yaratıklar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının içini ısıtan şeyler
bir yaz akşamı olacak ve yanınızda sevdiğiniz arkadaşlarınız ,bir de koyu bir muhabbet olursa bu iş tamamdır.
devamını gör...
çocuğa kendi ismini vermek
*geçkin amcaların ikinci veya üçüncü eşlerinden olan erkek bebeğe *bir dikili taşımız olsun şu yalan dünyada diyerek yaptığı eylemdir.
amcaya değil de o çocuğa üzülüyorum ben. düşünsene kendi adı bile yok. ölüm korkusuyla son anda kendi adını veren bir baba o çocuğa ne verebilir ki o saatten sonra.
bide diyelim ki amca bey ölmedi, çocuk beş altı yaşına gelince yaşıtlarının dede dediği birine baba diyecekler. bu yüzden hep kafa karışıklığı. hep bi içine atma.
al sana nur topu gibi bir çocukluk travması. tam kırmızı odalık durum.
amcaya değil de o çocuğa üzülüyorum ben. düşünsene kendi adı bile yok. ölüm korkusuyla son anda kendi adını veren bir baba o çocuğa ne verebilir ki o saatten sonra.
bide diyelim ki amca bey ölmedi, çocuk beş altı yaşına gelince yaşıtlarının dede dediği birine baba diyecekler. bu yüzden hep kafa karışıklığı. hep bi içine atma.
al sana nur topu gibi bir çocukluk travması. tam kırmızı odalık durum.
devamını gör...
yazarların kişilik olarak benzediği dizi film karakteri
film değil, bir dizi. avrupa yakası şahika..
bazı yönlerimiz çok benziyor. içimizde bastırılamaz bir aç var. lahmacun candır ikimiz de salon kadını çizgimizden çıkmak istemiyoruz.
ikimiz de bazı durumlarda çirkefe bağlayabiliyoruz.
bazı yönlerimiz çok benziyor. içimizde bastırılamaz bir aç var. lahmacun candır ikimiz de salon kadını çizgimizden çıkmak istemiyoruz.
ikimiz de bazı durumlarda çirkefe bağlayabiliyoruz.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
tanju okan urlam demişti zamanında, orijinal halini de bilirdim, kaset kartoteksinde beste anonim diyordu, ben gülüyordum.
ama tanju babanın yüzüne bişi diyemezdik, son zamanlarında çok sinirli olmuştu zaten, yakaladığı yerde tansu abiden hıncını çıkarıyordu, tamam efendi adamdı ama hastalık onu ruhen de mahvetmişti.
o zamanlar ibrahim daldal sağdı, hemşerimdi ibrahim amca, giritliydi, bir trafik kazasında eşini ve kızını kaybettiğinden beri hiç gülmemişti. daldalın kahvesi mekanı idi, ocağın yanında asılı duran eski takvimlerin, haritaların az ötesinde benim de bir çerçeve köşesine iliştirmiş ufaklık fotoğrafım vardı, yanımda babam.
seneler sonra ibrahim amcadan kız ister gibi istemiştim kahvesinin işletmesini, artık günde sabit müşterileri olan beş on kişiden fazlası gelmiyordu, iskeledeki fener gibi ibrahim amca da yaşlanmıştı, yanında çalışayım dedim, her ne dersem diyeyim tek bir şey diyordu, "buranın sahipleri çok, yurt dışındalar, ben istesem de bir şey yapamam."
sonra öldü ibrahim amca, kahvenin o eski rum yapısı günden güne çürüdü, sonra tadilat, sonra şıkır şıkır bir mekan.
niye anlatıyorum bunları bilmiyorum, belki bugün umudumun son kırıntısını tuborgda erken kaybettiğim için, belki o cennet bahçesi kıvamındaki kadın ile kaybettiklerimi beraber anmak için belki de sadece urlam şarkısının orijinal hali spotify'da karşıma çıktığı için.
neyse, tek kişilik şarkılar dardır, siz dinleyin bari, o artık duymayacak beni, son, finito, telos!
ama tanju babanın yüzüne bişi diyemezdik, son zamanlarında çok sinirli olmuştu zaten, yakaladığı yerde tansu abiden hıncını çıkarıyordu, tamam efendi adamdı ama hastalık onu ruhen de mahvetmişti.
o zamanlar ibrahim daldal sağdı, hemşerimdi ibrahim amca, giritliydi, bir trafik kazasında eşini ve kızını kaybettiğinden beri hiç gülmemişti. daldalın kahvesi mekanı idi, ocağın yanında asılı duran eski takvimlerin, haritaların az ötesinde benim de bir çerçeve köşesine iliştirmiş ufaklık fotoğrafım vardı, yanımda babam.
seneler sonra ibrahim amcadan kız ister gibi istemiştim kahvesinin işletmesini, artık günde sabit müşterileri olan beş on kişiden fazlası gelmiyordu, iskeledeki fener gibi ibrahim amca da yaşlanmıştı, yanında çalışayım dedim, her ne dersem diyeyim tek bir şey diyordu, "buranın sahipleri çok, yurt dışındalar, ben istesem de bir şey yapamam."
sonra öldü ibrahim amca, kahvenin o eski rum yapısı günden güne çürüdü, sonra tadilat, sonra şıkır şıkır bir mekan.
niye anlatıyorum bunları bilmiyorum, belki bugün umudumun son kırıntısını tuborgda erken kaybettiğim için, belki o cennet bahçesi kıvamındaki kadın ile kaybettiklerimi beraber anmak için belki de sadece urlam şarkısının orijinal hali spotify'da karşıma çıktığı için.
neyse, tek kişilik şarkılar dardır, siz dinleyin bari, o artık duymayacak beni, son, finito, telos!
devamını gör...
yazarların yakın gelecekteki hayali
hayatımın aşkı ile tanışmayı istiyorum.
devamını gör...

