annemin düşündüğü kadar mutlu değilim
annem benim küçük şeyleri dert ettiğimi, büyük travmalarım olmadığını düşünüyor. oysa bilmiyor ben kendi içimde her gün nelerle boğuşuyorum.
devamını gör...
zile basıp kaçmak
çocukken yapılması inanılmaz zevk veren aktivite.
genelde en küçük ve en yavaşı yakalanıp, azar işitir.
genelde en küçük ve en yavaşı yakalanıp, azar işitir.
devamını gör...
yazarların uyumama sebepleri
uyuyamayacak kadar mutlu olmam. uzun zaman sonra, ilk defa...
devamını gör...
yalnızlık
kendini bir topluluğa ait hissetmeme duygusu. insanın en büyük korkusu.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
devamını gör...
kendinden 10 yaş büyük erkekle birlikte olmak
yani üst limit bu mu? 11 yaş büyük olunca ne gibi sorunlar oluyor mesela.
30 ile 50 yaşları arasında normal olan durumdur herhalde.
30 ile 50 yaşları arasında normal olan durumdur herhalde.
devamını gör...
the serpent
üzerinde bayaa çalışılmış, ince ince işlenmiş dizi.
öncelikle gerçek bir hikayeyi izleyici ya da okura sunmak bence zor iş. neresinde hayal ürünü kullanıp neresinde gerçeklere sadık kalacaksınız iyi belirlemek gerekiyor çünkü hayal ürününü fazla kacirdiginizda hitap ettiğiniz kitle hayal kırıklığına uğrayabilir ve ya tam tersi gerçeklere fazla sadık kaldığınızda belgesel kıvamına gelebilir. dizi bittikten sonra internette okuduklarim bana gayet uygun bir ayar verildiği izlenimi oluşturdu.
6 bölümde bitebilecekken 8 bölüm biraz uzatılmış. sanırım hollanda'lı diplomatın tutkusu daha net anlaşılsın diye bu yola gidilmiş ki bu da diziyi basit bir polisiyeden kurtarmış oluyor.
dizide diğer yazarların da belirttiği döneme ait ayrıntılar çok çok güzel kullanilmis. kullanılan bardaklardan bikinileri, kağıtlara, mobilyalara kadar... ayrıca çekim kalitesi ya da tekniği de gercekten 70'li yıllarda hissetmenizi sağlıyor. sırf bu yüzden bile izlenebilir.
başrol oyuncusu tahar rahim'in fransızca konuşurken ağzının aldığı hal, gerginlik ve korku başta olmak üzere duyguları soğukkanlılıkla gostermesi beni etkileyen bir başka nokta oldu.
itiraf etmeliyim ki; ilk bölümü izledikten sonra aşırı hem de çok aşırı sigara kullanımı özendirici olduğu düşüncesi ile beni rahatsız etmişti. son bölüme gelindiğinde ise artık sigara kullanımı öyle bir boyuta gelmişti ki; çocuklardan ve eşimden gizli ara ara tutturen benim bile midemi bulandırdı.
yine dizide karakterlerin nesneleri tutma biçimi, konuşurken istemsiz yapıldığı izlenimi verilmeye çalışılmış tikleri ya da tepkileri, anne eksikliği ve ya duygusal istismarın insan psikolojisinde etkileri çok güzel vurgulanmış.
kafama yatmayan tek şey; juliet'in son aşamada yaptığı aptallık oldu.
dizi ile ilgili minik ve önemsiz bir sürpriz; daha önce yine netflix'te izlediğimiz bodyguard dizisinin başrol oyuncusurichard madden* eskiden serpent'in moniqe'i jenna louise coleman!* ile sevgili iken, 5 yıllık ilişki bitince yine serpent'in angela'sı* ellie bamber ile aşk yasamiş. yani aynı diziden iki kadınla da çıkmış. *
öncelikle gerçek bir hikayeyi izleyici ya da okura sunmak bence zor iş. neresinde hayal ürünü kullanıp neresinde gerçeklere sadık kalacaksınız iyi belirlemek gerekiyor çünkü hayal ürününü fazla kacirdiginizda hitap ettiğiniz kitle hayal kırıklığına uğrayabilir ve ya tam tersi gerçeklere fazla sadık kaldığınızda belgesel kıvamına gelebilir. dizi bittikten sonra internette okuduklarim bana gayet uygun bir ayar verildiği izlenimi oluşturdu.
6 bölümde bitebilecekken 8 bölüm biraz uzatılmış. sanırım hollanda'lı diplomatın tutkusu daha net anlaşılsın diye bu yola gidilmiş ki bu da diziyi basit bir polisiyeden kurtarmış oluyor.
dizide diğer yazarların da belirttiği döneme ait ayrıntılar çok çok güzel kullanilmis. kullanılan bardaklardan bikinileri, kağıtlara, mobilyalara kadar... ayrıca çekim kalitesi ya da tekniği de gercekten 70'li yıllarda hissetmenizi sağlıyor. sırf bu yüzden bile izlenebilir.
başrol oyuncusu tahar rahim'in fransızca konuşurken ağzının aldığı hal, gerginlik ve korku başta olmak üzere duyguları soğukkanlılıkla gostermesi beni etkileyen bir başka nokta oldu.
itiraf etmeliyim ki; ilk bölümü izledikten sonra aşırı hem de çok aşırı sigara kullanımı özendirici olduğu düşüncesi ile beni rahatsız etmişti. son bölüme gelindiğinde ise artık sigara kullanımı öyle bir boyuta gelmişti ki; çocuklardan ve eşimden gizli ara ara tutturen benim bile midemi bulandırdı.
yine dizide karakterlerin nesneleri tutma biçimi, konuşurken istemsiz yapıldığı izlenimi verilmeye çalışılmış tikleri ya da tepkileri, anne eksikliği ve ya duygusal istismarın insan psikolojisinde etkileri çok güzel vurgulanmış.
kafama yatmayan tek şey; juliet'in son aşamada yaptığı aptallık oldu.
dizi ile ilgili minik ve önemsiz bir sürpriz; daha önce yine netflix'te izlediğimiz bodyguard dizisinin başrol oyuncusurichard madden* eskiden serpent'in moniqe'i jenna louise coleman!* ile sevgili iken, 5 yıllık ilişki bitince yine serpent'in angela'sı* ellie bamber ile aşk yasamiş. yani aynı diziden iki kadınla da çıkmış. *
devamını gör...
sözlüğün en zeki ve güzel kadını
benim diye yazacak olanı pusu da bekliyorum başlığı.
devamını gör...
ayık sözlük yazarları
yoo değiliz efenim ,yaz günü bir de tatil. alkol burnumuzdan akıyo artık
devamını gör...
korkularının üzerine git klişesi
ben korkularımdan koşarak uzaklaşma taraftarıyım açıkçası.
devamını gör...
yunus emre
"ya elim al kaldır beni
ya vaslına erdir beni" gibi mezar taşı kitabesi dinginliği ve derinliğinde cümlelerin sahibi.
ya vaslına erdir beni" gibi mezar taşı kitabesi dinginliği ve derinliğinde cümlelerin sahibi.
devamını gör...
lale orta
avrupa'nın ilk fıfa kokartlı kadın hakemidir. aynı zamanda türkiye'de futbol üzerine doktora yapan tek kadındır. "dünyada ve türkiye'de futbol organizasyonları üzerine analitik bir yaklaşım" teziyle doktorasını yapmıştır.
türkiye'nin ilk kadın futbol takımı dostlukspor'da futbol oynamıştır. kendisi aynı zamanda ilk kadın futbol antrenörü olma unvanını da taşımaktadır.
türkiye'nin ilk kadın futbol takımı dostlukspor'da futbol oynamıştır. kendisi aynı zamanda ilk kadın futbol antrenörü olma unvanını da taşımaktadır.
devamını gör...
başörtülülerin bu ülkeden özür dilemesi gerekiyor
levent gültekin, ''başörtülülerden ne kadar özür dilenmesi gerekiyorsa, başörtülülerin de ülkeden özür dilemesi gerekiyor. onların oylarıyla insanların hayatı mahvoldu. çünkü oyların oylarıyla ülke yedi yıldır yıkıma sürükleniyor, milyonlarca insanın hayatı mahvoldu. onların oylarıyla yüz binlerce insan khk ile açlığa mahkum edildi. demokrasinin adaletin felsefesi yerle bir edildi.'' ifadelerini kullandı.
devamını gör...
ama kafamız nasıl güzel radyo programı
merhabalar herkese...
en güzel bayram olan "cumhuriyet bayramı'mız kutlu olsun öncelikle sözlük ahalisi.
sevinçliyiz, mutluyuz, gururluyuz. içimizdeki çocuklar şiirler okuyor bugün, kalbimiz ayrı çarpıyor.
nice 98 yıllara...
her zaman olduğu gibi hüzün candır ile beraber hazırladığımız ama kafamız nasıl güzel radyo programı saat 23’te sözlük radyoda!
sakıncası yoksa eğer bugün biraz hayatınıza burnumuzu sokacağız sayın dinleyen!
pişmanlıklarımızı konuşacağız.
neydi en büyük pişmanlığınız?
hangi kararı veremediniz ya da verdiğiniz hangi karar en yanlış karardı?
kim sizi çok sevdiğinize pişman etti?
hangi yoldan döndünüz?
sevmediğiniz bir mesleği yaptığınız için mi yoksa sizin pişmanlığınız?
kim üzdü sizi en çok?
içine keşke'leri doldurduğumuz pişmanlık bohçamızı sırtlandık ve sizleri de bekliyoruz...
buluşmak üzere efenim.
23 demiş miydim?
en güzel bayram olan "cumhuriyet bayramı'mız kutlu olsun öncelikle sözlük ahalisi.
sevinçliyiz, mutluyuz, gururluyuz. içimizdeki çocuklar şiirler okuyor bugün, kalbimiz ayrı çarpıyor.
nice 98 yıllara...
her zaman olduğu gibi hüzün candır ile beraber hazırladığımız ama kafamız nasıl güzel radyo programı saat 23’te sözlük radyoda!
sakıncası yoksa eğer bugün biraz hayatınıza burnumuzu sokacağız sayın dinleyen!
pişmanlıklarımızı konuşacağız.
neydi en büyük pişmanlığınız?
hangi kararı veremediniz ya da verdiğiniz hangi karar en yanlış karardı?
kim sizi çok sevdiğinize pişman etti?
hangi yoldan döndünüz?
sevmediğiniz bir mesleği yaptığınız için mi yoksa sizin pişmanlığınız?
kim üzdü sizi en çok?
içine keşke'leri doldurduğumuz pişmanlık bohçamızı sırtlandık ve sizleri de bekliyoruz...
buluşmak üzere efenim.
23 demiş miydim?
devamını gör...
10 yıl içinde toplantılara ışınlanarak gideceksiniz
ışınlanarak gitmeyi becerdiğimiz yerde neden toplantıya gidiyoruz diye düşünmeme sebep olan açıklamalardır. yahu kardeşim ben ışınlansam toplantıya mı giderim ulan.
devamını gör...
sözlük bostan olsa alınabilecek nick
güneştendeğilutançtankızarandomat
(bkz: sözlüğe bir daha gelinse alınacak nick)
çok güzel bir şey olmadı mı sizce de? *
not: domates değil domat, kızma, tamam. *
(bkz: sözlüğe bir daha gelinse alınacak nick)
çok güzel bir şey olmadı mı sizce de? *
not: domates değil domat, kızma, tamam. *
devamını gör...
en iyi ikililer
(bkz: cenk erdem)
devamını gör...



