keşke test kitaplarını çoktan başka bir yere vermiş olmasaydım ama yine de güzel bir kutu hazırlamaya çalışacağım çocuklar için.
devamını gör...

bertrand russell*ın 1930 yılında yaşam deneyimleri ile gözlemlerine dayanarak yazdığı, mutlu ve tatminkar bir hayat yaşamak üzerine olan kitabının adıdır.

kitap, yaşam kalitesini artırmak isteyenlere bir reçete niteliğinde olan popüler bir sağduyu ürünüdür. kişisel gelişim adına yazılmış bir çok kitapta aranan mutluluğun sırlarını açıklar.

russell'e göre mutluluk, bazı insanların bizim elimizden alabileceği temel insani haklardan birisi değildir. kişi mutluluğa başkalarını suçlayarak değil, belirlediği hedeflere erişmek için mücadele ederek ve bu mücadele sırasında eğlenerek ulaşmalıdır. kişi bu mücadeleyi iç dünyasında değil, sosyal yaşamına yönelerek vermelidir.


hoşnutsuzluk ile heves kırıklığının başlıca nedenlerinden birisi, insanın sevilmediği duygusuna kapılmasıdır. bunun aksi olarak, seviliyorum duygusu da, keyfi artırır. bir insan, sevilmediği duygusuna birçok nedenlerden kapılabilir. ya kendisinin hiç kimse tarafından sevilemeyecek derecede kötü bir insan olduğuna inanmıştır ya çocukluğunda fazla sevilmemiş ve bunu kabullenmek zorunda kalmıştır ya da gerçekten hiç kimsenin sevmediği bir insandır. bu sonuncusu, çocuklukta uğranılmış bir talihsizlik nedeniyle kendine güvenini yitirmiş olmaktan ileri gelebilir. sevilmediğini sanan kimse, değişik davranışlarda bulunur. sevilmek için büyük çaba harcar; örneğin, görülmemiş iyilikler yapabilir. ama bunda başarısızlığa uğraması çok olasıdır, çünkü iyiliğin asıl nedeni, iyilik görenlerce kolayca anlaşılır; oysa insanın yapısı, sevilmeyi az isteyenlere sevgi göstermeye uygundur.

hayatı güvenle karşılayanlar, güvensizlikle karşılayanlardan çok daha mutludurlar; hiç değilse kendilerine güvenleri bir felakete yol açmadığı sürece bu böyledir. üstelik her durumda olmasa bile, büyük bir çoğunlukla güven duygusu, başkalarının karşılaşacağı tehlikelerden kaçabilmeye yardımcı olur. bir uçurumun bir kıyısından öbürüne uzatılmış dar bir kalas üzerinde yürürken, korkanın düşme olasılığı, korkmayandan fazladır. yaşam yolunda da aynı durum vardır. korkusuz da beklenmeyen bir felaketle karşılaşabilir, ama çekingenin mutsuzluğa düşeceği birçok güç durumdan burnu bile kanamadan kurtulma şansı büyüktür. güvende olmanın bu yararlı biçimi çeşitlidir. birisi dağlarda, diğeri denizlerde, bir diğeri havalarda güvenli olur. ama genelde yaşama güvenmek, gereksinim duyulan sevginin bulunmasıyla mümkün olur.

güven duygusunu sevmek değil, sevilmek doğurur, ama bu duygu en çok karşılıklı sevgiyle oluşur. daha doğrusu, yalnız sevgi değil, hayranlık da bu etkiye sahiptir. anne-babası kendisine düşkün olan bir çocuk, bu sevgiyi bir doğa yasası olarak kabul eder. bu sevgi onun mutluluğu için büyük önem taşımasına karşın, üzerinde pek fazla durup düşünmez. dünyayı, önüne çıkmış ve büyüdüğü zaman çıkacak olan daha ilgi çekici serüvenleri düşünür. ama bütün bu dış ilgilerin ardında, kendisini her felaketten koruyacak bir anne-baba sevgisi bulunduğunu hisseder. şu ya da bu nedenle anne-baba sevgisinden yoksun kalan bir çocuk, korkuya ve kendine acıma duygusuna kapılır, pısırıklaşıp çekingen olur ve artık dünyaya görüp öğrenme isteği ile bakamaz. böyle çocuklar, şaşılacak derecede küçük yaşlarından itibaren hayatı, ölümü ve insanlığın kaderini düşünmeye başlarlar. önce melankolik olurlar; sonunda ise herhangi bir felsefe ya da inançtan medet umar, içlerine kapanırlar. oysa dünya, belirli bir sıra gözetilmeden serpiştirilmiş hoş ve hoş olmayan şeylerle dolu bir pazar yeridir. bunlardan anlaşılması mümkün bir sistem çıkarma isteği, aslında korkuya dayanır, daha doğrusu agorafobiden, yani açık alan korkusundan gelir. çekingen öğrenci, kitaplığın dört duvarı içinde güven duyar. eğer kendisini dış alemin de aynı biçimde düzenli olduğuna inandırabilirse, sokağa çıktığında da buna benzer bir güven duyar. eğer bu kişi daha fazla sevilmiş olsaydı, gerçek dünyadan daha az korkar ve onun yerine ideal bir dünya yaratma zorunluluğu duymazdı.

sevginin en iyi biçimini tarif etmek kolay değildir, çünkü her türünde az çok bir koruma niteliği vardır. sevdiklerimizin acılarına omuz silkemeyiz. ama ben, sevilenin uğradığı talihsizliğe acımanın da, ileride uğrayabilecekleri için endişe etmenin de, sevgide mümkün olduğu kadar az yer alması gerektiğine inanıyorum.

buraya kadar, kişinin hedef olduğu sevgiden, sevilmekten söz ettik. şimdi de sevmekten söz açmak istiyorum. sevmek iki türlüdür; birisi hayata karşı duyulan istek ve hevesin belki en büyük ifadesi, diğeri ise korku ifadesidir. bence ilki bütünüyle hayran olunacak bir durum, ikincisi ise, olsa olsa bir avuntudur. güzel bir günde göz alan bir kıyı boyunca vapurda giderken kıyıyı seyreder, manzaradan zevk alırsınız. bu, dışarıya bakmakla alınmış bir zevktir ve herhangi büyük bir gereksiniminizle bağlantısı yoktur. ama eğer geminiz batmış da kıyıya doğru yüzmekteyseniz, bu kıyıya başka türlü bir sevgi beslersiniz: kıyı, sizin için güvenliği temsil eder; güzel ya da çirkin olması önemli değildir. sevmenin üstün olanı, gemisi güvenli olan kişinin duygusuna benzeyendir; daha az güzel olanı da, gemisi batmış olana uyandır. bu iki türlü sevginin birincisini, kişi ancak güvendeyken ya da en azından kendisini kuşatan tehlikelere aldırış etmiyorsa duyabilir; ikincisi ise tam tersine, güvenli olmayan bir durumda bulunmaktan ileri gelir. güvenli olmayan durumun doğurduğu sevgi, diğerinden çok daha öznel ve bencildir; çünkü sevilen, nitelikleri için değil, işe yaradığı için değerli görülmektedir. böyle bir sevginin hayatta hiç yeri yoktur demek istemiyorum. aslına bakarsak, hemen hemen bütün gerçek sevgilerde her iki durumun yan yana bulunduğunu, sevginin güvende olmama duygusunu gerçekten sona erdirmesi kadar, dış dünyaya karşı zayıflamış olan ilginin tehlike ve korku anlarında yeniden doğduğunu görürüz. yalnız, böyle bir sevginin hayatta rolü olabileceğini kabul etmekle birlikte, diğerinden daha az güzel olduğunu da aklımızdan çıkarmamalıyız, çünkü bu sevgi, korkudan doğmaktadır, korku ise kötüdür ve çünkü sevginin böylesi bencil bir sevgidir.

en iyi sevgi, insanın eski mutsuzluklarından kaçmak için değil de, yeni mutluluklara kavuşmak umuduyla beslediği sevgidir.

sevginin en iyisi her iki tarafa da hayat verir; her iki taraf da sevilmekten haz duyar ve kendini zorlamadan sever; bu karşılıklı mutluluğun sonucu olarak iki taraf da dünyayı daha bir ilgiye değer bulur. sevgi taşımayan bir büyük istek, genel olarak ya gençlikte başa gelmiş bir talihsizlik ya daha sonraki yıllarda uğranılmış bir haksızlık ya da işkence korkusunu doğuran nedenlerden biri yüzünden insanlığa karşı duyulan bir çeşit öfke ya da nefretten ileri gelir. fazla güçlü bir benlik, kişiyi bağlayan bir zincirdir; eğer dünyadan tam olarak zevk almak istiyorsa, kişi bu zincirden kurtulmak zorundadır. gerçekten sevebilme yeteneği ise, kişinin bu zincirden kurtulmuş olduğunu gösteren belirtilerden biridir. sevilmek hiçbir zaman yetmez; sevilmek sevgiye yol açmalıdır ve ancak bu iki kapı eşit olarak açık tutulursa sevgi en büyük olanaklarını gerçekleştirebilir. karşılıklı sevgi tomurcuğunun açmasına engel olan psikolojik ya da toplumsal bütün nedenler, dünyanın yaşamış olduğu ve hala da yaşadığı büyük kötülüklerdir. insanlar yanılmış olma korkusu ile hayranlık göstermekte yavaş davranırlar; sevdiklerinin ya da her şeyde bir kusur bulan insanların kendilerine acı çektirmesinden çekindikleri için de sevmekte yavaş davranırlar. ahlak ve sağgörü adına tedbirli olmak istenir, bunun sonucu olarak da sevgide cömertlik ve ataklık hoş görülmez. bu ise insanlığa karşı çekingenlik ve öfkeyi doğurur, çünkü böylece birçok insan yaşamları boyunca gerçek temel gereksinimlerinden ve onda dokuzu da dünyaya karşı mutlu ve coşkunca davranışın vazgeçilmez koşullarından yoksun edilmiş olur.

bir yatırım tavsiyesi değildir, şuradan indirilip okunabilecek okuma tavsiyesidir.
afiyetle okuyunuz efendim..
devamını gör...

nicelik değil nitelik önemli. bunu anlamayan akp iktidarı kendi elleriyle milyonlarca üniversiteli işsiz yarattı.
devamını gör...

kendisini anlatmak kendisi hakkında yazmak için sabaha kadar vakit lazım. söylenecek o kadar çok şey var ki hakkında. yaptığı eserleri her izlediğimde farklı bir detay dikkatimi çekiyor farklı bir ödül buluyorum.
oscar ödüllü eseri spirited away de dünya ahiret kavramını kendince işleme tarzı iyi ve kötü kavramlarının onun kitabında her zaman iki zıt olmadığını, aç gözlülük tamahkarlık hırs ve şehvet in insanı kör ederek nasıl felaketi olduğunu anlatırken kullandığı görsel ve işitsel öğeler ruhuma aklıma ve zihnime bayram ettiriyor.
bir filmi yapması yıllar alırken her filmi üzerine nasıl insanlara iyi bir şeyler katarim düşüncesi ile kivranmasi hala o beyaz önlüğü ile her gün atölyeye gelip her sahneyi hala elleriyle çizmeleri, miyazaki ye ve sahibi olduğu ghibli stüdyosuna saygımı doruklara çıkartıyor.
keşke dünyadan ayrılmadan müslüman olsa dediğim insanlar arasında başı çekiyor.
not: arkadaşlar miyazaki bir anime üreticisi değil film yapımcısıdir. belgeselinde animeleri ne kadar sığ ve aşağılık yapimlar olarak bulduğunu üstüne basarak dile getirir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bebeklerini doğu berlin'deki anne babalarına gösteren aile,

1961 yılında utanç duvarı olarak da adlandırılan 46 km uzunluğundaki beton sınır..
devamını gör...

osmanlı imparatorluğu döneminde, sosyal yardım ve destekler vakıflar aracılığı ile yapılıyordu.
vakıflar genellikle istanbul'da bulunurken, eski başkentler bursa ve edirne'de de vakıflar bulunmaktaydı.
kudüs,mekke, medine gibi osmanlının önemsediği şehirlerde vakıf bulunmazken; osmanlı bu üç şehre bu vakıflardan yardım aktarmaktaydı.
bu yardım , ödenek adına her ne derseniz, her sene hiç aksatılmadan surre adı verilen askeri alaylarla bu şehirlere gönderilirdi.
osmanlı vakıfları, devlet adına gönderilecek parayı her yıl düzenli olarak toplar, merkezden mekke, medine ve kudüs'e aktarılır. o zamanlar banka havalesi yok tabe... bu nedenle surre alayları organize edilir, gidecek kervanlar hazırlanır, yol boyunca ihtiyaçların giderilmesine yönelik önlemler alınırdı efem...
bu kervanların giderleri vakıflardan sağlanırdı.

medine'ye ayrılan bütçe; kudüs ve mekke'ye ayrılandan çok fazlaydı.
bu sebeple, medine de bulan ve bu sosyal yardımdan faydalanmak isteyenler gerçek fakirler ve elbisesini, fistanını parçalayan, üstüne başına karalar sürme suretiyle , ''fakir görüntüsü'' yaratan uyanıklar sıraya girerlerdi.
bu görüntüyü yaratan uyanık kesim o kadar başarılı olmuştur ki; medine dilencisi kavramı ortaya çıkmıştır efem.
perperişan üstü başı dökülen kişilere '' medine fukarası'' denmeye başlanmıştır.
devamını gör...

gerçekten korkusuz, namuslu ve çalışkan bir gazeteciydi.
devamını gör...

şahsımın tarafsızca ve samimiyetle desteklediği kampanyadır. madem küfrü yasaklıyor, kültür ortamı oluşturmaya çalışıyoruz, öyleyse işe öncelikle şu tabiri caizse troll yazarlara dur durak vererek başlamalıyız.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sertab erener'in kiside kismi felc yaratan muazzam sarkisi.

hele ki demir demirkan ile canli icra ettikleri performans var bir tane; civi gibi cakar oturdugun yere, tuylerin diken diken ciglik atarak izlersin. birbirlerine bakislari, sertab'in sesi, demir'in solosu oofff. kelimelerim kifayetsiz, ask ne guzel sey be.

bayginlik gecirmek isteyenlere amme hizmeti:
devamını gör...

bana göre sorun olmayan durum. yazsınlar, neyimiz eksiliyor birileri "gidiyorum" yazınca? bu kadar tahammülsüzlük biraz fazla değil mi?

birkaç ay önce ben de kendi nickaltımdan gideceğimi duyurdum çünkü iyi kötü yazdıklarımı okuyan, arada bir mesaj atıp bir şeyler öğrendiği için teşekkür eden ve mesela "blog falan açarsan mutlaka haberim olsun" diyen, iletişimde kalmak isteyen insanlar var. bunların hepsine tek tek aynı şeyleri anlatmak ya da copy+paste yapmak yerine, nickaltımdan topluca duyurmuş oldum. merak edenler öğrenmiş oldu, etmeyen de zaten girip okumamıştır bile. o dönem ayrılmam gerekiyordu bir süreliğine, sonra burayla ilgisi olmayan sorunumu çözüp geri döndüm. kimsenin de ben oraya yazı yazdım ya da veda ettikten sonra geri döndüm diye incileri dökülmedi.

insanlar meraklı. neden gittiğinizi merak edebilirler. açıklarsınız, olur biter.

diyeceksiniz ki "o kadar kıymet veriyorsan zaten başka mecralardan da görüşürsün o kişilerle". o iş öyle olmuyor. burada her gün sohbet edip o sohbetten keyif almakla, tüm sosyal medya hesaplarımızı ya da telefonumuzu herkesle paylaşacak kadar sınırsız güven duymak aynı şeyler değil. her gün iyi kötü mesaj atan, iyi olup olmadığınızı soran birileri olursa, ettiğiniz o sohbetlerin hatırına haber vermeniz gerekiyor insanlara bazen, nezaketen.

her neyse. kendi yapmadığımız şeyleri yapan herkesi ayıplama huyundan vazgeçmemiz lazım. sen bu hareketi gereksiz bulursun, bir başkası senin çok değer verdiğin bir başka eylemini gereksiz bulur. o zaman kimse bir şey yapmasın, koza örüp oturalım içinde ölene dek sessiz sedasız.

klasik olacak ama takılmayın böyle işlere gerçekten.
devamını gör...

eve gidelim bak neler oluyor?
devamını gör...

şu anki bilgilerimize göre düz olan geometri. karıştırmayalım; düz olan dünya değil, evren.

evrenin tamamını göremiyoruz ve görebildiğimiz kadarına gözlenebilir evren diyoruz. bu nedenle konuştuğumuz birçok konu aslında evrenin tamamından ziyade görebildiğimiz kısmıyla ilgili. bu konu da öyle...

yerel bir ölçekte baktığımızda evren bize inişli çıkışlı, pürüzlü bir yapı olarak görülür çünkü içinde birçok kütle var ve bunlar uzay - zaman dokusunda dalgalanmalar oluşturuyor. mikro ölçekte baktığımızda da yine evren dalgalanmalar gösterir. ancak kozmolojik ölçekte baktığımızda bizi bekleyen sonuç farklıdır.

***

evrenin şekli neye bağlı? anahtar kelime: yoğunluk.

fizikçiler işin hesabını kitabını yapmış ve sonuçlar böyle çıkmış karşılarına:

1. durum: eğer evrenin maddesel yoğunluğu çok yüksek olursa, evren pozitif eğriliğe sahip olur ve küresel bir şekil alır. kapalı olan bu evren modeli, genişlemesinin gittikçe yavaşlaması sonucu kendi üzerine çöker. böyle bir evrende paralel 2 ışın demeti bir yerlerde mutlaka kesişir.

2. durum: eğer evrenin maddesel yoğunluğu çok düşük olursa, evren negatif eğriliğe sahip olur. hiperbolikuzay da denilen bu modelde evren, azalan bir değerle de olsa genişlemeyi sürdürür. böyle bir evrende paralel 2 ışın demeti gittikçe birbirinden uzaklaşır.

3. durum: eğer evrenin maddesel yoğunluğu, adına "kritik yoğunluk" denen dengeli bir değerdeyse, evren açık ve düz bir geometriye sahip olur. bu durumda evren genişlemeye devam eder ve paralel 2 ışın demeti sonsuza dek paralel kalır.

kozmik mikrodalga arka plan ışınımı gözlemleri ve başka bazı çalışmalar, evrenin 3. durumdaki kritik yoğunluk değerine sahip olduğunu gösteriyor. bu durumda, eğer bir gün aksini ispatlayacak kanıtlar ortaya çıkmazsa, evrenin düz olduğunu söylemeye devam edebiliriz.
devamını gör...

türkiye'de, tanzimat devri'ne kadar türk olarak yalnız osmanlı türklerinin anlaşılmasına karşılık, tanzimat dönemi’nden itibaren türk kelimesi dünyada yaşamış ve yaşayan bütün türkler için kullanılmaya başlanmıştır. aynı yıllarda dil yolundan gidilerek yapılan çalışmalar da etkisini göstermiştir. buna ilk adım olarak ahmet vefik paşa'nın "lehçe-i osmani" sözlüğünü ve önsözünü gösterebiliriz. sonrasında şemsettin sami'nin "kaamus-ı türki" ve bursalı tahir'in "türklerin ulum ve fünuna hizmetleri" eserleri aynı fikre hizmet etmiştir.

1908'den sonra ise milliyetçilik hareketi "türkçülük" adı altında, önce tamamıyla kültürel bir biçimdeyken balkan harbi'nden sonra siyasi bir hareket halini alarak dernekler ve yayın organları kurmak suretiyle teşkilatlanma şeklinde görülür. 1908'de kurulan türk derneği bu teşkilatlanmanın ilk örneğidir. dernek 1911 yılından itibaren aynı isimle bir dergi de çıkarmıştır. sonrasında türk yurdu derneği kurulmuş, bir yıl sonra yerini türk ocağı'na bırakmıştır, dernekler arasında en uzun soluklu olanı budur.

1911'de genç kalemler dergisinde yayımladığı "turan" manzumesi ile ziya gökalp bu hareketin lideri durumundadır. turancılık fikrî asıl düşüncesi olmakla beraber fikirlerini, ülkenin içinde bulunduğu özel nedenler ile türkiye'nin varlığının devamını ve medeni kalkınmasını hedef tutan, aşırı olmayan bir milliyetçilik anlayışına dayandırmıştır.

yine genç kalemler dergisinde "mili edebiyat" deyimi ilk defa ortaya atılmış, millî bir edebiyatın ancak millî bir dil ile gerçekleştirileceği fikrî savunulmuştur. yazı dili ve konuşma dili ikiliğini ortadan kaldırmak ve yeni bir dil ortaya koymak için dergide makalelerin yanında, konu üzerine yazılmış münakaşalara da sıkça yer verilmiş ve fikir canlı tutulmuştur. balkan harbi yüzünden 1912'de dergi kapatıldıktan sonra yazarların büyük bir kısmı istanbul'a göç etmiş ve konuyla ilgili yazılarına devam etmişlerdir. eski muhaliflerin ve yeni yetişen gençlerin aralarına girmesiyle de hareketin tesiri artmış, türkiye cumhuriyeti'nin ilanından önce konuşma dili, edebî dilin yerini tamamıyla almış, tanzimat'tan beri süregelen çalışmalar sonuca ermiştir.

mustafa kemal atatürk, selanik'te özgürlükçü bir fikir ortamında sanatla iç içe büyümüş bir aydındır. kurtuluş savaşında ve sonrasında türkiye cumhuriyeti'nin yapı taşlarını oluştururken bağımsızlık, laiklik, milliyetçilik gibi dinamikleri birçok kalemde araştırmış ve de konunun muhatabı fikirlerden yararlanmıştır.

● “bir gün, ressamlar türk’ün simasını kaybederlerse, yıldırımı alsınlar, yapıversinler. türk budur. türk, yıldırımdır. kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir. türk milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.” m. k. atatürk



“ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım!
kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.” m. a. ersoy

m. akif ersoy'un "istiklal marşı"ndan alınan bu dizeleri ile islamcılık fikrinin mensubu olsa da onda da temel fikrin bağımsızlık olduğu görülmektedir. türk milletinin ezelden beri özgür olması ve bu özgürlüğü uğruna her şeyi yapacağını söylediği dizelerde yaratıcı'nın bu hususta gerekli gücü vereceğini düşünmektedir.

● "ey türk kardeşler, hemşireler, al rengiyle başımızda dalgalanan ulu bayrağımız! görüyorsunuz ki siyahlara, matemlere büründük. kundaktaki yavrularımız düşmanların süngüsünden geçti. hanımlar, gözlerimizin önünde evlatlarımızın kanlarıyla sulanan yurdumuzun işgaline susacak mıyız? hayır! hanımefendiler; malum, silahımız yok, fakat göğsümüzde imanımız ve bütün dünyayı yaratan allah'ımız var. toprağımızın üstünde şerefsiz yaşamaktansa, toprağın altında yatmayı şeref sayarız. birbirimize ellerimizi uzatalım. tek bir hedefe, yalnız türk istiklal ve cumhuriyeti gayesine doğru yürüyelim. vatan, mutlaka kurtulacaktır. evlatlarım, öyle bir gün olur da bir daha toplanamazsak, içimizde ölenler olursa, türk'ün istiklal bayrağıyla mezarı üzerine geliniz. benimle beraber yemin ediniz: türkiye'nin istiklal ve hak hayatını alıncaya kadar hiçbir korku, hiçbir güçlük önünden kaçmayacağız! “toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!" j. e. adıvar

halide edip, millî mücadele yıllarında hem mitinglerde halkı aydınlatmak için konuşmalar yapmış hem de bire bir anadoluda millî mücadele’ye katkı sağlamıştır.
alıntılanan metinden hareketle kadın-erkek demeden bağımsızlığımızı kazanana dek her bir vatandaşın bu uğurda yapması gerekenleri sonuna dek taşıması, gerekirse istiklal ve cumhuriyet için ölümü göze almak gerektiğini söylemiştir.

● “türkler bütün menfaatlerini ekseriyetle sakin oldukları öz türk topraklarında bir türk devleti olmakta görüyorlar. türk vatanı, cedlerimizin yattığı, yeni nesillerimizin doğduğu, topraklarında gezdiğimiz, çift sürdüğümüz, ekmeğini yediğimiz topraklardır. bu vatan toprağı saha saha, millî azmin, millî hayatın, millî mefkûrenin birer tecellisiyle tekevvün etmiştir.” y. k. beyatlı

yahya kemal eğitim için gittiği fransa'dan ülkesine bir milliyetçi olarak dönmüştür. ona göre anadolu toprakları öz türk topraklarıdır. ve anadolu millî bir azim, millî bir hayat, millî fikirler sonucunda türkleşmiştir.


● "başka uluslar, çağdaş uygarlığa girmek için geçmişlerinden uzaklaşmak zorundadırlar; oysa türklerin çağdaş uygarlığa girmeleri için, yalnız geçmişlerine dönüp bakmaları yeter. çünkü halk, milli kültürün canlı bir müzesidir. milletin hatıraları gelenekleridir. türk han’ın beş oğlundan türeyen türkler, gök tanrı’nın öz kullarıdır. beş bin yıllık bu ordunun durağı, turan yurdu olacaktır. turan, bütün türk milleti'nin birleşmesi anlamına gelir. türk, bir milletin adıdır. millet kendine özgü bir kültürü olan bir topluluk demektir. öyleyse türk'ün yalnız bir dili, bir kültürü olabilir. bir millet tehlikede kaldığı vakit, onu fertler kurtarmaz. bizzat millet kendi kendinin kurtarıcısı olur. bir ey, bugünün türk genci! bütün bu işlerin yapılması, yüzyıllardan beri seni bekliyor." z. gökalp

ziya gökalp'a göre gelecek türkleşme, çağdaşlaşma ve islamlaşma ile sentezlenerek gerçekleşebilecektir. ve çağdaşlaşma için ihtiyaç duyulan her şey türk tarihinde, folkloründe mevcuttur. onun asıl fikrî turancılık olsa da bu cümleden de çıkaracağımız üzere yaşanan savaşlar neticesinde ilk ve önemli olan türkleşmek fikrini hayata geçirmektir.

● "korkma, sen türksün! türkler hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir şeyden korkmazlar, onların zırhlıları varsa bizim de kutlu bir hakkımız vardır. ve bu, onların zırhlarından daha kuvvetlidir.” türk, ölmeyi teslim olmaya tercih eder. milleti için ölenler, daima yaşarlar." ö. seyfettin

ömer seyfettin türk dilinin üstün bir dil olduğunu, türk edebiyatını oluşturmak için başka dillerden kelime ya da dilbilgisini kurallarına ihtiyacımız olmadığını, aksine bu durumun dilimizi körelttiği fikrini savunmuştur. alıntılanan metinde türklerin korkusuzluğuna ve savaşmak için ulaşılması gereken gücün hakk tarafından verileceğine, türk'ün bağımsızlık için ölmeyi göze alacağına değinmiştir.

tüm bunlardan yola çıkarsak türkçülük fikrini benimseyen ya da benimsemese bile şartlar gereği önemini fark eden bütün aydınlar bağımsızlık ve özgürlük için gereken tüm kudretin geçmişimizde bize aktarıldığı ve türklüğün damarlamızda olduğu kadar dimağımızda da yer ettiği konusunda hem fikirdir.
devamını gör...

(bkz: iq ortalaması düşük ortamlar)
devamını gör...

bir street fighter karakteridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
oyunun, 1991 yılında kollu makinelerle oynandığı dönemdeki sekiz karakterden biridir. tıpkı guile gibi. ryu’nun çocukluktan beri en yakın arkadaşı olan ve eğitimini ryu ile birlikte tamamlamış olan ken amerika doğumludur ama japon bir yanı da vardır.

elisa masters ile evli olan ken, guile’ın da bacanağıdır. ken’in mel adında bir oğlu vardır.

ken, ryu’ya göre daha sinirli, daha saldırgan ve daha beklenmediktir. ancak ryu ile aynı özel hareketlere sahiptir. yalnızca ken saldırı konusunda ryu’dan daha iyidir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
en bilindik hareketlerinden biri hadouken’dir ancak bu hareket türkiye’de aduket diye bilinir. diğer ise shoryuken’dir ki bu da türkiye’de oryuken olarak bilinir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ken ve ryu atari salonları döneminde “ ver geçeyim” diyerek yanınıza sokulan atari farelerinin favori dövüşçüsüdür. her atari salonunda mutlaka bulunan bu fareler asla kendileri para harcamaz ve amatör gördüklerinin yanına gidip bir el oynamak için durmadan konuşurlardı. her zaman ken ve ryu ile oynasalar da her oyuncu hakkında bilgileri vardı.

ken şu sıralar oğlu mel’i bir dövüş sanatı ustası olması için eğitmektedir.
devamını gör...

çok uzun zamandır var olup da henüz fark edilmemiş geometrik şeklin keşfi bilim dünyasına bomba gibi düştü. bilim insanları, epitel hücrelerin matematikçiler tarafından tanımlanmış bir şekle büründüğünü gördüler. hafif bir eğime sahip iki kenarı olan ve bir köşesi kesilmiş bir prizmayı andıran bu şekle scutellum ismini taşıyan bir böceğin üçgen şeklindeki toraksından esinlenerek “scutoid” adını verdiler.
--- alıntı ---

kaynak: özçekim dergisi, eylül-ekim 2018, sayı 7.

buradan

dilerseniz yukarıdaki linkten barış özcan’ın bu yeni geometrik şekil hakkında çektiği videoyu izleyebilirsiniz.
devamını gör...

akrabalarımın çoğunu sevmediğim için çok doğru önerme.
devamını gör...

şu ana kadar hakkında yazdığım şeyleri tek bir tanımda toplayacağım alet. daha yazdıkça edit girerim.

genel bilgiler
(bkz: elektro gitar kanalları)
(bkz: elektro gitar seçme rehberi)
(bkz: prosesör vs pedal)
(bkz: elektro gitar pedal rehberi)

teknik bilgiler
(bkz: downpicking)
(bkz: alternate picking)
(bkz: tapping)

ton alma rehberleri
(bkz: duman tonu rehberi)
(bkz: iron maiden tonu rehberi)

gitarlar

fender
(bkz: fender stratocaster)
(bkz: fender telecaster)
(bkz: fender mustang)

(bkz: fender dave murray stratocaster)
(bkz: fender standard stratocaster)

(bkz: squier)

gibson
(bkz: gibson flying v)
(bkz: gibson sg)
(bkz: gibson les paul)

(bkz: epiphone)

diğerleri

(bkz: esp) #733576
(bkz: ltd)

(bkz: ltd white zombie)

(bkz: ibanez)

manyetikler
(bkz: emg)
(bkz: seymour duncan)

amfiler
(bkz: fender twin reverb)
devamını gör...

california'daki ölüm vadisi'nde bulunan ve kendiliğinden yer değiştiren taşlar.

uzun süre boyunca taşların nasıl olup da kendi kendine yer değiştirdiği anlaşılamamıştı. 2013'te yapılan bir çalışma ile konu aydınlandı. bölgeye bir hava istasyonu kuruldu. taşlara gps sistemleri takıldı. kameralar sürekli kayıt yaptı ve taşların nasıl yürüdüğü görüldü.

ölüm vadisi, mojave çölü'nde yer alır. biliyorsunuz ki çöllerde gündüz ve gece sıcaklıkları arasında büyük fark vardır. kamera kayıtlarında görünen durum şuydu: gece yağan yağmurlar, soğuk hava nedeniyle buz tutarak ince bir tabaka oluşturuyor. bu tabaka gündüz sıcaklığı altında eriyor. eriyememiş kısımlar, erimiş ve suya dönüşmüş kısımlar üzerinde eriyene dek sürüklenirken, önlerine gelen taşları da kendileriyle birlikte sürüklüyorlar. taşlar bu şekilde, gecede 60 metreyi bulan mesafelere kadar "yürüyor".

konuya ilişkin video

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim