milli saraylar resim müzesi
istanbul beşiktaş'ta, dolmabahçe sarayı'nın veliahd dairesi'nde bulunan müze.
bu sene başında restorasyonu tamamlanıp tekrar ziyarete açılan müzenin koleksiyonu çok geniş. osmanlı himayesinde çalışmış saray ressamlarının tabloları, padişah portreleri, savaş tabloları, oryantalist tablolar gibi 11 farklı bölümde bir çok eser sergileniyor.
osman hamdi bey, fausto zonaro, stanisław chlebowski, ibrahim çallı, şeker ahmet paşa, pierre-désiré guillemet gibi bir çok türk ve yabancı ressamın eserleri bulunuyor. abdülmecid efendi'nin de eserleriyle beraber resim malzemelerini görebilir, resim yaptığı odayı ziyaret edebilirsiniz.
ayrıca müzenin ivan ayvazovski'ye ayırdığı kocaman bir salon var. her eseri ayrı ayrı incelenmeli.
ayvazovski salonu
fotoğrafta gördüğümüz üzere müze karanlık bir atmosfere sahip, aydınlatma sadece eserler üzerine yapılmış. ayrıca tavan süslemelerinin bazılarında da aydınlatma kullanıldığını görüyoruz. aslında ilk başta bundan hoşlanmadım ama ziyaretçilerin esere odaklanması için yapılmış, bu yüzden başarılı.
eserlerde kullanılan sensör sistemi sayesinde eserlere hiç bir şekilde dokunma imkanınız yok, elinizi uzatmanız halinde uzun bir bip sesiyle irkiliyorsunuz. görevliler hem bilgi verme konusunda hevesli hem de dikkatliler. içeride fotoğraf ve video çekmek de yasak bu arada.

her eserin uzun uzun incelenmeye değer olduğu bir müze. saydığım ve saymadığım bir çok değerli ressamın eseri sergileniyor, kesinlikle gidilip görülmeli. müzekart ya da dolmabahçe sarayı'nda aldığınız bilet de burada geçiyor, yoksa giriş 30 lira. öğrenciye de 10 liraymış.
kaynak görselleri buradan aldım.
bu sene başında restorasyonu tamamlanıp tekrar ziyarete açılan müzenin koleksiyonu çok geniş. osmanlı himayesinde çalışmış saray ressamlarının tabloları, padişah portreleri, savaş tabloları, oryantalist tablolar gibi 11 farklı bölümde bir çok eser sergileniyor.
osman hamdi bey, fausto zonaro, stanisław chlebowski, ibrahim çallı, şeker ahmet paşa, pierre-désiré guillemet gibi bir çok türk ve yabancı ressamın eserleri bulunuyor. abdülmecid efendi'nin de eserleriyle beraber resim malzemelerini görebilir, resim yaptığı odayı ziyaret edebilirsiniz.
ayrıca müzenin ivan ayvazovski'ye ayırdığı kocaman bir salon var. her eseri ayrı ayrı incelenmeli.
ayvazovski salonufotoğrafta gördüğümüz üzere müze karanlık bir atmosfere sahip, aydınlatma sadece eserler üzerine yapılmış. ayrıca tavan süslemelerinin bazılarında da aydınlatma kullanıldığını görüyoruz. aslında ilk başta bundan hoşlanmadım ama ziyaretçilerin esere odaklanması için yapılmış, bu yüzden başarılı.
eserlerde kullanılan sensör sistemi sayesinde eserlere hiç bir şekilde dokunma imkanınız yok, elinizi uzatmanız halinde uzun bir bip sesiyle irkiliyorsunuz. görevliler hem bilgi verme konusunda hevesli hem de dikkatliler. içeride fotoğraf ve video çekmek de yasak bu arada.

her eserin uzun uzun incelenmeye değer olduğu bir müze. saydığım ve saymadığım bir çok değerli ressamın eseri sergileniyor, kesinlikle gidilip görülmeli. müzekart ya da dolmabahçe sarayı'nda aldığınız bilet de burada geçiyor, yoksa giriş 30 lira. öğrenciye de 10 liraymış.
kaynak görselleri buradan aldım.
devamını gör...
nöroşirürji
(bkz: mahmut gazi yaşargil)
devamını gör...
normal sözlük şikayet hattı
sözlük kurallarından sıkılmış yazar(lar)ın ortaya koyduğu tepki. ama gerçekten film adı gibi olmuş. hatta seri bile yapılabilir. *
mevzuya gelecek olursak kurallardan şikayetçiyiz, kendimizi baskı altında hissediyoruz ve sıkıştırılıyoruz argümanı savunuluyor. ama buna neden hangi kurallar olduğundan bahsedilmemiş. dolayısıyla hangi kuralların değişmesi gerektiği konusunda bir eleştiri yapılmamış. eleştiriyi yuvarlak cümlelerle yapmak eleştiri yapmak değil.
kendimden örnek vermem gerekirse, birkaç haftadır aktif olarak kullanıyorum sözlüğü ama kendimi hiç baskı altında hissetmedim ya da kısıtlandığım hissine kapılmadım. aklıma geleni yazdığım için bir yazar arkadaş tarafından yazarımsı ve troll olarak bile nitelendirildim ancak amacım asla trollük yapmak değil. sadece bilgim olan bir konuda bilgimi paylaşıyorum. arada eğleniyorum, fikrimi beyan ediyorum falan. ama bugüne kadar bir tane tanımım dahi silinmedi.
demem o ki kendini baskı altında hissedip özgürlüğünün kısıtlandığını düşünenler ne konuda olduğunu da söylerse mantıklı ise beraber savunalım. ama burada çok kural var diye hayıflanıyorlarsa biraz öz eleştiri yapmaları gerek sanırım.
mevzuya gelecek olursak kurallardan şikayetçiyiz, kendimizi baskı altında hissediyoruz ve sıkıştırılıyoruz argümanı savunuluyor. ama buna neden hangi kurallar olduğundan bahsedilmemiş. dolayısıyla hangi kuralların değişmesi gerektiği konusunda bir eleştiri yapılmamış. eleştiriyi yuvarlak cümlelerle yapmak eleştiri yapmak değil.
kendimden örnek vermem gerekirse, birkaç haftadır aktif olarak kullanıyorum sözlüğü ama kendimi hiç baskı altında hissetmedim ya da kısıtlandığım hissine kapılmadım. aklıma geleni yazdığım için bir yazar arkadaş tarafından yazarımsı ve troll olarak bile nitelendirildim ancak amacım asla trollük yapmak değil. sadece bilgim olan bir konuda bilgimi paylaşıyorum. arada eğleniyorum, fikrimi beyan ediyorum falan. ama bugüne kadar bir tane tanımım dahi silinmedi.
demem o ki kendini baskı altında hissedip özgürlüğünün kısıtlandığını düşünenler ne konuda olduğunu da söylerse mantıklı ise beraber savunalım. ama burada çok kural var diye hayıflanıyorlarsa biraz öz eleştiri yapmaları gerek sanırım.
devamını gör...
una nocte
sözlüğün yeni yazarlarına okumalarını önerebileceğim bir başka yazar arkadaşımız da una nocte...
kendisine has üslubu ile değerli konulara değiniyor. nüktedan bir dili var. profilinde gezmek büyük bir keyif. sol taraftaki karmaşadan ötürü nefes alamıyorum diyorsanız bir süreliğine kaçıverin onun profiline, kesinlikle pişman olmazsınız. değerli paylaşımlarını devam ettirmesini ve bolca okunmasını temenni ederim.
kendisine has üslubu ile değerli konulara değiniyor. nüktedan bir dili var. profilinde gezmek büyük bir keyif. sol taraftaki karmaşadan ötürü nefes alamıyorum diyorsanız bir süreliğine kaçıverin onun profiline, kesinlikle pişman olmazsınız. değerli paylaşımlarını devam ettirmesini ve bolca okunmasını temenni ederim.
devamını gör...
kadınların da tuvaletini yaptığı gerçeği
oha bu gerçekse yer yerinden oynar, aşı çalışmaları iptal edilir, umarım doğru değildir.
devamını gör...
3.murat zamanında maymunların idam edilmesi olayı
tarihimiz, çok ilginç olaylara tanıklık etmiştir. osmanlı imparatorluğu'nun 12. padişahı olan sultan 3. murat han (ya da sultan murat veya 3. murat) da bunun en ilginç örneklerinden birisinin baş aktörüdür. oldukça başarılı bir kumandan, zeki bir savaş stratejisti ve son derece eğitimli bir kişiydi.
tarihin bu kesidinin ikinci aktörü ise maymunlar... ancak daha spesifik olarak, istanbul'da yaşayan maymunlar! özellikle yavuz sultan selim dönemindeki fetihler ve fethedilen bölgelerden getirilen mallar (ki bunlara canlılar da dahildir) sebebiyle istanbul'daki maymun popülasyonu dikkate değer miktarda bir artış göstermiştir. ancak bu hayvanlar öylesine, zevk olsun diye osmanlı topraklarında taşınan hayvanlardan ibaret olmamışlardır. çeşitli nitelikleri sebebiyle hem ev hayvanı olarak kullanılmışlar, hem de çok sıradışı amaçlara alet edilmişlerdir. bu amaçlardan birisi de, osmanlı donanması'nda görev almalarıdır!
16. yüzyılın akdeniz'deki en güçlü donanmasına sahip olan osmanlı imparatorluğu, söz konusu maymunları eğiterek özellikle donanma gemilerinde gözcü olarak kullanmışlardır. elbette ki osmanlı donanması'nda maymunların kullanılması kör bir tesadüf değildir. tam tersine, bu yakın kuzenlerimizin yüksek zekaları ve insanlarda olmayan bazı nitelikleri sebebiyle bu işlere harika birer aday olarak karşımıza çıkmaktadırlar. dursun gürlek tarafından kaleme alınan kültür dünyamızdan manzaralar isimli kitap içerisinde konu şu şekilde anlatılmaktadır:
bu hayvanlar, görme yeteneklerinin çok güçlü olması nedeniyle, eğitilerek böyle değerlendiriliyorlardı. maymunlar, çok uzak mesafelerden kalyonları fark ederler ve belli ses ve hareketlerle aşağıdakilere haber verirlerdi. eğitilmiş maymunlar azapkapı çarşısında satışa sunulurlardı. maymun dükkânları bugünkü unkapanı köprüsü’nün şişhane tarafının, haliç kıyısında bulunan sokullu mehmet paşa camii kenarındaydı.
ibrahim hakkı konyalı ise konuyla ilgili şunları yazıyor:
kuzey afrika tamamen türk sınırları içine alındıktan sonra istanbul’a çok sayıda maymun getirilmişti, üçüncü sultan murat devrinin refahlı ve zengin halk tabakaları arasında maymun bir süs ve oyuncak olmuştu.
maymunların zekası modern bilim sayesinde de yakından tanıdığımız bir gerçekliktir. insan haricinde doğada karşınıza çıkabilecek en zeki, dolayısıyla en fazla eğitilebilir hayvanlardan birisi de bu canlılardır. ne yazık ki kaynaklarda spesifik olarak hangi maymun türünün özellikle donanmada kullanıldığı belirtilmemiş; bu nedenle çok kesin bir analiz yapmak mümkün değil. ancak coğrafi gerekçeler ve çeşitli görsellerden elde edilen bilgiler çerçevesinde bu maymunların, insanların da dahil olduğu kuyruksuz maymunların en yakın kuzen grubu olan eski dünya maymunları arasından macaca cinsi makaklar olması çok olası gözükmektedir. bu canlıların yüksek zekası, fazlasıyla eğitilebilir oldukları gerçeği, hareketlerinin insansılığı dönemin kumandanlarının ve eğitmenlerinin dikkatini çekmiş olmalıdır. öyle ki, kemaleddin ebu abdullah ed-demirî tarafından kaleme alınan hayâtü’l-hayevan isimli kitapta hem terzilikte görev alan, hem de kuyumculukla uğraşan maymunlardan söz edilmektedir. aynı kaynağa göre yemen'deki maymunlar bakkallık ve kasaplık gibi işlerde bile çalıştırılmıştır.
tabii ki bu durum herkesin hoşuna gitmiyordu. bazı osmanlı vatandaşları ve güç sahipleri, maymunların insanlarla bu kadar iç içe olmasından hiç de hoşnut değildi. öyle ki, sultan muradın imamlığını yapan ve daha sonra rumeli kazaskeri olan manisalı molla abdulkerim efendi adeta "maymun düşmanı" seviyesine varacak kadar bir nefret besliyordu. maymunların oyun ve eğlenceye alet edildiğini düşünüyor, bunun müslüman halkı yoldan çıkardığına inanıyordu. bu nefreti öyle boyutlara ulaşmıştı ki, her maymun gördüğünde hayvanın asılmasını emrettiği, dolayısıyla adının "maymunkeş imam"a çıktığı rivayet edilmektedir. dursun gürlek, 1590-1591'li yıllara denk gelen olayları şöyle anlatıyor:
bilhassa hicri 999 yılında istanbul meydanlarındaki bütün büyük ağaçlar, sanki maymundan meyve vermiş ağaçlara benzemişti. iri maymunlar için özel idam sehpaları bile kurularak cesetleri halka teşhir ediliyordu. abdulkerim atına atlar, semt semt dolaşır, idam edilecek maymunların iplerini kendi eliyle çekerdi.
bu olaylar kimi zaman toplu katliam düzeyine de ulaşmıştır. son derece tutucu olan abdulkerim efendi, ayrıca maymunların fuhuş amacıyla ve kadınların kendilerini tatmin etmek amacıyla kullanılmasından da korkmakta; halkın bu sebeple de yoldan çıkacağını düşünerek maymunlara daha da fazla nefret beslemektedir. çeşitli kaynaklara göre bu olaylardan birisi şu şekilde yaşanmış ve abdulkerim efendi'ye "maymunkeş" lakabını kazandırmıştır:
tüm hikaye bu dini bütün mollanın fatih camii’nde verdiği bir cuma vaazıyla başlıyor, molla, ateşli bir konuşmayla 'kadınların bu maymunları fena işlerde kullandığını' anlatıyor. cuma çıkışı kızgın kalabalık önde bizim molla, azapkapı ve galata’daki maymun satıcılarını basıyor. tarihçiler o günü 'istanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı.' diye anlatır. molla, yakalanan maymunları kendi elleriyle asıyor, iri maymunlar için ayrı idam sehpası hazırlıyor. istanbul’un maymunlarının hikayesi maalesef bu şekilde sona eriyor, yapılan katliama tanık olan halk o günden sonra mollaya 'maymunkeş' lakabını takıyor. tarihçiler, maymunkeş abdülkerim efendi’nin vefatında birçok hayvansever istanbullu’nun kutlamalar yaptığından bahseder.
murat bardakçı da bu tarihi verileri doğruluyor. reşad ekrem koçu tarafından kaleme alınan eserlerden yola çıkan bardakçı, 17. yüzyılda maymunların topluca katliyle ilgili koçu'nun şunları yazdığını belirtiyor:
yelken ve kürek devri gemiciliği zamanında direklerin tepesine tırmanarak korsan gözcülüğü yapan tálimli maymunlardan istifade edilirdi. istanbul'da tersane kapısı önünde ‘‘gemi maymunu’’ yatiştirip satan esnaf dükkánları vardı. bir gün üçüncü murad'ın hürmetini kazanmış olan váizlerden abdülkerim efendi 'kadınlar maymunları fuhuş aleti yaparlar' deyip başına binlerce kişiyi topladı, bu dükkánları bastı ve zavallı hayvanları idam ettirdi’.
sunay akın ise 23 mart 2007'de sabah gazetesi'ne yazdığı insanlar cehennemi başlıklı köşe yazısında şöyle anlatıyor:
istanbul'da yasaklanan hayvan yalnızca sokak köpeği olmamıştır. kuzey afrika'nın, imparatorluk sınırlarına katılmasından sonra kente getirilen ve zenginler arasında bir süs oyuncağına dönüşen maymunlar da yasaklardan paylarına düşeni fazlasıyla almışlardır. halk arasında yaygınlaşan maymun sevgisine düşman olan, ııı. murat'ın imamı ve sonradan rumeli kazaskeri görevine atanan molla abdülkerim efendi'dir. nefretinden dolayı 'maymunkeş imam' olarak anılan abdülkerim efendi zamanında, istanbul'da neredeyse dallarına bir maymun asılmayan ağaç kalmamıştır. iri yapılı maymunlar için özel idam sehpaları bile hazırlatan maymunkeş imam, atıyla istanbul'u gezmekte, zavallı hayvanların iplerini bizzat kendi elleriyle çekmekteydi. oysa, osmanlı donanmasının akdeniz'de kurduğu egemenlikte büyük payı vardır maymunların! özellikle ıı. beyazıt'tan sonra, maymunların uzağı görmedeki başarılarından faydanılmak amacıyla onları birer dürbün gibi kullanma yoluna gidilmiştir. gelibolu ve istanbul'daki tersanelerde özel bir eğitimden geçirilen maymunlar, görev yaptıkları gemilerin direklerinde gözlerini ufuktan ayırmaz ve bir gemi gördüklerinde aşağıya haber verirlerdi.
--- alıntı ---
evrimagaci.org/3-murat-zama...
--- alıntı ---
tarihin bu kesidinin ikinci aktörü ise maymunlar... ancak daha spesifik olarak, istanbul'da yaşayan maymunlar! özellikle yavuz sultan selim dönemindeki fetihler ve fethedilen bölgelerden getirilen mallar (ki bunlara canlılar da dahildir) sebebiyle istanbul'daki maymun popülasyonu dikkate değer miktarda bir artış göstermiştir. ancak bu hayvanlar öylesine, zevk olsun diye osmanlı topraklarında taşınan hayvanlardan ibaret olmamışlardır. çeşitli nitelikleri sebebiyle hem ev hayvanı olarak kullanılmışlar, hem de çok sıradışı amaçlara alet edilmişlerdir. bu amaçlardan birisi de, osmanlı donanması'nda görev almalarıdır!
16. yüzyılın akdeniz'deki en güçlü donanmasına sahip olan osmanlı imparatorluğu, söz konusu maymunları eğiterek özellikle donanma gemilerinde gözcü olarak kullanmışlardır. elbette ki osmanlı donanması'nda maymunların kullanılması kör bir tesadüf değildir. tam tersine, bu yakın kuzenlerimizin yüksek zekaları ve insanlarda olmayan bazı nitelikleri sebebiyle bu işlere harika birer aday olarak karşımıza çıkmaktadırlar. dursun gürlek tarafından kaleme alınan kültür dünyamızdan manzaralar isimli kitap içerisinde konu şu şekilde anlatılmaktadır:
bu hayvanlar, görme yeteneklerinin çok güçlü olması nedeniyle, eğitilerek böyle değerlendiriliyorlardı. maymunlar, çok uzak mesafelerden kalyonları fark ederler ve belli ses ve hareketlerle aşağıdakilere haber verirlerdi. eğitilmiş maymunlar azapkapı çarşısında satışa sunulurlardı. maymun dükkânları bugünkü unkapanı köprüsü’nün şişhane tarafının, haliç kıyısında bulunan sokullu mehmet paşa camii kenarındaydı.
ibrahim hakkı konyalı ise konuyla ilgili şunları yazıyor:
kuzey afrika tamamen türk sınırları içine alındıktan sonra istanbul’a çok sayıda maymun getirilmişti, üçüncü sultan murat devrinin refahlı ve zengin halk tabakaları arasında maymun bir süs ve oyuncak olmuştu.
maymunların zekası modern bilim sayesinde de yakından tanıdığımız bir gerçekliktir. insan haricinde doğada karşınıza çıkabilecek en zeki, dolayısıyla en fazla eğitilebilir hayvanlardan birisi de bu canlılardır. ne yazık ki kaynaklarda spesifik olarak hangi maymun türünün özellikle donanmada kullanıldığı belirtilmemiş; bu nedenle çok kesin bir analiz yapmak mümkün değil. ancak coğrafi gerekçeler ve çeşitli görsellerden elde edilen bilgiler çerçevesinde bu maymunların, insanların da dahil olduğu kuyruksuz maymunların en yakın kuzen grubu olan eski dünya maymunları arasından macaca cinsi makaklar olması çok olası gözükmektedir. bu canlıların yüksek zekası, fazlasıyla eğitilebilir oldukları gerçeği, hareketlerinin insansılığı dönemin kumandanlarının ve eğitmenlerinin dikkatini çekmiş olmalıdır. öyle ki, kemaleddin ebu abdullah ed-demirî tarafından kaleme alınan hayâtü’l-hayevan isimli kitapta hem terzilikte görev alan, hem de kuyumculukla uğraşan maymunlardan söz edilmektedir. aynı kaynağa göre yemen'deki maymunlar bakkallık ve kasaplık gibi işlerde bile çalıştırılmıştır.
tabii ki bu durum herkesin hoşuna gitmiyordu. bazı osmanlı vatandaşları ve güç sahipleri, maymunların insanlarla bu kadar iç içe olmasından hiç de hoşnut değildi. öyle ki, sultan muradın imamlığını yapan ve daha sonra rumeli kazaskeri olan manisalı molla abdulkerim efendi adeta "maymun düşmanı" seviyesine varacak kadar bir nefret besliyordu. maymunların oyun ve eğlenceye alet edildiğini düşünüyor, bunun müslüman halkı yoldan çıkardığına inanıyordu. bu nefreti öyle boyutlara ulaşmıştı ki, her maymun gördüğünde hayvanın asılmasını emrettiği, dolayısıyla adının "maymunkeş imam"a çıktığı rivayet edilmektedir. dursun gürlek, 1590-1591'li yıllara denk gelen olayları şöyle anlatıyor:
bilhassa hicri 999 yılında istanbul meydanlarındaki bütün büyük ağaçlar, sanki maymundan meyve vermiş ağaçlara benzemişti. iri maymunlar için özel idam sehpaları bile kurularak cesetleri halka teşhir ediliyordu. abdulkerim atına atlar, semt semt dolaşır, idam edilecek maymunların iplerini kendi eliyle çekerdi.
bu olaylar kimi zaman toplu katliam düzeyine de ulaşmıştır. son derece tutucu olan abdulkerim efendi, ayrıca maymunların fuhuş amacıyla ve kadınların kendilerini tatmin etmek amacıyla kullanılmasından da korkmakta; halkın bu sebeple de yoldan çıkacağını düşünerek maymunlara daha da fazla nefret beslemektedir. çeşitli kaynaklara göre bu olaylardan birisi şu şekilde yaşanmış ve abdulkerim efendi'ye "maymunkeş" lakabını kazandırmıştır:
tüm hikaye bu dini bütün mollanın fatih camii’nde verdiği bir cuma vaazıyla başlıyor, molla, ateşli bir konuşmayla 'kadınların bu maymunları fena işlerde kullandığını' anlatıyor. cuma çıkışı kızgın kalabalık önde bizim molla, azapkapı ve galata’daki maymun satıcılarını basıyor. tarihçiler o günü 'istanbul’da dalında maymun sallanmayan tek bir ağaç kalmadı.' diye anlatır. molla, yakalanan maymunları kendi elleriyle asıyor, iri maymunlar için ayrı idam sehpası hazırlıyor. istanbul’un maymunlarının hikayesi maalesef bu şekilde sona eriyor, yapılan katliama tanık olan halk o günden sonra mollaya 'maymunkeş' lakabını takıyor. tarihçiler, maymunkeş abdülkerim efendi’nin vefatında birçok hayvansever istanbullu’nun kutlamalar yaptığından bahseder.
murat bardakçı da bu tarihi verileri doğruluyor. reşad ekrem koçu tarafından kaleme alınan eserlerden yola çıkan bardakçı, 17. yüzyılda maymunların topluca katliyle ilgili koçu'nun şunları yazdığını belirtiyor:
yelken ve kürek devri gemiciliği zamanında direklerin tepesine tırmanarak korsan gözcülüğü yapan tálimli maymunlardan istifade edilirdi. istanbul'da tersane kapısı önünde ‘‘gemi maymunu’’ yatiştirip satan esnaf dükkánları vardı. bir gün üçüncü murad'ın hürmetini kazanmış olan váizlerden abdülkerim efendi 'kadınlar maymunları fuhuş aleti yaparlar' deyip başına binlerce kişiyi topladı, bu dükkánları bastı ve zavallı hayvanları idam ettirdi’.
sunay akın ise 23 mart 2007'de sabah gazetesi'ne yazdığı insanlar cehennemi başlıklı köşe yazısında şöyle anlatıyor:
istanbul'da yasaklanan hayvan yalnızca sokak köpeği olmamıştır. kuzey afrika'nın, imparatorluk sınırlarına katılmasından sonra kente getirilen ve zenginler arasında bir süs oyuncağına dönüşen maymunlar da yasaklardan paylarına düşeni fazlasıyla almışlardır. halk arasında yaygınlaşan maymun sevgisine düşman olan, ııı. murat'ın imamı ve sonradan rumeli kazaskeri görevine atanan molla abdülkerim efendi'dir. nefretinden dolayı 'maymunkeş imam' olarak anılan abdülkerim efendi zamanında, istanbul'da neredeyse dallarına bir maymun asılmayan ağaç kalmamıştır. iri yapılı maymunlar için özel idam sehpaları bile hazırlatan maymunkeş imam, atıyla istanbul'u gezmekte, zavallı hayvanların iplerini bizzat kendi elleriyle çekmekteydi. oysa, osmanlı donanmasının akdeniz'de kurduğu egemenlikte büyük payı vardır maymunların! özellikle ıı. beyazıt'tan sonra, maymunların uzağı görmedeki başarılarından faydanılmak amacıyla onları birer dürbün gibi kullanma yoluna gidilmiştir. gelibolu ve istanbul'daki tersanelerde özel bir eğitimden geçirilen maymunlar, görev yaptıkları gemilerin direklerinde gözlerini ufuktan ayırmaz ve bir gemi gördüklerinde aşağıya haber verirlerdi.
--- alıntı ---
evrimagaci.org/3-murat-zama...
--- alıntı ---
devamını gör...
okuduğun bölümü söylediğinde sorulan garip sorular
-ne okuyorsun?
+ingiliz dili ve edebiyatı.
-ingiliz mi olcan mezun olunca, ehuehue.
+...
+ingiliz dili ve edebiyatı.
-ingiliz mi olcan mezun olunca, ehuehue.
+...
devamını gör...
normal sözlük’ün verdiği 1 günlük ceza
bu toplumun olumsuz bir yönü de alınganlıktır abi. yok değerlerime bunu dedi. yok benim hassas yanıma saldırdı. hemen savcılar göreve yönetim göreve. böyle şeyleri aşmak lazım. yazılan şey muhakkak yanlıştır belki çirkindir. . fakat kimse iplemese zaten unutulup gidecek. bu tür şeyleri gündeme taşıyan şey sizin tepkinizdir. tepki göstermezseniz zaten yazmazlar.
eminim yönetim de sözlüğün bilgi ve kültür ile dolup taşımasını istiyor. fakat malzeme bu.
benim sağım solum yok. tarafsızlıktan bertaraf olacak vatandaşım.
eğer burası bir görüşün ağırlıkta olduğu bir yer olursa zaten herkes gider.
eminim yönetim de sözlüğün bilgi ve kültür ile dolup taşımasını istiyor. fakat malzeme bu.
benim sağım solum yok. tarafsızlıktan bertaraf olacak vatandaşım.
eğer burası bir görüşün ağırlıkta olduğu bir yer olursa zaten herkes gider.
devamını gör...
zeytin ağacı
başlığı açılmamış olması beni çok üzdü.
akdeniz ikliminde yetişen, meyveleri yeşil veya siyah olarak tüketilebilen, meyvesinden yağ da yapılan, çok uzun süre (yüzyıllarla ifade ediliyor) yaşayan, en sevdiğim ağaç.*
akdeniz ikliminde yetişen, meyveleri yeşil veya siyah olarak tüketilebilen, meyvesinden yağ da yapılan, çok uzun süre (yüzyıllarla ifade ediliyor) yaşayan, en sevdiğim ağaç.*
devamını gör...
yaşar nuri öztürk
haram yiyen pis bir ağızla çekilmiş bir besmele allah'a hakarettir. sözünün sahibidir.
devamını gör...
ali erbaş'ın bayram hutbesini kılıçla okuması
hattori hanzo da kılıcıyla namaz kılardı abartmayın.
devamını gör...
geceye bir arabesk şarkı bırak
"çok zor durumdayım, iyi değilim. "
devamını gör...
an itibarıyla yazarların nerede olup ne yaptığı sorusu
yaşamaya çalışıyorum.
devamını gör...
sevgiliye kitap hediye etmek
ukte sahibi: psikoloğunuz.
içimden geldi veyahut henüz yeniyseniz 8. ay hediyesi vsvs minvalinde alınabilir şeylerdendir. tabi sevgilinin zevkine de hitap etmesi gerekir. bunu göz önünde bulundurarak kitap seçiniz.
içimden geldi veyahut henüz yeniyseniz 8. ay hediyesi vsvs minvalinde alınabilir şeylerdendir. tabi sevgilinin zevkine de hitap etmesi gerekir. bunu göz önünde bulundurarak kitap seçiniz.
devamını gör...
gençler olmuş hep dilenci
bu dönemde tinerci olmadıklarına dua edin.*
devamını gör...
sarabande
üstteki tanıma katılıyorum, her seferinde bünyemde tokat etkisi yaratan, etkisi azalmasın diye her zaman dinlemediğim, çok çok sevdiğim bir eser. sanatın insana en derin hisleri yaşatabilme gücüne bayılıyorum.
devamını gör...
babayla olan ilişki
derdimi ona anlatamasam da severim, o da beni sever. komünist oldu bizim kız diyerekten dalga geçer. komik adamdır kendisi.
devamını gör...
bonobo
pan paniscus. ancak 1929 yılında neredeyse eş zamanlı olarak alman ve amerikalı iki anatomistin ayrı ayrı keşfedip dünyaya ilan ettikleri, bugün yaşayan canlılar arasında anatomik -ve yakın zamandaki araştırmalara göre genetik- olarak insana en çok benzeyen tür. şempanzelerle birlikte ortak kuzenimiz ve hatta yine bu üç türün ortak atası olan ardipithecus'a -ilk bipedal hominin- da anatomik olarak en yakın tür.
etolog ve psikolog robert yerkes; henüz bu türe bir ad verilmemişken yazdığı almost human adlı eserinde bonobolardan şempanze diye söz ederek onları uzun uzun anlatmıştır.
aslında bonoboları insanlar açısından özellikle önemli kılan bir nokta var. frans de waal'in de bir kitap (bkz. bonobo ve ateist) boyunca anlattığı üzere bonobolar şempanzelerle kıyaslandığında muazzam bir zıtlık ortaya çıkıyor. teşbihte hata olmaz notunu düşerek bonobolar melek ise şempanzeler şeytandır diyerek bu zıtlığı özetleyelim.
felsefi antropolojide de epey karşılık bulmuş olan insanın vahşi ve kötücül bir tür olduğu fikrine destek olurcasına yakın zamana dek haberdar olduğumuz en yakın akrabalarımız olan şempanzeler akıl almaz derecede şiddete eğilimli bir tür. de waal'in kitaplarında anlattığı sayısız örneklerden birine bakalım: biri alfa olma mücadelesi veren diğeri ise eskiden alfa olan iki şempanze, bir geceyarısı güçten düşmekte olan mevcut alfayı çıplak elleriyle cinsel organını parçalayarak öldürürler. işte insanın doğuştan savaşçı, vahşi ve hatta patriarkal düzende yaşamaya daha uyun bir tür olduğunu iddia edenler için böylesi örnekler her zaman destekleyici olmuştur.
bonobolara bakıldığındaysa çatışmaların çoğunlukla barışçıl bir biçimde çözümlendiği görülmekte. fiziksel temas ve seksin bonoboların yaşamının en önemli parçalarından olduğu bilinmekte. hatta bonobolar en yakın akrabalarının aksine matriarkal bir düzende yaşamaktalar.
en yakın akrabalarımızdan birinin şiddete meyilli diğerininse böyle barışçıl olmasından çıkaracağımız çok önemli bir ders var kanımca. bir türün örgütlenme/yaşama biçimi için biyolojik deterministik kurallar belirlemeye çalışmak ve buradan da meşruiyet devşirmeye çalışmak yersiz. biz insanlar için şempanzeler gibi yaşayabilmek kadar bonobolar gibi yaşayabilmek de mümkün. uzun lafın kısası, bizi bonobolar kurtaracak!
dipnot: belki belirtmeye gerek bile yok ama ne yazık ki nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir tür.
etolog ve psikolog robert yerkes; henüz bu türe bir ad verilmemişken yazdığı almost human adlı eserinde bonobolardan şempanze diye söz ederek onları uzun uzun anlatmıştır.
aslında bonoboları insanlar açısından özellikle önemli kılan bir nokta var. frans de waal'in de bir kitap (bkz. bonobo ve ateist) boyunca anlattığı üzere bonobolar şempanzelerle kıyaslandığında muazzam bir zıtlık ortaya çıkıyor. teşbihte hata olmaz notunu düşerek bonobolar melek ise şempanzeler şeytandır diyerek bu zıtlığı özetleyelim.
felsefi antropolojide de epey karşılık bulmuş olan insanın vahşi ve kötücül bir tür olduğu fikrine destek olurcasına yakın zamana dek haberdar olduğumuz en yakın akrabalarımız olan şempanzeler akıl almaz derecede şiddete eğilimli bir tür. de waal'in kitaplarında anlattığı sayısız örneklerden birine bakalım: biri alfa olma mücadelesi veren diğeri ise eskiden alfa olan iki şempanze, bir geceyarısı güçten düşmekte olan mevcut alfayı çıplak elleriyle cinsel organını parçalayarak öldürürler. işte insanın doğuştan savaşçı, vahşi ve hatta patriarkal düzende yaşamaya daha uyun bir tür olduğunu iddia edenler için böylesi örnekler her zaman destekleyici olmuştur.
bonobolara bakıldığındaysa çatışmaların çoğunlukla barışçıl bir biçimde çözümlendiği görülmekte. fiziksel temas ve seksin bonoboların yaşamının en önemli parçalarından olduğu bilinmekte. hatta bonobolar en yakın akrabalarının aksine matriarkal bir düzende yaşamaktalar.
en yakın akrabalarımızdan birinin şiddete meyilli diğerininse böyle barışçıl olmasından çıkaracağımız çok önemli bir ders var kanımca. bir türün örgütlenme/yaşama biçimi için biyolojik deterministik kurallar belirlemeye çalışmak ve buradan da meşruiyet devşirmeye çalışmak yersiz. biz insanlar için şempanzeler gibi yaşayabilmek kadar bonobolar gibi yaşayabilmek de mümkün. uzun lafın kısası, bizi bonobolar kurtaracak!
dipnot: belki belirtmeye gerek bile yok ama ne yazık ki nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir tür.
devamını gör...
bts
uluslararası platformlarda azımsanmayacak izlenim ve dinlenmeye sahip güney kore erkek müzik grubu. şaşırtıcı derecede büyük bir kitleleri var umarım bu durumu iyi değerlendirmeye devam edebilirler.
devamını gör...
