dolbear yasası
dolbear yasası, amerikalı fizikçi ve mucit amos dolbear tarafından yayınladığı bir makale ile ortaya attığı oldukça ilginç bir gözleme dayanıyor. mucit, gözlemine göre hava sıcaklığını cırcır böceğinin ötüş sayısına göre bulabiliyor. cırcır böceklerini ele alırsak öncelikle soğukkanlı olan bu böcekler kanatlatını birbirine sürterek ses çıkarabiliyor. tabi sadece erkek cırcır böcekleri ötebiliyor. kimilerine göre kadın cırcır böceklerini etkileme, diğer erkek cırcır böceklerini korkutma ve çiftleşmeye hazırlık olarak da görülüyor.cırcır böceğinin ötüş hızının hava sıcaklığı ile olan oranını mucit bir formülle açıklamış.

1 dakikada duyulan ötüş sayısı
fahrenheit cinsinden ortam hava sıcaklığı
mucit makalesinde yayınladığı bu formül ile termometre kullanmadan hava sıcaklığını doğru bir şekilde tahmin edebildiğini açıklamış.
en basit haliyle şöyle cırcır böceğinin 8 saniyedeki ötüş sayısına 5 eklenerek ortam sıcaklığı bulunabiliyor. deneyimleyen bana portakal atabilir.

1 dakikada duyulan ötüş sayısı
fahrenheit cinsinden ortam hava sıcaklığımucit makalesinde yayınladığı bu formül ile termometre kullanmadan hava sıcaklığını doğru bir şekilde tahmin edebildiğini açıklamış.
en basit haliyle şöyle cırcır böceğinin 8 saniyedeki ötüş sayısına 5 eklenerek ortam sıcaklığı bulunabiliyor. deneyimleyen bana portakal atabilir.
devamını gör...
ilk maaşla alınan şeyler
mühendislik okuyorken ilk maaşımla hesap makinesi almıştım casio fx 5500. harca harca bitmemişti pek mi bereketliydi ben mi harcamaya kıyamamıştım tam hatırlayamıyorum.
devamını gör...
hayatı güzelleştiren ufak detaylar
bir konu üzerinde yalnız başına düşünürken, o konu üzerinde düşünen ve o konuyu düşünürken yalnız olduğunu sanan insanlarla karşılaşmak.
devamını gör...
nazi almanyası
1933-1945 arası iii.reich ın hüküm sürdüğü , 12 sene adolf hitler bu ülkenin führer’i olmuş, hitler intihar ettikten sonra birkaç saatliğine gobbels’in führer oldugu yer.
yabancı kaynaklarda aslında böyle bir ülke adı geçmez genel olarak iii.reich olarak yer alır.
nsdap (nasyonal sosyalist alman işçi partisi) 1933 de koalisyon kurup meclise girmiştir. ilerleyen günlerde erken seçimi ilan etmiş ve çoğunluğu sağlayarak yönetimi eline almıştır. almanya büyük buhran dan en fazla etkiyi görmüş, 1.dünya savaşı sebebiyle borç altında inim inim inleyen, işsizliğin hat safhada oldugu bir yerdi. hitler ilk olarak silahlanmaya önem verdi, versay antlaşmasını yırtıp atarak üstün nazi ordusunun ilk adımını atmıştır, çünkü bu antlaşma silahlanmayı sınırlıyordu. sıra karşıt görüşte olanlara gelmişti, bir gecede bütün meclisin bütün sol grubunu tutuklatmış ardından bütün siyasi partileri yasaklayarak diktatörlüğünü kurmuştur.
ilerleyen günlerde ırkçılık politikası ivme kazanacaktı nürnberg yasası ile yahudiler fişlenmeye başlanacak, etnik azınlıkların evlenmesi ve ticari ilişkilerde bulunması yasaklanacaktı. sıra üstün alman ordusunu kurmaya gelmişti, almanya'da hitler'den önce askerlik zorunlu değildi ve ordu subay yetiştirme gibi şeyler yapmıyordu. hitler wehrmacht ı kurup bunu 3 ayağa ayırmıştı bunlar kara, hava ve deniz kuvvetleri idi.
özellikle hava kuvvetlerinin kurulması çok önemlidir çünkü almanya'nın hava kuvvetleri kurması yasaktı. sıra almanya nın sınırlarını genişletmesine gelmişti. ekonomi düzeltilmiş, düzenli bir ordu kurulmuştu. alman ordusu 1 eylül 1939 günü polonya’yı işgale başlarlar. çok kısa bir sürede varşova’ya ulaşan birlikler polonya’nın batısı, sovyetler ise doğusunu ele geçirmiştir ülkenin.
sıra diğer ülkelere gelmişti, macaristan ve çekoslavakya'nın kalan bölümlerini işgal ettikten sonra hitler gözünü fransa'ya dikmişti.
zaten 1.dünya savaşında alsas-lorein nedeniyle işgal kaçınılmazdı. yanlış duymadınız, tam 20 gün içinde 1 buçuk milyon fransız askeri teslim olmuş ve fransa düşmüştür. avrupa’nın çocuğunu işgal eden hitler gözünü sovyetlere dikmiş, zengin petrol yatakları iştahını kabartmıştır.
operasyon barbarossa harekatı ile sovyetleri alt edebileceğini düşünmüştür, moskova önlerindeyken, şehiri tam alacakken panzer tümenine kiev’e yönelmelerine söyler bu yüzden moskova alınmaz. ilerleyen yıllarda bu harekat başarısız olur ve nazi almanyasının sonu gelmeye başlar. afrika’da ise ingiliz ve amerikan orduları ile çarpışmaktadır nazi almanyası, rommel komutasındaki afrikakorps başarılı olsa da sürekli yeni destek gelen müttefikler burada rommel’i alt etmiş daha sonra italya'yı savaş dışı bırakmışlardır.
daha sonra müttefikler normandiya cıkartmasını yapacak ve almanya’nın sonunun geldiğini bildireceklerdir. bunun sonucunda müttefikler almanya'yı batıdan, sovyetler ise doğudan işgale başlamıştır. keza berlin’e ilk girenler sovyetler olmuştur.
kültür bakımından konuya değinecek olursak alman gençleri hitler tarafından çok önemsenmekteydi. bunun içindir ki ; genç alman erkekleri için hitlerjugend (hitler gençliği) alman kızları için ise jungmädelbund (genç bayanlar birliği) kurulmuştur. daha sonra ise volkswagen gibi firmalar ise üretilen malları ihraç etmek yerine alman halkına ucuz bir şekilde satmıştır.
sportif açıdan ise her kasabaya bir yüzme havuzu yapılmıştır. ekonomik olarak ; hitler gelmeden önce %15 olan işsizlik %0 a indirgenmiştir. dış ülkelerden işçi alınıp istirham sağlanmıştır.
yabancı kaynaklarda aslında böyle bir ülke adı geçmez genel olarak iii.reich olarak yer alır.
nsdap (nasyonal sosyalist alman işçi partisi) 1933 de koalisyon kurup meclise girmiştir. ilerleyen günlerde erken seçimi ilan etmiş ve çoğunluğu sağlayarak yönetimi eline almıştır. almanya büyük buhran dan en fazla etkiyi görmüş, 1.dünya savaşı sebebiyle borç altında inim inim inleyen, işsizliğin hat safhada oldugu bir yerdi. hitler ilk olarak silahlanmaya önem verdi, versay antlaşmasını yırtıp atarak üstün nazi ordusunun ilk adımını atmıştır, çünkü bu antlaşma silahlanmayı sınırlıyordu. sıra karşıt görüşte olanlara gelmişti, bir gecede bütün meclisin bütün sol grubunu tutuklatmış ardından bütün siyasi partileri yasaklayarak diktatörlüğünü kurmuştur.
ilerleyen günlerde ırkçılık politikası ivme kazanacaktı nürnberg yasası ile yahudiler fişlenmeye başlanacak, etnik azınlıkların evlenmesi ve ticari ilişkilerde bulunması yasaklanacaktı. sıra üstün alman ordusunu kurmaya gelmişti, almanya'da hitler'den önce askerlik zorunlu değildi ve ordu subay yetiştirme gibi şeyler yapmıyordu. hitler wehrmacht ı kurup bunu 3 ayağa ayırmıştı bunlar kara, hava ve deniz kuvvetleri idi.
özellikle hava kuvvetlerinin kurulması çok önemlidir çünkü almanya'nın hava kuvvetleri kurması yasaktı. sıra almanya nın sınırlarını genişletmesine gelmişti. ekonomi düzeltilmiş, düzenli bir ordu kurulmuştu. alman ordusu 1 eylül 1939 günü polonya’yı işgale başlarlar. çok kısa bir sürede varşova’ya ulaşan birlikler polonya’nın batısı, sovyetler ise doğusunu ele geçirmiştir ülkenin.
sıra diğer ülkelere gelmişti, macaristan ve çekoslavakya'nın kalan bölümlerini işgal ettikten sonra hitler gözünü fransa'ya dikmişti.
zaten 1.dünya savaşında alsas-lorein nedeniyle işgal kaçınılmazdı. yanlış duymadınız, tam 20 gün içinde 1 buçuk milyon fransız askeri teslim olmuş ve fransa düşmüştür. avrupa’nın çocuğunu işgal eden hitler gözünü sovyetlere dikmiş, zengin petrol yatakları iştahını kabartmıştır.
operasyon barbarossa harekatı ile sovyetleri alt edebileceğini düşünmüştür, moskova önlerindeyken, şehiri tam alacakken panzer tümenine kiev’e yönelmelerine söyler bu yüzden moskova alınmaz. ilerleyen yıllarda bu harekat başarısız olur ve nazi almanyasının sonu gelmeye başlar. afrika’da ise ingiliz ve amerikan orduları ile çarpışmaktadır nazi almanyası, rommel komutasındaki afrikakorps başarılı olsa da sürekli yeni destek gelen müttefikler burada rommel’i alt etmiş daha sonra italya'yı savaş dışı bırakmışlardır.
daha sonra müttefikler normandiya cıkartmasını yapacak ve almanya’nın sonunun geldiğini bildireceklerdir. bunun sonucunda müttefikler almanya'yı batıdan, sovyetler ise doğudan işgale başlamıştır. keza berlin’e ilk girenler sovyetler olmuştur.
kültür bakımından konuya değinecek olursak alman gençleri hitler tarafından çok önemsenmekteydi. bunun içindir ki ; genç alman erkekleri için hitlerjugend (hitler gençliği) alman kızları için ise jungmädelbund (genç bayanlar birliği) kurulmuştur. daha sonra ise volkswagen gibi firmalar ise üretilen malları ihraç etmek yerine alman halkına ucuz bir şekilde satmıştır.
sportif açıdan ise her kasabaya bir yüzme havuzu yapılmıştır. ekonomik olarak ; hitler gelmeden önce %15 olan işsizlik %0 a indirgenmiştir. dış ülkelerden işçi alınıp istirham sağlanmıştır.
devamını gör...
makyaj yapmayı tamamen bırakmak
babannem rahmetli olduğunda, bir sene kadar yaptığım eylem.
aynaya bakınca onu görürdüm.
süslenmek gelmezdi içimden.
çok sevdiği birini kaybedince insan fabrika ayarlarına dönüyor.
sonra zamanla her acı soğuyor.
süslenesi bile geliyor insanın.
aynaya bakınca onu görürdüm.
süslenmek gelmezdi içimden.
çok sevdiği birini kaybedince insan fabrika ayarlarına dönüyor.
sonra zamanla her acı soğuyor.
süslenesi bile geliyor insanın.
devamını gör...
istanbul sözleşmesi'ni kabul etmeyen ülkeler
ben listeye bakınca gelişmiş ülkelerin onayladığını görüyorum. biz onaylamadık çok şükür onlardan olmayacağız şimdi rahat bir nefes aldık eee sonuç ne peki biz problemimizi çözdük mü hayır peki kabul etmeyerek neyi ispatladık? kadın cinayetlerinin önüne geçmek için ne yapıldı ne yapılıyor? sanki biz başka yollarla sorunu çözebiliyormuşuz gibi sözleşmeyede laf atıyoruz. neredeyse sözleşmeyi onaylamadık diye yine kahraman ilan edileceğiz. ben bu yalancı kahramanlardan sıkıldım artık. ben halk olarak çözüm istiyorum boş konuşma kısmı beni ilgilendirmiyor kadınları koruyan caydırıcı yasalar gelsin artık... yeter be yeter!!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
her yeni günün şafağında
biraz daha yitiriyorum seni
her yeni günün sabahında
biraz daha unutuyorum seni
artık acıtmıyor içimi sensizlik
eskisi gibi kızmak gelmiyor içimden
geç de olsa galiba azalıyorsun
nihayet uğurluyorum seni içimden
biraz daha yitiriyorum seni
her yeni günün sabahında
biraz daha unutuyorum seni
artık acıtmıyor içimi sensizlik
eskisi gibi kızmak gelmiyor içimden
geç de olsa galiba azalıyorsun
nihayet uğurluyorum seni içimden
devamını gör...
üzülünce hasta olmak
duygusal insanların çoğunlukla yaşadığı durumdur. her şeyi kafaya takıp her şeyi önemseyince yaşadığım durum. üzüldüğüm şeyi içime attığımda daha sık oluyor boş bir çuvala döner mi üzüntüden insan dönüyor işte ne el tutuyor ne ayak. en ufak bir üzüntüde halsizlikle başlıyor üzüntünün şiddetine göre ise rahatsızlığın boyutu da değişiyor. bazen kızıyorum kendime neden zayıf hissediyorsun diye*. bu durum herkeste farklı şekillerde nüksediyor kiminde grip ,kiminde mide kiminde şeker tansiyon. peki neden bu şekilde etkileniyor vücudumuz. duygular düşünceler hastalıkları yönetebilir mi?
michigan devlet üniversitesi’nde yapılan bir araştırma da birçok kronik rahatsızlığın ve psikolojik rahatsızlıkların oluşmasının kolaylaştığı üstelik geliştiği the journal leukocyte biology dergisinde yayınlanan makalede de açıklanmış .makalenin detaylarına dr. cemal nuri gürbüz'ün özetlemesiyle
buradan ulaşabilirsiniz.
farklı bölüm doktorlarının yazılarını incelediğimiz de ise ulaşılan bilgilere dayanılarak.
duygular beynimizin verdiği sinyaller doğrultusunda vücudumuzda salgılanan hormonlara etki eder dolayısıyla üzüntü , kızgınlık, stres beyin tarafından olumsuz duygu olarak adlandırıldığı için vücutta adrenalin , kortizol,endorfinler, prolaktin ve testosteron hormon düzeylerinde değişiklikler meydana gelir. bunlar ve daha bir çok hormonun salgılanması doğrudan bağışıklık sisteminde zayıflamaya hatta organlarda tahribata bile neden olabilir. bunların yanı sıra depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklara da sebebiyet vermektedir. uzun süren üzüntü durumlarında beyinde bulunan hipotalamus bölgesi böbrek üstü bezlerini uyararak adrenalin ve kortizol salgılamaktadır. bu sebeple insülin direncinde artış gözlenmesiyle diyabet ve karaciğer yağlanmasına bağlı olarak ta kilo alımı gerçekleşir. bu durum bi süre sonra kısırdöngüye dönüşmekte ve bedeni günden güne çürütmektedir.
kendimize eziyet etmekten başka bir şey olmayan bu halden kurtulmanın bir yolu varmı dır? en basit yöntem üzüldüğümüzü hissettiğimiz ortamdan kişilerden olaylardan uzak durmak sanırım .ruhsal halimizi etkileyen en önemli kimyasallar serotonin ve dopamin olduğuna göre bunların salınımı arttıracak aktivitelerle vücuda zarar veren kimyasalları baskılamak ve vücut direncini arttırmak mümkündür.
tabii yapabilirseniz* bunlar gösteriyor ki üzülmek sadece kendi kendimize eziyet bizden başka etkilenen de takan da yok . ancak elde mi ? tabi ki hayır.
michigan devlet üniversitesi’nde yapılan bir araştırma da birçok kronik rahatsızlığın ve psikolojik rahatsızlıkların oluşmasının kolaylaştığı üstelik geliştiği the journal leukocyte biology dergisinde yayınlanan makalede de açıklanmış .makalenin detaylarına dr. cemal nuri gürbüz'ün özetlemesiyle
buradan ulaşabilirsiniz.
farklı bölüm doktorlarının yazılarını incelediğimiz de ise ulaşılan bilgilere dayanılarak.
duygular beynimizin verdiği sinyaller doğrultusunda vücudumuzda salgılanan hormonlara etki eder dolayısıyla üzüntü , kızgınlık, stres beyin tarafından olumsuz duygu olarak adlandırıldığı için vücutta adrenalin , kortizol,endorfinler, prolaktin ve testosteron hormon düzeylerinde değişiklikler meydana gelir. bunlar ve daha bir çok hormonun salgılanması doğrudan bağışıklık sisteminde zayıflamaya hatta organlarda tahribata bile neden olabilir. bunların yanı sıra depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklara da sebebiyet vermektedir. uzun süren üzüntü durumlarında beyinde bulunan hipotalamus bölgesi böbrek üstü bezlerini uyararak adrenalin ve kortizol salgılamaktadır. bu sebeple insülin direncinde artış gözlenmesiyle diyabet ve karaciğer yağlanmasına bağlı olarak ta kilo alımı gerçekleşir. bu durum bi süre sonra kısırdöngüye dönüşmekte ve bedeni günden güne çürütmektedir.
kendimize eziyet etmekten başka bir şey olmayan bu halden kurtulmanın bir yolu varmı dır? en basit yöntem üzüldüğümüzü hissettiğimiz ortamdan kişilerden olaylardan uzak durmak sanırım .ruhsal halimizi etkileyen en önemli kimyasallar serotonin ve dopamin olduğuna göre bunların salınımı arttıracak aktivitelerle vücuda zarar veren kimyasalları baskılamak ve vücut direncini arttırmak mümkündür.
tabii yapabilirseniz* bunlar gösteriyor ki üzülmek sadece kendi kendimize eziyet bizden başka etkilenen de takan da yok . ancak elde mi ? tabi ki hayır.
devamını gör...
sabahattin ali
hayatı acılarla dolu olan, defalarca kez haksızlığa uğramış olan talihsiz bir yazar, şair ve aydındır.
devamını gör...
dünyanın sonuna doğmuşum
manga'nın en bilinen şarkılarından biri. ve biz şuan 2020'de yaşayanlar cidden dünyanın sonuna doğmuşuz.
devamını gör...
pencere (yazar)
youtube kanalının takipçisi olduğum yazardır. size de kesinlikle takip etmenizi öneririm buradan.
yukarıda yazılan “hdp pkk işbirliği yapıyor” söylemi ise bana biraz yoruma açık gibi geldi. yani işbirliğinden kasıt ne tam olarak? mesela hdp’nin elde ettiği kamu kaynaklarının pkk lehine kullanılması dair gizli bir kararı mı var? yok demiyorum sadece soruyorum, olabilir çünkü. eğer kastedilen buysa gerçekten işbirliği illegal hale gelmiş demektir. hem suç hem gayriahlakidir. ancak mesela iki yapının ideolojik yakınlık içinde olması bir işbirliği çeşidi midir? hdp pkk ile ideolojik yakınlık içinde olduğunu saklama gereği duyuyor mu mesela? hdp’nin de pkk’nın da parti programları var. ikisini de internetten kolayca bulabilirsiniz. göreceksiniz ki ikisinin gelecek vizyonları ve misyonları üç aşağı beş yukarı aynı. işte siz bunu gösterip hdp=pkk diyorsunuz. halbuki pkk’yı yanlış yapan şey onun ideolojisi değil mücadele tarzı. insan öldürerek ve silahlı bir mücadele yürüterek yapılabilecek her şey yanlıştır. hdp pkk’nın bu hareket tarzının aksine silahlı mücadeleyi değil siyasal mücadeleyi seçmiş bir parti. yabancı insanlar size pkk’nın neden kötü olduğunu sorduğunda onlara “çünkü 10.000’den fazla türk memurunu şehit ettiler” diyorsunuz. peki bu durumda hdp neden kötü? yoksa siz pkk’dan katliamlarından dolayı değil ideolojisinden, kürt halkını haklarından bahsetmesinden dolayı mı nefret ediyorsunuz? eğer sebebiniz buysa hdp’lilerden nefret etmek için hiç bir ahlaki sebebiniz yok demektir, çünkü sizden daha meşru temellere sahip demektir. yok eğer pkk’dan nefret etme sebebiniz silahlı mücadele anlayışıysa gene hdp’ye terörist diyemezsiniz çünkü hdp pkk’nın aksine silahlı mücadele değil siyasal mücadele yürütüyor.
yani uzun lafın kısası “hdp pkk ile işbirliği içinde” söylemi somut deliller olmadan bi kaç foto üzerinden yapılıyorsa boş ve anlamsızdır.
yukarıda yazılan “hdp pkk işbirliği yapıyor” söylemi ise bana biraz yoruma açık gibi geldi. yani işbirliğinden kasıt ne tam olarak? mesela hdp’nin elde ettiği kamu kaynaklarının pkk lehine kullanılması dair gizli bir kararı mı var? yok demiyorum sadece soruyorum, olabilir çünkü. eğer kastedilen buysa gerçekten işbirliği illegal hale gelmiş demektir. hem suç hem gayriahlakidir. ancak mesela iki yapının ideolojik yakınlık içinde olması bir işbirliği çeşidi midir? hdp pkk ile ideolojik yakınlık içinde olduğunu saklama gereği duyuyor mu mesela? hdp’nin de pkk’nın da parti programları var. ikisini de internetten kolayca bulabilirsiniz. göreceksiniz ki ikisinin gelecek vizyonları ve misyonları üç aşağı beş yukarı aynı. işte siz bunu gösterip hdp=pkk diyorsunuz. halbuki pkk’yı yanlış yapan şey onun ideolojisi değil mücadele tarzı. insan öldürerek ve silahlı bir mücadele yürüterek yapılabilecek her şey yanlıştır. hdp pkk’nın bu hareket tarzının aksine silahlı mücadeleyi değil siyasal mücadeleyi seçmiş bir parti. yabancı insanlar size pkk’nın neden kötü olduğunu sorduğunda onlara “çünkü 10.000’den fazla türk memurunu şehit ettiler” diyorsunuz. peki bu durumda hdp neden kötü? yoksa siz pkk’dan katliamlarından dolayı değil ideolojisinden, kürt halkını haklarından bahsetmesinden dolayı mı nefret ediyorsunuz? eğer sebebiniz buysa hdp’lilerden nefret etmek için hiç bir ahlaki sebebiniz yok demektir, çünkü sizden daha meşru temellere sahip demektir. yok eğer pkk’dan nefret etme sebebiniz silahlı mücadele anlayışıysa gene hdp’ye terörist diyemezsiniz çünkü hdp pkk’nın aksine silahlı mücadele değil siyasal mücadele yürütüyor.
yani uzun lafın kısası “hdp pkk ile işbirliği içinde” söylemi somut deliller olmadan bi kaç foto üzerinden yapılıyorsa boş ve anlamsızdır.
devamını gör...
elin direksiyondaki en uygun pozisyonu
yerli üretim olmadığından mıdır, elin direksiyonu, tanımı?
el sürekli direksiyonda mıdır?
dünya durmadan dönüyor, direksiyon da dönünce elin başı dönmüyor mu?
togg üretilince, yerlinin, direksiyondaki en uygun pozisyonu da el tarafından tartışılır mı?
el sürekli direksiyonda mıdır?
dünya durmadan dönüyor, direksiyon da dönünce elin başı dönmüyor mu?
togg üretilince, yerlinin, direksiyondaki en uygun pozisyonu da el tarafından tartışılır mı?
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
(bkz: başlık şikayet etme)
kesinlikle acilen gelmesi gereken özellik. ikocum hızlandıralım şu işi pls.
kesinlikle acilen gelmesi gereken özellik. ikocum hızlandıralım şu işi pls.
devamını gör...
ferhan şensoy
çok değerli bir tiyatrocuyu kaybettik. üzüldüm,
mekanı cennet olsun.
mekanı cennet olsun.
devamını gör...
yazarların yazdığı hikayeler
açılışımı kısa zaman önce yazdığım rüyaya ağıt isimli kısa hikayem ile yapıyorum.
karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
karşılaşmalarının üstünden çok da fazla zaman geçmemişti. yollarını kesiştiren irade ona daha büyük sürprizler hazırlıyordu ama celil bu durumun pek de farkında değildi. arzu ile geçirdiği günlerin keyfini çıkarmakla meşguldü. yıllardır hayalini kurduğu mutluluk belki de bu sefer onu bulmuştu. normal zamanda çok da hareketli sayılmayan bir hayatı vardı celil'in. hayatını kitaplarıyla paylaşıyor, arada sokak hayvanlarını beslemeye çıkıyor, sahilde kısa günlük yürüyüşlerini tamamlayıp dışarıda çay bile içmeden evine yollanıyordu. asosyal denilebilecek bir tipti. liseden kalma birkaç yakın arkadaşı ve askerlikten samimi olduğu birkaç tertip dışında düzenli görüştüğü kimi kimsesi yoktu. ailesinden ayrı tek başına kadıköy'de ufak eski bir artı bir dairede yaşıyordu. bu aralar iş arıyordu bir yandan da, babasından kalma parası yavaş yavaş suyunu çekiyordu. eski işinde yaptıklarından memnundu ama etrafındaki insanların dedikoducu, çıkarcı tavırları ve onun alttan alta kuyusunu kazmaları canına tak etmişti. sürüden biri olmayı çocukluğundan beri kabullenemiyordu. sürüden ayrılınca da haliyle kurt kaptı. annesinden gelme bir özellikti idealistliği, ona göre insanlar belli bir ideal üzerine yaşamalıydı. başka insanların haklarına riayet etmeli, onları konfor alanlarına dan dun girmemeliydi. saygı ve sevgi çerçevesinde iş ilişkileri düzenlenmeliydi. ama bizim ülkede işler pek de öyle işlemiyor azizim. aradığın ütopya evrenini bulursan bize de haber ver celil. arkadaşlarının onun ortamlardan(iş, okul, arkadaş çevresi) kopuk hallerine karşı ona böyle takılıyorlardı. sahiden de ütopya benim bu aradığım düzen diye hak da veriyordu onlara ama huylu huyundan vazgeçmez. kafasına yatmadığı noktada ceketini alıp gidiyordu bulunduğu ortamdan. yanında rahat hissedebildiği sınırlı sayıda insan vardı. bunların arasına son zamanlarda gönlünü çiçek bahçesine çeviren arzu da eklenmişti. şans eseri gittiği bir tiyatro oyununda yanındaki koltukta bulmuştu onu celil, sanki yıllar öncesinde orada bırakmıştı da yeniden kavuşmuşlar gibiydi. çoğunlukla sinema, tiyatro yalnız gidilen aktivitelerdi onun için. tevafuk bu ya, arzu da öyle bir kızdı. modadaki oyun atölyesinde gregory gorin'in kundakçı oyununda yolları kesişmişti. oyun sonrası laf lafı açtı ve kendilerini karşılıklı kahve içerken buldular, telefonlar alındı, mesajlaşmalar devam etti. normal celil hızına göre her şey ışık hızında ilerliyordu. bunları asker arkadaşı taner'e anlattığında sen ne ara böyle girişken oldu diye hayretle dinlenmişti. ama olmuştu, belki de yıllardır içinde biriktirdiği duygular önündeki setin aniden çekilmesiyle sel misali akıp onu da beraberinde sürüklüyordu. günlerden bir gün kadıköy boğa'da tekrar buluştular. her ne kadar uzun sayılabilecek- iki ay - bir süredir tanışıyor olsalar da hala birbirlerinin hayatlarının detaylarını tam da bilmiyorlardı. iki gün öncesinde celil rüyasında arzu'yu görmüştü ama bu pek de iç açıcı bir rüya değildi, daha çok kabus denebilirdi. onun fotoğrafını ama çok değişmiş bir şekilde ekranda görüyor ve altında aranan terör sempatizanı olarak haber başlığını okuyordu. kabusunda arzu terör saldırıları düzenleyen bir grubun kadıköy temsilcisiymiş. bunu ona anlatmadı tabi ama seni geçen gün rüyamda gördüm diyerek geçiştirdi. ister istemez rüya olsa da etkilenmişti bu durumdan. davranışlarına sirayet eden bir korku vardı. iki aydır ilk kez doğru dürüst konuşmayıp sadece dinledi celil. ben sana inandım arzu diyordu içinden, sana güvendim. rüyanın etkisinde saçmalıyordu düpedüz, aklı başında adamın rüya ile amel etmesi olur iş değildi ama elinden gelmiyordu aksi. bir rüya uğruna hayatının aşkına tavır mı alacaktı, kafası çok karışmış ne yapacağını bilemez haldeydi. aradan geçen günlerde bu konu aralarında mevzu olmadı belki ama celil hala rüyanın etkisini atlatamamıştı. mevzuyu yakın arkadaşı taner'e açmaya karar verdi, ona anlattıktan sonra alacağı tepkiyi aslında az çok tahmin edebiliyordu. anlatmadan önce rüya tabirlerinde baktığı yorumlar da endişesini bir nebze daha arttırmıştı, olumsuz gelişmelere yoruyordu düpedüz tabirler. taner bu yaptıkların akıl alır değil, bir rüya uğruna sevdiğin kızla arana mesafe koymak olur iş değil dese de pek tesiri olmadı bu lafların celil üzerinde. yoksa rüya bahane miydi, celil zaten bir ilişkiyi doğru dürüst yürütebilecek bir adam değildi de bahanesi bu mu olmuştu. aslında bilinçaltı ona bu oyunu bilerek oynamıştı, sen zaten asosyal, kendi kendine yalnız ölüp gidecek bir adamsın celil, ne işin olur aşkla meşkle. evet beklenen oldu, kafasına yatmayan bu ilişkiden de ceketini alıp gitti celil, ortada mantıklı hiçbir açıklaması olmadan terketti arzu'yu. o gece tekrar rüyasında arzu'yu gördü, bu sefer neler gördüğünü sabah hatırlayamadı. uyandığında taner'in onu on yedi kere aradığını gördü, telefonu gece sessizde kalmıştı. neyin nesi bu ilgi acaba diye düşünerek geri döndü arkadaşına. taner'in sesi boğuk bir o kadar da hüzünlüydü. söylediklerinden sadece birkaç kelimeyi doğru dürüst anlayabildi, arzu , boğanın orası, bomba patlamış, çok üzgünüm celil, başımız sağolsun.
devamını gör...
bilmediği konular hakkında yorum yapan insanlar
burası türkiye cumhuriyeti burada bilmiyorum diye bir kelime yok.
devamını gör...
belden kavrayarak sarılmak
bi de bunun belden kavrayarak kendine cekip sarilma versiyonu var...
devamını gör...


