bezzaz
osmanlı döneminde, kumaş ve bez satan esnafa verilen isim. şimdiki manifaturacı'ya karşılık gelen meslek.
devamını gör...
ilişkilerin son zamanlarda hızlı tükenme sebebi
iletişim kuramamaktır. insanlar yüz yüze olmadıkları için birbirlerini anlayamıyorlar. sosyal medya üzerinden sohbet ettikleri için gürültü oluşuyor.
yüz yüze 3 dakikada halledeceğiniz bir tartışmayı klavye başında 1 saatte çözüyorsunuz. çözerken yıpranıyor iki tarafta ve yakın zaman sonra tükenip ayrılığa kadar gidiyor.
yüz yüze 3 dakikada halledeceğiniz bir tartışmayı klavye başında 1 saatte çözüyorsunuz. çözerken yıpranıyor iki tarafta ve yakın zaman sonra tükenip ayrılığa kadar gidiyor.
devamını gör...
aşk ve gurur
orijinal ismi pride and prejudice (gurur ve önyargı) olmasına rağmen inatla kitabı bile zamanında aşk ve gurur diye çevirilmiş joe wright filmi. 2005 veya 2006 yılları olması gerek, o zamanlar izlemiştim ve kitap ile arasındaki fark beni dehşete düşürmüştü. farktan ziyade eksiklik demek daha doğru olacaktır çünkü film düpedüz eksik gelmişti yine de bütün kitap uyarlamalarının temel sorunu budur o yüzden görmezden gelinebilir düzeyde. mr.darcy rolüne matthew macfadyen'i ben baya yakıştırdım, elizabeth rolünde oynayan keira knightley'de kötü bir iş çıkarmamıştı hatırladığım kadarıyla. jane austen başarılı bulsam bile severek okuduğum bir yazar değil, bunun en temel sebebi yazdığı türün bana hitap etmiyor olması ama yine de okumamak büyük bir eksiklik çünkü gerek karakterler ve iç dünyaları gerek dönemin koşullarını oldukça güzel aktarıyor ve ben bu koşulları özellikle kadınları aşağılamak üzerine kurulmuş bir dönemde yazmaya başlayan bir kadının ağzından okumanın gerekliliğine inanıyorum. film ise facia olmasa bile izlenmese de olur denilebilecek bir durumdaydı yine de uyarlandığı kitap sayesinde adını izlenmesi gerekenler listesine almayı başardı.
--! spoiler !--
mr.collins'i oynayan oyuncu rolüne tam oturmuş, dönemin kadına bakış açısını yansıtan feci can sıkıcı ve rahatsız edici bir karakterdi tom hollander bunun altından o kadar iyi kalkmış ki izlerken karakterin suratına kusmak istiyorsunuz. elizabeth ve mr.darcy kendi içgüdüleri ve fikirleri arasında derin bir çatışmaya tutuşmuş birbirini yanlış anlamayı her fırsatta beceren iki karakter. elizabeth dönemin şartlarına boyun eğmekten nefret eden ve buna tümüyle olmasa bile bir nebze karşı çıkan bir figür ki bu bana jane austen acaba kendini elizabeth yerine mi koydu diye düşündürüyor. mr.darcy ise beni en şaşkına uğratan karakter olmuştu izlerken ve okurken çünkü geçirdiği karakter değişimi beni oldukça rahatsız etti. bu figür güçlü, kısmen kaba ve entelektüel bir adamın portresiyken aniden zavallı bir aşık konumuna sürüklendi ki bu beni aslında başından beri böyle bir adam olduğu düşüncesine itti. duygusal olmakta bir sorun yok elbette ama keskin çizgileri olan bir karakteri aniden bu konuma sürüklemek izleyicide rahatsız edici bir his uyandırıyor. kitap bu konuda daha başarılıydı elbette ve bu kaçınılmaz olan bir şey çünkü daha geniş bir zaman aralığına yayarak daha detaylı bir okuma fırsatı buluyoruz bundan ötürü mr.darcy karakterinin bu keskin çizgileri törpülemesi anlaşılır geliyor ama film bu konuda sınıfta kalmış. dekor, kostümler ve mekanlar dönemi çok iyi yakalamış bu konuda şikayet edebileceğim tek bir şey bile yok. mr.bingley ve jane'in o yapış yapış aşkı hakkında yorum yapmak istemiyorum.
elizabeth bennet: ı wonder who first discovered the power of poetry in driving away love.
mr. darcy: ı thought poetry was the food of love.
elizabeth bennet: of a fine, stout love it may. but if it is only a vague inclination ı'm convinced one poor sonnet would kill it stone dead.
mr. darcy: so what do you recommend, to encourage affection?
elizabeth bennet: dancing. even if one's partner is barely tolerable.
elizabeth bennet: you are last man ı will ever prevail to marry!
elizabeth bennet: and those are the words of a gentleman. from the first moment ı met you, your arrogance and conceit, your selfish disdain for the feelings of others made me realize that you were the last man in the world ı could ever be prevailed upon to marry
--! spoiler !--
--! spoiler !--
mr.collins'i oynayan oyuncu rolüne tam oturmuş, dönemin kadına bakış açısını yansıtan feci can sıkıcı ve rahatsız edici bir karakterdi tom hollander bunun altından o kadar iyi kalkmış ki izlerken karakterin suratına kusmak istiyorsunuz. elizabeth ve mr.darcy kendi içgüdüleri ve fikirleri arasında derin bir çatışmaya tutuşmuş birbirini yanlış anlamayı her fırsatta beceren iki karakter. elizabeth dönemin şartlarına boyun eğmekten nefret eden ve buna tümüyle olmasa bile bir nebze karşı çıkan bir figür ki bu bana jane austen acaba kendini elizabeth yerine mi koydu diye düşündürüyor. mr.darcy ise beni en şaşkına uğratan karakter olmuştu izlerken ve okurken çünkü geçirdiği karakter değişimi beni oldukça rahatsız etti. bu figür güçlü, kısmen kaba ve entelektüel bir adamın portresiyken aniden zavallı bir aşık konumuna sürüklendi ki bu beni aslında başından beri böyle bir adam olduğu düşüncesine itti. duygusal olmakta bir sorun yok elbette ama keskin çizgileri olan bir karakteri aniden bu konuma sürüklemek izleyicide rahatsız edici bir his uyandırıyor. kitap bu konuda daha başarılıydı elbette ve bu kaçınılmaz olan bir şey çünkü daha geniş bir zaman aralığına yayarak daha detaylı bir okuma fırsatı buluyoruz bundan ötürü mr.darcy karakterinin bu keskin çizgileri törpülemesi anlaşılır geliyor ama film bu konuda sınıfta kalmış. dekor, kostümler ve mekanlar dönemi çok iyi yakalamış bu konuda şikayet edebileceğim tek bir şey bile yok. mr.bingley ve jane'in o yapış yapış aşkı hakkında yorum yapmak istemiyorum.
elizabeth bennet: ı wonder who first discovered the power of poetry in driving away love.
mr. darcy: ı thought poetry was the food of love.
elizabeth bennet: of a fine, stout love it may. but if it is only a vague inclination ı'm convinced one poor sonnet would kill it stone dead.
mr. darcy: so what do you recommend, to encourage affection?
elizabeth bennet: dancing. even if one's partner is barely tolerable.
elizabeth bennet: you are last man ı will ever prevail to marry!
elizabeth bennet: and those are the words of a gentleman. from the first moment ı met you, your arrogance and conceit, your selfish disdain for the feelings of others made me realize that you were the last man in the world ı could ever be prevailed upon to marry
--! spoiler !--
devamını gör...
dönersen ıslık çal
1992 tarihli orhan oğuz'un yönetmenliğini yaptığı yeraltı ve drama türündeki film. beyoğlu'nun arka sokakları ile yolda karşılaştığımızda kafamızı çevirdiğimiz, görmek istemediğimiz hatta varlıklarından bile rahatsız olduğumuz insanların hikayesi. bu filmi türk sinemasında bu kadar güçlü yapan şey, birbirine tutunan insanlar benzerliklerinden dolayı değil, aslında farklılıklarından dolayı bir aradalar ve birbirlerinden farklı olmalarına rağmen biz normal insanların(!) gözünde aslında aynılar, kusurlular. bu açıdan gayet güçlü bir mesajı olan film, fikret kuşkan ve mevlüt demiryay'ın muazzam performansı ile birleşince ortaya da kendi janrasında kült bir film çıkıyor.
devamını gör...
teneke
adana'da bir köye, insanlığın unutulmaya yüz tutmuş bulunduğu yere yeni, genç bir kaymakamın atanmasıyla başlıyor daha doğrusu devam ediyor yüzsüzlükler. yaşar kemal, yılanı öldürseler'de şöyle der: ''sen çıkmasaydın karşıma, ben insanlığı unutmuş gitmiştim..'' işte kaymakam o insanlığı hatırlatıyor ağaların hüküm sürdüğü, çamurlarla kaplı köye.
gerçi ağaların insanlıkları pırıl pırıl, tertemiz. çünkü hiç kullanılmamış. bu ağalar çeltikten kazanacağı paralar için koskoca köyün, küçücük çocukların sıtmadan ölmesine aldırış etmeyecek kadar acımasız. ceplerine para girsin de, tüm köy çamur içinde kalsın, insanlar sıtmadan kırılsın, kimin umrunda?
çaresizlik köylüyü çeltiği saran sinekler gibi sarmışken ağaların keyfine diyecek var mıdır? yalanı söyleyen eğer söylediği yalana inanmaya başladıysa, kim durdurabilir onu? 23 yaşındaki kaymakamın gücü yeter mi yalanla savaşmaya?
''kendine güvendiğin için yalancı değilsin. yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin.''
tenekelerle uğurluyor halk onu. kulakları sağır edecek teneke sesleriyle. fakat o teneke seslerini delecek iki cümle çıkıyor bir köylünün dilinden: ''vay, başım üstünde gedesen, gaymukamım. vay benim gözüm üstünde gidesen.''
gerçi ağaların insanlıkları pırıl pırıl, tertemiz. çünkü hiç kullanılmamış. bu ağalar çeltikten kazanacağı paralar için koskoca köyün, küçücük çocukların sıtmadan ölmesine aldırış etmeyecek kadar acımasız. ceplerine para girsin de, tüm köy çamur içinde kalsın, insanlar sıtmadan kırılsın, kimin umrunda?
çaresizlik köylüyü çeltiği saran sinekler gibi sarmışken ağaların keyfine diyecek var mıdır? yalanı söyleyen eğer söylediği yalana inanmaya başladıysa, kim durdurabilir onu? 23 yaşındaki kaymakamın gücü yeter mi yalanla savaşmaya?
''kendine güvendiğin için yalancı değilsin. yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin.''
tenekelerle uğurluyor halk onu. kulakları sağır edecek teneke sesleriyle. fakat o teneke seslerini delecek iki cümle çıkıyor bir köylünün dilinden: ''vay, başım üstünde gedesen, gaymukamım. vay benim gözüm üstünde gidesen.''
devamını gör...
arı kolonisinin yok oluşu
albert einstein'a atfedilen yanlış bir yorumla, bunun sonucunda insanlığın sadece 4 yıl yaşayabileceği iddia edilen durum. doğru değil çünkü einstein'ın böyle bir şey söylediğine dair bir kanıt olmadığı gibi, araştırmalar da bu durumu tam olarak desteklemiyor.
evet, arıların tozlaşmaya katkısı çok yüksek ama dünya üzerindeki gıdaların yaklaşık %60'ı arıların tozlaşmaya etkisinden etkilenmiyor. yani bunlar arılar olmadan da üreyebilen bitkiler. bir araştırmaya göre 90'a yakın bitki var hayvanlar tarafından yapılan tozlaşmaya ihtiyaç duyan ki bunlardan da sadece 13 tanesi kesinlikle buna ihtiyaç duyuyor. diğerleri biraz daha dolaylı yollardan bağlı tozlaşmaya.
özetle, insanlar tamamen yok olmaz böyle bir nedenle ama gıda çeşitliliği azalır ve maliyetleri artar.
evet, arıların tozlaşmaya katkısı çok yüksek ama dünya üzerindeki gıdaların yaklaşık %60'ı arıların tozlaşmaya etkisinden etkilenmiyor. yani bunlar arılar olmadan da üreyebilen bitkiler. bir araştırmaya göre 90'a yakın bitki var hayvanlar tarafından yapılan tozlaşmaya ihtiyaç duyan ki bunlardan da sadece 13 tanesi kesinlikle buna ihtiyaç duyuyor. diğerleri biraz daha dolaylı yollardan bağlı tozlaşmaya.
özetle, insanlar tamamen yok olmaz böyle bir nedenle ama gıda çeşitliliği azalır ve maliyetleri artar.
devamını gör...
toksoplazma
kedinin bağırsaklarında bulunan bir parazit. ana konağı kedidir. kedi pisliğinden çevreye yayılır. kedi pisliği, sokaktayken yağmur suları ile suya ve toprağa karışıyor. hayvanlar o otları yediğinde koyun ve kuzuların kaslarına o parazitler yerleşiyor. şayet, etler çiğ yenirse insana bulaşabiliyor. önlemek için pişmemiş et yenmemeli, toprakla uğraşırken de eldiven giyilmeli.
devamını gör...
gençlerimize 3 mümkünse daha fazla çocuk öneriyoruz
partisinin 7 ildeki kadın kolları kongrelerine canlı bağlantıyla katılan cb. erdoğan'ın açıklaması.
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, "nüfus artış hızımızın neredeyse yarı yarıya düştüğünü gördük. bu gidişle çok uzak olmayan bir dönemde nüfusumuz azalmaya dahi başlayabilir. avrupa ülkeleri bu tehditle uzunca bir süredir karşı karşıya. türkiye'nin aynı akıbete düçar olmasına izin vermeyeceğiz." açıklamasını yaptı.
kaynak: bundle.app/NnQ1x5jN
cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, "nüfus artış hızımızın neredeyse yarı yarıya düştüğünü gördük. bu gidişle çok uzak olmayan bir dönemde nüfusumuz azalmaya dahi başlayabilir. avrupa ülkeleri bu tehditle uzunca bir süredir karşı karşıya. türkiye'nin aynı akıbete düçar olmasına izin vermeyeceğiz." açıklamasını yaptı.
kaynak: bundle.app/NnQ1x5jN
devamını gör...
türkiye'den defolup gitmek
gitmek isteyen insan, avrupa insanının medeniyet seviyesinde bir insan ise yolu, bahtı açık olsun ama türkiye'de yaptığı görgüsüzlükleri oralarda da yapmaya devam edecekse yolu açık falan olmasın.
devamını gör...
z kuşağı sözlükten uçurulsun kampanyası
z kuşağı yazarları ortaya çıkarma başlığı olmuş.
ben bir zararlarını görmedim bu arada. hepsi de gayet saygılılar.
sen nasıl olursan sana da öyle davranırlar.
ben bir zararlarını görmedim bu arada. hepsi de gayet saygılılar.
sen nasıl olursan sana da öyle davranırlar.
devamını gör...
evli birinin eşinden başka birine aşık olması
(bkz: ahlak bozacak başlıklar)
bunun olmaması için, evli olan insan başka biri ile yazışmayacak, flörtöz flörtöz takılmayacak.
evli olan insan, sağa sola bakmayacak, önüne bakacak.
evliliği ciddiye alacak, yaptığım bana yapılırsa diye her dakika empati kuracak.
çünkü (bkz: etme bulma dünyası).
bunun olmaması için, evli olan insan başka biri ile yazışmayacak, flörtöz flörtöz takılmayacak.
evli olan insan, sağa sola bakmayacak, önüne bakacak.
evliliği ciddiye alacak, yaptığım bana yapılırsa diye her dakika empati kuracak.
çünkü (bkz: etme bulma dünyası).
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
harfsiz diller çetesi
kim anlardı ki ;
mumdan akan tanelerin, bahçede ki çınardan kopan yaprakların ve öğle saatlerinde çalan kornaların dilinden
ben anlar mıydım ki ?
kahvenin içine dökülen sütün karmaşasını, bir sahaftan rastgele alınan ilk baskı ‘’ garcia ’’mısralarını ..mmm
bilmem, belki tırmansaydım
o gökte ki rengarenk kumaş merdivenden
çocuk olup şehirlere bakar mıydım , seksek oynadığımız o gökteki pamuktan kubbelerden?
bilemedim şimdi..
tencerenin dibindeki tatlıyı birlikte sıyırmak mıydı önemli olan
yoksa göz göze iken kalabalığın arasında kaybolabilmek mi ?
bilemedim..
hee bildim aslında, önemli olan sevebilmekti, hiç kimse gibi..
ve söyleyebilmekti hiçbir harfin dans etmesine izin vermeden.
hame
kim anlardı ki ;
mumdan akan tanelerin, bahçede ki çınardan kopan yaprakların ve öğle saatlerinde çalan kornaların dilinden
ben anlar mıydım ki ?
kahvenin içine dökülen sütün karmaşasını, bir sahaftan rastgele alınan ilk baskı ‘’ garcia ’’mısralarını ..mmm
bilmem, belki tırmansaydım
o gökte ki rengarenk kumaş merdivenden
çocuk olup şehirlere bakar mıydım , seksek oynadığımız o gökteki pamuktan kubbelerden?
bilemedim şimdi..
tencerenin dibindeki tatlıyı birlikte sıyırmak mıydı önemli olan
yoksa göz göze iken kalabalığın arasında kaybolabilmek mi ?
bilemedim..
hee bildim aslında, önemli olan sevebilmekti, hiç kimse gibi..
ve söyleyebilmekti hiçbir harfin dans etmesine izin vermeden.
hame
devamını gör...
sözlükte erkek olmak
sözlükten önce kadındık diye yorumladım
devamını gör...
favori kahvaltılık
kesinlikle peynir olmazsa yapılmaması gerekir.
devamını gör...
felsefeden anlayan kadın vs mantı yapabilen kadın
ikisini de yapamayan kız
(me)
(me)
devamını gör...
semerkant
"zamanın iki yüzü var, iki boyutu. uzunluğunu güneşin seyri belirliyor, derinliğini ise tutkular."
amin maalouf'un muhteşem bir eseridir semerkand. öyle bir kitaptır ki okuyucuya bir zaman yolculuğu sunar adeta. 1072'de ömer hayyam'ın rubaiyat adlı eserini yazmasından başlayan yolculuk, 1912'de titanic'de son buluyor. maalouf bu romanında; ömer hayyam, hasan sabbah ve nizamülmülk gibi üç önemli şahsiyeti buluşturuyor.
bir anda kendinizi iran devrimi'nde bulurken başka bir anda ömer hayyam'ı rubaileri yazarken izliyorsunuz. hasan sabbah'ı, nizamülmülk'ü, haşhaşileri adeta gözlerimizin önüne seriyor amin maalouf.
ilk sayfasından itibaren sıkılmadan okuduğum, bitmesin istediğim mükemmel bir romandı. kitapta tasvirler ve anlatım okuyucuyu adeta semerkand sokaklarında gezintiye çıkarıyor. tarihsel bağlantılar ve hayyam, hasan sabbah, nizamülmülk gibi büyük tarihi şahsiyetler harika bir şekilde kurgulanmış. tüm bunların ışığında kesinlikle okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap diyebilirim.
bu kitaptan sonra karakterler üzerinden ilerlemek isteyenlerin ömer hayyam'ın rubailer eserini, nizamülmülk'ün siyasetnamesi'ni ve vladimir bartol'un fedailerin kalesi alamut adlı eserlerini okumalarını tavsiye etmek isterim.
amin maalouf'un muhteşem bir eseridir semerkand. öyle bir kitaptır ki okuyucuya bir zaman yolculuğu sunar adeta. 1072'de ömer hayyam'ın rubaiyat adlı eserini yazmasından başlayan yolculuk, 1912'de titanic'de son buluyor. maalouf bu romanında; ömer hayyam, hasan sabbah ve nizamülmülk gibi üç önemli şahsiyeti buluşturuyor.
bir anda kendinizi iran devrimi'nde bulurken başka bir anda ömer hayyam'ı rubaileri yazarken izliyorsunuz. hasan sabbah'ı, nizamülmülk'ü, haşhaşileri adeta gözlerimizin önüne seriyor amin maalouf.
ilk sayfasından itibaren sıkılmadan okuduğum, bitmesin istediğim mükemmel bir romandı. kitapta tasvirler ve anlatım okuyucuyu adeta semerkand sokaklarında gezintiye çıkarıyor. tarihsel bağlantılar ve hayyam, hasan sabbah, nizamülmülk gibi büyük tarihi şahsiyetler harika bir şekilde kurgulanmış. tüm bunların ışığında kesinlikle okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap diyebilirim.
bu kitaptan sonra karakterler üzerinden ilerlemek isteyenlerin ömer hayyam'ın rubailer eserini, nizamülmülk'ün siyasetnamesi'ni ve vladimir bartol'un fedailerin kalesi alamut adlı eserlerini okumalarını tavsiye etmek isterim.
devamını gör...
herkes her şeyin farkında
anıl mert özsoy’un öykü kitabıdır.
bir otobüs yolculuğu düşün ama eski zamanlardan bir yolculuk olsun bu, hani otobüslerde sigara içilebilen zamanlara dair bir yolculuk olsun. soğuğu göze alarak indiğin dinlenme tesisinde zifte özenmiş bir bardak çay içip eşlikçi sigarayı içine çekerken soğuktan hıçkırık tutan o yolculuklardan olsun. mola boyunca bir sigara az gelsin ikinci sigaraya zaman yetmesin mesela.
işte öyle bir öykü kitabı bu. otobüs seni ülkenin kanla yıkanmış bölgesine taşısın ağır ağır. şoför camı açıp sigara içsin ara ara, muavin uyumak için fırsat kollasın ve sen su içmek için muavini çağırmaya çekin, mahçup ol susamışlığından. kadınların kolayca öldürülebildiği bir zamanda ölüm kokan bu coğrafyaya vardığında kardaki postal izleri içine bir korku salsın. köy meydanına bırakılmış sahipsiz ölüler gibi bir korku çöreklensin içine. işte öyle bir kitap bu.
herkes her şeyin farkında olsun bu yolculuk boyunca ve sonrasında ama kimse ses etmesin olan bitene. sen de eskimiş kahveyi çay kaşığıyla kazıyıp bir kahve yap kendine. o kahvenin tadı kadar tanıdık bir öykü kitabı bu anlatmaya çalıştığım.
bir otobüs yolculuğu düşün ama eski zamanlardan bir yolculuk olsun bu, hani otobüslerde sigara içilebilen zamanlara dair bir yolculuk olsun. soğuğu göze alarak indiğin dinlenme tesisinde zifte özenmiş bir bardak çay içip eşlikçi sigarayı içine çekerken soğuktan hıçkırık tutan o yolculuklardan olsun. mola boyunca bir sigara az gelsin ikinci sigaraya zaman yetmesin mesela.
işte öyle bir öykü kitabı bu. otobüs seni ülkenin kanla yıkanmış bölgesine taşısın ağır ağır. şoför camı açıp sigara içsin ara ara, muavin uyumak için fırsat kollasın ve sen su içmek için muavini çağırmaya çekin, mahçup ol susamışlığından. kadınların kolayca öldürülebildiği bir zamanda ölüm kokan bu coğrafyaya vardığında kardaki postal izleri içine bir korku salsın. köy meydanına bırakılmış sahipsiz ölüler gibi bir korku çöreklensin içine. işte öyle bir kitap bu.
herkes her şeyin farkında olsun bu yolculuk boyunca ve sonrasında ama kimse ses etmesin olan bitene. sen de eskimiş kahveyi çay kaşığıyla kazıyıp bir kahve yap kendine. o kahvenin tadı kadar tanıdık bir öykü kitabı bu anlatmaya çalıştığım.
devamını gör...
seri oylamanın sözlüğe zarar verdiği gerçeği
düşünüldüğü zaman insanı yersiz bir şekilde motive ediyor öncelikle bunu kabul etmek gerekir. elbette okumadan tanım beğenmek mantıklı bir eylem değildir keza sınır getirmek de çözüm değil, bir sürü nitelikli yazı oluyor eleme yapacak değiliz ya beğenmek için. çok değerli bulduğum yazıları favorileyip, takip ettiğim yazarların tanımlarını sözlükte süre geçirdiğim zaman zarfında okuyarak, beğeni atarak kaydediyorum bir nevi. toparlamak gerekirse, etkileşim için değil bir verip bin almak için yazmak gereklidir. etkileşim sadece hafif bir aroma katar.
devamını gör...
insanların oynadıkları oyunlar
oldum olası oyun kelimesinden çok haz almışımdır.
küçüklüğümde aklınıza gelebilecek her türlü oyunu oynamış olabilirim.
şimdiler de ise küçüklüğümden çok farklı oyunlar oynuyorum.
her oyun kendine ait bir dünya kurar. o dünya sizi yaşamın sıkıntılardan bir süre uzak tutar. oyuna bu şekilde bakarsak eğer oyun oynamanın bir nevi meditasyon olduğunu görürüz. fiziksel olarak oynanan oyunlarda bunu daha güçlü hissederiz.
mesela ben, saykodelik ya da etnik müzik eşliğinde içimden geldiği gibi dans edip oynamayı severim. bu benim için mükemmel bir meditasyondur.
yukarıda söylediğim oyun, benim tek başıma yaptığım bir oyun oynama şeklidir.
insanlar ile ilişkilerim sırasında da oynadığım bir oyun vardır efendim. bu oyunun ismi ne kadar gizemli kalabilirsin?
evren başlı başına bir gizem ise ben neden gizemli olmayayım. bana göre gizemi kalmayan her şey bir şekilde bitmeye mahkumdur. bence ilişkilerde katlanmaya çalışmak da bir bitiştir.
efendim bu oyunu nasıl oynuyorum ondan da birazcık bahsetmek istiyorum.
genelde karşımdaki insanın bir şekilde konuşmasını sağlarım. bunu nasıl yaparım onun ilgi alanlarını öğrenirim önce. ve muhabbeti bir şekilde onun ilgi alanlarına çeviririm. öncelikle o kişiden çok şey öğrenmeliyim. bitmek bilmez bir merak vardır bende. onun fikirlerini, düşünceleri resmen sömürmeliyim.
bu oyun bana iki şey kazandırır.
birincisi az konuşup karşımdaki insanı çok konuşturarak ondan bir şeyler kaparım. ikincisi ise kendim hakkında bilgi vermekten uzaklaşmış olurum. tabiki bir konu hakkındaki düşüncelerimi tüm ayrıntısına kadar anlatırım. lakin kişisel hayatımı öyle kolay kolay anlatmam. bir şekilde gizemli kalmalıdır hayatım. arkadaşlarımdan şu lafı çok duyarım. seninle o kadar zamandır tanışıyoruz, o kadar uzun konuşmalarımız oldu. ama hakkında bilgi sahibi değilim.
bir de şu var efendim. benim özel hayatım çok mühim değil. önemli olan fikirlerim düşüncelerim değil midir?
küçüklüğümde aklınıza gelebilecek her türlü oyunu oynamış olabilirim.
şimdiler de ise küçüklüğümden çok farklı oyunlar oynuyorum.
her oyun kendine ait bir dünya kurar. o dünya sizi yaşamın sıkıntılardan bir süre uzak tutar. oyuna bu şekilde bakarsak eğer oyun oynamanın bir nevi meditasyon olduğunu görürüz. fiziksel olarak oynanan oyunlarda bunu daha güçlü hissederiz.
mesela ben, saykodelik ya da etnik müzik eşliğinde içimden geldiği gibi dans edip oynamayı severim. bu benim için mükemmel bir meditasyondur.
yukarıda söylediğim oyun, benim tek başıma yaptığım bir oyun oynama şeklidir.
insanlar ile ilişkilerim sırasında da oynadığım bir oyun vardır efendim. bu oyunun ismi ne kadar gizemli kalabilirsin?
evren başlı başına bir gizem ise ben neden gizemli olmayayım. bana göre gizemi kalmayan her şey bir şekilde bitmeye mahkumdur. bence ilişkilerde katlanmaya çalışmak da bir bitiştir.
efendim bu oyunu nasıl oynuyorum ondan da birazcık bahsetmek istiyorum.
genelde karşımdaki insanın bir şekilde konuşmasını sağlarım. bunu nasıl yaparım onun ilgi alanlarını öğrenirim önce. ve muhabbeti bir şekilde onun ilgi alanlarına çeviririm. öncelikle o kişiden çok şey öğrenmeliyim. bitmek bilmez bir merak vardır bende. onun fikirlerini, düşünceleri resmen sömürmeliyim.
bu oyun bana iki şey kazandırır.
birincisi az konuşup karşımdaki insanı çok konuşturarak ondan bir şeyler kaparım. ikincisi ise kendim hakkında bilgi vermekten uzaklaşmış olurum. tabiki bir konu hakkındaki düşüncelerimi tüm ayrıntısına kadar anlatırım. lakin kişisel hayatımı öyle kolay kolay anlatmam. bir şekilde gizemli kalmalıdır hayatım. arkadaşlarımdan şu lafı çok duyarım. seninle o kadar zamandır tanışıyoruz, o kadar uzun konuşmalarımız oldu. ama hakkında bilgi sahibi değilim.
bir de şu var efendim. benim özel hayatım çok mühim değil. önemli olan fikirlerim düşüncelerim değil midir?
devamını gör...
29 nisan 17 mayıs arası tam kapanma
elinde market poşetiyle şehir değiştirmeye çalışanları göreceğimiz süreçtir. herşey bir yana vah ensafın, dar gelirlinin, gelirsizin haline...
devamını gör...