hadi es biraz daha
çok tatlısın

es hafif hafif
dağılsın yorgunluğum

nasıl da nazlısın
biliyorsun ki bekliyorum

hasretin nasıl yakıyor

ama biliyorum
her gece benimlesin

hasta etme bu hastanı...*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

pezevenk kelimesi eski farsça'da pejvend'den gelir. klasik farsça sözlüğünde pejvend " kapı sürgüsü ve çırpıcı tokmağı" na deniyor. yani, zevcesi olacak kadın yabancıyla içeri kapanıp zevk ile safa ile meşgul olurken kapı tokmağı gibi arkasında dikilen adam oluyor. arapça karşılığı deyyus, eski türkçe karşılığı da kurumsak oluyor.
devamını gör...

insana verilmiş en büyük nimet ve de lanettir..
devamını gör...

büyük yazar cengiz aytmatov'un ustalık döneminde kaleme aldığı eseri.

bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi... bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği sarı özek uzar giderdi. coğrafyada uzaklıklar nasıl greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...
devamını gör...

lahmacun, içli köfte, dolma.
devamını gör...

türk yazar ve çevirmendir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kamuran şipal çok sayıda ödül almış çok büyük bir romancı ve öykü yazarıdır. muhteşem romanları ve beni çok etkileyen öyküleri olan yazar, nedense yazarlık kimliğiyle çok göz önünde olmamıştır hayatı boyunca. daha çok bir çevirmen olarak tanınır ve almancadan çevirdiği muhteşem eserlerle türkiye’deki edebiyat severlere çok büyük hizmetlerde bulunmuştur.

ben kamuran şipal ile üniversite yıllarında tanıştım. aslında kamuran şipal ile tanışmama franz kafka neden oldu ya da franz kafka ile tanışmama kamuran şipal neden oldu. her iki durum da eşit oranda geçerlidir bence.

cem yayınlarından çıkan franz kafka kitaplarının çevirmeni kamuran şipal’dir. yanlış hatırlamıyorsam can yayınlarından çıkan kafka kitaplarını da ahmet cemal ustamız çevirmişti.

benim için kamuran şipal, franz kafka ile aynı kişidir. dünyanın en büyük yazarı saydığım kafka’nın cümleleri bana büyük çevirmen aracılığıyla ulaştığı için ikisini birbirinden ayrımam çok zor. kafka’yı birçok çevirmenden okudum ama hiçbir kamuran şipal çevirileri kadar keyif vermedi.

dünyanın en ünlü kitaplarından biri olan dönüşüm’ün dünyanın en ünlü kitap açılış cümlelerinden biri kamuran şipal tarafından şöyle çevirilmiştir ve 20 yıldır ezberimdedir:

gregor samsa bir sabah korkulu düşlerden uyandığında kendi yatağında devcileyin bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.
devamını gör...

kimisi için çok zevkli olan, hem paylaşan için derli toplu bir katalog oluşmasını, hem de insanların internette aradığı bilgiye daha kolay ulaşmasını sağlayan, isteğe bağlı eylem.

yapılmasını veya yapılmamasını eleştirmek pek bir yersizdir. kimi öznel tanımlarla ve duygu dünyasına dair paylaşımlarda bulunarak sözlüğü güzelleştirmeye çalışır, kimi de bilgi tanımlarıyla. hatta bilgi paylaşımlarında, bilginin doğruluğunu teyit etme açısından puanlayan yazarlara da iş düştüğünden, yanlış bilginin yayılmasındansa "bırakalım dağınık kalsın" denilmesi bazen en güzelidir. kısacası herkesin hayatına kimsenin karışamamasıdır.**
devamını gör...

hahahahahahahahahahahaha diye güldüren sorunsal!
devamını gör...

sarhoş, ayyaş, gaddar, aksi aynı zamanda hovarda bir baba ile biri melek gibi bir din adamı, biri yine kendisi gibi hovarda, ayyaş, kumarbaz aynı zamanda babasının metresi ile takılan bir subay olan ,diğeri ise okumuş/yazar çizer takımından üç oğulun ilişkilerinin konu edildiği bir dostoyevski romanıdır.

baba bir cinayete kurban gidince okuyucu aslında her üç oğulun da babalarını öldürmek için kendilerince nedenleri olduğunu ve katilin üç oğuldan biri olduğunu düşünürken,(biraz daha uçuk olanlar paylaşılamayan metresten şüphe edebilir),asıl katilin, babanın ve kardeşlerin aileden biri olarak gördükleri, küçüklüğünden beri babayı terk etmeyen tek kişi aynı zamanda evin tüm hizmetini gören besleme olduğu ortaya çıkar.

aslında dostoyevski bu romanında cinayete kurban giden babadan çok, çaktırmadan ''cinayete kurban giden rus çarlığını''ve ''baba rusya''nın kim vurduya gitmesinin nedenlerini anlatmaya çalışmıştır.

karamazof kardeşler, yul bryner, william shatner ve maria schell'in başrollerini paylaştığı 1958 yılı yapımı bir filmle sinemaya da uyarlanmıştır. hem yul abimiz, hem maria ablamız hem de diğer oyuncular bu filmde döktürmüş olmalarına rağmen, romandaki birçok önemli ayrıntıya filmde (belli ki süre darlığından) yer verilememiştir.

yine de güzel bir film olmuştur.
devamını gör...

belçika'lılar, sömürgeleri kongo'da, "yeterince" çalışmayan çocukların ellerini kesmişlerdir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu resimde, beş yaşındaki kız çocuğunun kesilen ellerine bakan baba.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aynı kişiye ikinci kez küsme nedenidir. gerçi muhtemelen onu da fark etmeyecektir. adam sizi zerre umursamıyor. bence kafasına taşla vurun, belki anlar öküz.
devamını gör...

(bkz: türkiyede yaşamak)
devamını gör...

main nehri kıyısında kurulmuş olan bir şehirdir.

hessen eyaletinin en kalabalık şehridir.
devamını gör...

hacı abimdir.*
iyi ki var, dediğim güzel insanlardandır.
radyo ekibine girmeden kısa bir süre önce başladı sohbetimiz kendisiyle. hayata bakış açısı dikkatimi epeyce çekmişti. ama ondan daha önemlisi konu sınırı olmaksızın, her an, her şeyle dalga geçebiliyor oluşu beni hayrete düşürdü. mutlaka bi yerden bi şey yakalayıp nokta atışı ile abluka altına alabiliyor karşısındaki kişiyi. bu sebeple beni sinir etmeyi başaran 2-3 insandan biridir kendileri. neyse, onu da öyle kabul ediyoruz; deyip geçiyorum ben de.

bir de eklemeden geçemeyeceğim, hem radyonun arka planında her türlü işte hem de kendi yayınımda her an desteğini gördüm ve görünen o ki daha da çok görecek gibiyim. her ne kadar özelden kedi köpek gibi didişip dursak da, bak milletin içinde, çok çok teşekkür ederim hacı ağabeyiim sana. ellerine sağlık verdiğin her bir uğraş için. nokta. yeter, gidiyom ben.
devamını gör...

kötülük problemi ya da şer problemi, din felsefesinde kötülük ile mutlak iyi olan bir tanrı'nın varlığının nasıl bağdaştığı şeklindeki bir sorudur. tanım


tanrı kötülüğü engellemiyorsa mutlak iyi değildir. engellemeye çalışıyor ancak engelleyemiyorsa mutlak güç değildir. madem her iki sıfata da sahip, neden hiçbir şey yapmıyor?

konuşmayı en sevdiğim konulardan biridir. etrafımdan duyduğum kadarıyla "insanların iradelerine karışmak istemiyor" düşüncesi de fazlasıyla mevcut. o zaman şöyle bir anımı anlatayım.
°°din hocamla bu konuyu tartışırken şunu söylemişti "ben senin meyve soyman için bıçak üretiyorum ama sen o bıçakla insan öldürüyorsun. bu neden benim suçum olsun ki? benim tek amacım meyveni soyabilmendi." ilk baktığınızda çok mantıklı bir argüman gibi geliyor kulağa. ancak beni sürekli rahatsız eden bir soru var işte aklımda: tanrı geçmişi, geleceği ve şu anı biliyorsa neden o bıçağı satın almama izin verdi?
devamını gör...

paris montmartre

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yolun açık olsun genç.
seni sevmeyen ölsün.
devamını gör...

oidipus kompleksinin modern zamanlar uyarlaması olarak gördüğüm filmdir.
konusu: başka hiçbir ev ile yakınlığı olmayan arsa üzerinde iki katlı taş bir eve taşınmış çift çocuk sahibi olamıyor. adam ressam, kadın sanıyorum çevirmen. evlerindeki odalardan biri bir tür lamba cini-üç boyutlu yazıcı işlevi görüyor. bu durumla eğleniyorlar fakat evin elektrik tesisatı şüpheli geliyor ve yerel bir tamirci çağırıyorlar, tamirci onlara bu evin eski sahiplerinin evde öldürüldüğünü söylüyorlar. zanlının adı john doe olarak söyleniyor. eğer bu ismin (erkek ise john doe/ kadınsa jane doe) kimliksiz ya da kimliği tanımlanamayan birine verilmiş bir etiket olduğunu bilmiyorsanız film boyunca ne oluyor diyebilirsiniz.
john doe’nun söylediği tek cümle filmi anlatmaya yeter: “hayatta hiçbir şey elde edemeyen insandan daha tehlikeli tek şey her istediğini elde eden insandır.” iktisatta bunu azalan verimler kanunu olarak tanımlarız. çok aç iken yediğiniz ilk pizza diliminin tatmini ile altıncısının tatmini aynı değildir. bir şeye hiç çabalamadan veya birden fazla sahip olmak haz duygusunu azaltır.
son olarak nietzche’nin tanrının ölümü ile özgürleşen insan atfı her ne kadar yoğunlukla işlenmese de filme derinlik katmıştır.
devamını gör...

ağzına seri şekilde çatara patara tokat atılması gereken öğrencidir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim