banka
güney afrika cumhuriyeti'nde bankaya pat diye giremezsiniz. bim'deki gibi iki kapısı vardır ve manyetik, mıknatıslı kapıdır. tek kişi olarak girmelisiniz çünkü iki yada daha fazla kişi varsa ikinci kapı açılmıyor. ilk kapıyı açarsınız ve kapının kapanmasını beklersiniz, çünkü ilk kapı kapanmadan ikinci kapı açılmaz. bir ara hırsızlar toplu halde bankaya girip, soyup kaçtıkları için bu kapılar yapılmış. çıkıştada aynı şekilde beklemelisiniz.
bankaya para yatırdığınız için paranız kesilir, her çekişte paranız kesilir... hırsızlık, gasp çok olduğundan sizin paranızı koruyoruz o yüzden yatırsanızda, çeksenizde paranızı keseriz, işinize gelirse derler.
bankaya para yatırdığınız için paranız kesilir, her çekişte paranız kesilir... hırsızlık, gasp çok olduğundan sizin paranızı koruyoruz o yüzden yatırsanızda, çeksenizde paranızı keseriz, işinize gelirse derler.
devamını gör...
kötü espriler
köfte ile möfte arasındaki fark nedir?....................................biri kıymadan yapılır, diğeri mıymadan yapılır.
dandun beş yaşında arkadaşları ona çok komiksin diyor.
dandun beş yaşında arkadaşları ona çok komiksin diyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bugün rabia aradı dershaneden olan, aramız bozuktu hallettik. sonra seni sordu adını hatırlayamadım ama barıştınız siz değil mi dedi ben de hayır dedim. nasıl ya dedi ben barışırsınız sanıyordum dedi. ben de öyle sanıyordum. allasen biz nasıl kabullendik ayrı olmayı?
devamını gör...
hindistan’da prezervatif yerine yapıştırıcı kullanan adam
siz olayı anlamadınız.
adam prezervatif yerine değil spermleri birbirine yapışsın da daha büyük kuvvetli tek bir sperm dünyaya gelsin diye yapmıştır.
bu işe yarayan bir yöntem olduğu için ama allah katında ban sebebi olduğu için ban yemiştir.
adam prezervatif yerine değil spermleri birbirine yapışsın da daha büyük kuvvetli tek bir sperm dünyaya gelsin diye yapmıştır.
bu işe yarayan bir yöntem olduğu için ama allah katında ban sebebi olduğu için ban yemiştir.
devamını gör...
köylüleri niçin öldürmeliyiz
çünkü onlar dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar.
devamını gör...
selamsız bandosu
nesli çölgeçen'in 1987 yapımı filmidir. filmin lokomotifi şener şen olsa da, uğur yücel, ali uyandıran ve üstün asutay da filmi tabiri caizse oyunculukları ile bir üst noktaya taşırlar. hikayeler mühimdir hele ki mizahi/taşlama bir film yapıyorsanız hikayenin işlenişi ve konu örgüsü daha da önem kazanır. işte selamsız bandosu'nun hikayesi de böyle. sizi acı acı güldüren cinsten. kahkaha attığınız yerler olduğu kadar, içlendiğiniz ve hüzünlendiğiniz çokça yer mevcut.
selamsız, allah'ın bile adını hatırlamadığı bir bedeldir ve cumhurbaşkanın trenle yapacağı yurt gezisinde selamsızdan geçeceği öğrenilince, belediye başkanı bu fırsatı ıskalamaz istemez. ancak köyde ne tren istasyonu ne de cumhurbaşkanını karşılayabilecek bir bando vardır...
tabi buradan sonrası biraz ipucu içerecek o yüzden filmi izlememiş olanlar aşağıdaki iki paragrafı okumasın derim * neden mi spoiler penceresini kullanmıyorum? sevmiyorum. açılıyor, kapanıyor falan bildiğiniz gıcık oluyorum. netice olarak üzerime düşeni yaptım mı? yaptım. * ha bu arada okusanız dahi filmden alacağınız tat değişmez diye düşünüyorum, öyle de keyifli bir filmdir.
efendim, selamsızın belediye başkanı latif * adı gibi latif bir zat. bir siyasetçi de olmaması gereken meziyetlere sahip. adam her şeyden evvel selamsıza adamış kendisini. sürekli selamsız için kafa yoruyor. kişisel ikbal falan yok gözünde. cumhurbaşkanı mevzusu ortaya çıkınca da, bir fırsat görüyor kendince ve değerlendirmek istiyor. biraz da hayalperest bir karakter, nahif bir adam anlayacağınız. psikoloğa gitse seni üzmüşler denilecek tarzda bir nahifliği var. atom karınca gibi beldesinin açıklarını kapamaya çalışıyor. işe de ilk olarak bando kurmakla başlıyor. malum cumhurbaşkanı karşılanacak. öyle lay lay lom olmaz bu işler. bu işin belirli bir protokolü var. e hal böyleyken bandoyu yönetecek bir şef de lazım. veriyor gazeteye ilanı. ilanı okuyup gelen 1 kişi var. yani adamın elinde başka seçenek de yok. adam ordudan atılmış eski bir bando şefi. ufakta bir kusuru var; bildiğiniz alkolik. kanımca filmdeki en enteresan karakterlerden birisidir murat şef *. onun gelgitlerini, yıkılışını, tekrar ayağa kalkışını izlemek keyiflidir. neden sonra çalışmalar başlar. bando bir anda cazibe merkezi haline gelir. selamsız ahalisi beldenin kurtuluşunu bando da görmektedir ve işte zurnanın zırt dediği yerde burasıdır. zira futbol takımının başkanı ve latif'in belalısı tahir * bu duruma çok bozulur. o andan itibaren de futbol takımı, bando gerginliği başlar. başkan latif, murat şefin tekrar içkiye başlamaması için 40 bin takla atarken bu olayların yaşanması hiç de iyi olmamıştır. yaşanan gerginlikler şefin şişenin dibini görmesine neden olur. böylece selamsızın umudunu bağladığı bando, şefinden yoksun şekilde çalışmalarına devam eder. hatırladığım kadarı ile murat şef bir akşam üzeri yine yıkılmış ve bezgin bir haldeyken başkanla birlikte selamsız sokaklarında yürümektedir. artık başkan da bunalmıştır. selamsızdan ayrılacağını falan söyler. sarılacağı son ümit kırıntısı alkol şişesinin dibini boylamıştır ona göre. murat şef o esnada evlerden gelen enstrüman seslerini duyunca ve ahalinin bando için hala çabaladığını anlayınca fikrini değiştirir. hoş sahnedir bu anlattığım sahne içinde güzel ayrıntılar barındırır. şef insanları yüzüstü bırakmak istemez ve yeniden bandonun başına geçer. bu arada bando, futbol takımının maçına gidip marşlarla takıma destek verince bu küçük belde en nihayetinde kenetlenir ve büyük güne hazır hale gelir. sayılı gün de gelip geçmiştir zaten.
tren yavaşça yaklaşır. herkes tam kadro oradadır. trenden selamlama minvalinde süleyman demirel'in şapkasına benzer bir şapka sallanır .bu esnada musa * tren duracak ümidiyle sürekli halıyı taşımakla meşguldür. ama tren geçer gider. işte o anda musa'nın trenin peşinden koşması, tüm umutlarını yitiren ahalinin bandonun çaldığı mastikaya, çekingen bir şekilde eşlik etmeye başlaması iç burkar. o sahne insanın kabine bıçak gibi saplanır. onca emek, onca hazırlık bir el sallama ve şapkayı görmek için olmuştur.
selamsız bandosu türk sinema tarihinde eleştirel mizah anlamında önemli bir yere sahiptir. günümüzde insanların sadece argo konuştuğu, adam gibi bir konusu ve olay örgüsü olmayan filmlerin komedi filmi olarak nitelenip, baş tacı edildiği şu dönemde selamsız bandosu, zübük, züğürt ağa ve benzeri filmler hak ettiği değeri görmediği gibi yenileri de çekilmiyor artık. bu da toplumun gerek algısının, gerekse ilgisinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. aynı zamanda izleyicinin beğenisinin de günümüzde bu tabloya bakarak basitleştiğini/basitleştirildiğini söyleyebiliriz. toplumsal dönüşüm işte böyle bir şey. sizi bir kere kalitesize alıştırdılar mı? kaliteyi hatırlamak zor olduğu gibi talep etmek de imkansız hale geliyor. kaliteli mizahın mazide değil ati de olduğu günleri görmek temennisi ile...
izlemeyenler içinde amme hizmeti yapayım. buyurun efendim açın izleyin.
selamsız, allah'ın bile adını hatırlamadığı bir bedeldir ve cumhurbaşkanın trenle yapacağı yurt gezisinde selamsızdan geçeceği öğrenilince, belediye başkanı bu fırsatı ıskalamaz istemez. ancak köyde ne tren istasyonu ne de cumhurbaşkanını karşılayabilecek bir bando vardır...
tabi buradan sonrası biraz ipucu içerecek o yüzden filmi izlememiş olanlar aşağıdaki iki paragrafı okumasın derim * neden mi spoiler penceresini kullanmıyorum? sevmiyorum. açılıyor, kapanıyor falan bildiğiniz gıcık oluyorum. netice olarak üzerime düşeni yaptım mı? yaptım. * ha bu arada okusanız dahi filmden alacağınız tat değişmez diye düşünüyorum, öyle de keyifli bir filmdir.
efendim, selamsızın belediye başkanı latif * adı gibi latif bir zat. bir siyasetçi de olmaması gereken meziyetlere sahip. adam her şeyden evvel selamsıza adamış kendisini. sürekli selamsız için kafa yoruyor. kişisel ikbal falan yok gözünde. cumhurbaşkanı mevzusu ortaya çıkınca da, bir fırsat görüyor kendince ve değerlendirmek istiyor. biraz da hayalperest bir karakter, nahif bir adam anlayacağınız. psikoloğa gitse seni üzmüşler denilecek tarzda bir nahifliği var. atom karınca gibi beldesinin açıklarını kapamaya çalışıyor. işe de ilk olarak bando kurmakla başlıyor. malum cumhurbaşkanı karşılanacak. öyle lay lay lom olmaz bu işler. bu işin belirli bir protokolü var. e hal böyleyken bandoyu yönetecek bir şef de lazım. veriyor gazeteye ilanı. ilanı okuyup gelen 1 kişi var. yani adamın elinde başka seçenek de yok. adam ordudan atılmış eski bir bando şefi. ufakta bir kusuru var; bildiğiniz alkolik. kanımca filmdeki en enteresan karakterlerden birisidir murat şef *. onun gelgitlerini, yıkılışını, tekrar ayağa kalkışını izlemek keyiflidir. neden sonra çalışmalar başlar. bando bir anda cazibe merkezi haline gelir. selamsız ahalisi beldenin kurtuluşunu bando da görmektedir ve işte zurnanın zırt dediği yerde burasıdır. zira futbol takımının başkanı ve latif'in belalısı tahir * bu duruma çok bozulur. o andan itibaren de futbol takımı, bando gerginliği başlar. başkan latif, murat şefin tekrar içkiye başlamaması için 40 bin takla atarken bu olayların yaşanması hiç de iyi olmamıştır. yaşanan gerginlikler şefin şişenin dibini görmesine neden olur. böylece selamsızın umudunu bağladığı bando, şefinden yoksun şekilde çalışmalarına devam eder. hatırladığım kadarı ile murat şef bir akşam üzeri yine yıkılmış ve bezgin bir haldeyken başkanla birlikte selamsız sokaklarında yürümektedir. artık başkan da bunalmıştır. selamsızdan ayrılacağını falan söyler. sarılacağı son ümit kırıntısı alkol şişesinin dibini boylamıştır ona göre. murat şef o esnada evlerden gelen enstrüman seslerini duyunca ve ahalinin bando için hala çabaladığını anlayınca fikrini değiştirir. hoş sahnedir bu anlattığım sahne içinde güzel ayrıntılar barındırır. şef insanları yüzüstü bırakmak istemez ve yeniden bandonun başına geçer. bu arada bando, futbol takımının maçına gidip marşlarla takıma destek verince bu küçük belde en nihayetinde kenetlenir ve büyük güne hazır hale gelir. sayılı gün de gelip geçmiştir zaten.
tren yavaşça yaklaşır. herkes tam kadro oradadır. trenden selamlama minvalinde süleyman demirel'in şapkasına benzer bir şapka sallanır .bu esnada musa * tren duracak ümidiyle sürekli halıyı taşımakla meşguldür. ama tren geçer gider. işte o anda musa'nın trenin peşinden koşması, tüm umutlarını yitiren ahalinin bandonun çaldığı mastikaya, çekingen bir şekilde eşlik etmeye başlaması iç burkar. o sahne insanın kabine bıçak gibi saplanır. onca emek, onca hazırlık bir el sallama ve şapkayı görmek için olmuştur.
selamsız bandosu türk sinema tarihinde eleştirel mizah anlamında önemli bir yere sahiptir. günümüzde insanların sadece argo konuştuğu, adam gibi bir konusu ve olay örgüsü olmayan filmlerin komedi filmi olarak nitelenip, baş tacı edildiği şu dönemde selamsız bandosu, zübük, züğürt ağa ve benzeri filmler hak ettiği değeri görmediği gibi yenileri de çekilmiyor artık. bu da toplumun gerek algısının, gerekse ilgisinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. aynı zamanda izleyicinin beğenisinin de günümüzde bu tabloya bakarak basitleştiğini/basitleştirildiğini söyleyebiliriz. toplumsal dönüşüm işte böyle bir şey. sizi bir kere kalitesize alıştırdılar mı? kaliteyi hatırlamak zor olduğu gibi talep etmek de imkansız hale geliyor. kaliteli mizahın mazide değil ati de olduğu günleri görmek temennisi ile...
izlemeyenler içinde amme hizmeti yapayım. buyurun efendim açın izleyin.
devamını gör...
sözlük yazarlarının çocuklarına vermek istedikleri isimler
umut
adının hakkını vererek yaşamasını da öğreteceğim.
adının hakkını vererek yaşamasını da öğreteceğim.
devamını gör...
şu an dinlenen şarkıdan bir cümle
sarılmış sanki dört bir yanım
durmaz peşimdeki canavarlarım...
durmaz peşimdeki canavarlarım...
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
raskolnikov yeniden yürümeye başladı. "acaba nerede okumuştum?" diye düşünüyordu bir yandan da, "idam mahkumunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse; çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamayı, o anda ölmeye yeğleyeceğini söylemiş. tek ki yaşasın! yalnızca yaşasın! aman tanrım, bu nasıl gerçek böyle! bu nasıl gerçek! insan ne alçak yaratıkmış!" -suç ve ceza
devamını gör...
son feci mars
yavaştan yaşlanıp demans başlangıcı mı yaşıyorum diye sorgulamama vesile olan yazar. ben kendisiyle yazıştık takipleştik hatta ara ara birbirimize hal hatır soruyoruz sanar iken nickaltıma yazdığı tanım sayesinde hiç etkileşimde olmadığımızı fark edip omg diyip mahçup olduğum kişidir ayrıca. geç olsun güç olmasın diyerek af diliyorum ve buranın kült yazarlarından olacağına emin olduğum bilgisini buraya iliştirmek istiyorum.(bkz: swh)
devamını gör...
yazarların çocukken en çok korktuğu şeyler
sarilinca hamile kaliniyor zannediyordum. yorganima her sarildigimda sabaha hamile kalarak uyanirim diye korkuyordum.
devamını gör...
film önerileri
film önerisi isteyenler yazabilir. her türlü film önerisi yapabilirim. kıyıda köşede kalmış filmler dahil. yüzeysel bir kaç öneri yapayım.
kumar konulu:21
polisiye erotik gerilim: dream lover ve (bkz: basic instinct)
komedi: superbad , zack and miri make a p**** , knocked up , long shot , accepted.
korku: the conjuring serisi , amityville house , julia'nın gözleri , shutter (2004 tayland) (aşırı korkunç gece izlemeyin)
gizem: the bedroom window , forgotten , (bkz: el cuerpo)
salt gerilim : buried
kumar konulu:21
polisiye erotik gerilim: dream lover ve (bkz: basic instinct)
komedi: superbad , zack and miri make a p**** , knocked up , long shot , accepted.
korku: the conjuring serisi , amityville house , julia'nın gözleri , shutter (2004 tayland) (aşırı korkunç gece izlemeyin)
gizem: the bedroom window , forgotten , (bkz: el cuerpo)
salt gerilim : buried
devamını gör...
türk kadınının eleştiri kabul etmemesi
makul, tutarlı, aklıselim eleştiriler itinayla dinlenir. fakaaattt ego mastürbasyonu yapmaya kalkanlara geçit verilmez tabi ki. işbu olay bundan ibarettir.
devamını gör...
hasankeyf
barajın arkasında saklı cennet diye 50 metrekarelik küçük bir yer var. hasankeyften yarım saat arabayla gittikten sonra yaklaşık kırk dakika yürümeniz gerek. ama gittiğinize değecek bir yer. efsane güzeldir. ha baraj konusuna gelince olan oldu ve hasankeyfliler halinden memnun. söyleyecek pek bir şey kalmadı o konuda.
devamını gör...
mansur yavaş'ın 3 mayıs türkçülük gününü kutlaması
chp'nin içindeki ayrılıkçıların ve hdp'lilerin zoruna giden paylaşım.
türk'e düşman olan, türkiye cumhuriyeti'ne de düşmandır!
türk'e düşman olan, türkiye cumhuriyeti'ne de düşmandır!
devamını gör...
şiir okurken adolf hitler'e dönüşen liseli
almanca dersini seven bir liseli kardeşimizdir.
gaza gelip, ortamı değiştirmek sanırım amacı.
gaza gelip, ortamı değiştirmek sanırım amacı.
devamını gör...
los lunes al sol
türkçe'ye güneşli pazartesiler olarak tercüme edilen, javier bardem'in de oyunculardan biri olduğu film. güneşli pazartesiler, ispanya'nın kuzeyindeki bir liman kentinde geçiyor. bir dram filmi olmasının yanı sıra şişirilmiş duygusal ögelere yer vererek izleyiciyi yönlendirmiyor, istismar etmiyor. yalın, gündelik hayatta rastlanması olası karakterlere, insanlara kapı aralıyor. filmde keşfedilmeyi, anlaşılmayı bekleyen bazı ayrıntılar, benim için küçük ödüller gibiydi; onlarla karşılaşmaktan büyük keyif aldım. film izlendiğinde pazartesilerin güneşli olma nedeni de daha iyi anlaşılıyor.
devamını gör...
insanı tribe sokan olaylar
bir pazar günü öğleden sonra beşte kahvaltı yapmak için domates, salata ve ekmek aldığım marketten çıkarken kasiyerin “iyi akşamlar” demesi olarak örnekleyebileceğim olaylardır.* eve gidince hayatımı sorgulamıştım.
devamını gör...

