et mourir de plaisir
roger vadim tarafından yönetilen 1960 fransa yapımı erotik korku filmidir. filmin hikayesi, irlandalı yazar sheridan le fanu'nun carmilla (1872) adlı romanına dayanıyor.
konusundan spoiler vermeden biraz bahsedelim, modern bir avrupa malikanesinde geçen filmde carmilla adlı güzel bir kadın, arkadaşı georgia'nın kuzeni leopoldo ile nişanlanmasıyla duygusal olarak parçalanıyor. düğün günü geliyor çatıyor ve o sırada güzel bir maskeli balo düzenleniyor, tüm bu karmaşadan kaçmak isteyen carmilla, evin dışına çıkıp gezinirken atalarının mezarlığında dolaşmaya başlıyor, bu harabede dolaşırken bir anda korkuyor, ürküyor ve eve doğru koşuyor. film de tam bundan sonra başlıyor, eve bir vampir musallat oluyor.
filmin iyi kısımlarına bakacak olur isek, yönetmen, oldukça ürkütücü sahnelerlebirlikte le fanu'nun carmilla'sını kusursuz biçimde filme dökmeyi başarmış, yetmemiş oyuncular da üzerlerine düşeni öylesine güzel yapmışlar ki, bir anlığına filmin içerisinde hissedebiliyorsunuz kendinizi.
filmin kötü olan kısımlarından da bahsedecek olur isek, tam korku havasına girmişken bir anda sözlük trollerinin her an her yerde beliren kalitesiz cinsel girdilerini andıran kalitesiz cinsellik çıkıyor ortaya. arkanızda sizi kovalayan bir vampir var iken "son bi kere daha yiyişelim, o bize yetişemez gel bakim buraya..." gibi sahneler oldukça fazla, bu da insanın tüm film izleme ciddiyetini baltalıyor.
konusundan spoiler vermeden biraz bahsedelim, modern bir avrupa malikanesinde geçen filmde carmilla adlı güzel bir kadın, arkadaşı georgia'nın kuzeni leopoldo ile nişanlanmasıyla duygusal olarak parçalanıyor. düğün günü geliyor çatıyor ve o sırada güzel bir maskeli balo düzenleniyor, tüm bu karmaşadan kaçmak isteyen carmilla, evin dışına çıkıp gezinirken atalarının mezarlığında dolaşmaya başlıyor, bu harabede dolaşırken bir anda korkuyor, ürküyor ve eve doğru koşuyor. film de tam bundan sonra başlıyor, eve bir vampir musallat oluyor.
filmin iyi kısımlarına bakacak olur isek, yönetmen, oldukça ürkütücü sahnelerlebirlikte le fanu'nun carmilla'sını kusursuz biçimde filme dökmeyi başarmış, yetmemiş oyuncular da üzerlerine düşeni öylesine güzel yapmışlar ki, bir anlığına filmin içerisinde hissedebiliyorsunuz kendinizi.
filmin kötü olan kısımlarından da bahsedecek olur isek, tam korku havasına girmişken bir anda sözlük trollerinin her an her yerde beliren kalitesiz cinsel girdilerini andıran kalitesiz cinsellik çıkıyor ortaya. arkanızda sizi kovalayan bir vampir var iken "son bi kere daha yiyişelim, o bize yetişemez gel bakim buraya..." gibi sahneler oldukça fazla, bu da insanın tüm film izleme ciddiyetini baltalıyor.
devamını gör...
asla anneme uçan tekme atmayacağım gerçeği
karnında iken annesine tekme attığını bilmeyen yazar beyanı.
devamını gör...
stanislav petrov
olası bir üçüncü dünya savaşının yaşanmasını önleyen rus albay. ismi pek duyulmasa ve kendi ülkesi tarafından bile gerekli takdiri görmek şöyle dursun rütbesi elinden alınsa bile tarihin seyrini değiştiren önemli bir figürdür petrov. o yıllarda abd ve sscb arasındaki ilişkiler ince bir ip üzerinde ilerliyordu ve iki taraf her an saldırıya uğrayacağı paranoyası içinde onlarca önlem almıştı.
füze erken uyarı sistemini gözlemlemek ve olası bir saldırı durumunda karşı saldırı yapabilmek için durumu bildirmekle görevlendirilmiş olan stanislav petrov, 1983 yılında izinli olduğu hâlde görevinin başındayken erken uyarı sisteminin verdiği bir uyarı ile kendini bir ikilemin içinde buldu; verdiği bilginin doğruluğu tartışmalı olan bir sisteme güvenerek durumu bildirmek veya kendi içgüdülerine güvenerek herhangi bir bilgilendirmede bulunmamak. bir süre sonra sistem ikinci bir uyarıda bulundu, sscb üzerine doğru gelmekte olan dört füzeden söz ediliyordu. petrov tamamen büyük bir kumar oynadı ve radarlardan gelen sinyalleri beklemeye başladı; bu, füzelerin sscb'nin karşı atak yapmaya vakti olmayacağı kadar yaklaşmasını beklemek demekti. sonuçta petrov haklı çıktı ve sistemin yanıldığı aslında bir saldırı olmadığı kesinleşti. eğer petrov daha ilk uyarıda bu durumu bildirmiş olsaydı muhtemelen dünya büyük bir nükleer felaketin altında ezilmiş olacaktı. sovyetler birliği, yanlış bir bilgi doğrultusunda amerika'ya saldıracak ve nükleer bir savaşın fitilini ateşleyecekti. ne yazık ki petrov'un kendi içgüdüleri haricinde sebep olarak sunabileceği bir bahanesi olmamasından ötürü defalarca sorgulandı ve en sonunda rütbesi düşürüldü. zaten sonrasında da zorunlu olarak emekli edildi. dünya böyle bir yer, milyonlarca insanı kurtarıyorsun ve sonucunda alabileceğin tek şey emeklilik ikramiyesi.
not: wiki'den yalnızca albayın rütbesi teyit edilmiştir.
füze erken uyarı sistemini gözlemlemek ve olası bir saldırı durumunda karşı saldırı yapabilmek için durumu bildirmekle görevlendirilmiş olan stanislav petrov, 1983 yılında izinli olduğu hâlde görevinin başındayken erken uyarı sisteminin verdiği bir uyarı ile kendini bir ikilemin içinde buldu; verdiği bilginin doğruluğu tartışmalı olan bir sisteme güvenerek durumu bildirmek veya kendi içgüdülerine güvenerek herhangi bir bilgilendirmede bulunmamak. bir süre sonra sistem ikinci bir uyarıda bulundu, sscb üzerine doğru gelmekte olan dört füzeden söz ediliyordu. petrov tamamen büyük bir kumar oynadı ve radarlardan gelen sinyalleri beklemeye başladı; bu, füzelerin sscb'nin karşı atak yapmaya vakti olmayacağı kadar yaklaşmasını beklemek demekti. sonuçta petrov haklı çıktı ve sistemin yanıldığı aslında bir saldırı olmadığı kesinleşti. eğer petrov daha ilk uyarıda bu durumu bildirmiş olsaydı muhtemelen dünya büyük bir nükleer felaketin altında ezilmiş olacaktı. sovyetler birliği, yanlış bir bilgi doğrultusunda amerika'ya saldıracak ve nükleer bir savaşın fitilini ateşleyecekti. ne yazık ki petrov'un kendi içgüdüleri haricinde sebep olarak sunabileceği bir bahanesi olmamasından ötürü defalarca sorgulandı ve en sonunda rütbesi düşürüldü. zaten sonrasında da zorunlu olarak emekli edildi. dünya böyle bir yer, milyonlarca insanı kurtarıyorsun ve sonucunda alabileceğin tek şey emeklilik ikramiyesi.
not: wiki'den yalnızca albayın rütbesi teyit edilmiştir.
devamını gör...
denizanası kelimesinin çoğulu
denizanaları.
#377414 önermesindeki bu mantığa göre "akşamsefasıları", "kuşlokumuları", "kedidilileri" gibi eğreti kelimeler ortaya çıkıyor. benzeri kelime yapılarında dil için en ekonomik hâli kullanılmakta.
#377414 önermesindeki bu mantığa göre "akşamsefasıları", "kuşlokumuları", "kedidilileri" gibi eğreti kelimeler ortaya çıkıyor. benzeri kelime yapılarında dil için en ekonomik hâli kullanılmakta.
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
kafa sözlük radyosunun kadir gecesi temalı yayını 18:30'da!
kadir gecesi sebebiyle tasavvuf ağırlıklı bir playlist ile yaklaşık 1 saat sizlerle olacağız.
kadir gecesi sebebiyle tasavvuf ağırlıklı bir playlist ile yaklaşık 1 saat sizlerle olacağız.
devamını gör...
sakıncalı piyade
uğur mumcu'nun 12 mart muhtırası dönemine ilişkin içeriğe sahip kitabı.
patnos'da çok şey kazandım. orada, "halk" dediğimiz soyut kavramın ne olduğunu canlı örneklerle anladım. siirtli maşallah çavuşu, trabzonlu osman çavuşu, denizlili havancı niyazi'yi, kırklarelili recep'i, mersinli mithat'ı, ankaralı dinçay'ı tanıdım. her biri, birer insanlık simgesi gibi çevremizde, bizlere, "hoca nasrettin gibi ağlayan, bayburtlu zihni gibi gülen", halkın en taze güllerini sundular. yüreklerimize duygu pınarlarından şelâleler akıttılar. erlik işleminden sonraki aşamalar, işleri büsbütün arap saçına döndürdü. şimdi ne er sayılıyorum ne de yedek subay...
uğur mumcu, sakıncalı piyade
ilk baskısı 1977 yılında yapılan kitap 116 sayfa.
ellerin dert görmesin uğur mumcu! sakıncalı piyade’yi yazdığın için, eline sağlık, ağzına sağlık, canına sağlık. kendi yazdıklarıma gülemem. ama senin yazdıklarını gülerek okudum. ‘acı acı gülmek’ deyimi vardır ya, işte öyle acı acı güldüm.
aziz nesin
ayrıca bu tamlama, türk dili kurumu'na göre "kendisine pek güvenilmeyen, huzursuzluk çıkarabilecek kimse." anlamında kullanılıyor.
patnos'da çok şey kazandım. orada, "halk" dediğimiz soyut kavramın ne olduğunu canlı örneklerle anladım. siirtli maşallah çavuşu, trabzonlu osman çavuşu, denizlili havancı niyazi'yi, kırklarelili recep'i, mersinli mithat'ı, ankaralı dinçay'ı tanıdım. her biri, birer insanlık simgesi gibi çevremizde, bizlere, "hoca nasrettin gibi ağlayan, bayburtlu zihni gibi gülen", halkın en taze güllerini sundular. yüreklerimize duygu pınarlarından şelâleler akıttılar. erlik işleminden sonraki aşamalar, işleri büsbütün arap saçına döndürdü. şimdi ne er sayılıyorum ne de yedek subay...
uğur mumcu, sakıncalı piyade
ilk baskısı 1977 yılında yapılan kitap 116 sayfa.
ellerin dert görmesin uğur mumcu! sakıncalı piyade’yi yazdığın için, eline sağlık, ağzına sağlık, canına sağlık. kendi yazdıklarıma gülemem. ama senin yazdıklarını gülerek okudum. ‘acı acı gülmek’ deyimi vardır ya, işte öyle acı acı güldüm.
aziz nesin
ayrıca bu tamlama, türk dili kurumu'na göre "kendisine pek güvenilmeyen, huzursuzluk çıkarabilecek kimse." anlamında kullanılıyor.
devamını gör...
cümle dahi kuramayan bir odunun yanındaki güzel kadın
o güzel kadına talibim abi , hem tarifede uyuyorum *
devamını gör...
avrupa yakası
tam bir depresyon dizisidir. insanın moralini yerine getirip, en umutsuz anlarında kahkaha attırır insana.
devamını gör...
sallamasüt
girizgahı ben yapayım da sonradan aman geç kaldım diye hayıflanmayayım*
hoşgeldin güzel insan.*
kendime sakladığım adım da pek yakışmış sana*.
hoşgeldin güzel insan.*
kendime sakladığım adım da pek yakışmış sana*.
devamını gör...
disparoni
cinsel ilişki sırasında meydana gelen kasıkta yanma, acı,huzursuzluk olarak ortaya çıkar.
devamını gör...
hamlet
william shakespeare tarafından 1599 ile 1601 yılları arasında yazılan temasında trajedi'yi işleyen oyundur. danimarka'da geçen oyunda prens hamlet'in, kral olan babasını öldürdükten sonra tahta geçen ve annesi gertrude ile evlenen amcası claudius 'tan nasıl intikam aldığını anlatır. oyun renkli bir biçimde kahır dolu kederden, hiddet dolu gazaba geçen gerçek ve yapmacık cinnetin izlediği yolu çizer ve ihanet, intikam, ensest, ahlaksızlık konularını işler.
devamını gör...
devlet memurları bu ülkenin kanayan yarası kamburu kanseridir
çok ağır olduğu için katılmadığım önerme. memurluk kavramında sorunlar var mı? devasa sorunlar var ama ülkenin kanseri denecek noktada da değil.
öncelikle savuşturma amaçlı şu bilgileri paylaşayım: annem babam memurdu, kardeşim de şu an memur. memur düşmanı değilim, olmam da. bir ek not olarak da ömrümde hiç 'k' kodlu bir sınava girmedim, nasip de olmasın zaten.
gelelim memurluk kavramındaki sorunlara. bunlardan ilki bence performansa bağlı iş sonlandırma olmaması. tabii şimdi "bizim ülkede liyakat mi var? bu kötüye kullanılır" diyecekler olabilir, haklılık payları da var ancak ben hiç işini iyi yapamadığı için işten çıkarılan memur görmedim. bir insan işinde başarısızsa başarısızdır. "ömürlük iş" mantığı maalesef memurluğun en büyük sorunlarından biri.
yine bu "ömürlük iş" konusuna bağlı olarak oluşan ortam. birkaç ana başlık hariç işten atılamazsınız. ne yaparsanız yapın kınama, tutanak, soruşturma ve nadiren sürgün ile memurlukta kalırsınız. bu ne demek oluyor peki? taciz(cinsel olması şart değil), mobbing, adamcılık, gruplaşma ve benzeri 50 küsur şey daha iş hayatında yer edinir. iyi bir iş yerinin prensipleri ve disiplini olur. disiplinin olmadığı yerde başarısızlık kaçınılmazdır.
bir diğer konu da maaşların düşüklüğü ve bunun rekabetçi ortamı ortadan kaldırması. maaşlar belki kötünün iyisi olabilir şu anki ortamda ama kesinlikle yüksek denemez.(evet memur maaşlarının çok daha yüksek olması gerektiğini düşünüyorum) peki maaş konusu neyi getiriyor? iyi bilgisayar mühendisleri kpss'ye girmiyor bile. bir nevi elemanın kötüsü devlete kalıyor. milyonluk şirketler bile personelin en iyisini alırken milyarlık, 10 milyarlık işler yapan devlet personelin kötüsünü alıyor. özellikle kritik alanlarda maaşlar kesinlikle rekabetçi olmalı ki insanlar devlette çalışmak istemeli.
öncelikle savuşturma amaçlı şu bilgileri paylaşayım: annem babam memurdu, kardeşim de şu an memur. memur düşmanı değilim, olmam da. bir ek not olarak da ömrümde hiç 'k' kodlu bir sınava girmedim, nasip de olmasın zaten.
gelelim memurluk kavramındaki sorunlara. bunlardan ilki bence performansa bağlı iş sonlandırma olmaması. tabii şimdi "bizim ülkede liyakat mi var? bu kötüye kullanılır" diyecekler olabilir, haklılık payları da var ancak ben hiç işini iyi yapamadığı için işten çıkarılan memur görmedim. bir insan işinde başarısızsa başarısızdır. "ömürlük iş" mantığı maalesef memurluğun en büyük sorunlarından biri.
yine bu "ömürlük iş" konusuna bağlı olarak oluşan ortam. birkaç ana başlık hariç işten atılamazsınız. ne yaparsanız yapın kınama, tutanak, soruşturma ve nadiren sürgün ile memurlukta kalırsınız. bu ne demek oluyor peki? taciz(cinsel olması şart değil), mobbing, adamcılık, gruplaşma ve benzeri 50 küsur şey daha iş hayatında yer edinir. iyi bir iş yerinin prensipleri ve disiplini olur. disiplinin olmadığı yerde başarısızlık kaçınılmazdır.
bir diğer konu da maaşların düşüklüğü ve bunun rekabetçi ortamı ortadan kaldırması. maaşlar belki kötünün iyisi olabilir şu anki ortamda ama kesinlikle yüksek denemez.(evet memur maaşlarının çok daha yüksek olması gerektiğini düşünüyorum) peki maaş konusu neyi getiriyor? iyi bilgisayar mühendisleri kpss'ye girmiyor bile. bir nevi elemanın kötüsü devlete kalıyor. milyonluk şirketler bile personelin en iyisini alırken milyarlık, 10 milyarlık işler yapan devlet personelin kötüsünü alıyor. özellikle kritik alanlarda maaşlar kesinlikle rekabetçi olmalı ki insanlar devlette çalışmak istemeli.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
özlediğin gidip göremediğindir - oruç aruoba
özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin
özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen
özlediğin, gidip görmek istediğin- ama gidip göremediğin
özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de, istemen.
özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin
özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen
özlediğin, gidip görmek istediğin- ama gidip göremediğin
özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de, istemen.
devamını gör...
banyodan çıkınca bornozla oturmak
aile evinde yaşanıyorsa gerçekleşmeyecek eylemdir çünkü gadın analar bize kıyamaz da ondandır. tek başınayken denemek istersin, elin gavurları mr. ve mrs smith'ten benim neyim eksik diye, sanki odadan annen seslenecekmiş gibi hissedip vazgeçersin. "alttan üşütüp karın ağrısı çekme, cırcır olma " ihtimaller balonu kafanın tam üstündeyken gerçekleştiremeyeceğin eylemdir. lale devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçmiş...
devamını gör...
hassas türk aile yapısı (yazar)
yazar gibi yazar . sözlüğün okuyup beğendiğim nadir yazarlarından. daim olsun .
devamını gör...
seks deyince hemen aklına cinsellik gelen insan
ayak diyince hemen aklına ayak gelen insanla aynı zekaya sahiptir. uzak durun ve 155 i arayın. evet.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan seni seviyorum.
attila ilhan.
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan seni seviyorum.
attila ilhan.
devamını gör...


