afitap
güzel kadın anlamına gelen isim.
normalde çocuk düşünmem ama kız çocuğum olursa ona böyle seslenmek isterim.
normalde çocuk düşünmem ama kız çocuğum olursa ona böyle seslenmek isterim.
devamını gör...
uydurma bir şeyler
bir chuck palahniuk kitabıdır.
chuck palahniuk fight club ile başladığı büyük serüvene dur durak bilmeden devam ediyor. her kitabında aşağı yukarı aynı dertlerini anlatıyor yazar ama her seferinde başka bir keyifle okunuyor yazdıkları. kendisi ile ilgili bazı sert eleştirilerim varsa de bu tanımda bunlardan bahsetmeyeceğim.
uydurma bir şeyler aslında yazarın kitabındaki yirmi üç hikaye değil. onlar dünya üzerinde yaşanan uydurma bir şeylerin yazar tarafından uydurulmuş hali. çünkü herkes bilir ki hayat kurgudan daha tuhaftır. yaşamdaki bu tuhaflıklar da yapay bir aşırılık hissi veriyor insanlara. chuck ise bu yapay hissi kendi uydurduğu gerçeklikle okuyan kişinin zihnine nakşediyor.
kapitalizmin insanı nasıl sömürdüğünü, insan bedeninin cinsel bir meta haline getirilerek nasıl manipüle edildiğini, insanları iyileştirmek için kurulan mekanların nasıl bir psikolojik işkence odası olduğunu ve çocukların nasıl her tür istismara maruz kaldığını en sert, en can yakan ve en acımasız haliyle okuyacaksınız
ama fazla etkilenmeyin çünkü bunlar uydurma bir şeyler.
chuck palahniuk fight club ile başladığı büyük serüvene dur durak bilmeden devam ediyor. her kitabında aşağı yukarı aynı dertlerini anlatıyor yazar ama her seferinde başka bir keyifle okunuyor yazdıkları. kendisi ile ilgili bazı sert eleştirilerim varsa de bu tanımda bunlardan bahsetmeyeceğim.
uydurma bir şeyler aslında yazarın kitabındaki yirmi üç hikaye değil. onlar dünya üzerinde yaşanan uydurma bir şeylerin yazar tarafından uydurulmuş hali. çünkü herkes bilir ki hayat kurgudan daha tuhaftır. yaşamdaki bu tuhaflıklar da yapay bir aşırılık hissi veriyor insanlara. chuck ise bu yapay hissi kendi uydurduğu gerçeklikle okuyan kişinin zihnine nakşediyor.
kapitalizmin insanı nasıl sömürdüğünü, insan bedeninin cinsel bir meta haline getirilerek nasıl manipüle edildiğini, insanları iyileştirmek için kurulan mekanların nasıl bir psikolojik işkence odası olduğunu ve çocukların nasıl her tür istismara maruz kaldığını en sert, en can yakan ve en acımasız haliyle okuyacaksınız
ama fazla etkilenmeyin çünkü bunlar uydurma bir şeyler.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
burada hiçkimseyle tanışmıyorum. olabildiğince içimi dökebilirim yani.
içim ölmüş gibi hissediyorum sözlük. insan hisseder, güler, ağlar falan ya. ben de sadece acı kalmış gibi hissediyorum. hiçbir şey mutlu etmiyor beni.
aile evi tam bir terör benim için. ve hiçkimse niye böyle davrandığımı anlamıyor. daha kötüsü ne biliyor musun, anlamaya bile çalışmıyor. hep o son damlayı görüyorlar. hiç o bardak niye o kadar dolu kimsenin umrunda değil.
sözlük annem beni hiç sevmiyor biliyor musun, çocukluktan beri ilk kez seslendiriyorum içimde. gözyaşlarım burnumun ucundan damlıyor şimdi bak. bu acı tarif edilebiliyor mu, ben edemiyorum çünkü.
ne kadar bağlı olmaya “ailemle” mutlu olmaya çalışsam da bu gerçeği aşamıyorum.
bir ara ev köpeği gibi olmuştum. o işe yarar sanıyordum. yaramıyor. o da yaramadı yani. bir süre daha yaşanılabilir kıldı sadece.
insanlara bundan bahsedemiyorum bile biliyor musun, herkesin ne güzel aileleri var. hiç anlamıyorlar beni. insan annesini nasıl sevmez nova diyorlar,
beni sevmeyeni ben niye seveyim ki diye cevap verince de boş bakıyorlar yüzüme.
garson gibiyim. temizlikçi gibiyim. onların izin günleri var benim o bile yok. şu final haftasını nasıl atlattım bilmiyorum. geçen derste hoca anlattı. insanlar ilk aile sevgisine koşullanırlarmış ve bu sevgiyi hiç unutmazlarmış. içim acıdı bunları dinlerken. minicik bir tutam bile yok içimde. her gün acı çektiğim her dakika eleştirildiğim yaptığım her şeyde bir problem bulunan bir yerde nasıl mutlu olabilirim. en çok da sevilmemek yakıyor canımı.
üniversiteye gidene kadar hiçkimse beni sevmez ben hep problemliyim sorunluyum falan sanırdım. ama öyle güzel arkadaşlarım ortamlarım oldu ki. dedim ki o kadar da berbat biri değilim demek ki. özgüvensiz sanardım kendimi. oysa söyleyecek bir sürü şeyim varmış benim. sarsılmaz bir inancım varmış kendime.
aptal bir mart gününden sonra şimdi kendi kara deliğimde çırpındıkça batıyorum. bu şehirden de bu evden de nefret ediyorum. keşke ergen tribi olsaydı bu yazdıklarım. geçseydi. ama öyle değil. hiç öyle değil.
içim ölmüş gibi hissediyorum sözlük. insan hisseder, güler, ağlar falan ya. ben de sadece acı kalmış gibi hissediyorum. hiçbir şey mutlu etmiyor beni.
aile evi tam bir terör benim için. ve hiçkimse niye böyle davrandığımı anlamıyor. daha kötüsü ne biliyor musun, anlamaya bile çalışmıyor. hep o son damlayı görüyorlar. hiç o bardak niye o kadar dolu kimsenin umrunda değil.
sözlük annem beni hiç sevmiyor biliyor musun, çocukluktan beri ilk kez seslendiriyorum içimde. gözyaşlarım burnumun ucundan damlıyor şimdi bak. bu acı tarif edilebiliyor mu, ben edemiyorum çünkü.
ne kadar bağlı olmaya “ailemle” mutlu olmaya çalışsam da bu gerçeği aşamıyorum.
bir ara ev köpeği gibi olmuştum. o işe yarar sanıyordum. yaramıyor. o da yaramadı yani. bir süre daha yaşanılabilir kıldı sadece.
insanlara bundan bahsedemiyorum bile biliyor musun, herkesin ne güzel aileleri var. hiç anlamıyorlar beni. insan annesini nasıl sevmez nova diyorlar,
beni sevmeyeni ben niye seveyim ki diye cevap verince de boş bakıyorlar yüzüme.
garson gibiyim. temizlikçi gibiyim. onların izin günleri var benim o bile yok. şu final haftasını nasıl atlattım bilmiyorum. geçen derste hoca anlattı. insanlar ilk aile sevgisine koşullanırlarmış ve bu sevgiyi hiç unutmazlarmış. içim acıdı bunları dinlerken. minicik bir tutam bile yok içimde. her gün acı çektiğim her dakika eleştirildiğim yaptığım her şeyde bir problem bulunan bir yerde nasıl mutlu olabilirim. en çok da sevilmemek yakıyor canımı.
üniversiteye gidene kadar hiçkimse beni sevmez ben hep problemliyim sorunluyum falan sanırdım. ama öyle güzel arkadaşlarım ortamlarım oldu ki. dedim ki o kadar da berbat biri değilim demek ki. özgüvensiz sanardım kendimi. oysa söyleyecek bir sürü şeyim varmış benim. sarsılmaz bir inancım varmış kendime.
aptal bir mart gününden sonra şimdi kendi kara deliğimde çırpındıkça batıyorum. bu şehirden de bu evden de nefret ediyorum. keşke ergen tribi olsaydı bu yazdıklarım. geçseydi. ama öyle değil. hiç öyle değil.
devamını gör...
ilk başta sevilmeyip zamanla alışılan şeyler
brokoli ve küfür.
devamını gör...
manav
pazar kadar ucuz olmayan , market gibi özensiz olmayan, duruma ve parama göre tercih edeceğim esnaf.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
dünyaca ünlü bir elektronik müzik festivalinde dans ederken aşırı dozdan pat diye ölmek.
devamını gör...
yabancı dil öğrenmede etkili yöntemler
afrika'da çalışırken, patronumuz bir öğretmen tutup, yeni gelen türk işçilere akşamları ders verdirdi. pek bir gelişme olmadı. bir gün gelseler üç gün bahane buldular.
sonra bu arkadaşlar "dışarı" çıkmaya, gezmeye başladılar. ortamlara girdikçe şu nasıl söyleniyor, bu nasıl söyleniyor diye merak etmeye başladılar. bazı yardımsever kızların dil öğretme becerilerini gördükçe yavaş yavaş dili öğrendiler. bence en önemli şey motivasyondur.
sonra bu arkadaşlar "dışarı" çıkmaya, gezmeye başladılar. ortamlara girdikçe şu nasıl söyleniyor, bu nasıl söyleniyor diye merak etmeye başladılar. bazı yardımsever kızların dil öğretme becerilerini gördükçe yavaş yavaş dili öğrendiler. bence en önemli şey motivasyondur.
devamını gör...
lucifer (yazar)
şu an başlığın hortladığını görüp "ulan yine kimin damarına bastım! bi salın beni be!" demesini sağlayabildiysem harika! biraz ezber bozmak istiyorum izninizle. hoş, izin vermeseniz de yazacağım.
kural gereği tanım: birçok kişi için "sözlük trollü" yahut "ahlâksızın teki" kadar basit ifadelerle tanımlanıp geçilen (ki bu tanımları yapanlara da kızmak zor, tarzı ve üslubu malum) biri olsa da bana göre başka şekilde tanımlanması gereken yazar.
fakat işin kötüsü, tanımın başka olduğunu biliyorum da, ne olduğunu ben de bilmiyorum. bir zamanlar bir reklam vardı "kızgın kumlardan serin sulara atlamak" cümlesinin geçtiği... işte sanki biraz öyle gibi bu. bir an gelir, öyle bir şey yapar ki kafa göz dalmak isterim ama sonra bir bakarım, hiç bayılmadığı bir şeyi, beni mutlu edeceğini bildiği için yapıverir sessiz sedasız. alakasız bir yerde, hiç sevmediği bir hareket olsa da dayanamayıp hayatına karışacak haddi kendimde bulur ve "aha şimdi yiyeceksin fırçayı! sana ne kızım! diyecek" diye beklerken "tamam canım, yapmam bir daha." deyiverir. ha, yine de bazılarını yapmaya devam eder tabi, o ayrı * ama en azından o an kalbimi kırmaz. bazen o da çok şeydir benim için.
sohbet ederken birden olmadık bir yerden meme çıkıverir, girer şöyle aramıza, yerleşir ve bizi dinler. "bu kimin memesi? sen koydun di mi yine bunu buraya?" demeye kalmadan bir bakarım, hayatına ilişkin planlarından bahsediyor, memeyi falan unut(tur)muş, gardını az da olsa düşürerek. sevmez ama fazla düşürmeyi de... maazallah, ruhunu deler geçer zihnim, her şeyi anlayıveririm, o "same old troll luci" gözüyle bakmam artık ona diye korkar belki de. içinde bir yerlerde, kendisi bile çok farkında olmasa da, hâlâ istediği bazı şeyler olduğundan mıdır, aslında kırılmaz görünse de gayet kırılabilir olduğunun keşfedilmesi mümkün bir durum olduğunu bildiğinden midir, bende bazı beklentilere neden olacağını sandığından mıdır, orası bilinmez ama korktuğunu söyler mi bizim bildiğimiz luci? söylemez, söylemiyor. belki hiç söylemeyecek, belki de o gelecek planlarını gerçekleştirdiği gün her şey çıkıverecek ağzından bir anda, istemli ya da istemsizce. bu sefer korkmadan. şimdilik "değişimi bekliyor".
biraz değişmesine ok'im ama 180 derece olmasın. değişmezse güzel olacak halleri de var çünkü. bıcır bıcır konuşurken, kurduğum cümle sayısının bir anda 1'e düşmesinin nedenini anlayıvermesi mesela... kafamın içini görüyor bazen ama hemen şımarmasın! sadece bazen...
şeytanın tüy dökme mevsiminde yakınından geçmiş, dökülen tüylerin hepsini kapmış, bir kanat yapmış kendine onlardan. kısa süreli ilişkilerden, tek gecelik zevklerden "uzamaya" çalışırken kanat çırptıkça, o kanadın rüzgârı yüzünden daha çok peşine takılma isteği yaratıyor. işte bunlar hep şeytan tüyü... rüzgârla birleşince daha tehlikeli oluyor. "küçük emrah" bakışıyla baksa da yüzüme, o rüzgâr bambaşka şeyler fısıldıyor kulaklara. söylediklerine inanmak isteğiyle "fırıldağın teki bu be!" duygusu arasında pinpon topu gibi gidip geliyorum bazen. tam o sırada "meme" diyor ve soğuk duş eşliğinde fırıldaklık kazanıyor. "başıboş" bir fırıldak...
nereye kadar dönebilir öyle? enerjisinin bittiği yere kadar. biter mi? her şey gibi, o da biter. kendi etrafında dönerken, hayatından geçen tüm kadınların ipleri sarılır bir süre daha fırıldağa ve biraz daha enerji kazanır belki. sonra? hiçbirinin ipi kalmayacak, enerji bitecek. düşeceği yer neresi? fethiye mi? kimin kucağı? "en seksi sözlük kadını"nın mı? yoksa başka planları mı var bilmediğim. sahi, ne biliyorum ki ben onunla ilgili? hiçbir şeyin %5'ini belki... evrenin, evrimin %5'i... şimdilik çözülebilmiş olan tek oran.
içkiyle aram yok ama bir gün discord'dan "koy ulan bana da bir kadeh şarap! beyaz olsun ama, zevksizim ben" diyerek şaşırtma isteğiyle aram iyi. ne olacak sonra? onun kanadı var da benim yok mu? var. söylemiştim daha önce ona da "o resimdeki melek benim" diye. kanatlanıp giderek dikileceğim karşısına. "yalan söyledim sana" diyeceğim. "hangi konuda?" diyecek. hatta belki "yoksa senin memen yok mu? hiç mi yok?" diyecek her zamanki meme arsızlığının arkasına sığınarak. "ben içki içmem. o kadeh boşa gitti." diyeceğim. üzülmeyecek çünkü kendisi içecek onu da. kısa günün zarardan kârı!.. * ama yalan söylemediğimden emin olacağı bir şey var. bu kadar çalkantılı trollük hayatına rağmen, her ne kadar çok kişiyi şaşırtacak hatta belki kızdıracak olsa da bu söyleyeceğim*, yeri çok ayrı benim için. o yüzden biliyor burada kimsenin bilmediklerini, hakkımda.
çok kişi sevmedi/sevmeyecek seni ki zaten umurunda değil. kızdırıp kaçırdıklarının bazıları da yerden göğe dek haklı. belki bana da "amma yazdı bir troll için" diyerek sallayacaklar. sallasınlar, benim de umurumda değil. bu yazdıklarım "trolleri savunan" bir "entel" yazısı, bir sözlük içi mevzusu da değil zaten. hepimiz gibisin, belki en çok benim gibisin, belki de hiç benim gibi değilsin ama sanıldığın gibi "canavar" değilsin, onu biliyorum.
evet, "minnoş" bir yazar da değilsin *, hakkında yazdığın konuların %95'ine hiç mi hiç bayılmıyorum ve sevgi böceğine dönüşüp "var olsun! hep koştursun buralarda" falan demeyeceğim. hatta trollüğü bırakıp normal yazmaya başlasan çok kişiyi de sollayıp geçeceğini biliyorum, o yüzden keşke bir gün kendi isteğinle bırakabilseydin ama bu yazarlık olayının ötesinde düşünürsek diyebilirim ki;
iyi ki tanımışım seni "morningstar".
not: bu tanımın altına "entellere şok" içerikli bir yorum girersen külahları değişiriz *
kural gereği tanım: birçok kişi için "sözlük trollü" yahut "ahlâksızın teki" kadar basit ifadelerle tanımlanıp geçilen (ki bu tanımları yapanlara da kızmak zor, tarzı ve üslubu malum) biri olsa da bana göre başka şekilde tanımlanması gereken yazar.
fakat işin kötüsü, tanımın başka olduğunu biliyorum da, ne olduğunu ben de bilmiyorum. bir zamanlar bir reklam vardı "kızgın kumlardan serin sulara atlamak" cümlesinin geçtiği... işte sanki biraz öyle gibi bu. bir an gelir, öyle bir şey yapar ki kafa göz dalmak isterim ama sonra bir bakarım, hiç bayılmadığı bir şeyi, beni mutlu edeceğini bildiği için yapıverir sessiz sedasız. alakasız bir yerde, hiç sevmediği bir hareket olsa da dayanamayıp hayatına karışacak haddi kendimde bulur ve "aha şimdi yiyeceksin fırçayı! sana ne kızım! diyecek" diye beklerken "tamam canım, yapmam bir daha." deyiverir. ha, yine de bazılarını yapmaya devam eder tabi, o ayrı * ama en azından o an kalbimi kırmaz. bazen o da çok şeydir benim için.
sohbet ederken birden olmadık bir yerden meme çıkıverir, girer şöyle aramıza, yerleşir ve bizi dinler. "bu kimin memesi? sen koydun di mi yine bunu buraya?" demeye kalmadan bir bakarım, hayatına ilişkin planlarından bahsediyor, memeyi falan unut(tur)muş, gardını az da olsa düşürerek. sevmez ama fazla düşürmeyi de... maazallah, ruhunu deler geçer zihnim, her şeyi anlayıveririm, o "same old troll luci" gözüyle bakmam artık ona diye korkar belki de. içinde bir yerlerde, kendisi bile çok farkında olmasa da, hâlâ istediği bazı şeyler olduğundan mıdır, aslında kırılmaz görünse de gayet kırılabilir olduğunun keşfedilmesi mümkün bir durum olduğunu bildiğinden midir, bende bazı beklentilere neden olacağını sandığından mıdır, orası bilinmez ama korktuğunu söyler mi bizim bildiğimiz luci? söylemez, söylemiyor. belki hiç söylemeyecek, belki de o gelecek planlarını gerçekleştirdiği gün her şey çıkıverecek ağzından bir anda, istemli ya da istemsizce. bu sefer korkmadan. şimdilik "değişimi bekliyor".
biraz değişmesine ok'im ama 180 derece olmasın. değişmezse güzel olacak halleri de var çünkü. bıcır bıcır konuşurken, kurduğum cümle sayısının bir anda 1'e düşmesinin nedenini anlayıvermesi mesela... kafamın içini görüyor bazen ama hemen şımarmasın! sadece bazen...
şeytanın tüy dökme mevsiminde yakınından geçmiş, dökülen tüylerin hepsini kapmış, bir kanat yapmış kendine onlardan. kısa süreli ilişkilerden, tek gecelik zevklerden "uzamaya" çalışırken kanat çırptıkça, o kanadın rüzgârı yüzünden daha çok peşine takılma isteği yaratıyor. işte bunlar hep şeytan tüyü... rüzgârla birleşince daha tehlikeli oluyor. "küçük emrah" bakışıyla baksa da yüzüme, o rüzgâr bambaşka şeyler fısıldıyor kulaklara. söylediklerine inanmak isteğiyle "fırıldağın teki bu be!" duygusu arasında pinpon topu gibi gidip geliyorum bazen. tam o sırada "meme" diyor ve soğuk duş eşliğinde fırıldaklık kazanıyor. "başıboş" bir fırıldak...
nereye kadar dönebilir öyle? enerjisinin bittiği yere kadar. biter mi? her şey gibi, o da biter. kendi etrafında dönerken, hayatından geçen tüm kadınların ipleri sarılır bir süre daha fırıldağa ve biraz daha enerji kazanır belki. sonra? hiçbirinin ipi kalmayacak, enerji bitecek. düşeceği yer neresi? fethiye mi? kimin kucağı? "en seksi sözlük kadını"nın mı? yoksa başka planları mı var bilmediğim. sahi, ne biliyorum ki ben onunla ilgili? hiçbir şeyin %5'ini belki... evrenin, evrimin %5'i... şimdilik çözülebilmiş olan tek oran.
içkiyle aram yok ama bir gün discord'dan "koy ulan bana da bir kadeh şarap! beyaz olsun ama, zevksizim ben" diyerek şaşırtma isteğiyle aram iyi. ne olacak sonra? onun kanadı var da benim yok mu? var. söylemiştim daha önce ona da "o resimdeki melek benim" diye. kanatlanıp giderek dikileceğim karşısına. "yalan söyledim sana" diyeceğim. "hangi konuda?" diyecek. hatta belki "yoksa senin memen yok mu? hiç mi yok?" diyecek her zamanki meme arsızlığının arkasına sığınarak. "ben içki içmem. o kadeh boşa gitti." diyeceğim. üzülmeyecek çünkü kendisi içecek onu da. kısa günün zarardan kârı!.. * ama yalan söylemediğimden emin olacağı bir şey var. bu kadar çalkantılı trollük hayatına rağmen, her ne kadar çok kişiyi şaşırtacak hatta belki kızdıracak olsa da bu söyleyeceğim*, yeri çok ayrı benim için. o yüzden biliyor burada kimsenin bilmediklerini, hakkımda.
çok kişi sevmedi/sevmeyecek seni ki zaten umurunda değil. kızdırıp kaçırdıklarının bazıları da yerden göğe dek haklı. belki bana da "amma yazdı bir troll için" diyerek sallayacaklar. sallasınlar, benim de umurumda değil. bu yazdıklarım "trolleri savunan" bir "entel" yazısı, bir sözlük içi mevzusu da değil zaten. hepimiz gibisin, belki en çok benim gibisin, belki de hiç benim gibi değilsin ama sanıldığın gibi "canavar" değilsin, onu biliyorum.
evet, "minnoş" bir yazar da değilsin *, hakkında yazdığın konuların %95'ine hiç mi hiç bayılmıyorum ve sevgi böceğine dönüşüp "var olsun! hep koştursun buralarda" falan demeyeceğim. hatta trollüğü bırakıp normal yazmaya başlasan çok kişiyi de sollayıp geçeceğini biliyorum, o yüzden keşke bir gün kendi isteğinle bırakabilseydin ama bu yazarlık olayının ötesinde düşünürsek diyebilirim ki;
iyi ki tanımışım seni "morningstar".
not: bu tanımın altına "entellere şok" içerikli bir yorum girersen külahları değişiriz *
devamını gör...
şarkıların her şeyden kaçmak için ideal olması
kimi şarkılar içimizdeki hisleri seslendirir. biz susarız, o bizim yerimize anlatır her şeyi. sözleri anlamsız, sırf yazmak için yazılmış şarkıları asla dinlemem. dinlediğim şarkının kalbimdeki birkaç cümleyi okumuş gibi oralara değinmesi gerekiyor. ama bazı sözsüz müzikler* var. bakmayın sözsüz dediğime, sözleri olsa bu kadar iyi anlatamazdı, dedirtir insana. bu melodilerin anlattığı çok şey var aslında, anlayana. bu yüzden kimi zamanlarda susup sadece şarkılara sığınmak, onların anlattıklarını dinlemek huzur verir insana.
devamını gör...
iç anadolu denince yazarların aklına gelen şeyler
aşırı şekilde dümdüz olup ufuk çizgisi ile birleşen bir konya ovası.
devamını gör...
günün keko sözleri
günde bir kere aklıma geliyorsun, o da 24 saat sürüyor.*
devamını gör...
uzak durulması gereken insanlar
memnuniyetsiz üstüne bir de saygısız olan insanlardır. asla hiçbir şeyden hoşnut olmazlar bilakis bir de saygısızca eleştirirler.,
devamını gör...
fabl
insanlara ait özelliklerin insan dışındaki varlıklara aktarılmasıdır. genellikle hayvanlar baş kahramanı olur. fabllar da hayvanlar insanlar gibi düşünür, konuşur, yemek yer ve davranışlarda bulunur. küçük yaş grubuna yönelik olarak eğitici olması ve örnek davranışların anlatılması noktasında en çok başvurulan eserlerdir.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
''ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
artık seninle biz,
düşman bile değiliz..''
(bkz: nazım hikmet ran)
(bkz: sen)
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
artık seninle biz,
düşman bile değiliz..''
(bkz: nazım hikmet ran)
(bkz: sen)
devamını gör...
tom ve jerry'de haklı olan hangisidir sorunsalı
kedi haklı abi hep fare gelip sataşıyor.
tom'da onunla uğraşınca ortalık haliyle dağılıyor, dağıtan yine fare,ev sahibi tom a kızıyor. o köpekte fareyle kankicilik faliyeti gösteriyor zaten. garibim tom ne yapsın tek başına??
ben bu diziyi ne zaman izlesem sinirlerim bozuluyor beş dakikadan fazla izleyemiyorum.
tom'da onunla uğraşınca ortalık haliyle dağılıyor, dağıtan yine fare,ev sahibi tom a kızıyor. o köpekte fareyle kankicilik faliyeti gösteriyor zaten. garibim tom ne yapsın tek başına??
ben bu diziyi ne zaman izlesem sinirlerim bozuluyor beş dakikadan fazla izleyemiyorum.
devamını gör...



