unutulmayan lise anıları
lisedeyken çok sıkıcı bir yaşantım olduğunu düşünürdüm, aslında hiç de sıkıcı değilmiş, hatta hayatımın en güzel yıllarıymış.
nöbetçi olmak çok zevkliydi mesela, en yakın arkadaşımla nöbetçi masasında sabahtan akşama kadar muhabbet etmek muhteşem bi şeydi. tabi müdür yardımcısı şeref hoca bizi hamal gibi kullanırdı o ayrı, sonra gönlümüzü almak için nescafe ve caramio ısmarlardı.
sürekli okuldan kaçmak gibi bi çaba içerisindeydim, aklım fikrim eve gitmekti. diyorum ya çok sıkıcı bulurdum her şeyi. bir keresinde bu girişimimiz müdür yardımcısının bizi kıstırması nedeniyle başarısız oldu, tüm okul pencereye çıkıp haaaa nasıl da kaçamadı salaklar diye bizimle dalga geçiyordu.
babam okuldaki çoğu hoca ile kankaydı, hatta fizikçimiz babamın askerlik arkadaşıydı. köyden gelen meyveleri götürürdüm onlara. arkadaşlarım bi gün beni kocaman bir karpuzla servisten inerken görmüşler, ufak tefek de bir tipim, suratım gözükmüyormuş karpuzdan. çok komik görünüyor olsam gerek, bunu anlatırken çok gülüyorlar.
en yakın arkadaşım kitap çıkarmıştı, imza günü düzenlemiştik. o millete imza dağıtırken biz de arkada menajerlik yapıyorduk tripli tripli. kendimizi aşırı bi sorumluluk sahibi hissediyorduk, keşke o hallerimizi uzaktan izleyebilsem. ne gülerim..
ha bir de kantinci bir teyze vardı, her teneffüs ürünlerin fiyatını değiştirirdi. unuttukça sallıyordu, ben de onunla hep kavga ederdim teyze uyduruyorsun hep daha demin şu fiyattı derdim, beni onu kandırmakla suçlardı garibim.
aaa en güzelini unuttum. bir doğum günümü dışarıdaki çardaklarda kutlamıştık. bizim dönemden 20-30 kız toplanmış bana sürpriz yapmıştı. hatta fındık kıran şarkısını bana göre uyarlamışlardı, biri gitar çalarken diğer ezberleyenler ise şarkıyı söylüyordu. şaşkın şaşkın bakakalmıştım sürprize.
güzel anılardı, hatırladığımda her biri yüzümde kocaman bir tebessüm oluştuyor.
nöbetçi olmak çok zevkliydi mesela, en yakın arkadaşımla nöbetçi masasında sabahtan akşama kadar muhabbet etmek muhteşem bi şeydi. tabi müdür yardımcısı şeref hoca bizi hamal gibi kullanırdı o ayrı, sonra gönlümüzü almak için nescafe ve caramio ısmarlardı.
sürekli okuldan kaçmak gibi bi çaba içerisindeydim, aklım fikrim eve gitmekti. diyorum ya çok sıkıcı bulurdum her şeyi. bir keresinde bu girişimimiz müdür yardımcısının bizi kıstırması nedeniyle başarısız oldu, tüm okul pencereye çıkıp haaaa nasıl da kaçamadı salaklar diye bizimle dalga geçiyordu.
babam okuldaki çoğu hoca ile kankaydı, hatta fizikçimiz babamın askerlik arkadaşıydı. köyden gelen meyveleri götürürdüm onlara. arkadaşlarım bi gün beni kocaman bir karpuzla servisten inerken görmüşler, ufak tefek de bir tipim, suratım gözükmüyormuş karpuzdan. çok komik görünüyor olsam gerek, bunu anlatırken çok gülüyorlar.
en yakın arkadaşım kitap çıkarmıştı, imza günü düzenlemiştik. o millete imza dağıtırken biz de arkada menajerlik yapıyorduk tripli tripli. kendimizi aşırı bi sorumluluk sahibi hissediyorduk, keşke o hallerimizi uzaktan izleyebilsem. ne gülerim..
ha bir de kantinci bir teyze vardı, her teneffüs ürünlerin fiyatını değiştirirdi. unuttukça sallıyordu, ben de onunla hep kavga ederdim teyze uyduruyorsun hep daha demin şu fiyattı derdim, beni onu kandırmakla suçlardı garibim.
aaa en güzelini unuttum. bir doğum günümü dışarıdaki çardaklarda kutlamıştık. bizim dönemden 20-30 kız toplanmış bana sürpriz yapmıştı. hatta fındık kıran şarkısını bana göre uyarlamışlardı, biri gitar çalarken diğer ezberleyenler ise şarkıyı söylüyordu. şaşkın şaşkın bakakalmıştım sürprize.
güzel anılardı, hatırladığımda her biri yüzümde kocaman bir tebessüm oluştuyor.
devamını gör...
sanki hiç sanalika'da sevgili olak mı dememiş gibi entel entel konuşmak
bildiğin geçmişe sünger çekip kendini nimetten sanma durumu.
ömrümde böyle tiplere çokça kez denk geldim halen de karşılaşıyorum şurada burada. bakıyorsun mesela herif gelmiş gev gev konuşuyor. neymiş jose saramago'nun kitapları yalnızlığı en iyi anlatan kitaplarmış, neymiş efendim chuck palahniuk'un da dediği gibi kaybedecek hiçbir şeyimiz yoksa özgürüz biz'ler falanlar filanlar.
bir de evgeny grinko'dan bir parça koyup yağmurlu camı fokuslayıp story atmaları yok mu aman allahım.
sizler değil miydiniz lan sanalika'da gördüğü karşı cinsin yanına gidip "sew olak mı. mrb ismn ne" diyen?
hiç unutmuyorum o zamanlar lisedeydik bir arkadaş vardı aynen böyleydi. hatta yanıma sokulup "batuhan kanka bir oyun buldum sanalika, aynı sims gibi ama gerçek insanlar var demişti. gta 5 istanbul'da geçecekmiş cümlesinden sonra gördüğüm en salakça cümle. girdik oynuyoruz ama benim internetim berbat. 56k modem kotalı modem ile oynamaya çalışıyorum kasa kasa gidiyor.kızın yanına geliyom mesela internette gecikme oluyor "slm" yazıyorum iki dakika sonra "slm. nerdsn. allah allah. sen görnmüosn ki yha xd" yazıyordu kızlar. hayalet gibi dolaşıyordum anasını sattımın oyununda. bu arkadaş da işte oradan kızların msn'ini almaya çalışıyordu.
geçenlerde instagram'dan gördüm böyle leonard cohen'nin plağını takmış post atmış falan. bunların böyle burjuvazi gibi hareket etmesi ne kadar komik lan. valla bak üzülüyom bunlara. şimdi de insan beğendiremiyoruz bu çapsızlara.
ömrümde böyle tiplere çokça kez denk geldim halen de karşılaşıyorum şurada burada. bakıyorsun mesela herif gelmiş gev gev konuşuyor. neymiş jose saramago'nun kitapları yalnızlığı en iyi anlatan kitaplarmış, neymiş efendim chuck palahniuk'un da dediği gibi kaybedecek hiçbir şeyimiz yoksa özgürüz biz'ler falanlar filanlar.
bir de evgeny grinko'dan bir parça koyup yağmurlu camı fokuslayıp story atmaları yok mu aman allahım.
sizler değil miydiniz lan sanalika'da gördüğü karşı cinsin yanına gidip "sew olak mı. mrb ismn ne" diyen?
hiç unutmuyorum o zamanlar lisedeydik bir arkadaş vardı aynen böyleydi. hatta yanıma sokulup "batuhan kanka bir oyun buldum sanalika, aynı sims gibi ama gerçek insanlar var demişti. gta 5 istanbul'da geçecekmiş cümlesinden sonra gördüğüm en salakça cümle. girdik oynuyoruz ama benim internetim berbat. 56k modem kotalı modem ile oynamaya çalışıyorum kasa kasa gidiyor.kızın yanına geliyom mesela internette gecikme oluyor "slm" yazıyorum iki dakika sonra "slm. nerdsn. allah allah. sen görnmüosn ki yha xd" yazıyordu kızlar. hayalet gibi dolaşıyordum anasını sattımın oyununda. bu arkadaş da işte oradan kızların msn'ini almaya çalışıyordu.
geçenlerde instagram'dan gördüm böyle leonard cohen'nin plağını takmış post atmış falan. bunların böyle burjuvazi gibi hareket etmesi ne kadar komik lan. valla bak üzülüyom bunlara. şimdi de insan beğendiremiyoruz bu çapsızlara.
devamını gör...
homofobik olmak
homofobik değilim ama...
değilim dedikten sonra ama deniyorsa homofobiktir bunu söyleyen kişi. medyada orada burada yansıtılan eşcinsel imajının da etkisiyle insanlar tüm eşcinselleri tek tip sanıyor. irrite edici hareketler yapan fenomenler aslında en büyük eşcinsel düşmanı. bırakın insanlar istediği cinsiyeti sevsin aşık olsun. sıkılmadınız mı insanların yatak odasına dalmaktan?
değilim dedikten sonra ama deniyorsa homofobiktir bunu söyleyen kişi. medyada orada burada yansıtılan eşcinsel imajının da etkisiyle insanlar tüm eşcinselleri tek tip sanıyor. irrite edici hareketler yapan fenomenler aslında en büyük eşcinsel düşmanı. bırakın insanlar istediği cinsiyeti sevsin aşık olsun. sıkılmadınız mı insanların yatak odasına dalmaktan?
devamını gör...
alkolün dehidrasyon etkisi
hayat kurtaran bilgiler kuşağında sponsorunuz buyucu ile bu hafta alkol ve yarattığı susuzluk etkisini inceliyoruz. hazırsanız kemerlerinizi bağlayın, başlıyoruz.
1. alkol boş mideyle içilirse çok daha hızlı emilir ve kana karışır. bu yüzden alkolün yanında yemek, veya yemeğin üstüne içmek alkolün emilmesini yavaşlatır. yemek yemek iyidir. yemek iyidir dedik diye de biranın yanında hamburger gömüp sonra "yauv bira çok göbek yapıyor kilo aldırıyor" falan demeyin. bir şişe 33lük bira 139 kalori, yani 2.5 yeşil elma kadar falan. bakınız kaynak.
2. alkol tükettikçe kanda birikimi artacaktır. kan vücuttaki her yere erişim sağlayan bir şey olduğu için bu da bütün organlarınızın bundan etkileneceği anlamına gelir. daha fazla alkol, beyne giden daha fazla alkol, uyuşukluk ve kafa karışıklığı, sarhoşluk vs. sistem bu şekilde işliyor.
3. peki ne yapmak lazım. kandaki alkol miktarını azaltmak gerekiyor. bunu da 2 şekilde yaparsınız. a) karaciğeriniz alkolü parçalar, b) işer ve alkolü atarsınız.
4. alkol metabolizması çok yavaştır. karaciğer bütün çabasına rağmen 1 saatte en fazla bir 33lük birayı, veya bir küçük kadeh şarabı, veya bir shot likörü parçalayabilir. fazlası yok.
5. alkol parçalanınca ortaya asetaldehit çıkar, ki kendisi pek de sevimli bir kimyasal değil. toksik yani. karaciğeriniz bunu da asetat denen toksik olmayan forma dönüştürür.
alkol bu asetaldehite dönüşmeden önce, kanda birikir diye bahsettiğim üzre vücudun her yerinden saptanabilir. örneğin akciğerler. alkolmetreye üflediğinizde verdiğiniz havayla birlikte alkol de üflersiniz. o da cihazda birtakım reaksiyonlara girerek kandaki yaklaşık alkol miktarını gösterir. bu madde için özel bakınızlar: (bkz: alkolmetre) (bkz: blood alcohol concentration)
6. alkol, ayrıca vücut metabolizmasına da etkiyerek vasopressin denen hormonun üretim miktarını azaltır. bu hormon sizin sürekli çişe çıkmanızı engelleyen hormon. vücutta su tutulumunu sağlar. antidiüretiktir. bu hormon az üretilirse çok fazla çişe çıkarsınız, su kaybedersiniz, dehidrasyona uğrarsınız.
7. velhasıl, alkolle birlikte bol bol su için. içmezseniz hem alkolün metabolitlerinden kurtulmak için atılan su, hem de alkolün doğrudan işettirmesi yüzünden su kaybedersiniz ve kan miktarınız azalır. bu da kandaki alkol oranını artırır. ayrıca alkolün parçalanması, su kaybına kıyasla çok yavaştır. yani çok hızlı su kaybedersiniz ama yavaş yavaş alkolü parçalarsınız. bu durumu dengelemek için de su tüketip kan alkol seviyesini düşük tutmanız lazım.
1. alkol boş mideyle içilirse çok daha hızlı emilir ve kana karışır. bu yüzden alkolün yanında yemek, veya yemeğin üstüne içmek alkolün emilmesini yavaşlatır. yemek yemek iyidir. yemek iyidir dedik diye de biranın yanında hamburger gömüp sonra "yauv bira çok göbek yapıyor kilo aldırıyor" falan demeyin. bir şişe 33lük bira 139 kalori, yani 2.5 yeşil elma kadar falan. bakınız kaynak.
2. alkol tükettikçe kanda birikimi artacaktır. kan vücuttaki her yere erişim sağlayan bir şey olduğu için bu da bütün organlarınızın bundan etkileneceği anlamına gelir. daha fazla alkol, beyne giden daha fazla alkol, uyuşukluk ve kafa karışıklığı, sarhoşluk vs. sistem bu şekilde işliyor.
3. peki ne yapmak lazım. kandaki alkol miktarını azaltmak gerekiyor. bunu da 2 şekilde yaparsınız. a) karaciğeriniz alkolü parçalar, b) işer ve alkolü atarsınız.
4. alkol metabolizması çok yavaştır. karaciğer bütün çabasına rağmen 1 saatte en fazla bir 33lük birayı, veya bir küçük kadeh şarabı, veya bir shot likörü parçalayabilir. fazlası yok.
5. alkol parçalanınca ortaya asetaldehit çıkar, ki kendisi pek de sevimli bir kimyasal değil. toksik yani. karaciğeriniz bunu da asetat denen toksik olmayan forma dönüştürür.
alkol bu asetaldehite dönüşmeden önce, kanda birikir diye bahsettiğim üzre vücudun her yerinden saptanabilir. örneğin akciğerler. alkolmetreye üflediğinizde verdiğiniz havayla birlikte alkol de üflersiniz. o da cihazda birtakım reaksiyonlara girerek kandaki yaklaşık alkol miktarını gösterir. bu madde için özel bakınızlar: (bkz: alkolmetre) (bkz: blood alcohol concentration)
6. alkol, ayrıca vücut metabolizmasına da etkiyerek vasopressin denen hormonun üretim miktarını azaltır. bu hormon sizin sürekli çişe çıkmanızı engelleyen hormon. vücutta su tutulumunu sağlar. antidiüretiktir. bu hormon az üretilirse çok fazla çişe çıkarsınız, su kaybedersiniz, dehidrasyona uğrarsınız.
7. velhasıl, alkolle birlikte bol bol su için. içmezseniz hem alkolün metabolitlerinden kurtulmak için atılan su, hem de alkolün doğrudan işettirmesi yüzünden su kaybedersiniz ve kan miktarınız azalır. bu da kandaki alkol oranını artırır. ayrıca alkolün parçalanması, su kaybına kıyasla çok yavaştır. yani çok hızlı su kaybedersiniz ama yavaş yavaş alkolü parçalarsınız. bu durumu dengelemek için de su tüketip kan alkol seviyesini düşük tutmanız lazım.
devamını gör...
cennette bir seksin 1000 yıl sürecek olması
evet arkadaşlar sıkıntı çok büyük, bunlara inanıp cennet yolu gözleyen abaza kardeşlerimiz porno sitelerinden çıkmıyor. bu islam dininin başına ne geldiyse aha bu sarıklı cübbelilerden geldi. derdini tasanı s.... 50 tane abazayı toplamış mürit diye anlattıklarına bak hele. bir de tutmuş diyor ki '' şeriatta ayıp olmaz''
yüzyıl geçse de size en iyi cevabı yine mustafa kemal vermiş, verecek! : '' arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.''
buradan
edit: 1 dk geçmeden islama hepsinden fazla katkım oldu be *
yüzyıl geçse de size en iyi cevabı yine mustafa kemal vermiş, verecek! : '' arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.''
buradan
edit: 1 dk geçmeden islama hepsinden fazla katkım oldu be *
devamını gör...
kgm’nin il ve ilçe girişlerindeki tabelalardan nüfus ve rakım bilgilerini silmesi
tasarruf amaçlı imiş. ulan yapa yapa 81 tane tabeladan mı tasarruf yapacağız. bir kova boyayla 81 tabelayı boyarsınız. valla vatandaşı olmasan eğlenceli ülke.
devamını gör...
ortaklar köy enstitüsü
türkiye'de 1937-1948 yılları arasında kurulmuş 21 köy enstitüsünden güney ege bölgesinde olanı. 1944 yılında kızılçullu köy enstitüsünden ayrılmıştır.
nüfus arttıkça, 3-4 ilden öğrenci alan köy enstitülerinin de bölünerek bazı öğrencilerin kendi illerine yakın yeni okullara taşınma uygulaması 1940'tan kısa bir süre sonra başlamış. örneğin başlangıçta akçadağ köy enstitüsü'nde eğitim gören sivaslılar 1942'de yıldızeli'nde kurulan pamukpınar köy enstitüsü'ne taşınmıştı. 1944'te de aydınlı ve denizlili kızılçullu öğrencileri, izmir'den kalkıp çöp şişiyle meşhur bu beldede adabelen denen yerde kendi okullarını kurar ve açarlar. onlara o zamana kadar antalya aksu köy enstitüsü'nde okuyan muğlalılar da katılır. 1953 yılına kadar denizli, muğla ve aydın illerinden 458 öğrenci buradan mezun olur, daha sonra öğretmen okulu ve anadolu öğretmen lisesi başlığıyla da öğretmenler yetiştirmeye devam eden okul bugün fen lisesi olarak devam ediyor.
kaynak: okulun mezunlarından kemal kocabaş tarafından derlenen ortaklar köy enstitüsü 70 yaşında başlıklı çalışma.
nüfus arttıkça, 3-4 ilden öğrenci alan köy enstitülerinin de bölünerek bazı öğrencilerin kendi illerine yakın yeni okullara taşınma uygulaması 1940'tan kısa bir süre sonra başlamış. örneğin başlangıçta akçadağ köy enstitüsü'nde eğitim gören sivaslılar 1942'de yıldızeli'nde kurulan pamukpınar köy enstitüsü'ne taşınmıştı. 1944'te de aydınlı ve denizlili kızılçullu öğrencileri, izmir'den kalkıp çöp şişiyle meşhur bu beldede adabelen denen yerde kendi okullarını kurar ve açarlar. onlara o zamana kadar antalya aksu köy enstitüsü'nde okuyan muğlalılar da katılır. 1953 yılına kadar denizli, muğla ve aydın illerinden 458 öğrenci buradan mezun olur, daha sonra öğretmen okulu ve anadolu öğretmen lisesi başlığıyla da öğretmenler yetiştirmeye devam eden okul bugün fen lisesi olarak devam ediyor.
kaynak: okulun mezunlarından kemal kocabaş tarafından derlenen ortaklar köy enstitüsü 70 yaşında başlıklı çalışma.
devamını gör...
herkes hoşlandığı sözlük yazarını itiraf etsin etkinliği
2 b sınıfı sözlük etkinliğine hoşgeldiniz. ulann madem bu tür etkinliklerin altına yazmaya pek heveslisiniz, bari biraz yaratıcı olun. herkes tutturmuş "benn, benn" emeksiz yapıştırılan karikatürler. bir kısım aynı benim yaptığım gibi tepeden bakıp aşağılama müptezellikleri. off. sıkıldım.
normalde asla bu başlıkları okumam. ama adım var mı diye de kudurmadan edemedim. geçen ay 90 lira gelen elektirik faturası bu ay gelmiş 128 lira. devlet bizi yaratıcı yollardan böyle güzel seviyor işte. ne alakası var nasıl getirdim konuyu ben de bilmiyorum buraya. bir de aranızda patates soğan yardımından faydalanabilen oldu mu?
offf, hoşlanan eden varsa özelden yazsın işte. yoksa bu başlıklarda bu tür hakikatlerinizle daha çok beyninizin suyunu akıtacağım.
normalde asla bu başlıkları okumam. ama adım var mı diye de kudurmadan edemedim. geçen ay 90 lira gelen elektirik faturası bu ay gelmiş 128 lira. devlet bizi yaratıcı yollardan böyle güzel seviyor işte. ne alakası var nasıl getirdim konuyu ben de bilmiyorum buraya. bir de aranızda patates soğan yardımından faydalanabilen oldu mu?
offf, hoşlanan eden varsa özelden yazsın işte. yoksa bu başlıklarda bu tür hakikatlerinizle daha çok beyninizin suyunu akıtacağım.
devamını gör...
eşi tarafından aldatılan penguenin dramı
(bkz: kutuplarda sıradan bir gün)
devamını gör...
beyazları ve renklileri ayırmadan yıkamak
hayattan bir beklentisi kalmamış, mutsuz ve zevk almayı unutmuş insan eylemi. bitse de gitsek modundadır. artık hiçbir şeyi önemsemiyordur. kaybedecek bir şeyi yoktur. bir trajedidir. altı üstü ayrımcılığa karşı kardeşim ne bu bu kadar anlam yüklemeler falan? bak ya, hala anlam yüklüyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının nicklerinin hikayesi
herkesin hikayesi aslında, uykusuzsun ve kahveye ihtiyacın vardır.
devamını gör...
canlı yayın açılış programı
@helios ve @eyluling'e teşekkür alabilir miyim ?
uykusuzkahve canımız ciğerimiz ama diğer kahramanlarımızı da unutmaylaım *
sevgili ikocuğumu da övebilir miyiz ?
uykusuzkahve canımız ciğerimiz ama diğer kahramanlarımızı da unutmaylaım *
sevgili ikocuğumu da övebilir miyiz ?
devamını gör...
ukde doldurmak
dün sol frame’in sıkıcı gelmesi nedeniyle başladığım, adeta çekirdek gibi bırakamadığım, hızımı alamadığım kafa sözlük yazarı eylemi.
şu an elim ayağım titriyor, zor tutuyorum kendimi. uyuşturucu bağımlılığı böyle bir şey olsa gerek.
ancak dolduran arkadaşlardan istirham ediyorum, lütfen ukde sahibini entrynizde anınız, saygınızı gösteriniz.
şu an elim ayağım titriyor, zor tutuyorum kendimi. uyuşturucu bağımlılığı böyle bir şey olsa gerek.
ancak dolduran arkadaşlardan istirham ediyorum, lütfen ukde sahibini entrynizde anınız, saygınızı gösteriniz.
devamını gör...
erkek adam ev işi yapar mı sorunsalı
erkek "adam" ev işi de yapar, yemek de yapar. evlenince dahi bunları yapınca karısına yardım etmiş olmaz, üstüne düşen görevi yapmış olur. sorunsal falan değil bu. hangi yıldayız ya? bunlar herkesin yapması gereken şeyler.
devamını gör...
psyche revived by cupid's kiss
italyan heykeltraş antonio canova'nın 1793'te tamamladığı heykel.

heykel, aşk tanrısı cupid (eros) ve kral kızı psyche'nin aşk hikayesinden bir sahneyi anlatıyor. cupid ''aşk'', psyche ise ''ruh'' anlamına geliyor.
cupid'in annesi güzellik tanrıçası venüs, dillere destan güzelliği sebebiyle psyche'i kıskanmaktadır ve ona bir çok zor iş yaptırır. son olarak psyche'den yeraltı dünyasından içinde güzellik iksiri bulunan bir şişe getirmesini ister ama bu şişeyi açmasını yasaklar. psyche meraktan şişeyi açtığında ise çıkan dumanları soluyarak ölüm uykusuna dalar. heykeltraşın çizdiği bu sahnede, cupid psyche'i uykusundan uyandırıyor ve psyche kendini cupid'in kollarına bırakıyor.
bu sahneden sonra iki aşık artık usanıp kavuşabilmek için zeus'a başvurur. ölümlü psyche ölümsüzlük iksirini içer, böylece aşk ve ruh sonunda birbirine kavuşur.
eser, neoklasik heykel sanatının en başarılı örneklerinden. louvre müzesi'nde sergileniyor.

eros ve psyche'nin hikayesi için buradan
kaynak

heykel, aşk tanrısı cupid (eros) ve kral kızı psyche'nin aşk hikayesinden bir sahneyi anlatıyor. cupid ''aşk'', psyche ise ''ruh'' anlamına geliyor.
cupid'in annesi güzellik tanrıçası venüs, dillere destan güzelliği sebebiyle psyche'i kıskanmaktadır ve ona bir çok zor iş yaptırır. son olarak psyche'den yeraltı dünyasından içinde güzellik iksiri bulunan bir şişe getirmesini ister ama bu şişeyi açmasını yasaklar. psyche meraktan şişeyi açtığında ise çıkan dumanları soluyarak ölüm uykusuna dalar. heykeltraşın çizdiği bu sahnede, cupid psyche'i uykusundan uyandırıyor ve psyche kendini cupid'in kollarına bırakıyor.
bu sahneden sonra iki aşık artık usanıp kavuşabilmek için zeus'a başvurur. ölümlü psyche ölümsüzlük iksirini içer, böylece aşk ve ruh sonunda birbirine kavuşur.
eser, neoklasik heykel sanatının en başarılı örneklerinden. louvre müzesi'nde sergileniyor.

eros ve psyche'nin hikayesi için buradan
kaynak
devamını gör...
yabancı bir baba
bir eduardo berti romanıdır.
babalar çoğu zaman yabancıdır. babasını tanıyabilenler her zaman şanslı insanlardır benim gözümde. kast ettiğim şey aynı evin içinde babanızı tanımadan yaşamak zorunda kalmak. bu atlatılabilir bir travma değil.
bu romanda bahsedilen babalar da yabancı birer baba ama benim yaptığım girizgahla hiç alakası yok onların yabancılığının, ben sadece az da olsa içimi dökmek istedim. neden yaptım böyle bir şey onu da bilmiyorum.
bu romanda yüzyıl ara ile gerçekleşen paralel hikayeler okuyacaksınız. yabancı babalar, yazar çocukların yaşama tutunma çabaları, ana dilinden uzak kalan insanların yersiz yurtsuz bir hayata tutunma çabaları.
romanda anlatılan şey; göçmenlerin göç etikleri ülkelerde yaşamaya çalışmaları ve bunu becerememeleri belki de. ve çocukların yabancı olan babaları ile girmek zorunda kaldıkları, girmek zorunda bırakıldıkları o kaybedilmiş savaşı. çünkü o savaşta alınan yaralar yabancılaşmayı kalıcı hale getirir.
yabancı babalarla tanışmak gerek esasında. belki bir yol buluruz, belki bir orta yol vardır. belki de yoktur ama aramaya değer bence.
babalar çoğu zaman yabancıdır. babasını tanıyabilenler her zaman şanslı insanlardır benim gözümde. kast ettiğim şey aynı evin içinde babanızı tanımadan yaşamak zorunda kalmak. bu atlatılabilir bir travma değil.
bu romanda bahsedilen babalar da yabancı birer baba ama benim yaptığım girizgahla hiç alakası yok onların yabancılığının, ben sadece az da olsa içimi dökmek istedim. neden yaptım böyle bir şey onu da bilmiyorum.
bu romanda yüzyıl ara ile gerçekleşen paralel hikayeler okuyacaksınız. yabancı babalar, yazar çocukların yaşama tutunma çabaları, ana dilinden uzak kalan insanların yersiz yurtsuz bir hayata tutunma çabaları.
romanda anlatılan şey; göçmenlerin göç etikleri ülkelerde yaşamaya çalışmaları ve bunu becerememeleri belki de. ve çocukların yabancı olan babaları ile girmek zorunda kaldıkları, girmek zorunda bırakıldıkları o kaybedilmiş savaşı. çünkü o savaşta alınan yaralar yabancılaşmayı kalıcı hale getirir.
yabancı babalarla tanışmak gerek esasında. belki bir yol buluruz, belki bir orta yol vardır. belki de yoktur ama aramaya değer bence.
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
bu gece yaptıkları röportaj ile daha fazla heyecan ile beklediğim program. her çarşamba dinliyor olacağız efenim.
devamını gör...


