sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
sözlükte zaman zaman bazı tespitlerine katıldığım, bazılarını ise benimsemediğim bir yazar arkadaşım, sözlükteki bir tanımında aslında müslümanlıkla kendini târif eden insanların ortak bir kaygısını dile getirmiş. yazıda bu kaygının, günümüzde islâm adına söylenen, yapılan yanlışlıkların bir gün toptan tüm müslümanlara fatura edilmesi ihtimâlinden doğduğu anlatılıyor. yazıyı okuyunca bir takım düşüncelerle ister istemez meşgûl olduğumu fark ettim. bunları sözlük müdâvimleri ile de paylaşmayı istedim. çünkü, dijital ortamlarda hiçbir şey kaybolmuyor. ben de bir mü’min bakışıyla günümüz müslümanları hakkında içine kendimi de katarak bir şeyler söyleyip târihe kendi adıma mütevâzi bir not düşeyim, dedim. bununla acaba kendimi sorumluluktan kurtarabilir miyim? sanmam… ama, belki birileri için ve kendim için şimdi öngöremediğim hayırlara vesile olur.
alışılmış bir sözdür; beğenmediğimiz, doğru bulmadığımız ahlâkî bir çürümüşlükle karşılaştığımızda çoğu kez ağzımızı doldura doldura konuşuruz: ‘‘bu ne rezilliktir böyle!... nüfusunun %98’i müslüman olan bir ülkede olur mu bu?!..’’ gibi sözlerle kendi kendimizi teselli etmeye çalışırız. hiç düşünmeyiz ki; yâ hû! nerede bu %98 müslüman çoğunluğu? ülkemizde gerçek anlamıyla bırak %98’i, %10 oranında müslümanlığı yaşayan insanımız olsaydı, bu durumda mı olurduk? mehmet âkif’i duyar gibiyim. o, yaşadığı devirde temiz vicdânın, doğruluğun âdeta tecessüm etmiş hâliydi. allah, o’na ganî ganî rahmet eylesin!
‘‘müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile
âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!’’
dizeleriyle hepimize bir serzenişte bulunmuştu. mehmet âkif hakkında edebiyatlar parçalayan bizler, şiirlerini ezberleyip heyecanlı heyecanlı okuyarak bediî zevklerimizi tatmin eden bizler, âkif’in bu serzenişini hiç duymak istedik mi? o’na hiç kulak kabarttık mı? ne gezer!... varsa yoksa, birilerine cevaplar yetiştirsek, bolca tartışsak, bağrışıp çağrışsak!... başka bir mârifetimiz yok. varsa söyleyin arkadaşlar, lütfen söyleyin! hangi yanlışın önüne çıkıp set olmaya niyetlendik? hangi zulüm karşısında gözlerimiz nemlendi? kadınlarımız her gün vahşice katledilirken, sabîlere yurtlarda tecavüz edilirken, hangi kötülüğe alıcılarımızı açıp sorgulayıcı olduk, hangi kötülüğe elimizle, dilimizle engel olma niyetiyle müdahale eder olduk, hangi kötülüğe kalbimizle gerçekten buğzettik? cemaat ayağına çocuk ve gençlerimizin hayatını heder edip darbeye kalkışanların esas sorumluları yurt içinde yurt dışında parası pulu var diye, makâmı mevkii var diye serbestçe dolaşıp herhangi bir tâkibata uğramazken, garibanları ceza hukukunun çarkları altında ezen hukuksuzluklara, ütülü elbiseleriyle televizyon kanallarında boy gösteren din ulemâmız, siyasetçilerimiz, insaf sahibi insanlarımız neden korkularından bir şey söyleyemediler de hep siyâsi güce râm olma yolunu tuttular? birileri çıkıp; ‘‘dindâr nesil, kindâr nesil istiyorum?’ dediğinde, ‘‘istediğin müslümanlık adına yanlıştır; dindâr olan kindâr olamaz; kindâr olan da dindâr olamaz’’ şeklinde sesimizi ve inancımızı duyurmak yerine alkışlamadık mı? alkışlamasak bile kafamızın üzerine yorganı çekip, bu hezeyânları duymazlıktan gelmedik mi? birileri, allah, din, peygamber edebiyâtı ile kendilerine menfaat sağlarken, bizim değerlerimiz üzerinden tepemizde tepinirlerken, inandığımız kutsallarımızla dalga geçerlerken şimdi mi aklımız başımıza geldi? cebimizdeki paralar suyunu çekince değil mi? artık yetmiyor paramız, şişirdiğimiz karınlarımızı doyurmaya? evimizin ekonomisi batmasa zâten aynı eyyâmcılığa devam… ne gâm?! yirmi yaşında bir genç, dinsizlik cereyânına kapılıp önce mânevîyatı çürümüş, sonra hayâtının bahârında gençliği solmuş gitmiş, ne gâm?! kendimizde kusur arayacağımıza, ‘‘müslümanlıkları öve öve bitirilemeyen bir cemaat yurdunda bu genci nasıl oldu da dinsizlik ele geçirdi, nasıl oldu da bu yavrumuzu mânevî anlamda koruyamadık? neden o’na iyiliği, doğruluğu, hakkı, huzuru temsil eder rol modeller olamadık? neden islâmiyet adına hep geçmişteki kıssa ve hikâyelerle hamâset edebiyâtına sığındık? günümüz müslümanlarının sosyal ve ekonomik dert ve buhranlarına, mürekkep yalamışlarımız, aydın- münevver geçinenlerimiz neden kafa yormayıp, ekseriyetle bir partinin davulunu çalar oldular?’’ diye hayıflanacak yerde kabahati yine başkalarında bulduk. ‘‘arkadaşları ateistmiş, çocuğun kanına onlar girmiş. yok, efendim babasındaymış; çocuğa değer verip onu hiç dinlememiş. ne alâkası var, beyler! tarikatlar, cemaatler baskı yapmışlar, görmüyor musunuz? hayır, ayol, ne ilgisi var?! doktorların çalışma şartlarına takmış çocuk, yeterli maaş alamayacağını, çalışma şartlarının ağırlığını düşünmüş; bundan gözü korkmuş yavrucağın da ondan canına kıymış.’’ gibi birbiri ardına sebepler ürettik. ama hiç kendimize, insanlığımıza, müslümanlığımıza toz kondurmadık. herkes, bir şey dedi, ben de bir şey diyeyim: bu gencin ateist olmasından da intihar etmesinden de mânevî anlamda müslümanlar olarak sorumluluğumuz vardır ve bunun hesâbını allah, anasından, babasından ve müslümanlardan soracaktır.
‘‘elhamdülillah müslümanız!’’ diyoruz. pekiyi, şimdiye dek inancımızla ilgili hangi yıpratıcı sınavlarla, hangi akabelerle, güçlüklerle sınandık? şüphesiz, belâ ve musibet istenmez; hele ki inanç konusunu teşkil eden alanlarda, takâtimizin üzerindeki tekliflerden allah’a sığınırız. ama, böyle imtihanlar olmayınca da müslümanlığın değeri, kalitesi nasıl anlaşılır? müslümanlar olarak, imânımızı hz.peygamber’in ifadesiyle; ‘‘avucunda kor ateş tutma’’ pahasına yaşadık mı? imân selâmetimiz için hangi şüpheli işten kendimizi uzak tuttuk? ‘‘evimiz yok’’ dedik, hocalarımız sağ olsun: ‘‘şu kadar faizle kredi çekip ev alabilirsin.’’ deyince havalara uçtuk. ‘‘türk lirası eriyor, cebimiz delindi, karnımızı doyuramıyoruz’’ dedik, hocalarımız, sağ olsun ona da çözüm buldular: ‘‘devletin kur korumalı altın, döviz hesaplarına paralarınızı yatırın. merak etmeyin, faiz değil, hibe, hibe!...’’ diyerek bizleri rahatlattılar. ‘‘efendim, kalbimden rahatsızım; görevini yapmıyor, domuz kalbi insana uyumluymuş, ama dinen uygun mu bakalım!’’ deyû mümtaz din adamlarımıza kulak verdiğimizde, meğer başka çare olmadığı halde bir mahzuru yokmuş. maşâallah!... bundan güzel din mi olur canım! sana ruhsatın kapılarını ardına kadar açmış. ‘‘azimet’’ ruhundan bana ne? ben alırım faizimi, taktırırım domuz kalbini yoluma devam ederim. arslanlar gibi namazlarımı da kılarım, oruçlarımı da tutarım. ekonomi, faiz sarmalına girdiyse bundan ben mi sorumluyum sanki? sağlığım bozulmuş, belki öleceğim, domuz kalbi bana yararlı ise allah da bunu boşa yaratmadı ya, taktıracağım elbet!’’ eee, nerde kaldı, sahâbelerin çektiği açlık, sıkıntı, mücâdele? nerde kaldı kur’ân’ın yasaklarına karşı, haksızlıklara, zulümlere karşı gösterilmesi gereken hassâsiyet ve mü’min tavrı?! böyle mi cennete gideceğiz? böyle mi rahmeti intizâr edeceğiz? söylenecek çok şey var; ama biraz da siz söyleyin dostlar. sözlerimiz artık ruhunu kaybetti. mermer gibi olduk. kelimeler, suratlarımıza, benliklerimize çarpıp yerlere düşüyor. kendi içimizde bahârı yaşamadıktan sonra enesler’i binbir tehlikeden nasıl koruyabiliriz? bizim önce dünyevîleşmekten, yıkıcı siyâsetin belâsından kendimizi kurtarmamız, korumamız lâzım. bizim önce ve hemen yüce kitâbımız ile inancımızı anlamamız ve yaşamamız lâzım. allah, bize acısın, bizleri ıslah eylesin. allah’ın gazâbından yine o’nun rahmetine sığınıyoruz. allah, bizlerden peygamberimiz’in anlattığı müslüman ferâsetini, basiretini esirgemesin. âmin!... (sözlerimin muhâtabı, geçim derdiyle rızkını temin etmeye çalışan, müslümanlığı anadan babadan gördüğü gibi taklid üzere anlayıp yaşayan, eğitim-öğrenim imkânından mahrum kalmış insanlar değildir. muhâtab, bilenlerdir. ‘‘…de ki; ‘‘hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu! doğrusu ancak akıl iz’an sahipleri bunu anlar’’ (zümer sûresi 9.âyetinden)
alışılmış bir sözdür; beğenmediğimiz, doğru bulmadığımız ahlâkî bir çürümüşlükle karşılaştığımızda çoğu kez ağzımızı doldura doldura konuşuruz: ‘‘bu ne rezilliktir böyle!... nüfusunun %98’i müslüman olan bir ülkede olur mu bu?!..’’ gibi sözlerle kendi kendimizi teselli etmeye çalışırız. hiç düşünmeyiz ki; yâ hû! nerede bu %98 müslüman çoğunluğu? ülkemizde gerçek anlamıyla bırak %98’i, %10 oranında müslümanlığı yaşayan insanımız olsaydı, bu durumda mı olurduk? mehmet âkif’i duyar gibiyim. o, yaşadığı devirde temiz vicdânın, doğruluğun âdeta tecessüm etmiş hâliydi. allah, o’na ganî ganî rahmet eylesin!
‘‘müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile
âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!’’
dizeleriyle hepimize bir serzenişte bulunmuştu. mehmet âkif hakkında edebiyatlar parçalayan bizler, şiirlerini ezberleyip heyecanlı heyecanlı okuyarak bediî zevklerimizi tatmin eden bizler, âkif’in bu serzenişini hiç duymak istedik mi? o’na hiç kulak kabarttık mı? ne gezer!... varsa yoksa, birilerine cevaplar yetiştirsek, bolca tartışsak, bağrışıp çağrışsak!... başka bir mârifetimiz yok. varsa söyleyin arkadaşlar, lütfen söyleyin! hangi yanlışın önüne çıkıp set olmaya niyetlendik? hangi zulüm karşısında gözlerimiz nemlendi? kadınlarımız her gün vahşice katledilirken, sabîlere yurtlarda tecavüz edilirken, hangi kötülüğe alıcılarımızı açıp sorgulayıcı olduk, hangi kötülüğe elimizle, dilimizle engel olma niyetiyle müdahale eder olduk, hangi kötülüğe kalbimizle gerçekten buğzettik? cemaat ayağına çocuk ve gençlerimizin hayatını heder edip darbeye kalkışanların esas sorumluları yurt içinde yurt dışında parası pulu var diye, makâmı mevkii var diye serbestçe dolaşıp herhangi bir tâkibata uğramazken, garibanları ceza hukukunun çarkları altında ezen hukuksuzluklara, ütülü elbiseleriyle televizyon kanallarında boy gösteren din ulemâmız, siyasetçilerimiz, insaf sahibi insanlarımız neden korkularından bir şey söyleyemediler de hep siyâsi güce râm olma yolunu tuttular? birileri çıkıp; ‘‘dindâr nesil, kindâr nesil istiyorum?’ dediğinde, ‘‘istediğin müslümanlık adına yanlıştır; dindâr olan kindâr olamaz; kindâr olan da dindâr olamaz’’ şeklinde sesimizi ve inancımızı duyurmak yerine alkışlamadık mı? alkışlamasak bile kafamızın üzerine yorganı çekip, bu hezeyânları duymazlıktan gelmedik mi? birileri, allah, din, peygamber edebiyâtı ile kendilerine menfaat sağlarken, bizim değerlerimiz üzerinden tepemizde tepinirlerken, inandığımız kutsallarımızla dalga geçerlerken şimdi mi aklımız başımıza geldi? cebimizdeki paralar suyunu çekince değil mi? artık yetmiyor paramız, şişirdiğimiz karınlarımızı doyurmaya? evimizin ekonomisi batmasa zâten aynı eyyâmcılığa devam… ne gâm?! yirmi yaşında bir genç, dinsizlik cereyânına kapılıp önce mânevîyatı çürümüş, sonra hayâtının bahârında gençliği solmuş gitmiş, ne gâm?! kendimizde kusur arayacağımıza, ‘‘müslümanlıkları öve öve bitirilemeyen bir cemaat yurdunda bu genci nasıl oldu da dinsizlik ele geçirdi, nasıl oldu da bu yavrumuzu mânevî anlamda koruyamadık? neden o’na iyiliği, doğruluğu, hakkı, huzuru temsil eder rol modeller olamadık? neden islâmiyet adına hep geçmişteki kıssa ve hikâyelerle hamâset edebiyâtına sığındık? günümüz müslümanlarının sosyal ve ekonomik dert ve buhranlarına, mürekkep yalamışlarımız, aydın- münevver geçinenlerimiz neden kafa yormayıp, ekseriyetle bir partinin davulunu çalar oldular?’’ diye hayıflanacak yerde kabahati yine başkalarında bulduk. ‘‘arkadaşları ateistmiş, çocuğun kanına onlar girmiş. yok, efendim babasındaymış; çocuğa değer verip onu hiç dinlememiş. ne alâkası var, beyler! tarikatlar, cemaatler baskı yapmışlar, görmüyor musunuz? hayır, ayol, ne ilgisi var?! doktorların çalışma şartlarına takmış çocuk, yeterli maaş alamayacağını, çalışma şartlarının ağırlığını düşünmüş; bundan gözü korkmuş yavrucağın da ondan canına kıymış.’’ gibi birbiri ardına sebepler ürettik. ama hiç kendimize, insanlığımıza, müslümanlığımıza toz kondurmadık. herkes, bir şey dedi, ben de bir şey diyeyim: bu gencin ateist olmasından da intihar etmesinden de mânevî anlamda müslümanlar olarak sorumluluğumuz vardır ve bunun hesâbını allah, anasından, babasından ve müslümanlardan soracaktır.
‘‘elhamdülillah müslümanız!’’ diyoruz. pekiyi, şimdiye dek inancımızla ilgili hangi yıpratıcı sınavlarla, hangi akabelerle, güçlüklerle sınandık? şüphesiz, belâ ve musibet istenmez; hele ki inanç konusunu teşkil eden alanlarda, takâtimizin üzerindeki tekliflerden allah’a sığınırız. ama, böyle imtihanlar olmayınca da müslümanlığın değeri, kalitesi nasıl anlaşılır? müslümanlar olarak, imânımızı hz.peygamber’in ifadesiyle; ‘‘avucunda kor ateş tutma’’ pahasına yaşadık mı? imân selâmetimiz için hangi şüpheli işten kendimizi uzak tuttuk? ‘‘evimiz yok’’ dedik, hocalarımız sağ olsun: ‘‘şu kadar faizle kredi çekip ev alabilirsin.’’ deyince havalara uçtuk. ‘‘türk lirası eriyor, cebimiz delindi, karnımızı doyuramıyoruz’’ dedik, hocalarımız, sağ olsun ona da çözüm buldular: ‘‘devletin kur korumalı altın, döviz hesaplarına paralarınızı yatırın. merak etmeyin, faiz değil, hibe, hibe!...’’ diyerek bizleri rahatlattılar. ‘‘efendim, kalbimden rahatsızım; görevini yapmıyor, domuz kalbi insana uyumluymuş, ama dinen uygun mu bakalım!’’ deyû mümtaz din adamlarımıza kulak verdiğimizde, meğer başka çare olmadığı halde bir mahzuru yokmuş. maşâallah!... bundan güzel din mi olur canım! sana ruhsatın kapılarını ardına kadar açmış. ‘‘azimet’’ ruhundan bana ne? ben alırım faizimi, taktırırım domuz kalbini yoluma devam ederim. arslanlar gibi namazlarımı da kılarım, oruçlarımı da tutarım. ekonomi, faiz sarmalına girdiyse bundan ben mi sorumluyum sanki? sağlığım bozulmuş, belki öleceğim, domuz kalbi bana yararlı ise allah da bunu boşa yaratmadı ya, taktıracağım elbet!’’ eee, nerde kaldı, sahâbelerin çektiği açlık, sıkıntı, mücâdele? nerde kaldı kur’ân’ın yasaklarına karşı, haksızlıklara, zulümlere karşı gösterilmesi gereken hassâsiyet ve mü’min tavrı?! böyle mi cennete gideceğiz? böyle mi rahmeti intizâr edeceğiz? söylenecek çok şey var; ama biraz da siz söyleyin dostlar. sözlerimiz artık ruhunu kaybetti. mermer gibi olduk. kelimeler, suratlarımıza, benliklerimize çarpıp yerlere düşüyor. kendi içimizde bahârı yaşamadıktan sonra enesler’i binbir tehlikeden nasıl koruyabiliriz? bizim önce dünyevîleşmekten, yıkıcı siyâsetin belâsından kendimizi kurtarmamız, korumamız lâzım. bizim önce ve hemen yüce kitâbımız ile inancımızı anlamamız ve yaşamamız lâzım. allah, bize acısın, bizleri ıslah eylesin. allah’ın gazâbından yine o’nun rahmetine sığınıyoruz. allah, bizlerden peygamberimiz’in anlattığı müslüman ferâsetini, basiretini esirgemesin. âmin!... (sözlerimin muhâtabı, geçim derdiyle rızkını temin etmeye çalışan, müslümanlığı anadan babadan gördüğü gibi taklid üzere anlayıp yaşayan, eğitim-öğrenim imkânından mahrum kalmış insanlar değildir. muhâtab, bilenlerdir. ‘‘…de ki; ‘‘hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu! doğrusu ancak akıl iz’an sahipleri bunu anlar’’ (zümer sûresi 9.âyetinden)
devamını gör...
gizliden gizliye zevk alınan ufak sapkınlıklar
laptopun yanına çikolata koyup oyun açarak işlemcinin ısınmasını ve çikolatayı eritmesini sağlamak, sonrasında erimiş çikolatayı ağza akıtarak yemek.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının başarıları
bela paratoneri gibi dertsiz günümün olmaması.
yorgunluktan tükenirken, içten içe pes etmek bir yana bundan haz duymam. çalışmayı, çabalamayı, keşfetmeyi ve yardım etmeyi yaşatmayı seven bir ruh inşa ettim.
işte bu benim başarım.
(bkz: heeeyytt kuzum benim)
yorgunluktan tükenirken, içten içe pes etmek bir yana bundan haz duymam. çalışmayı, çabalamayı, keşfetmeyi ve yardım etmeyi yaşatmayı seven bir ruh inşa ettim.
işte bu benim başarım.
(bkz: heeeyytt kuzum benim)
devamını gör...
bildirimleri tek tek kontrol etmek
dopamin salgılatır. ihtiyacımız var bu aralar malum.
devamını gör...
lan bırak (yazar)
gerçekten de "neden bu nick?" diye sormadan edemiyorum. yorumlama gücünü, fikir üretme yetisini bir kilometreden belli eden başka bir nick olmalıydı zira kelimelerini ve cümlelerindeki yalın anlatımı biliyorsanız ne demek istediğimi de biliyorsunuz demektir.
iyi ki var gerçekten, okuyacağım bölüm konusunda da çok güzel bakış açıları sundu bana. teşekkür ediyorum. umarım hep yazar da bilgisinden mahrum etmez. *
iyi ki var gerçekten, okuyacağım bölüm konusunda da çok güzel bakış açıları sundu bana. teşekkür ediyorum. umarım hep yazar da bilgisinden mahrum etmez. *
devamını gör...
sözlük sevgililiği
günümüzde sosyal medyadan kurulmuyor mu ilişkiler niye olmasınmış? gayet olur. düşünsene bir insan senin dış görünüşünden, bakışından duruşundan değil de kafa yapından, düşüncelerinden, bunları ifade ediş şeklinden hoşlanıyor.* daha sağlam bir adım bence.
devamını gör...
1 mayıs 2021 normal sözlük mobil görünümünün güncellenmesi
her şey tek tık’la ulaşılsın istiyodunuz, ve gerçekleşti. bence güzel olmuş, elimiz alışır zamanla. darısı tanım yazarken fotoğraf yüklemenin kolaylaşmasına. tişikkirliiirrr.
devamını gör...
finansal okuryazarlık
gündelik yaşamda kullanılan finansal enstrümanların seçiminde bilgi temelli kararlar verebilmeyi sağlayan yeterlilik düzeyini ifade eden bir kavramdır. finansal okuryazarlık, bununla birlikte uzun vadeli birikim ve yatırıma yönelik kararlarda finansal farkındalığı da temel almaktadır. kısacası hem karar alma hem de bunu gerçekleştirme finansal okuryazarlığın kilit noktasıdır.
devamını gör...
millet aç diyorlar buyrun siz de doyuruverin
fakirleri daha fakir zenginleri daha zengin yaptınız,milyar dolarları götürdünüz,kaynaklarımızı gelirlerimizi tükettiniz,güzelim ülkeyi kirlettiniz bi de geçmiş aç olanları siz doyurun diyorsunuz,biz doyururuz seve seve yeter ki gidin!
devamını gör...
ken allen
inanılmaz zekasıyla tam üç kez san diego hayvanat bahçesi'nden kaçmayı başarabilen yakışıklı orangutanın ismidir efendim.

öyle az buz bir şey değil. hakkında the ballad of ken allen diye şarkı dahi yazılmış.

öyle az buz bir şey değil. hakkında the ballad of ken allen diye şarkı dahi yazılmış.
devamını gör...
dört renk teoremi
francis guthrie adlı bir matematik öğrencisi tarafından öne sürülen ve çizilebilecek tüm haritaları renklendirmek için sadece 4 rengin yeterli olduğunu söyleyen teorem. komşu bölgelerin aynı renkte olmaması koşuluyla...
teorem öncesi, herhangi bir haritanın 6 ya da 5 renkle tamamen renklendirilebileceği kanıtlanmıştı. 4 renk ise matematikçileri zorluyordu. ülke veya bölge sayısı arttıkça işler karışıyordu çünkü.
matematikçiler uğraşadursun, 70'li yıllarda bilgisayarlar biraz geliştirilince teorem de kanıtlanmış oldu. ancak matematikçiler, ispat bir insan yerine bir makineden geldiği için durumdan rahatsız olmuştu.

edith piaf: gelen mesajlar dolayısıyla küçük bir açıklama eklemek istedim. konu çok anlaşılmıyor sanırım bu haliyle.
burada hedef, sadece 4 tane renk kullanarak herhangi bir haritayı boyamak. bunu yaparken de amaç şu; birbirine komşu olan, yani haritada birbirine değen hiçbir bölge aynı renkle boyanmayacak.
ufak ya da bölgelendirmenin fazla olmadığı haritalarda bunu yapmak oldukça kolayken [ bakınız ], büyük haritalarda bunu yapmak son derece zordur [ bakınız ]. işte bunu başarmak, doğrudan insanlara değil, insanların programladığı bilgisayarlara nasip olmuştur.
teorem öncesi, herhangi bir haritanın 6 ya da 5 renkle tamamen renklendirilebileceği kanıtlanmıştı. 4 renk ise matematikçileri zorluyordu. ülke veya bölge sayısı arttıkça işler karışıyordu çünkü.
matematikçiler uğraşadursun, 70'li yıllarda bilgisayarlar biraz geliştirilince teorem de kanıtlanmış oldu. ancak matematikçiler, ispat bir insan yerine bir makineden geldiği için durumdan rahatsız olmuştu.

edith piaf: gelen mesajlar dolayısıyla küçük bir açıklama eklemek istedim. konu çok anlaşılmıyor sanırım bu haliyle.
burada hedef, sadece 4 tane renk kullanarak herhangi bir haritayı boyamak. bunu yaparken de amaç şu; birbirine komşu olan, yani haritada birbirine değen hiçbir bölge aynı renkle boyanmayacak.
ufak ya da bölgelendirmenin fazla olmadığı haritalarda bunu yapmak oldukça kolayken [ bakınız ], büyük haritalarda bunu yapmak son derece zordur [ bakınız ]. işte bunu başarmak, doğrudan insanlara değil, insanların programladığı bilgisayarlara nasip olmuştur.
devamını gör...
sokak hayvanlarına selam veren insan
hayvanlardan bir ümit karşılık alacağını umarak sataşandır. genelde karşılığı alınır. hayvanlar nankör değildir ,halini hatrını soranın kıymetini bilir. *
devamını gör...
kamil koç
seyahat edeceğim gün uçuş olmadığı için mecburen otobüsü tercih ettim.hareket saatine 45 dakika kala telefonum çaldı.arayan her kimse:
-herkes iftarını yaptı,nerdesiniz?
-20.30 da hareket,taksi bekliyorum.
-acele edelim.
otogara varmak üzereyken tekrar arandım.otobüse binip 10 dakika gidince akaryakıt istasyonunda asıl araca geçtim.
şoförler ve muavin sürekli maskesizdi.sözde 10 dakikalık molalar yarım saat sürdü.
sadece ismi kalmış,kalitesi yerlerde sürünen firma.
web sitesine şikayetlerimi yazdım,ses soluk yok.uzak durulmalı.
-herkes iftarını yaptı,nerdesiniz?
-20.30 da hareket,taksi bekliyorum.
-acele edelim.
otogara varmak üzereyken tekrar arandım.otobüse binip 10 dakika gidince akaryakıt istasyonunda asıl araca geçtim.
şoförler ve muavin sürekli maskesizdi.sözde 10 dakikalık molalar yarım saat sürdü.
sadece ismi kalmış,kalitesi yerlerde sürünen firma.
web sitesine şikayetlerimi yazdım,ses soluk yok.uzak durulmalı.
devamını gör...
4 ocak 2021 kamu bankalarının ortak atm kararı
atm kuyruklarının artmasına sebep olacak durum. bankalar açısında ciddi bir tasarruf ancak, müşteriler açısından biraz zor olabilir.
devamını gör...
gece gökyüzünü izlemek
özellikle dolunay zamanı ya da yıldızların net görülebildiği anlarda çok etkileyici bir aktivitedir.romantik insanlar bunu tekrarlamaktan çok keyif alır. *
bu arada 17 ağustos gölcük depreminin gecesindeki gökyüzünün güzelliğini başka hiçbir zaman göremedim.o toz bulutu arasında uzansam yıldızları tutabilecek gibiydim. korkunç bir afetin bile bazen güzel bir tarafı olabiliyor. hayat gerçekten çok garip.
bu arada 17 ağustos gölcük depreminin gecesindeki gökyüzünün güzelliğini başka hiçbir zaman göremedim.o toz bulutu arasında uzansam yıldızları tutabilecek gibiydim. korkunç bir afetin bile bazen güzel bir tarafı olabiliyor. hayat gerçekten çok garip.
devamını gör...
selofan bant testi
kıl kurdu olarak bilinen enterobius vermicularis isimli parazitin saptanmasında en etkili yöntemdir.
devamını gör...
uçurum kenarından atlayacak kişiye söylenecek son söz
dünyadaki hiçbir dert yeniden mutlu olma ihtimalinden büyük değil.
devamını gör...


