israil'in 3000 yıldır buradayız tweeti
hem insanların topraklarını işgal edip hem de "saldırı altındayız." diye mağdur edebiyatı yapan, çocuk katili terör devletinin attığı tweet.
devamını gör...
hayatınızın mottosu olan sözler
zamanı gelince bakarız.
devamını gör...
istanbul'un yazılı olmayan kuralları
bu şehire aşina olanların bildiği kurallardır.
*kadıköy boğa heykelinde buluşacaksanız asla heykelin yanında durmamalısınız. iki tarafta heykeli gören bir yere geçer ve orada birbirlerini görüp buluşurlar.
*kadıköy, taksim, beşiktaş tarzı insanların kalabalık olduğu yerlerde mutant tipli bir ayakkabı boyacısı size yaklaşıp ayakkabınızı "içinden geldiği için" boyamak istiyorsa boyatmayın. para alana kadar bırakmaz.
*sahilde elinde tavşan olan garip birisini görürseniz uzaklaşın. tavşanı sevdiğiniz için sizden para isteyebilir.
*çok kısa vaktinizi alabilir miyim? diye soran birine asla var demeyin. sizden ya para istiyordur ya da dolaylı yoldan para istiyordur.
*bildiğiniz bir ürünü farklı bir yerden alacaksanız ya da bilmediğiniz bir ürünü yine aşina olmadığınız bir yerden alacaksanız "bu ne kadar?" gibi bir soru sormayın. az çok fiyatını biliyorsanız; "bunun fiyatı şu muydu?" ya da "bu ne kadardı?" gibi bildiğinizi varsayan şekilde sorun. yoksa iki katı fiyatına kitlerler.
*moda sahile giderken 2 bira mı alsam 3 mü? diye düşünmeyin. 3 alın.
*maç günleri olabildiğince yer üstü ulaşımdan uzak durun.
*bir yerde robocop gibi polisler görürseniz orada ya bir olay olmuştur ya da olacaktır ona göre hazırlıklı olun.
*karşıdan karşıya geçerken minibüsçü ve taksilere güvenmeyin. yavaşlamazlar.
*sarı dolmuşlara biner binmez (ilk duraktan biniyorsanız) şoför koltukta yoksa şoför geldiğinde hemen parayı uzatmayın özellikle arkada oturuyorsanız. çünkü öndeki de henüz uzatmamıştır ve uyuz olur. fakat bana ne diyorsanız devam edin.
*otobüse ilk bindiğinizde bir yer boşaldıysa daha siz binerken hemen geçip oraya oturmayın. sizden önce ayakta olanların oturmasını bekleyin. bu aslında çok basit, yazılı olmayan bir görgü kuralı fakat çoğu öküz buna uymaz. siz öküz olmayın.
*dükkanın önünde sığır gibi bağıran gıda işletmelerine girmeyin. hem yemekleri kötüdür hem de çomarlardır.
*kampanya yazan her hangi bir şeyden uzak durun.
*fazla akbili olan var mı? sorusuna kayıtsız kalmayın. yarın sizin ki bitecek. az insan olun.
*minibüse (özellikle sabah) asla ama asla 200 tl vermeyin.
*otobüse at sokmayın. çünkü sığmazlar. binin.
*taksim'e gitmeyin. oranın istanbul ile bir alakası kalmadı.
*galata kulesi ve kız kulesi tamamen overrated'dır. boşuna gitmeyin.
*midyeci ahmet overrated.
*taksiye biniyorsanız kesinlikle ama kesinlikle telefondan harita açın. çünkü asla gidecekleri yeri bilmezler. geçen gün kadıköy'de bir taksici "ortaköy neredeydi? mecidiyeköy'ün altı mı?" dedi. 70 iq'larıyla sizi kandırmaya çalışırlar. bir de asla bilmiyorsanız bile gideceğiniz yeri biliyormuş gibi bir hava takının.
*bilmediğiniz bir yere gidiyorsunuz ve minibüçüye söylediniz. o size hatırlatacağını söyledi diye güvenmeyin. yolculardan birine sorun daha sorumlu hissederler kendilerini. minibüsçüye kaldıysanız da shrek gibi minibüsçüyü delirtene kadar defalarca sorun. geldik mieeeee?
*bir şeyin önünde sıra varsa sosyal medyada popüler olmuştur ve yüzeysel bir yerdir. asla oraya girmeyin. sıraya da girmeyin komik gözüküyor.
*adalarda'ki faytonlara asla binmeyin.
*tanımadığınız insanlara asla güvenmeyin. her bok çıkabilir.
*birisi yolunuzu kesip "yanlış anlama dilenci değilim" ile cümleye giriş yapıyorsa sinyalcidir. bu da dilenci olduğunu gösterir. çelişki dolu insanlarla muhattap olmayın.
*yürürken önünüze bakın malak gibi yürümeyin her yer insan.
*anadolu yakasında e5 yakayı sosyoekonomik olarak bıçak gibi ikiye böler. 500 metrede çevrenizin nasıl değiştiğine şaşırırsınız. gezilecek, gidilecek yerler sahile bakan taraftadır. oturulacak yerlerde tabii ki. paranız yeterse...
*dudullu'ya gitmeyin.
*yağmurlu günlerde kaldırımın yola bakan tarafından yürümeyin.
*kimseyle gereksiz muhabbete girmeyin deli dolu.
*bir deli görürseniz de sizin de deli olduğunuzu ona hissettirin. tırsak durmayın. ağzınıza sıçar.
*arabanız varsa başkasının evinin önüne park etmeyin. olay çıkar.
*kadıköy rıhtım tarafında yemek yemeyin. çok sarhoş değilseniz :)
*gece içtikten sonra ayık 24'e gidebilirsiniz. çorbaları güzeldir. (lokasyon kadıköy)
*karaköy'deki hipster kafelere gitmeyin. bohem adı altında özenti dolu leş gibi bir ortamda bir çay ve tatlıya 50 tl verip götünüze baka baka çıkarsınız.
* her yerden benzin almayın.
*sahilde bisiklet yolundan yürümeyin. üsküdar'dakine bakmayın o göstermelik. orada asla bisiklete binmeyin. hatta üsküdar'a gitmeyin bile bence.
*marmaray'da, sirkeci'de indiyseniz asla merdivenleri kullanmayın. khazad-dumgibi kazmışlar. asansörü kullanın.
*öğleden sonra simit alacaksanız asla "simitler taze geldi, akşam simidi" gibi teranelere inanmayın. yok öyle bir şey.
*kadıköy osmanağa camiinin oradaki durakların arkasında oturmayın. orada hep sapık amcalar oturur.
*aynı şekilde semtin yabancısıysanız haldun taner'in çaprazındaki tuvaletin olduğu parktan geçecekseniz olabildiğince hızlıca geçin. haldun taner yanındaki heykelin yanındaki parkta da oturmayın.
*içip içip sokaklara işemeyin diyecem ama yapacaksınız.
*kadıköy boğa heykelinde buluşacaksanız asla heykelin yanında durmamalısınız. iki tarafta heykeli gören bir yere geçer ve orada birbirlerini görüp buluşurlar.
*kadıköy, taksim, beşiktaş tarzı insanların kalabalık olduğu yerlerde mutant tipli bir ayakkabı boyacısı size yaklaşıp ayakkabınızı "içinden geldiği için" boyamak istiyorsa boyatmayın. para alana kadar bırakmaz.
*sahilde elinde tavşan olan garip birisini görürseniz uzaklaşın. tavşanı sevdiğiniz için sizden para isteyebilir.
*çok kısa vaktinizi alabilir miyim? diye soran birine asla var demeyin. sizden ya para istiyordur ya da dolaylı yoldan para istiyordur.
*bildiğiniz bir ürünü farklı bir yerden alacaksanız ya da bilmediğiniz bir ürünü yine aşina olmadığınız bir yerden alacaksanız "bu ne kadar?" gibi bir soru sormayın. az çok fiyatını biliyorsanız; "bunun fiyatı şu muydu?" ya da "bu ne kadardı?" gibi bildiğinizi varsayan şekilde sorun. yoksa iki katı fiyatına kitlerler.
*moda sahile giderken 2 bira mı alsam 3 mü? diye düşünmeyin. 3 alın.
*maç günleri olabildiğince yer üstü ulaşımdan uzak durun.
*bir yerde robocop gibi polisler görürseniz orada ya bir olay olmuştur ya da olacaktır ona göre hazırlıklı olun.
*karşıdan karşıya geçerken minibüsçü ve taksilere güvenmeyin. yavaşlamazlar.
*sarı dolmuşlara biner binmez (ilk duraktan biniyorsanız) şoför koltukta yoksa şoför geldiğinde hemen parayı uzatmayın özellikle arkada oturuyorsanız. çünkü öndeki de henüz uzatmamıştır ve uyuz olur. fakat bana ne diyorsanız devam edin.
*otobüse ilk bindiğinizde bir yer boşaldıysa daha siz binerken hemen geçip oraya oturmayın. sizden önce ayakta olanların oturmasını bekleyin. bu aslında çok basit, yazılı olmayan bir görgü kuralı fakat çoğu öküz buna uymaz. siz öküz olmayın.
*dükkanın önünde sığır gibi bağıran gıda işletmelerine girmeyin. hem yemekleri kötüdür hem de çomarlardır.
*kampanya yazan her hangi bir şeyden uzak durun.
*fazla akbili olan var mı? sorusuna kayıtsız kalmayın. yarın sizin ki bitecek. az insan olun.
*minibüse (özellikle sabah) asla ama asla 200 tl vermeyin.
*otobüse at sokmayın. çünkü sığmazlar. binin.
*taksim'e gitmeyin. oranın istanbul ile bir alakası kalmadı.
*galata kulesi ve kız kulesi tamamen overrated'dır. boşuna gitmeyin.
*midyeci ahmet overrated.
*taksiye biniyorsanız kesinlikle ama kesinlikle telefondan harita açın. çünkü asla gidecekleri yeri bilmezler. geçen gün kadıköy'de bir taksici "ortaköy neredeydi? mecidiyeköy'ün altı mı?" dedi. 70 iq'larıyla sizi kandırmaya çalışırlar. bir de asla bilmiyorsanız bile gideceğiniz yeri biliyormuş gibi bir hava takının.
*bilmediğiniz bir yere gidiyorsunuz ve minibüçüye söylediniz. o size hatırlatacağını söyledi diye güvenmeyin. yolculardan birine sorun daha sorumlu hissederler kendilerini. minibüsçüye kaldıysanız da shrek gibi minibüsçüyü delirtene kadar defalarca sorun. geldik mieeeee?
*bir şeyin önünde sıra varsa sosyal medyada popüler olmuştur ve yüzeysel bir yerdir. asla oraya girmeyin. sıraya da girmeyin komik gözüküyor.
*adalarda'ki faytonlara asla binmeyin.
*tanımadığınız insanlara asla güvenmeyin. her bok çıkabilir.
*birisi yolunuzu kesip "yanlış anlama dilenci değilim" ile cümleye giriş yapıyorsa sinyalcidir. bu da dilenci olduğunu gösterir. çelişki dolu insanlarla muhattap olmayın.
*yürürken önünüze bakın malak gibi yürümeyin her yer insan.
*anadolu yakasında e5 yakayı sosyoekonomik olarak bıçak gibi ikiye böler. 500 metrede çevrenizin nasıl değiştiğine şaşırırsınız. gezilecek, gidilecek yerler sahile bakan taraftadır. oturulacak yerlerde tabii ki. paranız yeterse...
*dudullu'ya gitmeyin.
*yağmurlu günlerde kaldırımın yola bakan tarafından yürümeyin.
*kimseyle gereksiz muhabbete girmeyin deli dolu.
*bir deli görürseniz de sizin de deli olduğunuzu ona hissettirin. tırsak durmayın. ağzınıza sıçar.
*arabanız varsa başkasının evinin önüne park etmeyin. olay çıkar.
*kadıköy rıhtım tarafında yemek yemeyin. çok sarhoş değilseniz :)
*gece içtikten sonra ayık 24'e gidebilirsiniz. çorbaları güzeldir. (lokasyon kadıköy)
*karaköy'deki hipster kafelere gitmeyin. bohem adı altında özenti dolu leş gibi bir ortamda bir çay ve tatlıya 50 tl verip götünüze baka baka çıkarsınız.
* her yerden benzin almayın.
*sahilde bisiklet yolundan yürümeyin. üsküdar'dakine bakmayın o göstermelik. orada asla bisiklete binmeyin. hatta üsküdar'a gitmeyin bile bence.
*marmaray'da, sirkeci'de indiyseniz asla merdivenleri kullanmayın. khazad-dumgibi kazmışlar. asansörü kullanın.
*öğleden sonra simit alacaksanız asla "simitler taze geldi, akşam simidi" gibi teranelere inanmayın. yok öyle bir şey.
*kadıköy osmanağa camiinin oradaki durakların arkasında oturmayın. orada hep sapık amcalar oturur.
*aynı şekilde semtin yabancısıysanız haldun taner'in çaprazındaki tuvaletin olduğu parktan geçecekseniz olabildiğince hızlıca geçin. haldun taner yanındaki heykelin yanındaki parkta da oturmayın.
*içip içip sokaklara işemeyin diyecem ama yapacaksınız.
devamını gör...
random gülmek
kgldögldögcmlc
devamını gör...
yazarların vereceği bir bilgiyle yaşını tahmin etmek
raskolnikov 2001'li.
doğduğum aya kadar öğrenebileceğiniz bir bilgi veriyorum. marmara depremi olduğunda ben 4 aylıkmışım.
doğduğum aya kadar öğrenebileceğiniz bir bilgi veriyorum. marmara depremi olduğunda ben 4 aylıkmışım.
devamını gör...
2 şubat 2021 izmir sel felaketi
bu sene izmirin başına gelmeyen kalmadı. geçmiş olsun diyoruz ama keşke daha başka bir şeyler yapabilsek.
devamını gör...
geceleri buzdolabının çıkardığı ses
mide guruldamasından hallice, garip sestir.
eskiden kalorifer borularında bilye oynardı cinler artık buzdolaplarında su içiyorlar resmen*
eskiden kalorifer borularında bilye oynardı cinler artık buzdolaplarında su içiyorlar resmen*
devamını gör...
aft
ağız içerisinde, genellikle kenarları kırmızı, ortası beyaz şekilde çıkan, aşırılı ağrılı durumlar nedeniyle yeme içmeyi zorlaştıran yara.
kenacort-a adlı reçetesiz satılan ilaç ile bu acılı durumdan kurtulabilirsiniz.
hassas kişiler tıklamasın.
kenacort-a adlı reçetesiz satılan ilaç ile bu acılı durumdan kurtulabilirsiniz.
hassas kişiler tıklamasın.
devamını gör...
baskıcı ailede yaşamak
bu durumu yaşayan çocuklar rahat etmek için üniversiteyi seçmektedir. tabi şu an pandemiden dolayı bu baskı ortamında kafayı yemiş vaziyetteler.
devamını gör...
yeşil zeytinin siyah zeytinden daha lezzetli olması
(bkz: zeytin ırkçılığı)
devamını gör...
yazarların troll gibi davrandığı anlar
ciddi bir ortamda gergin konuşmalar mesela tutamıyorum kendimi gülmeye başlıyorum. biri kendini övmeye başlıyor ben gülmeye başlıyorum.
geçenlerde banka'nın çağrı merkezinden arama geldi nefes almadan ciddiyetle konuşuyor konuşmama fırsat vermiyor aldı beni bir gülme ama ben seninle konuşamam ki dedim kapattım... tabii fazla dikkat çekmemek lazım sonra trol değil deli derler. benimkiler genelde gülerek oluyor.
geçenlerde banka'nın çağrı merkezinden arama geldi nefes almadan ciddiyetle konuşuyor konuşmama fırsat vermiyor aldı beni bir gülme ama ben seninle konuşamam ki dedim kapattım... tabii fazla dikkat çekmemek lazım sonra trol değil deli derler. benimkiler genelde gülerek oluyor.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
kırgınlığım yok kimseye!
kendime de kızmıyorum, kızamıyorum artık...
öyle bir zamandayım öyle bir demle acıyor ki yüreğimin köşeleri hislerimin hissizliğiyle sınanıyorum...
keşke birilerine kızabilsem, keşke üzülebilsem bana şunu da şunu da yaptılar diyebilsem, keşke kendime söylenebilsem hep senin eserin bu, hanımefendi diyebilsem... ama yok nafile tek bir duygu kırıntısı bile yok içimde... özleyebilsem mesela, mesela ağlayabilsem, mesela saatlerce gevezelik yapabilsem yine telefonlarda, mesela umut etsem yeniden, mesela... bu hissizlik mahvediyor beni... boğazımda bir düğüm, kalbimde bir sızı, nefes alırken içime içime saplanan bir neşter gibi...
yeniden nefret edebilsem birilerinden, yeniden özlem duyabilsem sevdiklerime, yeniden umut edebilsem yarınlara... bu hissizlik günden güne siliyor beni... günden güne yeni bir ben doğuyor belkide bilemiyorum... hayatın hem ne kadar değerli hem ne kadar değersiz olduğunu öğretti bu hissizlik bana. takıldığımız, gece boyu düşündüğümüz şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu işaret etti. hele ki kırgınlıklarımızın, küskünlüklerimizin ne boş ne faydasız olduğunu gösterdi. bize nefretin, kırgınlıkların yarardan çok zarar verdiğini ve çok klasik olacak ama üç günlük dünyada bunlarla uğraşıp yüreğimizde bunları taşıyarak bunları yük ederek zaten zor olan hayatlarımızı daha da zorlaştırdığımızı gösterdi. ben tüm sırların çözüldüğü, perdelerin aralandığı zamanlardayım dostlar. ben yarına erememenin, kaybetmenin, sevdiklerime ulaşamamanın kaygısındayım. ben nefes almayı bile unutturan gerçekle bir kez daha yüzleştim! #ölüm siz siz olun kapınıza dayanmadan, canınızdan can almadan, tüm hislerinizi kaybetmeden fark edin bazı şeylerin kıymetini. ruhunuzu hafifletin, kalbinizi temizleyin, bedeninize huzur verin, yüklerinizden arının...
sevin, sevilin, sevdiğinizi söyleyin. özür dileyin, affedin... sevgiyle, huzurla, hoşça... kalın...
kendime de kızmıyorum, kızamıyorum artık...
öyle bir zamandayım öyle bir demle acıyor ki yüreğimin köşeleri hislerimin hissizliğiyle sınanıyorum...
keşke birilerine kızabilsem, keşke üzülebilsem bana şunu da şunu da yaptılar diyebilsem, keşke kendime söylenebilsem hep senin eserin bu, hanımefendi diyebilsem... ama yok nafile tek bir duygu kırıntısı bile yok içimde... özleyebilsem mesela, mesela ağlayabilsem, mesela saatlerce gevezelik yapabilsem yine telefonlarda, mesela umut etsem yeniden, mesela... bu hissizlik mahvediyor beni... boğazımda bir düğüm, kalbimde bir sızı, nefes alırken içime içime saplanan bir neşter gibi...
yeniden nefret edebilsem birilerinden, yeniden özlem duyabilsem sevdiklerime, yeniden umut edebilsem yarınlara... bu hissizlik günden güne siliyor beni... günden güne yeni bir ben doğuyor belkide bilemiyorum... hayatın hem ne kadar değerli hem ne kadar değersiz olduğunu öğretti bu hissizlik bana. takıldığımız, gece boyu düşündüğümüz şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu işaret etti. hele ki kırgınlıklarımızın, küskünlüklerimizin ne boş ne faydasız olduğunu gösterdi. bize nefretin, kırgınlıkların yarardan çok zarar verdiğini ve çok klasik olacak ama üç günlük dünyada bunlarla uğraşıp yüreğimizde bunları taşıyarak bunları yük ederek zaten zor olan hayatlarımızı daha da zorlaştırdığımızı gösterdi. ben tüm sırların çözüldüğü, perdelerin aralandığı zamanlardayım dostlar. ben yarına erememenin, kaybetmenin, sevdiklerime ulaşamamanın kaygısındayım. ben nefes almayı bile unutturan gerçekle bir kez daha yüzleştim! #ölüm siz siz olun kapınıza dayanmadan, canınızdan can almadan, tüm hislerinizi kaybetmeden fark edin bazı şeylerin kıymetini. ruhunuzu hafifletin, kalbinizi temizleyin, bedeninize huzur verin, yüklerinizden arının...
sevin, sevilin, sevdiğinizi söyleyin. özür dileyin, affedin... sevgiyle, huzurla, hoşça... kalın...
devamını gör...
normal sözlük ocak devrimi
bu nasıl bir devrlm kl dün yazar iken bugün çaylak oldum. 23 nlsan müsameresl glbl koltuğa blr günlüğüne mi devrettiniz.
üzgünüm.
üzgünüm.
devamını gör...
waiting for the sun
1968 çıkışlı the doors albümü.
albümün iç kapağında jim morrison'un yazdığı bir adet şiir de bulunmakta.
aynı zamanda 1970 yılında piyasaya çıkmış morrison hotel adlı albümün de ikinci parça adıdır.
albümün iç kapağında jim morrison'un yazdığı bir adet şiir de bulunmakta.
aynı zamanda 1970 yılında piyasaya çıkmış morrison hotel adlı albümün de ikinci parça adıdır.
devamını gör...
ateistler zor günlerinde kime sığınıyor sorunsalı
yine başkalarının derdini düşünüyor bu yazarlar,bırakın onlar karar versin kime sığınacaklarına.
devamını gör...
philipp otto runge
1777 - 1810 yılları arasında yaşamış alman romantik ressam ve teorist.
colour sphere** ile ilgili çalışmalarıyla tanınır.
runge, gençliğinde goethe ile tanışmış, sanat ve renklere olan özel ilgileri nedeniyle kısa sürede yakın arkadaş olmuşlardır. birbirlerine yazdıkları mektuplarda ressam sık sık renklerle ilgili teorilerini paylaşmıştır.
kalabalık ve nispeten fakir bir aileden geldiği için 20 yaşına kadar resim üzerine bir eğitim almamıştır. 20 yaşından sonra resim kariyerine başlamış ve kısa süren hayatında etkili çalışmalar yapmıştır.
runge mistik ve derin bir hıristiyan zihniyete sahipti. sanatsal çalışmasında, evrenin uyumuna ilişkin kavramları renk, biçim ve sayıların sembolizmiyle ifade etmiştir. 3 ana renk olan mavi, sarı ve kırmızıyı hıristiyan üçlüsünün simgesi olarak gördü. maviyi tanrı ve gece ile; kırmızıyı sabah, akşam, isa ile; sarıyı kutsal ruh ile eşleştirmiştir.
bazı diğer romantik ressamlar gibi runge da total artwork yani tüm sanat türlerini bir araya getirmeye çalışan bir sanat anlayışına sahipti. özel bir binada, kendi şiiri ve müziği eşliğinde görülmek üzere sergilenen the times of the day adlı dört tablodan oluşan bir serisi bu sanat anlayışıyla yapılmıştı.
colour sphere: runge sadece 3 renk* olduğu anlayışını kabul etmişti ve bu çalışmalarıyla bunu göstermeyi hedeflemişti.

the nightingale's lesson

rest on the flight into egypt

the hülsenbeck children
colour sphere** ile ilgili çalışmalarıyla tanınır.
runge, gençliğinde goethe ile tanışmış, sanat ve renklere olan özel ilgileri nedeniyle kısa sürede yakın arkadaş olmuşlardır. birbirlerine yazdıkları mektuplarda ressam sık sık renklerle ilgili teorilerini paylaşmıştır.
kalabalık ve nispeten fakir bir aileden geldiği için 20 yaşına kadar resim üzerine bir eğitim almamıştır. 20 yaşından sonra resim kariyerine başlamış ve kısa süren hayatında etkili çalışmalar yapmıştır.
runge mistik ve derin bir hıristiyan zihniyete sahipti. sanatsal çalışmasında, evrenin uyumuna ilişkin kavramları renk, biçim ve sayıların sembolizmiyle ifade etmiştir. 3 ana renk olan mavi, sarı ve kırmızıyı hıristiyan üçlüsünün simgesi olarak gördü. maviyi tanrı ve gece ile; kırmızıyı sabah, akşam, isa ile; sarıyı kutsal ruh ile eşleştirmiştir.
bazı diğer romantik ressamlar gibi runge da total artwork yani tüm sanat türlerini bir araya getirmeye çalışan bir sanat anlayışına sahipti. özel bir binada, kendi şiiri ve müziği eşliğinde görülmek üzere sergilenen the times of the day adlı dört tablodan oluşan bir serisi bu sanat anlayışıyla yapılmıştı.
colour sphere: runge sadece 3 renk* olduğu anlayışını kabul etmişti ve bu çalışmalarıyla bunu göstermeyi hedeflemişti.

the nightingale's lesson

rest on the flight into egypt

the hülsenbeck children
devamını gör...
normal sözlük için öneriler
kalite tam olarak burada yazanların tanımlamalarıyla ortaya çıkacak şeydir.
ve üzülerek söylüyorum ki soldaki akışta takılıp kalan yazarlar oldukça kalite burada bulunamadan burası çöplüğe dönüşmeye meyilli bir adres olacak.
daha da açık söylemek gerekirse başlığı açılmamış onlarca tanım dururken tamamen yorumların bırakıldığı bir adres olacak. sözlük ama tanım yok, bolca fikir var... herkes ne yaşadıysa yazmış. tüketilmiş bir sözlük, kullanılmadan eskimiş bir adres... dolmadan doymuş.
kendi ilgi alanlarını ekleyen, o konular hakkında başlık açan, tanım bırakan yazarlar burayı daha cazip kılar sanırım.
burası insanların birbirine tepeden bakmadığı, moderatörlerin kaf dağında olmadığı samimi bir yer. o yüzden hakkı verilirse güzel kalacaktır.*
ve üzülerek söylüyorum ki soldaki akışta takılıp kalan yazarlar oldukça kalite burada bulunamadan burası çöplüğe dönüşmeye meyilli bir adres olacak.
daha da açık söylemek gerekirse başlığı açılmamış onlarca tanım dururken tamamen yorumların bırakıldığı bir adres olacak. sözlük ama tanım yok, bolca fikir var... herkes ne yaşadıysa yazmış. tüketilmiş bir sözlük, kullanılmadan eskimiş bir adres... dolmadan doymuş.
kendi ilgi alanlarını ekleyen, o konular hakkında başlık açan, tanım bırakan yazarlar burayı daha cazip kılar sanırım.
burası insanların birbirine tepeden bakmadığı, moderatörlerin kaf dağında olmadığı samimi bir yer. o yüzden hakkı verilirse güzel kalacaktır.*
devamını gör...
güzellik hariç erkekleri aşık ettirebilecek şeyler
hiçbir şey. güzel değilseniz pek şansınız olduğu söylenemez.
onun dışında sevip, sevilebilirsiniz belki fakat erkeğin sizden daha güzelini bulduğunda tekmeyi koyacağı gerçeğini değiştirmez.
onun dışında sevip, sevilebilirsiniz belki fakat erkeğin sizden daha güzelini bulduğunda tekmeyi koyacağı gerçeğini değiştirmez.
devamını gör...
nesimi
imadeddin nesimî (1369, azerbaycan, şamakı - 1417, halep) veya uzun olarak seyid ali imadeddin nesimî mahlası ile tanınan, 14. yüzyılda yaşamış hurûfi meşrep türk divan şairi.
(bkz: imadeddin nesimi)
(bkz: imadeddin nesimi)
devamını gör...
