üst edit: yazarken insana uzun gibi gelmiyor yazı ama bitip de geriye bakınca görüyorum ne çok yazdığımı. bu kadar uzun yazıların yeri değil belki burası ama maksat bilgi vermek olunca kendimi tutamıyorum. kusura bakmayınız baylar bayanlar!

gezegenimizin kendi ekseni etrafında dönerken sahip olduğu hız.

son günlerde bu hız, bir artışla gündeme geldi. bunun ne anlama gelebileceğine de değineceğim yazının sonunda.

konuya geçmeden önce küçük bir bilgi eklemek isterim. dünya'nın güneş sistemi içerisindeki 2 ayrı hızından bahsedebiliriz. bunlardan biri ekseni etrafında dönerken sahip olduğu, diğeri de güneş etrafında dolanırken sahip olduğu hız. bu iki kavram birbirinden "dönmek" ve "dolanmak" olarak ayrılır. başlığı uzatmamak adına eksen kelimesini işin içine katmadım ama dönüş dediğimizde anlaşılması gereken şey, kendi ekseni etrafında dönmek; güneş etrafında dolanmak değil.

bundan başka, galaksideki hızımız da var ama bu yazının konusu değil.

***

eğer tam kuzey kutup noktasından uzaya yükselip aşağıya, dünyaya bakabilseydiniz, onun saat yönünün tersinde, batıdan doğuya doğru döndüğünü görürdünüz. astronomide buna prograt yönde dönmek de deriz. bu hareketin hızı, ekvatorda yaklaşık olarak saatte 1670 kilometre. kutuplara doğru gidildikçe bu sayı azalır ve tam kutuplarda, yani 0 noktalarında açısal hız da 0 olur.

bahsi geçen 1670 km/s sabit bir sayı değil. uzaydaki her şey gibi, sistemimiz de sürekli bir değişim içerisinde ve dünya oluştuğu günden bu yana dönüş hızının bir kısmını kaybetmiş durumda. bunda başlıca neden, ay'ın yılda 3,8 cm kadar uzaklaşıyor oluşu ve dünyada oluşturduğu gelgit etkileri. eldeki verilerle yapılan hesaplamalara göre milyonlarca yıl önce 1 günün 23,5 saat sürdüğünü tahmin ediyoruz.

ayrıca çok büyük depremlerin, eriyen buzulların ve benzer doğal afetlerin de dönüş hızımızı etkilediğini biliyoruz.

bu şekilde devam ederse çok ama çok uzak bir gelecekte dünya'nın tamamen duracağını hatta belki de ters yöne doğru dönmeye başlayacağını da söyleyebiliriz.

***

sabit olmayan hızımız nedeniyle, tıpkı artık yıl kavramına benzer bir kavramımız daha var: artık saniye.

atom saati adı verilen hassas saatler bize, dönüş hızımızın milisaniye mertebesinde değişime sahip olabileceğini gösterdi.

1 milisaniye = 0,001 saniye

meydana gelen bu değişimler, tıpkı yıllara eklenen artık yıl olayında olduğu gibi saatlerimize ekleniyor ve biz yine 1 günü 24 saat olarak yaşıyoruz. artık saniyeler bugüne dek, yavaşlamadan kaynaklı olarak hep pozitifti. belirli zamanlarda yıllara eklememizi gerektiren bir sayı...

popsci'den alıntı. yazının yazıldığı yıl 2017:

--- alıntı ---

dünya’nın dönüş hızı azalmaya başladığından dolayı eklenmeye devam eden ekstra saniyeler rastgele yıllara değil, belirli yıllara ekleniyor; bunun nedeniyse güneş zamanıyla aynı hizada kalabilmek. bahsi geçen dönüş hızı bir saniyeye tekabül edecek oranlarda azalmamaya başladığından beri fazladan saniyelerin her sene veya düzenli aralıklarla eklenme zorunluluğu ortadan kalkmış durumda. utc ve güneş zamanı arasında oluşan farkın 0.9 saniyenin üstüne çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımızda uluslararası dünya rotasyon ve referans sistemi (ıers) bu durumu saptıyor ve bahsedilen ekstra saniyeler bu uyarılar sayesinde ekleniyor. bu yıl eklenen saniyeyi saymazsak ıers, günümüze kadar 26 artık saniyeyi garip ve demode bir sistem aracılığıyla eklemiş durumda.

--- alıntı ---

***

geçenlerde yayımlanan bir araştırma, dünya'nın dönüş hızının yıllardır bilindiği gibi azalmayı bırakıp ufak bir artışa geçtiğini gösterdi. bu da ortaya negatif bir "artık" saniye durumu çıkarmış oldu. yani her zaman yapılan işlemin tersini yapmamızı gerektirecek.

***

dönüşümüz hızlanmaya devam ederse ne olur?

bu şekilde küçük artışlarla devam ettiği sürece hemen hemen hiçbir şey. en azından kısa vadede...

***

eğer aksine, hız bir anda, yüksek miktarlarda artarsa bu biraz daha karışık işlere yol açar.

öncelikle uydular bundan etkilenir çünkü bunların bazıları dünya ile eşzamanlı olarak dolanıyor çevremizde. bunu bozarsak, iletişim alanında kesintiler olur. gezegenin sahip olduğu merkezkaç kuvveti değişir, eğer çok büyük bir hızlanma söz konusu ise biyolojik saatlerimiz buna adapte olmakta zorlanır. jet akımı dediğimiz olaylarda sıkıntılar çıkar, mesela kasırgalar çok hızlı döneceğinden daha enerjik ve yıkıcı olur. kıyılar, hatta iç kesimler özellikle de ekvator yakınındakiler sular altında kalır. son derece büyük depremler ortaya çıkar.

sonuç olarak hızda dalgalanmalar olağan şeylerdir ve bu nedenle de en azından şu an endişelenmenizi gerektirecek bir durum yok.
devamını gör...

"wobegon gölü" harika erkeklerin, müthiş ötesi kadınların ve onların ultra zeki çocuklarının yaşadığı kurgu bir hikâyede geçen yerin adıdır.
ilk olarak yazar garrison keillor'ın radyo programında ortaya çıkmıştır, kendisi radyo programında her gün buradaki müthiş ötesi insanların hikayelerini anlatıyor.
oradaki herkes harikadır, kusursuzdur.
bu terim psikolojide, kişinin kendisini diğer insanlardan üstün görmesi, kendini deyim yerindeyse bir b*k sanması, eksilerini görmezken, artılarını dağ gibi büyütmesi olarak tanımlanıyor.
yine günümüzde instagram annelerinin "en zeki benim çocuğum " mealine gelen paylaşımları da bu kategoriye giriyor.
devamını gör...

abd'nin texas eyaletinde kışın aşırı sert geçmesinden ötürü 15 şubat'tan bu yana milyonlarca insan elektriğe yüklendiği için alt yapı çökmüş ve 20'den fazla insan donarak hayatını kaybetmiş. üç milyon insanın elektriksiz kaldığı eyalette, araçlarında ısınmaya çalışan bazı insanlar karbonmonoksit zehirlenmesi yaşamışlar. beni en çok üzen ise, sahillerde donmaktan kurtarılan binlerce kaplumbağanın hâlâ ölüm tehlikesi yaşıyor oluşlarıdır.

ironik kısım ise şu: elon musk uzay projesi için sf'den texas'a taşınmıştı. 9 yıl içinde mars'a koloni kurmayı hedefleyen sayın musk'ın yeni memleketinde tüm hayatın kıştan dolayı felç olması ve insanların soğuktan ölmeleri fazlasıyla ironik. daha kendi gezegeninde, homo sapiens sapiens'in ana vatanında insanlar ölürken atmosferin olmadığı, yerçekiminin dünyanın yarısı kadar olduğu, suyun olmadığı, radyoaktif bir ortamın olduğu, ısınmanın, korunmanın ancak kendi imkanlarıyla yapılabileceği mars'a yerleşim yeri kurmak güzel bir düşünce. ölmezlerse tabii.

bu olaylar küresel ısınmanın ve iklim değişikliklerinin gelecekte tüm dünyayı ne hâle getireceğinin ufak bir demosu.

www.ntv.com.tr/galeri/dunya...
devamını gör...

jose mauro de vasconcelos'un kaleme aldığı şeker portakalı kitabı, okunması gereken olağanüstü kitaplardan biridir. herkese ve herşeye rağmen sevmeyi, beklenmedik yerde ve beklenmedik şekilde kurulan dostlukları anlatır. şeker portakalı birçok kişiyi etkilediği gibi benide çok etkilemiştir. ve ana fikrinden birisi ise "her çocuğun sevgiye ve ilgiye ihtiyacı olduğu" gerçeğidir.
ve bu kitap başka hiçbir kitabın dokunmayacağı kadar dokunur kalbinize...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kitap 5 yaşındaki zeze'nin acı dolu hikayesinden bahsediyor. çok fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen zeze çok yaramaz bir o kadar da zeki bir çocuktur. yaptığı yaramazlıklarından dolayı mahallede şeytan olarak anılmaktadır. sınıfının en zeki ve çalışkan öğrencisi olduğundan dolayı öğretmeni ve onu çok seven ablası zeze'nin şeytan olduğuna inanmamaktadır.
aslında yaramazlıkları yaşadığı yalnızlık duygusundan kaynaklanır. yüreğindeki yalnızlığı dindirmek için kendine hayali arkadaşlar yaratmıştır. bunlardan biri yarasa diğeri ise hiç kimsenin beğenmediği ama zeze'nin çok sevdiği şeker portakalıdır.
zeze bir süre sonra bir sokak sanatçısı ile tanışır ve onunla birlikte sokak sokak gezerek şarkı söyler ama söylediği şarkıların anlamını bilmez. birgün morali bozuk olan babasını mutlu etmek için sokak sanatçısı arkadaşından öğrendiği şarkıyı söyler babası şarkıyı duyunca zeze'yi döver ve onunla bir daha arkadaşlık etmemesine söyler. yaşanılan bu olayı duyan zeze'nin ablası gloria çok üzülmüş ve aile fertlerinin onu dövmesini yasaklamıştır.
babasından yediği dayaktan sonra intihar etmeyi düşünmüş ama dostu portuga sayesinde vazgeçmiştir. önceleri birbirlerine düşman olan zeze ve portuga sonraları arkadaş olurlar. dostu portuga kaza geçirip ölünceye kadar her şey çok güzel devam eder. tek sevgi gördüğü insanın ölümü zeze'yi derinden sarsar ve hasta olup yataklara düşmesine neden olmuştur. ne şeker portakalı nede yarasa zeze'yi , portuga ile geçirdiği güzel zamanı geri getirecektir.
zeze'nin yaşadığı acılar ve zorluklar onu hayata hazırlamıştır.


- acılarım kaç gün sürecek portuga ?
- 40 gün
- 40 gün sonra geçecek mi ?
- hayır, alışacaksın...
devamını gör...

dogrudur, öğrenciliğimin geçtiği caanım eskişehir. eskişehir özerkliğini ilan etmeli.
devamını gör...

evet, o ana kadar tanım üstüne tanım girilmiş başlığa tanımımı girerim ve başlık tarihin tozlu sayfalarına gömülür. nedir bu gudubetlik? bazen kendimi masumlar apartmanında olaya en son müdahil olan evin babası gibi hissediyorum. yok bir şey sen odana git diyorlar ve konu kapanıyor.
devamını gör...

hangisine daha fazla vereceklerine göre belirleyeceğim tutum.

kaça kaça sen onu de hele bir bana?
hatta toplamda güzel bir fiyat verilirse kargo benden hemen ikisini de postalarım.

para önemli. oğlağım ben la!

kimseyi kimse için satmam abi ben keyfime bakarım. ya o ya ben durumuysa bu denilen diyenler bir zahmet az ötede kumda oynasın bak işte orada. biz yetişkinlerde çayımızı yudumlarız o arada.
çav cınım.
devamını gör...

sultan 2.osman’ın tahttan indirilmesine giden süreci tarihçiler haile-i osmaniye şeklinde adlandırırlar. bu haile yani türkçe meali ile facia 18 mayıs 1622 sabahı patlak vermiş ve bu olayın tesirleri çok uzun yıllar boyunca koca imparatorluğu etkisi altında bırakmıştır.
18 mayıs sabahı padişah tuğları, üsküdar sahrasına dikildi. sebebi ise padişahın hacca gideceğini ilan etmesiydi. fakat asiler tam tersini düşünüyor padişahın anadolu ve asya kıtalarından ordu toplayıp kendilerini ortadan kaldıracağını ve yeni bir devlet idaresi kurmak istediğini düşünüyorlardı.


zira haklılardı çünkü saray’dan kovulan hizmetli takımı bu dedikoduyu epeydir kapıkulu ocaklarına yayıyorlardı. konuya dönecek olursak sultan 2. osman hacca gidecek, eski sadrazam ohrili hüseyin paşa, saltanat naibi olarak istanbul’da kalacaktı. padişah edirne muhafızlığına gürcü mehmed paşayı, bursa muhafızlığına da vezir topal recep paşayı getirmişti. kapdan-ı derya damat halil paşa donanmayı lübnan’a götürmek üzere padişahın emrini bekliyordu. sultan osman, en güvendiği yeniçeri ve kapıkulu sipahileri’nden 1000 tanesini, müteferrikalardan 40 kişiyi ve 30 tanede divan katibini yanına almıştı. bunların yanında sadrazam, nişancı ve defterdar gibi devlet adamlarını ve onların maiyetlerini de yanında götürüyordu. tabii 1500 civarı askerin dışında kalanların dikkatini çekti bu durum. zira padişah nereye giderse gitsin tüm kapıkulu ocaklarına mensup askerleri yanına alırdı.

tuğlar üsküdar’a dikilir dikilmez yeniçerilen kazan kaldırmıştı. süleymaniye’de toplanan yeniçeriler, hızlı bir şekilde at meydanına yani şimdiki sultanahmet meydanına geldiler. ellerinde şeyhülislam esad efendiden aldıkları “padişaha hac lazım değildir, yerinde oturup adl eylemek evladır. caiz ki bir fitne zuhur eyliye!” yazılı fetva vardı. türkçe mealine gelecek olursak; “osman, icat çıkarma otur oturduğun yerde canına yandığım, şimdiye kadar kim hacca gitmiş ki sen böyle dellendin, hem sen yokken bir b**luk olsa buraları kim idare edecek”, şeklinde bir çeviri yapmak mümkün. tabii bu fetvayı vermeden çok önceleri damadı olan padişahı defalarca ikaz etti esad efendi ama sultan osman kimseyi sallamadığı gibi onu da şeyine sallamadı. bu durum karşısında esad efendi yeniçerilerin istediği fetvayı yazıp ellerine vermiş ve oda muhalefetini açıkça beyan etmişti.



öğlen saatlerine gelindiğin de istanbul’da normal hayat durma noktasına gelmişti. kapıkulu ocakları’nın sultanahmed meydanın da toplandığını ve her taraftan aynı istikamete aktığını gören halk, evlerine çekilmiş, bütün çarşılar, pazar yerleri ve dükkanlar kapanmıştı. tabi bu kadar olay olurken padişah ne yaptı, asilerin gönderdiği fetvayı onlara küfürler ederek yırtıp attı ve niyetinden vazgeçmeyeceğini yineledi.



tabi tüm bunlar olurken kapıkulu askerleride akıllı davranıyor ve toplanırken silahsız bir şekilde toplanıyorlardı, zira öbür türlü asi durumuna düşebilirlerdi ki, aslında çoktan padişahın gözünde düşmüşlerdi bile. kapıkulu askerlerinin padişaha gönderdikleri 2. not şu şekildeydi; “padişahın bu tarik ile hicaz’a gitmesi, mücerred bizden i’raz-u nefrete mebni olup bir gayri mucibi yokdur. nizam-ı alem için padişahlar hacc-ı şerifi terk edegelmişlerdir. düşman zuhuru ve a-danın şerr-ü şuru ihtimali var iken memalik-i mahrusayı koyup gitmek hatadır, bu karardan ferakat olunmak gereklidir”. yani çevirecek olursak kısaca;” padişahım, otur oturduğun yerde, biz senin gerçek niyetini biliyoruz, ya bu karardan dön ya da senin için çok kötü olur”.



tüm bunlar olurken ocak ağaları da boş durmuyor ve sultan osman’ı kışkırtıp üzerlerine salan kişiler için esad efendiden fetva katli vacip şeklinde fetva alıyorlardı. fetva tam olarak şöyleydi;” padişah-ı cihanban’ı azdırıp devlet hazinesini telef ettirip bunca fitne ve fesada sebep olan kişilere ne lazım gelir? cevap; o kişilerin katledilmeleri gerekir.”


fetva parçalamayı alışkanlık haline getiren sultan osman, bu fetvayı da parçalayarak ulemanın suratına fırlattı. bu sırada donanmadan kaçan bazı levend ve azebler de sultanahmed meydanına gelmiş, buralar karışsa da güzel bir yağma yapsak düşüncesinde ortalıkta fink atıyordu. bu yağmadan ilk nasibini alan padişahın hocası olan ömer efendi olmuştur. sarayına giden kapıkulu askerleri öldürmek için aradılarsa da onu bulamamış ama sarayını bir güzel yağma etmişlerdir. tüm bunlar olurken sultan osman hacca gitmekten vazgeçtiğini askerlere bildirdi.



19 mayıs 1622 yani haile-i osmaniye’nin ikinci günü, tüm kapıkulu ocakları artık silahlı olarak , on binleri aşan bir kalabalık ile fatih’te toplandılar. fatih camii’nde sabah namazı kılındı. oradan yürüyüşe geçerek sultanahmed’e gelindi. askerlerin davetiyle ulema sınıfı da orada toplanmıştı. müzakereler başladı ve padişahtan 6 kişinin kellesinin istenmesine karar verdiler. bunlar tam liste olarak; veziriazam diver paşa, hoca ömer efendi, darussade ağası süleyman ağa, istanbul muhafızı vezir ahmed paşa, başdefterdar baki paşa ve sekbanbaşı nasuh ağadır.

sekbanbaşı nasuh ağa’nın kellesinin istenmesine sebep olan şey padişaha yakın olması ya da onu etkilemesi değildi, sadece mevcut isyana karşı çıktığı için kellesi isteniyordu.asilerin bu istekleri ulemadan 12 kişi tarafından tasdik edildi. ulema hoca ömer efendi ve darüssade ağası süleyman ağanın katledilmesine zaten dünden razıydı, fakat diğer 4 isim konusunda asilere direndiler. fakat asilerin her biri için bir bahanesi vardı. ocak ağalarına göre veziriazamın suçu, silahsız yeniçerileri ok atışına tutmak, defterdarın suçu ayarı bozuk akçe ile ulufe ödemesi yapmak, nişancının suçu emekli subayların maaşını kesmesi ve sekbanbaşının suçu da ocağı savunacağı yerde nişancıya yalakalık yapmasıydı.

ulema’dan bir heyet bu kararı topkapı sarayına getirip, sultan osman’a sundu. padişah bahsi geçen kişilerin azlini kabul edeceğini ama kesinlikle katledilmelerine rızası olmadığını kendine has üslubu ile cevapladı.
ulema sözcüsü: “padişahım, istediklerini veri yoksa halimiz harap olur, epey kalabalıklar istediklerini almak isterlerse zorla alırlar, konuyu uzatmayalım hiçbir şey devletin bekasın’dan önemli değil” dediyse de padişah;” korkmaya gerek yok bunlar başsız asker, çabuk dağılırlar” şeklinde son derece cahilce bir cevap vermiştir. bunun üzerine söz alan ihtiyar ulema;” işler bu raddeye geldikten sonra bu asiler istediklerini alırlar, atalarınızdan da aldılar, sizden de alırlar, istediklerini verin dediyse de padişaha dinletemez. hatta padişah;” bunları da siz tahrik etmişe benzersiniz, evvel sizi kırarım, sonra da onları” şeklinde son derece cahilce bir cevap daha verir. acaba o sırada ulemanın iç sesi” senin ben aklının sapına saplayayım hay osman” demiş midir hep merak etmişimdir.

bu sırada diğer vezirler arasından çıkıp gelen ohrili hüseyin paşa;” padişahım duru vahim, beni dahi isteseler verin, yeter ki siz sağolun” dese de lafını dinletemez. hatta padişah bir adım daha ileri giderek kendisine elçi gelen heyeti tevkif ettirmek gibi son derece büyük bir aptallık daha yapar. bunların istedikleri cevaplarla birlikte gelmesini bekleyen asiler, gelmediklerini görünce saraya doğru yürümeye başlamışlardır.

sarayın dış kapısına dayanan on binlerce asker hiçbir zorlukla karşılaşmadan içeriye daldılar. beklediklerinin aksine hiçbir direnişle karşılaşmadılar ve iç avluya geldiklerin zaman padişahı “ayak divanı”’na davet ettiler. tabi padişah bunu da kabul etmeyerek son büyük cahilliğini yapmış oldu. sultan mustafa harem’deki dairesinden alındı ve sultan osman tevkif edildi. ulema asilere mustafa’nın bir deli olduğunu ve taht için gerekli akla sahip olmadığını yinelese de asiler dinlemediler. zira işin ucunda yüklü bir cülus bahşişi vardı.

böylece sultan 2. osman’ın 4 yıl 2 ay 21 gün süren saltanatı 19 mayıs 1622 günü sona erdi. devam eden süreçte önce yedikule zindanların da hapsedildi, sonrasında 20 mayıs 1622 günü orada boğdurularak öldürüldü, kimi kaynaklara göre bazı yeniçerilerin tecavüz ettiği de söylenir fakat kesin değildir.

kaynak: yılmaz öztuna büyük türkiye tarihi 5.cilt.
devamını gör...

eğlenceli bir insanla uzun uzun sohbet etmek.
devamını gör...

hiç evlenmedim ama erkek kişisi için konuşacak olursak, rahatlıktan kaynaklı diye düşünüyorum. birde yeni nesil fotoğraf çekip instagrama atmayı çok seviyor, bol bol yemekler hazırlanıyor, vakitli vakitsiz yeniliyor. tüy siklet olarak evlenen adam bir bakıyorsun 1 yıl sonra sumo güreşçisi olmuş.

kanka ne oldu ya kilo almışsın, ne bu hal?

evlen senide görürüz olm ehehehe..
devamını gör...

french connection united kingdom baş harflerinden oluşan bir giyim markasıdır. içiniz fesat sizin hemen c ve u harfinin yerini değiştirdiniz ve öyle okudunuz değil mi?

c ve u harfinin yerini değiştirmek istiyorsanız sizi şu başlığa alalım. (bkz: fuck you)
devamını gör...

hahahaha peki ya youtube?
komiksiniz be sahiden komik.*
devamını gör...

1 yıla yakın beraber olduğum ( açılamadığım ) sevdiğim kıza açılmaya karar vermiştim.
buluşmayı ayarladım ve gittim. neyse koşa koşa üstüme atladı ve '' benim sevgilim oldu, çok mutluyum '' demişti.
devamını gör...

istatistik kurumu rosstat, rusya'da ocak ile kasım ayları arasında 2020'de geçen seneye kıyasla 229 bin 700 daha fazla ölüm yaşandığını bildirdi. rosstat'ın açıklamasıyla koranavirüs kaynaklı ölümlerin aslında açıklanan ölüm sayısından fazla olduğu göze çarptı.
rusya da 3 milyon vakayı aşmasına rağmen resmi ölü sayısı 55 bin 265'ti.
kaynak
devamını gör...

hayata dair popo burkan acı bir detay. saatlerdir yokum, geliyorum, tek bir bildirim yok. yazıklar olsun. o kadar güldürdüm sizi; kah düşündürüp kah sinirlendirdim. hani lan ayleydik biz. üzdünüz beni, kırdınız, rencide oldum. daha da komikli başlık açmam.
devamını gör...

sonra içime ve hatta dışıma kapandım. küsmek gibi bir şey.bir çesit gölge fesleğeni.. bir çeşit olmayan hayat. zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim. epeyce göçebe yaşadım, sadece iki valizim oldu. bir yığın insan tanıdım. ama hep yalnızdım..
didem madak
devamını gör...

kedinin evine sığıntı olarak yerleşmek. kedinin lütfedip kişiyi evine kabul etmesi. kedi bey diyeceksiniz ulan. *

çok küçük yaşlarda köpek sahibi olmuştum. ve çok uzun yıllar hep en yakın arkadaşım olmuştu köpekler. hep etrafımda beni sev diye dolaşan, beni sevmek ve onu sevmem için can atan canlılar. nasıl lüks nasıl huzurlu...

işte sonra apartman dairesine taşındım ve bir kedi beni sahiplendi. sağ olsun evine aldı. arada dövdü, bazen sövdü...
eve geldiğimde sinirlendi. eve gelmedigimde sinirlendi. bazen beni kapıda karşıladı ve üzerime zıplayıp kollarımı tırmaladı. canım çok seviyor beni. nasıl acılı nasıl umutlu...

4 senedir daha sakin bir hayatım var. cokcok ve casper la iyi bir ev arkadaşlığı kurduk. onlara gelene kadar ki kedi maceralarım akıllara zarardı.
neyse ki artık orta yolu bulduk. derken bety geldi bana minnoş oğullarıma canavar ama olsun bir şekilde çocuklarım alttan aldı ve ona da kucaklarını açtılar. şimdi minik bir misafirimiz var. henüz ismi yok. hişt deyince bakıyor.
bolca kedili günler efem.
devamını gör...

insanolunbiraz ve küçükken halı kenarında araba kullanmış çocuk genel hatları ile gayet güzel anlatmışlar ama bir kaç kelâm da ben etmezsem olmaz *

maçların yapılacağı yer seçimi çok önemlidir. iki mahallenin arasında boş bir arsa yada toprak bir saha varsa, ekseriya bu alan tarafsız saha olması sebebiyle tercih edilirdi. eğer bu tarz bir alan yoksa, maçlar sırayla bir rakip mahallede bir sizin mahallenizde oynanırdı. özellikle deplasman kafilesi mevzusu mühimdir zira orada başınıza ne geleceği belli olmaz. bu sebeple mahallenin abilerinden müsait olanlar muhakkak kafileye dahil edilir ve çiğdem çitleyerek maçı izlemeleri temin edilirdi. kale direkleri yerine genelde taş kullanılırdı lakin bu durum topun gol olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalara sebep olduğu için inşaatlardan bir kaç tuğla araklanması bu işin olmazsa olmazıydı. zaten iki takımın müşterek çalıştığı ve ortaklaşa yaptığı tek işte tuğla aşırma işidir. tuğlalar üst üste konur. yarım direk haline getirilir böylece tartışmaların önüne geçilmeye çalışılırdı. maç bitiminde tuğlalar bir daha ki maçta da kullanılsın diye kuytu bir yere konur ve saklanırdı. ancak her ne hikmetse yeni maç yapılacağı zaman bu tuğlalar hep kırılmış olur ve tuğla aşırma mesaisi yeniden başlardı. maçlar genelde gazozuna oynanırdı ve muhakkak gazoz almak istemeyen biri çıkıntı olur ve bu durum bazen ciddi arbedelerin çıkmasına neden olurdu.

evvel zaman içinde kalbur saman içinde bizimde deplasmana gittiğimiz bir günü hiç unutmam. bizim mahallede eko vardı. çocuk inanılmaz yetenekli. maradona eko zaten lakabı. milleti tespih tanesi gibi ipe diziyor. bu çocuk bizim en büyük silahımız. geri kalanlar bende dahil vasat oyuncularız. birde kazmalarımız var ki, onlar ayrı terane. neyse efendim eko maç esnasında yine milleti ipe dizdi, kalenin dibinde bomboş duruyorum verdi pası bana gönderdim kaleye. serde beleşçilik var. çok pis gol koklarım, tanju çolağın uzun boylu versiyonu gibi bir şeyim. ama benim saçlar diğer çocuklara göre biraz uzun olduğu için bana metin tekin muamelesi yapıyorlar. sarı fırtına falan diyorlar. havam bin beş yüz yani. rakip takımın kalecisi golü yedikten sonra topu alıp gelirken, bana doğru pis beleşçi diye çıkışmasın mı, benim şalterler attı. yürüdüm bunun üzerine, ortalık toz duman, millet ikimizi ayırmaya çalışıyor. neyse o arbede bir şekilde geçti gitti. maç devam etti. bizim maradona yine milleti tespih tanesi gibi ipe dizdikten sonra birde kaleciyi çalımladı. ben yine kalenin önünde bomboşum. alışmışız beleşçiliğe hiç sekmiyor, o kale tuğlasının arkasında bitiveriyorum. verdi yine pası bana. kendi de atsa atardı ama çocuk da bencillik namına zerre belirti yok. şimdi düşünüyorum da futbol oynarken bu kadar paylaşımcı olan bir çocuğu bir daha asla görmedim. futbol azizi olabilir. yalnız o esnada benim keçi inadım tuttu. topu beklettim ayağımın altında. atmadım içeri. o sırada kaleci geldi ayağımdan topu alıverdi.

maradona eko sinirlendi. bana doğru el kol hareketi yaparak koşmaya başladı;

maradona: ne yapıyorsun lan sen!
ben: adam bana beleşçi dedi. atmadım işte.
maradona: e beleşçisin!
ben: sensin beleşçi! (sinirle paylaşım noktasında kaf dağına çıkmış adama beleşçi diyorum.)

birbirimizi iteklemeye başlıyoruz. takım içi anlaşmazlık arş-ı alaya çıkmış. birileri bizi ayırmaya çalışıyor. baktık içlerinde karşı mahalleden çocuklar da var. hızlı bir manevra ile ''size ne oluyor lan!'' diyerek bunlara daldık. çocuklar neye uğradığını şaşırdı. sonrasında kavgaya sahadaki herkes katıldı. yalnız çok temiz dövdük adamları demek isterdim lakin anlamadığımız bir şekilde her iki tarafında temiz dayak yediğini söyleyebilirim. yani bize göre biz onları dövmüştük. onlara göre ise onlar bizi dövmüştü. bunun muhabbeti de aylarca sürdü. neyse sonrasında oramız buramız ağrılar içerisinde mahalleye dönerken, eko bana seslendi; ''lan senin yüzünden başımıza gelenlere bak.'' ''adam bana beleşçi dedi, hak ettiler' dedim hafif gülümseyerek. eko tekrar baktı bana, '' eee beleşçisin'' dedi. gülmeye başladık. hatta biraz anırmış dahi olabiliriz. o gün beleş gazoz da alamadığımız için gittik mahalle bakkalımızdan kendi kendimize gazoz ısmarlayıp içtik, üzerine de leblebi tozlarını höpürdettik. güzel günlerdi vesselam...

eko bak buraları okuyorsan benim beleşçilik halen devam ediyor haberin olsun, o zamanlar futbol oynarken vardı, şimdilerde sözlükte yapıyorum bu işi. hazır başlık buldum mu girip, yazıp, çıkıyorum. milleti ipe dizip açtığım başlık sayısı sınırlıdır. allah'tan bu beleşçilik bende sadece bir alanda zuhur ediyor da paçayı sıyırıyoruz. yoksa yandı gülüm keten helva...

tanım: her güzel şey gibi geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir etkinlik.
devamını gör...

bir takım araştırmalara göre ortalama 3 yıl. sebebi ise dopamin, noradrenalin
ve feniletilamin değerlerinin ilk yıllara nazaran gittikçe azalması.

aşk iksiri formülü; eser miktarda dopamain ve biraz da noradrenalin sabah öğle aksam tok karina. malum aç ayı oynamaz.
devamını gör...

psikolojik siddete maruz kalmakla, manipule edilmekle, umutlarin hayallerin elinden alinmasiyla mumkun olan durumdur...psikolojik siddete maruz kalanlar bilir, darp edilmis gibi hissedersin ama karsi tarafi elle tutulur bir sekilde suclayamazsin da. ozellikle narsist kisiler, cok buyuk ustalikla yapar ve gun sonunda kisiye kendini bile sorgulatir. en hakli davanizda "acaba gercekten ben miyim yanlis olan?" dedirtirler mutlaka. siddetsiz siddet diyoruz biz bu duruma kisaca. insanin ruhunu bedeninden yavas yavas ceker, o yuzden cok can acitir. olum gibi bir sey olur ama olunmez, yasamak denilen sey de olur ama insan nefes aldigini da hissetmez, oyle bir arafta kalmaktir iste...
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim