12 yaşındaki kızın hayatına son vermesi
küçücük çocukların omzuna hiç taşıyamayacağı sorumluluklar yükleniyor çoğu zaman. tabii bu demek değildir ki her stresli olan çocuk intihar eder. intihar o kadar karmaşık bir konu ki, hele söz konusu çocuklar ise daha karmaşık bir hal alıyor.
bu habere bakacak olursak; anne ve babanın, çocuğun üzerinde oluşturdukları baskı, çocuğu hayal kırıklığına uğratmış olabilir, depresyona sokmuş ve/veya onu öfkelendirmiş olabilir. tabii o öfkeyi de bedenine yansıtıp ani bir kararla böyle bir girişimde bulunmuştur. belki de travma yaşamıştır. direkt ''baba kızdı diye böyle oldu'' demek babayla empati kurdurduğundan kalbimi acıtıyor fakat çocuğun üzerinde ister istemez baskı kurulduğu da bir gerçek.
bundan sonrasında neler yapılmalı peki biraz da bilgim dahilinde ona bakalım; türkiye'de ve dünyada çocuklarda en çok görülen intihar yaş aralığı 15-19 olarak kaydedilmiş. fakat ne yazık ki bu yaş 9'a da düşmekte, bu örnekte gördüğümüz gibi 12 olarak da görülmekte. ilk olarak, çocukla güvenilir bir ilişki kurmak çok önemli. her şeyinde onu korkutmamak, kısıtlamamak gerekiyor. tabii ki devir kötü ve aileler çocuğunu koruma içgüdüsü duyuyor fakat bu, çocuk üzerinde baskı kurmadan yapmaya çalışılmalı.
ikinci olarak, her şey not ve ders değil! küçücük çocuklara bunun için kızmak hatta psikolojik ve fiziksel şiddet uygulamak, geri alamayacağınız büyük sorunlara yol açabilir. disiplin adı altında çocukta baskı kurulmamalıdır, onlar sadece çocuk. konuşarak anlatmaya çalışılmalı bazı şeyler, ve hep konuşulmamalı. çocuğun da konuşmasına izin verilmeli. anlattıkları dinlenmeli ve anlatmadığı şeyler için ısrar edilmemeli. başka bir gün tekrardan tatlı bir şekilde öğrenmek istediğinizi sorabilirsiniz ya da çocuğunuzda bir sorun olduğunu, bazı şeyleri içine attığını düşünüyorsanız psikoloğa da götürebilirsiniz.
üçüncü olarak, bir çocuğun intiharı düşündüğü; ölüm veya intihar hakkında sıklıkla konuşmasından, aile ve arkadaş çevresinden uzaklaşmasından, suçlu-değersiz hissetmesinden, depresyona girmesinden anlaşılabilir. tekrar belirtme ihtiyacı duyuyorum, bu tarz şeyleri gösteren herkes intihar edecek diye bir şey mümkün değil, zaman zaman hepimiz yaşıyoruz çünkü. fakat çocukta bu şeyler gözlemlendiğinde daha dikkatli davranmak, önlem almak ve psikoloğa götürmekte kesinlikle fayda var.
bu habere bakacak olursak; anne ve babanın, çocuğun üzerinde oluşturdukları baskı, çocuğu hayal kırıklığına uğratmış olabilir, depresyona sokmuş ve/veya onu öfkelendirmiş olabilir. tabii o öfkeyi de bedenine yansıtıp ani bir kararla böyle bir girişimde bulunmuştur. belki de travma yaşamıştır. direkt ''baba kızdı diye böyle oldu'' demek babayla empati kurdurduğundan kalbimi acıtıyor fakat çocuğun üzerinde ister istemez baskı kurulduğu da bir gerçek.
bundan sonrasında neler yapılmalı peki biraz da bilgim dahilinde ona bakalım; türkiye'de ve dünyada çocuklarda en çok görülen intihar yaş aralığı 15-19 olarak kaydedilmiş. fakat ne yazık ki bu yaş 9'a da düşmekte, bu örnekte gördüğümüz gibi 12 olarak da görülmekte. ilk olarak, çocukla güvenilir bir ilişki kurmak çok önemli. her şeyinde onu korkutmamak, kısıtlamamak gerekiyor. tabii ki devir kötü ve aileler çocuğunu koruma içgüdüsü duyuyor fakat bu, çocuk üzerinde baskı kurmadan yapmaya çalışılmalı.
ikinci olarak, her şey not ve ders değil! küçücük çocuklara bunun için kızmak hatta psikolojik ve fiziksel şiddet uygulamak, geri alamayacağınız büyük sorunlara yol açabilir. disiplin adı altında çocukta baskı kurulmamalıdır, onlar sadece çocuk. konuşarak anlatmaya çalışılmalı bazı şeyler, ve hep konuşulmamalı. çocuğun da konuşmasına izin verilmeli. anlattıkları dinlenmeli ve anlatmadığı şeyler için ısrar edilmemeli. başka bir gün tekrardan tatlı bir şekilde öğrenmek istediğinizi sorabilirsiniz ya da çocuğunuzda bir sorun olduğunu, bazı şeyleri içine attığını düşünüyorsanız psikoloğa da götürebilirsiniz.
üçüncü olarak, bir çocuğun intiharı düşündüğü; ölüm veya intihar hakkında sıklıkla konuşmasından, aile ve arkadaş çevresinden uzaklaşmasından, suçlu-değersiz hissetmesinden, depresyona girmesinden anlaşılabilir. tekrar belirtme ihtiyacı duyuyorum, bu tarz şeyleri gösteren herkes intihar edecek diye bir şey mümkün değil, zaman zaman hepimiz yaşıyoruz çünkü. fakat çocukta bu şeyler gözlemlendiğinde daha dikkatli davranmak, önlem almak ve psikoloğa götürmekte kesinlikle fayda var.
devamını gör...
adalet bakanı'nın adaletsizliğe isyan etmesi
adalet bakanının konumundan bir haber olduğunu gösteren durumdur. adalet senin elinde, sen düzeltmek yerine yakınıyorsun bundan. o zaman sen neden varsın diye sormak hakkımız değil mi?
buradan
buradan
devamını gör...
bal porsuğu
tahmin edilebileceği üzere, balı gerçekten çok seviyor. iğnesi birçok hayvanı nakavt edecek arıların kovanına yaptığı baskınlarda zarar görmemesini sağlayan, kalın derisi ile bu ismi almıştır.derisi kalın, elastik yapıdadır. yüzebilen, zıplayabilen, günde birkaç yüz kilometre şehirlerarası yol yapan bir hayvandır. bir yandan tartıştığı kişiden uzaklaşırken bir yandan da el kol yapan, bırakın abi ya bırakın neymiş derdi bi görelim diyen kavgacı tiplerin doğal yaşamdaki temsilcisi.
devamını gör...
gümüşhane belediyesi'nin izmir sel baskını ile ilgili attığı tweet
bunu alay konusu etmek yerine bu insanlara yardım etseniz olmuyor mu? bu zor günlerde siyasetiniz yerin dibine batsın...
devamını gör...
anatolia
pentagram grubuyla lisede tanıştım. anatolia albümünü kasetten dinlemiş nesilim.
devamını gör...
çaylak onay sırası
direkt olarak yazar olmak açıkçası kafamda soru işaretleri oluşturdu. evet, yeni bir oluşum için güzel bir durum olabilir ancak popülerliği ile suistimal edilme olasılığı oldukça yüksek.
çaylak onay sırası ekşi gibi rezalete dönecekse * gelecek arkadaşlara sabır diliyorum. ha, onca rezaletten sonra da zaten öyle bir durum içerisinde bırakmazlar insanları diye ümit ediyorum.
bakalım, artık ne zamana popüler olursa. *
çaylak onay sırası ekşi gibi rezalete dönecekse * gelecek arkadaşlara sabır diliyorum. ha, onca rezaletten sonra da zaten öyle bir durum içerisinde bırakmazlar insanları diye ümit ediyorum.
bakalım, artık ne zamana popüler olursa. *
devamını gör...
yağmura en çok yakışan şey
ah romantikler sizi... romantizm isteyenler için "gözyaşı" diyebilirdim ama demeyeceğim.
t: şemsiyedir.
yüzüme değen yağmur damlaları ile yıldızım hiç barışmaz. gökyüzü ağlıyor, bende ağlıyorum.
t: şemsiyedir.
yüzüme değen yağmur damlaları ile yıldızım hiç barışmaz. gökyüzü ağlıyor, bende ağlıyorum.
devamını gör...
29 temmuz 2021 hdp’nin orman yangınları açıklaması
düz mantık gidersek;
pkklı teröristtir.
orman yakan da teröristtir.
gerisini tamamlayıver.
pkklı teröristtir.
orman yakan da teröristtir.
gerisini tamamlayıver.
devamını gör...
kırmızı pazartesi
kırmızı pazartesi, 1982’de nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş gabriel garcía marquez tarafından yazılmış bir romanıdır. kitapta başından işleneceği belli olan bir cinayet anlatılıyor. kitabın ilk sayfasından itibaren okur da cinayetin işleneceği kasabanın halkı da cinayetin işleneceğini biliyor ancak bu durum kitaba sürükleyiciliğinden bir şey kaybettirmiyor.
kitap bir bakıma ibretlik bir kitap. sürü psikolojisini güzel yansıttığını düşünüyorum. tüm halk cinayetin işleneceğini bilirken cesaret edip öldürülecek karaktere hiçbir şey söyleyemiyorlar bile.
bunun yanında kitap ataerkil toplumu, töresel yaşamı da ele alıyor. kitap ilerledikçe ataerkiyi daha çok hissettim, ne kadar korkunç bir sistem olduğunu bir kez daha algılamış oldum. namus cinayetlerinden bir tanesi işlenmiş, işin kötüsü o toplumda namus cinayetleri haklı görülüyor. biriyle namus sorununuz varsa onu delik deşik edebilirsiniz ancak yine de masum kalırsınız.
“onu bilinçli olarak öldürdük” demişti pedro vicario, “ama biz masumuz.”
“belki tanrı katında öylesinizdir”, demişti peder amador.
“tanrı katında da, insanların gözünde de” demişti pablo vicario da. “bu bir namus sorunuydu.”
-
"neyin hazırlığı içinde olduklarını biliyordum," dedi bana, "yalnızca onlarla aynı fikirde olmakla kalmıyordum, erkeklik görevini yerine getirmeyecek olursa onunla asla evlenmeyecektim."
-
santiago nasar, yaptığı kötülüğün kefaretini ödemiş, vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı.
erkekliğiniz batsın!
kitapta tek işlenen şey ataerki, cinayet ve cinayetin nasıl işlendiği değil, evliliğe zorlanan bir kadının hayatı da az biraz yansıtılıyor, uğradığı fiziksel şiddet gözler önüne seriliyor. sadece kadınlara gelince geçerli olan namus zırvalığı da barınıyor kitapta. yazar ataerki ve namus kavramları hakkında ne düşünüyor bilemiyorum tabii, anlatılan kavramlar bilinçli olarak mı anlatıldı yoksa sadece cinayeti açıklamak için gerekli minik detaylar mıydı bilemeyeceğim.
her neyse, kısaca damada üstü açılır bir araba hediye edilirken kadınlara çatal bıçak takımı armağan edilen, erkekler önlerine gelen her kadınla ilişkiye girse sorun olmayan ancak iş kadınların “bekaretlerini” kaybetmelerine gelince saatlerce dövüldüğü bir dünyada işlenen bir namus cinayeti anlatılıyor.
kitap üstte belirttiğim gibi sürükleyici, dil ve anlatımı kompleks, sanatsal olmaktan ziyade daha sade denebilir. yazarın çocukluk kasabasında işlenmiş gerçek bir cinayeti anlatıyor. okunmasını tavsiye edebilirim ama okurken benim içimi baydığı gerçeğini söylemeden edemeyeceğim. normalde 2 günde bitireceğim kitabı 10 gün içinde okudum, ancak okunması gereken bir kitap olmadığını düşünsem muhtemelen bu kadar ısrarcı olmazdım bu kitap üzerinde.
kitap bir bakıma ibretlik bir kitap. sürü psikolojisini güzel yansıttığını düşünüyorum. tüm halk cinayetin işleneceğini bilirken cesaret edip öldürülecek karaktere hiçbir şey söyleyemiyorlar bile.
bunun yanında kitap ataerkil toplumu, töresel yaşamı da ele alıyor. kitap ilerledikçe ataerkiyi daha çok hissettim, ne kadar korkunç bir sistem olduğunu bir kez daha algılamış oldum. namus cinayetlerinden bir tanesi işlenmiş, işin kötüsü o toplumda namus cinayetleri haklı görülüyor. biriyle namus sorununuz varsa onu delik deşik edebilirsiniz ancak yine de masum kalırsınız.
“onu bilinçli olarak öldürdük” demişti pedro vicario, “ama biz masumuz.”
“belki tanrı katında öylesinizdir”, demişti peder amador.
“tanrı katında da, insanların gözünde de” demişti pablo vicario da. “bu bir namus sorunuydu.”
-
"neyin hazırlığı içinde olduklarını biliyordum," dedi bana, "yalnızca onlarla aynı fikirde olmakla kalmıyordum, erkeklik görevini yerine getirmeyecek olursa onunla asla evlenmeyecektim."
-
santiago nasar, yaptığı kötülüğün kefaretini ödemiş, vicario kardeşler erkekliklerini kanıtlamışlardı, aldatılan kız kardeş de namusunu yeniden kazanmıştı.
erkekliğiniz batsın!
kitapta tek işlenen şey ataerki, cinayet ve cinayetin nasıl işlendiği değil, evliliğe zorlanan bir kadının hayatı da az biraz yansıtılıyor, uğradığı fiziksel şiddet gözler önüne seriliyor. sadece kadınlara gelince geçerli olan namus zırvalığı da barınıyor kitapta. yazar ataerki ve namus kavramları hakkında ne düşünüyor bilemiyorum tabii, anlatılan kavramlar bilinçli olarak mı anlatıldı yoksa sadece cinayeti açıklamak için gerekli minik detaylar mıydı bilemeyeceğim.
her neyse, kısaca damada üstü açılır bir araba hediye edilirken kadınlara çatal bıçak takımı armağan edilen, erkekler önlerine gelen her kadınla ilişkiye girse sorun olmayan ancak iş kadınların “bekaretlerini” kaybetmelerine gelince saatlerce dövüldüğü bir dünyada işlenen bir namus cinayeti anlatılıyor.
kitap üstte belirttiğim gibi sürükleyici, dil ve anlatımı kompleks, sanatsal olmaktan ziyade daha sade denebilir. yazarın çocukluk kasabasında işlenmiş gerçek bir cinayeti anlatıyor. okunmasını tavsiye edebilirim ama okurken benim içimi baydığı gerçeğini söylemeden edemeyeceğim. normalde 2 günde bitireceğim kitabı 10 gün içinde okudum, ancak okunması gereken bir kitap olmadığını düşünsem muhtemelen bu kadar ısrarcı olmazdım bu kitap üzerinde.
devamını gör...
yazarların sevdiği albüm kapakları

a question of balance / kansas + bütün albüm kapakları

rage against the machine

therion / les fleurs du mal

yenilerden de bad bonez / michael seyer. bu kapak son iki yıldır falan ruh durumumun dışavurumu olabilir.

bir de son olarak bu kapağı da koymazsam olmaz. çünkü fotoğraf bana çok hüzünlü geliyor. yol kenarına düşen oyuncak ayı, süratle giden araba. o kadar tanıdık ki... gideceğimiz yere ulaşma telaşı yüzünden içimizde yitip gidenleri, hedefe ulaşmak adına yolda kaybettiklerimizi hatırlatıyor.
devamını gör...
türk gencinin ömrünü mahveden üç şey
belirsizlik
gelecek kaygısı
stres
gelecek kaygısı
stres
devamını gör...
çaylakların ezildiği gerçeği
yoktur öyle bir gerçek dediğim başlıktır.
mantıklı tanım giren çaylaklara basıyorum artıyı basıyorum sevgiyi.
herkes böyle yaparsa gül gibi yaşar gideriz.
mantıklı tanım giren çaylaklara basıyorum artıyı basıyorum sevgiyi.
herkes böyle yaparsa gül gibi yaşar gideriz.
devamını gör...
antalya'da bir kadının cinsel saldırıya uğraması
tüm gün sol çerçevede görüp görüp sinirlerimi tepeme çıkartan başlıktır. bir insan bu kadar cani olmak için ne yaşadı acaba... delirmemek elde değil.
devamını gör...
akciğer
vücudun en önemli organlarından biridir. nefes alıp vermemizde bu organımızın katkısı çok büyüktür.
devamını gör...
trollere kızıp sözlüğü bırakmak
hayatı fazla ciddiye alan, egoist ve narsist yazar davranışı. egoist çünkü, bulunduğu ortamda onun sevmediği şeyler olmasın ister. o varsa ben yokum diyip, kendisini bulunmaz hint kumaşı sanarak, gidişinin, gittiği yere ağır tahribat bırakacağını sanarak gider.
bu demek değildir ki, giden herkes böyle. tabii ki değil ama sözlükte bulunduğu süre boyunca, sözlük çok bozdu, troller var burada yaşanmaz artık şeklinde takılıp, trolleri göndermediler o zaman ben giderim diyenler benim tanımın içinde olanlar.
halbuki burdan gitmek kolay. belki birgün ben de giderim ama var olduğumuz süre boyunca sözlüğün bize sunduğu özellikleri kullansak trol görmiycez bile belki. mesela engelle, başlıklarını engelle, alanın olan, okumak istediğin kategoriye girmek, kendi bilgi ve birikimini yazmak vs.
bunları söyledim diye geçmiş zamanda, yüzeysel olmakla suçlanmıştım bir de. o da garip bir anıydı.
hayatı bu kadar sığ ve ciddiye alarak yaşamayın bence, çabuk yaşlanırsınız. her yer sizin gibi düşünen insanlarla dolu olamaz malesef.
bu arada bunları trolleri savunmak için yazmadım. kantarın topuzunu fazlaca kaçırdıklarının ben de farkındayım. ama görmezden gelebilme özelliği de büyük lüks gerçekten.
bu demek değildir ki, giden herkes böyle. tabii ki değil ama sözlükte bulunduğu süre boyunca, sözlük çok bozdu, troller var burada yaşanmaz artık şeklinde takılıp, trolleri göndermediler o zaman ben giderim diyenler benim tanımın içinde olanlar.
halbuki burdan gitmek kolay. belki birgün ben de giderim ama var olduğumuz süre boyunca sözlüğün bize sunduğu özellikleri kullansak trol görmiycez bile belki. mesela engelle, başlıklarını engelle, alanın olan, okumak istediğin kategoriye girmek, kendi bilgi ve birikimini yazmak vs.
bunları söyledim diye geçmiş zamanda, yüzeysel olmakla suçlanmıştım bir de. o da garip bir anıydı.
hayatı bu kadar sığ ve ciddiye alarak yaşamayın bence, çabuk yaşlanırsınız. her yer sizin gibi düşünen insanlarla dolu olamaz malesef.
bu arada bunları trolleri savunmak için yazmadım. kantarın topuzunu fazlaca kaçırdıklarının ben de farkındayım. ama görmezden gelebilme özelliği de büyük lüks gerçekten.
devamını gör...
bir insanın kalitesiz olduğunu gösteren detaylar
yalnız kalma korkusuyla arkasından konuştuğu insanlarla takılma çabası.
devamını gör...
2000 yıllık fast food dükkanı
gerçekten büyük bir merakla incelediğim başlıktır.
3 sikke karşılığında büyük boy olsun mu sorusu akıllara gelmiştir.
3 sikke karşılığında büyük boy olsun mu sorusu akıllara gelmiştir.
devamını gör...
rayner unwin
1925-2000 yılları arasında yaşamış ingiliz yayıncı. allen & unwin adlı yayınevinin, babası stanley unwin'den sonraki yöneticisi. eğer the hobbit bugün varsa, biraz da bu eleman yüzünden. zira kendisi, hobbit'in yayınlanmadan önceki halini okuyarak eleştirisini yapan en önemli kişidir. hem de 10 yaşında. şöyle ki; birtakım tesadüfler sonucu hobbit'in, yayınlanmadan önceki bir daktilo nüshası susan dagnall isimli birine geçer. susan, kitabı okuyup çok beğenince, bir yandan tolkien'i kitabı tam manada bitirmeye teşvik ederken, diğer yandan da yayıncı stanley unwin'e kitabı basması yönünde telkinlerde bulunur. stanley, 'çocuk kitaplarını inceleyecek biri varsa, bu birisi de çocuk olmalı' minvalinde konuşarak, o sırada 10 yaşında olan rayner'a nüshayı verir ve ondan kitap bitiminde yazılı bir rapor ister. rayner ise bir şilinlik ücret karşılığında kitabı okur ve beğenir. 5-9 yaş arası için de uygundur, der. :)
kendisi daha sonradan birçok kitap da yazmış ve ayrıca tolkien hakkında birçok kısa belgesel hazırlamıştır.
kendisine 'eleman' falan dedik ama bence daha çok kişinin tanıması gereken biridir.
böyle küçük detayların bir araya gelerek büyük mucizeler oluşturmasına hayran birisi olarak, çok sevdim ben kendisini.
tolkien'in de dediği gibi; en bilgeler bile her sonu göremezler...
kendisi daha sonradan birçok kitap da yazmış ve ayrıca tolkien hakkında birçok kısa belgesel hazırlamıştır.
kendisine 'eleman' falan dedik ama bence daha çok kişinin tanıması gereken biridir.
böyle küçük detayların bir araya gelerek büyük mucizeler oluşturmasına hayran birisi olarak, çok sevdim ben kendisini.
tolkien'in de dediği gibi; en bilgeler bile her sonu göremezler...
devamını gör...
