#4041261
bu tanımdan yola çıkarak şunu bana dediğini düşünüyorum.
bu iltifat için teşekkür ediyorum. size söylenecek çok şey var ama ben söylememeyi tercih ediyorum.
“alkolik” demişsiniz; neye dayanarak bunu söylediniz? “içmedeyiz “ başlığına attığım belki bir bira, bir duble rakı ya da bir bardak viski için mi vardınız bu kanıya?
ben hiçbir zaman “güzelim” demedim, böyle bir iddiam da hiç olmadı. üstüne üstlük “sözlük teyzesi” diyerek ne olduğumuzu da zaten gayet güzel belirttik.
kimsin, necisin, benimle ne alıp veremediğin var gerçekten anlamadım. madem söyleyeceklerin var, şimdi git gerçek nickinle yaz bana.
pale lager terimini bugün öğrendim. içtiğiniz biranın ne tür olduğunu merak ediyorsanız, buyrunuz. size aktarayım…
19.yüzyılın ortalarında ortaya çıkmış. açık altın sarısı renkte, alt fermantasyon yöntemiyle üretiliyor. hafif gövdeli, düşük-orta acılıkta, ferah ve oldukça temiz bir içimi varmış.
genellikle alkol oranı %4,5–6 civarında, acılığı da 18–25 ıbu seviyelerinde oluyormuş.3–5 derece gibi oldukça soğuk içilmesi öneriliyor.
asıl ilginç olanı ise bugün dünyada en çok tüketilen ticari bira stillerinin temeline pale lager oluşturuyormuş.
yani “ben bira içiyorum” deyip ne içtiğinizi bilmiyor olabilirsiniz. pale lager ailesinin içinde dolaşıyor olma ihtimalimiz epey yüksek.
pilsener daha belirgin şerbetçiotu aromasına ve buruk bir tada sahiptir. helles malt tadının daha baskın olduğu alman tarzıdır. amerikan lager genellikle mısır veya pirinç katkısıyla daha hafif gövde sunar.
the odyssey’nin müziklerinde ludwig göransson’ın o kendine has tarafını hissediyorsunuz. müzik sadece filmin arkasında akan bir fon gibi değil, sanki hikayenin kendisine dönüşüyor.
antik bir dünyanın epik duygusunu, modern elektronik seslerle ve güçlü orkestra dokusuyla bir araya getiriyor. özellikle müziğin içindeki o ilkel, ham ve zaman zaman karanlık tınılar bana gerçekten başka bir çağın içindeymişim hissi veridi. ve bir yandan da çok çağdaş buldum.
sevdiğim tarafı da şu; farklı coğrafyaların, kültürlerin ve eski müzikal geleneklerin izlerini alıp bunları kendi diliyle yeniden kuruyor. bu yüzden müzik hem çok eskiymiş gibi geliyor hem de daha önce hiç duyulmamış gibi.
odysseus’un yolculuğunu sadece görüntülerle değil, seslerle de anlatıyor sanki. denizin, bilinmezliğin, savaşın, kaybolmanın ve eve dönme arzusunun bir karşılığı var müzikte.
şahane bir film müziği, bittiğinde bile müzik kafanızın içinde devam ediyorsa, o müziğin bir parçası oluyorsunuz artık.
çok iyi çok, dinlerken kayboldum… hele duduk şarkıya dahil olduğunda o ses tamamen sizi müziğin içine alıyor…
enfes…
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.