hepimizin varoluşunun ayrılmaz bir parçası anlam arayışıdır; belki de yalnızca insana özgü olan budur. çünkü bizler, dünyada olup bitenlere yalnızca tanıklık etmez, onlara anlam da yükleriz. modern insanlar olarak, anlamdan yoksun olduğu söylenen bir evrende anlam bulmaya adeta mahkûm edilmişiz...
franz kafka’nın “huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan” sözü, bu mahkûmiyetin içindeki bir kaçış arzusunu fısıldıyor bana. kalabalıklar, eşyalar, hız ve beklentiler arasında sıkışmış ruhum, bazen yalnızca sadeleşerek nefes alabileceğini hatırlamak istiyor. tam anlamıyla yapabiliyor muyum? hayır...
*
canım
yunus emre’nin “ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm” dizeleri, insanın yalnızca görünen bedenden ibaret olmadığını anlatır ve çok vurucudur. bu sözlerde, benliğin daha derin, daha aşkın bir boyutla temas etme isteği vardır. modern insan olarak ben de, maddi dünyanın dayattığı kimliklerin ötesinde bir
“ben” arıyorum. sahip olduklarım arttıkça değil, gönlüm hafifledikçe kendime yaklaştığımı hissediyorum. yaşadığımız dünya bize ne kadar bunun tam tersini dayatsa da...
yunus’un dediği gibi, “bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı”; demek ki eksiklik, dışarıda değil, içimde...
bu noktada japonların
wabi-sabi düşüncesi aslında kafamdaki sorulara net bir cevap verirken, bana başka bir kapı daha aralıyor. kusurdaki güzelliği, geçiciliğin içindeki anlamı fark etmeyi öğretiyor. her şeyin
benim de, hayatın da eksik, fani ve kırılgan olduğunu kabul etmek, tuhaf bir huzur getiriyor. mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçtiğimde, olduğum halimle var olabilmenin dinginliğini hissettiriyor. belki de anlam,
tamamlanmışlıkta değil, eksik olmayı kabullenebilme cesaretindedir...
modern dünyanın gürültüsü içinde,
yunus’un sade diliyle,
kafka’nın yalnızlığıyla ve
wabi-sabi’nin sessiz bilgeliğiyle şunu öğreniyorum; anlam, dışarıda hazır bir cevap değildir. o, benim kendi içime doğru yaptığım yolculukta, sorularıyla birlikte yürür. azaltarak, yavaşlayarak ve kusurlarımı sevmeyi öğrenerek… belki de anlam dediğimiz şey, tam olarak bu arayışın kendisidir.
devamını gör...