juggernaut yazar profili

juggernaut kapak fotoğrafı
juggernaut profil fotoğrafı
rozet
kendisi dondurmuş
karma: 8643 tanım: 4036 başlık: 455 takipçi: 60
hey there i am using whatsapp

son tanımları


0000 (yazar)

#3939717

sütlü kahveler ile işim olmaz "uza!" diyorum dm'den yine mesaj atmış çiçeem.
devamını gör...

scaremongering

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

(bkz: orantısız zeka)
devamını gör...

scaremongering

#3960612

bu sözlükte hiç kimse ile sohbet muhabbetim yok. sen daha iyi bilirsin o işleri.

ben sadece olamayan ağzının ayarı ile önüne gelene sataşıp sonunda da düştüğün durumlar ile billur geçiyorum.

(bkz: scaremongering'i korumam altına almam)
devamını gör...

scaremongering

#3960576

sen zimmetlisin duymamış olalım.

(bkz: scaremongering'i korumam altına almam)
devamını gör...

scaremongering

#3959866

sağol bayır gülüm ben gayet iyiyim de sen güneşi selamlamadın sanırım. (bkz: perineum sunning)

git bi' bak bakalım başka hangi nick altı var sözlükte küfürlerinle manipülasyon yapacağın, açılırsın.
devamını gör...

scaremongering

#3959859

adamın feyk hesabını ispiyonlamışım hala manipülasyona devam eden, nick altlarının yaban gülü.

allah şifa versin.
devamını gör...

0000 (yazar)

erkek yazarlara bir laf edemeyeceğimi iddia eden sözlük kullanıcısı.

#3939714
devamını gör...

normal sözlük

bunu #3806710 yeni gördüm;

olayı başa saracak olursak, kelenderis yazarın fake hesabını faş etmem, bunu da ayı (yazar)’ın hakkımda yaptığı tüm manipülasyonlara ilaveten, kalenderisi savunuyormuş gibi sunmasından ibarettir. hatşepsut (yazar) şahit. *

kankicilik müesessinin gereği olarak ayı (yazar)'ın manipülasyonuna, nick altınma gelip küfür eden bu sözlük kullanıcısının oluşturmaya çalıştığı algıya çanak tutan da, sözlüğün yöneticileri, “kankacılık yapıp yanlışı savunmak olsun” demesine rağmen eski editörü, kitap alışveriş yaptığı kankisine(!) ceza vermeyenlerdir.

ortamlarda soran olursa liyakatlı, küfürsüz sözlük dersiniz. kim bilecek!
devamını gör...

normal sözlük moderasyonu

eleştirlere kurucusunun "yatacak yeriniz yok", baş editörünün "yaz çık işte" dediği yerde pek de bir şey bekmemeniz gereken oluşum.

edit:

ilaveten sebebi ne olursa olsun üslup olarak kullanıcılarına "algılama problemi", "yaşanmamış hayatlarınız" vb. imaları yapmak da türk tipi yöneticilere yakışan ifadeler olmuş.
hiç bozma, devamke.
devamını gör...

yazarların bağımlısı olduğu şeyler

diko ve patagonyalı'ya sormamız gereken başlık.
sosyal mecradan böyle illegal şeyleri dilledirmek de nasıl bir aymazlık bilemedim.
devamını gör...

bir yazara şarkı armağan et

#3957395 inanma, müptezel cigaralık armağan edecek.

bu arada kendime de bir şarkı armağan edeyim;

devamını gör...

edip akbayram

kuzeninin kendisi hakkında tecavüz iddiaları olan sanatçı.
devamını gör...

geceye bir şarkı sözü bırak

hıncımı yogadan çıkardım sevdiceğim

a1 - slow
devamını gör...

yalçın küçük

atatürk'e hakaretten hapis yatmış*, bir dediği ötekini tutmayan delinin tekiydi.

edit:

yıldıray oğur'un karar'da kendisi hakkındaki yazısı.


askeri manganın omuzladığı türk bayrağına sarılı tabut orak çekiçli komünist partisi bayrakları arasından geçti.

giyim, kişi, şahıs, adam, insan, dış mekan içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu

doğan avcıoğlu’nun gerçekleşmeyen hayalleri gibiydi.

kandil’in arkasından taziye yayınladığı ilk ve muhtemelen son tsk gazisi olan yalçın küçük’ün tüm hayatını özetleyen bir andı bu veda

sonra devrimci sloganlar imamın sesiyle kesildi: “nasıl bilirdiniz?”

“iyi bilirdik” ama herkes kendi bildiği yalçın küçük’ü kastediyordu galiba

60’lar ve 70’lerin dpt kökenli, tip’li yalçın küçük’ü, 80’lerin anti-kemalist yalçın küçük’ü, 90’ların pkk ideoloğu yalçın küçük’ü ve 2000’lerin dönme avcısı, ulusalcı, kemalist ergenekon sanığı yalçın küçük’ü…

fil gibi herkesin kendince tarif ettiği, favori bir yalçın küçük’ü var.

bu bir entelektüel başarı mı, sosyal medyanın olmadığı zamanların da etkisiyle bir hafızasızlık mı yoksa türkiye’deki kutuplaşmadaki “bizim adam”cılığın bir sonucu mu?

kıbrıs gaziliği ve askeri tören, kırmızı kaşkoldan daha renkli bu hayat hikayesinin sürpriz finaliydi.

hiç bilmeyenler bunu küçük’ün giderayak derin devletin adamı kimliğinin ifşası gibi gördü.

halbuki yalçın küçük’ün kıbrıs gaziliği 2009’da büyük bir tartışmayla ortaya çıkmıştı.

kurtlar vadisi ile tanınan tiyatrocu atilla olgaç, kıbrıs harekatı sırasında esir alınan 10 rum’u öldürdüğünü söyleyiverince hakkında soruşturma açılmış, bakırköy cumhuriyet başsavcılığı’na gelen yalçın küçük de soruşturmayı yürüten savcıya tanık olarak ifade vermişti.

insan yüzü, giyim, kişi, şahıs, adam, insan içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu



küçük, olgaç ile birlikte kıbrıs’ta bulunduğunu anlatarak, ''atilla olgaç'ın esir alınan rumları öldürmesi mümkün değildir. bu savaşta da türk ordusunun geleneklerinde de olmaz. aynı rütbedeydik ancak bir yere beraber gittiğimizde komuta bende olurdu. atilla'nın söylediklerinin olmasının imkanı yok. atilla, hayatının her yerinde olduğu gibi tiyatro oynadı. savaşı da tiyatro zannediyordu'' demiş, savcıya ve gazetecilere delil olarak da kıbrıs anılarını kaleme aldığı kitabı göstermişti.

yalçın küçük, neden kıbrıs söz konusu olduğunda bir anda ortaya çıkmıştı bilinmez.

ama onun kıbrıs harekatı ile ilgili esas anı kitabı yunanca olarak çıktı ve bugüne kadar da türkçe’ye hiç çevrilmedi.

metin, kitap, poster, mektup, harf içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu

ve o kitaptaki kıbrıs hatıraları 2000’lerden sonra anlattığı kıbrıs gaziliği kahramanlık hikayelerine hiç benzemiyordu.

kitaba geçmeden önce 1990’lara geri dönmeliyiz.

çünkü, 1993’de atatürk üzerine eleştirel kitapları ve pkk’ya desteği yüzünden türkiye’den ayrılıp paris’te siyasi sığınmacı olarak yaşamaya başlayan başka bir yalçın küçük vardı.

avrupa yıllarında med tv’de öcalan’ın bekaa’dan ve şam’dan telefonla bağlandığı programlarda, örgütün gazetelerinde, avrupa’daki pkk mitinglerinde görülüyordu.

sıkı bir türkiye muhalifiydi.

dört yıllık paris sürgününden sonra atatürk’e hakaret ve bölücülük suçlarından hakkında tutuklama kararları olan türkiye’ye, cumhuriyet’in 75’inci yılı için dönmeye karar vermişti.

tam 75’inci yıldönümünde, 29 ekim 1998 günü sınırdan geçmeye karar vermişti. dönerse hapse gireceği kesindi.

ama paris’teki fransızlardan ve evsahipliği yapan kürt gruplardan pek memnun olmadığı için sürgün hayatını bitirmek istiyordu.


türkiye’de susurluk kazası sonra yaşanan derin devlet temizliği ve 28 şubat sonrası yaşanan süreçten umutlanmış da olabilir.

ama dönmeden önce bugünlerde pek kimsenin hatırlamadığı çok tartışılacak bir şey yaptı.

bizzat katıldığı ikinci kıbrıs harekatı’ndaki tanıklıklarını bir yunan gazeteciye anlatmaya karar verdi.

1998’de paris’te yalçın küçük’le günlerce konuşan gazeteci sofia ıordanidou’dan okuyalım:

“1998’de, mega channel’da iletişim direktörlüğü görevimden ayrıldığım gün, fransa’daki gazeteci bir arkadaşım beni aradı. bana, kıbrıs müdahalesinin ikinci aşamasına aktif olarak katılmış bir türk aydın ve yazarla yakın ilişkisi olduğunu söyledi.

paris’te sürgünde yaşayan yalçın küçük, türkiye’ye dönüp yetkililere teslim olmaya karar vermişti. yazdıkları nedeniyle sansürlenmiş ve mahkûm edilmişti. teslim olmadan önce ise 1974’teki kıbrıs müdahalesine dair deneyimlerini bir yunan gazeteciye anlatmak istiyordu.

1998 şubat’ında, yalçın küçük’ün yıllardır kendi isteğiyle sürgünde yaşadığı paris’teki dairesindeydim ve onunla röportaj yapıyordum.

bana attila-2 (kıbrıs barış harekatı’na yunanlıların verdiği isim) sırasında türk ordusunun işlediği suçlardan söz etti.

röportaj birkaç gün sonra yunan televizyonunda yayımlandı.

yunanistan ile kıbrıs’taki televizyonların ana haber bültenlerinde yayımlandı.

bu, o zamana kadar bir türk subayının ağzından gelen ilk güçlü tanıklıktı. yalçın küçük, müdahalenin korkunç anlarını anlatma cesaretini gösteren tek türk subaydı.

röportaj sırasında kayıp yakınlarından özür diledi ve yıllarca sakladığı, bir kıbrıslı askere ait baş harfleri taşıyan bir yeleği aileye teslim etti.

büyük yankı uyandırdı.”


ilk kez kıbrıs harekatı’na katılan subayın gözyaşları içindeki itirafları yunan ve rum medyasında büyük bir yankı uyandırmıştı.

tabii ki ertesi gün de türk medyasında.

hürriyet gazetesi, röportajı “yalçın küçük’ün büyük ihaneti” başlığıyla haberleştirdi:

“kıbrıs barış harekâtı'na subay olarak katılan sol görüşlü yazar yalçın küçük, rum televizyonu'nda şov yaparak türk askerlerini barbar gibi gösterdi. röportaj boyunca sık sık ağlayan küçük, önceki gece rum antenna televizyonu'nda yayınlanan ‘‘anılarında’’ 1974'te emrindeki iki askerin özürlü bir rum kadınını acımasızca öldürdüğünü iddia etti.”

metin, ekran görüntüsü, yazı tipi, beyaz içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu

ama küçük, bu röportajla da yetinmedi.

üç ay sonra, 10 mayıs’ta, antenna tv’nin davetlisi olarak atina’ya gitti. panteion üniversitesi’nde kıbrıs harekatı anıları üzerine bir konferans verdi. ardından kıbrıs üniversitesi’nde de konferans verdi.

ardından da gazeteci sofia ıordanidou, yalçın küçük’le olan nehir söyleşilerini “dalga-dalga: bir türk subayının ikinci işgal hakkındaki tanıklığı" adlı bir kitap yaptı.

kitabın adını küçük ve ıordanidou kıbrıs harekatı, türk radyolarından ilk duyurulurken spikerin kullandığı “dalga dalga” sözünden esinlenerek birlikte seçmişti.

kitapta anlatılanlar, röportajlardaki itiraflardan daha sert ve çarpıcıydı.

onlara geçmeden yalçın küçük’ün 14 ağustos 1974 günü başlayan ikinci kıbrıs harekatı’nda ne işi olduğuna kısaca bakalım.


yalçın küçük, 1973’de 35 yaşında, ünlü bir sol entelektüeldi. demirel, ecevit, özal, hikmet çetin gibi isimleri dpt’deki görevinden bu yana tanıyordu.

kişi, şahıs, giyim, insan yüzü, adam, insan içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu

1971’de madanoğlu-avcıoğlu cuntası soruşturmaları kapsamında odtü’den ihraç edilmişti.

hürriyet’e yazıları yazıyordu, 35 yaşındaydı ve askerliğini hala yapmamıştı.

tam bugünlerde askere alındı, topçu okulu’na yedek subay olarak gönderdildi. gazeteciliğe devam ediyordu. iktidarda chp vardı. evine yakın olsun diye genelkurmay’a tayin edilmişti.

kendi iddiasıyla komünist olarak fişlendiği için, pek hoşlaşmadığı ecevit’in de göz yummasıyla motorize tümenine tayin edilmişti.

tümen, ikinci kıbrıs harekatı’na gönderilmişti. küçük’e göre

oraya özel olarak ölüme gönderilmişti:

“benim tayin edildiğim tümenin gideceğine dair söylentiler kısa sürede doğrulandı. savaşa gitmek istemiyordum. ölmek istemiyordum. kıbrıs’a sevk emri geldiğinde küçük bir çocuk gibi ağlıyordum. kelimenin tam anlamıyla ne yapacağımı bilmiyordum. nazım hikmet’in yaptığı gibi gizlice ülkeden çıkıp sovyetler birliği’ne sığınabilirdim. ya da çerkes ethem gibi yunanistan’dan sığınma isteyebilirdim. ama ne birini ne ötekini istedim. üstelik halkım için savaşmak gibi bir görevim olduğunu hissediyordum. ben harekâta gönüllü gitmedim. askerliğimi yapıyordum ve firar etmek istemedim.”

metin, insan yüzü, adam, insan, gözlük içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu

giyim, kişi, şahıs, insan yüzü, adam, insan içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldugiyim, taşıt, araç, kişi, şahıs, adam, insan içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu

ve artık yalçın küçük’ün dalga dalga adlı yunanca kitaptaki kıbrıs anılarına geçebiliriz.

kitaptan sadece birkaç bölüm aktaralım:

“sana bir kadının öldürülmesini anlatacağım; ömür boyu aklımdan silinmeyecek kadar vahşi bir eylemi. kıbrıs’ın servi ve okaliptüs dolu köylerinden birinde, a… yüzbaşının emri altında, bir temizleme operasyonundaydık; artık adını hatırlamıyorum. karşılıklı birkaç el ateş ediliyordu. ben de ucunda küçük bir havuz bulunan, henüz olgunlaşmamış üzümlerle dolu bir bahçeye girdim. bir salkım kopardım; ekşi tanelerini tadarken askerler evleri yağmalarken gidip bir banyo yapsam mı diye kararsızdım. birden yakınımda silah sesleri duydum; şefik ve süleyman’ı, gururla bağırırken gördüm: ‘öldürdüm, öldürdüm komutanım.’ onları tanıyordum. holigandılar. işaret ettikleri yere doğru yaklaştım. genç, tombul bir kadın yerde can çekişiyordu. kolları arkadan bağlanmıştı, bacakları açıktı; arasından beyaz yoğun sıvılar ve kan akıyordu. tabancalarının şarjörlerini vajinasına boşaltmışlardı. ellerine ve ayaklarına baktım. bana bedeninin geri kalanından daha küçük göründüler. yere serilmiş, iç organlarının üzümü dışarı taşmış halde can verirken ona bakıyordum; açılmış yaralı cinsel organına yağ düğümleri yapışmıştı. midem bulandı. tiksinti kapladı beni. iğrenç bir ölüm ağına yakalanmış tarihöncesi bir memeli gibiydi. üzümleri fırlatıp attım. silahımı doğrultup yüzbaşının üstüne atıldım ve kestirip sordum: ‘bu kadın ne olacak?’ sıcaktan şekli bozulmuş halde yer değiştiren cesetler geldi aklıma ve deliye döndüm. parmağım tetikte, ona itiraz kaldırmaz bir tonla seslendim: ‘onlara onu gömmelerini emret, yoksa seni öldürürüm.’ korkunun gözlerini doldurduğunu gördüm. bir mezar kazmalarını ve kadını içine atmalarını emretti. kendimden geçmiş halde, silah zoruyla, onu kanlı battaniyelere sarıp ateşe vermelerini sağladım. kefaret ateşi, çiçek yerine alevler; savaş cehenneminde bu yabancı kadına sunabileceğim tek şey buydu. başkalarıyla birlikte kamyonlara binip oradan ayrılırken, histerik bir kahkaha beni sarstı. o anın ciddiyetine yakışmayan bir düşünce zihnime saplandı. bana ne oldu da bıyıklı, silahlı bir antigone kesilip bu sert ve gafil adamları şaşırttım? gördüğüm ilk gömülmemiş leş o değildi ki. tarlalarda yüzlercesi yatıyordu. yıllarca yeniden üzüm yiyemedim.”


"toplu infazlara gelince, bunlardan birine bizzat tanık oldum. bir duvar hayal edin. yeni kireçlenmiş bir duvar, öğlenin her gölgeyi yutan sert ışığı altında kör edici bir beyazlıkta. duvarın önünde oraya buraya dağılmış, çoğu olgun yaşta, güneşten yanmış, koyu renkli kıyafetleri olan adamlar; uzaktan taşın lekesiz beyazlığı üzerinde devasa lekeler gibi görünüyorlardı. cipteydim, oradan geçiyordum. gördüğüm şeye, karşıdaki müfrezenin ne yapmaya hazır olduğunu anladığım şeye inanmıyormuşum gibi daha yakından bakmak için bir dakika durdum. adamların arasında henüz bıyığı terlememiş bazı çocuklar seçtim.

arabayı çalıştırdım ve uzaklaştım. yaklaşık yüz elli metre sonra silah sesleri bana yetişti. bölgeden kaçamadan. bir kabus gibi tekrarlanarak. dönüp bakmadım.”

“nejatın’ın önünde annesiyle çocuğu varken tecavüze uğradığını söylediği öteki kadın tımbu’daydı. ben orada değildim, görmedim. nejatın ağlayarak anlatıyordu bunu. yirmi yıldır ordudaydı, muvazzaf astsubaydı, karısı çocukları vardı. bunu nasıl yaptıklarını aklı almıyordu. kendi meslektaşı subaylardı bunlar. birlikte kahve içiyor, kaba şakalar yapıyorlardı. zihni o olaya takılmıştı. bozuk bir gramofon plağı gibi. beni her bulduğunda yeniden ve yeniden anlatmaya başlıyordu.”

“mehmet ötekilerle birlikte rumların evlerine daldı. onların zenginliği beni şoke ediyordu, onları ise coşturuyordu. sizinkiler bütün değerli eşyalarını evlerinde tutardı: mücevher, altın lira, altın. bankalara güvenmezlerdi. evden eve koşuyorlardı. bir süre sonra o incecik oğlan, mehmet, önümde fransız kardinale dönüşmüş halde belirdi; biraz önce olduğunun sekiz katı hacminde, yürüyen bir dolap gibiydi. mutluydu, sanki bütün dünyayı fethetmiş gibi. bana bağırdı: ‘yalçın komutan, düğünüm için hazırım!’

“en insani ve en dokunaklı sahnelerden biri de, açlıktan ölmek üzere olan askerlerimin varoşa süpermarketlerine daldığı andı. girne’den mağusa’ya gelene kadar üç günde neredeyse hiçbir şey yememişlerdi. bolluk ve çeşitlilik karşısında çıldırmış gibiydiler. bazıları konserve ya da paketli yiyeceklerin ve tatlıların varlığını bile bilmiyordu. delmonte kompostosuna vahşice saldırdılar.”

“bana ‘kıbrıs tarlalarında kaç ceset gördün?’ diye sorarsan sana ‘çok’ derim. bir daha ‘ne kadar çok?’ dersen, sana gördüğüm tek şeyin cesetler olduğunu söylerim. her yerde, tarlalarda, yamaçlarda, yollarda saçılmış cesetler vardı. o kadar çok gördüm ki, ilk saatlerin şokundan sonra onları saymayı bıraktım. cesetlerin birçoğu yer değiştirmişti. yerlerinden kaymış, öteki yanlarına dönmüşlerdi. bu nasıl olabilirdi? daha sonra, zihnim berraklaşınca, olayın gerçek nedenini, yorumunu buldum. fail büyük sıcaktı. cesetler şişiyor, kabarıyor ve bu yüzden yer değiştiriyordu. dilleri sarkmıştı, sanki bizimle alay eder gibi. sivillerdi. elbiseleri siyah, mor, yeşildi. hepsi rum olmalıydı. bizimkilerin çoktan ele geçirdiği bir bölgedeydik; eğer bizim ölülerimiz olsaydı askerî kanunlara ve islam geleneğine göre gömülmüş olurlardı. türk kıbrıslılar da olamazlardı. onlar türk kuvvetlerini adaya çıkar çıkmaz silahlarını alıp peşlerine takılmışlardı.”

“bana denktaş’tan söz et. türk kıbrıslıların ‘ulusal kahramanı’ sayılıyor. onu şahsen tanıyor musun? hakkındaki görüşün ne?

“-kasap! zengin bir kasap, bir katil. işte o ‘saygıdeğer’ sayın cumhurbaşkanı budur ve bunu herkes bilir. bir çete adamı, bir faşist; yalnızca savaş suçlarından değil, işgalden önce ve sonra solcu türkleri ve türk kıbrıslıları öldürtmekten de sorumludur… cinayetlerin çoğunu kıbrıslı türkler, yani meşhur mukavemet mücahitleri işledi. başlarında da bugünün ‘kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti’ başkanı denktaş vardı. gerçek savaş suçlusu oydu, karaciç değil.”

yalçın küçük’ün kitaptaki bu anlatımları günlerce yunan medyasında gündem oldu.

ünlü yunan gazetesi ta nea’da çıkan bir haberden okuyalım:

“bu, bir zamanlar türk rejimi tarafından defalarca zulme uğramış ve ülkesinde, hatta türk genelkurmay başkanlığı milli güvenlik dairesi'nde önemli görevler üstlenmiş bir türk ekonomist olan dr. küçük'ün şok edici tanıklığıdır.”

küçük bir google araması yapanlar yalçın küçük’ün anlatımlarının ve kitabın hala “kıbrıs’ta türk ordusunun savaş suçları” iddialarıyla ile ilgili yunancadaki en temel referans kaynaklarından biri olduğunu görebilirler.

yalçın küçük, bu kitabın yayınlanmasından kısa bir süre sonra sözünü tuttu ve 29 ekim 1998’de türkiye’ye giriş yaptı.

beklendiği gibi tutuklandı. kürtçülük propagandası ve atatürk’e hakaretten iki yıl hapis yattıktan sonra 2000 yılında sevmediği ecevit’in eşinin öncülük ettiği afla çıktı.

ve hapisten çıktıktan sonra bir daha hiç kıbrıs’tan böyle bahsetmedi.

1998’de yalçın küçük’ke röportajları yapan ve kitabı yazan sofia ıordanidou’ye ulaştım.

ona, yalçın küçük’ün askerli, orak çekiçli cenaze fotoğraflarını attığımda çok şaşırdı.

kısa bir söyleşi yaptık:

“yalçın küçük’le ilk kez 1998 şubat’ında paris’te, onunla röportaj yaptığımda tanıştım. yalçın küçük, türkiye’ye dönmenin hapse girmek anlamına geldiğini biliyordu. bunu ayrıca fransız “entelektüel misafirperverliğinden” büyük bir hayal kırıklığı yaşadığı için de seçti. ama hapse girmeden önce yunan halkına karşı ahlaki bir sorumluluk hissetti. kıbrıs’taki türk işgaline dair bazı gerçekleri açıklaması gerektiğini düşündü.

kitap çıktıktan sonra rahatlamış hissediyordu ve hapse dönmeye hazırdı. hapisteyken dolaylı olarak görüştük. ama tahliye olduktan sonra ise her türlü iletişimi kesti.

hapiste ne yaşandığını ya da serbest bırakılmak için nasıl bir anlaşma yaptığını bilmem ya da tahmin etmem mümkün değil. söyleyebileceğim tek şey, kitap ve televizyon röportajları sırasında birlikte çalıştığımız süre boyunca çok farkında ve temkinli bir insan olduğuydu.

cenaze fotoğraflarını gördüğümde dünyanın hâlâ büyük bir gizem olduğuna bir kez daha inandım.”

yalçın küçük de bir gizem olarak yaşadı ve aramızdan ayrıldı.

metin, el yazısı, kağıt, doküman, belge içeren bir resim açıklama otomatik olarak oluşturuldu

dalga dalga kitabındaki finalle onu uğurlayalım:

“her şeyi anlatacağım. her şeyi. içimi boşaltmak zorundayım. yoksa vazgeçeceğim.

biliyorum, bana yine vatan haini diyecekler. mahir çayan, deniz gezmiş ve diğerleri gibi.

ama bu, hayatım boyunca sıkışıp kaldığım o gri bölgeden kurtulmanın tek yolu.

ne devrimci oldum ne sistemin adamı. hep arada kaldım.

kendimi prometheus gibi hissediyorum: zincire vurulmuş, ne kurtuluş var ne kaçış.

yaşadım… ama hiçbir zaman tam olarak yaşayamadım.

belki de bu itiraf bile sadece son anda kendimi aklama çabasıdır.

unutulmadan önce.”
devamını gör...

scaremongering

#3950835

senin ne dm’in ile işim olur ne de başka bir şeyinle.

nick altıma gelip,hayal ürünü senaryonu bahane göstererek ettiğin küfüre gereken cevabı verdim sadece.
devamını gör...

scaremongering

#3950825

ilk sen geldin benim nick altıma yogi bacı.
artık kendine yeni bir nick altı bul ve beni de rahat bırak lütfen.
devamını gör...

ışık eğrisi

ne demek istediğini gayet iyi anlıyor ve yapısal olarak gözlerim gamaşıyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sikkim'e kadar yolun var

sikkim açıklamasına pek inanamadığım başlık.
bana daha çok fizan'ın argosu ile değiştilmiş hali gibi geldi.
devamını gör...

scaremongering

#3946907

artık sen bana dayıcım demesen!

devamını gör...

aynı anda birden fazla kişiyle flört etmek

t: biden dazla sözlük hesabı olan kullanıcıların "stokçuluk" diye tanımladığı başlık.

biz denizciler böyleyiz, her limanda başka sevgili.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim