kafatolog yazar profili

kafatolog kapak fotoğrafı
kafatolog profil fotoğrafı
rozet
karma: 4394 tanım: 260 başlık: 147 takipçi: 56
"Ölmeden Evvel Ölünüz"

son tanımları | başucu eserleri


satranca yeni başlayanlar tavsiyeler

bu yılın yaz mevsiminin başına kadar satranç hakkında bildiğim tek şey taşların nasıl hareket ettirildiğiydi. rok atmayı bile doğru dürüst bilmiyordum. hele ki açılışlar, kombinezonlar, çatal atma, açmaza alma, şiş atma gibi daha birçok taktiği duymamıştım bile. ama hakkımı yemeyeyim hasbelkader atla çatal attığım zamanlar yok değildi.

uzun zamandır satranç konusunda kendimi geliştirmeyi hep istiyordum, sonra boş bir günümde; 2021 yılının yaz mevsiminin başlarında satrancı adamakıllı öğrenmeye karar verdim. gelinen noktada özellikle normal sözlük'ün satranç ustalarıyla kıyaslayınca çok iyi bir oyuncu olmayı başaramasam da o günden bu yana çok şey öğrendim. @yayladağ lokumu sağ olsun bana bu süreçte teknik ve taktik anlamda yardımcı olan tek kişiydi. ben de artık satranç hakkında öğrendiğim şeyleri kendime saklamak yerine sizlere klavyem döndüğünce aktarmak istiyorum.

satranca yeni başlayanlar için öncelikle birkaç teorik bilgi vereceğim. bu bilgiler daha çok satrançta yeni olanları bir üst basamağa taşıyacak nitelikte bilgilerdir.

1) internette pdf olarak kolayca bulabileceğimiz eski dünya şampiyonu josé raúl capablanca tarafından yazılan satrancın esasları kitabıyla ilk adımı atabilirsiniz. ben de buraya yazdığım bazı şeyler de dahil birçok şeyi bu kitaptan öğrendim ve bu vesileyle satranca bakış açım değişti. zaten satrançta en önemli şeylerden birisi de bu oyuna bakış açınızın değişmesi çünkü ilk taş sürüldüğünde 70 milyon olasılık olduğu söylenir. dolayısıyla rakibiniz ilk piyonu sürdüğünde artık yalnızca ileri sürülen piyonu değil daha fazlasını görmeye başlarsınız.

2) genellikle başlangıçta diğer aletleri çıkmadan aynı aletle iki defa oynamak iyi değildir. şöyle bir senaryo hayal edelim. beyazlar sizsiniz. 1.e4, c6 2.af3, vb6 3.ag5... üçüncü hamlede atınızı g5 karesine oturttuğunuzda bu at rakibinizin f6 veya h6 piyon sürüşleriyle kolayca geri püskürtülebilir. bu yüzden fazladan bir hamle yapıp zaman kaybetmiş olursunuz. bunun yanı sıra rakibinizin tempoyla taş çıkmasına sebebiyet vermiş olursunuz. beyazlar bu durumda belki rakibin piyon sürmesini hedefliyor olabilir ancak başlangıç seviyesindeki oyuncular için hamle kaybı önerilmez.

3) taş geliştirmek önemlidir, gelişmiş taşınızı rakibin daha az gelişmiş taşı ile değişmeyin. bir file daha önce beş hamle harcamışsanız, rakip kendi filine 2 hamle harcamışsa her ne kadar ikisi de fil olsa da, olağanüstü bir durum yoksa sizin ki daha değerlidir.

4) at fillerden önce çıkar.

5) açılışta mümkün olduğu takdirde piyonlar yerine aletlerle (kale, fil, at) oynayın.

6) şahlar aynı hat üzerinde ise ve onları ayıran kare adedi çift ise hamle sırası kendisinde olan oyuncu oppozisyonu kazanır, kare adedi tek ise en son oynayan oyuncu kazanır. oyun sonları için oppozisyon konusunu öğrenmenizi tavsiye ederim çünkü oyun sonlarında piyon önde olsanız bile oppozisyon konusunu bilmediğiniz takdirde karşınızda oppozisyon bilgisi olan birisi sizi kolayca yenebilir. bu konuyu ve daha fazlasını öğrenmek isterseniz 25. maddedeki tavsiyelerime göz atabilirsiniz.

7) diyelim ki piyonlu oyun sonuna geldiniz. hangi piyonu süreceğiniz birçok açıdan farklılık gösterebilir ancak teorik olarak karşısında rakip piyon bulunmayan piyonu ileri sürmek iyidir. örneğin beyazlarda a2 ve b2'de piyon olsun, siyahlarda ise a7 karesinde piyon olsun. böyle bir durumda beyazlar b2 piyonunu sürmelidir. siyah şahın, beyaz piyonları alamayacağı bir senaryoda b2 hamlesinin neden iyi olduğuna göz atalım.
a) beyazlar b4 oynadığında siyahlar a5 yapamaz. aksi takdirde beyazlar ister a5'teki piyonu yer isterse de b5 yaparak yoluna devam eder ve vezir çıkar.
b) siyahlar, beyazların b4 hamlesine a6 hamlesiyle karşılık verirse oyun şöyle ilerler: 1.b4, a6 2. a4... siyahlar a5 yaparsa bir önceki maddede bulunan senaryo gerçekleşir ve beyazlar kolayca vezir çıkar. eğer siyahlar ikinci hamlesinde a5 yerine şah ile bekleme hamlesi yaparsa bu kez beyazlar b5 sürüşünü gerçekleştirir ve siyah piyon b5 karesinde bulunan beyaz piyonu yese de yemese de beyazlar yine vezir çıkmayı başarır.
c) siyahların piyon sürmeyip şah ile bekleme hamleleri yaptığı bir senaryoda da durum değişmez. 1.b4, şh2 2.a4, şh1 3.b5, şh2 4.a5, şh1 5... beşinci hamlede beyazlar yine karşısında rakip piyon bulunmayan piyonu ileri sür prensibini yerine getirir ve bir önceki maddelerde bulunan senaryolar gerçekleşir.

8) oyun sonunda piyonlarımız genellikle filimizle farklı renklerde olmalı. aksi takdirde filin hareket kabiliyeti sınırlanır.

9) rakibinizi bir at ve bir fil ile mat etmek istiyorsanız rakip şahı filinizle aynı renkteki köşeye sıkıştırmalısınız. dolayısıyla böyle bir saldırıdan kurtulmak için rakip şah, filin karşıt rengindeki karelere kaçmalıdır.

10) taarruz geri çekilmez çünkü bu takdirde yenilgi mutlaktır. bu demek değil ki rakibi mat etmek uğruna savunmayı düşünmeyelim, bilinçsizce saldıralım ve taş fedaları yapalım. bu tarz bir durumda sürekli şah çekerek rakibi zor durumda bırakmalı, şah çekemediğiniz durumlarda ise saldırıya yeni taşlar getirmelisiniz. rakip şahı daha fazla sıkıştıramayacağınız durumlarda gelişmemiş taşınızı gelişmeli ve uygun bir pozisyonda saldırıya dahil etmelisiniz.

11) oyun sonlarındaki kazanma metodlarından birisi de rakibin kalelerini bir veya daha fazla piyonu korumaya zorlayarak kendi kalelerinizin serbestçe hareket etmesini sağlamaktır. bu kuralın genel ifadesi şudur: karşı tarafı tehdit ederek serbestçe manevra yapabilmek. daha da açarsak beyazlar, siyahların piyonlarını bir şekilde tehdit eder. siyahlar ise piyonlarını yalnızca kalesinin yardımıyla tutabilir. bu sırada beyazlar kendi kalesiyle rahatça manevra yapar. dolayısıyla siyahları çok zor bir oyun sonu bekler. bu prensibi oyun sonlarında çok kullanabildiğimiz gibi oyun ortasında da kullanabiliriz. buradaki temel mantık rakibin önemli taşlarını kendi taşlarını korumaya zorlamak suretiyle savunmaya bağlamaktır.

12) tahtadaki aletlerin sayısı azaldıkça geçer piyonun kuvveti artar. geçer piyon, önünde veya yan sütununda onu yiyebilecek rakip piyon bulunmayan piyon demektir. geçer piyonun önünde piyon hariç rakip taşlardan herhangi biri olsa dahi bu piyon yine geçer piyon sayılmaktadır. geçer piyonlar vezir olma potansiyelleriyle oyun sonlarında daha tehlikeli olmaktadırlar. bu yüzden taş değişimlerinde geçer piyon elde etme şansınızı her zaman kollayın.

13) şah kanadında yapılan bir yarma hareketi, vezir kanadındaki bir yarma hareketinden daha önemlidir. tahtayı vezir ve şahın tam ortasından ikiye bölün. şahın tarafı şah kanadı, vezirin tarafı vezir kanadı olarak adlandırılır. rakip rok atsa bile şah kanadı olarak sayılan taraf yine şah kanadıdır; durum değişmez. eğer örneğin piyonlarla bir saldırı yapıp rakibin savunma bloğunu aşmaya çalışıyorsanız bunu şah kanadından yapmanız daha doğru olacaktır. elbette rakibin rok atıp atmamasına göre durum değişebilir.

14) eğer rakibiniz kanattan saldırıyorsa bu atağa merkezden cevap vermelisiniz.

15) taşlarınız rakip taşları tehdit etsin. taşlarınızın rakip taşları tehdit eder biçimde konumlandırın. tıpkı bir savaşta olduğu gibi silahınızı havaya değil düşmana doğrultmanız en doğrusu olacaktır.

16) kapalı konumlarda taşlar en iyi yerde olmalı. kapalı konuma örnek verecek olursak 1.e4, e6 2.d4, d5 3.e5... konumunu örnek verebiliriz. bunun yanı sıra bir de atlar ve filler oyuna sürülmüş tahtadaki gerilim iyice artmıştır. artık yapacak hamle bulmakta zorlanıyor olabilirsiniz. kapalı konumlara girdiğinizi hissettiğimiz durumlarda veya girdiğinizde taşlarınızın olabilecek en iyi yerlerde olmasına özen göstermelisiniz. bu noktada 15. maddeyi hatırlamakta fayda vardır. örneğin atların merkezileşmesi çok önemlidir. böylece aynı anda birçok kareyi kontrol edebilirsiniz. ikinci maddede hamle kaybı yapmamak gerekliliğinin öneminden bahsetmiştim ancak kapalı konumlarda uzun manevralar için zaman vardır. örneğin atınızı merkeze oturtmak için gerekirse başlangıç karesine dönebilir aynı taşla birden fazla hamle yapabilirsiniz veya fillerinizin uzun çaprazı tutması için yine değişik varyasyonlar deneyebilirsiniz. sonuç olarak taşlarınızı rakibi tehdit edecek biçimde konumlandırmak için uzun manevralar yapmanızda sakınca yoktur.

17) ters renkli fiillerde saldıran taraf avantajlıdır. sizde siyah rakipte beyaz varsa veya tam tersiyse hanginiz saldırıyorsa o avantajlıdır. tabi bu noktada saldırıyorsam elbette avantajlıyım yanılgısına düşmeyin.

18) kuvvetli olduğunuz kanattan oynayın.

19) bu madde belki de en önemli madde olabilir. yalnızca bu maddeyi anlayıp uygulamak bile oyununuza çok büyük bir gelişim kazandıracaktır. rakibiniz hamle yaptığında hamle yapmadan önce kendinize şu üç soruyu sorun;
1- bu taşı neden gelişti?
2- sıra rakibimde olsa ne oynardı?
3- daha önce yapamayıp şimdi yapabileceği ne var?
çok basit bir örnekle açıklayalım. örneğin beyazlar açılışta g3 oynadı. şimdi siyahlar olarak bu hamle üzerinden sorulara tek tek cevap verelim;*

1-bu taşı neden gelişti?
cevap 1: f1'deki fili g2'ye getirmek istiyor.
cevap 2: e5 yaparsam f4 yapacak ve merkezde hakimiyet kurmak isteyecek.

2-sıra rakibimde olsa ne oynardı?
cevap: fg2, f4 veya ag3 oynar

3-daha önce yapamayıp şimdi yapabileceği ne var?
cevap 1: fili g2 karesine getirip b7 piyonunu tehdit edebilir, devamında da kaleyi alabilir.
cevap 2: f4 veya ag3 oynayarak e5 piyonunu tehdit edebilir.

20) iyi bir hamle görmüşseniz daha iyisini arayın. örneğin hamle sırası sizde ve piyonunuzla rakibin kalesini alma fırsatı yakaladınız. ancak o da ne? tahtaya daha dikkatli baktığınızda fille yapacağınız bir hamleyle rakibinizi mat edebileceğinizi fark ediyorsunuz.

21) koruyan taşı yok et ödülü hak et. örneğin merkezdeki piyonu alacaksınız ama o piyon at tarafından korunuyor. o halde koruyan taş olan atı yok ettiğiniz zaman piyon boşta kalacaktır ve böylece piyon kazanmış olacaksınız.

22) adacıklar ne kadar çok olursa piyonlar o kadar savunmasız kalır ve açık hedef haline gelir. örneğin a ve b sütununda yan yana birer piyonunuz olsun, d sütununda tek başına bir piyon ve f, g ve h sütunlarında da birer piyonunuz olduğunu varsayalım. bu da 3 adacık olduğu anlamına gelir. çünkü a ve b piyonları diğer piyonların korumasından mahrum oldukları için tek başlarına kalmış bir adacık olurlar, yine aynı şekilde d sütunundaki piyon da adacık olur ve f, g ve h sütunundaki piyonlar da üçüncü adacığı oluşturur. o halde taş değişimlerinde rakibinizin daha çok adacık oluşturmasına sebebiyet verecek durumları her zaman kollayın.

23) satranç okulu adlı youtube kanalından bir taktik: şat tekniği. yani şah çekme, alış, tehdit. hamle yapmadan önce sırayla bu olasılıklara göz atmalısınız. şah çekebilir miyim, çekemiyorsam rakibin taşını yiyebilir miyim, o da yoksa rakibe bir tehdit unsuru oluşturabilir miyim sorularını kendinize sormalısınız. özellikle alış ve tehdit aşamalarında yapmanız gereken şey rakibin korunmayan taşlarına bakmak. şöyle bir tahtaya bakın, hangi taş başka bir taş tarafından korunmuyor, ne yaparsam bu taşı alabilirim diye düşünün.

24) yayladağ lokumu adlı kullanıcıdan bir taktik: hamle yapmadan önce 5 saniye düşün. özellikle yeni başlayanlar için inanılmaz gelecek ama düşünmeden oynamak yeni oyuncuların çokça yaptığı bir hata. bunun farkında olmama rağmen bazen yeterince düşünmeden oynuyorum çünkü çok iyi bir hamle gördüğümü zannediyorum ancak bunu yaptığımda çoğu zaman oynar oynamaz yaptığım hatayı fark ediyorum. bu da bize 19. ve 20. maddelerin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

25) fayda gördüğüm üç youtube kanalını size tavsiye etmek istiyorum. ilki satranç okulu adlı kanal. kanal sahibi olan milli satranç oyuncusu selim gürcan hoca, paylaştığı oyunları derinlemesine inceliyor böylece satranca bakış açınız gelişiyor. ayrıca anlatımı da hiç sıkmıyor ve dinlemesi çok keyifli. bu kanalın bir de satranç dersleri adında yan bir kanalı var. ikinci tavsiyem im satranç kanalı. milli satranç oyuncuları cem kaan gökerkan ve deniz özen tarafından videolar paylaşılan bu kanalın anlatarak oynuyorum serisini tavsiye ederim. üçüncü ve en önemli tavsiyem ise satranç öğrenme serüvenine başladığımdan beri takip ettiğim türkiye satranç federasyonu adlı kanal. yasin emrah yağız tarafından anlatılan derslerde satranca dair çok önemli taktikleri ve tuzakları öğrenebilirsiniz. eğer satranç öğrenmek istiyorsanız bu kanalı kesinlikle takip etmelisiniz.

26) #1540342 bu tanıma göz atın.

50 hamle kuralı nedir?
oyunun berabere gitmesi için son 50 hamlede piyon hamlesi yapılmazsa ve taş alma hamlesi olmazsa oyun berabere biter. piyon haricindeki taşlar oynatılır, şah çekilir vs. böylece 50 hamle saymaya başlanılabilir ancak taş alındığı zaman veya piyon sürüldüğü zaman bu hamle sayımı sıfırlanır.

geçerken alma nedir?
bu hamle yalnızca piyonlarla yapılabilir. örneğin beyazların piyonu c5 karesinde olsun. siyahlar b7 piyonunu b5 karesine getirirse piyonlar yan yana gelmiş olur ve beyazların siyah piyonu alma şansı ortadan kalkmış olur. işte bu durumu ortadan kaldırmak için beyazlar böyle bir konumda b5 piyonunu alabilir ve beyaz piyon b6 karesine konumlanır. işte buna geçerken alma denir. geçerken alma hamlesi yapabilmek için buna benzer bir konum oluştuğunda hamlenizi yapmalısınız. eğer farklı bir hamle yapıp sonraki hamlenizde geçerken alma hamlesi yapayım derseniz olmaz.

satrançta notasyon nasıl yazılır?
notasyon, hamlelerin yazılışı demektir. online oynarken bilgisayarlar notasyonları not etse de gerçek hayatta oynanan masa başı oyunlarımızı daha sonra incelemek açısından notasyon kurallarını öğrenmek çok önemlidir. şimdi bu kurallara kurallarına kısaca göz atalım.

1- bir taşla yapılan hamleyi yazmak için, oynanan taşın ilk harfi, sonra gittiği kare yazılır. örneğin filin, bulunduğu kareden g7 karesine sürüldüğünü belirtmek için fg7 yazılır.
2- birinci maddedeki durumda söz konusu piyon olduğunda piyonlar için yalnızca gittiği karenin adı yazılır. örneğin e2 karesindeki piyonu e4 karesine sürdüğümüzde yalnızca e4 yazarız.
3- taş alma durumlarını yazmak için sırasıyla taş alanın ilk harfi, x işareti ve alınan taşın bulunduğu kare yazılır. örneğin kale, d4'teki piyonu yerse bunu kxd4 şeklinde yazarız. yani bu kale alır(x) d4'ü anlamına gelir.
4- üçüncü maddedeki durumda söz konusu piyon olduğunda piyonlar için yalnızca bulunduğu karenin harfi, x işareti ve alının taşın bulunduğu kare yazılır. örneğin c4 karesindeki piyon d5 karesindeki piyonu alırsa cxd5 yazılır. yani bu c karesindeki piyon alır(x) d5 karesindeki piyonu anlamına gelir.
5- aynı cinsten iki taşın (kale, fil, at) aynı kareye gittiği durumlara bakalım. örneğin f8 ve a8 karelerinde bulunan iki kale de d8 karesine gidebilir. o halde birinci maddede öğrendiğimiz gibi kd8 yazarsak bu kalenin d8 karesine gittiği anlamına gelir ama hangi kalenin bu kareye gittiği anlaşılmaz. işte bu karışıklığı ortadan kaldırmak için sırasıyla taşın ilk harfi, bulunduğu sütun ve gittiği kare yazılır. o halde bu hamle örneğin f8 karesindeki kaleyi, d8 karesine ilerletiyorsak kfd8 şeklinde yazılır. bu f'deki kale, d8'e gider veya kale f, d8'e gider anlamlarına gelir. a8 karesindeki kaleyi d8'e sürdüğümüz zaman da kad8 yazmalıyız.
6- aynı cinsten iki taş aynı sütunda ise, oynanan taşın ilk harfi, bulunduğu sıranın numarası, gittiği kare yazılır. d2 ve d4 karelerinde bulunan iki attan biri f3 karesine oynatılıyorsa bu hamle a2f3 ya da a4f3 şeklinde yazılır.
bu hamleler taş alarak yapıldığı takdirde aynı hamleler kfxd8, kaxd8, a2xf3, a4xf3 şeklinde yazılır.
devamını gör...

satrancın esasları

eski dünya satranç şampiyonu josé raúl capablanca tarafından yazılan bir kitap. satrancını geliştirmek isteyenler için iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum.
devamını gör...

yılbaşında hindi almayan muhafazakar peder profili

fatiha suresinin "…gazaba uğrayanların ve sapıkların (yoluna) değil" olarak tercüme edilen kısmında da olduğu gibi birçok yerde başka kavimlere benzememeleri konusunda müslümanlara uyarılar yapılmıştır. "kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır" sözü gereği kafirlerin, hristiyanların, yahudilerin veya herhangi bir kavmin adetlerine göre yaşamak, bu kavimler gibi görünmek, davranmak, onların yolundan gitmek müslümanlar için uygun görülmeyen yaşam tarzlarıdır. bu yüzden doğum günü kutlamak amacıyla mum söndürmek, yılbaşında hindi kesmek, cadılar bayramı zamanında sözde cadı kıyafetleri giyinip paskalya bayramında yumurta boyamak gibi adetler müslümanların uzak durması gereken adetlerdendir.

peki bu durumun mantığı nedir? en mükemmel din olan islamla şereflenen bir müslüman, hayat tarzı noktasında başka bir kültürün yaşamına veya tahrif olmuş dinlerin adetlerine ihtiyaç duymamaktadır. çünkü islam kişiyi, insanlık anlamında en mükemmele ulaştıracak yeterliliğe sahiptir. müslüman, hayatının her anında vakarını korur, kutsal günleri de aynı biçimde ihya eder. dolayısıyla nefsani eğlenceler, haramlar, şeytani azgınlıklar müslümanların anma veya ihya etme anlayışıyla çelişen unsurlardır.

eğer bir insan dini anlamda birtakım prensipler benimseyip o prensiplere göre yaşıyorsa illa ki gizli gizli korkunç günahlar işliyordur diye bir çıkarım yapmak yanlıştır. bu tür ön yargılar aslında eleştirdiğimiz yaşam biçimleri hakkında bilgisiz olmamızdan kaynaklanmaktadır. işte bu cehalet durumu "herkes istediği gibi yaşasın" diyen bazı insanları başkalarının hayatına müdahale eder pozisyona düşürmektedir.
devamını gör...

sonsuz küme teorisine islami bakış

müslümanlar olarak çoğumuz allah yeryüzüne sonsuz nimet koymuş cümlesini herhangi bir şüphe duymadan onaylar bir de "hay ağzına sağlık, ne güzel söyledin" deriz. çok azımız ibrahim suresi 34. ayeti referans alarak olaya farklı daha doğrusu hakiki bir perspektiften bakabiliriz. ibrahim suresi 34. ayette allah'ın yeryüzündeki nimetlerinin sayılamaz olduğundan bahsedilir. peki sonsuz ile sayılamaz kavramları arasında ne fark var?

bu farkı anlamak için georg ferdinand ludwig philipp cantor adlı alman matematikçiyi biraz tanıyalım. sonsuz küme teorisini ortaya atan cantor, sonsuzluk kavramının kendi arasında sıralanabildiğinden bahseder. anladığım kadarıyla sonsuzluğu sayılabilen sonsuz ve sayılamayan sonsuz olarak ikiye ayırır. sayılabilen sonsuzu daha iyi anlamak için örneğin pozitif sayılar kümesini ele alalım. nedir bunlar; 1,2,3,4,5.... eğer bir kümeyi bunlarla birebir eşleştirebilirsen* bu sayılabilen sonsuz olur. şimdi sayılabilen sonsuzu kuramda bahsedildiği üzere birebir eşleyelim. bunun için örneğin çift sayılar kümesini ele alalım; 2,4,6,8,10... biz bu çift sayılar kümesinin elemanlarını, pozitif sayılar kümesinin elemanlarıyla birebir şöyle eşleyebiliriz; 2, birinci sayıdır; 4, ikinci sayıdır; 6, üçüncü sayıdır... işte bu da bir sayılabilen sonsuzdur ve iki küme (pozitif sayılar kümesi ve çift sayılar kümesi) arasındaki birebir eşlemeyi oluşturmuş olduk. sayılamayan sonsuz ise şöyle: okul yıllarında söz konusu işlemin yanına parantez açıp örneğin 3 ile 4 arasında derdik. 3 ile 4 arasındaki sayıları sayabilir miyiz? hayır. peki sayılabilen sonsuzdaki gibi numaralandırabilir miyiz? hayır. demek ki bu da sayılamayan sonsuzdur. işte sonsuz küme teorisinde georg cantor kısaca diyor ki, sayılamayan sonsuz, sayılabilen sonsuzdan büyüktür. demek ki sonsuz ile sayılamazlık arasında bir fark var. ibrahim suresi 34.ayette de allah'ın nimetlerinin neden sonsuzluğundan değil de sayılamazlığından bahsedildiğini böylece anlamış oluyoruz.

hazır sözü açılmışken bu konuyla ilgili bir diğer ayete değinmek istiyorum. kuran'ı kerim'in hadid yani demir adlı suresinin 25. ayetinde demirin indirildiği söylenir. kuran'da demirin yaratıldığından veya bir şekilde dünyada oluşturulduğundan değil de dünyaya indirildiğinden bahsediliyor. peki bu indirilme ifadesi ne anlama geliyor? buradaki nüans şu: modern astronomiye göre dünyadaki demir uzaydaki dev yıldızlardan gelmiştir. aslında sadece dünyadaki değil tüm güneş sistemindeki demirin dış uzaydan geldiği ortaya konulmuştur. çünkü güneşin sıcaklığı demir elementinin meydana gelmesine yeterli değildir. demir, güneşten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilir. dolayısıyla ilk başta dünya üzerinde demir bulunmamaktaydı ve sonradan dünyaya gökten indirildi. tıpkı ayette bahsedildiği gibi.

gelişen bilim zaman zaman islam dininin ne kadar hakiki bir din olduğunu ortaya koymaktadır. bu tanımda da islam dininin bilimle çok sıkı bir bağ içerisinde olduğunu görmekteyiz. eğer kuran'ı tefsirden soyutlayarak sadece meal okuma yoluyla öğrenmeye kalkışırsak hakiki manadan yoksun kalıp yanlış yollara sapabiliriz. bu yüzden tavsiyem kuran'ın ilk emrini yerine getirelim, kolaya kaçmayalım.

rasûlüm! rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilip de buna inananla, bunu göremeyecek kadar kör olan hiç eşit olur mu? ancak gerçek akıl sahipleri, düşünüp ders ve öğüt alır. /ra'd suresi 19. ayet
devamını gör...

etkileşim alamayınca girdiği nick altını silen yazar

birçok kez başıma gelmiş hadise. normalde bana nick altı girilmesi benim için çok önemli değil.* iyi şeyler yazan olursa anlık seviniyorum, iyi düşünceleri için o kişiye içimden geldiği için teşekkür ediyorum. sonrasında itiraf etmek gerekirse yazılan şey pek umurumda olmuyor.

ancak sözlükte bazı arkadaşlar var ki nick altı övgüsü almak için yeni yazarlara hoş geldin bahanesiyle nick altı giriyor, nick altından doğum günü kutluyor* veya halihazırda yazar olan kişilerin nick altına girip yalandan bir sürü övgüde bulunuyor hatta kimileri daha da ileri gidip açık açık nick altı istiyor.* işte efendim böyle takıntılı insanlar önce nick altı girip pusuya yatar, bir müddet karşılık almak için bekler. eğer umduğunu bulamazsa girdiği nick altını silip ortadan yok olur. ya da öyle zanneder. ancak bu kişileri zaman zaman birilerinin nick altında övgüler düzerken görüyor ve o kişi adına büyük utanç duyuyorum.

işte sırf bu hastalık derecesine varan övgü beklentisi yüzünden ben de nick altı girerken çok seçici davranıyor ve yazdığım şeylerin içimden gelmesine önem veriyorum. çünkü insan iyi sözler söylediği kişinin olgunluğuna dikkat etmeli, ona güzel sözlerle jest yapayım derken övgü takıntısını beslememeli. nihayetinde kimseyi övmeye gerek olmadığı gibi kimsenin övgüsüne de ihtiyacımız yok çünkü insan gördüğü saygıdan zaten hak ettiği övgüyü almış olur.
devamını gör...

hacı ziyaretine gitmek

ilkokul zamanlarımda mahalledeki arkadaşlarımla yaptığım aktivitedir. bizim çocukluğumuzda hacdan dönenler evlerinin pencerelerine türk bayrağı asıp kendilerini belli ederlerdi. daha eskiden bu, kapıyı yeşile boyamak şeklinde oluyormuş ancak zaman içerisinde daha çok apartmanlarda yaşayan bir toplum haline geldiğimiz için bu uygulamanın pek bir geçerliliği kalmamış gibi görünüyor. belki bu geleneği devam ettiren köyler vardır. hacıların hacdan dönüş zamanlarında penceresinde türk bayrağı asılı bir ev gördüğümüzde hemen o eve gidip içeriye girer bedava pilavımızı ve baklavamızı yerdik. o pilavların içinde ne vardı bilmiyorum ancak hayatımda bu evlerdeki kadar güzel pilav yemedim. gittiğimiz evlerin kapısının önünde her daim bir sürü ayakkabı olur, evin kapısı gelen her misafire açık olurdu. yaşlı insanlar bizi her gördüklerinde mutlu olurlar, bizimle sohbet ederlerdi. her gördüklerinde diyorum çünkü sonraki günler karnımız acıktığında gidecek yeni bir ev bulamazsak gittiğimiz evlere bir daha giderdik. bizim daha önce geldiğimizin farkında olan ev sahipleri seslerini çıkarmaz tam aksine gelişimizi memnuniyetle karşılarlardı. yemeği yedikten sonra hacı amcamız/teyzemiz tebrik edilirdi. en sonunda hacı olan kişinin arabistan'dan hediyelik olarak getirdiği torba torba ucuz yüzüklerden birkaç tane alıp çıkar bir sonraki ziyaret için yola koyulurduk*. akşama kadar yaptığımız ziyaretlerin ardından tıka basa doymuş bir halde eve dönerdik.

toplum içerisinde bağlılığın ve cömertliğe teşvikin artması açısından güzel bir uygulamaydı hacı ziyaretleri. artık bu adet devam ediyor mu bilmiyorum ama eskiden olduğu gibi artık denk gelmiyorum türk bayraklı evlere. belki bu gelenek de ortadan kalktı. elbette bazı gelenekler değişen toplum yapısıyla yok olabiliyor, bu doğal bir süreç. ancak bunun gibi güzel geleneklerimizi değişen sosyal hayata uyumlu hale getirerek korumaya çalışmalı ve bir sonraki nesle aktarmalıyız.
devamını gör...

anıtkabir'de kur'an okumanın vakti gelmedi mi

nihayet birisi bu konuya değindi. 29 ekim ve 10 kasım gibi günlerde hepimizin malumu olduğu üzere marşlar söyleyen, sloganlar atan binlerce insan anıtkabir'e doğru yürür. hayata bakış açılarıyla değerlendirildiği zaman bunları normal karşılıyorum. ancak anıtkabir her ne anlam yüklenirse yüklensin özünde mezarlık diyebileceğimiz bir yer. dolayısıyla mezarlığa giderken kılık kıyafetimize çeki düzen vermeli oraya vardığımızda da merhum için dua etmeliyiz. maalesef yıllardır atatürk'ü anmak slogan atmaktan öteye geçmedi. her defasında şaşırırım "binlerce insan geliyor da neden ruhuna fatiha okuyan bu kadar az" diye. üstüne üstlük son derece açık saçık kıyafetlerle merhumu ziyaret etmeye gidenler de var. halbuki ölmüş bir kul için artık ne sloganların ne de marşların bir faydası vardır. eğer herhangi bir siyasi amaç güdülmeden milli bayramlarda anıtkabir'de kur'an okutulursa bu ülkemizin ve kültürünün ruhuna çok uygun düşer. bunun yanında bu uygulamanın anıtkabir'in manevi atmosferine katkı yapacağını düşünüyorum.
devamını gör...

erdoğan'ı allah da yıkamayacak kulu da yıkamayacak

allah yıkamayacak dememiş, yıkmayacak demiş. yani allah da erdoğan'ın arkasında demek istemiş bana kalırsa. her gün sokaktan bir akpli bulup sansasyon oluşturma modası ne zaman bitecek merak ediyorum. ülkede onca sıkıntı varken gündem olacağım, üç beş beğeni alacağım diye manipülasyon ihtimalini bile artık göz ardı ederek böyle içerikler sunmak ülkenin gerçek gündemine gözlerini kapatıp magazin peşinde koşmak gibi oluyor. bence magazini ve partilere tapmayı bırakıp ülkedeki liyakatsizliğe, yenilen haklara, neyi daha iyi yapabilirize odaklanmak gerekiyor.
devamını gör...

çay

ağır yemek yedikten sonra içmesi çok keyif verir ancak onun dışında benim gözümde aromalı sıcak sudur.*
devamını gör...

sözlükte sansürlü küfür etmek de yasaklansın kampanyası

ne zamandır aklımda olan ve başlığını açmayı düşündüğüm bir konuydu. küfür ve alkol gibi zararlı şeylerin yasaklanmasının mantığı özendiriciliğin ve bu zararlı şeylerin toplumda yayılmasının önüne geçmek içindir. belki çağrışım yapan kelimeleri denetlemek çok zor olabilir ama en azından yıldız vs. koymak suretiyle edilen sansürlü küfürler yasaklanırsa küfretmeyi yasaklamanın mantığına uygun bir hareket olur. hiç olmazsa daha medeni bir toplum için üstümüze düşeni yapmış oluruz.

dilimizdeki küfürlerin çoğunluğu kadınları aşağılayan ifadelerden oluşmakta. buna ek olarak taciz ve tecavüz gibi eylemleri meşru kılan bu ifadeler toplum içerisinde yayıldıkça erkeğin cinsel ilişki sırasında yaptığı malum eylem artık cinsellik içeren bir eylem olmaktan çıkıp güç gösterisi anlamına bürünüp toplum tarafından onaylanmış oluyor. hayatta başarısız olmuş, ezilmiş bazı insanlar da bu malum eylem üzerinden kendini gerçekleştirme yoluna giriyorlar. bunun sonucunda taciz, tecavüz gibi güç gösterisi sunmak, üstünlük kurmak şeklinde birtakım eylemler ortaya çıkıyor.*

unutmayın! küfretmek ve bunu savunmak dolaylı yoldan tacize ve tecavüze destek olmaktır.
devamını gör...

star tv 1994 yılı yayını

böyle rezillikleri neden görmemiz gerektiğini anlamıyorum. hadi dine sırt çevirdiniz bari bilime sırt çevirmeyin. sigara ve alkol bağımlılık yapan zararlı alışkanlıklardır. özellikle alkollü içecekler dünyadaki çoğu suça kaynaklık eder. insanlar ekranda görür ve etkilenir, bu kadar basit. çoğu zaman da kendi irademizle zevklerimizi oluşturduğumuzu, hiçbir şeyden etkilenmediğimizi sanarız. hem de bu yüzyılda, bunca bilimsel gelişmeye rağmen!
devamını gör...

yazarların gezdiği şehirler

türkiye'nin birçok ilini ve ilçesini gezme şansım oldu. bazı illere de birkaç kere gittim. bu yüzden gezmediğim şehirleri yazarsam benim için daha kolay olacak. bu iller hakkari, ağrı, ığdır, tunceli, bingöl, kars, karaman, çankırı, zonguldak ve adıyaman şeklinde.

gezerken gördüm ki türkiye'de gerçekten birçok doğal ve tarihi güzellik var. gezilecek çok yer ama yaşanacak çok yer var mı, işte bu büyük bir soru işareti. iller genelde tek bir caddenin etrafına kurulmuş. bu caddelerin her birine cumhuriyet caddesi adı verilmiş. cumhuriyet ideolojisi ta ilk yıllardan beri cumhuriyet caddeleriyle, atatürk isimli ilköğretim okullarıyla ülkenin her yanına ilmek ilmek işlenmiş. ancak hemen hemen her cumhuriyet caddesi halk arasında mecburiyet caddesi gibi bir adlandırmaya sahip. bu adlandırma şehirlerin mahkum olduğu tekdüze şehirleşme biçiminden geliyor.

özellikle kayseri ve konya dışında iç anadolu'nun tüm şehirleri yukarıdaki paragrafta yaptığım tarife uygun. tek caddenin etrafına kurulmuş şehir düzenleri... ankara'nın tek farkı ev sayısının fazla olması. yoksa kızılay caddesi civarı da sosyal yaşam bakımından zayıf olan ankara kenti için bir mecburiyet caddesi sayılabilir.

uşak ege'de olmasına rağmen adeta bir iç anadolu şehrini andırıyor; diğer ege bölgesi illerine nazaran daha geri kalmış. gittiğim şehirler içinde en beğendiğim yerler ise aydın, balıkesir ve amasra* oldu. bu şehirlerde denizin ve ormanın birbiriyle bütünleşmesi insanı kendine hayran bırakıyordu. elbette bu benim şahsi fikrim, tarihi güzelliklerden ziyade doğal güzellikler benim için daha cezbedici.

tüm bunlar haricinde farklı tatlar tadıp gittiğim çoğu ilin her birinde binlerce insan tanıma şansım oldu. türkiye her anlamda sandığınızdan çok daha derin bir kültüre ve çeşitliliğe sahip. bu değerlerin farkına varmak için otobüsten inip şehrin belli başlı yerlerini şöyle bir gezip meşhur yemeklerini tatmak yetersiz kalır. daha ne yapalım, oraya mı yerleşelim? dediğinizi duyar gibiyim. maalesef çoğumuzun en azından gittiğimiz yerde 2-3 gün vakit geçirip her gittiği yerde binlerce insan tanımak gibi bir imkanı yok bunun farkındayım ancak söylemek istediğim şey bu güzel ülkemiz siyah ekrandan veya gezip görebildiğimizden çok daha fazlası. gezelim görelim.*
devamını gör...

nick değiştirip eski nickine geri dönen yazarlar

kafa sözlük ismi normal sözlük olunca nickimi normatolog yapmıştım ancak yeni nickimle birbirimize bir türlü uyum sağlayamadık. böylece eski nickime geri dönme kararı aldım. tabii bunda eti cici bebe tadında bir modun* etkisi yadsınamaz.
devamını gör...

çarşıda bankta oturan yaşlılar

genelde gelinlerinden şiddet ve baskı görüp evde istenmedikleri kendilerine yansıtılır. gidecek başka yeri olmayan yaşlılar bu baskılardan bir nebze olsun kaçabilmek amacıyla sabahleyin gezme bahanesiyle evden çıkıp akşama kadar dışarıda vakit geçirmeye çalışır. işte o çarşıda ve bankta gördüğümüz yaşlı insanların bir kısmı bu baskı gören yaşlılardır; ilgiye, sevgiye ve muhabbete hasret yaşlılar.
devamını gör...

z kuşağından sonra hangi kuşak gelecek sorunsalı

yaptığım araştırmalara göre genel olarak her bir kuşak 15 yıllık bir döneme sahip. 15 yıl dolunca söz konusu kuşağın ömrü tamamlanıyor ve ardından yeni bir kuşak geliyor.

peki z kuşağından sonra hangi kuşak gelecek? z kuşağı 1996-2010 yılları arasında doğan bireyleri kapsamaktadır. z kuşağından sonra gelecek nesil ise 2010 yılından itibaren dünyaya gelmeye başlayan alfa kuşağıdır. yunan alfabesinin ilk harfinden adını alan alfa kuşağına, teknolojinin içine doğmalarından ötürü dijital yerliler ismi de verilmektedir. alfa kuşağının sahip olacağı öngörülen başlıca özelliklerine bakarsak teknoloji hayatlarının merkezinde olacak. bunda iletişim araçlarının, robotların ve sanal gerçeklik olgusunun hayatlarının olağan akışı içerisinde yer alacak olması büyük rol oynayacak diyebiliriz. çevrimiçi aktiviteleri daha fazla olacağından insanla temas daha az olacak ve daha az konuşan bir nesil olacaklar. alfa kuşağının birçok eylemi dijital alanlara kayacağından eğitim-öğetim anlayışı değişecek.

alfa kuşağının ömrü 2025 yılında sona ereceği ve ardından gelecek kuşakların sırasıyla beta, gama ve delta kuşağı olacağı söylenmektedir.

buradan da şöyle bir sonuç çıkarabiliriz. sen de yaşlandın be z kuşağı, alfa kuşağı dünyaya geldi bile.
devamını gör...

günlük 15 entry girmeyen yazarın mesaj kutusunun kapatılması

1 entry bile fazladır. çünkü sözlüğü kullanma amaçlarımdan birisi de kayda değer etryler girmek ve hayata bakışımı insanlarla paylaşmak. bu açıdan bakınca her gün girecek bir entry bulmak mümkün olmuyor. dolayısıyla arkamda boş boş yazılmış bir dolu şey bırakmak istemiyorum. benim gözümde girdiğim her entry özeldir ve öyle de olmaya devam edecek.
devamını gör...

evlenir evlenmez sosyal medyada soyadını değiştiren kız

kadın yarı çıplak sokaklarda dolaşır, sosyal medyada kendi bedenini pazarlar, kozmetik ve moda sektörünün kölesi olur bu yanlışları dile getirmeye kalkarsın anında sana ne, canı öyle istemiştir, sen kendi işine bak gibi tepki gösterenler ortaya çıkar.

ancak aynı kadın ben çalışmayacağım, çocuğumu büyüteceğim, örtüneceğim veya eşimin soyadını alacağım dediği zaman bu tepki gösterenler bu kez kadının karşısına dikiliyor. halbuki bu sözde kadın savunucularının sana ne, ister kocasının soyadını alır ister almaz demesi gerekmez mi?

işin özeti kadın, feministlerin ve sermayenin elinde oyuncak olmuş durumda. kadınlar onların istediği gibi davranırsa her şey iyidir, güzeldir, kimse kadınları eleştiremez. ancak kadın kendisine çizilen sınırın dışına çıkarsa sözde kadın savunucuları en büyük kadın düşmanına dönüşür.
devamını gör...

hiç korona olmamış efsane nesil

işim gereği çok sık seyahat ederim, sürekli kalabalıkların arasında olurum ve aynı oranda da test yaptırırım ancak var olduğu söylenen bu hastalığa hiç yakalanmadım. sağlığımı korumak için de özel bir şey yapmıyorum. nerede akşam orada sabah şeklinde yaşıyorum ve canım ne çekerse onu yiyerek hayatımı devam ettiriyorum. elbette bu düzensiz ve sağlıksız yaşam biçimini tavsiye etmediğimi de belirteyim.
devamını gör...

türkçede mantıklı olmayan ama kullanılan cümleler

(bkz: hepsi ve daha fazlası)

bir şeyin hepsini arz ediyorsan arz edecek bir şey kalmamıştır. o halde daha fazlası nasıl oluyor?
devamını gör...

peygamber olmak için gerekli ölçütler

bu cehalet dolu içeriği görünce aklıma şu geldi. bir ortamda "islam hak dindir" desen, ateistin biri çıkıp "binlerce din var hepsi de hak olduğunu iddia ediyor, hanginize inanalım" der. ama ne hikmetse yalnızca islamı aşağılamaya çalışırlar. böyle deyince de "ya biz bütün dinlere karşıyız" derler. aslında onlar da biliyor ya islam'ın hak olduğunu, kur'an'ın doğru söylediğini. ama kibirlerinden itaat etmiyorlar, tam aksine tüm acizlikleriyle savaş açıyorlar. ben onca tanım girdim ve mesela hiç fenerbahçe hakkında konuştum mu? hayır. çünkü umurunda olmayan, ilgilenmediğim bir konu hakkında neden yazıp çizeyim? peki sizce allah'a inanmadığını, kur'an'ın yalan bir kitap olduğunu iddia eden bir insan neden sürekli inanmadığı din hakkında konuşur? neden diğer dinler hakkında pek yorum yapmaya yanaşmaz?
devamını gör...
devamı...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim