herkese merhaba.
biz simülasyon teorisini “bugün” üzerinden düşünüyoruz. oysa ki, geçmiş zaman içerisinde varolan şeylerin de simüle edilmiş olması konusunu da düşünmemiz gerekecektir.
şöyleki; homosapien’in varolması 1 milyon ile 400 bin yıl arasında kabul ediliyor antropoloji bilimi tarafından. tarım yapılarak yerleşik düzene geçilmesi 6-7 bin yıl geriye gittiğini kabul edersek eğer, insanoğlunun yaklaşık 500 binyıl süre boyunca sadece taş aletler kullanarak mağaralarda yaşadğını ve sadece primitif bir yaşam sürdürdüğü acı gerçeği ile karşı karşıya geliyoruz.
bu garibanların günahı neydi ki, 500 bin yıl boyunca en ilkel seviyede bir varoluşa mahkum oldular?
filmin sonunda, cooper kol saatine mors koduyla kuantum çekimi ile ilgili çözümü gönderiyor ve sonunda içine düştüğü kara deliğin kapatıldığını söylüyor robot tars ve satürn uydusu yanında ortaya çıkyorlar ve kara delik kapanıyor.
kızı ile hastane konuşmasından sonra ise kızı tarafından geri dönmesi gerektiği söyleniyor. cooper’da robotla birlikte geri dönüyor gibi gösteriliyor.
sorum şu: bu kara delik bilgi aktarımdan sonra kapatılmamışmıydı?
t=0 anı ile ilgili bir saptama yapması çok mümkün görünmüyor bana göre. örnek olarak 10^-32
10^-46
10^-100
diye modellenebilecek zamanı matematiksel olarak ne kadar istersek küçültebiliriz. fakat bu işlemler soyut bir kavram olarak kalacaktır.
nedensellik ilkesinin evrensel temeli olan foton taneciğinin yer değiştirmesi birimi olarak kabul edilen “ışık hızı” evrenimizin uzay-zaman sınırını çiziyor. bu tanım ise soyut değil, yani aktüel somut ve fiziksel bir kavram olarak önümüze çıkıyor. yani bizi sınırlandırıyor ve limitliyor.
evrenimize izafe edilen sonsuz büyüklük ifadesi saf matematiksel bir örnekleme ve önerme olmalı.
varoluş temelli ve sınırlandırılmış, fiziksel sonsuzluk ise farklı bir ifade ve gerçeklik olarak kabul edilmelidir.
t=0 ve daha öncesine ait sizin bir yaklaşımız var mı?
ne tür bir zorlama ile içinde bulunduğumuz evren varolma sürecine girmiş olabilir?
jwst’nin gönderdiği son verilere göre evrenin yaşının yüzmilyon yıl daha erkene çekilebileceği hesaplanıyor. (13,8 milyar)
nancy greace ve luvoir uzay teleskopları ileriki yıllarda fırlatılacak. hem öte gezegenler ve astrobiyoloji hem de derin uzay ve evrenin kendisi hakkında daha yeni bilgiler edineceğiz gibi görünüyor.
asıl amaç varlığın oluştuğunu düşündüğümüz o “sıfır” anına daha da yaklaşabilmek.
patagonyalı’nın sorusu döngüsel ölçüme bir örnek olabilir. döngü ve zaman farklı şeyler. döngü dursa da, evren varolduğu sürece zaman varolur. ikisi birlikte varolmuş simbiyotik bir ilişki denilebilir. evren ve zaman birlikte var. döngü olmayabilir. varlık durağanlaşabilir ama zaman yok farzedilenez ve duramaz.
programa “zaman nedir, nasıl başlamıştır, nasıl akış gösterir, görelilik kuramları doğrultusunca yavaşlayabilir veya durabilir ise hızlandırılabilir mi, bizim ölçtüğümüzden başka, kendi evrenimizde zamansal boşluklar varolabilir mi? gibi soruların tanımlarını da yaparak devam edebilirseniz konu daha açık olur diye düşünüyorum.
selam. yapay zeka tanımını yeterli şekilde yapamadığınızı görüyorum. artificial intelligence dilimize sanki “sahte” “çakma” gibi bir anlamla çevrilmiş gibi. oysa, başka biri tarafından imal edilmiş, yaratılmış anlamıyla kullanılması gerekiyor.
yapay zekanın insanlığı ele geçirebilmesi şu an için imkansız, sonraki zamanlar içinse çok çok zor. insanın olmadığı bir dünyada yapay zeka ne yapabilir sizce? varlığı insan varlığına muhtaç. turing testini geçebilen bir yazılım yazılabilir. fakat hayal edebilen veya rüya görebilen bir yapay varlık sadece kodlarla var edilemez sevgili dostlar. insan düşünebilmeyi düşünebilen yegane varlık olması dolayısı ile şu güne gelebilmiştir. duyu ve duygu, istek ve arzu üretemeyen bir sentetik yapı sadece köle olarak kalacaktır.
patagonyalı yazar sizin argümanlarınıza kesinlikle katılmıyorum.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.