pinkshinyultratambourine yazar profili

pinkshinyultratambourine kapak fotoğrafı
pinkshinyultratambourine profil fotoğrafı
rozet
karma: 32669 tanım: 2336 başlık: 790 apolet: 6 takipçi: 177
ghastly afterthoughts

son tanımları


sözlük yazarlarının fotoğrafları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

modern dünyanın elimizden aldığı o eşsiz koku

(bkz: eski bakkal kokusu)
devamını gör...

oshotek

anadolu'ya özgü olduğu düşünülen küçük boyutlardaki lahitler. kemik ya da ölünün yakıldıktan sonra küllerinin konulduğu özel bölmeleri bulunur bu oshoteklerin.
devamını gör...

danake

pers imparatorlupunun yunan obolüne eşdeğer olan ve doğu yunanlılar arasında dolaşan küçük bir gümüş sikke.

ölülerin ağzına ya da ritüel nesnelerinin yanına kharon'a verilmek üzere bırakılan sikkeye denmekte.
devamını gör...

doğal sakinleştiriciler

(bkz: euro truck simulator 2)
devamını gör...

yazarların evcil hayvanlarının fotoğrafları

tombul yanak

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlüğe bilgi içerikli katkıda bulunmanın içinden gelmemesi

çünkü karşılığı yok hissiyatı oluşuyor insanda...

yazıyorsun ediyorsun ama tüm emeğin uzay boşluğunda kayboluyor, gidiyor gibi... eskiden karşılığı olacak insanlar vardı elbette lakin birçoğu ne yazık ki terk etti gitti, üstte bir yazar denge önemli, ikisinin de olması gerek demiş, kesinlikle haklı lakin son 2 senedir sadece kavga ve boş, kalitesiz bir mizah dönüyor burada... böyle olunca kimsenin bilgi içerikli bir şey giresi gelmez tabi, insanlar emeğini farklı platformlara taşıyor veyahut hiç yazma gafletine düşmüyor....
devamını gör...

10 ekim 2026 çilekeş konseri

çok uzun bir süredir aktif olmayan çilekeş'in tekrar birleşerek vereceği ilk konser özelliğini taşıyordu lakin bilet fiyatlarının ani değişimleri ve karaborsaya düşmesi ardından çilekeş dinleyen bir çok insan, ''dönmeseydiniz keşke...'' diyerek uzun uzun küfürler ediyor sosyal mecralarda, haklılar tabi.

konserin giriş fiyatı 1950 idi, *ki yine pahalı baktığın zaman..* bir anda o biletler tükendi ve aynı giriş biletleri 2950'den satılmaya başlandı. diğer sahne önü gibi biletlerin fiyatlarından bahsetmiyorum bile, kazara strokes falan gelse aynı fiyata gideceğiz konsere.

ülkenin müzik grubu bile bu milleti nasıl silksem diye düşünüyor.
devamını gör...

normal sözlük’ün en iyi zamanları

net 2021.
devamını gör...

korku sineması ansiklopedisi: 60’lardan günümüze

sevgili tuğrul sezer'in kaleme aldığı, cinius yayınları tarafından yayımlanan, korku filmi kültürüne ilgi duyan herkesi oldukça doyuracak bir içeriğe sahip, adeta korku sineması için altın değerinde bir yapıt.

altmışların kült olan filmlerini oldukça etkilemiş, o filmlerin yönetmenlerine ilham perisi olmuş yönetmenler ve filmleriyle başlıyor bu güzel kitap, 20.yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan yönetmenlerin ilham kaynaklarını, filmlerin yapılma süreçlerini, yedikleri sansürleri, yayınlanırken yaşadıkları sıkıntıları anlattığı kadar sinemaya kattıkları yenilikleri ve bir kuşak sonrası onlardan etkilenmiş yönetmenlerin filmleriyle devam ediyor.

sevgili hitchcock'un psycho'sundan, sevgili dario argento'nun suspiria serisinde kullandığı renkler, senaryosundaki açıklar ve hatta senaryosuna ilham kaynağı olmuş kutsal kitap canavarlarına kadar bilgi ediniyoruz, günümüzdeki korku filmlerinin neden oldukça çiğ*, neden sadece para kazanma amacıyla yapılmış olabileceğine ve niçin artık korkutmadıklarına dair fikirler edinmiş oluyorsunuz okudukça.

dahası da, hikayesiyle, oyunculuklarıyla insanı gerim gerim germiş filmlerin varlıklarını fark edip onları izlemenize neden olan bu güzel kitap, günümüz korku filmlerinin sadece "böağaaöağ" diye ortaya çıkan, jump scare dışında insanı korkutacak içerikleri olmadığını görmenize, gözünüzün açılmasına da neden oluyor.

gerek ülkelerine göre korku filmleri, gerek içeriklerine, gerek yaratıklarına göre ayırıp güzelce bizlerimizin önüne sunmuş bu kitabı kütüphanede bulundurmak şart, bazı kötü siteler pdflerini yayınlamış, bazı kötü insanlar *hehehe* bazı kötü sitelerden indirip bilgisayarlarında-telefonlarında saklıyorlarmış.
devamını gör...

hiroshima mon amour

yönetmen koltuğunda alain resnais oturan, emmanuelle riva'nın sergildiği harika oyunculuk bir yana dursun, duru güzelliği ile göz kamaştıran, bir belgesel nidası ile başlayıp dramanın dibine kadar bizi usul usul götüren bu filmden bahsetmeliyim sizlere.

1950'li yılların son çeyreğinde elly ismindeki karakterimiz, atom bombasının atılması sonrası hiroşima'nın durumu hakkındaki bir belgeselde oynamak için hiroşima'ya gelir ve oradaki geçirdiği son günlerinde lui ismindeki bir adamla oldukça romantik başlayan ama her dakika korkunç bir kalp kırıklığına dönüşen olaylar zincirinde bulur kendisini.

biz de lui gibi her şeyi tane tane, adım adım öğrenir, önce şaşırır, sonra üzülür, en sonunda ise gözyaşlarıyla eşlik ederiz elly'ye...

film fransız yeni dalgasının en iyi yönetmenlerinden birinin filmi olunca sinematografik olarak paha biçilemez gözüktü bana, ba-yıldım.

oyunculuklar da çok hoştu açıkçası, kalp kırıklıkları, umut, umutsuzluk, yeri dolmayan ve dolmayacak insanları özleme gibi duyguları tüm oyuncular çok iyi göstermişler bizlere.

filmin biraz sıkıntılı bulduğum kısmı ise belgeselden bir anda dram filmine keskin bir bıçakla kesilmiş gibi kaymasıydı... nasıl desem, ne olduğunu anlayamadan bir anda kendimizi geçmiş zamanın acıları içerisinde debelenirken bulabiliyoruz, hoştu ama, çok rahatsız olmadım bundan.

güzel filmdi.
devamını gör...

mulo

çingene mitolojisinde vampirler, ama tam anlamıyla bizim bildiğimiz vampirler gibi değil bunlar. birçoğu doğarken ölen veyahut doğalı çok ölmeden ölmüş bebekler. bunlar yeraltı dünyasında otuz yaşına kadar gelişiyor ve 30 yaşından sonra insanlara kan kusturmak için dönüyormuş dünyamıza. bu mulolar çok yüksek dağlarda yaşar ve insanlardan çaldıkları hazinelere bekçilik ederlermiş.

işin tanım kısmı bi yana dursun, bu konuyla ilgili birde hikaye anlatıp girdimi noktalayacağım. büyüdüğüm yer bir roman mahallesi, insanları tanıdığım en müthiş, en karakterli, en gönlü bol ve yardımlaşmayı seven insanlardı.

yaşadığım eve çok yakın olan, hemen arka tarafımıza kalan bir yer var, yaşadığım ev ile arasında 5 metre bile yok. bu ev çok uğursuz anlatılmış insanlara zamanında, girenler barınamadılar, orada çok kötü olaylar oldu gibisinden. bir ara babama sordum, "ne yaşandı burada?" dedim. "burada yaşayan bir aysel abla vardı, aysel abla gençliğinde akli dengesini yitirdi ve yeni doğurduğu bebeğini canlı canlı buraya bir yere gömdü gibi bir efsane var, kimisi de birine evlatlık verdiler bebeğini, o yüzden gömdü gibi yalan uyduruldu, karmakarışık hikaye ama burada oturana rahat vermeyen bir şeyler var." dedi.

bir gün sigara içiyorum bahçede, bir bebek ağlaması almış başını gidiyor, sanki bebeği alıp sıcak bi kazana falan batırıyorlar, acı çektiriyorlar resmen. dedim ne oluyor bu nedir, bir baktım roman mahalle dostlarımız gelmiş bizim tarafa, "mulo bu, yine kim bilir ne yapacak, allah vere de canınızı yakmasa..." falan dediler, ben de güldüm ettim tabi, çok değil, aynı gece bir yangın çıktı bizim burada, arka tarafta o evde oturan insanlardan bir tanesi yaşamını yitirdi, yangın bizim eve sıçradı, çatı tutuştu ama çok çabuk söndürüldü.

aradan 3 sene geçti, yine böyle bir bebek ağlaması duyduğunu söyledi annem. size yemin ediyorum aynı hafta yine kocaman bir yangın, allahtan ki kimse yoktu orada. yangın biter bitmez mahalleli "allahın cezası mulo, rahat vermedin insanlara, nası bir nefretin var." gibi bağıra çağıra beddualar ettiler.

işin tuhaf tarafı şu ki, bu yangınlar ile yıllar önce uydurulan bir dedikodu arasında bir bağ kurmak istemem ama emin olduğum kısım şu ki hala roman vatandaşların korktuğu bir mitlojik yaratık bu mulo.
devamını gör...

free fire

yönetmen kolltuğunda ben wheatley bulunan, oyuncu kadrosunda ise cillian murphy, brie larson, armie hammer, sam riley gibi yıldızlar bulunan, sanki arkadaş çevresinde "moruk bi film çekelim, eğlenelim, ateş mateş edelim lan canım sıkılıyor, iki ter atarız." fikriyle yola çıkılmış bu filmden bahsetmeliyim sizlere.

konusundan başlayalım. yıl 1978, 2 farklı çete eski bir depoda buluşup silah ticareti yapacaklardır. her şey usülüne göre ayarlanmış olsa da bir şeylerin ters gitmesi üzerine bu iki grup önce gerilir, sonra da birbirleriyle çatışmaya başlarlar, biz de izleyici olarak bu çatışmanın tam ortasında kalırız.

filmin geçtiği tarih yetmişlerin sonu gibi gözükse de bize o zamanları hiç hissettirememiş açıkçası... oyunculuklar güzel gözükse de bazı yerlerde senaryo o kadar saçmalıyor ve yerinde sayıyor ki, bir an "birbirinizi vurun artık, bu kadar kolsuz olmayın yahu!" diye bağırırken bulabiliyorsunuz kendinizi.

film başlarda gerebilecek, aksiyonu bize her kısmıyla yaşatabilecekmiş izlenimi verse de her geçen dakika tempoyu düşürmekle kalmıyor, bir zamandan sonra dağa taşa duvara ateş eden cillian murphy izliyoruz... hayır bak güzel aksiyon sahneleri olsa amenna, izlerim. arkadaş ben bir filmde 15'e yakın insanın birbirlerine en az 500 mermi sıkıp bir tane bile isabet ettiremediğine denk geldim...

diyaloglar da çok eh işte... daha iyi olabilecek bir filmdi bu, hatta ve hatta çok daha iyi olabilecek bir potansiyeli vardı ama ne yazık ki harcanmış gibi geldi bana..

ama yiğidi öldürüp hakkını yiyemem, su gibi akan bir filmdi kendisi..

1 saat 40 dakika boyunca birbiriyle sadece çatışan 14 adam ve 1 kadın izlemek istiyorum diyor iseniz, klişelerde boğulmaya can atıyorsanız tam size göre bi film.
devamını gör...

ruha iyi gelen filmler

bu benim için wim wenders ve jim jarmusch filmleri oluyor genelde, izlerken dinleniyorum, iyi hissediyorum, rahatlıyorum...
devamını gör...

bir daha asla yapmam dediğiniz yanlışlar

büyük konuşmuyorum ama hizmet sektöründe işe girmek olur bu...
devamını gör...

meja (yazar)

gelmesine sevindiğim bir yazar. burada her geçen gün kaliteli insan görmek zorlaşıyor, belirli bir seviyenin çok üstünde olan birkaç insandan birisi kendisi, hoş gelmiş.
devamını gör...

beach house

rock'n coke 2011'de kendilerini canlı dinleyip tanışma fırsatı yakalamıştım. gördüğüm en samimi, en cana yakın iki insan... yaptıkları müzik bana olağanüstü biçimde ilham oldu, oluyor... çıkardıkları her albüm bir noktada üzerine koydukları bir şeyler içeriyor elbette ama zirve noktaları benim için 2011 albümleri bloom...
devamını gör...

euro truck simulator 2

bazı oyunlar insanı yaşadığı dünyadan alıp bambaşka diyarlara görürür, bilirsiniz. bu oyun benim yaşadığım dünyadan kaçış biletim...

nasıl desem, gün içerisindeki gerginliğim, mutsuzluğum, kötü hissiyatım, paranoyam, paniğim... ne varsa alıyor ve fırlatıp çöpün içerisine atıyor sanki...

en az 40 saatlik uzun mesafeli bir iş alıyorum, arkaya serdar gökalp'in korku programından bir bölüm patlatıyorum ve yola çıkıyorum. sonrası mı? dünyanın en sakin, en iyi hisseden insanlarından birisine dönüşüyorum.

hiç unutmuyorum 2021 yılının 10 haziran sabahında ilk kez oynamıştım bu oyunu. o zamanlar ciddi bir uyku problemim vardı, asla ve katiyen uyuyamıyordum... artık bedenim ve zihnim o kadar yorgun düşmüştü ki, yürüyecek halim kalmamıştı evin içerisinde... oyunu 2-3 saat oynadıktan sonra bebekler gibi uyumuştum...

insanın güvenli bellediği bir alanı olur ya, oyun, film, müzik... zor zamanların kurtarıcısıdır bu, hah işte bu oyun da yıllarca taşıdı beni.

dün elime bir direksiyon-pedal seti geçti. inanılmaz mutlu hissettim, sabahın ilk saatlerine kadar tır sürdüm.

şimdi de tek isteğim bir an önce iş bitsin, gece evime gidip saatlerce oynayayım bu oyunu...
devamını gör...

die my love

yönetmeni olan lynne ramsay'in oldukça temiz ve güzel bir iş çıkardığı, görüntü yönetmeni seamus mcgarvey'in ise filmi oldukça yüksek bir yere çıkardığını düşündüğüm, başrol oyuncuları olan robert pattinson ve jennifer lawrence'ın ise güzel bir performans ile filmde yer aldıklarını düşündüğüm tuhaf olduğu kadar güzel bir film die my love...

özellikle annelik sonrası depresyon, içsel patlamalar, ilişkiye yabancılaşma gibi kısımları çok güzel ama biraz fazla dağınık anlatan bir film.

oyuncu jennifer lawrence filmle kendini fazla mı içselleştirmiş bilinmez ama çok fazla göze sokularak izletiliyor bize, aynı orantıda robert de geri planda kalmış, sanki yönetmen evliliğe karşı ikisinin bakış açısını anlatır gibi ama söylediğim üzere dağınık bir senaryoyla anlatmış bizlere filmi...

konusu gereği kadının deliliği ve adım adım bunu yükseğe taşıması, içsel patlamalarına karşı yer yer kendini kontrol edemediği öfke nöbetlerini o kadar gerçekçi bularak izledim ki, yer yer inanın bazı noktalarda içime öküz oturdu... biraz daha toplayıcı ve insanın odak noktasını tamamen filme adamasına yardımcı olacak bir senaryo ile film çok yüksek bir yerde yer alabilirmiş ama senaryodaki bazı yerler insanı boğuyor ve dağınıklık yüzünden tüm ilgi kayboluyor ister istemez...

filmin müzikleri şahane, daha da şahane kısmı insanın kopan odak noktasını tekrar içine çeken sinematografisi bence... o kadar şahane ki gözlerim bayram etti desem yalan söylemem...

kısacası güzel olduğu kadar eksik bir izlenim bırakıyor insanda.
devamını gör...

24 temmuz 2026 lamb of god konseri

bilet alabilirseniz gidersiniz dediğim konser.

önce bilet siteleri çökecek, hemen ardından en uygun biletin bittiğini görüp 4-5 katına sahne önü almaya zorlanacaksınız, ''yok abi ben almam, tekrar satışa sunarlar zaten beklerim...'' diyor iseniz 2 katı fiyata satışa sunacaklar ama hayır buna da bilet alamayacaksınız, artık 1 hafta sonra falan 3.dönem en uygun bileti adı altında sahne önü ile 1-2 bin lira oynayan biletleri alacaksınız...

karaborsacılar yüzünden ne yazık ki hiçbir konser heyecanlandırmıyor artık.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim