1.
ve sonra gelen kendini keşfetme süreci...
dark oracle adlı dizideki bir necromancer karakter olan doyle'un şu sözünü çok manalı bulurum:
"many seek the truth not because it is lost, but because they are."
çevirisi: "birçok kişi gerçeği, gerçek kayıp olduğu için değil, kendileri kaybolduğu için arar."
— doyle
gerçekten de "kaybolmuş" hissettiğimizde mutlak hakikat arayışına falan girebiliriz gibime geliyor. herkes için konuşamam belki ama ben bir yerden sonra böyle mutlak, değişmez falan bir gerçek/gerçeklik olmadığı kanısına vardım, ya da varsa da ben bunu tam manasıyla anlamaya nail olamam herhalde dedim, veyahut bunu yapabilsem bile bulabileceğim şeyin öyle hayal ettiğim gibi hayatımı tümden değiştirecek bir şey olmamasının yüksek ihtimal olduğuna kanaat getirdim. bir yerde de durdum ve kendimi bulup keşfetme sürecine girdim. elbette akademik ve bilimsel bağlamdaki arayışlardan bahsetmiyorum. yani ama o da akademisyenlerin ve bilim insanlarının işi...
gelgelelim o kaybolmuşluk durumu/hissi de kötü bir şey değil esasen...

yani üstteki görselde deniyor ki, "kaybolmazsanız, hiçbir zaman bulunamamanız da gayet ihtimal dahilindedir."
belki de kendinizi "bulmanız" için önce "kaybolmanız" gerekiyordur. yani bir şeyler bazen kıymetli olur. mesela hep kendiniz hakkında yüksek bir idrak sahibiyseniz, kendinizin değerini bilemeyebilirsiniz. veya aslında bu bir yanılsama da olabilir. yani belki de kendinizi hep bildiğinizi/tanıdığınızı düşünmeniz bir illüzyondan ibarettir. ya o aynada gördüğünüz kişi hiç de göründüğü gibi biri değilse?.. ama hayatınızın bir döneminde "kendinizi kaybetmişseniz", sonra bulduğunuzda bunun/kendinizin kıymetini bilirsiniz. ayrıca kendinizi sıfırdan, daha bilgece ve nötr bir şekilde keşfetme sürecine de girebilirsiniz.
(bkz: güneşte yanmayan gölgenin kıymetini bilmez)
dark oracle adlı dizideki bir necromancer karakter olan doyle'un şu sözünü çok manalı bulurum:
"many seek the truth not because it is lost, but because they are."
çevirisi: "birçok kişi gerçeği, gerçek kayıp olduğu için değil, kendileri kaybolduğu için arar."
— doyle
gerçekten de "kaybolmuş" hissettiğimizde mutlak hakikat arayışına falan girebiliriz gibime geliyor. herkes için konuşamam belki ama ben bir yerden sonra böyle mutlak, değişmez falan bir gerçek/gerçeklik olmadığı kanısına vardım, ya da varsa da ben bunu tam manasıyla anlamaya nail olamam herhalde dedim, veyahut bunu yapabilsem bile bulabileceğim şeyin öyle hayal ettiğim gibi hayatımı tümden değiştirecek bir şey olmamasının yüksek ihtimal olduğuna kanaat getirdim. bir yerde de durdum ve kendimi bulup keşfetme sürecine girdim. elbette akademik ve bilimsel bağlamdaki arayışlardan bahsetmiyorum. yani ama o da akademisyenlerin ve bilim insanlarının işi...
gelgelelim o kaybolmuşluk durumu/hissi de kötü bir şey değil esasen...

yani üstteki görselde deniyor ki, "kaybolmazsanız, hiçbir zaman bulunamamanız da gayet ihtimal dahilindedir."
belki de kendinizi "bulmanız" için önce "kaybolmanız" gerekiyordur. yani bir şeyler bazen kıymetli olur. mesela hep kendiniz hakkında yüksek bir idrak sahibiyseniz, kendinizin değerini bilemeyebilirsiniz. veya aslında bu bir yanılsama da olabilir. yani belki de kendinizi hep bildiğinizi/tanıdığınızı düşünmeniz bir illüzyondan ibarettir. ya o aynada gördüğünüz kişi hiç de göründüğü gibi biri değilse?.. ama hayatınızın bir döneminde "kendinizi kaybetmişseniz", sonra bulduğunuzda bunun/kendinizin kıymetini bilirsiniz. ayrıca kendinizi sıfırdan, daha bilgece ve nötr bir şekilde keşfetme sürecine de girebilirsiniz.
(bkz: güneşte yanmayan gölgenin kıymetini bilmez)
devamını gör...