aristoteles
dünyanın yuvarlak olduğu görüşünü rasyonel olarak ortaya koyan ilk bilim insanıdır.
devamını gör...
bir ailenin çocuğuna yapacağı en büyük kötülük
neyi nasıl yaptığıyla değil yapıyor olması ile ilgilenmesidir.
ne çocuğun sorununun asıl kaynağı ile ilgilenir ne de hissettikleriyle. sadece yapması gerekeni yapsın yeter. ister zoraki ister keyfi. bu en kötüsüdür o kadar farklı şeylere bile etkisi var ki inanamazsınız.
ne çocuğun sorununun asıl kaynağı ile ilgilenir ne de hissettikleriyle. sadece yapması gerekeni yapsın yeter. ister zoraki ister keyfi. bu en kötüsüdür o kadar farklı şeylere bile etkisi var ki inanamazsınız.
devamını gör...
mi6
dünyanın en ünlü ve tarihi dış istihbarat servisleri arasında ilk sıralarda yer alan ingiliz haber alma teşkilatı. ingiltere'nin mı6 ajanları şimdiye kadar birçok filme konu oldu. bu filmlerin başında da kültleşmiş james bond serisi geliyor.
devamını gör...
mısır plover kuşu
nil nehri yakınlarında yaşayan ve timsahların dişleri arasındaki kırıntılarla beslenen kuş türü.

çoğusunun kanatları siyah renkte, başı ve bedeninin birçok kısmı gri renktedir. kalan yerleri ise beyaz-mavi-turuncu renklerin üçlemesinden oluşur. oldukça görkemli, yakışıklı bir kuştur.
••
şimdi en başta verdiğim "timsahların dişleri arasındaki kırıntılarla beslendiği" bilgisini unutun çünkü öyle bir şey yok. ayrıca bunun fotoğraflarla kanıtlanmış herhangi bir hali de yok. bu kuş türü trochilus adı verilen kuş türüyle karıştırılıyor, hatta onunla bir tutuluyor ama siz amerika'nın bu oyununa gelmeyin.
ünlü bir biyolog olan thomas howell'de olaya gayet şüpheli bir şekilde yaklaşıyor. yani biyologların da fikir ayrılığına düştüğü bir konu. yine de siz, siz olun, bunun o* olmadığını bilin.

çoğusunun kanatları siyah renkte, başı ve bedeninin birçok kısmı gri renktedir. kalan yerleri ise beyaz-mavi-turuncu renklerin üçlemesinden oluşur. oldukça görkemli, yakışıklı bir kuştur.
••
şimdi en başta verdiğim "timsahların dişleri arasındaki kırıntılarla beslendiği" bilgisini unutun çünkü öyle bir şey yok. ayrıca bunun fotoğraflarla kanıtlanmış herhangi bir hali de yok. bu kuş türü trochilus adı verilen kuş türüyle karıştırılıyor, hatta onunla bir tutuluyor ama siz amerika'nın bu oyununa gelmeyin.
ünlü bir biyolog olan thomas howell'de olaya gayet şüpheli bir şekilde yaklaşıyor. yani biyologların da fikir ayrılığına düştüğü bir konu. yine de siz, siz olun, bunun o* olmadığını bilin.
devamını gör...
marie curie
7 kasım 1867’de varşova polonya’da dünyaya gelmiştir. rusya hakimiyetindeki polonya’da kadınların üniversiteye gitmesi yasaktır dolayısıyla marie curie ve ablası fransa’ya gidip orada eğitim alabilmek için çalışıp para biriktirmeye başlamışlardır. bir süre sonra parayı biriktirebilip fransa’ya eğitim için gitmişlerdir. ablası tıp, kendisi ise paris üniversitesi’nde fizik okumuştur. bir laboratuvarda çalışmaya başlamış ve o laboratuvarın sahibi pierre curie ile evlenmiştir. uranyumla yaptığı deneyler sonucunda radyoaktiviteyi keşfetmiş, bulduğu elemente memleketini anmak için polonyum ismini vermiştir. birkaç başarısı ise şöyle:
nobel ödülü alan ilk kadındır.
avrupa'da doktora yapmış ilk kadındır.
paris üniversitesi'nde ders veren ve aynı üniversitede profesör unvanı alan ilk kadındır.
iki farklı alanda nobel ödülü almış tek insandır.
nobel ödülü alan ilk kadındır.
avrupa'da doktora yapmış ilk kadındır.
paris üniversitesi'nde ders veren ve aynı üniversitede profesör unvanı alan ilk kadındır.
iki farklı alanda nobel ödülü almış tek insandır.
devamını gör...
özdeyiş
bilim, sanat gibi alanlarda tanınmış ve belirli bir kültürü olan insanların söylemlerine verilen isimdir. söyleyen kişinin bilinmesi dolayısıyla atasözlerinden farklılık gösterir.
devamını gör...
the lady vanishes
alfred hitchcock'un yönetmen koltuğunda bulunduğu, 1938 yılında vizyona girmiş, 96 dakikalık siyah beyaz filmi.
türkiye'de "kaybolan kadın" ismiyle yayınlanmış bu güzel film izleyeni gerim gerim gererken bazı kısımlarda kahkaha ile güldürebiliyor, bazı kısımlarda da adeta macera öyküsü okuyormuş gibi bir havaya sokabiliyor.
filmden kısaca bahsedelim mi? evet evet, hadi bahsedelim.
soğuk bir kış günü, uzun bir tren yolculuğunda tren ne yazık ki arızalanır ve yolcular küçük bir hotele yerleşmek zorunda kalırlar. o sırada birbirleriyle tanışan bu yolcular, tren tamir edilir edilmez tekrar trene binip yolculuğa devam etmeye başlarlar.
o sırada, iris, hotelde tanıştığı tonton teyze bayan froy ile aynı kompartımanda yolculuk etmektedir, bir ara uykuya dalar ve uyandığında bayan froy'un yerinde başka bir kadının oturduğunu görür, bu kadın onun giysilerini giyiyor ve kendisinin bayan froy olduğunu iddia ediyordur.
sevgili iris hayal mi görmüştür? psikolojik bir rahatsızlığı mı vardır? yoksa... bayan froy kayıp mı olmuştur?!
senaryo olarak oldukça tatmin edici bu güzel filmdeki oyunculuklar da takdire şayan, zekice yazılan diyalogları öylesine hoş bir biçimde dile getirmişler ki, bir zamandan sonra o trenin içerisinde izleyen de oturuyor, trendeki dar sahnelerde klastrofobiden can verecek hale bürünebiliyor veyahut iris ile birlikte bayan froy'un gizemini çözmek için kafa yorabiliyor.
adeta bir agatha christie öyküsü...
türkiye'de "kaybolan kadın" ismiyle yayınlanmış bu güzel film izleyeni gerim gerim gererken bazı kısımlarda kahkaha ile güldürebiliyor, bazı kısımlarda da adeta macera öyküsü okuyormuş gibi bir havaya sokabiliyor.
filmden kısaca bahsedelim mi? evet evet, hadi bahsedelim.
soğuk bir kış günü, uzun bir tren yolculuğunda tren ne yazık ki arızalanır ve yolcular küçük bir hotele yerleşmek zorunda kalırlar. o sırada birbirleriyle tanışan bu yolcular, tren tamir edilir edilmez tekrar trene binip yolculuğa devam etmeye başlarlar.
o sırada, iris, hotelde tanıştığı tonton teyze bayan froy ile aynı kompartımanda yolculuk etmektedir, bir ara uykuya dalar ve uyandığında bayan froy'un yerinde başka bir kadının oturduğunu görür, bu kadın onun giysilerini giyiyor ve kendisinin bayan froy olduğunu iddia ediyordur.
sevgili iris hayal mi görmüştür? psikolojik bir rahatsızlığı mı vardır? yoksa... bayan froy kayıp mı olmuştur?!
senaryo olarak oldukça tatmin edici bu güzel filmdeki oyunculuklar da takdire şayan, zekice yazılan diyalogları öylesine hoş bir biçimde dile getirmişler ki, bir zamandan sonra o trenin içerisinde izleyen de oturuyor, trendeki dar sahnelerde klastrofobiden can verecek hale bürünebiliyor veyahut iris ile birlikte bayan froy'un gizemini çözmek için kafa yorabiliyor.
adeta bir agatha christie öyküsü...
devamını gör...
break the ice
ingilizce kökenli bir deyimdir. buzları eritmek anlamına gelmektedir. küsmüş veya ön yargılı olduğumuz kişi ile kurulacak olan iletişim halinde arada oluşan buzları eritme durumuna örnek verilebilir.
devamını gör...
iç sesi susturamamak
otur şöyle iki dakika konuşalım.çay içer misin? işte her şey böyle başlıyor sonra susmuyor. bilerek çay, çorba muhabbetine giriyorum hiç dikkati dağılmıyor. sohbet koyulaştıkça koyulaşıyor. deli midir nedir? bak yine çenesi düştü. bir susmadın be bu da kafa be canım.*
devamını gör...
alcatraz
bu isimde bir dizi vardı. aslında fena da başlamamıştı. zaten mevzu alcatraz olunca ben olaya balıklama atlarım. alcatraz'la ilgili film, belgesel ne varsa bulup buluşturup izlemişimdir. dizinin konusu da ilgi çekiydi. oyuncu kadrosu da fena değildi. diziyi çeken de j.j. abrams olunca, merak da etmedim değil. ha lost'un sonunda çuvallamış olsa da, bir yere kadar götürdü yani adam o diziyi. bu dizide de belki aynı haltı yer ama o zamana kadar bize de seyredecek bir şeyler çıkar diye düşünmüştüm.
orada rebeca madsen diye dedektif bir ablamız vardı. bayağıda takıntılı bir ablaydı. bir cinayeti çözeceğim derken taa 1960'lara doğru yol aldı hanımefendi. deliller ve belgeler kendisini o dönemlerde alcatraz'da kalmış bir suçluya doğru götürdü. işte orada işler çok pis karıştı. lanet olası federaller falan devreye girdi. bu arada jack sylvane denen şüphelinin de 80'leri aşkın bir yaşı var ama adam kamera kayıtlarına böyle zıpkın gibi fişek gibi gencecik yakalanıyor falan. sonra emerson hauser diye bir karakter var. adam adada gardiyanlık yapmış. jack'in yalnız olmadığını, o dönemde pek çok mahkumun onun gibi ortadan kaybolduğunu söylüyor. adamlar buharlaşıp yok olmuşlar. ve geri dönecekleri tutmuş.
alın size işte mis gibi gizem! alcatraz var, gizem var, çözülecek mevzu var, izlemeyip de ne yapacaksınız? izledik haliyle ve sonrası tam bir hayal kırıklığı.
bu adamlar yaşlanmıyor, niye yaşlanmıyor? niye geri dönüyorlar? dertleri ne?
el-cevap: bunların kanına o dönemin hapishane müdürü gümüş enjekte ettiriyor.
peki neden? bilmiyoruz abicim. adamın fantezisi buymuş herhalde.
sonracığıma anahtarlar var. bunlar ne ayak? müdür bunları niye toplatıyor? yine derin bir sessizlik. acaba anahtarlar için mi geri dönüyorlar? ona da yanıt yok. ortaya gizemi at. hiç birini açık etme. sonra da dedektifi öldür ve diziyi bitir. istiklal marşı ve kapanış...
bence abrams lost'dan daha beter nasıl batırırım sorusunu kendine sormuş ve bu diziyi çekmiş. başka bir açıklaması olamaz. varsa bile bu kadar zincirleme felaket sonrası bana hiç inandırıcı gelmez/gelmedi. öyle işte bilin istedim. hani denk gelip, başlayıp kursağınızda bırakmayın. yazık etmeyin kendinize *
orada rebeca madsen diye dedektif bir ablamız vardı. bayağıda takıntılı bir ablaydı. bir cinayeti çözeceğim derken taa 1960'lara doğru yol aldı hanımefendi. deliller ve belgeler kendisini o dönemlerde alcatraz'da kalmış bir suçluya doğru götürdü. işte orada işler çok pis karıştı. lanet olası federaller falan devreye girdi. bu arada jack sylvane denen şüphelinin de 80'leri aşkın bir yaşı var ama adam kamera kayıtlarına böyle zıpkın gibi fişek gibi gencecik yakalanıyor falan. sonra emerson hauser diye bir karakter var. adam adada gardiyanlık yapmış. jack'in yalnız olmadığını, o dönemde pek çok mahkumun onun gibi ortadan kaybolduğunu söylüyor. adamlar buharlaşıp yok olmuşlar. ve geri dönecekleri tutmuş.
alın size işte mis gibi gizem! alcatraz var, gizem var, çözülecek mevzu var, izlemeyip de ne yapacaksınız? izledik haliyle ve sonrası tam bir hayal kırıklığı.
bu adamlar yaşlanmıyor, niye yaşlanmıyor? niye geri dönüyorlar? dertleri ne?
el-cevap: bunların kanına o dönemin hapishane müdürü gümüş enjekte ettiriyor.
peki neden? bilmiyoruz abicim. adamın fantezisi buymuş herhalde.
sonracığıma anahtarlar var. bunlar ne ayak? müdür bunları niye toplatıyor? yine derin bir sessizlik. acaba anahtarlar için mi geri dönüyorlar? ona da yanıt yok. ortaya gizemi at. hiç birini açık etme. sonra da dedektifi öldür ve diziyi bitir. istiklal marşı ve kapanış...
bence abrams lost'dan daha beter nasıl batırırım sorusunu kendine sormuş ve bu diziyi çekmiş. başka bir açıklaması olamaz. varsa bile bu kadar zincirleme felaket sonrası bana hiç inandırıcı gelmez/gelmedi. öyle işte bilin istedim. hani denk gelip, başlayıp kursağınızda bırakmayın. yazık etmeyin kendinize *
devamını gör...
sözlükte ulu orta aşk yaşamak
arkadan konuşmak cesaret göstergesi değildir.
t: boş, kin dolu, kimin ne yaptığı beni ilgilendirmiyor diyemeyen bir başlık türü.
oha lan editi: hiç beklemediğim insanlardan, hiç beklemediğim şeyler okuyorum. iyi misiniz acaba? kasmayın bu kadar bence. üstelik atıfta bulundum, sandığınız kişiler buradayken demiyordunuz böyle, kızmayın bana ama bunun adı düpedüz ikiyüzlülüktür.
t: boş, kin dolu, kimin ne yaptığı beni ilgilendirmiyor diyemeyen bir başlık türü.
oha lan editi: hiç beklemediğim insanlardan, hiç beklemediğim şeyler okuyorum. iyi misiniz acaba? kasmayın bu kadar bence. üstelik atıfta bulundum, sandığınız kişiler buradayken demiyordunuz böyle, kızmayın bana ama bunun adı düpedüz ikiyüzlülüktür.
devamını gör...
az kişinin bildiği muhteşem web siteleri
dünya üzerindeki onlarca şehri video şeklinde gezerek izleyebiliyorsunuz, hangi şehri geziyorsanız o ülkenin radyosunu dinliyorsunuz.
buradan
buradan
devamını gör...
flaneur (yazar)
(bkz: salak mısın cemile), merhaba ben cemile. ***
kendisi benim için sözlükteki musicbuddy kategorisini doldurmaktadır. can sıkıntısından muhalefet olmalarıma, ikide bir saçma sapan espriler ve göndermeler yapmama katlanıp durur.* bir de güzel güzel müzikler atar. e bundan iyisi şamda kayısı değil mi?***. yine saçmalayıp durdum ama bir şey olmaz, zaten bunun için yazdım*. cemileden bolca şarkılı, boş yapmalı, saçmalamalı günler diliyorum kendisine. aklına da mukayyet olsun, bir deli yeter bize çünkü.* 2 sene sonraki beddua sözünü de unutmadım, belge niteliği taşısın diye buraya yazıyorum haberin olsun. o beddua edilecek!!!
edit: kendisinin haklılığını eklemeyi unutmuşum.* bu kadar haklı olmak yormuyor mu kardeş?*
kendisi benim için sözlükteki musicbuddy kategorisini doldurmaktadır. can sıkıntısından muhalefet olmalarıma, ikide bir saçma sapan espriler ve göndermeler yapmama katlanıp durur.* bir de güzel güzel müzikler atar. e bundan iyisi şamda kayısı değil mi?***. yine saçmalayıp durdum ama bir şey olmaz, zaten bunun için yazdım*. cemileden bolca şarkılı, boş yapmalı, saçmalamalı günler diliyorum kendisine. aklına da mukayyet olsun, bir deli yeter bize çünkü.* 2 sene sonraki beddua sözünü de unutmadım, belge niteliği taşısın diye buraya yazıyorum haberin olsun. o beddua edilecek!!!
edit: kendisinin haklılığını eklemeyi unutmuşum.* bu kadar haklı olmak yormuyor mu kardeş?*
devamını gör...
sahibini arayan mektuplar
on birinci mektup
"korkuyorum. ölmekten mi? hayır, yokluktan. ölmek nihayet birkaç dakikalık mesele. yürümek, uyumak gibi basit bir şey. ama yokluk; ölüm. evet, ölmek ve ölüm ayrı şeyler bence. biri sonun başlangıcı biri de son ve yokluk. ölmekte şiir var, duygu var, anlam var. ölüm, sadece karanlık, boşluk, anlamsızlık.
doğmak başlangıcı yaşantımızın ve çilemizin. ölmek sonu. ölümse; öldükten sonraki zaman. o dizgin vuramadığımız at, o asla sahip olamadığımız kadın.
ölmek elimizde, ölüm tanrının sırrı, bedeli var oluşumuzun.
ölümsüz olmalıydı ölmek dünyada. insan dilediği anda ölmeli, dilediği anda yaşamalıydı.
ölümün gelmesini bekleyenler, ölmeyi bilmeyenlerdir. yaşamamız tanrının bileceği bir şey, zamana hükmeden o, ölüme hükmeden de o. yalnız ölmek bizim.
bu tek hakkımızı da suç saymış bizden önce gelenler. suç işlemişler, günah demişler. yaşatmışlar yaşamışız, öldürmüşler ölmüşüz. nerede kaldı bizim üstünlüğümüz? insanlığımız, zekâmız nerede kaldı?
bitkiler, hayvanlar diledikleri zaman ölemiyorlarsa insan olmadıkları içindir. ölmek asla şerefsizlik değil, hele korkaklık hiç değil. yalnız yaşamaktan korkanlar, yılgınlar mı ölmek isterler sanıyorsun?
cesaret başkalarına kötülük etme pahasına da olsa yaşamak mı? cesaret, sürekli bir aldanmaya boyun eğmek mi? durmadan aldatmak mı cesaret?
kötü, korkunç bir dünya üzerinde yaşıyoruz. bütün çabamız kendi kendimizi bitirmek ve son vermek insan nesline. öyleyse bir adam eksilmiş olsa bu şuursuz kalabalıktan ne çıkar?
hatırlıyor musun? bir şiirimde:
"bir yere kadar yaşamak güzel
ama bir yerde ölüm güzel oluyor"
demiştim.
işte bu gün, ölümün o güzel olduğu yerdeyim... *
seslendirme olarak da bulunca eklemek istedim...
buradan
"korkuyorum. ölmekten mi? hayır, yokluktan. ölmek nihayet birkaç dakikalık mesele. yürümek, uyumak gibi basit bir şey. ama yokluk; ölüm. evet, ölmek ve ölüm ayrı şeyler bence. biri sonun başlangıcı biri de son ve yokluk. ölmekte şiir var, duygu var, anlam var. ölüm, sadece karanlık, boşluk, anlamsızlık.
doğmak başlangıcı yaşantımızın ve çilemizin. ölmek sonu. ölümse; öldükten sonraki zaman. o dizgin vuramadığımız at, o asla sahip olamadığımız kadın.
ölmek elimizde, ölüm tanrının sırrı, bedeli var oluşumuzun.
ölümsüz olmalıydı ölmek dünyada. insan dilediği anda ölmeli, dilediği anda yaşamalıydı.
ölümün gelmesini bekleyenler, ölmeyi bilmeyenlerdir. yaşamamız tanrının bileceği bir şey, zamana hükmeden o, ölüme hükmeden de o. yalnız ölmek bizim.
bu tek hakkımızı da suç saymış bizden önce gelenler. suç işlemişler, günah demişler. yaşatmışlar yaşamışız, öldürmüşler ölmüşüz. nerede kaldı bizim üstünlüğümüz? insanlığımız, zekâmız nerede kaldı?
bitkiler, hayvanlar diledikleri zaman ölemiyorlarsa insan olmadıkları içindir. ölmek asla şerefsizlik değil, hele korkaklık hiç değil. yalnız yaşamaktan korkanlar, yılgınlar mı ölmek isterler sanıyorsun?
cesaret başkalarına kötülük etme pahasına da olsa yaşamak mı? cesaret, sürekli bir aldanmaya boyun eğmek mi? durmadan aldatmak mı cesaret?
kötü, korkunç bir dünya üzerinde yaşıyoruz. bütün çabamız kendi kendimizi bitirmek ve son vermek insan nesline. öyleyse bir adam eksilmiş olsa bu şuursuz kalabalıktan ne çıkar?
hatırlıyor musun? bir şiirimde:
"bir yere kadar yaşamak güzel
ama bir yerde ölüm güzel oluyor"
demiştim.
işte bu gün, ölümün o güzel olduğu yerdeyim... *
seslendirme olarak da bulunca eklemek istedim...
buradan
devamını gör...
sınava son gün çalışmak
tyt ve ayt planlamam için doğru yolu gösteren söz.
devamını gör...
öz farkındalık
bireyin kendi yapısı, davranışları ve kendisini diğer insanlardan ayıran özelliklerine dair gözlemler yaparak bunları olabildiğince objektif bir şekilde analiz etmesiyle ortaya çıkan benlik algısıdır.
devamını gör...
ilişkilerden edinilen tecrübe
bütün sırlarını paylaştığın, her şeyini döktüğün tutuyor düşmanın oluyor. yani kendi düşmanını elinle yetiştirmiş oluyorsun.
devamını gör...
tv kumandası
kayboldu diye yeni kumanda alındı. sonra kaybolan kumanda selvi boylum alyazmalım filmindeki kadir inanır gibi çıkıp geldi.gelmez olasıca
evde iki kumanda, biri biraderlerimde diğeri babamda, iki başlılık aldı başını gidiyor.
evde iki kumanda, biri biraderlerimde diğeri babamda, iki başlılık aldı başını gidiyor.
devamını gör...

