sevilen şiirin en vurucu dizeleri
türküler söylerdik hep aynı telden, aynı sesten, aynı yürekten...
dağlara biz vermiştik morluğunu.
henüz
böyle yağlamanmamışken gençliğimiz.
dağlara biz vermiştik morluğunu.
henüz
böyle yağlamanmamışken gençliğimiz.
devamını gör...
yazarların ölmek istediği zamanlar
şuan mesela.
devamını gör...
evli birinin eşinden başka birine aşık olması
düşünmeli insan, yaşatacağı duyguyu önce kendi hissedebilmeli. eğer vicdan süzgecinden geçiyorsa ondan sonra ilerlemeli.
bir insan kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamalı. bu küresel bir ahlak kuralıdır, evrensel ahlak kuralı.
nevzat tarhan
sadakatsizi, sadakatsiz bulsun! *
bir insan kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamalı. bu küresel bir ahlak kuralıdır, evrensel ahlak kuralı.
nevzat tarhan
sadakatsizi, sadakatsiz bulsun! *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
son bir kaç gündür kitaplığımdaki eski kitaplarımı karıştırıp tavanı izlemekle meşguldum.
az önce de lisede belki aylarca yanımda gezdirip tek yaprağını okumadığım, kitaplığın en arkalarında tozlanmaya yüz tutmuş kitaba gözüm ilişti. yapraklarını aralayınca da farklı farklı defterlerden koparıp karaladığım sayfalarla karşılaştım. kitapla bütünleşmiş diğer yapraklarla bir olmuş durumdaydı.
durduk yere yazar çizer karalardım. bir şeyler üretmek, duygularıma kalemle tercüman olmak, ne kadar zevk verirdi bana. kendimi bilmek, kendime bir şeyler katmak güzeldi. o buruşuk kağıt parçalarında ben vardım işte ve içinde anlatarak bitiremediğim sen vardın. ufacık benle başlayan her şeyi kocaman senle sonlandırıyordum.
tozlu yaprakların arasında seni düşlediğim sayfaları gördüğüm an hatırladım. neler yapmak istiyordum, neler yapacaktım, aklımı kemiren sendeki duygularım neydi?
oysa kimi zaman anlamsız geliyor insana onca istek, duygu, merak, endişe. bile isteye öldürüyor insan bunu içinde. doğrulardan saklanmak, düşlediğin şeylerin sıra sıra yıkılmasından korktuğun için. aslında bu duygular yaşatıyor bizi. işte benide yaşatan duygular senmişsin, seni kaybetmeye korktuğum duygular. hatta bu korkum senle aramda görünmez duvarlar oluşturdu her oluşan duvarda senden biraz daha uzaklaştım. yinede bu duvarlar sevgime engel olamayacak kadar çok seviyormuşum seni. bak ne kadar zaman geçmiş, neden hâlen unutmadım seni? neden hâlen her güzel şiir, her güzel kokan çicek seni hatırlatıyor bana? neden her aklıma geldiğinde yüzüm kızarıyor? neden o gün sorduğunda, evet delicesine seviyorum ama korkuyorum diyemedim? korkuyorum...
bir gün çok sevdiğim seni, bu denli sevgimden habersiz seni kaybetmekten korkuyordum. yolun sonunda artık birbirimizin varlığından habersiz iki aptal olmaktan korkuyordum. bir gün bu sevgimin köreleceğinden, ismini unutacağımdan korkuyordum.
ciddiyetimi takınmanın vakti gelmişti artık ve aynı zamanda düş dünyasından karanlığa kocamaaann bir adım atmanın zamanı da. düşlediğin şeylerin gerçek olmasına inanıp hiçbir şey yapmadan medet umacağın bir dünya değilmiş burası. bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti yani. böylelikle içimdeki aptal bir o kadarda saf çocuğu öldürmüştüm. çocuk oyuncağı değil yani, öldürmüşüm o çocuğu, yavaş yavaş.
hayatın beni sürüklediğini öne sürdüğüm her şeyde seni içine sığdıramayan o çocuğun bir payı var. tutkuyla bağlandığım ne varsa o duygu patlamasının kökeninde ne olduğunu arayan saf çocuktan miras kaldı bana. kendimi her kötü hissettiğim anda o çocuğa aykırı davranmışım. nedenlerimi, başlangıç noktamı öylesine unutmuşum ki hatırlamak böyle zorlaşmış artık.
o korkak çocuk sanırım bunca zaman sonra şöyle derdi bana, bu hallerimi görünce :
"neden korkuyorsun bu kadar? neden vazgeçtin?"
alaycı bir gülseme ile:
genç, hâlen o aptal çocuğum işte ben, içindeki sevgi çığ gibi büyüyen senim, senin mirasçın. hatta aynı korkuyu yaşamaya devam eden senim, korkuyorum...
az önce de lisede belki aylarca yanımda gezdirip tek yaprağını okumadığım, kitaplığın en arkalarında tozlanmaya yüz tutmuş kitaba gözüm ilişti. yapraklarını aralayınca da farklı farklı defterlerden koparıp karaladığım sayfalarla karşılaştım. kitapla bütünleşmiş diğer yapraklarla bir olmuş durumdaydı.
durduk yere yazar çizer karalardım. bir şeyler üretmek, duygularıma kalemle tercüman olmak, ne kadar zevk verirdi bana. kendimi bilmek, kendime bir şeyler katmak güzeldi. o buruşuk kağıt parçalarında ben vardım işte ve içinde anlatarak bitiremediğim sen vardın. ufacık benle başlayan her şeyi kocaman senle sonlandırıyordum.
tozlu yaprakların arasında seni düşlediğim sayfaları gördüğüm an hatırladım. neler yapmak istiyordum, neler yapacaktım, aklımı kemiren sendeki duygularım neydi?
oysa kimi zaman anlamsız geliyor insana onca istek, duygu, merak, endişe. bile isteye öldürüyor insan bunu içinde. doğrulardan saklanmak, düşlediğin şeylerin sıra sıra yıkılmasından korktuğun için. aslında bu duygular yaşatıyor bizi. işte benide yaşatan duygular senmişsin, seni kaybetmeye korktuğum duygular. hatta bu korkum senle aramda görünmez duvarlar oluşturdu her oluşan duvarda senden biraz daha uzaklaştım. yinede bu duvarlar sevgime engel olamayacak kadar çok seviyormuşum seni. bak ne kadar zaman geçmiş, neden hâlen unutmadım seni? neden hâlen her güzel şiir, her güzel kokan çicek seni hatırlatıyor bana? neden her aklıma geldiğinde yüzüm kızarıyor? neden o gün sorduğunda, evet delicesine seviyorum ama korkuyorum diyemedim? korkuyorum...
bir gün çok sevdiğim seni, bu denli sevgimden habersiz seni kaybetmekten korkuyordum. yolun sonunda artık birbirimizin varlığından habersiz iki aptal olmaktan korkuyordum. bir gün bu sevgimin köreleceğinden, ismini unutacağımdan korkuyordum.
ciddiyetimi takınmanın vakti gelmişti artık ve aynı zamanda düş dünyasından karanlığa kocamaaann bir adım atmanın zamanı da. düşlediğin şeylerin gerçek olmasına inanıp hiçbir şey yapmadan medet umacağın bir dünya değilmiş burası. bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti yani. böylelikle içimdeki aptal bir o kadarda saf çocuğu öldürmüştüm. çocuk oyuncağı değil yani, öldürmüşüm o çocuğu, yavaş yavaş.
hayatın beni sürüklediğini öne sürdüğüm her şeyde seni içine sığdıramayan o çocuğun bir payı var. tutkuyla bağlandığım ne varsa o duygu patlamasının kökeninde ne olduğunu arayan saf çocuktan miras kaldı bana. kendimi her kötü hissettiğim anda o çocuğa aykırı davranmışım. nedenlerimi, başlangıç noktamı öylesine unutmuşum ki hatırlamak böyle zorlaşmış artık.
o korkak çocuk sanırım bunca zaman sonra şöyle derdi bana, bu hallerimi görünce :
"neden korkuyorsun bu kadar? neden vazgeçtin?"
alaycı bir gülseme ile:
genç, hâlen o aptal çocuğum işte ben, içindeki sevgi çığ gibi büyüyen senim, senin mirasçın. hatta aynı korkuyu yaşamaya devam eden senim, korkuyorum...
devamını gör...
kendini akıllı sanan aptal klavye
görünce yalnız değilmişim diye düşünüp mutluluktan ağlamak istediğim başlık.
resmi yazışmalarda bu şerefsiz yüzünden neler çektim bir bilsen sözlük... attığım maili düzeltmek için yeni mail attım; onu bile yanlış yazmaya teşebbüs etti şerefsiz.*
resmi yazışmalarda bu şerefsiz yüzünden neler çektim bir bilsen sözlük... attığım maili düzeltmek için yeni mail attım; onu bile yanlış yazmaya teşebbüs etti şerefsiz.*
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
(bkz: kıymetlimiss)
devamını gör...
kaybolan çorabınız şu an ne yapıyor sorusu
fırın soygunu planı yaptığına eminim.* * *
devamını gör...
parabellum
ismini renatus'nun de re militari- samet özgüler tarafından dilimize roma savaş sanatı olarak çevrilmiştir- eserinde geçen si vis pacem para bellum deyişinden alan tabanca. para bellum kabaca savaşa hazırlan olarak çevrilebilir. tam olarak karşılamasa bile si vis pacem para bellum'un çevirisi barış istiyorsan savaşa hazırlan olarak yapılıyor. daha az yaygın olan başka bir kullanımı: barış isteyen savaşa kendini hazırlasın.
devamını gör...
orhan pamuk'un rasim ozan kütahyalı ile çekilmiş fotoğrafı
karizma yüzdesinden koca bir pay gitmiş.
devamını gör...
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı
mustafa kemal atatürk'ün hâkimiyet-i milliye gazetesine verdiği 22 nisan 1921 tarihli demecinde de ifade ettiği üzere, kesinlikle ödün verilemeyecek tek olgunun millet egemenliği ve bağımsızlık olması sebebiyle, her geçen sene daha da artan bir coşkuyla kutlamaya devam edeceğimiz bayram.
"bence bir millette haysiyetin, gururun, namusun ve insanlığın oluşması ve devam etmesi, kesin olarak o milletin özgürlüğüne ve bağımsızlığına sahip olmasıyla mümkündür. ben kendi adıma, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin bende olduğunu iddia edebilmem için, milletimin de aynı özelliklere sahip olmasını gerekli görüyorum. ben, yaşayabilmek için, mutlaka, bağımsız bir milletin çocuğu kalmalıyım. bu nedenle millî bağımsızlık bence bir hayatî meseledir. millet ve ülkenin çıkarları gerektirdiğinde, insanlığı oluşturan milletlerden her biriyle medeniyet gereklerinden biri olan, dostluk ve politik ilişkilerini büyük bir incelikle kabul ederim. ancak benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin de, bu amacından vaz geçene dek amansız düşmanıyım."
mustafa kemal atatürk, 22 nisan 1921, hâkimiyet-i milliye.
kaynak: “atatürk’ün söylev ve demeçleri” sf. 103. ankaenstitusu.com/wp-conten...
"bence bir millette haysiyetin, gururun, namusun ve insanlığın oluşması ve devam etmesi, kesin olarak o milletin özgürlüğüne ve bağımsızlığına sahip olmasıyla mümkündür. ben kendi adıma, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin bende olduğunu iddia edebilmem için, milletimin de aynı özelliklere sahip olmasını gerekli görüyorum. ben, yaşayabilmek için, mutlaka, bağımsız bir milletin çocuğu kalmalıyım. bu nedenle millî bağımsızlık bence bir hayatî meseledir. millet ve ülkenin çıkarları gerektirdiğinde, insanlığı oluşturan milletlerden her biriyle medeniyet gereklerinden biri olan, dostluk ve politik ilişkilerini büyük bir incelikle kabul ederim. ancak benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin de, bu amacından vaz geçene dek amansız düşmanıyım."
mustafa kemal atatürk, 22 nisan 1921, hâkimiyet-i milliye.
kaynak: “atatürk’ün söylev ve demeçleri” sf. 103. ankaenstitusu.com/wp-conten...
devamını gör...
19 yaşındakilere tavsiyeler
19 yaş bir geçiş dönemidir, resmi olarak yetişkin sayıldığın yaştan 1 yaş büyüksündür ama bir 20 de olmamışsındır, yolun ortasında yaya geçidinde yanan kırmızı ışıktır. insanın bir günden bir güne hayata bakışı değişebilir, o yaşta hayatının gidişatını değiştiren ani kararlar verebilir. velhasıl kelam dikkat etmek lazımdır.
devamını gör...
hipersomnia
türkiye'deki psikiyatristler tarafından bir türlü tanımlanamayan, dsm-iv kriterlerine göre majör'den ve bipo'dan 4 kritik semptom ile ayrılan (bkz: atipik depresyon) 'un en ayırt edici belirtisi.
tıp insanı değilim (tıp insanı diye bir tanım var mı bilmiyorum, umarım saygısızlık etmemişimdir ama ne demek istediğim anlaşılmıştır sanırım.) fakat hemen on yıldır psikoloji üzerine okumaya özen gösteren, kendi teşhisini kendi koyma cehaleti içerisinde araştırmalar yaparken türkiye'deki bilimsel yöntemin ne kadar yanlış olduğuna tekrar kanaat getirmiş birisi olarak; uyanamamak , bir türlü uykuyu alamamak , günde 10 saatten fazla uyumak gibi şikayetleriniz varsa lütfen ama lütfen (bkz: atipik depresyon) / (bkz: hipersomnia) ilişkisini araştırın veya gittiğiniz doktora bu konu üzerinde şikayetlerinizi değerlendirmesini söyleyin.
türkiye'de bu branş ile ilgili gideceğiniz doktorların birçoğunun; (bkz: uyanamamak) şikayeti ile gitmenize rağmen; "alarmı ertelememek lazım." , "sabah kalktığınızda 10 dakika egzersiz yapmak lazım." gibi önerilerden başka bir çözüm üretemeyeceklerini de lütfen bilin. 'uyanamıyorum' diyorum, 'sabah kalkınca egzersiz yap' diyor; ondan sonra ben sinirli oluyorum.
(burada eleştiriye konu olan doktorlar; klasik devlet memurluğu görevinden başka en ufak bir gelişim göstermemiş, bir makale okumaktan aciz, salla başı al maaşı rahatlığında olan doktorlar için geçerlidir. eminim ki yeni jenerasyon, bilimsel yöntem ve araştırma kültürü açısından farklı bir vizyon kazandıracaklardır.)
(bu ülkede daha düne kadar (bkz: dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) tanısından bihaber bir psikiyatr bilimi olduğunu unutmayalım.)
neyse, gidip bir bölüm daha (bkz: kırmızı oda) izleyeyim; ne gerek var yeni literatüre kafa yormaya.
kaynak
kaynak
tıp insanı değilim (tıp insanı diye bir tanım var mı bilmiyorum, umarım saygısızlık etmemişimdir ama ne demek istediğim anlaşılmıştır sanırım.) fakat hemen on yıldır psikoloji üzerine okumaya özen gösteren, kendi teşhisini kendi koyma cehaleti içerisinde araştırmalar yaparken türkiye'deki bilimsel yöntemin ne kadar yanlış olduğuna tekrar kanaat getirmiş birisi olarak; uyanamamak , bir türlü uykuyu alamamak , günde 10 saatten fazla uyumak gibi şikayetleriniz varsa lütfen ama lütfen (bkz: atipik depresyon) / (bkz: hipersomnia) ilişkisini araştırın veya gittiğiniz doktora bu konu üzerinde şikayetlerinizi değerlendirmesini söyleyin.
türkiye'de bu branş ile ilgili gideceğiniz doktorların birçoğunun; (bkz: uyanamamak) şikayeti ile gitmenize rağmen; "alarmı ertelememek lazım." , "sabah kalktığınızda 10 dakika egzersiz yapmak lazım." gibi önerilerden başka bir çözüm üretemeyeceklerini de lütfen bilin. 'uyanamıyorum' diyorum, 'sabah kalkınca egzersiz yap' diyor; ondan sonra ben sinirli oluyorum.
(burada eleştiriye konu olan doktorlar; klasik devlet memurluğu görevinden başka en ufak bir gelişim göstermemiş, bir makale okumaktan aciz, salla başı al maaşı rahatlığında olan doktorlar için geçerlidir. eminim ki yeni jenerasyon, bilimsel yöntem ve araştırma kültürü açısından farklı bir vizyon kazandıracaklardır.)
(bu ülkede daha düne kadar (bkz: dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) tanısından bihaber bir psikiyatr bilimi olduğunu unutmayalım.)
neyse, gidip bir bölüm daha (bkz: kırmızı oda) izleyeyim; ne gerek var yeni literatüre kafa yormaya.
kaynak
kaynak
devamını gör...
el âlem ne der
her duyduğumda elalemine...... şeklinde küfrettiğim çağ dışı boş laf.
devamını gör...
6 kelimelik hikayeler
terkedilmiş şarkılar söylerdin, sonra beni fısıldadın...
devamını gör...
sanat para için midir sanat için mi sorunsalı
çıkış noktası ne para içindir ne de sanat için.
sanat bir ihtiyaçtır.
anlatma ihtiyacı.
hayatı boyunca sanatın seyircisi olmuş bir ruhun daha fazla bunun dışında kalamaması, karşı koyamamasıdır.
bir el hareketinin, tek bir nefesinin enstrümanda çıkardığı sesi duymak ister.
tuvalin üzerinde kendi elleriyle tuttuğu fırçanın bırakacağı izi, renklerin birleşimini görmek ister.
belki de bunların hiçbiri değildir. yalnızca dünyaya bir anı bırakmak istiyordur, bilemiyorum. ama hepsinin kayıtsız kalamamaktan ileri geldiğini biliyorum.
sanat bir ihtiyaçtır.
anlatma ihtiyacı.
hayatı boyunca sanatın seyircisi olmuş bir ruhun daha fazla bunun dışında kalamaması, karşı koyamamasıdır.
bir el hareketinin, tek bir nefesinin enstrümanda çıkardığı sesi duymak ister.
tuvalin üzerinde kendi elleriyle tuttuğu fırçanın bırakacağı izi, renklerin birleşimini görmek ister.
belki de bunların hiçbiri değildir. yalnızca dünyaya bir anı bırakmak istiyordur, bilemiyorum. ama hepsinin kayıtsız kalamamaktan ileri geldiğini biliyorum.
devamını gör...
bir diktatörün gidici olduğunun en önemli göstergesi
kullandığı değerler üzerinden gerçekleştirdiği manipülasyon etkisinin azalmaya başlaması.
devamını gör...



