antibiyotik direnci
biz antibiyotik kullanıyoruz ama bakterilerin eli armut toplamıyor. çeşitli mekanizmalarla direnç kazanıyorlar. 2 çeşit direnç var birisi doğal direnç yani bakterinin yapısı nedeniyle bakteride en baştan beri var olan direnç birde sonradan kazanıyorlar. bu mekanizmalardan bazıları:
-bakteriye ilacı geçiren protein kanalı değiştirip geçirgenliği azaltıyorlar
-efflux pompaları var ilacı geri dışarı atıyorlar
-ılacı etkisizleştiren enzim üretiyorlar.bunun en meşhuru da beta laktamaz. beta laktam grubu antibiyotikler de en meşhur olanlar penisilinler sefalosporinler falan. bazı ilaçların kutusunda yazar +klavulanik asit veya +tazobaktam gibi işte bunlar bakterinin ürettiği beta laktamazı etkisizleştirip antibiyotiği koruyan ilaçlar. tabii buna da direnç gelişiyor maalesef.
-ılacın etki noktasını değiştiriyorlar böyle ilacın etkinliği azalıyor.
bu ilaçlar yeri geldiğinde hayati öneme sahip ilaçlar,asla gereksiz yere kullanılmamalı. birde hadi ben sıfırdan yeni bir penisilin benzeri ilaç üreteyim diye bir şey de yok. çoğunlukla var olan ilaçların moleküler yapısı değiştirilerek yeni ilaçlar çıkıyor.
akılcı kullanımın dışındaki her ilaç zehirdir zaten. hem direnç gelişiyor hem de floramız(yani içimizdeki mikroorganizmalar) bozuluyor.flora üzerine çok araştırmalar yapılan bir konu ve gerçekten çok önemli. en temel görevlerinden birisi de bizim için koruyucu bir görevi olması. flora bozulunca dışarıdan bir mikrobun gelip hastalık yapması daha kolay oluyor ya da normal florada bulunan zararsız bir mikrop flora bozulunca çok ağır hastalıklara sebep olabiliyor. birde bu ilaçların ağır yan etkileri olabiliyor sağırlıktan büyümeyi durdurmaya kadar geniş spektrumda yan etkileri var.
işin şu yönü de var tabii ben eminim antibiyotik yazmadığı için şiddete uğrayan hekimlerimiz vardır :( tabii gereksiz yere yazanları da var :(( ama insanlarda gerçekten çok görüyorum antibiyotik yazmayan hekim kötü hekim. birde bunun tam zıttı var antibiyotikler asla kullanılmamalı düşüncesine sahip insanlar var bu da çok yanlış çünkü bu ilaçlar gerçekten çok değerli. insanlık tarihinin en değerli buluşlarındandır kesinlikle.
-bakteriye ilacı geçiren protein kanalı değiştirip geçirgenliği azaltıyorlar
-efflux pompaları var ilacı geri dışarı atıyorlar
-ılacı etkisizleştiren enzim üretiyorlar.bunun en meşhuru da beta laktamaz. beta laktam grubu antibiyotikler de en meşhur olanlar penisilinler sefalosporinler falan. bazı ilaçların kutusunda yazar +klavulanik asit veya +tazobaktam gibi işte bunlar bakterinin ürettiği beta laktamazı etkisizleştirip antibiyotiği koruyan ilaçlar. tabii buna da direnç gelişiyor maalesef.
-ılacın etki noktasını değiştiriyorlar böyle ilacın etkinliği azalıyor.
bu ilaçlar yeri geldiğinde hayati öneme sahip ilaçlar,asla gereksiz yere kullanılmamalı. birde hadi ben sıfırdan yeni bir penisilin benzeri ilaç üreteyim diye bir şey de yok. çoğunlukla var olan ilaçların moleküler yapısı değiştirilerek yeni ilaçlar çıkıyor.
akılcı kullanımın dışındaki her ilaç zehirdir zaten. hem direnç gelişiyor hem de floramız(yani içimizdeki mikroorganizmalar) bozuluyor.flora üzerine çok araştırmalar yapılan bir konu ve gerçekten çok önemli. en temel görevlerinden birisi de bizim için koruyucu bir görevi olması. flora bozulunca dışarıdan bir mikrobun gelip hastalık yapması daha kolay oluyor ya da normal florada bulunan zararsız bir mikrop flora bozulunca çok ağır hastalıklara sebep olabiliyor. birde bu ilaçların ağır yan etkileri olabiliyor sağırlıktan büyümeyi durdurmaya kadar geniş spektrumda yan etkileri var.
işin şu yönü de var tabii ben eminim antibiyotik yazmadığı için şiddete uğrayan hekimlerimiz vardır :( tabii gereksiz yere yazanları da var :(( ama insanlarda gerçekten çok görüyorum antibiyotik yazmayan hekim kötü hekim. birde bunun tam zıttı var antibiyotikler asla kullanılmamalı düşüncesine sahip insanlar var bu da çok yanlış çünkü bu ilaçlar gerçekten çok değerli. insanlık tarihinin en değerli buluşlarındandır kesinlikle.
devamını gör...
la vie de gargantua et de pantagruel
fransız yazar françois rabelais tarafından 1532 yılında yazılmış seri. beşinci kitabın rabelais tarafından yazıldığı şaibeli olsa bile seri beş kitaptan oluşuyor. rabelais serinin ilk kitabında -pantagruel*- kendi isminin bir anagramı olan alcofribas nasier ismini kullanmıştır fakat bu durum kitabın sorbonne ve kilise tarafından yasaklanmasına engel olamamıştır. rabelais'nin eleştiri niteliği taşıyan bu eserleri molierevari bir komedi unsuru taşıdığı düşünülse bile aslında oldukça alakasız bir güldürü niteliği taşıyor. rabelais, üzüntünün insanın içini kemirdiğini bu yüzden insanı insan yapan şeyin neşeli olmak olduğunu düşünüyordu, bir dram yaratmak yerine güldürmeyi tercih etti ve bu durum başta voltaire olmak üzere bir çok fransız düşünür tarafından ciddiyetsiz olmakla eleştirildi hatta öyle ki; voltaire, rabelais'nin zekasını boşa harcayan sarhoş bir düşünür olduğunu dile getirmiştir. yine de toplumun ve bir zamanlar mensubu olduğu kilisenin hicvini öyle döneminin üstünde bir mizah ile yapmış ki hayranlık duymamak elde değil. rabelais'nin hümanizm anlayışı ve bence biraz da hedonist tutumu eserin her noktasında gözlemlenebilir.ilk iki kitap; gargantua ve pantagruel dilimize birsel uzma tarafından çevrilmiştir fakat rabelais'nin karmaşık hatta neredeyse ağdalı bir fransızca kullanmasından ötürü tatmin edici bir çeviri değil. serinin ismi bazı kaynaklarda gargantua et pantagruel* olarak geçmektedir.
(bkz: pantagruel)*
(bkz: gargantua)*
(bkz: le tiers livre)*
(bkz: le quart livre)*
(bkz: le cinquième livre)* - rabelais tarafından yazıldığı oldukça şaibelidir, ölümünden sonra basılmıştır ve en iyi ihtimalle notlarından veya makalelerinden derlendiği düşünülüyor-
« voyez vous ce jeune enfant ? ıl n’a encor douze ans ; voyons, si bon vous semble, quelle difference y a entre le sçavoir de voz resveurs mateologiens du temps jadis et les jeunes gens de maintenant. »
l’essay pleut à grandgousier, et commanda que le paige propozast. […]
le tout feut par icelluy proferé avecques gestes tant propres, pronunciation tant distincte, voix tant eloquente et languaige tant aorné et bien latin, que mieulx resembloit un gracchus, un ciceron ou un emilius du temps passé qu’un jouvenceau de ce siecle.
mais toute la contenence de gargantua fut qu’il se print à plorer comme une vache et se cachoit le visaige de son bonnet, et ne fut possible de tirer de luy une parolle non plus q’un pet d’un asne mort.
gargantua, c.xv
(bkz: pantagruel)*
(bkz: gargantua)*
(bkz: le tiers livre)*
(bkz: le quart livre)*
(bkz: le cinquième livre)* - rabelais tarafından yazıldığı oldukça şaibelidir, ölümünden sonra basılmıştır ve en iyi ihtimalle notlarından veya makalelerinden derlendiği düşünülüyor-
« voyez vous ce jeune enfant ? ıl n’a encor douze ans ; voyons, si bon vous semble, quelle difference y a entre le sçavoir de voz resveurs mateologiens du temps jadis et les jeunes gens de maintenant. »
l’essay pleut à grandgousier, et commanda que le paige propozast. […]
le tout feut par icelluy proferé avecques gestes tant propres, pronunciation tant distincte, voix tant eloquente et languaige tant aorné et bien latin, que mieulx resembloit un gracchus, un ciceron ou un emilius du temps passé qu’un jouvenceau de ce siecle.
mais toute la contenence de gargantua fut qu’il se print à plorer comme une vache et se cachoit le visaige de son bonnet, et ne fut possible de tirer de luy une parolle non plus q’un pet d’un asne mort.
gargantua, c.xv
devamını gör...
datça’da turistlere bakıp denize giren vatandaşa ceza
eşitlik ilkesinin bozulması, ayrımcılık yapılmasıdır. hukukun ve adaletin temel eşitlik prensibine aykırıdır.
devamını gör...
muharrem ince'nin yüzde elli artı bir oy alacağını söylemesi
seçim sonrası çıkıp şizofren dedigi kitleyi kastetmiyordur herhalde.
devamını gör...
özel okullar olmalı mı olmamalı mı sorunsalı
ben özel okulda da halen daha devlet okulunda da çalışmış biri olarak söylüyorum ki; aynı şekilde ders anlatıyor, aynı şekilde öğrenci ve veliyle iletişim kuruyorum. siz ne kadar paralarsanız paralayın kendinizi herkes kabı kadar alıyor bu hayatta. öğrenci de, veli de, sistemin kendisi de.
tek fark özel okul hep daha fazlasını isteyip sizi tüketirken, devlet okulunda ''işgüzar'' oluyorsunuz. ve yıllar sonra size hala ''işgüzar'' diyorlarsa doğru yoldasınız devam edin, atın denize balık bilmezse halik bilir.
tek fark özel okul hep daha fazlasını isteyip sizi tüketirken, devlet okulunda ''işgüzar'' oluyorsunuz. ve yıllar sonra size hala ''işgüzar'' diyorlarsa doğru yoldasınız devam edin, atın denize balık bilmezse halik bilir.
devamını gör...
ölmesi gereken türk gelenekleri
düğünün ertesi günü çarşaf istenmesi.
devamını gör...
devletine güvenmeyip mafya babasına inanmak
al birini vur ötekine.
birinin yüzü kara , ötekinin ondan kara.
bizlerde treni ,seyreder gibi seyrediyoruz .
birinin yüzü kara , ötekinin ondan kara.
bizlerde treni ,seyreder gibi seyrediyoruz .
devamını gör...
bir gecede cahil kalmak
biliyor musunuz?
“1923te türkiye’de;
nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
traktör sıfırdı. 5 bin köyde sığır vebası vardı.
hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi. verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu.
bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
memlekette sadece 337 doktor vardı.
sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i türk’tü.
diş hekimi, sıfırdı.
dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
ortalama ömür 40’tı.
yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
kiremit bile ithaldi. adı marsilya kiremidiydi.
limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu. kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu. kimisi güneşin tamamen battığı ezani saati esas alıyordu.
“saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.
kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu.
dirhem, okka, çeki vardı. arşın, kulaç, fersah vardı. ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz. ölçülerimiz ortaçağ’dı.
erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. ülke bilim’den çok uzaktı.
600 sene boyunca türkçenin ırzına geçilmiş, osmanlıca denilmişti. arapça, farsça, fransızca, italyanca kelimeler, levanten terimler dilimizi istila etmişti. karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan arapçayla türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya...
ibrahim müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? sadece 417’ydi. bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. ki zaten, müteteferrika da devşirmeydi, macar’dı.
bu topraklara kitap gelene kadar, avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul'da bir yılda yazılanlar, paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
devamını gör...
kıvırcık saçlı hanımların ekseriyetle tatlı olması
teşekkür ederim teveccühünüz efemmm.*
madem ki paylaşılmış istifade edelim.
madem ki paylaşılmış istifade edelim.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük fobisi
oltayla balık tutan birisinin arkasındayken oltayı sallarken oltanın kancasının gözüme girmesi.
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
karşı taraf onu sevmiyorsa ne yapsın yani vazgeçmek dışında ne yapabilir ki.
devamını gör...
gorlin sendromu
20 yaş altında görülen multipl bazal hücreli kanser ile birlikte overde fibroma,odontojenik keratokist ve medullablastom ile karakterize sendromdur.
otozomal dominant kalıtılır.
ptch-patched geni hasarlıdır.
otozomal dominant kalıtılır.
ptch-patched geni hasarlıdır.
devamını gör...
barbaros hayrettin paşa
1470'li yillarda midilli'de dogdu. annesi yunan, babasi ise (arnavut yahut sirp) devsirme idi. asil ismi hizir'dir. barbaros lakabini ise buyuk kardesi oruc'tan almistir. oruc reis olmeden evvel hizir reis'den daha meshurdu. barbaros ismi italyanca "barba rossa" yani kizil sakaldan geliyor olabilecegi gibi yunanca "barbaros" yani barbardan gelmesi de mumkun. cunku uzun bir sure, oruc ve hizir yunan adalarini hristiyan kole bulup ya gemide calistirmak ya da satmak icin yagmalamistir.
yavuz sultan selim'in vaktinde osmanli'ya bagli bir korsandi (corsaire/ privateer). cezayir'i tekrar fethettikten sonra (evet tekrar fethettikten sonra ama çok uzun hikaye), cezayir sultanligini suleyman'a hediye etti. bunun uzerine kaptan-i derya oldu.
avrupa'da deniz tanrisi olarak gorunen andrea doria'yi birkac defa silkelemesine ragmen en doria karsisindaki en buyuk zaferi preveze'dir. preveze'de hacli donanmasi turk donanmasinin iki katinda daha fazla olmasina ragmen 28 eylul 1538'de barbaros kesin bir zafer almayi basarmistir. preveze deniz muharabesi sonucunda, turkiye iyonya ve ege denizlerindeki butun venedikli ve cenevizli kolonileri ele gecirmistir.
barbaros hayrettin pasa suphesiz en buyuk turk denizcisidir. maalesef ki turkler olarak tarih boyunca aslina bakarsaniz denizde cok basarili olamamisizdir. amma velakin barbaros buna bir istisnadir. abartmadan soyleyebilirim ki, akdeniz'in preveze ve lepanto arasinda neredeyse tamamen turkler tarafindan domine edilmesinin nedeni barbaros'dur.
fun fact: doneminin buyuk turk denizcileri arasinda tek yasliliktan olenidir. emekli olduktan sonra, 1546'da vefat etmistir.
yavuz sultan selim'in vaktinde osmanli'ya bagli bir korsandi (corsaire/ privateer). cezayir'i tekrar fethettikten sonra (evet tekrar fethettikten sonra ama çok uzun hikaye), cezayir sultanligini suleyman'a hediye etti. bunun uzerine kaptan-i derya oldu.
avrupa'da deniz tanrisi olarak gorunen andrea doria'yi birkac defa silkelemesine ragmen en doria karsisindaki en buyuk zaferi preveze'dir. preveze'de hacli donanmasi turk donanmasinin iki katinda daha fazla olmasina ragmen 28 eylul 1538'de barbaros kesin bir zafer almayi basarmistir. preveze deniz muharabesi sonucunda, turkiye iyonya ve ege denizlerindeki butun venedikli ve cenevizli kolonileri ele gecirmistir.
barbaros hayrettin pasa suphesiz en buyuk turk denizcisidir. maalesef ki turkler olarak tarih boyunca aslina bakarsaniz denizde cok basarili olamamisizdir. amma velakin barbaros buna bir istisnadir. abartmadan soyleyebilirim ki, akdeniz'in preveze ve lepanto arasinda neredeyse tamamen turkler tarafindan domine edilmesinin nedeni barbaros'dur.
fun fact: doneminin buyuk turk denizcileri arasinda tek yasliliktan olenidir. emekli olduktan sonra, 1546'da vefat etmistir.
devamını gör...
abd'liler bizdeki hastaneleri görünce geri kalmışız diyor
milli geliri, abd’nin yıllık savunma harcaması kadar bile olmayan bir köyün cumhurbaşkanının iddiası *
devamını gör...
onedio
lisedeki ilk yıllarımda 'hangi yunan tanrısısın?' türevinde testlerini çözerken eğlendiğim bir siteydi. ancak feminizmi feminaziyle karıştırdıkları türden içerikleri, saçma sapan insanların yaptıkları saçma sapan şeyleri paylaşmaları ve bunlardan bazılarını da öve öve bitirememeleri derken bayağı soğuttu kendinden. "hadi tüm erkekleri öldürelim yehuu!" temalı duvar yazılarını ve pankartlarını paylaşıp destekleyerek feminist olunmuyor. feminizm bu değildir arkadaşlar. ayrıca, kim kardashian gibi bomboş bir ünlünün kendi plasentasını yemesi gibi gereksiz bir bilginin nasıl magazin niteliği taşıyabildiğini de sorgulattı bana. son bıraktığımda tarafsız bir şekilde haber paylaşmaktan da oldukça uzaktı. bu nedenle haber kaynağı olarak ciddiye alası gelmiyor insanın.
devamını gör...
halkın takımı fenerbahçe
20 küsür sene kadıköyde yenilmedik vik vik vik ayağından gittiniz en son bi tarafınıza girdi afedersiniz.şimdi gelmiş halkın takımı fenerbahçe diyorsunuz.siz halkın takımısınız öbürleri neyin takımı güzel kardeşim?ayrı bir ütopyada mı yaşıyoruz lan biz?
tanım: fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu iddia eden yazar beyanı. dolayısı ile katılmadığım başlıktır. fenerbahçe her takım gibi bir türk takımıdır, halkın içinde her takımı tutan taraftarlar mevcuttur. tek başına bir takımın halkın takımı ilan edilmesi abesle iştigaldir.
tanım: fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu iddia eden yazar beyanı. dolayısı ile katılmadığım başlıktır. fenerbahçe her takım gibi bir türk takımıdır, halkın içinde her takımı tutan taraftarlar mevcuttur. tek başına bir takımın halkın takımı ilan edilmesi abesle iştigaldir.
devamını gör...
ilya repin
rusyanın en önde gelen heykeltıraş - ressamlarından bir tanesidir bu abi. şöyle ki, bu abimizin betimlediği tarihsel konular o kadar gerçekçi ayrıntılar ile doludur ki, bir tabloya bakmaktan çok, detaylarla dolu bir roman okumaya benzer bu.
devamını gör...
en sevilen dizi çifti
devamını gör...
normal sözlük’te kankacılık
virüs gibi bir şey. hiçbir şey anlaşılmayan bir tanımda 10 tane artı oy görürseniz, kankacı bir yazarla karşı karşıya olduğunuzu anlayabilirsiniz. *
devamını gör...
litvanya
10 ay boyunca erasmus yaptığım ülkedir. erasmusum mükemmeldi ama bu tamamen litvanya’dan bağımsızdı, ülkeyi çok da güzel hatırlamıyorum. çok kere ırkçılığa maruz kaldık. club girişinde ‘litvanca biliyor musunuz? bilmiyorsanız giremezsiniz’ denilip, güvenliğin aramızda ingilizce konuştuğumuzu fark edince ‘face check’ diyip yüzümüzü beğenmediği gerekçesiyle clublara giremediğimiz çok oldu. kaunas’ta yine bir nebze azdı ama klaipeda gezimizde gece boyu girecek hiçbir yer bulamadık mesela litvanyalı olmadığımız için. markette orada burada özür dileyerek litvanca bilmediğinizi belirttiğinizde ve yardım istediğinizde görevlilerin sinirlendiğine şahit olduk çok kere.
sürekli erasmusluların gittiği bir clubta sofaların birinde oturup biramı içerken itilmişliğim bile var. ne yapıyorsun diye bağırdığımda kız ‘kendi ülkemde ingilizce konuşmak zorunda değilim kendi ülkenize gidin’ demişti.
clublarda taciz olayları da çok fazla oluyor, türkiye’den fazladır. ve kimse tepki göstermiyor, alışmış herkes. güvenliğe şikayet edince de napabilirim diyor. bir kere adamın teki kıçımı elledikten ve kemerini çıkarıp sallamaya başladıktan sonra zorla güvenliği çağırdığımda ‘go back to your villages’ diye bağırmıştı bize adam, güvenlik de hiçbir şey yapmamıştı.
erasmusumu başka bir yerde yapsaydım demiyorum asla çünkü tanışıp tanışabileceğim en mükemmel insanlarla tanıştım avrupa’nın dört bir yanından, litvanlarla zorunlu haller dışında muhattap olmuyorduk zaten küçük erasmus bubble’ımızda yaşıyorduk. ama yaşam açısından bakılırsa asla yaşamak istemeyeceğim bir ülke.
sürekli erasmusluların gittiği bir clubta sofaların birinde oturup biramı içerken itilmişliğim bile var. ne yapıyorsun diye bağırdığımda kız ‘kendi ülkemde ingilizce konuşmak zorunda değilim kendi ülkenize gidin’ demişti.
clublarda taciz olayları da çok fazla oluyor, türkiye’den fazladır. ve kimse tepki göstermiyor, alışmış herkes. güvenliğe şikayet edince de napabilirim diyor. bir kere adamın teki kıçımı elledikten ve kemerini çıkarıp sallamaya başladıktan sonra zorla güvenliği çağırdığımda ‘go back to your villages’ diye bağırmıştı bize adam, güvenlik de hiçbir şey yapmamıştı.
erasmusumu başka bir yerde yapsaydım demiyorum asla çünkü tanışıp tanışabileceğim en mükemmel insanlarla tanıştım avrupa’nın dört bir yanından, litvanlarla zorunlu haller dışında muhattap olmuyorduk zaten küçük erasmus bubble’ımızda yaşıyorduk. ama yaşam açısından bakılırsa asla yaşamak istemeyeceğim bir ülke.
devamını gör...