lüzumsuz ise söndür, lüzumsuz ise kapat.
türkiye'de lüzumsuz insan bolluğu var, keşke onları da kapatabilseydik.
devamını gör...

hiç kimse elindekinin değerini bilmez. sahip olduğu sürece. ama bir gün elineden uçup gittiğinde, tek bir söz kalır; keşke
devamını gör...

birinde kendi iradeniz mevzubahistir, ötekinde irade kalmamıştır.
devamını gör...

heves ettiğim her şey kursağımda kalıyordur, o sırada ben:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

düşebilen bir şeydir.

edit: dolgu sadece çürük varlığında yapılmaz. çürüksüz lezyonlar dediğimiz; abrazyon, erozyon, abfraksiyon veya kırık durumlarında yaşanan form kaybında da dolgu bir tedavi seçeneğidir.
devamını gör...

adem elması dendiğine şahit oldum. en sevdiğim meyvelerdendir. annem küçükken jelibon tarzı şeyler sokmazdı eve. bundan alınırdı içindeki genelde çekirdeğin etrafında olan jelibonumsu şeyleri çıkarıp verirdi.
devamını gör...

çok yoğun bir dönem geçiriyorum,
psikolojim çok bozuk,
ailemle sorunlarım var,
sen çok iyi birisin ama ben yapamıyorum, bu günlerde kendimi çok kötü hissediyorum,
seni gerçekten seviyorum ama kendimden emin olamıyorum,
sana yetemediğimi farkettim,
seni mutlu edemiyorum,
ben öyle çok arayan soran biri değilim zaten telefonu elime almıyorum,
aslında sürekli arayıp sürekli yanına gelebilirim ama korkuyorum...

gibi devam eden cümleleri içinde barındırır. sizi seven size ilgi göstermekten ve sizinle olmaktan mutlu olandır, unutmayın.
devamını gör...

kısaca "ahlaki davranışlar tanrı tarafından emredildiği için mi ahlakidir, yoksa ahlaki olduğu için mi tanrı tarafından emredilmiştir" sorusundan oluşan bir ikilemdir. bu soru din felsefesinin temel sorularından birisidir. bu soruyu "bir şey tanrı iyi dediği için mi iyidir, yoksa zaten iyi olduğu için mi tanrı o şeye iyi demektedir" şeklinde de sorabiliriz.

eğer birinci seçeneği kabul edersek, iyiliğin ve kötülüğün tek mutlak kriteri olarak tanrı'yı kabul ederiz. yani hiçbir şey kendiliğinden iyi ya da kötü olmadığını kabul etmiş oluruz. yani iyi şeylerin kendiliğinden bir anlamı yoktur ve tanrı bunları iyi kabul ettiği için iyidir demek zorunda kalırız. bu noktada gelen eleştiriler ise ilahi emirlerin keyfi olduğudur. "tanrı x yerine neden y'yi emretmiştir?" sorusunun cevabı sadece "çünkü tanrı öyle istiyor" olacaktır. bu noktada bir de david hume tarafından ortaya atılmış olgu-değer problemi eleştirisi vardır. david hume bulgusunu şöyle açıklar: "şimdiye kadar karşılaştığım bütün ahlak sistemlerinde şuna tanık oldum. ahlakçı, belli bir yere kadar normal bir biçimde akıl yürütmeye koyulmakta fakat sonunda tanrının varlığına veya insani faaliyetlere ilişkin bir dizi yargılara varmaktadır. burada insanı hayrete düşüren bir husus vardır. şöyle ki, varılan sonuçlara ilişkin ifadelerde “…dır” (is) veya “değildir” (is not) gibi yer alması gereken bağlantılar yerine zorunluluk ve ödev bildiren ifadeleri ("meli" veya "malı" takılarıyla ifade edilen fiilleri) görmekteyiz. son derece önemli olan bu değişikliğin nasıl olduğunu açıklamak mümkün değildir. her şeyden önce bu değişiklik yeni bir ilişkiyi dile getirmektedir. bunun bir gerekçesi olmalıdır. bu yeni ilişki, kendisinden tam anlamıyla farklı olan yargılardan nasıl doğmaktadır?" burda anlatılan problem sonucunda olay tamamen tanrı x'i yapmamı istiyor o halde x'i yapmalıyım durumuna dönüşmesidir. yani olgudan değere geçiş söz konusudur. burdaki geçiş ise keyfilik olarak adlandırılmıştır.

şayet ikinci seçeneği kabul edersek, bir şey kendiliğinden iyi olduğu için tanrı ona iyi demiştir olarak kabul ederiz. bu da tanrı'nın iradesinden bağımsız bir iyilik kötülük kavramı ortaya çıkarır. her şeyi tanrı yaratmış olsa da, yarattığı şeylerin iyi ya da kötü olması tanrı'ya bağlı değildir bu görüşe göre. yarattıklarının bazıları kendiliğinden iyi veya kötüdür. bu durum da temellendirmede sorunlar ortaya çıkarır. burda düşünmemiz gereken ise eğer tanrı'nın emirlerinden bağımsız ahlaki kurallar var ise, bu da tanrı'nın hakimiyetinin sınırsız olmadığını ortaya çıkarır. bu da tanrı'dan bağımsız ahlaki kuralların varlığının bir de bu kuralı ortaya koyanlar olacağını gösterir bizlere. teizmin temel argümanlarından birisi tanrısız bir ahlaki düzenin imkansız olduğudur. eğer bu seçeneği kabul edersek, bu da bizleri tanrısız ahlaki kurallarının varlığına ulaştırır.

mesela bir şeyin iyi veya kötü olması tanrı'ya bağlıdır seçeneğini kabul ettikten sonra, tanrı mutlak iyidir, kötü buyurmaz demek de bir mantık hatası ortaya çıkarır. çünkü ilk seçenekte bir şeyin kötü olmasının tanrı'ya bağlı olduğunu kabul etmiştik. diğer seçenekte kötü buyurmaz demek ortaya bir çelişki çıkarır.

iki durumda da mutlak iyinin tanımına ulaşamayız. ilk seçenekte tanrı iyi dediği için iyidir olarak kabul ederiz, ikinci seçenekte ise iyi olduğu için tanrı emretmiştir deriz.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

insanlara inanmayıp gideceğim yeri farklı birkaç kişiye sormama neden olan insanlardır. bundan nasıl bir zevk alıyorlar anlamıyorum. ben yanlış gitsem de doğru gitsem de sana bir faydası yok ki. tek yaptıkları insanların birbirine olan güvenini kırmak.
devamını gör...

hayat güzeldir...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

biri beni mi çağırdı * .gerçekten o kadar fazla ayakkabım var ki geçenlerde daha dün alınmış gibi olan bir spor ayakkabıma rastladım ; ama aslında 7 sene olmuş. sıra gelmeyince çok eski ayakkabılarınız da kolaylıkla hala giyilebilir halde oluyor.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bir cuma günü, işten çıkmış onlarca insan gördüm yollarda. arabalarda, tramvayda, bisiklet üzerinde, yaya. her gün aynı saatte aynı yerde olan bi'dolu insan.
dişliler de böyledir ya, dedim içimden, bir saatin dişlileri. bir pil ömrü döner dururlar, her gün aynı saatte aynı yerde.

hayatın ne kadar sıradan olduğunu düşündüm.

beyaz boyalı evime döndüm, normal bir çay demledim, hiçbir özelliği olmayan bir bardağa doldurdum, tadı hiçbir şey gibiydi. tomardan beyaz bir kağıt seçtim, hepsi beyazdı halbuki.

sadece düz çizgiler çizmek istedim, birbirinden farksız, sıradan çizgiler. sonra çektiğim çizgilerin sayısı artmaya başlayınca fark ettim, çizgiler tek başına ne kadar sıradansa bir aradayken o kadar sıradışılardı.

o çizgilerin bir araya gelerek léon ile mathilda'ya nasıl dönüştüğünü de ne siz sorun ne ben söyleyeyim..

ekleme: ulus baker anısına..
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sanat ve arzu'yu okumayı bitirdiğimde tarih 12 temmuzu gösteriyordu, ulus baker'in ölüm yıldönümü.. 12 yıl evvel tam da bugün aramızdan ayrıldı diyordu okuduğum yazı.
ben tesadüflere inanan ve onları seven biriyim. sevdiklerimi de sonsuza dek yaşatmak isterim. tam da bu arzuyla kalemimi kağıdımı kaptım ve çizmeye başladım, ama bir farkla: ulus baker her bir çizgi ile benimle oracıkta iken her bir boşluk ile ait olduğu yerde idi.
ve işte yine bir tesadüf, arzuyla sanat biraraya gelmişti.
devamını gör...

oryantalizmi daha iyi anlamamız için 1994 yılında kenan doğulu'nun klibine bir göz atmamız gerekiyor. medeniyetler çatışması , çernobil patlaması,berlin duvarının yıkılması ve nihayet soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte yeni savaş alanı doğu olmuştur. doğuyu anlamak için filmlere bakmayalım kliplere bakalım.*
devamını gör...

zamanın akışı. varmış gibi geliyor ama zaman akmaz. zaman durgundur her an sürekli vardır. sizin 5 dk önceki haliniz yok olmadı hala var ve sürekli yaşanıyor ama başka bir zaman diliminde.sürekli derken tekrar etme durumundan bahsetmiyor, devamlılıktan bahsediyorum. yani zaman akmıyor. siz anlar içinde yer değiştiriyorsunuz.
devamını gör...

malesef yaşandıktan sonra televizyonlar da, sosyal medyada çok "keşke" ile başlayan paylaşımlar, konuşmalar olacak, ama nafile iş işten geçmiş olacak. deprem anında ki toplanma alanlarına bile bina dikmiş ülkeyiz biz, varın gerisini siz düşünün. keşke insan canı bu kadar ucuz olmasaydı.
devamını gör...

ilk kez 1862 yılında victor hugo'nun ülkemizde sefiller adıyla yayınlanan kitabıdır.
farklı yaşlarda farklı basım versiyonlarını okuduğum bu kitabın en sevdiğim basımı iletişim yayınlarından cenap karakaya'nın çevirisiyle iki cilt şeklinde yayınlanan versiyonudur.

iki ciltlik bu dev klasiği anlatan tek bir cümle seçmem gerekseydi aşağıdaki cümleyi seçerdim.


"ölmek bir şey değil; korkunç olan yaşamamaktır."
devamını gör...

neredeyse 3 günlük kısıtlamanın etkisi işte bu. insanlar evde oturmaktan sıkılıp ne yapacaklarını şaşırdılar. bundan sebep kartopuna vermiş kendini komşunuz. kısıtlama az daha uzasa 2 kat bina çıkar sanırım, kardan müstakil ev yapar. araba zaten hazır, yapılı. bi ev eksik. 2 araba büyüklüğündeki kar topunu da merak etmedik değil hani. yok mu bir fotoğrafı falan.
devamını gör...

mutlu insan görünce onların mutlu olmasına değil kendi mutsuzluklarına üzülen insanlardır. bir dönem benimde içinde bulunduğum insanlarda diyebiliriz. neyse ki hayatta hep kötü şeyler olmuyor. tüm iyilere, iyiliklerle gelenlere, güzel dostlara ve güzelliklere selam olsun.
devamını gör...

ilk defa ispanya iç savaşında kullanılan kullanılan bir tür yakıcı silah aracı. adını ünlü sovyet devlet adamı vyaçeslav molotov'dan alır. molotof, sovyetler birliğinin işgal girişiminde bulunduğu finlandiya için "biz finlandiya'yı işgal etmiyoruz, fin halkına yemek götürüyoruz" tarzı bir açıklama yapınca fin savaşçılar "yemekler için molotof beyefendiye teşekkür ederiz. biz de bu yardımseverliğin altında kalmamak adına kendisine bir kokteyl ısmarlıyoruz" diyerek sovyet tanklarını havaya uçurmaya başlarlar. bu devlet adamını meşhur eden bir diğer olay için (bkz: molotof-ribbentrop paktı).
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim