yere çöp atmayan, tükürmeyen, trafik kurallarına uyan, çevresine, doğaya, hayvanlara ve farklı görüşlere saygılı, empati yapabilen, okuyan, araştıran duyarlı insandır.
devamını gör...

bir imparatorluk. severim. biz türklerin tarihini süslemişlerdir. yok türk değillerdi, türk düşmanları onlar diyenler var fakat onları da anlıyorum. sonuçta bizim milletimize göre, türk düşmanı olmayan tek tük insan vardır. hani eskiden ırkçı türklerin bir lafı vardı, türkün türkten başka dostu yoktur diye. o laf da yalanmış, biz kendimizle de düşmanız. herhalde farklı gezegenlerden olan canlılar bizim memleketimize gelseler, onlarla çok iyi anlaşırız. çünkü türkün uzaylıdan başka dostu yokmuş. kendi gezegenimizdeki canlılar gibi, diğer gezegenlerdeki canlılarla da anlaşamazsak, işte şimdi yandık demektir.

osmanlının mısır gibi, yunanlar gibi, sümerler gibi tarihini çok severim. zaten sevilmeyecek gibi bir tarihi yok. 600 yıllık falan bir tarihten bahsediyoruz yani. bunun da öncesine gitsek, neyse. hani osmanlı'yı bile roma'ya dönüştürdüğümüzü gördüm ya, ölsem de gam yemem. zaten zamanında "kemalist olmanın gerekliliklerinden biri de osmanlı düşmanlığıdır!" lafını duyduğumda ölsem de gam yemeyeceğimi anlamıştım. acaba italya başkanı da kuruluş osman izliyor mu? en azından ertuğrul izlemiştir herhalde.

ha, osmanlı roma ise ne güzel. sezar'ı da türk tarihi olarak çocuklarımıza anlatırız. olmadı, sezara, sezar bin muzaffer el daima falan deriz. burda maksat dalga geçmek değil, tarihimiz şenlensin. neden hâlâ konunun aslını açıklamak yerine boş-boş alay ediyorum derseniz, açıklanacak bir şey yok. her devletin lideri, her imparatorluğun imparatoru yahut her krallığın kralı, kendinin "el muzaffer daima" olduğunu düşünmez mi zaten? demek istediğim tüm krallar, her zaman zafer kazanmak istemez mi. ha istemese bile, "biz her zaman zafer kazanacağız!" diye ordusunu, halkını gaza getirmez mi? bunu alıp, roma'ya bağlamak yürek ister.

diğer bir husus, fatih sultan mehmet'in kayzer-i rum unvanıdır. doğu roma, fatih sultan mehmet devrinde osmanlının yönetimi altına girdi. bu nedenden dolayı fatih sultan mehmet'in "kayzer-i rum" yani roma imparatoru unvanını kullanması normal değil mi? sonuçta fatih sultan mehmet'in yönetimi altına bilmem kaç yüz/bin yıllık roma girdi. normal yani, büyük bir olay bu. bu olaydan sonra da kayzer-i rum olarak anıldı. neden bu olaylar anlatılmıyor elaleme bir düşünün? osmanlı'dan halkı soğutmak, nefret ettirmek için. fatih sultan mehmet "bizans imparatoru" unvanını da almıştır. bunda garip bir şey yok. osmanlı birçok bölgeye hükmetmiş, hakim olmuştur. dolayısıyla padişahlar bir nevi artık sadece osmanlı'nın değil, hükmettikleri krallıkların, imparatorlukların da imparatoru haline gelmişlerdir. bunlar utançla değil, gururla anlatılması gerekilen şeyler. ya da bunun yerine 600 yıllık tarihimizi inkar etmeli ve türk tarihi daha 20'ci asırda başladı, o 600 yıllık tarih bizim değil falan demeliyiz. halbuki milletlerin en çok övündüğü şey tarihleridir. ki buna göre, biz türkler, tarihimizle, diğer milletlerden daha çok övünmeliyiz.

eklemek istediğim bir şey daha var, osmanlı'da "türk" kelimesi hakaret olarak kullanılırdı iddiası. osmanlı tarihçisi neşri, 1-ci murad'ın kendisini savaşa davet eden krala kızıp, "inşallah ona türk erliğini göstereceğim" dediğini söyler. osmanlı'nın üçüncü padişahı olan bu insan, "üçüncü romanın üçüncü padişahı olan bir türk düşmanı" olduğu için mi türk'ün gücünü göstermek istiyor. devlet adamı, divan edebiyatı şairi olan tacizade cafer çelebi, fatih sultan mehmet devrindeki osmanlı askerlerini muzaffer türk ordusu diye anıyor. yine 17. yüzyıl kaynaklarında, fatih sultan mehmet'in oğlu cem sultan, "türk'ün oğlu" diye anılır. demek ki o dönem tarihçileri, şairleri, padişahlarına hakaret etmeyi çok seviyorlarmış..

son olarak, bediüzzaman'ın da dediği gibi;

gözünü kapayan, yalnız kendine gündüzü gece yapar.

e öyle yani.
devamını gör...

(bkz: benim memurum işini bilir)
devamını gör...

hayaletlerden oluşan bir sözlüğün kitlesini test etme mücadelesidir.

artı oy merakı veya artı oy vermeyen yazarlara serzeniş midir bilmiyorum.
ben bu tanıma 1 artı oy gelirse hiç bir şey yapmam akışta dolaşmaya devam ederim.
devamını gör...

çok seri sırayla beğenilince üzülüyorum bir miktar ne yalan söyleyeyim. bir de uzun uzun tanımlarım var 3 sn'de okunup beğenilmesi mümkün değil. bazı cağnım yazarlar ise gerçekten okuya okuya beğenip oyluyor, böyle olunca içimden "ya senin kedi canını yerim ben vakit ayırıp okuyor musun?*" diye seviniyorum. *

beni seri beğenme kardeşim, beni oku öyle beğen.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

islam inancına göre yapılması gereken bir eylemdir. genelde nefse ağır gelir ancak ince düşünüldüğünde rabbin seni huzuruna çağırdığı için şukredersin. fiziksel olarak da faydası olan bir ibadet biçimidir. aynı zamanda namaz sonrası edilen dua insanı hafifletir, kalbindeki kaygıyı sıkılganlıgı hafifletir. her vakit abdest alıyor olmak insanı temiz tutar. yani düşünüldüğünde gerçekten büyük bir nimet. niye kıymetini bilmiyoruz, üzücü
devamını gör...

bu hususu her yerde söylüyorum. her ortamda her fırsatta. bir insanı derdine çözüm bulamayabilirsiniz ama onu dinleyerek onu rahatlatabilirsiniz. nasıl mı? sadece empati yaparak onu aktif dinleyerek. sadece yapmanız gereken kişinin anlattığı dertleri özet babında kendinizi onun yerine koyarak ilave düşünceler ile geri paylaşmak. insanın uzerinden yük kalkacak. rahatlayacak.yalnız hissetmeyecek. o yüzden çok onem verdiğim soru cumlesidir nasılsın? bu basit ama akabinde gelişecek konuşmalar * insanı iyi hissettirir. bu nasılsının üzerine düşelim. rahatlayalım.
merhaba saygideger yazar nasılsın? bu sorunu şöyle çözelim mi?
devamını gör...

ismet özel'in tahrik şiiri

mfö - milli park

devamını gör...

9 rus dağcının ural dağları'nda tahminen 2 şubat 1959 gecesinde korkunç ve gizemli bir şekilde öldüğü olaydır. olayı aydınlatmak için yüzden fazla teori uzmanlar tarafından incelense de hala bir sonuca varılamamıştır.

ural teknik üniversitesi'nden 9 öğrenci 28 ocak 1959'da ural dağları'nda iki haftaya yakın sürecek bir gezi için yola çıkarlar. planladıkları rota dağcılık literatürünün en zor sınıfındaydı fakat liderleri igor dyatlov başta olmak üzere tüm ekibin hem kayak hem de tırmanış tecrübeleri olduğu için bu zorluk onlara heyecan veriyordu.

deneyimlerinin ateşi hepsini ısıtmış, korkusuzca yola çıkmışlardı. planlanan gezi 12 şubat'a dek sürecekti. günler geçti, 12 şubat'a gelindi. gezinin son günüydü ve rotadaki son durak olan vizhai'ye ulaşacak olan ekibin spor kulüplerine telgraf çekmeleri gerekiyordu. grup lideri igor dyatlov tarafından kulübe ne bir haber gitti ne de bir telgraf çekildi. bir süre bekledikten sonra işin ciddiyetini kavrayan ekipler arama faaliyetlerine başlama kararı aldı. sadece dağcılar değil, güvenlik güçleri de bu arama için uçaklar ve helikopterlerle görev başındaydı. tamı tamına 6 gün sürdü umut dolu arama macerası.

arama çalışmaları sonucunda hedeflenen varış noktalarından tam 10 kilometre ötede tahrip edilmiş bir çadır bulundu. biraz ilerlediklerinde de kamp ateşinin yanında sadece iç çamaşırları olan iki cansız bedenle karşılaştılar. aramalar bu bölgede detaylandırıldığında çadırlar ve kamp ateşi arasında üç cansız beden daha bulundu. -30 derecede iç çamaşırlarıyla bulunan dağcıların tüm kıyafetleri, içten yarılarak parçalanmış çadırın içerisinde sapasağlam durmaktaydı. çadırdan normal bir şekilde çıkmamışlardı.

grubun diğer 4 üyesi halen kayıptı, 2 ay boyunca aramalar devam etti. umutlar tükendiği sırada onları da benzer şekilde buldular. ilk cesetlerden ortalama 75 metre uzaklıkta bulunan 4 dağcının cesetleri ise diğerlerine nazaran iyi giyimliydi. ilginç olan şu ki dağcılar kendi kıyafetlerini değil, birbirlerinin kıyafetlerini giymişti. bu da dağcıların büyük bir panikle ne yaptıklarını bilmez halde oldukları kanısını pekiştirdi.

ölüm sebepleri ilk başta hipotermi olarak belirlense de neden bu durumda kaldıkları çözülemedi. cesetlerde bazı darbe izleriyle karşılaşılsa da hiçbiri iz bırakmamış ve daha önemlisi hayati etki yaratacak cinsten değildi. bazılarının ise gözleri ve dili yerinde olmamasına rağmen hiçbirinde yara izi bile yoktu. herhangi bir kazadan ya da bir saldırıdan söz etmek mümkün değildi fakat yapılan incelemeler hepsinde bir çeşit travma olduğunu kesinleştirir. onları böylesine korkutan şey neydi?

tüm cesetlerin rengi kahverengi ve siyah tonları arasında bir renkteydi. cesetlerde görünen hasarın bir insan tarafından verilemeyeceği düşünüldü ve kgb araştırmalara başladı. kıyafetlerde rastlanan radyoaktif kalıntılar işleri iyice karmaşık bir noktaya getirdi; çünkü alanda, yakın çevresinde ve uzak çevresinde onlardan başka insan izine rastlanmamıştı.

1959'da kgb dosyayı olayın bilinmeyen bir sebeple gerçekleştiği gerekçesiyle apar topar arşive kaldırdı ve yeni araştırmaların önünü kapattı.

üzerine onlarca kitaplar yazıldı. sovyet yönetiminin gizli bir nükleer silah denemesi olduğu söylentisi bile ortaya atıldı. hatta bazı komplo teorileri dünya dışı varlıkları bile her ne kadar inanması zor olsa da bu olaya dahil etti. olayın gerçekleştiği bölgeye yakın bir yerleşim yerinde yaşayan mansi isimli yerel halktan da şüphelenildi. ancak yapılan araştırmalar ve uzun süren mahkemeler sonucunda mansi halkı hiçbir kuşkuya sebep vermeyecek şekilde aklandı. devlet mansi halkından özür diledi.

her ne olursa olsun aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuca varılamadı. dyatlov geçidi vakası, olaydaki bütün sebep-sonuçların bulunan hiçbir kanıtla uyuşmadığı gizem dolu bir vaka olarak günümüzde merak edilmeye devam ediyor.
devamını gör...

sevimli, geleneksel selamlaşma başlığı. günaydın sözlük günaydın. tam kapanma bitti hadi gözümüz aydın. * (bkz: umutsuzluk)
devamını gör...

vega - ankara
devamını gör...

mahmut tuncer, demek ki zamanında ülke olarak ne kadar yokluktaysak bu adamı türkücü olarak kabul etmişiz. bence ülkede tanımayan yok bunu ama türkülerini seven kişi sayısı da azdır.
aynı şekilde alişan. adamda oyunculuk da yok ses de yok ama her yerde karşımıza çıkıyor.
devamını gör...

çok heves edip gelmiştim buraya, çünkü okumayı seven birisiyim bu yüzden bir şeyler yazmak beni çok cezbediyordu. ayrıca günlük hayatımda bazen bir şeyler anlatmak istiyorum ya da anlatıyorum ancak beni kimsenin dinlemediğini görüyorum ve açıkçası bu benim hevesimi kırmıyor da değil. buraya geldikten sonra yazdıklarıma değerli zamanlarını ayırarak tanımlarımı okuyan insanların olması beni çok mutlu etmişti ve etmekte. tabi bazı zamanlar hiçbir şey yazmadığım zamanlar oldu da kişisel sebeplerden ötürüydü.

şimdi düşünüyorum burada yazmamın asıl nedenini, internet ortamı da olsa bir şekilde yazmaya, çizmeye ve kendimi ifade etmeye çalışıyorum. zaten günlük hayatımda konuşarak kendimi pek ifade edebildiğimi düşünmüyorum. sanırım bazı insanlar konuşarak bazı insanlar da yazarak daha iyi anlaşılırmış. benim içinde bulunduğum durum da sanırım bundan mütevellit. derslerimde öğrendiğim ya da ekstra öğrendiğim bilgileri buraya aktarmaktan keyif alıyorum. ya da herhangi bir konuda yazmaktan... farklı bir deneyim kazanmak istemiştim ve bundan memnunum.
devamını gör...

bunu ateistler bu kadar düşünmüyordur. zira iyilik karşılık beklenerek yapılan bir şey değildir.

yaparsın ve kendini iyi hissedersin o kadar.

bunun ateisti, hristiyanı, yahudisi mi oluyormuş birde?
devamını gör...

komşunun çocuğu benden zeki değil.
devamını gör...

hüsnü arkan'ı çok severim. bende güzel anısı ve yeri olan nadide ses...
geceye ondan bir şarkı bırakayım, sevdiklerimden...

beyoğlu'nda bi tramvay
raydan çıkmış vay
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah
vay ki ömrüme vay


devamını gör...

huzur olmadan mutluluğu hayal edemiyorum.
devamını gör...

katıldığım önerme. zaten önemsiz görüldüğü için engellenmiştir.
devamını gör...

ya "cuk oturmuş", "lafı ağzımdan almış" dediğim ya da kahkaha attığım zaman yaptığım şeydir.
devamını gör...

namı diğer mühendis oktay. 14 aralık 1991 yılında beşiktaş-galatasaray arasında ali sami yen stadında oynanan maçtan sonra, boynunda siyah beyaz atkısı olduğu için galatasaraylı holiganlarca darp edilerek ve atkısından sürüklenerek öldürülmüştür. bu olay türkiye'deki tribün terörü açısından dönüm noktalarından birisi olmuştur. üç büyüklerin taraftar grupları bir araya gelerek, bazı noktalarda asgari müştereği bulmaya çalışmışlardır.

peki ben bu başlığı niye açtım? bugün ferhan abi ile ilgili haberi gördükten sonra mühendis oktay düştü aklıma. orada yazılan çizilen bazı yorumlar can sıkıcıydı. 4 tane kendi bilmez kalkmış bir halt yemiş. onların yedikleri haltın aynısını bu yorumları yapanlarda yiyiyordu. nasıl ki, mühendis oktay'ın katli, galatasaray camiasına ve tüm galatasaraylılara fatura edilemezse, üç beş kendini bilmezin yaptığı da beşiktaşlılara ve beşiktaş camiasına fatura edemezsiniz. orada tiner vesaire tarzı espri kasan arkadaşlara şunu söylemek isterim; kuvvetle muhtemel tevellütünüz, türkiye'deki tribün terörünü yaşayıp, görmenize imkan vermedi. espri yaptığınız, gereksiz duyar kasmaya çalıştığınız bu tarz şeyler yüzünden çok can yandı. bazı konularda 3 düşünüp bir yazmak lazım. aklı selim yazmaya çalışmak lazım. bu işlerin geyiği olmaz. yapılan yorumları görünce şunu da anlamış olduk; tineri biz çekiyoruz ama kafasını siz yaşıyorsunuz sanırım (!)

ez cümle, böyle sapkınlıkların ırkı, dili, dini, takımı vesairesi olmaz. psikopat her şekilde psikopattır. biz kimseye ,rambo okan ya da haznedar grubu muamelesi yapmıyorsak, sizde aklınızı başınıza devşirip ona göre yazıp çizmek zorundasınız. bu sözlükte yığınla beşiktaşlı yazar var. biraz özenli olun.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim