redaksiyon
bir metnin dil ve anlatım, imla, üslup, biçim konularında düzeltisini yapma işi. bu işi yapan kişiler redaktör olarak isimlendirilir. redaktör kişi kimi zaman editörün sorumluluğunda olan işleri de üstlenir.
akademik metinlerde, edebi metinlere nazaran daha rahat yaptığım iş. en azından zaman çekimi, üslup değişiklik göstermiyor ve soyut ifadelerle oldukça nadir karşılaşıyorum. akademik metinlerde standart bir dil olduğu için görece beyin karıncalanmadan halledilebilir buluyorum. edebi metinde düzelti yaparken ise adeta uykularım kaçıyor. metni anlam kaybına uğratmadan düzeltme kaygısıyla kıvranıyorum resmen. kimi metinleri redakte etmek ise hakikaten yeni baştan yazmaktan farksız olabiliyor. bu sebeple yazarının anlatmak istediğini özümsemeden düzelti yapılması ortaya çıkan iş iyi olsa dahi istenenin dışında bir sonuç doğurabiliyor.
akademik metinlerde, edebi metinlere nazaran daha rahat yaptığım iş. en azından zaman çekimi, üslup değişiklik göstermiyor ve soyut ifadelerle oldukça nadir karşılaşıyorum. akademik metinlerde standart bir dil olduğu için görece beyin karıncalanmadan halledilebilir buluyorum. edebi metinde düzelti yaparken ise adeta uykularım kaçıyor. metni anlam kaybına uğratmadan düzeltme kaygısıyla kıvranıyorum resmen. kimi metinleri redakte etmek ise hakikaten yeni baştan yazmaktan farksız olabiliyor. bu sebeple yazarının anlatmak istediğini özümsemeden düzelti yapılması ortaya çıkan iş iyi olsa dahi istenenin dışında bir sonuç doğurabiliyor.
devamını gör...
antidepresan etkisi gösteren şeyler
denize sıfır bir balık restoranında bir akşam yemeği.
devamını gör...
yazarların doğduğu sene gerçekleşmiş önemli olaylar
kar yağmış.
doğduğum günün gazete manşeti kar yağısıyla ilgili. yok öyle büyük bir felaket de olmamış. çiğ düşmemiş. ya da kış yaşanmayan bir ülkede de doğmamışım. mevsim de zaten kış. “dondurucu soğuklar geliyor” da haberin devamı. hiç mi sorunu yokmuş ülkenin? bir acayip durum.
doğduğum günün gazete manşeti kar yağısıyla ilgili. yok öyle büyük bir felaket de olmamış. çiğ düşmemiş. ya da kış yaşanmayan bir ülkede de doğmamışım. mevsim de zaten kış. “dondurucu soğuklar geliyor” da haberin devamı. hiç mi sorunu yokmuş ülkenin? bir acayip durum.
devamını gör...
ışık eğrisi
bir yıldızın zaman içerisindeki parlaklık değişimini gösteren grafik.
çok çeşitli şekillerde çıkabilir karşımıza. aşağıda örneklerden bir tanesini görüyorsunuz:

(görsel, cosmos.esa. int'ten alıntıdır.)
burada grafiğin dikey ekseni yıldızın parlaklığını gösterirken, yatay ekseni değişim evresini, yani zamanı gösterir.
çok çeşitli şekillerde çıkabilir karşımıza. aşağıda örneklerden bir tanesini görüyorsunuz:

(görsel, cosmos.esa. int'ten alıntıdır.)
burada grafiğin dikey ekseni yıldızın parlaklığını gösterirken, yatay ekseni değişim evresini, yani zamanı gösterir.
devamını gör...
yoldaş benjamin’in gerçek adının bünyamin olması
eğer öyle ise hi my i run’ın adının ayran olması gerekiyor.
devamını gör...
kızların espri yapmayı becerememesi
çok güzel espriler yapıyoruz ama kimseye sövmeden ve zarar vermeden.
devamını gör...
30 yaşından küçük yazarı ciddiye alamamak
hep gülüyorlar zaten bana... ciddiye alan görmedim ki. biz de zaten ciddi abileri sevmiyoruz... maksat hoşbeş olsun, yaman şakacısın delikanlı diyip favlıyolar sağolsunlar...
devamını gör...
çocukken en sevilen abur cubur
takımların topitopları olurdu. fenerbahçeli, beşiktaşlı ve galatasaraylıydı. o zamanlar ülkede sadece bu 3 takım var zannederdim.
bu topitopları yeyince dilim rengarenk olurdu. mavi, sarı, siyah, kırmızı. motorumuzun aynasından durmadan dilime bakardım.
neden büyüdük?
bu topitopları yeyince dilim rengarenk olurdu. mavi, sarı, siyah, kırmızı. motorumuzun aynasından durmadan dilime bakardım.
neden büyüdük?
devamını gör...
mesaja dönmeyen insan
saygısız insandır. size bir soru soruluyorsa veya haliniz hatrınız soruluyorsa ve siz ona cevap vermiyorsanız afedersiniz kendini bir bok zanneden insansınızdır.
devamını gör...
vikings
bugün final yaptım. izlediğime pişman değilim. fakat dizinin ilk bölümleri ile şu anki hali arasında alaka yok. özellikle sonradan uzatılan dizilerde hep görülen plansız karakter ekleyip çıkarma ve neden olduğu belli olmayan olaylar dizide fazlaca vardı. son sezon biraz saçma bitti tatmin eden bir final olmadı. rusları büyüttüler adamlar 2 savaşta telef oldu ki savaşların ilki yarım yamalak gösterildi ama ikincisi hiç gösterilmedi. ruslarla final yapabilecekken durduk yere ingiltereyi işin içine kattılar. ayrıca son sezonun ikinci yarısı birden karakterlerin hepsi "hadi ölekte gidek" kıvamına geldi. sonuç olarak yine aksiyon anlamında idare eder kıvamındaki dizi berbat bir final yaptı.
genel olarak diziyle ilgili eleştirilerim (ilk bölümleri izleyeli bayağı olduğu için detaylı hatırlayamıyorum)
vikinglerdeki ciddi sadakatsizlik sorunu. biri geliyor ben buranın reisiyim diyor hobaa herkes bir anda fedaisi oluyor. ertesi bölüm başkası geliyor bu sefer ona. aşırı rahatsız edici oluyordu.
önemli gibi gösterilip hiçbir halt olmadan birden ortadan kaybolan karakterler. şimdilik aklıma gelen sigurd (o kadar yılan gözlü bilmemne dediler hiçbir şey yapamadan telef oldu gitti), çinli kadın ve köye erkekler yokken gelip kadınlarla hasret gideren yarı tanrı kılıklı adam. ayrıca ingiltere bölümlerinde bir bishop çıkmıştı. adamın önceki sezondan haberini verdiler falan toplasan yarım sezon durmadan öldü gitti.
hvitserk kafayı yedi, ıvar sevdiği kızı yakınca kinlenmişti iyice kızı rüyasında falan görüyordu dedim bu ivarı fırsat bulunca gebertir cümle alem rahatlarız. herşeyi unuttu gitti yancısı olup çıktı herifin.
bjorn un yaptığı akdeniz turu, adam akıllı bir şey göremeden hiçbir şey yapmadan döndüler.
son sezonda bütün dizi boyunca umursamazca adam kesen herifler bir anda tövbe etti. hele ubbe ve floki izlanda meselesinde şu uyuz herifleri kesmedi ya sinir krizi geçirdim.
rusyadaki olaylar baştan savma oldu. prens oleg bir anda hiç savaşmadan şehri bıraktı gitti.
vikinglerin amansızca adam kesmekten ziyade ticari yönlerinide gösterseler hiç fena olmazdı.
ve daha birçoğu, izleyenlerin zaten farkında olacağı.
genel olarak diziyle ilgili eleştirilerim (ilk bölümleri izleyeli bayağı olduğu için detaylı hatırlayamıyorum)
vikinglerdeki ciddi sadakatsizlik sorunu. biri geliyor ben buranın reisiyim diyor hobaa herkes bir anda fedaisi oluyor. ertesi bölüm başkası geliyor bu sefer ona. aşırı rahatsız edici oluyordu.
önemli gibi gösterilip hiçbir halt olmadan birden ortadan kaybolan karakterler. şimdilik aklıma gelen sigurd (o kadar yılan gözlü bilmemne dediler hiçbir şey yapamadan telef oldu gitti), çinli kadın ve köye erkekler yokken gelip kadınlarla hasret gideren yarı tanrı kılıklı adam. ayrıca ingiltere bölümlerinde bir bishop çıkmıştı. adamın önceki sezondan haberini verdiler falan toplasan yarım sezon durmadan öldü gitti.
hvitserk kafayı yedi, ıvar sevdiği kızı yakınca kinlenmişti iyice kızı rüyasında falan görüyordu dedim bu ivarı fırsat bulunca gebertir cümle alem rahatlarız. herşeyi unuttu gitti yancısı olup çıktı herifin.
bjorn un yaptığı akdeniz turu, adam akıllı bir şey göremeden hiçbir şey yapmadan döndüler.
son sezonda bütün dizi boyunca umursamazca adam kesen herifler bir anda tövbe etti. hele ubbe ve floki izlanda meselesinde şu uyuz herifleri kesmedi ya sinir krizi geçirdim.
rusyadaki olaylar baştan savma oldu. prens oleg bir anda hiç savaşmadan şehri bıraktı gitti.
vikinglerin amansızca adam kesmekten ziyade ticari yönlerinide gösterseler hiç fena olmazdı.
ve daha birçoğu, izleyenlerin zaten farkında olacağı.
devamını gör...
ot gibi yaşadığı halde günlük tutan birey
derin bir iç dünyası olsa gerek. hayalleri, düşünceleri ,kendini gözlemlemesi ,farkındalığı. oturup bugün kalktım çay içtim peynir yedim yazacak hali yok .
devamını gör...
hiçbir yere ait olamamak
zaman zaman sorunlardan uzak tutsa da, çoğunlukla kocaman bir boşluk içinde yaşamaya sebep olan.
devamını gör...
erdal bakkal
dünyaya fatura ödemek için geldiğimiz kendisine daha önceden söylenseydi gelmeyecek olan , süper marketlere karşı direnen , patavatsız ve bir o kadar da paragöz olan şimbilli.
devamını gör...
geceye bir hayat dersi bırak
malum sözlükte küfür argo yasak olduğundan dolayı 4s kuralı olarak özetleyebilirim. bu sözü ilk duyduğumda hadi oradan demiştim. gayet de komik gelmişti. yaşayarak gerçek olduğunu ayrıca hiç de komik olmadığını öğrendim. sevin, çok sevin sevmek çok güzel ama ne olursa olsun karşıdaki insana ne kadar sevdiğinizi belli etmeyin. yoksa ikinci s işlemeye başlar.
devamını gör...
yetenek diye bir şeyin olmaması
yanlış önerme. yetenek diye bir şey vardır, aksine ''yeteneksiz'' insan yoktur.
her şey belki parayla satın alınabilir insanoğlu için, çok az şey vardır asla satın alamayacağınız onlardan biri de yetenektir.
herkes keman çalamaz, herkes piyano çalıp üstüne virtüöz olamaz. eğer müzik kulağı yoksa fazıl saydan ders alsa ne olur...
bu onun sadece o konuda yeteneğe sahip olmadığını gösterir. müzik aleti çalmak yerine kimi resim yapar, kimi teknolojiyle ilgili konularda normalin dışında yeteneğe ve ilgiye sahiptir. eğer yeteneksiz olduğunuzu düşünüyorsanız da emin olun yalnızca keşfedilmedi içinizdeki o yaratım gücü, enerjisi.
çok bilindik bir klişe vardır; eğer bir balığı ağaca çıkmakla sınıyorsanız o hayatı boyunca yeteneksiz ve aptal olduğunu sanacaktır diye... tam böyledir aslında sistem bizi sadece hükümetlerin çıkarlarına yönelik tarihi ezberlememize, düşünmemize vakit bırakmayacak yoğunlukta matematik problemleri çözmemize yönlendiriyor. toplumsal olarak da aklıselim insanlar olmadığımız için de çocuklarımıza ''öğrenilmiş'' hobileri tanıyoruz sadece. belki de bu şansı dahi tanımıyoruz. matematikten 40 net yapmasını soyut bir resim yapmasına yeğliyoruz. çünkü soyut resmin değil, 40 net sonunda çizilen bir kariyerin ileride bir ev kredisi almaya değer görüleceğine bizi inandırdılar. çocuklarımıza yeteneklerini keşfetmeleri için imkan tanımaz olduk ne yazık. bu yüzden sanırım birçoğu kendini yeteneksiz görüyor ya da yeteneğin yalnızca parayla elde edilebileceği yanılgısına kapılıyor. halbuki yetenek tüm dış etkenlerden bağımsız biraz da içgüdüsel var olan bir olgu.
yeteneğin, sistemin, toplumun aymazlığının üzerine 10milyon cümlelik entry yazabilirim, biri beni durdursun. yine millete durduk yere buzdolabı taşıttık iyi mi! :)
her şey belki parayla satın alınabilir insanoğlu için, çok az şey vardır asla satın alamayacağınız onlardan biri de yetenektir.
herkes keman çalamaz, herkes piyano çalıp üstüne virtüöz olamaz. eğer müzik kulağı yoksa fazıl saydan ders alsa ne olur...
bu onun sadece o konuda yeteneğe sahip olmadığını gösterir. müzik aleti çalmak yerine kimi resim yapar, kimi teknolojiyle ilgili konularda normalin dışında yeteneğe ve ilgiye sahiptir. eğer yeteneksiz olduğunuzu düşünüyorsanız da emin olun yalnızca keşfedilmedi içinizdeki o yaratım gücü, enerjisi.
çok bilindik bir klişe vardır; eğer bir balığı ağaca çıkmakla sınıyorsanız o hayatı boyunca yeteneksiz ve aptal olduğunu sanacaktır diye... tam böyledir aslında sistem bizi sadece hükümetlerin çıkarlarına yönelik tarihi ezberlememize, düşünmemize vakit bırakmayacak yoğunlukta matematik problemleri çözmemize yönlendiriyor. toplumsal olarak da aklıselim insanlar olmadığımız için de çocuklarımıza ''öğrenilmiş'' hobileri tanıyoruz sadece. belki de bu şansı dahi tanımıyoruz. matematikten 40 net yapmasını soyut bir resim yapmasına yeğliyoruz. çünkü soyut resmin değil, 40 net sonunda çizilen bir kariyerin ileride bir ev kredisi almaya değer görüleceğine bizi inandırdılar. çocuklarımıza yeteneklerini keşfetmeleri için imkan tanımaz olduk ne yazık. bu yüzden sanırım birçoğu kendini yeteneksiz görüyor ya da yeteneğin yalnızca parayla elde edilebileceği yanılgısına kapılıyor. halbuki yetenek tüm dış etkenlerden bağımsız biraz da içgüdüsel var olan bir olgu.
yeteneğin, sistemin, toplumun aymazlığının üzerine 10milyon cümlelik entry yazabilirim, biri beni durdursun. yine millete durduk yere buzdolabı taşıttık iyi mi! :)
devamını gör...
ülkeler sözlük yazarı olsaydı alacakları nickler
abd-dış güç
devamını gör...
tek başına mutlu olabilen insan
herkeste olması gereken bir özelliktir. eğer kişi tek başına mutlu olamıyorsa hayatına aldığı insanlara bağımlı hale gelir. bu da kimle olursa olsun sağlıksız bir ilişkiye sebep olur. tek başına mutlu olabiliyorsa kişi, hayatına bu saatten sonra alacağı insanları sadece mutluluğunu artırmak ve paylaşmak için alıyordur. böyle insanlar kolay kolay kaybetmez. içlerinde olduğum ve olduğum için mutlu olduğum gruptur. kendi kendime eğlenebiliyorum yahu, daha ne olsun.
devamını gör...
kadınların mutsuzken saçını kesmesi
bu şekilde motive oluyor olabilirler.
belki sadece değişiklik yapmak içindir.
göreceli bir durum, esas gerçeğe ulaşmak zor.
belki sadece değişiklik yapmak içindir.
göreceli bir durum, esas gerçeğe ulaşmak zor.
devamını gör...

