insanların umudunuzu kırması yüzünden başa gelen durumdur.

bunlardan bir b*k olmaz dersiniz artık. güvenmek uğraşmak muhatap olmak istemezsiniz.
hemen hemen her insan hayatının bir noktasında bu duyguyu yaşar ve insanlardan umudu keser.
kendini dağa taşa verir alkole verir kedi besler köpek besler insanlardan kaçmaya çalışır.
devamını gör...

günaydın sözlük, günaydın diğerleri.

çekilin önümden, çok işim var bugün çok..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ulan adamlar akp zihniyetiyle ülke yönetiyor bu arkadaş sözlük yönetilmez diyor.

haykırdığım başlıktır.
devamını gör...

istanbul kınalıada
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: bir alana ikincisi yine aynı fiyata)
devamını gör...

fransızca kökenli bir sözdür. anlamı asla birlikte olma ihtimalinin olmadığı, imkansız olan bir aşkın verdiği acıyı/üzüntüyü ifade etmektedir.
-imkansız gözüyle bakılan her aşkın, acısını daima yaşayan kimseler eminim sevecektir.
devamını gör...

orman
ağaç
temiz hava

bu üçlünün mutlak bir şekilde terapötik etkisi var.
devamını gör...

hemen herkesin hayatında bir kere denk geldiği, ancak birlikte olmanın da mümkün olmadığı kişidir.

herkesin bir kere aklından geçmiştir. aklından geçmeyen varsa da o kişiyle henüz karşılaşmamıştır.
devamını gör...

günaydın sözlük. yapacak hiçbir iş yokken erken kalkmak işkence.
üstelik çok yorucu geçen bir günün sabahında.
ama vücudum beni dinlemiyor, aha şöyle:
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

asitli içecekler, aşırı yağlı yiyecekler (bkz: poğaça)(bkz: mıhlama).
devamını gör...

yarın sınavı var güzel kalplinin. dönüp geldiğinde kocaman ailesini onu kucaklayacak. uçan balonları hazır ettim. beklemedeyim..
devamını gör...

bir sahâbî. hudeybiye barış antlaşması, medineli müslümanlar ile mekkeli putperestler arasında yapıldı. antlaşma hz. muhammed'in onayıyla yapılmasına rağmen, şartlar görünüşte müslümanların aleyhineydi. hz. ömer gibileri buna tepki gösterdi, müslümanlar hayal kırıklığına uğrayıp küçük düşürülmüş hissettiler. işte bu antlaşmanın maddelerinden biri de şuydu:

mekkeli biri hz. muhammed'in yanına kaçarsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek. ama bir müslüman kaçarak mekke'ye sığınırsa, iade edilmeyecek.

işte bu madde, antlaşmadaki müslümanları en üzen maddelerden birisiydi. maddeler yazılmış fakat henüz imzalanmamıştı. tam bu sırada beklenmedik bir anda, ayakları zincire vurulmuş bir genç, zinciri sürükleye sürükleye hz. peygamber'in yanına geldi. bu, daha müslüman olmamış olan(henüz müşrik olan) süheyl bin amr'ın oğlu hz. ebu cendel'di. hz. ebu cendel, sırf müslüman olduğu için müşrikler tarafından zincire vurulmuştu. süheyl, oğlu hz. ebu cendel'e işkence etmişti.

süheyl, hz. ebu cendel'i görünce çok sinirlenip üzerine yürüdü. elindeki dikenli budaklı ağaç dalıyla yüzüne vurmaya başladı. sonra şöyle dedi:

ey muhammed, anlaşmamız gereceğince bana geri vereceğin ilk kişi budur.

hz. muhammed, henüz anlaşmanın imzalanmadığını söyledi ve onu anlaşma hükmünün dışında tutması ricasında bulundu. ama süheyl bunu kabul etmedi. eğer oğlunu geri vermezse anlaşmayı imzalamayacağını söyledi. bunun üzerine hz. muhammed onu iade etti ve anlaşma imzalandı.

süheyl oğlunu tutup çeke çeke götürmeye başladı. hz. ebu cendel müslümanlara hitaben şöyle feryat ediyordu:

ey müslümanlar! müslüman olarak yanınıza gelmiş olduğum hâlde, siz beni müşriklere geri iade mi ediyorsunuz?! işkenceye uğratıldığımı bilmiyor musunuz?! ey müslümanlar! siz bana işkence yapsınlar, beni dinimden döndürsünler diye mi müşriklere geri veriyorsunuz?!

müslümanlar onun bu feryadına dayanamayıp gözyaşlarını tutamadılar. hz. muhammed, hz. ebu cendel'in yanına yaklaştı ve onu şöyle teselli etti:

ebû cendel! bunlarla aramızda yazılan barış yazısı tamamlanmıştır. az daha sabret, allah'tan bunun sevabını bekle. şüphesiz ki, yüce allah senin için de, senin yanında bulunan zayıf ve kimsesiz müslümanlar için de bir çıkış yolu ve bir genişlik yaratacaktır. biz şu kavimle bir barış anlaşması yapmış, kendilerine allah adına söz vermiş bulunmaktayız. onlara verdiğimiz söze vefasızlık edemeyiz.

bundan sonra hz. muhammed, süheyl'den, ebu cendel'i bırakmasını tekrar rica etti. süheyl bunu kabul etmeyince, "öyleyse onu himayene al." buyurdu. süheyl, hz. muhammed'in bu isteğini de reddetti.

fakat süheyl ile birlikte gelen mikraz bin hafz ile huvaytıp bin abduluzza şöyle dediler:

ya muhammed, senin hatırın için onu biz himayemize almaktayız. ona işkence yaptırmayacağız.

fakat daha sonra birçok sahabilerle birlikte hz. ebu cendel de kaçtı. ve kureyşlilerin ticaret yollarını kesip müşrikleri perişan bir hale soktular. en sonunda müşrikler, hz. muhammed'e şöyle haber gönderdiler:

allah aşkına, akrabalık aşkına sen onlara haber sal da bundan böyle her kim senin yanına gelirse, o emniyet ve selamettedir, o geri çevrilmeyecektir.

hz. muhammed bunu mektupla bildirdi. ve hz. ebu cendel ve diğerleri de bunun üzerine medine'ye döndüler.

süheyl bin amr da müslüman, sahâbî olmuştur. geç müslüman olmanın üzüntüsünü hisseder ve kur'an dinlerken ağlardı.
devamını gör...

sen önce sümüğünü çekip uzun pantolon giymeye başla, sonra kime ne diyeceğini beraber düşünürüz.
devamını gör...

boyle olmak kesinlikle isterdim ama agzimi tutamama gibi bi huyum var. soylemeyince içime dert oluyo ama soyleyincede degişmiyo bu durum yine dert oluyo. acaba anlattigim şeyde kötü düşündü mü niyeti kötü mü olucagi varsada olmucak mu vs vs.. sonrasi ise anlattigima pişman oluş ve kapanış...
devamını gör...

milattan önce 4'üncü yüzyılda yaşamış olan yunan filozofu. tanınmış ilk zooloji bilginidir. kendisine zoolojinin babası da denmiştir. hayvanları ilmi bir sınıflandırmaya tabi tutan ilk bilim adamıdır.
devamını gör...

hayal edelim, küçük bir çocuk. deneme-yanılma yöntemi ile doğru ve yanlışı öğreniyor. doğru yapınca aferin; yanlış yapınca günah, deniyor. günah işleyenlere ne olur, diye sorunca da cehennemde yanar, yanıtını alıyor. bu yüzden bence; tanrı, bizi cezalandıran biriydi ve kaşlarını çatıp yukarıdan bizi izliyordu.
bir de çocuk halimle nereden bulup okuduysam bir dini ansiklopedide (sanırım o ara gazetelerin kupon karşılığı dağıttıklarından biri idi.) günahların karşılığı olarak tasvirler vardı. mesela yalan söyleyenlerin dili yerlerde sürünecek kadar kocaman ve irinli olacaktı. hayal etmesi şimdi zor, kendim kadar bir dil ağzımdan çıkmaz gibi ama o zaman zihnim tahayyül ediyordu. sonra hangi günahtı pek emin değilim ama etlerimiz parça parça dökülüyordu.
böyle işte... konudan komşudan, yaşlı akrabalardan duyduğum hep günah işlediğimdi. ee tanrı da beni cezalandıracak kişi. bir de çok merhametli olduğu için cezalarımızı çekince yine de bizi cennetine alacaktı.
oysa isterdim ki tanrı sadece sığınacağım, güveneceğim, dualar edeceğim biri olarak aktarılsaydı. yine büyüyünce hayal kırıklığım olurdu belki ama en azından çocukluk anılarımdaki tanrı, insanları seviyor olurdu.
devamını gör...

pelin esmer'in biraz tren, biraz şiir filmi. barış bıçakçı ile beraber senaryosunu da yazmıştır.

--! spoiler !--

film, iki kadının hikayesiyle başlar. canan, hayatının nereye gittigini kontrol edemez, biraz öyle savrulup giden bir karakter iken, leyla hayatın kenarında durup yaşamadan yaşamı seyreden bir tiptir. leyla, işte o canan'ı hemen tanır bu yüzden de. içindeki gelgitleri tanır. şair ya, illa hikayeyi görür, peşini de bırakmaz.
canan'ın o kararsızlığı film boyu sürer. leyla ise çok az hareket eder o ırmağın kenarındaki yerinden ve ancak yavuz'la oturup konuştuğunda ayağını bir parça daldırır o nehre. o da, ufacık bir dalga yarattı mı bilmeden bitiririz filmi. leyla yavuz'u ikna etmeye, fikrini değiştirmeye çalışmaz da, yavuz'un da hikayesini öğrenme derdine düşer gibi gelir bana. hayatı yaşamak yahut bitirmek yavuz'un kararıdır. kalkıp o yavuz'a yol göstermek haddini görmez kendimde. severim bu halini.

leyla'nın yavuz'a söylediği her şeyi şuraya topluyor barış bıçakçı:

"yaşamak çukur yerlere doluyor diyorlar
bu yüzden yıkıntıya dönüşse de yaşıyormuş insan
ama hep yıkıldığımız yeter sevgilim, biraz da kekik toplayalım
kıymetini bilmediğimiz şeyler var"

yavuz ne der bize söylemez pelin esmer. sen ne dersen o olsun der. ben derim ki o yavuz dese dese şunu demiştir:
"ama baktım sen rüzgârsın sevgilim
kitapları bir başından bir sonundan okuyorsun
başucunda bir bardak su
beni başucumda bir bardak su gibi avutuyorsun"


--! spoiler !--
devamını gör...

kalem pil kullanılması gereken bir cihazınız var ve elinizde sadece ince pil varsa alt ve kanerlarda kalan boşluğu aluminyum folyoyla doldurun.
devamını gör...

görmek istem'i'yen bakmayacak kardeş. kıllarımızı almak zorunda değiliz neksfiliş akım yapınca oke anadolu yiğidosu yapınca auuuuuv.
devamını gör...

bir kavga sonucu kavga çıktığı için pişman olan insanlardan birinin kullandığı cümledir.

kavganın uzlaştırılması için önemli bir adımdır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim