dayatılmış iyilik
ahlaki açıdan istenerek yapılmış kötülük'ten yeğ değildir diye düşündüğüm, baskı altında, özgür iradenin devre dışı kaldığında yapılan iyilik türüdür.
ayrıca dayatılmış iyiliğin, amel defterinize sevap puanı olarak geçebilececeğini de düşünmemekteyim.
ayrıca dayatılmış iyiliğin, amel defterinize sevap puanı olarak geçebilececeğini de düşünmemekteyim.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
athena-senden,benden,bizden.
devamını gör...
otağ
ateş anlamına gelen ot/od sözcüğünden türemedir. tam olarak oda kelimesinin arkaik biçimidir. odak ve ocak kelimeleri de bu kelimenin evrilmiş hâlidir. tüm bu sözcüklerin tüketilmesindeki temel mantık ise eski türklerin yurtlarının (yurt=çadır) odağında (merkezinde) tüten ve yurda hayat veren ocağın odudur.
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
devamını gör...
geceye tek bir başyapıt film bırak
the shawshank redemption
devamını gör...
normal sözlük discord’unda sallamayan adam olmak
acıtır. net. 4 kadın 5 erkek. ve o talihsiz beşinci bendim. sözlüğümüzün daha ileri gitmesini tartışacaktık moderatorler ile birlikte güya. ben çok ciddi hazırlandım olaya. moderatör yetkilerinden girdim, internet kullanıcılarının alışkanlıklarından çıktım. işlerin daha kolay yürümesi için ne gerekiyorsa söyledim.
kimse dinlemedi...ciddi sandığım konferans bir anda şakalarla yoğruldu.
"ahahaha" "puahhaha" lar havada uçarken hala "aslında kadına şiddet bölümü açsak hit çok artar ne dersin eyluling” diyordum.
bir bilen hocam çoktan yeni tanıştığı kız arkadaşına kenetlenmişti “ne anlatıyo bu” gibisinden bir cümle kurdu benim tavsiyeme cevap vermeden önce. bana da "ok olur yhaa lucifer iyi düşünmüşsün" dedi. geçiştirdi.
kadehler tokuşturuldu, kahkahalar yükseldi.
hazırlandığıma lanet ettim. çabalarıma lanet ettim. dünyanın en güzel duygusunun trollük olduğuna o gece inandım.
kara bir geceydi. meğer herkes alkollüymüş, ağlayarak su içtiğimle kaldım.
kimse dinlemedi...ciddi sandığım konferans bir anda şakalarla yoğruldu.
"ahahaha" "puahhaha" lar havada uçarken hala "aslında kadına şiddet bölümü açsak hit çok artar ne dersin eyluling” diyordum.
bir bilen hocam çoktan yeni tanıştığı kız arkadaşına kenetlenmişti “ne anlatıyo bu” gibisinden bir cümle kurdu benim tavsiyeme cevap vermeden önce. bana da "ok olur yhaa lucifer iyi düşünmüşsün" dedi. geçiştirdi.
kadehler tokuşturuldu, kahkahalar yükseldi.
hazırlandığıma lanet ettim. çabalarıma lanet ettim. dünyanın en güzel duygusunun trollük olduğuna o gece inandım.
kara bir geceydi. meğer herkes alkollüymüş, ağlayarak su içtiğimle kaldım.
devamını gör...
veliahd şehzade mehmed'in idamı
sultan 2. osman ya da bilinen adıyla genç osman, tahta geçtiğinde hayatta bir oğlu olmadığından, kardeşlerinin en büyüğü olan şehzade mehmed veliahd oldu. veliahd şehzade mehmed, 3 kasım 1604 yılında sultan 1.ahmed han’ın 2. oğlu olarak doğmuştu. ağabeyi 2.osman’dan 4 ay küçüktü. tıpkı abisi gibi iyi yetiştirilmiş, cesur, kültürlü zeki bir şehzadeydi. hakkı çiğnenerek deli amcası mustafa’nın kendisinden önce tahta geçirilmesine aşırı kinli olan sultan osman, lehistan seferine çıkarken arkasında böyle bir şehzade bırakmak istemedi.
amcasının akli melekeleri yerinde olmadığı için onu ciddi bir tehdit olarak görmüyordu, çünkü islam şeriatına ve türk töresine göre aklen zayıf olan birinin hükümdarlığı ve halifeliği meşru değildi. tabi bu imkansız gibi görünen durumun 1.5 yıl sonra gerçekleşeceğinden henüz haberi yoktu ya da kendisine çok fazla güveniyordu.
sefere çıkacağı için ve sarayda her an arkasından bir iş çevrilebileceğini düşünüyordu ve kardeşini ortadan kaldırmaya karar verdi. ancak bu kolay ve tek başına alabileceği bir karar değildi. sultan osman, kayınpederi olan şeyhülislam esad efendiden veliahd şehzadenin idamı için fetva istedi.
damadı’nın er geç başını bir belaya sokacağından emin olan esad efendi kat-i bir şekilde bu talebi reddetti. reddetmesi mantıklıydı zira diğer şehzadeler çok küçükler ve geriye bir tek deli olan şehzade mustafa kalıyordu ki bu da devleti felakete sürüklemeye yeter de artardı bile.
tabi esad efendi tarafından reddedilmek sultan osman’ı durdurmaya yetmedi, zira çok inatçı bir mızacı vardı genç padişahın. devletin şeyhülislam’dan sonra gelen ikinci büyük din alimi olan rumeli kazaskeri taşköprülü-zade mehmed kemaleddin efendi’ye gitti.
kemaleddin efendi, asrının duayeni sayılan çok büyük bir alimdi ve şeyhülislam olmak konusunda hırsı vardı fakat oda bu talebi reddetti. fakat sultan osman aklına koymuştu bir kere, kardeşini idam ettirecek ve saltanatının etrafında gölge bırakmayacaktı. nazik bir dil ile istediğini alamayan sultan osman kemaleddin efendiyi tehdit etti. kemaleddin efendi fetvayı vermediği takdirde hem mevkisini kaybedeceğini hem de padişahın şu veya bu kazaskerden yine bu fetvayı alacağını anladı. karanlık bir ifadeyle ve “suçlu ise” kaydını koyarak, veliahd şehzade mehmed’in idamı için fetva verdi.
fetvayı alan sultan osman, 12 ocak 1621 tarihinde kardeşinin idamını emretti. cellatlar veliahd şehzade’nin dairesine girdiler. genç veliahd durumu anladı ve ağzından çıkan son sözler abisine yaptığı beddua oldu; “osman, allah’dan dilerim ki ömr-ü devletin berbad olup beni ömrümden nece mahrum eylediysen, sen dahi behremend olmayasın”. türkçe meali; beni yaktın sende yan inşallah iki cihanda da burnun b*ktan çıkmasın, gibi çevirmek mümkün.
veliahd şehzade mehmed kısa süre içinde dilsiz cellatlar tarafından ibrişim kementle boğuldu. sultan osman’ın yine henüz erkek çocuğu olmadığı için kösem sultan’ın en büyük oğlu şehzade murad 8.5 yaşında veliahd oldu. sultan osman murad’a dokunmadı zira çok küçüktü ve kendisi için bir tehdit unsuru değildi.
o dönem istanbul’da son yüzyıl içinde görülmeyen bir kış olmuş ve ahali bunu kanunları çiğneyip kardeşini öldürttüğü için sultan osman’a mal etmiş. zaten kendisi de fazla geçmeden 1.5 yıl sonra tahttan indirilip yedikule zindanların da öldürülmüştür ve yerime geçemez nasılsa ehe ehe allahın delisi, şeklinde düşündüğü amcası deli mustafa geçmiştir.
amcasının akli melekeleri yerinde olmadığı için onu ciddi bir tehdit olarak görmüyordu, çünkü islam şeriatına ve türk töresine göre aklen zayıf olan birinin hükümdarlığı ve halifeliği meşru değildi. tabi bu imkansız gibi görünen durumun 1.5 yıl sonra gerçekleşeceğinden henüz haberi yoktu ya da kendisine çok fazla güveniyordu.
sefere çıkacağı için ve sarayda her an arkasından bir iş çevrilebileceğini düşünüyordu ve kardeşini ortadan kaldırmaya karar verdi. ancak bu kolay ve tek başına alabileceği bir karar değildi. sultan osman, kayınpederi olan şeyhülislam esad efendiden veliahd şehzadenin idamı için fetva istedi.
damadı’nın er geç başını bir belaya sokacağından emin olan esad efendi kat-i bir şekilde bu talebi reddetti. reddetmesi mantıklıydı zira diğer şehzadeler çok küçükler ve geriye bir tek deli olan şehzade mustafa kalıyordu ki bu da devleti felakete sürüklemeye yeter de artardı bile.
tabi esad efendi tarafından reddedilmek sultan osman’ı durdurmaya yetmedi, zira çok inatçı bir mızacı vardı genç padişahın. devletin şeyhülislam’dan sonra gelen ikinci büyük din alimi olan rumeli kazaskeri taşköprülü-zade mehmed kemaleddin efendi’ye gitti.
kemaleddin efendi, asrının duayeni sayılan çok büyük bir alimdi ve şeyhülislam olmak konusunda hırsı vardı fakat oda bu talebi reddetti. fakat sultan osman aklına koymuştu bir kere, kardeşini idam ettirecek ve saltanatının etrafında gölge bırakmayacaktı. nazik bir dil ile istediğini alamayan sultan osman kemaleddin efendiyi tehdit etti. kemaleddin efendi fetvayı vermediği takdirde hem mevkisini kaybedeceğini hem de padişahın şu veya bu kazaskerden yine bu fetvayı alacağını anladı. karanlık bir ifadeyle ve “suçlu ise” kaydını koyarak, veliahd şehzade mehmed’in idamı için fetva verdi.
fetvayı alan sultan osman, 12 ocak 1621 tarihinde kardeşinin idamını emretti. cellatlar veliahd şehzade’nin dairesine girdiler. genç veliahd durumu anladı ve ağzından çıkan son sözler abisine yaptığı beddua oldu; “osman, allah’dan dilerim ki ömr-ü devletin berbad olup beni ömrümden nece mahrum eylediysen, sen dahi behremend olmayasın”. türkçe meali; beni yaktın sende yan inşallah iki cihanda da burnun b*ktan çıkmasın, gibi çevirmek mümkün.
veliahd şehzade mehmed kısa süre içinde dilsiz cellatlar tarafından ibrişim kementle boğuldu. sultan osman’ın yine henüz erkek çocuğu olmadığı için kösem sultan’ın en büyük oğlu şehzade murad 8.5 yaşında veliahd oldu. sultan osman murad’a dokunmadı zira çok küçüktü ve kendisi için bir tehdit unsuru değildi.
o dönem istanbul’da son yüzyıl içinde görülmeyen bir kış olmuş ve ahali bunu kanunları çiğneyip kardeşini öldürttüğü için sultan osman’a mal etmiş. zaten kendisi de fazla geçmeden 1.5 yıl sonra tahttan indirilip yedikule zindanların da öldürülmüştür ve yerime geçemez nasılsa ehe ehe allahın delisi, şeklinde düşündüğü amcası deli mustafa geçmiştir.
devamını gör...
mesleğinizin en kötü yanı
kameramanlıklık;
a) işgüzar düğün sahipleri:tek vasfı 13 megapiksellik telefonundan fotoğraf böcek çekmek olan insanlar, yıllarını bu işe vermiş olanlara plan, program öğretmeye çalışıyor.
b) ikiyüzlü düğün sahipleri ve akrabaları:sabahtan akşama kadar çalgıcısına, sazcısına bilimum elemanına ücreti kadar bahşiş yedirmiş insanlar, gecenin sonunda, 'abi kamera bozuldu, bi bakıversene. ', diyerek bi çorba parası yani 20 lira isteyen kameramana boğaz tıklatıyor.
c) kötü şartlarda muamale görmek:pek tabii biz gittiğimiz düğünlerde elemanız.çalışmak asli görevimiz. fakat nihayetinde insanız ulan. iki kaşık yemek yiyemeyebiliriz*, konvoy çekimi için kurbanlık hayvan bırakıp gelmiş araca bindirilebilirsin, kalmalı köy düğünlerinde 20 yıldır kapısı açılmamış ve halıları çürümüş okulda yatırılabilirsin.
*bazı düğün sahipleri vardır ki, güneşin altında fazla kalınca bile bahşiş verirler. onları tenzih ederim.
d) çıkarcı patronlarbulunduğum ilçede yevmiye 50 lira, seans ücreti 350 liradır. el insaf diyorum. düşünün,ulan senin vergin yok 1,kiran yok 2,masrafın yok 3.
ver 70 - 80 lira. kalan para zaten totalde her türlü gideri karşılıyor.
aslında bu da hep geçerli değil. 30 lira verenler bile var.
e) çocuğuna sahip olmayan vatandaş:bir düğünde gelin ve damadın girişini çekerken, geri geri gitmem gerekti. etrafta da 30 tane falan çocuk var. biri bana takıldı. ben de çocuğu ezmemek için kenara çekildim. geri gittiğim için de arkamı göremiyorum. bi anda ekranda parlama oldu. meğer ben volkan denen alevlerin üstüne çıkmışım. burdan hesap edin.eğer çocuklu yazar varsa biraz daha dikkatli olsunlar lütfen. çocukları da anlamak tabi mümkün. farklı bir ortam ve bolca arkadaş.
f) garip gelin ve damat:bizim iş ilkelerimiz gereği çektiğimiz düğünler 1 yıl içerisinde silinir. çünkü, bir süre sonra bu düğünlerin boyutu astronomik sayılara erişiyor. buna çözüm olarak bunu bulduk. adım adım:
-düğün olur.
-aksilik olmazsa en geç 3 içinde montajlanır;eğer verilmişse verilen aygıta depo edilir.
-gelin damat veya düğün sahibi aranır.
gel gelelim bu arkadaşlar çıkıp gelmezler. ama yıllar sonra bir arkadaşlarının, hısım akrabanın düğününde takacakları altını öğrenmek için görüntülere ihtiyaç duyarlar. bize gelirler. o da nesi, biz çoktan silmişizdir. çünkü anlaşma öyledir.
peşinen not :artık sözleşme yapıyoruz. silme süresi de 90 gün.
tabi daha düşünsem çok çıkar ama aklıma bunlar geldi.
her şey para ekseninde gibi gözükse bile, asıl şikayetim insafsızca ve haksızca muamele edilişimizdir. müzisyenlerde kazansın, ancak biz taş mı yiyelim?
a) işgüzar düğün sahipleri:tek vasfı 13 megapiksellik telefonundan fotoğraf böcek çekmek olan insanlar, yıllarını bu işe vermiş olanlara plan, program öğretmeye çalışıyor.
b) ikiyüzlü düğün sahipleri ve akrabaları:sabahtan akşama kadar çalgıcısına, sazcısına bilimum elemanına ücreti kadar bahşiş yedirmiş insanlar, gecenin sonunda, 'abi kamera bozuldu, bi bakıversene. ', diyerek bi çorba parası yani 20 lira isteyen kameramana boğaz tıklatıyor.
c) kötü şartlarda muamale görmek:pek tabii biz gittiğimiz düğünlerde elemanız.çalışmak asli görevimiz. fakat nihayetinde insanız ulan. iki kaşık yemek yiyemeyebiliriz*, konvoy çekimi için kurbanlık hayvan bırakıp gelmiş araca bindirilebilirsin, kalmalı köy düğünlerinde 20 yıldır kapısı açılmamış ve halıları çürümüş okulda yatırılabilirsin.
*bazı düğün sahipleri vardır ki, güneşin altında fazla kalınca bile bahşiş verirler. onları tenzih ederim.
d) çıkarcı patronlarbulunduğum ilçede yevmiye 50 lira, seans ücreti 350 liradır. el insaf diyorum. düşünün,ulan senin vergin yok 1,kiran yok 2,masrafın yok 3.
ver 70 - 80 lira. kalan para zaten totalde her türlü gideri karşılıyor.
aslında bu da hep geçerli değil. 30 lira verenler bile var.
e) çocuğuna sahip olmayan vatandaş:bir düğünde gelin ve damadın girişini çekerken, geri geri gitmem gerekti. etrafta da 30 tane falan çocuk var. biri bana takıldı. ben de çocuğu ezmemek için kenara çekildim. geri gittiğim için de arkamı göremiyorum. bi anda ekranda parlama oldu. meğer ben volkan denen alevlerin üstüne çıkmışım. burdan hesap edin.eğer çocuklu yazar varsa biraz daha dikkatli olsunlar lütfen. çocukları da anlamak tabi mümkün. farklı bir ortam ve bolca arkadaş.
f) garip gelin ve damat:bizim iş ilkelerimiz gereği çektiğimiz düğünler 1 yıl içerisinde silinir. çünkü, bir süre sonra bu düğünlerin boyutu astronomik sayılara erişiyor. buna çözüm olarak bunu bulduk. adım adım:
-düğün olur.
-aksilik olmazsa en geç 3 içinde montajlanır;eğer verilmişse verilen aygıta depo edilir.
-gelin damat veya düğün sahibi aranır.
gel gelelim bu arkadaşlar çıkıp gelmezler. ama yıllar sonra bir arkadaşlarının, hısım akrabanın düğününde takacakları altını öğrenmek için görüntülere ihtiyaç duyarlar. bize gelirler. o da nesi, biz çoktan silmişizdir. çünkü anlaşma öyledir.
peşinen not :artık sözleşme yapıyoruz. silme süresi de 90 gün.
tabi daha düşünsem çok çıkar ama aklıma bunlar geldi.
her şey para ekseninde gibi gözükse bile, asıl şikayetim insafsızca ve haksızca muamele edilişimizdir. müzisyenlerde kazansın, ancak biz taş mı yiyelim?
devamını gör...
rus keman ekolü
macar asıllı kemancı leopold von auer ile temelleri atılan ekol. st. petersburg'da ortaya çıktığı için bir süre st. petersburg ekolü de denmiş. zira o dönemde moskova'da da ayrı bir ekol varmış.
fransız keman ekolünden gelen henryk wieniawski de bu ekole katkıda bulunmuş. ama rus ekolünün babası auer kabul edilmekte. üstelik yaptığı tek iş de "şunu şöyle yap, bunu böyle yap" demek. ekolün yazılı temeli olarak alınabilecek pek bir işi yok. kitaplarında da daha çok öneriler sunuyor zaten. yine de önerileri üzerine koca bir ekol inşa edilmiş.
ekolün ikinci önemli ismi piotr solomonvitch. 1898'de odessa'ya taşınmış ve 1911'de burada bir okul açmış. işçi ailelerini ziyaret edip yetenekli çocukları keşfetmeye çalışmış ve uygun gördüklerini okulunda eğitmeye başlamış.
solomonovitch de auer gibi öğrencilerini çok sıkmamış. sadece çalışları hakkında önerilerde bulunmuş.
sovyet devriminden sonra solomonovitch'in çalışmaları sscb tarafından ilgiyle izlenmiş ve solomonovitch'in eğitim metodolojisi propaganda amaçlı kullanılmış. bir üstüne solomonovitch'in öğrencileri 1937'de brüksel'deki bir uluslararası yarışmayı domine edince sovyet yönetimi daha da bir aşka gelmiş. böylece küçük çocuklar için müzik okulları projelerine büyük miktarda bütçeler ayrılmış. neticede bu tür işler "bakın sovyet sistemi diğerlerinden ne kadar üstün. sovyetler'den selam, kapitalistler ölsün" demek için yapılıyor. ha aya gitmişsin, ha müzik yarışmalarını domine etmişsin. ikisi de aynı önemde. zaten 1930-1990 arası arada martha argerich gibi hayvani yetenekler olmasa adamlar kimseye piyano bile çaldırmayacak.*
sscb ile keman öğretimi biraz daha bilimsel hala getirilmeye çalışılıyor. örneğin öğrenciye "sol el ne işe yarar?" diye sorulup cevap bekleniyor ve soru-cevap üzerinden bir ders işleniyor ki bu metodu benim keman hocam da kullanıyor, o da rus ekolünden yetiştiği için.
bu ekolün güzel yanı, vücudu hiç yormaması. gerçekten hiç ara vermeden 1-2 saat çalışmanız mümkün. sadece başınız ağrıyabiliyor, sürekli aynı sesleri çalışmaktan. * ama kol ağrısı falan hiç çekmiyorsunuz.
kemana başlarken de doğrudan keman çalınarak başlanıyor. yani öyle "1 ay yay çekeyim, sonra kemana bant yapıştırayım öyle çalayım" mantığı pek yok bu ekolde. "kervan yolda düzülür" deyip daha ilk dersten bir şeyler çaldırtıyor bu ekolün hocaları.
tabii benim gibi mükemmeliyetçi, çaldığım ses düzgün çıksın tarzı insanları ağlatıyor bu sebeple. siz içinizden "entonasyon..." deyip ağlıyorsunuz, hocanız "s*** et çal sen" diyor. belki de amaç gerçekten budur bilemeyeceğim. yani öğrenciyi "bu ne lan b** gibi çalıyorum. eve gidip entonasyon çalışayım" demeye itiyordur belki de bu okul. belki de diğer ekoller gibi olsa "kemanda ne var ya, 50 tane şarkı çalıyorum" diyebilir öğrenci neticede. sonuçta bant falan var. notanın çalındığı yer belli.
neyse sonuçta tavsiyem, eğer keman öğrenecekseniz rus ekolünden gelen bir hocadan öğrenmeniz yönünde. sizi ağlatıyor ama en azından düzgün şeyler öğreniyorsunuz, kas ağrısı falan çekmiyorsunuz. ağlasam da, strese girsem de, "öff lanet olsun bugün sadece 2 saat çalışabildim..." desem de rus keman ekolü ile tanıştığıma gayet memnun oldum diyebilirim.
fransız keman ekolünden gelen henryk wieniawski de bu ekole katkıda bulunmuş. ama rus ekolünün babası auer kabul edilmekte. üstelik yaptığı tek iş de "şunu şöyle yap, bunu böyle yap" demek. ekolün yazılı temeli olarak alınabilecek pek bir işi yok. kitaplarında da daha çok öneriler sunuyor zaten. yine de önerileri üzerine koca bir ekol inşa edilmiş.
ekolün ikinci önemli ismi piotr solomonvitch. 1898'de odessa'ya taşınmış ve 1911'de burada bir okul açmış. işçi ailelerini ziyaret edip yetenekli çocukları keşfetmeye çalışmış ve uygun gördüklerini okulunda eğitmeye başlamış.
solomonovitch de auer gibi öğrencilerini çok sıkmamış. sadece çalışları hakkında önerilerde bulunmuş.
sovyet devriminden sonra solomonovitch'in çalışmaları sscb tarafından ilgiyle izlenmiş ve solomonovitch'in eğitim metodolojisi propaganda amaçlı kullanılmış. bir üstüne solomonovitch'in öğrencileri 1937'de brüksel'deki bir uluslararası yarışmayı domine edince sovyet yönetimi daha da bir aşka gelmiş. böylece küçük çocuklar için müzik okulları projelerine büyük miktarda bütçeler ayrılmış. neticede bu tür işler "bakın sovyet sistemi diğerlerinden ne kadar üstün. sovyetler'den selam, kapitalistler ölsün" demek için yapılıyor. ha aya gitmişsin, ha müzik yarışmalarını domine etmişsin. ikisi de aynı önemde. zaten 1930-1990 arası arada martha argerich gibi hayvani yetenekler olmasa adamlar kimseye piyano bile çaldırmayacak.*
sscb ile keman öğretimi biraz daha bilimsel hala getirilmeye çalışılıyor. örneğin öğrenciye "sol el ne işe yarar?" diye sorulup cevap bekleniyor ve soru-cevap üzerinden bir ders işleniyor ki bu metodu benim keman hocam da kullanıyor, o da rus ekolünden yetiştiği için.
bu ekolün güzel yanı, vücudu hiç yormaması. gerçekten hiç ara vermeden 1-2 saat çalışmanız mümkün. sadece başınız ağrıyabiliyor, sürekli aynı sesleri çalışmaktan. * ama kol ağrısı falan hiç çekmiyorsunuz.
kemana başlarken de doğrudan keman çalınarak başlanıyor. yani öyle "1 ay yay çekeyim, sonra kemana bant yapıştırayım öyle çalayım" mantığı pek yok bu ekolde. "kervan yolda düzülür" deyip daha ilk dersten bir şeyler çaldırtıyor bu ekolün hocaları.
tabii benim gibi mükemmeliyetçi, çaldığım ses düzgün çıksın tarzı insanları ağlatıyor bu sebeple. siz içinizden "entonasyon..." deyip ağlıyorsunuz, hocanız "s*** et çal sen" diyor. belki de amaç gerçekten budur bilemeyeceğim. yani öğrenciyi "bu ne lan b** gibi çalıyorum. eve gidip entonasyon çalışayım" demeye itiyordur belki de bu okul. belki de diğer ekoller gibi olsa "kemanda ne var ya, 50 tane şarkı çalıyorum" diyebilir öğrenci neticede. sonuçta bant falan var. notanın çalındığı yer belli.
neyse sonuçta tavsiyem, eğer keman öğrenecekseniz rus ekolünden gelen bir hocadan öğrenmeniz yönünde. sizi ağlatıyor ama en azından düzgün şeyler öğreniyorsunuz, kas ağrısı falan çekmiyorsunuz. ağlasam da, strese girsem de, "öff lanet olsun bugün sadece 2 saat çalışabildim..." desem de rus keman ekolü ile tanıştığıma gayet memnun oldum diyebilirim.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
"daha başka bir yerde daha iyi bir hayatın olacağı düşüncesi ruhumuzu sürekli yokluyor. bu da huzursuzluğumuzun sebeplerinden bir tanesi."
kemal sayar
kemal sayar
devamını gör...
kendine ulaşamayacağı hedefler koyan kişiler
ya hedeflerine ulaşamadığı için depresyona falan girer, ya da amacına ulaşmak için hırslanıp hedefine ulaşmak için daha fazla çabalar. kişinin karakterine göre değişir.
devamını gör...
uzmanlık gerektirmeyen işlerde çalışan üniversite mezunu sayısının artışı
kendi alanlarında iş bulamayan üniversite mezunları başka alanlara yönelirken, son 6 ay içerisinde uzmanlık gerektirmeyen işlerde çalışan üniversite mezunlarının sayısının yüzde 97 oranında arttığı belirlendi.
kendi alanlarında iş bulamayan üniversite mezunları, uzmanlık gerektirmeyen işlere yönelmiş durumda. son 6 yılda uzmanlık gerektirmeyen işlerde çalışan üniversite mezunlarının sayısı yüzde 97 oranında arttı.
tüik verilerine göre ülke genelinde dar tanımlı işsiz sayısı 4 milyon 61. bu rakama mevsimlik işçiler, iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar ve ümitsiz işsizler eklendiğinde sayı 9 milyon 638 bine yükseliyor.
birgün'den havva gümüşkaya'nın haberine göre, dar tanımlı 4 milyon işsizin içerisinde 15 yaş ve üzeri 1 milyon 88 bin üniversite mezunu işsiz var.
buradan
devamını gör...
ilkokuldan akılda kalanlar
annem iki ekmeğe çikolata sürer birbirine kapak yapar öyle koyardı çantama.önümde de mustafa diye, sürekli lacivert hırka giyen, bir çocuk vardı.istisnasiz her gün ben ekmeğimi ayırdığımda arkasını döner o dirsegini ekmeğime yapıştırdı.
ah küçük!
ah küçük!
devamını gör...
ironi yapmak
ironi yaygın kullanımıyla fransızca kökenli bir sözcük. öz türkçe karşılığı alaysılama . tdk sözlüğüne göre söylenen sözün tersini söyleyerek kişiyle veya olayla alay etmek demektir.
günlük hayatta, edebiyatta, basın yayın organlarında ironiden sıklıkla yararlanılıyor. ama türkiye'de sözlü ya da yazılı yapılan ironi, bazen yanlış anlaşılıp ve ciddiye alınıp hoş olmayan sonuçlara götürebiliyor.
günlük hayatta, edebiyatta, basın yayın organlarında ironiden sıklıkla yararlanılıyor. ama türkiye'de sözlü ya da yazılı yapılan ironi, bazen yanlış anlaşılıp ve ciddiye alınıp hoş olmayan sonuçlara götürebiliyor.
devamını gör...
ders seçimini onaylamayan danışman hoca
benim bir hocam vardi düşman başına. koskoca prof. beni kadeye almıyordu. doçente yolluyor diyor ki "onla yapin ders secimi o benim ogrencim" ulan sen niye benim danismanimsin o yapacaksa.dellendim gene.biraktim gaziye geçtim. ne ego be.
yer:ankara universitesi boktan bi prof.
yer:ankara universitesi boktan bi prof.
devamını gör...
sevdiği halde vazgeçen insan
kötü bir son, sonsuz umutsuzluktan iyidir.
böyle düşünmüş olma ihtimali yüksek sevgi bazı şeyleri güzelleştirir , ama her şeyi düzeltmez güzelleştiremez.
böyle düşünmüş olma ihtimali yüksek sevgi bazı şeyleri güzelleştirir , ama her şeyi düzeltmez güzelleştiremez.
devamını gör...
lisede aşık olmak
benim okuduğum lise için beden hocamızdan dayak yemeyi göze almaktı. yedik bin şükür.
devamını gör...
zimem defteri
zimme borç anlamına gelmektedir, zimem defteri ise borç defteri demektir.
osmanlı zamanındaki zenginlerin borçlarını ödeyemeyen vatandaşların borçlarını ödeyerek bu şekilde yardımcı oldukları bilinir.
osmanlı zamanındaki zenginlerin borçlarını ödeyemeyen vatandaşların borçlarını ödeyerek bu şekilde yardımcı oldukları bilinir.
devamını gör...

