çin'in üniversite yapacağı caddeye şehit uygurlar caddesi ismini vermek
nereden baksan kral hareket.*
macaristan'ın başkenti budapeşte'nin liberal görüşlü belediye başkanı, kentte çin fudan üniversitesi'nin yapmayı planladığı kampüs bölgesindeki bir caddeye "şehit uygurlar caddesi" adını verdi.
ayrıca belediye aldığı kararla, üniversitenin yapılması planlanan kampüs bölgesindeki diğer bazı cadde isimlerini, "şehit uygurlar caddesi", "özgür hong kong caddesi", "dalai lama caddesi" ve pekin yönetimi tarafından cezaevine konulan katolik piskoposun adına atıfla "xie shiguang caddesi" olarak değiştirdi.
kampüsün yapılması planlanan 9. bölge belediye başkanı baranyi krisztina da facebook hesabından yaptığı paylaşımda, "planlanan çin üniversitesinin çevresindeki kamusal alanlara güzel yeni isimler verdik." ifadesini kullandı.
başbakan yardımcısı zsolt semjen, belediyenin kararını eleştirdi.
buradan
macaristan'ın başkenti budapeşte'nin liberal görüşlü belediye başkanı, kentte çin fudan üniversitesi'nin yapmayı planladığı kampüs bölgesindeki bir caddeye "şehit uygurlar caddesi" adını verdi.
ayrıca belediye aldığı kararla, üniversitenin yapılması planlanan kampüs bölgesindeki diğer bazı cadde isimlerini, "şehit uygurlar caddesi", "özgür hong kong caddesi", "dalai lama caddesi" ve pekin yönetimi tarafından cezaevine konulan katolik piskoposun adına atıfla "xie shiguang caddesi" olarak değiştirdi.
kampüsün yapılması planlanan 9. bölge belediye başkanı baranyi krisztina da facebook hesabından yaptığı paylaşımda, "planlanan çin üniversitesinin çevresindeki kamusal alanlara güzel yeni isimler verdik." ifadesini kullandı.
başbakan yardımcısı zsolt semjen, belediyenin kararını eleştirdi.
buradan
devamını gör...
kendini önemli sanmak
gereğinden fazla pohpohlanma ve ego şişirilmesi sonucu olağandır. kendini bir bok sanarlar ve gerçekten de öyledirler.
devamını gör...
yazarların bu ara en çok dinledikleri şarkı
ilyas yalçıntaş - incir
devamını gör...
yazarların tc kimlik numaraları
3 3 3 2 şeklinde okunması gerektiğini savunanlardanım.
devamını gör...
aziz stephan katedrali
sözlüğün şaman kraliçesi @mahlassızım konu hakkında detaylı ve güzel bir tanım yazmış. bize yazacak pek bir şey bırakmamış. kendisine sormak isterim; “biz taş mı yiyelim sayın yazar?”
birkaç cem-i cümle de biz kuralım bu tarihi yapı hakkında. öncelikle katedral ile kilise arasındaki en önemli fark, yapıların büyüklükleri ile ilgili değildir. avrupa’da öyle kiliseler vardır ki, yapı olarak katedrallerden büyüktür. bir yerin katedral olması için orada bir aziz veya psikoposun olması gerekir. sadece katedrallerde aziz veya psikopos tahtı bulunur. katedraller aynı zamanda din adamlarının eğitim gördüğü yerlerdir.

aziz stephan katedrali, osmanlının viyana kuşatmalarında sığınak olarak kullanılmıştır. kulesinde 20 tonluk bir çan vardır. kuşatmalar sırasında gözcüler bu kulede bulunurlar ve osmanlı hareket eyleyince çanları çalarak halkı uyarırlardı. viyana’da bu katedral dışında bir caddeye “türk caddesi” adı verilmiştir ayrıca bana göre viyana’nın en güzel parklarından biri olan ve 18. bölgede bulunan “türkenschanzpark” çok güzeldir.
katedral, ibadete ve aynı zamanda müze olarak halka açıktır. kulesine ise yamulmuyorsam 360 basamaklı merdiven ile çıkabilir ve oradan küçük pencerelerden viyana’ya kuş bakışı seyri yapabilirsiniz. ben bir kez çıktım. töbe valla bir daha çıkmam. çıkmak neyse de, inmek zor ü’len.
efendim konu viyana olunca ben mutlaka meseleyi bizim dahi / deli jojuk mozart’a bağlarım. huyum kurusun. mozart yaşadığı dönem, viyana halkı tarafından çok sevilen ve saygı duyulan bir müzisyendir. cenaze töreni bu katedral’de yapılır. o güne kadar yapılmış en kalabalık törendir. filmlerde düşmanı olarak gösterilen kraliyet ailesinin baş bestekârı salieri tarafından organize edilir. sonrasında ise mozart bir toplu mezara gömülür. neden ise, onun da benim gibi avam olmasıdır. o dönem sadece aristokratlar kendi mezarlarına defin edilirdi. para işte!
aziz stephan katedrali, viyana’nın tam merkezinde olup, roma ve barok mimari yapısıyla arz-ı endam eylemektedir.

kaynak: gittim, gördüm, yazdım.
birkaç cem-i cümle de biz kuralım bu tarihi yapı hakkında. öncelikle katedral ile kilise arasındaki en önemli fark, yapıların büyüklükleri ile ilgili değildir. avrupa’da öyle kiliseler vardır ki, yapı olarak katedrallerden büyüktür. bir yerin katedral olması için orada bir aziz veya psikoposun olması gerekir. sadece katedrallerde aziz veya psikopos tahtı bulunur. katedraller aynı zamanda din adamlarının eğitim gördüğü yerlerdir.

aziz stephan katedrali, osmanlının viyana kuşatmalarında sığınak olarak kullanılmıştır. kulesinde 20 tonluk bir çan vardır. kuşatmalar sırasında gözcüler bu kulede bulunurlar ve osmanlı hareket eyleyince çanları çalarak halkı uyarırlardı. viyana’da bu katedral dışında bir caddeye “türk caddesi” adı verilmiştir ayrıca bana göre viyana’nın en güzel parklarından biri olan ve 18. bölgede bulunan “türkenschanzpark” çok güzeldir.
katedral, ibadete ve aynı zamanda müze olarak halka açıktır. kulesine ise yamulmuyorsam 360 basamaklı merdiven ile çıkabilir ve oradan küçük pencerelerden viyana’ya kuş bakışı seyri yapabilirsiniz. ben bir kez çıktım. töbe valla bir daha çıkmam. çıkmak neyse de, inmek zor ü’len.
efendim konu viyana olunca ben mutlaka meseleyi bizim dahi / deli jojuk mozart’a bağlarım. huyum kurusun. mozart yaşadığı dönem, viyana halkı tarafından çok sevilen ve saygı duyulan bir müzisyendir. cenaze töreni bu katedral’de yapılır. o güne kadar yapılmış en kalabalık törendir. filmlerde düşmanı olarak gösterilen kraliyet ailesinin baş bestekârı salieri tarafından organize edilir. sonrasında ise mozart bir toplu mezara gömülür. neden ise, onun da benim gibi avam olmasıdır. o dönem sadece aristokratlar kendi mezarlarına defin edilirdi. para işte!
aziz stephan katedrali, viyana’nın tam merkezinde olup, roma ve barok mimari yapısıyla arz-ı endam eylemektedir.

kaynak: gittim, gördüm, yazdım.
devamını gör...
yakın arkadaştan bir anda soğutan şeyler
'sen çok değiştin' denmesidir. benim için bu seni kullanacağım/senden fayda sağlayacağım bir şey kalmadı, benim için faydalı yöne evril artık demektir.
devamını gör...
aşı üretse korkmadan alınacak markalar
şu videoda ki kapıyı kim ürettiyse aşıyı o üretsin ben alırım net:
devamını gör...
çocukluğum
ayrıca devamı olan (bkz: ekmeğimi kazanırken)ve (bkz: benim üniversitelerim)kitapları da okumak gerekir. ben okudum bu üçlemeyi. tavsiye ederim. hayata bakış açınızı değiştirebilecek derecede önemli kitaplardır.
devamını gör...
japon hamza
babasının master için gittiği japonya'ya annesi de peşinden gelince orada doğan şanslı türk. japonya pasaportuna sahip olduğu için birçok ülkeye kolaylıkla gidiyor ve orada vlog çekiyor. eğlenceli ve fazlasıyla samimi bir youtuber.
tam bir onigiri hastası. japonya vloglarında koşarak onigiri reyonuna hücum ettiğine kolaylıkla şahit olabilirsiniz.
kanalı için: japon hamza youtube channel.
tam bir onigiri hastası. japonya vloglarında koşarak onigiri reyonuna hücum ettiğine kolaylıkla şahit olabilirsiniz.
kanalı için: japon hamza youtube channel.
devamını gör...
lotus çiçeği
genelde pis sularda bulunur denilen bir çiçeğin anlamının temizlik saflık olması bir ironidir bence. nilüfer çiçeği de derler.
devamını gör...
mahalle baskısı
ciddiye alınmaması gereken saçma bir tahakküm kurma hevesidir.
türkiye’ye özel bir durum olmasa da biz şahit olduklarımızı gördüğümüz ve yaşadığımız için bunları anlatıp bitmesini sağlamamız gerekir.
öğretmenliğe yeni başladığım yıllarda okula sırt çantam ve bisikletimle giderdim. bir gün bir öğretmen arkadaş bana geldi ve “sana çok özeniyorum, keşke ben de yapabilsem” dedi. neden yapmadığını sorduğumda “ fakire bak bir araba bile alamamış” derler burda dedi bana. ilginçti ve sanırım fakir olan bendim.
yine aynı şehirde kafamda şapkam altımda şortumla gezerken sakallı bir amca bana “ şapka takmak günah” dedi. ilginç yanı ise şorta takılmamış olmasıydı. sanırım ona sıra gelmedi o ara.
mahalle baskısının ille de büyük olaylarda kendini göstermesi gerekmez. küçük olaylar daha çok can sıkar. sürekli kitap alan bir insan olduğum için öğretmen arkadaşların uyguladığı mahalle baskısı şöyle saçma bir şeydi. “ hocam, kitap karın doyurmaz. önce evini, arabanı al.” halbuki ben o satın aldığım kitapları şu anda kendime ait olan evimdeki kütüphaneme kendi arabamla götürüyorum.
demem o ki; kimseyi dinlemeyin. can sıkıntısı çeneye vurur çoğu zaman. kimsenin çene ishalinin sizin hayatınızı etkilemesine izin vermeyin.
türkiye’ye özel bir durum olmasa da biz şahit olduklarımızı gördüğümüz ve yaşadığımız için bunları anlatıp bitmesini sağlamamız gerekir.
öğretmenliğe yeni başladığım yıllarda okula sırt çantam ve bisikletimle giderdim. bir gün bir öğretmen arkadaş bana geldi ve “sana çok özeniyorum, keşke ben de yapabilsem” dedi. neden yapmadığını sorduğumda “ fakire bak bir araba bile alamamış” derler burda dedi bana. ilginçti ve sanırım fakir olan bendim.
yine aynı şehirde kafamda şapkam altımda şortumla gezerken sakallı bir amca bana “ şapka takmak günah” dedi. ilginç yanı ise şorta takılmamış olmasıydı. sanırım ona sıra gelmedi o ara.
mahalle baskısının ille de büyük olaylarda kendini göstermesi gerekmez. küçük olaylar daha çok can sıkar. sürekli kitap alan bir insan olduğum için öğretmen arkadaşların uyguladığı mahalle baskısı şöyle saçma bir şeydi. “ hocam, kitap karın doyurmaz. önce evini, arabanı al.” halbuki ben o satın aldığım kitapları şu anda kendime ait olan evimdeki kütüphaneme kendi arabamla götürüyorum.
demem o ki; kimseyi dinlemeyin. can sıkıntısı çeneye vurur çoğu zaman. kimsenin çene ishalinin sizin hayatınızı etkilemesine izin vermeyin.
devamını gör...
çocukken varlığına inandığımız bazı şeyler
bulutlar..bulutları hep bi şeylere benzetip bana yol gösterdiğine inanırdım......büyüdüm sözlük şimdide inanıyorum.
devamını gör...
semantik paradoks
mantık çalışmaya başladığımdan beri etrafımdaki insanların sürekli olarak yaptığı fakat nasıl anlatacağımı bilmediğimden dolayı acılar içinde sessiz kalmaya devam ettiğim durum. yani birine dönüp senin kurduğun cümle hem anlatmak istediğinle hem anlattığınla hemde konuştuğumuz konuyla çelişiyor dediğimde kendi kurduğu cümleleri tek tek açıklamam gerekecek ve alacağım cevapta ben öyle demedim ki olacak.
fakat bugün burada hepimizin günlük hayatımızda yaptığımız bu yanlışı dilimin döndüğünce tek tek anlatmak istiyorum.
örnek bir cümle vererek başlayalım.
adam1: dünyadaki hiçbir şeyden emin olamayacağımız için ve olan olaylara kesin gözüyle bakılamayacağı için deneyimlerimizin bize sunduğu öğretilerle hayatımıza devam etmek zorundayız.
adam2: emin miyiz?
adam1: eminiz
burada adam1'in kurduğu cümle kendi öncülünü inkar ettiğinden dolayı bir kısır döngü oluşturur. bu yüzden bu cümle anlamsal olarak düşük ve çelişkili olur. işte buna semantik paradoks diyoruz.
sevgili yazarlar üzülmeyin aslında tarihin çok büyük düşünürlerinin dünya tarafından bilinen kalıplaşmış cümlelerinde bile bu tip hatalar görülür. mesela sokrates "bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" der. felsefeye azıcık meraklı olan herkesin duyduğu büyük alman düşünür hegel ise "biz; tarihten hiçbirşey öğrenilemeyeceğini, tarihten öğreniriz.” demiştir.
bir levha gördünüz ve üzerinde "bu uyarıyı görmezden geliniz" yazmakta. cümle öneri anlamı taşıyor gibi gözükse bile bu bir emir cümlesi ve emir cümleleri doğru veya yanlış olarak nitelendirilemez. eğer bir ifade uyarıyı görmezden gelmenizi söylüyorsa ve siz bu uyarıyı görmezden geliyorsanız yazan uyarıyı görmezden gelmemiş olursunuz. bu levhanın sizi sonsuza dek sürecek bir kısır döngüye sokmasına sebep olur. bu biz insanlar gibi karmaşık makineler için olmasa da daha basit makinalar için yanmış bir işlemci ve patlamak üzere olan güç kaynağı ile sonuçlanabilir.
örnekleri çoğaltabilirim fakat işin içindeki hatayı gördüğünüzü düşünmekteyim. peki ama demek istediğim anlaşıldığı sürece neden buna bu kadar takılayım dediğin gibi ben karmaşık bir makinayım sorusu kulaklarımda. sebebi anlatılacak konuyu çelişkilerden ayıklayarak verilmek istenen mesajın çok daha net bir şekilde verilmesidir. güzel ve anlamlı konuşmak entellektüel bir yaklaşım olduğu gibi her insanın yapması gereken bir gerçekliktir. unutmayalım ki savaşlar kılıç ve kalkanla değil kalemler ile kazanılır ve bu her insanın kendi kendine verdiği savaş için de geçerlidir. kendimizle bile anlaşamıyorsak hayatın pure gerçekliğiyle olan ve her saniye devam eden savaşımızı asla kazanamayız.
fakat bugün burada hepimizin günlük hayatımızda yaptığımız bu yanlışı dilimin döndüğünce tek tek anlatmak istiyorum.
örnek bir cümle vererek başlayalım.
adam1: dünyadaki hiçbir şeyden emin olamayacağımız için ve olan olaylara kesin gözüyle bakılamayacağı için deneyimlerimizin bize sunduğu öğretilerle hayatımıza devam etmek zorundayız.
adam2: emin miyiz?
adam1: eminiz
burada adam1'in kurduğu cümle kendi öncülünü inkar ettiğinden dolayı bir kısır döngü oluşturur. bu yüzden bu cümle anlamsal olarak düşük ve çelişkili olur. işte buna semantik paradoks diyoruz.
sevgili yazarlar üzülmeyin aslında tarihin çok büyük düşünürlerinin dünya tarafından bilinen kalıplaşmış cümlelerinde bile bu tip hatalar görülür. mesela sokrates "bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" der. felsefeye azıcık meraklı olan herkesin duyduğu büyük alman düşünür hegel ise "biz; tarihten hiçbirşey öğrenilemeyeceğini, tarihten öğreniriz.” demiştir.
bir levha gördünüz ve üzerinde "bu uyarıyı görmezden geliniz" yazmakta. cümle öneri anlamı taşıyor gibi gözükse bile bu bir emir cümlesi ve emir cümleleri doğru veya yanlış olarak nitelendirilemez. eğer bir ifade uyarıyı görmezden gelmenizi söylüyorsa ve siz bu uyarıyı görmezden geliyorsanız yazan uyarıyı görmezden gelmemiş olursunuz. bu levhanın sizi sonsuza dek sürecek bir kısır döngüye sokmasına sebep olur. bu biz insanlar gibi karmaşık makineler için olmasa da daha basit makinalar için yanmış bir işlemci ve patlamak üzere olan güç kaynağı ile sonuçlanabilir.
örnekleri çoğaltabilirim fakat işin içindeki hatayı gördüğünüzü düşünmekteyim. peki ama demek istediğim anlaşıldığı sürece neden buna bu kadar takılayım dediğin gibi ben karmaşık bir makinayım sorusu kulaklarımda. sebebi anlatılacak konuyu çelişkilerden ayıklayarak verilmek istenen mesajın çok daha net bir şekilde verilmesidir. güzel ve anlamlı konuşmak entellektüel bir yaklaşım olduğu gibi her insanın yapması gereken bir gerçekliktir. unutmayalım ki savaşlar kılıç ve kalkanla değil kalemler ile kazanılır ve bu her insanın kendi kendine verdiği savaş için de geçerlidir. kendimizle bile anlaşamıyorsak hayatın pure gerçekliğiyle olan ve her saniye devam eden savaşımızı asla kazanamayız.
devamını gör...
belgrad ormanına kamera yerleştirilmesi
public' cileri üzmüştür.
devamını gör...
önem sıralaması
kendini korumanın çok çeşitli yöntemleri var. nasıl bir insan olduğunla direkt ilintili. önce lazım olan şey tabi ki kendini tanımak. sonrası da çok kolay değil. ama kendini tanıyorsan sende neyin işe yaradığını da keşfetmişsindir çoktan. hatta ilk keşiflerinden biridir sorunlarla nasıl baş edeceğin. çünkü zorluk baki. annenin seni emziremeyecek kadar depresyonda olduğu an mesela, taa o zamandan başlıyor mücadelen. bu mücadele baki. süreğen. varlığının ide'si.
önem sıralaması, bende her zaman işleyen bir yöntem. çok küçükken keşfettim. tabi hep uygulanmıyor. işe yararlığı unutulmuyor sadece resmin çok içindeyken yönetemeyebiliyorsun durumu. sesli şekilde tekrar etmek gerekiyor kendine. önem sıralamanı hatırla. önem sıralamanı hatırla. önem sıralamanı hatırla. kafandan geçirmek bile işe yarayamayabiliyor zorluğun seviyesine göre. neyse. önem sıralamanı hatırla!
şöyle ki, neye önem vermek istediğin değil, ne kadar çirkin, kusurlu görünürse görünsün gerçekten neye daha çok önem verdiğini kendine itiraf edersen, daha az önem verdiklerin, daha çok istediklerin olduğunda bile, kendine bir şeyleri kabul ettirmenin seni kanırtmayan yollarını açık seçik görebiliyorsun. doğru ve seni ifade eden bir önem sıralaması her şeyi bir kenara bırak, sana kendini güvende hissettiriyor. kendini ne kadar boka batırırsan batır, duygular seni ne kadar baskılarsa baskılasın, ne kadar hunharca davranırsan davran kendine, önünde sonunda senin için önemliye yöneleceğini bilme konforu çok büyük bir avantaj sağlıyor. hayatın en gerçek ve en kaçınılmaz gündeminin kamçısı tepene inmişken dahi, diyebiliyorsun ki kendine bunun sayesinde, benim için hangisi daha önemli? gerçekliği yadsıyan bir insan olmak mı, acımla yüzleşmek mi? kimim ben?
diyorsun ki sonra kendine; her zaman istediğim olmuyor. 4.5 yaşındaki yeğenim, 6 yaşındaki öbür yeğenime, çikolata yemeye izin vermedi annesi ve teyzesi ortak kararla diye, bunu bir teselli cümlesi olarak kurdu ben onları, onlara çaktırmadan izlerken. bu kodla doğuyoruz aslında. bunu bilerek, bu kabullenişle. sonra şımarıyoruz, sonra unutuyoruz kendimizi. doğruya doğru. bununla da yüzleşmek gerek.
demem o ki, önem sıralamanızı, herkese olduğunuzdan daha dürüst olarak kendinize, yapın. sonra bırakın eylemlerinizi o sıralama yönetsin. daha mutlu biri olur musunuz bilmem. ama kendinizi daha güvende hissedeceğiniz kesin.
önem sıralaması, bende her zaman işleyen bir yöntem. çok küçükken keşfettim. tabi hep uygulanmıyor. işe yararlığı unutulmuyor sadece resmin çok içindeyken yönetemeyebiliyorsun durumu. sesli şekilde tekrar etmek gerekiyor kendine. önem sıralamanı hatırla. önem sıralamanı hatırla. önem sıralamanı hatırla. kafandan geçirmek bile işe yarayamayabiliyor zorluğun seviyesine göre. neyse. önem sıralamanı hatırla!
şöyle ki, neye önem vermek istediğin değil, ne kadar çirkin, kusurlu görünürse görünsün gerçekten neye daha çok önem verdiğini kendine itiraf edersen, daha az önem verdiklerin, daha çok istediklerin olduğunda bile, kendine bir şeyleri kabul ettirmenin seni kanırtmayan yollarını açık seçik görebiliyorsun. doğru ve seni ifade eden bir önem sıralaması her şeyi bir kenara bırak, sana kendini güvende hissettiriyor. kendini ne kadar boka batırırsan batır, duygular seni ne kadar baskılarsa baskılasın, ne kadar hunharca davranırsan davran kendine, önünde sonunda senin için önemliye yöneleceğini bilme konforu çok büyük bir avantaj sağlıyor. hayatın en gerçek ve en kaçınılmaz gündeminin kamçısı tepene inmişken dahi, diyebiliyorsun ki kendine bunun sayesinde, benim için hangisi daha önemli? gerçekliği yadsıyan bir insan olmak mı, acımla yüzleşmek mi? kimim ben?
diyorsun ki sonra kendine; her zaman istediğim olmuyor. 4.5 yaşındaki yeğenim, 6 yaşındaki öbür yeğenime, çikolata yemeye izin vermedi annesi ve teyzesi ortak kararla diye, bunu bir teselli cümlesi olarak kurdu ben onları, onlara çaktırmadan izlerken. bu kodla doğuyoruz aslında. bunu bilerek, bu kabullenişle. sonra şımarıyoruz, sonra unutuyoruz kendimizi. doğruya doğru. bununla da yüzleşmek gerek.
demem o ki, önem sıralamanızı, herkese olduğunuzdan daha dürüst olarak kendinize, yapın. sonra bırakın eylemlerinizi o sıralama yönetsin. daha mutlu biri olur musunuz bilmem. ama kendinizi daha güvende hissedeceğiniz kesin.
devamını gör...
forrest gump
abd'nin vietnam savaşı için algı çalışmalarını en başarılı şekilde yaptığı filmdir aynı zamanda.
devamını gör...
ince rotring vs kalın rotring
liseden beri kullanmaktan vazgeçemediğim iki kalem: bir ince rotring bir de mor göz kalemi.
devamını gör...


