gece modu yoktur, gündüz modu vardır!
gece modu dediğiniz şeyi her platformda kullanıyorum, artık benim için default özellik odur, diğeri, diğer moddur.
aksini iddia eden ay çiçeğidir
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

toplu alanlarda sağa sola yazılması gereken, kamu spotu olması gereken (bkz: yeni görgü kuralı olası şeyler).
devamını gör...

ışıklı spor ayakkabı.
devamını gör...

(bkz: şimdi sallama zamanı)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başlığı açan yazarımızın dediği gibi ağaca çıkın. leoparlar avlarını ağaçta daha büyük bir keyifle yerlermiş.
devamını gör...

yazarlara yazilan akrostisleri boyle okuyorum
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

marx dedeyi bir kenara bırakırsak, toplumbilimlik açıdan yabancılaşma iki şekilde oluyor gibi. biri tamamen kendine yaklaşıp toplumdan uzaklaşma, diğeri de toplumdan da kendinden de uzaklaşma. özünde, bir nevi kopuş. hepimiz bir yerlere bağlı doğuyoruz az çok, sonra o görünmez ipler kopmaya başlıyor. birileri bu kopuş anadan fırladığımız anda başlıyor diyor, birileri kendini aramaya başladığın anda diyor. kendini aramak da sıkıntı hocam, kendini bulup da toplumla uyuşan görmedim ben. gören varsa berü gele. uyuşur bir şekilde fakat kendisi de bilir ki tırışkadan bir uyuşmadır bu, en ufak bir arızada tekrar kopar; sonra tekrar inşa tekrar kopuş, tekrar inşa tekrar kopuş. tam sınırlarımı geçtim derken bir de bakarsın ki az ötede demoklesin kılıcı sırıtıyor.

iki durumun farkı nedir?* ilki içe kapanıklığı getirir, ruhen pek bir arıza yoktur, hayati belirtilerin sürer, toplumdan sıtkı sıyrılmaktır yalnızca. ikincisi tam bir yıkımdır. bir nevi boşluk içinde kalmaktır, boşluğun altındaki boşluğu düşünmektir. öz: yokluğa varmaktır.

peki yabancılaşma tercihen mi olur yoksa toplumun sizi itmesinden kaynaklanır, hangisidir sebep? benim bakış açıma göre bireyi topluma bağlayan şeylerin bireye yararı yoktur, dolayısıyla yararı olan bir şey de toplumdan kaynaklanamaz. yabancılaşmayı da bireye yararlı bir olgu olarak gördüğüm için bunun sebebi toplum olamaz. yani demek istediğim, kimse sizi "yabancılaş ulan" diye dürtmez, siz zaten bilinçli yahut bilinçsiz yabancılaşmaya başlarsınız. eğer yaşadığınız -laşma süreci bilinçsizceyse, doğal olarak onu topluma bağlayabilirsiniz. zihin "neden" arıyor haldır huldur sonuçta, illa bir yere bağlayacak p*şt. sizin elinizde olmayabilir.

yabancılaşma boş vermişliği getirir mi ya da yabancılaştık diye gamsız mı olmalıyız? bence yabancılaşma ve gamsızlık iç içedir. öbür türlüsü -hem yabancıyım hem toplumum- riyakarlıktır. yabancılaşan birey artık toplumla ilişiğini kesmedilir. toplumla aranızdak ilişki her ne kadar metazori devam etse de tutarlılık açısından biraz önce dediğim gibi olmalıdır, diye düşünüyorum.
sürpriz son: tam anlamıyla bir yabancılaşma çok çok zordur, diyorum. tamdan kastım gidip dağ evine kapanmak, kendini doğaya atmak, evsiz olmak, bohemlik, berduşluk, dandylik, ne derseniz deyin, yine de bir şekilde topluma mecbur kalacaksınız gibi.

ee, diyelim ki hani oldu ya, topluma muhtaç değilsiniz artık yabancılaştınız bir şekilde, sonuç? en fazla dünyanız küçülür. ee, yukarıda yararlı bir olgu demiştik, ona ne oldu hocam, dünyanın küçülmesinin bireye ne yararı var ki? dostum, yabancılaşmak yoluna gönül veren kişi tam olarak bundan kaçıyor işte.

bu kavramdan bahsetmişken camus'süz olmaz:
"bugün annem öldü, belki de dün, bilmiyorum."* işte iki paragraf önce demek istediğimi adam tek cümlede anlatmış.
bir de dostoyevski'den çay edebiyatı:
"önümde, ya dünya yok olacak ya da sen çaysız kalacaksın diye iki seçenek olsa, ben çay içmeyi tercih ederim."* bravo kral.

bir de makale: yabancılaşma: kavramsal ve kuramsal bir değerlendirme tavsiye edilir.
bir de kitap: rus düşüncesi bağlamında f. m. dostoyevski’de yabancılaşma olgusu - nazan coşkun karataş
bir de alakasız bir şarkı: kino - zakroy za mnoy dver
devamını gör...

islam'da kadına şiddet harammış, diyanetin yaptığı açıklamalar aklımda hâlâ. istanbul sözleşmesi de getirmemiş saygıyı, uygulanmadığı için getirmemiş olabilir mi? *
devamını gör...

siyah diş macunları dişleri beyazlatır.
devamını gör...

beni ya şımartın ya da kapı dışarı atın. yarı içtenliğe dayanmam zor benim.
oğuz atay
devamını gör...

kafasını dinliyordur.
devamını gör...

ben başka biri sanıyordum.

(bkz: malum şahıs dendiğinde akla gelen kişi). *
devamını gör...

filtre kahve.
devamını gör...

her duyduğum sesi ezan sanıyorum.
devamını gör...

ben ışıktan korkmam bilmez misin
aşıklık şanımdandır yetemez misin
diyorsun ki meydana da gerek yoktu
okuyan herkes bilsin yagami korktu
devamını gör...

“kızım senin kadar inatçısını görmedim, hakkını asla yerde bırakmayıp sonuna kadar mücadele veriyorsun.”
canım anam dövmesi.
devamını gör...

çok küçükken televizyon haberlerinde gördüğüm hastalıktır.

baya korkmuştum.

şifalar dilerim.
devamını gör...

ben bu kadına hayranım. gerçekten. umurumda bile olmaz nükleer denemelerle ikisine böyle koccaman sarılmak istiyorum kiii. sizleri de kızanlarınızı da yerim.
kendisi bugün ricamı kırmayıp kızıyla bana masal okudu. o kadar tatlıydı kii. içim yumoşşşş yumoşşş olduu inanın. öpücüklere boğmak istiyorum kızıyla onu. *
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim