(bkz: jenni vartiainen)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

purification (saflaştırma) and purgation (tasfiye) of the emotion olarak tanımlanabilir katharsis. yani "ağla ağla açılırsın" halk arasındaki tabirle.

şimdi efendim, canınızı sıkan bir durum var ise ve bunu bastırıyorsanız bu sağlığa zararlı. hep derim, "içinde kalıp kanser olacağına dışına çıksın konser olsun". işte içine içine attığın o olaylar var ya anacım, onlar gün yüzüne çıktığında kendini tutamayıp ağlamaya başlıyorsun ya hani. hah işte o katharsis.

yalnız burada ufak bir durum var. bu duygu boşalmasını olay anında yaşayamazsınız. yani şey, bastırılıp sonradan ortaya çıkmış olması lazım. o kadar bastırırsınız ki, o kadar bilinçaltına itersiniz ki bu durumu... dışarı çıkarken yırtar. işte ağlama bu yüzden (değil de, öyleymiş gibi yapıyorum şu an. gönlünüzü alacağım az sonra).

misal, çocukluk çağında tacize uğramışsındır büyük biri tarafından. hem de aile eşrafından, yakından yamacından birinden. ne kadar büyük bir travma değil mi. hah işte bunu kimseye anlatamazsın, bastırırsın bastırırsın taa korteksin dibine, hatta medulla oblongataya, elinde olsa cauda equinaya kadar gömersin (sallıyorum, takılmayın. beyni yandan düşünün, korteks beynin en üst kısmı. medulla oblongata ise beyincik. kafamızın arkasında bulunur. cauda equina ise omuriliğin bittiği yer. belimizde falan. hani gömebilsek oraya kadar derine gömeriz, magmaya indiririz anlamında. hatta bakın şu sacral yazan yerlerde bir yerler)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel. üstünden 20 yıl geçer, evleneceksindir, söz olur konu gelir anlatmak zorunda kalırsın. anlatırsın ama ne anlatmak... bir yandan ağlayıp bir yandan sinirden kudurup bir yandan öfkeden delirirsin. anlatırsın da anlatırsın. bütün o bastırılmış enerji açığa çıkar, salınır, üstünden öküz kalkmışa dönersin. sonra yürüyecek gücü bulamazsın kendinde. sevdicek kucağında taşır (hehe). katharsis bu işte.

bir örnek daha verelim ki pekişsin. ebeveynlerin ölmesi de güzel bir örnek olabilir. baba vakitsiz ölür, genç yaşta evin en büyük erkeği olarak dımdızlak ortada kalıverirsin. sorumluluk artar, hatta altında ezilirsin. babanın ölümüne üzülemezsin bile. sorumluluklarını düşünürsün, küçük kardeşini düşünürsün, anneni düşünürsün. bütün üzüntünü gömersin içine. baban ölmüştür, daha birlikte bir futbol maçına gidemeden, ilk aşk acını anlatamadan, ilk kavganda kaşın patladığında 2 tokat da babandan yiyip üstüne pansuman yaptıramadan, sana tavuk döner kendine peynirli poğaça alıp parka götüremeden göçmüştür bu dünyadan. halbuki daha büyüyecektin, üniversiteye gidecektin, gururlandıracaktın babanı. evlenecektin. çocuğun olacaktı. "torunum oldu lan, ç*künü duvara asarım ben bunun" diyecekti. dede olacaktı. sen 10 yaşındayken göçtü bu dünyadan, sen de kış günü açıkta kalmış çingene g*tü gibi ortada kaldın bir anan bir kardeşinle he mi? aha öyle bir durumda üzülemezsin. üzülemiyorsun. içine atıyorsun herşeyi. sanki yüzyıllardır ölüydü, sanki annen partenogenezle doğurdu seni gibi davranıyorsun. yaşayamadığın bütün o güzel hayallere üzülmeyi bir kenara bırak, düşünmek bile aklına gelmiyor. ta ki tetiklenene kadar. belki psikiyatr tetikler, belki bir sevgili, belki ev arkadaşının babasının ölümü, belki patronun...

işte o an gelince ya oturur ağlarsın. gözlerin kuruyana kadar ağlarsın hem de. ya da 7 milyar insanı yan yana dizsek hepsini yumruklayacak kadar öfkeden yanarsın. sonunda da yorgunluktan hareket edecek gücün kalmaz.

işte katharsis budur.

"there's no "one size fits all" definition of "catharsis", therefore this does not allow a clear definition of its use in therapeutic terms." demiş powell kaynak. belki de yukarıda uzun uzadıya anlattığım herşey palavradır. belki de değildir. kim bilir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

şükrü erbaş, bu şiirinde bahsettiği köylülüğün içinde yaşamış, yetişmiş bir şairdir. ayakları gayet de toprağa değmiş bir insandır.

bu şiirde köylüler değil "köylülük" eleştirilmekte. şiirde eleştirilen köylüler sırf köyde tarla sürüp toprak damlı evlerde yaşayan insanlar değil. billur saraylarda, çok odalı kent evlerinde yaşayanların da taşıdığı köylülük. köyde yaşamak bu şiirin konusu olmaya yetmediği gibi kentte yaşamak da hedef tahtasından kurtulmaya yetmiyor.

yani köylülüğü, kentte yaşamak, hatta şehirli olmak dahi paklamıyor. bu şiirde kökeni köylü olan insanlardan ziyade köylülük kültürünü eleştiriyor şair.
devamını gör...

ne diyebilirim ki. bu adamın kötü kitabı yok herhalde. her okuduğumda çok seviyorum. sanki londonperverler cemiyeti kuracak gibiyim ama öyle. eleştirecek bir şeyim yok. o yüzden övme kısmına geçelim.

jack london kitabında günümüzdeki bir insanın çocukluğundan itibaren gördüğü korkunç rüyaları anlatmasıyla başlar. çocuk daha önce hiç orman görmemesine rağmen devasa bir ormanı rüyasında tüm ayrıntılarıyla görür. büyüyünce ilk defa göreceği tüm ağaç çeşitlerini o zaten rüyalarında tanımıştır. peki hiç görmediği şeyleri nasıl rüyasında görebilir? gördükleri onun ırksal hatıralarıydı. evrimin erken halkalarından birinde yaşamış kocadiş'in hayatını gece o rüyalarıyla tekrar yaşıyordu. gündüz ise kendi zamanında yaşıyordu.

ırksal hatıra nedir? kitapta da verilen en yaygın örnekten yola çıkalım. rüyalarımızda çoğumuzun bir yerden düşeriz ama asla yere çarpmayız. ağaçlarda yaşayan ilk insanlar sık sık ağaçtan düşme tehlikesi yaşarlardı. tam düşecekken kurtulanlar bu deneyimlerini kalıtsal yollarla ileriki nesillere aktardılar. düşüp ölmeden üreyen atalarımız sayesinde biz bugün o düşme rüyalarını görüyoruz.

kitabı okumanız için gerekli merak unsuru oluştu diye düşünüyorum. jack london'ı bir kere okuyan pişman bir de hiç okumayan pişman. siz hiç pişman olmayın ve yazarın en az üç beş kitabını okuyun.
devamını gör...

kendini sosyalist olarak tanımlayan ingiliz yazar george orwell'ın kültleşmiş "sosyalizm eleştirisi" romanıdır.

fabl şeklinde yazılmış bu romanda ahır hayvanlarını "niçin biz de insanlar gibi yataklarda uyumuyoruz?" argümanıyla örgütleyen domuzlar bulunur. her domuz, gerçek hayattaki bir siyasi figürün tezahürüdür. ancak gelin görünki başarıya ulaşan hayvanlar olsa bile yataklarda uyuyabilen yalnızca domuzlar olacaktır.

kitabın viral olmuş cümlesi: bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir olmuştur.
devamını gör...

benim gibi anlaşılması zor soyada sahip olmaktan daha iyi olan durum.kodlamaktan bıkkınlık geliyor.
devamını gör...

uyurken dürtüp "kalk kız, okula geç kalacaksın" dediğim an / içerenköy / abraham lincoln daha başkan iken.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yine birilerine dert olmuşuz prensesliğimizle. go girl!
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tutkunun ve heyecanin karsiligi olan terim. yani en azindan benim icin... neyse basligi biraz acayim; astrofotografcilik yildizlarin, gezegenlerin, galaksilerin ve diger gok cisimciklerin gozlemini ve fotografciligini kapsayan bir terimdir. fotografciligin bir dali gibi gorunebilir ama aslinda bilinen fotografciliktan oldukca farkli bir alandadir. kendi icerisinde de iki kisima ayrilir.
-geniş açı astrofotografciligi; bildigimiz dslr tarzi kamerlarla yapilan fotografciliktir. hatta son donemlerde cikan cep telefonlariyla da astrofotograflar cekmenin mumkun oldugu soyleniyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


-derin uzay yada nam-i diger deep sky fotografciligi; teleskopla yapilan fotografciliktir. astrofotografciligin daha gelismis versiyonudur. daha zorludur ve uzay hakkinda da ciddi bir bilgi birikimi gerekmektedir. ve daha maliyetlidir de. ise yarar bir teleskop 10-15 bin dolarcik arasindadir. ama tahmin ettigim uzerine bu alanin kisiye verecegi haz bambaskadir yani ayi, gezegenleri cekmenin verdigi hevesin gelismis ust versiyonudur diyebilirim ...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

deep sky astrofotografciligi hakkinda pek bir sey bilmedigim icin genis aci fotografciligi hakkinda biraz bilgi verebilirim; oncelikle fotografciligin bu alani gercekten maliyetli. maliyetin karsilanmasi da tek basina yeterli degil, bilgi birikimi ve deneyim de oldukca onemlidir. sahip olunacak kameraya degineyim;
aslinda baslangic icin cok da onemli degil deniyor. normal standartlarda dslr kamera yetecektir. ozellikle canon'un eos serisi is gorur nitelikte-ymis. bu alan icin cmos ve ccd cinsi ozel sensorlu kameralar bulunmakta fakat fiyat olarak da cok pahalilar ve yeni baslayanlar icin ekstra pahali kameralara butce ayirmanin yersiz oldugu belirtiliyor. hatta kameradan anlayan kesim kendilerine modifiye kameralar tasarlayip maliyetlerini dusurebiliyorlar.
bu arada yeni baslayanlar icin mumkunse otomatik yerine manuel bir makina tercih etmeleri tavsiye ediliyor cunku kameralardaki otomatik ayarlar gunduz cekimi icin uygundur. astrofotograflar gece cekimi yapilacagi icin isiklandirma ayarlarinin da elle ayarlanabiliyor olmasi cok daha iyidir.
iso duzeyi, diyafram degeri gibi teknik konularda cok onemlidir, ben bunlardan cok anlamadigim icin es geciyorum...

sahip olunan fotograf makinasindan da onemli olan mevzu, dedigim gibi bilgi birikimidir. bu alanda kisi yeniyse, astrofotografciligiyla ilgili kurslar mevcut gidebilir. ayriyeten ozellikle sosyal medya icerisinde olusturulmus kulupler de var diye biliyorum...
bilgi birikimi mevzusu zaten teknik bilgiden ote, isin icerisine girince edinilen tecrubelerle gelisecektir. o yuzden biraz emek biraz da zaman gerekli denilebilir.

bunlarin disinda en onemli bir diger unsur ise planlamadir. goruntulerin nerede ve ne zaman cekileceginin oncesinde planlanmasi gerekir. hava sartlari cok onemlidir, ayin ve yildizlarin hareketleri cok onemlidir. fotograflarin cekilecek alanin rakimli olmasi cok cok onemlidir. onemli olarak belirttigim konular iyi bir planlamayla goz onunde bulunduruldugu zaman ancak ortaya guzel kareler cikabilir.

ayriyeten cekilen fotograflarin islenmesi mevzusu var. bu konu da cok cok onemli... astro fotograflarda elde edilen karelerde ciddi bir emek soz konusu. on saniye baktigimiz fotograflar bir gunde bir kareyle cekilmez. bir fotograf icin 20 ile 40 saatlik arasi bir cekim gerekmektedir, hatta bazen bir fotografin cekimi haftalarca emek verilebilir. iste bu gunlerce haftalarca cekilen fotograflar birlesetirilerek islenmektedir. yani islemede gosterilen incelik gunlerce verilen emegin karsiligidir diyebiliriz.

astrofotografcilik bir tutkudur. zaman alan bir tutkudur, emek isteyen bir tutkudur, her yigidin harci olmayacak bir tutkudur. yapilan fedakarliklardan elde edilen ise sadece bir goruntudur evet ama(!) o goruntunun ne denli kiymetli oldugunu da bu alanla ilgilenenler cok iyi bilirler. tekrar soylemis oluyorum ama astrofotografcilik bir tutku, bir yasam tarzidir. icine girdiginiz zaman ciddi cekimine kapilmamak imkansiz. hicbir seyden alanamayacak kadar haz verir insana. yani benim icin boyle... gercekten hayatimda hic bir alana, hicbir konuya ve dahi hicbir seye bu denli heyecan hissettigimi hatirlamiyorum. tekrar tekrar yazayim bu konu bir hobi degil bir tutkudur . . . benim icin manasini "tutku" kelimesini surekli tekrarlamamdan anlayabilirsiniz evet*.
devamını gör...

kendi gibi düşünmeyen herkese çamur atmaktır.
devamını gör...

masum olduğunu düşündüğüm insandır, yavrumun tek suçu, daha göze çarpan bir bağımlılığının olmasıdır. oysa, hepimizin bağımlılıkları* var ama nedense kendi bağımlılıklarımıza çare bulamazken, sigara içen birini görünce hemen tu kaka yapıyoruz. (bkz: ilk taşı günahsız olanınız atsın.)
devamını gör...

— bilen bilir*eski tanımlarımda bahsettiğim gibi gerçek hayattaki yakınlarım efsun derler bazen bana. yaklaşık iki sene önce çok yakın bi arkadaşım edirne’de gezerken bi yerde efsunlu ayna diye satılan bi tarak-ayna seti almıştı bana*o zamandır anı kutumda saklıyorum onu.
— yine yaklaşık 2-3 sene önce bi arkadaşıma ders sırasında zorla bi şeyler çizdirmiştim çünkü çok ciddi bir çizim yeteneği vardı. minik canavarlar çizmişti bana onu da hala saklıyorum*.
— ilkokula giderken annemle beraber küçük bi hikaye yazıp kitap haline getirtmiştik hala saklıyorum ve buldukça okuyup gülüyorum.*

daha say say bitmeyeceğini bildiğim bir sürü şey olduğu için özet olarak anı kutumda bulunan her şeye kendimce anlamlar yükledim. başkası baksa çok gereksiz bulur belki ama ben her seferinde güzel anılarımı hatırlıyorum onların sayesinde.
devamını gör...

çeşit çeşit kitapla ilgili bilgi, yorum, kesit bulabileceğiniz bir site.

buradan
devamını gör...

merhaba ahali,
"iki haftalık aranın ardından bu akşam 20.30'da eurovision saati programımızın 10. bölümünde buluşmak üzere" demek için rahatsız ediyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yeter ama artık ya. kendimi bilmesem inanacağım yani. yok efendi erkekler kaybeder yok biz fakirler kaybeder diye ağlamayı ne zaman bırakacak bu erkekler? ulan sizi bu yüzden reddeden bir kız varsa kendinize azıcık saygınızdan yüzüne bakmayın o zaman. erkek arkadaşları yüzünden ağlayan o kadar kız arkadaşım oldu hepsi de aldatıldık diyordu. iyi ben de gidip buradan hareketle erkeklerin kökü şerefsiz diyeyim. bir deli kuyuya taş atmış 40 akıllı birleşmiş de çıkaramamış. yok memesi sarkık yok bilmem neyi pembe değil diye 7/24 eleştiren erkeklerin efendi erkek tribine girip "benim için önemli olan gönül güzelliği" modunda dolaşmalarından yıldım.
devamını gör...

hemen uyum sağlarlar.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

feyk yani. (bkz: feyk ulan feyk)
devamını gör...



hep bu geliyor aklıma, kılçıksız olur ise ne âlâ.*
devamını gör...

1958 elbistan doğumlu besteci, müzisyen oyuncu.halk müziği sanatçısı nesimi çimen'in oğlu.
en sevdiğim...*
mazlum çimen- başımın belası
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim