kurban
insanlar ve sert albümünü bir dönem deli gibi dinlerdim. çok saygı duyuyorum bu adamlara..
devamını gör...
steins gate
zaman yolculuğu hakkında ve konusu baya ilginç olan visual novel adaptasyonu bir anime serisi. konusu ise geçmişe mesaj atarak geleceği değiştirmeyi çalışan bir grup insanın hikayesini anlatıyor. gelecek tamamen distopya'dır ve %1 olasılık ile ırksama bariyerini aşıp gerçek özgürlüğe ulaşılmak isteniyorsa bunu ancak ana karakterimiz ve grubu tarafından geçmiş değiştirelerek mümkün kılınabilir.
devamını gör...
bergen
acıklı hayat hikayesini okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkamamıştım.
kısaca özet geçmem gerekirse asıl adı belgin sarılmışer veya bilinen sahne adıyla bergen, türk arabesk-fantezi şarkıcısıdır.15 temmuz 1958 yılında doğmuştur. birincilikle konservatuvara girmiştir. daha sonra sahnelere çıkmaya başlayacak ve okulu bırakacaktır.yaşını büyüttükten sonra norveç’in bergen şehrinden esinlendi ve kendisine bu ismi taktı. adana’dan sahne teklifi aldı ve hayatının yönünün değişeceğinden habersiz yola çıktı. olaylı aşkı yalçın'ın onu terketmesi sonucu, adana'da sahne alırken onu izlemeye gelen halis onun bir şekilde gönlünü kazanmış ve halis ile nişanlanmıştır.
her şey de bundan sonra başlamıştır zaten. halis, sürekli ona dayak atıyor,eziyet ediyor ve şiddet uyguluyordu. derken halis artık eve gelmemeye başlar. evliliklerinin de bir senaryo olduğunu öğrenir. halis zaten evlidir ve üstelik 3 tane de çocuğu vardır. nikah memuru, evlilik cüzdanları, her şey sahtedir.bunun üzerine annesinin yanına ankara'ya döner. ama halis o evde yokken ankaradaki evde yangın çıkarmıştı. her ne kadar halis, ben yapmadım dese de (ki yangını o çıkarmıştı)bergen yine inandı ve bir şans daha verdi halis'e. hatta yıllar sonra hayatını anlatmasını sağlayan yeğenine;
"bazen insanlar hiddetli sever, ölesiye sever, yaşadıkları kötü olaylar sevgisinden bir şey götürmez.” demiştir.
halis bir şekilde ikna eder bergen'i , hatta ona karısından boşanacağını söyler ve boşanır da. şimdi gerçekten evlenirler. fakat bir şart koşar halis. "bergen’in sahneye çıkmasını istemiyordu". bergen bir şekilde bu şartı kabul eder ve evlenirler. tabi eski günler yine kendini gösterir. halis yine ona işkence ediyor, dayak atıyordu. sonunda bergen dayanamaz ve bu kez kaçıp izmir’e gider. yeniden sahnelere döner. bu artık bir inada döner. halis sahneye çıkmasına deliriyor, bergen de inadına çıkıyordu. bu artık bergen’in kaçtığı halis’in kovaladığı bir ilişkiye dönmüştü. hiddet sınırını aştı ve halis, bergen’e ‘ üç gün sonra bütün gazeteler senden bahsedecek’ demişti.
31 ekim 1982'de halis tarafından yüzüne atılan kezzap sonucu iki gözünü de kaybetti, daha sonra sol gözü görme yetisi kazandı ve sağ gözünün hasarı yüzünden saçlarını sağ gözünün üzerine atmasıyla, bazense güneş gözlüğüyle olan imajıyla akıllarda kaldı.
1986'da yayınladığı üçüncü stüdyo albümü "acıların kadını albümü ve kendi hayat hikayesini anlatan albümle aynı adlı filmde oynamasının ardından "acıların kadını" olarak anılmaya başladı. sanat yaşamı boyunca sen affetsen ben affetmem, kader diyemezsin, benim için üzülme, elimde duran fotoğrafın, neden dönmesin gibi pek çok şarkı bıraktı.
14 ağustos 1989’da, kayseri’deki bir konserinin ardından evine gitmek için taksiye biner. yanında annesi de vardır. önlerini kesen bir araç ve içinden halis'in çıkıp silahla ateş etmesi sonucu 30 yaşını dolduramadan hayatını kaybeder.
kısaca özet geçmem gerekirse asıl adı belgin sarılmışer veya bilinen sahne adıyla bergen, türk arabesk-fantezi şarkıcısıdır.15 temmuz 1958 yılında doğmuştur. birincilikle konservatuvara girmiştir. daha sonra sahnelere çıkmaya başlayacak ve okulu bırakacaktır.yaşını büyüttükten sonra norveç’in bergen şehrinden esinlendi ve kendisine bu ismi taktı. adana’dan sahne teklifi aldı ve hayatının yönünün değişeceğinden habersiz yola çıktı. olaylı aşkı yalçın'ın onu terketmesi sonucu, adana'da sahne alırken onu izlemeye gelen halis onun bir şekilde gönlünü kazanmış ve halis ile nişanlanmıştır.
her şey de bundan sonra başlamıştır zaten. halis, sürekli ona dayak atıyor,eziyet ediyor ve şiddet uyguluyordu. derken halis artık eve gelmemeye başlar. evliliklerinin de bir senaryo olduğunu öğrenir. halis zaten evlidir ve üstelik 3 tane de çocuğu vardır. nikah memuru, evlilik cüzdanları, her şey sahtedir.bunun üzerine annesinin yanına ankara'ya döner. ama halis o evde yokken ankaradaki evde yangın çıkarmıştı. her ne kadar halis, ben yapmadım dese de (ki yangını o çıkarmıştı)bergen yine inandı ve bir şans daha verdi halis'e. hatta yıllar sonra hayatını anlatmasını sağlayan yeğenine;
"bazen insanlar hiddetli sever, ölesiye sever, yaşadıkları kötü olaylar sevgisinden bir şey götürmez.” demiştir.
halis bir şekilde ikna eder bergen'i , hatta ona karısından boşanacağını söyler ve boşanır da. şimdi gerçekten evlenirler. fakat bir şart koşar halis. "bergen’in sahneye çıkmasını istemiyordu". bergen bir şekilde bu şartı kabul eder ve evlenirler. tabi eski günler yine kendini gösterir. halis yine ona işkence ediyor, dayak atıyordu. sonunda bergen dayanamaz ve bu kez kaçıp izmir’e gider. yeniden sahnelere döner. bu artık bir inada döner. halis sahneye çıkmasına deliriyor, bergen de inadına çıkıyordu. bu artık bergen’in kaçtığı halis’in kovaladığı bir ilişkiye dönmüştü. hiddet sınırını aştı ve halis, bergen’e ‘ üç gün sonra bütün gazeteler senden bahsedecek’ demişti.
31 ekim 1982'de halis tarafından yüzüne atılan kezzap sonucu iki gözünü de kaybetti, daha sonra sol gözü görme yetisi kazandı ve sağ gözünün hasarı yüzünden saçlarını sağ gözünün üzerine atmasıyla, bazense güneş gözlüğüyle olan imajıyla akıllarda kaldı.
1986'da yayınladığı üçüncü stüdyo albümü "acıların kadını albümü ve kendi hayat hikayesini anlatan albümle aynı adlı filmde oynamasının ardından "acıların kadını" olarak anılmaya başladı. sanat yaşamı boyunca sen affetsen ben affetmem, kader diyemezsin, benim için üzülme, elimde duran fotoğrafın, neden dönmesin gibi pek çok şarkı bıraktı.
14 ağustos 1989’da, kayseri’deki bir konserinin ardından evine gitmek için taksiye biner. yanında annesi de vardır. önlerini kesen bir araç ve içinden halis'in çıkıp silahla ateş etmesi sonucu 30 yaşını dolduramadan hayatını kaybeder.
devamını gör...
go oyunu
trevanian, altı bölümden oluşan meşhur romanı şibumi (kitap)’ yi go oyununun aşamalarına oturtarak kurgulamıştır. sezgi ve denge felsefesiyle çin’ in antik çağlarından günümüze uzanan bu geleneksel oyun, şibumi romanıyla dünyada olduğu gibi ülkemizde de meraklısını arttırdı. oyuncuların bir araya geldiği dernekler kuruldu.
devamını gör...
sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı
"bence gerçek ölüm,unutulmaktır. eğer yüzyıllar sonra hatırlanabiliyorsan, hala ömemişsindir"
hayatım boyunca mottom bu oldu. bu yüzden bu dünyada ne kadar yaşadığın değil, ne kadar yaşatıldığın önemli. bazı insanlar ise sonsuza kadar yaşamalı...sonsuza kadar yaşatılmasını en çok istediğim kişi ulu önder mustafa kemal atatürk'tür.
hayatım boyunca mottom bu oldu. bu yüzden bu dünyada ne kadar yaşadığın değil, ne kadar yaşatıldığın önemli. bazı insanlar ise sonsuza kadar yaşamalı...sonsuza kadar yaşatılmasını en çok istediğim kişi ulu önder mustafa kemal atatürk'tür.
devamını gör...
dünyanın en kısa korku hikayesi
dünyada kalan son insanın kapısı çaldı.
devamını gör...
sevgilinin avuç içini öpmek
eski sevgilimin sürekli yaptığı şeydi. avuç içimi öperken onu izlemek dünyanın en güzel duygusuydu sanırım. oyy (bkz: özledim) yine.
devamını gör...
bir anneye verilecek öğütler
çocuğunu çok sev. onu diğerleri ile kıyaslamaktan vazgeç. mecbur kalmadığın sürece onu küçük yaşta çok yalnız bırakma. yere düştüğünde başını kaldırdığında ilk seni görsün. yarasını öp "bak geçti" de. ve ondan "seni çok seviyorum" cümlesini esirgeme. böylece çocuk büyüdüğünde içinde yaralar açılmamış olacak.
devamını gör...
geceye bir şarkı sözü bırak
“aramızda dağlar yollar yıllar var iken
beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş
sargın yaprakmışım dallarına
yangın toprakmışım yağmurlarına
türkü olmuşsun, umudummuşsun
sevdama yarınlarıma”
yeni türkü’den dinlemek isterseniz buyursunlar efenim
beni sana sımsıkı sarılı görenler olmuş
sargın yaprakmışım dallarına
yangın toprakmışım yağmurlarına
türkü olmuşsun, umudummuşsun
sevdama yarınlarıma”
yeni türkü’den dinlemek isterseniz buyursunlar efenim
devamını gör...
kitapların pahalı olduğu gerçeği
zamanla artık kitapları pdf olarak indirip okumama sebep olan gözü kör olası durum. tamam evet aynı hazzı vermiyor ama okuyamamaktan gene de iyi. binlerce sayfa okumuşluğum var. aradığım kitabi bulunca da nasil heyecanlaniyorum.. insan zengin hissediyor ama maddiyat olarak değil tabi.
devamını gör...
ayrılığı anlatan en güzel şiir
(bkz: şükrü erbaş)'ın (bkz: senin korkularını benim inceliğimi) şiiridir. her bir dizesini sindire sindire, içinizde derin oyuklar aça aça okur ve hissedersiniz.
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi
ne kapanan kapılar
ne yıldız kayması gecede, ne güz
ne ceplerde tren tarifesi
ne de turna katarı gökte
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
duvarlara dalıp dalıp gitmesi
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde
saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
hüznün arması, süren korkusu inceliğin
ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
boşluğa bir boşluk katmadığını
kar yağdırmadığını yaz ortasında
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
ben bulutları gösterirken "bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
yanıt aramanla halkalanmış
aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
şiir okumayacağım bir süre
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
şaşırma! yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım
ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi
ne kapanan kapılar
ne yıldız kayması gecede, ne güz
ne ceplerde tren tarifesi
ne de turna katarı gökte
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
duvarlara dalıp dalıp gitmesi
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık
ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
insanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde
saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
parmaklarını sözüne pınar edememek
uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
ışıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
yalnızca gölge vermesi ağaçların
iyiliğin küfre dönmesi ayrılık
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
iki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
hüznün arması, süren korkusu inceliğin
ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
boşluğa bir boşluk katmadığını
kar yağdırmadığını yaz ortasında
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
ben bulutları gösterirken "bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
yanıt aramanla halkalanmış
aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
şiir okumayacağım bir süre
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
gençliğimi anımsamak için
emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
içinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
mican türküsünü asacağım yerlerine
falcı kadınlara inanmayacağım artık
trafik polislerine adres sormayacağım
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
şaşırma! yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım
devamını gör...
ölmesi gereken türk gelenekleri
kesinlikle cenaze evine yapılan akın.
her zaman korkunç bulmuşumdur.
insanlar acısını mı yaşasın yoksa günde bin defa "dostlar sağ olsun" mu desin? karnınızı mı doyursun?
azalarak değil,hemen bitmeli.
her zaman korkunç bulmuşumdur.
insanlar acısını mı yaşasın yoksa günde bin defa "dostlar sağ olsun" mu desin? karnınızı mı doyursun?
azalarak değil,hemen bitmeli.
devamını gör...
sadece türkiye'de karşılaşılabileceği düşünülen şeyler
elektrik kesilince karşı komşununki kesilmişmi diye pencereden bakmak.
devamını gör...
zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
zor zamanlar kendini ispatlaman icin sana verilmis bir sanstir.survival mode daha fazla sey ogretir.
devamını gör...
çocukken tacize uğramak
hayatının devamında canını daha fazla yakan çok az şey yaşayacaktır bu çocuk.
o yaşadığı çaresizliği, korkuyu, güvensizliği ömür boyu sürdürecek. asla kimseye güvenemeyecek, kimseyi sevemeyecek, sevildiğine, güzel duyguları hakettiğine inanamayacak.
bir çocuğun yüzündeki masumiyeti ve acizliği göremeyen o iğrenç insanları düşündükçe, iyiliğe, güzelliğe, sevgiye, merhamete dair hiç bir umudu kalmayacak.
sokakta kucağında küçük kız çocuğuyla dolaşan adamları her gördüğünde, 'acaba gerçekten bir çocuk gibi mi seviyor' diye düşünecek, aksi ihtimal daha ağır basacak ve o çocuk için de acı çekecek. büyüdüğünde etrafındaki herkes özlemle çocukluk anılarını anlatırken, o çocuk ölmek için dua ettiği geceleri, intihar etmek için halının altına sakladığı bıçağı hatırlayacak.
ve maalesef, kaç yaşına gelirse gelsin, kabuslarında bu kabusu yaşamaya devam edecek.
hiç çocuk olamamış olmasına rağmen, hep çocuk kalacaktır aynı zamanda. korkak, ürkek.
o yaşadığı çaresizliği, korkuyu, güvensizliği ömür boyu sürdürecek. asla kimseye güvenemeyecek, kimseyi sevemeyecek, sevildiğine, güzel duyguları hakettiğine inanamayacak.
bir çocuğun yüzündeki masumiyeti ve acizliği göremeyen o iğrenç insanları düşündükçe, iyiliğe, güzelliğe, sevgiye, merhamete dair hiç bir umudu kalmayacak.
sokakta kucağında küçük kız çocuğuyla dolaşan adamları her gördüğünde, 'acaba gerçekten bir çocuk gibi mi seviyor' diye düşünecek, aksi ihtimal daha ağır basacak ve o çocuk için de acı çekecek. büyüdüğünde etrafındaki herkes özlemle çocukluk anılarını anlatırken, o çocuk ölmek için dua ettiği geceleri, intihar etmek için halının altına sakladığı bıçağı hatırlayacak.
ve maalesef, kaç yaşına gelirse gelsin, kabuslarında bu kabusu yaşamaya devam edecek.
hiç çocuk olamamış olmasına rağmen, hep çocuk kalacaktır aynı zamanda. korkak, ürkek.
devamını gör...
güne iyi başlatan şarkılar
"güne kahveyle başladım,ağzım dolu zihnim açık"
mor ve ötesi - daha mutlu olamam
mor ve ötesi - daha mutlu olamam
devamını gör...
kızarmış ekmek tereyağı bal üçlüsü
bal'ı vişne reçeli yapalım mı lütfen.
devamını gör...
beklenti anksiyetesi
bir şeyin olmasını beklerken hissedilen sıkıntı. beklenen şey gerçekleştiği zaman duyulan sıkıntıdan her zaman daha fazladır beklerken duyulan sıkıntı.
mesela uzun otobüs yolculuğu veya uçak seyahati planladığınızda, o gün gelene kadar nasıl bineceğiniz, yolculuğun nasıl geçeceği hakkında kuruntu ve evham yapmanız bu beklenti ankisiyetesinden kaynaklıdır.
benimde sık sık yaşadığım bir kaygı örneğidir.
mesela uzun otobüs yolculuğu veya uçak seyahati planladığınızda, o gün gelene kadar nasıl bineceğiniz, yolculuğun nasıl geçeceği hakkında kuruntu ve evham yapmanız bu beklenti ankisiyetesinden kaynaklıdır.
benimde sık sık yaşadığım bir kaygı örneğidir.
devamını gör...
telefonu sürekli sessizde olan kişi
üstün yeteneklerim sayesinde odanın içindeyken sessizde olan telefonuma bildirim geldiğini hissedip telefonuma yöneliyorum veee bir yeni bildirim. bunun bir üst leveli de sanırım kimden geldiğini tahmin etmek oluyor.*
devamını gör...
yedi numara dizisi replikleri
armağan: bizim kızlar. akılları fikirleri aşta meşkte, başka hiçbir şey düşündükleri yok. oysa hayatta daha ciddi şeyler de var. bunları niye sana anlatıyorum ki? belki de seni kendime benzetiyorum da ondan. senin de önceliğin okuyup adam olmak. aşk meşk bunların benim için değeri sıfır.
haydar: sıfır bir değer değildir. bir sayı bile değildir. ancak başka bir sayının yanına gelince değer yaratır. tıpkı sevda gibi. sevdanın da tek başına bir değeri yok. ille de biri olmalı. sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır, sevda ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır, büyür.
armağan: sen ne güzel şeyler söylüyorsun böyle haydar.
haydar: biri dese ki, sevdamı al, kendine ekle, bir ömürle çarp sonra sonsuza eşitle. yine değeri sıfır mı olur senin için?
armağan: bilmem ki... bana daha önce kimse böyle bir şey söylemedi.
haydar: bugün biri söylüyor işte.
7.bölüm:)
haydar: sıfır bir değer değildir. bir sayı bile değildir. ancak başka bir sayının yanına gelince değer yaratır. tıpkı sevda gibi. sevdanın da tek başına bir değeri yok. ille de biri olmalı. sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır, sevda ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır, büyür.
armağan: sen ne güzel şeyler söylüyorsun böyle haydar.
haydar: biri dese ki, sevdamı al, kendine ekle, bir ömürle çarp sonra sonsuza eşitle. yine değeri sıfır mı olur senin için?
armağan: bilmem ki... bana daha önce kimse böyle bir şey söylemedi.
haydar: bugün biri söylüyor işte.
7.bölüm:)
devamını gör...