raspberry pi
bir çeşit tek kart bilgisayar. aslında çocuklara kod yazmayı öğretmek amacıyla üretilmişti ancak bugün dünyada birçok kişi tarafından yaygın olarak kullanılıyor. cambridge üniversitesi'nde bilgisayar bilimleri okumak isteyenlerin sayısının azalması neticesinde raspberry pi vakfı tarafından piyasaya sürüldü.
bir bilgisayarın yapabileceği hemen hemen her şeyi yapabilen raspberry pi, fiyatı* ve taşıma kolaylığı nedeniyle çok kişi tarafından tercih ediliyor.
ingiltere kökenli olan bu alet, uzun saatler boyunca kapatmadan kullanılmaya uygundur. klavye, mouse gibi harici bazı donanımları takarak kullanabileceğiniz gibi kablosuz bağlantı aracılığıyla herhangi bir aygıta bağlayarak da kullanabilirsiniz. dokunmatik ekran da ekleyebileceğiniz aletin dayanabileceği sıcaklık yaklaşık 80 santigrat derece.
fişe takar takmaz çalışan alet için en iyi işletim sistemi debian tabanlı raspbian'dır. farklı linux sürümleriyle de kullanılabilen alette android things ya da windows 10 iot da çalıştırılabilir.
2012'den bu yana birçok modeli piyasaya çıkan raspberry pi çok çeşitli alanlarda kullanılabiliyor. başta dediğim gibi, ilk amacı kodlama öğretmek olduğundan, kişisel bilgisayar gibi kullanacaksanız sadece web üzerinden gezintiler gibi bazı basit işlemler için faydanalabilir ya da gerekli kurulumları yaparak web sunucusu olarak yararlanabilirsiniz. bunun yanında vpn ya da tor olarak kullanmak gibi amaçlarla, kamera kayıt aracı ya da video oynatıcı olarak, atari oyunları için emülatör olarak da faydalanabilirsiniz. çok daha farklı birtakım işlemler için de kullanabilmeniz mümkün. ancak bunların birkaçını birden yapmak isterseniz yeterli verimi alamazsınız.

görselin kaynağı
bir bilgisayarın yapabileceği hemen hemen her şeyi yapabilen raspberry pi, fiyatı* ve taşıma kolaylığı nedeniyle çok kişi tarafından tercih ediliyor.
ingiltere kökenli olan bu alet, uzun saatler boyunca kapatmadan kullanılmaya uygundur. klavye, mouse gibi harici bazı donanımları takarak kullanabileceğiniz gibi kablosuz bağlantı aracılığıyla herhangi bir aygıta bağlayarak da kullanabilirsiniz. dokunmatik ekran da ekleyebileceğiniz aletin dayanabileceği sıcaklık yaklaşık 80 santigrat derece.
fişe takar takmaz çalışan alet için en iyi işletim sistemi debian tabanlı raspbian'dır. farklı linux sürümleriyle de kullanılabilen alette android things ya da windows 10 iot da çalıştırılabilir.
2012'den bu yana birçok modeli piyasaya çıkan raspberry pi çok çeşitli alanlarda kullanılabiliyor. başta dediğim gibi, ilk amacı kodlama öğretmek olduğundan, kişisel bilgisayar gibi kullanacaksanız sadece web üzerinden gezintiler gibi bazı basit işlemler için faydanalabilir ya da gerekli kurulumları yaparak web sunucusu olarak yararlanabilirsiniz. bunun yanında vpn ya da tor olarak kullanmak gibi amaçlarla, kamera kayıt aracı ya da video oynatıcı olarak, atari oyunları için emülatör olarak da faydalanabilirsiniz. çok daha farklı birtakım işlemler için de kullanabilmeniz mümkün. ancak bunların birkaçını birden yapmak isterseniz yeterli verimi alamazsınız.

görselin kaynağı
devamını gör...
kıraç’ın milli takım için yaptığı marş
milli takımda forma için prim kavgası yapan futbolcular adına düzenlenen savaş marşı.
edit: ne oldu kıraç efendi? askerlerin savaşta tokat manyağı oldu.
edit: ne oldu kıraç efendi? askerlerin savaşta tokat manyağı oldu.
devamını gör...
nükleer fizik
ilk olarak askeri alanda silah üretmek amacıyla kullanılmış olan bilim dalıdır.
sivil alanda ilk kez kullanımı ise elektrik üretimi için olmuştur.
sivil alanda ilk kez kullanımı ise elektrik üretimi için olmuştur.
devamını gör...
sağlık çalışanları
pandemi döneminde sokağı cıkma yasakları oldugu dönemde, cogu isyerinin uzaktan calışma sistemine gecmesiyle işe gidip gelmeye, hatta covit olan arkadaslarının yerine ekstra mesaiye gitme durumlarından dolayı belediyelerin yaptığı ücretsiz toplu taşımayı kullanma hakkı verdigi calısanlardır. bu hak emniyet ve askeri personellerde yıllardır var, ögretmenler yıllardır indirimli biniyor ama konu sağlık personeli olunca bazı kesimin zoruna gidiyor. merak etmesinler bu temelli degil 6 ay daha bu jest uzatılmış. ınsanlar doktor hemsire düşmanlıgından ne konustuklarından haberleri yok, öfkeden düşünme yetilerini kaybetmişler. sanıyorlarki toplu taşımayı sadece bedava diye doktor hemsire kullanıyor. hastane bu iki çalısandan ibaret. hastanede güvenlik görevlisi, temizlik personeli, kat sekreteri, polklinik sekreteri, idari memurlar, yemekhane, gasilhane, laboratuvar vs dünya insan var. gecen bir video izledim adam diyorki benim bir kazancım yok ama bize bu hükümet gidip saglıkcıyı dövme hakkı verdi bu benim zenginligim diyor gerine gerine. ıste bu günümüz toplumunun sağlık personeline yaklaşımı. yemeye ekmegi yok hesap soramaz ama gidip hastanede bunun acısını saglık personeli döverek cıkarabilir. ıste bedava ulasım bunların zoruna gitti. ha birde maaş alıyorlar diyenler varya acaba kim hayrına calısıyor allah rızası icin. eve bir musluk bozulsun yada herhangi arıza icin usta cagırın bakalım saatine kac lira alıyor, öpücükle ödüyorsanız bilemem tabi ama her seye de zaten maas alıyorlar diye konusmaz ya insan. allah akıl fikir versin. saglık personelini begenmeyen evde deve sidigi icmeye devam etsin ne diyim.
devamını gör...
erkek olmak bu kadar zor olmalı mı sorunsalı
öncelikli olarak, asla duygularınızı belli edemezsiniz. çünkü ederseniz, toplum size "daha az" erkek gözüyle bakar.
tüm ağır işlerde siz çalışırsınız.
askere siz gidersiniz. israil hariç. israil gal gadot'u bile askere almış. allahsız israil.
iş kazasında ölenlerin %90 gibi büyük bir oranı erkeklerdir.
aileyi geçindirmek sizin görevinizdir.
eğer eşiniz sizden ayrılırsa, nafaka ödersiniz. çocuğunuz olmasa bile.
evsiz insanların yine büyük bir kısmı erkeklerdir.
toplumun her zaman bir "errrrrkek" olarak sizden beklentisi vardır.
bu başlık, kadın olmak bu kadar zor olmalı mı sorunsalına ithafen açılmıştır.
tüm ağır işlerde siz çalışırsınız.
askere siz gidersiniz. israil hariç. israil gal gadot'u bile askere almış. allahsız israil.
iş kazasında ölenlerin %90 gibi büyük bir oranı erkeklerdir.
aileyi geçindirmek sizin görevinizdir.
eğer eşiniz sizden ayrılırsa, nafaka ödersiniz. çocuğunuz olmasa bile.
evsiz insanların yine büyük bir kısmı erkeklerdir.
toplumun her zaman bir "errrrrkek" olarak sizden beklentisi vardır.
bu başlık, kadın olmak bu kadar zor olmalı mı sorunsalına ithafen açılmıştır.
devamını gör...
kur'an-ı kerim'den bir ayet bırak
siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim? ( ez-zuhruf sûresi 5. ayet)
ek: mûsâ, “ey rabbim! dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? ( a'raf 155.)
* *
ek: mûsâ, “ey rabbim! dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? ( a'raf 155.)
* *
devamını gör...
sözlüğün bu kadar yeni olmasına rağmen kocaman bir kullanıcı kitlesinin olması
kitap etkinliği ile pek de bir alakası olmayan durumdur.
birinci ağızdan, istatistiklere bakarak söylüyorum bunu. totale etkisi %10'dur, belki %15.
hamasettin abi olmak istemem ancak biraz samimiyet, yoğun mesai iyi de bir analiz gücü her ne iş yapıyorsanız size yarar sağlayacaktır.
birinci ağızdan, istatistiklere bakarak söylüyorum bunu. totale etkisi %10'dur, belki %15.
hamasettin abi olmak istemem ancak biraz samimiyet, yoğun mesai iyi de bir analiz gücü her ne iş yapıyorsanız size yarar sağlayacaktır.
devamını gör...
satranç
"bize hiçbir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik kadar baskı altına alamaz."
stefan zweig'ın son eseri olan satranç, adeta onun hayata bir veda mektubudur. nitekim kendisi de artık dünyanın asla eskisi gibi olamayacağını düşündüğü için, dünyanın içinde bulunduğu savaş ve kaos hali karşısında duyduğu endişe ile hayatına son vermiştir.
belirtmiş olduğum gibi son eseri olduğu için, bu kitap aslında intihar eşiğinde bulunan yazarın ruh halini ortaya koyan bir eserdir.
kitap kısacık bir öykü olarak görünse de aslında içinde barındırdığı imgeler ile harika bir eleştiri, başkaldırı kitabıdır. kitap insanlığın ve insanlık onurunun faşizm ve otorite karşısındaki ezilişini sayfalar arasında ilmek ilmek işlemektedir.
yazar kitaptaki karakterler ile dünyanın içinde bulunduğu durumu harika bir şekilde simgelemiştir. kitapta satranç tahtası savaş alanını, dünya satranç şampiyonu mirko czentovic ise nazi otoritesi ve acımasızlığını temsil etmektedir. kitapta psikolojik işkence ile sorgulanan dr. b ise; insanlığı, hümanizmi, çekilen sıkıntıları, savaşların insanlık üzerindeki etkilerini simgelemektedir.
tüm bu bilgiler göz önüne alındığında satranç, dünya edebiyatı'nda yazılmış en etkili eserlerden birisidir. basit bir hikaye olarak görülmemeli, satır altları üzerine uzun uzun düşünülmelidir. satırlarıma son vermeden önce stefan zweig'ın aramızdan ayrılmadan önce bizlere bırakmış olduğu cümleler ile sizleri baş başa bırakmak istiyorum:
"özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. bütün dostlarımı selamlarım! hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”
devamını gör...
pilli bebek
yorgun gecelerin ardından, hep aynı yere döndüren bir ankaralı müzik grubu.
devamını gör...
spawn
gelişiyle güneşi getiren sevdiceğiyle çok güzel bir gün geçiren, ancak gidişiyle ağlayan izmit'te şu anda yağmurdan sakınmak için bir saçağa sığınan yazar.
evet az sonra da fabrikaya gidip, çalışacak...
evet az sonra da fabrikaya gidip, çalışacak...
devamını gör...
little big man
thomas berger'in aynı isimli romanından uyarlanan 1970 yapımı arthur penn filmi.
yine aynı tarihte ralph nelson tarafından beyaz perdeye aktarılan revizyonist western filmlerinin en önemli örneklerinden birisi olan soldier blue ile birlikte holywood'un kızılderili meselesine bakışını değiştiren iki yapımdan biri olarak nitelenebilir. aralarındaki fark ; soldier blue'nun katı gerçeklik ve olanca vahşeti ile meseleleri aktarmasına karşın little big man'in meseleyi daha mizahi bir şekilde ele alarak, göndermeler yapmak suretiyle meseleye yaklaşmasıdır. farklı yaklaşım tarzlarını seçmiş olsalar dahi her iki filmde bu noktada çok değerlidir.
filmde daha çocukken cheyenne kabilesi tarafından kaçırılan ve onlarla birlikte yaşamaya başlayan jack crabb’in -dustin hoffman- hayat hikayesi anlatılmaktadır. ama bu hikâye çok farklı bir şekilde huzurevinde başlar. jack crabb 121 yaşındadır ve onun teybe kayıt edilen röportajı filmin çıkış noktasıdır. filmde çok hoş mizahi göndermeler görüyorsunuz. tabiri caizse beyaz şeytanın kızılderililere uyguladığı mezalime karşı, gelişine muhteşem vuruşlar yapılıyor ve her seferinde top doksanlardaki örümcek ağlarını temizleyerek insanın içinin yağlarını eritiyor.
aslında jack crabb'in almış olduğu isim dahi göndermeler açısından önemli, gerçek ''little big man'' cheyenne kabilesi mensubu değildir. o lakota kabilesine mensuptur. bununla ilgili çılgın at başlığına bakabilirsiniz zira onun hikâyesine orada değinmiştik. peki neden jack'e bu isim uygun görülmüş? kanımca arada kalmışlık hissini yaşaması ve sürekli gel gitler içerisinde yaşamını sürdürmesi bunda en önemli etken, bu tarz arada kalmışlık hissini yaşayan pek çok kızılderili yer aldı tarih sayfalarında.
jack filmde ping pong topu gibi bir oraya bir buraya savrulur. savaşlara katılır, ablasını bulur o sırada hristiyanlığa meyleder. arkasından vahşi batı şovuna katılır falan derken en nihayetinde custer'ın emrinde little bighorn savaşı'nda yer alır. custer onun kızılderili geçmişini bildiği için ona güvenmez, onun tüm söylediklerinin aksini gerçekleştirir. işte zurnanın zırt dediği yerde burası olur ve jack savaşın seyrini değiştiren adam olarak karşımıza çıkar.
izlenilesi bir filmdir. zira başta da söylediğim gibi ''soldier blue''ile birlikte kızılderili meselesine bakışı ters düz etmiştir. dustin hoffman'ın oyunculuğu ise tek kelime ile harikadır.
tabi şöyle bir şerh koymam lazım; çekim yılı eski olan filmleri tercih etmeyenler ve meseleye ilgisi olmayanlar bu filmi pek sevmeyebilir. ancak kızılderili tarihine ve eski filmlere meraklıysanız, ve filmi izlemediyseniz muhakkak izlemeniz gereken bir baş yapıt olduğunu söyleyebilirim.
filmdeki boşlukları doldurmak açısından da sözlükten bir kaç başlığı şuraya not düşeyim zira bu başlıklarda filmdeki kurgusal akışın gerçek tarihi boyutlarına değinilmiş durumda ;
(bkz: soldier blue) (bkz: çılgın at) (bkz: oturan boğa)
(bkz: kızıl bulut) (bkz: hayalet dansı) (bkz: cheyenne) (bkz: little big horn savaşı)
yine aynı tarihte ralph nelson tarafından beyaz perdeye aktarılan revizyonist western filmlerinin en önemli örneklerinden birisi olan soldier blue ile birlikte holywood'un kızılderili meselesine bakışını değiştiren iki yapımdan biri olarak nitelenebilir. aralarındaki fark ; soldier blue'nun katı gerçeklik ve olanca vahşeti ile meseleleri aktarmasına karşın little big man'in meseleyi daha mizahi bir şekilde ele alarak, göndermeler yapmak suretiyle meseleye yaklaşmasıdır. farklı yaklaşım tarzlarını seçmiş olsalar dahi her iki filmde bu noktada çok değerlidir.
filmde daha çocukken cheyenne kabilesi tarafından kaçırılan ve onlarla birlikte yaşamaya başlayan jack crabb’in -dustin hoffman- hayat hikayesi anlatılmaktadır. ama bu hikâye çok farklı bir şekilde huzurevinde başlar. jack crabb 121 yaşındadır ve onun teybe kayıt edilen röportajı filmin çıkış noktasıdır. filmde çok hoş mizahi göndermeler görüyorsunuz. tabiri caizse beyaz şeytanın kızılderililere uyguladığı mezalime karşı, gelişine muhteşem vuruşlar yapılıyor ve her seferinde top doksanlardaki örümcek ağlarını temizleyerek insanın içinin yağlarını eritiyor.
aslında jack crabb'in almış olduğu isim dahi göndermeler açısından önemli, gerçek ''little big man'' cheyenne kabilesi mensubu değildir. o lakota kabilesine mensuptur. bununla ilgili çılgın at başlığına bakabilirsiniz zira onun hikâyesine orada değinmiştik. peki neden jack'e bu isim uygun görülmüş? kanımca arada kalmışlık hissini yaşaması ve sürekli gel gitler içerisinde yaşamını sürdürmesi bunda en önemli etken, bu tarz arada kalmışlık hissini yaşayan pek çok kızılderili yer aldı tarih sayfalarında.
jack filmde ping pong topu gibi bir oraya bir buraya savrulur. savaşlara katılır, ablasını bulur o sırada hristiyanlığa meyleder. arkasından vahşi batı şovuna katılır falan derken en nihayetinde custer'ın emrinde little bighorn savaşı'nda yer alır. custer onun kızılderili geçmişini bildiği için ona güvenmez, onun tüm söylediklerinin aksini gerçekleştirir. işte zurnanın zırt dediği yerde burası olur ve jack savaşın seyrini değiştiren adam olarak karşımıza çıkar.
izlenilesi bir filmdir. zira başta da söylediğim gibi ''soldier blue''ile birlikte kızılderili meselesine bakışı ters düz etmiştir. dustin hoffman'ın oyunculuğu ise tek kelime ile harikadır.
tabi şöyle bir şerh koymam lazım; çekim yılı eski olan filmleri tercih etmeyenler ve meseleye ilgisi olmayanlar bu filmi pek sevmeyebilir. ancak kızılderili tarihine ve eski filmlere meraklıysanız, ve filmi izlemediyseniz muhakkak izlemeniz gereken bir baş yapıt olduğunu söyleyebilirim.
filmdeki boşlukları doldurmak açısından da sözlükten bir kaç başlığı şuraya not düşeyim zira bu başlıklarda filmdeki kurgusal akışın gerçek tarihi boyutlarına değinilmiş durumda ;
(bkz: soldier blue) (bkz: çılgın at) (bkz: oturan boğa)
(bkz: kızıl bulut) (bkz: hayalet dansı) (bkz: cheyenne) (bkz: little big horn savaşı)
devamını gör...
yazarların yakın gelecekteki hayali
sırasıyla:
1-) üniversiteyi kazanmak
2-) üniversiteyi bitirdikten sonra yurt dışına yerleşmek
3-) dünyayı gezmek
1-) üniversiteyi kazanmak
2-) üniversiteyi bitirdikten sonra yurt dışına yerleşmek
3-) dünyayı gezmek
devamını gör...
kızını zorla tesettüre sokan aile
yukarıdaki bir yazarın hâyâl ürünü dediğinde aslında gözlerini bu tür olaylara ne kadar kapattığını gördüğüm ve maalesef ki çevremdeki insanların bizzat yaşadığı durumdur. bu, güya dinî açıdan çocuğuna iyilik yaptığını düşünen güruh, aslında o çocuğun birey oluşunu hiçe saymaktadır. bunun maalesef ki en kötü örneğine bizzat tanıklık ettim. henüz ilköğretim öğrencisi iken en yakın arkadaşlarımdan birinin ailesi bu zorlamanın yolunu yapmaktaydı. ardından liseye geçtiğimizde arkadaşıma onuncu sınıftayken "eğer kapanmazsan bir daha okula gidemezsin" şeklinde tehditler savurup, üstüne üstlük şiddet uyguladı. arkadaşım ne kadar dirense de başarılı olamadı. polise gitmeye karar verdik şiddetten ötürü ama maalesef aile ile arasının yapılıp eve yollandığı durumlar o kadar çoktu ki arkadaşım daha fazla şiddet görmekten korktu. öğretmenleri araya girmeye çalıştı ama aile iyice diretti ve bir de bu süre zarfında ben aleviyim diye benimle görüştürmedi. zorla görüşüyor, kardeşlerimiz aracılığı ile not yazıyorduk birbirimize. arkadaşımın telefonuna el koymuşlardı çünkü. sonra ne mi oldu? bu kadın maalesef kapandı. ailenin yüzü güldü ve kendince gururla çocuğunu okula yolladılar. arkadaşım kapalı kaldı o evden ayrılana kadar, evlendikten sonra ise ilk hazır olduğu anda tesettürden çıktı. ve şu mutlu da olsa ailesinin ona yaşattığı psikolojik travmaların etkisini hâlâ sürdüren bir birey olarak hayatına devam etmeye çalışıyor. yarın bir gün kendi isteğiyle kapanır mı bilmem ama bu kadınların sağlıklı bir birey olmasını nasıl bekleriz bir toplum olarak ki?
işte tam bu noktada piaget'nin ve erikson'ın kuramlarını tekrar tekrar okumakta fayda var. ayrıca sorunlu ailelerin ve özellikle beynini din bürümüş, gözü kör olmuş ailelerin ve tüm bunları yaparken bir yandan da kendi karısını başka kadınlarla aldatan adamların ciddi bir tedaviye ihtiyacı var. siz tedavi olmadığınız sürece hastalıklı bireyler yetiştirme yolunda emin adımlarla ilerliyorsunuz çünkü.
ekleme yapayım: şu an bu bahsettiğim ve kızları ile beni aleviyim diye görüştürmeyen aile, beni yolda gördüğünde benimle konuşma girişimlerinde bulunuyor. konuşuyorum ben de, onlar gibi değilim, hem belki utanırlar diye düşünüyorum. umarım utanıyorlardır bir nebze.
işte tam bu noktada piaget'nin ve erikson'ın kuramlarını tekrar tekrar okumakta fayda var. ayrıca sorunlu ailelerin ve özellikle beynini din bürümüş, gözü kör olmuş ailelerin ve tüm bunları yaparken bir yandan da kendi karısını başka kadınlarla aldatan adamların ciddi bir tedaviye ihtiyacı var. siz tedavi olmadığınız sürece hastalıklı bireyler yetiştirme yolunda emin adımlarla ilerliyorsunuz çünkü.
ekleme yapayım: şu an bu bahsettiğim ve kızları ile beni aleviyim diye görüştürmeyen aile, beni yolda gördüğünde benimle konuşma girişimlerinde bulunuyor. konuşuyorum ben de, onlar gibi değilim, hem belki utanırlar diye düşünüyorum. umarım utanıyorlardır bir nebze.
devamını gör...
garip psikolojik rahatsızlıklar
tourette sendromu
tourette sendromu (veya turet sendromu), aynı şekilde kısa aralıklarla meydana gelen istemsiz, hızlı, ani bedensel tikler ve ses tiklerinin oluşturduğu nörolojik veya “nörokimyasal” kalıtsal bir rahatsızlıktır.[5] nörogelişimsel bozukluklar kategorisinde ele alınır. ismini fransız doktor gilles de la tourette'den alır. beynin bazal ganglion denilen bölümündeki anormallikten kaynaklandığı düşünülmektedir (dopamin). tikler birden ortaya çıkan, hızlı, yineleyici, ritmik olmayan, basmakalıp bir motor hareket ya da ses çıkarmadır. karşı konulamaz bir deneyim olarak yaşanır. ciddi formlarda iletişim ve yaşam kalitesi bozulabilir. sık görülen tikler arasında kafa sallama, kaş-göz oynatma, göz kırpma, hayvan sesleri çıkarma, boyun çevirme, göz devirme, diş gıcırdatma, omuz oynatma, yüz buruşturma ve buna benzer yüz hareketleridir. yaygın inanışın aksine tourette sendromu küfür etme hastalığı değildir. koprolali denilen istem dışı küfür etme durumu tourette sendromlu bireylerin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır. bunların yanında kişide şu semptomlar da bulunabilir ekolali: karşısındakinin sözlerini sesli veya kendi kendine sessizce tekrar etme. hastalığın belirtileri genellikle 5-6 yaşlarında ortaya çıkar. ergenlikle beraber tikler artış gösterir. çoğu vakada ergenlik döneminin sonuna doğru tiklerin sayısı ve şiddeti azalmakla beraber genellikle ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. bir kişinin tourette sendromlu sayılabilmesi için en az iki motor (bedensel tik) bir vokal (ses tiki) tikinin olması ve bu tiklerin 18 yaşından önce başlamış olması gerekmektedir. tikler yere ve duruma göre şekillenebilir. örneğin çoğu kişide stres, yorgunluk, kaygı, heyecan, sinir ve panik olma durumlarında tiklerin sayısı ve şiddetinde yükselme olur veya bazı motivasyon gerektiren uğraşlarda tikler geçici süreliğine yok olabilir; örneğin spor yapmak, enstrüman çalmak, şarkı söylemek. kanner'a göre bu kişilerin genel kişilikleri şu şekildedir: fazla duyarlı, kolay heyecanlanan, huzursuz, sıkılan, alıngan, zeki ve bilinçli. abd verilerine göre tourette sendromuna sahip bireylerin %75'ine yakını herhangi bir spor veya sanat dalıyla ilgilenmektedir.[6] abd'de her sene 15 mayıs - 15 haziran tarihleri arasında ulusal çapta 20'ye yakın kentte ''tourette sendromu farkındalık ayı'' etkinlikleri (konser, yürüyüş, spor müsabakaları, gezi, yarışma vb) düzenlenerek tourette sendromuna dikkat çekilmektedir.
tourette sendromu (veya turet sendromu), aynı şekilde kısa aralıklarla meydana gelen istemsiz, hızlı, ani bedensel tikler ve ses tiklerinin oluşturduğu nörolojik veya “nörokimyasal” kalıtsal bir rahatsızlıktır.[5] nörogelişimsel bozukluklar kategorisinde ele alınır. ismini fransız doktor gilles de la tourette'den alır. beynin bazal ganglion denilen bölümündeki anormallikten kaynaklandığı düşünülmektedir (dopamin). tikler birden ortaya çıkan, hızlı, yineleyici, ritmik olmayan, basmakalıp bir motor hareket ya da ses çıkarmadır. karşı konulamaz bir deneyim olarak yaşanır. ciddi formlarda iletişim ve yaşam kalitesi bozulabilir. sık görülen tikler arasında kafa sallama, kaş-göz oynatma, göz kırpma, hayvan sesleri çıkarma, boyun çevirme, göz devirme, diş gıcırdatma, omuz oynatma, yüz buruşturma ve buna benzer yüz hareketleridir. yaygın inanışın aksine tourette sendromu küfür etme hastalığı değildir. koprolali denilen istem dışı küfür etme durumu tourette sendromlu bireylerin çok küçük bir kısmını oluşturmaktadır. bunların yanında kişide şu semptomlar da bulunabilir ekolali: karşısındakinin sözlerini sesli veya kendi kendine sessizce tekrar etme. hastalığın belirtileri genellikle 5-6 yaşlarında ortaya çıkar. ergenlikle beraber tikler artış gösterir. çoğu vakada ergenlik döneminin sonuna doğru tiklerin sayısı ve şiddeti azalmakla beraber genellikle ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. bir kişinin tourette sendromlu sayılabilmesi için en az iki motor (bedensel tik) bir vokal (ses tiki) tikinin olması ve bu tiklerin 18 yaşından önce başlamış olması gerekmektedir. tikler yere ve duruma göre şekillenebilir. örneğin çoğu kişide stres, yorgunluk, kaygı, heyecan, sinir ve panik olma durumlarında tiklerin sayısı ve şiddetinde yükselme olur veya bazı motivasyon gerektiren uğraşlarda tikler geçici süreliğine yok olabilir; örneğin spor yapmak, enstrüman çalmak, şarkı söylemek. kanner'a göre bu kişilerin genel kişilikleri şu şekildedir: fazla duyarlı, kolay heyecanlanan, huzursuz, sıkılan, alıngan, zeki ve bilinçli. abd verilerine göre tourette sendromuna sahip bireylerin %75'ine yakını herhangi bir spor veya sanat dalıyla ilgilenmektedir.[6] abd'de her sene 15 mayıs - 15 haziran tarihleri arasında ulusal çapta 20'ye yakın kentte ''tourette sendromu farkındalık ayı'' etkinlikleri (konser, yürüyüş, spor müsabakaları, gezi, yarışma vb) düzenlenerek tourette sendromuna dikkat çekilmektedir.
devamını gör...
insanları yargılamaktan sevmeye zaman bulamamak
çoğu insanın normalleştirdiği, benim de bazen fazlasıyla yaptığım, herkese kulp takmaktan dolayı oluşan sevgi açlığını... biz yarattık evet...
devamını gör...
muğla ağzı
ilk başta fazla yabancıladığım lakin 20 yılımı geçirdikten sonra alıştığım ve kulağıma çok tatlı gelen ağızdır.
bazı kelimeler ve anlamları şöyledir:
hindi = şimdi
ende = bu;şu;o
gücüle = henüz
zapıramak = koşmak
gortlangoz = salyangoz
ıvusa = rica eki ( ende kapıyı kapadıvusa )
süse = yol
biyon = bir kere
ganık = sürahi
su sulamak = bahçe sulamak
dığan = tava
granlamak = yanından geçmek
fıydırmak = fırlatmak
sırt= kıyafet
yargın = sırt
gabıklı = yabancı
okarı = yukarı
aşarı = aşağı
fortum = hortum
zabala = sabah
aşamınan = akşam
nahala = nasıl
ünlemek = seslenmek
çövdürmek = işemek
buymak = üşümek
cıldırık = serçe
böğü = örümcek
vere = hep
bazı kelimeler ve anlamları şöyledir:
hindi = şimdi
ende = bu;şu;o
gücüle = henüz
zapıramak = koşmak
gortlangoz = salyangoz
ıvusa = rica eki ( ende kapıyı kapadıvusa )
süse = yol
biyon = bir kere
ganık = sürahi
su sulamak = bahçe sulamak
dığan = tava
granlamak = yanından geçmek
fıydırmak = fırlatmak
sırt= kıyafet
yargın = sırt
gabıklı = yabancı
okarı = yukarı
aşarı = aşağı
fortum = hortum
zabala = sabah
aşamınan = akşam
nahala = nasıl
ünlemek = seslenmek
çövdürmek = işemek
buymak = üşümek
cıldırık = serçe
böğü = örümcek
vere = hep
devamını gör...
aulos
aulos, köklerini asya'dan aldığı düşünülen eski bir yunan üflemeli çalgısıdır. fenikeliler, sümerler hatta hititler ve frigler için bu çalgıdan bahsedilir. sesi; içe işleyen, zapt edilemez, heyecan verici olarak tanımlanan aulos pratikte iki flüte benzetilebilir. farklı türleri olan bu müzik aletinden sesin gür ve kuvvetli çıktığı söylenir ki bu özelliği sebebi ile insan sesini gölgelediği için nazaran daha nazik sesli lir ve sevilen kithara karşısında hoş karşılanmamıştır.
özellikle tanrı dionysos (veya dionysus)'u temsil eder. ona yapılan ibadetlerde hayranları tarafından kullanılan aulos aynı şekilde yemeklerde, içki partilerinde, olimpiyat oyunlarında, ölümlerde ve doğumlarda, festivallerde ve tiyatrolarda kullanılırdı. çeşitli malzemelerden yapılan aulos için zamanla aynı anda birden çok deliği kapatabilmek için yüzükler geliştirildi ve kullanıldı. sesi ile hayran bırakan aulos'un hikayesi ise mitoloji ile iç içe bir hikaye:
zamanında athena bir kemik üzerine delikler açarak aulos'u icat etmiştir. (başka kaynaklarda da mucit direkt olarak marsias denir.) athena olimpos'ta tanrıları ve tanrıçaları eğlendirirken hera ve afrodit, athena ile dalga geçerler ve athena oradan uzaklaşarak bir dağa gider. müzik aletini çaldığı sırada sudaki yansımasına bakar ve şişen yanaklarını, çirkinleşen yüzünü fark ederek aleti uzağa fırlatır ve ona lanetler okuyarak, onu bulan kişinin beladan kurtulmamasını söyler.
tüm bunlardan habersiz satir marsias aulos'u bulur ve sesine hayran olarak başlar çalmaya. çaldıkça, gelişen ve ünlenen marsias çok güzel ezgiler çıkarmaya başlar. ünü tanrı apollon'a kadar gider ve müziğe düşkünlüğü bilinen ve lir çalması ile ünlü apollon kıskanarak onu bir yarışa davet eder. yenen, yenilene istediği cezayı verebilecektir.
tmolos (bozdağ) dağında yapılacak yarışmada midas başkanlığında üç jüri vardır. ilk yarışmadan bir sonuç çıkmaz. marsias, tanrıdan aşağı kalmayacak bir performans sergiler. tanrının cezalandırılmasından korkan jürilere karşın midas, iki puanlık oyunu marsias'tan yana kullanır. apollon beraberlikten haz etmez ve lirini ters çevirerek çalar; marsias'tan da aynısını bekler fakat üflemeli bir çalgı olan aulos için bu mümkün değildir. marsias yenilir.
başka bir efsaneye göre de apollon lirini çalarken şarkı söylemeye başlar. marsias'tan da bunu yapmasını ister. marsias yarışmanın müzik aletlerini karşılaştığını, sesin bunu etkilememesi gerektiğini söyler fakat jürinin mantıklı bulduğu açıklama apollon'dan gelir: aulos üflemeli bir çalgıdır yani marsias nefesi ile birlikte sesini de kullanmaktadır. marsias bunun üzerine aulos'u çalarken şarkı söylemeyi dener ve başarısız olur.
tanrı apollon, midas'ın oyunu marsias'tan yana kullanmasına çok kızarak onun iyi işitmediğini ve insan kulaklarını hak etmediğini söyler ve midas'ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirir. marsias'ı ise bir kayalık üzerindeki zeytin ağacına astırarak derisini yüzerek öldürtür.
kayaların, marsias'ın ölümüne üzülerek ağlamasından dolayı suçıkan kayalıklarının oluştuğu söylenir. bir başka rivayette de sanat perileri marsias'ın ölümüne o kadar çok ağlar ki marsias ırmağı (günümüzde çine çayı olduğu söylenir.) meydana gelmiştir. apollon'un yaptığından pişman olduğu ve marsias'ı bir ırmak haline getirdiği de söylenir.
marsias'ın kardeşi babys'in de kaval çaldığı fakat onun çaldığının tek borulu, ilkel bir kaval olmasından dolayı apollon tarafından önemsenmediği söylenir.
kaynakça ve daha fazlası: worldhistory, wikipedia, konu hakkında bir blog
özellikle tanrı dionysos (veya dionysus)'u temsil eder. ona yapılan ibadetlerde hayranları tarafından kullanılan aulos aynı şekilde yemeklerde, içki partilerinde, olimpiyat oyunlarında, ölümlerde ve doğumlarda, festivallerde ve tiyatrolarda kullanılırdı. çeşitli malzemelerden yapılan aulos için zamanla aynı anda birden çok deliği kapatabilmek için yüzükler geliştirildi ve kullanıldı. sesi ile hayran bırakan aulos'un hikayesi ise mitoloji ile iç içe bir hikaye:
zamanında athena bir kemik üzerine delikler açarak aulos'u icat etmiştir. (başka kaynaklarda da mucit direkt olarak marsias denir.) athena olimpos'ta tanrıları ve tanrıçaları eğlendirirken hera ve afrodit, athena ile dalga geçerler ve athena oradan uzaklaşarak bir dağa gider. müzik aletini çaldığı sırada sudaki yansımasına bakar ve şişen yanaklarını, çirkinleşen yüzünü fark ederek aleti uzağa fırlatır ve ona lanetler okuyarak, onu bulan kişinin beladan kurtulmamasını söyler.
tüm bunlardan habersiz satir marsias aulos'u bulur ve sesine hayran olarak başlar çalmaya. çaldıkça, gelişen ve ünlenen marsias çok güzel ezgiler çıkarmaya başlar. ünü tanrı apollon'a kadar gider ve müziğe düşkünlüğü bilinen ve lir çalması ile ünlü apollon kıskanarak onu bir yarışa davet eder. yenen, yenilene istediği cezayı verebilecektir.
tmolos (bozdağ) dağında yapılacak yarışmada midas başkanlığında üç jüri vardır. ilk yarışmadan bir sonuç çıkmaz. marsias, tanrıdan aşağı kalmayacak bir performans sergiler. tanrının cezalandırılmasından korkan jürilere karşın midas, iki puanlık oyunu marsias'tan yana kullanır. apollon beraberlikten haz etmez ve lirini ters çevirerek çalar; marsias'tan da aynısını bekler fakat üflemeli bir çalgı olan aulos için bu mümkün değildir. marsias yenilir.
başka bir efsaneye göre de apollon lirini çalarken şarkı söylemeye başlar. marsias'tan da bunu yapmasını ister. marsias yarışmanın müzik aletlerini karşılaştığını, sesin bunu etkilememesi gerektiğini söyler fakat jürinin mantıklı bulduğu açıklama apollon'dan gelir: aulos üflemeli bir çalgıdır yani marsias nefesi ile birlikte sesini de kullanmaktadır. marsias bunun üzerine aulos'u çalarken şarkı söylemeyi dener ve başarısız olur.
tanrı apollon, midas'ın oyunu marsias'tan yana kullanmasına çok kızarak onun iyi işitmediğini ve insan kulaklarını hak etmediğini söyler ve midas'ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirir. marsias'ı ise bir kayalık üzerindeki zeytin ağacına astırarak derisini yüzerek öldürtür.
kayaların, marsias'ın ölümüne üzülerek ağlamasından dolayı suçıkan kayalıklarının oluştuğu söylenir. bir başka rivayette de sanat perileri marsias'ın ölümüne o kadar çok ağlar ki marsias ırmağı (günümüzde çine çayı olduğu söylenir.) meydana gelmiştir. apollon'un yaptığından pişman olduğu ve marsias'ı bir ırmak haline getirdiği de söylenir.
marsias'ın kardeşi babys'in de kaval çaldığı fakat onun çaldığının tek borulu, ilkel bir kaval olmasından dolayı apollon tarafından önemsenmediği söylenir.
kaynakça ve daha fazlası: worldhistory, wikipedia, konu hakkında bir blog
devamını gör...


