normal sözlük yazarlarının olmak istediği masal karakteri
alice. harikalar diyarına gitmek günümüzde çok kolay değildir.
devamını gör...
3 haziran 1963
yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü
(bkz: haziranda ölmek zor)
(bkz: hasan hüseyin korkmazgil)
devamını gör...
metpamid
reçete ile satılan mide bulantılarına iyi gelen hap.
metpamid işini gerçekten de müthiş yapıyor.
geçmeyen bir mide bulantınız varsa, bir tane atın hiçbir şey kalmıyor.
besin zehirlenmesi geçirdiyseniz, hastanede bunun sıvısını enjekte ediyorlar damardan.
birkaç saate bir şeyciğiniz kalmıyor, öyle profesyonel bir ilaç.
ancak metpamid'in akıllara zarar yan etkileri de yok değil.
herkeste böyle seyretmese de, psikolojik bir tahribat yaratması ile meşhurdur.
ilaç vücudunuza girdikten sonra hayattan aldığınız zevk sıfıra inebilir, pesimize bir ruh halinde takılıp gözleriniz hüzünlü hüzünlü etrafa bakabilirsiniz.
nedeni halen bilinmiyor ancak kullananların bir kısmında geçici bir süreliğine depresyon belirtileri gösterdiği biliniyor.
metpamid, yaptığı işe karşılık yan etkilerini çekmeye değer mi? derseniz bence değer.
ama öznel de bir konu tabi.
metpamid işini gerçekten de müthiş yapıyor.
geçmeyen bir mide bulantınız varsa, bir tane atın hiçbir şey kalmıyor.
besin zehirlenmesi geçirdiyseniz, hastanede bunun sıvısını enjekte ediyorlar damardan.
birkaç saate bir şeyciğiniz kalmıyor, öyle profesyonel bir ilaç.
ancak metpamid'in akıllara zarar yan etkileri de yok değil.
herkeste böyle seyretmese de, psikolojik bir tahribat yaratması ile meşhurdur.
ilaç vücudunuza girdikten sonra hayattan aldığınız zevk sıfıra inebilir, pesimize bir ruh halinde takılıp gözleriniz hüzünlü hüzünlü etrafa bakabilirsiniz.
nedeni halen bilinmiyor ancak kullananların bir kısmında geçici bir süreliğine depresyon belirtileri gösterdiği biliniyor.
metpamid, yaptığı işe karşılık yan etkilerini çekmeye değer mi? derseniz bence değer.
ama öznel de bir konu tabi.
devamını gör...
istanbul
dili olsa artık gelmeyin diye bağıracak şehir
devamını gör...
j.r.r. tolkien
1966 senesinde bir dostuna yazdığı mektupta, efsanevi bilim kurgu serisi dune hakkında kısa da olsa bir yorumda bulunmuş yazar. tabi o zamanlar sadece ilk kitabın olduğunu en baştan belirtmek lazım. kendisi, mektubunda dune'dan söz ederken açıkça sevmediğini belirtmiş fakat, henüz ayrı kulvarlar olarak nitelendirilmeyen fantazi ve bilimkurgunun, konu edildiği eserleri yazan bir başka yazarı da aşırı şekilde eleştirmekten geri durmuştur. bunu mektubundaki şu cümlelerden anlıyoruz;
thank you for sending me a copy of dune. i received one last year from lanier and so already know something about the book. it is impossible for an author still writing to be fair to another author working along the same lines. at least i find it so. in fact i dislike dune with some intensity, and in that unfortunate case it is much the best and fairest to another author to keep silent and refuse to comment. would you like me to return the book as i already have one, or to hand it on?
neden beğenmediğine gelecek olursak; tamamen kişisel zevklerden ötürü olması ve iki yazarın dünyaya bakış açısı öne çıkan iki sebeptir bana göre. şimdi ikinci nedeni doğru kabul ederek olayı biraz daha açalım.
-ilk olarak tolkien yazdığı eserler göz önüne alınırsa, çocuk kitapları yazan birisi. dolayısıyla kullandığı dil ve anlatım da buna göre şekillenmiş. olayların masalsılığı, karakterlerin keskin denecek kadar bariz kişilikleri, kullanılan dillerin türetimi vs. buna karşılık herbert ise, bir carl gustav jung hayranı olmasından da mütevellit romanlarında genel olarak, analitik psikoloji, kuşkucu gerçeklik ve nihilizm'den bolca yaralanarak, gerçeğe yakın bir kurgusal evren yaratma yoluna gitmiştir.
-tolkien romanlarında iyiliği, iyi bir birey olmayı, dürüst amaçları yüceltme yoluna giden bir yazardır. herbert ise romanlarında gri karakterler ve bolca kötü düşünceler bulundurmayı sever. her ne kadar içten içe bir iyilik kavramı işlense de, karakterlerin genel durumu kötüye yakındır. hatta bir nevi 'iyi niyet barındıran kötü kişiler' dersek yanılmış olmayız. bunu romanında geçen şu sözlerden de anlayabiliriz;
''insanoğlunu altın yol'umdan yürütmeye karar verdiğimde, onlara hiç unutamayacakları bir ders vermeye yemin ettim. insanların sözleriyle inkar etseler de davranışlarıyla sergiledikleri derin bir davranış kalıbı var. güvenlik, huzur ve barış istediklerini söylüyorlar. ama bunu söylerken bile kargaşanın ve şiddetin tohumlarını atıyorlar.'' ki bu paragraf, romanlarını genel hatlarla tanımlar.
-tolkien ve herbert romanlarında geçmişe dair birçok gönderme ve öge barındırmasına rağmen, tolkien bunu fantazi ve iyiliğin geçmişle, bir nevi çocuklukla ilgisi olduğu için yaparken, herbert ise geçmişi geleceğe giden bir unsur olarak görür ve olayları geleceğin karanlık ve karamsar dünyasına taşır.
-bugün eseri bazı bilmeyen kesimlerce bir savaş alegorisi olarak görülen tolkien'in, aslında alegori sevmediği bilinirken, herbert ise eserlerinde bu yola çokça başvurmuştur. tolkien için bir karakter ne ise o'dur. altında, kıyısında, yöresinde başka anlam aramak gerekli değildir. herbert için ise karakterler genellikle bir durumu veya düşünceyi temsil ederler. hatta karakterlerinden biri başlı başına bir mesih alegorisi iken, genel kurgu ise her ne kadar yazıldığı zaman böyle bir durum yoksa da günümüzde 'orta doğu ilişkileri ve petrol' konusuna açık bir gönderme olarak yorumlanmakta.
-tolkien eserlerinde gerekirse yeni bir dil oluşturma yoluna giderken, herbert ise olan dili değiştirme ve geliştirme politikası izlemiştir.
tüm bu nedenler tamamen bir varsayım olmakla beraber, tolkien sadece kitaptan hoşlanmamış da olabilir. sonuçta herkesin zevki farklı.
thank you for sending me a copy of dune. i received one last year from lanier and so already know something about the book. it is impossible for an author still writing to be fair to another author working along the same lines. at least i find it so. in fact i dislike dune with some intensity, and in that unfortunate case it is much the best and fairest to another author to keep silent and refuse to comment. would you like me to return the book as i already have one, or to hand it on?
neden beğenmediğine gelecek olursak; tamamen kişisel zevklerden ötürü olması ve iki yazarın dünyaya bakış açısı öne çıkan iki sebeptir bana göre. şimdi ikinci nedeni doğru kabul ederek olayı biraz daha açalım.
-ilk olarak tolkien yazdığı eserler göz önüne alınırsa, çocuk kitapları yazan birisi. dolayısıyla kullandığı dil ve anlatım da buna göre şekillenmiş. olayların masalsılığı, karakterlerin keskin denecek kadar bariz kişilikleri, kullanılan dillerin türetimi vs. buna karşılık herbert ise, bir carl gustav jung hayranı olmasından da mütevellit romanlarında genel olarak, analitik psikoloji, kuşkucu gerçeklik ve nihilizm'den bolca yaralanarak, gerçeğe yakın bir kurgusal evren yaratma yoluna gitmiştir.
-tolkien romanlarında iyiliği, iyi bir birey olmayı, dürüst amaçları yüceltme yoluna giden bir yazardır. herbert ise romanlarında gri karakterler ve bolca kötü düşünceler bulundurmayı sever. her ne kadar içten içe bir iyilik kavramı işlense de, karakterlerin genel durumu kötüye yakındır. hatta bir nevi 'iyi niyet barındıran kötü kişiler' dersek yanılmış olmayız. bunu romanında geçen şu sözlerden de anlayabiliriz;
''insanoğlunu altın yol'umdan yürütmeye karar verdiğimde, onlara hiç unutamayacakları bir ders vermeye yemin ettim. insanların sözleriyle inkar etseler de davranışlarıyla sergiledikleri derin bir davranış kalıbı var. güvenlik, huzur ve barış istediklerini söylüyorlar. ama bunu söylerken bile kargaşanın ve şiddetin tohumlarını atıyorlar.'' ki bu paragraf, romanlarını genel hatlarla tanımlar.
-tolkien ve herbert romanlarında geçmişe dair birçok gönderme ve öge barındırmasına rağmen, tolkien bunu fantazi ve iyiliğin geçmişle, bir nevi çocuklukla ilgisi olduğu için yaparken, herbert ise geçmişi geleceğe giden bir unsur olarak görür ve olayları geleceğin karanlık ve karamsar dünyasına taşır.
-bugün eseri bazı bilmeyen kesimlerce bir savaş alegorisi olarak görülen tolkien'in, aslında alegori sevmediği bilinirken, herbert ise eserlerinde bu yola çokça başvurmuştur. tolkien için bir karakter ne ise o'dur. altında, kıyısında, yöresinde başka anlam aramak gerekli değildir. herbert için ise karakterler genellikle bir durumu veya düşünceyi temsil ederler. hatta karakterlerinden biri başlı başına bir mesih alegorisi iken, genel kurgu ise her ne kadar yazıldığı zaman böyle bir durum yoksa da günümüzde 'orta doğu ilişkileri ve petrol' konusuna açık bir gönderme olarak yorumlanmakta.
-tolkien eserlerinde gerekirse yeni bir dil oluşturma yoluna giderken, herbert ise olan dili değiştirme ve geliştirme politikası izlemiştir.
tüm bu nedenler tamamen bir varsayım olmakla beraber, tolkien sadece kitaptan hoşlanmamış da olabilir. sonuçta herkesin zevki farklı.
devamını gör...
the truman show
andrew m. niccol* tarafından yazılan ve peter weir*'ın yönettiği 1998 yapımı bir filmdir. filmde jim carrey*, laura linney*, ed harris* ve natascha mcelhone* gibi yıldızlar yer almıştır. film 71. oscar ödüllerinde en iyi yönetmen, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi özgün senaryo dallarında oscara aday gösterilmiş fakat her üç dalda da ödülü kazanamamıştır.
truman burbank, kartpostalları aratmayacak güzellikte bir adada yaşamaktadır. bir işi, evi ve çok sevdiği karısı vardır. ancak truman dışında herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. truman'ın yaşamı gerçek sandığı bu stüdyolarda tam otuz yıldır, aralıksız olarak ve reklam vermeden bu yaşamı 24 saat boyunca canlı olarak televizyonda yayınlanmaktadır.
truman'ın annesi, babası ve eşi kısacası tüm ailesi de sahtedir.
devamını gör...
çevrim dışı
online listesindeki durumum bölümüne eklenen yeni seçenektir. seçmeniz halinde online listesinde görünmez olup profilinizdeki son görülme tarihi de çevirim dışı modundan çıkana dek güncellenmeyecektir. çevirim dışı olsanız da çevirim içi yazarlar sayacına katkı sağlayacak ve en altta (bkz: ismini vermek istemeyen yazar) bölümünde bir istatistikten ibaret olacaksınız.
devamını gör...
malazgirt savaşı
1064 yılında ani kalesinin fethi ile selçuklu türkleri doğunun kapısını ele geçirmişlerdi. fakat bu kapı onları için yeterliydi, 1069-1070 yılında birkaç akın yapıldıysa da bizans ordusu bu akınları püskürtmüştür. bilinmelidir ki alparslan'ın amcası tuğrul bey abbasi halifesinin kızı ile evliydi. abbasiler de kendilerine rakip olan fatımiler'in tasfiye edilmesini istemişlerdi. bu yüzden sultan alparslan'ın hedefi de mısırdaki fatımileri yok etmekti. bu işe de halep şehrinin kuşatılması ile başlamıştı.
üstteki yazarın dediği doğrudur. malazgirt savaşı bir savunma savaşıydı. çünkü yapılan antlaşmada selçuklu devletinin tek toprak talebi dahi yoktu. ancak bizans imparatoru'nun serbest bırakıldıktan sonra geri dönüş yolunda gözlerine mil çekilerek sürgüne yollanmasıyla antlaşma bozulmuştu. imparator hem savaş sırasında hem de savaştan sonra da ihanete uğramıştı. büyük selçuklu devleti, antlaşma bozulduktan sonra da anadolu'ya doğrudan girmedi. savaştan sonra anadolu'yu savunabilecek bir ordu kalmamıştı. büyük selçuklu devleti kendisinden toprak isteyen diğer türk beyleri'ne "anadolu'ya gidin orada toprak var" dedi. işte bu artuklular ve danişmendliler anadoluyu fethettiler. selçuklu hanedanının diğer kolundan olan ve büyük selçuklu devleti ile iyi geçinemeyen kutalmışoğlu süleyman şah ise iznik şehrini fethetti ve burayı başkent yaptı. yani büyük selçuklu devleti rey ve ısfahan'da mutluydu. anadolu onlar için çok da önemli değildi. şam ve halep'in ele geçirilmesi ile daha çok ilgilenmekteydiler.
bizans üzerine çalışan tarihçiler malazgirt savaşı için "sonun başlangıcı" derler.
üstteki yazarın dediği doğrudur. malazgirt savaşı bir savunma savaşıydı. çünkü yapılan antlaşmada selçuklu devletinin tek toprak talebi dahi yoktu. ancak bizans imparatoru'nun serbest bırakıldıktan sonra geri dönüş yolunda gözlerine mil çekilerek sürgüne yollanmasıyla antlaşma bozulmuştu. imparator hem savaş sırasında hem de savaştan sonra da ihanete uğramıştı. büyük selçuklu devleti, antlaşma bozulduktan sonra da anadolu'ya doğrudan girmedi. savaştan sonra anadolu'yu savunabilecek bir ordu kalmamıştı. büyük selçuklu devleti kendisinden toprak isteyen diğer türk beyleri'ne "anadolu'ya gidin orada toprak var" dedi. işte bu artuklular ve danişmendliler anadoluyu fethettiler. selçuklu hanedanının diğer kolundan olan ve büyük selçuklu devleti ile iyi geçinemeyen kutalmışoğlu süleyman şah ise iznik şehrini fethetti ve burayı başkent yaptı. yani büyük selçuklu devleti rey ve ısfahan'da mutluydu. anadolu onlar için çok da önemli değildi. şam ve halep'in ele geçirilmesi ile daha çok ilgilenmekteydiler.
bizans üzerine çalışan tarihçiler malazgirt savaşı için "sonun başlangıcı" derler.
devamını gör...
thomas edison
(11 şubat 1847 - 18 ekim 1931)
20. yüzyıl yaşamını icatlarıyla büyük bir şekilde etkileyen amerikalı mucit ve iş adamıdır.
edison elinde bulundurduğu onun adını taşıyan amerikan patentiyle tarihteki en önemli ve en verimli mucitlerden biri olarak nitelendirilir. patentlerinin çoğu amerika'nın haricinde almanya, fransa ve ingiltere onaylarına da sahiptir.
ayrıca takma adı menlo park büyücüsü*dür.
20. yüzyıl yaşamını icatlarıyla büyük bir şekilde etkileyen amerikalı mucit ve iş adamıdır.
edison elinde bulundurduğu onun adını taşıyan amerikan patentiyle tarihteki en önemli ve en verimli mucitlerden biri olarak nitelendirilir. patentlerinin çoğu amerika'nın haricinde almanya, fransa ve ingiltere onaylarına da sahiptir.
ayrıca takma adı menlo park büyücüsü*dür.
devamını gör...
ateist aileden kız istemek
(bkz: derdini seveyim başlıkları)
devamını gör...
30 mart 2021 askeri okullardan atatürk devrimleri bölümünün kaldırılması
atatürk inkılapları kavramını kullanmak yerine devrim olarak adlandırmaları elbette bilerek tercih ediliyor. bu, bugün ilk defa olmadı, uzun zamandır bu hükümetin eğitim alanında istediklerini başardığının bir göstergesidir. haberin bu şekilde çıkması öncelikle rezalettir.
devrim köktenci ve radikal bir değişimdir, inkılap ise devrim yapıldıktan sonra toplumu geliştirmek adına yapılan yeniliklerdir. yani inkılap yapmak tek başına devrimin gerçekleştirildiği anlamına gelmez.
gerçi bugün bir çok tarih hocası veya profesörü dahi bu farkı kesinlikle bilmiyordur. google’da aratınca bile inkılap, devrim olarak tanımlanıyor, skandal.
bu ak partinin başarısıdır. eğitim konusunda yaptığı yozlaşmanın geldiği son nokta, artık şaşıranlara bile şaşırıyorum.
bu konuda türkiye’nin önde gelen iki kurum vardır, türk inkılap tarihi enstitüsü ve boğaziçi üniversitesi atatürk enstitüsü umarım bir açıklama yapılacaktır.
askeri okullar yeniden açılınca eski kalite olacak mıydı ki? tabi ki hayır!
askeri okullar kapatıldığında bu ülkede bir kültürü yok ettiler. modern türk cumhuriyeti dediğimiz olay sadece atatürk’ten ibaret değildir. mektebi tıbbiyelilerle anılsa da türkiye cumhuriyetinin temelleri askeri okullarda atılmıştır. eğitimin en kalitelisi ve rafine olanı yalnızca askeri okullarda veriliyordu. bu durum osmanlı döneminde de böyleydi, cumhuriyet dönemi boyunca da böyleydi.
bugün pilotlara bakıyoruz, basit bir kaç sınavla hemen hemen herkes pilot olabiliyor. askeri okullardan mezun olmuş pilotlar ile türk hava kurumundan veya daha yeni kurumlardan mezun olan pilotlar arasında muazzam bir kültür, eğitim farkı vardır.
doktorlara bakalım, bu ülkede bir gata gerçeği vardı. o okulda eğitim almış bir doktor üzgünüm ama ne çapa ne de hacettepe mezunu doktorlar ile kıyaslanmazdı. amacım okul kötülemek değil, doktorların başarılı operasyonlar ve teşhisleri incelendiğinde gata her zaman en öndeydi.
bu kaliteyi askeri okulların, eğitime verdikleri önem ve değer belirliyordu.
siyasi kişilerin tarihine ve savaş tarihine elbette herkes ilgi duymaz fakat askeri okul denilen kurumlarda verilen eğitim türkiye’de en kaliteli eğitimin merkeziydi.
yüzyıllık bir kültürü, türkiye’nin belki de son kalan değerini, darbe ardından apar topar kapattılar, nice parlak gencin hayatını söndürdüler. ardından milli savunma üniversitesi açıldı. başına da dünyanın en yobaz tarihçisini rektör olarak atadılar. evet biz bu gelişmeleri takip ederken, o okullarda verilen atatürk devrimleri *dersinin çok yüzeysel ve saçma bir şekilde verildiğine emindik.
bu gelişmeler, bana nedense 1909 karşı devrimini anımsatıyor. yine yobaz dinciler, 1908 devriminin getirdiği, anayasa ve kadın hakları konusunda yaptığı yenilikleri ve dinci sınıfın askerlikten muaf tutulamayacağı ve abdülhamit e yakın bugünün bankamatik memurlarımisali askerlerin erken yaşta emekliliği yani liyakat esasına dayandırılması gereken bazı durumlara karşı çıkmışlardır. zamansız ve aniden yükselen bu karşı devrim başarıya ne yazık ki ulaşmıştı. fakat uzun vadede en çok kendilerine zarar vermiştir.
atatürk inkılaplarından , eğitim alanında yapılan 3 mart 1925 tevhid-i tedrisat kanunu ile bir sene geç bile olsa 2 eylül 1925 tarihinde bakanlar kurulu kararı ile 773 tekke ve 905 türbe kapatılarak milli eğitim bakanlığına devredilmiştir.
bugün korkunç aşamalardan geçiyoruz, telafisi mümkün olmayan devrimler yapılıyor bu ülkede, fakat elbet bir gün devran dönecektir. bağnaz ve yobazların teker teker bedel ödeyeceği günler illa ki gelecektir.
devrim köktenci ve radikal bir değişimdir, inkılap ise devrim yapıldıktan sonra toplumu geliştirmek adına yapılan yeniliklerdir. yani inkılap yapmak tek başına devrimin gerçekleştirildiği anlamına gelmez.
gerçi bugün bir çok tarih hocası veya profesörü dahi bu farkı kesinlikle bilmiyordur. google’da aratınca bile inkılap, devrim olarak tanımlanıyor, skandal.
bu ak partinin başarısıdır. eğitim konusunda yaptığı yozlaşmanın geldiği son nokta, artık şaşıranlara bile şaşırıyorum.
bu konuda türkiye’nin önde gelen iki kurum vardır, türk inkılap tarihi enstitüsü ve boğaziçi üniversitesi atatürk enstitüsü umarım bir açıklama yapılacaktır.
askeri okullar yeniden açılınca eski kalite olacak mıydı ki? tabi ki hayır!
askeri okullar kapatıldığında bu ülkede bir kültürü yok ettiler. modern türk cumhuriyeti dediğimiz olay sadece atatürk’ten ibaret değildir. mektebi tıbbiyelilerle anılsa da türkiye cumhuriyetinin temelleri askeri okullarda atılmıştır. eğitimin en kalitelisi ve rafine olanı yalnızca askeri okullarda veriliyordu. bu durum osmanlı döneminde de böyleydi, cumhuriyet dönemi boyunca da böyleydi.
bugün pilotlara bakıyoruz, basit bir kaç sınavla hemen hemen herkes pilot olabiliyor. askeri okullardan mezun olmuş pilotlar ile türk hava kurumundan veya daha yeni kurumlardan mezun olan pilotlar arasında muazzam bir kültür, eğitim farkı vardır.
doktorlara bakalım, bu ülkede bir gata gerçeği vardı. o okulda eğitim almış bir doktor üzgünüm ama ne çapa ne de hacettepe mezunu doktorlar ile kıyaslanmazdı. amacım okul kötülemek değil, doktorların başarılı operasyonlar ve teşhisleri incelendiğinde gata her zaman en öndeydi.
bu kaliteyi askeri okulların, eğitime verdikleri önem ve değer belirliyordu.
siyasi kişilerin tarihine ve savaş tarihine elbette herkes ilgi duymaz fakat askeri okul denilen kurumlarda verilen eğitim türkiye’de en kaliteli eğitimin merkeziydi.
yüzyıllık bir kültürü, türkiye’nin belki de son kalan değerini, darbe ardından apar topar kapattılar, nice parlak gencin hayatını söndürdüler. ardından milli savunma üniversitesi açıldı. başına da dünyanın en yobaz tarihçisini rektör olarak atadılar. evet biz bu gelişmeleri takip ederken, o okullarda verilen atatürk devrimleri *dersinin çok yüzeysel ve saçma bir şekilde verildiğine emindik.
bu gelişmeler, bana nedense 1909 karşı devrimini anımsatıyor. yine yobaz dinciler, 1908 devriminin getirdiği, anayasa ve kadın hakları konusunda yaptığı yenilikleri ve dinci sınıfın askerlikten muaf tutulamayacağı ve abdülhamit e yakın bugünün bankamatik memurlarımisali askerlerin erken yaşta emekliliği yani liyakat esasına dayandırılması gereken bazı durumlara karşı çıkmışlardır. zamansız ve aniden yükselen bu karşı devrim başarıya ne yazık ki ulaşmıştı. fakat uzun vadede en çok kendilerine zarar vermiştir.
atatürk inkılaplarından , eğitim alanında yapılan 3 mart 1925 tevhid-i tedrisat kanunu ile bir sene geç bile olsa 2 eylül 1925 tarihinde bakanlar kurulu kararı ile 773 tekke ve 905 türbe kapatılarak milli eğitim bakanlığına devredilmiştir.
bugün korkunç aşamalardan geçiyoruz, telafisi mümkün olmayan devrimler yapılıyor bu ülkede, fakat elbet bir gün devran dönecektir. bağnaz ve yobazların teker teker bedel ödeyeceği günler illa ki gelecektir.
devamını gör...
yeşil-uzum
kendisi bu günde sevdiğim yazar olur.
kıs ı am melting lannn melting
sen hayırdır?
evlâdım, sen yeni nickinle sevimli, madalyalı başlamıştın, ne oldun gene?
agresif trol.
a anladım beni kıskandın de mi?
ıtiraf et.
kıs ben seni de seviyorum, ama anacıım, senin mesaj kutun bile kapalı.
nasıl olacak kalp kalbe karşı.
neyse çocuklar, biri az ayarını bozunca ardından gelen asempatikler, huysuz şirinler sizede iyi sözcükler.
hadi size birde tavsiye gelsin, 46 yaşından.
her şey her yerde yazılmaz
kıs ı am melting lannn melting
sen hayırdır?
evlâdım, sen yeni nickinle sevimli, madalyalı başlamıştın, ne oldun gene?
agresif trol.
a anladım beni kıskandın de mi?
ıtiraf et.
kıs ben seni de seviyorum, ama anacıım, senin mesaj kutun bile kapalı.
nasıl olacak kalp kalbe karşı.
neyse çocuklar, biri az ayarını bozunca ardından gelen asempatikler, huysuz şirinler sizede iyi sözcükler.
hadi size birde tavsiye gelsin, 46 yaşından.
her şey her yerde yazılmaz
devamını gör...
sosyal antropoloji
toplulukların sosyal yapılarını, manevî değerlerini ve kültürel kurum yapılarını karşılaştırmalı olarak inceleyen bir disiplindir. diğer ismi ise kültürel antropolojidir.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
bir insanı tanımak
tam anlamıyla yapılması imkansız bir eylemdir.
devamını gör...
erdal baksır production
‘’.ve şimdi şöyle dua ediyorum tanrı’ya:
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!’’.
ne güzel demiş. her şey oldu bitti ama bana bunları kabullenmem ve mücadele etmem için güç ver.
olanlar oldu tanrım
bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!’’.
ne güzel demiş. her şey oldu bitti ama bana bunları kabullenmem ve mücadele etmem için güç ver.
devamını gör...
sınavda kesin soru çıkar denilen yerden hiç soru çıkmaması
bir ihtimal.
@ucemak da demiş, @kilosierra da demiş, ben de diyeyim;
aslında bu durum genelde öğrencilerin birbirine "buradan kesin çıkar." demesi sonucu yaşanıyor. bazen dinlediğini anlamamak, bazen derslere düzenli girmemek sonucunda yani... bir arkadaşa ders çalıştırırken fark etmiştim, onun önemsediği ve altını çizdiği yerlerin aslında hiç de öyle sınavda çıkacak cinsten yerler olmadığını.
hocaların neyi önemsediği ve sınavda büyük ihtimalle neyi soracağı, eğer dersleri düzenli takip eden biriyseniz, genellikle son derece açık oluyor. bugüne dek hiç yanılmadım bu konuda ve hiç başıma gelmedi bu durum. hocalar kendileri belli ediyor farkında olarak ya da olmayarak, esas önemli konunun ne olduğunu.
@ucemak da demiş, @kilosierra da demiş, ben de diyeyim;
aslında bu durum genelde öğrencilerin birbirine "buradan kesin çıkar." demesi sonucu yaşanıyor. bazen dinlediğini anlamamak, bazen derslere düzenli girmemek sonucunda yani... bir arkadaşa ders çalıştırırken fark etmiştim, onun önemsediği ve altını çizdiği yerlerin aslında hiç de öyle sınavda çıkacak cinsten yerler olmadığını.
hocaların neyi önemsediği ve sınavda büyük ihtimalle neyi soracağı, eğer dersleri düzenli takip eden biriyseniz, genellikle son derece açık oluyor. bugüne dek hiç yanılmadım bu konuda ve hiç başıma gelmedi bu durum. hocalar kendileri belli ediyor farkında olarak ya da olmayarak, esas önemli konunun ne olduğunu.
devamını gör...
charles dickens
charles dickens, belirli koşullar sağlanmadığı sürece üretken olamıyordu. öncelikle mutlak sessizliğe ihtiyaç duyuyordu; evlerinden birinde, sesin içeri girmesini önlemek için çalışma odasına fazladan bir kapı takılması gerekmişti. çalışma odasının da titizlikle düzenlenmesi gerekiyordu. yazı masası bir oencerenin önünde yer almalı, üzerine kaz tüyü kalemler mavi mürekkepten oluşan yazı gereçlerinin yanı sıra birkaç süs eşyası yerleştirilmeliydi: taze çiçeklerle dolu küçük bir vazo, büyük bir mektup açacağı, üzerinde tavşan oturan altın yaldızlı bir yaprak ve iki bronz heykelcik.
çalışma saatleri sabitti. en büyük oğlu hiçbir şehir katibinin onun kadar sistemli ve düzenli olmadığını hatırlıyordu. sabah yedide uyanıyor, sekizde kahvaltı ediyor ve dokuzda çalışma odasında yerini almış oluyordu. ikiye kadar orada kalıyor, ailesiyle öğle yemeği yemek üzere kısa bir ara veriyordu. bu esnada genellikle hipnoz etkisi altındaymış gibi görünüyor, yemeğini mekanik bir biçimde yiyip neredeyse tek kelime etmeden aceleyle masasının başına dönüyordu. kısa bir çalışmadan sonra üç saatlik bir yürüyüşe çıkıyordu. altıda akşam yemeği yedikten sonra, gece yarısı odasına çekilene dek geceyi ailesi ya da arkadaşlarıyla geçiriyordu.
(bkz: günlük ritüeller mason currey)
devamını gör...

