bazı konularda elinde hiçbir argüman olmadan (özellikle bilimsel konularda)* * sadece kendi düşüncelerimizle bilirkişi edasıyla davranmak.

yanlış yönlendirmelerde sosyal medyanın gücü yadsınamaz bir gerçek. o yüzden nereye ne yazdığımıza dikkat etmek gerekiyor bence.
devamını gör...

ne zaman nickaltıma bir şey girilse hafiften tırsıyorum biri küfür mü etti acaba sonunda diye.
devamını gör...

zerre utanması olmadığını düşündüğüm yaşam formlarıdır.
önce her entryi oylayıp favlar sonra mesaj kutusuna damlarlar. mesaj kutusunda "akıl yaşta değil baştadır"lar.. efendime söyleyeyim araya başka yazarlar koyup sevgililik teklifi göndermeler falan.. bilemiyorum. herkes kendi kuşağına rica ediyorum. bu halinizle 20'likler pek ciddiye almıyor diyeyim size.
hatta rahatsız dahi oluyorlar.
devamını gör...

sıradan insanların oluşturduğu topluluk için aşağılayıcı bir tavırla kullanılan bir ifadedir.

televizyonda ve gazetelerle sıklıkla çıkar karşımıza bu kavram. yığınlar şöyle düşünüyor, yığınlar böyle davranıyor, yığınlar şuraya akın etti, yığınlar buna tepki gösterdi gibi cümlelere günde on kere denk geliriz. kullanıldığı yere göre olumlu ya de olumsuz anlama gelebilecek bir kavram bu yığınlar kavramı.

ama genel itibariyle olumsuz bir tınısı vardır. seneca yığınlara olan öfkesini çok açık ve sert bir dille göstererek bu sözcüğe olumsuz anlamda yaklaşanlardan biridir mesela:

“en iyi, en çok tercih edilir olmalıdır ne var ki yığınlar en kötüsünü seçer… hiçbir şey yığınlara kulak vermek kadar zararlı olmaz, hele çoğunluğun onayladığını doğru olarak görür ve mantık kurallarına göre değil de sadece uyum sağlamak için yaşayan kişilerin davranışını örnek alırsak.”

yığınlara dahil olan insanlar onay almak için yanıp tutuşurlar. en favori görüşü benimseyip kendine zarar getirmeyeceğini bildiği görüşleri savunurlar. güçlünün yanında olma tavrından da asla ödün vermezler. hep aynı hamasi tepkiler, hep aynı genel geçer görüşlerle yaşarlar. onlar dünyadaki en hızlı uyum sağlayan insanlardır. bu konuda sözünü dinlememiz gereken kişilerden biri de bu yığınları avucuna almayıp en iyi başaranlardan biri olan adolf hitler’dir belki de. kavgam isimli kitabında şöyle tanımlar yığınları:

“ yok edilebilir alt insanlar olarak, ket bürümüş burjuva sürüsü olarak, asil işçiler olarak, köy çobanları olarak…”

bu yığınlar kontrole edilmesi kolay bir topluluk oluşturur. onları bir yöne doğru yöneltmek sanıldığı kadar zor değildir. bu konuda roman yazarı george moore onlara “kör, gelişmemiş, açgözlü yığın” diye seslenir.

benim aklıma bambaşka bir görüntü geliyor yığınlar deyince. çizgi filmlerde kavga eden insanları resmeden bir görüntü var. tozun dumanın arasından çıkan kollar ve bacaklar bir tarafa doğru yol alır. işte böyle canlanıyor gözümde yığınlar. sürekli peşimizdeler. bizi de yığınlara dahil etmek için.
devamını gör...

bir marcel proust eseri. kayıp zamanın izinde serisinin ikinci kitabıdır.

öncelikle kitap hazmetmesi çok zor olan bir kitap. öyle elinize alıp hazmederek rahat rahat okuyacağınız bir kitap değil. yani bence öyle.
kitabı uzun bir sürede okudum hatta okurken araya başka kitaplar aldım. uzun cümleler, detaylı betimlemeler, müthiş tasvirler insana hem keyif veriyor hem sizi çok zorluyor.
yazarın gözlemleri son derece nefis. zaten size keyif veren kısmı burası oluyor. gençlik, aşk, kıskançlık, ilişkiler, hayat, yaşamak gibi konular üzerine nefis gözlemler yapmış ve bunu ustalıkla cümlelere aktarmış.

kitap yazıldığı dönemi çok iyi anlatıyor. sebebi proust olması tabii. hayatımızda yaşadığımız veya elbet bir gün yaşayacağımız anıları veya olayları o kadar güzel aktarıyor ki şaşırıp kalıyorsunuz.
ilk kitapta da dikkatimi çekmişti. yazar bazı konularda öyle bir yazıyor ki " aaa cidden öyle ya" diyorsunuz. bol bol "harbiden lan" cümlesini kuruyorsunuz.
aslında normal ve sade olan olayları çok güzel anlatıyor.
gençliğimizde yaşadığımız sevgi ve aşk kavramlarını, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi okuyoruz. okurken keyif alıyoruz. bazen zorlanıyoruz ve sindiremiyoruz.
normalde kitap okurken veya bir metin okurken cümleleri okursunuz ve anlayarak devam edersiniz.marcel proust ve kayıp zamanın izindeserisinde cümleleri defalarca okuyorum. o yüzden hazmetmesi zor bir eser demiştim. defalarca bir cümleyi anlamak ve yazar ne anlatmak istemiş diye düşünmekle geçiriyorum. bu bazen keyif veriyor bazen sıkıcı oluyor.

kitabı okumadan önce bir youtuber tavsiyesiyle "suçluyorum" kitabını okumuştum. iyi ki okumuşum diyorum. okumak şart değil ama okursanız iyi olur diyebilirim. (bkz: suçluyorum)

üçüncü kitaba geçmeden önce biraz başka yazarları okuyup proust metinlerini özlemeye çalışacağım. seri iyi gidiyor. böyle devam edeceğini düşünüyorum. kitabı ve seriyi tavsiye ederim.

sebebi ise kitabın arkasında yazıyor. bence kitabı çok iyi anlatan bir cümle.


kayıp zamanın izinde hem komik romandır hem trajik roman, hem serüven romanıdır hem şiirsel roman, hem düşlerin romanıdır hem de imgeler romanı...
devamını gör...

memnuniyetsiz insanlar ve bitmek tükenmek bilmeyen istekleri.
devamını gör...

günaydın sözlük, günaydın diğerleri.

doğarken güneş ardından tepelerin..

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

her şeyi başlatan cümledir. yüksek oranda farkındalık içerir.
devamını gör...

shigella türü bakterinin invazivliğini test etmek için kullanılan bir testtir.
devamını gör...

sizin fikirlerinize saygı duymayan, sürekli kendini haklı zanneden, psikolojik şiddet uygulayan, sizi eleştiren veya aşağılayan insanlardan direkt kaçın.
devamını gör...

şener şen ve şebnem ferah rozeti alabilir miyim? lütfen.
devamını gör...

ne çok iyi ne çok kötü bir film. çok karmaşık. olayları toparlarsak şöyle bir sonuç çıkıyor.

--! spoiler !--
bir gün yetimhanenin karşısına bir kız çocuğu bırakılır o kız büyür ve biriyle tanışır sonra adam onu terk eder ama kız hamile kalmışdır kızın çocuğu olur ve kız o arada öğrenirki çift cinsiyetlidir sonra kızın çocuğu kaçırılır ve kızın hayatı alt üst olur sonra kız cinsiyetini değiştirir artık bir erkekdir. adamımız (yani kız) bir gün bir bara gider orda bir barmen vardır barmen ona hayatını değiştirebileceyini söyler adamda (yani kız) kabul eder barmen onu geçmişe getirir o arada adamımız (yani kız) bir kızla tanışır (o kızda kendisidir) onla sevgili olur ama görevini yerine getirmek için kızıdan ayrılır ve bir zaman ajanı olur ve işinde çok iyidir yıllar sonra bir gün fiyasko bombacısı diye biri ortaya çıka gelir adamınızda (yani kız) onu durdurmak zorunda ama görevinde başarısız olur ve yüzü yanar yüzünü değiştirmek zorunda kalır ve görevine ara verir bir barmen olarak çalışır barmen (yani kız) bir gün biriyle tanışır (kendisiyler ama geçmişteki) ona hayatını değiştire bileceyini söyler (burdan anlıyoruz ki o da kendisidir çün ki barmenin başınada bu olay yıllar önce gelmişdir yani barmen aslında geçmişde kendisiyle iş birliği yapmışdır) yalnız karşılığında bir şey yapmalıdır adam (kendisi ama geçmişteki) kabul eder geçmişe giderler ve adam (kendisi ama geçmişteki) bir zaman ajanı olur bu arada barmen (yani kız şimdiki) artık emekli olmuştur ve bir işi yoktur sonra bir gün fiyasko bombacısının nerde olduğunu anlar gider onu öldürür yalnız barmenin hayatı alt üst olmuşdur ve zaman makinesiyle gider farklı zamanlarda farklı yerlere bomba kurar bunun nedeni olacak felaketleri önceden engellemek istemesidir yalnız bir gün biri onu bulur ve öldürür ve bu olay böyle devam eder (burdanda anlıyoruz ki fiyasko bombacısı da kendisidir ve geçmişteki hali gelir onu öldürür)

--! spoiler !--
devamını gör...

yeni korku pompamiz sanirim. virus cicek virusuyle ayni genetikleri paylasiyor. cok yakin (ten temasi, cinsel iliski, deri siyriklarinin paylasimi) ya da cok yakinen ortak solunum alani vasitasiyla bulasabilen bir virus turu. covid gibi cabuk yayilmasi soz konusu degil. dolayisiyla dunya capinda ciddi bir pandemiye neden olmaz.
ozellikle hijyen kisitligi nedeniyle afrika kitasinda gorulur. hastalik ve gorulen belirtileri tipki cogumuzun cocukken gecirdigi su cicegi gibi. ates, halsizlik, kaslarda agri, vucutta dokuntuleri vs.
henuz bir tedavisi bulunmamaktadir ama cicek virusu icin gelistirilmis asinin hastalik uzerindeki efektif etkisi %85'in uzerinde. virusu kapmis kisinin de sadece evinde kendini izole etmesi yeterlidir. kisi bir ilac kullanmaksizin kendiliginden iyilesir. kitliktan oturu bagisiklik sisteminiz diplerde degilse eger ölüm gorulmez pek. dolayisiyla korkulacak en ufak bir sey yok. kolay bulasabilen bir virus degil, dunya genelinde gorulen bir kizamik, su cicegi vakalarindan farkli bir hastalik da degil.
devamını gör...

üniversite stajını kamu da yaptım.devlet memurlarını genel olarak bilirsiniz, asık suratlı çok iş yapılmadığı halde sinirli ve kendini bir şey zanneden tipler(hepsine demiyorum ama çoğunluğu bu tanıma uyuyor)beni de en gıcığından birinin yanına verdiler hiçbir şey yaptırmıyor,konuşmuyor arada çıkın dışarı hava al diyor, eyvallah..sonlara doğru yaklaşıldığında ben staj dosyamı gösterip onaylatmaya götürdüm kendisine. kadın ne yaptıysam onaylamıyor okumuyor bile yazdığımı olmamış düzelt diyor. düzeltiyorum bunu çıkar diyor herşeyi yarım ağızla söylüyor. en sonunda benimki de kafa neticede ne yapmamı istiyorsunuz bana yol gösterin lütfen deyince, bastı kalayı bağırdıkça bağırıyor çıkın gidin görmek istemiyorum sizi diyor. biz de 2 kişi ağlamaklı çıkıyoruz odasından tuvalete giriyoruz diğer stajer kız da hüngür hüngür ağlıyor ben onu teselli etmeye çalışıyorum sonra ne mi oluyor?
aynen şöyle;
-sesin dışardan duyuldu hayırdır.
+kahkaha atıyor.. ay stajerlere bir bağırdım nasıl korktular..
-hadi ya az değilsin sende..
(hep beraber gülüyorlar)
devamını gör...

2 dozunuda oldum,ilk dozumda boyle bir uyku hali yaptı,bir kaç günde kol ağrısı oldu,2. de ise nerdeyse hiç kolum ağrımadı.ben de ikinci dozda daha fazla tedirgin olmuştum,daha çok yan etkisi oluyor diye okumuştum ama çok şükür ilkinden daha iyiydi,hatta kol ağrısının aşı yapan kişiye bağlı olduğunu düşünüyorum,2. dozda eli okadar hafiftiki hiç anlamadım bile aşı olduğumu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu benim lanetim olabilir.yazıyorum çiziyorum sonra bakıyorum benden sonra neler yazılmış,yok!kaç adım aşağıda.resmen başlık kapatıcı gibi hissediyorum kendimi*

sözlük hassas kalpler için cehennemdir.*
devamını gör...

para kolay kazanılmıyor, bunu bilmek lazım. tabii ki alırım.

biri beni sevecekse böyle sevsin.

artistliğe, şova lüzum yok.
devamını gör...

bozmasının sebebi, sitenin politikası veyahut önüne gelenin yazar yapılması değildir. sansür ve kimlik anonimliği olan bir yerde hiç kimse gelir geçer kurallara takılmaz.bir topluluk ne kadar kalabalıklaşırsa orada genel insan psikolojisi ve sosyolojisi üzerinden çıkarımlar yapmak o kadar kolaylaşır.
gençlik yıllarımda orada takılırken inanılmaz kabiliyetli ve bilgili yazarlar vardı. cern'de mühendis olup sayfalarca kuantum üzerine yazılar yazan, tsk'da üst düzey jandarma komutanı olup silahlar ve ekipmanlar üzerine makaleler yazan, ceza hukuku profesörü olup yine okuması ilginç ve bilgilendirici entryler giren çok kaliteli insanlar vardı. bunları yine arayıp buluyordunuz ama gözünüze çarpması eskiden daha kolaydı.
artık genellikle troll entryler, küfürler, futbolla ilgili sayfalarca birbirine laf sokan düşük kalite entrylerin olma sebebi bunların kıymet görmesidir. kalabalığın hoşuna giden ve ülkenin genel anlamda ilgi alanı bunlar arkadaşlar. insanlar, halkın cahilliğine ve basitliğine dil uzatmaktansa, ekşi sözlük gibi tek fonksiyonu farklı insanları anonim kimlikler üzerinden birleştiren mecraları eleştirmeyi tercih ediyor.
anonim kimlikte bile olsa insanlar, başka insanların onları takdir etmesini bekliyor. veya fikrine katılmasını. bunu en basitinden ortaya atılmış bir iddia üzerine hiç araştırma yapmadan popülist söylemde bir iki cümle yazarak beğeni kasmaya çalışan insanların çokluğundan anlayabilirsiniz. ya da en basitinden biri bir troll veya saçma bir entry girdiği zaman 50 kişi bunun öyle olmadığını aynı cümlelerle yazıp like fishing'e yatıyor. oğlum, biri zaten yanlış olduğunu yazmış, neden 49 kişi aynı şeyi yazarak adamın söylediği saçma şeyi gündem yapıyorsunuz? tek amacınız takdir edilmekse, neden araştırıp etmeden her şeye atlıyorsunuz? hele şeye bayılıyorum.
umarım bugün gs kazanır
not: fener
manyak mısınız olum? sözlüğün yarısı bunlarla dolu. senin fenerli olmandan insanlara ne, onu geçtim herkes altına bu şekilde yazıyor. instagram yüzünden insanlar beğenilmeyle kafayı bozdu.
önceden güzel bir platformdu. bunun sebebi kemik topluluğun bilgili ve kültürlü insanlardan oluşan bir yer olmasıydı. quality over quantity mottosuydu işte. artık kaliteli yazar ve entry bulunca sayfalarca entry ile alakalı yazı yazmaktansa işte ekşi sözlükte özlenen başlıklar diye sayfalarca yazıyorlar.
sayfalarca sözlüğü eleştirip, yine yıllarca orada yazmaya devam ediyorlar. madem böyle bir derdiniz var, yazmayın, alternatif sözlüklere yönelin.
kitleniz her zaman kalitenizi belirler. ama insanlara da gelme diyemezsiniz. ekşi sözlüğün kalitesini bitiren sözlüğün kendisi değil, insanların tercihleridir. yoksa ekşi sözlük bitmemiştir, hala en çok tık alan sitelerden biridir. benim hala takip etmemin sebebi ise ana akım medyada gösterilmeyen haberleri en kolay bulabileceğim yer olmasıdır.
devamını gör...

kitabı yorumlamadan önce kısaca yazardan bahsetmek gerekirse aslı erdoğan 67 doğumlu, bilgisayar mühendisliği ve fizik okumuş ve yüksek lisansını cern'de hazırlamış , rio de janeiro da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçmiştir. şimdiiiii bu bilgiler ışığında söylemem gerekirse kabuk adam romanı benim için %100 yaşanmış olmasa bile içinde kesinlikle yaşanmışlıklar olan bir roman.
roman avrupa'da eğitim gören fakat içinde bulunduğu bu laboratuvar ortamından mutlu olmayan ve geçmişinde acı tecrübeler yaşamış, öyküler yazmayı seven 25 yaşlarında bir türk kadınının 80 küsür fizikçi ile birlikte karayiplere bir yaz okuluna gitmesiyle başlıyor. bu kısım zaten bana ana karakter direkt yazarın kendisiymiş gibi hissettirdi ve açıkçası kitabı okurken de bu düşünceyle okudum.
spoiler vermemek adına karayiplerdeki o adada yaşananları anlatmıyorum ama bence bu bir aşk romanı kesinlikle değil ve kabuk adamla aralarında geçen ilişki bence aşk değil etkileyici bir ilişki olduğu kesin ama bilmiyorum bana aşk havası vermedi ya da şöyle söyleyebilirim bizim anladığımız klasik aşklardan değildi . bence yazar hislerini bize ustaca aktarmayı başarmış ben bu romanı okurken içindeki korkuyu, bunalmışlığı ,özgürlüğü, kabuk adamla arasındaki o aşka benzer derin ilişkiyi hepsini içtenlikle yaşadım. hatta adanın sıcak havasının bunaltısını bile yaşadım diyebilirim. bu kadar güzel aktarılan hisler sonucu kitabın son sayfasını çevirip kapattığımda birkaç dakika boyunca öylece kalakaldım (genelde etkileyici şeyler okuduğumda etkisi bir süre bende kalıyor).
daha önce aslı erdoğan okumamıştım. bu roman 94 yılında yazılmış ve çok fazla keşfedilmemiş olmas ilginç geldi bana. * .bence kesinlikle okunmalı. bir günde bitirebileceginiz anlatım dili güzel, kısa ama etkileyici bir roman. kitap benim olmadığı için cümlelerin altını çizemedim ama ufak bir iki alıntı ekleyeceğim.

"bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez . özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar . unutamamak belleğin kaçınılmaz intikamı."
"hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı ilk fırsatta katlederiz. sonra da ömür boyu bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız."
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim