inançla alay etmek
çoğu duygusunun gelişmemiş olduğuna inandığım, karakteri oturmamış insan davranışı.
sanane a canım bırak isterse krem peynire tapsın.
sanane a canım bırak isterse krem peynire tapsın.
devamını gör...
grafen
gelecekteki uzay teknolojileri'nde kullanılması düşünülen, çelikten 100 ila 300 kat arası daha sağlam, esnek ve oda şartlarında iletkenliği en iyi olan maddedir. kendisi tek atom kalınlığında bir karbon atomu tabakasıdır.
grafen maddesinin keşfi o kadar önemli görülmüştür ki; kendisini keşfeden rus bilim adamları andre geim ve konstantin novoselov'a 2010 yılı nobel fizik ödülü'nü kazandırmıştır. günlük yaşantımızda adını duymasak da, gelecek teknolojileri açısından oldukça umut vaat eden bir yapıdadır.
güneş pilleri, giyilebilir elektronik kıyafetlerde gibi pek çok kullanım alanı vardır.
grafen maddesinin keşfi o kadar önemli görülmüştür ki; kendisini keşfeden rus bilim adamları andre geim ve konstantin novoselov'a 2010 yılı nobel fizik ödülü'nü kazandırmıştır. günlük yaşantımızda adını duymasak da, gelecek teknolojileri açısından oldukça umut vaat eden bir yapıdadır.
güneş pilleri, giyilebilir elektronik kıyafetlerde gibi pek çok kullanım alanı vardır.
devamını gör...
türkü dinlemeye başlayıp vazgeçememek
türküleri dinlemeden önce hikayelerini okuyun, öyle dinleyin.
hikayesini bilince yaşayarak dinliyorsunuz o türküyü, yazanın yaşadıkları geliyor gözünüzün önüne. bu sebeptir türkü dinleken ağlamam.
hikayesini bilince yaşayarak dinliyorsunuz o türküyü, yazanın yaşadıkları geliyor gözünüzün önüne. bu sebeptir türkü dinleken ağlamam.
devamını gör...
günün ünlüsü olmak için yapılması gerekenler
evet arkadaşlar çözdüm olayı. bu teknikleri uygulayarak siz de günün ünlüsü olabilirsiniz.
öncelikle tek kelimelik entryler girmeyeceksiniz. çok önemli bi etken.
ikincisi: siyasi başlıklara, nickaltlarına, tarih belirten başlıklara da girmeyeceksiniz. örn. (bkz: 24 aralık 2020 bilmem ne bilmem ne)
üçüncüsü: eşya, cisim, gibi başlıklara da girmeyeceksiniz. siz anladınız yani o grubu.
dördüncüsü: duygusal, eskiye özlem içeren, şairlerden, yazarlardan alıntılar içeren bu tarz entryler gireceksiniz
ve taaak! artık siz de günün ünlüsü olabilirsiniz.
öncelikle tek kelimelik entryler girmeyeceksiniz. çok önemli bi etken.
ikincisi: siyasi başlıklara, nickaltlarına, tarih belirten başlıklara da girmeyeceksiniz. örn. (bkz: 24 aralık 2020 bilmem ne bilmem ne)
üçüncüsü: eşya, cisim, gibi başlıklara da girmeyeceksiniz. siz anladınız yani o grubu.
dördüncüsü: duygusal, eskiye özlem içeren, şairlerden, yazarlardan alıntılar içeren bu tarz entryler gireceksiniz
ve taaak! artık siz de günün ünlüsü olabilirsiniz.
devamını gör...
prens
machiavelli'nin eseridir kendisi. kitabın temel amacı prenslere nasıl yönetici olunacağı konusunda tavsiyeler vermektir. machiavelli'yi bir 'counter-renaissance' düşünürü olarak değerlendirmeyi mümkün kılar. kendisi rönesansın getirdiği evrensellik ilkesine karşıdır. tam olarak o anda spesifik olarak ne olduğuna odaklanır. herkesin tecrübesinin birbirinden farklı olduğuna dolayısıyla ideal toplumların bir reçetesi olmadığına inanmak gerektiğini savunur. hatta kitabının 15. bölümünde yazar kendisi söylemiştir; 'ben burada hayali toplumları anlatmıyorum.' thomas more'u tanımasa da onun ütopyasına net bir zıtlık oluşturur prens kitabıyla. gerçi bu karşıtlığının asıl hedefi platon'un devleti de olabilir. onu okumuş olması daha muhtemel diye düşünüyorum.
kendisi kitabında siyaset ve etiğin birlikte düşünülmemesi gerektiğini savunur. yani demek ister ki neyin etik olduğundansa sonuçlar önemlidir. yani 'power politics' kavramını savunur. eğer bir kararın sonucu diğer alternatiflerden daha iyiyse o zaman o karar iyidir. niyetin, yani ahlaki yaklaşımın, bir önemi yoktur. niyetler zamana ve duruma göre değişir ama iyi sonuç her zaman iyidir diye anlıyorum ben bu durumu. kendisinin bunu savunma şeklide şudur; iyi niyetler kötü sonuçlar doğurabilir ve kötü niyetler bazen iyi sonuçlar doğurabilir. bir yönetici sadece kendi çıkarları üzerinden planlar yapmalıdır der. mesela toplumun bir kısmından kurtulmak istiyorsunuz, bunu yaptığınızda eğer düzen kuruluyorsa bu karar iyidir. insanlar da bunu iyi olarak algılarlar çünkü onlar da sonuçlara bakarlar.
romalılardan da etkilenmiştir kendisi. tabii iyi zamanlarından. buradan yola çıkarak da gerektiği zaman şiddetin uygulanmasında hiçbir sakınca görmez. mesela krallığın bir yerinde küçük bir isyan başladı. prens hızla bunu gerekiyorsa şiddetle bastırmalı ki sonuçlar daha da fena olmasın. yılanın başını küçükken ezmeli mantığı anlayacağınız.
ayrıca kendisinin prenslere bir tavsiyesi de halkın itaatini sağlamakla ilgilidir. der ki, insanların size öylece uymasını bekleyemezsiniz. toplumunuzda bir sorun olmasa bile her zaman olma ihtimaline hazırlıklı olmalısınız. çünkü birileri her zaman sorundan faydalanır. kendisinin aksine eski düşünce toplumda sorun çıkarmanın mantıksız olduğuna inansa da, machiavelli uyarır; sorun birilerinin çıkarına olabilir. mesela yabancılar. sorunun çıkması için destekleyip sonra da düzeni yeniden kurma bahanesiyle topraklarınıza girebilir.
toplumun fakir kısmına çok da şiddet uygulanmasına gerek olmadığını söyler. onlar makul miktarda bir baskıyla zaten size uyarlar. ama önemli olan aristokratlar. onların gözü prensin yerinde olabilir çünkü onlar kendilerini prensle eşit görürler. dolayısıyla tehlikelidirler.
bir de virtu of fortuna kısmı var. orayı tam algılayamadığım için açıklayamıyorum sözlük. aştı beni.
kendisi kitabında siyaset ve etiğin birlikte düşünülmemesi gerektiğini savunur. yani demek ister ki neyin etik olduğundansa sonuçlar önemlidir. yani 'power politics' kavramını savunur. eğer bir kararın sonucu diğer alternatiflerden daha iyiyse o zaman o karar iyidir. niyetin, yani ahlaki yaklaşımın, bir önemi yoktur. niyetler zamana ve duruma göre değişir ama iyi sonuç her zaman iyidir diye anlıyorum ben bu durumu. kendisinin bunu savunma şeklide şudur; iyi niyetler kötü sonuçlar doğurabilir ve kötü niyetler bazen iyi sonuçlar doğurabilir. bir yönetici sadece kendi çıkarları üzerinden planlar yapmalıdır der. mesela toplumun bir kısmından kurtulmak istiyorsunuz, bunu yaptığınızda eğer düzen kuruluyorsa bu karar iyidir. insanlar da bunu iyi olarak algılarlar çünkü onlar da sonuçlara bakarlar.
romalılardan da etkilenmiştir kendisi. tabii iyi zamanlarından. buradan yola çıkarak da gerektiği zaman şiddetin uygulanmasında hiçbir sakınca görmez. mesela krallığın bir yerinde küçük bir isyan başladı. prens hızla bunu gerekiyorsa şiddetle bastırmalı ki sonuçlar daha da fena olmasın. yılanın başını küçükken ezmeli mantığı anlayacağınız.
ayrıca kendisinin prenslere bir tavsiyesi de halkın itaatini sağlamakla ilgilidir. der ki, insanların size öylece uymasını bekleyemezsiniz. toplumunuzda bir sorun olmasa bile her zaman olma ihtimaline hazırlıklı olmalısınız. çünkü birileri her zaman sorundan faydalanır. kendisinin aksine eski düşünce toplumda sorun çıkarmanın mantıksız olduğuna inansa da, machiavelli uyarır; sorun birilerinin çıkarına olabilir. mesela yabancılar. sorunun çıkması için destekleyip sonra da düzeni yeniden kurma bahanesiyle topraklarınıza girebilir.
toplumun fakir kısmına çok da şiddet uygulanmasına gerek olmadığını söyler. onlar makul miktarda bir baskıyla zaten size uyarlar. ama önemli olan aristokratlar. onların gözü prensin yerinde olabilir çünkü onlar kendilerini prensle eşit görürler. dolayısıyla tehlikelidirler.
bir de virtu of fortuna kısmı var. orayı tam algılayamadığım için açıklayamıyorum sözlük. aştı beni.
devamını gör...
sipariş nickaltı
birinin kendisinin yahut bir başkasının egosunu, yine bir başkasının tatmin etmesini isteme olayı.
insan bi' duruyor düşünüyor, onun verdiği oyla benimki bir mi diye?
kahrolsun ego wars!
insan bi' duruyor düşünüyor, onun verdiği oyla benimki bir mi diye?
kahrolsun ego wars!
devamını gör...
nickaltı savaşları
kaos... seks getirir çocuklar.
bunu unutmayın.
bunu unutmayın.
devamını gör...
normal sözlük'e girişte ilk mesaj atan moderatör
masum masum bana mesaj atmıştı. hep bizimle kal hep yaz kalemine sağlık gibi gibi bir mesajla gülümsemişti.
pişman mıdır acaba? kesin öyledir.
canım benim ne sevimliydin sen.. şeytanla masaya oturmuş haberi yoktu. sısısıs
pişman mıdır acaba? kesin öyledir.
canım benim ne sevimliydin sen.. şeytanla masaya oturmuş haberi yoktu. sısısıs
devamını gör...
köpeksiz sokaklar istiyoruz
belki onlar da insansız sokaklar istiyoruz diyorlardır he hiç düşündün mü bu yönden? insanlar kendinden başka hiçbir şeyi düşünmeyen kibrin timsali. bir köpek şiddet gördüyse hırçınlaşır, vahşileşir. aç kaldıysa saldırır. köpeksiz sokaklar istiyoruz diyeceğinize şiddet gören ,aç dolaşan hayvan istemiyoruz derseniz çok farklı olur belki her şey, kovalanmazsınız.
devamını gör...
mars
güneş'e olan yakınlık bakımından 4. sırada bulunan, kızıl gezegen adıyla da bilinen gezegen. teleskop ya da dürbün kullanmadan gece göğünde görebileceğiniz birkaç gezegenden biri.
gezegenin ismi roma mitolojisindeki savaş tanrısı olan mars'tan geliyor. bunun nedeni, gezegenin yüzeyindeki pas nedeniyle kırmızı görünmesinin, kanlı bir savaş ortamını çağrıştırması. her ne kadar genel olarak kırmızı görünse de, tabii ki gezegenin her yeri kırmızı değil.
***
mars'ın güneş'ten uzaklığı yaklaşık 230 milyon kilometre. güneş'in etrafındaki 1 turunu 687 dünya gününde tamamlıyor. gezegenin 1 günü, dünya'daki 1 günden yaklaşık 40 dakika daha uzun.
eski yunancada dehşet anlamına gelen deimos ve yine eski yunancada korku anlamına gelen phobos isimli 2 uydusu var. bunlardan phobos'un, izlediği yörünge nedeniyle çok uzak bir gelecekte mars'ın çekim etkisi nedeniyle parçalanarak gezegenin etrafında bir halka oluşturması bekleniyor. deimos ise büyük ihtimalle gezegenin çekim etkisinden kurtulup ondan uzaklaşacak.
***
mars da dünyamız gibi kayalık bir gezegen. demir, nikel, sülfür gibi elementlerden oluşan bir çekirdeği var. bu çekirdek manyetik alan üretemiyor çünkü büyük ölçüde katı bir yapısı var. çekirdeğin üzerinde, volkanik aktivitelerin de kökeni olan manto tabakası var. ancak büyük ihtimalle en son volkanik hareketlilik milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş gezegende. bu arada, güneş sistemi'nin en büyük yanardağı olan olympus mons, mars üzerinde bulunuyor. bu dağ o kadar büyük ki, zirvesinde dursaydınız eteklerinin nerede bittiğini göremezdiniz.
manto tabakasının üstünde demir, kalsiyum gibi bazı elementlerden oluşan kabuk tabakası var. işte buradaki demir, gezegenin ince atmosferindeki oksijenle bir araya geldiğinde oksitlendiği için gezegen pas renginde görünüyor. yüzey büyük ölçüde regolit adı verilen çok ince bir kumla kaplı.
gezegenin özellikle kutuplarında kuru buz adı verilen karbondioksit buzu ve bunun hemen altında da su buzu bulunuyor.
mevsimler dünyadaki gibi eşit süreli değil. bahar ve yaz ayları uzun sürerken kış daha kısa sürüyor. bahar aylarında ısınan gazlar, jetler halinde püskürüyor gezegen yüzeyine. sıcaklıklar 20 derece ile -150 derece arasında seyrediyor.
özellikle yaz aylarında büyük toz fırtınaları çıkıyor ortaya. bu fırtınalar, gezegen üzerinde araştırma yapan uzay araçları için son derece sıkıntılı sonuçlara neden olabiliyor. ayrıca yüzeyde bulunan toz tabakasının manyetik özellikler gösterdiği de biliniyor. bu nedenle uzay araçlarının rahat çalışabilmesi için kameralarının yakınında bir yerlere mıknatıs yerleştirmek gerekebiliyor.
atmosferi dünya atmosferinden hemen hemen 100 kat daha ince. üstelik %95'i karbondioksitten oluşan bir atmosfer bu. bu nedenle gezegen üzerinde koloni kurma konusundaki en büyük sorunlardan birini oluşturuyor bu iki durum. ince atmosferine rağmen bir ozon tabakası bulunduruyor. gün batımlarında gökyüzüne mor renk hakim oluyor.
***
uzay araçlarının mars'a ulaşması ortalama 6-8 ay kadar sürüyor. bugüne dek mars görevlerinin yarıdan biraz fazlası başarıyla tamamlandı. bu konuyla ilgili (bkz: mars laneti)
mariner 4, opportunity, curiosity, spirit, mars reconnaissance orbiter ve daha birçok uzay aracı ve son olarak da gezegene henüz yeni ulaşan perseverance gibi araçlarla çok önemli veriler elde ettik/edeceğiz. ayrıca orion kapsülü de insanlı uçuşlar için çalışmalar konusunda kullanılıyor.
aşağıdaki uzay giysisi, mars için özel tasarlandı:

(görsel, twitter. com'dan alıntıdır.)
bu giyside eklem kısımları özellikle hareketli olarak tasarlandı. arka tarafında gördüğünüz sırt çantası benzeri kısım da bir kilitlenme kapısı ve uzay gemisine kilitlenmek için kullanılıyor.
gezegenle ilgili anlatılacak çok bilgi var. ancak genel özellikleri bu şekilde özetlenebilir.
gezegenin ismi roma mitolojisindeki savaş tanrısı olan mars'tan geliyor. bunun nedeni, gezegenin yüzeyindeki pas nedeniyle kırmızı görünmesinin, kanlı bir savaş ortamını çağrıştırması. her ne kadar genel olarak kırmızı görünse de, tabii ki gezegenin her yeri kırmızı değil.
***
mars'ın güneş'ten uzaklığı yaklaşık 230 milyon kilometre. güneş'in etrafındaki 1 turunu 687 dünya gününde tamamlıyor. gezegenin 1 günü, dünya'daki 1 günden yaklaşık 40 dakika daha uzun.
eski yunancada dehşet anlamına gelen deimos ve yine eski yunancada korku anlamına gelen phobos isimli 2 uydusu var. bunlardan phobos'un, izlediği yörünge nedeniyle çok uzak bir gelecekte mars'ın çekim etkisi nedeniyle parçalanarak gezegenin etrafında bir halka oluşturması bekleniyor. deimos ise büyük ihtimalle gezegenin çekim etkisinden kurtulup ondan uzaklaşacak.
***
mars da dünyamız gibi kayalık bir gezegen. demir, nikel, sülfür gibi elementlerden oluşan bir çekirdeği var. bu çekirdek manyetik alan üretemiyor çünkü büyük ölçüde katı bir yapısı var. çekirdeğin üzerinde, volkanik aktivitelerin de kökeni olan manto tabakası var. ancak büyük ihtimalle en son volkanik hareketlilik milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş gezegende. bu arada, güneş sistemi'nin en büyük yanardağı olan olympus mons, mars üzerinde bulunuyor. bu dağ o kadar büyük ki, zirvesinde dursaydınız eteklerinin nerede bittiğini göremezdiniz.
manto tabakasının üstünde demir, kalsiyum gibi bazı elementlerden oluşan kabuk tabakası var. işte buradaki demir, gezegenin ince atmosferindeki oksijenle bir araya geldiğinde oksitlendiği için gezegen pas renginde görünüyor. yüzey büyük ölçüde regolit adı verilen çok ince bir kumla kaplı.
gezegenin özellikle kutuplarında kuru buz adı verilen karbondioksit buzu ve bunun hemen altında da su buzu bulunuyor.
mevsimler dünyadaki gibi eşit süreli değil. bahar ve yaz ayları uzun sürerken kış daha kısa sürüyor. bahar aylarında ısınan gazlar, jetler halinde püskürüyor gezegen yüzeyine. sıcaklıklar 20 derece ile -150 derece arasında seyrediyor.
özellikle yaz aylarında büyük toz fırtınaları çıkıyor ortaya. bu fırtınalar, gezegen üzerinde araştırma yapan uzay araçları için son derece sıkıntılı sonuçlara neden olabiliyor. ayrıca yüzeyde bulunan toz tabakasının manyetik özellikler gösterdiği de biliniyor. bu nedenle uzay araçlarının rahat çalışabilmesi için kameralarının yakınında bir yerlere mıknatıs yerleştirmek gerekebiliyor.
atmosferi dünya atmosferinden hemen hemen 100 kat daha ince. üstelik %95'i karbondioksitten oluşan bir atmosfer bu. bu nedenle gezegen üzerinde koloni kurma konusundaki en büyük sorunlardan birini oluşturuyor bu iki durum. ince atmosferine rağmen bir ozon tabakası bulunduruyor. gün batımlarında gökyüzüne mor renk hakim oluyor.
***
uzay araçlarının mars'a ulaşması ortalama 6-8 ay kadar sürüyor. bugüne dek mars görevlerinin yarıdan biraz fazlası başarıyla tamamlandı. bu konuyla ilgili (bkz: mars laneti)
mariner 4, opportunity, curiosity, spirit, mars reconnaissance orbiter ve daha birçok uzay aracı ve son olarak da gezegene henüz yeni ulaşan perseverance gibi araçlarla çok önemli veriler elde ettik/edeceğiz. ayrıca orion kapsülü de insanlı uçuşlar için çalışmalar konusunda kullanılıyor.
aşağıdaki uzay giysisi, mars için özel tasarlandı:

(görsel, twitter. com'dan alıntıdır.)
bu giyside eklem kısımları özellikle hareketli olarak tasarlandı. arka tarafında gördüğünüz sırt çantası benzeri kısım da bir kilitlenme kapısı ve uzay gemisine kilitlenmek için kullanılıyor.
gezegenle ilgili anlatılacak çok bilgi var. ancak genel özellikleri bu şekilde özetlenebilir.
devamını gör...
siriye sence ben yakışıklı mıyım diye sormak
rahatsızukdesi.
zenginlerin mental sıkıntıları olduğunun göstergesidir.
biz fakfakirler* içlerinde olan soruların bataklığında nefes almak için çırpınırız.siri kim ki?
zenginlerin mental sıkıntıları olduğunun göstergesidir.
biz fakfakirler* içlerinde olan soruların bataklığında nefes almak için çırpınırız.siri kim ki?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
kabardı toprak
uyandırma vaktidir bulutları
sev ve evcilleştir onu ey yağmur
durma öyle her an vazgeçebilir gibi
al ve yağmala kentlerin kirli geçmişini
nişangahın ben olayım ey yağmur
vurma geceye bu şiddetle
tedirgin ellerim
saçlarım tenha
karşılayamaz hiçbir vurgunu bu yüzden
münhal hem ağır bedenim
geçitler dar
geçitler şuursuz
örselenmiş kelimelerim
bu ağrılı zamanda ve bu yılgınlıkta
yırtın tutanaklarını ölümün
bir nöbet sonrasıdır
bir uyanıştır belki
kuşlar kanatlarını karanlığa sürmüştür
hiç dokunmadan da sevebilmek
değilse aşk; bildik yanılgı
suçlama kendini
yağmurdandır
uyandırma vaktidir bulutları
sev ve evcilleştir onu ey yağmur
durma öyle her an vazgeçebilir gibi
al ve yağmala kentlerin kirli geçmişini
nişangahın ben olayım ey yağmur
vurma geceye bu şiddetle
tedirgin ellerim
saçlarım tenha
karşılayamaz hiçbir vurgunu bu yüzden
münhal hem ağır bedenim
geçitler dar
geçitler şuursuz
örselenmiş kelimelerim
bu ağrılı zamanda ve bu yılgınlıkta
yırtın tutanaklarını ölümün
bir nöbet sonrasıdır
bir uyanıştır belki
kuşlar kanatlarını karanlığa sürmüştür
hiç dokunmadan da sevebilmek
değilse aşk; bildik yanılgı
suçlama kendini
yağmurdandır
devamını gör...
madalyalı tanım
şu madalyalı tanım mevzusuna neden bu kadar takıyorsunuz anlamış değilim? madem mühim mevzu değil neden sürekli ısıtıp ısıtıp gündeme getiriyorsunuz? görmezsiniz, okumazsınız, geçer gidersiniz. hani bazı başlıklar için bize öneride bulunuyorsunuz ya; okumayın, engelleyin vesaire yapın diye. siz de öyle yapsanız ya * işin aslı okumama alışkanlığınıza ve tembelliğinize kulp takmak için bu yazarlara bok atmaya çalışıyorsunuz. arkadaş insanlar böyle yazmaktan keyif alıyor, ne yapacaksınız? paragraflar döşeyip yazmak istiyorlar size ne? mütekabiliyet esastır demişler ya alınmaca yok! aynı dilden konuşuyorum sizinle. burada fotoğrafını paylaşmadığınız bir mabadınız kaldı. o da yakındır (!) kimse sizin bu edimlerinize karışıyor mu? eleştirip geçen insanlar var sadece. siz bu madalya işini niye bu kadar dert ediyorsunuz cidden? sanırsınız altın kaplama dünya kupası hediye ediliyor bu yazarlara. ayrıca yeni gelen arkadaşların çoğu olayların gelişiminden de habersiz. hani bilmeden, etmeden bok atmaya çalıştığınız o yazarlar var ya, hah işte onların çoğu madalya sistemi gelmeden önce de aynı şekilde yazıyorlardı. yani bu yazarların çoğunluğu madalya için falan yazmıyor ama sizin derdiniz o değil. insanların şevkini kırmak istiyorsunuz, herkes sizin gibi havadan sudan takılsın, forum kafasında yazsın çizsin istiyorsunuz. olmaz paşam o iş! yaş yani. madalya sistemi kalksın. ben bunu isterim açıkçası. beni bağlamıyor. benim gibi yazarları da bağlamıyor. biz yine yazmaya devam ederiz. yazmayı seviyoruz. yalnız şu beğeni, favori ve liste işi kalksın da ak koyun kara koyun çıksın ortaya. bakalım ne kadarınız eskisi kadar yazmaya devam edeceksiniz? egolarınız şişirilmeden ne kadar dayanabileceksiniz? ne yazık ki kalkmayacak çünkü yönetimde biliyor, bunlar kalkarsa çoğunuz oksijensiz kalırsınız. övgü almadıkça, pohpohlanmadıkça birbirinize daha çok sararsınız. saldırganlığınız daha çok artar. ondan sonrası da malum *
sırf bu yarattığınız algıdan dolayı insanlar madalya söktürüyor. onları anlıyorum ama madem bu kadar önemli bir şey değil, niye söktürüyorsunuz? hani neyin havası bu? "ben madalyalarımı söktürdüm." sanırsınız istiklal harbi madalyası almış da onu iade ediyor. yahu editörler kalkmış tanımlarınızı okumuş, gönüllü olarak yapmışlar bu işi, kriterlere uyuyor mu, uymuyor mu diye saatlerini harcamışlar/harcıyorlar. bu insanların emeklerine yazık değil mi? siz aslında o insanların emeklerini zayi ediyorsunuz. bakın bu da farklı bir ego çeşididir. ben farklı olayım. ben kabul etmedim işte. ben şöyleyim, ben böyleyim. adamlar bir sistem getirmiş, bu sistem için emek veren insanlar var. o emekleri zayi etme kısmını hiç düşünmüyorsunuz. önce kendinizi düşünüyorsunuz. bencillik yapıyorsunuz. o madalya profilinizde olsa ne olmasa ne? madalya sisteminin kalkmasını isterim ama o madalyaları sökün demem. benim o kadar tanımımı okumuş, değerlendirmiş insanlara ve emeklerine saygısızlık yapamam. ama siz olaya hiç bu açıdan bakmamışsınızdır değil mi? çünkü serde benmerkezcilik var. aaa bakın bu arada yine uzun yazıyorum. ne yapacağız şimdi? bu tanım kriterlere de uymayacak. oturup ağlasak mı hep beraber? madalya söktüren bazı arkadaşları tenzih ederim zira bu noktanın onların aklına gelmediğini ve iyi niyetle bu işi yaptıklarını düşünüyorum. mahlas vermeyeyim onlar kendilerini biliyorlardır. ama burada kendi bireysel şovunu yapmak isteyenler önce gerçek yaşamlarında edindikleri haksız kazançları iade etsinler derim. oturun düşünün vardır illa ki bu tarz edimleriniz * ne alakası var demeyin. üzerine biraz düşünün anlarsınız *
şu sözlükte madalya sistemi geldiğinden beri benim şu kadar madalyam var diye övünüp ortada gezineni hiç görmedim. ama ben madalya söktürdüm, madalyalı tanım okumuyorum, havalıyım, süperim, şöyleyim böyleyim diye gezineni çok gördüm. bu kadar kasmayın kendinizi. insanlara ve emeklerine saygısızlık yapmayı bir marifet zannedip, işi şova dökmeyin. söylediğim gibi umarım madalya işi de beğeni/favori işi de ortadan kalkar. en önemlisi şu liste mevzusu tamamen yok olur gider de görürüz halinizi ahvalinizi.
apoletlerden hoşlanmıyorlarmış. kıytırık bir madalya için bu kadar fırtına koparıp, sözde isyankar apoleti takmak hoşunuza gidiyor ama onu ne yapacağız? apolet takmak için apolet söktürüyorsunuz farkında değilsiniz. bu da herhalde mevzudaki en ironik kısım *
hepinize kabuk dolusu sevgiler isyankar (!) arkadaşlar.
sırf bu yarattığınız algıdan dolayı insanlar madalya söktürüyor. onları anlıyorum ama madem bu kadar önemli bir şey değil, niye söktürüyorsunuz? hani neyin havası bu? "ben madalyalarımı söktürdüm." sanırsınız istiklal harbi madalyası almış da onu iade ediyor. yahu editörler kalkmış tanımlarınızı okumuş, gönüllü olarak yapmışlar bu işi, kriterlere uyuyor mu, uymuyor mu diye saatlerini harcamışlar/harcıyorlar. bu insanların emeklerine yazık değil mi? siz aslında o insanların emeklerini zayi ediyorsunuz. bakın bu da farklı bir ego çeşididir. ben farklı olayım. ben kabul etmedim işte. ben şöyleyim, ben böyleyim. adamlar bir sistem getirmiş, bu sistem için emek veren insanlar var. o emekleri zayi etme kısmını hiç düşünmüyorsunuz. önce kendinizi düşünüyorsunuz. bencillik yapıyorsunuz. o madalya profilinizde olsa ne olmasa ne? madalya sisteminin kalkmasını isterim ama o madalyaları sökün demem. benim o kadar tanımımı okumuş, değerlendirmiş insanlara ve emeklerine saygısızlık yapamam. ama siz olaya hiç bu açıdan bakmamışsınızdır değil mi? çünkü serde benmerkezcilik var. aaa bakın bu arada yine uzun yazıyorum. ne yapacağız şimdi? bu tanım kriterlere de uymayacak. oturup ağlasak mı hep beraber? madalya söktüren bazı arkadaşları tenzih ederim zira bu noktanın onların aklına gelmediğini ve iyi niyetle bu işi yaptıklarını düşünüyorum. mahlas vermeyeyim onlar kendilerini biliyorlardır. ama burada kendi bireysel şovunu yapmak isteyenler önce gerçek yaşamlarında edindikleri haksız kazançları iade etsinler derim. oturun düşünün vardır illa ki bu tarz edimleriniz * ne alakası var demeyin. üzerine biraz düşünün anlarsınız *
şu sözlükte madalya sistemi geldiğinden beri benim şu kadar madalyam var diye övünüp ortada gezineni hiç görmedim. ama ben madalya söktürdüm, madalyalı tanım okumuyorum, havalıyım, süperim, şöyleyim böyleyim diye gezineni çok gördüm. bu kadar kasmayın kendinizi. insanlara ve emeklerine saygısızlık yapmayı bir marifet zannedip, işi şova dökmeyin. söylediğim gibi umarım madalya işi de beğeni/favori işi de ortadan kalkar. en önemlisi şu liste mevzusu tamamen yok olur gider de görürüz halinizi ahvalinizi.
apoletlerden hoşlanmıyorlarmış. kıytırık bir madalya için bu kadar fırtına koparıp, sözde isyankar apoleti takmak hoşunuza gidiyor ama onu ne yapacağız? apolet takmak için apolet söktürüyorsunuz farkında değilsiniz. bu da herhalde mevzudaki en ironik kısım *
hepinize kabuk dolusu sevgiler isyankar (!) arkadaşlar.
devamını gör...
halepçe katliamı
16 mart 1988’de iran ırak savaşı zamanında olan insanlık tarihinde sivilleri hedef alan en büyük kimyasal saldırı.
devamını gör...
güne bir film repliği bırak
- seni seviyorum.
+ beni sevdiğine dair kanıt göster?
- kanıt inancı öldürür. eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. ben "seni sevdiğimi bilmeni" değil, "seni sevdiğime inanmanı" istiyorum..
+ neden?
- çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan iştir.
kasımda aşk başkadır
+ beni sevdiğine dair kanıt göster?
- kanıt inancı öldürür. eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. ben "seni sevdiğimi bilmeni" değil, "seni sevdiğime inanmanı" istiyorum..
+ neden?
- çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan iştir.
kasımda aşk başkadır
devamını gör...
the truman show
--! spoiler !--
jean baudrillard'a göre dünyadaki her şey simülasyondur. gerçek, sonsuz bir şekilde üretilmesi sebebiyle ortadan kaybolmuştur. bu yüzden baudrillard'a göre gerçek ve onun simülasyonunu ayırabilmemiz mümkün değildir. filmdeki truman karakterinin yaşadığı büyük ada da bu gaye ile kurulmuştur. adadaki her madde, ortam ve kişi yapaydır; gerçek değildir. truman haricindeki herkes birer figürandır. truman'ın kullandığı arabadan içtiği kahveye, giydiği gömlekten sebze soyacağına kadar her bir eşya dekordur. bu eşyalar kadraja sokularak reklam amacıyla izleyicilere pazarlanır. adanın her tarafında bulunan gizli kameralar sayesinde bu sahtelik izleyicinin belleğine işlenir. sistemdeki çeşitli hatalar yüzünden truman bu sahtelikleri farkeder. baudrillard'ın kuramını düstur eder bir şekilde gerçeğin peşine düşer ve en büyük korkusunu göze alarak denize açılır. teknesiyle adanın sonuna ulaşan truman gerçeğe ulaşma umuduyla stüdyonun kapısından çıkarak sahneyi terkeder. böylece karakter olarak simgesel bir anlatımla yeniden doğuşunu gerçekleştirmiş olur.
--! spoiler !--
jean baudrillard'a göre dünyadaki her şey simülasyondur. gerçek, sonsuz bir şekilde üretilmesi sebebiyle ortadan kaybolmuştur. bu yüzden baudrillard'a göre gerçek ve onun simülasyonunu ayırabilmemiz mümkün değildir. filmdeki truman karakterinin yaşadığı büyük ada da bu gaye ile kurulmuştur. adadaki her madde, ortam ve kişi yapaydır; gerçek değildir. truman haricindeki herkes birer figürandır. truman'ın kullandığı arabadan içtiği kahveye, giydiği gömlekten sebze soyacağına kadar her bir eşya dekordur. bu eşyalar kadraja sokularak reklam amacıyla izleyicilere pazarlanır. adanın her tarafında bulunan gizli kameralar sayesinde bu sahtelik izleyicinin belleğine işlenir. sistemdeki çeşitli hatalar yüzünden truman bu sahtelikleri farkeder. baudrillard'ın kuramını düstur eder bir şekilde gerçeğin peşine düşer ve en büyük korkusunu göze alarak denize açılır. teknesiyle adanın sonuna ulaşan truman gerçeğe ulaşma umuduyla stüdyonun kapısından çıkarak sahneyi terkeder. böylece karakter olarak simgesel bir anlatımla yeniden doğuşunu gerçekleştirmiş olur.
--! spoiler !--
devamını gör...




