kimlik numarası ezberleme metotları
3/3/3/2 şeklinde ezberledim ben ve gayet de rahat bir yöntemdir.
tanım: tc no ezberleme yöntemlerimizi paylaştığımız başlık.
tanım: tc no ezberleme yöntemlerimizi paylaştığımız başlık.
devamını gör...
regl olmasından bahseden kadın
gayet normal bir durum. regl oluyoruz çünkü. kadınlar regl oluyor. regl. bunu duyunca uzaylı görmüş gibi davranmayın zira 6. sınıf fen konusu. büyüyün biraz.
devamını gör...
başarıyı engelleyen faktörler
zamanı planlayamamak. kendisine ayrılan zamanda yapılacak şeye odaklanamamak.
devamını gör...
alırken insanı zengin gibi hissettiren şeyler
yarım kilo söylerken son anda bir kiloya çevrilen et.
devamını gör...
tanımlarını kimin oyladığını kontrol eden yazar
bir yandan oylayan kişileri görünce "sağ olsunlar" diye düşünüp mutlu olan, bir yandan da yazdıklarını hep aynı kişilerin okuduğunu görüp üzülen yazar. herkes sadece belirli birkaç yazarı oyluyor gibi sanki. eksi oy vermeye gelince kimse elini korkak alıştırmaz, artıya gelince nedense cimriliğimiz diz boyu olur.
yazarların tüm yazarların ne yazdığını iyi kötü keşfedebileceği bir sistem olsa keşke. rastgele sayfası da yetmiyor gibi sanki. belki de kategori sistemi getirilip iyileştirilmeli ve kafamıza uyan yazılar yazanları seçebilmeliyiz böylece.
yazarların tüm yazarların ne yazdığını iyi kötü keşfedebileceği bir sistem olsa keşke. rastgele sayfası da yetmiyor gibi sanki. belki de kategori sistemi getirilip iyileştirilmeli ve kafamıza uyan yazılar yazanları seçebilmeliyiz böylece.
devamını gör...
günün ünlüsü olunca hissedilenler
ilk olduğumdaki mutluluğumu unutamıyorum,heyecanımı hatırlıyorum. çocuklar gibi şendim. başarmıştım sonunda. sonra bir daha oldu. şaşırmıştım demek bir daha.. sonra bir daha.. bir daha..
derken ben serdar ortaç'ın evinin önünde buldum kendimi. artık kendimi aşmıştım. farketmiyordum ama resmen ünlüydüm. kısa sürdü ama bu mutluluk. zirvede bırakmakmış kaderim. çünkü serdar'a ilham gelmiyor artık. yoruldum diyor sürekli. binlerce vişne var diye söz yazmıştı en son. beğenmedim. yani benim single işi yattı anlayacağınız. saçlarımıda platin sarısına boyattım klip çekerim diye.makyajlı güzel de makyajsız o da ne? değilim artık ünlü bende herkes gibiyim işte. bu sözü götüreyim de üstüne beste yapar belki.
derken ben serdar ortaç'ın evinin önünde buldum kendimi. artık kendimi aşmıştım. farketmiyordum ama resmen ünlüydüm. kısa sürdü ama bu mutluluk. zirvede bırakmakmış kaderim. çünkü serdar'a ilham gelmiyor artık. yoruldum diyor sürekli. binlerce vişne var diye söz yazmıştı en son. beğenmedim. yani benim single işi yattı anlayacağınız. saçlarımıda platin sarısına boyattım klip çekerim diye.makyajlı güzel de makyajsız o da ne? değilim artık ünlü bende herkes gibiyim işte. bu sözü götüreyim de üstüne beste yapar belki.
devamını gör...
patronuna aşık işe yeni girmiş kızlı dizi
tam bir yaz dizisi. tutmaması mümkün değil. kız bıcır bıcır, patron karizma. ortaya da 2-3 garip arkadaş serp tamamdır.
devamını gör...
bizim rütbesiz yazara verecek kızımız yok diyen adam
"ne dersiniz beyim diliniz ne söyler? ama biz.. ama.. yapmayın etmeyin." diyerek tepki gösterdiğim kayınpeder adayıdır.
(bkz: kaç para ulen bir rütbe)
(bkz: benim oğlumun neden rütbesi yok diye içen baba)
(bkz: kaç para ulen bir rütbe)
(bkz: benim oğlumun neden rütbesi yok diye içen baba)
devamını gör...
eniyisipencere
kaleminizden dökülen her harf o kadar değerli ki... okudukça düzeltiyorum duruşumu. saygı giyiniyor sözcükler.
parıldayan güneşten süzülen o eşsiz ışık daima pencerenize yansısın. çiçekler gölgeler çizsin köşelerine.
hayat en güzel yanıyla mutluluk saçsın etrafınıza. hep mutlu kalın. en içten dileğimdir bu. *
"bir kapı bir pencere bir gökyüzü
damdan düşmüş evin içine"
parıldayan güneşten süzülen o eşsiz ışık daima pencerenize yansısın. çiçekler gölgeler çizsin köşelerine.
hayat en güzel yanıyla mutluluk saçsın etrafınıza. hep mutlu kalın. en içten dileğimdir bu. *
"bir kapı bir pencere bir gökyüzü
damdan düşmüş evin içine"
devamını gör...
dijital pazarlama
şu an çalışmış olduğum departman gereği yönelmiş olduğum ve zevkle çalıştığım bir alan. yakında omnichannel pazarlamaya doğru evrilecek. her an güncel olmak her zaman swotu düşünerek hareket etmeniz lazım ve sürekli update halinde olmak şart.
devamını gör...
tolere etmek
hoşgörmek, idare etmek, tahammül etmek, katlanmak, müsamaha göstermek, anlamına gelir. sık kullandığım kelimelerdendir. bu kelimeyi en güzel ifade eden sözcük benim nezdimde hoşgörmektir.
devamını gör...
amerika’da yaşam ve merak edilenler
america.. where the dreams come true.. size, orada 2 sene yaşamış biri olarak dilim döndüğünce anlatmak istedim. 2 senede 12 eyalet gördüm. hayatımı sürdürdüğüm ve işimin olduğu yer yani hometownım minnesotaydı. amerika kafasında olan yazarcıklara; koşulların nasıl olduğunu, yaşamın nasıl olduğunu, karşılaşabileceğiniz zorlukları dilim döndüğünce anlatacağım.
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
devamını gör...
pardon
i: zaten artık 3 arkadaş bir arada görüldü mü örgütten sayılıyor
m: o zaman örgütmüşüz gibi yapalım, rahat ederiz. suçsuzuz diyoruz hıyar muamelesi görüyoruz.
derin anlam içerir..
m: o zaman örgütmüşüz gibi yapalım, rahat ederiz. suçsuzuz diyoruz hıyar muamelesi görüyoruz.
derin anlam içerir..
devamını gör...
10 bin din arasından din seçmek
"dünyada bilinen 4.300 din var. bir ateist 4.300'ünü reddediyorsa, bir dindar da 4.299'unu reddediyor."
devamını gör...
eskortluk yapan kızın tecavüze uğrayıp ağlamasının bir anlamı yok
iki insan karşılıklı istek olduğu sürece dans da edebilir, film de izleyebilir, sevişe de bilir. bu kendileri dışında kimseyi ilgilendirmez. bu ilişkinin karşılığı sevgi, anlık heyecan ya da zevk, güzel vakit geçirmek ya da para olabilir. bu tamamen o kişilerin keyiflerine bağlıdır. kimse de -suç işlenmediği sürece- buna müdahil olamaz.
tecavüz ise insanlık suçudur, zorbalıktır, şerefsizliktir. tecavüze uğrayan birine su testisi su yolunda kırılır vb. yaklaşımlarda bulunmak da ayrı şerefsizliktir. tedavi edilmesi gereken hastalıklı bir düşüncedir.
edit: bazı küfürlü ifadeler yumuşatıldı.
tecavüz ise insanlık suçudur, zorbalıktır, şerefsizliktir. tecavüze uğrayan birine su testisi su yolunda kırılır vb. yaklaşımlarda bulunmak da ayrı şerefsizliktir. tedavi edilmesi gereken hastalıklı bir düşüncedir.
edit: bazı küfürlü ifadeler yumuşatıldı.
devamını gör...
gilmore girls
değer görmediğini düşündüğüm dizidir.
çevremdekilere zorla izlettiririm.
lorelai'ın uzun uzadıya cümleleri, rory'nin ders çalışması (bir kaç sezon sonra aynı hırsı göremiyoum şahsen.) ikisinin kahve bağımlılığı beni diziye bağlayan etkenler.
2016'da devam niteliğinde çekilen 4 bölümü de var. ve beni çok da tatmin etmedi. gerçek bir gilmore girls bölümleri değildi sanki.
-5.sezondan sonra rory'i sevmeye devam edemedim üzgünüm. -
team jess.
çevremdekilere zorla izlettiririm.
lorelai'ın uzun uzadıya cümleleri, rory'nin ders çalışması (bir kaç sezon sonra aynı hırsı göremiyoum şahsen.) ikisinin kahve bağımlılığı beni diziye bağlayan etkenler.
2016'da devam niteliğinde çekilen 4 bölümü de var. ve beni çok da tatmin etmedi. gerçek bir gilmore girls bölümleri değildi sanki.
-5.sezondan sonra rory'i sevmeye devam edemedim üzgünüm. -
team jess.
devamını gör...
quentin tarantino
açık ara en iyi filmi pulp fiction olan, özellikle uzak doğu sineması ve 80 'li yılların olmazsa olmazı istismar sinemasından çok fazla etkilenmiş, reservoir dogs filminden tüm zamanların en iyi final hesaplaşması sahnelerinden birini çeken, kill bill 'de yarı fantastik, yarı komedi fazlasıyla kanlı bir film yapan, birçok filminde 10-15 saniyede olsa görünmeye çalışan, desperado filminde kurye rolüyle dudaklarda hoş bir tebessüm bıraktıran, django unchained filmiyle vahşi batı 'yı anlatan ve spagetti western öğelerine göz kırpan, olması gerekeni değil, düşündüğünü ve hayal ettiğini çeken, modern zamanların en karmaşık ve eğlenceli yönetmeni.
pulp fiction ve kill bill filmlerindeki ani yakın çekimleri ve filmin bütünlüğüne çok da bir katkısı olmayan, sabit kamera ile çektiği uzun konuşma sahneleri adeta kendi imzası olmuştur. reservoir dogs filminde bütün kötü adamların yanyana ağır çekimde yürüdüğü bir sahne vardır mesela, birçok filmde (hatta yılmaz erdoğan 'ın organize işler filminde bile) taklit edilmiştir. pulp fiction 'daki uma thurman-john travolta dans sahnesi şimdiden klasikler arasına girmiştir bile. kısacası iyi yönetmendir bu abimiz, çok iyidir hatta..
pulp fiction ve kill bill filmlerindeki ani yakın çekimleri ve filmin bütünlüğüne çok da bir katkısı olmayan, sabit kamera ile çektiği uzun konuşma sahneleri adeta kendi imzası olmuştur. reservoir dogs filminde bütün kötü adamların yanyana ağır çekimde yürüdüğü bir sahne vardır mesela, birçok filmde (hatta yılmaz erdoğan 'ın organize işler filminde bile) taklit edilmiştir. pulp fiction 'daki uma thurman-john travolta dans sahnesi şimdiden klasikler arasına girmiştir bile. kısacası iyi yönetmendir bu abimiz, çok iyidir hatta..
devamını gör...
süryanice
dünyanın en güzel dillerinden biridir. mardin'de herhangi bir kuyumcuya girdiğinizde mutlaka kulak misafiri olabilirsiniz. konuşanları dinlerken ilk başta arapça olduğunu düşünebilirsiniz fakat farklıdır. öğrenmek isteyenler için mardin artuklu üniversitesi online eğitim vermektedir. eğitimi tamamlayınca sertifika alıyorsunuz.
devamını gör...
sineklerin tanrısı
kitap okuduğunuz zaman gözlerinizle okumanız gerektiğinin ıspatı niteliğinde golding romanı.
türkçeye mina urgan çevirmiştir.
peki neden gözlerimizle okumalıyız? efendim bir defa sineklerin tanrısı'na sürükleyicilikten uzak derseniz çarpılırsınız. kitabın hem ingilizce orijinalini, hem de türkçesini okudum ve bu konudaki görüşüm nettir. ziyadesiyle sürükleyici, üç boyutlu karakterlere sahip bir kitaptır sineklerin tanrısı.
kitaba kurgu yoksunu da elbette ki diyebilirsiniz ancak bu sizin sadece edebiyat kuramı bilmediğinizi ıspatlar. kitap, toplumsal düzenin olmadığı -daha doğrusu yeniden inşa edilmeye çalışıldığı- bir adada mahsur kalan çocukların işbu düzeni inşa çabasını ustalıkla anlatır; kurgunun belkemiği olarak kabul edilebilecek alt-metin açısından da ziyadesiyle zengindir, insan doğasının temeline dair rousseau'cu ya da hobbes'çu bir okumasını, hatta ve hatta marquis de sade merkezli bir okumasını dahi yapabilirsiniz.
vahşileşen insanın bir kısmının düzene, diğer bir kısmının ise kana susamışlığa ve düzensizliğe yönelmesi üzerinden, apollon-dionysos odaklı nietzsche'ci bir okuması da yapılabilir bu romanın. kaç farklı kuram saydığımı saydınız değil mi? güzel. zira bu kadar çok kuramla okunabilecek bir roman, iddia edildiği gibi kurgusuz olsa böylesine zengin bir hinterland'ı okuyucuya sunamazdı.
"adı duyulduğu için çok satanlar listesine girmesi" meselesine gelince; külliyen yalan. türkiye'deki baskısını iş bankası yayınları yapmıştır bu kitabın, doğal olarak da iyi satmıştır. zira iş bankası yayınları kötü kitaba kolay kolay yatırım yapmaz. kitabın özelliği "adı duyulduğu için çok satması" olsaydı, edebiyat bölümlerinin postmodern edebiyat kuramı dersinde okutulmazdı diye düşünüyorum.
ha bir de tabii, "çok satan kitap kötü kitaptır" mentalitesini artık bir kenara bırakalım yahu.
bir kitabın çok satmasıyla onun iyi ya da kötü olmasının alakası her zaman yok. ancak gidip de jane eyre'e "adı duyulduğu için çok satıyor" derseniz, rezil olmanız işten bile değildir. gerçi bi' saniye. ha. neyse, tamam.
iyi okumalar. ingiliz edebiyatının başyapıtlarındandır diyemem bu kitap için, ancak iyidir.
sosyologlar, psikologlar okurken bayağı eğlenebilir.
gerçi ben nereden bileceğim ya, uzman mıyım ben? keh keh. *
türkçeye mina urgan çevirmiştir.
peki neden gözlerimizle okumalıyız? efendim bir defa sineklerin tanrısı'na sürükleyicilikten uzak derseniz çarpılırsınız. kitabın hem ingilizce orijinalini, hem de türkçesini okudum ve bu konudaki görüşüm nettir. ziyadesiyle sürükleyici, üç boyutlu karakterlere sahip bir kitaptır sineklerin tanrısı.
kitaba kurgu yoksunu da elbette ki diyebilirsiniz ancak bu sizin sadece edebiyat kuramı bilmediğinizi ıspatlar. kitap, toplumsal düzenin olmadığı -daha doğrusu yeniden inşa edilmeye çalışıldığı- bir adada mahsur kalan çocukların işbu düzeni inşa çabasını ustalıkla anlatır; kurgunun belkemiği olarak kabul edilebilecek alt-metin açısından da ziyadesiyle zengindir, insan doğasının temeline dair rousseau'cu ya da hobbes'çu bir okumasını, hatta ve hatta marquis de sade merkezli bir okumasını dahi yapabilirsiniz.
vahşileşen insanın bir kısmının düzene, diğer bir kısmının ise kana susamışlığa ve düzensizliğe yönelmesi üzerinden, apollon-dionysos odaklı nietzsche'ci bir okuması da yapılabilir bu romanın. kaç farklı kuram saydığımı saydınız değil mi? güzel. zira bu kadar çok kuramla okunabilecek bir roman, iddia edildiği gibi kurgusuz olsa böylesine zengin bir hinterland'ı okuyucuya sunamazdı.
"adı duyulduğu için çok satanlar listesine girmesi" meselesine gelince; külliyen yalan. türkiye'deki baskısını iş bankası yayınları yapmıştır bu kitabın, doğal olarak da iyi satmıştır. zira iş bankası yayınları kötü kitaba kolay kolay yatırım yapmaz. kitabın özelliği "adı duyulduğu için çok satması" olsaydı, edebiyat bölümlerinin postmodern edebiyat kuramı dersinde okutulmazdı diye düşünüyorum.
ha bir de tabii, "çok satan kitap kötü kitaptır" mentalitesini artık bir kenara bırakalım yahu.
bir kitabın çok satmasıyla onun iyi ya da kötü olmasının alakası her zaman yok. ancak gidip de jane eyre'e "adı duyulduğu için çok satıyor" derseniz, rezil olmanız işten bile değildir. gerçi bi' saniye. ha. neyse, tamam.
iyi okumalar. ingiliz edebiyatının başyapıtlarındandır diyemem bu kitap için, ancak iyidir.
sosyologlar, psikologlar okurken bayağı eğlenebilir.
gerçi ben nereden bileceğim ya, uzman mıyım ben? keh keh. *
devamını gör...
