tahammül edilemeyen insan özellikleri
karşınsındakini aptal yerine koyan insandır
devamını gör...
kokusu yaşam sevincini artıran şeyler
tam da şu sıralar çıkan, reyhan kokusu.
resim de bu günden, geldi mi kokusu?
reyhanın çok güzel şerbeti olur.
***
reyhan şerbeti
bir demet reyhan ayıklanır yıkanır
üzerine 1 limonun suyu ve 1,5 su bardağı kadar şeker eklenir.
2 litre kaynamış su ile karıştırılır.
şeker eriyince tencerenin kapağı kapatılır.
oda ısısına gelince buzdolabına alınır.
soğuyunca tüketilir.
afiyet şeker-bal olsun.
***
resim de bu günden, geldi mi kokusu?
reyhanın çok güzel şerbeti olur.
***
reyhan şerbeti
bir demet reyhan ayıklanır yıkanır
üzerine 1 limonun suyu ve 1,5 su bardağı kadar şeker eklenir.
2 litre kaynamış su ile karıştırılır.
şeker eriyince tencerenin kapağı kapatılır.
oda ısısına gelince buzdolabına alınır.
soğuyunca tüketilir.
afiyet şeker-bal olsun.
***
devamını gör...
bastırılmış üzüntü
coşturulmuş depresyona sebebiyet verecek durum.
devamını gör...
son feci mars
ben ve biricik minik kuşumuz ile birlikte yakın zamanda kurmuş olduğumuz komando timinin üç daimi üyesinden biri.
has bir angara bebesi.* lord of the kebaps.
la bebe, burayı okuyorsan şunu bil ki biz sensiz simidi olmayan çay ve üçgen peynir gibiyiz.* varlığın her daim bizimle olsun. kebap tanrısı seni kutsasın gardaşım.

*
has bir angara bebesi.* lord of the kebaps.
la bebe, burayı okuyorsan şunu bil ki biz sensiz simidi olmayan çay ve üçgen peynir gibiyiz.* varlığın her daim bizimle olsun. kebap tanrısı seni kutsasın gardaşım.

*
devamını gör...
gençlerde işsizlik diye bir kaygının bulunmaması
(bkz: bu biraz bana abartılı geldi)
espri bir yana, kendi küçük çevresini türkiye gerçeklerine genelleyen bir yazar beyanıdır. kısa hayatımın 16 yılını özel okulda izole kampüslerde geçirdim, ben bile sizden iyi anlıyorum türkiye gerçeğini.
bahsi geçen anketteki ne okuyan ne çalışan çocuklar ise ya işsizdir, ya da bu ülkede çalışana değer verilmediğini görüp pes etmiştir. elbette vardır paranın değerini bilmeyen, çalışmayan gençler, onlar da x kuşağının doğru yetiştirememesinin sonucudur. mahvettiğiniz ekonomi ile öğretemediğiniz değerlerin suçunu gençlere bulmaya çalışmayın
espri bir yana, kendi küçük çevresini türkiye gerçeklerine genelleyen bir yazar beyanıdır. kısa hayatımın 16 yılını özel okulda izole kampüslerde geçirdim, ben bile sizden iyi anlıyorum türkiye gerçeğini.
bahsi geçen anketteki ne okuyan ne çalışan çocuklar ise ya işsizdir, ya da bu ülkede çalışana değer verilmediğini görüp pes etmiştir. elbette vardır paranın değerini bilmeyen, çalışmayan gençler, onlar da x kuşağının doğru yetiştirememesinin sonucudur. mahvettiğiniz ekonomi ile öğretemediğiniz değerlerin suçunu gençlere bulmaya çalışmayın
devamını gör...
kafa sözlük
fazlasıyla suni büyüyen sözlük.
eski yazarlar küstü, yazmayı bıraktı. ya farkında değiller ya umurlarında değil. yazmama sebepleri de sözlükteki forum havası. 3 hafta sonra ''yaz için yaptığım kombinler'' diye başlık açılırsa şaşırmam.
eski yazarlar küstü, yazmayı bıraktı. ya farkında değiller ya umurlarında değil. yazmama sebepleri de sözlükteki forum havası. 3 hafta sonra ''yaz için yaptığım kombinler'' diye başlık açılırsa şaşırmam.
devamını gör...
paşinyan'ın aliyev'e tüm esirleri bırak oğlumu al demesi
netflix dizisimi lan bu. aliyev oglunu alacak, yaninda yetistirecek, cocuk buyuyecek ve sonrasinda ermenistanla olan bir savasa lider gonderilecek. orada tesadufen babasini bulacak, sonra ikisi birlesip azerbeycana yuruyecekler. yemezler yasinyan! oyununu gorduk olm!
devamını gör...
ahirette organların dile gelmesi
sünnetli penisin neler diyeceğini merak ettiğim hede.
devamını gör...
avangard
bunun müzik olanında deneysellik ile arasında çok ince bir çizgi vardır, hatta bazen bu çizgi görmezden bile gelinebilir. bu ilericiliğin yeni şeyler denemeden sağlanamayacağından ötürü gelişen bir durumdur bana göre.
akla kraftwerk'i getirir.
akla kraftwerk'i getirir.
devamını gör...
ebu cendel
bir sahâbî. hudeybiye barış antlaşması, medineli müslümanlar ile mekkeli putperestler arasında yapıldı. antlaşma hz. muhammed'in onayıyla yapılmasına rağmen, şartlar görünüşte müslümanların aleyhineydi. hz. ömer gibileri buna tepki gösterdi, müslümanlar hayal kırıklığına uğrayıp küçük düşürülmüş hissettiler. işte bu antlaşmanın maddelerinden biri de şuydu:
mekkeli biri hz. muhammed'in yanına kaçarsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek. ama bir müslüman kaçarak mekke'ye sığınırsa, iade edilmeyecek.
işte bu madde, antlaşmadaki müslümanları en üzen maddelerden birisiydi. maddeler yazılmış fakat henüz imzalanmamıştı. tam bu sırada beklenmedik bir anda, ayakları zincire vurulmuş bir genç, zinciri sürükleye sürükleye hz. peygamber'in yanına geldi. bu, daha müslüman olmamış olan(henüz müşrik olan) süheyl bin amr'ın oğlu hz. ebu cendel'di. hz. ebu cendel, sırf müslüman olduğu için müşrikler tarafından zincire vurulmuştu. süheyl, oğlu hz. ebu cendel'e işkence etmişti.
süheyl, hz. ebu cendel'i görünce çok sinirlenip üzerine yürüdü. elindeki dikenli budaklı ağaç dalıyla yüzüne vurmaya başladı. sonra şöyle dedi:
ey muhammed, anlaşmamız gereceğince bana geri vereceğin ilk kişi budur.
hz. muhammed, henüz anlaşmanın imzalanmadığını söyledi ve onu anlaşma hükmünün dışında tutması ricasında bulundu. ama süheyl bunu kabul etmedi. eğer oğlunu geri vermezse anlaşmayı imzalamayacağını söyledi. bunun üzerine hz. muhammed onu iade etti ve anlaşma imzalandı.
süheyl oğlunu tutup çeke çeke götürmeye başladı. hz. ebu cendel müslümanlara hitaben şöyle feryat ediyordu:
ey müslümanlar! müslüman olarak yanınıza gelmiş olduğum hâlde, siz beni müşriklere geri iade mi ediyorsunuz?! işkenceye uğratıldığımı bilmiyor musunuz?! ey müslümanlar! siz bana işkence yapsınlar, beni dinimden döndürsünler diye mi müşriklere geri veriyorsunuz?!
müslümanlar onun bu feryadına dayanamayıp gözyaşlarını tutamadılar. hz. muhammed, hz. ebu cendel'in yanına yaklaştı ve onu şöyle teselli etti:
ebû cendel! bunlarla aramızda yazılan barış yazısı tamamlanmıştır. az daha sabret, allah'tan bunun sevabını bekle. şüphesiz ki, yüce allah senin için de, senin yanında bulunan zayıf ve kimsesiz müslümanlar için de bir çıkış yolu ve bir genişlik yaratacaktır. biz şu kavimle bir barış anlaşması yapmış, kendilerine allah adına söz vermiş bulunmaktayız. onlara verdiğimiz söze vefasızlık edemeyiz.
bundan sonra hz. muhammed, süheyl'den, ebu cendel'i bırakmasını tekrar rica etti. süheyl bunu kabul etmeyince, "öyleyse onu himayene al." buyurdu. süheyl, hz. muhammed'in bu isteğini de reddetti.
fakat süheyl ile birlikte gelen mikraz bin hafz ile huvaytıp bin abduluzza şöyle dediler:
ya muhammed, senin hatırın için onu biz himayemize almaktayız. ona işkence yaptırmayacağız.
fakat daha sonra birçok sahabilerle birlikte hz. ebu cendel de kaçtı. ve kureyşlilerin ticaret yollarını kesip müşrikleri perişan bir hale soktular. en sonunda müşrikler, hz. muhammed'e şöyle haber gönderdiler:
allah aşkına, akrabalık aşkına sen onlara haber sal da bundan böyle her kim senin yanına gelirse, o emniyet ve selamettedir, o geri çevrilmeyecektir.
hz. muhammed bunu mektupla bildirdi. ve hz. ebu cendel ve diğerleri de bunun üzerine medine'ye döndüler.
süheyl bin amr da müslüman, sahâbî olmuştur. geç müslüman olmanın üzüntüsünü hisseder ve kur'an dinlerken ağlardı.
mekkeli biri hz. muhammed'in yanına kaçarsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek. ama bir müslüman kaçarak mekke'ye sığınırsa, iade edilmeyecek.
işte bu madde, antlaşmadaki müslümanları en üzen maddelerden birisiydi. maddeler yazılmış fakat henüz imzalanmamıştı. tam bu sırada beklenmedik bir anda, ayakları zincire vurulmuş bir genç, zinciri sürükleye sürükleye hz. peygamber'in yanına geldi. bu, daha müslüman olmamış olan(henüz müşrik olan) süheyl bin amr'ın oğlu hz. ebu cendel'di. hz. ebu cendel, sırf müslüman olduğu için müşrikler tarafından zincire vurulmuştu. süheyl, oğlu hz. ebu cendel'e işkence etmişti.
süheyl, hz. ebu cendel'i görünce çok sinirlenip üzerine yürüdü. elindeki dikenli budaklı ağaç dalıyla yüzüne vurmaya başladı. sonra şöyle dedi:
ey muhammed, anlaşmamız gereceğince bana geri vereceğin ilk kişi budur.
hz. muhammed, henüz anlaşmanın imzalanmadığını söyledi ve onu anlaşma hükmünün dışında tutması ricasında bulundu. ama süheyl bunu kabul etmedi. eğer oğlunu geri vermezse anlaşmayı imzalamayacağını söyledi. bunun üzerine hz. muhammed onu iade etti ve anlaşma imzalandı.
süheyl oğlunu tutup çeke çeke götürmeye başladı. hz. ebu cendel müslümanlara hitaben şöyle feryat ediyordu:
ey müslümanlar! müslüman olarak yanınıza gelmiş olduğum hâlde, siz beni müşriklere geri iade mi ediyorsunuz?! işkenceye uğratıldığımı bilmiyor musunuz?! ey müslümanlar! siz bana işkence yapsınlar, beni dinimden döndürsünler diye mi müşriklere geri veriyorsunuz?!
müslümanlar onun bu feryadına dayanamayıp gözyaşlarını tutamadılar. hz. muhammed, hz. ebu cendel'in yanına yaklaştı ve onu şöyle teselli etti:
ebû cendel! bunlarla aramızda yazılan barış yazısı tamamlanmıştır. az daha sabret, allah'tan bunun sevabını bekle. şüphesiz ki, yüce allah senin için de, senin yanında bulunan zayıf ve kimsesiz müslümanlar için de bir çıkış yolu ve bir genişlik yaratacaktır. biz şu kavimle bir barış anlaşması yapmış, kendilerine allah adına söz vermiş bulunmaktayız. onlara verdiğimiz söze vefasızlık edemeyiz.
bundan sonra hz. muhammed, süheyl'den, ebu cendel'i bırakmasını tekrar rica etti. süheyl bunu kabul etmeyince, "öyleyse onu himayene al." buyurdu. süheyl, hz. muhammed'in bu isteğini de reddetti.
fakat süheyl ile birlikte gelen mikraz bin hafz ile huvaytıp bin abduluzza şöyle dediler:
ya muhammed, senin hatırın için onu biz himayemize almaktayız. ona işkence yaptırmayacağız.
fakat daha sonra birçok sahabilerle birlikte hz. ebu cendel de kaçtı. ve kureyşlilerin ticaret yollarını kesip müşrikleri perişan bir hale soktular. en sonunda müşrikler, hz. muhammed'e şöyle haber gönderdiler:
allah aşkına, akrabalık aşkına sen onlara haber sal da bundan böyle her kim senin yanına gelirse, o emniyet ve selamettedir, o geri çevrilmeyecektir.
hz. muhammed bunu mektupla bildirdi. ve hz. ebu cendel ve diğerleri de bunun üzerine medine'ye döndüler.
süheyl bin amr da müslüman, sahâbî olmuştur. geç müslüman olmanın üzüntüsünü hisseder ve kur'an dinlerken ağlardı.
devamını gör...
moderasyon ekibinin gece 4 gibi uykuda olması
(bkz: emin misin ben olsam yapmam)
devamını gör...
istanbul'da yapılabilecek aktiviteler
büyükada gezisi.adada güzel bir kahvaltı ile başlayıp sonra yürüyüş yapabilir.balık restorantları eskiden de kazıktı şu an zaten düşünemiyorum fiyatlarını. genel anlamda güzel vakit geçirebileceğiniz sıcak ve tarihine göre kalabalik da
olabilen bir yerleşim yeri.
olabilen bir yerleşim yeri.
devamını gör...
küçük kütleli yıldızlar
kütlesi, güneş kütlesinin 0,6 katı ile 2 katı arasında olan yıldızlar.
bu yıldızlar da diğer tüm yıldızlar gibi moleküler bulutlarda oluşur. küçük kütleli yıldızların yaşam evrelerini adım adım özetlemeye çalışayım.
- moleküler bulut bölgesel olarak sıkışır ve yoğunluğu artar. sıkışan bölgenin merkezi gittikçe yoğunlaşır ve ısınır. sıcaklık yeterli seviyeye kadar yükseldiğinde bu bölgede nükleer tepkimeler başlar.
- nükleer tepkime yıldız için enerji üretimi demektir. yıldızlarda bu durum, yıldız çekirdeğinde hidrojeni helyuma çevirmek anlamına gelir. bir yıldız bunu gerçekleştirebildiği sürece hidrostatik dengededir ve bir anakol yıldızıdır.
- çekirdekteki hidrojen miktarı yıldızın kütlesine bağlı olarak zamanla azalır. bittiği zaman yıldızın enerji üretim mekanizması kesintiye uğrar ve yıldız yeni enerji kaynağı arar. küçük kütleli yıldızlarda bu süreç sıkıntılıdır. hidrojen bitince çekirdek büzülür, yıldızın dış katmanları, eski halinin birkaç yüz katı olacak şekilde genişler. yıldızın yüzey sıcaklığı düşer ve rengi kırmızılaşır.
- çekirdekteki manzara şudur: merkezde bir küre içerisinde, hidrojenden dönüştürülerek birikmiş helyum. bu kürenin hemen dış kabuğunu saran bir hidrojen katmanı. * çekirdek büzüldüğü için sıcaklığı artacağından, bu kez çekirdeği saran kabuktaki hidrojen de nükleer olarak yanmaya başlar. yıldız artık kırmızı devdir.
bunun sonucunda artık kabuk kısmında da helyum birikmeye başlar. çekirdek bu yüzden daha çok büzülür ve sıcaklık artmaya devam eder.
- çekirdeğin bu kadar fazla büzülmesi, orada bulunan atom çekirdeklerini birbirlerine, normal şartlarda dünyada göremeyeceğiniz kadar yaklaştırır. oluşan ortam artık dejenere madde olarak adlandırılır. normalde gaz olması gereken bu bölge katı ya da sıvı gibi davranmaya başlar. sıcaklık, sadece hidrojenin değil helyumun da nükleer yanmaya uğrayacağı seviyeye ulaşır. *
- ancak dejenere madde, gaz gibi genleşemez. bu nedenle helyum kısa bir süreliğine, bir parlama şeklinde tutuşur ve buna helyum flaş denir. 100 saniye kadar bir süreliğine çekirdek, dejenere maddeden normal gaz ortamına dönecek kadar ısınır.
- şimdi manzara şöyledir: merkezde helyum yanmaktadır. onu saran dış kabukta da hidrojen... ancak helyum, hidrojen kadar iyi bir enerji kaynağı değildir ve bu yanma kısa sürelidir. yıldızın çekirdeği yeniden büzülür ve dış kısmı yeniden genişler. enerji düştüğünden yıldız, kırmızı dev durumundan çok daha soğuktur ve bu evre, hertzsprung-russel diyagramındaki asimptotik dev koluna karşılık gelir.
- bu aşamadan sonra yıldızın dış kabuğu hızlı bir şekilde patlamalı olarak yıldız rüzgârları eşliğinde uzaya dağılmaya başlar. çekirdek çıplak bir şekilde ortada kalakalmıştır. bu durumda karşımızda bir beyaz cüce vardır artık. beyaz cüce, uzaya saçılan dış katmanları iyonize ettiğinden bunlar da gezegenimsi bulutsu olarak beyaz cücenin etrafında kalırlar.
evet, küçük kütleli yıldızların yaşamı bu şekilde sona erer.
işte karşınızda bir gezegenimsi bulutsu ve ortasında beyaz cücesi:

görselin kaynağı
bu yıldızlar da diğer tüm yıldızlar gibi moleküler bulutlarda oluşur. küçük kütleli yıldızların yaşam evrelerini adım adım özetlemeye çalışayım.
- moleküler bulut bölgesel olarak sıkışır ve yoğunluğu artar. sıkışan bölgenin merkezi gittikçe yoğunlaşır ve ısınır. sıcaklık yeterli seviyeye kadar yükseldiğinde bu bölgede nükleer tepkimeler başlar.
- nükleer tepkime yıldız için enerji üretimi demektir. yıldızlarda bu durum, yıldız çekirdeğinde hidrojeni helyuma çevirmek anlamına gelir. bir yıldız bunu gerçekleştirebildiği sürece hidrostatik dengededir ve bir anakol yıldızıdır.
- çekirdekteki hidrojen miktarı yıldızın kütlesine bağlı olarak zamanla azalır. bittiği zaman yıldızın enerji üretim mekanizması kesintiye uğrar ve yıldız yeni enerji kaynağı arar. küçük kütleli yıldızlarda bu süreç sıkıntılıdır. hidrojen bitince çekirdek büzülür, yıldızın dış katmanları, eski halinin birkaç yüz katı olacak şekilde genişler. yıldızın yüzey sıcaklığı düşer ve rengi kırmızılaşır.
- çekirdekteki manzara şudur: merkezde bir küre içerisinde, hidrojenden dönüştürülerek birikmiş helyum. bu kürenin hemen dış kabuğunu saran bir hidrojen katmanı. * çekirdek büzüldüğü için sıcaklığı artacağından, bu kez çekirdeği saran kabuktaki hidrojen de nükleer olarak yanmaya başlar. yıldız artık kırmızı devdir.
bunun sonucunda artık kabuk kısmında da helyum birikmeye başlar. çekirdek bu yüzden daha çok büzülür ve sıcaklık artmaya devam eder.
- çekirdeğin bu kadar fazla büzülmesi, orada bulunan atom çekirdeklerini birbirlerine, normal şartlarda dünyada göremeyeceğiniz kadar yaklaştırır. oluşan ortam artık dejenere madde olarak adlandırılır. normalde gaz olması gereken bu bölge katı ya da sıvı gibi davranmaya başlar. sıcaklık, sadece hidrojenin değil helyumun da nükleer yanmaya uğrayacağı seviyeye ulaşır. *
- ancak dejenere madde, gaz gibi genleşemez. bu nedenle helyum kısa bir süreliğine, bir parlama şeklinde tutuşur ve buna helyum flaş denir. 100 saniye kadar bir süreliğine çekirdek, dejenere maddeden normal gaz ortamına dönecek kadar ısınır.
- şimdi manzara şöyledir: merkezde helyum yanmaktadır. onu saran dış kabukta da hidrojen... ancak helyum, hidrojen kadar iyi bir enerji kaynağı değildir ve bu yanma kısa sürelidir. yıldızın çekirdeği yeniden büzülür ve dış kısmı yeniden genişler. enerji düştüğünden yıldız, kırmızı dev durumundan çok daha soğuktur ve bu evre, hertzsprung-russel diyagramındaki asimptotik dev koluna karşılık gelir.
- bu aşamadan sonra yıldızın dış kabuğu hızlı bir şekilde patlamalı olarak yıldız rüzgârları eşliğinde uzaya dağılmaya başlar. çekirdek çıplak bir şekilde ortada kalakalmıştır. bu durumda karşımızda bir beyaz cüce vardır artık. beyaz cüce, uzaya saçılan dış katmanları iyonize ettiğinden bunlar da gezegenimsi bulutsu olarak beyaz cücenin etrafında kalırlar.
evet, küçük kütleli yıldızların yaşamı bu şekilde sona erer.
işte karşınızda bir gezegenimsi bulutsu ve ortasında beyaz cücesi:
görselin kaynağı
devamını gör...
lütuf ve zehir
iki kişilik çok perdeli oyunun karakterinden biri, boşuna nete veya kitaplara bakmayın orada yok.
sadece bende.
öyle uzun zamandır bu oyunun içinde yer alıyorum ki, iki kelam etme hakkını kendimde görüyorum artık.
güzel bir karakter bu, bir erkeğin başına gelebilecek en güzel tanrı lütfu, o derece güzel. doğru düzgün yüzüne gözüne bakmadım yanyana geldiğimizde ama gördüm, güzeldi, güzel.
ayrıca ve dahi ben daha onu görmeden kelimelerinden anlamıştım güzel olduğunu, zıpır, neşeli, aynı kalemden çıkıp aynı gözlerle okunan kelimeleri vardı, güzel ve lütuf.
bazen canı yanardı, anlardım ekrandaki yansımasından, bazen neşeli olurdu, bazen sarhoş ama hep güzel.
ve çok zehir.
öyle ki, ömrü hayatında içinde biriken zehir beyninin cıvataları yerinden oynayınca direkt üzerinize boşalıyor, hatta can yakmak için bile bile yapıyor bunu, öyle zehir.
sonra durup yaptığına bakıyor, bir müddet boş boş, sonra onu / beni arıyor gözleri, içinde söylenmemiş ve söylenmiş binlerce özür, bir cümle kuruyor size ait, ufacık bir cümle, o cümle yetiyor size, "tamam, geçti" dediğini anlıyorsunuz.
ve yerinizin onun yanı olduğunu anlayıp, o an farkına varıyorsunuz tekrar ve tekrar ona koşmak istediğinizin.
döngünün bir yerinde duvarların yıkılmasını ve o ana kadar dayanabilme gücünüzün olmasını dileyerek.
amen ve amentü!
sadece bende.
öyle uzun zamandır bu oyunun içinde yer alıyorum ki, iki kelam etme hakkını kendimde görüyorum artık.
güzel bir karakter bu, bir erkeğin başına gelebilecek en güzel tanrı lütfu, o derece güzel. doğru düzgün yüzüne gözüne bakmadım yanyana geldiğimizde ama gördüm, güzeldi, güzel.
ayrıca ve dahi ben daha onu görmeden kelimelerinden anlamıştım güzel olduğunu, zıpır, neşeli, aynı kalemden çıkıp aynı gözlerle okunan kelimeleri vardı, güzel ve lütuf.
bazen canı yanardı, anlardım ekrandaki yansımasından, bazen neşeli olurdu, bazen sarhoş ama hep güzel.
ve çok zehir.
öyle ki, ömrü hayatında içinde biriken zehir beyninin cıvataları yerinden oynayınca direkt üzerinize boşalıyor, hatta can yakmak için bile bile yapıyor bunu, öyle zehir.
sonra durup yaptığına bakıyor, bir müddet boş boş, sonra onu / beni arıyor gözleri, içinde söylenmemiş ve söylenmiş binlerce özür, bir cümle kuruyor size ait, ufacık bir cümle, o cümle yetiyor size, "tamam, geçti" dediğini anlıyorsunuz.
ve yerinizin onun yanı olduğunu anlayıp, o an farkına varıyorsunuz tekrar ve tekrar ona koşmak istediğinizin.
döngünün bir yerinde duvarların yıkılmasını ve o ana kadar dayanabilme gücünüzün olmasını dileyerek.
amen ve amentü!
devamını gör...
siyamatik
seslerin görsel karşılıklarını öğrenmeye yönelik olan bir bilim alanıdır.
siyamatik bilimini, ilk kez alman bir fizikçi olan ernest chlandi insan hayatına koymuştur. 1680 yılında yaptığı araştırmalarla bu bilimi öne çıkaran chlandi, demir bir cismi kum altına gömer ve yay yardımıyla titreşimler gönderir, böylece ses desenleri elde eder. bu deneylerde kum yerine su ve nişasta gibi materyaller de kullanılmıştır.
chaldi'den sonra bu alanı araştıran ve siyamatik bilimine ismini veren kişi isviçreli doğa bilimci hans jenny'dir. jenny, 1967 yılında siyamatiği net hale getirmiştir. insan vücudundaki suları sesler ile yönlendirerek hücre içi tedavinin mümkün olacağını ileri sürmüştür.
siyamatik bilimini, ilk kez alman bir fizikçi olan ernest chlandi insan hayatına koymuştur. 1680 yılında yaptığı araştırmalarla bu bilimi öne çıkaran chlandi, demir bir cismi kum altına gömer ve yay yardımıyla titreşimler gönderir, böylece ses desenleri elde eder. bu deneylerde kum yerine su ve nişasta gibi materyaller de kullanılmıştır.
chaldi'den sonra bu alanı araştıran ve siyamatik bilimine ismini veren kişi isviçreli doğa bilimci hans jenny'dir. jenny, 1967 yılında siyamatiği net hale getirmiştir. insan vücudundaki suları sesler ile yönlendirerek hücre içi tedavinin mümkün olacağını ileri sürmüştür.
devamını gör...
1. normal sözlük istanbul buluşması
kafalarda kese kağıdı..?
devamını gör...
gününüz nasıl geçti sorusu
cevabı nickimde saklı olan sorunsal.
devamını gör...
rum ateşi
bizans ateşi, roma ateşi, grejuva ateşi, yunan ateşi, vahşi ateş, sıvı ateş gibi kavramlarla da anılan rum ateşi kızgın kömür, kükürt ve zift karışımından oluşan bir silahtır. sonradan içine zift, reçine, kükürt, nafta, kireç ve güherçile gibi maddeler de eklenerek zenginleştirilmiş içeriğinin özelliği içine su kattıkça alevinin artmasıdır.
su üzerinde sönmeyen bu ateş özellikle deniz savaşlarında kullanılmış ve birliklere büyük zarar vermişti. deniz ateşi olarak anılan bu silah, farklı devletlerce farklı zamanlarda kullanılmıştı. 7. yüzyılın 2. yarısına tekabül eden bir zaman diliminde heliopolisli callinicus adlı bir mimara ve kimyacıya atfedilen bu icattan ayrı olarak ateşli silahlar geçmişte de kullanılmıştı.
ıv. konstantin zamanından bizans'a gelen bu mimarın bizans'a bu sıvı ateş formülünü öğrettiği ve orijinal formülün dikkatle korunarak günümüzde bilinmeyen bir sır olduğu düşünülür. reçine, asfalt, kükürt, nafta, ince sönmemiş kireç gibi olası bileşenlerden bahsedilir. theofanis (theophanes the confessor) kaynaklarına göre 672 yılında icat edilmiştir ve kallinikos (callinicus)'a atfedilir.
kaynakta olay şu şekilde geçmektedir:
''at that time kallinikos, an artificer from heliopolis, fled to the romans. he had devised a sea fire which ignited the arab ships and burned them with all hands. thus it was that the romans returned with victory and discovered the sea fire''
''o sırada heliopolis'ten bir zanaatkar olan kallinikos, romalılara kaçtı. elinde tüm arap gemilerini yakan bir deniz ateşi vardı. (tasarlamıştı) böylece romalılar zaferlerle döndüler ve deniz ateşini keşfettiler.''
fakat bu kaynakların doğruluğu ve tarihi sıralaması tartışmaya açıktır. tarihten daha önceye kayıtlı başka yazılarda bu tür silahlar kullanan gemilerden bahsedilir, kallinikos'un var olan bir silahın farklı bir tasarımını getirdiği veyahut bu aletin tek bir kişinin eseri olmadığı gibi söylenceler de bulunur. farklı tarihçiler için olayın kaynağı kallinikos iken bazı tarihçilere göre bu tamamen yanlıştır.
gelelim rum ateşine. bizans'ın sasaniler ile yaptığı uzun savaşlar sonucu yıprandığı ve müslüman fetihlere dayanamadığı bir dönemde bu olaylar gerçekleşti. constantinople (istanbul)'un da içinde olduğu bu dönemlerde deniz ateşinin kullanılması bizanslılara çok yardımcı olmuştu.
uzun bir süre imparatorlardan, varislerine bir sır olarak saklanan bu formül yaklaşık 7 yüzyıl boyunca sadece bizanslılar tarafından kullanılmıştı. tarihi kayıtlarda düşmanların korkudan titrediği, yanarak ölmektense denize atlayarak boğulmayı tercih ettikleri yazıyordu. bizans tarihinde rum ateşi'nin önemi yadsınamayacak kadar büyüktü. su ile daha da alevlenen ve söndürülemeyen bu ateş zamanla kara silahlarında da kullanılmaya başlanmıştı. el bombaları şeklinde kullanılan ve farklı devletleri, savaşları etkileyen silahlar bir süre sonra sebebi bilinmeyen bir şekilde kullanılmadı. dördüncü haçlı seferleri’nden (13. yüzyıl) sonra tarihi kayıtlarda izlerine rastlanmadı.
kaynakça ve daha fazlası: gorgondergisi.com, historyextra, wikipedia, newscientist.com
su üzerinde sönmeyen bu ateş özellikle deniz savaşlarında kullanılmış ve birliklere büyük zarar vermişti. deniz ateşi olarak anılan bu silah, farklı devletlerce farklı zamanlarda kullanılmıştı. 7. yüzyılın 2. yarısına tekabül eden bir zaman diliminde heliopolisli callinicus adlı bir mimara ve kimyacıya atfedilen bu icattan ayrı olarak ateşli silahlar geçmişte de kullanılmıştı.
ıv. konstantin zamanından bizans'a gelen bu mimarın bizans'a bu sıvı ateş formülünü öğrettiği ve orijinal formülün dikkatle korunarak günümüzde bilinmeyen bir sır olduğu düşünülür. reçine, asfalt, kükürt, nafta, ince sönmemiş kireç gibi olası bileşenlerden bahsedilir. theofanis (theophanes the confessor) kaynaklarına göre 672 yılında icat edilmiştir ve kallinikos (callinicus)'a atfedilir.
kaynakta olay şu şekilde geçmektedir:
''at that time kallinikos, an artificer from heliopolis, fled to the romans. he had devised a sea fire which ignited the arab ships and burned them with all hands. thus it was that the romans returned with victory and discovered the sea fire''
''o sırada heliopolis'ten bir zanaatkar olan kallinikos, romalılara kaçtı. elinde tüm arap gemilerini yakan bir deniz ateşi vardı. (tasarlamıştı) böylece romalılar zaferlerle döndüler ve deniz ateşini keşfettiler.''
fakat bu kaynakların doğruluğu ve tarihi sıralaması tartışmaya açıktır. tarihten daha önceye kayıtlı başka yazılarda bu tür silahlar kullanan gemilerden bahsedilir, kallinikos'un var olan bir silahın farklı bir tasarımını getirdiği veyahut bu aletin tek bir kişinin eseri olmadığı gibi söylenceler de bulunur. farklı tarihçiler için olayın kaynağı kallinikos iken bazı tarihçilere göre bu tamamen yanlıştır.
gelelim rum ateşine. bizans'ın sasaniler ile yaptığı uzun savaşlar sonucu yıprandığı ve müslüman fetihlere dayanamadığı bir dönemde bu olaylar gerçekleşti. constantinople (istanbul)'un da içinde olduğu bu dönemlerde deniz ateşinin kullanılması bizanslılara çok yardımcı olmuştu.
uzun bir süre imparatorlardan, varislerine bir sır olarak saklanan bu formül yaklaşık 7 yüzyıl boyunca sadece bizanslılar tarafından kullanılmıştı. tarihi kayıtlarda düşmanların korkudan titrediği, yanarak ölmektense denize atlayarak boğulmayı tercih ettikleri yazıyordu. bizans tarihinde rum ateşi'nin önemi yadsınamayacak kadar büyüktü. su ile daha da alevlenen ve söndürülemeyen bu ateş zamanla kara silahlarında da kullanılmaya başlanmıştı. el bombaları şeklinde kullanılan ve farklı devletleri, savaşları etkileyen silahlar bir süre sonra sebebi bilinmeyen bir şekilde kullanılmadı. dördüncü haçlı seferleri’nden (13. yüzyıl) sonra tarihi kayıtlarda izlerine rastlanmadı.
kaynakça ve daha fazlası: gorgondergisi.com, historyextra, wikipedia, newscientist.com
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın alnından ensesine kadar başının üstündeki gök mavi olanlar. günaydın turuncu olanlar ki turuncunun hiç bir şeyle kafiyeli olmadığını bile bile. günaydın sakla samanı gelir zamanıcılar ve varki yiyirumcular. günaydın ayakları yerden kesilmişler ve yere kök salmışlar. günaydın azıcık aşım kaygısız başımcılar ve rabbbena hep banacılar. ve en sevdiğimin sözü üzerine yaya geçitlerine öncelik tanıyan şoförlere teşekkürler.
devamını gör...
80'lerde çocuk olmak
80 lerde çocuk olup 90 larda gençliği sonuna kadar yaşayan o nesle hayranım. 90 larda biz çocuk olduk 2000lerde gençliğimiz çürüdü.
devamını gör...