hristiyanları kıskanmak
haklı olan bir serzeniş. biz bayramlarımızı hafta içine gelsin de dokuz gün egeye kaçalım, köye gidelim diye bekliyoruz artık. eskide kaldı böyle detaylar. benim bayramlardaki en güzel anılarım çocukluğumda kaldı.
devamını gör...
lahmacun
devamını gör...
sma hastalarına destek veriyoruz kampanyası
amacım hedef göstermek değil asla ama kampanyayı desteklemeyen yazar nasıl bir veri analizi yapmış, merak etmemek elde değil.
1 çocuğu kurtarmak yerine 100 çocuk nasıl, ne anlamda kurtarılabilir; bu kıyaslama neye göre yapılır? evladı için dünyayı yakabilecek bir ebeveyne bu karşılaştırma nasıl açıklanır? insan denilen varlık sadece bir sayıdan ibaret midir? ateş düştüğü yeri yakarken dışarıdan izleyerek yorum yapmak neden bu kadar kolay? son olarak, evladı olmayanlar böyle üstten üstten ahkâm kesmeseler mi acaba? varsa da söyleyecek sözüm yok artık.
1 çocuğu kurtarmak yerine 100 çocuk nasıl, ne anlamda kurtarılabilir; bu kıyaslama neye göre yapılır? evladı için dünyayı yakabilecek bir ebeveyne bu karşılaştırma nasıl açıklanır? insan denilen varlık sadece bir sayıdan ibaret midir? ateş düştüğü yeri yakarken dışarıdan izleyerek yorum yapmak neden bu kadar kolay? son olarak, evladı olmayanlar böyle üstten üstten ahkâm kesmeseler mi acaba? varsa da söyleyecek sözüm yok artık.
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
devamını gör...
büyü ve sihirden korunmak için yapılması gerekenler
selenayı çağırın.
devamını gör...
defalarca izlenen filmler
3 idiots. canım ne zaman sıkılsa açıp izliyorum. o sisteme yapılan zekice eleştiriyi görüyor ve takdir ediyorum.
devamını gör...
nasıl karşı cinse kaptırdık denilen şeyler
regl olmamak. bıktım vallahi karın ağrısından, pede para yetiştirmekten.*
devamını gör...
ekmeğin sadece içini yiyen insan
benim canım babannem. bilen bilir, trabzon ekmeği, sert kabuklu olur. rahmetli, çiğneyemezdi o kabukları, bana verirdi. ben kabuğunu yerdim o içini. ne güzel bir ekip olmuştuk.
bizi bırakıp ebedi aleme göçtüğünden beri, ekmek yiyemez oldum. içini biri yemeden kabuğunu bana vermeden, tadı yok ekmeğin.
bizi bırakıp ebedi aleme göçtüğünden beri, ekmek yiyemez oldum. içini biri yemeden kabuğunu bana vermeden, tadı yok ekmeğin.
devamını gör...
küsmek
nazım'a göre küsmek;
kızdım ama hala buradayımdır, gitmiyorumdur, gidemiyorumdur. demekmiş.
dürüstçe,çocukça,saf ve yalansızmış. durduk yere küsmeyelim tabii ama gerekli olduğunda bizi kimse tutmasın. anlaşılmak değil mi mesele.değer verdiklerimize tepkimiz çocukça olsun yani masumca.
kızdım ama hala buradayımdır, gitmiyorumdur, gidemiyorumdur. demekmiş.
dürüstçe,çocukça,saf ve yalansızmış. durduk yere küsmeyelim tabii ama gerekli olduğunda bizi kimse tutmasın. anlaşılmak değil mi mesele.değer verdiklerimize tepkimiz çocukça olsun yani masumca.
devamını gör...
normal sözlük'te tüm yazarların evli olması
bu nasıl bi genellemedir?
devamını gör...
kemalist eğitim sistemi
böyle bir şey yoktur. atatürkçülük, atatürk'ün ilkelerinin peşinden gitmek demektir. bu ilkeleri benimsemek ve böylece cumhuriyeti korumak demektedir. atatürkçü bir eğitim sistemi yoktur. atatürk'ün ilkelerinden güç alan "çağa adapte olabilen" bir eğitim sistemi vardır. aradaki farkı anlamayanlar, "kemalist eğitim sistemi şöyle böyle re re rö" derler. bugün, özellikle de laiklik ilkesi sayesinde öğrenciler karma eğitim görebiliyor. bugün, özellikle de inkılapçılık ilkesi sayesinde çağdaş (uygulanabildiğince) bir eğitim sistemi var. bugün, özellikle de cumhuriyetçilik sayesinde birileri bizim padişahımız değil ve biz de onların kulu değiliz. tabii sapla samanı ayıramayan insanlar her yerde bir şeyleri tersten anlamaya meyillidirler. sistemin kendisini direkt eleştiremezler de, sistemi uygulayanlar ya da yanlış anlayanlar üzerinden sistemi karalamaya çalışırlar. onlara, ulu önder atatürk'ün şu sözünü hatırlatmak isterim:
milli eğitim´in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.
eğer bu gün atatürk'ün ilkelerinden uzaklaşmamış bir eğitim sistemi olsaydı, o zaman ne liyakat sorunu olurdu ne de ekonomik çıkmazlar yaşanırdı.
milli eğitim´in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.
eğer bu gün atatürk'ün ilkelerinden uzaklaşmamış bir eğitim sistemi olsaydı, o zaman ne liyakat sorunu olurdu ne de ekonomik çıkmazlar yaşanırdı.
devamını gör...
her lafın altında bir şey aramak
alışkanlıktır.
ben de uzun cümleler arasında bir şeyler ararım genelde.
bulduklarım:
* * * *
ben de uzun cümleler arasında bir şeyler ararım genelde.
bulduklarım:
* * * *
devamını gör...
başörtüsüyle okumak isteyenler arabistan'a gitsin
bu konuyla alakalı bilmem kaç sayfa yazı yazılır. yıllardır aynı tartışma, bu konunun insanlari bir neden rahatsız ettiğini anlamakta güçlük çekiyorum. isteyen istediğini giyer, başörtüyü ister takar ister takmaz. kimse kimsenin özgürlüğünü kısıtlama hakkına sahip değildir diye düşünüyorum tabii bir başkasına zarar vermediği sürece. senelerdir aynı tartışmayı duymaktan hiç kimse bıkıp usanmadı mı?
devamını gör...
fareler ve insanlar
hem kitabına hem de biraz filmine değineceğim.

fareler ve insanlar,
nobel ödüllü yazar john steinbeck 'in eşsiz eseri.
kitabı okurken aklımda, yazarın hayatı acaba nasıldı sorusu vardı. çünkü çiflik hayatı tasviri o kadar iyiydi ki sanki yazar da o çiflik çalışanıydı, george ve lennie'nin ile aynı oda da kalıyordu. hikaye de bu kadar yakından geldi. hem sıcaktı hem de hayatın kendisi gibi zorbaydı.
yazarlık dışında steinbeck; tezgahtarlık, ırgatlık, marangozluk, laborantlık, boyacılık, kapıcılık gibi birçok işte çalışmış. demek ki, işçi sınıfının yaşam koşullarını çok iyi bilmesi kitaplar da gerçekliği olduğu gibi yansıtılmasına neden olmuş.
iki zıt karakter: akıllı george,
aklı sadece tavşanlarda olan, öküz kuvvetinde lennie( yumuşacık olan herşeye karşı konulmaz ilgisi olan, kalbi pamuk şekeri kıvamında ama yoksun olan aklının zorbalığında) george'ye sıkı sıkıya bağlı. bu ikisinin ortak olan tek noktası ise hayalleri. özgürce yaşayabilecekleri sadece kendilerine ait bir yer. lennie'nin, zencinin, yaşlı adamın rahatça nefes alabileceği bir yer. ayrımcılık yapılmayan, birlik ve beraberlik içinde yaşanılacak o yer. ve o yeri süsleyen bir sürü tavşan... konuyu sadece hayallerle anlatabildim çünkü devamını getiremeyeceğim..
hayaller ile başlayıp imkansızlıklarla son bulan bu kitap anlatımıyla bir oturuşta okunuyor anca bunu söyleyebilirim.
filmi için de aynısını söyleyebilirim. kitaba sadık kalınmış, işleyiş neredeyse bire bir. 92 yapımı film de george milton'a gary sinise, lennie small karakterine john malkovich can veriyor. karakterler tam da kafamda canlandırdığım gibiydi. sadece ben lennie' yi nedense gür saçlı hayal etmiştim. fakat oyuncu karakterin, o masum ve tehlikeli geçişlerini gerçekten çok iyi yansıtmış. diğer oyuncular da keza öyle.
bildiğiniz bir hikayeyi izlemenin de şöyle bir zorluğu var; hüzün en başta çöküyor içinize. ah be diye başladım ta en baştan..
bugün günüm fareler ve insanlardı....
en sevdiğim yerden bir alıntı yaparak yazımı sonlandırıyorum.
insanın yüreğinin iyi olması için akla gerek yoktur. bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi olmadığını görüyorsun.

fareler ve insanlar,
nobel ödüllü yazar john steinbeck 'in eşsiz eseri.
kitabı okurken aklımda, yazarın hayatı acaba nasıldı sorusu vardı. çünkü çiflik hayatı tasviri o kadar iyiydi ki sanki yazar da o çiflik çalışanıydı, george ve lennie'nin ile aynı oda da kalıyordu. hikaye de bu kadar yakından geldi. hem sıcaktı hem de hayatın kendisi gibi zorbaydı.
yazarlık dışında steinbeck; tezgahtarlık, ırgatlık, marangozluk, laborantlık, boyacılık, kapıcılık gibi birçok işte çalışmış. demek ki, işçi sınıfının yaşam koşullarını çok iyi bilmesi kitaplar da gerçekliği olduğu gibi yansıtılmasına neden olmuş.
iki zıt karakter: akıllı george,
aklı sadece tavşanlarda olan, öküz kuvvetinde lennie( yumuşacık olan herşeye karşı konulmaz ilgisi olan, kalbi pamuk şekeri kıvamında ama yoksun olan aklının zorbalığında) george'ye sıkı sıkıya bağlı. bu ikisinin ortak olan tek noktası ise hayalleri. özgürce yaşayabilecekleri sadece kendilerine ait bir yer. lennie'nin, zencinin, yaşlı adamın rahatça nefes alabileceği bir yer. ayrımcılık yapılmayan, birlik ve beraberlik içinde yaşanılacak o yer. ve o yeri süsleyen bir sürü tavşan... konuyu sadece hayallerle anlatabildim çünkü devamını getiremeyeceğim..
hayaller ile başlayıp imkansızlıklarla son bulan bu kitap anlatımıyla bir oturuşta okunuyor anca bunu söyleyebilirim.
filmi için de aynısını söyleyebilirim. kitaba sadık kalınmış, işleyiş neredeyse bire bir. 92 yapımı film de george milton'a gary sinise, lennie small karakterine john malkovich can veriyor. karakterler tam da kafamda canlandırdığım gibiydi. sadece ben lennie' yi nedense gür saçlı hayal etmiştim. fakat oyuncu karakterin, o masum ve tehlikeli geçişlerini gerçekten çok iyi yansıtmış. diğer oyuncular da keza öyle.
bildiğiniz bir hikayeyi izlemenin de şöyle bir zorluğu var; hüzün en başta çöküyor içinize. ah be diye başladım ta en baştan..
bugün günüm fareler ve insanlardı....
en sevdiğim yerden bir alıntı yaparak yazımı sonlandırıyorum.
insanın yüreğinin iyi olması için akla gerek yoktur. bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi olmadığını görüyorsun.
devamını gör...
türkiye'nin genel sorunları
okumayıp sorgulamak.
devamını gör...
birhan keskin
taş parçaları şiiriyle sanıyorum 2016 sonlarına doğru karşılaşmıştım. sonra gidip kütüphanede ne kadar kitabını bulduysam okudum. düz bir şiir sunmaktan ziyade, kendi yarattığı ve karşıya geçirmek istediği duyguyu, kelimeleri, heceleri uzatarak, tekrarlayarak veriyor olması değişik, alışılmadık gelmişti bana. bahsi geçen taş parçaları şiiri 43 adet her biri numaralandırılmış parçadan oluşur. şiir bir sunu metniyle başlar ve orada "her gün bir taş parçası söktüm içimden" der birhan keskin. şiiri okudukça da bu taşlar sizin yüreğinize oturur.
"ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
insan olmuştum ilk o zaman."
..
"gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum."
..
"oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat."
..
gibi bende iz bırakmış bir çok cümle içeren şiir şöyle biter:
sözde kalır sevgilim
sözde kalır bütün sözler
aşk çünkü, aşk çünkü kendine
bir yol, bir ideoloji ister.
bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
bir tarihe başlayacaksın, orası işte
benim tarihimle başlar.
ve say, geriye doğru, tek tek
sende kalsın şimdi al bu taşlar.
"ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.
insan olmuştum ilk o zaman."
..
"gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum."
..
"oysa her âşık önce kendine sonra yanındakine cellat."
..
gibi bende iz bırakmış bir çok cümle içeren şiir şöyle biter:
sözde kalır sevgilim
sözde kalır bütün sözler
aşk çünkü, aşk çünkü kendine
bir yol, bir ideoloji ister.
bilirim, çöl rüzgârında çalıdır bazı yaşlar.
sen sevgilim ilerde, biraz daha ilerde
bir tarihe başlayacaksın, orası işte
benim tarihimle başlar.
ve say, geriye doğru, tek tek
sende kalsın şimdi al bu taşlar.
devamını gör...




