asıl başlık: macaristan'da eşcinselliğin çocuklar için teşvikini yasaklayan yasa tasarısının kabul edilmesi.

macaristan'da iktidar partisinin çocuk istismarının önüne geçmek için hazırladığı yasa tasarısı, mecliste 1 hayır oyuna karşı 157 evet oyuyla kabul edildi. yasaya göre 18 yaş altındaki kişileri eşcinselliğe ve cinsiyet değişikliğine teşvik eden herhangi bir içeriğin gösterimi yasaklandı. yasanın ihlali durumunda verilecek ceza ise henüz belli değil.

kişisel görüşüm ise böyle bir yasanın gerekli olduğu. batıda ana akım medya artık öyle bir hale geldi ki heteroseksüelliği utanılacak bir şey gibi yansıtıyorlar. zaten batı medyası bu olayı "eşcinsellik yasaklanıyor" gibi provokatif şekilde haber ederek yine gerçek yüzünü gösterdi. daha temel cinsiyet rolleri oturmamış çocuklara bu tip şeyler ciddi zararlar verir. kişi erişkin olana kadar kendi biyolojik cinsiyeti neyse ona göre yetiştirilir, erişkinlikten sonra ise tabiri caizse kendi yoluna gider. inkar edilemez bir gerçek ki lgbt grupları çocukları fazlası ile suistimal etti.

eylemlerde küçücük çocuklarla öpüşen insanları unutmadık. bu suistimalin bitmesi dileğiyle.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


edit: bizim ne olduğumuzdan size ne diyenler, heh işte bizde onu diyoruz bize ne kendi halinizde takılın insanların gözüne sokmayı ve sürekli bununla ön plana çıkmaya çalışmayı bırakın. eşcinsel dostlar yanlış anlamasın lakin çevremde eşcinsel olduğunu göstermek için uğraşmayan sadece bir kişi gördüm, kendisinin durumunuda şans eseri öğrenmiştim. eşcinsellerin çoğu genelde "hmm bu yemek çok güzel olmuş bu arada ben eşcinselim" tarzı takılıyor. sürekli bu tip şeylerle kendinizi toplumdan ayırmaya çalışıp sonra gelip dışlanıyoruz demek saçma.

yasaya içeriğine gelince bu yasa yetişkinlere dair hiçbir kısıtlama getirmiyor. sadece çocuklara yönelik yapılan şeylerde lgbt öğelerine izin verilmesine engel oluyor. bu doğuştan gelircilere ithafen, hepimiz biliyoruz ve o yollardan geçtik ki ergenler genelde su katılmamış salak olurlar. sıradan olmak istemezler marjinal farklı olmak isterler ve işte bu durumdaki bir çocuk sırf farklı olma tutkusundan ötürü bu tip şeylere maruz kalınca peşine takılıp gidebilir ve uzun vaadede psikolojik çok ciddi zararlar görebilir.
devamını gör...

hanımların dikkatine,
overlok makinesi ayağınıza geldi.
halı, kilim, yolluk, paspas kenarına, halıfleks kenarına;
overlok çekilir.
beş dakikada yapılır,
hemen teslim edilir.
devamını gör...

belirli bir anlamı olan soyut bir kavramı belirten somut nesne veya işarettir.

bazı kızlara da bu işaretin ismi verilmiştir.
devamını gör...

hayatımı kendi ellerimle mahfetmiştim, düzeltme aşamasındayım.
devamını gör...

kanatlarımı kırdılar.
devamını gör...

stefan zweig'ın ölümsüz bir eseri olan, aşkın tek taraflı oluşunu ve aşkı için elinden ne geliyorsa yapacak olan bir kadının çaresizce hayattan kopuşunu anlatıyor.


"sana, beni asla tanımamış olan sana."
diye bir hitapla başlayan mektup sizce de çok derin anlamlar içermiyor mu?

her kelimesinde bile yürek burkan acı dolu haykırışlar, aşkı için canından vazgeçecek olan bir kadın, ama sevdiği adamın ondan hiç haberinin olmayışı - ya da adamın o kadar umursamaz ve çevresine dikkat etmemesi - ...

insan okuduğu zaman gerçekten şu anki zamanda böylesine derinden sevecek olan ve canından bile vazgeçecek hale gelen bir kadının aşkı gerçek olabilir mi diye düşündürtmüyor değil.

genel olarak insana böyle bir aşk var mı diye düşündürüyor kitap. halbuki aslında ne kadar ütopik gibi görünse de - mükemmel ve olağandışı - çoğu insanın hayalinde canlandırabileceği aşk ancak böyle olabilir. tabii her insanın hayalinde çok farklı aşk tasvirleri olabilir.
ama genel olarak çoğumuz olağandışı hayaller kurmuyoruz değil. böylesine derinden ve mükemmel bir aşk nasıl olur da bir bilinmezlik içinde kaybolabilir?

yeri geliyor insan okuduğunda keşke bu kadar sevmese diyor. yeri geliyor keşke adam da karşılık verseymiş bu aşka diyor. ve yeri geliyor böylesine derinden gelen bir aşkı, hiç umursamaz ve önemsemez bir insan hak edemez diyor.

okuduğunuz zaman inanın, imkansız ve bilinmezlik içinde kaybolup gidiyorsunuz.

stefan zweig'ın en sevdiğim eserlerinden birisidir. ve sürekli tekrar okur dururum. bu eseriyle stefan zweig, insan psikolojisinin derinlemesine inerek bir çığır açmış diyebilirim. hem de kendisinin bir erkek olarak bu kadar kadın psikolojisini derinlemesine inceleyip, yazması benim için oldukça büyük bir mutluluk.

son olarak güzel bir alıntıyla bitirmek isterim.


kimdim ki ben senin gözünde? yüzlercesi arasından sadece birisi, sonrasız sürüp giden bir zincirde tek bir serüven halkası.
devamını gör...

benim için artı oy aldığımda gelen bildirim ile yazdığım tanımı tekrar okuyup, imla hatalarımı ve anlam bozukluğu gibi durumları fark edip düzeltmemi sağlayan faydadır. karması batsındır, bana bu özelliği yeter. resmen bir tdk görevi yapan bu artı butona basınız, bastırınız sözlük, seviniz sayınız onu.
devamını gör...

kara perşembe olarak da adlandırılan kapitalizmin büyük bunalımı. 1929 ekonomik krizi...

başlangıcı 24 ekim 1929 perşembe'dir. bitişi ise maalesef yok. bugün hala binbir çeşit etkisi, bunalımla birlikte oluşturulan ve insan üzerinde oynanan kuramları, karteller, sözleşmeler, insan hayatıyla oynayan yatırımlar, manevi değersizleştirme gibi pek çok alanda hakimdir hala bu bunalım.

zayıf ve spekülatif bankaların wall street'teki çöküşüyle başlayan bunalım, artan hisse senedi satışları, değerlerin düşmesi, bankaların günlerce piyasayı toparlamak için çırpınmasına rağmen fiyatların son sürat düşüşte olması, işsizlik, artan gelir dağılımındaki dengesizlik, dağılan sermaye birikimi, tarım ürünlerindeki arz-talep oranının düşüşü ve buna bağlı olarak çiftçilikte azalan satın alma gücü, yatırımlardaki düşüşün ulusal geliri azalan yönde tehdit etmesi, devletin piyasaya müdahalede bulunmaması... gibi faktörler bunalıma sebep unsurlar olarak gösterilmektedir.

kapitalist birikim modeli, bilindiği gibi, 1910'lu yıllardan başlayarak ikinci dünya savaşı’nın bitimine kadar uzanan bir yapısal bunalım süreci yaşa­mıştır. 1920'li yıllar ise abd'nin ekonomik üstünlüğünü tüm dünyaya kabul ettirdiği yıllardı. abd hem ekonomik hem de siyasi anlamda başat güç unsuru olmak adına efor sarfetmekteydi. ''kükreyen yirmiler'' olarak da adlandırılan o yıllardaki ''kükreme'' yalnızca hızla büyüyen abd ekonomisini değil, radikal bir biçimde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. abd'nin sonsuz refah ve zenginliğe kavuşan ilk ülke olduğuna inanılıyor (bkz: american dream), had safhada bireycilik üzerine yükselen ve tüketim çılgınlığı ile öne çıkan bir yaşam tarzı abd'ye egemen oluyordu.

döneme baktığımızda dikkat çeken bir diğer unsur ''borçlar döngüsü''dür. 20'lerde ekonomik durumları iyi ya da kötü olsun, birçok ülkenin ekonomisi yüklü miktardaki borçlar nedeniyle birleşik devletler ekonomisine göbekten bağlanmıştı. ancak asıl problem durumları iyi ve kötü olarak ayırt edilen ülkelerin tamamın aslında ekonomilerinin çok zayıf olmasıydı.

''amerika hapşırdığında dünyanın geri kalanı nezle olacaktır'' deyimini haklı çıkarır şekilde, 1929 yılında abd'de başlayan kriz tüm dünyayı süratle sarmaya başlamıştı. buradan itibaren, bir taraftan uluslararası üretimin ve ticaretin önemli ölçüde daralmasına sebebiyet veren bu bunalım,
diğer taraftan da batı avrupa ile kuzey amerika'nın sanayileşmiş ülkelerinin gündemine sürekli
ve yaygın bir işsizlik sorunu taşımıştır. bununla birlikte o tarihe değin sığınılan ekonominin kendi kendini düzenleyeceğini ileri süren liberal yaklaşıma -neoklasik teori- olan güven derinden sarsılmıştır.

adam smith'in görünmez el politikası fiyaskoyla sonuçlanmış, ''laissez faire, laissez aller, laissez passer'' yani piyasaya devlet müdahalesinin olmaması gerektiğini öngören ''bırakınız yapsınlar, bırakınız gitsinler, bırakınız geçsinler'' politikası mali piyasalar ve özel bankaları kontrolsüz bıraktığı için ekonomiyi global bir çöküşe sürüklemiştir.

sonraki süreçte bunalım dünyayı ikinci dünya savaşı'na sürüklemiştir. örneğin 1932'de almanya'da faal nüfusun % 17.2'si, abd'de 23.5'i, ingiltere'de % 13.1'i işsiz kalmıştı. abd'de zengin, kelli felli kesimin sokaklarda elma satmaya başlaması, insanların ''haftalık 1 dolarak çalışırım'' afişlerini göğüslerine asıp reklam panosu şeklinde köşe başlarında beklemeleri her kesimden insanın ne durumda olduğuna dair az çok fikir verecektir.


1929 bunalımını yalnızca ekonomik bağlamda ele almak şüphesiz ki bizi yanıltacaktır çünkü liberal ekonomik yaklaşımın çöküşü liberal siyasi yaklaşımın da çöküşü anlamına gelmiş; pek çok avrupa ülkesi diktatoryal rejimine yönelmiştir. bu yaşananlar mussolini'nin italya'da yönetime geçmesiyle aynı süreçte ilerlemiştir. sınai ve tarımsal krizle istikrarsızlaşan sınıflar, parlamenter demokrasilerin hantal işleyişine karşı tepkilerini ortaya koyan aşırı uç partileri desteklemiş; yıkılan tarımsal çıkarlar balkanlar'da sağcı rejimleri güçlendirirken, orta sınıfların ılımlı partilerden uzaklaşması almanya'da adolf hitler'in iktidara gelişi ile sonuçlanmıştır. böylece 1929 ekonomik krizi, ikinci dünya savaşı'nın nedenleri arasında en üst sıraya yükselmiştir.

abd'nin adam smith politikasının çöküşünün ardından keynes'çi politika izlemeye başlaması ile kriz ufak çapta atlatılmaya başlanmıştır. dönemin başkanı franklin roosevelt, abd'nin krizden çıkışı için new deal (yeni düzen) adı altında devletin piyasaya müdahale etmesini savunan ve devlete daha çok rol veren bir keynesçi politikanın benimsenmesi gerektiğini ilan ederek buradan itibaren 40 yıl boyunca devletlerin temel ekonomik programlarını oluşturan iktisadi görüşü tüm dünyaya duyurmuştur.

-

gelelim büyük bunalım bugüne olan etkisine...

1929 bunalımı buraya kadar gördüğümüz üzre dünya çapında bir çöküş, yapılandırma, savaş, çırpınış, kayıp, çaba ve sistematik sömürü getirmiştir. ikinci dünya savaşı'nın etkileri bugün hala hukuksal, ahlaki, norm, siyasi düzeyde global anlamda bireylerin son derece etkin hissettiği sonuçlar doğurmuştur.

öte yandan bireysel ve kültürel anlamda abd'nin toplumlar üzerindeki politikarını belirlemiş olan bunalım; bugün hepimize reklam kuşaklarıyla, bestseller romanlarla, fastfood zincirleriyle, kozmetik ürünlerle, sosyal ağlarla, hızlı ilişkilerle, manevi değerlerin yıkıma uğratılmasıyla, amerikan yapımı dizi filmlerin - reality showların gelenek yıkıcı faktörünü görmeksizin topluma emzirmesiyle etkisini sürdürmektedir. (bkz: kültürel akımların geleneksel toplumlardaki yansıma ve uygulamaları) (bkz: #17419)

bugün insan eti kokan alışveriş merkezlerinden birine girdiğinizde, alışveriş eylemi sonunda paketlerin içine bakıp ''gerçek'' bir ihtiyaç listesiyle ne derece örtüştüğü sorusunun cevabı aşikar. artan gelir dağılımındaki eşitsizliğe manevi yıkıntılarla tampon yaptırma amacı güden küreselleştirme-tek tipleştirme-tek dünya kültürü yaratma politikası son derece hızlı nufuz etmektedir günümüz toplumlarına. örneğin bugün motoruna yağ olduğumuz planlı eskitme, bernard london tarafından 29 bunalımından hemen sonra bir öneri olarak sunulmuş ancak o yıllarda kabul ettirememiştir. ne var ki bugün bizler planlı eskitmenin kurbanlarıyız ancak kurban olmakla kalmayıp son derece keyif aldığımız bir (bkz: fantazmagori) geliştirmiş durumdayız.

planlı eskitme konusu için: (bkz: planned obsolescence) (bkz: sistematik eskitme) (bkz: stil eskitmesi) (bkz: tüketerek eskitme)

kısacası hepinize ''walcome to the jungle'':
devamını gör...

çökmekte olan bir moleküler buluttan oluşacak yıldızların kütle dağılımını veren fonksiyon. bir moleküler bulutta oluşan tüm yıldızların kütlesi aynı değildir.
devamını gör...

nasılsın sorusuna, iyi olmaya çalışıyorum anlamında verilen, yurdum işi temenni dolu cevap sözü.
bu aralar çok duyuyorum.
en son duyduğum kişi geçen sene yeğenini kaybeden bir dayıydı.
ondan önce duyduğum kişi, o gün boşanmış biriydi.
ondan daha önce duyduğum, kişi kanser tedavisi gören biriydi.
algıda seçicilik mi, tüm dertliler ile yollarım mı kesişiyor, bilemedim.
belki de hayat beni, bana beterin beteri var moduna sokmuştur.
ıyi diyelim iyi olsun.
devamını gör...

hiçbirinizi tanımıyorum. o yüzden hepinizi seviyorum.
devamını gör...

valla anne baba öğretmen çocuğuyum annem köy köy gezdi zamanında. ama şimdi pazara çıkınca yolda yürüyemiyor hocam hocam diye eşek kadar insanlardan. benim için yeri ayrıdır bu mesleğin. ha günümüzde yok yatıyorlar yok bilmemne çok eleştiri var da bekçilerle polisle uğraşın az be kardeşim herkes dolu bir öğretmenler boş dimi?
devamını gör...

celal bayar'ın yaşamının son dönemlerinde bol bol kullandığı sağ* coşturan bir çeşit sloganlaşmış kelime öbeği.
niçin komünizm kışın gelecek denirdi, niçin her sene aynı cümle sarf edilirdi, niçin halk tarafından bu cümle "uyarı" olarak algılanırdı oturup araştırmak gerek tabi.

ama daha sonraları baktılar gelen giden yok mizah konusuna evriliverdi bu durum
sağ-sol çatışmasının şiddetli dönemlerinde solcuların, sağcılarn komünizm fobisini temsil etmek için kullandığı slogandır aynı zamanda
devamını gör...

o zamanlarda çok önemli ticaret yollarının kontrolü doğuda olduğu için pek umursamıyorlardı bence. o keşiflerin pek işe yaramayacağını, ipek ve baharat yolu gibi ticaret yollarının asla değerini kaybetmeyeceğini düşünüyorlardı.
devamını gör...

27 mayıs 1960 darbesi türkiye'nin başına gelmiş kırmızı pazartesi (kitap)'dir.

öncelikle, o dönemin iktidarı demokrat parti ülkeyi git gide baskı rejimine çevirmiş, diktatörce yönetim hakimmiş. gazeteciler iktidar aleyhine bir haber yaptıklarında yargılanıp hapse atılıyormuş. hatta o dönemin yabancı haber kaynakları ancak hükümet ister ve izin verirse halkın bir şeyler öğrenebileceğine vurgu yapmış. yani ilk neden, baskıcı yönetim, demokrasi karşıtı hareketler olmuş.

ikinci neden için ise kapsamlı olarak ismet inönü'nün fikirleri diyebiliriz çünkü cüneyt arcayürek'in ''bir iktidar bir ihtilal'' kitabının bir kısmını okumuştum ve orada geçen bir kısımda orhan erkanlı ''... biz ihtilali, akis dergisini okuyarak yaptık.'' diyor ve yazının devamında ''çünkü, akis, ismet paşa'nın fikirlerini, eğilimlerini yansıtan yayın organı kabul edilirdi.'' sözleri yer alıyor. yani ihtilalde muhalefet güçlerin etkisi kesin fakat aynı zamanda ismet paşa'nın da bir etkisi olduğu düşünülüyor kimilerince. tabii ki ismet inönü'nün ''ihtilal yapın'' gibi bir sözü hiç olmamış, kanıtı da yok fakat akis dergisi ordunun fikirlerini biçimlendirmede bir araç olmuş. ordunun siyasete katılmaması gerektiği fikri bu olayda desteklenmiş oluyor.

diğer bir neden 9 subay olayı gündemde olsa da adnan menderes dahil olmak üzere konunun üzerinde fazla durulmamış ve gereken önlemler alınmamış. işte bu olay bana tam olarak kırmızı pazartesi (kitap)'yi hatırlattı. kitapta birinin öldürüleceği öncesinden bilinse de kimse hiçbir şey yapmıyordu. bu olayda da ihtilal çanları çalsa da hatta dönemin cumhurbaşkanı celal bayar da dahil olmak üzere birçok kişi bunu tahmin etse de önlem alınmamış.

son neden ise seçimlerin erkene alınması söz konusuyken ertelenmiş olması. eğer seçimler erken bir tarihe alınsaydı ihtilal gerçekleşmemiş olurdu. ayrıca, bu darbe ile birlikte adnan menderes idam edildi.
devamını gör...

maalesef bende olmayan listedir.

yks sınavı var çünkü.
devamını gör...

tam olarak selamün aleyküm'ün karşılığı olan bir söz öbeği. bir yere girildiğinde topluluğa hitaben söylenir. pek yaygın değildir hatta kullanan sayısı belki beş kişi bile yoktur. ancak telaffuz edildiğinde kişinin yüzüne tatlı tatlı yeller eser. en azından bana esiyor. dilerim yaygınlaştığı günleri de görürüz.
devamını gör...

bağışlayarak, intikam almak.
karşıdaki insanın elini kolunu bağlamak.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
bu cümleyi her duyuşumda veya görüşümde aklıma bu efsane tweetler geliyor.
devamını gör...

amerikalı şair anne sexton tarafından, vincent van gogh'un aynı isimli tablosundan esinlenilerek yazılmış şiir. ben şiirin yalnızca yan yana dizilmiş bir kaç uyumlu kelimeden ibaret olmadığı taraftarıyım. şiir bir çok şey olabilir; starry night ise anne sexton'un kendi iç buhranını belkide en net kaleme aldığı şiiri ama yalnızca sanatçının kendi kederini veya ölüm arzusunu da ifade etmediğini anlamak gerek. bu şiir aynı zamanda oldukça aşina olduğumuz bir tablonun başka bir açıdan, anne sexton tarafından incelenmesidir.

sexton, oldukça nevrotikti ve yaşamının büyük bir çoğunluğu intihar düşüncesi ile geçti ki işin sonunda yaşamını da dilediği gibi kendi elleri ile sonlandırmıştır zaten. anne sexton'un söylemleri imdat çağrısı değil intihar sancılarıydı bundan ötürü şiirlerinde de -özellikle bu şiirinde- bu ölüme karşı duyduğu arzuyu kesin bir dil ile dile getiriyor. tablonun onda uyandırdığı kaosu ve dehşeti hatta daha ileri gidersek ölüme yönelik hissiyatı keyifli bir buyurganlık ile arzuluyor diyebilirim sanıyorum. o gecenin onu sakince almasını istemiyordu, o ruhunun bir canavar tarafından hatta belki dev ve aç bir ağız tarafından yutulmasını istiyordu.



"that does not keep me from having a terrible need of—shall ı say the word—religion. then ı go out at night to paint the stars."

(bu beni dehşetli bir ihtiyaçtan alıkoymuyor – hadi söyleyeyim – dinden. sonra gece dışarı çıkıp yıldızları resmediyorum)*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

the starry night (yıldızlı gece)

the town does not exist
except where one black-haired tree slips
up like a drowned woman into the hot sky.
the town is silent. the night boils with eleven stars.   
oh starry starry night! this is how
ı want to die.

(şehir yerinde değil,
sıcak gökyüzünde boğulan bir kadın gibi
yükselip kayan karaşın bir ağaç dışında,
şehir sessiz, kaynıyor gece onbir yıldızla
ah! yıldızlı yıldızlı gece!
ben böyle ölmek istiyorum)

ıt moves. they are all alive.
even the moon bulges in its orange irons   
to push children, like a god, from its eye.
the old unseen serpent swallows up the stars.   
oh starry starry night! this is how   
ı want to die:

(hareket halinde. her biri canlı
ay bile esniyor turuncu rengiyle
sürmek için çocukları, bir tanrı gibi, gözünden
yaşlı ve esrarlı bir yılan yıldızları yutuyor
ah! yıldızlı yıldızlı gece!
ben böyle ölmek istiyorum:)

into that rushing beast of the night,   
sucked up by that great dragon, to split   
from my life with no flag,
no belly,
no cry.

(atılıp kollarına gecenin canavarının
o büyük ejderha tarafından yutularak
hayatımdan kopmak istiyorum, izsiz işaretsiz
ne bir dans
ne bir ağlama.)



devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim