eyluling ile youtube röportajı
o ilk yorum diye videoya yorum atan ferhat kim onu merak ediyorum şu anda ben. bulup banlayın onu. swh
devamını gör...
mesajınız var turuncusu
nerdeyse okuduğum her tanımı beğendiğim den sen hayırdır diye yandı bir kaç kere.
devamını gör...
turbo teen
1984 yılında yayınlanmaya başlayan bir çizgi dizidir. yönetmeni john kimball olan çizgi dizi bir süre türkiye’de de yayınlandı.
biraz transformers ve knight rider karışımı bir hikaye olan turbo teen brett mathews’un yaşadığı talihsiz bir kaza sonucu başına gelen tuhaf bir olay ile başlıyor.

brett kırmızı spor arabası ile - yanlış hatırlamıyorsam bir pontiac - amerikalı tavırlarla takılırken bir yıldırım fırtınasına yakalanır ve bir ışıma sonucu ısındığı her an kendi arabasına dönüşmeye başlar.
elbette ki bu tür güçler kazanan her amerikalının yapacağı gibi o da bu gücünü iyilik için harcayan bir kahramana dönüşür.

benim aklımda kalan sahne de şöyle dizi ile ilgili. brett, arabaya dönüşebilmek için ya üzerine sıcak bir şey döker, ya da çok sinirlenmesi gerekir. bir bölümde bu ikisi de olmayınca hollywood sarışını tipli kız arkadaşı brett’i öper ve kızın ateşine yanan brett arabaya dönüşüp önce düz duvara tırmanır sonra da kötüleri yakalar. kolej bebesi olan brett sonraki ve önceki hikayelerde her bölüm ateşlenmek için başka bir yöntem kullanır. dizinin en heyecan verici anı brett’in bu sefer arabaya nasıl dönüşeceğini beklemekti.

çok iyi bir çizgi dizi değildi belki ama benim için önemliydi o zamanlar.
biraz transformers ve knight rider karışımı bir hikaye olan turbo teen brett mathews’un yaşadığı talihsiz bir kaza sonucu başına gelen tuhaf bir olay ile başlıyor.

brett kırmızı spor arabası ile - yanlış hatırlamıyorsam bir pontiac - amerikalı tavırlarla takılırken bir yıldırım fırtınasına yakalanır ve bir ışıma sonucu ısındığı her an kendi arabasına dönüşmeye başlar.
elbette ki bu tür güçler kazanan her amerikalının yapacağı gibi o da bu gücünü iyilik için harcayan bir kahramana dönüşür.

benim aklımda kalan sahne de şöyle dizi ile ilgili. brett, arabaya dönüşebilmek için ya üzerine sıcak bir şey döker, ya da çok sinirlenmesi gerekir. bir bölümde bu ikisi de olmayınca hollywood sarışını tipli kız arkadaşı brett’i öper ve kızın ateşine yanan brett arabaya dönüşüp önce düz duvara tırmanır sonra da kötüleri yakalar. kolej bebesi olan brett sonraki ve önceki hikayelerde her bölüm ateşlenmek için başka bir yöntem kullanır. dizinin en heyecan verici anı brett’in bu sefer arabaya nasıl dönüşeceğini beklemekti.

çok iyi bir çizgi dizi değildi belki ama benim için önemliydi o zamanlar.
devamını gör...
bölünmüş sınıf deneyi
bir ilkokul öğretmeninin öğrencilere ırkçılığı anlatabilmek için düzenlediği bir deneydir. lowa kasabasında öğretmenlik yapan jane elliot, 1968 yılının şubat ayında derste, dünya genelinde ırkçılığa karşı savaş vermiş martin luther king’i anlatmıştı. 4 nisan 1968 günü martin luther king aldığı otelin balkonunda silahla vurularak öldürülür. ertesi gün okula gittiğinde derste öğrencisi steven armsrong ”o kralı neden vurdular?’‘ diye sorar. jane elliot ''bunu anlatmamı istiyor musunuz'' diye sorar ve tüm sınıf da evet diye bağırır.
jane elliot, öncelikle sınıfına martin luther’in ırkçılık sebebiyle öldürüldüğünden bahsetti. ardından ırkçılığı benimsetmek için deneye başlamıştır. tüm sınıf beyaz tenli olduğu için onları göz renklerine göre ayırmaya karar verir. nazilerde mavi gözlüler üstün ırkı, kahverengi gözlüler ise yok edilmesi gerekenleri temsil ediyordu ve ölümleri göz renklerine göre karar veriliyordu. o da burdan yola çıkarak ırkçılığın göz rengine göre karar verildiğini anlatır.
deneyin ilk gününde elliot, sayıları az olan mavi gözlü öğrencileri diğerlerinden ayrılmak için onların koluna kahverengi bir kuşak bağladı ve onları sınıftaki ön sıralara oturttu. mavi gözlü öğrencilerin üstünlüğünün daha iyi anlaşılması için öğrencilerine mavi gözlülerin öğlende daha fazla yemek yiyebileceklerini, teneffüsü daha uzun yapabileceklerini, açılan orman spor salonuna girebileceklerini, onların daha temiz olduğunu söyledi. mavi göz rengine sahip çocuklar daha ilk günden havaya girmiş ve kendilerinin üstün oldukları düşüncesiyle diğer arkadaşlarından uzak durmaya başlamışlardı. günün sonunda öğrencilere bir sınav yaptı ve mavi gözlü öğrenciler daha yüksek notlar aldılar. mavi gözlülerin daha zeki olduğunu söyledi ama asıl önemli nokta özgüvendi.
diğer gün derse gelen öğretmen öğrencilere bir açıklama yapacağını söyledi. onlardan özür dileyerek bir hata yaptığını asıl üstün ırkın kahverengi gözlüler olduğunu söyledi. mavi gözlü çocukların kolundaki kuşakları topladı ve kuşakları kahverengi gözlü çocukların koluna bağladı. artık ayrıcaklı olanlar kahverengi gözlü öğrencilerdi.
jane elliot, cuma günü yaptığı deneyin ilk aşamasında mavi gözlü öğrenciler diğer arkadaşlarına karşı sert davranışlar gösterirken, deneyin ikinci kısmında kahverengi gözlü öğrencilerin mavi gözlü öğrencilere çok sert davranışlar göstermediğini gözlemledi. çünkü kahverengi gözlü çocuklar bu ayrımın ne kadar kötü hissettirdiğini biliyorlardı.
aynı gün jane elliot, öğrencilere bunun bir deney olduğunu açıkladı. göz renginin bir üstünlük olmadığını, üstünlük taslamanın ve ayrımcılık yapmanın ırkçılığın ta kendisi olduğunu öğrencilerine açıkladı ve öğrencilerinden birbirlerine sarılmalarını istedi. ardından sınıftan bu deney hakkında yazı yazmalarını istedi ve yazılan yazıları martin luther king’in eşine gönderdi.
bu deney, okul içerisinde kalmayıp gazete ve televizyonlarda yayınlandı. jane elliot bu deneyle bir çok ödül aldı. 1970 yılında ”bölünmüş sınıf deneyi” ardından 1996 yılında ”mavi gözler” adında bir başka belgesel filmi çekildi. ardından elliot, 2016 yılında bbc’nin ”dünyayı geliştiren 100 kadın” isimli listesine eklendi.
jane elliot, öncelikle sınıfına martin luther’in ırkçılık sebebiyle öldürüldüğünden bahsetti. ardından ırkçılığı benimsetmek için deneye başlamıştır. tüm sınıf beyaz tenli olduğu için onları göz renklerine göre ayırmaya karar verir. nazilerde mavi gözlüler üstün ırkı, kahverengi gözlüler ise yok edilmesi gerekenleri temsil ediyordu ve ölümleri göz renklerine göre karar veriliyordu. o da burdan yola çıkarak ırkçılığın göz rengine göre karar verildiğini anlatır.
deneyin ilk gününde elliot, sayıları az olan mavi gözlü öğrencileri diğerlerinden ayrılmak için onların koluna kahverengi bir kuşak bağladı ve onları sınıftaki ön sıralara oturttu. mavi gözlü öğrencilerin üstünlüğünün daha iyi anlaşılması için öğrencilerine mavi gözlülerin öğlende daha fazla yemek yiyebileceklerini, teneffüsü daha uzun yapabileceklerini, açılan orman spor salonuna girebileceklerini, onların daha temiz olduğunu söyledi. mavi göz rengine sahip çocuklar daha ilk günden havaya girmiş ve kendilerinin üstün oldukları düşüncesiyle diğer arkadaşlarından uzak durmaya başlamışlardı. günün sonunda öğrencilere bir sınav yaptı ve mavi gözlü öğrenciler daha yüksek notlar aldılar. mavi gözlülerin daha zeki olduğunu söyledi ama asıl önemli nokta özgüvendi.
diğer gün derse gelen öğretmen öğrencilere bir açıklama yapacağını söyledi. onlardan özür dileyerek bir hata yaptığını asıl üstün ırkın kahverengi gözlüler olduğunu söyledi. mavi gözlü çocukların kolundaki kuşakları topladı ve kuşakları kahverengi gözlü çocukların koluna bağladı. artık ayrıcaklı olanlar kahverengi gözlü öğrencilerdi.
jane elliot, cuma günü yaptığı deneyin ilk aşamasında mavi gözlü öğrenciler diğer arkadaşlarına karşı sert davranışlar gösterirken, deneyin ikinci kısmında kahverengi gözlü öğrencilerin mavi gözlü öğrencilere çok sert davranışlar göstermediğini gözlemledi. çünkü kahverengi gözlü çocuklar bu ayrımın ne kadar kötü hissettirdiğini biliyorlardı.
aynı gün jane elliot, öğrencilere bunun bir deney olduğunu açıkladı. göz renginin bir üstünlük olmadığını, üstünlük taslamanın ve ayrımcılık yapmanın ırkçılığın ta kendisi olduğunu öğrencilerine açıkladı ve öğrencilerinden birbirlerine sarılmalarını istedi. ardından sınıftan bu deney hakkında yazı yazmalarını istedi ve yazılan yazıları martin luther king’in eşine gönderdi.
bu deney, okul içerisinde kalmayıp gazete ve televizyonlarda yayınlandı. jane elliot bu deneyle bir çok ödül aldı. 1970 yılında ”bölünmüş sınıf deneyi” ardından 1996 yılında ”mavi gözler” adında bir başka belgesel filmi çekildi. ardından elliot, 2016 yılında bbc’nin ”dünyayı geliştiren 100 kadın” isimli listesine eklendi.
devamını gör...
stadı erken terk eden taraftarlar
tarih boyunca birçok maçta gördüğümüz taraftarlardır.
bir galatasaray taraftarı olarak benim de zaman zaman içinde bulunduğum bu taraftar grubu maçın özellikle son dakikalarına doğru ya da uzatmalar oynanırken eğer takımları en az iki farkla geride ise çıkış kapısına doğru başları önlerine eğik biçimde yürürler.
o an hissedilen duygular futbolun futbol severler üzerindeki etkisini anlamayan insanlar için çok manasız olabilir. aslında o boynu bükük yürüyüşte çok büyük bir duygu fırtınası ve derin bir hayal kırıklığı vardır.
o kısa yürüyüşte spikerin muhtemelen maçı televizyondan izleyen insanlara sizi göstererek “ ve stadı erken terk eden taraftarlar” dediğini bilirsiniz. akşam eve gidince formanızı üzerinizden çıkartınca takım logosuna bakmak gelmez içinizden.
duşunuzu alıp kahvenizi yudumlarken maçı düşünmemeye çalışırsınız ve yine bilirsiniz ki o akşam hiçbir spor programını izleyemeyeceksiniz. ertesi gün hiçbir spor haberine de bakamayacak, maç sonuçlarından bahseden insanlardan köşe bucak kaçacaksınız.
zordur stadı erken terk eden taraftar olmak. omuzlarınızda bir mağlubiyet taşımak. kendi kendinize kaç yenilgi var söyle ömürde allah aşkına diye mırıldanmak.
bir galatasaray taraftarı olarak benim de zaman zaman içinde bulunduğum bu taraftar grubu maçın özellikle son dakikalarına doğru ya da uzatmalar oynanırken eğer takımları en az iki farkla geride ise çıkış kapısına doğru başları önlerine eğik biçimde yürürler.
o an hissedilen duygular futbolun futbol severler üzerindeki etkisini anlamayan insanlar için çok manasız olabilir. aslında o boynu bükük yürüyüşte çok büyük bir duygu fırtınası ve derin bir hayal kırıklığı vardır.
o kısa yürüyüşte spikerin muhtemelen maçı televizyondan izleyen insanlara sizi göstererek “ ve stadı erken terk eden taraftarlar” dediğini bilirsiniz. akşam eve gidince formanızı üzerinizden çıkartınca takım logosuna bakmak gelmez içinizden.
duşunuzu alıp kahvenizi yudumlarken maçı düşünmemeye çalışırsınız ve yine bilirsiniz ki o akşam hiçbir spor programını izleyemeyeceksiniz. ertesi gün hiçbir spor haberine de bakamayacak, maç sonuçlarından bahseden insanlardan köşe bucak kaçacaksınız.
zordur stadı erken terk eden taraftar olmak. omuzlarınızda bir mağlubiyet taşımak. kendi kendinize kaç yenilgi var söyle ömürde allah aşkına diye mırıldanmak.
devamını gör...
kadın sanılan erkek yazar
bu benim. mesaj kutumu görseniz ohoo yani. adama" erkeğim abicim erkeğim "diyorum. "seni seni beni mi kandırıyorsun?" diyor. alenen yürüyorlar.
o kadar mı kıtlıktasınız arkadaş?
o kadar mı kıtlıktasınız arkadaş?
devamını gör...
hamile karısının karnını açarak poz veren adam
bunu eleştirenlerle, yolda hamile gördüğünde “vay be sevişiyor, hem de çıplak sevişiyor, demek çıplak olabiliyor ohş” diye aklına düştüğünden dolayı hamilelerin sokağa çıkmasını engellemeye çalışan güruh aynı kafadadır zannımca.
güruhdan örnek
güruhdan örnek
devamını gör...
petra
petra, güney ürdün dağlarına yontulmuş kaya mezarları ile dünyanın en güzel antik yapıları arasında yer almaktadır. petra’nın en önemli yapısını 40 metre yüksekliği ile al khazneh ve hazine cephesi oluşturuyor. alanın büyüklüğüne bakılarak 200 bin kişiye ev sahipliği yapmış olabileceği tahmin ediliyor.
devamını gör...
13-18 şubat 2021 istanbul kar yağışı ihtimali
gerçekleşmiş olan ihtimal. her yer bembeyaz olmuş. çocuklar gibi şenim sözlük.
devamını gör...
önemli birinin yanında saçmalamak
iş görüşmesi ya da yeni tanışacağın biriyle olan randevu olabilir.çok önemsemenden kaynaklı heyecanına yenik düşer ne dediğini bilemezsin,normalde gayet mantıklı biri olsan bile ilk izlenimini yerle bir etmiş olursun.
devamını gör...
sözlükteki en yaşlı yazar kaç yaşında sorunsalı
henüz 45.
devamını gör...
el paso
and'nin teksas eyaletin'nin en büyük şehirlerinden biridir. aynı zamanda meksika ile sınırı vardır fakat meksikaya oranla suç oranı hayli düşüktür. meksikadan kaçak geçiş yapanlar genelde el paso üzerinden geçiş yaparlar. çok uzun gizli tünellerin olduğu söylenenler arasındadır.yukarıdan çöl gibi görünen el paso, düz şehir görünümüyle dağlık bir bölgede konumlanmıştır. aynı zamanda meksikalıların en yoğun yaşadığı şehir konumundadır. en fazla ispanyolca konuşulan 2. şehir olarak bilinir. birincisi ise miami.
devamını gör...
lemarchand’s box
lament configuration olarak da bilinen 1784 yılında fransız aristokrat duc de l'ısle tarafından oyuncakçı philip lemarchand’a yaptırılan, boyutlar arası kapıları (daha doğru bir ifadeyle cehennemin kapılarını) açtığına inanılan kutu şeklindeki bir çeşit yapboz. ilk olarak clive barker’ın the hellbound heart (cehennemlik yürek) isimli öyküsünde geçer. daha sonra kitaptan uyarlanan hellraiser film serisinde görülür. ilk görünüşü tabii ki ezan sesi eşliğinde olur. the exorcist’e bir gönderme yapılmıştır. yapboz bir şekilde elinde tutan kişiyi büyüleyerek kendisini çözmeye zorlar. kişi bir çeşit hipnoz halinde, keyif alarak, farkına bile varmadan yapbozu çözebilir. aslında bu, cehennemin kendisini çağıran, cehennemi çağıran kişiliklerle ilgili olabilir. yapboz çözülünce bir kilise çanı duyulur. “cenobite”ların bir din temsilcisi, rahip, rahibe olmasına göndermedir bu. lemarchand’s box’ın hikayesi, 1996 yapımı hellraiser: bloodline’da derinlemesine işlenir. ilk filmde yapbozun çift yönlü çalıştığı da gösterilmiş, kapatıldığında cehennem kapılarının da kapandığı vurgulanmıştır.
hellraiser: hellworld (2005) filminde, gerçek dünyada geçer ve hellraiser bir film ve bu filmden esinlenilen bilgisayar oyunudur; hellworld. filmde lemarchand’s box gerçek değildir. belki de gerçektir!
the scarlet gospels kitabında harry d’amour, istemsizce, kutunun büyüleyici etkisiyle yapbozu çözer ve pinhead’le karşılaşır. yine kitabın sonunda harry’nin bir arkadaşı gizli saklı, yapbozu çözmeye başlar. kitabı okurken çan seslerini kafanızda duyarsınız ve “eyvah” dersiniz. yine mi geliyor cehennem rahibi?
(bkz: hellraiser: hellworld)
(bkz: hellraiser)
(bkz: hellraiser: bloodline)
(bkz: pinhead)
(bkz: cehennemlik yürek)
(bkz: philip lemarchand)
(bkz: the exorcist)
(bkz: harry d’amour)
(bkz: the scarlet gospels)
hellraiser: hellworld (2005) filminde, gerçek dünyada geçer ve hellraiser bir film ve bu filmden esinlenilen bilgisayar oyunudur; hellworld. filmde lemarchand’s box gerçek değildir. belki de gerçektir!
the scarlet gospels kitabında harry d’amour, istemsizce, kutunun büyüleyici etkisiyle yapbozu çözer ve pinhead’le karşılaşır. yine kitabın sonunda harry’nin bir arkadaşı gizli saklı, yapbozu çözmeye başlar. kitabı okurken çan seslerini kafanızda duyarsınız ve “eyvah” dersiniz. yine mi geliyor cehennem rahibi?
(bkz: hellraiser: hellworld)
(bkz: hellraiser)
(bkz: hellraiser: bloodline)
(bkz: pinhead)
(bkz: cehennemlik yürek)
(bkz: philip lemarchand)
(bkz: the exorcist)
(bkz: harry d’amour)
(bkz: the scarlet gospels)
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
bazen insanlar ne kadar acımasız oluyorlar. hassas kalpli olmak, ince düşünmek falan bu devrin işi değil. sürekli azarlayıp, küçük düşürmeye çalışıyorlar sizi, nazik olduğunuz zaman.
bilmiyorum; belki de benim saçmalamam, belki de kalbim bu asrın dengi değil.
bilmiyorum; belki de benim saçmalamam, belki de kalbim bu asrın dengi değil.
devamını gör...
dişi sarhoş
tasvip etmediğim ünvan.
cık cık alkol falan bunlar hep yanlış şeyler.
bırakın alkolü, içmeyin. hee bıraktığınız yeri bana söylemeyi unutmayın tabi.
olmadı gelin bana bırakın. *
cık cık alkol falan bunlar hep yanlış şeyler.
bırakın alkolü, içmeyin. hee bıraktığınız yeri bana söylemeyi unutmayın tabi.
olmadı gelin bana bırakın. *
devamını gör...
canını acıtan en kötü şey
en yakınımın, en zor günümde beni terk etmesiydi.
devamını gör...
cinsiyetsiz tuvalet olur mu sorunsalı
cinsiyet ayrımcılığının olmadığı, herşeyin seks olarak görülmediği, kimsenin bir diğerini rahatsız etmediği medeni ülkelerde kişilerin cinsiyete göre ayrılmamış tuvalet, kadınlarla erkeklerin otobüste ayrı bölmelerde oturmaması gibi doğal karşılanır.
afganistan'da cinsiyete göre ayrılmayan otobüs tartışmasının eşiti türkiye'de cinsiyete göre ayrılmayan tartışmasıyla eş değerdir aslında. türkiye'de sosyal kültürel yapı henüz buna uygun değildir. afganistan'da otobüste erkeklerin olduğu bölüme (otobüsün ön bölümü ) oturan kadına yapılan fiziksel ve psikolojik taciz, türkiye'de cinsiyete göre ayrılmayan tuvaleti kullanan kadına yapılır.
ortak tuvaletler gerçekten medeni ülkelerde sorunsuz kullanılabilir ve türkiye bu ülkeler arasında değildir.
türkiye'de 50'lerde kadınlar erkekler gibi pantolon giyebilir mi, 80'lerde yapılan kadınlar kahvehanelere girebilir mi ve 90'larda yapılan kadınlar tek başına bara gidebilir mi tartışmasının upgraded versiyonudur.
bu arada cinsiyetsiz tuvalet (gender-free toilet) ifadesini kim çıkarttı bilmem ancak ben hiç bir tuvaletin vajinası ya da penisi olduğunu görmedim. binaların diğer bölümleri gibi cansız olan tuvaletlerin cinsiyeti yoktur. tartışılan tuvaletlerin bireylerin cinsiyetine göre ayrılması ya da tuvaletlerin ortak kullanımıdır. hepimizin evinde olan sıradan tuvalettir, ortak kullanılan tuvalettir. diğeri ise kullanımı kişilerin cinsiyetine göre ayrılmış tuvalettir.
afganistan'da cinsiyete göre ayrılmayan otobüs tartışmasının eşiti türkiye'de cinsiyete göre ayrılmayan tartışmasıyla eş değerdir aslında. türkiye'de sosyal kültürel yapı henüz buna uygun değildir. afganistan'da otobüste erkeklerin olduğu bölüme (otobüsün ön bölümü ) oturan kadına yapılan fiziksel ve psikolojik taciz, türkiye'de cinsiyete göre ayrılmayan tuvaleti kullanan kadına yapılır.
ortak tuvaletler gerçekten medeni ülkelerde sorunsuz kullanılabilir ve türkiye bu ülkeler arasında değildir.
türkiye'de 50'lerde kadınlar erkekler gibi pantolon giyebilir mi, 80'lerde yapılan kadınlar kahvehanelere girebilir mi ve 90'larda yapılan kadınlar tek başına bara gidebilir mi tartışmasının upgraded versiyonudur.
bu arada cinsiyetsiz tuvalet (gender-free toilet) ifadesini kim çıkarttı bilmem ancak ben hiç bir tuvaletin vajinası ya da penisi olduğunu görmedim. binaların diğer bölümleri gibi cansız olan tuvaletlerin cinsiyeti yoktur. tartışılan tuvaletlerin bireylerin cinsiyetine göre ayrılması ya da tuvaletlerin ortak kullanımıdır. hepimizin evinde olan sıradan tuvalettir, ortak kullanılan tuvalettir. diğeri ise kullanımı kişilerin cinsiyetine göre ayrılmış tuvalettir.
devamını gör...
siyasi başlıklara yazmaya çekinmek
bu ülkeye demokrasi getireceğiz, türbanlılar rahat edecek, kürtler kendi dillerini konuşacak, vesayeti kaldıracağız, avrupa birliğine gireceğiz dediler. yolda destek sağlamak için lgbt'e destek gösterilerinde bulundular. 28 şubatın acısını yaşamış mazlumlar gibi görünüyorlardı. her konuda ezikliği, yok sayılmışlığı yaşayan herkesin sesi olacakları düşünüldü. ben hiç bir zaman sıcak bakmadım. bir insanın yetiştiği ülkü, ideoloji veya din hiç önemli değil, ilk gençliğinin nerede geçtiği çok önemlidir benim için. ileride şekil değiştirip durumlara ayak uydurmaya çalışsanız bile, içerlerde bi yerlerde yine aynı ideolojiye hizmet edersiniz. neyse uzatmayacağım, çokça desteği bu ülkenin akademisyenlerinden, gerçek entellektüellerinden sağladılar. dönüşümü ve gücü sağlamlaştırdıkça gerçek canavar ve gerçek amaçlar ortaya çıktı. sakın haaa bütün yaşananlar, yol boyunca raslantı olarak yaşanmış gelişmelerdir diye düşünmeyin. bu bir dönüşüm hikayesidir. son 19 yılda yaşananlar, zaten yaşanacaktı; aktörlerin veya partilerin önemi yoktur. neyse çok uzattım sanırım, az buz şeyler yaşamadık arkadaşlar, bizler çok radikal değişimlerin, tam da göbeğinde kaldık. gençtik kanımız hızlı akıyordu. elimize ateş alıp şehri yakmak değildi amacımız, olanlara tepki göstermek istiyorduk. gücümüz yoktu, elimizde sadece internet vardı; twitter, ekşi, facebook ha bir de mezuniyet törenleri vardı tabi. referandum yaşadık, çıktılar dediler ki kenan evreni yargılayacağız, ilk dönem destekleyen akademisyenler yine evet dediler yargılansın. kardeşim hiç mi tarihsel bağlamda gelişmeleri okuyamıyorsunuz. kenan evrenden farklarının olmadığını anlamadınız dimi? ardından gezi geldi. amacımız belliydi, ses çıkarmak istiyorduk. hiç bir zaman yakıp yıkmak değil, fark edilmek, değişimin gerekli olduğunu vurgulamak istiyorduk. yine onda da kaybeden biz olduk. 3. günde evimize girdik mecburen. neyse biz yine internetten sesimizi çıkarmaya çalıştıkça, bi anda başlıklar silinmeye başladı, bize bizimle aynı platformdan bize karşı düşmanlar yarattırlar. cadı avına başladılar. yazmaya korkar olduk, insanlar toplanıp hapishaneye götürülüyordu. 71 öncesi, 80 öncesi gibi bir ortam yaratıldı. fakat artık insanlar yaşamlarına kıymet veriyordu. tarih bize böyle çabaların beyhude olduğunu ve sadece gençliğinin çürüyeceğini örnekleri ile gösterdi. korkmamız normal, çünkü istedikleri de bu zaten, herkes korksun ve yazamasın konuşamasın ve hatta düşünmesin. yazmaya çekinen arkadaşları çok iyi anlıyorum. haklılar, kendi hukukunu yazmış bir siyasi güç var karşımızda, ama sanırım değişim artık zorunlu yani süreç bize bunu gösteriyor. bir gün bu başlığın altında ''abi ne günlerdi, içimiz kan ağlıyordu ama yorum yapamıyorduk girişleri ve hikayeleri okuyacağız''. daldan dala atladım belki out of topic gibi görünsede hepsi birbiriyle ilintili, sadece 29 sayfa bir dönem ödevi hazırlar gibi alıntılar ve dipnotlar vermek istemedi. sonuç olarak, ''demokrasi pompalamasyonu ile yola çıkıp, herkesi muma çeviren bir yönetimin başarı öyküsüdür siyasi başlıklara yazmaktan çekinmek''. allah sonumuzu hayır etsin amin.
devamını gör...

