don't fuck with cats
orijinal adı ''don't f**k with cats'' olan true crime netflix belgeseli. sapkın birinin internet üzerinde paylaştığı videolardan sonra amatör bir internet dedektifliği ağı kuruluyor ve olaylar ilerliyor. her bir ayrıntısıyla insanı hayrete düşürüyor. izleyin efenim.
luka magnotta isimli kişi kedilere işkence ettiği öldürdüğü vs. videoları internete koyuyor ve hayvan hakları aktivistleri hemen stalka başlıyor. kısa süre sonra aynı kişi cinayet işliyor ve fransa'ya kaçıyor. haberlere yayılıyor. her yerde ismi geçiyor. sonunda ise fransa'da bir internet kafe işleten kadir anlayışlı isimli türkün ihbar etmesiyle yakalanıyor. garip olansa internet kafede interpol'ün sitesine girerek kendi fotoğrafına bakması. nasıl bir ilgi manyağıysa artık. temel içgüdü filmine takık olan bu manyak resmen filmi canlandırıyor gerçek hayatta. inanılmaz bir kafada. müebbet hapis cezasına çarptırılıyor. belgeselin sonunda ise stalk grubu luka'nın tam da istediği şeyi yaptıklarını ve onları piyon gibi kullanarak bir hikaye anlattığından bahsediyor.
luka magnotta isimli kişi kedilere işkence ettiği öldürdüğü vs. videoları internete koyuyor ve hayvan hakları aktivistleri hemen stalka başlıyor. kısa süre sonra aynı kişi cinayet işliyor ve fransa'ya kaçıyor. haberlere yayılıyor. her yerde ismi geçiyor. sonunda ise fransa'da bir internet kafe işleten kadir anlayışlı isimli türkün ihbar etmesiyle yakalanıyor. garip olansa internet kafede interpol'ün sitesine girerek kendi fotoğrafına bakması. nasıl bir ilgi manyağıysa artık. temel içgüdü filmine takık olan bu manyak resmen filmi canlandırıyor gerçek hayatta. inanılmaz bir kafada. müebbet hapis cezasına çarptırılıyor. belgeselin sonunda ise stalk grubu luka'nın tam da istediği şeyi yaptıklarını ve onları piyon gibi kullanarak bir hikaye anlattığından bahsediyor.
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
betimle ne ya, rus romanı mı bu dediğim başlık.
al buyur, nokta atışı vereyim.
ama o da olacak yanımda!
çok sarhoş ilişeceğiz kahvehaneye, dayının kahvesini içip sonra eve gideceğiz, sokaklar o kokacak, sokaklar o olacak, çok sarhoş ve çok aşık olacağız tekrar ve tekrar aniden yolun ortasında, burnu bin kat daha güzel olacak ve ben de bin kat daha yakışıklı.....
al buyur, nokta atışı vereyim.
ama o da olacak yanımda!
çok sarhoş ilişeceğiz kahvehaneye, dayının kahvesini içip sonra eve gideceğiz, sokaklar o kokacak, sokaklar o olacak, çok sarhoş ve çok aşık olacağız tekrar ve tekrar aniden yolun ortasında, burnu bin kat daha güzel olacak ve ben de bin kat daha yakışıklı.....
devamını gör...
üniversiteye hazırlananlara tavsiyeler
acilen bırakın, sanayiye gidip tornacı olun.
devamını gör...
7 sayfa ukdenin yok olması
o da bir şey mi ben geçen bir modla konuşurken açtığım başlıkta kendi tanımı mı göremedim.
tanımlarım resmen 128 milyar dolar gibi.
tanımlarım resmen 128 milyar dolar gibi.
devamını gör...
kötü ilişki vs yalnızlık
gönlü ve zihni yoran bir ilişkiden ziyade, yalnızlığın azametini tercih ederim. en azından bana zarar verecek tek şey yine ben olurum ve ben'i tutabilirim fakat bile isteye kabullendiğim ilişkinin pişmanlığını nereye sığdıracağım?
hayat; umarım bununla sınanmam. *
hayat; umarım bununla sınanmam. *
devamını gör...
metropoll araştırma şirketinin aralık 2020 seçim anketi
ortada kocaman bir %70 var
boru değil, tam %70
hepsi tek başına "aynı" şeyi söylüyor...
nasıl oluyorda bu "aynı" şeyi birlikte yapamıyorlar...
akıl alır gibi değil, bunu görmek için bilim adamı olmaya yada matematik uzmanı olmaya gerek yok, %70 döver %30 u
budur yani, yokmudur bunların sosyologları, pr uzmanları, psikologları, erdoğan ı sevmiyor olabilirim ama ne kadar zorda olsa benim için, bazen konuşmalarına bakıyorum, o kadar kilit kelimeler kullanıyorki, o kadar kışkırtıcı kelimeler kullanıyorki, ve dikkat ettiyseniz hiç arayı soğutmuyor, bu %30 un "hipnoz"unu sıcak tutuyor adam, bu konuşmalar, bu hipnoz için hesaplanmış...
o kadar belliki, zaten bu muhalefetin, bir türlü sesini duyuramaması, kararsızları ikna edemeyişi de bu yüzden, çıkıp çıkıp kendilerine cevap bile vermeyen insanlara soru üstüne soru soruyorlar, kendi değerlerini kendileri düşürüyorlar, erdoğan gibi yapsınlar bakalım, birazda kral gibi davransınlar, ve lütfen kendileride inansınlar, illa sarayla zenginlikle olmaz krallık, onlarda ne eksikse, onu öne çıkarsınlar, kararsızları ikna etmiş gibi yapsınlar, yokmu bunların etrafında strateji belirleyen, oturup bu işleri planlayan,
akp nin milim milim formüllerle ilerlediği belli artık, her gün a haberde ihracat rekorları, istihdam rekorları haberleri var,
ortada büyüüük bir problem var, birisi alsın eline tebeşiri yazsın tahtaya
x=? elde var %70 , bunlar nasıl birleştirilir, vardır bir formulü ya bunu da bizmi bulucaz, çıldırmamak elde değil...
hiçbirşey bilmiyorlarsa yarışma yapsınlar ya daha ne diyim, herkes çözüm düşünmeli bence, çözüm...
boru değil, tam %70
hepsi tek başına "aynı" şeyi söylüyor...
nasıl oluyorda bu "aynı" şeyi birlikte yapamıyorlar...
akıl alır gibi değil, bunu görmek için bilim adamı olmaya yada matematik uzmanı olmaya gerek yok, %70 döver %30 u
budur yani, yokmudur bunların sosyologları, pr uzmanları, psikologları, erdoğan ı sevmiyor olabilirim ama ne kadar zorda olsa benim için, bazen konuşmalarına bakıyorum, o kadar kilit kelimeler kullanıyorki, o kadar kışkırtıcı kelimeler kullanıyorki, ve dikkat ettiyseniz hiç arayı soğutmuyor, bu %30 un "hipnoz"unu sıcak tutuyor adam, bu konuşmalar, bu hipnoz için hesaplanmış...
o kadar belliki, zaten bu muhalefetin, bir türlü sesini duyuramaması, kararsızları ikna edemeyişi de bu yüzden, çıkıp çıkıp kendilerine cevap bile vermeyen insanlara soru üstüne soru soruyorlar, kendi değerlerini kendileri düşürüyorlar, erdoğan gibi yapsınlar bakalım, birazda kral gibi davransınlar, ve lütfen kendileride inansınlar, illa sarayla zenginlikle olmaz krallık, onlarda ne eksikse, onu öne çıkarsınlar, kararsızları ikna etmiş gibi yapsınlar, yokmu bunların etrafında strateji belirleyen, oturup bu işleri planlayan,
akp nin milim milim formüllerle ilerlediği belli artık, her gün a haberde ihracat rekorları, istihdam rekorları haberleri var,
ortada büyüüük bir problem var, birisi alsın eline tebeşiri yazsın tahtaya
x=? elde var %70 , bunlar nasıl birleştirilir, vardır bir formulü ya bunu da bizmi bulucaz, çıldırmamak elde değil...
hiçbirşey bilmiyorlarsa yarışma yapsınlar ya daha ne diyim, herkes çözüm düşünmeli bence, çözüm...
devamını gör...
minimal yaşam tarzı
şahsen aşırı imrendiğim olay. hayatın her alanında bir şeyler tüketmekle meşgulüz. üstelik bunun bir doyum noktası da yok. tükettikçe hırçınlaşıyor, hırçınlaştıkça da daha çok tüketiyoruz.
devamını gör...
pişman olmamak için yapılması gerekenler
hiçbir şey yapmamak olur çünkü yapılan her fiilin er yada geç pişman edecek bir yanı vardır.
devamını gör...
the twilight zone
ilki 1959-1965 yılları arasında yayınlanmış, korku, gizem, fantastik dizi.
sonrası 1985’te, sonuncu seri de 2019’da yayınlanmaya başlandı.
1959 yılındaki versiyonunda bir dönem alfred hitchcock’un sunuculuk yaptığını belirteyim. bir dönem trt’de de yayınlanmıştı ve gösterim haliyle siyah-beyazdı. yeni versiyonun bir kaç bölümünü izledim ama aynı havayı verdiğini söyleyemem. belki de siyah-beyaz görüntü, bölümlerin etkisini daha da arttırıyordu, bilemem. ama bir dönem ekrana kitlenip izlediğimi iyi hatırlıyorum.
öncelikle başta korku dedim. bir çok kişi ‘korku’ olarak tanımlamama karşı çıkabilir. konuyu şöyle açıklayayım: nelerden korkarız? kimisi kanlı sahnelerden, kimi hayaletlerden, kimi büyülerden, kimi uzaylılardan. ben ise , iu ana kadar hayalime getirmediğim, öngöremediğim şeylerden korkarım. tabi hayaletle karşılaşsam, katille karşılaşsam korkarım ama bu korku sadece olayla yüz yüze geldiğim zamanda olur. bu seride ise sizin benim gibi insanların başlarına gelen farklı/fantastik durumları izliyoruz. her bölüm hayal gücünüzü şaşırtmaya devam ediyor. anlık bir korku duymasanız da , uzun zaman aklınızda kalacak, sizi gerecek, huzursuz edecek bölümler oluyor. hitchcock’un filmleri gibi diyeyim kısaca. kendisinin filmlerine de bakarsak, klasik korku öğeleri yok ama yine de izlerken ürküyorsunuz. bu türe ‘rahatsız’edici filmler ve diziler diyebilirim. işte bu ‘rahatsızlık’ , öcü böcüden daha çok etkisi altına alıyor sizi. hangi bölümdü hatırlamıyorum ama x-files’ın da bir bölümünde , bu serinin izleri görülüyordu.
daha önce izlemediyseniz, eski seriden başlamanızı öneririm.
sonrası 1985’te, sonuncu seri de 2019’da yayınlanmaya başlandı.
1959 yılındaki versiyonunda bir dönem alfred hitchcock’un sunuculuk yaptığını belirteyim. bir dönem trt’de de yayınlanmıştı ve gösterim haliyle siyah-beyazdı. yeni versiyonun bir kaç bölümünü izledim ama aynı havayı verdiğini söyleyemem. belki de siyah-beyaz görüntü, bölümlerin etkisini daha da arttırıyordu, bilemem. ama bir dönem ekrana kitlenip izlediğimi iyi hatırlıyorum.
öncelikle başta korku dedim. bir çok kişi ‘korku’ olarak tanımlamama karşı çıkabilir. konuyu şöyle açıklayayım: nelerden korkarız? kimisi kanlı sahnelerden, kimi hayaletlerden, kimi büyülerden, kimi uzaylılardan. ben ise , iu ana kadar hayalime getirmediğim, öngöremediğim şeylerden korkarım. tabi hayaletle karşılaşsam, katille karşılaşsam korkarım ama bu korku sadece olayla yüz yüze geldiğim zamanda olur. bu seride ise sizin benim gibi insanların başlarına gelen farklı/fantastik durumları izliyoruz. her bölüm hayal gücünüzü şaşırtmaya devam ediyor. anlık bir korku duymasanız da , uzun zaman aklınızda kalacak, sizi gerecek, huzursuz edecek bölümler oluyor. hitchcock’un filmleri gibi diyeyim kısaca. kendisinin filmlerine de bakarsak, klasik korku öğeleri yok ama yine de izlerken ürküyorsunuz. bu türe ‘rahatsız’edici filmler ve diziler diyebilirim. işte bu ‘rahatsızlık’ , öcü böcüden daha çok etkisi altına alıyor sizi. hangi bölümdü hatırlamıyorum ama x-files’ın da bir bölümünde , bu serinin izleri görülüyordu.
daha önce izlemediyseniz, eski seriden başlamanızı öneririm.
devamını gör...
sahibinin sesiyle okunan cümleler
hocam aykut uç yiyoo.
devamını gör...
ırk
race yani ırk kelimesi ilk defa 16. yüzyıl ingilteresinde kullanılmış, 18. yüzyılda popülerlik kazanmıştır.
ırk kavramı sömürgecilik döneminden kalmadır. ingiliz sömürgelerinde yaşayan insanları gruplandırmak için kullanılmaya başlanmış ardından tüm avrupa sömürgeleri ırklara göre sınıflandırılmıştır.
17. ve 18. yüzyıllarda bilim adamları özellikle biyologlar, antropologlar ırkları kategorize etmeye başlamışlardır. ırkların kategorize edilmesine saç yapısı, ten rengi, göz şekli gibi fiziksel ve biyolojik özellikler temel alınmıştır. buradan
carleton coon tarafından yapılan ırk sınıflandırmasına göre dünyada 4 ırk vardır : beyaz / kafkas, mongoloid / asya, negroid / siyah ve australoid.
bugün bilimde gelinen nokta ırk kavramının yüzeyselliğini ve yanlışlığını ortaya koymaktadır. harward üniversitesinin sayfasında yayınlananan yazıda insanların % 99 .9 oranda aynı dna özelliklerini aşığı belirtilmekte ve genetik kökene ait orjinal kalıntının %0.1'den daha az olduğu belirtilmekte. insanoğlunun tarih boyunca yaptığı yolculuğa dikkat çekerek ırklar arasındaki farklılıkların net değil aksine son derece bulanık olduğu belirtilmekte. bilimsel temellere oturtulmaya çalışılan ırk kavramının insanlar tarafından sosyal anlamda inşa edilmiş, yaratılmış bir kavram olduğuna dikkat çekilmekte.
buradan
ırk kavramı sömürgecilik döneminden kalmadır. ingiliz sömürgelerinde yaşayan insanları gruplandırmak için kullanılmaya başlanmış ardından tüm avrupa sömürgeleri ırklara göre sınıflandırılmıştır.
17. ve 18. yüzyıllarda bilim adamları özellikle biyologlar, antropologlar ırkları kategorize etmeye başlamışlardır. ırkların kategorize edilmesine saç yapısı, ten rengi, göz şekli gibi fiziksel ve biyolojik özellikler temel alınmıştır. buradan
carleton coon tarafından yapılan ırk sınıflandırmasına göre dünyada 4 ırk vardır : beyaz / kafkas, mongoloid / asya, negroid / siyah ve australoid.
bugün bilimde gelinen nokta ırk kavramının yüzeyselliğini ve yanlışlığını ortaya koymaktadır. harward üniversitesinin sayfasında yayınlananan yazıda insanların % 99 .9 oranda aynı dna özelliklerini aşığı belirtilmekte ve genetik kökene ait orjinal kalıntının %0.1'den daha az olduğu belirtilmekte. insanoğlunun tarih boyunca yaptığı yolculuğa dikkat çekerek ırklar arasındaki farklılıkların net değil aksine son derece bulanık olduğu belirtilmekte. bilimsel temellere oturtulmaya çalışılan ırk kavramının insanlar tarafından sosyal anlamda inşa edilmiş, yaratılmış bir kavram olduğuna dikkat çekilmekte.
buradan
devamını gör...
mehmet pişkin
ne kadar ikiyüzlü olduğumuzu gösteren adam olarak kaldı hep aklımda.
varoş mahallesinden bi genç korkunç ucuz bir müzik eşliğinde son anlarını seyircilerine izletti ve kendini öldürdü. toplanıp doğal seçilim dediler. bir pislikten kurtulmuş gibi davrandılar. sanki böcek ölmüş gibi. o kadar değersiz bir şey öldü sanki.
bir diğeri şarap ve iyi bir müzik eşliğinde vedalaşma sonrası intihar etti resmen kahraman ilan edildi. mehmet pişkin varoş mahallerinden birinde yasayıp elinde bira, arka planda arabesk, öyle veda etseydi bu kadar konu edilecek miydi?
hatırlayan bilen vardır, eylül cansın vardı. trans olan bu arkadaş köpeğini annesine emanet edip ağlaya ağlaya ne kadar ikiyüzlü olduğumuzu anlattı ve kendisini köprüden attı. yine az kişi hatırlıyor onu.
neden? çünkü biz ikiyüzlü insanlarız. öyleyiz.
varoş mahallesinden bi genç korkunç ucuz bir müzik eşliğinde son anlarını seyircilerine izletti ve kendini öldürdü. toplanıp doğal seçilim dediler. bir pislikten kurtulmuş gibi davrandılar. sanki böcek ölmüş gibi. o kadar değersiz bir şey öldü sanki.
bir diğeri şarap ve iyi bir müzik eşliğinde vedalaşma sonrası intihar etti resmen kahraman ilan edildi. mehmet pişkin varoş mahallerinden birinde yasayıp elinde bira, arka planda arabesk, öyle veda etseydi bu kadar konu edilecek miydi?
hatırlayan bilen vardır, eylül cansın vardı. trans olan bu arkadaş köpeğini annesine emanet edip ağlaya ağlaya ne kadar ikiyüzlü olduğumuzu anlattı ve kendisini köprüden attı. yine az kişi hatırlıyor onu.
neden? çünkü biz ikiyüzlü insanlarız. öyleyiz.
devamını gör...
31 mart ankara'nın dinozor işgalinden kurtuluşu
çok güzel ve yaratıcı başlık.
devamını gör...
kremalı mantar sote
içine krema konularak yapılan mantar sote çeşididir.
bana ait tarifim şu şekilde:
- yeteri kadar mantar(kestane mantarı tercih sebebi, kültür mantarı da kabul)
diğer malzemeler (birim olarak her 500gr için x1)
- yarım çorba kaşığı tereyağı
- yarım çorba kaşığı zeytinyağı
- 1 orta boy soğan
- 2 diş sarımsak
- 1 çay kaşığı tuz
- 1 çay kaşığı karabiber
- 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
- 1 tatlı kaşığı kekik
- 1 çorba kaşığı barbekü sosu
- yarım paket krema
hazırlanışı:
mantarları ince ince dilimliyoruz. soğanı küp küp yemeklik, sarımsağı ise minik minik hale getiriyoruz. ilk başta soğan ve sarımsağı yağda ve orta ateşte, soğanın rengi hafif pembeleşinceye kadar döndürüp ardından mantarları ekliyoruz. böylece çevirmeye devam ediyoruz.
mantarlar suyunu salıp çekene kadar (orta ateşte) pişiriyoruz, ardından tuz-karabiber ve baharatları ekliyoruz. ardından krema ve barbekü sosunu ekleyip krema iyice çekene kadar orta ateşte hafif hafif karıştırarak pişiriyoruz.
yemeği hazırladıktan sonra, yanına isterseniz patates püresi, pirinç pilavı gibi yemeklerle servis edebilirsiniz.
afiyet olsun.
bana ait tarifim şu şekilde:
- yeteri kadar mantar(kestane mantarı tercih sebebi, kültür mantarı da kabul)
diğer malzemeler (birim olarak her 500gr için x1)
- yarım çorba kaşığı tereyağı
- yarım çorba kaşığı zeytinyağı
- 1 orta boy soğan
- 2 diş sarımsak
- 1 çay kaşığı tuz
- 1 çay kaşığı karabiber
- 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
- 1 tatlı kaşığı kekik
- 1 çorba kaşığı barbekü sosu
- yarım paket krema
hazırlanışı:
mantarları ince ince dilimliyoruz. soğanı küp küp yemeklik, sarımsağı ise minik minik hale getiriyoruz. ilk başta soğan ve sarımsağı yağda ve orta ateşte, soğanın rengi hafif pembeleşinceye kadar döndürüp ardından mantarları ekliyoruz. böylece çevirmeye devam ediyoruz.
mantarlar suyunu salıp çekene kadar (orta ateşte) pişiriyoruz, ardından tuz-karabiber ve baharatları ekliyoruz. ardından krema ve barbekü sosunu ekleyip krema iyice çekene kadar orta ateşte hafif hafif karıştırarak pişiriyoruz.
yemeği hazırladıktan sonra, yanına isterseniz patates püresi, pirinç pilavı gibi yemeklerle servis edebilirsiniz.
afiyet olsun.
devamını gör...
edebiyat şehir etkileşimi
edebiyatta, yazının büyülü bir gücü vardır. mesela bugün paris büyülü bir şehir ise, binlerce belki de milyonlarca sayfa kitaplara konu olmasından dolayıdır. bugün istanbul ile aramız iyiyse, bunda bize bu kadim şehri büyülü bir üslupla kaleme döken edebiyatçılarının eserlerinin büyük katkısı vardır.
devamını gör...
iyi insan olmanın bir halta yaramaması
bu dünya için geçerli olan durum. ne kadar kötü insan varsa karşısında el pençe duruluyor, yaptığı en ufak iyilik göklere çıkarılıyor. ne kadar iyi insan varsa da hor görülüp eziliyor. istisnalar müstesna ama genel vaziyet böyle.
devamını gör...
cementiri montjuic
cementiri del sud-oest veya cementiri del montjuïc, ispanya-barselona'daki montjuïc tepesinin kayalık yamaçlarından birinde yer alan mezarlıktır. fakat sıradan bir mezar yeri topluluğundan öte bir şeyler vardır burada. zira dünyaca meşhur bir bölgedir burası.
aslında buraya sanat eserleriyle dolu bir park demek mümkün olsa da burada barselona-katalonya bölgesinin yakın tarihinde tanınmış birçok insanın da mezarı bulunuyor. yani her ne kadar turistik bir sanat tarihi parkı algısı oluşmuşsa da saygıda kusur edilmemesi de gerekir çünkü burası birçok insanın ebedi istirahatgahıdır aynı zamanda*. zaten yerliler bu durumdan rahatsız oluyorlarmış ve burayı popüler bir gezi alanı olarak görmüyorlarmış.
avrupa'da pek çok mezarlıkta görebileceğimiz gibi burada da insanların kaybettiği yakınlarının yasını sonsuza dek tutması için onların mezarının başuçlarına yerleştirdikleri taş aziz heykelleri de bulunmaktadır. bu neo-gotik heykellerin yüzlerine baktığınızda öyle yoğun duygulara rastlarsınız ki kendi kaybınız olmasa dahi orada yatmakta olan insanın yasını ve kaybının hüznünü içinizde hissedersiniz. fakat burada hissettiğiniz bir duygu daha vardır ki o da acımadır. sonsuza dek o mezarın başında yas tutan meleğe/azize gerçek anlamda acırsınız.
mezarlığın yüksek kesimlerine çıktığınızda ise bir krematoryum ile karşılaşırsınız. bu krematoryumun da romalılara ait olduğu söyleniyor.
aslında buraya sanat eserleriyle dolu bir park demek mümkün olsa da burada barselona-katalonya bölgesinin yakın tarihinde tanınmış birçok insanın da mezarı bulunuyor. yani her ne kadar turistik bir sanat tarihi parkı algısı oluşmuşsa da saygıda kusur edilmemesi de gerekir çünkü burası birçok insanın ebedi istirahatgahıdır aynı zamanda*. zaten yerliler bu durumdan rahatsız oluyorlarmış ve burayı popüler bir gezi alanı olarak görmüyorlarmış.
avrupa'da pek çok mezarlıkta görebileceğimiz gibi burada da insanların kaybettiği yakınlarının yasını sonsuza dek tutması için onların mezarının başuçlarına yerleştirdikleri taş aziz heykelleri de bulunmaktadır. bu neo-gotik heykellerin yüzlerine baktığınızda öyle yoğun duygulara rastlarsınız ki kendi kaybınız olmasa dahi orada yatmakta olan insanın yasını ve kaybının hüznünü içinizde hissedersiniz. fakat burada hissettiğiniz bir duygu daha vardır ki o da acımadır. sonsuza dek o mezarın başında yas tutan meleğe/azize gerçek anlamda acırsınız.
mezarlığın yüksek kesimlerine çıktığınızda ise bir krematoryum ile karşılaşırsınız. bu krematoryumun da romalılara ait olduğu söyleniyor.
devamını gör...
tehannüs
yeni öğrendiğim arapça kelime.
invizaya çekilmek anlamına geliyor.
sanırım inzivaya çekilmek çok daha kul durduğu için tehannüs o kadar kullanılmıyor.
örnek olarak, hz. muhammed peygamber için hira mağarasında tehannüs yaptığı söylenebilir.
invizaya çekilmek anlamına geliyor.
sanırım inzivaya çekilmek çok daha kul durduğu için tehannüs o kadar kullanılmıyor.
örnek olarak, hz. muhammed peygamber için hira mağarasında tehannüs yaptığı söylenebilir.
devamını gör...

