parmak bir yeri işaret ederken parmağa bakan aptaldır
fransız atasözü.
bir gerçekliğin kim tarafından ifade edildiği değil, ifade edilen gerçeklik önemlidir anlamına gelir.
önyargı yıkıcı bir cümledir.
bir gerçekliğin kim tarafından ifade edildiği değil, ifade edilen gerçeklik önemlidir anlamına gelir.
önyargı yıkıcı bir cümledir.
devamını gör...
normal sözlük'ün yararları
sıkıntılı bir dönemde kafamı meşgul etti. teşekkürler kafa sözlük ve çok değerli kafa sözlük yazarları.
devamını gör...
kadın yazarların daha az oy vermesi
annemiz "oyunu göster ama verme" dedi de ondan.
beğenirsem basarım nika... aman oyu. hiç bakmam kadınmış erkekmiş.
beğenirsem basarım nika... aman oyu. hiç bakmam kadınmış erkekmiş.
devamını gör...
günün şiiri
ölüyorum tanrım
bu da oldu işte.
her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.
ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir…
üstü kalsın…
(bkz: cemal süreya)
bu da oldu işte.
her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.
ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir…
üstü kalsın…
(bkz: cemal süreya)
devamını gör...
yuva
bir jung yun kitabıdır.
çocukluğumuz boyunca yaşadığımız deneyimlerin kurguladığı bir hayatı yaşamaya çalışıyoruz hepimiz. o yüzden “ kime sorsak evinde bir oda eksik.” hepimizde bir telaş çocukken eksik kaldıklarımızı tamamlamak için, bozulanları tamir etmek için, kaybolanları yerine koymak için.
mark twain’e göre kişiliğimizi on beş yaşına kadar yaşadıklarımız belirlermiş. kitabımızın merkezinde duran kyung cho da çocukluk travmalarının, sevgi eksikliğinin, aile içi şiddetin oluşturduğu hasarı gidermek için kendine yapılanın tam aksini yapma peşinde ve tabii kırgınlıkları ile baş etmek.
bir çocuğu mutlu etmek, iyi ve düzenli bir geleceğe sahip olmak için onu maddi yönden doyurmak, özel hocalarla meşgul etmek yeterli midir? bir evde huzur yoksa o eve yuva diyebilir miyiz?
zengin bir ailenin çocuğu olan kyung aile içi şiddet mağduru olan bir çocuk ama zincirleme şiddet tamlamasının son öğesi o. babasından şiddet gören annesinden şiddet gören bir çocuk.
bu şiddet zincirini daha fazla uzatmamak için ailesinden uzak yaşamaya, onlarla görüşmemeye ve yeni kurduğu çekirdek ailesini onlardan soyutlamaya çalışırken bir yandan da madd zorluklara göğüs germek gibi ağır bir yükün altında. varlık içinde yokluk yaşatmayı tercih eden kyung farklı bir kültürden gelen, farklı bir ülkenin genlerini taşıyan eşi ve eşinin ailesine de kendini kabul ettirmek istemekte. ama bu kültürel farklılık kyung’un elini kolunu öyle bir bağlamakta ki olaylar çığrından çıktığında kyung kendini hiç istemediği bir durumda bulmakta.
belki de yoluna koyabileceğini düşündüğü hayatınız bahçenizde koşturan çıplak bir kadının vücudundaki şiddet izlerinin sızısıyla yeniden alt üst olsa neler hissederdiniz acaba? yuva’nıza koşmak en doğru çözüm olurdu belki de, belki de olmazdı.
çocukluğumuz boyunca yaşadığımız deneyimlerin kurguladığı bir hayatı yaşamaya çalışıyoruz hepimiz. o yüzden “ kime sorsak evinde bir oda eksik.” hepimizde bir telaş çocukken eksik kaldıklarımızı tamamlamak için, bozulanları tamir etmek için, kaybolanları yerine koymak için.
mark twain’e göre kişiliğimizi on beş yaşına kadar yaşadıklarımız belirlermiş. kitabımızın merkezinde duran kyung cho da çocukluk travmalarının, sevgi eksikliğinin, aile içi şiddetin oluşturduğu hasarı gidermek için kendine yapılanın tam aksini yapma peşinde ve tabii kırgınlıkları ile baş etmek.
bir çocuğu mutlu etmek, iyi ve düzenli bir geleceğe sahip olmak için onu maddi yönden doyurmak, özel hocalarla meşgul etmek yeterli midir? bir evde huzur yoksa o eve yuva diyebilir miyiz?
zengin bir ailenin çocuğu olan kyung aile içi şiddet mağduru olan bir çocuk ama zincirleme şiddet tamlamasının son öğesi o. babasından şiddet gören annesinden şiddet gören bir çocuk.
bu şiddet zincirini daha fazla uzatmamak için ailesinden uzak yaşamaya, onlarla görüşmemeye ve yeni kurduğu çekirdek ailesini onlardan soyutlamaya çalışırken bir yandan da madd zorluklara göğüs germek gibi ağır bir yükün altında. varlık içinde yokluk yaşatmayı tercih eden kyung farklı bir kültürden gelen, farklı bir ülkenin genlerini taşıyan eşi ve eşinin ailesine de kendini kabul ettirmek istemekte. ama bu kültürel farklılık kyung’un elini kolunu öyle bir bağlamakta ki olaylar çığrından çıktığında kyung kendini hiç istemediği bir durumda bulmakta.
belki de yoluna koyabileceğini düşündüğü hayatınız bahçenizde koşturan çıplak bir kadının vücudundaki şiddet izlerinin sızısıyla yeniden alt üst olsa neler hissederdiniz acaba? yuva’nıza koşmak en doğru çözüm olurdu belki de, belki de olmazdı.
devamını gör...
moderasyon saçmalıkları
meseleye direkt moderasyon saçmalıkları olarak bakmak ne derece doğru bilmiyorum.
bizzat daha dün benim de başıma geldi.içinde hiçbir biçimde küfür, hakaret olmayıp, sadece ironik bir gönderme olan entrym silindi .
bu tür yerlerde mevzu kişilerin inisiyatifine bırakılırsa, bu tür durumların yaşanması kaçınılmaz olur . öyle ki , benim espriyle karışık ironi yaptığım entyr yi acaba nasıl anladı veya yorumladı silen arkadaş.
öyle ya, onu silmesi için, yaptığı yorum sonunda ulaşılan bir sonuç olması gerek .
bunu ben, bu şekilde düşünerek yazdım, karşı taraf hiç alakasız bir yorumdan ulaştığı sonuca binaen sildi . ne olacak şimdi ? olan bizim iyiniyetli entrye oldu .
onun için derim ki ,
kurallar sana göre, bana göre, ona göre olmaz , herkese göre, evrensel bir nitelik barındırmalı içinde.
bu da , oturup konuyla ilgili kafa yorup , zaman harcayıp, farklı kişilerin, farklı çevrelerin de fikirlerini alıp, çoğunluğun sonuçları esas alınarak oluşturulmalı, ben yaptım oldu ya getirilmemelidir.
evet, sözlükler özgür olmalı, herkes dilediğince fikrini ifade edebilmeli .
ama kurallar da olmalı, zira biz gibi medeniyeti biraz geriden takip eden toplumlarda fazla özgürlük, naz yapmanın aşık uyandırması gibi bazen karşıdakini usandırabilecek duruma gelebilir, yani biz toplum olarak özgürlük kavramını bazen fazlaca abartıyor, sonsuz , sınırsız hak veya haklar olarak yorumluyor , bu sebeple ortaya hoş olmayan görüntülerin çıkmasına sebep olabiliyoruz.
burada en çok bahsedilen konu , küfür konusu, edelim mi , etmeyelim mi ?
etmeyin kardeşim, ha yok illa edecekseniz de işin içine cinsel uzuvlarınızı sokacağınıza, aklınızı, fikrinizi, yaratıcı yönünüzü sokun .
moderasyon yönünden bakılırsa da,
hemen silmeyin kardeşim, önce bir anlamaya çalışın, bu adam bunu farklı amaçla da söylemiş olabilir mi empatisini yapın kendi içinizde.
ha yok, illa da silmeye kararlıysanız, yazan kişiyle iletişime geçin, durumla ılgili bilgi verin , onun da bir fikrini alın.
ışi ben yaptım oldu'ya getirmeyin .
bunlar olursa, karşılıklı iyi niyet , hoşgörü olursa insan durur orda , yoksa surekli kavga gürültü sürtüşmenin içinde neden bulunsun ki , hayat zaten zor , bugünlerde daha da zor , hiç olmazsa buralarda biraz daha hoşgörülü olup , zor olan hayatı, bir nebze olsun keyifli hale getirmek pekala bizim elimizde ...
bizzat daha dün benim de başıma geldi.içinde hiçbir biçimde küfür, hakaret olmayıp, sadece ironik bir gönderme olan entrym silindi .
bu tür yerlerde mevzu kişilerin inisiyatifine bırakılırsa, bu tür durumların yaşanması kaçınılmaz olur . öyle ki , benim espriyle karışık ironi yaptığım entyr yi acaba nasıl anladı veya yorumladı silen arkadaş.
öyle ya, onu silmesi için, yaptığı yorum sonunda ulaşılan bir sonuç olması gerek .
bunu ben, bu şekilde düşünerek yazdım, karşı taraf hiç alakasız bir yorumdan ulaştığı sonuca binaen sildi . ne olacak şimdi ? olan bizim iyiniyetli entrye oldu .
onun için derim ki ,
kurallar sana göre, bana göre, ona göre olmaz , herkese göre, evrensel bir nitelik barındırmalı içinde.
bu da , oturup konuyla ilgili kafa yorup , zaman harcayıp, farklı kişilerin, farklı çevrelerin de fikirlerini alıp, çoğunluğun sonuçları esas alınarak oluşturulmalı, ben yaptım oldu ya getirilmemelidir.
evet, sözlükler özgür olmalı, herkes dilediğince fikrini ifade edebilmeli .
ama kurallar da olmalı, zira biz gibi medeniyeti biraz geriden takip eden toplumlarda fazla özgürlük, naz yapmanın aşık uyandırması gibi bazen karşıdakini usandırabilecek duruma gelebilir, yani biz toplum olarak özgürlük kavramını bazen fazlaca abartıyor, sonsuz , sınırsız hak veya haklar olarak yorumluyor , bu sebeple ortaya hoş olmayan görüntülerin çıkmasına sebep olabiliyoruz.
burada en çok bahsedilen konu , küfür konusu, edelim mi , etmeyelim mi ?
etmeyin kardeşim, ha yok illa edecekseniz de işin içine cinsel uzuvlarınızı sokacağınıza, aklınızı, fikrinizi, yaratıcı yönünüzü sokun .
moderasyon yönünden bakılırsa da,
hemen silmeyin kardeşim, önce bir anlamaya çalışın, bu adam bunu farklı amaçla da söylemiş olabilir mi empatisini yapın kendi içinizde.
ha yok, illa da silmeye kararlıysanız, yazan kişiyle iletişime geçin, durumla ılgili bilgi verin , onun da bir fikrini alın.
ışi ben yaptım oldu'ya getirmeyin .
bunlar olursa, karşılıklı iyi niyet , hoşgörü olursa insan durur orda , yoksa surekli kavga gürültü sürtüşmenin içinde neden bulunsun ki , hayat zaten zor , bugünlerde daha da zor , hiç olmazsa buralarda biraz daha hoşgörülü olup , zor olan hayatı, bir nebze olsun keyifli hale getirmek pekala bizim elimizde ...
devamını gör...
unutulmaz yeşilçam replikleri
- kızımın peşini bırakmak için kaç para istiyorsun?
- benim aşkım satılık değil memduh bey!
- benim aşkım satılık değil memduh bey!
devamını gör...
tahiti
bu bir arolium ukdesidir.
17. yy'a ''manzara resmi'' diye bir şey yoktu. 17. yy'da cermenli ressamlar manzaraya kısa süreli eğilim göstermişler.
sonrasında yine tek başına kullanılmamıştır.
manzara ''figürlü resim''in arkasında, fon olarak kullanılmaya devam etmiştir.
18. yy'da ise ingiliz ve alman ressamları manzarayı ''tek başına''işlemeye başlamış
19. yy'da ise fransız ressamlarda 'manzara' başlı başına bir konu olarak işlenmeye başlanmış, ''açık hava ressamlığı'' diye bir kavram doğmuştur. şovalyeler, tuvaller köylere ve ormanlara taşınmıştır. barbizon ekolü ortaya çıkmıştır.
barbizon ekolü: fransız ressamları ile başlayan manzaraya eğilimli ressamlar topluluğudur efem...
işte bu ekoldekilerden biri de, fransız ressam paul gauguin'dir.
depresyona girdiği, intihara kalkıştığı günler olunca kendisini tahiti'ye atmış , fransız polinezyası olan tahiti'ye hayran kalarak üzerinde bir çok resimler yapmıştır. gerek halkını, gerek doğasını ‘fatata te miti (by the sea)’, ‘la orana maria’ (ave maria) gibi bir çok önemli tabloya yansıtarak gerçek anlamda altlarına ''imza'' atmıştır.
gauguin, tahitiden o kadar etkilenmiş ki; tahiti yaşam tarzını ve inançlarını anlattığı , noa noa: the tahiti journal of paul gauguin adlı bir kitabı vardır.
kısacası tahiti, gauguin'i depresyondan kurtaran, ilham perilerini tekrar bulmasını sağlayan yerdir.
''
''
''
''
17. yy'a ''manzara resmi'' diye bir şey yoktu. 17. yy'da cermenli ressamlar manzaraya kısa süreli eğilim göstermişler.
sonrasında yine tek başına kullanılmamıştır.
manzara ''figürlü resim''in arkasında, fon olarak kullanılmaya devam etmiştir.
18. yy'da ise ingiliz ve alman ressamları manzarayı ''tek başına''işlemeye başlamış
19. yy'da ise fransız ressamlarda 'manzara' başlı başına bir konu olarak işlenmeye başlanmış, ''açık hava ressamlığı'' diye bir kavram doğmuştur. şovalyeler, tuvaller köylere ve ormanlara taşınmıştır. barbizon ekolü ortaya çıkmıştır.
barbizon ekolü: fransız ressamları ile başlayan manzaraya eğilimli ressamlar topluluğudur efem...
işte bu ekoldekilerden biri de, fransız ressam paul gauguin'dir.
depresyona girdiği, intihara kalkıştığı günler olunca kendisini tahiti'ye atmış , fransız polinezyası olan tahiti'ye hayran kalarak üzerinde bir çok resimler yapmıştır. gerek halkını, gerek doğasını ‘fatata te miti (by the sea)’, ‘la orana maria’ (ave maria) gibi bir çok önemli tabloya yansıtarak gerçek anlamda altlarına ''imza'' atmıştır.
gauguin, tahitiden o kadar etkilenmiş ki; tahiti yaşam tarzını ve inançlarını anlattığı , noa noa: the tahiti journal of paul gauguin adlı bir kitabı vardır.
kısacası tahiti, gauguin'i depresyondan kurtaran, ilham perilerini tekrar bulmasını sağlayan yerdir.
''
''
''
devamını gör...
30 yaş üstü yazarlar uçurulsun kampanyası
ben tam 30 ama kurtarıyor muyum? yoksa benimde ipimi çekecek misiniz amca?*
devamını gör...
üçlü arkadaş grubu
valla dışlanma falan olmuyor. miss gibi gidiyor. ha bu aralar ikisinden birine fena sinirli ve kırgınım ama geçer. kendisine sorsanız hiçbir şey yoktur, ben her şeyi anlatıyorum der, sizinle konuşuyorum der ama bir bakarsın; hiçbir şey bilmiyorsun, mesaj atıyosun cevap alamıyosun, anlat diyosun anlatmıyor. çevresi çok kalabalık, meşgul bu aralar.** neyse bu kadar söylendiğim yeter. kendisi de buralarda zaten. yazımı görücektir. ha umursar mı? sanmam. neyse selam.***
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en büyük zaafları
tombiş bebekler diyecegim basliktir. bebek ve cocuklara karsi ekstra bir sevgim var ama, birde boyle tombis olduklari zaman ekstra ekstra eriyorum. ozellikle o minicik ayaklar yok mu, öp öp doyamiyorsun. kucuk olan canlilarin kesinlikle mutlulukla cok guclu baglantilari var eminim...
devamını gör...
nazım hikmet ran
bir fotoğrafa
"karşımdasın işte...
bana bakmadan da oradasın,
görüyorum seni.
ah benim sevdasında bencil,
yüreğinde sağlam sevdiğim.
kalbime gömdüm sözlerimi,
ceset torbası oldu yüreğim.
tıkandığım o an,
elimi nereye koyacağımı şaşırdığım
o an işte,
aklımdan o kadar çok şey geçti ki
takip edemedim.
ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi..."
mavi gözlü dev benim en sevdiğim şairlerdendir. yüreğime işleyen birçok sözü, dizesi vardır. bu şiiri de benim gibi özleyince hemen fotoğraflara sarılanlara.
çok kadın sevmiştir belki evet ama onun gibi şairler zaten hep aşka aşık değiller midir?
hatta bir hikaye vardır. "senin adını kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım piraye" diyen nazım hikmet'in kol saatinin kayışında vera yazmaktadır. ama tabii bu mavi gözlü dev'in sevdasının az olduğunu göstermez asla, ben buradan onun aşka aşık bir adam olduğu fikrine kapılıyorum. hem öyle olmasaydı bu kadar güzel şiirler bırakabilir miydi bize.
"karşımdasın işte...
bana bakmadan da oradasın,
görüyorum seni.
ah benim sevdasında bencil,
yüreğinde sağlam sevdiğim.
kalbime gömdüm sözlerimi,
ceset torbası oldu yüreğim.
tıkandığım o an,
elimi nereye koyacağımı şaşırdığım
o an işte,
aklımdan o kadar çok şey geçti ki
takip edemedim.
ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi..."
mavi gözlü dev benim en sevdiğim şairlerdendir. yüreğime işleyen birçok sözü, dizesi vardır. bu şiiri de benim gibi özleyince hemen fotoğraflara sarılanlara.
çok kadın sevmiştir belki evet ama onun gibi şairler zaten hep aşka aşık değiller midir?
hatta bir hikaye vardır. "senin adını kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım piraye" diyen nazım hikmet'in kol saatinin kayışında vera yazmaktadır. ama tabii bu mavi gözlü dev'in sevdasının az olduğunu göstermez asla, ben buradan onun aşka aşık bir adam olduğu fikrine kapılıyorum. hem öyle olmasaydı bu kadar güzel şiirler bırakabilir miydi bize.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
caner özdurak- iktisat kantini.
devamını gör...
normal sözlük’te kankacılık
bu gibi platformların en büyük sorunu ve kanayan yarasıdır. günlük hayattan arkadaş olan yada sözlükte ortamında tanışıp arkadaşlık yapan kişilerdir. her sözlükte mutlaka bir kaç kişi olur. genel olarak sözlük içerisinde özelden birbirlerini gaza getirip sevmedikleri yazarların nick altını uplayıp kavga çıkarmak, kendi adlarına kankalarına başlık açtırıp övgüler yapmak, her gün ısrarla aynı nickli yazar üzerinden espri yapmalar gibi gereksiz işlerle kendilerini tatmin eder dururlar. ekseriyette bu gibi kişilerle karşı cins bile olsa muhabbet etmeyin işler ters gittiğinde sizi satıp yarı yolda bırakır konuşmalarınızı sözlüğe yansıtırlar. ciddi anlamda ağır gerizekalı ve psikolojik vaka olduklarını düşünmekteyim. sanal platformda prim yapıp beğenilme ve fenomen olma kaygısı yüzünden komik durumlara düşüyorlar. bunların mantığıyla hareket edersek herkes sözlüğe 1 tane arkadaşını getirsin kendi adına başlık açtırsın, övgü dolu nickaltı girsin o zaman sözlüğün ne anlamı var git whatsapp ta takıl daha iyi. ayrıca bu tarz kişilerin girdiği saçma sapan entryler bile çok fazla oylanır. uzun lafın kısası kendi çalıp kendi oynayan insan davranışıdır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının garip özellikleri
gördüğüm, tanıdığım herkesi mutlu etmeye çalışırım. gücüm yettiğince, bu can bu bedende oldukça. en güzeli nedir bilir misiniz bence ? başkaları için yaşayabilmek, bir tebessüm hediye edebilmektir.
devamını gör...
çiş varken uyumaya çalışmak
"git işe sonra yat" neden bu ızdırap diye sormama neden olan başlık.
erinmekten en sonunda altınıza edeceksiniz.
erinmekten en sonunda altınıza edeceksiniz.
devamını gör...
geceye bir 90'lar şarkısı bırak
devamını gör...
iktidardan astronot adaylarının seçimi başlıyor müjdesi
nihayet beklenen gün geldi:
sanayi ve teknoloji bakan yardımcısı mehmet fatih kacır, “astronot adaylarımızın seçimine, yakın bir vakitte başlamayı planlıyoruz.” kacır, 2023'te milli ve özgün teknolojiler kullanılarak ay ile teması gerçekleştirmeyi, 2028'de ay'a yumuşak iniş yapmayı hedeflediklerini belirtti.
acaba adayları hangi kriterlere göre seçecekler? hele şu “ milli ve özgün teknolojiler” cümlesi beni benden aldı , mest oldum adeta. ( bayanlar da başvurabilecekmiş hadi yine iyisiniz bayanlar)
buradan
sanayi ve teknoloji bakan yardımcısı mehmet fatih kacır, “astronot adaylarımızın seçimine, yakın bir vakitte başlamayı planlıyoruz.” kacır, 2023'te milli ve özgün teknolojiler kullanılarak ay ile teması gerçekleştirmeyi, 2028'de ay'a yumuşak iniş yapmayı hedeflediklerini belirtti.
acaba adayları hangi kriterlere göre seçecekler? hele şu “ milli ve özgün teknolojiler” cümlesi beni benden aldı , mest oldum adeta. ( bayanlar da başvurabilecekmiş hadi yine iyisiniz bayanlar)
buradan
devamını gör...
o mesaj gelmeyecek
o zaman uyuyorum ben*
devamını gör...
