farsça
dilimizdeki birçok sözcüğün kökeni olan, acemce olarak da adlandırılan dildir.
devamını gör...
go oyunu
yaklaşık olarak 20 senedir oynadığım oyun. özellikle öğrencilik yıllarında ve sonrasında uzun süre keyif alarak oynadım. çok sağlam oyuncular tanıdım. oyun benim için resmen saplantı haline gelmişti. öğrenciyken okul biter bitmez, iş hayatı başlayınca da işten çıkar çıkmaz soluğu ''go'' tahtasının başında alıyordum. tahtanın başına oturunca, günün zihinsel yorgunluğu bir anda uçup gidiyordu. oysa ''go'' oynayanların da bildiği üzere zihninizi azami düzeyde yorduğunuz bir oyun. buna rağmen tahtanın başına oturduğum vakit kendimi hafiflemiş hissediyordum. benim üzerimde böyle bir etkisi vardı.
şimdilerde ise aile efradı ile oynuyorum. tabiri caizse halı sahada maç yapan eski futbolcular gibi olduk. vakit ve rakip yoksunluğu bunun en temel sebebi oldu.
yukarıda bir arkadaş yazmış. evet ''go'' savaşın ta kendisidir lakin aynı zamanda tevazunun strateji oyunlarındaki vücut bulmuş halidir. farklı seviyelerdeki oyuncular aynı masaya oturup, kafa kafaya oyunlar çıkarabilirler. zira siz ya da rakibiniz oyun seviyenize göre birbirinize avans verebilirsiniz. ben iyi oynarım seni yenerim küstahlığını ''go'' oynayanlarda pek göremezsiniz.
satranç kibrin ve zekanın karışımı bir oyunken. ''go'' tevazunun ve zekanın tek potada eritildiği bir oyundur.
strateji oyunlarını sevip de, bugüne kadar ''go'' tahtasının başına oturmamış olan arkadaşlara şiddetle tavsiye edilir. deneyin, kesinlikle pişman olmazsınız.
şimdilerde ise aile efradı ile oynuyorum. tabiri caizse halı sahada maç yapan eski futbolcular gibi olduk. vakit ve rakip yoksunluğu bunun en temel sebebi oldu.
yukarıda bir arkadaş yazmış. evet ''go'' savaşın ta kendisidir lakin aynı zamanda tevazunun strateji oyunlarındaki vücut bulmuş halidir. farklı seviyelerdeki oyuncular aynı masaya oturup, kafa kafaya oyunlar çıkarabilirler. zira siz ya da rakibiniz oyun seviyenize göre birbirinize avans verebilirsiniz. ben iyi oynarım seni yenerim küstahlığını ''go'' oynayanlarda pek göremezsiniz.
satranç kibrin ve zekanın karışımı bir oyunken. ''go'' tevazunun ve zekanın tek potada eritildiği bir oyundur.
strateji oyunlarını sevip de, bugüne kadar ''go'' tahtasının başına oturmamış olan arkadaşlara şiddetle tavsiye edilir. deneyin, kesinlikle pişman olmazsınız.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
pandemide çok yalnızlaştım ve burada yazarak bunu görmezden gelmeye çalışıyorum.
devamını gör...
sözlük radyosu toplantısı
toplantıdaki bariton bariton sesleri duyduktan sonra mikrofon açmaya elin gitmediği toplantıdır. acil diksiyon ve şan eğitimi gerekliliği arşa çıkmıştır. ya da live autotune ciihazlarını mı araştırsam. bilemedim.
devamını gör...
21. yüzyılda gerçek aşkı aramak
buna inanan 3-5 aptaldan biri de benim.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
gizlice sevgilim
rüyalar bile geceleri bekler
gizlice görünmek için
yüreğimdesin, saklısında içimin
gizlice sevgilim
kimse bilmesin üzgünlüğümü
taşırım ölümüm gibi bu duyguyu
en gizli kuytularında ömrümün
bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu
gizlice sevgilim, yaşam kadar acı
canımı tutuşturan özlem gibi
özlüyorum derin yokoluşta
gizlice sevgilimi
| ataol behramoğlu
rüyalar bile geceleri bekler
gizlice görünmek için
yüreğimdesin, saklısında içimin
gizlice sevgilim
kimse bilmesin üzgünlüğümü
taşırım ölümüm gibi bu duyguyu
en gizli kuytularında ömrümün
bir yer var gizlice sevgilimin uyuduğu
gizlice sevgilim, yaşam kadar acı
canımı tutuşturan özlem gibi
özlüyorum derin yokoluşta
gizlice sevgilimi
| ataol behramoğlu
devamını gör...
yazarların uykudan uyanmasına sebep olan en kötü şey
99 depremi olarak yanıtlayabileceğim başlık. dolap kapaklarının vurma sesine uyandım, gerisi alabildiğine karanlık ve binalardan gelen çatırdama sesleri.
devamını gör...
gelecekte olmasıyla mutlu edecek şeyler
yaşamıyor olmam.
devamını gör...
çocukken kendinizi en havalı hissettiğiniz an
havalı hissetmeme rağmen uzun bir süre acısını duyduğum andır.
mahallede bir serseri vardı o zamanlar. adı sultan’dı. ailesinin böyle bir gerizekalıya neden sultan adını verdiğini o zaman da anlamamıştım, şimdi de anlamam.
bu sultan denen mahluk mahalleyi haraca kesmiş, kendinden küçükleri döven, ona buna bulaşan bir ergendi. ben de o zamanlar çelimsiz bir çocuktum. 10 yaşlarında falandım.
yine bir gün mahallede benden küçük çocuklar ve kardeşimle otururken bir duvarın üstünde, birden sultan çıkıverdi ortaya. elinde ince bir çubukla fişuuuuv fişuuuuv diye sesler çıkarak bize yaklaştı. sonra elindeki çubukla çocukların bacaklarına vurup yoluna devam etti.
ama karşısındakilerin hepsi ezik değildi. no sir. daha bir gece önce back to the future’u izlemiştim ve marty mcfly’ın babası george mcfly’ın biff tannen’ı bir yumrukta yere serdiği sahne zihnimde dönüp duruyordu.
o hırsla arkasını dönüp gitmekte olan ve benden yaklaşık 20 santim uzun olan sultan’a doğru koştum ve iki yumruğumla sırtına vurarak kavgayı başlattım.
aslında ben kavgayı başlattığımı düşündüm çünkü böyle bir dayağın bir başlangıcı olmalı ve sonsuza kadar çocuklara masal formunda anlatılmalıdır.
yediğim şey dayaktan öte bir şeydi. bütün enstrümanları bedenimde olan bir senfoni orkestrasıydı sanki. sürekli depremler ve dev dalgalarla boğuşan bir güney asya ülkesi gibiydim. uzaydan dünyaya bırakılan korumasız bir felix baumgartner’dım.
bu dayak bana o kadar iyi gelmişti ki varoluşsal kaygılarım ve kemalettin tuğcu acılarımı bir hafta kadar unuttum.
ama o gün o çocukların kahramanı oldum ve unutmayın kimse bana tavuk diyemez.
mahallede bir serseri vardı o zamanlar. adı sultan’dı. ailesinin böyle bir gerizekalıya neden sultan adını verdiğini o zaman da anlamamıştım, şimdi de anlamam.
bu sultan denen mahluk mahalleyi haraca kesmiş, kendinden küçükleri döven, ona buna bulaşan bir ergendi. ben de o zamanlar çelimsiz bir çocuktum. 10 yaşlarında falandım.
yine bir gün mahallede benden küçük çocuklar ve kardeşimle otururken bir duvarın üstünde, birden sultan çıkıverdi ortaya. elinde ince bir çubukla fişuuuuv fişuuuuv diye sesler çıkarak bize yaklaştı. sonra elindeki çubukla çocukların bacaklarına vurup yoluna devam etti.
ama karşısındakilerin hepsi ezik değildi. no sir. daha bir gece önce back to the future’u izlemiştim ve marty mcfly’ın babası george mcfly’ın biff tannen’ı bir yumrukta yere serdiği sahne zihnimde dönüp duruyordu.
o hırsla arkasını dönüp gitmekte olan ve benden yaklaşık 20 santim uzun olan sultan’a doğru koştum ve iki yumruğumla sırtına vurarak kavgayı başlattım.
aslında ben kavgayı başlattığımı düşündüm çünkü böyle bir dayağın bir başlangıcı olmalı ve sonsuza kadar çocuklara masal formunda anlatılmalıdır.
yediğim şey dayaktan öte bir şeydi. bütün enstrümanları bedenimde olan bir senfoni orkestrasıydı sanki. sürekli depremler ve dev dalgalarla boğuşan bir güney asya ülkesi gibiydim. uzaydan dünyaya bırakılan korumasız bir felix baumgartner’dım.
bu dayak bana o kadar iyi gelmişti ki varoluşsal kaygılarım ve kemalettin tuğcu acılarımı bir hafta kadar unuttum.
ama o gün o çocukların kahramanı oldum ve unutmayın kimse bana tavuk diyemez.
devamını gör...
claranın dağdan aşağı yuvarlanan tekerlekli sandalyesi
kendisine öğğkkk diyenlerin ve demek isteyenlerin hepsine düşman olduğum ponçik yazar. paralarım hepinizi.
devamını gör...
okuduğun bir kitabı pudra şekerine uyarla
suç ve pudra şekeri.
devamını gör...
miraç kandili
miraç, kelime olarak "yükselme" anlamına gelir. recep ayının 26. günü peygamber efendimiz hz. muhammed(sav)ın göğe yükselerek allah'ın huzuruna kabul edilmesi miraç gecesi olarak anılmaktadır.
devamını gör...
a joy story (kısa film)
kyra buschor ve constantin paeplow tarafından çekilen oscar ödüllü bir kısa filmdir.

dünyanın mutlu, içinde yaşanılır bir yer olabilmesi; içinde yaşayanların kaygıdan uzak, yaşamaktan keyif alarak ve huzurla yaşayabilmesi için yapılacak eylemler listesi o kadar kısa bir liste ki aslında.
insanların birbirlerine yardım etmek için fırsat araması, fırsatlar yaratması ve bu fırsatları doğru kullanması yeterli olacaktır. siz bir insana yardım edip ona huzur ve mutluluk verdiğinizde o da size ya da bir başkasına karşı aynı tavrı sergileyip bulaşıcı bir huzur ve mutluluk salgınına neden olacaktır.
belki de kendini bu gezegenin üstün yaşam formu olarak gören insanlığın sevimli dostlarımız diyerek tuhaf bir şekilde tanımladığı hayvanlardan bazı dersler alması gereklidir.
bu kısacık film için yazar, yönetmen ve film ekibi tam üç yıl çalışıp ter dökmüş ve bence ortaya kesinlikle izlenmeye değer bir kısa animasyon filmi çıkarmışlar. 134
üç yıllık emeğin sonucunda sadece üç dakikaya sığan ve bize bir köpek, bir leylek ve bir balıkçı üzerinden canlılara yardımcı olmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu ve döngüsel iyilik hareketinin dünyayı güzelleştirebileceğini anlatan çok sevimli bir film.
joy and heron

dünyanın mutlu, içinde yaşanılır bir yer olabilmesi; içinde yaşayanların kaygıdan uzak, yaşamaktan keyif alarak ve huzurla yaşayabilmesi için yapılacak eylemler listesi o kadar kısa bir liste ki aslında.
insanların birbirlerine yardım etmek için fırsat araması, fırsatlar yaratması ve bu fırsatları doğru kullanması yeterli olacaktır. siz bir insana yardım edip ona huzur ve mutluluk verdiğinizde o da size ya da bir başkasına karşı aynı tavrı sergileyip bulaşıcı bir huzur ve mutluluk salgınına neden olacaktır.
belki de kendini bu gezegenin üstün yaşam formu olarak gören insanlığın sevimli dostlarımız diyerek tuhaf bir şekilde tanımladığı hayvanlardan bazı dersler alması gereklidir.
bu kısacık film için yazar, yönetmen ve film ekibi tam üç yıl çalışıp ter dökmüş ve bence ortaya kesinlikle izlenmeye değer bir kısa animasyon filmi çıkarmışlar. 134
üç yıllık emeğin sonucunda sadece üç dakikaya sığan ve bize bir köpek, bir leylek ve bir balıkçı üzerinden canlılara yardımcı olmanın ne kadar önemli bir şey olduğunu ve döngüsel iyilik hareketinin dünyayı güzelleştirebileceğini anlatan çok sevimli bir film.
joy and heron
devamını gör...
edgar allan poe
siz okuyanlar, hala yaşayanlar arasındasınız. ama bunları yazan ben, çoktan yolumu almış olacağım.gölgeler ülkesinin içlerinde. demişliği vardır.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
buradan
que tu m'aimais encore,
c'est quelqu'un qui m'a dit que tu m'aimais encore,
serait-ce possible alors..?
que tu m'aimais encore,
c'est quelqu'un qui m'a dit que tu m'aimais encore,
serait-ce possible alors..?
devamını gör...
ot gibi yaşadığı halde günlük tutan birey
bugün ot gibi yaşadığımı düşünsem de gelecekte ilgiyle okuyacağımı bildiğim için yapmaya çalıştığım eylem.
devamını gör...
yazarların garip huyları
bazen eve gelirken veya dedemi ziyaret ederken ya da çok sevdiğim kuzenlerime giderken, sanki onları çoktan kaybetmişim, üzerinden yıllar geçmiş ve ben de maziyi hatırlıyorum gibi o sokağa, eve tekrar gelmiş onları özlüyormuş gibi düşünürüm kendimi. onların aslında hayatta olmadıklarını düşünüp sanki eve girdiğimde onları bulacakmışım ihtimaliyle karşılaşmayı düşünürüm. sonra zili çalarım ve kapı açılır. içten içe belli etmeden mutlu olurum. şuan onların hayatımda olduğuna sevinir, bir gün yine aynı düşüncelerde o kapıyı çaldığımda açılmayacağını bilerek hüzünlenirim. içinde bulunduğum hale şükrederim. neden böyle yaptığımı bilmiyorum.
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
yahu ben nasıl başladıysam yazmaya buraya istisnasız aynı şekilde devam ediyorum. okuyan okur, ben fikrimi kusarım o rahatlığı tadar çekilirim. burası instagram değil dostlar popülerlik burada sadece tanımı girilebilecek bir kelime. ondan kaymaklı ekmek kadayıfı lezzeti alıyoruz ya buradan zaten. *
devamını gör...


