(tematik)
guillain-barre sendromu
guillain barre sendromu, bir çeşit ikinci motor nöron hastalığıdır.
2. motor nöron hastalıklarının genel bulguları şunlardır:
derin tendon reflekslerinde azalma
flaksid (gevşek), tonusunu kaybetme
patolojik reflekslerin görülmemesi
denervasyona bağlı kas atrofisi
kas fasikülasyonları
emg'de fibrilasyon
genellikle bir enfeksiyon (c. jejuni gastroenteriti örneğin) geçirilmesini takiben 1-3 hafta içerisinde görülür.
akut enflamatuar de-myelinizan, poli-radikülo-patidir.
bu hastalığın 3 ayrı varyantı bulunmaktadır.
1. aman= akut motor aksonal nöropati
2. amsan = akut motor sensoriel aksonal nöropati
bu 3 varyant arasında en ağır olanı amsan'dır. sekel bırakma ihtimali en yüksek olan tip budur.
3. miller-fisher = oftalmopleji, arefleksi, ataksi triadından oluşur.
hastalığın kliniğinde şunlar görülür:
- ascendan ilerleyen (aşağıdan yukarıya doğru) simetrik güçsüzlük
- dtr (derin tendon refleksi) alınamaması, zayıflaması
- kranial sinir tutulum bulguları (örneğin oftalmopleji, fasial paralizi)
- otonom bulgular (örneğin taşikardi, idrar retansiyonu)
- nadiren duyu bulguları
tanıda şunlar vardır:
- lp (lumbar ponksiyon) ile alınan bos örneğinde albüminositolojik disosiasyon (albümin artışına karşılık hücre olmaması)
- emg'de yavaşlamış ileti hızı
tedavisinde şunlar kullanılır:
- plazmaferez = kandan antikorların temizlenmesi
- ıvıg = intravenöz immünglobülin
- kortikosteroidler, bu hastalıkta tercih edilmezler.
cdc
(bkz: derin tendon refleksi)
(bkz: miller fisher sendromu)
(bkz: akut güçsüzlük)
(bkz: plazmaferez)
(bkz: ivig)
2. motor nöron hastalıklarının genel bulguları şunlardır:
derin tendon reflekslerinde azalma
flaksid (gevşek), tonusunu kaybetme
patolojik reflekslerin görülmemesi
denervasyona bağlı kas atrofisi
kas fasikülasyonları
emg'de fibrilasyon
genellikle bir enfeksiyon (c. jejuni gastroenteriti örneğin) geçirilmesini takiben 1-3 hafta içerisinde görülür.
akut enflamatuar de-myelinizan, poli-radikülo-patidir.
bu hastalığın 3 ayrı varyantı bulunmaktadır.
1. aman= akut motor aksonal nöropati
2. amsan = akut motor sensoriel aksonal nöropati
bu 3 varyant arasında en ağır olanı amsan'dır. sekel bırakma ihtimali en yüksek olan tip budur.
3. miller-fisher = oftalmopleji, arefleksi, ataksi triadından oluşur.
hastalığın kliniğinde şunlar görülür:
- ascendan ilerleyen (aşağıdan yukarıya doğru) simetrik güçsüzlük
- dtr (derin tendon refleksi) alınamaması, zayıflaması
- kranial sinir tutulum bulguları (örneğin oftalmopleji, fasial paralizi)
- otonom bulgular (örneğin taşikardi, idrar retansiyonu)
- nadiren duyu bulguları
tanıda şunlar vardır:
- lp (lumbar ponksiyon) ile alınan bos örneğinde albüminositolojik disosiasyon (albümin artışına karşılık hücre olmaması)
- emg'de yavaşlamış ileti hızı
tedavisinde şunlar kullanılır:
- plazmaferez = kandan antikorların temizlenmesi
- ıvıg = intravenöz immünglobülin
- kortikosteroidler, bu hastalıkta tercih edilmezler.
cdc
(bkz: derin tendon refleksi)
(bkz: miller fisher sendromu)
(bkz: akut güçsüzlük)
(bkz: plazmaferez)
(bkz: ivig)
devamını gör...
lana del rey
overrated diyene küseceğim tatlı kadın. müzik tarzım bambaşka olmasına rağmen her sene spotify top 10 listemde yeri hazırdır.
pandemi döneminde aldığı kilolar helal olsun, üzülme lana ben de aldım. kıpss.
pandemi döneminde aldığı kilolar helal olsun, üzülme lana ben de aldım. kıpss.
devamını gör...
avrupa yakası
dizide en beğendiğim adam bülent onaran'dır. emekli bir diplomat. konuşurken aralara bol bol fransızca katar. bu adamla bütün gün takıl sıkılmazsın. en kalite şarabı bulur, en iyi yerde yemek yer. böyle abileri olması lazım bir insanın.
devamını gör...
yalnızlığın tek cümlelik özeti
bazen huzur, bazen de biri tarafından sevilme özleminin hissini doğurur.
devamını gör...
deli kızım uyan
şebnem ferah ın kanserden vefat eden ablası için yazdığını öğrendiğimden beri her dinlediğimde daha da içime oturan muhteşem şarkı...
devamını gör...
jules verne
"bilim kurgunun babası" olarak adlandırılır. eserlerinde ayrıntılarıyla tarif ettiği buluşlar ve makinelerin o sıralarda gelişmekte olan avrupa sanayisi ve teknolojisine ilham kaynağı olduğu düşünülür.
eserleri 148 farklı dile çevrildi. birçok icadı önceden tahmin ettiği için ''bilim falcısı'' olarak anıldı.
8 şubat 1828’de fransa'nın nantes şehrinde doğdu. varlıklı bir avukat olan pierre verne ile eşi sophie henriette allotte de la fuye’nin beş çocuğundan en büyüğüdür. kış aylarında yoğun trafikli bir liman şehri olan nantes’da; yaz aylarında ise loire nehri kıyısında yelkenlileri ve gemileri izleyerek geçirdiği çocukluğu, seyahat ve macera üstüne hayallerini ateşledi. 12 yaşında iken tayfalık yapmak üzere bir gemiye binip evden kaçmaya yeltenen jules verne’in, babası tarafından yakalanıp gemiden indirildiğinde “bundan sonra yalnız hayal dünyasında seyahat edeceğine“ dair ailesine söz verdiği rivayet edilir. bu hikayenin gerçekliği hakkında şüpheler vardır. jules verne'nin deniz ve macera tutkusunu kardeşi paul de paylaşıyordu; paul, sonunda bir deniz mühendisi oldu. jules verne ise kısa hikayeler ve şiirler yazmaya başladığı yatılı okul döneminin ardından 1846'da babasının işini devam ettirebilmek için hukuk öğrenimi görmek üzere paris’e gitti.
jules verne, paris'e gittikten sonra kısa sürede hukuk diplomasını aldı ancak bu süre içinde edebiyat hevesinin hukuka ilgisinden daha büyük olduğunu fark etti. amcası aracılığıyla paris edebiyat çevresi ile tanıştı şahsen tanıdığı victor hugo, alexandre dumas gibi yazarların etkisinde tiyatro oyunları kaleme aldı; bohem bir hayat sürdürdü. baba-mesleğini devam ettirmek yerine tiyatro ve edebiyata yönelmesine kızan babası maddi desteğini kesince geçimini yazarak karşılamak zorunda kaldı.
yazarlığa, arkadaşı müzisyen jean louis aristide hignard ile birlikte tiyatro oyunları yazarak başladı. ilk tiyatro eseri 12 haziran 1850'de sahnelendi. 1852-1855’te bir paris tiyatrosunda sekreterlik yaptı; komediler, operetler yazdı; kısa hikâyeler kaleme alıp dergilerde yayınlatmaya başladı. çoğu paris’te çıkan “musée des familles” adlı dergide yayınlandı. amerikalı yazar edgar allan poe'nın eserlerini okuduktan sonra onun büyük bir hayranı olan verne, poe etkisinde yazılar üretmeye başladı.
bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan fransız seyyah jacques arago ile dost oldu. bu dostluk ona, paris’ten daha geniş ve ilginç dünyalar hakkında yazılar yazması için ilham verdi; fransa dışına hiç çıkmamış olsa da hayal gücünü kullanarak başka dünyaları anlattı
1886’da evine döndükten sonra akıl hastası olan yeğeni tarafından vuruldu ve bu nedenle hayatının geri kalanında baston kullanmak zorunda kaldı; tedavi için sürekli uğraştı. 1887’de yayıncısı hetzel’in ve ardından annesinin ölümü üzerine hayatının karamsar bir dönemine girdi.
1888’de siyasete atılan jules verne, amiens belediye meclisinde görev aldı. tiyatrolar, okullar ve şehircilik gibi kültürel sorunlarla ilgilendi. 1889’da belediye sirkini kurdu. 1892, 1896 ve 1900 dönemlerinde de meclis üyeliğine yeniden seçildi.
ilerleyen şeker hastalığı sonucu 1902’de kısmen görme yeteneğini kaybeden yazar, 24 mart 1905’te amiens’teki evinde hayatını kaybetti. amiens’te la madeleine mezarlığı’na defnedilmiştir.
ölümünden iki yıl sonra mezarının başına bir heykeli dikildi. heykelde verne, mezarında doğrulmuş, bir elini yıldızlara uzatır biçimde betimlenir.
eserleri 148 farklı dile çevrildi. birçok icadı önceden tahmin ettiği için ''bilim falcısı'' olarak anıldı.
8 şubat 1828’de fransa'nın nantes şehrinde doğdu. varlıklı bir avukat olan pierre verne ile eşi sophie henriette allotte de la fuye’nin beş çocuğundan en büyüğüdür. kış aylarında yoğun trafikli bir liman şehri olan nantes’da; yaz aylarında ise loire nehri kıyısında yelkenlileri ve gemileri izleyerek geçirdiği çocukluğu, seyahat ve macera üstüne hayallerini ateşledi. 12 yaşında iken tayfalık yapmak üzere bir gemiye binip evden kaçmaya yeltenen jules verne’in, babası tarafından yakalanıp gemiden indirildiğinde “bundan sonra yalnız hayal dünyasında seyahat edeceğine“ dair ailesine söz verdiği rivayet edilir. bu hikayenin gerçekliği hakkında şüpheler vardır. jules verne'nin deniz ve macera tutkusunu kardeşi paul de paylaşıyordu; paul, sonunda bir deniz mühendisi oldu. jules verne ise kısa hikayeler ve şiirler yazmaya başladığı yatılı okul döneminin ardından 1846'da babasının işini devam ettirebilmek için hukuk öğrenimi görmek üzere paris’e gitti.
jules verne, paris'e gittikten sonra kısa sürede hukuk diplomasını aldı ancak bu süre içinde edebiyat hevesinin hukuka ilgisinden daha büyük olduğunu fark etti. amcası aracılığıyla paris edebiyat çevresi ile tanıştı şahsen tanıdığı victor hugo, alexandre dumas gibi yazarların etkisinde tiyatro oyunları kaleme aldı; bohem bir hayat sürdürdü. baba-mesleğini devam ettirmek yerine tiyatro ve edebiyata yönelmesine kızan babası maddi desteğini kesince geçimini yazarak karşılamak zorunda kaldı.
yazarlığa, arkadaşı müzisyen jean louis aristide hignard ile birlikte tiyatro oyunları yazarak başladı. ilk tiyatro eseri 12 haziran 1850'de sahnelendi. 1852-1855’te bir paris tiyatrosunda sekreterlik yaptı; komediler, operetler yazdı; kısa hikâyeler kaleme alıp dergilerde yayınlatmaya başladı. çoğu paris’te çıkan “musée des familles” adlı dergide yayınlandı. amerikalı yazar edgar allan poe'nın eserlerini okuduktan sonra onun büyük bir hayranı olan verne, poe etkisinde yazılar üretmeye başladı.
bir gemi ile dünyayı dolaşmış olan fransız seyyah jacques arago ile dost oldu. bu dostluk ona, paris’ten daha geniş ve ilginç dünyalar hakkında yazılar yazması için ilham verdi; fransa dışına hiç çıkmamış olsa da hayal gücünü kullanarak başka dünyaları anlattı
1886’da evine döndükten sonra akıl hastası olan yeğeni tarafından vuruldu ve bu nedenle hayatının geri kalanında baston kullanmak zorunda kaldı; tedavi için sürekli uğraştı. 1887’de yayıncısı hetzel’in ve ardından annesinin ölümü üzerine hayatının karamsar bir dönemine girdi.
1888’de siyasete atılan jules verne, amiens belediye meclisinde görev aldı. tiyatrolar, okullar ve şehircilik gibi kültürel sorunlarla ilgilendi. 1889’da belediye sirkini kurdu. 1892, 1896 ve 1900 dönemlerinde de meclis üyeliğine yeniden seçildi.
ilerleyen şeker hastalığı sonucu 1902’de kısmen görme yeteneğini kaybeden yazar, 24 mart 1905’te amiens’teki evinde hayatını kaybetti. amiens’te la madeleine mezarlığı’na defnedilmiştir.
ölümünden iki yıl sonra mezarının başına bir heykeli dikildi. heykelde verne, mezarında doğrulmuş, bir elini yıldızlara uzatır biçimde betimlenir.
devamını gör...
gülmek
en güzel eylem. gülün ayol. bir rahatlasın yüz kasları. hormonlar salgılansın. ve nefes alıp vermenin hazzı yayılsın bünyeye.
devamını gör...
üniversiteye girişte baraj puan uygulamasının kaldırılması
salla soruları sen de ol "üniversiteli" yeni değişikliğe çok güzel slogan buldum.
0,5 net yapan herkes üniversite okuyabilecek bu sistemle. temel düzey türkçe bilgisi bile olmayan üniversite nasıl okur? okusa topluma ne katkısı olur? ülkemizde eğitim sistemi yeniden düzenlenmeli ama neden her seferinde daha da kötü şekilde oluyor bu? her şey çıkar ve oy için mi anlamadım. belki içlerinden birkaç kişi üniversite sayesinde kötü duruma düşmekten kurtulur, topluma kazandırılır ama geri kalanı üniversiteli işsiz olacak bu gidişle.
0,5 net yapan herkes üniversite okuyabilecek bu sistemle. temel düzey türkçe bilgisi bile olmayan üniversite nasıl okur? okusa topluma ne katkısı olur? ülkemizde eğitim sistemi yeniden düzenlenmeli ama neden her seferinde daha da kötü şekilde oluyor bu? her şey çıkar ve oy için mi anlamadım. belki içlerinden birkaç kişi üniversite sayesinde kötü duruma düşmekten kurtulur, topluma kazandırılır ama geri kalanı üniversiteli işsiz olacak bu gidişle.
devamını gör...
swallow the sun
the morning never came gibi oldukça başarılı bir albümle kariyerlerine başlayıp, ghosts of loss ile bu durumu devam ettiren ancak hope ve new moon ile zirveyi gören melodic doom/death metal grubu. yerlerinde saymayıp zamanla birlikte soundlarında değişiklik yapmışlardır, örneğin hope çok yoğun bir doom/death tınısı içerirken new moon ile birlikte black metal etkileri de görülebiliyor.
grubun frontman'i, gitaristi ve şarkı yazarı juha raivio'nun sevgilisi ve aynı zamanda grup arkadaşı, melek sesli insan aleah stanbridge'in songs from north albümünün çıkışından yaklaşık 1 yıl sonra kanserden ölmesi nedeniyle juha raivio oldukça sıkıntılı bir döneme girdi ve hallatar grubunu kurarak sevgilisinden geriye kalan şiirlerle no stars upon the bridge albümünü yazdı. aynı zamanda ikilinin birlikte kurduğu trees of eternity grubu da bu olay nedeniyle dağıldı tabii ki.
son olarak 2019 yılında çıkardıkları when a shadow is forced into the light grubun temel tarzından yoğun bir değişikliğe gidip extreme metal etkisini çoğunlukla bırakarak daha hafif bir albüm oldu ama duygusal açıdan bakıldığında dinlemesi oldukça zor, ağır ve yorgun bir albüm kesinlikle, özellikle de albümü ortaya çıkaran olayları göz önünde bulundurarak dinlendiğinde insanın boğazına yumru oturtabiliyor.
diskografileri şu şekilde:
the morning never came (2003)
ghosts of loss (2005)
hope (2007)
plague of butterflies (ep, 2008)
new moon (2009)
emerald forest and the blackbird (2012)
songs from north ı, ıı and ııı (2015)
when a shadow is forced into the light (2019)
grubun frontman'i, gitaristi ve şarkı yazarı juha raivio'nun sevgilisi ve aynı zamanda grup arkadaşı, melek sesli insan aleah stanbridge'in songs from north albümünün çıkışından yaklaşık 1 yıl sonra kanserden ölmesi nedeniyle juha raivio oldukça sıkıntılı bir döneme girdi ve hallatar grubunu kurarak sevgilisinden geriye kalan şiirlerle no stars upon the bridge albümünü yazdı. aynı zamanda ikilinin birlikte kurduğu trees of eternity grubu da bu olay nedeniyle dağıldı tabii ki.
son olarak 2019 yılında çıkardıkları when a shadow is forced into the light grubun temel tarzından yoğun bir değişikliğe gidip extreme metal etkisini çoğunlukla bırakarak daha hafif bir albüm oldu ama duygusal açıdan bakıldığında dinlemesi oldukça zor, ağır ve yorgun bir albüm kesinlikle, özellikle de albümü ortaya çıkaran olayları göz önünde bulundurarak dinlendiğinde insanın boğazına yumru oturtabiliyor.
diskografileri şu şekilde:
the morning never came (2003)
ghosts of loss (2005)
hope (2007)
plague of butterflies (ep, 2008)
new moon (2009)
emerald forest and the blackbird (2012)
songs from north ı, ıı and ııı (2015)
when a shadow is forced into the light (2019)
devamını gör...
kadının her yerinden tahrik olan erkek
#1010715 her kelimesinin altına imzamı atarım bu tanımın. yetti. bıktık. usandık. şunu çok iyi biliyorum ki artık, sorun kadınlarda değil. çözün nasıl çözüyorsanız. çözmüyorsanız da biz siz tahrik olmayın diye kendimizi kısıtlamayacağız bunu bilin.
sırf sizin yüzünüzden yok üstümdeki çok mu oturdu dikkat çeker mi? yok biraz sesli güldüm bir şey olur mu? yok asansörde yalnız bir erkek varken ben de bindim yanlış anlaşılır mı? diye düşünüp durmaktan yorulduk.
bunların ne kadar hastalıklı düşünceler olduğunun farkında mısınız?
ek: bunun islamla, bu ülkenin afrika olduğu konularla ilgisi yok. bu durum yurtdışında da, bizimkinden farklı hem de çok farklı ülkelerde de görülüyor.
sırf sizin yüzünüzden yok üstümdeki çok mu oturdu dikkat çeker mi? yok biraz sesli güldüm bir şey olur mu? yok asansörde yalnız bir erkek varken ben de bindim yanlış anlaşılır mı? diye düşünüp durmaktan yorulduk.
bunların ne kadar hastalıklı düşünceler olduğunun farkında mısınız?
ek: bunun islamla, bu ülkenin afrika olduğu konularla ilgisi yok. bu durum yurtdışında da, bizimkinden farklı hem de çok farklı ülkelerde de görülüyor.
devamını gör...
yol arkadaşlığı
uzun soluklu maceralarda değerlidir. tanırsınız, anlarsınız, fikirleriniz uyuşursa da bundan büyük bir zevk ve keyif alırsınız. sonra bir güven ilişkisi kurarsınız.
devamını gör...
mabed fahişesi
ahmet ümit'in, patasana kitabına konu olan hitit, eti, mısır ve asur geleneği. yazar, biraz da romantik bir bakış açısıyla olaya yaklaşarak, her zamanki gibi yine efsunlu bir öykü çıkarıyor ortaya, pek popüler olamamış, bu kitabında.
konuya devam edecek olursam; sümer de dahil, eti, hitit, asur hatta mısır gibi medeniyetlerde, antik dönemlerden başlayarak ortaçağ'ın yıkılışına kadar sürmüştür. bunda ailelerin dindarlığı ve ekonomik durumlarının yetersizliği etkili olmuştur diyebiliz. zira, devlete, (kiliseye) vergisini ödeyemeyecek durumda olan aileler, bakire genç kızlarını, hatta çocuk yaştaki, kiliseye gönderir ve orada kilise ve krallığa, rahiplere hizmet etmesine göz yumarlardı. bu bakireler, özel günlerde öncelikle üst düzey komutanların, devlet görevlilerinin erkekliğe ilk adımlarında kullanılırdı. şanslılarsa krala tevcih edilir ve kraliçe olabilme şerefine nail olurlardı.
kulağa iğrenç geliyor değil mi? gelmesin. yargılayacak olanlar bizler değiliz. fakat zamanının normal görülen, antik cahiliye icatlarındandır diyebiliriz. sosyal bilimlerde bir olayı, günün şartlarında değerlendirmek elzemdir ya hani...
kurum ya da anlayış adına ne derseniz, avrupa'daki kiliselerde dahi uygulanmış olsa da, burada kurum daha çok rahibelik adı altında sirküle ediliyordu. ki yeniçağla birlikte kiliseye olan güven ve rahibelik kurumu da yerinden edildi. tek tanrılı dinlerin doğuşu ve doğrudan mabede savaş açması, ailelerin bu hadiseden bıkması, mabed görevlilerinin ve devletin, bu konuda halka zulmedici davranması, bu kuruma darbe indiren ilk etkinin, tek tanrılı dinler olmasını zorunlu kılmıştır. ardından ekonomik bağımsızlık, hürriyet ülküsünü ve köleliğe darbeyi beraberinde getirmiştir.
konuya devam edecek olursam; sümer de dahil, eti, hitit, asur hatta mısır gibi medeniyetlerde, antik dönemlerden başlayarak ortaçağ'ın yıkılışına kadar sürmüştür. bunda ailelerin dindarlığı ve ekonomik durumlarının yetersizliği etkili olmuştur diyebiliz. zira, devlete, (kiliseye) vergisini ödeyemeyecek durumda olan aileler, bakire genç kızlarını, hatta çocuk yaştaki, kiliseye gönderir ve orada kilise ve krallığa, rahiplere hizmet etmesine göz yumarlardı. bu bakireler, özel günlerde öncelikle üst düzey komutanların, devlet görevlilerinin erkekliğe ilk adımlarında kullanılırdı. şanslılarsa krala tevcih edilir ve kraliçe olabilme şerefine nail olurlardı.
kulağa iğrenç geliyor değil mi? gelmesin. yargılayacak olanlar bizler değiliz. fakat zamanının normal görülen, antik cahiliye icatlarındandır diyebiliriz. sosyal bilimlerde bir olayı, günün şartlarında değerlendirmek elzemdir ya hani...
kurum ya da anlayış adına ne derseniz, avrupa'daki kiliselerde dahi uygulanmış olsa da, burada kurum daha çok rahibelik adı altında sirküle ediliyordu. ki yeniçağla birlikte kiliseye olan güven ve rahibelik kurumu da yerinden edildi. tek tanrılı dinlerin doğuşu ve doğrudan mabede savaş açması, ailelerin bu hadiseden bıkması, mabed görevlilerinin ve devletin, bu konuda halka zulmedici davranması, bu kuruma darbe indiren ilk etkinin, tek tanrılı dinler olmasını zorunlu kılmıştır. ardından ekonomik bağımsızlık, hürriyet ülküsünü ve köleliğe darbeyi beraberinde getirmiştir.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
küçükken zenginliği ağzında purosu olan, şişman ve smokinli bir adam ile sembolize eden karikatürlerden etkilenmiştim ve zenginler şişman olur sanıyordum. öyle ki babamla aynı işi yapan aile dostumuz mehmet amcayı şişman olduğu için zengin sanmış ve anneme gidip "neden mehmet amcagil zengin de biz değiliz?" diye sormuştum. oysa ki gerçek hayatta durum farklıydı; şişman veya zayıf olmak metabolizma hızına göre değişmekle birlikte şişmanlık dar gelirliler arasında yaygındı çünkü sürekli ekmek, makarna ve patates kızartması gibi ucuz yollu, yüksek oranda karbonhidrat içeren yiyecekler ile besleniyor ve spora vakit ayır(a)mıyorlardı. bunu çok sonra öğrenmiştim. yaşadığım ilk sınıfsal kimlik karmaşası buydu.
devamını gör...
epsilondelta 2.1
mayıs ayında gelecek olan yeni yazar güncellemesi.
edit: önceki versiyonlar hakkında şikayet öneri için allah'a havale ediyorsunuz.*
edit: önceki versiyonlar hakkında şikayet öneri için allah'a havale ediyorsunuz.*
devamını gör...
normal sözlük'ün kadın yazarları
kafa sözlük'ün gülleridir.
edit: arkadaşlar başlığı açmamın hiçbir nedeni yok. aynısını erkekler içinde açtım manyak mısınız yahu? (bkz: kafa sözlük'ün erkek yazarları)
edit: arkadaşlar başlığı açmamın hiçbir nedeni yok. aynısını erkekler içinde açtım manyak mısınız yahu? (bkz: kafa sözlük'ün erkek yazarları)
devamını gör...
devlet
platon'un çok kapsamlı bir felsefe sistemi vardır. felsefe tarihinin ilk büyük sistem kurucu filozofu olarak kabul edilir. kendisinden önceki pek çok filozoftan etkilenmiş ve özgün bir sistemde bu filozofların görüşlerini kaynaştırmıştır. bu bağlamda nietzsche platon'u ilk büyük eklektik filozof olarak anmıştır. onu etkileyen isimler bir ve değişmez varlık anlayışıyla parmenides, duyusal dünyanın sürekli bir oluş ve değişim içinde olduğu fikriyle herakleitos, ruhun ölümsüz ve bedenden farklı olduğu inancıyla pythagoras ve tabii ki etik soruşturmaları ve kavram felsefesiyle hocası sokrates'tir. platon'un sistemi çok kapsamlı olmakla birlikte onun asıl ve öncelikli meselesi siyasîdir. yaşadığı dönemde atina'nın içinde bulunduğu karmaşalar onu siyaset felsefesine yöneltmiştir. savaşların yıprattığı atina'da çürüyen bir şeyler görüyordu platon ve bu çürümüşlük hâlinden çıkabilmek için ortaya bir siyaset felsefesi projesi koymuştu. hocası sokrates teker teker kişileri mayötik soruşturmalarla kurtarmaya çalışıyordu. oysa platon meselenin çok daha derin olduğunu ve tek tek kişiler yerine doğrudan devlete yönelmek gerektiğini düşünüyordu. bu bağlamda onun en önemli eseri ve projesi devlet kitabında ortaya konmuştur. devlet her şeyden önce oldukça aristokratik ve baskıcı bir ideali temsil eder. platon'a göre demokrasi atina'yı mahvetmiştir ve her işte olduğu gibi devlet yönetiminde de liyakat sahibi kişiler olmalıdır. onun dillere pelesenk olmuş cümlesini burada hatırlatmakta fayda var: "ya filozoflar kral olmalı ya da krallar filozof olmalıdır." onun ideal devletinde çok ciddi bir eğitim anlayışı vardır. ideal devletin yöneticiler sınıfı, bekçiler veya korucular sınıfı ve çiftçiler/tüccarlar sınıfı vardır. ideal devlette eğitim asıl olarak yöneticiler ve bekçilerin eğitimidir. yıllarca süren disiplinli bir süreçtir bu. matematik, jimnastik, müzik, geometri gibi bilimler bu eğitim sürecinde çok önemlidir. yönetici adayları belirli aralıklarla test edilir ve olgunlaşana kadar bu insanlar süreç devam eder. platon'un devletinde yönetici sınıf ve bekçilerin mülkiyet ve aile kurma hakları yoktur. hep beraber bir komün hayatı yaşarlar. çok fazla mal mülk edinmeleri de yasaktır. aristoteles sonradan hocasını insan doğasını hiçe saymakla eleştirmiş ve bu ideal devletin mümkün olmadığını yazmıştır. platon'un devletinde homeros, hesiodos ve pindaros gibi "tanrısal şairlerin" yeri yoktur. hepsini kapı dışarı eder. platon'da genel olarak sanatın pek bir kıymet-i harbiyesi yoktur. çünkü sanat bir mimesis(taklit) olarak insanı hakikate götüremez. üstelik bu taklit ikinci dereceden bir taklit yani taklidin taklididir. suretlerin suretleriyle uğraşan sanatçılar ve şairler platon'un devletinde kendilerine yer bulamazlar. platon yalnızca tanrıları ve kahramanları öven şiirleri kabul eder. aristoteles bu bağlamda da hocasını eleştirir ve ondan ayrılır. platon bu ideal devletini yalnızca teorik bir fantezi olarak ortaya atmamış bu ideali fiili olarak hayata geçirebilmek için syrakusa tiranı dion'la ciddi temaslar kurmuştur. mektuplarında bu girişimlerini anlatmaktadır.
devamını gör...



