böyle kabul oluyor mu, emin değilim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

üniversite yıllarımızın nazar boncukları.*

son senemde bir dönem durumum bayağı bayağı kötülemişti.
normalde beni abim okutuyordu ki onu kaybetmiş olmak normal şartlarda üniversite okumamıda engelliyordu.

bir kaç ay burs bulana kadar çeşitli sefillikler yaşadım bu süreçte. okula yürüyerek gidiyor geliyordum. evim daha ucuz olsun diye malesef okuldan biraz uzaktı. cebimde hep bir 60 kuruş taşıdım ne olursa olsun o 60 kuruşu harcamadım. minibüs parasıydı o acil bir durum olurda okula hemen gitmem gerekir diye saklıyordum.

o ara ev arkadaşımla da aram bozuldu. durumu bayağı iyi bir ailenin çocuğu olduğundan normal öğrenci gibi yaşamıyordu. köfteler, dışardan söylenmiş yemekler falanlar filanlar. ve sanki özellikle benle arası bozulduktan sonra daha da bir abartmıştı yemek olayını. normalde benle oturup ekmek arası peynir yiyen kız sabah kahvaltılarından akşam yemeklerine sofra donatıyor arkadaşlarını çağırıyordu. ben o dönemler sabah kahvaltısı dahil makarna yiyordum.

pek sevgili daha sonra tekrar deneyiniz olayın ne kadar hakim bilemiyorum sağ olsun kendisi benim ara ara aç karnımı doyururdu. evine çağırır bana yemekler yapardı.

bir gün nasıl açız. tabi ben de yine para yok. üç arkadaş çarşıdayız. ben, tekrar deneyin ve nuhun minnağı. neyse efem bir şeyler yiyelim dediler olur dedik ama ne yiyeceğiz acaba beni sardı bir korku. benim ev çarşıda olduğundan bir şeyler alıp sana gidelim dediler. bütün pişmiş tavuk ve ayran aldık. içimiz çıktı onu yiyene kadar bitirmeye çalışıyoruz falan hatta sanırım doymayız belki diye açgözlülük yapıp iki tane almıştık. en son burnumuzdan tavuk geliyordu. *

bir iki ay böyle devam etti. sonra bu iki arkadaş sığınmacı olarak kendi evlerine aldılar beni. sokak kedisini eve alma macerası gibi oldu biraz. aşılarımı yaptırıp karnımı doyurdular sağ olsunlar.

ah benim canım neler paylaştık seninle. bazende paylaşmadık hepsini ben yedim. * acısı, tatlısı ne anılar biriktirdik yahu çoğuda benim sefilliklerimle alakalı. * seni seviyore güzel kadın daha sonra tekrar deneyiniz
devamını gör...

normalde kahvaltıdan sonra fırçalardım ama son okuduğum makaleden sonra uyanınca yüzümü yıkadıktan sonra ilk iş fırçalıyorum.
makalenin özeti ise gece dişlerimizde bakteriler ve zararlı asitler çoğalıyor eğer yemek yersek onları beslemiş ve boğazımıza doğru indirmiş oluyoruz ama tabi bunun zıttı görüşlerde mevcut.
siz hangisini yapıyorsunuz ?
devamını gör...

evrim teorisi gerçek olabilir veya olmayabilir bu şuan kesin bir yargı değil. asıl mesele bu da değil zaten. asıl mesele bu teorinin ortaya atılması ve geniş kitlelerce kabul görmüş olması. bilimin bu teori ile ilerlemiş olması. bir şeyin doğru olduğunu kabul etmiyorsan ona alternatif ve aynı seviyede başka bilgiler üretmelisin ki karşı savunmanı bir temele oturtabilesin. bunu nasıl yapabilirsin öncelikle karşı çıktığın teoriyi öğrenerek. siz hiç düşmanını tanımayan bir komutanın kazandığını gördünüz mü? bu teoriyi yanlış veya doğru kabul görmüş ve bilim bu yönde ilerlemiş senin bu teoriyi dışlaman sadece kendine zarar vermen anlamına gelir. atı alan üsküdarı geçer sen anca temelsiz karşı çıktığınla kalırsın. önce bu teoriyi öğrenerek (kabul etmen yada ona inanman gerekmiyor sadece öğreneceksin) akademik seviyeni teori ve bilim geliştirecek seviyeye çıkar fikirlerin kabul görsün bilimsel ve akademik olarak belirli yeterliliğe ulaş. sonra aynı seviyede eserler ile bu teoriye karşı çık, kendi fikrini savunmaya geç bak bakalım kabul ediliyor mu edilmiyor mu?
devamını gör...

tek varlığı parmağındaki alyansı olan bir adamın ibretlik karuna dönüşme hikayesi.
devamını gör...

yeni yayıncımızın ilk radyo yayınıdır.

yahu ne güzel işler çıkartıyorsunuz, bayıldım.
devamını gör...

"sevgili anna, en güvendiğin insanlardan kötülük görüp üzülmen güçsüz biri olduğun anlamına gelmez. fizik kurallarına göre; sırtını dayadığın bir nesne birdenbire giderse sen de o yöne doğru devrilirsin. yani bunun güçsüzlükle alakası yok."
devamını gör...

temel bilgi verilmiş madem, ben de biraz profesyonel atış teknikleri üzerine bilgi vereyim. harika başlık olmuş bu arada, tebrikler.

öncelikle temel atış duruşlarından iki tanesini tanıtacağım. bunlar weaver ve isoscles.

1-) weaver stance / weaver duruşu

adını los angeles deputy'deki bir şerif olan jack weaver'dan alan duruş pistol ya da revolverlar için kullanılır. bu duruşta dominant elin olduğu omuz geriye atılır ve kol düz bir şekilde uzatılır. diğer elin dirseği de onu desteklemek amacıyla bükülerek silah tutan eli kavrar. dirsek neredeyse kilitlenme noktasına kadar bükülüyor bu atışta.

günümüzde modası geçmiş bir duruş olarak geçse de başlangıçta kullanıma gayet uygun olduğunu söyleyebilirim. yapı itibariyle fiziksel anlamda zayıf biriyseniz * silahı düz doğrulttuğunuzda bir noktada ağırlıktan dolayı bileğiniz titremeye başlar. bu da isabet oranınızı oldukça düşürür. bu teknikte, silahın ağırlığı çoğunlukla dominant olmayan kola verilir ve daha konforlu bir atış imkanı sağlar.

silahı tutan kolun bacağı biraz geride ve ayak biraz dışa bakar pozisyonda, diğeri düz durur. her iki diz de biraz kırılır ama buradaki duruşun püf noktası yalnızca dizi kırmak değil, aynı oranda kalçayı da biraz geri almaktır.

temize çekecek olursak; dışarıdan bakıldığında hafif çapraz, dizleri biraz kırık, silahı tuttuğu elinin olduğu taraftaki ayağı geride ve dışa doğru bakan, kalçası biraz geride birini görürsünüz. çapraz durduğu taraftaki kolu dümdüz uzanmış, destek kolu dirsekten bükülerek silah tutan eli kavramış şekilde görülür. tabii kafası da biraz dominant elinin olduğu tarafa eğik. göz-gez-arpacık *

o değil de baya baya boks gardı anlattım şu an düşününce. standart bir orthodox boks duruşuna bakarak durumu az çok kavrayabilirsiniz. onun tek kol uzanmış, diğer kol da ona destek olan hali. gerçi neden görsel bırakmıyorsam... hadi siz sevgili portakallar için bırakayım.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



yazar notu: bu duruşu temel ama çok temel uzun namlu silah atışlarında da gerçekleştirebilirsiniz. tepmesini omzunuz güzelce karşılar, kısa vadede sıkıntı çıkarmaz. ama yine de o konuyu da bir ara kaleme* almakta fayda var. unutursam hatırlatın, unuturum çünkü. hem şunun kadar karizmatik bir duruş varken yemişim şerif weaver'ı.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



2-) isoscles stance / ikizkenar duruş

ikizkenar duruş, çünkü ikizkenar duruş. kerameti isminde saklı şeylerden biri bu da. bu tutuşta omuzlar karşıya doğru düz, kafa hafif eğik, iki kol da eşit mesafede ve açıda ortaya doğru. silah tam ortada birleşiyor. bacakları da omuz genişliğinde açarsanız tamamdır, oldu bitti. dizleri de biraz kırarsanız tadından yenmez tabii, ama gel gör ki yeni başlayan insanlarda bu diz kırma mevzusunun fazla abartıldığını, gövdenin geri gittiğini falan görüyorum. eline tepmesi yüksek, yüksek kalibreli bir silah verilse geriye uçacaklarmış gibi duruyor.

tam aksine, dizleri kırarken kalçayı geriye alıyoruz ve gövde çok az öne doğru gidiyor. bu standart yıldırım sembolü vardır ya zihinde beliren, onun gibi duruyoruz yani. tetristeki kıvrık blok gibi. yok yok o olmadı. en iyisi ben görsel bırakayım. hadi hadi, iyisiniz.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


yalnız kim çizdiyse helal olsun, umarım telif yemeyiz. ellerine sağlık. görsel zeka işte, oturuyoruz iki saat anlatıyoruz, biri gelip tek kareyle çözüyor olayı. şöyle çizemedik. *

3-) şimdi yanlış hatırlamıyorsam israil'de geliştirilmiş bir stil daha vardı. buraya onu yazdım. sonra görsel bulmak için google'dan faydalanmak isterken karşıma şöyle bir tablo çıktı. sinirim bozuldu. sildim ben de. araştırmak isteyen varsa böyle bir şey de var ya da merak edene anlatırım.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


1-) double tap
amerikan ordusunda sık görülen bu atış tekniğinde olay, açık hedefe karşı nişan alındığında hızlı ve isabetli bir şekilde iki kez ateş edilmesi durumu. bazı tekniklerin temelini oluşturur ve komplike tekniklere geçilmeden önce güzelce pratiği yapılmalıdır. kurşunun çıktığı anda bir kurşun daha atarak sekme, geri tepme ve nişan alışta yaşanabilecek sorunların önüne geçilir. ilk atış oldukça "temiz"ken aynı yere bir atış daha gerçekleştirilir. durduruculuğu yetersiz silahlarda da sıklıkla kullanılır. 7.65mm gibi.

2-) mozambique drill / mozambik tekniği

şimdi bu olay zamanında mozambik'te yaşanmış bir olayı temel alıyor ve oradan duyuluyor. hikayesi pek çok kaynakta mevcut, o yüzden doğrudan işin teknik boyutundan bahsedeyim. durduruculuğuyla ön plana çıkan bu manevra tam anlamıyla bitiricidir. profesyonel bir teknik olması nedeniyle balistik yeleklere karşı da aşırı efektiftir. nano teknoloji kumaşlardan üretilmesi, plakalı olması, kafada kompzoit başlık olmasının falan bu tekniğe karşı neredeyse hiçbir önemi yok.

a-) standardında yakın mesafeden, hedefin göğsüne iki el atış * gerçekleştirilmesi ardından, bir tane de kafaya ateş edilmesi durumu. kusursuz mozambik'te, kafaya gerçekleştirilen atış göz ve çene arasına yapılmalıdır. çünkü bu bölge neredeyse hiçbir başlık tarafından korunmaz. eğer harika bir nişancıysanız burnun altı, üst dudağın üstü arasındaki yerde bulunan o nokta, bıyık ortasındaki boşluk bu atış için hedef olarak yaratılmış gibidir.

b-) evet gelelim bunun son zamanlarda moda haline. üçgen mozambik. standart mozambik drill isoscles duruşta daha başarılıyken, üçgen mozambik için weaver daha konforlu oluyor. burada üst gövdenin sağ ve soluna bir el atış gerçekleştirip, sonra kafayla bitiriyoruz. yani üçgen çizmiş oluyoruz. tabii faydalı mı? bence değil. çünkü mozambik'te esas amaç göğüs kafesinin ortasındaki boşluktan tam dikey hizada yukarıya, kafaya bir atış gerçekleştirmek. feci estetik ama. bunu da anlatmış olayım.

3-) el presidente drill

bunu jeff cooper isimli bir abd deniz piyadesi geliştiriyor. kendisi taktik atış ve özellikle tabanca gibi küçük silahlarda uzman bir şahsiyet. bir ara hakkında bir şeyler yazmak isterim. aşağıdaki görselde de kendisini görebilirsiniz. neyse gelelim "el presidente" kısmına.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


bu manevra, üç farklı hedefe uygulanan* bir karşı atak saldırısı diyebiliriz. sırtımız hedefe dönük, eğer bir esir alınma durumu varsa eller teslim olma pozisyonunda, yoksa silahımızı kavrayabileceğimiz en rahat pozisyonda duracak şekilde başlıyor. tabii silah çekeceğinizi arkanızdakilere belirtmemekte fayda var.

her neyse, tercihen hızlı olması amacıyla topuk üzerinden 180 derecelik bir dönüş gerçekleştiriyoruz. silahımızı dönerken ya da dönmeden değil, dönüş tamamlandıktan hemen sonra çekiyoruz ki herhangi bir denge kaybı yaşamayalım. her hedefin merkez noktasına iki el atış gerçekleştiriyoruz. * sonra şarjör değiştiriyor ve dönüşünde ikişer el daha atış gerçekleştiriyoruz.

burada görsel bırakmaktan ziyade küçük bir video koymak istiyorum. oldukça ağır ve anlaşılabilir şekilde gösterilmiş. yeterli pratikle sizin bile kendinize inanamayacağınız hızda gerçekleştirilebiliyor.


tamam bu kadar yeterli. biraz da isimsiz ekstralardan bahsedeyim.

a-) aranızda uzak mesafe olan çoklu hedef var diyelim. iki hedef olsun örneğin. göz kararı 30 metrelik bir mesafeden ikisine de birer el atış gerçekleştiriyorsunuz. ardından koşuyor ve atış yaptığınız mesafenin yarısına geldiğinizde durup birer el daha atış gerçekleştiriyorsunuz. sonra yine koşuyor ve yine aynısını yapıyorsunuz. hedeften iki kat hızlı koştuğunuzu varsayalım ki genel senaryo budur. çünkü işin içine psikolojik faktörler dahil olur ve duraksamalar yaşanır. her neyse, hesaplayalım.

a-) 30 metreden birer atış
b-) 15 metre koştunuz, hedef sizden metre uzaklaştı.
c-) 22.5 metreden birer atış.
d-) yaklaşık 11.25 metre koştunuz, bunu ayarlamak zor tabii. 10-12.5 arasını gittiniz diyelim. hedefler de 5 metre hareket etti bu sırada.
e-) 15 metreden birer atış.
f-) ses çok yaklaştı, kaçış fırsatı daha az. artık hedefle aranızda 10-15 metre mesafe var ve yalnızca altı cephane harcadınız. başarılar.

-----------

b-) iki siper arası değişim yapacağınız zaman, yan yan adımlar atarak siperle mesafenizi gözünüzde ölçüyorsunuz. bir sonraki siper 6 metre diyelim, dört atış gerçekleştireceksiniz. bu durumda her 1.5 metrede bir atış gerçekleştiriyorsunuz. senkronize atışlar sanki sonsuzmuş etkisi yaratır. adım atarken belinizle dönüyorsunuz ki hedeften şaşmayın.

sipere varacağınız zaman, beliniz dönebileceği maksimum düzeye yakın bir dönüş yaşar. tam bu noktada yapmanız gereken tek şey dönüş yaptığınız taraftaki omzunuzu sipere dayayıp ayaklarınızı biraz değiştirmek. tekrar siperdesiniz, güvendesiniz ve atışa hazırsınız. dört kurşun, gerekirse burada şarjör dolumu ya da değişimi gerçekleştirebilirsiniz.

c-) bildiğiniz bir arazide kendinizden uzak bir hedefin sıkışabileceği bir yer varsa, bilerek ıskalayın. ıska atışların gerçekleştiği yer, hedefin kaçabileceği boşluk olsun. bir tarafı kapalı bir tarafı açık yer varsa, açık yere yakın atışlar gerçekleştirin. içgüdüsel olarak diğer tarafa kaçacaktır. yeterli cephaneniz olduğundan emin değilseniz bu sonuncuyu gerçekleştirmeyin.

d-) yine çoklu saldırganlara karşıysanız ve siper alamayacak durumda kaldıysanız* saldırganların aynı hizada olmaması durumu söz konusu olduğunda bunu avantajınıza kullanın. vücut hizanızı öndeki saldırgana doğru aldığınızda, arkadakinin atışlarının büyük kısmı size gelmeyecektir. karşılıklı mücadelelerde siper alamıyorsanız olabildiğince daralın. çapraz duruşlardan faydalanabilirsiniz. weaver gibi.

-------------
silahınızı bilek hareketleriyle oynatmayın. ilk tanımda da denildiği gibi kolunuzun devamı gibi davranın, bilek bükmeler isabetsiz atışlara ve incinmelere yol açar. onun yerine kol ve bel hareketleriyle yönlendirmeyi tercih edin. şundan bahsediyorum. ortadaki gibi olacak;


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


evet şimdi de gelelim sık yapılan hatalara, kavrayışlara. alışılagelmiş bir durum söz konusu olduğundan profesyonellerde bile gözlemlenebilir hatalar mümkün. tabii her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır üzerinden, birkaç farklı "doğru" olarak kabul edilen kavrayış biçimi var. bu sorunlar genelde dominant elde değil, destekleyici elde yaşanıyor. gelelim.

öncelikle silahınızı sıkı kavramayın. evet, silahı sıkı tutmak gerekir. ama onu avcunuzda tutmanız gereken bir kuş gibi düşünün. fazla gevşek bırakırsanız kaçar, fazla sıkarsanız ölür. boşa enerji kaybetmeye gerek yok. sıkı kavrayış dediğimiz olay ezercesine ne kadar sıktığımız değil, ne kadar doğru bir pozisyonda tuttuğumuzdan gelir.

1-) thumbs forward / başparmaklar ileri dönük tutuş

dominant elinizle silahı kavradınız, her şey harika. diğer elinizin baş parmağı karşıyı gösterecek şekilde silahın diğer tarafından kavrıyorsunuz. baş parmak dışındaki dört parmağınız, tetik korkuluğunun altından dominant elin orta, yüzük ve serçe parmağının uçlarını kavrayacak.

dominant elinizin baş parmağını boğumundan bükerek, destek elin üzerine yerleştiriyorsunuz. tabancalar için en sağlam tutuştur. sıkı bir kavrayış sağlar. başarılar.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



2-) thumbs up / başparmaklar yukarı tutuş

silahınızı kavradınız. işaret parmağınız korkuluğun dış tarafında duruyor falan, bunları zaten biliyorsunuz. baş parmağınız kabzeye sarılmak yerine yukarıyı gösteriyor. destek eliniz de yine korkuluk altından diğer elin parmak uçlarını kavrıyor ve o elin baş parmağı da kabzaya yukarıyı gösterecek şekilde yerleştiriliyor. dominant elinizin baş parmağının iç tarafı, destek elin baş parmağının dış tarafına değiyor.

revolverda yapmayın. kimi yerlerde başarısız görüldüğü olur. bence temel sebebi altıpatlarlarda denenmesi. onun dışında bugüne kadar kimsede sorun çıkardığını görmedim. hatta tek el kullanımda baş parmakla ileri doğru baskı uygulanıp yine güzel ve isabetli atışlar sağlanabilir.


3-) knuckles over / başparmaklar katlı tutuş

üstte anlattıklarımdaki gibi lakin bu sefer başparmaklar kabzaya katlı şekilde tutuluyor. bu sefer destek el başparmağı, dominant el başparmağının üzerinde ve baskı uyguluyor. çok değil ama.

bu da oldukça sağlam bir tutuş. altıpatlarlar için standart olması gerektiğini düşünüyorum zira el yapısına en uygunu bu oluyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel


--------------------
şimdi de gelelim yapılmaması gerekenlere. en mantıksıza doğru gidelim.

1-) low grip / alçak tutuş

şimdi bunda çok da büyük bir sorun yok, düzeltilebilir. çoğunlukla amatörlerde görülür. standart başparmak ileri ya da başparmak yukarı tutuşunu düşünün, ama destek el korkuluğa dayanmamış da daha aşağıdan kavranmış şekilde. haliyle verdiği destek azalıyor. korkuluğun altından desteklediğinde aslında olan şey destek elin namluyu düz ve dik tutmak adına silahın yükünü sırtlanması durumu. haliyle verim düşüyor bu tutuşta.

2-) teacup / fincan tutuşu

bu hayatımda gördüğüm en aptalca tutuşlardan ama en aptalı değil. ona da geleceğiz. bu tutuşta dominant el yukarıda da anlattığım standartlarda silahı kavrıyor. destek el ise silahın altından, eğer tabancaysa şarjörü kavrayacak şekilde duruyor. kase ya da fincan tutar gibi. destek el parmak uçları, dominant elin dışını kavrıyor. destek el, desteklemekten tamamen uzaklaşıyor yani.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



3-) wrist grip(?) / bilek kavrayarak tutuş

bunun adını tam olarak bilemedim. özetle tek elle silah tutulurken, destek elin dominant el bileğini kavraması durumu. memleketimin polat alemdarları tarafından sağda solda sıklıkla sergilenen bu tutuşun hiçbir mantıklı açıklaması yok. o kadar saçma ki. hani el boşta kalsa ona da tamam, bir de bilek sıkı sıkı kavranarak kan akışına müdahale ediliyor.

hayır bu kimseyi wanted'taki eleman yapmıyor, aksine kan akışı azaldığı için güç de azalıyor. böyle silah tutulacağına önce nefes egzersizlerine çalışılmalı, atış sırasında doğru nefes alıp vermeli. olur mu? eğer buralarda bu tayfadan biri varsa diye söylüyorum... yapmayın bunu, çok gülüyoruz. karnımız ağrıyor. nişan alamıyoruz sonra.


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel



şimdilik bu kadarım sanırım. başka bir konuda görüşmek üzere. konuyla ilgili merakınız olursa yazmaktan çekinmeyin. bilgim ve dilim vardığınca yardımcı olmaya çalışırım.
devamını gör...

bazı insanlardır.

bazı insanların gözünün içine bakınca bu insan derin bir insan dersiniz hissettirir onu size konuşmasından gülüşünden yüzünden.

yaşamış tecrübe etmiş acı çekmiş öğrenmiş insan olmaktır. normal insanlardan ayrı bir mertebede durmaktır.
devamını gör...

başlığı açan yazar işe ejderha mızrağı serisi ile başlamış, bende başlangıç noktası olarak onu baz alıp, bir kaç şey yazayım.

netice olarak ejderha mızrağı serisi ana olay örgüsü dışında, fazlaca yan kitap ve yan yazar barındırıyor. margaret weis ve tracy hickman'ın başlattığı serüven bu yüzden pek çok okuyucu için bir yerden sonra karmaşıklaşıyor. bu sebeple de kronoloji ve okuma sırası burada önem arz ediyor.

yan kitapları bir kenara bırakırsak, işe her şeyin çıkış noktası olan, ''ejderha mızrağı destanı'' ile başlamak lazım. bu seri 3 kitaptan müteşekkil;

güz alacakaranlığın ejderhaları
kış gecesi ejderhaları
ilkbahar şafağı ejderhaları

sonrasında ''efsaneler üçlemesi''ne yönelmek mantıklı. ilk seriyi tamamlayıcı bir nitelik arz ediyor. raistlin majere ve caramon majere kardeşleri odak noktasına koysa da, diğer mızrak kahramanlarına ilişkin bilgileri ve tamamlayıcı olayları bu seride bulabiliyorsunuz. adı üzerinde bu seri de 3 kitaptan müteşekkil;

ikizlerin zamanı
ikizlerin savaşı
ikizlerin sınavı

bu serinin arkasından ben ''raistlin tarihçeleri''ni okumuştum. zira bana göre kurgunun ruhu olan bu özel karakter üzerine daha fazla bilgi edinmek elzem olmuştu. burada da karşımıza iki kitap çıkıyor;

ruhdöveni
silah kardeşliği

fakat ''raistlin tarihçeleri''ni atlayıp, ''ruhlar savaşı'' serisine de direkt geçebilirsiniz. bu seride 3 kitaptan müteşekkil;

batan güneşin ejderhaları
kayıp yıldızın ejderhaları
yitik ayın ejderhaları

ondan sonra ''yaz alevi ejderhaları'' ve ''ikinci nesil''i okumak suretiyle pek çok şeyi sonuca bağlıyorsunuz, biraz da hüzünleniyorsunuz. tasslehoff amca olmuş daha ne olsun.

takiben karşımıza karanlık havari serisi çıkıyor. bu seri bende diğer serilerin bıraktığı etkiyi bırakmadı. özellikle ''yaz alevi ejderhaları''dan sonra biraz usulen yazılmış gibi geldi. belki de ''yaz alevi ejderhaları'' işin pik noktası olduğu için de öyle hissetmiş olabilirim. yine de okunur mu ? elbette okunur. yine 3 kitaptan müteşekkil;

amber ve küller
amber ve demir
amber ve kan

bundan sonrasıysa size kalmış. burada bırakabilirsiniz. lakin bu zehir vücuda bir kere zerk edince, insan diğerlerini de merak etmiyor değil. yan kitapların bazısından bir hayli zevk aldım. bazılarını ise çok vasat buldum.

weis ve hickman ile işe başlamışken, başka kurgulara girmeden ''ölüm kapısı serisi''ne doğru yola çıkın derim. tek kelimeyle muhteşem. hatta benim gözümde bugüne kadar yazılmış en iyi fantastik kurgu eserlerden biridir. elbette ''yüzüklerin efendisi''nin fantastik kurgu edebiyata gönül verenler için yeri ayrıdır. onu çok fazla kıyasa tabi tutmayız.

birbirlerine bir o kadar yakın, aynı zamanda da düşman iki karakter olan haplo ve alfred'in ilişkilerinin işleniş biçimi çok çarpıcıdır.

bu seri 7 kitaptan müteşekkil;

ejder kanadı
elf yıldızı
ateş denizi
yılan büyücüsü
kaosun eli
labirentte
yedinci kapı

bu dönemeci de döndüğümüze göre, başka bir seriye meyledebiliriz. karşımızda ''unutulmuş diyarlar'' ve fantastik kurgu evreninin en büyük silahşörü drizzt do'urden... r.a salvatore tarafından yazılan ana hikayenin listesini de şöyle yapabiliriz.

kara elf üçlemesi

anayurt
sürgün
göç

buzyeli vadisi üçlemesi

kristal parçası
gümüş damarları
buçukluğun mücevheri

drizzt do’urden’in maceraları serisi

miras
yıldızsız gece
karanlığın kuşatması
şafağa geçit

bu 10 kitap sizi kesmez ise, unutulmuş diyarlarda kalmak isterseniz. tıpkı ''ejderha mızrağı'nda olduğu gibi yan kitaplara yönelebilir ya da salvatore'nin yazdığı ''ruhban'' serisine göz atabilirsiniz.

bu da bitti ne yapsak ? e tabi bir de ''david eddings'' e bakmak lazım. akıcı bir dili vardır. başlarsınız ve serilerin ne ara bittiğini bile anlamazsınız. tolkien'den esintiler bulmanızda cabası.

genel olarak çoğunluk ''belgariad serisi'' ve ''malloryon'' serisine ağırlık verse de bende elenium ve tamuli üçlemelerinin yeri ayrıdır. şövalye sparhawk'ın askerleyiz diye slogan attırabilecek bu seri, ursula k. l guin'e de gönderme yapması sebebiyle bende ayrı bir sempati uyandırır.

evet, biraz vites düşürelim kafa dağıtalım diyorsanız da, ''shannara efsanesi''ne göz gezdirebilirsiniz. fazla yorucu değildir. işin aslı biraz ''yüzüklerin efendisi''ni andırır. druid allanon tıpkı gandalf'ın baggins'lere sıkıntılı durumlarda uğraması gibi, ohmsford sülalesine uğramaktadır.. karabüyücü lord ise biraz sauron'u hatırlatır. yine de beklentiyi çok yüksek tutmaz iseniz keyifli zaman geçirebilirsiniz.

bu seride toplam 10 kitap ile karşılacaksınız. bunun sebebi shannra'nın kılıcı'nın 3 kitap olarak basılmasıdır. sonrasında durum değişti mi onu bilemiyorum.

neyse nefeslendik, yorucu olmayan bir seri okuduk. hala fantastik kurgu kitap okuma isteğiniz varsa bir ''fantastik kurgu'' efsanesi olan melnibonelu elric ve kılıcı ''fırtına yaratan'' ile tanışma vaktiniz geldi demektir. micheal moorcok'un bu karakteri yaratmış olması dahi ''fantastik kurgu edebiyat'' için önemli bir mihenk taşıdır. farklı bir yol farklı bir karakter... işin büyüsünü kaçırmamak için çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. okuyun ve görün denilesi bir eserdir. yalnız seriyi önerdiğim bazı arkadaşlarım türkçe basımlarını bulamadılar. o sorun halen devam ediyor mu bilemiyorum. tek bildiğim ne yapıp edip, bulup okumanız gerekliliğidir.

baktık kaptırdık gidiyoruz. zebellah gibi bir seriyi okuyacak gücümüz ve inancımız var demektir. robert jordan imzalı ''zaman çarkı'' bunun için biçilmiş kaftan... 14 kitaplık dev bir seri...

ursula k. l guin ve tolkien'den bahsetmeye gerek bile yok. zaten okudunuz ya da okuyacaksınız.

benden bu kadar. keyifli okumalar.
devamını gör...

bir subjeye karşı zıt duygular besleme durumudur. kişi, karşısında konuştuğu kişiye değer verirken bir yandan da ona yumruk atmayı düşünüp aklına gelen bu düşünceden dolayı kendinden utanabilir. bu anlık zıt düşünceler herkesin başına gelebileceği gibi bunların eyleme dökülmesi bir hastalık belirtisidir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
tōkaidō'nin elli üç istasyonu, utagawa hiroshige tarafından oluşturulan bir dizi ahşap baskıdır. tōkaidō yolu ise eski japonya'nın ana seyahat ve ulaşım arteriymiş ve hiroshige bu yol üzerinde 53 farklı durak belirleyerek onları ahşap baskı tekniğiyle ölümsüzleştirmiş. bu gördüğünüz ise 15. durak. ismi kanbara: karda bir köy. serime bu çizimden başlamak istedim çünkü içlerinden en farklısı ve çekicisi buydu. ilerleyen günlerde diğer durakları da çizmeye başlayacağım sanırım. güzel bir seri olur sanki.
devamını gör...

yüz yüze iletişimde başarısız olanların isteklerini telefon aracılığıyla daha kolay dile getireceğini düşünmesinin sonucu.

bağırarak işlemlerini daha kolay yaptıracaklarını sanmaktalar.
nedense çağrı merkezinde çalışanların eğitimsiz ya da vasıfsız olduğu düşünüldüğü için bir ego tatmin etme çabası da var.
oysa çağrı merkezinde çalışan pek çok kişi çok çok vasıflı.
devamını gör...

gelmiş geçmiş en iyi albüm ünvanını zorlar alır. çok severiz.
devamını gör...

kendisi idamına sayılı saatler kala affedilmiş birisi. o bekleyiş içerisinde zamanın nasıl genişlediğini ve her dakikanın ayrı bir değer kazandığını bizzat tecrübe etmiştir.
devamını gör...

şükür ki canlı dinleme fırsatım oldu. başka türlü bir şey, sezenler olmuş ve diğerleri, hepsini severim de en sevdiğim şarkıları destina'dır.

sevgili derya köroğlu der ki;

dün gece sen uyurken
yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
işte bu yüzden sırf bu yüzden
yeni bir isim verdim sana destina
*

sonrasında sahneye hüzünlü bir ud çıkar ve ardından ona eşlik eden diğer enstrümanlar.
tek tek kalbinize dokunur, zaman zaman ağlatır...*

devamını gör...

ben hala müsilaj vergisinin gelmemiş olmasının derin şaşkınlığı içindeyim.
devamını gör...

masum masum bana mesaj atmıştı. hep bizimle kal hep yaz kalemine sağlık gibi gibi bir mesajla gülümsemişti.

pişman mıdır acaba? kesin öyledir.

canım benim ne sevimliydin sen.. şeytanla masaya oturmuş haberi yoktu. sısısıs
devamını gör...

ümit besen çalınca dayanamaz, değiştirin ulan şu kasedi diye bağırır.

başına gelen bütün işleri tayfun açmıştır, oysa o ne güzel umreye gidecektir.
devamını gör...

35 yaş üstü anne adaylarından,
erken menopoza girenlerden,
yumurtalık rezervi ve kalitesinde problem olan genç anne adaylarından,
tekrarlayan gebelik kaybı yaşayanlardan
“çifte uyarım yöntemi” ile elde edilen, genetik olarak da test edilmiş en sağlıklı ve kaliteli yumurtaya altın yumurta denir.
her kadın doğduğunda yaklaşık 2.000.000 yumurtaya sahiptir. ergenlik döneminde bu yumurta sayısı 400 bine iner. 40’lı yaşlarda yaklaşık 25 bine düşer.
her ay yaklaşık 1.000 civarında yumurta döllenmek için ayaklanır ama genellikle 1 veya 2 yumurta gelişip prenses olarak öne geçer.
kadın hastalıkları ve tüp bebek uzmanı mehmet reşit asoğlu “erken yaşlarda yumurta rezervi azalabilir. sigara içmenin yumurta rezervine ve kalitesine ciddi ölçüde zarar verdiği net olarak biliniyor.
yine aşırı alkol tüketimi ve çevresel toksinlere maruziyet olumsuz faktörler arasında sayılabilir. pozitif faktörler olarak düzenli beslenme, egzersiz yapmak, düzenli uyumak ve stresten uzak durmak gelmektedir.
akdeniz tipi beslenme yani sebze, meyve ve beyaz et ağırlıklı bir beslenme şeklinin yumurta sağlığı üzerine olumlu etkileri vardır. buna ek olarak haftada 3-4 gün her defasında 30-60 dakika olacak şekilde egzersiz yapmak, uyku düzeni ve hijyenine dikkat etmek, sessiz ve hafif serin bir odada uyumak sayılabilir. “
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim