papağan - avukat,
karınca - akademisyen,
fil - yönetici,
at - joker,
sürüngen hayvanlar - müteahhitçi.
t: hayvanların mesleği olsaydı kim ne olurdu sorusuna cevap verilen başlık.
devamını gör...

bir twitter mizahıdır. devamı da şöyle; sen bir de receb'i tersten oku da gör hakikati.
devamını gör...

sevdiği vardır,hastadır,keyfi yoktur,çakı atmıştır vs...
devamını gör...

kardeşlerim gü?
kardeşlerim nay?
kardeşlerim dın?
gü nay dın. lilililililililiilili. şubat'ı bile bitiriyoruz. kessinlikle yaz geliyor. bakın bu bi kehanet değil. üfürmüyorum. bu bir döngü. yaz geliyor. şortlar hazır mı? parmak arası terlikler? yepis ama yepisyeni tişörtler? cayır cayır yanacak mıyız? bronzlaşacak mıyız? yüzcek miyiz?

şubatın bitişini, yazın kısmen gelişini, yeni aşkları, yeni; "uyudun mu?" mesajlarını, yeni yaz aşklarını kucaklıyor muyuz? hazır mıyız bitanelerim? geliyor gelmekte olan.

kzlr, öğ, gnydn sze de. üf.
devamını gör...

buna sitem eden kişi aynı cümle ile karşılaşınca olduğu yerde kalıyor olsa gerek. belki kendisine dokunan bir fikir, kitap yada şiir olmadığındandır.
devamını gör...

kimisi rütbe olabilir sanki.guzel isimler varmış.
devamını gör...

bir dönem milletvekilliği de yapmış olan beş hececi şair.

benim kafamda her zaman bir ortaokul anımla birlikte yer etmiştir. türkçe hocamız, nedendir bilinmez, çamlıbel'in han duvarları isimli şiirini "bakalım ezberleyip güzel okuyabilen olacak mı?" gazıyla bazılarımızın ezberlemesine neden olmuştu. o zamanlar benim hafıza zehir tabi... birkaç gün içinde ezberledim ve ilginçtir ki hâlâ aklımdadır şiirin tamamı.

öyle "şiir ezberlemekte ne var ki?" demeyin. şiirin uzunluğu işte bu kadar:

--- alıntı ---

yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
bir dakika araba yerinde durakladı.
neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...

gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
ulukışla yolundan orta anadolu'ya.
ilk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
arkada zincirlenen yüksek toros dağları,
önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
ellerim takılırken rüzgârların saçına
asıldı arabamız bir dağın yamacına.

her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.

ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
sonun ademdir diyor insana yolun hali,
ara sıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
bozuk düzen taşların üstünde tıkırdayan
tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
uzanmışım kalmışım yaylının şiltesine.

bir sarsıntı... uyandım uzun süren uykudan;
geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
karşıda hisar gibi niğde yükseliyordu,
sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.

bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
bir parıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
her yüze çiziyordu bir hüzün kırışığı.
gitgide birer ayet gibi derinleştiler
yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...

yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
ben garip çizgilere uğraşırken baş başa
rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

"on yıl var ayrıyım kınadağı'ndan
baba ocağından yar kucağından
bir çiçek dermeden sevgi bağından
huduttan hududa atılmışım ben"


altında da bir tarih: sekiz mart otuz yedi...
gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
araya gitti diye içlenme baharına,
huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
soğuk bir mart sabahı... buz tutuyor her soluk.
ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
iki dağ ortasında boğulan bir geçide.
sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
önümdeki arazi örtülü şimdi karla.

bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
burada son fırtına son dalı kırıyordu...
yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
gönlümde can verirken köye varmak emeli
arabacı haykırdı "işte araplı beli!"
tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
biz menzile vararak atları çektik hana.

bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

"gönlümü çekse de yârin hayali
aşmaya kudretim yetmez cibali
yolcuyum bir kuru yaprak misali
rüzgârın önüne katılmışım ben"


sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
uzun bir yolculuktan sonra incesu'daydık,
bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

"garibim namıma kerem diyorlar
aslı'mı el almış haram diyorlar
hastayım derdime verem diyorlar
maraşlı şeyhoğlu satılmış'ım ben"


bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
ey maraşlı şeyhoğlu, evliyalar adağı!
bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
post verenler yabanın hayduduna kurduna!..

arabamız tutarken erciyes'in yolunu:
"hancı dedim, bildin mi maraşlı şeyhoğlu'nu?"
gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
dedi:
"hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
bizim garip şeyhoğlu buradan geçmemişti...

gönlümü maraşlı'nın yaktı kara haberi.
aradan yıllar geçti işte o günden beri
ne zaman yolda bir hana rastlasam irkilirim,
çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.

ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

--- alıntı ---
devamını gör...

gereksiz bir gün. güneş bugün de aynı yerden doğdu, aynı yerden batacak. çalışan varsa bugün de çalışıyor, okuyan varsa bugün de okuyor. bugün de insanın yemek, tuvalet, temizlik ihtiyacında bir değişiklik yok. bugün de telefon görüşmesi yapacak, whatsapp'ta bir arkadaş ya da akrabalarınızla yazışacak, bugün de hava soğuksa üşüyeceksiniz.

hayatınızda en ufak bir değişiklik yapmayan gün sıradandır.
devamını gör...

üzüntü ve mutluluk. cidden aşırı ruhsuzum, dakikalarca boş duvara bakarken buluyorum kendimi bazen.
devamını gör...

delinmez ki ferhat da delmemiş. amasya'ya yolu düşenler bir baksın, adam bildiğin yarım metre oyuk açmış. lan orayı delsen ne delmesen ne?

ferhat boş yapmışsın birader.
devamını gör...

"benim yalnızlığım insanlarla dolu."

franz kafka fısıldamıştı bana, aforizmalar kitabını okurken.
devamını gör...

tatlı mı tatlı bir mod. al sanaaağğ.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

önümdeki ve arkadamdaki yazarla aramda 3 bin küsür puan olan, ilk 2 yazarın artık yazmadığı, kolayına kimsenin yerinin salınmayacağı, sözlüğün kendini rölantiye aldığı listedir.
sözlük artıkın sonuç değil süreç odaklı olmuştur, tıpkı son zamanlardaki türk eğitim sistemi gibi.
devamını gör...

iki kişi arasındaki ilişkiye burnunuzu sokabilme yetkisini kimden alıyorsunuz?
devamını gör...

her yıl bir milyondan fazla insanın* nüfusa katıldığı türkiye'yi düşündüğümüzde çok da endişe verici gibi durmayan olaydır. insanlar nelerle dertleniyor yahu.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ufak bir gülümseme bir buruk kalp ve buğulu gözler. bunları gördüğüm insanın bilirim ki yükü ağır, yorgunluğu hat safhada.. kıyamam yelkenleri düşürüveririm hemen.
devamını gör...

insanların umudunuzu kırması yüzünden başa gelen durumdur.

bunlardan bir b*k olmaz dersiniz artık. güvenmek uğraşmak muhatap olmak istemezsiniz.
hemen hemen her insan hayatının bir noktasında bu duyguyu yaşar ve insanlardan umudu keser.
kendini dağa taşa verir alkole verir kedi besler köpek besler insanlardan kaçmaya çalışır.
devamını gör...

cemal
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim