çavdar tarlasında çocuklar
jerome david salinger'dan okuduğum ilk kitaptı. oldukça akıcı, kolayca okunacak türden. sanki amerikan filmini kitaba yansıtmışlar gibi hissettirdi bana. kitapta sık sık argo sözcüklere yer verilmiş ama benim için rahatsız edici değildi. genel olarak olay örgüsü tek bir karakter üzerinde olsa da çeşitli yan karakterler sayesinde sıkmadan okunuyor.
kitabın baş karakteri olan holden caulfield'ın okuldan atılması ve başına gelen türlü maceraları anlatıyor.
16 yaşındaki holden hayatın bazı gerçeklerini görmüş ve bunları sindirmeye çalışan bir karakter. o yaştaki herkes gibi kafası sorularla dolu. holden'ın içsel sorgulamalarını okuyorsunuz. hayatı anlamlandırmaya çalışan ve gerçek bir şeyler arayan birinin iç sesiyle konuşmasını okur gibi hissettiriyor.
okuyan birçok kişiye göre holden agresif, hiçbir şeyi beğenmeyen, zengin bir ailenin şımarık çocuğu gibi görülebilir.
bence holden; insanları çok iyi bir şekilde gözlemleyen ve bu sayede insanların sahtekârlığını da kolayca anlayabilen biri.
mesela insanların arabaları taparcasına sevmesine, güzel mesleği olan birini görünce övmelerine, sigara içerek havalı gözükmeye çalışanlara karşı çok sinirli bir karakter. diğer yandan, çocuklara ve kardeşine karşı çok kibar düşünceli. kardeşine plak alıp mutlu olması ancak daha sonra kırılınca üzülmesi, karşılaştığı rahibelere yardım için para vermek için ısrar etmesi holden'ın ne kadar duygusal bir karakter olduğunu gösteriyor. holden, bana biraz şeker portakalı, biraz küçük prens'i anımsattı.
kitabın daha farklı bir sonla biteceğini düşünmüştüm. sonunda holden'a neler oldu bilmiyorsunuz. sonunu çok beğenmesem de severek okuduğum bir kitap oldu.
kitabın baş karakteri olan holden caulfield'ın okuldan atılması ve başına gelen türlü maceraları anlatıyor.
16 yaşındaki holden hayatın bazı gerçeklerini görmüş ve bunları sindirmeye çalışan bir karakter. o yaştaki herkes gibi kafası sorularla dolu. holden'ın içsel sorgulamalarını okuyorsunuz. hayatı anlamlandırmaya çalışan ve gerçek bir şeyler arayan birinin iç sesiyle konuşmasını okur gibi hissettiriyor.
okuyan birçok kişiye göre holden agresif, hiçbir şeyi beğenmeyen, zengin bir ailenin şımarık çocuğu gibi görülebilir.
bence holden; insanları çok iyi bir şekilde gözlemleyen ve bu sayede insanların sahtekârlığını da kolayca anlayabilen biri.
mesela insanların arabaları taparcasına sevmesine, güzel mesleği olan birini görünce övmelerine, sigara içerek havalı gözükmeye çalışanlara karşı çok sinirli bir karakter. diğer yandan, çocuklara ve kardeşine karşı çok kibar düşünceli. kardeşine plak alıp mutlu olması ancak daha sonra kırılınca üzülmesi, karşılaştığı rahibelere yardım için para vermek için ısrar etmesi holden'ın ne kadar duygusal bir karakter olduğunu gösteriyor. holden, bana biraz şeker portakalı, biraz küçük prens'i anımsattı.
kitabın daha farklı bir sonla biteceğini düşünmüştüm. sonunda holden'a neler oldu bilmiyorsunuz. sonunu çok beğenmesem de severek okuduğum bir kitap oldu.
devamını gör...
susmanın asaleti
toplumun neredeyse %80'nin anlamadığı asalettir. o suskunluğu eziklik sanırlar, daha da üstüne giderler. hadsizliğine kaldığı yerden devam etme gücünü kendinde bulurlar.
devamını gör...
normal sözlük'teki en havalı nick
kimdir necidir ne yazar pek bilmiyorum ancak en beğendiğim nick hayata katlanamayan portatif masa
devamını gör...
burçlara inanan insanın zeka seviyesi
bir maymunla eşdeğerdedir.
devamını gör...
ağzının ortasına kürekle vurulası insan
her soruyu herkese sorma hakkını kendinde bulan insandır?
-ne zaman evleneceksin?
-okul bitti mi?
-çalışıyor musun?
-çocuğun olmuyor mu?
-ne kadar maaş alıyorsun?
-hastalığın ne ?
-ne zaman evleneceksin?
-okul bitti mi?
-çalışıyor musun?
-çocuğun olmuyor mu?
-ne kadar maaş alıyorsun?
-hastalığın ne ?
devamını gör...
kanka sende para var mı sorusu
kime sorulduğuna bağlı. sorduğunuz kişinin parası olup olmaması da önemli olmayabiliyor bazen. şöyle bir mahalle abisi bulursanız faydası olur diye düşünüyorum:
-yok be oğlum bizde para ne gezer..
ne kadar lazım sana?
+200 tl.
-ne yapacaksın?
+bla bla için lazım.
-dur bakayım sen, ben şimdi hallediyorum senin işini. (telefon görüşmeleri yapar)
şimdi x'e gidiyorsun, selamımı söylüyorsun, başka da bir şey söylemiyorsun tamam mı koçum?
+abi para?
-şşş sen karışmıyorsun o işe..
-yok be oğlum bizde para ne gezer..
ne kadar lazım sana?
+200 tl.
-ne yapacaksın?
+bla bla için lazım.
-dur bakayım sen, ben şimdi hallediyorum senin işini. (telefon görüşmeleri yapar)
şimdi x'e gidiyorsun, selamımı söylüyorsun, başka da bir şey söylemiyorsun tamam mı koçum?
+abi para?
-şşş sen karışmıyorsun o işe..
devamını gör...
sanatın burjuva için olması

16-18. yüzyıl arasındaki turquerie oryantal modası.
doğrudur. cehalet burjuvanın anlamını bilmemekten kaynaklanıyor. üzgünüm ama bunu da akp getirdi. burjuvayı aristokratla karıştırıyorlar. bi ara monşer kullanımı vardı aydın doğan gibi adamlara monşer dediler. dilde yozlaşmalar olabilir ama bu kadar da olmaz yani, burjuvanın fransa'da devrime ön ayak olan ve o dönemki ekonomik krizden en çok etkilenen toplumsal sınıf olduğunu dejenere etmek çok anadolu kafası işi. tdk yine usturuplu davranmış, kentsoylu olarak çevirmiş. yani burjuva demek gökdelen gören köylü demek. paranız olması şart değil, krizde boğuluyor olmanız da şart değil. orta direk...
jön türkler var bir de. yüz yıllık yanlış anlaşılma. bi diğer örneği için; (bkz: sans numero/@et voila)
bu arada bu tarz dil yozlaşmaları avrupada yok değil. binbir gece masalları, fransaya ortaçağ dolaylarında osmanlı kaynaklarından geçmiştir. fransız seyyahlar da bakıyo ki osmanlı'da saray var harem var kostümler benzer isimler aynı, dolayısıyla binbir gece masallarını türk hikayesi zannediyor. 19. yüzyıla kadar birçok sanatsal eserlerde bu masalın anlatımı osmanlı hanedanlığı üzerinden oluyor ve avrupada bir turquerie akımı başlıyor. neyse. velhasıl burjuva sensin, benim. sanat da hepimiz için. voilà!
devamını gör...
türk insanının ya çok şişman ya da çok zayıf olması
şişman olanlarda durum şöyledir: evli çiftlerde ‘alan almış, satan satmış’ ya da ‘biz unumuzu eleyip, eleği asmışız’ yaklaşımı mevcut olduğundan kadınlarımız basen göbek eğiliminde olurlar şişerler, erkekler de genel itibariyle türk kası adı altında göbek yaparlar. çözüm: günlük 20 dk spor bile bu tür kronik sorunları def eder.
devamını gör...
kadınların zeki erkek sevmesi
çok sıkıntılı ya sapyoseksüelliğin doğasında bir mantık hatası var. çözmemiz lazım.
zeki erkeği buldun, ya da zeki erkek zeki kadını buldu, sevdi, sevişti, ilişki devam ediyor diyelim. her şey çok süper, bir sıkıntı yok. ama üremiyorlar kardeşim. ekseriyetle böyle bu. mutlu mesut yaşıyorlar ve üremiyorlar. ya da en az 3 çocuk yapmıyorlar yani. doğal olarak. sıkıntı.
neslimiz tükenecek neslimiz. sapyoseksüellik yasaklansın. seviyenin bugünkünün üzerine çıkması için şart bu. toplumsal faydayı gözetiyorum valla billa. bir çözüm bulmamız şart.
zeki erkeği buldun, ya da zeki erkek zeki kadını buldu, sevdi, sevişti, ilişki devam ediyor diyelim. her şey çok süper, bir sıkıntı yok. ama üremiyorlar kardeşim. ekseriyetle böyle bu. mutlu mesut yaşıyorlar ve üremiyorlar. ya da en az 3 çocuk yapmıyorlar yani. doğal olarak. sıkıntı.
neslimiz tükenecek neslimiz. sapyoseksüellik yasaklansın. seviyenin bugünkünün üzerine çıkması için şart bu. toplumsal faydayı gözetiyorum valla billa. bir çözüm bulmamız şart.
devamını gör...
viski ve kahvenin yanında bir şey yenmez gerçeği
amaç kahve ya da viskinin tadını doya doya almak ise doğru gerçek. fakar amaç genel olarak güzel birşeyler yiyip zevk almak ise kahvenin yanına her türlü tatlıyı yakıştırmak mümkün. viski ise ap ayrı bir dünya. çikolata yenecekse önce viskiden bir yudum alıp şöyle boğaz iyice bir yandıktan sonra ağızda sadece acısı kalınca üstüne bir parça bitter iyi gider.
devamını gör...
yaşar kemal
bir çok eserini okuduğum, anadoluyu dolaşıp tespitler yapan, konuşulagelen destanları kitaplaștıran, siyasetten çok çeken büyük yazar.
devamını gör...
geceye acı ama gerçek bir cümle bırak
et tırnaktan ayrılır.
devamını gör...
kordiseps
yağmur ormanlarında yaşayan eklembacaklıların korkulu rüyası psikopat, ölümcül bir mantar türü.
kordiseps havada sporlarla asılı duran, karınca, örümcek ve bunun yanında birçok böcek türünün de korkulu rüyası, aynı zamanda mahlasımın da ilham kaynağı olan doğanın eşsiz bir güzelliğidir.
kordiseps bir konağın üzerine yapıştığı zaman onun bütün fiziksel ve zihinsel işlevini kapatarak vücudun kontrolünü kendi ele geçirir. yapıştığı konak hayvanı vücudunda şiddetli, ateşli bir ağrı ve çeşitli kasılmalar yaşayarak acı içinde kıvranmaya ve kontrolünü kaybetmeye başlar. konak, motor ve beyin fonksiyonlarını tamamen kaybettiğinde de adeta bir zombiye dönüşür ve bedeninin kordisepse teslim olmasına sebebiyet verir. kordiseps yapıştığı konağın içgüdülerini ele geçirerek konağın ait olduğu sürüsünden kendini uzaklaştırıp yalnızlaştırmasına ve konağın içinde karşı konulamaz yüksek bir yere çıkma dürtüsünü besler. acıdan kontrolünü kaybetmiş konak direnemeyip kordiseps mantarının emirlerini yerine getirmeye başlar. konak yüksek bir yere çıktığında kordiseps, konağı tamamen öldürür ve ölü konağın üzerinde büyüyüp, yaşamaya devam eder. yaşadığı müddet boyunca çevresine kendi sporlarını yayar ve bu sporlar da başka konaklara bulaşıp kordisepsin üreme döngüsünü böylece devam ettirirler.
her ne kadar ürkütücü bir hikayesi olsa da merak etmeyin kordiseps, insanlara karşı zararsız aksine oldukça faydalı bir mantardır. böcekleri öldürüp doğadaki zararlı böcek popülasyonunu dengelemesi bir yana uzakdoğu ülkelerinde çeşitli tıp, mutfak (yemek), ilaç alanlarında da kullanılmaktadır. kordiseps mantarı özellikle şu açılardan insan sağlığına çok faydalıdır:
-solunum rahatsızlıklarına iyi gelir.
-böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir.
-idrar ve üreme rahatsızlıklarına iyi gelir.
-bağışıklık sistemini güçlendirir.
-diyabete iyi gelir.
-vücuttaki kanın daha düzgün dolaşmasını sağlar.
-astıma iyi gelir.
tıp alanının dışında birkaç uzakdoğu mutfağında yemek için de kullanılır. kordiseps doğada nadir bulunan ve yetiştirilmesi çok zahmet isteyen bir mantar olduğundan bu mantarın üretimi belli şekillerde belli korumalarla gerçekleşmektedir.
kordiseps havada sporlarla asılı duran, karınca, örümcek ve bunun yanında birçok böcek türünün de korkulu rüyası, aynı zamanda mahlasımın da ilham kaynağı olan doğanın eşsiz bir güzelliğidir.
kordiseps bir konağın üzerine yapıştığı zaman onun bütün fiziksel ve zihinsel işlevini kapatarak vücudun kontrolünü kendi ele geçirir. yapıştığı konak hayvanı vücudunda şiddetli, ateşli bir ağrı ve çeşitli kasılmalar yaşayarak acı içinde kıvranmaya ve kontrolünü kaybetmeye başlar. konak, motor ve beyin fonksiyonlarını tamamen kaybettiğinde de adeta bir zombiye dönüşür ve bedeninin kordisepse teslim olmasına sebebiyet verir. kordiseps yapıştığı konağın içgüdülerini ele geçirerek konağın ait olduğu sürüsünden kendini uzaklaştırıp yalnızlaştırmasına ve konağın içinde karşı konulamaz yüksek bir yere çıkma dürtüsünü besler. acıdan kontrolünü kaybetmiş konak direnemeyip kordiseps mantarının emirlerini yerine getirmeye başlar. konak yüksek bir yere çıktığında kordiseps, konağı tamamen öldürür ve ölü konağın üzerinde büyüyüp, yaşamaya devam eder. yaşadığı müddet boyunca çevresine kendi sporlarını yayar ve bu sporlar da başka konaklara bulaşıp kordisepsin üreme döngüsünü böylece devam ettirirler.
her ne kadar ürkütücü bir hikayesi olsa da merak etmeyin kordiseps, insanlara karşı zararsız aksine oldukça faydalı bir mantardır. böcekleri öldürüp doğadaki zararlı böcek popülasyonunu dengelemesi bir yana uzakdoğu ülkelerinde çeşitli tıp, mutfak (yemek), ilaç alanlarında da kullanılmaktadır. kordiseps mantarı özellikle şu açılardan insan sağlığına çok faydalıdır:
-solunum rahatsızlıklarına iyi gelir.
-böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir.
-idrar ve üreme rahatsızlıklarına iyi gelir.
-bağışıklık sistemini güçlendirir.
-diyabete iyi gelir.
-vücuttaki kanın daha düzgün dolaşmasını sağlar.
-astıma iyi gelir.
tıp alanının dışında birkaç uzakdoğu mutfağında yemek için de kullanılır. kordiseps doğada nadir bulunan ve yetiştirilmesi çok zahmet isteyen bir mantar olduğundan bu mantarın üretimi belli şekillerde belli korumalarla gerçekleşmektedir.
devamını gör...
düşün ki kedin bunu okuyor
üzülme; şişman değilsin sen, kemiklerin iri.
devamını gör...
antidepresan etkisi gösteren yazılar
'hayat ve zaman senin üstüne doğru kararıp köpürerek akar, seni taş bir duvara sıkıştırır.
biz gençken, bir sorun karşısında yeterli direnci gösteremediğimizde, mücadele edemediğimizde, kırılganlaştığımızda babam öfkeyle sedeflenmiş bir enerjiyle "boğayı" derdi, "boynuzlarından tutup devireceksin."
"boğa" hayattı.
seni bir hücreye kapattıklarında o daracık odanın içinde o geniş omuzlu, iri kaslı "boğanın" da karşısında durduğunu, keskin ve sivri boynuzlarını karnına dayadığını hissedersin.
hareket edecek, kımıldayacak bir yer yoktur.
boğayı nasıl boynuzlarından tutup devireceksin?
yenilecek misin?
tam da seni oraya kapatanların istediği gibi boğanın seni paramparça etmesine izin mi vereceksin?
bu sorular karşına çıktığında bir gerçeği keşfedersin:
hareket etmen gerekir.
ama nasıl?
insanların güçsüz, çaresiz, yetenekleri sınırlı, açgözlü ve arsız bir bedeni vardır.
o bedeni alıp bir hücreye kapattıklarında karşısındaki engelleri aşamaz, kilitli kapıları açamaz, parmaklıkların arasından geçemez, duvarların üstünden uçamaz.
benim zamanımı "nerede" geçireceğime karar verecek birileri hep vardır, peki benim zamanımı "nasıl" geçireceğime karar verebilecek herhangi bir insan, bir irade, bir güç var mıdır?
bunun cevabı beni hapishanede bile gülümsetir.
öyle bir güç yoktur.
"gerçeklik" sadece bedenimizle ilgili olsaydı bir roman okurken, bir film seyrederken hiçbir duygu hissetmememiz gerekirdi.
ama hissediyoruz.
hayalgücümüz başka bir hayalin içine sızıyor, o hayalin parçası haline geliyor, üstelik sadece hayalgücümüz hayalin parçası olmuyor, bedenini de peşinden sürüklüyor. beden kendisiyle hiç ilgisi olmayan bir olaya "gerçek" tepkiler veriyor.
ben iki yıldır, bir hücrede sivri ve keskin boynuzları olan, gözleri kanlı iri bir boğayla yaşıyorum.
iki yıldır her gün o boğayı boynuzlarından tutup devirmek zorundayım.
bunun için size o boğadan daha hızlı hareket edebilen bir şey lazım: tek bir an içinde bütün dünyayı gezebilen bir hayalgücü.
hayalgücü her kapıdan geçer.
her yere gider.
ve, zamanınızı "nasıl" geçireceğinizi belirleyecek yeryüzünde hiçbir gücün olmadığını, dokunulmaz bir iktidara sahip olduğunuzu bilmenin muazzam hazzını tadarsınız.
hapishane, bedeninizi köleleştirirken zihninizi tanrısal bir güce ulaştırır.
ahmet altan
devamını gör...
68 65 78 61 64 65 63 69 6d 61 6c
noluyor burda alüminyum? dağıtırım lan burayı!
devamını gör...
kadınların evlenince iki soyad kullanması
ileride bir kızım olursa ozellikle isim seçiminde dikkat etmeme neden olacak husus. uzun bir isim koyarsam hem kendi soyadını hem eşininkini kullanmakta zorlanir ama kısa bir isim koyarsam ikisinide kullanabilir.gonul isterdiki erkegin soyadini almasin ...
devamını gör...
kadınların beğenilme arzusu
beğenilmek her insanın kendini iyi hissetmesini sağlar. bu işin kadını erkeği yoktur. 40 kere anlatıcam, 40 kere anlamayacaksınız ve 41. kez anlatıcam...
devamını gör...
utancımı anlatıyorum
hüzünlü bir rıfat ılgaz şiiridir.
ölüm hiç özenilecek şey değil
sevgilim ölümün güzeli yok
bir çirkin oluyor insan görme
sevmeyi düşünmeyi unutuyor
ölecek misin ya bir meydanda öl
ya da dağ başında kavgan için
böyle yatakta miskince ölme
önce ellerden başlıyor ölmek
hiç yarım kalmış bardak gördün mü
kurulmuş kol saati komodinin üstünde
kitap gördün mü az önce okunmuş
görmedin değil mi ben çok gördüm
bu yüzden ölemiyorum kolay kolay
hem ölmek de nerden aklıma geliyor
insanlar uzayda dolaşırken
bütün ilaçları içiyorum yarım kalmasın diye
bütün kitapları okuyup bitiriyorum
boyuna kuruyorum saatimi
getirdiğin portakalları yiyorum
sana beğendirmek zorundayım kendimi
bilmiyorsun direnmek zorundayım
utanırım karşında ölmekten
yaşıyorum böyle daha iyi
devamını gör...
