böyle haberleri görünce insanın yaşama sevinci kayboluyor. ne istediniz 13 yaşındaki bir kızdan ya, ne istediniz ne?
devamını gör...

atatürk bugün yaşasaydı, 85 milyon kişinin tek tek yüzüne tükürürdü.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hangi ortamlarda?

ortam yapıp beni çağırmıyor musunuz?
aşk olsun.
(tek ortamı burası olan yazar sitemisi benimki)
devamını gör...

nazan öncel'in en çok beğenilen parçalardır.

bir makinist olarak en sevdiğim, uzun yolculuklarda ardı ardına dinlediğim, gidelim buralardan isimli şarkısıdır.

devamını gör...

tanrı sessiz değil sen sağır olabilirsin yahut kulaklarını kapattın.
etrafındaki insanların sesi, rüzgarla hareket eden ağacın hışırtısı, sokaktaki kedinin miyavlaması, cırcır böceğinin bazen çıldırtan sesi, kuşların cıvıltısı... bunların hepsi esasında tanrı'nın sesidir. senin bunlardan neyi, ne kadar duyduğuna, anladığına bağlıdır tanrı ile iletişimin.
tanrı her yerde. yaptığın iyilikte de yanında kötülükte de. tanrı hepimizin içinde.
bendenizin fikirleri bu yönde.
devamını gör...

(bkz: çavdar tarlasında çocuklar)

salinger'in yazdığı bu eser, bizim de günlük hayatımız içinde karşılaştığımız ve yüksek sesle dile getiremediğimiz, insanların birbirlerine olan sahtekar, yapmacık, iki yüzlü davranışlarına, hiçbir nedeni olmayan şişkin egolarını sürekli tatmin etme uğraşlarına, saçma sapan üstünlük çabalarına, aslında çok belli olan ama fark ettirmeden birilerini kullanmaya çalışmalarına ve küçük çıkarlar peşinde koşan tutumlarına bir isyan niteliği taşır.
devamını gör...

yine artmış 750 ile başladım 1500 oldu şimdi 2000 küsür olmuş.
bu ne lan yönetici benim profile girip ooo bu yaklaşmış almak için dur biraz arttırayım diyor galiba başka bir açıklaması olamaz.
devamını gör...

halil sezai.
devamını gör...

birilerinin gölgesinde yaşamaya alışkındırlar. kendileri bir şeyler başarmayı pek umursamazlar. başkasının fikrini, başkasının başarısını savunurlar. kötü bile olsa kendi fikirleri olsa daha çok saygı duyarım. ama sadece birilerinin arkasına sığınıp sağa sola sallarlar. içlerinde anlamsız bi kin olur. ama bu kini dışarı vurmaya cesaretleri yoktur, o yüzden birinin bir şeyin düşüncesi arkasında sığınarak sallarlar. bir şey söylediğinde de o insanı, o düşünceyi örnek gösterip seni taşlarlar. klavye delikanlısıdırlar.
devamını gör...

şuan kafa sözlük gündeminin gereksiz, cinsiyetçi, ötekileştirici, komik de olmayan başlıklarla dolu olması olayı. gündem bölümünde an itibariyle mantıklı bir başlık bulup okumak imkansız. güzel başlıklar açılıyor evet akışta görüyorum, kaliteli yazarların sayısı çok fazla çok güzel şeyler yazılıyor ama altına 2 kişi gelip yorum yapmıyor. gündemdeki başlıkların hepsi de zaten diğer sözlüklerden taşınan başlıklar. maalesef bu konuda sözlük yönetimini suçlayamayız. birazcık bilinçlenip düzgün başlıklara tanım girersiniz insanların karşısına da o başlıklar çıkacak. troll'ün biri başlık açınca kimse girip yorum yapmasa onu gündem'e çıkarmayacaksınız amacına ulaşamayacak zaten.

edit: troller de işini kaliteli yapsa da gülsek bari o da yok.

edit: bir çok arkadaşa mesaj attım ama hala aynı yorumlar geliyor burdan da yazmak istiyorum. ben de bilimsel, siyasal, sanatsal konularda derin tartışmalar, bilgiler beklemiyorum. sadece insanlar buraya diğer platformlarda gördükleri bu cinsiyetçi gereksiz polemikleri görmemek için yeni bir soluk olarak geldi ama bazı yazarlar burayı da öyle platformlara dönüştürmeye çalışıyor. ben zaten sadece bilim konuşun demedim diyemem de zaten moderatör falan da değilim. sadece burayı seven biri olarak kirletmeye çalışanların başlıklarına tanım girmezseniz bu başlıklardan kurtuluruz demek istemiştim.
devamını gör...

paskalya'nın hemen ardına gizlenmiş ikili muştu.

güzel inanışlar, güzel dileklerle karşılanan bir bahar habercisi.
herkese iyi gelsin..
devamını gör...

(bkz: yeraltı edebiyatı)

büyük bir gazapizm fanı olarak bunu dinlemem çok normal sanırım zira muazzam ötesi bir parça.
devamını gör...

ben şunu fark ettim tanışlarım üzerinden; bi insanın mutsuzluğunun temel sebebi potansiyelini gerçekleştirememek, kendisini, "ben" dediği o büyük kategoriyi layıkıyla dolduramamak, tanımlayamamak. bu hal yavaş yavaş kişiyi gerçekten mahvediyor. yapabileceğini biliyor, yapması gerektiğini biliyor, yaparsa çok mutlu olacağını biliyor, yapanların mutluluğuna şahitlik ediyor ama bi şeyi bilmiyor; "nasıl yapılır?"

işte tam olarak bu küçücük soruyu sorup ona verdiğiniz cevap sonrası aydınlanma başlıyor. "nasıl yapılır?" o andan sonra hayaller bitiyor planlar başlıyor. keşkeler bitiyor iyi ki'ler başlıyor. hayata bi şans vermek, neye inanıyorsun bilmiyorum ama senden daha çok şey bilen bir büyük sistem ya da allah olduğunu bilmek, tamamen güvenmek, akışa çok ama çok inanmak lazım. bazılarımız kuyuda ve kuyular çok kalabalık. hiçbir sorun yokmuş gibi yapınca olan tek şey bir günün daha bitmesi oluyor. sorunların kök salıyor. derinleşiyor. iyileşmiyor, savruluyoruz.

insanı aşk tüketmez. sevdin ve kavuşamadın ölmezsin. kim ölmüştür aşktan? yok böyle bi şey. on sekiz çocukla terk etmedi kimse seni. kırk yıllık evlilikler bile çat diye biter. insan duygularına saygı duy ama güvenme. duydukların, ah aman dedikodular tüketmez, iş arkadaşların, okul arkadaşların, akrabaların vs vs vs. insanlar konuşur ama sonsuza kadar değil. bigün senden de sıkılırlar. bigün biter her şey. her şey kötüye hep gidemez. düşüş kısa sürer ama dipte ne kadar kalacaksın sevgilim? kaç yüz yıl yaşayacağını sanıyorsun? sonsuza kadar parasız kalamazsın. sonsuza kadar yalnız kalamazsın. her şey geçer. hayatın doğal akışına sonsuz bir saygı duyup emeğin, aklın ve kalbin dışındaki hiçbir yansıyanı içine sinmiyorsa kabullenme. herkes kendi hikayesi peşinde. hepimizin derdi; "ben"i yapılandırmak. kendimizi gerçekleştirmek. her şey değişir. ama bi şey çok sağlam bir sabitliğe sahip; "başarısızlık." başarısızlık insanı tüketir. sebebi birilerinin başarısızlık engelini bile aşmış olması. herkes böyle olsaydı kimse başarısızlığı önemsemezdi. ama birileri bir şeyler yapıyor. ısrarla yapıyor. yılmadan yapıyor. bıkmadan yapıyor. kolu kopuyor; "bi tane daha var" diyor çalışıyor.

insanın kırılgan olma hakkı falan yoktur. eğer kırılgan biriysen bil ki yanlış yoldasın. bi şeyleri sen yanlış yapıyorsun. yanlış şeyi önemsiyor, yanlış yere tutuyorsun büyütecini. kimseye kendini beğendirmeye çalışma. kimseye sevdirmeye çalışma. saygı bile bekleme. sadece yap ve yaşa. üret. hele potansiyelin varsa arkana tek bi kere bile bakma. hep ileri. "şimdi ne yapayım?" diye sor kendine. "hayat şimdi bana ne verecek."

detaylandırmak istemiyorum. beni öyle derinden etkiledi ki meseleyi anarsam sanki bir asalağı ciddiye almak hatasına düşecekmişim gibi hissediyorum o yüzden yüzeysel geçeceğim. bu yıl içinde bir delikanlı ülkemiz için çok ama çok mühim bir alanda müthiş bir başarı elde etti. tarihe geçti. gördüğüm ilk andan itibaren garip bir duygusal bağ hissettim kendisine karşı. sıfır tanışıklığımız var. eşim dostum ondan övüyor değilim. bilakis dediğim gibi sıfır tanışıklık. ama inanılmaz bir sıcaklık, inanılmaz bir ışık gördüm o çocukta. tertemiz bir enerji. pırıl pırıl biri. öyle yüksek bir ışığı var ki parıldıyor. dursa bin kişi içinde dönüp ona bakarsın. çok belli gücü. kendine olan inancı, hayata olan inancı, başaracağına olan inancı çok belirgin. düşünsel anlamda da gelişmiş bir aklı var. savruk ve köksüz değil. yaptığı eyleme çok inanıyor. böylesine dev bir başarı sonrası bir röportaj verdi. tertemiz aklıyla bütün soruları dürüstçe yanıtladı. hakkında yazılıp çizilenlere bakmak istedim sonra. ah aklıma sokam. öfkeli biri sayılmam. çok zor öfkelenirim ve hemen geçer. hemen. sürdürmem savaşımı ama bu meselede hala dişlerim sivriliyor. çocuk hakkında biri, muhtemelen işsiz güçsüz, muhteris, başarısız, ezik biri şey yazmış; "haha bi de konuşabilse neler anlatacak kim bilir." çocuğun konuşmasında bir sorun var. ulan bit yavrusu, bütün bunlara rağmen başarmış olması değerli değil mi? senin o küçük aklının sorun olarak gördüğü bu şeyi aşıp geçmesi, zerre kadar oraya takılmaması, kabuğuna çekilmemesi önemli olan değil mi? bu bi zihniyet ifşasıdır. aklın neye çalışıyorsa, senin kalbinde ne varsa, neyi güya önemsiyorsan onun altını çizersin. tek bir cümlede sen o pis aklının, kötücül ruhunun, karakter yoksunluğunun altını çizdin. sen kendini gösterdin aslında. sen neden o çocuk gibi olamayacağını kanıtladın. bunu kendine kanıtladın. onunla alay ederek, küçümseyerek sen sadece kendi ezikliğini bi kez daha sindirdin. "bütün bunlara rağmen nasıl sevilebilir?" sorusunu sormadın ama bu gerçeklik seni kudurttu. konuşmasında bir sorunu var ve ah nasıl olur? onunla alay etmeliydik. tek gerçeğimiz bu seçmediğimiz özelliklerimiz olduğu için sürekli ama sürekli bu konuda kalmalıydık. ne başarımız, ne hayata olan inancımız, ne azmimiz, çabamız önemli olmamalı. önemli olan tek şeye kararı senin gibi asalaklar vermeli, kötücüllüğü yaymalı, umutsuzluk ve alaycılık dolu rezil bir sistem inşa etmeliyiz. salyalar saça saça etrafa saldırmalı, kin kusmalıyız. hayır anam. birileri bir şeyler biliyor ve çalışıyor. senin gibi olmamak için çalışıyor. senin gibi rezil, senin gibi yalancı, senin gibi riyakar, senin gibi aşağılık, senin gibi küstah, senin gibi sahte, senin gibi şizofreni sınırında yaşamamak için çok çalışıyor. sana bakıyor ve diyor ki; "asla bu mal gibi olmamalıyım." sonra gidip o çocuğun başarısının aslında ne kadar mühim olduğunu bir kez daha kabulleniyor.

bazı insanların en büyük savaşı; "rağmen" kavramıyladır. bütün bu olup bitenlere rağmen yaşarlar onlar. hiç mi kötü günleri olmaz? hiç mi canları acımaz? hiç mi düşmezler? hepsi olur. onlar da terk edilirler, onlar da aldatılırlar, onlar da dışlanırlar, onların da canı yanar. sadece buna nasıl tepki vereceklerini öğrenmişlerdir. gülüp geçerler. öyle bi gülerler ki avam şey der; "hiç derdi yok mu bunun?" o çocukta bunu gördüm ben. bu eminliği. öyle sevdim ki. öyle hayran kaldım ki. en büyük rağmen'ine karşı dev bir savaş kazandı. gülerek, şımararak, çok da takmadan, su gibi akarak tarihe geçti. ve sen şekerim, sen hep aynı kalacaksın. hep aynı. on yıl sonra da sen birileri hakkında sadece dedikodu üreten, büyütecini sadece sorunlara tutan, tembel, uyuşuk, mutsuz, kararsız, endişeli ve sahte olarak öylece karanlık odanda, zırlaya zırlaya, tepine tepine, kendini duvarlara vura vura öylece duracaksın. bikaç şüpheli farkın varsa diğerlerinden sürekli bunun altını çizerek kendine saçma bir ayrıcalık kazanmaya çalışacaksın. tek ama tek kaygın en yakındakinden daha büyük olmak olduğundan sınırlı bir çevrede sürekli çatışacak, ilgi üzerinden gitmesin diye sürekli ama sürekli saçmalayacak, iyiye dair tek bir cümlen, tek bir eylemin, tek bir planın olmamasını çok şey bilmek sanacaksın. öteki yapacak. ötekine; "nasıl başardın?" diye sorulacak. sanaysa şu; "neden böylesin sen?" tiksinerek soracaklar sana bunu... yüzleri buruşacak bi zaman sonra. iyice sıkacak, iyice bıktıracak, iyice rahatsız edeceksin. başaramamak şekerim, olamamak ama mış gibi yapmak insanı mahveder. bunu asla kavrayamayacak seviyede olduğundan saçma saçma dolanacaksın etrafta. sansınlar diye yaşayacaksın. buna bile, küçücük bir sanma hatasına bile muhtaç olacaksın. o çocuk yükseldikçe yükselecek, bu yaşında böyle işler başaran, tarihe geçen bir delikanlı otuzlarında ne halde olur? allah hayat karma neyse ne, ona verecek ne verecekse, o hak etti, o kazandı ve kazanacak. sense video altlarında böyle mal mal, iki üç beğeni için milletle alay edecek, senden fersah fersah yukarıda olan tipleri aşağıya çekmeye çalışacaksın ömrün boyunca. neden? çünkü herkes kendi alanında savaşır. sen aşağıdasın, seninle gökte savaşılmaz. seninle mertçe savaşılmaz. sen ya suçlarsın, ya iftira atarsın, ya karalarsın, ya sömürürsün ya çarpıtırsın ya da alay edersin. sen o adam toplayan, herkese göz kırpan, yavşayan o düşük insanlardansın. sende yüceliğe dair tek bir kırıntı yok. tümden aşağılık, tümden rezil, tümden saf bir kötücüllük var. allah daha beter etsin.

kardeşlerim, eğer varsak bir sebebi vardır varlığımızın. o sebebi arayıp bulmaktan başka bir görevimiz nasıl olsun? bize dayatılan nihilist kurgu içinde tekrar direnmeye, tekrar çabalamaya, tekrar ayağa kalkmaya güç yettirmek lazım. "yapan nasıl yapıyor" diyebilmek lazım. nasıl yapılacağı üzerine iyice düşünmek lazım. mühim işler üretebilecek kadar bireyselleşmek lazım. sağlam dostlar edinmek, seni pislikten koruyan enerjiyi kendinize saygı duyarak koruyabilmek, kötücüllüğü sonlandırmak lazım. umutsuzluk bir düşünce hatası bile olabilir. görememe belki. gerçeklikle bağı tümden koparma. "rağmen"e karşı bi savaşınız varsa rica ederim vazgeçmeyin. tükenmek, ah tanrım bıkmak, üf yorulmak, aman işte zaten ben kimimler... geçin. hayata kendinizi dayatın. olabildiğince gerçekçi, olabildiğince kendinden emin, olabildiğince eylemde olmak lazım.

koskoca bir yıl bitiyor. bitiş enerjisi. yessyeni bi hayatınız olabilir. eğer gerçekten ister, gerçekten kendi yolunuzda yürürseniz hayat bunu karşılıksız bırakmaz. her şeyin ilk adımı zordur, yeniden başlamak hakikaten zordur. ama zor'un içinde saklanan o şey seni daha da büyütecek olabilir.

içine doğduğumuz kültürdeki çürüklük bizi çok yoruyor. üzerimizdeki karanlık bulut güneşimizi engelliyor. ama güneş hala orada. güneş sabit bulutlar geçicidir. bulutların karanlığına sonsuz bir güç atfedip güneşin güçlü ışığına gözlerimizi kapatmamamız gerekiyor. insan öyle akışkan bir mahluk ki toplama kampında bile yarına dair plan yapar. umutsuzluk yarına saldırır oysa. umutsuzluğun bugünle bir derdi yoktur. o yarını da yemek ister. bugün zaten doyurur kendini ama yarını da almak ister. bulaşmak ister. izin verememek lazım.
devamını gör...

3. sezonu 2. sezona göre daha çok sevdiğim bir netflix dizisi.


2. sezon 1. sezonun tekrarı gibiydi. nasıl 1. sezonda bir kıza aşık olup, ilişkileri için tehdit oluşturabilecek kişileri planlı ve programlı öldürdüyse, ikinci sezonda da konu aynıydı. fakat 3. sezonda iki pisikopat karakterin evliliklerinin nasıl olabileceğini gördük. gördük ki, bir ipte iki cambaz oynamazmış.
joe öyle her önüne geleni öldürmez, öldürürse de cesedin yok edilmesi sürecini mantıklı! bir şekilde planlardı ama love önünü sonunu düşünmeden anlık tehdit gördüğü herkesi pata küte öldürüyor. bu konuda sinir oldum. bencil bir karakter. karakterdi. öldürüyor ve gerisinin joe'nin halletmesini bekliyor. o halletmese love hiçbirini bu kadar kusursuz yok edemez bence. çünkü diğer cinayetlerden ailesinin gücünden faydalanarak yırtmış.

joe tabii ki yine akıllanmadı. takıldı yine birisinin peşine. bu kişinin diğerleri gibi travmasından kaynaklı değil, normal standartlarda aşık olduğunu sanıyor ama joe'yi biraz tanıdıysak, onunla da mutlu son yaşayamaz.

bu arada dizide en güzel ayrıntı, bebekleri henry'di. o ne tatlı bir bebekk. sanırım 4. sezonda joe'yle illa bir araya gelecekler diye umuyorum.
devamını gör...

bir stavroz eseri.

kendisini değerlendirmeye benim kelime dağarcığım yetmeyeceğinden, hakkında yapılan bir youtube yorumunu alıntılamakla yetineyim: "stolen from god's ipod".

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"war.
war never changes."

1997 yılında interpay tarafından piyasaya sürülmüş post-apokaliptik dönemde geçen rol yapma oyunu. türünün wasteland'den sonra gelen ilk örneğidir. günümüzde hala devam etmekte ve büyük kitlelere hitap etmekte olan başyapıtın kronolojik sırası şu şekildedir;
fallout
fallout 2
fallout tactics: brotherhood of steel
fallout: brotherhood of steel
fallout 3
fallout: new vegas
fallout 4
fallout 76

oyun, nükleer savaş sonrası yaşanan kıyametin ardından insan ırkının devamını anlatır. yaşanan olaylardan arda kalan çorak arazi "wasteland" olarak adlandırılmaya başlamıştır. işte bu çorak topraklarda, yeniden oluşan sistematik yapılar, yerel yönetimler, yer yer anarşinin hakim olduğu alanlar, radyoaktif canlılar ve diğer birçok unsur sizleri beklemektedir. oyun serisi 22. yüzyılda geçmekte, bu konuyu spoiler vermemek adına fazla detaylandırmıyorum.

karakter yaratımı beceri ve özellik bakımından oldukça detaylı, oynayış kısmı ise büyük oranda okumaya dayalı. oyuncunun elinde büyük bir özgürlük var. her durum için farklı diyaloglar ve seçenekler, farklı işleyiş sıraları, kararından vazgeçme hatta komple lore'u boşverip açık dünya rol yapma oyunu şeklinde hayatını sürdürmek tamamıyla oyuncunun elinde.

savaş sistemi tur bazlı gerçekleşiyor. belli bir puanınız var ve bu puan dahilinde aksiyonlarınızı gerçekleştiriyorsunuz. ardından tur düşmana/düşmanlarınıza geçiyor ve onlar da aynı şekilde turlarını gerçekleştiriyor.


özellikler demiştim. s.p.e.c.i.a.l olarak geçen, strength, perception, endurance, charisma, intelligence, agility, luck şeklinde yedi temel özellik, bu özelliklere bağlı birçok yetenek var. bu yüzden çok farklı karakterler, çok farklı senaryolar görmek mümkün.

oynanış notları *spoiler içerir*


fallout 1 ve 2 için geçerli bir durum, diğerlerini bilmiyorum. zekanız 4 puanın altındaysa karakteriniz sağlıklı diyaloglar kuramayabiliyor. size bulunduğunuz yerdeki insanların kurtuluşu olan çipin yeri ya da bir nükleer santralin radyoaktif sızıntısını engellemek için gereken kombinasyon sorulduğunda "hö?" deme imkanınız var. bazen de normal şartlarda girilmesi neredeyse imkansız yerlere zararsız bu diyerek geçiş izni kazanabiliyorsunuz. bazı görevler düşük zekanız olduğu için size verilmiyor vs.

fallout 2'de vault citizen olmak için inteligence, charisma ve luck statlarınızın 9 olması gerekiyor. öbür türlü denemeyin boşuna.
not: buffout, mentat ve gözlük işe yarıyor. duruma göre ayarlamasını yaparsınız artık.

fallout 2'de, cafe of broken dreams diye bir special encounter var. haritada güney bölgesinde seyahat ederken çıkıyordu yanlış hatırlamıyorsam. burada, fallout 1'de başarısız olmuş olan oyuncu karakterleri, oyuncularını eleştiren şeyler söylüyor. bu bölgenin ismi aynı zamanda "boulevard of broken dreams" tablosuna selam çakmakta.

fallout 2de oyun başında önce san francisco'ya gidip brotherhood of steel'la görüşür; sonra navarro'ya giderseniz anında 7. seviyeye gelecek kadar tecrübe puanı kazanır ve power armorla oyuna devam edersiniz. ama yapmayın öyle şeyler, hikayenin tadını çıkarın.


şununla da bitirmiş olayım.

devamını gör...

asla tasvip etmediğim bir konu.
kötü koşullarda art arda doğum yapmak zorunda olan hayvanları 'satın alıyorsunuz.' amacınız o çocukları kurtarmak olsa da üretimden para kazanan insanların ekmeğine yağ sürüyorsunuz. hal böyle olunca da kısır bir döngüye girilmiş oluyor. yapmayın. sahiplendirme ilanlarını takip edin. hayvan satışı yapan petshoplardan alışveriş yapmayın.
geçenlerde köpek sahiplenmek (!) isteyen arkadaşlarla barınağa gittik "bunlar işe yaramaz" dediler. o kadar sinirlendim ki görüşmeyi kestim. pişman değilim. benden uzak dursun böyle insanlar.
devamını gör...

ülkemizde 2010 yılında cartoon network'de yayınlanmaya başlayan animasyon serisidir. bir balina (bubbie) ve içinde yaşayan jack adlı çocuk ile kaptan yosun'un şeker adası'na ulaşmak için maceradan maceraya koşmasını konu alır.
kardeşimle favori çizgi filmlerimizden (animasyon ama biz çizgi film derdik) biriydi.

bu da açılış şarkısı.
devamını gör...

o yıllar ki yaşanmayacak seninle birkez daha
gittikçe kaybolan bir aşk hatırlanan
bizden de güzeldi zaman.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim