beyazlayan saçlar
sağ şakağımda bir buklede olan saçlar lütfen dağılmayın böyle çok güzel.
devamını gör...
özgürlük
özgürlük, bir zihin durumudur. bedenlerimiz mutlak özgürlüğü bilemez ama zihinlerimiz bilir, en azından deneyebilir.
devamını gör...
bahçeli ev
böyle bir eve sahip olmadım ama avlusunda rengarenk çiçeklerin açtığı, ağacında dört beş kuşun cıvıldadığı, bahçesinde tavuk ve kedilerin dolaştığı mütevazi ev ortamı göze, yüze, kalbe ve ruha huzur veriyor, terapi ediyor.
devamını gör...
kar yağdığında gelen huzur
son yıllarda gelemeyen huzur.
eskiden çok severdim kar yağışını ve kar yağarken yaşanan sessizliği ama artık doğal gaz faturaları nedeniyle rahat rahat ısınamıyor olmak, sokaktaki canlıların ne durumda olduğunu düşünme bilincine erişmiş olmak gibi durumlar nedeniyle kıştan da kardan da nefret ediyorum.
eskiden çok severdim kar yağışını ve kar yağarken yaşanan sessizliği ama artık doğal gaz faturaları nedeniyle rahat rahat ısınamıyor olmak, sokaktaki canlıların ne durumda olduğunu düşünme bilincine erişmiş olmak gibi durumlar nedeniyle kıştan da kardan da nefret ediyorum.
devamını gör...
banucabirhayat
bir tanımını görüp likelediğim ve sonra kimmiş bu ya diyip okuyunca o nasıl içten yazmaktır ya diyip keşke hep yazsa çok yazsa dediğim yazardır. sözcüklerle samimiyeti hissettirebilenleri ayrı bir seviyorum.
devamını gör...
çay tabağı
şekline şemaline bakarak mekandaki fiyatları gerçeğe çok yakın olarak anlayabileceğiniz mutfak eşyasıdır.
devamını gör...
muhabbet kuşu
henüz yeni kaybettiğim minik oğlumun cinsi.
bu bebeğimden önce de kuş bakmıştım ama en çok cinoş'umla yakınlaşmıştık,tahmin edersiniz ki bu yüzden en çok onun kaybı zor geldi.ağladım,ağladım,ağladım.o kadar tatlı ve o kadar sevgi dolu bir kuştu ki üzülmemek elde deģil.dahası hayatımızın o kadar içine girmişti ki her şeyde aklıma geliyor.salonda ailemle sohbet ederken gidecekken dönüp kafese bakıyorum,gitmeden seveyim diye ama minik oğlum artık orada yok.yemek yerken "şimdi burada olsaydı her şeyden yemeye çalışırdı,biz de zararlı deyip onu uzak tutmaya çalışırdık,"diye düşünüyorum;boğazıma bir yumru oturuyor.aklıma ilk kelimesini söylediği,ilk üzerime konduğu an geliyor;o günleri özlüyorum.muhabbet kuşlarına has ama onun olan o ses tonunu hatırlıyorum;bir daha o sesi duyamayacağımı fark ediyorum ve bunu nasıl kabul edebildiğimi bilmiyorum.masanın üzerinde en mutlu olduğu zamanlarda yaptığı hoplayıp zıplama hareketini hatırlıyorum ve başka bir kuşum olsa dahi niyeyse o kuştan bu hareketi göremeyecekmiş gibi hissediyorum.o sevgi kelebeģi halini,hiç tanımadığı insanlara bile anında ısınmasını,onları dahi hiç çekinmeden öpmesini hatırlıyorum ve onun kadar sevgi dolu,güven dolu,neşe dolu bir başka kuş var mıdır merak ediyorum.son zamanlarında kendine has o neşesini,saf mutluluğunu kaybettiğini hatırlayıp kötü oluyorum;içimde bir şeyler acıyor.elimde kalan birkaç tane fotoğrafına bakıyorum;daha çok olmadığı için üzülüyorum.vicdan azabı çekiyorum.ama her şeye rağmen bir başka kuş edinmek için araştırma yapıyorum;onun da ömrünün biz insanlara göre çok uzun olmayacağını ve o öldüğünde de canımın yanacağını bile bile.çünkü sevgisi,acısından büyük.yokluğu,aynı acıyı yaşama ihtimalini kabul ettirecek kadar güçlü.minik oğluma,biricik cinoş'uma fiziksel olarak çok benzeyen bir kuş buldum;bunun evimize ve ailemize yeni katılacak o kuşa haksızlık olacağını bilsem de bu fiziksel benzerliğin o kuşa garip bir sevgi hissetmeme neden olduğunu saklayacak değilim.fiziksel olarak benzese de cino olmayacak.belki cino'nun neşesini,saf mutluluğunu,sevgi dolu hallerini o kuşta hiç göremeyeceğim.bu düşünce bile içimi acıtıyor ama gerçek bu.bu düşünceye alışmak ve o kuşu cino'dan bağımsız olarak sevmek lazım;umarım bunu başarabilirim.birkaç gün içinde büyük ihtimalle yeni kuşumuz evine gelecek,dilerim o da cino gibi mutlu ve sevgi dolu bir kuş olur.
cinoş'um;canım bebeğim,minik oğlum,dünyanın en tatlı,en mutlu kuşu.senin ölümün henüz yeniyken başka bir kuş edinme çabalarına girdigim,büyük ihtimalle birkaç gün içinde o kuşu evimize,senin evine getireceğim için kızma bana.seni sevmediğim için değil;asla değil.ben kısa süreli baktigim kedimden ayrılırken bile bu kadar kötü olmamıştım be minik aşkım;sen bizi bırakıp gittin diye ağlamalara doyamadım.şu cümleleri yazarken bile göğsüme binen ağırlıģı hissediyorum,seni düşünmek çok zor.ama düşünmemek de imkansız.dedim ya;öyle girmişsin ki hayatımıza,şimdi her köşede senin eksikliğin hissediliyor.bu eksikliğe,yokluğuna;evimize kattığın neşeden,mutluluktan,sevgiden mahrum kalmaya dayanamadığım için bir başka arkadaşına sığınmaya çalışıyorum.evet;o sen olmayacak.bunu garip bir şekilde çok iyi biliyorum.dıştan sana çok benziyor;bir görsen,bir ton koyun sadece.ama o sen olmayacak.bunu hissediyorum.ama yine de onu da seveceğimizi,onun da bizi seveceğini ve evimize bir parça bile olsa sevgi katacağını ümit ediyorum.onun da kendine has bir karakteri olacak;senin kendine has bir karakterin olduğu gibi ve o da kendi karakterine uygun biçimde bizi sevecek,evimize aydınlık katacak diye umut ediyorum.seni sevdiğimiz gibi değil-çünkü diyorum ya;o sen olmayacak.o başka bir kuş.-ama bizim de onu seveceğimizi ümit ediyorum.sen her zaman benim en sevdiğim muhabbet kuşum olarak kalacaksın;hatta sadece benim değil,tüm ev halkının.ama şimdi sana vermek isteyip de veremediğimiz sevgiyi,şefkati ve merhameti bir başka arkadaşına aktarmak bence bize iyi gelecek;o arkadaşının da sevgimiz sayesinde mutlu bir hayat süreceğini,yani bunun ona da iyi geleceğini ümit ediyorum.seni çoook seviyorum benim minik sevgi kelebeğim;senin deyiminle "aşk kuş."boğazımdaki yumruyu yine geri ittim az önce,hissettin mi?henüz çok yeni sen gideli,özlemimin ve acımın beni ele geçirmesine izin vermeden seni düşünemiyorum ama daha şimdiden aynı-ya da benzer-bir acıyı yaşama ihtimalini kabul etmeyi yokluğundan daha katlanılır bulan ben; günü geldiğinde seni en çok ama en çok sevginle,neşenle düşüneceğimden eminim.seni çok çok çok ama çok çok seviyorum;cino.
bu bebeğimden önce de kuş bakmıştım ama en çok cinoş'umla yakınlaşmıştık,tahmin edersiniz ki bu yüzden en çok onun kaybı zor geldi.ağladım,ağladım,ağladım.o kadar tatlı ve o kadar sevgi dolu bir kuştu ki üzülmemek elde deģil.dahası hayatımızın o kadar içine girmişti ki her şeyde aklıma geliyor.salonda ailemle sohbet ederken gidecekken dönüp kafese bakıyorum,gitmeden seveyim diye ama minik oğlum artık orada yok.yemek yerken "şimdi burada olsaydı her şeyden yemeye çalışırdı,biz de zararlı deyip onu uzak tutmaya çalışırdık,"diye düşünüyorum;boğazıma bir yumru oturuyor.aklıma ilk kelimesini söylediği,ilk üzerime konduğu an geliyor;o günleri özlüyorum.muhabbet kuşlarına has ama onun olan o ses tonunu hatırlıyorum;bir daha o sesi duyamayacağımı fark ediyorum ve bunu nasıl kabul edebildiğimi bilmiyorum.masanın üzerinde en mutlu olduğu zamanlarda yaptığı hoplayıp zıplama hareketini hatırlıyorum ve başka bir kuşum olsa dahi niyeyse o kuştan bu hareketi göremeyecekmiş gibi hissediyorum.o sevgi kelebeģi halini,hiç tanımadığı insanlara bile anında ısınmasını,onları dahi hiç çekinmeden öpmesini hatırlıyorum ve onun kadar sevgi dolu,güven dolu,neşe dolu bir başka kuş var mıdır merak ediyorum.son zamanlarında kendine has o neşesini,saf mutluluğunu kaybettiğini hatırlayıp kötü oluyorum;içimde bir şeyler acıyor.elimde kalan birkaç tane fotoğrafına bakıyorum;daha çok olmadığı için üzülüyorum.vicdan azabı çekiyorum.ama her şeye rağmen bir başka kuş edinmek için araştırma yapıyorum;onun da ömrünün biz insanlara göre çok uzun olmayacağını ve o öldüğünde de canımın yanacağını bile bile.çünkü sevgisi,acısından büyük.yokluğu,aynı acıyı yaşama ihtimalini kabul ettirecek kadar güçlü.minik oğluma,biricik cinoş'uma fiziksel olarak çok benzeyen bir kuş buldum;bunun evimize ve ailemize yeni katılacak o kuşa haksızlık olacağını bilsem de bu fiziksel benzerliğin o kuşa garip bir sevgi hissetmeme neden olduğunu saklayacak değilim.fiziksel olarak benzese de cino olmayacak.belki cino'nun neşesini,saf mutluluğunu,sevgi dolu hallerini o kuşta hiç göremeyeceğim.bu düşünce bile içimi acıtıyor ama gerçek bu.bu düşünceye alışmak ve o kuşu cino'dan bağımsız olarak sevmek lazım;umarım bunu başarabilirim.birkaç gün içinde büyük ihtimalle yeni kuşumuz evine gelecek,dilerim o da cino gibi mutlu ve sevgi dolu bir kuş olur.
cinoş'um;canım bebeğim,minik oğlum,dünyanın en tatlı,en mutlu kuşu.senin ölümün henüz yeniyken başka bir kuş edinme çabalarına girdigim,büyük ihtimalle birkaç gün içinde o kuşu evimize,senin evine getireceğim için kızma bana.seni sevmediğim için değil;asla değil.ben kısa süreli baktigim kedimden ayrılırken bile bu kadar kötü olmamıştım be minik aşkım;sen bizi bırakıp gittin diye ağlamalara doyamadım.şu cümleleri yazarken bile göğsüme binen ağırlıģı hissediyorum,seni düşünmek çok zor.ama düşünmemek de imkansız.dedim ya;öyle girmişsin ki hayatımıza,şimdi her köşede senin eksikliğin hissediliyor.bu eksikliğe,yokluğuna;evimize kattığın neşeden,mutluluktan,sevgiden mahrum kalmaya dayanamadığım için bir başka arkadaşına sığınmaya çalışıyorum.evet;o sen olmayacak.bunu garip bir şekilde çok iyi biliyorum.dıştan sana çok benziyor;bir görsen,bir ton koyun sadece.ama o sen olmayacak.bunu hissediyorum.ama yine de onu da seveceğimizi,onun da bizi seveceğini ve evimize bir parça bile olsa sevgi katacağını ümit ediyorum.onun da kendine has bir karakteri olacak;senin kendine has bir karakterin olduğu gibi ve o da kendi karakterine uygun biçimde bizi sevecek,evimize aydınlık katacak diye umut ediyorum.seni sevdiğimiz gibi değil-çünkü diyorum ya;o sen olmayacak.o başka bir kuş.-ama bizim de onu seveceğimizi ümit ediyorum.sen her zaman benim en sevdiğim muhabbet kuşum olarak kalacaksın;hatta sadece benim değil,tüm ev halkının.ama şimdi sana vermek isteyip de veremediğimiz sevgiyi,şefkati ve merhameti bir başka arkadaşına aktarmak bence bize iyi gelecek;o arkadaşının da sevgimiz sayesinde mutlu bir hayat süreceğini,yani bunun ona da iyi geleceğini ümit ediyorum.seni çoook seviyorum benim minik sevgi kelebeğim;senin deyiminle "aşk kuş."boğazımdaki yumruyu yine geri ittim az önce,hissettin mi?henüz çok yeni sen gideli,özlemimin ve acımın beni ele geçirmesine izin vermeden seni düşünemiyorum ama daha şimdiden aynı-ya da benzer-bir acıyı yaşama ihtimalini kabul etmeyi yokluğundan daha katlanılır bulan ben; günü geldiğinde seni en çok ama en çok sevginle,neşenle düşüneceğimden eminim.seni çok çok çok ama çok çok seviyorum;cino.
devamını gör...
zor günlerden geçenlerin en iyi bildiği şey
zor zamanlar kendini ispatlaman icin sana verilmis bir sanstir.survival mode daha fazla sey ogretir.
devamını gör...
sosyoloji bölümünde okumak
keyifli.
tavsiye ederim.
tavsiye ederim.
devamını gör...
limit hız
serbest düşme yapan cismin ağırlığının, hava direnci nedeniyle ortaya çıkan kuvvete eşitlenmesi durumunda cismin sahip olacağı hız değeri.
limit hıza sahip olan cisim daha fazla hızlanamaz. bu nedenledir ki yağmur damlaları üzerimize düştüğünde canımızı acıtmaz.
limit hıza sahip olan cisim daha fazla hızlanamaz. bu nedenledir ki yağmur damlaları üzerimize düştüğünde canımızı acıtmaz.
devamını gör...
gitmek mi zor kalmak mı sorunsalı
kalan her daim acı çeken olacağı için ve olduğu yerde kalacağı için kalmak zordur. giden kendine yeni bir yol çizmiştir. kalanın yolu da evi de eskidir.
devamını gör...
normal sözlük’ün isminin acilen değiştirilmesi gerekliliği
efendim, tdk sözlüğüne soralım ne demekmiş bu normal.
1. sıfat kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.
2. isim aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.
normal kavramını hayata geçiren bir toplumdur.
maalesef bizim toplumumuzun genel olarak alışılagelen, olağan karşılanan özellikleri hiç iç açıcı değildir. sorgulamama, çabucak unutma, kabullenme, biat etmek gibi. bu özellikler fazlasıyla artırabilir. hal böyleyken sözlüğe bu ismi koymak toplumun normal olarak karşıladığı şeyleri bizim sözlüğümüz için de normal karşılanacağı anlamı taşır. çünkü sonuç olarak sözlük bu toplumun küçücük bir parçasıdır.
eğer, yeni ismiyle nitelendirirsek sözlüğü, elimizde şöyle bir sözlük var olur. sorgulamayan, unutuveren, biat eden, sıradan, vasat yazarların oluşturduğu bir sözlük.
dışarıdan bakıldığında bu böyle anlaşılır.
oysa ki bizim yazarlarımızın çoğu sorgulayan, çabuk unutmayan, despotluğu ve biat etmeyi sevmeyen sıra dışı yazarlardır.
bu tanımı okuyorsan eğer yoldaş şimdi soruyorum sana. bu yazarlara bu ismi mi reva gördün.
ayrıca hangi gelişim, hangi keşif, hangi buluş normalden çıkmıştır ki? söyleyim mi yoldaş tabii ki hiç bir gelişim normalden çıkmamıştır. sen şimdi ismimizi normal koyduk diye daha da gaza geldiğini söyleyip sözlüğü geliştireceğinden söz ediyorsun. ya normalin anlamını bilmiyorsun ya da üzerinde çok düşünmedin bu konunun.
keşke buradaki yazarlara da sorsaydın isim konusunu yoldaş. zira burada çok yaratıcı, zeki, akıllı yazarlar var. muhteşem isimler bulunabilirdi. isim deyip geçmeyin efendim. ben asla ismi normal sözlük olan bir sözlüğe kayıt olmazdım. kafa sözlüğün ismini görür görmez kayıt olma isteği oluşmuştu. bilmiyorum anlatabiliyor muyum yoldaş derdimi?
bir de kelimenin kökenine bakalım.
fransızca norm kelimesinden türemiştir.
norm ise grup üyelerinin belirli bir bağlamda nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar veya ilkeler bütünüdür.
dışardan bakan bir göz bu sözlükte belli kurallar dahilinde yazarlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte eden bir yönetimin varlığını hisseder. ve böyle bir sözlüğe kayıt olmaz. isim bu noktada çok önemlidir.
son olarak yoldaş şunu da söylemem gerekiyor. isim değişikliğinden son gün hatta son saatler bahsediyorsun. ve aile gibi gördüğünü söylediğin yazarlara isim konusunda danışmıyorsun, bir fikir alma yoluna gitmiyorsun. işte bundan dolayı yapmış olduğun duygu dolu tanımın gözümde beş para etmez. hatta memlekette çok ciddi enflasyon olduğundan üç para etmez. nazarımda, yaptığın şey günah çıkarmadan bir adım öteye dahi geçemez.
işte tüm bu sebeplerden dolayı normal sözlüğün isminin bir an önce değişmesi elzemdir.
1. sıfat kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun.
2. isim aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.
normal kavramını hayata geçiren bir toplumdur.
maalesef bizim toplumumuzun genel olarak alışılagelen, olağan karşılanan özellikleri hiç iç açıcı değildir. sorgulamama, çabucak unutma, kabullenme, biat etmek gibi. bu özellikler fazlasıyla artırabilir. hal böyleyken sözlüğe bu ismi koymak toplumun normal olarak karşıladığı şeyleri bizim sözlüğümüz için de normal karşılanacağı anlamı taşır. çünkü sonuç olarak sözlük bu toplumun küçücük bir parçasıdır.
eğer, yeni ismiyle nitelendirirsek sözlüğü, elimizde şöyle bir sözlük var olur. sorgulamayan, unutuveren, biat eden, sıradan, vasat yazarların oluşturduğu bir sözlük.
dışarıdan bakıldığında bu böyle anlaşılır.
oysa ki bizim yazarlarımızın çoğu sorgulayan, çabuk unutmayan, despotluğu ve biat etmeyi sevmeyen sıra dışı yazarlardır.
bu tanımı okuyorsan eğer yoldaş şimdi soruyorum sana. bu yazarlara bu ismi mi reva gördün.
ayrıca hangi gelişim, hangi keşif, hangi buluş normalden çıkmıştır ki? söyleyim mi yoldaş tabii ki hiç bir gelişim normalden çıkmamıştır. sen şimdi ismimizi normal koyduk diye daha da gaza geldiğini söyleyip sözlüğü geliştireceğinden söz ediyorsun. ya normalin anlamını bilmiyorsun ya da üzerinde çok düşünmedin bu konunun.
keşke buradaki yazarlara da sorsaydın isim konusunu yoldaş. zira burada çok yaratıcı, zeki, akıllı yazarlar var. muhteşem isimler bulunabilirdi. isim deyip geçmeyin efendim. ben asla ismi normal sözlük olan bir sözlüğe kayıt olmazdım. kafa sözlüğün ismini görür görmez kayıt olma isteği oluşmuştu. bilmiyorum anlatabiliyor muyum yoldaş derdimi?
bir de kelimenin kökenine bakalım.
fransızca norm kelimesinden türemiştir.
norm ise grup üyelerinin belirli bir bağlamda nasıl davranmaları gerektiğini belirleyen kurallar veya ilkeler bütünüdür.
dışardan bakan bir göz bu sözlükte belli kurallar dahilinde yazarlara nasıl davranmaları gerektiğini dikte eden bir yönetimin varlığını hisseder. ve böyle bir sözlüğe kayıt olmaz. isim bu noktada çok önemlidir.
son olarak yoldaş şunu da söylemem gerekiyor. isim değişikliğinden son gün hatta son saatler bahsediyorsun. ve aile gibi gördüğünü söylediğin yazarlara isim konusunda danışmıyorsun, bir fikir alma yoluna gitmiyorsun. işte bundan dolayı yapmış olduğun duygu dolu tanımın gözümde beş para etmez. hatta memlekette çok ciddi enflasyon olduğundan üç para etmez. nazarımda, yaptığın şey günah çıkarmadan bir adım öteye dahi geçemez.
işte tüm bu sebeplerden dolayı normal sözlüğün isminin bir an önce değişmesi elzemdir.
devamını gör...
başlığa girip tanım yazarken vazgeçmek
bir başlık bulursun ve işte bu başlığa tanım girmeliyim dersin. sonra tanımını yazarken bir anda aydınlanma* gelir ve yazacağın her şeyi unutursun. yavaş yavaş yazdıklarını silip başlığı terk edersin.
devamını gör...
arada sırada radyo yayını
alice harikalar diyarındaymışım gibi yazayım mı? pis pis entelleşeyim mi? ''yayınımıza hoş geldiniz pamuk şekerler çekim mi size? sısısısıs
troll yoldaşlarım, ezilenler, hakir görülenler!! gün bugündür, gün tüm susturulanların, başıboş bu yaeee acımayın atın sözlük zindanının en ücra köşesine denilen halk kahramanlarının günüdür!!
bu kutlu günde, yanımdasınız biliyorum.. çok dolduk.. ağza yakışmayacak ithamlara maruz bırakıldık.. kimimiz uçuruldu, kimimiz nick altından linçlemelere meze edildi.. yaralar aldık, bir çok yoldaşımız 'kalbimiz seninle' denilerek sonsuzluğa mahkum edildi.
ne alaka abi? gaza geldim pardon. meme diyecektim orada. konu bir takım memeler.
şu an kahve içerken cıvımayayım hadi. bir iki teknik sorum olacak, yanıtlayan olursa sevinirim.
dostlar nasıl bir program olsun, şimdi zaten yeteri kadar cıvıyorum sözlükte de yayın içeriğinde duymak istedikleriniz neler?
nihat hatipoğlu gibi soru mu yanıtlayalım sısısıs yok efendime söyleyeyim ciddili bir takım konuşmalar mı yapalım ikili, yoksa memeye devam mı?
ek olarak, soruları olan varsa eklerse başlığa, yayında soyunup cevaplayabilirim.
troll yoldaşlarım, ezilenler, hakir görülenler!! gün bugündür, gün tüm susturulanların, başıboş bu yaeee acımayın atın sözlük zindanının en ücra köşesine denilen halk kahramanlarının günüdür!!
bu kutlu günde, yanımdasınız biliyorum.. çok dolduk.. ağza yakışmayacak ithamlara maruz bırakıldık.. kimimiz uçuruldu, kimimiz nick altından linçlemelere meze edildi.. yaralar aldık, bir çok yoldaşımız 'kalbimiz seninle' denilerek sonsuzluğa mahkum edildi.
ne alaka abi? gaza geldim pardon. meme diyecektim orada. konu bir takım memeler.
şu an kahve içerken cıvımayayım hadi. bir iki teknik sorum olacak, yanıtlayan olursa sevinirim.
dostlar nasıl bir program olsun, şimdi zaten yeteri kadar cıvıyorum sözlükte de yayın içeriğinde duymak istedikleriniz neler?
nihat hatipoğlu gibi soru mu yanıtlayalım sısısıs yok efendime söyleyeyim ciddili bir takım konuşmalar mı yapalım ikili, yoksa memeye devam mı?
ek olarak, soruları olan varsa eklerse başlığa, yayında soyunup cevaplayabilirim.
devamını gör...
kadın kadının kurdudur
tarihsel olarak erkekler kadınları ezdiğinden ve haklarını ellerinden aldıklarından bir tür stockholm sendromu diyebileceğimiz "içselleştirilmiş patriyarki" nedeniyle daha fazla imkanlara ulaşabilen kadınların "erkekleşerek" diğer kadınları ezmesi durumu. kültürümüzde buna annenin sosyal statüde yaşlanarak yükselmesi ile nisbeten genç ve erkek olmayan gelinini ezmesi örnek verilebilir. bu sebeple feminizm özünde kadınların birbirini desteklemesi ve eşit haklar talep etmesi için motive eder. tıpkı marx'ın işçilerin birbirleri ile bütün olmasını savunması gibi.
devamını gör...
kalbinizi en çok kıran cümle
" buna mı alındın"
lan o zamana kadar onca şeye sabretmişim ben, o kadar şeyi içime attıktan sonra bir yerde patlayınca o mu battı gözünüze?.
lan o zamana kadar onca şeye sabretmişim ben, o kadar şeyi içime attıktan sonra bir yerde patlayınca o mu battı gözünüze?.
devamını gör...
resulullahla benim aramdaki farklar
şahane bir ah muhsin ünlü * şiiridir.
beyti engin'den dinlendiğinde ağlama krizlerine girebilirsiniz. buradan dinleyebilirsiniz.
resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
resulullah yolda ebu bekir’i görse “es selamu aleyküm ya sıddık” derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü.
annem gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki: “şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.”
resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki: “anam babam yoluna feda olsun ey ’ın resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?..”
resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki: “kızım ha gayret!”;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki: “anneciğim ölmesen…”
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki: “anneciğim seni ben…”
annem döndü, bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm, haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü…
beyti engin'den dinlendiğinde ağlama krizlerine girebilirsiniz. buradan dinleyebilirsiniz.
resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
resulullah yolda ebu bekir’i görse “es selamu aleyküm ya sıddık” derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü.
annem gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki: “şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.”
resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi, ben ona derdim ki: “anam babam yoluna feda olsun ey ’ın resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?..”
resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki: “kızım ha gayret!”;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki: “anneciğim ölmesen…”
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki: “anneciğim seni ben…”
annem döndü, bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm, haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü…
devamını gör...
dünyanın en eski yalanı
olmaz abi bize gelişi o (bkz: yalancının)
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
*
devamını gör...
the life you can save
felsefe ve etik profesörü peter singer'ın 2009 yılında yayınlanan kitabı.
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
kitap dünyadaki yoksulluğu bitirmek için varlıklı insanların bağış yapması gerektiğini anlatıyor temelde. hem teorik etik felsefesi ile ilgili argümanlar ile bu gerekliliğin boyutlarını tartışıyor, hem de insanların neden olması gerektiği kadar bağış yapmadığını pratik sebepleriyle anlatıyor. ayrıca şiddetli yoksulluk nedeniyle hayatını kaybeden bir insanın hayatını kurtarmak veya bir kişinin hayat kalitesini artırmak için gereken para miktarıyla ilgili birçok araştırmadan örnek veriyor. aklımda kalan birkaç tanesini paylaşayım.
- sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde bir çocuğun hayatını kurtarabilecek bir yatak filesi/cibinlik için $10
- katarakt gibi basit bir operasyonla çözülebilecek bir sebeple kör olan bir kişinin tedavisi için $50
- doğum sırasında oluşan fistül nedeniyle hayatını tek başına, insan içerisine çıkamadan yoksulluk içerisinde geçiren bir kadının tedavisi için $400 gerekiyormuş.
kitapla ilgili kendi fikrime gelirsek, her ne kadar singer'in önerdiği yüksek etik standartlara uyabileceğimi düşünmesem de, kitap beni bu konuda düşünmeye ve bir şeyler yapmaya yöneltti, bu nedenle başarılı buldum - yazarın amacı da bir şekilde insanları harekete geçirmek zaten. ayrıca bir felsefe profesöründen beklediğime göre çok daha az teori, çok daha fazla pratik, uygulanabilir düşünce içeriyor, bu da hoşuma gitti.
sonuçta, iş hayatına yeni girmiş biri olarak hafif hafif ama tamamen rastgele bir şekilde yapmaya başladığım yardımları/bağışları belirli bir plana oturtma kararı aldım bu kitapla birlikte. her yıl hangi stk'lara ve ne kadar bağış yapacağımı planladım. ayrıca ne kadar kalıcı olacağını bilmesem de en azından bir süre yapmayı düşündüğüm her lüks/gereksiz harcamada benim buna verebileceğim parayla x çocuğun hayatı kurtulabilirdi diyeceğim gibi görünüyor.
siz de benim gibi bir şeyler yapmak isteyip neyi ne kadar yapacağını bilemeyen biriyseniz okumanızı tavsiye ederim
devamını gör...