ne yazık ki olmayan kültürdür. gerek böyle platformlardaki tartışma konusu yaratacak başlıkların altındaki tanımlarda, gerek izlediğimiz herhangi bir sokak röportajında kolaylıkla görebiliriz. tartışmak aslında güzel bir şeydir. iki taraf da düşüncelerini söyler, kendini ifade eder. bir sonuca bağlanmaz. sadece bu tartışma vesilesiyle taraflar karşıdakinin bakış açısını kazanır. ancak bizde bir tartışma olduğunda kişi kendi düşüncesini öyle savunuyor ki, tartışma bittiğinde senin de o düşünceyi savunmanı bekliyor. seni kendi düşüncenden ötürü yargılıyor ve hatta aşağılıyor. e haliyle işler kızışıyor ve tartışma kavgaya dönüşüyor. bir kere insan başka düşüncelere açık olmalıdır. en doğrusunu düşünsen bile düşündüğün hiçbir şeyin fanatiği olmamalısın. zamanla düşüncelerin değişmelidir, gelişmelidir, yeniliğe açık olmalıdır. ama insanlarımız bu özelliklerden noksan olduğu için gayet keyifli bir şey olabilecek olan tartışma, kavga kıyamete dönüşüyor. umarım bir gün bu dünyada başka insanların da olduğunu, onların da senden farklı düşüncelere sahip olabileceğini fark ederiz.
devamını gör...

kendini çayıra çimene vurmaktan kaynaklıdır. gerek yorgunluğun gerekse ramazanın verdiği etkiyle gittiğimiz müstakil bahçeli evimizde önce gözümüzü sonra tavanın birini karartıp zeytinyağını da ekledikten sonra patates, biber ve patlıcandan oluşan kızartmanın yanına kah sarımsaklı yoğurt kah domates sosu ekleyerek gömmeliyiz.
devamını gör...

atatürk'ün bu kutlu günde türkçülükle ilgili bazı sözlerini paylaşmak istedim. milli benliklerinden yoksun asil ataların yetersiz evlatları ve bu ülkede yasayıp her daim türk düşmanlığı yapanlar mümkünse uzak dursunlar bu başlıktan.

biz doğrudan doğruya millet severiz ve türk milliyetçisiyiz. cumhuriyetimizin dayanağı türk topluluğudur." (nutuk, 15-20 ekim 1927)

türk ve türkçülük aleyhinde bulunanları ezeceğiz!
(yanık yurt gazetesi, izmir, 28 nisan 1341 (1925). sayı: 96, s. 2, sütun: 4-5)

kanını taşıyandan başkasına inanma, seçtiğin yöneticilerin kanındaki cevherine bak.
(nutuk, eski basımlar)

türkiye türklerindir!

biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve türk milliyetçisiyiz. cumhuriyetimizin dayanağı türk topluluğudur. bu topluluğun fertleri ne kadar türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. (ilköğretim mecmuası, cilt: 4, sayı:61, 1940)

milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. türk milletindenim diyen insan, herşeyden evvel ve mutlaka türkçe konuşmalıdır. türkçe konuşmayan bir insan türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. (taha toros, atatürk'ün adana seyahatleri, s. 39)

ülkeniz sizindir, türklerindir. bu ülke, tarihte türk’tü bugün de türk’tür ve sonsuza dek türk olarak yaşayacaktır.

taş kırılır, tunç erir, ama türklük ebedidir.
(bu sözün söylendiğine dair ihtilaflar vardır)

ayrıca buraya gelip bizi faşist diye yaftalayan, atatürk'ü olduğundan farklı biri gibi göstermeye çalışan bazı arkadaşlara ithafen şunları bırakayım.

komünizm türk dünyasının en büyük tehlikesidir. her görüldüğü yerde ezilmelidir.
(faruk şükrü yersel, eskişehir gazetesi, 1926)

ne mutlu türküm diyene!

edit: kürtçülük yapınca tepki yiyorlarmış. burası türk devleti olduğu için olabilir mi?
dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin başka bir milliyetin milliyetçiliğini yaparsanız tepki yersiniz. o kadar meraklıysan çek git ülkene derler. rum kökenli biri olarak kendimi bir türk olarak görüyorum ve türkçe konuşuyorum. asla rum milliyetçiliği de yapmadım. çünkü aha yunanistan orada. burası türkiye sokun o dar kafanıza artık. rumca konuşmak isteyen yunanistana, ermenice konuşmak isteyen ermenistana, rusça konuşmak isteyen rusyaya, kürtçe isteyen kuzey ıraka.
devamını gör...

(bkz: kasap) kelimesinin tdk'na göre tanımı "et satılan dükkân." buradan

şimdi bu dükkanda et satılmayacak ise, adını kasap koymak ne demek oluyor?
devamını gör...

yaş ilerledikçe yavaş yavaş azaldı. hatta şuan düşününce gerçekten dertleşebileceğim tek arkadaşım var.
devamını gör...

veysel karani (radiyallahu anh) en büyüklerindendir.yemen'li bir müslümandır. hz. muhammed döneminde yaşamasına rağmen onu görememiştir. meşhur hikâyede medine'ye kadar gitmiş, ancak zamanlamasından dolayı onu görememiş ve geri dönmesi gerekmiştir. bunun üzerine hz. muhammed ona hırkasını hediye olarak göndermiştir.sıffin savaşı sırasında, hz. ali tarafında savaşmıstir. 657 yılında öldü. naaşını almaya gelen 3 kabilenin taşıdığı tabutlarda da keramet göstererek göründüğü söylenir. böylece bu 3 ayrı kabilenin yerleşim yerleri olan yemen ve şam'da bulunan türbelerinin yanında siirt ilinin baykan ilçesinin ziyaret beldesinde de bir türbesi vardır. 23 haziran 2014 tarihinde suriye'deki türbesi ışid tarafından bombalanarak yıkılmıştır.
kişinin değer verdiği bir amaç uğruna , inandığı değer uğruna kendi hayatini, geleceğini, toplumsal beklentileri bir kenara bırakmasının en güzel örneklerinden biridir. ben kendimde o duyguların kırıntısını göremezken ona hayran olmamak mümkün değildir.
devamını gör...

sanırım iki tip durumdan kaynaklanıyor:

ilki narsist kişilikli insanların, kendilerine karşı daha da ilgi, sevgi, nefret v.s. beslenmesi arzusu,

ikincisi ise çok hassas, naif kişilikli insanların bu dünyadaki düzende hiçbir zaman anlaşılamadığını düşünüp "en azından giderken sitemimi saklamayayım" motivasyonu.

ilk grup değil de ikinci grup boğazda bir düğümlenme hissi bırakıp gidiyor ne yazık ki.
devamını gör...

dejenerasyon.
devamını gör...

cehalet kusucam başlığı.
kim ne dinlerse dinlesin saygım var ama hala tüm zamanların , ölmesine rağmen en iyi vokali kabul edilen mercury'nin queen'i ile kıyaslanması da ne bileyim.
devamını gör...

doksanlı yıllarda etkin olan türk pop müziği sanatçısı. çıtı pıtı halleriyle o dönemin sevilen yüzlerinden biri olarak kaldı birçoğumuzun aklında. toplamda yedi albüm çalışması ve birçok single yapmış, kendine özgü bir sese sahip güzel bir kadın, bir anne. birçok güzel şarkıya imza attı o dönemde. şarkılarından oluşan bir çalma listesi için

benim aklımda kalan en cici hali ise yalan rüzgarı'nın yakışıklısı michael damian ile 1998 yılında seslendirdiği don't make me wait / bekletme adlı şarkısının klibiydi. tost saçlar, kıpır kıpır melodi, kapadokya görüntüleriyle derslere ve sınavlara sıkı çalıştığımız dönemlerde izleyip neşelendiğimiz zamanlardı. michael damien'ın sevimli aksanıyla bile düzgün seslendirdiği türkçe sözler, ingilizce kısmıyla da anlamca gayet uyumluydu. dahası şarkı bize şahane şeyler duyumsatıyordu. halen çocuktuk, gelen baharla kalbimizde kıpırtılar vardı. bu şarkıyla okulun müzik yarışmasına katılıp birinci olmuştuk üstelik, yaşadığımız ilçenin büyük kültür merkezinde de okul adına sahne almıştık. şarkıya ilk girdiğimde sesim titremişti hatta, sonradan toparlamıştım, bolca da alkış almıştık. on dokuz mayıs çalışmalarını sıcağa rağmen bol eğlenceyle, yeşil erikle, dondurmayla, uzun eşekle, su savaşıyla tamamlamıştık. dönem sonu yaklaşıyordu, sınavları bitirmiştik, keyfimiz kimselerde yoktu. şarkıyı yeniden dinleyince şu berbat vaziyette bile yine o enerjiye rastlamış gibi ediyor insanı. teşekkür etmiş olalım kendisine bu vesileyle.

devamını gör...

mr be bt görüntülemelerinde frontotemporal lobta atrofi ile karakterize demans tablosudur.
frontal lobe atrofisine bağlı kişilik değişiklikleri ; örneğin saldırganlıkta artma gibi kognitif bozukluk görülür.
asetilkolin normal olduğu için, antikolinesterazlar etkisizdir.
devamını gör...

patateslitost un msj alımı kapalı olduğu için bu şekil yazayım. aşı pasif bağışıklık sağlamaz.
aşı aktif bağışıklık sağlar. her aşının bağışıklık süresi aynı değildir. ömür boyu koruyan da var 6 ay koruyan da var.

aktif bağışıklık: vücudun antikor üretebilmesidir. doğal yollarla yabancı etkeni kaparız (hava, kan, besin, cinsel sıvı, temas vs) ya da aşılama ile vücudu mikropla tanıştırırız. sonra buna karşı antikor üretmeye çabalarız. bu işi bir çeşit akyuvar olan b lenfositler yapıyor. bazı aktif bağışıklık durumları ömür boyu sürebiliyor.
pasif bağışıklık: vücuda hazır antikor verilmesidir. serum ile olur. ( antikor içeren serum, tatlı tuzlu su değil) plazma nakli ile olur, anneden bebeğe plasenta veya süt ile antikor geçmesi sonucu olur. kısa sürer.

aktif bağışıklıkta antikoru sen üretiyorsun.
pasif bağışıklıkta dışardan hazır alıyorsun.

başka bağışıklık terimleri de var:
hücresel bağışıklık: t lenfositler yapar. kanserli hücreler veya organ nakli ile gelen hücrelere de temas ederek etkisiz hale getirmeye çalışırlar.
humoral bağışıklık: b lenfositler yapar. antikorlar yabancı maddeye yapışır. onun hareket kabiliyetini kısıtlar ve aynı zamanda onu işaretlemiş olur. daha iri akyuvarlara sinyal yollar, bu işaretlediğim molekülü yut ve sindir gibi.

bunlar özgül bağışıklıktır. (spesifik) zatürreye farklı vereme farklı antikor üretmek gibi.
bunun dışında deri, burun kılı, mide öz suyu, göz yaşı, mukus salgısı hatta ter, doğal katil hücreler, ateş, (1-1.5 derece artması, fazlası değil) iltihaplanma, interferonlar, mikropları yutan iri akyuvarlar vs hepsi bağışıklık unsurlarıdır. bunlar özgül olmayan bağışıklıktır. (spesifik olmayan)

kısacası önce sağlıklı bir derin olacak. proteini eksik etmeyeceksin, antikorlar şekerden oluşmuyor, çok stres yapmayacaksın, akyuvarları baskılıyor. üşütmeyeceksin. taşa yaşa oturmayacaksın. kan, merkezi organlara toplanıyor mikroplar 1 saat başıboş kalınca hortluyor, düzenli uyuyacaksın.
bildiğin şeyler.

düzenleme: imla, türkçe karakter.
düzenleme 2: antibiyotikler aktif ya da pasif bağışıklık sağlamaz. sadece vücudumuz saldırı altındayken işler daha da kötüye gitmesin diye bir önlemdir. antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir. grip gibi virüs hastalıklarında antibiyotik yazılmasının sebebi akyuvarlar virüsler ile uğraşırken bakterilerin hortlamasını engellemeye yöneliktir. bu yüzen grip için; ilaçla bir hafta ilaçsız yedi günde geçer ironisi yapılır.
devamını gör...

kürtçe eserleri türkçe okuyan sanatçılar: celal güzelses, mukim tahir, kel hamza, cemil cankurt gibi sanatçılardır. bu isimlere zamanla mahmut güzelgöz, kazancı bedih, birecikli nuri sesigüzel, ibrahim tatlıses, burhan çaçan, izzet altınmeşe gibi sanatçılar eklenmiştir.
şimdi de “derlenen” parçalara bir göz atalım. öncelikle şivan perwer’den başlayalım:
“de lorî ” adlı parçayı güler ışık yıllarca kulaklarımıza “şey yani ” olarak fısıldadı.
daha çok ilyas salman‘ın oynadığı yeşilçam filmlerinden aşina olduğumuz ve ibrahim tatlıses’in “bir mumdur iki mumdur” adlı parça aslında yılar önce “mumik” olarak biliniyor, dinleniliyordu.
“hinê bînin li destê kin” adlı parça da bu coğrafyada gelinin kına gecesinde söylenen ve gelinin annesi tarafından gözyaşları eşliğinde dinlenilen “kınayı getir anne” olarak çevrilmişti.
“di dinê de sê tişt hene” adlı parça da sonraları ibrahim tatlıses tarafından “bu dünyada üç şey vardır” olarak dillendirilmişti.
yine , “lawo destê min berde” adlı parçasını yurdun muhtelif sanatçıları “makaram sarı bağlar” diye dillendirmişlerdi.
türk sinema tarihinin belki de en acıklı filmlerini yapan ve küçük emrah olarak ünlenen, seksenli yıllarda filmleri izlenen her evde gözyaşlarının sel olup aktığı filmlerden bildiğimiz “ben yetim, ben öksüz” adlı parçayı, şivan perwer ondan çok daha önce ” lê dotmam” olarak okumuştu.
yine “peşmerge” adlı parçasını ibrahim tatlıses, kendisini de katarak “zurnacı ibo dayı” olarak bir güzel söylemiş. canê canê”yi şivan perwer tanıttıktan sonra ibrahim tatlıses de gazinolarda, düğün salonlarında “caney caney” olarak okumuştur.
heycanê mukrîyanî’nin söylediği vakit insanın içinden bir şeylerin kopup gittiğini fark ettiğimiz “ez kevokim” adlı parçayı zamanın tatlıses’i olan celal güzelses “hele yar zalim yar” şeklinde değiştirerek kulaklarımızın kirini silmeye yetmemişti.
bazı kaynaklara göre zahid brifkani’nin bazı kaynaklara göre ise anonim bir kirdkî (zaza) olduğu söylenen “leyla ” parçasını da, özcan deniz alıp bir güzel söyledi. üstelik özcan deniz, ünlü dengbêjlerden şakiro’nun öz yeğenidir.
bir dönem dillere düşen ve bülent serttaş’ın dillendirdiği “ağlama yar” adlı parça aslında “seyran mengî” dir. bu parçanın aslının süryanice olduğunu ve yıllar sonra kürtlerin şarkıyı kürtçeye çevirdiğini de söyleyenler vardır.
yine sahneye izzet altınmeşe çıkar. “lê nazê ” adlı parçayı “naze ” olarak seslendirir , “lê xanimê” yı da “le hanım” olarak müzikseverlere seslendirmiştir.
anonim olarak bilinen ve hemen hemen her halayda mutlaka müziğiyle halay çekilen bir başka parça da “lorke lorke”dir. ve sahneye yine tanıdık bir isim çıkar: ibrahim tatlıses.
“cotkar” isimli kürtçe eser tahsin taha tarafından söylenip, biliniyordu. mehmet özbek, eseri alıp “beyaz gül, kırmızı gül” diye çevirmişti.(5)
yine gülistan perwer’den bildiğimiz (daha önce söyleyen de olmuştur) “zara” adlı parçayı, günümüzün sinemacısı, ve “çok yönlü kişiliğiyle” bilinen, mahsun kırmızıgül “öleyim” olarak çevirmiş ve bizlere dinletmişti.
hızlarını bir türlü alamayan mümtaz sanatçılarımızdan olan ceylan ve azer bülbül, şivan perwer’in “xanê û xwedêde” adlı parçasını kendilerine göre çevirmişlerdi. ceylan bu parçayı : “ben anayım” olarak, azer bülbül ise bu parçayı : “ben babayım” olarak cinsiyet isteklerine göre şekillendirmişlerdir.
yine anonimlerden olan
“çavit civana leyla” parça: “çavuş kızı leyla” olarak
“lo berde” adlı parça: “makaram sarı bağlar” olarak
“lorke lorke” adlı parça: “diyarbakır güzel bağlar” olarak
“sînemê” adlı parça: “zap suyu” olarak
“esmera min” adlı parça: “kibar yarim esmerim” olarak çevrilmiştir.
kemal sunal’ın bir filminde seslendirdiği ve türkçe’ye“ay akşamdan ışıktır” olarak çevrilen parçanın aslı da “edlê yemman” adlı parçadır.
yine ilyas salman’ın filmlerinden birinde bu tepe kumlu tepe adlı şarkının da aslı nabikeve adlı parçadır.
türk halk müziği topluluğu’nun korosunda sıklıkla söylenen “toycular” adlı parça da nizamettin ariç’in de söylediği porzerîn adlı şarkı olduğunu belirtmek lazım.
daha fazlası var mı bilemem ama şimdilik bu kadarını derleyebildim burda asla bir art niyet olmadığını belirtmek isterim sadece bilgi amaçlı girilmiş tanımdır.https:buradan
anormal bir olay değildir tam tersi normaldir bunu paylaşmak kadar normal bir şey yok. ayrıca kürtçe şarkıların türkçeye uyarlanması hoşuma gider ama nerdeyse hiçbirinin kime ait olduğu belirtilmemiş, bildiğimiz çalıntı yoksa öbür türlü ancak gurur duyabilirim. paylaşma amacımda kesinlikle art niyet değil farkındalık yaratmak eğer bunlar yapılacaksa kime ait olduğu da yazılmalıdır eser altına.
devamını gör...

ilk kez 1862 yılında victor hugo'nun ülkemizde sefiller adıyla yayınlanan kitabıdır.
farklı yaşlarda farklı basım versiyonlarını okuduğum bu kitabın en sevdiğim basımı iletişim yayınlarından cenap karakaya'nın çevirisiyle iki cilt şeklinde yayınlanan versiyonudur.

iki ciltlik bu dev klasiği anlatan tek bir cümle seçmem gerekseydi aşağıdaki cümleyi seçerdim.


"ölmek bir şey değil; korkunç olan yaşamamaktır."
devamını gör...

maalesef çeşitli sosyal mecralarda varlığını sürdürmeye çalışan, aciz, zavallı, omurgasız ve beyinsiz yobazdır.

aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen maalesef hala atatürk korkusunu iliklerine kadar hissedip, her uyandığı yeni günde acaba bugün atatürk’e karşı ne argüman üretebilirim diye kendi kıt kanaat zeka seviyesiyle bir şeyler yapmaya ve yazmaya çalışır.

oysa ki ortamlarda ta.ak malzemesidir. zekasızlığının, vizyonsuzluğunun, haysiyetsizliğinin makaraya alındığını bilmez.

iki cümleyi denk getirip yazabilirse, kendi omurgasızlığıyla bir kenara geçip vazifesini tamamlamış köpek minnettarlığıyla bir sonraki hareketini düşünerek kemiğini yalamaya devam eder.
devamını gör...

(bkz: laiklik)
devamını gör...

lozan barış antlaşmasının gizli maddelerinin bir kısım memleketim insanı tarafından ifşa olacağına inanılan yıl.
devamını gör...

cağnımm patron, sözlük kurucusu, yol gösterici, kıyak insan. sinirlendirme çabalarıma rağmen hep sakindir. *

hakkında o kadar çok söylenti var ki, kim bilir hangisi doğru. bazen bir mümin cemaatçi, bazen viskisiyle şömine başında keyifçi, bazen yeşil parkasıyla eylemlerde, bazen bir kgb ajanı, bazen bir hokkaaabazz. *

not: bana torpil geçmediği için bir miktar tripli olabilirim. koskoca yönetici yap ama rozet takamasın, olcak şey mi ??
devamını gör...

arkadi strugatski ve boris strugatski kardeşlerin ithaki bilimkurgu yayınlarından çıkan müthiş romanıdır.

bilimkurgu okumak için, bilimkurguyu anlamak için, bilimkurgudan keyif almak için, olan biteni anlamlandırmak, bağlantıları kurmak, bir mantık zincir oluşturmak için okuma yazma bilemekten fazlasına ihtiyaç duyar insan, en azından duymalıdır. hiçbir ön hazırlık yapmadan elinize bir bilimkurgu kitabı alıp sonra da kitapta ya da yazarda bir eksiklik bulma cehaletinde boğulmayın.

guernica”ya bakıp şekilsiz bir boğa görüyorsanız, “ moonlight sonata” çalınca esnemeye başlıyorsanız, heykellere ucube deme keyfiliğini gösteriyorsanız, kitapları “ kalın-ince” diye ayırıyorsanız elbette bilimkurgu kitapları okuyunca da benzer yorumlar yapmanız kaçınılmazdır.

bu kitapla ilgili derin açıklamalar yapmayacağım çünkü yazarlar kitabın sonunda bir bölüm açarak bunu zaten yapmışlar. strugatski kardeşler bir kitap yazdıysa eğer, o kitabın bir derdi vardır. “ iki adam varmış, biri oraya gidiyormuş, biri buraya gidiyormuş” gibi saçma yorumlar sizi yönlendirmesin. sanal alemde ve bazı booktuber denen garip gürûhu bağlı insanların yaptığı yorumları ciddiye almayın.

bilimkurgu içinde felsefe de barındırır. buna dikkat ederek okuyun.
devamını gör...

insanların düşüncelerini anlattığı yerlerin %95’i.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim