sözlük radyosu kaçak yayınları
yayıncıların artık dinleyenlere yemek ısmarlaması gereken yayın.
devamını gör...
volkan öge
alakasız yerlerde taksi, dolmuş beklemesiyle tanınan ünlü los santos belediye başkan adayı.
devamını gör...
normal sözlük'te sürekli islam'ı kötüleyen başlık ve tanımlara müsaade etmek
sevgi pıtırcığı dini olan islamı(!) kötülemek burdaki insanların ne haddine sahi?
çok sevdiğimiz bir profesör bu tarz çıkışımlara (bkz: zırva) der.
çok sevdiğimiz bir profesör bu tarz çıkışımlara (bkz: zırva) der.
devamını gör...
bal mumu
dünyanın birçok yerinde ünlü kişilerin kendilerine çok benzeyen heykellerini yapmak için kullanılan materyal. doğru ellerde çok güzel işler çıkartılabilir. yanlış ellerde ise anaokulu öğrencisine oyun hamuru verilmiş de o sergileniyormuş izlenimi yaratabilir.
devamını gör...
çocuk oyuncuların başrolde olduğu filmler
sezer cik, serisi varya meşhur, aman allahım ne itici filmleri vardı o çocuğun .
devamını gör...
silahlı fotoğraf paylaşan din kültürü öğretmeni
bu adam öğretmen işte.rezalet. şu kutuplaşmaya bakar mısınız. buradaki problem hükümetin lehine olduğunda bunlar gözükmezken birisi aynısını onlara yapsın bakalım ne olurdu. fetöcü olurdu terörist olurdu. adaletsizlik burada.iki taraf için de yanlış bir hareket olması da ayrı bir konu
devamını gör...
ölmeden önce yapılacak bir şey
daha önce toplum baskısından korkup yapamadığım herhangi bir şey.
devamını gör...
gut hastalığı
kanuni sultan süleyman ve 4.murad, bu hastalık sebebi ile vefat etmişlerdir.
devamını gör...
z kuşağı
öncelikle bütün genellemelerin aptalca olduğunu kabullenerek başlayalım. "z kuşağı akıllıdır", "y kuşağı gerizekalıdır", "x kuşağı gün görmemiş dinazorlardır" vs. gibi genellemelerin doğru olamayacağı çok açık. her kuşaktan, her yaştan; akıllı, sağduyulu, özgüvenli, ileri görüşlü ve akla gelebilecek diğer bütün iyi niteliklere sahip insanlar çıkabilir, çıkmıştır ve çıkacaktır da. burada önemli olan, her yeni nesille birlikte daha çok kaliteli insanı çıkarabilmektir.
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
şimdi bu kabullenmenin ardından, müsaadenizle, son zamanlarda çok gördüğüm "bizi kurtarırsa z kuşağı kurtaracak" söylemlerine bir çift kelamım var: o kadar da emin olmayın.
geçenlerde (bayağı da geçti aslında) twitter'da gezinirken, ara sıra gündeme gelen "okullar yüz yüze eğitime açılsın" hashtag'lerinden birine rast geldim. dedim bakayım. ne gördüm? artvin çoruh üniversitesi'nde* edebiyat öğretmenliği okuyan bir genç kızın "okulları açmazsanız intihar edeceğiz yeter artık" minvalinde bir şeyler yazdığını.
bundan sonra bu genç kızımıza misalen ayşe diyelim ve şimdi basit bir çok yönlü düşünme icra edelim:
ayşe, akademik anlamda hiçbir niteliği olmayan, bir paçavra taşra üniversitesinde* okuyor. bölümünün, sonradan yapacağı staj harici*, hiçbir uygulamalı dersi yok. bir laboratuvar gereksinimi yok. herhangi bir anlık hocaya danışma ihtiyacı yok. derslerinin tamamı sözel dersler. ve bunları alırken ihtiyacı olan her şey ona uzaktan eğitim aracılığıyla da gayet sunulabilir. lütfen kimse "uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor ama ühühü" demesin, edebiyat öğretmenliğinden ve zaten vasat bir okuldan bahsediyoruz, kalbinizi kırarım.
artık bu gerçekleri kabullendiğimizde, meselenin eğitimle uzaktan yakından alakası olmadığını herhalde çok iyi anlıyoruz. asıl sorunu direkt cinsel ihtiyaçlara, libidoya yoran çok fazla insan gördüm ama yine genellemelerden uzak tutalım kendimizi madem. ve olası gerekçeler sunalım:
1. ayşe gerçekten de sevgilisini özlemiş olabilir.
2. ayşe arkadaşlarını özlemiş olabilir.
3. ayşe okuduğu şehri* özlemiş olabilir.
4. ayşe aile evinde kalmaktan sıkılmış olabilir.
5. ayşe olası muhafazakar ailesinin söylemlerinden sıkılmış olabilir.
ya da bütün bunların hepsi de olabilir. herhalde bu kadar yeterli. gerekçeler çoğaltılabilir de ama önem seviyesinin çok da yükseleceğini zannetmiyorum. şimdi, bütün bu gerekçeler aklımızdayken, şöyle bir düşünelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde; çevre illerden, oradan buradan, tahminen 20 farklı şehirden öğrenci okuyor. bakın daha farklı farklı ilçeleri, yerleşim birimlerini falan dahil etmedik bile. bu kadar geniş bir skaladan muhakkak hasta ya da taşıyıcı olan da çıkacaktır, burası kesin. taşra üniversitelerinin hocalarının devam zorunluluğu saçmalığı da malum, o öğrenciler seve seve artvin'e gidecekler. artvin'de yalnızca okuldaki diğer öğrencilerle değil; esnafı, memuru bilmemnesi derken şehrin yerlisiyle de haşır neşir olacaklar. peki bu ne demek? şehirde sil baştan bir salgın demek. ihtimali yok.
hadi diyelim ki bütün öğrenciler şehirden ve yerlisinden kendilerini uzak tuttular ve sadece okula gidip geldiler. o halde, kaba bir hesapla devam edelim:
artvin çoruh üniversitesi'nde, kendi rakamlarına göre, 900 küsür personel görev yapıyor. ve 11 bin de öğrencileri var. yuvarlayalım, 12 bin insan diyelim. bu cepte. covid-19 pandemisi nedeniyle şimdiye kadar 105 milyon küsür insan hastalanmış ve 2 milyon küsür insan da ölmüş. yaklaşık olarak, tekrar ediyorum ki oldukça kaba bir hesapla elbette, %2 gibi bir ölüm oranına ulaşıyoruz. şimdi bu rakamları açü'ye uyarlayalım.
dedik ya, o okulda kesinlikle bir salgın görülecek. diyelim ki yine erken davranıldı, okul erkenden kapatıldı ve öğrencilerin yalnızca yarısı hasta olmakla kaldı. bu ihtimalde 120 kişi ölecek. ama okullar bir daha açıldı mı kapatılması gibi bir lüksü yok kimsenin, kelimenin tam anlamıyla rezalet olur çünkü. bu ne demek? yalnızca okuldan 240 kişinin ölmesi demek.
peki, yukarıdaki aşırı iyimser tahmine uygun olarak, o öğrenciler kendilerini yerli halktan sakınacak mı? hepimiz biliyoruz ki, hayır. ne kadar iyimser olursak olalım o şehirde salgın, 2020 mart'ına benzer şekilde, hatta öğrenciler gidip gelmiş olacakları için daha da fazla sayılarla yeniden görülecek.
şimdi, bir "neydik ne olduk?" ve sonuçlamaya girişelim. ayşe yalnızca ve yalnızca özlediği, sıkıldığı ya da bunaldığı için en iyi ihtimalle 120 kişi ölecek. peki, bir z kuşağı temsilcisi olarak akıllı olduğu iddia edilen ayşe, insanları intiharla tehdit ettiği iğrenç tweet'ini atmadan önce bunları düşünebildi mi? hayır. bir insanın intihar edebilmesi bu kadar kolay mı? hayır. peki bu söylem, neresinden tutsanız elinizde kalacak çirkin, iğrenç ve aptal bir söylem mi? evet.
bakın hepimiz kabulleniyoruz, insanlar sosyal canlılardır. bu salgının ve eve kapanma döneminin insanların psikolojisinde derin yaralar bıraktığı ve bırakacağı da çok açık. fakat herkesin kendi kişisel özgürlüklerinden feragat ettiği bu dönemde, "kişisel özgürlük" adı altında insanların hayatlarına kastedebilmek akıllı bir insanın yapacağı iş değildir. bir de, rica ediyorum "ama miting yapıyorlar ühühü" falan da demeyin. bir yanlışın, başka bir yanlışın da yapılabileceği anlamına gelmediğini çoktan öğrenmiş, kavramış ve benimsemiş olmalısınız.
her neyse. uzun lafın kısası, kuşaklar değil bazı insanlar akıllıdır. aptal yine aptaldır ve aptal kalacaktır. en güzel tatlı da tulumba tatlısıdır. aksini iddia eden de damaksızdır.**
devamını gör...
yatak odasını kız tarafının alması
(bkz: edanur) isimli yazarın fikirlerini belirttiği başlık.
''bana göre bu tarz yöreler çok saçma. eğer imkanı varsa her şeyi erkek tarafı yapar, yoksa da el ele verilir ortak yapılır. yok onu sen al bunu ben alayım. çingenlikten başka bir şey değil.''
''eğer imkanı varsa her şeyi erkek tarafı yapar, yoksa da el ele verilir ortak yapılır.
''eğer imkanı varsa her şeyi erkek tarafı yapar''
''her şeyi erkek tarafı yapar''
''erkek tarafı yapar''
''erkek''
bu girdiyi ben yanlış anlamış olayım lütfen. bu kadar çelişkiyi beynim kabul etmiyor. lütfen ironi olsun. ironi demi ?
''bana göre bu tarz yöreler çok saçma. eğer imkanı varsa her şeyi erkek tarafı yapar, yoksa da el ele verilir ortak yapılır. yok onu sen al bunu ben alayım. çingenlikten başka bir şey değil.''
''eğer imkanı varsa her şeyi erkek tarafı yapar, yoksa da el ele verilir ortak yapılır.
''eğer imkanı varsa her şeyi erkek tarafı yapar''
''her şeyi erkek tarafı yapar''
''erkek tarafı yapar''
''erkek''
bu girdiyi ben yanlış anlamış olayım lütfen. bu kadar çelişkiyi beynim kabul etmiyor. lütfen ironi olsun. ironi demi ?
devamını gör...
efsane kitapların ilk cümleleri
hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum.
*
*
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın sözkükçüm,
sabah meditasyonumu yaptıktan hemen sonra okumaya başladım.
yo yo bela değil tabi ki takipcanlarımın tanımlarını.
amanda ne hoş ne çok tatlı.
okuyoruz beğeniyoruz falan derken ne göreyim.
'biraz soluklan yiğidim' kim demişse yalan demiş ne yiğidi ya lo ben kadınım. biri sözlüğü uyarsın beni yiğit sanıyor halbuki adım da banu.
eskiden ağız tadıyla daha çok okuyup beğeni atabiliyorduk sankim. eski dediysem en fazla 1 ay önce zaten kaç aydır buradayım. ya da ben okumaya daha çok zaman ayırıyordum gün içine yaydığım için hemencecik yiğitlenmiyordum.
neyse işte özellikle sabahları az okuma keyfim var onunda içine turup sıkıyor bu özellik. yav şimdi 'sen oku okuma diyen mi var?' diyeceksiniz. ee zaten okuyorum da ama öyle bir oluyor ki yav bunu okuduğumu yazar görsün, beğendiğimi anlasın istiyorum. içim kıpır kıpır ediyor anlatabiliyor muyum?
neysem bunun dışında pek iyiyim. bu ara buralarda pek bulunmamam dışında ekstra bir durum yok. çok sıcak çok anlatabiliyor muyum?
dün randevum var bir yerlere evimden çıktım 1 saatlik yol gittim. beynim döndü. maskeydi, terdi derken kendime gelemedim uzun bir süre. oturdum bir gölgeye geçer diye yok anam yok. baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma derken dedim herhalde ölüyorum. aradım arkadaşımı gel beni al diye. kafama bir kaç şişe soğuk su döküp soğuk bir şeyler içtim. akşam üzerine doğru kendime geldim. randevu mu? o iptal ya çiçeğim o yolu boşu boşuna gittik.
herkeslere günaydın, sana yok sen kazana düştün. hadi ben kaçtım.
selamlar, saygılar...
sabah meditasyonumu yaptıktan hemen sonra okumaya başladım.
yo yo bela değil tabi ki takipcanlarımın tanımlarını.
amanda ne hoş ne çok tatlı.
okuyoruz beğeniyoruz falan derken ne göreyim.
'biraz soluklan yiğidim' kim demişse yalan demiş ne yiğidi ya lo ben kadınım. biri sözlüğü uyarsın beni yiğit sanıyor halbuki adım da banu.
eskiden ağız tadıyla daha çok okuyup beğeni atabiliyorduk sankim. eski dediysem en fazla 1 ay önce zaten kaç aydır buradayım. ya da ben okumaya daha çok zaman ayırıyordum gün içine yaydığım için hemencecik yiğitlenmiyordum.
neyse işte özellikle sabahları az okuma keyfim var onunda içine turup sıkıyor bu özellik. yav şimdi 'sen oku okuma diyen mi var?' diyeceksiniz. ee zaten okuyorum da ama öyle bir oluyor ki yav bunu okuduğumu yazar görsün, beğendiğimi anlasın istiyorum. içim kıpır kıpır ediyor anlatabiliyor muyum?
neysem bunun dışında pek iyiyim. bu ara buralarda pek bulunmamam dışında ekstra bir durum yok. çok sıcak çok anlatabiliyor muyum?
dün randevum var bir yerlere evimden çıktım 1 saatlik yol gittim. beynim döndü. maskeydi, terdi derken kendime gelemedim uzun bir süre. oturdum bir gölgeye geçer diye yok anam yok. baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma derken dedim herhalde ölüyorum. aradım arkadaşımı gel beni al diye. kafama bir kaç şişe soğuk su döküp soğuk bir şeyler içtim. akşam üzerine doğru kendime geldim. randevu mu? o iptal ya çiçeğim o yolu boşu boşuna gittik.
herkeslere günaydın, sana yok sen kazana düştün. hadi ben kaçtım.
selamlar, saygılar...
devamını gör...
endlösung
naziler'in imha politikası.
alman tarihi kültüründe martin luther'den beri yahudilere suçlu olarak bakan bir yaklaşım söz konusudur. bundan dolayı da antisemit örgütlenme en barbar haliyle almanya'da gerçekleşti ve benzerine rastlanmayacak bir imha siyaseti izlendi. bu tahribat, çingenelere de yönelmiştir. en nihayetinde işgal edilen ülkelerde, hiç rastlamadıkları, hayatlarında görmedikleri yahudi ve çingene topluluklarını kamplarda toplayacak derecede raydan çıkmışlardır.
alman tarihi kültüründe martin luther'den beri yahudilere suçlu olarak bakan bir yaklaşım söz konusudur. bundan dolayı da antisemit örgütlenme en barbar haliyle almanya'da gerçekleşti ve benzerine rastlanmayacak bir imha siyaseti izlendi. bu tahribat, çingenelere de yönelmiştir. en nihayetinde işgal edilen ülkelerde, hiç rastlamadıkları, hayatlarında görmedikleri yahudi ve çingene topluluklarını kamplarda toplayacak derecede raydan çıkmışlardır.
devamını gör...
moral bozukluğu ile baş etme yöntemleri
dostlar açın bir roman havası, söyle bir kurtlarinizi dökün hiçbir şeyiniz kalmaz. favorim pau-bonzai , silivri'ye gitmeme dilegiyle.
devamını gör...
boş kafa
13 sene önce ilk antipsikotik ilaçlar içtiğim zamanlarda yaşadığım kafaydı.
ilk aylarda her ilaç sonrası 16 saat uyuyor, uyandığımda ise zombi modunda yaşıyordum.
böyle bir kafa işte.
ilk aylarda her ilaç sonrası 16 saat uyuyor, uyandığımda ise zombi modunda yaşıyordum.
böyle bir kafa işte.
devamını gör...
ibrahim zarap
eşine, hem de küçücük çocuğu yanında şiddet uygulayan ve teşhir edilmesi gereken kişi.
maalesef bizim medyamız mağdurların şeceresini dökerken suçluları isminin baş harfleri ile vererek gizler.
maalesef bizim medyamız mağdurların şeceresini dökerken suçluları isminin baş harfleri ile vererek gizler.
devamını gör...
yataktan çıkmamak
kardeşim olan zat-ı muhteremin sahip olduğu kötü bir alışkanlık, hatta kanser sebebi.
devamını gör...
yazarların mahlaslarının bir üst seviyesi
sustuğunuz için teşekkür ederim
devamını gör...
exterminatus
warhammer evreninde imperium'un son çaresi.
bir gezegen asla geri dönülmeyecek şekilde bozulduğunda, (mesela (gbkz: chaos) tüm gezegeni ele geçirmiş, popülasyonun çoğunu corrupt etmiş, hükümeti valiyi falan kendi saflarına katmış, etrafta cult'ler cirit atıyorsa, bir tyranid hive fleet gezegene inmişse ya da bir ork waaagh!'ı ile uğraşılıyorsa) adeptus astartes marineleri bile gidip gerekli kişileri öldürüp ortamı temizlemekten aciz duruma düşerşerse başvurulur.
gezegen tüm canlılarıyla birlikte yokedilir.
exterminatus emri verme yetkisine tüm imperium'da sadece inquisitor'lar sahiptir.
inquisitor gerekli emri verdiğinde bir astropath en yakındaki space marine birliğine haber verir, ortama intikal eden space marine birliği gerekli görülen yöntemlerden birini kullanarak gezegeni yokeder.
bu yöntemler şöyledir;
virüs bombası: gezegene, biyolojik maddeleri yiyen bir virüs içeren bir bomba atılır, virüs bitkiler ve tek hücreliler dahil tüm canlıları yer, geride sadece bir tür çamur bırakır, bu esnada ortaya yüksek derecede yanıcı bir gaz çıkar, eninde sonunda bu gaz alev alır ve gezegen çapında apokaliptik bir ateş fırtınası yaşanır, yangın söndüğünde gezegen artık sadece çıplak kayadan ibarettir, içerdiği hava bile yangınla beraber yokolmuştur. gezegen sterildir. (sonra ihtiyaca göre adeptus mechanicus dünyayı tekrar terraform etmeyi seçebilir)
cyclonic torpidolar: bunlar basit olarak dev nükleer bombalardır, (birkaç milyon tsar bomba gücünde düşününüz), genelde iki aşamalıdırlar, ilk aşamada yörüngeden atılan torpido kendini bir melta charge vasıtasıyla gezegenin çekirdeğine gömer, sonra patlar. bu gezegenin parçalanmasına, parçalanmasa bile son derece dengesiz bir hale gelmesine ve üstündeki yaşamın bitmesine neden olur. daha çok necron tomb world'lerde kullanılır.
atmospheric incinerator torpido: bu torpido gezegenin alçak yörüngesinde patlar ve atmosferi ateşe verir, gezegenin tüm atmosferi yanarak yokolur ve yüzeyi de sıcaklıktan cama dönüşür, bu şekilde yokedilen gezegenlerin günlerce uzaydaki bir kor parçası gibi ışıldadığı rapor edilmiştir.
bir gezegen asla geri dönülmeyecek şekilde bozulduğunda, (mesela (gbkz: chaos) tüm gezegeni ele geçirmiş, popülasyonun çoğunu corrupt etmiş, hükümeti valiyi falan kendi saflarına katmış, etrafta cult'ler cirit atıyorsa, bir tyranid hive fleet gezegene inmişse ya da bir ork waaagh!'ı ile uğraşılıyorsa) adeptus astartes marineleri bile gidip gerekli kişileri öldürüp ortamı temizlemekten aciz duruma düşerşerse başvurulur.
gezegen tüm canlılarıyla birlikte yokedilir.
exterminatus emri verme yetkisine tüm imperium'da sadece inquisitor'lar sahiptir.
inquisitor gerekli emri verdiğinde bir astropath en yakındaki space marine birliğine haber verir, ortama intikal eden space marine birliği gerekli görülen yöntemlerden birini kullanarak gezegeni yokeder.
bu yöntemler şöyledir;
virüs bombası: gezegene, biyolojik maddeleri yiyen bir virüs içeren bir bomba atılır, virüs bitkiler ve tek hücreliler dahil tüm canlıları yer, geride sadece bir tür çamur bırakır, bu esnada ortaya yüksek derecede yanıcı bir gaz çıkar, eninde sonunda bu gaz alev alır ve gezegen çapında apokaliptik bir ateş fırtınası yaşanır, yangın söndüğünde gezegen artık sadece çıplak kayadan ibarettir, içerdiği hava bile yangınla beraber yokolmuştur. gezegen sterildir. (sonra ihtiyaca göre adeptus mechanicus dünyayı tekrar terraform etmeyi seçebilir)
cyclonic torpidolar: bunlar basit olarak dev nükleer bombalardır, (birkaç milyon tsar bomba gücünde düşününüz), genelde iki aşamalıdırlar, ilk aşamada yörüngeden atılan torpido kendini bir melta charge vasıtasıyla gezegenin çekirdeğine gömer, sonra patlar. bu gezegenin parçalanmasına, parçalanmasa bile son derece dengesiz bir hale gelmesine ve üstündeki yaşamın bitmesine neden olur. daha çok necron tomb world'lerde kullanılır.
atmospheric incinerator torpido: bu torpido gezegenin alçak yörüngesinde patlar ve atmosferi ateşe verir, gezegenin tüm atmosferi yanarak yokolur ve yüzeyi de sıcaklıktan cama dönüşür, bu şekilde yokedilen gezegenlerin günlerce uzaydaki bir kor parçası gibi ışıldadığı rapor edilmiştir.
devamını gör...
