türk insanının umutla değil inatla yaşaması
umut tükenince hayat da tükenir normalde. ama bunun tersi bir millettiz. takdir edilesi.
devamını gör...
hakaret olmayan ama hakaret olan cümleler
“gençken güzelmişsiniz.”
devamını gör...
armysuzy
kalemine saglik denilesi; girdigi her tanimda yeni bir bilgi ekleyen, merakli sevgili yazar arkadasimiz*.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
"ben yanmazsam
sen yanmazsan
biz yanmazsak... "
hepimizin yanacağı bir gecenin fitili ateşlenmedi mi sanki?
ellerin dert görmesin güzel. *
sen yanmazsan
biz yanmazsak... "
hepimizin yanacağı bir gecenin fitili ateşlenmedi mi sanki?
ellerin dert görmesin güzel. *
devamını gör...
alevilerin eti yenmez
bugun de alevileri otekilestirdik sukur...
devamını gör...
bir masum mor menekse
entrysini gördüğüm an engellemeye karar verdiğim ilk aktroll yazar
devamını gör...
türkiye'nin en fazla aydının hapiste olduğu üç ülkeden biri olması
tekrar sayılsın, resmen hakkımızı yemişler. ben bu adaletsiz üçüncülüğü kabul etmiyorum.
kesin birinciyiz.
kesin birinciyiz.
devamını gör...
alttaki yazara sor
annemden doğduğumdan beri yaşıyorum sayın yazar.
mutluluğu daim olan bir şey söyler misin?
mutluluğu daim olan bir şey söyler misin?
devamını gör...
ali şeriati
20. yüzyılın en büyük islam alimlerinden biridir. takım elbise giymesi, islam alimi profiline uymasa da, bu gerçek değişmez.
ilk kitabı "ebuzer" dir. (en sevdiğim kitaplarındadır.) arapça dan çevrilmiş ve kendi şerhi ile yayınlanmıştır. oturup yazdığı tek kitap; "kevir" dir (çölden iniş).
konferanslarının hemen hemen hepsi kitaplaştırılmıştır.(kitapları aslında konferanslarından derlenmiştir.)
marksizm etkisinden bahsedilmiş olsa da; marksizmi eleştirdiği müthiş konferansları mevcuttur. "dinler tarihi" kitabı marksizme yönelik eleştirileri için kaynak gösterilebilir.
şii toplum tarafından sünni olmakla, sünni toplum tarafından şii olmakla suçlanmıştır. kendisi muvahhid bir müslümandır. safevi şiiliğine de, emevi sünniliğine de karşıdır.
"sizi rahatlatmak için, duymak istediklerinizi söylemek için gelmedim. sizi rahatsız etmeye, duymak istemediklerinizi söylemeye geldim." diyecek kadar açık sözlüdür.
üç tarihi şahsiyetin etkisi altında kaldığını söylersek yanlış olmaz.
biri imam hüseyin(as) dir. biri seyyide zeynep(sa) tir. biri de ebuzer(as) dir.
konferanslarının eleştirisini o dönemin alimlerinden olan murtaza mutahhari nin yapmasını arzu etmiştir.
1977 yılında, şah rıza pehlevi nin özel infaz birimi savak tarafından ingiltere de şehid edilmiştir. şam da çok sevdiği seyyide zeynep(sa) türbesinin yanında defnedilmiştir.
ilk kitabı "ebuzer" dir. (en sevdiğim kitaplarındadır.) arapça dan çevrilmiş ve kendi şerhi ile yayınlanmıştır. oturup yazdığı tek kitap; "kevir" dir (çölden iniş).
konferanslarının hemen hemen hepsi kitaplaştırılmıştır.(kitapları aslında konferanslarından derlenmiştir.)
marksizm etkisinden bahsedilmiş olsa da; marksizmi eleştirdiği müthiş konferansları mevcuttur. "dinler tarihi" kitabı marksizme yönelik eleştirileri için kaynak gösterilebilir.
şii toplum tarafından sünni olmakla, sünni toplum tarafından şii olmakla suçlanmıştır. kendisi muvahhid bir müslümandır. safevi şiiliğine de, emevi sünniliğine de karşıdır.
"sizi rahatlatmak için, duymak istediklerinizi söylemek için gelmedim. sizi rahatsız etmeye, duymak istemediklerinizi söylemeye geldim." diyecek kadar açık sözlüdür.
üç tarihi şahsiyetin etkisi altında kaldığını söylersek yanlış olmaz.
biri imam hüseyin(as) dir. biri seyyide zeynep(sa) tir. biri de ebuzer(as) dir.
konferanslarının eleştirisini o dönemin alimlerinden olan murtaza mutahhari nin yapmasını arzu etmiştir.
1977 yılında, şah rıza pehlevi nin özel infaz birimi savak tarafından ingiltere de şehid edilmiştir. şam da çok sevdiği seyyide zeynep(sa) türbesinin yanında defnedilmiştir.
devamını gör...
ırmak zileli
yunus nadi roman ödülü’ nü (eşik romanıyla), duygu asena roman ödülü'nü ( son bakış romanıyla) alan antrobolog ve roman yazarı.
"rağmen, edatlar içinde en devrimci olanı. hiçbir şeyi göze almayan hiçbir şeyi değiştiremez."
ırmak zileli- gözlerini kaçırma
"rağmen, edatlar içinde en devrimci olanı. hiçbir şeyi göze almayan hiçbir şeyi değiştiremez."
ırmak zileli- gözlerini kaçırma
devamını gör...
language learning with netflix
bir netflix içeriğini hem türkçe altyazılı hem ingilizce altyazılı izlemenize yarayan eklentidir. aynı zamanda kelimenin üstüne geldiğinizde türkçesi eş anlamlısı nerelerde kullanıldığı gösteriliyor. ingilizcesini geliştirmek insanlar için cennet gibi bir programdır. çok konsantre olmayacağınız film dizileri bu eklentiyle izlerseniz ingilizceniz istediğiniz seviyeye gelecektir diye düşünüyorum.
devamını gör...
gündemden kopuk yazar
gündelik olaylara tanım yazmayan yani yazmayan değilde çok yazmayan diyelim. o benim işte çünkü iş sırasında bakıyorum kafama esene yazıyorum bilimin olmadığı konuda yazmak işime gelmiyor. sizde bilginiz yoksa bir konuya balıklama atlamayın derim.
devamını gör...
normal sözlük 1. istanbul zirvesi
bir daha davos'a gelmem diyenlerin mutlaka çıkacağı zirve.*
devamını gör...
asterix obelix mission cleopatre
2002'de çıkmış ve türkçe dublajıyla gönülleri fethetmiş bir asteriks çizgi roman uyarlaması film... zaten ilk filmlerinde de dublaj sayesinde komik olmuştu. bunda yaptıkları göndermeler ve kelime oyunlarıyla çıta arşa değiyor.
mısır kraliçesi kleopatra, roma imparatoru julius sezar ile bir iddiaya girer ve 3 ay içinde sezar adına saray yapacağını söyler. bunun üzerine temelyus isimli bir laz şiveli müteahhiti görevlendirir. ama kraliçenin baş mimarı müteahhitis bu durumdan hoşnut olmaz.
neyse efendim temelyus düşünür ne yapsak etsek diye (3 ayda nereye saray yapıyorsun, bizim meşhur beş inşaat şirketi birleşse yapamaz o vakte), aklına babasının bahsettiği galyalılar gelir. küçük eşeğiyle yola çıkar doğru avrupa'ya... orada bizim asteriks, oburiks ve büyüfiks ile tanışır ve durumu anlatır. büyüfiks biraz diretse de kabul eder ve 4'ü birden (köpekleri idefiksi de sayarsak 5) mısır'a yol alırlar.
büyüfiks şerbetinden işçilere hazırlar ve inşaat oldukça hızlanır. müteahhitis sırf inşaat zamanında bitemesin diye işçileri ayaklandırmayı dener, taş ocağındaki adamlara rüşvet falan verir, galyalıları piramite kapattırır, kraliçeye galyalılar adına zehirli pasta göndertir falan ama hikaye tabi... bizimkiler her türlü kurtulur bu durumlardan. bu sırada sezar da inşaat hızlı gittiği için durumdan rahatsızdır. sonunda askeri güç kullanarak sarayı yıkmaya başlar. tabi bizim galyalılar da boş durmaz, gider kleopatra'ya durumu bildirir. kleopatra'ya yakalanan sezar çaresiz kalır ve saldırıyı durdurur. saray inşaatı tam zamanında biter veee mutlu son.
------------
eğlencelik bir filmdir. kurgu sağlam olmasa da izlenir. fakat dediğimiz gibi, orjinal değil türkçe dublaj!
- bu sihirli iksir mi?
+ hayır, ezogelin çorbası
mısır kraliçesi kleopatra, roma imparatoru julius sezar ile bir iddiaya girer ve 3 ay içinde sezar adına saray yapacağını söyler. bunun üzerine temelyus isimli bir laz şiveli müteahhiti görevlendirir. ama kraliçenin baş mimarı müteahhitis bu durumdan hoşnut olmaz.
neyse efendim temelyus düşünür ne yapsak etsek diye (3 ayda nereye saray yapıyorsun, bizim meşhur beş inşaat şirketi birleşse yapamaz o vakte), aklına babasının bahsettiği galyalılar gelir. küçük eşeğiyle yola çıkar doğru avrupa'ya... orada bizim asteriks, oburiks ve büyüfiks ile tanışır ve durumu anlatır. büyüfiks biraz diretse de kabul eder ve 4'ü birden (köpekleri idefiksi de sayarsak 5) mısır'a yol alırlar.
büyüfiks şerbetinden işçilere hazırlar ve inşaat oldukça hızlanır. müteahhitis sırf inşaat zamanında bitemesin diye işçileri ayaklandırmayı dener, taş ocağındaki adamlara rüşvet falan verir, galyalıları piramite kapattırır, kraliçeye galyalılar adına zehirli pasta göndertir falan ama hikaye tabi... bizimkiler her türlü kurtulur bu durumlardan. bu sırada sezar da inşaat hızlı gittiği için durumdan rahatsızdır. sonunda askeri güç kullanarak sarayı yıkmaya başlar. tabi bizim galyalılar da boş durmaz, gider kleopatra'ya durumu bildirir. kleopatra'ya yakalanan sezar çaresiz kalır ve saldırıyı durdurur. saray inşaatı tam zamanında biter veee mutlu son.
------------
eğlencelik bir filmdir. kurgu sağlam olmasa da izlenir. fakat dediğimiz gibi, orjinal değil türkçe dublaj!
- bu sihirli iksir mi?
+ hayır, ezogelin çorbası
devamını gör...
hiçbir kulübe katılmayan asosyal kafa sözlük yazarı
o tarz şeyleri sevmiyor olabilirim ve bu yüzden hiçbir kulübe katılmamış olmam asosyal olduğum anlamına gelmez öncelikle burada bir anlaşalım.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
son gittiğim sergide çektiğim iki fotoğrafı buraya bırakmak istiyorum.
(link: resimyukle.link/i/zoCW6
resimyukle.link/i/zoKZX )
(link: resimyukle.link/i/zoCW6
resimyukle.link/i/zoKZX )
devamını gör...
kimliksiz hikayeler
1.
gün aydınlanmak üzereydi. balkona çıktı. güneş, tüm çirkinliği ile önünde uzanan beton yığınlarının arasından kendini göstermeye başlamıştı. saatine baktı. tüm şehir uyanmıştı ama adam yine uykusuz bir geceyi daha devirmişti. sigarasından derin bir nefes çekti. savurdu gökyüzüne doğru. içindeki tüm karamsarlıkla birlikte saldı nefesini. hepsi annemin suçu diye düşündü.
- çocukken o hayalleri satmasaydı bana bugün "onun gerçekten aşık olacağım kadın olduğunu" düşünmeyecektim.
çünkü annesi, tüm çocukluğu boyunca bir gün gelecek ve ruhunu gören bir kadın bulacaksın, o zaman çok sevildiğini hissedeceksin, üstelik tüm bu parasızlıktan kurtulacak iyi bir işin olacak, demişti. olmuştu da kendi işini kurmuş çok güzel para kazanmıştı. paranın satın alabileceği her şey elinin altındaydı. ve ruhunu gören ilk kadına da aşık olmuştu. demek ki annesinin sözleri tesir etmişti ruhuna yıllarca.
sesini düşündü kadının, kahkahalarını. onda hiç kimsede olmayan bir şey vardı. konuştukça hiç susmasın istiyordu. o anlatınca her şey kulağına masalsı geliyordu.
ben hiç masal dinlemedim çocukluğumda demişti kadına, sonra aynı gece telefonuna onun için yazılmış bir masalın kaydı gelmişti. yüreği titremişti. ne zaman canım sıkkın dese kadına, onu neşelendirecek başka bir hikaye ile geliyordu karşısına.
harbi kadındı. delikanlıydı. özü sözü birdi. öfkelendiğinde o küçücük bedenine rağmen önünde durmak oldukça güçtü.
gözlerini hatırladı sonra gülüşü gözlerine yansırdı, hüznü de. kırılgandı çok. çabuk acıyordu. küçük bir kız gibi küsüveriyordu da. öyle kaybetmişti zaten. küstürmüştü.
çok çabuk sinirleniyordu adam. sinirlendiğinde de karşısında kim olursa olsun istemsizce kusuyordu tüm öfkesini. kontrol edemiyordu kendini.
çok da kıskançtı.kadın demişti bir gün " sanırım sen beni bir cam kavonoza koyup kimselere göstermek istemiyorsun.", "hayır, ben seni etrafı kaplı bir kavonoza koyup içine atlayıp kapağını kapatmak istiyorum; senin ve benim dışımda kimsenin olmadığı bir dünya olsun istiyorum." diye yanıtlamıştı kadını. kadının gözlerinde sevgi aynı zamanda da bir korku görmüştü. zaten anlamıyordu kadını. bunu sürekli ona da söylüyordu. senin gibi sevgi dolu birinin, benim gibi kavgacı biri ile ne işi var anlamıyorum, diye. sevilmeye bu kadar alışkın birinin, bu kadar gel-gitleri olan hayata karşı acımasız duran bir adamla, onu acıtmak için ağzına geleni söyleyen bir adamla ne işi olurdu ki?
sanırım ben ona farklı geldim, diye düşündü. ona attığı bir mesajı hatırladı.
"aşık oldum sana anlıyor musun? bu hayatta tek bir kadına aşık oldum, bir kadını kıskandım, bir kadını sevdim, bir kadını kırdım. parçalıyorsun beni. bu da can yapma. sen bir söylüyorsun ben bin parçalanıyorum. gidiyorsun. tam toparlanıyorum. her dönüşünde ben tekrar dağılıyorum. bu da hayat. yapma." böyle yazıyordu. ama içten içe hep gelsin istiyordu. kadın gittiğinde her yerde onu takip ediyor hayatından asla çıkamıyordu.
"nasıl bir belaya bulaştım ben, nasıl kurtulucam bu boktan. cesaretim yok. gitsin istemiyorum o da tam olarak gelmek istemiyor. beni asla benim onu sevdiğim kadar sevmedi. bunu bile bile bir kenarda bekleyip duruyorum. her gelişinde dünyam aydınlanıyor, her gidişinde dünya kararıyor." diye düşünüyordu.
çokça dağıtmıştı kendini. uyuyamıyordu. günde birkaç saat uyuyabilirse, birkaç lokma yerse kendini iyi hisseder hala gelmişti. her gece ya bir şişe viski ya bir şişe votka ile başlıyor, gün aydınlanana dek bir sigara yakıp diğerini söndürüyordu. iki ayda on kilo vermiş 65 kiloya düşmüştü. geçmeyen mide ve baş ağrıları şimdilik tek arkadaşıydı. dayanamıyordu. kadının hayatını yaşamasını izliyor. öfkesi günden güne büyüyordu. en sonunda patladı. bütün ipleri koparmak istiyordu. biliyordu kadın ona her döndüğünde karşısında duramayacağını , ona hayır diyemeceğini.
bu yüzden kadına savurdu bütün öfkesini. kustu içinde ne varsa. çok sevmekten, çaresizlikten böyle ama nefret ediyorum artık bu durumdan, dedi. ağzından çıkanları kulağı duymaz hale geldi. bir küfürle taçlandırdı cümlelerini.
gitti kadın. bu kez gerçekten gitti. dönmemek üzere. aylar geçti. sesine hasret aylar.
artık güneş doğmuş, tüm şehir aydınlanmıştı. caddeyi arabaların gürültüsü, insanların sesleri kaplamıştı. kalabalıkların içinde yapayalnız hisseden adam, "mutluluk kapıdan şöyle bir başını uzattı, itiverdim onu ellerimle." diye düşündü.
gün aydınlanmak üzereydi. balkona çıktı. güneş, tüm çirkinliği ile önünde uzanan beton yığınlarının arasından kendini göstermeye başlamıştı. saatine baktı. tüm şehir uyanmıştı ama adam yine uykusuz bir geceyi daha devirmişti. sigarasından derin bir nefes çekti. savurdu gökyüzüne doğru. içindeki tüm karamsarlıkla birlikte saldı nefesini. hepsi annemin suçu diye düşündü.
- çocukken o hayalleri satmasaydı bana bugün "onun gerçekten aşık olacağım kadın olduğunu" düşünmeyecektim.
çünkü annesi, tüm çocukluğu boyunca bir gün gelecek ve ruhunu gören bir kadın bulacaksın, o zaman çok sevildiğini hissedeceksin, üstelik tüm bu parasızlıktan kurtulacak iyi bir işin olacak, demişti. olmuştu da kendi işini kurmuş çok güzel para kazanmıştı. paranın satın alabileceği her şey elinin altındaydı. ve ruhunu gören ilk kadına da aşık olmuştu. demek ki annesinin sözleri tesir etmişti ruhuna yıllarca.
sesini düşündü kadının, kahkahalarını. onda hiç kimsede olmayan bir şey vardı. konuştukça hiç susmasın istiyordu. o anlatınca her şey kulağına masalsı geliyordu.
ben hiç masal dinlemedim çocukluğumda demişti kadına, sonra aynı gece telefonuna onun için yazılmış bir masalın kaydı gelmişti. yüreği titremişti. ne zaman canım sıkkın dese kadına, onu neşelendirecek başka bir hikaye ile geliyordu karşısına.
harbi kadındı. delikanlıydı. özü sözü birdi. öfkelendiğinde o küçücük bedenine rağmen önünde durmak oldukça güçtü.
gözlerini hatırladı sonra gülüşü gözlerine yansırdı, hüznü de. kırılgandı çok. çabuk acıyordu. küçük bir kız gibi küsüveriyordu da. öyle kaybetmişti zaten. küstürmüştü.
çok çabuk sinirleniyordu adam. sinirlendiğinde de karşısında kim olursa olsun istemsizce kusuyordu tüm öfkesini. kontrol edemiyordu kendini.
çok da kıskançtı.kadın demişti bir gün " sanırım sen beni bir cam kavonoza koyup kimselere göstermek istemiyorsun.", "hayır, ben seni etrafı kaplı bir kavonoza koyup içine atlayıp kapağını kapatmak istiyorum; senin ve benim dışımda kimsenin olmadığı bir dünya olsun istiyorum." diye yanıtlamıştı kadını. kadının gözlerinde sevgi aynı zamanda da bir korku görmüştü. zaten anlamıyordu kadını. bunu sürekli ona da söylüyordu. senin gibi sevgi dolu birinin, benim gibi kavgacı biri ile ne işi var anlamıyorum, diye. sevilmeye bu kadar alışkın birinin, bu kadar gel-gitleri olan hayata karşı acımasız duran bir adamla, onu acıtmak için ağzına geleni söyleyen bir adamla ne işi olurdu ki?
sanırım ben ona farklı geldim, diye düşündü. ona attığı bir mesajı hatırladı.
"aşık oldum sana anlıyor musun? bu hayatta tek bir kadına aşık oldum, bir kadını kıskandım, bir kadını sevdim, bir kadını kırdım. parçalıyorsun beni. bu da can yapma. sen bir söylüyorsun ben bin parçalanıyorum. gidiyorsun. tam toparlanıyorum. her dönüşünde ben tekrar dağılıyorum. bu da hayat. yapma." böyle yazıyordu. ama içten içe hep gelsin istiyordu. kadın gittiğinde her yerde onu takip ediyor hayatından asla çıkamıyordu.
"nasıl bir belaya bulaştım ben, nasıl kurtulucam bu boktan. cesaretim yok. gitsin istemiyorum o da tam olarak gelmek istemiyor. beni asla benim onu sevdiğim kadar sevmedi. bunu bile bile bir kenarda bekleyip duruyorum. her gelişinde dünyam aydınlanıyor, her gidişinde dünya kararıyor." diye düşünüyordu.
çokça dağıtmıştı kendini. uyuyamıyordu. günde birkaç saat uyuyabilirse, birkaç lokma yerse kendini iyi hisseder hala gelmişti. her gece ya bir şişe viski ya bir şişe votka ile başlıyor, gün aydınlanana dek bir sigara yakıp diğerini söndürüyordu. iki ayda on kilo vermiş 65 kiloya düşmüştü. geçmeyen mide ve baş ağrıları şimdilik tek arkadaşıydı. dayanamıyordu. kadının hayatını yaşamasını izliyor. öfkesi günden güne büyüyordu. en sonunda patladı. bütün ipleri koparmak istiyordu. biliyordu kadın ona her döndüğünde karşısında duramayacağını , ona hayır diyemeceğini.
bu yüzden kadına savurdu bütün öfkesini. kustu içinde ne varsa. çok sevmekten, çaresizlikten böyle ama nefret ediyorum artık bu durumdan, dedi. ağzından çıkanları kulağı duymaz hale geldi. bir küfürle taçlandırdı cümlelerini.
gitti kadın. bu kez gerçekten gitti. dönmemek üzere. aylar geçti. sesine hasret aylar.
artık güneş doğmuş, tüm şehir aydınlanmıştı. caddeyi arabaların gürültüsü, insanların sesleri kaplamıştı. kalabalıkların içinde yapayalnız hisseden adam, "mutluluk kapıdan şöyle bir başını uzattı, itiverdim onu ellerimle." diye düşündü.
devamını gör...
yazarların hıdırellez dilekleri
devamını gör...
