sadece türkiye'de karşılaşılabileceği düşünülen şeyler
bir sokakta en az iki tane bulunan çöp kutularına rağmen çöpü yolun ortasına atmak.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği yazar
jules verne. hayalgücümü borçlu olduğum yazardır kendisi.
devamını gör...
beşinci çocuk
nobel edebiyat ödüllü ingiliz yazar doris lessing’in kitabı.
öncelikle hissettirdiği duygu karmaşası beni resmen yalpaladı. bazı noktalarda çok öfkelenip bazı noktalarda çok üzüldüm. bazı noktalarda bu kadar burnunun dikine ve bencilce hareket eden bir çiftin bunu hak ettiğini düşündüm, sonra kendime kızdım. gerçekten ne hissettirdiğini içselleştirip anlatamadığım çok az kitap olmuştur, beşinci çocuk bunlardan biri.
artı yazarın dilinin çok basit olması nobel’ini sorgulattı, sonra düşündüm toplumun her kesiminin ders çıkarması gereken konular üzerine yoğunlaştığı için basit anlatmasına hak verip nobel’i de tam olarak bunun için hak ettiğine karar verdim. hem kurgusunun, hem konusunun, hem yazarının hissettirdiği hiçbir duygudan emin olamadım yani çok garip bir kitap. teşekkürler doris birey.
spoiler gibi olabilir, kitabın bizzat adı spoiler olduğu için buradan itibareni spoilerdır da diyemiyorum. yine de gizleyeyim.
madem gizledik yardıralım; harriet ve david size aşırı bilendim bakın benim şerrimden korkun. geri zekalı mısınız birader ya. hadi az çocuklu bir çift olmayı toplum baskısı diye nitelendirdiniz ve diyelim ki çocuk çok seviyorsunuz, ya bi g*t*nüzden haberiniz var mı acaba, ev bakıyorlar “aa burayı ödeyemeyiz ama olsun çocuklar için oda var, kayındaddy ödesin” çocuk doğuyor “aa ben bunu pek de beklemiyordum ama yatak bereketliymiş, kayınmommy baksın” daha o sütten kesilmeden haydi bir daha hamilelik, “hihi napalım ev kredimizi ödeyemiyoruz ama david’in babası ödüyor, çocuğa da bakmıyoruz ama harriet’ın annesi bakıyor, e doğuralım:d” daha çocuğun göbeğinde bağı duruyor “ayy ne kadar büyük evimiz var neden ingiltere’nin bütün nüfusunu evimize toplayıp şükran günü kutlamıyoruz ki nasılsa masrafı david’in babasına külfeti harriet’ın annesine yüklüyoruz?” daha üstüne çocuk, daha üstüne çocuk, ablacım.. şş abla.. sakinleş tamam, alooo!
sırf eviniz çok odalı diye ne maddi ne manevi olarak asla hazır olmadığınız, sayıya odaklanıp çocukların geleceğini ya da evdeki huzurunu asla düşünmediğiniz, “altı dedik bi kere, belimize kuvvet” diye etraftan gelen bütün uyarılara kulak tıkadığınız ve ağır konuşmak istemiyorum ama üreme işini seri imalata bağladığınız için allah işe müdahil olup “şunları bir durdurayım napıyor aga bunlar” demiş olabilir mi sadece soruyorum.
ben… zavallı beşinci çocuk. senin şanssızlığın öyle doğman değil, senin şanssızlığın seni çöp gibi kapının önüne bırakmalarının ardından, daha seni götüren arabanın kaldırdığı toz yere düşmeden birbirlerine “ben(u:çocuğun adı) böyle olmasa altıncıyı da yapardık di mi aşko” diyen gevşek oğlu gevşek *r*sp*evladı ebeveynlere denk gelmen. atsız köyün işsiz nalbantı, kasabanın haytası john bile geldi senin dilinden anladı, ananla baban hala “ulen altı demiştik yaa pfff başaramadık avs” modunda. sizi allah yanına alsın çapsız sikletsiz avel evlatları sizi ne diyeyim ya çok sinirliyim gerçekten.
az çocukluluk modern toplum dayatması hebelelele lele

öncelikle hissettirdiği duygu karmaşası beni resmen yalpaladı. bazı noktalarda çok öfkelenip bazı noktalarda çok üzüldüm. bazı noktalarda bu kadar burnunun dikine ve bencilce hareket eden bir çiftin bunu hak ettiğini düşündüm, sonra kendime kızdım. gerçekten ne hissettirdiğini içselleştirip anlatamadığım çok az kitap olmuştur, beşinci çocuk bunlardan biri.
artı yazarın dilinin çok basit olması nobel’ini sorgulattı, sonra düşündüm toplumun her kesiminin ders çıkarması gereken konular üzerine yoğunlaştığı için basit anlatmasına hak verip nobel’i de tam olarak bunun için hak ettiğine karar verdim. hem kurgusunun, hem konusunun, hem yazarının hissettirdiği hiçbir duygudan emin olamadım yani çok garip bir kitap. teşekkürler doris birey.
spoiler gibi olabilir, kitabın bizzat adı spoiler olduğu için buradan itibareni spoilerdır da diyemiyorum. yine de gizleyeyim.
madem gizledik yardıralım; harriet ve david size aşırı bilendim bakın benim şerrimden korkun. geri zekalı mısınız birader ya. hadi az çocuklu bir çift olmayı toplum baskısı diye nitelendirdiniz ve diyelim ki çocuk çok seviyorsunuz, ya bi g*t*nüzden haberiniz var mı acaba, ev bakıyorlar “aa burayı ödeyemeyiz ama olsun çocuklar için oda var, kayındaddy ödesin” çocuk doğuyor “aa ben bunu pek de beklemiyordum ama yatak bereketliymiş, kayınmommy baksın” daha o sütten kesilmeden haydi bir daha hamilelik, “hihi napalım ev kredimizi ödeyemiyoruz ama david’in babası ödüyor, çocuğa da bakmıyoruz ama harriet’ın annesi bakıyor, e doğuralım:d” daha çocuğun göbeğinde bağı duruyor “ayy ne kadar büyük evimiz var neden ingiltere’nin bütün nüfusunu evimize toplayıp şükran günü kutlamıyoruz ki nasılsa masrafı david’in babasına külfeti harriet’ın annesine yüklüyoruz?” daha üstüne çocuk, daha üstüne çocuk, ablacım.. şş abla.. sakinleş tamam, alooo!
sırf eviniz çok odalı diye ne maddi ne manevi olarak asla hazır olmadığınız, sayıya odaklanıp çocukların geleceğini ya da evdeki huzurunu asla düşünmediğiniz, “altı dedik bi kere, belimize kuvvet” diye etraftan gelen bütün uyarılara kulak tıkadığınız ve ağır konuşmak istemiyorum ama üreme işini seri imalata bağladığınız için allah işe müdahil olup “şunları bir durdurayım napıyor aga bunlar” demiş olabilir mi sadece soruyorum.
ben… zavallı beşinci çocuk. senin şanssızlığın öyle doğman değil, senin şanssızlığın seni çöp gibi kapının önüne bırakmalarının ardından, daha seni götüren arabanın kaldırdığı toz yere düşmeden birbirlerine “ben(u:çocuğun adı) böyle olmasa altıncıyı da yapardık di mi aşko” diyen gevşek oğlu gevşek *r*sp*evladı ebeveynlere denk gelmen. atsız köyün işsiz nalbantı, kasabanın haytası john bile geldi senin dilinden anladı, ananla baban hala “ulen altı demiştik yaa pfff başaramadık avs” modunda. sizi allah yanına alsın çapsız sikletsiz avel evlatları sizi ne diyeyim ya çok sinirliyim gerçekten.
az çocukluluk modern toplum dayatması hebelelele lele

devamını gör...
yazarların öğrenmek istediği dil
tatlı dil ,yılanı deliğinden çıkaran.
devamını gör...
kitap için para biriktirmek
kitap aşıkları için çoğu ihtiyaçtan önce gelir kitap okumak ve 'kitaplara o kadar para verilir mi? deli misin!?' söylemlerine maruz kalmış kişilerdir. evet arkadaşım, senin bir ruja verdiğin 70₺'yi bizim gidip kitaplara vermemiz deliliktir, aynen..
devamını gör...
deliliğe övgü
(bkz: erasmus) (bkz: morias enkomion seu laus stultitiae)
delilerin ve çocukların nasıl birbirlerine benzediğini, aynı kaygısızlıkla hayatı yaşadıklarını anlatan bölümün olduğu bir kitap.
delilerin ve çocukların nasıl birbirlerine benzediğini, aynı kaygısızlıkla hayatı yaşadıklarını anlatan bölümün olduğu bir kitap.
devamını gör...
platform
rainbow isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.
zeminden daha yüksekte kalan yerler için kullanılan bir kelimedir. daha çok konser, tiyatro salonları gibi yerlerde kullanılır.
zeminden daha yüksekte kalan yerler için kullanılan bir kelimedir. daha çok konser, tiyatro salonları gibi yerlerde kullanılır.
devamını gör...
gamze özçelik'in istanbul sözleşmesi yorumu
yaptığı hayır işleri ile aklımda kalan
hayata karşı duruşunu değiştiren
ünlü kadın.
istanbul sözleşmesi değil allah'tır yaşatan diyor.
o kadar, başka da bir şey demiyor.
hayata karşı duruşunu değiştiren
ünlü kadın.
istanbul sözleşmesi değil allah'tır yaşatan diyor.
o kadar, başka da bir şey demiyor.
devamını gör...
ibrahim tatlıses
kişisel olarak hiç sevmediğim ama sesi için konuşacak olursak hayran olduğum insandır.
devamını gör...
sen varsın diye
çok heyecanlıyıım sözlükçüm. en sevdiğim gruplardan biri olan yüzyüzeyken konuşuruz 23 saat önce şöyle bir şarkı yapmış*. dinler dinlemez sizlerle de paylaşmak istedim. **
sözleri:
seni bir kere görsem belki rahatlar içim
yıllar oldu görmedim, belki de biraz özledim
nasıl bir sevdaysa ancak kalbimi dağladım
seni kaybedip ağladım
üstümden sanki trenler geçti, yine el salladım
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
bir yere varacak hâlim yok saatim geç oldu
buradan kaçabilenler gitmiş, çok göç oldu
nereye gizlenmiş bilmem bu işin anahtarı
çoğumuzun berbat hayatları
birden durdum bak içimden geldi, nasıl da afalladım
çünkü sen varsın diye
orada duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
gel saklanacak bir yer bulalım
ikimiz bir, sen benim sırdaşım ol
bak ne kaldı inadından
seni soludum dumanımdan
sen benim yanlışım ol
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
sözleri:
seni bir kere görsem belki rahatlar içim
yıllar oldu görmedim, belki de biraz özledim
nasıl bir sevdaysa ancak kalbimi dağladım
seni kaybedip ağladım
üstümden sanki trenler geçti, yine el salladım
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
bir yere varacak hâlim yok saatim geç oldu
buradan kaçabilenler gitmiş, çok göç oldu
nereye gizlenmiş bilmem bu işin anahtarı
çoğumuzun berbat hayatları
birden durdum bak içimden geldi, nasıl da afalladım
çünkü sen varsın diye
orada duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
gel saklanacak bir yer bulalım
ikimiz bir, sen benim sırdaşım ol
bak ne kaldı inadından
seni soludum dumanımdan
sen benim yanlışım ol
belki sen varsın diye
belki duyarsın diye
beni anlarsın, soru sormazsın
ah, yetmedi mi be
devamını gör...
en sevilen ahmet kaya şarkısı
"bir menekşe kokusunda seni aramak var ya.."*
benim için kesinlikle budur.*
benim için kesinlikle budur.*
devamını gör...
reenkarnasyon
dinimizde kesinlikle yeri olmayan ve müfessirler tarafından sert bir şekilde itiraz edilen inanıştır. inananların bir kısmı birkaç ayeti eğip bükerek var olduğuna inandırmaya çalışır. birkaçı da gerçekten böyle bir olayın olduğunu anlatır.
tansu çiller’in eşi özer çiller, eski hayatında rus çarı olduğunu iddia eder. benim tanıdığım birkaç kişi de zamanında farklı yüzyıllarda neler yaptıklarını anlatırlar. böyle bir olayın var olup olmadığı, ancak öldükten sonra netlik kazanacağı kesin.
tansu çiller’in eşi özer çiller, eski hayatında rus çarı olduğunu iddia eder. benim tanıdığım birkaç kişi de zamanında farklı yüzyıllarda neler yaptıklarını anlatırlar. böyle bir olayın var olup olmadığı, ancak öldükten sonra netlik kazanacağı kesin.
devamını gör...
hame
farsça da kalem anlamına gelen 2 heceli.
devamını gör...
yoldaş görüntülü arasa telefonu açar mısınız sorunsalı
çırılçıplak bile soyunurum*.
devamını gör...
likit radyo yayını
şu an sevgili support tarafından sting çalan güzel yayın.
"and if i told you that i loved you,
you'd maybe think there's something wrong.
i'm not a man of too many faces.
the mask i wear is one."
*
"and if i told you that i loved you,
you'd maybe think there's something wrong.
i'm not a man of too many faces.
the mask i wear is one."
*
devamını gör...
iltifat mı hakaret mi olduğu belli olmayan cümleler
hayatımın her döneminde çok zayıf bir insan oldum. kilom hep insanların gözüne battı ve sürekli eleştirildim. son dönemde zorla ve kullandığım bir ilacın yan etkisiyle 2 3 kilo alabildim.
birkaç gün önce yolda yürüken uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım ve bana: 'kilo mu aldın sen, bak ne güzel olmuş normal insana benzemişsin' dedi.
normal insana benzemekten kastını mantığım hakaret olarak kabul etse de nezaketen iltifat olarak kabul etmek zorunda kaldım.
birkaç gün önce yolda yürüken uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaştım ve bana: 'kilo mu aldın sen, bak ne güzel olmuş normal insana benzemişsin' dedi.
normal insana benzemekten kastını mantığım hakaret olarak kabul etse de nezaketen iltifat olarak kabul etmek zorunda kaldım.
devamını gör...
bim'in eskisi gibi ucuz olmaması
memlekette ucuz olan sadece hava kaldı, o da henüz vergisi çıkmadığından dolayı.
devamını gör...


