'üzülmemiş gibi yaparken, bi'zaman sonra hakikaten üzülmemeye başlıyorsun.' mucizesi.
bu; duyguların kendine ötenazi yaptırma biçimi.
devamını gör...

yürüyüp temiz havayı içime çekmek. ardından gökyüzüne bakmak. bunlar bana çok iyi geliyor.
devamını gör...

oscar wilde'in dorian gray'in portresi kitabında şöyle bi cümle okudum "çocuklar küçükken anne babalarını severler, biraz büyünce onları yargılamaya başlarlar ve nadiren affederler" yargılamaya başlayınca kendilerinden beklenip onlara asla verilmemiş olan saygının karakterlerinde ve ruhlarında açtığı yaranın yanında sevgileri ancak kelepçe olur. içinde saygı olmayan sevginin de , aşkında, alışkanlığında ve her ne halt varsa onunda köküne kibrit suyu insin.
devamını gör...

1939 doğumlu ingiliz oyuncu .kendisi kariyeri boyunca birçok ödül almıştır. ingilterede tiyatro alanında verilen laurence oliver ödülüne tam altı kez layık görülmüştür.bunun yanı sıra altın küre ve tony ödülü (brodway tiyarosu ödülü) gibi nice ödülü kazanmıştır . kendisi 1990 yılında sır unvanını kazanmıştır . 2008 yılında ise yine onursal liyakat nişanı ile ödüllendirilmiştir. kendisini lord of the rings,the hobbit ve x-men serisi ile hatırlamaktayız.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yazmak isteyen bir şekilde yazıyor.hep bunu paylaşmak istemiştim.*
devamını gör...

sherlock dizisindeki bir sahneyle açıklamak istiyorum:
“cinayet! pardon, cinayet mi dedim?
evlilik diyecektim. ama bilirsiniz, düşününce ikisi de benzer süreçlerdir.katılımcılar birbirlerini tanır ve bittiğinde, biri ölmüştür.”
devamını gör...

kuzgun

ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
o acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
başka kim gelir bu zaman?"

ah, hatırlıyorum şimdi, bir aralık gecesiydi,
örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
ışısın istedim şafak çaresini arayarak
bana kalan o acının kaybolup gitmiş lenore'dan,
meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili lenore'dan,
adı artık anılmayan.

ipekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim:
"bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
başka kim olur bu zaman?"

kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
"özür diliyorum" dedim, "kimseniz, bay ya da bayan
dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
kapıyı açtığım zaman.

gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
fısıltıyla bir kelime, "lenore" geldi uzaklardan,
sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
yalnız bu sözdü duyulan.

duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
içimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
irkilip dedim: "muhakkak pancurda bir şey olacak;
gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
başkası değil rüzgârdan..."

çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
bugüne kalmış bir kuzgun pancuru açtığım zaman.
bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
kondu pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
kaldı orda oynamadan.

gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
gelmekten, kocamış kuzgun, gecelerin kıyısından;
söyle, nasıl çağırırlar seni ölüm kıyısından?"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
ilgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
adı "hiçbir zaman" olan.

durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
o kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
sustu, sonra ben konuştum: "dostlarım kaçtı yanımdan
umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
insaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
sonra kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
çatlak çatlak: "hiçbir zaman."

oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
durup o kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
elleri lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
değmeyecek hiçbir zaman!

sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"aptal," dedim, "dön hayata; tanrın sana acımış da
meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
iç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

"geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

"şu yukarda dönen gökle tanrı'yı seversen söyle;
ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
buluşacak o lenore'la, adı meleklerce konan,
o sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

kalkıp haykırdım: "getirsin ayrılışı bu sözlerin!
rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
dağıtma yalnızlığımı! bırak beni, git kapımdan!
yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
dedi kuzgun: "hiçbir zaman."

oda kapımın üstünde, pallas'ın solgun büstünde
oturmakta, oturmakta kuzgun hiç kıpırdamadan;
hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
o gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
kalkmayacak - hiçbir zaman!

edgar allan poe

çeviri : ülkü tamer
devamını gör...

jethro tull'ın 1972 yılı albümünde olan yaklaşık 44 dakikalık tek bir şarkıdan oluşur, lakabı “küçük milton” olan gerald bostock adındaki hayali küçük bir çocuğun hayat ve büyümenin zorlukları ile ilgili yazdığı şiir anlatılmaktadır. bu küçük velet aslında ian anderson ' ın ta kendisidir.

thick as a brick ingilizcede aynı zamanda kalın kafalı veya salak anlamına gelir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dort gözle bekledigimiz bir haber bu. simdiden emegi gecen/gececek olan, fikri ortaya cikarandan, sarki listeleriyle destek olacak yazarlarimiza kadar herkese sonsuz tesekkurler. o zaman ne yapiyoruz carsamba gecesini iple cekiyoruz...
devamını gör...

tam olarak 10 tanım girdiğim için anlık bir kalp kriziyle tekrar aranızdayım sevgili yazar dostlarım ve çaylak dostlarım.. hayırlı olsun swh
devamını gör...

aynı durumu yaşamaktayım lakin bir farkla alt/üst rezalet tiplemelere sahip insanla dolu. saat farketmeksizin 24 saat boyunca çile çektirmek için ellerinden geleni yapıyorlar diyebilirim. üst katta iki davar var 16 yaşlarında ikizler annelerine çıkıp koşmasalar iyi olmaz mı ev sallanıyor artık dediğim zaman ama onlar (bkz: çocuk) dedi bana. benden uzunlar ne çocuğu bunlar dedim lakin hala koşuyorlar. sanarsınız evin içinde olimpiyatlara hazırlanıyor veletler. aşağı katta olan tiplemeler zaten reziller bu kadar iğrenç insan topluluğu hayatımda görmedim. 6 tane çocuk yapmışsın iyi hoş güzel lakin senin insanları rahatsız etmeye ne hakkın var sesinle? gerçekten baş edilemeyen insanlar ve arsızlar. bu durumda olanlara sabır ve temiz atlet don diliyorum. (bkz: katil olman için elinden geleni yapan komşu)
devamını gör...

kulaktan dolma bilgiler ile aktarılan, tarihsel yazılı kayıt bulunmayan şeylere inanmak mantıksızdır. zaten gerçekten kaynakları olsa inanmak gibi bir durum olmaz zira gerçek olurdu gerçekte gerçektir.

aklıma hypatia'ya ait olduğu söylenen şu söz geldi:

“masallar masal diye, efsaneler efsane diye anlatılmalıdır. boş inançları gerçek diye öğretmekten daha korkunç bir şey olamaz. çocuk aklı bunları kabul eder ve çocuk yanlış şeylere inanır. bu yanlış inançlardan arınmak çok zor olur, uzun yıllar alır. insanlar boş inançlara bir gerçekmiş gibi inanıp uğruna dövüşürler. hatta boş inançlar uğruna daha fazla dövüşürler çünkü boş inanç öylesine elle tutulmazdır ki çürütülmesi neredeyse olanaksızdır.” - hypatia
devamını gör...

bakıldığı zaman olmaması ayrımcılık gibi dursa da,bir kürt vatandaşın kürtçeyi zaten aileden öğrenmesi muhtemel ancak kürtçe eğitim alması ona ne kazandıracak bu soruyu da düşünüyorum.eğitim süreci ve sonrasında iş hayatında kullanmayacak,aksine eğitim hayatı ve sonrasında ingilizce,türkçe vs. dillere hakim olması gerek dolayısıyla o dilleri biliyor ve öğreniyor olması gerek.öğrenmek isteyen öğrenebilir,konuşmak isteyen konuşabilir ancak burası türkiye cumhuriyetidir ve ortak dili de türkçe olduğu için kürtçe eğitim almak pek de mantıklı olmayan bir durumdur bence.
devamını gör...

artık 30 yaşında oldum, ailemle yaşamam ayıp olurdu. bundan sonra daldan dala daldan dala dal dal dal.
devamını gör...

27 mayıs 1960 darbesi türkiye'nin başına gelmiş kırmızı pazartesi (kitap)'dir.

öncelikle, o dönemin iktidarı demokrat parti ülkeyi git gide baskı rejimine çevirmiş, diktatörce yönetim hakimmiş. gazeteciler iktidar aleyhine bir haber yaptıklarında yargılanıp hapse atılıyormuş. hatta o dönemin yabancı haber kaynakları ancak hükümet ister ve izin verirse halkın bir şeyler öğrenebileceğine vurgu yapmış. yani ilk neden, baskıcı yönetim, demokrasi karşıtı hareketler olmuş.

ikinci neden için ise kapsamlı olarak ismet inönü'nün fikirleri diyebiliriz çünkü cüneyt arcayürek'in ''bir iktidar bir ihtilal'' kitabının bir kısmını okumuştum ve orada geçen bir kısımda orhan erkanlı ''... biz ihtilali, akis dergisini okuyarak yaptık.'' diyor ve yazının devamında ''çünkü, akis, ismet paşa'nın fikirlerini, eğilimlerini yansıtan yayın organı kabul edilirdi.'' sözleri yer alıyor. yani ihtilalde muhalefet güçlerin etkisi kesin fakat aynı zamanda ismet paşa'nın da bir etkisi olduğu düşünülüyor kimilerince. tabii ki ismet inönü'nün ''ihtilal yapın'' gibi bir sözü hiç olmamış, kanıtı da yok fakat akis dergisi ordunun fikirlerini biçimlendirmede bir araç olmuş. ordunun siyasete katılmaması gerektiği fikri bu olayda desteklenmiş oluyor.

diğer bir neden 9 subay olayı gündemde olsa da adnan menderes dahil olmak üzere konunun üzerinde fazla durulmamış ve gereken önlemler alınmamış. işte bu olay bana tam olarak kırmızı pazartesi (kitap)'yi hatırlattı. kitapta birinin öldürüleceği öncesinden bilinse de kimse hiçbir şey yapmıyordu. bu olayda da ihtilal çanları çalsa da hatta dönemin cumhurbaşkanı celal bayar da dahil olmak üzere birçok kişi bunu tahmin etse de önlem alınmamış.

son neden ise seçimlerin erkene alınması söz konusuyken ertelenmiş olması. eğer seçimler erken bir tarihe alınsaydı ihtilal gerçekleşmemiş olurdu. ayrıca, bu darbe ile birlikte adnan menderes idam edildi.
devamını gör...

türkiye'de binaların çirkin olması köyden kente yaşanan göçün yarattığı kültür erozyonuyla da bağlantılı bir durum. şehirleşmeyle birlikte kapitalistleşen köy insanının kar edebilmek adına sanattan uzak, tüketime tabi işler yapmasının bir sonucu. günümüz estetik anlayışı lükse kaçan ve masraflı , zanaat gerektiren işlerdir ve sermaye sahipleri masraftan kaçınma adına estetikten uzaklaşmaktadır. ne yazık ki istanbul'un talanı da bu durumla bağlantılıdır. masallar diyarı gibi bir şehri distopik bir dünyaya çevirdik.
devamını gör...

sürekli yaptığım eylem.
artılayan kişiden bir şey götürmeyeceği gibi artılanan da mutlu olur.
devamını gör...

otostop genel olarak korkutucu geldiğinden pandemiden önce de sonra da yapmayı düşünmediğim şeydir. ülkede bu kadar kadın ölürken, insanlar kaçırılırken pek cesaret edemem açıkçası.
devamını gör...

vücut kokusundan korkmadır.
devamını gör...

22 saat süren doğum sancısı sonrası, kızımın dünyaya geldiği an.. o acıyla öleceğimi düşünmüştüm. ölüme en yakın olan o andan hemen sonrası, benim için paha biçilemez bir haz, çok enteresan bir duyguydu. yaşadığımı hiç o anki kadar dolu ve yoğun hissetmemiştim.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim