kafkaesk
praglı yazar franz kafka’nın anlatım tarzından ve öykü ve romanlarında yarattığı kahramanlar, olay örgüsü ve atmosferden hareketle türetilen bir yazım tarzıdır.
romanlarından ve öykülerinden hareketle anlaşılmaya çalışılırsa daha doyurucu bir anlam çıkartılabilir. ancak kafka’nın hayatını ve karakterini bilmek de çok yardımcı olacaktır.
kafkaesk yapıtlar karanlık olmaktan çok gridir aslında. yıllar önce kafka ile tanışmama vesile olan ve usta çevirmen kamuran şipal tarafından çevirisi yapılan cem yayınlarından çıkan kafka serisinin kapaklarının gri olması belki de bu yüzdendir. bir türlü içinden çıkılmayan karanlığa vuran cılız ve faydasız bir ışık vardır her zaman eserlerde. belki hiçbir işe yaramaz ama oradadır. ayrıca atmosfer hep sisli ve puslu bir duygu uyandırır okuyanda.
bu gri atmosferi kayıp (amerika) romanında hissediyoruz bolca. gemi ile amerika’ya gitmekte olan karl rossmann’ın gemi güvertesinde düşünürken bile bir türlü tam bir aydınlıkta ya da karanlıkta kalmadığını fark eder okuyan.
işçi ve kaza sigortasında çalıştığı dönemlerde sürekli bir evrak yükü ile uğraşmaktan nefret eden kafka bunu o kadar dile getirmiştir ki yanlış hatırlamıyorsam eğer belçika çalışma bakanlığının önünde içerideki bürokratik işlemlerin ne kadar azaltıldığını gösteren bir kafka endeksi vardır.
kafkaesk sadece edebiyata değil hayatın her yanına nüfuz etmiş olur böylelikle.
kafka’nın dev romanları dava ve şato’da kafkaesk tarzın bürokrasi ile olan kavgasını çok açık bir şekilde görüyoruz. şatoda bir kadastrocu olan k. şatoya ulaşmak için işe girer ama bürokratik engeller onu şatodan her zaman uzak tutar. davada ise josef k. suçunu bilmese de yargılanmak için kendi ayakları ile gider mahkemeye ve derdini anlatacak birini bulana kadar binanın labirentinde kaybolur. poseidon isimli öyküde ise denizler tanrısı evrak işine o kadar boğulur ki denizle bir türlü ilgilenemez.
kafkaesk tarz aynı zamanda hayata karşı başlamadan kaybedilmiş bir savaşta boşu boşuna mücadele etmeyi de anlatır. kafka’nın da dediği gibi hayata karşı savaşımızda hayatın yanında olmamız gerekir. çünkü bu savaş çoktan kaybedildi. akbaba öyküsünde bir bacağı bir akbaba tarafından kemirilmekte olan adamın buna sessizce boyun eğdiğini görürüz. direnme fikri aklına geldiği an ise her şey alt üst olur.
kafkaesk aynı zamanda anlaşılamayan ya da yanlış anlaşılan, dışlanan, toplumdan soyutlanan insanları da anlatır. farklı ya da tuhaf olmak reddedilmek için haklı bir gerekçedir. kafka’nın en ünlü eseri olan dönüşüm’de korkulu rüyalardan uyanan gregor samsa kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulunca çevresinde kimseyi göremez. ve ilk günahın simgesi olan elma samsa’nın sonu olur. açlık sanatçısı öyküsünde ise bir kafes içinde günlerce aç kalışını sergileyen sanatçı git gide yalnızlaşır ve sanatı dikkat çekmemeye başlar, halbuki onun aç kalmasının nedeni çok farklıdır ama bir türlü anlaşılmaz izleyenler tarafından.
son olarak da kafkaesk nazilerin gelişini öngörmüş bir tarz olarak polis devletlerine karşı olan ve onların acımasızlığını anlatan bir anlatım türüdür. cezalılar kolonisi isimli öyküde kafka’nın gri zihninin ürünü olan makine, suçluların suçlarını sırtlarına iğne ile kazıyarak yazar ve suçlular kan kaybından ölene kadar bu işkence devam eder.
kafkaesk ile ilgili yazacak, anlatacak daha çok şey olabilir ama büyük ihtimalle buraya kadar kimse okumadığı için artık burada keseceğim.
kafkaesk ya her şeydir ya da hiçbir şey ama kuş aramaya çıkan bir kafes kadar anlamsız ve korkutucu, yerden biraz yükseğe asılmış bir ipe benzeyen gerçek kadar da sert, acımasız ve kaçınılmazdır.
romanlarından ve öykülerinden hareketle anlaşılmaya çalışılırsa daha doyurucu bir anlam çıkartılabilir. ancak kafka’nın hayatını ve karakterini bilmek de çok yardımcı olacaktır.
kafkaesk yapıtlar karanlık olmaktan çok gridir aslında. yıllar önce kafka ile tanışmama vesile olan ve usta çevirmen kamuran şipal tarafından çevirisi yapılan cem yayınlarından çıkan kafka serisinin kapaklarının gri olması belki de bu yüzdendir. bir türlü içinden çıkılmayan karanlığa vuran cılız ve faydasız bir ışık vardır her zaman eserlerde. belki hiçbir işe yaramaz ama oradadır. ayrıca atmosfer hep sisli ve puslu bir duygu uyandırır okuyanda.
bu gri atmosferi kayıp (amerika) romanında hissediyoruz bolca. gemi ile amerika’ya gitmekte olan karl rossmann’ın gemi güvertesinde düşünürken bile bir türlü tam bir aydınlıkta ya da karanlıkta kalmadığını fark eder okuyan.
işçi ve kaza sigortasında çalıştığı dönemlerde sürekli bir evrak yükü ile uğraşmaktan nefret eden kafka bunu o kadar dile getirmiştir ki yanlış hatırlamıyorsam eğer belçika çalışma bakanlığının önünde içerideki bürokratik işlemlerin ne kadar azaltıldığını gösteren bir kafka endeksi vardır.
kafkaesk sadece edebiyata değil hayatın her yanına nüfuz etmiş olur böylelikle.
kafka’nın dev romanları dava ve şato’da kafkaesk tarzın bürokrasi ile olan kavgasını çok açık bir şekilde görüyoruz. şatoda bir kadastrocu olan k. şatoya ulaşmak için işe girer ama bürokratik engeller onu şatodan her zaman uzak tutar. davada ise josef k. suçunu bilmese de yargılanmak için kendi ayakları ile gider mahkemeye ve derdini anlatacak birini bulana kadar binanın labirentinde kaybolur. poseidon isimli öyküde ise denizler tanrısı evrak işine o kadar boğulur ki denizle bir türlü ilgilenemez.
kafkaesk tarz aynı zamanda hayata karşı başlamadan kaybedilmiş bir savaşta boşu boşuna mücadele etmeyi de anlatır. kafka’nın da dediği gibi hayata karşı savaşımızda hayatın yanında olmamız gerekir. çünkü bu savaş çoktan kaybedildi. akbaba öyküsünde bir bacağı bir akbaba tarafından kemirilmekte olan adamın buna sessizce boyun eğdiğini görürüz. direnme fikri aklına geldiği an ise her şey alt üst olur.
kafkaesk aynı zamanda anlaşılamayan ya da yanlış anlaşılan, dışlanan, toplumdan soyutlanan insanları da anlatır. farklı ya da tuhaf olmak reddedilmek için haklı bir gerekçedir. kafka’nın en ünlü eseri olan dönüşüm’de korkulu rüyalardan uyanan gregor samsa kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulunca çevresinde kimseyi göremez. ve ilk günahın simgesi olan elma samsa’nın sonu olur. açlık sanatçısı öyküsünde ise bir kafes içinde günlerce aç kalışını sergileyen sanatçı git gide yalnızlaşır ve sanatı dikkat çekmemeye başlar, halbuki onun aç kalmasının nedeni çok farklıdır ama bir türlü anlaşılmaz izleyenler tarafından.
son olarak da kafkaesk nazilerin gelişini öngörmüş bir tarz olarak polis devletlerine karşı olan ve onların acımasızlığını anlatan bir anlatım türüdür. cezalılar kolonisi isimli öyküde kafka’nın gri zihninin ürünü olan makine, suçluların suçlarını sırtlarına iğne ile kazıyarak yazar ve suçlular kan kaybından ölene kadar bu işkence devam eder.
kafkaesk ile ilgili yazacak, anlatacak daha çok şey olabilir ama büyük ihtimalle buraya kadar kimse okumadığı için artık burada keseceğim.
kafkaesk ya her şeydir ya da hiçbir şey ama kuş aramaya çıkan bir kafes kadar anlamsız ve korkutucu, yerden biraz yükseğe asılmış bir ipe benzeyen gerçek kadar da sert, acımasız ve kaçınılmazdır.
devamını gör...
whisper (yazar)
sözlüğün naçizane demirbaşlarından. şahsımı 1 nisan şakası ile rahatsız etmiş olup gereken cevabı almıştır *
(bkz: biz bunun cevabını 15 temmuzda verdik)
komik ve güzel tanımlarıyla, yerinde tespitleriyle beni hep gülümsetmiş minnoş yazar. varlığıyla buraları kıymetlendirmeye devam etsin lütfen.
(bkz: şak diye 1 nisan şakası yapsam ne yapabilirsin ki)
(bkz: ona küçük süprüzler yapın)
(bkz: biz bunun cevabını 15 temmuzda verdik)
komik ve güzel tanımlarıyla, yerinde tespitleriyle beni hep gülümsetmiş minnoş yazar. varlığıyla buraları kıymetlendirmeye devam etsin lütfen.
(bkz: şak diye 1 nisan şakası yapsam ne yapabilirsin ki)
(bkz: ona küçük süprüzler yapın)
devamını gör...
friedrich nietzsche sözleri
"insanın kendine dayanabilmesi ve boşluğa düşmemesi için kendini gerçekten sevmesi gerekir."
her şey insanın kendini sevebilmesi ile başlar. çünkü içinde olmayan şeyi başkasına veremez insan. çünkü boşluğa düşmemek için kendine tutunabilmelidir en çok.
( yazının tümü alıntıdır.)
devamını gör...
sarılmak
sarılmanın anlamı şudur; sende bir tehlike sezmiyorum, yanında olmaktan korkmuyorum, rahatlayabilir, kendimi yuvamda hissedebilirim, beni koruyan ve anlayan birisi var. bizde birine isteyerek sarıldığımızda ömrünün bir gün uzadığına inanılır.
paulo coelho
paulo coelho
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
evde kimse olmayacak çıkacaksın balkona,alacaksın kahveni uzatacaksın ayağını koltuğa, yakacaksın bir sigara kulağında kulaklık. ohh mis gibi.
devamını gör...
teşekkürler
maalesef az kullanılan, bal köpüğü gibi kelime. kullanın eksilmezsiniz.
devamını gör...
keşke konserine gidebilseydim denilen sanatçılar
o kadar çok ki. müslüm gürses, cem karaca, erkin koray, barış akarsu, sezen aksu, ayna grubu ve daha nicesi. birini söylesem diğerinin hatrı kalıyor o yüzden pas geçiyorum dostlar.
devamını gör...
pijamalı hasta yağız şoföre çabucak güvendi
aydınlanma yaşadım. bedava ekstra bilgi.
devamını gör...
kuran'ın insan yapısı olduğunun delilleri
yukarda yazan arkadaşa iyi güldüm... dine inanmıyormuş ama kuran allah yazımıymış. torbacısını merak ettim bak şimdi. mahsun'mu yoksa?
devamını gör...
kendi içinde cevabını bulamadığın saçma sorular
insanlar değiştiremeyeceği olaylar üzerinde neden çok düşünür.
devamını gör...
pilsner
bir bira türü. aslında temelde iki tür bira vardır. ale ve lager.
almanların lager birasını yine bir alman zamanın çekoslavakya'sında üretmiş.(1842)
altın sarısı, berrak, alkol oranı %4 ile %5 arası olan bu bira üretildiği şehrin plzen adını almış. bizde daha çok pilsen olarak kullanılıyor. (bkz: efes pilsen)
pilsner üretildikten sonra hızla tüm dünyaya yayılmış. amerikalılar daha çok prinçten yapmış.
daha detaylı bilgiye
buradan
ulaşabilirsiniz.
kafa karışıklığı olmasın:
1. temelde iki tip bira var: ale-lager (fermantsyon şekilleri, mayaları, bekletilme sıcaklıkları farklıdır)
2. lager: dünyada en çok tüketilen, açık renkli sarışın biradır. buğday, arpa, pirinçten üretilir.
3. pilsner: ilk kez çekoslavakyanın plzen kentinde 1842'de üretilen lager tipi biradir. her pilsner yine açık sarı renkli ve berraktır.
sonuçta bizde yaygın olan lager, yani pilsen.
efes
tuborg gold
bomonti
beck's
carlsberg
miller
heineken
budweiser
tad,koku,köpük,renk.
şerbetçi otu dediğin şey tek çeşit değil sonuçta. 1. kalite arpa var, 3. kalite arpa var.
sorumluluk ile tüketiniz.
yarasın.
almanların lager birasını yine bir alman zamanın çekoslavakya'sında üretmiş.(1842)
altın sarısı, berrak, alkol oranı %4 ile %5 arası olan bu bira üretildiği şehrin plzen adını almış. bizde daha çok pilsen olarak kullanılıyor. (bkz: efes pilsen)
pilsner üretildikten sonra hızla tüm dünyaya yayılmış. amerikalılar daha çok prinçten yapmış.
daha detaylı bilgiye
buradan
ulaşabilirsiniz.
kafa karışıklığı olmasın:
1. temelde iki tip bira var: ale-lager (fermantsyon şekilleri, mayaları, bekletilme sıcaklıkları farklıdır)
2. lager: dünyada en çok tüketilen, açık renkli sarışın biradır. buğday, arpa, pirinçten üretilir.
3. pilsner: ilk kez çekoslavakyanın plzen kentinde 1842'de üretilen lager tipi biradir. her pilsner yine açık sarı renkli ve berraktır.
sonuçta bizde yaygın olan lager, yani pilsen.
efes
tuborg gold
bomonti
beck's
carlsberg
miller
heineken
budweiser
tad,koku,köpük,renk.
şerbetçi otu dediğin şey tek çeşit değil sonuçta. 1. kalite arpa var, 3. kalite arpa var.
sorumluluk ile tüketiniz.
yarasın.
devamını gör...
homofobik bireylerin homofobik olduklarını kabul etmemesi
homofobik değilim amaaa....
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
“gün olur, alır başımı giderim,
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
şu ada senin, bu ada benim,
yelkovan kuşlarının peşi sıra.
dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
çiçekler gürültüyle açar;
gürültüyle çıkar duman topraktan.
hele martılar, hele martılar,
her bir tüylerinde ayrı telaş!…
gün olur, başıma kadar mavi;
gün olur başıma kadar güneş;
gün olur, deli gibi…”
> orhan veli kanık - gün olur. <
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
şu ada senin, bu ada benim,
yelkovan kuşlarının peşi sıra.
dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
çiçekler gürültüyle açar;
gürültüyle çıkar duman topraktan.
hele martılar, hele martılar,
her bir tüylerinde ayrı telaş!…
gün olur, başıma kadar mavi;
gün olur başıma kadar güneş;
gün olur, deli gibi…”
> orhan veli kanık - gün olur. <
devamını gör...
normal sözlük'ün en yaşlı yazarı
bir bar taburesi üstünde babamın öldüğü yaştayım.
siz hesaplayın.
siz hesaplayın.
devamını gör...
hayao miyazaki
dünya üzerindeki en iyi hikaye anlatıcısı. "rüzgar yükseliyor" ustalık eseri olmasıyla birlikte beni en çok etkileyen yapımı olmuştur . 2013 yılında son filmini yayınlayıp emekli olduğunu açıklasa da ben kabul edemiyorum emekli olduğunu (bizi bırakıp gitme be adam ) aman dikkat ! filmlerinde uyuşturucu etkisi vardır, bağımlılık yapar. belgeselini kesinlikle izleyin (bkz: düşlerin ve çılgınlığın krallığı)
devamını gör...
nighthawks

edward hopper'ın en meşhur tablosu. ressamın bu resmi çizmek için ernest hemingway'in the killers ya da a clean well lighted place adlı kısa hikayesinden ilham aldığı söylenir.
ressam burada istemeden de olsa büyük şehrin yalnızlığını resmettiğini söylemiştir.
nighthawks depicts not only the bitter alienation of living in a large city, but the paranoia that gripped the united states after the 1941 pearl harbor attack. anxieties over a second attack shrouded the city like the frequent blackout drills new york and its residents were subjected to.
nighthawks, yalnızca büyük bir şehirde yaşamanın acı yabancılaşmasını değil, aynı zamanda 1941 pearl harbor saldırısından sonra amerika birleşik devletleri'ni saran paranoyayı da tasvir ediyor. new york ve sakinlerinin sık sık maruz kaldığı elektrik kesintisi tatbikatları gibi ikinci bir saldırı üzerine endişeler şehri ele geçirdi.
kaynak
devamını gör...
erkeklerin zeki kadın sevmemesi
öyle olduğunu zannetmiyorum. hayat arkadaşın zekiyse zorluklar ikiye bölünüyor, yarı yarıya hafifliyor.
devamını gör...
tayyip erdoğan'ın 30'dan önce evlenilmiyor demesi
liseyi bitirmeden 18, üniversiteyi bitirmen 23, hadi bitirdin düzenli bir iş bulman şanslıysan 25, evlenmek isteyen birini bulup evlenmen de 30 yaşı buluyor zaten. hesaplara göre de bir sorun yok görünüyor. ideal evlilik yaşı ergenliğe giriş olarak görülüyorsa onu bilemeyiz tabi. beyin gelişiminin bile 25 yaş civarı tamamlandığı bilim insanlarınca ispatlanmış sizin derdiniz ne acaba anlasak ?!
devamını gör...

