sözlüğün en sevimli yazarı
kadınların hepsi.
devamını gör...
rimbaud
son günlerde ufak çaplı bir kafa izninde gibi görünen en sevdiğim yazarlardan biri. tanımlarından tanıdığım kadarıyla etrafını güzelleştiren biri. umarım kendi gibi insanlarla karşılaşır ve toksik insanları kafasına takmaz.
devamını gör...
sherlock dizisi hakkında detaylar
1) yayınlanmayan pilot bölümü
ek çekimler sonucu bir pilot bölüm hazırlanmış olsa da, ortaya çıkan sonuç kimseyi memnun etmedi. hem sonradan eklenen sahneler bölümün geri kalanıyla uyumsuzdu, hem de çekilen görüntüler dizinin yaratıcılarının istediği sinematik görünüme sahip değildi. sonuçta bölümü baştan çekmesi için paul mcguigan ile anlaşıldı ve ortaya bugün bildiğimiz ilk bölüm çıktı. coky giedroyc’un çektiği orijinal pilot bölümü televizyonda hiç yayınlanmasa da daha sonra ilk sezon dvd’sindeki ekstralar arasına dâhil edildi.
2)sir arthur conan doyle eserlerine göndermeler
holmes ve watson’ın maceralarını günümüze taşıyan dizi son derece modern bir uyarlama olsa da, sir arthur conan doyle’ın eserlerinden izler taşımaya devam ediyor. bölüm isimlerinde ve watson’ın kaleme aldığı blog yazılarında bu izler de modern bir yorumla karşımıza çıkıyor elbette. a study in scarlet hikâyesi a study in pink’e dönüşürken the greek ınterpreter da the geek ınterpreter’a dönüşüyor.
3) zihin sarayı
sherlock bazen “zihin sarayı” dediği bir hafıza tekniği kullanıyor. bu terim senaristlerin bulduğu bir şey değil “mekân yöntemi” denen ve antik roma’ya kadar uzanan bir hafıza yöntemi. bu yöntemin en ünlü uygulayıcılarından biri yöntemi çin’e getiren on altıncı yüzyıl italyan cizvit misyoneri matteo ricci idi.
4)the ımitation game referansı
2. sezonun ilk bölümünde sherlock, müttefiklerin coventry’nin bombalanmasını bildiklerinden ve enigma kodunu çözdüklerini ifşa etmemek için buna müsaade ettiklerinden bahsediyor. benedict cumberbatch, 2014 yapımı enigma filminde bu kodu çözen bilim insan alan turing’i canlandırıyor ve sherlock’ta anlatılan bu olaya da filmde yer veriliyordu.
5)sherlock’un ebeveynleri
3. sezonun ilk bölümünde sherlock ve mycroft’un ebeveynleri olarak karşımıza çıkan wanda ventham ve timothy carlton, benedict cumberbatch’in annesi ve babası.
6)1890’larda geçiyor teorisi
1890’lar sahnelerinin yer alması, dizinin geri kalanında gördüğümüz diğer her şeyin de aslında bu dönemde geçtiği ve gördüğümüz 21. yüzyıl dünyasının aslında 1890’lardaki sherlock holmes’un uyuşturucudan kaynaklanan halüsinasyonları ve hayallerinin yansıması olduğu yönünde bir teorinin ortaya çıkmasına neden oldu. bu teoriye göre dizide gördüğümüz her şey sherlock’un zihninde şekillen bir alternatif versiyon.
ek çekimler sonucu bir pilot bölüm hazırlanmış olsa da, ortaya çıkan sonuç kimseyi memnun etmedi. hem sonradan eklenen sahneler bölümün geri kalanıyla uyumsuzdu, hem de çekilen görüntüler dizinin yaratıcılarının istediği sinematik görünüme sahip değildi. sonuçta bölümü baştan çekmesi için paul mcguigan ile anlaşıldı ve ortaya bugün bildiğimiz ilk bölüm çıktı. coky giedroyc’un çektiği orijinal pilot bölümü televizyonda hiç yayınlanmasa da daha sonra ilk sezon dvd’sindeki ekstralar arasına dâhil edildi.
2)sir arthur conan doyle eserlerine göndermeler
holmes ve watson’ın maceralarını günümüze taşıyan dizi son derece modern bir uyarlama olsa da, sir arthur conan doyle’ın eserlerinden izler taşımaya devam ediyor. bölüm isimlerinde ve watson’ın kaleme aldığı blog yazılarında bu izler de modern bir yorumla karşımıza çıkıyor elbette. a study in scarlet hikâyesi a study in pink’e dönüşürken the greek ınterpreter da the geek ınterpreter’a dönüşüyor.
3) zihin sarayı
sherlock bazen “zihin sarayı” dediği bir hafıza tekniği kullanıyor. bu terim senaristlerin bulduğu bir şey değil “mekân yöntemi” denen ve antik roma’ya kadar uzanan bir hafıza yöntemi. bu yöntemin en ünlü uygulayıcılarından biri yöntemi çin’e getiren on altıncı yüzyıl italyan cizvit misyoneri matteo ricci idi.
4)the ımitation game referansı
2. sezonun ilk bölümünde sherlock, müttefiklerin coventry’nin bombalanmasını bildiklerinden ve enigma kodunu çözdüklerini ifşa etmemek için buna müsaade ettiklerinden bahsediyor. benedict cumberbatch, 2014 yapımı enigma filminde bu kodu çözen bilim insan alan turing’i canlandırıyor ve sherlock’ta anlatılan bu olaya da filmde yer veriliyordu.
5)sherlock’un ebeveynleri
3. sezonun ilk bölümünde sherlock ve mycroft’un ebeveynleri olarak karşımıza çıkan wanda ventham ve timothy carlton, benedict cumberbatch’in annesi ve babası.
6)1890’larda geçiyor teorisi
1890’lar sahnelerinin yer alması, dizinin geri kalanında gördüğümüz diğer her şeyin de aslında bu dönemde geçtiği ve gördüğümüz 21. yüzyıl dünyasının aslında 1890’lardaki sherlock holmes’un uyuşturucudan kaynaklanan halüsinasyonları ve hayallerinin yansıması olduğu yönünde bir teorinin ortaya çıkmasına neden oldu. bu teoriye göre dizide gördüğümüz her şey sherlock’un zihninde şekillen bir alternatif versiyon.
devamını gör...
eti negro'nun isminin eti nero olarak değişmesi
kardeşim ben de müslümanım eti cinin ismini değiştirir misiniz? eti 3 harfli.
devamını gör...
back to black
amy winehouse aşısı. bir avuç içi büyüklüğünde saşe içinde bulunur. yarım bardak ılık suyun içine boca edilip nefessiz kalasıcaya şekilde kafaya dikilir.
şarkının ve dolayısıyla amy'nin anısına aykırı olarak the great gatsby'nin soundtrack'inde beyonce ve andre 3000 iş birliğinde icra edilmiş.
ama ne oldu? aşırı yüklemeden karnımıza kramplar girdi. çok sevdim sözlük.
devamını gör...
vincent van gogh
fırtınalı ve sıra dışı bir hayat yaşamış olan, sonsuz merak ve sorgulama anlayışıyla modern resim tarihine damga vurmuş ressamdır. doğanın sırları, mistik duyguları resim vasıtasıyla yansıtmaya çabalamış.
devamını gör...
bu başlığa size ait olacak tipik bir wattpad kurgusu özeti yazın
-------- ateist flörtüm, arap şeyhi abdülaziz ve imanlı ben------
bölüm 1: yine her zamanku gibi aptal lanet olası okulumdaydım. tuvalette (bkz: allaha inaniyorum mavisi) şalımı düzeltirken bir yandan da ateist olan platoniğim emreyi düşünüyordum. ahh emre... acaba onu doğru yola iletebilecek miydim?
bölüm 2: tuvaletten çıkarken birine çarpmamla elimdeki kitapları yere düşürdüm. "dikkat etsene be kızım!" dedi emre. yerden kitaplarımı alırken "imana gel, allah yoksa şu dağları kim yarattı" dedim. doğru, dedi ve elindeki kitapla saçını örttü.
bölüm 3: emre ile kendimize 2 odalı nezih bir ev tuttuk. evlenmeye karar vermiştik, doğacak çocuklarımıza isim bile düşünmüştük: kız olursa ümmühümeyra erkek olursa abdurrezakbinsıddık koyacaktık.emre benimle ilişkiye girmek istediğini söyledi, ben de evlenmeden olmaz dedim. kabul etti, ahh benim gül kokulu sevgilim...
bölüm 4: evimiz arap şeyhi abdülaziz tarafından basıldı
bölüm 5: arap şeyhi abdülaziz tarafından kaçırıldım ve onun 3. karısı oldum
bölüm 6: emre beni kurtarmaya geldi. çok sevinmiştim ama emre o an dedi ki "seni istiyorum abdülaziz, ben aslında gayim."
bölüm 7: abdülaziz grup yapabileceğimizi söyledi ve kabul ettik.
mutlu son...
bölüm 1: yine her zamanku gibi aptal lanet olası okulumdaydım. tuvalette (bkz: allaha inaniyorum mavisi) şalımı düzeltirken bir yandan da ateist olan platoniğim emreyi düşünüyordum. ahh emre... acaba onu doğru yola iletebilecek miydim?
bölüm 2: tuvaletten çıkarken birine çarpmamla elimdeki kitapları yere düşürdüm. "dikkat etsene be kızım!" dedi emre. yerden kitaplarımı alırken "imana gel, allah yoksa şu dağları kim yarattı" dedim. doğru, dedi ve elindeki kitapla saçını örttü.
bölüm 3: emre ile kendimize 2 odalı nezih bir ev tuttuk. evlenmeye karar vermiştik, doğacak çocuklarımıza isim bile düşünmüştük: kız olursa ümmühümeyra erkek olursa abdurrezakbinsıddık koyacaktık.emre benimle ilişkiye girmek istediğini söyledi, ben de evlenmeden olmaz dedim. kabul etti, ahh benim gül kokulu sevgilim...
bölüm 4: evimiz arap şeyhi abdülaziz tarafından basıldı
bölüm 5: arap şeyhi abdülaziz tarafından kaçırıldım ve onun 3. karısı oldum
bölüm 6: emre beni kurtarmaya geldi. çok sevinmiştim ama emre o an dedi ki "seni istiyorum abdülaziz, ben aslında gayim."
bölüm 7: abdülaziz grup yapabileceğimizi söyledi ve kabul ettik.
mutlu son...
devamını gör...
the prestige
prestij uğruna birbirlerinin hayatlarını mahveden iki sihirbazın öyküsü. izlenilir mi tabii ki. (bkz: christian bale) sen her filmde harika bir detaysın dostum.
devamını gör...
ilaç kutusunu ilk açışta hep prospektüslü tarafa denk gelmek
usb’nin sürekli yanlış tarafa denk gelmesiyle kafa kafaya kapışan durum. bu olayların simülasyonun bir bug’ı olduğunu düşünmeye başladım başka açıklama yok.*
devamını gör...
günün 14 saatini entry girip nutella yiyen sözlükçüler
sevişilinebilizite ukdesidir.
bu hayatı bildiğin yaşayan sözlükçülerdir. nutella olmuş bilmem kaç lira bir de bunun üzerine çalışmayıp yatarak entry giren yazarlar varsa vallahi imrenirim ki onlara. kendi hayatımla takas yapmak isterim açıkçası, üstüne para isterse onu da vereyim lan. * açık ve net.
bu hayatı bildiğin yaşayan sözlükçülerdir. nutella olmuş bilmem kaç lira bir de bunun üzerine çalışmayıp yatarak entry giren yazarlar varsa vallahi imrenirim ki onlara. kendi hayatımla takas yapmak isterim açıkçası, üstüne para isterse onu da vereyim lan. * açık ve net.
devamını gör...
merkez bankası başkanının 128 milyar dolar açıklaması
neden tüm akpli yetkililer ve tcmb başkanı birbirini yalanlayan açıklama yapıyor? hepsi paranın farklı şekilde yok olduğunu söylüyor ama hiçbirisi tam olarak ne olduğunu da söyleyemiyor. çok ilginç.para bende değil onu da söyliyim.
devamını gör...
uğur mumcu
günümüz türkiye'sine ulaşmak için ortadan kaldırılması gerekenler listesinde ismi en üstlerdeydi. 90'ların başında kaotik olayların yaşanması bir yazarın kitabından çıkabilecek kadar distopik olsa da tamamen gerçek olmasına rağmen yaşananlara zamanla alışmamız daha da distopik bir ruh haline giren bir vatandaş profili çıkardı ortaya. insanlar gerçekleri kurtlar vadisi'nden öğrendiğini sanarak uğur mumcu ve kitapları hiç var olmamış gibi yaşadılar. ve ne gariptir ki vatandaşın bu duruma getirileceği tespitini yıllar öncesinden yapmıştı.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
fakat artık ümit yetmiyor bana. clytie çok sevdiğim bir müziği seçmiş. şiir okuyan karizmatik sesler ve beni ben bir ceviz ağacıyım diye söylettiren (ve son hızlanmada dilimin odadan dışarı fırlamasına mahal veren) yazarlar sizleri de unutmadım. hepinize teşekkürler.
devamını gör...
kırıldığında susmak
bir tercih gibi görünse de insanın içinden gelen, kendine ait olan bir davranış.
bu konuyla alakalı yapılan çoğu tanımın, analizin arka planında "olmaması gereken bir şey" teması işleniyor. bunu açıkça ifade edenlerin dışında "kırılırım, susarım, içime atar, yanarım" gibi cümleler kuranlar da aynı temayı işliyor. insanların ısrarla kendilerine ait duygusal özelliklerini kötülemesini anlamak zor. bu, "olmaması gereken bir şey" teması da şu kelimede tezahür ediyor: kaybedersin.
kırıldığında susan kişi, gerçekleşmiş olaya vereceği en uygun tepki susmak olduğu için susar. bir sürü şey düşünür insan ve düşüncelerini duygularıyla harmanlar. sert bir karakteri olan kişinin, kavga anında gözlerinden ateş çıkarması kadar doğal bir şey olmadığı gibi narin bir insanın da susup çekilecek karanlık bir köşe araması da doğaldır. bundan farklı bir davranış içine girerse kesinlikle üzerinde eğreti duracaktır.
davranışlarınızda fıtratımızın payı büyüktür. fıtratımızdan gelen bazı özelliklerimiz baskındır ve bunlar öyle gizlenebilecek, kolaylıkla değiştirilebilecek şeyler de değildir. (bkz: insan yedisinde neyse yetmişinde de odur) buna yetiştiğimiz çevrenin de kattıklarını düşünürsek, bir birey oluruz. zaten arkadaşlıklar, ilişkiler de bu kabuller üzerine kurulurlar. mesela sevdiğin kişi yüksek sesle, üst tonda konuşmayı sevmeyen, sakin yapıda bir insansa sen de sesini yükseltmezsin. bu, karşılıklı yapıldığı zaman görünmeyen bir uyum oluşturur. böylece iki insan arasında arkadaşlık/dostluk/sevgili ilişkileri kurulur.
cimrilik vs. gibi toplumun ittifakla reddettiği özellikler dışında, kişinin kendine ait özellikleri, kendisine bir eksen belirleyip, ona göre bir mutsuzluk sebebi olarak tanımlayarak reddetmesi bir özsaygı eksikliğidir. bir defa mesele kadınlara ulaşmak olmasaydı, kimse kırıldığında sustuğu için kendisine vebalı muamelesi yapmazdı. bu noktada insan kendisine şu soruyu sormalı: bana özümden gelen şeyleri değiştirmem gerektiğini düşündürecek kadar etkili bu kadınlar kim, neyin nesi bunlar ? bu soruyu kendisine adamakıllı soran insanlar kolaylıkla cevaba ulaşırlar. kadınlar aynı kadınlar, onlara kutsiyet atfeden şey, beyninizin içinde.
her şeyi uçlarda yaşamayı şiar edinmiş arkadaşlar, bunu bencillikle karıştırabilir. "ne olursan ol kendinden ödün verme, bırak o değişsin" gibi algılayabilir. hayır, öyle değil. karşınızdaki insana, ona duyduğunuz saygı ve sevgiye göre pozisyon alıp fedakarlıklarda bulunacaksınız elbette. ancak normalde bir gariban gördüğünüzde gözleriniz doluyorken, öfkelendiğinizde sessizce dışarı çıkıp yalnız kalmak iyi geliyorken, tüm bunları üç beş zevzeğin "kaybedersin" temalı lafları için harcamayacaksınız. bunlardan vazgeçerseniz geriye ne kalır ki ? o ilişki bittiğinde hangi özellikleriniz size ait olacak? ben bu muydum yoksa şu muydum? neydim ben ?
kırıldığında susan, kırıp dökemeyen, köşesine çekilen biriyseniz, ona uygun ilişkiler kurun kendinize. bu davranışın getirdiği büyük dezavantajlardan biri olan "ayrılık" meselesine hazırlayın kendinizi. karşınızdaki insanın üzerinize gelip, sizi kalem kıracak seviyeye getirebileceğini düşünerek hareket edin. basit bir şey bu. her davranışın bir bedeli vardır. sinirlendiğinde eşine tokat atan adamdan daha az bedel ödeyeceğinizi düşünmeyin. ancak siz, bu davranışınıza sahip çıkarsanız, o da anlayışlıysa, sevmese de saygı duyacaktır. siz bunu değiştirmeyi değil, karşınızdaki buna göre pozisyon almayı öğrensin. siz, siz olarak kalın. karşılığında zaten siz de onda bir davranışı kabul etmiş olacaksınız. öyleyse bu iş yürür aksi takdirde yolun sonu zaten uçurumdur.
hayatta sapasağlam durmanın hazzını yaşamak varken eğilip bükülmeyi, mızmızlanmayı ve değiştirilmeyi tercih etmek ahmakçadır. mesela "her seferinde aynı şeyi yapıyordu, kavgadan kaçıyordu. bu yüzden ayrıldık" diyen bir kadının karşısında, erkeğin söyleyecek birkaç sözü vardır. "ben böyleyim, kızmadım, sövmedim ne yapayım" dediği noktada bu adam kazanmıştır zaten. onu muzaffer kılan, üçüncü, beşinci şahısların haklılığını yargılaması ve neticeye varması değil, vazgeçmeyişidir. eğer maksat "kaybetmek" ise; yenilenler değil, vazgeçenler kaybeder.
bu konuyla alakalı yapılan çoğu tanımın, analizin arka planında "olmaması gereken bir şey" teması işleniyor. bunu açıkça ifade edenlerin dışında "kırılırım, susarım, içime atar, yanarım" gibi cümleler kuranlar da aynı temayı işliyor. insanların ısrarla kendilerine ait duygusal özelliklerini kötülemesini anlamak zor. bu, "olmaması gereken bir şey" teması da şu kelimede tezahür ediyor: kaybedersin.
kırıldığında susan kişi, gerçekleşmiş olaya vereceği en uygun tepki susmak olduğu için susar. bir sürü şey düşünür insan ve düşüncelerini duygularıyla harmanlar. sert bir karakteri olan kişinin, kavga anında gözlerinden ateş çıkarması kadar doğal bir şey olmadığı gibi narin bir insanın da susup çekilecek karanlık bir köşe araması da doğaldır. bundan farklı bir davranış içine girerse kesinlikle üzerinde eğreti duracaktır.
davranışlarınızda fıtratımızın payı büyüktür. fıtratımızdan gelen bazı özelliklerimiz baskındır ve bunlar öyle gizlenebilecek, kolaylıkla değiştirilebilecek şeyler de değildir. (bkz: insan yedisinde neyse yetmişinde de odur) buna yetiştiğimiz çevrenin de kattıklarını düşünürsek, bir birey oluruz. zaten arkadaşlıklar, ilişkiler de bu kabuller üzerine kurulurlar. mesela sevdiğin kişi yüksek sesle, üst tonda konuşmayı sevmeyen, sakin yapıda bir insansa sen de sesini yükseltmezsin. bu, karşılıklı yapıldığı zaman görünmeyen bir uyum oluşturur. böylece iki insan arasında arkadaşlık/dostluk/sevgili ilişkileri kurulur.
cimrilik vs. gibi toplumun ittifakla reddettiği özellikler dışında, kişinin kendine ait özellikleri, kendisine bir eksen belirleyip, ona göre bir mutsuzluk sebebi olarak tanımlayarak reddetmesi bir özsaygı eksikliğidir. bir defa mesele kadınlara ulaşmak olmasaydı, kimse kırıldığında sustuğu için kendisine vebalı muamelesi yapmazdı. bu noktada insan kendisine şu soruyu sormalı: bana özümden gelen şeyleri değiştirmem gerektiğini düşündürecek kadar etkili bu kadınlar kim, neyin nesi bunlar ? bu soruyu kendisine adamakıllı soran insanlar kolaylıkla cevaba ulaşırlar. kadınlar aynı kadınlar, onlara kutsiyet atfeden şey, beyninizin içinde.
her şeyi uçlarda yaşamayı şiar edinmiş arkadaşlar, bunu bencillikle karıştırabilir. "ne olursan ol kendinden ödün verme, bırak o değişsin" gibi algılayabilir. hayır, öyle değil. karşınızdaki insana, ona duyduğunuz saygı ve sevgiye göre pozisyon alıp fedakarlıklarda bulunacaksınız elbette. ancak normalde bir gariban gördüğünüzde gözleriniz doluyorken, öfkelendiğinizde sessizce dışarı çıkıp yalnız kalmak iyi geliyorken, tüm bunları üç beş zevzeğin "kaybedersin" temalı lafları için harcamayacaksınız. bunlardan vazgeçerseniz geriye ne kalır ki ? o ilişki bittiğinde hangi özellikleriniz size ait olacak? ben bu muydum yoksa şu muydum? neydim ben ?
kırıldığında susan, kırıp dökemeyen, köşesine çekilen biriyseniz, ona uygun ilişkiler kurun kendinize. bu davranışın getirdiği büyük dezavantajlardan biri olan "ayrılık" meselesine hazırlayın kendinizi. karşınızdaki insanın üzerinize gelip, sizi kalem kıracak seviyeye getirebileceğini düşünerek hareket edin. basit bir şey bu. her davranışın bir bedeli vardır. sinirlendiğinde eşine tokat atan adamdan daha az bedel ödeyeceğinizi düşünmeyin. ancak siz, bu davranışınıza sahip çıkarsanız, o da anlayışlıysa, sevmese de saygı duyacaktır. siz bunu değiştirmeyi değil, karşınızdaki buna göre pozisyon almayı öğrensin. siz, siz olarak kalın. karşılığında zaten siz de onda bir davranışı kabul etmiş olacaksınız. öyleyse bu iş yürür aksi takdirde yolun sonu zaten uçurumdur.
hayatta sapasağlam durmanın hazzını yaşamak varken eğilip bükülmeyi, mızmızlanmayı ve değiştirilmeyi tercih etmek ahmakçadır. mesela "her seferinde aynı şeyi yapıyordu, kavgadan kaçıyordu. bu yüzden ayrıldık" diyen bir kadının karşısında, erkeğin söyleyecek birkaç sözü vardır. "ben böyleyim, kızmadım, sövmedim ne yapayım" dediği noktada bu adam kazanmıştır zaten. onu muzaffer kılan, üçüncü, beşinci şahısların haklılığını yargılaması ve neticeye varması değil, vazgeçmeyişidir. eğer maksat "kaybetmek" ise; yenilenler değil, vazgeçenler kaybeder.
devamını gör...
pembe panter sendromu
demek adı pembe panter sendromuymuş. mağaza, market vs bir yere girdiğinde yardım gerektiğinde bir kişi bulamazsın . tablet alırsın eline model ,fiyat soracaksın kimse yok. ihtiyacın olmadığında ,öylesine baktığında peşinde gezip kendini hırsız gibi hissettirirler.
devamını gör...
hababam sınıfı
rıfat ılgaz eseri hakkında şöyle bir yorumda bulunmuştur: "eskiden idamlar sabaha karşı yapılırmış. belli bir süre sonra idam yaklaştığında tüm dükkanlar açılmaya, esnaf satış yapmak için bağırıp çağırmaya başlamış.bunun üzerine aileler de o saatlerde sokağa çıkmaya başlamış ve idam vakitleri panayır havasına bütünmüş. sonuçta da ölen bir adama bakarak gülen bir halk görüntüsü oluşmuş.ben de çöken eğitim sistemini anlattım. hepimiz ölen bu sisteme bakarak güldük."
rıfat ılgaz, hababam sınıfına gülünmesi ile bu duruma gülünmesi arasında bir fark görmemiştir. tokat gibi yüzümüze çarpan gerçek de budur. aslında üstat, bizi bize anlatmıştır. her karakter, her olay aslında bir eleştiridir. farklı kültürden, farklı ekonomik düzeyden öğrencilerin, aynı yerde kalıp beraber kopya çekmesi toplumcu anlayışa bir atıftır aynı zamanda. hababam sınıfı'nda üç şeyin eleştirisi yapılmıştır: kopyanın, ezberin, uydurma saygının. rıfat ılgaz da röportajlarında ben komedi düşünmüyorum, yergi yapıyorum demiştir. bütün ülke izledik bu başyapıtı. güldük, eğlendik, bir kez olsun düşündük mü?
rıfat ılgaz, hababam sınıfına gülünmesi ile bu duruma gülünmesi arasında bir fark görmemiştir. tokat gibi yüzümüze çarpan gerçek de budur. aslında üstat, bizi bize anlatmıştır. her karakter, her olay aslında bir eleştiridir. farklı kültürden, farklı ekonomik düzeyden öğrencilerin, aynı yerde kalıp beraber kopya çekmesi toplumcu anlayışa bir atıftır aynı zamanda. hababam sınıfı'nda üç şeyin eleştirisi yapılmıştır: kopyanın, ezberin, uydurma saygının. rıfat ılgaz da röportajlarında ben komedi düşünmüyorum, yergi yapıyorum demiştir. bütün ülke izledik bu başyapıtı. güldük, eğlendik, bir kez olsun düşündük mü?
devamını gör...
insanları etkilemenin en basit yolu
etkilenmesi hedeflenen bireyin buna ne kadar açık olduğuna göre değişecek yöntemlerdir.
bütün iyi özelliklerinize rağmen sizden etkilenmeyen biri için yapabileceğiniz bir şey yok maalesef.
bütün iyi özelliklerinize rağmen sizden etkilenmeyen biri için yapabileceğiniz bir şey yok maalesef.
devamını gör...
latife
osmanlı zamanındaki zekaya dayalı, ince esprilere verilen isim. latifelerde kaba güldürü ve aşağılayıcı unsurlar olmaması esastı.
devamını gör...
miles johnston
1993 doğumlu sürrealist ingiliz ressam.
18 yaşında isveç'e resim eğitimi almak için taşınarak kariyerine başlamış. en sevdiği ressamlar arasında (bkz: gustav klimt) ve (bkz: zdzisław beksiński) gibi ressamlar var. tarzını açıklıyor bu isimler zaten.
''my work means whatever it means to you'' diyor ayrıca. eserlerinden ne isterseniz onu anlayabilirsiniz. insan portrelerine sürrealist ögeler ekleyerek oynamayı seven bir ressam.

retrospection (2018)

shelter (2018)
ressamın instagram'ı
kaynak
18 yaşında isveç'e resim eğitimi almak için taşınarak kariyerine başlamış. en sevdiği ressamlar arasında (bkz: gustav klimt) ve (bkz: zdzisław beksiński) gibi ressamlar var. tarzını açıklıyor bu isimler zaten.
''my work means whatever it means to you'' diyor ayrıca. eserlerinden ne isterseniz onu anlayabilirsiniz. insan portrelerine sürrealist ögeler ekleyerek oynamayı seven bir ressam.

retrospection (2018)

shelter (2018)
ressamın instagram'ı
kaynak
devamını gör...
yazarların yaşama tutunma nedenleri
belki bir hafta sonra iyi olur..belki bir yıl sonra...
umut işte!herkes gibi ekmek peşinde geçiyor günler.
umut işte!herkes gibi ekmek peşinde geçiyor günler.
devamını gör...