yazarların karantinada kendi için yaptığı en faydalı şey
onlarca kitap okudum.
bir sürü dizi/film keşfettim.
online tiyatrolarda tiyatro izledim.
online sergilerde turladım.
bir de evdekileri tanıma fırsatı buldum, aslında iyi insanlarmış.*
bir sürü dizi/film keşfettim.
online tiyatrolarda tiyatro izledim.
online sergilerde turladım.
bir de evdekileri tanıma fırsatı buldum, aslında iyi insanlarmış.*
devamını gör...
burgaz
bir zamanlar hayyam garipoğlu'nun sahibi olduğu bir rakı markası.
devamını gör...
30 yaş üstü alkolik bekar erkek yazar tayfası
buyrun benim. başlık adeta tc kimlik numaram, suphanalla!
devamını gör...
bazı rollerin insanın üzerine yapışması
istemeden de olsa annelik olur bu. yeri gelir babalık vasfını yerine getirmek olur. zaman geçer bir çok şeye maruz kalırsınız abla olur kardeş olursunuz.hatta kanka olup kardeşiniz saydığınız insanın derdiyle kahroluyorsunuz.
zor iş.
zor iş.
devamını gör...
en sevilen argo kelime
uleyn.*
devamını gör...
aynı bilgisayarı 7 yıl kullanmak
üretici firmayı bile şaşkına uğratacak durumdur.
2009'da dell laptop almıştım.
gözüm gibi bakıyorum. *
2009'da dell laptop almıştım.
gözüm gibi bakıyorum. *
devamını gör...
nilgün marmara
mor kadın. manik depresif ruh haline sahip bu müthiş kadın kalem ile bir araya gelince hayatla arasına çok büyük farklar açmıştır. bir de üstüne hakkında tez yazdığı sylvia plath'in ağır yaşam öyküsü ve derinliği eklenince işin içinden çıkamayıp kendi isteği ile bu hayatla bağını koparmayı tercih etmiştir. onun şiirlerini okumak zordur çünkü oldukça kapalı bir anlatımın yanı sıra ağırlıklı olarak ölüm ve intihar teması üzerine şiirler yazdığını görürüz.
ölümü sylvia plath ile ne kadar bağdaştırılabilir bilemiyorum ancak araştırdığım ve neredeyse bir sene boyunca tezer özlü dahil olmak üzere bu üç kadın yazarı enine boyuna okuyup analizler yapmaya çalıştığım kadarıyla sylvia plath'in ölüm konusundaki kararlılığı ve yaşam'a bakış açılarının aynı noktadan olması nilgün'ün intihara giden yolunu biraz daha kısaltmış oldu. zaten oldukça sorunlu bir iç dünyaya sahip olan nilgün belki sylvia'dan cesaret, belki de umutsuzluk aldı. bilinmez.
üç buçuk ay boyunca tezer özlü okuyup, onu anlamaya, algılamaya çalışan bünyemin benzer tepkimelere girmiş olduğunu belirtmek isterim. ki bu zaman zarfında tezer'in yazıları, kişiliği, algısı bir çeşit seyahat çantası gibi kafamın içine sıkışmıştı ve etkisinden kurtulmak oldukça güçtü. bu basit örneğin yanında nilgün'ün sylia ile kurduğu iletişim şeklini tasavvur ederek belki durumu daha anlaşılır hale getirebiliriz.
"ey iki adımlık yer küre,
senin bütün arka bahçelerini gördüm ben."
ölümü sylvia plath ile ne kadar bağdaştırılabilir bilemiyorum ancak araştırdığım ve neredeyse bir sene boyunca tezer özlü dahil olmak üzere bu üç kadın yazarı enine boyuna okuyup analizler yapmaya çalıştığım kadarıyla sylvia plath'in ölüm konusundaki kararlılığı ve yaşam'a bakış açılarının aynı noktadan olması nilgün'ün intihara giden yolunu biraz daha kısaltmış oldu. zaten oldukça sorunlu bir iç dünyaya sahip olan nilgün belki sylvia'dan cesaret, belki de umutsuzluk aldı. bilinmez.
üç buçuk ay boyunca tezer özlü okuyup, onu anlamaya, algılamaya çalışan bünyemin benzer tepkimelere girmiş olduğunu belirtmek isterim. ki bu zaman zarfında tezer'in yazıları, kişiliği, algısı bir çeşit seyahat çantası gibi kafamın içine sıkışmıştı ve etkisinden kurtulmak oldukça güçtü. bu basit örneğin yanında nilgün'ün sylia ile kurduğu iletişim şeklini tasavvur ederek belki durumu daha anlaşılır hale getirebiliriz.
"ey iki adımlık yer küre,
senin bütün arka bahçelerini gördüm ben."
devamını gör...
bal yerine reçel yapan arıya mor mahlas verilsin kampanyası
bal yerine reçel yapan arıya mor mahlas verilsin ama verilirken de mor orkide verilsin ( her kampanyaya orkide sıkıştırmam lazım modu). neden derseniz efendim çünkü şurada bir üç beş insan var kendilerini unuttularsa diye belirteyim canım merdumgiriz_ mesleğini çözemediğim hoba3434 doktorum robins ve hayranı olduğum bengaripsengüzeldünyaumutlu. bu insanlarla gün aşırı sohbet ediyorum ve gerçekten anlıyorum ki her karmacıklarını hakediyorlar. siz de hakediyorsunuzdur o ayrı konu ama bakın arkadaşlar bu arı bal değil reçel yapıyor yetmiyor sınavlara hazırlanıyor. ayrıca merdumgirizle beraber kaliteli bir z kuşağı geliyor. ben o yaşlarda böyle değildim. şu kıza da moru çok görmeyin be arkadaşlar. onun tek istediği mor mahlas ve herkese orkide dağıtılması (bence o da bunu içten içe istiyor farkındayım).
devamını gör...
anın fotoğrafı
kısımın doğum günüsü pastasııı.
devamını gör...
öğrenciyken ek gelir için yapılan şeyler
matematik dersleri verir ve yaz tatillerinde akmar pasajında bir kitapçıda çalışırdım. kitap satan bir adamın hak yemez olduğuna inandığım o zamanlar, hayatın bana attığı kazıkların ilki değildi elbette. ama yine de dünya daha inanılası daha güzel bir yerdi.
devamını gör...
sebastia
sivas'ın roma ermenistan eyaletindeki ismidir. aynı zamanda şu anda ermenistan'ın başkenti erivan'da malatia-sebastia isminde ve 133 bin civarında nüfusu * olan bir ilçe bulunmaktadır. bu ilçe nor malatia, zoravar andranik, shahumyan, araratyan ve haghtanak isimli daha küçük bölgelere ayrılmaktadır.
devamını gör...
değişik kelimeler ve anlamları
serendipçe: hiç ortalıkta yokken gelen mutluluk demektir dostlar.
devamını gör...
1 yıl sonraki kendine not
sevmeyi değil yalnızlığı öğren zira ihtiyacın olacak gibi duruyor
devamını gör...
otobüste yer vermen için bakışları ile taciz eden yaşlı
psikolojik baskıdır, mahalle baskısıdır. bakışlar nefret doludur. ama her zaman olmayabilir. gelin size başımdan geçen bir hadiseyi anlatayım.
kızılay meşrutiyet caddesinden ego 541’e binmiştim. o zamanlar kızılay’a gidiyordu artık gitmiyor, öta mevcut. tıklım tıkış attım kendimi otobüse, neyse ki sırada ilerideydim, arkalara doğru oturacak koltuk buldum. şanslı hissettim kendimi çünkü donmuşum dışarıda, oh mis gibi geldi. sonra, gerçekten yaşlı ve hasta bir dede arkalara, benim oturduğum yere doğru geldi. ben de yer verdim. ama nasıl yorgunum. dede, biraz utanarak geçti oturdu. insanlar da ön taraftan geldiğinden ben iyice arkalara geçtim.
neyse, eskişehir yolu civarlarında dedenin yan koltuğunda oturan kişi indi. dede, oturmak için atak yapan insanlara karşı mücadele verip en arkada olmama rağmen ısrarla beni çağırdı. insanlara işaret ettirdi, seslenin gelsin diye. gittim, bana söylediği şey şuydu,
“sizler talebesiniz, okuyorsunuz, yoruluyorsunuz. oturmak sizin hakkınız.”
gerçekten bu sözler içime işledi ve böyle bir insanın ne kadar duyarlı olabileceğini orada gördüm.
kızılay meşrutiyet caddesinden ego 541’e binmiştim. o zamanlar kızılay’a gidiyordu artık gitmiyor, öta mevcut. tıklım tıkış attım kendimi otobüse, neyse ki sırada ilerideydim, arkalara doğru oturacak koltuk buldum. şanslı hissettim kendimi çünkü donmuşum dışarıda, oh mis gibi geldi. sonra, gerçekten yaşlı ve hasta bir dede arkalara, benim oturduğum yere doğru geldi. ben de yer verdim. ama nasıl yorgunum. dede, biraz utanarak geçti oturdu. insanlar da ön taraftan geldiğinden ben iyice arkalara geçtim.
neyse, eskişehir yolu civarlarında dedenin yan koltuğunda oturan kişi indi. dede, oturmak için atak yapan insanlara karşı mücadele verip en arkada olmama rağmen ısrarla beni çağırdı. insanlara işaret ettirdi, seslenin gelsin diye. gittim, bana söylediği şey şuydu,
“sizler talebesiniz, okuyorsunuz, yoruluyorsunuz. oturmak sizin hakkınız.”
gerçekten bu sözler içime işledi ve böyle bir insanın ne kadar duyarlı olabileceğini orada gördüm.
devamını gör...
biten ilişkinin ardından yapılanlar
çok kestirme yol gibi görünen ama uzun vadede faydalı olsa da kısada sancı veren şeyler de yaptım, çok sindire sindire yaşadığım, her bir objeyle, her bir anıyla, her bir duyguyla vedalaştığım da oldu uzun uzun. hangisi daha doğru bilmiyorum. ya da bu konuda genel geçer bir doğru var mı?
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
“kimden ayrıldığına bağlı biraz galiba.”
istenmeyen ama herhangi bir sebepten gerçekleşen, zorunlu bir ayrılıksa mesela, karşınızdaki kişiyi hala seviyorsanız, ondan haber almıyor olmak, onunla görüşmüyor olmak size acı* veriyorsa, kızgınlık, kırgınlık gibi duygular yoksa tabloda, bir "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" vermeniz lazım geliyor. tutunacak güçlü bir motivasyonunuz yoksa bu mücadelenin zorluk seviyesi arşın falan ötesi. şimdi ben nesini, nesine kırdırarak öteleyebilirim ki bu adamı kendimden uzaya?* yani elimde malzeme olsa işleyebilirim. yemin ederim yapabilirim bunu. ama yok. yoksa yoktur bir şey yani. benim suçum ne? e kendime böyle bahaneleri karşımdakinden bulup çıkartamıyorsam geriye "aklımdan çıkarmalıyım mücadelesi" noktasında sadece oyalanmak seçeneği kalıyor. işte en klasik yöntem fiziksel aktivite. dışarı çık, sıklıkla yapmadığın şeyleri yap, eğlenmeye çalış, yeni bir kitaba başla. eşyaları kaldırdın mı gözünün önünden? telefonumu kılıfsız kullanıyorum farkındaysan. heh afferim.
eee? sonra? sonrası yok arkadaşlar. böyle olmuyor. e çivinin de çiviyi sökmediğini öğrendik bu yaşımıza geldiğimizden mütevellit. ben kendi içimde bile adamla ilgili malzeme bulamıyorum, bir de bir karşılaştırma unsuru alınca tabloya hoff iyice karışıyor işler.
-ne yapacağız?
-kadim dostumuz zamana bırakacağız.
-zaman geçiyor mu?
-2 haftayı 812 gün gibi yaşadım böyle durumlarda asla doğrusal akmayan dostum sağ olsun. başka soru?
- …
-ben de öyle tahmin etmiştim.
“ya da biten ilişkinin karakteriyle mi ilgili acaba?”
evet ilişkinin karakteri. baya senle, karşındakiyle bağımlı değişken, (bağımlı “ama” değişken diye bir kavram var mı literatürde?)* aranızdaki iletişimin artık kimyasından mı fiziğinden mi ben bilemem, ama sizden azade bir canlıymış gibi hareket eden bir karakteri oluyor ilişkinin. aksini iddia edenin alnı kaç karışmış itinayla hesap ederim; kanıtlarla gelirim, yemin ediyorum üzülürsünüz. baya doğuyor, çeşitli ödipal dönem sendromlarını falan atlattıktan ergenliğe gidiyor. yeteri kadar saçmaladıktan sonra da yetişkinliğe erişip yaşlanmaya yüz tutuyor, her şey biter; önünde sonunda da ölüyor ilişki. ilişkinin ölmesi demek bitmesi demek değil. o kopuştan bahsediyorum. bildin?
şimdi bu karakteri doğru tanımak, doğru değerlendirmek lazım. öyle "benim ilişkim" deyip kayırırsanız olmaz. bazı ilişki karakterleri sürprizsiz. hikayesi belli. bazılarıysa çok girift. şimdi baştan kokan cins balıklardan da olsa ilişkiniz, sürpriz yumurta da ortak bir nokta var; yaşanacaksa yaşanacak. öyle benim farkındalığım çok yüksek bile bile lades demem ben demeyin. büyük konuşmak yasaklansın hepimiz rahat edelim. göklerden gelen bir karar var neticede. bu hikayesi belli tip ilişkileri yaşadıktan sonra, bitişlerde yani, her şeyin suçunu soyut şeylere atmak, o attığın yerlerde kalmasını sağlamak falan baya basit iş. zaten bu yöntem genel olarak da yaşam konforunu çok artırıyor arkadaşlar. boşuna determinist olmadık. açıklayayım; hayatınızın merkezine bir insan koyduğunuzda örneğin, ya da durumlarla ilgili tartışmaya açık olmayacak şekilde somut varlıkları suçladığınızda çok karmaşık süreçlerin içine girmek zorunda kalıyorsunuz. düşünsene sevgilin seni bekletti, söylediği saatte çıkmadı evden ve hayvani bir trafiğe kaldın sen de sonunda evlerden ırak, bu noktada vardır bir hayır dersen mi daha kolay çıkarsın işin içinden, ben sana kaçta çıkmamız gerektiğini söylemiştim, ona göre hazırlansaydın kavgası verdiğinde mi karşındakiye?* belki erken çıksaydı kaza yapacaktın? belki arabanın üstüne meteor düşecekti, ne belli? yani demem o ki elinizde bir fırsat varsa, kabak gibi ortada olan bir sebep yoksa somut bir varlıkla (kendiniz de olabilirsiniz bu somut varlık) ilişkilendirilebilecek, kaçılacak bir sokak varsa demek istiyorum, daracık falan olmasını umursamayın, girin oraya. en dertsiz, en tasasız iş; vardır bir hayır. ok. oyna devam.
ilişkiye dönelim. kurdunuz di’ mi bağlantıyı?yahu bu ilişkinin biteceği baştan belliydi işte, o ne yapsa, ben ne yapsam olmayacaktı, kimsenin suçu yok, kimya tutmadı bir kere dediğinizce işte çeşitli alışkanlıklar, davranış stilleri, belki bir iki şarkı, fotoğraflar falan... açın rupaul drag race izleyin, 3 sezon bitmeden meseleyi kapatmazsanız oturur konuşuruz yeniden. kesin bilgi, yayalım.
ama işte bazı ilişki karakterleri de zorlayıcı oluyor dediğim gibi. onları bitirince bu kadar hızlı sonuç alabileceğiniz bir yöntem bilmiyorum ben. kimya tutmuş, göze alınan şeyler var, ama sorunlar da var. belki başka biri “gibi” olmanız gerekiyor. belki beklentileriniz doyurulmuyor ama bazıları da hayvan gibi tatmin ediliyor. belki, belki, belki... onların bitişi daha çok ve maalesef öfkeyle. öfkenin kişiye, bu defa kişinin karakterine bağlı olarak yaptırabileceklerini sıralamaya burada 1568 milyon satırlık metin yetmez. geçelim.
“kişinin kendiyle mi alakalı lan yoksa?”
şimdi geldik kişinin kendisineee. heh. ne anlatayım ben şimdi. zaman/duygu korelasyonu mu? dışsal faktörleri mi? amigdala mı? yani burası baya bok bir yer. buraya giremem. girerim de çok kavramsal olur, yav he he diye okursunuz. o pozisyona düşmek istemiyorum. ama anahtar buradaysa çok ironik olmaz mı? ben cevabı bilmiyorum. ne olur siz biliyorsanız da benden ilelebet saklayın. asla bu yanıtı almak istemem.
çıktı:
yazarak çalışmayı seviyorum demişimdir muhakkak bir yerlerde. seviyorum çünkü. ne elde ettik peki bu çalışmadan? görünürde bir şey yok. ama beklemiyorduk zaten di' mi? niks. o iş öyle değil. daha çok kendinizde farkında olmadan bir şeyleri kodlamanız şeklinde çalışan bir yöntem bu. bakalım bu metin nerelerime neler yazdı. zamanla ben farkına varırım, siz de dışavurumuma maruz kalırsınız. hadi bakalım.
devamını gör...
aşırı soğuk mu daha kötüdür aşırı sıcak mı sorunsalı
bence aşırı sıcak daha kötü. aşırı soğukta en azından donarak ölme ve böylelikle bir tür kurtuluş umudu var.
devamını gör...
hassas türk aile yapısı (yazar)
yorumlarıma beğeni attığında mutlu hissettiren birkaç yazardan biridir kendisi. sözlükte sevdiğim bir tanıdık görmüş gibi hissettiryor hep.
devamını gör...
profilim butonuna basacakken gündüz modunu açmak
adeta gandalf'ın asasına maruz kalmış sauron gibi oluyorum. hemen çevredekilerden yardım isteyip ekranı gece moduna döndürttürttürtmek suretiyle kendime gelebiliyorum..
devamını gör...

