tunik
antik roma'da hem kadınların hem de erkeklerin giydiği basit bir kıyafettir. genelde daha düşük sınıf tunik giyerken, yüksek sınıf pahalı kumaşlardan yapılmış tunikleri giyerdi. tabii ki yüksek sınıf bu tunikleri sadece alt giysi olarak tercih ederdi.
erkekler statü için tuniklerin üzerine bir de toga giyerken, kadınlar medeni hallerini göstermek için eğer evlilerse tuniklerin üzerine stola giyerlerdi. yani antik roma'da giyim, statü ve medeni durum belirtmek için bir araçtı.
fotoğrafta görülen açık pembe kıyafet bir tunik örneğidir. kadınlarda ayak bileğine kadar uzanmaktadır. kolları ise kolsuz, kısa kollu veya uzun kollu olarak değişiklik gösterirdi. eğer tunik giyen kişi evliyse üzerine stola giyerdi fakat evli olan ya da olmayan kişiler dışarı çıktıklarında üzerlerine palla giyebilirlerdi.

görsel kaynak: link
erkeklerin giydikleri tunik ise kadınlarınkinden biraz daha bol yapılmıştır. uzunlukları dizlerin hemen üzerinden ayak bileklerine kadar değişiklik göstermiştir. ne yazık ki eğer köleyseniz tunik, antik roma'da giyebileceğiniz tek kıyafetti.

görsel kaynak: link
edit: görsellerin süresi dolmuştu.
erkekler statü için tuniklerin üzerine bir de toga giyerken, kadınlar medeni hallerini göstermek için eğer evlilerse tuniklerin üzerine stola giyerlerdi. yani antik roma'da giyim, statü ve medeni durum belirtmek için bir araçtı.
fotoğrafta görülen açık pembe kıyafet bir tunik örneğidir. kadınlarda ayak bileğine kadar uzanmaktadır. kolları ise kolsuz, kısa kollu veya uzun kollu olarak değişiklik gösterirdi. eğer tunik giyen kişi evliyse üzerine stola giyerdi fakat evli olan ya da olmayan kişiler dışarı çıktıklarında üzerlerine palla giyebilirlerdi.

görsel kaynak: link
erkeklerin giydikleri tunik ise kadınlarınkinden biraz daha bol yapılmıştır. uzunlukları dizlerin hemen üzerinden ayak bileklerine kadar değişiklik göstermiştir. ne yazık ki eğer köleyseniz tunik, antik roma'da giyebileceğiniz tek kıyafetti.

görsel kaynak: link
edit: görsellerin süresi dolmuştu.
devamını gör...
savaşların aptalca olması
bunun cevabı bin yıllardır bulunamadığına göre hepimiz insanlık olarak aptalız.
devamını gör...
ağlayacak kimsesi olmayan insan
ağlamak için birine ihtiyaç duymayan insan. kendi kendine yetebilen insandır belki de. şahsen birine anlatıp ağlamaktan ziyade kendi kendime konuşup ağlarım daha iyi, en azından anlattıklarımı kendime koz olarak kullanamam.
devamını gör...
assane n'diaye
vazgeçilmez ön liberom.takımı orkestra şefi gibi yönetir.
penaltıları başka oyuncuya kullandırmam.
13 şubat 2008'de ülkesi senagal'de vefat etse de oyunda ve kalplerimizde yaşayacaktır.
penaltıları başka oyuncuya kullandırmam.
13 şubat 2008'de ülkesi senagal'de vefat etse de oyunda ve kalplerimizde yaşayacaktır.
devamını gör...
üç nokta kullanımının suyunun çıktığı an
güncel edebiyat başlığında pazarlanan kitapların yaşatabileceği andır. iç bayıltan metinlerin olmazsa olmazı. meşrubat edebiyatıyla bir araya gelmişse dayanılmaz bir hal alır.
örnek: soğuk bir şubat akşamı... demlikte çayım, sen yoksun ama ben iki bardağa da çay doldurdum... ah, sen nereden bileceksin geride kalan olmayı... sen nereden bileceksin o içilmeyen bardakta soğumuş çaya sevgini katmayı... senin hayalini bir cama çizmeyi... nasıl bilebilirsin..? evet... sen... beni bir kahve kupası gibi yıkamadan kaderime terk edip çay bardağı gibi kıran sen...
ne oldu şimdi, üç nokta bırakınca metin derinlik mi kazandı? ne yazık ki her tümce üç nokta iliştirmekle kutsal bir manaya erişmiyor.
örnek: soğuk bir şubat akşamı... demlikte çayım, sen yoksun ama ben iki bardağa da çay doldurdum... ah, sen nereden bileceksin geride kalan olmayı... sen nereden bileceksin o içilmeyen bardakta soğumuş çaya sevgini katmayı... senin hayalini bir cama çizmeyi... nasıl bilebilirsin..? evet... sen... beni bir kahve kupası gibi yıkamadan kaderime terk edip çay bardağı gibi kıran sen...
ne oldu şimdi, üç nokta bırakınca metin derinlik mi kazandı? ne yazık ki her tümce üç nokta iliştirmekle kutsal bir manaya erişmiyor.
devamını gör...
güne psikolojik bir tespit bırak
yaptığımız ve yanlış olduğunu bildiğimiz her davranış için zihnimiz kılıf uydurur. aslında yapman gereken bir şeymiş gibi gösterir.
örnek verecek olursak torpille bir yerlere gelmiş bir kişiye bunu söylerseniz yüksek olasılıkla bu duruma kendinin de maruz kaldığını, zamanında onun da mağdur olduğunu falan söyleyecektir. yani mağdur olması ona bu hakkı tanımıştır(!)
ya da sigara içen bir bireye bunun zararlı olduğunu söylerseniz"amaan hepimiz öleceğiz, bir tanıdığım günde 3 paket içerdi 90 yaşını buldu, içince rahatlyorum" gibi bahaneler öne sürecektir. bu durum yanlış olduğunu bildiği ama yapmaya devam ettiği şeyler için zihninin uydurduğu kılıflardan ibarettir. bilişsel çelişkiye düşmemek için kendini inandırdığı düşüncelerdir.
(bkz: bilişsel çelişki)
örnek verecek olursak torpille bir yerlere gelmiş bir kişiye bunu söylerseniz yüksek olasılıkla bu duruma kendinin de maruz kaldığını, zamanında onun da mağdur olduğunu falan söyleyecektir. yani mağdur olması ona bu hakkı tanımıştır(!)
ya da sigara içen bir bireye bunun zararlı olduğunu söylerseniz"amaan hepimiz öleceğiz, bir tanıdığım günde 3 paket içerdi 90 yaşını buldu, içince rahatlyorum" gibi bahaneler öne sürecektir. bu durum yanlış olduğunu bildiği ama yapmaya devam ettiği şeyler için zihninin uydurduğu kılıflardan ibarettir. bilişsel çelişkiye düşmemek için kendini inandırdığı düşüncelerdir.
(bkz: bilişsel çelişki)
devamını gör...
yazarların son zamanlarda en çok dinlediği şarkı
arkadaşlar nefretle,
buna o sebep diyor
onlar yanlış biliyor
kimsenin suçu değil bu
onun suçu değil bu
kader oyunu değil bu
bu benim suçum.
candan erçetin’in nükleer başlıklı füzesidir. ben buraya bir kadın bir erkek, bir keman bir gitar yorumunu bırakayım;
beni tanıyanlar,
buna birisi sebep diyor
susuyorum.
buna o sebep diyor
onlar yanlış biliyor
kimsenin suçu değil bu
onun suçu değil bu
kader oyunu değil bu
bu benim suçum.
candan erçetin’in nükleer başlıklı füzesidir. ben buraya bir kadın bir erkek, bir keman bir gitar yorumunu bırakayım;
beni tanıyanlar,
buna birisi sebep diyor
susuyorum.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
işte geldim buradayım,
biraz zorlama olacak farkındayım,
almanya'dan çikolata getirmiş dayım,
hem de nusnackermiş fenalardayım.
biraz zorlama olacak farkındayım,
almanya'dan çikolata getirmiş dayım,
hem de nusnackermiş fenalardayım.
devamını gör...
dışarıda koca bir dünya varken odasında takılan genç
hani nerede o koca dünya? ben niye göremiyorum?
devamını gör...
bu başlığa size ait olacak tipik bir wattpad kurgusu özeti yazın
sevgilim meriç'ten ayrılmıştım çünkü beni aldatıyordu. bara gittim çok içip sarhoş oldum zaten ilk kez içiyordum. sarhoşken orada hiç tanımadığım kaslı bir adamla halvet olmuş bulunduk. sonra bi baktım hamileyim. seviştiğim kaslı adam da işe bak ki mafyaymış. mecbur evlendik. sırf bebemiz için evlendik. adam(kaslı) denyonun teki. sürekli emrediyor, giydiğime ettiğime karışıyor, ayrıca öfke kontrol problemi var. sonra kaslı mafya kocamın mafya düşmanları beni kaçırdı. yakışıklı ve kaslı mafya kocam beni kurtardı ve beni kaçıran adamların hakkından geldi. sonra âşık olduk. denyo menyo bana b*k gibi davranıyor ama olsun o denyolukları hep beni çok sevdiğinden yapıyor ve ayrıca çok kaslı. gel zaman git zaman bebemiz doğdu ve biz mutlu mesut yaşarken bu sefer de bebemizi kaçırdılar. ayıldım, bayıldım, hastanelik oldum ama sonunda kaslı kocam bebemizi buldu ve onu kaçıranları da dövdü. bebemize sarılıp mutluluk gözyaşları döktük ve kamera yavaşça uzaklaştı.
devamını gör...
yazarların en sevdiği yabancı şarkı
the cranberries - zombie
what's up ? - 4 non blondes
what's up ? - 4 non blondes
devamını gör...
ali erbaş'ın bayram hutbesini kılıçla okuması
hattori hanzo da kılıcıyla namaz kılardı abartmayın.
devamını gör...
yayın önerisi
güzin abla fikrine bayıldım. harika partner eşleşmesiyle ortaya çok güzel şeyler çıkabilir. hatta bir sunucu bir konuk yorumcu şeklinde de hayata geçirilebilir.
devamını gör...
iq ortalaması düşük ortamlar
bir grup futbol fanatiğinin bulunduğu ortamlar.
devamını gör...
annesini telefonuna annem diye kaydeden kadın
gerçekten beynim yandı annemi başka ne diye kaydedebilirim ki? sanki çok anormal bir durummuş gibi algıladım bir an kendimden şüphe ettim. nasıl bir kafada yaşıyorsunuz ya.
devamını gör...
güven kıraç
masumiyet (film) filmindeki yusuf karakteriyle tanıdığım dizi sinema oyuncusu. bir de yıllar sonra baba candır dizisindeki rolüyle izlemiştim kendisini. başarılı bir oyuncudur.
edit: swh yazmazsam espri anlasilmayacak korkusuyla editlemeye geldim
edit: swh yazmazsam espri anlasilmayacak korkusuyla editlemeye geldim
devamını gör...
ülkede ses çıkaranın terörist olması sorunsalı
ülkemizin geldiği son durumdur. boğaziçi direnişi, 103 amiral, baro tartışmalarında da belli olmuştur. hakkını arayan sesini çıkaran terörist oluyor artık. bu gidişat iyi değil. malum parti hep mağdur halk ise terörist durumunda daima.
devamını gör...
inanna
inanna başlığını geliştirme ve kalkındırma derneği üyeleri olarak dayanışma içerisinde olmamız gerekliliğinden mütevellit elimizi biraz daha taşın altına koyalım madem * bu başlık dernek sayesinde bayağı bir gelişecek gibi duruyor. diane wolksteine ve samuel noah kramer'in aktardığı bir efsane ile devam edelim;
dünyada henüz hiç bir şey yokken ve dünya boşluk içerisinde salınırken fırat nehri kenarında huluppa adlı bir ağaç kök salar. ağaç büyür, dallanır budaklanır. fakat güçlü bir güney rüzgarı onu çok fena sarsar. sallar sallar ve yerinden söküp çıkarır. ağaç dalları kırık bir şekilde nehirde sürüklenmeye başlar rivayet bu ya ağacı inanna ablamız görür. ablamız bildiğiniz üzere normal şartlarda biraz dengesiz, eserekli bir tip. o gün keyfi yerindeymiş sürüklenen ağacı bert trautmann refleksi göstererek kolayca yakalayıvermiş. sevgiyle kucaklamış onu ve tanrıların bahçesine götürmüş. bahçeye güzelce dikmiş. bu tanrı/tanrıça milleti bir şey yapıyorsa bunun muhakkak bir karşılığı oluyor. meğer ablamızın ağacı kurtarma sebebi onu kesip kerestesinden kendisine ait bir taht bir de yatak yaptırmakmış. yani anlayacağınız ağacı nehirden çekip çıkarmasının ve o gün sevgi pıtırcığı olarak dolaşmasının sebebi tamamen duygusalmış. doğa sever olmak bunu gerektirir.
aradan epey bir zaman geçmiş, bizim ağaç büyümüş, dallanmış budaklanmış, tam kıvama gelmiş yani. vuracaksın baltayı alacaksın keresteyi yapacaksın tahtını... ama o da ne? inanna hanım bu istek ve arzu ile ağacın yanına yaklaştığında bir de ne görsün? ağacın köküne bir yılan yerleşmiş. yaaa inanna hanım tanrıça da olsan bazen bırak bahtı, tahtını bile yapamıyorsun ne haber? bu kadarla kalıyor mu? kalmıyor! ağaç bildiğiniz paylaşılmış. gövdeye de lilith adlı bir cin yerleşmiş. en tepeyi de anzu kuşu almış. yani huluppu ağacı bildiğiniz rezidans olmuş. eserekli abla bakmış ağaç kesilebilecek durumda değil. başlamış ağlamaya. koşmuş gitmiş kardeşi güneş tanrısı utu'nun yanına. yalvarmış yakarmış, kurtar ağacımı diye kendini oradan oraya atmış. drama queen bekliyor ki utu şöyle desin; ''sen ağlama, dayanamam! ağlama göz bebeğim sana kıyamam.''
ama utu biliyor kardeşini. şımarık biraz. savmış inanna'yı başından. bacım ne halin varsa gör demiş resmen. inanna da yollar tükenir mi? elbette hayır. koşmuş gitmiş gilgameş'e. biraz da onun başının etini yemiş. bir kaç doz acındırma ritüelinden sonra saftirik gilgameş tamam yahu üzüldüğün şeye bak diyerek almış inanna'yı yanına varmış gitmiş tanrılar bahçesine. ağır bir bronz balta marifeti ile ağacı devirivermiş. ağacın üzerindekiler arazi olmuş. kaçak rezidans, gilgameş yıkım ekibi sayesinde yerle bir olmuş. inanna hanım rötarlı olarak tahtına ve yatağına kavuşmuş. gilgameş efendi de mikku ve pikku isimli davul ve tokmağa kavuşmuş. eh artıklarından ancak o kadarı çıkmış. ne yapsın garibim.
şimdi ben etliye sütlüye pek karışmayacağım. tevrat mevzusuna da girmeyeceğim * hayat ağacı, yılan falan bunlar bizi bozar. ama (hezekiel, bap 17: 1-10) ve (hezekiel, bap 31: 3-17)'ye bir göz atıverin derim. benim sorunum inanna ile zira böyle şımarık tanrıça olmaz arkadaş! çok iticisin be ablam...
dünyada henüz hiç bir şey yokken ve dünya boşluk içerisinde salınırken fırat nehri kenarında huluppa adlı bir ağaç kök salar. ağaç büyür, dallanır budaklanır. fakat güçlü bir güney rüzgarı onu çok fena sarsar. sallar sallar ve yerinden söküp çıkarır. ağaç dalları kırık bir şekilde nehirde sürüklenmeye başlar rivayet bu ya ağacı inanna ablamız görür. ablamız bildiğiniz üzere normal şartlarda biraz dengesiz, eserekli bir tip. o gün keyfi yerindeymiş sürüklenen ağacı bert trautmann refleksi göstererek kolayca yakalayıvermiş. sevgiyle kucaklamış onu ve tanrıların bahçesine götürmüş. bahçeye güzelce dikmiş. bu tanrı/tanrıça milleti bir şey yapıyorsa bunun muhakkak bir karşılığı oluyor. meğer ablamızın ağacı kurtarma sebebi onu kesip kerestesinden kendisine ait bir taht bir de yatak yaptırmakmış. yani anlayacağınız ağacı nehirden çekip çıkarmasının ve o gün sevgi pıtırcığı olarak dolaşmasının sebebi tamamen duygusalmış. doğa sever olmak bunu gerektirir.
aradan epey bir zaman geçmiş, bizim ağaç büyümüş, dallanmış budaklanmış, tam kıvama gelmiş yani. vuracaksın baltayı alacaksın keresteyi yapacaksın tahtını... ama o da ne? inanna hanım bu istek ve arzu ile ağacın yanına yaklaştığında bir de ne görsün? ağacın köküne bir yılan yerleşmiş. yaaa inanna hanım tanrıça da olsan bazen bırak bahtı, tahtını bile yapamıyorsun ne haber? bu kadarla kalıyor mu? kalmıyor! ağaç bildiğiniz paylaşılmış. gövdeye de lilith adlı bir cin yerleşmiş. en tepeyi de anzu kuşu almış. yani huluppu ağacı bildiğiniz rezidans olmuş. eserekli abla bakmış ağaç kesilebilecek durumda değil. başlamış ağlamaya. koşmuş gitmiş kardeşi güneş tanrısı utu'nun yanına. yalvarmış yakarmış, kurtar ağacımı diye kendini oradan oraya atmış. drama queen bekliyor ki utu şöyle desin; ''sen ağlama, dayanamam! ağlama göz bebeğim sana kıyamam.''
ama utu biliyor kardeşini. şımarık biraz. savmış inanna'yı başından. bacım ne halin varsa gör demiş resmen. inanna da yollar tükenir mi? elbette hayır. koşmuş gitmiş gilgameş'e. biraz da onun başının etini yemiş. bir kaç doz acındırma ritüelinden sonra saftirik gilgameş tamam yahu üzüldüğün şeye bak diyerek almış inanna'yı yanına varmış gitmiş tanrılar bahçesine. ağır bir bronz balta marifeti ile ağacı devirivermiş. ağacın üzerindekiler arazi olmuş. kaçak rezidans, gilgameş yıkım ekibi sayesinde yerle bir olmuş. inanna hanım rötarlı olarak tahtına ve yatağına kavuşmuş. gilgameş efendi de mikku ve pikku isimli davul ve tokmağa kavuşmuş. eh artıklarından ancak o kadarı çıkmış. ne yapsın garibim.
şimdi ben etliye sütlüye pek karışmayacağım. tevrat mevzusuna da girmeyeceğim * hayat ağacı, yılan falan bunlar bizi bozar. ama (hezekiel, bap 17: 1-10) ve (hezekiel, bap 31: 3-17)'ye bir göz atıverin derim. benim sorunum inanna ile zira böyle şımarık tanrıça olmaz arkadaş! çok iticisin be ablam...
devamını gör...

