ozon deliği
70'li yılların sonunda başlayan ve günümüze dek de devam eden, atmosferin ozon tabakası adı verilen bölgesindeki ozon hacmindeki azalış.
ozon, 3 oksijen atomundan oluşur ve bu molekül çeşitli nedenler yüzünden parçalanabilir. bu gerçekleştiğinde tabakada incelme meydana gelir ve güneşten gelen ultraviyole ışınların geçişi engellenemez. bu da canlı yaşamı üzerinde kanserojen etkiler bırakır.
bu durumun engellenmesi, bazı gazların kullanımının önlenmesi ile mümkündür.
delik 2006'da rekor büyüklüğe ulaşmıştı:
ozon, 3 oksijen atomundan oluşur ve bu molekül çeşitli nedenler yüzünden parçalanabilir. bu gerçekleştiğinde tabakada incelme meydana gelir ve güneşten gelen ultraviyole ışınların geçişi engellenemez. bu da canlı yaşamı üzerinde kanserojen etkiler bırakır.
bu durumun engellenmesi, bazı gazların kullanımının önlenmesi ile mümkündür.
delik 2006'da rekor büyüklüğe ulaşmıştı:
devamını gör...
green card
amerika’ya gidiş için yasal olarak en kolay yollardan olan göçmenlik vizesi türü. başvurular her yıl sadece ekim kasım ayları arasında açılır ve mayıs ayı gibi sonuçlar açıklanır.
bilgi entrysi :
arkadaşlar öncelikle şu konuya bir açıklık getireyim. green card gerçekten de tamamen şans işidir. sizin ne iş yaptığınıza, kaç para kazandığınıza bakılmaz. o ankara’daki abd konsolosluğuna gelen tipleri bir görseniz ağzınız açık kalır. dediğim gibi tamamen şans. ilk seferde çıkan da çok kişi var, 10 yıldır düzenli olarak başvuran da. green card’a başvuru tamamen ücretsizdir ve amerika’nın kendi dışişleri sitesinden başvuru yapılabilir. başvuru yapmak da oldukça basittir. aracı herhangi bir kuruma ihtiyacınız yok. bedava para kaptırmayın. bu basit işlemleri yapabilecek bilgi ve beceriye sahip değilseniz de ne diyim gidin mezara girin.
başvuru için kesin istenen şartlar :
- eğitim olarak en az lise mezunu olmanız gerekiyor.
- geçerlilik süresi dolmamış bir pasaportunuzun olması gerekiyor.
- yüklenen fotoğrafın istenilen şartları sağlaması gerekiyor.
fotoğraf için ekstra bilgi :
- çektiğiniz fotoğraf 600x600 piksel formatında olmalı
- yüzünüzde herhangi bir ifade ( gülme,kızgınlık gibi) olmamalı
- kesinlikle gözlük, takı vs. olmamalı
- yüzünüzün tamamı ( çeneniz, kulaklarınız vs.) görünmeli.
- arka plan beyaz olmalı
- fotoğrafın tam ortasında olmalısınız.
green card’ın sağladığı ayrıcalıklar gerçekten inanılmaz
- abd de sınırsız oturum izni
- sınırsız çalışma izni
- abd nin istediğiniz herhangi bir eyaletine yerleşme, istediğiniz işte çalışabilme vs. gibi gibi gidiyor.
green card’ı kazandığınız taktirde size ankara’daki abd konsolosluğundan mülakat için bir tarih verilecek. o mülakatta komisyonun sorduğu soruları yanıtlamanız ve mülakatı geçmeniz gerekiyor.
para mevzusu :
“hesabımda kaç para olmalı” sorusuna gelirsek de bunun için aslında net “şu kadar” gibi bir meblağ yok. aslında bu para olayının özeti arkadaşlar “devlete yük olma”. siz oraya gittiğinizde belirli bir süre kendinizi idame ettirecek ( barınma, ulaşım, gıda vs.) kadar paranızın bulunması.
dediğim gibi green card çok büyük bir olay ve tamamen şansınıza. aman canım çıksada param yok zaten demeyin. para illa bir yerden bulunur ama bu fırsat ayağınıza sadece bir kere gelir.
herkese bol şans
- zippo.
bilgi entrysi :
arkadaşlar öncelikle şu konuya bir açıklık getireyim. green card gerçekten de tamamen şans işidir. sizin ne iş yaptığınıza, kaç para kazandığınıza bakılmaz. o ankara’daki abd konsolosluğuna gelen tipleri bir görseniz ağzınız açık kalır. dediğim gibi tamamen şans. ilk seferde çıkan da çok kişi var, 10 yıldır düzenli olarak başvuran da. green card’a başvuru tamamen ücretsizdir ve amerika’nın kendi dışişleri sitesinden başvuru yapılabilir. başvuru yapmak da oldukça basittir. aracı herhangi bir kuruma ihtiyacınız yok. bedava para kaptırmayın. bu basit işlemleri yapabilecek bilgi ve beceriye sahip değilseniz de ne diyim gidin mezara girin.
başvuru için kesin istenen şartlar :
- eğitim olarak en az lise mezunu olmanız gerekiyor.
- geçerlilik süresi dolmamış bir pasaportunuzun olması gerekiyor.
- yüklenen fotoğrafın istenilen şartları sağlaması gerekiyor.
fotoğraf için ekstra bilgi :
- çektiğiniz fotoğraf 600x600 piksel formatında olmalı
- yüzünüzde herhangi bir ifade ( gülme,kızgınlık gibi) olmamalı
- kesinlikle gözlük, takı vs. olmamalı
- yüzünüzün tamamı ( çeneniz, kulaklarınız vs.) görünmeli.
- arka plan beyaz olmalı
- fotoğrafın tam ortasında olmalısınız.
green card’ın sağladığı ayrıcalıklar gerçekten inanılmaz
- abd de sınırsız oturum izni
- sınırsız çalışma izni
- abd nin istediğiniz herhangi bir eyaletine yerleşme, istediğiniz işte çalışabilme vs. gibi gibi gidiyor.
green card’ı kazandığınız taktirde size ankara’daki abd konsolosluğundan mülakat için bir tarih verilecek. o mülakatta komisyonun sorduğu soruları yanıtlamanız ve mülakatı geçmeniz gerekiyor.
para mevzusu :
“hesabımda kaç para olmalı” sorusuna gelirsek de bunun için aslında net “şu kadar” gibi bir meblağ yok. aslında bu para olayının özeti arkadaşlar “devlete yük olma”. siz oraya gittiğinizde belirli bir süre kendinizi idame ettirecek ( barınma, ulaşım, gıda vs.) kadar paranızın bulunması.
dediğim gibi green card çok büyük bir olay ve tamamen şansınıza. aman canım çıksada param yok zaten demeyin. para illa bir yerden bulunur ama bu fırsat ayağınıza sadece bir kere gelir.
herkese bol şans
- zippo.
devamını gör...
gırnata sultanlığı
iber yarımadasındaki son müslüman devleti.
iber yarımadasındaki hıristiyan krallıkları müslümanlara karşı kutsal savaş başlatması üzerine gırnata emirliği zor duruma düştü. bu durumdan kurtulmak isteyen gırnata emiri. osmanlı'dan yardım istemiştir. ancak bu dönemde osmanlı'nın cem sultan olayı ile uğraşması nedeniyle osmanlı dış politikada pek etkin değildi. bu nedenle osmanlı müslümanlara yardım edememiştir. saldırılar sonrası 2 ocak 1492 tarihinde gırnata şehri düşmüştür.
ispanyollar, 1 milyon müslüman 300 bin yahudiyi katletmiştir. musevilere her pazar günü hristiyan ayinlerine katılma ve katolik olmak ya da ölmek seçeneği dayatıldı. bu dönemde hızır reis ve oruç reis bölgeye donanmaları ile intikal edip bölgede yahudileri ve müslümanları istanbul'a getirmişlerdir.
ispanyolların asimilasyon politikası nedeniyle bugün bölgede çok az eser kaldı. çoğu cami, medrese ve arapça kaynak imha edil.
şu an türkiye'de yaşayan musivilerin neredeyse tamamı bu zamanda osmanlıya getirilmiş kişilerdir.
son gırnata sultanının iberyadan ayrılışı pek bir hüzünlüdür.
daha sonra, ispanyollar, gırnata şehrini de alıp müslümanları bir bir kılıçtan geçirdiler... son sultan ebu abdullah, ailesiyle birlikte gırnata’dan ayrılırken hıçkırıklara boğulur.
annesi aişe sultan o anda oğluna, tarihe geçen şu sözleri söyler:
-ağla oğlum ağla! zamanında savunamadığın vatanın için şimdi kadınlar gibi ağla!..
ffr
islamansiklopedisi.org.tr/e
iber yarımadasındaki hıristiyan krallıkları müslümanlara karşı kutsal savaş başlatması üzerine gırnata emirliği zor duruma düştü. bu durumdan kurtulmak isteyen gırnata emiri. osmanlı'dan yardım istemiştir. ancak bu dönemde osmanlı'nın cem sultan olayı ile uğraşması nedeniyle osmanlı dış politikada pek etkin değildi. bu nedenle osmanlı müslümanlara yardım edememiştir. saldırılar sonrası 2 ocak 1492 tarihinde gırnata şehri düşmüştür.
ispanyollar, 1 milyon müslüman 300 bin yahudiyi katletmiştir. musevilere her pazar günü hristiyan ayinlerine katılma ve katolik olmak ya da ölmek seçeneği dayatıldı. bu dönemde hızır reis ve oruç reis bölgeye donanmaları ile intikal edip bölgede yahudileri ve müslümanları istanbul'a getirmişlerdir.
ispanyolların asimilasyon politikası nedeniyle bugün bölgede çok az eser kaldı. çoğu cami, medrese ve arapça kaynak imha edil.
şu an türkiye'de yaşayan musivilerin neredeyse tamamı bu zamanda osmanlıya getirilmiş kişilerdir.
son gırnata sultanının iberyadan ayrılışı pek bir hüzünlüdür.
daha sonra, ispanyollar, gırnata şehrini de alıp müslümanları bir bir kılıçtan geçirdiler... son sultan ebu abdullah, ailesiyle birlikte gırnata’dan ayrılırken hıçkırıklara boğulur.
annesi aişe sultan o anda oğluna, tarihe geçen şu sözleri söyler:
-ağla oğlum ağla! zamanında savunamadığın vatanın için şimdi kadınlar gibi ağla!..
ffr
islamansiklopedisi.org.tr/e
devamını gör...
tek cümleyle hayatı tanımla
bunu başka bir yere de yazmıştım. burada da bulunsun.
"geldin bu yaşa bu zamana kadar ne yaptın anlat deseler, tek bir sözcük çıkar ağzımdan "okudum" derim ama öyle bir okudum derim ki bu tek sözcüğün her bir harfi haykırır yaşamak için okuduğumu, okumak için yaşadığımı ... "
"geldin bu yaşa bu zamana kadar ne yaptın anlat deseler, tek bir sözcük çıkar ağzımdan "okudum" derim ama öyle bir okudum derim ki bu tek sözcüğün her bir harfi haykırır yaşamak için okuduğumu, okumak için yaşadığımı ... "
devamını gör...
gece yolculuğu
dünyada kimse yokmuş hissi veren huzurla güneşin doğuşunu izleyebildigin harika yolculuk
devamını gör...
mantarın bitki olmaması
şahsımın hala her duyduğunda nasıl ya diye tepki verdiği bilimsel gerçek.
devamını gör...
utanç verici olmadığı halde utandıran durumlar
nerede olursa olsun birisi bana hizmet ettiğinde hala çok utanıyorum.
devamını gör...
wifi
faydalı bilgi:
bilgisayarınızda kayıtlı wifi'ları görmek için cmd'ye şunu yazabilirsiniz:
netsh wlan show profile
kayıtlı wifi'ın şifresini görebilmek için ise:
netsh wlan show profile wifi_adı key=clear (wifi_adı yerine ağ adınızı yazmalısınız)
bilgisayarınızda kayıtlı wifi'ları görmek için cmd'ye şunu yazabilirsiniz:
netsh wlan show profile
kayıtlı wifi'ın şifresini görebilmek için ise:
netsh wlan show profile wifi_adı key=clear (wifi_adı yerine ağ adınızı yazmalısınız)
devamını gör...
kendi nickin ile akrostiş yazmak
hangi birini sayayım ki
rakı dert yoldaşım
istasyonda tren bekleyişlerim
soslu fıstıklarım bir yanda
tiryakisi olduğum mezeler diğer yanda
illaki kavun da olmalı
yanında da lezzetli künefe
asmalımescit’e götürseler beni
neler neler yerim de..
işte sınırı da bilmek gerek.
sarma filan da yersem patlarım
meyve tabağı ayrıca yaptırırım
ayva tatlısı pek severim
ismail sen bir tanesin
lafım sana değil.
rakı dert yoldaşım
istasyonda tren bekleyişlerim
soslu fıstıklarım bir yanda
tiryakisi olduğum mezeler diğer yanda
illaki kavun da olmalı
yanında da lezzetli künefe
asmalımescit’e götürseler beni
neler neler yerim de..
işte sınırı da bilmek gerek.
sarma filan da yersem patlarım
meyve tabağı ayrıca yaptırırım
ayva tatlısı pek severim
ismail sen bir tanesin
lafım sana değil.
devamını gör...
thomas mann
alman yazar'dır.nazi rejimi ile yurt dışına sürülmüş, abd vatandaşı olmuştur. kısa hikayeleri arasında en ünlü olanı venedik'te ölüm'dür.
devamını gör...
lennykereviz
efsane geri döndü deyip iddialı bir giriş yapmak isterdim lakin öyle efsanelik bir durumum yok. neyse işte, buralardayız uzun bir aradan sonra. farkeden etmeyen herkese teşekkürler.
devamını gör...
kitap alıntıları
düşes, “ya sanata ne diyorsun?” diye sordu.
“bir illettir.”
“aşk?”
“yanılsama.”
“din?”
“inancın yerini tutan günün modası.”
"sen kuşkucusun.”
“hiç de değil. kuşkuculuk imanın başlangıcıdır.”
“ya nesin sen öyleyse?”
“tanımlamak kısıtlamaktır.”
“bir ipucu ver bana.”
“ip dediğin kopar. labirentte kaybolabilirsin.”
(bkz: dorian gray'in portresi)
“bir illettir.”
“aşk?”
“yanılsama.”
“din?”
“inancın yerini tutan günün modası.”
"sen kuşkucusun.”
“hiç de değil. kuşkuculuk imanın başlangıcıdır.”
“ya nesin sen öyleyse?”
“tanımlamak kısıtlamaktır.”
“bir ipucu ver bana.”
“ip dediğin kopar. labirentte kaybolabilirsin.”
(bkz: dorian gray'in portresi)
devamını gör...
reverans
fransızca selam ya da teşekkür anlamına gelen , eğilme ya da diz kırma biçiminde yapılan hareket.
devamını gör...
uzun hikaye
film olmakta beraber aynı zamanda kitabı da vardır. yazar mustafa kutlu'nun en sevilen hikayelerinden biridir. kapıları açmak adlı eserini de okumanızı tavsiye ederim.
kitap bir aşk üzerine kurulan evliliğin macerasını mutluluğunu bize yansıtarak başlıyor. ali sevdiği kadın münire'yi kaçırır ve böylece süregelen bir kaçış başlar şehirlerce... ha bu kaçırma da, abilerinin münire'yi şehrin sinemasının sahibi ile evlendirmek için tartaklamaları sonucu olur. ali sinemayı ateşe verir. ve sinemayı yakıp münire'yi kaçıran bulgaryalı ali efsane gibi dillerden dile dolaşır. peşlerine düşmeleri sonucu yaşadıkları şehri terk ederler. sonrasında bu kaçma esnasında zaman geçer ve çocukları olur. tren onları nereye götürürse orası evleri olmaya başlamıştır.
oğulları mustafa, 5-6 yaşlarına geldiğinde, sıradaki durakları olan kasaba da, tren vagonunu evleri yaparlar. huzuru hissettiğiniz, mal ve mülkün pek öneminin olmadığı o yaşantıya içten içe özenirsiniz okurken, bir yandan tebessüm ederek. sonrasında münire ikinci çocuğuna hamile kalır. fakat sancılanır ve hastaneye kaldırıldığında bebekte kadında ölür.
hayatının aşkını kaybeden ali ve annesini küçük yaşta yitiren mustafa iki yoldaş olur birbirlerine merhem olmaya çalışırlar. en sonunda burayı da terk ederler ve tekrar tren yolculuğu başlar. bu sefer geldikleri kasaba da ali daktilosu ile yazılar dilekçeler yazmaya başlar. mustafa da ergenlik çağına yaklaşmıştır. ali tam kendilerine bir ev kulübe tarzı bir şey yapmaya kalkar ki, buna engel olunur ve tehdit edilir. bu nedenle oğlunu ve istikbalini düşünen ali buradan da gitmeye karar verir. bu sefer de burada mustafa kalmak istemiş çünkü savcının kızına aşık olmuştur. fakat sosyalist damgası yiyen ali için burada kalmakta zor olacağından oğlunu dinlemeyerek buradan da ayrılırlar.
bu sefer yerleştikleri kasaba da bir kitapçı açarlar. daha da büyüyen mustafa kitapçınım başına geçmek durumunda kalır. çünkü babası yazdığı gazetedeki fikirleri yüzünden hapse atılmıştır. kitabevinde de kimse kitap almıyor mustafa daha da yalnız hissetmeye başlamıştı. selma hanım adında bir kadın ve yanında feride isimli bir kız bir gün kitabevine gelirler. burada mustafa feride'den etkilenir. hatta gel zaman git zaman kıza kitap verip içine notlar dahi yazar. mahallede bir gece bu iki kadının peşine takılan bir adam yüzünden kadıncağızlar kendilerini kitabevine atar. bu arbede de adam hapse atılır fakat kadınlar sokağa çıkamaz hale gelir. cesaretlenen mustafa, babası gibi feride'yi kaçırmak ister. feride onu çok sevdiğini fakat kaçan kız olmak istemediğini söyler.
mustafa babasının yanına gider olan biteni anlatır ve bu kasabadan gitmek istediğini söyler. ali oğluna istanbuldan bir iş bulur ve daktilosunu da ona verir. bunda yazdıkça ben konuşuyormuşum gibi hisset der ve vedalaşırlar. devamında mustafa istanbul'a gittiğinde ne yazacağını bilemez, başlar kendi hayat hikayesini yazmaya...
uzun hikâye: topluma uymayıp, düzene baş kaldırışlığın getirdiği bir göç öyküsüdür. yazar, hem yaşam koşullarının ağırlığını anlatmış hem de ali karakteri ile okuyucuya cesareti tanıtmıştır.
ali, topluma uymayan ve herkes gibi haksızlığa göz yummayan bir adam olduğundan dolayı gittiği hiçbir yerde barınamıyordu. bu yüzden hayatı göçebe olarak geçti. ama bundan asla mutsuz olmadı. çünkü o herkes gibi değildi. herkes gibi olmaması ona verilmiş en büyük ödüldü belki de.
eserin dil özelliklerine değinecek olursam mustafa kutlu, eserini bir solukta okutan anlatımıyla son derece açık şekilde yazmıştır. bir kitabın kapağı adı ve içeriği kadar önemlidir. kitabın yeni basımında 2012 yılında sinemaya aktarılan filmdeki oyuncuların olması daha fazla dikkat çekmesine neden olmaktadır.
bizlere gerçeği her sayfasında gösteren bu öyküyü özellikle manevi duyguların gücünü görmek isteyenlere tavsiye ediyorum.
yazan: elif poyraz
kitap bir aşk üzerine kurulan evliliğin macerasını mutluluğunu bize yansıtarak başlıyor. ali sevdiği kadın münire'yi kaçırır ve böylece süregelen bir kaçış başlar şehirlerce... ha bu kaçırma da, abilerinin münire'yi şehrin sinemasının sahibi ile evlendirmek için tartaklamaları sonucu olur. ali sinemayı ateşe verir. ve sinemayı yakıp münire'yi kaçıran bulgaryalı ali efsane gibi dillerden dile dolaşır. peşlerine düşmeleri sonucu yaşadıkları şehri terk ederler. sonrasında bu kaçma esnasında zaman geçer ve çocukları olur. tren onları nereye götürürse orası evleri olmaya başlamıştır.
oğulları mustafa, 5-6 yaşlarına geldiğinde, sıradaki durakları olan kasaba da, tren vagonunu evleri yaparlar. huzuru hissettiğiniz, mal ve mülkün pek öneminin olmadığı o yaşantıya içten içe özenirsiniz okurken, bir yandan tebessüm ederek. sonrasında münire ikinci çocuğuna hamile kalır. fakat sancılanır ve hastaneye kaldırıldığında bebekte kadında ölür.
hayatının aşkını kaybeden ali ve annesini küçük yaşta yitiren mustafa iki yoldaş olur birbirlerine merhem olmaya çalışırlar. en sonunda burayı da terk ederler ve tekrar tren yolculuğu başlar. bu sefer geldikleri kasaba da ali daktilosu ile yazılar dilekçeler yazmaya başlar. mustafa da ergenlik çağına yaklaşmıştır. ali tam kendilerine bir ev kulübe tarzı bir şey yapmaya kalkar ki, buna engel olunur ve tehdit edilir. bu nedenle oğlunu ve istikbalini düşünen ali buradan da gitmeye karar verir. bu sefer de burada mustafa kalmak istemiş çünkü savcının kızına aşık olmuştur. fakat sosyalist damgası yiyen ali için burada kalmakta zor olacağından oğlunu dinlemeyerek buradan da ayrılırlar.
bu sefer yerleştikleri kasaba da bir kitapçı açarlar. daha da büyüyen mustafa kitapçınım başına geçmek durumunda kalır. çünkü babası yazdığı gazetedeki fikirleri yüzünden hapse atılmıştır. kitabevinde de kimse kitap almıyor mustafa daha da yalnız hissetmeye başlamıştı. selma hanım adında bir kadın ve yanında feride isimli bir kız bir gün kitabevine gelirler. burada mustafa feride'den etkilenir. hatta gel zaman git zaman kıza kitap verip içine notlar dahi yazar. mahallede bir gece bu iki kadının peşine takılan bir adam yüzünden kadıncağızlar kendilerini kitabevine atar. bu arbede de adam hapse atılır fakat kadınlar sokağa çıkamaz hale gelir. cesaretlenen mustafa, babası gibi feride'yi kaçırmak ister. feride onu çok sevdiğini fakat kaçan kız olmak istemediğini söyler.
mustafa babasının yanına gider olan biteni anlatır ve bu kasabadan gitmek istediğini söyler. ali oğluna istanbuldan bir iş bulur ve daktilosunu da ona verir. bunda yazdıkça ben konuşuyormuşum gibi hisset der ve vedalaşırlar. devamında mustafa istanbul'a gittiğinde ne yazacağını bilemez, başlar kendi hayat hikayesini yazmaya...
uzun hikâye: topluma uymayıp, düzene baş kaldırışlığın getirdiği bir göç öyküsüdür. yazar, hem yaşam koşullarının ağırlığını anlatmış hem de ali karakteri ile okuyucuya cesareti tanıtmıştır.
ali, topluma uymayan ve herkes gibi haksızlığa göz yummayan bir adam olduğundan dolayı gittiği hiçbir yerde barınamıyordu. bu yüzden hayatı göçebe olarak geçti. ama bundan asla mutsuz olmadı. çünkü o herkes gibi değildi. herkes gibi olmaması ona verilmiş en büyük ödüldü belki de.
eserin dil özelliklerine değinecek olursam mustafa kutlu, eserini bir solukta okutan anlatımıyla son derece açık şekilde yazmıştır. bir kitabın kapağı adı ve içeriği kadar önemlidir. kitabın yeni basımında 2012 yılında sinemaya aktarılan filmdeki oyuncuların olması daha fazla dikkat çekmesine neden olmaktadır.
bizlere gerçeği her sayfasında gösteren bu öyküyü özellikle manevi duyguların gücünü görmek isteyenlere tavsiye ediyorum.
yazan: elif poyraz
devamını gör...
neom
suudi arabistan'ın çılgın projesi. tebük civarlarında yapılacak* olan fütüristik bir şehir ve hatta belki de şehir devleti. projenin fikir babası ise meşhur reformist (?) veliaht muhammed bin selman.
gelin biraz anlatayım.
öncelikle, tam olarak nerede olduğunu tahayyül edebilmek için harita şöyle:

görüldüğü üzere, projenin göze çarpan ilk özelliği mükemmel bir konumun seçilmiş olması. bu bölge, iklimi ve doğal güzellikleri bakımından, suudi arabistan'ın neredeyse en güzel ve en yaşanabilir bölgesi. hatırlatayım, suudi arabistan'ın coğrafyası özelinde konuşuyoruz, anadolu topraklarını görmüş olan bizlere "bu ne ya böyle, her yer dağ toprak?" dedirtebilir elbette ama malzeme de ortada sonuçta. ayrıca bu konumun çok büyük bir avantajı daha var: dünya nüfusunun %70'i sadece 8 saatlik bir uçuş mesafesinde yaşıyor. yani hemen hemen her yere yakın bir yer neom.
peki, anladık, lokasyonu güzel. tamam da nedir bu neom?
neom her anlamda gelecek düşünülerek tasarlanan bir şehir. robotlar ve yapay zekâlar tarafından sürdürülecek olan; bütün iş kollarının, sektörlerinin ve bunlarda çalışacak olan iş gücünün; bilimin, sporun, sanatın ve bunları icra edecek olan bilim insanlarının, sporcuların ve sanatçıların geleceği tahayyül edilerek geliştirilen bir proje. mevzubahis insanların çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle buraya beyin göçü çekilmesi ve bu şekilde de neom'un, tabiri caizse, "yeni dünyanın bilim, kültür, sanat ve spor başkenti" yapılması ön görülüyor.
peki, bütün bunlar ne için?
size bir sır vereyim mi? dünyanın petrol rezervi, her geçen yıl artan taleple birlikte, 2034 yılında tükenecek olabilir. yani sadece 13 yıl sonra. tesadüf budur ki, neom da suudi arabistan'ın saudi vision 2030 ismini verdiği hedefleri çerçevesinde gerçekleştiriliyor.* bu vizyonun en büyük görüşü ise petrole olan bağımlılığı azaltma üzerine. yine tesadüfe bakın ki, neom'un geliştirilme sürecinin neredeyse her alanında yenilenebilir enerji kavramı ön plana çıkıyor.
örneğin dubai kadar ve hatta hizmet sektörünün gelişkinliğiyle ondan daha da fazla turist çekecek bir bölgeye her türlü maddi ve manevi üretimi de eklerseniz ne olur? neom olur.
bilim insanlarına refah bir yaşam alanı sunarsanız, sanatçılara özgür bir ortam yaratırsanız, sporculara verilebilecek en geniş imkanları verirseniz ne olur? o insanlar harika şeylere imza atarlar. bütün bunları da sizin adınızın altında yaptıkları için, ister istemez sizin reklamınızı yapmış olurlar. böylece nur topu gibi yeni şehrinize nüfus yaratmış olmakla kalmaz, üzerine, daha çok turist çekmiş de olursunuz. bütün bu insanlar, yarattığınız refahın da etkisiyle, deliler gibi tüketirler ve siz de deliler gibi para kazanırsınız. ayrıca yeni yerli nüfusunuz da tükettikçe üreteceklerdir. ve bingo! sonsuz döngü.
işte böyle. teoride her şey çok güzel. fakat pratikte ne kadar başarılı olabilir ki neom? sonuçta suudi arabistan'dan bahsediyoruz. herhalde sizin de aklınıza takılıyordur. işte tam da bu yüzden, henüz söyleyeceklerimi bitirmedim.
öncelikle bu projenin her anlamda uluslararası düşünülerek tasarlanan ve geliştirilen bir proje olduğunu bilmek gerek. yani aslında bütün bunlar arap vatandaşları için değil, dünya vatandaşları için yapılıyorlar. new world order'cı komplo teorisyenlerine de gün doğdu, hadi yine iyisiniz. ama herhalde siz de böyle olması gerektiğini kabul edersiniz. takdir edersiniz ki, böylesine büyük bir projeye ancak küresel düşünerek imza atılabilir. bakın, yalnızca yerel bir vizyonla geliştiriliyor olsaydı şimdiye kadar kimsenin dikkati çekmeyecek olan bir şey hakkında ben yazıyorum ve siz okuyorsunuz bile. ayrıca, 34 milyon kişilik suudi nüfusuna hitap etmek yerine 7,5 milyar insana hitap etmek çok daha mantıklı değil mi? böylelikle yukarıda bahsettiğim kalifiye insanlara ulaşma ihtimali kat kat artmaz mı?
ve "last but not least"... hatta en güzel şeyi de sona sakladım. neom'da şeriat yok! vay efendim şu kadın şunu giymiş, şu erkek şunla zina etmiş, şu kafirmiş... yok! neom kendi insanları tarafından geliştirilecek evrensel bir hukukla, kendi insanlarının seçtiği yöneticiler tarafından yönetilecek. "şehir devleti" dememin sebebi de bu işte. suudi arabistan'a bağlı fakat kendi içinde özgür bir siyasi yapıdan bahsediyoruz çünkü.
biraz ırkçı kaçacak ama, vallahi söylemesem olmaz, elin arap'ındaki vizyona bakar mısınız? bak şerefsiz evladıyım ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.
tabii ki bütün bunlar şimdilik yalnızca kâğıt üzerindeler. ileride ne olacağını, nasıl olacağını kimse bilemez. ama şimdiye kadar bu konularda çok büyük bir farkındalık sezinlediğimi söylemeliyim.
peki, suudi arabistan'dan bile böyle bir vizyon örneği çıkabiliyorken, bizim insanımızın vizyonu ne durumda? malum, artık dünyanın düşünsel açıdan geri kalmış medeniyetleri bile yapay zekâdan, robotikten, yenilenebilir enerjiden bahsediyor. bizim insanımız nasıl bakıyor bu olaya? şöyle (aynen başlıklarıyla):
"deccal'in devleti neom !!"
"deccal'in robot devleti: neom"
"neom, arabistan da kuruluyor. robot sayısı insandan fazla olacak! kıyamet gibi proje. neom şehri..."
"yecüc-mecüc istilasının içinde miyiz? yapay insanlar mı geliyor?"
deccal? kıyamet? yecüc-mecüc? pardon? ne alaka? ne diyorsunuz siz? kimsenin mi ağzından çıkanı kulağı duymuyor ya?
vay be!
---
ayrıca:
resmi internet sitesi
ve: (bkz: the line).
gelin biraz anlatayım.
öncelikle, tam olarak nerede olduğunu tahayyül edebilmek için harita şöyle:

görüldüğü üzere, projenin göze çarpan ilk özelliği mükemmel bir konumun seçilmiş olması. bu bölge, iklimi ve doğal güzellikleri bakımından, suudi arabistan'ın neredeyse en güzel ve en yaşanabilir bölgesi. hatırlatayım, suudi arabistan'ın coğrafyası özelinde konuşuyoruz, anadolu topraklarını görmüş olan bizlere "bu ne ya böyle, her yer dağ toprak?" dedirtebilir elbette ama malzeme de ortada sonuçta. ayrıca bu konumun çok büyük bir avantajı daha var: dünya nüfusunun %70'i sadece 8 saatlik bir uçuş mesafesinde yaşıyor. yani hemen hemen her yere yakın bir yer neom.
peki, anladık, lokasyonu güzel. tamam da nedir bu neom?
neom her anlamda gelecek düşünülerek tasarlanan bir şehir. robotlar ve yapay zekâlar tarafından sürdürülecek olan; bütün iş kollarının, sektörlerinin ve bunlarda çalışacak olan iş gücünün; bilimin, sporun, sanatın ve bunları icra edecek olan bilim insanlarının, sporcuların ve sanatçıların geleceği tahayyül edilerek geliştirilen bir proje. mevzubahis insanların çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle buraya beyin göçü çekilmesi ve bu şekilde de neom'un, tabiri caizse, "yeni dünyanın bilim, kültür, sanat ve spor başkenti" yapılması ön görülüyor.
peki, bütün bunlar ne için?
size bir sır vereyim mi? dünyanın petrol rezervi, her geçen yıl artan taleple birlikte, 2034 yılında tükenecek olabilir. yani sadece 13 yıl sonra. tesadüf budur ki, neom da suudi arabistan'ın saudi vision 2030 ismini verdiği hedefleri çerçevesinde gerçekleştiriliyor.* bu vizyonun en büyük görüşü ise petrole olan bağımlılığı azaltma üzerine. yine tesadüfe bakın ki, neom'un geliştirilme sürecinin neredeyse her alanında yenilenebilir enerji kavramı ön plana çıkıyor.
örneğin dubai kadar ve hatta hizmet sektörünün gelişkinliğiyle ondan daha da fazla turist çekecek bir bölgeye her türlü maddi ve manevi üretimi de eklerseniz ne olur? neom olur.
bilim insanlarına refah bir yaşam alanı sunarsanız, sanatçılara özgür bir ortam yaratırsanız, sporculara verilebilecek en geniş imkanları verirseniz ne olur? o insanlar harika şeylere imza atarlar. bütün bunları da sizin adınızın altında yaptıkları için, ister istemez sizin reklamınızı yapmış olurlar. böylece nur topu gibi yeni şehrinize nüfus yaratmış olmakla kalmaz, üzerine, daha çok turist çekmiş de olursunuz. bütün bu insanlar, yarattığınız refahın da etkisiyle, deliler gibi tüketirler ve siz de deliler gibi para kazanırsınız. ayrıca yeni yerli nüfusunuz da tükettikçe üreteceklerdir. ve bingo! sonsuz döngü.
işte böyle. teoride her şey çok güzel. fakat pratikte ne kadar başarılı olabilir ki neom? sonuçta suudi arabistan'dan bahsediyoruz. herhalde sizin de aklınıza takılıyordur. işte tam da bu yüzden, henüz söyleyeceklerimi bitirmedim.
öncelikle bu projenin her anlamda uluslararası düşünülerek tasarlanan ve geliştirilen bir proje olduğunu bilmek gerek. yani aslında bütün bunlar arap vatandaşları için değil, dünya vatandaşları için yapılıyorlar. new world order'cı komplo teorisyenlerine de gün doğdu, hadi yine iyisiniz. ama herhalde siz de böyle olması gerektiğini kabul edersiniz. takdir edersiniz ki, böylesine büyük bir projeye ancak küresel düşünerek imza atılabilir. bakın, yalnızca yerel bir vizyonla geliştiriliyor olsaydı şimdiye kadar kimsenin dikkati çekmeyecek olan bir şey hakkında ben yazıyorum ve siz okuyorsunuz bile. ayrıca, 34 milyon kişilik suudi nüfusuna hitap etmek yerine 7,5 milyar insana hitap etmek çok daha mantıklı değil mi? böylelikle yukarıda bahsettiğim kalifiye insanlara ulaşma ihtimali kat kat artmaz mı?
ve "last but not least"... hatta en güzel şeyi de sona sakladım. neom'da şeriat yok! vay efendim şu kadın şunu giymiş, şu erkek şunla zina etmiş, şu kafirmiş... yok! neom kendi insanları tarafından geliştirilecek evrensel bir hukukla, kendi insanlarının seçtiği yöneticiler tarafından yönetilecek. "şehir devleti" dememin sebebi de bu işte. suudi arabistan'a bağlı fakat kendi içinde özgür bir siyasi yapıdan bahsediyoruz çünkü.
biraz ırkçı kaçacak ama, vallahi söylemesem olmaz, elin arap'ındaki vizyona bakar mısınız? bak şerefsiz evladıyım ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.
tabii ki bütün bunlar şimdilik yalnızca kâğıt üzerindeler. ileride ne olacağını, nasıl olacağını kimse bilemez. ama şimdiye kadar bu konularda çok büyük bir farkındalık sezinlediğimi söylemeliyim.
peki, suudi arabistan'dan bile böyle bir vizyon örneği çıkabiliyorken, bizim insanımızın vizyonu ne durumda? malum, artık dünyanın düşünsel açıdan geri kalmış medeniyetleri bile yapay zekâdan, robotikten, yenilenebilir enerjiden bahsediyor. bizim insanımız nasıl bakıyor bu olaya? şöyle (aynen başlıklarıyla):
"deccal'in devleti neom !!"
"deccal'in robot devleti: neom"
"neom, arabistan da kuruluyor. robot sayısı insandan fazla olacak! kıyamet gibi proje. neom şehri..."
"yecüc-mecüc istilasının içinde miyiz? yapay insanlar mı geliyor?"
deccal? kıyamet? yecüc-mecüc? pardon? ne alaka? ne diyorsunuz siz? kimsenin mi ağzından çıkanı kulağı duymuyor ya?
vay be!
---
ayrıca:
resmi internet sitesi
ve: (bkz: the line).
devamını gör...
sevilen şiirin en vurucu dizeleri
attila ilhan'ın "kesik birer kol gibi yalnızdık" cümlesidir.
devamını gör...
sadece lazım olunca akla gelen şeyler
tornavida, şarjlı matkap.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
uyanış acı
uyanış kader çıkmazı
yakar ve yakalar düşleri
düş kapanı
kaçamaz kimseler
tuz basılmış yaralar kaygıyla dolu
sancır yürekler
alaşağı edilmiş hayaller
çark edilsin
ve fark edilsin gerçekler
kabuller
sırasını bekler
hayır şimdi değil
hayır hayır daha değil
kalmadı cebimde kaçış
hiç yok yeminler
sendeler bahaneler
yine yeniden ve yeniden
gün ağarırken
umut bizi bekler.
uyanış kader çıkmazı
yakar ve yakalar düşleri
düş kapanı
kaçamaz kimseler
tuz basılmış yaralar kaygıyla dolu
sancır yürekler
alaşağı edilmiş hayaller
çark edilsin
ve fark edilsin gerçekler
kabuller
sırasını bekler
hayır şimdi değil
hayır hayır daha değil
kalmadı cebimde kaçış
hiç yok yeminler
sendeler bahaneler
yine yeniden ve yeniden
gün ağarırken
umut bizi bekler.
devamını gör...




