türkçeye kara koyun teorisi yahut kara koyun etkisi olarak çevrilen ve insanların kendilerinden farklı olanı yaftaladıkları bir çeşit metafor, deyim.

bilindiği gibi neredeyse her ailenin ele avuca sığmaz, dik başlı ve diğer aile üyelerinden farklı olan bir üyesi vardır. bu kişi davranışsal ya da dış görünüş olarak hiçbirine benzemez. sadece aileler için de geçerli değildir bahsettiğim etki, arkadaş grubunda, sınıfta vs. de diğerlerinden farklı olanın yaşadığıdır. ki ister istemez dışlanma olur arada. dışlanmaya sebebiyet veren olaya da pek sevgili uzmanlar kara koyun etkisi adını vermişler. şöyle bir bakın etrafınıza illaki örneğine rastlayacaksınızdır.

dışarıdan güzel görünse de aslında sandığınız gibi çekici de değildir çünkü kara koyun demek dışlanmış, ötekileştirilmiş demektir. hemencecik söyleyeyim, demedi demeyin. sonra "vay efendim böyle tahmin etmemiştim, mars dememişti bunu" olmasın. *

bir de çok bilinmez fakat bazı psikologlar ailedeki herhangi bir kötü durumdan psikolojik olarak en çok etkilenen kişi olarak da açıklarlar. olayı herkes yaşamıştır ancak biri o kadar etkilenir ki davranışları değişir, farklı olmaya başlar. o zaman da araya soğukluklar girer. deyim can bulur.

karalara boyanmamamız dileğiyle. *
devamını gör...

şahsımdır. çünkü eşim öyle diyor. yeterli.
devamını gör...

--- alıntı ---

1966 yılında, amerika'nın tanınmış yalan makinası uzmanı cleve backster, güvenlik görevlilerine poligraf aygıtı'nı kullanımı eğitimini verdiği okulunda uykusuz bir gece geçirirken, sırf eğlence olsun diye yalan makinasının elektrotlarını kocaman yapraklı tropikal bir bitkinin üzerine yerleştirdi. yalan makinası çeşitli korku, sevinç, şaşkınlık gibi durumların elektriksel değişimlerini ölçtüğüne göre, belki bitki de sulandığında seviniyordur diye düşündü.

bitkiyi suladığındai dalvanometre zikzaklar aşağı doğru indi. oysa bacskter yukarı doğru bir hareket bekliyordu. bitkinin yaprağını sıcak kahveye soktuğunda da beklediği tepkiyi göremedi. sonunda kibriti alıp bitkiyi yakmayı düşündüğünde herşey değişti. bitki çılgınca galvanometrenin ibresini tavan yaptırdı. backster duruma inanamadı. "nasıl yani?" dedi kendi kendine. "bitki düşüncelerimi mi okudu?"

insanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılıyordu artık. deneyler deneyleri kovaladı. bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp, çevrelerindeki herşeyi hissettikleri de çıktı ortaya.kaynar suya atılan karideslerin ölümlerini, birinin eline iğne battığında duyduğu acıyı da hissediyordu bitkiler. hatta kilometrelerce ötede yaşanan sevinç ve üzüntüleride hissediyordu. korkudan baygınlık dahi geçiriyordu.

birgün şehir dışından gelen bir botanikçi içeri girdiinde büyün bitkiler sessizleşti. hiç birinden tepki gelmiyordu. sanki hepsi birden sessizliğe bürünmüştü. o botanikçi havaalanından uçağa binip gittikten 45 dakika sonra yeniden tepki vermeye başladılar. botanikçinin bitkileri kurutup ölçümler yaptığını öprendiğinde neden öyle tepki verdiklerini anlamış oldu backster.

bacster yeni bir deney tasarladı. 6 yardımcısına aynı gece aynı saatlerde yapmak üzere farklı görevler verdi. görevlerden biri gece yarısı gelip labaratuvardaki bitkilerden birini parçalamaktı. ertesi gün o gece bitkiyi parçalayan yardımcı içeri girdiğinde, bütün bitkiler çılgınlar gibi haykırmaya başladı. galvanometrelerin neden tavan yaptığını böylece daha iyi anlamış oldu backster.

bu deneyden sonra anlaşıldı ki bitkiler sadeece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var. ve amerika a bazı adli vakalarda bitkilerin şahitliğine başvurulmaya başlandı. bitkiler asla yanlış sonuç vermiyordu, çünkü yalan gibi birşeyin varlığından haberleri dahi yoktu. bu çalışmalar makale olarak yayınlanmaya başlayınca, dünyanın dört bir yanında bilim adamları konu üzerine çalışmalara başladılar. sonuçlar ise inanılmazdı.

koparılmış bir yaprak kendisine güzel sözler söylenmesi durumunda normal yapraktan aylarca daha uzun süre canlı kalabiliyordu.120 kilomete ileride ki bir acıyı, sevinci hissedebiliyor, insanların düşüncelerini okuyabiliyor, kötülük yapanları hafızasına kaydedebiliyor. aynı zamanda bu bilgileri diğer bitkiler ilede paylaşıyor, kendisine kötü davranılan bir bitki üzüntüsünden intihar dahi edebiliyor. yanındaki bitkinin susuz kalması durumdan kendi suyunu onunla paylaşıyor.

bitkiler, bütün canlılarla iletişim kurma konusunda bizim hayallerimizin ötesinde bir hassasiyete sahip. her biri doğanın bir parçası. belki birgün onları daha iyi anlama imkanımız olursa belki bize tarihin bütün yaşanmışlıklarını anlatabilirler.

--- alıntı ---
kaynak:bitkilerin gizli yaşamı-peter tompkins.
devamını gör...

küçük ve minik olmakla beraber artık öyle çokta emekli yeri olmayan bir şehirdir. sürekli göç alır. arap ve iran kökenli insanların oldukça yoğun olduğu bir yerdir. doğulu özellikle van, diyarbakır ve muş ağırlıklı bir yapıdadır. hatta içerisinde bir muş mahallesi mevcuttur. şehrin önemli birçok yeri ve işletmesi bu insanların elindedir. tembel yerleri halka nazaran oldukça çalışkan olan bu kesim zamanla yalova’da mal mülk sahibi olmuştur. fiyat performans olarak inanılmaz vasat bir şehirdir. yerlisi oldukça tembel ve yobazdır. oldukça çarpık ilişkilere ev sahipliği yapar. ihanetin başkenti olarak adlandırılır. bu şehrin orta yaşlı erkeklerinin akıl almaz bir genç kız merakı vardır. sugar daddy arayan arkadaşların muhakkak uğraması gereken bir şehirdir. onun dışında olumlu yanlarından bahsedecek olursak çok hoş bir kordona sahiptir. sahil de yürümesi oldukça keyiflidir. balıkçılar lokalinde sıcacık simit ile çayı soba başında mideye indirmek insana motivasyon kaynağı olabilir. biri ile buluşacaksanız en ideal yer kesinlikle koton’dur. son yıllarda barış sokak -yanlış hatırlamıyorsam- açılan mekanlardan ötürü oldukça popüler olmuştur. küçük bir karaköy gibi düşünebiliriz burayı. kahve içmek için tercihim daniel’s coffe idi benim, şimdi ne durumdadır bilemem. yine sahilde sandal balık en nezih restorandı. iki tek atıp bir şeyler atıştırmak için tercih edilebilirdi, mezeleri nefisti. bir de yine sahilde shot bar’ımız vardı... kapattılar sonradan çay bahçesi yaptılar. yalova’nın en güzel yerlerinden biriydi.
şehir içi ulaşım pembe dolmuşlar ile sağlanır. toplam 3 avm vardır ve bu avm’ler sinemalara ev sahipliği yapar. ama her zaman her istediğiniz filmi bulamayabilirsiniz.
her ne kadar olumsuz ve kötü bir tanım olsa da hala içten içe sevip özlediğim bir şehirdir. şehrin her yerinde atatürk’e rastlama ihtimaliniz bu şehri güzel kılar. bu arada bu şehrin suyunu içen bu şehirden gidemez, gitse de hep içinde ukte kalır.
devamını gör...

'eğitim romantizmi' ve 'minnak komünistler yetiştiriliyor' hikayelerinin ötesinde kırsalı hedef alan kalkınma projesinin uygulama yöntemlerinden bir tanesidir.

köy enstitüleri, kırsal kalkınmayı hedefleyen ekonomi temelli bir projedir. eğitim yönü ise yöntemsel olarak tamamlayıcı bir rol üstlenmektedir. adının bir lise ya da (öğretmen) meslek okulu değil, 'enstitü' olması, söz konusu projenin kapsayıcı ve geniş çaplı olmasına; başında 'köy' ibaresinin bulunması da bu projenin doğrudan hedefine işaret eder.

enstitülerin kurulduğu yıllarda türkiye bir tarım ülkesidir. ağır sanayi hamlelerinin yanı sıra, öncelikli sanayi gelişiminin birincil hedeflerinden bir tanesi yerli hammaddenin sanayi üretimi içerisinde kullanılmasıdır. iplik, dokuma ve sigara gibi hammaddesi tarıma dayalı üretim sanayisinin gelişmesi de aynı günlere tekabül etmektedir. dolayısıyla tarıma dayalı sanayi üretiminin hammadde sürekliliğinin ve kalitesinin sağlanabilmesi için tarımsal üretimin de sürekliliğinin ve niteliğinin arttırılması gerekmektedir. bunun yolu ise geleneksel tarımsal üretim teknikleri yerine, verimliliği ve çeşitliliği artıracak modern tarımsal üretim tekniklerinin ve araçlarının köylüye öğretilmesidir. bu noktada bu görev için öğretmenin seçilmiş olması da mantıklıdır. zira kırsal alanda sürekliliği olan ve kırsal yaşama adapte olarak oranın bir parçası haline gelen unsur o dönem için öğretmen figürüdür. bu bağlamda öğretmen, her alanda öğretici ve uygulayıcı olarak seçilmiştir. bu nedenle köy enstitülerindeki öğretmenlere tarım teknikleri ve hayvancılıkla ilgili derslerin uygulamalı olarak verilmesi boşuna değildir.

enstitülerin bir diğer amacı da tarımsal ve hayvansal üretimin birincil aktörü olan tebaa köylüyü, bu üretimin meslek erbabı olan çiftçiye dönüştürmektir. zira köylü, sosyolojik bir tanımlama, çiftçi ise mesleki bir tanımlamadır. bu nedenle enstitü, feodal yapı ve ilişki içerisindeki köylüyü, tebaa ve ırgat konumundan çıkartıp, bireysel bir tarım işletmecisi haline getirmeyi amaçlamıştır. köylüyü feodal ilişkilerden çıkartmanın yolu olarak da 'eğitim' öngörülmüştür. yine köylüye keman çalmayı, klasik müziği öğretmek; köylüyü kendi feodal kutusundan çıkartıp evrensel bir birey haline getirmeyi amaçlamaktadır. köylüyü topraklandırma kanun tartışmalarının da aynı döneme tekabül etmesi tesadüf değildir.

enstitülerin kapatılma hikayesinin arkasında ise türkiye'nin kalkınma stratejisinin değişmesi yatmaktadır. yani, komünizm vb. hikayeler yalnızca işi kılıfına uydurmaktır. zira 1954 yılında kapatıldıktan kısa bir süre gerçekleşen 1960 darbesi sonrası türkiye ithal ikameci kalkınma modeline geçmiştir. adnan menderes'in darbeyle indirilmesinin önemli nedenlerinden bir tanesi de sovyet rusya ile yakınlaşmasından ziyade, tarımsal üretim sübvansiyonlarından vazgeçmek istememesi ve ithal ikameci modele geçmek istememesidir. zira adnan menderes, aldığı oyun büyük bir oranını kırsal kesimden almaktadır.

farklı boyutlarda fabrikalar anlamına gelen ithal ikameci modelin o dönem ki en büyük eksikliği fabrikalarda ihtiyaç duyulan iş gücü, yani işçidir. nüfusun büyük bölümü kırsalda yaşadığı ve tarımsal üretimle ilgilendiği için köylünün, çiftçilikten vazgeçerek şehirlere gelmesi ve işçi olması gerekmektedir. köylüyü köyünden çıkaracak şey ise tarımsal sübvansiyonların kaldırılarak köylüyü şehre gelmeye mecbur bırakmaktadır. 1960 sonrası köyden kente göçün hızla artması tesadüfi değil, bilinçli bir politikanın ürünüdür. bu amaçla köy enstitüleri darbe öncesi kapatılarak köylünün geleneksel üretim ve feodal bağlara geri dönüşü ya da devamlılığı sağlanmış, darbe sonrası ise tarımsal sübvansiyonlar kesilerek köylünün ekonomik olarak şehre göç etmesi sağlanmıştır.
devamını gör...

kapalı alan korkusu olan insanların, yüksek gökdelenler nedeniyle zorluk yaşayabileceği şehir. filmlerde görülenin aksine; cafcaflı hayatı dışında; bir de evsizlerin hayatı vardır. her sokak arasında kartonlarda yatan insanları görebilirsiniz, eğer akşam sokaklara çıkarsanız; kolum boyundaki farelere rastgelebilirsiniz.

edit: o fareleri gördükten sonra, bir ara splinter usta gerçek olabilir mi acaba diye düşünmüştüm.
devamını gör...

özerklik ilan edecektir .
devamını gör...

b: not: bu örgülerin biyolojik saatimle uzaktan veya yakından bir alakasının olması düsünülebilemez.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel)
devamını gör...

(bkz: gördüklerimi sil)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başkasının ödevini yapıp kazandığım paradır. halbuki, ödevin parasal bir karşılığı yoktur. ödev, yapanın konuyu daha iyi anlaması için verilir.
devamını gör...

"yaptığın iyilik, bir zaman sonra görevin olur" misali, tahta çıkan padişahlar tarafından iyi günlerde bol, bol dağıtılıp askerler alıştırılmış, ama kötü günler gelince başa bela olmuş bir ücrettir.
devamını gör...

denizci olmayanların az bildiği lakin denizcilerin bayrak devleti olarak kullandığı bir ada devletidir.
devamını gör...

hiçbir koşulda hayvanlara zarar vermemek. nerede bir aç kedi görsem onu doyurmadan oradan ayrılmam. odamı temizlemeden uyumam. laubalilikten nefret ederim. bir işi yarım bırakmak en son isteyeceğim şeydir. annem için dünyayı yakarım! çalışmayı severim. vs.
devamını gör...

ne zaman bitecek bu turk siyasetindeki kasetler, şantajlar, bel altı imalar. bıktık artık bunların haber değeri taşımasından ne meraklı milletmişiz göz önündeki insanların özel hayatındaki tercihlerine. milletvekili bu insan görevini yaptığı sürece eşcinsel olsa ne olur olmasa ne olur. (bkz: bıktık ya valla bıktık)
devamını gör...


ben şu an ne izledim diye sorguladığım video.
kinder sürpriz reklamı mı? haribo reklamı mı?
yoksa trt çocuk'tan bir alıntı mı?

arkadaş o nasıl bir seslendirme o nasıl bir ses tonu, rengi, kullanımı? çocuk sözlüğü mü burası? ya da sözlüğün hedef kitlesi çocuklar mı?

yapmayın arkadaşlar... lütfen. kim buranın kurucusu? kimin elinde bu sosyal medya iletişim kanallarının yönetimi?
devamını gör...

bestesi azeri sanatçı cahangir cahangirov'a ait fuzuli'nin meşhur gazelidir.
" meni candan usandırdı,
cefâdan yâr usanmaz mı?
felekler yandı âhımdan,
murâdım şem'i yanmaz mı? "

şövket elekberova sesinden dinlenilesi muazzam bir eser.
devamını gör...

bitcoin ile karıştırılması çok da garip olmayan sistem. şöyle ki, satoshi nakamoto olarak bilinen ve bitcoin'i yaratan kişi(ler), aslında blockchainin de ilk kez uygulandığı bir para birimi yaratmış oldu. yani aslında bitcoin'in bir yerde blockchaini de yaratmış olduğunu söylemek mümkün.

ne kadar devrimsel, ne kadar mükemmel, dünyanın geleceği burada yükseliyor demeden önce benim bu konuyla ilgili çok garipsediğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. blockchain, türkiye'de konuşulduğuna pek az şahit olmuş olsam da, ekolojik sürdürülebilirlik açısından oldukça problemli bir sistem. en azından bugünkü haliyle -çoğunlukla kripto para birimlerinin uygulamalarından göreceğiniz üzere- karbon ayak izi oldukça yüksek. bugün dünyada salt bitcoin madenciliği gelişmiş ülkelerin yıllık enerji tüketimine denk bir enerji tüketmekte. malum olduğu üzere, henüz dünyanın dikkate değer olmayan bir nüfusunun dahil olduğu bu sistem şimdiden böyle bir enerji tüketimine yol açıyorsa, geleceği düşünmek bile istemiyorum. tabii birtakım yerlerde 'ya aslında o kadar da şey değil, sadece kripto paralar çok enerji tüketiyor. aslında var ya çok daha çevre dostu hale gelebilir' minvalinde birçok şey de okudum. ancak madem öyle, neden bu sistem bu halde diye sormanın, en azından bunu tartışmaya açmanın çok önemli olduğu kanaatindeyim.

türümüzün tarihine az çok hakim biri olarak, naralar atarak kurduğumuz gelecek hayallerimizi böylesine sürdürülebilirlikten yoksun bir sisteme dayandıracak kadar ahmak olmamızı elbette bekliyordum. daha geç olmadan bir şeyler yapılması dileğiyle...
devamını gör...

cahil eğitimsiz insanların bekçi olmasından dolayı başa gelen durumdur.

bir cahile sorumluluk verirseniz altını pisler.
bekçilerde genelde torpille bekçi oldukları için altına pisliyorlar.
elinde imkan varken çirkinleşiyor çünkü başka bildiği bir şey yok.
devamını gör...

grup
devamını gör...

genel olarak her şeyi yalnız yapan ve yapmayı seven biri olarak yemek yemek diyebilirim bir kere alıştın mı bir daha kurtulması mümkün olmuyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim