eyluling
#1686620
hayır neden salayım ki? aç kulağını bak bir şey söylüyorum diyorum gülüyor. o meşhur kahkasını ve enerjisini de bulaştırıyor bir de *

ciddili bir şey söylüyorum yine ciddiye alınmıyorum, kulağını ısırdım en son *
hayır neden salayım ki? aç kulağını bak bir şey söylüyorum diyorum gülüyor. o meşhur kahkasını ve enerjisini de bulaştırıyor bir de *

ciddili bir şey söylüyorum yine ciddiye alınmıyorum, kulağını ısırdım en son *
devamını gör...
sözlük moderasyonunun ergen bir kız olması
peki güzel mi sorusunu akıllara getirmiş başlıktır.
devamını gör...
milliyetçilik hastalıktır
(bkz: öyle mi peki)
lutfen bu dusuncelerinizi bir gun yaz kis demeden; ailesinden, sevdiginden, hayatindan feragat edip siz ve sizin gibileri ve dahi vatan topraklarini koruma adina, canini hice sayan mehmetciklerden birinin, yuzune yuzune söyleyin. söyleyin ki omurlerini, canlarini, gencliklerini kimler icin heba ettiklerini bilsinler.
milliyetcilik vatanini ve milletini ekstra sevme ve cikarlarini gozetme ideolojisidir. genel ilkesi de her acidan ulusal bagimsizligi koruma ve kollama uzerine kuruludur. kisinin kendi ailesini daha fazla sevme ve dusunmesi kadar tabii bir dusunce yapisidir bu. hastalikli dusunce yapisi ideolojinin kendisi degildir. ıdeolojiyi cok baska alanlarda ve uclarda yasayan kesimdedir.
lutfen bu dusuncelerinizi bir gun yaz kis demeden; ailesinden, sevdiginden, hayatindan feragat edip siz ve sizin gibileri ve dahi vatan topraklarini koruma adina, canini hice sayan mehmetciklerden birinin, yuzune yuzune söyleyin. söyleyin ki omurlerini, canlarini, gencliklerini kimler icin heba ettiklerini bilsinler.
milliyetcilik vatanini ve milletini ekstra sevme ve cikarlarini gozetme ideolojisidir. genel ilkesi de her acidan ulusal bagimsizligi koruma ve kollama uzerine kuruludur. kisinin kendi ailesini daha fazla sevme ve dusunmesi kadar tabii bir dusunce yapisidir bu. hastalikli dusunce yapisi ideolojinin kendisi degildir. ıdeolojiyi cok baska alanlarda ve uclarda yasayan kesimdedir.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
yahu ne güzel kalpli insanlar var dedirten kampanyadır. aklına gelenin düşünmesinde rol oynayan her hücresine teşekkür ediyorum. kendisini daha överdim de konudan çok sapmayayım*.
katılan her yazarımızın da yüreğine sağlık şimdiden, verdikleri misliyle geri döner umarım. kalbi güzel insanları ve böyle güzel girişimleri gördükçe bu sözlüğe üye olduğum için tekrar tekrar mutlu oluyorum. umarım daha nice böyle güzel kampanyada nice canlının umudu oluruz.
katılan her yazarımızın da yüreğine sağlık şimdiden, verdikleri misliyle geri döner umarım. kalbi güzel insanları ve böyle güzel girişimleri gördükçe bu sözlüğe üye olduğum için tekrar tekrar mutlu oluyorum. umarım daha nice böyle güzel kampanyada nice canlının umudu oluruz.
devamını gör...
tartarus (yazar)
takip edilesi kaliteli yazar.
devamını gör...
kayıp malezya uçağı mh370
2014 yılında yolcuları ve mürettebatıyla sırra kadem basan malezya uçağı .bence boyut değiştirdiler. dark dizisi misali yanlış değişkenler sonucu bir kapı açıldı ve bum yok oldular.
devamını gör...
#yılbaşınıkutlamıyorum
bal gibide yeni gelen yılı kutluyorumdur. kutlamak istemeyen kutlamaz. zaten bunu diyenler kul hakkına insan haklarına adaletsiz gelir dağılımına açlığa hayat pahalıligina kaliteli yaşama bilime geleceğe hiç bakmazlar. varsa yoksa insanları kendileri gibi yapmak istemeleridir.
devamını gör...
az bilinen görgü kuralları
adabı muaşeret in hiç bilinmemesi ya da sallanmaması durumudur. girdilere bakılırsa bilinenleri, kullanılanları yazmak daha kolay olacaktır.
ülkemizde bizzat kabul edilmeyen bir kural bırakabilirim.
misafirlere ikramda bulunurken çok ısrarcı olmamak.
o misafir tombul göbekle evden gönderilmezse evin hanımı gece rahat uyuyamaz.
ülkemizde bizzat kabul edilmeyen bir kural bırakabilirim.
misafirlere ikramda bulunurken çok ısrarcı olmamak.
o misafir tombul göbekle evden gönderilmezse evin hanımı gece rahat uyuyamaz.
devamını gör...
mutluluk aşısı
büyük ihtimal param yetmeyeceği için alamayacağım aşı olacaktır.
devamını gör...
gökyüzüne bakmak
usul usul yolda yürürken ya da camdan bakarken dertten boğulduğunuz anda başınızı göğe çevirin, derin bir nefes alın. öyle huzur verir ki insana.
t: insanın içini ferahlatan, huzur veren eylem.
t: insanın içini ferahlatan, huzur veren eylem.
devamını gör...
tapınak şövalyeleri
ıv. philippe tarafından fransa'daki varlıkları büyük ölçüde sonlandırıldıktan sonra yer altına inen ve daha sonra tekrar güçlenerek yeniden piyasaya çıkan, sözde hristiyanlığın koruyucusu olan örgüt.
bu yazı biraz "arkası yarın" kuşağı gibi oldu aslında. dün epey uzun yazdığımdan hepsini aynı tanım içerisinde daha da uzatmak istemedim. devamını bu tanımla anlatacağım.
***
fransa'da haklarında tutuklama kararı çıktıktan ve liderleri ile birlikte çok sayıda üyeleri öldürüldükten sonra tapınakçılar için farklı bir süreç başladı. avrupa'nın diğer ülkelerinde varlıklarına pek büyük bir darbe indirilmemişti. her ne kadar ıv. philippe bunun için çabalamışsa da, tüm ülkelerin fransa ile dostça ilişkilerinin olmaması, kiliseler arası çekişmeler, tapınakçılarla kurulmuş olan ticari ilişkiler gibi nedenler, birçok ülkenin bu örgütün yakasına yapışmasına engel olmuştu. hatta bazı ülkelerde yargılanmış ve suçsuz bulunmuşlardı.
tapınakçılar yine de bir süre yer altına inerek faaliyetlerini gizli şekilde sürdürdüler. bir yandan faaliyet gösterdikleri ülkelerde krallara ve yine papa'ya bağlı kalmaya özen gösterdiler, bir yandan da fikirlerini ve yaşam tarzlarını yaymak için yeni bir aracı buldular: masonluk, gül ve haç tarikatı gibi cemiyetler...
***
yukarıda bir yazar arkadaşın da dediği gibi, kendi devletlerini kurma arzusu sonunda, isviçre'yi tapınakçılar'ın kurduğu söylenir. ancak örgütün esas yönetim merkezi portekiz'di. bu ülkeyi de tapınakçıların kurduğu söylenebilir. hatta portekiz'in denizcilikte gelişme nedeni de, örgütün zamanında denizcilerle geçirdiği zaman ve onlardan öğrendiklerini uygulamalarıydı.
devlet kurmak, aşırı derecede zenginleşmek uğruna her türlü illegal işe bulaşmak, bankacılığın temellerini atmak gibi birçok marifetlerini bir araya getirip baktığınızda, aslında tapınakçıların, kapitalizmin temelini attığını söyleyebiliriz.
devlet kuracak kıvama gelmiş olsalar da, avrupa genelinde haklarındaki olumsuz tutum devam ediyordu. bu nedenle bir plan kurdular. buna göre portekiz'de örgüt sözde kapatılacak ama başka bir isimle yeniden açılıp sadece portekiz kralına bağlı olacaktı.
bu planın avantajları vardı tapınakçılar için; malları kilise'nin eline geçmemiş olacaktı (ki bu yüzden daha da zenginleştiler) ve papa ile bir bağlantıları kalmadığından dinle bağlantılı bir hayat sürme zorunluluğundan da kurtulacaklardı. zira örgüt sadece görünürde hristiyandı. oysa bağlı oldukları inancın onunla pek alakası yoktu. daha çok büyülerle, kabala ile, hristiyanlığın yasakladığı işlerle uğraşıyorlardı.
***
birkaç ülkede yeniden palazlanmaya başladıklarında, yeni papa tapınakçılarla tekrar anlaşarak bu durumun nimetlerinden yararlanmak istedi ve böylece portekiz'de "isa tarikatı" adıyla yeniden açılan versiyonunu onayladı örgütün. bunun sonucunda da tapınakçıların yeniden birçok ülkede serbestçe gezmesinin önü açılmış oldu.
reform hareketleri sonrasında kilise güç kaybedince, tapınakçılar yeni bir dayanak noktası aradılar. akıllarına, örgütlerinin dinle alakası olmayan bir benzerini kurmak geldi. böylece devreye mason loncaları girmiş oldu. o zamanlar meslek örgütleri olan loncalara sızan tapınakçılar, bu loncaların koruması altında yükselmeye devam ettiler. birçok lonca içerisinden masonları, yani duvarcı ustalarını seçmelerinin nedeni, hemen hemen benzer mistik inançlara ve sembolizme sahip olmalarıydı.
zamanla tapınakçılar, masonları da kendilerine benzetmişlerdi. loncalar meslek birlikleri olmaktan çıkıp, siyasi tuzaklar kurmak için kullanılan yerler haline gelmiş, loncadan locaya evrilmişlerdi. üstelik bu topluluklar iyice iç içe geçmiş, tapınakçıların büyük üstatları aynı zamanda masonların da büyük üstadı olmaya başlamıştı. örgüt merkezi olarak aynı mekânları kullanıyorlardı. masonluğa kabul törenlerini duymuşsunuzdur. bunlar bile hemen hemen aynı ritüelleri içeriyordu tapınakçılarla.
masonluğa baskın çıkan tapınakçılar, locaların yapısını bir bir değiştirmeye ve onları da gizli örgüt biçimine sokmaya başlamıştı. ünlü iskoç riti tapınakçılar tarafından kurulmuştu ve "masonik rit" adı altında, tapınakçıların sapkın ayinlerini yapmak ve bu tür inançlarını yaymak için kullanılmıştı. tapınakçılar bu arada din karşıtı olan tüm örgütleri de gaza getirip kilise ve hristiyanlığa karşı doldurmayı ihmal etmiyordu.
***
zamanla kilise güç kaybetmeye başladı. tapınakçılar, gelişen dünyaya ayak uydurarak, zenginlik elde etmek için simya, astroloji gibi bilim dışı işleri bırakıp, dönemin gelişmekte olan bilim ve teknolojisine yönelmişlerdi. artık temel bilimlerde kontrolü ele geçirmek için kendilerini eğitiyorlardı.
protestanlık, kilise'ye karşı çıkma araçlarından biri olarak biçilmiş kaftandı. tam da tapınakçıların elinden çıkma gibi görünüyordu. mason localarında toplanan, önemli mevki ve meslek sahibi kişiler, kendilerini iyice siyasi entrikalara vermişti. bu ortam, fransız devrimi'nin de tapınakçıların elinden çıkması için son derece uygundu.
***
gerisi yakın tarih olduğundan çok da fazla izaha ihtiyaç yok. mason locaları günümüzde hâlâ faaliyetlerini sürdürüyor. osmanlı'da bile birçok mason paşa ve devlet adamı olduğunu biliyoruz. aslında bu insanların çoğu, mason localarını bir statü göstergesi olması nedeniyle üye olmaya değer görüyordu. oysa perde arkasında dönenlerden, çoğunun haberi bile yoktu.
1935 yılında localar atatürk tarafından kapatıldıysa da (ki atatürk'ün ölümünün masonların elinden olduğu iddiaları bulunmaktadır. nasıl öldüğüne dair 1-2 kitap okursanız, ölümünün çok da doğal olmadığını görürsünüz) 13 sene boyunca gizlice faaliyetlerini sürdürdüler. 1964'te ise türkiye'deki mason cemiyetleri süleyman demirel'in mason olup olmaması ile ilgili anlaşmazlığa düşerek ikiye bölündü.
günümüzde mason cemiyetlerinin tam olarak nasıl bir yapı içerisinde bulunduğunu doğrusu ben de bilemiyorum. tabii ki kendi sitelerinde, kendileriyle ve misyonlarıyla ilgili birtakım açıklamalar var. fakat bir yandan bu kurumları ve üyelerini töhmet altında bırakmak istemiyorum. bir yandan da geçmişi böylesine karanlık iddialarla dolu cemiyetlerin, bu geçmişten tamamen arınıp "iyilik, güzellik, çiçek, böcek..." şeklinde amaçlarla faaliyetlerine devam ediyor olması ihtimali nedir, onun yorumunu size bırakıyorum.
bu bilgilerin çoğu ve daha fazlası serdar adalı'nın tapınak şövalyeleri adlı kitabında mevcut. okumak isteyen olursa, kutsal kase ile olan ilişkileri dahil oldukça fazla ayrıntıya yer veren bir kitap olduğunu söylemiş olayım, yazıyı bitirmeden.
bu yazı biraz "arkası yarın" kuşağı gibi oldu aslında. dün epey uzun yazdığımdan hepsini aynı tanım içerisinde daha da uzatmak istemedim. devamını bu tanımla anlatacağım.
***
fransa'da haklarında tutuklama kararı çıktıktan ve liderleri ile birlikte çok sayıda üyeleri öldürüldükten sonra tapınakçılar için farklı bir süreç başladı. avrupa'nın diğer ülkelerinde varlıklarına pek büyük bir darbe indirilmemişti. her ne kadar ıv. philippe bunun için çabalamışsa da, tüm ülkelerin fransa ile dostça ilişkilerinin olmaması, kiliseler arası çekişmeler, tapınakçılarla kurulmuş olan ticari ilişkiler gibi nedenler, birçok ülkenin bu örgütün yakasına yapışmasına engel olmuştu. hatta bazı ülkelerde yargılanmış ve suçsuz bulunmuşlardı.
tapınakçılar yine de bir süre yer altına inerek faaliyetlerini gizli şekilde sürdürdüler. bir yandan faaliyet gösterdikleri ülkelerde krallara ve yine papa'ya bağlı kalmaya özen gösterdiler, bir yandan da fikirlerini ve yaşam tarzlarını yaymak için yeni bir aracı buldular: masonluk, gül ve haç tarikatı gibi cemiyetler...
***
yukarıda bir yazar arkadaşın da dediği gibi, kendi devletlerini kurma arzusu sonunda, isviçre'yi tapınakçılar'ın kurduğu söylenir. ancak örgütün esas yönetim merkezi portekiz'di. bu ülkeyi de tapınakçıların kurduğu söylenebilir. hatta portekiz'in denizcilikte gelişme nedeni de, örgütün zamanında denizcilerle geçirdiği zaman ve onlardan öğrendiklerini uygulamalarıydı.
devlet kurmak, aşırı derecede zenginleşmek uğruna her türlü illegal işe bulaşmak, bankacılığın temellerini atmak gibi birçok marifetlerini bir araya getirip baktığınızda, aslında tapınakçıların, kapitalizmin temelini attığını söyleyebiliriz.
devlet kuracak kıvama gelmiş olsalar da, avrupa genelinde haklarındaki olumsuz tutum devam ediyordu. bu nedenle bir plan kurdular. buna göre portekiz'de örgüt sözde kapatılacak ama başka bir isimle yeniden açılıp sadece portekiz kralına bağlı olacaktı.
bu planın avantajları vardı tapınakçılar için; malları kilise'nin eline geçmemiş olacaktı (ki bu yüzden daha da zenginleştiler) ve papa ile bir bağlantıları kalmadığından dinle bağlantılı bir hayat sürme zorunluluğundan da kurtulacaklardı. zira örgüt sadece görünürde hristiyandı. oysa bağlı oldukları inancın onunla pek alakası yoktu. daha çok büyülerle, kabala ile, hristiyanlığın yasakladığı işlerle uğraşıyorlardı.
***
birkaç ülkede yeniden palazlanmaya başladıklarında, yeni papa tapınakçılarla tekrar anlaşarak bu durumun nimetlerinden yararlanmak istedi ve böylece portekiz'de "isa tarikatı" adıyla yeniden açılan versiyonunu onayladı örgütün. bunun sonucunda da tapınakçıların yeniden birçok ülkede serbestçe gezmesinin önü açılmış oldu.
reform hareketleri sonrasında kilise güç kaybedince, tapınakçılar yeni bir dayanak noktası aradılar. akıllarına, örgütlerinin dinle alakası olmayan bir benzerini kurmak geldi. böylece devreye mason loncaları girmiş oldu. o zamanlar meslek örgütleri olan loncalara sızan tapınakçılar, bu loncaların koruması altında yükselmeye devam ettiler. birçok lonca içerisinden masonları, yani duvarcı ustalarını seçmelerinin nedeni, hemen hemen benzer mistik inançlara ve sembolizme sahip olmalarıydı.
zamanla tapınakçılar, masonları da kendilerine benzetmişlerdi. loncalar meslek birlikleri olmaktan çıkıp, siyasi tuzaklar kurmak için kullanılan yerler haline gelmiş, loncadan locaya evrilmişlerdi. üstelik bu topluluklar iyice iç içe geçmiş, tapınakçıların büyük üstatları aynı zamanda masonların da büyük üstadı olmaya başlamıştı. örgüt merkezi olarak aynı mekânları kullanıyorlardı. masonluğa kabul törenlerini duymuşsunuzdur. bunlar bile hemen hemen aynı ritüelleri içeriyordu tapınakçılarla.
masonluğa baskın çıkan tapınakçılar, locaların yapısını bir bir değiştirmeye ve onları da gizli örgüt biçimine sokmaya başlamıştı. ünlü iskoç riti tapınakçılar tarafından kurulmuştu ve "masonik rit" adı altında, tapınakçıların sapkın ayinlerini yapmak ve bu tür inançlarını yaymak için kullanılmıştı. tapınakçılar bu arada din karşıtı olan tüm örgütleri de gaza getirip kilise ve hristiyanlığa karşı doldurmayı ihmal etmiyordu.
***
zamanla kilise güç kaybetmeye başladı. tapınakçılar, gelişen dünyaya ayak uydurarak, zenginlik elde etmek için simya, astroloji gibi bilim dışı işleri bırakıp, dönemin gelişmekte olan bilim ve teknolojisine yönelmişlerdi. artık temel bilimlerde kontrolü ele geçirmek için kendilerini eğitiyorlardı.
protestanlık, kilise'ye karşı çıkma araçlarından biri olarak biçilmiş kaftandı. tam da tapınakçıların elinden çıkma gibi görünüyordu. mason localarında toplanan, önemli mevki ve meslek sahibi kişiler, kendilerini iyice siyasi entrikalara vermişti. bu ortam, fransız devrimi'nin de tapınakçıların elinden çıkması için son derece uygundu.
***
gerisi yakın tarih olduğundan çok da fazla izaha ihtiyaç yok. mason locaları günümüzde hâlâ faaliyetlerini sürdürüyor. osmanlı'da bile birçok mason paşa ve devlet adamı olduğunu biliyoruz. aslında bu insanların çoğu, mason localarını bir statü göstergesi olması nedeniyle üye olmaya değer görüyordu. oysa perde arkasında dönenlerden, çoğunun haberi bile yoktu.
1935 yılında localar atatürk tarafından kapatıldıysa da (ki atatürk'ün ölümünün masonların elinden olduğu iddiaları bulunmaktadır. nasıl öldüğüne dair 1-2 kitap okursanız, ölümünün çok da doğal olmadığını görürsünüz) 13 sene boyunca gizlice faaliyetlerini sürdürdüler. 1964'te ise türkiye'deki mason cemiyetleri süleyman demirel'in mason olup olmaması ile ilgili anlaşmazlığa düşerek ikiye bölündü.
günümüzde mason cemiyetlerinin tam olarak nasıl bir yapı içerisinde bulunduğunu doğrusu ben de bilemiyorum. tabii ki kendi sitelerinde, kendileriyle ve misyonlarıyla ilgili birtakım açıklamalar var. fakat bir yandan bu kurumları ve üyelerini töhmet altında bırakmak istemiyorum. bir yandan da geçmişi böylesine karanlık iddialarla dolu cemiyetlerin, bu geçmişten tamamen arınıp "iyilik, güzellik, çiçek, böcek..." şeklinde amaçlarla faaliyetlerine devam ediyor olması ihtimali nedir, onun yorumunu size bırakıyorum.
bu bilgilerin çoğu ve daha fazlası serdar adalı'nın tapınak şövalyeleri adlı kitabında mevcut. okumak isteyen olursa, kutsal kase ile olan ilişkileri dahil oldukça fazla ayrıntıya yer veren bir kitap olduğunu söylemiş olayım, yazıyı bitirmeden.
devamını gör...
kütüphanede ders çalışmak
bana biraz göstermelik eylem gibi geliyor.sonuçta olabildiğince sessiz tutulmaya çalışılsa da, etrafında bir sürü insan oluyor.mutlaka konsantrasyonunu dağıtacak bir hareket, ses , eylem ile karşılaşıyorsun.
bence kişinin kendi odası, çalışabilmesi adına en izole olabileceği yer ama tez yazıyorsan ya da ulaşman gereken kaynaklar varsa, bilgisayarını alıp işini bitirene kadar kütüphanede vakit geçirmen mantıklı.
ya da ilham olması açısından gidip ortamını sevdiğin kütüphanenin seçtiğin bir kısmına otururarak acil olmayan işlerini halledebilirsin.
onun dışında benim sıcak bakmadığım bir eylem çünkü ben çalışırken bölündüğümde delirebiliyorum özellikle bir şey üretmeye çalıştığım ya da ciddi bir şeye kendimi hazırlamaya çalıştığım anlarda çünkü ders çalışırken kendime dahi katı davranırım.sorumluluklarımı yerine getirme konusunda doğal bir asilik geliştirdim.o an istemesem bile, mutlaka o işin başına oturuyorum.
zaten üniversiteyi onurla bitirip, yüksek ve doktora’ya dahil olmamıda sağlayan bu kişisel direncim oldu diye düşünüyorum.daha üniversitede okurken, proseför olmayı planlamıştım.şimdi 2. doktorayı hatta 3. cüyü cümle içinde kuruyorum.
kısaca; kütüphane çoklu bir ortam olması sebebiyle bana göre bir yer değil ama var oluş mantığı her zaman çok güzel.
bence kişinin kendi odası, çalışabilmesi adına en izole olabileceği yer ama tez yazıyorsan ya da ulaşman gereken kaynaklar varsa, bilgisayarını alıp işini bitirene kadar kütüphanede vakit geçirmen mantıklı.
ya da ilham olması açısından gidip ortamını sevdiğin kütüphanenin seçtiğin bir kısmına otururarak acil olmayan işlerini halledebilirsin.
onun dışında benim sıcak bakmadığım bir eylem çünkü ben çalışırken bölündüğümde delirebiliyorum özellikle bir şey üretmeye çalıştığım ya da ciddi bir şeye kendimi hazırlamaya çalıştığım anlarda çünkü ders çalışırken kendime dahi katı davranırım.sorumluluklarımı yerine getirme konusunda doğal bir asilik geliştirdim.o an istemesem bile, mutlaka o işin başına oturuyorum.
zaten üniversiteyi onurla bitirip, yüksek ve doktora’ya dahil olmamıda sağlayan bu kişisel direncim oldu diye düşünüyorum.daha üniversitede okurken, proseför olmayı planlamıştım.şimdi 2. doktorayı hatta 3. cüyü cümle içinde kuruyorum.
kısaca; kütüphane çoklu bir ortam olması sebebiyle bana göre bir yer değil ama var oluş mantığı her zaman çok güzel.
devamını gör...
edip cansever
bu aralar ellerim hep üşür benim... doktor kansızlık der, ben sensizlik derim.
edip cansever
edip cansever
devamını gör...
cahilim ama sözlüğe üyeliğim var başlıkları
bu başlıktır.
çünkü adamın yazdığı tanımı okusan yanlış anlaşıldığını anlarsın.
ne bu insanların birbirini taşlama sevdası.
çünkü adamın yazdığı tanımı okusan yanlış anlaşıldığını anlarsın.
ne bu insanların birbirini taşlama sevdası.
devamını gör...
en korkulan ölüm şekli
boğularak ve yanarak ölmek.
ayrıca banyoda ya da tuvalette ölmekten de ödüm kopuyor, hafazanallah.
ayrıca banyoda ya da tuvalette ölmekten de ödüm kopuyor, hafazanallah.
devamını gör...
ümitcan uygun'un gözaltına alınması
tabii ki göstermelik, milletin gazını almak için yapılan gözaltıdır, bu kadarla da kalacaktır. bu kadar da eminim çünkü artık memlekette şaşırtacak hiçbir olay olmuyor ve uzun zaman da olmayacaktır. bu pislik zamanında elini kolunu sallaya sallaya ortalıkta dolaşamıyor olsaydı o zaman şaşırırdık işte.
devamını gör...
kyk borcu olan yazarlar
daha okul bitmeden derdine düştüğüm şeydir. arada bir vuruyor kafası sonra geçiyor.
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
sözlükten bir süre uzak kalınca millet merak eder sandım kimse s.klememis. cidden motivasyon oldu.*
devamını gör...

