bursa'da merkezi bir semtin ismi.
buraya giden insanlar heykele çıkıyorum der. neden bilmiyorum heykele gidilmez, çıkılır.

atatürk heykelinden alıyor sanırım ismini, müzenin önündeki. lisede karış karış gezdim daracık, yokuşlu sokaklarında.
vay ki gençtim!
devamını gör...

birine aldığım hediyeyi kullandığını görmek. aşırı mutlu oluyorum.
devamını gör...

gençliğimin geçtiği, o bar senin bu bar benim dolandığım, bir zamanlar sallanan bütün kaldırım taşlarını bildiğim ilçe.
devamını gör...

1971 yapımı ali baba ve kırk haramiler filminde söylenen kırk haramiler marşı olarak da bilinen şarkının korkutucu nakaratıdır.

daha minik delikanlıyken mahallede "deli fatih" denen psikopat yarmanın bu nakaratı söyleyerek beni kovaladığından beri duyunca hala korkarım.
devamını gör...

melkor, ıluvatar’ın yarattığı ilk ve en güçlü ainur’dur. hiçliğin içinde gölge gibi dans etmiş, gizli alevi bulmak için zamandan ve mekandan ari olarak hiçliği kendisine ev edinmiştir. gizli alev'in hiçlikte yer almaması ise onun için kötü bir sürpriz olmuştur.

ainur müziğinin ruhunu kirlettiğine inanılır. ben şahsen böyle olduğuna inanmıyorum zira melkor'un tolkien evreninde metal müzik yapmaya çalışan öncül bir karakter olduğu kanısındayım. müziğinin gümbür gümbür olması ise buna delalettir. zaten melkor'a duyduğum sempatinin tek nedeni de, tolkien evrenine metal müziği getirmiş olmasıdır. yoksa evlat olsa sevilecek bir karakter değil. tabi sonrasında eru'nun kafası atmış ve müziği durdurmuştur.

işte zurnanın zırt dediği yer de burası olmuştur. içindeki heyecanı, öfkeyi, isyanı notalara dökememek melkor'u çığırından çıkarmıştır. valar'ın inşa ettiği tüm güzellikleri yok etmek için alevler içindeki tacı ile birlikte, arda 'ya inmiştir.

ılluin ve ormal'a saldırıp. almaren'i yok etmiştir. sonrasında hizmetkarı sauron'u da alıp kayıplara karışmış. utumno'ya kaçmıştır.

elbette bu dönemi de boş geçirmedi. burada tolkien evreninin kadim yaratıklarından olan balrog'ları yani ateşin kırbaçları'nı yarattı. gittikçe güçleniyordu. angbad'ı inşa etti ve sauron'u buraya yerleştirdi. valar melkor'u durdurmaya yeltenmiş olsa da, ''atı alan gondor'u geçmişti.'' onun gücü karşısında yapacak bir şeyi kalmamıştı. bozguna uğradı.

böylece melkor'un devri başlamıştı. hem de ne devir! elfler'i zindanlara kapattı, onlara türlü işkenceler yaptı. en fenası da ıluvatar'ın çocuklarını kara büyü aracılığı ile eciş bücüş orklara dönüştürmesi oldu. bu yara asla kapanmadı. orklar orta dünya üzerinde her daim yürüdü ve kötülüğün alt zümre hizmetkarları oldular.

valar bu duruma çok içerledi. o ca(ğ)nım elflerin, eciş bücüş yaratıklara dönüşmesini, midesi kaldırmadı. son bir gayretle melkor'un üzerine yürüdü. utumno düştü, melkor yakalanarak, hapsedildi. angainor'un efsunlu zinciri bileklerinde ve vücundaydı artık. çaresizliği iliklerlerine kadar hissediyordu. alçaldı. alçalabildiği kadar alçaldı...

kurtulması lazımdı. metalci melkor gitti arabeskçi melkor geldi. yalvardı da yalvardı. bu kadar arabesk manwe'nin ruhuna da iyi gelmedi. bir yerde dayanamadı ve melkor'u affetti. bu arada sauron çoktan topuklamıştı.

melkor yeniden ortalıkta gezmeye başlar başlamaz, fitne fesat ne varsa oraya buraya aşıladı. melkor böl/parçala/yönet taktiğini kullanmaya başlayarak tolkien evreninde ''siyaset bilimi''nin de babası haline geliverdi. feanor'un aklını bulandırdı. ortalıkta huzur namına bir şey kalmadı. silmarilleri türlü hile ve desiselerle almaya çalıştıysa da olmadı.

baktı bu iş tatlı dille olmayacak, ungoliant'ı yanına çekip yola koyuldu. kasvet dokuyan için melkor'un çağrısı bulunmaz bir nimetti. birlikte valinor'a saldırdılar. dev kara örümcek ışığın kaynağı olan iki ağacın özlerini emerek onları kuruttu. artık orta dünya'nın üzerinde ''makber''in ezgisi ve sözleri yankılanıyordu. her yer karanlık....

bu arada melkor finwe'yi öldürdü ve silmarilleri alıp tabanları yağladı. feanor'un laneti ile birlikte artık yeni bir adı vardı. morgoth!

ungoliant'a pek çok mücevher verdi. lakin kara örümceğin gözü bir türlü doymuyordu. kafayı silmarillere takmıştı. melkor'un harap ve bitap bir halde olduğunu biliyordu. isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara diyerek, silmarilleri istedi. elbette melkor silmarilleri vermedi. ungoliant'ın kafası attı ve melkor'a saldırdı. ışığı emen neredeyse melkor'u alt ediyordu. derler ki; ungoliant melkor'u ağlarıyla sarıp sarmaladığında, melkor'un çığlıkları angband'dan bile duyulmuş.

lakin melkor şanslı bir ainur. balrog'lar efendilerinin çığlığını duyunca olay yerine hemen intikal etmiş ve ungoliant'ı püskürtmüşlerdir.

böylece paçayı sıyıran melkor efendi yeniden angband'a dönmüştür. kendisini toparladıktan sonra orta dünyaya gelen feanor'u ''2. beleriand savaşı''nda öldürdü. aslında bu savaşta her şey feanor'un istediği gibi gidiyordu. feanor melkor'u angbad'a kadar kovalamıştı. lakin bir anlık boşluk feanor'un, gothmog ve balrogların saldırısı karşısında, eru'nun rahmetine kavuşmasına sebep olmuştur.

ama orta dünya'da kahramanlar tükenmez. yaman savaşçı finarfin oğlu fingolfin melkor'u bozguna uğratmayı kafasına koymuştu. ilk denemesinde başarılı olamasa da, ikinci denemesinde melkor'un defterini dürmüştür. dagor aglareb yani görkemli savaş ile birlikte melkor yine arazi olmuştur.

melkor arazi olmuşsa korkacaksınız. ne yapar eder, intikamını alır. bu kural bozulmamış, melkor, ard-galen'den aşağı alevden nehirler yollayarak pek çok elfin ve noldor prensinin ölümüne yol açmıştır.

fingolfin hiddetlenmişti. yine angbad'ın kapılarına dayandı. kale kapısına doğru yöneldi ve melkor'a seslendi; ''öne çık yeter! karanlıkta gizlenme seni korkak!'' diyerek onu teke tek dövüşe davet etti.

melkor bu düelloyu yapmak istemiyordu. ancak hizmetkarlarının önünde madara olmakta istemiyordu. el mecbur kapılardan dışarı çıktı. fingolfin kılıcı ringil'i ustalıkla kullanıyordu. melkor'un çekici havayı döverken. fingolfin melkor'u 7 kere yaralamıştı. melkor'un çığlıkları karizmasını yerle bir etmişti. madara olmanın eşiğine gelmişti.

melkor şansı denen bir şey kesinlikle var. aksini iddia edene selam bile vermem. şanslı hergele...

tam işi bitti denilirken, yine yırttı. bu seferde fingolfin'in ayağı takılmış ve melkor'un önüne düşmüştü. melkor fingolfin'in boğazına bastırarak son darbeyi vurmaya hazırlanırken, ringil'in soğukluğunu bacağında hissetti. iyice hiddetlenmişti. fingolfin'i çekiciyle parçalayacakken thorondor araya girdi ve melkor'u gözünden yaraladı. fingolfin'i alıp, kayıplara karıştı.

melkor silmarillerden birini luthien'in şarkısından çok etkilendiği için kaptırdı. beren - luthien aşkı melkor'u mat etmişti. soyguncu melkor soyguna uğramıştı. bu olaydan sonra melkor ''sayısız gözyaşı savaşı''nı da kazanmayı başarmıştır. lakin kredisi tükenmektedir.

ve ''öfke savaşı'' ile birlikte her şey nihayete erdi. earendil topunu, tüfeğini topladığı gibi melkor'un üzerine yürüdü. melkor bu sefer şapkadan tavşan çıkartamamıştı. tutsak edildi. yeniden angainor ile zincirlendi. bu sefer sonsuza değin...

onca olay, onca yıkım ve acının müsebbibi melkor artık zararsız hale getirilmişti.

yine de insan, keşke şu adamın metal müzik yapmasına izin verseydiniz demekten kendini alamıyor. belki izin verseler, tüm bunlar yaşanmayacaktı. tıpkı hitler'in resim konusundaki başarısızlığının dünyaya çıkarttığı fatura gibi, melkor'un engellenmesi de orta dünya'ya çok pahalıya mal olmuştur.
devamını gör...

eğer mutlu uyuyacak olmanız tek bir mesaja bağlıysa beklemeyin atın o mesajı dedirten başlık. dostlar belki yıllar önce olsa birisiyle iletişime geçip aklımızdaki tüm belirsizlikleri ortadan kaldırmak için mektup yazmamız gerekirdi hem de karşı taraftan mektup alabilmek için belki aylarca bile beklememiz gerekebilirdi fakat şuan yaşamakta olduğumuz dönemde birisiyle iletişime geçmek için saniyeler bile yetebiliyor. haydi ne duruyorsunuz atın o mesajı ve sizi üzen belirsizlikler yaşamanıza sebep olan bu durumdan kurtulun. hayat kısa kuşlar uçuyor ve dünyada bizlerden daha değerli hiçbir şey yok kimsenin de bizleri üzmeye hakkı yok.. atın o mesajı..
devamını gör...

noodle 3 lira olmuş.
devamını gör...

geçen elimde telefonla sandalyeden düştüm, telefonun üstüne düşmemek için bileğimin üzerine düştüm. ne evi ne arabasından bahsediyor bunlar anlayabilene bravo.
(bkz: araba almanın imkansız olması)
(bkz: sıfır araba almanın imkansız olması)
(bkz: artık bilgisayar almanın imkansız olması)
aklımızla dalga geçen açıklamalar
devamını gör...

bir kısmı eyt li oldu hak istiyor .bir kısmı 65 yaşında emekli mi olunuyor diye kızıyor .bir kısmı madenlerde hak istiyor. bir kısmı köyümüze hes istemiyoruz diyor. bir kısmı kadın cinayetleri dursun nerede adalet diyor böyle gider bu.
devamını gör...

tiyatro yazarlığıdır efendim.
devamını gör...

bir milyoncunun lacivertidir. japon pazarı tabelasına aldanıp pür neşe dükkana girince ürünlerin çin malı olduğu görülür. ürün yelpazesi hayli geniş ve cezbedicidir.
devamını gör...

hastanın hastalığı ile ilgili bilgilerin sistematik olarak elde edilmesi ve
kaydedilmesidir. klinik olarak doğru tanı koymayı asıl sağlayan anamnez almaktır. tanının %70’i anamnez, %20’si fizik muayene, %10’u ise laboratuvardır. iyi bir anamnez doğru yönlendirmeler ile çok daha hızlı tanı koyulması ve tedaviye daha erken başlanılabilmesi adına önemlidir. açıklayıcı ve tıbbi olmaması gerekir.
anamnez şeması
1-demografik veriler
2-ana şikayet
3-son hastalık hikayesi ve seyri
4-özgeçmiş
5-soygeçmiş
6-sistemlerin gözden geçirilmesi
devamını gör...

kahraman mı, karakter mi, tip mi tartışılır. ama adı unutulsa da kendi unutulmayan kahramanlardandır bazarov

(bkz: babalar ve oğullar)
devamını gör...

aman canım sende. değiştiririz gider. ilahi psg.
devamını gör...

sen to chihiro no kamikakushi, hayao miyazaki tarafından yazılıp yönetilen "uzun metrajlı en iyi animasyon filmi" oscar'ını kazanan japon animasyon filmidir.

birçok ödül kazanan film aynı zamanda oscar kazanan ilk animedir.
kamikakushi kelimesi japon kültüründe gizemli bir biçimde ortadan kaybolan kişiler için, onların öfkeli bir tanrı tarafından kaçırıldığına inanıldığında kullanılır.
chihiro ise filmin kahramanı 10 yaşında sevgi dolu bir kızdır.
mükemmel senaryosu ve müzikleriyle çok severek izlenen bu film gerçek sevginin en yalın, en doğal anlatımıdır.
japon sinema tarihinin en başarılı filmi olarak gösterilen spirited away filminde chihiro sihirli yiyeceklerden yiyen ve domuza dönüşen anne babasını kurtarmaya çalışır.
japonların dini inancı shinto’ya göre ormanların, denizlerin her şeyin ruhu vardır. filmde hamama gelen müşteriler, shinto dininin dünya üzerinde bulunan her maddenin ruhunu temsil eden tanrılarıdır aslında. filmde her karakter ile mevcut sisteme de gönderme yapılır. örneğin kamaji ve yubaba arasındaki ilişki japonya’daki hiyerarşik sisteme göndermedir. hamamın en üst katında yaşayan yubaba patrondur ve bodrum katında çalışan kamai ise işçi.
alışılagelmiş animasyonlardan kendisini ayıran; insanların isimlerinin onların hayatını, kişiliğini etkilediğini anlatan bu filmden anlıyoruz ki… chihiro'nun ayak bastığı o büyülü dünya aslında bizim bulunduğumuz dünyadır. bu dünyaya ayak basan herkes kim olduğunu unutur. hatırlamak serüveni ise sancılıdır. bu dünyanın nimetlerine dalanlar chihiro'nun anne babası gibi hayvana dönüşmeye başlar. ölümcül bir büyü gibi gözüken bu durumdan kurtulmanın tek yolu saf sevgi ile sevmek ve sevilmektir.
devamını gör...

t: "keyif veren bir durum karşısında bön bön gülmek" anlamına gelen deyim. mevzu yine gariban eşeklere patlamış.

"+" kişisi gelir ve gökyüzüne bakmakta olan "-" kişisine sorar:
+o'lum ne lan öyle taze ot görmüş eşek gibi sırıtıyorsun?
-abi, şu buluta bak, ne şekil dimi a**, sigaraya benzemiyo' mu? ehehe
+...
-...
devamını gör...

" bütün aldığı eğitim kendisini deşifre etmemek üzerine. o bizi bulmak istemedikten sonra biz onu bulamayız" doğu eşrefoğlu
devamını gör...

neden olduğuna dair bir fikrim yok gercekten.
yani inanmıyor ama iyi bir karakter ise neden sevilmesin? var mesela ateist arkadaşlarım ama kimseye zararı yok hatta iyi bir bilgi ile gidersen iman bile edecek kadarda açık.
devamını gör...

küçücük çocuğu çatışma alanına götürüp
ona muhbirlik yaptırmaya çalışan vatanseverler yüzünden canını yitirmiş gariban çocuk.

sonra da birilerinin çıkıp gariban annesine bir anahtar verip “bak sana daire veriyoruz, oğlun öldü ama evin oldu, mutlu ol.” dedikleri çocuk.

yitip giden çocuğun ardından “iyi ki varsın eren” deyip olamayan vicdanınızı rahatlatabilirsiniz.
devamını gör...

hüseyin nihal atsız’ın ince ama dev romanıdır. ideolojik olarak yazara ve dolayısı ile bu esere önyargılı yaklaşanlar olacaktır. önyargılarını yıkıp okuyan türk edebiyat tarihinin en iyi psikolojik romanlarından birini okumuş olmanın hazzını duyacak, belki 2. kez okuyacak yada başucu kitabı yapacaktır. önyargılı olanlar ise okumadığı halde nihal atsız gibi dev bir yazara burun kıvıracaktır.

ayrıca romanda öyle güzel diyaloglar, öyle ince düşünce, fikir ve sözler yer almaktadır ki insan ezberlemek ister, arada aklına geldikçe açar okur.
selim pusat, güntülü, leyla mutlak gibi karakterlerin arasında, çevremde ki okurlardan gözlemlediğim kadarıyla geri planda kalan bir karakter var ki beni esas etkileyen karakter odur. ayşe pusat. yanımda öyle güçlü duracak bir kadın olduğunu düşünürüm de, ah ulan iradesiz selim derim, sen adam mısın diye kızarım.

+ niçin severiz güntülü.
- sevginin niçini olmaz ki efendim... düşünsem makul bir sebep bulabilirim. fakat bu hakiki sebep olmaz. çünkü biz önce severiz. sonra sevdiğimiz şeyin güzel taraflarını bulmaya çalışırız. bu da hodbinliğimizden doğar.




ummadık yerden gelen iyilik ve nezaket insanları daha çok sarar ve sarsar.





insanlar, babalarıyla analarının dağ gibi ümitleriyle dünyaya geldikten sonra denizler gibi ümitsizlikler içinde boğularak kaybolup gidiyorlardı.




-bazen bir sevgili için her şey bırakılır yüzbaşım.
insan bir öfke anında arkadaşını; bir buhran dakikasında kendini öldürebildiği gibi, aşk denen hastalığın şiddetlendiği bir sırada da istikbalini, halini, mazisini, her şeyini feda edebilir.
pusat doktora istihkarla baktı:
+bunları iradesiz, karaktersiz ve zayıf adamlar yapar.
doktor büsbütün hüzünlenen bakışlarını pencereden ta uzaklara çevirerek cevap verdi:
-en kuvvetli insanların da zayıf anları olur





bana insanlardan mı bahsediyorsun? insanlar mazide ve tarihin yaprakları arasında kaldılar. bu gördüklerin birer karikatürden başka bir şey değildir.





tiyatro bitti, beklemeye lüzum görmüyorum.



roman kısmen hüseyin nihal atsız’ın otobiyografisidir. baş kahramanımız yzb.selim pusat en iyi subayların krallık rejimlerinde yetiştiğini savunması nedeniyle kralcılıkla suçlanarak ordudan atılmış bir subaydır.(romanda tarih geçmez ancak anlatılan yıllar tahminimce 1940 lardır.) selim pusat’ın babası ve dedesi de subaydır.
hüseyin nihal atsız tıbbiyeden arap kökenli olduğu için bir teğmene selam vermemesi nedeniyle atılmış bir subay namzetidir. onun da babası ve dedesi subaydır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim