çok önemli bir özelliğini yitiren ev bölümü.

eskiden hatırlar mısınız bir bekleme yeriydi bu balkonlar* . ebeveynlerin akşam üzeri çocuklarını beklediği yerdi. akşam karanlıkta okuldan dönerken yarı oranında insanlar balkonda eşini, çocuğunu bekliyor olurdu. bildiğin night watch gibi lan*

eve birisi geç kaldığında balkona çıkıp sokağın başına bakmak vardı. lan bu nasıl bir acizlikti ya. gelen kişi nerede, bir şey mi oldu, bir yere mi takıldı bilmiyorsun. sıfır bilgi ile balkonda tahmin yürütüyorsun. hele karamsar bir manyak isen haftada bir kaç kez bu ızdırabı yaşıyordun. bu telefonlar, internet ağları falan çok büyük olay. buzdolabından sonra en iyi icatlar bence telekomünikasyon sektöründe oldu. ben şimdi şimdi eve gelecek kişiye canlı konum attırıyorum eve tam girme saatini bileyim diye* sağındaki markete gir oradan şunu al diyorum. bütün bilgileri emiyorum. düşünmüyorum nerede bu diye. bu yoktu daha on beş yıl önce. balkonunun ne kadar çevreyi görüyorsa iletişim ağın ondan ibaretti. şaka gibi *mk.

eve geç kaldıysan da sorun. tam hoşuna giden bir ortam geliyor kalamıyorsun evdekilerin haberi yok diye. şimdi akıllarına kötü şeyler gelir endişesi çocuk yaşında içinde. balkonda seni bekleyeni düşünüyorsun. s**eyim böyle bir dert olamaz. o sokağa girdiğinde anneyi görüyorsun genelde balkonda. durduk yere can sıkıcı bir durum. niye beklettin bakışları balkondan. benim suçum yok dosti telefon geç bulunmuş olabilir en fazla.

birde balkondan seslenme var yakın mesafeye. eve çağırma. anneler bağırırken kelimeyi uzatıp sesin yönünü dağıtıyordu kafalarını çevirerek. kapsama alanını artıyor.* bildiğin bildirim gibi düşüyordu hayatına yemek hazır diye. ilkel iletişim aracıydı balkon. binlerce yıldır bağırarak iletişim kuruluyordu. son 15 yılda değişmesi ve her iki döneme de şahit olmamız nereden baksan şans.
devamını gör...

bir insanın ne kadar cesur olduğunu anlatmak için erkek cinsel organını refere eden argo terim.

çünküm cesaret, açık sözlülük, gözüpeklik falan ancak erkeklere özgü tavırlardır.

kadınsanız ve bu özellikleri gösteriyorsanız da erkekleştirilmeniz gerekir.

"çok taşaklı kadın haa" takdirini alır ve bir çift minnoş testisle ödüllendirilirsiniz. *
devamını gör...

izlediğim en iyi diziler arasındadır diyebilirim. benim için ''oz'' ''battlestar galactica'' ve ''six feet under'' tanrı dağının zirvesindeki kutsal üçlüdür. onların arkasından gelen ikinci dalga dizi tercihlerimi sıralamaya başlarsam ''the americans''bu ikinci grubun en başlarında yer alır. evvela dizi anlattığı dönem özelinde ayrıntılara çok dikkat edilerek çekilmiş. bir kaç bölüm sonra yarattığı havanın içine balıklama atlıyorsunuz. soğuk savaş dönemini ve bu dönemde yaşanan tüm politik olayları da özellikle ilk sezonlarında olabildiğince * tarafsız işliyor. dizinin içinde alayına giden süper ajanlar yok. insan ajanlar var. acıları, korkuları, ikilemleri, sıkışmışlıkları, inanmışlıkları, sorgulamaları ve yaşadıkları benzeri duygusal dalgalanmalar ilmek ilmek işlenmiş.

tabi bunda oyunculuklarında inanılmaz önemi var. philip jennings'i canladıran matthew rhys bana göre bu konuda dizinin lokomotifi. dizinin ilk bölümlerinde; ''hay ben senin kalıbına...'' diyerek itina ile gömmek istediğim karakter, ilerleyen her bölümde resmen gözümde büyüdü. elizabeth jennings'i canlandıran keri russell'da ha keza çok başarılı. dizi başlarken philip dönme dolap kıvamındayken, elizabeth tam bir adanmış nefer modunda takılıyor ve yargı dağıtıyordu. sonrasında yaşanan olayların bu ikiliyi her anlamda yakınlaştırdığını gördüğümüzde yaşanan değişim her iki oyuncunun yarattığı sinerjinin ürünü diye düşünüyorum. aslında bu dizi için yazılacak sayfalarca yazı ve tartışılabilecek yüzlerce ayrıntı var lakin izlemeyenler için ipucu vermek istemediğim için oralara hiç girmeden, kenardan köşeden yazmaya çalışıyorum. mesela yine benim en hoşuma giden karakterlerden birisi margo martindale'in canlandırdığı claudia karakteri. kadın, ajanların efendisi gibi bir şey. zamanında tek yüzüğü parmağına takmış ama hüküm dağına varana kadar o yük onu öyle bir yıpratmış ki anlatamam. bilgeliği ve soğukkanlılığı da zaten buradan geliyor artı o karakter için de oyunculuk beş numara on yıldız diyebilirim.

nina krilova ve martha hanson karakterleri de iki taraf açısından kurban karakter olgusunu o kadar güzel veriyor ki, ah ulan deyip hayıflanmadan edemiyorsunuz. * stan beeman karakteri ise benim dizide bir türlü ısınamadığım ve canım sıkıldıkça saydırdığım karakter olma özelliğini gösteriyor. tamam adam feleğin çemberinden geçmiş. sızma görevinde falan bulunmuş lakin kafa attırıcı bir yönü var. gıcık oğlu gıcık. hele ki karşısında philip gibi bir karakter varken 10 bin kere yüz bin kere gıcık. tabi bir de sonradan olay örgüsüne orta yerinden giren bakan oğlu oleg ıgorev var. oda enteresan karakter. onun üzerine da bayağı konuşulur. nevi şahsına münhasır bir arkadaş. gabriel de, claudia'nın yerini tutmasa dahi her ikisi de aynı yolun yolcusu ve daha neler neler...

ez cümle politik gerilim filmlerini/dizilerini seviyorsanız, akıl oyunları ve türlü türlü stratejiler içeren, kısmi anlamda gerçekçi ve oyunculukları sağlam olan bu diziyi izlemenizde fayda var derim. şurada ipucu vermemek için 30 bin takla attım ki bu konuda kendimi tebrik etmem lazım. yoksa şu dizi için freni patlamış kamyon gibi durmadan yazmam lazımdı *
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
an itibariyle google'a kafa sözlük yazıldığında mahlasını gördüğümüz yazar.
ünlü olduktan sonra bizi unutmamasını umduğum yazardır*.
devamını gör...

benden önce mutfakta olan kişinin bulaşıkları lavabonun içinde bırakması ve lavabonun öyle ağzına kadar dolu bir vaziyette durması. tezgahın üstüne bari bırak da lavabonun altında akıtıp makineye koyması kolay olsun be insan! yazmak bile sinirlendirdi.
devamını gör...

bilenler bilir, criminal programlara bir çeşit bağımlılığım söz konusu. discovery id’nin zaten abonesiyiz. onun haricinde pek çok suç / psikolojik türünde diziyi de izlemişimdir. özellikle ingiliz ve iskandinavlar bu işi güzel yapıyorlar. küçücük bir kasabada gerçekleşen cinayeti çözmeye çalışırken ortaya çıkan ilişki ağlarını ve karakterlerin katmanlarını keşfederken fonda uzayıp giden o karlı manzaralar ve aksiyonsuz bir ağırlıkla çözülen hikayeleri izleyen o manyak benim evet.

bu yüzden netflix’e gelen yeni dizimiz white lines’a da hemen bir şans vereyim dedim. * efendim öncelikle bu tarz yapımların büyük çoğunluğunun * sadece kafa dağıtmalık, işten yorgun gelip yatmadan bir şeyler izleyeyim ama beni yormasın diyebileceğiniz yapımlar olduğunu maalesef söylememiz gerekiyor. white lines’a başlarken de bundan dolayı beklentilerim oldukça düşüktü ama sonradan öğrendim ki la casa de papel’in yaratıcısının yeni yapımı imiş. keza hikaye anlatımı hiç fena değil. toplamda on bölümden oluşan bu dizide (finale bakarsak ikinci sezonu olacakmış gibi durmuyor) olayları şimdiki zaman, geçmiş ve yakın geçmiş olmak üzere üç farklı zaman içerisinde izliyoruz. ana karakterimiz zoe, yirmi yıldır kayıp olan abisinin cesedinin ortaya çıkması ile onun başına ne olduğunu çözmenin peşinde ibiza’ya giden bir ingiliz abla. kendisi abisinin kaybı yüzünden vakti zamanında intihara da kalkışmış, psikolojik olarak biraz dengesiz ve anksiyete sahibi bir anne olarak bu olayı çözmezse bir türlü hayatına normal bir şekilde devam edemeyeceğini düşünerek tek başına yollara düşer. tabii ada onu alışık olduğu sakin ve güvenli yaşamdan çok farklı bir maceranın içine sürükler. abisini eski arkadaşları, sevgilileri, düşmanları ve babasının ağzından dinleyip aslında neredeyse hiç tanımadığını anlarken gerçek kendisini de keşfetmeye ve kaybettiği kendi gençliğini de yıllar sonra yaşamaya başlar.

bu arada dizinin +18 olduğunu hatırlatmakta fayda var. cinsellik, şiddet, cinayet, uyuşturucu madde kullanımı, seks, drugs and rock’n roll yani ne ararsanız var. yani sonuç olarak ibiza'dayız gençler...

ama dizinin kendisini izletmesindeki en büyük pay sanıyorum boxer karakterine ait. yani şimdi yok artık tepeler bu adama mı aşık oldun derseniz kalbimi kırarsınız. ben de farkındayım “some bad boy problems” ama yapacak bir şey yok. allah da beni böyle yaratmış! üzerine de çocukluğumda bilimum serseri karakterin olduğu kitaplar okutmak sureti ile erkek prototipimi şekillendirmiş!

bir de yazarları tebrik ediyorum karakterin dozunu çok iyi ayarlamış allahsızlar. vallahi adamlar biliyor bu işi; tabana yerleştir serseriliği, üzerine bir doz romantizm; hem sanatsal yönü olsun, hem kalksın gecenin dördümde lazanya yapsın... üstelik sevdiklerine karşı sadık olması ve o tatlış gülümsemesi arada bir kokain kullanmasını ve nadiren de olsa adam öldürmesini (vallahi çok pis kötü adamlardı öldürdükleri, hep hak etmişlerdi!) göz ardı etmemize yetmez mi?

şuraya kendisinin bir adet görüntüsünü bırakıyorum.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

boxer! beni bul! *
devamını gör...

“ bulanık çıkmış fotoğraflar gibiyim.”

-edip cansever.

“ve gün geçtikçe belirsiz hale geliyorum.”

-benden olsun.
devamını gör...

kız kulesine bakan,galata kulesi olmak,isterdim.
devamını gör...

türk işi amy winehouse.
devamını gör...

kendisine tepki gösterenlerin neden kürtçe kendi dillerinde değil de türkçe dilinde tepki gösterdiklerini anlayamadığım paylaşım. istediğiniz kadar türk'üm demeyin istediğiniz kadar lazım, kürtüm, çerkezim, arabım, ermeniyim, rumum vs. deyin.

bu ülkenin majör etniği türk milletidir, ülkenin adı "türkiye" yani türk yurdu demektir, dili türklerin konuştuğu türkçedir siz de otorite kimdeyse onu ister seve seve ister zorlaya zorlaya kabul edeceksiniz. yarın öbür gün otoritede kürtler, araplar, ermeniler, lazlar onlar bunlar majör konuma gelirse işte o zaman haykıra haykıra "ben şuyum" diyebilirsiniz.

ha siz yine kendi aranızda ben şuyum ben buyum deyin benlik hiçbir sıkıntı yok ama minör konumda gelip de majör konumdakine "dil hakkı isteriz, okul isteriz onu isteriz bunu isteriz." diyemezsiniz derseniz kafanıza balyozu yersiniz. bu ülkede genel olarak türk etniğinin kasıtlı olarak yaptığı bir ayrımcılık veya ırkçılık yoktur sadece haddini bilmeyene haddinin bildirilmesi vardır.

siz köprü yıkıp isyan ederseniz türk milleti de o köprüyü sizin başınıza yıkıp üzerine sigara içer:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

öte yandan bu ablamız büyük ihtimalle yeşil top. yani "vatan millet sevdalısı" tiplerden. bu paylaşımı provokasyon olsun diye yapmış olduğu çok bariz. zaten malum "isminin yanında türk bayrağı olan" profiller bol bol alıntı yapmış, ablamıza destek çıkmışlar. yani bir yandan tepki gösterenlere de hak veriyorum.

neyse uzun ve boş bir entry oldu okuyan bordo berelidir.
devamını gör...

bebek gibi hissediyorum. kahvemi içtikten sonra pop mix eşliğinde hazırlanacağım. oooh bugün ve bundan sonraki günler benim çünküüüü kurtuluyorum burdann!
devamını gör...

fragmanı 33 milyon izlense de hakkında pek fazla yorum bulunmayan apple tv plus dizisi. senaryosu peaky blinders'tan bilinen (bkz: steven knight) tarafından yazılmış ve 2019 yılında 1. sezonu yayınlanmıştır. dizide (bkz: jason momoa), (bkz: sylvia hoeks), (bkz: alfre woodard) gibi isimler yer almaktadır.
dünyayı saran bir virüs sonrasında tüm insanlık görme yeteneğini kaybeder. yüzyıllardır doğan herkes kördür ve buna adapte biçimde yaşamlarını sürerler. eskiden görebilen insanları da lanetlerler. çünkü görebilen insanlar yüzünden dünya harap olmuştur, hastalıklar ortaya çıkmıştır, doğa katledilmiştir. böyle bir düşüncenin hakim olduğu dünyada bir kadın görebilen iki bebek dünyaya getirmiştir. sözde lanetli olan bu bebeklerin hayatta kalma mücadelesini anlatır dizi.
yer yer mantık hataları olsa da bilimkurgu dizisi olduğu için göz ardı edilebilir. tek solukta kendisini izletti ve beğendiğim bir dizi oldu. 2. sezonunun ne zaman geleceği hakkında net bir bilgiye de ulaşamadım ama umarım çabuk gelir. öyle bir sezon finalinden sonra merakla bekliyor insan.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kitap okumayı seviyorsa, ondan mutlusu olmaz. hayattaki tüm şansını çekilişte kullanmış kişidir aynı zamanda.*
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"kimse sana özgürlüğünü vermez, kimse sana eşitliği, adaleti ve başka hiçbir şeyi vermez. eğer gerçekten adamsan bunları kendin alırsın."
beyazların şeytan olması, sadece siyahların müslüman olabileceği inancı onun hapisteyken tanıştığı cemaatin görüşüydü. hac için mekke'ye gidince islamın ne olduğunu öğrenebildi.
devamını gör...

bir belgeselde kanundan uzun süre kaçabilmiş bir suçlu şöyle demişti:
dünyanın en pahalı işi kaçak yaşamaktır. 1 liralık bir ekmeği 100 liraya alabilirsiniz. büyük ihtimal tosun parayı bitirdi.
devamını gör...

müptelalık.
devamını gör...

kızın yılların kamyoncusu olduğunu gösterir. ciğerlerinin akıbeti hakkında ilginç düşüncelerim var.
devamını gör...

hoşuma giden, güldüren başlıklar görünce beğeniyorum ve yazarını da severek takip ediyorum sonra da gidip övüyorum. ne var bunda.* hep mi kavga edelim, kötüleyelim. kaos ortamı mı yaratalım, ne yapalım. şimdi senin nick altına da geliyorum.*
tanım: nick altı yorumlarını övücülük olarak tanımlayan yazar.
devamını gör...

aydınlık yerlerin rahatsızlık vermeye başlaması, gülme yetisini kaybetmek, neden yalnızım neden yanımda kimse yok gibi sorular sormak.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim