bir kadına edilebilecek en güzel iltifat
-sesinin bir alımı var, sanırsın dünyanın en güzel atı dünyanın en güzel çayırlarında nazlı nazlı salınıyor.....
+bunu yazsana bir yere.
ricası emirdir...
edit : lan olm, kadın iyi ki "at gibi kadın mıyım lan ben?" diye çemkirmedi, hiç uyarmıyorsunuz da ahahha
+bunu yazsana bir yere.
ricası emirdir...
edit : lan olm, kadın iyi ki "at gibi kadın mıyım lan ben?" diye çemkirmedi, hiç uyarmıyorsunuz da ahahha
devamını gör...
normal sözlük’ün çok da kafa olmaması
sözlük açıldığı anda 40 yıllık dostmuş gibi şaaapmak isteyen yazar beyanı. dur daha agam. bi alışalım kaynaşalım
devamını gör...
affetmek
affetmek, bağışlamanızı gerçekten hak edip etmediklerine bakılmaksızın, size zarar veren bir kişiye veya gruba karşı kızgınlık veya intikam duygularını serbest bırakmak için bilinçli ve kasıtlı bir şekilde verilen karardır. özellikle hristiyanlıkta* çok önemli bir yer tutar. bunun altında da bizim de hata yaptığımız ve bu hataların affedilmesini beklerken bize yapılan hataları affetmememizin bencillik/kötü/anlamsız olduğu mentalitesi yatar. hatta incil'de şöyle geçer: birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. tanrı sizi mesih'te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.
ama bence bu çok yanlış bir düşünce. bazı eylemleri affetmek insanı özgürleştirir, onun üzerine daha fazla düşünmezsiniz. ancak bazı eylemler var ki affedilmesi insana daha çok zarar verir. o yüzden eğer insanın içinden affetmek gelmiyorsa, affetmemeli.
aynı zamanda bir durumun size daha fazla zarar vermemesi için affetmek şart değildir. onun yerine sadece geçmişi geçmişte bırakmayı tercih edebilirsiniz. bu durum aşağıdaki yazıda çok güzel bir şekilde açıklanmış:
huzuru bulmak için affetmeye gerçekten ihtiyaç var mıdır?
birçok hasta, ister yakın zamanda ister uzun zaman önce meydana gelmiş olsun, önemli bir ilişkide yıkıcı bir ihanetin neden olduğu incinme ve duygusal acıdan kurtulmak için terapiye gelir.
mücadele ettikleri ve zorlandıkları konu çoğunlukla affetme meselesidir. affetme eyleminin erdemlerin en büyüğü ve sevginin en yüksek şekli olduğu söylenir. yine de bizi inciten ama bağışlamamızı hak etmeyen birini nasıl affederiz? suçlu kişi, söylediklerinizi kabullenemeyecek kadar savunmacı olduğunda, gerçekten özür dilemesi gerektiğini hissetmediğinde veya sadece olayı anlamadığında ne yaparsınız?
bunlar, müşterilerle yaptığım çalışmalarda beni zorlayan ve sık sık üzerinde düşündüğüm sorulardan bazıları. bu nedenle yakın zamanda en sevdiğim yazarlardan birinin affetme bölümü olan yeni bir kitabını bulduğumda hemen satın aldım. psikolog ve tanınmış bir ilişki uzmanı olan harriet lerner, "neden özür dilemiyorsun?" adlı bu kitapta, bizi incitenleri her zaman affetmek zorunda olup olmadığımızı ele alıyor. kitap o kadar çok bilgelik ve rehberlik sunuyor ki onun fikirlerinden bazılarını bu yazıda paylaşmak istiyorum.
affetmekle ilgili fikir ve inançlar
affetmek hakkında çok şey yazıldı. affetmenin erdemini ve gerekliliğini benimseyen ve bizi inciten insanları affetmeye teşvik eden bir kültürde yaşıyoruz. en yaygın inanışlardan bazıları, affetmeden huzur olamayacağı, yalnızca affetmenin yaralıları öfke ve nefretten kurtarabileceği ve bunun iyi bir zihinsel ve fiziksel sağlık için bir gereklilik olduğu şeklindedir.
affetmek derken, bir şeylerin artık bize yük olmamasına ve geçmişin geçmişte kalmasına izin vermekten mi bahsediyoruz?
birçok insan "affetme" kelimesini kullansa da aslında affetmekten bahsetmiyor. bunun yerine, öfke, acı ve kızgınlık gibi yoğun duyguları artık hissetmeme arzusuna atıfta bulunuyorlar. lerner'in dediği gibi: "affetmek istiyorum" genellikle "bunu aşmak ve biraz huzur bulmak istiyorum" anlamına gelir. "çözüm", "bağımsızlık", "yoluna devam etme" veya "geçmişi geçmişte bırakma" gibi kelimeler veya ifadeler aradıklarını daha iyi tanımlayabilir.
affetme ile geçmişin geçmişte kalmasına izin vermeyi birbirine karıştırmak, çoğu zaman insanların duygusal olarak takılıp kalmasına sebep olan durumdur
peki öyleyse, geçmişi geçmişte bırakmak nedir?
birincisi, geçmişi geçmişte bırakmak diğer kişinin kötü davranışını affetmek, unutmak veya hoşgörmek anlamına gelmez, suçluyu eylemlerinden kurtarmakla ilgili değildir.
çoğu insan bu sözcüğü zamanla incinmeyi bırakma deneyimi için kullanır. bu kadar çok öfke ve acı taşımaktan kendilerini yükten arındırarak huzur bulmak isterler.
bu, bir şeyin olduğu gerçeğini kabul etmekle ilgilidir, ancak suçluya ulaşılamaz ve pişmanlık duyulmamaktadır veya belki de uzun süre önce ölmüştür ve bu yanlışı omuzlarımızda taşımaya devam edip etmeme seçeneğimiz vardır.
hepimiz daha az acı çekmek istiyoruz, ancak bizim çözüme kavuşmamızı ve yüklerimizden arınmamız engelleyen şeyler yapmaya devam etme eğilimindeyiz. insanların yoluna devam etmesini engelleyen faktörler arasında adalet ihtiyacı ve işleri kişisel algılama eğilimimizi sayabiliriz.
bu nedenle, geçmişi geçmişte bırakma, geçmişte takılıp kalmanın zararlı etkilerinden kendimizi korumayı seçtiğimiz anlamına gelir. kin tutmanın yarattığı kronik öfke ve acının, şimdiki zamanda tam olarak yaşamak ve geleceği planlamak için bizden enerji çaldığını kabul etmektir.
geçmişe takılı kalmaktansa iyileşmekten yana için bir seçim yapmak
iyileşmenin tek bir yolu yoktur, bu yüzden geçmişi geçmişte bırakma, öfke ve kızgınlık yükümüzü serbest bırakmayı kolaylaştıracak şekilde yanıt vermek için bilinçli bir seçim yapmak anlamına gelir.
yaralanma konusunda takıntılı olmayı bıraktığımızda ve suçlunun geçmişteki suçunu veya incitici davranışını düşündüğümüzde, hiçbir duygusal yük olmadığını veya varsa, büyük ölçüde dağıldığını biliyoruz.
geçmişi geçmişte bırakmak bağlılık ve çalışma gerektirir, ancak affetmenin bu sürecin bir parçası olması gerektirmez. bir şeyleri geçmişte bırakmak hiçbir şekilde belirli bir eylemi affetmeniz gerektiği anlamına gelmez.
peki, affetmek geçmişi geçmişte bırakmak değilse nedir?
bazı kişiler affetme kelimesini yüksek bir manevi standartta tutar ve kelimenin en derin manevi anlamıyla tövbe etmeyen suçluyu affetmeye çalışırlar. onlar için affetmek, dini inançlarının ya da dünya görüşlerinin merkezinde olabilir.
radikal affetmeyi uygulayanlar için affetme, en iğrenç eylemler ve en korkunç durumlar için bile mümkün olan bir sevgi ve şefkat biçimidir. bu perspektiften, affetmek, suçlunun acısını tanımayı ve onun mutlu ve iyi olmasını dilemeyi içerir.
bazı insanlar affedilemez olanı affetmek için özel bir kapasiteye sahiptir, ancak herkes radikal bir affetme yeteneğine sahip değildir ve herkes bunun için çaba göstermez.
lerner'den son sözler:
* affetmeyi gerektirmeyen birçok şifa yolu vardır.
* kendinizi duygusal acıdan kurtarmak için sizi inciten bir kişiyi affetmenize gerek yok.
* affetmediğiniz belirli şeylerin ve görmemeyi tercih ettiğiniz bazı insanların olması, daha az sevecen bir insan olduğunuz anlamına gelmez.
* hatta belirli bir eylemi veya eylemsizliği affetmeden, suç işleyen için sevgi ve şefkat duyabilirsiniz.
kaynak
devamını gör...
azerilerin kürt olma olasılığı
fars şovenizminin, safi fars ulusu yaratma projesinin "azeri" kelimesini yaratmada payı büyüktür.
böyle bir iddianın dahi var olabilmesi için ortaya koyacağınız her kaynağın farklı amaçlar doğrultusunda ortaya atıldığını söyleyebilirim. velhasıl kelam azeri değil azerbaycan türk'ü, azerice değil azerbaycan türkçe'si.
böyle bir iddianın dahi var olabilmesi için ortaya koyacağınız her kaynağın farklı amaçlar doğrultusunda ortaya atıldığını söyleyebilirim. velhasıl kelam azeri değil azerbaycan türk'ü, azerice değil azerbaycan türkçe'si.
devamını gör...
av mevsimi
filmi cem yılmaz açısından değerlendireceğim öncelikle, komedyen cem yılmaz'ın aktör cem yılmaz'a evrildiği ilk filmdir. idris, cem yılmaz'ın aktörlük kariyerinin en önemli kilometre taşıdır.
şener şen ve yavuz turgul ikilisinin bir kez daha beraber çalıştığı film, ikilinin klasik filmlerinden biridir. şener şen'i başka yönetmenlerin vizöründen pek göremediğimiz için aslında şaşırtıcı bir oyunculuk performansı görmüyoruz. yaşını başını almış, saygı duyulan, kişiliği güçlü erkek başrol denince akla sadece şener şen gelmiyor ama yavuz bey başka bir seçenek üzerinde durmuyor nedense.
yavuz turgul yönetmenliği ertem eğilmez ile çalışarak öğrenmiş, sonrasında da kendi sinemasını ortaya koymuş bir isim. reklam dünyasının kazandırdıklarını sinemada ustaca sergilemiştir. bu film özelinde de durum aynı.
çetin tekindor çok büyük bir oyuncu. senelerin tecrübesini o kadar gözümüze sokuyor ki olduğu her sahnede insan ister istemez ona odaklanıyor. benim için filmin esas yıldızı çetin tekindor, şener şen ya da cem yılmaz değil.
okan yalabık çok beğendiğim bir oyuncu. rol neyi gerektiriyorsa onu ortaya koyuyor. sakar bir romantik aşık rolü de oynasa, psikopat bir katili de canlandırsa üzerine rolü adeta giyiyor. bu filmde de acemi hatta şaşkın bir karaktere can veriyor ve beni tamamıyla o kişi olduğuna inandırıyor.
melisa sözen çok aman aman bir rolde değil ancak kendini fark ettirecek kadar iyi bir oyuncu.
bakış açınızı değiştirerek bir kez daha olaya bakarsanız sebep-sonuç ilişkisini çözebilirsiniz mesajı bana filmden kalan en değerli kazanım.
av mevsimi, hiç izlememiş biri için sürükleyici senaryosu, iyi oyunculukları ve görselliği güzel yansıtan yönetmen başarısıyla gayet iyi bir film.
birden fazla izleyince insanı rahatsız eden yönleri ortaya çıkıyor. beni en rahatsız eden kısmı bir ailenin kızını bu denli değersiz görmesi ve mesleği şiddetle mücadele olan polisin bu kadar şiddet eğilimli olmasıydı.
av mevsimi izlemekte tereddüt etmeyin çünkü pişman olma olasılığınız gerçekten çok az. çok da umut bağlamayın çünkü yavuz turgut-şener şen ortaklığının klasik filmi olarak karşınıza çıkıyor.
şener şen ve yavuz turgul ikilisinin bir kez daha beraber çalıştığı film, ikilinin klasik filmlerinden biridir. şener şen'i başka yönetmenlerin vizöründen pek göremediğimiz için aslında şaşırtıcı bir oyunculuk performansı görmüyoruz. yaşını başını almış, saygı duyulan, kişiliği güçlü erkek başrol denince akla sadece şener şen gelmiyor ama yavuz bey başka bir seçenek üzerinde durmuyor nedense.
yavuz turgul yönetmenliği ertem eğilmez ile çalışarak öğrenmiş, sonrasında da kendi sinemasını ortaya koymuş bir isim. reklam dünyasının kazandırdıklarını sinemada ustaca sergilemiştir. bu film özelinde de durum aynı.
çetin tekindor çok büyük bir oyuncu. senelerin tecrübesini o kadar gözümüze sokuyor ki olduğu her sahnede insan ister istemez ona odaklanıyor. benim için filmin esas yıldızı çetin tekindor, şener şen ya da cem yılmaz değil.
okan yalabık çok beğendiğim bir oyuncu. rol neyi gerektiriyorsa onu ortaya koyuyor. sakar bir romantik aşık rolü de oynasa, psikopat bir katili de canlandırsa üzerine rolü adeta giyiyor. bu filmde de acemi hatta şaşkın bir karaktere can veriyor ve beni tamamıyla o kişi olduğuna inandırıyor.
melisa sözen çok aman aman bir rolde değil ancak kendini fark ettirecek kadar iyi bir oyuncu.
bakış açınızı değiştirerek bir kez daha olaya bakarsanız sebep-sonuç ilişkisini çözebilirsiniz mesajı bana filmden kalan en değerli kazanım.
av mevsimi, hiç izlememiş biri için sürükleyici senaryosu, iyi oyunculukları ve görselliği güzel yansıtan yönetmen başarısıyla gayet iyi bir film.
birden fazla izleyince insanı rahatsız eden yönleri ortaya çıkıyor. beni en rahatsız eden kısmı bir ailenin kızını bu denli değersiz görmesi ve mesleği şiddetle mücadele olan polisin bu kadar şiddet eğilimli olmasıydı.
av mevsimi izlemekte tereddüt etmeyin çünkü pişman olma olasılığınız gerçekten çok az. çok da umut bağlamayın çünkü yavuz turgut-şener şen ortaklığının klasik filmi olarak karşınıza çıkıyor.
devamını gör...
hayal edilen ölüm şekli
her şeyden önemlisi mutlu ölmek isterim. hayatımda hiç olmadığım kadar mutlu... bu yüzden ölümüm denize bakan bir uçurumda olsun isterdim. ama katili 'ben' olmayayım.
devamını gör...
esaretin bedeli
1994 yapımı amerikan filmi. yönetmenliğini frank darabont yapmıştır ve senaryosu, stephen king'in yazdığı "kuşku mevsimi" adlı kitabın "rita hayworth'u seven adam" bölümünden uyarlanmıştır. kitapla ilgili olarak şunu söyleyeyim ki, türkiye'de yayınlanan versiyonunda bu bölüm nedense bulunmamaktadır.
filmin bana düşündürdükleri ise şöyledir:
bu filmi beğenen birçok kişi gibi benim de içime halen sindiremediğim şey ödülleri forrest gump'a kaptırmış olması. tom hanks en sevdiğim erkek oyunculardan birisi o ayrı. forrest gump en sevdiğim filmlerden biridir o da ayrı. ama iki filmi önüme koyup hangisi dediklerinde tartışmasız bu film derim. ama gelin görün ki ödülleri kaptırmış olması bir hayli üzücü.
hayattaki en nefret ettiğim şeylerden biri kıyas konusudur. herkes gibi her şey de birbirinden farklıdır arkadaş. dolayısıyla bu iki filmi kıyaslamak yanlış olacaktır. ama ister istemez kıyaslamak durumunda kalıp sonuna kadar bu film diyorum.
bir kere bu film daha çok şey öğretiyor insana. en başta zaten afişinde de yazdığı gibi umut etmenin aslında ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatıyor. durumun ne kadar berbat ve zor olursa olsun umudu bırakmamak gerektiğini, hayatının tıpkı andy dufrasne gibi bir anda tepe takla olması durumunda bile umut etmek gerektiğini anlatıyor.
bira sahnesini yazmaya cesaret edemiyorum. çünkü o sahnedeki güzelliği her ne kadar anlatmak istesem de yazdıklarım yetmez açıkçası. o nedenle anlatamıyorum. (bu sahneyi yazıyla değil de sözlü olarak birine anlatmaya kalksam sanırım "into the wild" filminde mccandless'in bardaki o top sakallı arkadaşına "ben alaska'ya gidiyorum, ta oralara ta uzaklara" derken yaşadığı mutluluk sarhoşluğuna bürünürüm sanırım)
bir diğer öğrettiği şey ise dostluk. aslında fazla arkadaşın olmasa bile sahip olduğun gerçek bir dostun varsa başka bir arkadaşa ihtiyacının olmadığını, bunun yanında zor şartlarda zor insanlarla beraberken o zorluğu paylaştığın bir dost varsa üstesinden sırt sırta vererek aşılabileceğini anlatıyor.
boş beyinli olmamak, bir şeyleri iyi derecede bilmek ve bir şeylere tutku duymak gerektiği de benim çıkardığım bir diğer sonuç. andy eğer taşlara ilgi duymasaydı ve onların yapısından anlamasaydı o duvarı kazmayacaktı. ama bu konudaki bilgisini eyleme döküp duvarı kazmayı ve oradan ayrılmayı başardı. veya oradayken zamanı geçirebilmek adına devamlı bir şeylerle uğraşması, satranç takımı hazırlamaktan tutun da kütüphaneyi adama benzetmesine kadar devamlı bir meşguliyet içinde olması boktan durumlarda olduğumuz anlarda geçmek bilmeyen zamanı hızlandırmak ve zaman algımıza müdahale edebileceğimize iyi bir örnek.
ve belki de en önemlisi müzik dinlemek denen şeyin aslında basit gibi görünse de hiç de öyle basit bir şey olmadığı, müzik dinlemenin aslında çok büyük bir lüks olduğu ve müziğe aç olmanın en büyük açlıklardan biri olduğunu anlatıyor. gardiyan odasında dayak yeme pahasına bütün mahkumlara hoparlörden yaptığı müzik yayını bunu oldukça iyi anlatıyordu.
özgürlüğü anlatmasını söylemeye gerek yok. onu diğer hapishane filmleri de işliyor zaten. ama bu film hayatın içinde bulunan ama aslında basit gibi görünen şeylerin esasında ne denli önem sahibi olduğunu adeta gözümüze sokuyor ve ders gibi anlatıyor. varsın ödül alamasın. ben ve benim gibi birçok insanın içinde öyle görünüyor ki kalıcı olarak bir numarada kalacak.
iyi ki böyle bir film var, iyi ki izledim ve iyi ki içimde yer etti. yeri her daim özel olacaktır içimde.
filmin bana düşündürdükleri ise şöyledir:
bu filmi beğenen birçok kişi gibi benim de içime halen sindiremediğim şey ödülleri forrest gump'a kaptırmış olması. tom hanks en sevdiğim erkek oyunculardan birisi o ayrı. forrest gump en sevdiğim filmlerden biridir o da ayrı. ama iki filmi önüme koyup hangisi dediklerinde tartışmasız bu film derim. ama gelin görün ki ödülleri kaptırmış olması bir hayli üzücü.
hayattaki en nefret ettiğim şeylerden biri kıyas konusudur. herkes gibi her şey de birbirinden farklıdır arkadaş. dolayısıyla bu iki filmi kıyaslamak yanlış olacaktır. ama ister istemez kıyaslamak durumunda kalıp sonuna kadar bu film diyorum.
bir kere bu film daha çok şey öğretiyor insana. en başta zaten afişinde de yazdığı gibi umut etmenin aslında ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatıyor. durumun ne kadar berbat ve zor olursa olsun umudu bırakmamak gerektiğini, hayatının tıpkı andy dufrasne gibi bir anda tepe takla olması durumunda bile umut etmek gerektiğini anlatıyor.
bira sahnesini yazmaya cesaret edemiyorum. çünkü o sahnedeki güzelliği her ne kadar anlatmak istesem de yazdıklarım yetmez açıkçası. o nedenle anlatamıyorum. (bu sahneyi yazıyla değil de sözlü olarak birine anlatmaya kalksam sanırım "into the wild" filminde mccandless'in bardaki o top sakallı arkadaşına "ben alaska'ya gidiyorum, ta oralara ta uzaklara" derken yaşadığı mutluluk sarhoşluğuna bürünürüm sanırım)
bir diğer öğrettiği şey ise dostluk. aslında fazla arkadaşın olmasa bile sahip olduğun gerçek bir dostun varsa başka bir arkadaşa ihtiyacının olmadığını, bunun yanında zor şartlarda zor insanlarla beraberken o zorluğu paylaştığın bir dost varsa üstesinden sırt sırta vererek aşılabileceğini anlatıyor.
boş beyinli olmamak, bir şeyleri iyi derecede bilmek ve bir şeylere tutku duymak gerektiği de benim çıkardığım bir diğer sonuç. andy eğer taşlara ilgi duymasaydı ve onların yapısından anlamasaydı o duvarı kazmayacaktı. ama bu konudaki bilgisini eyleme döküp duvarı kazmayı ve oradan ayrılmayı başardı. veya oradayken zamanı geçirebilmek adına devamlı bir şeylerle uğraşması, satranç takımı hazırlamaktan tutun da kütüphaneyi adama benzetmesine kadar devamlı bir meşguliyet içinde olması boktan durumlarda olduğumuz anlarda geçmek bilmeyen zamanı hızlandırmak ve zaman algımıza müdahale edebileceğimize iyi bir örnek.
ve belki de en önemlisi müzik dinlemek denen şeyin aslında basit gibi görünse de hiç de öyle basit bir şey olmadığı, müzik dinlemenin aslında çok büyük bir lüks olduğu ve müziğe aç olmanın en büyük açlıklardan biri olduğunu anlatıyor. gardiyan odasında dayak yeme pahasına bütün mahkumlara hoparlörden yaptığı müzik yayını bunu oldukça iyi anlatıyordu.
özgürlüğü anlatmasını söylemeye gerek yok. onu diğer hapishane filmleri de işliyor zaten. ama bu film hayatın içinde bulunan ama aslında basit gibi görünen şeylerin esasında ne denli önem sahibi olduğunu adeta gözümüze sokuyor ve ders gibi anlatıyor. varsın ödül alamasın. ben ve benim gibi birçok insanın içinde öyle görünüyor ki kalıcı olarak bir numarada kalacak.
iyi ki böyle bir film var, iyi ki izledim ve iyi ki içimde yer etti. yeri her daim özel olacaktır içimde.
devamını gör...
yeni bir insanla tanışmaya üşenmek
zaten gidecek, zaten anlamayacak hissiyle yaptığım davranıştır. evet haklı olarak.*
devamını gör...
dövme yaptıran insan
cenabet olarak öleceğini öğrenen insandır. çok üzüldüm. gidip bir dövme daha yaptırayım bari.
devamını gör...
kilo vermenin püf noktası
hafızayı sildirmek olabilir.
mesela beyaz lahana sarmasının lezzetini hafızamdan silebilsem hayal etmem.
tahin pekmeze banarak yiyeceğim simiti unutma imkanım olsa bir daha asla tanışmamaya çalışırdım. pırasanın böreğin içine girdiğinde bünyemde orgazm etkisi yarattığını bilmesem teyzemden her seferinde pırasalı börek istemezdim.
kısacası; bir takım muhteşem lezzetleri hafızamdan silebilsem kilo vermek çok daha kolay olurdu.
mesela beyaz lahana sarmasının lezzetini hafızamdan silebilsem hayal etmem.
tahin pekmeze banarak yiyeceğim simiti unutma imkanım olsa bir daha asla tanışmamaya çalışırdım. pırasanın böreğin içine girdiğinde bünyemde orgazm etkisi yarattığını bilmesem teyzemden her seferinde pırasalı börek istemezdim.
kısacası; bir takım muhteşem lezzetleri hafızamdan silebilsem kilo vermek çok daha kolay olurdu.
devamını gör...
bahçe duvarından aştım
öpüp sevip helalleşmenin ardından yanıyor olduğu görülmüstür.
devamını gör...
anadolu tanrıları
cevat şakir kabaağaçlı, nam-i diğer halikarnas balıkçısı'nın anadolu'da yaşanmış mitolojik öyküleri derlediği kitabıdır. şiddetle tavsiye edilir.
devamını gör...
non bene pro toto libertas venditur auro
latince, “özgürlük altınlar ile satın alınamaz” anlamı taşıyan, kol dövmelerinde sıklıkla rastlayabileceğimiz bir söz.
don kişot’ta da geçer.
don kişot’ta da geçer.
devamını gör...
aile
yeri gelince küstüren ama küseni de nasıl barıştıracağını bilen aynı kandan aynı candan insanlardan oluşan sosyalliğin öğrenildiği ilk kurum.
devamını gör...
beni siz delirttiniz
cem karaca'nın haklı serzenişidir.
beni siz delirttiniz,evet, evet evet siz delirttiniz.beni hic kuskum yok eminim,darılmaca yok ben bir deliyim ama beni siz delirttiniz..gelin sizde katılın bize,bizde herkese yer var..
beni siz delirttiniz,evet, evet evet siz delirttiniz.beni hic kuskum yok eminim,darılmaca yok ben bir deliyim ama beni siz delirttiniz..gelin sizde katılın bize,bizde herkese yer var..
devamını gör...
ekmek arasına en çok yakışan yiyecek
salam, peynir, domates. bu üçlü kutsal üçlü işte.
devamını gör...
karakteri oturmamış insan
henüz çocuk yaşta ise gayet normal bir durumda olan insandır.
eğer ki 20 yaşına gelmiş ve geçiyorsa ve karakteri hala oturmamışsa, karakterini oturtmak için bir çaba sarf etmiyorsa vay halinedir.
eğer ki 20 yaşına gelmiş ve geçiyorsa ve karakteri hala oturmamışsa, karakterini oturtmak için bir çaba sarf etmiyorsa vay halinedir.
devamını gör...
cumhurbaşkanı'nın marmaris'te de çay dağıtması
dağıtmak derken ?
doğrusu fırlatması olacak dediğim başlıktır.
adam çay fırlatıyor. benim evim yanacak. birikimim yanacak. psikolojim kötü etkilenecek. cumhurbaşkanı gelecek çay fırlatacak. o çayı geri fırlattığımız zaman bir şeylerin farkına varacaklar.
doğrusu fırlatması olacak dediğim başlıktır.
adam çay fırlatıyor. benim evim yanacak. birikimim yanacak. psikolojim kötü etkilenecek. cumhurbaşkanı gelecek çay fırlatacak. o çayı geri fırlattığımız zaman bir şeylerin farkına varacaklar.
devamını gör...

