joe gargery
charles dickens'in, büyük umutlar romanının karakterlerinden biridir.
romanın kahramanı philip'in (namı diğer pip'in) ablasının eşidir. köyde demircilik yapar.
yetim pip'e ablası ile birlikte bakmaktan mutluluk duyar. kendisine göre oldukça küçük olan pip'i en yakın arkadaşı seçebilecek kadar egosuzdur.
pip'in ablası asabi bir kişiliktir. joe ise uysalın uysalı, temizin temizidir. kendisini siper ederek, pip'i ablasının hışmından her daim korumuştur.
pip'in hayalleri vardır. bu fakir köyden kurtularak, zengin bir yaşam sürmek ister. ve bir şekilde bu amacına ulaşır.
joe bu konuda da pip'i destekler. hem de pip'in bu köyü, köyde yaşayan insanları küçümsemesine rağmen. ondan ayrılacağı için, içten içe çok üzülür ama pip'e hiç belli etmez. pip için joe'yi arkada bırakıp gitmek hiç zor olmamıştır.
pip hayallerine kavuşur. zengin biri olarak londra'da yaşamaya başlar. joe, onu arada ziyarete gelir. pip bu ziyaretlerden rahatsız olmaya başlar. artık joe'yi basit sıradan ve fakir biri olarak görmeye başlamıştır. joe'nin kalbini fena kırar.
bir süre sonra işler ters gitmeye başlar pip açısından. bunun üzerine pip hastalanır. ona bakan kişi ise yine joe'dir.
joe gargery edebiyatta hoşgörünün kitabını yazmış bir karakterdir. o bir direnendir. insanların tüm ikiyüzlülüğüne, tüm kötülüklerine rağmen kendini bozmayan, macide gibi içindeki şeytana yenilmeyen, yüce gönüllü aleksey fyodoroviç karamazov (namıdiğer alyoşa) gibi hayran olunası bir karakterdir.
romanın kahramanı philip'in (namı diğer pip'in) ablasının eşidir. köyde demircilik yapar.
yetim pip'e ablası ile birlikte bakmaktan mutluluk duyar. kendisine göre oldukça küçük olan pip'i en yakın arkadaşı seçebilecek kadar egosuzdur.
pip'in ablası asabi bir kişiliktir. joe ise uysalın uysalı, temizin temizidir. kendisini siper ederek, pip'i ablasının hışmından her daim korumuştur.
pip'in hayalleri vardır. bu fakir köyden kurtularak, zengin bir yaşam sürmek ister. ve bir şekilde bu amacına ulaşır.
joe bu konuda da pip'i destekler. hem de pip'in bu köyü, köyde yaşayan insanları küçümsemesine rağmen. ondan ayrılacağı için, içten içe çok üzülür ama pip'e hiç belli etmez. pip için joe'yi arkada bırakıp gitmek hiç zor olmamıştır.
pip hayallerine kavuşur. zengin biri olarak londra'da yaşamaya başlar. joe, onu arada ziyarete gelir. pip bu ziyaretlerden rahatsız olmaya başlar. artık joe'yi basit sıradan ve fakir biri olarak görmeye başlamıştır. joe'nin kalbini fena kırar.
bir süre sonra işler ters gitmeye başlar pip açısından. bunun üzerine pip hastalanır. ona bakan kişi ise yine joe'dir.
joe gargery edebiyatta hoşgörünün kitabını yazmış bir karakterdir. o bir direnendir. insanların tüm ikiyüzlülüğüne, tüm kötülüklerine rağmen kendini bozmayan, macide gibi içindeki şeytana yenilmeyen, yüce gönüllü aleksey fyodoroviç karamazov (namıdiğer alyoşa) gibi hayran olunası bir karakterdir.
devamını gör...
psikolojik şiddet
(bkz: pandemi sürecinde aile içi şiddetin artması) başlığında yer alabilecek şiddet türüdür. günümüzde pandemiyle birlikte artmıştır.
bir kişiyi eleştirmek, suçlamak, utandırmak veya başka bir şekilde manipüle ve istismar etmek örnek olarak gösterilebilir. psikolojik şiddet gören kişinin benlik duygusu ve saygısı zedelenir.
bir kişiyi eleştirmek, suçlamak, utandırmak veya başka bir şekilde manipüle ve istismar etmek örnek olarak gösterilebilir. psikolojik şiddet gören kişinin benlik duygusu ve saygısı zedelenir.
devamını gör...
öğretmenevi
isminin aksine halka açık olan, turizm yerlerinde olanlarda ise üst mevkideki görevlilerin kaldığı konaklama yeridir. isteyen kişiler düğünlerini burada yapabilirler. öğretmen çocuğu olduğumdan dolayı eskiden üye kartım da vardı. bir kaç kez kalma girişiminde bulunmuş fakat yer bulamamıştım. yıllardır içerisine girmedim.
devamını gör...
hala koronovirüse yakalanmamış insan
o kadar işe gidip gelmeme, istanbulun leş otobüs ve metrolarına rağmen mucizevi şekilde hasta olmadım. bir güç tarafından korunduğumu düşünüyorum.
devamını gör...
yazarların an itibarıyla borç durumu
herkesin gelirine göre altına girmesi gereken borçtur.
yazarların sosyo-ekonomik düzeylerini gösterir.
yazarların yaşları hakkında fikir verir.
sistem içinde borçsuz yaşanamayacağının göstergesidir.
yazarların sosyo-ekonomik düzeylerini gösterir.
yazarların yaşları hakkında fikir verir.
sistem içinde borçsuz yaşanamayacağının göstergesidir.
devamını gör...
mol
atom ve moleküller, gözle görülmeyecek kadar küçük olduğundan, normal yollarla saymak mümkün değildir. bu nedenle belli sayıda atom içeren bir birim geliştirilmiş ve bu birim mol olarak adlandırılmıştır.
devamını gör...
iki liralık kahveye yirmi lira verince hissedilen
maliyet hesabını göz önüne alınca normal hissedeceğim durum.
o 20 tl’nin içinde artan elektrik faturası var, personel gideri var, vergi payı var, su faturası, ısınma gideri var, temizlik harcaması, peçete, vb harcaması var ve en önemlisi kar var. gelen zamları da düşünüp maliyet hesabı yaparsak normal bir durum.
o 20 tl’nin içinde artan elektrik faturası var, personel gideri var, vergi payı var, su faturası, ısınma gideri var, temizlik harcaması, peçete, vb harcaması var ve en önemlisi kar var. gelen zamları da düşünüp maliyet hesabı yaparsak normal bir durum.
devamını gör...
orphaned land
israilli progresif metal grubudur yalnız progresif metal ile oryantal metali sentezleyip güzel şarkılar yapabilecek kadar da zekilerdir. yani grubun üyeleri zeki demek istedim. gelelim bu şahane grubu anlatmaya. aslında kendileri son derece türkiye aşığıdırlar. her sene muhakkak türkiye’ye gelirler, konser verip, gezip giderler. yahudi olmalarına rağmen ırkçılığı da sevmezler.
ilk albümlerini 1993 yılında çıkarmışlardır. albümün ismi de, the beloved's cry’dir. bu albümle pek başarı sağlayamadılar lakin 1994 yılında sahara albümle büyük çıkış yakaladılar. sahara albümü death metal ile oryantal metal karışımı bir albüm olmuştur. içinde bulunan şarkılar da son derece güzel ve kalitelidir. her neyse, ardından el norra alila ile yollarına devam etmişlerdir.
orphaned land çok albüm yaptı ama all is one olan albümünün yeri ben de her zaman başka. nedeni de bu albümün her şarkısı güzel olduğu kadar da anlamlıdır. zaten all is one demek hepsi bir demektir. yani bu albümle resmen evrene mesaj yollamışlar. insancıl, barışçıl bir gruptu orphaned land. artık eskisi gibi albüm yapmıyorlar, önceden yaptıkları albümleriyle yetinmek zorunda kalıyoruz.
sevgi ve saygıyla. sizleri unutursam kalbim kurusun benim be…
ilk albümlerini 1993 yılında çıkarmışlardır. albümün ismi de, the beloved's cry’dir. bu albümle pek başarı sağlayamadılar lakin 1994 yılında sahara albümle büyük çıkış yakaladılar. sahara albümü death metal ile oryantal metal karışımı bir albüm olmuştur. içinde bulunan şarkılar da son derece güzel ve kalitelidir. her neyse, ardından el norra alila ile yollarına devam etmişlerdir.
orphaned land çok albüm yaptı ama all is one olan albümünün yeri ben de her zaman başka. nedeni de bu albümün her şarkısı güzel olduğu kadar da anlamlıdır. zaten all is one demek hepsi bir demektir. yani bu albümle resmen evrene mesaj yollamışlar. insancıl, barışçıl bir gruptu orphaned land. artık eskisi gibi albüm yapmıyorlar, önceden yaptıkları albümleriyle yetinmek zorunda kalıyoruz.
sevgi ve saygıyla. sizleri unutursam kalbim kurusun benim be…
devamını gör...
18 şubat 2021 apartman boşluğu yayın
sevgili sek tanıdığım en bilgili insanlardan bir tanesi, akşam vakitleri laflamayı çok seviyorum onunla. eminim ki hem eğlenceli hem de dolu dolu bir program olacak, kolamı doldurdum, ekmek arası bir şeyler hazırladım, ısıtıcımı yaktım bekliyorum. kahve falan sevmiyorum ben, sevgili sek bana kola al.
devamını gör...
rahatsız (yazar)
sözlüğün en düzgün yazarlarından birine de muhtemelen düşüncelerle ceza verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. sanki sözlükte her yazar edip cansever başımıza. güçlenerek dönecek olan gral yazardır. daim olsun.
devamını gör...
burcuna göre sevgili seçme
çok takılınmaması gerektiğini düşünürken, "burc da neymis yeaağ" derken ikizler burcu tanıyınca geçerliliğine inandığım yöntem.
devamını gör...
goriot baba
le père goriot, türkçesiyle goriot baba kitabı honore de balzac'ın insanlık komedyası adlı eserinin ilk kitabıdır. önceden zengin olan ve daha sonra hayatında 2 kızından başka zenginliği olmayan goriot babanın bir pansiyona yerleşmesinden itibaren olaylar başlıyor. zengin olduğu dönemlerde kızları tarafından nasıl sevildiğini ve kabul gördüğünü ama daha sonra zenginliğinin bitmesi ile kızlarının ilgisinin de bittiği anlatılıyor. sadece kızları değil pansiyondaki diğer insanlar tarafından da aşağılanıyor çoğu kez. sessiz, yardımsever ve kibar olan goriot babanın kızlarına olan sevgisi, her şeyi kabul edici tavırları, kendisini onlara adaması en dikkat çekici nokta. bu ilgiye, sevgiye hiçbir zaman kızları layık olamıyor. bencillik, doyumsuzluk ve kendini adamışlık duygularını hissettiren hüzünlü bir hikaye.
--- alıntı ---
aynı masanın etrafında toplanan bu onsekiz kişinin arasında kolejlerde olduğu gibi türlü alaylara maruz kalan çaresiz biri vardı. bu biçare adam goriot baba'ydı. eğer bu topluluğun tarihi yazılacağı yerde, resmi çizilecek olsaydı bütün ışık bu adamın üzerinde toplanırdı. bu kinle karışık küçümsemenin, bu merhamete karışmış eziyetlerin, acılara merhamet göstermeyişin, bu en eski kiracıyı hedeflemesi acaba hangi tesadüfün eseri olabilirdi? bu duruma kendisi mi sebep olmuştu? bu sorular bir sürü toplumsal haksızlıklarla yakından alakalıdır.
zorluklara, alçakgönüllülükten, zaaftan ve kayıtsızlıktan dolayı tahammül eden insanları, her şeye katlanmak zorunda bırakmak belki de insan tabiatının bir gereğidir. gücümüzü bir insan veya bir şeyin karşısında ispat etmeyi hepimiz sevmez miyizi?
--- alıntı ---
--- alıntı ---
aynı masanın etrafında toplanan bu onsekiz kişinin arasında kolejlerde olduğu gibi türlü alaylara maruz kalan çaresiz biri vardı. bu biçare adam goriot baba'ydı. eğer bu topluluğun tarihi yazılacağı yerde, resmi çizilecek olsaydı bütün ışık bu adamın üzerinde toplanırdı. bu kinle karışık küçümsemenin, bu merhamete karışmış eziyetlerin, acılara merhamet göstermeyişin, bu en eski kiracıyı hedeflemesi acaba hangi tesadüfün eseri olabilirdi? bu duruma kendisi mi sebep olmuştu? bu sorular bir sürü toplumsal haksızlıklarla yakından alakalıdır.
zorluklara, alçakgönüllülükten, zaaftan ve kayıtsızlıktan dolayı tahammül eden insanları, her şeye katlanmak zorunda bırakmak belki de insan tabiatının bir gereğidir. gücümüzü bir insan veya bir şeyin karşısında ispat etmeyi hepimiz sevmez miyizi?
--- alıntı ---
devamını gör...
paradigma
paradigma belirli bir gerçekliğin ortak terimlerle algılanışını ve anlaşılmasını sağlayan kavramsal çerçevedir.
paradigma bilim adamının araştırması kapsamında sahip olduğu değerler, inanç ve kültürel özelliklerden oluşur. kısacası paradigma bilim adamının dünyaya bakış ve dünyayı yorumlayışında kullandığı gözlük, dünyayı anlayış yöntemidir. bu nedenle yaşadığı çağdan, içinde oluştuğu kültürden ve bilim adamının kişiliğinden koparılarak incelenemez. bilim onu oluşturan bilim adamları topluluğundan soyutlanamaz. bilimi incelemek için onu oluşturan bilim adamlarını incelemek gerekir. bilim adamını incelemek için de onun yetiştiği coğrafyayı, tarihi, toplumu, kültürü, ideolojileri ve diğer etkenleri göz önünde bulundurmak gerekir.
farklı bilim adamları farklı zamanlarda farklı bilimsel paradigmalarla çalışıp doğayı farklı paradigmalarla incelemişlerdir. thomas samuel kuhn'a göre bilimsel gelişme süreci bir paradigmadan diğerine geçişle gerçekleşir. bunun bilim tarihinde sayısız örneği vardır. örneğin aristotales fiziğinin oluşturduğu paradigmalardan, newton fiziğine karşılık gelen paradigmaya ve einstein fiziğine; batlamyus astronomisinden kopernik'in güneş merkezli sistemine geçiş olağan bilimin dışına çıkılarak gerçekleştirilen bilimsel devrimler için birer örnektir.
bilim birikerek değil devrimsel kopuşlarla sıçrayarak ilerler. bir paradigmadan diğerine geçiş bilimsel devrim olarak nitelenir. eski paradigmanın cevaplayamadığı sorular ortaya çıktığında ve bu tip soruların sayısı arttığında yeni görüşleriyle doğayı farklı bir bakış açısıyla yorumlayan yeni bir paradigmaya geçiş olur. bu yeni paradigma eski paradigmayı düzelten ya da geliştiren bir model değildir. dünyayı anlama ve açıklamada farklı bir çerçeve sunan, farklı bir algı modelidir. sonuç olarak bilimsel gelişmeler düz bir doğru boyunca ilerlemez bilimde birikim yerine değişimden söz etmek gerekir.
bilimin gelecekte her şeyi açıklayabileceği görüşü gerçeği yansıtmaz. çünkü bilim, belli alanın belli koşullarında ve belli yöntemleriyle edinilmiş bilgisidir.
bilimler birbirine indirgenemez. çünkü olaylar bu yönde gelişmez. gerçeğin farklı boyutları ancak değişik bilimlerin verileriyle açıklanabilir.
popper'a göre bilimde esas olan ölçüt "doğrulanabilirlik" değil "yanlışlanabilirlik"tir. hiçbir bilimsel önerme mutlak anlamda doğrulanabilme özelliğine sahip değildir. yanlışlanmadığı sürece biz o önermenin "doğru" olduğunu kabul ederiz. en bilindik örnek kuğu örneğidir.
"bütün kuğular beyazdır" önermesi doğrulanarak kanıtlanamaz. çünkü evrendeki tüm kuğuları gözlemleyemeyiz. bu önerme aksi ispat edilene kadar doğru kabul edilir. bu da "tümevarım" yönteminin temelsiz olduğunu gösterir.
paradigma bilim adamının araştırması kapsamında sahip olduğu değerler, inanç ve kültürel özelliklerden oluşur. kısacası paradigma bilim adamının dünyaya bakış ve dünyayı yorumlayışında kullandığı gözlük, dünyayı anlayış yöntemidir. bu nedenle yaşadığı çağdan, içinde oluştuğu kültürden ve bilim adamının kişiliğinden koparılarak incelenemez. bilim onu oluşturan bilim adamları topluluğundan soyutlanamaz. bilimi incelemek için onu oluşturan bilim adamlarını incelemek gerekir. bilim adamını incelemek için de onun yetiştiği coğrafyayı, tarihi, toplumu, kültürü, ideolojileri ve diğer etkenleri göz önünde bulundurmak gerekir.
farklı bilim adamları farklı zamanlarda farklı bilimsel paradigmalarla çalışıp doğayı farklı paradigmalarla incelemişlerdir. thomas samuel kuhn'a göre bilimsel gelişme süreci bir paradigmadan diğerine geçişle gerçekleşir. bunun bilim tarihinde sayısız örneği vardır. örneğin aristotales fiziğinin oluşturduğu paradigmalardan, newton fiziğine karşılık gelen paradigmaya ve einstein fiziğine; batlamyus astronomisinden kopernik'in güneş merkezli sistemine geçiş olağan bilimin dışına çıkılarak gerçekleştirilen bilimsel devrimler için birer örnektir.
bilim birikerek değil devrimsel kopuşlarla sıçrayarak ilerler. bir paradigmadan diğerine geçiş bilimsel devrim olarak nitelenir. eski paradigmanın cevaplayamadığı sorular ortaya çıktığında ve bu tip soruların sayısı arttığında yeni görüşleriyle doğayı farklı bir bakış açısıyla yorumlayan yeni bir paradigmaya geçiş olur. bu yeni paradigma eski paradigmayı düzelten ya da geliştiren bir model değildir. dünyayı anlama ve açıklamada farklı bir çerçeve sunan, farklı bir algı modelidir. sonuç olarak bilimsel gelişmeler düz bir doğru boyunca ilerlemez bilimde birikim yerine değişimden söz etmek gerekir.
bilimin gelecekte her şeyi açıklayabileceği görüşü gerçeği yansıtmaz. çünkü bilim, belli alanın belli koşullarında ve belli yöntemleriyle edinilmiş bilgisidir.
bilimler birbirine indirgenemez. çünkü olaylar bu yönde gelişmez. gerçeğin farklı boyutları ancak değişik bilimlerin verileriyle açıklanabilir.
popper'a göre bilimde esas olan ölçüt "doğrulanabilirlik" değil "yanlışlanabilirlik"tir. hiçbir bilimsel önerme mutlak anlamda doğrulanabilme özelliğine sahip değildir. yanlışlanmadığı sürece biz o önermenin "doğru" olduğunu kabul ederiz. en bilindik örnek kuğu örneğidir.
"bütün kuğular beyazdır" önermesi doğrulanarak kanıtlanamaz. çünkü evrendeki tüm kuğuları gözlemleyemeyiz. bu önerme aksi ispat edilene kadar doğru kabul edilir. bu da "tümevarım" yönteminin temelsiz olduğunu gösterir.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
eskiler yer versin artık yenilere
laf atıp durmayın yeni gelenlere
mekanı devretme zamanın gelmiş
bay bay diyelim afillibirbeye
laf atıp durmayın yeni gelenlere
mekanı devretme zamanın gelmiş
bay bay diyelim afillibirbeye
devamını gör...
mercedes kadir
asıl adı kadir kaydı olan türkiye’nin en büyük ve en sevilen şoförüdür.

bu konuda tanım yazmadan önce bunun aslında bir ukde olduğunu söylemeliyim. ama bu şahsi bir ukde ve domestic hıyar’a ait.
kendisi bu sözlükte olduğu için mutlu olduğum yazarlardan biridir ve bu ukdeyi doldurmak benim için büyük bir keyif olacak.
çocukken elime aldığım her şeyi araba yapardım. halı kenarında hınn hınnn diye araba sürmek en büyük keyfimdi. sonra büyüdüm ve bu huyumdan vazgeçtim. ama mercedes kadir benim gibi değildi. o büyümemeyi seçti. o aslında bir peter pan’di.
hakkında okuduğum haberlerde hep sevecen bir yaklaşım olsa da kadire karşı, akıl sağlığının yerinde olmadığı için elinden düşürmediği sopasını araba sandığını yazıyordu. mercedes’i ile yayalara yol veren, ışıklarda bekleyen, kullanmadığı zaman arabasını usulünce park eden kadir herkes tarafından sevilen bir adamdı.
soy ismine takılmayın, o sağlam frenleri olan arabası ile her yere giderdi ve herhangi bir kazaya da karışmadı. aracın hasar kaydı yok. isteyen gidip kadir’in malatya’daki mezarının yanında duran araca bakabilir.
benim asıl itirazım şu noktada hakkında yapılan haberlerle ilgili. belki de biz kadir’i anlamadık. belki de biz kadir’in mercedes’ini sopa sandık. belki gerçeği sadece kadir gördü.
biz büyüdükçe gerçeklik algımız herkesinki gibi oldu ve sıradanlaştık. mercedes kadir kendi gerçeklik algısı ile iyi bir insan olmayı başardı. ne diyelim o zaman? gidişine yollar, duruşuna alem hasta!

bu konuda tanım yazmadan önce bunun aslında bir ukde olduğunu söylemeliyim. ama bu şahsi bir ukde ve domestic hıyar’a ait.
kendisi bu sözlükte olduğu için mutlu olduğum yazarlardan biridir ve bu ukdeyi doldurmak benim için büyük bir keyif olacak.
çocukken elime aldığım her şeyi araba yapardım. halı kenarında hınn hınnn diye araba sürmek en büyük keyfimdi. sonra büyüdüm ve bu huyumdan vazgeçtim. ama mercedes kadir benim gibi değildi. o büyümemeyi seçti. o aslında bir peter pan’di.
hakkında okuduğum haberlerde hep sevecen bir yaklaşım olsa da kadire karşı, akıl sağlığının yerinde olmadığı için elinden düşürmediği sopasını araba sandığını yazıyordu. mercedes’i ile yayalara yol veren, ışıklarda bekleyen, kullanmadığı zaman arabasını usulünce park eden kadir herkes tarafından sevilen bir adamdı.
soy ismine takılmayın, o sağlam frenleri olan arabası ile her yere giderdi ve herhangi bir kazaya da karışmadı. aracın hasar kaydı yok. isteyen gidip kadir’in malatya’daki mezarının yanında duran araca bakabilir.
benim asıl itirazım şu noktada hakkında yapılan haberlerle ilgili. belki de biz kadir’i anlamadık. belki de biz kadir’in mercedes’ini sopa sandık. belki gerçeği sadece kadir gördü.
biz büyüdükçe gerçeklik algımız herkesinki gibi oldu ve sıradanlaştık. mercedes kadir kendi gerçeklik algısı ile iyi bir insan olmayı başardı. ne diyelim o zaman? gidişine yollar, duruşuna alem hasta!
devamını gör...
iyi aile yoktur
nihan kaya'nın muhteşem bir pskiloji kitabıdır. kimler okumalıdır bu kitabı? ebeveynler, çocuklar, büyümüş ama hâlâ içindeki çocukla barışamamış insanlar, ailesi yüzünden acı çekmişler, bu acı çekenlerin hayatında karşısına çıkabileceğinin bilincinde olduğu için onlara doğru davranmayı öğrenmek isteyenler. kısacası her insan okumalıdır. çünkü insan olmanın getirdiği temel bir zorunluluk aileye sahip olmaktır. peki neden iyi aile yoktur?
bir aile her zaman çocukları için en iyisini istese bile bazen onların istedikleri çocuklara zarar vermektedir. özellikle ülkemizde kutsanmış anne baba kavramları ebeveynlerin çoğu davranışlarına müdahaleyi engeller. o onun annesidir ondan daha iyi bilemeyiz, babası onun için çalışır sanki başka sorumluluğu yoktur, e ama onlar yaptıklarını çocuklarının iyiliği için yapmaktadırlar. her şey öyle değildir işte.
anne-babanın en büyük eksiliği öz eleştiridir. toplum zaten genelde onun arkasında olduğu için çocuğu baskılar, ona tercih hakkı sunmaz, kararlarına saygı göstermez. bütün çocuklar ve bir zaman çocuk olmuş anne babalar bunu yaşamıştır. peki herkes bunları yaşamasına rağmen niye sürekli bu döngü devam etmektedir? neden bir şeyler düzelmez? çünkü kimse iyi aile olmadığını kabullenmez. öyle bir şey mümkün değildir, ne münasebettir. oysa kitabın kapağında dediği gibi "iyi aile yoktur ya da paradoks şu ki iyi aile, "iyi aile yoktur" düsturuyla hareket edebilen ailedir. önemli olan çocuklarımıza yaptığımız hataların farkına varmak, bunları telafi etmektir ve mümkün olduğunca az hasara yol açmaktır. kimse mükemmel değildir ve bunun farkında olmak en önemli noktadır. ve bir zaman çocuk olmuş biz büyükler de anne babamızın bize yaptığı yanlışları onlara duyduğumuz sonsuz sevginin altına süpürmemeli, bunlarla yüzleşmeli ve üstesinden gelmeliyiz. ancak böyle iyileşebiliriz.
eh bu kadar söze de bu kitabı okursunuz artık.
bir aile her zaman çocukları için en iyisini istese bile bazen onların istedikleri çocuklara zarar vermektedir. özellikle ülkemizde kutsanmış anne baba kavramları ebeveynlerin çoğu davranışlarına müdahaleyi engeller. o onun annesidir ondan daha iyi bilemeyiz, babası onun için çalışır sanki başka sorumluluğu yoktur, e ama onlar yaptıklarını çocuklarının iyiliği için yapmaktadırlar. her şey öyle değildir işte.
anne-babanın en büyük eksiliği öz eleştiridir. toplum zaten genelde onun arkasında olduğu için çocuğu baskılar, ona tercih hakkı sunmaz, kararlarına saygı göstermez. bütün çocuklar ve bir zaman çocuk olmuş anne babalar bunu yaşamıştır. peki herkes bunları yaşamasına rağmen niye sürekli bu döngü devam etmektedir? neden bir şeyler düzelmez? çünkü kimse iyi aile olmadığını kabullenmez. öyle bir şey mümkün değildir, ne münasebettir. oysa kitabın kapağında dediği gibi "iyi aile yoktur ya da paradoks şu ki iyi aile, "iyi aile yoktur" düsturuyla hareket edebilen ailedir. önemli olan çocuklarımıza yaptığımız hataların farkına varmak, bunları telafi etmektir ve mümkün olduğunca az hasara yol açmaktır. kimse mükemmel değildir ve bunun farkında olmak en önemli noktadır. ve bir zaman çocuk olmuş biz büyükler de anne babamızın bize yaptığı yanlışları onlara duyduğumuz sonsuz sevginin altına süpürmemeli, bunlarla yüzleşmeli ve üstesinden gelmeliyiz. ancak böyle iyileşebiliriz.
eh bu kadar söze de bu kitabı okursunuz artık.
devamını gör...
dinlerin tek cümlelik özeti
herkesin kendi çıkarına göre yontmasıdır.
devamını gör...
nickaltına tanım gelince korkmak
korkmuyorum çünkü gelmiyor.
devamını gör...
can çıkar huy çıkmaz
bir atasözüdür.
bu atasözünün anlatmak istediği şudur, insan yaşadığı sürece bazı davranış biçimlerine sahiptir ve bunları değiştirmesi mümkün değildir. aslında bakarsanız bu atasözü gerçeği yansıtmamaktadır.
huylar, davranışlar, karakterin ana kontrol merkezi beyindeki frontal lobdur. ancak bu lobun işleyişi beyindeki birçok farklı sürece bağımlıdır. parietal loba gelip yorumlanan duyu girdileri, limbik sistemden gelen duygular, arzular, occipital lob'dan gelen görme duyusunun girdileri, temporal lob'dan gelen işitme duyu girdileri bir bütün olarak yorumlanarak frontal lob'da birçok değişikliğe sebep olur. bu değişiklikler yeni nöron parçaları (akson, dendrit) oluşumu, yeni sinapslar, ve yeni nörotransmitter maddeler demektir.
beyinde nöroplastisite denilen bir kavram vardır. bu kavram nöronların değişiklik yapma yeteneğini ifade eder.
genç bir beyinde, örneğin bebeklerde nöronların değişiklik yapma yeteneği yani, öğrenme yeteneği çok yüksektir. çünkü bebek yaşta, kişinin karakter özelliklerinin temeli atılmaktadır. ve öğrenilecek çok şey vardır. başka bir değişle, plastisite yeteneği çok iyidir.
ancak bir erişkin beyninde de plastisite yok sayılamaz. genç bir beyin kadar yüksek olmasa bile, nöronlar sürekli değişim ve gelişim halindedir.
vücutta algılanan her bir duyu, hissedilen her bir duygu, beyinde değişikliğe sebep olur. bu değişiklikler, eğer yeterli sayıda tekrarlama ile pekiştirilirse, uzun süreli potansiyalizasyon ile nöronlarda değişikliğe sebep olur. öğrenen nöron yeni aksonlar, yeni sinapslar meydana getirir ve bilgi kalıcı hale gelir. bu durum özellikle hippocampus isimli uzun süreli hafıza'nın geçiş merkezinde yapılmaktadır.
(bkz: long term potentiation)
kişinin karakteri beyindeki değişikliklere, biyokimyasal süreçlere bağlı ise, insanın karakteri, huyları, yeterince çaba sarf edildiği takdirde değişme potansiyeline sahiptir.
sanıldığı gibi, yeni nöron oluşumu'nun imkansız olmadığı, beyinde de hippocampus isimli alanda kök hücrelerin varlığı bulunmuştur. dolayısıyla, plastisite, long term potentiation ve hippocampus'taki kök hücreler insanın değişken bir varlık olabilmesine imkan tanır.
sonuç olarak, eğer yeterince çaba gösterirseniz, 'can da çıkar huy da.'
stem cells in hippocampus beyindeki kök hücreler
neuroplasticity plastisite
long term potentiation uzun süreli potansiyalizasyon
bu atasözünün anlatmak istediği şudur, insan yaşadığı sürece bazı davranış biçimlerine sahiptir ve bunları değiştirmesi mümkün değildir. aslında bakarsanız bu atasözü gerçeği yansıtmamaktadır.
huylar, davranışlar, karakterin ana kontrol merkezi beyindeki frontal lobdur. ancak bu lobun işleyişi beyindeki birçok farklı sürece bağımlıdır. parietal loba gelip yorumlanan duyu girdileri, limbik sistemden gelen duygular, arzular, occipital lob'dan gelen görme duyusunun girdileri, temporal lob'dan gelen işitme duyu girdileri bir bütün olarak yorumlanarak frontal lob'da birçok değişikliğe sebep olur. bu değişiklikler yeni nöron parçaları (akson, dendrit) oluşumu, yeni sinapslar, ve yeni nörotransmitter maddeler demektir.
beyinde nöroplastisite denilen bir kavram vardır. bu kavram nöronların değişiklik yapma yeteneğini ifade eder.
genç bir beyinde, örneğin bebeklerde nöronların değişiklik yapma yeteneği yani, öğrenme yeteneği çok yüksektir. çünkü bebek yaşta, kişinin karakter özelliklerinin temeli atılmaktadır. ve öğrenilecek çok şey vardır. başka bir değişle, plastisite yeteneği çok iyidir.
ancak bir erişkin beyninde de plastisite yok sayılamaz. genç bir beyin kadar yüksek olmasa bile, nöronlar sürekli değişim ve gelişim halindedir.
vücutta algılanan her bir duyu, hissedilen her bir duygu, beyinde değişikliğe sebep olur. bu değişiklikler, eğer yeterli sayıda tekrarlama ile pekiştirilirse, uzun süreli potansiyalizasyon ile nöronlarda değişikliğe sebep olur. öğrenen nöron yeni aksonlar, yeni sinapslar meydana getirir ve bilgi kalıcı hale gelir. bu durum özellikle hippocampus isimli uzun süreli hafıza'nın geçiş merkezinde yapılmaktadır.
(bkz: long term potentiation)
kişinin karakteri beyindeki değişikliklere, biyokimyasal süreçlere bağlı ise, insanın karakteri, huyları, yeterince çaba sarf edildiği takdirde değişme potansiyeline sahiptir.
sanıldığı gibi, yeni nöron oluşumu'nun imkansız olmadığı, beyinde de hippocampus isimli alanda kök hücrelerin varlığı bulunmuştur. dolayısıyla, plastisite, long term potentiation ve hippocampus'taki kök hücreler insanın değişken bir varlık olabilmesine imkan tanır.
sonuç olarak, eğer yeterince çaba gösterirseniz, 'can da çıkar huy da.'
stem cells in hippocampus beyindeki kök hücreler
neuroplasticity plastisite
long term potentiation uzun süreli potansiyalizasyon
devamını gör...
