there will be blood
alkışlar onun için: daniel plainview! i drink your milkshake! i drink it up! everyday! daniel day-lewis, daniel plainview rolünde! *
kusursuzdu oyunculuklar, kusursuz.
there will be blood, günümüze ışık tutan fakat bu ışığın aslında ne kadar da karanlık olduğunu gösteren bir film. bir dram veyahut bir trajedi. din-ideoloji çatışması, kilise-devlet çatışması, yoksulluk-varsıllık, sevgi-nefret, iyilik ve kötülük! baba ve oğul! hakikat bilgisi! her şeyi anlatıyor. o halde teması nedir diye sorulabilir mi? bilemiyorum. fakat insan ruhunu duyumsuyor bu film ile birlikte. çünkü çok gerçek. hayatın kendisi. dokunaklı, nefret edilesice, sevilesice bir şey bu! kan dökülecek, kan!
düşünmek için zaman istiyorum bu tanımı yazmaya... hakkında bir şey söylemeye cesaret de etmek istemiyorum aslında. ama ilk tanımın şerefine, yazacağım yine de.
daniel plainview'da kendimi gördüğümü söyleyeceğim. herkes de bunu söyleyecektir kendi için belki. aslında onun iyi ve kötü bir insan olup olmadığını kim bilebilirdi? içten içe yalnızlığını biliyor ve çabalıyor delirmemek için. ama kötücüllüğü açığa çıkıyor. kim isterdi cinayet işlemek, tek varlığı olan sevdiğini terk etmek? kimse istemezdi. ama kendi çıkarı için yapmak zorundaydı. paul thomas anderson mükemmel bir iş çıkarmış. romanından esinlenilen upton sinclair için de söyleyebiliriz bunu. (bkz: oil!)
filmin müziklerini jonny greenwood yapmıştır. aşağıda alıntılardan sonra birkaçını paylaşacağım. müzik o kadar uygundu, o kadar güzel yedirilmişti ki filmin nasıl geçtiğini anlayamadım. buradan da magnolia (film)'ya selam olsun. alıntıları doğrudan imdb'den paylaşacağım.
henry ve daniel arasında geçen konuşma:
--- alıntı ---
plainview: are you an angry man, henry?
henry brands: about what?
plainview: are you envious? d'you get envious?
henry brands: i don't think so. no.
plainview: i have a competition in me. i want no one else to succeed. i hate most people.
henry brands: that part of me is gone. working and not succeeding- all my, uh... failures has left me, uh... i just don't... care.
plainview: well, if it's in me, it's in you. there are times when i... i look at people and i see nothing worth liking. i want to earn enough money i can get away from everyone.
henry brands: what will you do about your boy?
plainview: i don't know. uhhhh, maybe it'll change. does your sound come back to you? i don't know. maybe no one knows that. a doctor might not know that.
henry brands: where's his mother?
plainview: i don't want to talk about those things. i see the worst in people, henry. i don't need to look past seeing them to get all i need. i've built up my hatreds over the years, little by little. having you here gives me a second breath of life. i can't keep doing this on my own... with these, umm... people.
--- alıntı ---
daniel ve eli. final:
--- alıntı ---
eli sunday: why are you talking about paul?
plainview: i did what your brother couldn't.
eli sunday: don't say this to me.
plainview: i broke you and i beat you. it was paul who told me about you. he's the prophet. he's the smart one. he knew what was there and he found me to take it out of the ground, and you know what the funny thing is? listen... listen... listen... i paid him ten thousand dollars, cash in hand, just like that. he has his own company now. a prosperous little business. three wells producing. five thousand dollars a week.
[eli cries]
plainview: stop crying, you sniveling ass! stop your nonsense. you're just the afterbirth, eli.
eli sunday: no...
plainview: you slithered out of your mother's filth.
eli sunday: no.
plainview: they should have put you in a glass jar on a mantlepiece. where were you when paul was suckling at his mother's teat? where were you? who was nursing you, poor eli? one of bandy's sows? that land has been had. nothing you can do about it. it's gone. it's had.
eli sunday: if you would just take...
plainview: you lose.
eli sunday: ...this lease, daniel...
plainview: drainage! drainage, eli, you boy. drained dry. ı'm so sorry. here, if you have a milkshake, and i have a milkshake, and i have a straw. there it is, that's a straw, you see? watch it. now, my straw reaches acroooooooss the room and starts to drink your milkshake. i... drink... your... milkshake!
[sucking sound]
plainview: i drink it up!
eli sunday: don't bully me, daniel!
[daniel roars and throws eli across the room]
plainview: did you think your song and dance and your superstition would help you, eli? i am the third revelation! i am who the lord has chosen!
--- alıntı ---
prospector's arrive (soundtrack), bazı sahnelerle birlikte:
oil (soundtrack):
kusursuzdu oyunculuklar, kusursuz.
there will be blood, günümüze ışık tutan fakat bu ışığın aslında ne kadar da karanlık olduğunu gösteren bir film. bir dram veyahut bir trajedi. din-ideoloji çatışması, kilise-devlet çatışması, yoksulluk-varsıllık, sevgi-nefret, iyilik ve kötülük! baba ve oğul! hakikat bilgisi! her şeyi anlatıyor. o halde teması nedir diye sorulabilir mi? bilemiyorum. fakat insan ruhunu duyumsuyor bu film ile birlikte. çünkü çok gerçek. hayatın kendisi. dokunaklı, nefret edilesice, sevilesice bir şey bu! kan dökülecek, kan!
düşünmek için zaman istiyorum bu tanımı yazmaya... hakkında bir şey söylemeye cesaret de etmek istemiyorum aslında. ama ilk tanımın şerefine, yazacağım yine de.
daniel plainview'da kendimi gördüğümü söyleyeceğim. herkes de bunu söyleyecektir kendi için belki. aslında onun iyi ve kötü bir insan olup olmadığını kim bilebilirdi? içten içe yalnızlığını biliyor ve çabalıyor delirmemek için. ama kötücüllüğü açığa çıkıyor. kim isterdi cinayet işlemek, tek varlığı olan sevdiğini terk etmek? kimse istemezdi. ama kendi çıkarı için yapmak zorundaydı. paul thomas anderson mükemmel bir iş çıkarmış. romanından esinlenilen upton sinclair için de söyleyebiliriz bunu. (bkz: oil!)
filmin müziklerini jonny greenwood yapmıştır. aşağıda alıntılardan sonra birkaçını paylaşacağım. müzik o kadar uygundu, o kadar güzel yedirilmişti ki filmin nasıl geçtiğini anlayamadım. buradan da magnolia (film)'ya selam olsun. alıntıları doğrudan imdb'den paylaşacağım.
henry ve daniel arasında geçen konuşma:
--- alıntı ---
plainview: are you an angry man, henry?
henry brands: about what?
plainview: are you envious? d'you get envious?
henry brands: i don't think so. no.
plainview: i have a competition in me. i want no one else to succeed. i hate most people.
henry brands: that part of me is gone. working and not succeeding- all my, uh... failures has left me, uh... i just don't... care.
plainview: well, if it's in me, it's in you. there are times when i... i look at people and i see nothing worth liking. i want to earn enough money i can get away from everyone.
henry brands: what will you do about your boy?
plainview: i don't know. uhhhh, maybe it'll change. does your sound come back to you? i don't know. maybe no one knows that. a doctor might not know that.
henry brands: where's his mother?
plainview: i don't want to talk about those things. i see the worst in people, henry. i don't need to look past seeing them to get all i need. i've built up my hatreds over the years, little by little. having you here gives me a second breath of life. i can't keep doing this on my own... with these, umm... people.
--- alıntı ---
daniel ve eli. final:
--- alıntı ---
eli sunday: why are you talking about paul?
plainview: i did what your brother couldn't.
eli sunday: don't say this to me.
plainview: i broke you and i beat you. it was paul who told me about you. he's the prophet. he's the smart one. he knew what was there and he found me to take it out of the ground, and you know what the funny thing is? listen... listen... listen... i paid him ten thousand dollars, cash in hand, just like that. he has his own company now. a prosperous little business. three wells producing. five thousand dollars a week.
[eli cries]
plainview: stop crying, you sniveling ass! stop your nonsense. you're just the afterbirth, eli.
eli sunday: no...
plainview: you slithered out of your mother's filth.
eli sunday: no.
plainview: they should have put you in a glass jar on a mantlepiece. where were you when paul was suckling at his mother's teat? where were you? who was nursing you, poor eli? one of bandy's sows? that land has been had. nothing you can do about it. it's gone. it's had.
eli sunday: if you would just take...
plainview: you lose.
eli sunday: ...this lease, daniel...
plainview: drainage! drainage, eli, you boy. drained dry. ı'm so sorry. here, if you have a milkshake, and i have a milkshake, and i have a straw. there it is, that's a straw, you see? watch it. now, my straw reaches acroooooooss the room and starts to drink your milkshake. i... drink... your... milkshake!
[sucking sound]
plainview: i drink it up!
eli sunday: don't bully me, daniel!
[daniel roars and throws eli across the room]
plainview: did you think your song and dance and your superstition would help you, eli? i am the third revelation! i am who the lord has chosen!
--- alıntı ---
prospector's arrive (soundtrack), bazı sahnelerle birlikte:
oil (soundtrack):
devamını gör...
diksiyon geliştirici tekerlemeler
akıcı ve düzgün konuşmayı öğrenmek isteyenlerin faydalandıkları dil egzersizleridir.
"çapakçurlu çapaçul çarkçıbaşı çaylak zülküf, çatalcalı çakmakçı çivit cahit’e behey çaçabalığı çepiç, çerçi, çakaloz, çayırhorozu, çöpçatan, çurçur, çirişotu demiş."
"çapakçurlu çapaçul çarkçıbaşı çaylak zülküf, çatalcalı çakmakçı çivit cahit’e behey çaçabalığı çepiç, çerçi, çakaloz, çayırhorozu, çöpçatan, çurçur, çirişotu demiş."
devamını gör...
bilim bir gün tanrının varlığını somut olarak ispatlarsa olabilecek şeyler
bilim daha somut ve denklemsel gerçeklere açıklık getirebildiği için imkansız diyemesem de bana bir tık hayali gelen bir konu. tabii eğer olabilecek sonuçlar hakkında fikir yürütmem gerekirse, dünyaya kaos hakim olur gibime geliyor. o ana kadar inanmayan kimse bilimin tek sözüyle mutlak gücün varlığına hem fikir olamaz diye düşünüyorum.
devamını gör...
karaborsa
enflasyon ne kadar yüksekse karaborsacılıkta o kadar çok olur.şuan en örnek ülkeler arjantin ve venezuela.arjantin biraz daha iyi bu konuda paran varsa mal bulabiliyosun en azından.venezuela ise tam facia zaten hiper üstü hiper bir enflasyon söz konusu..
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
ilk önce annemin gözleri gitti evimizden.
mesela kardeşim yastıkları yere attı, üstüne zıpladı.
annem hiç görmedi.
ben kış günü incecik giyindim, annem fark bile etmedi.
sonra elleri gitti annemin evimizden.
sessizce.
mesela kardeşimin unuttuğu resim defterini koymadı gece çantasına.
doğru dürüst toplamadigim saçlarımi da toplamadı.
sonra burnu gitti annemin.
insanın hiç burnu gider mi, annemin burnu gitti.valla.
yemek yandı, yanık kokusu dört bir yanı sardı. konu komşu telaslandı.kardesim korktu,ağladı.
ama annem fark etmedi.
sonra sesi gitti annemin evimizden.
"yavrum koşturma! kızım geç kalacaksın, hadi!!"
hepsi,bir anda.
ev sustu,
öylece.
ardından hiç utanmadan kulakları da gitti.
mesela kardeşim defalarca 'anne,anne! " dedi zor duydu annem.
ben on defa sordum kırmızı kazağım nerde, diye.
cevap bile vermedi.
en son aklı terk etti bizi.
en çok o,
sahipsiz bıraktı.
en çok o,
yaraladı.
geç kalsak bizde kalan,
kardeşimin okulda ne öğrendiğini merak eden aklı.
gitti.
kuş olup uçtu.
bugün tüm o gidişleri üstünden onca zaman da gitti.
ve ben ancak şimdi anlayabiliyorum.
annemin paramparça olduğunu.
ve herbir parçasının başka bir kadının arkasından giden babamın ardından gittiğini.
mesela kardeşim yastıkları yere attı, üstüne zıpladı.
annem hiç görmedi.
ben kış günü incecik giyindim, annem fark bile etmedi.
sonra elleri gitti annemin evimizden.
sessizce.
mesela kardeşimin unuttuğu resim defterini koymadı gece çantasına.
doğru dürüst toplamadigim saçlarımi da toplamadı.
sonra burnu gitti annemin.
insanın hiç burnu gider mi, annemin burnu gitti.valla.
yemek yandı, yanık kokusu dört bir yanı sardı. konu komşu telaslandı.kardesim korktu,ağladı.
ama annem fark etmedi.
sonra sesi gitti annemin evimizden.
"yavrum koşturma! kızım geç kalacaksın, hadi!!"
hepsi,bir anda.
ev sustu,
öylece.
ardından hiç utanmadan kulakları da gitti.
mesela kardeşim defalarca 'anne,anne! " dedi zor duydu annem.
ben on defa sordum kırmızı kazağım nerde, diye.
cevap bile vermedi.
en son aklı terk etti bizi.
en çok o,
sahipsiz bıraktı.
en çok o,
yaraladı.
geç kalsak bizde kalan,
kardeşimin okulda ne öğrendiğini merak eden aklı.
gitti.
kuş olup uçtu.
bugün tüm o gidişleri üstünden onca zaman da gitti.
ve ben ancak şimdi anlayabiliyorum.
annemin paramparça olduğunu.
ve herbir parçasının başka bir kadının arkasından giden babamın ardından gittiğini.
devamını gör...
tutmayan başlığın verdiği başarısızlık hissi
sözlük dışında bir hayatınız yoksa üzer, öyle bir etki bırakır. birileri sizi görsün istersiniz. ama buranın dışında bir hayatınız varsa meeeh deyip yeni başlık açarsınız bu kadar basit. akademik kariyer yapmıyoruz burda. misal benim tutan başlığım da var tutmayan da. ne yani gidip ağlayayım mı tutmadı diye?
devamını gör...
fetva
şu sıralar hükümet diyanete ısmarlıyor, diyanet de taşeron firma gibi ne isterlerse yazıp, çizip cumalarda falan okuyor.
bu yaşa geldim, böyle lastik gibi sündürülen bir din görmedim.
adamlar faiz helal diye fetva verdi ya la.*
bu yaşa geldim, böyle lastik gibi sündürülen bir din görmedim.
adamlar faiz helal diye fetva verdi ya la.*
devamını gör...
kemalistsiz bir normal sözlük
yeri gelmişken kemalist yerine atatürkçü demeyi doğru bulduğumu belirteyim. çünkü sonuna -izm eki getirilebilecek bir gruba dahil edilmemesi gereken bir düşünce sistemidir atatürkçülük.
devamını gör...
ucuzayiyenler
t: ilk olarak 1980 yılında yayımlanan bir thomas bernhard eseri. özgün adı die billigesser. yapı kredi yayınları tarafından ilk olarak 2017 yılında yayımlanmış, çeviren ise esen tezel.
yazarın, tek paragraftan oluşan bir başka uzun hikayesi/anlatısı/romanıdır.* kitabın adı, bernhard'ın anlatısını üzerine kurduğu koller'in viyana açık mutfağı'nda (vam) tanıştığı dört kişiyi ucuzayiyenler olarak adlandırmasından gelir.
koller bir parkta, köpek ısırması sonucunda tek bacağını kaybeder. bu kayıp onun aklına fizyonomiye dair bir kitap yazma fikrini sokar. sonra karşılıklı diyaloglar ve düşünceler başlar. 80 sayfa boyunca devam eder. eserdeki koller'in düşüncelerini anlatan kişi muhtemelen yazarın kendisidir.
her bernhard eserinde olduğu gibi burada da ana karakter bernhard'dan izler taşır. zaten kendisi de, yanlış hatırlamıyorsam, bir röportajında, oluşturduğu her başat karakterin düşüncelerinde "kendi zihninin yansımalarının" olduğunu söylemişti. yine her bernhard eseri gibi burada da eğitime, üniversitelere, doktorlara, topluma, aileye... eleştiriler vardır. alıntı ritüelime geçmeden önce, olur da hasbelkader mevzu bahis yazarın eserlerini okumaya karar verirseniz, naçizane tavsiyem bu eserle başlamamanız yönünde olur. çünkü yazarı tanımak için iyi bir başlangıç eseri olduğunu düşünmüyorum. sizi kendine çekemeyebilir, bilmiyorum.
"bildiğim kadarıyla anne babasının evine çok erken yabancılaşmıştı ve başkalarının doğal bir biçimde yaklaşabileceği bir insan değildi, bizzat kendisi hayatı boyunca bütün insan ilişkilerindeki ana engel olmuştu ve bu gerçekten yola çıkarak var oluyordu, aksi onu kaçınılmaz bir biçimde duygusal olarak zayıflatır ve en sonunda ister istemez yok ederdi. kendi deyimiyle bir zihin yolunda yürümeye doğuştan hazırdı ve bunun anlamı, tamamen yalnız yürümekten başka bir şey değildi." *
yazarın, tek paragraftan oluşan bir başka uzun hikayesi/anlatısı/romanıdır.* kitabın adı, bernhard'ın anlatısını üzerine kurduğu koller'in viyana açık mutfağı'nda (vam) tanıştığı dört kişiyi ucuzayiyenler olarak adlandırmasından gelir.
koller bir parkta, köpek ısırması sonucunda tek bacağını kaybeder. bu kayıp onun aklına fizyonomiye dair bir kitap yazma fikrini sokar. sonra karşılıklı diyaloglar ve düşünceler başlar. 80 sayfa boyunca devam eder. eserdeki koller'in düşüncelerini anlatan kişi muhtemelen yazarın kendisidir.
her bernhard eserinde olduğu gibi burada da ana karakter bernhard'dan izler taşır. zaten kendisi de, yanlış hatırlamıyorsam, bir röportajında, oluşturduğu her başat karakterin düşüncelerinde "kendi zihninin yansımalarının" olduğunu söylemişti. yine her bernhard eseri gibi burada da eğitime, üniversitelere, doktorlara, topluma, aileye... eleştiriler vardır. alıntı ritüelime geçmeden önce, olur da hasbelkader mevzu bahis yazarın eserlerini okumaya karar verirseniz, naçizane tavsiyem bu eserle başlamamanız yönünde olur. çünkü yazarı tanımak için iyi bir başlangıç eseri olduğunu düşünmüyorum. sizi kendine çekemeyebilir, bilmiyorum.
"bildiğim kadarıyla anne babasının evine çok erken yabancılaşmıştı ve başkalarının doğal bir biçimde yaklaşabileceği bir insan değildi, bizzat kendisi hayatı boyunca bütün insan ilişkilerindeki ana engel olmuştu ve bu gerçekten yola çıkarak var oluyordu, aksi onu kaçınılmaz bir biçimde duygusal olarak zayıflatır ve en sonunda ister istemez yok ederdi. kendi deyimiyle bir zihin yolunda yürümeye doğuştan hazırdı ve bunun anlamı, tamamen yalnız yürümekten başka bir şey değildi." *
devamını gör...
bir tereddüdün romanı
ilk baskısı 1933 yılında yapılmış bir peyami safa eseri.
"...bence kitap demek bir defa okunmak için yazılan şey değildir. bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. onlara hayret ediyorum. kitap. nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı."
"...bence kitap demek bir defa okunmak için yazılan şey değildir. bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. onlara hayret ediyorum. kitap. nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı."
devamını gör...
gazete kuponu biriktirmek
eskiden biriktirip çeşitli kitaplar, ansiklopediler almışlığım vardı. o günler çok özlendi.
devamını gör...
lucius vorenus
mükemmel tanımlarını görüp derhal takibe aldığım yazar arkadaşımızdır kendileri.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur.
nice güzel tanımlara.
nickaltını açmak da bana nasip olmuştur.
nice güzel tanımlara.
devamını gör...
normal sözlük’ü ekşi'ye benzetmek isteyenler
böyle bir kitle var. genellikle gündeme getirdikleri bazı düşünceler şöyle;
* küfür neden yok ?
* neden siyasi, cinsel başlıklar daha fazla yer almıyor ?
* oradan başlık kopyalayıp buraya taşıyorlar.
* yok efendim sözlüğün rengi neden turuncu ?
yeşil olmasını istiyorlar herhalde.
* kafa sözlük sözlük formatına uymuyormuş.
* hatta neden görseller gözüküyormuş ?
ve buna eklenebilecek yorumlar da mevcut.
bu sözlük bazı alışkanlıkları değiştirme ve nev_i şahsına münhasır bir sözlük olma amacıyla açılmış.
yani sayın yazarlar, neden bir şeyi diğerine benzetmeye çalışıyorsunuz ?
bırakın bu da farklı bir yoldan ilerlesin,. gelişsin.
anlayışınız için teşekkür ederim.
* küfür neden yok ?
* neden siyasi, cinsel başlıklar daha fazla yer almıyor ?
* oradan başlık kopyalayıp buraya taşıyorlar.
* yok efendim sözlüğün rengi neden turuncu ?
yeşil olmasını istiyorlar herhalde.
* kafa sözlük sözlük formatına uymuyormuş.
* hatta neden görseller gözüküyormuş ?
ve buna eklenebilecek yorumlar da mevcut.
bu sözlük bazı alışkanlıkları değiştirme ve nev_i şahsına münhasır bir sözlük olma amacıyla açılmış.
yani sayın yazarlar, neden bir şeyi diğerine benzetmeye çalışıyorsunuz ?
bırakın bu da farklı bir yoldan ilerlesin,. gelişsin.
anlayışınız için teşekkür ederim.
devamını gör...
şu anda ne yaptığını merak ettiğiniz kişi
üstüne çok düşünmeye gerek yok, larktwain_123_'ün dediği gibi,
o.
o.
devamını gör...
yazarların asla yapmam dediği bir şey
evlenmem.
cocuk yapmam.
alkol almam.
sigara içmem.
cocuk yapmam.
alkol almam.
sigara içmem.
devamını gör...
truman sendromu
ismi the truman show'dan esinlenilmiş psikolojik bir rahatsızlıktır. bazı insanlarda gözlemlenen ve kişinin bir televizyon programında yaşadığını düşündüğü gerçek bir hastalıktır.
bir çeşit paranoyadır.
bir çeşit paranoyadır.
devamını gör...
aylar sonra merhaba yazan sevgili ya da arkadaş
"merhaba. nasıl yardımcı olabilirim?" cümlesiyle karşılık vererek santrale bağladığım durum.
aylardır arayıp sormayan insan, yardımcı olabileceğim bir şey olmasa başka niye yazar ki?*
aylardır arayıp sormayan insan, yardımcı olabileceğim bir şey olmasa başka niye yazar ki?*
devamını gör...
mia (yazar)
(bkz: pulp fiction (film)) quentin tarantino'nun bu efsane filminde uma thurman'ın seksapalitesini konuşturduğu karakterin adı. aynı zamanda sözlükteki bir yazar arkadaşımız.
devamını gör...
george s. patton
hedef patton isimli kitaptaki bulgulara göre vefat ettiği kazanin suikast ihtimali olması çok yüksek olan abd tarihinin en zeki generallerinden biri.
aslında onun macerası ikinci dünya savaşında abd ordusunun afrika cephesinde işleri batirmasi ile başlar
ilk geldiğinde uğraştığı sorunların bazılari;
- ingilizlerin hava desteğinin yetersiz olması
- askerin moral ve disiplinin com dusuk olmasi.
- rommelin ingilizleri sürekli şaşırtmasi gibi.
geldikten bir kaç gün sonra bir hava taaruzunda balkona çıkıp 6 patlar ile uçağa ateş edecek kadar çılgın bir komutan olduğunu gösterdi. saha da olduğu süre boyunca cephe de askerleri ile kaldı.
tam bir taktik dehaydi abd ordusunu geçtim blitzkrieg in yaratıcısı almanlardan bile daha hızlı hareket ediyordu. dolayısı ile ww2 nin ekmeğini yemek isteyen yavsak montgomery nin önünü kesmesin diye adama ikmal bile yapmadıkları oldu.
alman ordusuna direnen 100 kişilik ufak bir birliği kurtarmak için tüm ordusunu gece gunduz yürütecek kadar cesarete saygılı bir adamdı.
savaş yorgunluğunu mazeret saymayacak kadar da deli. bu yüzden asker tokatlayip kızağa cekilmiigi var.
askeri taktikleri alışılmışın dışındaydı alman istihbarat raporlarinda taktiksel olarak anarşist ibaresi geçer. rommel i g. afrika da evire çevire yenen ilk komutandi ki geriye çağırmak zorunda kaldılar.
heinz guderlan, rommel, manstein gibi masa başında çok sağlam taktikler uretmeyip sahada çok hızlı bir şekilde taktik degistirebilen bir komutandi ve her duruma çok hızlı adapte olup ordusunu da buna hazirlayabiliyordu.
bana sorarsanız ikinci dünya savaşı'nın en kenarda köşede kalmış ama en başarılı ilk 3 komutanından biridir.
bana ilk 3 yap deseniz sıralama yapamam ama söylerim;
patton,zukhow,guderian derim hangisnin hangi sırada olduğu size kalmış. rommel de.diyebilirim lakin rommel in durumu biraz daha farklı ben onu goebbels e çektiği xtirle hatırlamak isterim gönlümün birincisi.
aslında onun macerası ikinci dünya savaşında abd ordusunun afrika cephesinde işleri batirmasi ile başlar
ilk geldiğinde uğraştığı sorunların bazılari;
- ingilizlerin hava desteğinin yetersiz olması
- askerin moral ve disiplinin com dusuk olmasi.
- rommelin ingilizleri sürekli şaşırtmasi gibi.
geldikten bir kaç gün sonra bir hava taaruzunda balkona çıkıp 6 patlar ile uçağa ateş edecek kadar çılgın bir komutan olduğunu gösterdi. saha da olduğu süre boyunca cephe de askerleri ile kaldı.
tam bir taktik dehaydi abd ordusunu geçtim blitzkrieg in yaratıcısı almanlardan bile daha hızlı hareket ediyordu. dolayısı ile ww2 nin ekmeğini yemek isteyen yavsak montgomery nin önünü kesmesin diye adama ikmal bile yapmadıkları oldu.
alman ordusuna direnen 100 kişilik ufak bir birliği kurtarmak için tüm ordusunu gece gunduz yürütecek kadar cesarete saygılı bir adamdı.
savaş yorgunluğunu mazeret saymayacak kadar da deli. bu yüzden asker tokatlayip kızağa cekilmiigi var.
askeri taktikleri alışılmışın dışındaydı alman istihbarat raporlarinda taktiksel olarak anarşist ibaresi geçer. rommel i g. afrika da evire çevire yenen ilk komutandi ki geriye çağırmak zorunda kaldılar.
heinz guderlan, rommel, manstein gibi masa başında çok sağlam taktikler uretmeyip sahada çok hızlı bir şekilde taktik degistirebilen bir komutandi ve her duruma çok hızlı adapte olup ordusunu da buna hazirlayabiliyordu.
bana sorarsanız ikinci dünya savaşı'nın en kenarda köşede kalmış ama en başarılı ilk 3 komutanından biridir.
bana ilk 3 yap deseniz sıralama yapamam ama söylerim;
patton,zukhow,guderian derim hangisnin hangi sırada olduğu size kalmış. rommel de.diyebilirim lakin rommel in durumu biraz daha farklı ben onu goebbels e çektiği xtirle hatırlamak isterim gönlümün birincisi.
devamını gör...
arada nickaltına girip bakmak
arada sırada ben de bakıyorum nickaltıma.
okuyorum ve mutlu oluyorum, yazanlara her okuduğumda içten teşekkür ediyorum.
gerçekten çok güzel bir his oluşuyor bende.
çünkü gerçek hayatta bu cümleleri duyacak kimsem yok.
tekrar sağolun, varolun.
okuyorum ve mutlu oluyorum, yazanlara her okuduğumda içten teşekkür ediyorum.
gerçekten çok güzel bir his oluşuyor bende.
çünkü gerçek hayatta bu cümleleri duyacak kimsem yok.
tekrar sağolun, varolun.
devamını gör...