öldürmeyip süründüren şeyler
reflü. gece uyutmaz, yediklerini burnundan getirir.kahve içemezsin.
devamını gör...
en cool anime karakteri
(bkz: ıtachi uchiha)'dan başka kimse olamaz dediğim karakter.
devamını gör...
assassin's creed odyssey
güzelliğinden gözlerimi alamadığım, içimi titreten canım aşkım kassandra ile oynamaya devam edeceğimiz oyundur inşallah...

1,5 buçuk ayda 90 saat oynayarak rekorumu kırdığım yetmezmiş gibi, daha dünya kadar ara görev + 2 adet dlc bitirmem gerek. ana hikayeyi ise henüz yeni bitirdim. aslında oyunu almadan önce tereddütlerim vardı, herkes oyun şöyle çöp böyle çöp diye anlatıyordu ancak sırf antik yunan atmosferini deneyimlemek, ve genel olarak rpg oyunlarını sevdiğim için fiyatı xbox'ta iner inmez direkt aldım.
açıkçası hikaye çok mu süper? mehh, çok da değil bence. ama atmosfer fena sarıyor hocam. adam kesmek falan zaten eğlenceli onda bir şey yok. ama en çok da kültistlerin peşine düşmek keyif veriyor gibi. o ufak ipuçlarını yunanistan'ı dört bucak dolaştıktan sonra bulup, sıra sıra gizem çözmek oldukça zevkli. insana birinin izini sürdüğü hissini oldukça güzel veriyor ki, ismi "assassin's" ile başlayan bir oyun için bence bu oldukça önemli bir detay.
oyunun neden sevilmediğine gelirsek: sanırım eski ac fanları ise genel olarak oyunu önceki ac oyunları gibi olmadığı için sevmiyor gibi. ama bilmiyorum bence böylesi daha iyi gibi sanki. kapüşon ve hidden blade fetişizmi her ne kadar güzel olsa da, yeniliklere açık birisi olduğumdan bu oyunun rpg ağırlığını da gayet sevdim. ki her ne kadar eskisinden çok daha zor olsa da, oyunu warrior ya da hunter yerine assassin olarak oynamak da hala imkansız değil. ama kim uğraşır? ben delikanlı gibi yüzyüze çarpışmayı daha çok seviyorum açıkçası, arada yine meze niyetine assassination yapıyorum o ayrı.
oyun dinamiklerine dair fazla spoiler vermek istemiyorum ama son ufak bir şey: şu animus'u da, modern dünya segmentlerini de kaldırın artık hay a..na koyayım ya... biz modern dünya segmentleri hem antik atmosferi bozuyor, hem de hikayeyin gidişatını s..iyor diye kaç defa söylüyoruz ama sakalımız yok ki sözümüz dinlensin!!

1,5 buçuk ayda 90 saat oynayarak rekorumu kırdığım yetmezmiş gibi, daha dünya kadar ara görev + 2 adet dlc bitirmem gerek. ana hikayeyi ise henüz yeni bitirdim. aslında oyunu almadan önce tereddütlerim vardı, herkes oyun şöyle çöp böyle çöp diye anlatıyordu ancak sırf antik yunan atmosferini deneyimlemek, ve genel olarak rpg oyunlarını sevdiğim için fiyatı xbox'ta iner inmez direkt aldım.
açıkçası hikaye çok mu süper? mehh, çok da değil bence. ama atmosfer fena sarıyor hocam. adam kesmek falan zaten eğlenceli onda bir şey yok. ama en çok da kültistlerin peşine düşmek keyif veriyor gibi. o ufak ipuçlarını yunanistan'ı dört bucak dolaştıktan sonra bulup, sıra sıra gizem çözmek oldukça zevkli. insana birinin izini sürdüğü hissini oldukça güzel veriyor ki, ismi "assassin's" ile başlayan bir oyun için bence bu oldukça önemli bir detay.
oyunun neden sevilmediğine gelirsek: sanırım eski ac fanları ise genel olarak oyunu önceki ac oyunları gibi olmadığı için sevmiyor gibi. ama bilmiyorum bence böylesi daha iyi gibi sanki. kapüşon ve hidden blade fetişizmi her ne kadar güzel olsa da, yeniliklere açık birisi olduğumdan bu oyunun rpg ağırlığını da gayet sevdim. ki her ne kadar eskisinden çok daha zor olsa da, oyunu warrior ya da hunter yerine assassin olarak oynamak da hala imkansız değil. ama kim uğraşır? ben delikanlı gibi yüzyüze çarpışmayı daha çok seviyorum açıkçası, arada yine meze niyetine assassination yapıyorum o ayrı.
oyun dinamiklerine dair fazla spoiler vermek istemiyorum ama son ufak bir şey: şu animus'u da, modern dünya segmentlerini de kaldırın artık hay a..na koyayım ya... biz modern dünya segmentleri hem antik atmosferi bozuyor, hem de hikayeyin gidişatını s..iyor diye kaç defa söylüyoruz ama sakalımız yok ki sözümüz dinlensin!!
devamını gör...
bal porsuğu (yazar)
guinnes rekorlar kitabı’na dünyanın en korkusuz hayvanı olarak geçmiştir bal porsuğu. afrika, fas ve hindistan taraflarında yaşasa da oralardan sıkılmış belli ki bize de uğramış bir yazar olarak. ilginç ve bilgilendirici yazılarını severek okuyorum. bendenize öğrenmenin yaşı olmadığını tekrar hatırlatan samimi yazardır. öğrenmeye ve yazmaya devamm...
devamını gör...
küçükyalı
istanbul'un kendi halinde gayet nezih bir ilçesi. bazı bölgelerinde sokak isimlerine sadece çiçek adı verilmiştir. (bkz: nergis,orkide,papatya sokak) sahil bölümü de ayrı güzeldir.
devamını gör...
kafa kafaya radyo yayını
21oz'u keşfetmemizi sağlayan yayın.
muhtemelen katılamayacağım, bunun için yayın yapacak olan ve de gönlümde yeri olan yazarımız zippodan çıkan çınn sesi'ne özürlerimi sunuyorum. eğlenceli bir yayın olacağından hiç şüphem yok. başarılar dilerim, sesinize zeval gelmesin. *
muhtemelen katılamayacağım, bunun için yayın yapacak olan ve de gönlümde yeri olan yazarımız zippodan çıkan çınn sesi'ne özürlerimi sunuyorum. eğlenceli bir yayın olacağından hiç şüphem yok. başarılar dilerim, sesinize zeval gelmesin. *
devamını gör...
salçalı makarna
bi öğrenci klasiğidir.
profesyonel bir öğrenci, salçalı makarnayı kyk dan tutunda sahile kadar her yerde yapabilir böyle bir skill üniversite kazandığında otomatik olarak açılıyor.
profesyonel bir öğrenci, salçalı makarnayı kyk dan tutunda sahile kadar her yerde yapabilir böyle bir skill üniversite kazandığında otomatik olarak açılıyor.
devamını gör...
1990'lı yıllar
karışık yıllar. bir kaset düşünün içinde zeki müren, tarkan, barış manço, cem karaca, aşık mahsuni, ahmet kaya, kubat, sezen aksu, ibrahim tatlises, ajda pekkan, ferdi tayfur, nilüfer, edip akbayram, neşet ertaş, özay gönlüm, kazancı bedih, kazım koyuncu, grup vitamin, kayahan, ümit besen hep beraber parçalarını söylüyor. o tarz bir ülke...
devamını gör...
yazarından daha ünlü olan kitap kahramanları
bihter ziyagil
devamını gör...
red notice
ahhahaha bu nasıl film ya?
devamını gör...
tears of the dragon
bruce dickinson'un solo kariyerinde cikarttigi albumlerden harika bir parcasi. sakin baslar arpejler esliginde, nakarattan sonra kudurur, solosuyla aglatir.
devamını gör...
tanışmak istenen ölmüş şairler
edgar allan poe.
devamını gör...
hoş geldin paketi
kafa sözlüğe kayıt olduktan sonra 3 iş günü içerisinde adresinize gelen hediye paketi.
bu vesileyle sözlükte anonim takıldığını sanıp aklına gelen her şeyi yazıya döken yazarlara da alttan alttan gözdağı vermek amaçlanmaktadır.
bana hala gelmedi diyen arkadaşlara not: kırsalda yaşıyorsanız ptt'nin dağıtım günlerine göre paketin size ulaşması değişkenlik gösterebilir, sabırla bekleyiniz.
bu vesileyle sözlükte anonim takıldığını sanıp aklına gelen her şeyi yazıya döken yazarlara da alttan alttan gözdağı vermek amaçlanmaktadır.
bana hala gelmedi diyen arkadaşlara not: kırsalda yaşıyorsanız ptt'nin dağıtım günlerine göre paketin size ulaşması değişkenlik gösterebilir, sabırla bekleyiniz.
devamını gör...
erkek diye bir şeyin olmaması sorunsalı
her şey zıttıyla kaimdir. kötüler kadar iyileri de vardır sayın larktwain_123_.
ki bu başlıkta ironi yaptığını da biliyorum. ama madem zamanıdır, ben de yeri gelmişken, kendi görüşlerimi ardıllayayım istedim. *
yani sorum şu aslında: sırf kötüye, kötülere, binlerce, milyonlarca kötüye denk geldik diye çağın vebasına tutulmak zorunda mıyız?
değiliz.
keza ne yok saymak sorunu çözer ne de tamamıyla savaşçı bir ruha bürünmek. bu tür tavırlar önce kişiyi, ardından küçük küçük toplulukları ve sonunda da cemiyeti genel bir ruhsal bozukluğa iter. bu nedenle itidalli olmakta yarar var ve sağduyuyu korumak her zaman elzemdir diye düşünüyorum, düşünmekteyim.
yine tanıdığım biri, kadınlardan yana yüzü gülmemiş biri, öyle çok çekmişti ki, tutup hepsine karşı bir öfke, nefret ve buhran geliştirmesini beklerdim. fakat öyle olmadı. ve bunun salt cinsellikle de bir bağlantısını kurmadı, kuramadı. yani ne yaparsa yapsın yine kadınlara - çok afedersiniz amiyane bir tabirle ifade etmek zorunda kalacağım ama - ihtiyaç (!) duyacağı için de değil üstelik!.. sadece bunun ayırdına vardığı için: sırf bir kadın gelip, hayatımı ortadan ikiye böldü diye, sırf o kötü çıktı ve beni bile bile bir mahvoluşa sürükledi diye, bu duruma boyun mu eğmeliyim? kabul edip, bütün kadınlar kötüdür, yanılgısına mı düşeyim?.. bu soruyu kafasında, benliğine, yüreğine hatta hatta bedenine ve tabii ruhunda birkaç bin kez sorup, sonunda vardığı sonuç üzerinden istisnaları kaideleştimemek üzerine hayatını kuruşuna şahit olmuştum, olmaktayım.
biz de böyle olmalıyız. belki bu konuda en çok yarayı alan biziz ama süreci kontrol etmek, yangına körükle gitmemek, benim de tercihimdir. sonrasında her şey, toplumsal olarak bile peşi sıra geliyor.
sadece biraz bilinçli olmak, elbette bu süreçte haklarımızı korumak ve bir çürük elma üzerinden, tüm kasayı çöpe atmamak gerekiyor.
hepsi bu.
ki bu başlıkta ironi yaptığını da biliyorum. ama madem zamanıdır, ben de yeri gelmişken, kendi görüşlerimi ardıllayayım istedim. *
yani sorum şu aslında: sırf kötüye, kötülere, binlerce, milyonlarca kötüye denk geldik diye çağın vebasına tutulmak zorunda mıyız?
değiliz.
keza ne yok saymak sorunu çözer ne de tamamıyla savaşçı bir ruha bürünmek. bu tür tavırlar önce kişiyi, ardından küçük küçük toplulukları ve sonunda da cemiyeti genel bir ruhsal bozukluğa iter. bu nedenle itidalli olmakta yarar var ve sağduyuyu korumak her zaman elzemdir diye düşünüyorum, düşünmekteyim.
yine tanıdığım biri, kadınlardan yana yüzü gülmemiş biri, öyle çok çekmişti ki, tutup hepsine karşı bir öfke, nefret ve buhran geliştirmesini beklerdim. fakat öyle olmadı. ve bunun salt cinsellikle de bir bağlantısını kurmadı, kuramadı. yani ne yaparsa yapsın yine kadınlara - çok afedersiniz amiyane bir tabirle ifade etmek zorunda kalacağım ama - ihtiyaç (!) duyacağı için de değil üstelik!.. sadece bunun ayırdına vardığı için: sırf bir kadın gelip, hayatımı ortadan ikiye böldü diye, sırf o kötü çıktı ve beni bile bile bir mahvoluşa sürükledi diye, bu duruma boyun mu eğmeliyim? kabul edip, bütün kadınlar kötüdür, yanılgısına mı düşeyim?.. bu soruyu kafasında, benliğine, yüreğine hatta hatta bedenine ve tabii ruhunda birkaç bin kez sorup, sonunda vardığı sonuç üzerinden istisnaları kaideleştimemek üzerine hayatını kuruşuna şahit olmuştum, olmaktayım.
biz de böyle olmalıyız. belki bu konuda en çok yarayı alan biziz ama süreci kontrol etmek, yangına körükle gitmemek, benim de tercihimdir. sonrasında her şey, toplumsal olarak bile peşi sıra geliyor.
sadece biraz bilinçli olmak, elbette bu süreçte haklarımızı korumak ve bir çürük elma üzerinden, tüm kasayı çöpe atmamak gerekiyor.
hepsi bu.
devamını gör...
tarihteki muazzam ayarlar
nazım hikmet bursa cezaevindeyken bir gün ; adalet bakanlığından cezaevini denetlemeye bir müfettiş gelir. bir kaç günlük denetimden sonra müdüre ' nazım da buradaymış çağır da görelim kimmiş neymiş ?' der. nazım'ı odaya getirirler müfettiş nazım'a oturacak yer dahi göstermez uzun bir süzme ve kısa bir konuşma ardından yalnızca 'gidebilirsiniz' der. nazım hikmet tam kapıdan çıkacakken müfettiş'e 'ömer hayyam'ı duydunuz mu ? ' diye sorar. müfettiş hemen atılır 'kim duymaz hayyam'ı ' nazım hikmet 'hayyam zamanında iran hükümdarı kim ?'diye sorduğundaysa müfettiş sessiz kalır. nazım konuşmasını sürdürür' görüyorsunuz sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. yıllar sonra beni dünya anımsayacak ama dönemin adalet bakanı'nı ve sizi kimse anımsamayacak' der çıkar.
devamını gör...
aşı olmayanlara covidli muamelesi yapılması
ortamlarda aşı olmadığınızı söylediğinizde sizden inceden uzaklaşma durumu.
devamını gör...



