insanın zoruna giden şeyler
en güvendiği insanlardan en büyük ve beklenmedik zararı görmesi.
devamını gör...
oh my god
friends (dizi) sinde janice isimli karakterle özdeşleşmiş söz öbeğidir.
devamını gör...
anhedoni
normalde keyif alınan şeylere karşı isteği kaybetme, yaşam zevkinin kaybolması haline verilen isimdir.bu durum günümüzde birçok insanda görülebilmektedir. örneğin kitap okumaktan çok zevk alan birisi birden kitap okumaktan hiç zevk almayabilir. sonrasında ise kitap okuyamamasından, önceden zevk aldığı etkinlikleri yapamamaktan ötürü umutsuzluğa kapılır. uzmanlar, anhedoninin beyin aktivitesindeki değişikliklerle ve "iyi hissetme" hormonu olan dopamin üretememe veya buna yanıt verememe ile bağlantılı olabileceğine inanıyor. erteleme veya motivasyonla ilgili sorunlar anhedoniyi arttırabilir.
devamını gör...
ezan okununca kendine çeki düzen veren yazarlar
aldığı öğretileri unutmayan yazarlardır.
rahmetli babannnem derdi ki, "ezana saygın olsun oğlum. ayak ayak üstüne atmışsan indir, uzanıyorsan doğrul, müziği kıs." vb. şeyler daha derdi.
elhamdülillah bunu halen yaparız.
rahmetli babannnem derdi ki, "ezana saygın olsun oğlum. ayak ayak üstüne atmışsan indir, uzanıyorsan doğrul, müziği kıs." vb. şeyler daha derdi.
elhamdülillah bunu halen yaparız.
devamını gör...
ahlak bekçisi rehber öğretmen
ortaokuldaki din hocamızdır:d
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
çok uzun yıllar sonra ilk kez kontrolümü kaybettim,bedenim ara ara kontrolümden çıktı.
içgüdüsel olarak eğitimlerim devreye girdi kendi bedenimde üç kişi gibiydim.
çocukluğunu bildiğim koruduğum kolladığım eşek şakaları yaptığım yapmasına müsaade ettiğim tek insanı ani bir kalp krizi sonucu kaybettim...
çok ölüm gördüm ailemden dostlarımdan arkadaşlarımdan ve dahi düşmanlarımdan herkesin o gününde yanında olmaya gayret ettim tüm işlemleri soğukkanlı bir şekilde hep ben hallederdim.
ilk defa sevdiğim birinin kefenlenmiş yüzünü açamadım onu son yolculuğunda yıkayamadım öylece çöküp bir duvar dibine sigara içip durdum...
duyup gelen herkesin acısını göğsümde bastırdım gömleğim ıslandı gözyaşlarından haykırışlardan...
koca adam 1.90 lık boyu 95 kilosu olan koca adamı bir tüy gibi kucaklayıp tek başıma toprağa indirdim kefeninin bağlarını çözüp ellerimi sürerek dualar okuyarak yumuşattım yatacağı toprağını...herkesi toparlayıp götürmek yine bana düştü dağılmış bana...
günler geçti üzerinden durup durup gözlerim yaşarıyor,gece çığlıklar ile uyanıyorum uyuduğum bir iki saatte...
sevdiğim kadın çevremde pervane birşeyler yapmak istiyor acımı dindirmek için,avucunu öpüyorum usulca rahat olsun diye...
geceleri banyoda havluyu ısırıp ağlıyorum ben bu ölümü hazm edemiyorum...
içgüdüsel olarak eğitimlerim devreye girdi kendi bedenimde üç kişi gibiydim.
çocukluğunu bildiğim koruduğum kolladığım eşek şakaları yaptığım yapmasına müsaade ettiğim tek insanı ani bir kalp krizi sonucu kaybettim...
çok ölüm gördüm ailemden dostlarımdan arkadaşlarımdan ve dahi düşmanlarımdan herkesin o gününde yanında olmaya gayret ettim tüm işlemleri soğukkanlı bir şekilde hep ben hallederdim.
ilk defa sevdiğim birinin kefenlenmiş yüzünü açamadım onu son yolculuğunda yıkayamadım öylece çöküp bir duvar dibine sigara içip durdum...
duyup gelen herkesin acısını göğsümde bastırdım gömleğim ıslandı gözyaşlarından haykırışlardan...
koca adam 1.90 lık boyu 95 kilosu olan koca adamı bir tüy gibi kucaklayıp tek başıma toprağa indirdim kefeninin bağlarını çözüp ellerimi sürerek dualar okuyarak yumuşattım yatacağı toprağını...herkesi toparlayıp götürmek yine bana düştü dağılmış bana...
günler geçti üzerinden durup durup gözlerim yaşarıyor,gece çığlıklar ile uyanıyorum uyuduğum bir iki saatte...
sevdiğim kadın çevremde pervane birşeyler yapmak istiyor acımı dindirmek için,avucunu öpüyorum usulca rahat olsun diye...
geceleri banyoda havluyu ısırıp ağlıyorum ben bu ölümü hazm edemiyorum...
devamını gör...
zeki olmanın dezavantajları
yukarıdakileri okuyunca allah başka dert vermesin dediğim arkadaşlardır.
azıcık iqum, kaygısız başım.
azıcık iqum, kaygısız başım.
devamını gör...
cinnet geçirten yazım yanlışları
hayla, saten
normalde pek yazıma önem vermem ama bu ikisi beni çıldırtıyor.
normalde pek yazıma önem vermem ama bu ikisi beni çıldırtıyor.
devamını gör...
ucemak
çok sempatik ve kibar, bazı konularda aynı kaderi paylaştığım, tanımları zaman zaman beni güldüren zaman zaman düşündüren, kendisiyle seri artı oyları sayesinde tanıştığım gönlü zengin yazar arkadaşımızdır. ayrıca nickinin anlamını en çok merak ettiğim kafa sözlük yazarı olabilir...
devamını gör...
muhammed musaddık
1951 - 1953 yılları arası aşbakanlığı sırasında ilk icraatı ülkesinde bulunan petrolleri millileştirmek olan ve bu nedenle ingilizler'in baskısıyla karşılaşan iranlı lider.
devamını gör...
penelope
odysseia'nın en bahtsız kadın karakteri.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
devamını gör...
uyumamak için tavsiyeler
çocuk yapın. kesin çözüm; uyumuyor ve uyutmuyor.
devamını gör...
yazarların en büyük keşkesi
keşkesi olmayan insanlara çok özeniyorum. keşke benim de hiç keşkelerim olmasa. ilk keşkem sayısal olmaya zorlayabilirdim kendimi ya da matematikte daha iyi olabilirdim. ikinci keşkem 3 defa kitap yayımlamaya hazırladım kendini 3'ününde parasını yedim. elimde ne kitap kaldı ne para. 4.sünü ne ben söyleyeyim ne siz okuyun.
devamını gör...
pişmanlık garantili tavsiyeler
sığ insana bir şeyler anlatmaya çalışın. bir süre çabaladıktan sonra sığ ve saplantılı düşüncelerini değiştiremeyeceğinizi görünce boşa giden vaktiniz ve emeğiniz için pişman oluyorsunuz.
devamını gör...
yazarların şu an olmak istedikleri yerler
şu an japonya'daki bir kafede keyifle kahvemi yudumlamak isterdim (edit: japonya kalp ben)
devamını gör...
akıllı çocuk saati
kızım için bugün bir tane satın aldığım saat.
bizim çocukluğumuzda saatle iletişim kurabilen kara şimşek dizisinde michael knight vardı. arabayla konuşurdu gerçi ama çok özenirdik. aradan geçen yıllarda bir lüks olmaktan çıkıp neredeyse ihtiyaç haline gelmiş bir teknoloji oldu. günümüzde güvensiz bir toplum haline geldiğimizden dolayı, çocuğunuzu takip edip konuşabilmek açısından önemli bir yere sahip sim kartlı saatler. gps sayesinde çocuğunuzun yerini öğrenebilir, konuşma özelliği sayesinde konuşabilir, sesli mesaj gönderebilirsiniz . bazı saatlerde kamera özelliği de var. belirlediğiniz kişiler haricinde karşılıklı arama yapılamıyor. ha unutmadan. bir de saati gösteriyor tabii.
almak isteyenlere ipucu vermesi açısından gördüğüm modellerin bir listesini yaptım.
piyasada bir çok modeli mevcut. özellikle turkcell ve vodafone iki model satıyor. alcatel ve wicky. ben vodafone alcatel olanını tercih ettim. turkcell'e göre daha ucuzdu. turkcell 145 tl * 12 ay iken vodafone 126 tl * 12 ay'lık bir fiyat çıkardı. muhtemelen türk telekom'un da vardır tarifesi ancak bakmadım. bu fiyatlar, mobil hat dahil fiyatlar elbette.
piyasadaki saatler ve güncel fiyatları aşağıda. ancak hatsız fiyatları olduğunu belirtmek gerek.
smartbell : 315 tl
wicky : 1258 tl
bilicra : 568 tl
oxigen : 244 tl
alcatel : 1093 tl
kaynak
alcatel seçmemin sebebi kvk'nın servis vermesi oldu.* wicky için ise istanbul'da bir yetkili servisi olduğu söylendi. diğer ucuz saatlere de pek güvenemedim açıkçası.
sorusu olan arkadaşlar özelden ulaşabilirler.
not: bu tanım forumsal olarak algılanabilir ancak bilgi de içermektedir.
bizim çocukluğumuzda saatle iletişim kurabilen kara şimşek dizisinde michael knight vardı. arabayla konuşurdu gerçi ama çok özenirdik. aradan geçen yıllarda bir lüks olmaktan çıkıp neredeyse ihtiyaç haline gelmiş bir teknoloji oldu. günümüzde güvensiz bir toplum haline geldiğimizden dolayı, çocuğunuzu takip edip konuşabilmek açısından önemli bir yere sahip sim kartlı saatler. gps sayesinde çocuğunuzun yerini öğrenebilir, konuşma özelliği sayesinde konuşabilir, sesli mesaj gönderebilirsiniz . bazı saatlerde kamera özelliği de var. belirlediğiniz kişiler haricinde karşılıklı arama yapılamıyor. ha unutmadan. bir de saati gösteriyor tabii.
almak isteyenlere ipucu vermesi açısından gördüğüm modellerin bir listesini yaptım.
piyasada bir çok modeli mevcut. özellikle turkcell ve vodafone iki model satıyor. alcatel ve wicky. ben vodafone alcatel olanını tercih ettim. turkcell'e göre daha ucuzdu. turkcell 145 tl * 12 ay iken vodafone 126 tl * 12 ay'lık bir fiyat çıkardı. muhtemelen türk telekom'un da vardır tarifesi ancak bakmadım. bu fiyatlar, mobil hat dahil fiyatlar elbette.
piyasadaki saatler ve güncel fiyatları aşağıda. ancak hatsız fiyatları olduğunu belirtmek gerek.
smartbell : 315 tl
wicky : 1258 tl
bilicra : 568 tl
oxigen : 244 tl
alcatel : 1093 tl
kaynak
alcatel seçmemin sebebi kvk'nın servis vermesi oldu.* wicky için ise istanbul'da bir yetkili servisi olduğu söylendi. diğer ucuz saatlere de pek güvenemedim açıkçası.
sorusu olan arkadaşlar özelden ulaşabilirler.
not: bu tanım forumsal olarak algılanabilir ancak bilgi de içermektedir.
devamını gör...
doğum yapan kadının erkeği artık umursamaması
'çen büyümeyi mi unuttun aman da aman' diyeceğim erkek.
annenize koşun efem bu kafadaysanız gidin sizi az daha pışpışlasın. kadın orda içinde insan çıkarmış bu hala 'doğğoomm yopon kodon orkoğo omorsomoyor' diye ağlanıyor.
annenize koşun efem bu kafadaysanız gidin sizi az daha pışpışlasın. kadın orda içinde insan çıkarmış bu hala 'doğğoomm yopon kodon orkoğo omorsomoyor' diye ağlanıyor.
devamını gör...


