hayattan gram zevk almamak
çoğunlukla hedefi olmayan insanların başına gelen durum. istisnaları hariç tutuyorum.
@othellonun kedisi adlı yazar adayımıza katılıyorum: "günümüz insanının hobisi" demiş ve çok doğru demiş. insanlar mutsuzluğu yaşam tarzı haline getirdi.
eskiden birçok şey yoktu, oyalanacak veya zevk alınacak. fakat bir şey vardı; hayal gücü ve hedef. neden derseniz, eskiden mesela çocuklar, eğer aşırı derecede zengin bir ailenin çocuğu değilse, oyuncaklarını bile kendileri yapardı; bezden bebekler, metalin ucuna takılmış dandik naylon arabalar vesaire... yokluk insanı yaratıcılığa iter.
ve o çocuklar yaptıkları o uyduruk oyuncakla bile mutlu olabilirdi. keza büyükler de... açık hava sinemalarını çoğunuz bilmez. ayda yılda bir harika bir film gelirdi. o günlerde sinema önlerinde çekirdek ve gazoz eşliğinde filmi beklerken turlamak kadar büyük keyif yoktu birçok insan için.
şimdi ise ortalama durumdaki bir aileyi düşünürsek, birçok şey elimizin altında. en basitinden hemen hemen herkeste bir telefon ve internet bağlantısı var. yine istisnaları ayırıyorum tabi ki. fakat insanların çoğunda en ufak bir hedef yok. belki kendi tembellikleri, belki ülkenin gidişatından kaynaklanan bir umutsuzluk bunun nedeni, bilemiyorum. mutluluğu arayanların çoğu da bunu bir başka insanın varlığında aradığı için bir türlü mutlu olamıyor. insanlar gider, hedefleriniz ise kalıcıdır.
bir de tabi mutlu olmak için çok büyük olaylar beklemek yersiz. bana göre güzel bir yaz yağmuruna yakalandığımda hissettiklerim bile hayattan zevk almak için yeterlidir. bir kedinin grr grr sesi, istediğim bir kitabı sonunda almak, hırs yaptığım bir bölümünü geçmek bir oyunun... böyle şeylerle bile mutlu olmayı öğrenirseniz hayatınız daha anlamlı olur.
tam bu noktada size mina urgan'ın bir dinozorun gezileri adlı kitabını tavsiye ederim. küçük mutluluklar başlıklı kısmını okursanız belki hayata bakışınız da değişir.
@othellonun kedisi adlı yazar adayımıza katılıyorum: "günümüz insanının hobisi" demiş ve çok doğru demiş. insanlar mutsuzluğu yaşam tarzı haline getirdi.
eskiden birçok şey yoktu, oyalanacak veya zevk alınacak. fakat bir şey vardı; hayal gücü ve hedef. neden derseniz, eskiden mesela çocuklar, eğer aşırı derecede zengin bir ailenin çocuğu değilse, oyuncaklarını bile kendileri yapardı; bezden bebekler, metalin ucuna takılmış dandik naylon arabalar vesaire... yokluk insanı yaratıcılığa iter.
ve o çocuklar yaptıkları o uyduruk oyuncakla bile mutlu olabilirdi. keza büyükler de... açık hava sinemalarını çoğunuz bilmez. ayda yılda bir harika bir film gelirdi. o günlerde sinema önlerinde çekirdek ve gazoz eşliğinde filmi beklerken turlamak kadar büyük keyif yoktu birçok insan için.
şimdi ise ortalama durumdaki bir aileyi düşünürsek, birçok şey elimizin altında. en basitinden hemen hemen herkeste bir telefon ve internet bağlantısı var. yine istisnaları ayırıyorum tabi ki. fakat insanların çoğunda en ufak bir hedef yok. belki kendi tembellikleri, belki ülkenin gidişatından kaynaklanan bir umutsuzluk bunun nedeni, bilemiyorum. mutluluğu arayanların çoğu da bunu bir başka insanın varlığında aradığı için bir türlü mutlu olamıyor. insanlar gider, hedefleriniz ise kalıcıdır.
bir de tabi mutlu olmak için çok büyük olaylar beklemek yersiz. bana göre güzel bir yaz yağmuruna yakalandığımda hissettiklerim bile hayattan zevk almak için yeterlidir. bir kedinin grr grr sesi, istediğim bir kitabı sonunda almak, hırs yaptığım bir bölümünü geçmek bir oyunun... böyle şeylerle bile mutlu olmayı öğrenirseniz hayatınız daha anlamlı olur.
tam bu noktada size mina urgan'ın bir dinozorun gezileri adlı kitabını tavsiye ederim. küçük mutluluklar başlıklı kısmını okursanız belki hayata bakışınız da değişir.
devamını gör...
üç silahşor
asıl adı üç silahşor olan alexandare dumas kitabıdır. ve bu isim konusunda hataya düşmeyen tek gördüğüm yayınevi iş bankasıdır.
d'artagnan,athos,portos aramis muhteşem bir dostluk örneği gösterip maceradan maceraya koşuyorlar.
kitap 750 sayfa olmasına rağmen elinizde eriyip bitiyor.ne zaman bitti diye şaşırıyorsunuz.
peki dört kişi varken kitabın adı neden üç silahşor diyecek muzip arkadaşlara hemen açıklayayım çünkü d'artagnan adlı abi sonradan silahşor oluyor.
aşk cesaret entrika mücadele hırs azim gibi kavramları bize bu kadar akıcı ve edebi şekilde anlatan yazarı hayranlıkla buradan selamlıyorum.
mutlaka okunması gereken değerli bir eser. hala okumamış arkadaşlar varsa okumasını tavsiye ederim.
--! spoiler !--
kralın size hesap vermek gibi bir alışkanlığı mı var? hayır, size yalnızca 'beyler gaskonya'ya ya da flandres'e savaşa gidiliyor' der ve siz de gidersiniz. bunun nedenini düşünmezsiniz bile.
d'artagnan haklı, dedi athos. işte önümüzde nereden geldiğini bilmediğim üç yüz altın var. gitmemiz gereken yere gidip ölelim. hayat bu kadar soru sormaya değer mi? d'artagnan seni izlemeye hazırım.
ben de dedi porthos.
ben de dedi aramis. "hem paris'ten ayrıldığıma hiç üzülmüyorum. biraz eğlenceye ihtiyacım var.
tamam o zaman, içiniz rahat olsun, yolculuk fazlasıyla eğlenceli olacak. dedi d'artagnan.
peki ne zaman yola çıkıyoruz? dedi athos .hemen, diye yanıtladı d'artagnan. kaybedecek bir dakikamız bile yok.
--! spoiler !--
hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için! bu bizim parolamız, tamam mı?
okuyun sayın yazarlar.
d'artagnan,athos,portos aramis muhteşem bir dostluk örneği gösterip maceradan maceraya koşuyorlar.
kitap 750 sayfa olmasına rağmen elinizde eriyip bitiyor.ne zaman bitti diye şaşırıyorsunuz.
peki dört kişi varken kitabın adı neden üç silahşor diyecek muzip arkadaşlara hemen açıklayayım çünkü d'artagnan adlı abi sonradan silahşor oluyor.
aşk cesaret entrika mücadele hırs azim gibi kavramları bize bu kadar akıcı ve edebi şekilde anlatan yazarı hayranlıkla buradan selamlıyorum.
mutlaka okunması gereken değerli bir eser. hala okumamış arkadaşlar varsa okumasını tavsiye ederim.
--! spoiler !--
kralın size hesap vermek gibi bir alışkanlığı mı var? hayır, size yalnızca 'beyler gaskonya'ya ya da flandres'e savaşa gidiliyor' der ve siz de gidersiniz. bunun nedenini düşünmezsiniz bile.
d'artagnan haklı, dedi athos. işte önümüzde nereden geldiğini bilmediğim üç yüz altın var. gitmemiz gereken yere gidip ölelim. hayat bu kadar soru sormaya değer mi? d'artagnan seni izlemeye hazırım.
ben de dedi porthos.
ben de dedi aramis. "hem paris'ten ayrıldığıma hiç üzülmüyorum. biraz eğlenceye ihtiyacım var.
tamam o zaman, içiniz rahat olsun, yolculuk fazlasıyla eğlenceli olacak. dedi d'artagnan.
peki ne zaman yola çıkıyoruz? dedi athos .hemen, diye yanıtladı d'artagnan. kaybedecek bir dakikamız bile yok.
--! spoiler !--
hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için! bu bizim parolamız, tamam mı?
okuyun sayın yazarlar.
devamını gör...
ingiliz hasta
1996 yapımı anthony minghella filmi. en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi sinematografi ve en iyi yardımcı kadın oyuncu* da dahil 9 dalda oscar kazanmış bir uyarlama. senaryosu filmin yönetmeni tarafından kaleme alınmış filmin hikayesi michael ondaatje'nin aynı isimli romanına dayanıyor. okumadıysanız ve istiyorsanız türkçe'ye de çevirisi yapılmış bir kitap.
filme dönecek olursak, oldukça etkileyici bir aşk anlatımı görüyoruz beyaz perdede. yönetmen egzajere etmeden duyguyu geçirebilince böyle filmlerin -iyi dağıtım kanallarına ve bütçeye sahiplerse tabii- çok izlenmesi normal. anlatılan sadece sıradan bir kadın ve adam aşk hikayesi olmadığı için, aşkın doğası, varlığı, yokluğu, gerekleri ve hatta çirkinliği olduğu için herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği türde işlerden bu film. müziklerinden bahsetmezsem birileri beni dövebilir. film boyunca yaşadığınız her duyguya karşılık gelebilecek notalar eşlik ediyor size. buna müthiş planlar ve üst düzey oyunculuğu da eklediğinizde ortaya böyle şeyler çıkıyor işte. ingiliz hasta kült olmayı hak etmiş filmlerden kısacası. hala başlığının açılmamış olması, savaşın çirkinliği, yasak aşkın başka türden ele alınışı ve hatta insan doğasının kaypaklığı üzerine tartışmalar dönmemiş olması falan küçük çaplı skandallar arkadaşlar. rica ediyorum biraz daha çaba.*
filme dönecek olursak, oldukça etkileyici bir aşk anlatımı görüyoruz beyaz perdede. yönetmen egzajere etmeden duyguyu geçirebilince böyle filmlerin -iyi dağıtım kanallarına ve bütçeye sahiplerse tabii- çok izlenmesi normal. anlatılan sadece sıradan bir kadın ve adam aşk hikayesi olmadığı için, aşkın doğası, varlığı, yokluğu, gerekleri ve hatta çirkinliği olduğu için herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği türde işlerden bu film. müziklerinden bahsetmezsem birileri beni dövebilir. film boyunca yaşadığınız her duyguya karşılık gelebilecek notalar eşlik ediyor size. buna müthiş planlar ve üst düzey oyunculuğu da eklediğinizde ortaya böyle şeyler çıkıyor işte. ingiliz hasta kült olmayı hak etmiş filmlerden kısacası. hala başlığının açılmamış olması, savaşın çirkinliği, yasak aşkın başka türden ele alınışı ve hatta insan doğasının kaypaklığı üzerine tartışmalar dönmemiş olması falan küçük çaplı skandallar arkadaşlar. rica ediyorum biraz daha çaba.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
kafa sözlük yayın hayatına 2013 yılında başlamıştır
bugün karşıma böyle bir haber çıktı. habere göre, kafa sözlük 2013 yılında yayın hayatına başlamış. şaşkınım.
kafa sözlük yayın hayatına 2013 yılında başlamış olan interaktif bir platformdur. 2019 yılına kadar yaşanan bir takım teknik aksaklıklardan ötürü zaman zaman yayın hayatını durdursa da, bilinen en eski ve köklü sözlük sitelerinden birisi olarak kabul görmektedir.
buradan
kafa sözlük yayın hayatına 2013 yılında başlamış olan interaktif bir platformdur. 2019 yılına kadar yaşanan bir takım teknik aksaklıklardan ötürü zaman zaman yayın hayatını durdursa da, bilinen en eski ve köklü sözlük sitelerinden birisi olarak kabul görmektedir.
buradan
devamını gör...
erdoğan değil intihar eden vatandaşlar suçludur
erdoğan'ı zor durumda bırakmak için intihar ediyorlar, bunlar zaten fetöcü, pkk'lı, dhkp-c'li, ışid'çi, affedersiniz ermeni, israil dölü dese inandırıcı olabilirdi.
bitcoin yüzünden intihar eden yok, akşam evinde sofraya yemek koyamadığı için intihar eden insanlar var bu ülkede.
tabii bir akit'e bunu anlatmanız gereksiz. kendisi de it gibi bilmesine rağmen, yarattıkları siyasal din bunu gerektirir.
ölmeyi tercih etmiş insanların arkasından bu şekilde konuşmak en basit tanımıyla ahlaksızlıktır.
lakin bu adamlarda eksik olan şey sadece ahlak da değildir.
bitcoin yüzünden intihar eden yok, akşam evinde sofraya yemek koyamadığı için intihar eden insanlar var bu ülkede.
tabii bir akit'e bunu anlatmanız gereksiz. kendisi de it gibi bilmesine rağmen, yarattıkları siyasal din bunu gerektirir.
ölmeyi tercih etmiş insanların arkasından bu şekilde konuşmak en basit tanımıyla ahlaksızlıktır.
lakin bu adamlarda eksik olan şey sadece ahlak da değildir.
devamını gör...
beslenme çantasında duran peçeteye sarılı tost
okul çıkışı geri getirilip evde yendiğinde daha lezzetli olan tosttur.
devamını gör...
fark etmek
bilinç ile bir şeyin ona has olan özelliklerinin ayırdına varmak. diğerlerinden ayrı tutmak.
hayat, her an farklı farklı fark edişlerle bizi şaşırtmaya devam ediyor.
hayat, her an farklı farklı fark edişlerle bizi şaşırtmaya devam ediyor.
devamını gör...
yazarların sempati duyduğu kötü karakter
#924902 (bkz: malefiz)
bunca acıya ve ihanete rağmen hala yüreğinin derinliklerindeki merhamet, iyilik ve sevgi dolayısıyla.
(bkz: harley quinn)
dahilik ile delilik arasındaki ince çizgide gelgitler yaşayan çok aşık bir kadın olması belki inanılmaz şanslı oluşu ve vurdumduymaz, şaşırtıcı, eğlenceli kendine has kişiliği yüzünden.
(bkz: cat woman)
içinde ' kedi ' geçmesi bile gayet yeterli. bir de halle berry'nin bir kedinin dişiliğini vücut diliyle çok iyi aktarabildiğini düşünüyorum. *bu yüzden hem karakteri hem de onun canlandırdığı kedi kadını çok severim.
bunca acıya ve ihanete rağmen hala yüreğinin derinliklerindeki merhamet, iyilik ve sevgi dolayısıyla.
(bkz: harley quinn)
dahilik ile delilik arasındaki ince çizgide gelgitler yaşayan çok aşık bir kadın olması belki inanılmaz şanslı oluşu ve vurdumduymaz, şaşırtıcı, eğlenceli kendine has kişiliği yüzünden.
(bkz: cat woman)
içinde ' kedi ' geçmesi bile gayet yeterli. bir de halle berry'nin bir kedinin dişiliğini vücut diliyle çok iyi aktarabildiğini düşünüyorum. *bu yüzden hem karakteri hem de onun canlandırdığı kedi kadını çok severim.
devamını gör...
kanıt
basit bir yapım gibidir fakat olay akışını sürükleyici bir şekilde el alır, kendini izlettirir. ülkemiz televizyonuna göre kalitelidir. bölümler eski bile olsa çöplük ortamda izlenir.
yalnız şu delillerin incelenmesi, yasal süreçler, raporlar vs. 3-5-25 ayı bulacak çalışmaların dizide 1 hafta içinde gerçekleşiyor olması polis milletini kesinlikle deli ediyordur.
yalnız şu delillerin incelenmesi, yasal süreçler, raporlar vs. 3-5-25 ayı bulacak çalışmaların dizide 1 hafta içinde gerçekleşiyor olması polis milletini kesinlikle deli ediyordur.
devamını gör...
bilinen en şaşırtıcı tarihi bilgi
new york’un manhattan adası bir tüccar tarafından kızılderililerden 24 dolar değerindeki incik boncuk karşılığında satın alınmıştır. ada şu an abd’ nin en pahalı arazisidir.
hollanda ile scilly adaları arasında gerçekleşen savaş tarihte bilinen en uzun savaştır. başlaması için "hiçbir gerekçe olmayan" savaş 1651 - 1986 yılları arası sürmüştür.
hollanda ile scilly adaları arasında gerçekleşen savaş tarihte bilinen en uzun savaştır. başlaması için "hiçbir gerekçe olmayan" savaş 1651 - 1986 yılları arası sürmüştür.
devamını gör...
ağzındakikanısilipişteşimdikızandövüşçü
mahlası okumak bir dert olan yazar.
devamını gör...
500 bin dolarlık tabloyu kafasına göre boyayan cahil çift
cehalet değil, boyalar için uyarı bırakmamışlar.
onlar da katılımcı sanat sanıp iştirak etmiş. postmodern sanat kendini yok etmiş .*
edit: ayrıca belli bile olmuyor. bırakın öyle kalsın.
onlar da katılımcı sanat sanıp iştirak etmiş. postmodern sanat kendini yok etmiş .*
edit: ayrıca belli bile olmuyor. bırakın öyle kalsın.
devamını gör...
ontolojik kanıt
bilinenin aksine ilk olarak ibn-i sina ve farabi tarafından kullanılmış bir kanıtlama biçimi. ardından anselmus kullanmış ve şu argümanı sunmuştur, "biliyoruz ki, tanrı, düşünülen en mükemmel varlıktır. mükemmelden daha mükemmel olan şey, düşünülmekle birlikte hem de gerçekte var olandır. eğer tanrı düşüncemiz dışında yoksa, sadece düşüncemizde varsa, bu durumda tanrıdan daha mükemmel bir şey düşünebiliriz. eğer düşündüğümüz en mükemmel varlık olan ve kendisinden daha da mükemmelini düşünemeyeceğimiz tanrıdan, daha da mükemmelini düşünürsek, bu durumda tanrı en mükemmeli olmaz ve kendisinden daha da mükemmelini düşünmüş oluruz. fakat bu bir çelişkidir. demek ki, en mükemmel ve kendisinden daha da mükemmelini düşünemeyeceğimiz varlık gerçekten vardır ki, var olmadığı düşünülemiyor (ve düşünülmeye çalışılınca bir çelişkiye yol açıyor). demek ki tanrı vardır."
daha sonra anselmus eleştirilere cevap vermiş ve bu argümanın bir versiyonunu daha yapmıştır: "bir şeyden daha kudretlisi yoksa, o en mükemmel şey olur. eğer ondan başka herhangi bir şeyin mevcut olmadığını düşünebiliyorsak ve ondan daha kudretlisini düşünemiyorsak, böyle bir şeyin var olmadığı düşünülemez. mevcut olmadığını düşünemediğimiz varlık, sonsuz olan, hep mevcut olmuş olan bir varlıktır. demek ki, o, diğer varlıkların aksine zorunlu bir varlıktır. çünkü mevcut olmadığı düşünülemiyor, bu yüzden diğer mevcut olmadığı düşünülebilenlerden daha mükemmeldir. o halde bu şeyin, en kudretli şey olduğunu düşünebiliriz. o zaman, kendisinden daha yücesini düşünemediğimiz tanrı, zorunlu bir varlıktır, sonsuzdur ve vardır."
daha sonraları bu argüman da eleştirilere maruz kalmıştır. en sonunda descartes çıkagelmiş ve bu argümanın farklı bir versiyonunu yapmıştır ki, önceki bazı eleştirilere cevap niteliğindedir: "tanrı, insan aklına göre açık bir kavramdır. bu durumda insan, tanrı kavramının niteliğini keşfedebilmek için, tanrı kavramının kapsadığı şeyi keşfetmelidir. bir sayı hakkında kanıtlayabileceğim tüm şeyler, açıktır. işte böylelikle, sonsuz olan tanrı kavramına ait olanlar da işte böylece açıktırlar. bunun nedeni, varlığın, tanrının zatından ayrılamayacağıdır. mesela, bir üçgenin üç iç açısının ceminin (toplamının) 2 tane olan dik açının toplamına eşit olmaması gibi. bizim var olmayan bir tanrıyı kavramamız, 3 kenarı bulunmayan bir üçgeni düşünebilmemiz kadar imkansız bir meseledir."
kant bu argümanı eleştirmiştir. fakat daha sonra günümüz filosoflarından, alvin plantinga da, ontolojik argümanın yeni bir versiyonunu çıkarmıştır: "tamamen mükemmel olan bir varlık mümkündür, çünkü tanrı mantıken bir çelişki içermez. tamamen mükemmel bir varlık mümkünse, o varlık, yine mümkün olan bir dünyada olmalıdır. tamamen mükemmel olan varlık, mümkün bir dünyada varsa, diğer tüm dünyalarda da vardır. eğer tamamen mükemmel olan varlık, tüm mümkün olan dünyalarda varsa, gerçek dünyada da vardır. bu durumda, tamamen mükemmel bir varlık vardır." bu argüman, kant'ın "var olmak bir özellik değildir" savına da bir cevap niteliğindedir.
daha sonra anselmus eleştirilere cevap vermiş ve bu argümanın bir versiyonunu daha yapmıştır: "bir şeyden daha kudretlisi yoksa, o en mükemmel şey olur. eğer ondan başka herhangi bir şeyin mevcut olmadığını düşünebiliyorsak ve ondan daha kudretlisini düşünemiyorsak, böyle bir şeyin var olmadığı düşünülemez. mevcut olmadığını düşünemediğimiz varlık, sonsuz olan, hep mevcut olmuş olan bir varlıktır. demek ki, o, diğer varlıkların aksine zorunlu bir varlıktır. çünkü mevcut olmadığı düşünülemiyor, bu yüzden diğer mevcut olmadığı düşünülebilenlerden daha mükemmeldir. o halde bu şeyin, en kudretli şey olduğunu düşünebiliriz. o zaman, kendisinden daha yücesini düşünemediğimiz tanrı, zorunlu bir varlıktır, sonsuzdur ve vardır."
daha sonraları bu argüman da eleştirilere maruz kalmıştır. en sonunda descartes çıkagelmiş ve bu argümanın farklı bir versiyonunu yapmıştır ki, önceki bazı eleştirilere cevap niteliğindedir: "tanrı, insan aklına göre açık bir kavramdır. bu durumda insan, tanrı kavramının niteliğini keşfedebilmek için, tanrı kavramının kapsadığı şeyi keşfetmelidir. bir sayı hakkında kanıtlayabileceğim tüm şeyler, açıktır. işte böylelikle, sonsuz olan tanrı kavramına ait olanlar da işte böylece açıktırlar. bunun nedeni, varlığın, tanrının zatından ayrılamayacağıdır. mesela, bir üçgenin üç iç açısının ceminin (toplamının) 2 tane olan dik açının toplamına eşit olmaması gibi. bizim var olmayan bir tanrıyı kavramamız, 3 kenarı bulunmayan bir üçgeni düşünebilmemiz kadar imkansız bir meseledir."
kant bu argümanı eleştirmiştir. fakat daha sonra günümüz filosoflarından, alvin plantinga da, ontolojik argümanın yeni bir versiyonunu çıkarmıştır: "tamamen mükemmel olan bir varlık mümkündür, çünkü tanrı mantıken bir çelişki içermez. tamamen mükemmel bir varlık mümkünse, o varlık, yine mümkün olan bir dünyada olmalıdır. tamamen mükemmel olan varlık, mümkün bir dünyada varsa, diğer tüm dünyalarda da vardır. eğer tamamen mükemmel olan varlık, tüm mümkün olan dünyalarda varsa, gerçek dünyada da vardır. bu durumda, tamamen mükemmel bir varlık vardır." bu argüman, kant'ın "var olmak bir özellik değildir" savına da bir cevap niteliğindedir.
devamını gör...
procrastination
erteleme hastalığıdır. kişinin yapacağı işi ötelemesi, yapmaktan kaçınması ya da sürekli ertelemesi olarak tanımlanabilir.
devamını gör...
muharrem ince’nin kuracağı partiye isim önerileri
ince'nin kuracağı partinin ismini bilmem ama ben bir parti kursaydım ismi mantık partisi olurdu. iktidarın mantık ile yönetilmesini istediğimden mütevellit. logomuzda çerçeve olurdu. her şey mantık çerçevesinde olsun.
devamını gör...
fleabag
kara mizah ve "mockumentary" severlerin kaçırmaması gerektiğini düşündüğüm, kendisini bir çırpıda izleten, adeta şeytan tüyüne sahip dizi.
künyesini pas geçiyorum. ne hakkında olduğuna dair sağda solda bir şeyler okumadan, direkt olarak balıklama dalınması gereken bir dizi bence fleabag. bunun birkaç sebebi var. ilki, derdini daha ilk birkaç dakikadan anlatabiliyor. olayların ve diyalogların akıcılığı kadar, izleyici olarak bizleri de birer karakter haline getirmesinden kaynaklı bence bu. dizi boyunca gerçek adını asla duymadığımız fleabag, kendisini sürekli takip eden izleyiciye olanı biteni anlatmak, kameraya ara sıra haylaz bakışlar atmak ya da hiçbir kelimesine gerek kalmadan ne hissettiğini anlamamızı sağlayacak şekilde mimikler kullanmak suretiyle bizi dizinin içine çekiyor. adeta orada olan ama fleabag hariç kimsenin bunu bilmediği bir avatar gibi dolanıyoruz etrafta.
ikinci sebep ise, sadece bir ya da birkaç konuya saplanıp kalmaması yahut gerçek hayata bir ya da birkaç konuyla özetlenemeyecek kadar fazla kökle bağlanmış olması. 12 bölüm boyunca kendimizi aşkı, seksi, aileyi, sanatı, kariyeri, dini, felsefeyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, psikolojiyi aynı zaman parçacıklarında anlamlandırmaya, bunlara dair zincirleme sorgular yapmaya dalmışken buluyoruz. her bir karakter o kadar incelikli ve duyarlı yazılmış ki, sahnelerin birçoğu en az iki karakterin herhangi bir sebeple kutuplaşması üzerine kurulu olsa da, bir haklı ya da haksız atayamıyoruz çünkü her iki tarafı da anlayabiliyor, özümseyebiliyoruz. dizinin kurgusu ve mimarisi buna izin veriyor. başarılması çok zor bir şey bu: bir kurgu içinde gerçek hayatı, gerçek hayatı yaşayan birilerine anlatmak. hissetmesini, merak etmesini, düşünmesini, sorgulamasını, empati yapmasını sağlamak. özellikle bir mini dizi için, harikulade bir başarı.
birçok detay var hoşuma giden ama, fleabag ve claire arasındaki abla-kardeş ilişkisinde her iki tarafın da kendilerinden en beklenmedik anlarda özverili davranabilmesi, dizi boyunca herkesin elinden geçen heykelin fleabag'in karakter gelişimini yansıtır şekilde oradan oraya savrulması ve aslında fleabag'in annesinden esinlenilmesi, fleabag'in bizimle konuştuğunu bir tek aşık olduğu rahibin duyması çünkü fleabag'i gerçekten can kulağıyla dinleyen tek karakterin o olması, kredi başvurusu için mülakata girdiği bankacıyla sürdürdükleri sessiz sakin ama samimi dostluk sanırım hafızamda kalıcı yer edinenlerden.
künyesini pas geçiyorum. ne hakkında olduğuna dair sağda solda bir şeyler okumadan, direkt olarak balıklama dalınması gereken bir dizi bence fleabag. bunun birkaç sebebi var. ilki, derdini daha ilk birkaç dakikadan anlatabiliyor. olayların ve diyalogların akıcılığı kadar, izleyici olarak bizleri de birer karakter haline getirmesinden kaynaklı bence bu. dizi boyunca gerçek adını asla duymadığımız fleabag, kendisini sürekli takip eden izleyiciye olanı biteni anlatmak, kameraya ara sıra haylaz bakışlar atmak ya da hiçbir kelimesine gerek kalmadan ne hissettiğini anlamamızı sağlayacak şekilde mimikler kullanmak suretiyle bizi dizinin içine çekiyor. adeta orada olan ama fleabag hariç kimsenin bunu bilmediği bir avatar gibi dolanıyoruz etrafta.
ikinci sebep ise, sadece bir ya da birkaç konuya saplanıp kalmaması yahut gerçek hayata bir ya da birkaç konuyla özetlenemeyecek kadar fazla kökle bağlanmış olması. 12 bölüm boyunca kendimizi aşkı, seksi, aileyi, sanatı, kariyeri, dini, felsefeyi, sosyolojiyi, ekonomiyi, psikolojiyi aynı zaman parçacıklarında anlamlandırmaya, bunlara dair zincirleme sorgular yapmaya dalmışken buluyoruz. her bir karakter o kadar incelikli ve duyarlı yazılmış ki, sahnelerin birçoğu en az iki karakterin herhangi bir sebeple kutuplaşması üzerine kurulu olsa da, bir haklı ya da haksız atayamıyoruz çünkü her iki tarafı da anlayabiliyor, özümseyebiliyoruz. dizinin kurgusu ve mimarisi buna izin veriyor. başarılması çok zor bir şey bu: bir kurgu içinde gerçek hayatı, gerçek hayatı yaşayan birilerine anlatmak. hissetmesini, merak etmesini, düşünmesini, sorgulamasını, empati yapmasını sağlamak. özellikle bir mini dizi için, harikulade bir başarı.
birçok detay var hoşuma giden ama, fleabag ve claire arasındaki abla-kardeş ilişkisinde her iki tarafın da kendilerinden en beklenmedik anlarda özverili davranabilmesi, dizi boyunca herkesin elinden geçen heykelin fleabag'in karakter gelişimini yansıtır şekilde oradan oraya savrulması ve aslında fleabag'in annesinden esinlenilmesi, fleabag'in bizimle konuştuğunu bir tek aşık olduğu rahibin duyması çünkü fleabag'i gerçekten can kulağıyla dinleyen tek karakterin o olması, kredi başvurusu için mülakata girdiği bankacıyla sürdürdükleri sessiz sakin ama samimi dostluk sanırım hafızamda kalıcı yer edinenlerden.
devamını gör...
cumhurbaşkanı sezer'in sadece iki oy alan rektörü ataması
tencere dibin kara, seninki benden kara.
devamını gör...
insanları memnun etmenin pek mümkün olmaması
yahu önce kendinizi memnun ediniz efenim, hayat kısa hele bu ülkede hergün daha da kısalıyor yıpranıyoruz. çatara patara dayak yerken milleti düşünmenin elle tutulur bir yeri yok kendinizi kurtarmaya bakın. ne kadar memnuniyet mutluluk koparırsak o kadar iyi, sizin memnuniyetinizden memnun olan da çıkacaktır illa ki.
devamını gör...
