birinci dünya savaşı
1914 ile 1918 yılları arasında itilaf-ittifak devletlerince yapılmış savaştır.
göstermelik sebebi: avs-mac imp veliahtı ferdinandın bir sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi.
asıl sebep: petrol, ham madde. güç. para. aç gözlülük...
göstermelik sebebi: avs-mac imp veliahtı ferdinandın bir sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi.
asıl sebep: petrol, ham madde. güç. para. aç gözlülük...
devamını gör...
depresyon hırkası
keşke giyildiğinde görünmezlik pelerinine dönüşse denilesi.
devamını gör...
kadınların kolay kolay unutmaması
devamını gör...
eurovision saati radyo yayını
ülkemizin eurovision şarkı yarışması için en doğru seçiminin şebnem paker olduğunu bir kere daha görüyoruz. twelvepointsgoesto her şarkıyı kim bilir kaç kez dinleyerek seçiyor her seferinde, sunduğu ilginç bilgiler ise cabası. çok teşekkür etmek isterim kendisine, bu programın ardında ciddi bir emek var çünkü.*
devamını gör...
eve kahve makinesi almak
beni en çok pişman eden eylemlerden biridir. filtre kahve bağımlısıyım ilk maaşımda eve filtre kahve makinesi aldım. babam da beğenip dadanınca makineyi hiç boş bulamıyorum. geçenlerde iki gün izmir'e gittik babam makineyi oraya da götürdü.
devamını gör...
cahil insanların cahil olma nedenleri
hep bir fikir ayrılığı içinde olmaları ve sürekli belirli nedenleri ileri sürüp insanlar arasından ayrıştırma yaparlar. insanların değerlerine saldırmak bu cahil güruhlar için çok kolaydır çünkü bir değere sahip değillerdir. kim güçlüyse ona hizmet ederler, cahil olduklarından dolayı da bunu sorgulama gereği duymaz, duyamaz da. çünkü o akla ve mantığa sahip değillerdir. daima güçlü insanların himayesi altından yaşamayı tercih edip kumanda edilmeyi severler. cahillik bu kadar kötü bir şey işte, kendi iradesi yok, dayatılan iradeyi kendi iradeleri olduğu inandırılır ve böyle yaşamaya mahkum edilirler.
devamını gör...
normal sözlük'teki ciddi yazarlar
kankacılık diyerek niyetini belli etmiş yazar beyanı. sözlük kurulduğu günden beri eleştirilen bir konu var, o da kankacılık ve nickaltı edebiyatı. sözlüğü bir insan niye kullanır? ekşi sözlük niye popüler? çünkü tespit var, eleştiri var, kinaye var, yaşanmışlıklar ve tecrübe var. buraya giriyorsun nickaltı edebiyatından geçilmiyor. süper bir yazar, çok ponçik yazar, acayip tatlı yazar, bir çay demlese de içsek yazar, kısır gününe beklediğim yazar....
bu ne abi? aklı başında adam bunu eleştiriyor. bu boş tenekelerden hayır gelmez diyor. bak diyor, bir sürü dolu eleman var sen onlara odaklan diyor, ekşi sözlük ekşi olduysa bu tarz kişiler sayesinde olabildi, bunlara prim verme diyor. boş insan olduğunun farkında olan teneke ne yapıyor? bunu kendisine yönelik bir saldırı olarak algılıyor ve kendisini içten içe kemiren eziklik psikolojisini aşmak adına düzenli aralıklarla bu tarz başlıklar açıyor.
(bkz: kafa sözlük'te pozitif şeylerden rahatsız olan yazarlar)
çünkü sosyo-ekonomik kapasitesinin farkında. belki batman'da yaşıyor. belki bir aşiret kızı. belki bir hiç... hiçbir şeyi tam anlamıyla öğrenemeyeceğini, tecrübe edemeyeceğini, yaşayamayacağını biliyor. bütün derdi anlamsız söz yığınlarıyla takipçi kasmak. çünkü ruhunu beslemesi gerekiyor. gelen eleştiriyi de varoluşuna bir tehlike olarak görüyor.
ondan sonra discord'lardan, whatsapp'lardan örgütlenip düşman gördüklerine saldırıyor, kendini övdürüyor. çünkü şu hayatta başarabileceği en büyük şey bu. on yüz bin milyon like için yapmayacakları şey olmayan bir güruh...
bu ne abi? aklı başında adam bunu eleştiriyor. bu boş tenekelerden hayır gelmez diyor. bak diyor, bir sürü dolu eleman var sen onlara odaklan diyor, ekşi sözlük ekşi olduysa bu tarz kişiler sayesinde olabildi, bunlara prim verme diyor. boş insan olduğunun farkında olan teneke ne yapıyor? bunu kendisine yönelik bir saldırı olarak algılıyor ve kendisini içten içe kemiren eziklik psikolojisini aşmak adına düzenli aralıklarla bu tarz başlıklar açıyor.
(bkz: kafa sözlük'te pozitif şeylerden rahatsız olan yazarlar)
çünkü sosyo-ekonomik kapasitesinin farkında. belki batman'da yaşıyor. belki bir aşiret kızı. belki bir hiç... hiçbir şeyi tam anlamıyla öğrenemeyeceğini, tecrübe edemeyeceğini, yaşayamayacağını biliyor. bütün derdi anlamsız söz yığınlarıyla takipçi kasmak. çünkü ruhunu beslemesi gerekiyor. gelen eleştiriyi de varoluşuna bir tehlike olarak görüyor.
ondan sonra discord'lardan, whatsapp'lardan örgütlenip düşman gördüklerine saldırıyor, kendini övdürüyor. çünkü şu hayatta başarabileceği en büyük şey bu. on yüz bin milyon like için yapmayacakları şey olmayan bir güruh...
devamını gör...
çalıkuşu (2013)
dizi olarak sunulan feride ile kitaptaki feride arasında farklar var. feride öğretmeye ve hizmete tüm olumsuzluklarla savaşarak göğüs geriyordu. anadolu’nun içinde var olmanın, insanı en saf haliyle görmenin sancılarını çekiyordu. kitabın ilk bölümü o kadar hızlı ilerler ki diziyse bu bitmeli dersiniz.
reşat nuri için “genç kız” romanınızı demeleri yerinde olmuş. feride’yi tanıyıp bir köy öğretmeni olmayı hayal etmeyen kadın yoktur.
kitaptaki en güzel yerlerden biri maarif müdürünün batı hayranlığı ile sürekli olarak kendi ülkesini yerip bir an da fransızcaya kendisinden daha hakim bir öğretmen ile karşılaşınca susmasıydı. iki üç yabancı sözcükle kendini avrupalı sananlara ve yetişen öğretmenlerin niteliklerine göz yuman maarif müdürlerine iyi bir göndermeydi.
kamuran sorunsalında hiç girmeyeceğim. zira sonunda da başında da pek değişmemişti. kitabını okumanızı tabii ki tavsiye ederim. ama dizisini izlemek isterseniz 1986 yapımı aydan şener’in başrol olduğu dizi kitapla daha uyumlu ve insanı sıkmayan ayrıntılardan uzak, kısa süreli yayını ile şimdiki dizilerin yarısı bir zamanda 22 bölümdeki finali vermiştir. başarılıdır.
reşat nuri için “genç kız” romanınızı demeleri yerinde olmuş. feride’yi tanıyıp bir köy öğretmeni olmayı hayal etmeyen kadın yoktur.
kitaptaki en güzel yerlerden biri maarif müdürünün batı hayranlığı ile sürekli olarak kendi ülkesini yerip bir an da fransızcaya kendisinden daha hakim bir öğretmen ile karşılaşınca susmasıydı. iki üç yabancı sözcükle kendini avrupalı sananlara ve yetişen öğretmenlerin niteliklerine göz yuman maarif müdürlerine iyi bir göndermeydi.
kamuran sorunsalında hiç girmeyeceğim. zira sonunda da başında da pek değişmemişti. kitabını okumanızı tabii ki tavsiye ederim. ama dizisini izlemek isterseniz 1986 yapımı aydan şener’in başrol olduğu dizi kitapla daha uyumlu ve insanı sıkmayan ayrıntılardan uzak, kısa süreli yayını ile şimdiki dizilerin yarısı bir zamanda 22 bölümdeki finali vermiştir. başarılıdır.
devamını gör...
kaza yapan çiftin üzerine su yerine rakı dökülmesi
baba tamam laik falansınız da bu kadarı fazla. gevrek bari vereydiniz.
devamını gör...
kristal kafatası
tarih öncesi çağlardan kalma olduğu ve özel birtakım doğaüstü güçlere sahip olduğu iddia edilen, kristalden yapılma kafatası modeli. özelliği, iddiaya göre, altından tutulan bir ışığın, kristal olduğu halde kafatasının hiçbir yerinden yansımadan doğruca gözlerinden çıkmasıydı.
böyle bir kafatasının varlığı ilk kez, anna mitchell-hedges adlı maceracı bir kadın tarafından ortaya atıldı. anna, bu kafatasını belize taraflarında, çökmüş bir tapınağın kalıntıları arasında bulduğunu iddia etti. müzede bile sergilenen kafatasının, anna tarafından bir müzayededen satın alındığı ve ne mayalarla ne azteklerle ilgisi olduğu kanıtlandı. hatta kafatası 19. yüzyılda, kuyumculuk aletleri kullanılarak yapılmıştı, yani oldukça yeni sayılırdı.
benzer şekilde başka bazı kafatasları daha piyasaya çıkarak müzelerde sergilenmiş, ancak hepsinin yakın dönemlerde yapıldığı, bilimsel araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır.
böyle bir kafatasının varlığı ilk kez, anna mitchell-hedges adlı maceracı bir kadın tarafından ortaya atıldı. anna, bu kafatasını belize taraflarında, çökmüş bir tapınağın kalıntıları arasında bulduğunu iddia etti. müzede bile sergilenen kafatasının, anna tarafından bir müzayededen satın alındığı ve ne mayalarla ne azteklerle ilgisi olduğu kanıtlandı. hatta kafatası 19. yüzyılda, kuyumculuk aletleri kullanılarak yapılmıştı, yani oldukça yeni sayılırdı.
benzer şekilde başka bazı kafatasları daha piyasaya çıkarak müzelerde sergilenmiş, ancak hepsinin yakın dönemlerde yapıldığı, bilimsel araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır.
devamını gör...
cern
kurulus donemi ikinci dunya savasi donemine dayanan, su an itibariyle avrupa'nin en genis kapsamli nukleer arastirma merkezi olarak bilinen labaratuvar. ortaya cikma nedeninden bahsedeyim; 1950'li yillarda dagilan avrupa birligi kolay toparlama adina bir takim yenilikler pesindeydi. ozellikle bilim insanlari bunun ancak bilim ve teknolojik devrimlerle mumkun oldugunu dusunmektediler. bu amactan yola cikarak louise de broglie onderliginde avrupa ulkelerine bu isteklerini ortak bir bildiriyle belirttiler. akabinde gerekli fonu saglayip amerika ve bir cok avrupa ulkesince birlesip bugun ki adiyla cenevre'de kurulan cern'i insaa ettiler.

kurulus amacindan tek cumleyle bahsedecek olursak, evrenin isleyis ve duzenini anlamak ve anlatabilmektir diyebiliriz. o yuzden bu merkezde bu alanda akla gelebilecek her olgu anti maddeler, kara delikler, big bang hatta bu alanlarin disinda tip, insaat bilimleri ve teknolojik devrimler kisaca bilim ve fizigin icerisinde yer alacak her alan bu merkezde arastirilabilmektedir. arastirma merkezinin icerisinde su an itibariyle atom alti parcaciklari carpistirilmalarini saglayan hizlandiricilar ve sogutucular bulunmaktadir. (bunlar yerin altinda ve kilometrelerce giden bir sisteme sahiptir). ozellikle buyuk hadron carpistiricisi (dunyanin en buyuk carpistirici makinasidir) cern'in en buyuk yapi tasidir. (bkz: büyük hadron çarpıştırıcısı) gunumuzdeki belli basli diger makinalari ise (cms, atlas,lhcb, moedal,totem,lhcf, faser and alıce'dir)
turkiye'nin cern ile baglantisindan biraz bahsetmek gerekirse, cern- turkiye iliskisi yaklasik 1960 yillara dayanmaktadir. turkiye bu yillarda gozlemci statusuyle uye olmustur. uyelikle beraber turk bilim adamlari ve egitim kurumlarimiz bir cok deney ve gozlem icerisinde yer almistir. ozellikle prof. dr. engin arık, prof. dr. erhan gülmez ve prof. dr. erkcan özcan cern'deki calismalariyla on plana cikmis bilim insanlarimizdir. (asagida yer alan gorselde ise taek tarafindan destek verilmis universitelerin yer aldigi projeler semalandirilmistir)

turkiye cern arasindaki gercek iliskiler ise, 12 mayis 2014 yilinda imzalanan turkiye-cern asosiye anlasmasiyla sekillinmis, anlasmayla beraber gerek bilimsel, gerek ticari iliskiler buyuk bir yon bulmustur. anlasmada yer alan maddelere gore;
–türkiye, anlaşma ile cern’ün hukuki altyapısını, işleyiş kurallarını, yönetmeliklerini ve organlarının alınmış kararlarını kabul etmektedir.
–türkiye, ekonomik ve nüfus büyüklüğüne göre hesaplanan tam üyelik katkı payının (aidatının) en az onda birini (1/10) cern’e yıllık olarak ödeyecektir ve bu aidat hiçbir şekilde 1 milyon chf’den az olmayacaktır.
–türkiye, cern’ün bilimsel eğitim programlarının yanı sıra eğitim ve öğretim programlarına da iştirak edebilir.
–türkiye, cern konseyinde (kapalı oturumlar hariç) oy hakkı olmaksızın temsil hakkı edinmiştir ve davet beklemek zorunda olmaksızın söz alabilir ve beyanda bulunabilir.
–türkiye, cern finans komitesinin toplantılarında temsil edilme hakkına sahiptir.
–türkiye’nin konsey’deki bilimsel temsilcisi cern bilim politikaları toplantılarına gözlemci olarak katılabilir.
–türkiye cumhuriyeti vatandaşları süreli ve sınırlı sözleşmeler ile akademik üyelik, öğrencilik ve öğretim üyeliği için yapılacak cern personel atamaları için başvurabilir.
–türkiye menşeli mal ve hizmetler sunan firmalar, cern finansal kurallar uygulama yönetmelikleri çerçevesinde cern ihalelerine teklif verebilirler. türkiye cern’de bir sanayi irtibat görevlisi bulundurabilir. türkiye firmalarınca cern’de üstlenilecek işlerin bileşik finansal değeri hiçbir durumda anlaşma kapsamında türkiye’nin cern’e yapacağı finansal tutarı geçemez.
–cern konseyi, ortak üyelik kriterlerini düzenli olarak (normalde 5 yılda bir) gözden geçirir.
–türkiye, anlaşmanın süresi içinde ortaklık anlaşmasını sona erdirme isteğini cern konseyine bildirebilir ve bu başvuru değerlendirilip karara bağlanır. üyelik ortak insiyatif ile de sona erdirilebileceği gibi, ilgili üyelik kriterlerinin türkiye tarafından karşılanamaması durumunda cern konseyi üyeliğin sona erdirilmesini bir yürürlük tarihi belirterek karara bağlayabilir.
–türkiye, bu anlaşma ile edinilen olağan ortak üyelik statüsünden tam üyeliğin ön aşaması olarak ortak üyelik statüsüne ve ardından cern’e tam üyelik statüsüne geçiş yapabilir.
kaynak

kurulus amacindan tek cumleyle bahsedecek olursak, evrenin isleyis ve duzenini anlamak ve anlatabilmektir diyebiliriz. o yuzden bu merkezde bu alanda akla gelebilecek her olgu anti maddeler, kara delikler, big bang hatta bu alanlarin disinda tip, insaat bilimleri ve teknolojik devrimler kisaca bilim ve fizigin icerisinde yer alacak her alan bu merkezde arastirilabilmektedir. arastirma merkezinin icerisinde su an itibariyle atom alti parcaciklari carpistirilmalarini saglayan hizlandiricilar ve sogutucular bulunmaktadir. (bunlar yerin altinda ve kilometrelerce giden bir sisteme sahiptir). ozellikle buyuk hadron carpistiricisi (dunyanin en buyuk carpistirici makinasidir) cern'in en buyuk yapi tasidir. (bkz: büyük hadron çarpıştırıcısı) gunumuzdeki belli basli diger makinalari ise (cms, atlas,lhcb, moedal,totem,lhcf, faser and alıce'dir)
turkiye'nin cern ile baglantisindan biraz bahsetmek gerekirse, cern- turkiye iliskisi yaklasik 1960 yillara dayanmaktadir. turkiye bu yillarda gozlemci statusuyle uye olmustur. uyelikle beraber turk bilim adamlari ve egitim kurumlarimiz bir cok deney ve gozlem icerisinde yer almistir. ozellikle prof. dr. engin arık, prof. dr. erhan gülmez ve prof. dr. erkcan özcan cern'deki calismalariyla on plana cikmis bilim insanlarimizdir. (asagida yer alan gorselde ise taek tarafindan destek verilmis universitelerin yer aldigi projeler semalandirilmistir)

turkiye cern arasindaki gercek iliskiler ise, 12 mayis 2014 yilinda imzalanan turkiye-cern asosiye anlasmasiyla sekillinmis, anlasmayla beraber gerek bilimsel, gerek ticari iliskiler buyuk bir yon bulmustur. anlasmada yer alan maddelere gore;
–türkiye, anlaşma ile cern’ün hukuki altyapısını, işleyiş kurallarını, yönetmeliklerini ve organlarının alınmış kararlarını kabul etmektedir.
–türkiye, ekonomik ve nüfus büyüklüğüne göre hesaplanan tam üyelik katkı payının (aidatının) en az onda birini (1/10) cern’e yıllık olarak ödeyecektir ve bu aidat hiçbir şekilde 1 milyon chf’den az olmayacaktır.
–türkiye, cern’ün bilimsel eğitim programlarının yanı sıra eğitim ve öğretim programlarına da iştirak edebilir.
–türkiye, cern konseyinde (kapalı oturumlar hariç) oy hakkı olmaksızın temsil hakkı edinmiştir ve davet beklemek zorunda olmaksızın söz alabilir ve beyanda bulunabilir.
–türkiye, cern finans komitesinin toplantılarında temsil edilme hakkına sahiptir.
–türkiye’nin konsey’deki bilimsel temsilcisi cern bilim politikaları toplantılarına gözlemci olarak katılabilir.
–türkiye cumhuriyeti vatandaşları süreli ve sınırlı sözleşmeler ile akademik üyelik, öğrencilik ve öğretim üyeliği için yapılacak cern personel atamaları için başvurabilir.
–türkiye menşeli mal ve hizmetler sunan firmalar, cern finansal kurallar uygulama yönetmelikleri çerçevesinde cern ihalelerine teklif verebilirler. türkiye cern’de bir sanayi irtibat görevlisi bulundurabilir. türkiye firmalarınca cern’de üstlenilecek işlerin bileşik finansal değeri hiçbir durumda anlaşma kapsamında türkiye’nin cern’e yapacağı finansal tutarı geçemez.
–cern konseyi, ortak üyelik kriterlerini düzenli olarak (normalde 5 yılda bir) gözden geçirir.
–türkiye, anlaşmanın süresi içinde ortaklık anlaşmasını sona erdirme isteğini cern konseyine bildirebilir ve bu başvuru değerlendirilip karara bağlanır. üyelik ortak insiyatif ile de sona erdirilebileceği gibi, ilgili üyelik kriterlerinin türkiye tarafından karşılanamaması durumunda cern konseyi üyeliğin sona erdirilmesini bir yürürlük tarihi belirterek karara bağlayabilir.
–türkiye, bu anlaşma ile edinilen olağan ortak üyelik statüsünden tam üyeliğin ön aşaması olarak ortak üyelik statüsüne ve ardından cern’e tam üyelik statüsüne geçiş yapabilir.
kaynak
devamını gör...
islamcı romantizmi
sakalından akan abdest suyunu şalımla sileyim mücahidim
devamını gör...
breaking bad
breaking bad, kısıtlı bütçe, az aksiyon ve bol diyalogla, ağır ama emin adımlarla ilerleyen, karakter gelişimi ve insan psikolojisi üzerine kurulu bir dramadır.
işleyiş olarak, insanların başlarına gelenlerle ne kadar değişebileceklerinden ve taşıdıkları potansiyellerden bahseder. ve diyebiliriz ki, breaking bad, aksiyonsuz diyalog ağırlıklı dizilerin en bol aksiyonlusudur.
uzun bölümler boyu gelişen aksiyonsuz olaylar bir aksiyon-sever için sıkıcı olabilir, ama drama sevenler için izlemesi gayet keyiflidir ve gelişerek tepe noktasına ulaşan olaylar, sonunda karakterlerle manyak bir kimyasal tepkimeye girerek patlar. ortaya dev bir re-aksiyon çıkar. bu aksiyon kısa sürse de dizinin izleyicilerini mest etmeye yeter de artar bile.
sabredip bir doz heisenberg aksiyonu almak, dakikalarca süren bir orgazmdan bile daha zevkli dakikalar yaşatır, buna emin olabilirsiniz.
ultra gerçekçi yapısı ve ince kara mizahı ile alışık olmayanlara başta "ne aksiyon var ne komedi, bu ne biçim dizi" dedirtebilir, ama yine diziden bir replikle cevap verirsek:
"ne tarz filmler izliyorsun bilmiyorum ama, gerçek dünyada bir güvenlik önlemi olarak 11 kişi öldürülmez."
dizi o kadar gerçekçi bir dizi ki, empati kurmayı denediğinizde ne kadar kıl olsanız da anlamayacağınız karakter yok.
breaking bad sıradışı bir dizi, çünkü iyi adamların dizisi değil. her zaman doğruyu yapmasa da yapmaya çalışan, idealize edilmiş, romantik karakterler yok. son derece realist bir bakış açısıyla inşa edilen bir hikaye. dizideki en masum karakter bir bebek ve 16 yaşındaki bir çocuk belki de.
ben şahsen bu dizi türkiye'de çekilseydi olacakları düşünemiyorum.
aslında az çok düşünüyorum da, korkup yarısında bırakıyorum. behzat ç.'de bile içki var diye yaptıkları yaygarayı düşündükçe...
merkezinde uyuşturucu imalatı olan bir dizi için çok acayip bir şey ama kesinlikle özendirmiyor insanı. hani "vay anasını, denemek lazım lan aslında" bile diyemiyorsunuz. o kadar tiksindiriyor. uyuşturucu işindekilerin hayatlarını anlatan bir yapım ancak bu kadar uzaklaştırabilir insanı uyuşturucudan. üstelik karakterleri de gayet sempati uyandırıcı olmasına rağmen yapıyor bunu.
bir karaktere sempati besleseniz de, yaptığı korkunç şeyleri görünce bu sempati uçup gidiyor. en azından bir sevgiye dönüşmüyor. böylece sigaradan bile soğutuyor hatta.
meth kullananların düştükleri o haller insanı korkutmaya yetiyor. böyle bir dizi için denge mükemmel sağlanmış. kesinlikle teşvik edici olmadan anlatıyor hikayesini. büyük başarı.
walter'ın kanser oluşu o kadar iyi yansıtılıyor ki, ilk sezon boyunca izlerken kendisini kansermiş gibi hissediyor insan psikolojik olarak. bir öksürük peyda oluyor falan. ayrıca acayip şekilde kimyaya da özendiriyor insanı lan. "bir şeylerle bir şeyleri karıştırayım da bir şeyler yapayım" diye çocuksu bir heyecana sokuyor. liseye dönüp sayısal seçme isteğini canlandırıyor.
uyarı: bundan sonrası dizi hakkında spoiler ihtiva etmektedir. yayınlanmış tüm bölümleri izlemediyseniz, uzak durmanızda fayda vardır.
- dizide kimse telefonları açmıyor. herkes birbirine sesli mesaj bırakıyor.
- walter'ın jipinin ön camı kaç kez kırıldı ben sayamadım.
- sahneye suyun altından ya da toprağın altından vs çekim yaparak başlamayı çok seviyorlar.
- oto yıkamacıdaki kaşını şeyettiğimin ibnesi neydi öyle lan. ismi bogdan. çok boktan bir karakterdi.
- skyler bir ..r.spu. gerçi yaptığı yanlışlar bini geçse de sonlarda artık yola geliyor, ne kadar zeki biri olduğunu da gösteriyor. hiçbir boktan memnun olmayan, sürekli beklentilerinin altında kalmışsınız gibi davranan biri. adam ne yapsa yaranamıyor buna. iyi olsa aynı tepki, sert olsa aynı tepki, takmasa aynı tepki. sürekli incinmiş ya da inanmayan, acıyan bakışlar. naapsın lan bu adam daha sana? nasıl davransın? adamın kanser olmasına şaşmamak gerek. mutsuzluk kaynağı resmen kadın. walter'ın katlandığı onca şeye değmiyor.
- hank bir reyiz. insanları idare etmesini bilen, ortamı neşelendiren, babacan, merhametli, dea ajanı. görev icabı tuco'yu öldürmek zorunda kaldığında bunalıma girmiştir. karşılaştığı patlamalar, kendi vurulması ve öldürmek zorunda kaldığı iki adam daha (tuco'nun kuzenleri) kendisini iyice depresyona sokmuş, bu şişko dombilinin kalıbının adamı olmadığını düşünmemize sebep olmuştur. ama her şeye rağmen sağlam ve güvenilir bir adamdır. zekidir. olaylar arasındaki bağlantıları iyi kurar. işin peşini bırakmaz. minerallere ilgi duyar. cheetos sever, fritos sevmez. kendisi de garajında bira üretir. alkolle arası iyidir, ama uyuşturucu üretenleri sevmez.
- jesse iyi kalpli bir varoş. ailesi ondan da varoş. babadan oğula nesil bunlar. jesse zaman zaman merhametli davransa da bir bağımlının güvenilmezliğine sahip. bir gram mal için herkesi her şeyi satabilir, her vaatte bulunabilir. her sözü verebilir. yoksunluk krizi esnasında g.tünü bile verebilir. sorumsuz. siz çok önemli bir teslimat için onu beklerken o çoktan bir köşede meth çekip sızmış olabilir. artık bağımlı olmasa bile karakterine yerleşmiş bir kez. atamıyor. iki yumruk yedi diye bir zamanlar omzunda ağladığı, kendisini rehabilitasyona yerleştiren, ailesinin ilgilenmediği gibi ilgilenen, çıkışta karşılayan walter'ı satıyor. üstelik geri zekalı. en parlak durumları bile bir anda 180 derece aleyhlerine çevirmeyi beceriyor. panikleyip çölün ortasındaki bütün içme sularını alev almış kıçı kırık bir jenaratörü söndürmek için kullanabiliyor. sonra karavanı parçalayıp kendilerini çölden çıkaracak bir robot yapmayı öneriyor. kabloyu bir element sanıyor. laftan sözden anlamıyor, dinlemiyor. safi zarar. sonra bütün bunları yüzüne söyleyince duygu sömürüsü yapmayı da çok iyi biliyor. insan elinde olmadan acıyor buna. bu ortamlar ona göre değil yani aslında. başarısız. elinde bir mesleği yok. kötü biri değil özünde, ama iyi yetiştirilmemiş biri. o yüzden burnuna kadar pisliğe batmış. ve dizinin başındaki bu (gbkz. jesse pinkman)'ın son bölümdeki jesse ile hiç alakası yok. şimdiye kadar hep malum olaydan önceki jesse'i anlattım. ama artık karakter dönüşümünü tamamladı, sağlam birine dönüştü.
zeki, cesur. duygusal, merhametli. elini kana bulamasıyla birlikte geçirdiği dönüşümü tamamladı. o liseli ergen tavırlarını bıraktı, adam oldu. adam olması için adam öldürmesi mi gerekiyordu, başka bir konu. ama katılaşmanın yollarından yalnızca biri sanırım bu da. 4. sezon finalinde walter ile el sıkışmak yerine şöyle bir sarılmalarını isterdim baba-oğul gibi. zira aralarındaki ilişkiyi daha iyi tarif edebilecek bir benzetme yok.
- gustavo fring! ne biçim adamdı lan bu. çözemedim bunu. tekin değil. iyi gibi, kibar gibi, kötü gibi, ibne gibi. bakımsız kalmış obama'ya benziyor zaten.
ne düşündüğü hissettiği belli olmuyor yüzünden. belli olan da rol çıkıyor. tedirgin oluyordum bu adamı gördükçe. sempati de besliyordum. bir sahnede "gustavo, gustavo reyiz! emret yakalım bu şehri reyiz!" dedirtirken, hemen ardından gelen sahnede "hakiki ..r.spu çocuğu..." dedirtebiliyor. aslında bu da diziyi kaliteli yapan unsur: bu dizide iyi adam yok!
ramiz dayı gibi adamdı bu aslında, ama bir yandan severken bir yandan da walt'a yaptıkları yüzünden uyuz oluyordum. bırak çalışsın lan adam işte ne bitmek bilmez kinin varmış. walt da iyice sümsükleşiyor zaten. iyileşme sürecine girdiğinden beri o "kaybedecek bir şeyi kalmamış, ölmek üzere olan adam" halinden eser kalmıyor. korkak loser kimya öğretmeni oluyor yine. haliyle hiçbir şey yapamıyor. gözü kara hareket edemiyor. ne söylerse söylesin ezik büzük tavırlar içerisinde. yalvarmaları falan çok itici. ne de olsa adam bir aile babası. gaddar bir suçlu değil. bazen zekice hamleler yapıp oyunun gidişatını tamamen değiştirse de genel olarak ezik tavırlar içinde ve bu çok doğal. ama adam çok bencil. ve sürekli yargılama, küçümseme içinde. bu da karşısındaki insanı yıldırıyor. ve walter white'ın hep böyle ezik kalacağını zannederseniz yanılırsınız. karakter üzerinde yaptığımız her yorum, analiz, ilerleyen bölümlerde değişmek zorunda kalmaktadır, çünkü karakter gelişimi hiç durmaz. bu okuduğunuz satırlar 3. sezondaki walter white'a ait olabilir, ama nasıl 1. sezondaki walt'tan çok farklıysa, 5. sezondaki walt da 3. sezondakinden çok daha gelişkin ve değişmiş olacaktır.
neyse. gustavo fring başta iyi adam rolleri, detaylı teşkilatı ve incelikli intikam alma şekliyle sempati toplasa da sonunda layığını buldu.
walter bir çocuğu zehirleyip, işi daha önce başka bir çocuğun öldürülüşünde şüpheli olan gus'ın üstüne atarak zekice bir hamleyle jesse'yi yanına çekti. manipülasyonun kralı denir buna. ne de olsa adam king. iki çocuğun da aynı aileden olması ise aile için ne talihsizlik. ayrıca ilk çocuk da sahiden gus'ın kontrolü dışında öldürüldü ise, gus işlemediği suçlar yüzünden, neredeyse tamamen boku bokuna gitmiş oluyor. gus'ın sonunu hazırlayan tek şey kendi inadı. walt'u öldürme konusunda bu kadar takıntılı olmasaydı tıkır tıkır yürürdü bütün işler. çok basit bir mesele yüzünden 2,5 sezonluk iş çıktı.
ölümüne neden olan patlamanın ardından fring'in gayet normal şekilde yürüyerek odadan çıkıp minik jestlerle kravatını düzeltmesi ve sonra parçalanmış yarısının gözükmesi her ne kadar etkileyici olsa da breaking bad'in gerçekçi yapısına ters kaçtı biraz. olacak iş değil yani. gerçi bu adamın işi tavukçuluk. tavuklar da kafaları kesildiğinde ilk bir an ölmüyorlar, kafasız halde koşturuyorlar panik içinde falan. zavallı tavukları öldürdüğü gibi öldü herif. bir an sıyrılmış derisinin altında kafatasını görünce "lan?!" dedim, "bu herif hakkaten terminatör mü?" o mermilerin üstüne yürüyüşü falan geldi aklıma. makine gibi kafatası çıkmış. bir salise için geçti aklımdan bu. sonra yere düştü de rahatladım. kendi kini yüzünden bütün organizasyonunu bok etti mal herif. onca zeka, teşkilat, gizlilik boşa gitti.
- gale'in ölümüne çok üzüldüm ben. walter aynı bölümde daha henüz bebek olan kızını severken o bebek walter'ın gözlüğünü burnunu falan tutuyordu minicik eliyle. gale de bir zamanlar öyle bir bebekti. onu seven anne babası vardı. çocuklarının böyle boku bokuna öldürüleceğini bilmiyorlardı. işte bu tarz şeyler karakterleri sevmemeniz için yeterli oluyor.
- jesse'nin ölen sevgilisi: iyiydi, hoştu, ..r.spuydu. izlerken hoş hatun diye düşünüyorsun ama bir ara ekranda beliren ayaklarını görünce korktum. kötü bir mutasyona maruz kalmış gibiyler.
bu kızcağızla da empati kurmak çok kolaydı. istediği sahiden de jesse'nin hakkı olan parayı alıp birlikte kaçmaktı. uyuşturucuyu bırakmayı da sahiden istiyordu. ama olaylar çok farklı gelişti. kendisinden çok babasına üzüldüm doğal olarak.
- ted beneke: tam bir ..r.spu çocuğu. karaktersiz, tıynetsiz. suratının ortasına sağlam bir yumruk gerek. walt yapamadı ama en azından skyler'ın yapmasını beklerdim. ama olmadı. kıllığına yakışır şekilde bayağı bir biçimde geberdi. (?) 5. sezonda gördük ki ölmekten beter olmuş. üzülmeden edemedim.
- mike ehrmantraut. bu adam bambaşka. gustavo fring'in sağ kolu olan yamuk kafalı kel. façayı çizdirmiş bir tipi vardır. işadamı görünümündeki gus'ın emirleriyle onun yeraltındaki işlerini yürüten, operasyonlarını yapan, ölü balık bakışlı adam. koşulsuz sadıktır. psikopat bir tipi vardır. eski devriye polisi ve özel dedektifidir. haliyle polisin bütün numaralarını bilir. cinayetlerin izlerini kapatmada üstüne yoktur. boş zamanlarında para karşılığı saul goodman'ın davalarını temizler, kanıtları yok eder. profesyonel çalışır. kiralık katildir, dinleme yapan casustur, iz süren dedektiftir. adam sorgulamayı, ikna taktiklerini, insan vücudundaki en çok acı veren yerleri gayet iyi bilir. eski kulağı kesiklerden kendisi. masa başı adamı değildir, işini ayakta halleder. pratiktir. emrinde kendi yetiştirdiği sağlam adamları vardır. bütün kiralık katilleri tanır. hepsi mike'dan çekinir. yaşlıcadır ama kondisyonu sağlamdır. teke tekte devrilmesi zordur, iki hareket çekip fırlatır atar adamı. karşısına dikilinesi bir tip değil pek. çevresel detayları lehine kullanmasını bilir. sakin ve soğukkanlıdır. adam öldürmekle hiçbir problemi yoktur. soğukkanlı bir zevkle yapar bunu. insanın yüzüne karşı büyük bir sevecenlikle gülümseyerek adam öldürebilir, insanı öldüreceği yere gayet masum yalanlarla çok doğal bir biçimde çekebilir. küçük bir de torunu var, arada görmeye gidiyor. ona karşı sevecen, sevgi dolu normal bir dede gibi. ama onu eve bıraktıktan sonra soğukkanlı bir katil. bütün bunlara rağmen robotsu, fantastik biri değil. gayet insani tepkileri var. walter'ın ve gus'ın hiç umulmadık, beklenmedik hamleleri karşısında birkaç saniyeliğine afalladığı olur ara sıra. hazin akıbetine ilerleyen paragraflarda ayrıca değineceğim...
- saul goodman: bu adam hukuk sihirbazı. en olmaz durumların içinden işi bir kalemine uydurarak çıkabiliyor. yasalardaki boşlukları çok iyi biliyor. bir gün hepimiz saul goodman gibi birine ihtiyaç duyabiliriz. palyaço gibi giyinen, s.klenmeyen biri. ama polis karşısında kendisini s.kletmeyi iyi beceriyor. diliyle insanı yeniyor. samoa üniversitesi mezunu.
- tuco salamanca: tam anlamıyla bela. dayanıklı, canavar ruhlu, saldırgan, şiddet delisi, ruh ve sinir hastası embesil maymun. bir zamanlar büyük babalardan olup da yaşlanınca meksika sınırındaki çöl ortası evinde tek başına oturup bütün gün altına sıçan amcası tio'dan kalan işleri devralmış güya, ama basit bir sokak serserisinden fazlası değil. ölümü de onlara yaraşır şekilde oldu. ama ölüsü de dirisi kadar bela herifin. arada bağırıp çağırsa da amcasını kendi yöntemleriyle seviyor, hatta arada öpüyor. özel yetenekleri: yumruklayarak adam öldürebilir, dilinde sigara söndürebilir.
- tio salamanca: bir sürü yeğeni olduğu için hector (amca) lakaplı, eski kartel üyesi. gençliğinde gustavo fring'in ekürisini öldürdüğü için gus ile düşmanlar. gustavo ne zaman tio'nun bir akrabasını öldürse huzurevine gidip karşısına geçiyor ve nasıl öldürdüğünü anlatarak ona eziyet ediyor. tio asla gus'un yüzüne bakmıyor/du. ta ki walter tarafından kendisine bir intimak fırsatı sunulana kadar. tio tekerlekli sandalyede oturan, konuşamayan, altına sıçan bunak numarası yapan, ama aklı gayet yerinde yaşlı bir çakal. konuşamadığı için yalnızca sandalyesine bağlı zille iletişim kuruyor. ding! ding! ding! ding! ding! ding! hep aklıma o zilin ne kadar güzel bir bomba anahtarı olabileceği geliyordu. 4. sezon finalinde aynısını izleyince elbette ki mest oldum.
- skinny pete, bagder, combo: jesse'nin keş arkadaşları. badger biraz salaktır. ama skinny pete iyi çocuktur. sağlamdır. bu ikisi kaç kez -hatta meth satmak için girdikleri terapi grubunda bile- kendilerini kaptırıl rehabilite olmuşlar, ama jesse tarafından akılları çelinip tekrar uyuşturucuya başlamışlardır. combo ise uzun olaylar zincirini başlatacak olan cinayete kurban giden şişman elemandır.
uyuşturucu işinde iyi karakter yok. walt da dahil. hiç öyle bizdeki gibi sempatik sevimli kötü adam yaratma çabasına girmemişler. gerçekçi kalmışlar. empati kurarak bir karaktere zaman zaman acısanız da, zekasından etkilenseniz de, bu bir sempatiye dönüşmüyor pek. çünkü hepsi zaman zaman çok zalim, vicdansız tiplere dönüşüyorlar. bildiğiniz şerefsiz pislikler. walt da zamanla onlardan biri oldu çıktı. biri birini öldürdüğü zaman zevkten dört köşe olsam da, hepsi kendi kirli çıkarları için iğrenç şekillerde öldürüyorlar ve bu insanda ister istemez bir tiksinti yaratıyor. bu da yeşeren bütün sempatiyi yok etmeye yetiyor.
yapımcıların az bütçeyle çok prim yapabilmek için her zaman en şaşırtıcı olanı düşünmek zorunda olduklarını, bu yüzden bir sahneyi tasarlarken oturup en şaşırtıcı olanı düşündükleri, bu sahnede karaktere ne tepki verdirsek insanlar çok şaşırır diye düşündüklerini söylediklerinden beri bende bir yadırgama oldu. ne zaman ki bunu izledim, dizi daha az şaşırtıcı bir hale geldi. gus'ın walter'a patlamasını beklerken kendi adamının kafasını durduk yere kesivermesindeki amaç falan ortaya çıktı: şaşırtma kaygısı. hikayenin kendisiyle ilgili bir şey değil yani. biz orada durmuş acaba gus walt'a ne yapacak diye beklerken, gus en umulmadık şeyi yaptı, hepimizin kafası karıştı. hiçbirimiz sebebini anlayamadık. gus'ın kafasından neler geçtiğini çözemedik. "ne acayip adam lan, vardır kendince bir sebebi" dedik. halbuki yokmuş. o sahnedeki tek amaç senaristlerin şaşırtıcı olma kaygısıymış. o yüzden şimdi diziyi izlerken insan ne beklemediğini düşünüp ne bekleyebileceğini anlayabiliyor maalesef.
neyse, yazarken kendim sıkıldım, yetsin bu kadar. olmaz olsun böyle ansiklopedik bilgi.
işleyiş olarak, insanların başlarına gelenlerle ne kadar değişebileceklerinden ve taşıdıkları potansiyellerden bahseder. ve diyebiliriz ki, breaking bad, aksiyonsuz diyalog ağırlıklı dizilerin en bol aksiyonlusudur.
uzun bölümler boyu gelişen aksiyonsuz olaylar bir aksiyon-sever için sıkıcı olabilir, ama drama sevenler için izlemesi gayet keyiflidir ve gelişerek tepe noktasına ulaşan olaylar, sonunda karakterlerle manyak bir kimyasal tepkimeye girerek patlar. ortaya dev bir re-aksiyon çıkar. bu aksiyon kısa sürse de dizinin izleyicilerini mest etmeye yeter de artar bile.
sabredip bir doz heisenberg aksiyonu almak, dakikalarca süren bir orgazmdan bile daha zevkli dakikalar yaşatır, buna emin olabilirsiniz.
ultra gerçekçi yapısı ve ince kara mizahı ile alışık olmayanlara başta "ne aksiyon var ne komedi, bu ne biçim dizi" dedirtebilir, ama yine diziden bir replikle cevap verirsek:
"ne tarz filmler izliyorsun bilmiyorum ama, gerçek dünyada bir güvenlik önlemi olarak 11 kişi öldürülmez."
dizi o kadar gerçekçi bir dizi ki, empati kurmayı denediğinizde ne kadar kıl olsanız da anlamayacağınız karakter yok.
breaking bad sıradışı bir dizi, çünkü iyi adamların dizisi değil. her zaman doğruyu yapmasa da yapmaya çalışan, idealize edilmiş, romantik karakterler yok. son derece realist bir bakış açısıyla inşa edilen bir hikaye. dizideki en masum karakter bir bebek ve 16 yaşındaki bir çocuk belki de.
ben şahsen bu dizi türkiye'de çekilseydi olacakları düşünemiyorum.
aslında az çok düşünüyorum da, korkup yarısında bırakıyorum. behzat ç.'de bile içki var diye yaptıkları yaygarayı düşündükçe...
merkezinde uyuşturucu imalatı olan bir dizi için çok acayip bir şey ama kesinlikle özendirmiyor insanı. hani "vay anasını, denemek lazım lan aslında" bile diyemiyorsunuz. o kadar tiksindiriyor. uyuşturucu işindekilerin hayatlarını anlatan bir yapım ancak bu kadar uzaklaştırabilir insanı uyuşturucudan. üstelik karakterleri de gayet sempati uyandırıcı olmasına rağmen yapıyor bunu.
bir karaktere sempati besleseniz de, yaptığı korkunç şeyleri görünce bu sempati uçup gidiyor. en azından bir sevgiye dönüşmüyor. böylece sigaradan bile soğutuyor hatta.
meth kullananların düştükleri o haller insanı korkutmaya yetiyor. böyle bir dizi için denge mükemmel sağlanmış. kesinlikle teşvik edici olmadan anlatıyor hikayesini. büyük başarı.
walter'ın kanser oluşu o kadar iyi yansıtılıyor ki, ilk sezon boyunca izlerken kendisini kansermiş gibi hissediyor insan psikolojik olarak. bir öksürük peyda oluyor falan. ayrıca acayip şekilde kimyaya da özendiriyor insanı lan. "bir şeylerle bir şeyleri karıştırayım da bir şeyler yapayım" diye çocuksu bir heyecana sokuyor. liseye dönüp sayısal seçme isteğini canlandırıyor.
uyarı: bundan sonrası dizi hakkında spoiler ihtiva etmektedir. yayınlanmış tüm bölümleri izlemediyseniz, uzak durmanızda fayda vardır.
- dizide kimse telefonları açmıyor. herkes birbirine sesli mesaj bırakıyor.
- walter'ın jipinin ön camı kaç kez kırıldı ben sayamadım.
- sahneye suyun altından ya da toprağın altından vs çekim yaparak başlamayı çok seviyorlar.
- oto yıkamacıdaki kaşını şeyettiğimin ibnesi neydi öyle lan. ismi bogdan. çok boktan bir karakterdi.
- skyler bir ..r.spu. gerçi yaptığı yanlışlar bini geçse de sonlarda artık yola geliyor, ne kadar zeki biri olduğunu da gösteriyor. hiçbir boktan memnun olmayan, sürekli beklentilerinin altında kalmışsınız gibi davranan biri. adam ne yapsa yaranamıyor buna. iyi olsa aynı tepki, sert olsa aynı tepki, takmasa aynı tepki. sürekli incinmiş ya da inanmayan, acıyan bakışlar. naapsın lan bu adam daha sana? nasıl davransın? adamın kanser olmasına şaşmamak gerek. mutsuzluk kaynağı resmen kadın. walter'ın katlandığı onca şeye değmiyor.
- hank bir reyiz. insanları idare etmesini bilen, ortamı neşelendiren, babacan, merhametli, dea ajanı. görev icabı tuco'yu öldürmek zorunda kaldığında bunalıma girmiştir. karşılaştığı patlamalar, kendi vurulması ve öldürmek zorunda kaldığı iki adam daha (tuco'nun kuzenleri) kendisini iyice depresyona sokmuş, bu şişko dombilinin kalıbının adamı olmadığını düşünmemize sebep olmuştur. ama her şeye rağmen sağlam ve güvenilir bir adamdır. zekidir. olaylar arasındaki bağlantıları iyi kurar. işin peşini bırakmaz. minerallere ilgi duyar. cheetos sever, fritos sevmez. kendisi de garajında bira üretir. alkolle arası iyidir, ama uyuşturucu üretenleri sevmez.
- jesse iyi kalpli bir varoş. ailesi ondan da varoş. babadan oğula nesil bunlar. jesse zaman zaman merhametli davransa da bir bağımlının güvenilmezliğine sahip. bir gram mal için herkesi her şeyi satabilir, her vaatte bulunabilir. her sözü verebilir. yoksunluk krizi esnasında g.tünü bile verebilir. sorumsuz. siz çok önemli bir teslimat için onu beklerken o çoktan bir köşede meth çekip sızmış olabilir. artık bağımlı olmasa bile karakterine yerleşmiş bir kez. atamıyor. iki yumruk yedi diye bir zamanlar omzunda ağladığı, kendisini rehabilitasyona yerleştiren, ailesinin ilgilenmediği gibi ilgilenen, çıkışta karşılayan walter'ı satıyor. üstelik geri zekalı. en parlak durumları bile bir anda 180 derece aleyhlerine çevirmeyi beceriyor. panikleyip çölün ortasındaki bütün içme sularını alev almış kıçı kırık bir jenaratörü söndürmek için kullanabiliyor. sonra karavanı parçalayıp kendilerini çölden çıkaracak bir robot yapmayı öneriyor. kabloyu bir element sanıyor. laftan sözden anlamıyor, dinlemiyor. safi zarar. sonra bütün bunları yüzüne söyleyince duygu sömürüsü yapmayı da çok iyi biliyor. insan elinde olmadan acıyor buna. bu ortamlar ona göre değil yani aslında. başarısız. elinde bir mesleği yok. kötü biri değil özünde, ama iyi yetiştirilmemiş biri. o yüzden burnuna kadar pisliğe batmış. ve dizinin başındaki bu (gbkz. jesse pinkman)'ın son bölümdeki jesse ile hiç alakası yok. şimdiye kadar hep malum olaydan önceki jesse'i anlattım. ama artık karakter dönüşümünü tamamladı, sağlam birine dönüştü.
zeki, cesur. duygusal, merhametli. elini kana bulamasıyla birlikte geçirdiği dönüşümü tamamladı. o liseli ergen tavırlarını bıraktı, adam oldu. adam olması için adam öldürmesi mi gerekiyordu, başka bir konu. ama katılaşmanın yollarından yalnızca biri sanırım bu da. 4. sezon finalinde walter ile el sıkışmak yerine şöyle bir sarılmalarını isterdim baba-oğul gibi. zira aralarındaki ilişkiyi daha iyi tarif edebilecek bir benzetme yok.
- gustavo fring! ne biçim adamdı lan bu. çözemedim bunu. tekin değil. iyi gibi, kibar gibi, kötü gibi, ibne gibi. bakımsız kalmış obama'ya benziyor zaten.
ne düşündüğü hissettiği belli olmuyor yüzünden. belli olan da rol çıkıyor. tedirgin oluyordum bu adamı gördükçe. sempati de besliyordum. bir sahnede "gustavo, gustavo reyiz! emret yakalım bu şehri reyiz!" dedirtirken, hemen ardından gelen sahnede "hakiki ..r.spu çocuğu..." dedirtebiliyor. aslında bu da diziyi kaliteli yapan unsur: bu dizide iyi adam yok!
ramiz dayı gibi adamdı bu aslında, ama bir yandan severken bir yandan da walt'a yaptıkları yüzünden uyuz oluyordum. bırak çalışsın lan adam işte ne bitmek bilmez kinin varmış. walt da iyice sümsükleşiyor zaten. iyileşme sürecine girdiğinden beri o "kaybedecek bir şeyi kalmamış, ölmek üzere olan adam" halinden eser kalmıyor. korkak loser kimya öğretmeni oluyor yine. haliyle hiçbir şey yapamıyor. gözü kara hareket edemiyor. ne söylerse söylesin ezik büzük tavırlar içerisinde. yalvarmaları falan çok itici. ne de olsa adam bir aile babası. gaddar bir suçlu değil. bazen zekice hamleler yapıp oyunun gidişatını tamamen değiştirse de genel olarak ezik tavırlar içinde ve bu çok doğal. ama adam çok bencil. ve sürekli yargılama, küçümseme içinde. bu da karşısındaki insanı yıldırıyor. ve walter white'ın hep böyle ezik kalacağını zannederseniz yanılırsınız. karakter üzerinde yaptığımız her yorum, analiz, ilerleyen bölümlerde değişmek zorunda kalmaktadır, çünkü karakter gelişimi hiç durmaz. bu okuduğunuz satırlar 3. sezondaki walter white'a ait olabilir, ama nasıl 1. sezondaki walt'tan çok farklıysa, 5. sezondaki walt da 3. sezondakinden çok daha gelişkin ve değişmiş olacaktır.
neyse. gustavo fring başta iyi adam rolleri, detaylı teşkilatı ve incelikli intikam alma şekliyle sempati toplasa da sonunda layığını buldu.
walter bir çocuğu zehirleyip, işi daha önce başka bir çocuğun öldürülüşünde şüpheli olan gus'ın üstüne atarak zekice bir hamleyle jesse'yi yanına çekti. manipülasyonun kralı denir buna. ne de olsa adam king. iki çocuğun da aynı aileden olması ise aile için ne talihsizlik. ayrıca ilk çocuk da sahiden gus'ın kontrolü dışında öldürüldü ise, gus işlemediği suçlar yüzünden, neredeyse tamamen boku bokuna gitmiş oluyor. gus'ın sonunu hazırlayan tek şey kendi inadı. walt'u öldürme konusunda bu kadar takıntılı olmasaydı tıkır tıkır yürürdü bütün işler. çok basit bir mesele yüzünden 2,5 sezonluk iş çıktı.
ölümüne neden olan patlamanın ardından fring'in gayet normal şekilde yürüyerek odadan çıkıp minik jestlerle kravatını düzeltmesi ve sonra parçalanmış yarısının gözükmesi her ne kadar etkileyici olsa da breaking bad'in gerçekçi yapısına ters kaçtı biraz. olacak iş değil yani. gerçi bu adamın işi tavukçuluk. tavuklar da kafaları kesildiğinde ilk bir an ölmüyorlar, kafasız halde koşturuyorlar panik içinde falan. zavallı tavukları öldürdüğü gibi öldü herif. bir an sıyrılmış derisinin altında kafatasını görünce "lan?!" dedim, "bu herif hakkaten terminatör mü?" o mermilerin üstüne yürüyüşü falan geldi aklıma. makine gibi kafatası çıkmış. bir salise için geçti aklımdan bu. sonra yere düştü de rahatladım. kendi kini yüzünden bütün organizasyonunu bok etti mal herif. onca zeka, teşkilat, gizlilik boşa gitti.
- gale'in ölümüne çok üzüldüm ben. walter aynı bölümde daha henüz bebek olan kızını severken o bebek walter'ın gözlüğünü burnunu falan tutuyordu minicik eliyle. gale de bir zamanlar öyle bir bebekti. onu seven anne babası vardı. çocuklarının böyle boku bokuna öldürüleceğini bilmiyorlardı. işte bu tarz şeyler karakterleri sevmemeniz için yeterli oluyor.
- jesse'nin ölen sevgilisi: iyiydi, hoştu, ..r.spuydu. izlerken hoş hatun diye düşünüyorsun ama bir ara ekranda beliren ayaklarını görünce korktum. kötü bir mutasyona maruz kalmış gibiyler.
bu kızcağızla da empati kurmak çok kolaydı. istediği sahiden de jesse'nin hakkı olan parayı alıp birlikte kaçmaktı. uyuşturucuyu bırakmayı da sahiden istiyordu. ama olaylar çok farklı gelişti. kendisinden çok babasına üzüldüm doğal olarak.
- ted beneke: tam bir ..r.spu çocuğu. karaktersiz, tıynetsiz. suratının ortasına sağlam bir yumruk gerek. walt yapamadı ama en azından skyler'ın yapmasını beklerdim. ama olmadı. kıllığına yakışır şekilde bayağı bir biçimde geberdi. (?) 5. sezonda gördük ki ölmekten beter olmuş. üzülmeden edemedim.
- mike ehrmantraut. bu adam bambaşka. gustavo fring'in sağ kolu olan yamuk kafalı kel. façayı çizdirmiş bir tipi vardır. işadamı görünümündeki gus'ın emirleriyle onun yeraltındaki işlerini yürüten, operasyonlarını yapan, ölü balık bakışlı adam. koşulsuz sadıktır. psikopat bir tipi vardır. eski devriye polisi ve özel dedektifidir. haliyle polisin bütün numaralarını bilir. cinayetlerin izlerini kapatmada üstüne yoktur. boş zamanlarında para karşılığı saul goodman'ın davalarını temizler, kanıtları yok eder. profesyonel çalışır. kiralık katildir, dinleme yapan casustur, iz süren dedektiftir. adam sorgulamayı, ikna taktiklerini, insan vücudundaki en çok acı veren yerleri gayet iyi bilir. eski kulağı kesiklerden kendisi. masa başı adamı değildir, işini ayakta halleder. pratiktir. emrinde kendi yetiştirdiği sağlam adamları vardır. bütün kiralık katilleri tanır. hepsi mike'dan çekinir. yaşlıcadır ama kondisyonu sağlamdır. teke tekte devrilmesi zordur, iki hareket çekip fırlatır atar adamı. karşısına dikilinesi bir tip değil pek. çevresel detayları lehine kullanmasını bilir. sakin ve soğukkanlıdır. adam öldürmekle hiçbir problemi yoktur. soğukkanlı bir zevkle yapar bunu. insanın yüzüne karşı büyük bir sevecenlikle gülümseyerek adam öldürebilir, insanı öldüreceği yere gayet masum yalanlarla çok doğal bir biçimde çekebilir. küçük bir de torunu var, arada görmeye gidiyor. ona karşı sevecen, sevgi dolu normal bir dede gibi. ama onu eve bıraktıktan sonra soğukkanlı bir katil. bütün bunlara rağmen robotsu, fantastik biri değil. gayet insani tepkileri var. walter'ın ve gus'ın hiç umulmadık, beklenmedik hamleleri karşısında birkaç saniyeliğine afalladığı olur ara sıra. hazin akıbetine ilerleyen paragraflarda ayrıca değineceğim...
- saul goodman: bu adam hukuk sihirbazı. en olmaz durumların içinden işi bir kalemine uydurarak çıkabiliyor. yasalardaki boşlukları çok iyi biliyor. bir gün hepimiz saul goodman gibi birine ihtiyaç duyabiliriz. palyaço gibi giyinen, s.klenmeyen biri. ama polis karşısında kendisini s.kletmeyi iyi beceriyor. diliyle insanı yeniyor. samoa üniversitesi mezunu.
- tuco salamanca: tam anlamıyla bela. dayanıklı, canavar ruhlu, saldırgan, şiddet delisi, ruh ve sinir hastası embesil maymun. bir zamanlar büyük babalardan olup da yaşlanınca meksika sınırındaki çöl ortası evinde tek başına oturup bütün gün altına sıçan amcası tio'dan kalan işleri devralmış güya, ama basit bir sokak serserisinden fazlası değil. ölümü de onlara yaraşır şekilde oldu. ama ölüsü de dirisi kadar bela herifin. arada bağırıp çağırsa da amcasını kendi yöntemleriyle seviyor, hatta arada öpüyor. özel yetenekleri: yumruklayarak adam öldürebilir, dilinde sigara söndürebilir.
- tio salamanca: bir sürü yeğeni olduğu için hector (amca) lakaplı, eski kartel üyesi. gençliğinde gustavo fring'in ekürisini öldürdüğü için gus ile düşmanlar. gustavo ne zaman tio'nun bir akrabasını öldürse huzurevine gidip karşısına geçiyor ve nasıl öldürdüğünü anlatarak ona eziyet ediyor. tio asla gus'un yüzüne bakmıyor/du. ta ki walter tarafından kendisine bir intimak fırsatı sunulana kadar. tio tekerlekli sandalyede oturan, konuşamayan, altına sıçan bunak numarası yapan, ama aklı gayet yerinde yaşlı bir çakal. konuşamadığı için yalnızca sandalyesine bağlı zille iletişim kuruyor. ding! ding! ding! ding! ding! ding! hep aklıma o zilin ne kadar güzel bir bomba anahtarı olabileceği geliyordu. 4. sezon finalinde aynısını izleyince elbette ki mest oldum.
- skinny pete, bagder, combo: jesse'nin keş arkadaşları. badger biraz salaktır. ama skinny pete iyi çocuktur. sağlamdır. bu ikisi kaç kez -hatta meth satmak için girdikleri terapi grubunda bile- kendilerini kaptırıl rehabilite olmuşlar, ama jesse tarafından akılları çelinip tekrar uyuşturucuya başlamışlardır. combo ise uzun olaylar zincirini başlatacak olan cinayete kurban giden şişman elemandır.
uyuşturucu işinde iyi karakter yok. walt da dahil. hiç öyle bizdeki gibi sempatik sevimli kötü adam yaratma çabasına girmemişler. gerçekçi kalmışlar. empati kurarak bir karaktere zaman zaman acısanız da, zekasından etkilenseniz de, bu bir sempatiye dönüşmüyor pek. çünkü hepsi zaman zaman çok zalim, vicdansız tiplere dönüşüyorlar. bildiğiniz şerefsiz pislikler. walt da zamanla onlardan biri oldu çıktı. biri birini öldürdüğü zaman zevkten dört köşe olsam da, hepsi kendi kirli çıkarları için iğrenç şekillerde öldürüyorlar ve bu insanda ister istemez bir tiksinti yaratıyor. bu da yeşeren bütün sempatiyi yok etmeye yetiyor.
yapımcıların az bütçeyle çok prim yapabilmek için her zaman en şaşırtıcı olanı düşünmek zorunda olduklarını, bu yüzden bir sahneyi tasarlarken oturup en şaşırtıcı olanı düşündükleri, bu sahnede karaktere ne tepki verdirsek insanlar çok şaşırır diye düşündüklerini söylediklerinden beri bende bir yadırgama oldu. ne zaman ki bunu izledim, dizi daha az şaşırtıcı bir hale geldi. gus'ın walter'a patlamasını beklerken kendi adamının kafasını durduk yere kesivermesindeki amaç falan ortaya çıktı: şaşırtma kaygısı. hikayenin kendisiyle ilgili bir şey değil yani. biz orada durmuş acaba gus walt'a ne yapacak diye beklerken, gus en umulmadık şeyi yaptı, hepimizin kafası karıştı. hiçbirimiz sebebini anlayamadık. gus'ın kafasından neler geçtiğini çözemedik. "ne acayip adam lan, vardır kendince bir sebebi" dedik. halbuki yokmuş. o sahnedeki tek amaç senaristlerin şaşırtıcı olma kaygısıymış. o yüzden şimdi diziyi izlerken insan ne beklemediğini düşünüp ne bekleyebileceğini anlayabiliyor maalesef.
neyse, yazarken kendim sıkıldım, yetsin bu kadar. olmaz olsun böyle ansiklopedik bilgi.
devamını gör...
aurora (yazar)
sayın yazarı yeni fark ettim ve paylaşımlarını da eksik bırakmadan okuyacağım. sağolsun bu arada beğenilerini de eksik etmemiş. sözlüğe değer kattığı belli. keyifli yazmaları olsun.
devamını gör...
çok kısa bir hayatımız olduğu gerçeği
evet hayat çok kısa ve biz sanki sevdiklerimiz her an yanımızdaymış hiç gitmezlermiş gibi onlarla tartışıyoruz. onlara sarılmak varken, onlara sevdiğimizi söylemek varken biz sadece kavga ediyoruz, küsüyoruz. gerçekten sevdiğimiz insanları iki karış toprağın altında görmediğimizden midir bu kendini bilmezlik. şuan benim yaptığım da aynı. kızıyorum da kendime fazlasıyla. git diyorum bak hayat kısa ne olacağı belli değil ne bu kırgınlık, küskünlük ama yürek söylese de akıl dinlemiyor. ikiye bölünmüş bir vücut gibiyim. bir tarafım söyle kurtul diyor bir tarafım sus da bitsin diyor. hayat gerçekten çok kısa o yüzden sevdiklerinizle iyi geçinin boş yere küsüp, darılmayın belli mi olur bir gün ayrılık tez gelirse geriye acının dayanılmazlığı kalır.
devamını gör...
nolur nolur nolur
devamını gör...



