her gün biraz daha gecikiyorsun dün ölmüş olabilirdim.
devamını gör...

güneş yılına göre düzenlenmiştir. bir yıl 365 gün 6 saattir. başlangıç hz. isa’nın doğumudur. türkiye’de 1 ocak 1926’da kullanılmaya başlanmıştır. ilk şekli olan “güneş takvimi” mısırlılara aittir. gregoryen takvimi olarak da bilinir.
(kaynak: tarih defterim.)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
*
devamını gör...

bir yazarın seçtiği bir konuyla ilgili kendine has görüş ve düşüncelerini fazla derine inmeden okurla konuşuyormuş gibi anlattığı yazı türüdür.

kalemi elime almadığım uzunca bir zaman diliminin ardından bir parça dökülme hissinden yola çıkarak birkaç kelam edeyim istedim.
okumaya durumumuz yoktu kitlesini şurada kaybettiğimizi varsayarak kalanlar için hazırsanız başlıyorum.
bugünkü konu, birçok insanı derinden etkileyen ancak bazıları için hala sıradan görülen bir olay, "kadına şiddet".
şimdi biraz tanımsal bir şekilde başlayacak olursak
nedir kadına şiddet? fiziksel ya da psikolojik tahrip. nedenleri nelerdir? işte bu kısım uzun uzadıya bir makalede konu olarak işlenebilir. keza işlenmiştir de. olayın derinine inmeden zikredecek olursak fiziksel ya da ekonomik açıdan güçlü bireylerin zayıf olan üzerinde gücünü kabul ettirme durumu.
nasıl gerçekleşir? darp, hakaret, küçük görme...
peki kimler şiddet görür? işte bu kısım çok önemli herkes yani her kadın şiddet görebilir, en azından bir kez. eğer tanıdığımız biri ise baba, anne, eş, abi, sevgili bu bir kereden sonra yolumuza bakarız. tabii maddi açıdan kendine yetebilen, hayatta tek başına ayakta kalabilecek şekilde yetiştiysek. bu şartları sağlayamayan bireyler zaten bu zulmün altında ne yazık ki hayatlarına devam etmek zorunda kalıyorlar.
ve bu konu bir kesim tarafından hala sıradanlaştırılabiliyor. basit argümanlar; bir de kadının ne yaptığına bakmak lazım, insanı da çileden çıkarabiliyorlar vesaire... hayır, efendim. çileden çıkabilirsiniz. kadın yanlış yapmış olabilir. ama bu size şiddet hakkını doğurmaz. pozitif ayrımcılık yapmıyorum eğer kadın da psikolojik şiddet uyguluyorsa o zaman aynı kınama, onun için de geçerli olacaktır. ancak fiziksel şiddet tek taraflıdır. kendisini savunamayacak bir bireye saldırmak, zarar vermek için insaniyetin yitirilmiş olması gerekir.
peki şiddeti sadece tanıdıklarımızdan mı görürüz? hayır!
burada anlatmak istediğim iki anım var, konuyu pekiştirmek için ve de şiddetin bazen gerçekten hiç beklemediğiniz bir anda karşımıza çıkıveriyor oluşunu göstermek için. biri henüz yirmi yaşında bir öğrenciyken bir diğeri de öğretmen olduğum, otuz yaşındayken gerçekleşen iki olay.
evet şimdi ilk olay şu şekilde vuku buldu. "o sıralar eskişehir'de, üniversitede okuyorum; bir tatilde yakın bir arkadaşımla birlikte birkaç günlüğüne istanbul'a gidiyoruz. annesi, arkadaşım ve ben alışveriş için dışarıya çıkıyoruz ve akşam on gibi kağıthane'de anacadde üzerinden eve dönüyoruz. o esnada koyu renkli bir araba yanımızdan yavaşlayarak geçiyor. laf atıyorlar. sonra karşı şeritten aynı şekilde laf atarak geçiyorlar. tekrar yanımazdan geçerken arkadaşımın annesi elindeki şemsiyesi sallayarak bağırıyor. 'defolun gidin rahatsız etmeyin' diye. araç birden köklenerek durduluyor. içindeki dört kişiden ikisi iniyor. birden arkadaşımın annesine saldırmaya başlıyor bir tanesi. diğeri izliyor. biz de arkadaşımla araya girmeye çalışıyoruz. ama adam durmuyor. bir müddet bu böyle devam ediyor. yoldan insanlar gelip geçiyor. bağırıp yardım istiyoruz. bir arabadan geçen birinin şu sözlerini duyuyorum o kargaşa esnasında 'kimbilir o....lar, ne yaptılar!' bakın o gece tokat yedim, itildim, fırlatıldım ama bu cümle daha çok acıttı canımı. bu arada adam bizi bir kenara atıyor sürekli kadına yumruk, tekme falan atıyor. bir şey yapamayacağımı anlayınca plakayı aldım, polisi aradım. ama adres bilmiyordum! sonra bir güvenlik ya da bekçi emin değilim ama silahlı üniformalı biri geldi. havaya ateş etti ve adamı kadının üzerinden zor bela aldılar. hastaneye gittik. darp raporu aldık. arkadaşımın annesinin burnu kırıldı, arkadaşımın kaşı patladı ve hepimizde birçok morarmış bölge vardı. doktor beyin tavrına da değinmek istiyorum 'gece vakti sokakta ne işimiz varmış?'*
sonra adam 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. ha bunda başka suçların da etkisi vardı gerçi ama olsun. "
ikinci olaya gelirsek o da bir zamanlar gelibolu'da görev yaptığım sırada gerçekleşti." bir gün bir kadın öğretmen arkadaşımla okul bahçesinde nöbet tutuyoruz. o esnada kapıya yakın bir yerde bir hengame oluyor. koşup gidiyoruz. erkek öğrencilerimizden biri gözyaşı içinde yerde, öğrencimiz olmayan bir erkek ile bir kız da okula doğru yürüyor. ilk önce çocuğu kontrol edip diğerlerinin peşinden koşuyoruz. memurun odasına geçiriyorum. orada beklemelerini, polisi arayacağımı söylüyorum. o ara müdüre falan haber yollayınca erkek olan 'aman işi amma büyüttünüz, kız arkadaşıma top attı,ben de bir tokat attım altı üstü, gidiyoruz biz.' deyip kapıya yöneliyor. hayır gidemezsiniz deyince arkadaşımı da beni tartaklayarak kapıdan çıkmaya çalışıyor. ve başarıyor. okuldan çıkmadan polis geliyor. karakola gidiyoruz. karokolda öğreniyoruz ki başka bir liseden olan bu öğrenci birçok kez başka öğrencilere şiddet uygulamış ancak hatırı sayılan bir dayısı olduğu için hep şikayetler geri alınmış ve de 10 kereden fazla karakolluk olmasına rağmen davranışlarının sonucuna hiç katlanmamış. biz ifade verirken dışarıda bir gürültü kopuyor. bakıyoruz aynı kişi bu sefer bir polis memuru ile kavga ediyor. ama tabii ki polis etkisiz hale getiriyor. ona da şahit olunca hem davacı hem de başka bir olayın tanığı oluyoruz. tam hatırlamıyorum ama 18 ay gibi bir ceza alıyor sonuç olarak. "
konuya geri dönecek olursam görüyorsunuz ki bazen nedenleri kişiden kaynaklanmasa da sebep-sonuçlarıyla ilginiz olmasa da şiddetin ortasında kalıveriyorsunuz. ailemden ya da çevremden hiç şiddet görmemiş bir bireyken fiziksel olarak bir kadından daha güçlü olmalarını hak gören birileri sebebiyle bu durumu yaşadım. suçlu; paşa oğlum her şeyi yapabilir diyen anneler mi, babasından gördüğü şiddeti yansıtan adamlar mı bilmiyorum. bildiğim tek şey var. yakmayın kadınların canlarını!
devamını gör...

dedim dedim inanmadınız, al noldu şimdi.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

rusya federasyonu'nun, yamal yarımadası'nda yaşayan yerli halkı. yamal, türkçe'de 'dünyanın sonu' anlamına geliyor. -30 dereceyi bulan (hatta -50 dereceyi bulabiliyor) soğuk hava şartlarında yaşamaya uyum sağlayan insanlar düşünelim. göçebe yaşayanları soğuk neredeyse oradalar. bunun sebebi ren geyiği ile geçimlerini sağlamaları. küresel ısınmayla birlikte bu hayvanların doğal yaşam alanlarında değişmeler yaşanıyor. ısıya göre yer değişmeleri şart oluyor. göçebe halkın daha da kuzey'e gitmeleri gerekiyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
yanakları soğuktan kızarmış, ren geyiğinin vitaminli kanı ile tombikleşmiş çocuklar. o kan kısmına değineceğim birazdan.

zor şartlar altında yaşamalarına rağmen yaşam tarzlarından kabilenin çoğu memnun. az evvel izlediğim belgeselde hanenin büyükanne'si şehirde bir dönem yaşadığını fakat bu durumdan hoşnut olmadığından bahsediyor. gökyüzünü görmeliyim diyor. çadırlarda yaşayan yerliler her zaman etrafı bembeyaz olan günlere uyanıyor. geçim kaynakları olan ren geyiğin her halinde istifade ediyorlar. geyiklerin boynuzlarını çin'e afrodizyak olarak ihraç ediyorlar. vee şaşırdığım bir durum. kesilen hayvanın derisini yüzdükten sonra hemen yemeğe başlıyorlar. yani çiğ et yiyorlar. hayvanın kanını içiyorlar. bu bir gelenek olsa gerek fakat ürpertici.

kar ve buzların içinde yaşanan hayatlar.. unutmadan belirteyim bulundukları bölgede doğalgaz rezervlerinin dörte biri yer alıyor.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
ren geyiği derilerinden yapılan kıyafetleri tercih ediyorlar. tüm giyecekleri kendileri dikip, süslüyorlar.

özetle, ren geyiği ekmekleri.
devamını gör...

kendime sıklıkla söylediğim cümle. biraz oblomovluk, biraz korkaklık ve çokça güvensizlikten kaynaklanan bir hayat içerisinde ot gibi yaşıyorum. bir yandan uzun yolculuklar planlarken bir yandan günün birinde "kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım." demekten korkuyorum. korkuyorum sözlük. kendi hayatım içinde kendi hayatıma yabancı kalmaktan, günün birinde öylesine bir insan olarak ölüp gitmekten ve dünya üzerinde beni tanıyan son insan da öldükten sonra unutulmaktan, bu ömrün sevip sevilemeden geçmesinden korkuyorum. tüm bu olasılıkların içerisinde kendim için en doğru olasılığı bulmaya çalışırken bu hayatın geçici olduğunu unutmaktan korkuyorum. ve bu satırları buraya kendim için bırakıyorum.
"söz ver kendine
denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin"
ot gibi yaşama kızım, ot gibi yaşamayalım. bu başlığın altına siz de ot gibi yaşamama kararlarınızı bırakın ve hepimiz hayata bir yerinden başlayalım.
devamını gör...

birinin sizi beklenmedik bir anda ve ortada bildiğiniz bir sebep yokken yok sayarak, tüm iletişim kanallarını keserek sizinle bir daha görüşmemesidir. birinin hayatında varken birden yok olursunuz. varlığı sorgulatır. değersizlik hissiyatını tavan yaptırır. genelde narsistik kişilik bozukluğu olanlar tarafından sıkça uygulanır. maruz kalanlar ise yüksek empati kabiliyeti olan insanlardır. başınıza geldiğinde yapabileceğiniz en iyi şey, sanki o kişi hayatınıza hiç girmemiş gibi yolunuza devam etmektir. unutun gitsin. çünkü hayaletlerle konuşulmaz.
devamını gör...

hadi biraz düz mantıkçılık oynayalım.
bir yazar pozitif bir şeyden rahatsız oluyorsa o şey onun için pozitif değil negatiftir. öyle midir? öyledir.
o halde sözkonusu yazarlara göre negatif olan şeylerden bahsetmemiz lazım.
nedir onlar?
onların ne olduğunu bilen biliyor. zaten biz de uzayda yazmıyoruz, kelimeler parmaklarımızın ucunda. herkes kimin ne olduğunu biliyor yani.
tatava yapma dediğinizi duyar gibiyim.

tamam esas konuya geleyim, ben de bazı pozitif ve dolayısıyla negatif şeylerden rahatsızım. ağzımdaki baklayı çıkarmam lazım. ağzımı açıp gözümü yumabilirim değil mi?

mesela bazı yazarlar kantarın topuzunu kaçırıyorlar, bi ara ben de kaçırmışım, olabilir yani yazarlık hâli hepimizin başına gelebilir. ama ısrarcı olmamak lazım sonra maazallah kantarın topuzu kaçar bi daha da gelmez falan tövbeler tövbesi. neyse topuzunuz kaçarsa arayın belki bulursunuz.

bir de bazı yazarlar var ki bırakın kaçacak topuzu kantar yok kantar. yahu kantarsız yazar olur mu? şaka gibi.

kantarsız bi yazar var sözlükte biliyorsunuz. hah işte ondan bahsediyorum. işte bu yazar aslında, nasıl desem... şöyle söyleyeyim, bir insanda nasıl ki akıl süzgeci olur ve o süzgeç çalışmadığında da naaparız dooğru psikiyatri servisine gideriz. değil mi? siz bilirsiniz isterseniz gitmeyin keyfiniz bilir. ama şunu biliriz ki o insanın söyledikleri mantıklı değildir ve evet biz o insanı dikkate almayız amiyane tabirle doktor kendi haline bırakın dedi deriz.
işte bu yazar da akıl süzgeci çalışmadığı için dikkate alınmamalı. çünkü yediği halttan sonra bile pişkinliğini koruyabiliyor bu yazar. hey maşallah allah nazardan saklasın!*

bazı yazarlar da ara ara ortaya çıkıyorlar böyle ortalık karışınca, neden peki? normal zamanda yazdıkları para etmiyor da ondan. fırsatçı golcü gibi karambolde top önüne düşerse ne âlâ yoksa öyle topu süreyim çalım atayım falan nerdee. ne diyorduk bunlara? beleşçi diyorduk. aslında çoğu zaman ofsayta düşer bu gibiler. var sistemi zaten çalışmıyor dörtgöz hakemler sağolsun.
bir de bir özelliği daha var bunların sürekli hakemle dalaşmalar, rakip takım taraftarına sövmeler falan çeneleri pek düşük oluyor maalesef.
yaani yazmak da bir yetenek sonuçta. ama olmayınca böyle garip yollardan medet umuyorlar.

işte benim rahatsız olduğum da bu kantarsız, beleşçi yazarlar.

şimdi adım gibi biliyorum ki bu yazdığımı kimse üzerine alınmayacak çünkü alınırsa eğer bu yazdıklarımı kabul etmiş olur. ben de zaten isim vermedim, kimsenin tavuğuna kışt demedim. ne kadar da zekiyim. hadi bye!
devamını gör...

kısa, öz bir o kadar da güzel özdemir asaf şiiridir.

ama ben en çok şeyi
en kısa zamanda sana söyledim,
yalnız sana.
devamını gör...

kimse niye dememiş demeyeceğim, yorumlardan belli.ama klasiktir bulunsun.

bana da birini bul.*
devamını gör...

(bkz: başarısız insanların ortak yanları)ndan biri olan hatta hayat felsefeleri olan sözdür.
devamını gör...

yokuşta arabayı geri vitese almayı unutup araba kaymasın diye gaza yüklenip gecekondu evin salonuna arabayla girmem ile sonuçlanan bir dalgınlık..
dalgınlığın süksesi kadar ev sahibin tavrı da bir o kadar sükselidir..
dayı senin masrafın ne kadar diye sorduğumda (araba komple salonda idi iki koca duvar pert olmuştu) "evin masrafını boşver yeğenim ben arabaya üzüldüm" demişti..
arabayı merak edenlere 2012 qashqai..
böyle bir dalgınlık ve o dalgınlığın getirdiği anısıydı işte..
devamını gör...

-mısır'da firavun, dünyadaki tanrıların temsilcisi olarak görülüyordu. mezopotamya vatandaşları kralın veya haleflerini ilahi saymadılar.
-mısır'da, kadınlara dul olduklarında kocalarının mülklerinin üçte birini devralmalarına izin verildi. mezopotamya'da kadınlar ticarete katılmak için izin alabilir ve mülkleri yönetebilirlerdi.
-mısır rahibeleri, cesetleri korumak için mumyalama yapmakla görevlendirildi. piramitler yapıldı.mezopotamya halkı ölümden sonra hayat için seramik kavanozlarda ölü ceset gömülürlerdi.
iki medeniyet arasında yönetim,kültürel,din alanlarinda farklılıklar vardı.

mezopotamya ve mısır uygarlıkları, topraklarında akan uzun nehirler nedeniyle gelişti. insanlar, eski mısır'da nil nehri boyunca, mezopotamya'daki fırat ve dicle nehirlerine yakın bir yerde, silt bakımından zengindir verimli topraklardan istifade ettiler.
devamını gör...

günaydın sözlük! kalktım filtre kahvemi koydum ardından da geniş bir cumartesi kahvaltısı yaparım demek isterdim ama hayatlar ve hayaller maalesef. geldim gene çalışıyorum. uyuyana, çalışana, ayılana, bayılana güzel bir cumartesi diliyorum. istanbul'da hava güzel olacağa benziyor. hemen kanınız bitlenmesin atmayın sokağa kendinizi. corona is stil here...
devamını gör...

depresyon ve bıkkınlığın, yıkıklığın elektronik bir vücut bulmuş hali olan douglas adams karakteri. aşağıdaki şiirin sahibidir kendileri;


how i hate the night

now the world has gone to bed,
darkness won't engulf my head,
i can see by infra-red,
how i hate the night.

now i lay me down to sleep,
try to count electric sheep,
sweet dream wishes you can keep,
how i hate the night.
devamını gör...

bize gelsene. aynen, pul koleksiyonuma falan bakarız.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim korkmadığımdır. bunun nesinden korkacağım yahu ?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

doğru bulmadığım durumdur. psikolojik yardımın doğal bir şey olduğunu, yaşadıklarıyla kişilerin yalnız olmadıklarını göstermeye çalışırken yine ipin ucu kaçırıldı. dram yine en ön plana çıktı. vazgeçirmekten ziyade özendirici bir hal almaya başladı. ayrıca insanların acıları üzerinden reyting kasarak para kazanmayı doğru bulmuyorum. kişiler zaten seans ücreti ödüyor psikiyatriste. üstüne kitabı yazılarak dizisi çekilerek para kazanılıyor bir de. üstüne kendi instagram hesabında bu hafta bilmem kimin başına neler gelecek şeklinde prim kasılıyor, reklam yapılıyor. toplumun sağlığını düşünen bir yapımın daha özenle hazırlanmasını beklerdim. ruh sağlığı alanına büyük zararlar verecek bir hal alıyor durum. bu zor günlerde dram değil de insanları güldürecek yapımların artması gerekirdi bence. insanlar kendi acı dolu hayatlarına bir de akşamları 3 saat başka dramları ekliyorlar. bunun psikolojik sağlamlığı zedeleyeceğini düşünüyorum.
devamını gör...

yoktur. fakir kızın elinde 10 binlik telefon var. yollar 5 dk sürüyor istanbul trafiğinde. vee gidilen hastane hiçbir zaman söylenmiyor.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim