olması istenen ama gerçek hayatta olmayan şeyler
(bkz: uçan halı)
piknik sepetini hazırladık güzelce. bindik halımıza, havalandık şöyle, istikamet mesela italya olsun. vardık ve attık kendimizi şöyle roma'da yeşil bir parkın içinde. orada keyfimize keyif katarak döndük geri. sonra halımızı bir güzel silkeleyip rulo yaptıktan sonra koyduk yerine. ne güzel direksiyon, vites, gaz, pedal ile uğraşmak yok, lpg ya da benzin masrafı yok. alkol, ehliyet, ruhsat kontrolü de yok. tabi alkol muayenesi olmayınca çakırkeyfler orada istediği içkiyi de içer ve döner.
uçan halıdan daha güzel vasıta düşünülebilir mi? teknolojinin yetişemediği ve masallarda kalan bir ütopya. gerçekleşse belki halı kadar fiyatları da uçacaktı.
piknik sepetini hazırladık güzelce. bindik halımıza, havalandık şöyle, istikamet mesela italya olsun. vardık ve attık kendimizi şöyle roma'da yeşil bir parkın içinde. orada keyfimize keyif katarak döndük geri. sonra halımızı bir güzel silkeleyip rulo yaptıktan sonra koyduk yerine. ne güzel direksiyon, vites, gaz, pedal ile uğraşmak yok, lpg ya da benzin masrafı yok. alkol, ehliyet, ruhsat kontrolü de yok. tabi alkol muayenesi olmayınca çakırkeyfler orada istediği içkiyi de içer ve döner.
uçan halıdan daha güzel vasıta düşünülebilir mi? teknolojinin yetişemediği ve masallarda kalan bir ütopya. gerçekleşse belki halı kadar fiyatları da uçacaktı.
devamını gör...
opeth
opeth, 1990 yılında stockholm'de kurulmuş, isveçli bir progresif metal grubudur. grup çeşitli kişilerin ayrılması ile değişiklik geçirmiş olsa da kalitesinden ödün vermemiştir. lise yıllarımdan beri beni en çok etkileyen şarkısını paylaşmak isterim.
burden
fading again
ıf death should take me now
count my mistakes and let me through
whisper in my ear
taken more than we've received
and the ocean of sorrow is you.
burden
fading again
ıf death should take me now
count my mistakes and let me through
whisper in my ear
taken more than we've received
and the ocean of sorrow is you.
devamını gör...
kadınların abi diyeyim de yavşamasın mantığı
bugün kezban olduğumu öğrendim.
genelde taksi şöförü, kapıcı, vs ye yaşımdan büyük olmasa da abi diyerek hitap ediyorum.
genelde taksi şöförü, kapıcı, vs ye yaşımdan büyük olmasa da abi diyerek hitap ediyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sevmediği özellikleri
bende çok kafaya takıyorum. ayroca çok takıntılıyımdır.
devamını gör...
işini aşkla yapan seri katil
kenan doğulu hayranı olan seri katil. öldürürken malum şarkıyı dinleyip kopmalara doyamıyor olabilir.
devamını gör...
ülkeler sözlük yazarı olsaydı alacakları nickler
çin: korankorana
türkiye: masayaçıktepinistersen
azerbeycan: hamınızüçünaldım
türkiye: masayaçıktepinistersen
azerbeycan: hamınızüçünaldım
devamını gör...
sürekli kötüleyen yazar
14 yaşında ergen zihniyetinde ki yazarlar topluluğuna dahil olan kişi.
hiçbir şeyi beğenmez. her tanımda imla hatası arar, bulursa orgazma falan ulaşıyor herhalde.
bunların bir tık üst versiyonu hiç konuşmadığı yazarların nickaltına gidip saçma salak şeyler yazanlarıdır.
prim vermemek önemsememek lazım. açtıkları başlıklara tek tanım dahi girmemek çok önemli.
böyle böyle yok olup ait oldukları yerlere gidecekler diye düşünüyorum.
hiçbir şeyi beğenmez. her tanımda imla hatası arar, bulursa orgazma falan ulaşıyor herhalde.
bunların bir tık üst versiyonu hiç konuşmadığı yazarların nickaltına gidip saçma salak şeyler yazanlarıdır.
prim vermemek önemsememek lazım. açtıkları başlıklara tek tanım dahi girmemek çok önemli.
böyle böyle yok olup ait oldukları yerlere gidecekler diye düşünüyorum.
devamını gör...
esaretin bedeli
the shawshank redemption (esaretin bedeli)
imdb top 50 - imdb top 100- ve imdb 250 sıralamalarında, tüm zamanların en iyi filmi olmayı 9.3/ 10 puanla dibine kadar hak eden bir film
filmin oyuncuları
morgen freeman( red )
tom robins (andy)
bob gunton ( müdür norton)
williem sadlr ( heywood)
james whitmore ( broks hatlen )
mark rolston(bogs diamond)
filmin senaristi frank darabont ‘tur ama film stephen king’in kitabından esinlenilmiştir
filmin başrolünü paylaşan morgen freeman ve tim robins
morgen freemanı hepiniz tanıyorsunuzdur çok başarılı bir oyuncu bir sürü filmde yer almıştır ve böylesine önemli bir eserde de yer almaktadır. film bir hapishanede gerçekleşiyor. film şöyle başlıyor andy bir mahkemede eşini ve sevgilisini öldürmekle suçlanıyor ve müebbet hapis cezasına çarptırılıyor
morgen freeman çok fazla yıl hapiste kalan birini canlandırıyor yani red. red o kadar çok hapishanede kalmış ki rolünü gerçek hayatta sanki hapishanede kalmış gibi canlandırıyor çok gerçekçi bir şekilde. filmin anlatıcısı red hapishaneyle ilgili, mahkumlarla ilgili her şeyi bilen biri. filmde bir kütüphane var ve o kütüphaneyi yöneten kişi broks hatlen yaklaşık 50 yıl hapiste kalan biri ve hapishane onun evi gibi olmuş artık ordan hiç bir şekilde ayrılmak istemiyor, sonrasında bırakıyorlar onu hapishaneden çıkıyor. hapisten çıktığı için çok üzgün bir şekilde ayrılıyor işlerde çalışıyor dışlanıyor. ve en sonunda kaldığı bir odada intihar ediyor kendisini asıyor.
filmin bir diğer başrolü andy( tom roobins)
eşini ve eşinin sevgilisini öldürmekle suçlanıyor ve müebbet hapse çarptırılıyor. sesiz ve sakin biridir ilk başlarda ilk konuştuğu kiş red’dir red den birşeyler istiyor çünkü böyle şeylere ulaşacak kişi red ‘dir film o kadar güzel bir film beğendiğim bir film .
film o kadar başarılı bir filmki oscar ödülünün ikincisi oluyor oscar ödülünü kaçırıyor oscar ödülünü forrest gump filmine kaptırıyor.
1994 yapımlı fir film filmde drama/polisiye var.
filmde sevdiğim replik şu oldu andy’nin red’e söylediği cümle “ unutma red umut iyi bir şeydir.”
filmin sonunda andy hapishaneden kaçtığında hapishane müdürü onun odasında bir not görür ve o not dikkat eden biri olursa şöyle bir şekilde değinilmiş hz musa’nın ümmetinin firavundan kaçtığı hikayesine değiniliyor bu da çok önemli ve izleyen birinin dikkat edile bilecek bir şey
filmin sonunda andy hastaneden kaçıyor.
filmde anlamamız gereken ley şu film bir insana umut veriyor insanın umudunun bitmemesi gerektiğini bildiriyor ve çok güzel bir film filmde dostuluk ve kardeşlik en ön katmanda filmi izlemenizi tavsiye ederim
zor bir şekilde hapisten kaçan bir kişinin hikayesini anlatan bir film seslendiren morgen freeman sesiyle birlikte çok güzel bir şekilde filmi anlatıyor. filmde bazı yerlerde sıkılma hissiyatı verse de sonrasında oyuncuların oyunculukları tekrardan sizi filme geri çekiyor.
imdb top 50 - imdb top 100- ve imdb 250 sıralamalarında, tüm zamanların en iyi filmi olmayı 9.3/ 10 puanla dibine kadar hak eden bir film
filmin oyuncuları
morgen freeman( red )
tom robins (andy)
bob gunton ( müdür norton)
williem sadlr ( heywood)
james whitmore ( broks hatlen )
mark rolston(bogs diamond)
filmin senaristi frank darabont ‘tur ama film stephen king’in kitabından esinlenilmiştir
filmin başrolünü paylaşan morgen freeman ve tim robins
morgen freemanı hepiniz tanıyorsunuzdur çok başarılı bir oyuncu bir sürü filmde yer almıştır ve böylesine önemli bir eserde de yer almaktadır. film bir hapishanede gerçekleşiyor. film şöyle başlıyor andy bir mahkemede eşini ve sevgilisini öldürmekle suçlanıyor ve müebbet hapis cezasına çarptırılıyor
morgen freeman çok fazla yıl hapiste kalan birini canlandırıyor yani red. red o kadar çok hapishanede kalmış ki rolünü gerçek hayatta sanki hapishanede kalmış gibi canlandırıyor çok gerçekçi bir şekilde. filmin anlatıcısı red hapishaneyle ilgili, mahkumlarla ilgili her şeyi bilen biri. filmde bir kütüphane var ve o kütüphaneyi yöneten kişi broks hatlen yaklaşık 50 yıl hapiste kalan biri ve hapishane onun evi gibi olmuş artık ordan hiç bir şekilde ayrılmak istemiyor, sonrasında bırakıyorlar onu hapishaneden çıkıyor. hapisten çıktığı için çok üzgün bir şekilde ayrılıyor işlerde çalışıyor dışlanıyor. ve en sonunda kaldığı bir odada intihar ediyor kendisini asıyor.
filmin bir diğer başrolü andy( tom roobins)
eşini ve eşinin sevgilisini öldürmekle suçlanıyor ve müebbet hapse çarptırılıyor. sesiz ve sakin biridir ilk başlarda ilk konuştuğu kiş red’dir red den birşeyler istiyor çünkü böyle şeylere ulaşacak kişi red ‘dir film o kadar güzel bir film beğendiğim bir film .
film o kadar başarılı bir filmki oscar ödülünün ikincisi oluyor oscar ödülünü kaçırıyor oscar ödülünü forrest gump filmine kaptırıyor.
1994 yapımlı fir film filmde drama/polisiye var.
filmde sevdiğim replik şu oldu andy’nin red’e söylediği cümle “ unutma red umut iyi bir şeydir.”
filmin sonunda andy hapishaneden kaçtığında hapishane müdürü onun odasında bir not görür ve o not dikkat eden biri olursa şöyle bir şekilde değinilmiş hz musa’nın ümmetinin firavundan kaçtığı hikayesine değiniliyor bu da çok önemli ve izleyen birinin dikkat edile bilecek bir şey
filmin sonunda andy hastaneden kaçıyor.
filmde anlamamız gereken ley şu film bir insana umut veriyor insanın umudunun bitmemesi gerektiğini bildiriyor ve çok güzel bir film filmde dostuluk ve kardeşlik en ön katmanda filmi izlemenizi tavsiye ederim
zor bir şekilde hapisten kaçan bir kişinin hikayesini anlatan bir film seslendiren morgen freeman sesiyle birlikte çok güzel bir şekilde filmi anlatıyor. filmde bazı yerlerde sıkılma hissiyatı verse de sonrasında oyuncuların oyunculukları tekrardan sizi filme geri çekiyor.
devamını gör...
babaya yakışan bir şey
göbek
devamını gör...
haydarpaşa garı
restorasyon adı altında ipotek altına alınan tarihi gar
açın şunu be kardeşim. sembolleri yok ederek insanların değerlerini öldüremezsiniz, sadece nefretlerini kazanırsınız.
açın şunu be kardeşim. sembolleri yok ederek insanların değerlerini öldüremezsiniz, sadece nefretlerini kazanırsınız.
devamını gör...
çalıkuşu
her canım sıkıldığında rastgele bir sayfasını açıp okuduğum güzide bir reşat nuri romanı. bir zamanlar sosyal medyada bir geyik dönmüştü: her genç kızın ortamlardan uzaklaşıp bir köy okulunda öğretmenlik yapma hayali vardır ve buna çalıkuşu sendromu denir diye. ne kadar hoşuma gitmişti. ve çok da doğruydu. her genç kadın vakti zamanında çalıkuşu sendromuna yakalanmıştır. feride hepimizin yüreğine dokunan bir karakterdi. biz kitabı okudukça feride güçlendi, feride büyüyüp güçlendikçe biz kitabı okuduk. içimizdeki feridelere zeval gelmesin, kamranlar belasını bulsun efendim.
devamını gör...
anın fotoğrafı

çocukluğumun en heyecan verici itemlerinden; tepeli kuş * yuvası.
yuvayı bulmak ve tüm süreçlerini sadece takip edip o döngüye şahit olmak ne güzeldi. sırf bu serüveni yaşamak için her yıl nisan 15- mayıs 15 dönemi yuva arar bulurduk.
bugün aylardır gitmediğim bir arsaya kekik toplamak için gittiğimde karşılaştığım sürpriz. uzak olması yüzünden her aşamasını takip edemeyecek olsam da, çok mutlu oldum be sözlük.
devamını gör...
kitap alıntıları
''en çok düşündüğümüz kelimeyi en az kullanmaya mecbur eden gururumuzu aldatmak için, sevmek fiiline sözden başka ifade şekilleri ararız.''
peyami safa, yalnızız romanı.
peyami safa, yalnızız romanı.
devamını gör...
geceye bir söz bırak
faruk nafiz çamlıbel çoban çeşmesi adlı şiirin yazarı ,çoban çeşmesi şiiri, çamlıbelin en çok ilgi gören şiirleri arasında yer almaktadır. şairin aslına anlatmak istediği şey çoban çeşmesinin olmadığını anlıyoruz . işte çoban çeşmesi şiiri çoban çeşmesi
vefasız aslı ya gönül veren bu,
kerem'in sazına cevap veren bu,
kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
leyla gelin oldu, mecnun mezarda,
bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
ateşten kızaran bir gül arar da,
gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
tarihe karıştı eski sevdalar.
beyhude seslenir, beyhude çağlar,
bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...
vefasız aslı ya gönül veren bu,
kerem'in sazına cevap veren bu,
kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
leyla gelin oldu, mecnun mezarda,
bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
ateşten kızaran bir gül arar da,
gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,
ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
tarihe karıştı eski sevdalar.
beyhude seslenir, beyhude çağlar,
bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...
devamını gör...
zaman
o olmadan var olamadığımız, o var oldukça da bizim yok olduğumuz gerçeklik. gerçeklik? bunu tartışmaya gelmedim, iki kelam edip kalkıcam.
insanoğlu şu ana kadar onun olmayan her şeye sahip olmak istedi. bunun için kurallar yarattı, kurallar çiğnedi, savaşlar çıkarttı. ve sahip oldu da. vahşice diğer canlılardan doğayı aldık, daha ciğerlerine hava alamamış bebeklerin ölümüne sebep olduk. evet, olduk. biz olduk. sadece bir insanın, bir ülkenin veya bir ideolojinin suçu değil bu. benim, komşumun, sabahın gri saatlerinde koluna çarpıp kahvesini döktüğüm adamın, sizin, ailenizin, tek bir istisna olmadan hepimizin suçu. dünyaya geldikten sonra, bu havayı soluduğumuz andan sonra, insanlığın ağır yükü omzumuza binmiş oldu. insanlığın, insan olmanın.
ama.
dünyanın en bencil ve amacı uğruna her türlü yola başvurabilen bu varlığın sahip olamadığı bir şey var. zaman.
bir türlü yakalayamadığı, sürekli ondan bir adım önde olan, her şeye geç kalmasını sağlayan zaman.
peki ya zamana sahip olabilseydik? onu yönetebilseydik? var olur muyduk? var olan herşeyin bir sonu da olmalı. sonu ortadan kaldırabilseydik? bunun altından kalkabilir miydik? sonsuz olmanın. sınırın olmaması. böylesine iğrenç varlığa verilmesi gereken son özellik. belki tanrı olurduk. kendimizin tanrısı. kendimize inanmamız, tek umut kaynağımızın biz olması için ölümden kaçmış olmak mı gerekir? ölümden kaçmak. neden? hepimizin sonu aynı değil mi? ilk insanların da sonu aynıydı, şuan da aynı.
tarihin ilk yıllarından beri değiştiremediğimiz, sürekli yenik düştüğümüz tek şey. belki de böyle olması gerekiyordur. yenik düşülmesi gerekiyordur. sizi bilemem ama, ben zamana hükmedebilen bir insan ırkını tahmin dahi edemiyorum, etmek de istemiyorum. zaman, bizden üstün olmayı hak ediyor.
neden yıllardır aynı? neden yıllardır insanlar aynı şeyden korkuyor? tanrı olgusuyla beraber aşılmış olması gerekmez miydi ölümün? bir son olduğunu kabul edip ondan kaçmak yerine onunla barışsaydık?
saçma.
tüm süslü laflara, laflardan katlarca ağır yaşananlara rağmen, yaşamak güzel. bunu ne bir filozof, ne bir yazar ne de bir bilim adamı değiştirebilir. her şeyiyle, olanıyla, olmayanıyla; seveniyle, sevmeyeniyle; tanrısı olanıyla, olmayanıyla, dünya her şekilde yaşamaya değer. her saniyeyi zirvesine kadar yaşamaya, hafızaya kazımaya, ardından kazılanları zevkle veya dehşetle hatırlamaya, kalbinizde bir sızı oluşturmaya veya yüzünüzde bir tebessüm kırıntısına değer.
zaman.
değer.
“akıştan ziyade, bir bütünlük olarak tanımlamak daha evla sanki.
zaman ve katmanları arasındaki hareket, ve zamanın dilemması çoğu zaman insanların gözlerini karartır, düşünmek dahi yormaya başlar şahsı. haliyle, kestirmeden giderek “mefhum”, “bilinmez”, “akış” deyip çıkıverir insan.
halbuki, daha geçerli bakış açısına göre zaman başlangıcı ve sonu belli olan bir bütündür. burada yeni bir şey söylemiyorum, evet; ancak yeni şeyleri az sonra söyleyeceğim, sabır.
evreni -öncelikle dünyadan başlamak üzere- matematiksel bir biçimde ifade etmek ekseriyetle bilim adamlarının rüyasıdır. bilim birikiminin ışığı ile, yani ayağa düşen kuantum ve göreliliğin, kara delik teorilerinin birleşimi ile şeklen matematiksel bir bütünlük olmasa dahi, ayrı ayrı kabuller alındığında matematiksel tutarlılık rahatça görülebilmektedir.
ground zero olan kara delikler ve de karşıt olduğuna inanılan “ak delikler” başlangıçta fizik ve matematik kurallarının tamamen iptal olmuş versiyonları gibi görünse de, sonraları kendi içlerinde bir hayli tutarlı oldukları görülmüş, yalnız yine de tam olarak ifadeleri sağlanamamıştır.
işin özüne girersek; evren, bir matematik denklemleri bütünüdür. bu denklemler bütünü, tüm “an"ların ifadelerini tüm "değişkenler” ile birlikte tutar. sonsuza yakın büyüklükte bir kağıt parçamız olsa örneğin, bu kağıt üzerinde yazan denklemler bütünü ile tüm evren bütün olarak ifade edilmiş olarak yazılabilir.
elbette, bu yaklaşımın kuantum ile örtüştüğü düşünülebilir; ancak kuantum kendi sorunları içerisinde boğulmuşken, böylesine deterministik bir tahayyüle cevaz veremez.
devam edelim; tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, eşyaların, (hatta esasen kuark düzeyindeki madde/dalga formatlarının) birer değişkeni olduğunu varsayalım. bu varsayımın akabinde, mezkur değişkenlerin polinomlar ve dizi/seriler katmanında denklemler oluşturduğunu, bu denklemlerin baştan sona değin, tüm “an"ları ifade ettiğini söyleyelim. evrensel doğrunun dili olan matematiğin şaşmazlığından yola çıkarak oluşturduğumuz bu denklemler bütünü, evrenin tamamını "an"lar bazında anlattığı için, bütünlüğün korunması adına, "an"ların birbirini sıralı bir şekilde takip etmesi de esas hale gelir. elbette, burada akıllara gelebilecek sorulardan bir tanesi, yeni değişkenlerin nasıl türediği üzerine olabilir; bu türeyiş denklemin "organik” oluşundan ve kendi içerisindeki zekasından kaynaklanmaktadır. kısır seviyedeki kuantum dahi insanların aslında enerji dalgaları olduğunu kanıtlayabildiyse, tutarlı bir organizma şeklindeki üretken matematiksel denklemlerden bahsetmek hiç zor değildir.
işte biz bu takibe zaman diyoruz.
oluşturulan denklemlerde kara deliklerin “denklemin kritik noktaları” olduğunun söylenmesi sıradan bir tespittir, ama yine de bir yerde egzantrik olduğu için es geçemiyoruz.
şimdi, eğer bu takip, salt olarak değişkenlerin birbirleriyle ilintilerinden meydana geliyorsa, zamanı bir arada tutan zamk çok kuvvetlidir. işbu yüzden, zaman içinde normal doğrultudan aykırı herhangi bir yolculuk yapabilmek mümkün değildir. zira, bir değişkenler bütününün diğer tüm değişkenleri etkilemesine rağmen, organik bağlara ve denklemlerin içersindeki sonuçlara rağmen bir “an"da denklemden komple çıkarıp almak (ölüm) rasyonel olsa da, o değişkenler bütününü başka bir "an"a bir şekilde "implement” (monte-ama tam karşılamıyor) etmek “an"ların tüm akışını bozabilme riskini taşımaktadır. zira, eklenecek yeni değişkenler kanserli hücreler gibi olmaması gereken sonuçları ortaya çıkarabilecek, tüm bütünlüğü bir anda silip atabilecektir. normal şartlar altında, değişkenlerin denklem içinde ilerleyip çözüme ulaşması için geçecek takip süresi (x=0=yok oluş) "an"lar arasındaki bütünlüğün değişken bazındaki "sıkılığına” bağlıdır. (ki einstein buna görelilik demiştir)
bunu ontik perspektifte incelersek, yaratıcı için bu denklemlerin hepsinin oluşturulup işleyişine bırakılması, bu işleyişin sürdürülmesi ve bitirilmesi de “an"dır, sadece. haliyle, eğer ki bir yaratıcıdan bahsedersek onun için öncesi, sonrası ve tartışmalı pozisyonlarının sorgulanması eblehlikten öte değildir.
zira denklem sadece değişkenleri için geçerlidir.”
insanoğlu şu ana kadar onun olmayan her şeye sahip olmak istedi. bunun için kurallar yarattı, kurallar çiğnedi, savaşlar çıkarttı. ve sahip oldu da. vahşice diğer canlılardan doğayı aldık, daha ciğerlerine hava alamamış bebeklerin ölümüne sebep olduk. evet, olduk. biz olduk. sadece bir insanın, bir ülkenin veya bir ideolojinin suçu değil bu. benim, komşumun, sabahın gri saatlerinde koluna çarpıp kahvesini döktüğüm adamın, sizin, ailenizin, tek bir istisna olmadan hepimizin suçu. dünyaya geldikten sonra, bu havayı soluduğumuz andan sonra, insanlığın ağır yükü omzumuza binmiş oldu. insanlığın, insan olmanın.
ama.
dünyanın en bencil ve amacı uğruna her türlü yola başvurabilen bu varlığın sahip olamadığı bir şey var. zaman.
bir türlü yakalayamadığı, sürekli ondan bir adım önde olan, her şeye geç kalmasını sağlayan zaman.
peki ya zamana sahip olabilseydik? onu yönetebilseydik? var olur muyduk? var olan herşeyin bir sonu da olmalı. sonu ortadan kaldırabilseydik? bunun altından kalkabilir miydik? sonsuz olmanın. sınırın olmaması. böylesine iğrenç varlığa verilmesi gereken son özellik. belki tanrı olurduk. kendimizin tanrısı. kendimize inanmamız, tek umut kaynağımızın biz olması için ölümden kaçmış olmak mı gerekir? ölümden kaçmak. neden? hepimizin sonu aynı değil mi? ilk insanların da sonu aynıydı, şuan da aynı.
tarihin ilk yıllarından beri değiştiremediğimiz, sürekli yenik düştüğümüz tek şey. belki de böyle olması gerekiyordur. yenik düşülmesi gerekiyordur. sizi bilemem ama, ben zamana hükmedebilen bir insan ırkını tahmin dahi edemiyorum, etmek de istemiyorum. zaman, bizden üstün olmayı hak ediyor.
neden yıllardır aynı? neden yıllardır insanlar aynı şeyden korkuyor? tanrı olgusuyla beraber aşılmış olması gerekmez miydi ölümün? bir son olduğunu kabul edip ondan kaçmak yerine onunla barışsaydık?
saçma.
tüm süslü laflara, laflardan katlarca ağır yaşananlara rağmen, yaşamak güzel. bunu ne bir filozof, ne bir yazar ne de bir bilim adamı değiştirebilir. her şeyiyle, olanıyla, olmayanıyla; seveniyle, sevmeyeniyle; tanrısı olanıyla, olmayanıyla, dünya her şekilde yaşamaya değer. her saniyeyi zirvesine kadar yaşamaya, hafızaya kazımaya, ardından kazılanları zevkle veya dehşetle hatırlamaya, kalbinizde bir sızı oluşturmaya veya yüzünüzde bir tebessüm kırıntısına değer.
zaman.
değer.
“akıştan ziyade, bir bütünlük olarak tanımlamak daha evla sanki.
zaman ve katmanları arasındaki hareket, ve zamanın dilemması çoğu zaman insanların gözlerini karartır, düşünmek dahi yormaya başlar şahsı. haliyle, kestirmeden giderek “mefhum”, “bilinmez”, “akış” deyip çıkıverir insan.
halbuki, daha geçerli bakış açısına göre zaman başlangıcı ve sonu belli olan bir bütündür. burada yeni bir şey söylemiyorum, evet; ancak yeni şeyleri az sonra söyleyeceğim, sabır.
evreni -öncelikle dünyadan başlamak üzere- matematiksel bir biçimde ifade etmek ekseriyetle bilim adamlarının rüyasıdır. bilim birikiminin ışığı ile, yani ayağa düşen kuantum ve göreliliğin, kara delik teorilerinin birleşimi ile şeklen matematiksel bir bütünlük olmasa dahi, ayrı ayrı kabuller alındığında matematiksel tutarlılık rahatça görülebilmektedir.
ground zero olan kara delikler ve de karşıt olduğuna inanılan “ak delikler” başlangıçta fizik ve matematik kurallarının tamamen iptal olmuş versiyonları gibi görünse de, sonraları kendi içlerinde bir hayli tutarlı oldukları görülmüş, yalnız yine de tam olarak ifadeleri sağlanamamıştır.
işin özüne girersek; evren, bir matematik denklemleri bütünüdür. bu denklemler bütünü, tüm “an"ların ifadelerini tüm "değişkenler” ile birlikte tutar. sonsuza yakın büyüklükte bir kağıt parçamız olsa örneğin, bu kağıt üzerinde yazan denklemler bütünü ile tüm evren bütün olarak ifade edilmiş olarak yazılabilir.
elbette, bu yaklaşımın kuantum ile örtüştüğü düşünülebilir; ancak kuantum kendi sorunları içerisinde boğulmuşken, böylesine deterministik bir tahayyüle cevaz veremez.
devam edelim; tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, eşyaların, (hatta esasen kuark düzeyindeki madde/dalga formatlarının) birer değişkeni olduğunu varsayalım. bu varsayımın akabinde, mezkur değişkenlerin polinomlar ve dizi/seriler katmanında denklemler oluşturduğunu, bu denklemlerin baştan sona değin, tüm “an"ları ifade ettiğini söyleyelim. evrensel doğrunun dili olan matematiğin şaşmazlığından yola çıkarak oluşturduğumuz bu denklemler bütünü, evrenin tamamını "an"lar bazında anlattığı için, bütünlüğün korunması adına, "an"ların birbirini sıralı bir şekilde takip etmesi de esas hale gelir. elbette, burada akıllara gelebilecek sorulardan bir tanesi, yeni değişkenlerin nasıl türediği üzerine olabilir; bu türeyiş denklemin "organik” oluşundan ve kendi içerisindeki zekasından kaynaklanmaktadır. kısır seviyedeki kuantum dahi insanların aslında enerji dalgaları olduğunu kanıtlayabildiyse, tutarlı bir organizma şeklindeki üretken matematiksel denklemlerden bahsetmek hiç zor değildir.
işte biz bu takibe zaman diyoruz.
oluşturulan denklemlerde kara deliklerin “denklemin kritik noktaları” olduğunun söylenmesi sıradan bir tespittir, ama yine de bir yerde egzantrik olduğu için es geçemiyoruz.
şimdi, eğer bu takip, salt olarak değişkenlerin birbirleriyle ilintilerinden meydana geliyorsa, zamanı bir arada tutan zamk çok kuvvetlidir. işbu yüzden, zaman içinde normal doğrultudan aykırı herhangi bir yolculuk yapabilmek mümkün değildir. zira, bir değişkenler bütününün diğer tüm değişkenleri etkilemesine rağmen, organik bağlara ve denklemlerin içersindeki sonuçlara rağmen bir “an"da denklemden komple çıkarıp almak (ölüm) rasyonel olsa da, o değişkenler bütününü başka bir "an"a bir şekilde "implement” (monte-ama tam karşılamıyor) etmek “an"ların tüm akışını bozabilme riskini taşımaktadır. zira, eklenecek yeni değişkenler kanserli hücreler gibi olmaması gereken sonuçları ortaya çıkarabilecek, tüm bütünlüğü bir anda silip atabilecektir. normal şartlar altında, değişkenlerin denklem içinde ilerleyip çözüme ulaşması için geçecek takip süresi (x=0=yok oluş) "an"lar arasındaki bütünlüğün değişken bazındaki "sıkılığına” bağlıdır. (ki einstein buna görelilik demiştir)
bunu ontik perspektifte incelersek, yaratıcı için bu denklemlerin hepsinin oluşturulup işleyişine bırakılması, bu işleyişin sürdürülmesi ve bitirilmesi de “an"dır, sadece. haliyle, eğer ki bir yaratıcıdan bahsedersek onun için öncesi, sonrası ve tartışmalı pozisyonlarının sorgulanması eblehlikten öte değildir.
zira denklem sadece değişkenleri için geçerlidir.”
devamını gör...






