güzel olanın kendini geliştirmek için ihtiyaç hissetmemesinden kaynaklı olabilecek durum. var tabii hem güzel/yakışıklı hem de zeki insanlar ama geneli tespite uyuyor.

gençliğinden itibaren "çok güzelsin, harikasın" övgülerinin muhatabı olmuş, kafasına her istediğini bu şekilde kazanabileceği kazınmış bir insan ne diye daha fazla zahmete katlansın ki, değil mi? kırmızı oda'da vardı böyle bir tip. güzellik yarışması kazanması, zengin ve ünlü bir koca ile evlenmesi için yetiştirilmiş bir "yarış atı". sonrası? bomboş, kocasıyla 2 kelime edemediği bir evlilik çünkü bir araya getirebileceği 2 kelime yok.

geleyim işin trollüğüne; o nick altımda hem çok güzel hem çok zeki diyen yalancıları bir bir ifşa edeceğim. birinden biri yalan ama hangisi acaba?
devamını gör...

sizi ancak mecidiyeköy'den mecidiyeköy viyadüğe götürür.
devamını gör...

daha önce yazmış mıydım bilmiyorum ama yazdıysam bile tekrar yazacağım.

ilkokula gidiyorum o yıllarda. sanırım 5. sınıftı.* zorunlu din dersine de girmeyen bir öğrenciydim. dava açtı ailem bu konuda hatta. tabii o süreçte başıma gelmeyen kalmadı. türkiye'nin sosyo-kültürel yapısı malumunuz. bizim millet dünyanın en şerefli, namuslu, onurlu rerörö milletidir ama kendinden olmayan birini fırsat bulsa bir kaşık suda boğar.

neyse işte o zamanlar okul yönetimi, öğrenciler, veliler allah ne verdiyse herkes dolaylı yoldan yapıyor yapacağı çirkefliği.
birgün okulda ders bitti; tenefüse girdik. ben de ara boyunca yerimde oturdum* ve karakalem çizimlerimden birine devam ettim. sonra zil çaldı, herkes içeri girdi ve ders başladı. tabii her ilkokulda olduğu gibi bir ders başlatma geleneği olan gammazlama faslına geçildi. biri kalktı dedi ki hocam x bana çarptı.* hoca x'e döndü, x de aynen şöyle dedi: "öğretmenim iorek beni ittirdi; ben o yüzden ona çarptım."

sonra hoca bu şerefsize inandı. beni bütün sınıfın önünde ayağa kaldırıp özür dilememi söyleyerek bağırdı. "öğretmenim ben bir şey yap..." cümlemi tamamlayamadan bizim şeref yoksunu eğitimci kılıklı yaratık tekrar bağırınca özür dileyip yerime oturmak zorunda kaldım. sonra derse başladı bu k....k.

ve bu şerefsiz annemin öğrencisiydi bir de. bu olaydan aylar önce tesadüfen öğrenmiştik.

belki çoğu kişiye çok basit ve anlamsız gelir bu anlattığım ama o yaşlarda ve özellikle de özgüveni düşük, içe kapanık küçük bir çocuk için korkunç bir şey bu bence. aklıma geldikçe öfkeden deliye dönüyorum. yapmadığım, hiçbir suçumun olmadığı bir şey için haksız yere birinden özür dilemek zorunda kaldım; üstelik yaşıtlarımdan oluşan kalabalık bir grubun önünde. yıllarca yaptığım her şeyde bir hata varmış gibi hissettim. hâlâ daha bir hata yapıp kendimi suçlu bir durumda bulmaktan korkuyorum. kafamda gerçek dışı senaryolar oluşuyor çoğu zaman.

hocam, olmaz ama eğer burayı okuyorsanız şunu belirteyim; ilk karşılaşmamızda bunun karşılığını ağır bir biçimde alacaksınız. diğer şikayetçi piçi de elden geçireceğim bulsam ama yapılan şeye o kadar takıldım ki kim olduğunu bile hatırlamıyorum.

bu zihniyetteki şerefsizler için küçük bir not bırakıp bu yazıyı bitireceğim; zaten yine anksiyete krizinin ortasındayım. allahın belası ilaç da bitti yine. geberiyorum alüminyum.

eğer üzerinde güç, denetim ve söz sahibi olduğunuz insanlarla birlikte çalıştığınız bir işiniz varsa, özellikle de çocuklarla çalıştığınız bir meslek, sakın ben bunun ağzına s.....m nasıl olsa bana bir bok yapamaz mantığıyla hareket etmeyin. sonra attığınız füze dönüp sizi vurur benden söylemesi.

(özellikle çocuklar bu tür olayları unutmaz. daha doğrusu insanlar pek çok şeyi unutur ama küçük yaşta yaşadığı travmaları ve bu travmaların öznesi olan yaratıkları asla unutmaz. hepimiz yeri geldiğinde pek çok insanla ağız burun kavga etmişizdir mesela ama çocukken yenen o yumruk unutulmuyor.)

t: denetlemeyen eğitim sisteminin küçücük çocuklar üzerinde bıraktığı trajik izleri içeren başlık.
devamını gör...

türk dil kurumu sözlüğüne göre hedef noktaları dairesel olarak belirlenmiş nişan tahtasına küçük okların atılmasıyla oynanan bir oyun türü demek, yani bildiğimiz dart kelimesinin uydurulmuş karşılığı. her şeye bir karşılık bulmak zorundalar mı diye insanın düşünesi geliyor?
devamını gör...

(bkz: çemberimde gül oya) mehmet ve yurdanur.
devamını gör...

2013'ten beri aşkım olan oyun. geçen bir camii inşa etmişim ama efsane...
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

türkiye'de istanbul ne ise,
istanbul'da gece ne ise,
gecede yürümek ne ise,
yürürken düşünmek ne ise,
seni unutamamacasına düşünmek ne ise,
unutamamanın anlamı ne ise,
seni sevmek ne ise,
saklayayım, yok söyleyeyim derken
birden aşka düşmek ne ise.
her neyse...

özdemir asaf- diyek
devamını gör...

36 takipçim* olduğu için bu yazarlar arasında sayılmıyorum sanırım. tabi birde nickaltı açılışı için kurdele kesen bir arkadaş olmuştu onu da unutmayayım.* yazarlıktan atmayı falan düşünenler olmuş, onlara da aşk olsun deyip birkaç şey eklemek istiyorum.* 'ben bu aileden değil miyim ya? ben bu aileden değil miyim ya?? bir kişi gelip de napıyorsun sen burada demedi. neredeyiz biz? aynı sözlükte değil miyiz? franklin abi, sen söyle ben başka bir sözlükte miyim? he, başka bir yerde mi yazıyorum ben? uzaklarda mı yazıp da geldim? aynı yerdeyiz be...
devamını gör...

bazen, hiç okumamışsın gibi, yazmamışsın gibi, hiç var olmamış gibi. sen şizofrenmişsin gibi.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

o saatte orada ne işleri varmış.
devamını gör...

eşinin ölümü üzerine makberi yazan şairdir.


eşini o kadar çok seviyordu ki kaybetmekten korkuyordu. eşi veremden vefat ettikten sonra kendisi de hastalandı ve muhteşem eseri makberi de o zaman yazdı. sanıldığının aksine eşi ölünce hemen evlenmedi ama yine de evlendi. hem de 3 defa daha.

eşine olan aşkından makberi yazdıran ve sonra 3 defa daha evlendiren hayat, bize neler yapmaz.
devamını gör...

demokrasi türkiye'ye geldiğinden beri bir işe yaramıyor. ki bu gidişle bi' 30-40 yıl daha yaramayacağı aşikar. bazen bu vakitleri bir geçiş dönemi, bazen de gittikçe dibe batış dönemi olarak görüyorum, bilmiyorum. sokrates bile kendi zamanında demokrasinin mantıksızlıklarını ortaya koyuyor. dünyanın bu halini görse intihar ederdi herhalde.
türkiye demokrasiye uygun değil maalesef. yapacak bir şey yok, gerçek bu. bu durumu atatürk de biliyordu tabii. zamanla oturur diye düşünmüştür. ama eminim ki biraz daha yaşasaydı, sistemde değişiklikler yapardı. zaten bir şeyleri radikal olarak değiştirebilecek tek kişiydi, maalesef artık yok. bu sistem belli ki uzun yıllar devam edecek, ya batacağız ya da sancılarını çekerek ileride düzelmesini umacağız.

eğitimli bir toplum değiliz. bırak eğitimliyi, okuma-yazmayı 80 yıl önce çözdük. hadi nüfusumuz az olsa gam yemeyeceğim, bir şekilde halkı eğitirsin. az nüfus derken 40 milyona bile razıyım. elde ne var: 80 küsur milyon nüfus; 55 milyonu seçmen, önümüzdeki seçimlerde 60 milyonun üzerinde seçmen. iyi geceler.
"eğitim cehaleti alır, eşeklik bakidir" derseniz, tam olarak öyle değil işte. eğitim eğitimdir, az buçuk farkındalık oluşturuyor. "gecenin bi' köründe niye bunu dert edindin şimdi?" derseniz, bilmiyorum. birkaç gündür ülkenin gündemi hasebiyle düştüğüm umutsuzluktan veya içime aysun kayacı kaçtığından olabilir.
gereğinden fazla duygusalız, mantıklı karar almada son derece büyük sorunlarımız var. her konuda ikiye bölünmüş durumdayız. e, doğal olarak siyasette de böyle. akp'li değilsen chp'lisin. bazılarına göre mhp'liysen aynı zamanda akp'lisin, bazılarına göre de hdp'liysen chp'lisin. böyle bir düşünce nakıslığına sahip insanlardan -ki bu insanlar toplumun genelinden de fazlasını içeriyor- nasıl sağlıklı bir zihne sahip olduklarını varsayıp etraflıca düşünüp karar vererek oy kullanmalarını bekleyebilirsin ki? tabii, bu durum siyasilerin işine geliyor, orası ayrı.
ya referandum oldu, 49'a 51 mi neydi oranlar. demokrasi bu mu yani?
devamını gör...

yayına katıldığında, tutankamonun laneti'ne şu soruları sorabilir misiniz?

mahlasını ''tutankamonun karması'' yapacağı konusundaki dedikodular gerçek mi?

bir de, pek çok sözlük yazarı bir tane rozet alabilmek için kırk takla atarken, kendisi üç rozeti birden heybesine indirmeyi nasıl başardı? karma puanlarını bu kadar hunharca harcarken vicdanı hiç mi sızlamıyor?

cevaplar için şimdiden teşekkür ederiz.
devamını gör...

buradayım ve pür dikkat dinliyorum sizleri! * sizler konuştukça yüzüm gülüyor.

yayınlarınızın süper ötesi geçmesi dileğiyle!

biraz da pazartesim renklensin. *
devamını gör...

sakız çiğnemenin yasak olduğu eğer yine de eylem gerçekleştirilmek istenirse kimlik bilgilerinizi eczane ile paylaşmanız gerektiğini öğrendiğim ilginç ülke.
devamını gör...

ayrı yazılacak olan de, ayrı yazılmamış ise takılmak gerekir. bunun ruh hastalığı olduğunu nickname'ime sığınarak reddediyorum.
devamını gör...

var mı daha ağır yük zamanı çekmek kadar?
yaşama sebebimsin; su kadar, ekmek kadar.
ayrılığın özlemin her şeyin bir hazzı var.
seni anmakta güzel seni beklemek kadar.*
devamını gör...

david lean'in yönetmenliğini yaptığı 1957 yapımı filmdir.

bu film benim için önemli bir filmdir. ancak o kısma daha sonra geleceğim. filmin konusu aslında bilindik bir ''esir kampı'' hikayesi ile şekilleniyor. tabi yılı itibarı ile ilk örneklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. bir grup ingiliz askeri ikinci dünya savaşı sırasında japonlara esir düşer. esir düşenlerin arasında albay nicholson ve pek çok subayla birlikte yüze yakın er vardır. hikaye ingilizlerin kampa gelmesiyle birlikte albay nicholson'ın, kamp komutanı albay saito'ya savaş esirleri hakkındaki anlaşmayı göstermesi ve bu antlaşmanın şartlarına riayet edilmesini istemesiyle başlar. çünkü bu andan itibaren nicholson ve saito arasında gerek askeri, gerek kişisel anlamda bir sürtüşme yaşanacağını anlıyorsunuz. farklı kuralları olan, yaşama bambaşka noktalardan bakan iki üst rütbeli subayın zihinsel savaşının başladığı an işte bahsettiğim andır. kamp alelade bir kamp değildir. japonların inşaatını tamamlaması gereken bir köprü vardır ve süre kısıtlıdır. köprü 1 ay içerisinde tamamlanmak zorundadır. bu yüzden kamp komutanı saito bütün askerlerin, rütbelilerde dahil çalıştırılmasını istemektedir ve antlaşmayı umursamaz.

albay nicholson ise bu tavır karşısında duruşunu bozmaz. ingiliz albayın inadını kıramayacağını anlayan albay saito. ingilizlerin direncini kırmak ve nicholson'ı küçük düşürmek için onu kampın ortasında, güneşin alnında, küçük bir bir hücreye kapatır. askerler komutanlarının halini ahvalini görmektedir. saito'nun planı tutmamıştır. komutan direndikçe, askerler daha da şevke gelmiş ve işleri iyice yavaştan almaya başlamışlardır. komutanlarının direnci onlarında karşı koyma arzusunu iyice kamçılamıştır. bu gelişme saito'yu daha da gaddarlaştırır. nicholson'dan askerlerine hızlı çalışmaları için emir vermesini ister, şayet bu emri vermezse, yaralıları dahi çalıştıracağını söyleyerek, ingiliz komutanı bir kere daha sınar. ancak nicholson bu şantaja da boyun eğmez. saito çaresiz kalmıştır. bu sinir harbini kimin ,nasıl kazandığını görmek içinse filmi izlemenizde fayda var. *

gelelim benim mevzuya; ben bu filmi hiç yoksa 9-10 kere izlemişimdir. baştan söylemiştim ya benim için yeri farklıdır. filmi izlemeyi seviyorum ama ben asıl askerlerin ıslıkla icra ettiği ezgiye hastayım. rahatlatıcı bir etkisi var benim üzerimde. ne zaman stresli bir durumla ya da sorunla karşılaşsam, bu ezgiyi ıslık olarak öttürmeye başlarım. bu sayede rahatlar, daha hızlı düşünür ve sonuç alınacak hamleyi yaparım. bu ezgi tabiri caizse benim yaşam koçumdur. onun sayesinde sağa sola para dökmeme gerek kalmaz * şuraya o muazzam ıslık konçertosunu bırakıyorum. dinleyiniz ve feyiz alınız*


dinlerken yine eşlik etmeye başladım ve üzerime bir huzur çöktü iyi mi? * direnişin müziğidir aynı zamanda, gaza gelmeden kapatsam iyi olur. daha radyo programını dinleyeceğim. neyse neşet ustayı yakaladım. bahça duvarından aşmam lazım. hadi bana eyvallah...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kral midas'ın babası olan gordias tarafından bağlanan bu düğüm bazı kaynaklarda gordias düğümü olarak da karşımıza çıkar. çözülemeyen, kördüğüm olmuş durumların karmaşıklığıyla ilgili kullanıldığı gibi bu tür durumlar ile ilişiği birden kesmenin gerekliliğine de işaret eder. bu mitsel motife göre artık düğüm çözülemeyecek kadar karmaşıksa onunla bağ, birdenbire kesilmelidir, tıpkı büyük iskender'in yaptığı gibi.

düğüm motifi sırf tanınmış bir şahsiyete ait kurgulanmış veya yaşanmış bir hikaye değil. ortak bir miras, insan benliğiyle ilgili bir çıkarım mahiyetinde. fakir bir köylü iken hükümdar olan bir adam tarafından tanrılara teşekkür niyetiyle bağlanan bir arabanın düğümü bu. üstelik çözüldüğü takdirde dünya veya asya hükümdarlığı vaadi taşıyor, hem de neredeyse çözülemeyecek derecede güç bir düğüm. "korkunu fethet, sana söz veriyorum dünyayı fethedeceksin." diyen büyük iskender'den söz ediyorum. bu düğüm nihayetinde çözülmüş müdür? şüphesiz. bir kılıç darbesiyle. pek çok konuda insanların yapabilmek istediği gibi, artık o düğümün sadece düğüm vasfıyla değil materyali ile de uğaşın sonlandırılması, bağların kesilmesi gerekliliktir. nitekim öyle de olmuştur.
devamını gör...

hic cocuk.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim