not: onursuz bir korkak tarafından gerçekleştirilmiş terörist saldırı.
mahsun bir kadını öldürmüş.
saldırıyı gerçekleştiren teröristin fotoğrafları çıktı.
her zamanki gibi hilal bıyıklı ve her zamanki gibi devlet ile içli dışlı!
suriye’ye gitmiş ve islamcı terörist gruplarla ilişlili.


olay yerine gelen polis...
sizce polis gözetiminde olmayan bir tane bile hdp binası var mıdır?
gece gündüz polis gözetiminde olan bir yere silahlı saldırı oluyorsa o işin içinde orayı gözetleyenler de vardır.
süslü süleyman artık çıkıp "ohhh ohhhh hdp binalarına saldırı oluyor ohhhh... üstelik de adam öldürüyorlar ohhhh" diye bir açık bekliyorum.
"kürtleri de sevmemek nasıl olsa ırkçılık değil"

her gün yapılan ve birilerini mutlu eden saldırılardan biridir.


*********
"hdp'nin kapatılmasının elzem olduğunu gösteren durum. ortalığı karıştırmayın hdp'yi kapatın."
bila kayd u sart
*********

böyle insanlar ile yaşamak zor gerçekten.
devamını gör...

beşiktaş’ımın 2-0 kazandığı maç.

a l i r ı z a s e r g e n y a l ç ı n
devamını gör...

ortak sosyal medya hesabı kullanmaları. bu seviye henüz aşılamadı.
devamını gör...

bu coğrafyanın insanı.
islamcısından sekülerine, osmanlıcısından atatürkçüsüne, türkünden kürtüne, ateistinden dincisine, alevisinden sünnisine kadar fark etmeksizin ortak bir protip.
önemli olan hangi görüşe sahip olduğu değildir.

kendi fikri dışındakine saygı göstermeye tenezzül etmez, inandığı ve savunduğu şeyi kendine neredeyse tanrı bellemiştir. eleştirilmez, sorgulanmaz ve kutsaldır.

linç kültürü yaygındır, demokrasiden ve insan haklarından bihaberdir. "oh olsun" kafasında yaşadığı için hak-hukuk gibi kavramlara uzaktır. onun gözünde cahil olmanız birkaç kelimenize bakar, işin gerçeği en akıllısı odur.

bu prototip değişmedikçe ne ülke değişir, ne sistem ne de düzen. nasılsanız öyle yönetilirsiniz, iğneyi de çuvaldızı da herkes kendine batırmalıdır.
devamını gör...

geceler bizimle dostlar.
devamını gör...

(bkz: kafam olmuş bir milyon)
(bkz: buraya bakarlar)
devamını gör...

"aydınlığı fark edemiyorsak karanlık nedir ki?" diye sordu adam, önünde nesiller boyu sürecek bir insan karanlığı vardı, onlara ve onlarla konuşuyordu. "uzaklara gideceksiniz bugün, razı olmamak üzere" diye ilave etti sesini daha da yükseltip. "razı gelmediğimiz her şey bizi olmamız gereken yere, karanlığa daha da çabuk götürecek" dedi sonra, kalabalıktaki onay mırıltılarının yerini daha yüksek perdeden çıkan sloganlar almaya başlamıştı. onlara göre uğrunda ölecekleri adamın dediği her şey doğruydu, katıksız bir itaat eğitiminden geçmiş karanlık sürü izlerini ardında bırakarak oldukları yerden ayrıldı. rastladıkları diğer tüm insanlarla karanlık uğruna savaşıp yollarına sayıları nerdeyse hiç kalana kadar devam ettikler, öyle bir an geldi ki karanlık uğruna savaşan kocaman ordudan sadece iki kişi kaldı geriye, o ikiden biri diğerine döndü.

"aynıydık, karanlıktık zaten, şimdi aydınlığı ve kendimizi de sonsuza kadar öldürmenin vakti" dedi ve elindeki hançeri önce ordudaşının sonra da kendi kalbine saplayarak dünyada mutlak karanlığı başlattı.
devamını gör...

çok güzel hareketler bunlar. nickaltlarını methiye düzme, birbirinize yalakalık yapma yeri olarak tanımladıklarından beri biraz biraz korkarak girdiğim tanımlar. ama olsun böyle kafa, özü sözü bir kendime yakın arkadaşları görünce kendimi tutamıyorum. daim olsun. sevgiler.
devamını gör...

ilk adı "halimden konan anlar" olan, vokalisti liğini tolga akdoğan'ın yaptığı, 2013'te kurulmuş, 5 kişilik bir türk rock grubu.

türk rock tarihine tın tın, koca yaşlı şişko dünya, rüyalarda buruşmuşuz ve
zombi mahali gibi mükemmel şarkılar kazandırmış olan gruptur.

her bir şarkılarını ayrı bir zevkle dinliyorum.
yüksek sadakat kadar olmaz lakin gerçekten iyi işler yapıyorlar.
devamını gör...

1756 - 1763. avrupa'da yaşanan yedi yıl savaşının, kuzey amerika'daki cephesine verilen isim. büyük britanyanın amerika'daki new england kolonileri ve fransa'nın new france kolonileri arasında olan savaştır. ingilizleri, iroquoiler ve fransızları, huron ve algonkin dili konuşan birçok kabile desteklemiştir.
aslında bugün bile o kadar iyi şartlar sunmasına rağmen, kanada nüfus olarak a.b.d'nin 10 katı düşüktür. savaşın başladığı yıllarda ise tam bir felaketti. 2 milyon civarı insan new england'da yaşıyorken, new france bölgesinde sadece 60.000 kişi yaşıyordu. buna rağmen fransa güçleri uzun süre direnebilmiş, ingiliz ordularını yendikleri bile olmuştu ama ingilizlerin devamlı asker ve silah akışı sonunda yenildiler ve kanada toprakları ingilizlerin eline geçti.
bu savaşın sonucu büyük göller bölgesindeki kızılderililer için kötü oldu. çünkü fransızları sadece kürk taciri olarak, arada bir görüyorlardı ama ingilizlerin yüzbinlercesi geliyor ve ormanları kesip tarla yapıyor, av alanlarına yeni kasabalar kuruyorlardı. bu yüzden pontiac, tecumseh, kara şahin ve birçok kızılderili reisi topraklarını korumak için defalarca savaştılar.
bu savaşın, amerikadaki ingiliz kolonilerinde yaşayan beyazlar içinde sonuçları oldu. o güne kadar fransa tarafından saldırıya uğrayacağız korkusuyla yaşayan amerikan kolonileri, bu tehdit ortadan kalkınca, biz niye temsil edilmediğimiz britanya'ya bu kadar vergi veriyoruz demeye başladılar. amerikan bağımsızlık savaşı'na giden yol açılmış oldu.
devamını gör...

sevinç, şüphe, korku, özlem, endişe, ruh, aşk, cesaret, keder...
yani elle tutulur, gözle görülür olmayan varlıkların aldığı isim.
devamını gör...

bunu sıvamaya bizim bile gücümüz yetmiyor, yemezseniz gargara yapın ne olacak diyor.
devamını gör...

baskanım ya ülkeyi yönetin ya da biz oraya toplanıp taşınalım
devamını gör...

bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulan karakterdir kendileri.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

özgün başlık ve tanımlardır zannımca. başlık açarken altının dolup dolmayacağı endişesi taşımamalı. benim bu tarz platformlarla alakalı en çok hoşuma giden şey hiç bir yerde bulanamayacak yorum ya da bilgilere ulaşılabilmesi. basit bir örnek verecek olursak çok bilinmeyen bir kitapla alakalı bir tanım ya da yorum, yahut bir ekran kartı modeliyle alakalı bir kullanıcı değerlendirmesi, o konuyla alakadar olan bir insan için altın değeridir. bu tarz içerikler ne kadar artarsa, o kadar insanın saygı duyacağı, uğrayacağı bir platforma dönüşür.
devamını gör...

volvo arabaya çarpan tofaş gibi bir durumdur.

bilgiziz taraf karton gibi ezilir, bilgili taraf ise sapasağlam kalır.
devamını gör...

insan, bir başkasıyla kendini ne için, hangi durumda ve niye kıyaslama gereği duyar ki? böyle düşünmek psikolojik olarak beyni ve bedeni yorar, hasta eder, yıpratır. düşünen ve bilen insan, içinde yaşadığımız bu dünya da her kişilikten bir tane olduğunu ve herkesin ayrı ayrı hayat şartlarının olduğunu bilir.
devamını gör...

#43008 ve #344872 de bahsedilen yahya kemal beyatlı ile nazım hikmet'in annesi celile hanım arasındaki aşkın neticesinde yazılmış şiirdir, sanıldığı gibi ölüp giden insanlarla ilgili değil. orjinal kaynak aşağıdadır, linkin zamanla ölmesi ihtimaline karşı olduğu gibi aşağıya kopyalıyorum ki bulunsun, ne aşklar varmış be:

www.musikidergisi.net/?p=1615

linkte yazanlar biraz uzun, uyarayım:

nazım hikmet’in, annesiyle yahya kemal arasındaki aşkı farkettiği an… celile hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm istanbul’un diline destan bir kadındı… istanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı… 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın osmanlı’nın meşhur valilerinden nazım paşa’nın oğlu hikmet bey ile evlendi… türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan nazım hikmet de bu beraberlikten doğacaktı… 1916’ya gelindiğinde celile hanım‘la eşi hikmet bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…

o günlerde yahya kemal, bahriye’de okuyan genç nazım hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…
nazım hikmet’in annesi celile hanım’la, yahya kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra celile hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…

tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…
o aşkın aktörleri sadece celile hanım ve ünlü şair yahya kemal değildi…
nazım hikmet, necip fazıl hatta celile’nin yeğeni oktay rıfat’ın, yani türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o…

***
heybeliada’da okuyan genç bahriyeli nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…
yahya kemal o günlerde genç birer bahriyeli olan nazım hikmet ve necip fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…
yahya kemal hafta sonları “genç nazım hikmet’e türkçe ile şiir dersleri” verirken, istanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam celile hanım’la yakınlaştı…

nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda celile hanım ile yahya kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı…
bir süre sonra bu ilişkinin kokusu nazım’ın ve necip fazıl’ın öğrencisi olduğu bahriye mektebinde duyuldu…

***
dedikoduların ayyuka çıkması üzerine yahya kemal bir süre okula gelmedi…
geldiğinde karşısına öğrencisi necip fazıl çıkacaktı…
hocası olan yahya kemal’e şöyle dedi:
“hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”
hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir deniz harp okulu öğrencisi bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı…

necip fazıl “bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda…

***
ne ki bu fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın celile ile yahya kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu…

olayı genç nazım hikmet de fark etmişti…
necip fazıl’dan sonra bir gün yahya kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…
kâğıtta yahya kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu…
bir süre celile hanım’ın evine gelmedi…
genç nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
celile hanım ise yahya kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün istanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti…
artık evlenmek istiyordu…

yahya kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu…

***
aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
bu kadın yazın adada otururdu…
ben de orada idim…
deli divane olmuştum…
sonbahar’da nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için istanbul’a inerdi…
1916 sonbaharı’nda yine istanbul’a iniyordu…
ben müthiş muzdariptim…
artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
o gidinceye kadar ada dopdolu idi…
gider gitmez benim için boşalıverirdi…

tam o günlerde berlin büyükelçisi hakkı paşa istanbul’a dönecek lafı çıktı…
hakkı paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve istanbul’a geldiğinde geceler düzenler, istanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
gitmeyeceğine yemin etmişti…

bir gece ada oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘berlin büyükelçisi bu gece davet veriyor… istanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…

***
müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
iskeleye doğru gittim… son vapur çoktan kalkmıştı…
sert bir lodos esiyordu… deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla maltepe’ye geçmeye karar verdim…
sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
çok para verince biri ikna oldu…
açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
denizde çalkalanıp duruyorduk… sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
sırılsıklam maltepe’ye gelebildik…

hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
yoktu…
bunun üzerine maltepe’den bostancı’ya yürümeye karar verdim…
tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
maltepe-bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”

***
“kan ter içinde bostancı’ya geldim…
vakit hayli geçti…
karakola gittim. ‘bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
aradılar taradılar birini buldular..
yine bir sürü para verdim…
arabayla yola koyuldum…
kadıköy, oradan üsküdar… karşıya geçtim. doğru nişantaşı!.. sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘benimki evde mi’ diye sordum?

adam halime bakıp şaşırdı: ‘evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘ne diyorsun diye bağırdım?’ bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. eve kaçta geldiğini araştırttım…
sözüne inanamıyordum. ‘çık bir bak! evde mi?’ diye adamı zorladım…
adam çarnaçar çıktı. bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… geldi haber verdi… sanki dünyalar benim oldu…
apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. orada sabaha kadar içtim…
sabahleyin, doğru eve çıktım… benim halim berbat. toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… sarmaşdolaş olduk…”

***
yahya kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…
belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç nazım hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..

o günlerde celile hanım, yahya kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“bugün pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
gelmedin mahzun oldum…
verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi…
çok çok göreceğim geldi…
beni niye aramadın…
sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi… ben o günden beri yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum… evimiz için çalışıyorum…”

hiçbir zaman o evlilik olmadı…
yahya kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…

uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
nazım hikmet büyük bir şair olmuştu…
sosyalistti…
dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu…
celile artık yaşlanmıştı…
o güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu…
oğlunun hapislerden kurtulması için galata köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği…
tuhaf bir rastlantı sonucu, celile açlık grevi yaparken, yahya kemal galata köprüsü’nden geçiyordu…
büyük aşkını gördü…
ama yanına gitmedi…
bir zamanlar “hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç nazım hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan celile’ye destek imzasını vermedi…
hızla uzaklaştı oradan…

***
öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı yahya kemal’in…
şöyle yazıyordu:
“bu zarfın içindeki hatıra, 19 ağustos 1930’da sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”
celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece paris’e giderken, sirkeci garı’nda vermişti yahya kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği…

sessiz gemi…

yahya kemal’in sessiz gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
yahya kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan celile’sinin ada’dan gemiyle istanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
ölümdür elbette sessiz gemi’nin konusu…
ama aşkta aranan ölümdür ve celile’nin ardından ada limanında bakakalan yahya kemal’den esintiler içerir…

***
“artık demir almak günü gelmişse zamandan…
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…

hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…

rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…

biçare gönüller!.. ne giden son gemidir bu…
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…

dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…

birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”
devamını gör...

daha bir hafta önce kendisinin sahte bir karakter olduğunu şu #828679 girdimde belirtmiştim. tamamen beğenilmek için buralarda var olduğu her yazısından belliydi. her başlığa acaba nasıl daha çok beğenilirim diye oturan bir yazarımsıydı. yazarımsı çünkü yazar olmak için yazdıklarının sana ait olması gerekiyor*

ya bu tipler çok belli ya. bu yazara kızamıyorum belli ki sevilmek istiyor, ilgi görmek istiyor. milyonlarca var bundan. ama 'çok iyi yazardı' diye övenleri gerçekten anlamıyorum. siz gerçek misiniz ? iki girdisini okuduğum zaman kendimi slime havuzuna düşmüş gibi hissediyorum. öyle bir vıcıklık öyle bir yapaylık. bunu siz fark edemiyor musunuz gerçekten ?

bak bir de bu tiplerin harika bir özelliği var. çok 'iyi' siyasetçiler kullanır genelde bunu. sahte insanları anlama turnusolü. 'mağdura yatma'


"bunu yapan dışarıda hırsızlık da yapar " demiş.
ailemin bana öğrettiği en önemli şey ne olursa olsun helal kazanmaya çalışmak gerektiği.
bilip bilmeden insanları yaftalamak, linçi etmek çok kolay. popüler olan neyse ona yönelir insanlar.
bir yazarımız da kafa sözlük'ün kalitesini düşürdüğümü söylemiş.
bana yapılan, emek vererek yazdığım tanımlara yapılan ciddi bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.


bak bak giderken böyle bir şey döktürmüş. başkasının yazısını buraya kopyalamışsın. alıntı vermemişsin. nereden alıntıladığını yazmamışsın. sonrada hırsız denilince. ailem helal falan dedi diyorsun. ailen sana helal falan diyeceğine ilgi gösterseydi bunları hayatının hiç bir evresinde yaşamayacaktın belki de. sana da kızamıyorum o yüzden çok. evet ayrıca buranın kalitesini düşürür yaptığın. bunu niye yapıyorsunuz ben bunu anlamıyorum. hadi kopyalayıp geldin. bende 'aaaaa çok içi yazar lanaananan' dedim ve beğendim. bu mu tatmin ediyor sizi. wowwwwww. bitiklik.

sözlük yönetiminin 'ne demek beni uçurun bizim böyle bir uygulamamız yok, isterseniz dondurun hesabınızı' demek yerine gelen pası gole çevirip yazarı uçurması kaç puan peki? * sıfır şaka, her geçen gün burada daha çok eğleniyorum. inanılmaz.

***

özür editi: yazar kardeşimizden özür diliyorum yazdıklarım için. ben sadece evernevergreen'in #856622 şu girdisini okuyup gelmiştim. şimdi gördüm asıl linçi. biri tutmuş diğer kollarını falan koparmış senin. sende ''bunu yapan dışarıda hırsızlık da yapar'' tanımına takılmışsın. abla kalbini sökmüşler senin* birileri benim yaptığım olay yüzünden şöyle #857145 #857472 iki girdi yazsa bir süre yemek falan yiyemem. içim cız etti. bende geldim burada boş yapıyorum. meğerse seni zaten sadece like müptezelleri beğeniyormuş.

dövüş oyunlarında, en sonra ekranda bir kısaltma belirir bildin mi ? k.o, açılımına knockout derler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim