normal sözlük yönetiminin atatürk'e saygı ile başlayan yolculuğu
yönetimi kuruluş ilkelerine bağlılığa davet ediyorum. kuruluş amacında mustafa kemal atatürk'e hakaretin kesin ve kati bir dille kabul görmeyeceğini belirtmiştiniz. bugün gelinen noktada çoğunlukla bu tarz girişimlere müsamaha gösterildiğini üzülerek görmekteyim. verilen sözün arkasında durmak en büyük erdemdir.
devamını gör...
dünyanın çivisinin çıkması
bana bir çekiç verin geri çakayım.
insanoğlu dünyayı mahvetmiştir. bazen düşünürüm; iyi geldik bu yaşa kadar hala yaşayabiliyoruz bu dünyada diye.
kimse kusura bakmasın, ben de bir erkeğim, ama bunda erkeklerin çok büyük etkisi bulunmakta.
hiçbir kadın tarihte savaş başlatmamıştır. bir kadın bir kadına tecavüz etmemiştir, aşkına karşılık alamadığı için hiçbir kadın birini öldürmemiştir veya boşandığı eşine musallat olmamıştır... örnekleri siz de çoğaltabilirsiniz.
insanoğlu dünyayı mahvetmiştir. bazen düşünürüm; iyi geldik bu yaşa kadar hala yaşayabiliyoruz bu dünyada diye.
kimse kusura bakmasın, ben de bir erkeğim, ama bunda erkeklerin çok büyük etkisi bulunmakta.
hiçbir kadın tarihte savaş başlatmamıştır. bir kadın bir kadına tecavüz etmemiştir, aşkına karşılık alamadığı için hiçbir kadın birini öldürmemiştir veya boşandığı eşine musallat olmamıştır... örnekleri siz de çoğaltabilirsiniz.
devamını gör...
dava
bir franz kafka kitabıdır.
kafka benim kurtarıcım. hayatımın seyrini değiştiren yazar. koruyucu azizimle tanışma hikayemiz tam 20 yıl öncesine dayanıyor. ankara ayazında hem kitapların hem de kitabevinin sıcaklığına sığınmak için imge kitabevine girdiğimde gri paltolarıyla beni bekleyen kafka ciltleri ile karşılaştım ve içim ısındı. hemen bütün kitaplarını aldım ve üst katta yalnız ve yorgun bir şekilde elindeki sıcak çayla beni bekleyen kitapça’ya çıktım. orda bambaşka biri ile daha tanıştım. çok kısa bir süre önce aramızdan ayrılan ve bu kitabı dilimize çevirmiş olan kamuran şipal ki benim için o da bir kafka’dır. kitapları karıştırmaya başladım ve bütün kitapları tek tek inceledim. sonra eve gittim ve okumaya başladım.
işte o okumaya başladığım kitaplardan biri dava idi. dava, ortada belirsiz bir suç varken hatta belki de bir suç bile yokken yargılama ve cezayı anlatan bir kitaptı. jozef k. o kadar emindir ki bir suç işlediğine yargılanmak ve ceza almak için can atmaktadır. büyüleyici bir yapıt olduğuna emin olarak bitirdim kitabı ama içimde bir kurt vardı, muhtemel bir kitap kurdu. bu hikayenin altında başka bir hikaye olabileceğini düşünüp araştırmaya başladım. ve haklı çıktım.
kafka nişanlısıyla mektuplaşırken bir yandan da nişanlısının en yakın arkadaşı ile mektuplaşmaktadır. yani benim azizim o kadar da aziz değildir. bir gün odasını kapısı çalınır ve içeri nişanlısı ve nişanlısını en yakın arkadaşı birlikte girerler. kafka suçun farkındadır ve cezayı bekler. ceza nişan yüzüğünün atılmasıdır. belki kafka’nın bu hikayeyi yeniden anlattığını bilirseniz kitabı daha büyük bir keyifle okursunuz.
kafka benim kurtarıcım. hayatımın seyrini değiştiren yazar. koruyucu azizimle tanışma hikayemiz tam 20 yıl öncesine dayanıyor. ankara ayazında hem kitapların hem de kitabevinin sıcaklığına sığınmak için imge kitabevine girdiğimde gri paltolarıyla beni bekleyen kafka ciltleri ile karşılaştım ve içim ısındı. hemen bütün kitaplarını aldım ve üst katta yalnız ve yorgun bir şekilde elindeki sıcak çayla beni bekleyen kitapça’ya çıktım. orda bambaşka biri ile daha tanıştım. çok kısa bir süre önce aramızdan ayrılan ve bu kitabı dilimize çevirmiş olan kamuran şipal ki benim için o da bir kafka’dır. kitapları karıştırmaya başladım ve bütün kitapları tek tek inceledim. sonra eve gittim ve okumaya başladım.
işte o okumaya başladığım kitaplardan biri dava idi. dava, ortada belirsiz bir suç varken hatta belki de bir suç bile yokken yargılama ve cezayı anlatan bir kitaptı. jozef k. o kadar emindir ki bir suç işlediğine yargılanmak ve ceza almak için can atmaktadır. büyüleyici bir yapıt olduğuna emin olarak bitirdim kitabı ama içimde bir kurt vardı, muhtemel bir kitap kurdu. bu hikayenin altında başka bir hikaye olabileceğini düşünüp araştırmaya başladım. ve haklı çıktım.
kafka nişanlısıyla mektuplaşırken bir yandan da nişanlısının en yakın arkadaşı ile mektuplaşmaktadır. yani benim azizim o kadar da aziz değildir. bir gün odasını kapısı çalınır ve içeri nişanlısı ve nişanlısını en yakın arkadaşı birlikte girerler. kafka suçun farkındadır ve cezayı bekler. ceza nişan yüzüğünün atılmasıdır. belki kafka’nın bu hikayeyi yeniden anlattığını bilirseniz kitabı daha büyük bir keyifle okursunuz.
devamını gör...
rammstein
#1120412
şu aralar çoluk çocuğun dilinde bir kelime “overrated”. rammstein gibi bir gruba bu tanımı yazan arkadaşın amacı dikkat çekmekse, bunu başarmıştır. çünkü cahil cesareti dikkat çekicidir.
grup 1994 yılında kuruldu ve bugüne kadar tek bir üyesi bile değişmedi. çıkardıkları albümler, avrupa listelerinde 1 numara olmuş, almadıkları ödül kalmamıştır. milyonlarca insana stadyum konserleri vermiştir. almanca dışında, ingilizce, ispanyolca, fransızca şarkıları konserlerinde söylerler.
ya bir kere de konu hakkında bilginiz olsun da öyle eleştirin. yok trollüyorsanız, beceremiyorsunuz demektir.
konu hakkında eski bir yazımı bırakayım;
#987078
şu aralar çoluk çocuğun dilinde bir kelime “overrated”. rammstein gibi bir gruba bu tanımı yazan arkadaşın amacı dikkat çekmekse, bunu başarmıştır. çünkü cahil cesareti dikkat çekicidir.
grup 1994 yılında kuruldu ve bugüne kadar tek bir üyesi bile değişmedi. çıkardıkları albümler, avrupa listelerinde 1 numara olmuş, almadıkları ödül kalmamıştır. milyonlarca insana stadyum konserleri vermiştir. almanca dışında, ingilizce, ispanyolca, fransızca şarkıları konserlerinde söylerler.
ya bir kere de konu hakkında bilginiz olsun da öyle eleştirin. yok trollüyorsanız, beceremiyorsunuz demektir.
konu hakkında eski bir yazımı bırakayım;
#987078
devamını gör...
yeni takipçi bildirimi
bu zamana kadar takipçilerimi görme özelliğini aktif hale getirmeyerek ne kadar da ileri görüşlü bir firavunun laneti olduğumun ortaya çıktığı başlıktır.
devamını gör...
the game
97 yapımı david fincher filmi.maalesef michael douglas'in iyi oyunculuğuna rağmen sınıfta kalan bir filmdir benim için.
(spoiler)
filmin en başında hatta adından da anlaşılacağı üzere karakter bir oyunun içerisindedir ve seyirci karakterle birlikte oyunu çözmeye çalışır.film bir kaç yerde 'bitti mi acaba oyun?yoksa adam şizofreni mi?' gibi sorular sordursa da maalesef keyifli bir film değil.bir karmaşa var filmin genelinde.kurgu etkileyici değil.konu da daha güzel işlenebilirmis.
çekimler gerilim filmi vibeı vermek için çok renksiz ve karanlık. muzik de tehlike habercisi.
müzikten tehlikenin gelişini anlıyorsunuz.
sonu için iki kademeli bir şaşırtma denemişler ama filmde zaten sona gelene kadar ölse de kurtulsak moduna giriyorsunuz.
öte yandan filmin film olduğu çok belli.cunku -filmde karaktere yapılan yoğun testlerle anlamlandırilmaya çalışılsa da - oyun sıfır hatayla ilerliyor güya. herhangi birinin bu oyunu gerçek hayatta sağ tamamlama ihtimali yüzde elli falan. filmin sonunda karakterlerden biri her şey kontrol altındaydı sana bir şey olmayacaktı dese de çoğu sahnede asıl karakterin ölme ihtimali yüzde elliydi. bakin bir,iki ,on ,yirmi değil elliydi.
süper oyunmuş valla.
beğenmedim.yorucu bir film. tatsız.
(spoiler)
filmin en başında hatta adından da anlaşılacağı üzere karakter bir oyunun içerisindedir ve seyirci karakterle birlikte oyunu çözmeye çalışır.film bir kaç yerde 'bitti mi acaba oyun?yoksa adam şizofreni mi?' gibi sorular sordursa da maalesef keyifli bir film değil.bir karmaşa var filmin genelinde.kurgu etkileyici değil.konu da daha güzel işlenebilirmis.
çekimler gerilim filmi vibeı vermek için çok renksiz ve karanlık. muzik de tehlike habercisi.
müzikten tehlikenin gelişini anlıyorsunuz.
sonu için iki kademeli bir şaşırtma denemişler ama filmde zaten sona gelene kadar ölse de kurtulsak moduna giriyorsunuz.
öte yandan filmin film olduğu çok belli.cunku -filmde karaktere yapılan yoğun testlerle anlamlandırilmaya çalışılsa da - oyun sıfır hatayla ilerliyor güya. herhangi birinin bu oyunu gerçek hayatta sağ tamamlama ihtimali yüzde elli falan. filmin sonunda karakterlerden biri her şey kontrol altındaydı sana bir şey olmayacaktı dese de çoğu sahnede asıl karakterin ölme ihtimali yüzde elliydi. bakin bir,iki ,on ,yirmi değil elliydi.
süper oyunmuş valla.
beğenmedim.yorucu bir film. tatsız.
devamını gör...
john wick
yönetmeni ajeossi filminden esinlenmiştir ki benim güney kore sinemasından en sevdiğim filmdir bu. her yıl birkaç kez açar izlerim, öyle efsanevi bir filmdir bence.
john wick bu filmin kolaya kaçılmış halidir. iyi film midir? kesinlikle öyledir. kolaya kaçılmış mıdır? çok net.
--spoiler--
konunun güney kore haline bakalım önce. çünkü neden bakmayalım? filmde kahramanımızın bilgilerine polis ulaşamaz. öyle bir adamdır bu. amerikan başkanına onun adıyla tehdit mesajı gönderildiği zaman amerika tarafından bilgileri gönderilir ki john wick ülkeye girdiği zaman bilirsiniz papa için mi geldin sorusu ile muhatap olmuştur. benzerlik vardır.
güney koreli kahramanımız bombalama ve suikast gibi konularda uzmanlaşmış, dövüş eğitmeni, silah patladığı zaman gözünü kırpmayan, bir insanın elinden bıçağı o fark etmeden alabilen, aslında kendi sektöründe efsaneleşmiş bir abidir. ancak eşi öldüğü için içine kapanmıştır. tamamen sıradan bir adam olarak yaşar ve bir gün komşunun küçük kızı onu sever, güvenir. sonucunda mafya tarafından kaçırılır. işte o zaman büyük bir savaş başlatır ki kimse tarafından durdurulamaz. polisler ile başı belaya girer ve yönetmen polis eleştirisi yapmaktan çekinmez. polisler film boyunca oradadır. kahraman polise yakalanmadan mafyanın içine sızmaya çalışır. bu da gerilimi artıran unsurdur.
john wick yine eşinin ölümü nedenli içine kapanmış, yas sürecine girmiş, onu seven köpeğin intikamı için intikam yemini etmiştir ki bence sahiden iyi yapmıştır, izledik keyifle. ancak yönetmen bunca ölümü nasıl açıklayacağını bilemediği için içinde polisin olmadığı bir yapılaşma uydurmuştur ki bana sorarsanız onun içi tam doldurmamıştır. muggle ve sihirbazlar gibi gerçek dünya'da ayrılmışlardır ki ne alakadır?
bir de işin başrol oyuncu kısmı vardır. güney koreli oyuncu tamamen çaresizdir aslında. evet sinirlidir, gücünün farkındadır ama vicdan azabı ile yanar. o duygunun içine katar bizi yönetmen. hatta yetmez, filmin kahramanı ile en gizemli kötü adamının kavgasında kamerayı öyle bir kullanır ki seyirci kavganın ortasında kalır. bana kalırsa bu da seyirciye yönetmenin yaptığı bir eleştiridir. film yönetmenlik harikasıdır.
ha gemide ya da barda gibi etik değerlerin farkında olmayan ve toplum eleştirisini hiç sunmadan, sadece gişe yapabilmek amacı ile yayınlanmış ici boş filmlere kült diyen insanlar benim iki filmi uzun uzun incelememi anlamsız bulacaktır. o da beni çok üzer tabii. hemen gidip yüz üstü ağlıyorum.
ağladım ve geldim.
keanu reeves ise çok net olarak yürüyüş bozukluğuna sahiptir. dizini hiç bükmeden yürür. birileriyle kavga ederken çok net yavaştır aslında. zıplaması, yere uzanması, yerde yuvarlanması yavaştır ama asla kurşun isabet etmez. normalde filmin ilk dakikasında ölmesi gerekirdi. gerçi bizim ülke insanı keanu reeves delisi olduğu için filmin bu olumsuzluğunu yine görmemiştir ki zaten filmin tek kusuru başrolü değildir.
--spoiler--
aslında daha yazarım. benim aslında sunmaya çalıştığım eleştiri şu. esinlenilen film müthişken neden john wick bu kadar bilinir hale geldi?
amma boş yaptın diyenler için özet geçiyorum. sahiden iyi filmdir. birkaç kez izledim, ara ara açıp izliyorum.
john wick bu filmin kolaya kaçılmış halidir. iyi film midir? kesinlikle öyledir. kolaya kaçılmış mıdır? çok net.
--spoiler--
konunun güney kore haline bakalım önce. çünkü neden bakmayalım? filmde kahramanımızın bilgilerine polis ulaşamaz. öyle bir adamdır bu. amerikan başkanına onun adıyla tehdit mesajı gönderildiği zaman amerika tarafından bilgileri gönderilir ki john wick ülkeye girdiği zaman bilirsiniz papa için mi geldin sorusu ile muhatap olmuştur. benzerlik vardır.
güney koreli kahramanımız bombalama ve suikast gibi konularda uzmanlaşmış, dövüş eğitmeni, silah patladığı zaman gözünü kırpmayan, bir insanın elinden bıçağı o fark etmeden alabilen, aslında kendi sektöründe efsaneleşmiş bir abidir. ancak eşi öldüğü için içine kapanmıştır. tamamen sıradan bir adam olarak yaşar ve bir gün komşunun küçük kızı onu sever, güvenir. sonucunda mafya tarafından kaçırılır. işte o zaman büyük bir savaş başlatır ki kimse tarafından durdurulamaz. polisler ile başı belaya girer ve yönetmen polis eleştirisi yapmaktan çekinmez. polisler film boyunca oradadır. kahraman polise yakalanmadan mafyanın içine sızmaya çalışır. bu da gerilimi artıran unsurdur.
john wick yine eşinin ölümü nedenli içine kapanmış, yas sürecine girmiş, onu seven köpeğin intikamı için intikam yemini etmiştir ki bence sahiden iyi yapmıştır, izledik keyifle. ancak yönetmen bunca ölümü nasıl açıklayacağını bilemediği için içinde polisin olmadığı bir yapılaşma uydurmuştur ki bana sorarsanız onun içi tam doldurmamıştır. muggle ve sihirbazlar gibi gerçek dünya'da ayrılmışlardır ki ne alakadır?
bir de işin başrol oyuncu kısmı vardır. güney koreli oyuncu tamamen çaresizdir aslında. evet sinirlidir, gücünün farkındadır ama vicdan azabı ile yanar. o duygunun içine katar bizi yönetmen. hatta yetmez, filmin kahramanı ile en gizemli kötü adamının kavgasında kamerayı öyle bir kullanır ki seyirci kavganın ortasında kalır. bana kalırsa bu da seyirciye yönetmenin yaptığı bir eleştiridir. film yönetmenlik harikasıdır.
ha gemide ya da barda gibi etik değerlerin farkında olmayan ve toplum eleştirisini hiç sunmadan, sadece gişe yapabilmek amacı ile yayınlanmış ici boş filmlere kült diyen insanlar benim iki filmi uzun uzun incelememi anlamsız bulacaktır. o da beni çok üzer tabii. hemen gidip yüz üstü ağlıyorum.
ağladım ve geldim.
keanu reeves ise çok net olarak yürüyüş bozukluğuna sahiptir. dizini hiç bükmeden yürür. birileriyle kavga ederken çok net yavaştır aslında. zıplaması, yere uzanması, yerde yuvarlanması yavaştır ama asla kurşun isabet etmez. normalde filmin ilk dakikasında ölmesi gerekirdi. gerçi bizim ülke insanı keanu reeves delisi olduğu için filmin bu olumsuzluğunu yine görmemiştir ki zaten filmin tek kusuru başrolü değildir.
--spoiler--
aslında daha yazarım. benim aslında sunmaya çalıştığım eleştiri şu. esinlenilen film müthişken neden john wick bu kadar bilinir hale geldi?
amma boş yaptın diyenler için özet geçiyorum. sahiden iyi filmdir. birkaç kez izledim, ara ara açıp izliyorum.
devamını gör...
pisagor tarikatı
pisagor'u liderleri olarak gören topluluk.
ilginç özellikleri varmış bu insanların; fasulye ve et yemezlermiş. her zaman ilk olarak sağ ayakkabılarını giyerler, herkesin geçtiği yollardan geçmezlermiş. toplantı yapacakları zaman oturacakları taşları, geometrik şekillere benzeyecek biçimde yontmuşlar. pisagor'un ölümsüz olduğuna ve belirli aralıklarla tekrar tekrar dünyaya geldiğine inanırlarmış.
eğer pisagor'u doğrudan, yüz yüze görmek isteyen olursa, cinsel hayat denilen şeyi tamamen bir kenara bırakması gerekirmiş. eğer bırakamıyorsa, onun yüzünü göremez ve dersleri bir perde arkasına oturarak dinlemek zorunda kalırmış.
yazılı bilgilerin başkalarının eline geçmesinden ve yayılmasından korkarlarmış. bu nedenle not tutmayarak, matematikle ilgili her şeyi ezberlermiş bu kişiler. eğer topluluğa katılmak isterseniz, matematik hakkında bildiklerinizi kimseye anlatmayacağınızdan emin olmak için 5 sene boyunca konuşmamanız gerekirmiş.
***
matematiğe saplantılı bir şekilde bağlı olan bu garip güruh, bir gün bu nedenle çıkan bir de cinayete tanıklık etmiş. öğrenciler içinde hippasus adlı bir kişi, sayıların kesinlikle sadece ve sadece rasyonel olabileceğine inanan bu topluluğa, irrasyonel bir sayının varlığını ispatlama gafletine düşmüş. farklı kaynaklarda ispatın farklı bir konuya ilişkin olduğu bilgisi de yer alıyor. ispatı yaptığı ve topluluğun inançlarını sarstığı için, suda boğulmak suretiyle bizzat pisagor tarafından öldürülmüş.
***
topluluk üyelerinin, pisagor da dahil olmak üzere, intihar ederek öldüklerine dair birtakım söylentiler var. fakat farklı kaynaklar, pisagor'un eceliyle ölmesi dahil olmak üzere birçok farklı olasılıktan bahsediyor. yani sonlarına ilişkin kesin bir bilgimiz yok gibi görünüyor.
ilginç özellikleri varmış bu insanların; fasulye ve et yemezlermiş. her zaman ilk olarak sağ ayakkabılarını giyerler, herkesin geçtiği yollardan geçmezlermiş. toplantı yapacakları zaman oturacakları taşları, geometrik şekillere benzeyecek biçimde yontmuşlar. pisagor'un ölümsüz olduğuna ve belirli aralıklarla tekrar tekrar dünyaya geldiğine inanırlarmış.
eğer pisagor'u doğrudan, yüz yüze görmek isteyen olursa, cinsel hayat denilen şeyi tamamen bir kenara bırakması gerekirmiş. eğer bırakamıyorsa, onun yüzünü göremez ve dersleri bir perde arkasına oturarak dinlemek zorunda kalırmış.
yazılı bilgilerin başkalarının eline geçmesinden ve yayılmasından korkarlarmış. bu nedenle not tutmayarak, matematikle ilgili her şeyi ezberlermiş bu kişiler. eğer topluluğa katılmak isterseniz, matematik hakkında bildiklerinizi kimseye anlatmayacağınızdan emin olmak için 5 sene boyunca konuşmamanız gerekirmiş.
***
matematiğe saplantılı bir şekilde bağlı olan bu garip güruh, bir gün bu nedenle çıkan bir de cinayete tanıklık etmiş. öğrenciler içinde hippasus adlı bir kişi, sayıların kesinlikle sadece ve sadece rasyonel olabileceğine inanan bu topluluğa, irrasyonel bir sayının varlığını ispatlama gafletine düşmüş. farklı kaynaklarda ispatın farklı bir konuya ilişkin olduğu bilgisi de yer alıyor. ispatı yaptığı ve topluluğun inançlarını sarstığı için, suda boğulmak suretiyle bizzat pisagor tarafından öldürülmüş.
***
topluluk üyelerinin, pisagor da dahil olmak üzere, intihar ederek öldüklerine dair birtakım söylentiler var. fakat farklı kaynaklar, pisagor'un eceliyle ölmesi dahil olmak üzere birçok farklı olasılıktan bahsediyor. yani sonlarına ilişkin kesin bir bilgimiz yok gibi görünüyor.
devamını gör...
evlenilecek kişiye verilebilecek garantiler
sadakat ve dürüstlük.
devamını gör...
star wars: episode iii - revenge of the sith
2005 çıkışlı star wars filmi.
bunu sevmeyen, kabullenmeyen star wars fanı çok ama ben seviyorum.
--! spoiler !--
obi-wan : you were the chosen one! it was said that you would destroy the sith, not join them! bring balance to the force... not leave it in darkness!
anakin skywalker : (aga burası bağırarak, all caps düşünün.) ı hate you!
obi-wan : you were my brother, anakin! i loved you!
şu sahne insanın ciğerini söküyor be. al besle büyüt, ihaneti gör. anakin'e de kızamıyorsun. ah ulan kader. püüü.
--! spoiler !--
bunu sevmeyen, kabullenmeyen star wars fanı çok ama ben seviyorum.
--! spoiler !--
obi-wan : you were the chosen one! it was said that you would destroy the sith, not join them! bring balance to the force... not leave it in darkness!
anakin skywalker : (aga burası bağırarak, all caps düşünün.) ı hate you!
obi-wan : you were my brother, anakin! i loved you!
şu sahne insanın ciğerini söküyor be. al besle büyüt, ihaneti gör. anakin'e de kızamıyorsun. ah ulan kader. püüü.
--! spoiler !--
devamını gör...
22 mart 2021 dolar kuru
birilerinin %5 diye salladığı başlık. abicim piyasa kapalı forex bile haftanın 5 günü işlem yapıyor. nereden sallıyorsun sen o fiyatı ,bu gün cumartesi.
devamını gör...
auralı migren
bundan birkaç yıl önce yaklaşık 25 dakika süren görüş kaybımdan sonra yapılan tetkiklerle bir hafta sonra teşhisi konmuş rahatsızlığım. ilkindeki gibi geçici bir körlük bir daha yaşamadım fakat ataklardan önce duyusal bir takım işaretler seziyorum genelde. gözlerimde ışığa ve açık renklere aşırı hassasiyet, baktığım yerlerde çeşitli ışık lekeleri ve çakmalar, ağzımda metalik bir tat, aşırı koku hassasiyeti vb... bunların biri ya da daha fazlası olduğunda anlıyorum ki migren geliyor. bu durumun normal migrene göre oldukça avantajlı olduğu düşünülüyor, ağrı gelmeden belirtileri hissediliyor ve gerekli ilacı alarak ağrı ötelenebiliyor diye, amma lakin ki öyle değil.
şöyle ki...
auralı migrenin, diğer migren türlerine göre tetikleyenleri çok daha belirsiz kalıyor. zira duyularınız çok acayip çalışıyor ataklar sırasında, haliyle atağı neyin tetiklediğini bulmak neredeyse imkansız.
belirtiler kimi zaman saatler önce gelip ağrı hiç uğramayabiliyor, bu da gereksiz ilaç alımına sebep olabiliyor.
duyuların uyaranlara verdiği değişken tepki ve hassasiyetleri gösteriyor ki bu ataklar sırasında salgı bezleri de doğru çalışmayabiliyor. bu da ilaç konusunda seçici davranmayı gerektiriyor. auralı migrenden muzdaripseniz genelde bilindik migren ilaçları durumu daha da kötüleştirebiliyor, size iyi gelen ilacı deneyerek bulmak zorundasınız.
bu ve daha pekçok karmaşayla mücadele ediyorum ve son derece iddialıyım, bilindik migrenden daha kolay başedilir bir tür değil ve ataklardan önce görülen belirtiler sürece dair yanıltıcı olabildiklerinden ötürü asla avantaj değil! aksine daha bile zor bence.
şöyle ki...
auralı migrenin, diğer migren türlerine göre tetikleyenleri çok daha belirsiz kalıyor. zira duyularınız çok acayip çalışıyor ataklar sırasında, haliyle atağı neyin tetiklediğini bulmak neredeyse imkansız.
belirtiler kimi zaman saatler önce gelip ağrı hiç uğramayabiliyor, bu da gereksiz ilaç alımına sebep olabiliyor.
duyuların uyaranlara verdiği değişken tepki ve hassasiyetleri gösteriyor ki bu ataklar sırasında salgı bezleri de doğru çalışmayabiliyor. bu da ilaç konusunda seçici davranmayı gerektiriyor. auralı migrenden muzdaripseniz genelde bilindik migren ilaçları durumu daha da kötüleştirebiliyor, size iyi gelen ilacı deneyerek bulmak zorundasınız.
bu ve daha pekçok karmaşayla mücadele ediyorum ve son derece iddialıyım, bilindik migrenden daha kolay başedilir bir tür değil ve ataklardan önce görülen belirtiler sürece dair yanıltıcı olabildiklerinden ötürü asla avantaj değil! aksine daha bile zor bence.
devamını gör...
hint ingilizcesi
kendilerini dinlerken "lelelelele" diye halay çekmeye başlamama sebep olabilecek, bana aşırı komik gelen aksandır. neredeyse her kelimede bir "le" sesi duyulabilir. lakin hintliler ingilizceyi oldukça akıcı konuşabilirler. allah bir yerden alıp bir yerden veriyor demek ki.
devamını gör...
yaran nickler
(bkz: bahattin abi tam ölmüşmü)
devamını gör...
futbolu bırakmasına en çok üzüldüğünüz futbolcu
devamını gör...
önce ön yargılı daha sonra tiryakisi olunan şeyler
yalnızlık.
devamını gör...
güzelliğin göreceli bir kavram olmaması
güzellik insanın kendi ile alakalı olmayan bir durumdur. güzellik karşıdan bakan gözün sizi nasıl gördüğüdür. biri dünyalar güzeli görür, diğeri dünyanın en çirkini olduğunuzu söyleyebilir. o yüzden görecelidir.
haa derseniz ki büyük çoğunluğun güzel dediği güzeldir. ona lafım yok. ama ona da güzel demeyen biri çıkarsa kesinlik bozulur. dolayısıyla göreceli olmuş olur.
hepinizin karşısına size güzel bakan biri çıkar umarım. *
haa derseniz ki büyük çoğunluğun güzel dediği güzeldir. ona lafım yok. ama ona da güzel demeyen biri çıkarsa kesinlik bozulur. dolayısıyla göreceli olmuş olur.
hepinizin karşısına size güzel bakan biri çıkar umarım. *
devamını gör...
geceye nazım hikmet'ten bir şiir bırak
saat 21'i vuranda
burada kampanalar çalardı
burada hasret ve dert
sen nerdeydin?
bugün...
bugün görüş günümüz
herkes geldi, sen nerdeydin?
aynı daldaydık
aynı daldan düştük ayrıldık
aramızda yüzyıllık zaman
yol yüzyıllık.
tam yüzyıl...
burada kampanalar çalardı
burada hasret ve dert
sen nerdeydin?
bugün...
bugün görüş günümüz
herkes geldi, sen nerdeydin?
aynı daldaydık
aynı daldan düştük ayrıldık
aramızda yüzyıllık zaman
yol yüzyıllık.
tam yüzyıl...
devamını gör...
yazarların yaptığı en büyük dalgınlık
ösym sınavlarından biriydi sanırım veya aöf sınavları da olabilir. (o kadar çok sınava girdim ki sene kaç, hangi sınav hatırlamıyorum) * o dönem sınavlarda sınıflara duvar saati asılmıyordu ve kol saatiyle sınava girmek serbestti. sınava girdiğimde duvarda bir saat vardı ama bozuk. * kaç dakikam kaldı, ne durumdayım bir fikrim yok. sinirden ve sınav sorularının zorlamasından stres olmuş neden kol saati takmadım diye kendime kızıyorum. sınav bitti. gözetmen kağıtları topladı. neyse ne yapalım, öyle böyle atlattım diye kendimi teselli edip üzerimdeki giysinin kollarını sıvayıp şöyle sıraya sırtımı yasladığımda sol kolumda 2 tane kol saati gördüğüm an içine doğru kahkaha atmanın nasıl bir şey olduğunu tecrübe etmiş oldum. ortam o kadar gergin ki sınıfta nasıl güleyim. eve gidene kadar deli gibi kendime gülmüştüm.
meğer kol saatimin biri kolumdaymış sabah uyandığımda o saati takmak için aramış, bulamamıştım. diğer saatimi koluma takmışım tabi o sınav stresinden ne onu hatırlıyorum, ne görüyorum, ne de kolumdaki iki saatin fiziksel ağırlığını hissedebiliyorum. *
meğer kol saatimin biri kolumdaymış sabah uyandığımda o saati takmak için aramış, bulamamıştım. diğer saatimi koluma takmışım tabi o sınav stresinden ne onu hatırlıyorum, ne görüyorum, ne de kolumdaki iki saatin fiziksel ağırlığını hissedebiliyorum. *
devamını gör...
on dakika önce yapılan aktivite
marketten ayran aldım. biraz sonra kavurmayı yiyeceğiz.
devamını gör...