içilen en lezzetli su
canlı sudur. canlı şu, şifa veren su veya yaşayan su olarak da bilinir. canlı suya yağmur suyu, doğal kaynak suyu ve zemzem suyu örnek olarak gösterilebilir.
suyu canlandırmak için bilinen çeşitli yöntemler vardır. bunlardan bazıları şu şekildedir:
- bir kaptan diğerine boşaltmak,
- buzdolabında dondurup çözdürmek,
- içerisine bir miktar zemzem suyu damlatmak,
- ametist, kuvars, akik gibi doğal taşları suyun içerisine koyarak enerjilerinden faydalanmak,
- suya güzel sözler söylemek
- dua etmek
suyu canlandırmak için en çok kullandığım yöntem, ametist ve pembe kuvars kullanarak oksijen değerinin yükselmesini ve frekansını dengelemek. bu bizim ne işimize yarayacak diye soracak olursanız, kısa vadede değil ama uzun sürede vücudunuzda başta bağışıklık sisteminiz olmak üzere bir çok sistemde iyileşmeyi kolaylaştırıcı etki ve hücre yenilenmesine katkı sağlayacaktır.
suyu canlandırmak için bilinen çeşitli yöntemler vardır. bunlardan bazıları şu şekildedir:
- bir kaptan diğerine boşaltmak,
- buzdolabında dondurup çözdürmek,
- içerisine bir miktar zemzem suyu damlatmak,
- ametist, kuvars, akik gibi doğal taşları suyun içerisine koyarak enerjilerinden faydalanmak,
- suya güzel sözler söylemek
- dua etmek
suyu canlandırmak için en çok kullandığım yöntem, ametist ve pembe kuvars kullanarak oksijen değerinin yükselmesini ve frekansını dengelemek. bu bizim ne işimize yarayacak diye soracak olursanız, kısa vadede değil ama uzun sürede vücudunuzda başta bağışıklık sisteminiz olmak üzere bir çok sistemde iyileşmeyi kolaylaştırıcı etki ve hücre yenilenmesine katkı sağlayacaktır.
devamını gör...
normal sözlük’e dair umduklarınız ve bulduklarınız
ekşi boykotuyla sahipsiz kalan yazarlardan biri olarak sığınacak bir liman arıyordum fazlasını buldum. ayrıştırıcı, saygısız dilden kurtulmak, çok nadir trolle denk gelmek olumlu özellikleri derken anam anam bunlar coştu radyo falan derken aldı yürüdüler. böyle devam.
devamını gör...
birinden soğumak için nedenler
imla hatası yapması.
devamını gör...
oğlu çarmıha gerilirken baba napıyordu sorunsalı
hıristiyanlıkta baba tanrı ya da ruhul kudüs önemsizdir. onlardan neredeyse hiç soz edilmez. isa'nın yanında figüran gibidirler. hıristiyanlığın yüzde 99.99'u isa adlı arkadastir. baba goklerdeki krallığında gün boyu uyur. kimse de onu umursamaz. azıcık okuyun.
devamını gör...
kafa sözlük
paylaşımlarıyla tahmin ettiklerinden çok daha fazla insana ulaşarak hayatlarına dokunmuş olduklarına emin olduğum, belki de yapmak zorunda bırakıldıkları serzenişlerine sonuna kadar hak ve destek verdiğim, bunun sonucunda da en içten hislerini paylaştıkları veda yazılarını okumaktan çok büyük üzüntü duyduğum güzel insanları barındırdığına inandığım sözlük. üstüne basmakta ısrar etmek istediğim barındırma demişken, önce bir teşekkür faslıyla kendi tanım başlığına yazarak baş ağrıtacağım mecra.
bir farenin dağa küsmesiydi, 2004'te ekşi sözlük'ten ayrılma kararım. bugünkü geldikleri nokta kadar büyük bir vahşete ev sahipliği yapacaklarını hayal edememiş olsam da, en azından beni barındırmayacaklarını hissetmiştim. zaman içinde paylaşım yapmaya çalıştığım sayısız internet platformu oldu fakat yine hiçbirinde, kendimce doğru olduğuna inandığım değer olan bilginin paylaşımına öncelik verilmediği için barınamadım. çoğu zaman ali cengiz oyunlarıyla kapı dışarı edilmiş buldum kendimi. günümüze gelirsek, şu ana kadar bana alan açmış olan kafa sözlük ekibine minnet duyuyorum. daha da önemlisi, üye olduğum günden beri bu kısa süre içinde hem yazılı olarak gösterdikleri, hem de içlerinden bile geçirmiş oldukları destekleri** için her bir yazara binlerce kez teşekkür ediyorum. on yedi senenin ardından ilk defa yazma şevkimin bu kadar canlandığını hissediyorum.
teşekkür faslının ardından acı olan rasyonalist yanıma dönersem, bir grup fizikçinin bilgi okyanusu yaratma sevdasıyla başlattığı internet tarihinin, son yirmi küsür yılda bilindik tekeller tarafından ve sistematik olarak, neden ve nasıl dev bir troll ve dezenformasyon havuzuna dönüştürüldüğü üzerine kafa yorup, sayfalar dolusu yazmak için çok geç olduğunu düşünenlerdenim. gönül isterdi ki büyük çapta bir değişime dair en ufak bir umut ışığı olsun fakat malesef... her kim ki, artık bunaldığını ve bir umutla daldığı her yeni ve keşfedilmemiş koyda da aynı suyun lacivertini görmekten bıktığını söylüyorsa, empati kurduğum ve görüşlerinin altına imzamı atacağım, yüce gönüllü insanlardandır. şahsen bu konuda, "sadece bir deniz yıldızının hayatını değiştirmiş" olma ihtimali ve romantikliğiyle yetinip, dinginliğe kapılanlardan birine dönüştüm bu uzun süreçte. internette yaptığım her gezintinin, lacivertlerin arasındaki küçük inci tanesini bulma çabası haline gelmesini üzülerek söylüyorum ki kanıksadım. gidişata "dur" demek için sesini yükselten her sağduyulu kullanıcıya bu sebeple hem destek verdiğimi söylemek istiyorum, hem de artık öyle olamadığım için hayıflanıyorum.
kaptanı uyarabilme cesaretini yitirmiş biri olarak yapabileceğim tek ve belki de en iyi şeyin, yazmaya devam etmek olduğunu düşünüyorum. barındırıldığım sürece de, "facebook yerine myspace" kullananlardan olmaya devam edeceğim bir yer kafa sözlük. en büyük teşekkürüm ise her türlü caydırıcı unsura rağmen iyi niyetle paylaşımlarda bulunmuş olan, internetin kuruluş hayallerine saygılı tüm yazarlara.
bir farenin dağa küsmesiydi, 2004'te ekşi sözlük'ten ayrılma kararım. bugünkü geldikleri nokta kadar büyük bir vahşete ev sahipliği yapacaklarını hayal edememiş olsam da, en azından beni barındırmayacaklarını hissetmiştim. zaman içinde paylaşım yapmaya çalıştığım sayısız internet platformu oldu fakat yine hiçbirinde, kendimce doğru olduğuna inandığım değer olan bilginin paylaşımına öncelik verilmediği için barınamadım. çoğu zaman ali cengiz oyunlarıyla kapı dışarı edilmiş buldum kendimi. günümüze gelirsek, şu ana kadar bana alan açmış olan kafa sözlük ekibine minnet duyuyorum. daha da önemlisi, üye olduğum günden beri bu kısa süre içinde hem yazılı olarak gösterdikleri, hem de içlerinden bile geçirmiş oldukları destekleri** için her bir yazara binlerce kez teşekkür ediyorum. on yedi senenin ardından ilk defa yazma şevkimin bu kadar canlandığını hissediyorum.
teşekkür faslının ardından acı olan rasyonalist yanıma dönersem, bir grup fizikçinin bilgi okyanusu yaratma sevdasıyla başlattığı internet tarihinin, son yirmi küsür yılda bilindik tekeller tarafından ve sistematik olarak, neden ve nasıl dev bir troll ve dezenformasyon havuzuna dönüştürüldüğü üzerine kafa yorup, sayfalar dolusu yazmak için çok geç olduğunu düşünenlerdenim. gönül isterdi ki büyük çapta bir değişime dair en ufak bir umut ışığı olsun fakat malesef... her kim ki, artık bunaldığını ve bir umutla daldığı her yeni ve keşfedilmemiş koyda da aynı suyun lacivertini görmekten bıktığını söylüyorsa, empati kurduğum ve görüşlerinin altına imzamı atacağım, yüce gönüllü insanlardandır. şahsen bu konuda, "sadece bir deniz yıldızının hayatını değiştirmiş" olma ihtimali ve romantikliğiyle yetinip, dinginliğe kapılanlardan birine dönüştüm bu uzun süreçte. internette yaptığım her gezintinin, lacivertlerin arasındaki küçük inci tanesini bulma çabası haline gelmesini üzülerek söylüyorum ki kanıksadım. gidişata "dur" demek için sesini yükselten her sağduyulu kullanıcıya bu sebeple hem destek verdiğimi söylemek istiyorum, hem de artık öyle olamadığım için hayıflanıyorum.
kaptanı uyarabilme cesaretini yitirmiş biri olarak yapabileceğim tek ve belki de en iyi şeyin, yazmaya devam etmek olduğunu düşünüyorum. barındırıldığım sürece de, "facebook yerine myspace" kullananlardan olmaya devam edeceğim bir yer kafa sözlük. en büyük teşekkürüm ise her türlü caydırıcı unsura rağmen iyi niyetle paylaşımlarda bulunmuş olan, internetin kuruluş hayallerine saygılı tüm yazarlara.
devamını gör...
deutschland
rammstein'in klibi kisa film tadinda olan; tamam ya artik, daha iyisini yapamazlar dedikten sonra ubersonik, super otesi sekilde geri geldigi sarkisi.
dinlerken hem iliklerinize kadar almanligi hissettiriyor, hem de gecmislerindeki pislikleri dokuyor adamlar.
bosuna dememisler deutschland deutschland über allen diye, enver pasa'daki hayranligi cok daha iyi anliyorum bunlar sayesinde*.
muazzam ya, allah allah nidalariyla
dinlerken hem iliklerinize kadar almanligi hissettiriyor, hem de gecmislerindeki pislikleri dokuyor adamlar.
bosuna dememisler deutschland deutschland über allen diye, enver pasa'daki hayranligi cok daha iyi anliyorum bunlar sayesinde*.
muazzam ya, allah allah nidalariyla
devamını gör...
yazarların en türk özelliği
ekmek bandıramıyacağım yemek yoktur.
devamını gör...
güneş
çapı 1.39 milyon kilometre, yani dünya gezegeninin 109 katı olan yıldız. kütlesi ise dünyanın 330,000 katıdır. güneş sistemi içindeki kütlenin %99.86'sı kendisine aittir. kütlesinin %73'ü helyum, %25'i ise hidrojenden oluşur.
peki kendisine sonunda ne olacak?
yaklaşık 4-5 milyar yıl sonra çekirdeğindeki helyuma dönüştürdüğü hidrojen atomları tükenecek, nükleer füzyonu devam ettiremeyen çekirdeği sıkışmaya ve dış katmanları genişlemeye başlayacak. kendisi bir supernova ile noktayı koyacak kütleye sahip olmadığı için gittikçe genişleyerek bir kırmızı dev haline gelecek. bu genişleme esnasında hemen hemen eski boyunun 15 milyon katına ulaşacak ve merkür, venüs, dünya ve bir ihtimal mars gezegenlerini yutacak.
mars yutulmaktan kurtulursa yeni merkür olacak. (ateşten bir kaya topu. )
bu gezegenler sobaya atılmış bir kuş tüyü gibi yanıp yok olacaklar.
yıldızın sıkışan çekirdek sıcaklığı 100 milyon dereceye ulaşınca helyum füzyonu başlayacak.
bu devrede güneş sistemimizden geriye pek bir şey kalmamış olacak.
birkaç milyar yıl daha geçtikten sonra güneş bir beyaz cüceye dönüşecek, ve samanyolu galaksisinin 200-600 milyar ışığından bir tanesi daha sönmüş olacak.
peki kendisine sonunda ne olacak?
yaklaşık 4-5 milyar yıl sonra çekirdeğindeki helyuma dönüştürdüğü hidrojen atomları tükenecek, nükleer füzyonu devam ettiremeyen çekirdeği sıkışmaya ve dış katmanları genişlemeye başlayacak. kendisi bir supernova ile noktayı koyacak kütleye sahip olmadığı için gittikçe genişleyerek bir kırmızı dev haline gelecek. bu genişleme esnasında hemen hemen eski boyunun 15 milyon katına ulaşacak ve merkür, venüs, dünya ve bir ihtimal mars gezegenlerini yutacak.
mars yutulmaktan kurtulursa yeni merkür olacak. (ateşten bir kaya topu. )
bu gezegenler sobaya atılmış bir kuş tüyü gibi yanıp yok olacaklar.
yıldızın sıkışan çekirdek sıcaklığı 100 milyon dereceye ulaşınca helyum füzyonu başlayacak.
bu devrede güneş sistemimizden geriye pek bir şey kalmamış olacak.
birkaç milyar yıl daha geçtikten sonra güneş bir beyaz cüceye dönüşecek, ve samanyolu galaksisinin 200-600 milyar ışığından bir tanesi daha sönmüş olacak.
devamını gör...
2 broke girls
ne yazık ki final yapamadan iptal edilen, michael patrick king ve whitney cummings tarafından yaratılmış bir sit-com dizisidir. 6 sezon, 138 bölümden oluşur. bölümleri yaklaşık 20 dakikadır, yemek yerken bir şeyler izlemek isterseniz çok güzel gidecek dizidir.
aynı zamanda arada bir geri dönüp tekrar tekrar izlediğim dizidir. max'in o umutsuz ama aynı zamanda eğlenceli halleri ve caroline ile aralarındaki kimya diziyi hiç sıkmadan izlettirir.
aynı zamanda arada bir geri dönüp tekrar tekrar izlediğim dizidir. max'in o umutsuz ama aynı zamanda eğlenceli halleri ve caroline ile aralarındaki kimya diziyi hiç sıkmadan izlettirir.
devamını gör...
ingiliz hasta
1996 yapımı anthony minghella filmi. en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi sinematografi ve en iyi yardımcı kadın oyuncu* da dahil 9 dalda oscar kazanmış bir uyarlama. senaryosu filmin yönetmeni tarafından kaleme alınmış filmin hikayesi michael ondaatje'nin aynı isimli romanına dayanıyor. okumadıysanız ve istiyorsanız türkçe'ye de çevirisi yapılmış bir kitap.
filme dönecek olursak, oldukça etkileyici bir aşk anlatımı görüyoruz beyaz perdede. yönetmen egzajere etmeden duyguyu geçirebilince böyle filmlerin -iyi dağıtım kanallarına ve bütçeye sahiplerse tabii- çok izlenmesi normal. anlatılan sadece sıradan bir kadın ve adam aşk hikayesi olmadığı için, aşkın doğası, varlığı, yokluğu, gerekleri ve hatta çirkinliği olduğu için herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği türde işlerden bu film. müziklerinden bahsetmezsem birileri beni dövebilir. film boyunca yaşadığınız her duyguya karşılık gelebilecek notalar eşlik ediyor size. buna müthiş planlar ve üst düzey oyunculuğu da eklediğinizde ortaya böyle şeyler çıkıyor işte. ingiliz hasta kült olmayı hak etmiş filmlerden kısacası. hala başlığının açılmamış olması, savaşın çirkinliği, yasak aşkın başka türden ele alınışı ve hatta insan doğasının kaypaklığı üzerine tartışmalar dönmemiş olması falan küçük çaplı skandallar arkadaşlar. rica ediyorum biraz daha çaba.*
filme dönecek olursak, oldukça etkileyici bir aşk anlatımı görüyoruz beyaz perdede. yönetmen egzajere etmeden duyguyu geçirebilince böyle filmlerin -iyi dağıtım kanallarına ve bütçeye sahiplerse tabii- çok izlenmesi normal. anlatılan sadece sıradan bir kadın ve adam aşk hikayesi olmadığı için, aşkın doğası, varlığı, yokluğu, gerekleri ve hatta çirkinliği olduğu için herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği türde işlerden bu film. müziklerinden bahsetmezsem birileri beni dövebilir. film boyunca yaşadığınız her duyguya karşılık gelebilecek notalar eşlik ediyor size. buna müthiş planlar ve üst düzey oyunculuğu da eklediğinizde ortaya böyle şeyler çıkıyor işte. ingiliz hasta kült olmayı hak etmiş filmlerden kısacası. hala başlığının açılmamış olması, savaşın çirkinliği, yasak aşkın başka türden ele alınışı ve hatta insan doğasının kaypaklığı üzerine tartışmalar dönmemiş olması falan küçük çaplı skandallar arkadaşlar. rica ediyorum biraz daha çaba.*
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
metal müzik
dinlemeyene veya önyargılı olana gürültü gelen seven insanın ise alıştıktan sonra vazgeçemeyeceği müzik türüdür.
devamını gör...
nazım oratoryosu
fazıl say'ın nazım hikmet ran şiirlerini müziğiyle buluşturduğu, bulunmayı çok istediğim canlı konser etkinliğidir. genco erkal, ibrahim yazıcı, serenad bağcan ve güvenç dağüstün gibi yetenekli sanatçıların nazım hikmet orkestrası ve korosuyla yer aldığı projedir. 2018'de canlı konser kaydı albüm olarak yayınlanmıştır. tesirinden hâlâ çıkamadığım, dinlediğim ilk günden beri tüylerimi diken diken eden konserdir.
seslendirilen şiirler şunlardır:
-üç selvi
-açların gözbebekleri
-kerem gibi
-diz boyu karlı bir gece
-bugün pazar
-ben içeri düştüğümden beri
-yatar bursa kalesinde
-hapisten çıktıktan sonra
-kız çocuğu
-hiroşima
-nerden gelip nereye gidiyoruz
-vatan haini
-şehitler
-davet
-memleketim
-yaşamaya dair
spotify üzerinden albüm dinlenebilir
seslendirilen şiirler şunlardır:
-üç selvi
-açların gözbebekleri
-kerem gibi
-diz boyu karlı bir gece
-bugün pazar
-ben içeri düştüğümden beri
-yatar bursa kalesinde
-hapisten çıktıktan sonra
-kız çocuğu
-hiroşima
-nerden gelip nereye gidiyoruz
-vatan haini
-şehitler
-davet
-memleketim
-yaşamaya dair
spotify üzerinden albüm dinlenebilir
devamını gör...
mortaks: yazının dört mevsimi
aşkın üç rengi
bölüm 2
kısım 2
prens olacaklardan habersiz krallığına dönmek için dolunayın aydınlattığı yollarda ilerlerken, yolculuğu esnasında duraklayabileceği tek yerleşim yeri olan bir kasabada biraz dinlenmeye karar vermişti. alacakaranlığa tutsak düşmüş gibi görünen bu kasabada tek bir mekanın gaz lambaları henüz sönmemişti. prens bu ışıklara doğru ilerlemeye başladıktan sonra mekanın çok köhne olduğunu farketmişti. fakat seçme şansı olmadığı için çaresizce ilerlemeye devam etti. çünkü kendisinin ve can dostu atı blackey'in karnı acıkmıştı ve çok yorgunlardı. prensese olan hasretinin vermiş olduğu yürek enerjisi ile dinlenmeden üç günlük mesafeyi bir akşamda kat etmişti. taverna benzeri bu mekan çok kalabalık olmamasına karşın kendisini saklamak istercesine sessizce köşedeki masaya oturdu. hancının kızından kendisine ekmek, kaşar peyniri ve şarap; blackey için ise arpa getirmesini istemişti. istediklerinin biraz geç gelmesine rağmen buna hiç aldırış etmedi çünkü çok acıkmıştı. bir oturuşta koca bir yak öküzünü yiyebilirdi. susuzluğunu gidermek için tek yudumda tahtadan yapılmış kadehteki bütün şarabı bitirmişti. şarabın tadı inanılmaz kötü gelmişti. ağzında sanki üzüm değil bir hayvan leşinin pıhtılaşmış kanı varmış gibi hissetmişti. daha önce bu kadar kötüsünü içmemişti. ağzında şarabın kötü tadı, aklında söylenmeleri sürerken mekanın kapısından içeriye ailesinin onunla evlendirmek istediği, uzaktan kuzeni olan prenses melina girmişti. prens'in kalbi, ona baktığı anda kendisinde bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varamadan adeta sevdiği prensesi görmüşçesine küt küt atmaya başlamıştı ve prenses ile ilgili anılar, hisleri bir anda yok olmuştu. sanki hiç tanışmamış gibiydi hayatının aşkıyla. tüm bunlar oluverirken prens sadece melina'ya odaklanmıştı. gözü başkasını göremez olmuştu. yüreği kuş olup melina'nın kollarına uçmak istiyormuşçasına çırpınıyordu. melina bu bakışları farketmişti fakat anlam veremiyordu. çünkü prens onu sevmiyordu hatta melina da prensi sevmiyordu. sadece iki kuzenlerdi. aileler ne kadar ısrarcı olsa da ikisinin gönül şömineleri başkaları için yanıp tutuşmaktaydı.
yıllardır ayağına bağlanmış olan prangalarından kurtulan kader mahkumlarının özgürlüklerine koştukları gibi koştu prensimiz melina'ya doğru.
prens: melina'm, güllerin bile kıskançlıkları yüzünden solduğu güzel yüzlü melina'm. seni çok özledim nerelerdeydin? seni görünce hafifleyen, yüreğimde hissettiğim bu ağırlık nedir? dedi.
prensin bu söyledikleri karşısında melina şaşkınlıktan buz kesmiş, hareket bile edememişti. bu köhne yere neden geldiğini kendisi de bilemiyordu. nişanlısının verdiği davet sonrası dönüş yolundayken kasabanın yakınında at arabası bozulmuş ve tamir süresince açık olan tek mekanda beklemesi için uşakları tarafından bu mekana getirilmişti. şaşkınlıktan donakalmıştı. prense dönüp: "sevgili kuzenim, canım kuzenim neler diyorsun böyle. bilirsin ki biz kardeş gibi büyüdük hatta şu an ikimiz de başkalarına sevdalıyız. ailemizin istediği bu mesnetsiz evlilik kararına karşı çıkmaktayız. seninle bunu defalarca konuşmuştuk. prensese deliler gibi aşıktın. ne oldu sana böyle, gecenin bir saati böyle bir yerde ne aramaktasın?" diye sormuştu melina.
prens bir an duraksadı, düşünmeye çalıştı. orada ne arıyordu, kendisine ne olmuştu bunları düşünmeye çalışmıştı fakat anılarının çevresine aşılamayacak duvarlar örülmüş gibiydi. tekrardan melina'ya bakınca her şeyi unutmuştu.
prens: hayır hayır söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyorum. melina ben sadece sana aşığım. bahsettiğin, görmek istediğim tek yüze, duymak istediğim tek sese sahip prenses senden başkası olamaz. kader seni bu saatte karşıma çıkardı. anlasana işte yüreğim bir ay gibi hep çevrende dönmek istiyor, bu tarifsiz duygularım sadece sana. ben senin için böyle yangınlar içerisindeyken, yoksa sevmiyor musun beni sen?
prensin bu garip davranışları melina'yı şüphelendirmişti. tüm bu olanları aklı bir türlü almıyordu. gözü uzaklara dalmıştı. mekanda sarhoşlardan biri masadan yere düşmüş ve çıkan gürültü melina'yı derin düşünce kuyularından o an bulunduğu mekana çekmişti. o sırada burnuna keskin bir koku gelmişti. masayı gözleri ile kontrol ederken tahta kadeh gözüne çarptı. prens de içmekten sarhoş olmuştu fakat bu sarhoşluk bile kendisine aşk şiirleri okumasına mani olamıyordu. melina, prensin bu durumunu fırsat bilip tahta kadehi fark ettirmeden alıp incelemeye başladı. bu şarap kokusu değildi. melina'nın o an kafasında bir şimşek çakması olmuştu. böyle bir karşılaşma tesadüf olamazdı. kesinlikle bu işte ailelerinin parmağı olmalıydı.
aileleri krallık içi huzursuzluk oluşmaması için bu iki gencin izdivaçlarına sıcak bakıyorlardı lakin iki gencimizinde yürecikleri farklı iki insan için yanıp tutuşuyordu. ailelerin ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilen prenses melina hancının kızını tehdit ederek ortada neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı. onlara yüklü bir miktar para vereceğini de söylemesinden sonra olan biteni öğrenmişti melina.
ısolde'nin tristan'a duyduğu aşkının kaynağı olan iksire benzer bir aşk iksiri içirilmişti prense. asıl plan melina'nın da içmesi ve karşılıklı aşık olmalarıymış fakat prensin fütursuzca tavırları bu planın suya düşmesine neden olmuştu.
bu öyle bir iksirmiş ki içen kişi gördüğü ilk karşı cinsten insana aşık olurmuş. bu sebeple prens o gece gördüğü ilk kadın olan melina'ya aşık olmuştur. iksir içinizde başkasına hissettiğiniz aşkı yok etmemektedir sadece o aşkın ait olduğu kişi hakkında yanılsamalar görmenize sebep olmakta ve aynı aşktan beslenerek bir başkasına hissedilmiş gibi bir sahte rüyaya neden oluyormuş. kısacası aşkı farklı birine yönlendirmekteymiş. işte bizim prens de bu kötü oyuna gelmiş.
melina hemen umutsuzluğa kapılmamış çünkü bu iksirin çözümünü bilmekteymiş. ama bizim prensesin yanına gidip durumu anlatması gerekiyormuş. çünkü bu iksirin geçmesi için prensesimize büyük bir iş düşmekteymiş. tamir olan at arabasını hazırlatıp prensesin yanına gitmek için hemen yola koyulmak isteyen melina'nın, öncelikle peşinden gelmeyi bırakmayan ve ona aşk dolu sözler söyleyen prensten kurtulması gerekiyormuş. çünkü prens adeta sarhoş gibiymiş. yalanlarla dolu kadehin sonucunda aşktan sarhoş olmuş. melina prense krallığa gitmesini tembihlemiş aksi durumda bu diyarlardan kaçacağını söylemiştir. bu şekilde prensi ikna etmiş olan melina, prensesin krallığının yolunu tutmuştur. prensesin krallığına giderken panzehirin nasıl elde edileceğinden emin olmak istemiş ve birkaç bilgeye sormak için yolunu değiştirmek zorunda kalmış. iksirin panzehiri melina'nın bildiği gibiymiş. danıştığı bilgelerin hepsi aynı şeyi söylemiş: kim ki bu iksirin etkisi geçsin ister, aşığı için kaffa dağına gider. şifacı rozalin'le anlaşma yapıp panzehiri alan kişi sadece ama sadece o kişinin gerçekten sevdiği olmalıdır. eğer iksirin etkisi geçsin istiyorsa aşuk onun ellerinden içmelidir panzehiri maşuk. işte o zaman maşuk da aşuk olur, aşuk da maşuk olur ve kavuşulur...
melina her şeyi detaylıca öğrenmesinin akabininde zaman kaybetmeksizin uçarcasına prensesimizin krallığına gitmiş. karşısında melina'yı gören prensesin yüreği korkudan duracakmış. çünkü melina prensesin krallığına ilk kez geliyormuş ve o gelmişse mutlaka önemli bir durum vukuu bulmuştur. acaba kalbinin efendisi, canı olan prensinin başına bir şey mi gelmişti?
ailelerin niyetlerine rağmen prensesimiz melina'yı çok sevmiştir. sözünün eri, yürekli ayrıca üstün zekalı olması nedeniyle melina'ya hayran kalmıştır. bazen prensin melina'yı değil de kendisini nasıl sevdiğini bile sorguladığı olmuştur. prensesin aşırı endişeli hali melina'nın dikkatinden kaçmamıştır.
prenses: hoş geldiniz sevgili melinacığım. sizi buraya hangi rüzgar atmıştır? umarım güzel haberler ile gelmişsinizdir. benim biricik prensimde sizden bir süre önce buradan ayrılmıştı.tanrıdan dileğimdir umarım ona bir şey olmamıştır. lütfen oturmadan önce söyleyin prensime bir şey mi oldu? lütfen yalvarıyorum size hemen söyleyin zira her geçen saniye yüreğime saplanan bir başka hançer olduğundan dakikalarca bu işkenceye dayanabileceğimi zannetmiyorum.
melina: sizi hoş gördüm sevgili prensesim. kuzenimin yaşama amacı sevgili prensesim, siz nasılsınız? dileğinizi bekletmeden yerine getirmektir arzum lakin iyi haberlerim yoktur size iletebileceğim. prensimizin başına öyle bir şey gelmiştir ki ailelerimizden nefret etmemize sebep olacak derecede kötü bir şeydir bu fakat lütfen yüreğinizi ferah tutun çünkü sadece sorunla değil çözüm ile de geldim, demiş ve prensese olan biten her şeyi anlatmış.
dinledikleri karşısında prenses, kalbinin oluk oluk kanadığını hissediyormuş. tüm ciğerleri kan dolmak üzereymiş ve artık nefes alamaz olmuş. gözleri dünyayı tufan ile yıkmak istercesine yaşla dolmuş. "nasıl olabilir böyle bir şey. bana olan aşkı bitti mi? artık bir ağaçtan bir kuştan farksız mıyım onun için? " demiş.
bu üzüntü sebebiyle dünya'da son gününü geçirmekte olan vebalı bir insana benzemişti prenses. dikkatli gözlerle bakmayan biri aradaki farkı anlayamazmış, öyle perişan haldeymiş. bu durumu gören melina daha fazla beklemek istememiş. zira prenses olduğu yere oturmuş kalmış, dizlerinin bağı çözülen hasta bir insan gibi.
melina: hayır prenses bu iksir prensin sana olan aşkını yok etmedi aksine ondan besleniyor. sadece prens sana olan aşkını bana zannediyor. bu yüzden hemen karalar bağlamayın kuzenimin biricik aşkı prensesim. tanrı her şeyin çözümünü yarattığı gibi bu iksirinde çözümünü bahşetmiştir biz insanlara fakat bunu bir tek sen bulabilirsin demiş.
prenses bir anda ayağa kalkmış. az önceki halinden eser kalmamış. onu görenler az önce dizlerinin bağı çözülen kadının, prensesle aynı kişi olduğuna inanamazmış. ellerinin tersiyle gözyaşlarını silmiş ve melina'nın bu umut dolu sözlerine devam etmesini rica etmiş. prenses bir anda tekrardan yaşama dönmüş.
melina: kaffa dağında rozalin adında bir şifacı varmış. yeryüzünde bu iksirin panzehrini bilse bilse sadece o bilirmiş. tek sorun bu panzehirleri yaptığı anlaşmalar ile veriyormuş. nasıl bir anlaşma olduğunu kimse bilmiyor çünkü çok gizli bir anlaşmaymış. panzehiri senden başkası gidip alamaz. gittiğin vakit bunun nedenini kendin sorabilirsin, demiş.
bunları duyan prensesimizin gözlerindeki yaşlar artık akmaz olmuş çünkü vakit gözyaşı akıtma vakti değilmiş, vakit yola koyulma prensini kurtarma vaktiymiş. bakışlarındaki kararlılığı gören hiç kimse onun karşısında durmaya cesaret edemezmiş.
prenses: "tamam gideceğim. sevgilim, canım prensim için her şeyi yapmaya hazırım. fakat kaffa dağının yolunu bilmiyorum ki?"
melina keselerce altın sözü karşılığında bilgelerden rozalin'in yerini gösteren bir harita satın almıştı. bunu prensese uzatarak:
"bak burada yolu gösteren bir harita var." demiş ve prensese kuzu derisinden yapılma parşömeni vermiş.
prenses çok teşekkür etmiş melina'ya. hemen hazırlıklarına başlamış. bir yandan aklında sevdiği prensi diğer yandan büyücü rozalin ile yapacağı anlaşma... ne olursa olsun rozalin'i anlaşma yapmaya ikna etmeli panzehiri alıp prensini kurtarmalıydı. bedeli ne olursa olsun her şeyi kabul etmeye hazırdı. sevdiğinin olmadığı bir dünya'yı kafasında tasvir edemiyordu. prens için canını bile vermeye razıydı.
hazırlıklarını tamamlayan prensesimiz düşmüş yollara. bu uzun ve zorlu bir yolculukmuş fakat tek başına değilmiş. yüreğinde taşıdığı prensinin aşkı hep onunlaymış bu sebeple her zorluğu kolayca aşabileceğine inanırmış...
edit: herkeseee tekrardan merhabaaa yeni bölüm ile karşınızdayız. umarım beğenmişsinizdir. ama burada aşuk ile maşuk'un hikayesini ve bizim o cümleleri almamızdaki sebebi daha iyi anlatabilmek için buradaki alıntıyı aldığım siteyi bırakıyorum. okuduğumda çok etkilenmiştim. buradan
haftaya 2. bölümün son kısmı ile beraberiz. o zamana kadar görüşmek üzereee*.
bölüm 2
kısım 2
prens olacaklardan habersiz krallığına dönmek için dolunayın aydınlattığı yollarda ilerlerken, yolculuğu esnasında duraklayabileceği tek yerleşim yeri olan bir kasabada biraz dinlenmeye karar vermişti. alacakaranlığa tutsak düşmüş gibi görünen bu kasabada tek bir mekanın gaz lambaları henüz sönmemişti. prens bu ışıklara doğru ilerlemeye başladıktan sonra mekanın çok köhne olduğunu farketmişti. fakat seçme şansı olmadığı için çaresizce ilerlemeye devam etti. çünkü kendisinin ve can dostu atı blackey'in karnı acıkmıştı ve çok yorgunlardı. prensese olan hasretinin vermiş olduğu yürek enerjisi ile dinlenmeden üç günlük mesafeyi bir akşamda kat etmişti. taverna benzeri bu mekan çok kalabalık olmamasına karşın kendisini saklamak istercesine sessizce köşedeki masaya oturdu. hancının kızından kendisine ekmek, kaşar peyniri ve şarap; blackey için ise arpa getirmesini istemişti. istediklerinin biraz geç gelmesine rağmen buna hiç aldırış etmedi çünkü çok acıkmıştı. bir oturuşta koca bir yak öküzünü yiyebilirdi. susuzluğunu gidermek için tek yudumda tahtadan yapılmış kadehteki bütün şarabı bitirmişti. şarabın tadı inanılmaz kötü gelmişti. ağzında sanki üzüm değil bir hayvan leşinin pıhtılaşmış kanı varmış gibi hissetmişti. daha önce bu kadar kötüsünü içmemişti. ağzında şarabın kötü tadı, aklında söylenmeleri sürerken mekanın kapısından içeriye ailesinin onunla evlendirmek istediği, uzaktan kuzeni olan prenses melina girmişti. prens'in kalbi, ona baktığı anda kendisinde bir şeylerin yanlış olduğunun farkına varamadan adeta sevdiği prensesi görmüşçesine küt küt atmaya başlamıştı ve prenses ile ilgili anılar, hisleri bir anda yok olmuştu. sanki hiç tanışmamış gibiydi hayatının aşkıyla. tüm bunlar oluverirken prens sadece melina'ya odaklanmıştı. gözü başkasını göremez olmuştu. yüreği kuş olup melina'nın kollarına uçmak istiyormuşçasına çırpınıyordu. melina bu bakışları farketmişti fakat anlam veremiyordu. çünkü prens onu sevmiyordu hatta melina da prensi sevmiyordu. sadece iki kuzenlerdi. aileler ne kadar ısrarcı olsa da ikisinin gönül şömineleri başkaları için yanıp tutuşmaktaydı.
yıllardır ayağına bağlanmış olan prangalarından kurtulan kader mahkumlarının özgürlüklerine koştukları gibi koştu prensimiz melina'ya doğru.
prens: melina'm, güllerin bile kıskançlıkları yüzünden solduğu güzel yüzlü melina'm. seni çok özledim nerelerdeydin? seni görünce hafifleyen, yüreğimde hissettiğim bu ağırlık nedir? dedi.
prensin bu söyledikleri karşısında melina şaşkınlıktan buz kesmiş, hareket bile edememişti. bu köhne yere neden geldiğini kendisi de bilemiyordu. nişanlısının verdiği davet sonrası dönüş yolundayken kasabanın yakınında at arabası bozulmuş ve tamir süresince açık olan tek mekanda beklemesi için uşakları tarafından bu mekana getirilmişti. şaşkınlıktan donakalmıştı. prense dönüp: "sevgili kuzenim, canım kuzenim neler diyorsun böyle. bilirsin ki biz kardeş gibi büyüdük hatta şu an ikimiz de başkalarına sevdalıyız. ailemizin istediği bu mesnetsiz evlilik kararına karşı çıkmaktayız. seninle bunu defalarca konuşmuştuk. prensese deliler gibi aşıktın. ne oldu sana böyle, gecenin bir saati böyle bir yerde ne aramaktasın?" diye sormuştu melina.
prens bir an duraksadı, düşünmeye çalıştı. orada ne arıyordu, kendisine ne olmuştu bunları düşünmeye çalışmıştı fakat anılarının çevresine aşılamayacak duvarlar örülmüş gibiydi. tekrardan melina'ya bakınca her şeyi unutmuştu.
prens: hayır hayır söylediklerinin hiçbirini hatırlamıyorum. melina ben sadece sana aşığım. bahsettiğin, görmek istediğim tek yüze, duymak istediğim tek sese sahip prenses senden başkası olamaz. kader seni bu saatte karşıma çıkardı. anlasana işte yüreğim bir ay gibi hep çevrende dönmek istiyor, bu tarifsiz duygularım sadece sana. ben senin için böyle yangınlar içerisindeyken, yoksa sevmiyor musun beni sen?
prensin bu garip davranışları melina'yı şüphelendirmişti. tüm bu olanları aklı bir türlü almıyordu. gözü uzaklara dalmıştı. mekanda sarhoşlardan biri masadan yere düşmüş ve çıkan gürültü melina'yı derin düşünce kuyularından o an bulunduğu mekana çekmişti. o sırada burnuna keskin bir koku gelmişti. masayı gözleri ile kontrol ederken tahta kadeh gözüne çarptı. prens de içmekten sarhoş olmuştu fakat bu sarhoşluk bile kendisine aşk şiirleri okumasına mani olamıyordu. melina, prensin bu durumunu fırsat bilip tahta kadehi fark ettirmeden alıp incelemeye başladı. bu şarap kokusu değildi. melina'nın o an kafasında bir şimşek çakması olmuştu. böyle bir karşılaşma tesadüf olamazdı. kesinlikle bu işte ailelerinin parmağı olmalıydı.
aileleri krallık içi huzursuzluk oluşmaması için bu iki gencin izdivaçlarına sıcak bakıyorlardı lakin iki gencimizinde yürecikleri farklı iki insan için yanıp tutuşuyordu. ailelerin ne kadar inatçı olduğunu çok iyi bilen prenses melina hancının kızını tehdit ederek ortada neler döndüğünü öğrenmeye çalıştı. onlara yüklü bir miktar para vereceğini de söylemesinden sonra olan biteni öğrenmişti melina.
ısolde'nin tristan'a duyduğu aşkının kaynağı olan iksire benzer bir aşk iksiri içirilmişti prense. asıl plan melina'nın da içmesi ve karşılıklı aşık olmalarıymış fakat prensin fütursuzca tavırları bu planın suya düşmesine neden olmuştu.
bu öyle bir iksirmiş ki içen kişi gördüğü ilk karşı cinsten insana aşık olurmuş. bu sebeple prens o gece gördüğü ilk kadın olan melina'ya aşık olmuştur. iksir içinizde başkasına hissettiğiniz aşkı yok etmemektedir sadece o aşkın ait olduğu kişi hakkında yanılsamalar görmenize sebep olmakta ve aynı aşktan beslenerek bir başkasına hissedilmiş gibi bir sahte rüyaya neden oluyormuş. kısacası aşkı farklı birine yönlendirmekteymiş. işte bizim prens de bu kötü oyuna gelmiş.
melina hemen umutsuzluğa kapılmamış çünkü bu iksirin çözümünü bilmekteymiş. ama bizim prensesin yanına gidip durumu anlatması gerekiyormuş. çünkü bu iksirin geçmesi için prensesimize büyük bir iş düşmekteymiş. tamir olan at arabasını hazırlatıp prensesin yanına gitmek için hemen yola koyulmak isteyen melina'nın, öncelikle peşinden gelmeyi bırakmayan ve ona aşk dolu sözler söyleyen prensten kurtulması gerekiyormuş. çünkü prens adeta sarhoş gibiymiş. yalanlarla dolu kadehin sonucunda aşktan sarhoş olmuş. melina prense krallığa gitmesini tembihlemiş aksi durumda bu diyarlardan kaçacağını söylemiştir. bu şekilde prensi ikna etmiş olan melina, prensesin krallığının yolunu tutmuştur. prensesin krallığına giderken panzehirin nasıl elde edileceğinden emin olmak istemiş ve birkaç bilgeye sormak için yolunu değiştirmek zorunda kalmış. iksirin panzehiri melina'nın bildiği gibiymiş. danıştığı bilgelerin hepsi aynı şeyi söylemiş: kim ki bu iksirin etkisi geçsin ister, aşığı için kaffa dağına gider. şifacı rozalin'le anlaşma yapıp panzehiri alan kişi sadece ama sadece o kişinin gerçekten sevdiği olmalıdır. eğer iksirin etkisi geçsin istiyorsa aşuk onun ellerinden içmelidir panzehiri maşuk. işte o zaman maşuk da aşuk olur, aşuk da maşuk olur ve kavuşulur...
melina her şeyi detaylıca öğrenmesinin akabininde zaman kaybetmeksizin uçarcasına prensesimizin krallığına gitmiş. karşısında melina'yı gören prensesin yüreği korkudan duracakmış. çünkü melina prensesin krallığına ilk kez geliyormuş ve o gelmişse mutlaka önemli bir durum vukuu bulmuştur. acaba kalbinin efendisi, canı olan prensinin başına bir şey mi gelmişti?
ailelerin niyetlerine rağmen prensesimiz melina'yı çok sevmiştir. sözünün eri, yürekli ayrıca üstün zekalı olması nedeniyle melina'ya hayran kalmıştır. bazen prensin melina'yı değil de kendisini nasıl sevdiğini bile sorguladığı olmuştur. prensesin aşırı endişeli hali melina'nın dikkatinden kaçmamıştır.
prenses: hoş geldiniz sevgili melinacığım. sizi buraya hangi rüzgar atmıştır? umarım güzel haberler ile gelmişsinizdir. benim biricik prensimde sizden bir süre önce buradan ayrılmıştı.tanrıdan dileğimdir umarım ona bir şey olmamıştır. lütfen oturmadan önce söyleyin prensime bir şey mi oldu? lütfen yalvarıyorum size hemen söyleyin zira her geçen saniye yüreğime saplanan bir başka hançer olduğundan dakikalarca bu işkenceye dayanabileceğimi zannetmiyorum.
melina: sizi hoş gördüm sevgili prensesim. kuzenimin yaşama amacı sevgili prensesim, siz nasılsınız? dileğinizi bekletmeden yerine getirmektir arzum lakin iyi haberlerim yoktur size iletebileceğim. prensimizin başına öyle bir şey gelmiştir ki ailelerimizden nefret etmemize sebep olacak derecede kötü bir şeydir bu fakat lütfen yüreğinizi ferah tutun çünkü sadece sorunla değil çözüm ile de geldim, demiş ve prensese olan biten her şeyi anlatmış.
dinledikleri karşısında prenses, kalbinin oluk oluk kanadığını hissediyormuş. tüm ciğerleri kan dolmak üzereymiş ve artık nefes alamaz olmuş. gözleri dünyayı tufan ile yıkmak istercesine yaşla dolmuş. "nasıl olabilir böyle bir şey. bana olan aşkı bitti mi? artık bir ağaçtan bir kuştan farksız mıyım onun için? " demiş.
bu üzüntü sebebiyle dünya'da son gününü geçirmekte olan vebalı bir insana benzemişti prenses. dikkatli gözlerle bakmayan biri aradaki farkı anlayamazmış, öyle perişan haldeymiş. bu durumu gören melina daha fazla beklemek istememiş. zira prenses olduğu yere oturmuş kalmış, dizlerinin bağı çözülen hasta bir insan gibi.
melina: hayır prenses bu iksir prensin sana olan aşkını yok etmedi aksine ondan besleniyor. sadece prens sana olan aşkını bana zannediyor. bu yüzden hemen karalar bağlamayın kuzenimin biricik aşkı prensesim. tanrı her şeyin çözümünü yarattığı gibi bu iksirinde çözümünü bahşetmiştir biz insanlara fakat bunu bir tek sen bulabilirsin demiş.
prenses bir anda ayağa kalkmış. az önceki halinden eser kalmamış. onu görenler az önce dizlerinin bağı çözülen kadının, prensesle aynı kişi olduğuna inanamazmış. ellerinin tersiyle gözyaşlarını silmiş ve melina'nın bu umut dolu sözlerine devam etmesini rica etmiş. prenses bir anda tekrardan yaşama dönmüş.
melina: kaffa dağında rozalin adında bir şifacı varmış. yeryüzünde bu iksirin panzehrini bilse bilse sadece o bilirmiş. tek sorun bu panzehirleri yaptığı anlaşmalar ile veriyormuş. nasıl bir anlaşma olduğunu kimse bilmiyor çünkü çok gizli bir anlaşmaymış. panzehiri senden başkası gidip alamaz. gittiğin vakit bunun nedenini kendin sorabilirsin, demiş.
bunları duyan prensesimizin gözlerindeki yaşlar artık akmaz olmuş çünkü vakit gözyaşı akıtma vakti değilmiş, vakit yola koyulma prensini kurtarma vaktiymiş. bakışlarındaki kararlılığı gören hiç kimse onun karşısında durmaya cesaret edemezmiş.
prenses: "tamam gideceğim. sevgilim, canım prensim için her şeyi yapmaya hazırım. fakat kaffa dağının yolunu bilmiyorum ki?"
melina keselerce altın sözü karşılığında bilgelerden rozalin'in yerini gösteren bir harita satın almıştı. bunu prensese uzatarak:
"bak burada yolu gösteren bir harita var." demiş ve prensese kuzu derisinden yapılma parşömeni vermiş.
prenses çok teşekkür etmiş melina'ya. hemen hazırlıklarına başlamış. bir yandan aklında sevdiği prensi diğer yandan büyücü rozalin ile yapacağı anlaşma... ne olursa olsun rozalin'i anlaşma yapmaya ikna etmeli panzehiri alıp prensini kurtarmalıydı. bedeli ne olursa olsun her şeyi kabul etmeye hazırdı. sevdiğinin olmadığı bir dünya'yı kafasında tasvir edemiyordu. prens için canını bile vermeye razıydı.
hazırlıklarını tamamlayan prensesimiz düşmüş yollara. bu uzun ve zorlu bir yolculukmuş fakat tek başına değilmiş. yüreğinde taşıdığı prensinin aşkı hep onunlaymış bu sebeple her zorluğu kolayca aşabileceğine inanırmış...
edit: herkeseee tekrardan merhabaaa yeni bölüm ile karşınızdayız. umarım beğenmişsinizdir. ama burada aşuk ile maşuk'un hikayesini ve bizim o cümleleri almamızdaki sebebi daha iyi anlatabilmek için buradaki alıntıyı aldığım siteyi bırakıyorum. okuduğumda çok etkilenmiştim. buradan
haftaya 2. bölümün son kısmı ile beraberiz. o zamana kadar görüşmek üzereee*.
devamını gör...
ali erbaş'ın bayram hutbesini kılıçla okuması
roronoa zoro vs ali erbaş kıyaslamasını yaptıracak cinsten bir kılıç sevdasıdır. buradan
ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin ardından ilk bayram namazı bugün kılınırken; namazda diyanet işleri başkanı ali erbaş’ın elindeki kılıç dikkat çekti.
danıştay 10. dairesi’nin camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 kasım 1934 tarihli bakanlar kurulu kararını iptal etmesinin ardından akp genel başkanı ve cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan tarafından diyanet’e devredilen ayasofya’da ilk namaz geçtiğimiz temmuz ayında kılınmıştı.
diyanet işleri başkanı ali erbaş, ayasofya’daki ilk namazda da kılıç ile hutbe vermişti.
ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin ardından ilk bayram namazı bugün kılınırken; namazda diyanet işleri başkanı ali erbaş’ın elindeki kılıç dikkat çekti.
danıştay 10. dairesi’nin camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 kasım 1934 tarihli bakanlar kurulu kararını iptal etmesinin ardından akp genel başkanı ve cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan tarafından diyanet’e devredilen ayasofya’da ilk namaz geçtiğimiz temmuz ayında kılınmıştı.
diyanet işleri başkanı ali erbaş, ayasofya’daki ilk namazda da kılıç ile hutbe vermişti.
devamını gör...
el âlem ne der
en nefret ettiğim, özellikle küçük yerleşim yerlerinde laf söz olmasın diye mahalle baskısının getirdiği endişe sonucu kullanılan, genelde annelerin söylediği cümle.
sırf bu yüzden yeni yetişmekte olan gencimiz elalem ne der demesin diye, merak ettiği ve yapmak istediği şeyleri elalemin görmediği yerlerde yapar ve bu çoğu zaman kötü sonuçlar doğurur.
çok sevdiğim sıdıka dizisinden görünce nedense hüzünlendiğim bir karikatür bırakmak istiyorum buraya da;
sırf bu yüzden yeni yetişmekte olan gencimiz elalem ne der demesin diye, merak ettiği ve yapmak istediği şeyleri elalemin görmediği yerlerde yapar ve bu çoğu zaman kötü sonuçlar doğurur.
çok sevdiğim sıdıka dizisinden görünce nedense hüzünlendiğim bir karikatür bırakmak istiyorum buraya da;
devamını gör...
en sevilen ressam ve eseri
rene magritte - şifacı
şifacı adlı tabloda magritte, yaşlı bir erkek bedenini doğada otururken resmetmiştir. adamı betimlerken kullandığımız yaşlı kelimesinin nedeni elinde baston tutmasıdır. eserde ilk gözümüze çarpan detay adamın üst gövdesinin kafesten yapılmış olmasıdır. freudyen açıdan bakıldığı zaman bu çizim, adamın bastırdığı bedensel istekleri olduğuna bir atıf olarak yorumlanmaktadır. çünkü kafes bastırılmanın sembolüdür ve kafesin içinde olan iki beyaz kuş ise cinselliği sembolize etmektedir. kafesin bir kısmı kırmızı örtüyle örtülmüş olsa bile bize dönük kısmı örtülü değildir. bunun nedeni de adamın önceden bastırdığı bedensel isteklerini artık bastırmak zorunda olmadığı çünkü artık tüm bastırılan duygular özgürlüğe kavuşturulsa bile bir anlamı olmayacağı şeklinde açıklanmaktadır. yani bir nevi geç kalınmışlığı ifade ediyor diyebiliriz.

rene magritte’in hayatı ve eserleri hakkında bilgi edinmek için buyrun
şifacı adlı tabloda magritte, yaşlı bir erkek bedenini doğada otururken resmetmiştir. adamı betimlerken kullandığımız yaşlı kelimesinin nedeni elinde baston tutmasıdır. eserde ilk gözümüze çarpan detay adamın üst gövdesinin kafesten yapılmış olmasıdır. freudyen açıdan bakıldığı zaman bu çizim, adamın bastırdığı bedensel istekleri olduğuna bir atıf olarak yorumlanmaktadır. çünkü kafes bastırılmanın sembolüdür ve kafesin içinde olan iki beyaz kuş ise cinselliği sembolize etmektedir. kafesin bir kısmı kırmızı örtüyle örtülmüş olsa bile bize dönük kısmı örtülü değildir. bunun nedeni de adamın önceden bastırdığı bedensel isteklerini artık bastırmak zorunda olmadığı çünkü artık tüm bastırılan duygular özgürlüğe kavuşturulsa bile bir anlamı olmayacağı şeklinde açıklanmaktadır. yani bir nevi geç kalınmışlığı ifade ediyor diyebiliriz.

rene magritte’in hayatı ve eserleri hakkında bilgi edinmek için buyrun
devamını gör...

