#ödüllü filmler
crystal lee sutton'ın, henry p. leifermann imzalı crystal lee, a woman of inheritance adlı kitapta anlatılan gerçek hikayesinden temeli alınıp senaryosu irving ravetch ile harriet frank jr. tarafından yazılan ve yönetmen koltuğunda martin ritt'i gördüğümüz bu 1979 amerikan yapımı drama filminin başrolünde ise; oscar, altın küre ve altın palmiye dahil çeşitli prestijli organizasyonların ödüllerine layık görülen performansıyla sally field'ı görüyoruz. yapımın konusunda norma rae webster (field) north carolina'da çok sınırlı formel öğrenim görmüş bir fabrika işçisidir ve kendisiyle birlikte çalışma arkadaşlarının sağlığı kötü iş koşulları yüzünden zarar görünce, çalıştığı fabrikadaki sendikacılık aktivitelerinde faal olmaya başlar. peki kahramanımız, tüm zorluk ve potansiyel tehlikelerine rağmen buradaki herkesi sendikalı yapabilecek midir?
eleştirmenlerin ve izleyicilerin büyük bölümü tarafından çok beğenilen ve başarılı bulunan film, gişede de isteneni verebilmiştir.
eleştirmenlerin ve izleyicilerin büyük bölümü tarafından çok beğenilen ve başarılı bulunan film, gişede de isteneni verebilmiştir.
*cannes film festivali (1979) - en iyi aktris [sally field]
*ulusal kritik kurulu (1979) - en iyi aktris: nbr ödülü [sally field]
*akademi ödülleri (1980) - en iyi kadın başrol oyuncu oscar'ı [sally field]
*altın küre ödülleri (1980) - bir filmde en iyi aktris: drama [sally field]
*amerikan film ödülleri (1980) - en iyi aktris: marquee [sally field]
film, toplam 13 ödüle sahiptir.
*ulusal kritik kurulu (1979) - en iyi aktris: nbr ödülü [sally field]
*akademi ödülleri (1980) - en iyi kadın başrol oyuncu oscar'ı [sally field]
*altın küre ödülleri (1980) - bir filmde en iyi aktris: drama [sally field]
*amerikan film ödülleri (1980) - en iyi aktris: marquee [sally field]
film, toplam 13 ödüle sahiptir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "mnemosyne" tarafından 06.12.2025 16:19 tarihinde açılmıştır.
1.
yönetmen koltuğunda martin ritt'in oturduğu, 1979 yapımı dram filmidir. sendika organizatörü crystal lee sutton'ın gerçek hayattından esinlenmiştir film.
baş oyuncumuz olan sally field oscar'da en iyi kadın oyuncu ödülünü, ıt goes like ıt goes şarkısı ise en iyi özgün şarkı ödülünü almıştır. müziği de bırakayım şöyle.
tekstil işçisi olan iki çocuklu bekar norma karakterinin kötü şartlar altında çalışması ile başlıyor film. sonrasında fabrikaya görevli olarak gelen sendika görevlisi reuben ile tanışması ve sonrasından norma'nın da fabrikayı sendikalaştırma sürecinde yaşadığı tehlikekleri, zorlukları görüyoruz.
işçi sınıfını anlatan izlediğim ilk film. daha önce de izlediysem hatırlamıyorum. insanların tüm zorluklara, kötü koşullara rağmen direnişini bence güzel anlatmış film. değişim bazen tek bir kişinin yeter demesiyle bile başlayabiliyor. yeter ki bazı şeylerin farkında olunabilsin ve de umudun yitirilmemesi bence. norma karakterinin de asla vazgeçmemesi, tüm zorluklara rağmen en sonunda kazanması bunun en net örneği.
konu bağlamında çok uzak bir yere bakmamak da gerek aslında. şimdi türkiye'nin güncel manzarasında da aynı profili görebiliriz. toplumsal eşitsizlik olsun, ekonomik krizler olsun, güvencesiz bir çalışma ortamı falan olsun her şeyiyle birebir benzer. tek fark, insanların haklarını istedikleri zaman önlerine çıkan engeller, baskılar... ortada cesaret falan bırakmıyorlar yani. sonuç olarak da umutlarını yitirmiş milyonların çıplak yarası kalıyor. neyse çok uzun ve üstünde fazlasıyla konuşulacak bir mesela. kısaca ne demek istediğimi umarım anlamışsınızdır.
beğenerek izledim filmi. fazlasıyla da da düşündürdü bazı sert, acı gerçekler. ilginiz varsa izleyin derim.
baş oyuncumuz olan sally field oscar'da en iyi kadın oyuncu ödülünü, ıt goes like ıt goes şarkısı ise en iyi özgün şarkı ödülünü almıştır. müziği de bırakayım şöyle.
tekstil işçisi olan iki çocuklu bekar norma karakterinin kötü şartlar altında çalışması ile başlıyor film. sonrasında fabrikaya görevli olarak gelen sendika görevlisi reuben ile tanışması ve sonrasından norma'nın da fabrikayı sendikalaştırma sürecinde yaşadığı tehlikekleri, zorlukları görüyoruz.
işçi sınıfını anlatan izlediğim ilk film. daha önce de izlediysem hatırlamıyorum. insanların tüm zorluklara, kötü koşullara rağmen direnişini bence güzel anlatmış film. değişim bazen tek bir kişinin yeter demesiyle bile başlayabiliyor. yeter ki bazı şeylerin farkında olunabilsin ve de umudun yitirilmemesi bence. norma karakterinin de asla vazgeçmemesi, tüm zorluklara rağmen en sonunda kazanması bunun en net örneği.
konu bağlamında çok uzak bir yere bakmamak da gerek aslında. şimdi türkiye'nin güncel manzarasında da aynı profili görebiliriz. toplumsal eşitsizlik olsun, ekonomik krizler olsun, güvencesiz bir çalışma ortamı falan olsun her şeyiyle birebir benzer. tek fark, insanların haklarını istedikleri zaman önlerine çıkan engeller, baskılar... ortada cesaret falan bırakmıyorlar yani. sonuç olarak da umutlarını yitirmiş milyonların çıplak yarası kalıyor. neyse çok uzun ve üstünde fazlasıyla konuşulacak bir mesela. kısaca ne demek istediğimi umarım anlamışsınızdır.
beğenerek izledim filmi. fazlasıyla da da düşündürdü bazı sert, acı gerçekler. ilginiz varsa izleyin derim.
devamını gör...
