memento mori
başlık "eyluling" tarafından 14.11.2020 20:48 tarihinde açılmıştır.
yunan filozof kıbrıslı zenon’un bir sundurmada verdiği derslerle kurup geliştirdiği ve seneca, aurelius, epiktetos gibi birçok düşünürün peşinden gidip günümüze kadar ulaşmasını sağladığı bir düşünce akımıdır stoacılık. stoacıların düşüncelerinin günümüze kadar gelip hala güncelliğini koruyor olmasında belki de en önemli etken kendilerine memento mori felsefesini temel olarak alıp savundukları birçok düşünceyi de bu eksende meydana getirmiş olmalarıdır. ‘’ fani olduğunu hatırla. ‘’ ‘’ öleceğini hatırla.’’ ‘’ bir gün öleceksin, bunu unutma ve şimdiyi yaşa.’’ gibi anlamlara gelen bu deyiş stoacılar arasında mutlu yaşam için sürekli akılda tutulması gereken bir olgu olarak var olmuştur. öyle ki; ünlü stoacı filozof marcus aurelius bu sözün sürekli aklında olması gerekliliğine inanmış ve sadece bu sözü ara sıra kulağına fısıldaması için birini görevlendirmiştir.
helenistik dönem düşünce akımlarından olan stoacılıkta anlatıldığı gibi ölümü akılda tutmak ve ölümün hayatın tek gerçeği olduğunun bilinci ile yaşamak bizlere gerçekten de mutlu bir yaşamı getirebilir. rumen filozof ve deneme yazarı emil cioran’ın da ifade ettiği gibi ‘’ şaşkınlığı ya da inatçı bir endişeyi alt edebilmek için insanın kendi cenazesini düşünmesi gibisi yoktur. papa ıx. ınnocentius gibi kendini ölüm döşeğinde gösteren bir tablo yaptırıp kötü hissedilen anlarda bu tabloya bakmak da faydalı olabilir.’’
modern yaşam ve popüler kültür bizlere sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşama gerekliliğini dikta ederken ölümü hatırlamanın demode, ölümü unutmanın ise hayattan haz alma yolunda en önemli etken olduğunu sunuyor. yaptığımız tüm eylemlerde, dert ettiğimiz tüm günlük problemlerimizde, anlık keyif ve huzursuzluk anlarımızda aslında en hatırlamamız gereken zamanlarda ölümü yadsıyor ve her şeyin genel geçer olduğunun idrakine haiz olamıyor ve yaşamlarımızı sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarken aslında hayatta olmak ile yaşıyor olmanın farklı şeyler olduğunun ayrımına varamıyoruz. seneca’nın da ifade ettiği üzere ‘’’ iyi bir yaşam ölümü hatırlamaktan geçer.’’
roma imparatorluğu dönemi’nde at arabası eşliğinde büyük askeri zaferinden dönen bir komutan, yoğun ve coşkulu tezahüratlar eşliğinde kente giriş yapar. coşku öylesine büyüktür ki komutan halkın gözünden bir ilah, bir tanrı gibidir. ama aynı at arabasında, bu büyük komutanın arkasında biri daha vardır ki bu coşkuya eşlik etmeden sessiz bir şekilde oturur. o da sadece tek bir görevi olan ve komutana bazı sözleri sürekli tekrarlaması gereken bir köledir. komutan kent meydanını büyük bir coşku içinde dolaşırken köle arkadan ona sürekli şu sözleri fısıldar.
“respice post te. hominem te esse memento. memento mori!”
"arkana bak. ölümlü bir insan olduğunu hatırla! ölümü hatırla!”
bizler de memento mori diyebilmeyi başarabildiğimiz an sadece hayatta olmayacak aynı zamanda yaşamayı da öğrenmiş olacağız. çünkü ölümü unutmak yaşamı kaçırmaktır. ölümü hatırlamak yaşama ortak olmaktır.
helenistik dönem düşünce akımlarından olan stoacılıkta anlatıldığı gibi ölümü akılda tutmak ve ölümün hayatın tek gerçeği olduğunun bilinci ile yaşamak bizlere gerçekten de mutlu bir yaşamı getirebilir. rumen filozof ve deneme yazarı emil cioran’ın da ifade ettiği gibi ‘’ şaşkınlığı ya da inatçı bir endişeyi alt edebilmek için insanın kendi cenazesini düşünmesi gibisi yoktur. papa ıx. ınnocentius gibi kendini ölüm döşeğinde gösteren bir tablo yaptırıp kötü hissedilen anlarda bu tabloya bakmak da faydalı olabilir.’’
modern yaşam ve popüler kültür bizlere sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşama gerekliliğini dikta ederken ölümü hatırlamanın demode, ölümü unutmanın ise hayattan haz alma yolunda en önemli etken olduğunu sunuyor. yaptığımız tüm eylemlerde, dert ettiğimiz tüm günlük problemlerimizde, anlık keyif ve huzursuzluk anlarımızda aslında en hatırlamamız gereken zamanlarda ölümü yadsıyor ve her şeyin genel geçer olduğunun idrakine haiz olamıyor ve yaşamlarımızı sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşarken aslında hayatta olmak ile yaşıyor olmanın farklı şeyler olduğunun ayrımına varamıyoruz. seneca’nın da ifade ettiği üzere ‘’’ iyi bir yaşam ölümü hatırlamaktan geçer.’’
roma imparatorluğu dönemi’nde at arabası eşliğinde büyük askeri zaferinden dönen bir komutan, yoğun ve coşkulu tezahüratlar eşliğinde kente giriş yapar. coşku öylesine büyüktür ki komutan halkın gözünden bir ilah, bir tanrı gibidir. ama aynı at arabasında, bu büyük komutanın arkasında biri daha vardır ki bu coşkuya eşlik etmeden sessiz bir şekilde oturur. o da sadece tek bir görevi olan ve komutana bazı sözleri sürekli tekrarlaması gereken bir köledir. komutan kent meydanını büyük bir coşku içinde dolaşırken köle arkadan ona sürekli şu sözleri fısıldar.
“respice post te. hominem te esse memento. memento mori!”
"arkana bak. ölümlü bir insan olduğunu hatırla! ölümü hatırla!”
bizler de memento mori diyebilmeyi başarabildiğimiz an sadece hayatta olmayacak aynı zamanda yaşamayı da öğrenmiş olacağız. çünkü ölümü unutmak yaşamı kaçırmaktır. ölümü hatırlamak yaşama ortak olmaktır.

devamını gör...