1.
necmettin erbakan
necmettin erbakan başlığı altında ki 3. ve son yazım siyasete neden ve nasıl girdiği, karşılaştığı zorluklar ve engellemeler neticesinde yine de neden asla taviz vermediği, ne tür bir siyaset benimsediğiyle ilgili olacaktır.
gümüş motor tecrübesi, üniversitede anlattıklarının dört duvar arasında kalmasına razı olamayacağından, memleketi için bir şeyler yapma kararıyla yola çıkıp sanayiye girerek türkiye'de işlerin nasıl yürüdüğü ile ilgili bilgilerini iyice artırmıştır.
memleketin kalkınması için yürekleri yananların yanında, kalkınmayı önlemek için gayret edenler de vardır. anlaşılan bunlar, kalkınma için kaynak oluşturulabilecek hemen bütün köşe başlarını da tutmuş durumdadırlar. o halde onlarla mücadele edebilmesi için yeni mevziler kazanmak gerekmektedir.
gümüş motor'la ilgili gelişmeler sırasında, olabilecek suistimalleri önceden hisseden erbakan, 1959 da, istanbul sanayi odası makine imalatçıları sanayi meslek komitesi'ne girmiş ve burada başkanlığa kadar yükselmişti. ancak tecrübeler göstermişti ki, ithalat ve kotalar meselesinde odalar birliği çok önemli rol oynamaktadır ve eğer türkiye'nin sanayileşmesinin önü açılmak isteniyorsa, odalar birliği'nde mutlaka varlık göstermek gerekmektedir.
erbakan'ın, millet tarafından oluşturulan imkanların ülke genelinde yaygın bir sanayileşme için kaynak olarak kullanılması yolundaki iyi niyetli çalışmaların, üretmek değil, dışarıdan satın alıp üzerine kâr koyup satmak niyetinde olanlarca oluşturulmuş bir duvara çarpıp geri döndüğünün farkına varması, uzun sürmedi.
türkiye'nin mevcut durumumdan hareketle, erbakan'ın fabrika kavramından anladığı şey, fabrika yapan fabrikalar kurulmasıydı ve ülkenin ancak bu şekilde ayağa kalkabileceğine inanıyordu.
ancak türkiye odalar birliği'nin uyguladığı sistem, tüketime yönelik imalatı destekleyen; kola, kolonya, bira fabrikalarını teşvik etmeye yarayan bir sistemdi ve bunlar da ancak belli bir çevreye mensup insanlarca yapılabiliyordu.
hedef odalar birliği başkanı olmak..
odalar birliği'nin 1969 yılı mayıs'ında yapılacak genel kurulu için hazırlıklara başlayan erbakan, sıkı bir çalışmaya girişti. iktidarda bulunan adalet partisi ve muhalefetteki chp, mevcut yönetimi ve adayını destekleme kararı almışlardı. böylelikle erbakan, tek bir kişi olarak iktidara ve muhalefete karşı savaş vermek durumundaydı.
genel kurul yaklaştıkça, erbakan'ın faaliyetleri yoğunlaşıyor ve tabi onu takip edenlerin telaşı da artıyordu. çeşitli toplantılar yapıyor ve odalar birliği'nde yaşananları ve bunların ne manaya geldiğini; gidişata dur demesi gereken hükümetin de çeşitli menfaat bağlantıları sebebiyle, yapması gerekeni yapmadığını açıklıkla delegelere aktarıyordu.
erbakan'ın kararlı olduğunu ve işlerin arzu etmedikleri bir noktaya varacağını anlayan başbakan demirel, bakanlar kurulu'ndan bir karar çıkartarak, mevcut mevzuata aykırı olmasına rağmen odalar birliği genel kurulu'nun seçim maddesi için ileri bir tarih açıkladı.
alınan bakanlar kurulu kararı hukuken yok hükmündeydi ve odalar birliği genel kurulu yapıldı. prof. dr. necmettin erbakan, 25 mayıs 1969'da yapılan kongrede oyların %75'ini alarak odalar birliği genel başkanı seçildi.
ancak o zamana kadar odalar birliği'nin uhdesinde bulunan kredi kotaları yetkisi, siyasi bir kararla, aniden odalar birliğinden alınarak sanayi bakanlığı'na verildi.
bakanlar kurulu kararı'nın geçerli olduğu, genel kurulda seçim yapılmaması konusunda ısrarlı olan başbakan süleyman demirel, içişleri bakanlığı marifetiyle emniyet güçlerine emir verdirerek genel başkanı prof. dr. necmettin erbakan'ı türkiye odalar birliği'nden çıkarmaya kararlı idi.
bir süre devam eden mücadele sonrası, demirel'in arzu ettiği gerçekleşti ve her türlü kanuni hükümleri hiçe sayarak, erbakan polis gücüyle türkiye odalar birliği makamından çıkarıldı...

bir ağır ceza reisinin oğlu olup, istanbul erkek lisesi ve teknik üniversite'yi üstün başarılarla bitirdikten sonra almanya'da araştırmalarda bulunan ve önüne serilen bütün imkanları görmezden gelerek, ülkesine dönüp zahmetli olacağından zerre şüphesi olmadığı halde, türkiye'nin sanayileşmesi, gelişmesi derdine düşen ve bu uğurda başına gelmedik sıkıntı kalmayan bir insan olan erbakan, işlerin düğümlendiği yerin siyaset kurumu olduğunu anladı. demek ki siyasete atılmak ve böylelikle millete hizmet etmek gerekiyordu.
1969 yılında konya'dan "bağımsız aday" olarak meclise girdi.
girdiği ilk seçimden zaferle çıkan prof. dr. necmettin erbakan, yeni bir siyasetçi profili ve kimliği ortaya koyuyordu.
tacettin çetinkaya anlatıyor:
"1972 yılında, imam-hatipten mezun 8-10 arkadaşla beraber istanbul'a üniversite giriş sınavlarına gitmiştik. yemek için bir lokantadan içeri girmeden önce kapıda müşteri davet eden lokantacıya, lokantanın içkili olup olmadığını sorduk. lokantası 'içki var!' dedi.
bunun üzerine lokantaya girmekten vazgeçtik. geri döndük gidiyoruz. lokantacı arkamızdan, dükkanın önünde oturan komşusuna 'bunlar erbakancı. bunlar içkili yerdde yemek yemezler'. diyordu"
milli görüş hareketinin çıkışından -1969'dan 1972'ye kadar- üç yıl gibi kısa bir sürede herkesin saygı duyduğu bir kimlik oluşmuştu.
kimlik "erbakancı" olmaktı.
siyaset erbakan hocamız için ne anlama geliyordu?
bu dava ne ile başladı?
"biz bu kuşun canlısını istiyoruz" ile başladı.
nedir bu? kırk sene evvel bu hareket konya'da başladığında insanlar akın akın milli görüş davasına geliyordu.
prof. dr. necmettin erbakan:
demirel'e konya'daki bu durum anlatılınca demirel, van'daki konuşmasını iptal edip konya'da miting düzenliyor ve diyor ki:
"ey konyalılar! bu erbakan benim sınıf arkadaşım. kendisi gelip maneviyata hizmet edecekmiş. arkadaşlar namaz kılıyorsunuz, kılma diyen mi var? oruç tutuyorsunuz, tutma diyen mi var? manevi alanda yapılacak ne hizmet var ki, ne hizmet yapacakmış? ne istiyor? ne eksik kalmış? sorun kendisine." diyor.
biz başka bir yerde mitingdeydik. arkadaşlar demirel'in ne dediğini anlattılar. bir de "erbakan, demirel'e cevap verecek" diye kağıt dağıtmışlar. akşam vakti bir geldik ki konya şeker kahvesi'nin önündeki muazzam meydan demirel'in gündüz ki mitinginin üç katı dolmuş taşmış. çıktık, vatandaşa dedik ki:
"arkadaşlar biz buraya ne için geldik? demirel'in sorduğu sorulara cevap için. ne sormuş bize? namaz kılıyorsunuz, kılma diyen mi var? oruç tutuyorsunuz, tutma diyen mi var? bakın şimdi cevap veriyorum allah'ın lütfuyla.
demirel kendi dediği gibi benim sınıf arkadaşım, sıra arkadaşım ama her zamanki polemiklerinden birini yapmış. gelmiş size içi saman dolu bir kuş göstermiş. avcılar iyi bir kuş avladığı zaman bunu kaybetmemek için içini temizler ve içine saman basarlar süs olarak dursun diye. işte size saman dolu bir kuş gösterdi.
size sordu:
- bu kuşun gagası var mı?
-vaaaar!
- gözü var mı?
-vaaaar!
- kanatları var mı?
-vaaaar!
- eee daha ne istiyor bu adam? dedi
bakın cevap veriyorum: biz bu kuşun canlısını istiyoruz canlısını! adam mı aldatıyorsun sen?"
türkiye'de istediğiniz kadar ilim adamı olun iş göremezsiniz. önce almanya'da leopard tanklarının dizel ve benzinle çalışan yeni nesil motorlarını yaptım. bizim köylünün kullandığı küçük tarım motorlarının burda yapıldığını gördükçe yüreğim kan ağlıyordu.
biz bunlara tank motoru yapıyoruz, ama kendi köylümüzün sulama motorumu yapamıyoruz. böylece kendi motorumuzu yapalım dedik ve gümüş (pancar) motor fabrikası'nı yüzde yüz yerli imalatla kurduk.
ancak ithalatçılar hükümeti etkileyip dışarıdan getirmek istiyorlar ve 'yerli motor türkiye'de satılmasın' diye bizi engelliyorlar.
onlara, 'bizimkileri siz satın' dedik. 'hayır, ille de dışardan getireceğiz' dediler.
sırf yabancı kotaları odalar birliği hazırlıyor diye oraya sanayi idaresi başkanı oldum.
bu sefer genel sekreter, ithalatçıların istediklerini yapıp beni engelliyor. böylelikle genel sekreter oldum. sonra idare heyeti gene ithalatçıları koruyor. bu sefer ise gidip tümünü yöneten odalar birliği başkanı oldum. ve beni engelleyecek kimse kalmadı.
fakat sınıf arkadaşım başbakan demirel, odalar birliği'ndeki kota yetkisini elimizden aldı. bunun üzerine 'demek ki hükümet olmak gerekiyormuş' deyip arkasından hükümete ortak olduk. ancak bu sefer de diğer ortaklar sorun çıkarıyor..
nihayetinde türkiye'nin sanayi ülkesi olması için başbakan olmak zorunda kaldım. 60 milyon ve 6 milyar insanın refahı için bilimi bırakıp siyasete atıldım.
evet, erbakan hocamız "dünya çapında bir bilim adamı olmak varken neden siyaseti tercih ettiniz?" diye sorduklarında;
"memlekette yapılacak çok şey var. bunları gerçekleştirmenin tek yolu siyaset görünüyor." diyerek olağanüstü fedakarlık isteyen bu çetin yola girmişti.
kendisini milletinin ve bütün alem-i islam'ın hizmetine adamış "dava adamı" bir siyasetçiydi o.
onun siyasetinin tek bir amacı vardı: "yeryüzünde hakk'ın hakim kılınması."
(bkz: vazgeçmeyen lider erbakan)
gümüş motor tecrübesi, üniversitede anlattıklarının dört duvar arasında kalmasına razı olamayacağından, memleketi için bir şeyler yapma kararıyla yola çıkıp sanayiye girerek türkiye'de işlerin nasıl yürüdüğü ile ilgili bilgilerini iyice artırmıştır.
memleketin kalkınması için yürekleri yananların yanında, kalkınmayı önlemek için gayret edenler de vardır. anlaşılan bunlar, kalkınma için kaynak oluşturulabilecek hemen bütün köşe başlarını da tutmuş durumdadırlar. o halde onlarla mücadele edebilmesi için yeni mevziler kazanmak gerekmektedir.
gümüş motor'la ilgili gelişmeler sırasında, olabilecek suistimalleri önceden hisseden erbakan, 1959 da, istanbul sanayi odası makine imalatçıları sanayi meslek komitesi'ne girmiş ve burada başkanlığa kadar yükselmişti. ancak tecrübeler göstermişti ki, ithalat ve kotalar meselesinde odalar birliği çok önemli rol oynamaktadır ve eğer türkiye'nin sanayileşmesinin önü açılmak isteniyorsa, odalar birliği'nde mutlaka varlık göstermek gerekmektedir.
erbakan'ın, millet tarafından oluşturulan imkanların ülke genelinde yaygın bir sanayileşme için kaynak olarak kullanılması yolundaki iyi niyetli çalışmaların, üretmek değil, dışarıdan satın alıp üzerine kâr koyup satmak niyetinde olanlarca oluşturulmuş bir duvara çarpıp geri döndüğünün farkına varması, uzun sürmedi.
türkiye'nin mevcut durumumdan hareketle, erbakan'ın fabrika kavramından anladığı şey, fabrika yapan fabrikalar kurulmasıydı ve ülkenin ancak bu şekilde ayağa kalkabileceğine inanıyordu.
ancak türkiye odalar birliği'nin uyguladığı sistem, tüketime yönelik imalatı destekleyen; kola, kolonya, bira fabrikalarını teşvik etmeye yarayan bir sistemdi ve bunlar da ancak belli bir çevreye mensup insanlarca yapılabiliyordu.
hedef odalar birliği başkanı olmak..
odalar birliği'nin 1969 yılı mayıs'ında yapılacak genel kurulu için hazırlıklara başlayan erbakan, sıkı bir çalışmaya girişti. iktidarda bulunan adalet partisi ve muhalefetteki chp, mevcut yönetimi ve adayını destekleme kararı almışlardı. böylelikle erbakan, tek bir kişi olarak iktidara ve muhalefete karşı savaş vermek durumundaydı.
genel kurul yaklaştıkça, erbakan'ın faaliyetleri yoğunlaşıyor ve tabi onu takip edenlerin telaşı da artıyordu. çeşitli toplantılar yapıyor ve odalar birliği'nde yaşananları ve bunların ne manaya geldiğini; gidişata dur demesi gereken hükümetin de çeşitli menfaat bağlantıları sebebiyle, yapması gerekeni yapmadığını açıklıkla delegelere aktarıyordu.
erbakan'ın kararlı olduğunu ve işlerin arzu etmedikleri bir noktaya varacağını anlayan başbakan demirel, bakanlar kurulu'ndan bir karar çıkartarak, mevcut mevzuata aykırı olmasına rağmen odalar birliği genel kurulu'nun seçim maddesi için ileri bir tarih açıkladı.
alınan bakanlar kurulu kararı hukuken yok hükmündeydi ve odalar birliği genel kurulu yapıldı. prof. dr. necmettin erbakan, 25 mayıs 1969'da yapılan kongrede oyların %75'ini alarak odalar birliği genel başkanı seçildi.
ancak o zamana kadar odalar birliği'nin uhdesinde bulunan kredi kotaları yetkisi, siyasi bir kararla, aniden odalar birliğinden alınarak sanayi bakanlığı'na verildi.
bakanlar kurulu kararı'nın geçerli olduğu, genel kurulda seçim yapılmaması konusunda ısrarlı olan başbakan süleyman demirel, içişleri bakanlığı marifetiyle emniyet güçlerine emir verdirerek genel başkanı prof. dr. necmettin erbakan'ı türkiye odalar birliği'nden çıkarmaya kararlı idi.
bir süre devam eden mücadele sonrası, demirel'in arzu ettiği gerçekleşti ve her türlü kanuni hükümleri hiçe sayarak, erbakan polis gücüyle türkiye odalar birliği makamından çıkarıldı...

bir ağır ceza reisinin oğlu olup, istanbul erkek lisesi ve teknik üniversite'yi üstün başarılarla bitirdikten sonra almanya'da araştırmalarda bulunan ve önüne serilen bütün imkanları görmezden gelerek, ülkesine dönüp zahmetli olacağından zerre şüphesi olmadığı halde, türkiye'nin sanayileşmesi, gelişmesi derdine düşen ve bu uğurda başına gelmedik sıkıntı kalmayan bir insan olan erbakan, işlerin düğümlendiği yerin siyaset kurumu olduğunu anladı. demek ki siyasete atılmak ve böylelikle millete hizmet etmek gerekiyordu.
1969 yılında konya'dan "bağımsız aday" olarak meclise girdi.
girdiği ilk seçimden zaferle çıkan prof. dr. necmettin erbakan, yeni bir siyasetçi profili ve kimliği ortaya koyuyordu.
tacettin çetinkaya anlatıyor:
"1972 yılında, imam-hatipten mezun 8-10 arkadaşla beraber istanbul'a üniversite giriş sınavlarına gitmiştik. yemek için bir lokantadan içeri girmeden önce kapıda müşteri davet eden lokantacıya, lokantanın içkili olup olmadığını sorduk. lokantası 'içki var!' dedi.
bunun üzerine lokantaya girmekten vazgeçtik. geri döndük gidiyoruz. lokantacı arkamızdan, dükkanın önünde oturan komşusuna 'bunlar erbakancı. bunlar içkili yerdde yemek yemezler'. diyordu"
milli görüş hareketinin çıkışından -1969'dan 1972'ye kadar- üç yıl gibi kısa bir sürede herkesin saygı duyduğu bir kimlik oluşmuştu.
kimlik "erbakancı" olmaktı.
siyaset erbakan hocamız için ne anlama geliyordu?
bu dava ne ile başladı?
"biz bu kuşun canlısını istiyoruz" ile başladı.
nedir bu? kırk sene evvel bu hareket konya'da başladığında insanlar akın akın milli görüş davasına geliyordu.
prof. dr. necmettin erbakan:
demirel'e konya'daki bu durum anlatılınca demirel, van'daki konuşmasını iptal edip konya'da miting düzenliyor ve diyor ki:
"ey konyalılar! bu erbakan benim sınıf arkadaşım. kendisi gelip maneviyata hizmet edecekmiş. arkadaşlar namaz kılıyorsunuz, kılma diyen mi var? oruç tutuyorsunuz, tutma diyen mi var? manevi alanda yapılacak ne hizmet var ki, ne hizmet yapacakmış? ne istiyor? ne eksik kalmış? sorun kendisine." diyor.
biz başka bir yerde mitingdeydik. arkadaşlar demirel'in ne dediğini anlattılar. bir de "erbakan, demirel'e cevap verecek" diye kağıt dağıtmışlar. akşam vakti bir geldik ki konya şeker kahvesi'nin önündeki muazzam meydan demirel'in gündüz ki mitinginin üç katı dolmuş taşmış. çıktık, vatandaşa dedik ki:
"arkadaşlar biz buraya ne için geldik? demirel'in sorduğu sorulara cevap için. ne sormuş bize? namaz kılıyorsunuz, kılma diyen mi var? oruç tutuyorsunuz, tutma diyen mi var? bakın şimdi cevap veriyorum allah'ın lütfuyla.
demirel kendi dediği gibi benim sınıf arkadaşım, sıra arkadaşım ama her zamanki polemiklerinden birini yapmış. gelmiş size içi saman dolu bir kuş göstermiş. avcılar iyi bir kuş avladığı zaman bunu kaybetmemek için içini temizler ve içine saman basarlar süs olarak dursun diye. işte size saman dolu bir kuş gösterdi.
size sordu:
- bu kuşun gagası var mı?
-vaaaar!
- gözü var mı?
-vaaaar!
- kanatları var mı?
-vaaaar!
- eee daha ne istiyor bu adam? dedi
bakın cevap veriyorum: biz bu kuşun canlısını istiyoruz canlısını! adam mı aldatıyorsun sen?"
türkiye'de istediğiniz kadar ilim adamı olun iş göremezsiniz. önce almanya'da leopard tanklarının dizel ve benzinle çalışan yeni nesil motorlarını yaptım. bizim köylünün kullandığı küçük tarım motorlarının burda yapıldığını gördükçe yüreğim kan ağlıyordu.
biz bunlara tank motoru yapıyoruz, ama kendi köylümüzün sulama motorumu yapamıyoruz. böylece kendi motorumuzu yapalım dedik ve gümüş (pancar) motor fabrikası'nı yüzde yüz yerli imalatla kurduk.
ancak ithalatçılar hükümeti etkileyip dışarıdan getirmek istiyorlar ve 'yerli motor türkiye'de satılmasın' diye bizi engelliyorlar.
onlara, 'bizimkileri siz satın' dedik. 'hayır, ille de dışardan getireceğiz' dediler.
sırf yabancı kotaları odalar birliği hazırlıyor diye oraya sanayi idaresi başkanı oldum.
bu sefer genel sekreter, ithalatçıların istediklerini yapıp beni engelliyor. böylelikle genel sekreter oldum. sonra idare heyeti gene ithalatçıları koruyor. bu sefer ise gidip tümünü yöneten odalar birliği başkanı oldum. ve beni engelleyecek kimse kalmadı.
fakat sınıf arkadaşım başbakan demirel, odalar birliği'ndeki kota yetkisini elimizden aldı. bunun üzerine 'demek ki hükümet olmak gerekiyormuş' deyip arkasından hükümete ortak olduk. ancak bu sefer de diğer ortaklar sorun çıkarıyor..
nihayetinde türkiye'nin sanayi ülkesi olması için başbakan olmak zorunda kaldım. 60 milyon ve 6 milyar insanın refahı için bilimi bırakıp siyasete atıldım.
evet, erbakan hocamız "dünya çapında bir bilim adamı olmak varken neden siyaseti tercih ettiniz?" diye sorduklarında;
"memlekette yapılacak çok şey var. bunları gerçekleştirmenin tek yolu siyaset görünüyor." diyerek olağanüstü fedakarlık isteyen bu çetin yola girmişti.
kendisini milletinin ve bütün alem-i islam'ın hizmetine adamış "dava adamı" bir siyasetçiydi o.
onun siyasetinin tek bir amacı vardı: "yeryüzünde hakk'ın hakim kılınması."
(bkz: vazgeçmeyen lider erbakan)
devamını gör...