1.
dahlvier
(editör)
Lich-Count Mage
son tanımları | başucu eserleri
2.
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
hayattan büyük darbeler yediğini sözlükte yazdıklarından öğrendiğim ve neden bu nick'i [yalnız kurt] seçtiğini anladığım yazar. bundan sonrası için talih umarım yanında olur.
devamını gör...
4.
tanımadığın biriyle sohbet etmek
internette pek sevmediğim, yüz yüze yapmaktan ise büyük keyif aldığım şey.
internette karşımdakinin gerçek biri mi yoksa rol yapan biri mi olduğundan emin olamıyorum. yani gene nazikçe yanıtlar falan veririm karşıdaki düzgün konuşuyorsa ama aklımın bir köşesinde fake bir hesap olabileceği falan olur normalde.
bir de yüz yüze sohbette çok girişkenim ben. yani bana bu cesareti de genelde hiç tanımadığım ve sohbet açtığım kişilerin %90 küsurunun bana çok olumlu reaksiyon göstermesinden alıyorum. sık sık terslensem elbette yolda gördüğüm biriyle durup dururken sohbet başlatmazdım. neredeyse hiç terslenmediğimden ve işte böyle sohbet başlattığım kişilerin çoğunun bundan keyif aldığını görmemden ötürü bu konuda cidden hevesli olabiliyorum. yani bazen de kimseyle konuşasım gelmiyor. o zamanlarda da zorlamam kendimi. yani yol sormam falan gerekirse konuşurum sadece insanlarla, öyle dışa dönük olasımın gelmediği zamanlarda.
bir de ben taaaa icq/msn zamanlarından beri online'da sohbet başlatan kişi olmaya hiç alışmadım. biri mesaj atıp sohbet başlatmazsa kendim başlatmam yani. anca mesaj atmamı gerektirecek bir durum veya konu olursa mesaj atarım, en yakın arkadaşlarıma bile. ama onlar mesaj atarsa/atınca güzelce yazışırız tabii. bundan sözlükte defalarca bahsetmişimdir. yani "bu dahlvier neden bize mesaj atmıyor" diye düşünen arkadaşlarım varsa/çıkarsa, "bu eskiden beri böyle. internette sohbet başlatmaya hiç alışkın değilim" derim.
internette karşımdakinin gerçek biri mi yoksa rol yapan biri mi olduğundan emin olamıyorum. yani gene nazikçe yanıtlar falan veririm karşıdaki düzgün konuşuyorsa ama aklımın bir köşesinde fake bir hesap olabileceği falan olur normalde.
bir de yüz yüze sohbette çok girişkenim ben. yani bana bu cesareti de genelde hiç tanımadığım ve sohbet açtığım kişilerin %90 küsurunun bana çok olumlu reaksiyon göstermesinden alıyorum. sık sık terslensem elbette yolda gördüğüm biriyle durup dururken sohbet başlatmazdım. neredeyse hiç terslenmediğimden ve işte böyle sohbet başlattığım kişilerin çoğunun bundan keyif aldığını görmemden ötürü bu konuda cidden hevesli olabiliyorum. yani bazen de kimseyle konuşasım gelmiyor. o zamanlarda da zorlamam kendimi. yani yol sormam falan gerekirse konuşurum sadece insanlarla, öyle dışa dönük olasımın gelmediği zamanlarda.
bir de ben taaaa icq/msn zamanlarından beri online'da sohbet başlatan kişi olmaya hiç alışmadım. biri mesaj atıp sohbet başlatmazsa kendim başlatmam yani. anca mesaj atmamı gerektirecek bir durum veya konu olursa mesaj atarım, en yakın arkadaşlarıma bile. ama onlar mesaj atarsa/atınca güzelce yazışırız tabii. bundan sözlükte defalarca bahsetmişimdir. yani "bu dahlvier neden bize mesaj atmıyor" diye düşünen arkadaşlarım varsa/çıkarsa, "bu eskiden beri böyle. internette sohbet başlatmaya hiç alışkın değilim" derim.
devamını gör...
5.
ulvgjeld & blodsodel
tool mahlaslı, benim gibi metalik bir editör olan dostumun geçen başlığını açtığı, 2 aya yakın bir süre sonra çıkacak olan dimmu borgir albümü grand serpent rising'den ortamlara salınan ilk parçadır. aslında audio olarak çıkalı 1 günü biraz geçti galiba ama klibi yayımlanalı daha 2 saat falan oldu.
açıkçası abrahadabra albümlerine bayılmıştım norveçli senfonik black metal devinin ama ondan tam 8 yıl sonra çıkan eonian'ı pek de tutmamıştım. yani insan bu kadar ara olunca daha iyi bir şeyler bekliyor. bir de hani o 8 yılın ilk 4-5 yılında sonraki albüm için bir şeyler yapmamışlar ama kendi dediklerine göre bu sürenin son 3-4 senesinde de o albüm için uğraşmışlar. eonian'dan ortamlara saldıkları ilk şarkı interdimensional summit'in ne kadar kötü olduğuna inanamamıştım. neyse ki sonraki council of wolves and snakes güzeldi. albüm idare ederdi ama işte o kadar aradan sonra ve "3-4 yıldır üzerinde çalışıyoruz" denen bir albümden çok daha fazlasını beklemiştim.
şimdi o albümün üzerinden yine bir 8 yıllık süre geçti ve grand serpent rising geliyor, hatta başlığın konusu olan klipli şarkısı geldi bile...
şarkı fena değil. eonian'ın ilk single'ından çok daha iyi.
fakaaat...
o nasıl bir miks be oğlum? yani hele o sonlarındaki blast beat'lerde trampeti duyabilmek için akla karayı seçtim. ak'ı zaten abrahadabra'da seçmiştik, zira orada bembeyaz kıyafetleriyle aykırı bir duruş sergilemişti dimmu elemanları. burada da kara'yı seçiyoruz zira black metal...
mikste bence ciddi sıkıntılar var. tamam, senfonik black metal grubusunuz ama metal grubusunuz en başta, senfoni orkestrası değilsiniz. yani senfonik bir ses yükseldiğinde vokaller onun altında ezilmemeli, bilakis üstüne çıkmalı ya da aynı seviyede olmalı. bu mesela parçanın sonlarında iyi kotarılmış ama aralarda bir yerlerde vokalleri duymakta zorlandım...
davullar yavaş ve mid tempolarda giderken sound olarak iyi olsa da sonlardaki blast beat'li kısımlarda çok "tame"leştirilmiş bir "beast" gibi olmuşlar. yani hiç olmamış. ayrıca partisyon partisyon farklı dinamiklerle miks'lenmiş davullarla karşı karşıyayız. bu bir tercihtir de ben pek tasvip etmedim şahsen. davulcunun performansını ve davul partisyonu yazımını da hiç beğenmedim bu arada. nicholas barker olmadan da iyiydiniz abrahadabra'da: yani oradaki davullar da hiç fena değildi. ama burada hakikaten hiç olmamış. bazı alto-tom'lara uzanan davul ataklarında da ufak çapta karambole getirmeler var gibime geldi. yalnız bazı alto gezinmelerindeki o böyle 100+ metre tavanlı mistik bir katedralde kaydedilmiş gibi olan havayı sevdim.
parça fena değil, dediğim gibi. yani bu bahsettiğim sound'sal—en azından bana göre var olan—sıkıntılar belki de klibiyle birlikte dinlendiğinde pek kimsenin dikkatini çekmez. yani o görsel ihtişam ve parçadaki sound'un genel kudreti işte ilk etapta dinleyeni büyüleyebilir. sound'daki miks sıkıntılarını görmezden/duymazdan gelemedim 3-4 dinleyişimde de ama piyanolarını beğendim parçanın mesela. bir mustis değil eleman elbette ama işte gene de güzel vurmuş siyah ve beyaz tuşlara ve ilgili piyano partisyonları güzel de yazılmış.
shagrath ve silenoz dışındaki elemanlarının kimler olduğunu da bilmiyorum bu arada. shagrath'ı bile zor tanıdım hatta tipinden. tabii ki kendisi dimmu'dan ayrılsa neredeyse tüm metal sayfalarında bu haber olacağından, tipi farklı gelse bile o olduğundan emindim elbette. haha. sahi, klavyeci/piyanist bence geir bratland olmalı. hem bundan önceki iki dimmu albümünde, grup kadrosunda olmasa da konuk müzisyen olarak klavyelerin arkasındaydı kendisi, hem de başlığın konusu olan parçanın klibindeki klavyeci de imaj olarak ona benziyor. bence büyük ihtimalle odur.
aaaa, the metal archives sitesinde bu albümle ilgili bilgilere bakarken ne gördüm: shagrath için şunlardan sorumlu denmiş: "drums, vocals, guitars, keyboards, bass" - yani zaten grubun ilk albümünde kendisi aslen davulcuydu ve sonra geri vokaldi, as vokal değildi. burada da davulları çalmış deniyor. yani mesela o blast beat'leri shagrath mı yaptı yani?.. ki ilk dimmu albümündeki davullar elbette böyle süpersonik değildi. klipteki eleman sadece rol mü yapıyor? pek sanmam ya. ekstrem metal davulculuğu apayrı bir disiplin ister ve shagrath sanmıyorum ki kendini bu denli zor partisyonlar çalacak kadar fit hale getirsin davullarda. klavyelere, baslara falan o kadar şaşırmam ama davullarda bence kısmi bir katkısı olmuş olabilir albümde.
o blast beat'leri, jilet gibi atakları falan shagrath yaptıysa şapkamı çıkartırım karşısında ama pek sanmıyorum açıkçası. albüm çıksın da, tam bilgileniriz sanırım bu konuda ve ben de bu yazıma bir edit geçip öğrendiklerimi yazarım. dediğim gibi, shagrath'ın bu albümdeki davullara katkısı varsa bile bu kısmi bir katkıdır ve işte mid tempo giden bir iki şarkıda falan davullara vurmuştur bence kendisi, olsa olsa. tabii böyle bir kondisyona ulaşmak için uzun süredir çalışıyorsa başka, ama sanmam... zaten konserlerde illaki vokalleri yapacak ve başkası davulların arkasında olacak. sadece albüm için bir seferlik çalmak amacıyla kendisinin böylesi "kastığını" hiç mi hiç zannetmem.
bunun ilk single olduğunu göz ardı etmeyelim diyorum, hani yani "genele" hitap edecek parçalar seçilir bu bağlamda ve albümlerdeki daha sofistike parçalar genelde çıkış şarkısı olarak tercih edilmez. ancaaaakkk... bu miks problemleri sanmıyorum ki diğer parçalarda da olmasın. sadece parçayı beğenmesem albümü gene de hevesle beklerdim, diğer şarkılarından çok daha iyileri olabilir diye. lakin işte kayıtta beni rahatsız eden şeyler var ve bunlar diğer parçalarda da böyle olacak korkarım ki.
klip gayet güzel. tabii artık yapay zekadan yardım alınmadan böyle klipler çekilmiyordur herhalde. gene de dimmu zaten klip konusunda her zaman ayrıksı derecede iyi bir grup olmuştur. eminim bayağı masraf da yapmışlardır bu klip için, yani dümdüz yapay zekayı da dayamamışlardır.
ezcümle, bence mikste ciddi sıkıntılar var. yani tarzının cradle of filth'le birlikte—yani tarzları tam aynı olmasa da benzeşimleri yok da diyemeyiz—en "zengin" grubu dimmu; frontman'i shagrath'ın da albüm prodüksiyonları için ne kadar özendiğini, hatta pahalı pahalı kayıt ekipmanları alıp bunları kurcalayarak değişik sound'lar yaratmak/keşfetmek gibi bir hobisi olduğunu biliyorum/z. ama bu kayıtta hakikaten bariz olmamışlıklar var.
her şeyden öte, 8 senelik bekleyişten sonra parça zaten yeterince tatmin etmiyor. belki de 8 senelik aralar dimmu'ya yaramıyordur. yazının gerilerinde de dediğim gibi, abrahadabra'dan sonra eonian'da da böyle bir şey olmuştu, en azından kendi açımdan. bu arada eonian'ı sadece birkaç kez dinlemiştim çıktığı 8 sene önce ama böyle sound'sal sorunları olduğunu hatırlamıyorum. yani yeterince iyi bulmamıştım o albümü ama en azından buradaki gibi kayıt/prodüksiyon sorunları yoktu diye aklımda kalmış.
umarım bir sonraki albümleri gene 8 sene sonra gelmez. 9 sene sonra gelse bile daha iyi olabilir. 8'de bir uğursuzluk var, belli. haha. yani ben olsam 6'şar sene araylaçıkartırdım bundan sonraki 3 albümü. 666 yani. çok cool! hatta grubun kendi adındaki şarkısında şöyle sözler de var:
constant retribution calling
from the shadows of three consecutive sixes
merging with the cold dark vacuum
talent is worthless unless exercised
bold yaptığım kısımda da işte 666 manası çıkıyor. kesin böyle yapmalılar ya. sonraki albümlerini 6'şar sene arayla çıkarmalılar...
geyik bir tarafa, albüme gene de şans vereceğim. yani en azından 1-2 kez dinlerim. albümdeki the qryptfarer ve shadows of a thousand perceptions adlı şarkıların isimleri de ilgimi çekti. umarım bunlar ulvgjeld & blodsodel'den daha iyidirler. bir de albümün son parçası olan gjǫll... bu nordik mitolojiden geliyor ve eski norsça bir sözcük; ölüler ve yaşayanları ayıran nehir... bu da enteresan bir parça olabilir. bakalım...
açıkçası abrahadabra albümlerine bayılmıştım norveçli senfonik black metal devinin ama ondan tam 8 yıl sonra çıkan eonian'ı pek de tutmamıştım. yani insan bu kadar ara olunca daha iyi bir şeyler bekliyor. bir de hani o 8 yılın ilk 4-5 yılında sonraki albüm için bir şeyler yapmamışlar ama kendi dediklerine göre bu sürenin son 3-4 senesinde de o albüm için uğraşmışlar. eonian'dan ortamlara saldıkları ilk şarkı interdimensional summit'in ne kadar kötü olduğuna inanamamıştım. neyse ki sonraki council of wolves and snakes güzeldi. albüm idare ederdi ama işte o kadar aradan sonra ve "3-4 yıldır üzerinde çalışıyoruz" denen bir albümden çok daha fazlasını beklemiştim.
şimdi o albümün üzerinden yine bir 8 yıllık süre geçti ve grand serpent rising geliyor, hatta başlığın konusu olan klipli şarkısı geldi bile...
şarkı fena değil. eonian'ın ilk single'ından çok daha iyi.
fakaaat...
o nasıl bir miks be oğlum? yani hele o sonlarındaki blast beat'lerde trampeti duyabilmek için akla karayı seçtim. ak'ı zaten abrahadabra'da seçmiştik, zira orada bembeyaz kıyafetleriyle aykırı bir duruş sergilemişti dimmu elemanları. burada da kara'yı seçiyoruz zira black metal...
mikste bence ciddi sıkıntılar var. tamam, senfonik black metal grubusunuz ama metal grubusunuz en başta, senfoni orkestrası değilsiniz. yani senfonik bir ses yükseldiğinde vokaller onun altında ezilmemeli, bilakis üstüne çıkmalı ya da aynı seviyede olmalı. bu mesela parçanın sonlarında iyi kotarılmış ama aralarda bir yerlerde vokalleri duymakta zorlandım...
davullar yavaş ve mid tempolarda giderken sound olarak iyi olsa da sonlardaki blast beat'li kısımlarda çok "tame"leştirilmiş bir "beast" gibi olmuşlar. yani hiç olmamış. ayrıca partisyon partisyon farklı dinamiklerle miks'lenmiş davullarla karşı karşıyayız. bu bir tercihtir de ben pek tasvip etmedim şahsen. davulcunun performansını ve davul partisyonu yazımını da hiç beğenmedim bu arada. nicholas barker olmadan da iyiydiniz abrahadabra'da: yani oradaki davullar da hiç fena değildi. ama burada hakikaten hiç olmamış. bazı alto-tom'lara uzanan davul ataklarında da ufak çapta karambole getirmeler var gibime geldi. yalnız bazı alto gezinmelerindeki o böyle 100+ metre tavanlı mistik bir katedralde kaydedilmiş gibi olan havayı sevdim.
parça fena değil, dediğim gibi. yani bu bahsettiğim sound'sal—en azından bana göre var olan—sıkıntılar belki de klibiyle birlikte dinlendiğinde pek kimsenin dikkatini çekmez. yani o görsel ihtişam ve parçadaki sound'un genel kudreti işte ilk etapta dinleyeni büyüleyebilir. sound'daki miks sıkıntılarını görmezden/duymazdan gelemedim 3-4 dinleyişimde de ama piyanolarını beğendim parçanın mesela. bir mustis değil eleman elbette ama işte gene de güzel vurmuş siyah ve beyaz tuşlara ve ilgili piyano partisyonları güzel de yazılmış.
shagrath ve silenoz dışındaki elemanlarının kimler olduğunu da bilmiyorum bu arada. shagrath'ı bile zor tanıdım hatta tipinden. tabii ki kendisi dimmu'dan ayrılsa neredeyse tüm metal sayfalarında bu haber olacağından, tipi farklı gelse bile o olduğundan emindim elbette. haha. sahi, klavyeci/piyanist bence geir bratland olmalı. hem bundan önceki iki dimmu albümünde, grup kadrosunda olmasa da konuk müzisyen olarak klavyelerin arkasındaydı kendisi, hem de başlığın konusu olan parçanın klibindeki klavyeci de imaj olarak ona benziyor. bence büyük ihtimalle odur.
aaaa, the metal archives sitesinde bu albümle ilgili bilgilere bakarken ne gördüm: shagrath için şunlardan sorumlu denmiş: "drums, vocals, guitars, keyboards, bass" - yani zaten grubun ilk albümünde kendisi aslen davulcuydu ve sonra geri vokaldi, as vokal değildi. burada da davulları çalmış deniyor. yani mesela o blast beat'leri shagrath mı yaptı yani?.. ki ilk dimmu albümündeki davullar elbette böyle süpersonik değildi. klipteki eleman sadece rol mü yapıyor? pek sanmam ya. ekstrem metal davulculuğu apayrı bir disiplin ister ve shagrath sanmıyorum ki kendini bu denli zor partisyonlar çalacak kadar fit hale getirsin davullarda. klavyelere, baslara falan o kadar şaşırmam ama davullarda bence kısmi bir katkısı olmuş olabilir albümde.
o blast beat'leri, jilet gibi atakları falan shagrath yaptıysa şapkamı çıkartırım karşısında ama pek sanmıyorum açıkçası. albüm çıksın da, tam bilgileniriz sanırım bu konuda ve ben de bu yazıma bir edit geçip öğrendiklerimi yazarım. dediğim gibi, shagrath'ın bu albümdeki davullara katkısı varsa bile bu kısmi bir katkıdır ve işte mid tempo giden bir iki şarkıda falan davullara vurmuştur bence kendisi, olsa olsa. tabii böyle bir kondisyona ulaşmak için uzun süredir çalışıyorsa başka, ama sanmam... zaten konserlerde illaki vokalleri yapacak ve başkası davulların arkasında olacak. sadece albüm için bir seferlik çalmak amacıyla kendisinin böylesi "kastığını" hiç mi hiç zannetmem.
bunun ilk single olduğunu göz ardı etmeyelim diyorum, hani yani "genele" hitap edecek parçalar seçilir bu bağlamda ve albümlerdeki daha sofistike parçalar genelde çıkış şarkısı olarak tercih edilmez. ancaaaakkk... bu miks problemleri sanmıyorum ki diğer parçalarda da olmasın. sadece parçayı beğenmesem albümü gene de hevesle beklerdim, diğer şarkılarından çok daha iyileri olabilir diye. lakin işte kayıtta beni rahatsız eden şeyler var ve bunlar diğer parçalarda da böyle olacak korkarım ki.
klip gayet güzel. tabii artık yapay zekadan yardım alınmadan böyle klipler çekilmiyordur herhalde. gene de dimmu zaten klip konusunda her zaman ayrıksı derecede iyi bir grup olmuştur. eminim bayağı masraf da yapmışlardır bu klip için, yani dümdüz yapay zekayı da dayamamışlardır.
ezcümle, bence mikste ciddi sıkıntılar var. yani tarzının cradle of filth'le birlikte—yani tarzları tam aynı olmasa da benzeşimleri yok da diyemeyiz—en "zengin" grubu dimmu; frontman'i shagrath'ın da albüm prodüksiyonları için ne kadar özendiğini, hatta pahalı pahalı kayıt ekipmanları alıp bunları kurcalayarak değişik sound'lar yaratmak/keşfetmek gibi bir hobisi olduğunu biliyorum/z. ama bu kayıtta hakikaten bariz olmamışlıklar var.
her şeyden öte, 8 senelik bekleyişten sonra parça zaten yeterince tatmin etmiyor. belki de 8 senelik aralar dimmu'ya yaramıyordur. yazının gerilerinde de dediğim gibi, abrahadabra'dan sonra eonian'da da böyle bir şey olmuştu, en azından kendi açımdan. bu arada eonian'ı sadece birkaç kez dinlemiştim çıktığı 8 sene önce ama böyle sound'sal sorunları olduğunu hatırlamıyorum. yani yeterince iyi bulmamıştım o albümü ama en azından buradaki gibi kayıt/prodüksiyon sorunları yoktu diye aklımda kalmış.
umarım bir sonraki albümleri gene 8 sene sonra gelmez. 9 sene sonra gelse bile daha iyi olabilir. 8'de bir uğursuzluk var, belli. haha. yani ben olsam 6'şar sene araylaçıkartırdım bundan sonraki 3 albümü. 666 yani. çok cool! hatta grubun kendi adındaki şarkısında şöyle sözler de var:
constant retribution calling
from the shadows of three consecutive sixes
merging with the cold dark vacuum
talent is worthless unless exercised
bold yaptığım kısımda da işte 666 manası çıkıyor. kesin böyle yapmalılar ya. sonraki albümlerini 6'şar sene arayla çıkarmalılar...
geyik bir tarafa, albüme gene de şans vereceğim. yani en azından 1-2 kez dinlerim. albümdeki the qryptfarer ve shadows of a thousand perceptions adlı şarkıların isimleri de ilgimi çekti. umarım bunlar ulvgjeld & blodsodel'den daha iyidirler. bir de albümün son parçası olan gjǫll... bu nordik mitolojiden geliyor ve eski norsça bir sözcük; ölüler ve yaşayanları ayıran nehir... bu da enteresan bir parça olabilir. bakalım...
devamını gör...
8.
odyometri
benden birkaç yaş büyük bir kuzenimin üniversitede kazandığı bölüm. yani bundan tabii ki böyle bahsetmek için tanım girmezdim de hikayesi komik. kendisi o sene üniversite sınavına çalışmamış ve rastgele tercihler yapmış. kazandığı bölümün ne ile ilgili olduğunu da kazandığını öğrendikten sonra "neymiş bu odyometri" diye ansiklopediden bakarak öğrenmiş. asakdjlaksjdlaksjdlakjsd.
bende tinnitus var, çeyrek asırdır falan. iki kulağımda da. üstte coup'nun bahsettiği teste de girdim galiba. yani işte ses yalıtımlı bir kabine girdim, elime bir buton verdiler ve işte her ses duyduğunda bas dediler. işitme kaybım çıkmadı ama iki kulağım da işte çeyrek asırdır sürekli çınlıyor. ilk senelerde bayağı zor gelmişti de artık dikkat etmezsem kulaklarımın çınladığını fark etmiyorum. yani insan bununla yaşamayı öğreniyor galiba bir süre sonra.
bende tinnitus var, çeyrek asırdır falan. iki kulağımda da. üstte coup'nun bahsettiği teste de girdim galiba. yani işte ses yalıtımlı bir kabine girdim, elime bir buton verdiler ve işte her ses duyduğunda bas dediler. işitme kaybım çıkmadı ama iki kulağım da işte çeyrek asırdır sürekli çınlıyor. ilk senelerde bayağı zor gelmişti de artık dikkat etmezsem kulaklarımın çınladığını fark etmiyorum. yani insan bununla yaşamayı öğreniyor galiba bir süre sonra.
devamını gör...
10.
what kind of holding abi
acun ılıcalı'nın müthiş türkilizce cümlesidir. acun tabii o zamanlar holding sahibi zengin biri değildi, sonra holding'lerin nasıl olduğunu öğrenmiştir.
bu işte acun firarda'da olmuştu. kahramanımız acun, yabancı ülkeleri geziyordu her zamanki gibi. yavruluktan ufak ufak çıkmakta olan bir aslanı sinirlendiriyordu, aslan da tam kükreyecek yaşta olmasa da tehditkar bir hışırdama yaptı ve aslanın bakıcısı "(i'm) holding" dedi, yani "tutuyorum, (rahat ol)" gibi bir şeyler. acun da "what kind of holding abi" dedi. yani burada aslan bakıcısı türkçe bilse "sabancı holding" diye bir espri patlatabilirdi belki. ya da kahin olsa "aslan galatasaray seni ileride daha beter yapacak, bu onun habercisi" de diyebilirdi.
her neyse, bu efsanevi anı aşağıdan seyredebilirsiniz. videonun devamında küfür de var, baştan uyarayım. haha.
aslanın adı da diablo imiş galiba. zuhahaha.
bu işte acun firarda'da olmuştu. kahramanımız acun, yabancı ülkeleri geziyordu her zamanki gibi. yavruluktan ufak ufak çıkmakta olan bir aslanı sinirlendiriyordu, aslan da tam kükreyecek yaşta olmasa da tehditkar bir hışırdama yaptı ve aslanın bakıcısı "(i'm) holding" dedi, yani "tutuyorum, (rahat ol)" gibi bir şeyler. acun da "what kind of holding abi" dedi. yani burada aslan bakıcısı türkçe bilse "sabancı holding" diye bir espri patlatabilirdi belki. ya da kahin olsa "aslan galatasaray seni ileride daha beter yapacak, bu onun habercisi" de diyebilirdi.
her neyse, bu efsanevi anı aşağıdan seyredebilirsiniz. videonun devamında küfür de var, baştan uyarayım. haha.
aslanın adı da diablo imiş galiba. zuhahaha.
devamını gör...
11.
proaktif
tdk'nin online sözlüğünde yer almayan ama türkçede de kullanılabilen kelime.
~ ing proactive 1. etkisini sonradan gösteren [eski], 2. riski öngörerek harekete geçen → pro+<sup, aktif
tarihte en eski kaynak
[ m (1993) : merkez bankası reaktif değil, proaktif olmalı ]
önemli not: bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.
www.etimolojiturkce.com/kel...
mesela ülkemizde önce bir felaket olur, twitter'da çok kınanırsa da sonra yaşanabilecek benzer felaketler için önlemler alınır. yani hiç de proaktif değiliz... o "önlemler" de genelde ya geçici ya da göstermeliktir zaten. yani değişik bişiler olsun da ona göre vaziyet alırız'dan ziyade, ben harekete geçeyim de istediğim/olumlu bir yönde değişiklik olsun derseniz proaktif davranmış olursunuz. ya da problemler çıkınca çözmeye uğraşırız diye beklemek yerine problemler çıkmasın diye önleyici aksiyonlar almak mesela...
ingilizcesi proactive. psikolojide ileriye ket vurmanın ingilizce karşılığı da proactive interference. burada pro = ileri/forward. yani daha önce öğrenilen bir şey yüzünden yeni bir görevi öğrenemiyorsanız burada proactive interference rol oynuyor. yani bildiğimiz bir şey, öğrenmekte olduğumuz şeyi öğrenebilmemize engel oluyor, eski hafıza içerikleri yeni oluşturulmakta olanları bozuyor. retroactive interference da bunun tam tersi, yani geriye ket vurma: yeni öğrendiğimiz şey eskiden öğrendiğimiz şeyi unutturuyor, yani o eski becerimizi engelliyor.
~ ing proactive 1. etkisini sonradan gösteren [eski], 2. riski öngörerek harekete geçen → pro+<sup, aktif
tarihte en eski kaynak
[ m (1993) : merkez bankası reaktif değil, proaktif olmalı ]
önemli not: bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.
www.etimolojiturkce.com/kel...
mesela ülkemizde önce bir felaket olur, twitter'da çok kınanırsa da sonra yaşanabilecek benzer felaketler için önlemler alınır. yani hiç de proaktif değiliz... o "önlemler" de genelde ya geçici ya da göstermeliktir zaten. yani değişik bişiler olsun da ona göre vaziyet alırız'dan ziyade, ben harekete geçeyim de istediğim/olumlu bir yönde değişiklik olsun derseniz proaktif davranmış olursunuz. ya da problemler çıkınca çözmeye uğraşırız diye beklemek yerine problemler çıkmasın diye önleyici aksiyonlar almak mesela...
ingilizcesi proactive. psikolojide ileriye ket vurmanın ingilizce karşılığı da proactive interference. burada pro = ileri/forward. yani daha önce öğrenilen bir şey yüzünden yeni bir görevi öğrenemiyorsanız burada proactive interference rol oynuyor. yani bildiğimiz bir şey, öğrenmekte olduğumuz şeyi öğrenebilmemize engel oluyor, eski hafıza içerikleri yeni oluşturulmakta olanları bozuyor. retroactive interference da bunun tam tersi, yani geriye ket vurma: yeni öğrendiğimiz şey eskiden öğrendiğimiz şeyi unutturuyor, yani o eski becerimizi engelliyor.
devamını gör...
12.
sözlük yazarlarının ayakkabıları
son aldığım ayakkabı: (bkz: nike air force 1) - gayet memnunum. zaten çok uygun fiyata aldım; hatta o kadar uygundu ki fiyatı, kargo paketinden hıyar falan çıkmaz umarım demiştim. haha.
bir çift de klasik ayakkabım var gene yeni sayılabilecek. pierre cardin marka.
2-3 çift de eski ayakkabım var. onları da işte öyle markete giderken falan giyebiliyorum.
bir çift de klasik ayakkabım var gene yeni sayılabilecek. pierre cardin marka.
2-3 çift de eski ayakkabım var. onları da işte öyle markete giderken falan giyebiliyorum.
devamını gör...
13.
yayaya ille sen geç diyen sürücü
arabaların yayalara yol vermesi duruma göre güzel bir şeydir. ancak ben kendimi yeterince güvende hissetmezsem öyle durumlarda duran veya yavaşlayan arabanın önünden geçmem. zira psikopatına da denk geldim. bilmem anlatmama gerek var mı. yani yıldırım reflekslerimle yırtmıştım... yani koşup zıplayarak yırtabilme mesafesi yoksa arada, bana verilen yolları almıyorum yaşadığım o büyük tehlikeden sonra.
bir sürücü bana yol veriyorsa ve ben de yerimde kazık gibi duruyorsam bir yaya olarak, aracın önümden geçmesini talep ediyorumdur. değil mi? yani burada gaza basıp geçersin. zaten 2 saniye içinde falan harekete geçmezsen ben senin aracına paralel yürüyüp arkandan geçerim. ille de bana yol vermek için saçmalamana gerek yok, benim de bana her yol verenin "yolunu almak" gibi bir zorunluluğum yok.
bir sürücü bana yol veriyorsa ve ben de yerimde kazık gibi duruyorsam bir yaya olarak, aracın önümden geçmesini talep ediyorumdur. değil mi? yani burada gaza basıp geçersin. zaten 2 saniye içinde falan harekete geçmezsen ben senin aracına paralel yürüyüp arkandan geçerim. ille de bana yol vermek için saçmalamana gerek yok, benim de bana her yol verenin "yolunu almak" gibi bir zorunluluğum yok.
devamını gör...
14.
akıllı adamın sözlükte ne işi olur sorusu
kıllı adamlar sözlüğe foto bile atıyor, manyak mısın?.. diye yanıtlamak istediğim soru.
adamakıllı güldürebilecek bir espri yapamadım, mazur görünüz. *
adamakıllı güldürebilecek bir espri yapamadım, mazur görünüz. *
devamını gör...
16.
xpeng aero ht

dünyanın ilk seri üretime geçirilen uçabilen kara aracını çıkarmış olan, çinli şirket xpeng'in uçan araçlarda uzmanlaşılan alt firmasıdır. tam "uçan arabalar çağı başladı" dedirtebilecek bir şey değil bu aslında. transformers stayla bir şey. yani bir carrier/taşıyıcı kara aracı bu ve bunun büyük kısmı araçtan ayrılarak ufak bir helikopter veya dev bir drone'u andıran bir hava aracına dönüşebiliyor. bu teknolojinin haberi yeni değil aslında da seri üretimine başlanması haberi epey yeni sanırım. bu "deneme seri üretimi" de deniyor. herhalde birkaç bin tane falan üretilmiş ilk etapta ve tutarsa, beklenmedik arızalar çıkarmazsa ya da işte kara ve hava trafiğinde ciddi kaoslara neden olmazsa sonra daha geniş bir üretime geçebilirler.
şu kaynak bu haberi aylar önce vermiş. www.autobond.tr/haberler/xp... - bilemiyorum, haber içeriğini güncellemiş de olabilirler. gördüğüm ingilizce kaynaklarda seri üretime geçildiği haberleri çok yeni. gerçi işte deneme/trial seri üretimlerin tamamladığı haberi çok yeni galiba. bu kaynakta üretime geçildiğinden bahsediliyordu.
özetle; bu elektrikli ve uçan bir araca dönüşebilen minivan geliştireli ve bunun lansmanı yapılalı 1 seneden fazla oldu, işte birkaç ay önce deneme seri üretimine geçildiği haberi verildi ve en yeni habere göre bu üretimler de tamamlandı.
bir kaynakta gördüğüme göre maks uçuş hızı 360 km/s imiş.
bakalım bundan sonra neler olacak...
bu arada araç tümden böyle bir şeye dönüşebilseymiş tam transformers gibi, çok iyi olurmuş. yani mesela şehir değiştireceksin bununla, ne bileyim aracını tümden götürmek istersin yani. gerçi öyle bir teknoloji geliştirmek de bundan en az birkaç kat zordur herhalde.
devamını gör...
17.
büyücü memnun büyülenen de
yapılan büyüye göre değişebilendir. mesela abi-dalzim’s horrid wilting büyüsü atarsam pek de mutlu olmazdınız, çiçek gibi solardınız hatta bence. *
devamını gör...
18.
kötü bir insan olmaya karar vermek
count dahlvier olarak kötücül {neutral evil] bir karakteri online persona'm yapsam da gerçek hayatta kötü bir insan değilim galiba. birçok kişi "çok iyi bir insansın" dese de bence ben chaotic neutral bir kişiyim. gene de good-evil / iyilik-kötülük babında iyilik eksenine daha fazla dahilimdir sanırım. yani iyilik eğilimim sanırım baskın. birçok durumda nötr kalıyorum zira iyilik ve kötülük mefhumlarının çoğu insan tarafından çok da objektifçe değerlendirilebildiği kanısında değilim. yani elbette ben de en uç örneklerde çoğu kişiyle aynı fikirdeyim ama işte mesela kendini çok iyi bir insan sanan ve bence bayağı kötücül insanlara, "ben berbat bir insanım" diyen ve bence çok iyi bir insan olan kişilere de sıklıkla rastlıyorum. bir de kötülük derken tabii böyle eğilimleri ve hatta aksiyonları olan insanların geçmişlerini de göz ardı edemeyiz. bu demek değil ki bir seri katile sempati duyalım. bilakis, hiç duymayalım. ama onları böyle yapan şeyleri "anlamak" da insan psikolojisinde derinleşebilmek için gerekli bir şeydir diye düşünüyorum.
(bkz: evil'lık kutsal bir müessesedir)
(bkz: evil'lık kutsal bir müessesedir)
devamını gör...
20.
oyunu oynamak yerine oyunu oynayan insanı seyretmek
bazen sevdiğim bir aktivitedir. ama youtube'dan pek izlemem. abimi, arkadaşlarımı falan oyun oynarlarken aynı odada izlemeyi sevebiliyorum bazen.
mesela yüksek lisans yaparken bir müzik grubu da kurmuştuk birileriyle. sonra elemanlarla iyi arkadaş da olduk. onları heroes of newerth oynarken çok defa izledim. kendim zaten mmorpg ve benzeri online oyunlardan uzak duruyorum ya. kendim oynamam yani böyle oyunları. anormal hırs yapma eğilimim var bu gibi şeylerde ve cidden "hayatsız" olabilirdim, bu tarz oyunlara bulaşsam. ahaha.
mesela yüksek lisans yaparken bir müzik grubu da kurmuştuk birileriyle. sonra elemanlarla iyi arkadaş da olduk. onları heroes of newerth oynarken çok defa izledim. kendim zaten mmorpg ve benzeri online oyunlardan uzak duruyorum ya. kendim oynamam yani böyle oyunları. anormal hırs yapma eğilimim var bu gibi şeylerde ve cidden "hayatsız" olabilirdim, bu tarz oyunlara bulaşsam. ahaha.
devamını gör...




