benim açımdan net sabahın körüdür. neyse ki uzun zamandır sabahın köründe kalkmak zorunda olmuyorum, nadir istisnalar dışında.
genel olarak da sabah diyeyim bari. sabahın körü diye bir vakit yok çünkü galiba. ahaha. ekleme: aaa, şafak vakti denebilir sabahın körüne galiba. zuhahahaha.
isveçli efsane metal grubu in flames'in bana göre epikler epiği olan 90'lar albümlerinin 3.sü ve dolayısıyla grubun da 3. albümü olan—çünkü zaten 90'larda çıkmışlardı—whoracle'da yer alan nefis ötesi parçadır. akustik girişiyle bile ne kadar klas ve ruhlu bir çalışma olduğunu belli eder zaten. sonra da elbette sertleşir, "brütalleşir" ama o haliyle bile son derece zariftir kanımca. cidden in flames'in 90'lardaki albümleri denince benim için akan sular duruyor. 2000 çıkışlı clayman'i de birçok kişi grubun bu efsane dönemine ait görse de ben buna tam katılmamaktayımdır. yani çıkar çıkmaz büyük hevesle aldığım bir albümdü bu ama yarı hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. albümü kötü bulmadım ama işte benim taptığım tarzlarının biraz bozuntuya uğradığını da üzülerek gördüm. sonra zaten tamamen koptum gruptan. yani sonraki hiçbir çalışmaları bana tam olarak hitap etmedi, çoğu hiç mi hiç etmedi hatta.
işte muhteşem gyroscope!
hoş, bana göre bu şarkının yer aldığı albüm, in flames'in bütüncül bakıldığında en iyi albümü. tüm parçaları ayrı etkileyici bir çalışma yani. bundan bir önceki albümleri the jester race'te topluluğun genel olarak en sevdiğim bazı şarkıları—en başta moonshield—olsa da bazı parçaları işte o kadar mükemmel değil o albümün. whoracle ise baştan sona muhteşem!
isveçli efsane grup in flames'in 90'lardaki destansı döneminin—hayır, ben clayman'i bu epik dönemlerine tam dahil etmiyorum, edemiyorum—bence bütüncül olarak en iyi albümü olan 1997 tarihli, 3. albümü whoracle'da yer alan nefis bir parçadır. o kadar ruhlu bir çalışma ki, anca bu kadar olur. hele o aşağıdaki videoda 03:32'de başlayan kısımdaki gitarlar... gerçi çok abarttım ya. albümdeki gyroscope mesela, bundan da iyi bir şarkı bence. bundan sonra hemen onun başlığını da açayım. ha-ha! ama tam da abartmadım zira bu başlığın konusu olan şarkının o gitarlı kısmına bitiyorum hakikaten.
bence öyle görebilirler ya. gayet mantıklı. dip hayvanları yüzebilen hayvanları nasıl görüyorsa, biz de uçabilen hayvanları öyle görüyoruz gibi sanki. tabii derin deniz yengeçlerinden bahsediyorum. sığ sulardaki yengeçler karaya da çıkabiliyor neticede ve "başka bir dünyanın" olduğunu da bittabi biliyorlar.
çoğu gün, günde birkaç kere dinlediğim bir albüm. hala böyle yani. gene de gelen bir aramadaki zil sesim ve albümü dinlerken tam aynı yerin denk gelmesi çok düşük bir ihtimal. yani pek arama aldığım söylenemez zaten. hatta akıllı telefon kullanmıyorum da sayılabilir. yani telefondan müzik de dinlemem mesela. #3681564
tabii bu albümü senelerce böyle manyak gibi dinlemeye devam edersem öyle bir denk gelmenin olması büyük bir sürpriz de olmaz. öyle bir şey olursa umarım sesleri ayırt edebilirim veya edemezsem gelen arama önemli/acil olmaz. haha.
mesela dondurma kabından sarma çıkması... sarma da nefis bir şeydir ama buzlukta dondurma kabını görürsünüz ve canınız fena dondurma çekmişken kabın içinden böyle bir şey çıkması gerçek bir dramdır. *
kurallara uyduğu sürece sözlükte canı nasıl istiyorsa öyle tanımlar girmek, hatta isterse sadece girilen tanımları okumak ve kendisi tanım girmemektir. benim de yaptığım şeydir: yani tanımlar giriyorum da işte keyfime göre. kurallara ısrarla uymazsa zaten sözlükte çok da uzun süre takılmaya devam edemez o kişi. ahıhıhı.
bir süredir goygoy ağırlıklı takılıyorum mesela sözlükte. fakat aklıma öyle eserse de binlerce kelimelik bilgisel tanımlar giriyorum. 10.000 kelimeden fazla uzunlukta bir tanımım bile var hatta sözlükte. yani nihayetine erdirmem günlerimi almıştı sadece o tanımımı.
editörlük görevlerim dışında hakikaten sözlükte keyfime göre hareket etmeyi yeğliyorum her zaman.
"eee, hepimiz öyle yapıyoruz?!" diyebilirsiniz ama kimisi de kendisine belli misyonlar yükleyebiliyor burada. hatta bir yazar, bir zamanlar, "haftada en az 1 adet madalyalık tanım girmeyen yazarlar sözlükten uçurulsun" gibi bir öneri bile getirmişti. haha.
futbolda yaygın kullanılan bir tabirdir. ingilizcede de finishing denir buna.
yetenek ve ustalık isteyen şeydir. ligimizde bu konuda zirvede mauro icardi var bence. geçenlerde başlığında dediğim gibi, victor osimhen'de icardi'nin gol vuruşu becerisi olsa kendisi bana göre dünyanın en iyi forveti olabilirdi. osimhen de kötü bir "golcü" değil elbette de icardi cidden elit seviyede bu bağlamda.
bitirici bir futbolcu olağanüstü iyi şutlar çekebilme yeteneğine sahip olmak zorunda değildir. yani mesela gol sezgisi, doğru pozisyon almak falan da bu bağlamda önemlidir. son vuruşlarda işte süper akrobatik şutlar atabilmesi şart olmasa da, bitirici bir oyuncunun bittabi gol olacak şutlar çekebilmesi gerekir. haha.
ben ruud van nistelrooy'u aşırı beğenirdim bu konuda. yaşlanıp—yani bir futbolcuya göre yaşı ilerleyip—göbek yaptığında—yani işte bir futbolcu ne kadar göbek yaparsa—bile adam paso gol atıyordu, koşmasa ve sahada sadece yürüse bile gol atar izlenimi veriyordu adeta.
gabriel omar batistuta hayranıydım ben bir de, ama onun prime döneminin ilk zamanlarında henüz futbolla ilgilenmiyordum. gene de takip ettiğim dönemi bile kendisinin ne kadar iyi bir bitirici olduğunu görmeme yetmişti. kendisine boşuna batigol lakabı da takılmamıştı elbette.
norveçli melodik/senfonik black metal devi dimmu borgir'in 2001 tarihli, çıktığı zaman inanılmaz ses getiren albümü puritanical euphoric misanthropia'da yer alan favori şarkılarımdan biri. grubun bana göre en epik kadrosuyla çıkan ilk albümdür bu. zaten bu kadro çok da uzun süre devam etmedi aynı şekilde... davullarda favori bateristim nicholas barker var elbette ve parçada harikalar yaratıyor.
önce orijinal kaydını koyayım:
sonra remiks ve remaster edilmiş versiyonunu koyayım. ben orijinalinde daha fazla gaza geliyorum açıkçası. bunda fazla rafineleştirmişler ve o çiğ vahşet kalmamış, çok uysal bir sound olmuş burada. grubun abrahadabra albümündeki rafine sound'u çok seviyorum mesela ama bu albümde bu pek ideal olmamış kanımca.
bir de canlı kaydını koyayım. davulcu nick barker cidden hükmediyor parçada. şarkının sonlarında, aşağıdaki videoda 07:16'dan itibaren olan nicholas'ın yardırdığı kısımları toplamda 1.000 kere falan izlemiş olabilirim. haha.
demin x'te önüme çıkan şu alta bağlantısını koyduğum, gerçekten de gördüğüm en ilginci olabilir. verilmiş mi bilemiyorum ama kırmızı kart da olabilir sanki. penaltı kaçmış bu arada. aalksdjlaksjdlaksjdlakdj.
bugünkü maçlarda göztepe'nin gol yemesi ve galatasaray'ımın yememesi dolayısıyla süper lig'de 26. hafta itibarıyla sadece en çok gol atan değil, en az gol yiyen takım da galatasaray olmuştur, demek istediğim başlık. hatta dedim bile. *
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.