1.
dahlvier
(editör)
Lich-Count Mage
son tanımları | başucu eserleri
2.
bazı hayvanlardaki sahte gözlerin fonksiyonu
normalde düşmanlarının veya potansiyel avcılarının gözünü korkutmaktır. savunma amaçlı yani.
kaplanlarda mesela görseldeki beyaz noktalar, rakip kaplanlar veya işte timsah falan saldırmasın diyedir zira kocaman bir şey onları tehditkarca gözetliyor illüzyonu yaratır.

himalaya grifon akbabası için de benzer bir şey geçerli.

demin aratırken baykuş gözlü güve fotosuna rastladım bir tane. kelebekler de aslında baykuş gözlerini taklit eden kanatlara sahip olabiliyorlar ama bu kadar "aynısı" olunca bundan şüphelendim ve fotoşop çıktı gerçekten. yani gördüğünüz her şeye inanmayın. :d

kelebeklerde bu sahte göz olayı şöyle oluyor. bu gerçek. mesela ağaçlık bir yere konuyor kelebek ve kanatlarını böyle açıyor. mesela bir şahin geçiyor oradan ve bunları baykuş gözü sanıp ben buraya girmeyeyim diyor.

daha da örnekleri var bu sahte göz şeysinin de bu kadarı yeterli dedim şimdilik.
kaplanlarda mesela görseldeki beyaz noktalar, rakip kaplanlar veya işte timsah falan saldırmasın diyedir zira kocaman bir şey onları tehditkarca gözetliyor illüzyonu yaratır.

himalaya grifon akbabası için de benzer bir şey geçerli.

demin aratırken baykuş gözlü güve fotosuna rastladım bir tane. kelebekler de aslında baykuş gözlerini taklit eden kanatlara sahip olabiliyorlar ama bu kadar "aynısı" olunca bundan şüphelendim ve fotoşop çıktı gerçekten. yani gördüğünüz her şeye inanmayın. :d

kelebeklerde bu sahte göz olayı şöyle oluyor. bu gerçek. mesela ağaçlık bir yere konuyor kelebek ve kanatlarını böyle açıyor. mesela bir şahin geçiyor oradan ve bunları baykuş gözü sanıp ben buraya girmeyeyim diyor.

daha da örnekleri var bu sahte göz şeysinin de bu kadarı yeterli dedim şimdilik.
devamını gör...
3.
yazarların sevmediği yazarlar
bana bulaşıldığında geçici rahatsızlık yaşarım sadece, o da bazen. yani genelde o durumlarda bile pek iplemem. hoşlanmadığım yazarlar elbette var ama sözlük kurallarını delmedikleri ve bana bulaşmadıkları sürece istediklerini yapabilirler. gerçi sözlük kurallarını delmedikleri sürece bana da bulaşabilirler. yani buna engel olamam. *
devamını gör...
4.
the black box of reverse
dan prog metal grubu beyond twilight'ın 2006 tarihli, son albümü for the love of art and the making'de yer alan eksantrik parçadır. 43 parçadan oluşan albümün 41. parçasıdır.
bu albümden başka parça başlığı açmayacağımı söylemiştim ama işte bunu da açmam lazım dedim sonra. gerçekten sıra dışı bir parça bu zira.
albümden açtığım diğer parça başlıklarında yer alan şu genel yorumumu koyayım öncelikle:
bu, benim hayatımın albümüdür aslında ama eserden parça paylaşmak... şarkıların geneli bağlamında çok bir anlam ifade etmiyor zira 38 dakika bile sürmeyen ve 43 parçadan oluşan bir albüm hayal edin. işte bu, o. çok kısa yani şarkılar, albümdeki. en uzunu 3 dakika ve birçoğu 1 dakika bile sürmüyor. şaka yapmıyorum gerçekten, hayatımın albümü derken. sözlükte daha önce de yazmıştım. hayatımın 1 numaralı albümüdür bu. binlerce kez dinledim ve hala dinlemeye devam ediyorum.
şimdi de hayatımın albümündeki the black box of reverse'e geçelim ve finn zierler bunun için neler demiş bakalım:

albümdeki sleeping beauty parçası tersten kompoze edilmiş burada yani ama sadece bununla da sınırlı kalınmamış. melodik ilerleyişi tersten kompoze edildiği gibi bir de tersten çalınmış. mesela basları sanki tersten kaydedilmiş gibi hem tersten kompoze edilip hem de tersten çalınmış. örneğin kendisi burada klavyede sağ eliyle ters kompoze edilmiş melodik yapıda çalarken sol eliyle de bas gitarın sanki ters kayıtmış gibi olan ters kompozisyonuna uygun çalıyormuş. tersten kompoze edilmiş ve tersten kaydedilmiş müzikleri çalmanın kayda değer derecede farklı şeyler olduğunun altını çiziyor finn ve burada ikisinin bir karışımı varmış. bu hem teknik hem de matematiksel bir meydan okumaymış zierler için ve iyi analiz edilirse, kompozisyon üretmenin temel doğası ve müziğin ruhunun ta kendisi bağlamında ne kadar kompleks bir çalışma olduğunun anlaşılacağından dem vuruyor kendisi; bir de bu şekilde ters/reverse bir yaklaşımdan anlam ifade eden melodi ve müzikal parça yapmanın 4 boyutlu bir müzikal kompozisyon evreni yaratmak gibi olduğunu ifade etmiş fin müzik dahisi. tersten kayıt dediği şey herhalde bir kaydın tersten çalınması (enstrümanla çalınması değil de mesela bir müzik medyasıyla oynatılması gibi) olsa gerek. yoksa zaman makinesiyle ileri gitmek gerekirdi bir enstrümanı çalarken onu sondan başa doğru kaydedebilmek için. ehehe. tamam, finn bir dahi ama dr. emmett brown kadar da değil. haha. hatta doc olmak bile yetmez. tenet (film)'deki gibi zamanın tersine akabilmesi lazım.
bir güncelleme de yapayım. albümü hala sürekli dinliyorum. yakında 20 sene olacak albüm çıkalı. sonsuza kadar dinleyeceğim ben bu albümü sürekli ya, orası kesin. yani bazen günde 2-3 kere, bazen birkaç günde bir de olsa işte durmadan dinliyorum cidden. adamlar "su" gibi albüm yapmışlar. hem akıyor hem de sürekli albüme susuyorum gibi. ve hiç baymıyor. su dışında yenen ve içilen her şeyden bıkılabilir bence, sürekli tüketilirse. işte bu albümün beni baymaması hasebiyle ben de bu albümü suya benzetiyorum. ayrıca derin sular gibi mistik de...
bu albümden başka parça başlığı açmayacağımı söylemiştim ama işte bunu da açmam lazım dedim sonra. gerçekten sıra dışı bir parça bu zira.
albümden açtığım diğer parça başlıklarında yer alan şu genel yorumumu koyayım öncelikle:
bu, benim hayatımın albümüdür aslında ama eserden parça paylaşmak... şarkıların geneli bağlamında çok bir anlam ifade etmiyor zira 38 dakika bile sürmeyen ve 43 parçadan oluşan bir albüm hayal edin. işte bu, o. çok kısa yani şarkılar, albümdeki. en uzunu 3 dakika ve birçoğu 1 dakika bile sürmüyor. şaka yapmıyorum gerçekten, hayatımın albümü derken. sözlükte daha önce de yazmıştım. hayatımın 1 numaralı albümüdür bu. binlerce kez dinledim ve hala dinlemeye devam ediyorum.
şimdi de hayatımın albümündeki the black box of reverse'e geçelim ve finn zierler bunun için neler demiş bakalım:

albümdeki sleeping beauty parçası tersten kompoze edilmiş burada yani ama sadece bununla da sınırlı kalınmamış. melodik ilerleyişi tersten kompoze edildiği gibi bir de tersten çalınmış. mesela basları sanki tersten kaydedilmiş gibi hem tersten kompoze edilip hem de tersten çalınmış. örneğin kendisi burada klavyede sağ eliyle ters kompoze edilmiş melodik yapıda çalarken sol eliyle de bas gitarın sanki ters kayıtmış gibi olan ters kompozisyonuna uygun çalıyormuş. tersten kompoze edilmiş ve tersten kaydedilmiş müzikleri çalmanın kayda değer derecede farklı şeyler olduğunun altını çiziyor finn ve burada ikisinin bir karışımı varmış. bu hem teknik hem de matematiksel bir meydan okumaymış zierler için ve iyi analiz edilirse, kompozisyon üretmenin temel doğası ve müziğin ruhunun ta kendisi bağlamında ne kadar kompleks bir çalışma olduğunun anlaşılacağından dem vuruyor kendisi; bir de bu şekilde ters/reverse bir yaklaşımdan anlam ifade eden melodi ve müzikal parça yapmanın 4 boyutlu bir müzikal kompozisyon evreni yaratmak gibi olduğunu ifade etmiş fin müzik dahisi. tersten kayıt dediği şey herhalde bir kaydın tersten çalınması (enstrümanla çalınması değil de mesela bir müzik medyasıyla oynatılması gibi) olsa gerek. yoksa zaman makinesiyle ileri gitmek gerekirdi bir enstrümanı çalarken onu sondan başa doğru kaydedebilmek için. ehehe. tamam, finn bir dahi ama dr. emmett brown kadar da değil. haha. hatta doc olmak bile yetmez. tenet (film)'deki gibi zamanın tersine akabilmesi lazım.
bir güncelleme de yapayım. albümü hala sürekli dinliyorum. yakında 20 sene olacak albüm çıkalı. sonsuza kadar dinleyeceğim ben bu albümü sürekli ya, orası kesin. yani bazen günde 2-3 kere, bazen birkaç günde bir de olsa işte durmadan dinliyorum cidden. adamlar "su" gibi albüm yapmışlar. hem akıyor hem de sürekli albüme susuyorum gibi. ve hiç baymıyor. su dışında yenen ve içilen her şeyden bıkılabilir bence, sürekli tüketilirse. işte bu albümün beni baymaması hasebiyle ben de bu albümü suya benzetiyorum. ayrıca derin sular gibi mistik de...
devamını gör...
5.
geçmişte gündem vs günümüzde gündem
geçmiş derken, 80'lerin öncesini yaşamadım. gündeme ilgi duyup aklımın ermesi de işte 90'ların ortalarında falan başlamıştır.
o zamanlar özel televizyonlardan ve gazetelerden gündemi takip ederdik. ntv gibi bir haber kanalı henüz yokken de işte akşam haberlerinden öğrenilirdi genelde çoğu şey. matbu gazeteler zaten gün öncesinin akşamından sonraki gündemi aktaramazdı, malum.
şu anda 24 saat haber takip edilebiliyor. ben de birçok youtube yayıncısını takip ediyorum, yabancı kaynakları da takip ediyorum.
bir de artık herkesin elinde bir akıllı telefon, yani fotoğraf ve video çekebilen bir cihaz olduğundan da normalde olay yerlerinde gazetecilerin olmamasından mütevellit haber yapılamayacak, belgelenemeyecek bir sürü şey haber olabiliyor. sosyal medya platformları da işte bunların önümüze çıkmasına vesile olan şeyler.
çılgın bir gündem akışı var vallahi günümüzde.
o zamanlar özel televizyonlardan ve gazetelerden gündemi takip ederdik. ntv gibi bir haber kanalı henüz yokken de işte akşam haberlerinden öğrenilirdi genelde çoğu şey. matbu gazeteler zaten gün öncesinin akşamından sonraki gündemi aktaramazdı, malum.
şu anda 24 saat haber takip edilebiliyor. ben de birçok youtube yayıncısını takip ediyorum, yabancı kaynakları da takip ediyorum.
bir de artık herkesin elinde bir akıllı telefon, yani fotoğraf ve video çekebilen bir cihaz olduğundan da normalde olay yerlerinde gazetecilerin olmamasından mütevellit haber yapılamayacak, belgelenemeyecek bir sürü şey haber olabiliyor. sosyal medya platformları da işte bunların önümüze çıkmasına vesile olan şeyler.
çılgın bir gündem akışı var vallahi günümüzde.
devamını gör...
6.
tortured soul asylum
1996 veya 1997'den beri büyük fanı olduğum karanlık ingiliz metal grubu cradle of filth'in bende başta hayal kırıklığı yaratan ama zamanla çok sevdiğim 2000 tarihli midian albümünün müthiş etkileyici kapanış şarkısı. ingiliz yazar clive barker imzalı midian konseptinin hakkını veren bir ruhu olduğunu düşünüyorum parçanın. gerçekten renkli ve heyecan verici bir çalışma ve bir albüm kapanışı olarak da olağanüstü bir parça olduğunu düşünüyorum kendisinin. bu albümden çeşitli şarkıların başlıklarını açmıştım sözlükte ve bu da ne zamandır aklımdaydı ama bilgisayar başına oturunca zihnimden uçuyordu. nihayet yakalayabildim. haha.
devamını gör...
7.
the night at catafalque manor
cradle of filth'in eski şaşaalı dönemlerine döndüğünü müjdeleyen 2017 tarihli cryptoriana (the seductiveness of decay) albümünün digipack, dijital ve plak versiyonlarında yer alan fevkalade parçadır. grup aslında kendilerini eşsiz kılan eski tarzına hem tarz hem de ruh olarak döneceğinin işaretlerini hammer of the witches albümü ile verse de bunu tam manasıyla bu parçanın olduğu albümle yaptı bence. yani grubun 90'lardaki tarzı cidden de çok ayrıksı ve nefisti ve işte bu parça da o dönemden gelme gibi geliyor kulağa. gerçekten başarılı bir çalışma ve albümdeki you will know the lion by his claw ile birlikte favorilerimden.
devamını gör...
9.
sözlükte herkesin çok iyi dövüş bilmesi sorunsalı
yoo, ben büyücüyüm, demek istediğim konudur. size zarar vereceksem canınıza yumruk ve tekmelerimle kast etmek yerine abi-dalzim’s horrid wilting gibi büyüler cast ederim. *
devamını gör...
10.
patatesli börek vs peynirli börek vs kıymalı börek vs ıspanaklı börek
kıymalı börek nefis bir şey olabiliyor ama kıymanın kalitelisine ve böreğin yapılış ustalığına göre değişiyor.
patatesli börek, kıymalı börek gibi tadıyla çıldırtmasa da her zaman çok güzel olabilmesiyle öne çıkar.
peynirli börek de işte peynirine bağlı. bazılarına bayılırım, kimisini ise hiç sevmem.
ıspanaklı börek son tercihim olurdu. yerim ama bunlar arasında en az sevdiğimdir.
patatesli börek, kıymalı börek gibi tadıyla çıldırtmasa da her zaman çok güzel olabilmesiyle öne çıkar.
peynirli börek de işte peynirine bağlı. bazılarına bayılırım, kimisini ise hiç sevmem.
ıspanaklı börek son tercihim olurdu. yerim ama bunlar arasında en az sevdiğimdir.
devamını gör...
11.
süzme mal vs süzme bal
ilkinin sayısı git gide artmaktayken ikincisini bulmak git gide zorlaşmaktadır. en son, migros gibi mağazalardaki balların bile natürelliği garanti değil diye okuduktan sonra artık çok daha karamsar ve şüpheciyim bu konuda. bizim çok güvendiğimiz bir balcı vardı ve ondan aldıklarımızın tamamen doğal olduğundan emindik ama ondan da bal almıyoruz ne zamandır. iletişimimiz koptu işte bir şekilde. geçen mesela bir marketten bir kavanoz bal aldık, ki izmir'deki böyle klas bir markettir. yani herhalde natüreldir ama %100 emin olamıyorum işte. oysaki süzme malları 1 kilometre öteden tanıyabilirim. *
devamını gör...
13.
5 dakikada 150 dolar kazanmanın verdigi huzur
parayla para kazanmanın bu şekilde bir garantisi olsa, iş insanları belirli bir birikim yaptıktan sonra işlerini sadece sermayelerini katlamak için bu alana kanalize ederdi. veya bir yandan sermayelerini artırırlarken bu sermayeyi büyütmesi için bu olaylara girecek kişilerle çalışırlardı. ama elbette cidden bu alana çok hakim olunursa belki de bu şekilde para kazanılabiliyor olabilir. mesela at yarışlarında da gerekli bilgileri çok iyi takip edenlerden çok iyi para kazananlar mevcut. gene de işin sonunda, bu alanda gerçek bir eksper olmak kolay olmasa gerek. yani üstün bir beceri ile birlikte çok da zaman harcamanız gerekir sanırım böyle bir yetkinliğe ulaşabilmek için. hoop, 5 dakikada paramı katladım dense de işte o 5 dakikanın arkasında ciddi bir mesai olsa gerek.
benim hiç ilgilenmeyeceğim bir şey. sadece fikirlerimi belirtmek istediğim başlıktır.
benim hiç ilgilenmeyeceğim bir şey. sadece fikirlerimi belirtmek istediğim başlıktır.
devamını gör...
15.
bebek çocuk veya çökmüş dede olmayan her erkeğe abi demek
benim yaptığım şey bu ya. ergenlere ve çökmemiş dedelere bile abi diyorum. yazlıkta 88 yaşında bir dede vardı mesela, 2 sene kadar önce vefat etti. zerre çökmemişti ve ona bile abi diyordum. ahaha. çökmüşse de amca falan diyorum artık.
yani tabii ergen veya benden çok daha genç bir erkeğe abi derken öyle saygılı hitap gibi bir şey olmuyor, "abi o film çok iyiydi ya..." falan gibi oluyor.
böyle herkese sürekli de abi demiyorum ama en çok kullandığım hitap sözcüğü abi olsa gerek.
oysaki liseye kadar falan öz abime bile ismiyle hitap ederdim, abi demezdim. sonra bir anda önüme gelene abi demeye başladım. alksjdlaksjdlkajsdlakdjs.
abla'ya ise nedense hiç ısınamadım ya. yani teyze mesela ağzıma oturuyor da abla demekten pek hazzetmiyorum.
yani tabii ergen veya benden çok daha genç bir erkeğe abi derken öyle saygılı hitap gibi bir şey olmuyor, "abi o film çok iyiydi ya..." falan gibi oluyor.
böyle herkese sürekli de abi demiyorum ama en çok kullandığım hitap sözcüğü abi olsa gerek.
oysaki liseye kadar falan öz abime bile ismiyle hitap ederdim, abi demezdim. sonra bir anda önüme gelene abi demeye başladım. alksjdlaksjdlkajsdlakdjs.
abla'ya ise nedense hiç ısınamadım ya. yani teyze mesela ağzıma oturuyor da abla demekten pek hazzetmiyorum.
devamını gör...
16.
sözlük yazarlarının fotoğrafları

1 sene kadar önceden bir ayna selfie'si. nothing phone'umu aldığım gün böyle seri olarak selfie'ler çekmiştim kamerasını denemek için. bunlardan birkaç tanesini paylaştım burada ve son paylaştığımda "bu da bu seriden son yüklediğim foto olsun" gibi bişey demiştim galiba ama sözümü tutmamış oluyorum şu anda. bana güven olmaz zaten. buradaki kurnazca gülüşümden bunu anlamalıydınız. *
devamını gör...








