aslında nötr de olabilir. yani çok sıra dışı gibi bir anlama da gelebilir. ama doğrudan pozitif bir mana vermez. yani bir filme "müthiş bir film" diyorsanız sadece onun çok farklı olduğunu söylemiş olursunuz. ben bu yüzden sıfat tamlaması olarak "müthiş güzel bir film" falan derim, öveceksem. zira sıra dışı bir filmi sevebilirim de sevmeyebilirim de. sadece "müthiş bir filmdi" derseniz bunun ya negatif ya da nötr bir konotasyonu olur, sizin filmi beğenip beğenmemeniz babında.
neredeyse 2 aydır tanım girmediğimi fark ettiğim başlık.
bazı fikirlerimi söylemek istiyorum. bana katılmıyorsanız da rica ediyorum gerilim yaratmayalım. yani sonuçta kimseyi örnek vermeden kendi fikirlerimi söyleyeceğim. edit:account'u örnek verdim aşağıda gerçi ama kendisinin sözlük kurallarına uyduğunu sandığımı da söyledim. yani işte kurallar bazında kimseyi örnek vermedim diyelim. edit 2: demin profiline baktım da account sözlükten gitmiş ben bu yazıyı yazmadan evvel. kendisinin iyilik ve sağlığını dilerim.
öncelikle sözlükte küfürsüzlük kuralı var. yani küfürlü kelime kullanılacaksa da %51 harf sansürü uygulanması gerekiyor ilgili sözcüğe. bu her durumda geçerli olmalı. yani şöyle bir durumda benim küfürlü tanımım nasıl silinir falan gibi şikayetleri bayağı manasız buluyorum. mesela bildiğim kadarıyla birçok sosyal medya platformunda da kişilere ağır hakaret ve küfür yasak ve tespit edildiğinde bunların cezai yaptırımı oluyor. bir taraf diyor, atatürk'e hakaret edildi ve buna karşı küfür etmeyecektim de ne yapacaktım. diğer taraf diyor, dini değerlerim aşağılandı ve karşılığında küfrettim diye haksızca ban yedim. yani kural kuraldır ve bir tarafa bu konuda ayrıcalık sağlanırsa ya da "bu durumda küfür etmek de kullanıcının hakkı ya" falan denirse çok fena kaos döner ve cidden bunun önü alınamaz kolay kolay.
ikincisi, sözlükte 24 saat kuralı var: gündem başlıkları dışında 24 saat içerisinde aynı başlığa birden fazla tanım girilmesi yasak aynı yazar tarafından. biri çıkıyor "boş boş flood yapılmasıyla benim değerli tanımlarım aynı kefeye konuyor. bu nasıl moderasyon..." diyor. yani moderasyon farklı sebeplerle eleştirilebilir elbette de kuralı uyguladılar diye eleştiri getirmek bence abesle iştigaldir. 23 saat olmuş da işte falan... yani bekleyiver 24 saat geçmesini. bu kadar basit. moderasyon "hangi tanım değerli", "hangisi değersiz", "şu durumda 24 saat kuralını esnetsek mi" falan diyemez arkadaşlar. kural, kuraldır.
mesela bakın account nick'li yazar sözlükte günde 500 tanım falan giriyor birkaç gündür. bu bence sözlüğe zarar veren bir şey. yani sol frame'de sürekli aynı kişinin tanımlarının bulunması, aradaki başka tanımların birçok kişinin gözünden kaçmasına sebebiyet veriyor kanımca. ben misal iki gündür birçok başlığa bakmadım bile, mevzubahis yazarın 1 satırlık veya birkaç kelimelik bir tanımını görürüm nasılsa diye... ancak, ilgili yazar bildiğim kadarıyla sözlük kurallarını delmiyor burada. o yüzden memnuniyetsizliğimi belirtmekten başka bir şey yapamam. ya da ara ara böyle seri şekilde lokasyon isimlerinin başlıklarının açılıp sadece koordinat verileri ve belki bağlı oldukları yerlerin bilgisi verilerek dişe dokunur bir bilgilendirme yapılmadan sol frame'in kaplanmasından da memnun olmuyorum mesela. bu, kurallara aykırı mı bilmiyorum açıkçası. yani başlıklarda tanımlardan farklı bir kural anlayışı olabilir belki. gene de sol frame'in cazibesini geçici olarak azaltan bir tutum sergilendiğini düşünüyorum böyle durumlarda da.
sözlüğü ve istisnalar dışında tüm yazarlarını seviyorum. sevmediğim yazarlara bile keyifli sözlükler dilerim. yani kendileriyle (hoşlanmadığım yazarlarla) herhangi bir türden etkileşime girmemeyi yeğlesem de sözlükte bulunan herkesin buradan keyif almasını içtenlikle dilerim. herkese iyi geceler veya ne zaman okursanız iyi o zamanlar.
tam 25 sene önce bugün olmuş üstteki bağlantıdan izleyebileceğiniz olay. bu da 2000'lerin başları demek.
tuhaf olansa kahn'ın, kendi ceza sahası dışında topa elle vurmasının kural dışı olduğunu bilmiyor gibi konuşması/yazması. ciddi mi ki? ben bile biliyordum lan o zamanlar bunu. gerçi yazısında iki ceza sahasında da elle müdahale edebileceğine inandığını yazmış. çok absürt lan. öyle bir şeye izin verilse kaleciler maçların son anlarında sürekli gol atabilirdi. hani atabilme ihtimalleri çok yükselirdi ve dönüp gol yeme riskini çok daha fazla alırdı takımlar. yani hiç mi maç izlemedin, kalecilerin maçların son anlarında ileri çıktığında elleriyle gol atmaya teşebbüs etmediklerine dikkat etmedin? bir de kırmızı kart görmüş. aasdkljalkdsjlaksdlkaalkjhlakshflkahfjahlkjslakflfjsş. ben sarı tahmin ederdim ama kırmızı kart görmüş. videoda kırmızı kart görmesi anı da var. gerçi ikinci sarı kart da olabilir ama direkt kırmızı gibi duruyor.
sözlükte tanıttığım the spider labyrinth ilk aklıma gelendir. çocukken vhs kasetini kiralayıp izlemiştim ve hayatımın en büyük şoklarından birini yaşamıştım bu filmin sonunda. cidden inanamamıştım hatta. yani spoiler vermeyeyim de işte aklım almamıştı filmin sonunu. zaten film başlığında spoiler uyarısı vererek anlatmıştım sonunu. izlemem nasıl olsa diyorsanız tıklayıp okuyabilirsiniz.
yetişkinliğimde de necronos filmine acayip şaşırmıştım. the spider labyrinth başlığında zaten bu iki filmin sonlarının beni şok ettiğinden bahsetmiştim galiba. bunun sadece sonu değil aslında... zaten sözlükte de film benim gibi bir korkusever için bile aşırı psikopat diye başlığını açıp tanıtmadım. spoiler içinde anlatayım aşağıda:
aşırı gore sahneleri olan ve iyiler açısından en ufak bir umut kırıntısı olmayan bir film, başından sonuna. daha doğrusu umut kırıntıları var da işte kötüler zerre aman vermiyor insanlığa ve bu bağlamda izlediğim en acımasız filmdi. kahraman çıkmıyor filmde ve kötüler tüm kötücül planlarını tıkır tıkır işletiyor ve filmin sonunda insanlığın sonu gelmese de öyle bir son fitilleniyor gibiydi. valla almanlar bir tuhaf. ahaha.
şimdi baktım da, necronos'tan da the spider labyrinth başlığında yeterince detaylı bahsetmişim zaten. yani filmleri nasılsa izlemem diyorsanız orada yazdıklarıma bir göz atabilirsiniz.
medeni bir insan değildir. medeni insan böyle bozuk, çürük falan demez. para elinin kiridir de demez. medeni insan dediğinin ağzı bozuk olmaz, temiz olur.
yoldaş... biz editörleri baş editör armysuzy seçti sanıyorduk ama meğerse ne avelmişiz, sen seçmişsin, hatta daha seçecekmişsin. yani daha editör bile olmamışız. resmen bir aydınlanma geldi. meğerse bizi yoldaş gelecekte seçecekmiş, daha editör bile değilmişiz. *
efsanevi eski arsenal teknik direktörünün 2019 senesinde fifa bünyesinde küresel futbol geliştirme şefi olarak görev almaya başlamasından beri uğraştığı şeyde sonunda bir gelişme olmuş ve kanada'nın premier league'inde bu nisanda denenecekmiş bu wenger'in önerdiği kural ve başlarda ciddiye alınmayan ve/ya reddedilen bu fikrin kanada'da başarılı görülmesi durumunda fifa tarafından genel kural (değişimi) olarak kabul edilebilmesi ihtimali doğmuş böylece, 2027-2028 sezonu ve sonrası için.
arsene wenger'in olması gerektiğini savunduğu ofsayt anlayışı aşağıdaki görselde anlatılmış. yani işte topla aksiyon alanındaki hücumcu oyuncunun vücudunun, sondan ikinci rakip oyuncunun vücudundan bütünüyle daha ileride olduğunda ofsayt olmasını, bir kısmının ileride olması durumunda ise ofsayt sayılmaması gerektiğini savunuyor wenger.
üstteki görselde bence soldaki pozisyonun aynısı sağa konsa ve yeni test kuralında ofsayt değil dense daha iyi olurmuş. böyle olmamış yani ama açıklaması net en azından.
şu görseli de koyayım:
yani işte wenger'in fikri genel kabul görürse bir pozisyonun ofsayt sayılabilmesi için hücumdaki oyuncunun kolunun, bacağının falan sondan ikinci rakip oyuncudan ileride olması yetmeyecek.
son oyuncu ve sondan bir önceki oyuncu şeysi biraz kafamı karıştırdı. türkçe görselde arada fark olduğu söylenmiş. benim anladığım, kaleci de sayılırsa sondaki iki oyuncu olarak düşünmeliyiz şeklinde.
kışlarımı geçirdiğim izmir [buca ilçesi] ile memleketim olan [güllübahçe kasabası, spesifik olarak] ve senelerimin geri kalanını davutlar adlı sahil kasabasında geçirdiğim aydın'ın versus başlığıdır.
iki ili de seviyorum açıkçası. gerçi toplam 11 sene yaşadığım ankara'yı da severim. zaten ben genelde yaşadığım yerleri otomatikman seviyorum.
çocukluğumun çoğunu geçirdiğim aydın merkezin ve yaşamasam da arada gittiğim aydın'ın nazilli ilçesinin sıcakları izmir'e basar.
izmir elbette ki daha fazla yapılabilecek şey olan bir şehirdir aydın'a nazaran ama aydın'ın da kuşadası ilçesi var mesela. hoş, burası eskiden izmir'e bağlıymış ama sonra aydın kapmış. haha. gene de kuşadası'nın kültürü izmir'e daha yakın bence hala.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.