galatasaray'ın kurma niyetinde olduğu kafeler zinciri. 81 ilde de bu kafelerden açılması hedefleniyormuş.
galatasaray’ın kafe projesinin detayları belli oldu.
— kafelerin 81 ilde açılması planlanıyor.
— kulüp, 50.000 dolarlık franchise bedeliyle isim hakkı geliri elde edecek.
— bir süre sonra mağazacılık aş, 700.000.000 dolar değerleme üzerinden halka arz olacak.
— ilk etapta 150.000.000 dolar kazanç bekleniyor.
ak divan'ın başkanlığı için galadriel, gandalf'ı uygun görüyordu. hatırladığım kadarıyla gandalf bu görevi reddedince saruman divan başkanı oldu ve yüce divamız olmasa da işte önemli bir konuma geldi. ama tabii gandalf'ın önce düşünülmesi ve kendisinin anca gandalf reddedince bu göreve atanması saruman'ın hiç hoşuna gitmedi ve işte hikayenin sonrasını biliyorsunuz. pek de tolkien fanı sayılmam ve bunları okuyalı çok zaman oldu. yanlış hatırlıyor da olabilirim. yamuluyorsam itinayla düzeltiniz.
valla adam 1980'de, bugün yaptıklarının işaret fişeğini ateşlemiş aslında. hatta belki de bu fikri daha önceye de gidiyordur ve anca 1980'de ilk kez açıklamıştır. x.com/55SweetThing/status/2...
aşağıdakiler de 1987'den:
trump’ın 40 yıl önce yaptığı konuşmalarda gözünü iran’ın petrolüne diktiği ortaya çıktı.
trump’ın 1987 yılında yaptığı bir konuşmada, abd yönetimini iran’a karşı zayıf davranmakla suçlarken, iran’daki büyük bir petrol tesisine el konulması gerektiğini söylediği görülüyor.
1987 yılında gazeteci barbara walters ile yaptığı bir röportajda da benzer açıklamalar yapıyor.
yani burada tabii gerçekten dövüşmüyorlar ama ben gerçek dövüş ustalarının oynadığı çin yapımı dövüş filmlerde böyle yapıldığını öğrenmiştim, üniversitede sinoloji bölümünden aldığım seçmeli "çağdaş çin'in temelleri" dersinde. zaten çinli bilgeleri andıran bölüm başkanımız veriyordu dersi ve kendisi çin'de 20 sene falan kalmış. boş sıkmaz yani, bu gibi konulara hakim tamamen. biz bazı çinli dövüş filmlerinde hareketler hızlandırılmış sanıyorduk ya, bilakis gerçek "grand master"ların dövüştüğü filmlerde bunlar yavaşlatılıyormuş ve ekranda yavaşlatılmış hallerini izliyormuşuz zira normal dövüşme hızlarında birçok hareketleri görülemiyormuş.
alpi, nba tarihinde bir maçta aşağıdaki istatistik düzenine ulaşabilen ilk oyuncu olmuş:
35+ sayı
10+ rebound
5+ asist
3+ top çalma
3+ blok
5+ üçlük
yani biraz zorlama bir istatistik yapısı gibi dursa da, sonuçta nba'de uzun senelerdir trilyon tane maç oynandı ve oynanıyor, bu yüzden bunu gene de değerli görüyorum. zaten birçok yabancı site de bunu büyük bir başarı olarak haberleştirmiş. bir uzun olarak 5 üçlük atabilmesi buradaki belirleyici şey elbette. bu istatistikleri 32 dakikada yapmış bu arada. ha bir de maçta hiç top kaybı yapmamış galiba. öyle okuduğumu hatırlıyorum.
kuzu ve koyunları sıkıcı buluyorum. gerçi koçlar karizmatik.
oğlakları aşırı sevimli, keçileri de karizmatik bulurum. baba tarafından dedemin keçileri ve oğlakları vardı. onlarla büyüdüm. oğlak kadar sevimli hayvan yok gibi bir şey.
ilki yani 12 monkeys (film), bruce willis ve brad pitt gibi dev oyuncuları kadrosunda barındıran, terry gilliam adlı efsane filmcinin yönettiği ve sinemayla az çok ilgilenen hemen herkesin bildiği ve çoğu kişinin çok sevdiği kült film. başlığı rakamla açılmış, internette de birçok yerde böyle ama yazının en altında da görebileceğiniz gibi orijinal adı twelve monkeys.
ikincisi yani 12 monkeys (dizi) ise fikir temelini bu filmden alsa da aslında çok da alakalı bir konusu olmayan bir dizi. alakası var tabii, zaman yolculuğu ve işte virüs falan da yani gene de bayağı farklı bir uyarlama denebilir.
filmi çok sevmekle birlikte diziyi, yani 12 monkeys'i seçtiğim versus başlığıdır. izlediğim en iyi dizi falan bu ya bayağı. hayranıyım. (bkz: tom noonan)
bu arada imdb'de filmin orijinal/resmi adı için "twelve monkeys" deniyor ve demin bunun doğru olduğunu default web browser'ım norton neo'nun yapay zekası da doğruladı. yani sordum ve yanıtını aşağı iliştiriyorum:
terry gilliam’ın bu kült bilimkurgu eseri, isimlendirme konusunda sinema dünyasında sıkça tatlı bir kafa karışıklığı yaratır.
resmi ve orijinal adı ımdb'de gördüğün bilgi tamamen doğru. filmin telif haklarında ve resmi kayıtlarında geçen orijinal adı "twelve monkeys" (yazıyla) olarak tescillenmiştir. filmin açılış jeneriğinde de başlık bu şekilde yazıyla görünür.
neden genelde "12 monkeys" olarak biliniyor?
pazarlama ve afişler: filmin vizyona girdiği dönemdeki tanıtım materyallerinde, posterlerinde ve fragmanlarında görsel tasarım gereği rakamla "12 monkeys" kullanımı tercih edilmiştir. rakamlı versiyon görsel olarak daha çarpıcı ve akılda kalıcı olduğu için popüler kültürde bu isim baskın hale gelmiştir.
dijital platformlar ve arama motorları: günümüzde çoğu veritabanı ve streaming platformu, kullanıcıların arama alışkanlıklarına uyum sağlamak için rakamlı versiyonu ana başlık olarak kullanır.
özetle: eğer bir bilgi yarışmasında veya resmi bir belgede karşına çıkarsa, teknik olarak orijinal adı twelve monkeys'dir. ancak günlük hayatta veya internet aramalarında 12 monkeys demek çok daha yaygındır.
küçük bir not olarak; 2015 yılında başlayan dizi uyarlaması ise genellikle doğrudan rakamlı versiyonu (12 monkeys) ismen sahiplenmiştir.
tabii imdb'ye daha fazla güvenirim böyle konularda ve orada net olarak "original title: twelve monkeys" yazıyor.
konu olarak benzemeseler de 2000'ler ve sonrasının en önde gelen yönetmenlerinden olan christopher nolan ve denis villeneuve imzalı iki bilim kurgu filmi. ikisi de büyük sükse yaptı elbette. bu arada villeneuve bu işten teknik olarak anlayan birçok kişiye göre nolan'dan daha başarılı görünüyor sanırım, yani öyle teknik analize çok rastladım. ben teknik/akademik olarak sinemadan az anladığımdan böyle konularda çok iddialı olamam. sadece yüksek lisansta, abd'li bir neorealismo ve drama uzmanı amerikan profesör hocadan bir ders almıştım ve sinemayla akademik/teknik alakam bununla sınırlı. o ders de bana çok şey kattı gerçi zira hocamız efsaneydi ama yani bu konuda benden çok daha donanımlı bir sürü insan varken çok da iddialı olamam sinema hususunda.
ben arrival'ı daha fazla beğendiğimden onu seçiyorum, ama interstellar'ı da beğenmiştim.
ikisinde de hoşlanmadığım yönler vardı gerçi. interstellar fazla inandırıcı gelmedi bana. tamam, kuantum fiziği falan ama drama yönü etkileyici olsun diye biraz inanılırlıktan uzak buldum bazı malum sahnelerini.
arrival'da ise işte tipik amerikan mesaj ittirmeleri vardı. hani çinliler, ruslar kaka, amerikanlar süper falan fistan. buna alıştım gerçi de yani olmasa daha iyi olurdu ve zamansız/ölümsüz film olmanın önünde de engel olarak görüyorum bu tarz politik algı manipülasyonlarını.
ankara - demirtepe'de, üniversitedeki ilk senemde bir özel yurtta kalmıştım. güzeldi ya. yani 10 gün mü ne sular kesilmişti ankara'da, işte 1999 veya 2000 senesinde. onun dışında bir sorun yaşamadım. iyi arkadaşlıklar da kurdum. bayağı süper anılarım var burada hatta.
bana bir şey kazandırdı mı bilemiyorum. yani abim dışında ilk defa biriyle ranzada altlı üstlü yatmıştık tüm sene. bu da müthiş bir kazanım değil sanki. haha. ama galatasaray uefa kupası'nı kazanmıştı ben bu yurttayken. yurtta televizyon odasında maçı izleyip sonra kızılay'daki sevinç gösterilerine koşmuştuk. ben bir şey kazanamadım belki ama tuttuğum takım en büyük kupasını kazanmıştı ben bu yurtta kalırken.
güntekin onay'ın sunduğu, televole benzeri bir programdı. burada frikik ismi de kasıtlı seçilmiş bence, hani hem futboldaki frikik hem de frikik vermek gibisinden magazinel bir mana.
bu arada bu tarz programlar ilk zamanlarda cidden de spor-magazin programlarıydı. yani sporla, ağırlıkla veya tümden futbolla—futbolcular ve teknik direktörlerle falan işte—ilgili olmakla sınırlı idi içerikleri, magazinel boyutu olsa da. sonradan genel magazin programlarına dönüştüler.
isim, spor
futbolda, bir oyuncunun kasıtlı olarak kural dışı davranışta bulunması üzerine, kural dışı davranışın yapıldığı noktadan karşı takım oyuncularının yaptığı vuruş; frikik.
eskiden spor spikerleri frikik'i sadece gol tehlikesi yaratabilecek, yani doğrudan kaleye vurulursa gol olabilecek pozisyonlar için kullanırdı ve diğerlerine serbest vuruş derlerdi. halbuki mana olarak aynı şeyler. zaten frikik, free kick'ten geliyor ve bu da serbest vuruş anlamını karşılıyor.
alessandro del piero vardı mesela eskiden. serbest vuruşlarda manyak iyiydi, gerçek bir frikik ustasıydı. gerçi tabii eskiden barajlar zıplamazdı, bu yüzden çok daha fazla frikik golü izlerdik. bu değişkeni de görmezden gelemeyiz.
(bkz: süper frikik) - bunun başlığını birazdan açacağım. güntekin onay'ı hiç böyle görmediniz. flaş, flaş, flaş! ahaha.
isim, spor
futbol, hentbol ve su topunda bir oyuncu, topu kendi kale çizgisi dışına çıkardığında karşı taraf lehine kale çizgisi ile yan çizgisinin kesiştiği noktadan yapılan serbest vuruş; köşe atışı, korner, korner atışı, korner vuruşu:
"emre’nin kullandığı köşe atışından gelen topa mükemmel yükselen tayyar arslanoğlu’nun kafa vuruşunda, kaleci woon jae lee topu güçlükle kornere çeldi." - arifzade
adrian ilie mesela süper köşe vuruşları kullanırdı. böyle "köşe vuruşundan gol atmak" diye nadir bir şey var ya, o cinsten köşe vuruşları kullanabilirdi.
günümüzde bu konuda usta olan isimleri futbolla ilgilenen herkes bilir zaten.
isim
içeriği asit ve şekerle zenginleştirilmiş, farklı aromalarda ve renklerdeki soğuk içecek.
favorim schweppes mandalina olan içecek türü. bitter lemon'ını da severim ama her zaman tercih etmem. pembe greyfurtlusunu pek tutmadım. schweppes mandalina'ya ucuz bir alternatif olarak crown mandalina da iyidir.
bir de klasik coca cola her zaman iyidir, klastır. geçenlerde ya kristal kola ya da cola turka almıştım, hangisiydi hatırlayamadım. "vay be, eskiden kötüydü bu ama bu sefer çok hoşuma gitti" demiştim. keşke hangisi olduğunu hatırlayabilsem de arada gene alsam. yoksa kumar gibi olacak, ikisinden birini alırsam. haha.
tansaş'ın kolası da şaşırtıcı derecede iyiydi. yani bu tarz kolalar cidden çok kötüydü eskiden ama tansaş nasılsa gayet iyiydi.
bir de çocukluğumdaki bazı ufak cam şişe gazozlar çok güzeldi. markalarını hatırlamasam da cidden çok iyiydi bazıları.
içtiğim en kötüsü ise sprite gazoz idi sanırım. kutusu gene hani idare edebilir de çocukken veya ergenken falan bir keresinde 2.5 litreliğinden almıştım bunun ve "bu kadar kötü bir içecek olamaz, bulaşık suyu içerim daha iyi" falan demiştim. gerçi belki artık kötü değildir de işte ben son içtiğimde öyleydi ve 2.5 litreliğini ilk ve son kez o zaman içmiştim galiba. annemler markete falan gideceklerse özellikle bu marka gazoz almayın derdim. haha.
eker yayık ayranı zamanında hazır ayranlar arasında devrim yapmıştı. yanına yaklaşabilen bir lezzette hazır bir ayran hatırlamıyorum şahsen bunun. hatta eskiden bu ayranın reklamı bile yapılmazdı ama herkes birbirine önerdiğinden bir anda müthiş popüler olmuştu.
sonra pınar, sütaş gibi firmalar da ayranlarının lezzetini bir şekilde artırabilince eker artık o kadar da vazgeçilmez gelmemeye başlamıştı gözüme, ya da damağıma.
hayatımda içtiğim en lezzetli hazır ayran, tikveşli ayran idi. yani aldığım bu marka bir şişe ayran bayağı ekşimişti ama bozulmamıştı ve böyle altın oran gibi bir ekşimesi olmuştu. koyu kıvamlı da bir ayran olduğundan tadı ve içimi beni mest etmişti hakikaten.
bence artık birçok firma lezzetli hazır ayranlar üretebiliyor. yani bu başlıkta net bir tercih sunamıyorum bu yüzden. tabii ideali çok iyi yapılmış açık yayık ayranıdır bana göre.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.