dahlvier yazar profili

dahlvier kapak fotoğrafı
dahlvier profil fotoğrafı
rozet
dahlvier (editör)
karma: 114310 tanım: 14380 başlık: 3191 apolet: 11 takipçi: 143
Lich-Count Mage

son tanımları | başucu eserleri


pardon 1 dakikanızı alabilir miyim diyen anketör

saatimi çalmayacağınıza şükretmem mi gerekiyor, diye bir kontra soru sorabileceğim anketördür. yok ya, böyle cinslikleri eskiden yapardım. şimdi "ilgilenmiyorum" deyip geçiyorum falan.
devamını gör...

bir üstteki yazar hakkında düşünülenler

sevdiğim bir adam ya. valla öyle. yani az sohbetimiz oldu ama kendisine kanım ezelden beri ısınık.
devamını gör...

başlıkları alt alta okumak

ayy, yazık ya. *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazarların en sevdiği ekşi meyve

benimki can eriğidir.
devamını gör...

for all

kamelot grubuyla metal dünyasında bayağı meşhur olan norveçli vokalist roy khan'ın, hristiyan olup metal dünyasından elini eteğini çekmesinden epey sene sonra metale olmasa da müzik eseri üretimine döndüğü, 2018'in 1 nisan'ında yayımlanan ilahi konseptli duygusal ve dokunaklı parçası. zaten tam bu aralar orijinal grubu conception'a da döndü, bu prog metal grubuyla harika eserler sundu(lar) ve bizleri sevindirdi norveçli büyülü ses. yakın zamanlarda kamelot şarkılarını da konserlerinde söylemeye başladı, ama elbette kamelot grubuyla değil... hatta ve hatta ilk solo albümünün de hazırlıklarını yapıyormuş falan diye okumuştum.

yani dini temalı bir şarkı olsa ve ben inançsız biri olsam da cidden çok etkilendiğim, duygulandığım bir parça oldu for all. 1 nisan 2018'de çıkar çıkmaz dinlemiştim ve hala ara ara açıp dinlerim. 1 nisan ama hiç şaka gibi bir çalışma değil elbette. beste de khan'a ait, hatta parçadaki piyanoları da kendisi çalıyor diye biliyorum. vallahi muazzam bir çalışma.

devamını gör...

herkes yerine herkez yazan insan

herkes yerine yazıyormuş işte. bizi rezil olmaktan kurtarıyor ve günah keçiliğini göze alıyor.

keşke herkes yerine şarz yazan bir kahraman da çıksa...

diye zırvaladığım başlık. *
devamını gör...

yazarların entel görünmek için yaptıkları

ben tam tersi entel görünmemek için çabalamışımdır. mesela midyat'ta bir süre yaşayıp çalışmıştım öğretmen olarak. işte önce öğretmenevindeydik, sonra ev tuttuk. öğretmenevindeyken böyle bahçede toplanıyorduk ülkenin birçok yerinden gelen öğretmenler olarak. denizlili bir öğretmen arkadaş benim için "midyat'ın en entel adamı" deyip duruyordu. sonunda dedim "şu öğretmen (adını unuttum) çok daha entelektüel benden. benim sadece farklı ilgi alanlarım olduğundan sana havalı gelmiş olabilir de genel kültür olarak şu öğretmen beni 5'e katlar" falan demiştim. ama eleman gene de benden bahsederken "midyat'ın en entel adamı" demeyi sürdürdü. :( (u: swh)
devamını gör...

chatgpt'ye göre benzediğin roman karakteri

chatgpt zaten kullanmıyorum da, kullandığım yapay zeka modellerinde de yapay zekanın hafızasını silmek olayına girdiğimden ve artık benimle ilgili hafıza oluşturmamaları ayarı yaptığımdan hiçbir şekilde dahil olamayacağım başlık. çok büyük eksiklik ya. hem sizler hem de kendim için. vallahi ne yapacağız şimdi? hay allah! *
devamını gör...

yazarların favori aksiyon filmi

işte the matrix'i seçebileceğim bir kategori! diye sevindiğim başlık. favori bilim kurgu filmim sorulduğundaki yanıtım bu olmazdı zira.

bu film tabii ki bir bilim kurgu ve aksiyon filmi ama o kadar çok aksiyon sahnesi içeriyor ki bu başlıkta da seçilir ya, dedirtiyor.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

as above, so below

isveçli meşhur elektrogitar virtüözü yngwie j. malmsteen'in 1984 tarihli, ilk albümü rising force'ta yer alan müthiş güzel şarkı. vokallerdeki jeff scott soto gerçek manada yardırıyor. malmsteen de gitarlarıyla harikalar yaratıyor, jens johansson'un da kilise orgu tonlu girişi süper, sonlardaki davul atraksiyonu da çok iyi parçada ve genel olarak da harika bir şarkı/beste ama işte o vokaller... cidden manyak ötesi.

devamını gör...

imax

şu paylaşımı okuyunca bir kez daha ne kadar şanslı hissettiğimi anladım. 20 sene evvel dendiğine göre aşağıdaki paylaşım 2020 senesinde yapılmış olmalı veya işte 70mm imax sistemi hala varkenki sonraki bir sene de olabilir. bu başlıktaki ilk tanımda epey bilgi vermiştim imax ile ilgili ve kişisel deneyimlerimi ve gözlemlerimi de anlatmıştım. alttaki paylaşımı okumam da güzel oldu.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ama işte encounter in the third dimension ve adını hatırlamadığım o dinozorlu film dışında has 3d imax filmi getirmediler. mesela şunu da getirseler accccayip sevinirdim: en.wikipedia.org/wiki/Haunt... - bunu bilgisayarımdan izledim ve bir de 2001 senesinde imax'te izlediğimi hayal ettim... valla üzüldüm. gene de istanbulluların bile yaşayamadığı şeyler yaşadık ya biz ankara'da o dönem. ben elimden geldiğince herkese anlattım ama işte çok maliyetli olduğundan ve deli gibi ilgi olmadığından böyle yapımları pek getiremediler. şimdi dijitalmiş zaten artık. o analog fevkaladeliği sadece biz yaşayabildik o dönemde.

analog fevkaladelik dediğim şey şöyle bir şey arkadaşlar. standart film makaralarını görmüşsünüzdür. 70mm imax'teki olay böyle hayvani bir şey:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bir tane 2d ama gene imax için özel üretilmiş bir film de izlemiştim ben orada ve o bile manyak bir deneyimdi. bir de star wars: episode ii - attack of the clones'u imax'te, yani odeon cineplex'te izlemiştim. bunları başlıktaki ilk tanımımda söyleyip söylemediğimi hatırlamıyorum ve bakmaya üşendim şimdi. attack of the clones da bu arada imax için üretilmişti. yani alelade bir filmin imax salonunda gösterilmesi gibi bir şey yoktu. şuradan da bunun bir imax filmi olduğunu görebilirsiniz: en.wikipedia.org/wiki/List_... - bu filmde bir shapeshifter hani zehirli fantastik solucanlar bırakarak suikast girişiminde bulunuyordu ve bunun peşine düşülüyordu. o havada başlayıp yerde biten kovalamaca sahnesini imax salonunda izlemek akılalmaz heyecanlı bir şeydi. yani nasıl anlatılır bilmiyorum, normal bir sinema salonunda öylesi bir heyecanın çeyreğini yaşayamazdınız.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarından ingilizce mizah paylaşımları

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının uçurulan entryleri

benim toplam 19 taneymiş.

yalnız bunların bir bölümünü mod'larla iletişime geçerek tekrar yayına aldırabilitem vardı bence de uğraşmak istemedim.

sadece şu #3189839 uçurulan tanımımda bir moderatöre ulaşmıştım ve orada "socar"ın başlıktaki soruya bir yanıt olduğunu açıkladıktan sonra "silinirken anlaşılamamış, tekrar yayına alıyorum" dendi. ama hemen uçurulup benim ilgili moderatöre epey geç ulaşmamdan mütevellit çok sonra tekrar yayına alındığından beğenisi az kalan bir tanımım oldu. :7 *
devamını gör...

sevilen giyim tarzları

rahatlık/konfor önceliğimdir. hem rahat hem de şık bir şeyler giymek elbette ideal gördüğümdür. polar giymeyi çok severim mesela zira bunların içinde kendimi çok rahat hissediyorum ve şık da buluyorum polar ceketleri filan.
devamını gör...

dışarıda birçok kişi tarafından tanınmak

ünlü olmak istemememin yegane sebebidir. yanlış anlaşılmasın, isteseydim çok ünlü biri olabilirdim demiyorum, ki olamamam epey daha yüksek bir ihtimal olurdu herhalde ama işte hiçbir zaman ünlü olmak istemedim zira sokakta özgürce yürümeyi seviyorum.

ünlü olunca... o beraber selfie çekmek ister, bu imza ister, şu uzun uzun bakar... ya da arkadaşlarınla dışarı çıkarsın, bir mekana gidersin. hiç tanımadığın bir sürü kişi yanında biter. paparazilerden bahsetmiyorum bile... valla hiç gelemem şahsen öyle bir hayata. birçok kişinin hayali böyle bir yaşamdır herhalde ama işte benim fobim bile diyebilirim. haha.
devamını gör...

grup gündoğarken’in kıymetini yaşarken biliyor muyuz sorusu

sadece gurup vaktinde de değil, her vakit kıymetini bilmemiz gereken bir müzik topluluğudur mevzubahis olan.
devamını gör...

ankara'nın en çok sevilen yanı

aaa, toplam 11 sene ankara'da yaşayan biri olarak bu başlığa henüz tanım girmemişim, diye şaşırdığım başlık.

ankara'yı hep sevdim ve 2020'de korona patladıktan sonra oradan ayrıldık, oradaki evimizi de kiraya verdik. hem ekonomi bozuldukça da o kira gelirine ihtiyacımız var da diyebilirim.

ankara'nın en güzel yanı... subjektif olarak arkadaş çevrem diyebilirim. mesela şu anda yaşadığım buca/izmir ve davutlar/kuşadası'nda asla ankara'daki gibi bir arkadaş çevrem yok. şimdi bile ankara'ya gitsem hiç yalnız kalmam mesela. hoş, yalnızlığı da seviyorum ama ankara'da olsaydım arkadaşlarımla da farklı bir mutluluk yaşayabilirdim.

objektif bakarsak ise, izmir ve istanbul gibi diğer büyük metropollere göre daha planlı bir şehir olması. evet, ankara'da da trafik sıkışıyor falan ama kişi başına en çok araba düşen şehrimiz ankara diye biliyorum ve buna rağmen bana göre ankara'nın trafiği izmir ve istanbul'a nazaran daha iyi. planlı bir şehir olmasını bence başkent olmasına borçlu. izmir ve istanbul mesela göç aldıkça, nüfusu şiştikçe altyapısına yamalar yapılmış bohçalar/hırkalar misaliler. ankara ise zaten başkent olduğu için baştan iyi planlanmış, altyapısı sağlam kurulmuş diye düşünüyorum.

bir de yarı objektif yarı subjektif olarak ankara'nın tek büyük merkezli bir şehir olmasını seviyorum. yani kızılay... oradaki evimiz de kızılay'a yürüyerek 10 dakika falan mesafede, kolej'in kızılay tarafında olduğundan normal şartlarda hiç vasıta kullanmıyordum ben ankara'dayken. yani kızılay'da halledemediğim işim yoktu diyebilirim. izmir'de ise illaki gerekiyor farklı işler/durumlar için farklı semtlere gitmek... ekleme/düzeltme: sahi ya, ankara'da çalıştığım kurumlar hep kızılay'a uzaktı ve servisle veya metroyla gidiyordum oralara. bunu nasıl unuturum. ahaha. en azından kızılay civarlarında bir işe girseydim taşıt kullanmama gerek kalmazdı teknik olarak diyeyim bari. * izmir'de gerekiyor ama. yani evime yakın bir iş yerinde çalışsaydım bile arada başka semtlere gitmemi gerektiren durumlar yaşardım burada.

son olarak da büyük şehirlerde yakınları/arkadaşları dışında kimsenin kimseyi tanımaması da hoşuma giden bir şey. yani pek çok insan bundan şikayet eder ama ben bunu çok seviyorum. izmir için de, ankara için de aynı şey geçerli benim açımdan. istanbul'da bir süre kalsam da uzun süre yaşamadım ama enimim ki durum orada da pek farklı değildir.

ankara'da sayısız anı biriktirdim elbette onca senede; açtığım demirtepe ve necatibey caddesi başlıklarında ankara'ya üniversite okumak için gittiğim 1999 senesinden başlayarak, işte 2000'lerin başları dahil bazı anılarımı anlatmışımdır diye düşünüyorum. aslında 2010'larda bu kez çalışmak için ankara'ya gitmem ve korona dönemine kadar orada kalmam sürecini kapsayan çeşitli anılarımı da anlatmışımdır sözlükte kesin ama onların başlıklarını bulamayabilirim, arasam bile.
devamını gör...

karı gibi top oynamak

öncelikle beni biraz tanıyanlar benim böyle şeyler söylemeyeceğimi bilir. ama bu benzetmeyi çok duydum lan ben. hani böyle manikürüm bozulur, pedikürüm bozulur, "kırıcan mı belimi?"... gibi düşünerek ikili sert mücadelelere girmemek, tekmeye kafa sokmamak falan herhalde...yani böyle şeylerden kaçınan futbolculara "karı gibi top oynuyor" dendiğine çok rastladım.

gözümde de şöyle bir şey canlanıyor, bu lafı duyduğumda. haha. x.com/FootyHumour/status/20...
devamını gör...

futbol ve tenis gibi sporlarda topun çizgiyi geçip geçmediği

şu teknolojik çağda, bence futbolda top çizgiyi geçti mi geçmedi mi konusunda hakemlere veya kameralara hiç gerek yok. toplara ve/ya çizgilere minik sensörler konursa ve işte top çizgiyi geçtiğinde sistem hakemin dijital kol bandına anında bir titreşim gönderirse falan bu olay çözülür ve hakemin dijital saatine bu konuda bilgi yazısı da gönderebilir sistem. aynı şey teniste de olabilir mesela. yani insan gözü açıya göre yanılabilir ve kameralar bile bu konuda %100 güvenilir değildir. ama saha çizgilerindeki ve/ya toplardaki ufak çipler vasıtasıyla bu iş kotarılırsa hata payı çok çok aza iner bence. yani dijital sistemler hata verebilir tabii. ama bu gibi şeyler kırk yılda bir olur. öyle bariz bir yanılmada da var, veya teniste şahin gözü sistemi devreye girebilir, pozisyona göre.

bu, gol çizgilerini de, aut/korner çizgilerini de, taç çizgilerini de kapsayabilir futbolda. böyle bir sistem oyun akışında da büyük avantaj olur. sensörler topun çizgiyi geçip geçmediğini anında tespit edip hakemlere titreşimle bildirdiğinde öyle uzun beklemelere, incelemelere, tartışmalara, yan hakem ve baş hakem arasındaki fikir farklılıklarına falan da gerek olmaz. teniste de aynı şekilde... hatta bu aslında teniste daha bile iyi olur, yani işin içinde servis çizgileri de var mesela ve top çizgiyi geçti mi geçmedi mi ikilemi teniste çok daha fazla yaşanıyor. challenge falan olayından çok daha iyi bir yöntem/çözüm bence.

elbette hakemlere gerekli titreşimler sadece flu pozisyonlarda gitmeli, yoksa hakemler titreşim manyağı olur. haha.

top çizgiye değiyor mu—veya futbolda havadan gidiyorsa çizgi ile aynı hizada mı—yoksa çizginin dışında mı durumları için böyle bir sistemi sahalara yerleştirmek çok kolay. yani değiyorsa—veya aynı hizadaysa—çizgilerdeki sensörler anında algılayabilir zaten. futbolda biraz da mesafeli yerleştirirsin ve topun hizasını da gözetirsin, olay biter.

yalnızca çizgilere, topları algılayabilen gerekli dijital düzenekler kurularak da halledilebilir bu. toplara çip falan koymak da şart değil yani...

ben bu fikrimi aslında çok sene önce oluşturmuştum. bir ara uygulanmaya başlansa hiç de fena olmazdı...

#3919222; peki neden uzun uzun kamera görüntüleri izleniyor bunların, tartışılıyor falan bu pozisyonlar? neden taç, korner çizgilerinde oyuncular sürekli itiraz ediyor? futbolu çok sıkı olmasa da takip ederim ama böyle pozisyonları da görüyorum sürekli. ayrıca o sadece gol çizgisi teknolojisi. ben çok daha geniş bir şeyden bahsettim. benim önceliğim, oyun akıcılığı. zaten gol çizgisi olayı, yani top gol çizgisini geçti mi geçmedi mi, gol mü değil mi pozisyonları kırk yılda bir oluyor. benim asıl olayım, oyunun akıcılığı. taç mı değil mi, korner mi değil mi gibi çok daha sık yaşanan durumlar. ki tenis için böyle bir sistemin daha bile faydalı olacağını da vurguladım yazımda. ayrıca benim düşündüğüm sistemde çizgilere böyle düzenekler kurmak öncelikli. her topa böyle çipler yerleştirmek çok daha maliyetli olur. stadyuma o sistemi kursan ve maliyetli olsa bile 1 kere kurarsın, sürekli kullanabilirsin. aynı şeyden bahsetmiyorum yani. algılamak isteyen algılar.

#3919224; işte oyun akışının bozulmaması adına belirleyici sistem bu olmalı diyorum ben. bahsettiğiniz challenge sistemini pek ideal bulduğumu söyleyemem. kaldı ki challenge hakları da bir hayli sınırlı zaten ve bu hakları bittikten sonra oyuncunun aleyhine yapılan hatalar düzeltilemiyor. bir de teniste hakem hatalı karar verip topun dışarıda olduğuna hükmederse topa vuran oyuncu mağdur olabiliyor ve alması gerektiği puanın oyunu tekrarlanabiliyor. böyle durumlarda challenge/itiraz hakkını kullansan bile alman gereken puanın oyunu pozisyona göre tekrarlanabiliyor ve o puanı kaybedebiliyorsun. şahin gözü sistemi mesela pozisyonları anında algılayıp, dışarıda mı yoksa içeride mi tespit edip hakeme hemen titreşim/bildirim yollarsa falan da makul olabilir aslında. fakat işte şimdiki challenge kuralında böyle bir şey uygulan(a)mıyor. ama bu teknolojiyi böyle hızlandırabilirlerse de kort çizgilerine sistem çekilmesine bir alternatif olabilir bu. daha iyi bir çözüm olur hatta. hatta ve hatta aynı mantıktaki bir sistem futbola da uyarlanabilir. başta önerdiğim çizgi-sensör sisteminden de çok daha az maliyetli olur bu herhalde. bu şahin gözü teknolojisinin bu şekilde hızlandırılarak kullanılması fikri daha önce aklıma gelmişti aslında ama bunun futbola da uyarlanabileceğini şimdi düşündüm.
devamını gör...

kurgularda şaşırtmaca manyağı olmak

işte kitaplarda, filmlerde, dizilerde falan plot twist üzerine plot twist olması hadisesi. hatta bu bir klişeye de dönüşebildiğinden bunun parodisi de çok yapıldı. cem yılmaz'ın erşan kuneri dizisinin bir bölümünde de bu, korku filmlerinde kullanılan çoklu şaşırtmacaların bir parodisi sunulmuştu. başka da böyle parodik yapımlar izlemişliğim var. böyle multiple plot twists, yani çoklu kurgusal şaşırtmacalar ustalıkla yapıldığında tadından yenmez, ama iyi kotarılamadığında da ilgili yapımın izlenme keyfini düşürür kanısındayım.

şu görsel mesela bu konsepte güzel bir örnek teşkil edebilir:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim