ben bana benzeyen kişilerle pek yakın ilişki kuramıyorum genelde ya. cinslik bende olabilir gerçi. benim ahbaplık kurduğum hemen hemen herkes karakter ve mizaç olarak benden çok farklı kişilerdir. bana benzeyen kişilerle iletişim halindeyken ya geriliyorum ya da sıkılıyorum falan. birbirimize de bir şeyler katamıyoruz öyle kişilerle gibime gelir hep. bana benzemeyen biriyle arkadaşlık/dostluk kurduğumda ise birbirimizi zenginleştiriyoruz gibi hissediyorum.
ama tabii etik değerler bakımından bana zıt biriyle de yakınlık kuramam herhalde. etik önemli...
dört mevsimdir. bence akla en yatkın sıralama budur. yani ilkbahar çiçek açma, doğuş gibi düşünülebilir. kış da işte son mevsim gibi düşünülebilir. bir de sonbahardan sonra gelmesi bu "sonlanışı" perçinler. zaten son ay olan aralık da kış mevsimindedir. hoş, ilk ay ocak da kış mevsiminde ama gene de bu sıralama bence en mantıklısı.
ben nedense eskiden sonbahar kış ilkbahar yaz diye sıralardım. belki de öğrenciyken yaz mevsimi "mutlu son" gibiydi, o yüzdendir; hani okullar bitiyor, yani tatile giriyor falan gibi düşünülebilir. demek ki öğrencilik böyle bir şey: sonbahar ile hem okullar başlıyor hem de mevsimleri öyle başlatıyordum ben. yaz ile birlikte de ikisini de bitiriyordum.
benimki dana çöp şiştir. 3 yaşımdan ilkokul 3'e kadar aydın merkezde oturuyorduk. buradan, gene aydın'a bağlı olan memleketimiz güllübahçe'ye gidip gelirken galiba ortaklar'ın oralardaki çöp şişçilerde mutlaka dururduk ve işte çöp şiş yerdik. fiks ve sık yaptığımız bir şeydi bu: yani bu yolları sık teperdik ve fiks yolda buradaki çöp şişçilerde durup çöp şiş yerdik. öküz gibi yerdim valla, ufacıkken bile. anormal lezzetli idi. o yolda o eski çöp şişçiler mi lezzetler mi kalmadı falan diye duyuyorum bazılarından da işte asırlardır haberim yok açıkçası zaten. hatta aydın merkeze en son ne zaman gitmiştim hatırlamıyorum bile.
hala da en sevdiğim et yemeği bu ya. gerçi 6 senedir falan dışarıdan bir şey yemiyorum ama en son ankara'dayken, 2019'da falan tarihi mutfak lokantası'nda yediklerimin tadı hala damağımda. ev yapımı yiyorum aslında hala arada ama gerçek ustalarının yaptıkları daha lezzetli oluyor elbette.
ramazan da geçtiğine göre görsel paylaşabilirim sanırım. canım çekti, demeyi düşünenlere "benim de çekti, her zaman bulamıyoruz" diye bir yanıt verebilirim. haha.
sergey bubka'nın, benim ergenlik dönemime denk gelen, 1994'teki "kırılamaz" denen sırıkla atlama rekorunu tam 20 sene sonra, 2014'te kırabilen fransız sporcu. armand duplantis tabii 2020'den itibaren öyle inanılmaz şeyler yaptı ve yapmaya devam etmekte ki [#3932748] artık bubka'nın rekorları bile pek konuşulmaz oldu.
son tamımımı gireli neredeyse 1 sene olmuş olan başlık.
10 gün önce duplantis, rekorunu 6.31 m'ye çıkarmış. bu, kendisinin 15. dünya rekoruymuş; yani kendi dünya rekorunu 14 kere daha geliştirmiş. sergey bubka'nın 14 kere üst üste rekor kırmasını da geçmiş, bu 15'lik serisiyle yani. toplam rekor kırma sayısında bubka önde bu arada. üst üste kendi rekorunu geliştirmede liderliği duplantis aldı. ayrıca 2023'ün ağustos ayından itibaren katıldığı son 38 turnuvanın hepsinde şampiyon olmuş kendisi. yani kelimenin tam manasıyla akılalmaz bir sporcu, duplantis.
bu sondan bir önceki rekoru - açık hava:
işte bu da şimdilik son rekoru - salon:
daha da geliştirecek gibi duruyor. yani yaşı bunun için hala müsait. yani cidden adamın rakibi falan yok ya. yanına yaklaşabilen bile yok. sam kendricks, ernest john obiena veya kc lightfoot mesela en yakınları, günümüzde. ama bunların arasında 6.10 bile atlayabilen yok diye biliyorum. duplantis'ten sonraki—kronolojik olarak önceki—en iyi derece renaud lavillenie'ye ait(ti). kendisi bubka'nın "geçilemez" denen 6.14 veya 6.15'ini (tam hatırlayamadım, veya biri salon diğeri de açık hava rekoru olabilir) 6.16 ile geçerek—o halde bubka'nınki 6.15'tir herhalde—büyük iş yapmıştı ama duplantis gelince cidden bir uzaylı dünyaya inmiş gibi oldu. haha. zaten lavillenie de yaşı gereği duplantis'e bir rakip olabilme evresinden çoktan çıktı.
yani böyle bir başlık da iyi olabilir diye düşündüm. sözlükte film ve dizilerin metaları hazırlanıyor ve ne bileyim, çok absürt kimi içerikleri falan o yapımların başlıklarında paylaşasımız gelmeyebiliyor bazen. bir de bu tür genel başlıkların da spesifik başlıklardan farklı amaçları oluyor doğal olarak. o yüzden bu başlığı açasım geldi.
burada da o futbol başlığındaki gibi ama film ve dizilerle alakalı her türden paylaşım yapabiliriz. mizahi de olabilir, ciddi de olabilir, haber de olabilir, çekim hataları da olabilir, kendi yazdığımız bir tanım veya alıntı butonuyla paylaştığımız başkasına ait bir yazı da olabilir, görsel de olabilir, video da olabilir, vs. vs. vs.
defolu olduğunu bilerek ve bu yüzden ucuz diye alındığında bir sorun olmayan mal. ama "mal" gibi orijinal ve kusursuz bir mal alıyorum sanıp defolu mal alırsanız, siz de az mal değilmişsiniz demektir... şaka şaka.
cümle içinde kullanımı: "buradan defolup git, mal herif!" - ekleme: bu tanımı girip demin google'da defolu mal diye aratınca benim bu düşündüğüme benzer bir entry girildiğini gördüm ekşi'de. rastlantı tamamen.
benimki voyage of the rock aliens'tır. hatta sevdiğim yegane müzikal film budur. tim burton hayranı olmama rağmen kendisinin yönettiği sweeney todd: fleet sokağı'nın şeytani berberi adlı müzikal filmi bile izleyememiştim. o denli sevmiyorum, sıkıcı buluyorum müzikal filmleri yani normalde. ekşi'de olsam çok severdim. tüm suç normal sözlük'ün!..
işte o tek sevdiğim müzikal filmden harika bir parça:
parçanın başlığında "muhtemelen en sevdiğim müzikal film olan..." falan demişim de aslında tek sevdiğim müzikal film desem doğru olurmuş. o ara "başka da olabilir belki" diye düşünmüş, daha doğrusu "başka var mıydı?.." diye düşünmemiş olsam gerek. bu müzikal filme de 80'lerin o fütüristik ve büyülü havasını çok iyi yansıtıyor diye hayranım galiba. yani başka bir olası sebep aklıma gelmiyor şu anda.
dünya 1 numarası genç tenisçi carlos alcaraz'ın 14 yaşındaki tenisçi kardeşidir. yani biri genç, diğeri daha ergenliğinin ortalarında bile sayılmaz. haha.
bu seneki u15*-murcia challenger turnuvasını kazanmış jaime. yani bu çocuk da çok fena geliyor gibi. jannik sinner birkaç sene içinde 2 alcaraz'la birden baş etmeye çalışmak zorunda kalabilir.
yani insanüstü olan saygıdeğer insan(lar)... yoksa zatıalien'ları mı? zeta reticulans mı? yani uzaylı mı böyle kişiler?
açıkçası burada sarkazm yapıyorum elbette. kendini mükemmel görüp sürekli "insanlar şöyle böyle mal" falan diyen insanları pek kale almam zaten. ya da mesela eleman bir konsere, meydana falan gitmiştir. "bu kadar insanın burada ne işi var?" der. pardon da, sen de o kalabalığı oluşturan insanlardan biri değil misin? haha.
gören de kendisi uzaylı sanacak. peki ya öyleyse?.. *
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.