dahlvier yazar profili

dahlvier kapak fotoğrafı
dahlvier profil fotoğrafı
rozet
dahlvier (editör)
karma: 116684 tanım: 14672 başlık: 3329 apolet: 11 takipçi: 145
Lich-Count Mage

son tanımları | başucu eserleri


taç atışı

tdk:

isim, spor
futbol ve hentbolda taca çıkan topun, karşı takım oyuncusu tarafından oyuna sokulması; yan atışı.

geçenlerde şurada [teknik direktörün taç kullanması] bahsettiğim olayda bir teknik direktörün taç kullanmasına şahit olmuştuk ve "başımıza taş yağacak" demiştim. haha. (bkz: u can't touch this)
devamını gör...

köşe vuruşu

tdk:

isim, spor
futbol, hentbol ve su topunda bir oyuncu, topu kendi kale çizgisi dışına çıkardığında karşı taraf lehine kale çizgisi ile yan çizgisinin kesiştiği noktadan yapılan serbest vuruş; köşe atışı, korner, korner atışı, korner vuruşu:
"emre’nin kullandığı köşe atışından gelen topa mükemmel yükselen tayyar arslanoğlu’nun kafa vuruşunda, kaleci woon jae lee topu güçlükle kornere çeldi." - arifzade

adrian ilie mesela süper köşe vuruşları kullanırdı. böyle "köşe vuruşundan gol atmak" diye nadir bir şey var ya, o cinsten köşe vuruşları kullanabilirdi.

günümüzde bu konuda usta olan isimleri futbolla ilgilenen herkes bilir zaten.
devamını gör...

memento vs inception

christopher nolan'ın sanırım ayrı dönemlerde en müthiş ilgiyi üstünde toplayan filmleri.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

memento, benim gençlik dönemime tekabül ediyor. işte 81'liyim ve bu film 2001'de çıktı.

inception ise 2010 çıkışlıydı diye hatırlıyorum.

benden 10 yaş falan genç olan birçok kişi, benim 1999 çıkışlı the matrix'ten etkilendiğim gibi etkilenmişti inception'dan.

neyse, başlığın konusuna dönelim...

memento'dan büyülenmiştim ben ve tam anlayabilmek için 3 kere izlediğim ilk film olmuştu bu.

inception'ı ise maalesef hiç beğenemedim. sinemada izlemiştim, belki bir şeyler kaçırdım diye 2 kere de evde izledim. yok ya, hiç sevmedim bu filmi.

o yüzden de tercihim memento.
devamını gör...

gazlı içecek

tdk:

isim
içeriği asit ve şekerle zenginleştirilmiş, farklı aromalarda ve renklerdeki soğuk içecek.


favorim schweppes mandalina olan içecek türü. bitter lemon'ını da severim ama her zaman tercih etmem. pembe greyfurtlusunu pek tutmadım. schweppes mandalina'ya ucuz bir alternatif olarak crown mandalina da iyidir.

bir de klasik coca cola her zaman iyidir, klastır. geçenlerde ya kristal kola ya da cola turka almıştım, hangisiydi hatırlayamadım. "vay be, eskiden kötüydü bu ama bu sefer çok hoşuma gitti" demiştim. keşke hangisi olduğunu hatırlayabilsem de arada gene alsam. yoksa kumar gibi olacak, ikisinden birini alırsam. haha.

tansaş'ın kolası da şaşırtıcı derecede iyiydi. yani bu tarz kolalar cidden çok kötüydü eskiden ama tansaş nasılsa gayet iyiydi.

bir de çocukluğumdaki bazı ufak cam şişe gazozlar çok güzeldi. markalarını hatırlamasam da cidden çok iyiydi bazıları.

içtiğim en kötüsü ise sprite gazoz idi sanırım. kutusu gene hani idare edebilir de çocukken veya ergenken falan bir keresinde 2.5 litreliğinden almıştım bunun ve "bu kadar kötü bir içecek olamaz, bulaşık suyu içerim daha iyi" falan demiştim. gerçi belki artık kötü değildir de işte ben son içtiğimde öyleydi ve 2.5 litreliğini ilk ve son kez o zaman içmiştim galiba. annemler markete falan gideceklerse özellikle bu marka gazoz almayın derdim. haha.
devamını gör...

yazarların favori hazır ayranı

eker yayık ayranı zamanında hazır ayranlar arasında devrim yapmıştı. yanına yaklaşabilen bir lezzette hazır bir ayran hatırlamıyorum şahsen bunun. hatta eskiden bu ayranın reklamı bile yapılmazdı ama herkes birbirine önerdiğinden bir anda müthiş popüler olmuştu.

sonra pınar, sütaş gibi firmalar da ayranlarının lezzetini bir şekilde artırabilince eker artık o kadar da vazgeçilmez gelmemeye başlamıştı gözüme, ya da damağıma.

hayatımda içtiğim en lezzetli hazır ayran, tikveşli ayran idi. yani aldığım bu marka bir şişe ayran bayağı ekşimişti ama bozulmamıştı ve böyle altın oran gibi bir ekşimesi olmuştu. koyu kıvamlı da bir ayran olduğundan tadı ve içimi beni mest etmişti hakikaten.

bence artık birçok firma lezzetli hazır ayranlar üretebiliyor. yani bu başlıkta net bir tercih sunamıyorum bu yüzden. tabii ideali çok iyi yapılmış açık yayık ayranıdır bana göre.
devamını gör...

acı var mı acı

akla reha muhtar'ı getiren soru.

videosunu bulamadım, en fazla şunu bulabildim:

devamını gör...

bu tabii sizin iddianız

şimdi 1981 doğumlu biri olarak trt'nin tek kanal olduğu zamanları biraz hatırlıyorum, ben ufakken trt 2 gelmişti işte. 1989-1990 gibi de özel kanallar gelmeye başladı. ben 90'larda falan, böyle işte belli programlara katılıp "bu kişi beni şöyle böyle dolandırdı" gibi iddialarda sunucuların "bu tabii sizin iddianız" dediğini hatırlamıyorum. biz izleyiciler de "vay şerefsiz!" falan gibi reaksiyonlar gösterirdik.

birden böyle telefonla bağlanıp bu şekil şeyler söyleyenlere sunucuların, ağız birliği etmişlercesine "bu tabii sizin iddianız" ve benzeri yorumlar yapmaya başladığını görmeye başladık. bana başta tuhaf gelmişti, zaten gençtim hala bu başladığında da. "dolandırmış lan işte, ne iddiası..." falan gibi reaksiyonlar gösteriyordum. sonra tabii anladım ve "sunucular doğru tutum takınıyorlarmış" demeye başladım.
devamını gör...

gökyüzü sohbetleri

sözcü tv'deki anlam veremediğim program. astrolojiye isteyen inanabilir elbette, ki ben de aslında klasik bir reddedişten daha derin bir bakışa sahibim bu konsepte.

ama bir haber kanalında bu programın işi ne? mesela ne bileyim israil-abd ve iran arasındaki savaşla ilgili bir şeyler açıyorum youtube'dan, işte sözcü tv'nin canlı yayınını mesela. zart diye bu program çıkıyor.

bence böyle bir program bayağı eğreti duruyor bu tarz bir kanalda.
devamını gör...

osuruktan tabloları binlerce dolara satılan sanatçı

valla ciddi haber galiba. gerçi çok da şaşırtıcı değil. dünya delirdi, malum.

not: "osuruktan", burada osurukla yapılan manasındadır. aşağıdan yapılma anını görüp duyabilirsiniz.

x.com/haberinolsun_x/status...
devamını gör...

fes başıma

sözlerinde ajdan pekkan'ın "fes başına", müzeyyen senar'ın ise "fes başıma" dediği türkü. ajda, erkek bir sanatçıyla söylediği için karşıdakinin fesinden dem vuruyor olsa gerek, ama zaten bence mantıken de sözlerinin öyle olması lazım.





kemal sunal da süt kardeşler filminde "fes başıma" şeklinde söylemektedir.



bence "fes başına" daha mantıklı. yani sen başına fes tak, ben de onun püskülü olayım gibi düşünmek daha makul gibi. sunal'ın söyleyişinde mantık aramıyorum gerçi, zira o bir komedi filminden.


fes başına fes başına
püskülü ben olayım


türkünün adı hep "fes başıma" diye geçiyor.

aaaa, pardon. burada iki kişi düşünülmeli. senar'ın yorumuna yeni dikkat ettim. biri "fes başıma" diyor, ona hayran biri de "püskülü ben olayım" diyor. şimdi yerine oturdu. ben de yerime oturdum. kendime diyorum ki: otur, sıfır!
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının kalemleri

basmalı ve uçlu kalem olarak... artık kalem kullanmama gerek olmuyor. 90'larda rotring alırdım sürekli, yani modaydı ve biraz da havalı bir şeydi. ama bunların uç kısmındaki metalleri yamultuyordum ben ve sürekli uç kırarlardı. sonra faber castell'leri keşfettim. bunların uç metal kısmı sadece basınca ileri çıkıyordu ve kalındı. bu yüzden yamulmazdı. şekilleri/yapıları de zaten yamulmasına engeldi.

pilot ve tükenmez kalem olarak önüme geleni kullandım genelde ama bir tane bana göre aşşşırı pahalısından almıştım. bugünün parasıyla 10.000, hatta 15.000 lira üstü olabilir. şu anda nerede olduğunu bile bilmiyorum. kaybettim sanırım. o ara çok iyi kazandığım bir işte olduğumdan koymamıştı ama salaklıktı da bence bir kaleme o kadar para vermek. yani zaten özensiz bir insanım ve öyle iyi koruyup saklayamayacağım da belliydi...
devamını gör...

sözlük yazarlarının kahveleri

şu ara nescafe taster's choice diye bir şey içiyorum. gayet güzel.
devamını gör...

rahatsız edici sesler

komşu evlerden gelen matkap sesi benim açımdan zirvededir.

vuvuzela sesi. o ne biçim enstrüman lan oğlum? ahaha.

tiz zurna ve keman seslerini de rahatsız edici bulabiliyorum. kemençe ve tulum seslerinden de rahatsız olabiliyorum.

aklıma ilk gelenler bunlar.

ha bir de, bilgisayardan oyun oynarken "kastırıcı" oyunlarda gelen yoğun fan sesi. fanlarım oyun oynamama hayran ve gürültüyle coşkulu sesler çıkartıyorlar da keşke çıkartmasalar. haha.
devamını gör...

menemen vs melemek

biri bir yemek, diğeri ise koyunun çıkardığı sestir.

"yumurtasız menemen mi olurmuş? menemene mutlaka yumurta koyun" şeklinde bu ikisi arasında bir paralellik kurabilirsiniz. hatta meleyen koyunla birlikte yumurtayı da işin içine katarak tavuklu ve koyunlu bir çiftlik de kurabilirsiniz. bazen diyorum, paralellik kurmada bir dünya rekortmeniyim...

bir türküye "oy canım koyun, sen neden melemen*?" diye sözler de yazabilirsiniz hatta.
devamını gör...

en son ne yedin sorusu

menemen.
devamını gör...

yan masa

ankara'da üniversite okurken komik bir hikayemin olduğu konu.

doğum günü hediyesi olarak anathema'nın eternity albüm kapağı baskılı bir tişört almıştım, fakat anathema'nın bir tek the silent enigma albümünü bilen ve seven biriydim; ki zaten doom metal ile neredeyse hiç alakam yok. o sevdiğim anathema albümünü de normalde bilip sevmezdim herhalde ama o zamanlar hangi metal alt türüne/türlerine meyledeceğim de belli değildi ve her türden albümü dinleyebiliyordum.

neyse, bana bu hediyeyi alan arkadaşım da dahil birkaç arkadaşla bara gidip takılacaktık. ben de bu arkadaşımın hediye ettiği tişörtü giyeyim de belki mutlu olur dedim. neyse, oturduk içiyoruz.

yan masa konusu da burada geliyor. barda yan masadaki biri bana bakıp duruyor. erkek bu arada. ama bayağı aşık gibi falan bakıyor. gay sandım ve işte göz göze geldiğimizde "selam" dercesine mimikler yapıp kafamı çevirdim her seferinde. ama eleman bana sürekli bakmayı sürdürüyor. sonunda dayanamadım ve ben de biraz sert bakışlarla elemana bakmaya başladım. böyle birasını kaldırıp "şerefine" falan diyor, gülümseyerek. dedim, çattık. en sonunda "sen de bendensin kardeşimmmm..." dedi, ayağa kalktı ve üstündeki siyah tişörtü clark kent'in süpermen'e dönüşmesi gibi boynuna kadar sıyırdı ve ne göreyim, altında bendeki tişörtün aynısı...

yanisi eleman beni de anathema hayranı biri sanmış. hatta jukebox'a da anathema'nın eternity albümünden bir parça atıp çaldırıyormuş tam o esnada.

o tarz bir müzikle hiç işimin olmadığı halde eleman hayal kırıklığına uğramasın diye biramı kaldırdım ben de ve "aynen kardeşim" dercesine onun şerefine bir yudum aldım.

bunu sanki sözlükte daha önce anlatmıştım ama olsun. haha.
devamını gör...

eski türkiye vs yeni türkiye

eski türkiye'de tv'ler ve gazeteler belirleyici medya araçlarıydı.

yeni türkiye'de ise bu internet oldu.

gerçi global olarak da bu böyle. yani 90'larda da internet vardı ama bu kadar yaygın ve belirleyici değildi.

eski türkiye'de de bir sürü saçmalık vardı. yani akp'nin ve rte'nin "ben/biz yokken şunlar yoktu" tarzı övünç söylemleri nasıl gerçekçi değilse, "her melunluk akp ile başladı" tarzı karşıt görüş de o kadar doğru değil.
devamını gör...

6 ayda 25 kg vermek

6 veya 7 ayda 40 kilo vermişliğim var. ama açıkçası önermiyorum. bunu yaptıktan sonra normalden çok fazla yersem saatlerce, bazen 1-2 gün karnım fena ağrıyor. sanırım o 40 kiloyu çok hızlı verirken mideme zarar verdim. ama diğer yönden de, öyle çok fazla yemezsem midemde bir sıkıntı olmuyor. o 40 kilo verdiğim rejimi yapalı da herhalde 16 sene falan oldu ve hala normalden çok fazla yersem karnım ağrıyor. yani öyle geçici bir dönem gibi olmadı bu.

110 kiloyu gördüğümden bir an önce kilo vermek için o 6-7 ayda çok çok az yiyerek 69-70 kiloya inmiştim. yani kişisel deneyimimden hareketle bu kadar hızlı kilo vermeyi önermiyorum. öğünlerinizi normalden yani alıştığınızdan az yiyerek kilo vermek iyidir ama işte ben aşırı az yemiştim o dönemde harbiden. sporsuz vermiştim onca kiloyu yani.
devamını gör...

kariyer vs kasiyer

ilkinin 3. harfini alfabetik sırayla bir sonraki yaparsanız ikinci kelimeye ulaştığınız ikili versus.

kariyer
kasiyer

nice gençlerimiz süper kariyer yaparız diyor günümüzde, en iyi üniversitelerden mezun oluyor ve o ilk sözcükteki 3. harf olan r harfi bir sonraki s olunca 3 harfli marketlerde kasiyer olmaktan daha iyi bir yere gidemiyorlar.

absürt bir tespit yapsam da acı bir tablo bu tabii.
devamını gör...

yazarların takılmayı en sevdiği yerler

benzer bir başlık varsa affola. yazarların gitmeyi sevmediği yerler başlığı var ama aynı şey değil. gidilen her yerde takılınmaz sonuçta. ekleme/düzeltme: zaten o başlık "sevmediği yerler" şeklindeymiş, yanlış görmüşüm. biraz uykum geldiyse demek. *

valla artık ev. haha.

gençken atari salonları ve metal barlar idi, takılmayı en sevdiğim yerler.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim