ingiliz metal devi iron maiden'ın en sevdiğim albümü olan, 1992 çıkışlı fear of the dark'ta yer alan, albümdeki tüm şarkılar gibi çok sevdiğim bir parçadır. yalnız, albümdeki favori şarkılarımdan değildir. bundan daha fazla sevdiğim şarkılar da var yani fear of the dark'ta. bu da tam olmadı ya. albümü tümden çok seviyorum da bundan daha "sıkı" olduğunu düşündüğüm parçalar da var diyeyim albümde. bu sefer oldu galiba. ha-ha!
weekend warrior... yani hafta sonu savaşçısı/kahramanı... aklıma öğrencilik zamanlarım gelir bu ismi görünce. albümün çıkışı da benim ilkokul sonuma denk geliyor zaten [11 mayıs 1992'de çıkmış, the metal archives sitesine göre], ki o zamanlar hafta sonları atari salonlarında ne kahramanlıklar yapardım, dövüş oyunlarında amansız bir rakiptim/savaşçıydım. hafta içleri de atari salonlarına giderdim de hafta sonları paso işte. ahaha. şarkının sözlerinde game/oyun konsepti olsa da lirikal konsept daha ağır elbette de ben işte hafta sonları atari salonlarında dövüş oyunlarında milletle paso kapışmamı, tam bir weekend warrior olmamı anımsarım hep. hoş, ben ilk 80'ler ortalarında atari salonuna gitmiştim ve 1989-1999 arası müdavimiydim zaten o mekanların. üniversitede de o kadar sık olmasa da gitmeye devam ettim. 2020'de ankara'dan ayrılana kadar da fantasyland'e giderdim hatta haftada 1 falan en az. şimdi yaşadığım yerlerde atari salonu olsa belki hala gitmeye devam ederdim. belki değil, kesin gibi hatta. hahaha.
1990 veya 1991'den beri metalci olsam da, başlığın konusu olan parçanın sahibi iron maiden ile tanışmam bu albümün çıkışından sonra olmuştu bu arada. yani illaki 1-2 parçalarını falan dinlemişimdir de, öyle bir iron maiden albümü alıp baştan sona hatmetme olayım bu albümün çıktığı döneme denk gelmemişti diyeyim.
çok şaşırmak, şaşakalmak:
"başımı kaldırıp yukarı bakınca şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor." - ahmet ümit
mesela calvaire filminde bunu yaşamıştım. kimse önermemişti, övgü dolu bir yazı falan da okumamıştım filmle ilgili, öyle imdb rating ortalaması falan da pek yüksek değildi. "herhangi bir filmdir" diye izlemeye başlamıştım ve türünde izlediğim en iyi filmlerden biri olması ağzımı açık bırakmıştı.
benim genelde teknik olarak yaptığım şeydir. yani youtube'dan bir video veya canlı yayın gün içinde çoğu zaman açıktır bilgisayarımda ama arka planda sadece sesini dinlerim %95'inde falan. *
ben eskiden prog metal / progressive metal yerine progresif metal derdim/yazardım. senelerdir öyle demiyorum/yazmıyorum ve zugra'nın gazabından kurtuldum galiba, demek istediğim başlık. ahaha.
çok doğal bir şey ya. ama tercih meselesi de tabii. yani sözlükten arkadaş edinip edinmemek... kimisi %100 anonim olmayı tercih ediyor ve öyle bir durumda bittabi kimseyle ileri seviyede samimiyet kurulamaz.
benim burada epey sayıda arkadaşım var ama ahbaplık seviyesinde arkadaşlık dersek iki elin parmaklarını geçmez tabii sayıları.
editör ekibi olarak zaten gayet samimiyiz. ek olarak da birkaç yazarla da ahbaplık seviyesinde dostluğumuz var diyebilirim.
3 yazarla da yüz yüze görüştük şimdiye kadar. üçünü de çok severim.
ekleme:#3921705, şu tanıma katılıyorum. işte sözlüğün ötesine arkadaşlığımızı taşıdığımız kişiler de var, sözlük arkadaşlarımın yanında.
mesela biz memleketim güllübahçe'ye gittiğimizde aşağıdaki görselden de tehlikeli yolculuklar yapardık ufakken. şimdiki şehirli anne-babalar böyle şeylere asla izin vermez diye düşünüyorum.
forvetsen, yeteri sayıda gol atamadığın sürece...
kanatsan, iyi bindirmeler yapamadığın ve/ya rakip kanadı iyi durduramadığın sürece...
oyun kurucuysan, iyi oyun kuramadığın sürece...
stopersen, rakip hücumcuları iyi "stop" edemediğin sürece...
beksen, takımın "arkasını" iyi kollayamadığın sürece...
ileriye dönük orta saha isen forvetleri iyi besleyemediğin sürece...
kaleciysen de hatalı goller yediğin sürece... ve büyük takım kalecisiysen mucize kurtarışlar yapamadığın sürece...
hep diken üstündesin.
ama "karakter" önemli işte. büyük takım futbolcusu tüm bu psikolojik etkilerden kendini arındırıp kendisini her zaman formda tutmalı.
kalecilik, fiziksel efor olarak en basiti olsa da aslında mental olarak en çok sağlamlık gerektiren mevki bence. yani bir forvet basit bir gol kaçırırsa unutulabilir veya telafi edebilir, sonra bir gol atarak. ama "rezil" bir gol yiyen kalecinin durumu çok daha zor...
kalecilik diyeyim madem. ama mentali kuvvetli bir kaleciysen de bu tür psikolojileri aşabilirsin.
bugün yine, yeni, yeniden olan gündür. bize uğur, düşmanlarımıza uğursuzluk getirmesi temennisiyle. bunu okuyanlar arasında düşmanım varsa ona da uğursuzluk getirsin. şaka şaka. *
öncelikle ben spor yapmayı hiç sevmem. esneme hareketleri yapıyorum sadece, bel fıtığım olduğu için. çocukluktan lise 2'ye kadar falan öyle maç falan yapıyordum; futbol, basket, masa tenisi falan oynuyordum elbette ama öyle manyak gibi sürekli de oynamıyordum bunları. haha.
izleyici olarak ise sporu çok severim: futbol, tenis, masa tenisi, basketbol, voleybol, hentbol, atletizm, kış sporları, yüzme, tekli ve senkronize atlama/dalma, sutopu, buz hokeyi... envaitürlü spor müsabakasını/organizasyonunu izlemeye bayılırım. olimpik spor dallarının tümünü de çok severim bu arada.
en sevmediğim spor dalı sanırım beyzbol. denemiştim de bir dönem takip etmeyi ama sıkıntıdan patladım ve bir daha hiç takip etmedim.
düşünüyorum da... başka da yok galiba ya, net olarak sevmediğim bir spor dalı. mesela formula 1'i çeyrek asırdır falan takip etmiyorum ama etsem gene severek izlerdim bu yarışları bence.
ha, bir de boks olabilir. ya da işte öyle birbirine vurmalı diğer sporlar. öyle ekrana bakamayacak kadar kötü olmuyorum bu sporları izlerken ama bir yaştan sonra hoşuma gitmemeye başladı bu tarz müsabakalar. kırk yılda bir çok önemli bazı boks maçlarını izlerim ama gene de.
formula 1'i çoooooooook eskiden takip ederdim ve bir takım/pilot sempatizanı olup izlenince gayet zevkli bir şey bence formula takip etmek. spor değil argümanına asla katılmıyorum. pilotluğunun yetenek gerektirmediği iddiası zaten tümden absürt. hiç, bir formula 1 pilotunun araç içi kamerasından gösterilmesi vasıtasıyla nasıl zorlu bir şey yaptığını seyrettiniz mi? ayrıca inanılmaz efor sarf ediyorlar ve enerji harcıyorlar. yani 3 gün falan ceset gibi oluyorlar yarıştan sonra, akılalmaz bir efor sarf ettikleri için. gelişen teknolojiyle birlikte sarf edilen efor azalmış mıdır bilmesem de eskiden durum buydu.
yani artık takip etmesem de bunları söylemek istediğim başlıktır. ismail bıradırım ve oytun umarım alınmazlar ama işte tablo da bu bence. haha.
ben de beyzbolu aşırı saçma bir spor olarak görüyorum da işte seven de seviyor demek ki izlemeyi...
bir ara olmuştum, dediğimdir. ama çakma dayılık tabii. haha.
bana ufakken iki yeğenim "dayı" diyordu. bunların da biri benden 3-4 yaş, diğeri 5-6 yaş küçük. yani mesela ben 13 yaşındayım ve 9 yaşındaki yeğenim bana "dayı" diyordu. "x (ismim) dayı" diyorlardı yani. anneannem zorluyordu yeğenlerimi, öyle diyeceksiniz diye. aklım ermeye başladıktan sonra ben engelledim artık öyle demelerini çünkü çok absürttü lan. aasdashdkjahkdjhakjshd.
şu anda da sözlük dayısıyım gerçi. yani öyle diyenler var. *
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.