sojourant yazar profili

sojourant kapak fotoğrafı
sojourant profil fotoğrafı
rozet
sojourant (editör)
karma: 119799 tanım: 15124 başlık: 3521 apolet: 11 takipçi: 147
Everywhere you've been I've been before you

son tanımları | başucu eserleri


j harfinin gereksiz olması

peki benim nick'im noolacak bu harf kalkarsa, diye sormak istediğim başlık. *
devamını gör...

eurovision 2026

bu bir gündem başlığı olduğu için 24 saat içinde 1 tanım girme sınırımız yok burada.

yarı final performanslarının hepsini izledim ve her performanstan sonra videoyu durdurup kısa kısa değerlendirmelerimi yazdım. finalistleri de öğrendim artık tabii ama değerlendirmelerimi değiştirmeyeceğim. ak popo kara popo belli olsun dedim. bakalım ne kadar tutturacağım hem, yarın geceki finallerden sonra görürüz...

bir tek finale kalan ülkelerin isimlerini bold yapacağım şimdi.

öncelikle... öyle aklımı başımdan alan, "senelerce aklıma geldikçe dinlerim bunu" diyebileceğim bir parça maalesef gene çıkmadı galiba bu sene. bir tek avustralya buna aday olabilir. birkaç kez daha dinledikten sonra belli olur bu da. bazı seneler çıkıyor öyle parçalar, bazı seneler de çıkmıyor. yarınki finali de izledikten sonra tam bir yargım olur bu hususta.

1. ve 2. yarı finalleri şuralardan izledim:
ve


demin bitti izlemem işte. öncelikle fena bir organizasyon değil gibiydi. erkek sunucu bayağı matrak bir herifti ve şovları eğlenceli, yer yerse güldürücü derecede komikti. kadın sunucu pasif bir tipti ve işte erkek sunucuya eşlik eden konu mankeni falan gibiydi genelde. ikili şovları da vardı tabii. mesela erkek sunucu fransızca konuşmaya geçtikten sonra uzaktan kumandayla dili "ingilizce"ye getiren kadın sunucuydu ve adam bir anda ingilizceye döndü. bu değil de asıl o fırtınalı ortamdaki gemide şarkı söyleyen tiz sesli oğlan yarışmacı parodileri nefisti ve gülmekten yerlere yatırmasa da beni bayağı kıkırdattı. eki-eki-eki. bir tek performanslar bittikten sonra oylama süreçlerindeki kısımları izlemedim. şöyle bir baktım da, bilgi yarışmaları olmuş sanırım oralarda. genel itibarıyla öyle süper bulmasam da bence iyi bir organizasyondu. bana yansıdığı ve benim algımın mevzubahis olduğu kadarıyla yani bittabi.

aşağıdaki değerlendirmelerimi dediğim gibi, her yarı final performansı bittikten sonra yazdım. şimdi de işte finale kalabilen ülkelerin adlarını bold karakterli yapacağım, çünkü hem cesur hem de güzelim. (bkz: gencim güzelim seni üzerim), (bkz: cesur ve güzel)

gene de an alta kısa bir değerlendirme yapayım dedim şimdi. yani kısa kısa yarı final performansları ve şarkıları değerlendirmelerimden sonraki paragrafı en son yazacağım şimdi.


1. yarı final

moldova - girişinde "eyvah" desem de parçanın geri kalanını beğendim. yani rap hiç sevdiğim bir tür sayılmaz ama bu parça iyiydi. bu tür tahminlerde iddialı olmasam da sanki zirveye oynayabilir gibi bu.

isveç: kadın şarkıcının ingilizce aksanı yeterince iyi değil, sesi de süper sayılmaz. fakat çok iyi dans şarkısı. elektronik altyapısına bayıldım.

hırvatistan: yani herhalde kendi dillerindeki, biraz modernize edilmiş geleneksel tarzda bir parça. pek tat vermedi bana. beste olarak vasat buldum, kadın şarkıcıların sesi de kulaklarımı ballandırdı diyemem.

yunanistan: ferto diyormuş da “feto” diye duydum. haha. fg de en son antik yunan kültürünü falan övüyordu… çorba gibi bir parça. şarkıcısında “ses yok” diyebilsem de gene de çok kötü bir şarkı diyemem, yani yunanlar çok daha kötü parçalarla temsil edilmişlerdi bu yarışmada. enteresan bir sahne tasarımı vardı. özetle “fena değil” diyorum ama ilginçti belirli yönlerden.

portekiz: sapsade bir parça. vokal harmonilerini beğensem de öne çıkan herhangi bir niteliği yoktu parçanın. yani işte, diyeceklerim bu kadar…

gürcistan: bence iyi bir elektronik dans şarkısı. süper olmasa da iyi.

italya: 70’lerden fırlamış bir parça gibiydi. yani favorilerim arasına girmez herhalde ama gene de keyifle dinledim. italya "4 büyükler" kontenjanından zaten direkt finale kalıyor.

finlandiya: tutkulu vokal ve çılgın keman performanslarını çok beğendim. beste süper olmasa da işte bu performanslar cidden müthişti. favorilerim arasına girebilir. yani diğerlerini de dinledikçe belirleyeceğim favorilerimi.

karadağ: kadın şarkıcı fazla iddialı tavırlarıyla iyi oy toplayabilir. şarkının da çoğu kısmını beğendim, bir tek elektronik ritimli iki kısmı tam olmamış. şarkıcının bir tanesi bayağı ciddi olmak üzere detoneleri var. finale kalırlarsa ve bunları düzeltirse üst sıralarda biritebilirler yarışmayı sanki.

estonya: adeta eskilerin insanı keyiflendiren bir amerikan filminin soundtrack’inde yer alan bir parça gibi… zevkle dinledim ama bu çağın müziği değil bu. yani benim için hava hoş, old school dendi mi zaten bayılırım ama işte böyle eskiden yapılmış tarzda şarkılar eurovision’da günümüzde pek yüksek puan alamıyor.

israil: bu ülkenin bu yarışmada olmaması gerektiği fikrimi şurada belirtmiştim: [#3977242] - bu performans başladığında protestolar olmuş, hatta salonda olay çıkmış falan diye haberler x’te timeline’ıma düşmüştü. eurovision’ın ilk yarı final tek perça videosunda da performansa girilirken “free paletsine” diye sesler duyuldu. objektif bakarsak, iyi bir şarkı ve performans. yani gene de hiçbir türlü favorilerim arasına girmezdi zaten, zira tarzım değil. haha.

almanya: 12. ülkeye/parçaya gelmişiz. zwölf! “4 büyükler” kontenjanından finale kalmaları garanti zaten… ve sesiyle, entonasyonuyla, ingilizce diksiyonuyla ilk kusursuz ve çok etkileyici vokal performansı sunan şarkıcı almanya’nınki oldu. şarkı da güzel, almanya’yı ilk 5’e falan da sokabilir ama 1. olacağını sanmıyorum. bakalım, göreceğiz…

belçika: yani… batı ve doğu sentezi bir müzikalitesi olan, idare eder bir şarkı ve performans. biraz farklı olsa da bence albenisi olan bir çalışma değil.

litvanya: şarkıya çok bayılmasam da vokalistin imajı/kostümü güzeldi. tutkulu vokal performansı da hoştu ama bir yerde çok feci detone oldu. finalde benzer bir “epic fail”ı olmazsa ülkesini orta sıralara falan taşıyabilir.

san marino: ilk nakarattan mısra kısmına dönüş hiç olmamış parçada. mutlaka bir köprü gerekiyordu bence veya nakarat sonlarda çözülerek sonraki mısra kısmına bağlanmalıydı. boy george çıkınca bayağı şaşırdım, şarkının ortalarında. google’dan da baktım o mu sahiden diye ve finale kalamadıklarını öğrendim. ahaha. bence de kalmayı hak etmiyordu zaten, o da ayrı mesela. ya da aynı mesele. haha. aslında finale kalanları izledikçe görmeyi yeğlemiştim de google bir anda önüme “finale kalamadı” haberini çıkarıverdi…

polonya: ne şarkıcı ama! muhtemelen şu 4-5 oktavlık sesi olan süper yetenekli şarkıcılardan biri. gerçi polonya mı yoksa abd mi yarıştı anlayamadım. haha. polonya’nın hristiyanlık konusunda bayağı önde geldiğini biliyoruz ve şarkının teması da buna uygundu. r&b tarzında hoş bir parça ve cidden çok üst düzey bir vokal performansı.

sırbistan: vokalistin gotik ve uçuk imajı ve şarkının ikinci yarısındaki böğürtüleri ve çığlıkları dışında bir numarası olmayan, hatta kötü şarkı. yani ben de metalciyim de işte olmamış. otur = 0 (sıfır)! finali görürler ama muhtemelen. yani böyle “aykırı” performanslar bu yarışmada genelde ödüllendiriliyor.


2. yarı final

bulgaristan: benim açımdan direkt çöp. saçma sapan bir kompozisyon.

azerbaycan: şarkı ve şarkıcı fena sayılmaz ama bana göre finale çıkamazlar. yani vasatı aşamıyor maalesef ve sahne tasarımları inanılmaz kötüydü.

romanya: gayet güzel bir gothic rock parçası ve cidden hoşuma gitti. finale kalabilirler mi emin olamasam da ben çok sevdim.

lüksemburg: şarkıcı/kemancı harikaydı. enerjisine bayıldım. parça da hoş. bana göre derece alamayacak ama ben çok sevdim valla gene de.

çekya: bayıklıkta zirve! sonlarındaki “ses aralığım çok geniş” kısmı bile kurtaramıyor.

fransa: bunların da “4 büyükler” kontenjanından finale kalması garanti. şarkılarını büyük oranda beğendim. sinematik ve operatik bir tarzda. bir tek ortalarına doğru bir kısmındaki altyapıyı beğenmedim, onun dışında gayet güzel.

ermenistan: şarkılarının ciddi kısmı çok tekdüze idi. solist garip ceketini çıkardıktan sonra biraz ilginçleşti. çok tempolu ve enerjik bir şarkı olsa da bence tekdüze.

isviçre: bu da cringe-fest gibi bir şeymiş ya. bu kadar sıkıcı nasıl olunabiliyor, zor zanaat…

kıbrıs: gözüm ve gönlüm açılsa da kulaklarım biraz kanadı… ahaha. yani şarkının bilhassa ritmik yapısını çok tutarsız buldum. iskelet kötü kurulmuş ve geçişlerin çoğu rastgele gibi bir izlenim oluşturdu bende. melodik olarak da pek beğendiğimi söyleyemem şarkıyı. yalnız bence kesin finale kalırlar ve finalde ilk 10'u da görebilirler. yani ben beğenmesem de tabloyu böyle öngörüyorum.

avusturya: bu ülke de geçen yılın kazananı olduğundan doğrudan finale gidiyor. yani almanya deselerdi de inanabilirdim. haha. bence ortalama bir şarkı ve performans ama görsel olarak biraz enteresandı.

letonya: monoton bir ballad idi bu ama melodik olarak biraz hoşuma gitti. gene de hiçbir şekilde vasatı aşamıyor.

danimarka: ülkemden sonra dünyada en sempati duyduğum ülkeye geldiiiikkkk… bence vasat üstüydü, hatta iyi de diyebilirim. yalnız işte öyle süper falan bir şarkı değil maalesef. yani çok umut verici giriyor, sonra öyle inanılmaz pasajlar gelmeyince anca vasat üstü veya iyi bir şarkı olabiliyor. vokalistin sesi çok iyiydi ama. en iyi erkek sesi olabilir şu ana kadar çıkanlar arasından.

avustralya: işte net favorilerimden biri! şarkı pek farklı değil ama çok lezzetli. kulaklarımla birlikte gözlerim de bayram etti. solist fıstık gibi ve olağanüstü iyi bir şarkıcı, ve piyano çalışından da anlaşılıyor ki çok iyi bir müzisyen. biraz da aşık oldum galiba. valla kazanırlarsa sevinirim ya. cidden çok çok beğendim.

ukrayna: çok iyi şarkıcılar üst üste geldi… duru ve güzel bir parça, genel itibarıyla. temponun yükseldiği kısmında ritmik yapı değil de perküsyonel ton seçimlerini garipsedim… bir de şarkıcısı çok iyi olsa da ağzı kapalı başladığı oktav yükseltme numarasının sonlarında nefesi tam yetmedi ve amiyane tabirle cortladı. umarım finalde orasını düzgün kotarabilir. yani ukrayna kesin finale kalır bence ya. yani sebebi de belli. haha.

birleşik krallık: bunlar da “4 büyükler” kontenjanından yarışmadan finale kalıyorlar. katlanmakta zorlandım ki normal şartlarda finale kesinlikle kalamazlardı bence böyle bir şarkı ve performansla. eins-zwei-drei diye nakaratları başlıyor da bu finalde son 3 sıradan biri falan olur bence. yani su katılmamış bir cringe-fest. berbat. ahahaha.

arnavutluk: çok acıklı teması olan bir parça. solistin sesi bence çok klas ama arka planda dev melek kanatları açıldığı yerdeki vokal numaralarında çok net bir detonasyonu oldu. finalde böyle bir hata yapmazsa orta sıralara falan taşıyabilir ülkesini. gerçi finale kalabilirler mi, ondan da emin değilim. bence iyi bir şarkı ve performanstı genel itibarıyla.

malta: vasatlığın tanımı gibi bir parça ve performans. yani iyi veya kötü diyemiyorum, vasat işte… bu arada vokalist performanstan sonra “thank you australia” dedi diye duydum. avusturya ve avustralya’yı karıştırabilen tek millet olmadığımızı uzun zamandır biliyordum zaten. haha.

norveç: hoş bir eski usul rock parçası ve taş gibi performans… bir barda falan milleti bayağı coşturur böyle parçalar ve performanslar ama eurovision’dan emin değilim. finale kalsalar bile—ki bence kalırlar—ilk 10’a yükselebilmelerini biraz düşük bir olasılık olarak görüyorum.


karadağ tahminimde cortlamış ama "finale kalırlarsa" da dediğimden tam da cortlamamış, hemen altındaki estonya tahminimde ise turnayı gözünden vurmuşum. ikincisini beğensem de eurovision'da bu tarz bir mantaliteyle hazırlanan şarkıların iş yapmadığından dem vurmuştum. sırbistan tahminim de doğru çıkmış. azerbaycan'ın finale kalamayacağını da maalesef bilmişim. romanya'da ikilemde kalmışım ama onlar finale kaldı ve ben buna çok sevindim. lüksemburg'u da tutturmuşum sayılır. gerçi belki finale kalabilirlerdi diye düşünmüştüm ama kalsalardı bile ilk 10'a falan giremezlerdi kesinlikle. kıbrıs'ı da tutturdum. israil ve ukrayna'yı dünya gündemini bilen herkes bilirdi zaten. haha. arnavutluk'ta da ikircikte kalmışım ama orada tam net yazmasam da büyük ihtimalle final görürler diye düşünmüştüm. norveç'i de tutturmuşum ama bakalım finalde ilk 10'a girebilirlerse beni biraz şaşırtırlar. biraz düşündüm de... girebilirler lan aslında. neden olmasın?.. diğer değerlendirmelerimde de başarılı bulduklarımın çoğu finale kaldı ama onlar hakkında tahminlerde bulunmamıştım sonuçta. bakalım finalde bizi neler bekliyor... ben avustralya'yı destekleyeceğim sanırım. final performanslarını izledikten sonra biraz daha oturur bazı şeyler ve diğer favorilerim de netleşmiş olur, ben de burada bir tanım daha girerim sanırım. iyi olan değil benim desteklediğim kazansın! *
devamını gör...

eurovision 2026


spanish prime minister pedro sánchez:

“we are not participating in eurovision this year. when russia invaded ukraine, it was excluded from the contest. the same principles should apply to ısrael—there can be no double standards.

this is a matter of responsibility and humanity.”

x.com/universalnewsx/status...

ispanya katılmıyor yani buna ve cumhurbaşkanı sanchez: "rusya, ukrayna'yı işgal ettiğinde yarışma dışına itilmişti. aynı prensip israil'e de uygulanmalı—çifte standart olmamalı. bu bir sorumluluk ve insanlık meselesidir" demiş. bayağı katıldım kendisine.

ben gene de izlerim ya bu yarışmanın finalini. sonuçta onca senenin alışkanlığı. şimdi bir yarı finallere falan göz atayım hatta youtube'dan. canlı izlemedim de banttan izlerim işte.
devamını gör...

sinan akçıl'ın yaptığı milli takım şarkısı

(bkz: türkler geliyor) - olmamış şarkıdır.
devamını gör...

ankara

vay be, herkes sevdiğini yazıyor. bu beni mutlu etti.

ben de toplam 11 senemi ankara'da geçirdim. bu şehri çok sevenlerden biriyim ben de.

valla egeliyim, hayatımın çoğu da deniz(ler)in dibinde geçti, ama "burada/ankara'da deniz yok yeaaaa" diye hiç ağlamadım. haha.

2020'de ayrıldık ankara'dan tamamen, işte korona patladıktan sonra. yani o ara en mantıklı karardı. sonra da ekonomi iyiden iyiye bozulunca dönmedik, oradaki evimizi de kiraya verdik. yani başta sağlık tedbiri ile ilgili—zira oradaki evimiz kolej gibi gayet kalabalık bir semtte ve koronavirüs kapmak bayağı olasıydı orada—sonra dönmememiz bağlamında da aslen ekonomik sebepli bir karardı ankara'dan tamamen ayrılmak. hoş, artık senelerimi dönüşümlü olarak geçirdiğim kuşadası/davutlar ve buca/izmir'i de çok seviyorum. yani kendi açımdan bir problem yok.

"tamamen" dedim ama belli olmayabilir de. bakmışsın bir gün ankara'ya dönmüşüm gene...
devamını gör...

sözlük yazarlarının dinlemekten asla bıkmadıkları albümler

benimki sadece for the love of art and the making'dir; dan prog metal grubu beyond twilight'ın 2006 çıkışlı, son albümüdür bu.

20 senedir asla mı baymaz bir albüm ya. cidden benim açımdan böyle bir albüm daha yok. binlerce kez dinlemişimdir çıktığından beri, ki çıkmadan önce sızan versiyonunu bile dinlemiştim. grubu zaten önceki albümlerinden de biliyordum ve çok beğeniyordum, bu albümü de büyük hevesle bekliyordum fakat bu kadar akılalmaz bir albüm çıkarmalarına bayağı şaşırarak sevinmiştim.

hala da çok mesudum böyle bir albüm olduğu için. binlerce kez dinledim, ki 10.000'in üzerinde bile olabilir bu rakam. galiba bu ömrüm boyunca böyle devam edecek ve bu rakam astronomik boyutlara ulaşacak. hakikaten beni asla baymayan tek eser bu. başka da çok defa dinlediğim albümler var ama onları çok fazla üst üste dinlersem beni sıkıyorlar, bu yüzden o albümleri dinleme sayım bunun yanına bile yaklaşamaz.

işte hayatımın albümünün, hatta genel bağlamda sanat eserinin kapağı:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tarihten bir fotoğraf bırak

çin seddi - 1907

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük yazarlarının favori metal şarkıları

yansıtmak

tdk:

1. -i yansıma yoluyla nesnelerin görüntülerini vermek.

2. -i (parlak cisim, yüzey vb.) üzerine düşen ışığı, sesi vb.ni geri çevirmek; aksettirmek:
ayna ışığı yansıtır. kubbe, sesi yansıtır.

3. -i, mecaz dış görünüş, davranış vb. hakkında duygu ve düşünceleri belli etmek:
"dantele ve pembeye olan düşkünlüğünü ise mintanında yansıttı." - latife tekin

4. -i, mecaz düşünce, olay vb.ni bir başka kişiye iletmek, aktarmak:
"çağın tiyatro anlayışını yansıtan yazılar da yayımlanıyordu." - metin and

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yazarız adını göklere

faruk k & birkaç iyi adam imzalı a milli erkek futbol takımımız için yazılmış olan marş. sinan akçıl'ın türkler geliyor'u mu yoksa bu mu daha kötü emin olamadım. "çek bir besmele" deyip amerikan apartması şarkı bestelemek de iyiymiş. *

devamını gör...

türkler geliyor

sinan akçıl'ın a milli erkek futbol takımımız için yaptığı parça.

rezalet diyemem ama "olmamış" bence. hem çok sıradan hem de ceddin deden neslin baban melodisi kullanılan kısmında ritmik bir eksantriklik denenmiş ama oraları da iyi kotarılamamış, odak dağıtıcı mahiyette olmuş kanımca. yani sinan akçıl gibi müzikal yeteneksizlikte zirve birinin bir müzisyen olabilmesi bile yeterince garip zaten. haha.

devamını gör...

bilingues cavendi - one should beware of the double-tongued

hayatımın sadece müzik albümü değil genel bağlamda da 1 numaralı sanat eseri olan, dan prog metal grubu beyond twilight imzalı for the love of art and the making'de yer alan kısacık bir parçadır; albümde 3 tane 9 saniyelik (evet, saniye) parça var, bunlar albümdeki en kısa parçalar ve bu da onlardan biri. sözde "albümdeki birçok parça çok kısa, ciddi kısmı 1 dakika bile sürmüyor" falan demiştim ve bu yüzden albümdeki belirli, albüm standartlarında uzun sayılacak parçalar dışındakilerin başlığını açmamın lüzumsuz olacağından dem vurmuştum ama şu yaptığıma bak!..

ahaha. bu, 43 parçadan oluşan ve toplam süresi 38 dakika bile olmayan albümdeki bu 9 saniyelik ultra-kısa parça benim telefon zil sesim ya. o yüzden açtım bunun başlığını da. yani 9 saniyelik bir parça da uzun uzun tanıtılamaz herhalde. gene de biraz bir şeylerden bahsedebilirim elbette... diglot/bilingual bir insan olarak "2 dilli" sayılabilirim sanırım ama burada "çift dilli" tabii ki farklı bir şey ve belli ki biraz tekinsiz bir manası var. şu [www.tumblr.com/interretiali...] kaynağa göre bilingues cavendi, "beware of people with two tongues" demekmiş. yani "iki dilli insanlardan kendinizi sakının"... yani parça isminin gerisi de aşağı yukarı bu manaya geliyor. albümün açılış sözleri de latince olunca tabii bu "iki dil" kullanılması olayı yerine oturuyor.

biraz da ironik gibi aslında burası... hani şeytansı, çatal dillilerden korkun gibi bir şeyden bahsediliyor gibi görünüyor başta ama parçanın adı da latince ve ingilizce konmuş; bu da iki dil oluyor. tematik olarak albümün buraları aslında pozitif bir havada. bu da işte biraz daha ironikleştiriyor mevzuyu. bu parçada dominant enstrüman piyano ve "ç" sesi bazlı vokaller de adeta perküsyon görevi görüyor, arkadaki davulları destekleyen ve/ya güçlendiren. gerçi ses tellerindense ünsüz harfler ve işte hışırtımsı, tıslamamsı sesler güdümünde olduğundan bu "section", buna "vokal" demek de etimolojik olarak sanırım yanlış olsa da siz anladınız ne demek istediğimi. ya da aşağıdan dinleyip görebilirsiniz. yoksa duyabilir misiniz? *

ben telefon zil sesim olarak çok seviyorum bunu ya. işte hem pozitif bir havası var, hem böyle işte bir ortamdayken çalınca milleti yerinden zıplatmıyor, hem de hemen her türlü ortamda bir şekilde duyabiliyorum telefonum çaldığında.

devamını gör...

dünyanın en kalabalık ülkesi

2023 itibarıyla bu hindistan olmuştur. valla kendimi bildim bileli bu ülke çin idi fakat artık eski bilgileri tazelemek gerekiyor, ki okuduğuma göre 21. yüzyıl boyunca da bu durumun değişmesi pek mümkün görünmüyormuş.
devamını gör...

şu an hangi şehirdesin sorusu

izmir/buca. aslında 2 ay önce falan kuşadası/davutlar'a dönmem gerekiyordu her seneki gibi ama belirli nedenlerle hala dönemedim. çok da fark etmez. iki yerde de mutluyum zira.
devamını gör...

sözlük yazarlarının favori metal şarkıları

dağılmalarına en çok üzüldüğüm topluluk olan ama arkalarında, bize bıraktıkları paha biçilmez bir müzikal hazine niteliğindeki diskografileri için kendilerine hep müteşekkir kalacağım isveçli folk/power metal grubu falconer'dan gelsin bu da:

(bkz: pale light of silver moon)

devamını gör...

dawn of the dragonstar

isveçli epik power metal grubu twilight force'un 2019 tarihli, 3. stüdyo albümü—ki şahanedir—ve albüme ismini veren harika şarkıdır. grubun ilk albümü 2014'te çıkmıştı ve o zamanlardan beri bildiğim bir topluluktu bu ama kendilerini sıkı takibe almam bu 2019 çıkışlı albümleriyle başladı zira burada favori vokalistlerimden biri olan alessandro conti var. yani bu albüm ile birlikte grubun kadrosuna katıldı kendisi ve burada allyon mahlasını kullanıyor. büyülü sesiyle harikalar yarattığından bahsetmeme bile gerek yok. gördüğünüz gibi nasıl da bahsetmiyorum. haha.

twilight force'un sözlükte başlığını açıp 4 albümünü de—ki bunu yapmakta erken davranmazsam bu aralıkta grubun 5. albümü de çıkabilir ve o da dahil olur—kapsamlıca inceleyeceğim bir zaman, o yüzden bu tanımda fazla bir şey yazmayacağım. benim açımdan 9/10'luk bir albümdür, dawn of the dragonstar. yani senfonik ve epik power metal seven kimsenin ıskalamaması gereken bir çalışma olduğu kanısındayım bunun. bu arada kendi deneyimim özelinde, 3. veya 4. dinlememde tam keyfini alabilmiştim bu albümün ilk kez. ilk 1-2 dinlememde bazı şarkıları kendini bana açmamıştı ama onları da dinledikçe sevdim sonra.


grup, resmi youtube hesabından albümün tümünü, hatta kimi parçalarının farklı versiyonlarını da tek parça halinde paylaşmış. ben de aşağı bırakayım dedim. keyifli dinlemeler.



albümün kliplendirilmiş nefis açılış parçasını da ayrıca ekleyeyim:

devamını gör...

lovin' you

minnie riperton imzalı şarkı. 1970'lerden gelse de 90'lardaki şıpsevdi sakızı reklamıyla tanışmıştım ben bu parçayla. 90'ları bilecek/hatırlayacak yaştaki çoğu kişi de hemen hatırlar bence duyunca/dinleyince.

devamını gör...

dungeons & dragons: shadow over mystara

neredeyse 1.5 senedir oynamadığım oyunmuş. üstteki tanımda bahsettiğim, hardest difficulty'de ilk oynayışımda tek krediyle bitirmemin üzerinden oyunu demine kadar hiç oynamamıştım. demin oynadım, gene bitirdim. anlayacağınız paslanmamışız.

işte d'raven ile oynayarak final boss olan synn'i power word kill büyüsüyle hakladığım anın ekran görüntüsü:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

nick'imi sojourant yaptıktan sonra artık bu oyundaki karakterimin adı da soj oldu ve olacak bundan sonrasında da. sojourant koyamam zaten zira 6 harf sınırı var. bir de isim tablosunda type-c olacak bir isim olması magic/wizard hat alabilmek adına önemli. yani kafama göre şapka alabilmek için oyunun başlarında, kafama göre isim belirlememem gerekiyor. soj, type-c kriterini karşıladığından mystara ortamlarında bu adla varım artık.

yani bu kadar uzun süre bu oyunu oynamamış olmam beni bile şaşırttı. bir daha bu kadar uzun ara vermem, kuvvetle muhtemeldir ki. arada birkaç haftalık veya aylık aralar verebilirim ama işte bir daha bu kadar uzun ara verirsem şaşırırım.
devamını gör...

christian bale

adam sanat için vücudunu hunharca kullanıyor. the machinist için kendisini adeta bir iskelete döndürmüştü. öyle hile falan yok yani, adam cidden böyle kilo vermiş rolü için. ki bu filmde karakterin etine dolgun hali de var. kısa sürede hayvan gibi kilo verip sonrasında almış yani kendisi, film için. yani kilolu bir karakteri oynayacaksa da hayvan gibi kilo alıyordu falan. akılalmaz...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

mio min mio filminde de kendisinin ergenliğini görüyoruz. bu zaten kendisinin ilk oyunculuk deneyimini sunduğu film. sözlükte başlığını açmıştım. yani 80'lerde izlemesem de gene de seyredeli 15 sene falan olmuştur, belki de aşmıştır bu filmi ve izlediğim en güzel çocuk filmlerinden biriydi.

işte o filmdeki ergen bale:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük yazarlarının başına gelen en saçma olay

sözlükte bir başlıkta anlatmıştım da şimdi bulamayabilirim. burada da anlatayım. ankara'da üniversite okurken işte bir hafta sonu kızılay'a indik. annnnormal bir kalabalık vardı. yani kızılay zaten hafta sonları çok kalabalık olur da, o gün ekstra kalabalıktı. caddede sıraya dizilip küçük adımlarla falan yürüyebiliyoruz, o denli kalabalık. hatunun biri arkadan ayağıma/topuğuma bastı. neyse dedim, yürümeye devam ettim ve art arda 3 kez topuğuma bastı hatun ve 3.den sonra dönüp" e, yuh!" dedim. zaten hatun olduğunu da arkamı dönüp tepki verdikten sonra fark ettim. hatun ben öyle bir tepki verince "allahtan siz çok düzgün yürüyorsunuz(!)" dedi. normalde "popomda gözlerim yok, size göre nasıl yürüyeceğim?" falan diyebilirdim de olayın absürtlüğü karşısında gülmekten kendimi alamadım. haha.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim