bir süre yaşayıp çalıştığım ve çok sevip unutamadığım midyat'tan gelen 1909 tarihli bir fotoğraf. yani aşağıdaki kaynakta aktarılan doğruysa.
ingiliz gertrude bell'in fotoğraf çekeceğini duyan midyatlılar, tarihi duvarlar üzerinde yerlerini alırken bu anı ölümsüzleştirsen gertrude bell belki de midyatlıların ilk toplu fotoğrafını çekmiş.
facebook'taki kaynakta biri "ışıklar mahallesi'nde bulunan aziz mor ahisnoyo kilisesi olmalı" demiş ve bu 3 beğeni almış. doğru olabilir gibi geldi bana bu yüzden.
isveçli elektrogitar virtüözü yngwie j. malmsteen'in 3. stüdyo albümü olan 1986 çıkışlı trilogy'de yer alan pek güzel şarkı. bu albümü çok seviyorum ben ya ve albümdeki çeşitli şarkıların başlıklarını da açmıştım, ki bunların arasındaki favorim magic mirror'dır; hatta bu genel olarak da en sevdiğim malmsteen şarkısıdır. belki de albüm olarak ilk dinlediğim malmsteen eseri olmasından mütevellitir trilogy'nin favori malmsteen albümüm olması—gerçi ilk albümünde hayvan gibi iyi şarkılar olduğunu kabul ediyorum isveçli müzisyenin ama bütüncül olarak baktığımda trilogy bana daha hoş geliyor. liar da işte albümdeki çok güzel şarkılardan biri. sözlükte daha önce başlığını açtığım, açılış parçası you don't remember, i'll never forget'ten hemen sonraki parçadır liar, trilogy albümünün şarkı diziliminde.
yemek saati kaçırıldıysa bari içmek dakikası yakalanmalıdır. tutamıyorum zamanı gibi bir bahaneyi kabul etmiyorum. pardon da, siz kenan doğulu musunuz?
2025-2026 şampiyonlar ligi sezonunda son 16'ya kalabilme başarısını gösteren takımımdır.
tek taraflı bir analiz yanıltıcı olabilir. bence ilk yarıda olması gerektiği gibi oynadık ve galiba davinson'un net bir hatası sonrasında gelişen bir pozisyonda gol yedik.
ikinci yarıda berbattık ama juventus da kırmızı kart görmesine rağmen inanılmaz iyi oynadı ve 3-0'ı buldular. sonra pilleri mi bitti yoksa uzatmalara taşımak italyanlara kafi mi geldi bilemiyorum ama işte juventus'un o azman oyunu sona erdi.
çok zor maçtı ve yeterince iyi değildik. hatta ikinci yarının ciddi kısmında rezalettik.
ama arkadaşlar. burası şampiyonlar ligi. karşımızdaki takım da juventus...
valla ben aslanları kutluyorum. yani kötü oynarken de tur atlamak başarıdır.
futbolu da bu yüzden çok seviyorum zaten. iyi oynayanın kazanma ihtimalinin en düşük olduğu majör spor dalı bence. yani iyi oynayanın kazanma ihtimali elbette futbolda da daha yüksek ama diğer takım sporlarıyla kıyasladığımızda bu bağlamda kaotikliğe en yatkın majör spor branşı da futboldur. elensek üzülürdüm ama futbolun bu sürprizli yönünü sevmeye devam ederdim.
çeyrek final görebilmemiz için bundan çok daha iyi oynamalıyız tabii sonraki turda. her zaman talihimiz bu kadar açık olmaz.
bana oldum olası saçma gelmiştir. sizin mesela youtube yayınınızı dinleyen veya işte burası gibi bir platformda yazdıklarınızı okuyanlar arasında "öyle insanlar" olamaz mı? hatta böyle diyen kişilerin kendileri bile o bakımdan uzak durulası kişiler olabilir. toksik insanlar şöyledir, onları hayatınızdan çıkarın... falan. yani senin yayınını izleyen veya yazdıklarını okuyanların hepsi sütten çıkmış ak kaşık, onlar arasında toksik insan olamaz mesela. yersen. *
bu arada kendimi bundan azade de tutmuyorum. yani ben de birilerine göre toksik, kötü, uzak durulası falan bir insan olabilirim elbette.
sanki arada böyle uyarıları ben de yapıyorum galiba ya. ne kadar da çelişkilerle dolu bir insanmışım. ahahaha.
bir de mesela gelip size sataşan, sert kayaya çarptığını anlayınca da "niyetim sataşmak değildi", "kötü bir niyetim yoktu" falan diye kıvırtan, hatta siz yapılan şeyin sataşma olduğunu kanıtlamanıza rağmen "valla sataşmak gibi bir niyetim yoktu" falan diye üsteleyen yazarlar var. başıma geldiğinden biliyorum. bir de salak yerine koymaya çalışmak oluyor bu karşıdakini. sanki ben iyi niyetli bir takılmaca ve dümdüz kötü niyetli sataşma arasındaki farkı anlamayacağım...
şaka mısın sen teyzeciğim? böyle bir şey ailemdekilerden birinin başına gelse elon musk'ın serveti bana aktarılsa bile manevi hasarım onarılamaz. sende maneviyat denen bir şey yokmuş sanki. bir de maddi zararın tam olarak neydi ki mesela? yani eşin ölse anlarım da bu başka bir mevzu.
ben gruplardan salak saçma sebeplerle çıkan bazı "arkadaşları" tiye almak için arada o whatsapp'ın "şu kişi gruptan ayrıldı" yazısını taklit eden, bold karakterlerle bir yazı yazardım. "işte ayrılma sebebim budur" dedikten sonra. cidden bazı insanlar anormal alıngan. yani öyle salak sapalak sebeplerle gruplardan ayrılanlar oluyor ki... benim bu şakamı yiyenler de oldu bu arada. haha. ben içinde bulunduğum hiçbir whatsapp grubundan ayrılmadım hayatımda.
tablodaki bazı ülkeleri tek tek arattım ve doğru gibi görünüyor veriler. mesela bizde 20 ocak 1972'de ağrı'da -45.6 derece sıcaklık olduğu researchgate'te var. yunanistan ve danimarka'ya baktım ve onlar da doğru gibi. gerçi bizde 9 ocak 1990'da van'da sıcaklığın -46.4 derece ölçüldüğü bilgisi de var wiki'de ama yakın sayılır. tablo sanırım doğru veya en azından doğruya yakın. yunanistan'daki minimum sıcaklığın -30 derece bile olmaması da enteresan. hani okey de böyle dev bir fark beklemezdim. danimarka'da ölçülen en soğuk hava derecesinin -31.2 derece olmasına da aşırı şaşırmadım. okyanus ılık su akıntıları ve işte deniz iklimi sayesinde orada hava sıcaklığının 0'ın altına düşmesi bile sadece birkaç ayda olurmuş sene içerisinde. gene de sıcak veya ılıman iklimdense serin iklim demek daha doğru orası için sanırım. norveç'i tabloya koymamışlar ama isveç'e yakın oradaki ölçülen en düşük ısı derecesi de. bu konuda isviçre, ukrayna ve polonya gibi ülkelerden önde olmamıza nispeten şaşırdım ama tabii böyle rekorlardaki tek etken kutuplara daha yakın olmak olmasa gerek.
ben ankara'da bir gece -30 derece civarında dışarıdaydım ki rekor soğuklardan biri olduğunu daha sonra öğrenmiştim o gece ölçülenin. sinemadan çıktım gece yarısında falan ve kafamı hissedememiştim en başta. ellerimle kafamı tuttum ve "oh yerindeymiş" demiştim. -40'lı soğukları hayal edebilirim belki de yakutsk'taki -60 küsurluk soğukları almayayım ben mümkünse hiçbir şartta. haha. soğuk havaları sever, -20'li derecelerden keyif alırdım ankara'da yaşarken. sırf öyle soğuklar var diye çıkıp gezdiğimi bilirim. ama -30 ve sonrası iyi değil arkadaşlar. ahaha.
gerçi rusya da var tabloda ve orası avrupa mı tartışılabilir. gerçi türkiye için de aynı şey geçerli. sonuçta çok ufak bir bölümümüz avrupa'ya dahil coğrafi olarak.
valla bir yolu var mı bilmiyorum. ben gençliğimde çok sinirli bir tiptim ve bu kendimle birlikte çevreme de zarar veriyordu. bir yaştan sonra mizacımın bu yönünü epey törpüledim. bir anda olmadı tabii ve hala bazen sinirlenebiliyorum ama işte eskisine oranla devede kulak kalır. yalnız sinirlerine hakim olmak öfkenin içinde patlaması demek olmamalı. bu da sağlıklı değil. yani hoşgörülü olabilmek genelde negatif öfke enerjisini iyi yönde kanalize edebilmenizi sağlıyor ama bazen de öfkelenmek iyidir. yani öfkelenmeniz gereken bir durumda lay lay lom diye ters psikolojiye girmeyi de pek sağlıklı bulmuyorum ben açıkçası.
memleketim güllübahçe'de en çok sorulan soru olabilir. hatta belki de ülkedeki köy ve kasaba gibi yerlerde buralara gelen yabancılar veya işte pek tanınmayan kişiler hakkında en çok merak edilen şey ve dolayısıyla sorulan soru da olabilir.
benim zorrrrrrrrrrla kırdığım bir alışkanlıktır. hani ellerim ceplerimde yürürken düşüp kafamı kırmayayım diye bu alışkanlığımı zorla kırdım. hava buz gibiyse bile ellerim ceplerimde dolaşmam. tek elimi bile cebime sokmam hatta yürürken.
şu alttaki foto da birçoklarınca yanlış algılandığından x'te timeline'ıma düşüp duruyor. haha. basit bir eli cebe sokma hadisesi oysaki.
normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz.
Daha detaylı bilgi için çerez ve
gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.