1993'ten beri falan
stephen king fanıyım. sözlükte çeşitli başlıklarda bahsetmişimdir, bana okumayı sevdiren yazar kendisi olmuştur. abim mesela okumayı söktüğünden beri deli gibi kitap okurdu ve ilkokulda yetişkinler için kitaplar okumaya da başlamıştı ama ben ortaokul başlarına kadar sadece çocuk klasiklerini falan okurdum ama yani çok da fazlasını okumazdım onların bile. işte stephen king'in
hayvan mezarlığı romanını okumamla birlikte bu değişti. bu romanı pek de sevmemiştim aslında konu olarak ama king'in üslubunu ve işte hikaye anlatıcılığının sürükleyiciliğini çok sevmiştim. sonra sayısız king kitabı okudum ve aklıma gelen favorilerimi yazmak istedim bu tanıma. sizin de favorilerinizi yazmanız güzel olurdu ama. :>
(bkz:
büyücü ve cam küre) -
kara kule serisinin 4. romanı bu. seriyi 1998 senesinde, lise 2'deyken keşfetmiştim. tüm seriye bayılıyorum ama bunun yeri ayrıdır. serideki tüm romanları da tek tek favorilerim arasında yazabilirdim ama sadece 1 tanesini yazmayı daha uygun gördüm. büyücü ve cam küre, tipik bir fantastik roman da değil. hatta daha zirade güçlü bir romantik drama. yani içinde fantastik korku elementleri de muhakkak olsa da işte
roland deschain ve sevdiceği
susan delgado'nun o gencecik yaşlarındaki aşklarını süper anlatmış king.
cöoslu rhea karakteri de olağan dışı etkileyicilikte betimlenmiş ve kurguda kilit bir figür burada. romanın başındaki manyak tren
mono blaine'li bölüm de acayip heyecanlıdır ki orası romanın "şimdiki zaman"ındadır. roland ve susan'ın aşkları ise bayağı eski bir zamanın anlatısıdır.
(bkz:
korku ağı) - (bkz:
'salem's lot): bu, en erken okuduğum king romanlarından biriydi ve zaten kendisinin de ilk romanlarından biri, hatırladığım kadarıyla 2.si. yani cidden ergenliğimin başlarında bu romandan ne kadar büyülendiğimi anlatamam. müthiş bir atmosferi vardı ve okuduğum yaş da düşünüldüğünde beni ne kadar etkilediğini hayal edebilirsiniz.
(bkz:
yaratık) - bu romanın orijinal adı
desperation, yani çaresizlik gibi bir şey manası. bunu da orta sonda veya lise başında okumuştum. 1996 çıkışlı bir roman ve çıktığı zamanlarda okumuştum işte. daha girişinde dumura uğramıştım. spoiler vermeyeyim de işte yani daha romanın başlarında kahramanların başlarına böyle şeylerin gelmesi beni acayip şaşırtmıştı. hayvan mezarlığı'nda mesela hani ilk 100 sayfada falan doğru dürüst bir şeyler olmazken, burda king dede direkt hardcore dalmış. haha. genel olarak da çok beğendiğim bir romandı. sonra bir arkadaşımın kız arkadaşı hacılamıştı güzelim romanımı. haha. bir de king'in
richard bachman takma adıyla yazdığı
the regulators romanı var ve bu da
desperation ile bağıntılı, güzel bir eserdir; bunun sadece ingilizcesini okumuştum çok yıl önce.
(bkz:
koşan adam) - orijinal adı, (bkz:
the running man): bu da eskiden okuduğum king romanlarından biriydi. bunun ilk film uyarlamasının kitapla alakası yok gibiydi. eğlenceli filmdi ama kitap çok derin... bayağı çarpıcı bir roman yani. böyle... nasıl desem... bir
black mirror bölümü gibi, hem de en çarpıcılarından... galiba bir film uyarlaması daha yapılıyordu bunun, ya da gösterime girmiş bile olabilir belki. umarım bu sefer bu olağanüstü iyi romanın hakkını verirler/vermişlerdir.
(bkz:
ejderhanın gözleri) - (bkz:
the eyes of the dragon) - bu da işte bir peri masalı falan gibi olsa da cidden çok sürükleyici ve büyüleyici bir kitaptı. king'in alışıldık üslubundan farklı bir şeyler okuyoruz burada ama cidden de nefis bir karanlık peri masalıdır bu da. yani o havadaki bir romandır. müthiş güzeldir. buradaki "ejderha" da öyle tahmin edildik ejderlerden değil, daha entrikalı bir konsept.
(bkz:
şeffaf) - (bkz:
the tommyknockers): bu da en erken okuduğum king romanlarından biriydi. çok tuhaf bir roman olduğunu düşünüyorum.
h.p. lovecraft'ın
uzaydan gelen renk'indeki gibi dünya dışı bir meşumluk var burada işte ve cidden beni çok etkilemişti bu romanı da king'in.
(bkz:
hayatı emen karanlık) - (bkz:
the dark half): bu da bayağı süper bir roman. yani çok karanlık ve bir o kadar da manyakça bir konu işleniyor burada. korku ağı gibi bunun da atmosferini çok beğenmiştim ama bunu o kadar erken okumadığımdan o kadar da etkilendiğimi söyleyemem. yani estetik zevklerime çok hitap etti yine de. bayağı güzel bir romandır. spoiler vermeden anlatmak zor ama işte o başkahramanın içindeki karanlık şey cidden de etkileyiciydi ve psikolojik gerilim boyutu da çok iyiydi bu romanın.
(bkz:
ruhlar dükkanı) - (bkz:
needful things): müthiş bir korku/gizem romanı ama işte king'in "sonları", 70'lerdeki ilk eserlerinden sonra epey light'lığa evrildi. bu da buna kurban gidiyor biraz. herhalde beni ergenler okuyor, onların akıllarını yok etmeyeyim demeye başlamış king amca bir yerden sonra ve romanlarının sonlarında daha yumuşatmış olayı. gene de işte çok güzel bir roman bu da ve romandaki o kasabaya açılan yeni dükkan ve sahibinin gizemi okuru esir alıyor.
(bkz:
kemik torbası) - (bkz:
bag of bones): bu da müthiş atmosferik bir romandı. hatta bunu yalnız başımayken çok tenha bir yerde okumuştum ve büyük kısmını mum ışığında okuyup kendimi iyice moda sokayım dediğimi hatırlıyorum. neticesinde etrafımı hayaletler kuşatmış gibi olmuştu. o koşullarda okumasam belki daha az etkilenirdim ama gene de çok iyi roman bence.
(bkz:
rüya avcısı) - (bkz:
dreamcatcher): bu da çok heyecanlı bir romandı ve büyük zevkle okumuştum. bayağı maceralı bir roman. bunun galiba 2002 çıkışlı filmi pek beğenilmedi ama onu da çok sevmiştim ben. sonunda ters köşe oluyorsunuz ama. bunu da olumlu karşılamıştım ben. romandaki son veya benzerini beklerken bambaşka bir şeyler olması beni olumlu manada ve zevk verici mahiyette şaşırtmıştı sinemada.
(bkz:
kara ev) - (bkz:
black house): king, bunu
peter straub ile birlikte yazdı. bence müthiş güzel bir roman. o ufaklıkları ısıran (yoksa etlerini koparan da mı?) sapık dede falan... bayağı sarsılmıştım bazı yerlerinde. yine çok atmosferik ve alışılandan daha psikopat bir roman. gizem unsuru da nefis tabii gene.
bu kadarı yeterli dedim şimdilik. başlarda hafızamdan yazacaktım ki sonra bir internet sayfasından bakayım da uğraşmayayım hatırlamakla dedim. bir yerden sonra kronolojik oldu yani. son bahsettiğim roman 2001 çıkışlı ve benim bu zamandan sonra king'le olan alakam epey azalmıştı zaten. tek tük okuduğum daha sonraki dönem romanları olsa da o eski hayranlığım kalmadığından burada noktalayayım dedim favorilerimi. yani benim açımdan öne çıkan king romanları bunlar. mesela 2002 çıkışlı
from a buick 8'teki hayal gücü ve yaratıcılığını da çok beğenmiştim king'in ama biraz saçma gelen tarafları da olmuştu. belki de ben yetişkin olmuştum artık. haha. gerçi hala
fantastik korku manyağıyım, orası ayrı. :p
(bkz:
falcı) - (bkz:
thinner)'ı atlamışım ya. ondan da çok etkilenmiştim. film uyarlaması ise bayağı kötüydü bence.
(bkz:
sadist (kitap)) - (bkz:
misery): bunu da atlamışım. gerçekten psikopat bir romandı. film uyarlaması da gayet iyiydi.
kathy bates'in buradaki oscar alan performansına zaten kötü bir şey diyemem. ancak, romanda "olmaz olsun böyle hayran" dedirten kadın karakterin "kurbanı" yazara yaptığı en sadistçe şey cidden apayrı sarsıcıydı, sadistlikte zirveydi; içim bir garip olmuştu orasını okurken. filmde elbette o sahneyi aynen öyle yansıt(a)mamışlar. hangi sahne olduğunu spoiler olmasın diye söylemiyorum da okuyanlar bilir, okumayı düşünenler de okuyunca görür.
(bkz:
maça kızı) - (bkz:
hearts in atlantis): bunu nasıl atlarım ya, dediğimdir. burada ayrı—ama bir şekilde bağlantılı—
novella'lar ve hikayeler var ve birbirinden güzel olsalar da "
low men in yellow coats" favorimdir aralarındaki. bunun, "
heavenly shades of night are falling" ile birlikte temelini oluşturduğu film uyarlamasının da başlığını açıp tanıtmıştım (bkz:
gizemli yabancı (film)); çok özel ve bence
underrated kalmış bir king uyarlamasıdır.
(bkz:
tılsım) - (bkz:
the talisman) da atladıklarımdan olmuş. bunda da müthiş bir macera boyutu var. soluksuz okumuştum ve çok heyecanlanmıştım okurken. bunun da sadece ingilizcesini 2000'lerde okudum.
"
o" - "
it"... bunun
abridged (kısaltılmış) versiyonunu okumuştum ergenken ama o zamanlar orijinalinin 1.000 küsur sayfa olduğunu da bilmiyorduk. sonra o uzun/tam versiyonu çıktı. birkaç kez okuyayım demiştim ama bir türlü tam o mod'a giremedim ve kaldı öyle. belki bir gün okurum zira çok övüyorlar full/orijinal versiyonunu.
it (1990) yapımı beni amma korkutmuştu ama ufakken. :d bu arada okuduğum o birkaç yüz sayfalık "abridged" versiyonunu da çok beğenmiştim aslında ya. yani bu romanı da favorilerim arasına alabilirim bence. bunun yeni film uyarlamalarını seyretmedim. sadece ilkinin bir kısmını izlemiştim ve
pennywise'ın işte bir çocuğun koluna... yaptığı şey sahnesinden sonra bıraktım zira 1990 çıkışlı uyarlamada o sahne hiç gösterilmezken, bu yeni uyarlamada da
cgi kullanılmış ve hiç inandırıcı gelmemişti bana. kitapta orası çok ayrı bir psikopatlıkta anlatılıyor. bu yeni uyarlamalarını izlemememdeki asıl sebep pennywise'ın
emo gibi yapılmasıydı imaj olarak. ben orta yaşlı görünümlü sapık paylaço tiplemesini alayım mümkünse, 1990'daki uyarlamada
tim curry'nin harikulade canlandırdığı gibi. hoş, o da çok süper bir uyarlama sayılmazdı ama pennywise tiplemesi fevkaladeydi işte orada.
stephen king'in stilinin alametifarikası bence tüm o fantastik korku kurgularında inandırıcı olabilmesi ve "biz bu romandaki karakterlerden biri olsaydık nasıl davranırdık" dedirtebilmesi okuyuculara. zaten eserlerinin çoğu da king'in yaşadığı ve dolayısıyla avucunun içi gibi bildiği maine'de geçiyor ve işte bu da romanlarının inandırıcılığını pekiştiren bir şey diye düşünüyorum. o kurgularda yer alan fantastik elementlere elbette inanmıyoruz ama işte mesela benim yaşadığım kasabaya/şehre öyle bir yaratık gelse biz nasıl aksiyonlar alırdık diye sorgulatıyor insanı, en azından beni. bu yazarı çok küçümseyen, aşağılayan da var ama king de bildiğim kadarıyla ben süper bir yazarım diye ortamlarda caka satan biri değil. bir şekilde hayal gücünü tetikleyici, çok sürükleyici kurguları kotarabilen bir yazar ve işte kitleler de kendisinin eserlerini seviyor. king de bununla yetiniyor gibi görünüyor. sosyal medyadan da takip ettiğim kadarıyla kendisi cidden ben öyle aşmış bir yazarım havalarında değil. etik değerleri de yüksek bir insan. kendisinin, "ben öldükten sonra eserlerim ne kadar değer görür bilemiyorum, tamamen unutulabilirler de; ancak 'pennywise diye bir karakteri vardı, o palyaço amma da ürkünçtü' demeye devam edecek insanlar bence..." falan dediğini okumuştum bir yerlerde.
bu arada ben bu romanların bir kısmının orijinal ingilizcesini de okudum, yazıda da dediğim gibi bazılarının da sadece ingilizcesini okudum.
kara kule serisinin hem türkçelerini hem de ingilizce orijinallerini defalarca okudum hatta. ingilizce ve/ya türkçelerini okuduğum ama favorilerim arasına girmediklerinden yazıda bahsetmediğim eserleri de var king'in. kendisinin okumadığım (en azından henüz) kitapları da az sayılmaz tabii.
devamını gör...