evernevergreen yazar profili

evernevergreen kapak fotoğrafı
evernevergreen profil fotoğrafı
rozet
evernevergreen (editör) (kütüphaneci)
karma: 25009 tanım: 450 başlık: 212 takipçi: 259
“Oldum olası içimde biri, tüm gücüyle, hiç kimse olmamaya çalışıyor.” Albert Camus

son tanımları


süleymancılar

adana'nın aladağ ilçesindeki yurtlarında çıkan yangında ölen kız çocuklarıdır. yoksul ve çaresiz bırakılmış , evladı yanarak ölmüş olan bir babanın mahkeme salonunda “üç çocuğum daha var. onları okutmayacağım. tarikat yurduna teslim etmeyeceğim. okumayacaklar ama en azından yaşayacaklar.” sözleridir.

güzellemeler yapmaya gerek yok, bu cemaat bana göre sağlanmayan adalettir. tüm cemaatler ve tarikatlar gibi ülkenin kanser hücrelerinden biridir.
devamını gör...

karga yumurtası

orijinal adı kaakkaa muttai olan 2015 yapımı bol ödüllü hint filmidir.

karga yumurtası bana göre almış olduğu ödülleri sonuna kadar hak eden bir yapım. öncelikle çocuk oyuncuların başarılı performanslarından bahsetmeliyim. bu iki küçük oyuncu yoksulluğu, umudu, sevinci, hayal kırıklığını ve öfkeyi tek bir bakışları ile ekranın diğer tarafına iletmeyi başarabilmişler. o kadar sıcak, gerçek ve içten bir filmdi ki ikinci defa denk geldiğimde bile kendini aynı iç burkan hüzün ile izlettirdi.

babaları hapiste olan iki küçük yoksul kardeşin mahallerinde bir pizzacı zinciri açılırsa ne olur? üstelik bu pizzacının reklamını da sık sık televizyonda görürler. tek istedikleri bu pizzanın tadına bakabilmektir. anneleri izin vermediği için pizzayı yeme mücadelesinde tek başlarına kalırlar. parayı bulmak için çalışırlar. bu iki küçük çocuk önlerine çıkan tüm engelleri aşıp çok istedikleri pizzaya ulaşabilecekler mi?

filmde hindistan'daki sınıfsal farklılıkları ve yoksulluğu iliklerinize kadar hissedeceksiniz. çocuklar söz konusu olduğunda daha bir hassaslaşan, deyim yerindeyse içi ezilen insanlardansanız bu film uzun süre aklınızdan çıkmayacak bir yapım. dünyadaki tüm eşitsizlikleri bu iki çift simsiyah göz anlatabilmiş. bir çocuğun bakışında hüzün değil sadece ışıl ışıl mutluluk parlamalı...

sadece fragman bile insanı izlemeye ikna edebilecek cinsten, o nedenle ekliyorum.

devamını gör...

sunzera

sevgili yazar ne yapıyorsunuz acaba? madalya müracaatı için başvuru yaptığınız leylak tanımı bana ait. hani tanımı ben yazmamış olsam neyse, ama noktası virgülüne profilinizde yer alıyor. şaka ise komik değil. maalesef yine normal sözlükte paylaşılmış olan tanımları bire bir kendi profilinizde paylaştığınız için madalya vermeyeceğiz.
#383799
#1467113

edit : başka yazarlarımızın da beğendiği tanımlarını alarak kendine bir profil oluşturmayı seçmiş gibi görünüyor *. ortaya güzel bir karma profil çıkacak gibi. her yazardan bir tanım *.
devamını gör...

das weiße band-eine deutsche kindergeschichte

michael haneke 'nin hem senaryosunu yazdığı hem de yönetmenliğini üstlendiği 2009 yapımı filmdir. filmin adı dilimize beyaz bant veya beyaz kurdele olarak çevrilebilir.

siyah beyaz teknikle çekilmiş film birinci dünya savaşı' nın hemen öncesinde küçük bir alman köyünde geçiyor. araya spoiler takıntısı olanların tanımı okumaya devam etmemesini gerektiren kamu spotunu ekleyerek filme dair birkaç genel ayrıntıdan bahsedeceğim.

sakin görünüşlü bir köyde üst üste yaşanan garip ve şiddet dolu olaylar köydeki öğretmeninin anlatımıyla karşımıza geliyorlar. şiddetin hangi ortamlarda, hangi koşullarda kök saldığını adım adım öğreniyorsunuz filmde. savaşın hemen öncesinde yani 1910 'lu yılların almanya kırsalında baskıcı ortamda büyüyen çocukların yarının büyükleri, yani nazilerini oluşturacağı mesajı verilmek istenmiş. son derece huzurlu olabilecek bir doğada şiddetin tohumlarının atılmasını ve giderek büyümesini anlatıyor film kısaca.

beyaz bant-kurdele ismi ise beyaz rengin temsil ettiği saflık ve temizlik ile ilgili filmde. ancak çocuklara saf ve temiz olmalarını öğütleyen büyüklerin, özellikle babaların hepsi sorunlu ve takıntılı tipler. filmde sizin doldurmanız gereken boşluklara çokça yer verilmiş. hiçbir ayrıntı, özellikle şiddet içerikli olanlar doğrudan gösterilmemiş. buna rağmen son derece sarsıcı bir film deneyimi oldu benim için.

das weisse band oldukça çarpıcı ve metaforik bir filmdi. istisnasız tüm çocuk oyuncular çok başarılı oynamışlardı. 13 - 14 yaş grubunu anlayabiliyorum, drama eğitimi almış olabilirler. ancak henüz 4 - 5 yaşındaki ufaklıkların bile performansına hayran oldum. doktorun minik oğlu rudolf'un ölüm kavramını sorguladığı ve gece uyanıp ablasını aradığı sahnelerdeki oyunculuğu çok başarılıydı. özellikle martin'in köprü kenarında yürürken "tanrıya onu öldürmesi için şans verdiği" sahne ve filmin afişini de süsleyen nefret dolu bakışları der ve susarım. yarının zorba ve faşist yetişkinlerini büyütmek için (hitler) gerekli koşulların anlatıldığı muhteşem bir filmdi. das weisse band'ın yönetmeni haneke olduğu için çekim kalitesinden, görüntülerden bahsetmeyeceğim bile. filmin çok başarılı müzikleri ve altın palmiye dahil aldığı onlarca ödülden de bahsetmeye gerek yoktur diye düşünüyorum.

bu filmi bana tavsiye eden sinema sponsorum, sözlüğümüzün gizli fularlısı lahmacuncudanterasagelenkurum 'a çok teşekkür ediyorum bu önerisi için.

fragman ekliyorum.
devamını gör...

normal sözlük makale veri tabanı

evrim ağacı 'ndan okumanın evrimi ile ilgili yazılmış iki makale ekleyeceğim başlık.

ilki öküz evinde yaşamak, ikincisi ise okuyan maymunun gizemi. ozan karakaş tarafından kaleme alınmışlar.

ilk makale

ikinci makale
devamını gör...

nesin vakfı

türk edebiyatının usta kalemlerinden aziz nesin tarafından 1972 yılında kurulmuş olan vakıftır. kimsesiz çocuklara ilkokuldan başlayıp üniversiteyi bitirene ve kendi ayaklarının üzerinde duruncaya kadar eğitim desteği sağlar ve kalacakları bir yuva olur nesin vakfı.

vakıf merkezi çatalca 'da kocaman bir bahçe içinde bulunuyor. çocuklar nesin vakfında elli bin kitaplık dev bir kütüphaneye, kendi tiyatro salonlarına, çeşitli atölyelere, çiftlik hayvanlarına ve meyve ağaçlarına sahipler.

nesin vakfı tamamen yardım ve bağışlarla ayakta duran bir kurum. tahmin edeceğiniz gibi başka vakıflara sağlanan milyonlarca liralık destekler bu vakfa verilmiyor. aziz nesin 'in kitaplarının tüm gelirleri vakıf' a aktarılıyor. kitabı satın aldığınızda zaten bağışçı oluyorsunuz. kitaplardan gerekli bilgi ve bağış hesaplarına ulaşmanız mümkün. tanımın sonuna vakıfla ilgili gerekli bilgi ve fotoğrafları bulabileceğiniz internet adresini ekleyeceğim.

hazırlanan kitap seti ve hediyeleri satın alarak her yıl nesin vakfına elinden geldiğince destek olan biriyim. aziz nesin başlığında #162463 kurumla ilgili ayrıntılı bilgi vermiştim.

insanların kimsesiz çocuklara hiçbir karşılık beklemeden destek olmasını sağlayan, bu zamana kadar binlerce aydınlık genç yetiştiren aziz nesin 'i sevgi ve saygıyla anıyorum bir kez daha.

nesin vakfına dair bilgi ve en önemlisi güncel ihtiyaç listesine ulaşabileceğiniz internet sitesi :
www.nesinvakfi.org/

bu bir rastrel ukdesidir. kendisine ayrıca çok teşekkür ediyorum.
devamını gör...

yedinci dem

çok uzun süredir yani yedi aydan fazla zamandır okuduğum değerli insan.
bu kadar zamandır hakkında yazmadım çünkü okuduklarımdan yola çıkarak zaten bu tür şeylere değer vermediğini, onun için önemli olanın gerçekten okunmak ve anlaşılmak olduğunu da içten içe biliyorum.

uzun süreli sohbetimiz olmamasına, mesela en sevdiği kitabı veya filmi bile bilmiyor olmama rağmen okuduğum onca şeyin getirdiği bir tanışık olma hali var yedinci dem ile. bu tanışıklıktan, yazdıklarından ve okuduklarımdan çok memnun olduğumu söylemek istedim sadece. bir de "burada ne işim var benim?" diye kendime sorduğum anlarda bulduğum cevaplardan biri olduğunu bilse iyi olur sanırım *.
çılgın kalabalıktan uzak, sakin bir liman benim için yedinci dem . iyi ki şiir kadın...
devamını gör...

anormal sözlük haber ajansı

flaş flaş flaş

merhaba sevgili ajans okurlarımız.
hepinizin bildiği gibi, bir gecede ismi değişen sözlüğümüzdeki gelişmelerden sizleri özgür ve tarafsız yayıncılık ilkemize bağlı kalarak haberdar ediyorduk. ancak sözlüğümüzde zorunlu isim değişikliğine gidilmesinden sonra ajansımızın değerli kurucusu ateist kaplumbağa ile birlikte kafa sözlük haber ajansı olan ajans ismimizi anormal sözlük haber ajansı olarak değiştirme kararı aldık.

peki neden anormal sözlük haber ajansı?

tüm haksızlıkların, hukuksuzlukların, yüzsüzlüğün, arsızlığın normal kabul edildiği bir dünyada ajansımızın normal olması içimize sinmedi *. sözlüğün ismi ne olursa olsun biz ajans olarak anormal haberlerimizle siz sevgili, değerli ve pek kıymetli okuyucularımızın en doğru ve tarafsız habere ulaşması için yazmaya devam edeceğiz.

hukuki olarak altyapımız ve güvencemiz nedir?

yoldaş açıklama yapıp sözlüğün isminin telif hakkı süreci ile ilgili yaşanılan sıkıntılardan bahsetti bildiğiniz gibi.
bizler tüm hukuki konuları halledip duyurumuzu yaptık. anormal sözlük haber ajansı ismi haber ajansımıza aittir.

işin hukuki altyapısında bir sıkıntımız yok ancak normal sözlük içerisinde her türlü tehdit ve baskı ortamında korkusuzca yazmaya devam ettiğimizi bilmenizi istiyoruz sayın okurlar. daha geçen hafta röportaj için birkaç soru sormak istediğim sarı göbekli yöneticiden
"bana editör banlatma ever. profilinde kalbimiz seninle yazsın istemiyorsan ajansta yazdıklarına dikkat et. " diye direkt bir tehdit aldım.
yani ajans yazarları olarak sözlükte kalıp yazmaya devam edebileceğimize dair hiçbir güvencemiz yok sevgili okurlar. sadece özgür kalemimizin gücüne güveniyoruz ve buradan bir kez daha korkusuz ve tarafsız habercilik yapmaya devam edeceğimizi söylüyoruz.

ayrıca hem ateist kaplumbağa hem de benim aynı günlerde hasta olup ajans ile ilgilenemememiz, iki satır yazıyı yazamayacak hale gelmemiz de tesadüf olamaz. ajansımız üzerine oynanan oyunları ve tehditleri görüyoruz ama şu nazar olayına çare bulmamız gerekiyor. ajansımızı kem gözlerden koruyacak etkili çözüm önerilerinizi bekliyoruz.
tosbik 'in de bir an önce sağlığına kavuşup ajansın başına geçmesini diliyorum sevgili okurlar.

açık mert korkusuz anormal sözlük haber ajansı basın bültenini okudunuz.

sürç-i lisan ettiysek af ola!
devamını gör...

sözlük kütüphanesi için ne dediler

ne güzel düşünülmüş. *
sözlüğün kütüphanecisi olarak çok mutlu oldum bu işe ben. sözlükte başka kütüphaneci var mı? tek başıma zor olur o kadar kitapla uğraşmak.
devamını gör...

the imitation game

ingiliz dahi matematikçi alan turing 'in yaşamını anlatan 2014 amerikan yapımı filmdir. andrew hodges' ın alan turing :the enigma isimli eserinden uyarlanmıştır. filmin başrollerinde sherlock rolüyle çok sevilen oyuncu benedict cumberbatch ve keira knightley var.

alan turing (benedict cumberbatch) 2. dünya savaşı sırasında nazilerin kullandığı enigma şifrelerini kırmak için geliştirdiği bilgisayarın da atası sayılan bir makine geliştiren matematikçidir. alan turing enigma şifreleri üzerinde bir ekiple birlikte çalışacak ancak farklı ve asosyal kişiliği ile gruba uyum sağlayamayacaktır. film 2. dünya savaşı'ndan çok enigma makinesinin yapılış sürecini ve alan turing 'in yaşadığı zorluklara odaklanıyor. bu yönüyle tam bir dahi filmi diyebiliriz.

the imitation game oscar adaylıkları olan güçlü bir film, en azından benim için güzel ilerledi diyebilirim. oyunculukları ve kurgusu başarılıydı. ancak alan turing' in kısa yaşam öyküsünü ve şüpheli ölüm şeklini önceden bildiğim için olsa gerek filmi izlerken bir yandan da fazlasıyla üzüldüm diyebilirim.

bundan sonraki kısım ise spoiler içeriyor, takıntılı olanlar okumasın uyarısı yapmak istiyorum.
2. dünya savaşı'nın kaderini değiştirmiş olan alan turing savaş bittiğinde ödüllendirilmiş diye düşünüyorsanız pembe gözlüklerinizi çıkarın ve hayata bir de öyle bakmayı deneyin derim. alan turing eşcinsel olduğu için yargılanmış ve işinden olmuştur. dahası kendisine kimyasal hadım uygulanmıştır. genç yaşında şüpheli bir biçimde siyanürlü elma yiyerek intihar etmiştir. durun bir dakika ısırılmış elma ve bilgisayar? doğru tahmin, bilgisayarın atası kabul edilen enigma makinesini icat eden alan turing 'in anısına saygı olarak ısırılmış elma apple şirketinin simgesidir.
devamını gör...

sevgiden öte sürekli ölüm

orijinal adı muerte constante mas alla del amor olan nobel ödüllü büyük yazar gabriel garcia marquez 'in 1970 yılında yayımlanmış kitabıdır.

büyülü gerçekçilik akımının en büyük yazarlarından olan gabo' nun daha önce yüzyıllık yalnızlık, kırmızı pazartesi ve diğerlerine göre daha az bilinen başkan babamızın sonbaharı isimli eserlerini tanıtmıştım. sevgiden öte sürekli ölüm ise on yedi kısa öyküden oluşan bir eser. öykülerin her birinde ölüme dair izler, cümleler bulmak mümkün. gabo 'nun tarzına aşina olanların keyifle okuyacağı, okunduktan sonra ağızda garip bir kül tadı bırakan öyküler...

güney amerika kültürü ve yaşamının yanında kitabın yazıldığı dönemde bölgede hiç eksik olmayan ölüme dair öykülerden oluşan bu kitabı sevdim. özellikle "bu kasaba hırsız olamaz", "boğularak ölenlerin en yakışıklısı" ve "saf yürekli erendira ile taş yürekli ninesinin acıklı ve inanılmaz hikayesi" isimli öyküler çok güzeldi.

büyülü gerçekçiliğin dilini çok iyi kullanan gabo'yu akıcı bir dille çeviren cem yayınevi imzalı bu eski eser kütüphaneme dayımın hediyesi olarak geldi sanıyorum ki. taşınırken ayırdığı kitaplardan aşırmış olabilirim. yeni olarak satışını sadece bir yerde gördüm, kalanı hep sahaf sitelerinde ikinci el olarak bulunuyordu. gabo sevenlere önereceğim, bir solukta okunası öykülerden oluşan bu eseri şiddetle tavsiye ediyorum.
devamını gör...

dağın öte yüzü

türk edebiyatının usta kalemlerinden yaşar kemal 'in üçlemesidir.

belki ince memed kadar çok bilinmez ama dil ve anlatım olarak muhteşemdir. üçlemenin ilk romanı ortadirek 1960 yılında, ikinci roman yer demir gök bakır 1963 yılında ve son romanı olan ölmez otu 1968 yılında yayımlanmıştır. dağın öte yüzü üçlemesindeki kitaplar ayrı ayrı okunabileceği gibi tabii ki doğru sıralama ile okumak ayrı bir anlamlı olacaktır.

sarı sıcak toprakları, çukurova 'yı, köylüleri, toprak ağalarını, yoksulluğu, çaresizliği, umudu, yıkılışı, tekrar ayağa kalkmayı, mitlere tutunmayı ve direnci okuyabileceğiniz muhteşem bir üçleme. üçleme birçok dile çevrilmiş ve çok beğenilmiş yayınlandığı dönemde. dönem insanına dair yalın ancak bir o kadar da etkileyici anlatımı olan bu romanları kesinlikle tavsiye ediyorum. konu hakkında çok fazla spoiler vermeden ilk roman olan ortadirek 'in yalak köylülerinin umut yolculuğu, ikinci roman olan yer demir gök bakır' ın umutların bittiği bir dönemde yaşanılan çaresizlikle birlikte yeni bir umut * yaratma ve son kitap olan ölmez otu 'nun ise inat, umudu koruma ve intikama dayalı olduğunu söyleyebilirim.

ters bir insan olarak seriyi okumaya ölmez otu ile başlamıştım lise son sınıftayken. okulumuzun gerçekten muhteşem bir kütüphanesi vardı, kendimi edebiyat öğretmenlerimi de göz önünde bulundurarak oldukça şanslı sayıyorum bu konuda. edebiyat öğretmenimin bilgilendirmesiyle seriyi olması gereken sırada tekrar okudum sonrasında.

üçlemenin yazıldığı dönem ile günümüze kadar geçen o kadar yılda ülke insanına, sömürüye ve yoksulluğa dair şeylerin çok da fazla değişmediğini görmek benim umutsuzluğa kapılmama neden olmuyor açıkçası. umudum ölmez otu gibi, hep var, hep canlı...

alıntı kısmı tanıtım bültenidir.

başı dara düşenler, yarattıkları düş dünyasında bulurlar yollarını. ayakta kalabilmek için sığındıkları bu dünya bir yandan onları yaşatırken, bir yandan da hikâyelerini örer. “dağın öte yüzü” üçlüsü darda kalanların yarattıkları düş dünyasının büyük ve görkemli hikâyesidir.

üçlünün ilk kitabı “ortadirek”te uzun ve zorlu yolda yürüyenler anlatılır. bir çile yürüyüşüdür bu; varacakları yerde onları sadece ayakta kalma mücadelesi bekliyor olsa da, her yürüyüş bir umuttur. pamuklar toplanmadan çukurova’ya ulaşmak, çileye ve umuda da ulaşmaktır.

ikinci kitabı “yer demir gök bakır” bütün mümkünlerini yitirmiş köylülerin kendi yarattıkları ermişin işaret ettiklerine bakarak hayatta kalmalarını anlatır. roman kendi mitini yaratmanın tanığı, düş dünyasının gücünün kanıtıdır.

üçüncü kitabı “ölmez otu” toros dağları’ndan çukurova’ya uzanan bir toprakta yeşerir. pamuk toplamaya inen yalak köylülerine kendi yarattıkları efsane eşlik eder. ancak mitin yıkılışını anlatan satırlar, vahşi olduğu kadar olağanüstü bir türkü gibi içimize işler.

‘”birden bu barok kişilerin harikulade serüvenine kapılırsınız, acımasız gerçekle efsane arasında gider gelirsiniz. yaşar kemal ya da bir halkın dehası.”
martine bauer, le matin de paris, fransa

“bir halkın ve bir yaşama biçiminin portresi olarak bundan daha iyisi ortaya konulamazdı.”
new york times book review, abd

“ölmez otu’nda şehvet, kan, şiddet, cinayet hepsi vardır ve hepsi olağanüstü boyutlardadır.”
berna moran, türk romanına eleştirel bir bakış

“türk romancısı yaşar kemal’in ortadirek romanı edebiyatın büyük insan manzalarından biridir. bu roman aslında savaş ve barış ve moby dick boyutlarında bir yapıttır.”
michel cournot, le monde, fransa

“buna dikkat çekici bir eser değil, bir şaheser demek daha doğru olur.”
bulletin critique du livre français, fransa

“bugüne kadar okuduğum en mükemmel türk romanıdır ortadirek.”
fethi naci, bir romancı : yaşar kemal


devamını gör...

akhilleus'un şarkısı

orijinal adı the song of achilles olan ve yunanca öğretmenliği yapan amerikan yazar madeline miller 'ın 2011 yılında yayımlamış olduğu romandır. yazarın ben kirke romanı çok daha bilindik bir eser.

kral menoetius' un oğlu patroclus 'un sürgüne gönderildiği phthia' da tanrıça thetis 'in oğlu achilles ile tanışması ve tüm farklılıklarına rağmen aralarında bir dostluğun kurulması ile başlıyor roman. patroclus' un sesinden, nefesinden, gözünden achilles 'i dinliyoruz bu eserde. adından belli, bu achilles' in şarkısı. kitabı bu yönüyle sevmedim. tanrıça oğlu, güçlü bir savaşçı ve yakışıklı biri olan achilles 'in şarkısını herkes dinler ve aşık olur. önemli olan kölelerin, görünmeyen kahramanların, isyancıların şarkısını yüreğinde duyabilmek *. neyse spartacus tanımı da borcum olsun. patroclus ve achilles aşkının yanında kitabın ikinci bölümünde truva savaşı destansı bir biçimde işlenmiş. en azından sadece bir dostluk ve aşk hikayesi değildi eser. az çok bildiğimiz bir konunun bir aşığın gözünden anlatımı diyebilirim roman için, farklı bir kurgusu vardı.

romanı kitapsız kaldığım bir dönemde arkadaş tavsiyesi ve sponsorluğunda ithaki yayınları çevirisi ile okudum. şiir gibi, akıcı bir anlatımı vardı. mitoloji ve tarih meraklıları için hoş bir kitap. mitoloji ve tarihin yanında önce güçlü bir arkadaşlık ve sevgi öyküsünü, sonra da aşkı okuyacağınız bir roman. tavsiye ediyorum.
devamını gör...

aydınlar üstüne

aziz nesin 'in kitabın adından da anlaşılacağı gibi aydınlar hakkında farklı zamanlarda yazmış olduğu seçme yazılarından oluşan eserdir.

kitaptaki ilk yazı olan "neden her zaman muhalif" 1961 tarihli. kitabın son yazısı olan "yazar halkının vicdanı olmalıdır" ise sözlükte daha önce başlığını açmış olduğum heinrich böll için istanbul 'da yapılan bir toplantıya ait ve 1995 tarihli. arada geçen zamanda tahmin edebileceğiniz gibi siyasi darbelere, baskılara ve dönemin tüm karanlığına rağmen "aydın" olmaya ve ülke tarihine dair çok anlamlı, ileri görüşlü ve cesur yazıların bir araya getirildiği bu eseri okumak kesinlikle bana çok şey kattı. 12 eylül karanlığının sürdüğü günlerde aziz nesin ve bir avuç cesur aydın insanın kenan evren 'e yazmış olduğu aydınlar dilekçesi hakkında yapılan bir söyleşi de kitapta yer alıyor. aziz nesin' in 2010 referandumunda yetmez ama evet diyen "aydın" oğlu ali nesin'in bugünkü koşullarda ne düşündüğünü merak ettirdi bu eser bana *.

yazılar aziz nesin' in ah biz ödlek aydınlar, suçlanan ve aklanan yazılar, çuvala doldurulmuş kediler ve bir tutam aydınlık gibi kitaplarından derlenmişler. ülkemiz siyasi tarihi açısından önemli dönüm noktalarının yanında dünyanın çeşitli ülkelerinden aydın ve yazarlara dair çok hoş ayrıntılar barındıran bu ufuk açıcı eseri tavsiye ediyorum. aziz nesin'in fikirlerini anlamak için okunulması gereken bir derleme kitap.
devamını gör...

3 günün bir hunili yazarı ve tanımı

kafa sözlük hunidaşlar kulübü olarak düzenlediğimiz etkinlik olan 3 günün hunili yazar ve tanımını sizlere gururla açıklama günü sevgili kafa sözlük ahalisi.

bugünün hunili yazarı #1210668 numaralı tanımıyla sevgili poine oluyor. açıkçası profiline girip baktığımızda tanımları arasında seçim yapmakta oldukça zorlandık, hangi tanımını seçsek diğerine haksızlık ediyor gibi hissettik ancak bir tanesini belirlemek zorundaydık. kendisindeki yüksek hunili potansiyelini görüyoruz ve sevgili poine seni kafa sözlük hunidaşlar kulübü olarak aramızda görmeyi bekliyoruz...
devamını gör...

lahmacuncudanterasagelenkurum

sözlüğün gizli fularlısı *, nickaltıma sanat filmi atmıştı. ben de kendisine lahmacun atarak yanıt vermeyi uygun buldum.
görsel
devamını gör...

akıl çağı

orijinal adı les chemins de la liberté 1: lâge de raison olan fransa'nın ünlü yazar ve düşünürü jean paul sartre'ın özgürlük yolları üçlemesinin ilk romanıdır.

spoiler özelliğini kullanmayı sevmiyorum, kitaba ve yazara dair genel şeylerin yanında bazı ayrıntılardan bahsedeceğim. o yüzden spoiler takıntısı olanların bundan sonraki kısımı okumamasını rica ediyorum *.

ne zaman akıllanırız veya akıl çağına erişmiş oluruz? kaç yaşında genç olmaktan çıkıp büyüdüğümüzü veya yaşlanmaya başladığımızı hissederiz? büyümek ve özgürlüğümüzden vazgeçmek yaşımız ile mi ilgili yoksa hayatımızdaki gelişmeler mi bizi "akıl çağı" na erişmiş hissettirir?

kitabın yazarı bir felsefe öğretmeni ve düşünür olunca bu basit dille yazılmış metinde ve gayet anlaşılır kurguda bile bolca düşünme fırsatım oldu okurken. kitabın kahramanı mathieu ile sartre 'ın benzerlikleri çoktu eserde. yazar ve mathieu aynı yıl doğmuşlar ve her ikisi de felsefe öğretmenleri. aynı çağın insanları, aynı işi yapıyorlar. yazar demek ki kendi yaşantısından ve fikirlerinden çok şey katmış kahramanına.

mathieu yedi yıllık sevgilisi olsa da marcelle 'e bağlanmaktan kaçar , özgürlüğünden vazgeçmek istemez. bir yandan da içten içe bunun bir saçmalık olduğunun, çoktan marcelle ile evli gibi olduğunun da bilincindedir. kitaptaki diğer kahramanlar boris ve iviç ise gençliğin ve özgürlüğün sembolleri olması gerekirken umutsuzluğun, mutsuzluğun ve geleceksizliğin birer sembolü olarak karşımızdalar. ikinci dünya savaşı 'nın ayak seslerinin duyulduğu, arka planda ispanya iç savaşı' nın işlendiği bir kurgu var çünkü karşımızda. genç boris ve iviç ise tüm dünyadan uzak ve soyutlanmış gibi sadece kendi varoluşsal sancılarını yaşamaktalar ve yollarını bulmaya çalışıyorlar. özgür olduğumuzu en çok hissettiğimiz dönem olması gereken üniversite zamanım geldi aklıma okurken kitabı. sınavlarla okulunuza ve sisteme, maddi açıdan da ailemize bağımlıysak eğer tam olarak özgür olduğumuzdan bahsedemeyiz sanıyorum ki. daniel ise deliliğin ve şizofreninin sınırlarında bizleri gezdiren kahramanı kitabın.

özgürlük yolları serisinin ikinci ve üçüncü kitaplarındaki gelişmeleri, özellikle ikinci dünya savaşı 'nın kahramanlarımızda yaratacağı değişimi okumak için sabırsızlanıyorum. okudukça ve fırsat buldukça diğer kitapları da yazacağım.

tüm karakterlerin derinlikli analizini yapma ve üzerlerinde düşünme fırsatım oldu. ancak sanırım en çok sinir olduğum karakter mathieu oldu. karşısındaki insanın değiştiğini anlayamayan veya fikir sormaya bile gerek duymayan üstten bakan tavrı rahatsız ediciydi. sartre felsefi ve siyasi anlamda çağının çok ötesinde bir düşünür ve yazar, aydın. ancak özel yaşamındaki üstten bakan, akıl öğretici olma potansiyeli yüksek tavrı hissettim bu eserde. bağlılık ve sadakat konusunda ise evlilik gibi bir kurumun varlığının gereksizliği konusunda simone de beauvoir ile hemfikir olmuşlar gibi görünüyor. ikilimizin farklı evlerde birbirlerine bağlılıklarını koruyarak ilişkilerini sürdürdüğü ve sonunda aynı mezarda buluştukları biliniyor. ancak sartre 'ın öldüğü dönemde bile beauvoir' dan başka sevgilileri vardı. demek ki bağlılık anlayışları da farklı bu ikilinin. ancak aklımda bu kitabı okuduktan sonra tek soru var, bu gerçekten ortak fikirleri miydi?. mathieu ve marcelle de aynı fikirde olduklarını ve her şeyi konuştuklarını düşünüyorlardı kitabın başında. insana ve duygularına dair iddialı olmamak, değişimin var olduğunu hep göz önünde bulundurmak gerekiyor sanırım. kitabı sevdim, ancak ikinci dünya savaşı'nın seriye dahil olması ile diğer kitapları daha çok seveceğim gibi bir his oluştu bende.
devamını gör...

north country

adı dilimize tek başına olarak çevrilmiş 2005 yapımı filmdir.

filmin başrollerinde ise north country 'de çok başarılı oyunculuk sergilemiş olan charlize theron, frances mcdormand, sissy spacek ve game of thrones' un lord stark 'ı sean bean var.

filmin konusunun tamamen kadının gücü ve ayakta kalma mücadelesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. filme dair ayrıntılardan bahsetmeden önce kadın filmleri veri tabanı başlığını da buraya iliştirmiş olayım. tanımını yazmış olduğum kadın mücadelesi filmleri arasında north country de yer alacak.

şiddet gördüğü eşinden çocuklarını da alıp ailesinin yanına dönen bir kadının gerçek öyküsü bu film. charlize theron çocuklarına bakabilmek için bir avuç kadının çalıştığı bir madende işçi olarak çalışmaya başlar. erkek işi olarak görülen ve az sayıdaki kadının sürekli farklı şekillerde tacize uğradığı bir ortamda çalışmak zorundadır. işin fiziki zorluğunun yanında psikolojik olarak da oldukça zor koşullar anlatılmış filmde. zaman zaman nefes almakta zorlandığımı hissettim. öfke duygusu ise film boyunca canlıydı. burada baba - kız ilişkisi için de bir parantez açmak gerekiyor sanırım. aynı madende çalışan baba kızına hiçbir şekilde destek olmuyor ve kızına yapılan tacizlere göz yumuyor filmde. zamanında kendisini dinlememiş olmasının ve yanlış bir evlilik yapmasının intikamını alıyor adeta her diyaloglarında. yani kahramanımız için madende de evde de huzur ortamı yok. işte bu zor koşullarda inadın ve ayakta kalarak direnmenin anlatıldığı filmde kahramanımızın şirkete karşı açtığı taciz davasıyla aynı zamanda hukuk mücadelesini de izliyoruz. dava sahneleri ve yüzleşme kısmını da çok başarılı bulduğumu söylemek istiyorum. filmin spoiler olabilecek ayrıntılarını ve davanın sonucunu ise filmi izlemek isteyenlere bırakıyorum.

fragman ekliyorum.

devamını gör...

3 günün bir hunili yazarı ve tanımı

bugün kafa sözlük hunidaşlar kulübüolarak düzenlediğimiz etkinlik olan 3 günün hunili yazar ve tanımını açıklama günü sevgili kafa sözlük ahalisi.

ancak öncelikle ciddili birkaç şey söylemek istiyorum izninizle zaman zaman okuduğum eleştirilerle ilgili. kafa sözlük hunidaşlar kulübü başlığının ilk tanımlarını okursanız kuruluş amacını ve "ne ayak" olduğumuzu anlarsınız. arkadaşlar sakin olun biraz, kasmayın bu kadar. genel olarak kafayı sıyırdığımız, ülke gündeminden yorulduğumuz şu günlerde gülümsemeye çalışıyoruz sadece. sözlükte mizah kimsenin tekelinde değildir. ciddili kitap - film tanımı yazan, kendi kaleminden mükemmel şiir veya yazı paylaşımı yapan yazarlar var kulüpte. ne demeye çalışıyorsunuz yani? ciddili bir konudan sonra istediğimiz şekilde geyik yapamaz mıyız? çok basit bir seçenek var aslında rahatsız olanlar için, özelliğini sevdiğim sözlüğün başlığı engelle .
hayat kısa, huniler uçuyor *.

gelelim bugünün hunili ödülünü kazanan tanıma. tanımları seçerken bildiğiniz gibi kulübümüze üye olsun olmasın tüm yazarları inceliyorduk. ancak hunili kulüp üyelerimizin " haksızlık ediyorsunuz, kulübe üye olmayan yazarlara daha çok ödül veriyorsunuz. " itiraz ve isyanından açıkça çekindiğimiz * için bugün kulüp içi bir değerlendirme yaptım. günün hunili tanımı ödülümüz #1183776 numaralı tanımıyla sevgili üyemiz süngerbob çorabı giyen yiğit 'e gidiyor. kendisini kutluyor ve nice hunili tanımlara imza atmasını diliyorum. göreyim seni yiğido, hadi bakalım.

durduramayacaklar hunililerin coşkun akan selini.
devamını gör...

bir çocuğa layık olmak

çok sevdiğim şair ataol behramoğlu 'nun 2016 yılında yayımladığı şiir kitabıdır.

kapağında bir çocuğa layık olmak başlığının altında ise "şairdeki çocuk, çocuktaki şiir" ibaresi yer alıyor. kitap fuarında kitabı imzalatırken ataol behramoğlu ile tanışıp bu ülkenin geleceği olan çocuklara dair sohbet etme şansını bulabildiğim için de çok mutlu oldum ayrıca.

kitapta şairin çocukları ve onların dünyasını düşünerek yazmış olduğu şiirlerin yanında tüm dünya şairlerinden yapmış olduğu çeviri şiirler de yer alıyor. aleksandr puşkin rusya'dan, bertolt brecht almanya 'dan, pablo neruda şili' den, yannis ritsos yunanistan 'dan çocukların dünyasına konuk oluyorlar. ayrıca bulgaristan, macaristan, hırvatistan, azerbaycan ve daha birçok ülkeden şairlere yer verilmiş kitapta.

şiirleri okuduktan sonra şunları düşündüm:

gerçekten dünyaya gelmiş olan tüm çocuklara layık olabiliyor muyuz? her birine eşit imkanlar sağlayabiliyor muyuz bu ülkede? gece aç yatmadıklarından, sevgiyle başlarının okşanıp kitap okunarak, sevgi ve ilgi görerek uykuya daldıklarından emin miyiz? en önemlisi de bizim görmüş olduğumuz tüm doğal güzellikler yanıp kül olurken bugünlerde biz ne yapıyoruz? ne yapabiliyoruz çocukların hiç göremeyeceği ormanlar yanarken? şairin kitaptaki iki şiirinde suya benzettiği çocuklarımızı koruyabilir muyuz tüm kötülüklerden? su gibi engin ve duru kalmalarını sağlayabiliyor muyuz bu ülkede?

şiir gibi güzel her bir çocuğa okumak için güzel bir eser...

alıntı kısmı kitabın tanıtım bültenidir.



"şairdeki çocuk, çocuktaki şiir"

ataol behramoğlu'nun şiirlerinde sıklıkla geçen sözcükler ve kavramlar arasında çocuğa ve çocukluk dünyasına ilişkin olanların özel bir yeri vardır. behramoğlu, "yiğitler yiğiti ve uçan at masalı" adlı manzum bir çocuk masalının da yazarıdır.

"bir çocuğa layık olmak" onun kendi şiirleriyle dünya şiirinden yaptığı çevirilerden, çocuklar düşünülerek düzenlenmiş bir seçkidir. çocuk şiiri denildiğinde akla ilk gelebilecek türde şiirler değildir bunlar. fakat çocukların dünyasına da seslenebilecek; onlarda erdem, iyilik, sevgi duygularını geliştirebilecek, zekâ, dil ve düşünme yetilerini güçlendirecek şiirlerdir. çocuklarımızı iyi şairlerle, iyi şiirlerle tanıştırmak, doğru bir eğitimin başlıca temel ilkelerinden olmalıdır.

"masum bir meraktır taşar içlerinden
yanıtsız çoğu kez ve hazır bağışlamaya
soralım kendi kendimize bazen
layık mıyız çocuklarımıza?"


devamını gör...
devamı...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim