1.
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
gecenin 1'i. aşina olduğum telefon numarası arıyor yine. ama bu sefer farklı. çünkü şu an gecenin 1'i. ve hastaneler insanları geceleri pek hayırlı şeyler için aramazlar...
-
hemşirenin nefesindeki ölüm kokusunu alıyorum. ağzından çıkan kalıplaşmış yalanların sahteliği 5 kilometre öteden fark edilecek cinsten. ama ne diyebilirsin ki? o da işini yapıyor işte. bazen bazı yalanlara inanmak gerekiyor, bazense inanmasak bile inanıyor"muş" gibi yapmak...
-
hastane koridorlari 4,5 saat içerisinde ruh emiciliklerinden hiçbir şey kaybetmemişler. göz s*ken florasanlar ölümü hatırlatırcasına beyaz. ya da su an her şey bana ölümü hatırlatıyor, bilmiyorum. nedense yaşadığına dair içimde tek bir umut yok. bu duvarlar arasında azrailin nasıl dolaştığına defalarca kez şahit olmanın bahşettiği realistik bir beklentisizlik sanırım.
-
binlerce insana defalarca baş sağlığı dileklerinde bulunan doktorun bana acıyan gözlerle bakarak kurduğu cümleler midemi bulandırdi. her gün onlarca ölü ve ölüye yazan insana şahitlik edip, sıradan insanlara sırf cani görünmemek için taktıkları acı dolu maskelerin altındaki gerçeği bilmenin yarattığı bir bulantı bu. aynı zamanda insanların çektiği acıya duyulan bir saygı biçimi de olabilir. neden olmasın ki?
-
asansöre klasik müzik koymayı akıl eden o kişi kimse ona selamlarımı iletmek istiyorum. igrenç, gri demirlerin arasında klasik müzik eşliğinde, aynadaki boktan suretime bakarak morga iniyorum. morgu çamaşırhanenin arkasına yapmışlar. insan öldükten sonra birkaç parça kumaştan bile daha değersiz oluyor demek ki.
-
morgdaki dolaplarla bakışıyorum. az önce indigim asansörün yan yatırılmış hali gibi. azrailin taze ruhlarına klasik müziği bile fazla görmüşler sanırım.
-
azrailin yeryüzündeki şubesi gibi hissetmekten kendimi alıkoyamiyorum. ölümün soğukluğuyla tanıştığımda çocuk denebilecek yaştaydım. o zaman da göz yaşı dökememiştim. her zaman ölenlerin biz yaşayanlar için ağlamalarının daha mantıklı olduğunu düşünmemden olabilir. ya da düpedüz vicdansızın tekiyimdir bilmiyorum.
-
ölüm raporlarını imzalayıp morgdan çıktım. bir sigara yaktım. bir çocuğun doğum günü pastasını üfleyişi gibi, onun kurtuluşunun kutlamasını cigerlerimden çıkan sigara dumanıyla yaptım. duman geceye karıştı, gece ciğerlerimin derinliklerine...
-
eve geldim, uyuyamadım. yine kalemime vurdu uykusuzluk. binlerce yıldır insanların ritüellerinin, inançlarının, korkularının sebebi olan ölüm bu işte. bu kadar. son bir nefes ve... perde!
-
hemşirenin nefesindeki ölüm kokusunu alıyorum. ağzından çıkan kalıplaşmış yalanların sahteliği 5 kilometre öteden fark edilecek cinsten. ama ne diyebilirsin ki? o da işini yapıyor işte. bazen bazı yalanlara inanmak gerekiyor, bazense inanmasak bile inanıyor"muş" gibi yapmak...
-
hastane koridorlari 4,5 saat içerisinde ruh emiciliklerinden hiçbir şey kaybetmemişler. göz s*ken florasanlar ölümü hatırlatırcasına beyaz. ya da su an her şey bana ölümü hatırlatıyor, bilmiyorum. nedense yaşadığına dair içimde tek bir umut yok. bu duvarlar arasında azrailin nasıl dolaştığına defalarca kez şahit olmanın bahşettiği realistik bir beklentisizlik sanırım.
-
binlerce insana defalarca baş sağlığı dileklerinde bulunan doktorun bana acıyan gözlerle bakarak kurduğu cümleler midemi bulandırdi. her gün onlarca ölü ve ölüye yazan insana şahitlik edip, sıradan insanlara sırf cani görünmemek için taktıkları acı dolu maskelerin altındaki gerçeği bilmenin yarattığı bir bulantı bu. aynı zamanda insanların çektiği acıya duyulan bir saygı biçimi de olabilir. neden olmasın ki?
-
asansöre klasik müzik koymayı akıl eden o kişi kimse ona selamlarımı iletmek istiyorum. igrenç, gri demirlerin arasında klasik müzik eşliğinde, aynadaki boktan suretime bakarak morga iniyorum. morgu çamaşırhanenin arkasına yapmışlar. insan öldükten sonra birkaç parça kumaştan bile daha değersiz oluyor demek ki.
-
morgdaki dolaplarla bakışıyorum. az önce indigim asansörün yan yatırılmış hali gibi. azrailin taze ruhlarına klasik müziği bile fazla görmüşler sanırım.
-
azrailin yeryüzündeki şubesi gibi hissetmekten kendimi alıkoyamiyorum. ölümün soğukluğuyla tanıştığımda çocuk denebilecek yaştaydım. o zaman da göz yaşı dökememiştim. her zaman ölenlerin biz yaşayanlar için ağlamalarının daha mantıklı olduğunu düşünmemden olabilir. ya da düpedüz vicdansızın tekiyimdir bilmiyorum.
-
ölüm raporlarını imzalayıp morgdan çıktım. bir sigara yaktım. bir çocuğun doğum günü pastasını üfleyişi gibi, onun kurtuluşunun kutlamasını cigerlerimden çıkan sigara dumanıyla yaptım. duman geceye karıştı, gece ciğerlerimin derinliklerine...
-
eve geldim, uyuyamadım. yine kalemime vurdu uykusuzluk. binlerce yıldır insanların ritüellerinin, inançlarının, korkularının sebebi olan ölüm bu işte. bu kadar. son bir nefes ve... perde!
devamını gör...





