1.
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
güneşin sıcaklığı tuzlu tenimi yakıyor. gözlerimi açık tutmakta zorlanıyorum. denizin parlak saydamlığına vuran hüzmeleri tenimi yalıyor arsızca. kendimi suya bıraktım, suyun her hücreme nüfuz etmesine izin veriyorum. iyot kokusu ciğerlerime işliyor. kıyıdan kulağıma gelen müziğin boğuk sesine bırakıyorum kendimi. dalgalar kulağıma çarptıkça müzik duruyor orada, birkaç saniye de olsa. duyuyor musun müziğin sesini? suya yazılmış ahların melodisini? dalgaların üzerimde tepinmesine aldırış etmiyorum. akıntıya bıraktım kendimi. nereye götürürse oraya. rüzgar nereye eserse, oraya…
kollarımı suyun içinde gelişigüzel sallamak farklı bir huzur veriyor. bir kuşun kanat çırpması kadar kendinden, doğal ama ciddi. su beni kabul etse keşke diye düşünüyorum. kendine katsa. su olsam, denize karışsam…
dalgalar geliyor, büyük, çok büyük dalgalar. boyumu aşan, beni yiyip yutan. her birinin bedenime çarpışını ve kucaklayışını hissediyorum. karşı koymuyorum. karşı koydukça battığımı öğreneli çok oluyor. büyük bir ahenkle beni oradan oraya savurmasına ortak oluyorum. kulağımda o müzik hala çalıyor. sanki bir melek, kulağıma eşsiz bir ilahi fısıldıyor. ilerde büyük bir girdap var. beni içine çektiğini biliyorum. girdabın içini merak ediyorum.
ciğerlerim yanıyor. elim, kolum bir sonsuzluğun esaretine kapılmış. hareket edemiyorum. suya yazılmış kaderimin akıntısına kurban gidiyorum. melek hala kulağıma fısıldıyor. gözlerimi daha da sıkı yumuyorum. öyle güzel bir ses ki, bozmamak için ağzımı dahi açmıyorum. girdap beni yutuyor. artık hiçbir şey hissedemiyorum. ciğerlerim yanmıyor. gözlerimi istesem de açamıyorum. su, beni kendine katıyor…
çok sıcak. yanıyorum. yakıyorum. hissediyorum. en son girdabın içine çekiliyordum. şu an neredeyim bilmiyorum. odunsu bir koku geliyor burnuma. beynimde bir ses yankılanıyor. bu sesi biliyorum, bu melodiyi binlerce kez duydum, eminim! melodiye küçük çıtırtılar eşlik ediyor. bu çıtırtıların ne olduğuna anlam veremiyorum. duman gözlerimi yakıyor. ama görüyorum. kırmızının ve mavinin ahengi içime yansıyor. dalga dalga, acı acı. bu dalgaları tanıyorum. ama bunlar çok farklı. her dalgada daha çok yanıyorum. için için, yok oluyorum. yok olduğum her an tekrar var oluyorum. yok oluşumu ve var oluşumu izliyorum. acı çekiyorum. çığlık atmak istiyorum. ağlayarak bu dalgaları dindirmek istiyorum. yapamıyorum. usul usul ve sessizce, dönüşüyorum...
bir rüzgar esiyor sonra. tüyden bile daha hafifim. parçalarım uçuyor hissediyorum. tepeden, uçuşan yaprakların karmaşasını izliyorum. sürüklenen toprağı, ağaçların bükülen dallarını… dönüp geriye bakıyorum. son kez, son bir kez. küçük, küçücük bir ateş korların içinden el sallıyor bana. büyük bir kabullenişle teslim oluyorum rüzgara. eşsiz müziğin notalarına bırakıyorum kendimi tekrar. evlerin arasından geçiyoruz, koca koca binaların. göz yaşlarından, özlemlerden, acılardan, mutluluklardan, insanlardan geçiyoruz. kalabalıklardan ve en son korkulardan. neredeyim bilmiyorum ama geldik diyor içimdeki ses. olman gereken yerdesin. hiçbir yere, şeye sığmayan mecburi bir deliliğin ortasında. göğe kaldırıyorum başımı. onu görüyorum, içimde çalan melodiye ait olan sesi, tam karşımda.
kollarımı suyun içinde gelişigüzel sallamak farklı bir huzur veriyor. bir kuşun kanat çırpması kadar kendinden, doğal ama ciddi. su beni kabul etse keşke diye düşünüyorum. kendine katsa. su olsam, denize karışsam…
dalgalar geliyor, büyük, çok büyük dalgalar. boyumu aşan, beni yiyip yutan. her birinin bedenime çarpışını ve kucaklayışını hissediyorum. karşı koymuyorum. karşı koydukça battığımı öğreneli çok oluyor. büyük bir ahenkle beni oradan oraya savurmasına ortak oluyorum. kulağımda o müzik hala çalıyor. sanki bir melek, kulağıma eşsiz bir ilahi fısıldıyor. ilerde büyük bir girdap var. beni içine çektiğini biliyorum. girdabın içini merak ediyorum.
ciğerlerim yanıyor. elim, kolum bir sonsuzluğun esaretine kapılmış. hareket edemiyorum. suya yazılmış kaderimin akıntısına kurban gidiyorum. melek hala kulağıma fısıldıyor. gözlerimi daha da sıkı yumuyorum. öyle güzel bir ses ki, bozmamak için ağzımı dahi açmıyorum. girdap beni yutuyor. artık hiçbir şey hissedemiyorum. ciğerlerim yanmıyor. gözlerimi istesem de açamıyorum. su, beni kendine katıyor…
çok sıcak. yanıyorum. yakıyorum. hissediyorum. en son girdabın içine çekiliyordum. şu an neredeyim bilmiyorum. odunsu bir koku geliyor burnuma. beynimde bir ses yankılanıyor. bu sesi biliyorum, bu melodiyi binlerce kez duydum, eminim! melodiye küçük çıtırtılar eşlik ediyor. bu çıtırtıların ne olduğuna anlam veremiyorum. duman gözlerimi yakıyor. ama görüyorum. kırmızının ve mavinin ahengi içime yansıyor. dalga dalga, acı acı. bu dalgaları tanıyorum. ama bunlar çok farklı. her dalgada daha çok yanıyorum. için için, yok oluyorum. yok olduğum her an tekrar var oluyorum. yok oluşumu ve var oluşumu izliyorum. acı çekiyorum. çığlık atmak istiyorum. ağlayarak bu dalgaları dindirmek istiyorum. yapamıyorum. usul usul ve sessizce, dönüşüyorum...
bir rüzgar esiyor sonra. tüyden bile daha hafifim. parçalarım uçuyor hissediyorum. tepeden, uçuşan yaprakların karmaşasını izliyorum. sürüklenen toprağı, ağaçların bükülen dallarını… dönüp geriye bakıyorum. son kez, son bir kez. küçük, küçücük bir ateş korların içinden el sallıyor bana. büyük bir kabullenişle teslim oluyorum rüzgara. eşsiz müziğin notalarına bırakıyorum kendimi tekrar. evlerin arasından geçiyoruz, koca koca binaların. göz yaşlarından, özlemlerden, acılardan, mutluluklardan, insanlardan geçiyoruz. kalabalıklardan ve en son korkulardan. neredeyim bilmiyorum ama geldik diyor içimdeki ses. olman gereken yerdesin. hiçbir yere, şeye sığmayan mecburi bir deliliğin ortasında. göğe kaldırıyorum başımı. onu görüyorum, içimde çalan melodiye ait olan sesi, tam karşımda.
devamını gör...





