"bu üçten ilk ikisi sallantıda ve sarkık, üçüncüsü ise kararsız ve kalkıktır. bunlardan hüsranını tanımağa namzet kalkış neticesini idrake mahkûm edildiği halde yüzüne henüz karar vicahen tebliğ edilmemiş olan pyd görünüyor. ilk ikisinin ne olursa olsun, herhangi bir şeyi tanıma yeteneği bulunmamaktadır. işlerin neden bu tarzda döndüğünün tarihi, siyasi, sosyal, felsefi, ekonomik, sosyolojik, sebepleri var; ama ben size vaziyete ışığı kestirmeden tutacak esaslı bir sebep göstereyim: hayatlarını ipotek etmeksizin yaşayamamaktan maada bunu bahşişe konabilmek mukabili yapan ve netice olarak hayatlarının rehinciye terkinden saadet hissi alan kimseler ikballerini akp’nin ve mhp’nin ayak sürüyüşünde arayanlardır. pyd bünyesinde ise yaşayabilme imkânlarını hayatlarına ipotek koydurmadıkları miktarda kullanabileceğine inanan kişiler bulunuyor. uçuk-kaçık sözler mi bunlar? uçmayanların ve kaçmayanların tansu çiller’e refah-yol hükümetine rıza göstermediği takdirde divan-ı harbe gideceği tehdidini savuranlardan ibaret kaldığını düşünenler nazarında, evet. çok şey değil, hemen her şey günlerimizin bilinçsizliğin ve duyarsızlığın süslediği şekliyle geçmesine sebep oluyor. meselâ görünürde türkiye’nin alacağının neden sadece üçün biri olup da, dördün biri olmadığını merak etmiyoruz. dördüncüsünü, chp’yi neden zikre ve ikrara ihtiyaç duymuyoruz? bir yandan türkiye’nin çok partili seçime geçtiği 1946’dan beri girdiği hiçbir seçimi kazanamadığı öne sürülen, diğer yandan tc devletinin anaç partisi, tc resmiyetinin öz partisi olduğu iddia edilen chp neden hesap dışıdır? dünya sistemi onu 27 mayıs 1960 sabahı kullanışsız şekle getirdi, pratik değerini kaybetti. görünürde dp iktidardan düşürülmüştü. gerçekte yok edilen chp’nin dp’yi seçim yenilgisine uğratma imkânıydı. 27 mayıs 1960 hareketi bir tür asriliğin türk milletinden güç alma ihtimalini ortadan kaldırdı. asrilik ancak dünya sistemi lehine görev almağa hazır unsurların birbirleriyle itişmelerine yakıştırılan şey olarak ve türk topraklarını zapt ü rapta yarayan bir güç haline gelerek kabul gördü. bilinçsizlikle ve duyarsızlıkla süslenmiş bir algılama bölgesinde benim yapabileceğim bir iş var mı? hayır, yok. bu yazıyı yazmağa giriştiğimde size kendimin niçin gerek akp’ye ve gerekse mhp’ye hayat sahası temin eden dinamiklere uzak, giderek düşman olduğunu, buna mukabil pyd’nin parlaklığını sağlayan dinamiklerle ne derecede dost, o dinamiklerle nasıl içli dışlı olduğunu izah etmek niyetindeydim. yazı ilerledikçe niyetlendiğim şeyi başarmağa güç yetiremeyeceğimi fark ettim. yazarlık hayatımın ilk gününden itibaren yanlış anlaşılma ihtimaline kötü gözle bakmadım. okurun bildiğini okuması beni tedirgin etmedi. yeter ki, bir şey anlama zevkine talip olunsun. geçen zaman haysiyet kaybı korkusu getirdi bana. birileri içlerine çektiği zehri yüzüme üfürsün istemiyorum. bahaeddin nakşibendi’nin müritlerinden biri şeyhe şunu söylemiş: “efendi hazretleri, bize çok güzel, çok manalı sözler söylüyorsunuz; ama bize bunları nasıl anlamamız gerektiğini öğretmiyorsunuz”. şeyhin cevabı şu olmuş: “evlâdım, ben sizin önünüze lezzetli ve nadide meyvelerle dolu bir sepet koyuyorum. sen de bana bunları bizim için yeyiver diyorsun”. bu naklettiğim hikâye benim halimi izah eder mahiyette değil. çünkü ben şimdiye kadar kimin önüne armut sepeti koymuşsam dünyadaki bütün armutların sapı, kimin önüne üzüm sepeti koymuşsam dünyanın bütün üzümlerin çöpü şikâyet konusu oldu. peki, o sulu armutlara, o rengârenk üzümlere ne oldu? onların hepsi gövdeye indi."
(ismet özel, 20 mayıs 2016 'istiklal marşı derneği")
edit: i.m.d. portalı yazıyı siteden kaldırmış, bir haber portalı -analiz adı altında- yazıyı sitesine alintilamasa kaybolup gidecek? -bu mel'anet de- bizi dernekten kovduranların bir tertibi olarak kayda geçsin!.
devamını gör...