zugra yazar profili

zugra kapak fotoğrafı
zugra profil fotoğrafı
rozet
karma: 54595 tanım: 14160 başlık: 3677 apolet: 4 takipçi: 241
bok!

son tanımları


darıldım darıldım

parlayan bizi paylar...
devamını gör...

suyun hafızası var mı sorunsalı

su konuşursa belki öğrenebileceğimiz sorunsal.
anlatsana su...
ben sana anlattım, şimdi de sen bana anlat.
devamını gör...

seri başlık getir

kişinin kendine söyleyebileceği gaz cümle.
devamını gör...

progresif gece şiirleri

yol ayrımında duran iguananın dramı
kimseyi ilgilendirmediği gibi
yolun bir tarafını seçmiş kargayı
hiç mi hiç ilgilendirmez.
devamını gör...

orta yolcu insan

yol ayrımına geldiğinde afallayan insandır.
devamını gör...

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

(bkz: ortayolcu dramı) diye bir şey varsa tam olarak bu işte.
devamını gör...

eskiye dönmenin imkansızlığını kabullenmek

bir sonraki aşama olarak değişimi ve yeniyi kucaklamayı getirir.
dönüş yok. önüne bak. arkada hep toton.
devamını gör...

hüzünlenmek

sanki böyle nefesin anlık bir kesintiye uğradıktan sonra hüzün yaratan anının gözünde şimşek hızıyla geçmesi.
pis bir şey. ağlamak istersin ağlayamazsın çünkü çok ağır bir şey değildir hüzünlenmek ama yeterince can acıtır.
devamını gör...

normal sözlük sugar mommy aranıyor ilanları

(bkz: sugar mommylerin sugarlarının bitmesi)
(bkz: ekonomik kriz)
devamını gör...

sözlük radyosu kaçak yayınları

radyoyu açtım ve kalamar deniliyor.
çıldırmamak elde değil.
kalaaaamaaarrrrr.
devamını gör...

öldürülen hayalin hayaleti

intikamcıysa tez zamanda kellesi vurula hayalettir.
hayaletler konseyi başkanı olarak bu başıboş intikamcı hayaller hayaletleri konseyimizin varlığı için tehlike olarak görüyor ve gerekli önlem alınması için bütün güçlerimizi ve kurumlarımızı devreye sokacağımı bildiririm.
bu kadar.
devamını gör...

yalancıları yok etmek

bölüm 4

zamanın ne olduğunu biliyor muyduk ki? saatlere kilitlemiştik zamanı ve ölçüyorduk sadece gerçek doğasını anlamadan. şimdi ölçemediğimize göre neydi referansımız? düşüncelerim hızlı hızlı akmaya başlamıştı. sonra iç sesimin artmaya başladığını hissettim, sabahtan beri kafamın arkasındaki sorular bağırmaya başladı zihnimin arkasında. ya bir daha sesini duyamazsan? ya bir daha şarkı söyleyemezsen? ahmet sesimin değişmeye başladığını söylemişti. ya artık karga sesli bir adama dönüşürsen? fark eder miydi? dünya bildiğim dünya olduğu gibi kalmayacaktı ki? nasıl bir değişim göstereceğini kim bilirdi. belki meslekler bile değişecekti. funda sesini duyduğuna göre geri gelme ihtimali çoktu ama ne değişecekti geri geldiğinde. gelen şey ne olacaktı kestiremiyordu. daha fazla bilgiye ihtiyacım var diye düşündüm. yani bu sadece sesini duyamamak değil bilgi anlamında körlük de içeriyordu. belirsizlik içerisinde karanlıkta yürümek gibiydi.
ayağa kalktım, mutfağa doğru ilerledim. funda’nın sesi geliyordu.
“neden beni değiştirdiğin gibi onu da değiştiremiyorsun anlamıyorum.” diyordu.
biber’in sesi keskindi. “ona yardım etmek istemiyorum sana yaptığı onca şeyden sonra. hatırlıyorsun değil mi? yatağında başka bir kadınla bastın onu. adam onu bile inkar edecek derecede kendisiyle bağlantısı kopmuş vaziyette ya da vaziyetteydi. şu an ne durumda bilmiyorum. “
bir süre kapının gerisinde durdum konuştuklarını dinlemek için. biber devam ediyordu.
“hem o kendi kendini değiştirebilecek güçte. bizler enerjimizi korumak zorundayız. günün sonunda nerede, nasıl ihtiyaç olacağını bilmiyoruz. belki toplu bir dönüşüm olur, bilmiyoruz. “
funda homurdandı. içeri girsem mi girmesem mi tereddüt ettim, az önce duyduklarım yüzünden yüksek ihtimalle suratım kıpkırmızı kesilmişti ve funda’nın beni o şekilde görmesini istemiyordum.
“peki” dedi funda, “kendi kendini değiştirmesi uzun sürer mi?”
“benim bildiğim kadarıyla herkes kendi sürecini yaşayacak. iç sesi ve bilinçaltının üçüncü bariyerine gelene kadar diğer iki bariyeri açılırsa sesini duymaya başlayabilir dedi.””
dayanamadım ve içeri girdim.
“bilinçaltının üçüncü bariyeri de ne?”
“ne kadar süredir oradasın sen?” diye sordu funda.
biber de alaycı şekilde cevap verdi. “suratının kırmızılığına bakılırsa yeterince duymuş.” dedi.
“boşver suratımın kızarıklığını şimdi.” dedim, “geçmiş geçmişte kaldı ve değiştiremiyorum. üçüncü bariyer de neyin nesi?”
biber sorumdan rahatsız oldu, etrafına bakındı ve sonunda mutfak masasının üzerine çıktı. o sırada funda sırtını buzdolabına yaslamış, sabahlığını düzeltiyordu.
“birinci bariyer iç sesin hükümdarlığının sınırı, ikinci bariyer bilgi bariyeri, üçüncü bariyer ise zaman bariyeri” dedi biber.
“bunu bana açıklaman lazım biber. böyle bir bilgi tıp literatüründe olduğunu sanmıyorum, siz nereden geldiniz? uzaylı falan mısın sen?” dedim.
“saçmalama” dedi. “bu aptallıkla uzaylılar sizinle ya da bizimle uğraşabilirler mi? onca ışık yılı seyahat et sonra gel bununla uğraş, olacak iş değil, ay sinirlerim bozuldu. konuyu değiştirelim. fındık nasıl. kardeşimi benden uzaklaştırdığın için kendinle utanmalısın hakan” dedi.
“kardeşin emin ellerde biber” dedim. “sabah benimle konuştu. belki bir gün tekrar bir araya gelirsiniz”
“dönüşümden bahsediyordunuz nasıl bir dönüşüm olacak?” diye sordum, o sırada masanın etrafındaki sandalyelerden birini çektim ve oturmaya hazırlanıyordum ki funda.. “sen kahvaltı yaptın mı?” dedi.
“hayır yapmadım” dedim. “aç değilim.”
“ama bir süre sonra yememiz gerekecek. dönüşüyoruz diye aç kalacak değiliz ya” dedi ve kahkaha attı. dolabın kapağını açtı ve içinden bir şeyler çıkarmaya başladı. onu izlerken düşünmeye başladım. sanki cümlelerim ya da sorularım ikisine de ulaşmıyor gibiydi. ya da cevaplamayacaklarını hissediyordum. belki onlar da bilmiyordu dönüşüm denilen şeyin ne olduğunu. hani herkes bir şeyden bahseder ama ne olduğunu bilmez ya. bu öyle bir şey de olabilirdi.
peyniri, domatesleri, zeytini çıkarmasını izledim, büyük bir ustalıkla domatesleri doğrayışını, peyniri dilimleyişini ve sonra zeytin yağını çıkarışını ve funda’yı inceledim gerçekten. kısa saçlarının dağınık duruşu, ayak bileklerinin inceliği… tam bunları düşünürken birden durdu ve bana baktı.
“bu sabahlığı onuncu evlilik yıldönümümüzde almıştın” dedi.
anılar gözümün önüne geldi. evet dedim. yine aynı buruk, acı tatlı keskin, karabiber ile pul biberimsi ve inanır mısınız ballı bir tat ağzımın içini kapladı.
“sen de sesini duymadığında tatlar gelmeye başlamış mıydı ağzına?” diye sordum. o sırada çaydanlığa suyu koymuş yumurtaları kabın içine yerleştirmişti.
“evet” dedi, “her duyguma has karmakarışık tatlar geliyordu ağzıma. birkaç gün evden çıkamadım, o kadar korktum ki, benimkinde bir de kas ağrıları ve hareketsizlik de olmuştu. konuşamadığımı düşündüm, ah, aklımdan neler geçti bir bilsen.”
“sonra ne oldu?”
“sonra kendimi duymaya başladım, katman katman. sanki benim sesim ama ben değilmişim gibi konuşan bir sürü ses. hepsi ben ama hepsi yabancı…
o sırada biber gözden kaybolmuştu. içeriden piayano sesi geliyordu televizyondan.


“kendimi duymaya başladım derken, iç sesten bahsediyorsun değil mi?” diye sordum.
“yani sana şu kadarını söyleyebilirim. içsesin dışa yansıması gibi.”
“kendi kendine konuştun yani evin içinde.” dedim.
“belki de konuşmuşumdur.” diye cevap verdi funda.
çok hoş diye düşündüm, yani bir de kendi kendime konuşmaya başlayacaksam bu bir delilik halinden başka bir şey değil ki.
evet, sanırım her şey hazır. içeride yiyelim… eski günlerdeki gibi. sesi acı geldi bir an ve gerçekten damağımda bir acı hissettim.
salona girdiğimde biber televizyonun karşısında oturmuş uyukluyordu. benim girdiğimi hissetmiş olacak ki başını kaldırdı gözlerini kıstı. piyano sesi hala geliyordu ekrandan. çiçekler böcekler ve ormanlar gösteriyorlardı. sanki bu insanları rahatlatacakmış gibi. kapatmak için sehpanın üzerindeki kumandaya uzandım, biber patisiyle elime vurdu ve dur be dur, birazdan bir şeyler olacak, birilerini çıkaracaklarını söyledi ya kadın, merak ediyorum dedi.
kumandayı yerine bıraktım ve masaya geçtim, funda elinde tepsiyle geldi.
tam kahvaltıya dalacaktık ki müzik kesildi televizyonda. sipiker kadının görüntüsü geldi ekrana.
“merhaba sayın izleyenler, olağanüstü ve doğaüstü durumlardan geçtiğimiz şu saatler içerisinde sizlerin karşısına bir konuğumla çıkıp bilgilendirme yapmak isterdim ancak şu an teknik aksaklıklardan dolayı bu pek mümkün görünmüyor. lütfen evinizden çıkmayın ve şimdi bir müzik arası daha.”
“kimi çıkaracaklardı ki?” diye sordum.
“yüksek ihtimalle bir kediyi” diye cevap verdi biber. masaya yanaştı ve peyniri kokladı.
“iyi de bu halkı paniğe sürükler. kedilerin konuştuğunu kameraya nasıl kaydedecekler hem. millet çıldırır. hiç mantıklı değil. ayrıca hiç mi devlet yetkilisi birileri yok ekrana çıkacak.”
“devlet yetkilileri de şu an senin yaşadığın durumu yaşıyor ki dedi. hala duyamıyorsun sesini.”
“belki halkın tümü etkilenmemiştir bu olanlardan.””
“dönüşmesi gerekenler dönüşüyor tabi” diye cevap verdi biber.
“nasıl yani. bazıları dönüşemeyecek mi. ömür boyu kendi seslerini duyamayacaklar mı?” diye sordum.
“çok soru soruyor ve canımı sıkıyorsun” diye homurdandı biber.
“e soracağım tabi. bir şeyler biliyor gibi duruyorsun ama anlatmıyorsun.”
“her şey akışında olur dostum. bazı bilgiler zamanından önce verilirse zararlı zamanından sonra verilirse ise işe yaramaz olurlar.”
“allah aşkına neden bahsediyorsun sen? ne zararı olabilir ki olanları anlatmanın. mesela siz ne zaman dönüştünüz.”
“ah dostum çok yanlış anlamışsınız. biz dönüşmedik sadece dönüşen sizsiniz. biz hep buradaydık. duyamıyordunuz çünkü bariyerleriniz kapalıydı. kendi sesini duyamaman beni duymanı sağladı. ve biliyor musun ben bu durumdan aslında çok da hoşnut değilim.”
“aramızdaki şu husumeti bir atlatsak mı?”
o sırada funda bir zeytin tanesine çatalını batırdı ama tane çatalın ucundan kaydı ve biberin suratına çarptı.
“bak" dedi funda, “bu bir işaret biber. sana zeytin dalı uzatıyor. hadi ama ben dönüştüm sanırım konu artık senin dışına çıktı.”
fundaya baktım. “neden bahsediyorsun sen dedim.”
“beni aldatmandan bahsediyorum tabi” dedi. “çok uzatmaya gerek yok. seni affettim” dedi.
bu kısa, net ve keskin cümle karşısında neyi söyleyeceğimi bilemedim.
“affettin demek… ben kendimi affetmedim ki” dedim.
“o da senin dönüşümün olacak o zaman” dedi.
sustum. bir sürü sahne gözümün önünde canlandı. yıllarca yalan söylemelerim, funda’yı defalarca bir sürü başka kadınla aldatışım.
devamını gör...

nick vermeden bir yazara seslen

ne diyon ya? bulmaca gibi. çok eğlenceli.
devamını gör...

duygu german

maşallah diyelim, hakikaten güzelmiş. şimdi baktım.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının ruh halleri

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

çeyrek altın

şaka gibi bir şeydir.
#1490479 tarihe bakın.
geldiği noktaya bakın.
etrafınıza bakın.
sonra bir kahve için.
üstüne de bir bardak su.
(bkz: fortum)
devamını gör...

slogansal

slogan gibi ama değil. belki bir miktar ironi içerebilir. protestosu ağır olmayan slogan da olabilir.
devamını gör...

iki bayram arası ekonomi büyümesine dur demek

kimsenin çalışmak istememesine slogansal bir yaklaşım.
(bkz: slogansal)
devamını gör...

ekonomimizin her çeyrekte büyümesi

iki bayram arası ekonomi büyümesine dur demek bu fütursuz büyümeye bir önlem olabilir.
devamını gör...

kendi yazdığın şeyden etkilenmek

feed loop olsa gerek. kaba etimden uydurdum az önce.
devamını gör...
devamı...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim