dünya sinemasına damga vuran nordik yönetmen lars von trier'in andrey tarkovski'ye adadığı, palme d'or adaylığı da almış olan korku filmi antichrist, rahatsız edici görselliği ile yönetmenin izleyicileri huzursuz etmeyi en iyi becermiş filmlerinden biri olarak anılır. çocuklarının trajik kaybını bir kulübeye yerleşip kendilerini tüm dünyadan izole ederek atlatmaya çalışan bir çifti merkeze alan bu film bir çok yasağa ve sansüre uğrayarak ve olaylı gösterimlerle adından söz ettirerek, dünya korku sinemasına yön veren trier filmlerinden biridir.
cannes film festival 2009 - en iyi kadın oyuncu
danish film ödülleri 2010 - en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi sinematografi, en iyi kurgu, en iyi ses, en iyi görsel efekt
danish film ödülleri 2010 - en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo, en iyi sinematografi, en iyi kurgu, en iyi ses, en iyi görsel efekt
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "andelagoblin" tarafından 09.03.2021 02:56 tarihinde açılmıştır.
1.
her açıdan çok daha ağır filmler izledim ama hiçbiri beni bunun kadar çarpmamıştır dediğim bir lars von trier filmi.* filmin zaten son 15-20 dakikası feci sahneler var. beni niye bu kadar etkiledi bilmiyorum ama aklıma geldikçe başım dönüyor, midem bulanıyor. ama öneririm yine de. von trier abimizdir, canımızdır.
bak yine aklıma geldi. kusacağım. (bkz: vertigo)
bak yine aklıma geldi. kusacağım. (bkz: vertigo)
devamını gör...
2.
bugün uyanınca sabahın köründe terasta yuvarlak büyük bir taş görünce aklıma düşen film. ortası da delik. malum sahne.. canım pipim, allah seni bu şirretlerden korusun.
yüzeysel bakıldığında antifeminist ama bence alakası yok:
she kontrolcü korkak sorunlu bir abla, he ise tam tersi konumda. ablanın ve abinin hem bu özelliklerini hem de daha sonra birbirleri için yaptıklarını yüzeyselce bağdaştırırsak direkt antifeminizmi yapıştırırız. gel gelelim ki filmdeki mevzular özünde dinsel (hıristiyanlık).
nietzsche'nin der antichrist'ı ile filmin adı arasındaki benzerlik göz kamaştırıcı cinsten. allahım nasıl fark ettim bunu ya. ehe. trier abimizin avrupalılığa ve hıristiyanlığa olan takıntısını bilmek lazım. hristiyanlık kısmında nietzsche ile örtüşüyor. belki de trier'i bu denli dinî eleştirilere götüren nietzsche altyapısıdır. deccal'in alt başlığı "fluch auf das christentum".
she atipik majör borderline karışımı* artık tıpta ne deniyorsa o hastalıktan mustarip, he ise onu akılcı yollarla iyileştirmeye çalışan bir zat, eş. tabii ki iyileştiremeyecek. rasyonellik çok nadiren kazanır çünkü.
şimdi kadının bu manyakça halleri ve abuk subuk eylemleri üzerinden trier kadınları gömüyor demek çok basit değil mi? dancer in the dark'ı, dogville'i babam yapmadı sonuçta. belli ki burada başka bişiler demek istiyor adam. ne demek istiyür?
kadın doğa anadır, doğurgandır, şeytana kanabilecek ve onu kandırabilecek bir varlıktır. (elma mevzusu) doğa ise şeytanın evidir diyolla tıpkı filmde olduğu gibi. o zaman trier abimiz tüm film boyunca kadının hristiyanlık'taki bakışına bir eleştiri getirmiş olamaz mı? bence güttüğü gaye bu. tekrar dediğim gibi, dancer in the dark'ı babam yapmadı. keşke o yapsaydı ama..
zırvalayacak çok şey var daha ama aklıma durup dururken kanlı mastür sahnesi geliyor. odaklanamıyorum..
yüzeysel bakıldığında antifeminist ama bence alakası yok:
she kontrolcü korkak sorunlu bir abla, he ise tam tersi konumda. ablanın ve abinin hem bu özelliklerini hem de daha sonra birbirleri için yaptıklarını yüzeyselce bağdaştırırsak direkt antifeminizmi yapıştırırız. gel gelelim ki filmdeki mevzular özünde dinsel (hıristiyanlık).
nietzsche'nin der antichrist'ı ile filmin adı arasındaki benzerlik göz kamaştırıcı cinsten. allahım nasıl fark ettim bunu ya. ehe. trier abimizin avrupalılığa ve hıristiyanlığa olan takıntısını bilmek lazım. hristiyanlık kısmında nietzsche ile örtüşüyor. belki de trier'i bu denli dinî eleştirilere götüren nietzsche altyapısıdır. deccal'in alt başlığı "fluch auf das christentum".
she atipik majör borderline karışımı* artık tıpta ne deniyorsa o hastalıktan mustarip, he ise onu akılcı yollarla iyileştirmeye çalışan bir zat, eş. tabii ki iyileştiremeyecek. rasyonellik çok nadiren kazanır çünkü.
şimdi kadının bu manyakça halleri ve abuk subuk eylemleri üzerinden trier kadınları gömüyor demek çok basit değil mi? dancer in the dark'ı, dogville'i babam yapmadı sonuçta. belli ki burada başka bişiler demek istiyor adam. ne demek istiyür?
kadın doğa anadır, doğurgandır, şeytana kanabilecek ve onu kandırabilecek bir varlıktır. (elma mevzusu) doğa ise şeytanın evidir diyolla tıpkı filmde olduğu gibi. o zaman trier abimiz tüm film boyunca kadının hristiyanlık'taki bakışına bir eleştiri getirmiş olamaz mı? bence güttüğü gaye bu. tekrar dediğim gibi, dancer in the dark'ı babam yapmadı. keşke o yapsaydı ama..
zırvalayacak çok şey var daha ama aklıma durup dururken kanlı mastür sahnesi geliyor. odaklanamıyorum..
devamını gör...
3.
çok ama çok rahatsız edici bi lars von trier filmi. of sevmiyorum da bu adamı. niçin açıp izlediysek?
bi arkadaşım var çok sevdiğim, izledim çok kötü oldum dediydi. aa benim de izleme listemde var ben de izleyip çok kötü olsam ya dedim de o zamana değil bu zamana kısmetmiş.
nerden isterseniz ordan okuyun. bunu delilikle mi ilişkilendireceksiniz yoksa doğanın mistik güçleri ile mi, ikisiyle birden mi siz bilirsiniz.
evlat kaybıyla başlayan filmin her yerinden karnında yavrusu sallanan hayvanların fırlamasından tutun da ağlaya zırlaya sevişmecelere gelin. hepsi birbirinden rahatsız edici. kadının bağımlılığı çok rahatsız edici. adamın snob havası ve dahi suratı da çok rahatsız edici. film boyunca ufak ufak o kadar dürtüldüm ki artık sonunda, en rahatsız edici kısımlarda o kadar da rahatsız olamadım.
böhlemeyen korku filmi arayanlara tavsiyedir.
bi arkadaşım var çok sevdiğim, izledim çok kötü oldum dediydi. aa benim de izleme listemde var ben de izleyip çok kötü olsam ya dedim de o zamana değil bu zamana kısmetmiş.
nerden isterseniz ordan okuyun. bunu delilikle mi ilişkilendireceksiniz yoksa doğanın mistik güçleri ile mi, ikisiyle birden mi siz bilirsiniz.
evlat kaybıyla başlayan filmin her yerinden karnında yavrusu sallanan hayvanların fırlamasından tutun da ağlaya zırlaya sevişmecelere gelin. hepsi birbirinden rahatsız edici. kadının bağımlılığı çok rahatsız edici. adamın snob havası ve dahi suratı da çok rahatsız edici. film boyunca ufak ufak o kadar dürtüldüm ki artık sonunda, en rahatsız edici kısımlarda o kadar da rahatsız olamadım.
böhlemeyen korku filmi arayanlara tavsiyedir.
devamını gör...
4.
bir lars von trier filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen lars von trier yazmıştır. filmde willem dafoe, charlotte gainsbourg ve storm acheche sahlstrom rol almıştır.
film cannes film festivalinde palme dor adaylığı elde ederken charlotte gainsbourg en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanmıştır. film bunun dışında da birçok film festivalinden ödül ve adaylıklarla dönmüştür.
henüz bir bebek olan çocukları camdan düşüp öldükten sonra çok zor zamanlar yaşayan bir çiftin hikayesini anlatır film. bir terapist olan erkek bir süre sonra normal hayatına dönse de kadın tuttuğu yasın evrelerini tam olarak yaşayamaz. ve bu yüzden de asla eski haline dönemez.
paramparça olmuş çift oldukça izole bir yerde olan kulübelerine çekilirler. erkek kadına yasın evrelerini aşması için yardımcı olmak için çaba harcar ancak kadının kimseye anlatmadığı şeyler vardır ve hiçbir şey işe yaramaz.
charlotte gainsbourg'un performansını da genel olarak willem dafoe'yu çok beğensem de bu film beni hiç etkilemedi nedense. yine de görsel olarak başarılı bulduğum bir filmdir.

filmin senaryosunu da yönetmen lars von trier yazmıştır. filmde willem dafoe, charlotte gainsbourg ve storm acheche sahlstrom rol almıştır.
film cannes film festivalinde palme dor adaylığı elde ederken charlotte gainsbourg en iyi kadın oyuncu ödülünü kazanmıştır. film bunun dışında da birçok film festivalinden ödül ve adaylıklarla dönmüştür.
henüz bir bebek olan çocukları camdan düşüp öldükten sonra çok zor zamanlar yaşayan bir çiftin hikayesini anlatır film. bir terapist olan erkek bir süre sonra normal hayatına dönse de kadın tuttuğu yasın evrelerini tam olarak yaşayamaz. ve bu yüzden de asla eski haline dönemez.
paramparça olmuş çift oldukça izole bir yerde olan kulübelerine çekilirler. erkek kadına yasın evrelerini aşması için yardımcı olmak için çaba harcar ancak kadının kimseye anlatmadığı şeyler vardır ve hiçbir şey işe yaramaz.
charlotte gainsbourg'un performansını da genel olarak willem dafoe'yu çok beğensem de bu film beni hiç etkilemedi nedense. yine de görsel olarak başarılı bulduğum bir filmdir.
devamını gör...
